TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

34’üncü Birleşim

28 Ocak 2016 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, Gaziantep ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın, Türkiye’de anayasal sürece ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Antalya Milletvekili Devrim Kök’ün, Antalya’nın bazı ilçelerinde meydana gelen şiddetli fırtına ve hortum felaketine ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

7.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan’ın 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

15.- Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel ile Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un yerlerinden sarf ettikleri bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Sur’da şehit olan 5 güvenlik görevlisini rahmetle andığına, Misakımillî’nin kabulünün 96’ncı yıl dönümüne ve AKP’nin yeni Misakımillî tanımlamasının neyi kapsadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Cizre, Sur ve Nusaybin’de yaşanan olaylara, bu konuyla ilgili sorunun Hükûmetin sorumluluğunda, müzakereyle çözülmesi ve Meclisin bu konuda duyarlı olması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Sur’da şehit olan 5 güvenlik görevlisini rahmetle andığına, Türkiye’nin sınır güvenliğindeki zafiyetin masum insanların can güvenliğini tehdit eder duruma geldiğine ve Misakımillî’nin kabulünün 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Sur’da şehit olan 5 güvenlik görevlisini rahmetle andığına ve Misakımillî’nin kabulünün 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin Yavuztürk Mahallesi’ndeki imar ve mülkiyet sorununa ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’da Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı bine yakın müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcısının alenen kıyıma uğratıldığına ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Manisa Çal Dağı’ndaki nikel madeninin kapatılmasını ve verilen 2’nci ÇED raporunun iptalini talep ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, eş durumu, hastalık ve özür nedeniyle başvurup atanamayan öğretmenlerin durumuna ilişkin açıklaması

9.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının et ithalatına izin vermesinin yanlış bir tutum olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, sivil, çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı ve demokratik bir anayasanın hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, TARSİM sigorta primlerinin yükseltilmesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, emeklilere promosyon ödenmesi için bir çalışma yapılıp yapılmadığını ve Denizli’nin Honaz ilçesindeki taş ocağının ne zaman kapatılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın, ülkenin gerçek, yerli bir sol muhalefete ihtiyacı olduğuna ve Türkiye solunun toplumsal süreçlerin doğal ürünü değil sistem içi bir ihtiyacın üretimi olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde şehit olan Zekeriya Bilgen’e ve tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Hükûmetin, adı konulmamış bu savaşı ne zaman bitireceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Selçuk-Tire yolunun bir an önce yapılmasını istediğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın görüşmeler sırasında milletvekillerine karşı tutumuna ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın görüşmeler sırasında milletvekillerine karşı tutumuna ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak kanun tasarı ve tekliflerine kendi program ve ilkeleri doğrultusunda olumlu katkı vermeye çalıştıklarına ilişkin açıklaması

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, görüşmelerin İç Tüzük’e uygun ve verimli bir şekilde yapılabilmesi için dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, İç Tüzük’ten aldığı yetkilerle gerekli uyarıları yaptığına ilişkin konuşması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 22 milletvekilinin, Türkiye’de toplumun aile yapısı ve sosyal dokusunu bozan unsurların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/78)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 20 milletvekilinin, Niğde’nin yer altı kaynak ve zenginliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/79)

3.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz ve 20 milletvekilinin, genç işsizliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/80)

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, AKP Hükûmetinin politikalarıyla birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/48) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 28 Ocak 2016 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 64, 63, 65, 66, 61 ve 67 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 9, 10, 11, 12 ve 13’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Genel Kurulun 20/1/2016 tarihli 30’uncu Birleşiminde kabul edilen 1’inci maddesinin Plan ve Bütçe Komisyonunun talebi üzerine İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesinin uygun görüldüğüne ilişkin önerisi

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/354) (S. Sayısı:64)

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (1.Maddesi)

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 68) Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

28 Ocak 2016 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlayacağız.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Gaziantep ilinin sorunları hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’a aittir.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, Gaziantep ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bugün Antep’te gittiğinizde her kesimde, Alevi’sinden Kürt’üne, emekçisinden işçisine, esnafından sanayicisine kadar herkeste bir korku var. Bu korku, yıllarca bizim beraber iş tuttuğumuz DAİŞ korkusudur.

Değerli arkadaşlar, Antep’te DAİŞ, öyle bir görünür hâle gelmiş ki her sokak başında onlarla karşılaşmanız mümkün. Her vatandaşın kafasında “Acaba benim oturduğum binada da bir DAİŞ çetesi var mı?” kaygısı var. Çünkü, biliyorsunuz, dünyanın her yerinde… DAİŞ çeteleri, o tecavüzcü DAİŞ çetesi Antep üzerinden Suriye’ye geçti, yine Suriye’den -Antep-Kilis hattını kullanarak- girerek Türkiye’de ve dünyada ciddi katliamlar yaptılar. Suruç katliamını yapan, Diyarbakır meydanında kendisini patlatan ve Ankara’da kendisini patlatan çeteler tespit edildi ve Antep üzerinden Türkiye’ye girdikleri tespitli olduğu hâlde, maalesef Başbakanımız “Elimizde listeleri vardı ama biz suç işlemedikleri için onları tutuklayamazdık.” dedi. Yine, aynı DAİŞ çeteleri Antep üzerinden geçerek Paris’te kendilerini patlattılar.

Değerli arkadaşlar, Antep’te şimdiye kadar yaşanan uygulamalardan birkaçını ifade etmek istiyorum: Antep’te şu ana kadar, bomba yapımında kullanılan 120 ton amonyum nitrat gübresi ele geçirildi bir fabrikada. Yine, aynı çetelere ait, Ezidi kadınlarını pazarlayan, sanal ortam üzerinde Ezidi kadınlarını, çocuklarını pazarlayan bir tezgâh kurdukları ortaya çıktı. Yine, AFAD kamplarında bunların örgütlenip Suriye’de savaşmaya gittiklerine dair elimizde güçlü kanıtlar var.

Değerli arkadaşlar, ben sınır hattına gittiğimde, orada elinde birkaç telefonla insanlarla görüşüp açıkça insan tacirliği yaptığı belli olan insanların varlığını tespit ettim. Orada Kilis Vali Yardımcısına durumu anlattığımızda şunu ifade etti, dedi ki: “Evet, zaman zaman dışarı çıkıyorlar ama hepsinin ne yaptıklarını takip edemeyiz.” Yani açıkça bu çeteler Antep’te şu anda hayatı tehdit ediyor. Ve sadece bu DAİŞ çetesi Antep’te böyle tehditler oluşturmakla kalmıyor. Antep’te esnaf, artık yaşamından illallah etmiş. Yine, sanayici, iş yapamaz hâle gelmiş ve daha iki gün önce, değerli arkadaşlar, işsiz kaldığı için bir kişi intihara sürüklendi. Bu DAİŞ çetesiyle en önemli sorun, Antep mülki idare amirleri, DAİŞ’i hâlâ bir terör örgütü ve DAİŞ’çileri de birer terörist gibi algılamıyorlar. Çünkü, AKP’ye güveniyorlar, AKP’yle beraber ticaret yapıyorlar, AKP’yle beraber iş tutuyorlar. Bugün de AKP, IŞİD’in yanında olduğunu göstermek için PYD’yi maalesef Cenevre-3’e göndermemek için yırtınıp duruyor. Değerli arkadaşlar, PYD, oranın en önemli kahramanıdır, en önemli gücüdür, oradaki halkla beraber kendisini yönetmek istiyor.

HURŞİT YILDIRIM (İstanbul) – Suç işliyorsun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Türkiye, ne yaparsa yapsın bunu engelleyemeyecektir.

Değerli arkadaşlar, bölgede bugün yaşanan, Cizre’de yaşanan, o 30 kişinin var olduğunu söylediğimiz bodrumda bugün bir can daha yitirildi ve siz hâlâ hendekten bahsedin, barikattan bahsedin. İnsan canı kıymetli değil mi? Her gün söylüyoruz, biri ölüyor. Ve onlar... (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Evet, onları katlediyorsunuz, katliama sürüklüyorsunuz. Siz onları katlettiğinizde insanlık sizinle gurur duyacak, öyle mi düşünüyorsunuz?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Kime kurşun sıkıyorlardı? Bu vatanın evlatlarına kurşun sıkmak... Kime kurşun sıkarken yaralandı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, DAİŞ çeteleri AFAD kamplarında insanları, kadınları fuhuşa sürüklemek için çete kuruyorlar, insanların üzerinde her gün tehdit oluşturuyorlar.

Bugün, Antep bölgesindeki Aleviler kendilerini büyük bir tehdit altında görüyorlar; bugün, Antep’te yaşayan insanlar, esnaf kendini büyük bir tehdit altında görüyor. İşte aynı mantık; DAİŞ’le iş tutan mantık orada insanları ölüme terk eden mantıktır, aynı mantıktır. Bu mantıkla gurur duyabilirsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı...

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında “AK PARTİ, DAEŞ’le iş tutmaktadır, beraber çalışmaktadır.” şeklinde açık bir sataşmada bulundu. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır, iki dakika süre veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hatibin konuşmasındaki, motamot “AK PARTİ DAEŞ’le beraber iş tutmaktadır.” şeklindeki ifadesini şiddetle kınıyoruz, reddediyorum ve bunun bir bühtan, bir yalan olduğunu buradan ısrarla vurgulamak istiyoruz.

Ayrıca, sayın konuşmacı, burada Antep’teki patlayıcılardan bahsetti. Konuşmasında -dilerdim ki- kilolarca, yüzlerce, binlerce, hatta bazen tonlarca patlayıcının bölgede nerelerden çıktığını, nerelere yerleştirildiğini, nerelerde patlatıldığına da değinsin isterdim.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ’nin DAEŞ karşısındaki tutumu gayet açık ve nettir. AK PARTİ, DAEŞ’in bir terör örgütü olduğunu gayet net bir şekilde, uluslararası hukuka uygun bir şekilde ortaya koymuş ve deklare etmiştir ve bugün de bölgede DAEŞ’le mücadelede bölgedeki koalisyonla beraber gerekli mücadeleyi veren bir parti ve bir iktidardır. O bakımdan, AK PARTİ’nin DAEŞ’le iş tuttuğunu ifade etmek, doğrusunu söylemek gerekirse, abesle iştigaldir. Bunu tekrardan reddediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’nın, Türkiye’de anayasal sürece ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Türkiye’de anayasal süreç hakkında söz isteyen Ordu Milletvekili Ergün Taşcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Taşcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de anayasal süreç hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk siyasi tarihinin anayasal serüveni, Sened-i İttifak ve Tanzimat Fermanı’yla başlayıp 1876’da ilan edilen Kanunuesasi’yle resmiyete kavuşmuştur. Bu tarihten itibaren ülkemizde 1921, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarıyla anayasal anlamda çok büyük tecrübeler yaşanmıştır. Gelin, ülkemizin anayasal sürecine kısaca göz atalım.

1920 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kuruluş felsefesini yansıtan 1921 Anayasası, Kurtuluş Savaşı’nda etkin mücadele etmek amacıyla yasama ve yürütmeyi tek elde toplamıştır. Tarihler 1924 yılını gösterdiğinde ise ülkenin şartları değişmiş ve Türkiye yeni bir Anayasa’yla tanışmıştır. 1961’e kadar yürürlükte kalan bu Anayasa’nın ilk ve en önemli vurgusu “Devletin yönetim şekli cumhuriyettir.” ibaresidir. 1924 Anayasası, Meclis hâkimiyeti sistemini öngörmekle birlikte, 1945 yılına kadar devam eden tek parti sistemi, millet iradesinin üstünlüğü yerine tek parti hâkimiyetini esas almıştır.

27 Mayıs 1960 yılına gelindiğinde ise Türk demokrasisine ilk müdahale gerçekleşmiş, millî iradeye el konulmuş, Anayasa askıya alınmış ve askerler tarafından 1961 Anayasası hazırlanmıştır. Bu dönemden itibaren askerin siyasi ağırlığı gittikçe artmış, demokrasiye müdahale alışkanlık hâline gelmiş, millî iradeye müdahale, neredeyse her on yılda tekrarlanır olmuştur. Nitekim, 1971 yılında Hükûmete muhtıra verilmiş ve 1980’de ise Türk demokrasisi, yapılan askerî müdahaleyle bir kez daha ağır darbe almış ve Silahlı Kuvvetler yönetime el koymuştur.

Darbeciler tarafından hazırlanan 1982 Anayasası her türlü tartışma, sorgulama ve eleştirinin yasaklandığı, buna aykırı hareket edenlerin cezalandırıldığı bir ortamda halk oyuna sunulmuştur. Oylamada şeffaf zarf uygulamasıyla gizli oy ilkesi ihlal edilmiştir. Bütün bunlar, Anayasa’nın biçimsel meşruluğunun ağır bir şekilde zedelenmesine yol açmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insandan ziyade, devleti merkez alan, temel hak ve özgürlükleri önemli ölçüde kısıtlayan 1982 Anayasası toplumsal sorunları çözmek bir yana, sürekli sorun üreten bir işlev hâline gelmiştir. Sayısız değişiklikler sonucunda iç tutarlılığını kaybeden Anayasa’nın otoriter, devletçi ve vesayetçi yapısı, sözünde ve ruhunda varlığını devam ettirmektedir.

Ülkemizi modern anlamda daha iyi yönetilebilir bir yapıya kavuşturmak adına demokratik, sivil, özgürlükçü ve insanı temel alan yeni bir anayasayı hazırlamanın vakti gelmiş ve hatta geçmek üzeredir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Çağın gerisinde kalmış bir Anayasa’yla yola devam etmek imkansız hâle gelmiştir. Gelişmenin ve toplumsal dayanışmanın önünde hep bir engel olarak karşımıza çıkan bu Anayasa, hepimizin katkısıyla milletin anayasası hâline getirilmelidir.

AK PARTİ olarak, ileri demokrasiyi yansıtan, katılımcı ve demokratik yöntemlerle hazırlanan, toplumun bütün kesimlerinin benimseyeceği yeni bir anayasa yapmak konusunda milletimize verilmiş sözümüz bulunmaktadır. Dışlayıcı değil, ötekileştirici değil, kucaklayıcı; ayrıştırıcı değil, bütünleştirici; yasakçı değil, özgürleştirici yani temel hak ve özgürlükleri esas alan çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasa özlemi milletimizin en önemli beklentisidir.

Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde yaşanan tecrübeler, 1982 Anayasası’nın ortaya koyduğu bu sistemle 21’inci yüzyıl Türkiyesi’ni ihya ve inşa etmenin mümkün olmayacağını göstermektedir. Başarısız koalisyon dönemleri, erken seçimler, istikrarsızlıklar ve 28 Şubat postmodern askerî darbe ve 27 Nisan muhtırası bu sistemin açmazları sonucunu ortaya koymuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk anayasal gelişiminde son nokta olarak 1982 Anayasası’na baktığımızda dönemsel sorunları çözme yaklaşımlı değişimler, Anayasa’nın iç dengesini ve kavram birliğini tamamen bozmuştur. Örneğin, 1982 Anayasası’ndaki mevcut Hükûmet sisteminin literatürdeki adını belirleyebilmek neredeyse imkânsız gibidir. Parlamenter mi, yarı başkanlık mı belli değil, âdeta ne deve ne kuş misali.

İşte bu nedenle, biz baştan sona yeni ve özgürlükçü bir Anayasa yapılmasını ve bu Anayasa’yla ülkemize yeni ufuklar açılmasını istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERGÜN TAŞCI (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Taşcı, veremiyorum, lütfen.

ERGÜN TAŞCI (Devamla) - Yeni bir anayasanın hazırlanma sürecinde, iyi yönetilebilir bir Türkiye ideali adına ülkemize yeni ufuklar açacak her çalışmaya Meclisteki tüm siyasi partilerin katkılarını bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşcı.

Gündem dışı üçüncü söz, Demre’deki hortum felaketi hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Devrim Kök’e aittir.

Buyurun Sayın Kök. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Antalya Milletvekili Devrim Kök’ün, Antalya’nın bazı ilçelerinde meydana gelen şiddetli fırtına ve hortum felaketine ilişkin gündem dışı konuşması

DEVRİM KÖK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta Antalya’da Aksu, Alanya, Manavgat, Finike ve Demre’de meydana gelen şiddetli fırtına ve hortum nedeniyle bölgede çok sayıda üreticimiz ve vatandaşımız mağdur olmuştur. Yüzde 99’u örtülü tarım, yüzde 1’i meyve bahçesi olmak üzere toplam 1.012 dekar alan afetten zarar görmüştür.

Bana ulaşan bilgilere göre 21 milyon -resmî rakamları ama daha fazla olduğunu düşünüyoruz- zarar vardır. 408 çiftçimiz neredeyse bir yıllık emeklerini kaybetmişlerdir. Antalya İli Tarım ve Afet Müdürlüğü yetkilileriyle görüştüğümde ellerinden gelen çabayı gösterdiklerini gördüm fakat sıkıntımız şu: Oradaki tespitlerden yola çıkarak oraya ihtiyacı olan parayı gönderemediler şu anda. Sayın Bakanımızdan isteğimiz şudur: Antalya’ya bir an evvel zarardan doğan, efendim, o parayı göndermelerini talep ediyoruz. Bana 70 yaşında Yusuf Ertan adında bir çiftçimiz ulaştı, iki tane serası hasar görmüş. Birisinde 46, diğerinde 29 bin lira zarar tespit edilmiş fakat daha ortada para yok. Banka ve alacaklıların kendisini sıkıştırdığını söylüyor, eğer kısa bir süre içerisinde bu para aktarılmaz ise elinde ne varsa kaybedeceği endişesini taşıyor. Sayın Bakanımızdan bir an evvel oraya para aktarılmasını rica ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ikinci bir konu, içinde bulunduğumuz hafta 24-31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası. Adına bakarak aslında ne kadar adaletliyiz ve ne kadar güzel bir demokrasimiz var demek mümkün değil çünkü bu hafta, 24 Ocak Uğur Mumcu ve 31 Ocak Muammer Aksoy katliamlarından sonra adını almıştır. Evet, Uğur Mumcular, Muammer Aksoylar, Ahmet Taner Kışlalılar, Necip Hablemitoğlular, Bahriye Üçoklar gibi birçok aydınımız katledilmiştir.

Bu aydınlarımızın hepsinin bir ortak özelliği vardır aslında. Bu insanlar, kendini Kemalist olarak tanımlayan, Mustafa Kemal Atatürk’ün altı ilkesinin bu ülkeyi kalkındıracağını düşünen, aydınlık yarın hayalleri olan, özgürlükçü, demokrat, eşitlikçi insanlardı, aydınlardı ve tam da bu nedenle aslında ben katledildiklerini düşünüyorum. Örneğin, Uğur Mumcu, cumhuriyet karşıtlarının ve tarikatların, cemaat yapılanmalarının, bölücülerin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı örgütlenme modelini ve faaliyetlerini büyük bir cesaretle takip etmiş ve gündeme taşımıştır. Yine Muammer Aksoy’un öldürülmesine dört saat kala Emin Çölaşan’la yaptığı son röportajında son sözleri şu olmuştur, “Askerî rejimler, diktatörlükler kurulur ve yıkılır fakat laiklik, bir defa gittiği zaman asla geriye dönmez.” demiştir ve Turgut Özal döneminde kaldırılan 163’üncü maddenin kaldırılmaması için ciddi muhalefet etmiştir ve bu nedenle hayatını kaybetmiştir. Ahmet Taner Kışlalı, “Kalpaklı Kalkınma” makalesinde Atatürkçülüğün aslında sadece bir aydınlanma felsefesi değil, aynı zamanda bir ekonomik kalkınma modeli olduğunu da kaleme almıştır.

Necip Hablemitoğlu, şu anda moda deyim olan F tipi örgütlenmeyi, on üç yıllık iktidarınız döneminde çok ciddi katkılar yaparak büyütüp, besleyip daha sonra tüm olumsuzlukları ona yıkıp olumluları kendinize aldığınız bu F tipi örgütlenme modelini incelemiş, orada sahte belge hazırlamaktan hâkim türetmeye kadar olan tüm konuları ele almıştır ve hayatıyla ödemiştir. Şuraya gelmek istiyorum: Bu insanlar Kemalist, Atatürk devrimcisi olduğu için, aydınlık yarın hayalleri olduğu için katledilmiştir ama birileri çıkıp demiştir ki: “Ben yola çıkarken kefenimi giydim, geldim.” Hiç kimsenin siyasi görüşünden dolayı, dünya görüşünden dolayı, inancından dolayı kefen giymesini asla arzu etmeyiz ama görünen o ki bu ülkede kefeni Atatürk devrimcileri giyiyor, özgürlükçüler giyiyor, aydınlar giyiyor.

Atatürk’ün bir lafı vardır, der ki: “Durum ne zaman kötüye gitse, gidin Toros dağlarına bir bakın. Orada Yörük çadırından duman tütüyorsa her şey bitmemiş demektir.” Toros dağlarından gelen, bir Atatürk devrimcisi olan, adı “Devrim” olan, Kemalist olan birisi olarak söylüyorum: Mustafa Kemal’in yaktığı bu aydınlığı bu ülkede asla söndürttürmeyeceğiz. Hiç kimsenin buna gücü yetmeyecek. Çünkü, Atatürk, sadece ete kemiğe bürünmüş bir lider değil, Orta Doğu bataklığındaki Müslüman coğrafyasındaki aydınlanma felsefesinin adıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, pek kısa söz talebi olan saygıdeğer milletvekilleri var. Tabii, genel tutumum hakkında ben daha önce de açıklama yapmıştım; pek kısa söz vermeyeceğimi ama özel ve istisnai birtakım durumlarda verebileceğimi ifade etmiştim. Bu bağlamda, Genel Kurulun bugünkü -inşallah- uzlaşı ortamını da dikkate alarak önce sayın grup başkan vekilleri, sonra da sisteme giren ilk 10 sayın milletvekiline pek kısa söz vereceğim.

Sayın Akçay…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Sur’da şehit olan 5 güvenlik görevlisini rahmetle andığına, Misakımillî’nin kabulünün 96’ncı yıl dönümüne ve AKP’nin yeni Misakımillî tanımlamasının neyi kapsadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime… Dün Genel Kurulda ifade etmiş olmama rağmen yine bugün 5 şehidimizi daha ebediyete gönderiyoruz. Diyarbakır Sur’da dün şehit olan 3 asker ve 2 polis şehidimizi rahmetle, minnetle anıyorum; rahmetler diliyorum, ailelerine ve aziz milletimize sabırlar niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olan 6 maddelik Misakımillî’nin kabul edilişinin 96’ncı yıl dönümüdür. Misakımillî, millî ve bölünmez Türk vatanının sınırlarının ilanı olan bir belgedir. Misakımillî, Türk milletinin ebedi vatanında ilelebet var olacağının belgesidir. Bu vesileyle belirtmek istiyorum ki: Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu yemine sadığız, bu yeminle bağlıyız. Misakımillî’den aldığımız bağımsızlık, birlik ve bütünlük sevdamızı sonsuza kadar yaşatacağız.

Değerli milletvekilleri, Başbakan Sayın Davutoğlu, 3 Şubat 2015 tarihinde yaptığı bir konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: “Herkes yeni bir Misakımillî’de buluşmalı ve bu Misakımillî’nin hedefi doğrultusunda elinde ne varsa, heybesinde ne varsa bu mücadeleye katılmalı.” Aradan bir yıl geçti ancak AKP’nin bu “yeni Misakımillî”sinin ne olduğunu henüz öğrenemedik. Fakat yaşadığımız, bildiğimiz bir husus vardır ki yine Sayın Davutoğlu’nun bundan birkaç ay evvel veya dört beş ay evvel ifade ettiği gibi “Beka mücadelesi veriyoruz.” demişti. Ülkemizin âdeta bir beka tehlikesine düşürüldüğü ve beka mücadelesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ülkemizin âdeta bir beka tehlikesine düşürüldüğü, beka mücadelesinin verildiği bir ortamda şu soru önemlidir: Hatırlayacaksınız, Misakımillî’de Türk vatanının sınırları belirlenmiştir. AKP’nin yeni belgesinde veya Davutoğlu’nun ifadesindeki bu sınırlar neresidir? Hükûmetin, Irak’ın kuzeyinde taşeronluğunu yaptığı Barzani’nin sözüm ona aşiret devletinin bu sınırların içerisinde bir federasyon çatısı altında yer alması mı istenmektedir? Misakımillî, devletin ve milletin birlik ve beraberliği üzerine şekillenirken, “çözüm” adı altındaki yıkım süreciyle bu değerleri hedef alırken “yeni Misakımillî” tanımlaması neyi kapsamakta, neyi ifade etmektedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Son cümlem…

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Doksan altı yıllık millî yemini, Suriye ve Irak politikalarının birer birer çöktüğü, sınırlarının öte yakasında milleti ve devleti tehdit eden yapılanmalara müdahale edilemediği, Oslo’da, Habur’da, İmralı’da özerklik pazarlıkları yapıldığı için mi tanımıyor da “yeni Misakımillî” arayışları seslendiriliyor?

Hükûmet, bugünü mutlaka iyi değerlendirmeli ve bu konudaki mütereddit ifadelerini açıklığa kavuşturmalıdır. Bu vesileyle….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Son cümlem Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu vesileyle, Misakımillî’nin 96’ncı yıl dönümü vesilesiyle düşman tehdidine aldırmadan onu kabul eden vatansever milletvekillerini, Millî Mücadele’yi zafere taşıyan Birinci Meclisin kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Demirel…

2.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Cizre, Sur ve Nusaybin’de yaşanan olaylara, bu konuyla ilgili sorunun Hükûmetin sorumluluğunda, müzakereyle çözülmesi ve Meclisin bu konuda duyarlı olması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Evet, özellikle, bizim dünden beri ifade ettiğimiz ve hâlâ buraya geldiğimizde çözülmesini umut ettiğimiz konuyu tekrar Meclisle, arkadaşlarla son durumu paylaşmak istedik. Cizre, Sur, Nusaybin’de yaşanan, insanların yaşamını yitirdiği bu süreçte özelde sadece spesifik bir durum olan ve insan yaşamının ne kadar önemli olduğunun bir kez daha altını çizerek ifade etmek istediğimiz, Cizre’de bodrum katında bekletilen ve yaşam mücadelesi içerisinde olan vatandaşların ambulansla hastaneye götürülme meselesi bugün altıncı gününe girdi. Her gün geçtikçe bir vatandaşımızın daha canının, yaşamının sona erdiğini bir kez daha öğreniyoruz. Dün Nusret Bayar, bugün hâlâ ismini öğrenemediğimiz bir kişinin de az önce yaşamını yitirdiği bilgisi elimize ulaştı. Altı günde bodrum katında 6 kişi yaşamını yitirmiş oldu.

Evet, bu konudaki girişimlerimiz altı gündür devam ediyor, sizlerin de bildiği gibi otuz saate yakındır 1’i grup başkan vekili toplam 3 milletvekili arkadaşımız, görüşmeye gittikleri Bakanlıkta açlık grevine başladı. Bir sorunun müzakereyle çözülmesi, diyalogla çözülmesi gerekirken devletin sorumluluğunda, Hükûmetin sorumluluğunda çözülmesi gerekirken ne yazık ki yerel güçlerin -öyle, en azından onu çok net ifade edeyim ki- direnciyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha söylemek istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani Hükûmet bu sorunu çözmek istemiyor mu ya da yerel güçlere gücü mü yetmiyor? Yani yerelde polis, asker, Özel Harekât timi, her alanda çalışan, kendisini “JİTEM”, “esedullah timi” olarak ifade eden birçok oluşumun olduğunu biliyoruz. Bizler de oradaydık, Bazen öyle oluyor ki emniyet müdürü söz geçiremeyeceğini kendisi de ifade ediyor. Tıpkı Bakanlığın valiye söz geçiremeyeceği gibi, tıpkı yerel ile Bakanlık ve Meclisin birbiriyle uyumsuz çalıştığı gibi. Orada bu derin güçler kimdir? Neden yaralılar hastaneye gönderilmiyor? Söylendiği hâlde, sadece ambulansla 3 sağlıkçının yaralıları oradan alması neden engelleniyor? Yaklaştıkları hâlde, neden… Şu anda 6 cenaze ve çok ağır yaralıların hâlâ bodrum katında bekletildiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz ve anlamaya çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN – Bitirelim Sayın Demirel, lütfen.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bu sorunun gerçekten ciddi bir sorun olduğunu, ülkenin kanayan bir yarası olduğunu, devletin AİHM kararına bile uyum sağlamadığı ve insanların gözlerimizin önünde yaşamını yitirmesine izin verdiğimiz bu süreçte duyarsız kalmamamız gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Ve şunu söylüyorum: 3 milletvekilimiz -grup başkan vekilimizle birlikte- şu anda hâlâ orada açlık grevindeler. Meclisin bu konuda duyarlı olmasını bir kez daha ifade ediyorum ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır Sur’da şehit olan 5 güvenlik görevlisini rahmetle andığına, Türkiye’nin sınır güvenliğindeki zafiyetin masum insanların can güvenliğini tehdit eder duruma geldiğine ve Misakımillî’nin kabulünün 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, dünden bugüne 5 şehidimizi rahmetle anıyoruz. Anaların gözyaşının durması için Meclisimizin bir an önce inisiyatifi ele alması gerektiğini, iktidar partisinin Mecliste ve meşru zeminlerde bu konuya hızlı şekilde çözüm üretmek için üzerine düşeni yapması gerektiğini düşünüyoruz.

Elbette ki kamu otoritesinin yok sayılması, devlet otoritesinin yok sayılması ve kamu düzeninin tamamen ortadan kaldırıldığı şartlarda, insan haklarının ve yaşam hakkının savunulamadığı bir noktada herkesin üzerine düşeni yapmasını ve bir an önce Türkiye'nin dört bir yanında anaların ve 70 milyonun yüreğine her gün ateş salan bu acı haberlerin alınmamasını temenni ediyoruz, bu konuda da Hükûmete bir kez daha sorumluluğunu hatırlatıyoruz.

Bugün, Misakımillî’nin kabulünün, 6 maddelik ulusal andın kabulünün yani bugünkü sınırlarımızı kabul eden ve bunun için mücadeleyi başlatan bir ortaklaşmanın tam 96’ncı yılı. Maalesef Türkiye'nin geleneksel dış politikasına “monşerler diplomasisi” deyip o dış politikayı yürütenleri iten, kakan, hedef gösteren, küçük düşüren anlayış Türkiye’ye çok ciddi bir dış politika zafiyeti hediye etti. Önce dış politika zafiyeti olarak görülen, “değerli yalnızlık” olarak nitelendirilerek geçiştirilmeye çalışılan durum şu anda Türkiye için bir iç güvenlik zafiyetine dönüştü. Türkiye'nin sınır güvenliği yok. Türkiye'nin sınır güvenliğindeki zafiyet hem tüm Türkiye'nin hem başta Avrupa olmak üzere tüm dünyadaki masum insanların da can güvenliğini tehdit eder duruma geldi. Terör örgütlerinin cirit attığı, canlı bombaların geçiş güzergâhı hâline getirilen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –Medeniyetlerin gelip geçtiği Anadolu toprakları, bugün teröristlerin gelip geçtiği, başta Türkiye, Avrupa ve dünyadaki masum insanların can güvenliğinin tehdit edildiği, vahşi teröristlerin kolaylıkla geçtiği bir noktaya geldi.

Erzurum ve Sivas Kongrelerinin ana hatlarını belirlediği, Türkiye'nin bugünkü sınırları başta olmak üzere 6 maddeyle mutabakatın sağlandığı 1920 tarihli Misakımillî’nin 96’ncı kabul yıl dönümünde, dış politikanın, Atatürk’ün Türkiye’ye miras bıraktığı en önemli vizyon olan “Yurtta barış dünyada barış” vizyonunun ve komşuların iç işlerine karışmak yerine onlarla barış içinde geçinmenin ne kadar değerli olduğunun bir kez daha altını çiziyor, hem sınır güvenliğimiz için hem yurt güvenliğimiz için çaba sarf eden tüm güvenlik güçlerine saygı sunuyor, şehit olanlara rahmet diliyor, iktidar partisi ve iktidar grubunun akan şehit kanları ve tüm annelerin göz yaşları için bir an önce atılması gereken adımları atma noktasındaki sorumluluğunun bir kez daha altını çiziyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Çakır…

4.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Diyarbakır Sur’da şehit olan 5 güvenlik görevlisini rahmetle andığına ve Misakımillî’nin kabulünün 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben de sözlerime dün kaybetmiş olduğumuz 4 şehidimizi hatırlatmak ve onlara rahmet dilemek suretiyle başlamak isterim.

Dün 4 şehit verdik, daha evvel verdiğimiz gibi. Fakat şu hususu dikkatlerinize sunmak isterim: Şehitlerimize sanki birer meta gibi, sanki birer nesne gibi, adına bazen “güvenlik görevlisi”, bazen “polis”, bazen “asker” diyerek geçiyoruz. Kabul etmek gerekir ki değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar, bu insanların bir ismi var, bu insanların bir hikâyesi var; bu insanların aileleri, nişanlıları, eşleri, çocukları var, ebeveynleri var. O bakımdan, şu eleştiriyi yahut şu hususu bir daha gözden geçirmek gerekir: “Efendim, bunların görevidir, zaten bu görevi yapmak üzere vazife yapıyorlar. O bakımdan da bunu bu şekilde görmek gerekir.”

Değerli arkadaşlar, bugün yahut daha evvel bu kürsüden yapmış olduğumuz konuşmalarda hep insanı öne çıkaran, insanı merkeze alan konuşmalar yapıyoruz. Kabul etmek gerekir ki eğer insanı merkeze alıyorsak ister güvenlik görevlisi olsun ister asker, polis olsun, bunların sadece görevi değil, aynı zamanda hayatlarının olduğu, adlarının olduğu gerçeğini unutmamalıyız.

O bakımdan yüzbaşının adı Yiğit Can’dı, astsubayın adı Özgür Erdoğan’dı, komiser yardımcısının adı Zekeriya Bilgen’di, uzman çavuşun adı Osman Ateş’ti, hepsi bu ülkenin evlatlarıydı. Osman Ateş de benim hemşehrimdi, Tokatlıydı, Pazar ilçesindendi ve şu saatlerde cenazesini defnediyoruz.

Ben hepsine Allah’tan rahmet diliyorum, bütün şehitlerimize; yakınlarına başsağlığı diliyorum, milletimize başsağlığı diliyorum. Ama özellikle vurgulamak isterim ki bu insanların hayat hikâyelerini görmezden gelerek, bu insanların ailelerini, canlarını, çocuklarını görmezden gelerek bir yorum yapmayı da eksik buluyorum, bunu hatırlatmak istedim.

Bir başka husus: Bugün, evet, Misakımillî’nin 96’ncı yılı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Bitiriyorum efendim.

Değerli arkadaşlar, Misakımillî, nihayetinde uluslararası anlaşmalarla tanımlanmış ve tespit edilmiş sınırlarımızdır. Fakat kabul etmek gerekir ki bu sınırların tamamında bir yapaylık söz konusudur; doğallık, tabiilik değil. Ve uluslararası güçler daha 20’nci yüzyılın başından itibaren ucu açık kablolar bırakmak suretiyle bugünkü sorunlarımızın âdeta temellerini attılar. Ve daha önemlisi, bugün yaşamış olduğumuz sorunlar da yeni ucu açık kablolar üretmek üzere yapılan işlerdir ve tekrar da aynı coğrafyada, Orta Doğu’da sınırlarla oynamak ve yeni yapay sınırlar oluşturmak üzere gayret ve çabalarının olduğunu gözlemlemekte, görmekteyiz. O bakımdan, son derece müteyakkız olmak zorundayız, son derece uyanık olmak zorundayız. Millet olarak, bütün 78 milyon olarak ve en önemlisi, Parlamento çatısı altındaki 550 milletvekili ve 4 grup olarak bu konuda da uyanık olmak durumundayız ve bu yapay sınırların tekrardan oluşturulmasına ve geleceğimizi ilzam etmesine fırsat vermemeliyiz.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çakır.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, görüşmelerin İç Tüzük’e uygun ve verimli bir şekilde yapılabilmesi için dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, görüşmelerin bundan sonraki süreçte de İç Tüzük’e uygun ve verimli bir şekilde olabilmesi adına, düzenli bir şekilde yürümesi adına aslında birkaç açıklamada bulunmak istiyorum müsaadenizle.

İç Tüzük’ün 65’inci maddesine göre, Genel Kurulda hatibin sözünü kesmek, şahsiyatla uğraşmak ve çalışma düzenini bozucu harekette bulunmak yasaktır.

Yine, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre, konuşma Genel Kurula hitap edilerek yapılır. Dolayısıyla, karşılıklı konuşmak İç Tüzük’e yine aykırıdır.

Sayın milletvekillerinin, bu bağlamda, İç Tüzük’e uygun olarak hareket edeceğinden hiçbirimizin de şüphesi yoktur. Burada iktidar muhalefet ayrımı yapmıyorum. Tamamen, çalışmaların düzenli bir şekilde yürümesi adına İç Tüzük neyi emretmiş, nasıl uygulayacağız, o konuda birkaç hatırlatmada bulunuyorum.

Yine, 60’ıncı maddede, pek kısa sözü olduğunu belirten milletvekillerine oturumu yöneten başkan vekili, yerinden konuşma kaydıyla, pek kısa bir söz verebilir. Bu takdir tamamen oturumu yöneten ilgili başkan vekiline aittir. Ve ben de bu konudaki tutumumu zaten ifade etmiştim: Özel ve istisnai hâller dışında vermiyorum.

Bununla birlikte, Meclisin belirlenmiş bir gündemi var. Yine, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesinde “gündeme bağlılık” ilkesi benimsenmiş olup gündemde bulunmayan hiçbir hususta Genel Kurulda konuşma yapılamayacağını aslında orada ifade ediyor. Bu itibarla, kısa açıklama hakkının, gündemde bulunan bir görüşme konusuna ilişkin kullanılan bir hak olduğunu da görmemiz mümkündür. Yeni bir gündem konusunu teşkil eden söz taleplerini, dolayısıyla, normal şartlar altında, karşılamamızın mümkün olmadığı da aslında anlaşılıyor.

İç Tüzük’ün 66’ncı maddesi, görüşülen konudan ayrılınmamasını; İç Tüzük’ün 67’nci maddesi, Genel Kurulda yapılan konuşmalarda temiz bir dil kullanılmasını, kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmemesini düzenlemektedir. Görüşmelerin sağlıklı ve verimli yürütülebilmesi, gerginliklere imkân tanınmaması için tüm milletvekillerimizden konu dışına çıkılmaması ve temiz bir dil kullanılması konusunda hassasiyet göstermelerini istirham ediyorum.

Ayrıca, konuşmasını yapan sayın hatiplerin herhangi bir şahsa, milletvekiline -fark etmez- güvenlik güçlerine, idare makamlarına yönelik, iddia niteliğinde olmayan, kesin ve maddi gerçeklik olarak sunulan ve devlet kurumları ile kişileri itham eden ifadelerle kaba ve yaralayıcı sözlerde bulunmaması, sayın hatiplerin temiz bir dil kullanması hem Meclisimizin itibarı hem milletvekillerimizin itibarı hem de milletimizin onuru için hepimizin dikkat etmesi gereken bir noktadır diye düşünüyorum. Bundan sonraki süreçte de özellikle tüm milletvekillerinden azami hassasiyet beklediğimi ifade ediyorum ve bu bağlamda da bugün, yine, özel ve istisnai bir hâl olarak ilk 10 milletvekiline ben yerinden pek kısa söz vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O sözü vermeden önce…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, açıklamalarınızı dikkatle dinledik. Bizler meslek örgütünden gelen kişiler olarak benzer hataları hep yaparız. Toplantıya eğer yeterince çağırdığımız insan gelmediyse toplantıyı düzenleyen başkan biraz sinirlenir ve gelmiş olanlara toplantının katılımının önemini anlatır. Temiz bir dil kullanmak, müzakerelerde İç Tüzük’e uygun davranmak, yerinden söz atmamak ve Meclisin yapısına, Meclisin hak ettiği saygınlığa aykırı davranmamakla ilgili, bunları duymakla ilgili, arkamdaki grubun bunu en az hak eden grup olduğunu düşünüyorum.

BAŞKAN – Herhangi bir grubu ya da herhangi bir milletvekilini ilzam etmedim, genel bir kanı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama, maalesef, bu konuda, bunları dinlemesi gereken arkadaşların da önemli kısmının dışarıda olmasını bu konuşmanın zamanlaması açısından bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki Sayın Özel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çağlar.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sizin uyarılarda bulunmanız, anlatımınız, hatırlatmanız tabii ki önemlidir. Bu sizin görevinizdir, birinci derecede görevinizdir ama gerçekten salona dönüp baktığımızda sormak istiyorum: Yani acaba biraz sonra konuşmalar başladıktan sonra yine bu sükûnet olacak mı, devam edecek mi?

BAŞKAN – İnşallah, temennimiz o.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bunun kaygısı içerisindeyiz. Bunu herkesin anlaması gerekiyor.

Bir de gerçekten yani bu Meclisin işlemesi ve sorumluluğunu yerine getirmesi için buradaki tüm milletvekillerinin bu sorumluluk içerisinde hareket etmesi gerekiyor. Yani tabii ki eleştirilerimiz olacaktır, tabii ki kabul etmediğimiz şeyler olacaktır, taleplerimiz olacaktır, tabii ki İç Tüzük’e göre hareket edeceğiz. Hani bunun farkında olarak bir kez daha sizin uyarılarınızın bütün milletvekillerinin burada olduğu süreçte olması daha anlamlı olurdu, daha yerinde olurdu diye düşünüyorum. Burada herkesin bu uyarılara uyması gerektiğini bir kez daha altını çizerek belirtmek istiyorum. Umarım bundan sonraki süreçte de bu şekilde devam eder.

Teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, bu konuşmanızla ilgili olarak ben de şunları söylemek isterim ki bu konuşmanız son derece isabetli olmuştur. Teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum. Bu hatırlatmaların zaman zaman yapılmasının faydalı olacağı kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Sayın milletvekilleri, gerçekten niyetimiz âcizaneyi taciz etmek değildir bizim. Şu Meclis çatısı altında milletimizin saygınlığına, hepimizin onuruna yakışır bir şekilde, Meclisimizin mehabetine yakışır bir şekilde güzel bir çalışma süreci yaşayalım. Fikirler tartışsın, en sert şekilde tartışsın, hakikatler ondan çıkar ama karşılıklı saygıyla birbirimizi dinleyelim. Yalnız, fikrimizi ifade ederken de kimseyi ilzam etmeden, itham etmeden, hakaret etmeden inşallah üslubumuzun İç Tüzük’e uygun bir şekilde yürütülmesi noktasındaki kanaatimi ben de tekrar yinelemek istiyorum. Hepinize göstermiş olduğunuz hassasiyetten dolayı da teşekkür ediyorum. Hep birlikte bu işi yürüteceğiz. Grup başkan vekilleri, milletvekilleri, Meclis başkan vekilleri, buradaki hepimiz bu İç Tüzük’e uymakla mükellefiz diyorum.

Tekrardan teşekkür ediyorum ve Sayın Tanal’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Tanal.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin Yavuztürk Mahallesi’ndeki imar ve mülkiyet sorununa ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, tüm halkımızın bilgisine: Bir dakikalık konuşmaları, halkımızın sorunlarını Hükûmete ve yetkililere duyurmak için istiyoruz. Sayın Ahmet Aydın’ın Başkanlığında bu söz bize verilmemektedir. Halkımız şunu bilsin ki iktidar sorunlarınızı dinlemek istemiyor. Bizim önümüze de Ahmet Aydın Bey’i koymuşlar, söz hakkımızı vermiyor.

Üsküdar ilçemizin Yavuztürk Mahallesi’nde imar ve mülkiyet sorunu var. Belediye otobüsleri geç saate kadar çalışmıyor. Lise sorunu var ve İstanbul ilindeki tüm okulların çevresinde uyuşturucu satılıyor ve -öğrencilerimiz için- uyuşturucuyla mücadele açısından Emniyet mensuplarını göreve davet ediyorum. İçişleri Bakanlığının uyuşturucuyla ilgili mücadele konusunda, okulların bulunduğu bölgelerde bir araştırma, inceleme yapmasını ve bununla mücadele etmesini talep ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Bari konuşurken “Söz hakkım verilmiyor.” demesen daha iyi olurdu herhâlde ki bu Mecliste kimin ne kadar konuştuğunu bütün milletimiz de biliyor.

Sayın Aydın, buyurun.

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Bursa’da Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı bine yakın müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcısının alenen kıyıma uğratıldığına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, seçim bölgem Bursa’da tam bir öğretmen kıyımı yaşanmakta. Son bir buçuk yıl içerisinde Bursa Millî Eğitiminde bine yakın müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcısı alenen kıyıma uğratıldı. Hiçbir hukuki ve meşru gerekçe bulunmadan insanların emekleri, işleri, kariyerleri ve ekmek paraları elinden alındı. Yerlerine ise mülakatla 422 müdür atandı. Bunun 400’e yakını Hükûmete yakın kişiler. 1.187 teklifle müdür yardımcısı görevlendirildi. Yine bunun bin civarı, malum, Hükûmet yandaşı kişiler. Böyle bir ayrımcılık artık Hükûmetin esas politikası oldu. Peki, böyle bir öğretmen kıyımında eğitim sistemi başarılı olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Yıldız Biçer…

7.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Manisa Çal Dağı’ndaki nikel madeninin kapatılmasını ve verilen 2’nci ÇED raporunun iptalini talep ettiğine ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Manisa’nın Turgutlu ilçesinde Çal Dağı’nı çaldırmamak için başta Turgutlu Çevre Platformu, çevre örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve Turgutlu halkıyla birlikte sekiz yıldır direniyoruz. 10 Şubat 2016’da Manisa’da gerçekleşecek olan duruşmada, Çal Dağı’ndaki bu nikel madeninin kapatılmasını ve verilen 2’nci ÇED raporunun iptalini talep ediyoruz. Aksi takdirde, bu madende 18 milyon ton sülfürik asit topraktan geçirilecek ve doğa katledilecektir. Bunun ismi “madencilik” değil, dünyanın en verimli 7 tarım arazisinden biri olan “Gediz havzasının cinayeti”dir. Bizler tercihimizi çevreden ve yaşamdan yana kullanacağız, vahşi madenciliğe sonuna kadar “Hayır.” diyeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İrgil…

8.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, eş durumu, hastalık ve özür nedeniyle başvurup atanamayan öğretmenlerin durumuna ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu son dönemde Millî Eğitimde eş durumu, hastalık ve özür durumu atamasında başvurup atanamayan, ailesine kavuşamayan binlerce öğretmen var; sizlere de bu talepler geliyordur. 1 Kasım öncesinde, ağustos ayında bu atamaların hepsini yaptınız ve hiç itiraz etmediniz ama iktidar, oy kaygısı bitince haklı ve yasal bu talepleri karşılamıyor. Aynı şekilde, şube müdürü atamalarında da eğitimciler çok mağdurlar, mahkeme kararları uygulanmıyor. Lafa geldi mi “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” diyorsunuz ama öğretmenleri sürüm sürüm süründürüyorsunuz. Lütfen, bu uygulamalara son verin, öğretmenlere haklı ve yasal haklarını teslim edin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Okutan…

9.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının et ithalatına izin vermesinin yanlış bir tutum olduğuna ilişkin açıklaması

NURİ OKUTAN (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Et fiyatlarının 45 bin liraya dayandığı ve bu yüksek fiyatı kırmak için de Tarım Bakanlığının et ithalatına izin vereceği basına yansıdı. Bu fevkalade yanlış bir tutumdur; et ithalatçılarının, et ticaretçilerinin tuzağına tekrar düşüldüğünün bir göstergesidir. Bunun yerine -yeterince ahırlarımız boş- eğer gerekiyorsa besilik materyal ithalatının daha doğru olduğu kanaatindeyim. Aksi takdirde, ahırlarımız boşken bütün kaynaklarımızın yurt dışına gönderilmesi anlamına geliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan...

10.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, sivil, çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı ve demokratik bir anayasanın hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilindiği üzere, otuz üç yıldan beri sivil demokratik anayasa arayışımız devam etmektedir. Tüm siyasi partilerin seçim programlarında yeni anayasa yer almış, bu çerçevede milletimiz yeni anayasa için güçlü bir irade ortaya koymuştur ve karşılığını yeni anayasa olarak tüm siyasi partilerden beklemektedir. Hazırlayacağımız anayasa, gelecek nesillerimize en büyük miraslarımızdan biri olacaktır. İşte bu sorumlulukla, millet egemenliği üzerindeki her türlü kayıt ve şartı yok edecek, hukukun üstünlüğünü esas alan, insan hak ve özgürlüklerinin evrensel anlamda güvence altına alındığı, millet olarak “Evet, benim anayasam.” diyeceğimiz sivil, çoğulcu, özgürlükçü ve katılımcı bir demokratik anayasayı hayata geçirmek zorundayız. Bu anlamda “Yeni anayasa için hep birlikte” anlayışıyla bugün yola çıkan Yeni Anayasa Platformu, milletimizin bu talebini sivil toplum olarak hayata geçirmelidir. Yeni Anayasa Platformunun ve milletimizin bu çağrısına kulak vererek “Hep birlikte yeni anayasa” diyor ve yüce Meclisi selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Nurlu...

11.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, TARSİM sigorta primlerinin yükseltilmesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğal afetlerden kaynaklanan zararların tazmini için yürürlüğe konan devlet destekli tarım sigorta sistemi olan TARSİM sigorta primlerinin yüksekliği çiftçinin bu sistemden soğumasına neden olmaktadır. Özellikle Manisa’da geçen yıllarda yaşanan doğal afetler nedeniyle zarar gören ürünler için ödenen tazminatlar gerekçesiyle bu yılki sigorta primleri katlanarak artırılmıştır. Önceki yıllarda oluşan zararlar nedeniyle tazminat ödenen çiftçiye -sanki özel aracıyla sık sık kaza yapan sürücülere uygulanan kasko primi artışı yaklaşımıyla- TARSİM primlerinin yükseltilmesi hiç doğru değildir çünkü oluşan hasarda çiftçinin ne kusuru ne de bir suçu vardır. Yüzü gülmeyen, cebi para görmeyen çiftçinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve tarımsal sigorta bilincinin gelişmesi için, TARSİM primlerinin, artırılması bir yana, aksine düşürülmesi gerekmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, emeklilere promosyon ödenmesi için bir çalışma yapılıp yapılmadığını ve Denizli’nin Honaz ilçesindeki taş ocağının ne zaman kapatılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, emeklilerin aldığı maaşlar gerçekten günümüz şartlarında çok düşüktür. Bu nedenle, emeklilerimizin maaşlarını aldıkları bankadan promosyon ödenmesi için bir çalışma yapıyor musunuz?

