TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 35’inci Birleşim

                                                                                            29 Ocak 2016 Cuma

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen unsurlar ile boşanma olaylarının araştırılması amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önergesi (4/10)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 20 milletvekilinin, sebze ve meyve üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/81)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 20 milletvekilinin, Niğde’nin kültür varlıklarının ve tarihî zenginliklerinin korunması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/82)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, engelli vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83)

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, ülkemizin Latin Amerika ve Karayipler’e açılım politikasının parlamenter diplomasi boyutunun da güçlendirilmesi kapsamında TBMM’nin Latin Amerika Parlamentosuna (PARLATINO) bölge dışı gözlemci üye olmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 13/1/2016 tarih ve 2 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/462)

IV.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun,  Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve arkadaşları tarafından, tüm hasta tutsakların -hasta tutsaklar, ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlüler, özellikle de siyasi tutsaklar ölüme terk ediliyor- durumunu incelemek ve çözüme kavuşturmak amacıyla 18/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun  29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 13’üncü sırasına alınmasına; Genel Kurulun, 29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde tamamlanması hâlinde 2, 3 ve 4 Şubat 2016 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, cezaevinde bulunan siyasi tutukluları ziyaret etmek isteyen HDP milletvekillerine izin verilmediğine, iktidarın siyasi parti gruplarına eşit davranmadığına, Cizre’de bir bodrum katında mahsur bulunanların durumuna çözüm bulunmazsa açlık grevine gireceklerin sayısının artacağına ve siyasi soykırım operasyonlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın 64 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Türkler ile Kürtlerin kardeşliğine ve PYD’yi demokrasinin sözcüsü gibi takdim etmenin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, milletvekillerinin yerlerinden sarf ettikleri bazı ifadelerin hakaret ve tehdit içerdiğine ve bunları tespit ederek özür dilemelerini sağlayacaklarına ilişkin açıklaması

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in  Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un 64 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 52 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 52 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

13.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

14.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

15.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın 27 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen unsurlar ile boşanma olaylarının araştırılması amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/354) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:64)

2.- Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/323) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 51)

3.- Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/432) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 52)

4.- Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/433) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 53)

5.- İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/319) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 27)

6.- Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/320) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 28)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/307) ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 4)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/353) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 63)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Morityus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/356) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 65)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Morityus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/361) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 66)

11.- Türkiye Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin 1/2013 Sayılı Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/326) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 61)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cibuti Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/370) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 67)

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, devlete ait kurum ve kuruluşlar ile güvenlik güçlerini itham eden kaba ve yaralayıcı söylemlerin Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı olduğuna ve Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde “kürdistan” adıyla herhangi bir idari veya coğrafi birim bulunmadığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, ne Adıyaman ne Gaziantep ne de başka bir ilin bugüne kadar hiçbir terör örgütüne prim vermediğine, PKK gibi PYD, YPG, YPJ ve DAİŞ’in de terör örgütü olduklarına ve kınanmaları gerektiğine ilişkin konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı:64) Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 51) Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 52) Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- (S. Sayısı: 53) Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- (S. Sayısı: 27) İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

6.-  (S. Sayısı: 28) Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7.- (S. Sayısı: 4) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

8.- (S. Sayısı: 63) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

9.- (S. Sayısı: 65) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Morityus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

10.- (S. Sayısı: 66) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Morityus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

11.- (S. Sayısı: 61) Türkiye Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin 1/2013 Sayılı Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

12.- (S. Sayısı: 67) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cibuti Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş'ın, iş sağlığı ve güvenliği teftişleri ile işin yürütümü teftişlerinin ortak yapılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/1175)

2.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu'nun, 11 Temmuz 2015 tarihinde yapılan İş Müfettiş Yardımcılığı Giriş Sınavına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/1177)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal'ın, renk körü olan kişilerin istihdam sorununa ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/1178)

4.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, Rusya'ya tekstil ürünleri ihraç eden firmaların sorunlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’ın cevabı (7/1259)

 

 

 

 

29 Ocak 2016 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen unsurlar ile boşanma olaylarının araştırılması amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin önergesi (4/10)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Malatya Milletvekili Sayın Öznur Çalık’ın Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 29 Ocak 2016 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 20 milletvekilinin, sebze ve meyve üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/81)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Manisa, ülkemizde tarımsal üretimde en fazla artı değer yaratan ilimizdir. Sebze ve meyve üretiminde genellikle sözleşmeli tarım uygulaması yapılmaktadır. Burada üretilen domatesler İzmir, Bursa'daki salça fabrikalarına gönderilerek işlenmektedir. Fakat AKP Hükûmetinin sahipsiz bıraktığı domates üreticilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin şikâyetleri her geçen gün artmaktadır. Geçen yıl para etmediği için domatesleri yollara döken üretici bu yıl da aynı sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Salça fabrikaları kış aylarında 25 kuruştan sözleşme yaparak ekim yaptırdığı üreticinin domateslerini, şimdi 10 kuruştan bile almamaktadır. Salihli, Saruhanlı ve Muradiyeli çiftçiler bu yüzden mağdur olmuşlardır.

Domates, hasat süresi kısa olan bir sebzedir. Üretilen domates en kısa zamanda toplanarak satılmak zorundadır. Bunu bilen işletmeler imzaladıkları sözleşmeleri hiçe sayarak alım miktarını azaltarak, fiyatını düşürerek, fire oranını yüksek tutarak çiftçiye ödemesi gereken parayı vermemektedir.

Örneğin, bin ton sözleşme yaptığı çiftçiye daha sonra “Miktarı 100 tona düşürdüm, 900 tonu sözleşme içinde istersem fazlasını sözleşme dışı daha düşük fiyattan alırım.” diyebilmektedirler. Bu yöntemle, domates fiyatını 10 kuruşa kadar düşürmüşlerdir.

Bugünlerde en çok şikâyet konusu olan firelerdir. Aynı gün, aynı tarladan ve aynı şekilde toplanan domatesler kamyonlarla fabrikalara gönderilmektedir. Fabrikalar iki gün sonra çiftçiye gönderdikleri haberde bir kamyonda yüzde 6, diğerinde yüzde 15, bir diğerinde yüzde 23 fire var diyerek hesabı bunun üzerinden yapmaktadır. Hatta elle toplanan traktör kasalarındaki domatesler için bile yüzde 13'lere varan fire çıkartmaktadırlar. Fire sonuçlarını ayın gün bildirmedikleri için itiraz hakkı da ortadan kalkmış olmaktadır. Bu yöntemle 25 kuruş sözleşme fiyatı önce 17 kuruşa düşürülmektedir, firelerle birlikte fiyat birden 10 kuruşa kadar düşmektedir.

Bu nedenle, çiftçi fabrikalar karşısında haklarını koruyabilmek için sebze ve meyvelerde de taban fiyat uygulamasına geçilmesini arzu ettiklerini ifade etmektedirler. Yapılan tarım sözleşmeleri çiftçi aleyhine tek taraflı değişen nitelikte olduğundan fabrikalar ile üretici arasında yapılacak sözleşmelerin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık il ve ilçe müdürlüğü yetkililerinin veya ziraat odası yetkililerinin huzurunda yapılması ve çiftçiyi koruyacak sözleşmeler dışında sözleşme yapılmasının yasaklanması gerektiğini belirtmektedirler.

Ülkemizdeki sebze ve meyve üreticilerinin sorunlarının araştırılması, çiftçi ve üreticilerin haklarının korunması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi ve yasal güvence altına alınması gereken sözleşmeli tarım uygulama yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mazlum Nurlu                                (Manisa)

2) Tahsin Tarhan                               (Kocaeli)

3) Gülay Yedekci                                (İstanbul)

4) Gürsel Erol                                    (Tunceli)

5) Aylin Nazlıaka                               (Ankara)

6) Hüseyin Yıldız                               (Aydın)

7) Ali Yiğit                                         (İzmir)

8) Ömer Fethi Gürer    (Niğde)

9) Murat Bakan                                  (İzmir)

10) İbrahim Özdiş                              (Adana)

11) Kamil Okyay Sındır                       (İzmir)

12) Erdin Bircan                                (Edirne)

13) Mehmet Göker       (Burdur)

14) Ahmet Akın                                  (Balıkesir)

15) Özkan Yalım                                (Uşak)

16) Gamze Akkuş İlgezdi                    (İstanbul)

17) Mahmut Tanal       (İstanbul)

18) Ali Şeker                                     (İstanbul)

19) Musa Çam                                   (İzmir)

20) Ünal Demirtaş       (Zonguldak)

21) Yaşar Tüzün                                 (Bilecik)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 20 milletvekilinin, Niğde’nin kültür varlıklarının ve tarihî zenginliklerinin korunması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/82)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Niğde ilinde hâlen, 463 adet taşınmaz Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla tescillenmiştir. Niğde ili genelinde tescillenen bazı konak ve yapılar sınırlı biçimde onarılarak kurtarma çalışmasında bulunulmuş ise de çok sayıda yapı harap ve yok olmak üzeredir. Ayrıca tescillenmemiş konaklar da her geçen gün yok edilmekte ve imar alanı kılınarak dönülmez bir sona gidilmektedir. Dünün geleceğe taşınması amacıyla bölge genelinde çalışmalar yapılması zorunludur. Sürecin ve durumun tespiti ve bu önemli tarihî zenginliğin korunması konusunda çözüm yolları bulunması için gerekliliklerin saptanması amacıyla, Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederim.

1) Ömer Fethi Gürer                                   (Niğde)

2) Okan Gaytancıoğlu                                 (Edirne)

3) Mehmet Tüm                                          (Balıkesir)

4) Haydar Akar                                          (Kocaeli)

5) Fatma Kaplan Hürriyet                           (Kocaeli)

6) Mahmut Tanal                                        (İstanbul)

7) Onursal Adıgüzel                                   (İstanbul)

8) Çetin Arık                                              (Kayseri)

9) Barış Yarkadaş                                      (İstanbul)

10) İrfan Bakır                                           (Isparta)

11) Burcu Koksal                                       (Afyonkarahisar)

12) Erdin Bircan                                        (Edirne)

13) Öztürk Yılmaz                                      (Ardahan)

14) Mehmet Göker                                     (Burdur)

15) Ahmet Akın                                          (Balıkesir)

16) Özkan Yalım                                        (Uşak)

17) Aydın Uslupehlivan                              (Adana)

18) İbrahim Özdiş                                      (Adana)

19) Birol Ertem                                          (Hatay)

20) Ahmet Tuncay Özkan                            (İzmir)

21) Niyazi Nefi Kara                                  (Antalya)

Gerekçe:

Niğde ili on bin yılı bilimsel kazılarla açığa çıkarılan Torosların geliş geçiş kapısı sayılacak önemli bir merkezdir. Ancak il genelinde var olan tarihî doku gerektiği biçimiyle gün ışığına çıkarılamadığı gibi, turizm açısından da bölgeye gereken önem verilmemiştir. Zengin tarihî varlıklarına karşın gereken ilgiye eremeyen bölgede, başta tarihî konak ve ibadet yerleri olmak üzere çok önemli kalıntılar harap durumda ve yok olmak üzeredir. Özellikle merkez ilçede yol açma ya da kentsel dönüşüm uygulamaları kapsamında konakların bir bölümü yok edilmiştir.

Niğde ili merkez, Bor, Çamardı, Altunhisar, UIukışla, Çiftlik ilçeleri ile Kayırlı, Yeşilburç, Yeşilyurt, Karatlı, Kemerhisar, Çukurkuyu, Narköy, Dikilitaş, İçmeli, Hançerli, Fertek, Kula, Kitreli, Gösterli, Bozköy, Gölcük, Ulukışla köyü, Çömlekçi, Orhanlı, Yıldıztepe, Aktaş, Gümüşler, Bahçeli, Hasaköy, Konaklı, Çarıklı, Kavlaktepe, Değirmenli, Uluağaç, Kiçiağaç, Divarlı, Kumluca, Hamamlı, Taşlıca, Ballı, Kömürcü, ÇavdarIı, Dündarlı, Sazlıca, Havuzlu, Postallı, Tepeköy, Yaylayolu, Edikli, Kiledere, AIay, Bağlama, Eminlik, Küçükköy, Elmalı, Azatlı, Murtandı, Gökbez, Kavuklu, Çanakçı, Kılan, Çiftehan, Tırhan, Hacıbeyli, Bademdere, Celaller, Konaklı, Uluören, Akçaviran, Ovacık, Başmakçı, Yeniyıldız, Kılan, Darboğaz, Keçikalesi, Karanlıkdere, BaIcı yerleşmeleri ve çevrelerinde Hititlilerden günümüze erişen tarihî buluntular yer almaktadır.

Niğde merkezde 2 askerî yapı, 2 kentsel sit alanı, 2 arkeolojik doğal sit, 82 dinî ve kültürel yapı, 111 sivil yapı, 1 endüstriyel yapı tescilli taşınmaz kültür varlığı olarak koruma altındadır. Bor'da 60, Altunhisar'da 3, Çamardı'da 1, Çiftlik'te 8, Ulukışla'da 4 adet, toplamda ise 189 sivil yapı için koruma kararı verilmiştir. Merkezde toplam 271, Altunhisar'da toplam 23, Bor'da toplam 122, Çamardı'da toplam 10, Çiftlik'te toplam 15, Ulukışla'da toplam 22 olmak üzere, Tescilli taşınmaz kültür Varlıkları 463 adet olarak belirlenmiştir.

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, engelli vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Engelli vatandaşlarımızın yaşadığı sorunların saptanarak çözümü için etkin ve kalıcı önlemlerin alınması amacıyla Anayasa'mızın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

2) Hilmi Yarayıcı                                                      (Hatay)

3) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

4) Tahsin Tarhan                                                      (Kocaeli)

5) Ahmet Akın                                                          (Balıkesir)

6) Murat Bakan                                                         (İzmir)

7) Gürsel Erol                                                          (Tunceli)

8) Aylin Nazlı Aka                                                     (Ankara)

9) Hüseyin Yıldız                                                      (Aydın)

10) Özkan Yalım                                                       (Uşak)

11) Selina Doğan                                                     (İstanbul)

12) İbrahim Özdiş                                                     (Adana)

13) Kamil Okyay Sındır                                             (İzmir)

14) Burcu Köksal                                                      (Afyonkarahisar)

15) Gamze Akkuş İlgezdi                                           (İstanbul)

16) Mehmet Göker                                                    (Burdur)

17) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

18) Ali Şeker                                                            (İstanbul)

19) Musa Çam                                                          (İzmir)

20) Ünal Demirtaş                                                    (Zonguldak)

21) Yaşar Tüzün                                                       (Bilecik)

Gerekçe:

Farklı engel gruplarında bulunan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik olarak bugüne kadar etkin ve kalıcı önlemler alınamamıştır. Engellilerimizin yaşamakta olduğu sorunlar her geçen gün artmaktadır. Özellikle engelli vatandaşlarımızın istihdam sorunu, topluma katılmaları için fiziki koşulların yetersizliği sürekli dile getirilmesine rağmen çözüme yönelik ciddi adımlar atılmamaktadır. 5825 sayılı Yasayla TBMM'de onaylanan Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'nin 31’inci maddesi, taraf devletlere sözleşmenin uygulanması açısından gerekli politikaları formüle etmeleri ve geliştirmelerinde kendilerine yol gösterecek istatistiki veriler ve araştırmalar da dâhil olmak üzere uygun bilgileri toplama ve bunları herkesle paylaşma görevi yüklemektedir.

Çalışabilir engellilerin istihdamı için kamunun örnek olması gerekmektedir. 2002 yılından beri Başbakanlık genelgeleriyle ve Başbakan tarafından defalarca yapılan açıklamalarla kamudaki engelli kotasının hızla doldurulacağı söylenmektedir. 3-4857 ve 657 sayılı yasalarda belirtilen engelli istihdam kotaları doldurulmamış ise bu konuda görevlerini yapmayan veya gerekli denetimleri gerçekleştirmeyen kamu görevlileri hakkında inceleme yapılması gerekmektedir.

Çalışamayan, çalışamayacak durumda olan engellilere verilen aylıklar Birleşmiş Milletler sözleşmelerinde belirtilen insanca yaşanacak gelir düzeyine uygun hâle getirilmelidir.

Engelli öğrencilerimizin eğitim ve öğretim hayatında yaşadığı sorunlardan en önemlisi ulaşım sorunudur. Ayrıca, okullarda, üniversitelerde yerleşke içerisinde de ulaşım konusunda yeterli imkân bulunmamaktadır.

Cezaevlerinde bulunan engelli mahkûmların içinde bulundukları durum vahimdir. Görme engelliler için hiçbir kabartma zemin düşünülmemiş veya tekerlekli sandalye kullanan ya da düz zeminde yürümesi gereken ortopedik engelliler için yollar düzenlenmemiştir. Engelli derneklerinden katılımcılarla yapılan ziyaret sırasında engelli katılımcılar binanın girişine kadar zaman zaman 2 kişinin birden yardımına ihtiyaç duyarak ilerlemek zorunda kalmaktadır.

Engelliler sağlık desteğine en fazla ihtiyaç duyan toplum kesimini oluşturmaktadır. Bu kişilerin gelirleri son derece kısıtlıyken bir kısmı hiçbir geliri olmadığı için engelli aylığı alan veya sağlık sigortası primleri devlet tarafından karşılanan engellilerden muayene, ilaç, tıbbi malzeme, ameliyat ve tedavilerinde katkı payı istenmesi uygulaması son bulmalıdır

Engellilerin yaşamlarını kolaylaştıran tıbbi destek araçlarının tekerlekli sandalye, işitme cihazı gibi araç ve gereçlerin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanan bedelleri düşük tutulmakta, verilen bedellerle düşük kaliteli üründen başka seçenek bırakılmazken bir de bunların zorunlu kullanım süreleri uzatılmaktadır.

Engellilerin, haklarından yararlanmaları için çok önemli olan sağlık kurulu raporlarını belirleme yönetmeliği Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilmiş kurallara uygun hâle gelmelidir.

Engelli vatandaşlarımızın yaşadığı sorunların saptanarak çözümü için etkin ve kalıcı önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılması elzemdir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IV.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve arkadaşları tarafından, tüm hasta tutsakların -hasta tutsaklar, ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlüler, özellikle de siyasi tutsaklar ölüme terk ediliyor- durumunu incelemek ve çözüme kavuşturmak amacıyla 18/1/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

29/01/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 29/01/2016 Cuma günü toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                Çağlar Demirel

                                                                                                    Diyarbakır

                                                                                          HDP Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Ocak 2016 tarihinde, Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul ve arkadaşları tarafından -hasta tutsaklar, ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlüler, özellikle de siyasi tutsaklar ölüme terk ediliyor- tüm hasta tutsakların durumunu incelemek ve çözüme kavuşturmak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 664 sıra numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 29/01/2016 Cuma günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz, Siirt Milletvekili Besime Konca’ya aittir.

Buyurun Sayın Konca. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dün gece yarısı konuşmamda Türkiye’de yaşanan, özellikle Cizre’de yaşanan bu durumu, insanların her gün, her an ölümle karşı karşıya olma durumunu değerlendirmiştim. Başbakan Avrupa gezisine çıkarken, yurt dışı gezisinde, bu sorunu çözeceğini söylemişti ve biz de -umarız sabaha kadar yeni bir insanın hayatını kaybetmediği- bu ülkeyi yöneten Başbakanın, bu ülkenin Başbakanı olan Sayın Davutoğlu’nun bu sorunu çözeceğine dair temennilerimizi dile getirmiştik. Ancak, bu temennimiz yine yerine gelmedi ve hâlen insanlar orada aç, susuz. Ölülerle birlikte yaşayan 23 insanın durumunu tekrar burada dile getirmek istiyorum.

Cezaevi koşulları… Evet, cezaevinde de kalan biri olarak, KCK ana davasında kalan ve bugün hâlen mahkememizin devam ettiği bir günde bu söz hakkını aldım. Evet, o dönem, bugün terör örgütü olarak “FET֔ olarak ilan ettiğiniz, Hükûmetin, iktidarın terör örgütü olarak ilan ettiği bir gücün denetiminde yapılan ve beş yıl birçok siyasinin hayatını zindana kapatan bir süreç gerçekleşmişti, bir süreç yaşamıştık ve bu süreç bugün çok daha derinleşerek, çok daha yaygınlaşarak… Cezaevlerinin yüz binleri aşan kapasitesinin dolduğu ve bu soruna Adalet Bakanlığımızın 100’ün üzerinde yeni cezaevi yaparak bu sorunu çözeceğini söylediği bir gerçekliği yaşamaktayız.

Bugün toplumsal olarak yaşadığımız… Aslında dışarısı zindanlaşmış, Türkiye'nin dört tarafı zindanlaşmış bir gerçekliği yaşarken zindan koşullarının, cezaevi koşullarının çok daha ağır, çok daha tahribatlı, insan yaşamını çok daha tehlikeye koyan bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. On dakika içerisinde bugüne kadar yaşamını yitiren, bugüne kadar hukuksuzluk, adaletsizlik, işkenceyle, tecritle karşı karşıya kalan insanları tek tek saymak zaman açısından yeterli değil. Ancak, şunu söylemek istiyoruz: Yıllardır cezaevlerinde uygulanan politikalar burada üretilen siyasetin, faşist zihniyetin çok daha derin olarak cezaevlerine yansımasıdır. Türkiye cezaevlerinde, kürdistan cezaevlerinde ciddi anlamda faşizmin, 12 Eylül faşizminin en çıplak yüzü olarak insanlar yaşadı. Katliamlardan tutalım, işkencelerden tutalım, lağımlara doldurulmaya kadar, çok ciddi anlamda, insan hayatına mal olan katliamların yaşandığını, faşizmin uygulandığını biliyoruz. Fakat bugün, bunun çok daha yaygınlaştırılarak, çok daha derinleştirilerek, insan hakları ihlallerinin çok daha ince bir biçimde sürdürülerek bu faşizmin, bu katliamcılığın, bu insan hakları ihlallerinin çok daha derinleştirildiğini düşünüyoruz.

300’ün üzerinde tutsak ağır hastalık koşullarıyla pençeleşmektedir. Adli Tıp Kurumunun rapor vermesi gereken ve ölümcül hastalığı olduğu hâlde tahliye edilmeyen yüzlerce hasta tutuklunun olduğunu biliyoruz. Suçsuz oldukları hâlde ve hâlen suçları yargı tarafından netleştirilmediği hâlde cezaevi koşulları, yaşam koşullarıyla da ikinci bir suç, ikinci bir işkence yönteminin de uygulandığını biliyoruz.

Bugün gazetecilerden tutalım, Can Dündarlardan, Erdem Güllerden, onun dışında, hukukçulardan insan hakları savunucularından, siyasetçilerden, bizim yerel yönetimlerde çalışan belediye eş başkanlarımızdan tutalım, binlerce insan sırf bu Hükûmete, bu iktidara bir eleştiri, bir muhalefet ve toplumsal vicdan olarak seslerini çıkardıkları için, siyaset yaptıkları için, gazetede köşe yazarlığı yaptıkları için, sözünü ve eylemini gerçekleştirdiği için bugün cezaevindedirler ve ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorlar, bir müebbetle değil iki müebbetle yargılanıyorlar, ömürlerinin 3 katı ceza sistemiyle yargılanıyorlar.

Bugün “Eğer bana muhalefet olursanız dünyayı başınıza yıkarım. Öz yönetimi savunursanız, farklı bir mücadele biçimini savunursanız dünyayı başınıza yıkarız.” diyen bir iktidar anlayışının, bir Türkiye siyaset anlayışının cezaevlerinde de insanların başına neleri getireceğini çok iyi bilmekteyiz. Bunun için, öncelikle Adalet Bakanından 1 Hazirandan bugüne kadar istediğimiz, cezaevlerine gitme, cezaevlerinde sağlık sorunları olan, işkence gören, insan hakları ahlaki olarak saldırıya uğrayan her tutsakla görüşme talebimizi bildirmemize rağmen, hâlen Adalet Bakanlığından bunun cevabını almış değiliz. Milletvekilleri olarak her türlü sorunla ilgilenme hakkımız, yetkimiz ve ahlaki olarak da bir sorumluluğumuz olduğu hâlde bunu bugün gerçekleştiremiyoruz. Adalet Bakanlığının bu konuda yaşadığı kaygıyı merak ediyoruz. Bir milletvekilinin, gidip zor koşullarda yaşayan, sorunları olan ve bir biçimde bu sorunlarını bizimle paylaşmak isteyen hükümlü ve tutuklularla görüşememesinin gerekçesini çok daha açık ve net açıklamasını bekliyoruz. Aksi takdirde, nasıl ki muhalefeti dışarıda farklı yöntemlerle katlediyorsak, susturuyorsak içeride de o faşist zihniyetin oradaki bütün personelinin oraya gelen her insana aslında her türlü hakareti, her türlü tecridi, her türlü soyutlamayı hak ettiği tarzında bir mekanizma oluşturulmakta cezaevinde gardiyanıyla, başgardiyanıyla, müdürüyle ve dışarıdaki güvenliğiyle. Binlerce insanı, ailesine daha yakın yerlerde cezaevinde kalabilme durumu söz konusuyken, sırf psikolojik bir baskı, bir yıldırma yöntemi olarak sürekli sürgüne gönderen, sürekli cezaevi değiştiren, tek kişilik hücrede tutan… Geçen hafta bize ulaşan bir rapor vardı. Osmaniye Cezaevinden, bir cezaevinden diğer bir cezaevine götürülürken -200-300 metrelik bir mesafedir, belki cezaevinden cezaevine, yeni yapılan cezaevi- çıplak arama yapıp kafalarını duvarlara vurarak işkence yöntemleriyle cezaevinden cezaevine götürmek bir insanlık suçudur. Bu insanların çoğu yıllardır haksız hukuksuz bir biçimde tutuklandıkları ve ceza aldıkları, hükümlü oldukları hâlde, bu devlet günübirlik her insanın, her bireyin mücadelesine karşı büyük bir direnç gösterdiği gibi oradaki insanların yaşam mücadelesi ve onurlu duruşu karşısında da ısrarla dayattıkları bir şiddet, bir yok sayma ve oradaki her türlü insani yaşam biçimini tarif eden bir politikalarının söz konusu olduğunu tekrar belirtmek istiyoruz.

Adalet Bakanlığının özellikle cezaevlerinde bulunan, infaz süreçleri dolan, şartlı tahliyesi gerekli olan insanlara ne için -özellikle siyasi tutsaklara- bunu yaptığını öğrenmek istiyoruz. Yasal bir dayanağı olmadığı hâlde cezaları bir yılın altına düşen hükümlülerin tekrar pişmanlık, “Kabul edersen seni bırakırım.” dayatmasında niçin bulunulduğunu Adalet Bakanlığının bunu mutlaka açıklaması gerektiğini belirtmek istiyoruz. Yüz binlerce insanın, tek tek cezaevi koşullarını gidip çok somut görüp bunları raporlaştırma imkânımız olmadığı için bu sorunları çok daha farklı da gündeme getirmek istiyoruz. Bir an önce Adalet Bakanlığının bize karşı uyguladığı bu ambargoyu da, dışarıda bize karşı da uyguladığı bu tecridi bir an önce kaldırması gerektiğini de düşünüyorum.

Özgün bir durum olarak da, yine, Sayın Öcalan üzerindeki tecridi de burada tekrar kınıyorum. Hukuki anlamda avukatlarıyla görüşme hakları vardır, aileleriyle görüşme hakları vardır. Nasıl ki Sayın Öcalan’a politik bir tutum olarak bu tecrit uygulanıyorsa, bütün siyasi tutsaklara politik bir tutumla şiddetin uygulandığını, politik bir tutumla adli tıp raporlarına rağmen bırakılmadıklarını, politik bir tutumla bilerek sürgün edildiğini, politik bir tutumla ters kelepçeyle hastaneye götürüldüğünü, ellerinin açılmadığını, yine politik bir tutumla kadın tutuklu ve hükümlülerinin olduğu cezaevlerinde taciz girişimlerinin, her türlü hakaretin yapıldığını da biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BESİME KONCA (Devamla) – Bütün bunları yerinde ve zamanında daha doğru değerlendirmek için, Adalet Bakanlığının biz milletvekillerine uyguladığı tecridi de bir an önce kaldırması gerektiğini dile getirmek istiyoruz.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında birkaç hususa açıklık getirmek istiyorum. İstanbul’da EMITT Turizm Fuarı’nın devam ettiği bir dönemde, Muğla ilinin güvenlik bakımından Şırnak’tan daha kötü olduğu konusunda yaygara yapan bazı basın kuruluşlarını buradan şiddetle kınıyorum.

Muğla’mız, ülkemizin güvenli, huzurlu ve aynı zamanda doğal güzellikleriyle, ormanıyla, deniziyle, sahiliyle, yaylasıyla, tarihî varlıklarıyla, kültürüyle turizmde çok ciddi bir altyapıya sahiptir. Turizmin birçok zorlukla karşı karşıya olduğu, özellikle Suriye sınırında Rus uçağının düşürülmesinden sonra ortaya çıkan gelişmelerle birlikte Muğla’nın bu konuda anlamsız bir şekilde gündeme getirilmesi Muğla’da geçimini turizmden sağlayan hemşehrilerimizin ekmeğiyle oynamak anlamına gelir, buna da kimsenin hakkı yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti emperyalist bir devlet değildir. Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi, ülkemiz “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasını cumhuriyetin başından bu yana devam ettirmektedir. Bu meyanda, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına aykırı davranan kişilere hukuk çerçevesinde gereğinin yapılacağını herkesin bilmesi lazım ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına karşı gelenlerin, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre cezaevlerine gidenlerin tutsaklığından bahsedilmesi son derece yanlıştır. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına karşı geldiği için cezaevinde bulunanları ancak tutuklu yani yargılaması devam edenler bakımından, bir de yargılaması kesinleşmiş, cezası kesinleşmiş olanlar bakımından hükümlü olarak ayırabiliriz. Tutsak, tamamıyla ayrı bir kavram olup savaş sırasında esir alınan savaşçıları kapsamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti herhangi bir devletle savaş hâlinde değildir. Bu bakımdan, cezaevlerimizdeki esirlerden, tutsaklardan bahsedilmesi anlamsızdır.

AKP iktidarı Meclis Başkanlığına, Cumhurbaşkanına ya da AKP’ye herhangi bir eleştiriye tahammül edememektedir. Ancak, devlete karşı yapılan saldırılar karşısında, bu önergede de olduğu gibi, bir sessizlik, bir sorumsuzluk içindedir. Bu ve buna benzer konuların Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna getirilmemesi gerekir. Bu noktada, esas konuşulması gereken husus da Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğu terörle mücadele konseptinin bir bütün olarak ele alınmasıdır. Terörle mücadele, sadece ülkemizin belli bölgelerinde askerimizin, polisimizin, korucularımızın, güvenlik güçlerimizin, eli silahlı teröristlerle yaptığı onları etkisiz hâle getirme faaliyetinden ibaret değildir. Bu mücadele sadece terörle mücadelenin bir parçasıdır. Eğer Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı, AKP sözcüleri yani iktidar terörle mücadelede samimiyse terörle mücadelenin bir bütün olarak ele alınması ve terörle her noktada mücadele edilmesi lazım.

Bugün maalesef, üniversitelerimizde terörün ciddi yapılanmaları vardır ama iktidar bunları seyretmektedir. Bu meyanda geçen yıl Ege Üniversitesinde meydana gelen olaylarda bizim oradaki temsilcimiz, ülkücü kardeşimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu şehit edilmiştir. Bu olay bağıra bağıra gelmiştir ve iktidar bu üniversitedeki terör yapılanmasına karşı tedbir almadığı için bu kardeşimiz şehit olmuştur.

Sözde birtakım STK’lar çıkıyorlar, her gün devletimize hakaret eden, devletimizi aşağılayan ama teröristleri öven bir sürü açıklamalar yapıyorlar ve bunlar bu ülkede, maalesef, faaliyetlerine devam edebiliyorlar. Buna iktidarın hiçbir sesi çıkmıyor. Teröre destek veren her kurum, her kişiyle terörle mücadele edilecekse bunun mücadele kapsamında değerlendirilmesi lazım.

Diyarbakır’da, Sur’da, Cizre’de, Silopi’de günlerdir bakıyoruz teröristler hâlâ silah sıkabiliyorlar, birileri bunlara finansman sağlıyor, birileri silah sağlıyor, birileri cephane sağlıyor. Yani siz sınırınızın güvenliğini sağlamadan bu işi nasıl çözeceksiniz? Sınır güvenliğini sağlayacaksınız terörle mücadele edecekseniz. Efendim, terörün finansmanını keseceksiniz. Adam istediği kadar kaynak bulacak senin devletine saldırmak için, sen de seyredeceksin; böyle bir şey kabul edilemez. Kaçakçıları kahraman ilan ederek terörle mücadele edilemez. Uyuşturucu kaçakçılarına göz yumarak, uyuşturucunun Türkiye’nin her noktasına ulaşmasına imkân sağlayarak, oradan yine teröre kaynak gitmesine göz yumarak terörle mücadele edemezsiniz. Dünya piyasasında petrolün varili 150 dolardan 30 dolara indiği bir dönemde hâlâ Türkiye’deki akaryakıt fiyatlarını aynı yerde muhafaza ederek, kaçakçılara imkân sağlayarak terörle mücadele edemezsiniz. Böyle yaparsanız kaçakçılara ve terörün finansmanıyla uğraşan insanlara fırsat sağlamış olursunuz.

Uluslararası politikada yanı başınızdaki birtakım terörist yapılanmaları davet ederek, onların başlarını burada devlet başkanı gibi ağırlayarak kendi ülkenizdeki terörle mücadele edemezsiniz. Sizin ülkenizdeki terörist neyse komşunuzdaki terörist de odur. Yani “Başkasının teröristi iyidir, benim teröristim kötüdür.” diyemezsiniz. Uluslararası politikada da bu işlere çok dikkat etmeniz lazım.

Hukuk sisteminin terörle mücadele konusunda eksikliklerini, açıklıklarını kapatmanız lazım. Teröre destek veren, terör örgütlerine üye olan insanların da suç işlediğini ve bu suçların da muhakkak ceza kapsamına alınarak yargılanması gerekir, bunlarla ilgili gerekli işlemlerin yapılması lazım. Yani kimsenin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Türk devletine karşı, Türk milletine karşı köpeksiz köyde değneksiz dolaşmasına izin veremeyiz. Herkesin bunu… İktidar terörle mücadele edecekse bu hukuk çerçevesini de buna göre şekillendirmek ve terörle mücadeleyi bu şekilde yapmamız lazım.

Yine en önemli konulardan bir tanesi de sosyal politikalar. Bugün gerek doğuda gerek batıda, ülkemizin her noktasında yaşayan birtakım vatandaşlarımızın teröristlerin kontrolünde olmadığı, o vatandaşlarımızın da Türkiye Cumhuriyeti devletinin birinci sınıf bir vatandaşı olduğunu o vatandaşlarımıza hissettirmemiz lazım. E, bunu nasıl hissettireceğiz? Orada teröristlerin bunlar üzerinde güç kullanmasına fırsat vermeyerek hissettireceğiz; bunların eğitimine, sağlığına gerekli imkânları sağlayarak göstereceğiz; burada yaşanan travmaların hepsini birer birer tedavi ederek göstereceğiz. Ama şimdi AKP iktidarı açılım sürecinde gitti bölgedeki vatandaşımızı teröristlere teslim etti, şimdi vatandaşımız o terörün baskısı altında inim inim inliyor, maalesef orada hâlâ belli noktalarda istenilen seviyede güvenlik sağlanamadığı için vatandaşlarımız maalesef bir tarafta teröristler bir tarafta askerin, polisin oradaki mücadelesi arasında sıkışmış, bölgeden yükünü, yapını alıp çıkmak zorunda, evinden barkından uzaklaşmak durumunda kalmaktadır.

Arkadaşlar, ben yirmi beş sene devlet memurluğu yaptım. Bir tayinin bile bir sürü zorluğu var. İnsanın doğduğu, büyüdüğü evini, bağını terk etmesi kolay bir şey mi? Buna da sebep olan iktidarın bu yanlışları da süratle sonlandırması ve bu insanlarımıza da gerekli destekleri vermesi gerekir.

Bu öneriye karşı olduğumuzu belirtir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’ya aittir.

Sayın Akkaya buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği üzere 24’üncü Dönem Meclis çalışmalarında Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Cezaevi Komisyonu kurmuştuk. Bu Cezaevi Komisyonumuzda Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel, Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba ve Muğla Milletvekilimiz Sayın Nurettin Demir görev almıştı. Komisyonumuz bu süreç içinde 110 cezaevini 184 kez ziyaret ettiler. Orada hasta, tutuklu ve hükümlülerle ilgili rapor hazırlandı. Bu raporları da biz kitapçık olarak yayınladık ve orada çok çarpıcı, cezaevinde yaşananları, her türlü gayriinsani olayları orada yaşayanların ağızlarından Komisyondaki arkadaşlarımız rapor hâline getirdi.

Değerli milletvekilleri, tutukluluk istisnai bir hâldir. Hangi hâl olursa olsun ceza olarak yurttaşlarımıza sadece seyahat özgürlüğü cezası verilebilir. Yani yurttaşlarımız yaptıkları herhangi bir suçtan dolayı cezaevine atılırlar ve onların seyahat özgürlükleri kısıtlanabilir. Bu, hukukumuzda vardır ancak ister cezaevinde olsun ister hangi koşullarda olursa olsun vatandaşlarımızın, yurttaşlarımızın diğer konulardan mahrum bırakılması kabul edilemez. Hele ki bu sağlıksa bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durum tamamen temel bir insan hakları ihlalidir.

Değerli arkadaşlar, son dönemlerde, biliyorsunuz, yazdıklarından dolayı haksız yere hapse atılan gazeteciler var. Can Dündar ve Erdem Gül yazdıklarından dolayı haksız yere şu anda Silivri Cezaevinde ve zor koşullar altında orada mahkûmiyetlerini sürdürüyorlar. Ve biz Sayın Can Dündar ve Erdem Gül’le görüştüğümüzde temel insan hakları ihlallerinin bu ülkeye mal olmuş değerli 2 gazeteciye de nasıl uygulandığını gördük, tecrit uygulamalarını gördük. Biz bunu kabul etmiyoruz ve cezaevlerinde yapılan uygulamaların temel insan haklarına uygun düzenlemeler olmasını buradan bir kez daha ifade ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, ben 1 Kasımda milletvekili oldum. Yaklaşık beş yıl Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcılığı yaptım. Emek örgütlerinden gelen birisiyim. 11 yaşımda çalışma hayatıma başladım ve hayal kırıklığı içindeyim bu Mecliste. “Niye?” derseniz, çünkü ben bu Mecliste sorunların, problemlerin farklı bir anlayışla çözüleceğini umut ediyordum. Elbette ki ülkemizde sorunlarımız var, problemlerimiz var. Herkes sorunlarını ve problemlerini dile getiriyor. Peki bunların çözüm yeri neresi? Elbette ki bunların çözüm yeri Büyük Millet Meclisi olmalıdır. Peki, Büyük Millet Meclisinde bunu çözebiliyor muyuz? Ne yazık ki Meclisin açıldığı günden günümüze kadar olan süreç içinde sorunlarımız ve problemlerimizin çözülebildiğini söylemek çok zor ve burada, ne yazık ki 7 Haziran seçimlerinin sonuçları değerlendirildiğinde Sayın Başbakan “Biz 7 Haziran sonuçlarını ve neticelerini değerlendirdik; yaptığımız eksiklikleri gördük ve bundan sonraki süreçte bunları dikkate alacağız.” demişti ama 1 Kasım seçimlerinden sonra görüyoruz ki AKP’de güç zehirlenmesi hâlâ devam ediyor. Türkiye’nin gerçek gündemini, bu yüzden, değerli milletvekilleri göremiyorsunuz ve bu yüzden Meclisi çalıştırmıyorsunuz. Çalışırmış gibi görünüyorsunuz, yasa çıkartmış gibi görünüyorsunuz ama bunların gerçekten olmadığını siz de biliyorsunuz.

Türkiye’nin gündemi terör. Peki, sizin gündeminiz ne? Sizin gündeminiz başkanlık. Her gün şehit haberleriyle sarsılıyoruz. Sayın Genel Başkanımız yine bugün de Ankara’da bir şehit cenazesine katıldı arkadaşlarımızla beraber. Yurttaşlarımız her gün bu terör belası yüzünden ölüyor; yüreğimiz yanıyor. Yanlış yapıyorsunuz.

Bakın değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; demokratik hiçbir ülkede devletin güvenliği vatandaşın güvenliğinin üstünde değildir. Demokratik ülkelerde ilk önce, devlet, vatandaşın güvenliğini sağlamak zorundadır ama ne yazık ki yaptığınız çalışmalar, yaptığınız uygulamalar vatandaşın güvenliğini tehlikeye sokmaktadır. Bunu sadece doğu, güneydoğu için söylemiyorum; büyük şehirlere geldiğimizde, İç Anadolu’ya gittiğimizde de, yaşanan olayları gördüğümüzde de bunları görebiliyoruz.

Türkiye’nin önemli gündemlerinden birisi de işsizlik. Peki, sizin gündeminiz ne? Sizin gündeminiz de başkanlık. 6 milyona yakın işsizimiz var değerli milletvekilleri. Sabahleyin evden çıkıp “Ben işe gidiyorum.” demek bile bu ülkede lüks hâline gelmişken bu konuda istihdam yaratıcı politikalar almak yerine siz sadece başkanlık derdine düşmüşsünüz.

Türkiye’nin gündemi yoksulluk. Bakın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının rakamı; sadece 2014 yılında 3,5 milyon haneye yoksulluk yardımı yapılmış ve 20 milyar TL dolayında, vatandaşlarımıza yoksulluk yardımı yapılmış, bu da sayısal olarak 22 milyon yurttaşımıza tekabül ediyor. Peki, yani nüfusumuza baktığımızda her 4 vatandaşımızdan 1’i bu ülkede yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmişse sizin gündeminiz nasıl başkanlık olabilir? Bununla ilgili nasıl çözüm bulamazsınız?

Bakın, bugün bile, 1 Ocaktan bugüne kadar tam 105 işçi iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetti ve her gün en az 4 işçi ölüyor ve yılda 3.251 işçi engelliler sınıfına katılıyor. Bununla ilgili hiçbir tedbir yok ancak çoklu ölümler olduğu zaman gündeme geliyor ama tek tek kişiler öldüğü zaman hiç kimsenin gündemine gelmiyor. Bu konuyla da ilgili bir tedbir alındığı yok bu Mecliste. Ne konuşuluyor? Başkanlık sistemi.

Değerli milletvekilleri, her 4 kişiden 1’i depresyonda. Bir yılda, sadece 2014 yılında 26 milyon yurttaşımız antidepresan ilacı kullanmış. Sizin derdiniz ne? Vatandaşlarımız niçin bunları kullanıyor? İşsizlik, yoksulluk, geçim derdi ve en önemlisi yaşam güvencesi olmadığı bir ülkede yurttaşlarımız sorunlarına antidepresan ilacı kullanmakla ancak çözüm bulabiliyor ama sizin derdiniz, gece gündüz “başkanlık” diyorsunuz. Ve bunların getirmiş olduğu sorunlar, boşanma oranlarının ne kadar artmış olduğunu görüyoruz. Boşanma oranları bir önceki döneme göre yüzde 37 artmış durumda ama sizin derdiniz gene başkanlık.

Tüketici kredileri borçlarının yüzde 568 artmış olduğundan herhâlde bu değerli Meclis üyelerinin haberi yok ve borcu borçla kapatan, krediyi krediyle kapatan ve insanlarımızı, yurttaşlarımızı depresyona sokan bir anlayış var ama sizin derdiniz başkanlık.

Bakın, bunların getirmiş olduğu başka bir olay var değerli milletvekilleri; intihar olayları. İntihar olaylarında yüzde 33 artış var bir önceki döneme göre. Durup dururken bu insanlar niye bu hayattan umudunu kesiyorlar da yaşamlarına burada son vermeye çalışıyorlar? İşte, bir çaresizlikten kaynaklanıyor bunlar.

Peki, bu Meclisin yapması gereken ne? Yurttaşlarımızın sorunlarına, problemlerine çare olmak değil mi? Ama sizin derdiniz burada başkanlık.

Yanlış dış politikanın sonucu hiçbir komşumuzla bile ne yazık ki barışık değiliz, sorunlarımız var. İşte, burada uluslararası sözleşmeler imzalanıyor. Suriye’yle de biz uluslararası sözleşmeler imzalamıştık, Suriye’yle de vizeleri kaldırmıştık, her gün vatandaşlarımız istediği şekilde gidip geliyordu, Rusya’yla da öyle, İran’la da öyle, Cezayir’le de öyle, Mısır’la da öyle. Bu anlaşmaların hepsi bu Meclisten geçmedi mi? Yani yapmış olduğunuz bu Meclisteki anlaşmaların içinin boş olduğunu son dönemlerde yapmış olduğunuz bu uygulamalarla görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bunlar yetmiyor, ülkede yaşanan bu sorunlar yetmiyor, şimdi de çalışma hayatına geliyorsunuz. Çalışma hayatının en önemli sorunlarını çözmek yerine ve işçilerin uzun yıllardır kazanmış olduğu hakları korumak, onları geliştirmek yerine, onları tekrar nasıl geri alabiliriz derdindesiniz. Meclisin derdi bu olmamalı. Meclis çalışanların hakkını da korumalı. Biliyorsunuz, bu, özellikle 1936 yılından beri çalışma hayatının içinde olan, çalışanların en temel kazanımı olan kıdem tazminatına el koyma düşüncesinin 64’üncü Hükûmet Programı’nda olduğunu görüyoruz. Bunu biz kabul edemeyiz. Yani sendikaların, STK’ların uzlaşı içinde olmadan, dayatmayla bu Meclise getirilecek, çalışma hayatını kangrene getirecek düzenlemeleri bizim kabul etmemiz mümkün değildir. Ama siz bunları yaparken derdiniz başkanlık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAKUP AKKAYA (Devamla) - Son olarak bir şey söylüyorum: 1993 yılında Sayın Cumhurbaşkanının -o zaman Cumhurbaşkanı değil- bir sözü var. “Bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizmin bize dayattığı bir sistemdir.” diyor başkanlık sistemi için Sayın Cumhurbaşkanına bir soru sorulduğu zaman. Ne oldu?

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Aldatılmış.

BAŞKAN – Sayın Akkaya, süreniz dolmuştur.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Kandırılmış.

YAKUP AKKAYA (Devamla) - Yani Sayın Cumhurbaşkanın ya da Meclisin rüyasına gece ak saçlı bir dede mi girdi de, 1993 yılında “emperyalizmin bir dayatması” dediği başkanlık sistemi birdenbire gündemimize geldi?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde ikinci ve son söz Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba.

Buyurun Sayın Fakıbaba. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; HDP önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

Bir güneydoğulu olarak özellikle size biraz da güneydoğudan bahsetmek istiyorum. Güneydoğu öyle bir bölge ki sadece Türkiye’de sulanabilir arazilerin yüzde 20’sini vermektedir. Suyun yüzde 28’i güneydoğudadır ve enerjide biz hep petrol üzerinde duruyoruz ama yarın, inşallah, enerjide, güneş enerjisi geliştiğinde Türkiye’de güneydoğu lider bir bölge olacaktır. Güneydoğu deyince Kürt’üyle, Türk’üyle, Arap’ıyla bir kültür cümbüşlüğü vardır. On yıl bu kardeşiniz orada belediye başkanlığı yapmıştır. Bir Kürtlerin düğününe gidersiniz rengarenk elbiseler, pırıl pırıl müzikler, farklı bir kültür; oradan bir Arap’ın düğününe gidersiniz, orada bir farklılık vardır; oradan Türklerin düğününe giderseniz, gerçekten çok farklıdır. Yani bir kardeşlik şehridir güneydoğu, Antep’iyle, Adıyaman’ıyla, Diyarbakır’ıyla, Mardin’iyle. Yani baktığınız zaman, hakikaten, kültürü, ekonomisi, her şeyiyle mükemmel bir şehir.

Bakın, Davos’ta üç gün sadece Göbeklitepe konuşuldu. Bir Antep’e gidiyorsunuz, Antep UNESCO’nun üyesi, Urfa üyesi, Mardin üyesi, Diyarbakır üyesi. Mardin, gerçekten, tarihî yapılarıyla bütün herkesin dikkatini çeken bir şehir. Yani şunu özetlemeye çalışıyorum: Ekonomik olarak mükemmel bir yer, insanları mükemmel ama nasıl oluyor da yani kardeşçe yaşayan insanlar, Türk’üyle, Arap’ıyla, Kürt’üyle birbirlerine bu kadar düşman hâle getiriliyorlar? Onu özellikle izah etmek istiyorum.

Şimdi, bana göre bu işin çok önemli 4 tane boyutu var. Birincisi, uluslararası boyutu. Bakın, çevremizde ateş başladığından beri bakıyorsunuz ki güneydoğuda ateş yükseldi. Suriye’deki, İran’daki, Irak’taki olaylar, Ukrayna’daki olaylar bile bizi etkiliyor. Niye? Biraz önce bahsettiğim gibi, gerçekten, güneydoğu sadece kendi bölgesini değil, Türkiye’yi besleyecek bir potansiyele sahip, bunu -samimi olarak- bütün insanlar görüyorlar. Bu bakımdan, uluslararası boyutunu hiçbir zaman göz ardı edemeyiz biz bu olayın. Uluslararası boyutlarında düşmanlarımız bellidir, güneydoğuda kullanılan silahların nereden geldiği, kimlerin bu işin içerisine girdiği çok çok aşikâr bir şekilde bellidir.

Yani, şimdi, güvenliğin olmadığı bir yerde siz sağlıktan, siz hastalıktan, siz mutluluktan bahsedebilir misiniz arkadaşlar? Onun için, güvenlik mutlak ve mutlak olması gereken bir şarttır. Ama güvenliği teröre karşı kullanan bir Hükûmetimiz var, bir partimiz var. Bir defa, güvenlik ve terör mutlaka birbirinden ayrılmaması gereken… Partimizin özellikle terör karşısında masum halkı koruması mutlaka ve mutlaka en önemli faaliyetlerinin başında gelmektedir.

Tabii ki orada problemlerimiz vardır, vallahi benim de vardır, Kürt kardeşlerimin de vardır, Arapların da vardır. Orada işsizlik de vardır. Ha, bu işsizliklerin, bu yoksullukların bir sebebi de yine terördür arkadaşlar.

Bakın, bunu buradan çok iyi belirtmek istiyorum: 1980’lerde güneydoğuda görülen araçların en azından yüzde 80’i dış ülkelerden gelen, dışarıdan gelen misafirlerimizle -güneydoğuyu gezmek, Mardin’e, Van’a, Diyarbakır’a, Urfa’ya gelmek için- ülkeyi ve güneydoğuyu zenginleştirmek isteyen turistlerle doluydu. Ama terör ne yaptı? 1980’den itibaren güneydoğuya elini attı ve insanlar gelmemeye başladı. Barış sürecine girdik, insanlar tekrar zenginleşmeye başladı ama bir terör daha vurdu… Biz hiçbir zaman bir IŞİD terörünü, bir PKK terörünü, bir DHKP-C terörünü ayırt etmiyoruz, “Bizim teröristimiz iyidir, sizinki kötüdür.” demiyoruz. Terörün olduğu yerde insanlar yoktur, terörün olduğu yerde insanların mutluluğu yoktur. Bu bağlamda, bir defa, kesinlikle, devletimiz güvenlikle bu terörü önlemek zorundadır.

Üçüncü olarak, siyasi kimlik. Kürt kardeşlerimiz haklıdır, siyasi kimlik için bakın önümüzde fırsatlarımız vardır. Yeni bir anayasa yapalım. Biraz önce arkadaşımız konuştu, biz başkanlığı bir tek Sayın Cumhurbaşkanımız için değil, biz başkanlığı ülkemiz için istiyoruz. Bundan önceki arkadaşlarımız da, lütfen… Bakın, rahmetli Özal da, Demirel de, Türkeş de, Erbakan Hocamız da bunların hepsi başkanlık sistemini ilerleyen bir Türkiye, bölgede önemli bir ülke olmak isteyen bir Türkiye için istemişlerdir. Bunlar açıkça bellidir arkadaşlar. Onun için, başkanlık sistemi AK PARTİ’nin kendisi için istediği bir sistem değildir, hele hele Cumhurbaşkanımız için hiç istenilen bir sistem değildir.

Güneydoğunun dördüncü problemi sosyoekonomik problemdir. Bu doğrudur ama 2002 ilâ 2016’ya baktığınız zaman, Allah aşkına, bakın hastanelere, bakın üniversitelere, bakın hava yollarına, bakın duble yollara, bunlar yalan mı arkadaşlar ya? Bunlar, ciddi ve samimi bir şekilde AK PARTİ’nin yapmış olduğu… Her şehrimizde havaalanı var, her şehrimizde üniversitemiz var, duble yollarımız var. Ama terör olmamış olsaydı güneydoğu çok daha farklı bir marka olacaktı. Yani, bugün, Seyhan Barajı yapılmış olsaydı, teröristler ona engel olmamış olsaydı, teröristler iş makinesini yakmamış olsaydı, bakın, orada ne kadar alan sulanmış olacaktı, ne kadar Kürt kardeşimiz bundan faydalanmış olacaktı. Onun için, ben her zaman şunu söylüyorum: Terörist teröristtir ama Kürtler bizim canımızdır. Kürtlerle bizim ayrılmamız mümkün değildir, Allah'tan başka kimse de bizi ayıramaz.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Kürtlerin haklarına gelince bir şey yok ama.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Ne yapalım diye düşünüyorum. Ne yapalım? Teröre karşı burada 550’miz hep beraber olalım, teröriste “terörist” diyelim arkadaşlar. Terörist ile demokrasi bir arada olmaz; silahla terörle bir arada olmaz. Onun için, terörist elindeki silahı bırakıp derhâl yerine çekilmeli ve biz burada 550 arkadaş el ele verip yeni bir anayasa yapmak zorundayız diye düşünüyorum.

Şimdi, “demokrasi” diyoruz değil mi arkadaşlar? “Demokrasi” derken elimizde imkânlar var. Bakın, inşallah, 2016’nın sonunda Avrupa'ya vizesiz gidişimiz söz konusu. Peki, bunun için…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Parasıyla gidecek.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Sayın Vekilim, olabilir, siz öyle düşünebilirsiniz, ben böyle düşünüyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Canıgönülden istiyoruz.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Ama, çalışmamız lazım, el ele vermemiz lazım bunun için yani yasaları çıkarmamız lazım. Yasalar çıktığı zaman niye olmasın? AK PARTİ eğer samimi olmamış olsa idi… Avrupa Birliği üyeliği için bu zamana kadar rahmetli Özal’dan başka hangi parti bu kadar ciddi yol almıştı? Bizim, inşallah, el ele verip ciddi yollar alacağımıza şahsen ben inanıyorum arkadaşlar.

Yani, bir defa, okullarımızı yakmamamız lazım, hastanelerimizi yakmamamız lazım. Çok hastaneler yaptık, çok okullar yaptık ama maalesef ve maalesef oradaki çocuklarımızın eğitim alanları, oradaki hastalarımızın… Özellikle tabii, bütün hastalara, bir hekim olarak en başta hastalıklarına saygı duyan bir kardeşinizim. Ama, önce hastanedeki yatan hastalara sahip çıkmamız lazım. Önce hastanelerdeki diyaliz servislerindeki insanlarımıza saygı duymamız lazım.

Onun için, ben inanıyorum ki şayet el ele verdiğimizde biz güneydoğudaki insanları mutlu edebiliriz. Burada önümüzde önemli bir fırsat var. Bu fırsatın en büyük çaresi Türkiye Büyük Millet Meclisidir, en büyük çaresi bizleriz arkadaşlar. El ele verdiğimizde, teröriste terörist dediğimizde, demokrasinin silahla olmayacağını, silahla hiçbir yere gidilmeyeceğini kabul ettiğimizde, 550’miz bir araya geldiğimizde inanıyorum ki bu halk bizi hem alkışlayacaktır hem bütün partileriyle alkışlayacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Fakıbaba.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkanım, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.58

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biraz evvel Adalet Kalkınma Partisi adına Sayın Fakıbaba kürsüdeki konuşması sırasında partimizin kurucusu merhum Başbuğumuz Türkeş’e atfen bazı görüşler dile getirdi, bize ait olmayan, partimize ait olmayan. O konuyla ilgili bir iki dakika…

BAŞKAN – Sayın Akçay, ben size söz verecektim bir önceki oturumda ama karar yeter sayısı bulunamadığı için mecburen ara verdim. Oturuma da ara verdiğimiz için ben yerinizde size söz vereyim. Çünkü sataşmadan kürsüde veremiyoruz, aynı oturumda olma zorunluluğu var biliyorsunuz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, şimdi, öncelikle sayın konuşmacı “Siyasi kimlik için başkanlık sistemine onay verilmesi gerekir.” gibi, bu mealde konuşma yaptı. İbare aynen böyle: “Siyasi kimlik için…”

Değerli milletvekilleri, aziz milletim; buradan size sesleniyorum: Lütfen herkes cebindeki nüfus cüzdanına baksın. Hangi siyasi kimlikten bahsediliyor? Yani bu vatandaşlık kimliği mi değiştirilmek isteniyor? Herkes dilinin altındaki baklayı çıkarsın bunun ne anlama geldiğini açık seçik ifade etsin; birincisi.

İkincisi, böyle dillere pelesenk etmeye çalıştıkları Milliyetçi Hareket Partisinin kurucusu merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e atfedilmeye çalışılan “Efendim, Türkeş de başkanlık sistemi istiyordu.” görüşüyle ilgili olarak şunları söylüyorum: Herkes zihnine çok iyi bir şekilde yerleştirsin, ikide bir gündeme getirmesin.

Madde 1) Sizler bu soruyu bize sormadan evvel, 1993 yılında Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sistemi aleyhine sözlerine bir yorum getirin, bir açıklık getirsin bakalım Erdoğan; bir Amerikan oyunu, bir Siyonizm oyunu olarak kabul ediyor ve bu başkanlık sistemini 1993 yılında reddediyordu.

Başbuğumuz Türkeş’e atfedilen, başkanlık sistemine ilişkin görüş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …1968 yılında, temel görüşler itibarıyla ifade ettiği, yazdığı kitapta bahsettiği bir cümlelik bir görüştür.

Değerli arkadaşlar, 1969 yılından bu yana, Milliyetçi Hareket Partisinin hiçbir programında, hiçbir seçim beyannamesinde başkanlık sistemi savunulmamış, bu önerilmemiş ve dile getirilmemiştir. Bir siyasi partiye, geçmişe yönelik programı, görüşlerine ilişkin bir görüş atfedebilmeniz için o partinin resmî dokümanlarında bunun yer almış olması gerekir. Böyle bir şey yok.

Ayrıca, şu bilgiyi de vermek isterim ki: 1968-69 yıllarında Başbuğumuz bu görüşlerini dile getirirken Türkiye’de iki Meclisli bir yapı olduğunu dikkatlerinize sunmak ve hatırlatmak istiyorum. Bir, Büyük Millet Meclisi var, bir de Cumhuriyet Senatosu vardı. O, 1961 Anayasası’yla getirilen bir düzendi, sistemdi ve buna ilişkin yoğun eleştiriler vardı. Yani, tek Meclis savunulmuştur Başbuğumuz ve Milliyetçi Hareket Partisi tarafından ve şimdi de güçlendirilmiş bir Parlamento savunulmaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanı her yurt dışı ziyaretinde, o ülkenin, gittiği ülkenin sisteminden ilham alarak, dönüşte, uçakta birtakım öneriler getiriyor. En son Fransa dönüşünde, efendim, işte, Fransız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akçay, lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum.

Fransa’yı örnek vermişti. Yani hep çelişkili ifadelerdir bunlar. Amerika’ya git, Amerikan sistemini salık ver. Hangi ülkeye giderse, Surinam, Mozambik’e gitse, neredeyse Mozambik örnek verilecek, en sonunda Fransa örnek verildi. Fransa’da çift meclis vardır, yani çift meclis mi öneriliyor?

Bir kere, kendilerinin kafası karışık, net değil. Dolayısıyla, milletimize dayatmak istedikleri Anayasa ve başkanlık sistemine ilişkin görüşlerini net bir şekilde ifade edemiyorlar. Ben, buradan, sizlere ve aziz milletimize deklare edeyim Sayın Erdoğan’ın ve bazı kişilerin nasıl bir anayasa istediğini. Sayın Erdoğan iki maddelik bir anayasa istiyor:

Madde 1- Erdoğan’ın söylediği haklıdır, doğrudur, o kabul edilir.

Madde 2- Erdoğan’ın haksız olduğu durumlarda 1’inci madde geçerlidir.

Neticede bunun da karşılığı bir diktatörlüktür. Günümüzdeki başkanlık sistemi özlemlerinin karşılığı dillerinin altında yatan federasyondur, bunun da neticesi bölünmedir.

Şimdilik bu görüşleri ifade etmekle yetiniyorum. Teşekkür ediyorum.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Fakıbaba, buyurun.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sataşma var. Ben söz almak istiyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Ne dedi?

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Yani bir defa kimlik sorunu ve başkanlıkla ilgili, benimle ilgili sataşma oldu. Cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sataşma yok efendim! Ne sataşması? Bize atfettiği sözlere cevap verdim.

BAŞKAN – Sayın Fakıbaba, söyleyeceğiniz birkaç şey varsa… Tutanaklara geçti çünkü sizin şahsınızı ilzam eden bir şey olmadı.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Tamam.

BAŞKAN - Kürsüye değil Sayın Fakıbaba, yerinizden…

2.- Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Efendim, ben fikrimi söyledim, inancımı söyledim. Yani “kimlik sorunu” deyince ben burada Kürt kardeşlerimin de, Türk kardeşlerimin de, Arap kardeşlerimin de, Laz kardeşlerimin de…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İtirazın var mı? İtirazın var mı buna?

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Yani bakın, olabilir, nüfus cüzdanınızda; bakın, ona saygı duyuyorum. Ama burada bir Kürt kimliğini yok saymanın da doğal olmadığını… Ben böyle düşünüyorum. Bu benim fikrimdir. Sayın Başkan, bu benim fikrimdir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Buna itirazın var mı senin? İtirazın var mı buna? Açık söyle.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – İkincisi, Sayın Cumhurbaşkanımız fanidir; bugün vardır, yarın yoktur. Bizim, burada hakikaten Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatleri nelerdir ona bakmamız lazım. Tabii, karar verecek olan ne Sayın Cumhurbaşkanımızdır ne biziz, halkımızın kendisidir, Meclistir. Yani Mecliste bunların tartışılması kadar doğal bir şey olabilir mi? Bu bağlamda ben size teşekkür ediyorum ama bana göre artık sistemin başkanlık sistemi olması gerektiğine inandığımı ifade etmek istedim. Ben bundan bahsettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Fakıbaba.

Sayın milletvekilleri, özellikle Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan ya da diğer şahıslarla veya burada olmayanlarla ilgili ifadeler kullandığımız zaman ne olursunuz onların da şahsiyetlerini düşünerek, haksız ve mesnetsiz birtakım iddialarda, ithamlarda bulunmamamızın doğru olduğu kanaatindeyim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Peki efendim, merhum Başbuğumuz sağ mı ki de bu atfediliyor? O zaman hiçbir şey söylemememiz gerekir. Yani şahısları rencide edici veya şahıslarına yönelik herhangi bir ifadede bulunmadım. O görüşler doğal olarak tartışılacaktır.

BAŞKAN – Sayın Akçay, anlaşılmıştır.

Sayın Demirel, siz de sisteme girmişsiniz.

3.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, cezaevinde bulunan siyasi tutukluları ziyaret etmek isteyen HDP milletvekillerine izin verilmediğine, iktidarın siyasi parti gruplarına eşit davranmadığına, Cizre’de bir bodrum katında mahsur bulunanların durumuna çözüm bulunmazsa açlık grevine gireceklerin sayısının artacağına ve siyasi soykırım operasyonlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; biz de bugün cezaevlerine ilişkin gündemi getirdik ama ne yazık ki bu ülkede bütün parti gruplarına da eşit davranılmayan bir iktidar var. Çünkü Can Dündar, Erdem Gül’ün de içinde yer aldığı birçok siyasi tutuklunun görüşüne gitmek isteyen grubumuzdan hiçbir milletvekiline onay çıkmıyor. Onay alınmasına gerek olmadığını biz biliyoruz, defalarca cezaevine giden milletvekilleriyiz ama bu süreçte ne yazık ki Parlamentoda bulunan gruplara eşit yaklaşım söz konusu değildir. Bunu özellikle buradan grubumuz adına belirtmek istiyorum, tutanaklara girmesini istedim.

Biz kaç gündür ifade ediyoruz, şu anda bir insanlık suçu işlendiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Özelde Cizre’de yaşanan 28 kişinin… Yedi gün içerisinde 6 kişi, 6 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Şu anda 22 yurttaşımızdan 3’ü çok ağır durumda ve su bile içemeyecek durumdalar, yedi gün boyunca bir bodrumda, vahşet bodrumunda. Yedi gündür insanlar aç, susuz, yaralı ve hâlâ ambulanslarla hastaneye götürülmesi engelleniyor ve bir Hükûmet, iktidar ve devlet bir 22 kişinin hastaneye götürülmesini bile yapamıyorsa acaba bu ülkeyi kim yönetiyor diye sormak istiyoruz. Bu ülkeyi farklı güçler mi yönetiyor? Bu ülkeyi yönetenler, özelde İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Millî Savunma Bakanına soruyoruz: Eğer bir ülkede, yedi gün boyunca yaralı vatandaşları bir yerden alıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …hastaneye ambulansla götüremiyorsak bu ülkeye büyük bir ayıptır ve oradaki yaşananlardan birinci derecede Hükûmet sorumludur diyoruz.

Ve bir kez daha ifade ediyoruz ki Ferhat Karaduman, Veli Çelik ve Sultan Irmak çok ağır bir durumda yaşam mücadelesi veriyor. Evet, bu insanlık suçu. İşlenen insanlık suçuna ortak olmayacağımızı ifade ettik ve bu sorunun çözümü için milletvekili arkadaşlarımızın İçişleri Bakanıyla yapmış olduğu görüşmeler sonucunda grubumuz adına 3 arkadaşımızın açlık grevinde olduğunu bir kez daha buradan duyurduk. Otuz altı saat İçişleri Bakanlığındaki… Açlık grevi sonucunda… Grubun kararıyla grubumuzda açlık grevlerinin devam ettiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Eğer bu sorun bugün burada çözülmezse Parlamentoda ya da Hükûmet, iktidar bu sorunu çözmezse bizim açlık grevine girecek arkadaşlarımızın sayısı artacak ve bundan, ölümlerden de birinci derecede Hükûmet ve iktidar sorumlu olacaktır. Bunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Ve bir şey daha söylemek istiyorum: Aynı zamanda, siyasi soykırım operasyonları -tutuklamalardan, cezaevinden bahsettik- devam ediyor. Dün Elâzığ’ın Karakoçan ilçesi Belediye Eş Başkanımız Burhan Kocaman’ın da içinde yer aldığı siyasi meclis üyelerimiz ve siyasi parti yöneticilerimizin gözaltına alındığı ve Burhan Kocaman’ın gözaltındayken kalp krizi geçirdiği… Şu anda ameliyata alınmış durumda. Yani siyasi soykırım operasyonuyla, tutuklamalarla, ölüme terk etmekle bu sorunlar çözülmez. Bunu bir kez daha ifade ediyor, Burhan Kocaman arkadaşımıza acil şifalar diliyor ve gözaltındaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …arkadaşlarımızın derhâl bırakılmasını istiyoruz.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine geçiyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisini okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 13’üncü sırasına alınmasına; Genel Kurulun, 29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde tamamlanması hâlinde 2, 3 ve 4 Şubat 2016 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 29/01/2016 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                  İlknur İnceöz

                                                                                                     Aksaray

                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmının 13’üncü sırasına alınması;

Genel Kurulun;

29/01/2016 Cuma günkü (bugün) birleşiminde 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

97 Sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 29/01/2016 Cuma günkü (bugün) birleşiminde tamamlanması hâlinde genel kurulun 2, 3 ve 4 Şubat 2016 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmaması;

97 Sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

97 Sıra Sayılı

Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin

Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı KHK'larda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/540)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 14’üncü Maddeler

13’üncü Maddeye Bağlı Ek 1 ve Ek 2’nci Maddeler

Dâhil

15

2. BÖLÜM

15 ila 33’üncü Maddeler

15’inci Maddeye Bağlı Geçici Madde 4 ve Geçici Madde 5 Dâhil

20

TOPLAM MADDE SAYISI

35

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Çavuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerimin başında ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde teröristlerle mücadele eden güvenlik güçlerimize sabır, güç ve kudret niyaz ediyorum, şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine, bugün içinden çıktığım toplum olan Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının bundan tam yirmi sekiz yıl önce gerçekleştirmiş olduğu bir mücadelenin sonucunda zamana mal olan Millî Direniş ve Dayanışma Günü’nü de ayrıca kutluyorum. Birazdan bu konuyla ilgili olarak sizlere daha vazıh açıklamalarda bulunacağım.

Değerli arkadaşlar, vermiş olduğumuz grup önerisiyle gündeme ilişkin birtakım düzenlemeler yapıyoruz. Buna göre 97 sıra sayısıyla bastırılan ve kamuoyunda “AR-GE kanunu” olarak isimlendirilen kanunun görüşmelerini 13’üncü sıraya alıyoruz, ondan önceki sıralarda da 12 adet uluslararası sözleşmeyi görüşerek bugün karara bağlamayı düşünüyoruz. Malumunuz olduğu üzere Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Başbakanımızın yurt dışı seyahatlerinden önce genel olarak bu ülkelerle yapılan uluslararası sözleşmeleri burada gündeme alıp yasalaştırma sürecine getiriyoruz, bunlar da aynı sürece ilişkin sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerin görüşülmesinin bitmesinden sonra önümüzdeki hafta –eğer bugün bunları tamamlayabilirsek- Meclisimiz bir ara verecek, önümüzdeki hafta çalışmayacak ancak bitiremezsek kaldığımız yerden salı gününden itibaren görüşmelerimizi sürdüreceğiz. Yine, Plan Bütçe Komisyonunun da aynı şekilde bu çerçevede önümüzdeki hafta –eğer bugün bitirirsek- çalışmamasını öngörüyoruz. Ben bütün grupların mutabakat hâlinde kabul edeceğini düşünüyorum.

Sözlerimin başında ifade ettim, değerli kardeşlerim, sayın milletvekili arkadaşlarım; Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının bugün 29 Ocak Millî Direniş ve Dayanışma Günü. Bugün Batı Trakya kökenli olup dünyanın dört bir tarafında –Amerika’da, Avustralya’da, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Türkiye’de ve Batı Trakya’da- yaşayan bütün azınlık mensupları, bugünü bir direniş günü olarak kutluyor.

Peki, sözlerimin başında “Batı Trakya neresidir?” diye sorarak ve cevaplayarak devam etmek istiyorum: Arkadaşlar, Batı Trakya, Türkiye’yi Yunanistan’dan ayıran Meriç Nehri’yle başlayan İskeçe ile Kavala sınırını kesen Nestos yani Karasu Nehri’yle olan bölümü arasına alan kara parçasıdır. Toplam 8.700 kilometrekarelik bir kara parçasıdır ve Lozan Anlaşması’yla, 24 Temmuz 1923 tarihinde yapılan Lozan Anlaşması’yla Yunanistan’a emanet edilen Müslüman Türk azınlığıdır. Bugün itibarıyla toplam nüfusu 150 bin civarındadır. İstanbul’daki gayrimüslim azınlığa karşılık olarak bırakılmıştır.

Tabii, 1920’li yıllarda yani anlaşmanın imzalandığı yıllarda, Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın demografik yapısı yani nüfus oranı bölgede yaşayan Yunanlılara oranla çok fazladır; yüzde 80 Türk yaşamaktadır bölgede, geri kalan yüzde 20’si Yunanlılardan oluşmaktadır. Bugüne baktığımızdaysa bunun tam tersini görüyoruz; yüzde 30 kalmıştır Müslüman Türk azınlığı, yüzde 70’i Yunanlılardan oluşmaktadır. Aynı şekilde toprak mülkiyeti açısından da bu böyledir. Toprak mülkiyetinde 1920’li yıllarda Türklerin sahip olduğu mülk yüzde 85 iken bugün yüzde 15’e gerilemiştir. Bu oranlar bile bize aslında şunu söylüyor: Bölgedeki azınlığın, maalesef, emanet edildiği ülke tarafından asimilasyona, baskıya, çeşitli haksızlıklara maruz bırakıldığının açık ve net göstergesidir.

Özellikle, 1967 yılındaki cuntadan itibaren –cunta denir- darbeden itibaren, azınlık üzerindeki baskı şiddetlenerek devam etmeye başlamıştır.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Şimdi de cunta var.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - 1970’li yılların ilk yarısında azınlık ilkokullarında yazan “Türk azınlık ilkokulu” ifadesinden “Türk” kelimesi çıkarılmıştır. Yerine sadece “azınlık ilkokulu” kalmıştır. 1980’li yıllardaki azınlığın her şeyi olan vakıf idaresine ilişkin mallarla ilgili olarak, vakıf idarelerini azınlığın kendisi seçmesi gerekirken bu defa Yunanistan tarafından ataması cihetine gidilmek suretiyle, bugün, vakıf malları tedricen maalesef toplumumuzun elinden çıkmaktadır, kaybolmaktadır, vergi cezalarına muhatap olunmaktadır.

Bu haksızlıklar, hukuksuzluklar yaşanırken, Gümülcine’de 1927 tarihinden itibaren faaliyet gösteren Gümülcine Türk Gençler Birliği, yine 1928 tarihinden itibaren faaliyet gösteren Türk Öğretmenler Birliği adlı kuruluşlarımızla ilgili olarak Valilik mahkemeye bir müracaatta bulunmuş, dava açmıştır. Bu davada...

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kürtlere yaptığınız gibi. Aynen şu an Kürtlere yaptığınız şey.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Biz, hiçbir zaman için elimize silah almadık Hanımefendi.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Aynı, aynı... Tanklarla... Silah yetmiyor, siz tanklarla vuruyorsunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Müslüman Türk toplumu meşru yollardan asla ve asla sapmamıştır, sapmayacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Tanklarla vuruyorsunuz, tanklarla. Şehir merkezleri tanklarla dolu.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Müslüman Kürt toplumu da hiç sapmadı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Müslüman Türk toplumu, Lozan Barış Anlaşması’yla…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kürtler Müslüman değil mi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – …azınlık statüsünde tanınan dünyadaki tek topluluktur, bunu da unutmayınız.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kürtler sizden önce Müslüman oldu.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Müslüman Kürt toplumu da Lozan’da asli unsurdur, inkâr ettiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Değerli kardeşlerim, şimdi, Gümülcine ve İskeçe Valiliklerinin açmış olduğu davalar neticesinde, mahkemelerin yapmış olduğu yargılamalar sonucunda, Gümülcine Türk Gençler Birliği Derneği, içerisinde “Türk” ibaresi geçtiği için “bölgede ayrı bir etnik kimlik oluşturmaya matuf bir çaba taşıdığı için” kapatılmıştır.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Aynen şimdiki gibi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Aynı şekilde, Türk Öğretmenler Birliği de aynı gerekçeyle kapatılmıştır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sizin yaptığınız gibi.

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Ne alakası var?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bakınız, bu kapatılma kararı Yargıtaya taşınmış, Yargıtayda 4 Kasım 1987 tarihinde kapatılma kararı onanmıştır, azınlık bundan ancak 5 Ocak tarihinde haberdar olmuştur. Zaten yıllardan beri yaşanan hukuksuzluklar, baskılar, asimilasyon politikaları neticesinde bıçağın kemiğe dayandığı bir anda bu kararın da öğrenilmesiyle beraber -burada dikkatinizi çekiyorum- Yüksek Azınlık Kurulu bir karar almıştır 25 Ocakta toplanarak. Bu kararla beraber, Eski Cami’den -cuma çıkışında- vilayet binasına kadar suhulet ve sükûnet içerisinde azınlık toplumu yürüyecek, bir bildiri açıklayacak ve dağılacaktır. Yunan devleti, bunu, aynı gerekçeyle, Yunanlıların da istediğinden bahisle reddetmiştir ve maalesef, bu tarihte, oradaki cuma namazlarının kılınmasına da müsaade edilmemiştir. Dolayısıyla, bu kararlar üzerine, Batı Trakya’nın çeşitli bölgelerinden Müslüman azınlık, yaşlısı genciyle beraber akın akın Gümülcine’ye doğru seyrederken yollarda barikatlar, bariyerler oluşturulmuş ve müsaade edilmemiştir; yanı sıra, Yunanlı fanatikler tarafından toplumumuzun önderlerine demir çubuklarla, taşlarla, sopalarla saldırılarak hastanelere yatırılmasına kadar sebebiyet verilmiştir.

Değerli kardeşlerim, bundan tam iki yıl sonra, bu defa, aynı tarihi anmak için Gümülcine’deki Eski Cami’de bir mevlit düzenlenmesi kararı verilmiştir. Yine izin istenmiştir, yine cevap verilmemiştir ama başka bir şey daha yapılmıştır. Gümülcine’deki radyolar, bir hastanede yatan Yunanlının aynı hastanede yatmakta olan, odada yatmakta olan bir Türk tarafından darbedildiğini ve hayati tehlike taşıdığı şayiasını ortaya atarak Yunanlı fanatikleri Türklerin üzerine saldırtmaya başlamıştır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – 7 Haziran sonrası sizin saldırttığınız gibi değil mi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Gümülcine ve Maronia Metropoliti Damaskinos da aynı şekilde, aynı yöntemi benimseyerek açıklama yapınca burada, maalesef, Yunanlılar da kendi dükkânlarına küçücük Yunan bayrakları astıkları için sadece Türk dükkânlarına saldırılmış, insanımız darbedilmiş ve 400 tane dükkân yağmalanmıştır. Helsinki başraporunda polisin hiçbir şekilde buna müdahale etmediği de tespit edilmiş, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri İnsan Hakları Raporu’na da bu yazılmıştır. Şimdi, burada sadece yapılmak istenen, Eski Cami’den, cuma çıkışından, vilayet meydanına kadar bir açıklama yapmaktır. Arkadaşlar, niçin? “Türk” ifadesi kullanılmadığı için.