İki: Denizli Honaz ilçesi Aşağıdağdere Mahallesi’nin bitişiğinde bir taş ocağı işletmesi vardır. Bu taş ocağı mahalleye hem maddi hem de manevi zarar vermektedir, büyük tehlike arz etmektedir. Bu konu defalarca Denizli Valiliğine bildirilmesine rağmen bir türlü sonuç alınamamıştır. Bu nedenle, maddi, manevi, can güvenliğinin sağlanması için taş ocağını ne zaman kapatacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut… Yok.

Sayın Yaşar…

13.- Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın, ülkenin gerçek, yerli bir sol muhalefete ihtiyacı olduğuna ve Türkiye solunun toplumsal süreçlerin doğal ürünü değil sistem içi bir ihtiyacın üretimi olduğuna ilişkin açıklaması

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bir: Ülkemizin gerçek, yerli bir sol muhalefete ihtiyacı vardır ancak Türkiye’de sol yoktur.

İki: Türkiye solu, buna Kürt solu da dâhil, toplumsal süreçlerin doğal ürünü değildir. Türkiye solu sistem içi bir ihtiyacın üretimidir.

Üç: Süreç içinde varlığını indirgediği Batılı yaşam tarzını savunma siperinde kendisini üreten sisteme entegre olarak faşizme evrilmiştir. Türkiye solcuları, tipik müstemleke aydınlarıdır. Yerel değerlerle kavgalıdırlar.

Dört: Entelektüellerin Gogol’un “Palto”sundan çıkması gibi, Türkiye solu, İsmet Paşa ve Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi’nin bıyığından türemiştir. Zaman içinde Cumhuriyet gazetesini izleyerek Yunus Nadi’nin faşist bıyıklarının altında poz vermektedir Kürt’üyle, Türk’üyle.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) - Beş: Son düzlükte Kürtleri modernize etme misyonuyla iş birliği yaptığı PKK Jön Kürtleri de Türkiye'nin müstemlekeci soluna can simidi olamayacaktır.

Teşekkür ederim.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Senden mi öğreneceğiz?

ATİLA SERTEL (İzmir) - Sana mı kaldı?

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Solcu olun, biraz solcu olun, ihtiyacınız var.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Kürt sağını da söyle, Kürt sağını, Kürt sağını da söylesene.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ona da ona da, sağına da soluna da, nalına da mıhına da.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Tüm…

14.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde şehit olan Zekeriya Bilgen’e ve tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Hükûmetin, adı konulmamış bu savaşı ne zaman bitireceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Bugün, yine Balıkesir’e şehit cenazesi geldi. Bu sefer de Susurluk ilçemizde Komiser Yardımcısı Zekeriya Bilgen’in aile ocağına ateş düştü. Zekeriya Bilgen Diyarbakır’ın Sur ilçesinde şehit oldu. Zekeriya Bilgen’e ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

En çok şehit cenazelerinin gittiği Balıkesir’in bir milletvekili olarak vatandaşlarımızın yürek yakan sorularıyla karşı karşıyayız. Şehit anneleri, babaları feryat ediyorlar, bu şehit cenazelerinin artık son bulmasını istiyorlar. Hükûmet yetkililerine sormak istiyorum: Daha kaç aile ocağına ateş düşecek? Daha kaç anne yüreği yanacak? Dokunmaya kıyamadığımız kaç tane evladımız babasız veya annesiz kalacak? Bir çocuk bakışıyla empati kurabiliyor musunuz, ne demektir babasız veya annesiz kalmak bilir misiniz? Evlat acısı nedir bilir misiniz? Anne ve babanın yüreğine nasıl bir kor ateşi düşer?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Hükûmet olarak adı konulmamış bu savaşı ne zaman bitireceksiniz? Dün oturup müzakere yaptığınız insanlarla ne oldu da konuşamaz hâle geldiniz? Neyi paylaşamıyorsunuz? “Çözüm çözüm” derken şimdi ne oldu da “Savaş savaş” diye diretiyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, söz istedim, söz verdiniz, burada yanıyor mikrofon.

BAŞKAN – Hepsinde yanıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya, bırakın kendimizi ifade edelim Sayın Başkan!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, çok önemli bir konu. Sisteme girdim ve söz hakkımı ben istiyorum Sayın Başkanım, önemli bir konu.

BAŞKAN – Sayın Sertel, hepsinde mikrofon yanıyor, hepsinde yanıyor. Ben 10 kişiye söz vereceğimi söyledim.

15.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Selçuk-Tire yolunun bir an önce yapılmasını istediğine ilişkin açıklaması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, ben Tire-Develi yolunu gündeme getirmiştim. Son üç yılda 50 kişi öldü. Dün de Yusuf Duvarcı isimli 55 yaşında 2 çocuk babasını toprağa verdik, bugün toprağa verildi.

Sayın Başkanım, burası 28 kilometrelik bir yol. Duble yol olması için Başbakan söz verdi, Binali Bey söz verdi. İzmir’de Selçuk-Tire yolunun bir an önce yapılmasını istiyoruz. Orada ölen insanlar bizim insanlarımız. 50 kişi öldü Sayın Başkan. Türkiye’de terör nedeniyle şehitler veriyoruz, insanlarımız ölüyor, bir de trafik nedeniyle AKP’nin beceriksizliği yüzünden insanlarımız ölüyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Aa!

BAŞKAN – Sayın Sertel, gündeme geçtik.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 22 milletvekilinin, Türkiye’de toplumun aile yapısı ve sosyal dokusunu bozan unsurların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/78)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kadına yönelik her türlü şiddetin durdurulması ve sürekli artan boşanma oranları düşünüldüğünde Türkiye'de toplumun aile yapısı ve sosyal dokusunu bozan unsurların tespit edilerek aile yapısı ve sosyal dokunun korunması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

Gerekçe:

Aile içinde eşinden, diğer aile fertlerinden veya aile dışındaki bireylerden gelen şiddete maruz kalan kadınlarımızla ilgili haberler hemen her gün basında yer almaktadır.

İçişleri Bakanlığı, 1 Ocak 2013-31 Ekim 2013 tarihleri arasında 73 kadının aile içi şiddet sonucu hayatını kaybettiğini ifade etmiştir.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun hazırladığı 2014 Yılı Kadın Cinayetleri Raporu'nda, 2014 yılında 294 kadın cinayetinin işlendiği ve kadınların yüzde 47'sinin kendi hayatlarına dair kararlar almak isterken öldürüldüğü açıklanmıştır. Raporda, AKP Hükûmetinin, kadınların nerede nasıl hareket edeceğine, ne giyineceğine, nasıl güleceğine, kaç çocuk doğuracağına dair söz söyleyip kadınların yaşam biçimine karıştığı ifade edilirken somut verilere bakıldığında kadınların kendi yaşamlarına dair karar almak istediğinde öldürüldüğü belirtilmiştir.

Türkiye geneline ilişkin, İçişleri Bakanlığından (Emniyet Genel Müdürlüğü-Jandarma Genel Komutanlığı) edinilen verilere göre ise 2013 yılından 2015 yılı Haziran ayına kadar aile içi şiddet sonucu 481 kadın yaşamını yitirmiştir.

2013-2015 yılları arasında işlenen kadın cinayetlerine ilişkin 10 Temmuz 2015 tarihinde vermiş olduğum (7/147) esas numaralı Yazılı Soru Önergesi’ne 23 Ekim 2015 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar eski Bakanı Sayın Profesör Doktor Ayşen Gürcan tarafından verilen cevapta, Türkiye'de kadın cinayetleriyle ilgili doğrudan yapılmış resmî bir araştırma bulunmamakla birlikte, dünyada kadına yönelik şiddetin yaygınlığına ilişkin verilerin Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından derlendiği ifade edilmiştir. Türkiye'de kadınların öldürülmesiyle ilgili veriler göz önüne alındığında, konunun vahametinin AKP Hükûmeti tarafından ne zaman fark edileceği ve kadın cinayetleriyle ilgili doğrudan resmî bir araştırma yaptırılıp bu araştırmanın sonuçlarına göre etkili ve sürekli tedbirler alınacağı merak konusudur.

Ayrıca, yine aynı cevapta, Temmuz 2013'te yürürlüğe giren ve 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı'nın öncelikli dönüşüm programları arasında yer alan İşgücü Piyasasının Etkinleştirilmesi Programı’nın hedefleri arasında yer verilen, spesifik olarak kadınların iş gücüne katılım ve istihdam oranlarının plan dönemi sonunda sırasıyla yüzde 34,9 ve 31'e yükseltilmesinin hedeflendiği ifade edilmiştir. 2014 ve 2015 yılları itibarıyla kadınların iş gücüne katılım ve istihdam oranlarının yıllık hedeflere yakın olarak gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklanması gerekmektedir.

Alınan birçok tedbire (ağırlaştırılan cezalar, panik butonu, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’na (2012-2015) rağmen, maalesef kadınlar hâlen erkek şiddetine maruz kalmaktadır. Kadına yönelik her türlü şiddetin durdurulmasıyla ilgili etkili ve sürekli önlemler ivedi olarak alınmalıdır.

Depresyon, boşanma, intihar ve suçluluk oranlarındaki artışın temelinde bireyin aile ve aile dışı kurumsal aktörler tarafından yeterli eğitim öğretime tabi tutulmamasının yanı sıra, gelecek konusunda belirsizliğin artması ve bireylere kendilerini gerçekleştirme imkânını sağlayacak çağdaş sosyal politikaların geliştirilmemesi yatmaktadır. Yaklaşık her 5 evlilikten 1’inin boşanmayla sonuçlandığı, kadına yönelik şiddetin yüzde 1.400 arttığı, son on yılda 25 binden fazla kişinin intihar ederek can verdiği, 2005'ten itibaren hırsızlık, dolandırıcılık ve yaralama suçlarında çok ciddi artışların yaşandığı Türkiye'de sağlıklı birey ve ailenin yetiştiğini öne süremeyiz.

Türkiye'de 2012'de boşanma hızı nüfus artış hızını geçmiştir. Kaba boşanma hızı 2001'de yüzde 1,35 iken 2013'te yüzde 1,65'e yükselmiştir. Yaklaşık her 5 evlilikten 1’i boşanmayla sonuçlanmaktadır.

Vermiş olduğum (7/23017) no.lu soru önergesine 12 Eylül 2013 tarihinde dönemin Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin'den gelen cevapta, açılan boşanma davası sayıları 2002 yılında 153.409, 2003 yılında 185.414, 2004 yılında 156.450, 2005 yılında 156.577, 2006 yılında 155.182, 2007 yılında 167.271, 2008 yılında 170.173, 2009 yılında 194.959, 2010 yılında 201.053, 2011 yılında 200.767, 2012 yılında ilk altı ayda 190.564 olarak belirtilmiştir.

Türkiye'de toplumun aile yapısı ve sosyal dokusunu bozan unsurların tespit edilerek aile yapısı ve sosyal dokunun korunması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılması elzemdir.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                (İstanbul)

2) Kadim Durmaz                                                (Tokat)

3) Veli Ağbaba                                                   (Malatya)

4) Zeynel Emre                                                   (İstanbul)

5) Burcu Köksal                                                  (Afyonkarahisar)

6) Zeynep Altıok                                                 (İzmir)

7) Mevlüt Dudu                                                   (Hatay)

8) Oğuz Kaan Salıcı                                            (İstanbul)

9) Durmuş Fikri Sağlar                                        (Mersin)

10) Birol Ertem                                                   (Hatay)

11) Ünal Demirtaş                                              (Zonguldak)

12) Mustafa Hüsnü Bozkurt                                  (Konya)

13) Ali Şeker                                                      (İstanbul)

14) Mehmet Göker                                              (Burdur)

15) Eren Erdem                                                  (İstanbul)

16) Selina Doğan                                                (İstanbul)

17) Selin Sayek Böke                                          (İzmir)

18) Ali Haydar Hakverdi                                      (Ankara)

19) Aytun Çıray                                                  (İzmir)

20) Aylin Nazlıaka                                              (Ankara)

21) Serkan Topal                                                (Hatay)

22) Gürsel Erol                                                   (Tunceli)

23) Gaye Usluer                                                 (Eskişehir)

 

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 20 milletvekilinin, Niğde’nin yer altı kaynak ve zenginliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/79)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Niğde ilimizde farklı dönemlerde petrol bulunduğu açıklanmaktadır. Ancak bu konuda şimdiye dek enine boyuna bir araştırma, inceleme yapılıp durumu somut olarak ortaya koyacak bir gelişme yaşanmamaktadır. Petrol ihtiyacının sadece yüzde 8'ini yerli üretimden karşılayan, yüzde 92-93 oranında ithal eden bir ülke olarak topraklarımızda petrol kaynaklarının önemi çok daha fazla artmaktadır. Buna yönelik olarak Niğde’nin yer altı kaynak ve zenginliklerinin araştırılarak saptanması ve ortaya konan sonuçların değerlendirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederim. Saygılarımla.

1) Ömer Fethi Gürer                           (Niğde)

2) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

3) Onursal Adıgüzel                           (İstanbul)

4) Çetin Arık                                                            (Kayseri)

5) Barış Yarkadaş                              (İstanbul

6) İrfan Bakır                                                           (Isparta)

7) Burcu Köksal                                                       (Afyonkarahisar)

8) Erdin Bircan                                                        (Edirne)

9) Öztürk Yılmaz                                                       (Ardahan)

10) Mehmet Göker                             (Burdur)

11) Ahmet Akın                                                        (Balıkesir)

12) Özkan Yalım                                                       (Uşak)

13) Aydın Uslupehlivan                                            (Adana)

14) İbrahim Özdiş                              (Adana)

15) Birol Ertem                                                        (Hatay)

16) Ahmet Tuncay Özkan                                          (İzmir)

17) Niyazi Nefi Kara                          (Antalya)

18) Orhan Sarıbal                              (Bursa)

19) Kazım Arslan                                                     (Denizli)

20) Bülent Yener Bektaşoğlu                                     (Giresun)

21) Okan Gaytancıoğlu                                             (Edirne)

Gerekçe:

Hâlen MTA sayfasında, Badak petrol sahasında Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Maden Etüt ve Arama Dairesi tarafından 2005 yılından beri sürdürülmekte olan 2007-32.13.05 özel kod no.lu Orta Anadolu Endüstriyel Hammaddeler Arama Projesi kapsamında, Konya-Niğde neojen havzasında yapılan stratigrafik amaçlı sondajlı jeolojik araştırmalar sırasında 24 Mayıs 2007 tarihinde petrol keşfedildiği açıklanmaktadır. Kamuoyuna haber “Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğünce yapılan sondaj çalışmaları sonucunda, 2007 yılında Konya-Ereğli ve Niğde-Bor havzasında 8 milyar ton petrol tespit edildi. Buna göre bölgedeki petrolün potansiyel değerinin 218 milyar dolar ile 687 milyar dolar arasında olabileceği belirtildi.” olarak yansımıştır. 2007 yılından sonra bu kere, 2010 yılında Sabah gazetesinde yer alan haber ise şöyledir: “Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünce (MTA) yapılan sondaj çalışmaları sonucunda, Konya-Ereğli ve Niğde-Bor havzasında 8 milyar ton petrollü şeyl (petrol türetebilen kaya) potansiyel kaynak rezervi tespit edildi. Isıtıldığında petrol ve doğal gaz üretilebilen söz konusu kayalardan 2,6 milyar varil ile 8,3 milyar varil arasında petrol çıkarılabileceği hesaplanıyor."

22 Kasım 2015 tarihinde, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ali Rıza Alaboyun, AA’ya Niğde'nin Bor ilçesi Badak bölgesinde tuz aranırken petrol bulunduğunu söyledi; “Niğde'nin Badak beldesinde MTA sondajla tuz ararken petrol çıktı, böyle kusma yaptı. Araştırma yaptırdık. Oradaki petrolün ana kayaç olmadığı, başka yerden sızma olduğu söyleniyor.” dedi. Böylece, 2005 yılından beri Niğde Bor Badak köyünde petrol varlığıyla ilgili açıklamalar yapılmaktadır. Aradan yedi yıl geçmesine rağmen henüz bir sonuç alınamayan çalışmalara Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından son verildiği açık iken, konu sürekli gündeme alınmaktadır. Soru işaretlerinin ortadan kalkması ve durumun gün ışığına çıkarılması amacıyla konunun her yönüyle tetkiki ve tespiti gereklidir.

3.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz ve 20 milletvekilinin, genç işsizliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/80)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye nüfusunun 20 milyona yakını yani yaklaşık yüzde 25'i, 15-29 yaş arası gençlerden oluşmaktadır. Nüfusumuzun önemli bir bölümünün yani gençliğin, eğitimden sosyokültürel yaşama, sağlıklı yaşamdan çalışma hayatına birçok alanda yaşadığı sorunları ve özellikle de istihdam alanındaki sorunları her geçen gün artarak devam etmektedir. Bu sorunlara yönelik tespitler, kamuoyuna yansıyan araştırma ve raporlarla çok net bir şekilde ortaya konmaktadır.

Örneğin, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütünün (OECD) "Gençlik, Beceriler ve İstihdam Edilebilirlik" raporu, üye ülkelerdeki genç nüfusun eğitim ve istihdam alanındaki kaybını ortaya koymuştur. Türkiye'nin bu rapora yansıyan durumu son derece korkunç bir tabloyu yansıtmaktadır. Rapora göre, istihdam, eğitim ve staj verilerinde OECD ortalaması yüzde 15,5 iken Türkiye'de 15-29 yaş arası gençlerin yüzde 31,3'ü ne istihdam piyasasında yer almakta ne eğitim görmekte ne de staj yapmaktadır.

İş gücü göstergelerinde veri toplamasında Uluslararası Çalışma örgütünün (ILO) tanımını kullanan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Mayıs 2015 döneminde genç işsizlik oranı yüzde 17'dir; 2014 için yıllık ortalama 17,9 iken 2015 yılının ilk beş ayı için ortalama yüzde 18,5 olarak hesaplanmıştır. Diğer yandan, OECD verilerine göre, Türkiye'nin genç işsizlik oranı 2014 yılında yüzde 17,92 olarak gösterilmektedir. Türkiye, bu oranla yüzde 15 olan OECD ortalamasının yaklaşık yüzde 3 üzerinde bulunmaktadır.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR), TÜİK tarafından açıklanan iş gücü anketi Temmuz 2015 dönem sonuçlarına göre de yükseköğretim mezunları arasında işsiz sayısı bir önceki senenin aynı dönemine göre 63 bin kişi arttı. Bu veri, işsiz ordusuna 63 bin yeni üniversite mezununun katıldığını göstermektedir. Yükseköğretim mezunu resmî işsiz sayısı 720 bin kişi. Yükseköğretim mezunları için işsizlik oranı yüzde 11,4’le ortalamanın üstünde bulunmaktadır.

Türkiye genç işsizliği için atılmakta olan somut adımlardan söz etmek pek mümkün değildir. O nedenle, Türkiye'nin gençleriyle ilgili bu yakıcı sorunu ortaya koyan rapor ve araştırma örnekleri çoğaltılabilir. Gelecekte genç işsizliğiyle mücadelede doğru ve kalıcı politikaların oluşturulması ve uygulanması için genç işsizliğinin nedenlerinin iyi anlaşılması önemlidir.

Genç işsizliği sorunu üzerine kapsamlı olarak tespitlerin yapılması, genç istihdamı politika önerilerine öncelik kazandırılması, ulusal bir gençlik istihdam politikası oluşturulması, sorunların tespiti ve çözümlerinin üretilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Barış Karadeniz                             (Sinop)

2) Gülay Yedekci                                                      (İstanbul)

3) Tahsin Tarhan                                                      (Kocaeli)

4) Gürsel Erol                                                          (Tunceli)

5) Aylin Nazlıaka                                                     (Ankara)

6) Hüseyin Yıldız                                                      (Aydın)

7) Selina Doğan                                                       (İstanbul)

8) Ali Yiğit                                                               (İzmir)

9) Ömer Fethi Gürer                           (Niğde)

10) İbrahim Özdiş                                                    (Adana)

11) Kamil Okyay Sındır                                             (İzmir)

12) Erdin Bircan                                                       (Edirne)

13) Mehmet Göker                             (Burdur)

14) Ahmet Akın                                                        (Balıkesir)

15) Özkan Yalım                                                       (Uşak)

16) Gamze Akkuş İlgezdi                                          (İstanbul)

17) Mahmut Tanal                                                    (İstanbul)

18) Musa Çam                                                          (İzmir)

19) Ünal Demirtaş                                                    (Zonguldak)

20) Ali Şeker                                                           (İstanbul)

21) Yaşar Tüzün                                                       (Bilecik)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.09

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce, bir dakikalık söz hakları kullanılırken bir sayın milletvekili, Nurettin Yaşar Malatya Milletvekilini çok iyi duyamadığımız için, doğrudan cevaplamak yerine -siz de fark ettiniz- tutanak talep etmiştim ama gelen tutanak içler acısı. Yani, gelen tutanağı elimle tutmaya utanıyorum. Elimde tuttuğum zaman, elimi ve bir Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin eli dolayısıyla grubumuzu kirleteceğini düşündüğüm bir tutanakla karşı karşıyayım, cevap vermek durumundayım.

İki dakika cevap hakkı istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Özel, sataşmadan dolayı cevap hakkı verirdim, keşke aynı oturumda olsaydı ama şimdi, yerinizden, isterseniz üç dakika falan, ne kadar istiyorsanız, söz vereyim. Malum İç Tüzük’ü uygulamak durumundayız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, haklısınız.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, elimde bir tutanak tutuyorum. Aslında, bu tutanak nasıl oluştu ona bakmak lazım. Cumhuriyet Halk Partisi hep bu bir dakika gündem dışı sözleri önemsiyor. Sağ olsun, muhalefet partilerinden seçilmiş olan Meclis başkan vekilleri bu hakkı kullandırıyorlar. Sizler de sağ olun, kullandırmıyorsunuz, zaman zaman eleştiriyoruz. Ama özellikle, bugün, geldim ricada bulundum, siz de bugünkü Parlamentonun sürdürmeye niyetli olduğu uzlaşı ortamında, çıkarmaya niyetli olduğu 68 sıra sayılı Tasarı’daki havaya da olumlu katkı sağlayacağını düşünerek 10 arkadaşa söz verdiniz.

Bu hakkın kullanılmaması yönünde oy kullanan bir grubun bir temsilcisi bu haktan yararlandı, biz bundan memnuniyet duyarız ama elimde tuttuğum tutanak -orada duyduğumda inanamadım sözlere ama yanlış bir şey yapmamak için talep ettim- inanın elimi kirletiyor, bu salonda bulunduğu için bu salonu kirletiyor, Parlamentoyu kirletiyor. Nurettin Yaşar’ın konuşması sırasında kullandığı üslup, bir Parlamento üslubu değil, bir sokak üslubu da değil. Bu üslup üslup değil, bu sözler söz değil. Hakaret etmeyi marifet sayan, âdeta oturduğunda, kendisine baktığımda, karşıdan gördüğümde tanımlanamayan, bir konuşan cisimcik olarak ifade edebileceğim, bir milletvekiline yakıştırmak bir yana, bir milletvekili olarak hitap etmekten hicap duyacağım ifadeler kullanmış. Biz, kendisini Parlamentoda tanımlanamayan, alkışlayan cisimcik olarak görüyorduk bu ana kadar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Konuşmanın ne olduğunu bilmiyoruz ama grup başkan vekili de aynı şeyde gidiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bundan sonraki süreçte, kendisinin gerek İsmet Paşa gerek Yunus Nadi gerek partimizin kurucuları gerek Türkiye’deki solda siyaset yapan herkes adına kullandığı ifadeleri esefle kınadığımı ifade ediyorum.

Kendisinin faşizmle bağdaştırmaya çalıştığı dönemde İsmet Paşa’nın 1950 seçimleri akşamı, seçimi kaybettiğinde ne yapacağını soranlara “Bu, şüphesiz benim en büyük yenilgim ama Türkiye’de demokrasinin en büyük kazancıdır.” demesini, Türkiye’nin tek parti rejiminden çok partili rejime geçmesini, kendisinin seçim mağlubiyetini demokrasinin zaferi olarak tanımlayan İsmet Paşa’yla faşizmi bağdaştıranların, diğer taraftan bugün çok partili bir rejimle gelip her gün otoriterleşen, her gün biraz daha özgürlüklerin kısıtlandığı bir ortamda, miting meydanlarında bir diktatörün vücudunun belli parçalarıyla ilgili kendini tanımlayanlardan da daha aşağıda bir tanımlamayı burada ifade ediyor olmasından utanç duyuyorum.

Yapmış olduğu değerlendirmelerin tamamını kendisine iade ediyor, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunu bu ayıba ortak olmamaya, bu rezaletten dolayı da grubumuzdan özür dilemeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

17.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Nurettin Bey’in burada ifade ettiği görüşlere itiraz etmek, bu dilin Parlamentonun diline uymadığını söylemek ve bu çerçevede bir eleştiri ortaya koymak tabii ki Özgür Bey’in hakkıdır, sayın grup başkan vekilinin. Parlamentodaki dil konusunda biz de çeşitli kereler hassasiyetlerimizi ifade ettik. Ancak itiraz ettiğimiz gerekçeyi ihlal eden bir dille konuşmak da şık olmamıştır. Özgür Bey hakaret olarak anlamlandırdığı bir dile itiraz ederken “konuşan bir cisimcik” diyerek sonuçta insanı tahkir etmiştir. Eğer gerekçemiz hakarete dayalı bir dile itiraz ise tam da bunu yaparken benzeri bir hakarette bulunmak açık bir çelişkidir ve uygun değildir. Bunun altını çizmek istedim.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

Sayın milletvekilleri…

NECİP KALKAN (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kalkan, lütfen, buyurun, oturun siz.

…az önce oturumun başında da özellikle İç Tüzük 66, 67 ve devamındaki maddelere ilişkin bir kısım açıklama yapma gereği hissetmiştim. 67’nci maddede Genel Kurulda yapılan konuşmalarda temiz bir dil kullanılmasının, kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmemesinin gerekliliğini ve bunun İç Tüzük’ün bir emri… İç Tüzük’ün emri olmasından da öte bir milletvekili olarak, her şeyden önce bir insan olarak burada bulunmamızın ve birbirimize hitap tarzının da bir gereği aslında. Dolayısıyla, görüşmelerin sağlıklı ve verimli bir şekilde yürütülmesi noktasında sayın milletvekillerinin azami hassasiyeti göstermesini istirham ediyorum. Evet, bir yanlış üslup, yanlış dil kullanılmışsa karşılığında da yeni bir üslupla, yanlış bir dille cevap vermemek lazım. Yanlış yanlıştır, yanlışı yanlışla telafi etmemek lazım. Dolayısıyla istirhamımız tüm sayın milletvekillerinin bu konuda azami özeni göstermesidir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, AKP Hükûmetinin politikalarıyla birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/48) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 28 Ocak 2016 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

28/1/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 28/1/2016 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                Çağlar Demirel

                                                                                                    Diyarbakır

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan (10/48) esas numaralı AKP Hükûmetinin politikalarıyla birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesinin Genel Kurulun 28/1/2016 Perşembe günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’a aittir.

Sayın Aslan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan, Sayın Divan ve sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, sokağa çıkma yasakları, aslında tamamıyla hayatın kendisine kasteden, hem ulusal hukuka aykırı hem uluslararası hukuka aykırı uygulamalardır. Sokağa çıkma yasağının içinde bile yani kendi içinde bile kanunsuzluk var. Onu anlatayım: Kendisi zaten Meclis kararıyla ya da olağanüstü hâl durumuyla sabitlenmiş bir durum değil ama sokağa çıkma yasağı farz edelim ki ilan edildi, orada çıkacak olan… Yurttaşların arada kalmaması için, vurulmaması için bir mantık izlenerek yasak konmuş ama maalesef -şu anda orada duvar yazılamalarından da gördük: “Türk’sen övün, değilsen itaat et.” ve benzeri, hepiniz şahit oldunuz- bunların eline yetki verildiği zaman sokağa çıkanı vuruyorlar yani arada gitmiyor insanlar. Burası çok önemli ve hepimizin bu vebale ortak olma gibi bir tehlikesi vardır çünkü bunlar her gün medyada işleniyor, fotoğraflanıyor ve videolarla gösteriliyor.

Sayın Millî Savunma Bakanımız da burada, umarım bu konuda gereken hassasiyet gösterilip gereken tedbirler alınmış ve bu yasaklar da kaldırılmış olacak.

Az önce gerek yurt içinden gerekse yurt dışından Süryani yurttaşlar bize ulaştı ve Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Meryem Ana Kilisesi’nin boşaltılmasının talep edildiğini dile getirdiler. Tabii, bu kurum temsilcilerinden biri Mardin Süryani Birliği Başkanı Yuhanna Aktaş’ın tam olarak bu konuyla ilgili attığı mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum, onlarca mesajdan bir mesaj: “Diyarbakır Suriçi tarihî mekânları da çatışmalardan nasibini almış durumdadır. Çatışmalar Meryem Ana Kilisesi’nin çevresine odaklanmış durumdadır. Halkın büyük çoğunluğu evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Diyarbakır’ın Süryani Ortodoks Kilisesi ruhanisi Papaz Yusuf Akbulut’un da güvenlik güçlerince kiliseyi terk etmesi istenmiştir. Kendisi ise eşiyle birlikte kilisede kalmayı tercih ediyor; kiliseyi terk etmekle çatışmaların binanın içine odaklanacağı, kutsalların ziyan göreceği ve hatta tarihî kilisenin yıkılmasından endişe ettiğini dile getiriyor.

Tarihî Meryem Ana Kilisesi 6’ncı yüzyılda inşa edilmiş ve 1915 yılına kadar da metropolitlik merkezi olarak kullanılmıştır. Papaz Yusuf Akbulut da Diyarbakır’da nüfusu oldukça azalan Süryani ve Ermeni toplumları için dinî hizmet veren son ruhanidir. Edindiğimiz bilgilere göre papazın kilise binasıyla bitişik evine de bir bomba isabet etmiştir. Meryem Ana Kilisesi’nin yıkılmasından ve Papaz Yusuf Akbulut’un hayatından endişe ediyoruz.” diyerek Mezopotamya’da uygulanan bu hukuksuzluğun bir an önce ortadan kaldırılması için Süryanilerin de demokratik eylemlerini ortaya koyması talep edilmiş ve Süryanice de bir mesaj göndermiş (…)(x) Az önce açıklamasını da yaptım. Dolayısıyla durumun vahameti anlaşılıyor.

Peygamber (AS) bir fermanında, savaşlarda mabetlerin gerek kilise gerek cami gerek havraların dokunulmazlıklarının olduğunu beyan etmiştir ve Hazreti Ömer de yine, o fermanı yenileyen bir ferman yayımlamıştır ki Filistin’e, Kudüs’e girdiğinde de kiliselere ve havralara dokunulmamıştır.

Arkadaşlar, yani biliyorsunuz dua iki çeşittir: Fiilî dua ve kavlî dua, sözle yapılan dua ve pratikte gösterilen eylemler. Meclis sözlü duanın yeri değildir, Meclis fiilî duanın yeridir çünkü Meclis bütün Türkiye’yi yönetecek üst çatıdır, tepe noktadır ve Meclisin içinde de iktidar, Hükûmet tam da o fiilî duanın yapılacağı ana eksendir, ana merkezdir. Aslında demokrasilerde bütün Meclisin olması lazım ama bir realitedir ki şu anda sadece iktidar ana merkezdedir. Dolayısıyla biz muhalefet şunu yapıyoruz: Örneğin, altı gündür 28 yaralımız vardı, şu anda maalesef 22’ye indi, 6’sı vefat etti. Biz fiilî dua olarak bütün girişimlerde bulunduk ki 3 arkadaşımız da şu anda hâlâ onu sürdürüyor, açlık grevini başlatmış ve sürdürmektedir. Artık bize kalan yani muhalefete kalan fiilî duadan sonra sözel duaya sarılmaktır çünkü bütün imkânlar tüketilmiş durumdadır ama Hükûmet, hâlâ, fiilî duanın merkezindedir, bu konuda bir şeyler yapması gerekiyor.

Hazreti Süleyman’a, Sayın Bakanım, dünya mülkü verilmiştir, iktidarı verilmiştir. Dünya iktidarı da verildiği için, hepiniz biliyorsunuz, Hazreti Belkıs’ı bir anda yanına getirtmiştir. Kitap ilminden, ehlinden biri, göz açıp kapama süresinden daha kısa bir sürede yanına getirmiştir. Müfessirler bunu şu şekilde tefsir etmiştir: Hazreti Süleyman’a dünya iktidarı verildiği için bütün dünyaya, bütün etkili olduğu yerlere muttali olma; orada ne olup bittiğini görme, duyma ve ona göre hareket etme yetisine sahip olması için o imkân tanınmış. Bugün de gerek devlet yöneticileri gerek Meclis bu imkâna sahiptir. Televizyonlar var, radyolar var muhalif medya var vesaire yani nerede ne oluyor hepimiz görüyoruz, duyuyoruz. Bazılarına inanmayabiliriz, inanmamak bizi masum kılmaz. Eğer size göre iddiaysa o iddiayı araştırmak sizin üzerinize bir borçtur çünkü siz burada birinci dereceden mesulsünüz.

Bizler, gelin, bu zedelenmeye yüz tutmuş, zedelenen kardeşlik duygularını tamir edelim ve bir an önce silahların susması için dört parti gereğini yerine getirelim.

Bakın, 6 insan ölüyor altı günde ve burada yapmadığımız, etmediğimiz, Türkiye'de yapılmayan demokratik eylemler kalmadı; buna rağmen insanların ölümüne göz göre göre göz yumduk. “Kim bir canın kurtulmasına sebep olursa bütün insanlığı ihya etmiş gibidir.”in manasının altında yatan espri nedir? İyi bir örnek olması hasebiyle bütün insanlığa emsal, örnek teşkil ediyor ama bu uygulama şu anda çok kötü bir emsal teşkil ettiğinden kim de bir cana kıyarsa bütün insanlığın canına kışmış gibi değerlendirilir.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – PKK’lılara niye anlatmıyorsun bunları?

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - Çünkü burada emsal olma özelliği taşınmaktadır.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Riyakârlık.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - Bunu da lütfen, dikkate alınız ve şunu da bilelim, Zumer 7’nci ayette…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Onları bize okuma, o ayetleri bize okuma, onları PKK’lılara oku.

(Hatip tarafından Zumer Suresi 7’nci ayetikerimenin okunması)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – “Kimse kimsenin günahından dolayı yargılanmaz.”

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sen niye PKK’ya anlatmıyorsun bunları?

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Siz kalkıp “Orada güvenlik gerekçesiyle biz oraya top, tank atışı yapıyoruz.” diyerek sivil halkın ölümüne sebebiyet veremezsiniz. Bu, meşru kılmaz bunu. Bunları bilelim. Evet, bu ayetleri okuyorum çünkü hepimiz muhatabız.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Çarpılacaksın bak, dikkat et!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Çünkü, eğer, bakın… Siz kanuna da uymuyorsunuz. Yani, mevzuatı bir tarafa bırakmak nedir? Allah aşkına bunun bir cevabını verirseniz sevinirim. Biz mevzuata göre…

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Çarpılacaksın, ayet okuma, çarpılacaksın!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Bakın, siz gizliyorsunuz ayetleri, siz gizliyorsunuz.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Çarpılacaksın ha! Allah’ın ayetlerini alet etme!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – “Bir kavme olan buğzunuz sizi onun hakkında adaletsizliğe sevk etmesin." diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sen bunları niye PKK’ya anlatmıyorsun?

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Siz dinlemeye tahammül edemiyorsunuz, dinlemeye.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sen niye PKK’ya anlatmıyorsun?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Herhâlde bunları PKK terör örgütüne söyledi.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Bir sürü ayet okuyorsun, PKK’ya anlatsana bunları.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Ya, bir gelin, buradan cevap verin, buyurun. Ben herkese anlatıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kocabıyık, lütfen, buyurun…

Sayın Aslan sizin de süreniz dolmuştur.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Yüreğin varsa git PKK’ya anlat, yiyorsa! Allah’ın ayetini niye alet ediyorsun?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Otur yerine!

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Allah’ın ayeti senin uygulaman içindir, kulaklarını tıkaman için değildir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’ye aittir.

Buyurun Sayın Sürekli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Git PKK’ya anlat onu erkeksen!

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Şüphen var mı?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Senin Hükûmetin yok mu, gitsin onlar anlatsın.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibi kürsüye davet ettim.

Buyurun Sayın Sürekli.

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve bizi izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bu aziz vatanı bizlere yurt olarak kazandıran kahraman ecdadımıza ve bugün de yurdumuzu savunmak adına ecdadını aratmayacak cesaret ve fedakârlıkla vatan hainlerine karşı kahramanca mücadele eden yiğitlerimize, Yüce Rabb’imin rahmetine nail olan şehitlerimize ve gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Son iki günde 5 şehidimiz daha vardır. Cenab-ı Allah’tan bütün şehitlerimize rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler bu çatı altında aziz milletimizin temsilcileri olarak, mukaddes vatanın ve her şeyin güzeline layık olan milletimizin yüksek menfaatlerini korumak, yüzlerini güldürmek, huzur ve mutluluğunu artırmak için görev yapıyoruz. Bu Gazi Meclis en zor anlarında bile Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’iyle tek yürek hâlinde mücadele etmeyi bilmiş, böylelikle birlik ve beraberlik içinde imkânsız denilenleri başarmıştır. Bugün de buradaki her bir arkadaşımızın bu amaçla, bu uğurda, bu bilinçle hareket etmesi gerekmektedir.

“Analar ağlamasın.” diyerek başlatılan millî birlik ve kardeşlik sürecinde yıllardır akan kanın durması için AK PARTİ iktidarı gövdesini taşın altına koymuş, bölge halkının ve Kürt kökenli vatandaşlarımızın demokratik ve kültürel taleplerini büyük ölçüde yerine getirmiştir.

Yine, bunun yanında, ekonomik olarak bölgenin kalkınması ve desteklenmesi için birçok proje hayata geçirilmiştir. Böylelikle, millî birlik ve kardeşliğimizin tesisi adına çok önemli mesafeler katedilmiştir. Vatandaşlarımız da devletimizin bu gayreti ve özverisine yakından şahit olmuşlardır. Yıllardır vatandaşlarımızı canlarıyla, evlatlarıyla korkutarak masum sivilleri hain amaçlarına alet etmeye çalışanlar, bu sefer alçaklıkta daha da ileri giderek onları direkt ateşin içine çekmeye çalışmaktadırlar. Ama unuttukları bir şey var ki o da artık vatandaşlarımız devletin şefkatli yüzüyle, huzur ve barış iklimiyle tanışmışlardır.

Bugün güneydoğuda güvenlik güçlerimizin cesaretle, kahramanca, fedakârca ve bir o kadar sivil vatandaşlarımızın can güvenliğini ve huzurunu gözeterek yürütmüş olduğu operasyonlarla terör örgütü hallaç pamuğu gibi atılmaktadır. Terör örgütünün her türlü baskısına rağmen, halkımızın da desteğiyle operasyonlar başarılı bir şekilde sürdürülmektedir.

Bunun yanında, terör örgütünün vesayetinden kurtulamayan siyasetçilerse belki dünyada hiçbir devletin bu kadar hassas bir şeklide yürütemeyeceği operasyonlara gölge düşürmeyi ve algı operasyonlarıyla, her gün buna şahit oluyoruz, terör örgütünü şirin göstermeyi kendilerine amaç edinmişlerdir. Kendi topraklarındaki teröristlerle mücadele etmesi ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlaması asli görevi olan devletimizi ve güvenlik güçlerimizi her platformda, her fırsatta suçlamaktadırlar. Bu karanlık zihniyetlere, dünya ülkelerindeki en ufak terör saldırısında bu ülkelerin kamu güvenliği adına almış oldukları sert önlemleri hatırlatmak isteriz; işte Fransa’da gördünüz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hanelere kaç kurşun yağdı, kaç köy boşaltıldı?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Amerika’daki önlemleri de bir anlatın.

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) - Oysa şu an güvenlik güçlerimiz hayatlarını hiçe sayarak âdeta şahadete koşarak terör örgütü tarafından döşenen tonlarla patlayıcıyla, çukurların arkasındaki ağır silahlarla, şehrin çeşitli yerlerine konuşlanmış keskin nişancılarla vatandaşlarımıza zulmeden teröristlere karşı, yine vatandaşlarımızın zarar görmemesi için, en yüksek hassasiyetle terörle mücadele etmektedirler.

ABDULLAH ZEYDAN (Hakkâri) – 24 yaralı vatandaş bekliyor orada.

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) - Bugün, Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de terörle mücadele kapsamında yaşanan operasyonlar dolayısıyla vatandaşımızın yaşamış olduğu sıkıntılar bizi gerçekten üzmektedir. Oradaki vatandaşlarımızı ateşin içine çekip daha sonra “Operasyonlar dursun, vatandaşlarımız mağdur oluyor.” demek ne kadar samimidir aziz milletimizin takdirine bırakıyorum. Eğer, küçük bir ihtimal de olsa, bu kaygılarınızda samimiyseniz bu mağduriyeti gidermek için yapacağınız şey çok basit: Terör örgütü mensuplarını selamlamayı, ölen terörist cenazelerinde “Davanız, davamızdır.” demeyi terk eder ve silahları gömmelerini, bu millete çektirmiş olduğu zulümlere bir son vermelerini güçlü bir iradeyle haykırırsınız. Ancak bunu yaptığınızda Kürt vatandaşlarımızın hakkını savunmaya başladığınıza yavaş yavaş inanabiliriz. Çünkü, size oy verenlerin büyük bir çoğunluğu, ustalıkla ve profesyonelce oynadığınız barış havariliği rolünüze, dilinizden düşürmediğiniz kardeşlik türkülerine inanmak istiyor.

Bu eşsiz vatanımızın kıymetini bileceğiz, kıymetini bilmeyen art niyetlilere ise hem devletimizin bekası hem de aziz milletimizin yüksek menfaatleri için haddini bildireceğiz. Devletimiz vatandaşlarımıza şefkatli, yumuşak yüzünü her zaman gösterecektir, göstermektedir ancak mevcudiyetine kastedenleri demir yumruğuyla da ezecektir.

Arkadaşlar, sokağa çıkma yasakları… Bugün sokağa çıkma yasakları, şehir ve ilçe merkezlerine yuvalanan, halkı canlı kalkan olarak kullanan, sivillere gözünü kırpmadan ateş eden, sokaklara, evlere bombalı tuzaklar kuran bölücü örgüt mensuplarını etkisiz hâle getirmek için, terörist ile vatandaşı birbirinden ayırmak için, vatandaşlarımızın hayatlarını korumak için, en ufak zarar görmemeleri için uygulanmaktadır. Bugün 3 ilçemizde, Sur, Cizre ve sadece geceleri Silopi’de devam etmektedir bu uygulama. Türkü’yle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Say, say, 36’ya tamamla!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 10 defa sayıyorsun ya, böyle bir millet sayılır mı?

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – 36’ya tamamla!

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) – …burada tek tek sayamayacağım bizi biz yapan tüm renklerimizi, değerlerimizi en içten duygularımla sevgiyle muhabbetle selamlıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 3 defa bütün etnik grupları sayıyorsun, böyle mi tek millet olacağız biz? Ayıp, ayıp!

KEREM ALİ SÜREKLİ (Devamla) – Yine, aziz milletimiz adına milletimizin kürsüsünden, tüm iyi niyetlerimize rağmen hain emellerinden vazgeçmeyen terör örgütlerine, uzantılarına, sevicilerine, şirin gösterenlere haykırıyorum: Bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz, bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz, bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen bölüyorsun, daha kürsüde kendin bölüyorsun. Kürsüde böldüğünün farkında değilsin. Sayın Vekil, biraz sosyoloji oku, biraz bilim oku, biraz tarih oku.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çağlar, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, hatip konuşurken defalarca grubumuza yönelik ithamlarda bulundu.

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Hayır, gruba söylemedi, PKK'ya söyledi o.

BAŞKAN – Bir saniye…

Grubunuza yönelik ne söyledi, tam ifade ne?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Direkt bize bakarak “Terör örgütünün sözcülüğünden ve vesayetinden kurtulamayan siyasetçiler…”

BAŞKAN – Tamam, “terör örgütü” dedi, “terör örgütü.” Siz niye üzerinize alınıyorsunuz?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz yanlış anlamışınız, yanlış!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır, sözcülüğünden… (HDP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, bir dakika.

BAŞKAN – Sayın Çağlar, evet.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sözcülüğünden kurtulamayan siyasetçiler olarak bize…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Üzerine niye alınıyorsun?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz öyle misiniz?

Başkanım öyleyse eğer söz verin.

BAŞKAN – Siz niye üzerinize alınıyorsunuz? Hayır, sizin şahsınıza ya da grubunuza yönelik bir şey var mı?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Grubumuza yönelik, evet, tüm siyasetçiler olarak grubumuza bakarak söyledi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kabul ediyorsa gelsin.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sözcülüğü kabul ediyorsunuz yani.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kabul ediyor mu, soralım önce.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kabul ediyor herhâlde, öyle diyor baksanıza.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – O zaman vermek lazım.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İkincisi “dilinizden düşürmediğiniz kardeşlik” derken yine aynı şekilde ithamlarda bulundu.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Size söylemiyor, yanlış anlamışsınız.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani açık bir şekilde -tutanakları da isteyebilirsiniz- birçok yerde bize bakarak bu ithamlarda bulundu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Parti ismi vermedi.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Hiçbir isim yok orada, parti ismi yok.

BAŞKAN – Sayın Çağlar, şahsınızın, grubunuzun en ufak bir ismi geçmedi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ben sataşmadan dolayı iki dakikalık söz hakkımı…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ne sataşması ya!

BAŞKAN – Ben gene tutanakları isteyeceğim ama lütfen…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, açık, alenen…

BAŞKAN – “Terör örgütünün sözcüleri” diyor. Peki, siz kendinizi öyle görüyor musunuz? Hayır.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır ama “siyasetçileri olarak” diyor Başkanım.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Burada kaç tane siyasetçi var? Siz misiniz tek siyasetçi?

BAŞKAN – Siz kendinizi öyle addediyor musunuz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Biz siyasetçiyiz yani.

BAŞKAN – Siz kendinizi öyle addediyor musunuz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama bize öyle ithamda bulunuyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Olur mu, bize de baktı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “HDP” demiyor ama.

BAŞKAN – Ben tutanakları isteteceğim, bakacağım. Böyle bir şey yok, böyle bir şey var mı?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şunu söyleyeyim.

BAŞKAN – Terör örgütünden bahsediyor.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır, siyasetçiler kimdir burada?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Biz de siyasiyiz burada.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Buradaki siyasetçiler kimdir?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Biz de siyasiyiz burada.

BAŞKAN – “Buradaki siyasetçiler” de demedi. Tutanaklara bakacağım ben Sayın Çağlar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Parlamento dışında da olabilir.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Peki, ben bir şey söyleyeyim Başkan, grup önerisi kimin önerisi? Bunu gündeme getiren kim? Hangi parti?

BAŞKAN – Ne alakası var, kimin önerisi? Her öneri üzerine çıkıp söz alandan sataşmadan söz mü isteyeceksiniz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Hayır ama direkt grubumuza bir sataşma vardır.

BAŞKAN – Sizin de hakkınız var lehte aleyhte, diğerlerinin de hakkı var.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tutanakları istiyoruz, tutanakları getirtin.

BAŞKAN – Tutanakları istiyoruz, tutanaklara bakacağım Sayın Çağlar.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama bize dönüp bakarak söyledi, onu da lütfen görmenizi istiyorum.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz de bize bakıyorsunuz her seferinde. Bakmak yasak mı size?

BAŞKAN – Tutanaklara bakacağım.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sana mı soracağım bakarken? Sen istediğin gibi konuşacaksın, siyaset yapacaksın!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tüm siyasetçilere söyledi yani.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Tanal’ı kürsüye çağırdım.

Buyurun Sayın Tanal.

Süreniz on dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Tabii, gündemde sokağa çıkma yasağı... Ben, sokağa çıkma yasağının pozitif anlamda gerek uluslararası sözleşmelerde gerek Anayasa’da gerek mevcut olan mevzuatımızdaki yeri nedir, nasıl düzenlenmiştir ve mevcut olan sokağa çıkma yasakları bu düzenlemelerin neresindedir, tek tek anlatmaya gayret göstereceğim.

Değerli arkadaşlar, hatırlarsanız, 12 Eylül 1980 tarihinde askerî darbe yapılmıştı. Askerî darbeden önce, bugün yürürlükte bulunan İl İdare Kanunu yürürlükteydi, yani İl İdare Kanunu’nda, 1980 tarihinden tam yirmi beş yıl geçmesine rağmen, bu bahsedilen dayanağı olan kanuni maddeler aynen yürürlükteydi. 12 Eylül 1980 tarihinde askerî darbe olduktan sonra -takdir edersiniz- Anayasa yapıldı ve Anayasa’nın mevcut 119 ve 120’nci maddelerinde olağanüstü hâl ve sıkıyönetim nasıl ilan edilebilir, onun koşulları düzenlenmiş durumda. Eğer ülkemizin bir bölgesinde veya tamamında kamu düzenini bozan şiddet olayları eğer yaygınlık göstermiş ise o bölgelerde olağanüstü hâl, kademeli olarak da sıkıyönetim ilan edilebilir. Yasanın düzenlemesi bu. Yani bundan şöyle bir anlam çıkmasın: Mahmut Tanal sıkıyönetim vesaire ilanı istiyor anlamında sonuç çıkmasın. Ben, yasal düzenlemeleri izah etmeye çalışıyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Öyle gerektiriyor ama Mahmut Bey.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ve netice itibarıyla bu yasal düzenlemeler bu şekilde yürürlükteyken, geçmişte biz burada güya “güvenlik paketleri” dedikleri, “iç güvenlik paketleri” dedikleri hususlar bu düzenlemedeyken, yani 12 Eylül 1980 askerî darbesinde mevcut olan kanun yürürlükteyken ona dayalı olarak sokağa çıkma yasakları ilan edilmedi. Ancak 12 Eylülden sonra olağanüstü hâl ilan edilmiş ise Olağanüstü Hâl Kanunu yapıldı, sıkıyönetim ilan edilmişse Sıkıyönetim Kanunu ilan edildi.

Şimdi, bizim mevzuatımızda iki yerde ”sokağa çıkma” kavramı var. Yani iki yasal düzenlemede sokağa çıkma yasağı düzenlenmekte: Bunun bir tanesi Sıkıyönetim Kanunu’nda düzenlenmekte, ikincisi Olağanüstü Hal Kanunu’nda düzenlenmekte. Bunun dışında, bizim mevzuatımızda sıkıyönetimin ilan edilmesinin koşullarıyla özgü… “Sokağa çıkma yasağı” ibaresini, bu iki yasanın dışında bir başka yerde göremiyoruz değerli arkadaşlar.

Böyle de olunca, o zaman, eğer İl İdare Kanunu sokağa çıkma yasağı ihtiyacını karşılıyor idiyse neden bu düzenleme Olağanüstü Hal Kanunu’nda düzenlendi, neden Sıkıyönetim Kanunu’nda düzenlendi? Demek ki İl İdare Kanunu’ndaki mevcut olan düzenleme bu ihtiyaca cevap veremediği için Olağanüstü Hal Kanunu onun için düzenlendi, Sıkıyönetim Kanunu o sebepten dolayı düzenlendi.

Şimdi, bununla birlikte, mevcut olan Anayasa’mızın gerek 15’inci maddesi gerek 13’üncü maddesi diyor ki: Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ancak kanunla yapılır. 13’te de deniliyor ki: Temel hak ve özgürlükleri sınırlandırırken bunu yok edecek, özünü ortadan kaldırabilecek şekilde de düzenleme yapılamaz.

Şimdi, böyle olunca, mevcut olan siyasi iktidar kendisi hani hep övünür ya “Biz olağanüstü hâli kaldırdık.” vesaire… Hatta 2002 yılındaki seçim propagandasında, programında da “Biz olağanüstü hâli kaldıracağız.” şeklinde. Hâlbuki, o olağanüstü hâlin 2002 öncesindeki koalisyon hükûmetlerinin almış olduğu karar sonucunda yürürlük tarihi ancak bugünkü iktidarın dönemine tekabül etti, yoksa olağanüstü hâli bugünkü iktidar o dönemde de kaldırmadı zaten.

Ve buradan, mevcut olan hükümler uyarınca, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrası uyarınca da bizim onaylamış olduğumuz uluslararası sözleşmelerin iç kanun hükmünde olmaları nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafıyız biz. Biz bunu kabul etmişiz, bizim iç hukukumuz hâline gelmiş durumda.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15’inci maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan ülkelerin, ülkelerinde sıkıyönetim veya olağanüstü hâl ilan etmesi hâlinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bilgi vermesi gerekir diyor. Şimdi, biz, niçin sokağa çıkma yasağını ilan ettik? Olağanüstü hâli ilan etmiş olsaydık… Hatırlanırsa, Fransa, Paris’teki katliamda, o bölgede, Paris’te olağanüstü hâl ilan etti bir süreliğine, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bilgi verdi. Niçin bilgi verildi? O ülkede iktisadi ve idari anlamda, siyasi anlamda hak ihlali var mı, yok mu? Yani insan haklarının ihlali açısından bu bilgiyi vermek zorundaydı. Bu sebepten dolayı, Türkiye, Avrupa Birliğindeki bu siyasi ve idari denetimden, kontrolden, insan hakları ihlali açısından, bundan kaçınmak için mevcut olan yasal prosedürü uygulamadı, yetkisiz ve kanunsuz bir şekilde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Aslında, şu anda, bu, şu demek değildir… Bizi, gerek AKP’nin gerek HDP’nin bugüne kadarki çözüm süreciyle ilgili politikaları ülkemizi bugüne getirdi. Nedir bu? Hatta Sayın Hüseyin Çelik, şu anda Sayın Başbakan Davutoğlu’nun başdanışmanı ve Adalet ve Kalkınma Partisinin bir dönem sözcüsüydü ve Millî Eğitim Bakanıydı, diyor ki açıklamasında: “1999 tarihinden itibaren, biz, gerek o dönemin Başbakanı ve dönemin Cumhurbaşkanını uyardık. Çünkü polisin, emniyet mensuplarının, kaymakamların, valilerin, hepsinin eli kolu bağlıydı, terör örgütleri şehirlere yığınak yaptılar.” “Biz, dönemin Başbakanını -yani Sayın Cumhurbaşkanını- uyardık.” diyor ama gereğini yapmadılar.

Burada biz, hep, çözüm sürecinin çözüm yerinin Parlamento olduğunu söylediğimiz hâlde, iktidar partisi, bu çözüm sürecinin çözüm yerinin Parlamento olmadığını… HDP ve PKK dışında kimseyi bu çözüm sürecine dâhil etmediler, çözüm sürecini Oslo’da buldular veya Habur Kapısı’nda buldular veya dağda buldular. Yani netice itibarıyla ülkemizde yaşanan bu kaosun siyasi sorumlusu siyasi iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisidir. Çünkü o dönemde terör ve teröriste yardım ve yataklık eden… Ben milletvekillerini bu işin içerisinde tenzih ediyorum, yani sorumluluk Hükûmetindir ama oy verdiğiniz için, parmak kaldırdığınız için sizler de bu açıdan sorumlusunuz değerli arkadaşlar. Netice itibarıyla o dönem biz ne dedik? “Çözüm sürecinin yeri Parlamentodur. Kapalı kapılar arkasında, gizli ittifakların olmaması lazım.” Hiçbir demokrasi ülkesinde silahların gölgesinde, AKP’nin yaptığı gibi protokol yapılmamıştı. Ancak, bunu niçin yaptınız? Başkanlık sistemi için yapıldı. Başkanlık sistemi için de tabii ki bu amacınız…

Machiavelli’nin bir sözü var -Sayın Hocamız burada, çıkar, herhâlde bize yine biraz felsefeden de bir şeyler açıklar- “Amacına ulaşabilmek için her türlü yol mubahtır.” der, Sayın Naci Hocam.

BAŞKAN – Naci Hoca demez, Machiavelli der ya onu Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Herhâlde siyasi iktidar da başkanlık sistemine ulaşabilmek için PKK’yla o dönem kol kola girdi. Yaptığı sözleşmeler inşallah ortalığa çıkar. Yani bunun sorumlusu iktidardır. Sokağa çıkma yasağı gayriresmîdir, gayrihukukidir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne yapalım Sayın Tanal, ne yapalım?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bu açıdan biz terörü lanetliyoruz, terör bir insanlık suçudur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Nasıl lanetliyorsunuz?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Burada, açılan hendekler de hukuk dışıdır, kabul edilemez; bunun bir an önce kapatılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siyasi iktidarın da bu başkanlık sevdasından vazgeçmesi lazım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sokağa çıkma yasağı ne olacak?

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Lanetlerken PKK marşında ayağa kalkmak mıdır olay?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Anlayamadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gel, gel, anlatacağız sana.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – PKK marşı çalarken esas duruşa geçmek midir terörü lanetlemek?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz bitti isterseniz yan yana, kulise bir geçin, bir çay içip…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilimiz çok merak etti, bir soru sordu.

BAŞKAN – Bence birlikte çıkın, kuliste bir çay içerek anlatın birbirinize. Birbirinizi daha iyi anlarsınız.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İzninizle onu bilgilendirmek amacıyla cevap vereyim.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli kardeşim, PKK’yla uzlaşan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ona karşısın, buna karşısın sen de.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Oslo’da otel lobilerinde emperyalist ülkelerin hakemliğinde görüşme yapan sizin iktidarınız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Devlet görüştü, parti görüşmedi kardeşim, karıştırma birbirine.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Parti ile devleti karıştırma.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İki: Bakın, sürekli gidip İmralı’dan mektupları alıp alıp Kandil’e götüren sizin iktidarınız.

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz dolmuştur, lütfen uzatmayalım.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Öncelikle oturup bunları kendi kendinize sorun değerli kardeşim.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Orada ayağa kalkan ve esas duruşta duran senin hukuk Genel Başkan Yardımcın. Hiç duymadın mı?

BAŞKAN – Sayın Tanal… Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Devletler hukukla yaşar. Eğer bir devlet, bir iktidar hukuk dışına çıkmışsa bu yaşanamaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tanal… Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sayın Başkanım, Bilgi Edinme Kanunu uyarınca milletvekilleri soru soruyor ben de Bilgi Edinme Kanunu uyarınca, bu Anayasa’nın hükmü gereğince arkadaşlarıma bilgi veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal, usuller altüst oldu.

Buyurun, geçin kuliste bir çay için birlikte.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın hatip HDP’nin çözüm süreciyle ilgili politikalarının bizi bu sürece getirdiğine dair ifadeler kullandı ve alenen grubumuza sataştı, söz hakkı istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşmadan dolayı. Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Mehmet Emin Adıyaman, Başkanım.

BAŞKAN – Mehmet Emin Adıyaman, buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın hatip partimiz ile AKP’nin çözüm sürecindeki görüşmelerinin sonucu olarak sorunun bugünkü hâle geldiğini ifade etti. Önce açıkça ifade etmek lazım: Kürt sorununun Türkiye'de kronik bir sorun hâline gelmesi ve o kardeşlik, kardeş edebiyatının hep bir kardeşin lehine çalışmış olmasının ve bir kardeşin doksan yıllık tarih boyunca yok sayılmasının birincil müsebbibi Cumhuriyet Halk Partisinin tekçi, ulusalcı politikalarıdır. Öncelikle bunu tespit edelim. Ve bugünkü AKP iktidarı da bu politikanın yeşil versiyonudur. Mesele Kürtlere gelince, Kürt sorununa gelince AKP de CHP de ortak kökenden besleniyor, her ikisi de kardeşlik edebiyatını dile getirir ve maalesef kardeşin hiçbir hukukunu tanımazlar.

Bugün Misakımillî’nin yıl dönümü. Eğer fırsatım olursa buna ilişkin konuşacağım. Misakımillî protokolünün kabulünden bu tarafa Kürtler hep kandırılmıştır, yok sayılmıştır ve o kardeşlik hukuku Kürtlere büyük bedeller ödettirmiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nasıl yok sayılmış ya? Meclis Başkan Vekili Kürt bak. Maliye Bakanı var orada, Kürt.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bugün AKP iktidarı da Kürtlere reva gördüğü…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Söylediklerin doğru değil.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – …arkadaşlarımızın dile getirdiği 28 kişiden 6 sivilin can vermesini ve daha kaç kişi o bodrumda can verecektir, bunu birlikte bu Mecliste izleyeceğiz, göreceğiz.

Birbirinizden farkınız yok. Biriniz kırmızı versiyon, biri yeşil versiyondur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sen ne versiyon?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Kürt sorununa gelince yoktur birbirinizden farkınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kara versiyon mu? Sizin ne?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Siz de terörün kırmızı ve siyah versiyonu…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Mahmut Bey zarif bir konuşma yaptı, doğru. Ancak bu konuşmayı yaparken yine zarif bir şekilde, çözüm süreci ve o dönemdeki politikaları, AK PARTİ’nin yaklaşımını, hak etmediği ölçüde acımasızca eleştirdi. Bu açık bir sataşmadır.

Bu çerçevede, 69’dan…

BAŞKAN – Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Machiavelli -önce oradan başlayayım- 1469-1527, bir ahlak abidesidir. Onun sözleri genellikle yanlış anlaşılmıştır, kastı farklıdır. Derdim Machiavelli dersi değil.

AK PARTİ, bu ülkedeki en temel problemlerden birisi olan kimlik ve kültüre ilişkin Kürt meselesini çözmek için geçmişte siyasetin cüret edemediği çok önemli bir iş yapmış, Kürt meselesinin çözümünde öncelikle demokratik ve özgürlükçü bir siyasal zemin oluşturmuştur, meşru mecraları güçlendirmiştir.

İkincisi, bu meselenin çözümünde sadece HDP’yi değil, siyasi olarak HDP’nin kendi kafasına ve ideolojik angajmanına göre tanımladığı, diğerlerini de, Kürt saymadığı çevreleri değil, bu ülkedeki herkesi, Edirne’den Hakkâri’ye kadar farklı siyasetten olan herkesi bu işin paydaşı yapmıştır. Çünkü başka türlü böylesine bir kimlik ve kültür meselesini, problemini çözemezsiniz. Eğer toplumsal kucaklaşmayı sağlayacaksanız o kucaklaşmanın bütün unsurlarının kollarını açmak gerekir, AK PARTİ’nin yaptığı da budur.

Diğer taraftan da elbette terörle mücadele... Eğer Suriye’deki gelişmeler çerçevesinde, çözüm sürecine karşı da aynı zamanda bir suikast olan, Kürtlere ve Türklere karşı bir suikast olan bu terörist girişime karşı devletin ve iktidarın asli görevi hem vatandaşın can ve mal emniyetini sağlamak hem de bu toplumsal kardeşliğe halel getirmemektir. Kardeşlik lafla kurulmaz, kardeşlik “Kardeşlik bir edebiyattır.” lafıyla olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Eğer, ulusal etnik temelli bir siyasal bilinç kurmak istiyorsanız “Kürtler bir tarafta, Türkler bir tarafta.” anlayışıyla davranırsınız. HDP’nin dili böyle, bu dille kardeşlik olmaz. Yüz kere de “kardeşlik” deseniz, bin kere de “kardeşlik” deseniz, bu dilden kardeşlik çıkmaz.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Siz de yok sayarak, siz de yok sayarak, yok sayarak, tekçi.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kardeşliğe ilişkin her tür konuşmayı, yaklaşımı reddedip Kürtleri ve Türkleri birbirinden ayırt eden bir arka plan siyasal yaklaşımını ortaya koyup kardeşliği kuramazsınız.

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kardeşliği kurmak istiyorsanız kollarınız açın kollarınızı, herkesi kucaklayın.

Saygılarımla… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biraz önce Halkların Demokratik Partisi adına konuşan hatibin sözlerine cevap vermek durumundayım.

BAŞKAN – Evet, tam olarak ne demişti?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Kürt sorununu bugünkü durumuna getiren Cumhuriyet Halk Partisinin politikalarıdır.”

BAŞKAN – Tamam, buyurun, buyurun.

Sataşmadan iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Halkların Demokratik Partisi adına kürsüde bulunan sayın hatip Kürt sorununun Cumhuriyet Halk Partisinin ulusalcı ve tekçi politikalarından dolayı kaynaklandığını söyleyip sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi sıraları ile sıralarımızı işaret etmek suretiyle birbirimizden farkımızın olmadığını, iki farklı renkte ama aynı düşüncedeki partiler olduğumuzu ifade etti. Bu ifadeleri akılla, izanla, vicdanla, mantıkla bağdaştırmak mümkün değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hiçbir zaman için yaşanan olayların sadece güvenlikçi politikalarla çözülebileceğini savunmadık. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her zaman akan kanın durmasını, anaların göz yaşının durdurulmasını savunduk. CHP olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi size Hükûmet ve kişi odaklı çözümü dayatırken biz Parlamento odaklı çözüm dedik. Parlamentonun odağında olacağı ve tarafların birbirine karşı şeffaf davranacağı, kimsenin diğerine tutamayacağı sözleri vermeyeceği, Meclis çatısının esas alınacağı ve kimsenin gizli ajandasının olmayacağı bir çözümün parçası olmak için bu sürece Cumhuriyet Halk Partisi olarak meşru zeminde kredi sağladığımızı da söyledik. Sizler hendek ile tank arasına ilçeleri sıkıştırırken yaşam hakkını savunmaya devam ettik, bundan sonra da devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Burada yaşanan tartışmalarda zaman zaman sabrımız sınanarak haksızlığa uğramamıza rağmen, sizin, aranızdaki bu tartışma zeminini yükseltme ve bunun üzerinden belki de geçmişte olduğu gibi Parlamento dışında bir anlaşma, bir yeniden müzakere etme zemini aradığınız süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kez daha demokrasiyi, Parlamenter sistemi savunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Ver özerkliği, al başkanlığı” anlaşmasının karşısındaki en büyük engel olacağımızı da bilmenizi isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapma ya!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Öyle bir anlaşma yok Özgür Bey.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, siz niye söz istiyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İzin verirseniz size meramımı anlatacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önce sayın HDP sözcüsü benim konuşmamı başka bir alana çekerek -İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi uyarınca- sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Hiç alakası yok Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sataşma nedeniyle uygun görebileceğiniz bir süre istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen...

Sayın Demirel’i dinliyorum.

Buyurun Sayın Demirel.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bu yanlış.

BAŞKAN – Hayır, hayır, olsa verirdim ama sataşma yok, lütfen, ne şahsınıza, ne konuşmanıza.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Naci Hoca da bana sataştı. Naci Bey, siz bana sataşmadınız mı? Telefonla konuşuyor yani telefonu bitsin.

BAŞKAN - Sayın Demirel, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben sataşmadım. Mahmut Bey, sana sataşmam mümkün mü?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan..

BAŞKAN – Sayın Demirel’i dinliyorum sayın milletvekilleri.

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İsterseniz mikrofonu açın, mikrofonu açarsanız yani…

BAŞKAN – Buyurun dinliyorum. Ben sizi dinliyorum, siz konuşun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Bostancı konuşurken 3 defa, hem partimizin ismini kullanarak bize karşı, ayrımcılık yaptığımızı, Kürtler ve Türkler arasında bir ayrımcılık yaptığımızı ve bir ideolojik angajman içerisinde hareket ettiğimizi ifade ediyor, buna bir cevap vereceğiz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

Kim konuşacak?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Mehmet Emin Adıyaman…

BAŞKAN – İki dakika, Mehmet Emin Adıyaman…

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bunların hepsi doğru, hepsi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, ayrımcılık yapıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Tanal, biliyorsunuz ki burada hakkı, hukuku ve İç Tüzük’ü uygulamaya çalışıyorum.

Buyurun Sayın Adıyaman.

5.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle tekrar ifade etmek istiyorum: Elbette ben AKP ile CHP’nin ideolojik olarak aynı partiler olmadığını biliyorum. Benim kastım, Kürt sorunu konusunda CHP ile AKP aynı ideolojik paradigmadan besleniyor, aynı refleksi gösteriyor, aynı anlayışla hareket ediyor, kastım bu, birincisi bu.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Haksızlık, haksızlık ediyorsunuz.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – İkincisi, biz asla kimlik siyaseti üzerinden siyaset yapmıyoruz. Biz Kürtlerin kara kaş, kara gözüne hayran olduğumuz için de Kürtleri savunmuyoruz. Kürtler, doksan yıldır bu ülkede hâlâ ana dillerini kullanamadıklarını için, hâl⠓x”, “w” ve “q” sesleriyle başlayan harflerle çocuklarına isim takamadığı için, hâlâ Kürtler, Kürt aidiyetinden dolayı varlıkları kabul edilmediği için Kürtleri savunuyoruz ve sizin zihniyetiniz Kürtlerin bütün temel insan haklarını yok sayarak, asimile ederek tek kimlik içerisinde Kürtlerin varlığını kabul ediyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Terör, terör bu yüzden mi? Terör, dediğinin sebepleri mi?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Az önce kürsüden de bunu ifade ettiniz. Kürtleri yok sayarak tekçi bir anlayışla, asimilasyoncu bir anlayışla özgürlüğü, hakları veremezsiniz, inşa edemezsiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Terörün sebebi bu mu? Bu mu sayın konuşmacı? Terörün sebebi bu mu?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Mesele budur, bu kadar nettir Sayın Bostancı.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde ikinci ve son söz...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi...

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, hani bugün çok dikkatle görüşmeleri takip ettiğinizin farkındayım. Böylelikle, “CHP ile AKP aynı ideolojik paradigmadadır.” denildikten sonra herhâlde refleks olarak bana bakmanız gerekir gündeme devam etmeden önce. Cevap hakkımı kullanmak isterim müsaadenizle.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu bir eleştiri Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, sataşmadan iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen, gerçekten aynı konuyla ilgili...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi...

BAŞKAN – Bir dakika, daha süreyi başlatmadım Sayın Özel, açacağım, kusura bakmayın.

Aynı konuyla ilgili birden fazla gelip gitmek çok şık da görünmüyor. Meramımızı anlatıp yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun Sayın Özel.

6.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Kürsüye doğru yürüdüğümde, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili bunun bir eleştiri olduğunu söyledi. Hatta, CHP ile AKP’nin -hani olmayacak bir önerme ama- aynı ideolojik paradigmada olduğu önermesi AKP’ce iltifat olabilir de, bizim için ağır bir sataşma olur, hakaret kabul ederiz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne alaka ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Cevap vermeye değer bulmadığımız bir arkadaşımız.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – PKK’nın marşında ayağa kalkıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi, HDP’ye şunu söylemem lazım: Bir empati kuralım, Adalet ve Kalkınma Partisi paralel yapıyla mücadele ederken şimdi çok sinirliler, çok hırslılar, onlara geçmişlerini hatırlattığımızda “Kandırılmışız.” diyorlar ama bugüne bakın “Geçmişte hata yaptık.” diyorlar ve bu kadar kısacık bir parlamenter geçmiş ve parti geçmişinde bile reddimiras yapmak durumundalar ve o günleri hatırlamak bile istemiyorlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hah şöyle, biraz önceki konuşma neydi?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama, size de şunu hatırlatmak lazım: Sizin AKP’yle birlikte Parlamentoyu baypas edip dışarıda flört ettiğiniz ve çok güzel günler yaşadığınız dönemde, mesela şimdi ağzınızdan düşürmediğiniz 17-25 Aralık sürecinde bir kelime konuşmadı sizin grubunuz. (CHP sıralarından alkışlar) 4+4+4’te açık destek verdiniz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Nasıl mücadele ettiğimiz belli.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Grup kararı verirler.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Cumhurbaşkanı Gezi’ye “darbe” diyor diye Genel Başkanınız Gezi’ye “darbe” dedi ve milletvekiliniz, ilk gecesinde olmasına rağmen Gezi’den geri çekti HDP’li gençleri. (CHP sıralarından alkışlar) Daha sonra, sizin o Gezi’ye “darbe” diyen statükocu AKP’yle aynı paradigmada buluşan anlayışınıza karşı, kendisini sizin siyasetinizden özgürleştirmiş Kürt gençlerinin Gezi’de olması sizin o gün ortaya koyduğunuz tutumu meşrulaştırmaz. O yüzden, Cumhuriyet Halk Partisinin doksan yıllık tarihi boyunca geçmişine dönük yapılan tüm eleştirilere çıkar, burada konuşuruz, ayrıca sizler gibi “Duble yolları yapan Hükûmetimiz, Oslo görüşmelerini yapan devletimiz.” de demeyiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.21

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, AKP Hükûmetinin politikalarıyla birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/48) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin Genel Kurulun 28 Ocak 2016 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Önerinin aleyhinde olmak üzere son konuşmacı Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verilen önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Grubum adına yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, burada özellikle iktidar partisinden ve diğer siyasi partilerden -Milliyetçi Hareket Partisi hariç- çıkan iyi niyetli olduğunu düşündüğümüz ama bilimsel bir hatayı da yaptıklarını da öngördüğümüz, bildiğimiz bir durum var. İşte “Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i” diyerek kurulan cümleler bilimin, sosyolojinin temel doğasına aykırı ifadeler. Evet, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Laz, Çerkez kardeştir ama biz teklik içerisindeki çokluktan bahsediyoruz. Bunların hepsinin toplamının var olduğu manevi kuvvaya “Türklük” diyoruz. Bu Türklüğün içerisinde brakisefal, kan bağı, ırk aramıyoruz. Türklüğün bir sosyolojik terkip olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Bunu en özet ifadeyle, olayların en yoğun olduğu günlerde rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş Beyefendi “Kürtler ne kadar Kürt’se ben o kadar Kürt’üm; ben ne kadar Türk’sem onlar o kadar Türk’tür.” sözleriyle sembol hâline getirmiştir. Aynı gelenekten devam eden Milliyetçi Hareket Partisi, bu yaklaşımı özellikle etnik kimliklerin siyasallaştırılma sürecine girildiği Ağustos 2009 sürecinde, her etnik kimliğe -elinde silah olup mücadele veren başta olmak üzere- kimlik tanımı ve hukuk oluşturarak devleti âdeta etnik cehenneme çevirme süreci içerisinde olunan dönemde Şanlıurfa’da bir kardeşlik mitingi yaptı ve adına da dedi ki: “Bin yılda karılmıştır bu ülkenin harcı, bizi ayrıştırmak kimin harcı?”

Şimdi, bu uyarıların hepsi bu Parlamentoda yapıldı, Türkiye kamuoyunda yapıldı. Bununla da yetmedi, bu süreç devam ederken memleketin 9 vilayetinde “Millî değerleri koru ve yaşat.” temasıyla Türkiye kamuoyuna, aziz Türk milletine hatırlatmalar ve bu kapsamda da siyasi iradeye de “Kendine gel, bu meseleler böyle giderse büyük bir felakete gider ülke.” diye uyarılar yaptı. İşte, o uyarıların hiçbirisine göz atmayan ve dikkate almayan siyasal iktidar, bugün “Ne oldu böyle de başımıza bu geldi?” demeye başladı.

Soba yakar; taş ağırdır, başınızı yarar; su, derine dalarsanız boğar; pozitif bilimdeki bu gerçeklik neyse siyasal anlamda Milliyetçi Hareket Partisinin uyardığı bilimsel temelli yaklaşımlar da buydu. Evet, buyurun, bugün başımızda ve karşımızda “Devlet terörü bölgede uygulanılıyor, devlet güçleri bölgede etnik temizlik yapıyor.” gibi önergeler, ifadeler veriliyor. Bu konuşulmasın diye Milliyetçi Hareket Partisi burada uyarılar yapmaya devam ediyor ama ne hikmetse boğmaca olmuş gibi, iktidar mahfillerinden yine ses çıkmıyor ve o ilgili tezkereler, ilgili önergeler bu Parlamentoda yine konuşulabiliyor.

Oradan hareketle, devletin hukuktan aldığı meşru, hukuki düzeni tesis etme ve uluslararası anlamda da referanslarını bulduğu mücadeleyi, terörle mücadelesini siz bir temizlik harekâtı olarak gösteremezsiniz. Bunun gösterilmemesi konusunda siyasi iradenin ve Hükûmetin şu anda alması gereken tedbirler var. Sadece Silahlı Kuvvetler ve güvenlik güçlerimizin verdiği mücadelenin, siyaseten de arkasında ne kadar durulacağı belli olmayan bu problemin haricinde, algı yönetimini çok iyi bilen ve bildiğini düşündüğümüz iktidar, bu sürecin olgularını algıya çeviremiyor. Seçimlerde olguları algıya çok iyi çeviriyordunuz. Nedir bu bodrumdaki 24 yaralı meselesi? Bunu bir milletvekili olarak öğrenmek istiyoruz; Türkiye kamuoyu, Türk milleti bunu merak ediyor. Gerçekten masum 24 vatandaşa ambulans mı götürmekten âciziz, yoksa iddia edildiği gibi dağdan inen teröristler sıkıştırıldı, kıstırıldı, birtakım siyasal uzantıların ilgili vekilleri de onları korumak için, bu konuda propaganda yapmak için tezviratlar mı yapıyor, bilmiyoruz. Bu konuda lütfen bu algıları ortadan kaldırabilecek ve süreci sağlıklı yöneterek uluslararası hukuka da uluslararası çevrelerde de bu hoş olmayan görüntülerin sebeplerini çok iyi anlatan ifadeler kurun.

Evet, 2000’li yıllarda Ankara’nın şerri olarak gördüğünüz resmî ideoloji ve Kemalist ideolojiden kurtulmak için Brüksel’in, Washington’ın şefaatine sığınıyoruz diyerek turlar attığınız dönemdeki heyecanınız neyse, bugün de burada yapılan mücadelenin haklılığını anlatmak için ilgili çevrelerde mücadele vermek de Hükûmetin boynunun borcudur. Bu mesele sadece yeri geldiğinde millî romantizm coşkusuyla “Bu memleketin içerisinden etnik kimlikli bir devlet çıkartmasına izin vermeyiz.” diyerek, arka planda da kayıt dışı görüşmelerle de acaba bir adım sonra başkanlık sistemi ve federasyon ikiz kardeşliğini denkleştirebilmek için bu kürsüde yeniden meşruiyet alanları oluşturmaya mı kalkacağız? Bu sabahki bir toplantıda Sayın Cumhurbaşkanının ifadeleri, henüz daha Mecliste görüşmeye ve gündeme alınmamış Anayasa Komisyonunun toplantısından önce, “Başkanlık sistemi içerisinde yoksa bu olmaz.” ifadeleriyle gölgelenerek başlatılmak isteniyor. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını da Türkiye Büyük Millet Meclisinin haysiyetine, gücüne, kuvvetine, kudretine sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Bugün itibarıyla hayat hakkını savunduğunu iddia eden odaklar ve terörle bir türlü arasına mesafe koyamadığı için flu görünen odaklar bugün itibarıyla tek taraflı, devlet güçlerini ötekileştirip, PKK’lı teröristlere “Çekilin buradan, defolun gidin.” demesini beceremediği için siyasal parti olup olmadığı tartışılır bir zemindedir. Böyle giderse ve Türkiye’de etnik kimliklerin siyasallaştırma süreci ve Türklük tanımının 1924 Anayasası’nda “Kendisini vatandaşlık hukukuyla bu devletin bir vatandaşı olarak gören ve kabul edilen herkesin (Türk) ıtlak olunur.” ifadesi bugün itibarıyla Anayasa’nın 66’ncı maddesinde, vatandaşlık bağıyla bu topraklarda bu memlekete bağlı herkesi Türk kabul etmek o kuruluş anlayışının gelişimidir. Bu tek tipçilik değildir, bu farklılıkların birlikteliğinden kaynaklı ortak ahlak ve ortak akıl anlayışının tezahürüyle siyasal anlamda bir vatandaşlık hukukudur. Gelişmiş demokrasiler, insan hakları, evrensel hukuk ve dünyadaki modern devletlerin referans aldığı noktadır. Bu noktaya gelmek ve bu noktada samimi olarak yol yürümek hepimizin vazifesidir. Özellikle siyasal iktidar bu konuda samimi bir şekilde mücadele ettiğini ispat edecekse bu konuda da istikrarlı olmalı. “İstikrar” diyorlar ya, bir türlü olmayan istikrar, en azından burada istikrarlı olsunlar ve bu konuda mücadele verilsin.

Evet, 7 Haziran ile 1 Kasım arasında uluslararası güçler girdi, geldi, memleketi patlattı, kaos oluştu, bir korku tüneli, “Siz bize oy verin, sizi kurtaralım.” denildi. Tamam, iyi, güzel, ne oldu 1 Kasımdan bu tarafa? Soruyorum size aziz milletvekilleri.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Daha da azdırıldı, daha da azdırıldı.

RUHİ ERSOY (Devamla) – Milletin 41 evladı şehadetimiz, şehidimiz var. Bu bilinen, görünen…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İki aydır Sur’da bir hâkimiyet sağlayamadılar.

RUHİ ERSOY (Devamla) – Huzursuzluk akıl almaz düzeyde. Şehirlere giren şehir terörleri had safhada. Haydi, buyurun, gelin o zaman, buraya nereden geldik? Bu sorulara cevap verin. İstirhamımız, ricamız sizlere: Bu konuda istikrarla mücadele veren güvenlik güçlerinin yanında olun. Onların yaralılarının tamponlarını, onların yaralılarının tedavilerini, güvenlik güçlerinin moral ve motivasyonunu… Çok fazla detaya girerek, “Önce ülkem” anlayışından hareket ettiğimiz için detay vermek istemediğim bize gelen bilgileri sizlere özelde vermek isteriz. Zira, yanındaymış gibi gözüküp “Alına, beyazına kurbanım vatanın çocukları, vurun!” dediğiniz çocukların, evlatlarının ne kadar yanındasınız? Onların verdiği şerefli mücadelede onların hak ve hukuklarının neresindesiniz, bunları da sormak istiyorum. Sonuna kadar arkasında olduğunuzu gösterecek samimiyeti… Bize gelen şikâyetleri gelip almanız ve gereğini yapmanız konusunda bu kadarlığıyla yetinmek istiyorum.

Ve Kur’an-ı Kerim’in içerisine tuzak kurarak insan patlatan canilerin bir an önce bu memleketten defolması için el birliğiyle mücadeleye ve “Sonuna kadar devlet, sonuna kadar millet.” demeye Milliyetçi Hareket Partisi Grubu devam edecektir. Bu geleneğin köklü temsilcisi henüz son sözünü söylememiştir. Allah’ın izniyle de, hukukun içerisinde vereceği mücadeleyle de son nefes ve son neferine kadar ve onlar kalmasa kalmayacağına inandığı güçle millet için, devlet için, Allah için mücadeleye devam edecektir diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında çelişki olduğundan elektronik olarak…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – MHP de var.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, Halkların Demokratik Partisi grup önerisi kabul edilmemiştir.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk söz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

Şimdi, aslında karar yeter sayısı talep ederken de müzakereye imkân tanıyacak bir ara olabilir diye düşünerek istedik.

BAŞKAN – Böyle bir imkân varsa ben beş dakika ara verebilirim yine.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.42

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 64, 63, 65, 66, 61 ve 67 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 9, 10, 11, 12 ve 13’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

28/01/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 28/01/2016 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                  İlknur İnceöz

                                                                                                     Aksaray

                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 64, 63, 65, 66, 61 ve 67 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 9, 10, 11, 12 ve 13’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

28 Ocak 2016 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin tamamlanmasına kadar;

51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 28 Ocak 2016 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 29 Ocak 2016 Cuma günü saat 14:00’te toplanarak bugünkü birleşiminde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar,

Çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’a aittir.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz, buna rağmen, bütün siyasi partilerin grup başkan vekilleri bir araya gelerek memleketimizin, insanların lehine olan bir düzenlemede oy birliğiyle bir karar almışlardır. Ondan dolayı da grup başkan vekillerimize teşekkür ediyorum.

Aslında buraya gelirken “Genel Kurulda yeniden görüşme” başlıklı madde 89’dan bahsetmek istiyorum. “Tasarı veya teklifin tümünün oylamasından önce, belli bir maddesinin yeniden görüşülmesini gerekçeli bir önerge ile esas komisyon veya Hükümet bir defaya mahsus olmak üzere isteyebilir.” Bu manada 1’inci maddeyi biz kabul ettik. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı 1’inci maddenin yeniden müzakereye açılarak vatandaşın -mevcut kabul edilen metinden- daha lehine bir düzenleme yapmak istedi. Bu manada 2006 yılında bir istisna var. 2006 yılından bu tarafa da bütün siyasi partilerin grup başkan vekilleri bir araya gelerek, Danışma Kurulunu da elden yaparak tekririmüzakereye konu maddeyi yeniden görüşebiliyorlar idi. Ama dün yaşadığımız hadisede grup başkan vekilleri arasında oy birliği sağlanamadığından bahisle biz de talebimizi… Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Meclis Başkanlığına AK PARTİ grup önerisi olarak gündeme getirdi ve Danışma Kurulu bugün toplandı. Danışma Kurulunda da oy birliği sağlanamadığından… Özellikle burada Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ aynı şekilde düşündü. Halkların Demokratik Partisi farklı düşünmüştü farklı gerekçelerle ama şu geldiğimiz safahatta biz oy birliği sağlanamadığından bahisle -Genel Kurulda gündeme getirilmesini- İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre grup önerisi şeklinde gündeme getirdik. Sağ olsun Sayın Başkanımız ara verdi ve arada bütün siyasi partilerin grup başkan vekilleri bir araya gelerek -Halkların Demokratik Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve AK PARTİ, teşekkür ediyorum- tekrar bir uzlaşı şeklinde Danışma Kurulu elden yapıldı. Bu manada da bizim grup önerimizin birinci bölümünü tefrik ettik. Netice itibarıyla, bu, vatandaşımızın, milletimizin lehine olan bir düzenlemeydi. İnşallah, 1’inci maddede görüşerek önergemizi vereceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimizle uluslararası sözleşmelerden 6 tanesini, 64 sıra sayı, 63, 65, 66, 62 ve 67... Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Cibuti, Şili, Morityus, Surinam ve Peru Cumhuriyetleri arasındaki uluslararası sözleşmelerin gündemin ön sıralarına çekilmesini talep ediyoruz. Genel Kurulun bugün 68 sıra sayı ve demin arz ettiğim uluslararası sözleşmelerin bitirilmesini müteakip kapatılmasını, bitirilmezse cuma günü 14.00’te başlayıp gündemin tamamlanmasına kadar Genel Kurulu çalıştırmayı öneriyoruz. Takdir Genel Kurulun.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya aittir.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben de AKP grup önerisi konuşulmadan önce gündemle ilgili birkaç düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi, ülke tam bir yangın yerine dönmüş durumda; askerimiz, polisimiz şehit düşmekte, ülke 1990’lı yıllardan bile daha kötü durumda. Günlerdir ocaklara ateş düşüyor. Dün gece 5 eve ateş düştü, yine çocuklar babasız kaldı, yine anneler evlatsız kaldı, yine kadınlar eşsiz kaldı. Anaların, çocukların, kardeşlerin feryatları göğü deliyor. Duyan var mı, bu ölümleri durdurmak için yapılan bir şey var mı, onu da sizlerin takdirlerine sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bakınız, yetim kalan, babasız kalan bir çocuk, ismi Eylül. Eylül’ün resmine bir bakın değerli arkadaşlar. Bu 5 yaşında bir çocuk, babası dün Diyarbakır’da şehit oldu. Bu çocukları babasız bırakanları şiddetle lanetlediğimi belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, eskiden polisimiz, askerimiz dağda çatışmada ölürdü, 20 Ekimden beri güvenlik güçlerimiz kimi zaman kahvaltıda, kimi zaman kızıyla seyahat ederken, kimi zaman babası ve eşiyle alışveriş yaparken alçakça katlediliyor; kimi zaman şehrin göbeğinde yollara döşenen bombalarla, kimi zaman şehir merkezine sokulan ağır silahlarla yoksul anaların, babaların evlatları, gencecik fidanlar toprağa düşüyor, sıvasız, çatısız evlerde doğup büyüyen fakir aile çocukları ölüyor.

Bakın, değerli milletvekilleri, bakın da biraz ibret alalım hep beraber. Fakir, yoksul çocukların öldüğü evlere birkaç tane örnek vermek istiyorum. Kimisinin çatısı yok, kimisinin penceresi yok. Bakar mısınız şu çocukların doğduğu, büyüdüğü evlere. Bakın da bir vicdanınız sızlar belki, şu evlere bir bakın değerli arkadaşlar. Bunların hepsi, ölen askerlerin, polislerin oturduğu bütün evler birbirine benziyor.

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) - Yenilerini alıyoruz sen merak etme.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bir bakın bakalım değerli arkadaşlar, şunlara bir bakın belki birazcık vicdanımız sızlar, belki birazcık gerekli tedbirleri alırız. Birilerinin evleri buyken bir kısmının sarayları da şu şekilde değerli milletvekilleri. Bir bunlara bakın, bir de şu saraya bakın.

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Yanlış, yanlış, kıyasın yanlış Veli Bey, öbürleri nerede?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bir bakın, birazcık vicdanınız sızlıyor mu? Eğer yüreğinizde biraz sevgi varsa, insan sevgisi varsa bu evleri bir karşılaştırın. Birisi bir saray, birisi de yoksul, fakir aile çocukları. Ölenler burada, burada ölen kimse yok.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kendi villanı da göster ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Ölenler bu fakir aile çocukları. Ne için ölüyor değerli arkadaşlar, ne için ölüyorlar, değerli milletvekilleri ne için ölüyorlar? Maalesef birilerini başkan yapmak için ölüyorlar.

Bugün yine hazretleri konuşmuş, demiş ki: “Parlamenter sistem bugün itibarıyla sona erdi.” Milletin derdine bak, beyefendinin derdine bak.

SALİH CORA (Trabzon) - Sayın Cumhurbaşkanı diyeceksin.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Diyarbakır’da, Cizre’de insanlar şehit oluyor, beyefendinin derdi başkanlık. Bu ölümlerin sebebi parlamenter sistem değil. Bu katledilen gençlerimizin, toprağa düşen yavrularımızın sorumlusu parlamenter sistem değil, birilerinin hırsları, birilerinin bitmek tükenmek bilmeyen iktidarları. Bu hırs 7 Hazirandan sonra başladı, 20 Ekimde devam etti, maalesef onlarca ocağa ateş düşüyor. Kimi zaman 3 yaşındaki bebeler, masum bebeler katlediliyor, kimi zaman 10 yaşındaki Cemileler katlediliyor. Kimi zaman Ayşenur’un babaları hiç yok yere öldürülüyor, kimi zaman eşiyle alışveriş yaparken alçakça insanlar katlediliyor. Birileri izlemeye devam ediyor. Kimileri Ceylânpınar’da 2 polis şehit edilirken sadece şehit cenazeleri üzerinde nutuk atıyor ve “Başkan olacağım.” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne alakası var ya!

SALİ CORA (Trabzon) – Çözümünüz ne?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Kahrolsun senin başkanlığın, kahrolsun senin başkanlığın, kahrolsun senin başkanlığın! Bu kadar insan ölürken hâlâ bunlar konuşuluyorsa yazıklar olsun sizin başkanlığınıza!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sana yazıklar olsun Veli Ağbaba! Sana yazıklar olsun!

SALİH CORA (Trabzon) - Senin milletvekilliğine yazıklar olsun!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen HDP’li misin kardeşim, HDP’li misin?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bunları söylemeye devam edeceğiz. Sizler ki bakın, sizler ki burada Diyarbakır’ın Sur’unda, Cizre’de, Silopi’de eğer polisler öldürülüyorsa -geçtiğimiz günlerde de söyledim, şimdi de ifade ediyorum- bunun sorumlusu siyasi iktidardır. Bakın, bu çocuklar, bu polisler dün nasıl öldürüldü?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teröristlerin hiç mi suçu yok?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ağır silahlarla öldürüldü.

Bir dakika söyleyeceğim.

Nasıl öldürüldü? Ağır silahlarla. Gençler, 13 polis nasıl katledildi? Yola döşenen mayınlarla?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Kim döşedi onu?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Söyleyeceğim onu, onu söyleyeceğim!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Onu söyle, onu söyle ya, yanlış şeyleri söylüyorsun!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, sanki üç yıldan beri bu ülkeyi İran yönetiyordu, sanki Irak yönetiyordu, sanki Başbakan başka bir ülkenin başbakanıydı.

Değerli arkadaşlar, üç yıldan beri, geçtiğimiz gün sizin eski parti sözcünüz Sayın Hüseyin Çelik’in belirttiği gibi, bu illere ağır silahlar gelirken, roketatarlar gelirken, tanklar toplar gelirken Hükûmet sizdiniz, görmezden geldiniz, bir şey demediniz. Eskiden çocuklarımız dağda, çatışmada ölüyordu, şimdi şehrin merkezinde ölüyor.

SALİH CORA (Trabzon) – İç güvenlik yasasını kim engelledi?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Eğer o ağır silahlar girmişse, eğer o yollar kazılmışsa, eğer ağır iş makineleriyle hendekler kazılmışsa, kusura bakmayın, bunun sorumlusu sensin, sensin, sensin, sensin!

SALİH CORA (Trabzon) – İç güvenlik yasasını kim engelledi?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sensin!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunun sorumlusu siyasi Hükûmet. Bundan kaçamayacaksınız, kusura bakmayın. Eğer PKK orada örgütlenip gençlerimizi katlediyorsa, terör estiriyorsa, kusura bakmayın, bunun sorumlusu sensin.

SALİH CORA (Trabzon) – Sorumlusu CHP!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – PKK’ya bir şey diyebiliyor musun!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunun sorumlusu 28 Aralık 2012’de kalkıp “Barış süreci istiyorum.” diyen insanlar. Ne oldu barış süreci? Oldu ölüm süreci. Barış süreci ne oldu? Ölüm süreci oldu.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – 1993’te yok muydu o? 1993’te 1994’te yok muydu?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunun sorumlusu, akan kanın, çocuklarımızın sorumlusu sizsiniz! Bunun hesabını vereceksiniz!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Siz iktidardayken yok muydu o, şimdi mi oldu?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunun hesabını Cumhuriyet Halk Partisi olduğu sürece sizden soracağımızı bilmenizi istiyorum değerli arkadaşlar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sizin iktidarınızda terör zirveye çıktı ya, 1993’lü yıllarda!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Öyle boş konuşma “1990’lı yıllar, 1993’lü yıllar.” Boş konuşma, boş konuşma!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz onlarla Parlamentoya girdiniz!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bildiğin konulara gel! 1990’lı yıllardan daha fazla kan akıyor bu ülkede, 1990’lı yıllardan daha fazla insanlar katlediliyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunun sorumlusu her şeye karar veren, her şeyi bilen adam.

YILMAZ TUNÇ (Bartın)- Senin derdin Erdoğan, başka bir derdin yok!

VELİ AĞBABA (Devamla) – O kim? Dünyanın en büyük jinekoloğu. O kim? Dünyanın en büyük emlakçısı. O kim? Dünyanın en büyük mimarı. Nerede kupon arazi varsa o satıyor. Kimin kaç çocuk yapacağına, nerede yapacağına, nasıl yapacağına, o doğurduğu çocuğu nasıl besleyeceğine bir tek adam karar veriyor. Onun sorumlusu bu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, Cumhurbaşkanına hakaret ediyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bağırdık, 28 Aralık 2012’de bağırdık, dedik ki “Bu süreci yanlış yönetiyorsunuz. İmralı’yla görüşmeyin, Kandil’le görüşmeyin, pazarlık yapmayın. Gelin bu Parlamentoda hep beraber görüşelim, çözelim.” ama maalesef…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bir tane de doğru bir şey söyle ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – …sizler üç yıl boyunca Öcalan’la flört ettiniz, şimdi gençlerimiz ölüyor. Bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu sensin, bunun sorumlusu sensin, bunun sorumlusu bu ülkeyi yıllardan beri yönetenler. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sensin, sensin!

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen, konuşmamızı yaparken kaba ve yaralayıcı sözler söylemeyelim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bir başka konu daha: Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’yi hem dünyaya hem Avrupa’ya rezil eden bir konu daha var, bizim demokrasi ligindeki durumumuzu gösteriyor. O ki bizim demokraside lig düşmemizi sağlayan bir konu. Nedir? Can Dündar’ın ve Erdem Gül’ün tutuklulukları.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Grup önerisine gel, grup önerisine.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, AKP her dönem, kendine muhalif olan basın mensuplarına “terörist” yaftasını yapıştırıyor. Şimdi utanır mısınız bilmiyorum. Yine, 2011 ile 2014 döneminde bu kürsüden konuşuyorduk, “Onlar terörist, onlar darbeci.” diyordunuz. Tuncay Özkan burada mı bilmiyorum, Tuncay Özkan’ın tipine, yüzüne bakıp utanır mısınız bilmiyorum, ona da “terörist” diyordunuz. Niye terörist? Ahmet Şık’a “terörist” dediniz, başka, Deniz Yıldırım’a “terörist” dediniz, Soner Yalçın’a “terörist” dediniz, Tuncay Özkan’a, Hikmet Çiçek’e, Mustafa Balbay’a “terörist” dediniz. Ama sonra, bir çıkar çatışması sonunda, aynı yerde iş gördüğünüz bir grupla bozuşunca ne yaptınız? “Biz aldatıldık.” dediniz, “Bizi aldattılar.” dediniz.

SALİH CORA (Trabzon) – Siz de onlarla barıştınız.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, yıllarca faşist düzenin düşman yüzünü gösteren bu insanlarla “Barıştık.” dediniz. Neydi bu insanların günahları? Gerçekleri yazmak. Neydi bu insanların günahları? Gerçekleri, hakikatleri paylaşmak.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Devlet sırlarını ifşa ettiler, farkında değilsiniz herhâlde.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi durum nedir? Şimdi durum diğer dönemlerden farklı değildir. Sizin darbeci dediğiniz, sizin cezaevine atıp… Hanefi Avcı şimdi kanallarınızda geziyor ya, Hanefi Avcı; Hanefi Avcı televizyona çıktığı zaman utanıyor musunuz bilmiyorum, yüzünüz kızarıyor mu bilmiyorum çünkü Hanefi Avcı’yı da cezaevine atan sizsiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen Samanyolu’na çıktığın zaman utanıyor musun?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Samanyolu’yla aynı yatakta iş tutan da sizsiniz.(x) (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ya, böyle bir şey olur mu ya!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, o sözü söyleyemez.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – O nasıl laf ya, o nasıl laf! Sayın Başkanım, sözünü geri alsın.

VELİ AĞBABA (Devamla) – İnsanları katleden de sizsiniz, cemaatle iş tutan da sizsiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, sözünü geri alsın.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ne diyordunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bir dakika, zoruna gidebilir. Ne diyorduk: Zaman gazetesinin… Ne yapıyordu Zaman gazetesi?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sözünü geri alsın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekili, Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Zaman gazetesiyle küsüldü ya… Peki, başka bir şey söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba… Sayın Ağbaba… Sayın Ağbaba, lütfen!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Burada, bilmiyorum, Fethullah Hoca’dan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen de mi o yataktaydın ha? Sen de mi oradaydın?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, bakın, temiz bir dille konuşmaya davet ediyorum.

VELİ AĞBABA (Devamla) – …randevu talep etmeyen milletvekili varsa elini kaldırsın.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre sizi temiz bir dille konuşmaya davet ediyorum.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sözüm ortada, randevu almayan, randevu…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp be, yazıklar olsun sana!

BAŞKAN – Lütfen, kaba ve yaralayıcı ifadeler kullanmayın.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Allah’ın bir ömür verdiği Can Dündar ve Erdem Gül’den iki ömür istiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp ya, böyle bir üslup olabilir mi ya? Ayıp, ayıp, milletvekilisin ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ne için? Aynı sebepten dolayı. Ne için? Gerçekleri yüzünüze yapıştırdığı için. Ne için? Suriye’de katledilen çocukları sizin yüzünüze çarptığı için. Bunlar zorunuza gitse de söylemeye devam edeceğiz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz böyle konuştuğunuz müddetçe CHP yüzde 20’yi geçemez.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – CHP, senin sayende yüzde 25’i geçemiyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Zoruna gitse de… Oy vererek değil… Zoruna gitse de hakikatleri, gerçekleri, utansanız da, kızarsanız da yüzünüze vurmak bizim görevimiz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bitirdin CHP’yi, bitirdin. CHP’yi bitiriyorsun sen.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Devam edin böyle konuşmaya, devam edin böyle konuşmaya Sayın Ağbaba. Böyle konuşmaya devam et, yüzde 20’nin altına düşeceksiniz. Genel Başkan Yardımcısısın, değil mi?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp ya!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın, ta bugünkü birleşimin başında da ifade ettim. Eleştiri yapabilirsiniz, haklı olursunuz, haksız olursunuz ama eleştiri yapabilirsiniz. Yalnız hiç kimseye hiç kimsenin hakaret etme hakkı yoktur.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hakaret etmedi.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hakareti de geçti Başkanım, hakareti de geçti.