Değerli kardeşlerim, bakınız, ben AK PARTİ milletvekiliyim, bu ülkenin otuz kırk yıllık bir sorunu var. Biz geldikten itibaren bu ülkede güvenlik konseptini bir tarafa koyarak ama özgürlük paradigmasını buraya yerleştirerek, eskiden “Ben Kürtçe şarkı yapmak istiyorum.” diyenler için “Vay şerefsiz!” manşetleri atılırken…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Şimdi öldürüyorsunuz ya, ne farkı var?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – …“Ben Kürt’üm.” dediği için Şerafettin Elçi soruşturma geçirirken bugün Şerafettin Elçi’nin ismi havaalanında değerli kardeşlerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Vay be, ne büyük onur vermişsin!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Mahkûmlar anneleriyle konuşamazken Kürt enstitüleri açılıyor ve kendi dillerinde eğitim hakkına kavuştular.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Nerede?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Pardon, nerede?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Hani hatip konuşurken sataşılmasından rahatsızdınız? Ayıp! Rahatsızdınız. Sabrediyoruz burada, Asr okuyoruz ya. Niye sataşıyorsunuz? Konuşamazsınız bundan sonra orada.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İdare amiri olarak mı müdahale ediyorsunuz?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Yok, ben de milletvekiliyim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ee, oturun, oturun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, bakınız, burada amaçları iyi okumak lazım. Amaç belli; amaç, kardeşlik hukuku arasına bir fitne oluşturmak, bir fitne koymak suretiyle iki toplum arasındaki yaşanan birlikteliği, yüzyıllara sâri birlikteliği birbirinden koparmak.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Bak, dün siz ne diyordunuz: “Hatip konuşsun.” Buyurun, konuşsun.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ama en çok siz konuşuyorsunuz.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Çok ayıp, çok ayıp.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Herkese müdahale etme hakkını kendinizde görüyorsunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Değerli kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlet. Türkiye Cumhuriyeti AK PARTİ iktidarlarıyla daha da büyük bir devlet çünkü bizim bütün medeniyet ve gönül coğrafyamızda yaşayan bütün insanlar yere ayaklarını AK PARTİ iktidarları döneminde daha sağlam basıyorlar, daha öz güvenli basıyorlar.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, sekiz gündür yaralıları alamıyorsunuz, sekiz gündür. İnsanlar su diye haykırıyorlar.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bundan sonra da bu ülkenin iktidarı için dualarını etmeye devam edecekler ve onu daima destekleyeceklerdir diyorum, bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz Manisa Milletvekili Özgür Özel’e aittir.

Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bir kez daha bir iktidar partisi grup önerisiyle karşı karşıyayız. Meclisin çalışma düzeniyle ilgili yine bir yenilik, yeni bir öneri var. O konudaki görüşlerimizi dile getireceğim ama bugün karşı karşıya olduğumuz bir durum var: Özellikle biraz önce Sayın Fakıbaba’nın konuşmasında da izleri vardı; Türkiye’de Cumhurbaşkanının talebi üzerine, parlamenter sistemi, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Meclis Başkanı ve Meclis Başkanıyla birlikte Meclisteki tüm komisyonlardaki Adalet ve Kalkınma Partisinden seçilmiş Başkanlık Divanı üyeleri, komisyon başkanları kasten ve cebren ilga etmekle meşgul durumdalar şu anda. Ve dün Sayın Cumhurbaşkanının konuşmasındaki izler, kaymakamlarla yaptığı toplantıda verdiği talimatlar, hepsine birden bakıldığında başkanlık sistemine Türkiye’yi bir bütün hâlinde hazırlayabilmek için ilk hedef parlamenter sistemi çökertmek, çöktü gibi göstermek.

Geçtiğimiz günlerde ifade etmiştim, bugün görüştüğümüz torba yasa, Mecliste uluslararası anlaşmalar dışında kanunlaşan, dün geç saatlerde kanunlaşan torba yasa 6’ncı kanun. Bunlardan bir tanesi geçici bütçe kanunuydu, geri kalan 5 tanesi torba, 5’i de Plan Bütçede görüşüldü. Aslında 5’inin de görüşülmesi gereken uzmanlık komisyonları ayrı ayrıydı ama tüp bebeğe uygulanacak katılım payı ile uzman çavuşa verilecek olan maaşı, T.C. kimlik kartı ile bedelli askerliğin tutarını aynı torbada birleştirmek ve o sırada Millî Savunma Komisyonuna, İçişleri Komisyonuna, Sağlık Komisyonuna “İş yükümüz çok fazla, görüşemiyoruz, bunu Plan Bütçe görüşsün.” diye yazılar yazdırmak; bu yazıları, Komisyona talep yazısı geldikten sonra Meclis saatiyle iki saat içinde eş zamanlı yazdırmak; komisyonlara, toplantıya çağrılmadan “iş yükümüz fazla” yazısını yazdırmak; hepsi bir bütün ve büyük bir planın parçası arkadaşlar.

Bu Parlamentoyu tıkamaya, bu Parlamentoyu işlevsizleştirmeye çalışıyor birileri, 550 milletvekiline hakaret ediyor. Bu Parlamentoya, doğrudan, adı konmamış bir sivil darbe yapılıyor. Bu Parlamentodaki milletvekillerinin tamamı uzmanlık alanlarına göre, uzmanlık komisyonlarında görev yapmak üzere halktan yetki aldılar, görev aldılar, buraya geldiler. Baktığınızda, İçişleri Komisyonunda belediye başkanlarınız var, eski kaymakamlarınız var, valileriniz var, kamu yönetimiyle ilgili hocalarınız var ama İçişleri Komisyonunun görüşeceği konuyu gidiyorsunuz Plan Bütçede görüştürüyorsunuz. Plan Bütçeyi, 25 tane AKP’li milletvekilinin çoğunluk oylarıyla bir alt Meclis, bir kanun üretim fabrikası, bir torba yasa üretimi ve paketleme merkezi hâline getirmiş durumdasınız; böylelikle, uzmanlık komisyonlarındaki rengi, gücü, çeşitliliği hiçe saymak, onları oluşturan bu Parlamentoyu yok hükmünde kabul etmek, Parlamento dışı yerlerde hazırlanmış olan torba ya da torbacıkları burada paketleyip anında Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere yollamak. Yani, aslında Parlamentoya, tartışmaya, müzakereye, komisyona ihtiyaç olmadığını; bunları, daha sonra ortaya çıkacak yeni bir sistemde yeniden tanımlanacak ve işlevleri basitleştirilmiş bir hâle getirilecek bir parça hâlinde göstermekten başka bir amacınız yok.

Sayın Cumhurbaşkanının tüm konuşmalarında bunların izlerini görebilirsiniz ama en önemlilerinden bir tanesi, Sayın Cumhurbaşkanı kaymakamlara dedi ki: “Mevzuatı bir kenara bırakın. Gerekirse HDP’li belediyelerle ve paralel yapıyla mücadele için kanun manun aramayın. Ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın.”

Bakın, Cumhurbaşkanının yetkileri Anayasa’nın 104’üncü maddesinde belirlenmiş. En önemli görevi, devletin kurumlarının, organlarının birbiriyle uyum içinde çalışmasını sağlamak. Ona verilen en temel görev, kuvvetler ayrılığının ve kuvvetlerin birbiriyle uyum içinde çalışmasının temini ama kendisi kuvvetler ayrılığını ayaklar altına alıyor. Yasamanın yürütme, yürütmenin yasama, zaman zaman yasamanın yargı üzerindeki… Her birinin örneğini yaşadık burada, teker teker sayabiliriz. Bu, yasamanın yargı üzerindeki tahakkümü derseniz MİT Kanunu’na bakmanız lazım veya aklınıza gelebilecek her türlü yargılamaya karşı engel olmak, yargılayanları değiştirmek, bununla ilgili yürütmenin yaptığı işler, HSYK’nın yeniden dizayn edilmesi, bunların hepsini oturup konuşabiliriz. Ama esasında, Cumhurbaşkanına 104’üncü maddeyi anlatmanın ya da namusu ve şerefi üzerine ettiği tarafsızlık yeminini anlatmanın bir faydası yok artık, hiç duymuyor onları, başka şeyler söylüyor.

Ama ben kaymakamlara sesleniyorum, valilere sesleniyorum, Cumhurbaşkanının bu söylediklerinin muhatabı olan tüm kamu görevlilerine sesleniyorum. Anayasa’nın 137’nci maddesi var, kanunsuz emri düzenler, der ki: “Üstlerinizden Anayasa’ya, kanunlara, hatta alt mevzuata aykırı emir alırsanız bu emri uygulamayın. İlla uygulanması isteniyorsa da yazılı olarak…” Kaymakamlara söylüyoruz: Cumhurbaşkanının söylediği sözlerin hiçbir önemi yok. Her biriniz kendi vicdanınızla sorumlu ve bu Anayasa’ya bağlısınız. Yarın birileri istediğini yapar yapar, yapamaz çeker gider. Sayın Fakıbaba’nın dediği gibi değil -onu Allah geçinden versin- ama eninde sonunda demokratik yollarla gidecekler. Ama daha sonra sayın kaymakamları, sayın valileri bu Anayasa’ya göre sorumlu tutacak gerçek hukukçular. Bugünkü göreceli duruma bakarak, bugün sözde verilen teminatlara bakarak kimse Cumhurbaşkanından görev alıp kanunsuz işler yapmaya falan kalkmasın.

Sayın Fakıbaba’ya şunu söylemek isterim, diyor ki… Ya, bir de Sayın Fakıbaba bir dönem ortaya koyduğu ve Türkiye’de de takdir gören bazı davranışları falan olan, sürekli böyle, genel olarak kamuoyunda ortalama AKP algısının üzerinde bir güven de sağlamış birisi olarak yahu gözümüzün içine baka baka, böyle döndü dedi ki bize: “Arkadaşlar, biz başkanlık sistemini Recep Tayyip Erdoğan için değil, ülkemiz için istiyoruz.” Sayın Fakıbaba, gelin bir samimiyet testi yapalım. O zaman deyin ki “Başkanlık sistemi olursa da biz Recep Tayyip Erdoğan’ı başkan olarak göstermeyeceğiz, hatta ‘Mevcut Cumhurbaşkanı aday olamaz.’ diye geçici madde koyacağız.”

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Niye öyle bir şey diyelim?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Senin derdin Recep Tayyip Erdoğan mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bak, ben bir samimiyet testi söyleyeyim, samimiyet testi: Başkan, Kemal Kılıçdaroğlu olacak olsa da biz başkanlık sistemine karşıyız arkadaşlar, bu kadar net söylüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – En çok senin savunman gerekiyor aslında!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – O sadece kurultaylarda başkan olur zaten, başka yerde başkan olamaz ki.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bir ülkeyi sevmek, bir sisteme inanmak, kendi iradesini bir insana teslim etmemek böyle bir şey arkadaşlar. Eğri oturup doğru konuşacaksınız.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Şahısları konuşmayalım, sistemi konuşalım Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bizim gözümüzün içine baka baka “Bunun Tayyip Erdoğan’la ne ilgisi var? Bunu ülke için istiyoruz.” demeyeceksiniz arkadaşlar.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Ülke için istiyoruz. Tayyip Erdoğan’a da çok yakışır.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - O zaman şunu söyleyin… Tayyip Erdoğan’a şunu hatırlatmışız, bu Parlamento’da söylemişiz, demişiz ki: “Eğer Cumhurbaşkanını halk seçerse Cumhurbaşkanıyla Başbakan arasında meşruiyet, birbirlerinin alanlarına girme ve çeşitli yetki çelişkileri ortaya çıkar, kriz çıkar.” Sayın Cumhurbaşkanı hem seçilmiş Cumhurbaşkanı hem de seçilmiş Başbakan sistemi kilitler eleştirilerine demiş ki: “Çok da güzel yürür, hiçbir sıkıntı çıkmaz.” sözleriyle yanıt vermiş.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özgür, geliyor, geliyor, yavaş yavaş, başkanlık da geliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bugün geldiği noktada, bakın, ne yapmaya çalışıyorsunuz. Bu sizin Pravda’nız, bu, bu sizin Pravda’nız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Korkunun ecele faydası yoktur!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Geliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sizin yerinize tehdit eden, sizin yerinize günü gelince küfür eden, sizin Pravda’nız burada.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Siz istemezseniz millet istiyor zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ne yazmış bugün? “Ya Başkanlık Ya Kaos” Bunu bir yerden hatırlıyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları, 7 Haziran günü siz iradenizi koydunuz, AKP’yi tek başına iktidardan indirdiniz. Cumhurbaşkanının Başdanışmanı, arkadan da bu gazete “Millet kaosu seçti.” dedi. Şimdi, deniliyor ki: “Ya başkanlık ya kaos.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) 7 Haziran akşamı herkes “Ne kaosu!” diyordu, ülkeye gösterdiniz 1 Kasıma kadar nasıl bir kaos yaşanacağını ve diyordunuz ki: “Biz tek başımıza gelirsek -önce, 400 vekil alınırsa dediniz- kaos duracak, çatışmalar duracak.” Şimdi diyorsunuz ki: “Başkan seçene kadar devam.” Yanarım yanarım, anaların ellerini kınalayıp da askere yollattığı evlatlarının o al bayraklı tabuta sarıldığında ağlayışlarına yanarım. “Ya başkanlık ya kaos.”, yazıklar olsun! Başka bir şey söylemiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Yönettiğiniz dönemdeki şehitler nereye gitti?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, Özgür Bey konuşmasında komisyonları çalıştırmadığımız, parlamenter sistemi ihlal etmeye uğraştığımız, büyük resmin böyle olduğu şeklinde hak etmediğimiz sataşmalarda bulundu…

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Rüyalarınıza giriyor Tayyip Erdoğan, rüyalarınıza giriyor.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Onu başkan yapacağız vallaha.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Olacak Allah’ın izniyle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Mecliste komisyonlar, asli ve tali komisyonlar ilk defa bu usulde çalışmıyor, tali komisyonlar bazen çalışıyor bazen çalışmıyor, bu şekilde rapor veriyorlar. Buradan bir büyük resim çıkartmaya çalışmak çok anlamlı değil, onu belirteyim. Geçmişte de buna benzer çalışmalar oldu. Parlamenter sistemi kimse ıskat etmeye filan çalışmıyor, sonuçta on dört yıldır, AK PARTİ parlamenter sistem üzerinden bir performans ortaya koymaya çalışıyor. Mesele şu: Biz bu parlamenter sistemle yolumuza devam edebilir miyiz -herhâlde, on dört yıla bakarak bunu düşünmeyeceğiz, Türkiye’nin demokratik tecrübesine bakarak düşüneceğiz- yoksa bir sistem değişikliğini tartışacak mıyız? Bakacağımız husus bu.

Şimdi, Özgür Bey’in Sayın Cumhurbaşkanına ilişkin değerlendirmeleri, tabii, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de pozisyonu Sayın Cumhurbaşkanının ötesinde farklı bir adaya angaje olmuş partinin görüşleridir. Elbette saygıdeğerdir, elbette itiraz edecek, muhalefet edecek. Bunları anlarız ama Cumhurbaşkanı seçildikten sonra o makamda bulunan kişinin bu ülkede herkesi temsil eden bir kişi olduğunu unutmadan konuşmak hepimizin boynunun borcu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Keşke öyle olsa da konuşsak!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Seçimlere katılırken, o meşru seçimlerde adayların arkasında yer alırken de siyaset oyununun kuralı ve ahlakı budur, önce bunu belirteyim.

İkincisi: Özgür Bey, öyle anlaşılıyor ki Sayın Cumhurbaşkanına çok takılmış bir siyasal aklı temsil ediyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sadece o değil!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bize diyor ki: “Hatta Başkanlığı bile tartışabiliriz -yanlış anlamadıysam-. yeter ki siz Sayın Cumhurbaşkanını aday olarak göstermeyin.” Demek ki vurgu rejimde değil, içinde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Hayır, yanlış anlamışsınız, öyle bir şey demedi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yok yok, sen yanlış anlamışsın. Öyle demedi ki.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Özgür Bey, Cumhurbaşkanını, Başkanı ne ben seçeceğim ne siz seçeceksiniz, millet seçecek millet, bunu unutmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cevap vermek durumundayım son cümleye istinaden.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen.

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değerli grup başkan vekili biraz önceki konuşmamı dinlerken, ben kendisini tabii bu yoğun haftanın sonunda bir hayli yorgun, bir hayli dalgın görmüştüm, o dalgınlığına veriyorum, bir daha söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi kişilerden bağımsız olarak parlamenter sistemi savunur, başkanlık sistemine karşıdır. Yeni anayasa görüşmelerinde 5 tane kırmızı çizgimiz var; Anayasa’nın ilk 4 maddesi ve parlamenter sistem. Bunu tartışmayız, tartışmaya açmayız, müzakere etmeyiz. İyi niyet testiyse, Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olacak olsa da başkanlık sistemine karşıyız. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Öyle bir şey yok!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama siz Sayın Cumhurbaşkanının başkanlık hayalinin, başkanlık hevesinin peşinde sürüklenen bir siyasi aklı temsil ettiğiniz için -bize yaptığınız benzetmeyi aynen size dercediyorum-…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – “Kâğıttepe”de bile kazanamaz o ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …siz bir başkanlık hayali ve tek adamlık hevesinin, her geçen gün diktatörleşen bir tek adam yönetiminin rüyasının peşinde sürüklenen bir siyasi anlayış olarak meseleyi sadece o taraftan görüyorsunuz.

Ben size bir soru sorayım. Geçen dönem çok sordum, cevabını alamadım. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Bu, darbe anayasası. Neresini düzeltirsen düzelt olmaz, baştan yapalım.” falan. Tabii, etinden, sütünden yağından yıllarca yararlandı; YÖK’ünden, kanun hükmünde kararnamesinden, yüzde 10 seçim barajından. Ama ben Sayın Cumhurbaşkanının bu darbe anayasasına “evet” oyu verdiğini düşünüyordum. Bir gün canlı yayında sıkıştırdılar, “hayır” oyu verdim dedi. Ben o sandığa baktım ve buradan bir soru sordum, dedim ki: Sayın Cumhurbaşkanı 7 Kasım 1982’de hangi sandıkta oy kullandı? O sandıkta kaç tane “hayır” oyu çıktı?

Bu cevabı sizden en kısa zamanda bekliyoruz. Bunun cevabını vermezseniz ondan sonra Recep Tayyip Erdoğan’a gerekli cevabı verirsiniz. Saygılar, sevgiler sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen onun cevabını YSK’dan alabilirsin. Bu kadar âciz misin? YSK’nın sitesine gir, orada var zaten.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, değerli konuşmacı benim dalgın ve yorgun olduğumu, sözlerini yanlış anladığımı ve bu çerçevede yanlış konuştuğumu söyledi. Hak etmediğim bir değerlendirme. Bu çerçevede…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, lütfen bu son olsun, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim, istirham ediyorum. Gündeme geçmemiz lazım.

Buyurun.

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben Özgür Bey’i dikkatle dinledim, CHP’nin bu konuya ilişkin pozisyonunu da biliyorum. Herhâlde arkadaşlar şöyle düşünüyorlar: Nasıl olsa Kemal Bey zaten seçilmez.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Ya bırak ağabey!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ya bırak ya, polemik anca!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - En iyisi biz onu kenara çekelim, belki Tayyip Bey’in de kenara çekilmesini sağlayıcı bir strateji olabilir diye düşünüyor olabilirler, bunu anlıyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Tabii, tabii!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Ama peşinden gelen cümlesinde “Madem başkanlık konusunda samimisiniz, o zaman Tayyip Bey aday olmasın, başka bir başkan adayı bulun.” demesi üzerine onu söyledim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey demedim. Yine cevap vereceğim şimdi.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Öyle demedi Sayın Bostancı.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Seni yapalım istersen Naci Bey.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Şimdi, mesele şu: Kıymetli arkadaşlar, biz seçmeyeceğiz; benim de bir oyum var, senin de bir oyun var. Burada laf yarıştırmanın manası yok.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Millet seçecek, millet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bunu millet seçecek, adaylar milletin önüne çıkacak. Burada kimse üzerinde tahakküm kurmaya çalışmak, laf cambazlığı etmek durumunda da değiliz. Millet eğer Tayyip Bey’i seçiyorsa, siz ne kadar bağırırsanız bağırın, bu millet geçmişte seçti, yine öyle bir durum olursa seçer, Özgür Bey, seçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Çatıları çökmüştü.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - O yüzden, millete ait olan bir hakkı ve yetkiyi burada siyasal dilin mühendisliği üzerinden engellemeye kalkışmak hem imkânsızdır hem de demokrasiye çok uymaz, takdir ederseniz.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) - “Meclisin miadı doldu.” ne demek, onu açıklayın.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 13’üncü sırasına alınmasına; Genel Kurulun, 29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 29 Ocak 2016 Cuma günkü birleşiminde tamamlanması hâlinde 2, 3 ve 4 Şubat 2016 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına; 97 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Sayın Akçay, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Bak, “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” diyor. Siz oraya “Egemenlik kayıtsız, şartsız Tayyip Erdoğan’ındır.” yazdırmak istiyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Aşk olsun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Ya, lütfen…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatibi kürsüye davet ettim. Lütfen…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Ya, Kemal Kılıçdaroğlu aday olamıyor ki zaten.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.

Süreniz on dakikadır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatip kürsüde, lütfen hatibe saygılı olalım.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Adını söylemiyor, Ceyhun Bey, anlamadım neyi savunuyorsunuz. Kemal Bey aday bile olamıyor.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Uğur Bey, sükûnet için bir yardımcı ol bakalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde söz aldım.

Bugün pek çok uluslararası sözleşmeyi görüşeceğiz. Şüphesiz ki, bunların içerisinde ülkemizin yararı ve çıkarları için pek çok düzenleme, sözleşme vardır. Hatta bazılarında çok büyük gecikmeler vardır; örneğin, suç gelirleri ve terörün finansmanıyla ilgili sözleşmeler çok gecikmiş sözleşmelerdir. Onu bir an evvel buradan kabul edip geçirmemiz gerekir.

Değerli arkadaşlar, hepimizin Parlamentoyu, Meclisi etkili ve güçlü hâle getirme gibi bir görevimiz vardır. Bu, bütün partilerin, bütün grupların, burada yer alan bütün milletvekillerinin bir görevidir, öyle olmalıdır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu görev bilinciyle hareket ediyoruz. O nedenle, Parlamentonun daha etkili, daha güçlü, daha olumlu kararlar almasını ve bunun, mümkün olduğu ölçüde, belli bir zamanlama içerisinde geçmesini temenni ediyoruz. Sizler de takdir edersiniz ki ve aziz milletimiz de çok iyi biliyor ki Milliyetçi Hareket Partisi, öteden beri bu anlayış içerisinde, ülkemizin yararına ve menfaatine olan düzenlemelerin bir an evvel geçmesi için gayret göstermektedir. Gereksiz, birtakım sürüncemede bırakma, zamana yaydırma gibi bir gayretimiz olmaz çünkü bizim ilkemiz ve tutumumuz bellidir “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” diyen kadrolarız. Ancak, özellikle kamuoyunda görüyoruz ki, değerli arkadaşlar, Parlamento tahkir edilmek isteniyor bir kısım kesimler tarafından. Yani, dolaylı yönlerle birtakım rejim değişiklikleri isteyen, şahsi ve keyfî yönetim anlayışını tahakkuk ettirmek isteyen bazı kesimler, alttan alta, toplumun şuuraltını Parlamentonun etkisizliği, güçsüzlüğü ve yararsızlığı gibi bir propaganda taarruzu ve tasallutu altında bırakmaktadır. Parlamentoyu, bu yüce Meclisi savunmak da yine hepimize düşüyor.

Özellikle, geçmişte ara ara fakat son zamanlarda sıklıkla, malumunuz, Anayasa ve başkanlık tartışmaları gündeme getiriliyor. Tam Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulmuş, bütün partiler burada görev yapacak üyelerini belirlemiş iken dışarıdan, kim olursa olsun, ister cumhurbaşkanı veya yurt dışı odaklar da…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Tartışılacak bu konular tabii ki, milletten niye gizleyeceğiz, tartışılacak bunlar.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Boşuna laf atma, istediğin zaman tartışırız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Laf atma değil, bunlar tartışılacak. Başkanlık da tartışılacak, Parlamento da.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Baktın, işinize gelmiyor, benim insicamımı bozma böyle olumsuz şeylerle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bu anayasa tartışmalarına, bu çalışmaları iyi niyetle yürütecek kurumsal yapıları, kişileri ve grupları, onların çalışma düzenini, uyumunu bozacak müdahalelerden kaçınmak gerekir. Daha evvel de defalarca ifade ettiğimiz gibi, tabii, bütün grupların, bütün partilerin de kendi belli ilke ve esasları vardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak da dün, bugün ve gelecek perspektifini; devlet ebet müddet felsefesini de dikkate almak suretiyle biz de Anayasa’ya ilişkin görüşlerimizi defalarca aziz milletimizle paylaştık. Anayasa’nın ilk 4 maddesine ilişkin hususlar, vatandaşlık tanımı, millî kimliğimiz ve üniter yapımızla ilgili ilkelerimiz olmazsa olmazlarımız, ülkemizin, milletimizin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin, evlatlarımızın ve torunlarımızın geleceği bakımından hayati önemi haizdir. Onu birtakım şahsi hırslara, kişisel emellere feda edemeyiz.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede baktığımızda Sayın Cumhurbaşkanının kaymakamlara bazı tavsiyeleri oldu, yani işte “Mevzuata uymayın.” gibi. Şimdi, “mevzuat” deyince bir Cumhurbaşkanı için önce Anayasa gelir, kanunlar gelir, hukuk gelir. Kanunu ve hukuku devlet adına, mülki idare adına uygulaması gereken, fevkalade hassas görev yapan kamu görevlilerine, mülki yöneticilere böyle bir tavsiye, başlı başına hukuksuz ve kanunsuz bir telkindir. Ben inanıyorum ki kaymakamların büyük çoğunluğu buna uymayacaktır ve buradan da kendilerine tavsiye ederim ki hukuktan ayrılmasınlar. Mevzuatı da milletin, vatandaşın, ülkenin yararına en iyi şekilde kullanmaya özen göstermelerini tavsiye ederim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ikide bir, zaman zaman sıkışınca -efendim işte başkanlık sistemi- Milliyetçi Hareket Partisinin Kurucu Genel Başkanı merhum Başbuğ’umuz Alpaslan Türkeş’e atfedilen “Efendim, Türkeş de başkanlık sistemi istiyordu.” diyerek kendilerine bir alan ve müttefik bulma gayretlerini yıllardan beri biliyoruz. Yalnız, daha şu sorumuz cevabını bulmuş değil. Biz onları her zaman açıkladık, yine özetle açıklayacağım. Sayın Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanı 1993 yılında başkanlık sistemiyle ilgili olarak dedi ki: “Bu başkanlık sistemi, bir özentidir, ABD emperyalizminin de bir tavsiyesidir.” Buna, o çok açık, net sözlerle de başkanlık sistemine karşı çıkmıştır. Bize, Başbuğ Türkeş üzerinden “Başbuğ başkanlık sistemi” argümanını geliştirmek isteyenlerin önce bu çelişkilerini ortadan kaldırmaları gerekir, bir.

Gelelim ikinci maddeye: 1969 yılından beri Milliyetçi Hareket Partisinin ne programında ne seçim beyannamesinde ne de bir resmî dokümanında hiçbir zaman başkanlık sistemi savunulmamıştır. 1961 Anayasası’nın o 2 meclisli, çift başlı sistemi her zaman eleştirilmiş ve bunun kaldırılacağı ifade edilmiştir. Bu da bilinen bir husustur; 1968 yılında “Temel Meseleler” kitabında bahsedilmiş, “Dokuz Işık” kitabının da çeşitli baskılarında yer almıştır.

Yalnız, şunu da bilmeleri gerekir: Özellikle Özal döneminde merhum Başbuğ’umuz bizlere, o dönemdeki yöneticilere -elbette onlar da gerekli açıklamalarını yapmışlardır- Özal’ı gördükten sonra bu başkanlık sisteminin, Türkiye’nin geleceği, yönetimi bakımından fevkalade tehlikeli olabileceğinin görüldüğünü de ifade etmiştir. Dolayısıyla, Fransa’ya git Fransa modeline özen, Amerika’dan dönüşünde “Amerikan başkanlık sistemi” de, efendim, sonra “Başbuğ Türkeş de istiyordu.” Biz, tabii, dokuz ışığın benimsenmesinden çok büyük memnuniyet duyarız fakat bir kavramı bağlamından kopararak tek başına ele almak doğru olmaz, bir tutarlılık için -dokuz ışığın- kapsamlı bir benimsenme olması gerekir. Ama geçmişte birtakım söylemlerle nasıl suçlandığını da pekâlâ görüyoruz.

Derin bölücü faaliyetlerin olduğu, âdeta teröre ve teröriste yol verildiği ve ülkenin bölünmenin eşiğine neredeyse sürüklendiği bir dönemde bu tartışmaların son derece tehlikeli ve yanlış olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla “Ne istediniz de yapamadınız?” diyoruz, yani Sayın Cumhurbaşkanı ne istedi de yapamadı? Bunun da kamuoyuna açıkça deklare edilmesi gerekir. “Madde 1- Ben ne dersem o olur. Madde 2- Benim haksız olduğum durumlarda 1’inci madde geçerlidir.” Sayın Erdoğan’ın anayasa anlayışından çıkardığım bu, 2 maddelik anayasa.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Yüzde 52 ne derse o olur!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Şimdilik, onları ileriki konuşmalarımızda ifade etmek üzere, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinde aleyhte olmak kaydıyla ikinci ve son söz, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’e aittir.

Sayın Demirel, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, bu öneri üzerinde aleyhte söz aldık çünkü bizler her zaman için yasama organı olan Parlamentonun çalışması ve görevini yerine getirmesi gerektiğine inanıyoruz. Zaten 7 Hazirandan 1 Kasıma kadar Parlamentoyu çalıştırmayan bir zihniyet, bir anlayış söz konusuydu. Bugün yine aynı şekilde önümüzdeki hafta Parlamentonun çalışmasına izin verilmemesiyle ve iktidar partisi AKP’nin öneri olarak getirdiği, aynı zamanda iktidar partisini destekleyen ve haftaya çalışmayı istemeyen CHP ve MHP gruplarının da onayladığı bir durumla karşı karşıyayız. Biz, bugün halkımızın iradesiyle buraya geldiysek halkın sorunlarını burada çözmek zorundayız. Parlamento çalışmazsa, halkın sorunları burada çözülmezse, dile getirilmezse acaba nerede çalışacağız, nerede dile getireceğiz? Evet, bugün Türkiye’nin her yerinde, başta Sur, Cizre ve Nusaybin olmak üzere, buralarda kan, gövdeyi götürürken biz Parlamentonun işlevsiz kalmasını istiyoruz. Bu, kabul edilecek bir durum değildir, bunu katiyen reddettiğimizi bir kez daha ifade etmek istiyor, muhalefet partilerini de bunu reddetmeye çağırıyoruz.

Tekrar ifade ederim ki daha bu, gündeme alınmadan, tartışılmadan, onaylanmadan ne yazık ki komisyonların bile, Bütçe Komisyonunun bile tatil edilmesi kararı olarak oraya iletilmesini de yadırgıyoruz. Daha alınmamış bir kararın ya da Bütçe Komisyonunun hiç gündemine almadığı, orada değerlendirmediği, sadece Parlamentonun gündemine gelen bir durumun ifade edilmesiyle, daha onaylanmadan oraya ifade edilmesini de gerçekten hukuka uygun görmediğimizi bir kez daha ifade ederek aktarmak istiyoruz.

Evet, bu kadar ciddi sorunların yaşandığı bir ülkede, defalarca ifade ettik, bir kez daha ifade ediyoruz, işsizliğin, emekçinin, yoksulun sorunlarını çözemeden, kadının, çocuğun geleceğini belirlemeden, Parlamento, görevini yerine getirmeden bundan sonraki süreci öremez. O yüzden, bir kez daha, başta Cihan Karaman’ın AİHM’in tedbir kararına rağmen yaralıyken hastaneye götürülmemesi sonucu yaşamını yitirmesi ve onun yaşamını yitirdiğinin haberini alan yurttaşların cenazeyi almak için gittiği yerde, vahşet bodrumunda 28 yurttaşımızın yedi gün boyunca orada bekletildiği ve hâlâ alınmadığını ifade ediyoruz. Şu anda, yedi gün içerisinde yaşamını yitiren 6 kişiye ve orada ağır yaralı olarak bekletilen 3 kişiye ve yedi gün boyunca su bile verilmeyen, “su” diye bağıran, inleyen yaralılara karşı hâlâ iktidar partisi, hâlâ İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Millî Savunma Bakanı görevini yapmamıştır, hâlâ ambulans giderek oradaki yaralıların hastaneye kaldırılması gerçekleşmemiştir. Bu ülkenin sorunlarını nasıl çözeceğiz? Daha yaralı 22 kişiyi bir bodrumdan hastaneye götüremiyorsak biz nasıl bu ülkenin sorunlarını çözeceğiz? Biz bunu sormak isteriz. Hükûmet yetkililerine soruyorum: Acaba bu ülkenin sorununu Hükûmet mi çözecek, iktidar partisi mi çözecek, yoksa yereldeki, orada bulunanlar mı çözecek?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz çözeceksiniz, siz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Oradaki polis, asker mi çözecek? Yetki orduya mı devredildi, yoksa Hükûmet mi bu sorunları çözecek? Madem Hükûmet çözecekse neden şimdiye kadar çözmedi? Bunu bir kez daha soruyoruz. Eğer çözemiyorsa bu güçler kimlerdir, nereye bağlıdır? Bunların açıklanması, Hükûmet tarafından Parlamentoya açıklanması ve söylenmesi gerekiyor.

Evet, Cumhurbaşkanı ifade etti, kaymakamlara, muhtarlara “Bir şey olursa bana söyleyin, beni arayın, bizzat beni arayın.” dedi. Yani, bugün, soruyoruz, öğrenmek istiyoruz: Cizre Kaymakamı, Şırnak Valisi bu sorunu çözmüyor, ambulansın geçişine izin vermiyorsa bu talimatı kimden alıyor? Bunu öğrenmek istiyoruz. Tekrar soruyoruz, bu soruların cevabını öğrenmek istiyoruz.

Bunu bir kez daha ifade edeyim ki şu anda milletvekillerimiz Bakanlıkta, otuz altı saat boyunca İçişleri Bakanlığıyla görüşme yapıldı fakat çözülemedi, çözülemediğini hep birlikte biliyoruz. Çözmek için, oraya giden insanların yaşaması için, yaşamasını sağlamak için milletvekilleri, grup başkan vekilimiz dâhil olmak üzere açlık grevine bedenlerini yatırdı. Üç gündür sadece hastaneye yaralıların götürülmesini sağlayamadığımız için milletvekillerimiz açlık grevine girdi. Grup olarak, HDP Grubu olarak bugün bu sorun çözülmezse bütün gruptaki arkadaşlarımızın kararıyla bu sayıyı daha da artırarak açlık grevine gireceğiz.

Evet, bizim partimizin milletvekilleri bölgede. Nerede? Mardin’de, Diyarbakır’da, Şırnak’ta, halkın yanında. Halkın yaşadıklarını bizzat onlarla birlikte görerek, onların yanında bütün yaşamlarıyla birlikte, iç içe, yaşananlara ortak olmaktadır.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Organize işler!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Orayı Kerbela’ya çevirdiniz, hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Daha hâlâ konuşuyorsun!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Şunu söyleyelim, şunu bir kez daha ifade etmek istiyorum: Değerli milletvekilleri, bizim zaten yarıdan fazla milletvekilimiz Şırnak’ta, Mardin’de, Diyarbakır’da.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Teröristlerle birlikte!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Başkan, sözünü geri almasını istiyorum.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ayıp, ayıp!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Sözünü geri almasını istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Milletvekillerimize söylediği sözü -tutanaklardan alıp- geri almasını ve ona iade edilmesini istiyorum, sözünü geri almasını istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Milletvekillerimiz halkın içindedir, yaşananları bizzat görüyor. Gelin, birlikte gidelim. Şunu ifade ediyorum, net bir şekilde söylüyorum: Savaş alanında bile bir hukuk vardır, bir insanlık vardır; koridor açılır, bir heyet gider, oradaki yaralıları o koridordan alır getirir hastaneye, nereye götürmesi gerekiyorsa yaralıları tedavi etmek için götürür, hastaneye götürür, sağlık merkezine götürür. Şu anda gelin, buradan çağrıda bulunuyorum, MHP de, AKP de, CHP de, biz de dâhil olmak üzere -biz hazırız- birlikte gidelim, bir koridor oluşturalım, hep birlikte gidip yaralıları kendimiz çıkaralım, eğer çıkaramıyorsak… Bu Parlamento görevini yerine getirmelidir, eğer Hükûmet, Bakanlıklar bunu gerçekleştiremiyorsa o zaman bu Parlamento, bu sorumluluğu almalı ve bir koridor oluşturarak bunu yerine getirmelidir.

Çok net ifade ederim ki şimdi yaşananları sadece bir algı yanıltmasıyla ele alamazsınız. İfade ediyoruz ki o ambulanslar oraya gitmemiştir, çok net söylüyoruz. Bize şu söyleniyor: “112 ambulansları gitmiş ve orada bekletiliyor.” ama zaten oradaki yetkililerin ve Bakanlığın da bilgisi dâhilinde belediye ambulansı ve sağlık personelleri oraya ilerledi ve ulaşamadı ve bütün isimler oraya verildi. Kim tarafından engellendi? Çok net söylüyoruz: Zırhlı araçlardan açılan ateş sonucunda engellendi, bunun görüntüleri var, bunların görüntüleri var. Orada isimleri belirlenen ve yaralıları almaya gitmeye çalışan sağlık personelleri, isim verildiği hâlde gözaltına alınıyor yani “Ya öleceksiniz ya da sizi tutuklayacağım.”

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Mehmet Karakuş linç edilmiş “HDP bizi kandırdı.” dediği için, şu ses sanatçısı, “Çiyager” linç edilmiş, onun da görüntüsü var mı?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Ne alakası var bu konuyla ya!

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Güya barıştan söz ediyorsunuz, linç edilmiş, ne yaptınız, bir söyleyin.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim sayın milletvekilleri.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Çok net söyleyelim: Sağlık personellerinden Abdülaziz Yural… Sağlık emekçilerini kimin katlettiği ortadadır, Abdülaziz Yural, Şeyhmus Dursun ve Eyüp Ergen. Eyüp Ergen için ifade etti Bakan, biz birlikte gidelim, aileleriyle görüşelim, kimin katlettiği bütün sosyal medyada, kameralarda çok açık bir şekilde ifade ediliyor ve görüntüleri mevcuttur. Yani valinin, yerel güçlerin yalan yanlış bilgilerine, Parlamento ve bakanlar buna, bu yanlış bilgilere izin vermemelidir.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sizin bütün konuştuklarınız yalan!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Eğer inanıyorsanız gelin hep birlikte gidelim, eğer varsanız birlikte gidelim, bütün sorunları orada birlikte görelim. Verdiğimiz araştırma önergelerine “Evet.” deyin ve size güvenelim diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnceöz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, az evvelki hatip, hem grubumuza hitaben ilzamda bulunmuştur ciddi bir şekilde hem de Parlamentoya ciddi bir şekilde, tehditvari bir konuşma yapmıştır, buna cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın İnceöz?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biraz evvelki konuşmasında yine, ölümlerden AK PARTİ Hükûmetini, iktidarını ve her birimizi burada sorumlu tutmuştur, bununla beraber, tehdit içeren de sözler sarf etmiştir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakikayı geçmesin lütfen.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, bu kürsü, milletin kürsüsü ve bu kürsüye çıkan milletvekili arkadaşlarımızın milleti temsilen sözcülük yapmaları gerekiyor. Burayı birkaç gündür, birkaç aydır hatta, meşgul eden başka konular oldu. Burada çıkıp milletvekillerini tehdit ederek “Şunu yapmazsanız bu böyle olacak, bunu yapmazsanız bu böyle olacak.” diye, bu kürsüden terör örgütünün sözcülüğünü yapmaya kimsenin hakkı yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Öncelikle, kimin temsilciliğini, kimin sözcülüğünü yapıyoruz, bunun ayrımının iyice ortaya çıkması lazım.

Burada, baştan aşağı gelip gerçekten gerçeklerle ilgisi olmayan birkaç gündür, özellikle bu haftanın başından itibaren Faysal Sarıyıldız’ın ve 24 kişinin olduğu yerden bahsediliyor. Bununla ilgili bilgiyi verdik. Ambulanslar geliyor güvenli bir bölgeye kadar ama ötesine hem çukurlardan hem de nereden geldiği belli olmayan ateş açmaların neticesinde öbür tarafa gidemiyor demiştik. İşte, bugün o bölgede, Cizre’de sabah 07.05 sıralarında Faysal Sarıyıldız’ın ve birkaç gündür Parlamentoyu meşgul eden konu, baştan aşağı yalan olduğunu söylediğimiz, “Yaralılar var.” denilen noktadan teröristlerce ateş açılıyor ve 5 kişi yaralanıyor, bunlardan bir tanesi Jandarma Uzman Çavuş –Allah rahmet eylesin- şehit oluyor Yusuf Haldun Uslu, diğerleri de parmağından, bacağından ve diğer uzuvlarından yaralı bir şekilde… Hani oralarda yaralı vardı? Hani ambulanslar gelmiyordu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ambulansları oralarda güvenli bölge şeklinde götürelim derken bir uzman çavuşumuz şehit oluyor ve diğerleri de yaralanıyor. İşte bu kürsüye geldiğinizde oradaki Kürt kardeşlerimizi, Türkiye’deki 78 milyon vatandaşımızı aldatıcı şekilde konuşmayacaksınız, gerçekleri konuşacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Orada mıydın, nereden biliyorsun?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Bununla beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın lafından, çok doğru söylüyor, şunun için doğru söylüyor. Karşınızda hendek kazan, çukur kazanlara karşı mevzuatı uygulayın diyor.

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Buradan konuşmak kolay öyle. Git o bölgeye o zaman.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Gelin, görün, buradan konuşmayın. Biz oradayız.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, teşekkür ediyoruz.

Süreniz dolmuştur.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Nasıl bir diktatör ki… Millete rağmen iş yapmayacağını beyan eden bir diktatörü tarif ediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Çok net olarak grubumuza ve bize yapılan ithamlardan dolayı söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Tam olarak ne söyledi? Çünkü ben…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Terör örgütünün sözcülüğünü yapan…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Neler söylemedi ki Sayın Başkan ya!

BAŞKAN – Ben bunu sormak durumundayım arkadaşlar, İç Tüzük’e göre herkese. Ben yok demedim.

Buyurun, tamam.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Herkese sormuyorsunuz, sadece bize soruyorsun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başka gruplara sormuyorsunuz ama.

BAŞKAN – İlknur Hanım’a da sordum, herkese soruyorum. Hayır, o, benim görevim. İç Tüzük’e göre ben kimin, niçin söz istediğini sormak durumundayım.

Buyurun Sayın Demirel.

İki dakikada yeni bir sataşmaya meydan vermeden…

5.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Dağ başı mı burası? Allah, Allah! Sormak zorunda. Aç İç Tüzük’ü oku, öğren.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ne diyorsun sen? Ne bağırıyorsunuz ya? Ne oluyor, ne oluyor?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Bağırmıyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Şimdi, yalan yanlış bilgi buradan çok net ortaya çıkıyor arkadaşlar.

Arkadaşlar, grup başkan vekili şunu söylüyor… (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar) Arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Başkanım, böyle de konuşulur mu?

BAŞKAN – Sizin grubunuza da söylüyorum, öbür gruba da, hepsine söylüyorum.

Lütfen arkadaşlar…

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Yani yeniden başlatsanız, ben bir cümle bile kullanamadım Başkanım.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Tamam, teşekkür ediyorum Başkanım.

Şimdi, söylediklerinizin ne kadar yanlış olduğunu şuradan ifade edeyim ki Sayın Faysal Sarıyıldız o bölgede bile değil. Çok net söyleyeyim, o bölgede bile değil.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Silah götürüyor, silahı nereye götürüyor, ne yapacak? Faysal, silah mı taşıyor?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – O ara kendisi Cizre’dedir, kendisi Şırnak Milletvekilidir, Cizre Milletvekilidir. Kendisi bodrumun olan kısmında değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Cizre’de dedim, Cizre’de.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Keskin nişancıların yanında mı? Faysal, keskin nişancıların yanında mı?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Sayın grup başkan vekiliniz diyor ki: “Faysal Sarıyıldız ve içinde olanlar oradadır.” Faysal Sarıyıldız’ı hedef seçen AKP’ye ben buradan çok net ifade ediyorum. Burada bütün arkadaşlar, biraz önce de söylendi…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sözümü çarpıtma!

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyelim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - …milletvekillerimize söz söylenmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz, bunu bir kez daha ifade edelim. O da bu Parlamentonun bir üyesidir.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Faysal, silah mı taşıyor oraya?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – O zaman gelip Parlamentoda olacak, teröristlerin sözcülüğünü yapmayacak.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen mi belirleyeceksin Başkan, sen mi belirleyeceksin? Hayret bir şey ya, sizin milletvekilleriniz hepsi niye burada değil?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Faysal Sarıyıldız, bu Parlamentonun bir üyesidir. Cizre’den seçilmiş bir milletvekilidir. Orada olacak, tabii ki orada olacak, milletvekilidir orada olacak, halkın yanındadır. Sizin gibi, yalan yanlış bilgiler vermiyor. Sizler, Faysal Sarıyıldız hakkında söylediğiniz sözlerin hepsini geri alacaksınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Yok canım!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) - Biz buna hukuki işlemleri de başlatacağız, bütün tutanakları da çıkartacağız. Faysal Sarıyıldız insanların yaşamını kurtarmak için mücadele ediyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teröristlerin yaşamını kurtarmak için, teröristleri kaçırmak için orada mücadele ediyor!

ÖMER ÜNAL (Konya) – Gelsin vekillik yapsın burada, gelse ya.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Gelin bir gün iki saat Cizre’ye gidelim, sizi Cizre’ye davet ediyorum, iki saat gidelim. Yolları açalım, iki saat gidelim Cizre’ye, Cizre halkının yanında olalım. Faysal Sarıyıldız bodrumun bulunduğu noktada değil, onu bir kez daha ifade edelim. Yalan yanlış bilgiler size bu şekilde iletiliyor, o yüzden bu kadar yalan yanlış bilgilere sahip bir şekilde burada kalkıp konuşuyorsunuz.

ÖMER ÜNAL (Konya) – Sizin bilgileriniz doğru…

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – O yüzden burası Hükûmet, iktidar, bugün bakanlar, yalan yanlış bilgiler yüzünden sorunu çözemiyor. Oradaki bilgiler size yalan ve yanlış olarak ifade ediliyor. Bunu çok net ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.25

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, ülkemizin Latin Amerika ve Karayipler’e açılım politikasının parlamenter diplomasi boyutunun da güçlendirilmesi kapsamında TBMM’nin Latin Amerika Parlamentosuna (PARLATINO) bölge dışı gözlemci üye olmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 13/1/2016 tarih ve 2 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/462)

28/1/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Ülkemizin Latin Amerika ve Karayipler’e açılım politikasının parlamenter diplomasi boyutunun da güçlendirilmesi kapsamında, TBMM’nin Latin Amerika Parlamentosuna (PARLATINO) bölge dışı gözlemci üye olması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 13 Ocak 2016 tarih ve 02 sayılı Kararı’yla uygun bulunmuştur.

Söz konusu PARLATINO’ya gözlemci üye olma hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                               İsmail Kahraman

                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                     Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen unsurlar ile boşanma olaylarının araştırılması amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Aile bütünlüğünü olumsuz etkileyen unsurlar ile boşanma olaylarının araştırılması amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/354) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:64) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 64 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var. Nasıl yok?

BAŞKAN – Nerede söz talebiniz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var Başkan, biz konuşmak istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam da, bunu önceden bildireceksiniz arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Maddede artık konuşun.

BAŞKAN – Tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Madde üzerinde söz vereceğim size.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, tümü üzerinde Mehmet Emin Adıyaman arkadaşımız konuşmak istiyor.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman.

Buyurun Sayın Adıyaman.

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, uzun bir süredir bölgede sokağa çıkma yasakları uygulanmakta ve bu sokağa çıkma yasakları süresi boyunca gerek asker, polis gerek sivil vatandaşlarımızın ve yine resmî açıklamalara göre, gerillaların öldüğünü, neticede bu ülkenin çocuklarının ve bu ülkenin anne ve babalarının gözyaşlarının aktığını görmekteyiz. Defalarca bu kürsüde sokağa çıkma yasaklarının iç hukukumuz açısından hukuki dayanağının bulunmadığını, bunun fiilî bir durum olduğunu, esasen mevcut Anayasa ve iç mevzuata aykırı olduğunu dile getirdik. Her ne kadar Hükûmet bu sokağa çıkma yasaklarının dayanağını 5442 sayılı Yasa’nın 11’inci maddesine dayandırıyorsa da bu bizce ve mevcut Anayasa’ya göre aslında dayanaksız ve valilerin karar alamayacağı bir durumdur. Bunu nereden çıkarıyoruz? Anayasa’nın 13’üncü maddesi özgürlüklerin hangi koşullarda sınırlandırılacağını açıkça ortaya koymuştur. Keza bununla bağlantılı olarak Anayasa’nın 119, 120 ve 122’nci maddesine kadar devam eden hükümlerinde ülkede olağanüstü durumların, olağanüstü koşulların ve hâlin, hatta sıkıyönetimin yine hangi koşullarda, hangi şartlarda ilan edileceğini ve ilanın prosedürünü açık bir şekilde ortaya koymuştur.

HALUK İPEK (Amasya) – Sayın Başkan, hatibin konuşmasının sözleşmeyle ne ilgisi var?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, iktidar bu anlaşmalara uymadığı gibi, bu hükümlere uymadığı gibi, yine, Türkiye’nin imzaladığı uluslararası anlaşmalara da uymamaktadır. Bildiğiniz gibi, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uluslararası anlaşmaların iç hukukumuz açısından bağlayıcı olduğunu, hatta insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere karşı Anayasa Mahkemesine de itiraz edilmeyeceğini hüküm altına almıştır. Dolayısıyla, Türkiye’nin imzaladığı temel insan haklarına ilişkin sözleşmelerin başında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nin 1’inci maddesi “Bütün insanlar doğduğu anda eşit doğar ve eşit haklara sahiptir.” hükmünü içerir. Yine, 2’nci maddesi ırk, renk, cinsiyet, dil, din gibi özelliklerinden dolayı ayrımcılığa tabi tutulamayacağını; 3’üncü maddesi yaşama hakkının egemen devletler tarafından güvence altına alınmasını; 5’inci maddesi işkence yapılamayacağını, zalimce uygulamaların uygulanamayacağını ve insan onuruna aykırı uygulamaların yürütülemeyeceğini garanti altına alır. Ve devamı 9, 10, mülkiyet hakkı, seyahat hakkı, ifade özgürlüğü hakkı gibi temel insan haklarına ilişkin birçok hakkı güvence altına almış.

Türkiye, 6 Nisan 1949 tarihinde bu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni imzalamıştır. Bugün sokağa çıkma yasağıyla hayata geçirilen şey, Türkiye'nin 1949 yılında altına imza attığı bu sözleşmedeki hakların tümünün ayaklar altına alındığının açık bir göstergesi. Seyahat hakkı sokağa çıkma yasağıyla ihlal ediliyor, mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir, yaşam hakkı ihlal ediliyor, daha da önemlisi bölgenin etnik ve kültürel yapısından dolayı açık bir şekilde ayrımcılığa tabi tutuluyor. Kaldı ki Ceza Muhakemesi Kanunu ve yine uluslararası sözleşmelerin açıkça ifade ettiği “suçun şahsiliği” prensibi de ihlal edilerek, örneğin, Cizre’de, Sur’da ya da Silopi’de “Terör örgütü mensupları vardır.” gerekçesiyle, böyle bir gerekçeye sığınılarak toplu bir cezalandırma sistemi uygulanmaktadır.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Hatip, Peru’yla ilgili bir şeyler söyleyin.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Varsayalım ki, iktidarın iddia ettiği gibi orada birtakım silahlı kişiler olsa bile 120-130 bin kişilik bir topluluğu toplu olarak cezalandıramazsın.

Değerli arkadaşlar, İnsan Hakları Beyannamesi’ni güçlendiren ve onun paralelinde, biliyorsunuz bir de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi vardır. Türkiye bu sözleşmeyi de imzalamıştır. Bu sözleşme de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki hükümleri daha somut, daha açık, daha net bir şekilde açıklamakta ve güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili hükümlerini, yine yaşam hakkı, ayrımcılık yapmama, ikametgâh, seyahat ve ifade özgürlüğü gibi haklarını da yine mevcut Hükûmet, keyfî, dayanaksız ve yereldeki valinin talimatıyla ayaklar altına almaktadır. Aslında burada işlenen ciddi bir anayasal suçtur. Zira Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, bütün bu hükümleri, bu uluslararası anlaşmaları Anayasa hükmü olarak değerlendirmekte, hatta Anayasa Mahkemesine itirazının bile kabil olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde Türkiye’nin de yaptırımını kabul ettiği, yargılama hakkını kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, son dönemde sadece Cizre’ye ilişkin beşe yakın ihtiyati tedbir kararı, yürütmenin durdurulması kararı vermesine rağmen, Hükûmet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu yürütmeyi durdurma kararlarını da hayata geçirmemiş ve hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilen 5 kişi yaşamını kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlar, buradaki temel sorun, Türkiye’de, sadece mevcut Hükûmetin, sadece Sayın Cumhurbaşkanının “Mevzuatı bir tarafa bırakın, iç hukuku bir kenara bırakın, kendi bildiğinizi uygulayın.” cümlesinden hareketle iç hukuku hiçe saymaktan ibaret değil. Aynı zamanda mevcut Hükûmet, uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükleri de yerine getirmemekte, uluslararası sözleşmelerden doğan hakları da keza âdeta bir kenara atmaktadır. Mesela Kürt sorunu öyle ciddi bir sorun ki, Türkiye’de demokratikleşmenin önünde o kadar büyük bir engel ki, bütün bu anlattığımız sözleşmeler gibi, örneğin Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nı incelediğimizde, Türkiye’nin bu Yerel Yönetimler Şartı’ndaki pek çok hükme, pek çok karara çekince, maddeye çekince koyduğunu görmekteyiz. Nedir buradaki çekincelerin temel mantığı? İşte mantık şu: Bu çekinceleri kaldırdığımız zaman, altındaki imzayı, çekincelere ilişkin imzayı geri çektiğimizde Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’ndan doğan yerel yönetimlerin, özerk yönetimlerinin oluşabileceği. Dolayısıyla, doksan yıldır bu ülkede bir fobi hâline gelen Kürtler, Kürtlerin bölünme korkusu, endişesi bu çekincelerin hâlâ devam etmesinin en büyük nedenlerinden biridir. Ama gerçek şu ki uluslararası evrensel hukuk kurallarının, uluslararası bu sözleşmelerin ve dünyanın, özel olarak da Avrupa’nın kabul ettiği Yerel Yönetimler Şartı’ndaki hükümler, Türkiye’de de Avrupa’da da doğrudan demokrasinin, gerçek demokrasinin uygulanmasının vazgeçilmez kurallarıdır.

Yerel demokrasinin, demokratik bir sistemin inşasının öncelikli yolu, Yerel Yönetimler Şartı’nda da ifadesini bulduğu gibi, ademimerkeziyetçi bir sistemin inşa edilmesidir. Bunun, tarihte sosyolojik gelişme sürecinin doğal sonucu olarak da varmamız gereken nokta bu.

Hepinizin bildiği üzere, devletlerin ortaya çıkış süreçleri Antik Çağ Yunan site devletleri. Orta Çağ’da bu devletlerin ya din kimliği üzerinden veya mezhep kimlikleri üzerinden imparatorluklaştıklarını ama ademimerkeziyetçi konumlarını da devam ettirdiklerini görüyoruz.

Kapitalist çağın burjuva ideolojisinin oluşturmuş olduğu ulus, tekçi ulus devlet anlayışı 1700’lü yıllardan günümüze miadını tamamlamıştır. Dünyada bunun pratiğini, bunun nasıl çözüldüğünü hepimiz her gün görmekteyiz.

İşte 21’inci yüzyılda ademimerkeziyetçiliğin hâkim olduğu, yerel yönetimlerin güçlendirildiği, toplumsal aidiyetlerin, farklılıkların yerel düzeyde kendisini örgütleyebildiği, kendisini karar sürecine katabildiği ve tekçi ulus anlayışı yerine çoğulcu, demokratik ulus paradigmasını inşa edebilen devletler, bu kapitalist modernitenin veya kapitalist çağın ulus devlet kültüründen, ulus devlet yapısından kendisini kurtarabilmiş ve bütün sorunları aşabilmiştir. Maalesef, bunu aşamayan ülkeler, hâlâ bu sistemle iç sorunlarını aşamadığı gibi, iç çatışmalar ve giderek parçalanmayla yüz yüze kalmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye’de de önemli bir sorun olan Kürt sorununun çözümü noktasında, idari ve siyasi olarak Anayasa’nın durumunu ve yıllardır sorun üreten idari yapının gözden geçirilmesi gerektiğinin bir zorunluluk olduğunu görmekteyiz. Yaşanan süreci ve hepimize acı veren, otuz yıldır birçok insanımızın canına ve milyarca dolar ekonomiye mal olan Kürt sorununun çözülebilmesinin, bir çözüme kavuşmasının ve demokratik bir cumhuriyete ve demokratik bir ulusa ortak vatanda ulaşabilmemizin örnekleri, modelleri dünyada çoktur.

Bakın, İrlanda’da yıllarca benzer sorunlar yaşandı ama İngiltere, yıllarca, bastırmacı, şiddetle, inkârla sorunun devam edemeyeceğini, bir şekilde bu sorunun çözülmesi, müzakereyle ve demokratik yöntemlerle sonuca ulaşmasının yolunu buldu ve Kuzey İrlanda sorununu, hepinizin bildiği gibi, çözüme ulaştırdı.

Yine, Kolombiya’da yıllardır devam eden FARC gerillaları ile Kolombiya Hükûmeti arasında, yine binlerce insanın ölümüne neden olan süreç giderek barışa, giderek demokratik çözüme ulaşmaktadır.

Daha da önemlisi, Türkiye'nin bizzat rol aldığı, Türkiye'nin bizzat görev üstlendiği ve çözüm sürecinde başaktör olduğu Moro İslami Kurtuluş Cephesi ve Filipinler Hükûmeti arasında yaşanan mesele. 1960’lı yıllarda kurulan Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi çeşitli görüşmeler yapıp, 1980’li yıllarda Hükûmetle yarı özerklik konusunda varılan anlaşma üzerine Moro Ulusal Kurtuluş Cephesinden ayrılan İslami Kurtuluş Cephesi bu yarı özerklik anlaşmasını kabul etmeyerek 1981 yılından bu tarafa Filipinler’de silahlı mücadele vermiştir. Ama pek çok görüşmelere, pek çok görüşmelerin sonuçsuz kalmasına, yeniden çatışmaların başlamasına ve zaman zaman Hükûmetin varılan sözleşmeleri rafa kaldırmasına, zaman zaman Moro İslami Ulusal Kurtuluş Cephesinin varılan antlaşmalardan vazgeçmesine rağmen, süreç devam edip Türkiye'nin de gözlemci olduğu, hatta silah bırakma sürecinde komisyon başkanlığını Filipinler Büyükelçiliğinin yaptığı bir çözüm sürecine ulaşabildiğinin pratiğine, gerçeğine bizatihi Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tanıktır.

Değerli arkadaşlar, başka ülkelerde gelişen, bizimle benzer meselelerin hangi metotlarla, hangi yollarla, nasıl çözüldüğünün, nasıl sonuca ulaşıldığının pratik deneyimleri var. Bizden 10 bin kilometre uzaklıkta, belki daha fazla kilometre uzaklıkta bulunan Filipinler’de gönüllü olarak, büyük bir coşkuyla, büyük bir hevesle rol alan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin, en başta kendi içinde, kendi yönettiği devlette ve büyük acılara sebep olan Kürt sorununun çözümünde daha istekli, daha coşkulu, daha yapıcı ve daha canhıraş çalışması gerekiyor. Kendi ülkesinin içindeki bir sorunu çözemeyen bir Hükûmetin ister Filipinler’de ister Afrika’nın herhangi bir ülkesinde ya da Latin Amerika’daki bir ülkede ara bulucu, gözlemci olması bir anlam ifade etmeyecektir.

Hükûmetin Kürt sorunu konusunda aldığı tutum, savaş konsepti, inkâr, yeniden inkâr, yeniden yok sayma ve yeniden şiddet yöntemi ile şiddeti önemseyen, öne çıkaran politikalarıyla Türkiye’de özellikle de son iki üç aydır uygulanan ve insan haklarını ihlal eden sokağa çıkma yasağıyla âdeta Kürt halkı kolektif olarak, toplu olarak cezalandırılmaktadır. Subjektif niyet bu olmasa bile, pratikte toplu cezalandırma, toplu cezaevi oluşturma pratiği uygulanmaktadır. Dolayısıyla, bu uygulamalar bölgede gerçek anlamda bir duygu kırılması yarattığı gibi, bunun sonuçlarının bize belki iki yıl, üç yıl sonra çok daha ağır yansıyacağı bir realitedir.

Genelkurmay Başkanının verdiği verilere göre, 900 küsur civarında -tırnak içinde- teröristin öldürüldüğü varsayılıyor son iki ay içinde, bu sokağa çıkma yasaklarında. Arkadaşlar, bir an için düşünün, 950 kişi uzaydan gelmiyor, bu ülkenin çocukları ve her bir öldürüldüğü iddia edilen kişinin en az 10 tane akrabası vardır. 900 kişiyi 10’la çarptığımız zaman, sadece iki ay içerisinde Türkiye’de 9 bin kişinin, yakın akrabası olan 9 bin kişinin bu olaydan etkilendiği gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Aynı şekilde, tersine, ölen asker ve jandarmaların ailelerinin, aynı şekilde duygu kırılması yaşadığını varsaydığımızda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - …bu gidişatla, bu yöntemle bu sorunun çok daha büyük, derin yaralar açacağı gerçeğiyle yüz yüzeyiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına ilk söz, Ankara Milletvekili Murat Emir’e aittir.

Sayın Emir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurulumuzu, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dün itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti, bizler önemli bir birincilik yakaladık. Ama, bu birincilik hepimizin gurur duyacağı, mutluluk duyacağımız bir birincilik değildi maalesef. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2015 yılı istatistiklerine göre, ifade hürriyetinde, ifade özgürlüğünde en çok ceza alan, en çok yargılanan ve en çok cezaya çarptırılan bir ülke durumuna düşürüldük. Bu, bizim, öncelikle bu Meclis olmak üzere, hepimizin büyük üzüntü duyacağı ve buradan çözümler üreteceğimiz önemli, ivedi bir konudur.

Bakınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2015 yılında toplam 28 dava görüyor, bunlardan 10 tanesi Türkiye’ye ait ve Türkiye mahkûm ediliyor maalesef. Sadece bunlar değil. Bakınız, Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde davası olan ülkeler içerisinde Ukrayna ve Rusya’dan sonra tam 8.450 davayla 3’üncü sırada. Adil yargılanma hakkı açısından 20 mahkûmiyet, işkence ve kötü muameleye maruz kalma açısından 14 mahkûmiyet, yaşam hakkının ihlaline karşı yeterli adli kovuşturmanın yapılmamasına dönük olarak da 13 mahkûmiyet almışız maalesef.

Değerli arkadaşlar, yine anımsatmakta yarar görüyorum ki Türkiye, cezaevinde tutuklu 29 gazetecisi bulunan nadir ülkelerden birisidir. Bunlar, elbette bizim mutluluk duyamayacağımız, büyük acı duyduğumuz dünya çapındaki birinciliklerimizdir. Bunları bir an evvel gözden geçirmek ve düzeltmek zorundayız.

Bakınız, düşünce özgürlüğü nedir? Düşünce özgürlüğünü çok geniş ele almak gerekir. Düşünce ve ifade özgürlüğü; düşünce ve görüş sahibi olma, ama bu yetmez, düşünce ve bilgiye ulaşma, bu da yetmez, düşünce ve bilgiyi yayma hakkını da kapsar. Dolayısıyla, bireyin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkının güvencesi olan bu özgürlük, aynı zamanda toplumun demokratikleşmesinde de temel rol oynamaktadır.

Değerli arkadaşlar, ifade hürriyetinin, düşünce hürriyetinin olmazsa olmazı, bunun açığa vurulabilmesi, yayılabilmesi yani basın hürriyetidir. Basın hürriyetinde de maalesef, dünya sonuncusu olmaktan kurtulamıyoruz. Basın özgürlüğü demokratik toplumun temeli, demokrasinin bekçisidir. Ülkedeki rejimin demokrasi olup olmadığının en temel kıstası, en temel ölçütü yine ifade hürriyetidir ve bundan kaynağını alan basın özgürlüğüdür. Basın özgürlüğü öyle bir şeydir ki muktedirlerin, iktidarın hoşuna giden şeylerin değil, aksine hiç hoşlanmayacakları noktaların, konuların da açıkça ifade edilebilmesini kapsar ve bu fikirler ifade edildi diye, bu yazılar yazıldı diye, bu haberler yapıldı diye gazetecilerin, sorumluların kovuşturmaya, soruşturmaya ve tutuklanmaya maruz bırakılmamasını kapsar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararlarında açıklıkla şunu ifade ediyor, dikkatinizi çekerim: “Sadece bu ülkede basın özgürlüğü vardır, ifade özgürlüğü vardır demek yetmez. Devletin, Hükûmetin yani sizlerin, hepimizin ifade hürriyeti ve basın hürriyetinin yaşama geçirilmesi için etkili önlemler alma zorunluluğumuz var. Bu etkili önlemler sayesindedir ki basın özgürlüğünü sağlayabiliriz.”

Bakınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin basın özgürlüğüyle ilgili bir kararını sizlere okumak istiyorum: “Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi, en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynamakta ve önem taşımaktadır. Halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının bu işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan, basın özgürlüğü herkes için geçerli ve hayati bir özgürlüktür.” Demek ki arkadaşlar, evrensel hukukta basın ve ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve adalet kadar değerlidir.

Yine, bir mahkeme kararından küçük bir alıntı yapmak isterim: “Sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü haber ve düşüncelerin değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir.” diyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bunlar olmadan da demokratik bir toplumdan bahsedilemeyeceğini söylüyor. Peki biz ne yapıyoruz arkadaşlar? Bizim yaptığımız şudur: Beğenmediğimiz, istemediğimiz, bizi rahatsız edecek hangi düşünce ifade edilirse onun karşısına büyük bir koro geçiyor; başta Sayın Cumhurbaşkanı, sonra Hükûmet üyeleri, sonra yandaş medyanın tetikçi gazetecileri, o da yetmiyor, bu sefer mafya babalarını bu konuya dâhil ediyoruz ve her aykırı, ayrıksı fikri hep beraber boğmaya çalışıyoruz. Oysaki biz bu ülkede, özellikle yeni bir anayasa yapma sürecinde -hep söylüyorsunuz “İlla da başkanlık sistemi gelecek.” diye- bakın, böyle bir anayasa yapacaksak bunu ancak ve ancak basın ve ifade hürriyeti teminat altına alınmış bir ortamda yapabiliriz.

Bundan yaklaşık on beş gün önce aydınlarımız, aydınlar -bu ülkenin dışından da aydınlar- bir bildiri yayınladılar. Ben, şahsım olarak bu bildiriye imza atmazdım, içerisinde kavramsal anlamda sorunlu noktalar, cümleler olduğunu kabul ediyorum. Ama, arkadaşlar şunu kabul etmek zorundayız: Bu tartışmalar yapılmadan, bilim adamları, bilim insanları, bütün taraflar dilediklerince görüşlerini ifade etmeden biz bunlarla nasıl tartışacağız, nasıl görüşlerimizi anlatacağız, doğruyu nasıl bulacağız?

Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanının bunlarla ilgili olarak kullandığı kelimeleri ben burada tekrar etmek istemem ama aslına bakarsanız, her biri bir hakaret davasının konusu olacak ağırlıkta ve kaba ve yaralayıcı sözlerle Sayın Cumhurbaşkanı bu konuyu ele almıştır. Aynı zamanda, Sayın Cumhurbaşkanından güç alan diğer odaklar da hatta “Kanlarıyla banyo yapacağız.” noktasına gelecek kadar bu tartışmayı seviyesiz bir düzeye getirmişlerdir.

Ben, bütün bu tartışmalara şöyle bir cevap vermek istiyorum: 17’nci yüzyıl aydınlanma düşünürü Voltaire şöyle der: “Söylediklerinizin hiçbirini kabul etmiyorum ama düşündüğünüzü söyleme hakkınızı ölene dek savunacağım.”

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığı konumunu içine sindirememiştir. Anayasa'nın ona verdiği yetkilerinin her defasında dışına çıkmakta ve Anayasa'yı günde defalarca kez çiğnemekten kendini alıkoyamamaktadır. Hatta, kendi sözleriyle “Bu Anayasa benim yetkilerime, benim yapacaklarıma dar geliyor, ayağıma bağ oluyor, fiilî durum değişmiştir, benim için yeni bir anayasa yapın.” demeye getirmiştir.

Bakınız, Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi Sayın Cumhurbaşkanına özel bir koruma sağlıyor, diyor ki: “Cumhurbaşkanına hakaret edenler bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla yargılanır.” Bizim Anayasa'mızda, bizim devletimizde Cumhurbaşkanının özel bir konumu vardır çünkü devleti ve milletin bütünlüğünü temsil eder ama Sayın Cumhurbaşkanının uygulamasına baktığımızda, devletin ve milletin bütünlüğünü temsil etmekten öte, devleti ve milleti kutuplaştıran ve her gün bir siyasi partinin en üst seviyeden propagandasını yapar durumdadır. Dolayısıyla da kendisinin takip ettiği dava sayısı çığ gibi büyümektedir. Bakınız, biz merak ettik; Sayın Abdullah Gül’ün görevinin son bir buçuk yılında 139 kişiye dava açılmış, Sayın Ahmet Necdet Sezer’e hakaretten görevinin son bir buçuk yılında 26 kişiye dava açılmış ancak Sayın Cumhurbaşkanı açısından son bir buçuk yılda 1.300’ün üzerinde kişiye dava açılmış.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sosyal medya yoktu o zaman, sosyal medya yoktu.

MURAT EMİR (Devamla) – Bunun temel bir sorunu…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sosyal medya, işin özü sosyal medya.

MURAT EMİR (Devamla) – Sosyal medyayı sadece suçlayamazsınız.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sosyal medya.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hakaretlerin önemli bir kısmı oradan geliyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – 100 davanın 95’i sosyal medya.

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı, ne Abdullah Gül gibi ne daha öncekiler gibi, anayasal konumunun içine sığamamıştır; bu açık bir gerçektir, kendisinin ifadeleridir zaten.

Dolayısıyla, arkadaşlar, özgürlüğün tarihi devlet otoritesinin sınırlandırılmasının tarihidir. Önümüzde eğer demokratikleşmeyi geliştireceksek ona uygun bir fikrî ortamı ve düşünce özgürlüğünü ve basın özgürlüğünü sonuna kadar yaşama geçirmek zorundayız.

Herkesi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKIYE CUMHURIYETI ILE PERU CUMHURIYETI ARASINDA EKONOMIK VE TICARI İŞBIRLIĞI ANLAŞMASI ILE ANLAŞMADA DÜZELTME YAPILMASINA İLIŞKIN NOTALARIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAIR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 15 Nisan 2011 tarihinde Ankara'da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması”yla anlaşmada düzeltme yapılmasına ilişkin notaların onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’e aittir.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüye gelirken şunu düşündüm, dedim ki: Biz bir haftadır, Halkların Demokratik Partisi olarak, her konuşmamızda ambulans sorununu ve oradaki yaralıların durumunu anlatıyoruz ve her anlattığımızda bir defa toptan ret üzerinden karşı geliniyor. Hiçbiriniz sormuyorsunuz “Ya, bu gerçekten doğru mudur? Var mıdır? Böyle bir şey varsa niye yapılmıyordur?” Yani, uluslararası düzeyde krize dönüşecek kadar bir ambulans sorunu, bu ülkenin çözemeyeceği kadar âciz bir sorun mu, biz bu kadar âciz bir ülke miyiz? Bu kadar büyük bir ülkeden bahsediyoruz -her açıdan- devasa bir ekonomiden bahsediyoruz, NATO’nun 2’nci büyük ordusu olduğunu söylüyoruz, teknik olarak en iyi yerde olduğumuzu söylüyoruz ama bir ambulans konusu geldiğinde 28 insanı ölüme mahkûm ediyoruz. Bu şekilde bakıyoruz çünkü bakış açımızda sorun var.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Sizin mi!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bizim bakış açımızda…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Kesinlikle sorun var sizin bakış açınızda.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - …bu Meclisin bakış açısında sorun var.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Sizinkinde var. Sizde var, sizde var.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Niye var, biliyor musunuz? Yani, şimdi, oradaki yaralı insanlar bir tehdit ve şantaj aracı olarak ölüme mahkûm ediliyor. İnsani olarak bakılmadığı gibi, sadece politik bakış açısına sahip. Politik olsa içim yanmayacak, politik bile değil. Sadece öyle buyrulmuş, ret üzerine ret cevabı veriliyor. Politik bir bakış açınız olsaydı, burada oturup politik çerçevesini çizerdiniz, bunun karşısında dururdunuz. Ama ambulans üzerinden bu kadar cümle sarf ediyoruz, bu sıralardan biri çıkıp da “Bu ambulans niye gitmiyor? Biz ambulans gönderiyoruz, aslında böyle bir şey.” diye somut, pratik bir karşılık veremiyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Verdik, verdik.

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Kaç defa söylendi ya! Daha açık nasıl söylenecek? Sağlık Bakanı geldi ya! Daha açık nasıl söylenecek?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Veremiyor çünkü karşılığı yok. Veremiyor çünkü bilerek isteyerek, taammüden onları ölüme sevk ediyor. Bilerek isteyerek 13 yaşındaki, 15 yaşındaki sivil insanları ölüme sevk ediyor ve sonra gelip diyor ki “Orada silahlı insanlar var.”

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Gerçeği, doğruyu söyleyen kanalları kullanıyoruz, yalan söyleyenleri değil.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Velev ki var, silahlı insanlar var. Senin -NATO’nun 2’nci büyük ordususun- tankın var, topun var, zırhlı aracın var. Dört bir yanda, ilçenin içinde zırhlı araçlar var, binlerce Özel Harekât var; JÖH var, PÖH var, esedullah timi var…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hikâye okuyorsun, hikâye!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - …SAS var, daha ismini bilemediğim, yerelin dışında onlarca unsur var. Niye, bunların içinden bu kadar zor mudur o yaralıları almak? Bu kadar mı zor? Bu kadar mı âciziz yani? O yaralıları alamayacak kadar bu ülkenin bir kudreti yok mu?

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Sizin istediğiniz bu zaten.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz âciz değiliz, âciz kimler belli zaten, belli.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bu ülkenin yaralılara müdahale edecek kadar hastanesi yok mu?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sokağın başında ambulans.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bu ülkenin o hastaları alabilecek kadar ambulansı yok mu?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Var, var; sokağın başında

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kimlerin âciz olduğu çok belli oluyor.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Yani, bu kadar mı acziyet var ya da bu kadar mı korkaklık var; hangisi? Ya da bu kadar mı algılarımız kapalı?

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Açık, açık, gayet açık, hepsi açık.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bu kadar mı algılarımız kapalı?

Eğer gerçekten, bu yaralılar üzerinden, düşündüğünüz gibi olsa gider alırdınız, somut, pratik “Biz gittik aldık, bakın böyle çıktı.” derdiniz, hiç bu tartışmayı sürdürmezdiniz. İlk günden giderdi ambulans alırdı, getirirdi, “Şu insanlar, şu kimlikte insanlar var, siz bu kadar kıyamet kopardınız ama burada yaralılar yok, bunlardır.” derdiniz ama sekiz gündür 6 insan yaşamını yitirdiği gibi, şu an 4 insan kritik seviyede -yaşamının kritik seviyesinde- ve temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, aynı Sağlık Bakanlığı, İstanbul’da, on dakika ambulans geciktiği için oranın personeli hakkında, oranın sağlık müdürü hakkında soruşturma açarken… CNN Türk’te, canlı yayında gazetecilerin sorduğu soruya karşılık sağlık personelinin verdiği cevap şu, diyor ki: “Alabiliyor musunuz?” Diyor ki: “Orada çatışma alanı var.” “Peki, bizim ambulanslarımız gitmezse belediyenin ambulansları gidebilir mi?” diyor. “Evet, gidebilir çünkü orayı iyi tanıyor.” diyor, onların alacağını söylüyor. “Peki, niye gitmiyor?” diyor, “Emniyet izin vermiyor.” diyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ya, niye böyle yapıyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Açın, bakın. “Emniyet izin vermiyor.” demek bile, Emniyet üzerinden bu kadar cümle kurmak bile, oradaki insanların yaşamına “Bırakın ölsünler.” demektir. Biz de burada diyoruz ki: Bırakın ölsünler.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Tabutların içinde silah mı götürecek belediyenin ambulansı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Peki, size soruyorum: 28 insan yaşamını yitirdiğinde, bu ülkedeki insanlar…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Hem devletten ümidimizi kesmedik diyorsunuz, devletin her türlü hakkı var diyorsunuz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Müdahale eder misiniz.

…28 insan yaşamını bir anda yitirdiğinde ve onların içinde ister silahlı ister sivil -sivil çoluk çocuk da var- öldüğünde…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Ha, “ister silahlı, ister sivil”…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …bilerek ve isteyerek öldürdüğünüzde -öldürme amacı güttüğünüzü iyi biliyorum- 28 insan öldüğünde, bir infial olursa –ki bu benim kişisel öngörümdür- nasıl bakacaksınız? Ne diyeceksiniz?

MURAT BAYBATUR (Manisa) – İstediğiniz bu zaten.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Biz bunu istiyorsak müdahale edersiniz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Ediyoruz, ediyoruz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Niye gidip almıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Biz gidip alalım diyoruz, biz alternatif oluşturalım diyoruz, biz çözüm getirelim diyoruz.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Önce silahı bırakın, silahı.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – İşinize geleni duyuyorsunuz, işinize gelmeyeni duymuyorsunuz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Biz, almak için her türlü pratik çözümü getirmemize rağmen…

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim kürsüdeki hatibe.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …oturduğunuz yerden sadece ret üzerinden, dogmatik, tabulaştırılmış bir zat üzerinden cümle kuramıyorsunuz. Bütün mesele budur.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – He, he(!)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Yoksa, eminim ki siz, şuradan çıktığınızda, yolda gittiğinizde bir kedi bile sokağa düşse alıp onu kaldırırsınız, bir canlı olduğunu görürsünüz ama söz konusu oradaki Kürt halkıyla ilgili bir konu olduğunda, bire bir o kodlanmış olan ulus, ilkel milliyetçilik duygularınız insani duygularınızın önüne geçiyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Karıştırma!

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Hiç alakası yok, hiç alakası yok! Terörist, teröristlerle bizim problemimiz! O sizin işiniz, bizim değil!