BAŞKAN – Herkesin temiz bir dil kullanması gerekiyor, kaba ve yaralayıcı diller kullanmaması lazım.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnceöz, buyurun…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben çok iyi bir ceza hukukçusuyum. Orada hiç hakaret kastı veya hakaret içeren bir cümle olmadı. Hakareti çok iyi bilen birisiyim, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Sizden başka hukukçu yok mu Sayın Tanal burada?

Sayın İnceöz, buyurun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Şimdi, öncelikle tabii ki sataşmadan söz isteyeceğim çünkü her konuşması…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sataşma değil, hakaret.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – …her cümlesi bir şekilde grubumuza hitaben ilzam etmiştir, bu bir.

İkincisi: Hatip biraz evvelki konuşmasında 67’ye göre, kaba ve yaralayıcılığın ötesinde hakikaten benim burada ağza alamayacağım bir şekilde, bir yatak odasını itham edecek şekilde, işaret edecek şekilde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tutanakları getirin Sayın Başkanım, böyle bir şey yok.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yani burada tekrar telaffuz etmek istemiyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özür dileyecek Başkanım, özür dileyecek.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Tutanaklara bakılsın, kesinlikle özür dilemesini talep ediyorum, böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, sataşmadan iki dakika süre veriyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yani, tutanakları inceleyin. O cümleleri geri alsın, özür dilesin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Özür dileyecek o.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, siz de bu konuda bir açıklama yapmak isterseniz... Bence özür dilemek de bir erdemdir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne söyledi? Mesela hangi cümleydi özür dilemeyi gerektiren Sayın Başkan, hangi cümleydi?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ben aynı cümleyi tekrar etmeyeceğim, tutanaklardan Başkanım bakar. Bütün herkesten özür dilemek durumunda, herkese aynı şeyi itham etmiştir. O cümleyi geri alması lazım.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; az evvel ki hatibin tüm konuşmasında hakikaten çok ciddi bir şekilde eleştiri sınırlarını aştığını, hakaret, hakaretin de ötesine, aşağılamaya doğru gittiğini... Bu sözlerden bir tanesi grubunuzdaki arkadaşlardan birine söylenecek olsa biz gereğini söyleriz sayın grup başkan vekili. Bu, eleştiri sınırlarının çok ötesinde. 67’ye göre burada temiz bir dille konuşmak durumunda.

Bir kere şunu söylemek istiyorum: Ülkemiz 1990’lı yıllardaki Türkiye değil artık, 1990’lı yılların şartları yok, 1990’lı yılların şartlarıyla da terörle mücadele edilmemektedir, bunun çok iyi bilinmesi lazım. O gün konuşulamayan, herhangi bir vatandaşımızın çıkıp burada “Ben Kürt’üm.” diyemediği, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde kimliğini söyleyemediği bir yerden bugün herkesin kardeşlik hukuku zemininde, her şekilde fikrini, zikrini beyan edebilmesi konusunda, hak ve özgürlükler ve demokrasi noktasında çok daha ilerideyiz.

Bir de konuşmadan şunu anladım ben. Ülkenin böyle terörle mücadele ettiği bir dönemde yapmamız gereken saflarımızı sıklaştırmakken, Paris’te olduğu gibi bir duruş sergilememiz gerekirken, bir duyarlılık göstermek gerekirken burada yapılan tek şey şuydu konuşmada: Suçlu aramak. Ve bu ülkenin suçlusu olarak da her konuşmanızda -zoruna giden tarafta- Sayın Cumhurbaşkanımızı her şeyin hedefi hâline getiriyorsunuz. Bunu asla kabul etmiyoruz. Buna asla ve kata da milletimiz izin vermeyecektir, bunu böyle bilmeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tüm bu meseleleri getirip getirip başkanlık sistemine... Bakın, eğer Sayın Cumhurbaşkanımız parlamenter sistemin sıkıntılarından bahsediyorsa ki geçtiğimiz dönemde yaşadık, daha 7 Haziran sonrası gördük. Yüzde 41 çoğunluk alacaksınız, iktidar olabilecek, hükûmet kuracak çoğunluğu sağlayamayacaksınız ve bir koalisyon arayışı içerisinde memleketimizin nasıl bir karışıklığa gittiğini gördüğünüz bir belirsizlik ortamında...

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu kadar cehalet ancak eğitimle olabilir Hanımefendi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - …eğer bugün başkanlık sisteminin, yarı başkanlık sisteminin konuşulmasını arzu ediyorsak bu bizim milletimizden gelen taleptir ve bir sistem tesis etmek içindir. Her şeyin suçlusunu aramamamız gerekmektedir.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, Sayın Ağbaba’nın oradan özür dilemesi gerekiyor ifadeleri nedeniyle. Bir genel başkan yardımcısının buradaki ifadelerini kendisine iade ediyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sözlerini kesinlikle geri alması gerekiyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekilini dikkatle dinledim, şu yaklaşımını da değerli buluyorum: “Böyle bir söz bizim grubumuzdan birisi tarafından sarf edilirse biz orada gereğini yaparız.” dedi. Bundan sonrası için bir taahhütse ben sayın başkanın taahhüdünden memnuniyet duydum ama bundan önce çok benzer durumlarda maalesef o yaklaşımı görememiştik.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Niye? Yapıldı geçen gün. Galip Bey özür dilemedi mi? Galip Bey özür dilemedi mi geçen gün?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama, biraz önce grubumuzu son derece yaralayan bir konuşmadan sonra özür dileme talep ettik, özür olmadı ama arkadaşın salonda bulunmamasını dahi olumlu bir adım olarak görüyoruz. Biraz önceki konuşmasından dolayı sayın grup başkan vekilinin talebine uygun olarak Sayın Veli Ağbaba kürsüde iki dakika düzeltme yapacak.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen ama yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. Yani, burada her birimiz milletvekili olmanın gereğini yapalım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Düzeltmeye mi gidiyor Başkanım?

YILMAZ TUNÇ (Burdur) - Düzeltme yapmaz ya. Düzeltme yapacak göz var mı onda?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Neyi var, alkışlanacak neyi var?

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç yakışmadı!

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Benim bu yatak odasıyla ilgili söylediğim şeyi, eğer bunu yatak odası olarak anlayan varsa bunu kastetmediğimi bilmenizi isterim. “Birlikte iş tutmak, bir iş birliği yapmak”(x) anlamında söylediğimi söylemek isterim.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Ayıp ayıp ya!

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Başka kelimelerle bunu ifade edebilirsiniz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunun başka bir maksadı olmadığını sizin huzurunuzda ifade etmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunun böyle olmadığını siz de biliyorsunuz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu özür değildir ama.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sözlerini geri alıyor. Lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Böyle bir şeyi kastetmediğimi siz de biliyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben kürsüye her çıktığımda buradaki bir grup arkadaşım beni konuşturmamak için elinden geleni yapıyor. Ben ne dedim? Fethullah Hoca’yla yani sizin “Fethullah Hoca hazretleri” dediğiniz Zaman gazetesini… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bak, gene bana laf atıyorsun, gene susturacağım seni.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Fethullah Hoca hazretleri” dediğiniz…

SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) – Hiç öyle bir şey demedik.

VELİ AĞBABA (Devamla) – …burada muhtemelen hepinizin randevu istediği…(AK PARTİ sıralarından gürültüler) Zoruna gitti. Zaman gazetesini gezdiğiniz dönemleri ben biliyorum.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – İspat edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ne dedi? “Ne istedin de vermedik Fethullah Hoca?” dedi. Daha mayıs ayında Sayın Bülent Arınç gidip Pensilvanya’da Fethullah Gülen’le görüşmedi mi?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sana hesap mı verecek?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunlara, bu Fethullah Gülen’e şimdi “Paralel yapı” diyorsunuz ya, bunlarla iş birliği yapan sizsiniz, bir daha söylüyorum. Bu kadar Balyoz’da, Ergenekon’da, askeri casuslukta…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ya, sen konuştuğun cümleyi düzeltsene ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Düzeltti, düzeltti ya, gözünü seveyim, düzeltti.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, dün Safiye Köten isminde bir kadının… Bakın, hepinizin kızı var, hepinizin çocuğu var. Dün bir gazetede, Safiye Köten isminde bir kadın manşet olmuştu. Ne demişlerdi, Safiye Köten isminde, bir memurun kızına? Fuhuş yapmaktan, casusluk yapmaktan yıllarca cezaevinde kaldı. Kadının böyle bir işle ilgili olmadığı yıllar sonra ortaya çıktı. O Safiye Köten’in hakkını sonuna kadar biz savunduk.

O zaman birlikte kumpas kurarken, birlikte Balyoz’da, Ergenekon’da, Oda TV’de, Devrimci Karargâh’ta birlikte kumpas kurarken o insanların yanında sadece bu grup vardı. Biz bunu eleştiriyoruz. Dün iş birliği yaptınız, beraber insanları katlettiniz, Genelkurmay Başkanını terörist ilan ettiniz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yanlış söylüyorsun.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba… Lütfen, Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Saf, gencecik kızların cinsel namuslarıyla oynandı. Bunu kastediyorum ben başka bir şey değil. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Ağbaba…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın İnceöz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Başkanım, yani, bir cümleyi düzeltmek için çıkıyor, “katlettiniz” vesaire deniliyor, bunları reddettiğimizin tutanaklara geçmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam Sayın İnceöz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İddianame var ortada, doğru söylüyor.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye…

Bir hatırlatmada bulunmak istiyorum, bakın, tüm milletvekillerinin özellikle bilgisine sunmak istiyorum. Bakın, İç Tüzük 161’inci maddenin 3’üncü bendi: “Görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına, Başkanlık görevini yerine getiren Başkanvekiline hakarette bulunmak, sövmek veya onları tehdit etmek yahut Türkiye Cumhuriyetine veya onun Anayasa düzenine sövmek;”

Yine, 4’üncü bendi: “Görüşmeler sırasında halkı veya Devlet kuvvetlerini yahut kamu organ, kuruluş ve görevlilerini kanun dışı hareketlere, ayaklanmaya veya Anayasa hükümlerini bozmaya teşvik veya tahrik etmek” diye devam ediyor ve bu, anayasal ve İç Tüzük’ün görevi olarak burada hepimizin riayet etmesi gereken hususlar. Bunların ihlali hâlinde Meclisten geçici çıkarma cezasına çarptırılacağını çok açık bir şekilde ifade ediyor.

Buradan özellikle şunu ifade ediyorum: Ne olursunuz sayın milletvekilleri, geniş bir müzakere ortamı sağlamaya çalışıyoruz. Herkes kendisini olabildiğince ifade etmeye çalışıyor ama kendisini ifade ederken, partisinin görüşünü ifade ederken de bir başka şahsa, bir başka milletvekiline, bir başka gruba ya da burada olmayan bir kişiye hakarette bulunmasın. Anayasa’yı, İç Tüzük’ü… Hepimiz bu kurallara uymak durumundayız. Lütfen… Bunu ikaz ediyorum.

Bakın, burada sağlıklı bir müzakere ortamı hepimiz için şarttır. “Parlamenter sistem” diyorsak bu parlamenter sistemin burada işlerliğini şu anda hepimiz sağlamak durumundayız eğer bu parlamenter sistemin işlerliğini istiyorsak ama bu sistemle ilgili olarak sıkıntıları olanlar da varsa lütfen, ne olursunuz, burada bu müzakere ortamına halel getirecek söz ve eylemlerde bulunmasın diyorum.

Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

Siz niye söz istediniz?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın grup başkan vekili biraz önceki konuşmasında Parlamentoyu işlevsiz hâle getirecek, onu küçük düşürecek, milletin iradesini küçük düşürecek bir konuşma yaptı. Ben de milletin vekili olarak 69’uncu maddeye dayanarak iki dakika söz istiyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne alakası var ya?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Veli Ağbaba küçük düşüren!

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum, istirham ediyorum.

Böyle bir usulümüz yok.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – “Lütfen” ne?

BAŞKAN – Böyle bir usulümüz yok.

Neye dayanarak söylüyorsunuz?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şahsınıza, partinize… Grubunuz adına zaten konuşuldu.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, oturun yerinize lütfen.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Otur yerine, meşgul etme bizi ya!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Lütfen…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum ki…

BAŞKAN – Oturunuz yerinize.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – …üslubunuz ve tutumunuz başkan vekiline yakışmayacak bir üslup ve tutum hâlindedir.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 64, 63, 65, 66, 61 ve 67 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 9, 10, 11, 12 ve 13’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Efendim, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’a aittir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, milletvekilini dinler misiniz?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Toğrul.

Süreniz on dakikadır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, milletvekilini niçin dinlemiyorsunuz? Milletvekilini niçin dinlemiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Tanal, sizi de dinlemiyorum. Her zaman her kalktığında dinlemek zorunda mıyım?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dinlemek zorundasın Sayın Başkan, dinlemek zorundasınız!

BAŞKAN - İç Tüzük’ü açın bakın, nerede bu hakkı görüyorsunuz? Kusura bakmayın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İç Tüzük “Ayağa kalkan milletvekili dinlenir.” diyor Sayın Başkan.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Nerede yazıyor İç Tüzük’te?

BAŞKAN - Sayın Toğrul, buyurun lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İç Tüzük “Milletvekili ayağa kalktığı zaman, Başkan, sözünü kesmeyecek, dinleyecek.” diyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Nerede yazıyor, nerede yazıyor o?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ya, sen hiç oturmuyorsun ki zaten!

BAŞKAN - Sayın Toğrul, açtım mikrofonu.

Buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sayın Başkan, sürede bir hata oldu galiba.

BAŞKAN – Buyurun.

Süreniz on dakika.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Genel Kurulun sevgili emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, aslında bugün Halkların Demokratik Partisinin ortaya koyduğu uzlaşma kültürünün bizler açısından neyi ifade ettiğine dair öncelikle diğer grup başkan vekillerinin buna önem vermesi gerektiğini hatırlatıyorum.

AKP grup başkan vekili, öncelikle burada bir düzeltmeyi de yapmamız gerekir. Biz, dün getirilen ve genç girişimcilerin olanaklarını arttıran yasayla ilgili “hayır” demedik ve Sayın Başkan vekiline şunu söyledik, dedik ki: Bugün, bakın, insanlar ölüyor, bizim onların cenazelerini almamız gerekiyor, bizim onlarla ilgili önceliğimiz var, sayın grup başkan vekilimizin de içinde olduğu, 2 vekilimiz de olmak üzere, 3 vekilimizin açlık grevinde olduğu böylesi bir önemli dönemde bunu önemsediğimizi, bu konuda da uzlaşmamız gerektiğini ifade ettik yoksa genç girişimcilerle ilgili yasanın bu şekilde değiştirilmesiyle ilgili asla negatif bir görüş belirtmedik. Sayın hatip, AKP adına konuşan sayın grup başkan vekili, sanki biz aleyhte bir konuşma yapmışız gibi ifade etti, bunun mutlaka düzeltilmesi lazım. Biz yasanın ruhuna uygun olarak dedik ki: Uzlaşıyoruz bu noktada ama…

BAŞKAN – Grup sözcüsüydü, grup başkan vekili değil de grup sözcüsü.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Pardon.

Ama, bizim de önceliklerimizin olduğunu, bu noktalarda da uzlaşma kültürünün ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak istedik.

Değerli arkadaşlar, bakın, genç girişimcilerin Türkiye’de iş kurması, Türkiye’nin zenginleşmesi, Türkiye’de insanların iş güç sahibi olması bizim de önceleyeceğimiz bir şey. Ama değerli arkadaşlar, sizler de takdir edersiniz ki, genç girişimciler işini bugün kurabilir, yarın kurabilir, öbür gün kurabilir ama canların ölümünü biz erteleyemeyiz. Ancak canların ölümünün önüne onları hastaneye yetiştirerek geçebiliriz ve biz günlerdir, haftalardır burada ifade etmeye çalışıyoruz, değerli arkadaşlar, bir bodrum katında 30 kadar insan var, bunların önemli bir kısmı yaralı ve şimdiye kadar 6 tanesi biz girişimde bulunup onları hastaneye yetiştiremediğimiz için öldü, diğerlerinin ölümünün önüne geçilmesi için mutlaka, derhâl vicdanlarımızın harekete geçmesini istiyoruz.

Şimdi, biz bunu isterken hemen gruplar başlıyor: “Hendekleri o mu açtı, yoksa barikatları o mu kurdu, yoksa önce panzer mi saldırdı?” Değerli arkadaşlar, tartışmamız bu değil. Bunları uzlaşma kültürü içerisinde gerçekten konuşabilecek ortamı sağlarız ve konuşuruz ama bugün acil olan o 30 canın hastaneye ulaştırılmasıdır ve şu anda açlık grevi yürüten arkadaşlarımızın hemen o işlevlerini, o açlık grevini gerektirmeyecek koşulların sağlanması önemlidir.

Değerli arkadaşlar, bakın, sanki bu ülkede çözüm sürecinden önce hiçbir problem yokmuş gibi bir algı var. Değerli arkadaşlar, bu ülkede çözüm sürecinden önce de Kürt sorunu vardı, o zaman da problem vardı ve çözüm süreci en azından gençlerimizin toprağa düşmesini engelledi ama bugün yaşanan koşullar, dönülen koşullar maalesef 1990’lı yılları aratır oldu. Bugün hukuksuz bir şekilde -bazı yerlerde yaklaşık iki ayı geçti, Sur’da iki ayı geçti, diğer yerlerde kırk beş, elli günleri buldu- sokağa çıkma yasakları var. Sokağa çıkma yasakları ne iç hukuktan ne dış hukuktan asla temelini almıyor. Şu anda o bölgelerde yaşayan insanlar sokağa çıkamadığı gibi, eğitim hakları, yaşam hakları, tüm seyahat hakları, aklınıza gelebilecek, bir beşere ait ne haklar varsa gasbediliyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, bugün bölgede eğitim tüketilmiş durumda. 1,5 milyon insanın yaşadığı alanda eğitim yapılamaz hâle geldi, Hükûmet ara tatilde bu eksikliğin giderileceğini söylüyor ve işte kurslarla tamamlanacağını söylüyor.

Değerli arkadaşlar, şu anda peki Silopi’de kurs açtınız mı? Cizre’de yaşayan insanlar bu ülkenin vatandaşları değil mi? Peki onların yaşam hakkı yanında eğitim hakkını nasıl karşılayacağız? Sur’da yaşayan insanların eğitim hakkını nasıl karşılayacağız? Bağlar’da yaşayan insanların eğitim hakkını nasıl karşılayacağız?

Hükûmet derhâl, gecikmeksizin bugün bizim Genç Girişimciler Yasa Tasarısı’yla ilgili olarak ortaya koyduğumuz uzlaşma kültürünü, uzlaşma basiretini göstermeli ve derhâl bizim çözüm sürecinde ortaya koyduğumuz konuşulabilir seviyeye gelmemiz gerekiyor.

Bugün Türkiye’de kimin söylediğine bakılıyor, neyin söylendiğine bakılmıyor; kim söylüyorsa… Eğer AKP söylüyorsa evet bir taraf kulağını kapatıyor ama biz ne söylersek söyleyelim şu anda dünyanın en önemli meselelerini de, çözüm önerisini de getirsek maalesef AKP grubunda dinleme olanağı yok; kulaklarını tıkamışlar, gözlerini kapatmışlar. Onun için bu ülkenin derhâl konuşulabilir, gözlerin görebilir, kulakların duyabilir hâlde normalleşmesi gerekir ve derhâl bugün bölge üzerindeki muhasaranın, bölge üzerindeki sokağa çıkma yasaklarının derhâl sonlandırılması gerekir. Bunun için tekrar elimizi vicdanımıza koymalıyız. Bugün ölen insanlar gerçekten…

İstanbul’da bir hava muhalefeti olduğunda gündeminiz ne kadar işgal ediliyor ama bölgede yaşananlar hiç kimsenin, maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nin tamamını temsil ettiğini söyleyen bu Meclisin hiçbirinin umurunda olmuyor. Dediğim gibi İstanbul’un hava muhalefeti bu ülke için önemlidir ama kürdistanda yaşanan ölümler, katliamlar, sokağa çıkma yasakları hiçbir şekilde görülmek istenmiyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu ülkede herkes bizim için önemlidir.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) - Onun için derhâl…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Hepsi bizim için önemlidir.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Vekil, bakın, laf etmeyin, çıkar cevap verirsiniz.

Değerli arkadaşlar, ben ısrarla bunun görüşülmesi, konuşulması, anlaşılması, meselenin anlaşılması için ortam yaratılmasından bahsediyorum.

Sayın Vekil, sizin hemen cevap vermeniz gerekmiyor. Lütfen söylediklerime kulağınızı açın.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İtham ediyorsunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir başka şeyi de söylemek istiyorum: Gerçekten bu parlamenter sistem şu anda maalesef Sayın Cumhurbaşkanın şahsında işlevsiz hâle getirilmek için özel bir çaba gösteriliyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yapmayın ya.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bakın, bugün Sayın Cumhurbaşkanın Yeni Anayasa Platformu’nda söylediği şu cümleye dikkatinizi çekiyorum, cümle aynen şöyle: “Mevzuatı, yasaları bir kenara bıraktık, kendimize göre uyarladık, böyle yapmasaydık bugünlere gelebilir miydik?”

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Öyle bir cümle söylemedi.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı tamamen hukuksuzluğa, tamamen yasalara uymamaya âdeta davetiye çıkarıyor, parlamenter sistemin çalışmaması için yol ve yöntem arıyor.

Değerli arkadaşlar, bu ülke tekçiliğe karşıdır, çoğulcudur, çoklu olmak zorundadır. Bizim dışımızda yaşayan gruplar var, etnik gruplar, dinsel gruplar var ve biz onların da varlığını görmek zorundayız, sistemimizi tekliğe değil çoğulculuğa taşımak zorundayız.

İkincisi: Her şeyi Ankara’da yönetemezsiniz. Her şeyin yerele, bölgeye, o sorunu yaşayan yerlere taşınması gerekiyor. Siz tekçilik yanında her şeyi merkezîleştiren hatta tek adamın şahsında somutlaştıran bir yaklaşım içindesiniz. Oysa biz sorunların yerelinde konuşulması, tartışılması gerektiğini söylüyoruz. “Demokratik özerklik” dediğimiz şey tam da budur, belediyelerin özerkleşmesi ve vatandaşın sorununun sokakta, orada çözülmesidir. Yoksa Antep’te bir okul yapacaksınız, kararını merkez alıyor; Antep’te bir okul yapacaksınız, bütçesini Ankara belirliyor; bu, kabul edilebilir bir durum değil değerli arkadaşlar. Belediyeler sanki Hükûmetin taşeronu gibi çalıştırılamazlar, belediyeler kendileri karar almalıdırlar, yetki sahibi olmalıdırlar ve bunu hayata geçirmelidirler.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Çukur da kazmalı mı? Çukur da kazmalı mı? PKK’ya çukur da kazmalı mı belediyeler?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Onun için biz yerelleşmeyi savunuyoruz, yerele uyacağız.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yani belediye PKK’ya çukur kazmalı mı?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin sistemini… Siz Alman Hitler faşizminin üniter sistemini söylediğinizde suç olmuyor…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Belediye çukur kazmalı mı? Ona cevap ver.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – …biz çoğulcu sistemi savunduğumuzda suç oluyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Çukur kazmalı belediye öyle mi?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bu kabul edilebilir bir durum değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde ikinci ve son söz Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün sabah Danışma Kurulu yaptık ve dün de aynı konuyu görüşmüştük. 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bizim de tasvip ettiğimiz, onayladığımız bir tekriri müzakere önerisini de kabul ettik. Tabii, bunu, daha evvelki Türkiye Büyük Millet Meclisinin oluşmuş teamülü gereği -bütün grupların mutabakatıyla getiriliyordu, o mutabakat bugün sayın Meclis başkan vekilinin odasında birlikte, onun başkanlığında da yaptığımız toplantıda- bütün gruplar olarak bu tekriri müzakere konusunu açıklığa kavuşturmaktan dolayı memnuniyetimi ifade etmek istiyorum. Tabii, Sayın Başbakana, Sayın Cumhurbaşkanına ve bütün siyasilere de bunu hatırlatmak -küçük bir örnek de olsa örnektir ve olumlu bir örnektir- istiyorum çünkü Sayın Cumhurbaşkanının bugünkü konuşmaları bu uzlaşma kültürü bakımından ve hani deyim yerindeyse pişmiş aşa su katmak istercesine usulü yok etmeye çalışan ve çok da sorumlu görmediğimiz ifadeleri duymaktan dolayı endişe ettiğimi de ifade etmek isterim.

Şimdi, ayrıntıya daha sonra gireriz fakat ben bugünkü konuşmamda usul üzerine durmak istiyorum. Usul çok değerli arkadaşlar, usul önemli, işin mahiyeti, ruhu kadar önemli. Bilhassa Anadolu’da bir söz vardır “Meseleleri sorun yapmayalım.” diye. Bazen de Türkiye’de meseleler sorun yapılıyor. “Mesele” ve “sorun” kavramları anlam bakımından farklı olmakla birlikte meseleleri uhuvvetle çözmeye çalışmak daha iyidir ve usule de uymak gerekir. Devlet işleri de siyaset de usule dayanır. Hatta, bir eski devlet adamının da sözü vardır “Devletin yarısı protokoldür.” diye, doğrudur.

Şimdi, kapı açıkken bacadan girmeye çalışılmaz. Ne yapılır? Kapı çalınır, müsaade alınır ve girilir. Dolayısıyla, işi kolay kılmak lazım. Bütün işlerimizde de bu usule riayet etmemiz gerekir. Hatırlayacaksınız, 24 Ocakta Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Sayın Joe Biden Türkiye’ye geldi ve İstanbul’u ziyaret etti, Ankara’ya gelmedi. İstanbul’da bazı siyasi simalar, bazı akademisyenler ve bazı gazetecilerle görüştü, kendilerince seçilmiş ve tercih edilmiş bir görüşme yapıldı ve bu görüşmelerle ilgili doğrusu bir ayrıntılı bilgi edinemedi kimse, kamuoyu bakımından. Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak grubumuza yapılan bu daveti kabul etmedik, bu görüşmeye gitmedik ve bunun için de öncelikli olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak veya Milliyetçi Hareket Partisini temsilen bir mensubumuzun neden katılmadığını kısaca izah etmek isterim ki bu da ülkemizdeki siyasi aktörlerin ve profillerin tutumlarını, görüşlerini kristalize etmek bakımından faydalı olacaktır çünkü bütün siyasi partilerin ve siyasi aktörlerin duruşunu net olarak bilmek gibi bir görevimiz de vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz nerede, kiminle, hangi zamanda, hangi şartlarla görüşeceğimize kendi irademizle karar veririz ve bir yabancı devlet adamının tesis edeceği zeminde bu görüşmelere katılmayız.

İkinci olarak, biz sadece yabancı devlet adamlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin yarar ve menfaatleri çerçevesinde görüşürüz. Yapılan bu toplantının katılımcıları da bizim için fevkalade önemlidir, kimlerin katılacağı ve katılımcı profiliyle beraber hangi gündemle bu toplantının yapılacağı fevkaladedir. Bu toplantının katılımcı profili, zamanı, zemini, şekli ve usulü Milliyetçi Hareket Partisinin -özetle- “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben gelir.” anlayışıyla çelişmektedir.

Değerli arkadaşlar, biz, Amerika Birleşik Devletleri’ni büyük ve ciddi bir devlet olarak biliriz ve pek çok devlet de devlet olmanın gereği olarak ciddi bir şekilde davranmak durumundadır ve Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, cumhurbaşkanları, başbakanları, bakanları ve bütün siyasi aktörleri de buna göre davranmak durumundadır. Fakat, gördük ki bu Sayın Başkan Yardımcısı İstanbul’a geliyor, dikkat çekici bir şekilde Ankara’ya gelmediğini görüyoruz. Acaba Ankara’da bir güvenlik sorunu mu var, neden Ankara’ya gelinmedi?

İkincisi: Türkiye bir sömürge ülkesi midir ki bir yabancı devlet adamı, görevlisi gelecek, istediklerini davet edecek, istedikleri konuyu falan… Hiç kimse kusura bakmasın değerli arkadaşlar, ne Türk devletinin usulüyle, gelenekleriyle bağdaşır bu ne de muhatap olmak isteyen devletin mehabetiyle veya ciddiyetiyle. Çünkü, o devletler de pekâlâ bu protokoler durumu, diplomatik davranışları pekâlâ en az bizim kadar bilirler ve pek çoğu da devlet gelenek ve göreneklerini de bizden almışlardır, Selçuklu’dan, Osmanlı’dan ve cumhuriyetten. Fakat, bu özenin gösterilmediğini görüyoruz. Sanki ciddi bir devlet ve diplomatik bir görüşmeden ziyade… Mesela, görüşmeciler bu görüşmelerle ilgili bir bilgi vermiyor; doyurucu, samimi, açık bir şekilde neler görüşüldü, çok manidar bir suskunluk var. Acaba, o zaman bu görüşmeler, çok affedersiniz, mafya usulüyle mi yapıldı? Yani, bir yabancı ülkenin devlet görevlisi gelip de Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kısım siyasetçilerine, bir kısım akademisyenlerine, bir kısım gazetecilerine ve Türkiye’nin yönetimine racon kesmeye mi geldi? Biz de bunu haklı olarak düşünürüz. Bu suskunluk hadisesine de, hiç kimse kusura bakmasın, “Omerta Yasası” derler mafya usulünde. Türkiye Cumhuriyeti ciddi bir devlettir, Türk milleti vakarlı, vakur, asil bir millettir. Buna halel getirecek tutum ve davranışlardan özenle kaçınmak gerekir. Sayın Başbakanla İstanbul’da görüşülüyor, Sayın Cumhurbaşkanıyla yine İstanbul’da görüşülüyor, yurt dışından gelen ziyaretçiler istediği gibi, sanki kendi ülkesinde gibi… Bakın, Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye sömürge bir ülke değildir, bu tür tutum ve davranışları reddederiz.

Bakınız, biz, yabancı devlet adamlarıyla da görüşürüz. Ertesi günü yani 25 Ocak 2016 Pazartesi günü Avrupa Birliği Dış İlişkiler Temsilcisi Sayın Mogherini, Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubuyla randevulaştı, grubumuzu ziyaret etti, gayet de verimli, ciddi görüşmeler yapıldı. Bu tür toplantılara katılanlar, bu hadisenin ciddiyetini, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk milletinin itibarını ve vakarını gözetmek durumdadırlar ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – …maalesef, Milliyetçi Hareket Partisinden başka bu tutumu gözeten bir hassasiyet göremediğimizi de ifade etmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tutanak talep ettim ama şu ana kadar tutanaklar yetişmedi.

İki hususta söz talep ediyorum: Birincisi, Sayın Ramazan Can biraz önce gruplar arasındaki anlaşmayı tarif ederken -kötü niyetli olduğunu tahmin etmiyorum ama- yaşanan süreci anlatırken gruplar arasındaki uzlaşmadan bahsetti. Orada hem bizim hem Milliyetçi Hareket Partisinin sizin huzurunuzda yaptığımız tüm görüşmelerde 2006 yılından bugüne kadar, on yıl, on bir yıl boyunca tekriri müzakerenin hep 4 grubun uzlaşısıyla olduğu, bugün bir grup önerisiyle gerçekleşmesi durumunda bunun, Parlamentonun ileride güvene dayalı, grupların birbirine güvenini artırıcı bir unsurun şimdiden ihlal edilecek olmasından bahisle itiraz etmiştik. Son gelinen nokta, aslında, muhalefet partilerinin iktidar partisiyle ilişkileri noktasında geçmişten gelen bir süreci geleceğe yönelik tarif etmeden kaynaklanan ve bunu güvence altına alan bir uzlaşmadır. Onun altını çizmek isteriz.

Tutanak gelmedi ama Sayın İnceöz’ün bahsettiği parlamenter sistemle ilgili, Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmayla ilgili, 7 Hazirandan sonra kurulamayan hükûmetle ilgili yaklaşımlar bizim tarafımızdan düzeltmeye ve izaha muhtaçtır. O konuda müsaadelerinizle iki dakika söz hakkı kullanmak isteriz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Konuştu zaten Başkanım. On dakikadır konuşuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir sataşma olmayacağından emin olabilirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Özel, bir sataşmaya meydan vermeden buyurun iki dakika süre…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubumuz adına Sayın Aytun Çıray kullanacak efendim sözü.

BAŞKAN – Lütfen, ama bir düzeltme olmaz, onu sataşma olarak addediyorsanız…

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Miroğlu, bir saniye.

İki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün Sayın Cumhurbaşkanı başkanlık referandumunun düğmesine bastı ATO’da yaptığı konuşmayla ve ilgili yerlere de talimatlarını gönderdi, başta üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve medyaya kendi fikirlerinin anlatılması konusunda talimat verdi. Şimdi, belli ki bu talimat Parlamentoya da yansımaya başladı.

Değerli milletvekilleri, parlamenter sistemi öncelikle savunması gereken Adalet ve Kalkınma Partisi sırasında oturan arkadaşlardır. Sizi buraya getiren bu parlamenter sistemdir ve sayın grup başkan vekili bunu eleştirirken, şimdi bu Parlamentoyu işlevsiz göstermek gerekecek ya başkanlık sistemini getirmek için, bu Parlamentoyu eleştirmek adına 7 Haziran seçimlerinden sonra Hükûmet kurulmamasını mazeret olarak ortaya koydu, Parlamentonun başarısızlığı olarak ortaya koydu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Çalıştırın o zaman.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Arkadaşlar, eğer 7 Haziran seçimlerinde başkanlık sistemi olsaydı Sayın Cumhurbaşkanının eli, kolu, ayağı bağlanacaktı biliyor musunuz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Siz bunu istemiyor musunuz?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bağlayın işte, ne güzel işte.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Çoğunluğu kaybettiğiniz için asıl çalışmayan başkanlık sistemini o zaman yaşayacaktınız. Onun için bu Parlamento iki yüz yıllık bir deneyimin sonucudur. Bu Parlamentonun işlemesinde eksik ve gedik varsa tamamlanır. Ama bu Parlamentoyu çalışmaz göstermek için, bu milletin iradesinin tecelli ettiği Parlamentoyu küçük düşürmek için bu Parlamentoyu işlevsiz hâle getirmeyin. Son bir hafta, on gündür burada yapılan konuşmalara, tartışmaların biçimine, üsluba dikkat ediyorum, âdeta bir kayıkçı kavgası içerisinde HDP’yle aranızda itibarsız bir Parlamento yaratmaya çalışıyorsunuz, başkanlığa delil olsun diye.

Sayın Başkan, size de şunu söylemek istiyorum: Siz bize kuralları hatırlatıyorsunuz ama ben de size üslubunuzu ve sizin uymanız gereken kuralları hatırlatmak istiyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet Sayın Çıray.

Sayın Miroğlu, siz niçin söz istediniz?

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Efendim, Joe Biden’ın görüşmesiyle ilgili, İstanbul’u ziyaret etmesi ve bir grup milletvekiliyle görüşmesi hakkında MHP Grubu adına konuşan sayın konuşmacı “Mafya usulü bir görüşme.” dedi. Ben o görüşmeye katılanlardan biriyim. Dolayısıyla hakkımı kullanmak istiyorum. Ben bunu bir hakaret olarak telakki ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Miroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sataşmadan iki dakika süre veriyorum kürsüden.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

9.- Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ORHAN MİROĞLU (Mardin) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; MHP Grubu adına konuşan değerli konuşmacımız, demin Joe Biden’ın Türkiye ziyaretiyle ilgili bir konuşma yaptı. Cumhuriyet Halk Partisinden 2 milletvekili, HDP’den 3 milletvekili ve AK PARTİ’den 2 milletvekili arkadaşımız -ben ve Sayın Ensarioğlu- Biden’la bir görüşme yaptık. Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Oktay Vural da bu görüşmeye davet edilmişti ama Milliyetçi Hareket Partisi kendisine ait gerekçelerle bu görüşmeye katılmayı uygun bulmadı.

Demin sayın konuşmacı, burada bu görüşme üzerine fikir beyan ederken “Mafya usulü bir görüşme yapıldı.” gibi bir şey kullandı. Bu bir üslup sorunu. Yani bu üslup burada, Mecliste kabul görecek bir üslup değil. Bunu reddetmek lazım ve ben de bunu reddetmek için söz aldım.

Bunun dışında, Sayın Oktay Vural burada yok ama Sayın Oktay Vural, bu görüşmeden sonra medyaya yaptığı açıklamada “Düşük profilli bir görüşme olduğu için katılmadığını ifade etti. Tabii başka gerekçeleri de vardı ama o gerekçeler beni ilgilendirmiyor, MHP’ye ait gerekçeler. Fakat düşük profilli katılım söz konusu değildi. Milletvekillerinin profili hiç de düşük profil değildir. Milletvekilleri, milletin temsilcisidirler ve bu görüşmeyi kabul eden arkadaşlarımız Biden’la görüşmüşlerdir.

Zaten şunu da bu vesileyle ifade etmek isterim. Yani Türkiye’de aslında temel bir sorunumuz var. O da bu güzel ülkenin dünyaya çok iyi tanıtılamamış olması. Biz, Biden’la karşımızda bir sömürge valisi var, biz de o sömürge halkın bireyleri gibi falan konuşmadık. Orada söz alan arkadaşlarımızın hepsi de bu ülkeyle ilgili görüşlerini ifade ettiler ve Biden’dan çok daha fazla konuştular.

Biz, Amerikan ve Türk ilişkilerini sömürge-sömürgeci ilişkisi olarak da görmüyoruz, eşit, müttefik ve stratejik çıkarları yer yer çatışan ama bu stratejik çıkarları da yer yer örtüşen iki ülke gibi görüyoruz.

Değerli konuşmacı “mafya” kelimesini keşke kullanmasaydı.

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Son bir açıklama istirham ediyorum efendim çünkü üslupla ilgili bir eleştiri ve sataşma oldu. Hemen onu bir dakikada izah edebilirim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. Bu tartışmayı da bitirelim.

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Saygılar sunarım yüce Meclise ve Sayın Miroğlu’na da teşekkür ederim bu açıklaması için. Kendi yazılarını da okudum. Bunu da ifade edeyim.

Fakat, tabii, teşbihte hata olmaz, bir benzetme yaptım. Devletlerarası, yabancılarla olan birtakım münasebetlerde daha belli hassasiyetlerin gözetilmesi hususunu hatırlattım. Dolayısıyla, üslubumda herhangi bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Belli özenli davranışa davet ettim.

Ayrıca, bu suskunluk konusundaki görüşümü de devam ettiriyorum. Belki de sadece Sayın Miroğlu kısmen yazdı bunu, görüşmeleriyle edindiği izlenimleri. Ama, yani, görüşen kişilerin, arkadaşların neler söyledikleri de çok açık da doğrusu söylenilmedi, açıklanmadı. Bu da dikkatlerimizden kaçmadı.

Bu bir benzetmedir. Birtakım yabancı ülkelerde yabancı devlet adamlarının bize karşı tutumlarında özenli davranmalarını sağlamak gerekir.

Eleştirimin büyük dozu da aslında Hükûmete ve Sayın Cumhurbaşkanına yöneliktir. Bu konuda en fazla hassasiyeti göstermesi gereken Hükûmettir. Ve ben biliyorum ki Dışişlerinin diplomatik kadroları ve diplomasinin uzmanları bu usulden rahatsız olmuşlardır. İşin mahiyeti tabii ayrı, tartışılır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 64, 63, 65, 66, 61 ve 67 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 9, 10, 11, 12 ve 13’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir görüşü vardır, okutuyorum:

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Genel Kurulun 20/1/2016 tarihli 30’uncu Birleşiminde kabul edilen 1’inci maddesinin Plan ve Bütçe Komisyonunun talebi üzerine İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesinin uygun görüldüğüne ilişkin önerisi

28/01/2016

Danışma Kurulu Görüşü

Danışma Kurulunun 28/01/2016 Perşembe günü yaptığı toplantıda, 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın Genel Kurulun 20/01/2016 tarihli 30’uncu Birleşiminde kabul edilen 1’inci maddesinin Plan ve Bütçe Komisyonunun talebi üzerine İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesi uygun görülmüştür.

                                                                                                                  İsmail Kahraman

                                                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

             İlknur İnceöz                                                                         Özgür Özel

   Adalet ve Kalkınma Partisi                                                      Cumhuriyet Halk Partisi

       Grubu Başkan Vekili                                                             Grubu Başkan Vekili

           Çağlar Demirel                                                                       Erkan Akçay

Halkların Demokratik Partisi                                                    Milliyetçi Hareket Partisi

       Grubu Başkan Vekili                                                             Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Danışma Kurulu görüşü Genel Kurulun bilgisine sunulmuştur.

Esas komisyonun talebi sırası geldiğinde işleme alınacaktır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.06

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı Ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, dünkü birleşimde tasarının ikinci bölümünde yer alan 27’nci madde üzerindeki Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve arkadaşlarının önergesinin işlemini yapmıştık.

Şimdi 27’nci madde üzerindeki ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 27-

Ayrıca en az lise ve dengi öğrenimden mezun olanlar sigortalı bir işte çalışmaya başladıkları tarihe kadar prim borçlarına bakılmaksızın bakmakla yükümlü olunan veya hak sahibi kişi sayılmak suretiyle sağlık hizmetlerinden faydalandırılır."

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Evet, Mahmut Bey yok.

Gerekçeyi okutuyoruz.

Gerekçe:

GSS borcu öğrencilerin ve işsizlerin en büyük sorunu olmuş durumdadır. On binlerce öğrenci ve işsiz en üst düzeyde hiçbir bilgisi olmadan binlerce lira devlete borçlandırılmaktadır. Bu önerge ile genel sağlık sigortasının kapsamı genişletilmekte en az lise mezunu olan tüm öğrenci ve işsizlerin bu kapsamda değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/434) 27'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Serkan Topal (Hatay) ve arkadaşları

MADDE 27- 5510 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Ayrıca, lise veya dengi öğrenimden mezun olanlar 20 yaşını, yükseköğrenimden mezun olanlar ise 25 yaşını geçmemek ve bakmakla yükümlü olunan kişi ya da 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde sayılanlar hariç genel sağlık sigortalısı olmamak şartıyla mezun oldukları tarihi izleyen günden itibaren üç yıl süreyle, prim borçlarına bakılmaksızın bakmakla yükümlü olunan veya hak sahibi kişi sayılmak suretiyle sağlık hizmetinden faydalandırılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Serkan Topal.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

7 Haziran seçimlerinden sonra, görünen o ki AKP ülkeyi artık yönetemez hâle geldi, ülkeyi bir dünya savaşında taraf hâle getirdi, ülkenin bütün değerleriyle oynadı; dini, imanı, ahlakı, devletin bütün kurumlarını kendi iktidarı için kullanmaktan çekinmedi. Bu ülkenin insanı barışseverdir, siz ona savaşı dayattınız; bu ülkenin insanı mütevazıdır, size ona kibri öğretmeye kalktınız; bu ülkenin insanı merttir, siz ona yalan söylemeyi öğretmeye kalktınız; bu ülkenin insanı harama el uzatmaz, siz çalanları, yolsuzluk yapanları, onların gözüne baka baka akladınız.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan be! Öyle şey mi olur! Böyle bir üslup olur mu be!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Diyoruz ki: Kibri bırakın, barışçıl olun. Diyoruz ki: Kendi iradenizi, milletin iradesini bir kişinin iradesine bağımlı kılmayın. Biz tutuklu gazeteciler diyoruz, siz “Yandaş olan beri gelsin.” diyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Kendinizi mi tarif ediyorsunuz, başkasını mı? Kendinizi tarif ediyorsunuz yalnız.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Biz barış diyoruz, siz “İlla da savaş.” diyorsunuz. Biz yolsuzluk var diyoruz, siz “Kolumuza taktığımız saatler çok güzel.” diyorsunuz. Biz çocuklar ölmesin diyoruz, siz buna “Terörist” diyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Biz teröriste “terörist” demeye devam edeceğiz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Konuya gel, konuya!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Biz din istismar edilmesin diyoruz, siz bu ülkenin Alevileriyle evlenilmez diyenleri, bir baba çocuğuna şehvet duyabilir diye ahlaksız fetva verenleri kolluyorsunuz. Bu, Müslümanlığın hangi kitabında yazıyor? Sizin Müslümanlığınız saraya kadar mı?

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Yalanın ardına sığınmayın, yalanın ardına!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sizin Müslümanlığınızda Ali’nin cesareti, Ömer’in adaleti yok mu? Şu adaletsizliğe, şu ahlaksızlığa, şu artan yoksulluğa, inim inim inletilen halka rağmen neden susuyorsunuz? Sizin kulağınız bu millette değil, sizin gözünüz bu ülkede değil; sizin kulağınız da gözünüz de aklınız da sarayda. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın iktidar milletvekilleri, bu fetvacı bozuntusu için gereğini yapın, günah keçisi ilan edilen o memuru görevden almayın, o çağ dışı kalmış zihniyeti, ona izin veren yöneticileri Diyanetin başından alın. Skandal fetvalarla her daim ayrımcılık, mezhepçilik yapan Diyanet İşleri Başkanı derhâl istifa etmelidir.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Başka isteğin de var mı?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ey iktidar milletvekilleri, öğretmenleri görün öğretmenleri, atanamayan öğretmenler intiharın eşiğinde. Emeklinin, işçinin, memurun yapılan zamlarla nasıl ezildiğini görün. Yol ücretlerine yapılan zamları görün.

BAŞKAN – Sayın Topal, bakın, herkesi itham ediyorsunuz, kaba ve yaralayıcı sözler sarf ediyorsunuz, şahsiyetle uğraşıyorsunuz. Lütfen… Konuya dönmenizi de talep ediyorum İç Tüzük gereği.

SERKAN TOPAL (Devamla) – İşçilerin sigortasız, sendikasız nasıl çalıştırıldığını görün.

BAŞKAN – Kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmeyin Sayın Topal.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ama sizin aklınız, vicdanınız, fikriniz Mehmet Görmez, Görmez, Görmez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – CHP’nin belediyelerine sor.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Cinsel istismarla tutuklanan atamalarınız gündem olmuyor, çocuk pornosuyla yakalanan seviciler gündem olmuyor, atanamadığı için intihar edenler gündem olmuyor, Barış Bildirisi’ne imza atan akademisyenler tutuklanıyor, ülkemizin ve cumhuriyetimizin kurucusuna, Ulu Önderimize TRT’de terbiyesizce dil uzatılıyor, gündem olmuyor…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Siz busunuz işte!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bağırma, bağırma!

SERKAN TOPAL (Devamla) – …ama barış isteyen Ayşegül öğretmen tarafınızca linç ediliyor, “Çocuklar ölmesin.” diyen öğretmen terörist, hakkını arayan kişilerse vatan haini oluyor öyle mi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Nazım Hikmet’in dediği gibi:

“Vatan çiftliklerinizse,

Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

Vatan şose boylarında gebermekse açlıktan,

Vatan soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

Vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

Vatan mızraklı ilmühalse,

Vatan polis copuysa,

Ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan…”

Vatan birilerinin kendisini kurtarması için “başkanlık” demekse,

Vatan para sayma makineleriyse, (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Böyle bir Türkiye'yi yaratmak isteyenler asıl vatansever değildir.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Aferin, böyle konuşmaya devam et! CHP’nin oylarını biraz daha aşağı çek, biraz daha düşür. Biraz daha bağır.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ve vatan yetimin hakkını yemekse, yandaşa, paydaşa peşkeş çekmekse, asıl böyle bir Türkiye'yi yaratmak isteyenler vatan hainidir. Asıl, ülkemizi bölmeye çalışanlar vatan hainidir. (CHP sıralarından alkışlar) Asıl ülkemizin bölünmesine zemin hazırlayanlar vatan hainidir.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ataşehir Belediyesi!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sırf yanlış politikalarınız nedeniyle “Şam’da Emevî Camisi’nde cuma namazı kılarız.” düşüncesiyle, “Üç saatte Şam’a gireriz.” hayalleriyle çıktınız; bugün Diyarbakır’da, Silopi’de, Cizre’de cuma namazı kılamayacak duruma geldiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Ataşehir, Ataşehir!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, biraz elinizi vicdanınıza koyun. Biraz elinizi vicdanınıza koyun.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Senin yolundan gidiyor Veli Bey! Olacak, olacak!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın İnceöz, söz vereceğim de…

Yalnız, sayın milletvekilleri, bakın, bu birleşimin ta başından beri bir şeyler ifade etmeye çalıştım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, siz de AKP Grubu sözcüsü gibi konuşuyorsunuz, lütfen…

BAŞKAN – Bakın, İç Tüzük’e uymaya davet ediyorum kim konuşursa konuşsun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Her konuşmaya müdahale ediyorsunuz.

BAŞKAN – Her birinizi İç Tüzük’e uygun hareket etmeye, İç Tüzük’e uyumlu bir şekilde davranmaya davet ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ama Sayın Başkan, grup başkan vekili değilsiniz, Meclis Başkan Vekilisiniz, görevinizi hatırlatırız.

BAŞKAN – Lütfen hepimiz üslubumuza dikkat edelim. İç Tüzük’ün birtakım kuralları var, bu kurallara hepimiz riayet edelim, lütfen. (CHP sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnceöz…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Aydın, artık Meclis Başkan Vekilisiniz.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Yani efendim, muhatabı itiraz etmiyor siz ediyorsunuz

BAŞKAN – Hepiniz dinlediniz ya, ayıptır be! Ayıptır be! Bir milletvekiline yakışır mı? İçeriğine katılmayabilirsiniz, katılabilirsiniz ama eleştiri gerekir, eleştiri yapılabilir ama lütfen söylemlerimize dikkat edelim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz Meclis Başkan Vekili değil misiniz?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – AKP grup başkan vekilliği döneminiz sona erdi, Meclis Başkan vekilisiniz, objektif olun lütfen. Tarafsız olun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, az evvelki hatibin bütün konuşması baştan sona hakikaten irite edici bir konuşmaydı, onu özellikle belirtmek istiyorum. “AK PARTİ ülkeyi yönetemez…” Onun söylediği şekilde söylemiyorum, “Savaş da yaptı…” vesaire şeklinde bize ithamda bulunmuştur. Artı, bütün konuşmasının içerisinde bir laf cambazlığıyla, vatan hainliği suçlamasında bulunmuştur. Bunun, özellikle “vatan haini” sözünün çıkarılmasını istiyorum. Çıkacak, burada söyleyecek. O sözü nasıl söylediğini, maksadının ne olduğunu izah edecek bize, bunu özellikle belirtiyorum.

BAŞKAN – Buna bakarız tutanaktan.

Sataşmadan söz istiyorsunuz.

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR ÖNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; gerçekten biraz evvel dinlerken… Hep söylüyoruz ya, çıkıp söyleniyoruz, söylenenlerin lafta kalmaması lazım. Diyoruz ki: “Bizim 78 milyon için kuşatıcı bir dil kullanmamız lazım. Üslubumuzu, usulümüzü buna uygun ayarlamamız gerekir.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Acemi, ayarlayamıyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Ama biraz evvelki hatibin konuşması baştan sona bir kere ayrıştırıcı bir dilde. Eğer kucaklayıcı diyorsak önce buradan başlamamız lazım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Önce Cumhurbaşkanından başlayın.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bununla beraber, söylediğiniz iddialar gerçekten mesnetsiz, gerçekle ilgisi olmayan ve yeni … Anlaşılan o ki ciddi anlamda malzemesiz kalınmış, yeni algı yönetimleri, algılar oluşturulmaya çalışılıyor. Bu algılardan bir tanesi… Bakın, Parlamentoyu çalıştırmak için biz burada milletvekili arkadaşlarımızla - zaman zaman gruplar bunlara destek vermekte son derece gayret sarf ediyoruz. Ama sanki Parlamentonun çalışmasını engellemek, Parlamento işlevini yapamıyormuş gibi yeni bir algıyla önümüzdeki dönemde oluşacak, tartışılacak konular üzerinde baştan ön alma, gard alma şeklinde…

Keşke burada bu konuşmanın içerisinde dönüp de terör örgütüne bir laf etseydiniz.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Edemezler.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Keşke o konuşmanın içerisinde, 1.128 akademisyenin yaptığını hak ve özgürlük ve akademik bir çalışmaymış gibi gösterene kadar, dönüp “Ey kardeşim, Türkiye’de terörle mücadele var. Kırk yıldır bu ülkenin gerçeği terör. Teröre karşı hepimizin dik durması gerekir.” deseydiniz, keşke teröre de bir laf etseydiniz. Asıl vatan haini burada saklı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Diyemezler, edemezler.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bravo Başkanım, medarıiftiharımızsın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl yapalım?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, izahata ihtiyaç var mı?

BAŞKAN – Söyleyin ama…

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Ne dedi de sataştı?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne dedi?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Niye üstüne alınıyorsun sen?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubumuzu gösterip “Asıl vatan haini burada saklı.” diyor. Ne diyelim?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana bir tane laf söylemedim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Balık baştan kokar.

BAŞKAN – Sayın Topal, buyurun.

İki dakika.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Vatan haini” cümlesini düzeltsin.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Topal, konuşmadan önce size bir hatırlatmada bulunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Serkan, buraya gel, buraya gel.

Sayın Başkan, dün HDP’ye yaptığınızda söylemiştim, Halkların Demokratik Partisinden bir hatip kürsüye çıktığında onun mikrofonunu açmayıp aynı muameleyi yaptığınızda söylemiştim. Bir daha sakın, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan herhangi bir milletvekilini önce kürsüye çağırıp, sonra “Bir dakika Sayın Topal.” deyip ona orada ayar vermeye kalkmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İç Tüzük’e bak, istediğim zaman ben bunu yapabilirim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapamazsınız!

BAŞKAN – Ben yapabilirim, İç Tüzük’e uymaya davet edebilirim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapamazsınız!

BAŞKAN – E gelsin söylesin de nasıl yapamıyorum? İç Tüzük’ü aç bak, 66’ncı maddeye bak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bak, bak, 66’ncı maddeye bak, nasıl yapıyormuşum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Yapabilirim.” diyor musunuz?

BAŞKAN – Bakın 66’ncı maddeye.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Yapabilirim.” diyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Yapabilirim.” diyor musunuz?

BAŞKAN – 66’ncı maddeye bak, yapabilirim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapamayacağınızı düşünüyorum, usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Bir saniye, açarsınız tamam, şey olursa…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapamayacağınızı düşünüyorum, usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Bakın, yeri geldiğinde ben bunu yaparım.

Bakın, 66’ncı madde Başkanın söz kesmesini düzenliyor: “Kürsüdeki üyenin sözü ancak Başkan tarafından, kendisini İçtüzüğe uymaya ve konudan ayrılmamaya davet etmek için kesilebilir.”

Yapabiliyor muyum?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Hayır!

BAŞKAN - “İki defa yapılan davete rağmen, konuya gelmeyen milletvekilinin aynı birleşimde o konu hakkında konuşmaktan menedilmesi, Başkan tarafından Genel Kurula teklif olunabilir.”

VELİ AĞBABA (Malatya) - Yapamazsın!

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Özel, bakın, biz sabah burada bir açıklama yaptık, bütün gruplar da destek verdi. Benim buradaki muradım şu: Şu gruptan, bu gruptan, şu vekil, bu vekil, hiç kimseyi ayırmıyorum ama burada bizim konuşacağımız üslup, dil İç Tüzük’e uygun olmak durumunda. Bundan niye rahatsız oldunuz, niye rahatsız oldunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, mikrofonu açın.

BAŞKAN - Niye rahatsız oluyorsunuz ki?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, mikrofonu açın. Açın, açın Sayın Başkan mikrofonu.

BAŞKAN - Açıyoruz, tamam.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın görüşmeler sırasında milletvekillerine karşı tutumuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Dün benzer bir konuda aynı şeyi söylemiştim. Şimdi, bugüne kadar bir Meclis başkan vekilinin ya da Meclis Başkanının hatibi kürsüye davet edip, vardığında mikrofonu açmayıp ona daha önceki bir tutumundan dolayı ayar verdiği görülmedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Ama o mimli, mimli!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bunu dün yaptığınızda da doğru bulmadığımı söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan herhangi bir milletvekilini kürsüde, milletin önünde o veya bu gerekçeyle azarlayamazsınız, bunu kesinlikle kabul etmem! (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Azar yok ya, ne azarı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ama bahsettiğiniz madde açık. Eğer milletvekili kürsüde konuşurken, ki yapıyorsunuz, sözünü kesiyorsunuz, temiz bir dille konuşmaya falan davet ediyorsunuz…

BAŞKAN - Tamam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Oradaki zamanlamalarınızın ve tutarlılığınızın, oradaki hassasiyetinizin gruplar arasındaki “eşitlik” ilkesine uygun olduğunu kabul etmiyorum ama o davranışınız İç Tüzük’e uygun. Ancak, söz kesmek başka bir şey, daha önceden olan -kendince- bir hesabı hatip kürsüye geldiğinde ona söz vermemek suretiyle -tırnak içinde söylüyorum- sanki ilkokul öğretmeninin tahtaya çıkardığı, sözlü yaptığı çocuğu azarlar gibi yapmanızı kabul edemeyiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Az önce senin yaptığın neydi? Az önce sınıf başkanı gibi çağırdın adamı ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu yüzden, katiyen ve katiyen, sakın ha! Ne siz ne sayın Meclis başkan vekillerinden herhangi biri, bir milletvekiline yakışmayacak bu tutum içinde hiçbirimizi tutmayınız. Bununla sonuna kadar mücadele ederiz.

BAŞKAN – Eyvallah!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) -Eğer Sayın Topal’ın üslubuyla ilgili bir şey diyecekseniz kendisi yerindeyken söylersiniz, ondan sonra kürsüye davet ettiğinizde o muameleyi kabul etmem kesinlikle mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, meramınız anlaşılmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, Sayın Topal’a yapacağınız bir uyarı varsa dinleyelim, sonra da kürsüye çağırın.

BAŞKAN - Bakın, ben şunu söylüyorum: Sataşmadan dolayı söz verdiğim her milletvekiline kürsüye gelirken aynı uyarıyı yapıyorum, aynı uyarıyı yapacağım. Sayın Topal’a da aynı uyarıyı yaparım, siz geldiğinizde size de yaparım, diğer partilerden gelen olursa gene yaparım. Bunu yapıyorum, herkese yapıyorum bunu, aynı uyarıda bulunuyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz sadece Meclis Başkan Vekilisiniz, babamız değilsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bakın, yerleşmiş uygulamada bunun sınırı şudur: Hatip buradan kürsüye doğru giderken “Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.” Bununla sınırlıdır. Oraya çağırıp da öyle iki dakika seçmenin önünde, milletin önünde kimseye azar çekilmez. Buna izin vermem, olmaz böyle bir şey!

BAŞKAN – Sayın Özel, şimdi burada polemik yapmayalım lütfen!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir daha benim bir hatibimi kürsüde azarlamayın!

BAŞKAN – Bir dakika… Sesininiz yükseltmeyin!

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bağırma! Bağırma!

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Bağırma! Bağırma!

BAŞKAN – Bu İç Tüzük’ü nasıl uygulayacağımı ben bilirim, bana kimse İç Tüzük’ü uygulatmayı öğretmesin. Ben, usul neyse onu yapıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, sayın milletvekilleri, ben az önce 66’ncı maddeyi okudum, gerektiğinde mikrofonu kesme hakkımın olduğunu İç Tüzük bana veriyor.

İkincisi, 66’dan sonra gelen 67’nci maddeyi tekrar okuyorum: “Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen kimseyi Başkan derhal, temiz bir dille konuşmaya, buna rağmen temiz bir dil kullanmamakta ısrar ederse kürsüden ayrılmaya davet eder. Başkan, gerekli görürse, o kimseyi o birleşimde salondan çıkartabilir.” Bakın, Sayın Özel, bugüne kadar bunlar pek de uygulanmadı ama İç Tüzük veriyor. Ben istiyorum ki… Biz bunlara hiç gerek görmeden burada parlamenterler olarak -her birimiz bir milletvekili olmanın gereği- milletin iradesiyle seçilen birer kişi olarak, milletvekilleri olarak üslubumuza zaten dikkat etmek durumundayız, hiç bunlara dahi gerek yok. Ama, bunları kullanmakta da mecbur kalmayalım istiyorum; benim dediğim, tamam, gayet bu, temiz bir dille…

Sayın Topal, şimdi buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sataşmadan iki dakika süre veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, ben de söz istemiştim ama.

BAŞKAN – Hatibi davet ettim, size söz vereceğim. Kusura bakmayın Sayın Akçay, fark etmedim.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hepinize saygılarımı sunuyorum tekrar.

Sayın Başkanım, şu anki davranışlarınızın açıkçası bu makama yakışmadığını düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Çocuk gibisin, biraz seviyeni yükselt, Türkiye Büyük Millet Meclisindesin ya!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sen kendine bak!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Bakın, İç Tüzük 54’e göre iç tartışmalara Başkan giremez. Ben şunu düşünüyorum Sayın Başkan: Ben, bir insan olarak, bir vatandaş olarak gerçekten size saygı duyuyorum. Ancak, eğer siz o koltukta Meclis Başkan Vekiliyken aynı zamanda AKP’nin grup başkan vekili gibi savunacaksanız bir rol çatışması ortaya çıkar, burada bir rol çatışması yaşıyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Ne alakası var! Kendine bak sen!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sizin arkadaşlara gelince, değerli hatip az önce “Asıl vatan haini burada saklı.” dedi.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sen herkesi vatan haini olarak ilan ettin!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Benim söylediğim cümleyi tekrar ediyorum ve en son cümlem şuydu: “Ve vatan yetimin hakkını yemekse, yandaşa, paydaşa peşkeş çekmekse asıl böyle bir Türkiye’yi yaratmak isteyenler vatan hainidir.” dedim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Kelime oyunu yapmayalım!

SERKAN TOPAL (Devamla) – “Asıl, ülkemizi bölmeye çalışanlar vatan hainidir.” dedim, “Asıl, bunun zeminini hazırlayanlar vatan hainidir.” dedim.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Karşıya bak, karşıya!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yani, kendini mi kastettin?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Peki, siz bunu kendinize mi addediyorsunuz?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Asıl vatan haini vatan hainlerine “hain” diyemeyenlerdir, hainlere arkadaş diyenlerdir! Bunun altını çizin.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ülkede katliamlar var mı? Var. Şu anda Silopi’de, Cizre’de katliamlar var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katliam mı var ülkede?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Katliam mı var?

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Katliam mı var?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim. Sayın milletvekilleri, lütfen…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Vatan sevgisi yok!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Biz vatanımızı, milletimizi seviyoruz, eğer siz de vatanınızı, milletinizi seviyorsanız elinizi vicdanınıza koyun, ondan sonra el kaldırıp indirin.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) - PKK’nın diliyle konuşuyorsunuz!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Başkanım...

BAŞKAN – Sayın İnceöz...

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Ülkede katliam var.” denmiştir. Bir cümleyle buna geçmek istiyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, HDP gitti zannettiydik, gitmemiş!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Ülkede katliam var.” demek, terör örgütünün sözcülüğünden, teröristin bakışından hiçbir farkı yoktur. “Katliam var.” demek o dile gelmektedir, bunu asla kabul edemeyiz. Kimin ülkeyi bölme diliyle konuştuğu biraz evvelki konuşmasında çok açık ve nettir.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, teşekkür ediyoruz, tutanaklara geçmiştir.

Sayın milletvekilleri, bir defa, başkan vekilinin zaman zaman...

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, grup başkan vekili CHP’ye çatarken HDP gitmiştir...

BAŞKAN – Bir dakika, Mehmet Emin Bey, Sayın Adıyaman lütfen, lütfen...

Bu olayı bir çözelim.

Lütfen, lütfen...

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Söz hakkı istiyorum.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, İç Tüzük’ten aldığı yetkilerle gerekli uyarıları yaptığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir defa, benim zaman zaman araya girmem tamamen İç Tüzük’ün gereğidir. Gerekli ikazları, gerekli uyarıları yapmak ve İç Tüzük’e uymaya davet etmek zaten asli görevimdir benim. Biz bu Parlamentoyu tamamen bu İç Tüzük’e uygun olarak eğer yöneteceksek, İç Tüzük’teki hakları nasıl ki doğal olarak sizler, her biriniz kullanmak istiyorsunuz, kullanıyorsunuz... Ama eğer bu İç Tüzük’ü rafa kaldırırsak da İç Tüzük’te başkan vekiline, oturumu yöneten Başkanlık Divanına verilen yetkiler kullanılmaz ise burada anarşi çıkar, çok net söylüyorum. Benim arzuladığım... Tabii ki az önce söylediğim kurallar ve daha açıklamadığım pek çok kural var ve bunları uygulama mecburiyetine dahi girmeden... Burada her birimiz zaten söyleyeceğimiz sözün nereye gittiğini, bunun bir sataşma olup olmadığını, bir hakaret olup olmadığını idrak edecek güçteyiz. Ben bu uyarıları niye bu kadar çok yapıyorum? Yapmam dahi bence doğru değil ama lütfen... Evet, Başkan Vekilinin kişisel savunma hakları saklıdır.

Şimdi, bana mesela sataştın, yani bıraktın herkesi bana da sataştın Sayın Topal.

Şimdi, ben bu yetkileri bu İç Tüzük’ten alıyorum, başka bir yerden almıyorum. Uyarı yapmak, ikaz etmek benim görevim. Dolayısıyla, lütfen sayın milletvekilleri, bundan sonraki süreçte mümkün mertebe birbirimizi anlayışla karşılayalım ve bu İç Tüzük’e hepimiz uyalım diyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – Bu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Söz talebim vardı Sayın Başkan.

BAŞKAN - 27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Özür diliyorum Sayın Akçay, özür diliyorum. Kusura bakmayın, kaçırdım.

Buyurun Sayın Akçay.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın görüşmeler sırasında milletvekillerine karşı tutumuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sabah oturum başladığında, birleşim başladıktan sonra Genel Kurula bir uyarıda bulunmuştunuz Sayın Başkan, temiz bir üslubun kullanılması, yaralayıcı bir söz kullanılmaması, Genel Kurula hitap edilmesi şeklinde. Diğer gruptan arkadaşlar görüşlerini ifade ettiler, ben de bu uyarının yerinde ve doğru olduğunu belirterek teşekkür ettiğimi hatırlıyorum. Ancak, maalesef, zaman zaman bu uyarılar dikkate alınmadığından birkaç defa daha bu uyarıları yapma ihtiyacı doğdu, bunda sorun yok fakat Sayın Özgür Özel’in itiraz ettiği noktanın bir incelikli tarafı var. Elbette Meclisi yöneten sayın başkan vekili, Başkan, her hâlükârda önceden yeni bir sataşmaya mahal verilmemesi konusunda kürsüye gelmeden evvel uyarıları yapıyor, bu da doğal ve tabii. 66’ncı maddenin birinci paragrafında, kürsüdeki üyenin sözünün ancak Başkan tarafından kesilebileceği ifade ediliyor.

Kürsüye gelirken uyarı yapmak son derece doğal ve makul görüşmelerin selameti bakımından ancak hatip kürsüye gelmiş ise ve konuşmasına da başlamamış ise bu uyarıyı yapmamakta fayda var diye düşünüyorum. O zaman bu tartışma yapılırken Nasreddin Hoca’nın meşhur fıkrası geldi aklıma. Biliyorsunuz, çocuğun eline testiyi veriyor “Su getir çeşmeden.” diyor ama iki de tokat atıyor. “Niye?”, “Testiyi kırıp getirmesin diye.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani kürsünün başında, biraz da ona benzer. Yani hatip kürsüye gelince konuşmasına başlamamışsa artık o uyarıyı yapmamakta fayda var ama sözüne başlayıp da uyarı ihtiyacı doğarsa onu da takdir eder Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – 28’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 28’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Bülent Kuşoğlu                                    Mahmut Tanal                                       Seyit Torun

         Ankara                                              İstanbul                                                Ordu

      Musa Çam                                        Erkan Aydın

          İzmir                                                 Bursa

MADDE 28- 5510 sayılı Kanun’un 81’inci maddesinin ikinci fıkrasında bulunan "On ve üzerinde sigortalı çalıştıran işyerlerine" ibaresi "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı çalıştıran özel sektör işyerlerine" şeklinde değiştirilmiştir.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

    İdris Baluken                                         Çağlar Demirel                                  Erdal Ataş

      Diyarbakır                                              Diyarbakır                                       İstanbul

Mehmet Emin Adıyaman                          Bedia Özgökçe Ertan                         Osman Baydemir

          Iğdır                                                       Van                                           Şanlıurfa

       Erol Dora

         Mardin

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Erkan Akçay                                    Mustafa Kalaycı                                  Deniz Depboylu

         Manisa                                               Konya                                                Aydın

    Erkan Haberal                                 İsmail Faruk Aksu

         Ankara                                              İstanbul

“MADDE 28- 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “On ve üzerinde sigortalı çalıştıran işyerlerine” ibaresi "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı çalıştıran özel sektör işyerlerine" şeklinde, "illeri" ibaresi de "ilçeleri" şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı.

Buyurun Sayın Kalaycı.

Beş dakikadır süreniz.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bakanlar Kurulunca Sosyoekonomik Gelişmişlik Endeksi’ne göre belirlenen 50 ildeki iş yerlerine verilen ilave 6 puan sigorta prim teşviki uygulamasında 10 ve üzeri sigortalı çalıştırma şartı kaldırılmaktadır. Bu uygulama baştan beri adaletsizdir. Şöyle ki: Bu uygulama kapsamında yer almayan illerin ilçeleri ne kadar geri kalmış olursa olsun bu teşvikten yararlanamamaktadır. Seçim bölgem Konya, anılan iller arasında olmadığından bu teşviklerden yıllardır yararlanamamaktadır. Sayın Başbakana sormak lazım. Sosyoekonomik gelişmişlik yönünden 701’inci sırada yer alan Taşkent ilçemiz size göre bu 50 ilden ve ilçelerinden daha mı iyi durumdadır. Bizim ilçelerimizdeki iş yerlerinin, esnafımızın suçu, günahı nedir? Dolayısıyla bu yanlış uygulamayı ne zaman düzelteceksiniz? Yatırımların ve istihdamın artırılması amacıyla uygulanan bölgesel teşvikler de yine illerin Sosyoekonomik Gelişmişlik Endeksi’ne göre belirlenmiştir. 6 bölgeli sistemde Konya, 2’nci bölgededir. Bir girişimci, hemen bitişiğinde daha fazla teşvikli yerler varken niye Konya’yı ve özellikle ilçelerini tercih etsin? Bugün açıklanan 2015 nüfus istatistiklerine göre Konya’nın 20 ilçesinin nüfusunda yine azalma bulunmakta olup adrese dayalı nüfus sayımının başladığı 2007 yılından bu yana nüfusu üçte 1 azalan ilçelerimiz var. Tabii ki ilçelerimizin gelişememesinin, sürekli kan kaybetmesinin baş sorumlusu AKP iktidarıdır. Ülkemizde bir an önce sektörel ve dar bölge teşvik sistemine geçilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önerge, teşviğin ilçe bazında verilmesini içermekte olup desteklerinizi bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, teşviklerden hakkıyla yararlanamasa da Konya, ülke ekonomisine önemli düzeyde katkı veren üretim merkezlerinden biridir. Konya’nın, tamamen öz imkânlarıyla bugünkü seviyesine ulaştırdığı mükemmel sanayisiyle övünç duyuyoruz. Konya sanayisi, organize sanayi bölgeleri, Teknokent ve InnoPark adıyla 2 adet teknoloji geliştirme bölgesi, KOBİ’lere dayalı altyapısı, nitelikli iş gücü, üretim ve ürün çeşitlendirme potansiyeliyle Türkiye’de oldukça önemli bir yerdedir.

Konya, ilk millî otomobilimizi üretebilecek kapasiteye de sahiptir. Zira, ülkemizde otomotiv yan sanayi sektörünün lokomotifi hâline gelen ve en büyük metal işleme kapasitesine sahip olan il Konya’dır. Konya, otomotivde kaliteli ürünleriyle artık dünyada çok önemli bir merkez hâline gelmiştir. Konya’da otomotiv adına her türlü üretim yapılmakta, otomobilin her parçası üretilebilmektedir. Bu itibarla, yerli otomobili, Türk malı ilk otomobili yapabilecek en ideal şehir Konya’dır. Konyalılar Sayın Başbakandan bu durumu gözetmesini, Konya’nın hakkına sahip çıkmasını beklemektedir. Beklentimiz asla torpil değildir. Biz Konyalılar hakkımız olmayanı zaten isteyemeyiz.

Konya sanayisinin tramvay üretecek imkân ve kapasitesi varken, bazı vizyonsuz yöneticilerin ithalatı tercih etmesi nedeniyle bu imkân kaçmıştır. Şimdi de Konya’ya otomobil fabrikası kurulması imkânının kaçırılmaması gerekmektedir. Bundan, Konya’nın ötesinde ülkemizin de büyük yarar sağlayacağı unutulmamalıdır. Konya, değerleriyle, konumuyla, arazisiyle, altyapısıyla, girişimci insanlarıyla birçok avantaja sahiptir. Konya, Türkiye’nin kalbidir, merkezidir. Konya, dünyanın da ortasındadır, merkezidir. Nasrettin Hoca’mızın dediği gibi: “İnanmayan varsa ölçsün, baksın.”

Konya’nın dinamik gücünden ve geniş üretim potansiyelinden daha çok yararlanmak için bazı eksiklikler de hızla giderilmelidir. Üniversite-sanayi iş birliğinin AR-GE ve inovasyon çalışmalarının geliştirilmesi, marka oluşumu ve kalifiye eleman yetiştirilmesi bakımından büyük önem arz eden Konya teknik üniversitesi artık kurulmalıdır. Yıllardır yatırım programında yer alan Konya-Mersin arası çift hatlı demir yolu ve lojistik merkez yatırımlarına hız verilmeli, sanayici ve ihracatçımızın limanlara hızlı ve uygun maliyetli ulaşımı bir an önce sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi okutuyorum şimdi. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinde “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      

Bülent Kuşoğlu                                   Erkan Aydın                              Seyit Torun

             Ankara                                      Bursa                                        Ordu

 

           Musa Çam                                                                             Mahmut Tanal

               İzmir                                                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İlk önerge üzerine Bursa Milletvekili Erkan Aydın söz istemiştir.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesine ilişkin verilen önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle şunu ifade etmem gerekir ki; bugün basında yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanıyla ilgili geçen bir yazıda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yerleşkesinin adı Cumhurbaşkanlığında olduğu gibi “külliye” olarak geçmiştir. Bu konunun Parlamentomuzdaki “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesine ve demokrasiye aykırı olduğunu bildirerek bu konuyla sözlerime başlamak istiyorum.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Vekil, CHP’li Başkanlık Divanı üyeleri de oradaydı, görmemişler mi? Orada altına imza atıp da burada kabul etmemek ikilemdir.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Gelelim ilgili maddeye: Aslında 28’inci maddenin Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonundan gelmesi gerekiyordu. Ancak torba yasanın içine atılarak Plan ve Bütçe Komisyonundan bugün görüşme olarak önümüze gelmiş bulunuyor.

Madde, sigortalı işçi çalıştıran işverene iyileştirmeyle ilgili bir konu olmakla birlikte, 18 ile 29 yaş arasında işçi çalıştıran işverenin yüzde 15,5 oranındaki işveren indiriminden yararlanmasıyla alakalı. Ancak burada sadece gençlere sağlanan bu indirimin, orta yaş ve orta yaş üzeri çalışanlara büyük bir haksızlık olduğu konusunda görüşlerimiz var. Çünkü, orta yaş ve ileri yaştaki çalışanlar işveren tarafından tercih edilmediği için o yaştan sonra da iş bulmakta sıkıntı çektiklerinden işsiz kalarak daha büyük bir psikolojik baskı altında işlerini kaybediyorlar.

Geçtiğimiz günlerde İŞKUR’un raporlarına bakma fırsatım oldu; maalesef, durum içler acısı. İŞKUR genç çalışanlara istihdam olanağını daha kolay bulurken, orta yaş ve üzerindekiler bu fırsattan yararlanamıyorlar. Eğer bu konuda önlem alınmazsa Sosyal Sigortalar Kurumunun 2015 yılında verdiği 80 milyar 629 milyon lira, eski parayla 80 katrilyon liralık açığın, önümüzdeki yıllarda çok daha fazla büyüyeceği bir gerçek.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de işler kötüye gidiyor. 6 milyona yakın işsizimiz, 17 milyona yakın yoksulumuz var. Ailelerin yüzde 85’i geçim sıkıntısı yaşıyor. Kredi kartı, tüketici kredisi borçları 2002’den 2015 sonuna yüzde 5.682 oranında artmış bulunmakta. Aileler geçinemiyorlar, iç geçimsizlikten dolayı boşanmalar ve huzursuzluklar hızla artmakta.

Tüm bunların temel sebebi işsizlik ve iş yaşamındaki büyük dengesizlik. Hangi birini söyleyeyim? 2013’te 820 milyar TL  olan millî gelir 2014’te 799 milyara, 2015’te de 722 milyar TL’ye gerilemiş durumda. 2015’in ilk on bir ayında 69 milyar dolar tutarında yabancı sermaye kaçmış bulunuyor ve Türkiye, hisse senedi satacağına hâlâ borç senedi veriyor. Enflasyon hedefi son beş yıldır tutmuyor. Tüm vergi yükü çalışanların sırtında. Yılbaşında artan vergi oranlarıyla bu yük iyice taşınamaz hâle geldi.

Değerli milletvekilleri, ücretli çalışanlar üzerinde ağır bir vergi yükü bulunmaktadır. Türkiye’de gelir ve kazanç üzerinden alınan verginin yaklaşık üçte 2’si ücretliler tarafından ödenmektedir. Vergi yükünün de bir an önce değerlendirilmesi gerekip iş yaşamındaki sorunların da bir an önce çözülmesi gerektiğini vurguluyorum.

Değerli ekonomist Stiglitz eşitsizliğin geldiği boyutu şu sözlerle göz önüne seriyor: Geçen hafta Sayın Başbakanın da Davos’ta görüşerek fikir alışverişinde bulunduğu Stiglitz “Avrupa’da ineklere günde 2 dolarlık sübvansiyon uygulanıyor. Çalıştığım Dünya Bankasının yoksulluk standardı ise günde 3 dolar. Avrupa’da inek olmak, yoksul ülkelerde vatandaş olmaktan daha iyi!” diyor.

Umarım biz de geçtiğimiz bu süreçlerden sonra bu 3 dolarlık durumlara düşmeyiz diyorum ve 28’inci maddenin bu kısmının da iyileştirilerek tekrardan Komisyona getirilmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerine Mehmet Emin Adıyaman.

Buyurun Sayın Adıyaman.

Sizin de süreniz beş dakikadır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, Misakımillî’nin 28 Ocak 1920’de kabul edilişine ilişkin parti grupları söz aldılar ve bu protokolün ya da Misakımillî anlaşmasının, ilkelerinin önemine vurgu yaptılar. Doğrusu bu Misakımillî’nin ortaya çıktığı ruh, dönemin koşulları ve hangi şartlar üzerinden böyle bir ilkenin, böyle bir anlaşmanın ortaya çıktığını düşünmemiz gerekiyor.

Dikkat edilirse 28 Ocak 1920 hâlâ Osmanlı Devleti’nin varlığını devam ettirdiği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin henüz atılmadığı dönem. Ve dikkat ederseniz, bu Misakımillî fikrinin ilk ortaya çıktığı yer Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti. Bu cemiyetin ilk olarak ortaya attığı bu görüş Erzurum, Sivas ve Amasya protokolleriyle bir şekil almıştır. Bu fikrin temelindeki husus şu: Dağılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğu’nda yeni kurulacak vatan, yeni kurulacak ülkenin sınırları hangi bölgeleri kapsayacaktır? Ve Amasya protokollerinde çok net olarak ortaya konulan Kürtlerin veya Türklerin çoğunlukta olduğu toprak parçaları ortak vatan olarak kabul edilmiştir.

İşte tam da bu ruh üzerinde, tam da bu anlayış üzerinde yani Kürtlerin ve Türklerin ortaklığına ama aynı zamanda eşitliğine ama aynı zamanda ortak vatan duygusu etrafında şekillenen Misakımillî, bildiğiniz üzere sadece bugünkü sınırları da kapsamıyor. Ve bu ana fikir üzerine, bu ruh, bu felsefe üzerine -çok iyi biliyorsunuz- kurucu Anayasa -hep kurucu felsefeden bahsederiz- 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’dur ve Teşkilatı Esasiye Kanunu ne 1924 Anayasası’nın ne 1960 darbe anayasasının ne 12 Eylülün hâlâ uygulamada olan Anayasası’nın ruhuna uymuyor, bu ruhun tam tersidir. 1921 Anayasası, Türkiye’de çoğulcu bir aidiyeti, Osmanlı mirasından kalan çoğulcu bir ülkeyi ve çoğulculuğa dayalı bir ulus kavramını yani Anadolu ve kürdistanı ortak vatan kabul eden bir anlayış. Her ne kadar Lozan sürecinde bugün “Güney Kürdistan” diye tabir ettiğimiz “Kerkük”, “Musul” ve “Rojava” dediğimiz bölgeler Türkiye sınırlarının ötesinde, İngiliz ve Fransız hâkimiyetinde kalmış olsa da esas itibarıyla Misakımillî’deki ruh, anlayış, Kürtlerin ve Türklerin her alanda eşit olduğu ortak vatanı belirleyen bir protokoldür, bir kabuldür ama 1924 Anayasası’nın oluştuğu süreç tıpkı 1 Kasım seçimleri sürecinde oluşan sürecin benzeri bir anlayışın, bir zihniyetin hâkimiyetinde gerçekleşti ve o günden bugüne de Kürt sorunu bu ülkede hep problem olmuştur, hep yara olmuştur.

Tek bir şey söylüyoruz: 1924 Anayasası’nın illere özerklik tanıyan hükümlerini bugün bu Meclis kabul ederse kimimizin “terör”, kimimizin “bölücülük”, kimimizin “vatan hainliği” diye ifade ettiği Kürtlerin demokratik hak taleplerinin büyük çoğunluğu karşılanmış olacaktır, dolayısıyla bu sorun çözülmüş olacaktır. 1924 Anayasası’ndan sonra esas kuruluş felsefesine aykırı bir anlayışla devam eden ve bugün hâlâ o devam eden anlayışın sonucu Kürtler bu ülkede yok sayılmıştır, inkâr edilmiştir, kendi geleceklerini belirleme hakları ellerinden alınmıştır, hiçbir statüye sahip olmadan tekçi bir anlayış içerisinde devam ettirilmeye çalışılmıştır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, oylamayı bitireyim, ondan sonra.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 28’inci madde kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, tutanaklara girmesi bakımından ifade ediyorum ve bu sözler de Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye aittir. Bugün Misakımillî’nin yıl dönümü, 96’ncı Yıl Dönümü ve sabah da bu konuda görüşlerimizi ifade etmiş idik.

Misakımillî mülki millettir, millet ise Türk’tür. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tek bir milletiz ve bu milletimizin de adı Türk milleti olarak ifade edilmiştir ve Misakımillî sınırları da 28 Şubat 1920 yılı içerisinde belirlenen sınırlarımızdır. Hâkimiyet de kayıtsız şartsız milletindir. Egemenlik…

BAŞKAN – Geçti tutanaklara Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet, bunları dikkate alarak, birtakım isimler, sıfatlar değiştirmeye çalışmayı şiddetle reddederiz ve bunun da mücadelesini sonuna kadar hep birlikte vermemiz gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir.

Sayın milletvekilleri, 29’uncu madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır; okutuyorum.

Okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 29'uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

       Bülent Kuşoğlu                          Mahmut Tanal                          Lale Karabıyık

             Ankara                                    İstanbul                                     Bursa

 

     Serdal Kuyucuoğlu                          Musa Çam                               Seyit Torun

              Mersin                                       İzmir                                        Ordu

MADDE 29- 5510 sayılı Kanun’un 87’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde bulunan "ile bu kapsamda sayılan kişilerden sosyal güvenlik destek primine tabi olanlar," ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                                  Osman Baydemir

      Diyarbakır                                          Diyarbakır                                           Şanlıurfa

   Kadri Yıldırım                                   Gülser Yıldırım                                       Erol Dora

           Siirt                                                 Mardin                                               Mardin

Bedia Özgökçe Ertan                              Nihat Akdoğan

           Van                                                Hakkâri

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Baki Şimşek                                       Kamil Aydın                                      Mehmet Günal

         Mersin                                              Erzurum                                              Antalya

      Erhan Usta                                        Arzu Erdem                                   Emin Haluk Ayhan

        Samsun                                              İstanbul                                              Denizli

  Mustafa Kalaycı                                İsmail Faruk Aksu                                Deniz Depboylu

         Konya                                               İstanbul                                               Aydın

Madde 29- 5510 sayılı Kanunun 87’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

b) 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olanlar, isteğe bağlı sigortalı olanlar ve 60’ıncı maddenin birinci fıkrasının (d) ve (g) bentlerinde sayılan kişilerin kendileri,

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, siz artık bey oldunuz, kızmak bize, sükûnet size; eleştirmek, öfkelenmek bize, yatıştırmak, suhuletle, sükûnetle idare etmek size. Bu…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Siz de kızmayın, biz de kızmayalım canım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Şimdi, bir söz de size Sayın Sendika Temsilcim; şimdi…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Siz de kızmayın, biz de kızmayalım, ne güzel…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Tam yatışmışken…

KAMİL AYDIN (Devamla) – Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade edelim, hatibin insicamını bozmayalım.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Sayın milletvekili arkadaşlar, bakın, Başkanımız bizim Başkanımız, hepimizin Başkanı, artık partili bir Başkan değil, o psikolojiden bir an önce kurtulun, hepimizi idare etmekle mükellef şu anda. Dolayısıyla, partili Meclis Başkanı değil. Şimdi, bundan hareketle, Allah korusun, bir de, bugünlerde çok gündemde tutulan bir şey var, partili Başkan olduğunda bu Meclisin hâli ne olur diye hakikaten endişeye kapılıyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – O günleri de görürüz inşallah.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Mehmet Bey, biraz dinleyin lütfen.

Efendim, millî irade 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da toplandı ve buna bölgenin bütün grupları katıldılar. Yani, vatanı, milleti, istiklali, istikbali kendine endişe eden bütün gruplar geldi ve bir karar aldılar Mustafa Kemal Başkanlığında: “Millî sınırlarımız içerisinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.” Bunun artık ilerisi gerisi yok. Buna katılmayıp -her türlü fitneye- Batı emperyalizminin uşaklığını yapan gruplar ise bildiklerini yaptı, onlar da yollarına devam ettiler ama Türkiye Cumhuriyeti devleti de böyle bir karar sonucu oluştu.

Şimdi, ben bu aralar 1930’lu, 1940’lı yılların Meclis tutanaklarına bakıyorum, işte böyle araştırma ruhumuzdan dolayı. Baktığımda çok güzel şeyler de gördüm, eleştirilmeye matuf şeyler de gördüm. Ve şu endişeyi taşıyorum bu Meclisin bir üyesi olarak değerli arkadaşlar: Yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra, yıllar sonra -bizler fâniyiz ya da bu Mecliste olmayacağız- bizim bugün konuştuklarımızı da bizden sonraki kuşaklar inceleyecekler ve gerçekten inşallah onlar inceleyip, araştırıp konuştukları zaman bizlerin hatıralarını kızartacak, efendim, bizlerin ruhaniyetini rahatsız edecek şeyler yapmamış oluruz diye düşünüyorum. Bu anlamda şahsım adına şunu ifade ediyorum: Ben Anayasa’ya sadakattan ayrılmayacağıma yemin ettim. Onun için bu yeminimi muhafaza edeceğim. Yemin içeriğinin diğer maddeleri de var ama…

Bugün çok ilginç bir grup geldi bana, belki sizlere de uğramıştır, Terörle Mücadele Sırasında Yaralanıp Gazi Sayılmayanlar Derneği. İnanın içim burkuldu, rahatsız oldum, vicdan azabı duyuyorum, duymaya da devam edeceğim ama onlar adına bir şeyler söylemek istiyorum. Bu arkadaşlarımız inanın -gazete manşetleri burada- terörle mücadele etmişler, hele birisi inanın gerçekten insanın yüreğini çok acıtıyor çünkü yüreğine yapışık hâlâ daha bir kurşun taşıyor bu genç arkadaşımız. Birisinin alnına dokundum, orada kalan maddeyi, saçmayı gördüm, hissettim kolumdaki platinler gibi, o beni yıllardır rahatsız ediyor. İnanın sırtında 40 tane mermi, saçma şeyi kalmış, iki parmağı yok, üç parmağı yok, arşivlemiş getirmişler.

Yüce Meclisimizin değerli milletvekilleri, biz burada gerçekten adlarına seçildiğimiz insanların sıkıntılarına, problemlerine çare üretmek için varız. Bu aralar, Millî Savunma Komisyonu üyesiyim ama heyhat, millî savunmanın çeşitli birimleriyle ilgili birçok kararlar alınıyor, torba yasalar düzenleniyor ama biz Komisyonda hiçbirini görüşmedik, fikrimizi beyan dahi edemedik, şunları dile getiremedik. Bu çocuklar bizim çocuklarımız, bu çocuklar, bakın, Çanakkale’de sabilerimiz gitti, onlar için bugün filmler, ağıtlar düzüyoruz. Sahip çıkmak yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra, yüz yıl sonra bunlar için film yapmak değil, bugün ne olur yüce Meclisin değerli milletvekilleri; biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak gerçekten bu konuda biraz duyarlıyız. Diyoruz ki, bu gazilik, muharip gazilik, malullük içeriklerini biraz genişletelim. Bu evlatlarımıza da sahip çıkalım. Dün, kaçakçılıkla mücadele adına öldürülen birileri için ağıtlar yakıp, özürler dileyip, tazminatlar düzenleyip, bir sürü maddi manevi taleplerin karşılanmasını sağlarken bugün bunların karşısında lütfen vicdanlarınıza sesleniyorum, bu kardeşlerimize de sahip çıkalım diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi tekrar okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım ve talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesindeki "yer alan" ibaresinin "bulunan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Bülent Kuşoğlu (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu.

Buyurun Sayın Kuyucuoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, sözlerime başlarken Diyarbakır’da şehit düşen 3 asker, 1 Özel Harekâtçı ve Mersinli Yüzbaşı Yiğitcan Ciğa’yı rahmetle, saygıyla anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının emeklilerin sosyal güvenlik destek primi kesintisini düzenleyen 29’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle uzun yıllardır ekonomik zorluklar nedeniyle çalışmak zorunda kalan emeklilerimizin ödemek zorunda kaldığı sosyal güvenlik destek primi kesintilerinin kaldırılması partimizin uzun yıllardan beri savunduğu ve önerdiği bir değişikliktir. Bu nedenle, bu madde değişikliğini olumlu bulduğumuzu ve desteklediğimizi belirtirken muhalefet partilerinin önerilerinin de iktidar partisi tarafından dikkate alınması sevindirici bir gelişmedir. Cumhuriyet Halk Partisinin seçim bildirgelerinde yer alan vaatlerin iktidar partisince de benimsenmesi ve Meclis gündemine getirilerek kanunlaştırılması emeklilerin mağduriyetlerinin giderilmesi konusundaki partimizin çabasının bir sonucudur. Partimiz muhalefette olsa da seçim programlarının iktidar tarafından kabul edilmesi olumlu bir gelişmedir. (CHP sıralarından alkışlar) İktidar partisinin Cumhuriyet Halk Partisi programlarından daha fazla yararlanması halkımızın yararına olacaktır.

Değerli milletvekilleri, elbette emeklilerimizin sorunları sadece sosyal güvenlik destek primi sorunu değildir. 11 milyon civarındaki emeklimizin yüzde 33’ü çalışmak zorunda kalmaktadır. Yani, 3 milyonun üzerinde emeklimiz geçim zorluğu nedeniyle çalışmaktadır. Adı üzerinde, emekli olup rahat bir hayat sürmesi gereken vatandaşlarımız hem çalışmak zorunda kalıyor hem de yıllardır bu emeklilerimizden kesinti yapılıyordu. Bir yandan emeklilerimizin hakları yeniyor, diğer yandan ekonomiye katma değer sunanlar cezalandırılıyordu. Geç de olsa bu yanlıştan dönmek, hem ekonomimiz hem de emeklilerimiz açısından olumlu bir gelişmedir.

İlginç olan diğer bir veri ise çalışan emeklilerimizin yüzde 30,4’ü 65 yaş ve üzeri çalışandır, bu da bize göstermektedir ki yaşam koşullarının ağırlığı insanlarımızı mezara kadar çalışmak zorunda bırakmaktadır.

Sayın milletvekilleri, iki maaş ikramiye önerdiğimiz emeklilerimize iktidar tarafından verilen 100 liralık artışın, yapılan zamlar ve dolardaki aşırı yükseliş nedeniyle daha fazlası ceplerinden çıkmıştır. İktidar bu vaadini güncellemeli ve 100 TL artışa ilave olarak partimizin önerdiği iki maaş ikramiyeden en az birini bir an önce emeklilerimize ödeyecek yasal düzenlemeyi de Meclise getirmelidir.

2013 yılı TÜİK verilerine göre, emeklilerimizin ilk yüzde 20’lik diliminin ortalama maaşı 311 TL, 2’nci yüzde 20’lik dilimi 768, 3’üncü yüzde 20’lik dilimi 875, 4’üncü yüzde 20’lik dilimi 1.007 ve son olarak da 5’inci yüzde 20’lik dilimi ise 1.543 TL emekli maaşı almaktadır. Türkiye ortalaması ise 899 liradır. Bu verilere baktığımızda, emeklilerimizin durumunun gerçekten içler acısı olduğu görülmektedir. Ülkemizde sadece kiraların 2004-2014 yılları arasındaki artış oranının yüzde 250 olduğu gerçeği karşısında, emekli maaşlarıyla geçinmek mucize hâline gelmiştir. Banka kredileriyle geçimlerini sürdürmek zorunda kalan emeklilerimiz borç batağına sürüklenmekte ve icralara maruz kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kısaca “yaşa takılan emekliler” olarak adlandırılan çok sayıdaki emeklimizin de mağduriyetlerinin giderilmesi gerekmektedir. Ortalama olarak beş ila on yedi yıl emeklilikleri ötelenen bu vatandaşlarımızın, acil olarak genel sağlık sigortası sorunları çözülmelidir. Dışarıdan primlerini ödeyemeyen birçok emeklimiz ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler sağlık yardımından faydalanamadığı için perişan durumdadır. Sosyal devlet olma ilkesi gereği, devletimiz, yaşa takılan emeklilerimizin en azından bu sorunlarını çözmelidir.

Değerli milletvekilleri, sevgi ve saygının yanında emeklilerimize insanca yaşayabilecekleri bir ücret de vermemiz gerekmektedir. 65 yaş ve üzeri 1 milyonun üstünde kişinin çalıştığı bir ülkede refahtan ve gelişmiş ekonomiden söz etmemiz mümkün değildir.

Konuşmama son verirken, Cumhuriyet Halk Partisi seçim bildirgesindeki emeklilerimize verdiğimiz bir sözün gerçekleşiyor olmasından duyduğum memnuniyeti ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan.

Buyurun Sayın Akdoğan.

Sizin de süreniz beş dakikadır.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında bugün tam istediğimiz… Bugün 28 insanın bu… Özellikle bütün ısrarlarımıza rağmen, bütün görüşme taleplerimize rağmen, bu 28 insandan 6’sı hayatını kaybetti. Arkadaşlarımızın bugünkü… Arkadaşlarımız eğer Genel Kurulda, burada değilse arkadaşlarımız bununla ilgili “Yarın bu toplumun karşısında mahcubiyet duymayalım, bu toplum karşısında vicdanlarımız rahat olsun.” diye çalışmalar içerisindedir. Bugün bile görüşmeler devam ederken bir sivil insanımız, yaralı insanımız hayatını kaybetti. Ben gerçekten buradan birçok insanımızın, hangi parti olursa olsun fark etmiyor, rahatsızlık duyduğuna inanıyorum, vicdanlarımızın bunu kabul etmediğine inanıyorum. Eğer Hükûmet orada operasyonu yönetenler üzerinde söz geçiremiyorsa biz seçilenler topluma ne diyeceğiz? Bir bir o insanlar hayatını kaybedecek ve biz bunlara karşı duyarsız kalacağız. Ve şu anda da 4 tanesinin durumu ağır. Ben bu konuda bütün siyasi partilerin harekete geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne olursa olsun, sivildir, başka bir şeydir ama yaralı insandır. Hipokrat yemini etmiş insanlar…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Niye ambulans gidince getirilmiyor yaralılar, onu da izah et. Ambulanslar geliyor orada güvenli bölgeye, niye yaralılar oraya getirilmiyor, ateş açılıyor, onu da izah et kürsüden, herkes duysun.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bakın, 11 defa gitmiş ve 11 defa da ateş ediliyor.

Bunu ben…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Gerçekleri saptırma.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bakın, buradan itiraz etmeyin, lütfen ben sözlerimi tamamlayayım.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yok, tutanaklara girdi orada, gerçekler belli.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim Sayın Milletvekili.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bakın, bir şey söylüyorum. Beytüşşebap’a gittim, Beytüşşebap’ta…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ambulans kaç kere geldi oraya, onu söyle bakalım.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – …yirmi metre ötesinde ambulans şoförü vuruldu. Kim vurdu?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Kim vurdu?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kim vurdu?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Kim vurdu, söyle!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Oradaki güvenlik güçleri vurdu, bu bellidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yazıklar olsun ya, bu söylenecek laf mı!

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Yuh, Allah’tan kork!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Evet, size yuh.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Güvenlik güçleri ambulansı niye vursun? Böyle bir şey olur mu?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ya, sen söylediğine inanıyor musun?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bakın, bir şey söyleyeyim, bakın, bunu açık ve net söyleyeyim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Manisa’da niye vurulmuyor?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Başkan, susturacak mısınız? Bir susturun.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ya, sen polisi…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Hatip, yalnız, siz de sübut bulmadan birilerini suçlamayın lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Çarpıtma!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bakın, bir şey söylüyorum…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Susmayacağız, yanlış ve yalan beyanda bulunduğu sürece susmayacağız.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – PKK kendisi söylüyor “Ben vurdum.” diye.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bir şey söylüyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yazıklar olsun!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bakın, burası Sur, Sur, burası Sur, buradaki Suriye değil. Biz geçenlerde de burada söz aldığımızda bir şey söyledik.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Suriye’ye çevirmeye çalışan sizsiniz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kimden korkuyorsunuz?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Bakın, işte Parlamento… Eğer öyle bir dönüşüm varsa Parlamento iradesini ortaya koymalıdır.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sen dön, terör örgütüne söyle o iradeyi!

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Her geldiğinde yalan söylüyorsun buraya.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Hendekleri niye kapatmadılar?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – İradesi elinden alınan bir parlamento var, işte biz buna karşıyız. Parlamentoyu işletmek zorundayız.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Neye karşısın?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Neye karşıyız? Türkiye’deki Kürt sorunundan on üç yıl boyunca siz burada bahsedeceksiniz ama çözüme gelince çözmeyeceksiniz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen asıl PKK’ya karşı ol, ondan sonra gel burada konuş.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Bakın, buna bile tahammül edemiyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Buna bile tahammül edemiyorsunuz! Sizin…

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Polise, askere iftira atıyorsun!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Sizin…

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Şehide buradan iftira atıyorsun be!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Sizin…

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Şehide iftira atıyorsun be!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Rojava’da, Kürtler bir yerde söz sahibi olmasın diye siz gittiniz, “Cenevre’ye PYD katılmasın…”

HASAN TURAN (İstanbul) - PYD terör örgütüdür!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Siz kendi içinizdeki sorunu nasıl çözeceksiniz?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Burası Türkiye!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Nasıl çözeceksiniz?

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Senin derdin Türkiye’deki sorunu çözmek değil!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - IŞİD’le mi çözeceksiniz?

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Senin sorunun burada çözüm üretmek değil!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - El Nusra’yla mı çözeceksiniz?

Vicdanlarınızı…

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Sen kendi vicdanına bak!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Burası Türkiye, Türkiye!

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Sana ne!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Nasıl, benim kardeşim değil mi? Türkmen Dağı’nda ne işiniz var o zaman?

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Üç yaşında çocuğu yetim bıraktınız be!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - O zaman şunu söyleyeceğiz…

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Çocuklarının yanında askeri, polisi şehit ediyorsun! Neyi konuşuyorsun?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Biz Kürt siyasetinde doğru olacağız.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Pazarda eşinin yanında askeri vuruyorsun, polisi vuruyorsun!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Kürtlere yaklaşımımız doğru olacak.

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Hiç alakası yok!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Kimseyi düşmanlaştırmayacak.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Git, onu PKK’ya söyle!

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Biz PKK’ya düşmanız, PKK’ya!

OKTAY ÇANAK (Ordu) - PKK’ya söyle onu!