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Hiç öyle değil!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Eğer gerçekten, bugün insani duygularınız ön planda olmuş olsaydı, sekiz gün boyunca burada insanlar her türlü olağanüstü çabayı gösterip ambulans için bu kadar cümle kurmazdı. Hiçbirimizin bu kadar cümle kurma gibi bir derdi yok.

HASAN TURAN (İstanbul) – Ezberledik artık, aynı şeyler!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Bu ülkenin konuşacağımız yüzlerce sorunu var ve bu ülkenin ne kadar dibe vurduğunun elimizde onlarca verisi var, sayısal, istatiksel, bilimsel verileri var.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Söyle, onları söyle, neymiş o sayısal veriler, göster! Göstersene onları, neymiş?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Ama şu anda, ülkenin bir tarafında kan akarken insanları düşüncesinden dolayı, kimliğinden dolayı ölüme mahkûm ettiğiniz bir bakış açısından dolayı, bizim insani ve ilkesel refleksimiz buna izin vermez.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Hiç alakası yok! Kimlikle alakalı değil, örgütle alakalı, örgüt, PKK’lılarla alakalı!

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Hayır, öyle bir şey yok. Yalan, yalan!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Bugün sadece kürdistanda değil bu, eğer bu Yozgat’ta olsaydı, bu Sivas’ta olsaydı, emin olun, biz sizden daha büyük bir çaba gösterirdik.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Suriye’yi ne zaman hatırladınız siz? Suriye’deki savaşı ne zaman hatırladınız, ona cevap verin!

HASAN TURAN (İstanbul) – Kimlik siyaseti yapıyorsunuz, kimlik!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Çünkü, biz insanlara kimliklerinden dolayı ayrı bir bakış açısına sahip değiliz, olmayacağız da. Bunun için de asla ve asla sizin gibi bakmayacağız.

Ben şahsen, kişisel olarak şunu düşünüyorum, buradaki kadın vekillerin, biraz kadınlığın analık duygusundan ve biraz da merhametinin erkeklerden daha farklı olmasından kaynaklı şunu düşünürdüm, derdim ki: “Benim düşünmediğim, benim tahammül etmediğim insanlar, benim düşman gördüğüm insanlar ama bu insanlar günlerdir bunu söylüyor, ben gerçekten bir insan olarak, bir kadın olarak 13 yaşında bir çocuğun ölüme mahkûm edildiğini duyuyorum, gidip…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kürt kardeşlerimiz bizim kardeşlerimiz, düşmanımız değil! Teröristler bizim düşmanımız!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - …gerçekten 13 yaşında bir çocuk ölüme mahkûm edilmişse ben nasıl buna karşı cevap veremem.” bunu düşünürdüm.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Siz eline molotof verirken iyiydi, değil mi?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Ama ne yazık ki öyle bir duruma gelmişiz ki, öyle bir duruma gelmiş ki insanlar, sadece ve sadece durduğu yeri korumak üzerine cümle kuruyor, bundan sonraki günü düşünmüyor, bunun üç yıl sonrasını, beş ay sonrasını, bir gün sonrasını.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – PKK’nın yaktığı evlatlarımız hastanede, onlara ne oluyor? PKK’nın yaktığı çocuklardan bahsedelim mi? Yanan çocuklardan bahsedelim! Yanık tedavisi gören çocuklar Ankara’da hastanede!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Yarın sabah o tank atışlarından dolayı o 28 insanın tamamı öldüğünde, bugün buradaki hiçbir insanın kalkıp bizimle ilgili en ufak bir cümle kurma hakkı yoktur, olmayacak çünkü biz sonuna kadar bunu söyledik, sonuna kadar, verileriyle yerini, adresini.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Terörü lanetleyin, konuşalım! PKK’yı lanetleyin! Buyurun, lanetleyin!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Bakın, adresini söylüyoruz, kimlik bilgilerini söylüyoruz ve o kadar kendimize öz güvenimiz yüksektir ki Sağlık Bakanlığına net bilgi veriyoruz, Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, Başbakana net bilgi veriyoruz ve net cümle kuruyoruz burada.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Yaktığınız ambulanslardan konuşun.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Bunun kadar net cümle kurulan bir yerin…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Siz Sayın Başbakanımızın, sayın bakanlarımızın söylediklerine inanmıyorsunuz da biz niye sizin söylediklerinize inanalım Hanımefendi?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Size düşen şudur: “Madem bu kadar net cümle kuruyorsun, ben de gider senin net cümlene karşı öyle olmadığını ispatlarım.” Nasıl ispatlarım? Gider, o yaralıları alırım, o insanların cenazeleri varsa alırım, onun karşısında ben ona derim ki: “Bu insanlar böyle değil.”

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Tabutların içindeki silahları konuşun.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ama, bunun üzerinden, sizin gibi, oturduğum sıradan her şeye hayır, terör, hendek, çukur, barikat… Ne bu ya?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Ambulansların içinden çıkan silahları konuşun!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Hendekten mi bahsediyorsunuz? Hendeği yaratan sizsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Çukur, çukur!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Çukuru da yaratan sizsiniz barikatı da yaratan sizsiniz, sizin güvenlik politikalarınızdır.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – İftira atan sizsiniz!

ALİM TUNÇ (Uşak) – Çukurun içindesiniz, hepiniz çukur oldunuz!

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Çukurun içindesiniz hepiniz, çukurun! Hepiniz çukura mahkûmsunuz!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Eğer bugün bir şehri yaşanmaz hâle getirip nefes alma şansı vermezseniz, insanları ölüme mahkûm edip her gün, saniyeler içinde ölümünü canlı canlı izlerseniz, o ölümler karşısında o ölülerin sahipleri, yakınları size karşı en ufak bir insani refleks duymazsa hiç onları yargılayamazsınız.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ya, merak ediyorum orada kim var acaba? Ben çok merak ediyorum, oradan kim çıkacak acaba diye, çok merak ediyorum. Hangi üst düzey birileri var acaba orada, çok merak ediyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Ve 28 insan ola ki yaşamını yitirirse -Allah korusun, umarım öyle bir şey olmaz- o 28 insanın -28 candan bahsediyorum ve tamamının sivil olduğunu söylüyorum, iddia ediyorum, arkasındayım- hayatını kaybettiğini velev ki gördünüz -Allah’tan umarım ki, dilerim ki öyle bir şey olmaz- eğer ki o 28 insan yaşamını yitirirse…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Beş aydır bir sürü insan öldü, bir sürü şehit verdik, hiç bu kadar derdine düşmediniz ya! Çok merak ediyorum. Kim çıkacak?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - …burada buna karşı cümle kuranlar, burada onların kimliklerinden dolayı “Ölüme mahkûm olsun.” diyenler…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Silahları bırakmaya davet ediyor musunuz teröristleri? Silah bıraksınlar mı, devam mı etsinler sivilleri öldürmeye?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - …burada ölümüne karşı sevinç naraları atanlar, çığlık atanlar, “İyi ki ölmüş.” diyenler, “Şunlar böyledir.” diyenler, “Gitmesin, ambulansın gitmesini istemiyoruz.” diyenler…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sivil halkı öldürmeye devam edenlere mesajınız ne?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - …umarım burada, gerçekten, yapılan o tank atışlarında, tavanların altında o insanlar nasıl yaşamını yitiriyorsa…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İftira ediyorsunuz! Hiç kimse böyle bir şey demedi burada.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - …emin olun ki o insanlar da yaşamını, insanlığını orada yitirmiş olacak.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Çok şükür, içinde Allah korkusu olmayanların, merhamet duygusu olmayanların neler yaptığını biz çok güzel görüyoruz Hanımefendi.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Sekiz gündür 6 insan yaşamını yitirmiş diyoruz, hâlâ burada oturup bize karşı cevap veriyorsunuz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Vereceğiz tabii, yalan söylüyorsun.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – En güzel cevabı size millet verecek.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Yani bu kadar mı olur ya? Biz ne zaman insanlığımızı bu kadar kaybettik? Bizim ne zaman buralarımız bu kadar kör oldu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Aklınızı kiraya vermeyin!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Bizim ne zaman algılarımız bu kadar kapandı? 28 insanın 6’sı yaşamını yitirdi diyoruz, 13 yaşındaki çocuk her an ölebilir diyoruz ve hâlen, orada oturup sırf cevap vermek adına akla, mantığa, ahlaka, vicdana sığmayan cümleler kuruyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Böyle midir yani?

Ben burada şunu söylüyorum, burada bize düşen şudur: O kadar netseniz, gelin ambulanslarımızı götürelim derim yahu; ben derim ki, gelin, ambulansları götürelim derim yahu! Her gün aynı şeyi dinlemek istemiyoruz derim.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, süreniz dolmuştur.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına ikinci söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’a aittir.

Sayın Yıldız, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

On dakikadır süreniz.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; tabii, ben bu konuşmayı alırken Turizm Bakanımız buradaydı, o yüzden istemiştim ama Turizm Bakanı şu an yok, Gümrük Bakanımızın da bu konuyla ilgili dinlemesini rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyada turizm pastası 1 trilyon dolar. Türkiye olarak maalesef bu pastadan 30-35 milyar dolar pay alıyoruz. Üzülerek söylüyorum, Türkiye dört mevsimi olan bir ülke yani yazın denize girerken diğer tarafta da kayabiliyoruz. Ama maalesef on üç yıldan beri bu iktidarın gittiği yoldan dolayı -üzülerek söylüyorum- turizm pastası gittikçe düşüyor. Daha önce, geçen sene 4,5 milyon Rus turist gelmişti. Biliyorsunuz, Rus uçağı düşürüldü ve Putin, Dışişleri Bakanına talimat verdi ve o 4,5 milyon insan 2016 yazında buraya gelmeyecek.

Değerli arkadaşlar, arkasından Sultanahmet’te bir bomba patladı -üzülerek söylüyorum- 5 Alman turist öldürüldü ve ikinci en fazla gelen turist sayısı Almanya’dan; o da yine yüzde 60, yüzde 70 düştü. Önümüzde 2016 yılı var.

Turizm niye önemli arkadaşlar? 30-35 milyar dolar gelir turizmden geliyor ve dış borç açığını tamamlıyor. Yan kollarıyla beraber turizmde 1 milyon 400 bin kişi çalışıyor. Bunun 100 bini öğrenci, üniversite öğrencileri yani geliri olmayan yoksul ailenin çocukları. Dört ay çalışır, parasını alır, gider üniversitesine devam eder. Şu an Antalya, Fethiye, Bodrum, Kuşadası, Didim, Çeşme bölgesinde otellerin yüzde 50’si açılmayacak. Onun için burada Turizm Bakanı olduğu için soru soracağım: Bunun için nasıl bir önlem alacağız?

Değerli arkadaşlar, ben aynı zamanda da Turizm Komisyonundayım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bağcıyı dövmeyeceğiz, biz üzüm yemek istiyoruz -önümüzde 2016 var- çünkü biz ilk önce Türkiye diyoruz, ülkenin çıkarlarını düşünüyoruz. Önümüzdeki 2016 şu an kayıp, en azından 2017’yi kurtaralım. Oturalım, Cumhuriyet Halk Partisi… Turizm Komisyonunda ciddi derecede arkadaşlarımız var, o Komisyonda AKP milletvekillerimiz var, devamlı görüşüyoruz.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Buradayım.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Hocamla görüşüyoruz; Palandökenli, Erzurumlu. Kendisi söylesin, geçen sene ile bu sene arasında şu an turizm gelirleri yüzde 50 düştü; değil mi Hocam, doğru mu?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Doğru.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Şimdi, bizim ne yapmamız lazım arkadaşlar? Bir: Sayın Bakan, duyduğuma göre, charter uçaklarına 6 bin dolar prim ödeyecekmiş, katkı sunacakmış. Güzel, itirazımız yok. Ama charter uçakla gelen müşteri potansiyeli her şey dâhil sistemde geliyor. Her şey dâhil sistemde gelen bir turist maksimum on dört gün kalır, on dört günde harcadığı para dışarıya 100-150 veya 200 euro civarındadır. Önemli olan tarifeli uçakla gelen; tarifeli uçaklara prim vermemiz lazım çünkü tarifeli uçakla gelen müşteri kalitesi hem yüksek hem 10 bin dolardan aşağı harcamaz. Onun için, bu dönemde özellikle Turizm Bakanından rica ediyorum.

Ben, geçen hafta tesadüfen Ulaştırma Bakanı Binali Bey’le karşılaştım, bu konuları kendisine ilettim, bana şunu dedi: “Bakanlar Kurulunda tartıştık Hüseyin Bey ama maalesef Bakanlar Kurulunda o kararı çıkaramadım.” Üzüldüm, kendi bakanlarını ikna edemeyen bir bakan. 35-40 milyar dolardan bahsediyoruz, 1 milyon 400 bin insanın çalıştığı bir sektörden bahsediyoruz; üzülerek söylüyorum, tarifeli uçaklara 6 bin dolar prim vermek için, maalesef, Bakanlar Kurulunu ikna edememiş değerli arkadaşlar.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Ama 18 bin kilometre yol yapılmış.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben buradan Turizm Bakanına sesleniyorum: En kısa sürede, Turizm Komisyonunda görev alan milletvekilleriyle beraber, Antalya’da acilen otel sahipleriyle bir toplantı yapmamız gerekiyor; Muğla’da yapmamız lazım, İzmir’de yapmamız lazım, Aydın’da yapmamız lazım. Dışarı çıkacağız, Almanya, Hollanda…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Zaten yaptık, çalıştaylar yapıyoruz.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Öyle diyorsunuz ama Almanya’dan şu an yüzde 70 iptal var arkadaşlar, yüzde 70.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Rakamları nereden aldınız Sayın Vekilim?

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Ben rakamları her gün tur operatörlerinden alıyorum, kusura bakma. Ben de otelciyim, bu mesleği yapan bir arkadaşınızım. Ben size doğruları söylüyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ben de Antalya Milletvekiliyim ama. Yüzde 70 iptal filan olmuyor.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Sayın Vekilim, Sayın Vekilim, benim derdim burada bağcıyı dövmek değil…

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim sayın milletvekilleri, lütfen.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - …benim derdim, 2016’yı nasıl az zararla kurtarırız, 2017’yi nasıl kurtaracağız?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Doğru.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Ana muhalefet olarak, bir milletvekili olarak size sesleniyorum, yanlışlıkları önünüze getiriyorum, “Bunu düzeltiniz.” diyoruz, başka bir şey demiyoruz.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sağ ol, doğru.

LEVENT GÖK (Ankara) – Çok da güzel, gayet güzel. Devam edin Hüseyin Bey.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütünşehir yasası geçirdiniz, üzülerek söylüyorum, bütünşehir yasası geçirirken yanlışlıklar da geçirdiniz; özellikle ilçe belediyelerinin gelirinin yüzde 40’ı büyükşehirlere döndü. Bir örnek vereceğim size: Ben Didim’de yaşıyorum, turizm bölgesi, nüfusu 70 bin; yazın 500 bin kişi oluyor, 500 bin! Siz o ilçeye 70 bin kişilik nüfusuna göre İller Bankasından pay veriyorsunuz, ona göre eleman, personel veriyorsunuz ama yazın 500 bin insana hizmet ediyor o belediye başkanı, 500 bin insana. Ben size soruyorum: Sizin üzerinize 200 kilo, 300 kilo yük bindirdiğim zaman yürüyebilir misiniz, hizmet edebilir misiniz?

Değerli arkadaşlar, sahil bölgeleri… Sadece Cumhuriyet Halk Partisinin belediye başkanını cezalandırmış olabilirsiniz ama Antalya var elinizde, Antalya var.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Asla böyle bir şey yok. Kabul etmiyorum.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - Ben şunu söylüyorum: Kuşadası, Didim, Bodrum, Çeşme; burada milletvekilleri içinde belediye başkanlığı yapmış arkadaşlarımız var, gelsinler, orada, sadece yazın bir hizmet etsinler, görsünler.

Tekrar ediyorum: İller Bankasından 70 bin kişiye karşılık aldığınız payla, 70 bin nüfuslu olarak aldığınız personel yetkileriyle 500 bin veya 1 milyon insana hizmet edemezsiniz.

AKP’ye, özellikle size sesleniyorum: Gelin, bu dönemde bu kanunu değiştirelim, nüfus oranına göre değil, ya su saatlerine göre yapalım ya da yazın altı ay boyunca o ilçelere 1 milyon nüfuslu olarak bir pay verelim. Aksi takdirde gelen bir turist memnun olmadığı zaman bir dahaki seneye gelmez.

Değerli arkadaşlar, şu an 1 trilyon dolar bir turizm pastası var dünyada. Bizim bu 1 trilyon dolardan en az 100 milyar dolar pay kapmamız lazım, bunun için de doğru politikalarla gidelim.

Biz buraya kavgaya gelmedik. Ben buraya millete hizmet etmek için geldim değerli arkadaşlar, onun sözünü verdim buraya geldim. Oturalım hep beraber, yanlışlıklardan dönelim. Ana muhalefetin, Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili olarak size sesleniyorum. Burada yanlışım varsa söyleyin. Milletvekilleri arasında belediye başkanlığı yapmış arkadaşlarımız var, bu sorunu çok iyi bilirler.

Bütünşehir yasası aynı şekilde Melih Gökçek yasası olarak geçti; bütün köyleri bağladınız, mahalle yaptınız. Aydın’da 496 tane köy var. Merkezden diğer köye gitmek için 150 kilometre yol gitmek lazım. Ben size soruyorum: Bir araba sahibi merkeze bir conta değiştirmeye gidecek, conta 10 lira, harcadığı para 250 lira; böyle bir yasa olabilir mi?

Değerli arkadaşlar, aynı zamanda çıkardığınız kanunları şehir şehir farklı uyguladınız. Bu kanunu Antalya’da, Denizli’de farklı uyguladınız, Aydın’da, İzmir’de farklı uyguladınız. Özel idareden gelen 386 personeli bize verdiniz, operatörü, şoförü ama onların makinelerini, greyderlerini, kepçelerini götürdünüz direkt Karayollarına verdiniz; böyle bir şey olabilir mi? Özel idare madem kapandıysa, eleman vereceksen onların kullandığı bütün malzemeyi de, makineyi de vermek zorundasın. Onun için, bu kanunu bizim bir an önce Meclise getirip yeniden düzenlememiz gerektiği inancını taşıyorum değerli arkadaşlar.

Bu vesileyle, inşallah, 2016 yılının iyi bir turizm yılı olacağı inancını taşıyorum ama önlem almadığımız takdirde bu rakam -tekrar ediyorum- 30-35 milyar dolardan 10-15 milyar dolara düşer. Bu da size artı değil eksi yazılır.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli konuşmacı turizme ilişkin eleştirilerde ve şikâyetlerde bulundu, bunları dinleriz elbette. Ancak, AK PARTİ’nin bu konuda belediyeler arasında ayrım yaptığına ilişkin bir değerlendirmede bulundu.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Kesinlikle, Naci Bey kesinlikle böyle, yapılıyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Gökcen Hanım yerinden bir dakika açıklama yapacak konuya ilişkin.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Efendim, Hükûmet cevap versin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hükûmet, iktidar aynı şey, öyle bir şey yok.

Gökcen Hanım, efendim, bu konuya ilişkin yerinden bir açıklama yapacak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Hükûmete yöneltilen bir eleştiriyi cevaplandırma durumu olamaz. Son derece de yapıcı bir…

BAŞKAN – Sayın Enç, bir dakika lütfen, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın 64 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Konuşmacının ifade ettiği gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Bir kere, Turizm Bakanlığımız yaklaşık üç yıldan beri siyasi parti farkı gözetmeksizin belde ve ilçe belediyelerine turizmle ilgili altyapılarının tamamlanması için, özellikle altyapı tesislerinin, atık su gibi bunların tamamlanması için belediyelerin tamamına para göndermektedir. Ama bu paranın nasıl kullanıldığıyla ilgili ben çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Her siyasi partiye bu parayı göndermiştir.

Ayrıca, ayrımcılık asla ve asla söz konusu değildir. Proje karşılığı, bu anlamda, Antalya’da da Turizm Bakanlığından ya da ilgili bakanlıklardan son derece iyi destekler alan belediyeler de vardır.

Bir ek not daha: Turizmdeki rezervasyonların düşmesiyle ilgili sayın vekilin söylediğine bir ölçüde katılıyorum. Ancak, bu, iki yıldan beri süregelen bir sürecin tamamı yani bu sene gündeme gelmiş bir şey değil. Rusya’daki devalüasyon, artı Almanya’daki ekonomik kriz neticesinde iptaller var. Yani, Türkiye'nin mevcut durumuyla direkt ilintili bir olay değil.

Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/354) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:64) (Devam)

BAŞKAN - 1’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan.

BAŞKAN - Oyladık.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Başkanım, karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul etmeyenler…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Madde kabul edilmiştir.

Oylamaya geçtikten sonra oldu.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Ya, Başkan…

BAŞKAN - 2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Evet, madde üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Gelmeden başlatmayın Başkan.

BAŞKAN - Biraz çabuk gelin siz de lütfen.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Evet, değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Genel Kurulun değerli emekçileri, sizleri de selamlıyorum.

Şimdi, Türkiye'nin, tabii ki farklı ülkelerle farklı ticari anlaşmalar, farklı ilişkiler geliştirmesi bizi de memnun eder. Bu ülkenin zenginleşmesi, bu ülkenin hakça, adilce paylaşımını artıracak, kaynaklarını artıracak ilişkilerin geliştirilmesi bizi de memnun eder.

Ancak, değerli arkadaşlar, şimdi, bu konuya girmeden önce, üzerinde uzun zamandır burada yaptığımız konuşmaların neden hiçbir karşılık görmediğini aslında Sayın İnceöz burada olsaydı ona söyleyecektim. Biz günlerdir o bodrumun tarifini yaparken, bakın, değerli arkadaşlar, o bodrumun tarifinde “Faysal Sarıyıldız oradadır.” asla demedik. Faysal Sarıyıldız bağlantı noktası için Belediyeye yakın bir yerdedir; hem devlet yetkilileriyle görüşüyor hem orayla iletişim sağlıyor. Sağlık Bakanıyla olan iletişime de baktığınızda, Sağlık Bakanına cevap veren sağlık çalışanı da bunu doğruluyor, diyor ki: “Sayın Faysal Sarıyıldız orada 20 civarında yaralı olduğunu söylüyor.” Şimdi, dolayısıyla, bunu çarpıtmak, bunu değiştirmek gerekmiyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, biz bir bodrum katında sıkışmış, ölümle burun buruna gelmiş 22 insandan bahsediyoruz. Kerbelâ gibidir orası şu anda. Yedi gündür bir sıvı almıyorlar ve bugün aldığımız bir habere göre bağırsak yaralanması geçirmiş olan birinin de şuurunun kapandığını biliyoruz.

Şimdi, yine, AKP’liler muhtemelen Hükûmetten hiçbir bilgi almıyorlar. Bizim Hükûmetle olan görüşmelerimizde edindiğimiz bilgiler çok açık ve net. Şu anda grubumuz, Sayın İçişleri Bakanıyla, yetkililerle görüşmek üzere İçişleri Bakanlığına gittiler. Daha önce de çeşitli görüşmeler yapıldı ve görüşmelerde, açıkça, İçişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı oraya güç getiremediklerini ifade ediyorlar. Burada “Her şey tamam.” deniyor, ambulans yola çıkıyor… Beş dakika önce de ambulans yola çıktı ve geri döndü değerli arkadaşlar, adım adım, saniye saniye izliyoruz.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Niye döndü, niye?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Çünkü resmî üniformalılar ateş açıyor.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Niye döndü?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Ben bilemem ama ateş açanların resmî üniformalı olduğunu biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri ve gürültüler)

HASAN TURAN (İstanbul) – Hadi be!

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Hadi oradan!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Yalan konuşma bari ya!

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Demagoji yapma!

MURAT BAYBATUR (Manisa) – YPG üniforması olmasın.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değerli arkadaşlar; dinleyin, dinleyin, bir bakın, bırakın, konuşalım.

Sayın Başkan, müdahale edecek misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, dün buradaki bir hatibimiz o bodrumda sıkışan 13 yaşındaki bir çocuğun resmini gösterdi. AKP’nin arka sıralarından bir arkadaş ne dedi biliyor musunuz? “Niye orada?” dedi.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Canlı kalkan yapıyorsunuz, canlı kalkan!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz daha önce de “AKP Hükûmeti ilçeleri boşaltıyor, polis Özel Harekât timleri anons yapıyor ve ilçeleri boşaltıyor.” dediğimizde “Yalan söylüyorlar.” diyordunuz. Peki, niye orada o zaman o 13 yaşındaki insan? Evi orada olduğu için orada.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Canlı kalkan yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Evi orada olduğu için orada, oranın insanı olduğu için orada.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Canlı kalkan yapıyorsunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Evet, doğru söylüyorsunuz, siz o bölgedeki tüm il ve ilçeleri boşaltma çağrısı yapıyorsunuz. Cizre 130 bin nüfuslu bir ilçedir. 130 bin nüfuslu bir ilçeyi boşaltmak hangi akıl kârıdır, terörizmin nesiyle bağdaşıyor? Şırnak’ı boşaltmak hangi akılla bağdaşıyor, Silopi’yi boşaltmak hangi akılla bağdaşıyor?

FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Sizin halk zarar görmesin diye.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Sizin yüzünüzden böyle.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Teröristler yüzünden, teröristler yüzünden.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, ya Kerbelâ’dan bahsediyorum, Kerbelâ’dan, Kerbelâ’dan!

AHMET UZER (Gaziantep) – Sayın Toğrul, güvenli bölgeye çıkarsınlar hastaları.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti devleti yedi gündür, sekiz gündür 500 metre ilerideki bir bodrum katından 22 yurttaşımızı alamıyorsa, açık söylüyorum, ya âcizdir ya da Türkiye'yi yönetenler gerçekten o bölgeyi kendileri gözden çıkarıp aslında oradaki iş ve işlemi orada Özel Harekât polislerine, özel gladyoya devretmiş durumdadır. Özel gladyoya devretmiş durumdalar çünkü İçişleri Bakanını dinlemiyorlar, çünkü Başbakan Yardımcısını dinlemiyorlar.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Roket patlıyor, roket.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, dış politikaya gelince: Türkiye'nin Orta Doğu’daki politikasında, Suriye politikasında aslında ne kadar âciz bir duruma düştüğümüzü görüyoruz. Türkiye, Kürt karşıtlığı politikasından kaynaklı her şeyi berbat edip kendisini dünyada yalnızlaştırdı. “Sıfır komşu sorunu” dedik, geldik; sıfır komşumuz kaldı. Suriye’yle ilişkimiz yok, Irak’la ilişkimiz yok, İran’la ilişkimiz yok. Avrupa Birliği hak getire. Şu anda bizim bir yaralımızı almak için Anayasa Mahkemesi değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tedbir kararı veriyor. Bu, Türkiye için utanç verici bir durumdur değerli arkadaşlar. Türkiye böyle duruma düşmemeli. Türkiye'nin bu duruma düşmesi, açıkça söylüyorum, bizi de çok rahatsız ediyor. Türkiye kendi ülkesindeki vatandaşlarıyla kavgalı olmamalı.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Rahatsız olsaydınız Kandil’e bir şey söylerdiniz Kandil’e, teröristlere.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – PKK’yla mücadele…

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın Kürt karşıtlığıyla ilgili düşüncemizi söyleyeyim. Şu anda Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle 12 milyar dolar ticaret yapıyoruz ama Kürt karşıtlığı politikanızın eserine bakın. Rojava’daki PYD’yle ilgili, Rojava bölgesiyle ilgili Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor? Diyor ki: “Biz, Irak’taki gibi bir oldubittiye izin vermeyiz.”

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Doğru söylüyor Cumhurbaşkanı.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Yani ne olursa olsun… Peki, bir oldubittiye izin verdiğiniz Irak’ta ne yapıyorsunuz? 12 milyar dolar ihracat yapıyorsunuz. Bu ülke zenginleşiyor, bu ülke kaynak üretip çoluk çocuğuna yediriyor. Ama siz ne yapıyorsunuz? Kürt karşıtı politikanız sizi dünyada yalnızlaştırıyor ve bugün Antep’te insanlar işten atıldıkları için intiharın eşiğine geliyorlar. Antep vekilleri buradalar. Dört gün önce Antep’te 1 işçi işten çıkarıldığı için intihar etti mi, etmedi mi değerli arkadaşlar?

AHMET UZER (Gaziantep) – Mahmut Bey, yapmayın.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sadece organize sanayi bölgesinde son üç buçuk ayda 35 bin-40 bin işçi çıkarıldı mı, çıkarılmadı mı? Eğer arkadaşlarımız “Çıkarılmadı.” diyorsa buyursunlar.

AHMET UZER (Gaziantep) – Mahmut Bey, çıkarılmadı, yapmayın!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu kadar Antep halkına karşı…

AHMET UZER (Gaziantep) – Yani boş tarafından bakmayın.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bakın, değerli Antep halkı, buradan size sesleniyorum: Antep’in vekilleri “Organize sanayi bölgesinde işçi çıkarılmamıştır.” diyor.

AHMET UZER (Gaziantep) - Çıkarılmadı, evet.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Tutanaklara geçsin.

Değerli arkadaşlar, bu ülke hepimizin ülkesi. Biz, bir an önce Kürt’üyle, Türk’üyle, tüm etnik farklılıklarımızla, tüm dinsel farklılıklarımızla, başka ne kimliğimiz varsa oturup konuşabiliriz, oturup çözebiliriz.

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) - Silahla mı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Silah daha önce de vardı.

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Önce ona karşı çıkmanız lazım.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Niye 2013’te şeyi başlattınız? Bu ülkenin sorunlarını masada çözmesi gerektiğini defaatle söyledik, konuşarak çözülmeyecek bir sorunu olmadığını defaatle söyledik. Ama siz o kadar Kürt karşıtlığına kendinizi kaptırmışsınız ki gözünüz başka bir şey görmüyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, bir başka konuya değinmek istiyorum.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – PKK… PKK’dan da bahset biraz!

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Vatan hainlerine karşıyız biz!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – AKP ve Sayın Cumhurbaşkanı… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, konuşma hakkıma müdahale etmesinler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin, siz de Genel Kurula hitap edin.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın AKP’liler ve Cumhurbaşkanı şunu söylüyorlar, diyorlar ki: “Bugün söylediğimiz şey doğruysa, biz doğru diyorsak herkes ‘Doğru.’ desin ama biz günün birinde bu yanlıştır dediğimizde herkes ‘Yanlış.’ desin.” diyorlar. İsrail’e “Katil İsrail.” dedik, o zaman “Hayır, yahu ticari ilişkilerimiz var.” diyenler düşman ilan edildi. Bugün İsrail’i dost ilan ediyoruz, herkes “Nasıl ‘düşman’ dersiniz, ticari ilişkilerimiz var, dostumuzdur tabii.” diyor.

Değerli arkadaşlar, sizlerin “Doğru.” dediğiniz şey, doğru değil.

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Senin söylediğin doğru, öyle mi?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bakın, daha önce Sayın Fethullah Gülen’i kullanarak siz Balyoz, Ergenekon, KCK davaları yürüttünüz, şimdi “Kandırıldık.” diyorsunuz. Peki, dün biz Fethullah Gülen şöyle yapıyor dediğimizde, siz Fethullah Gülen’e destek çıkıyordunuz ama bugün Fethullah Gülen…

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) - Siz çıkıyorsunuz!

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - Siz sahip çıkıyorsunuz!

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Size oy veriyorlar, HDP’ye oy veriyorlar, daha ne?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Biz diyoruz ki hukukla üzerine gidin, siz diyorsunuz ki: “Hayır, düşmandır o.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, hukuk hepimize lazım, hukuk bugün bize lazımsa yarın da size lazım olacak.

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Hukuktan en son bahsedecek sizlersiniz!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bunu unutmayın, hukuk herkese lazım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

Oylamaya geçtikten sonra istediniz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, geçmediniz ya! Böyle bir şey olmaz Başkan!

BAŞKAN – Madde kabul edilmiştir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hayır, Başkan, kabul etmiyorum! Karar yeter sayısı istedim, daha başlamamıştınız!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sayın konuşmacı Türkiye’de Kürt karşıtı bir politikanın egemen olduğunu iddia etmiştir. Bu, haksız ve yersiz bir isnattır. Bu çerçevede, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeden buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Oylama yapılmadı, karar yeter sayısı istiyorum!

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un 64 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Türkiye'nin Kürt karşıtı bir politikası yok Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var, var, örnek var!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Gözlerinizi açarsanız bunu görürsünüz. Türkiye'nin terör karşıtı bir politikası var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Onun için 130 binlik ilçeyi boşalttınız!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Teröristler ile Kürtleri aynı havuzda görmeyin. Bu, Kürtlere karşı büyük bir haksızlık olur.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Vallahi, siz yapıyorsunuz!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bakın, arkamda oturan kişi Kürt. Onu siz Kürt saymıyor musunuz? Burada oturan Kürtler var, CHP’de, çok çeşitli partilerde. Onları Kürt saymıyor musunuz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, her şey olabilirler bir tek şey olamazlar: Kürt.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Barzani’yi, Kuzey Irak’taki Kürtleri Kürt saymıyor musunuz?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Bir sorun Başkana “w” harfiyle isim takabiliyor mu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – PYD, o bölgede siyasal bir temizlik yaparak kendisine itaat etmeyen Kürtleri sürüp PKK’nın yandaşı Kürtlerle orada bir alan oluşturmuş. Oradan kovulan, aşağılanan, hakaret edilen Kürtleri Kürt saymıyor musunuz? Bir insanın Kürt olması için illa sizin kafanızdan mı olması lazım? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Dünyanın neresinde olursa olsun sizin karşıtınız. Bakın, ben güney kürdistanı örnek verdim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kıymetli Arkadaşım, Türkiye'nin terör karşıtı bir politikası var. Doğu ve güneydoğuda da Kürtleri mağdur eden, Kürtlerin canına okuyan teröristler. Niçin terörü şehirlere taşıdılar, niçin? Bunu en iyi siz biliyorsunuz.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – AKP taşıdı.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) - AKP politikaları yüzenden Hocam.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “İnsanlar mağdur olsun, mazlum olsun, canları yansın ve buradan devrimci bir durum çıkartalım.” Çıkartılamayacak. Kim, neyin halka ilişkilerini üstlenirse üstlensin, terörün neresinde yer alırsa alsın buna izin vermeyeceğiz. O çukurları açanlar o çukurların içinde kaybolacaklar.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O çukurları açtıranların da bir sorumluluğu var.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/354) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:64) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, oylamadınız, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım, tamam, arayacağım bu sefer.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – 2’nci maddeyi konuşuyoruz Başkan, siz yanlış... 2’nci madde Başkan, 2’nci madde.

BAŞKAN – Efendim, 3’üncü maddeyi okutmamışız.

Öncelikle 3’üncü maddeyi bir okutuyorum, ondan sonra oylayacağım.

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ben 2’nci madde üzerine konuştum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Onu oyladıktan sonra, oylama işlemine başladıktan sonra istediniz.

3’üncü madde üzerinde söz yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var, var, Başkan var.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var, var, Başkan var.

(Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un Başkanlık kürsüsü önüne yürümesi)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Arkadaşlar, Sayın Meclis Başkanı…

BAŞKAN - 3’üncü madde oylaması sırasında karar yeter sayısı olmadığından birleşime on dakika ara vereceğim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var Hocam...

BAŞKAN - Öyle bir şey yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Var, var.

BAŞKAN - Tüm maddeler üzerinde söz talebinde bulunacaksınız.

Ara verildi.

Kapanma Saati: 17.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Önceki oturumda 64 sıra sayılı Tasarı’nın 3’üncü maddesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

3’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

64 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Oyumun rengini belli etmek üzere söz istiyorum eğer izin verirseniz.

BAŞKAN – Oylamaya geçtik, bir sonraki maddede…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben el kaldırdım efendim, takip ediyorum, daha da başlamadı işlem. Eğer uygunsa… Talep de yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Son söz milletvekilinindir.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lehte, aleyhte?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Üzerinde…

Fark etmez Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam.

86’ncı madde uyarınca lehte, Sayın Aytuğ Atıcı, buyurun.

Beş dakikalık süreniz var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, Sur’da şehit olan 3 askerimiz ve 2 polisimizi rahmetle anıyorum. Bu şehitlerden biri Yüzbaşı Yiğitcan Çiğa, Mersinlidir. Bugün Mersin bu evladını bağrına basmıştır; sadece toprağa değil, kalbine de gömmüştür.

Her gün memleketimize, pek çok yere şehit ateşi düşmektedir. Bu ateşlerin son bulmasını diliyoruz, terörü lanetliyoruz. Hiç kimsenin çatışmalarda ölmesini istemiyoruz. Bunu söyleye söyleye artık, gerçekten, insanlığımızdan utanır hâle geldik. Bunun bir tek sorumlusunun, memleketi yönetemeyen AKP olduğunu artık herkesin anlaması gerekiyor.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Yuh artık yani ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Artık herkesin anlaması gerekiyor.

On üç yıldır bu memleketi yönetemeyen bir Hükûmet bu şehitlerin, bu ölümlerin sorumlusudur.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Uluslararası anlaşma üzerine konuşma aldın, anlaşma üzerine söz hakkı aldın! Konuyu değiştirmeyin lütfen! Konu üzerine konuş!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bunu hiç kimse unutmamalıdır.

Biz bir memleket istiyoruz tıpkı Cahit Sıtkı’nın istediği gibi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Ne başta dert ne gönülde hasret olsun/Kardeş kavgasına da bir nihayet olsun.” istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, söz konusu anlaşma Peru ile yaptığınız ticarete dayalı bir uluslararası anlaşmadır. Bu anlaşma sadece ticaretle değil, sizin uzmanı olduğunuz müteahhitlik, efendim, işte, pek çok alanda iş yapmayı da beraberinde getirmektedir.

Değerli arkadaşlar, Peru iyi bir ülkedir; Peru, 30 milyona yakın nüfusu olan ve hoş bir ülkedir, kıymayın Peru’ya, Peru’yla anlaşma filan yapmayın.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – CHP’li üyelerin de imzaları var burada, CHP’den de kıymetli üyelerimiz var.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bir kere daha düşünün ve Peru’yla bu anlaşmayı yapıp yapmamaya hep birlikte ne olur bir karar verin. Niye bunu söylüyorum? Çünkü sizin verilerinize göre bizim ülkemizde, Türkiye’mizde her 4 kişiden 1’i sayenizde antidepresan kullanmaya başladı. Bu rakam bana ait değil, size ait, ben sadece sizin yazdığınız rakamları o mübarek kulaklarınız duysun diye size tekrar söylüyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bence sizin de ihtiyacınız var, siz de kullanın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 26 milyon kişi antidepresan kullanıyor, 26 milyon kişi sizin sayenizde antidepresan ilaç kullanıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Perulular inanmaz sana.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Biraz sizin de katkınız var bunda, sizin katkınız da var.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Siz de kullanın, sizin de ihtiyacınız var.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Milletvekili, size hiç yakışmadı.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sana yıkışıyor mu?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben bir hekimim, “Antidepresan ilacı siz de kullanın.” demek bir hanımefendi milletvekiline hiç ama hiç yakışmadı.

AHMET UZER (Gaziantep) – Siz herkese söylüyorsunuz ama.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, sizin rakamlarınızı vermeye devam ediyorum, Allah aşkına, Peru’yla bu anlaşmayı yapıp yapmayacağınıza tekrar bir bakın. Benim ülkemde sizin sayenizde boşanma oranları yüzde 37,3 arttı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Perulular inanmaz.

AHMET UZER (Gaziantep) – Ya, Allah aşkına, boşanmayla ne alakası var ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Benim ülkemde sizin sayenizde kadına şiddet yüzde 1.400 arttı.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – O sizin sayenizde oldu.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Senin sayende oldu bunlar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Benim sayemde olmadı çünkü ben iktidarda değilim, iktidarda olan sizsiniz, sizin yüzünüzden kadına şiddet yüzde 1.400 arttı.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Doğal felaket olsa bizden bileceksiniz ya!

NECİP KALKAN (İzmir) – Bir tane hayır söyle be!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 6 milyonu aşkın işsizimiz var, 17 milyonu aşkın yoksulumuz var, Allah aşkına, iktidarda mısınız, muhalefette misiniz bir karar verin. Hem iktidarda olup hem mağdur olmak hem de başkasını suçlamak ancak size yakışır.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sizin iktidarınızın döneminden kalma bunlar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, tüketici kredisi veya kredi kartı borcu olan insanların…

AHMET UZER (Gaziantep) – Şu oyunun rengini bir söyle, oyunun rengini.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …artışı ne kadar biliyor musunuz? Hiç duymayacağınız bir rakam, yüzde 5.682. Ya, böyle bir rakam olur mu? Yani borç oranındaki artışa bakar mısınız, yüzde 5.682. Çok yakışır size. Peru’ya kıymayın, Peru’ya bunları anlatmayın. Hadi, bu anlaşmaya “Evet.” deseniz bile Allah aşkına, burada yaptıklarınızı Peru’ya taşımayın. Sizin yüzünüzden intihar oranları yüzde 33 arttı, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 678 arttı, fuhuş inanılmaz rakamlara ulaştı, yüzde 790. Allah aşkına, kıymayın Peru’ya.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyor, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan Oy Sayısı                :        213

Kabul                                        :        200

Ret                                            :          12

Çekimser                                  :            1  (x)

 

               Kâtip Üye                               Kâtip Üye

             Fehmi Küpçü                        Mustafa Açıkgöz

                   Bolu                                   Nevşehir”

 

Böylece ilgili tasarı kanunlaşmıştır.

Bundan sonra, yine, 2’nci sırada yer alan, Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/323) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 51) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 51 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Sayın Akçay, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı, Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin onaylanmasını içermektedir ve önemli bir sözleşmedir.

Bu sözleşme, 16 Mayıs 2005 tarihinde imzaya açıldı değerli milletvekilleri ve 28 Mart 2007’de de Türkiye bu sözleşmeyi imzaladı. Aradan kaç yıl geçti? Ben diyeyim sekiz yıl, siz deyin dokuz yıl. Peki, acaba sekiz yıldır neden bekledi, bugüne geliyor bu sözleşme, Genel Kurulda görüşülüyor?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, salonda sessizlik, sükûnet lütfen…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatip kürsüde konuşuyor. Lütfen hatibin insicamını bozmayalım.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Belki de bugün görüşeceğimiz uluslararası sözleşmelerin en önemlilerinden birisi. Türkiye'nin 2007 yılında imzaladığı bir sözleşmenin onayı ancak bugün geliyor. Bu imza, Hükûmetin terörle ve suç gelirleriyle mücadeledeki iradesini göstermesi açısından çok önemlidir değerli arkadaşlar. Aslında, bugüne kadar ki geliş süreci, iktidarın, Hükûmetin terörle mücadele anlayışını berraklaştıran, billurlaştıran bir onay çünkü aradan sekiz yıl, dokuz yıl, geçiyor. Bir ihmal, açıkça ifade ediyorum, bir savsaklama söz konusu burada. Bu, en geç 2008 yılında çıkması gerekirdi ve ayrıca, tabii, Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre bu imzaların geçerliliği ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylandıktan sonra kabul görüyor. Kamuoyu ve Meclis gündeminden ısrarla kaçırılan bir uluslararası belgeden söz ediyoruz.

Şimdi, bu sözleşmenin Meclis serüvenine kısaca bir göz atmamız gerekir. İlk olarak, 7 Temmuz 2008’de Meclise sunuluyor bu sözleşme ve Dışişleri Komisyonundan dahi çıkamadan hükümsüz kalmış. İkinci olarak, 22 Eylül 2011’de yine Meclise gelmiş, Dışişleri Komisyonu 7 Ekim 2011’de Komisyon raporunu vermiş, tasarı Genel Kurul gündemine girmiş ama bu sefer de 28 Mart 2013’te gündemden geri çekilmiş. Üçüncü olarak, 7 Kasım 2014’te 24 tasarı yeniden gönderiliyor ve Dışişleri Komisyonu 6 Mart 2015’te Komisyon raporunu vermiş, tasarı Genel Kurul gündemine girmiş ama bu sefer de Genel Kurulda görüşülmeden tasarı yine hükümsüz kalmış. Şimdi, yine 3 Aralık 2015’te Meclise gelen sözleşme, Dışişleri Komisyonunun 7 Ocak 2016’daki raporunu vermesinden sonra, Komisyon raporu 51 sıra sayısıyla basılmış ve nihayet Genel Kurul gündemine bugün gelmiştir.

Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Sözleşme imzalanmasından tam 3.230 gün sonra Genel Kurul gündemine gelmiştir. Sözleşmenin bu uzun ve dolambaçlı yolculuğundan sonra şimdi son durağa yaklaştık. Dolambaçlı diyorum çünkü 24’üncü Dönemde iki defa Meclise gelmiş, birinde geri alınmış, diğerinde hükümsüz kalmış. Peki, sözleşmeyi bu kadar farklı kılan nedir? “Türkiye Cumhuriyeti olarak suç gelirlerinin aklanmasıyla ve terörizmin finansmanıyla uluslararası iş birliği içerisinde mücadele edeceğiz.” dedi bu imzayla Türkiye ama sekiz yıl neden gecikti? Bu sözleşmeyi imzalayan da Meclise getiren de Meclisten geri çeken de hükümsüz bırakan da AKP iktidarıdır.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin baldıran zehri içmeyi dahi göz önüne aldığını söylediği, “Umut verici gelişmeler oluyor.” diyerek milletimizi oyaladığı, “Analar ağlamayacak.” dediği hâlde neredeyse ağlamayan ananın kalmadığı, “Hazmedilmeyen bazı durumlara rağmen operasyon yapmıyoruz.” diyerek ihmalin açıkça itiraf edildiği, sonradan da “Bunlar çözüm sürecini silah stoklama süreci olarak değerlendirdi.” diyerek milletimize nasıl bir oyun oynadıklarını gözler önüne seren ve sonra da “Buzdolabına kaldırdık.” dedikleri bir sürecin içerisinden geçtik ve geçmeye de devam ediyoruz. Bu süreci 1 Ağustos 2009 tarihinden beri hep birlikte yaşıyoruz. Oslo’yu gördük, İmralı tutanaklarını gördük, Habur rezaletini gördük, İmralı canisinin mektuplarının mitinglerde okunduğunu gördük, sonra Dolmabahçe mutabakatını gördük.

Yeri gelmişken, bu İmralı tutanaklarıyla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi cenahından ne bir ses ne bir nefes… Eğer, birkaç gün daha sessiz kalınırsa bu “tutanak” diye açıklananların artık doğruluğuna hükmedeceğimiz de biline.

Yani bunları gördük fakat görmediğimiz tek şey, terörle mücadeleydi. Terörle mücadeleyi bir türlü görmüyorduk çünkü yoktu. Teröristlerin finans kaynaklarıyla da mücadele edilmedi, işin püf noktası burada. Neden? “Hendek” dedikleri çukurların kazılması; cephanelerin, silahların, patlayıcıların depolanıp tuzaklanması nasıl görmezden gelindiyse terör örgütlerinin haraç toplaması, finans temin etmesi de görmezden gelinmiştir. “Yok, biz öyle göz yummadık, mücadele ettik.” diyorsanız, o zaman -2007- bu sözleşmeyi imzaladığınız tarihten bu güne kadar neler yaptığını Hükûmet açıklamak zorundadır.

Şehirlerde, her yerde terör örgütleri neredeyse aleni finans temin ediyor, haraç topluyor. Adına “vergi dairesi” dedikleri haraç birimleri bile oluşturdular, bunlar yazıldı çizildi ama uzun süre seyredildi, herhangi bir adımını görmedik. Mali Suçları Araştırma Kurulu ne yapmıştır, bilen yok. Terörle mücadele edilmediği gibi, müzakere edilme yoluna gidildi ve finansman kaynaklarıyla da mücadele edilmedi. Bu terör örgütlerinin finans kaynakları engellenmediği sürece, terör örgütleriyle etkili bir mücadele yapmanız mümkün değildir.

Bu görüştüğümüz tasarının gerekçesinden çok kısa bir bölüm okumak istiyorum değerli arkadaşlar: “Terörizmden en çok zarar gören ülkelerin başında gelen Türkiye, devletlerin terörizmi önlemek ve ortadan kaldırmak için gerekli önlemleri almaları ve terörizmle mücadelede ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde iş birliği yapılması gerektiğine inanmakta ve bu yönde yoğun çaba harcamaktadır.” Kim söylüyor bunu? Hükûmet. Ne kadar masum bir ifade değil mi? Türkiye’nin terörle mücadelede uluslararası iş birliği için istekliliğini ne kadar güzel bir şeklide ortaya koyuyor, değil mi? Ama değil, aradan sekiz yıl geçmiş.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu dönemde, 7 Haziran 2015 sonrasında terör saldırılarındaki artış dikkat çekicidir. AKP, iktidarı alırken terör sıfır noktasındaydı. Ancak, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ve AKP terörle mücadele etmek yerine müzakere etmeyi tercih eden bir anlayış getirdi ve 2009 yılından itibaren de bu süreci milletimiz nezdinde meşrulaştırmak için sürekli isim değiştirdiler ve 12 Ağustos 2015 tarihinde Sayın Erdoğan’ın “Bundan sonra ne devletin ne Hükûmetin vereceği bir taviz -tabii bu tavizlerin de neler olduğunun açıklanması gerekir- atacağı bir adım yoktur çünkü yapılması gereken her şey yapılmıştır…” Bir taraftan itiraflar gelirken diğer taraftan terörle mücadele ediliyormuş gibi bir hava yaratılmak isteniyor. AKP’nin “mış” gibilerle kamuoyunu oyalarken her geçen gün kaos, terör olayları ve şehadetler devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, bir yandan kendi içerisinde uluslararası bir şebekenin parçası olarak bölücü terör örgütüyle mücadele ederken, bulunduğu coğrafya itibarıyla da pek çok terör örgütünün birinci hedefi konumundadır. Bununla birlikte, iktidar, son yıllarda birtakım uluslararası terör örgütlerine verdiği iddia edilen örtülü ya da açık desteklerle uluslararası kamuoyunda da hedef hâline getirilmektedir. Bir örnekle somutlaştırmamız ve hafızaları tazelememiz gerekir.

Yasin El Kadı, diğer terörist oluşumlarla olan finansal ilişkileri nedeniyle Birleşmiş Milletler, ABD ve Avrupa Birliği tarafından yaptırımlara tabi tutulmuş bir Suudi iş adamıydı. Uluslararası kamuoyunun “terörist” diyerek damgaladığı bu kişiye, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan “Yasin Bey’den kendim kadar eminim. Yasin Bey’in bir terör örgütüyle ilişkisi olması veya ona destek vermesi mümkün değildir.” sözleriyle sahip çıkmıştır. Bunu bilmeyeniniz yoktur. Bu örnekten dolayıdır ki Türkiye, uluslararasında teröre destek veren ülke konumuna getirilmek istendi neredeyse, yani böyle bir algı oluşturulmak istendi. Örneğin, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı bünyesinde faaliyet gösteren Mali Eylem Görev Gücü, kara para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda koyu gri listede yer almaktadır. Bu listede Suriye, Cezayir, Etiyopya, Ekvador, Endonezya, Myanmar, Pakistan ve Yemen var. Bu listenin bir üst basamağında ise kara liste var. Kara listede yer alan ülkeler ise İran ve Kuzey Kore. Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele etmediği için bu listede, kara listeye dahi düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Öyle ki Mali Eylem Görev Gücü, 19 Ekim 2012’de Türkiye'yi kara listeye alabileceğine dair bir açıklama dahi yapmıştır. Bugün görüştüğümüz sözleşmeyi ülkemizin uluslararası itibarı açısından önemli görüyoruz. Sözleşmenin bugüne kadar onaylanmamış olmasını da büyük bir noksanlık ve yanlışlık olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyoruz.

Sonuç itibarıyla, söz konusu sözleşmenin onaylanmasına ve gerektiği gibi uygulanmasına büyük önem veriyoruz.

Terörle mücadelenin topyekûn bir mücadele olduğunu, bu mücadelenin en önemli aşamasının da terörizmin finansmanıyla mücadele olduğunu tekraren ve son olarak belirtmek istiyorum.

Açılım süreci arkasına gizlenerek bugüne kadar yapmadıklarının sonuçlarını her geçen gün ağır bedellerle ödüyoruz. Terörle mücadelenin en önemli yönü terörle mücadele konusundaki iradedir, sağlam iradedir. Bu iradeyi göstermesi açısından görüşülmekte olan bu sözleşme de önemlidir. Ancak sormadan edemiyoruz: Çözüm süreci buzdolabından çıkarılıp tamamen yok edilecek midir? Bir kısım AKP’li milletvekillerinin söylediği gibi Öcalan’la görüşmeler devam edecek midir? Bu sorulara verilecek cevaplar, terörle mücadeledeki samimiyeti ve iradeyi göstermesi açısından da ipucu teşkil edecektir.

Konuşmama burada son veriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İdris Baluken.

Sayın Baluken, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Cizre’de bir vahşet bodrumunda ağır ağır insanlık katledilirken defalarca burada vicdanlarınıza, yüreğinize, insanlığınıza, aklınıza seslenmeye çalıştık. Bugünkü konuşmamı kesinlikle bu bahsettiğim hiçbir özelliğinize hitaben yapmayacağım çünkü bütün bunları yedi gün içerisinde sayısız defa test ettik ve maalesef, adım adım sona doğru, oradaki 28 yurttaşın yaşam haklarının adım adım gasbedilerek onların ölüme doğru gittiği saatlerde sadece tarihe not düşme adına yapıyorum. Günün birinde çocuklarımız Meclis tutanaklarını açıp baktıklarında, Cizre’deki vahşet bodrumunda yaşananları merak edip araştırdıklarında neler yaşandığını ifade etmek için bu konuşmayı yapıyorum.

Tam yedi gündür 28 yaralı yurttaş bir hastaneye nakledilerek yaşam hakları ve sağlık hakkı sağlamak için bekledikleri bir ortamda adım adım ölüme gönderildi. Şu ana kadar 6 yurttaşımızın yaşamını yitirdiğine dair bilgiler vardı elimizde. 22 yurttaşın hâlâ yaralı olarak kurtarılabileceğine dair bilgiler vardı bizde. Ancak, bu konuşmaya çıkmadan hemen önce vahşet bodrumundan beni arayan parti meclisi üyesi arkadaşımız, binanın şu anda havan toplarıyla vurulduğunu, yaralıların bulunduğu yerde, o katta tamamen duman altında kaldıklarını ve birkaç kişi dışında diğerlerinden herhangi bir ses duymadıklarını ifade etti. Umarım ve dilerim ki, bir hekim olarak aklıma gelebilecek o ihtimal gerçekleşmesin; Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da ambulans gitmesi gereken yerde gaz gönderdiğiniz ölümler Cizre’deki vahşet bodrumunda bu saat itibarıyla yaşanmasın.

Tam bir haftadır bu devlet ve bu Hükûmet, Cizre’deki bir evden 28 yaralıyı Cizre Devlet Hastanesine taşıyamamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tedbir kararlarına rağmen, bu konuyla ilgili insanlık ayıbını ortadan kaldırmaya yönelik Türkiye kamuoyunda ve dünya kamuoyunda oluşan yüksek duyarlılığa rağmen, maalesef, Hükûmet ve devlet, adım adım insanlığın öldüğü bu suçta açık bir şekilde sorumluluktan fail konumuna geçmiştir. Bunun altını net olarak ifade ediyorum: Bu ülkedeki her bir yurttaşın ölümüyle ilgili sorumluluk Hükûmettedir, ancak bu 28 yurttaşın -şu anda yaşamını yitiren kişi sayısı 6’dır ama olası farklı gelişmelerle birlikte yaşamını yitiren her yurttaşın- sadece sorumlusu değil, göstermiş olduğu duyarsızlıkla faili de açık bir şekilde AKP Hükûmetidir.

Biz bu süre içerisinde sayısız görüşmeler yaptık. İçişleri Bakanıyla, İçişleri Bakanlığının en üst düzey yetkilileriyle saatler süren görüşmeler yaptık. Başbakanın bilgisi dâhilinde İçişleri Bakanının bize aktarımları oldu. Hükûmet, kamuoyunda ortaya çıkan baskıdan sonra “Oradaki yaralıları bir an önce biz de almak istiyoruz, cenazeleri hastaneye göndermek istiyoruz.” bilgisini ve iradesini bize aktardı. Başbakan Davutoğlu’nun bu konuda talimat verdiğini ifade etti. Biz bu talimat doğrultusunda, Cizre’deki arkadaşlarımıza, orada bekleyen çocuklarının kurtarılmasını bekleyen annelere ve bütün Türkiye kamuoyuna bu yönlü bir gelişmenin olduğunu ve olumlu sonuçların her an ortaya çıkabileceğini, ambulansların oraya gönderileceğini söyledik. Ama maalesef, bu süreçte, herhangi bir aksaklık oluşmasın diye, zamanla yarıştığımız bu süreçte en küçük bir akamete uğrama durumu yaşanmasın diye, İçişleri Bakanlığının içerisinde en üst düzeyde bulunan yetkililerle birlikte Cizre’deki bu vahşet bodrumuna her ambulans gönderme girişimimiz, maalesef birtakım yapay, suni çatışma mizansenleriyle engellendi. Orada yaralıları almaya giden sağlık ekipleriyle telefonun hoparlörünü açarak bütün o süreci kayıt altına aldık ve bakanlık yetkililerine dinlettik. Kontrol noktalarında o sağlık müdahalesini engelleyenler “Biz bu ülkenin Bakanını, Başbakanını tanımıyoruz.” dediler ve bunu bizimle birlikte o süreci dinleyen İçişleri Bakanlığının en üst düzey yetkilileri de kendi kulaklarıyla duydular ve buna tanıklık ettiler. O kontrol noktalarının her biriyle saatler boyu süren telefon görüşmeleri sonucunda, gidip yaralıların olduğu bodrum katına 150 metre bir mesafeye yaklaşıldığında da -tamamen planlanmış bir şekilde- tek taraflı bir ateş açma, tek taraflı bir çatışma havası yaratma süsüyle tekrar o ekipleri geri çevirdiler. Bütün bunlar olurken de en hazin olan durum, İçişleri Bakanlığının en üst düzey yetkilileri “Bizim inisiyatifimizi gördünüz, biz güç geçiremiyoruz.” deme durumunda kaldılar. Başbakan Davutoğlu’nun talimatı havada kaldı. İki gündür Başbakan Davutoğlu “O yaralılar ve cenazeler bir an önce oradan alınıp hastaneye gönderilsin.” talimatı vermesine rağmen Ankara’daki devletle Cizre’deki devlet uyuşmadığı için, Cizre’deki devletin inisiyatifi artık mevcut Ankara’daki devleti ve AKP Hükûmetini aştığı için o yaralılar ve cenazeler alınmadı.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Öyle bir şey yok. Yalan, hepsi yalan!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Öyle bir şey olmasaydı Başbakanının vermiş olduğu o talimat yerine getirilirdi. Başbakan dün yaptığı açıklamada bile…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Başbakanımız da İçişleri Bakanımız da partimizin bütün sözcüleri de bütün söylediklerinizin yalan olduğunu söyledi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Siz takip etmiyorsunuz.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim arkadaşlar.

Lütfen Sayın Çamlı…

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bakın, dün bile kamuoyuna yapmış olduğu açıklamada, orada bulunanların kimliği ne olursa olsun kendi sorumluluklarının bir an önce onları hastaneye yetiştirmek olduğunu, gerekli müdahaleler yapıldıktan sonra da adli tahkikatların daha sonra gerçekleşeceğini ifade etti, bunu basına da söyledi. Hadi diyelim ki bizim söylediğimize güvenmiyorsan güvendiğin gazetelerin sayfalarını aç, Başbakan Davutoğlu’nun o konuyla ilgili yapmış olduğu açıklamayı oku.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ambulanslar orada bekliyor.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Dolayısıyla, burada açık ve net bir şekilde Kürt illerini teslim ettiğiniz, bu savaş sürecini tamamen havale ettiğiniz bir savaş aygıtına söz geçiremeyecek düzeyde bir âcizlik durumuyla maalesef karşı karşıya kaldınız. Umarım ki şu anda yaşam mücadelesi veren o 22 yurttaş yaşamını yitirmez. Umarım ki çökmek üzere olan o bodrum tavanı, o insanların, yaralı insanların üstüne çökmez. İnanın ki o tavan eğer bu yaralı insanların, yardıma ihtiyaç duyan bu insanların, mağdurların üzerine çökerse bunun altında, tarih karşısında hem Hükûmet olarak hem grup olarak hem de tek tek bu grubun mensubu milletvekilleri olarak maalesef kalacaksınız. Büyük bir insanlık ayıbının altında her birinizin duyarsızlığı, katkı sağlamış olarak tarihe not geçmiş olacak.

Dünyadaki bütün savaşlarda, iki devlet arasındaki savaşta bile, yaralıların olduğu alana bir yaşam koridoru, bir insani koridor açmak, savaşan devletlerin uluslararası sözleşmelerle ve kendi hukuki mevzuatlarıyla güvence altına aldıkları bir husustur. Düşünün ki siz Cizre’de bir savaş olduğunu kabul etmiyorsunuz, siz Cizre’de bir terörle mücadele olduğunu ısrarla ifade ediyorsunuz ama yedi gün boyunca Cizre’nin en işlek ana caddesi olan Nusaybin caddesiyle 400 metre ötedeki bir ev arasına bir yaşam koridoru açamıyorsunuz veya bilinçli bir şekilde açmıyorsunuz. Bir insani koridor açmıyorsunuz. Yedi gün boyunca o insanların yanında tek bir yiyecek yok, tek bir damla su yok, tek bir ilaç yok. Bir hekim olarak ifade edeyim, orada o insanların ölüme gitmesi için yaralı olmalarına gerek yok; 6’sı zaten yaralı olduğu için kan kaybından yaşamını yitirdi ama yedi gün boyunca orada bir damla suya muhtaç olan insanların, böbrek fonksiyonları başta olmak üzere, bütün fonksiyonları zaten hızla iflasa doğru gider. Her biri, zaten bu iflas neticesinde takatsiz olarak son nefesini verecekleri anı bekler. Velev ki, o insanları oradan almadınız, o insanları hastaneye yetiştirme noktasında bir insani duyarlılık göstermediniz, en azından bu yedi gün içerisinde açmış olduğunuz bir insani koridorla, oraya, su ve ilaç başta olmak üzere, en temel insani malzemeleri gönderebilirdiniz ama bunu da yapmadınız ve bunu yapmadığınız için de maalesef 6 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Son iki günde, 2 yurttaşımız, biz İçişleri Bakanlığının yetkilileriyle görüşme yaparken yaşamını yitirdi. Durumun vahametini öğrenmek için o anda yaptığımız görüşme esnasında ölüm haberlerini aktarmak zorunda kaldık. Bu kadar ağır, bu kadar vahşet boyutuna ulaşmış olan bir durumla karşı karşıyayız. Adım adım, Cizre’deki insanlar değil, bu ülkenin insanlığının nasıl göçük altında kaldığına, nasıl gözler önünde yerle bir edildiğine tanıklık ediyoruz.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Maalesef... Maalesef görüyoruz, burada bile şahit oluyoruz. Şu Mecliste bile o insanlığın kaybına şahit oluyoruz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Tutanaklar...

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – O vicdanın kaybolduğuna şahit oluyoruz.

BAŞKAN – Sayın Çamlı, lütfen... Müdahale etmeyelim... Müdahale etmeyelim...

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Karşımıza çıkıyorsunuz, o vicdanın kaybolduğuna şahit oluyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, siz Genel Kurula hitap edin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ben, bu konuşmayı, hiçbirinizi ikna etmek için ya da hiçbirinizin vicdanına seslenmek için yapmadığımı ifade ettim.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bizim de yok. Levhi mahfûza yazılıyor.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sizin de şu anda söyledikleriniz tutanaklara geçiyor.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – O tutanaklardan önce levhi mahfûza yazılıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bir dinle be! Dinle!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ne konuşuyorsun ya!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ahirette çıkacak hepsi, burada çıkmazsa ahirette çıkacak.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, bir utanın ya!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Umarım, günün birinde geriye dönüp baktığında, burada kullanmış olduğun cümlelerden dolayı utanç duymazsın, senin için söyleyeceğim tek şey budur.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ben de senin için, iade ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, niye müdahale etmiyorsunuz ya?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Çünkü adım adım, insanlık tarihinde görülmeyen, vicdanları, insanlık vicdanını kanatacak olan bir ölüm sürecini, bir vahşet sürecini yaşıyoruz.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, bu süreçle ilgili bugüne kadar ortaya çıkan sonuçlar, maalesef, bu ülkenin demokratik geleceğiyle ilgili bütün kaygıları da düşünemeyeceğimiz ölçüde her birimizde artırmıştır, artırması gerekir. Halklarımız arasına bu şekilde bir yaklaşım koymak, Kürt analarının kendi çocuklarının adım adım ölüme gitmesini yedi gün boyunca Cizre’deki belediye koridorlarında mübah görmek, oradaki insanların bütün yardım çığlıklarına karşı göstermiş olduğumuz duyarlılığı sadece kürsüden konuşan milletvekiline, hatibe laf atmak olarak değerlendirdiğiniz için, bu ortaya çıkan manzarayı toparlama noktasında da sanırım hiçbir inisiyatif sahibi olamayacaksınız. Halklarımız arasına büyük bir kırılma, büyük bir duygusal kopuştan sonra bir düşünsel kopuşu da maalesef bu uygulamalarla birlikte adım adım örmeye devam ediyorsunuz.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Terörle büyük kopuş var, terörle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yine, aynı şekilde, Hükûmetin ve devletin Kürt illerindeki bahsetmiş olduğum savaş aygıtına söz geçiremeyecek bir duruma gelmesi de Türkiye demokrasisi açısından her birinizde farklı kaygılar uyandırmalı. Ortadan kaldırıldığını gururla ifade ettiğiniz o vesayet anlayışının, aslında bugün Cizre sokaklarında, Şırnak, Sur sokaklarında nasıl adım adım bu ülkenin demokratik geleceğiyle ilgili süreçler işlettiğini her biriniz fark ettiğinizde inanın ki çok geç olacak.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Vesayetin can çekişmesi Cizre sokaklarında olanlar.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu şekilde laf atma durumunu da maalesef önünüzde bulamayacaksınız.

Özetlemek gerekirse, bu 28 yurttaşın tamamının yaşam hakkının başta İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı olmak üzere, o bölgedeki operasyonel süreçte dahliyeti bulunan Millî Savunma Bakanlığının, Genelkurmay Başkanlığının ve bu Hükûmetin sorumluluğunda olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. O insanların kurtarılmasıyla ilgili yaptığımız görüşmelerin bütün detaylarını kamuoyuna da aktaracağız. Ancak hâlâ o insanların kurtarılabileceğine dair umudumuzu korumak ve bu konudaki çabalardan vazgeçmek istemiyoruz. Dolayısıyla, önümüzdeki günlerde de bu süreçle ilgili eğer olumsuz sonuçlar ortaya çıkmazsa bizim, Halkların Demokratik Partisi olarak çabamız son ana kadar aynı şekilde devam edecek.

Bakın, Mecliste böylesi bir gündemle yedi gün boyunca burada yapılan tartışmalar ortadayken, ülkenin bir yerinde alev alev yangına doğru giden, hepimizin vicdanını kanatan bir süreç yaşanıyorken siz bugün getirmiş olduğunuz grup önerisiyle bu Meclisi kapatarak bu Meclisin halkın gündemine, bu ülkenin gündemine ne kadar yakın ve uzak olduğunu da ortaya koymuş oldunuz.

Bu ülkede her gün asker, polis, sivil, gerilla, genç, yaşlı, kadın, çocuk cenazeleri kalkarken bu Meclisi bir hafta boyunca tatile götürmek açık söylemek gerekirse Parlamentoyu aleni bir şekilde işlevsizleştirmektir. Parlamentoyu işlevsizleştirdiğiniz an, Parlamentonun halkın gündeminden koptuğunu ortaya koyduğunuz an, oradan bir çözüm çıkmayacağını bütün kamuoyunun gözüne baka baka deklare ettiğiniz an, maalesef, demokratik siyasete ve onun çözüm gücüne olan inancı da kendi ellerinizle yerle bir etmiş olursunuz. Bu konuda AKP’nin mevcut tutumu belli ancak ben özellikle CHP Grubuna seslenmek istiyorum: 7 Haziran sonrasında da bu Meclis, saray ve AKP eliyle bilinçli bir şekilde işlevsiz bırakıldı, fiilî olarak kapısına kilit vuruldu ve otuz yedi gün boyunca da “istikşafi görüşmeler” adı altında CHP’nin bu duruma ses çıkarmamasıyla ilgili bir oyalama süreci yürütüldü. Oysaki CHP istemiş olsaydı, sahip olduğu 110 milletvekiliyle o otuz yedi günlük süreci de bu Meclisi her gün açık tutarak çok net bir şekilde teşhir edip Türkiye kamuoyuna ve Türkiye halklarına çok önemli mesajları verebilirdi.

Önümüzdeki haftada da önünüzde böyle bir sınav olacak. 110 milletvekilinin bu Meclisin kapanamayacağını, bu Meclisin, oluk oluk kan akan ülkenin gündemine sırtını dönemeyeceğini; bu Meclisin, halkının gerçek gündemini bir kenara bırakarak tatil yapamayacağını ortaya koymak durumunda olduğunu düşünüyoruz ve bu konuda özellikle Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki vicdanlı milletvekillerinin, bu ülkedeki demokrasiden yana olan bütün milletvekillerinin bir girişim başlatmasını özellikle rica ediyoruz.

Hiç kimsenin yaptığı suçlar yanına kâr kalmaz, tarih bunu böyle ortaya koymuştur. Bir Hükûmet, bir devlet savaşla çözüm isteyebilir, normaldir; işte, savaştığı gücün son savaşçısını öldürünceye kadar devam etmek isteyebilir, normaldir; biz tasvip etmiyoruz ama velev ki böyle bir karar verdi, normaldir ama her savaşın bir ahlakı ve hukuku vardır. Hiçbir Hükûmet ve hiçbir devlet, savaş hukukunu ve savaş ahlakını ortadan kaldıracak şekilde insanlığa karşı suç işleme özgürlüğüne sahip değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Eğer öyle bir pratik içerisinde olursa da insanlık tarihî o Hükûmetten de o devletten de mutlaka hesap sorar diyorum.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Biz terörle mücadele ediyoruz, en başta Kürt halkını kurtarmak için.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) - Efendim, Sayın Başkanım, Sayın İdris Baluken’in partimize atfen ifade ettiği hususlarla ilgili bir değerlendirme yapmak için söz istiyorum.

İfadelerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin de 7 Hazirandan sonraki süreçten sorumlu olduğundan bahsetmek suretiyle…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika, yeni bir sataşmaya meydan vermeden lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu sürecin hepimize sorumluluk yüklediği konusunda hepimiz hemfikiriz. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz başından beri her zaman terörle aramıza mesafeyi koyduk çok net bir şekilde, “ama”sız bir şekilde. Biz hendek siyasetini, barikat siyasetini kabul etmiyoruz. Masum insanlara yönelik her terörist hareketi yapanları da PKK olsun, DHKP-C olsun, IŞİD olsun, kim olursa olsun, hepsini terörist olarak ilan ediyoruz. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi son derece berraktır, son derece nettir, herkesin de aynı netlik içerisinde olması gerekir. Bir yandan da iktidarın “çözüm süreci” diye adlandırdığı süreci eline yüzüne bulaştırması, veremeyeceği taahhütler içine girmesi, doğuda ve güneydoğuda silah depolanırken sessiz kalması bugünkü olayların baş sorumlusudur.

Şimdi, ben hiçbir sataşmaya mahal kalmadan, HDP Grup Başkan Vekili Sayın İdris Baluken’in söylediklerini çok ciddi buluyorum, bir yaşam mücadelesinin olduğunu ifade ediyor. Bir yandan, devletin ifade ettiği, bakanların ya da AKP'li sözcülerin ifade ettiklerini de çok ciddi buluyorum, yaralıları almaya giderken teröristler tarafından silah atıldığı konusundaki iddialar var. Şimdi, bunları çözmenin bir tek yönü var, ben de o iddiamı ortaya koyuyorum değerli arkadaşlar. Bütün insanların yaşamı önemlidir. Devlet de herkesi, meşru sınırlar içerisinde yaşamını devam ettirmek suretiyle ancak tutuklayabilir, gözaltına alabilir. Sayın Baluken, ben hazırım; eğer AKP grup başkan vekili hazırsa, diğer partilerin grup başkan vekilleri hazırsa hep beraber Cizre’ye gidelim, orada ne olup bittiğine hep beraber karar verelim, ben bu yürekle buradayım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu konudaki girişimlerde Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekili olarak, bu iş birliğini sağlarsanız ben şu saatte Cizre’ye gitmeye, sizlerle, AKP'li arkadaşlarımla, isterse MHP’li arkadaşlarımla, herkesle beraber gitmeye ve oradaki sorunu yerinden tespit ederek gerçekleri kamuoyuna anlatmaya hazır olduğumu ifade ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Can…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Sayın Baluken konuşmasında ölümlerden AKP’nin sorumlu olduğundan bahsetti. Daha bir sürü nedenler de var, bu nedenlerden dolayı sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun siz de iki dakika, yeni bir sataşmaya meydan vermeden lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

8.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Özellikle, sözlerime başlarken… Hiç kimse bu çatı altında hiçbir sebepten dolayı terörü meşru kılmamalı, teröristleri masum göstermemeli, teröristlerin müdafisi, avukatı konumuna gelmemeli. Hepimiz, bütün siyasi parti grupları ve temsilcileri olarak bu millete gidiyoruz, milletten oy istiyoruz. Milletin refah seviyesini yükseltmek için, milletin güvenliğini sağlamak için, milletin bir adım daha muasır medeniyet seviyesine gelmesi için gayret sarf ediyoruz ve milletin vermiş olduğu vergilerden maaşlarımızı alıyoruz. Ama burada, milletin vermiş olduğu vergilerden aldığımız maaşla ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kutsal çatısı altında millî güvenlik güçlerimizi akamete uğratacak ve… Onların amacı aslında oradaki insanların huzurunu ve güvenliğini sağlamak olduğundan bahisle, sadece elmayı ikiye ayırıp elmanın diğer boyutunu hiç görmemekle… Bu, olmaz. Eğer samimiyet varsa fotoğrafın tamamını görmemiz lazım.

Ben Kırıkkale Milletvekiliyim. Kırıkkale, nüfusuna oranla en fazla şehit veren illerin başında geliyor. O şehitlerin o ailelerinin o masum gözyaşlarını eğer içselleştiremediysek, eğer biz bu tarafı bir tarafa itiyorsak burada samimiyetten bahsedemeyiz. Burada her gün uluslararası sözleşme ya da başka bir kanunda terörizmin, teröristlerin avukatlığını yapmak kanımıza dokunuyor! Yeter artık, yeter! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Özellikle şunu söylemek istiyorum: Eğer samimiyet sorgulaması yapılacaksa fotoğrafın tamamına, elmanın diğer yarısına da bakmak durumundayız. Bu bizim için de geçerli sizin için de geçerli. Ama özellikle, milletten almış olduğumuz vergilere ve burada millet adına yapmış olduğumuz yemine sadık kalmamız gerektiğini düşünüyorum. Daha da fazlaca şeyi konuşmak istemiyorum. Uluslararası sözleşmede biraz daha konu içeriğine değinmek gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Bravo Ramazan Bey.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hatibin konuşmasında partimize ilişkin, terörizmin avukatlığını yapmakla ithamda bulundu...

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Değil misiniz ya, değil misiniz?

BAŞKAN – Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Osman başkan konuşacak.

BAŞKAN - iki dakika, Sayın Baydemir’in.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

9.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, bir kez daha kayıtlara geçmesi adına söz almış bulunuyorum.

Şüphesiz ki ölüm acıdır, kimden kime sıkılırsa sıkılsın, yaratmış olduğu ölüm büyük bir acıdır, büyük bir travmadır. Bu ülke coğrafyasında toprağa düşen her anne evladının acısını yüreğimizde hissediyoruz.

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Hissetseydiniz silahları bıraktırırdınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Diğer bir şey daha var, o da, ölümden daha acı bir şey var ki öldürmenin canavarca hislerle gerçekleştirilmesidir.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Evet, Yasin Börü gibi değil mi, Yasin Börü gibi? Osman Bey, Yasin Börü ve 5 arkadaşı… Başı ezildi, başı taşla ezildi.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bakın, şu anda Cizre’de bodrumun altında bulunan 28 insandan 6 tanesi kan kaybede kaybede öldürüldü. Şu anda 2 tane insan yedi gündür bir damla su almadığı için “su, su, su” diye diye, inleye inleye şuurları kapandı. 22 insan şu anda ölümle yüz yüze.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sen de gittin mi oraya?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Ben bunları vicdanınız harekete geçsin diye söylemiyorum; vazgeçtim vicdanınızdan, vazgeçtim. Gelin… Savaş, gerçeği de öldürüyor, gerçek ölmüş ki bu sıralardan bu itirazlar çıkıyor. Tam da Sayın Gök’ün ifade ettiği gibi, başımız gözümüz üstüne, grup başkan vekillerimizden birisi, sizler, sizler, yüreği olanlar ha, yüreği olanlar, el ele verelim, gidelim bakalım, o bodrum katında ne var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Çıkaralım o bodrum katındaki insanları. Eğer suçlu varsa bu ülkenin yargısı da var. Haydi bakalım, çıkaralım, getirelim, hastaneye, hekime önce teslim edelim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oyunlarınıza alet edemeyeceksiniz onları, o iş bitti artık.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Akabinde neyse gereği yapılacak ama şunu unutmayın: Şu anda ortaya konulan zulüm 12 Eylül askerî darbesini aşan bir zulümdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – 12 Eylül askerî darbesi bu isyanı doğuran nedenlerden bir tanesiyse, bu altı ayda yaşadıklarımız 10 tane isyanı büyütecek kadar bir öfkeyi, bir kini oluşturmuştur Kürt halkının vicdanında, yüreğinde. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Kürt halkında değil, teröristlerde!

BAŞKAN – Sayın Baydemir, süreniz dolmuştur.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/323) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 51) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına üçüncü söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel.

Sayın Yüksel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Yirmi dakikadır süreniz.

CHP GRUBU ADINA CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gün geçmiyor ki şehit haberleriyle güne uyanmayalım. Bugün, şimdi, biraz önce, oturum sürerken bir şehit haberi daha geldi. Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum.

Bu sabah şehit olan, 28 yaşında, hayatının baharında şehit olan Jandarma Üst Çavuş Yusuf Haldun Uslu da Eskişehir’imizin şehidi, ona rahmet ve ailesine de başsağlığı diliyorum.

Biraz önce konuşan Sayın Hatip İdris Baluken’i dinlerken gerçekten büyük bir üzüntüye kapıldım. Söylediklerinin doğru olmaması, bir zan olması yönünde niyette bulundum. Sayın milletvekilleri, o bodrum katında bulunanlar can, velev ki içlerinde -sizlerin de söylediği gibi- teröristler olsun.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Sen söylemiyor musun?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Bizim çok güçlü ordumuz, hani Süleyman Şah Türbesi’nden bir sandukayı alıp buraya getirmek için seferber edilen ordumuz acaba bir kasabada, bir ara sokakta, bir bodrum katında olan insanları oradan alamayacak kadar güçsüz mü, yoksa bunun arkasında başka hesaplar, başka planlar mı var?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne alakası var onunla?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Bakın, bir insan canı çok önemli. 550’mizin de milletvekilliği feda olsun bir kişiye. Ama, orada terörist de var ise güçlü bir devlet, güçlü bir ordu bunu yapar: Gidersin, alırsın tedavi edersin, ondan sonra da yargılar, cezalandırırsın.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Merhamet o, merhamet, can kaybı olmasın diye merhamet.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Hayır efendim, Sevgili Vekilim, bu merhamet değildir. Velev ki merhamettir, devletin merhamete ihtiyacı vardır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Teslim olsun, niye teslim olmuyor?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Şimdi, bu konunun üstünde fazla durmayacağım. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi ne HDP’nin yanındadır ne AKP’nin yanındadır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Tam da HDP’nin yanındasınız, tam da HDP’nin yanında, hatta HDP’nin elçisi oldunuz.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Açık yüreklilikle söylüyorum: Allah PKK’nın cezasını versin, Allah teröristlerin cezasını versin ama Allah onları palazlandıranın da cezasını versin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Amin, amin! Amin Ya Rabbi!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Şimdi, bu konuyu kapatıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, hatibe müdahale etmeyin.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan şu anda da yaptığı gibi, daha önceki oturumlarda da defalarca kürsüdeki hatipleri temiz bir dille konuşma, kaba ve yaralayıcı bir üslup kullanmama konusunda uyardı. Doğrudur, onun görevi ve hakkıdır. Ben, şimdi, bu kürsüden bir milletvekilimizin hem de özel bir milletvekilimizin çeşitli oturumlarda sarf ettiği sözleri sıralayacağım, tutanaklardan bazılarını buldum. Bence bir kıraathanede kullanılması uygun olan bu sözler bu çatı altında söylendi, özel bir milletvekili tarafından söylendi. Ne demiş örneğin: “Ne alakası var ya!”, “Bu ne ya!”, Bırak Allah aşkına ya!”, “Böyle bir şey olur mu ya!”, “Hepiniz dinlediniz ya!”, “Ayıptır be, ayıptır be!”

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ne olmuş?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Tamam, ne var onda?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Salonda büyümedi o.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Şimdi, bu milletvekili MHP sıralarında oturmuyor, bu milletvekili HDP sıralarında da oturmuyor, CHP sıralarında da oturmuyor, bu milletvekili AKP sıralarında da oturmuyor. Bu milletvekili arkamda oturuyor.

BAŞKAN – Memnun oldum. Biliyorum.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Keşke tutanaklarda diğer tüm milletvekillerinin kullandığı ifadeleri bir okusanız da… Bir milletvekiline yakışıyor mu o ifadeler?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen hatibin sözünü kesmeyin, sizi temiz bir dille konuşmaya davet edeceğim çünkü yaptığınız üzere.

BAŞKAN – Siz konumunuzu bilin. Siz Başkan değilsiniz, kürsüde bir hatipsiniz, onu Başkan uygular.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sevgili Başkan, ben Türk halkının temsil için oy verdiği bir milletvekiliyim ve onların adına konuşuyorum. Ben sizi, sizin yaptığınız gibi, temiz bir dille konuşmaya davet ediyorum.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Hadi oradan!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sadece bu değil, Meclis Başkanı tarafsız olmak durumunda. Bu oturumları adil ve demokratik bir şekilde yönetmek durumunda ama sizlerin, bizlerin ve ekranları başında izleyenlerin gördüğü gibi, maalesef, adilane bir tavırla bu Meclisi yönetememekte.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ekran başındakiler herkesi görüyor, sizi de görüyor. Notunuzu veriyorlar, sizin de notunuzu veriyorlar.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Hanımefendi, çok hevesliyseniz gelin, burada konuşun. Bu tarzınız bir tarz değildir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Orada da konuşurum, burada da konuşurum merak etmeyin, siz devam edin.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Biz, Sayın Başkanın…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) - …önceki oturumlarda söz istemeyen, örneğin Sayın Bakan Beşir Atalay’ı şurada yoldan çevirip de sataşmadan söz verdiği günleri de biliyoruz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Ya, hadi be, hadi be!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Biz, Sayın Başkanın tarafsız olmasına rağmen burada bir siyasi partinin tarafıymış gibi siyasi parti adına konuştuğu oturumları da biliyoruz. Ben, bunu gerçekten bir talihsizlik olarak addediyorum.

Sayın Başkan, şu andaki Sayın Cumhurbaşkanı işine gelmeyen şeyleri söyleyen akademisyenlere, hâkimlere “Cübbeni çıkar, gel, siyasete gir.” diyor. Ben de sizi eğer eski grup başkan vekilliği günlerinizi çok özlediyseniz cübbenizi, papyonunuzu çıkartıp şu sıralara oturmaya davet ediyorum. Aksi görüşteyseniz, lütfen, Meclisi daha önceki başkanlar gibi yönetin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Fakat ben daha milletvekili değilken, Sayın Başkanın o zaman bu kürsüden yaptığı bir konuşmayı hatırlıyorum.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Ya, ne alakası var?

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Hatip, bakın, benim eğer İç Tüzük’ü uygulamamı istiyorsan, İç Tüzük’te benim sözünü şu anda kesmemi ve konuya davet etmemi gerektiren pek çok madde var ama ben geniş davranıyorum. Lütfen siz de…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sayın Başkan, ben kaba ve yaralayıcı bir dil kullanırsam benim sözümü kesebilirsiniz.

BAŞKAN – Sadece o değil, başka hükümler de var.

Buyurun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Konuya gel o zaman.

BAŞKAN – Siz müdahale etmeyin sayın milletvekilleri, lütfen.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne demek “Müdahale etmeyin.”?

Konuya gel o zaman, konuyu konuş o zaman, devam et.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Genel Kurula hitap et!

BAŞKAN – Şimdi sayın hatip orada Genel Kurula hitap edecek ve konudan ayrılmaması gerekiyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Konuşacak bir şey kalmadı galiba, yuvarlıyorsun. Varsa gündemin konuş, dinleyelim. Bizi meşgul etme. Varsa milletin kürsüsünde söyleyecek sözün konuş. Burada eğer sözün yoksa Sayın Başkana hitap ederek bu şekilde usul dışına çıkamazsın.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Cahit Bey, çok meraklıysan gelirsin burada konuşursun ama sen burada konuşunca sonra bir daha tükürdüğünü yalamak, özür dilemek zorunda kalıyorsun.

Evet efendim, şimdi, Sayın Bostancı…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, Sayın Hatip, tek tek isimlerle, şahsiyetle uğraşmaman lazım, Genel Kurula hitap etmen lazım. Başkandan vekillere tek tek ismen girip şahsiyetle uğraşamazsınız. Lütfen Genel Kurula hitap edin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Gök, lütfen müdahale edin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Cemal Bey, Genel Kurula hitap ederseniz…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Konuşacak bir şeyin kalmadı tabii.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sevgili Başkan, eğer sözümü kesmeyip sonuna kadar dinleseydiniz niye Sayın Bostancı’ya hitap ettiğimi anlardınız. Lütfen sözümü kesmeyin, sözümü bitireyim.

Sayın Bostancı daha önceki bir oturumda benim 17 Aralık tarihinde yaptığım konuşmaya atfederek “Bazı milletvekili arkadaşlarımız bazı bakanlarımızdan alıntı yapmayı çok seviyorlar. Kendilerine tavsiye ediyorum, daha makbul -herhâlde bu kelimeyi kullanmadınız ama- başka AKP’lilerden de alıntı yapsınlar.” dedi. Herhâlde benim o dönemde alıntı yaptığım Sayın Metin Külünk, Sayın Atalay pek makbul AKP’li değil sizin için. E, düşünelim, kim sizin için makbuldür? Herhâlde en makbul olanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.

KASIM BOSTAN (Balıkesir) – Evet.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Ben sizin tavsiyenize uyacağım. Siyasetteki tecrübeniz ve grup başkan vekilliği rütbenizden deyip uyacağım.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Gök, bak, bu gidiş, gidiş değil Sayın Gök.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Ben Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan bir alıntı yapacağım. Yıl 1994, Sayın Recep Tayyip Erdoğan belediye başkan adayı…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yirmi iki sene geçmiş.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – …ve der ki: “Parmağımdaki şu yüzükten başka bir servetim yok. Bununla yola çıktım.”

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayır, hayır, öyle değil.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – E, iyi, güzel. 1999 senesinde…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Öyle değil! Öyle değil, doğru söylemiyorsun!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – …yine Sayın Recep Tayyip Erdoğan şunu söyler: “Eğer bir gün duyarsanız ki Recep Tayyip Erdoğan çok zengin olmuş, bilin ki haram yemiştir.” Ben demedim.

Şimdi, rivayetlere ve Wikileaks belgelerine göre İngiltere Kraliçesi’ni, Monaco Prensi’ni servet olarak geride bırakıp en zengin liderlerden biri olduğuna göre…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bak, bunların hepsiyle ilgili tazminat davaları sonuçlandı. Doğru söylemiyorsun!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Şimdi ben Sayın Bostancı’ya soruyorum…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Doğru söylemiyorsun ama!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Soruyorum, itham etmiyorum.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hepsiyle ilgili tazminat davaları…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Soruyorum, Sayın Bostancı…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Doğruyu söylemiyorsun. Bunları yazan bütün gazeteciler tazminata mahkûm edildi.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sayın Bostancı, acaba Recep Tayyip Erdoğan o tarihlerde yalan mı söyledi; yoksa bugünkü servetine bakarak haram mı yedi?

Teşekkür ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Gerçek dışı konuşuyorsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Benim “Makbul AK PARTİ’lilerden de…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir saniye…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Makbul AK PARTİ’lilerden de alıntı yapın.” şeklinde bir cümle olmadı.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Öyle demediniz mi?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, 60’ncı maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekili konuşuyor.

Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Benim kastetmediğim bir bağlamda bir değerlendirmede bulunmuştur; bu açıkça bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

Lütfen, iki dakika…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Şovmen ya, şovmen! Ne konuştuğunu bilmiyor.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; “Makbul olan, olmayan AK PARTİ’liler” şeklinde bir adlandırma, anlamlandırma yapmadığım gibi bu anlama gelebilecek bir değerlendirmede de bulunmadım. Ama tabii yeminli bir muhalif mevkide duruyor ve söylenenleri kendi bulunduğunuz pozisyona göre tercüme etme hususunda akıl oyunları oynuyorsanız sözleri alıp çarpıtırsınız arkadaşın yaptığı gibi. Benim söylediğim “Eğer AK PARTİ’ye ilişkin, bu parti ne söylüyor, bunu anlamak istiyorsanız çok çeşitli beyanlar var, onların hepsine bakın.” Söylediğim budur. Bunu böyle söylediğimi herkes anlar ama arkadaş hususi bir şekilde anlamak konusundaki ısrarını sürdürüyor; anlarım, pozisyonundan.

Şimdi burada çok talihsiz bir laf etti, ben de oradan Levent Bey’e söyledim. Cahit Bey’in burada yapmış olduğu konuşma maalesef kastın ötesinde anlamalara sebep olduğu için… Biz CHP’li arkadaşlarla da oturduk, konuştuk, özür dilemek de yeri geldiğinde bir erdemdir. Elbette Cahit Bey’in kastı burada konuşurken insanları suçlamak, buradaki muhalefet partilerini töhmet altında bırakıcı sataşmalarda bulunmak değildi ama arkadaşlar öyle anladığı için, bu anlaşılma biçimine yönelik olarak özür diledi. Şimdi, bunu “tükürdüğünü yalamak” diye ifade ederseniz, bundan sonra, bir, kimse özür dilemez; bu çok yanlış bir şey, bu kürsülerden insanlar zaman zaman yanlış anlamalara sebebiyet verecek sözler yapıyor; iki, Cahit Bey’le birlikte oradan bir CHP’li arkadaş da özür diledi, derler ki: “O da mı tükürdüğünü yaladı?” Bu yaklaşım iyi bir şey değil.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Soruma cevap vermediniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu yaklaşım iyi bir şey değil.

Tayyip Bey’le ilgili olarak da, Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili böyle rivayetlere filan dayalı, soru edası içerisinde, zan altında bırakıcı laflar uygun değil.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.29

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/323) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 51) (Devam)

BAŞKAN - Hükûmet? Burada.

Komisyon? Burada.

Önceki oturumda 51 sıra sayılı Tasarı’nın tümü üzerindeki gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

SUÇ GELİRLERİNİN AKLANMASI, ARAŞTIRILMASI, EL KONULMASI, MÜSADERESİ VE TERÖRİZMİN FİNANSMANINA İLİŞKİN AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 28 Mart 2007 tarihinde Strazburg’da imzalanan “Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin beyanlar ve çekinceler ile onaylanması uygun bulunmuştur

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk.

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; evet, ülkemizin bu kadar can yakıcı bir sorunu varken şirin gözükmek adına yaptığımız uluslararası sözleşmeler, bizi ne kadar daha parlak bir duruma sokar, doğrusu tartışılır. Ve konuşacağım konuya geçmeden önce, bu, günlerdir konuştuğumuz ambulans konusunda son olarak şunu belirtmek istiyorum ben, en azından kendi adıma söyleyeyim: Bizler günlerdir HDP Grubu olarak sizlerin vicdanına ve insani olarak bakış açılarınıza seslenmeye çalışıyoruz. Ama, bir gerçeklik var ki şunu bilmemiz lazım: Şu an bulunduğumuz Parlamento insani ve vicdani boyutundan ziyade hukuk devleti olmanın verdiği bir sonuçla bir araya gelmiş bir Parlamentodur. Dolayısıyla, yasama ve denetim faaliyetlerinin en uygun şekilde yapılmasının takibinin sağlanması gerekmektedir ve yasama faaliyetlerinde bizler çıkardığımız yasalarla birlikte yaşama hakkının korunmasını savunurken bu korunmadığı takdirde, bu anlamda, yine, Parlamentonun denetim faaliyetini göstermesi gerekir. Aslında bizim temel olarak bu Parlamentodan beklentimiz budur. Yani, bu devletin, hukuk devletinin gerekliliği olan hukukun uygulanması, uygulanmadığı takdirde niye uygulanmadığının sorgulanması ve çözüme kavuşturulmasıdır. Ve bizler HDP Grubu olarak ya da diğer muhalefet partileri olarak çıkıp burada eleştirilerimizi, itirazlarımızı dile getiriyoruz. Ve sizlerin yaklaşımı da sanki Türkiye’de her şey güllük gülistanlık, hiçbir eksiklik yok da bizler öylesine eleştiriyoruz başka bir durum yokmuş gibi. Keşke öyle bir durum olsaydı da bizler bu mevcut bütün durumlara itiraz etmeseydik. Yaşam hakkından tutun ifade özgürlüklerine, basın özgürlüğüne bütün özgürlükler ne yazık ki şu an bertaraf durumdadır, neye el atsak elimizde kalıyor. Bunun da neticesi olarak şu an karşı karşıya bulunduğumuz korkunç bir savaş gerçekliği var ne yazık ki. Evet, bunu kabul etmeyebilirsiniz, “Savaş değildir.” diyebilirsiniz ancak hiç kimse, hiçbir şahıs, hiçbir parti binlerce askeriyle, tankıyla, topuyla bir kentin bombalanmasını başka bir şekilde açıklayamaz, bunu görmemiz gerekir.

Nasıl bu duruma geldiğimize bakarsak, aslında, bu savaşın sorumluluğunu ısrarla HDP’ye yüklemeye çalışanlar… 7 Hazirana dönelim bizler, 7 Haziranda biz HDP olarak seçime parti olarak girme kararı aldık ve dedik ki: “Faşist darbe anayasasının koyduğu barajı yıkıp Meclise girip demokratik bir siyaset yürütüp Türkiye halkları adına verdiğimiz sözleri tutacağız.” Bizim iddiamız, söylemimiz ve hâlâ arkasında durduğumuz buydu. Ancak, on üç yıldır iktidarda olan AKP iktidarı, kendi bulunduğu koşullar gereği tabii ki bunu kabul etmedi. Bir seçim kampanyası yürütüldü, sonuç olarak HDP barajı aştı ve AKP iktidar olamadı. Şimdi, zaten HDP barajı aşmışken ve mevcut konumuyla, vekil sayısıyla demokratik siyaseti yürütmeye hazırlanırken neden bir savaş çıkarsın; öte taraftan, iktidar olamamış, on üç yıllık iktidarlığını elden bırakmış ya da kaybetmiş bir partinin öfkesi dururken? Ve o günden bugüne ısrarla “Orada hendek var.” diye meşrulaştırarak çocuğu, kadını, genci demeden, yok etme üzerine bir politika yürütülürken… Hendeğin olmadığı dönemleri de çok iyi biliyoruz.

Bakın, 7 Haziran sonrası… Ben Van Milletvekiliyim. Hâlâ, hâlihazırda, biliyorsunuz ki Van’da hendekler yok. Bizler gözlerimizle halkın düğünlerine onlarca gaz sıkıldığını gördük, insanların o düğünleri iptal ettiğini gördük. Bugün çok net şunu görüyoruz: Çıkardığınız iç güvenlik paketinin bu hazırlanmış savaş konseptine bir yatırım olduğunu bir kez daha gördük. Basını tekleştirdiniz, tek elde toplayıp sadece istenilen haberler dışında hiçbir haber yapılmamasını dayattınız. Yapmayanlara gerekenleri yaptınız zaten, kayyumudur, şudur, budur. Sokaklarda demokratik bir şekilde protesto hakkını kullanmak isteyenleri orantısız bir güçle, protestolarla, gözaltılarla susturmaya çalıştınız. Belediye eş başkanlarını ya uzaklaştırdınız ya tutuklattınız. Yargı deseniz, yine güçler ayrılığının bitimi ifadesi olarak yine tek bir elde toplanmış oldu. Durum bu hâldeyken bizler ısrarla diyoruz ki: Bu mevcut, yürüyemeyen sistemin hiçbirimize, Türkiye’deki tek bir bireye faydası yok. Ezberlediğimiz, söylemekten öteye geçemediğimiz kalıpları bir tarafa bırakmak zorundayız bizler. Bizlerin şahsi menfaatler uğruna insanların, toplumun faydasını gözardı etme gibi bir lüksü yok. Açık ve gerçek bir şekilde bir taraf yok edilmekle karşı karşıya. Evet, bölgede oraya, ölüme gönderilen asker, polise denilen şudur: “Sizler vatanı savunmaya gidiyorsunuz, vatanı bölünmekten kurtarıyorsunuz, bunun şerefiyle gidiyorsunuz.” Size şunu net bir şekilde ifade edeyim: Bölünme tehdidiyle karşı karşıya olan bir vatan yok. Kürt halkını bu kadar anlayabilmişsiniz işte. Kürt halkının haklarını, ne istediğini bu kadar anlayabilmişsiniz işte.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Kürt halkını biz anlıyoruz, siz teröristleri anlıyorsunuz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Siz teröristlere ne diyorsunuz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bu haklar olmasa orada ifade edemezdin sen onu.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla, sarayın sevdası uğruna ölüme gönderdiğiniz insanların evlatları, gün gelecek tek tek hesabını, biz de onlarla birlikte size soracağız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tehdit mi ediyorsun?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Hayır, eğer bu Parlamento çerçevesinde ısrarla biz… Az önce de belirttim ben, tehditle gerçekliği ayırt edin artık.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Tek gerçek, teröristlerin silahı bırakması. Terörle mücadele yapıyor devletimiz.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Şunu söyleyeyim ben: 1990’ları aşağı yukarı hepimiz eleştiriyoruz, değil mi? Binlerce faili meçhul, binlerce yakılan köy. Şu ana baktığımız zaman ne farkı var?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bak, sen burada rahat konuşabiliyorsun.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Nerede konuştuğunun farkında mısın?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Yüzlerce sivil katledildi. Yine, yüz binlerin üzerinde insan göç etmek zorunda kaldı, 1 milyon 300’e yakın insan bu savaştan mağdur oldu.

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Ne savaşı?

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Savaş değil, terörle mücadele, teröristle mücadele.

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Dinleyin ya!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Yine, yüzlerin üzerinde insanlar tutuklandı ve bizler 1990’ları şu an böyle anıyoruz ama yıllar sonra aynı şekilde bunlar da lanetle hatırlanacaktır.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 1990’larda olsa sen orada konuşamazdın, yaka paça götürürlerdi. Yaptığımız reformlar sayesinde orada konuşabiliyorsunuz.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Ne sayesinde? Bir kendinize bakın, bakın.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Reformlar sayesinde. Sizin karşı çıktığınız reformlar sayesinde orada konuşuyorsunuz.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Hâlâ Taybet ananın, Miray bebeğin bedenlerini görmüşken biz…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bırak sen, kimseyi inandıramazsın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Siz kimseyi inandıramazsınız, kimseyi kandıramazsınız bu şekilde.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Öyle bir derdimiz yok.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Özgürlükler bu şekilde gelmez.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terörle mi gelecek?

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Biz teröristi yok sayıyoruz, teröristi.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Özgürlükler, bir tarafı yok sayarak, katlederek, saray sevdasına “Oh paşam.” diyerek gelmez. Bunu bilmeniz gerekmektedir.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Biz kimseyi inandırmak derdinde değiliz.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Ve bizler var olduğumuz sürece sizin bu tekçi sisteminize dimdik, onurlu bir şekilde karşı durmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bile sizlere inanmıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Artık kimse inanmıyor size.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Konuştuklarının küllisine kendin de inanmıyorsun.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat…

Buyurun Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında konuşmama başlamadan önce, fakültede öğrendiklerimin, öğrenciyken kitaplarda öğretilenlerin, okutulanların sadece kitaplarda kaldığını, gerçekle örtüşmediğini çok net gördüm.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Aldıkaçtı’yı okumuşsundur.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ya, cevap vermezseniz sevinirim.

Bir dinleme tahammülü lütfen yani hepimizin bir olgunluğu var. Siz bu Meclisi tahrik etmekten başka bir şey bilmiyorsunuz, sizi tanıyorum. Lütfen dinleyiniz.

İnsan onuru ve hakikati bilme noktasında gerçekten bence birbirimizi dinlememiz gerekiyor. Yasama faaliyetini yapan bu Meclis 550 kişi adına… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hatibi dinleyelim arkadaşlar.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Yani dinlemeyecekseniz konuşmayayım.

Başkanım…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

Buyurun siz konuşun Sayın Irgat.

Sayın milletvekilleri, lütfen hatibin insicamını bozmayalım.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Yani, farkındayız, gerçekten buradaki yapılan faaliyetlerin, tamamen bir görüntüden ibaret olduğunun çok net farkındayız zaten, bu konuda hiçbir tereddüdümüz yok. Yani şu an yaşanılanlarla yasama faaliyeti yürüttüğünü iddia eden Parlamentonun zaten uyuşmadığı çok net ortada. Yani ben de biraz burada bu hakikati anlatmaya çalışıyorum.

İnsan hakları noktasında hakikati bilme hakkı da bir hak olarak sayılmıştır. Maalesef şu anda Parlamentoda konuşulanların, yapılanların, dile gelenlerin hiçbiri hakikati yansıtmamaktadır.

Bugün burada grubumuzun bir önergesi reddedildi. Neydi önergemiz? Hasta tutsaklar ve tutuklu mahkûmlarla ilgiliydi. Maalesef burada, 282’si ağır, 720’si hasta olmak üzere hasta tutsaklarla ilgili bir önerge sunuldu. Burada…

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – “Tutsak” diye bir şey yok.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – “Tutsak” ne? Tutuklu yani, tutuklu.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Politik tutsaklardan bahsediyorum, politik.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Tutuklu, tutuklu; “tutsak” değil, suçlu.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bu ülke, Strazburg’da çıkan raporlara göre, Rusya’dan sonra Türkiye ikinci sırada yer alıyor. Hangi noktada yer alıyor? İnsan hakları noktasında, basın üzerindeki baskılar ve şiddeti tırmandıran politikaları nedeniyle Rusya’dan sonra geliyoruz. Bu, herhâlde tesadüfi bir rapor değildir, bu, benim raporum da değildir, Strazburg’dan açıklanan resmî bir rapordur. Bu raporu neden aldık, Türkiye bu raporu neden aldı, biz neden ikinci sıradayız? Bütün bunlar, yaşanan gerçekliklerle, şiddetlerle ilgili.

Kadına karşı şiddete ilişkin sözleşmeye rağmen bu ülkede kadına şiddet, kadın katliamı bitmedi. On üç yıllık AKP iktidarında ekonomiden hukuka, basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne değin tüm maddelere baktığımızda hepsinin altında ihlali göreceksiniz. Hepsiyle ilgili Türkiye mahkûmiyet kararı almıştır ve biz de diyoruz ki: Türkiye bu sıralamanın gerisine düşsün. Türkiye özelde…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz burada başörtülü şekilde oturuyorsak bu, AK PARTİ’nin başarısıdır.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Hayır, hayır, hiç ilgisi yok.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O sıralamanın gerisine düştük. 1990’lı yıllardaki mahkûmiyet kararları yok Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Çoğunluğun iktidarını burada dayatamazsınız. Burada herkes, burada… Türkiye mozaiğinin temsilcileri buradadır.

Ve burada AKP iktidarı, on üç yıldır çok iyi şeyler yaptığını iddia ediyor, süslü önergelerle çok iyi şeyler yaptığını söylüyor ama altından ne çıkıyor? Altından şiddet, baskı ve müebbet hapis cezasıyla yargılanan gazeteciler çıkıyor, ölü çocuklar çıkıyor, katledilen kadınlar çıkıyor. Dolayısıyla da hepimizin, hepimizin ama genetik kodlarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bunu bütün partiler için söylüyorum.

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – İlk önce sen değiştir.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Burada yer alan bütün partilerin bu genetik kodlarından kurtularak…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Siz değiştirin, biz genetik kodlarımıza razıyız.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – …kurtularak ama kurtularak yasama faaliyetine o şekilde bakması gerekiyor. Hakikati hepimizin bilmek ve buna göre faaliyet yürütmek zorunluluğumuz var.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hitler de genetik kodları değiştirmekle işe başladı.

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Hakikate göre baktığımızda ise bu ülkede AKP, hiçbir sorunun çözüm adresi olamamıştır. Sorunlarımız çözülmüş olsaydı bugün ikinci sırada yer alıyor olmayacaktık.

Şimdi, hasta tutsakları konuşurken, aslında tüm cezaevlerini gezen bir avukat olarak hem de şu anda vekil olarak maalesef cezaevlerini ziyaret etmemiz gerekirken en normal hakkımızı dahi kullanamıyoruz, avukatken gidebildiğim cezaevlerine vekil olduktan sonra gidemiyorum. Dolayısıyla da bu ülkenin cezaevleri, bu ülkenin hapishaneleri, politik tutukluların bulunduğu cezaevleri sorunludur. Bu insanlar duvarın arkasında ne yaşıyor, o duvarın arkasında neler var, hiç merak ettiniz mi? Hiçbir gün hiçbiriniz, o mapushanelerde neler yaşanıyor, nasıl bir hikâye var, o insanlar orada neleri üretiyor, merak ettiniz mi? Hep birlikte o cezaevlerine gidip araştırma yapalım dedik ama reddettiniz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Niye girdiklerini merak ettiniz mi siz?

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Hiç fark etmez. Bu dünyada politik düşüncelerinden dolayı oradalar ve maalesef AKP iktidarı döneminde yürütülen militarist politikalar nedeniyle orada da çok ciddi hak ihlalleriyle karşılaşmaktadırlar.

Bu ülkenin cezaevleri tarihine baktığımızda, gerçekten bugün burada yasama faaliyeti boyunca anlatamayacağımız hak ihlalleriyle dolu. Mesela İmralı Adası’na bakalım; İmralı Cezaevi -bugün bahsediliyor ya “En iyi bakılan yer.” diye- 1999’dan 2009 tarihine kadar 2’nci derece kara, deniz, hava askerî yasak bölge ilan edilerek Başbakanlığa bağlı bir kriz yönetimince yönetildi yıllarca, askerî bir bölge, ardından gelen raporların baskısı sonucu 2009’da yapılan değişiklikle F tipi yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumuna dönüştürüldü. Ardından, CPT ve benzeri raporlardan sonra oraya 5 hükümlü nakledildi ve bir gün ansızın, ocak ayında 2 hükümlünün Silivri Cezaevine nakledildiğini öğrendik. Apar topar, gece yarısı, hiçbir eşyasını toplamadan, hiçbir yazdığı kitabı, şiiri, notunu alamadan Silivri Cezaevine gönderildi.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Cezaevinde ne eşyası?

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Silivri Cezaevinde avukatlarıyla görüştürülmedi, avukatlarıyla yapılan görüşmeler kısıtlandı, âdeta İmralı Cezaevinde uygulanan olağanüstü hâl, Silivri’de de devam ettirildi. Dolayısıyla da orada bahsettiğiniz kişi, şu an Napoli’den fahri hemşehrilik alan bir kişi, Sayın Öcalan.

Dolayısıyla da demek ki bizler siyasi, politik tutuklularla ilgili, hükümlülerle ilgili ve diğer adli tutuklularla da ilgili gerçek bir demokratik cezaevi standartlarını yaratamadık. Cezaevlerini kapatalım derken her gün yeni cezaevlerini açmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla da biz, çocuk tutuklularla ilgili, özellikle Şakran’da, İzmir’de yaşanan olaylardan sonra cezaevlerinin, tutukevlerinin suçu önleme noktasında bir engel olmadığını çok net gördük. Suçluluğu önlemenin yolu cezaevlerini açmak değildir ya da kendi tabirinizle, terörle ilgili yakalananları ki biz bunlara “politik tutsak” diyoruz…

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Hep öyle diyorsunuz, elinde silah var.

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Bunlar düşüncelerinden dolayı oradalar, cezaevlerine atmakla düşüncelerine pranga vuramazsınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen kimin Parlamentosundasın, sen de mi tutsaksın?

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Düşünceye hiçbir güç, pranga vuramamıştır.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Vurmuyoruz ki ayaklarına, ellerine vuruyoruz biz prangaları.

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Dolayısıyla da biz cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin bir an önce değiştirilmesini ve Türkiye’nin, ikinci sırasını gerilere doğru atmak üzere adımlar atması gerektiğini düşünüyoruz.

Az önce geçen 3’üncü maddede, konuşma fırsatı bulamadığımız bir maddeydi aslında bu, hükümlülerin nakliyle ilgili konuşmayı yapmak üzere ben söz almıştım ve bu şekilde burada konuşmam gerekti. Dolayısıyla da, şu anda hepinizin “klişe” dediği ama yaşam kadar, şu an bizler kadar gerçek olan, 26 vatandaşın bir bodrumda şu an hâlâ hastaneye yetiştirilememiş olmasıdır.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ambulansları kurşunlamasanız yetişeceklerdi.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bir yerde bir suç varsa o suçluyu alırsınız, gözaltına alırsınız, hastaneye götürürsünüz; savcı, sorgusuna girer, ya tutuklar ya da serbest bırakır. Bir coğrafyanın etrafına sınır... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Ambulansları kurşunlamasanız ambulanslar oraya gider, onları alır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Ambulanslar oraya giremiyorlar.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Beni dinleyin... Beni dinleyin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bir coğrafyanın etrafına sınır çizerek bütün toplumu “sıkıyönetim” adı altında ablukaya alarak o yeri...

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Öyle bir şey yok. Sadece teröristlerin etrafını sarıyor, hukukun gereği yerine getiriliyor.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Hayır, gerçek bu değil. Ya, bu, sizin ezberlediğiniz bir şey.

BAŞKAN – Sayın Irgat, süreniz dolmuştur.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bakın, bu insanlar...

MUHAMMET BALTA (Trabzon) - Vatan hainleri mi?

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bu insanlar hayatını kaybedecek...

BAŞKAN – Sayın Irgat, süreniz dolmuştur.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – …Türkiye birinci sıraya yükselecek ama gerçekler değişmeyecektir.

BAŞKAN – Sayın Irgat...

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Teröriste “politik tutsak” diyenin hiçbir inandırıcılığı yoktur bu kürsüde.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bu ülkede Kürtlerin varlığını...

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sadece teröristlerin varlığına karşı... Terörle ve teröristle mücadele.

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Kürtlerin kendi onurları adına yürüttüğü haklı mücadeleyi hiç kimse bastıramayacak, hiç kimse. Hiç kimse bu mücadeleye engel olamayacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Böylece, tasarının tümü de açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyor, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan Oy Sayısı                :        198

Kabul                                        :        193

Ret                                            :            5  (x)

 

               Kâtip Üye                               Kâtip Üye

             Fehmi Küpçü                            Sema Kırcı

                   Bolu                                   Balıkesir”

Böylece tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sırada yer alan Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/432) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 52) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 52 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel.

Buyurun Sayın Demirel.

HDP GRUBU ADINA ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, tutukluların nakliyle ilgili konuşmada şunu ifade edeyim: Gerçekten, Türkiye’de bütün il ve ilçeler cezaevleriyle doldu, düşünce özgürlüğünün olmadığı, insanların kendisini özgürce ifade etmediği ve düşüncelerini söylemekte serbest bir iradeye sahip olamayacağını ifade eden Türkiye’nin, ne yazık ki, cezaevlerinde de bir baskı unsuru hâline geldiğini ifade edebiliriz. Bugün cezaevi koşullarını ifade ettiğimizde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye’nin en fazla mahkûm edildiği, düşünce özgürlüğüdür. Bugün Türkiye’de düşüncesini özgürce ifade eden akademisyenler, gazeteciler, siyasetçiler, belediye eş başkanları, Meclis üyesi, kadın aktivistleri, gençlik tamamen düşüncesinden dolayı tutuklanıp cezaevlerine gönderilmektedir. Sadece cezaevlerine göndermekle yetinmeyen aynı zamanda yargılama sistemini… Diyarbakır’da olan yargılama sistemi, cezaevine girmesi gerektiği süreçlerde de ne yazık ki başka illere sürgün edilmektedir. O kadar keyfî uygulama var ki, hukukun, Anayasa’nın çiğnendiği o kadar durum tespiti yapabiliriz ki size keyfî uygulamalarla cezaevlerinde uygulanan tecrit, cezaevlerinde uygulanan işkence, cezaevlerinde özelde de kadın tutsaklara uygulanan çıplak aramadan tutalım… Gerçekten de kadın tutsaklar ve genel siyasi tutsaklara uygulanan ayrımcılıkları bir kez daha buradan ifade etmek istiyoruz.

Şu anda Türkiye’de yerel yönetimlerde seçilen belediye eş başkanları, basın açıklamasına katıldığı için ömür boyu hapse mahkûm ediliyor, o da yetmiyor, bir sürü cezalar ve sürgünlerle karşı karşıya kalıyor. Şu anda seçilmişlerin cezaevinde olması, Türkiye için bir ayıptır. Seçilmişlerin sürgün edilmesi, işkence görmesi, cezaevlerinde bekletilmesi ve yargılamasının bile ertelenmesi bir ayıptır. Evet, 2009’da siyasi soykırım operasyonuyla KCK tutuklamaları söz konusuydu, o zaman şu söylendi: “Ne yapalım, biz 1990’lı yıllar gibi katledelim mi, yoksa tutuklayalım mı? Tutuklayacağız tabii.” 10 bin Kürt siyasetçisi cezaevine bırakıldı, sonradan hiç ifadeleri bile alınmadan cezaevlerinden tahliye edildi. Yargılamaya daha yeni başlandı, KCK ana davasında yargılamalar daha yeni bugün başladı. 2009 nerede, 2016 nerede? Türkiye’de hukuk sistemi çökmüş durumdadır. Bu kadar haksız ve hukuksuz uygulamalarla birlikte, bulunduğu aile ortamından başka bir ile nakledilmesi, bir sürgünü yaşatması, aslında AKP Hükûmetinin ileriye sürmüş olduğu aile bütünlüğünü ne kadar da düşündüğüne ait bir anlayışı ifade ediyor. Aile bütünlüğü içerisinde olmayı düşünen AKP Hükûmeti, siyasi tutuklulara sıra geldiğinde, Diyarbakır’da yargılanması gerekeni, cezaevinde kalması gerekeni başka bir ile sürgünle ne yazık ki aile bütünlüğünü ortadan kaldırmış oluyor.

Ben şunu ifade edeyim ki cezaevlerindeki 60 yaşında, 70 yaşında hasta tutsakların durumunun bir an önce iyileştirilmesine ilişkin bir taahhüt vardı ama bu taahhüt yerine getirilmedi. Adli tıp raporlarına rağmen, tahliye kararı olmasına rağmen, adli tıp raporuna göre cezaevlerinden tahliye edilenlere daha sonrasında tekrar tutuklama kararı çıkarıldı. Oysaki sağlık sorunlarından dolayı cezaevinde kalmasının doğru olmadığı ve cezaevinde yaşamının tehlikede olduğu raporuna rağmen cezaevinden çıktıktan altı ay sonra karar değiştirildi ve tekrar cezaevine gönderilen hasta tutsaklar…

Ben isim vererek birkaç şey söyleyeceğim. Makbule Özbek, 65 yaşında; şeker, tansiyon, kalp, birçok hastalığı var. Basın açıklamasına katıldığı için tutuklanmış ve on yıl cezaevine bırakılmış. Biz daha önceki torba yasada da ifade ettik, bugün yine tekrar ifade ediyoruz: Cezası bir yılın altına düşmesine rağmen Makbule ana, hâlâ cezaevinde tutuluyor. Oysaki Ceza İnfaz Kanunu’na göre, açık cezaevine çıktıktan sonra normalde tahliye olması gerekiyor ama kadınlara pozitif ayrımcılık uygulanması gerekirken, ne yazık ki her zaman olduğu gibi kadınlar bazı haklardan daha az yararlanmak zorunda bırakılıyor çünkü öyle bir imkân kadınlara sunulmuyor. Ne deniliyor? “Cezaevine girdin, orada yaşamını yitireceksin.” Kaç hasta tutuklu şu ana kadar cezaevinde yaşamını yitirdi, bunları öğrenmek istiyoruz.

İkincisi: Cezaevlerine ilişkin şunu söyleyeceğim: Evet, cezaevindeki siyasi tutukluları ziyaret etmek isteyen grubumuzdan milletvekillerinin ne yazık ki cezaevlerine bile girişi engelleniyor. Oysa, bütün partilere eşit davranması gereken Hükûmetin, Adalet Bakanının cezaevine gitmek isteyen HDP’li milletvekillerine cezaevi kapıları kapatılıyor, böyle bir imkândan yararlanması sağlanmıyor. Avukat arkadaşlarımız daha rahat cezaevlerine girecekleri dönemlerde, şimdi milletvekili oldular ama cezaevlerine hiç kimseyi görmeye gidemiyorlar. Ama, hiçbir parti, bu ayrımcılığın niye yapıldığına dair bir soru sormadı. Yani, siz cezaevlerinde uyguladığınız ortamı, uyguladığınız tecridi bir kez daha sorgularsanız, bence bir empati kurarsanız, bu Meclis çok daha iyi çalışacaktır. Ama, şunu söyleyeyim ki: Cezaevlerindeki ayrımcı tutumunuz sizin bundan sonraki sürecinizi de daha net belirleyecektir.

Evet, daha önce de söyledik: Belediye eş başkanlarımız, basın açıklamasına katıldığı için tutuklandı. Belediyelerin demokratik özerklik projesinde öz yönetimin oluşturulması, yetkinin belediyelere verilmesi konusunda uluslararası sözleşmelere bile uymayan, çekince koyan bir devlet anlayışı söz konusu. “Özerklik” ve “yerinden yönetim” dediğimizde bu kelimelerin de neredeyse ortadan kaldırılacağı duruma gelmiş durumdayız.

Çok net söyleyeyim, bugün tartışıldı, tekrar ifade edeyim, bu parlamenter sistemin, bu Parlamentonun çalışmasına izin verilmemesinin aslında ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. Parlamentonun tatil edilmesi ya da işlevini yerine getirmemesi aslında sorgulanması gereken bir durumdur.

Peki, düşünce özgürlüğü üzerinden ifade ediyorsak, parlamenter sistem, demokratik özerklik ya da başkanlık sistemini, neden hepsini birlikte eşit olarak tartışmıyoruz? Neden hepsini birlikte Türkiye’de, Türkiye kamuoyuyla birlikte ortak tartışamıyoruz? “Demokratik özerklik” dediğimizde “Dünyayı başınıza yıkarız.” diyor Cumhurbaşkanı. Oysaki ben sormak istiyorum, bu dünyada demokratik özerklik modelleri çok fazla. O zaman dünyayı bir bütün yıkmak gerekiyor. Örnek vereceğim, sadece birkaç yerden örnek vereceğim. Aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanının daha önceki konuşmasından da örnek vermek istiyorum. Örneğin, kendisine sorulan bir soruda şu cevabı veriyor: “Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 etnik grup yaşamaktadır. Bu etnik grupların da varlıklarının tanınması gerekir.” Bu durumda Kürtlerin de eyalet sistemiyle benzer bir sistemle yaşayabileceğini ifade ediyor.

Ben eyalet sisteminin, otonominin, demokratik özerkliğin, kanton sisteminin korkulmaması gereken bir şey olduğunu bir kez daha söyleyeyim. Bunlar bölünme, parçalanma düşüncesi değildir. Bunların tam da birlikte yaşamanın, birlikte demokratik bir siyasetin, tüm Türkiye için gerçekleştirilen bir sistem olduğunu ifade etmek istiyorum. Demokratik özerklik, sadece Kürtlerin istediği bir sistem değildir. Demokratik özerklikte herkesin kendisini, yerelini, ilinde, ilçesinde özgürce ifade etmesi ve özgürce nasıl yaşamak istediğine karar vermesidir. Bu, Karadeniz için de geçerli, Diyarbakır için de, Aydın için de, Ege için de, Hakkâri için de, İstanbul için de geçerlidir.

Özerk yapılı devletlerin örneklerini vermek istiyorum: Avustralya’da 9 eyalet mevcuttur, Avustralya 9 eyaletten oluşmaktadır. Azerbaycan Cumhuriyeti de -rayon adı verilen- 59 rayon bölgesinden oluşmaktadır, 11 şehri özerk bölgelerdir. Yine, Fransa’da il yerel yönetimleri ve belediyelerde özerk bölgeler ve özerk yerel yönetimler vardır. Gürcistan’da 2 özerk cumhuriyet vardır. İran da 30 eyalete ayrılmıştır. İspanya’da 17 özerk bölge vardır. Bunların hepsini tek tek isimleriyle söyleyebiliriz. İsviçre de yine aynı şekilde 26 eyaletten oluşmaktadır. İtalya da yine idari yapı ademimerkeziyetçi bir sistemin hâkim kıldığı bir yapıdır. Yine, aynı zamanda Kazakistan’da da idari yapıda 14 eyalet mevcuttur. Yine, Kırgızistan da 7 idari bölgeye ayrılmıştır. Yine, Özbekistan’da da aynı durum söz konusudur. Pakistan da yine aynı şekilde 5 eyaletten, 11 ilden meydana gelmektedir. Romanya da, yine, idari bölümler, eyaletler ve kentler, komünler biçiminde kendisini örgütlemiş ve yönetim şeklini oluşturmuştur.

Bunları daha fazla artırabiliriz. Gerçekten hiç kimsenin demokratik özerklikten, öz yönetimden, kendisini yönetmesinden korkmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu bir düşüncedir, tartışılır, siyaseten de, genel olarak da tartışılır ve bu, Anayasa çerçevesinde ele alınır. Bu, demokratik bir ülkenin olmazsa olmazlarından biridir. Eğer biz eşitlikçi, demokratik ve özgür bir ülkede yaşamak istiyorsak o zaman herkesin kendisini içinde hissedeceği bir anayasa çalışmasıyla bunları gerçekleştiririz. İşte uluslararası sözleşmelerde de bunlara riayet edilmesi gerekir.

Şimdi, uluslararası sözleşmelere riayet etmeyerek, AİHM kararlarını hiçe sayarak ya da AİHM’nin ağırlıklı olarak düşünce özgürlüğünden kaynaklı Türkiye’yi mahkûm etmesi karşısında sadece “Biz parasını öderiz, işin içinden çıkarız.” demekle bu işin içinden kurtulamazsınız. Yani biz şurada “Hem demokratik özerkliğin, öz yönetimin, aynı zamanda yerellere, özelde de belediyelere yetkilerin verilmesi” derken sadece Diyarbakır’ı, Ankara’yı, İstanbul’u, Mardin’i veya Van’ı kastetmiyoruz. Tüm Türkiye’de yerel yönetimler de kendi özerk yapısını oluşturmalı, yerelin kaynaklarının yerel yönetimler üzerinden geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Biz bu sorunları çözmek istiyorsak yerel yöneticileri, belediye eş başkanlarını tutuklayarak çözemeyiz. Belediye eş başkanları düşünceleri uğruna, belki bugün düşündükleri şeyleri ifade ettikleri için cezaevindeler ama yarın onların da aynı KCK operasyonunda olduğu gibi, diğer operasyonlarda olduğu gibi suçsuz bir şekilde alındıklarının kanıtı ortaya çıkacaktır ve bunların hepsi de AİHM’de Türkiye’ye geri dönecektir.

Şimdi, bugün akademisyenler, gazeteciler, hukukçular gözaltına alınıp tutuklanıyorsa, sorgulanıyorsa, YÖK’ü göreve çağıran akademisyenlerin millî eğitimlerde ya da üniversitelerde, burada eğitim görmesi ya da bu akademisyenlerin burada seminere ya da panele katılması engelleniyorsa bu ülkede demokrasiden bahsedemezsiniz, özgürlüklerden bahsedemezsiniz. Eğer bir ülkede demokrasi ve özgürlüklerden bahsetmek istiyorsak o zaman herkesin özgürce kendisini ifade edeceği, düşüncesini ifade edeceği bir ortamın sağlanması gerekecektir.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Bölücülük hariç, bölücülük hariç.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Herkesin kendisini nasıl hissediyorsa, nasıl düşünüyorsa özgürce ifade etmesi gerekiyor. Eğer demokrasinin olmazsa olmazı diyorsak, o zaman demokrasiler de parmak kaldırmak değil, buradaki arkadaşların sadece ellerini kaldırmasıyla bir demokrasi gerçekleşemez. Burada eğer düşüncemizi özgürce ifade edip bu özgürce ifade edilen düşünceler üzerinden bir demokrasi geliştiremiyorsak, özgürlükleri geliştiremiyorsak, oluşturamıyorsak burada bir problem var demektir. Onun için bir kez daha ifade ediyoruz, biz, burada ve birçok yerde düşüncelerini ifade eden Kürt siyasetçiler ağırlıklı olmak üzere yargılanmasını, tutuklanmasını kınıyoruz, bunu Türkiye’nin bir ayıbı olarak görüyoruz ki zaten AİHM’de de birçok davada çok net olarak Türkiye’nin bu konuda mahkûm edildiğini biliyoruz. Bu, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesinin önündeki en büyük engellerden, nedenlerden biridir.

Biz uluslararası sözleşmelere imza atıyoruz ama uluslararası sözleşmelerde imza attıklarımızın, taahhüt ettiklerimizin de arkasında durmuyoruz. İstanbul Sözleşmesi, CEDAW Sözleşmesi, kadına yönelik şiddette, kadına yönelik ayrımcılıkta, eğitim ayrımcılığında bunların hangisine uymuşuz da, imzalamışız da bugün sözleşmeleri dile getiriyoruz?

Yine, demokratik özerklik çerçevesinde yerel yönetimlere inisiyatif verilmesine ilişkin, Hükûmet programında, uluslararası sözleşmelerde özerklik geçiyor diye… Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda özerklik geçtiği için yerel yönetimler şartı olarak geçiyor. Yani biz, ifade ettiğimiz, literatürde geçen her şeyi kendimize göre yorumlamak yerine literatüre göre ve ifade özgürlüğüne göre değerlendirmek zorundayız.

Şimdi, bizler çok net şunu görmeliyiz: Türkiye'de Karadeniz’dekiler HES’lerin kendi zeytin bahçelerini, doğalarını katletmesine izin vermediklerini söylediler, HES yapılmasına izin verilmediğini ifade ettiler.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Karadeniz’de zeytin bahçesi yok, fındık bahçesi var.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Havva anayı hepimiz çok yakinen tanırız. Gezi direnişini biliriz. Biz, bu HES’lere Karadeniz’de nasıl karşı çıkılıyorsa, bugün aynı zamanda Hasankeyf için de…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Karadeniz’de zeytin yok, zeytin.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Bugün bizim çok net ifade ettiğimiz, bugün aynı zamanda Hasankeyf’in de…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Hamsi var, kivi var.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Ben zeytinin nerede olduğunu biliyorum. Sizi Derik’e davet ediyorum. Esas zeytin, Türkiye'nin en önemli yerinde, Derik’te vardır. Gelirsiniz, Derik’te… Aydın’da bile yetişmeyen zeytin Derik’tedir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim, lütfen.

Sayın Demirel, Genel Kurula hitap edin lütfen.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Buyurun, sizi oraya davet edelim, dünyanın en ünlü zeytinidir, adı da hılhalidir. Yani eğer bunları bilmiyorsanız, biz burada bunları anlatmasını da biliriz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bunun Karadeniz’le bir ilgisi yok.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Derik’te bunları çok net görebilirsiniz. 9 çeşit zeytin vardır, en önemlisi de hılhalidir. Bunu Derik dışında başka yerde de bulamazsınız. Yani hangi ülkede, hangi ilçede, hangi ilde neyin yetiştiğini çok iyi biliyoruz. Aydın zeytini de Bergama zeytini de Derik zeytinine yetişemiyor. Ama ben şunu ifade edeyim ki…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bergama Karadeniz’de değil, değil.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Bir dakika…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bergama Karadeniz’de değil.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Yani siz anlamak istemiyorsunuz, o yüzden söylüyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim, lütfen.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Havva ana Karadeniz’de HES’lere karşı çıktığı için…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Karadeniz’de vatanseverler var. Karadeniz’de vatansever insanlar var.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – ...yine Aydın’da zeytin ağaçlarının sökülmesine izin verilmediği için, yine her yerde doğa tahribatı gerçekleştirdiğiniz için insanlar ekolojiye önem vererek, ekolojiye sahip çıkarak bunu gerçekleştiriyor. Ama ekolojik tahribatı ürettiğiniz ve gerçekleştirdiğiniz sürece ülkeyi kalkındıramayacaksınız diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

HÜKÜMLÜLERİN NAKLİNE DAİR SÖZLEŞMEYE EK PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti tarafından 10 Kasım 2010 tarihinde Strazburg’da imzalanan “Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye Ek Protokol”ün, beyanda bulunulmak suretiyle onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulun sevgili emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, maalesef, parlamenter sistemin tartışıldığı bir dönemden geçiyor. Parlamenter sistem fiilî olarak Sayın Cumhurbaşkanı tarafından tek adam sistemine dönüştürülmüş durumda.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O sayede burada konuşuyorsun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Şu anda parlamenter sistemin ayağı olan yargı tamamen etkisizleştirilmiş durumda, Sayın Cumhurbaşkanının “Bu tehlikelidir, bu olumlu değildir.” dediği şeyler hemen dikkate alınarak söz konusu kim varsa onlarla ilgili hemen harekete geçilmektedir. Yargı tamamen kişiselleşmiş bir erke dönüşmüştür.

Yürütmeye geldiğimizde, zaten yürütme de aynı şekilde, AKP Hükûmeti döneminde, Sayın Cumhurbaşkanının şahsında, Sayın Cumhurbaşkanının tercih ettiği kişilerden oluşturulmuştur.

Yasamaya geldiğimizde, maalesef, yasama çoğulcu bir yasama değil; yasama Türkiye’nin sorunlarını, Türkiye’nin ihtiyaçlarını tartışan bir alan olmaktan çıkmış, sadece ve sadece AKP çoğunluğuna bağlı olarak tartışılan konular… Türkiye hangi sorunu yaşıyorsa yaşasın önemsenmemekte, sadece ve sadece çoğunluklarına güvenerek istediklerini istedikleri gibi çıkarmaktadırlar. Bakın, bu, torba yasalardan bu yana da görülüyor. Yasaların tartışılması engelleniyor, toplum tarafından kaliteli yasaların çıkarılması tamamen diskalifiye edilmeye çalışılıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, birkaç örnek üzerinden yargının nasıl hemen bir kişi erkine dönüştürüldüğünü sadece son dönemde aydınlara yönelik şu anda rektörlerin, YÖK’ün, üniversitelerin… Aydınların -vicdanında- Türkiye’de yaşanan soruna “Biz bu durumu yaratanlara ortak olmayacağız.” şeklinde bir bildiri imzalamaları şu anda maalesef Cumhurbaşkanının açıklamasından hemen sonra kriminalize edilmiş, hemen YÖK harekete geçmiş, hemen rektörler harekete geçmiş ve aydınlar, akademisyenler hakkında bir linç kampanyasıdır alıp gidiyor.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti 2007 yılında iktidarı, YÖK’ü, rektörleri ele geçirinceye kadar, her zaman, YÖK’ün değiştirilmesi gerektiği ifade ediliyordu, “Biz YÖK’ü kaldıracağız.” diyorlardı. Hatırlıyorsanız, AKP’nin birinci hükûmetinde, Sayın Erkan Mumcu döneminde bir YÖK değişiklik tasarısı da gündeme gelmişti. Ancak, 2007’de rektörlüklerin ele geçirilmesiyle beraber, aslında bu alanın ne kadar da önemli olduğu, bu alanın AKP’nin kendisini örgütlemesi için tam bir bakir alan olduğu ortaya çıktı ve YÖK değiştirilemez, tartışılamaz bir kuruma dönüştürüldü. Çünkü AKP “Her ile bir üniversite” diyerek bilimin temeline dinamit soktu, temel bilimler tüketildi; şu anda Türkiye’de teknolojiyi, bilimi üretecek olan temel bilimler maalesef en sonda yer almaktadır.

Bizim akademik yapımıza göre, bilim, fen fakülteleri tarafından yürütülür. “Bilim” dediğimizde de aklımıza temel bilimler gelir; fizik, kimya, matematik, biyoloji. Şu anda Türkiye’de Samsun’dan bir dikme indiğinizde Türkiye’nin doğu tarafındaki üniversitelerin tamamının fen fakülteleri kapatılmış durumda; kapatılmamış aslında ama fiilî bir kapatma durumu söz konusu çünkü öğrencilerin burayı tercih etmeleri bir şekilde engellendi. Önce “Her ile bir üniversite.” dediler, sonra da rektörlere dediler ki: “Öğrencilerinizi artırın.” Nasıl artıracağız? En fazla, önemli olan temel bilimlerin kontenjanları önce 2’ye çıkarıldı, her yere fen fakültesi açıldı ve bir anda ortalıkta fen fakültesi mezunlarının sayısı maalesef yüzde 100, belki yüzde 200 arttı. Ve sonunda bu arkadaşlarımızın hepsi işsiz kaldı -daha önceki konuşmalarımızda da dile getirdik- bunların büyük bir kısmı bunalıma girdi ve zorunlu olarak uzman erbaşlığı, polisliği seçip bugün kürdistandaki savaşta maalesef canlarını kaybediyorlar.

Temel bilimler, sadece doğu tarafında yani Samsun’dan dikme indiğiniz yerlerde mi böyle? Hayır, Türkiye’nin batısında da şu anda maalesef temel bilim diye bir şey yok. Şu anda sadece belli başlı üniversitelerin fen bölümleri açık, diğer bölümler maalesef kapalı. Peki, niye fen bilimleri, niye pozitif bilim hedef seçilmiştir AKP döneminde? Çünkü, AKP aydınlıktan korkan bir partidir. AKP aydınlanmayı bir tehdit olarak algılıyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Onun için mi üniversite sayısını artırdık?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Çünkü, AKP hilafete dönmek istiyor, Sayın Cumhurbaşkanımız da halife olarak kendisini ilan etmek istiyor. Bugün Orta Doğu’da, daha önce Esad’la al gülüm ver gülüm, Parlamento düzeyinde, Bakanlar Kurulu düzeyinde toplantılar yaparken, beraber tatillere giderken, maalesef, Esad’ın Cumhurbaşkanının halifeliğini kabul etmemesinden dolayı tam kanlı bıçaklı hâle geldiler.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Nasıl bir hikâye yazıyorsun ya? Nasıl bir hikâye bu?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Şu anda Suriye politikasının temelinde Esad’ın Sayın Cumhurbaşkanının halifeliğini kabul etmemesi yatmakta. “Sen misin bana bunu yapan?” diyerek Esad’ın ülkesi olan Suriye’yi bu hâle getirdiler ve şu anda ülkemizde sayısı 2-2,5 milyona ulaşmış bir göçmen kitlesi yarattılar: Suriyeli göçmenler. Ve bunların büyük bir kısmı kendi hâlinde şehirlere dağılmış durumda, bir kısmı AFAD kamplarında kalmaktadır.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Niye? Türkiye’ye geldikleri için rahatsız mı oldunuz? Esad da öldürecek adam bulamadı.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - AFAD kampları tam bir rezillikhanedir. AFAD kamplarında IŞİD örgütleniyor, IŞİD örgütlenip gidip Suriye’de savaşıyor, geri dönüp Türkiye’de, orada, burada, dünyanın farklı bölgelerinde kendilerini patlatıyorlar. Yine AFAD kamplarında, Karkamış’taki AFAD kampında 31 muhtarın bir araya gelerek bir fuhuş çetesi kurduğu ve bu fuhuş çetesinin gündüzleri kadınları belli bir saatte, çocukları belli bir saatte çıkarıp fuhuşta kullandığı ve sonrasında tekrar dönerek belli bir saatte kampa getirdiği gündeme geldi. Bununla ilgili soru önergeleri veriyoruz, IŞİD’le ilgili soru önergeleri veriyoruz. Özellikle Antep bölgesinde IŞİD’in her türlü yaşamı tehdit ettiğini, uyuyan hücreleri olduğunu, günlük yaşamda bile artık görünür olduklarını ve herkesin kaygı duyduğunu bildiğiniz hâlde, maalesef, Hükûmet sorduğumuz sorulara tek satır cevap vermiyor.

Peki, “Bu gidiş, gidiş değil.” diyorsak niye kulaklarınızı tıkıyorsunuz değerli arkadaşlar? Antep Peşaverleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Peşaver’de yaşanan durumun aynısını, şu anda aynı tehlikeyi Antep bekliyor. Nedir peki Peşaver? Aynen Türkiye Cumhuriyeti AKP Hükûmetinin IŞİD’e destek verdiği gibi, zamanında Afganistan’da savaşan El Kaide çetelerine Pakistan hükûmeti destek veriyordu ve günün birinde desteğini çekmek zorunda kaldığında, işte, o El Kaide çeteleri döndüler, Pakistan’ı vurmaya başladılar. Pakistan’da bir askerî okulu basıp 150 çocuk yaşta askerî okul öğrencisini vurdular. Daha geçenlerde yine 20 kişinin ölümüne sebep oldular. Yarın bu tehlike Antep’in kapısında da kendisini bekletiyor. Çünkü, şu anda Antep’te herkes, bir DAİŞ çetesiyle beraber aynı binada yaşadığı kaygısını taşıyor. Çünkü, Antep’te hastanelerde tedavi ediliyorlar, Antep’te korunuyorlar, kollanıyorlar ve devletin hiçbir yetkilisi DAİŞ’i bir terör örgütü gibi algılamıyor. Biz bunları yerel yetkililere duyurduğumuzda, yerel yetkililere ulaştırdığımızda, onlarla paylaştığımızda maalesef gerekli tepkiyi alamıyoruz. Çünkü, dediğim gibi, balık baştan kokar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Tayyip Erdoğan Suriye'deki bu savaşın sürmesi gerektiğine inanıyor. Bunun için DAİŞ’e ihtiyaç duyuyor ve DAİŞ’le iş tutmaya devam ediyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bu senaryoyu yazdın, bir de filmini çevir, ben izleyeceğim.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, vahşet bodrumunda bugün yedinci gün.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ay, yeter ya, bıktık artık.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Bıktık, bıktık, yeter!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Evet, biliyorum, çok canınız sıkılıyor.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Bıktık ya, bıktık. Aynı şey, papağan gibisiniz!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Evet, sizin canınız sıkılıyor.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Papağan gibisiniz, papağan! Bıktık! Bıktık yahu!

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Yeter artık, yeter ya!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yani mümkün olsa da evde imzalayıp getirseniz daha iyi olacak tabii.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Bu artık bir senaryo yazmak! Yazın, yazın! Senaryoyu yazın!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Ama biz milletimiz adına, halkımız adına orada yaşanan dramı, insanlık dramını belirtmeye, ifade etmeye ve Hükûmetin sorumluluğunu hatırlatmaya, bunu ifade etmeye mecburuz, bu bizim vicdani sorumluluğumuzdur.

Ülkede yaşanan gerçekleri görmeniz gerekir ve duymanız gerekir.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Siz görüyorsunuz, biz göremiyoruz!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Evet, siz göremiyorsunuz Sayın Milletvekili, dinleyin lütfen.

1990’lardaki ağır hak ihlalleri eğer o günlerde yargılanmış, sorumlular teker teker yargı huzuruna çıkarılmış ve esas failler ceza almış olsaydı bugün aynı şeyleri belki de yaşamıyor olacaktık.

Bugün ülkede yaşadığımız sorunun en büyük sebeplerinden biri de cezasızlıktır esasen. Çünkü cezasızlık sözü almış, cezasızlık vaadi verilmiş bir sistem, bir yapı var orada. Hem AİHM başvuruları hem Anayasa Mahkemesi başvuruları esasen yaşam hakkına odaklanıyor. Çünkü en temel hak yaşam hakkıdır. İnsanlık aklının geldiği en üst ve ideal evre de bunu böyle kabul ediyor ama Türkiye'deki hukuk makamları ne yazık ki yüzlerce, binlerce vakada etkili soruşturma yapmayarak, beraat kararları vererek, zaman aşımına uğratarak, sorumluları yargılamak yerine…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O 1990’lı yıllarda kaldı, onlarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin herhangi bir kararı yok artık. 1990’lı yıllarda kaldı o.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – …âdeta bir ödül sunarak, her defasında ağır insan hakkı ihlali vakalarında failleri bir nevi aklamıştır. Türkiye aleyhine AİHM’den verilmiş yüzlerce, binlerce karar var. Bugünkü spesifik vakada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesine göre de açık bir suç işleniyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Artık o noktada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir idari, pratik, sistematik hukuksuzluk kararı vermiyor. Geride kaldı onlar.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle bağlıdır Türkiye.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sizlerin mücadelesine rağmen biz bunları hayata geçirdik, reform yaptık.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sayın Milletvekili, mevzuatı açıp bakmanızı tavsiye ederim.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim Sayın Özkan, lütfen.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Bu bizim iç hukuk normumuzdur. İşkence ve kötü muamele yasağına aykırı davranıyor Türkiye ve açıkça suç işliyor. Tüm dünyanın gözü önünde yedi gündür 6 kişi hayatını kaybetti, hâlâ 22 can orada ölümle karşı karşıya bulunuyor.

Bir diğer yönü de Türkiye, Cenevre Sözleşmeleri kapsamında, yani savaş hukuku kapsamında da suç işliyor. Yaralıların oradan alınamaması, alınmaması, ambulansın geçişine izin verilmemesi, ambulans her yola çıktığında mizansen bir şekilde çatışma süsü verilmesi, zaten her şeyi gözler önüne seriyor. Siz bunu görmek istemiyorsunuz ama durum bu. Oradaki halk, bizler, dünya kadar raporlar hazırlandı, milyonlarca tanıklık var bu konuda ama… Siz buna “terörle mücadele” diyebilirsiniz. Zaten Cenevre Sözleşmelerinden kaçmak için Türkiye adını “savaş” koymuyor ama bunun tek tanımı var, bu yaşananların tek tanımı var, bu savaştır.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu Cizre’dir. Bu 2016 yılının Cizre’sidir ve bu sizin eserinizdir. Bunu unutmayın.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Sizin eseriniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teröristlerin eseridir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Teröristlerin eseri.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Biz hiç üstümüze alınmıyoruz, o sizin eseriniz.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Ve bugün 400 metre mesafedeki vahşet bodrumu burada.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – “Gücümüzü aldığımız” dediğiniz o teröristler yaptı onu, gücünüzü oradan alıyorsunuz.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – 400 metre mesafedeki Nusaybin Caddesi’nden ambulansın gidememesi bu devletin sorumluluğundadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teröristler o Cizre’yi o hâle getirmişse siz niye hükûmetsiniz ya? Şu anda Türkiye’de neyi yöneteceksiniz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen oraya söyle bana söyleyeceğine.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sana söylüyorum, sana. Niye yönetiyorsunuz o zaman Türkiye’yi?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oraya söyle, bana niye söylüyorsun?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bu hendekler var ya, ne zaman açıldı biliyor musunuz? Tek parti döneminde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – He, 1930 senesinde açıldı hendekler!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Hendekler de tek parti döneminde açıldı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 1991’de siz soktunuz Meclise bunları ya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz neredeydiniz! Almanya’da mı hükûmet ediyordunuz? Somali’de mi hükûmet ediyordunuz? O zaman neredeydiniz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 1991’de bakan bile yaptınız bunları.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Bugün Anayasa Mahkemesinin kararını ibretle izledik, gerçekten bir hukuk faciası.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 1991’de birlikte girmediniz mi siz Meclise ya?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Onların açtıklarını hâlâ kapatamadık zaten de, bunlar yenisini açıyorlar. Perişan ettiler ya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kapatamazsınız, bu kafayla kapatma şansınız da yok.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Gerçek anlamda bir hukuk faciası çünkü oradaki yaralıların nasıl yaralandığını soruyor Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesinin Cizre hakkında verdiği karar şöyle tam olarak: “Anılan kişilerin yaralı olup olmadığına, yaralı iseler durumlarının ağır olup olmadığına, hangi koşullar altında yaralandıklarına, tamamının yaralı olup olmadığına, silahlı olup olmadıklarına ve hangi adreste bulunduklarına ilişkin belirsizliğin…”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Neredeydiniz siz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Öcalan’la görüşmeyi devlet yapıyor, duble yolları AKP yapıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O kadar silahı oraya sokmuşlar, siz neredeydiniz ya, ne yapıyordunuz? Ne iş yapıyordunuz ya?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen neredesin?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne iş yapıyordunuz, ne?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Sizin eleştirilerinize bakıyorduk, çözüm sürecini nasıl eleştirdiğinize bakıyorduk.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne iş yapıyordunuz, ne?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sizinle uğraşıyorduk!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Başkan, müsaade etmezseniz sevinirim.

BAŞKAN – Sayın Akar, Sayın Köktaş, lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Anayasa Mahkemesinin verdiği karar hukuk adına bir faciadır. Orada hak ve özgürlükleri güvence altına alması gereken Anayasa Mahkemesi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O silahları oraya sokmuşlarsa, o hâle getirmişlerse siz ne iş yapıyordunuz yahu?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bir sefer oraya söylesene.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Oraya da söylüyorum.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bu yana, bu yana söyle.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz ne iş yapıyordunuz, onu söyleyin. Devlet neredeydi? Bu ülkeyi kim yönetiyordu?

BAŞKAN – Sayın Akar… Sayın milletvekilleri…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bu yana söyle, bu yana…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oraya söyleyemezsin, oraya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Oraya söyleyemezmişim! Haydi be! Kolaycılığa başlamışsınız, oraya söyleyeyim!

Size söylüyorum: Bu ülkeyi kim yönetiyordu!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne o el kol hareketleri!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Sen ne yapıyorsun lan orada?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sayın Başkan, süremi durdurmanızı rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lan deme, seni şimdi… Terbiyeli konuş!

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Terbiyeli konuş!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Lan yok, lan yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adam gibi konuşacaksınız!

BAŞKAN – Sayın Akar…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Lan yok öyle, lan yok.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale etmenizi rica edeceğim.

BAŞKAN – Ne yapabilirim?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Müdahale edin, süremi durdurun lütfen.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin.

MAHMUT TOĞROL (Gaziantep) – Ara verin Başkan, ara verin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Abuk subuk konuşuyor!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Artistlik yapma!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun, devam edin siz.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Nasıl devam edebilirim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Ne yapabilirim?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Süremi durdurmanızı rica ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Artistlik yapma! Adabını bil, adam gibi otur orada!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Buraya geçmeyin, buraya geçmeyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben şimdiye kadar kimseye lan demedim burada!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Buradan geçmeyin arkadaşlar, buradan geçmeyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Oturun yerinize ya, gelmeyin! Gelmeyin, oturun yerinize!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buraya geçmeyin, buraya geçmeyin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Haydar Akar’a bir şey söyle, Haydar Akar’a, düzgün otursun orada!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yerlerinize… Lütfen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Arkadaşlar, haydi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lan diyor, bilmem ne diyor!

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen ama, lütfen…

Sayın milletvekilleri, herkes yerine.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam arkadaşlar, oturun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam, niye heyecanlandınız? Oturun yerinize ya, herkes otursun yerine.

Konuşacak sözü olmayan böyle konuşur.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ertan.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Bugün Anayasa Mahkemesinin Cizre hakkındaki kararının bir hukuk faciası olduğunu belirttim çünkü burada yaralananların nasıl yaralandığını sorgulayan soruları var. Açıkça, mahkeme hukuka aykırı bir karar vermiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Abuk subuk konuşuyor ya!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tamam arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ona söyle, ona.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp yahu!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Gel, buradayız, burada!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama, lütfen…

Buyurun Sayın Ertan.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Evet, hak ve özgürlükleri güvence altına alması gereken Anayasa Mahkemesi bile bütün insan hakları standartlarına aykırı bir şekilde yaraları kategorilendirmeye çalışıyor. Sivil olsun olmasın, herkes, her kim olursa olsun, savaşta yaralandıysa önce tedavi edilmesi gerekir, sonra dilerse yargılanabilir, durumuna göre. Türkiye şu an doğrudan ölüme terk ederek yargılıyor. Herkes bilsin ki kalıcı olan hukuktur. Suç işleyen herkes bir gün yargılanacaktır.

Bugün, o bölgede suç işleyen kolluk görevlileri ve devlet adına yetki kullanan görevliler açıkça savaş suçu işliyor ve bunların bu kadar pervasız olmalarının tek bir nedeni var, o da cezasızlık vaadidir. Yakın zamanda ortaya çıktı “Savcının önüne çıkmaktan kaçınmayın. Tabuta gireceğinize savcının huzuruna çıkın.” şeklindeki beyan. Ayrıca, “Mevzuatı bir tarafa bırakın.” şeklindeki beyan, en tepeden onaylı bir cezasızlık vaadidir. Bundan cesaret alanlar her türlü hukuksuzluğu işlemeye devam ediyorlar.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum… Kabul edenler…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oylamaya geçti.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır, söyledik Başkan ya.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, karar yeter sayısı…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Geç kaldınız.

BAŞKAN – Kabul edilmiştir.

Bir sonrakinde istersiniz, öncesinde.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, fırsat bırakmıyorsunuz, bu ne biçim tartışma ya!

BAŞKAN – Ama işleme başladıktan sonra araya girilmez.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz ne zaman işleme başladınız Başkan ya?

BAŞKAN – İşleme başlamadan önce, oylamadan önce söylemeniz lazım.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Söyledik Başkan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkan, siz yasaların sağlıklı çıkmasını engelliyorsunuz. Madem AKP Grubu çok meraklı bu yasaları çıkarmaya, buyursunlar gelsinler.

BAŞKAN – Ya, bırak Allah aşkına!

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sibel Yiğitalp.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce Erich Fromm’un bir sözüyle başlamak istiyorum: “Gerçek hiçbir zaman şiddetle çürütülemez.”

Önce Türkiye’nin bir haritasını okumak istiyorum size. Küresel Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde genel sıralamada 99 ülke içerisinde Türkiye temel haklar kategorisinde 78, açık devlet ilkesinde 69, düzen ve güvenlikte 67, düzenleyici uygulama sıralamasında 38’inci, yolsuzluğun yokluğu sıralamasında 35’inci, sivil adalet sisteminde 47’nci sırada, hükûmetin hesap verebilirliğinde 72 yani sondan 27’nci, temel haklar boyutunda ise küresel sıralamada 78’inci sırada yer alıyor. Aynı zamanda, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün yaptığı, şimdiye kadarki kapsamlı küresel eğitim araştırmasında Türkiye 76 ülke arasında 41’inci sırada yer alıyor ve bu sadece 2014’teki ölçüler. 2015 herhâlde bunun 2-3 katı olacaktır.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Nereden biliyorsun?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Biliyoruz çünkü şu anki şiddet politikalarından sonuçlarını çok rahat görebiliriz. Bunun için çok uzun uzun anlattık size ama anlama konusunda ne yazık ki algılarınız kapalı olduğu için bu konuda, tekrar aynı konulara değinmeyeceğim çünkü sözün bittiği yer. Sadece şunu bilmenizi istiyorum: Şimdi, sekiz aydır süren bu şiddet politikalarıyla, bu savaş politikalarıyla bugüne kadar onlarca, yüzlerce insan yaşamını yitirdiği gibi -bu kişisel bir öngörümdür- bugün, Cizre’deki yaralılar eğer oradan çıkarılmazsa sabaha ve bundan sonra, zaten gidip alınsa dahi çok da bir şey yapılacağı konusunda açıkçası çok ümidim yok. Ve biz bunları sizinle paylaşırken aklınıza sakın şu gelmesin: O ambulansların alınması ve oraya hizmet verilmesi, onlara ana sütü gibi hak olan bir hizmettir.

Sağlık hizmetlerine gelince: Bugün, sağlık hizmetlerinin ne durumda olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, sağlık politikalarını da çok iyi biliyoruz, Türkiye Kamu Hastaneler Birliği -kompleks hastaneler üzerinden- oluşturularak, beraberinde performans sistemi getirerek sadece performans üzerinden çalışmaya yönlendirip onun üzerinden, para eksenli hasta bakımına mahkûm edilen sağlık çalışanlarının ne durumda, nasıl bir çalışma koşulları olduğunu da iyi biliyoruz. Günde en az 70-80 hasta bakması gerekiyor ki o insan geçinebileceği bir paraya, bir maaşa sahip olabilsin ama eğer parası varsa özel hastanede yüzde 400 katkı payı üzerinden tedavi olunabiliyor. Yani paran kadar hizmet alabiliyorsun, paran yoksa hizmet de veremezsin, hizmet de alamazsın.

Sosyal devlet anlayışına baktığınızda, her şeyin çok dört dörtlük olduğunu, her şeyin çok güzel olduğunu anlatıp durursunuz ama kendi uygulamalarınızı kendiniz yaşamadığınız için, halkın tabanında bunları yaşadığını da görmezsiniz her zaman olduğu gibi. İnsanların ne kadar yoksullaştığından, milyonlarca işsizin olduğundan ve milyonlarca insanın bu anlamda, beraberinde yaşadıkları, o yokluk sınırında yaşadıkları aile trajedilerinden haberiniz bile olmaz yaşam alanına baktığınızda ama konuşurken edebiyatını son derece iyi yaparsınız, bütün diliniz onun üzerine ama pratik uygulamalara baktığınızda sıfır.

Bu, sadece sosyal boyutu, şiddet ve güvenlik boyutunu zaten hep anlattık. Kayda, gerçekten anlatma gibi derdim yok çünkü anlayacağınız konusunda hiç ümidim yok, bu kadar net.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Laf atmayalım diye uğraşıyoruz ama…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ama şunu söylemek istemiyorum, şunu da altını çizerek söyleyeceğim: Yarın, umarım, her şeyin çok daha iyi olacağını ümit ederim ama sizin bu politikalarınız ve duruşlarınızla ne yazık ki sizler altında kalacaksınız. Biz vicdani olarak ve durduğumuz yerden ve parti olarak da bütün sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – He, he(!)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şimdi bakıyorum torba kanunlar yapılıyor, çok hızlı bir şekilde, seri şekilde gidiyor ama önümüzdeki hafta için de çok rahat, CHP, AKP ve MHP ortak, birleşip hemen tatil konusunda uzlaşabiliyorlar. Söz konusu Kürt sorunu olunca, gariptir, 3’ü bir anda aynı, tavana bakıp, aynı bakış açısı üzerinden hareket etme konusunda çok becerikliler.