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Siz halka düşmansınız, halka, halka! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Başkan…

BAŞKAN - Sayın Hatip…

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Başkan, bu tutumunuzu da kabul etmiyorum. Onlar buraya çıktıklarında herkes sessizce dinliyor, biz çıktığımızda bizim… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu, sizden kaynaklı…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Yalan söylemiyoruz biz!

MURAT BAYBATUR (Manisa) - İftira atıyorsun, iftira!

BAŞKAN - Sayın Akdoğan, insanları tahkir ederseniz orayı nasıl frenleyebilirim ben?

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Yalan söylüyorsun, iftira atıyorsun!

BAŞKAN - Lütfen, ben kaç defa buradan hem sizi temiz bir dile hem de sayın milletvekillerini bir şekilde, insicamınızı bozmamak üzere, davet ettim. Ne yapabilirim?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Başkan, bakın…

BAŞKAN - Ne yapabilirim?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Sen “Devlet ambulans şoförünü öldürüyor.” de, biz susalım(!)

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Başkan, burada sabahtan beri sizi izliyorum.

BAŞKAN - Herkese aynı şeyi yapıyorum.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Tutumunuzun ne kadar hakkaniyetli olduğunu da görüyorum(!)

BAŞKAN - Sayın milletvekillerini uyardım, kaç defa uyardım. Ne yapabilirim?

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Sizin gitmediğiniz yerlerden geliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Akdoğan, lütfen, buyurun, yerinize buyurun.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Ben, gerçekten… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Akdoğan, bakın, süreniz doldu. Buyurun, yerinize buyurun.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Başkanım, bir şey de söylemeyelim mi?

BAŞKAN - Süreniz doldu.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Tamam da bu kadar itirazı susturamadınız.

BAŞKAN - Boş verin, siz onu dışarıda susturursunuz. Oturursunuz, konuşursunuz.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Yok, siz burada susturun.

BAŞKAN - Buyurun, lütfen yerinize.

Bir sonraki…

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Ben buradaki tavırlarınızın çözüm sürecinin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Sen kendine laf söyle!

BAŞKAN - Sayın Akdoğan, lütfen…

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) - Bu kadar insan ölürken bile bu kadar sessiz kalmanızı protesto ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Akdoğan…

Sayın milletvekilleri, bakın, sabah da aynı şekilde ifade ettim. Konuşmasını yapan sayın hatiplerin şahıslara ya da güvenlik güçlerine ve idare makamlarına yönelik kesin ve maddi gerçeklik olarak sunulan…

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Başkan, siz oradan müdahale edersiniz ama vekillerin burada müdahale etmeye hakları yok.

BAŞKAN – …ve devlet kurumlarını veya kişileri itham eden ifadelerle kaba ve yaralayıcı sözlerde bulunmamasını istirham ettim.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Siz oradan düzeltirsiniz ama bunların hakları yok.

BAŞKAN – Lütfen, sayın hatipleri temiz bir dil kullanmaya bir kez daha davet ediyorum.

Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, biraz evvelki hatip konuşmasında buradaki sivil ölümlerinden bizleri sorumlu tuttu. Bu nedenle, 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Hükûmet olan sizsiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ben öncelikle…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ambulans gelmiyor, vay, vay, vay, ambulans…

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sen hangi haberden bahsettiğimi biliyor musun?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Nasıl konuşuyorsun ya oradan!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sizler de müdahale etmeyin.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – İnsanlar hayatını kaybediyor orada, susuyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Başkan, nasıl konuşuyor!

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Otur yerine, otur!

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, hatip kürsüde, lütfen…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ekstra süre istiyoruz Sayın Başkan.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, tekrar başlatır mısınız süreyi?

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Niye orada bizi sustururken süre vermiyorsunuz o zaman?

BAŞKAN – Sayın İnceöz, lütfen buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan’ın 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben öncelikle, dün de dâhil olmak üzere, asker, polis, her biri birilerinin evladı, eşi olan bugüne kadar kaybetmiş olduğumuz, vatandaşlarımızdan da aynı şekilde şehitlik mertebesine ulaşan tüm şehitlerimize bu aziz vatanın birliği ve bütünlüğü için canlarını feda etmekten ve bu mücadeleyi sürdürmekten kaçınmayan, yaralanıp, tedavi olup tekrar o bölgeye gidip o bölgedeki sivil halka canını, gövdesini koyan şehitlerimizi rahmetle anıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Muş) – Şehitleri ölüme göndermeyin, o mazlumları ölüme göndermeyin.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bununla beraber, burada bu gerçekleri çarpıtmamak lazım. Bakın, söylediğiniz, burada, günlerdir Meclisi gerçekle ilgisi olmayan beyanlarınızla meşgul ettiğiniz olay hiç de öyle söylediğiniz gibi değil.

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Gördünüz mü? Gittiniz mi?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen nerden gördün?

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Biz oradan geliyoruz.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Biz oradan geliyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bakın, bahse konu milletvekili…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Hadi be! Sen orada mıydın, sen nereden gördün?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Görüyorsunuz, görüyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – …silahlarla, araçlarla oradan teröristleri kaçırmaya kalktığına dair iddialar var. Bakın, ambulans gidiyor oraya -dün de burada söyledim- güvenli bölgeye, daha ötesine gidemiyor çünkü orada teröristler ateş açıyor.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Çukurlarda bomba var.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Elbette ki burada çukurlardan da öteye gidemiyor. Dolayısıyla…

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Panzerler ateş ediyor, panzerler!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Panzerler orada çok zorunuza gidiyor ama panzerler de şehit olmak için, orada canını vermek için canla başla çalışan güvenlik görevlilerimiz de dâhil…

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Bu kadar kan üzerinden siyaset yapma ya.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bunun bir tek sebebi var: Oradaki vatandaşlarımızı korumak. İşte sizin zorunuza da bu gidiyor, Türk ve Kürt halkı arasında bir kavga çıkarmak istiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sizin saray sevdanız savaşı çıkarıyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Doğudan batıya, Anadolu’nun her tarafında bu şanlı mücadeleyi sonuna kadar sürdürmek için canını ortaya koyan kardeşlerimiz var, işte bu sizin zorunuza gidiyor. Ambulanslar da oraya gidiyor, öyle söylendiği gibi asker, polis ambulanslara… Yazıklar olsun!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) - Merhamet, merhamet. Yirmi dört saattir Bakanlıktayız, haberin bile yok be.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Bu ifadeleri aynen size iade ediyorum. Söylendiği gibi değil, terör örgütü tarafından, teröristler tarafından ambulanslara ateş açılıyor. O gün Sağlık Bakanımız da burada açıkladı. Artık oradaki vatandaşlarımızı, kardeşlerimizi bu hakikaten yanlış…

BAŞKAN – Sayın İnceöz, bitti süreniz.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - …yani baştan aşağıya yanlış beyanlarla, ifadelerle, algı yönetimleriyle onların geleceğini çizemeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) - Onu siz yapıyorsunuz, siz. Kendinize bakın bir.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Adıyaman, buyurun.

Bir dakika Sayın Adıyaman, tam olarak ne söyledi, ona göre ben… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Ne söyledi ya?

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

TUĞBA HEZER ÖZTÜRK (Van) – Açık sataşmada bulundu Başkan.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Efendim, doğrudan grubumuzun hem ismini zikrederek hem “Yazıklar olsun!” dedi.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – HDP demedi, PKK dedi.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Bir de bana “Yazıklar olsun!” dedi.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ya, terör örgütüne laf söylüyorum, sen niye alınıyorsun?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ayrıca, ambulanslarla ilgili oradaki beyanlarımızın yalan olduğunu söyledi. Tamamen yalan beyanlarda bulunduğumuzu söyledi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Adıyaman.

İki dakika…

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Başkan, ben de şahsım adına istiyorum, “Yazıklar olsun!” dedi.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Adıyaman onun için söz istedi, gruba.

14.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, gerçekten samimi olmak lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynen öyle, aynen.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Aynen öyle.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim. Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, hatibe müdahale etmeyelim.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, biz bir haftadır burada ısrarla 28 kişiden bahsettik. Şimdi, 28 kişinin, 28 sivil insanın 6’sı hayatlarını kaybetti, 22 kişi kaldı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MURAT BAYBATUR (Manisa) - Çıksınlar, niye duruyorlar orada? Niye duruyorlar orada?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, müdahale etmeyin lütfen.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Bir dinleyin ya, böyle olmaz Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, yirmi dört saattir grup başkan vekilimiz ve 3 milletvekilimiz Bakanlıkta bu görüşmeleri yürütüyor.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Ambulans gidiyor göndermiyorsunuz, doktor gidiyor göndermiyorsunuz.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, sayın grup başkan vekili, son yirmi dört saat içinde yapılan görüşmeler ambulansların hangi şartlarda geri döndüğünü…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Teröristler ambulansa ateş açıyor, haberiniz yok herhâlde.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Lütfen bakın, lütfen burada hayalî konuşmayın.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Asıl siz konuşmayın, asıl siz konuşmayın böyle hayalî. Tamam.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Burada açıklamak da istemiyoruz özel o görüşme şeyini.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Mesajlarınız yerine ulaşmıyor artık, boşuna çırpınmayın.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Bakın onu çok iyi biliyorsunuz ama burada sadece ceylan koltuklarınızdan kalkıyorsunuz, hayal ürünü söylüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Hadi be!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Teröristler ateş açıyor görmüyorsunuz onları, gözleriniz görmüyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, bizim, 28 insanın 22’si… Arkadaşlar, her an sayıları artıyor, artacaktır.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Çıksınlar, çıksınlar!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Burada sivil insanlardan bahsediyoruz. Kaldı ki sivil değil…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Terörist, terörist!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Öyle olsa bile almak göreviniz, hukuk devletinin görevi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Niye gelmiyor kardeşim?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, işte anlayışınız bu.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Senin anlayışın o işte.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Teslim olsun, teslim!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Suçlu olsalar dahi demokratik hukuk devletinin görevi yaralıları almaktır, onların yaşam hakkını temin etmektir.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Vermiyorsunuz, vermiyorsunuz!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Biz ısrarla 28 sivilden bahsediyoruz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Müsaade etmiyorsunuz!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Vermiyorsunuz, ateş açıyorsunuz! Burada konuşuyorsun!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Yani böyle gürültü patırtıyla, karambolle, hayal ürünü cümlelerle gerçeği çarpıtmaya çalışıyorsunuz, çok ayıp! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Aynı kendini anlatıyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.39

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

30’uncu madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin son fıkrasının son cümlesinde yer alan “bu şekilde” ibaresinin “bu fıkraya tabi olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Arzu Erdem                                      Mehmet Günal                                       Erhan Usta

        İstanbul                                              Antalya                                              Samsun

  Mustafa Kalaycı                                  Deniz Depboylu                                Emin Haluk Ayhan

         Konya                                                Aydın                                                Denizli

İsmail Faruk Aksu                                           

        İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 30’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Bülent Kuşoğlu                                    Mahmut Tanal                                       Seyit Torun

         Ankara                                              İstanbul                                                Ordu

      Musa Çam                                       Lale Karabıyık                                  Uğur Bayraktutan

          İzmir                                                 Bursa                                                Artvin

   Hüseyin Yıldız                                             

         Aydın

MADDE 30 - 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 11 - 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan, doğum veya evlat edinmeye bağlı olarak ilgili mevzuatına göre yarım zamanlı çalışma hakkından yararlanmaları nedeniyle mali hakları ile sosyal yardımları yarım ödenenlerin, bu şekilde ödeme yapılan döneme ilişkin fiili hizmet süreleri ile prim ödeme gün sayıları yarım olarak hesaplanır. Yarım zamanlı olarak çalışılmaya başlanan günü izleyen aybaşından itibaren normal zamanlı çalışılması halinde ödenmesi gereken sigorta primine esas aylık kazanç ya da emekli keseneğine esas aylık tutarının yarısı üzerinden sigorta primi veya emekli keseneği ödenir. Ancak, bunların genel sağlık sigortası primi sigortalı ve işveren yükümlülüğünde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın sigorta primine esas aylık kazanç ya da emekli keseneğine esas aylık tutarının tamamı üzerinden ödenir. Bu maddenin primlerin ve prim ödeme gün sayılarının yarım olarak uygulanacağına dair hükümleri yarım zamanlı çalışanlardan ek 3 üncü madde uyarınca ilave prim ödeyenler hakkında da uygulanır.

4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine tabi sigortalılardan ilgili mevzuatına göre yarım zamanlı çalışma hakkından yararlanmaları nedeniyle mali hakları ile sosyal yardımları yarım ödenenlerin eksik çalışılan süreleri, kendilerinin ya da hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışanların 41 inci maddede belirtilen esaslara göre, haklarında mülga hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulananların ise müracaat ettikleri tarihteki emekli keseneğine esas aylık tutarına ilişkin tüm unsurlar üzerinden güncel katsayılar ile kesenek ve karşılık oranlarına göre hesaplanan borcu kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde ödemeleri şartıyla hizmet sürelerine eklenir.

40 ıncı maddede bulunan tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında, 49 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sigortalıların yarım zamanlı olarak çalışılan sürelere ilişkin fiili hizmet süresi zammı ve itibari hizmet süresi yarısı kadar uygulanır. Emeklilikte ek gösterge ile makam ve görev tazminatına hak kazanılmasında aranan süreler açısından bu şekilde çalışılan dönemdeki hizmet süreleri de yarım olarak dikkate alınır."

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Çağlar Demirel                                     İdris Baluken                                   Dirayet Taşdemir

      Diyarbakır                                          Diyarbakır                                              Ağrı

Filiz Kerestecioğlu Demir                       Gülser Yıldırım                               Bedia Özgökçe Ertan

        İstanbul                                              Mardin                                                 Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle kadınların yarı zamanlı çalışmaları durumunda primlerinin hesaplanması üzerinden bir değişiklik yapılması amaçlanmıştır. Ancak kadınlara getirilen yarı zamanlı çalışmayla kadınları ücretli emek gücü içinde eğreti bir bileşen hâline getirmek ve kadın emeğinin değerini daha da ucuzlatmak istenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 30’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hüseyin Yıldız (Aydın) ve arkadaşları

MADDE 30 - 5510 sayılı Kanun’a aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 11 - 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlardan, doğum veya evlat edinmeye bağlı olarak ilgili mevzuatına göre yarım zamanlı çalışma hakkından yararlanmaları nedeniyle mali hakları ile sosyal yardımları yarım ödenenlerin, bu şekilde ödeme yapılan döneme ilişkin fiili hizmet süreleri ile prim ödeme gün sayıları yarım olarak hesaplanır. Yarım zamanlı olarak çalışılmaya başlanan günü izleyen aybaşından itibaren normal zamanlı çalışılması halinde ödenmesi gereken sigorta primine esas aylık kazanç ya da emekli keseneğine esas aylık tutarının yarısı üzerinden sigorta primi veya emekli keseneği ödenir. Ancak, bunların genel sağlık sigortası primi sigortalı ve işveren yükümlülüğünde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın sigorta primine esas aylık kazanç ya da emekli keseneğine esas aylık tutarının tamamı üzerinden ödenir. Bu maddenin primlerin ve prim ödeme gün sayılarının yarım olarak uygulanacağına dair hükümleri yarım zamanlı çalışanlardan ek 3 üncü madde uyarınca ilave prim ödeyenler hakkında da uygulanır.

4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendine tabi sigortalılardan ilgili mevzuatına göre yarım zamanlı çalışma hakkından yararlanmaları nedeniyle mali hakları ile sosyal yardımları yarım ödenenlerin eksik çalışılan süreleri, kendilerinin ya da hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışanların 41 inci maddede belirtilen esaslara göre, haklarında mülga hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulananların ise müracaat ettikleri tarihteki emekli keseneğine esas aylık tutarına ilişkin tüm unsurlar üzerinden güncel katsayılar ile kesenek ve karşılık oranlarına göre hesaplanan borcu kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde ödemeleri şartıyla hizmet sürelerine eklenir.

40 ıncı maddede bulunan tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında, 49 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sigortalıların yarım zamanlı olarak çalışılan sürelere ilişkin fiili hizmet süresi zammı ve itibari hizmet süresi yarısı kadar uygulanır. Emeklilikte ek gösterge ile makam ve görev tazminatına hak kazanılmasında aranan süreler açısından bu şekilde çalışılan dönemdeki hizmet süreleri de yarım olarak dikkate alınır."

BAŞKAN — Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN — Hükümet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHIRCILIK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) —Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN — Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız.

Buyurun Sayın Yıldız, (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) — Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; bir Aydın milletvekili olarak 2007'de çıkan yasaya göre Aydın'da jeotermalle ilgili, jeotermal santral kurulması için bir yasa çıkarıldı. Bu yasa özel çıkarılmış bir yasa arkadaşlar. Şu an Aydın, nüfusunun yüzde 80'i tarımla geçinen bir ilimiz. Jeotermal santraller kurulduktan sonra -ortalama yılda 200 milyon dolar incir ihracatımızı yaparken- daha dün ilk 20 milyon dolarlık incir ihracatımızda maalesef Hırvatistan'dan incirlerimiz geri geldi.

Değerli dostlar, değerli arkadaşlar; bugün bir kum ocağı açarken bile ÇED raporu istenirken o 2007'de çıkan yasaya göre jeotermal santraller için, üzülerek söylüyorum, ÇED raporunu çıkardılar.

Bugün Amerika’da, İtalya’da, Fransa’da çöpe atılan o santrali tekrar o şirketler gidip çöpten aldılar, getirdiler, Aydın’da jeotermal santral kurdular değerli arkadaşlar. Şu an, üzülerek söylüyorum, kükürt oranı yüzde 180 arttı. Yıllardan beri, dedemizden, babamızdan kalan bütün incirlerimiz, zeytinlerimiz maalesef kesilmektedir. Ben burada huzurunuzda sesleniyorum, Çevre ve Şehircilik Bakanı burada, kendisi Adanalı, çiftçiliğin ne olduğunu çok iyi bilir, özellikle rica ediyorum sizden, yarın çevre il müdürünüzü arayın, bir ölçüm yaptırın. Değerli arkadaşlar, jeotermal santral kurulurken, yeni bir teknolojiye ulaşıldı, o teknolojiyle, üretilen enerji soğutularak çıkıyor. O zaman ne kükürtdioksit ortaya çıkar ne de ovamız ve incirimiz, zeytinimiz zarar görür.

3-4 tane şirket para kazansın diye 1 milyonluk nüfus göç vermektedir. Bugün daha yeni telefon açtı arkadaşlar, İncirliova, Germencik, Efeler merkez, Köşk ve Sultanhisar boşalmak zorunda kalmış, İzmir’e taşınıyorlar, başka yerlere taşınıyorlar. 2002 yılında Aydın’da 8 milletvekili varken -üzülerek söylüyorum, göç alan bir ilden göç veren bir ile döndük- şu an Aydın 7 milletvekiliyle temsil ediliyor. Değerli arkadaşlar, Aydın 2002’de AKP’ye 4 milletvekili verdi, 2007’de 3 milletvekili verdi, 2011’de 3 milletvekili verdi, 2015’te 3 milletvekili verdi yani Aydın’a bu reva mı, size soruyorum?

Değerli arkadaşlar, o yasada, sadece 3 tane şirketi zengin etmek için, bugün Aydın Büyükşehir Belediyesi, eğer evler ısıtılırsa veya ben veya oradaki çiftçi seracılık yaptığı takdirde gidip o şirketlerden izin almak zorunda yani kişilere özel kanun çıktı. Böyle bir özel kanun çıkabilir mi?

Değerli Bakanım, siz Adanalısınız. Sizler muhakkak Çukurova… Çukurova büyük bir ovadır. Bugün çiftçinin durumunu çok iyi biliyorsunuz. 2002’den beri yaptığınız politikalardan dolayı çiftçi zor durumda.

Arkadaşlar, Türkiye’de üretilen incirin yüzde 63’ü Aydın’da üretiliyor, kestanenin yüzde 36’sı Aydın’da üretiliyor, pamuğun yüzde 15’i Aydın’da üretiliyor. Göreceksiniz, önümüzdeki dönem bu bölgelerde ne incir olacak ne zeytin olacak ne de pamuk olacak. Bunun önlemini acilen almamız lazım. 2007’de çıkan yasayı tekrar gündeme getirip bu yasayı değiştirmemiz lazım.

Hepinize teşekkür ediyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin son fıkrasının son cümlesinde yer alan “bu şekilde” ibaresinin “bu fıkraya tabi olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün yine Sur’da şehitlerimiz var, hepsini rahmetle anıyorum, ailelerine sabır diliyorum. Büyük Türk milletimizin başı sağ olsun.

Dün Osmanlı Devleti’nin 717’nci kuruluş yıl dönümüydü. Büyük Türk milleti zengin bir tarihî birikime sahiptir. Büyük Türk milleti bu zengin tarihî birikimini gelecek nesillere taşımakla ve gelecek nesillerin tarihlerini tanımalarını sağlamakla mükelleftir. Temelleri sağlam bir devlet geleneğine sahip olan milletimiz 3 kıtaya hükmeden bir cihan devletinin mirasçısıdır. Ecdadımız bir cihan devleti kurmuştur. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu kutlu olsun. Şanlı Osmanlı’nın torunları olmanın gururunu yaşıyoruz. Allah cihana hükmetmeyi büyük Türk milletine nasip etsin.

Değerli milletvekilleri, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Bu torba yasaya annelerin yarı zamanlı çalışma hakkı nedeniyle mali hakları ve sosyal yardımların verilmesi de girmiştir. Demek ki on üç yıl bu konuyu çözmeye yetmemiş. Temennimiz kalıcı, köklü çözümler üretebilmemizdir ve aziz milletimizin haklı taleplerini yerine getirmektir. Kürsüye çıkan milletvekili arkadaşlarımız bir ağızdan “Annelik kutsaldır.” demişlerdir, “Annelik fedakârlık” demişlerdir, “Annelik sabır ve hoşgörüdür.” demişlerdir, “Annelik evladı için gözünü kırpmadan hayatını feda etmektir.” demişlerdir. Anneliği sözcüklere sığdırmak o kadar zor ki özellikle de evladını yetiştirip kutsal görev olan askerlik için gönderen ve evladının ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutunu teslim alan annelerimize tekrar tekrar sabır diliyorum. Ne güzeldir, ne zordur annelik.

Değerli milletvekilleri, bugün anne adaylarımız ve annelerimizin birçok sorunla karşı karşıya olduğunu hepimiz biliyoruz. Bana gelen sayısız talepler eminim sizlere de geliyordur. Sigorta tescil tarihinden önce doğum yapan annelerin doğum borçlanmasından faydalanmak istediğini eminim sizler de biliyorsunuz. Haklı bir talep olduğunu da biliyorsunuzdur. Sigorta giriş tarihinden sonra doğum yapan anne 3 çocuğa kadar borçlanma yapıp toplamda altı yıl sigorta primi borçlanma hakkına sahipken, sigorta giriş tarihinden önce doğum yapan anneler ise hiçbir şekilde borçlanma hakkından yararlanamıyorlar. Annelerimiz bu konuda mağdurlar ve bu mağduriyetlerini her gün dile getirmekteler. Maalesef ülkemizde hâlâ doğum borçlanması yapamayan mağdur annelerimiz vardır. Erkeklerin sigorta öncesi askerlikleri borçlandırılırken annelerin sigorta öncesi doğumları borçlandırılmamaktadır. Bu durum Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, kadın-erkek eşitliğinin önünde engel teşkil etmektedir. Bu dünyada her şeyin bedelini ödeyebiliriz belki ama annelerimizin hakkını ödeyemeyiz.

Değerli milletvekilleri, hazır söz almışken başka bir konuya daha değinmek istiyorum. Eğitim müfredatımızda kullanılan kitaplar ve bu kitaplarda yer alan sorular:

Üç örnek vermek istiyorum sadece ve dikkatle dinlemenizi rica edeceğim.

İlkokul birinci sınıf Hayat Bilgisi kitaplarında yer alan test sorusu: Yurdumuzu düşmanlardan kim kurtarmıştır çocuklar?

A) Mustafa Kemal Atatürk

B) Recep Tayyip Erdoğan

C) Abdullah Gül

Yine, ilköğretim test kitabında yer alan test sorusu: Cumhuriyeti kim kurmuştur çocuklar?

Sorunun şıkları:

A) Mustafa Kemal Atatürk

B) Fatih Sultan Mehmet

C) Recep Tayyip Erdoğan

Ve son olarak yine bir ilköğretim kitabından test sorusu: İlk Cumhurbaşkanımız kimdir?

A) Süleyman Demirel

B) İbrahim Tatlıses

C) Mustafa Kemal Atatürk

Benim bu sorular karşısında söylenecek çok sözüm var, lakin "Sözün bittiği yer." diyorum ve konuyu burada oturan tüm milletvekili arkadaşlarımızın vicdanlarına bırakıyorum.

Ve sözlerime, yurdumuzu düşmanlardan kurtaran, cumhuriyetin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün sözleriyle son vermek istiyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları için kapatacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına.

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinde yer alan "bendi kapsamında" ibarelerinin "bendine tabi olarak" şeklinde şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Mehmet Günal                             Erhan Usta                          İsmail Faruk Aksu

             Antalya                                    Samsun                                    İstanbul

          Arzu Erdem                      Ahmet Selim Yurdakul                  Emin Haluk Ayhan

             İstanbul                                    Antalya                                     Denizli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 31'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Bülent Kuşoğlu                                    Burcu Köksal                                     Mahmut Tanal

         Ankara                                         Afyonkarahisar                                        İstanbul

     Seyit Torun                                         Musa Çam                                                                             Ordu                        İzmir                                                    

MADDE 31- 5510 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına "sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya devam edenler hakkında" ibaresinden sonra gelmek üzere "; bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışmaya başlayanlar hariç olmak üzere" ibaresi eklenmiş, aynı fıkranın (b) bendi, (d) bendinin birinci ve üçüncü cümlelerinde yer alan "ve (b)" ibareleri ile maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi veya sigortalı olup, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ya da sonra malullük, yaşlılık veya emekli aylığı bağlananlardan, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışanlar hakkında, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla sosyal güvenlik destek primine tabi olma bakımından bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili Kanun hükümleri uygulanmaz. Bunlar hakkında, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (n) bendi veya 30 uncu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi olup, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ya da sonra 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışanlar hakkında ise; bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, sosyal güvenlik destek primine ilişkin hükümler uygulanmaksızın ve genel sağlık sigortası primi alınmaksızın iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri ile yazılı talepleri halinde uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanır."

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

       Çağlar Demirel                          İdris Baluken                         Dirayet Taşdemir

           Diyarbakır                                Diyarbakır                                     Ağrı

Filiz Kerestecioğlu Demir                 Gülser Yıldırım                           Feleknas Uca

             İstanbul                                    Mardin                                   Diyarbakır

Mahmut Celadet Gaydalı

               Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı’dır. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun, beş dakikalık sürenizi başlatıyorum.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, partim ve grubum adına görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesi üzerinde verilen önerge üzerine söz almış bulunuyorum.

Bu torba yasalar bir sürü hatip tarafından gayet güzel eleştirildi. Artık bu torbalıktan da çıktı, dilenci torbasına döndü gibi gözüküyor. Aslında yamalı bohça. Ne rengi ne şekli ne deseni hiç birbirine benzemeyen bir sürü yamayla bunları geçiştirip duruyoruz. Tabii, AKP’li hatipler de çoğu zaman torba yasayı şöyle savunmuşlardır: “Seçim meydanlarında halka verdiğimiz sözleri yerine getirmek için bu uygulamayı yapıyoruz.” Sizlere ve Sayın Başbakana Bitlis mitinginde verdiği sözü -“Tatvan’a havaalanı yapacağım.”- hatırlatmak istiyorum. Bu sözü sizlere periyodik ve sistematik bir şekilde hatırlatacağımı şimdiden belirteyim.

Günümüzde modern devletler şiddet tekeline sahip meşru güçlerdir. Bu gücü devletler uluslararası ve ulusal hukuk normları çerçevesinde kullanmak zorundadır. Bu normların hiçe sayıldığı ortamlarda devlet demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik gibi temel vasıflarını yitirerek modern öncesi vahşi kalıplara geri döner. Böylesi bir ortamda devleti yönetenlerce yaşamın, hakikatlerin, insani değerlerin, evrensel normların hiçbir anlamı kalmaz. Barış, çözüm ve diyalog talepleri karşılıksız kalır. Devlet her defasında çok daha büyük bir şiddet dalgasıyla tüm suçlarıyla birlikte hakikatlerin üzerini örtmeye çalışır.

Değerli milletvekilleri, maalesef, bugün Türkiye'de yaşadığımız durum tam olarak bu duruma örnek olarak karşımızda durmaktadır. Bugün sokağa çıkma yasakları süresince devletin uyguladığı şiddetin uluslararası ve ulusal hukuk normlarını hiçe saydığını, yaşamı, hakikatleri, insani değerleri ve evrensel normları yok ettiğini, toplumsal kutuplaşmayı her geçen gün daha da artırdığını üzülerek belirtiyorum.

Ayşe öğretmen olayı, akademisyenlerin imzası karşısında başlatılan linç kampanyası hakikatlerin nasıl karartıldığını, barış ve çözüm taleplerinin nasıl susturulduğunu göstermesi açısından oldukça elzemdir. Ayrıca, bu olaylar bizi nasıl bir Türkiye'nin beklediğini ve bugün Hükûmet eliyle nasıl bir Türkiye inşa edildiğini göstermesi açısından oldukça önemlidir. En ufak bir eleştiriyi, toplumsal muhalefeti, farklı bir yaşam tarzını kabullenemeyen, kendileri gibi düşünmeyenin hain olduğu, vatandaş olarak bile görülmemesi gerektiği, güruh olarak nitelendirildiği bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. “Demokratik bir cumhuriyet inşa edelim.” derken bir korku imparatorluğunun inşa edildiğini görmek durumundayız.

Değerli milletvekilleri, bugün, Anayasa’nın değiştirilmesi ve sivil bir anayasa yapılması söz konusu. Lakin, bugün yeni bir anayasa için komisyon kurmak isteyen iktidar, 1982 Anayasası’nın bile çok gerisine düşen uygulamaları hayata geçirmiş durumdadır. Bu durum geleceğimiz açısından oldukça kaygı vericidir.

Değerli milletvekilleri, bugün ihtiyacımız olan tek şey birbirimizi anlamak ve sorunlarımızı diyalogla çözmektir. Aksi takdirde savaş ağırlaşarak devam edecektir. Siyaset sorunu ağırlaştırma değil, çözüm mercisidir ancak o zaman topluma karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.

Burada hiçbir şey olmuyor gibi, ülkenin can yakıcı sorunlarıyla ilgisi olmayan konuların görüşülmek zorunda bırakılması, Meclisin topluma yabancılaştırılmasına neden olmaktadır. Bugün toplumun can yakıcı sorunları baypas edilerek Meclisin gündeminin oluşturulması hepimizin zararınadır. Burada Meclisin gündemi meşgul edilirken toplumsal barışımızın, ortak geleceğimizin, barışın elimizden kaydığını görmek durumundayız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gaydalı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnceöz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, hatibin konuşmasında çok ciddi anlamda bir sataşma var yani sakin sakin söylerken…

BAŞKAN – Pardon, biraz yüksek sesle alabilir miyim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hatibin konuşmasında çok ciddi bir sataşma vardı. Devletin bütün ölümlerden, katliamlardan sorumlu olduğunu söyledi, bununla beraber şiddet uyguladığı… Kendisi gibi düşünmediği herkesi vatan haini olarak addetmiştir. Tabii, bu suçlamaların hiçbirisini kabul etmediğimizi belirmek istiyorum. Yani, sataşmadan mümkünse söz istiyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti Sayın İnceöz, dilerseniz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – O zaman bir cümle daha ilave etmek istiyorum.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yine, konuşmasında savaştan bahsetti. Tekrar tekrar söyleyeceğiz: Burada bir savaş yoktur, terörle mücadele vardır. Sokağa çıkma yasaklarının uygulanmasının tek bir sebebi vardır ki oradaki sivil vatandaşlarımızın can kaybının olmaması, can güvenliğini temin etmektir, terörle mücadelenin de sıhhatli yürümesidir. Bunu da belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, diğer önergeyi okutuyorum.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 31'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Burcu Köksal (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

MADDE 31- 5510 sayılı Kanunun geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına "sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya devam edenler hakkında" ibaresinden sonra gelmek üzere"; bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışmaya başlayanlar hariç olmak üzere" ibaresi eklenmiş, aynı fıkranın (b) bendi, (d) bendinin birinci ve üçüncü cümlelerinde yer alan "ve (b)" ibareleri ile maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi veya sigortalı olup, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ya da sonra malullük, yaşlılık veya emekli aylığı bağlananlardan, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışanlar hakkında, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla sosyal güvenlik destek primine tabi olma bakımından bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili Kanun hükümleri uygulanmaz. Bunlar hakkında, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (n) bendi veya 30 uncu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçi olup, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ya da sonra 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışanlar hakkında ise; bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, sosyal güvenlik destek primine ilişkin hükümler uygulanmaksızın ve genel sağlık sigortası primi alınmaksızın iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri ile yazılı talepleri halinde uzun vadeli sigorta kolları hükümleri uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeklinin ikinci bir iş yapmasında maaşından yapılan kesintiyi on üç yıllık AKP iktidarı döneminde ne yazık ki hiç düşünmediniz ta ki Cumhuriyet Halk Partisi seçim bildirgesine koyuncaya kadar. Ama, ne mutlu ki bize size bunu anlatabildik. Bu sayede emeklilerimiz maaşından yapılacak kesintiden kurtulmuş oldular. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Kulaklarımız duyuyor.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Siz olmasanız bu millet ne yapardı ya!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Emeklilerimiz Türkiye'de artık emekli maaşlarıyla geçinemedikleri için ikinci bir iş yapmak zorunda kalıyorlar ve emeklilerimiz sadece kendilerine bakmıyorlar. Sizin yüzünüzden emeklilerimizin gelini, kızı, oğlu, damadı işsiz ya da asgari ücretle geçim savaşı veriyor. İşte bu yüzden emeklilerimiz çocuklarına yardım edebilmek için kredi çekiyor; bugün emekli borç batağında.

Ve emeklilerimiz… Ne yazık ki bugün 100 lira zam verdiniz, kaşıkla verdiğiniz bu zammı kepçeyle geri alıyorsunuz. Zammı verdiniz; elektriğe, diğer ürünlere zam getirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, elektrikte ana paranın dışında yan gider olarak yüzde 52 oranında para alıyorsunuz. Buyurun, bir faturaya kaç tane soygun sığar? Günlerdir bize bu mail’ler geliyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bize de Muğla Büyükşehirdekiler geliyor.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – İşte, 10 kalem, bakın: Elektrik bedeli, kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış bedeli, iletim bedeli, sayaç okuma bedeli, enerji fonu, TRT payı, belediye tüketim vergileri, KDV; işte bunları alıyorsunuz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Muğla Büyükşehir su faturasında da aynıları geliyor, anlattıklarınızın hepsi geliyor bize de.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bağırmayın, kulaklarımız duyuyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyelim.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Afyon’da benim emekli Mehmet amcam imaretin önünde gündelik iş çıkar mı diye bekliyor. Niye?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Muğla’da da var onlardan, Muğla’da.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Sizin yüzünüzden, geçinemediği için, borcunu ödeyebilmek için.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Bağırmayın, sakin konuşun.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – İnsan en çok emeklilik döneminde sağlık hizmetine ihtiyaç duyuyor ama siz emeklilik döneminde dahi emekliden sağlık için katkı payı alıyorsunuz; kaldırsanıza bu katkı payını, bir gün siz de emekli olacaksınız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Millete anlatın, millete.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Niye kaldırmıyorsunuz? O emekliden katkı payını da almayın canım, zaten yeteri kadar alıyorsunuz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Niye bağırıyorsun?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Hayır, niye bağırıyorsunuz, biraz sakin olsanız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Suyu biz 6 liraya içiyoruz bu ara, siz suyu bedava yapsanıza Muğla’da.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Avrupa’daki emekli…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Muğla’da suyu 6 liraya içiyoruz, gelip bedava yapsanıza Muğla’da.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Rahatsız oluyorsunuz değil mi? Gerçekleri görmek istemiyorsunuz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Suyu 6 liraya içiyoruz biz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bizim kulaklarımız duyuyor.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – İşitiyoruz biz, bağırmayın.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Niye? Emekli sizden talepte bulunduğunda aynı buradaki gibi yaka paça atıyorsunuz. Bakın bu AKP Bilecik il kongresinde yapıldı, sırf zam istedi diye apar topar dışarı atıldı bu emekli daha geçen yıl.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen Karşıyaka Belediyesindekini biliyor musun, siz ne yaptınız?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Siz yaptınız, siz yaptınız bunu.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz Karşıyaka’da ne yaptınız? Sen Karşıyaka’ya gel.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Avrupa’daki emekliler tatil için Antalya’ya geliyor, bizim emeklimiz ay sonunu zor getiriyor. Hak mı, reva mı? Siz, kendi emeklinize bu hayatı hak, reva olarak mı görüyorsunuz?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sakin, sakin, relaks.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Aslında, ne biliyor musunuz? Teşbihte hata olmaz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Hayır, hayır, siz kendi belediyenizde ne yapıyorsunuz?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Deveye sormuşlar “Boynun neden eğri?” diye, sizin hangi politikanız doğru ki, nereniz doğru, bana bir onu anlatın. Verdiğiniz sözleri bugün tutmuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bağırmayın!

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) - Bağırma, bağırma, sakin olsana.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Afyon’da anlat onları, git. Afyon’da anlat onları.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Emeklilikte yaşa takılanlar var. Ne yapacaksınız onları, bir de onları düşünün bakalım.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Biz düşünüyoruz onları, meraklanma.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Kazanılmış haklarını verin emeklilerin. Niye emekli etmiyorsunuz, niye onların sorunlarını görmezden geliyorsunuz? 1999’dan önce sisteme giriş yapmış olan emekliler, aslında onlar bugün emekli olacaktı ama sizin yüzünüzden yaş bekleyenler var, onlar emekli olamıyorlar, onlara neden bu hakkı tanımıyorsunuz? Niye bu hakkı tanımıyorsunuz? Neden? Ben bunu soruyorum.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sen kendi genel başkanına bir sor onu, sen kendi genel başkanına.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Çıkın, hesap verin, çıkın, hesap verin. Niye? Seçim meydanlarında söz vermekle olmuyor. Torba yasalarla 1-2 değişiklik yapmakla olmuyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sizin genel başkan niye yapamadı onu? Sen onu anlat.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Kusura bakmayın ama çıkıp 3-5 yasa değiştirmekle, torba yasalarla bu iş yürümüyor. Vatandaşın hâlini göreceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Millet yüzde 50 oy veriyor AK PARTİ’ye yüzde 50; yüzde 50 diyor, daha ne yapsın millet.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeye geçiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir hususa dikkat çekmek isterim.

Değerli hatibimiz kürsüde konuştu. Elbette Parlamentoda sataşma olabilir, yerinden laf atmalar olabilir, bazen bu müzakerelere tat da katar. Fazlası gerçekten tadı kaçırır. Biraz tadın kaçtığı da söylenebilir ama benim söyleyeceğim o değil. Bu doz artarsa, tartışmalar alevlenirse sizin yapacağınız şey sükûnete davet ettikten sonra… Buradaki eliniz, ayağınız Meclis idare amirleridir ve bir Meclis idare amiri, Meclisteki görüşmelerin sükûnet ve suhuletle yürütülmesinden sorumludur, ancak Sayın Gündoğdu oturduğu yerden laf atanlara önderlik etmektedir.

Şimdi, bu seferlik belki bu hoş görülebilir ama konuyu sizin dikkatlerinize sunuyoruz…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – “Sakin ol.” dedi Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bundan sonraki süreçte Sayın Gündoğdu’nun makam ile oradan laf atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Bunu sürdürecekse, AKP Grubu herhâlde yerinden sükûnetle bu durumları izleyip bu işlere mâni olacak bir başka milletvekilini bu kutsal görevle görevlendirebilir, yoksa bu görev sürecekse bu tavır yakışmıyor efendim.

Teşekkür ederim.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sakinliğe davet etti Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel, çok şükür şu ana kadar, tabii, Meclis idare amirlerini göreve davet edecek düzeyde bir şey olmadı, olmasını da istemeyiz…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, günlerdir dikkatle izliyoruz…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Gündoğdu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …Sayın Gündoğdu, Meclisin idare amiri konumuna yakışmayacak şekilde bu lafları sürekli attığı için dikkat çekici. Yani Genel Kuruldaki sükûnetin sağlanması konusunda görevli olan insan hatibi tahrik edici sataşmalar yaparsa bu doğru olmaz Sayın Başkan. Ben bu uyarıya katılıyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akçay.

Sayın Toğrul, siz…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, biz, gerçekten tüm konuşmalarımız boyunca Sayın Gündoğdu’nun yerinden müdahale ettiğine şahidiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sayın Gündoğdu, nasıl ki memur sendikası başkanıyken AKP yandaşlığı yapmışsa, burada da bulunduğu görevin farkında değil, sanki AKP’nin oradaki laf atma memuru gibi davranıyor. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Gündoğdu’ya gün doğdu şimdi.

Buyurun, tamam.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Başkan, iki sataşmadan dolayı dört dakika süre istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika.

Buyurun lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sabahtan beri sataşıyorsun ya!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Efendim, herkes yerinden konuşuyor, niye kürsüden söz veriyorsunuz ki?

BAŞKAN – Fark etmez.

Sataşma var efendim, açıklama vermedim, sataşma gerçekten…

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel ile Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un yerlerinden sarf ettikleri bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Değerli Başkan, değerli arkadaşlarım; sayın grup başkan vekilinin sözleri üzerine söz aldım.

Esasen biraz önceki hatibe, bunları daha düşük sesle, alçak sesle daha rahat söyleyebilirsiniz diye uyarıda bulunmuştum…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İdare amirinin görevi bu mu?

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – …sataşma değildi. Bu, idare amirliğiyle de ilgili bir şey değil ama bir şey söyleyeyim. Bu kürsüye çıkan hatibin her birinin, buraya önerge veren her partinin gruplarının sadece o önergeden ibaret olmadığını çok iyi biliyoruz. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” sözü boşa söylenmiş söz değil. Bir grubun buraya barış için önerge verip kürsüye çıkarken doğu ve güneydoğuda nasıl çukur siyasetine ortak olduğunu çok iyi biliyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen çözümcüydün, akillik yapıyordun!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Akil insan, ayıp oluyor!

AHMET GÜNDOĞDU (Devamla) – Bir başka grubun kürsüye çıkıp emekçilerle ilgili cümle söylerken, bu sözün emekçilerin gelirini artırmak adına saygınlığının yanında, bu söz sahibi siyasi partinin geçmiş icraatlarında da bu söze uygun olmayan, bu ülkeyi borçlu devreden geçmişini, kimliğini de çok iyi biliyoruz.

Meclis idare amirliği görevi grubum tarafından verilmiştir, zevkle, onurla yapmaya devam edeceğim. Ama burada söz söyleyenlerin bu sözün doğruluğunu test etmek için kimin yanında yer aldıklarına bakması lazım. Onun için bütün gruplarımıza çağrıda bulunuyorum, gelin, PKK ve IŞİD başta olmak üzere bütün terör örgütlerini lanetleyelim, ondan sonra barıştan söz edelim diyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok açık bir şekilde bizim grubumuza yönelik “Barış amaçlı önergeler veriyorlar ama bununla kalmıyor, çıkıp tam aksini söylüyorlar…” Bu konuda biz de sataşmadan söz istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Toğrul, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden, iki dakika size de söz vereceğim.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen, istirham ediyorum yani…

16.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, Ankara Milletvekili Ahmet Gündoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ahmet Bey’i tanımak için MEMUR-SEN dönemindeki yönetimine iyi bakmak lazım.

BAŞKAN – Bakın, hiçbir sataşmaya meydan vermeden davet ettim Sayın Toğrul, lütfen…

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Hiçbir matematik kuralına uymayan, eğitimcilerin nasıl hak kaybına uğradığını ben o dönem bir sendika çalışanı olarak kendim yaşadım, kendim gördüm.

Değerli arkadaşlar, bir kişi eğer bir kuruma önderlik yapıyorsa, bir şeye önderlik yapıyorsa önce gerçekten temsil ettiği kişileri savunmalı.

Şuna gelelim, barışla ilgili biz her zaman ve her yerde barışı savunduk, hiçbir zaman şiddetin yanında olmadık ve bu ülkede şiddetin son bulması için dilimiz döndükçe sizin tıkalı kulaklarınızı, kapalı gözlerinizi açmak için elimizden geleni yapıyoruz ve bizim tek derdimiz bu ülkede hiç kimsenin ölmemesi, hiç kimsenin toprağa düşmemesi.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Çukurları anlat, çukurları!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Ama günlerdir, vicdan olarak söylüyorum, vicdan, 24 insan bir bodrum katında.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Terörü mü lanetledin sen şimdi?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti 24 vatandaşını sekiz gündür oradan alamıyor, sekiz gündür orada yaralılar var, ağır yaralılar var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teslim olsun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Neden?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Ve her gün biz bunu dile getirmekten bıkmayacağız.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biz de doğruları söylemekten bıkmayacağız.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sözümüzü kesmeyin, zaten çoksunuz biliyoruz, çoğunlukçuluk yaptığınızı biliyoruz ama birkaç dakika burada konuştuğumuz sırada da sözümüze müdahale etmeyin.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Terör siyaseti yapmayın, engellemeyelim.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada siz bizim sesimizi, barışa olan sevdamızı kesemezsiniz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Yalan!

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Biz bu ülkede barışı egemen kılacağız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – PKK’yla mı yapacaksın bunu? Barışı kiminle yapacaksın?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bugün savaş dilini kullananlar yarın bu savaş dilini kullandıklarından utanç duyacaklardır. Barıştan yana olmak lazım, barıştan yana olmak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – İnsanların toprağa düşmesini el birliğiyle engellemek lazım.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Söylediğine sen kendin inanıyor musun?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum, buyurun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/517) 31’inci maddesinde yer alan “bendi kapsamında” ibarelerinin “bendine tabi olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Selim Yurdakul (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, 1 Kasım seçimlerinde AKP Hükûmetinin oluşturduğu ekonomik ve terör kaosu sonucunda meydana gelen belirsizlik ve korku ortamında yüce Türk milletinden istikrarı sağlamak için oy istediniz ve yüce Türk milleti de size inanarak tek başına iktidara getirdi.

Ben buradan tüm vatandaşlarıma sesleniyorum: Gelin, hep birlikte değerlendirelim, gerçekten istikrar var mı. Ekonomiden başlayalım.

Bu ülkede, sizin, devletin vermiş olduğu resmî rakamlara göre asgari ücretli sayısı 4 milyon 968 bin, yani yaklaşık 5 milyon kişi; bir eşi ve çocuğu olsa 15 milyon vatandaşımızı ilgilendiren bir olay. Bunların almış olduğu maaş şu anda, yeni, 1.054 liradan 1.300 liraya çıktı.

Bir diğer grubumuz ise, biraz önce de ifade edildiği gibi, 11 milyon emeklimiz var. Onların da almış oldukları maaş 1.000 lira ile 1.500 lira arasında. Bunları niçin söylüyorum biliyor musunuz? Geçen hafta bu ülkede açlık sınırı açıklandı. Ne kadar biliyor musunuz? 1.450 lira. Yani, yaklaşık 26 milyon vatandaşımız bu ülkede açlık sınırının altında yaşıyor. Ayrıca, zor durumda olan memurlardan, esnaflardan, çiftçilerden, işsiz kardeşlerimden bahsetmiyorum.

Şu anda işsizlik oranı yüzde 10,5, gençler arasında yüzde 19,3. Peki, bu ülkenin parası mı yok? Kaynaklarımız mı yok? Hayır, var. Ancak bu ülkenin servetinin yüzde 54’ünü, işte, yüzde 1’lik yukarıdaki elit kesim yiyor. Bir başka deyişle, bu ülkenin servetinin yüzde 77’sini bu ülkenin sadece yüzde 10’luk elit kesimi yiyor. Eğer bu gelir dağılımındaki adaletsizliği düzeltmezseniz bu ülkeye barış gelmez, istikrar gelmez.

O yüzden, AKP Hükûmetine buradan sesleniyorum: Tüm vatandaşlarımıza bu geliri adaletli olarak dağıtalım ki barış ve huzur gelsin.

Bir başka rakam daha veriyorum size: 2011 yılında 1 varil ham petrol 113 dolardı. Şimdi ne kadar biliyor musunuz? 31 dolar. Peki, 1 varil ham petrol yüzde 73 oranında ucuzlamış. Peki, benzin fiyatı 2011 yılında ne kadardı? 4 lira 25 kuruş. Şu anda ne kadar? 4 lira 22 kuruş. Yani, ham petrol yüzde 73 ucuzlamasına rağmen siz hâlâ o benzinden almış olduğunuz vergiler nedeniyle vatandaşları soyuyorsunuz. Gelin, bu vergileri azaltın ki benzin ve mazotun fiyatı azalsın ve vatandaşlarımız rahatlasın.

Bir başka konuya, vatandaşlarımızın en çok kullandığı doğal gaz fiyatlarına gelelim. BOTAŞ’ın yurt dışından 184 dolara almış olduğu doğal gazı vatandaşa ne kadara satıyorsunuz biliyor musunuz, tam olarak 340 dolara. Peki, burada vergi de yok, bahaneniz ne? Diyorsunuz ki: “BOTAŞ zarar etti, bu açıkları bununla karşılayabiliriz.” Bu, adalet değildir.

Peki, bir diğer konu terör. Terörde istikrar sağladınız mı? Son altı ay içerisinde 245 şehit verdik, sadece ocak ayında, yirmi altı gün içinde 32 şehit verdik, 1.065 yaralımız var. Buradan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Yani, siz ne ekonomide ne de terörde bir istikrar sağladınız. Sadece vatandaşı kandırıyor, algı operasyonu yapıyorsunuz.

Bakın, AKP Hükûmeti ve Sayın Cumhurbaşkanının izlediği strateji ne biliyor musunuz, kutuplaştırmak, düşman yaratmak. Tamam, bu bir siyaset yöntemi olabilir ama ne yaratıyor biliyor musunuz, düşmanlık yaratıyor, nefret yaratıyor, ayrım yaratıyor. Bakın, son bir ay içerisinde Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Kılıçdaroğlu’nun birbirleriyle konuşmalarını bu vatandaş ibretle izliyor. Gelin, bundan vazgeçin.