Bakın, bir hafta, önümüzdeki hafta da, bu kadar ülke yangın yeriyken tatili düşünebilmek, tatil üzerinden cümle kurabilmek bu Meclisin sorumluluk anlayışının çok güzel bir ölçütüdür.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ne tatili ya, ne tatili?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Çünkü Kürt sorunu yok bize göre, yok. Kürt’ü sorun yapmayacaksın! Kürt benim kardeşim, sorun değil.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bugünün çalışmayla ilgisi yoktur. Meclis her zaman çalışmak zorundadır.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Çalışıyoruz bak.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Çalışıyoruz da sizin milletvekilleriniz nerede?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bugün Kürt halkının mücadelesi statü mücadelesidir ve bu mücadele de öyle veya böyle, önünde sonunda bir noktaya gelecektir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray – Kürt halkı adına konuşamazsın!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Kürt halkının statü mücadelesi elbet ve elbet… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Milletvekilleriniz nerede?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Dağ adına konuşuyorsun, dağ! Sırtınızı dayadığınız dağ adına konuşuyorsun. Kürt halkı adına konuşma!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …çok güzel bir şekilde karşılığını bulacaktır ve oradan bakıp onu alkışlayacak olan en başta sizler olacaksınız…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Demirtaş nerede? Demirtaş nerede?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …tıpkı Dolmabahçe mutabakatını oturup hep birlikte sizin -bakanlarınız da dâhil- alkışladığınız gibi.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Cizre’de silah taşıyan vekiliniz nerede, Şırnak Milletvekiliniz? Bize öğüt vermeyin!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Dolmabahçe mutabakatı, 28 Şubatta… hatırlarsınız, hepiniz, mikrofonlar elinize uzatıldığında, ağzınıza uzatıldığında…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sizin milletvekiliniz nerede, nerede?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …kahramanlıklar ve barış üzerinden, anneler üzerinden ne güzel cümleler kuruyordunuz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kendine göre tatilde, tatilde! Teröristlerle tatil yapıyor sizin milletvekiliniz! Bize öğüt verme!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Çünkü o döneme kadar hepiniz Dolmabahçe mutabakatının arkasındaydınız. Her ne olduysa Dolmabahçe mutabakatından sonra, gariptir, hepiniz bir işaret üzerinden, o çatışmasızlık sürecinin çok öncesi gibi, aynı cümleleri kurmaya başladınız. Kendi iradeniz, o ana kadar var olan iradeniz birdenbire tersine döndü. Ne oldu? Düne kadar ağlamayan insanlardınız, bugün…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Faysal Bey ne yapıyor, tatil mi yapıyor Cizre’de?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Siyasi mücadele verdik, silahlı mücadele vermedik.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Faysal Bey halkıyla beraber, halkla mücadele ediyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Halk değil o, teröristler, teröristler.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Keşke Faysal Bey kadar sen de yürekli olsaydın! Keşke sen de Faysal Bey kadar yürekli olsaydın!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bırak bu işleri!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Faysal Bey kadar yürekli olsaydınız…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – O zaman laf atmayacaksın! Bize laf atma!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …bugün, kentinizin sorunlarını anlatırken…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Laf atma bize! Bize laf atma, bize! Bu tarafa…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …yüreğinizle, inancınızla bunun sözünü söylerdiniz her şeyi göze alarak.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bize laf atma!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Buradan, oturup Faysal Bey’e söz söyleyecek en son insan sizsiniz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, tutanaklar… Faysal Bey’den özür dileyecekler.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Asla… Faysal Bey’i imtina ederim… Size cevap bile vermem, durduğunuz yer buna uygun değil bir defa. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Verme, verme!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teröristlere kuryelik yaptı be! Nasıl aynı kefeye koyacaksın! Koyamazsın tabii.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Aynı zamanda, Dolmabahçe mutabakatı bugün, bütün halkların ortak yaşamının, çoğulcu yaşamının bir manifestosuydu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) O manifestoyu herkes çok güzel bir şekilde tartışmaya açmıştı ama o tartışmaya açık olan bir ortamda, hiçbirinizin o ana kadar Kürt halkına dair en ufak olumsuz bir cümlesi yok iken bir anda Kürt halkına karşı en negatif, en nefret, en ırkçı sözler söylemeye başladınız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Cumhurbaşkanı açıklıyor onunla ilgili fikrimizi.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Manifestoyu Cizre’de polis PKK’ya veriyor, PKK’ya! Manifestonun âlâsını bilir…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bugün polisleri düşünseydiniz…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Manifestoyu size verdi.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …polislerin ölmemesi için, çözüm ve müzakere için, burada oturmaz, bunun cümlesini kurardınız, çözüm ve müzakere üzerinden çaba sarf ederdiniz, ölümler üzerinden değil. Biz bir güne kadar ölümler üzerinden konuşmamışız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Çözüme hendek kazdınız, çözüme hendek kazdınız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Faysal Bey’e sorun bakayım, başka silah kalmış mı PKK’ya vereceği?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Siz Faysal Bey’in adını bile ağzınıza almayın! Değmez, size cevap bile vermiyorum. Faysal Bey gibi kaç insan, kaç vekil var, sorarım size?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bir sorun bakalım, başka yerde silah var mı PKK’ya vereceği daha? Belki silahları bitmiştir(!)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Faysal Bey gibi kaç vekil var aranızda? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Teröristlere destek veren vekil, ondan orada.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bakın, Faysal Bey’e yüzde 90 oy çıkıyor orada.

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, neden müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyin.

Sayın Yiğitalp, siz de Genel Kurula hitap edin.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bakın, Şırnak’ta Halkların Demokratik Partisine yüzde 90 oy çıkmıştır.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Silah gücüyle, silah tehdidiyle.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bu da Faysal Bey ve onun gibi çalışan vekillere ve bu politikaya ve bu ideolojiye olan inançtır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz, gerçekten bu kadar inanıyor olsaydınız oradan bir vekil çıkarırdınız ya da oy alırdınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Silah tehdidiyle mi?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Niye alamadınız? Alamadığınız için bugün şehirleri tanklarla bombalıyorsunuz, bütün derdiniz bu.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Silah tehdidiyle mi, terör tehdidiyle mi, PKK tehdidiyle mi?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sanatçıyı niye dövdüler?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bugün nerede biz yüksek oy almışsak, Kürt halkı bilinciyle, “Öz yönetim, demokratik yönetim.” dediği için, siz onlara cevap olarak onları tanklarla bombalıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sizin yaptığınız ne?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – PKK tehdidiyle değil mi? O oyların hepsini PKK tehdidiyle, terör tehdidiyle aldınız.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Hırsınızı, öfkenizi yenemiyorsunuz. Öfkeniz sizin vicdanınızı köreltmiş ve o yüzden, Sayın Faysal Sarıyıldız kadar değerli, kahraman bir vekilimize cevap verecek nitelikte değilsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bak, bugün bir sanatçıyı dövmüşler, komalık yapmışlar sanatçıyı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – “Faysal” dediğiniz, teröristlere silah mı taşıyor? Teröristlere kuryelik yapıyor “Faysal” dediğiniz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ben önce onu söyleyeyim. Ayrıca, sizin bu nefret dilinize cevap vermiyorum. Sizi halkın vicdanına...

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teröristlere silah götürürken yakalandı Faysal Sarıyıldız. Teröristlerle kol kola, silahla yakalandı.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – O sanatçıyı kim dövdü bugün? O Kürt sanatçıyı kim komalık yapmış bugün? Bir anlatsana şuradan, bir dinleyelim beraber.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şimdi, sizin derdiniz üzüm mü yemek, bağcıyı mı dövmek?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ya, bir Kürt’ü dövmüşler mi? Sırf PKK’ya laf söyledi diye dövmüşler. Bir anlatsana onları, dinleyelim.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Sizin derdiniz gerçekten üzüm yemek olsaydı, bugün çözüm ve müzakere konuşurdunuz; oturup ötekileştirme, kutuplaştırma üzerinden cümle kurmazdınız, önümüzdeki haftanın tatil planlarını yapmazdınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ötekileştiren sizlersiniz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ne tatili ya! Tatili sizin arkadaşlarınız yapıyor! Nerede arkadaşlarınız sizin? Bir baksana grubunuza.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Halklarınızı, gerçekten polisinizi mi düşünüyorsunuz, o zaman gelir siz Mecliste çalışırsınız. Güvenliği mi düşünüyorsunuz, güvenlik personelinizi mi düşünüyorsunuz, gelirsiniz burada çalışırsınız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Tatili sizin arkadaşlarınız yapıyor, biz değil.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bizim vekil grubumuzdan 30’u sahada çalışıyor, ben de kendim dâhil olmak üzere.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen kendi grubuna bak, kendi grubuna! Kendi grubuna bak, hepsi tatilde!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – 30’u sahadaysa Mecliste kim çalışıyor?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Ben sahada çalışan bir vekilim. Bugün, sahanın sorunlarını size anlatmak için buradayım ama sizin ırkçı diliniz ve nefretinizden kaynaklı...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Çukur mu kazıyorsun, çukur mu?

MURAT BAYBATUR (Manisa) – O çukurları, hendekleri kim açtı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Çukur... Hendekler Hazreti Muhammed döneminde bile olmuştur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bugün neyi konuşuyorsunuz? Siz hiçbir şey konuşamazsınız, hiçbir şey konuşamazsınız. O halkı hendeklere mahkûm eden sizin politikalarınızdır.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sizin sayenizde; siz onlara göz yumuyorsunuz, teröristlere destek oluyorsunuz orada.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bugün halkı mahkûm ettiğiniz politikalarınız hendekleri oluşturmuştur.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Hendeği mi savunuyorsun sen?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Hendekler ve çukurlar sizin eserinizdir, o çukurlar ve hendekler sizin sayenizde olmuştur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ölenler de -askerler de polisler de halk da- hep sizin sayenizde olmuştur. Bugün çözüm ve müzakere üzerinden zamana yayarak halkları kandırmış ve bir çatışmasızlık ortamından iktidarınızı güçlendirmişsiniz, bunu herkes çok iyi biliyor. Hiç bunun arkası, sağı solu yok. Düne kadar, bakın, sizin yakın, arka bahçeniz olan partiler bile sizinle aynı şeyi düşünüyor, yeri geldiğinde Dolmabahçe mutabakatı üzerinden sizi vurabiliyor, yeri geldiğinde Sayın Önder, Sayın Öcalan üzerinden sizi vurabiliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Niye? Kendiniz, o zaman… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla)- Kendi özgür düşüncelerinizle konuşun!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Dağın baskısı altındasınız!

BAŞKAN – 3’üncü madde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın hatip konuşması sırasında partimize “MHP, CHP, AKP anlaştınız…” noktasında bir ithamda bulundu, buna açıklık getirmemiz gerek.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

İki dakika, lütfen.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 52 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Biraz önce, sayın hatip kürsüde “CHP, AKP, MHP anlaştınız, Meclisi tatile sokacaksınız.” gibi bir ithamda bulundu. Öncelikle şunu söylemek isterim: Yeni bir tartışma, yeni bir sataşmaya sebebiyet verme ve görüşmelerin aksamasını, uzamasını temenni etmem çünkü uluslararası anlaşmalar var. Şu anda görüşülmekte olan uluslararası anlaşmada da 4 partinin mutabakatı var, kimse karşı oy yazmamış; birazdan bir karşı oy yazdığınız anlaşma görüşülecek ama bu anlaşma 4 partinin mutabakatıyla geçmiş. 3 partinin mutabakatından bahsedecekseniz, durum şundan ibaret: Cumhuriyet Halk Partisi gelecek hafta Meclisin çalışacağı noktasında kendini planladı, programladı. Adalet ve Kalkınma Partisinin bu noktadaki bir niyetinden haberdar olduk ama Plan ve Bütçe Komisyonunun çalışmalarına devam edeceğini söylediler. O durumdaki itirazımız şu oldu: Biz, buradan Plan ve Bütçe Komisyonunu hangi bakanlığın bütçesi görüşülüyorsa o konuda takviye ediyoruz ve oradaki görüşmelere katkı sağlıyoruz, değer katıyoruz ve oradaki mücadeleyi, muhalefeti, katkıları önemsiyoruz. Bizim talebimiz, eğer Adalet ve Kalkınma Partisi Meclisi tatile sokacaksa Plan ve Bütçe Komisyonunun da eş zamanlı tatile girmesi noktasında oldu. Birazdan gelecek olan veya bugün yapılmış olan AKP grup önerisiyle bugün görüşmeler sonuçlanırsa haftaya üç gün süreyle Meclisin çalışmayacağı var. Bu konuda bir mutabakat diyorsanız, dün sayın grup başkan vekiliniz de önce bir metne imza attı, daha sonra -4’lü bir mutabakat aranıyordu- kendisi imzasını çekince bir 3’lü mutabakat metni falan onaylanmadı. Bugün AKP grup önerisi geldi, dikkatle takip ettiyseniz ve AKP’nin oylarıyla o karar alındı. Cumhuriyet Halk Partisini bu konuda suçlamadan önce, lütfen, kim ne önermiş, kim neye oy vermiş, bunlara dikkat edelim.

Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce Sayın Akçay talepte bulundu.

Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biraz evvel, kürsüdeki konuşmacı partimizin de adını zikretmek suretiyle… İşte “AKP, MHP Meclisi…”

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

Size de iki dakika süre veriyorum.

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 52 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tatil ayrı bir kavramdır, çalışmalara ara vermek ayrı bir kavramdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi HDP’nin dayatmasına mahkûm değildir; öncelikle bunu ifade edeyim değerli arkadaşlar. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye’de bir Kürt sorunu yoktur, bir terör sorunu vardır; öncelikle bilinmesi gereken budur. (MHP ve AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Milliyetçi Hareket Partisi dün de bunu söylüyordu, bugün de bunu söylüyor, yarın da bunu söyleyecek; bunu da özellikle hatırlatırım değerli arkadaşlar.

Yalnız birileri ve terör örgütleri, ülkemizde Kürt’ü sorun hâline getirmek istiyor; bütün gayreti de buradan. Dolayısıyla, Kürt kavramını arkasına alarak sanki kendileri temsilcileriymiş gibi hareket edenler fevkalade yanılıyorlar; bir. Türkiyeli olmaya çalışmaları tamamen bir çelişki hâline düşüyor. Hem “Türkiyeli olacağım.” diyeceksin hem “kürdistan” diye bazı tanımlamalar yapacaksınız; bu, mümkün değildir.

Sayın konuşmacı gerçek, doğru bilgileri lütfen, kendi grup başkan vekilinden alsın; o, gerekli bilgilere de sahiptir ve biraz evvel de yine Sayın Grup Başkan Vekili Demirel konuşmasında -tutanaklara tam bakmadım ama- hafızamda kaldığı kadarıyla “Öncelikle gerekirse Başkanlık sistemini de görüşelim.” diyor, böyle bir çağrıda da bulundu fakat sonraki konuşmacının bundan da zannediyorum haberi olmadı.

Durum ortadadır. Bu uluslararası sözleşmelerin çıkmasında biz fayda görüyoruz Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Önümüzdeki hafta da üç gün hem Plan ve Bütçe Komisyonunun hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına ara vermesinin de faydalı olacağını düşünüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hem CHP Grubunun hem MHP Grubunun sataşmaları açık, ortadadır Başkan. Ben, hepsine birden…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sataşmadık ki!

BAŞKAN – Tam olarak ne söyledi? Onu sormak durumundayım da onun için.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Diğerlerine neden sormuyorsunuz Başkan?

BAŞKAN – Herkese soruyorum Mahmut Bey.

Lütfen, Sayın Toğrul, müdahale etme! Akçay’a da sordum, Sayın Özel’e de sordum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani “HDP’nin dayatmasına mahkûm değiliz.” dedi. Yani HDP neyi dayattı ki mahkûm değil?

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

13.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yani bütün konuşmalarda HDP Grubuna sataşma var; hâlâ ne söylendiği ifade ediliyor!

Evet, ben bir Kürt’üm, Kürt sorunu vardır. (HDP sıralarından alkışlar)

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Yoktur, yok!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Bunu çok açık söylüyoruz. Kürt sorunu bu ülkede çözülmediği sürece Türkiye hiçbir zaman demokratik olamaz. O yüzden, Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyorsak bütün sorunları çözmek zorundayız.

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Önce siz demokratikleşin, önce siz!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Biz, burada, Türkiye’de siyaset yapan bir partiyiz. Tüm Türkiye’yi kucaklayan, Kürt’e de Türk’e de Laz’a da, inançlara, kimliklere özgürce, eşit yaklaşan bir partiyiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İkincisi: CHP Grubundan arkadaşlarımız ifade etti. Dün bizim mutabakata vardığımız tek bir şey vardı; genç girişimcilere ödenecek miktarın artırılması. Onun dışında hiçbir mutabakata varmadık biz burada.

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Yanlışlıkla attın herhâlde!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Hiçbir zaman, önümüzdeki haftanın tatil edilmesine, ara verilmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. Bugünkü buradaki mücadelemiz de buna ilişkindir. Neden bu süreçte…

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Vermezsen verme, Meclis karar alır!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Yani dinleyin, dinleyin, anlarsınız.

Neden bu süreçte ülkenin her yerine bu kadar cenazeler giderken, askerin, polisin, sivil halkın öldüğü bir süreçte neden bu ülke kan gölündeyken, Cizre’de, Silopi’de, Sur’da sokağa çıkma yasakları varken, bu ülke savaş alanı içindeyken bize tatil yapmak, bu Meclisi kapatmak düşmez, bize bu Mecliste çözüm üretmek düşer. O yüzden, diyoruz ki: Mutabakata vardığımız tek şey genç girişimcilerin durumuydu, onun dışında hiçbir mutabakatımızın olmadığını ifade ediyoruz ve biz şunu söyleyelim…

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) - Olmasın zaten.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Olmayacağını da söylüyoruz, evet.

Biz, parlamenter sistemde Parlamentonun çalışmasından yanayız. Başkanlık sistemi, parlamenter sistem, üniter sistem, ademimerkeziyetçi sistem, demokratik özerklik, öz yönetim, hepsi bu ülkede tartışılmalıdır. Demokratik özerklik ve kendini öz yönetimle ifade etmek, yerellere yetki vermek her zaman için savunduğumuz bir siyasettir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, bu tatil konusuna ben de bir açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bu tatil konusuna… Biraz evvel, “AK PARTİ tarafından da Meclis önümüzdeki hafta tatil edilecektir.” denildi. Bununla ilgili ben de bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika, lütfen.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

14.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; evet, dün de bir grup önerisi verdik, bugün de bir grup önerisi verdik. Meclis, gündemine hâkim bir şekilde çalışmaktadır, çalıştırmaya gayret gösteriyoruz her şeyden önce. Eğer Meclisi çalıştırma konusunda samimilerse her gün grup önerisi vererek Meclisi kilitlemeye çalışmazlar; birincisi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Grup önerisi haktır, hak. Öyle şey mi olur!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – İkincisi; Meclisi çalıştırma konusunda grup önerimizde şu yazmakta: Evet, bugün hepimizin önünde olan uluslararası sözleşmeler tamamlandığında, haftaya -herhangi bir şekilde “tatil” ibaresi yok- toplanmaması konusunda. Bu çok normal, diğer partilerden de gelen talep doğrultusunda, bu bir tatil değildir. Bakın, bunu başka şeylerle karıştırmamak lazım. Dün Danışma Kurulunun altına imzanızı attınız, daha sonra çektiniz, bu gerekçeyi sunuyorsunuz, bu çok inandırıcı değil; bunu özellikle belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, çifte yüzlülüğün ifadesidir -başka bir şey söylemiyorum- yani iradenizi ortaya koyamadığınızı gösteriyor. Attığınız imzanın arkasında durmanız gerekirdi. Bununla beraber, diyorsunuz ki: “Türkiye’de Kürt sorunu vardır.” Bakın, bu Parlamentoda neredeyse her partide -aşağı yukarı- Kürt kardeşlerimiz, hepimiz iç içe oturmaktayız; eğer bir sorun olsaydı, sadece orada otururlardı, sadece bu bile bunu göstermektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bununla beraber, şunu özellikle belirtmek istiyorum: Evet, sokağa çıkma yasakları var. Bunun bir tek sebebi var; PKK terör örgütünün oradaki sivil vatandaşlarımızın canını, malını tehdit etmesidir. Orada bir terör sorunu vardır ve bu çözülene kadar da bu yasaklar uygulanacaktır, çukurlar kapanana kadar da uygulanmaya devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hatip alenen grubumuza yönelik ifadelerde bulunmuştur; biz grup önerisi getirerek sanki Meclisi tıkıyormuşuz gibi. Buna bir açıklık getirmemiz gerek.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

Lütfen, artık, bu son olsun, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

15.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Şimdi, biz, evet, grup önerisi getireceğiz, her zaman da getireceğiz çünkü bu ülkede, sorunları grup önerileri getirerek, burada tartışarak, ifade ederek çözeceğimize inanıyoruz. Biz grup önerileri getirerek burayı kilitlemiyoruz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Şu an yaptığınız ne?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Burayı kilitleyen sizsiniz ki! Burası açıldığında sadece kaç kişiyle başlıyor, sadece oy kullanmaya geldiğinizde kaç kişiyle bitiriyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz kendinize bakın!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Bence sizin bunu ifade etmeniz lazım. Biz ne kadarsak o kadarla geliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kendinize bakın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyelim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Biz ne kadarsak o kadarla geliyoruz. Bizim yarımız, arkadaşlarımızın yarısı… Biz bunun hesabını size vermek zorunda değiliz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bizler mi sana hesap vereceğiz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Siz buradasınız zaten. Sizin ne olduğunuz belli, ortada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Nereden biliyorsun ya?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Sadece parmak kaldırmak, indirmek Parlamento çalışması değildir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen öyle zannet!

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sen parmak bile kaldıramıyorsun!

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Bunu, ilk başta AKP çok net bilmelidir. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan, hadi oradan!” sesleri)

Parlamento sadece parmak kaldırmak ve indirmek yeri değildir; çok net bilinmesi lazım. Neyin görüşüldüğünü bile bilmeden, sadece dışarıdan çağrıldığında gelip parmak kaldırıp indirmekle bu sorunu çözemezsiniz. Siz eğer sorunları çözmek istiyorsanız, ancak burada özgürce tartışacaksınız.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Kendinize bak, kendinize!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Hangi maddeyi tartıştınız ya? “30 tane yolu var.” deyip altı günden beri bloke ettiniz herkesi ya! Hangi maddeyi konuştunuz siz? Neyi tartıştınız burada?

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Böyle, laf atmalarla da hakaret etmelerle de olmayacak. Attığınız her lafın, söylediğiniz her sözün de özrünü dileyeceksiniz, hepsinin özrünü dileyeceksiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – Siz düşüncelerimize ipotek koyamazsınız, biz düşüncelerimizi özgürce burada ifade ederiz…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – “Düşüncelerimiz.” diye terör örgütünün talimatlarını söyleme.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – …kimseye de söyletmeyiz yani. Biz burada düşüncemizi de irademizi de çok açık bir şekilde ifade ettik.

Grubumuz da biz de neye imza attığımızın, neyi konuştuğumuzun arkasındayız, biliyoruz ve bilmeye de devam edeceğiz, konuşmaya da devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, devlete ait kurum ve kuruluşlar ile güvenlik güçlerini itham eden kaba ve yaralayıcı söylemlerin Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı olduğuna ve Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde “kürdistan” adıyla herhangi bir idari veya coğrafi birim bulunmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, özellikle son zamanlarda, kürsüde birtakım konuşmaların yapıldığını bizler de, çok net bir şekilde kamuoyu da görüyor. Bu Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun olarak ben de bir açıklama gereği hissediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3’üncü maddesine göre “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” Yine Anayasa’nın 14’üncü maddesinde, Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı belirtilmektedir.

Dolayısıyla, özellikle son dönemlerde zaman zaman “savaş”, “iç savaş”, “devlet terörü”, “katliam”, “kürdistan” ve hatta ve hatta “soykırım” gibi ifadelerle devlete ait kurum ve kuruluşlar ile güvenlik güçlerini itham eden, âdeta kesin ve maddi gerçeklik olarak sunulan kaba ve yaralayıcı söylemler Anayasa ve İç Tüzük ile evrensel hukuk kurallarına aykırıdır ve bu söylemleri şiddetle reddetmemiz gerekiyor. (AK PARTİ, MHP sıralarından “Bravo” sesleri ve ayakta alkışlar, CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezî ve mahalli idare yapılanmasının esasları Anayasa’nın 126’ncı ve 127’nci maddelerinde düzenlenmiştir. Bu esaslar dâhilinde, Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde “kürdistan” adıyla herhangi bir idari veya coğrafi birim bulunmamaktadır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından ayakta alkışlar, CHP sıralarından alkışlar) “Kürdistan” ifadesinin tarihî ve coğrafi bir terim olarak kullanılmasından ziyade, Türkiye sınırları içindeki bir bölgeyi ayrı bir egemen ve hukuki ve siyasi varlık biçiminde gösterir şekilde zikredilmesi doğru değildir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Daha önce duymadınız mı?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Hatırlattığı için duygulandık.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından “Dinle, dinle!” sesleri)

BAŞKAN – Kaldı ki Anayasa ve İç Tüzük gereği temiz bir dil kullanmanın yanı sıra, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü savunmak, terörün her türlüsüne karşı hep birlikte ortak tavır almak ve Anayasa’ya bağlı hareket etmek seçilmiş tüm milletvekillerinin asli görevidir.

Netice olarak ortada Kürt kardeşlerimizin bir mücadelesi yoktur. Ben de bir Kürt olarak çok açık ve net söylüyorum ki bu bir terörle mücadeledir ve terörün her türlüsünü lanetliyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından ayakta alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.56

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

52 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/432) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 52) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon burada

Hükûmet burada.

3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Veli Ağbaba konuşacak.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii Malatya’yla ilgili konuşacağım ama birkaç şeyi de söylemeden duramayacağım.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bekliyoruz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yani vallahi duramıyorum. Şimdi, arkadaşlar, benim hafızam biraz zayıf da olsa bazı şeyleri hatırlıyorum, söylemeden de duramıyorum.

Şimdi, HDP’yle sürekli atışıyorsunuz. “Kürdistan yok, Kürt yok, Kürt sorunu yok, terör sorunu var.” diyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Zeytini bile inkâr ettiler.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu “kürdistan” sözünü ilk kez kim kullanmış? 17 Kasım 2013’te Sayın Cumhurbaşkanı kullanmış arkadaşlar, “kürdistan” demiş. Yani, öyle enteresan işler oluyor ki insanın inanması mümkün değil.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – “Lazistan” demiş.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – HDP adına mı çıktınız Sayın Ağbaba?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar, aynı Cumhurbaşkanı bir gün diyor ki: “Bu BDP milletvekillerini Meclisten atalım.” bir gün sonra diyor ki: “Biz barış görüşmeleri yapıyoruz.” Ben sizi kutluyorum, bakın, AKP Grubunu, sizi hakikaten kutluyorum, içten kutluyorum çünkü sizin kadar böyle bir değişik algı yaratan bir parti daha dünyaya gelmedi. Bakın, geçtiğimiz gün Özgür Özel söyledi, ben de sürekli söylüyorum; bu AKP Grubunu var ya, tebrik etmek lazım, AKP’yi tebrik etmek lazım, dağ ve adayla konuşmayı becerebilen tek parti sizsiniz. Ne diyorsunuz? Öcalan’la görüşüyorsunuz, “Biz Öcalan’la görüşmüyoruz.” diyorsunuz. Kimle görüşüyorsunuz? “İmralı’yla görüşüyoruz.” Ya, insan adayla konuşur mu? “Efendim, Kandil’le müzakereler sürüyor.”

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sen biraz edep öğren. Hafızanı toparla öyle konuş!

VELİ AĞBABA (Devamla) – İnsan dağla konuşur mu? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Kandil’i Malatya’ya bağla…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Seninle bile konuşuyoruz ya, seni bile dinliyoruz be!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kimle konuşuyorsunuz? Sabri Ok’la konuşuyorsunuz, Murat Karayılan’la konuşuyorsunuz, Cemil Bayık’la konuşuyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir sürü çarkınız var ama ben hakikaten sizi kutluyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ya Ağbaba, sizi millet kutladı sizi 1 Kasımda, millet kutladı sizi 1 Kasımda.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Şimdi, ne diyor? “PKK’yla biz görüşmüyoruz.” Efendim, ben de biliyorum siz görüşmüyorsunuz. Duble yolları AKP yapıyor, PKK’yla görüşmeyi devlet yapıyor, siz yapmıyorsunuz. Bakın, Öcalan’ın günlüklerini okuyunca biraz yüzünüzün kızarması lazım; CHP’ye kurduğunuz komploları, CHP’ye kurduğunuz kumpasları okumaya başladık.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ya, millet tokatlıyor sizi, hâlâ anlayamadınız meseleyi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi söylenecek çok şey var.

Ha, bir şey daha söyleyeyim, unutmadan söyleyeyim. Bu hendek var ya hendek, hendek eşilmiş ya…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Çukur, çukur.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hendek, çukur; neyse.

Onu kim yaptı, hangi parti döneminde yapıldı biliyor musunuz?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Neyse” değil, çukur.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hendek, çukur; neyse, adını ne koyuyorsanız.

O hangi dönemde yapıldı biliyor musunuz? AKP iktidar değildi, kim iktidardı? “CHP.” Tek parti döneminde açıldı o hendekler, çukurlar da; siz yoktunuz, ya İran’daydınız ya Irak’ta, siz Hükûmet değildiniz(!)

Arkadaşlar, gözümüzün içine baka baka diyorsunuz ki…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sizin açtığınız çukurların…

VELİ AĞBABA (Devamla) – …“Hendek”, “çukur” vesaire. Adam ağır iş makinasını almış, gelmiş açmış hendeği, haberin yok.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Belediye yapmış, belediye.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Keynes yapmış, Keynes(!)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Adam Iğdır ilinin merkezine mayın döşüyor, bomba döşüyor, 13 gencecik polis ölüyor; Hükûmet yok ortada. Kim yaptı? “CHP zihniyeti.” Ne zaman? “Tek parti döneminde, Millî Şef döneminde.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Malatya’ya gel, Malatya’ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunu da söyleyin arkadaşlar, lütfen, sizden rica ediyorum.

Şimdi, zorunuza gidiyor ama maalesef bir gün “terör” diyorsunuz, bir gün “PKK” diyorsunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bak, sen konuştukça HDP gülüyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, bazı şeyleri söyleyeceğim de söyleyeyim mi söylememeyim mi çok da…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – HDP bile gülüyor söylediklerine. HDP bile gülüyor, HDP!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Size gülüyoruz, size.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, bakın, İmralı’yla ilgili görüşlerinizi biliyoruz, PKK’yla ilgili görüşlerinizi biliyoruz. Allah aşkına, size bir şey söyleyeceğim: Siz Öcalan’la ilgili olumsuz tek kelime niye etmiyorsunuz, niye konuşmuyorsunuz Öcalan’la ilgili?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – HDP bile gülüyor anlattıklarına.

VELİ AĞBABA (Devamla) – HDP’ye saldırıyorsunuz, bağırıyorsunuz, ya bir de Öcalan’a söyleyin. Öcalan’ı niye koruyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sen konuş ya, sen konuş!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hiç bize Öcalan’la ilgili laf söylemeyin, söylerseniz çok ağır konuşurum, altında kalırsınız.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, Öcalan’la 28/12/2012’den beri flört eden biz değiliz, görüşen biz değiliz, konuşan biz değiliz, müzakere eden biz değiliz, pazarlık yapan biz değiliz. Ama, pardon, özür dilerim, siz Öcalan’la konuşmuyorsunuz, adayla konuşuyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu şeyi bir daha söylesenize, ben anlayamadım: “Kürdistan”ı hangi tarihte kim söylemiş?

VELİ AĞBABA (Devamla) – 17 Kasım 2013’te Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “kürdistan” demiş. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bizim 1923’ten beri Anayasa’mızda yazan, AKP ve MHP Grubunun heyecanla alkışladığı şeyleri biz çok iyi biliyoruz, içimize sindirmişiz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Biz bütün damarlarımıza kadar laik demokratik cumhuriyete inanıyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Niye kalkmadın, niye kalkmadın?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – O nasıl sindirmek öyle?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, bunu alkışladınız ama 17 Kasım 2013’te -Sayın Gökcen Hanım, sizin de haberiniz olsun- Recep Tayyip Erdoğan “kürdistan” demiş. Çok fazla sataşmayın Recep Tayyip Erdoğan’a, biliyorsunuz…

Evet, arkadaşlar, şimdi size…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Atatürk ne demiş?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, devam edecekseniz ben memnuniyetle devam ederim bu tartışmaya.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Atatürk ne demiş?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Terör örgütü PKK’yla görüşmedik." diyor, “Devlet görüştü.”

“Devam edin” diyorsunuz, devam edeceğim mecburen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hafızan karışmış senin, hafızan!

VELİ AĞBABA (Devamla) – “PKK’yla görüşen arkadaşı ben gönderdim." diyor. “İmralı’yla MİT gibi kurumlar aracılığıyla görüşmeler yapılıyor, bu tür görüşmeler devam ediyor." diyor. Arkasından dönüyor… Şimdi Allah aşkına, bir Dolmabahçe mutabakatı var, sizin o Dolmabahçe mutabakatında masaya oturan adamlar Recep Tayyip Erdoğan’dan habersiz tuvalete gider mi?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Öyle bir mutabakat yok.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ya “Mutabakat yok." dediler.

Ya, Yalçın Akdoğan’ın, Mahir Ünal’ın, Recep Tayyip Erdoğan’dan habersiz bir şey yapması mümkün mü, mümkün mü? Mümkün değil.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Öyle bir şey yok!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İkisi de bakan şimdi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ya, ankete baktı ki oy düşüyor “Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum.” diyor. Yani vicdanı eksikler, vicdansızlar diyemiyorum da, vicdanı noksanlar; ya, bu, Recep Tayyip Erdoğan’dan habersiz Dolmabahçe Sarayı’na gidip HDP milletvekilleriyle görüntü verebilir mi?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Öyle bir şey yok!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Buna siz inanıyor musunuz, bizim inanmamızı bekliyorsunuz? Bütün bu olaylardan hepinizin haberi vardır. Neyse bu sefer daha fazla girmeyeyim. “Konuş.” derseniz konuşurum. (AK PARTİ sıralarından “Konuş, konuş” sesleri)

Size şimdi bir şey anlatacağım değerli arkadaşlar, bir başarı hikâyesi anlatacağım.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – CHP’nin başarı hikâyesini anlat!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Anadolu’nun kendi içine kapanık bir kentinde, Malatya’da bir başarı hikâyesi anlatacağım.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – CHP’nin bir başarısını anlat.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sana anlatacağım bak.

Şimdi, bir başarı hikâyesi var, siz de övünün, belki Türkiye’yle övünürsünüz, Malatya’nın yaptığı şeyler Türkiye'ye de yansıyor, onunla da övünürsünüz.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – 100 milyonluk Karaciğer Nakli Enstitüsü kurduk.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Malatya’nın bir hastanesinde ismini 2’nci Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’dan alan Turgut Özal Tıp Merkezimiz var, bir de üniversite ismini İsmet İnönü’den alan bir üniversitemiz var.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Biz kurduk Veli Bey, parayı biz verdik ve dünyanın ilk Karaciğer Nakli Enstitüsünü kurduk; başarı hikâyesi budur.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Orada, değerli arkadaşlar, birileri maalesef Malatya’yla ilgili konuşamıyorlar, bilmiyorlar konuşmayı, kenti tanımıyorlar. Nasıl olsa…

Geçtiğimiz günlerde bir anket yayınlandı, Malatya’nın yaşanılırlık sıralaması Türkiye’de 67’nci. AKP’nin aldığı oy da yüzde 67. Şimdi, iyi ki yüzde 70 oy almamışlar, 70’inci olurduk. AKP’nin Malatya’ya verdiği şu...

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Oy verecek misin?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ama bir grup doktorun, bu üniversiteyi kuran, bu tıp merkezini kuran -özür dilerim- karaciğer nakil merkezini kuran başta Fatih Hilmioğlu, ardından bu konuda emeği geçen Sayın Cemil Çelik önemli bir başarı sağladılar Malatya’da.

AHMET UZER (Gaziantep) – Parayı kim verdi? Onlar mı verdi parayı?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Dünyada hiç kimsenin yapamadığı, beceremediği bir şeyi yaptılar, dünyada en çok karaciğer naklinin yapıldığı merkez hâline geldi. Burada huzurlarınızda bu başarı hikâyesini yakalayan Profesör Doktor Sezai Yılmaz’a ve arkadaşlarına da teşekkür ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İşte o başarı hikâyesi AK PARTİ’nin başarı hikâyesi, AK PARTİ’nin başarı hikâyesi. Bu kürsüden söylüyorsun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ayrıca, bu karaciğer nakil merkezinin yapılmasında emeği geçen -bazı AKP’li milletvekillerinin belki hoşuna gitmeyecek ama- geçtiğimiz dönemde emek veren Ömer Faruk Öz’e, Mücahit Fındıklı’ya…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Paralel onlar!

VELİ AĞBABA (Devamla) …ve bu nakil merkezine her türlü olanağı sağlayan Bakan Sayın Cevdet Yılmaz’a huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – AK PARTİ Hükûmetine teşekkür edeceksiniz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ayrıca bu işin gerçek mimarı rahmetli, sevgili Mevlüt Aslanoğlu’na… (CHP sıralarından alkışlar) …ve emeği geçen AKP, CHP kim varsa, Sayın Bakan dâhil, herkesi kutluyorum, teşekkür ediyorum.

Orası artık Malatya’dan çıktı, orası sadece bizim övüneceğimiz bir merkez değil, Türkiye’nin övüneceği bir merkez. Orası yıllık dünyanın en çok karaciğer naklinin yapıldığı ikinci merkez. Tabii ki imkânlar önemli, tabii ki fiziki imkânlar önemli ama bu başarı hikâyesini yakalayan, çok ciddi şekilde para teklif edilmesine rağmen Malatya’yı terk etmeyen uzmanından doçentine, profesörüne bütün hekimlerin katkısı olduğunu belirtmek istiyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bizden önce başarı hikâyeleri yok Sayın Vekil.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, burası sadece Malatyalılara hizmet etmiyor. Burası belki önümüzdeki dönemlerde Türkiye’ye çok ciddi anlamda döviz girdisi sağlayacak. Ayrıca belki bu bölgenin en önemli sağlık merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Azerbaycan’dan, Irak’tan, Arnavutluk’tan, Romanya’dan, dünyanın çeşitli ülkelerinden hastalar İnönü Üniversitesine geliyor, Turgut Özal Tıp Merkezine geliyor; oradaki Sezai Yılmaz ve arkadaşları, sağlıklarına kavuşmasına yol açıyor.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – AK PARTİ Hükûmetine teşekkür et.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, keşke bu başarı hikâyelerini çok anlatabilsek. Ancak Malatya’da AKP’nin aldığı oyla verdiği hizmetin sınırlı olduğunu söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Tekrar, emeği geçen, başta Sayın Bakan olmak üzere, herkese saygılarımı sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, tasarı üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyor ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Hükümlülerin Nakline Dair Sözleşmeye Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan Oy Sayısı                :        212

Kabul                                        :        206

Ret                                            :            6  (x)

 

               Kâtip Üye                               Kâtip Üye

              Sema Kırcı                            Fehmi Küpçü

                Balıkesir                                   Bolu”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada bulunan, Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/433) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 53) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 53 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir.

Buyurun Sayın Koçdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır, buyurun.

MHP GRUBU ADINA KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Dün 5, bugün 2 tane daha şehidimiz var. Sözlerimin başında şehitlerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum.

Zor günlerdeyiz. Bugünleri anlatan, Aysun Gültekin’in çok güzel icra ettiği bir uzun hava var, şöyle söylüyor bir dörtlüğünde: “Bu habar ne habardır?/ Sinem gabar gabardır./ Bir yanım kurt kuş yemiş,/ Bir yanım bihabardır.” Memleketin bir yerinde can pazarı; devletin, bayrağın idamesini sağlamayla ilgili mücadele var ama diğer yanı bihaber vaziyette.

Ümit ediyoruz, dua ediyoruz bugünkü şehitlerimiz son olsun ve memleketimiz tekrar devletin devlet gibi, hukukun hukuk gibi uygulandığı bir ülke olsun.

Bugün uluslararası sözleşmelerin iç hukuktan geçirilmesi süreciyle ilgili görüşmeler yapıyoruz. Uluslararası sözleşmeler -ki bunların bir kısmı çok önemsiz konulardaki sözleşmeler- Amerika’yla elektronik bilgi değişimi yoluyla vergi uyumunun artırılması, dış ticaretimizde çok fazla yeri olmayan Peru’yla ticaret ve diğer ilişkilerimizin artırılması gibi hususlar buradan geçiyor. Buradan geçmeli çünkü burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Buradan geçmediği vakit hukuk âleminde bu sözleşmelerin herhangi bir karşılığı yoktur.

Bu vesileyle memleketimizde yanlış bilinen, gençlerimizin, çocuklarımızın kendine güvenini, atalarına saygısını da azaltan bir maddeyi de bilgilerinize sunmak isterim. Sevr Anlaşması dediğimiz metin hukuken bir anlaşma değildir. Çünkü imzalandığı sırada Meclis tatildedir. Meclisten geçmemiş ve o günkü hukuk sistemimiz içinde Padişah tarafından da onaylanmamıştır. Hâliyle hukuk âlemine geçerli olarak doğmamış ancak bir anlaşma taslağı olarak görebileceğimiz bir metindir.

Ama bakıyoruz, biz bugün Peru’yla ticareti ya da insan ticaretiyle ilgili hususları burada görüşüyoruz, şekil olarak da olsa üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Memleketin, devletin bekasını yakından ilgilendiren hususlarda nedense sorulan soruları duymazdan gelip Türkiye Büyük Millet Meclisinin niye devre dışı kaldığını sormadan, bilmemiş gibi yapıyoruz. Oslo’da neler görüşüldü? Avrupa Birliğiyle müzakerelerin açılması nelerin karşılığında yapıldı? Kıbrıs’la ilgili neler düşünüyor? İncirlik’in kullanıma açılmasının arkasında neler var? Bunlar resmî sözleşme olmadığı için buraya gelmiyor ama bugün oyladığımız pek çok anlaşmadan çok daha fazla bizi, bizden sonra çocuklarımızı ve torunlarımızı etkiliyor.

Özellikle dış politikanın Türkiye Büyük Millet Meclisinden kaçırılması son zamanlarda ülkemizi ciddi bir çıkmaza götürmüştür. Politika genel olarak ama bilhassa dış politika, millî güç unsurlarıyla yani imkânlar ile millî menfaatlerin, millî hedeflerin ahenkleştirilmesi, bir araya getirilmesi sanatıdır. Sayın Başbakanımızın iki de bir böbürlenerek söylediği değer esaslı dış politika, eğer bu değerleri hayata geçirebilecek gücünüz, millî imkânınız yoksa safsatadan ibarettir, size ve ülkenize de çok ciddi zararlar verir. Bu şuna benzer: Bir adalet sistemini düşünün, hukuktan, hakkaniyetten yana ama suçlu olana suçlu olduğunu, cezasını söylemekle birlikte onu alıp cezaevine koyamıyor, cezaevine koyduğunda onu cezaevinde tutamıyor. Böyle bir hukuk sistemi nasıl bir garabetse “değer esaslı dış politika” dediğiniz şey, eğer bunun arkasında durma gücünüz yoksa ülkeye ve o topluma çok ciddi zararlar verir, bugün gelinen nokta da budur. Türküyle başladım, bunu da izah edecek bir türkümüz var, diyor ki Mersin’in bir türküsü: “Buyurun arkadaşlar, davetim var benim/Aslı yok yaylasında saltanatım var benim.” “Biz büyük Orta Doğu’nun lider ülkesi, bölgesel gücüyüz.” diye yola çıktık, kimine (…)(x) dedik, kimine özgürlük getirdik, kimini götürdük, kimini bu tarihin normal çizdiği coğrafyaya getirdik ama bunları yaparken diplomasiden, diplomasinin dilinden, bu zamana kadar devlet tavrıyla ilgili birikimden uzak kaldık ve bugün geldiğimiz noktayı, çok gariptir arkadaşlar, ben hafızamı zorladım, bulamadım, lütfen siz biliyorsanız söyleyin.

Amerika Birleşik Devletleri Rusya’yla tarihte bir kere iş birliği yaptı, kime karşı olduğunu biliyorsunuz. İkinci iş birliğini, bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin komşularımızdaki politikalarına karşı yaptı. Sıfır sorun diye çıktık, işte bu tarihî birikimi dikkate almadığımız için sırf sorun hâline getirdik. Bugün başlayacaktı Cenevre’de görüşmeler. Kimlerin katılıp katılmayacağı konusunda fikri sorulmayan tek ülke Türkiye Cumhuriyeti. Böbürlene böbürlene konuşuyorduk, biz belirliyorduk, biz şey yapıyorduk; geldiğimiz nokta bu.

Bu başka alanlarda da var, bugün çok tartıştığımız konularda da var. Tahsili, birikimi bunlarla hiç ilgili olmayan birisi alt kimlik-üst kimlik diye bir şey attı ortaya; bütün fikir dünyamızı, bütün gönül dünyamızı altüst etti. Modern toplumda, bugün, çok kimliklilik bir realitedir. Ben milliyetçiyim, ben MHP’liyim, ben Bursalıyım, Müslüman’ım, Hanefi’yim, erkeğim; bütün bunlar birer kimlik unsurudur ama kimliklerde hiyerarşiyi düşünmek için aklı peynir ekmekle yemek gerekir. Hangi kimlik hangi kimliğe tabi olacak? Tehlike anında önce hangi kimliğimizi terk edeceğiz? Böyle şey olur mu? Ama, bu memlekette koca koca profesörlerin hiçbiri “Alt kültür-üst kültür vardır ama alt kimlik-üst kimlik diye bir şey yoktur beyefendi.” demedi; demediği için de biz bugün buraya geldik.

Yine, daha önce de söyledim, demokrasi iki kelimenin birleşiminden oluşuyor; birisi “demos”, birisi de “kratos.” Kratos “güç” demek, otokrasi, diğer şeyler de var, bununla biten kelimeler; demos “müşterek biz duygusuna sahip olan topluluk” demek. Eğer siz bunu sağlayamazsanız demokrasi olmaz.

Avrupa Birliği, bakın, altmış yıllık bir serüvene tabi; sınırlarını kaldırdılar, pek çok ülke bakımından geçerli tek paraya geçtiler, malların, insanların serbest dolaşımını sağladılar. İnternet’ten ulaşabilirsiniz “Eurobarometer” diye altı ayda bir aynı sorularla tekrarladıkları bir anket var. O anketin bir yerinde şunu soruyorlar: “Kendinizi ne hissediyorsunuz?” 4 tane şıkkı var cevabın:

1) Türk hissediyorum. Yani Türkiye için diyelim şıkları.

2) Önce Türk, sonra Avrupalı hissediyorum.

3) Önce Avrupalı, sonra Türk hissediyorum.

4) Sadece Avrupalı hissediyorum.

Bu sorulara ilk iki cevabı verenlerin oranı hâlâ yüzde 90’ların üzerinde çünkü müşterek bir “biz” duygusu tesis edilemedi. Müşterek “biz” duygusunun tesis edilememesinin birinci sebebi dil, herkes aynı dili konuşmadığı için müşterek bir kamuoyu olmadı. İkinci sebebi ise kimlik konusunda Avrupa Birliği şeyini yerine getiremedi. Bugün Avrupa Birliği “demokrasi açığı” dediğinizde herkesin kabul ettiği bir zafiyetle maluldür.

Claus Offe diye bir Alman profesör var, anayasa hukukçusu. Onun şöyle güzel bir ifadesi var, diyor ki “Olmaz da, olur da Avrupa Birliği kendisine müracaat ederse bu müracaatı dosyanın kapağı açılmadan reddedilir demokrasi kriterini yerine getirmediği için.” Çünkü Avrupa Birliğinin kendi mekanizmaları demokratik değildir. Avrupa Parlamentosu son zamanlarda aldığı şeylere rağmen çok fazla bir yetkiye sahip değildir. Niye? Çünkü günümüzde küreselleşme şartlarında kimlik, aidiyet, mensubiyet ve birlikte yaşamayı ilgilendiren kararların meşruiyeti yani demokrasi sadece millî devlet içinde gerçekleşebiliyor, bunun dışında gerçekleştiği bir yer yok. Bizim bölümlenmelere bakarak “millî devlet karşıtı” dememiz mümkün değil. Bugün Almanya federal bir cumhuriyettir ama elli yıl öncesinden bu zamana baktığımızda hukuk uygulamalarında üniter devlete doğru bir gidiş vardır, Amerika için de aynı şey geçerlidir.

Şimdi, bizde “Yayladaki yoğurda sarımsak dövmek.” diye bir söz var, ben Bursa Orhaneliliyim, dağlıyız, Yörüklerde böyle bir söz var. Yayladaki yoğurda dövdüğümüz sarımsak elimizde kaldı ve bugün dış politika bakımından çok kötü bir duruma geldik. O dış politikadaki yanlışlarımız içeride de bizim gücümüzü kesmektedir. Şunu başardık sadece: Her tarafı sırf sorun yaptık. Amerika ve Rusya’yı ikinci defa birlikte hareket eder hâle getirme başarısını, eğer bu başarıysa bunu biz göstermiş olduk. Yani yine türküyle devam edersek, bu Bergama’nın bir türküsü var, 17-25’ten, cemaat tarafından aldatılmaya ve bugünü de ifade eden satırları var, şöyle söylüyor: “Mahkeme önünden eğildim geçtim/Sol yanımdan kurşun yedim, bayıldım, düştüm/Ahbap düşman oldu, ben buna şaştım…” diye devam ediyor. Bugün geldiğimiz nokta maalesef burasıdır.

Burada bu noktada bu tartışmalarda bir hususu daha ifade etmek isterim. Ben akşam Anayasa Mahkemesinin kararını okudum. Burada bir hatip arkadaşımız da bu kararın sonuç kısmı diye bazı şeyler okudu. Cizre’deki olayla ilgili Anayasa Mahkemesinin verdiği ret kararının gerekçesi yani kararın esasını teşkil eden gerekçe, kamu makamlarıyla doğrudan iletişime geçme yönünde isteksiz davranması şikâyetçilerin, üçüncü kişilere yönlendirmeleri Anayasa Mahkemesini, bulundukları yere ilişkin farklı tarihlerde farklı adres bilgileri vermeleri ve sürekli yer değiştirdikleri şeklinde geçiyor. Benim okuduğum haber de bu. Hemen çıkan bir haberin bile burada yansıtılış biçimi bu kadar farklı olunca, Cizre’deki hadiseyle ilgili de şüphelenme hakkımız vardır ama şunu istemek hepimizin en doğal hakkıdır: Devlet burada devlet gibi davranıp yedi sekiz günden beri devam eden bu hususu açıklığa kavuşturmak zorundadır ve orada hukukun üstünlüğünü, kanunun üstünlüğünü göstermek mecburiyetindedir.

Geldiğimiz noktada anlaşıldığı kadarıyla kimse kimseyi dinlemiyor. Yine, bizim oraların bir özdeyişi var, diyor ki: “Elle yığma çakıldan, sonradan sokma akıldan fayda olmaz.” Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasal sistemimizin birlikte yaşama düzenimiz içindeki yerini bir an önce hatırlaması, buna uygun olarak davranması ve burada karar alma, irade oluşturma süreçlerinin aynı zamanda karşılıklı bir etkileşim neticesinde olmasını sağlaması hayati bir önem arz etmektedir. Türk milleti müsterih olsun, bizim tek derdimiz şudur: Biz büyük milletiz, bu meseleleri de çözeriz ama 5 liraya satın alacağımız bir fatura için 5 bin lira ödüyor isek tarihten ders almamış, bu zamana kadar oluşturduğumuz çok zengin, çok kıymetli birlikte yaşama mirasını, medeniyet mirasını maalesef kullanmamışız demektir. Ben, bu hiç ümit vermeyen ortamın bir an önce sona ermesini, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendisine bağlanan umutları haklı çıkaracak bir çalışma ortamına girmesini, sadece bugün görüştüğümüz kanunlar gibi çok da günlük hayatta ve devletin, milletin bekasını ilgilendirmeyen kanunları değil, milletin bekasını ilgilendiren hususları da burada tartışıp karara bağlamasını, bir an önce bu sürecin başlamasını arzu ettiğimi, temenni ettiğimi ifade ediyor; çocuklarımız, torunlarımız için güzel günleri hazırlayan kararları birlikte alma umuduyla, dileğiyle hepinize tekrar sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Şimdi, sayın hatip Anayasa Mahkemesinin kararında, sürekli yer değiştirildiğine dair bir şey söyledi ama biz sekiz gündür bu durumu buraya getirdiğimizde sürekli aynı adres veriliyor, Cizre Caferi Sadık Sokağı’dır, yani orada bir bodrum katıdır.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hani, tabii, Anayasa Mahkemesi kararının o şeyi nedir, bilmiyorum ama dediğim gibi, bizim sekiz gündür dile getirdiğimiz nokta, aynı nokta, Cizre Caferi Sadık Sokağı.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir Sayın Toğrul.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Besime Konca’ya aittir.

Sayın Konca, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, sayın vekiller; selamlıyorum.

Sayın Başkan, şimdi biz konuşmaya başlayınca siz ısrarla temiz bir dilden bahsediyorsunuz ve uyarıyorsunuz. Doğrudur, temiz bir dil demokratik bir siyasette, demokratik bir anayasada, halkın Parlamentosu olan bir ortamda kullanılır. Eğer bizim siyasetimiz temiz bir siyaset değilse, eğer bizim devlet anlayışımız, eğer bizim iktidar anlayışımız temiz bir geçmişe dayanmıyorsa, temiz bir geleneği yoksa, temiz bir dili yoksa burada yaşananları dile getirmek, güzel cümlelerle, güzel kavramlarla anlatmak ve anlaşılır olmak kolay olmuyor. Başta bunu belirtmek istiyorum, yani sık sık bu kavram, temiz dil uyarısı yapıldığı için. Siyasetimizin genelinde bu kirlilikler olduğu için bunu da anlatacak kelimeler buna denk gelebiliyor, başta bunu söyleyeyim.

İkincisi: Anayasa’ya dair Sayın Başkanın uyarıları oldu, “iç savaş”, “savaş”, “katliam”, “soykırım”, “kürdistan” kavramlarının kullanılmaması gerektiği ve bunun da Anayasa’da karşılığının olduğunu söyledi Sayın Başkan. Fakat bizi susturmak için ya da bizim bu faşist Anayasa’ya uymamız için ha o kırmızı kitapçığı göstermişsiniz, ha Kenan Evren burada olmuş. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, bunu siz söylüyorsunuz, bunu bütün partiler söyledi. 12 Eylül darbesi sonrası oluşturulan askerî cuntanın yasa, anayasa hâline getirdiği bir Anayasa olduğunu biliyorsunuz. Bunun için bu yasaya her hâlükârda, her koşulda, uymak zorunda değiliz. Bu Parlamento bu Anayasa’yı değiştirmek için buradadır. Bu çoğunluğu, bu farklılığı geliştirmek için bugün buradayız ve biz bu Anayasa’yı eleştireceğiz. Biz Anayasa’nın değişmesi gerektiği için, burada olmayan çokluğu, halkları, inançları, kültürleri, farklılıkları, dilleri kabul etmeyen bu Anayasa’yı aşmak için hem bu kelimeleri kullanacağız -sizin tabirinizle Anayasa için suç olan kavramları- hem de siyaseten bunu çok geniş tartışmak durumundayız.

Şimdi, bizim konuşmalara dair birçok değerlendirme yapıldı. Sayın AKP Grubunun grup başkan vekili dedi ki: “Parlamentoyu, Meclisi, siz işletmek istemiyorsunuz. Siz işlemesini isteseydiniz önerge vermezdiniz, tıkamazdınız.” Şimdi, geldiğimiz son nokta budur. Bırakalım artık “terörü destekliyorsunuz, şunu yapıyorsunuz, bunu yapıyorsunuz.” demeyi, bilinçaltınız konuşuyor aslında, bazen söylediğiniz bazı kavramlar, kurduğunuz bazı cümleler bilinçaltınızı ele veriyor. Burada önerge vermeyi bile suç sayacak, bunu bile olmaması gereken, buraya önerge getirmememizin sorun olduğunu, eleştiri konusu yapıp söz hakkı alıp burada eleştiren bir iktidar anlayışı acaba neyi ifade ediyor? Biz niçin buradayız? Önergeleri sonuna kadar vereceğiz, sonuna kadar tartışacağız ve söz hakkımızı alacağız; bunun için buradayız, Parlamentoyu işletmek budur. O zaman ortaya çıkan durum budur: Sadece AKP getirsin yasaları, önergeleri, herkes oylasın, Parlamento işlesin. Bu zihniyet bütün inkârları… Bu zihniyet, gerçekten ne demokrasiden ne işleyişten ne de sizin o “Uyun.” dediğiniz Anayasa’dan anlamadığınızın ifadesidir bütün bu yaklaşımlar, bunu bilmek zorundasınız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sizin oyunuz 2 tane mi olacak?

BESİME KONCA (Devamla) – Yarattığınız bu ortamdan dolayı bugün oyumuz 2’dir. Demokratik olmayan, toplumu düşünmeyen, hakkı, hukuku, adaleti, özgür bireyi, vicdanı düşünmeyen getirdiğiniz önergeleri de oylamayacağız, buna karşı sonuna kadar da muhalefet edeceğiz ve gerekeni yapacağız. En azından vicdanımız, en azından siyaseten nerede durduğumuz, en azından düşüncemizin ne olduğunu dile getirmiş olacağız, en azından bunları dile getirmiş olacağız.

Sayın Başkan, söylüyorsunuz, “Kürdistan yoktur.” Yine bu tartışmayı geliştirmek istiyorum. MHP ve AKP, Sayın Başkanın bu sözü üzerine ayağa da kalktılar, alkışladılar da. Aslında alkışladığınız Erdoğan’dı. Kürdistan vardır, bunu söylüyorum. Erdoğan da kürdistanın olduğunu söyledi ve biz de buradaki bütün konuşmalarımızda söyledik: Kürdistan “Türkiye” kavramından çok daha önce var olan bir kavramdır. Anadolu’ya gelirken biz Orta Asya’dan atlar üstünde kılıçlarla buraya gelmedik; Diyarbakır’a, Batman’a, Urfa’ya, Elâzığ’a, Hakkâri’ye, Bitlis’e at sırtında gelmedik, kılıç zoruyla gelmedik.

NECİP KALKAN (İzmir) – Uzaydan mı geldiniz?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ya böyle bir şey olur mu? Hiçbir kaynakta yok ya; biraz bilgi, biraz okuyun lütfen ya!

BESİME KONCA (Devamla) – O sizin övündüğünüz 1071 Malazgirt Zaferi’nde Kürt beylikleri, Silvan beyliği on binlerce askeriyle Malazgirt’e kadar gidip Alparslan’a katkı sunmuştur, destek olmuştur ve Anadolu’ya böyle geçmişsinizdir, bugün övündüğünüz Anadolu’ya. Tarihî kaynaklara bakın, bunu bilirsiniz. Tarihî kaynaklara, tarihçilere bakın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tarihî kaynaklar farklı söylüyor, yok öyle bir şey. Bin yıldır Türkiye bu Anadolu.

BESİME KONCA (Devamla) – Arkeologların araştırmasına bakın, antropologların araştırmasına bakın. Bugün Urfa, bugün Batman, bugün Diyarbakır insanlık tarihinin merkezidir, insanlık tarihinin. Yaşamın, yerleşik hayata geçişin, ekonominin, üretimin, özgür yaşamın geliştiği alan Mezopotamya ve Kürdistan coğrafyasıdır ve Kürtler buraya hiçbir yerden gelmemiştir. Buranın en tarihî, en kadim, en onurlu, en direnişçi halkı olarak burada yaşamıştır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Hani, nerede yazıyor?

BESİME KONCA (Devamla) – O zaman sizin bunları öğrenmeniz gerekiyor. Siz gidin bunları öğrenin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen öğren.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ya, biz çalıştık bunları, çalıştık. Yazdıklarımızı oku.

BESİME KONCA (Devamla) – Şunu tekrar söyleyelim, PKK’nin çıkış koşulları için siz ve sizden öncekiler de “28’inci isyandır.” dediniz. Bu 28 isyanın hepsinin başlangıcında hendek, barikat yoktur. 28 kez Kürtleri katlettiniz, 28 kere Türklere soykırımı dayattınız. Bu “soykırım” kavramı da yoktur, olmaz, Anayasa’ya göre suçtur. “Kirli bir dil kullanmayın.” diyorsunuz. Anayasa’da suç olabilir çünkü bu devlet yapmıştır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen nereden geldin peki, soykırım varsa? Bu soy devam etti, niye haksızlık ediyorsun?

BESİME KONCA (Devamla) – Sonra 12 Eylül faşizmiyle bunu yasaklamıştır. AKP iktidarı CHP’yi eleştirmek için “Dersim’de katliam yaptınız, soykırım yaptınız, bunun arşivlerini açalım.” dediğinde, doğrudur ama bugün devletin nimetlerinden yararlanıp devleti ele geçirdiğiniz için bunları söylemek Anayasa’ya göre suç mudur?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Terörle mücadele…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ya, o devlet zaten vardı.

BESİME KONCA (Devamla) – Anayasa’yı delen siz değil misiniz? Maraş katliamı suç değil mi, soykırım değil mi, katliam değil miydi? Sivas değil mi?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ne alakası var?

BESİME KONCA (Devamla) – 28 isyanın dışındaki son otuz kırk yılda yapılanları anlatırsak da çok ciddi katliamlar var. Sadece Kürtlere yapılmadı, bu cumhuriyet tarihinde bu geçmiş geleneğinizde sadece Kürtlere yapılmadı. Başka etnik yapılara, başka inançlara da bu katliamları dayattınız. Biz bu faşist Anayasa zihniyetini aşmak için, bunu değiştirmek için bu kavramları kullanmaktan çekinmeyeceğiz. Bilmeyenlerin, buna karşı tepkisi ya da refleksi olanların da bunu aşması için gereken mücadeleyi bu kürsüde de, sokakta da, her türlü mücadele biçimiyle de, her anlamdaki yaklaşımımızla da geliştireceğiz; yazarak da geliştireceğiz, konuşarak da geliştireceğiz, eylem ve etkinlik yaparak da, siyaseten de bunu geliştirmeye çalışacağız.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Şiddetten vazgeçin önce, şiddetten!

BESİME KONCA (Devamla) – Şiddetten vazgeçilmesini…

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Silahları bırakın; silahları bırakın, silahları!

BESİME KONCA (Devamla) – Bak, CHP bunu sık sık söylüyor, PKK’yle görüşmeleri CHP sık sık şantaj olarak kullanmak için söylüyor size karşı, Sayın Öcalan’la görüşmeleri söylüyor.

Kürt hareketi, yıllardır, 1993 Özal döneminden bugüne kadar, Özal’la, Demirel’le, sizin mirasını devraldığınız Sayın Necmettin Erbakan’la da sizin temsil ettiğiniz siyasetle de bu süreci çözmek için çok ciddi anlamda çabalar harcadı, çok ciddi fedakârlıklar yaptılar. On beş yıldır bir çatışma süreci yaşanmadı, bu geliştirildi. Bunun için bizler bedel ödedik, zindanları göze aldık, sokaklarda katledilmeyi göze aldık.

Hatırlarsanız, bugün hendek fobisi yaşıyorsunuz, bir dönem de bu Mecliste çok fazlasıyla taş atan çocuklar fobisi vardı. Binlerce çocuğu cezaevine koydunuz. Sonra çıkarıp yasa değiştirdiniz: “Hayır, böyle olmaz…” E, çocuk da taş atmasın, niye atıyor?

Bu zihniyetiniz, kavramlarınız değişebilir ama mantığınız, baktığınız yer, durduğunuz yer hiçbir zaman değişmemiştir; tekçi, ırkçı, faşist, dönüşüme, zamana, mekâna uymayan, koşullara uymayan, değişime açık olmayan bir gerçeklik olduğunu biliyoruz. Ama Kürtler otuz yıldır -bu 28 isyanın dışında söyleyelim- her 28 isyanda da Kürtler her zaman Türklerle birlikte yaşamayı esas almışlardır, sadece haklarını, kültürel kimliğini, dilini yaşamak için mücadele etmişlerdir. Türkiye’de 21 Anayasası’nda “Eğer demokratik olacaksak Kürtler olmalıdır.” diye mücadele etmişlerdir. Koçgiri isyanı bunun ifadesidir.

Okumamışsanız, araştırmamışsanız bakın, biz burada söylemeyelim, tarafsız tarihçilerden öğrenin. Şeyh Sait isyanı, Dersim isyanı kendi haklarını, kendi öz yönetimini, kendi özgürlüğünü, kendi kültürünü korumak içindir, Türkleri katletmek için değildir. Kürtler, bin yıllardır bu toprakta yaşamıştır, katletmemiştir, başka toprakları işgal etmemiştir, başka halklarla savaşmak istememiştir, savaşmamıştır, her zaman barışçıl, her zaman yanı başındaki halkı, birlikte yaşadığı halkı korumuştur, kollamıştır ve birlikte yaşamıştır. Kürt halkına diyeceğiniz hiçbir şey yok, Türk halkına diyeceğiniz hiçbir şey de yok. “Yüce millet” diyorsunuz ama bu Parlamento yüce milleti temsil etmiyor. Bir dönem beyaz Türk’ü temsil etti, tekçiliği, burjuvaziyi, egemen sınıfı, şimdi de yeşil Türk’ü temsil ediyor, şimdi de başka bir yeni palazlanan bir sınıfı, bir gücü, bir iktidarı, bir devlet otoritesini temsil ediyor, halkı etmiyor. Bizim Türk halkıyla, Kürt halkının da etnik yapılarının… Arap’ın da, Laz’ın da, Çerkez’in, de Gürcü’nün de birbiriyle sorunu yoktur. Toplumun, halkların yaşam biçimiyle kabul ettikleri demokratik gerçekliği, kabul ettikleri özverili birlikte yaşamayı bu Parlamento göstermemiştir. Bu Parlamentoda bunun siyaseti üretilmiyor, bunun gerçekliği temsil edilmiyor, bunu da bilmeniz gerektiğini, tekrar tekrar, bu Anayasa’yı aşmak, bu Anayasa’yı değiştirmek ve bu Anayasa’ya göre siyaset yapmayacağımızı söylemek için belirtmek istiyorum. Sık sık söylüyorsunuz… Değişen Kürtler değil. 1990’larda Kürt siyasetçilerine yaptığınız, Orhan Doğan’a yaptığınız, Leyla Zana’ya yaptığınız, Hatip Dicle ve arkadaşlarına yaptığınızı bugün aynısını yine bize dayatıyorsunuz. Biz hiçbir zaman değişmedik. Onlarca parti kapattınız, onlarca siyasetçiye siyasi yasak getirdiniz. O zaman hendekler yoktu değil mi? Bugün “Çağrı yapın, niye hendekleri destekliyorsunuz, niye oradasınız?” diyorsunuz. Biz hendekleri desteklemek amacıyla bunu söylemiyoruz. “Hendekler bir sonuçtur.” diyoruz. Hendek kendi başına bir sorunun çözümü değil. Yıllardır dayattığınız katliamın, yıllardır dayattığınız siyasi soykırımın sonucunda insanların geliştirdiği bir refleks ve bir öz savunma gerekçesidir. Kendi başına, oradaki halk Türkiye’nin geleceği ve oradaki askerin yaşam biçimi için de hendek kendi başına bir tehlike değildir, siyasi operasyonlar karşısında yapılan bir öz savunma gerekçesidir.

HALİL ETYEMEZ (Konya) - Çukurları siz kazdınız.

BESİME KONCA (Devamla) - Çukur da diyebilirsiniz başka bir şey. Hendektir, böyle tanımlanmıştır, İslamiyet’te de bu yapılmış ve bir kişinin, İranlı Selman’ın önerisiyle hendek kazılmıştır.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Çukur onlar, çukur!

BESİME KONCA (Devamla) – Ve orada İslamiyet’in gelişimi için büyük bir direniş gerekçesi olmuştur. Bir insanın fikri de, 10 insanın da, bir insanın da fikri çok şey geliştirebilir. Faşizmin olduğu; ahlaksızlığın, siyasetsizliğin, haksızlığın, vicdansızlığın olduğu her yerde insanlar her biçimde kendisini savunabilir.

Dediğim gibi, kaç yıl önce de sizin için taş atmak büyük bir korku gerekçesiydi, yasa değiştirme gerekçesiydi ve binlerce çocuğu cezaevine koydunuz ve sonra yasa çıkarıp bunu değiştirdiniz. Bugün tartıştığınız süreci yarın başka bir biçimde tartışacaksınız; bunu unutmayın. Bak, bugün Taha Akyol’un programında sizin -emek verdiği, saçını aklaştırdığı- Bülent Arınç programdaydı, bu süreçten ders çıkarmamız gerektiğini söylüyordu ve yapılacaksa bu süreçte bu Parlamento bütün partilerle ortaklaşmalı ve bir şey yapmalıyı dile getirdi. Burada oturacağınıza boş boş sadece el kaldırmak için, o programı seyretseydiniz. Çok doğru şeyler söylediği için söylemiyorum, buradaki tutumunuz için söylüyorum. En büyüğünüzdür, deneyimlinizdir; çok doğru yapacağını bilmiyorum, belki bu koltuklarda olmadığı için bunu söylüyor.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Şiddetten vazgeçin. Önce şiddetten vazgeçin.

BESİME KONCA (Devamla) – Hükûmetin de, devletin de bu süreçten ders çıkarması gerektiğini söylüyor. O zaman sizin de ders çıkarmanız gereken, ağzımızdan çıkan her kelimeye farklı bir tutum, tepki göstermeniz gerekmeyen bir durum olduğunu sizin de düşünmeniz gerekiyor. Bunu tekrar tekrar dile getirmek istiyoruz.

Değişen çıkarları gereği halkı düşünmeyen siyaset gerçekliği sizin gerçekliğinizdir. Siz bedel ödemediniz. Bak, Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanımız Erdoğan bir şiir okudu diye, çok kısa cezaevinde kaldı diye bunu büyük bir tarihsel gerekçe olarak ortaya koyuyor. Bununla övünürsünüz. Siz bedel ödemediniz, siz zindanları görmediniz, siz katliamları görmediniz; siz samanlıklara doldurulup katledilen insanları o 28 isyanında kürdistanda görmediniz, siz Dersim’de mağaralara doldurulup gaz verilerek katledilen insanları görmediniz; biliyorsunuz, dile getirmiyorsunuz. Bugün Cizre’de yaşanan durum da budur Dersim katliamından farklı bir şey değil. İnsan onuru, insan yaşamı sayısal bir şey değildir; binlercesi, milyonlarcası öldürülünce mi katliam diyeceğiz, soykırım diyeceğiz. Buradaki de soykırımdır, siyaseten nerede durduğunuz önemlidir.

Batman’da tarihte gerçekleşen katliamlarda “Fare gibi katlettik, samanlığa doldurduk, yaktık.” diyen zihniyet bugün de bodrumun altında bırakarak katletmek istiyor. Bu, sizin devlet, egemen, iktidar olma, zorun, şiddetin sonucudur; bunu da siz miras alıyorsunuz, siz de değişmek zorundasınız bunun karşısında; değişmediğiniz takdirde bunlar tarihe mal olur ve onurlu duran insanlar tarihte alnı açık, başı dik ve onurlu, vicdanlı bir biçimde halkın karşısına çıkar. Biz bunu yapacağımızı söylüyoruz, katledilsek de, öldürülsek de, başka bir şey olsak da bunu yapacağız.

Faysal Sarıyıldız arkadaşımıza saldırıyorsunuz. Bugün manşetlerde “PKK’nin bombacısı” diye başlık yapıyorsunuz. 1990’larda o eleştirdiğiniz basın, bugün aynısını sizi destekleyerek -AKP Hükûmetini- bunu manşet yapıyor, “PKK’nin bombacısı” diyor. “PKK’nin bombacısı” diyorsunuz. Halkın oyuyla seçilmiş bir irade Faysal Sarıyıldız gibi durur; halkının yanında olur, halkı açsa aç kalır, halkı susuzsa susuz kalır, halkı katlediliyorsa halkının önünde olur. Burada gelip koltuklarda oturarak rantın, paranın, yolsuzluğun, hırsızlığın peşinde olmaz.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sen niye buradasın, sen?

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Sen de oturma koltukta. Koltukta niye oturuyorsun sen? Yemin ettin sen, niye oturuyorsun o koltukta? Konuştuğun laf mantıklı değil.

BESİME KONCA (Devamla) – Ben de her zaman burada değilim. Burada da olacağız, seçildiğimiz yerlerde de olacağız. Fazlasıyla her yerde kalıyoruz, her arkadaşımız kalıyor. Bugün burada azsak halkın seçtiği vekiller olduğumuz için burada azız, halkın yanında olduğumuz için burada azız, bunları yapacağız.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Halk sizin yanınızda değil ya.

BESİME KONCA (Devamla) – Halk yanımızdadır.

Kürt halkı mücadelesini, tarihini “Yüz yıllık sorundur.” diyen sizsiniz. Yüz yıllık sorunsa, Kürt halkı her zaman olduğu yerde durduğu için, her zaman öncülerini, önderliklerini çıkarıp mücadelesini verdiği ve bugün bu mücadelesini uluslararası düzeyde çözülecek noktaya, onurlu bir halk olarak 21’inci yüzyılda haklarını talep etme noktasına geldiği için Kürt halkı kendini temsil ediyor, her dönem temsilcileri de değişebilir. Bugün bu halkı biz temsil ediyoruz. 1990’larda kim ettiyse, 2000’lerde kim ettiyse, bugün biz ediyoruz, yarın başkası Kürt halkını temsil edecek, Kürt halkının da sorunlarını çözecek. Her toplumun farklılıkları vardır. Peki, Türkiye'de o zaman niye MHP, CHP, AK PARTİ ya da geçmişte yüzlerce parti olarak vardınız? Çok partililiğin olduğu, çok farklılığın olduğu yerde o zaman biz size niye demiyoruz “Temsil etmiyorsunuz, susun, konuşmayın, oturun yerinize?” Siz niye bu kadar farklısınız? Kürtlerdeki farklılık başka bir şeydir. Her Kürt farklı bir talepte bulunabilir, her Kürt’ün düşünce biçimi farklı olabilir. Kimliğiyle, kültürüyle, tarihiyle, coğrafyasıyla var olmak başka bir şeydir. Biz bugün bunu savunuyoruz. Bunu savunan çok fazla parti de olabilir. Bugün parti olarak, HDP, bütün farklılıkların partisiyiz, sadece Kürtlerin sorunlarını savunan bir parti değiliz.

HASAN TURAN (İstanbul) – Diyarbakır’da sizi protesto edenler Kürt değil miydi?

BESİME KONCA (Devamla) – Türkiye'nin sorunlarını da, Türkiye'nin demokratikleşmesini de, Türk halkının özgürlüğünü de, demokrasisini de, kadını da, Ermeni’yi de, Asuri’yi de, Süryani’yi de, bütün farklılıkları savunan bir partiyiz. Kendi başına Kürt halkını temsil eden bir parti olarak kendimizi HDP olarak ortaya koymadık.

Kürt halkı adına yaptığımız bir tek şey şudur: Onurlu bir halk, tarihte hakları inkâr edilmiş bir halk olarak bu haklarını sonuna kadar savunacağız, sonuna kadar mücadelesini vereceğiz ve bu halk bunu sonuna kadar savunup kazanacaktır ve geliştirecektir. Bunun için de Kürt halkı yanımızdadır. Bunu geliştireceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bunun dışında başka şeyler de söylemek istiyorum. Bugün Cumhurbaşkanımızın bir açıklaması vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BESİME KONCA (Devamla) – Diyordu ki: “Terör örgütünün uşaklarıdır.” Ben “uşak” kavramı için iki tane şey söyleyeceğim: “Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kişidir.”

BAŞKAN – Sayın Konca, süreniz doldu.

BESİME KONCA (Devamla) – “Büyüklere yakışmayacak şekilde düşüncede davranan kişidir.” Bugün bir ülkenin bir büyüğü olarak buna göre davranmadığı için bu sözü çok yerinde kullandığını düşünüyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI ( Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bostancı.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylayacağım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Oylarken karar yeter sayısı talebi var, dikkate alacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ondan önce söz taleplerimiz var Sayın Başkan, iki grup başkan vekili ayakta.

BAŞKAN – Artık, oylamaya geçtim.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

BESİME KONCA (Siirt) – Kuliste el kaldırıyorlar.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.08

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bostancı.

Tasarının maddelerine geçilmesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tasarının maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Evet, Sayın Bostancı, sizi dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biraz önceki konuşmacı “Kürtlere katliam yaptınız.”, “Burada boş boş oturuyorsunuz.”, “Binlerce çocuğu hapse attınız.” gibi haksız, yalan, asla kabul edilemez -dilim başka kelimeler söylemeye varmıyor burada- beyanlarda bulunmuştur. Bu çerçevede, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, ara verdiğimiz için sataşmadan İç Tüzük gereği söz veremiyoruz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, ama ben kalkmıştım siz ara vermeden önce.

BAŞKAN – Kesinlikle İç Tüzük’ü uygulamamız lazım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Siz de beni gördünüz.

BAŞKAN – Olsun. Karar yeter sayısı olmadığı için zorunlu ara verdim. Ara verdiğim için de, sataşmadan, bir önceki oturumdaki olayla ilgili söz veremiyorum. Dolayısıyla, yerinizde konuşacaksanız buyurun, söz vereyim.

BESİME KONCA (Siirt) – Bilançolarını da açıklayın, ne kadar çocuğun cezaevinde olduğunu.

AHMET UZER (Gaziantep) – Konuşma be!

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hanımefendi yirmi dakika konuştu, iki dakika konuşacağım; biraz sabretsin, hızını alamadı galiba.

Demokrasinin kuralları çerçevesinde halkın oylarıyla seçilmiş ve buraya gelmiş, kürsüden konuşan, halkın oylarına, demokrasinin ahlakına ve namusuna sahip çıkması gereken, en temel kural olan demokrasi ile terörün asla bağdaşmayacağı ilkesini burada beyanlarıyla ihlal eden, açılan çukurları ve o çukurların orada yarattığı trajediyi “Halk kendisini savunuyor, öz yönetimini kuruyor.” diyerek savunan bu anlayışı her şeyden önce kınıyorum, asla kabul edilemez buluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Eğer bu akıl, bu yaklaşım bu şekilde bakıyorsa bu olaya, demokrasinin imkânlarıyla gelerek burada terörün açtığı çukurları ve o çukurların arkasında 20-22 yaşındaki çocukların “Hadi halkınızı kurtarıyorsunuz, öz yönetimi kuruyorsunuz.” diyerek havalandırılan, onurlandırılan ve ölüme gönderilen bu çocukların sorumlusudur bu akıl. O çocukların elleri, onlara gaz veren, onları öne çıkartan, onları bu şekilde ölüme gönderen bu aklın, bu siyasetin yakasında olacaktır. Sadece o çocukların değil, orada çukur açarak, onun arkasında saf tutarak…

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Başkan, iki dakikayı geçmedi mi? O zaman biz de uzun uzun burada konuşalım.

BAŞKAN – Onu size soracak değilim, kusura bakmayın. Onu ben biliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …şehirlere terörü taşıyan, oradaki insanları mağdur eden, onların göç etmelerine sebep olan bu insanlar, bu yaklaşım, bu akıl, o mağdur insanların kimlikleri ne olursa olsun, Kürtlerin, Türklerin, kimliklerinden soyunsun, o yağmurda, çamurda, karda göç eden insanların haksızlığını gerçekleştiren bir aklın temsilcisi olarak burada konuşmuş olurlar.

Bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değil. Demokrasi ile terör bağdaşmaz. Demokrasi ile çukur bağdaşmaz. Demokrasi ile “Çukur açıp öz yönetim kuruyorsunuz, hadi devam edin.” diyen bir yaklaşım, bir anlayış hiçbir şekilde bağdaşmaz. Sorumlu olmak gerekir. Türk ve Kürt kardeşliği böyle bir yaklaşımla sağlanmaz. Her vesile Türklerin ve Kürtlerin âdeta birbirine düşman olduğu şeklinde bir arka plan bilinçle davranacaksınız, “Katliam yaptınız. Kürt bebekleri öldürdünüz. Kürtlere karşı düşmansınız.” diyeceksiniz, arkasından da halkların kardeşliğinden bahsedeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, tamamlayalım lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, kardeşlik kolay kurulmaz. Bu ülkenin geleceğinde birlikte yaşamanın imkânlarını, zeminini, şartlarını kuracak olan dil, kardeşliğe, yakınlığa, birlikteliğe, ortak iradeye ilişkin her anlatıma, her göndermeye, her imaya düşman olamaz. “Etle tırnak” kelimesine bile husumet gösteren, tarihsel ortaklığa husumet gösteren, her tür benzerliğe husumet gösteren, Kürtleri ve Türkleri âdeta kâinatın bambaşka taraflarında iki millet gibi anlatan bu yaklaşım kardeşliği kuramaz ama bu yaklaşıma rağmen, Kürtler ve Türkler bu kardeşliği kuracaklardır.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bostancı.

Sayın Akçay…

BESİME KONCA (Siirt) – Ben söz hakkı istedim.

BAŞKAN – Sizden önce söz isteyenler var Besime Hanım.

Sayın Akçay, buyurun.

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvel kürsüde konuşan konuşmacı Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine yönelik birtakım ithamlarda bulunmuştur. Tabii, bunlar çok sayıda olduğu için böyle bir iki dakika içerisinde değerlendirilecek hususlar değildir. Bunların ayrıntılarını yeri geldikçe, ileriki konuşmalarda konuşmacılarımız değerlendireceklerdir.

Tabii, büyük çoğunlukla, birtakım ideolojik ve bölücü tekerlemelerin terennümünden ibarettir. Birtakım terör örgütü elebaşılarının yıllardır süre gelen bazı söylemlerinin tekrarı da denilebilir. Anayasa’ya meydan okuyan, Türkiye’ye ve Türk milletine yönelik düşmanca ifadeler kullanılmıştır. Siyasi ve hukuki gerçekleri göz ardı eden yanlış ifadelerdir. Türkiye’yi ve Türk milletini işgalci gösteren, Türk milleti ve Türkiye gerçeğini göz ardı eden bu ifadeleri reddediyoruz.

“Soykırım” demeyi… Sürekli bir tekerleme hâline getirilmek isteniyor bazı kesimler tarafından. Çok ilginçtir, PKK katliamlarına, saldırılarına en küçük bir söz söylemeyi bırakın, buna destek verenler, mazeret bulanlar, kılıf hazırlayanlar, soykırımdan bahsedenler PKK’nın, Hınçak’ın, Taşnak’ın katliamlarından bahsetsinler. Eğer hesap verilecekse bu hesabın verilmesi gerekir ve etnik saplantılardan da kurtulmak gerekir.

Şimdilik söyleyeceklerim bunlar Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Sayın Özel, sizde sıra.

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, özellikle, aslında, ilk sözüm usul hakkında. Şimdi, doğru bir yönetim sergileme gayretinde olduğunuza inanıyoruz. İç Tüzük’ün oturum ara verildiğinde bir sonraki oturumda cevap hakkına cevaz vermediği malum ama yasa koyucunun -İç Tüzük de Parlamento tarafından yapılan bir iç yasadır- niyetine bakıp ona göre davranmak lazım. Tartışmalar sürüyor, kesemiyorsunuz, gürültü oldu. O sebepten ara verirseniz maksadınız artık o işi sonlandırmak olduğu için o tartışmayı bir daha alevlendirmemek üzere elbette o sözü vermemelisiniz. Ama iktidar partisi ve ana muhalefet partisinin grup başkan vekilleri ayağa kalkıp söz isterken o anda günün yorgunluğundan dolayı bir dalgınlığınız eseri oylama işlemini başlatıp orada da karar yeter sayısı bulunamama sonucu bir ara verdiyseniz, sonra cevap haklarını kullandırmama gibi bir tasarruf İç Tüzük’ün ve kanun koyucunun esas amacına, maksadına uygun değildir. O yüzden bu tip durumlarda siz “Karar yeter sayısı bulunamamıştı, her ne kadar oturum değişse de oturumu kapatma amacım bu tartışmayı sonlandırmak olmadığından hakkınızı veriyorum.” deseniz kimse buna itiraz etmez. Ortaya çıkardığınız uygulama da bundan sonraki uygulamalara örnek teşkil edecek bir nitelikte olur, doğru bir uygulama olur. O yüzden bu yerimizden söz verme işi falan, yeni bir uygulama yaratma, doğru değil bu. Bunun bir kez öncelikle altını çizmek isterim.

Şimdi, tabii, kürsüden cevap vermek daha münasip olurdu ama Halkların Demokratik Partisinden sayın konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisinin 1938’de Dersim’de soykırım yaptığını falan söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, tabii. Başlıyorum efendim, tamamlamıyorum da başlıyorum.

1938’de Dersim’de yaşananlara “Soykırım.” dedi. Bunu devrin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanının söylediğini söyledi. Sonra kendisinin de buna katıldığını söyleyerek grubumuza, aslında ülkemize, halkımıza, Türkiye’de yaşayan herkese çok ciddi bir sataşmada bulundu.

Öncelikle şunu bilmesini isterim, buna şahit olacak, hatta haftaya kendileri de deneyebilirler: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, 1938’de Dersim’de yaşananların Meclis eliyle araştırılması için defalarca araştırma komisyonu kurulmasını teklif etti. Bunu her seferinde iktidar partisi çoğunluk oylarıyla reddetti. Bunu Meclisin araştırmasına karşı çıkıp bunu miting meydanlarının istismar malzemesi yapmayı tercih etti iktidar partisinin yöneticileri. Yarın getirin, hemen burada oylayalım, yine iktidar partisinin tavrını görelim. Cumhuriyet Halk Partisi geçmişte ne yaşandıysa bunun araştırılması, bilimsel olarak araştırılması, tarihsel olayların tarihçilerin katkısı alınarak ve bu yüce Meclis çatısı altında araştırılmasına hiçbir şey söylemedi, söylemez. Cumhuriyet Halk Partisi o dönemde Atatürk’ün o meseleyle ilgili hissiyatını son derece yakından bilir, kendi iliklerinde de hisseder.

Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisinin çokça yaptığı bir şey var Sayın Vekil, o, örneğin yolsuzluk iddialarının hesabını sandıkta görür, der ki: “17-25 Aralıktan sonra yerel seçim oldu, gördünüz aldığımız oyu, biz bunun hesabını verdik.” Bugün benzer bir şeyi siz yaptınız, Şırnak’taki yüzde 80-90 oyu gösterip Şırnak halkının iradesinin Adalet ve Kalkınma Partisinin yani iktidarın değil, sizin yönünüzde olduğunu söylediniz. Bu önerme ve bu önermeden sonuç alma yöntemi benimsenirse Cumhuriyet Halk Partisi Dersim meselesi konusunda en son suçlanacak partidir, 2011 seçimlerinde yüzde 70’e yakın oy aldık biz orada, bu seçimlerde 2 milletvekilinden 1’ini çıkardık. (CHP sıralarından alkışlar) Ama biz ne AKP gibi “17-25 Aralıkla sandıkta hesaplaştık.” deriz ne de Şırnak’taki oyu gösterip bir başka durumsallığa vurgu yaparız, Dersim olayları araştırılacaksa hep birlikte araştırılsın deriz.

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi tamamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Dersim’le hesaplaşacaksa, yüzleşecekse bunu yaptı. Biz Dersimli 7 çocuklu fakir bir ailenin 4’üncü evladını kendimize Genel Başkan yaptık, gururla söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu salonda bulunan ve bu konuyu istismar eden ve onun iradesi üzerine ülkenin rejimini dahi değiştirmeyi göze alan iktidar partisi acaba Dersimlileri nerede hangi makamlara layık görüyor, hangi terfilerde değerlendiriyor, onu da kamuoyunun takdirine arz ediyorum.

BAŞKAN – Evet Sayın Özel.

Şimdi size de söz vereceğim grup adına, Sayın Özel ifade ettiği için bir konuyu izah etmem gerekiyor.

Tabii, teamül İç Tüzük hükümlerinin olmadığı durumlarda ortaya çıkar, açık ve net bir normun olduğu yerde yeni bir uygulama başlatamayız. Dolayısıyla, 69’uncu madde çok açık bir şekilde bunu ifade etmiş: “Açıklama ve cevaplar için Başkan, aynı oturum içinde olmak üzere söz verme zamanını takdir eder.” Dolayısıyla, aynı oturum olmadığı, oturum değiştiği için, ara verdiğimiz için veremedik. Yoksa zaten hepinize veriyorum biliyorsunuz.

Evet, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Konca.

Buyurun.

8.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, konuşmama ilişkin üç partinin de hatipleri değerlendirme yaptı. Özellikle, AKP Grubundan sayın hatip, binlerce çocuğu cezaevine almanın yalan bir bilgi olduğunu söyledi. Adalet Bakanlığına sorsun, verileri alsın. Yıllarca olanlara da bakabilir, şu an bile 2 binin üzerinde çocuk cezaevindedir.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – 6 binin üzerinde çocuk da Kandil’de.

BESİME KONCA (Siirt) - Bunun yarısının gerekçeleri çok farklıdır. Daha önce taş atan çocuklar hikâyesini de örnek olarak gösterdim. Binlercedir, yalan değildir.

İkincisi, MHP Grubundan sayın hatip, Anayasa’ya meydan okumak olarak değerlendirdi düşüncelerimi. Anayasa’ya meydan… Eğer darbe anayasasını kabul etmemeyi ve eleştirmeyi meydan okuma olarak değerlendiriyorsa doğrudur, buna meydan okumak gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, sadece biz değil, bunu yine örnek vereceğim, bugün Sayın Cumhurbaşkanımız “Biz ithal mallarla yöneltildik, anayasaları dışarıdan aldık, millî ve yerli anayasa istiyoruz, bunu geliştireceğiz.” dedikleri için… Evet cümlelerimiz farklı olabilir, herkes farklı bir şey söyleyebilir, farklı bir dille eleştirilebilir. Mevcut olan Anayasa değişmelidir. Daha faşistini mi yaparsınız, daha demokratını mı yaparsınız bunu her parti kendinden doğru düşüncesini, projesini, önerisini yaparak, tartışarak geliştirir.

Bir diğer düşünce: Belirttiğim gibi, her toplumun, her bireyin ideolojik, politik düşünceleri vardır. İdeolojiye dayanarak da söylemedim, arkeolojik örnekler verdim, antropolojik örnekler verdim. Kendi ansiklopedilerinize bakın, Kürt ve Kürdistan’a dair olan bilgileri sansüre rağmen orada da bulabilirsiniz. 28 isyandan bahsederek hendeğin bugün sonuç olduğunu, hendeğin kendi başına bir direniş, bir öz yönetim olmadığını, insanların yaşadıklarından dolayı bir savunma noktasına geldiğini ve taş örneğini vererek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Konca.

BESİME KONCA (Siirt) – Tamamlayacağım evet.

Bunun bir sonuç olduğunu 28 isyanı, yüz elli yıllık tarihi örnek vererek söyledim. Zamanım yetmediği için böyle konuştum. Bunun için düşüncelerimin arkasındayım ve bunları daha geniş, daha fazla da tekrar dile getireceğiz, tartışacağız.

Teşekkürler.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/433) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 53) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi okutuyorum:

AVRUPA KONSEYİ İNSAN TİCARETİNE KARŞI EYLEM SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 19 Mart 2009 tarihinde imzalanan “Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi”nin beyan ile onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün yine Sur ve Cizre’de 2 şehidimiz var. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum ve büyük Türk milletimizin başı sağ olsun.

Şimdi, konu, tabii, sürekli yanlışlar üzerinden gidiyor, sıkıntı oradan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Evet, çok yanlış oldu bugüne kadar, bu yanlışların başında… Biz ne dedik Milliyetçi Hareket Partisi olarak? “Çözüm çözülmedir.” dedik, “Çözüm ihanettir.” dedik ve bu sürecin olmaması gerektiğini sürekli söyledik. Bugün geldiğimiz noktada da, eminim ki burada oturan milletvekili arkadaşlarımız bu sürecin ne kadar yanlışa sürüklediğini görüyordur.

Şimdi, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin sözlerini tekrar ederek aslında başlamak istiyorum sözlerime: Uzak değil, neredeyse yanı başımızda, güney sınırımızın hemen dibinde, Yayladağı’nın tam karşısında Türkmen Dağı var ve yanıyor, kanıyor, toprağa düşen her Türkmen’le birlikte bir yanımız çöküyor. Kerkük’te ölüyoruz, Tuzhurmatu’da kurşunlanıyoruz, Bayır Bucak’ta karadan ve havadan bombalanıyoruz ve Türkmen can veriyor. Hayata gözlerini yuman Türkmen kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Destek ve dualarımız, şartsız, Türkmen kardeşlerimizindir.

Evet, kulakların duyup gözlerin gördüğü ama vicdanların sustuğu yer Türkmen Dağı’dır. Evet, tarihte bazıları susar, bazıları da soydaşlarına destek için can verir. Rabb’im Türk’ü, Türkmen’i korusun ve yüceltsin.

Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, konu aslında çok önemli ama bu konuyla ilgili hiçbir konuşma yapamadık. Ben birazcık bu konuya girmek istiyorum. İnsan ticareti, zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak, vücut organlarının verilmesini sağlamak demektir. İnsan ticareti, kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidiyle zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma demektir; kişilerin çaresizliklerinden yararlanarak veya kişileri ikna ederek ülkeye sokmak, ülke dışına çıkarmak, kaçırmak, sevk etmek ya da barındırmak demektir. İnsan ticareti bireylerin ticaretinin yapılmasıdır. İnsan ticareti, insana karşı işlenen bir suçtur, insan hakkı ihlalidir ve en hızlı büyüyen uluslararası suç sektörlerinden bir tanesidir.

Köleliğin dünyada yasaklanmasının üzerinden çok uzun süre geçmiştir, buna rağmen insanoğlunun köleleştirme ve başka insanları istismar etme isteği sona ermemiştir. Ülkemizde, iktidar partisi döneminde yani on üç seneden beri insan ticaretiyle kâğıt üzerinde mücadele edilmiştir, ilgili uluslararası sözleşmelerin imzalandığı söylenmiştir, yasal düzenlemelerin yapıldığı da belirtilmiştir. Güvenlik güçleri ve yargı mensuplarına yönelik eğitimlerin yapıldığı ve bir mağdur destek sisteminin oluşturulduğu üzerinde de durulmuştur ancak sahaya indiğimizde durum hiç de öyle değil.

Gelelim insan ticaretine yönelten faktörlere. Ülkesinde fakirlik, işsizlik, kadının sosyal ve ekonomik eşitsizliği, eğitimsizlik, aile içi şiddete maruz kalma, cinsiyete dayalı ayrımcılık, fırsat eşitsizliği, iç savaşlar ve buna benzer birçok sorunla karşı karşıya kalmış olan milletler, çözümü ülkelerinden kaçmak suretiyle insan ticareti mafyalarında aramıştır. Bugün ülkemize bakıldığında durum pek de iç açıcı değil. Bunu öncelikli olarak çeşitli kurumların yayınladığı birbirini tutmayan istatistiklerden anlıyoruz. Ayrıca son yıllara dair resmî rakamları içeren bir çalışma yapılmaması da bunun açıkça göstergelerinden bir tanesi. Bu durum, insan ticaretiyle mücadele konusunda Hükûmetin bütüncül bir politika izlemediğini ve bu konuda gerektiği gibi mücadele etmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Hükûmetin bu konuda doğru bir politika izlememesinin bedelini hayatlarını, geleceklerini, mal varlıklarını, ailelerini kaybeden masum insanlar ödemektedir. Ayrıca, kaçakçılık güzergâhında yaşamakta olan yerel halkın günlük hayatlarını ve güvenliklerini de tehlike altına almaktadır.

İktidar partisinin bu yanlış politikaları karşısında insan ticareti mafyası gün geçtikçe arsızlaşmış ve baş edilmez hâl almıştır. Ancak Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler bu konunun öneminin farkındayız. Milletimizin yaşadığı sorunlara çözüm bulmak asli görevlerimizdendir.

Suç mağdurlarının bir yerden bir yere naklinin söz konusu olduğu bir başka olay da göçmen kaçakçılığıdır. Bakın, Türkiye’de toplamda 160 tane kara, hava, deniz ve demir sınır kapısı bulunmaktadır. Her yıl binlerce göçmen bu sınırlardan yasal veya yasa dışı yollarla Türkiye’ye giriş yapmaktadır. Göçmenlerin bir kısmı Türkiye’de kalırken büyük bir bölümü Avrupa’ya göçmenin yollarını aramaktadır. Daha iyi yaşam umuduyla her yıl binlerce kişi yasa dışı yöntemi kullanmaktadır. Dünya çapında bir sektör hâline gelen yasa dışı göçmen kaçakçılığında bir yılda dönen paranın 40 milyar doları bulduğu belirtilmektedir. Bunun yaklaşık 10 milyar doları ise Türkiye’de dönmektedir.

Bu iki suç türünde de suçluların temel amacı mağdurlar üzerinden yasal olmayan maddi kazançlar elde etmektir yani mağduru sömürmek söz konusudur ve organize suç grupları tarafından işlenen bu suçlar büyük bir rant oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yüzlerce insanın sıkışarak binip karanlık sulara açıldıkları tekneler, botlar bir anda onların sonu olabiliyor. Üstelik son günlerde bu acı örneklerin sayısı katlanarak artmış durumda. 700-800 insanın bulunduğu tekneler batıyor, kadın çocuk demeden yüzlerce can yitip gidiyor. Hemen her gün gazetede ve televizyon haberlerinde, yakalanan ya da denizde ölen göçmenlerin hazin hikâyeleri yer almaktadır. Sahil Güvenlik ekipleri denizlerden âdeta ceset toplamaktadır; günlerce kaybolan göçmenleri arıyorlar, denizlerimiz insan mezarlığına dönmüş durumda. Sadece deniz yoluyla değil, aynı zamanda kara yoluyla da bu mücadeleyi veren göçmenler insan tacirlerinin kurbanı olmakta, kamyon kasalarında, kapalı konteynerlerde yolculuk yapan mülteciler havasızlıktan ellişer, yetmişer can vermektedir. Her gün onlarca, yüzlerce insanın hüzünlü gözleri karanlık sularda, kapalı kasalarda bir daha açılmamak üzere kapanırken iktidar partisi çözüm arayışlarını sürdürmekte ve sürdürdüğünü söylemekte. Bu durum benim olduğu kadar eminim ki sizlerin de canını acıtıyordur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milletin huzurunun ve refahının teminine yönelik politikaların geliştirilmesi esas hedefimizdir ve öncelikli görevimizdir. Her insanı mukaddes bir varlık ve emanet olarak kucaklamak ve onların gönlünü, sevgisini ve saygısını kazanmak suretiyle bir gönül seferberliği anlayışı içerisindeyiz.

İnsan ticareti üzerine yapmış olduğum konuşmamı bir hadisle bitirmek istiyorum. Hadise göre Allahuteala “Ben kıyamet günü üç kişinin hasmıyım; söz verip sözünden dönenin, hür bir kimseyi satıp parasını yiyenin, bir kimseyi kiralayıp onu tam çalıştırdıktan sonra ücretini vermeyenin kıyamet günü hasmıyım.” buyurmaktadır.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, arkadaşlarım sanırım -izleyemedim hepsini ama- Cizre’deki duruma ilişkin, yaralılara ilişkin çok ayrıntılı değerlendirmeler yapmışlardır. Ancak ben, elimize ulaşan çok yeni veriler var, açıkçası bunları paylaşmak istedim. Biraz da tarihe not anlamında bazı hususları yeni olduğu için paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yani Türkiye’de çok ciddi bir mesele, Kürt meselesinin tarihsel arka planını çok yoğun tartışıyoruz. Bunu on dakikada tartışmak şüphesiz mümkün değil ama neredeyse Türkiye kamuoyunun önemli bir bölümünün üzerinde uzlaştığı bir mesele var ki, 12 Eylül darbesi, 12 Eylül uygulamaları PKK’yi doğurdu. Bunu Hükûmette görev alan çok üst düzeyde yetkililer, bakanlar da zamanında söyledi. 5 no.lu zindan, orada insanlığa karşı işlenen suçlar gerçekten bir isyana dönüştü ve bugüne kadar da devam ediyor. Ama şu anda öyle bir şey yaşanıyor ki bu altı aylık yaşananlar, sokağa çıkma yasağı alanlarında uygulanan şiddet, zulüm, ölümler, uygulamalar 12 Eylülden daha fazla, on isyanı doğuracak kadar büyük bir öfke biriktiriyor. Biz bunu alandan görüyoruz, yaşıyoruz ve sizlerle paylaşıyoruz halkın vekilleri olarak.

Şu anda bir bodrum katında, “vahşet bodrumu” diye adlandırılan bir yerde, Cizre’de neredeyse devlet kudretini ispatlıyor. Bombalarla, tanklarla oradaki yaşayan, yaralı -sivil mi değil mi tartışmasını bir kenara koyuyorum- insan üzerinden bir kudret ispatı var sanki. Gerçekten bunu anlamlandırmak çok kolay değil. Oradakilere değil aslında, bütün bir topluma korku salınıyor. Bütün Türkiye’ye, o bodrumda yaşayanlara, can çekişenlere uygulanan zulüm ve şiddet ve vahşet bütün topluma korku salması amacıyla yapılıyor -yani, biz bunu daha farklı nasıl değerlendiririz bilemiyorum- ve bu, topluma yaşatılıyor. Şu anda Türkiye toplumunun önemli bir bölümü, bütün yasaklara rağmen, Cizre’de yaşananları aslında çok yakından izliyor ve biliyor. Bütün kapılar -üç gündür bilfiil içindeyim bakanlık görüşmelerinde, en üst düzeyde saatlerce yapılan görüşmelerde- duvara dönüşüyor. O kadar büyük bir çaba var ki. Gerçekten, bir günde 11 defa ambulansın yaralıların olduğu eve 100 metre yaklaşıp oradan geri dönmek zorunda kalmasını tartışmamız lazım. Ne oluyor, orada ne oluyor? Hiçbir ses yokken, Hükûmetle, yetkililerle, İçişleri Bakanlığı yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerle ambulans gidiyor ve ambulans gider gitmez orada tank sesleri, top sesleri. Emin olun, bugün, ben, üç saat telefon açık, o tank seslerini dinledim ve sonra ambulans geri geliyor. Bunu bir soru olarak ortaya koyuyoruz. Gerçekten şu anda Cizre’de canlar ölüyor, insanlar ölüyor ama Türkiye’de vicdan, gerçekler ve etik ölüyor, ahlak ölüyor. Yani, olaya biraz bu yönüyle bakmamız lazım. Ambulansların gidişine ilişkin hakikatler yansıtılmıyor, hakikatleri biz yansıtmaya çalışıyoruz. İnanmayacaksınız belki ama gerçekten olduğu gibi anlatıyoruz. Orada üç gün içinde yaşananları ben, içinde olduğum heyet sebebiyle, öncesinde de izlediğim kadarıyla yaşananları olduğu gibi aktarmaya çalışıyorum ama dünden beri, iki üç gündür yaşadıklarımız şöyle bir şey: Tavşan kaç, tazı tut. Hani vardır ya böyle bir tekerleme. Ambulansa “Git, getir.” diyorlar, oradan da bombalama başlıyor ve olamıyor, bir türlü başarıya ulaşamıyoruz. Bugün en son saat 5’te böyle bir girişimde bulunduk, yine saat 5’e doğru başarısızlık oldu. Bu Bizans oyunlarından artık vazgeçilmesi gerekiyor. Gerçekten, biraz sonra isimlerini açıklayacağım oradaki kişiler alındıklarında zaten CV’leri, doğum yerleri, doğum tarihleri, kaç yaşında oldukları, isimleri, soy isimleri hepsi açığa çıkacak. Bunların işlediği bir suç varsa, iddia ediliyorsa -ne iddia ediliyorsa biz bilmiyoruz- bu ülkenin savcıları, hâkimleri, yargıçları var; gerekli soruşturmalar yapılır, eğer varsa böyle bir şey zaten bunun neticeleri ortaya çıkar. Biz burada yaşamdan söz ediyoruz, onların hangi kimlikle, ne oldukları konusunda, dikkat ederseniz, bir iddiada da bulunmuyoruz. Bize ulaşan bilgiler hepsinin sivil olduğu yönünde. Farklı bir şey varsa, zaten 112 götürecek, orada kimliklerle tedavi altına alınacaklar.

Bu nedenle, bugün bize ulaştılar, o bodrumda yaşayanlardan bir tanesi bana ulaştı, demin de aradı, arkadaşıma verdim. Önce fotoğrafları göstereyim, bugün yansıdı, bu fotoğraflar bugün gönderildi. Gerçekten ben bakamadım hâlâ, emin olun bakamadım, yani size göstermek de beni çok mutlu etmiyor. Sonra, isimleri istedik, dedik ki: “Kim var orada, kaç yaşında?” Artık, yaşlarını alamadık, telefonla çok sıkıntılı konuşuluyor çünkü, çekmiyor, iyi çekmiyor, arada bir gidiyor, geliyor ve bize mümkün olduğunca isim listesini verdiler. Bu isim listesini de gerçekten, kayıtlara geçsin diye veriyorum çünkü bu isimler -sürekli konuşuyoruz, bir kişiyle konuşabiliyoruz, hepsi konuşamıyor zaten çünkü sürekli bombalama devam ediyor, ara ara o sesleri biz de telefonda dinliyoruz- “Şu anda bodrum katında sıkıştık.” diyorlar.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Çekmiyordu!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – “Zaman zaman çekmiyor.” dedim, “Çekmiyor.” demedim, “Çekmiyor.” desem kendimle çelişeceğim.

Ve bu isimler şu, yaralı, yani 2’sinin şuuru kapalı bu okuyacağım 16 kişiden: Mehmet Yavuzel, Feride Yıldız, Ferhat Saltıkat, Ali Fırat Kalkan, Mustafa Vartiyak, Mustafa Aslan, Tahir Çiçek, Rıdvan Ekinci, Dersim Aksay, İslam Balıkesir, Serdar Pişkin, Ferhat Karaduman, Sultan Irmak, Sercan Uğur, Rohat Aktaş, Fehmi Dinç. Bunlar yaralılar, 2’sinin şuuru kapalı, daha hafif yaralı olanlar var, 9 kişi. Böylece biz 28 diye biliyorduk; 28 değil, 31 olduğunu öğrendik bugün.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “22, 24, 26” diye zikredenler oldu sizden.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – İlk günden itibaren ben 28 diye söyledim ama biz isimleri aldığımız için çok net söylüyorum, onlardan aldık.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Başka tünellerden mi geldiler acaba?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Hacer Aslan, Gülistan Üstün, Sakine Şiray, Berjin Demirkaya, Ramazan İşçi, Mahmut Duymak, Kasım Yana, Osman Gökhan ve İzzet Gündüz. Orada 6 tane…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Meral Hanım, onlar niye gitmişler oraya? Niye oradalar, akraba da değiller? Birbirlerinden bağımsız olan insanlar çay içmeye mi gittiler?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bunu arada konuşalım isterseniz.

6 tane de ölüm var, cenaze var orada ve cenazeyle aynı ortamdalar. Bu isimler şu anda zaten açıklandı tarafımızca, basından da açıklandı, biz de duyurduk. Bu isimlerin en ufak bir şekilde bombalama sonucu, saldırı sonucu bir ölüm yaşanması hâlinde bu sorumluluk Hükûmete aittir. Şu saat itibarıyla bunların yaşadığını, orada bulunduğunu çok iyi biliyoruz çünkü sürekli telefonla görüşüyoruz. Bugün telefon irtibatımız kuruldu; bunu da Meclisin tutanaklarına geçmesi için söylüyorum. Yarın biz bunları sabah yediden itibaren yine İçişleri Bakanlığı yetkilileri aracılığıyla, Şırnak Valiliği aracılığıyla ve belediyenin iki ambulansı aracılığıyla sabah yedide randevulaştık, gideceğiz bu işi takip edeceğiz. Umarız, yarın bu iş bitecek, sağ salim…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Niye belediyenin…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – 112 gitmiyor çünkü, maalesef, gitmiyor. 112 Dörtyol’da bekliyor, Dörtyol’dan bir adım ileri gitmiyor.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Kim var orada da kurtarmak için gitmiyor?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ben iki gündür, üç gündür telefon başında sekiz saat duruyorum, biliyorum herhâlde.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Biz de soruyoruz 112’yi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – 112’ye teslim edilecek ve sonradan… Umarız yarın öğlene kadar bu mesele çözülür, bunlar tedavi altına alınır ve biter.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – PKK teslim edilmesini istemiyor, kullanmak için.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına son söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

On dakikadır süreniz.

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık bir saat önce burada Veli Ağbaba sizlerle birtakım şeyler paylaştı, ilk kürdistanın kim tarafından hangi tarihte kullanıldığını paylaştı, hemen sonrasında Dolmabahçe mutabakatını paylaştı. Dolmabahçe mutabakatını paylaştığında AKP Grubundan yine ayağa kalktılar, yüksek sesle “Bu, yalan” dediler, “Bu, doğru değil.” dediler, “Dolmabahçe mutabakatı, Tayyip Erdoğan tarafından bilinmiyor.” dediler. Ama Allah’ın sopası yok!

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Allah’ın sopası var, devamlı CHP’nin başına vuruyor!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İdare amirisiniz siz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Varlığını bir şekilde gösteriyor, işte bu akşam gösterdi. Siz belki kaçırdınız ama değerli büyüğünüz bu akşam televizyonlarda, sevgili ağabeyiniz bu akşam televizyonlarda her şeyi…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne söylediğini iyi oku!

HAYDAR AKAR (Devamla) – …siz eğilip bükülürken burada, bu işler olmamış gibi davranırken burada, her şeyi yalanlarken burada…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne söylediğini iyi oku!

HAYDAR AKAR (Devamla) – …o “Eğrisi Doğrusu” programında anlatmaya başladı.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – “Öyle zannediyorum.” diyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, bakın, ne diyor Arınç, değerli ağabeyiniz Sayın Arınç ne diyor bakın: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Dolmabahçe mutabakatından haberi olduğunu biliyorum.” diyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Biliyor olabilir tahmin ediyorum.” diyor.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yine devam ediyor, “Çözüm süreci adı değiştirilerek yarından tezi yok başlatılmalı. HDP dışında aktör yoksa onu güçlendirmek gerek.” diyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Biliyor olabileceğini tahmin ediyorum.” diyor.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bununla da bitmiyor, güncel konular hakkında yorum yapmaya devam ediyor, güncel konular hakkında yorum yapmaya devam ediyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Biliyor olabileceğini tahmin ediyorum.” diyor. O, onun tahmini. O, onun beyanı.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yine başladınız bağırmaya ama gerçekleri onun ağzından dinlemenizi tavsiye ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Diyor ki: “Can Dündar ve Erdem Gül’e ağır suçlamalar yöneltildiğini belirten Arınç, “Cumhurbaşkanının açıklamaları ve diğer konularla bağlantı kuruyorum, böyle bir suçtan dolayı tutuklanması, ceza verilmesi normalde mümkün değil. Bu, yargının içine düştüğü veya düşürüldüğü bir durumdur. Bundan kurtulmak lazım.” diye konuşuyor Sayın Arınç bu akşam televizyonlarda.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Muharrem İnce ne diyor?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Size tavsiyem, bu akşam izleyemezseniz yarın mutlaka bu programı izlemenizi tavsiye ediyorum. Devam ediyoruz, bitmiyor. Arınç, Hükûmetin dış politikayı Meclisle birlikte yürütmesi gerektiğini söylerken “Meydan mitinglerinde hamaset yaparak dış politika olmaz.” diyor.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu için ne diyor?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Çok konuşma, gel burada konuş.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Muharrem İnce, ne diyor Kılıçdaroğlu için onu söyle?

HAYDAR AKAR (Devamla) – “Hamasetle tarih, şiir olur, politika olmaz.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

HAYDAR AKAR (Devamla) – “Hamasete kapılıp aslanlar gibi çıkarsınız, her an nota alabilirsiniz.” diyor. Bu nota, tabii, burada mecazi anlamda kullanılıyor, her an bir şamar, tokat yiyebilirsiniz, diyor.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Onu Muharrem İnce’ye sor.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bugün Türk dış politikasına baktığınız da ne tür şamarlar, tokatlar yediğinizi hep birlikte görüyoruz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Hendeği anlatsın sana Kılıçdaroğlu.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ya arkadaşım, daha düne kadar önünde ceket ilikliyordunuz, “ağabeyciğim” diyordunuz, işte o ağabeyiniz söylüyor.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen niye oradan konuşuyorsun?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Daha düne kadar, hâlâ da partinizin yöneticisi.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen niye konuşuyorsun, yalan söylüyor!

HAYDAR AKAR (Devamla) - Devam ediyorum arkadaşlar, bağırmanıza gerek yok, bağırmanıza hiç gerek yok. “Çözüm süreci, adı değiştirilerek yarından itibaren başlamalı.” Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CNN Türk yayında Taha Akyol’un sorularını yanıtlıyor. “Bu iş böyle bitmez.” diyor. Sürecin aldığımız derslerle ilerlemesi lazım geldiğini ifade ediyor. Devam ediyorum. Kendi içimizde latife ediyoruz. Burada cemaate, bu el koyduğunuz bankalara, kayyumlara gönderme yapıyor. “Bizi de bir yere kayyum yapsalar diye, parası da güzelmiş.” diyor. “Akıllı ol, benim sözümü tut, sırtını sıvazlarım gibi sözler yazıyorlar. Bunların kim olduklarını az çok biliyoruz. Bugünkü görüşmelerimizden bile ne anlamlar çıkartacak akbabalar var.” Hani bu meşhur trolleriniz var ya onlara söylüyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Size söylüyor, size…

HAYDAR AKAR (Devamla) - Sonra da devam ediyor. “Kadınlarına bizim camiada troliçe diyorlar.” diye devam ediyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Biz de yeni duyduk.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Evet, biz de yeni terimler öğrenmeye başladık Sayın Arınç sayesinde. Tabii, bunlar sizin kurgularınızda olduğu için bunları siz biliyorsunuz diye düşünüyorum.

“Paralelle mücadele kapsamında açılan o kadar çok dava var ki üstüme cübbeyi tekrar geçirmek istiyorum. Bunlar okuldan alınan öğretmenler; Bank Asya’ya para yatırdığı için silahlı terör örgütüne üye olmaktan yargılanıyorlar.” diye devam ediyor. Hükûmet, dış politikayı Meclisle birlikte yürütmeli, tekrarlıyorum o kısmını.

“Sizin kabullerinizin yanlış olduğu ortaya çıkmış olabilir, cesaretli bir tavır takınmanız lazım.” Bakın, kabullerinizin yanlış olduğunu söylüyor ve bir cesaretli tavır takının diyor. “İsrail’le görüşmeleri ben yaptım ve imzalanmadı.” diyor. “İsrail’in ne kadar ihtiyacı varsa bizim de ihtiyacımız var. diyor. Kim diyor bunu? Tayyip Erdoğan.” Aynen, Bülent Arınç’ın ifadelerini okuyorum. “Ben bunu dört sene önce söyledim. İsrail devletini ilk tanıyanlardan biri Türkiye. Dış politika açılımına ihtiyaç var. Meydan mitinglerinde hamaset yaparak dış politika olmaz. Hamasetle tarih, şiir olur, politika olmaz. Hamasete kapılıp aslanlar gibi çıkarsanız her an nota alabilirsiniz. Bakın, hâlâ 2 milyon Suriyeli mülteci ülkemizde." diyor Sayın Arınç.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sizin bunları burada okumaktan ne zevk aldığınızı merak ediyorum. Ne zevk aldınız bunları burada okumaktan?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Niyet okumakla siyaset olmaz. Niyet okuyuculuk yapma! Eğer öyle olsaydı…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ben burada her zaman verdiğiniz bir dinî referansla bundan sonra yapmanız gereken, düşünmeniz gereken şeyi de bir ifade edeyim, ondan sonra başka bir konuya geçeceğim. Dikkat edin, bakın, bir şey okuyorum bunu iyi dinleyin. “Dikkat edin, dünya hayatı, sizleri birbirinizi aldatmaya sürüklemesin ve o aldatıcı, sizi Allah’la aldatmasın." diyor Lokman Suresi 33’üncü ayet. Size bu konuda daha fazla bir şey söylemeyeceğim.

Yine, biraz evvel kıyamet kopardığınız bir konuya geçeceğim. “Hendek” denince kıyamet kopuyor burada, “çukur”a döndünüz, aynı Esad’ı “Esed” yaptığınız gibi, hendeği de “çukur” yapmaya başladınız. Niye “çukur” yapıyorsunuz? Hendek değil mi oradakiler? Günlerce burada “hendek” dediniz. Şimdi, niye “çukur”a döndüğünüzü anlamış değilim. Şimdi, acaba bir bağlantı mı yapıyorsunuz bir yerlerle? Ama, terör örgütlerinin hendek kazdığını sadece o Hendek Savaşı’ndan hatırlamıyoruz, terör örgütü değildi çünkü o, bir savaştı ama terör örgütleri IRA’yla başlayan, ETA’yla başlayan süreçlerde hendek yöntemlerini kullanmışlar. Bugün de kullanılan bu yöntem.

Şimdi, bunları bağırıp dururken hiç dönüp arkanıza bakıyor musunuz, biz nerede hata yaptık diye bakıyor musunuz? Teröristler bu hendekleri açarken siz neredeydiniz? İddia ediyorsunuz burada, “On üç yıldır bu ülkeyi yönetiyoruz. Ülkenin katma değerini artırdık. Fert başına düşen millî hasılayı artırdık.” Hepsi birer palavra, çok şey konuşabiliriz ama bunları niye görmediniz? Kim görecekti bunları? Siz bunlar yapılırken hangi ülkeyi yönetiyordunuz? Bunu ben merak ediyorum, neredeydiniz?

Şimdi, hendek kazılıyor, mayınlar döşeniyor, kablolar çekiliyor, koca koca iş makineleri çalışıyor, yine yandaş gazetelerden, manşetlerden Öcalan’a övgüler yağdırılıyor bir taraftan, büyük devlet adamı statüsü yükleniyor sizin yandaş yazarlarınız tarafından. “Bunlar yapılırken siz neredeydiniz?” diye sormak geliyor içimden, siz neredeydiniz?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Orta Doğu’da yaprak kıpırdasa haberleri olur bunların!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bakın, bunları bir düşüneceksiniz, “Biz bunlarda hata yaptık.” diyeceksiniz, “Hatalarımız da bunlar.” diyeceksiniz. Ne hata yaptınız? O alanı boşalttınız. Devlet hâkimiyetini, devlet egemenliğini ortadan kaldırdınız. Dünyada hiçbir terör örgütü veya terör örgütüyle görüşen devletler, terör örgütleriyle görüştükleri sırada yasaların ve Anayasa’nın emrettiklerinin dışında bir iş yapmamıştır. Gerekli tedbirlerini almışlardır; eğer bir suç varsa, bir kanunsuzluk varsa bunun tedbirlerini almışlardır. Siz alanı boşaltırken, valiye “Sakın dokunma.” derken, jandarmaya “Sakın dokunma.” derken, polise “Sakın dokunma.” derken, onlar, sizin yanlış dış politikanızdan dolayı Suriye’ye indirilen silahları Türkiye’ye taşıyordu. Neredeydi gözünüz? Neredeydiniz onlar silahları taşırken? Onlar kent savaşını öğrenirken, kentlerde nasıl savaşılacağını öğretirken; kadrolarına, teröristlere kent savaşı eğitimleri verirken, lojistik desteklerini sağlarken, silah stoku yaparken siz neredeydiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Peki dokununca HDP’yle niye barış mitingi yapıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Siz neredeydiniz?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Siz dokununca niye barış mitingi yapıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bugün yine bir bomba haber vereyim. Siz neredesiniz biliyor musunuz?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Dokunmazsa öyle, dokununca böyle!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Siz şimdi bu gariban çocukları, gariban vatandaşların çocuklarını Sur’a, Silopi’ye, güneydoğuya yollayıp…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Geç onu geç!

HAYDAR AKAR (Devamla) – …ölümlerine neden olurken, sizin milletvekili arkadaşınızın polis kardeşi, Gençlik ve Spor Müdürü yapılıyor arkadaşlar.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – HDP’yle yol yürüyen CHP!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Güvenlik şubesinde çalışan polis kardeşini ne yapıyor? Spor müdürü yapıyor, spor müdürü yapıyor.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Barış mitingini kimlerle yaptınız siz?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Vereyim mi adını? Biliyorsunuz değil mi hepiniz. Hadi, söyleyin bu arkadaşınıza da kardeşini, o polis kardeşini yollasın oraya. Niye gariban evlatlarını yoluyorsunuz?

Dün, yine Veli Ağbaba bu kürsüden bir resim gösterdi; bir tarafta saray bir tarafta şehit olan polis kardeşlerimizin, asker kardeşlerimizin gariban ailelerinin resmini gösterdi. Utanmıyor musunuz bundan? Hiçbiriniz çıkıp bu kürsüden Şamil Tayyar’a bir şey söylemeyecek misiniz?

AHMET UZER (Gaziantep) – Ya, terbiyesizlik etme! Seviyesiz!

OKTAY ÇANAK (Ordu) – HDP’yle yol yürüyen CHP.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Söylemeyecek misiniz?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen gel onu Karadeniz’de anlat. Burada ayrı konuşuyorsunuz, Karadeniz’de ayrı konuşuyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi bağırmayacaksınız böyle ama, bağırmayacaksınız.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Barış mitingi yaparken iyiydi! HDP’yle yol yürürken iyiydi!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Biz çözüm sürecinin yanlış yönetildiğini defalarca söyledik, nasıl yapılması gerektiğini de söyledik ama…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – “PKK silah bırakmasın.” diyen Kılıçdaroğlu değil mi?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Anlatın şimdi siz bu hikâyeleri, anlatın hikâyeleri, insanları da Allah’la aldatmaya devam edin, bu ülkeyi de bölmekten vazgeçin diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Oyunuz onun için düşüyor. Aldatan sizsiziniz. Tunceli’de ayrı, Karadeniz’de ayrı konuşuyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – “Orta Doğu’da yaprak kıpırdasa haberimiz var.” diyorsunuz. Sizin Diyarbakır’dan haberiniz yok, Diyarbakır’dan haberiniz yok. Orta Doğu’yu bırak, kendi ülkenden haberin yok.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Otur yerine. CHP’yi bu millet görüyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sur’a bomba yığmışlar, sen Orta Doğu’dan bahsediyorsun.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Dokununca da “barış mitingi” yapıyorsun ama.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye.

Sayın Bostancı buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşmasını bitirirken sayın konuşmacı, “İnsanları Allah’la kandırmak.” dedi, “Gariban çocukları Sur’a, Silopi’ye gönderip ölümlerine sebep oluyorsunuz.” dedi. Bunlar açık bir sataşmadır. Bu çerçevede 69’dan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, iki dakikayı geçmesin lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; keşke toplumsal ve politik meseleleri, Kürt meselesi gibi, Haydar Bey’in bu ses tonuyla, bu askerî ses tonuyla çözmek mümkün olsaydı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Asgari ses tonu bu, istese…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama bu meseleler incelikli yaklaşımlar gerektirir ve esasen Haydar Bey’in konuşma tarzı, bu meseleleri çözme konusundaki akıl, yaklaşım politika, bunlarla bağlantılı değildir. Haydar Bey, yapılanları eleştirmek konumunda kaldı, bu kafayla da bundan sonra onun konumu o olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bravo Hocam ya.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Çünkü, bu yaklaşıma bu millet tarafından “Gel bu işleri sen hallet.” denilmesi mümkün değildir. Milletimiz kimin ne yapacağını biliyor, bu doğrultuda da davranıyor.

Gerçekten de Kürt meselesini çözebilmek için AK PARTİ hem demokrasinin, özgürlüklerin, siyasetin meşru mecralarının imkânlarını kullanmaya çalışıyor –bir ülkede birlik kuracaksanız rızaya dayalı birlik kuracaksınız- hem de diğer taraftan, bu ülkeye, burada yaşayan insanlara karşı kirli bir terör marifetiyle bir başkaldırı söz konusuysa, garibanı, zengini, bu ülkedeki herkes muhakkak ki onu lanetler, güvenlik görevlileri de gereğini yapar. Siz de iktidar olsanız aynısını yaparsınız.

Sayın Arınç’tan alıntılar yaptı. Keşke Sayın Arınç’ın bütün konuşmalarından alıntı yapsa. Ama seçerek yaptı, işine geldiği gibi yaptı. Unutmayalım, Sayın Arınç, 2002’de iktidar olan AK PARTİ’de önemli görevlerde bulunan, 2015’e kadar bu görevleri sürdüren, sizin bakışınızla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sevabıyla günahıyla her şeye ortak olan bir insan.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Böyle bir siyaset yaklaşımıyla bugün AK PARTİ’ye biraz mesafeli imiş gibi duran birisinin sözlerinden medet uman bir siyasal yaklaşım…

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Zavallılıktır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Acziyettir, acziyet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …hem doğru değildir hem haklı değildir hem de yanlıştır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

Sayın Akar, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Herhâlde bir şey anlatmama gerek yok.

BAŞKAN – Gene de sormak durumundayım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hakaret içeren bir konuşma.

BAŞKAN – İçeriğini sormak durumundayım yani.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Askeri ses tonuyla, akılla bağlı değil” dedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şahsına yapılan sataşma için konuşuyor, grup adına hakkımız mahfuzdur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, şahsıma yönelik…

BAŞKAN – Buyurun iki dakika süre veriyorum.

17.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın milletvekilleri, bir özeleştiri yapmanız için çok değer verdiğiniz bir ağabeyinizin bu akşam canlı yayında yapmış olduğu, konuşmuş olduğu sözleri sizlerle paylaştım. Tabii, AKP Grubundan şiddetle ve yüksek sesle bağırdılar, çağırdılar, çünkü dinleme alışkanlığından uzaklaştıkları için son günlerde, bu şey olmasaydı ben doğru bir üslupla bunları size çok rahat anlatabilirim Hocam.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Haydar Bey, biz seni dinlerdik ama…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ayrıca, benim çok önerim var bu konuda, isterseniz sizle paylaşırım, en iyi bildiğim konulardan bir tanesi bu, dünyadaki terör örgütlerinin hangi yöntemlerle barış süreçlerini yaptıkları, nasıl masaya oturdukları veya nasıl sonuçlandırdıkları konusunda sizle oturur konuşuruz.

Ama şunu da unutmayın: Biz size…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Memnun olurum da milletle paylaşmak önemli Haydar Bey.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şunu unutmayın bakın: Biz, size Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Recep Tayyip Erdoğan Başbakanken çıkıp da “Çözüm sürecini -Kandil süreci daha sonra adını çözüm süreci diye değiştirdiğimiz süreci- başlatıyoruz.” dediğinde…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiç Kandil süreci olmadı.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …Sayın Genel Başkanımız “Yöntemi doğru bulmamakla birlikte sonuna kadar destek veriyoruz.” dediğini hepimiz biliyoruz ve bu konunun nasıl çözülmesi gerektiğini de defalarca ifade ettik. Meclisi ifade ettik, şeffaflığı ifade ettik, akil adımları ifade ettik ama siz, akil adamları, teröristlerle veya teröristlerin başıyla görüşürken kullanmak yerine, vatandaşı ikna etmek için kullandınız, güvenlik güçlerini alandan çekmek için kullandınız. Şimdi bu hataları görmeniz gerekiyor, öz eleştirinizi yapmanız gerekiyor. Öz eleştiri yapmıyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Siz de yapmıyorsunuz! Önce öz eleştiriyi kendiniz yapın!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Geçmişte yaptığınız her şeyin doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Eğer geçmişte yaptığınız her şey doğru olmuş olsaydı, bugün ne HDP Grubu ne AKP Grubu bu dili kullanmazdı bu kürsüde.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sen hangi dili kullandın şimdi?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Geçmişte yaptığınız doğru olsaydı, bugün çocuklarımız, polisimiz, askerimiz, gencecik fidanlarımız orada şehit olmazdı. Gerçekten öz eleştirinizi yapmış olsaydınız, ülke bugün sizin sayenizde bölünme noktasına gelmezdi diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Haydar Bey kendi şahsına yapılan sataşmayı cevaplandırdı çünkü direkt ismi anılarak ve kişilikle uğraşan bir noktaydı. Ama “bu siyasi anlayış” diyerek grubumuza yapılan sataşmaya cevap vermek istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hayır, grupla ilgisi yok.

BAŞKAN – Sayın Özel, iki dakika veriyorum ama mutlaka dikkat edelim, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok.

BAŞKAN – Buyurun.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

İç Tüzük’ü bilmek, İç Tüzük’ten gruba ve grubunuzun mensuplarına tanınmış hakları bilmek bir eksiklik değil, bir kusur değil. Benim görevim bu, bundan rahatsız olmamak lazım.

Ama şunu söyleyeyim. Çok dikkatle dinledim. “Bir eski siyaset arkadaşı”, “şimdi biraz mesafe”, “oradaki öz eleştiri”, “sorumluluğu birlikte taşıma yaklaşımı falan”, oradaki satır aralarını dikkatlice okudum ama bu sırada okuduğum başka bir şey daha var: “Şimdiki siyaset arkadaşı”, “7 Haziranın milletvekili”, “bir gazeteye yapılan saldırının mimarı, çağırıcısı”, “oradan dolayı bedel ödendiği sanılırken daha sonra Spor Bakanlığına Bakan Yardımcısı.” Şimdi yukarıda Spor Bakanlığının sunumunda Sayın Bakanın yanında oturuyor şanla, şerefle. Mübarek olsun! Ama bir “tweet” atmış biraz önce, hepiniz takip ediyorsunuz onu. Bülent Arınç’a şöyle söylüyor Abdurrahim Boynukalın: “Yarabbi, sen bizleri, menfaati bitince, sahibi olduğu bütün makamları borçlu olduğu yol arkadaşına sırtını dönen insanlardan muhafaza eyle.”

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne güzel…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bir satır arası daha var sayın grup başkan vekili, burada, işte. Şu anda Sayın Arınç’ın AK PARTİ’de, AKP’de, iktidar partisinde görevli olmamasını, “menfaati bitme durumu” olarak nitelendirmiş, “menfaati bitince…”

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İsim vermiş mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Aksini iddia edersiniz. Burası, kürsü size açık.

Bir de şunu söylemiş bundan önce geldiği makamlarla ilgili olarak: “Sahibi olduğu bütün makamları borçlu olduğu yol arkadaşına…” Yani Recep Tayyip Erdoğan’ı, Bülent Arınç’ın üstlenmiş olduğu bütün görevlerle ilgili, şanlı, şerefli, onurlu -hepimizin de, onun için yarışıyoruz, ben de istiyorum başbakan yardımcısı olmak- o görevlerle ilgili hepsini borçlu olduğu birisi olarak nitelendiriyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Bunun için parti değiştirmen gerekiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Bakan, o koltuğun kıymetini bilin. O koltuğun şerefinin farkında olun. Ama inşallah, sizin arkanızdan kimse o koltuğu borçlu olduğunuz birisinin olduğunu söylemez. Bu borç, sadece Türk milletinedir, seçmenleredir.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/433) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 53) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.21

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.325

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

53 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi, 2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım.

Sayın Yıldırım, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve Meclisimizin değerli emekçileri; günün bu saatinde hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle, gerek şahsım gerekse partimizden arkadaşlarımızın son günlerde ve haftalarda, günlerdir, haftalardır dile getirdiklerimiz bizim dile getirmekten çok hoşnut olduğumuz şeyler değildir. Sadece bir toplumsal yaraya dikkat çekmek, vicdanlara hitap etmek ve bu temelde de asli sorumluluğu olan, ülkedeki bütün problemleri çözme yükümlülüğünü kendi üzerinde taşıyan bu yasama organına görevini ve adım atma sorumluluğunu hatırlatmaktan başka bir çabamız, bir derdimiz yoktur. Ama özellikle iktidar partisi sıralarından, söz konusu devlet olunca asla adının hiçbir olumsuzlukla anılamayacağı bir aygıtmış gibi itirazlar geliyor.

En nihayetinde, devlet dediğimiz örgütlü olan aygıt, ilahî değil, beşerî bir olgudur ve bu yönüyle her insan belli eksikliklere ve günah işleme ehliyetine sahip olduğu gibi, o insanların yönetmiş olduğu ve insanlardan müteşekkil olan devletin de her türlü hatayı ve günahları işleme gibi bir realitesi vardır. Burada, devletin bütün olumsuzluklardan azade olduğu anlayışı, çok açık söylüyorum, alabildiğine saplantılı bir anlayıştır. Bu yönüyle, insan ne kadar yanlış yapma, suç işleme, günah işleme gerçekliğiyle karşı karşıyaysa, onun yönetmiş olduğu bütün örgütlü yapılar gibi devletler de yanlış yapma, suç işleme, günah işleme realitesiyle karşı karşıyadır. Burada devletin dışındaki devlet dışı örgütlenmeler ve yapılanmalar nasıl bir gerçekliğe tekabül ediyorsa devlet de aynı gerçekliğe tekabül eder.

Devlet dediğimiz aygıt nedir, nasıl bir tarihsel arka planı vardır ve beş bin yıllık devletli toplum hangi süzgeçlerden ve imbiklerden geçerek günümüze gelmiştir, bunu birkaç örnekle izah etmek istiyorum.

Devletin beş bin yıllık sınıflı toplumla yaşıt olan bir geçmişi vardır. Devletin örgütlü formu, aslında birçok tarihsel, sınıfsal problemin de kaynağıdır. Devletle birlikte sınıflar ortaya çıkmıştır, devletle birlikte fakir-yoksul olgusu ortaya çıkmıştır, devletle birlikte kadın-erkek farkı ortaya çıkmıştır, devletle birlikte ezen-ezilen olgusu tarihsel aynı yaşıta sahiptirler.

Buradan hareketle, bakın, değerli milletvekilleri, tarihin birçok farklı kesitinde, kendi çağının filozofu olan aydınlar, alimler, yazarlar devlet-siyaset ilişkisine, devlet-zor ve devlet-şiddet ilişkisine dönük kafa yormuşlar, bu konuda tartışma yürütmüşler ve devlet ile şiddet arasındaki ilişkiyi, bağı ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu temelde, gerek Orta Çağ’da gerek aydınlanma çağında gerekse günümüzde devlet üzerine kafa yormuş bütün filozofi aydınlar şunu ifade eder… Bununla ilgili, bu konuşma süresine sığmayacak kadar geniş örnekler vermek mümkündür. Ama zamanımız çok sınırlı olduğu için birkaç, devlet-siyaset, devlet-şiddet ilişkisine dair kelamı olmuş aydından, filozoftan söz edeceğim.

İbn-i Haldun’dan İmam Gazali’ye, Foucault’tan, Heidegger’den, Nietzsche’den, Althusser’den Diderot’a kadar; bugün yaşayan filozoflardan Judith Butler’dan, Immanuel Wallerstein’dan Noam Chomsky’e kadar birçok kişi mutlak iktidar hırsıyla bürünmüş olan devletin her türlü suçu, günahı işleyebileceğini tarihin çok farklı kesitlerinde ortaya koymuşlardır.

Buradan bakıldığında, devlet dünyanın çok farklı coğrafyasında -sadece Türkiye Cumhuriyeti devletine indirgeyerek söylemiyorum- devlet dünyanın birçok farklı mekânında insanların kitlesel ölümlerine neden olmuştur. Özellikle İngiliz siyaset felsefecisi Lord Acton “İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar ise mutlak bir şekilde yozlaştırır.” diyor.

Şimdi, tartışıyoruz, devlet sivil öldürür mü, öldürmez mi? Tartışıyoruz, devlet dünyanın farklı yerlerinde de Türkiye’de de katliam yapar mı, yapmaz mı? Dünyadan birkaç örnekle söyleyelim; çok geriye gitmeye gerek yok, son on beş, yirmi, yirmi beş yılda yaşanan birkaç dünya deneyimini söyleyelim. Şimdi, Gürcistan’da Osetya’da yaşanan katliamı devlet mi yaptı, başka bir şey mi yaptı, başka bir aygıt mı yaptı? Osetya’da katliamı yapan devletti. Kırım Türklerine karşı geliştirilen katliamı yapan devlet miydi, değil miydi? Batı Trakya Türklerine karşı kitlesel sivil ölümlerini gerçekleştiren bir devlet formu muydu, değil miydi? Veya Filistin’de, daha geçen yıl Musul’da Bayır Bucak Türkmenlerine karşı gerçekleştirilen sivil ölümlerinde ve katliamlarda devlet parmağı var mıydı, yok muydu? Saraybosna’da, 1990’lı yıllarda Saraybosna’da, Srebrenitsa’da katliamı yapan devlet miydi, değil miydi? Veya Halepçe’de, Enfal’de 180 bin Kürt’ün ölümüne neden olan bir devlet miydi, değil miydi? Gelelim Türkiye’ye, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, özellikle gerçekleştirilen katliamlarda…

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Başbağlar’ı da unutma, Başbağlar’ı.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - …direkt ya da dolaylı olarak devlet parmağı var mıydı, yok muydu? Veya gelelim günümüze, Roboski’yi devletin uçağı mı yaptı, başka bir şey mi yaptı? Berkin Elvan’ı öldüren, daha iki ay önce Dilek Doğan’ı öldüren devletin polisi miydi, değil miydi?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) - Diyarbakır’daki çorbacıyı öldüren?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Devlet değildi.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Recep’i öldüren? İzne giden doktoru öldüren?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Burada sayabileceğim birçok örnek var ancak sayamadığım onlarca tarihsel ve güncel örnek varken devletin hiçbir günaha bulaşmayacağı realitesi, bakın, açık ifade edeyim ki devleti Tanrı’nın yeryüzündeki zuhuratı gören çarpık anlayıştır. Devlet beşerî bir varlıktır; devlet ne uhrevi bir varlıktır ne de ilahî bir varlıktır. Devlet, onu yöneten insanlar tarafından her türlü suça, günaha bulaştırılabilir.

Sayın Arınç’ı tartışıyoruz. Hiç abartmıyorum, ne olumlu ne olumsuz noktadan bakmıyorum; Sayın Arınç geçen yıl bu vakitler bitmemiş çözüm sürecinde ne diyorduysa bugün de onu söylüyor, benim için ötesi bir anlamı yoktur. Arınç bir yıl önce, iki yıl önce, üç yıl önce nerede duruyorduysa bugün de orada duruyor ve şunu söyleyeyim: Bakın, dün AKP ve Hükûmetin içerisinde bulunan resmî görüşü savunuyor olması Arınç’ı bütün yanlışlardan azade kılmaz veya bugün direksiyonunu geçen yıla göre, önceki yıla göre farklı bir yere kırmış, Hükûmete göre daha farklı bir noktada duruyor ve yanlışları hatırlatıyor olması da Arınç’ın yaptığı her işin yanlış olduğu anlamına da gelmez; dün nediyse bugün de oydu, değişen ve aynı yerde durmayan, politik hattını değiştiren, gerek Orta Doğu’da gerekse bir bütün olarak ülke içinde direksiyonunu kıran Hükûmetin kendisidir. Onun ötesinde, ne çok büyük bir değer biçerim bugünkü açıklamalarına ne de hakir görürüm. Bütün milletvekili arkadaşların da sadece bu şekilde değerlendirmesini, devleti de çok kutsamamasını, devletin sadece bir beşerî varlık olduğunu kabul etmesini, bu gerçeklikle hareket etmesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SERT (İstanbul) – Hoca, boş konuşuyorsun Hoca! Boş konuşuyorsun!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bu temelde de Silopi’de de Cizre’de de Sur’da da yapanın çok farklı bir devlet olmadığı saikiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan, karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Kabul edenler…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz diyoruz, bizi hiç dinlemiyorsun Başkan.

BAŞKAN – Oylamaya geçtikten sonra söylediniz.

Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Sizde başka milletvekili var mı? Değil mi, 62 sizin milletvekili sayınız?

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Siz sadece orada bize laf atmakla mı görevlendirildiniz? (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulun değerli emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gecenin bu saatinde bu maddeler üzerinde bizim dışımızda bir grubun konuşmaması gerçekten ayrıca bir düşündürücü ama ben şurada… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Boş konuşuyorsun, boş, boş!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim, lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz bu ülkede barışın egemen olması için…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Silahları bırakmanız lazım.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – …barışın Türkiye’de kalıcı olabilmesi için elimizden gelen çabayı ortaya koymaya çalışıyoruz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Silahlar bırakılacak, silahlar.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Biz barış sürecine mutlak bir şekilde çözüm sürecine, masaya dönülmesi gerektiğinden hareketle konuşmaya çalışıyoruz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – O silahlar bırakılacak.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bugün, Dolmabahçe mutabakatıyla ilgili Sayın Bülent Arınç açıklıyor. Biz zaten biliyorduk da kamuoyu belki bize inanmıyorsa, sizin kamuoyu, size yakın olan çevreler belki Bülent Arınç’a inanırlar. Bülent Arınç, Dolmabahçe mutabakatının Sayın Cumhurbaşkanının bilgisi dâhilinde yapıldığını söylüyor. Hatta biz daha ayrıntısını biliyoruz; o masanın nasıl kurulduğunu, kimin nereye, nasıl oturacağını, ta başından bu yana hepsini Sayın Cumhurbaşkanı ortaya koydu.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Niye olmadı, niye? Neden yıkıldı o masa?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Dolmabahçe mutabakatı, bu birliğin, bu ülkede barışın temel zeminidir. Orada var olan 10 madde, bu ülkenin gelecek manifestosudur. Bu ülkenin beraber, birlikte Suriyelileşmesinin engelidir, Iraklaşmasının engelidir.

Değerli arkadaşlar, hepimiz zaman zaman merak ediyoruz “Bu çözüm süreci niye bozuldu?” diye. Kanımca, çözüm sürecinin bozulmasının iki temel nedeni var. Birincisi Rojava’da ortaya çıkan durumdur değerli arkadaşlar. Rojava’da Kürtler bir statüye ulaştılar. Kobani, cansiparane, Kürt gençleri tarafından, Kürt kadınları tarafından savunuldu ve Sayın Cumhurbaşkanımız İslahiye’de “Kobani düştü, düşecek.” derken Kürt gençleri nasıl düşmeyeceğini ortaya koydu ve canları pahasına Kobani’de bir statü ortaya çıkardılar. Bu statü -daha önce de vurgulamıştım- Kürt nerede bir statüye sahip olursa olsun, devletin ve AKP’nin Kürt düşmanlığı politikası... Dünyada, isterse kutuplarda olsun, eğer orada Kürt’e bir hak varsa Hükûmet ve AKP karşı çıkıyor. Bunu nereden çıkarıyoruz?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kürtler kardeşimiz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Çünkü, biraz önceki konuşmamda da söyledim...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Düzelt konuşmanı, Kürtler kardeşimiz, teröristler düşmanımız.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – ...Irak’ta Kürtler bir statüye sahip olduklarında da aynı şeyi söylediler: “Bir oldubittiye izin vermeyeceğiz.”

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Oldubitti değil, karıştırıyorsun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün, Kobani’de, Rojava’da Kürtlerin artık bir statüsü olacağı kesin olarak ortaya çıkınca, Hükûmet ve AKP, Cumhurbaşkanı bunu engellemenin çabası içerisinde.

İkinci bir neden: Değerli arkadaşlar, aslında Türkiye'de yüz yıllık tekçi paradigmanın, her şeyi tekleştiren, her şeyin tek olduğunu iddia eden paradigmanın karşısına çoğulcu bir paradigma koyduk. Bu paradigma, Anadolu coğrafyası çok dillidir, çok renklidir, çok kimliklidir, çok inançlıdır. Bu Halkların Demokratik Partisi projesi, işte yüz yıllık paradigmaya karşı yepyeni bir paradigma ortaya koydu. Bu, Türkiye halklarını, birbirini kabul ederek, birbirini değiştirmeden, olduğu gibi kabul ederek, değişime zorlamadan bir arada yaşatma paradigmasıydı.

İşte bu devlet 30 Ekim 2014 tarihinde bunu görünce, bu paradigmanın maya tuttuğunu görünce Türkiye tarihinin en uzun Millî Güvenlik Kurulunu yaptılar ve orada, eski Ergenekoncusundan ulusalcısına kadar, dindarından, dincisinden cemaatçisine kadar tüm güçler “Bu iş Tayyip Erdoğan’ın meselesi değil, Türkiye’nin bekası meselesidir.” gibi gördüler. Hâlbuki değişen neydi? Tekçi paradigmaya karşı çoğulcu bir paradigmaydı. Bunu gören, bunu düşmanca algılayan devlet, egemen sistem, işte bizim ortaya koyduğumuz, Halkların Demokratik Partisinin ortaya koyduğu bu paradigmayı engellemek için 30 Ekim 2014 tarihinde savaş kararı aldılar.

Peki, niye 7 Hazirana kadar bekletildi? Onun nedeni de şudur: 7 Hazirana kadar bu mayanın boyutunu bilmiyorlardı ama 7 Haziranda mayanın Türkiye’nin tüm coğrafyasında tuttuğunu gördüler. İşte 7 Haziranda ortaya çıkan tablo, maalesef, biraz önce bahsettiğim egemenleri ürküttü. Bu ürküntü sonucu Türkiye’de bir savaş kararı alınarak, Türkiye halkları maalesef savaşla korkutularak “İstikrarsızlık olacak, şöyle olacak, böyle olacak.” dendi, savaş koşullarında 1 Kasımda seçime götürüldü. Savaş koşullarıydı, çünkü AKP dışında kimse seçim propagandası yapamadı, çünkü tüm devlet AKP’yle beraber bir seçim örgütledi; onun dışındaki kesimlerin tüm alanlarını daralttı ve bu daralan alan sonucunda işte savaşın bizi getirdiği, “İstikrar olacak.” dedikleri, bugün güneydoğuda, kürdistanda yaşanan tabloyu ortaya çıkardı. Bugün yaşadığımız tablo bu iki nedenden dolayı alınan savaş kararının sonucudur. Hani “Savaşı kim başlattı? Hendekler nasıl kazıldı?” falan diyorlar ya, Sayın Cumhurbaşkanı “Verin 400’ü, bu iş sulh içinde hallolsun.” diyordu, “Verin 400’ü, bu iş sulh içinde hallolsun, aman ha ülke karışıklığa gitmesin…”

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Çarpıtma, çarpıtma.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bugün istikrardan bahsediyor musunuz? Bugün istikrar var mı? Dış ticaretimiz ne durumda? Esnafımız, işçimiz, köylümüz ne durumda görebiliyor muyuz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hepsi çok iyi, hepsi.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bugün Türkiye’de, kürdistanın tamamında neredeyse Suriyelileşme durumuyla karşı karşıyayız. Onun için, Sayın Bülent Arınç’ın dediği temelde, derhâl, tekrar Dolmabahçe mutabakatı temelinde bu çözüm sürecine kaldığı yerden devam edilmelidir. Dolmabahçe mutabakatı sadece Kürtler için değildi, Dolmabahçe mutabakatında yazılan 10 maddenin hiçbiri sadece Kürtlerle ilgili değildi, bu ülkedeki tüm farklılıklarla ilgiliydi, bu ülkedeki tüm farklılıkların bir arada, birbirini olduğu gibi kabulüyle ilgiliydi.

Dolayısıyla, bundan başka çıkar yol yok. Şu anda güttüğünüz yol, maalesef -korkuyoruz, olmasın diyoruz ama- bu ülkeyi Suriye’den belki daha da kötü hâle getirecek, Irak’tan daha da kötü hâle getirecek.

ABDÜLKADİR AKGÜL (Yozgat) – Onu başaramazsınız, başaramazsınız.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Kürtlerle olan düşmanlığınızdan vazgeçin. Kürtler nerede olursa olsun beraber bulundukları ulusla her zaman iyi geçinmişlerdir…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kürtler bizim kardeşimizdir; teröristlerle bizim problemimiz var.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – …sadece kendileri için özgürlük istememişlerdir, beraber yaşadıkları halklar için de özgürlük istemişlerdir. Şu anda da Kürtler sadece kendileri için özgürlük istemiyorlar, Türkiye halklarının tamamı için özgürlük istiyorlar, Türkiye’de var olan farklılıkların tamamı için özgürlük istiyorlar. Onların artık sömürülmesini, yok sayılmasını, görmezden gelinmesini istemiyorlar.

Bakın, bizim 7 Haziranda olan grubumuzda ve hatta şu anda da olan grubumuzda Kürt var, Türk var, Alevi var, Ezidi var, Süryani var, Azeri var, sayamadığım tüm gruplar var. Bu ülkenin tam bir fotoğrafı şu anda bizim grubumuzda var değerli arkadaşlar.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – İşte onların hepsinin adı Türk.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – İşte “Türkiyelileşme” dediğimiz tam da budur.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Irkçılık bu, ırkçılık.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Biz Türkiyelileşmeden vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bu, kürdistanda ortaya çıkan çoğulcu paradigmanın Türkiye sathına yayılmasıdır. Herkesin birbirini eşit, olduğu gibi kabul edeceği, beraberce paylaşıp yöneteceği bir sistemdir. Bu sistem kaçınılmaz olarak yüz yıllık paradigmayı yıkacaktır, yüz yıllık tekçiliğinizi yıkacaktır ve yerine çoğulcu, yerinden yöneten bir anlayışı egemen kılacağız. Bundan vazgeçmeyeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Yok öyle bir şey.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, biraz da Türkiye'nin başka kentlerinden de bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. Kocaeli’den bahsedeceğim gecenin bu saatinde -geçen dönem sık sık Kocaeli’den bahsediyordum ama- biraz bilgilendirmek için.

Kocaeli, biliyorsunuz, Büyükşehir Yasası’nın uygulandığı 2 ilden 1 tanesi başlangıç itibarıyla; bugün 30’a çıktık ama Kocaeli örnek alınarak ve İstanbul örnek alınarak diğer iller de büyükşehir yapıldı. Gerçi bugünlerde Büyükşehir Yasası’ndan da vazgeçmek üzeresiniz, onunla ilgili altyapı çalışmalarını da yapıyorsunuz gibi çalışmalar var yetkilerinden dolayı.

Kocaeli, gerçekten 81 il arasında yüz ölçümü en düşük illerden bir tanesi. Yani yüz ölçümü olarak, küçüklük bakımından sondan 8’inci il ve 1 milyon 780 bin kişi yaşıyor Kocaeli’de. Gerçekten, nüfus yoğunluğu olarak İstanbul’a baktığınızda 4.300 kişi İstanbul’da kilometrekareye düşen nüfus yoğunluğu, ondan sonra 2’nci sırada da Kocaeli var nüfus yoğunluğu bakımından ve her yıl yaklaşık 45 bin, 50 bin veya 60 bine yakın nüfusumuz artıyor. Bunun bir kısmı göçle geliyor, bir kısmı da normal, doğum yoluyla nüfusumuz artıyor. Bu nedenle de Kocaeli ilini, sürekli yatırıma ihtiyacı olan bir il olarak düşünebiliriz.

Yine, 2015 yılının ilk dokuz ayında Kocaeli, 35 milyar 600 milyon 451 bin lirayla, devletin kasasına en fazla vergi veren, aktaran, İstanbul’dan sonra 2’nci il oldu.

Söz konusu dönemde mükelleflere tahakkuk ettirilen 39 milyar 777 milyonla da 1’inci il oldu. Yani bizim Kocaeli’de yaşayan vatandaşımız aynı zamanda vergisini de ödüyor.

Yine, tahsil edilen bu 35 milyar 600 milyonun ülke ekonomisine katkısı yüzde 12 yani ülke ekonomisinin yüzde 12,4’lük kısmını karşılıyor Ankara ve İstanbul’dan sonra. Yani, kısacası, Kocaeli 12 veriyor, 1 alıyor. Rakamları doğru söylemek istiyorum. Türkiye’de toplanan vergilerin kişi başı ortalaması 4 bin TL’yken Kocaeli’de bu kadar yoğun nüfus olmasına rağmen bu rakam 22 bin TL.

Yine, Kocaeli kamu yatırımı sıralamasında Türkiye’nin 80’inci sırasında arkadaşlar yani kamudan, merkezî bütçeden almış olduğu payla 80’inci sırada. Zaman zaman, işte, demir yolu hattının yapılması yani Ankara-İstanbul demir yolu hattının yapılması… Oradaki yatırım bedelinin, sanki Kocaeli’ye yapılıyormuş gibi, çok az yararlanması nedeniyle, bu rakama ilave edildiği görülüyor ama 80’inci sırada kamu yatırımı alıyoruz.

Kocaeli belediyelerinin toplam bütçesi 3 milyar 143 milyon; 3 milyar 143 milyon yani Kocaeli’deki belediyelerin bütçesi eski parayla 3 katrilyon lira. Büyükşehir Belediyesinin 2015 bütçesi 1 milyar 723 milyon lira, 2016 bütçesi de 1 milyar 900 milyon lira, 2 katrilyon lira, yaklaşık 6 bakanlığın bütçesinden fazla.

Şimdi, bu rakamları verdikten sonra Kocaeli’ye şöyle bir baktığımızda, Kocaeli’nin işsizlik ve yoksullukta 6 ve 8’inci sıraları paylaştığını görüyoruz, işsizlik ve yoksullukta 6 ve 8’inci sıraları paylaştığını görüyoruz. Yani, Kocaeli’nin, bunca vergi vermesine rağmen, kişi başına düşen verginin Türkiye ortalamasının 4-5 katı olmasına rağmen, yoksulluk sıralamasında ön sıralarda, işsizlikte ön sıralarda olduğunu görüyoruz. İşin kötü tarafı nedir biliyor musunuz? Çalışanların yüzde 44’ü asgari ücretle çalışıyor. Diyeceksiniz ki: “Asgari ücreti 1.300 lira yaptık.” Artık onlara da bir rahat nefes aldırırız diye düşünüyorsunuz ama tabii, asgari ücreti 1.300 lira yapmadınız. Şu andaki asgari ücretin hesaplanışında, brütüne baktığınızda 1.647 lira, asgari ücretin neti 1.177 lira. Bekâr bir vatandaşınki, asgari geçim indirimi diye asgari ücretin içerisine dâhil edilmeyen ama rakama ilave edilen yani asgari ücret zammı yapılırken bu zam oranına ilave edilmeyen bu rakamla beraber 1.300 lira oluyor. Burada da bir aldatmaca… Asgari ücreti 1.300 lira yapmadığınızı da bu arada söyleyeyim.

Yani, şimdi, böyle yoksul bir kent, böyle fakir bir kent ama sürekli ihtiyaçları artan bir kent. Yeni kamu binalarına ihtiyacımız var, yeni okullara ihtiyacımız var, yeni yollara ihtiyacımız var, yeni konutlara ihtiyacımız var. Peki, bunlar yapılıyor mu? Maalesef, yapılmıyor Kocaeli’de. Kocaeli’de, baktığınız zaman, okulların özel sektör tarafından yapıldığını görüyorsunuz. Tabii, 80’inci sırada kamu yatırımı alırsanız okullarınızı, kamu kuruluşlarınızı yapamazsınız. Çok acil; Kocaeli Adliyesi artık ihtiyaçlara cevap vermiyor ama Adalet Bakanlığı her yıl, her dönemde bunu söz vermiş olmasına rağmen, Kocaeli Adliyesinin problemi bir türlü giderilememiş vaziyette.

Kocaeli’nin dertleri bununla da bitmiyor; Müthiş bir trafik problemi var. E5’i, transit geçişi biraz rahatlatma adına bir şeyler yapıldı, üst geçitler yapıldı ama maalesef, kent içi trafiğe baktığınız zaman çok kötü olduğunu görüyorsunuz. İzmit’e bir misafirinizi davet ettiğinizde, İzmit’e girişi bulamaz, Kocaeli’nin iki büyük kenti üç yüzer bin nüfuslu Gebze ve İzmit’e gerçekten girişleri bulamazlar. Çıkışlarda da kaybolmak mümkündür mutlaka navigasyon cihazını kullanmanız gerekiyor. Böyle bir trafik altyapımız var. Trafikle ilgili, çok da ciddi paralar harcayarak -yaklaşık 500 bin herhâlde bastırdınız, İlyas Bey de oradan dinliyor beni- 2009’da böyle, şatafatlı bir proje kitapçığı seçime giderken bastırdılar. Bunun içerisinde monoray var. Sormayın şimdi bana “Monoray nedir?” diye; tek ray üzerinde gidiyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Millet ne dedi?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Metrobüs var, teleferik var; bunun gibi dünyada ne kadar ulaşım çeşidi varsa…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayaldi, gerçek oldu mu?

HAYDAR AKAR (Devamla) – “Hayaldi, gerçek oldu.” diyemeyeceğim, bunların hiçbiri yok. Ama bir şeyi de itiraf edeyim: Geçen sefer, geçen seçim döneminde bakanın mahallesinin içerisine girip bir parka yerleştirdikleri bir tramvay projesi vardı, oradan el sallıyorlardı. Tramvayı da ışıklandırmak için ara kabloyla elektrik çekmişlerdi. Nihayet başlatabildik. Oradan bir el sallamışlardı. Ha, bu da yanlış bir proje bana göre İzmit’in konumu itibarıyla; bütün kenti aşağıya indiriyorsunuz. Çok detaya girmeyeceğim ama olması da güzel bir şey, kente ayrı bir değer katacağını da düşünüyorum.

Bir havaalanımız var, evlere şenlik! 5 kez açılış yaptınız arkadaşlar. Şu meşhur açılışlarınız var ya, sürekli yaptığınız açılışlar, 5 kez… 2008’de Trabzon’a uçulmaya başlandı; ara verildi, gitti geldi, o şirket geldi, bu şirket gitti, tam 5 kez açtılar, hâlen tek bir hatla çalışıyor, tek bir uçak inip kalkıyor; Trabzon uçağı kalkıyor. Bunu da çalıştırmayı henüz başaramadılar. O dönemlerde şunları söylemiştim: Devlet Hava Meydanlarında en az aygıtı olan yani uçağın güvenli inişi ve kalkışını sağlayacak en az aygıtı olan hava meydanı Cengiz Topel Hava Meydanı’ydı, ILS ve VOR cihazları eksikti. Bunu, açıldığı tarihte söyledim ancak yeni yeni yerleştirmeye başladılar. Öyle bir havaalanı ki inanın, gecekondu demek gerekir çünkü yer hizmetlerini Sabiha Gökçen’den alıyor, diğer bütün hizmetlerini oradan alıyor. Bunun, Kocaeli gibi bu kadar katma değer veren bir kente, Türkiye ekonomisinin yüzde 12’sini karşılayan bir kente yapılan bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bu kadar sıkışmışken İstanbul’da hava trafiği, Cengiz Topel’in kullanılamamış olmasını ayrı bir gaf olarak düşünüyorum.

Bir limanlarımız var, evlere şenlik! Kocaeli’de yaşayan insanlar, 3 tarafı denizle çevrili olmasına rağmen, 108 kilometre sahilimiz olmasına rağmen, sahile hasret yaşarlar, denize hasret yaşarlar çünkü 2,3 kilometreye 1 liman düşüyor.

Buradan Kocaeli milletvekillerine sesleniyorum: Şu Derince Limanı’na yaptığınız ihanet… Özelleştirirken 450 bin metrekarelik dolguya izin verdiler, karşı çıkmadınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Mavi bayraklı plajlardan da bahsetsene.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bakın, sahile, 1 kilometre paralel Gölcük yönüne, güneye 500 metre olmak üzere, körfezi daraltan bir noktada -neredeyse yürüyerek geçeceğiz, karşı karşıya- liman dolgusu iznini verdiler, 5 milyon metreküp dolgu yapılacak, yaklaşık -yanlış hatırlamıyorsam rakamı- 300 bin büyük treylerle dolgu taşınacak oraya.