Sayın AKP Hükûmetini ve Cumhurbaşkanını buradan tutarlı olmaya davet ediyorum. Niçin biliyor musunuz? Bakın, 20 Ocak 2015’te Sayın Cumhurbaşkanımız aynen şu ifadeyi kullandı: “Artık terör örgütleriyle ve uzantılarıyla kesinlikle görüşmeyeceğiz.” Güzel. Peki, iki gün sonra ne dedi? “Leyla Zana’yla görüşebiliriz.” Peki, Leyla Zana şu anda yemin etmemiş bir milletvekili. Peki, Leyla Zana Cumhurbaşkanından ne istiyor şu anda? Bir, Öcalan; iki, özerklik; üç, Rojava. Peki, Sayın Cumhurbaşkanı, bu isteklere ne diyeceksiniz? Ama bugünkü konuşmanızda ne diyorsunuz, biliyor musunuz? Aynen okuyorum: “Öz yönetim, özerklik isteyenlerin başına dünyaları yıkarız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Onlar bölücülüğün başta gidenleridir.” O yüzden, buradan vatandaşlarıma sesleniyorum: AKP Hükûmetinin bu tutarsız davranışlarını lütfen gözden kaçırmayın. Artık bu algı operasyonlarına lütfen gelmeyin.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Yurdakul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesi ile 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Ramazan Can                                    Abdullah Öztürk                              Mehmet Doğan Kubat

       Kırıkkale                                            Kırıkkale                                             İstanbul

     Fevai Arslan                                     Mehmet Demir                                     Bülent Turan

         Düzce                                              Kırıkkale                                           Çanakkale

   Hurşit Yıldırım                                  Mehmet Akyürek

        İstanbul                                             Şanlıurfa

"GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu uyarınca Tarihi Alanda alan kılavuzluğu görevini yapmış olanlar Milli Parklar Kanunu uyarınca almış oldukları alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erinceye kadar Tarihi Alan sınırları içerisinde Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hizmet ifa edebilir ve alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erenler yeniden yetkilendirilebilir. İhtiyaç halinde Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yeni alan kılavuzluğu belgesi verilerek görevlendirme de yapılabilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 32’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Kadim Durmaz                                       Musa Çam                                       Bülent Kuşoğlu

          Tokat                                                 İzmir                                                Ankara

Bihlun Tamaylıgil                                     Bülent Öz                                      Zekeriya Temizel

        İstanbul                                            Çanakkale                                              İzmir

   Lale Karabıyık                           Muhammet Rıza Yalçınkaya

          Bursa                                                Bartın

MADDE 32 – 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun’a aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu uyarınca Tarihi Alanda alan kılavuzluğu görevini yapmış olanlar Milli Parklar Kanunu uyarınca almış oldukları alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erinceye kadar Tarihi Alan sınırları içerisinde Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hizmet ve ifa ederler. Alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erenler Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre yeniden yetkilendirilirler.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinin son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Mehmet Günal                                       Erhan Usta                                      Mustafa Kalaycı

        Antalya                                              Samsun                                               Konya

     Arzu Erdem                                     Deniz Depboylu                                İsmail Faruk Aksu

        İstanbul                                               Aydın                                               İstanbul

Emin Haluk Ayhan

         Denizli

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                                   Mahmut Toğrul

      Diyarbakır                                          Diyarbakır                                          Gaziantep

Mehmet Emin Adıyaman                        Gülser Yıldırım                                     Adem Geveri

          Iğdır                                                Mardin                                                 Van

     Garo Paylan                              Filiz Kerestecioğlu Demir                              Lezgin Botan

        İstanbul                                             İstanbul                                                 Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunu’na ek geçici madde eklenmesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, Çanakkale savaşları ve Gelibolu savaşları, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki en önemli savaşlardan biri. Hepiniz, şüphesiz Çanakkale ve Gelibolu’ya gittiğinizde, oradaki mezar taşlarında, Osmanlı İmparatorluğu’nu teşkil eden Kürt, Arap, Çerkez, Türk, Türkmen, velhasıl Osmanlı İmparatorluğu’nu meydana getiren tüm halklardan, tüm uluslardan bireylerin olduğunu görürsünüz.

Değerli arkadaşlar, bu tarihte gerek Arabistan gerek Kürdistan, Anadolu, hatta Balkanların büyük bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları dâhilindeydi. Bu savaşta can veren insanlar hiç kuşkusuz Osmanlı devletinin işgale uğramaması, dinin, hilafetin elden gitmemesi ve halkın deyimiyle “namusun elden gitmemesi” uğruna savaştılar. Ama, bu savaşların sonunda, 1918’e doğru dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları üzerinde bildiğiniz gibi Araplar 21 devlet kurdu, Balkanlar gitti. Yine, aynı tarihlerde Gelibolu, Çanakkale savaşları sürdürülürken Kürdistan’da Çarlık Rusyası’na karşı, Rus işgaline karşı Osmanlı ordularının yanında Hamidiye alayları ya da Kürt aşiret hafif süvari alayları savaşıyorlardı. Şimdi, bu insanlar savaşırken 1921’de Türkiye Cumhuriyeti’nin -daha önceki konuşmamda da izah ettiğim gibi- 1921 Anayasası’yla kurulan çoğulcu yapısıyla Kürtlerin de bu ortak vatanda kendi aidiyetiyle, kendi tarihiyle, kendi kültürüyle, kendi özellikleriyle özgürce yaşama koşullarının bir gün yok edileceğini, bir gün kimliklerinin elinden alınacağını, bir gün inkâr edileceklerini, katliamlara uğrayacaklarını düşünmüyorlardı ve bugün yaşanan savaşın, akan kanın ve gerek polis gerek jandarma gerek gerilla gerekse de arkadaşlarımızın kaç gündür hep izah ettiği ve ısrarla hâlâ izah ettiğimiz… Cizre’de bir bodrumda âdeta canlı canlı mezara gömülmüş 28 sivil insanımızdan -ki 6 can hayatını kaybetti- 22 insanımız orada diri diri gömülecek diye savaşmadı bu insanlar.

HASAN TURAN (İstanbul) – Sivil mi onlar?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Sivil.

HASAN TURAN (İstanbul) – Gerçekten mi!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bu insanlar sivil, Bakanlığınıza sorun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen sivil olmadığını biliyor musun?

HASAN TURAN (İstanbul) – Sivil değil onlar.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Ve bu inkârcı, bu retçi, esasen bu bölücü anlayış bugün ülkeyi bu hâle getirmiştir ve bu anlayışın doğal sonucu olarak sadece Türkiye’de Kürtler yok kabul edilmiyor. Dünyanın neresinde olursa olsun “Kürt” kelimesini duyan bu anlayış düşman refleksiyle hareket ediyor.

Bakın, mevcut iktidar, Suriye ve Rojava’da açık bir şey söylüyor “Biz bir Kürt koridoruna izin vermeyiz, kırmızı çizgimiz.” Türkiye sınırları dışındaki Kürt’e tahammül etmeyen bir anlayış kardeşlikten, birlikten, özgürlükten dem vuramaz. Suriye’de Kürtlerin bir statü elde etmesine tahammül etmeyen ve açık bir şekilde “Suriye’de oluşacak bir Kürt koridoru bizim için tehlikedir, bizim kırmızı çizgimizdir, yok ederiz.” diyen bir siyasi anlayış. Bu siyasi anlayış Çanakkale savaşlarının ruhuna, 1921 anlayışına, felsefesine aykırı ve yetmiş yıllık tekçi ulus anlayışına devam ediyor.

Bu ülkede kardeşliğin, eşitliğin ortak vatanda yaşamın tek yolu demokratik ulus anlayışıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Bir arada yaşayacağız kendi aidiyetimizle, kendi statülerimizle, kendi kimliklerimizle.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Statü mütatü yok Sayın Başkan; gerekirse savaşırız, statü mütatü yok.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinin son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Akçay, gerekçeyi okutuyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alanına ilişkin olarak alan kılavuzlarıyla ilgili düzenlemenin çıkış amacının ne olduğu, kaç kişi faydalanacağı belli değildir. Kaç kişi işsizken burada alan kılavuzluğu yapmaktadır, kaç kişi memurdur, kaç kişi emeklidir sayı olarak net değildir. Bu düzenlemenin geçici olması ve daha sonraki hizmetlerin rehberler tarafından yapılması için yeni alan kılavuzu belgesinin verilmemesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 32’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Bülent Öz (Çanakkale) ve arkadaşları

Madde 32 – 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun’a aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Geçici Madde 2 – (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu uyarınca Tarihî Alanda alan kılavuzluğu görevini yapmış olanlar Millî Parklar Kanunu uyarınca almış oldukları alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erinceye kadar Tarihi Alan sınırları içerisinde Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hizmet ve ifa ederler. Alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erenler Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre yeniden yetkilendirilirler.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Çanakkale Milletvekili Bülent Öz.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 32’nci maddeyle yapılan düzenleme doğrudan memleketim Çanakkale’yi ilgilendirdiği için birkaç hususa da değinmeden geçemeyeceğim. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı yer olan Çanakkale, üzülerek ifade ediyorum ki ülkenin ekonomik kalkınmasından hak ettiği payı alamayan kentlerimizin başında gelmektedir. Çanakkale’nin temel geçim kaynakları arasında bir çırpıda sayabileceğimiz tarım, hayvancılık, balıkçılık ve turizm gelirleridir. Kentin ekonomik gelişiminin en önemli ayaklarından olan toprağa ve kentin tarihî değerlerine dayanan bu alanların tamamı bugün termik santraller tehdidiyle karşı karşıyadır ve zehir bacalarının faaliyete geçmesiyle asit ve kül yağmurlarına maruz kalacak dolayısıyla doğa tahrip olacaktır.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz ki Türk ve dünya harp tarihi açısından Birinci Dünya Savaşı alanları içerisinde en iyi muhafaza edilmiş Çanakkale savaş alanları ulusumuz için ayrı bir önem ve değere sahiptir. Bu yüzden, her yıl milyonlarca ziyaretçi Eceabat ve Gelibolu Yarımadası’nı ziyaret etmekteler. Bu ziyaretçiler kentimizi terk ettiklerinde Çanakkale savaşlarının hangi ruhla kazanıldığını, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ve Mehmetçiklerimizin bu kahramanlık öyküsünü nasıl yazdıklarını benliklerinde hissederek ayrılmasının da sağlanması önemlidir. Bu bakımdan, tüm dünyaya “Çanakkale geçilmez.” dedirten kahramanların o şanlı mücadelesini birtakım hurafelere dayandırarak değil, tarihî gerçekliğiyle anlatmak gerekir. Alanda bu konuda gerekli denetimlerin yapılması, yalan yanlış anlatımların önüne geçilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarının 32’nci maddesi Milli Parklar Kanunu uyarınca alan kılavuzu belgesi almış bulunanların çalışma esasları açısından yasal boşluğu doldurmak üzere AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan, Ayhan Gider ve arkadaşlarınca verilmiştir. Boşluğu doldurması bakımından anlamlıdır fakat teklifte geçen “Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara uygun olarak hizmet ifa edebilirler.” cümlesindeki “edebilirler” ibaresi burada görev yapan alan kılavuzlarından bir kısmının görev ifa edemeyeceği anlamını da içinde barındırmaktadır, algı bu yönde oluşmuştur. Milli Parklar Kanunu kapsamında alan kılavuzluğu görevini yapmış olanların, 6546 sayılı Kanun’la kurulan Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı sınırları içerisinde çalışmalarının yasal dayanağı alan başkanlığının keyfiyetine bırakılmaktadır. Bu hâliyle yasalaşması durumunda 690 alan kılavuzundan kimlerin çalışıp kimlerin çalışmayacağı alan başkanlığının inisiyatifine bırakılmaktadır, bunun önlenmesi gerekmektedir. Tasarı metninde geçen “ifa edebilirler” ibaresindeki muğlaklığın kaldırılarak “ifa ederler” şeklinde düzenlenmesi yerinde olacaktır. Bu bağlamda, alan kılavuzu olarak çalışanların “Alan başkanlığı benim hizmet ifa etmeme izin verecek mi, vermeyecek mi?” endişesini taşımaması için, bu bakımdan, önergemizin kabul edileceğini umuyorum, Bülent Turan Bey de konunun hassasiyetini bilmektedir.

Bununla birlikte, bugün ülkemizde birçok üniversitede 13 meslek yüksekokulu ve 17 fakültede turist rehberliği programı bulunmaktadır. Bu programlarda okuyan gençlerimizin de çıkarılacak kanun dolayısıyla mağdur edilmemesinin sağlanması gerekmektedir. Bu gençler de “Biz niçin bunca yıl okuyoruz, masraf yapıyoruz.” demekteler.

İfade ettiğim gibi, turist rehberlerinin de beklentilerine karşılık vermemiz gerektiğini vurgulayarak yasalaşacak kanunun Çanakkale’mizde bulunan alan kılavuzlarına ve rehberlerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öz.

Önergeyi…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı da arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.39

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesi üzerindeki Çanakkale Milletvekili Bülent Öz ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesi ile 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

Bülent Turan (Çanakkale) ve arkadaşları

"Geçici Madde 2 - (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu uyarınca Tarihi Alanda alan kılavuzluğu görevini yapmış olanlar Milli Parklar Kanunu uyarınca almış oldukları alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erinceye kadar Tarihi Alan sınırları içerisinde Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun olarak hizmet ifa edebilir ve alan kılavuzluğu kimliklerinin süresi sona erenler yeniden yetkilendirilebilir. İhtiyaç halinde Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre yeni alan kılavuzluğu belgesi verilerek görevlendirme de yapılabilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Çanakkale Milletvekili Bülent Turan.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanunun 32’nci maddesinde Çanakkale’mizi ilgilendiren bir maddeyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale, Türkiye’nin özeti, millî ruhumuzun başkenti, âdeta Türkiye’nin kaderinin yazıldığı şehir. İçimizde, çevremizde, ailemizde Çanakkale’yi gezmeyen, görmeyen varsa hayatında çok ciddi bir eksiklik olduğunu düşünürüm, imkân varsa da bir an önce o eksikliği gidermeyi tavsiye ederim. Çanakkale, hepimiz için özel bir kent. Çanakkale, Türkiye’nin Edirne, Kars olmadığını tüm dünyaya haykıran bir kent. Çanakkale, belki bugün yaşadığımız terör meselesinin, malum meselelerin aşılması için bize çok önemli reçeteler veren bir şehir. Çanakkale’de Türk’üyle, Kürt’üyle, hatta daha ötesi Balkanlardan Kafkasya’ya kadar bu coğrafyanın tüm hatıralarının olduğu, tüm şehitlerinin yan yana yattığı bambaşka derslerin bize verildiği bir kent. O yüzden, bugün terörün bitmesini, bugün bu ülkenin kardeşliğini, bugün Kürt’ün, Türk’ün, Laz’ın beraber olmasını istiyorsak bizim için en güzel veri, en güzel örnek Çanakkale’deki şehitliğimizin bize verdiği fotoğraftır, yan yana yatan, kucak kucağa yatan şehitlerimizdir. O şehitlerimize layık olmak için Çanakkale’de gece gündüz çalışıyoruz. Çanakkale’mizin tüm sorunlarını masaya bir bir yatırıp onları çözmek için azami gayret ediyoruz. Seçim bölgemizi dolaşırken önümüze çıkan bir sorun vardı. Çanakkale Şehitliği’ndeki Alan Başkanlığımızın içerisinde “alan kılavuzluğu” diye ifade edilen, o alan Orman Bakanlığındayken Çanakkale insanından yani şehitlerin torunları, gazilerin çocuklarından oluşan 690 arkadaşımızın -Çanakkalelinin- eğitime tabi tutulup sınavı aşmasından sonra verilen bir alan kılavuzluğu belgesi vardı. Ancak sonraki kanun düzenlemelerinde Alan Başkanlığı kurulduğunda -bilerek, bilmeyerek, ayrıntıyı geçiyorum- “alan kılavuzluğu” kavramı kanununda yer almadığından dolayı oradaki arkadaşlarımız alan kılavuzluğu görevini yapamaz hâle geldiler. Fakat gözümüzü kapayarak kendimize gece yaparız. Orada yaşayan insanlar bunlar, oranın çocukları, oranın insanları; “Yok.” diyerek yok olmazlar.

Bazen bize rehber arkadaşlarımız sitem ediyorlar, “Biz okuduk, eğitim aldık. Nasıl olur da daha az eğitim alan insanlar aynı hakka sahip olur?” diyorlar. Bu doğru bir yaklaşım değil arkadaşlar. Rehberlerimiz eğitim aldıktan sonra Edirne’den Kars’a kadar bütün coğrafyamızda rehberlik yapıyorlar. Alan kılavuzları sadece Şehitlik bölgesinde bu işi yapacaklar. Kaldı ki Şehitliğimiz son dönem imar çalışmalarıyla, az ziyaretçinin geldiği değil, bir yılda 3 milyona yakın insanın geldiği, binlerce otobüsün hafta sonları orayı ziyaret ettiği bir alan hâline geldi. Hatta şimdiki alan kılavuzlarının bile sayısının yetmeyeceği kanaatindeyiz. O yüzden bu yeni teklifimizle beraber, daha önce 690 tane olan alan kılavuzu hakkının, ihtiyaç duyulması hâlinde Alan Başkanlığımızın yetkisinde tekrar artırılması, eğitilmesi, sınava tabi tutulması kaydıyla mümkün hâle gelecek.

Ben isterdim ki tüm arkadaşlarımız, tüm partilerimiz bu kanuna, bu maddeye istisnasız destek olsunlar, istisnasız el kaldırsınlar isterdim. Ancak, baktığımda, bir partimizin sadece bizim “ifade edebilir” terimimizi “ifade eder” diye değiştirdiğini, kısmi bir değişiklik olduğunu gördüm. Bir diğer partimize baktığımızda “Son cümleyi iyice çıkarın.” dediklerini gördüm. Diğer partimizin teklifine baktığımızda “Bu maddeyi hepten, komple çıkarın.” dediğini gördüm. Oysa bir daha diyorum: Şehitliğe hizmet etmek, oranın insanıyla, yörenin insanıyla destek olmak hepimizin görevi. Çanakkale özel bir yer, Çanakkale farklı bir yer. Bu özelliğinin gereği olarak da, orada rehberlik yapılacaksa önce oranın insanının, şehitlerin, gazilerin torunlarının, orada yaşayan insanların, o coğrafyayı bilen insanların hatıralarını anlatma imkânı vermek lazım.

Tabii ki Alan Başkanlığımız eğitim faaliyetleri yapacaktır, usullerini, esaslarını belirleyecektir ama asla yanlış bir düzenleme yapmıyoruz, asla rehberlerimize engel bir iş yapmıyoruz. Şehitliğin dışında alan kılavuzlarımız Çanakkale merkezde, Truva’da, Kaz Dağları’nda bile bu görevi yapmayacaklar, yapamayacaklar. Sadece eski hakları olan Şehitliğin olduğu bölgede, Alan Başkanlığının olduğu bölgede bu işi yapacaklar.

Ben hepinize bir daha Çanakkale’mizi gezmenizi, rehberlerimizle tanışmanızı, alan kılavuzlarıyla tanışmanızı ısrarla tavsiye ederim çünkü bu ülkenin birliği, beraberliği Çanakkale ruhunun ayağa kalkmasıyla, Çanakkale’nin yaşanmasıyla mümkün olacaktır.

O yüzden ben tekrar bu kanunumuza, bu maddemize destek olmanızı bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesindeki “geçici 1’inci maddesi” ibaresinin “Geçici madde 1-i” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

         İdris Baluken                          Çağlar Demirel                           Adem Geveri

           Diyarbakır                                Diyarbakır                                     Van

 

      Osman Baydemir                        Mahmut Toğrul                       Burcu Çelik Özkan

            Şanlıurfa                                 Gaziantep                                     Muş

 

           Erol Dora                               Garo Paylan

             Mardin                                    İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 33'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

       Bülent Kuşoğlu                           Ceyhun İrgil                            Mahmut Tanal

             Ankara                                      Bursa                                     İstanbul

 

          Seyit Torun                              Veli Ağbaba                               Musa Çam

               Ordu                                      Malatya                                      İzmir

 

    Cemal Okan Yüksel                        Haydar Akar

            Eskişehir                                   Kocaeli

MADDE 33- 27/3/2015 tarihli ve 6639 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 1’inci maddesi uygulamadan kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 33- 27.03.2015 tarihli ve 6639 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesinde yer alan ‘değişiklik öncesi’ ibaresi ‘değişiklik sonrası’ olarak değiştirilmiştir.”

           Fahrettin Oğuz Tor                        Deniz Depboylu                         Arzu Erdem

              Kahramanmaraş                                 Aydın                                  İstanbul

     Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                  Erkan Haberal

                    Hatay                                       Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

33’üncü madde özet olarak, otoyollar ve Boğaz köprülerinde OGS ve HGS olarak bilinen geçişlerde kaçak geçişlere uygulanan ücret cezalarıyla ilgilidir.

Konuşmama başlamadan önce konuyla ilgili çok kısa bilgi vermek istiyorum. Otoyollar ve Boğaz köprülerinde OGS, HGS ve her 2 sistemin birlikte kullanıldığı serbest geçiş sistemleriyle geçiş ücretleri toplanmaktadır. Ücret toplama sistemine abone olmaksızın etiketsiz geçen veya abone olduğu hâlde hesabında yeterli bakiye bulunmayan araçlarla ilgili olarak 6001 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesinin 1’inci fıkrasına göre işlem tesis edilmekteydi. Örnek vermek gerekirse, Sultanbeyli-Kurtköy arası 7,5 kilometre olup ücreti 2 liradır. İhlalli geçişlerde alınması gereken miktar 2x10+2=22 TL olması gerekirken 30’uncu madde gereğince Sultanbeyli-Ankara mesafesi esas alınarak 15,75 TL ücret ve 10 katı da ceza olmak üzere toplam 173,25 lira ceza uygulanmaktaydı. Sürücü şikâyetleri giriş çıkış bilgileri ve yapılan itirazlar birlikte değerlendirilerek sonuçta idare yeni bir düzenlemeye mecbur kalmıştır. “En uzun mesafe” “giriş çıkış mesafesi” olarak, “yedi gün” ibaresi de “on beş gün” ibaresi olarak değiştirilmiştir. Tabii, uygulama kanunun yürürlük tarihinden sonra herkes için geçerli olması gerektiği hâlde kanuna geçici bir madde eklenerek yürürlük öncesi ihlalli geçişlere söz konusu değişiklik uygulanmamıştır.

Esasında belirtmek gerekir ki bir haksız uygulamaya son verilirken getirilen geçici maddeyle bile bile başka bir haksız uygulama yürürlüğe konmuştur. İhlalli geçişlerde, ihlalli geçiş ücretini sanık lehinde değiştiriyorsun ancak kanunun yürürlüğe girdiği tarihten öncekilere ise aleyhteki uygulamaya devam ediyorsun. Bu uygulamayla genel hukuk kaidesi olan, "Makabline şamil olmama.", "Sanık infaza kadar lehe hükümlerden yararlanır" kurallarına aykırı davranılmıştır.

Neticede cezalar tebliğ edildiğinde herkes mahkemeye gitmiştir. Tabii, mahkemeler de lehte neticelenmiştir. Bu madde mecburiyetten kaynaklanan bir maddedir.

Bu arada bir iki hususu da belirtmek istiyorum. Cezasını zamanında ödeyenlerle ilgilidir birinci husus, 6639 sayılı Kanun’un geçici 1’inci maddesine göre ihlalli geçişleri nedeniyle haklarında idari para cezası uygulanıp cezalarını ödeyenler açısından da lehte bir düzenleme yapılması gerekirdi. Kanunun iyi niyetli vatandaşı korumaması devlete ve adalete olan güveni sarsacaktır.

Başka bir konu da, hepinizin bildiği zorunlu trafik sigortasında 2016 yılında yapılan yüzde 100, yüzde 200, yüzde 300’e varan zamlardır. Yani Broadway marka bir araç ile 300-400 bin liralık bir aracın zorunlu trafik sigortasının aynı olması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yaklaşım, köylü, çiftçi, esnaf, memur arabaya binmesin yaklaşımıdır. MHP olarak düzeltilmesini diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, söz konusu maddelerle ilgili detaylı bilgiler vermek isterdim ancak içimden gelmedi, kısa kestim zira bugün acımız büyüktür. Dün Diyarbakır’da alçakça yapılan saldırıda şehit edilen güvenlik personeli sayısı 5’e çıkmıştır. Her zaman olduğu gibi, tekraren söylemek isterim ki Türkiye bölücü terörü bitirmeden hiçbir alanda başarılı olamayacaktır. Sosyal güvenlik destek primini kaldırırsınız, asgari ücreti artırırsınız, OGS, HGS cezalarını indirirsiniz, başka işler de yaparsınız ancak esnafın da sigortalının da memurun da -kısaca bölücüler ve hainler hariç- toplumun tüm kesimlerinin de özellikle belirtmek istiyorum, yöre insanın da istediği tek şey, terörün son bulması, huzurun tesis edilmesidir. Vatandaşın hassasiyeti para pul değil, huzurdur. Bunun için de ne gerekiyorsa yapılmalıdır. En üst seviyede enerjimiz, emek ve zamanımız, kaynaklarımız başkanlık sistemi çalışmalarına değil, bir an önce terörün bitirilmesine yönlendirilmelidir. Dikkat dağıtmak, hayırlı bir davranış değildir.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada ciddi yasal düzenlemeler de yapılması gerekiyor. Terör örgütü üyesine Avrupa’da üç yıl ila altı yıl arasında ceza verilirken Türkiye’de eli kolu serbest geziyor. Bunları da belirterek sözlerime son veriyorum, saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 33'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haydar Akar (Kocaeli) ve arkadaşları

MADDE 33- 27/3/2015 tarihli ve 6639 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 1’inci maddesi uygulamadan kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde gerçekten Türkiye’de birçok vatandaşı ilgilendiren bir problemi konuşuyoruz. Torba kanunla geldi, aslında AKP sıralarına baktığımda çok ilgilendiklerini de düşünmüyorum ama en az benim kadar, benden fazla da size bu konuda telefon geliyordur, HGS cezaları hakkında.

Kanuna baktığınızda, 6639’da bir kanun değişip geçici maddenin kaldırılması ama 6001’e atıfta bulunuluyor, orada 30’uncu maddenin işte 1’inci ve 7’nci fıkralarının kaldırılmasını söylüyor. Ne söylüyor? Kimsenin bir şey anladığı yok, böyle bir durumla karşı karşıyayız.

Ben şöyle bir izah edeyim, bu şunu söylüyor: Bu kanun çıktıktan itibaren HGS cezaları artık en uzak mesafeden 10 katı uygulanmayacak ve tebligat yapılmamış ve parasını ödeyememiş olan vatandaşlar bu yeni kanundan yararlanacaklar ama parasını ödeyen vatandaşlar bu yeni kanundan yararlanamayacak.

Şimdi, öyle garip telefonlar aldık, öyle garip şeylere şahit olduk ki… Traktör hayatında karayoluna çıkmamış, hiçbir otoyoldan geçmemiş ama bir HGS cezasıyla karşı karşıya kalmış.

Yine, 129 bin TL HGS cezası gelen ve on beş saniye içinde 7 kez aynı gişeden geçtiğini gösteren olaylarla karşı karşıyayız. Niye bunları söyledim? HGS kredi kartıyla geçiş sistemi yerine getirildi, daha hızlı geçebilmek için getirildi ve bu görev PTT’ye verildi, bakın, çok anlamlı bir şey söylüyorum, PTT’ye verildi. Zamanın Ulaştırma Bakanı da, hani o tenis oynayan falan, daha sonra da bir kuruma atanan PTT’nin Genel Müdürüne: “Bu sistemi sen yap.” dedi. Hiç bilgisi, tecrübesi olmadığı hâlde bir HGS sistemini hemen seçimden önce, yerel seçimlerden önce hayata geçirmek gibi bir gaflet içine düştüler ve hayata geçirdiler.

Bakın, şunu söyleyeyim size: Vatandaş sistemin probleminden dolayı cezalandırılıyor, gerçekten sistem arızalı ve çalışmıyordu yani sistem devreye alındığında sistem okumuyor, sistem çalışmıyordu. Daha önce de beş dakika gündem dışı bir söz aldım, bilin ki bu sistemin analizini yapan, bu sistemin nasıl çalışması gerektiğini, projesini ortaya koyan vatandaşlar, bir tırın çekicisiyle dorsesinin plakalarının farklı olduğunu dahi bilmiyordu. Yaptıkları testlerde 0’ın üzerine gelen bir vidanın onu “8” diye okunduğunu göremeyecek kadar acizdiler bu işten çünkü teknik bilgileri yoktu, bunu bir yere pazarladılar ve 22 milyon TL’ye mal oldu.

O arada başka bir şey daha yaptılar, otoyolları özelleştirmeye çalıştılar. Beş yıllıktı bu sözleşme, PTT’yle yapılan sözleşme, beş yıl sonra eğer otoyollar o tarihte bozulmamış olsaydı, özelleştirilmiş olsaydı ve gelen vatandaş “Ben bunları istemiyorum kardeşim, sistemimi kendim kuracağım.” deseydi PTT 22 milyon TL zarara girecekti.

Şimdi, yapılması gerekenle ilgili ben aslında kanun teklifi verdim, hem 2014’te verdim hem 2015’te verdim ama bu kanun teklifi yerine getirilmedi arkadaşlar veya AKP Grubuna anlatmama rağmen bir türlü kabul görmedi.

Şimdi getirdiğiniz asıl olay doğru, giriş-çıkış yaptığı gişelerden 10 katı cezalandırılacak, eskisi gibi uzun mesafeden -biraz evvel arkadaşımız da rakamları koydu ortaya- cezalandırılmayacak. Bunda bir problem yok, doğru olan bu ama geçmişte bu cezayı alan insanlar… Bakın, örnek vereyim size: 2013 yılında 10 milyon kaçak geçiş yapıldığı iddia ediliyor, 10 milyon, detaylı rakamlar da var, 10 milyon. 2013’te bu sistem devreye alındı. 10 milyon kaçak falan yok, tamamen sistem arızasından kaynaklanan, sistemin okuma probleminden kaynaklanan, vatandaşı cezalandırdığımız bir sistem hâline dönüşen bir olaydan bahsediyoruz. Şimdi, 10 milyon kaçak geçişe 1 milyar 162 milyonluk ceza kesilmiş. Bu cezaları siz 2014’te ve 2015’te tebliğ etmediniz. Bu cezaları niye tebliğ etmediniz, biliyor musunuz? 2014’te 2 tane seçim geçirdik, 2015’te 2 tane seçim geçirdik. Seçim bitti, vatandaşlara cezaları tebliğ ettiniz ve infial başladı. Yani, vatandaşı aldatıyorsunuz, vatandaşı kandırıyorsunuz, onların dertleriyle dertlenmiyorsunuz, tek derdiniz seçimi kazanmak. Seçimi kazanmak için de yarın vatandaşa dayayacağınız cezayı 2015 yıllında yolluyorsunuz.

1 milyon 762 bin tebligat, dile kolay. Bakın, rakamı da söyledim, bu ceza tutarını da söyledim. Bunların bir kısmı ödedi, ufak olan rakamları kişisel otomobilleri olan vatandaşlar ödedi ama otobüsçüler, taksiciler, kamyoncular bu rakamları ödeyemediler arkadaşlar, çok büyük meblağlar. Ama ne yapıyorsunuz? Aynı bu “vergi barışı” dediğiniz, getirdiğiniz aflarla vergi ödemeyenleri affedip vergi ödeyenleri cezalandırdığınız gibi, burada vatandaşlık görevini yapıp, devletin kesmiş olduğu, haksız kesmiş olduğu cezayı gidip yatıran vatandaşları cezalandırıyorsunuz ama yatırmayan, o tebligatı almış olmasına rağmen bu parayı ödemeyen vatandaşları affediyoruz. Bu tamamen yanlış bir olay. Yapmamız gereken, bu cezaya çarptırılan, haksız şekilde çarptırılan vatandaşlarımızın da bu uğradığı haksızlığı gidermek olmalı diyorum, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesindeki “geçici 1’inci maddesi” ibaresinin “Geçici madde 1-i” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Burcu Çelik Özkan (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan.

Buyurun Sayın Özkan. (HDP sıralarından alkışlar)

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüde bir gün mutlaka seçim bölgem olan Muş ilinin de sorunlarını konuşmak isterim hem oradaki işsizlik hem uyuşturucu maddeyle mücadele hem de son günlerde kamu emekçilerinin sürgün edilme hususlarını mutlaka bu kürsüde konuşmak isterim ancak gündemimiz ne yazık ki şu anda ülkemizin bir bölgesinde, kürdistanda yaşam hakkının ihlal edildiği bir süreçle ilgili sizlere her defasında bilgi vermek durumunda kalıyoruz arkadaşlar.

Şimdi, burada savaş mıdır, değil midir diye tekrar tekrar grup başkan vekilleri bu konuyu ele alıyorlar. Çok az biliyorum ki…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Kürdistan da değildir, savaş da değildir.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Biliyorum ki aramızda çok güzel, çok değerli hukukçu vekillerimiz var, eminim ki onlar benden de daha iyi bilirler bu konuyu. Şimdi, Uluslararası Ceza Mahkemesinde devletin başka bir devletle savaşması evet, savaş hukuku, savaş suçu hususunda ele alınmıştır ancak istisnalar ve kararlar da vardır ki devletin kendi iç savaşı yani kendi sınırları içerisinde kendi halkına yöneltmiş olduğu bir savaş da savaş suçu olarak ele alınmıştır, kararlar vardır.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Git şikâyet et o zaman, ne duruyorsun Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sayın Özkan…

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Sizden ricam bu kararlara sadece bir bakın, sadece tavsiyemdir arkadaşlar.

Şimdi, biz esasen şunu söyleyelim arkadaşlar.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz savaşın neresindesiniz?

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Burası bir hukuk devleti ve ben de bir hukukçu olarak bu ülkede hukuk kurallarının uygulanmasını isterdim.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Teröristlerin hukukçusu.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) - Ancak, ne yazık ki idari kararlarla alınan ve iç hukuk kuralına, yasamıza, düzenlememize, Anayasa’mıza tamamen aykırı olan bir kararla günlerdir, aylardır…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hep konuştuğunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi reddetti.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) - …sivil halka yöneltilmiş bir savaş mevcuttur.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Her gün konuştuğunuz mahkeme reddetti.

METİN AKGÜN (Tekirdağ) - Savaş değil, terörle mücadele.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Gerçekten çok yürek burkucu bir durumdur.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Teröristlerle mücadele.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Arkadaşlar, izin verirseniz, ne olur, bilgi vermek istiyorum size, bilmediğiniz, belki duymadığınız konular hakkında.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ama yanlış bilgi veriyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Tamam yanlışsa yanlıştır, sana sorarak mı belirleyecek ne söyleyeceğini ya?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayatınızda bir kere doğru bir şey söyleyin.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Başkanım, müdahale etmeniz lazım.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Hendek, çukura bilgi ver, teröristin avukatı gibi bilgi verme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bu memlekette bir tane de doğru söyleyin yahu.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Üstelik hatırlatmak isterim ki, bir doğruyu daha söyleyeceğim: Ülkemiz, Türkiye…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayatınızda bir kere doğru bir şey söyleyin.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) - …uluslararası alanda birçok sözleşmeye imza atmıştır ve burada attığı imzalarda en önemli görevi, en önemli misyonu -Avrupa Konseyinden bahsediyorum, Avrupa Parlamentosundan bahsediyorum ve AİHM’den bahsediyorum- yaşam hakkını koruyabilmektir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – PKK’dan, teröristten, bebek katillerinden, polis katillerinden, onlardan da bahsetsenize biraz.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Benim tek istirhamım ve beklentim: En azından Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin gereğini yerine getirmesidir, umut ediyorum bunu göreceğiz yakın zamanda.

Bunun yanı sıra arkadaşlar, altı gündür devam eden bir mücadele var. Bakanlıklarla görüşülüyor, arkadaşlarımız gidip geldiler, bir diplomasi yürütüldü.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Yanlış yerdesin, yanlış, ondan.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Netice itibarıyla dün 23… Bugün ne yazık ki 1 sivil vatandaşımızın daha hayatını kaybettiğini söyleyelim.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Nereden biliyorsun sivil olduğunu?

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – 6 kişi vahşet bodrumunda ne yazık ki hayatını kaybetti.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Örgütün liderleri mi orada yoksa?

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Şu anda orada 23 sivil vatandaşımız yaralı hâlde bekliyor ve ne yazık ki alınamamalarından kaynaklı olarak, tamamen bir duyarlılık refleksi olarak arkadaşlarımız açlık grevine başladılar -biliyorsunuz- hâlen de devam ediyorlar.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Devam etsinler canım, bir sakıncası yok.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sağlık Bakanımızı dinlemediniz mi?

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Arkadaşlar…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Siz neredesiniz?

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Arkadaşlar…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Ambulanslar kurşunlanıyor, ambulanslar.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Örgütün liderleri mi orada yoksa?

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Biraz nezaket istiyorum arkadaşlar, biraz duyarlılık ve biraz vicdan istiyorum, başka hiçbir şey değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Devam etsinler, devam etsinler, bir sakıncası yok.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İdare amiri, müdahale…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Askerden, polisten tek kelime bahsetmiyorsun, hukuktan bahsediyorsun, hukuku katletme, önce hukuka saygı göster.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Dersinizi almadınız galiba.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Şunu söyleyeyim, izin verin. Bu ülkede kim askerin, polisin, sivil vatandaşın, gerillanın katledilmesini…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – PKK’nın avukatlığını yapıyor, siz de ses çıkarmıyorsunuz.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Çocuk katili PKK.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Terörist onlar terörist.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) - …hayatını kaybetmesini istiyorsa vicdansızdır zaten. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bebek katili onlar, bebek katili onlar.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Arkadaşlar, insan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – İnsan yaşamından öte, insan yaşamını korumaktan öte hiçbir görevimiz yok. Şunu da belirtelim…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Siz bari susun ya.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Hükûmetin tasarısı görüşülüyor, Hükûmetten, bakandan ses yok, böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Sayın Bakan, değerli Parlamento üyeleri; biz basına bir demeç verdik, az önce basında da geçti, buradan da Parlamento üyelerine tekrardan söyleyelim: Muhtemeldir ki, biz yarına kadar bu vahşet bodrumundaki sorunun çözülmesini bekliyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bakana söylüyorum, Hükûmetin tasarısı görüşülüyor burada, öyle susarak olmaz Bakan, çıkacak Türkiye Cumhuriyeti’ni savunacak, Anayasa'yı savunacak Hükûmet.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Oldu da hedeflerimize ulaşamadık, oldu da yaralılarımızı alamadık, oldu da yaralıları hastaneye taşıyamadık.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı değil misiniz siz?

BAŞKAN – Sayın Akçay, lütfen.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Bizler de HDP milletvekilleri olarak bu açlık grevini sürdüreceğimizi ifade ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Devamla) – Teşekkürler, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Ya, açtığınız çukurlardan ambulanslar yaralıya geçemiyor, kapatın çukurları, çukur siyaseti yapmayın.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuşsana Sayın Bakan. En küçük bir kişisel sataşmada söz alıp cevap veriyorlar, Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti, birliğimiz, beraberliğimiz saldırıya uğruyor, Hükûmetin sesi çıkmıyor. Kınıyorum Hükûmeti!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Biz ona cevap verdik.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne cevabını vermesi, çık kürsüde konuş, çık kürsüde konuş.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Akçay…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Muş) – Sataşma yok Başkanım, hukuki bilgiler verdik.

BAŞKAN – Şimdi, bir defa, bu kürsüden ben daha önce de dile getirdim, buradaki olaylar üzerinde konuşurken çok dikkatli bir dil kullanmamız gerektiğini, Anayasa'ya, ettiğimiz yemine sadık kalmamız gerektiğini ifade etmiştim. Dolayısıyla burada, Türkiye'de bir savaş ya da bir iç savaş olayı yok. Bu, kesinlikle bir terörle mücadeledir, teröristle mücadeledir ve devlet vatandaşının can ve mal emniyetini korumak adına bu mücadeleyi sonuna kadar sürdürecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın İnceöz, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, açıkça tahrikler var, “kürdistan” diye tanımlamalar yapıyor, yeter artık ya, bunlara tahammülümüz kalmadı. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akçay, bunlarla ilgili ifadelerimizi kullandık.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, söylediklerinize aynen katılıyorum. Buna ilave olarak da şunu söylüyorum: Hiçbir şekilde devlet, Hükûmet oradaki vatandaşı hedef almamaktadır; bir tek hedefi vardır, teröristler, terör mensupları, terör diliyle konuşanlardır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İkinci olarak şunu da söylemek istiyorum: Çukurları kazmak, çukurları açmak hangi hukukta vardır, önce bunun cevabını versinler, ondan sonra mevzuatları tartışalım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Dolayısıyla, oradaki mücadele teröre karşıdır, bunu kimsenin saptırmaya, gerçekleri çarpıtmaya hakkı yoktur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, bakın, bizim bu kürsüde dile getirdiğimiz mesele terörün ne olduğu meselesi değil… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Teröre destek meselesi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir dakika, ben dinliyorum sayın milletvekilleri, lütfen.

Buyurun Sayın Toğrul, ben sizi dinliyorum.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Boş konuşuyorlar, konuşmasınlar ya! Rahatsız oluyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, bizim bahsettiğimiz olay, şu anda ölüm bodrumunda hayatı söz konusu olan 22 yurttaşımızdır. (AK PARTİ sıralarından “terörist” sesleri, gürültüler)

MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – PKK’dan bahset!

MAHMUT TOĞRUL (Diyarbakır) – Ya, arkadaşlar, bir bitireyim…

BAŞKAN – Sayın Toğrul, ben dinliyorum, siz buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama…

BAŞKAN – Dinliyorum, ne yapabilirim?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, şimdi, bakın…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sabahtan beri aynı şeyi söylüyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Nasıl biliyorsunuz onların hepsinin yurttaş olduğunu? Nereden biliyorsunuz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – …bu hususta biraz önce arkadaşımız da söyledi, grup başkan vekilimiz dâhil olmak üzere, 2 vekilimizle beraber 3 vekil İçişleri Bakanlığına gittiler. Sorunun çözümü oradaki yurttaşların oradan alınıp hastaneye götürülmesi.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Ya çıksınlar, zorlayan mı var onları?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ne olursa olsun, hangi sıfatı taşıyorlarsa taşısınlar, onların hastaneye taşınması insani bir tutumdur, hukuk bunu gerektirir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Başkan…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kim engel oluyor onlara orada? Çıksınlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Ben dinliyorum Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, bakın, bunları düşünürken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaralılara müdahale için aldığı tedbir kararlarını da bu ülkeyi yönetenlere, yasasını yapanlara hatırlatıyorum.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Uyguladı, ambulansları gönderdi, “Kurşun sık.” demiyor. “Ambulansa kurşun sık.” demiyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Bir diğer konu, bu memleketin bahsedilen bölgesinin kürdistan olduğunu Sayın Cumhurbaşkanı söyledi, tarih de söyler…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Cumhurbaşkanı değil, dünyada kim söylerse söylesin kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Böyle bir rezalet olur mu? (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kürtlerin yaşadığı bölge kürdistandır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye Cumhuriyeti gerekirse gene savaşır, savaşmaktan da asla kaçınmayız. Bin yıldır bu topraklarda…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 34’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 34’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Bülent Kuşoğlu                                    Mahmut Tanal                                       Seyit Torun

         Ankara                                              İstanbul                                                Ordu

      Musa Çam                                       Gülay Yedekci

          İzmir                                               İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

         İdris Baluken                          Çağlar Demirel                       Mehmet Ali Aslan

           Diyarbakır                                Diyarbakır                                  Batman

         Feleknas Uca                         Osman Baydemir                            Erol Dora

           Diyarbakır                                 Şanlıurfa                                    Mardin

     Ayşe Acar Başaran                       Ahmet Yıldırım

             Batman                                       Muş

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci.

Buyurun Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; yüce Meclisimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bu torba yasa içerisinde çokça konuyla ilgili görüştük, bir tek bir şehir taşınmaması vardı. Şu anda bir şehir taşınması üzerinde de konuşuyoruz, Hasankeyf’i taşıyorsunuz.

Hasankeyf, Mezopotamya’da insanlığın yerleşik hayata geçtiğinin en belirgin örneğidir. Hasankeyf’i birinci derece sit alanı yapan en önemli özellik, bir bütün içerisinde mağaralar, kalenin tarihî dokusu, ibadethaneler ve burada yaşayan atalarımızın mezarları ve kazı çalışmaları daha bitmemiş, gün ışığına çıkmayı bekleyen binlerce tarihî eserin burada yer almasıdır. Sular altında kalacak olan binlerce mağaranın taşınması zaten söz konusu değildir. Zeynel Bey Türbesi’nin ise dış cephesindeki mozaik kaplamalardan dolayı eski özelliğini koruyamayacağı için sökülüp tekrar montajı imkânsızdır. Ray sistemiyle taşınması durumunda ise kot farkı çok olduğundan sarsıntılarla türbenin kesinlikle yıkılacağı ortadadır. Bir yapının planını yapmadan önce bireyin yaşadığı coğrafyadaki kültürel değerler, gelenekler, dinî değerler ve kültürel mekânlar gözetilmelidir; aksi hâlde, plan işlevsizdir. Bu kural dünyanın her yerinde, planlama bazında, her kurum ve kuruluş için geçerlidir.

UNESCO’nun 10 kriterinden 9’unu yerine getiren Hasankeyf’in sular altında bırakılması insanlık suçudur. Hasankeyf’te altmış yıl ömürlü baraj on iki bin yıllık tarihe tercih edilmemelidir. Barajın havzasının bulunduğu alanlardan gelecek kil, silt gibi malzemelerin “ölü hacim” diye tabir ettiğimiz baraj altı kodunu doldurması sonucunda baraj ömrü tükenmekte ve atıl duruma gelmektedir.

Ülkemizde, yıllardan beri, insanlığın ve kültürlerin ana merkezi olan ve 1978’den beri birinci derece arkeolojik sit alanı ilan edilen Hasankeyf’in sular altında kalmasına sebep olacak olan Ilısu Baraj Gölü 6 bin hektar tarım yapılabilen alanı sular altında bırakacaktır. Cizre Baraj Gölü de oluştuğunda sulanabilecek alandan daha büyük alan sular altında kalacaktır. Dicle’nin aşağı ovalara taşıdığı tarımsal toprağı besleyen malzeme barajlarda tutulacağı için orta ve uzun vadede tarım toprakları yoksullaşacaktır. Barajdan gelecek suyla sulanacak tarım alanları bu uygulamadan sonra tuzlanacaktır. Ilısu Baraj Gölü dolu durumda 300 kilometrekarenin üzerinde bir alanı kaplayacaktır. Kurak ve nemli mevsimlerde bu alan 100 kilometrekare kadar azalabilecek ve yeniden eski durumuna gelecektir. Böylece, buralar salgın hastalıkların kaynağı olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hasankeyf tarihî dokusundan koparılarak başka bir yere taşınmak isteniyor. Her bir yapı, parçası olduğu kültürel bütünle birlikte değerlendirilmelidir. Yapılar yapılırken bulundukları topoğrafya, rüzgâr yönü ve güneşlenme yönü göz önüne alınarak inşa edilir. Hasankeyf, yüzlerce yıl Romalıların, Urartuların, Asurların, Abbasilerin, Hamdanilerin, Mervanilerin, Eyyubilerin, Selçukluların, Akkoyunluların ve Osmanlıların katkılarıyla zenginleşmiştir. Batman-Gercüş-Midyat kara yolu üzerindeki köprüsü, Dicle’yi 100 metre yukarıdan izleyen kalesi, kalenin kuzey tarafında Dicle’ye bakan sarayı, kuzeydeki vadiye bakan Ulu Camisi, kentin ortasındaki Sultan Süleyman Camisi ve kentin ortasında bulunan Koç Camisi, Dicle Nehri’nin sol kıyısında açıkta yer alan Zeynel Bey Türbesi, nehrin sol kıyısında Batman-Hasankeyf kara yolunun kıyısında, Yeni Köprü’nün karşısındaki bir tepe üzerinde yer alan İmam Abdullah Türbesi’yle doğal bir açık hava müzesidir. Barajdan elde etmeyi planladığınız gelirden çok daha fazlasını iç ve dış turizmle kazanabilecekken bu inadınızın nedeni nedir? Tıpkı Göbeklitepe gibi çok önemli olan bu tarih ve kültür değerine sahip çıkalım.

Ayrıca, çok önemli bir noktada, başlandı, geri dönülmez, oradaki harcamalar boşa gidecek diye sakın, lütfen, düşünmeyin. Örneğin, Avusturya’da Tuna Nehri kıyısında dev bir atom santrali yapıldı, halk referandum sonucunda orayı istemedi. Şu an müze olarak kullanılıyor ve turizme açıldı.

Değerli milletvekilleri, ihtiyaç hâlinde biz şimdiye kadar harcanan bütün parayı yapacağımız kampanyalarla çok kısa süre içerisinde bulabiliriz. Bir mimar olarak, bir vatansever olarak sizleri uyarıyorum, bir kez daha altını çiziyorum: Dünya için de çok önemli olan Hasankeyf sular altında kalmasın. Hasankeyf’i kurban etmeyin. Yüzlerce baraj yapabilirsiniz ama bir Hasankeyf daha yapamazsınız.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan.

Buyurun Sayın Aslan.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan, Sayın Divan, sayın milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Tabii, az önce, Gülay Yedekci Milletvekili arkadaşımız birçok teknik konuya, tarihî konuya da değindi, onlara fazla girmeden ben farklı açılardan ele almaya çalışacağım.

Hasankeyf Arapça’da “Hısnkeyfa”, dediğimiz, Süryanice’de “Heskîf”, Kürtçe’de “Heskife” dediğimiz yerleşim biriminin adıdır ve on iki bin yıllık tarihî bir geçmişi vardır. 640 yılında da Hazreti Ömer döneminde, İyaz bin Ganem, Halid bin Velid, Muaz bin Cebel gibi tanınmış komutanların öncülüğünde İslam’a girmiştir. Tabii, bu dönemde hem Hamdaniler, Mervaniler, Eyyubiler, Artuklular, Akkoyunlular, Safeviler ve en son Osmanlılar egemenliğinde varlığını sürdürmüştür.

Burada dikkatinizi çekeceğim bir noktada da -hani Sayın Cumhurbaşkanı “millî ve yerli” diyor ya- Artuklular ve Akkoyunlular döneminde başkentlik yapmış bir şehir idi.

Tabii, her şeyden önce bu barajın yapımı Anayasa’ya göre de aykırıdır. Anayasa’nın 63’üncü maddesi “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” diyor. Bu herkeste var, bakabilirsiniz. Yeni bir anayasa da ihdas edilmediğine göre bu işte bir kanunsuzluk, bir terslik var.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Terörle ilgili bir şey var mı orada, terörle ilgili?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hastalık oldu sizde bu.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Biz şu anda Hasankeyf’le ilgili konuşuyoruz, galiba siz duyamıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen kürsüdeki hatibe müdahale etmeyelim.