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Sefa Sirmen’in barajından da bahset! Ondan da bahset!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bahsederim, onu çok iyi biliyorum, sana da öğretirim o konuyu, hiç merak etme! Bahsederim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Mavi bayraklı plajlardan bahset! Mavi bayraklı plajlardan bahset.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bir baraj tutturdular, gidiyorlar.

Kocaeli Büyükşehirin borçlarından sadece yüzde 7 kesiliyor ama Eskişehir’in, İzmir’in borçlarından yüzde 40 kesiliyor arkadaşlar. İnsan bunları söylerken utanır, utanır ve hazine tarafından dondurulmuş, bugün bir etkisi yok onun arkadaşlar.

Bir on dakika da sonra kullanacağım; bu elzem oldu çünkü tamamlatmıyor arkadaşlar.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Şu mavi bayraklı plajlardan bahsetsene Haydar Bey! Ayıp oluyor ama!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Mavi bayraklı plajlarda mikrop yuvasından geçilmiyor, sahte mavi bayraklı. Hatta il sağlık müdürlüğünün rakamlarını bir gün sonra da siteden kaldırdınız; bunu da iyi biliyorum, onu yine arzu edersen getirttiririm.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kaç defa denize gidildi, bir bahset bakalım ya.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ben kötülemek için söylemiyorum, eksiklerini söylüyorum İlyas Bey. Sizi burada uyarıyorum. Gelin, birlikte Kocaeli’yi marka kent yapalım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yani, bunları da söyle, bunları da söyle. Kocaeli Milletvekilisin, Kocaeli’nin reklamını yap, reklamını. Yapılan hizmetlerin reklamını yap burada, sana yakışan o olur. Sana yakışan, Kocaeli’nin güzelliklerini anlatmak burada.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yani, marka kent yapalım, marka; geçmişte olduğu gibi, marka kent yapalım. Bu kadar katkı sunan bir kente böyle ihanet yakışmıyor.

Sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam, anlaşıldı.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Maddeyi kabul edenler: Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığı ulaştırmalarını rica ediyor ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan Oy Sayısı                :        207

Kabul                                        :        201

Ret                                            :            5

Çekimser                                  :            1  (x)

 

               Kâtip Üye                               Kâtip Üye

              Sema Kırcı                            Fehmi Küpçü

                Balıkesir                                   Bolu”

Böylece, tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Şimdi, 5’inci sırada yer alan, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/319) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 27) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 27 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına söz isteye, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın.

Sayın Aydın, buyurun.

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

NECİP KALKAN (İzmir) – Hoca sen de on dakika konuş Allah aşkına!

KAMİL AYDIN (Devamla) – Öyle yapayım, değil mi?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, arkadaşlar otursunlar…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, yerimize oturalım, hatip kürsüde, hatibin insicamını bozmayalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani, illa tahrik edici, sataşmalı sözler mi sarf etmesi lazım ki Genel Kurul dinlesin Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Maalesef…

KAMİL AYDIN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, gecenin bu geç saatinde, Erzurum’umuzun çok manevi bir değeri var, çok bilge bir insan, Naim Hocamızın bir dörtlüğünden bahsedeceğim size. Biraz önce ufak bir sataşma oldu, ben de ona nazikçe, biraz da işin içine latife katarak cevap vermek istiyorum. Biraz da şiveli anlatırsam, inşallah yadırgamazsınız, hoşgörünüze sığınarak.

Diyor ki: “Ula uşak, söz kantardır ha, adamı tartar. İyi konuşursan şerefin artar. Sükût edersen vakarın artar. Yalan söylersen ocağın batar.” (MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, biz bu kürsülerden gerçekten, zaman zaman vakarımızı artıracak şeyler yapmalıyız ki onu yaptık. Sükût ediyoruz bazen, bazen de şerefimizi artırmaya çalışıyoruz, doğru, bilgili, belgeli, ispatlı, bilime, bilgiye, ilime irfana dayanarak konuşmaya çalışıyoruz çünkü burası hakikaten, milletin en üst seviyede temsil edildiği bir makam. Dolayısıyla, hepimizin gerçekten bir noktada dikkat etmesi gereken bir süreç yaşıyoruz.

Elbette ki birçok sorunu dile getireceğiz, konuşacağız ama sorunları ifade ederken, konuşurken bir kere bir şeyin sorun olup olmaması konusunda mutabık olmamız lazım. Biz, sürekli, Milliyetçi Hareket Partisi olarak dedik ki: “Arkadaşlar, bir şeyi sorun yapmak, onu hafife almak, onu küçümsemek, onu ötekileştirmektir. Türkiye’de Kürt sorunu diye bir sorunumuz olamaz, yoktur, Laz sorunumuz, Çerkez sorunumuz, Gürcü sorunumuz olamaz, yoktur. Bu, ötekileştirme projesidir ama bunu tabii, koyma akıllarla bir yerlerden alıp birileri bunu gündeme getirirse bu malzeme olur ve bu da dilden dile, elden ele dolaşır.

Demokrasiler öyle, üç günde, beş günde, üç yılda, on yılda, yüz yılda olan işler değil. Bunları zaman zaman ifade edeceğiz. Bizim görevimiz, doğruyu bilgiye, belgeye dayanarak ifade etmek. Bakın, bizden önce birçok konuşmacı gerçekten, çok eski etimolojik tanımlarından başlayarak demokrasiyi tanımladılar. Batı demokrasilerine de baktık. Bu en eski Batı demokrasilerinden birisi Anglosakson geleneğidir. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Bakın, 1215 yılında Magna Carta ilan edilmiş. Magna Carta nedir? Bizim bugün anladığımız kadarıyla yani bu Parlamento o güne gitse, Magna Carta’yı demokrasi adına tartışacak olsa Magna Carta’nın bugünkü koşullarda demokrasiyle hiçbir alakası yok. Niye biliyor musunuz? Çünkü bir monarşik yapı var, onun karşısında, monarşik yapı içerisinde -Orta Çağ’dan bahsediyorum- ne var? Belirli bir hiyerarşi var, kral ve kralın kullandığı lordlar, baronlar ve aşağıya doğru götürebilirsiniz. Bakın, adına “demokrasi” diyoruz ama serüveni nasıl başlamış: Tebaa hiç yok, insanlar yok, sadece kral var ve kralın görev verdiği sınıflar var yani feodal bir yapı var. Bu feodal yapı diyor ki: “Bu kral her isteğini bize yaptırıyor ama bizim hiçbir hakkımız yok, parlamentomuz yok, bize herhangi bir şey sormuyor.” Bu istekten doğan bir parlamenter geçişe adımdır Magna Carta yani yine elit bir kesimin, feodal bir yapının da kralın yanında hak alma, pozisyon alma serüvenidir ve bu, bütün Batı demokrasilerinde olduğu gibi, tedrici bir gelişim sürecidir, gelişerek bugün, bakıyoruz ki hâlâ daha az gittik uz gittik. İngiltere’nin demokrasi yapısına bakıyoruz, tanımı aynen şudur: Anayasal bir monarşidir, iki tane parlamentosu var; Lordlar Kamarası ayrıdır, Avam Kamarası ayrıdır. Ama bu gelişim sürecinde, hiçbir zaman yapıya ihanet etmeden, yapıya bağırmadan, hainlikle suçlamadan, ötekileştirmeden, tam tersine “Yapıyı daha ne kadar geliştirebiliriz, eksiklerimizi ne kadar tamamlayabiliriz, nerede sıkıntılar var, oraları nasıl çözebiliriz.” noktasında, demokrasiler aynen canlı bir organizma gibi kendini geliştirerek, büyüyerek, genişleyerek, kucaklayarak bir süreç yaşar. Ama maalesef, saygıdeğer milletvekilleri, burada gerçekten, bu tür örneklerimiz var. Bunu sadece Anglosakson geleneğinden örnek verdim, en uzak olduğu için, en eski olduğu için, Fransız’a getirirsek 1789’dan bu tarafa alır, anlatırız, biliyorsunuz zaten.

Şimdi, bizim Türkiye Cumhuriyeti devletimiz, inanın -“Apalamak” diye bir söz vardır, hani bebekler için kullanırız, “Apalıyor.” deriz- daha tam yürüyemiyor. Ya Allah aşkına, genç bir cumhuriyet, doksan yıl büyük bir yıl değil, uzun bir yıl değil demokrasi geleneğinde, inanın, çocukluk dahi değil. Bakın, 1215-2016, sekiz yüz yıl geçmiş aradan, hâlâ daha monarşik yapıdan tam vazgeçememiş bir yapıdan bahsediyoruz İngiltere için. Onun için, doksan üç yıllık cumhuriyete, bizim demokrasi geleneğimize haksızlık etmeyelim. Kusursuz mu? Değil. “Apalama dönemi” diyoruz, gelişecek, büyüyecek, geliştirecek kendini, yüzyıllar ötesine aşıracak ama akamete uğratırsak, yok sayarsak, nüanslara takılıp kusurlar üzerinden hareket edersek, eksikler üzerinden hareket edersek, genç, daha cenin hâlinde öldürürüz, yok ederiz. Peki, bu yokluktan kim faydalanır değerli milletvekilleri, soruyorum size?

Sürekli, bu kürsülerden “Suriye oluruz, Irak oluruz.”, öyle basit kullanıyoruz ki. Peki, siz ne olursunuz? Biz ne oluruz? Hadi Suriye olalım. Siz ne olursunuz? Sünni bir devletin parçası mı olursunuz, Şia bir devletin parçası mı olursunuz ya da etnik köken bağlamlı başka bir devletin parçası mı olursunuz? Bir anda düşünün. Bunları kolay kullanıyoruz, kavramları çok kolay heba ediyoruz ama sözün nereye gittiğini bilmiyoruz. Bir hayal kurun: “Türkiye -Allah korusun- Suriye olursa ben ne olurum, ben nerede olurum, nasıl olurum, pozisyonum nerede olur, bu Meclisin hâli ne olur?”

Onun için, gerçekten, felaket tellallığı yapmayacağız. Hep iyiyi, güzeli, bu ülkenin geleceğine katkıda bulunacak şeyleri özendirmeliyiz. Birbirimizin hataları, eksikleri üzerinden hareket ederek derinleştirmeyeceğiz sıkıntıları. Biz her zaman söyledik, bu coğrafyada birtakım haklar ya da yapay sorunları ifade ederken varlığı bin yılları aşan bir varlığa, bir devletin, bir milletin varlığına, birliğine halel getirecek söylemlerden uzak duralım. Yani bu coğrafyada ta Dandanakan Savaşı’yla o Mezopotamya dediğiniz, Filistin dediğiniz, Suriye toprakları dediğiniz coğrafyaya Türkler geldiler ve oraya beraberinde kimliklerini, kültürlerini, alicenaplıklarını, kardeşliklerini, barış sevgilerini getirdiler; Gaznelilerle mücadele ettiler, Horasan’da, daha sonra 1071 Malazgirt, ondan sonra Anadolu’nun batıya doğru bir fütuhatı başladı ama demin söyledik, burada herhangi bir etnisiteyi ön plana çıkararak bir devlet anlayışı, bir demokrasi geliştirme anlayışı olamaz. Bu süreç artık adını koymuş, mücadelesini vermiş; büyük Türk milleti, artık Anadolu’nun her yerinde, bütün etnik grupları bir arada tutarak, bir arada paylaşarak, konuşarak, anlaşarak bütün kültürel dokusunu birlikte meydana getirerek varlığını sürdürmektedir.

Dolayısıyla, bugün, bakın bir konuşmacı arkadaş, bir hatip aynen şunu yaptı: Şimdi, bir tez ortaya koyuyorsunuz, ille de Batı’dan bir delil getireceğiz. Ya, ilim var; önce kendi geleneğimize bakalım. Biz tarihimizden… Ben geçen gün de söyledim, tarih bizim yol haritamızdır; bakıp oradan, geleceğimizi inşa edeceğiz. Diyor ki “Azerbaycan’da kanton var, Kırgızistan’da var, Kazakistan’da var, İsviçre’de var, Belçika’da var.” Ya, niye kendimize hakaret ediyoruz? Bu saydıklarınızın, Allah aşkına, devlet olma, millet olma geleneği Türklerden çok mu önce? Bizim var, bizim zaten var. Yani bana niye Kazakistan’ı örnek gösteriyorsun? Beni bölmeye, ayrıştırmaya, kantonlaştırmaya gideceksin diye, bana Azerbaycan’daki, Kırgızistan’daki, Kazakistan’daki yapıyı örnek gösteriyorsunuz ya da İsviçre’dekini. Bizim devlet olma geleneğimiz var Allah’ın izniyle, biz bunu tarihte başardık. Dolayısıyla, böyle hafife alıcı, basitleştirici, tarihi yok sayan ayrıştırıcı politikalardan uzak duralım. Onun için, zaman zaman susmayı yeğliyoruz vakarımız artsın diye yoksa Allah’a şükür söyleyecek çok sözümüz var.

Efendim, Akif’i hepimiz biliriz, Akif’i Anma Günü yaptık. Akif Mısır’a gidiyor, Mısır dönüşü -aynen kendi cümleleri, aktarıyorum- “Mısır’da on bir yıl kaldım fakat on bir saat daha kalsaydım çıldırırdım. Sana halisane fikrimi söyleyeyim mi -muhatabına diyor- insanlık da Türkiye'de, milliyetçilik de Türkiye'de, Müslümanlık da Türkiye'de, hürriyet de Türkiye'de.” diyor Akif. Şimdi, bunu söylerken Arnavutluk’un kopuşunu da Safahat’ta hepiniz hatırlarsınız değil mi, kendisi ifade ediyor. Orada da diyor ki:

“Bunu benden duyunuz, ben ki evet Arnavut’um…

Başka bir şey diyemem… İşte, perişan yurdum!”

Değerli milletvekilleri, perişan bir yurt özlemimiz yok. Yurdumuzu perişan etmek için, lütfen, yapay gayretler içerisinde olmayacağız, olanlara destek olmayacağız, buna çanak tutan yapay siyasi söylemlere de itibar etmeyeceğiz. Çünkü laf ok gibidir, ağızdan bir defa çıkar, ondan sonra malzeme olur birilerine, sürekli savunma mekanizması bu laflar olur, sürekli referanslar bu laflara verilir. O zaman, iki düşünüp bir konuşacağız bu yüce Mecliste diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat’a aittir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yok, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

İNSAN HAKLARINI VE ANA HÜRRİYETLERİ KORUMAYA DAİR SÖZLEŞMEYE DEĞİŞİKLİK GETİREN 15 NOLU PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Avrupa Konseyi bünyesinde 24 Haziran 2013 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye Cumhuriyeti adına 13 Eylül 2013 tarihinde imzalanan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye Değişiklik Getiren 15 No’lu Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan.

Buyurun Sayın Akdoğan.

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, insan hakları ve ana hürriyetleri korumaya dair kanun tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Ama, bir şeyi de hatırlatarak başlamak istiyorum. Dün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Avrupa’ya, insan hakları konusunda hangi ülkelerin karneleri ne durumdadır, bir açıklaması oldu. Türkiye, Ukrayna ve Rusya’dan sonra 3’üncü sırada yer aldı. Özellikle, bu dönemde 2015-2016’nın bu kısa sürecinde, biz şu anda, birçok ilçemizde, ilimizde bile sorunlar yaşanırken şunu söylüyoruz, bir şey istiyoruz: Burada, insanların hayatlarının kurtarılması adına bütün mercileri devreye koymaya çalışıyoruz ama maalesef, burada bazı şeyleri geçemiyoruz, bazı yerlerde duruyoruz. Biz, şu anda, özellikle Cizre’de, ambulansı gönderebilmek için 112’yi arayamıyoruz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmak durumunda kalıyoruz. Gerçekten, eğer demin bütün arkadaşlarımızın da belirttiği gibi birlikte yaşayacaksak, bu Parlamento kendi iradesinin üzerinde irade olmadığını ortaya koyabilmeliydi, burada net duruşunu ortaya koyabilmeliydi.

Bu dosyalar, tekrar… 1990’larda nasıl yüzlerce, binlerce hatta on binlerce dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kabul edildiyse aynı süreçle karşı karşıya kalacağız ve ben bu konunun es geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum çünkü şu anda bile, bu Cizre’deki insanların akrabaları, kardeşleri bizi arıyorlar, “Burada kardeşim yaralıdır, bunun için siz ne yapıyorsunuz?” diye, Meral Vekilimiz de belirtti.

Doğrusu, biz buraya çıkarken arkadaşlarımız diyorlar ki: “Nasıl biz bu sürece geldik?” E, bakmak lazım değerli arkadaşlar. Bir taraftan kafa kesen insanların desteklendiği bir yerde, bir taraftan insanların kan ağladığı bir yerde… Biz oradan şunu söyledik: “Rojava’daki Kürtlerin Türkiye’ye ne zararı var? Sınır ihlali var mı? Türkiye’yi tehdit eden bir durum var mı?” Bunu söylediğimizde, siz…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Recep Tayyip Erdoğan sayesinde Rojava Kürtleri…

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Evet, oradan lafınızı söyleyeceğinize, gelin, burada konuşun.

Değerli arkadaşlar, biz ısrarla şunu söyledik: Kürtlerin bugün Orta Doğu’da en iyi geçindikleri halk Türklerdir, bunlarla birlikte yaşamak istiyorlar. Ama, siz, hepimizin de bildiği, uluslararası camianın da söylediği, buradaki çeteleri destekleyerek…

Bakın, ben Antep’te kaldım. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Antep’teki hastaneleri… Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, o Suriye’den gelen ya da Suriye’ye gidenler… Sizin: “Tatile giden insanların önünü biz alamıyoruz, tatile gidiyorlar.” Bir ülke düşünün, iç savaşa girmiş, oradan siz çıkıp diyeceksiniz ki: “Dışarıdan gelenler tatil yapmaya gidiyor.” Oradan gelen o IŞİD’ci, El Nusra’cı kadar, diğer oradaki bu ülkenin vatandaşının değeri yoktu. Hastanelerde gördüğü ilgi, biz o ilgiyi göremedik. Ve orada siz çıkıp şunu söyleyeceksiniz: Kürtlerin kan ağladığı, birlikte… Burada hangi partiden hangi arkadaş çıkarsa çıksın fark etmiyor. Biz 1071’den bahsediyoruz, Çanakkale’den bahsediyoruz, hatta Kıbrıs Harekâtı’ndan bahsediyoruz. Kimlerle birlikte? İşte, o Suriyeliler de buranın vatandaşıydı, buradaki Kürtlerin akrabasıydı. Biz oradan çıkacağız, “Kobani düştü, düşecek.” diyeceğiz, işte, oradaki Akçakale Sınır Kapısı’ndan o insanların geçişlerine izin vereceğiz, oraları şu anda da bombalayacağız. Biz şunu söylüyoruz: Peki, siz “kardeşim” dediğiniz, “birlikte yaşamak” dediğiniz, hatta bizim karşı olduğumuz etle tırnak… Tırnak uzadığında da kesildiğini hepimiz biliyoruz. Burada eğer birlikte yaşayacaksak -bu sınırlar, oradaki tanıdığınız bir yapı- içinizde akrabaları olan, sizlerle birlikte belki Çanakkale’de savaşmış olan Kürtleri siz niye düşmanlaştırdınız? Niye bu kadar PYD’nin…

Bakın, PYD’nin Cenevre görüşmelerine katılmaması için elinizden geleni yapmaya çalıştınız, bunu başarı da saydınız. Bu, gerçekten…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Nerede konuşuyorsun ya Allah’ını seversen!

METİN GÜNDOĞDU (Düzce) – PYD’den sana ne?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Bunu niye söylüyoruz? İşte, bugün, bakın, şunu da söylemek isteriz: İşte çözüm sürecinin bittiği noktayı söylüyorum. Sayın Cumhurbaşkanı aynen şunu söylüyor, diyor ki: “Biz kuzey Suriye’ye izin vermeyeceğiz.” Peki, kiminle birlikte oluşturacaksınız? “Suriye muhalifleri” dediğiniz kim, bir söyleyin? Buharlaştı gitti. Orada şu anda kim var, bir izah edin; El Nusra var, IŞİD var.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Rejime kim muhalifse o.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – PYD, PKK hariç herkes orada kardeşimiz.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Diğer taraftan, bakın, bütün inançların, bütün dillerin ve bütün renklerin şu anda kendisini ifade ettiği bir yapı var orada. Bu yapıyı biz eleştirmeliyiz. Orada eksiklikler varsa, orada sizin de itirazlarınız varsa yapacaksınız ama onları düşman görmenize gerek yok çünkü oranın asli unsurlarıdırlar, dışarıdan taşınmış bir toplum değildir. Afganistan’dan, Pakistan’dan, Bangladeş’ten ya da Afrika’nın herhangi bir ülkesinden gelen insanlar yok orada. Gelip buradan diyeceksiniz ki: “Biz böyle bir yapıya izin vermeyeceğiz, bu kırmızı çizgimizdir.” Oradaki insanları siz böyle düşmanlaştırırsanız… Oradaki insanları, yüz yıldır kendi kimliğinden yoksun bırakılmış, dili yasaklanmış, kültürü yasaklanmış bir toplumdan, bugün, kendini ifade etmeye çalışan bir toplumu siz niye düşman göreceksiniz? İşte bugün o siyaset Türkiye’de de işliyor. Bakın, şunu söyleyeyim: Türkiye’deki siyaseti bugün bu konuma getiren neydi?

1) Oradaki kantonlar sistemiydi.

2) Bu Akçakale’nin karşısının alınmasıydı.

Ve siz bundan korktunuz, “Bu sınırlar bunların eline geçiyor.” Ama tanıdığınız yapılar, tanıdığınız insanlar. Siz demokratik bir yapıdan çekindiniz, “Bunlar Türkiye’yi etkileyecek.” Biz şunu söylüyoruz: Eğer Kerkük, Musul Misakımillî’nin içerisindeyse bu Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı, yaşadıkları yerlerin hepsini içine almıyor muydu? O zaman biz niye bu konuya böyle yaklaşıyoruz? Dolayısıyla, bugün işte çözüm sürecini bitiren, kırmızı çizgi gördüğünüz Rojava siyaseti ve burası yanlıştır. Oradan biz ısrarla söylüyoruz. Bugüne kadar, ta Kamışlı’dan Afrin’e kadar Kürtlerin yaşadığı yerden, herhangi bir yerden Türkiye'ye karşı bir saldırı oldu mu, bir tehlike yarattı mı? Değil. Kaygılarımızla yaşıyoruz, korkuyoruz. Bunu atlatmak zorundayız. Eğer, birlikte yaşayacaksak, birlikte yaşamdan bahsedeceksek biz onları da kabul edeceğiz, çözüm sürecine de yeniden daha çok insan hayatını kaybetmeden tekrardan geri döneceğiz, diyeceğiz ki: “Dün biz aslında bu işi başarabilirdik ama kaygılarımızdan başaramadık, bugün başarabiliriz.”

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Türkler ile Kürtlerin kardeşliğine ve PYD’yi demokrasinin sözcüsü gibi takdim etmenin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kürtler ve Türkler kardeştir, kardeş olmaya da mecburdurlar. Coğrafyanın kaderi bunu aynı zamanda dayatır. Fakat, dayatma olmasının ötesinde burada ortak bir kaderle geleceğe doğru yürümek herkes için en iyi olanıdır. Sadece Kürtler ve Türkler kardeş değildir; Acemler, Araplar, hepsiyle kardeşiz. Kürtlerin ve Türklerin kardeşliğine düşman olan terördür. Terör ile Kürtleri birbirinden ayırmak da Kürtlere ilişkin hassasiyet gösteren herkesin en başgörevidir. Yoksa ikisini aynılaştıran bir dil, yanlış bir dil olur.

PYD bugün PKK'yla iç içedir. PYD o bölgede önce kendisine itaat etmeyen Kürtlerin canına okumuştur. PYD'yi gelip burada böyle demokrasinin sözcüsü, her renge izin veren bir yapı gibi takdim etmek çok yanlıştır. Esad rejimine muhalif gibi görünürken alttan alta iş birliği etmektedir. Bugün de doğuda, güneydoğuda, çeşitli yerlerde yaşanan terör hadisesinde PYD’nin etkili olduğu topraklardan intikal eden silahların ve insanların da payı vardır. Bunların da hepsini elbette bu ülkenin insanları biliyor. Yoksa Kürtler, Türkler kardeştir ve böyle olmak da durumundadırlar. Herkesin de asli görevi bu kardeşliği tahkim edecek bir tarzda bu meseleye bakmaktır.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/319) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 27) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat.

Buyurun Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli üyeler; gecenin bu saatinde aslında daldan dala torba yasa malumu, konudan konuya atlıyoruz.

Aslında bütün bu yasaların…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Uluslararası, uluslararası…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Torba yasa görüşmüyoruz ki konu uluslararası sözleşmeler.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – O da aynı minvalde, aynı.

Dolayısıyla da bu mantalite…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Nasıl ya, torba yasa değil.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ya, bir dinleyin ya, bir dinleyin ya, bir dinleyin!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Doğru söyle, doğru!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Torba yasa değil!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Yani ben bu konuyu açmayacaktım ama Sayın Bostancı’nın PYD’yle ilgili açıklaması…

PYD’nin statüsü, tanımı… Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada, uluslararası camiada saygınlık kazanan bir duruşla, orada kadınları satan, tecavüz eden ve tarihin mahkûm ettiği suçları işleyen bir örgüte, IŞİD’e karşı tüm halkları, Kürtleri, Alevileri, Türkmenleri savunan durumda, pozisyonda olan duruşuyla dünyada saygınlık kazanmıştır. Dolayısıyla da burada eleştirilmesi gereken IŞİD’e silahları taşıyan, IŞİD’in yapılan suçlarına ortam sağlayan, ihmali suçları işleyen kişileri dile getirip IŞİD’i burada mahkûm etmektir. Bence bu noktada doğru tavır takınalım ve bu noktada gerçekleri tartışalım diye öneriyorum.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – PKK…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Size cevap vermeyeceğim.

Şimdi burada hâlâ tarihsel sorunlarımızın, Kürt halkının coğrafik yapısının, dilinin, kültürünün tartışıldığı, birtakım yorumlarla tartışıldığı yorumlara denk geldik, onları dinledik. Kürt sorunu sadece otuz yıllık, kırk yıllık bir sorun değildir, yüz elli yıllık bir sorundur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde başlayan, İttihat Terakki’yle devam eden, 1990’larda tırmanan ve bugüne kadar gelen çözülememiş, bu ülkenin tarihî sorunudur. Sadece bu ülkenin değildir; Suriye’nin, İran’ın, Irak’ın ve bir kısım Kafkasya’nın sorunudur. Dolayısıyla da açın Google’ı, açın Vikipedi’yi “Kürdistan nedir?” diye bir sorun. Karşınıza çıkan cevapları şu an okumak istemedim ama açıkça yazıyor. Diliyle, kültürüyle Hint-Avrupa dil grubuna ait bir dili kullanan coğrafik bölgenin adı, dört ülke parçasında bulunan bir ülkeden bahseder. Dolayısıyla İttihat Terakki’den başlayan bir dizi yasalar silsilesini de açmak gerekir. Takrir-i Sükûn’u kim çıkardı, Hıyanet-i Vataniye’yi, istiklal mahkemelerini? Temyiz kararları uygulanmadan, yani Mecliste idam kararı onaylanmadan ertesi gün infazı gerçekleştiren istiklal mahkemeleri neden kuruldu? 1990’lara geldiğimizde olağanüstü hâl kararları, olağanüstü hâl yönetimleri, devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler niye kuruldu? Kamusal alanda Kürtçe yıllarca neden yasaklandı? Benim ismim Kürtçe. Biliyor musunuz ben bu ismimle ilgili yaşadığım ayrımcılık hikâyelerini anlatırsam hepiniz utanırsınız. Eğitim yıllarımda okulda…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – 2002’den sonra yaşadın mı?

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Hayır. Eğitim yıllarımda okullarda “Neden ismin bu?” denen hikâyeleri size anlatırsam hepiniz utanırsınız. Bize Kürtleri, Kürdistan’ı anlatmayın, yaşadığımız ayrımcılığı bize anlatmayın. Biz bu tarihi…

AHMET UZER (Gaziantep) – Bağırma, bağırma!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bağırırım! Gerçekleri anlatıyorum. Dinleyin!

AHMET UZER (Gaziantep) – Bağırmadan konuş!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bağırırım! İstediğim şekilde konuşurum. Buna müdahale edemezsiniz.

AHMET UZER (Gaziantep) – Konuşuyorsun zaten.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ve bu arada, Sayın Başkan, AKP sıraları sürekli izahat getiren, sürekli insanları bir şekle şemale sokmaya çalışan yorumlardan da vazgeçsinler. Yani bırakın…

Evet, bu ülkede ifade özgürlüğünün olmadığını biliyoruz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nasıl konuşuyorsun? Nasıl konuşuyorsun?

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – İfade özgürlüğü olmasa burada konuşabilir misin?

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bunu yaşadım. Ama Mecliste de var.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sabahtan beri konuşuyorsun. İfade özgürlüğünün alasını yaşıyorsun, konuşuyorsun. Daha nasıl konuşacaksın?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim. Lütfen…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bakın, tabii ki yaşayacağım.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yaşa! Yaşa!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Senin gibi seçilmiş biriyim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yaşa diye zaten yol açtık biz size!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Sus ya! Konuşma ya! Konuşma!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen konuşma! Sabahtan beri konuşuyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bakın, bu ülkede insan haklarıyla ilgili…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İfade özgürlüğünün Allah’ını yaşıyorsun!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Tahammül edin, tahammül!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Tahammül ediyoruz. Kaç saattir tahammül ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Enç…

Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Tahammül edeceğiz, bu anlaşmalar çıkacak buradan!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – İnsan Hakları Sözleşmesi’yle ilgili bir konu tartışılıyor. Şu an ülkemizde başkanlık sistemi tartışılıyor. Yani yetkilerin tek kişide toplanması.

1215’te -benden önceki konuşmacılar atıfta bulunduğu için söylüyorum- Magna Carta’da kral kendi kendine yetkilerini azaltmıştır ta o tarihte. Ama 2016 Türkiyesi’ne baktığımızda yetkileri tek kişi elinde bulundurma, diktatörlüğü, diktatör rejimi oluşturmaya çalışan bir sistem var. Bu da böyle sakin sakin anlatılıyor, “Sistem değişmiştir.” deniliyor. Ama aslında…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah için doğru, bütün yüreğimle inanıyorum.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – 35 bin kişinin katilidir asıl diktatör!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Diktatörün kim olduğunu herkes iyi biliyor.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Diktatör olsaydı sen burada konuşamazdın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bu gerçekleri bu halktan saklayamazsınız. Bütün Türkiye, bütün Orta Doğu…

İlk konuşmamda değindim. Strazburg belgelerine göre ikincidir Türkiye; birinci Rusya, ikinci Türkiye’dir insan hakları ihlalleri noktasında. Bu raporu ben vermedim. Bu rapor niye verildi?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Eş Başkanınız Rusya’dan çıkmıyor.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Hayır, hayır…

Bakın, size bir rapor…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Kandil’de alıkoyduğunuz 350 çocuğun hesabını verin!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ya biz kadınlar çıkınca siz sadece konuşuyorsunuz!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Erkekler başka yerde, yapacak bir şey yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Orada laf atma memurları var.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ablukalarda yaşamını yitiren…

Ya, dinler misiniz!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Dinlemiyoruz!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Yani bu saatte gerçekler acı geliyor, farkındayım. Yani, maalesef, gerçekler bunlar.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Gerçek değil bunlar, iftira olduğu için tahammül edemiyoruz. İftira, iftira, iftira!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bunları dinleyeceksiniz, bu ülkede Kürtlerle barış masasına oturacaksınız. Bu masa kurulacak.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İftira ediyorsunuz, iftira!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bakınız, ne kadar inkâr ederseniz edin…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kürtleri kullanıyorsunuz, Kürtleri kullandırmayacağız artık size. Aradan çıkacaksınız!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ne kadar inkâr ederseniz edin…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sayın Başkan, tehdit ediyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Tehdit etme ihtiyacım hiç yok, gerçekleri dile getiriyorum. Bu ülkede Kürt meselesini yıllarca hiçbir hükûmet ortadan kaldıramadı.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Terör meselesi var, terör!

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Terör, terör!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla, bu sorunu çözmek durumundadır. Bugün bile bu sorun çözülürse yüzyıl sonra bu insanların hafızalarından, işkence gören çocukların hafızalarından bu tarihi silemeyeceksiniz; bu tarihi, bu hikâyeleri, bu acı dolu hikâyeleri unutturamayacaksınız.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ben unutturmayacağım ya!

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Onun için, tez elden diyoruz ki bir an önce yaşanan hukuksuzluklara son verelim.

Bakın, bugün elimde bir rapor var 28/01’de hazırlanan. “Sokağa çıkma yasağı” adı altında sürdürülen ablukalar da Cizre, Silopi, Sur olmak üzere 3 ilçede devam etmektedir; bir de ilan edilmeyen, fiilî olarak uygulanan il ve ilçelerde devam etmektedir, benim milletvekili olduğum il gibi. Günde en az kaç helikopterin geçtiğinin, kaç akrebin geçtiğinin sayısını size veremeyeceğimiz oranda ablukanın yaşandığı birçok ilden bahsedeceğim.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Evet, yeni hendekler kazılmasın diye, yeni bombalar döşenmesin diye yapıldı, yapılmaya da devam edecek.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bakın, devlet eğer o bölgeyi gözden çıkartmışsa, Kürtleri ve o bölgeyi gözden çıkartmışsa bunu açık açık söylesin. Fiilî olarak zaten biz bunun yapıldığını çok net görüyoruz. Bir bodrumda insanlar şu saat itibarıyla -bakın, saat 01.32- hâlâ hastaneye kaldırılmamışsa devletin bu bölgeye ilişkin uyguladığı ayrımcılık politikalarının en önemli örneğidir kesinlikle.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Onun için mi devletin ambulansını istiyorsunuz?

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Suruç katliamında 33, Zergele katliamında 8, Ankara katliamında 100 can olmak üzere 141 kişi hayatını kaybetmiştir.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne katliamı?

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Cizre’de son yasak 14/12/2015’te ilan edildi. Kırk altı gündür devam eden ablukada 69 kişi yaşamını yitirdi, Silopi’de 28 kişi yaşamını yitirdi, Sur’da 19 kişi hayatını yitirdi.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Dağda 350 çocuk alıkonuldu.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla, bütün bu ölümlerin müsebbibi AKP, AKP Hükûmetinin yanlış politikalarıdır.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kaç tane polis, kaç tane asker şehit oldu; onu söylesene!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – AKP Hükûmetinin şiddeti tırmandıran politikaları nedeniyle bu ülkede kan dökülmeye devam ediyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kaç tane polis, kaç tane asker şehit oldu? Bir kere de onu söylesene oradan! O kürsüden, yüreğiniz yetiyorsa bir kere de onu söylesenize! 2,5 aylık çocuğu babasız bırakan PKK’lı itleri söylesene! Söylesene onları da!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla, bizler barış demeye devam edeceğiz. Bizler insan haklarını her zaman savunacağız.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Siz barışın b’sini diyemezsiniz be!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İnsan hakkını savunmuyorsun ama teröristin hakkını savunuyorsun! İnsan hakkı değil, öyle bir insan hakkı yok!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Çünkü Kürtler bu ülkenin en barışçıl, en demokratik halkı olarak tarihsel rolünü oynayacaktır.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Eşit tutun teraziyi; eşit, eşit, eşit!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Kürtler bu tarihin akışını değiştirecektir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şehitler ölmez!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Faşistsiniz, faşist! Siz faşistsiniz, Kürt milliyetçiliği yapıyorsunuz.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Çünkü barışçıl politikaları Orta Doğu’nun en yerleşik, en kadim halkı olarak politikalarınıza “Dur!” diyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla, çok da kendinizi yormayın.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz yormayın, biz rahatız!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Eğer yapabilecekseniz, eğer “Biz bu ülkenin Meclisiyiz.” diyorsanız…

BAŞKAN – Sayın Irgat, süreniz doldu.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – …buyurun çözüm diyoruz, buyurun bu sorunlarımızı çözelim diyoruz ama böyle bir talebiniz yok.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Biz de çözüm diyoruz, aynı şeyleri söylüyoruz. Hendekleri kapatın, silahları bırakın!

BAŞKAN – Sayın Irgat…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla da AKP Hükûmeti… (HDP sıralarından alkışlar)

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Kaçırdığınız 350 çocuk nerede? Hani çocuk hakları?

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulun sevgili emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Oradan bağırmadan konuşalım.” sesi)

Öncelikle, nasıl konuşacağıma ben karar veririm. Bu benim kararım, benim yaklaşımım, istediğim gibi yaklaşabilirim.

Değerli milletvekilleri… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, sizleri laf atma memuru olarak tayin edenlere söyleyin, çıkın burada konuşun, öyle laf atmayın. (HDP sıralarından alkışlar) Laf atmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bizde öyle memur falan yok ama sizde emir aldığınız yerler varsa o başka!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sizin gibi değiliz biz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bakın, siz görevlendirmişsiniz sanki. Daha ben cümlelerime başlamadım, daha bir şey söylemedim. Ne söyledim?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Saray korosu onlar, saray korosu.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bu sıradakilerin hepsi milletvekilleri.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, lütfen hatibe müdahale etmeyelim.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Başkan, susturun lütfen!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Yalnız, Sayın Hatip, herkes milletin iradesiyle, özgür iradesiyle burada. Kimse memur değil, herkes milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bravo Başkanım!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Ama daha başlamadan laf attılar, daha ben bir cümle etmedim ki.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz buraya çıktığımızda her zaman diyorlar ki: “Kürtlere biz TRT Şeş’i açtık. Kürtlere haklarını tanıdık.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yalan mı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bugün Kürtler hâlâ ana dilinde eğitim yapamıyorlar, kendi dillerinde eğitim yapamıyorlar. Kendi dilleriyle eğitimin önü tıkalı. Biz diyoruz ki: Bu coğrafyada yaşayan hiç kimsenin kendi diliyle eğitim hakkını kesemezsiniz. Eğitim hakkı herkesin hakkıdır. Bu, insanın doğuştan gelen bir hakkıdır; sizlerin, birilerinin bahşetmesi gereken bir hak değil. Nasıl ki Türkçe eğitim yapılabiliyorsa, nasıl ki Türkçeyle her türlü aktivite yapılabiliyorsa Kürtçe de aynı haklara sahip olmalıdır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Önceden var mıydı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Kürtçe de Allah’ın verdiği bir dildir. Bu, yaklaşık -Orta Doğu’da- 40 milyon insanın konuştuğu bir dildir.

Değerli arkadaşlar, diyorlar ki: “Biz Kürtçe enstitü açtık.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yalan mı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Şu anda o Kürtçe enstitünün müdürü bizim vekilimizdir. O Kürt enstitüsünün adını bile doğru dürüst koymadınız, “Yaşayan Diller” diye koymak zorunda kaldınız. Niye? Çünkü “Kürtçe” demek içinizden gelmiyor, çünkü hâlâ Kürtlerin kendi özellikleriyle var olmasını içinize sindiremiyorsunuz. Peki, ne oldu o Kürt enstitüsüne? Orada yüksek lisans…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Yalnız oraya bir tane adam bulamadık. Sen çocuğunu gönderip okuttun mu oraya?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Görevini yapmaya devam et.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen yapıyorsun, o da yapıyor o zaman. Senin yaptığın ne?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Orada yüksek lisans, doktora yapan gençlere Kürtçe öğretmeni olma hakkı verdiniz. Hem de nasıl? Seçmeli öğrenci olacak.

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Niye öğrenci göndermediniz o zaman?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Hangi ana dil kendi halkına, o halka seçmeli olarak veriliyor? Bunun başka bir örneğini dünyada gösterebilir misiniz, var mıdır böyle bir örnek?

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Dershaneleri niye kapattınız, dershaneleri, Kürtçe dershanelerini?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Kürtler kendi ana dilleriyle eğitim hakkından asla vazgeçmeyecek.

Değerli arkadaşlar, oradan mezun olanlar, maalesef, öğretmen yapılmadı. Şu anda onlar hâlâ sokaklarda geziyorlar ve şu anda Kürtçe öğretmenlerinin ataması yapılmamakta, Kürtçeyle eğitim yapılmamakta. Dolayısıyla, siz “Şu hakkı verdik, bu hakkı verdik.” diyorsunuz, sadece kağıt üzerinde birtakım şeyleri, görüntüyü kurtarıyorsunuz. AKP’nin başından beri yaptığı algı yönetimidir. Bu Kürtler için de aynı, Türkiye halklarının diğer sorunları için de aynı...

Bakın, biz bu torba yasayı görüşürken emniyet müdürlerine, bilmem, şuraya buraya artış yapıyordunuz. Artış ne kadar? 40-50 lira, aslında fazla bir şey değil. Ama niye? Bir psikolojik savaş ortamı yaratmak ve onları savaştırmaya zorlamak. Aynı şeyi Kürtçe eğitimle ilgili de yapıyorsunuz. TRT Şeş bugün olmuş AKP’nin borazanı ve sadece ve sadece dinî eğitim yapıyor. (AK PARTİ sıralarından “Rahatsız mı oldun?” sesleri, gürültüler)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Zoruna mı gitti?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Başka hiçbir şekilde, ne dilin gelişmesi ne kültürün gelişmesi ne de Kürtlerin kendi özelliklerini yapan bir eğitim değil.

Zorumuza gitmiyor, onu biz söke söke aldık, onu biz sizden almadık.

MEHMET HABİB SOLUK (Sivas) – Ne söke söke aldınız, AK PARTİ verdi.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bugün Kürtçe yayın yapan onlarca televizyonunu Kürtler kurdular; size rağmen kurdular; hiç bundan gocunmayın. Biz bugüne kadar ne hak verilmişse sizden almamışız, biz kendimiz onun mücadelesini verip almışız, onun mücadelesini vermeye devam ediyoruz.

Dolayısıyla, biz Kürtler ana dilde eğitim hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Ana dilde eğitim, bir insanın aynen anne sütü gibi, kutsaldır. Onun için, değerli arkadaşlar, siz şu anda eğer Kürtlerle gerçekten samimi ilişkiler kurmak istiyorsanız Kürtlerin taleplerine kulak kabartmak zorundasınız. Onun için de başlayacağınız yer ana dilde eğitim hakkını tanımaktır. Kürtçe eğitimin önünü açmalısınız, aksi takdirde bu mücadeleye biz devam edeceğiz, biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Silahla mı devam edeceksin, silahla mı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Şimdi, Kürtler şu anda artık eğitim kurumlarını kendileri kuruyorlar sizin yasalarınıza, sizin engellerinize rağmen. Bugün Kürtlerin kendi dilleriyle eğitim yapan okulları var, yapıyorlar; Cizre’de de yapıyorlar, Diyarbakır’da da yapıyorlar, Silopi’de de yapıyorlar size rağmen. Biz, halk olarak artık hiçbir şeyi sizden beklemeyeceğiz, kendimiz fiilî olarak buna başlıyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz, bunun mücadelesini vermeye devam ediyoruz.

Şimdi, Kürtler söz konusu olduğu zaman “Nasıl engellerim, algıyı nasıl yönetirim?” ve kendinize yakın birtakım insanlar üzerinden sanıyorsunuz ki Kürtleri temsil ediyorsunuz, etmiyorsunuz değerli arkadaşlar, etmiyorsunuz.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ya siz mi ediyorsunuz?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Bakın, temsil ediyorsanız bugün Silopi’de insan kalmadı. Niye bir vekiliniz gitmiyor oraya? Cizre’de insan kalmadı. Niye bir vekiliniz gitmiyor acaba bu insanlar ne yaşıyor diye? Van’a niye gitmiyorsunuz, Hakkâri’ye niye gitmiyorsunuz? Sizler orayı kendinize ait görmüyor musunuz? Bu Meclis o insanların da temsiliyetini sağlamıyor mu? İlla ki oranın vekilleri olmanız gerekmiyor. Bakın, ben Antep vekiliyim ama ben Cizre’ye de gittim, Şırnak’a da gittim, başka yerlere de gittim; ben halkımın mücadelesinin yanında oldum. Sizler de eğer gerçekten bu halkı kendinizden görüyorsanız lütfen gidin, Silopi’de, Cizre’de bu halk neyle karşılaşıyor, Sur’da neyle karşılaşıyor görün. Keşke burada Diyarbakır vekiliniz olsaydı, size Sur’u anlatsaydı ama maalesef size o halkın yaşadıklarını anlatmıyorlar. Siz o halkın sorunlarının çözüm adresi değilsiniz çünkü kendinize ait görmüyorsunuz ve orada şu anda yaşam hakkı dâhil, seyahat hakkı dâhil, eğitim hakkı dâhil tüm haklar gasbedilirken bu Mecliste oturmuşsunuz ha bire bana laf yetiştirmeye çalışıyorsunuz, görevlendirilmiş memurlar gibi sürekli laf yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Eğer çözüm istiyorsanız, burada değil, gelin bir komisyon oluşturalım, gidelim bölgeyi yerinde görelim. Niye bundan kaçınıyorsunuz, beraber gidelim?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Orada zaten devlet var, Hükûmet var; niye öyle yapalım?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Siz çünkü temsil etmediğinizi biliyorsunuz. O halkın yüzüne dönüp söyleyeceğiniz bir tek kelimeniz yok ama o halkın acılarını biz yüreğimizde hissediyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Onun için mi koruyorsun terör örgütünü? Onun için mi tuzak kuruyorsun Kürtlere?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Onun için, biz o halkın yanında olmaya devam edeceğiz. Biz o halkın her zaman yanında olduk, yanında olmaya devam edeceğiz.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Tedavi olunan hastanelere roket atanın, okula bomba atanın adına konuşuyorsun; hangi hakla konuşuyorsun!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Bombayı kimin attığını sen araştır, sen araştır bombayı kimin attığını. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Neyi araştıracağız ya!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Şimdi bakın sabahtan beri diyoruz ki: “Cizre’de şöyle bir şey var.” Diyorsunuz ki: “Teröristler atıyor.”

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Hepsi dışarıdan gelenler bizle alakası yok!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Ben şunu söylüyorum: Oraya giden her zaman olduğu gibi ambulansa ateş eden resmî üniformalılardır. (AK PARTİ sıralarından “Yalan, yalan!” sesleri, gürültüler)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Yalan! Yalan! Terörist onlar.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Siz kim diyorsanız odur. Resmî üniformalılar ateş ediyor. Bakın bunun kanıtları var. İllaki de öğrenmek istiyorsanız Başbakanınıza sorun, bakanlarınıza sorun, İçişleri Bakanına sorun, Başbakan yardımcısına sorun. Onlar ne yaşandığını biliyorlar. Biz biliyoruz değerli arkadaşlar. Orayı yönetmiyorsunuz, orayı özel bir gladyoya teslim etmişsiniz. Onların üzerinde sizin de erkiniz yok, biz bunu biliyoruz, AKP Hükûmetinin de bir erki yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Orayı yöneten özel bir gladyodur. Oraya sürdüğünüz zaman da muhtemelen bir anlaşma yapmışsınız, “Asla size karışmayacağız.” demişsiniz ve bu anlaşma üzerine şu anda lafınızı geçiremiyorsunuz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kürtlere eziyet eden sizlersiniz, burada da çıkmış “Ambulans gelmedi.” diyorsunuz, yuh size ya!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Siz görevli memurlar olarak görevinize devam edin, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen PKK’nın memurusun, PKK’nın!

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ben milletin memuruyum, gayet de memnunum milletin memuru olmaktan.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı!

BAŞKAN – Sayın Demirel yine olmadı çünkü konuşmacı var.

Gruplar adına ikinci söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar; İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum ve insan haklarına saygılı olan bütün milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, uzunca bir çalışma günü içerisinde burada çok ciddi insan hakkı ihlalleri yaşandığını gördüm, eminim sizler de gördünüz. Bugün şehitlerimiz toprağa verilirken, Türkiye'nin her yerinde insanlar ölürken şuradan gerekli gereksiz sataşıp arkasından gülen arkadaşlarımız insan hakkı ihlali yapmışlardır. Bundan daha büyük insan hakkı ihlali de olmaz.

AHMET UZER (Gaziantep) – Yapma be!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İnsanlar ölürken gülemezsiniz, gülmeyeceksiniz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sağa bak, sağa.

AHMET UZER (Gaziantep) – Gülen sizsiniz be!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sağ tarafa bakar mısınız.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başka bir arzun var mı?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bizim nasıl mücadele ettiğimizi biliyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Laf atabilirsiniz. Attığınız lafı yüreğinizde hissediyorsanız başım üstüne ama lafı attıktan sonra kakara kikiri gülerseniz bunun adı insan yaşamına saygısızlıktır.

Bakın, hiç lafı eğip bükmeyeceğim, size bazı rakamlar vereceğim. Burada hiç bağırmamıza gerek yok. Bu rakamlar, benim şahsımın veya partimin ürettiği rakamlar değildir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Niye bağırıyorsun? Niye bağırarak konuşuyorsun o zaman?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizler, bu rakamları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden veyahut da insan hakları derneklerinden, vakıflarından elde edebilirsiniz. Sadece rakamları okuyacağım ve Türkiye'yi nereye getirdiğinizi sizlerin görmesini isteyeceğim.

Bütün bu rakamlar 2003 yılı ile 2014 yılı arasındaki Türkiye'nin karnesidir. Bakın, insan hakkı ihlallerini konuşuyoruz değil mi? Lafı hiç öyle çok uzatmaya gerek yok. 167 ülke arasında özgürlükler açısından 132’nci sıradayız; keşke olmasak, bunları söylerken hoşuma gittiğini filan zannetmeyin.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Raporları kim hazırlamış?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yani, işte “Hükûmeti sıkıştırdık, bak özgürlükler açısından dibe vurmuşuz.” demek benim hoşuma gitmiyor ama bu rakamları...

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Raporları kim hazırlamış?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – ...sizlere bir kere daha anlatmak mecburiyetindeyim.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kim hazırladı? Raporlar kimin raporuydu?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bütün bu raporları istediğiniz şekilde size takdim edebiliriz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kimin raporu? CHP’nin raporu mu?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hiçbir şekilde bir yerden rapor bulmanıza da gerek yok. Önünüzdeki akıllı telefonlara girdiğinizde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden tutun da hem Avrupa’da hem dünyada insan hakları derneklerinin…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kimin raporu Beyefendi?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …ve vakıflarının araştırmalarından bulabilirsiniz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kimin raporu olduğunu söyleyin de bir öğrenelim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İfade özgürlüğü açısından 197 ülke arasından 137’ncisiniz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – CHP’nin raporu mu? Kimin raporu bu? Kimin raporu Beyefendi, onu söyleyin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben size acı bir tablo anlatırken lütfen attığınız lafların da biraz değeri olsun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Öğrenmek istiyor arkadaş.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bilgi istiyor arkadaş.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben size konuşmamın başında bu rapor bize ait değil…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kime ait?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …grubumuza ait değil; bu rapor insan hakları vakıflarının…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hangisi?

AHMET UZER (Gaziantep) – Hangi vakıflar?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Hangi vakıfların?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …insan hakları derneklerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin raporlarıyla tespit edilmiş rakamlardır.

AHMET UZER (Gaziantep) – Niye saklıyorsun?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Keşke bu rakamlar yanlış olsaydı, keşke bu rakamlar böyle olmasaydı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim. Katılıp katılmamakta serbestsiniz ancak hatibin insicamını bozmayalım.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İnternet konusunda kısmi özgürlüklerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Hadi, buna da bir şey bulmanıza gerek yok. Cinsiyet eşitsizliği açısından 142 ülke arasında dünyada 125’inciyiz arkadaşlar.

Arkadaşlar, bu rakamların sizi rahatsız ettiğini görüyorum. Rahatsız olmanıza da biraz seviniyorum çünkü bunları ciddiye aldığınızı da görüyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Niye rahatsız olalım.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Kadın iş gücü katılımı açısından 142 ülke arasında 128’inciyiz arkadaşlar. Keşke olmasaydık.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Allah Allah!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Evet, Allah Allah! Keşke olmasaydık, keşke en güzel yerlerde olsaydık ama on üç yıldır bu ülkeyi yönetip size birisi karne verdiği zaman “Allah Allah” diyenler…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, kim verecek Türkiye’ye karneyi? Bize karneyi millet verdi, millet! Yüzde 50’yle verdi.

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Halk veriyor karneyi, halk veriyor, halk!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …ancak bütün ders yılı boyunca yatan, sonra karnesinde zayıf görüp de “Allah Allah” diyen çocuklara benziyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Atıcı, lütfen siz de milletvekillerine bu tür sataşmalarda bulunmayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Parlamentoda parlamenterlerin saygısı açısından bir araştırma yapılsa herhâlde sizler sonuncu olursunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İnsan haklarından bahsediyorsunuz ama gülüyorsunuz. Bak, biraz evvel insan haklarından bahsederken güldünüz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Karneyi gördün mü, karneyi? Karneye bak, karneye.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çocuk yoksulluğunda maalesef ülkemiz son sıradadır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yakalandınız, yakalandınız!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çocuk yoksulluğu konusunda ülkemiz maalesef son sıradadır, bunu da bir kere daha söylüyorum. Ülkemiz çocuk gelinler açısından, maalesef çocuk gelinlerin sıklığı açısından dünyada 3’üncüdür, gülün buna da; buna da gülün.

AHMET UZER (Gaziantep) – Sizin mirasınız, sizin mirasınız.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çocuk kadınlar, çocuk gelinler açısından dünyada 3’üncüyüz.

İnsan hakları ihlalleri konusunda başarılıyız, üstlerdeyiz, 5’inci sıradayız.

Gazetecilere karşı kötü muamele açısından ilk 3’e girmişiz, çok güzel. 117 ülke arasında 3’üncüyüz.

Bakın, arkadaşlar, yiğit olmak önemli bir şeydir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Aynen öyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yiğitçe, benim bu söylediklerimi çıkıp delikanlıca bu kürsüde eleştireceksiniz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kaynağı bir söyleyin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Oturduğunuz yerde, oradan ahkâm kesmek çok da işe yaramıyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kaynak göster, kaynak.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – O nedenle, bu kürsü boş geçiyor. Bakın, her maddede konuşabilirsiniz, her maddede önerge verebilirsiniz, şahsınız adına konuşabilirsiniz ama siz buraya gelip bilgiyle, donanımla, deneyimle konuşmak yerine oturduğunuz yerden, çıkan her hatibe laf atıyorsunuz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kaynağı bir söyleyin bilelim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bunlar Parlamento tarihinde hiçbir işe yaramadı.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Raporun kaynağını öğrenmek istiyoruz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Rapor kimin, rapor?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 24’üncü Dönemde sizin gibi burada laf atan arkadaşlarımızın hiçbirisi bugün bu Parlamentoda değiller, sizin gibi burada sesini yükselten arkadaşlarımız bakan olamadılar. O nedenle, eğer bundan bir menfaat bekliyorsanız hiç buna tevessül etmeyin çünkü işe yaramıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, dünyada doğumda, doğum sırasında anne ölümü açısından 183 ülkede 142’nciyiz arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bırak, o doğru bir şey değil ya! Bırak ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 142’nciyiz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hayır, ilk defa mı duyuyorsunuz?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bebek ölümü açısından durum son derece vahim, en çok bebeğin öldüğü ülkeler arasındayız, 221 ülke arasında 84’üncüyüz.

AHMET UZER (Gaziantep) – Sizin mirasınız, sizin mirasınız Türkiye’ye.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - İş kazaları en önemli insan hakkı ihlalidir. İş kazaları konusunda Avrupa’da 1’inciyiz, dünyada 3’üncüyüz. Ya, keşke bunlar böyle olmasaydı, vallahi üzülüyorum, billahi üzülüyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, ne kadar üzülüyorsun, gözlerin yaşarıyor!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ramazan ağabey, sen Uranüs’ten mi seçildin, sen Mars’tan mı seçildin? Bunlar dünyanın bildiği rakamlar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Yolsuzluk algı endeksi… Bakın, bizim ülkemizde yolsuzluk algısı, yolsuzluk algı endeksi açısından 38 ülke arasında Avrupa’da 27’nci sırada bulunuyoruz.

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – 2002 rakamlarını ver, 2002.

AHMET UZER (Gaziantep) – Biraz da 2002’den ver sen rakamları.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Şimdi, siz bana insan hakkı ihlallerinden Türkiye’nin karnesinin iyi olduğunu söyleyemezsiniz. Edep yahu! Edep yahu!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Millet takdirname verdi, millet takdirname verdi bize, elhamdülillah.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bu kadar size güvenen bir millet varken, demin “Bizim karnemizi millet veriyor, bize yüzde 50 oy veriyor.” derken bu yüzde 50 oya layık olmak mecburiyetindesiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Niye veriyor millet acaba?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Eğer siz bu yüzde 50 oya layık olmaz iseniz daha önce sizin ağabeylerinizi, Anavatan Partisini, Doğru Yol Partisini nasıl tokatlayıp tarihin karanlıklarına gömdüyse bu aziz millet, sizi de gömecektir, sizi de gömecektir! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Eğer siz bu oylara layık olmaz iseniz siz tarihin tozlu sayfalarında yerinizi alacaksınız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bize anlatma, millete anlat bunları, millete.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Ben size yiğit olun dedim, ben size yiğit olun, gelin bu kürsüden cevap verin dedim. Varsa bir yiğitliğiniz çıkın şu kürsüye, delikanlıca konuşun.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Nerede Namık Kemal?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Burada oturduğunuz yerde kalkıp da bağırmanın, sürü psikolojisiyle davranmanın bir anlamı yoktur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen… Sayın Atıcı, lütfen, olmuyor ama! Bir milletvekiline yakışan bir dil değil bu.

AHMET UZER (Gaziantep) – Yuh be, yuh! Yuh sana!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sandık gelir, bir tokat daha yersiniz, alışıksınız nasıl olsa. Bu millet size tokat atmaktan bıkmadı.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arıyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yoktur Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Atıcı, sözlerini bitirirken…

AHMET UZER (Gaziantep) – O sürünün içinden gelen sensin! Terbiyesiz!

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sürü psikolojisiyle davranıyorsunuz diyerek son derece ayıp, kendisine yakıştıramadığım bir ifadede bulunmuştur, kendisini öncelikle kınıyorum. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın 27 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Atıcı burada çeşitli rakamlardan söz etti.

AHMET UZER (Gaziantep) – Sürünün içinden çıkan çok adamlar gördük. Ayıp sana, ayıp!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatip kürsüde, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Biz her türlü eleştiriyi dinleriz; elbette, Peygamberimiz’in dahi kendisini eleştirilebilir olarak gördüğü bir gelenekten gelmiş bir kültürün çocukları olarak da eleştiriden gocunmayız. Fakat, böyle, eleştiri adına konuşurken gelip sözleri sonuçta “sürü psikolojisi” gibi bir lafa bağlamak yahut da çeşitli jest ve edalarla tahkir edici bir tarzda konuşmak kabul edilemez, eleştiri olarak sayılmaz, kesinlikle uygun değildir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kaldır başını biraz bak, utanç herif! Kaldır başını bak, sana söylüyorum!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bana mı diyorsun? Terbiyesizleşme! At bakalım hadi, bir o eksikti zaten. Yakışır sana! Şiddet de yakışır, insanlık dışı muamele de yakışır! Terbiyesiz adam!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yerinizden niye konuşuyorsunuz ya? Yerinizden konuşmayın, dinleyin.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, fiilî saldırıda bulunuyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sayın milletvekilleri burada…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biraz evvel öyle diyordunuz, yerinizden konuşmayın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben müdahale ediyorum, lütfen…

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Burada, medeni bir ortamda, 12 tane uluslararası sözleşme var. Sayın Atıcı da biliyor ki bu sözleşmeleri bugün çıkartarak Meclisi kapamak niyet ve iradesiyle bir anlaşma söz konusu. Şimdi, gelip burada “Çıkın, konuşun, önerge verin, yapın edin.” demek bunu bilerek yapılan açık bir provokasyondur, uygun da değildir.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cevap vereceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Şu yüzünü öbür tarafa dön ya da arkadaki adama konuş.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, istirham ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Açıklama istiyor musunuz, doğrudan…

BAŞKAN - Buyurun, ne dedi sizin grubunuza yönelik?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Provokasyon yapmakla suçladı, “provokasyon” dedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ama Sayın Atıcı’ya söyledi, sizin grubunuzu ilzam etmedi ki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır; “bir anlaşmaya rağmen” diyerek grubumuzun yapmış olduğu veya…

BAŞKAN – Buyurun o zaman, grubunuza yönelikse grubunuza yönelik.

Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biraz önce grubumuz adına söz kullanan arkadaşımız, Hocamız Sayın Aytuğ Atıcı’nın konuşması sırasında…

MEHMET ALTAY (Uşak) – Ne hocası lan! İnsana “sürü” diyen bir insandan hoca mı olur ya? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Dur bakalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Lan” diyor, Sayın Başkan, böyle bir usul olmaz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bu ne ya! Ayıp ya, ayıp!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Özel, siz buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Süreyi lütfen bir baştan başlatın da…

BAŞKAN – Buyurun; Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Hayır, şu süreyi baştan…

BAŞKAN – Tamam Sayın Özel, buyurun, konuşun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Burada gerilmiş olan bir ortamda bu görüşmelerin sürmesine imkân tanımak üzere buraya gelmişken, Allah aşkına, kimse bir grup başkan vekiline böyle şeyleri söyleyecek bir durumda olmasın.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Ya, arkadaş, bir özür dile, bir özür dilesene.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Şunu söylüyorum, bir: Biraz önce… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Özür dilesene, özür.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben konuşuyorum, bir durun, bir dinleyin iki dakika! (AK PARTİ sıralarından “Bağırma!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dinleyin ama dinleyin bir, dinleyin.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ya, biz sizin grup başkan vekilinizi dinliyoruz ama. Biz sizin grup başkan vekilinizi dinliyoruz, siz de saygı duyun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sen kendi adamına söyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ya, böyle bir şey olur mu ya! Ya bir dur! Böyle bir terbiyesizlik yok! Karşıda bir grubun adına birisi var.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Özür dile, özür.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Bak, biz size saygısızlık yapmıyoruz ama.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dinleyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Böyle bir şey olur mu ya! Böyle bir şey olur mu, gözünüzü seveyim ya!

Bakın, arkadaşlar, bu Meclis on iki saattir çalışıyor, on iki saattir çalışıyor aralıksız; bu Meclis şu anda çalışıyor çünkü geçen hafta kar yağarken, sizler evlerinize dönerken buzda başınıza bir şey gelir diye endişe eden 4 grubun başkan vekili şöyle bir şey konuştu: Bir toplantı yapacağız, bu hafta 68 sıra sayılı Kanun geçecek, geçerken bizler -MHP ve biz- grup önerisi vermeyeceğiz, 12 tane de uluslararası sözleşme görüşülecek. Grup başkan vekillerinizin yüzü burada, ne söz verdiysek arkasında durduk. Bunu bugüne özgü bir söz olarak anlaşma gibi düşünmeyin, o gün sizin sağlığınız için yaptık. Biraz önce kullanılan ifade siyasi bağlamda düşünmeden toplu hâlde hareket etmenin nitelenmesi manasındadır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Tevil etme, tevil etme! Onun ne olduğunu biliyoruz biz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunun dışında kimse dönüp de size “sürü” demedi.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Özgür Bey, yapmayın öyle, lütfen, öyle demedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Sürü psikolojisi” siyaset terminolojisi içinde kullanılmıştır.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Hayır, öyle değildi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunun dışında bir alınganlık varsa o alınganlığı arkadaşım adına, grubumuz adına değil, hepinize kendim söylüyorum: “Sürü” kelimesini oluşturan bileşenler üzerinden bir anlam düşündüyseniz öyle bir şey yok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …öyle düşünenlerden ben özür dileyeyim ama “sürü psikolojisi” lafı düşünmeden, toplu hâlde hareket etmektir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:02.16

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/319) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 27) (Devam)

BAŞKAN – 27 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler bitmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Değişiklik Getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                     :   195

Kabul                                           :   191

Ret                                              :       4  (x)

 

                       Kâtip Üye                        Kâtip Üye

                    Fehmi Küpçü                    Sema Kırcı

                          Bolu                           Balıkesir”

Böylece, tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

6’ncı sırada bulunan Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/320) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 28) (x) 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 28 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan.

Buyurun Sayın Aydoğan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Bugün Gençlik ve Spor Bakanlığının bütçesi konuşuldu, görüşüldü Plan ve Bütçe Komisyonunda. Orada iktidar partisinden bir milletvekili arkadaşımız, bütçe görüşmeleri sırasında eleştirisel bir yaklaşımla, Eş Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’ın “Sırtımızı PYD’ye dayadık, sırtımızı YPG’ye dayadık.” şeklinde yaptığı bir konuşmadan alıntı yaparak eleştirdi. Komisyon toplantısında vakit olmadığı için orada cevap verememiştim, şimdi buradan bu konuyu da cevaplayarak bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Eş Başkanımız, doğrudur, Suruç’ta, Kobani özgürleşmesinin kutlandığı bir günde bir konuşma yaptı, yaptığı konuşmada “Biz sırtımızı YPG’ye dayadık.” diye ifade etti. Zaten bu ifadeyi kullandıktan sonra -sizin de hatırlayacağınız gibi- özellikle başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Sayın Başbakanın da, bazı milletvekillerinin de yaptığı değerlendirmeler oldu. Değerlendirmeler eleştirisel düzeyin zaman zaman dışına çıktı, bir tehdit, şantaj, hedef göstermeye kadar dönüştü. Ama ne olursa olsun, biz Halkların Demokratik Partisi olarak şöyle düşünüyoruz: PYD, YPG ve YPJ bize göre bir terör örgütü değildir. Biz, YPG’yi, PYD’yi, YPJ’yi bir terör örgütü olarak görmüyoruz. Bunu görmeyen sadece biz değiliz. Örneğin Fransa, YPG’yi, PYD’yi en üst düzeyde yani Cumhurbaşkanlığı düzeyinde Elysees Sarayı’nda misafir etmiştir, konuk etmiştir. PYD Eş Başkanı Sayın Asya Abdullah, yine YPG komutanlarından bir kadın askerî kıyafetleriyle Fransa’ya gitmiş, Elysees Sarayı’nda Cumhurbaşkanlığı tarafından en üst düzeyde ağırlanmıştır.

Yine bugün PYD’yi, YPG’yi ABD terör örgütü olarak görmemektedir. İşte, en son, ABD’li bir yetkili Türkiye’ye geldiğinde, ısrarla Sayın Başbakan “Bizim için PYD ile PKK aynıdır, bizim için PYD, PKK, IŞİD aynıdır. O nedenle, biz, PYD’nin Cenevre’deki görüşmelerde yer almasını istemiyoruz, kabul etmiyoruz.” demesine rağmen ABD “Biz, PKK’yi terör örgütü olarak görüyoruz ama PYD’yi, YPG’yi terör örgütü olarak görmüyoruz.” demiştir. Yani sizin PYD’yi, YPG’yi terör örgütü olarak görme durumunuz, tanımlama durumunuz olabilir. Demek ki “terör” tanımı, “terörizm” tanımı herkes için ayrı ayrı, herkes için farklı farklı. Sizin terör örgütü olarak gördüğünüz bir yapılanmayı bir başkası terör örgütü olarak görmüyor. Dünyada da zaten bu konuyla ilgili yapılmış tam bir tanımlama yok. O nedenle, yani bizim yaptığımız bu konudaki değerlendirmelere böyle açıktan, cepheden ağır bir dille, eleştirisel bir dille saldırmak, YPG’nin, PYD’nin, YPJ’nin terörist bir örgüt olduğunu göstermez. Yani bu konuda çok çabalıyorsunuz, çok çalışıyorsunuz, böyle dört bir koldan bir çalışma yürütmeye çalışıyorsunuz ama buradan sonuç alamazsınız.

Şimdi ben şunu söylüyorum: Biz, PYD’ye, YPG’ye neden terör örgütü demiyoruz, neden terör örgütü olarak görmüyoruz? Bu çok önemlidir.

Bakın değerli arkadaşlar, 19 Temmuz 2012’de Suriye’deki iç savaşta, orada yaşayan Kürtler yani Rojava’da yaşayan Kürtler ne Esad’ın yanında yer aldılar ne de diğer güçlerin yanında yer aldılar, kendileri üçüncü bir yol, üçüncü bir çizgi izlediler ve özgürlük devrimlerini 19 Temmuz 2012’de ilan ettiler. Suriye’deki Kürtler kadar Esad’dan çekmiş, Esad rejiminden çekmiş başka bir halk topluluğu var mıdır orada?

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) - Şu anda berabersiniz ama.

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) - Dilleri yasaklanan Kürtlerdir, kimlikleri verilmeyen Kürtlerdir; üniversiteye gidemeyenler, okuyamayanlar, eğitim görmeyenler Kürtlerdir. Kendilerine bu kadar büyük zulmü yapan, bu kadar büyük asimilasyon politikasını uygulayan Esad rejimiyle mi birlikte olacaklar? Beklenti nedir? Beklenti şuydu: PYD, YPG özgürlük devrimlerini ilan ettikten sonra Esad rejiminin burada ilan edilen özgürlük devrimine saldırmasıydı, beklenen oydu ama beklenen olmadı, öyle olmadı. Kim saldırdı? 2012’ye bir bakın. El Nusra, El Kaide çeteleri geldiler, Rojava’da Kürtlerin oradaki halklarla birlikte; Alevilerle, Süryanilerle, Keldanilerle, Araplarla birlikte ortak ilan ettikleri bu devrime saldırmaya başladılar. Bütün bunları yaparken de nereden güç aldılar biliyor musunuz? 2012 yılında -en az iki ayımı, üç ayımı Ceylânpınar’da geçirmiş bir kişi olarak söylüyorum- evet, bizim Ceylânpınar sınırından rahatlıkla gelip geçerek, onların gelip geçmesine imkân sağlandığı için lojistik desteklerini, her türlü desteklerini çok rahat alabildikleri, sağlayabildikleri için buradan aldıkları güçle Ceylânpınar sınırını, oradaki kapısını âdeta komşu kapısı gibi kullanarak orada, gittiler, Kürtlerin ilan ettikleri bu kendi kendilerini yönetmeyle ilgili devrimlerine saldırmaya başladılar, ortadan kaldırmaya çalıştılar yani oradaki Kürtlerin kazanımlarına göz diktiler. Niye böyle yaptılar sizce? Bunun bir nedeni olmalı, değil mi? IŞİD’in, El Kaide’nin orada ne işi var? Niye Kürtlerin ilan ettiği bu devrime, bu özgürlük devrimine bu kadar karşılar? Müslümanlığı temsil etmiyorlar mı, demiyorlar mı “Biz en katıksız Müslüman’ız.”? Kendilerini İslamiyet’in temsilcisi olarak görüyorlar. Orada bir halk, ezilen, sömürülen bir halk; dilini konuşamıyor, kimliğini konuşamıyor, yaşam hakkı bile tanınmıyor; bir fırsat doğmuş, özgürlüklerini ilan etmişler ama bakın, gelin, orada bu halka saldırıyorlar. Bu halk ne yapsın? Kendi kendini savunmayacak mı?

7’den 70’e Rojava halkı örgütlendi, oradaki Kürtler diğer halklarla birlikte örgütlendi; işte, “YPG” dediğimiz, “YPJ” dediğimiz, çoğunluğu 18 yaşında, 20 yaşında, 25 yaşında gençlerden oluşan halk savunma birliklerini kurdular ve şu anda sayısı 75 bin. Evet, Rojava’daki halk savunma birliklerinin sayısı 75 bin ve 75 bin kişilik, artık, diyelim, küçük bir orduyla Kürtler kendilerini insanlık düşmanlarına karşı, IŞİD’e karşı koruyorlar, mücadele ediyorlar ve bu mücadele bütün dünya tarafından da onaylandı. 1 Kasım, Dünya Kobani Günü olarak ilan edildi. Özellikle Kobani’de 18 yaşında, 20 yaşındaki genç kızların kendilerini ölüme atarak, feda ederek IŞİD’e karşı mücadele edişlerini tüm dünya hayranlıkla izledi, özellikle kadının böyle bir mücadele içerisinde yer almasını. Öyle değil mi? Dünyada nerede böyle bir kadın var? O vahşi çetelere karşı elinde silahıyla toprağını koruyacak, kendini koruyacak; var mı böyle bir kadın tipi? Yok.

Şimdi, böylesine bir mücadeleyi yürüten bir halka, bu halkın örgütlü yapısına… PYD nedir? Bizim gibi bir partidir. Rojava’da kurulmuş, siyasal, demokratik amaçlarla çalışan bir partidir. IŞİD’in saldırısından sonra halk savunma birlikleri kurulmuştur, onun da adı YPG’dir

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Partinin ordusu olur mu?

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – Kürtler kendi kendilerini, oradaki halklar kendi kendilerini savunmak için bir örgüt kurmuşlardır. Nasıl onu terörist bir örgüt olarak tanımlayacağız? Öyle bir şey yok.

Şimdi, oradaki halkın kazanımları bizzat AKP Hükûmeti tarafından Cenevre’de yapılan görüşmelerle, PYD’nin görüşmelere alınmaması için çalışılarak ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bu doğru bir şey değildir arkadaşlar. Suriye’deki Kürtler tıpkı Güney Kürdistan’daki Kürtler gibi, oradaki yönetim gibi Türkiye’nin dostudur. Zamanın birinde Türkiye, Güney Kürdistan yönetiminin orada federal bir yapı oluşmamasına karşın çok mücadele etti, oradaki liderlere karşı ağza alınmayacak her türlü hakaretleri yaptı ama bakın bugün Türkiye, ihracatının yüzde 30’unu Güney Kürdistan’a yapıyor. Habur Sınır Kapısı kapandığı zaman Kayseri’de ticaret duruyor, üretim duruyor. Habur Sınır Kapısı kapandığı zaman Konya’da ticaret duruyor, turizm duruyor, her şey duruyor çünkü bugün Türkiye’de orta sermaye; evet, Kayseri sermayesi, Konya sermayesi, İç Anadolu sermayesi, hepsi Güney Kürdistan’a yapılan ihracat üzerinde çalışıyor.

Bakın, hangi noktadan hangi noktaya geldik. Dünyadaki her gelişmeyi Türkiye, Türkiye Hükûmeti kontrol edemez. Siz isteseniz de istemeseniz de Suriye’de Cenevre görüşmelerinden sonra demokratik bir Suriye’nin kurulması için bir adım atılacak. Orada Kürtler siz isteseniz de istemeseniz de kendi kendilerini yönetecek bir statü elde edecekler; onu da “demokratik özerlik” olarak tanımlıyorlar, “öz yönetim” olarak tanımlıyorlar, Suriye’nin bütünlüğü içerisinde Suriye’de yaşayan bir halk olarak oradaki halklarla birlikte kendi kendilerini yönetmek istiyorlar. Cenevre görüşmelerinden çıkacak sonuç da budur, bu çıkacak, farklı bir şey çıkmayacak, ABD’nin de istediği bugün budur, Rusya’nın da, Çin’in de istediği budur, bu çıkacak. İşte, orada Kürtler kendi kendilerini yönetmek hakkına sahip olduktan sonra, Türkiye -hangi Hükûmet olursa olsun- oradaki özerk yapıyla ilişki kurmak durumunda kalacak. Nasıl bugün Kürt Federe Hükûmetiyle yakın ilişkilerimiz varsa, nasıl bugün Sayın Barzani Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kendi bayrağını, Kürdistan bayrağını oraya dikerek, koyarak oturuyorsa, görüşüyorsa, diplomatik ziyaretler yapıyorsa çok değil bundan üç beş yıl sonra aynen Rojava’daki Kürtler de oradaki demokratik, özerk yönetim de aynı koşullarda Türkiye’ye gelecek, hepimiz bunu yaşayacağız, göreceğiz.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Ya, burası Suriye Parlamentosu mu?

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Vallahi ya, Suriye Parlamentosu mu burası? Ne anlatıyorsun ya?

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Burası neresi?

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – Bir dakika…

Türkiye bugün yakılıp yıkılan Suriye’de en büyük, ekonomik anlamda pay sahibi olacak. Türkiye'deki bütün müteahhitler nasıl bugün Güney Kürdistan’a gidiyorlar, yarın oraya gidecekler. Türkiye, ihracatının yüzde 10’unu, 15’ini de oraya yapacak. O nedenle şimdi biz diyoruz ki Türkiye’nin çıkarları buradadır. Türkiye’nin çıkarları demokratik Suriye’nin oluşmasında, oluşacak demokratik Suriye’de de Kürtlerin kendi kendilerini yönetecek öz yönetimin desteklenmesindedir. Eğer böyle olursa…

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Beraber mi kuracaksınız?

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – Öyle değil, öyle değil; bunlar böyle yaşanacak görülecek. Geçmişten örnek verdim size yani işte, Kürt Federe Hükûmetini Irak Kürdistanı’na örnek verdim, burası da böyle olacak. O nedenle, böyle cepheden, çok karşı çıkmaya gerek yok.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kimlerin güdümünde yapıyor acaba PYD bunları?

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) - Hep birlikte demokratik Suriye’yi, oradaki Kürtlerin kazanımlarını Türkiye'nin demokratik geleceği açısından da ben desteklememiz gerektiğini düşünüyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Rusya’yla mı ortak yapıyor, Amerika’yla mı ortak yapıyor, İran’la mı ortak yapıyor, kim var arkanızda?

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) - O nedenle Cenevre görüşmeleri bir kez daha ertelendi.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sanmayın orada onlara yaşam hakkı tanıyacaklarını.

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) - Biliyorsunuz, bugün Cenevre’deki görüşmeler yapılacaktı, yapılmadı.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Piyon olarak kullanacaklar sonra da bir kenara atacaklar, kukla yapacaklar sizi orada, devam edin.

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) - Birleşmiş Milletler on beş gün veya daha sonraki bir tarihe ertelediler Cenevre görüşmelerini. Umuyoruz ve diliyoruz ki on beş gün, yirmi gün sonra yapılacak olan bu Cenevre görüşmelerinde şu anda PYD’nin de içinde olduğu demokratik Suriye Meclisi de orada temsiliyet düzeyinde yer alacaktır ve demokratik Suriye’nin şekillenmesinde demokratik Suriye Meclisinin de rolü olacaktır diyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Esad’la kol kola gidersiniz artık. Zaten Esad’ın güçleriyle beraber katliamları yapıyorsunuz, her türlüsünü. Beraber kol kola gidersiniz, kol kola, şimdi gittiğiniz gibi.

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan.

BAŞKAN - Geç kaldınız.

Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

KİŞİSEL VERİLERİN OTOMATİK İŞLEME TABİ TUTULMASI KARŞISINDA BİREYLERİN KORUNMASI SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 28 Ocak 1981 tarihinde Strazburg’da imzalanan “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi”nin beyanlarla birlikte onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN - 1’inci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen, Siirt Milletvekili Besime Konca.

HDP GRUBU ADINA BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Sayın Başkan, bu karar yeterlilik sayısını göreviniz olarak sizin yerinize getirmeniz lazım.

BAŞKAN – Siz de zamanında isteyin göreviniz olarak, ben yerine getireyim.

BESİME KONCA (Devamla) – Sürekli hatırlatmak bir işleyişse bunun yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Zamanında isteyeceksin.

BESİME KONCA (Devamla) – Zamanında istedik ama Sayın Başkan görmeden başka bir şey yapıyor.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sen üzerine düşeni yapacaksın, ondan sonra.

BESİME KONCA (Devamla) – Bu Tüzük’ü herkese hatırlatıyorsanız sizin de işletmeniz gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, aslında tartışılan çok konu var. Dediğimiz gibi, burada belki çok daha fazla, bu yasaların hangi zihniyetle, hangi performansla, Meclisteki hangi çalışma esaslarıyla yerine getirebileceği… Hükûmetin tek taraflı oylarıyla çıkarılan yasalar, kanunlar oluyor. Bunun takibinin muhalefete ne kadar açık olacağına, muhalefetin bunların pratikte uygulanıp uygulanmayacağını, nasıl eleştireceğine dair çok ciddi değerlendirmeler yapılabilir.

Demin CHP Grubundan sayın hatip çok somut verilerle Türkiye’nin hangi durumda olduğunu, gerçekliğin ne olduğunu, yıllardır bu kürsülerde, bu sandalyelerde oluşturulan, bu koltuklarda geliştirilen gece mesaisi yapılan kararların nasıl uygulanmadığını; gittikçe Türkiye’nin ne kadar kötüye gittiğini; genciyle, geleceğiyle, çocuğuyla, kadınıyla, şiddetle; ekonomik, eğitsel anlamdaki sorunlar ve eşitsizliklerle; doğanın katliamıyla nelerin yaşandığını çok somut verilerle ortaya koydu. Fakat, Hükûmet sıralarından gelen sadece sözlü tepkisel tutumlardır. Hükûmetin yapacağı… Madem bu kanunları çıkarıyorsunuz, tek başına Hükûmetsiniz ve on üç yıllık bir deneyiminiz var; hani, birilerinden de devralmadınız, on üç yıldır siz bu ülkeyi yönetiyorsunuz. Hepinizin elinde burada ne kadar vekil varsa hepsi hazır bulunur, hepsinin elinde dosyalar olur, der ki, mutlaka bu 3 parti -3 muhalefet partisi- herkesin bize söyleyeceği, herkesin bizi eleştireceği bir konu vardır. Biz de hepsine dair –elimizde somut verilerimiz olur, elimizde dosyalarımız olur- çıkarız, muhalefetimizi, söz hakkımızı alarak deriz ki: “Yok, sayın hatip, sen şu rakamı verdin, sen bu eleştiriyi yaptın; bizim resmî rakamlarımız, resmî verilerimiz, değişen durumlarımız bunlardır.” diye… Bunları somut ortaya koyarsınız ve o zaman muhalefet de ikna olur, ortaklaşır ve bu kadar zaman tüketen, boş laflarla yürüyen, birbirine şiddet uygulayacak, telefonunu fırlatacak kadar iktidar tarafından -fırlatma teşebbüsü diyeyim- bir tutumda gelişecek durumlar söz konusu olmaz. Bu, hükûmetlerin görevidir. Geçen gün de söyledik; evet, biz siyaset olarak, iktidar olarak bunun muhalefetini sabaha kadar da olsa yapacağız, eleştirilerimizi dile getireceğiz. İktidar da eğer ciddi olmak istiyorsa, eğer gerçekten yaptığının somut sonuçlarını bu Parlamentoyla paylaşmak istiyorsa, bu hazırlıklarını çok daha fazla yapması gerekiyor ve önümüzdeki süreçte böyle bir şey beklediğimizi de belirtelim.

Kulis siyaseti olduğunu, koltukların boş olduğunu, el kaldırma indirme olduğunu ve Türkiye’yi yönetenin burada alınan kararlar, burada çıkarılan kanunlar olmadığını; uluslararası güçlerle, yurt dışına gidip gelen sıcak parayla, transferlerle sağlanan bir ekonomik sistem olduğunu ve bunun için de aslında burada iktidarda yer alan, iktidarın halkın seçtiği parlamenterlerinin de milletvekillerinin de aslında nasıl yönetildiğini; kendi sorunlarının ne olduğunu, halkın sorunlarının ne olduğunu çok bilmediklerini düşünüyorum. Üstten bir siyasetle yürütülüyor, belki Bakanlar Kurulu bu konuda somut verilere sahiptir ama belki kendi parlamenterleriyle, vekilleriyle bunu yeterince tartışmadıkları için buraya hazır dosyalar fazlasıyla gelmiyor, onun için biz de muhalefet olarak ikna olmuyoruz.

Şimdi, teröre dair birçok şey söylediniz. Biz insan haklarından, biz toplumsal mücadelenin tüm halklar açısından bir gelişim olması, bir demokrasi, bir dönüşüm ve bir devrim olması gerektiğini söylediğimizde, biz terörle suçlanıyoruz.

Aslında, Türkiye’nin kendi içerisinde şiddet uyguladığı terör olayları çok fazladır. Bakın, genel anlamda, eski süreçlerden de bahsederek belirtebiliriz; Eşref Bitlis olayı, Rıdvan Özden olayı, çok ciddi şeyler var. Derin devletin, gladyonun kendi içinde savaşı, şiddeti ne zaman tırmandırmak istediğinde, Türkiye’nin demokratikleşmesini istemediği süreçlerde, ne kadar kendi içinde üst düzeyde generali de olsa, yıllardır PKK’yle mücadele adına ciddi anlamda savaş kararları alıp uyguladığı hâlde, bunu televizyon televizyon dolaşıp “Belini kırdık.”, “Bitireceğiz.” “Bittiler.” dediği hâlde kendi içlerinde cinayet işlemişlerdir. Çok daha fazlası var, buna zamanımız yok. Bunun için, bugün kürdistanda dayatılan, Kürt illerinde geliştirilen bu katliamların, gladyonun kendi içindeki olaylar, kendi içindeki örgüler, bugün hâlen, iki saat önce yine “Çözeceğiz, çözülmesi gerekiyor.” dediğimiz, burada da deklare ettiğimiz ve buna rağmen hâlâ bombalanan o evlerde kendi içinde bu derin gücün direndiği ve savaşta ısrar eden gücün yaklaşımını geçmişteki deneyimlerden anlayarak bunu görebilirsiniz, bunu okuyabilirsiniz ve Parlamentoda bulunan bir iktidar olarak siyaseten bunun kaygılarını bizlerle de paylaşabilirsiniz.

“Terörist” dedikleriniz… Evet, PKK yıllardır mücadele veriyor, çok bedel de ödedi. Bakın, her gün Genelkurmayın ciddi açıklamaları var sitesinde; 100 tane, 300 tane, 500 tane, 5 bin tane öldürdük diyorlar. Biz bunları tek tek tartışmadık değil mi? Ama şunu söyleyeyim: Burada öldürülen, çatışma ortamında öldürülen kaç askeri; eğer siz bu kadar, bütün bu illerdeki yıkımı hendekten kaynaklı, hendeğin arkasındaki gençler yapıyor diyorsanız, kaç tane askeri panzerin arkasında sürükledi ya da onların hangi araçları varsa? Kaç tane kadını çırılçıplak soyup öldürdükten sonra soyup sokağa attı?

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Yok öyle bir şey, yok!

BESİME KONCA (Devamla) – Kaç tanesinin başını kopardı ve sonra bacaklarının arasına… Bakınız, Sur’da kadın katledildi, başı koparıldı ve otopsi raporu için hastaneye gittiğinde başı ayaklarının arasındaydı.

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Siz yaptınız.

BESİME KONCA (Devamla) – Bunların hepsini, Lokman Birlik’i kim yaptı? 1990’larda katledip, öldürüp sonra kafasına basıp, kafasını koparıp fotoğraf çeken zihniyet terörü uygulayan zihniyettir. Çatışma gerçekliği içerisinde her gün burada söylüyoruz birçok şeyi. Bunların hepsi aslında terördür, bunların hepsi terördür. Onlar, dağda savaşanlar, dağda direnenler, dağda kendini fiziki olarak koruyanlar kaç tane askerin mezarını bombaladılar? Kaç tane askerin mezarına kaç roket attılar, “Bunlar da bir zaman bu kadar arkadaşımızı öldürdü.” diye mezarlarla savaştılar? Siz Türkiye'de son yıllarda… Bak, 12 Eylül ya da 1990’lardaki o faşist, o köyleri boşaltan, yakan, yıkan zihniyet dahi on yıl, yirmi yıl önce öldürülen ve insanların alamadığı… Sonradan insanlar kendi imkânlarıyla -siz yasa da çıkardınız o toplu mezarları araştıracaktınız, bunu da yapmadınız- gitti, yaptı ve kendi elleriyle kendi çocuklarının kemiklerini toplayarak getirdi, bir mezar yaptı en azından gider, duamı okurum diye. Siz buna bile tahammül etmediniz ve bütün o mezarları bombaladınız, mezar taşıyla… Ve sonra siz orada dediniz ki: “Onlar cephaneydi orada.” Mezar taşında cephane olmaz, mezar taşında olmaz.

Bak, bazı valilikler karar kıldı, kaymakamlıklar karar aldı, belediyelere gönderdi, dedi ki: “O mezar taşlarının üzerindeki o yazıları mezarların üstünden sileceksiniz.” On yıl, on beş yıl, yirmi yıl önce ölmüş insanla bile hesaplaşmak isteyen, buna bile tahammül etmeyen bir zihniyeti bugün bu toplum gördü, bugün bu toplum bunu yaşadı ve bugün bu Parlamento bunu sorgulamak zorundadır. Bütün dünyada böyledir, tarihsel olarak da böyledir. Yüzde çoğunlukla, çoğunluğun oyuyla seçilen, darbeyle ya da sandık sistemiyle olsun, iktidara gelen güç her zaman güç zehirlenmesi yaşamıştır, her zaman kendi sonunu kendisi getirmiştir. Ve bugün Türkiye'deki güç zehirlenmesi sadece Türkiye'yle de sınırlı değil. Uluslararası ilişkilerde de bu yaşanmıştır. İşte, bugün Türkiye'nin komşusunun kalmaması, bugün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BESİME KONCA (Devamla) – …Suriye'yle yaşananı ya da PYD’yi tartışmanız bunun sonucudur.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bitti, bitti.

BESİME KONCA (Devamla) – Süleyman Şah Türbesi’ni Eşme köyüne getirirken PYD iyiydi değil mi?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Haydi, bitti. Haftaya konuşursun.

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Haydi bakalım, haydi!

BESİME KONCA (Devamla) – Değer verdiğiniz, operasyon yaptığınız bir gerçeklikti ama bugün PYD teröristtir değil mi? İşinize geldiği zaman…

BAŞKAN – Sayın Konca, süreniz dolmuştur.

BESİME KONCA (Devamla) – …terörist değildir, birlikte iş yapıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Konca…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – PYD bir terör örgütüdür efendim.

BESİME KONCA (Devamla) – PYD iç sorununuz da değil. Nasıl ki başkasının iç sorunlarınıza karışmasını istemiyorsanız…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Süre doldu.

BAŞKAN – Sayın Konca…

BESİME KONCA (Devamla) – …kendi içinizde bırakın. Ve biz bununla mücadele edeceğiz.

İyi akşamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat…

Buyurun Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli üyeler; aslında bu konuyla ilgili daha önce de söz almıştım. Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’yle ilgili olsa da bugünkü görüşme tekrar yineliyorum, kişisel verilerin toplanması ve bu noktada şu an iyi bir yasaymış gibi görünen söz konusu yasa insan haklarına aykırı bir yasadır. Dolayısıyla da buna ilişkin eleştirilerimi tekrar yineleyeceğim. Dolayısıyla yıllardır Türkiye'de fişleme işlemini dile getiren muhalifler ve bizler bu yasayla bireyin en mahreminin, cinsiyetinin, ailesinin, cinsel yöneliminin, her türlü kişisel verisinin bir depoda tutularak fişlendiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla da bunun adı bir ilerleme yasası ya da kişileri koruyan, bireyi koruyan bir yasa olarak dile getirilemez. Bu AKP Hükûmetinin yıllardır iyi bir şey yapıyormuşum gibi gösterdiği özünde ama aslında, altında çok da bir şey yapmadığı, aksine otokratik, diktatöryel rejime doğru hakları kısıtlayan bir gelişme olarak görüyoruz. Dolayısıyla da bu yasayı incelerken bizler ileride çok ciddi sıkıntıların yaşanacağını düşünüyoruz.

(Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun elektronik cihaz kapağını sürekli olarak açıp kapatması)

MİZGİN IRGAT (Devamla) – O sesi çıkartmayın!

Sayın Başkan, uyarır mısınız…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Milletvekili olarak dinlemeyi öğreneceksiniz, öğreneceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Hatip, siz de Genel Kurala hitap edin.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Hitap ediyorum ama o tahrik etmeye çalışıyor.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Aşk olsun… İftiraya bakın…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla, kişisel verilerle ilgili kişilerin özel hayatını, aile ilişkilerini, kişisel yapısını ve en mahrem alanını bir yasa çerçevesinde iyi bir şeymiş gibi göstermek bence iyi bir gelişme değildir. Bu anlamıyla da bu kanun tasarısını alt komisyonda da eleştireceğiz. Dolayısıyla da bu bir fişleme yasasıdır. Bununla ilgili yapılan…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Avrupa Konseyinin…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Olabilir, olabilir… Avrupa Birliğine daha üye olmadık ki Avrupa Birliğine dair bir yasayı tartışıyoruz. Hiçbir alakası yok.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Birlik değil, Konsey.

MİZGİN IRGAT (Devamla) - Dolayısıyla da biz bu konuda yapılan her türlü çalışmanın hukuka, yasalara, insan hak ve özgürlüklerine aykırı olduğunu düşünüyoruz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Muhalefet şerhi…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Gerçekten bu Meclisin tavrı, bu Meclisin çalışma sistemi, bu Meclisin olgunluk düzeyi tartışılır durumdadır. Şu saatte, burada, sadece oy kullanmak için dışarıdan içeriye gelen sizler en azından konuşmayı dinlerseniz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Siz neredesiniz, siz?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Halkın yanındayız. Sizin olmadığınız yerde.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla, biz, AKP Hükûmetinin bu anlamda…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, üslup çok kötü ama. Özür dilemesini istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ya siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Buyurun, istediğiniz konuyu konuşayım. Neyi konuşayım? İzin verin. Buyurun, istediğiniz konuyu konuşalım, istediğiniz gibi nitelendirelim bir şeyleri.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – PKK’nın can aldığını, milyonlarca insanı kaçırdığını…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Neyse, siz görevinizi yaparsanız eğer gerçekten, mademki bu ülkenin çoğunluğu olduğunu iddia ediyorsunuz, bu sıraları işgal ediyorsunuz, en azından bu insanlar adına, oy aldığınız, yükümlülük aldığınız insanlar adına olumlu bir şey yapın, siyasi olgunluğunuzu gösterin.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “İşgal” demek yakışmadı ama şimdi ya!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Hani, burada, bu kadar insan, bu Meclisten bir şeyler yapıldığını bekliyor. İnsanlar gerçekten burada, çok, ne yazık ki ekonomik ve her alanda burada bir ciddiyetle iş yapıldığını zannediyor; yani yüzde 49 oy almış bu insanların ciddi bir şekilde burada iş yaptığını düşünüyor ama maalesef yanılıyorlar. Bunu siz kendi tarzınızla, çalışmalarınızla, her türlü söylemlerinizle zaten dile getiriyorsunuz. Ve biz, doğruyu söylemek noktasında her zaman istediğimizi ve doğruları söylemeye devam edeceğiz.

Dolayısıyla da Halkların Demokratik Partisi olarak bizler sizin yanlış politikalarınızı, savaş politikalarınızı, yaşanılan şiddeti ve yaşanılan tüm hukuksuzlukları ifşa etmekle yükümlüyüz.

Dolayısıyla da burada, bu Meclis çatısı altında defalarca araştırma önergeleri sunduk, her konuda. İnsan hakları noktasında, bölgede yaşanan sorunlar noktasında ve hepimizin aslında kabul ettiği sorunlar noktasında imza HDP olunca hepiniz “Hayır.” dediniz. Hiç düşünmeden, tartışmadan, doğru olma ihtimalini gözetmeden “Hayır.” deyip reddettiniz.

Dolayısıyla da sizler, evet, ben aynı kelimeleri kullanmak istemiyorum ama bir zihniyetle bağlı olarak birlikte hareket ediyorsunuz. Birey olarak, oysaki her biriniz bir ilin vekili olarak bu ülkenin tüm sorunlarına sahip, tüm sorunları hakkında konuşan, objektif, içtiği yemine bağlı vekillersiniz ama burada demagoji yapıyorsunuz.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Hangi kanunu tartışıyorduk Mizgin? Sayın Vekilim, hangi kanunu tartışıyorduk?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Tiyatroya gidin, tiyatroya!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Dolayısıyla, bizler sizin ne yaptığınızı çok iyi biliyoruz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Biz de sizinkileri biliyoruz!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Biz de sizi biliyoruz!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bu halk da sizin ne yaptığınızı çok iyi biliyor. Gerçekten, biz…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Millet bizim ne yaptığımızı bildiği için yüzde 50 verdi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Hatip.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Yani sordum ama ne konuşacağımıza siz karar verecekseniz, dışarıda yaptığınız gibi…

SALİH CORA (Trabzon) – 2’nci maddeyi konuşacaksınız, 2’nci maddeyi.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Yani burada bu ifade özgürlüğünün olmadığını biz zaten biliyoruz. Bunu dışarıda davalarla, yargılamalarla, “tweet” atıp tutuklananlarla çok iyi biliyoruz. Yıllarca mahkemelerde biz bunların eleştirisini yaptık. Bir yazı yazanın, gazetecilerin cezaevinde idamla yargılanmaları, ifadesini dile getirdiği için yıllarca hâlâ cezaevinde olanları biz zaten biliyoruz ama bunu bari Mecliste yapmayın. Yani en azından halkın gözü önünde, en azından bunu burada yapmayın. Biraz sabredin, tahammül edin, HDP’nin varlığına tahammül edin, Kürtlerin varlığına tahammül edin, gerçekleri konuşmaya tahammül edin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kürtlerin varlığına tahammül etmediğinizden, terör örgütü sebebiyle, sizin desteklediğiniz…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ya, siz bir susun ya, Allah aşkına ya, Allah aşkına.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Orada Kürt vatandaşları mağdur ediyorsunuz.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Neyse, şimdi, dolayısıyla, bu saatte hâlâ…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Petrol şirketlerinin, uluslararası sermayenin, emperyalizmin orada sözcülüğünü yapıyorsunuz! Bu bedeli tarih önünde ödeyeceksiniz!

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Sizin ne yaptığınızı çok iyi biliyoruz, bütün dünya çok iyi biliyor, bütün dünya. Yalnızlaştırılmış bir Türkiye var ortada.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Emperyalizmin orada sözcülüğünü yapıyorsunuz, borazanlığını yapıyorsunuz. (AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Yalnızlaştırılmış bir Türkiye var ortada. Bütün politikalarınızla mahkûm olmuş durumdasınız, dünyada yalnızlaşmış durumdasınız. Ama barışı savunan, halkların kardeşliğini savunan tek parti Halkların Demokratik Partisidir. Hanginiz ağzınızı açsanız savaştan, şiddetten bahsediyorsunuz. Kardeşliğe dair, çözüme dair hiçbir projeniz yok ve böyle bir duruşunuz da yok. Dolayısıyla da bunu savunmayı tüm saldırılara rağmen beceren Halkların Demokratik Partisine tahammül edemiyorsunuz. Sorununuz bu işte. Çünkü bu saldırılar size yapılsaydı şu an erimiştiniz. Bırakın bu kadar oy almayı, şu an siz erimiştiniz.

Dolayısıyla da HDP sizleri burada ifşa etmeye devam edecek, sizin yanlış politikalarınızı dile getirmeye devam edecek. Biz çalışmalarımıza devam edeceğiz.

İyi akşamlar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama…

2’nci madde üzerine, gruplar adına…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Semih Özbey Astsubay nerede? Vedat Kaya nerede?

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Senin ismini merak bile etmiyorum ben.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beyaz TV yayınına çevirdin burayı ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – BP’ye, Shell’e hizmet ediyorsunuz, Total’e hizmet ediyorsunuz. Küresel sermayeye hizmet ediyorsunuz. Silah tüccarlarına hizmet ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bunun bedelini ileride ödersiniz.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

Lütfen ama…

Bakın, gece yarısını geçtik. Burada ciddi bir iş yapıyoruz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, milletvekillerinin yerlerinden sarf ettikleri bazı ifadelerin hakaret ve tehdit içerdiğine ve bunları tespit ederek özür dilemelerini sağlayacaklarına ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AKP Grubunun söz hakkı çok fazlasıyla var. Yani böyle sataşmalarla, böyle yerinden konuşmalarla bu sorun çözülmez.

Ben o gün sizin yapmış olduğunuz konuşmaya atıfta bulunmak istiyorum. Çok değerli bir konuşmaydı ama buradaki hiçbir arkadaşın buna uymadığını görüyoruz. Yani o yüzden, konuşmak isteyen, ifade etmek isteyen, kendisini anlatmak isteyen, konuşma hakkınız var, on dakika var, yirmi dakika var; çıkar, kürsüden konuşur. Kürsüde konuşan hatibin sözünü kesme veya ona müdahale etme… Aslında bunu siz daha önce de ifade ettiniz, çok önemliydi. Keşke bu AKP sıraları dolu olduğunda ifade etseniz, boş olduğunda değil. O zaman daha iyi, galiba, anlaşılmış olacaktır.

Ben teşekkür ediyorum ama gerçekten, yerinden müdahale, sadece müdahale değil, hakaret içeren sözler var. Tutanakları isteyeceğiz ve tutanaklar doğrultusunda milletvekillerinden özür dilemesini sağlayacağız. Bunu çok açık olarak ifade edeyim.

Tehditler var, biz o tehditleri de görüyoruz, biliyoruz da. Biz bunların hepsini tespit edeceğiz ve bunu gerçekten… Özür dilemesini sağlayacağız.

Teşekkür ediyorum.

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Ne yapacaksınız tespit edince?

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

6.- Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/320) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 28) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli gördüğüm bir konuyu, tam da yerindeyken, Meclisi de hazır bu kadar konuya ilgili, kürsüye ilgili bulmuşken paylaşmak istedim.

Konumuz Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi’nin onaylanması. Kişisel verilerin gizliliği fevkalade önemli. Türkiye’nin gerek Avrupa Birliği sürecinde gerekse kendi süreci içinde kişisel verilerin korunmasıyla ilgili bugüne kadar bir yasal düzenlemeyi yapamamış olması büyük bir eksiklikti. Şu anda komisyonda görüşülüyor ve bu konuda bir ilerleme sağlanmaya çalışılıyor. Tabii, orada komisyondaki arkadaşlarımız uyarıyorlar, biz de uyarıyoruz. Bu alan çok tehlikeli bir alan. Kişisel verilerin korunması esas olmalı. Tanımlanan istisnalar açısından yukarıdaki taslakta son derece eleştirdiğimiz noktalar var. Bu uluslararası anlaşmada grupların oy birliği var ama bu konuyla son derece ilgili ve ilintili bir konuyu özellikle iktidar partisi grubuna ve Sayın Bakanın dikkatlerine sunmak isterim. Hatta bu konuyu dile getirdiğim için hem Meclis kürsüsünde hem Plan Bütçe Komisyonunda, 60 bin lira tazminat davası açıldı bana ve sonunda mahkeme bir karar verdi. Mahkemenin kararından da bahsedeceğim.

Türkiye’de en önemli sorun, aslında dünyada en önemli sorun yetim hastalıklar ve yetim ilaçlar. Yani 10 binde 1’den daha yüksek olana yetim, 100 binde 1’den daha düşük ihtimalle başınıza gelene ultra yetim diyor dünya ve bunların ilaçlarını üretmek ticari olarak bakan firmalar için kârlı değil. Kimse bu hastalıklara çare bulmaya, ilaç üretmeye çalışmıyor. Millî piyangonun tam tersi, birinin başına bir geliyor, o aile perişan oluyor. İlacın fiyatı 90 milyar lira olabiliyor, 35 milyar lira olabiliyor, yani eski parayla söylüyorum, 90 bin lira olabiliyor, 7 bin lira olabiliyor ama geri ödeme sistemleri bunu ödemiyorlar hatta bu konuda tedavinin tam olarak protokolü konusunda bile çalışılmamış ve dünya yetim hastalıklar ve yetim ilaçlarla ilgili son derece uzun süre tartıştıktan sonra birtakım çözümler üretmiş. Mesela bütün giderleri bir havuzdan karşılanıyor, o havuzun içini sağlık alanından kim para kazanıyorsa onlar dolduruyor ettikleri kâr oranında. Yani diyorlar ki: “Yetim ilaçla ilgili bir politikamız var, bütün masrafları devlet tarafından koordine edilecek. Almanya’daki ilaç pazarından yüzde 10 pay alan ilaç firması bu masrafların yüzde 10’unu karşılayacak.” ki bu talihsiz durumla karşı karşıya kalan bir ailenin elindeki küçücük bebeği ölüme mahkûm kalmasın ya da parası varsa yaşayıp parası yoksa ölümle boğuşmasın diye ve sosyal güvenlik sistemi de bu ilaçları karşılamak zorunda kalarak zor durumda kalmasın diye, böyle bir sistem.

Türkiye’de bu yok, bu bizim ayıbımız, bunun çözülmesi lazım. Ama dünyada yetim ilaçlar var, Türkiye’ye bunları getirenler de yok. Bununla ilgili Türk Eczacıları Birliği bundan on beş yıl önce bir adım attı, devletle bir protokol imzaladı ve bu yetim hastalıkların yetim ilaçlarını Türkiye’ye getirmeye başladı. Daha sonra, bu, Türkiye’de ruhsatı bulunmayan kanser ilaçlarına; daha sonra, bu, Türkiye’de ruhsatlandırılmamış tüm ilaçlara; daha sonra, Türkiye’de piyasada bulunmayan ve devletin, ilgili bakanlıkların çare üretemediği tüm ilaçlara dönüştürüldü. Türk Eczacıları Birliği reçetenin Sağlık Bakanlığında onaylanmasından sonra –Vatandaştan eskiden para alınıp sonra para devletten alınıyordu- Maliyeyle yapılan bir protokolden de sonra… Vatandaşa hiçbir yük getirmeden şu anda Türkiye’deki 24 bin eczanenin herhangi birinden eczacı bu reçete hakkında Türk Eczacıları Birliğine bilgi geçiyor. Türk Eczacıları Birliği dünyanın öbür ucunda da olsa o ilacı getiriyor, hatta bu ilaçların yüzde 80’i için artık stok tutuyor Türkiye’de -hemen yukarıda Cinnah’ın orada Willy Brant’ta- ve bunu hastaların evlerine kargo parası dahi almaksızın ulaştırıyor. Kendisi bu işten hiç kâr etmiyor, sadece masraflarını alıyor ama elbette ki karşı taraftan alınan birtakım ticari ıskontolarla bir kaynak birikiyor, onu da yine bu alana yatırıyor. Çünkü kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü. Bu işler o kadar yolunda gitti, o kadar iyi hizmetler üretildi, hastalar o kadar memnun oldu, o kadar çok dua alındı. Bundan önceki koalisyon hükûmetinin, daha doğrusu AKP Hükûmetinden önceki koalisyon hükûmetinin bakanlarının ve AKP Hükûmetinin bakanlarının görevlendirdiği bürokratların da emekleri çoktur. Bu konuda kimseyi ayırmamak lazım. Ve Türk Eczacıları Birliği bu konuda çok ciddi gayret sarf etti. Her şey yolundaydı ama bundan birkaç yıl önce “Bu Türk Eczacıları Birliği bu işi neden tek başına yapıyor? Kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü, siyah plakalı araçları var.” Hakkıhuzur diye bir şey yok, sadece yöneticisinin uçak parasını verir, bir dairede de bir yönetici misafirhanesi var. Öyle bu işten nemalanan yöneticiler de yok. Bunun eski başkanlarından bir tanesi de iki dönem sizde milletvekilliği yaptı. Ama birileri allem etti kullem etti, Bakanlığın aklına girdi ve bir yönetmelik değişikliği vasıtasıyla “Bu işi Türk Eczacıları Birliği yapar ama özel depolar da yapabilir.”e getirdiler. Hızla –üzülerek ifade etmeliyim- iktidar partisine yakın çevrelerin baskısıyla yapılan bu değişiklik sonrası bir eski milletvekilinizin şirketi, İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğüne soktuğu bir doktor vasıtasıyla içerideki bütün veri tabanını çaldı, bütün veri tabanını. Kişisel veri, kişisel sağlık verisini koruyamadık, düzenleme de yoktu. Çaldı bütün bilgiyi, ben de bunu çıktım söyledim. Bana da 60 bin lira tazminat davası açtılar.

Dava geçenlerde sonuçlandı. Beni 60 bin lirayı ödemekten, benim sözlerimi ihbar kabul eden bir müfettişin harekete geçip konuyu incelemesi sonucunda anlattığım her şeyin doğru olması, mahkemenin gerekçeli kararında, bırakın tazminat ödemeyi, çok önemli bir şeyi, işte bizim ortaya çıkardığımızı falan anlattı. Ben bu hikâyeyi şundan anlatıyorum, haklı çıktım, dava kazandım falan filan diye değil: Bu mesele, ticari bakılmayacak, eski milletvekilinin lobisine, işte bakanları, bürokratları ikna etmesine, gelip oralarda buralarda kulis yapmalarına falan aldanılmayıp, bu kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütünün önemini kavrayıp -bu Türk Eczacıları Birliğidir, Türk Tabipleri Birliğidir, Barolar Birliğidir- onlarla birlikte projeler geliştirip -denetimse denetim- ne yapılacaksa yapılsın ama bazı alanlar var ki ticarileştirmemek lazım. Sebebi şu: Hastaların bilgilerini almış, hastaya “İlacın bitti, ilacını getireyim.” diyor. Örneğin, hemofilinin bir türü, faktör 9, Türkiye'de yok, milyonda bir olan bir faktör eksikliği. Aileye gidiyorlar, diyorlar ki... Türkiye'de bu hemofili ilaçlarının tamamı mor reçeteye girdiği sırada, sıralı dağıtım sistemini Türkiye'de ilk kuran Eczacı Odasının Başkanı olarak söylüyorum: Hemofilili çocukları bulup birbiriyle evlendirip hemofilili nesiller üzerinden o ilacı satmaya çalışan vicdansızlığı düşünün. Bu verileri çaldırdığınızda diyor ki: “Senin kızın dizini bir kanattırıverirsek faktör 9 kullanılmadan durmayacak. Ben 30 milyarlık ilaç satacağım, sana da 3 milyar vereceğim.” bütün gün 30 liraya hamallık yapan bir babaya. Bambaşka bir vicdan muhasebesi, bambaşka bir insanlık dramı, insanlık suçu. Bu yüzden bu kanunlar, bu yüzden bu düzenlemeler çok önemli.

Hepinizden rica ediyorum, Sayın Bakandan rica ediyorum -özellikle Gümrük Bakanı da bu işin önemli bir yerindedir- bu işi ahbaba, çavuşa, yandaşa, kardeşe, bilmem neye değil, bırakın o alanlardan dışarıda kalsınlar. Bana kalsa, siyasilerin tüm akrabaları her türlü ticari faaliyetin dışında olsun da, bırakın, yiyeceklerse imar rantı yesinler ama hemofilili çocukların bilgilerinin peşinde kimse koşmasın. Bu tip yanlışlardan bu ülkeyi uzak tutmak lazım. Burada bir etik karar alsın, hiç olmazsa sağlık alanında siyasi ilişkiler sonucunda bu tip işlere girilmesine engel olunmasıyla ilgili Bakanlar Kurulu kendi içinde bir karar alsın, bir irade koysun; düzenlemeyi hep beraber yaparız. Bu işleri meslek örgütlerine bırakın, bu işleri ticarileştirmeyin. Bu sağlık verilerinin korunması da, bizim ülkemizin, bu Parlamentodaki tüm partilerin, hepimizin kendi namusumuzu, onurumuzu, şerefimizi nasıl koruyorsak, en ufak bir şeyde yanlış anlamada herkes ayaklara kalkıyorsa, bu hepsinden çok daha önemli.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan. (HDP sıralarından alkışlar)

On dakikadır süreniz.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, çoktandır, böyle, Hükûmetin dile getirmesi belki bu süreçte ne kadar doğruydu, illerin taşınmasıyla ilgili, bu Hakkâri’nin ve Şırnak’ın taşınması.

Değerli arkadaşlar, her şehrin bir tarihi, bir mazisi, bir geçmişi, bir kültürü vardır ve o şehir şehir olana kadar binlerce, on binlerce yıllık bir tarihi var. Bu tarihte büyük ezilmişlikler, büyük kahramanlıklar, büyük kültürel miraslar geride bırakarak orası bir şehir oluyor. Bakın, bizim bulunduğumuz şehir 1924’te şehir oluyor, 1935’te Van’a bağlanıyor, 1936’da tekrar il oluyor ama bugün Hükûmet…

Değerli arkadaşlar, biz buradaki Parlamentonun ne kadar önemli olduğunu düşünüyoruz. Her birimiz farklı bir yerden geliyoruz; farklı bir kültürü, farklı bir ideolojiyi buraya getiriyoruz; demokrasi içerisinde kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Buradaki şehirler üzerinden de kararlar verilirken şehirlerin taşınmasına yönelik, siz oradaki halkla, esnafıyla, siyasetiyle, oradaki çok kıymet biçtiğiniz, bizim de kıymet biçtiğimiz muhtarlarla siz görüşmeden, binlerce yıllık kültür eserlerini geride bırakan Ahmedi Hani’nin memleketini, Fakiye Teyran’ın memleketini, Ali Hariri’nin memleketini bir anda siz ilçe düzeyine, hatta kasaba düzeyine düşürmeye çalışıyorsunuz.

Burada bakın demin söyledik, sanayisi olmayan, tarımı olmayan, hayvancılığı olmayan bir şehre, memur şehri olan bir şehre siz bir anda diyorsunuz ki: “Biz burayı beğenmedik, başka bir yere taşıyacağız.”

Değerli arkadaşlar, eğer 21’inci yüzyılın demokratik siyasetinden bahsedeceksek, demokrasisinden bahsedeceksek, bir anda şehirlerin yerlerini nasıl iki kişinin kararıyla değiştirebiliyoruz? Ve gideceğimiz yeri, ilk başta ben şunu söyleyeyim, devletin oradaki bürokratları orayı beğenmiyor coğrafi yapısından dolayı. Bakın, havaalanı yapmışız oraya. Karşı değiliz. Hükûmetin burada onlara bir sözü de vardı: “İşte, biz Yüksekova’yı il yapacağız.” Yapamadınız, şimdi geliyorsunuz doğrudan, “Biz bu şehri kasabaya döndüreceğiz.” Havaalanı yapmışsınız oraya, dört buçuk aydır, değerli arkadaşlar, kışın oraya uçak inemiyor, zemini balçıktır, sazlıktır.

Yani eğer muradınız, isteğiniz şehri daha geliştirmekse buna hepimiz razıyız ama öyle bir niyet yok. Burada, Yüksekova’da bugün birçok insanın yıllardır yaşadığı yere bir anda kamulaştırma kararı veriliyor.

Peki, bu insanları da nereye götüreceğiz? Şehir yok, o şehri taşıyacak kapasitesi yok. Ama bir anda “Üç ay içerisinde biz tabelaları değiştireceğiz…” Ben bunu doğru bulmuyorum.

Değerli arkadaşlar, eğer siz oradaki şehrin hendeklerle değil, bir anda binlerce memurun çalıştığı bir yeri, aileleriyle birlikte hesaplayıp 30 bin insanın göç etmesini kabul ediyorsanız, vicdanlarınız kabul ediyorsa biz bir şey demiyoruz. Değerli arkadaşlar, oradan gelen insanlar doğrudan Hükûmet yetkilileriyle de görüşüyorlar burada. Gerçekten orada -şu anda belki konu değildi ama- şu anda Hükûmete yönelik gerçekten büyük bir kırılma olmuştur. Kültür kitabını bastığınız, Kültür Bakanlığı tarafından basılan kitaba rağmen, oradaki bütün söylemlerinde Hükûmetin, Başbakanın, Cumhurbaşkanının söylemlerinde Ahmedi Hani’den bahsederken bir anda çıkıp Ahmedi Hani’nin kemiklerini sızlatmaya ve birçoğunun kemiklerini sızlatmaya hakkımızın olmadığını ben buradan belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, belki burada arkadaşlarımız buraya gelirken sırf sizleri yormak için değil, gerçekten de eğer siz bu Parlamentoya kanun tasarılarını getiriyorsanız her partinin burada söz söyleme hakkı olmalı. Neyin üzerinden konuşacağız? Kişisel verilerden bahsediyoruz. Bugün burada yaşayan ve siyasetin en üst mertebesinde görev yapanlar, hiçbirimizin kişisel verileri, biz şundan yüzde yüz emin olabilir miyiz, yarın basında çıkmayacak ve bunu da buradan, eğer bunun üzerinde gelip burada sözümüzü söylemezsek, o ortaya konulan kasetler, birçok insanın namahrem bilgilerini kamuoyuyla paylaşan durumunu biz buradan görüşmezsek… “İşte, HDP burada bize eziyet ediyor.” Öyle bir algınızın olmaması gerekiyor. Bizi halk buraya gönderdi, dolayısıyla biz son saatimize kadar, son maddesine kadar biz burada görüşlerimizi belirteceğiz. Buradaki amacımız, maksadımız hiç kimseyi rahatsız etmek değildir. Biz bunun için buradayız. Bugün ülkemizin birçok sorunu vardır. Bu sorunların tartışılacağı yer de, sözün söylenmesi gereken yer de burasıdır. Bunun için arkadaşlarımızın rahatsız olmasına gerek yok.

Ben, Hükûmeti burada bulmuşken, gerçekten, Hakkâri’ye yönelik bu kararın özellikle tekrardan gözden geçirilmesini talep ediyorum. Gerçekten de Hükûmetin, oradaki halkın talebi olmayan, isteği olmayan, bir anda ortaya çıkan bu ilin taşınması, kasaba düzeyine düşürülmesinin ben gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Arkadaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Böylece tasarı üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                     :   190

Kabul                                           :   187

Ret                                              :       2

Çekimser                                     :       1  (*)

 

                       Kâtip Üye                        Kâtip Üye

                    Fehmi Küpçü                    Sema Kırcı

                          Bolu                           Balıkesir”

Böylece tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

7’nci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/307) ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 4) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 4 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen gruplar adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Nuri Okutan.

Sayın Okutan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA NURİ OKUTAN (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına Türkiye Cumhuriyeti ile Somali Federal Cumhuriyeti arasında savunma sanayi anlaşmasının onaylanmasıyla ilgili söz almış bulunmaktayım. Herkesi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Madem inada bindi, ben de bütün bu çalışmalarımızı sizlere aktarmak arzusundayım. Esasen Somali’den çok, Afrika’yı belki konuşmamız icap eder çünkü Afrika, bizim için hem ülkemizin ekonomik geleceğiyle ilgili hem kültürel bağımızla ilgili fevkalade önemli bir kıta ve bu konuda da çok ciddi boşluğun olduğunu düşünüyorum. Bu bakımdan Somali’yle ilgili, Afrika’yla ilgili kısaca tarihî süreci de içine alacak ve…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, salonda bir uğultu var. Lütfen, hatip kürsüde konuşuyor, hatibin insicamını bozmayalım.

NURİ OKUTAN (Devamla) – ...daha sonra da belki, son dönemde Afrika’yla ilgili güzel çalışmalar var, onların da burada yâd edilmesi lazım geldiği kanaatindeyim. Belki de bununla birlikte birtakım eksiklikler var, onları da burada dile getirmek arzusundayım.

Esasen, bizim Afrika’yla ilişkimiz 860’lı yıllara dayanıyor ve Tolunoğulları’yla başlıyor, İhşidiler, Eyyubiler ve Memluklar’la devam ediyor. Daha sonra da Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’yle beraber bin iki yüz yıllık ilişkimiz söz konusu.

Yıllar öncesine uzanan ve ilkeli bir tarihî geçmişe dayanan Türkiye’nin Afrika’yla ilişkileri, zaman zaman inişler çıkışlar arz etmekle birlikte hep güçlü olmuş. Cezayir, Tunus, Trablusgarp, Mısır ve Habeşistan yaklaşık 500 -doğrudan İstanbul’dan gönderilen- yönetici tarafından idare edilmiş. Diğer taraftan, Türkiye, İkinci Dünya Savaşı akabinde Afrika ülkelerinin bağımsızlığını kazanma süreçlerini aktif biçimde desteklemiş. Yine, birçok Afrika ülkesi, bağımsızlık mücadelesi, laik, demokratik kurumların inşası gibi konularda ülkemizi örnek almış. Bağımsızlıklarını kazanan bu ülkelerin pek çoğu, muhakkak genç cumhuriyetimizi, Atatürk ve arkadaşlarının Millî Mücadele ruhunu ilham kaynağı olarak görmüşler ve Türkiye, 1985 yılında Devlet Planlama Teşkilatının Gambia, Gine, Moritanya, Senegal, Somali ve Sudan’ı içine alan kapsamlı bir yardım paketi programı başlatmıştır. Ülkemizin 1998 yılında Afrika Eylem Planı’nın kabulüyle Afrika’ya yönelik artan ilgisi, 2003 yılı başında Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi stratejisi hazırlanmasına ve 2005 yılının da “Afrika Yılı” ilan edilmesine zemin hazırlamıştır.

2008 yılında Türkiye-Afrika İş Birliği Zirvesi’nin düzenlenmesiyle ilişkilerde bir yeniden yapılanma dönemi süregelmiştir. Bugün bu anlaşmaları onaylıyor ve ilişkilerin bu noktaya gelmesini tartışıyorsak bugüne kadar yapılan çalışmaları takdirle karşılamak ve anmak icap eder düşüncesindeyim.

Toparlayıcı güç ve sinerji oluşturma özelliğiyle bilhassa TİKA ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını hayırla yâd etmek de hakkın teslimi anlamına gelecektir. Kapasite geliştirme faaliyetlerinin yanı sıra Türkiye, TİKA ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla okul ve hastanelerin yapımı gibi sosyal hizmetlerin sağlanması için altyapıları inşa ederek birçok projeye imza atmaktadır. Bunlar güzel çalışmalar, bu güzel çalışmalara sivil toplum kuruluşlarının örnek çalışmaları da katılınca… Ve bilhassa Isparta’dan, Yalvaç’tan, Sücüllü’den Büyükkabaca kasabasından hemşehrilerimin de kendi imkânlarıyla hem içme suyu hem de sulama suyu ve tarım teknikleri, küçük bakım onarım atölyeleri kurma gibi fevkalade faydalı ve başarılı çalışma yaptıklarını da buradan övünerek paylaşmak isterim. “Patpat” diye bilinen, çok amaçlı tasarımı ve mühendisliği yine hemşehrilerim tarafından yapılan araçları orada ürettiler ve o insanlara bilhassa meccanen yardımda bulundular, onlara taban suyunun çıkarılması ve tarımda kullanılmasını öğrettiler.

Yine, Isparta Valimiz Vahdettin Özkan’ın kıymetli eşi Ruhan Özkan’ın himayesinde Isparta Valiliği, Avrupa Birliği Projeleri Koordinasyon Merkezi Heyeti tarafından organize edilen ildeki ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yanında bazı sivil toplum kuruluşları ve mahalle muhtarlarının da katkısıyla Mahalle Anneleri Projesi uygulandı. Ancak, bu iyi niyetli güzel çalışmalar daha kapsamlı ve ülke genelinde yaygınlaştırılarak kurumsal hâle getirilme ve bilhassa hanımların üretici hâle getirilmesi bakımından Afrika’ya örnek proje olarak taşınmalıdır. Yine, Türkiye Barolar Birliği desteğiyle Isparta Barosu Başkanı Avukat Gökmen Hakkı Gökmenoğlu’yla yine Baro Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Ayfer Eseryel ve barodan bir grup avukat arkadaşlar tarafından bir çalışma başlatılmış ve bu çalışma aile birliğinin güçlendirilmesi ve suçun önlenmesine yönelik bilhassa kız ve kadınlarımızın fırsat eşitliğinden faydalanmasını içeren çalışmalarını model alıp belki de değerli Isparta Valiliği ve Baro Başkanlığıyla iş birliği yapılıp Afrika coğrafyasında bu tecrübelerden muhakkak faydalanmalıdır.

Uluslararası alanda rekabetin acımasızlığı dikkate alındığında ise ülkemiz adına müspet girişimler olarak algılanan Afrika süreci, Çin, Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Japonya, Brezilya gibi ülkelerin faaliyetleriyle mutlaka devamlı mukayese edilmelidir. Bu ülkeleri dikkate aldığımızda, Afrika’da maalesef henüz daha biz yolun başında sayılmaktayız. Aksi takdirde, küçük büyük atılan adımları sadece kendi içimizde değerlendirmiş olacağız. Oysaki, bu acımasız çark eğer yakından takip edilmezse bir süre sonra sınırlı etkileşimlerle yetinmiş kalacak ve çok da fazla etkisini gösteremeyecek.

Son dönem Afrika’da büyükelçilik sayımız da artırıldı, bu, iyi bir gelişme. Ancak açılan büyük elçiliklerimiz için yeterli personel temin edilmekte midir? Hatta bir diplomat, büyükelçi yapılırken sadece Dışişlerinde büyükelçi olmak için kadronun yeterli olması mı gözetilmektedir? Görev alacağı ülke hakkında asgari bilgi seviyesi dahi olmayan bir diplomat orada ülkemizi ne ölçüde temsil edecektir? Sadece Ankara ile bulunduğu başkent arasında sıradan diplomatik işlemlerin takibiyle mi yetinecektir? Kıtayı tanımayan, kıtayla gönül bağı kuramayan diplomatın hangi ülkeye ait olması önemli değil, başarılı olma şansının çok zayıf olacağı hepimizin malumlarıdır. Açılan büyükelçiliklerimizin kaçında son derece önemli olan ekonomik müşavirlik bulunmaktadır? Bunların Afrika ülkelerinin gerçekleri konusunda birikimlerinin daima tartışma konusu olarak iş çevrelerine yansımakta olduğunu biliyor muyuz? Genç memurlarla ve de gittikleri ülkelerin dillerini gereği gibi bilmeyen diplomatlarla alınacak mesafe son derece sınırlı kalıyor; bunun farkında değil miyiz? Aslında mesele, ülkemizde yeterli insan bulunmadığı değil, gerekli seçimlerin itinayla yapılıp yetiştirilmediği meselesidir. Kamu kurumlarımız adına gönderilen görevliler de Afrika konusunda diplomatlarımız gibi donanım yapılmadan gönderildiği bir başka eleştiri konusu değil midir? Eğer bir an evvel hayati görevler için Afrika konusunda ciddi bir eğitim verilmeden gidecek görevliler sadece o makamı doldurmakla yetineceklerse bu, fevkalade vahim bir sonuç doğuracaktır. Bir an evvel, bu hayati görevler için atanan memurlar, atanmadan önce bölge ve ülkeyle ilgili ciddi eğitimden geçirilmeli, buna göre atama yapılmalıdır.

Sivil toplum kuruluşlarımızın kıta ülkelerinde çok değişik insani yardım yaptıkları bilinmektedir. Afrika’nın kıta içi ve kıtalar arası etkinliğinde Türkiye’nin çok çekingen davrandığına dair ciddi işaretler de vardır maalesef. Diplomatlarımız, sömürgecilerin geçmişteki etkinliğinin hâlâ devam etmesi konusunda ülkemizi onların önüne geçirecek ilişkiler ağını aradan geçen yaklaşık on senedir kuramamışlar ve acemilikleri devam etmektedir.

Afrika araştırmaları konusunda ülkemizin yeterli akademisyene sahip olmadığı ortadayken bu alanda en ufak uzmanlığı olmayanlar, açılan araştırma merkezlerine idareci, hatta öğretim görevlisi yapılmaktadır. Burada Afrika’nın önemi, idarecilerimiz tarafından ya da karar vericilerimiz tarafından anlaşılmıştır ama bu anlaşılma yeterince uygulamaya yansımamaktadır. Tam bir adam kayırmacılık, adama kadro bulma anlayışı hüküm sürmekte ve bu çok hayati görevler maalesef tam anlaşılan, beklenilen gibi sonuç doğurmamaktadır.

Afrika’nın önde gelen yerel dilleri, Paris, Londra ve daha birçok Batı kentinde akademik programlarla öğretilmekte ama Afrika’da bilhassa kamuda ciddi yetişmiş eleman açığı bulunmakta olup, bir hafta, on günlük kurslarla sağlanması yerine en az altı ay, bir sene, bunlar gerek ülkemizden gitmeden gerekse ülkemizden gittikten sonra formasyon programlarına tabi tutulmalılar. Kıtada eğitim seviyesi çok düşük ve sınırlı, matbuat birçok ülkede yok denecek kadar az, Türkiye bu konuda henüz ciddi hamlelere girişmedi, bunun ne anlama geldiğinin farkında değil gibi görünüyor. Türkiye’de okuyan Afrikalı öğrencilerin, getirildikleri ülkelerin genelde en zeki çocukları olmadıkları dile getiriliyor. Türkiye, milyonlarca dolar harcadığı bu projeye çok sıkı bir seçim süreci geçirmelidir, üç beş dakikalık mülakatlarla doktora ve yüksek lisans, hatta lisans öğrencileri almamalıdır. Eğitim konusunda bilhassa üniversitelerimizde öğrenci akışı için vize dâhil ciddi kolaylıklar sağlanmalıdır. Bilhassa Libya’da tedavi hizmetleri için Türkiye’ye gelmek isteyen vatandaşlara vize kolaylığı sağlanmalıdır. Ekonomik anlamda Afrikalı iş adamları ve tüccarlarla ortak iş yapan vatandaşlarımızın haklarının korunması için gerekli hukuki süreçlerin bir an evvel tamamlanması; yine, çifte vergilenme anlaşmalarının tüm ülkelerle bir an evvel tamamlanması sağlanmalıdır. Hükûmet, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere onların dümen suyuna girme yerine oralarda “muhalif gruplar” adı altında ne idüğü belirsiz çetelerle yan yana durmak yerine doğrudan halkla irtibata geçmeli ve halkın temsilcileriyle temas kurmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tümü üzerinde Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat? Yoktur.

Tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SOMALİ FEDERAL CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAVUNMA SANAYİ İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 25 Ocak 2015 tarihinde Mogadişu’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel.

Sayın Demirel, buyurun.

On dakikadır süreniz, buyurun.

HDP GRUBU ADINA ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, geç bir saat oldu, hepimiz bunun farkındayız. Ama bizim arkadaşlarımız üç gündür, aynı zamanda, açlık grevindeler ve biz üç gündür bu Parlamentodayız, geç saatlere kadar, sabahlara kadar bekliyoruz, hiç çıkamadık. Bugün de bu şekilde Parlamentonun sorumluluk ve görevini yerine getirmesi için hep birlikte buradayız.

Ben, bugünkü, şu anki konuşmamda biraz sağlık politikalarına değinmek istiyorum. Sağlıkla ilgili yaşanan sorunların aslında ne kadar katmerli olduğunu hepimiz biliyoruz. Belki hepsini birlikte burada anlatamayacağız ama birkaç şeye sadece değinmek istiyorum.

Bizler sağlık politikalarını ele alırken özelde kadın sağlığı, çocukların sağlığı, aşı sorununu gidermek ve halkın sağlık politikalarından, sağlık hizmetlerinden daha rahat yararlanmasını sağlamak amacıyla sağlık merkezleri, ana-çocuk sağlığı merkezleri oluşturuldu mahallelerde. Halkın sağlık hizmetinden rahatlıkla yararlanabileceği alanları oluşturmaya çalıştık ama şu anda bakıyoruz ki halkın sağlık hizmetinden yararlanmasının yerine, daha çok, sağlık merkezleri birer mekân olarak görülerek özelde Diyarbakır’da kırsal mahallelerde, Bağlar’da, Sur’da ve birçok il ve ilçelerin kırsal, yoksulların olduğu bölümlerinde, özelde de sağlık merkezlerinin bir bina olarak düşünülerek boşaltıldığını ve oraların daha çok, askerî karargâh olarak kullanıldığını gördük. Yani sağlık politikalarını eleştirirken aynı zamanda, halkın ücretsiz, rahat bir sağlık politikasını geliştirmesini gerektirirken ne yazık ki var olanlar bile elimizden gitmiş durumda. Yani halkın kolaylıkla ulaşabileceği alanlarda karakollar oluşturmak, güvenlik güçlerini oraya yerleştirerek halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmek politikası uygulanmaya çalışılıyor.

Evet “Hastane açıldı.” deniliyor. Hastanelerin yetersizlikleri, fiziki koşulları, orada çalışan personelin gerçekten koşullara uygun bir şekilde çalışma imkânlarının olmadığını gördük.

Özelde de yönetim anlayışına baktığımızda, hastanelerde ve sağlık hizmeti sunulan yerlerde yönetim anlayışları tamamen tepeden atama sistemiyle gerçekleştirilen bir yönetim aşamasıdır ama oysaki her yerde kendi alanını kendisi belirleyen, kiminle nasıl çalışmak istediğini belirleyen insanlar olmalıdır. Tepeden atamalar neyi beraberinde getirir? Yolsuzluğu beraberinde getirir. Gerçekten iyi, kaliteli bir hizmeti üretmek değil, daha çok kârı düşünerek bireysel çıkarları ön plana çıkaran bir durumu gerektirir. O yüzden hastanelerdeki hem fiziki koşullar hem oradaki sağlık personelinin çalışma koşulları, hizmet üretmeleri hem de aynı zamanda yönetimdeki uyum açısından da sorunları beraberinde getirir.

Evet, sağlık politikalarını ifade ederken daha önce de söyledik, sağlık emekçilerinin sorunlarını bire bir dinlemek ve onlarla birlikte çözüm üretmek önemlidir. Bugün sağlık emekçileri, Diyarbakır’da, Ankara’da, İstanbul’da, yaşanan sokağa çıkma yasaklarıyla, yaşanan hak ihlalleriyle birlikte kendilerini ve sağlık personelinin de yeterli derecede korunmadığı ve katledildiği bir ülkede ne yazık ki nöbet tutma eylemleri gerçekleştirmişlerdir.

Özellikle sağlık emekçilerine yönelik baskı, zulüm, çok net olarak biliniyor. Bunun en büyük örneğini sağlık emekçileri, ambulanslarla sağlıkçılar olarak gidip hastaları yerinden almak ve hastalara yardımcı olmak görevini yerine getirirken ne yazık ki yollarda, ambulanslarda katlediliyorlar ve bunlar aynı zamanda ne sağlık hizmetini yerine getirebiliyorlar ne de kendi yaşamlarını koruyabiliyorlar. Bunları bir bütün olarak düşündüğümüzde, aslında sağlık politikasında halka ücretsiz sağlık hizmeti yürütmek yerine özel sektöre daha fazla kâr sağlaması amacıyla daha büyük yatırımlar yapıp özel sektörü daha fazla güçlendiren bir anlayış söz konusudur.

Bu yüzden, genel olarak baktığımızda sağlık politikasına, özellikle de kadın sağlığı ve kadın doğum konusunu ele aldığımızda, kadını, sadece bir nüfus yoğunluğu ve demografik açıdan bakarak, eve kapatan bir zihniyet söz konusudur. Hastanelerde kreşlerin açılması gerekirken kadınların çocuk doğurmasına yönelik, evlere hapsedilmesi ne yazık ki en fazla görülen bir durumdur. Oysaki kadının kendi iradesiyle kaç çocuk doğuracağına karar vereceği bir ortamda, bir ülkede, ne yazık ki Cumhurbaşkanının kadınlara biçmiş olduğu, işte, kaç çocuk doğuracağına dair kararı bile veren bir ülkede yaşıyoruz.

Ben şunu ifade etmek istiyorum: Bizler ana-çocuk sağlığı olarak ifade edilen, sağlık ocaklarında, kadınların kaç çocuk yapacağı, hangi aile planlaması yöntemini kullanacağına kendilerinin karar vereceğini ve bu hizmetin oralarda daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade ettik ama görüyoruz ki bu imkânlar gittikçe kısaltılarak kadınların sadece çocuk doğurmayla bir kenara bırakılması, ötekileştirilmesi ve hiçleştirilmesi söz konusudur. Asla bunu kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz. Kadınların, kendi iradeleriyle yaşamlarını idame ettirmeleri, kendi özgürlük ve demokrasi anlayışıyla hareket etmelerini sağlayan bir ülke istiyoruz aslında. Bu, kadınların genel anlamda hem sağlık politikasında hem eğitimde hem istihdamda hem de görünmeyen emeğinin görünür kılınır bir aşamaya gelmesinde önemlidir.

Bunun için kadının daha çok… Daha önceki torba yasalarda da ifade ettik, bir kez daha ifade etmek istiyorum. İşsizlik Fonu’ndan ödendiği ifade edilen yarı zamanlı çalışmalarda, aslında çocuk doğurup, evde oturup İşsizlik Fonu’ndan ödenen paralarla daha çok işverenler kayrılmakta ve kadınlara ödenen fonların aslında işsizlere ödenmesi gereken bir fon olduğunu ifade ediyoruz. O zaman şunu öneriyoruz, kadınlara yani genel olarak da söylüyoruz: Gelin bir pozitif ayrımcılık yaparak hizmetini doldurmuş kadınların yaş sınırını ortadan kaldıralım. Madem bir çalışma yapmak istiyoruz, o zaman geçmiş dönemde yapılan uygulamada yani değiştirilen uygulamanın ötesine geçip kadınlara bir pozitif ayrımcılık yaparak İşsizlik Fonu’ndan ödenmesi gereken ücretlerle değil, aslında hizmetini doldurmuş olan kadınların yaşa takılmamasıyla birlikte bu sorunu çok net olarak giderebiliriz.

Aslında bu saatte konuşmak, dinlemek ve algılamak biraz zor doğru, sizin de dinlemediğinizi biliyorum. Ama biz konuşmaya, anlatmaya ve dinlemeye devam edeceğiz diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Tuğba Hezer Öztürk.

Sayın Hezer Öztürk. Doğru mu?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır ama daha kısa kesebilirsiniz, takdir sizin.

HDP GRUBU ADINA TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Sizi kırmayacağım, on dakika konuşacağım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; evet, ben de IŞİD üzerine konuşmak istiyorum.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Somali konumuz.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Konumuz Somali biliyorum ama şöyle söyleyebilirim: Ne zaman ki uluslararası bağlantılar, diyaloglar, diplomasi söz konusu olduğu zaman açıkçası tüylerimiz ürperiyor ve hemen şu an, bu dönemde sıcaklığını yaşadığımız bir Orta Doğu gerçekliğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Dolayısıyla -ben biliyorum, yani bu Somali’yle ilgili olan tasarı yasalaşacaktır- bir muhalefet partisi üyesi olarak da bahsettiğim konuda düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bu ülkenin Başbakanı “bir grup öfkeli insan” diyerek Ankara’yı, Suruç’u, Diyarbakır’ı, o katliamları yaşatanlara bir tahammül gösterdi ama öte taraftan, sadece bir “tweet” attığı için -ifade özgürlüğü kapsamında ele aldığımız bu durumda- tahammül gösteremeyip hemen tutuklayabildik insanları. Öte taraftan, yine, “bir grup öfkeli insan” dediğimiz ve o kadar katliamlarına, bütün dünyanın lanet ettiği bu vahşet ordusuna, bu örgüte Türkiye yine tahammül ederek dedi ki: “Elimizde canlı bomba listeleri var ama kendilerini patlatmadan biz nasıl ele geçirelim, nasıl eyleme geçelim?” Yani, diyor ki patlasın da biz parçalarını toplarız. Bu şekilde de IŞİD’le mücadele ederiz diyor. Kusura bakmayın, IŞİD’in parçalanmış parçalarıyla mücadele olmuyor.

Daha vahim olanı, biliyorsunuz, Rojava’da IŞİD’e karşı büyük bir mücadele söz konusu ve bu mücadele temelde PYD’nin, YPG’nin ve YPJ’nin öncülüğünde ilerliyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten siyasal iktidar ise şunu söylüyor, daha doğrusu uygulamalarıyla şunu gösteriyor: Şimdi, biliyorsunuz, orada IŞİD’le mücadele edip hayatını kaybedenlerin bir kısmının -daha sonradan birçok ülkeden ve Türkiye’den de katılım olmuştu- cenazeleri günlerce -ki basına yansıyan kısmıyla Aziz Güler’in cenazesi elli dokuz gün boyunca- sınırda bekletildi. Yani, hepimizin lanet ettiği bir örgüt var ve bizler bu örgüte karşı savaşanların ölüsüne bile karşı koyuyoruz. Bu, aslında önümüzde çok net olarak şunu gösteriyor: Mevcut siyasal iktidarın IŞİD’e, bırakın göz yummasını, göz kırpmasıdır bu; bu kadar açık ve nettir. Siz bu vahşet ordusuna karşı savaşanların ölüsüne bile karşı koyuyorsanız, bu, bunun kanıtıdır.

Sadece onun üzerinden kanıt zaten aramıyoruz. Antep’te, Kilis’te, Adıyaman’da birçok yerde yuvalandılar, büyüdükçe büyüdüler. Türkiye üzerinden geçmedikleri ülke, eylem yapmadıkları yer neredeyse kalmadı ve bizler hâl⠓bir grup öfkeli insan” diyebiliyoruz. İsmini değiştirdik, DEAŞ yaptık ama hâlâ parçalarının peşinden koşuyoruz, “Patlasınlar da kendilerini toplarız.” diye uğraşmaya çalışıyoruz. Kusura bakmayın, bu, IŞİD’le mücadelenin samimiyeti değil, IŞİD’le kol kola gezmenin açık bir ifadesidir; bunu bu şekilde kabul etmek zorundayız.

Bakın, size ben somut şeyler söylüyorum. Türkiyeli askerlerle IŞİD’in kol kola fotoğrafları, telefon görüşmeleri var.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Nereden aldın?

TUĞBA HEREZ ÖZTÜRK (Devamla) - Bakın, basının, teknolojinin…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hangi basın, hangi basın? Tek cenahlı basın!

TUĞBA HEREZ ÖZTÜRK (Devamla) - …bu noktaya geldiği yerde, bu soruyu sormanız gündemi bu kadar geriden takip ettiğinizi gösteriyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sen mi ileriden takip ediyorsun?

TUĞBA HEREZ ÖZTÜRK (Devamla) - Bizim sizin satın aldığınız kalemşorlardan takip etmediğimiz kesindir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biz kimseyi satın almayız.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen nereden takip ediyorsun, kaynağını bir açıklasana. Rusya’dan mı alıyorsunuz?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Bu yüzden Türkiye şu an ısrarla Orta Doğu’da bir hesap peşinde, bir arayış peşinde ve bunu da IŞİD üzerinden ve benzeri, türevleri olan çeteler üzerinden gerçekleştirmek üzere adım adım hareket etmeye çalışıyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biz, hiçbir zaman, hiçbir terör örgütüne yakın falan olmadık. Sözlerini geri alacaksın!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Sırf bunu meşrulaştırmak adına da “PYD bizim için terör örgütüdür, dolayısıyla biz PYD’yi kabul edemeyiz.” diyorlar.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – PYD’de de bizim için terör örgütüdür, KCK da, IŞİD de, DEAŞ da. IŞİD demeyin, DEAŞ.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Niyetiniz nedir peki? Sanki orada IŞİD ile PYD mücadele etmezse sizin ısrarla hayalini kurup da aslında hiçbir şekilde bununla ilgili bir icraata geçmediğiniz ılımlı bir grup oluşacak mı orada? Hayır. Niyetiniz tastamam, orada, Rojava’da, Kürtlerle birlikte oradaki halkların kuracağı demokratik yaşamın temizlenmesi ve IŞİD’e bırakılmasıdır.

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Saçmalama ya!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Adıyaman’a, Antep’e, Kilis’e bakın, saçmalığın ağzınızdan çıkan laf olduğunu anlarsınız Beyefendi.

AHMET UZER (Gaziantep) – Hadi oradan!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… İstirham ediyorum.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – O yüzden şu an ben burada mevcut siyasal iktidarın yaptıklarını bir muhalefet partisi üyesi olarak eleştiriyorum, bu hakkımın da olduğunu zaten düşünüyorum.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sen ne konuştuğunu biliyor musun?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla, seviyeli bir şekilde cevap verirseniz, en azından, ısrarla “Biz bu kadar oy aldık.” dediğiniz o halka, halklara saygı ifadesi olacaktır.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Teröre, “terör örgütü” demeye hakkın yok ama değil mi? Her şeye hakkın var, ona yok değil mi?

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Senin bir kere bu millete saygın yok, millete.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – İşte sizin kelime hazineniz bu: “Terör, hendek; terör, hendek.”

FARUK ÖZLÜ (Düzce) –Senin bir kere ağzından PKK’ya dair bir tane aleyhte cümle çıksın da öyle konuş burada.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Gelin buraya konuşun o zaman.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – PKK terör örgütüdür.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın grup başkan vekili dışında gelip burada bir konuşanı görmedik çok fazla. Gelin burada konuşun. Bakın, birçok madde var. Yirmi dakika, on dakika konuşun. Niye buraya çıkıp gelemiyorsunuz? Söyleyin, niye gelemiyorsunuz? (HDP sıralarından alkışlar)

FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Papağan gibisiniz, papağan. Hep aynı şeyi konuşuyorsunuz, bıktık.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – “Hendek” diyorsunuz ya, evet, bu ülkede bir hendek var.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Çukur, çukur. Düzeltiyorum, çukur.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Çukur var, evet; haydi, dediğinizi, çukuru kabul edelim, tamam.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Çukur siyaseti. Oradaki Kürt kardeşlerim çukur siyasetinin üstünü kapatıyor.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – O çukur nerede biliyor musunuz? AKP'nin kendi zihninde yarattığı çukurdur, bu kadar nettir. Bunu kabul edin. Sizler Kürtlerin ülkeyi bölme gibi bir talebi yokken halkları kutuplaştırarak…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hem bölüyorsunuz hem de konuşuyorsunuz ya! Hayret bir şey!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – …birbirinden uzaklaştırarak, tam da bu gayeyle geliyorsunuz. Ama, muhtemelen sizlerin haberi yok bundan.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Yapma ya!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Çünkü, saray ne diyorsa, el kaldır indir, başka bir şey yok.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hadi be!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz öyle olmasını çok isterdiniz ama değil, öyle değil.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – O yüzden, size oy veren halklara sonsuz saygımız var ama gecenin bu saatinde sizlerin şu anki duruşunuzu, tarzınızı, olgunluğunuzu görmelerini açıkçası sırf bu saygıdan dolayı istemeyiz biz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sen aynaya bak, aynaya! Sen kendin ilk önce bir aynaya bak!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Biz aynaya değil, halkın kendisine bakıyoruz.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Kendine bak, kendine!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – “HDP sıraları nerede?” diyorsunuz ya, şu an o tanklar, toplar şehirleri bombalarken o vekiller halkının yanındadır.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hadi be! Ne bombalaması!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Gel, gel, burada konuş. Gel burada konuş. Gel, gel, burada konuş. Şov yapma bize, şov yapma oturduğun yerden.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sizler katlediyorsunuz onları!

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Ne konuştuğunu bilmiyor!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Bu şekilde devam ederlerse bireysel konuşmak zorunda kalacağım.

Bakın, daha gece uzun. Bizler HDP olarak aşağı yukarı her maddede de konuşmaya niyetliyiz.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Boş konuşuyorsunuz, boş!

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – O yüzden, eğer iktidar olmanın ağırlığını çoğunluğa dayandırmadan, politikalarınıza güvenerek söylüyorsanız…

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Halk sizi ciddiye almıyor.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – …her biriniz çıkıp teker teker bu söylediklerinizi, sataşmanın ötesine geçerek samimiyetle konuşursunuz. Ama, aylardır buradayız, sadece…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Kendin bile inanmıyorsun konuştuğuna!

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Senin adın ne?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Bakın, sizi ilk defa görüyorum ha, ilk defa görmüş oluyorum.

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Ben de seni ilk defa görüyorum. Görmez olaydım.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Yazık! Size oy veren o ildeki halklara yazıktır bu anlamda. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sizin kastınız teröristler mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Devamla) – Velev ki sizlerin bu bahsettiğim ve bahsetmediğim, zamanımın yetmediği, mevcut bütün kirli politikalarınız o kendi açtığınız hendeğe girecek ve o hendek o şekilde kapatılacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Görüyoruz, görüyoruz!

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, ne Adıyaman ne Gaziantep ne de başka bir ilin bugüne kadar hiçbir terör örgütüne prim vermediğine, PKK gibi PYD, YPG, YPJ ve DAİŞ’in de terör örgütü olduklarına ve kınanmaları gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, özellikle Adıyaman Milletvekili de olduğum için bir konuyu ifade etmek istiyorum, çok sıkça dile getirildi. Ne Adıyaman ne Gaziantep ne de başka bir il, bugüne kadar hiçbir terör örgütüne prim vermediği gibi, bilhassa PKK’yı barındırmadığı gibi, DAİŞ’e de, IŞİD’e de asla prim vermedi, vermez de. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TUĞBA HAZER ÖZTÜRK (Van) – Sayın Başkan, doğru, AKP IŞİD’i terör örgütü olarak kabul etmediği için.

BAŞKAN – Ülkesine, milletine bağlı olan şehirlerimizdir. Bütün bu şehirleri itham altında bırakmamak lazım. Her şehirde birtakım vakalar çıkabilir ama lütfen, ne olursunuz, bunu bilelim.

Bir de PKK gibi, PYD, YPG, YPJ ve DAİŞ’in de terör örgütü olduklarını, bunları hepimizin, bölünmez bütünlüğümüz adına, Anayasa’ya yaptığımız yemin adına, Anayasa’daki yemin metni üzerine sadık kalarak lanetlememiz, kınamamız gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/307) ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 4) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.(AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesi, gürültüler)

BAŞKAN – Geçti maalesef.

Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ne biçim konuşuyorsun ya, nasıl konuşuyorsun!

Başkan, lütfen! Bu kadar saygısızlık olmaz yani! Bunu kabul etmiyoruz Başkan. Üslup bu kadar bozuk olmaz, üslup bu kadar kötü olmaz!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, gerçekten ciddi bir iş yapıyoruz, lütfen…

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Böylece tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Açık oylama kısmına geçiyoruz.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                     :   202

Kabul                                           :   197

Ret                                              :       2

Çekimser                                     :       2  (*)

 

                       Kâtip Üye                        Kâtip Üye

                    Fehmi Küpçü                    Sema Kırcı

                          Bolu                           Balıkesir”

Böylece, tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

8’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/353) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 63) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 63 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİNAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TİCARET VE EKONOMİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 7 Mart 2013 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan, sıra sayısı 63 olan, Türkiye Cumhuriyeti ile Surinam Hükûmeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması’nın onaylanması hakkında söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası yapılan anlaşmalar kesinlikle önem teşkil etmekte, toplumları hem sosyal, ticari ve kültürel alanda birbirine yaklaştırmakta hem de maddi alanda ülkeler açısından yeni fırsatlar ve ekonomik kazançlar sağlamasına yardımcı olmaktadır. Bunun için, yapılan veya taraf olunan uluslararası sözleşmeleri önemsiyoruz.

Bir başka önemsediğimiz husus ise bu uluslararası sözleşmelerin hem ticari hem kültürel hem de hukuki boyutlarının pratik alanda uygulanıyor olabilmesidir. Aksi takdirde, yapılan anlaşmalar birer belge olmaktan öteye gidememektedir. Gelen evraklara baktığımız zaman, çok sayıda uluslararası anlaşmanın görüşülmek üzere sırada beklediğini görmekteyiz. Bunların görüşülmesi kadar, gereğinin yerine getirilmesi, buradan elde edilen toplumsal, kültürel ve ekonomik kazançların tüm topluma yayılması gerekmektedir.

Bizler parti olarak toplum yararına olan her türlü gelişmeyi destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz fakat önümüze gelen uluslararası ikili anlaşmalara baktığımız zaman, çoğunun toplum yararına çok fazla hizmet etmediğini, daha çok neoliberal politikalarla uyumlu olduğunu, belli sermaye kesimlerini beslediğini söylemek mümkündür.

Değerli milletvekilleri, uluslararası hukuk sorununa da değinmek istiyorum. Türkiye'nin imzası bulunan çok sayıda uluslararası sözleşme metninin gereğinin yerine getirilmediğini ifade edebiliriz. Örneğin Haziran 2015’te Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından dünyada iş güvenliğine uymadığı için incelenen tek ülke olduk. Yine bir başka örnek: Paris İklim Zirvesi’nde 195 ülkenin imzaladığı sözleşme gereği, küresel sıcaklık artışının 2 derecenin altında tutulması gerekirken bu yönlü herhangi bir çalışmada bulunmadığınızı söyleyebiliriz. Yani, asıl önemli olan şey, burada tasarılar hazırlayıp sunmak değil, bunların uygulanabilir olacağı bir zemin yaratmaktır.

Özellikle uluslararası hukuk alanında zayıf olan Türkiye’yi bu konu üzerinde de hassas davranmaya davet ediyoruz. Bilindiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2015 yılını kapsayan raporunu açıkladı ve Türkiye’nin hukuksal alandaki zayıflığı bu karneyle birlikte kamuoyunun gözlerinin önüne serildi. Örneğin, Türkiye 2015 yılının sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 8.450 başvuruyla en fazla dava başvurusu bulunan 3’üncü ülke durumundadır. Adil yargılama hakkının ihlal edildiği, gözaltında kötü muamele ve işkence yapıldığı, etkili ve yetkili soruşturmalar yürütülmediği, bireylerin özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği, yaşam hakkının ihlal edildiği çok sayıda, Türkiye aleyhine sonuçlanan dava bulunmaktadır.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’nin en fazla ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ülke olduğu… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Cizre’de devlet güçlerince açılan ateş sonucu yaralanan, ancak ambulansın kendisini almak için mahalleye girişine izin verilmeyen 16 yaşındaki Hüseyin Paksoy için yapılan başvuruyu kabul edip yaşam hakkı için acilen alınması gereken tedbirlerin alınmasını ve can güvenliğinin sağlanmasını istedi. Fakat öz hukukunu hiçe sayan Hükûmet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tedbir kararını hiçe saymıştır.

Basın ve medya üzerinde uygulanan baskı, halk üzerinde uygulanan korku ve caydırma politikaları, hukuksuz bir biçimde uygulanan sokağa çıkma yasakları, hastane ve okulların birer karargâha dönüştürülmesi, her muhalif sesin şiddet kullanılarak bastırılması, akademisyenlerin ve öğretmenlerin hedef gösterilerek topluma işaret edilmesi aslında bu sonucu çok da şaşırtıcı kılmamaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği bu rapordan ziyade bir de Türkiye İnsan Hakları Vakfının hazırladığı bir rapordan da bahsetmek isterim. Rapora göre, 16 Ağustos 2015 ile 21 Ocak 2016 tarihleri arasında güneydoğuda uygulanan sokağa çıkma yasaklarında 198 sivil hayatını kaybetti. Raporda en az 1 milyon 377 bin kişinin en temel yaşam ve sağlık haklarının ihlal edildiği ve bu süre içerisinde 39’u çocuk, 29’u kadın, 27’si 60 yaş üstü insan olmak üzere en az 198 sivilin yaşamını yitirdiği açıklandı.

Değerli milletvekilleri, gerçekten acıları hissetmek, onlara kulak vermek, el uzatmak bu kadar zor, bu kadar imkânsız olmamalı. Eğer sadece bir bakanla görüşmek için partinin milletvekilleri açlık grevine girmek zorunda bırakılıyorsa gerçekten yolunda gitmeyen, işlemeyen bir şeylerin olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir. Eğer bir milletvekili kendi seçim bölgesinde bodrum katında mahsur kalmış sivillere ulaşamıyorsa, ulaşmasına izin verilmiyorsa gerçekten bir şeyler ters gidiyor.

Tabii ki hepimizin ve her birimizin farklı fikirlere, farklı düşüncelere sahip olmamız normaldir fakat her ne olursa olsun bu fikirleri tartışmak, birbirimize bazen sataşarak, diyalog kurarak ve birbirimizi anlayarak çözmek zorundayız; modern dünya ve akıl bize bunu emrediyor. Ülkenin doğusunda meydana gelen bu vahşet ve yıkım ortamına seyirci kalırsak tarih bizi yargılar. Her birimizin bu yaşanan drama ayrı ayrı karşı çıkması gerekmektedir. Uluslararası hukukun işleyişini sağlamak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, gerçekten çok şey istemiyoruz, sadece insanlar ölmesin diyoruz, yaşam diyoruz ama son zamanlarda yaşananlara baktıkça anlaşılıyor ki Hükûmet tarafından bu kelimenin anlamı hiçleştiriliyor, içeriği boşaltılıyor. İnsanların ne diyeceği, ne giyeceği ve ne izleyeceğini tayin eden zihniyet, şimdi de yaşamın ve yaşatmanın ne anlama geleceğini tayin etmeye çalışıyor. Akademisyenler örneğinde bunu gördük, Ayşe öğretmen davasında bunu gördük. “Barış” kelimesini alkışlatmak bile bu devirde örgüt propagandası yapmakla eş değer anlam taşımaktadır.

Barış çok uzakta değil ama savaş her anımızda ve her dakikamızda yer almaya devam ediyor. Bizler burada konuşurken bile insanlar yaşamını yitiriyor olabilir. Bu ölümleri durduramayacaksak, durdurmayacaksak, anne karnındaki bebeğin bile, bırakın büyüyüp sokaklarda koşmasını, dünyaya gelmesini bile garanti altına alamayacaksak torba yasaların ve uluslararası anlaşmaların görüşülüyor olmasının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Tarih her yaşamı ve her ölümü yazmaya devam edecek ve ediyor. Sadece size sorum şu: Yaşamın mı yoksa ölümün mü yazıldığı sayfalarda yer almak istersiniz?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir.

Buyurun Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ZİYA PİR (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mesele Surinam olunca tabii ki benim de birkaç kelam etmem gerekiyor Surinam’la ilgili. Muhtemelen büyük bir kısmımız Surinam’ın nerede olduğunu bile bilmiyoruz ama burada anlaşmaları geçiriyoru