Buyurun Sayın Aslan, siz devam edin.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Kanuna, Anayasa’ya uymayan girişimler terörist girişimlerdir. İşte, bununla ilgili bu madde var, bunu da nazarınıza sunuyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, altmış yıl sonra, düşünün, torunlarımız -hani altmış yıllık bir enerjiden söz ediyoruz ya- enerjiyi de görmeyecekler, Hasankeyf’i de görmeyecekler. Dolayısıyla, on iki bin yıllık bir tarih katledilmiş oluyor ve emin olun, şimdi kayıtlara geçiyor, yirmi yıl sonra mı, otuz yıl sonra mı, elli yıl sonra mı bilmiyorum ama bu altmış yıllık sürede elde ettiğimiz gelirden daha büyük bir para harcayıp bu sefer diyeceğiz ki “Şu suların altında bir tarihî antik kent vardı, gelin onu çıkaralım.” (HDP sıralarından alkışlar) Nasıl ki şimdi Avrupa’da bazı denizlerin altında, bazı akarsuların, barajların altında büyük paralar harcanarak tarihlerine ulaşmaya çalışıyorlarsa biz de bunu yapacağız çünkü o su, o enerji bir şekilde elde edilebilir, en basitinden güneş enerjisi. Batman ve Urfa Türkiye’de yılda en çok güneş enerjisi alan iki ilimiz arasında gelmektedir. Alternatif enerji yolları tüketilerek sözü edilen enerjilere ulaşılabilir.

Tabii, biz bunlara değinirken şunu unutmayalım: Bu Hasankeyf Hazreti Ömer’in de bize bir emanetidir. Sular altında bırakalım diye bize emanet etmemiş, bunun hesabını Hazreti Ömer de size soracak, buradan size söylüyorum yani.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hazreti Ömer başka şeyler de sorar ama ha!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Evet, bunun dışında, arkadaşlar, hepinizi bu güzel kente davet ediyoruz, Hasankeyf’e. Bir gün çocuklarınıza resimlerde göstereceksiniz “Baba, ne oldu buna?” “Vallahi oğlum, sular altında bıraktık, yapacak bir şey yok.” dememelisiniz. Avusturya, Almanya, İsveç para desteği sunuyor, hani, diyorsunuz ya: “Dış güçlerin oyununa gelmeyin.” Evet ben de size diyorum, dış güçlerin oyununa gelmeyin, Hasankeyf Almanya’da, Avrupa’da olsa bu barajı yapmaz, yaptırmaz.

Teşekkürler, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Teröristseverlik dışında bir konuşma yaptığın için tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… 34’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 35’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, şimdi önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin (a) fıkrasında yer alan “1/1//2016” ibaresinin “1 Ocak 2016” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                             Mehmet Emin Adıyaman

      Diyarbakır                                          Diyarbakır                                              Iğdır

   Mahmut Toğrul                            Filiz Kerestecioğlu Demir                             Sibel Yiğitalp

       Gaziantep                                            İstanbul                                            Diyarbakır

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 35’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

   Bülent Kuşoğlu                                    Mahmut Tanal                                       Seyit Torun

         Ankara                                              İstanbul                                                Ordu

      Musa Çam                                        Ceyhun İrgil

          İzmir                                                 Bursa

MADDE 35- Bu Kanunun;

a) 2 nci maddesi 1/1/2016 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yayımı tarihinde,

b) 14 üncü maddesi yayımını izleyen 60 gün içinde,

c) 8 inci, 9 uncu, 12 nci, 15 inci, 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddeleri yayımını izleyen ayın onbeşinde,

ç) 23 üncü, 24 üncü, 25 inci, 29 uncu ve 31 inci maddeleri yayımı tarihini takip eden ödeme dönemi başında,

d) 28 inci maddesi yayımını takip eden aybaşında,

e) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 35’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Erkan Akçay                             Kamil Aydın                          İsmail Faruk Aksu

             Manisa                                    Erzurum                                   İstanbul

       Mehmet Parsak                        Mehmet Erdoğan

       Afyonkarahisar                                Muğla

“MADDE 35- Bu Kanunun;

a) 2 nci maddesi 1/1/2016 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yayımı tarihinde,

b) 8 inci, 9 uncu, 12 nci, 15 inci, 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddeleri 1/1/2016 tarihinde,

c) 23 üncü, 24 üncü, 25 inci, 29 uncu ve 31 inci maddeleri yayımı tarihini takip eden ödeme dönemi başında,

ç) 28 inci maddesi yayımını takip eden aybaşında,

d) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde 68 sıra sayılı Tasarı’daki ilgili maddeyle ilgili konuşma yapmak üzere huzurlarınızdayım.

Biz defalarca, mütemadiyen bazı şeyleri hatırlatmamıza rağmen, bu kürsüye çıkıp en başta -Andımızın metni bende, umarım herkeste vardır ama- biz sürekli hatırlatacağız. Sayın Başkan, siz de bunu sürekli hatırlatarak, özellikle Anayasa’ya bağlı kalacağımız noktasında uyarılarınızı yapmak zorundasınız. Bizler de Milliyetçi Hareket Partisi olarak, sayısal azlığımıza rağmen özgül ağırlığımızı dikkate alarak Allah’ın izniyle Türk milleti adına burada Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilkelerinin ayaklar altına alınmasına müsaade etmeyeceğiz. Şehitlerimizin anısının bu kadar fütursuzca ifade edilmesi noktasında biz de dik duruşumuzu sergileyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, tarih yol göstericidir, ibret alınmalıdır. “Kökü mazide olan atiyiz.” deriz, değil mi? Ya da “gelenekten geleceğe”, bunu kavramlaştırırız ama içini bir türlü dolduramayız. Bakın, dünya siyaset tarihine baktığımız zaman idare edenler, hâkim güçler, sürekli söylemler oluşturmuş ve uygulama alanları aramışlardır. Soğuk savaş sonrası “yeni dünya düzeni” diye bir sistematikle belirli bir süre dünyada yeni oluşumlar, yeni coğrafyalar, yeni yapılar meydana getirilmiştir ama daha sonra bu deşifre olunca, bu sefer “küreselleşme” adı altında, “neoliberalizm” adı altında, özellikle “etnik kimlikler”, “çok kültürlülük”, “çok dillilik” gibi kavramlar gündeme getirilmiştir ama bu kavramları gündeme getirenler, işte geçenlerde akademisyenlerin dilekçesine yurt dışından imza atarak katılan bu projenin çok usta bir temsilcisi de Noam Chomsky’dir. Şimdi, nedir bu? Amerika Birleşik Devletleri’nin Parlamentosunda kürsüye çıkılınca, bizim amiyane ifade ettiğimiz 72 millet, her biri bir milleti vurgulayarak mı başlıyor konuşmasına? Hayır. Amerika Birleşik Devletleri’nin âli menfaatleri ve Amerikalı olmanın onuruyla kendilerini ifade ediyorlar. Bu, Almanya Parlamentosunda da böyle; aşağı Bavyeralı olarak, yukarı Bavyeralı olarak bir ifade şekli yok. Bu, İngiltere Parlamentosunda da öyle; “Ben Normanlar adına, ben Vikingler adına konuşuyorum.” diye bir ifade tarzı yok ama her ülkenin âli menfaatlerini koruyan, kollayan anayasal birtakım ilkeler vardır, bunlar teminat altına alınmıştır bizdeki gibi.

Bakın, bir örnek vereceğim, somut bir örnek. 1990’lı yıllarda Amerika’da “Yüce Gerçek” diye bir tarikat vardı. Aslen Japon menşeli bir tarikattır. Efendim, bu tarikat sarin gazıyla eylem yapan bir tarikattır. Şoko Asahara diye bir lideri vardır. 1990’lı yıllarda Amerika’da 84 kişiyi onların “compound” dedikleri bir mekâna kıstıran bir tarikat lideri. Amerika’nın FBI güçleri dediler ki: “Masum insanları esir alamazsınız, canlı kalkan yapamazsınız, onları bırakmak zorundasınız.” Bırakmadılar. İkinci, üçüncü uyarıdan sonra liderleriyle beraber 80 küsur kişiyi orada Amerika Birleşik Devletleri’nin FBI güçleri yok etti.

Şimdi, buna benzer, yine, IRA örgütünden bahsediyoruz ki bu IRA örgütü, inanın, eylemlerinden önce haber vermeyi dahi dikkate alan bir örgüt olmasına rağmen, İngiltere’nin MI6 dediğimiz dış ilişkilerden sorumlu istihbaratı bir IRA örgütünü, cani bir katili ta Cebelitarık’a kadar takip etti, Cebelitarık’ta infazını yaptı. Niye? Çünkü bir suç işlemişti.

Şimdi, buradan yola çıkarak Tunus’ta bir gencin, bir seyyar satıcının kendini yakmasıyla başlattığı bir süreç var. Bu, domino taşı etkisiyle yeni bir süreç. Efendim, çok âlâyıvalayla biz de sahiplendik. Ben, gerçekten, değerli milletvekilleri, sizin hoşgörünüze sığınarak, vicdanlarınıza seslenerek bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Artık bu sürece sahip çıkmayalım, BOP eş başkanlığı söyleminden uzak duralım. Bu bir felakettir. Tunus’ta başladı bu fırtına, Libya’da devam etti, Mısır’da devam etti, Yemen’de ve en son sınırımıza geldi, Suriye, Irak ve Türkiye’ye dayandı. Bu, dün bir makale yayınlandı yurt dışında İngiltere menşeli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – …5 ülkede felaketlere yol açtı. Allah korusun, biz artık felaketin eşiğindeyiz. Ne zamana kadar sabrımız test edilecek bu kürsüde? Ne zamana kadar millet olma şuurumuzla hareket edip bu kutsal çatı altında birlik beraberliğimizi akamete uğratmadan, birliğe vurgu yapmadan, hep nüanslara takılarak, takılarak, takılarak neyi üreteceğiz, neyi çözeceğiz? Yüce Türk milletine daha ne kadar hakaret edeceğiz? Bu millet her yerde, her zaman kendi üzerine düşeni yapmıştır.

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyoruz, süreniz doldu.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Onun için, lütfen, hepinizden rica ediyoruz. Hep beraber anayasal suç işlenen her türlü söyleme birlikte direniş göstereceğiz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Başta Hükûmet, başta Hükûmet.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Aslında, Çanakkale milletvekilimiz kürsüden bir düzeltme yapmak istedi ama açık bir sataşma olmadığı için, sizi de sıkıntıya sokmamak için buradan bir katkı sağlamak istiyoruz.

Biraz önce Sayın Bülent Turan konuştu, tutanağı istedik. Şimdi, esas olarak şöyle bir şey vurgulamış: “Biz AKP olarak bir önerge verdik, keşke buna bütün partiler katılsaydı.” demiş. Burada iki tane sorunumuz var. Bu kanun temel kanun olarak gelmeseydi yani maddeler üzerinde görüş bildirebilseydik, tüm partiler çıkacak, o madde üzerinde konuşacak, değişikliği olumlu bulduklarını ama şöyle yapılmasının daha iyi olduğunu söyleyecek, kendi görüşlerini ifade edeceklerdi. Şimdi, temel kanunda madde görüşülmediği için muhalefet partileri bu konuda görüş ifade etmek için önerge vermek durumundalar. Bülent Turan diyor ki: Biz ‘ifade edebilir’ dedik, öbürü ‘ifade eder’e çevirdi, öbürü bilmem ne dedi, keşke ortaklaşsaydık.” Bu ortaklaşmayı mümkün kılmayan durum temel kanun uygulamasıdır yani madde üzerinde değil sadece önerge üzerinde konuşmaktır.

Kaldı ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin bizlerin evet oyu vermediği önergesinde millî parklardan Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı oluşturulduğunda açıkta kalan 690 emekçinin… “Bu Tarihî Alan Başkanlığınca belirlenecek usul ve esaslar doğrultusunda hizmet edebilirler.” dedi AKP, bizim önergemiz “…hizmet ederler.”di. “Edebilirler” o 690 kişi için esnek bir durum ortaya çıkarıyor, insafa bırakıyor. Bizim önergemize Sayın Turan oy verseydi durum kesin olacaktı ama yapılan düzenleme özünde doğrudur, tüm partiler gibi bizim de desteklediğimizdir. Bizim ifademiz daha keskindi, daha doğruydu ama burada, sakın Çanakkale’ye gidip de kimse “Biz böyle dedik, bizim önergeye muhalefet destek vermedi.” demesin, temel kanun olduğu için mecburen önerge verildi.

Tutanaklara geçmesini talep ediyoruz. Sağ olun.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Özel.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 35’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ceyhun İrgil (Bursa) ve arkadaşları

MADDE 35- Bu Kanunun;

a) 2 nci maddesi 1/1/2016 tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yayımı tarihinde,

b) 14 üncü maddesi yayımını izleyen 60 gün içinde,

c) 8 inci, 9 uncu, 12 nci, 15 inci, 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddeleri yayımını izleyen ayın onbeşinde,

ç) 23 üncü, 24 üncü, 25 inci, 29 uncu ve 31 inci maddeleri yayımı tarihini takip eden ödeme dönemi başında,

d) 28 inci maddesi yayımını takip eden aybaşında,

e) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın İrgil, buyurun.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu ilerleyen saatinde kanunun, bu torba yasanın son maddelerinde söz almış bulunuyorum.

Özellikle söz almamdaki temel amaçlardan bir tanesi, biraz önce 2 milletvekili arkadaşımızın da bahsettiği HES’ler konusunda geçtiğimiz haftalarda Orman Bakanına bir soru önergesiyle sormuştuk, yani merakımızdan sormuştuk. Çünkü o kadar çok tesis açılışı, o kadar çok duyurusu, reklamı vardı ki basit bir soru sorduk ve bu soruya karşı Sayın Bakan “Sizi ilgilendirmez, git oradan İnternet sitesine bak, kitapçığa bak.” demişti. Onun üzerine ben de birkaç şeyden söz etmek üzere bugün huzurunuzdayım.

Arkadaşlar, 2010 yılıydı, 11 Ağustos günü Rize Konukoğlu Cevizli Hidroelektrik Santrali’nin açılışı yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan açılış töreninde aynen şöyle söyledi: “Tabiat bize emanettir ve onu hassasiyetle koruruz, herkesten önce de biz koruruz. Biz doğaya âşığız, delisiyiz.” O günden bu yana gördük ki biraz önceki konuşmacı arkadaşlarımız da ifade ettiler ki doğanın çığlığı kaç kez dile getirildi burada, bu kürsüde, hakikaten siz doğaya âşık mısınız bilinmez ama HES delisi olduğunuz kesin bilgi.

Arkadaşlar, 2010 yılından beri, Orman ve Su İşleri Bakanının verdiği rakamlara göre 834 dev tesis açmışsınız. O gün sormuştuk “Bu tesislerin isimleri, faaliyetleri nedir, nerelerdedir?” diye. Bugün yine soruyoruz; son beş yıldır “dev tesis” diyerek toplu açılışlarla hizmete soktuğunuzu söylediğiniz 834 tesisin isimleri nedir ve nerelerdedir? Aynı tesisleri birkaç kez açtığınız oldu mu? Bir dere ıslahını bile dev tesis açılışı diye gösterdiniz mi? Soruyoruz çünkü size güvenmiyoruz. Nedeni şu: Çünkü İnternet’e girerseniz, “yalan tesis açılışı” diye, “sahte temel” diye yazarsanız “google”a yüzlerce sahte tesis açılışını ve tekrar açılışı göreceksiniz.

Neden size güvenmiyoruz? Çünkü bugüne dek “Hizmet ediyoruz.” diyerek “Temel atıyoruz.” diyerek yaptıklarınız ortada; birkaç tane örnek vermek istiyorum: Malatya’da bir babanın ölen oğlu için yaptırdığı Anadolu lisesi 2009 yılında hizmete girmişti, siz burayı 2013’te toplu açılış töreniyle yeniden açtınız. Amasya’da bir çöp tesisini…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Açılışı yapılmamıştı. Açılışı yapılmamıştı, faaliyete başladı; sonrasında…

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Bir çöp tesisini 7 kez açtınız.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Hayır.

CEYHUN İRGİL (Devamla) - 7 kez açtınız.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Yanlış biliyorsunuz.

CEYHUN İRGİL (Devamla) - Bak “Açmaya doyamadılar.” diyor, 7 kez açtınız, 7 kez.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Yanlış biliyorsunuz.

CEYHUN İRGİL (Devamla) - Tarih tarih; 2008, 2011, 2014; 7 kez Amasya’da çöp tesisi açtınız.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Beyefendi, ben Malatya milletvekiliyim ve yalnız bir kere açılış yapıldı.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Söyleyeceğim, ben size daha çok örnek vereceğim.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim lütfen.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Bunun dışında, Antalya’da “muhteşem” veya “dev tesis” diyerek 31 Mart 2015’te toplu açılışta soyunma odası, yangın kulesi, halı saha, elektrik şebekesi açtınız.

Kocaeli’nde “Açılış bayramı” diye duyurup iki yıl önce tamamlanan Yıldız Konutlarını, iki yıl önce açılan Sırrı Paşa Konağı’nı, iki yıl önce açılan Derince Çenesuyu Alternatif Yolu’nu, üç yıl önce açılan İzmit Deniz Ulaşım Müdürlüğünü yeniden açtınız hatta o kadar bu işi pervasız hâle getirdiniz ki Aydın’da on üç yıl önce Sayın Devlet Bahçeli tarafından açılan ve bizzat Aydın MHP milletvekilinin kendisi tarafından yaptırılan okulu bile tekrar açtınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğru değil, yalan konuşuyorsunuz. Doğru değil, Kocaeli ile ilgili söyledikleriniz doğru değil.

CEYHUN İRGİL (Devamla) - Ona da “yalan de.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ama doğru söylemiyorsun. Hepsi yalan, hepsi!

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Burada, fotoğrafları burada; on üç yıl önce. (CHP sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, kabul, siz azı göstermeyi… Arkadaşlar, burada…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Yalan söylediğinizi mi kabul ediyorsunuz?

BAŞKAN – Arkadaşlar müdahale etmeyelim hatibe.

Buyurun siz devam edin Sayın İrgil.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Siz azı çok göstermeyi seviyorsunuz ama belli ki çok da eğleniyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ama doğru şeyleri söyle bari hiç olmazsa ya. Söylediğinin hiçbiri doğru değil.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Gerçek dışı konuşuyorsun.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Ne de olsa Giresun’da 2014’te halktan topladığınız yardımlarla engelli bir vatandaşa alınan akülü arabanın açılışını kırmızı kurdele keserek yapmadınız mı? Yaptınız. Niğde’de 2010’da TOKİ’nin içerisine trafik pisti yaptınız, onu da açtınız. Bursa’da 2014’te 12 tane yangın tüpünü açtın arkadaşım, 12 tane. Kütahya’da 2015 yılında “200 kişilik kız yurdu” dediniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Devamla) – 4 metrelik bir temelin içerisine beton döküp gittiniz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Beyefendi, çok komik oluyor, çok komik oluyor, gerçekten çok komik oluyor yani.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşım, komik olan bu değil.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz Sayın İrgil, süreniz dolmuştur.

AHMET TAN (Kütahya) – Bizim açtıklarımıza sizin nefesiniz yetmez, nefesiniz.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşım, oradan laf atma. Bak, bir şey söyleyeceğim, haftaya kuliste yufka açacağız, gel, onun da açılışını sen yap.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İrgil, süreniz dolmuştur.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin (a) fıkrasında yer alan “1/1//2016” ibaresinin “1 Ocak 2016” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sibel Yiğitalp (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI FATMA GÜLDEMET SARI (Adana) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; size, gerçekten, bugün 6’ncı günü olan, yaralıların bulunduğu bir bodrum katında… 28 insanın yaralı olduğunu bildiğimiz ilk günden beri buradayız ve şimdiye kadar 6 insan yaşamını yitirdi. Bununla birlikte, ülkenin bir tarafı yangın yeriyken, kan akarken, insanlar yaşamını yitirirken, bu kadar normal, bu kadar sıradan, bu kadar ilgisiz yaklaşmanızı hiç anlayamıyoruz. Orada bir savaş var, ister kabul ederseniz, ister kabul etmezsiniz.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Savaş yok, savaş yok. Teröristle mücadele var. Savaş yok teröristle mücadele var.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bakın, burası Cizre Devlet Hastanesi…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Kavramları düzgün kullanalım lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – … ve orada tanklar var.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Teröristlerden korumak için onlar orada.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Tankların olduğu bir yerde, bir yerleşim alanında, tankların bulunduğu, top atışlarının yapıldığı bir alanda, sivil insanın yaşadığı bir alanda, olan bütün ölümlerden, tank atışı yapan ve yaptıran sorumludur.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Tanklar turistlik gezi mi yapıyorlar?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bunun adı da bütün dünya ülkelerinde de, evrensel hukukta da, Türkiye hukukunda da savaştır.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Tanklar turistlik gezi mi yapıyor orada Hanımefendi?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Evet, tanklar turistik… Sizin deyiminizle bu tanklar… Görüyorsunuz ki bu kadar ve bu bir devlet hastanesi.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – AİHM’e müracaat ettiniz, sizi geri çevirdiler, “Yalan söylüyorsunuz.” dediler.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Niye gittiler oraya?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Cizre Devlet Hastanesi ve bizim dediğimiz yer Cizre’de…

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Ambulanslara kurşun atanlara da laf söyle.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – “Ambulanstan siviller inerken vurun.” diyenlere engel olacak.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …Cizre’de sivil insandır. İster silahlı olur, ister sivil olur. Devlete düşen onları gidip tedavi etmektir. Size düşen, bir insan olarak, önce tedavisini sağlamaktır.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Hastaya giden ambulansa bile kurşun atıyorsunuz, insaflı olun.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bu ülke hukuk devletiyse, kolluk kuvvetleri varsa, cezaevi varsa gider tedavisini yapar, ondan sonra gider tutuklar.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Bu çukurlar nasıl açıldı? Çukurları kim açtı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bu kadar zırhlı aracın, tankın bulunduğu bir yerde siz o yaralıları buraya götürmekten bile korkuyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Çukurlar nasıl açıldı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Yaralıları bile dinlemekten korkuyorsunuz.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Hanımefendi çukurlar nasıl açıldı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Çünkü niye? Vicdanınızdan korkuyorsunuz. Özellikle kadınların, kadın vekillerin o yaralıların kimliğini sorgulamadan şunu demesi gerekiyor: Biz gidelim bu yaralıları alalım.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Merak ediyorum bu çukurları kim açtı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Eğer devlet nezdinde suçluysa zaten suçunu çekecek.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kusura bakmayın, bunun adı terörle mücadeledir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Eğer devlet nezdinde suçluysa bu ülkenin cezaevleri var…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Vekil, hangi vicdandan bahsediyorsun? Hastaya giden ambulansın şoförünü öldürüyorsunuz ya!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …cezaevine alınacak diyecek ama siz… Bakın, 6’ncı gün 6 insan yaşamını yitirdi ve bugün 14 yaşındaki ve 16 yaşındaki iki çocuk da ağır yaralı orada.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – 5 tane şehidimiz var, 5 şehit nerede!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – İki çocuk daha ağır yaralıdır. Bugün siz o yaralıların…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ne müdahale ediyorsunuz orada?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Konuşuyorum ben burada, konuşmak yasak mı?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Söz hakkı al konuş. Konuşamazsın!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Merak ediyoruz çukurları kim açtı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Çukurları mı?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Evet.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Sizin politikalarınız açtı, sizin güvenlik politikalarınız açtı. Tanklarınızla, toplarınızla oraya, her yere saldırırsanız, insanlara savunma alanı bırakmadığınız için açıldı. Eğer siz demokratik bir cumhuriyet üzerinden cümle kurmuş olsaydınız, uygulamaları onun üzerinden yapmış olsaydınız bugün ne hendekten ne barikattan ne de bu yaralılardan bahsediyor olacaktık. Bugün her kentin sorunları konuşulacaktı, bugün Türkiye’nin istikrarı konuşulacaktı ama bugün sizin savaş politikanız…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Savaş değil, hayır, savaş devletler arasında olur. Terörist ile devlet arasında savaş olmaz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …Türkiye’yi batağa soktu ve bugün bu savaş politikalarınızdan sizler sorumlusunuz. Bugün bu tankların oraya yerleştirilmesinden ve bu hendeklerden de siz sorumlusunuz çünkü biz “Demokratik cumhuriyet” diyoruz, siz “Tek başına bir faşizm.” diyorsunuz. Bu faşizm dayatmalarınızla, savaşlarınızla, tanklarınızla, toplarınızla halkı susturmaya kalkıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Hatip, lütfen, kaba ve yaralayıcı sözler kullanmayalım. Temiz bir dille konuşmaya davet ediyorum.

Sayın milletvekilleri, siz de hatibe müdahale etmeyin lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bu kadar yoğun, bakın…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – En büyük faşizmi siz yapıyorsunuz! Yaptığınız faşistlik!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın vekiller…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Dinlemeye tahammülünüz yok.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Hayır, itham edemezsiniz, genel konuşun.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Sekiz ay önce “kürdistan” diyen bir Cumhurbaşkanından bahsediyoruz, sekiz ay önce, bugün…

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – O Cumhurbaşkanı ölümleri bitirmek için kendini adamış bir Cumhurbaşkanı.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …Sayın Cumhurbaşkanı “Analar ağlamasın. 1990’lı politikaları beğenmiyorum. O dönem büyük haksızlıklar yapılmıştı." dedi.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz ne yaptınız? Bugün desteklediğiniz terör örgütü ne yaptı?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Aynı Cumhurbaşkanı ve aynı anlayış, bugün 1990’ların çok üstünde bir şiddet politikası izleyerek Kürt halkına karşı bir savaş açmıştır.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Hastaneleri bombaladınız, ambulansları yaktınız.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bunu ister kabul edersiniz… Ama, hakikat budur, hakikatten kaçamazsınız, ne yaparsanız yapın, hakikat budur. Bugün oradaki 28 insanın 6’sı yaşamını yitirdi. O 28 insanın annesi var, o 28 insanın ailesi var, o 28 insanın yaşamı… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ve yaralılar, dikkatinizi çekiyorum, yaralılar, daha bunun ötesi ne olabilir? Yaralı insanlar ve siz en ufak bir refleks göstermiyorsunuz.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Neden ambulansa geçit vermiyorsunuz, neden yolu kapatıyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Buraya gelen Hükûmet yetkilileri bile doğru düzgün açıklama yapamıyor ambulansları gönderme noktasında. O ambulanslar, oradaki halkın ana sütü gibi hakkı olan bir hizmet alanıdır çünkü vergileriyle alınmıştır o ambulanslar. Vergileriyle hizmet vermek gibi bir sorumluluğumuz vardır. Siz onların suçlu olduğunu düşünebilirsiniz, alırsınız, yargılarsınız, bundan ötesi ne olacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Yaralıları ölüme mi mahkûm edeceksiniz? Bu şiddet politikalarınızın bugün… (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Süreniz dolmuştur Sayın Yiğitalp.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – PKK, Kürtlerin başının belasıdır, Allah kahreylesin!

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şiddet politikalarınız ölenleri bile resmen öldürme gibi bir cezalandırmaya gidiyor, saygılar sunarım.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Devlete, millete kurşun sıkan ölmeyi hak ediyor. Kim kurşun sıkıyorsa bu millete, ölmeyi hak ediyor!

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, süreniz dolmuştur.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.03

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Tasarının görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

36’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesinde yer alan “hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür” ibaresinin “hükümleri, Bakanlar Kurulunca yürütülür” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                                      Alican Önlü

      Diyarbakır                                          Diyarbakır                                            Tunceli

    Hişyar Özsoy                                      Garo Paylan                                         Erdal Ataş

         Bingöl                                              İstanbul                                              İstanbul

  Behçet Yıldırım

       Adıyaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/517) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/434) 36’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

   Bülent Kuşoğlu                                    Mahmut Tanal                                       Seyit Torun

         Ankara                                              İstanbul                                                Ordu                                            Musa Çam                                        Ceyhun İrgil

          İzmir                                                 Bursa

MADDE 36- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; torba yasanın son maddesine geldik. Bu maddeye geçerken, bildiğiniz gibi, çok yoğun bir çalışma temposu gösterdi herkes, o yüzden Meclisi kutluyorum.

Ben, bu arada, bir haftadır, on gündür burada süren bir tartışma üzerine birkaç söz söylemek istiyorum, AKP ve HDP grupları arasındaki bu tartışmaya bir metinle ben de eşlik etmek istiyorum.

“Bugün doğu ve güneydoğu sorunu olarak adlandırılan sorun, aslında bir Kürt sorunudur. Sorun gerçekte ulusal bir sorundur, yani bir Kürt sorunudur. Bugün doğu ve güneydoğu olarak adlandırılan bölgeler, tarihin en eski devirlerinde ‘Kürdistan’ olarak adlandırılan coğrafya içinde yer alan bölgelerdir.

1985’ten itibaren başlayan PKK saldırıları dolayısıyla bölge bir yandan devlet terörü, öbür yandan PKK terörü arasında sıkışıp kalmaktadır.

Artık Kürt sözcüğünü rahatlıkla telaffuz edebilmeli, Türkiye’de Kürt halkının çektiği onca acıya, sıkıntıya tercüman olabilmeliyiz.

Türkiye’de yetmiş beş yıldan beridir resmî ideolojinin Kürt meselesinde inkârcı, asimilasyoncu, baskıcı davrandığını açık seçik söylemeli ve resmî ideolojiyi yüksek sesle sorgulayabilmeliyiz.

Türkiye’de dileyen herkesin kendi ana dilinde eğitim öğretim yapabilmesini savunmak, kitle iletişim araçlarından yararlanmasını savunmak PKK terörünü kınadığımız kadar devlet terörünü de kınamak, devlet ile PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemek, devletin eleştirdiği üslubu benimsememek; bölücü, terörist, ayrılıkçı vesaire kelimeleri kullanmamalıyız.”

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Devlet terörü olmaz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bekle, bekle az.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşlar, malum, biliyorlar kimin söylediğini, o yüzden hiç ses seda çıkaran yok. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin lütfen.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşlar, burada bir haftadır ağzını “barış” diye açana, ağzını “Lütfen yapmayın.” diye açana, terör konusunda farklı bir eleştiri getirene, farklı bir görüş getirene, herkese “hain” dediniz. Bu sözler Tayyip Erdoğan’a ait, bu sözler Sayın Tayyip Erdoğan’a ait (CHP sıralarından alkışlar)

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Yazık, yazık, çok yazık, çok yazık sana, çok.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – 1991 yılında…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kürtçe serbest miydi önceden?

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Söyleyeceğim, söyleyeceğim.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Kürtçe konuşmak serbest miydi önceden?

CEYHUN İRGİL (Devamla) - 1991 yılında Refah Partisi İl Başkanıyken Sayın rahmetli Necmettin Erbakan’a sunduğu Kürt raporundan bir metin okudum. Raporu yazan da milletvekiliniz Mehmet Metiner.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Yapmayın ama ya!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yani bu kadar kan akarken Sayın Cumhurbaşkanına bunu nasıl söylersiniz? Hayret bir şey ya! Dönün şu tarafa, şu sıralara söyleyin.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Bir saniye… Şimdi, görüşler değişmiş olabilir.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ya tamam da, teröre bir kelime söyleyin, Sayın Cumhurbaşkanımızla ne alakası var?

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Bir saniye, söylüyorum: PKK terörünü de lanetliyorum, PKK terörünü de lanetliyorum, PKK terörünü de lanetliyorum, hendekleri de lanetliyorum, hepsine karşı çıkıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ya, yazık ediyorsunuz kendinize ya, kendinize yazık ediyorsunuz, vatana yazık ediyorsunuz, millete yazık ediyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kürtçe konuşmak serbest miydi?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Hayret bir şey ya!

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Biz, sizlerin aranızda kalmaktan -yıllarca flört ettiniz- bıktık yorulduk, bu devlet de millet de yoruldu.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ceyhun Bey, Kürtçe konuşmak serbest miydi önceden?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ne söylüyoruz arkadaşlar, yapmayın ya.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Biz şunu söylüyoruz: Diller değişebilir. Arkadaşlar, bir haftadır ağzını açan insanlar “ambulans” diye yalvarıyorlar, siz de karşı çıkıyorsunuz; ya, gönderin şu ambulansı bitsin bu şey.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ceyhun Bey…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ya, ambulans diye yalvarıyor… Yani bunların ne yaptığını çok iyi biliyoruz ya.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Ya, bana verin ambulansı ben götüreyim bari.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ceyhun Bey…

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşlar…

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim sayın milletvekilleri…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Hayır, bir soru soracağım, önceden Kürtçe konuşmak serbest miydi değil miydi?

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Sayın Başkan, süremi uzatın.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Ben bekliyorum.

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap edin Sayın İrgil.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşlar, benim burada söylemek istediğim şey şu: İnsanların fikirleri değişebilir…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ceyhun Bey, önceden Kürtçe konuşmak serbest miydi, değil miydi?

CEYHUN İRGİL (Devamla) – …insanların düşünceleri değişebilir, insanlar sizden farklı düşünebilir.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Bu yasağı kim kaldırdı? Kürtçe konuşma yasağını kim kaldırdı?

CEYHUN İRGİL (Devamla) - Ben size sizin de çok sevdiğiniz bir şairden bir cümle söylemek istiyorum. İnsanlar…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kürtçe şarkı söyleme yasağını kim kaldırdı?

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Şu beyefendiyi uyarır mısınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Siz de Genel Kurula hitap edin Sayın İrgil, şahıslarla uğraşmayın.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Benim insicamımı bozuyor.

“İnsan hangi dünyaya kulak kesilmişse ötekine sağır oluyor.” siz bunu iyi bilirsiniz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Kürtçe şarkı söylemek serbest miydi, değil miydi?

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Kardeşim, ne serbestti, ne değildi. Şu an insanlar rahatsız olduğunu söylüyor mu? Bitti.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ya, bu yasağı kim kaldırdı? Bu yasağı kim kaldırdı?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – CHP'nin gerçek yüzünü burada gösterdiniz ya bütün 80 milyona, sizi tebrik ediyorum, hakikaten tebrik ediyorum.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Arkadaşlar, siz eleştirme hakkına sahip değilsiniz. Ülkeyi siz yönetiyorsunuz, bu ülkeyi PKK yönetmiyor. Toplumun canını, malını, hâlini, istikbalini düşünmesi gereken sizlersiniz. İnsanların yarısını PKK’lı ilan ederek PKK’nın ekmeğine yağ sürüyorsunuz, başka bir şey yapmıyorsunuz. Ektiğiniz ortada, maalesef biçtiğiniz de ortada. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Gerçek yüzünüzü gösterdiniz Ceyhun Bey, tebrik ediyorum sizi!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Tebrik ediyoruz sizi!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz de alkışlayalım arkadaşlar, gerçek yüzünü görmüş olduk!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Çok güzel, bu konuşmaya bir bardak su içiyorum! Yine su içtirdin!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesinde yer alan “hükümlerini Bakanlar Kurulu” yürütür ibaresinin “hükümleri Bakanlar Kurulunca yürütülür” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Behçet Yıldırım (Adıyaman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, 36’ncı maddeye geldik, torba yasanın sonuna geldik. Atalarımız ne demiş? “Laf olsun torba dolsun.” Bizim de yaptığımız tam bu. Keşke bu yasaları uygulayabilsek. Birisi yarın çıkacak “Yasa masa tanımayın, torba morba tanımayın, mevzuat tanımayın.” diyecek, her şey üstümüze kalacak arkadaşlar, bunu baştan belirteyim.

Yaşam hakkından daha öncelikli bir hak yoktur. İnsanların yaşam hakkı olmadan bağlı diğer temel hak ve hürriyetlerin kullanılmayacağı barizdir. Bir yerde yaşam hakkı ihlalleri varsa bu Meclisin birinci gündemi yaşam hakkı ve bu yaşam hakkı ihlallerini giderecek çözümler aramaktır, Meclisin birinci gündemi bu olmalıdır.

Yaşam hakkı ihlallerine gözünü kapatan bir yasama hangi düzenlemeyi getirirse getirsin, çözüm üreten değil bürokrasinin sıradan bir aracı olacaktır, teknik bir müesseseye dönüşecektir. Bu durum, egemenliğin asıl sahibi Meclisin itibarını her gün zedelemektedir. Ama biz bu kürsüye her çıktığımızda, yaşam hakkı ihlallerini gündeme getirdiğimizde sanki başka bir ülkede yaşıyormuşuz gibi, sanki başka hayalî bir dünya yaratıyormuşuz gibi, sanki abesle iştigal ediyormuşuz gibi tavır ve tutumla karşılaşıyoruz. Tam tersi, bir ülkede yaşam hakkı ihlali varsa o ülkede sosyal devletten, sigorta düzenlemelerinden bahsetmek insanın vicdanını yaralar ve insanların her gün öldüğü bir ülkede bunu gündeme getirmek, çözüm aramak abesle iştigaldir.

Onun için, yaşam hakkı ihlalleri devam ettiği müddetçe asgari bir insanlık onuru ve insan vicdanı gereği her gün bu hak ihlallerini gündeme getireceğiz.

Meclise torba yasalar getiriliyor, mevzuat değiştiriliyor, mevzuat yeniliyor. Biz bu yasayı niçin yapıyoruz? Tabii ki uygulanması için. Ancak, bakın, Cumhurbaşkanı kaymakamları topluyor “Mevzuatı bir kenara atabilirsiniz.” diyor. Bu cümlenin hukuk devleti ilkesiyle nasıl bir tehlike olduğunu algılayabiliyor musunuz? Hukuk devletinde bütün organlar, bütün iş ve işlemler kaynağını yasadan, mevzuattan alır. Bu düşüncenin sonucu ne olur, biliyor musunuz? Bugün Mecliste kendimizi inkâr etmiş oluruz. Yasa yapma yetkisi Mecliste değil mi? Bütün idari iş ve işlemler bu yasaya uygun olmak zorunda değil mi? Yok, idari yasalardan yetki almayacaksak, herhangi bir makamın iki dudağı arasındaki kelimelerden alacaksak biz niye buradayız?

Ne yazık ki ülke öyle bir noktaya sürükleniyor ki yasa yapabilirsiniz ama yasanız uygulanmak zorunda değil. Bu ülkede yasama yetkisi Mecliste değil mi ki kaymakamlara “Mevzuatı bir kenara bırakın.” deniyor? Kaymakamlar kaynağını Anayasa’dan, yasadan almayan bir yetki kullanımına doğru gidecekler ki bunun adı hukuk devleti olmaz. Meclis Başkanlığının bu konuda bir açıklama yapması gerekirdi. Bu ülkede hiçbir makam ve organ “Mevzuatı bir kenara bırakın.” diyemez.

Ülke şu an fiilen muhtar, kaymakam ve valilerle yönetiliyor. Mevzuata bile uymaları gerekmiyormuş. Meclisin itibarı hiç bu kadar sarsılmamıştır. Biz bu idareyi hangi norma, hangi ölçüye göre denetleyeceğiz? İdare her gün hukuksuzluğu yapacak ama mevzuata tabi olmayacak. Bu nasıl bir aklın ifşasıdır? İşte demokratik rejimlerden böyle sapılır.

Her gün mücadele ettiğimiz, değişmesi için uğraş verdiğimiz bir darbe anayasasını bile size hatırlatmak zorunda bırakıyorsunuz. Bu darbe anayasasının bile 6’ncı maddesinde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyor. Yine, 7’nci maddede “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” deniyor. 8’inci maddede “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.” deniyor. Ama, Cumhurbaşkanı âdeta yeni bir düzen kurmuş gibi muhtarları, kaymakamları topluyor, “Yeri geldiği zaman mevzuatı bir kenara atın.” diyor. Yeri geldiği zaman mevzuatı bir kenara bıraktığınız zaman ne olur biliyor musunuz? İşte bu ülkenin kırk yıllık tarihi ortada, yeni faili meçhuller olur, yeni infazlar olur, sadece bölgede olmaz, İstanbul’da olur, her tarafta olur bunlar. Bunun sağı, solu yok, en sağcısından en solcusuna kadar bu herkesin başına gelebilir. Kimse hukukun önüne geçemez. Devletin denetlenmesi bu mevzuata göre olmayacak mı? İşte mevzuatı bir kenara bıraktığınızda devlet hukuku olmaz, mafya devleti olur, herkes kendi mevzuatını uygular. Mevzuata saygıyı en başta idareciler uygulamak zorunda. Bir devletin idarecileri mevzuatı bir kenara bırakırsa vatandaş ne yapsın, vatandaş neye göre -mevzuata göre- hakkını arasın? Herkes kendi hukukunu, kendi mevzuatını yaratmaya çalışmaz mı?

Teşekkür ediyorum efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkürler, süreniz bitmiştir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Böylece, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (1.Maddesi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Plan ve Bütçe Komisyonunun 68 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümünün oylamasından önce 1’inci maddesini yeniden görüşülmesine ilişkin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre bir talebi vardır, bu talebi yerine getireceğim.

Şimdi birleşimin başında Genel Kurulun bilgisine sunulan Danışma Kurulu görüşü doğrultusunda Plan ve Bütçe Komisyonunun istemini okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi uyarınca yeniden görüşülmesini arz ve teklif ederiz.

Süreyya Sadi Bilgiç

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunun istemini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi kabul edilen istem uyarınca tasarının 1’inci maddesini yeniden görüşmeye açıyorum.

1’inci madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ilk söz Besime Konca, Siirt Milletvekili.

Buyurun Sayın Konca.

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, kaç gündür burada birçok kanunu tartıştık, yeni yasalar çıkarmaya çalışıyoruz. Torba kanunun… Ama mevcut olan alt komisyonlarda da, bütçe görüşmelerinde de, KEFEK komisyonunda da birçok konuda çeşitli öneriler, tartışmalar geliştirildi. Fakat ortaya çıkan şöyle bir gerçeklik var: Bu ülke sanki toplama kampıdır ve alelacele her türlü sorunda “Nereden para dağıtacağız? Kime ne kadar para vereceğiz? Aileyi nasıl şekillendireceğiz? Şu sorunu nasıl çözeceğiz?” tarzındaki sorunları ele alış biçimi bu ülkede doğru bir Anayasa, doğru bir siyaset, doğru bir demokrasi, doğru bir toplum anlayışı geliştirilemediği için bu Meclis aslında bütün bu yasaları kâğıt üzerinde çıkarıyor, tek taraflı çıkarılıyor, ortaklaşılarak, uzlaşılarak çıkardığımız yasalar söz konusu değil.

Bugün, Cumhurbaşkanının açıklaması vardı, diyordu ki: “Mevcut sistemimizde bir anormallik var. Sistem, mevcut sistem anormaldir ve biz ithal mallarla yönetiliyoruz. Bunların hepsini değiştireceğiz. Yeni anayasada Başkanlık sistemi olmadan yürümez.” Evet, mevcut sistem gerçekten anormaldir. İşte, bugün, Kürtlerin direnme gerekçesi. Bugün Türkiye’de Türk halkının, bugün Türkiye’de ve kürdistanda kadının, gençlerin, çocukların bu sisteme karşı bir duruşu söz konusudur. Yıllardır yapmaya çalıştığımız da bu anormallik karşısındaki hakikati temsil etmek ve hakikati sizlere anlatmak içindir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Onlar terörist.

BESİME KONCA (Devamla) – Ama, siz bunu söylüyorsunuz. On üç yıldır bu anormalliği siz kabul ettiniz, bu anormalliği “normallik” diye topluma yutturmaya çalıştınız, yedirmeye çalıştınız, kabul ettirmeye çalıştınız iktidar olarak.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – İlk girişte fena değildin, ağzını bozmaya başladın. Dikkatli ol, suçlama yapma. Genel konuş, suçlama yapma.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Yapmayın ya!

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – İzin mi alacağız sizden konuşmak için ya? Niye sataşıyor, niye suçluyor? Genel konuşsun. Söyleyin temsilcilerinize genel ifade etsin.

ABDULLAH ZEYDAN (Hakkâri) – Sen çıkarsın cevap verirsin, kürsüye çıkarsın cevap verirsin.

BESİME KONCA (Devamla) – Bugün çok rahat, Cumhurbaşkanımız “Bu sistem anormaldir.” diyor. Evet, siz de on üç yıldır bu sistemden beslendiğiniz için sizin de bugün mevcut yürüttüğünüz bazı politikalar anormaldir, siyasetiniz anormaldir, çıkardığınız yasalar anormaldir, savunduğunuz düşünceler anormaldir çünkü buradan geliştirdiniz.

Bak, bugün yine Başbakan dedi ki… HDP milletvekillerimiz İçişleri Bakanlığında görüşmeler yaptı, Sağlık Bakanıyla tartışmalar yürütüldü. Ayaküstü giderken Avrupa gezilerine, artık gidip yine al gülüm ver gülüm bir şeyler tartışılacak, bir şeyler paylaşılacak ve Türkiye'nin kaderini belirleyecek olan bu gizli görüşmeler, bu şantajla yürütülen ilişkiler, ittifaklar söz konusu olacak, İsrail’i, Almanya’sı, başka ülkesi. Bizim burada çıkardıklarımız burada kalacak, pratikleşmeyecek çünkü mevcut, geçmiş hükûmet döneminde de, geçmiş dönemlerde de yapılanların birçoğunun uygulanmadığı, eksik olduğu bugünkü düzenlemelerimizden, bugünkü tartışmalarımızdan açığa çıkıyor. Başbakan giderken dedi ki: “Geldiniz, söylediniz, tartıştık bu sorunları. Biz ambulansları göndereceğiz, bu sorunu çözeceğiz, sağlık hizmeti de vereceğiz, sonra hukuki süreç işleyecek.” Sabaha kadar bakacağız, gerçekten söylediği, kamuoyuna açıkladığı gibi Türkiye’yi Başbakan mı yönetiyor yoksa gerçekten… Hâlen 23 insanın orada olduğu ve 6 ölüyle birlikte yaşamak zorunda kaldığı…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Çıksınlar oradan, çıksınlar. Yazık günah, çıksınlar oradan.

BESİME KONCA (Devamla) – 6 ölü var orada ve 23 insan 6 gündür aç, susuz, o cenazelerle birlikte orada kalıyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Çıksınlar oradan. Ne işleri var orada?

BESİME KONCA (Devamla) – Umarım, bu gece Başbakanın söylediği gerçekleşir ve ilk kez, Başbakanın Türkiye’yi yönettiğini bu cümlesi üzerine biz de anlamış oluruz ve hayırlı bir sürece vesile olacağını düşünmek istiyoruz.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Çıksınlar oradan, ne işleri var orada?

BESİME KONCA (Devamla) – Umarım Başbakan bugün bunu yapar. Aksi takdirde -açık söylediği için bugün bunu söylüyoruz- eğer Başbakan, Cizre’nin Cudi Mahallesi’ne 23 insanın hayatını kurtarması için ambulans göndermezse…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ambulans sokağın başında, ambulanslar sokağın başında.

BESİME KONCA (Devamla) – …burada bin tane yasa da çıkarsak, bu Parlamentoda Anayasa da çıkarsak bu ülkeye, bu siyaset demokratik değil, özgürlükçü değil.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kapıda kilit mi var?

BESİME KONCA (Devamla) – Cumhurbaşkanı şunu da söylüyor, diyor ki: “Zaten Parlamento sistemi artık Türkiye’de işlemez.” O zaman niye buradayız? Cumhurbaşkanı şu an suç işliyor. Cumhurbaşkanı “Anayasa işlevsizdir, Parlamento sistemi -pardon- yürümez, Parlamento sistemi çalışmayacaktır, başkanlık şarttır.” diyorsa biz bugün boşuna buradayız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Güle güle.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Siz boşuna buradasınız, doğru.

BESİME KONCA (Devamla) – Sizin söyledikleriniz, sizin tartıştıklarınız o zaman boş olan şeylerdir. Bu yasalar için bu kadar boğaz patlatmayalım, aslında bu yasalar için burada olmak da gerekmiyor. Biz bugün bu yasaların uygulanması için önce Türkiye’de demokratik, özgür, eşitlikçi bir toplum anlayışının…

Bu siyasetiniz gerçekten -belki bugün birebir çok ciddi zararlarını görmüyoruz ama- toplumu, bireyi, insanı getirdiğiniz nokta gelecekte tehlikesi çok daha fazladır. Bakın, 2 milyon göçmen aldık bu ülkeye, 2 milyon göçmen aldığınızı söylüyorsunuz Hükûmet olarak ve 200 binin üzerinde, 300 bine kadar ulaşmayan bir göçmen sayısı kamplarda kalıyor. 1,5 milyon göçmen nerede yaşıyor? Nasıl yaşıyor? Hangi koşullarda yaşıyor? Bunun Türkiye toplumu açısından gelecekteki kaygıları nedir? DAİŞ’le IŞİD’le mücadeleniz hangi noktadır? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bugün birçok illerde ciddi anlamda yaşanan tehlikeler söz konusudur. Sizin yaptığınız, burada çıkarılan yasaların çoğu rant elde etmektir, birilerine kapı aralamaktır, birilerinin kendi geleceği için, arka bahçesi yapmak için söz vermektir.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Emekliye vermek ne zamandan beri rant oldu?

BESİME KONCA (Devamla) – Parayla terbiye etmektir, küçük fonlarla, küçük hizmetlerle insanları kendinize bağlama yöntemidir iktidarın. Uzun vadede Türkiye’nin geleceğini düşünmüyorsunuz. Çıkardığınız bütün yasaları çoğunluk gücünüze dayanarak kendi çıkarlarınızı, kendi iktidarınızı korumak için çıkarıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Demokrasi bu.

BESİME KONCA (Devamla) – Türkiye toplumunun bütün farklılıklarını, bütün zenginliklerini, tarihî, temel sorunlarını çözmek için ele alamıyorsunuz, değerlendirmiyorsunuz, yasalar bunun için çıkarılmıyor.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Sana öyle geliyor.

BESİME KONCA (Devamla) – CHP’den hatip bey demin burada okudu, Erdoğan’ın 1991’deki değerlendirmesidir. Devlet terörünü en fazla dile getiren bir partisiniz. Bugün orada uygulanan bir devlet terörüdür.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Devlet terör yapmaz.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Terör işini siz başlattınız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Teröristler Cizre’de, Cizre’de.

BESİME KONCA (Devamla) – Bak, Başbakan “Beyaz Toroslar gelir.” dedi ama bugün binlerce “Ranger”la yaptığınız çok daha tehlikeli bir şiddettir, bir devlet terörüdür, bir soykırım ve katliam girişimciliğidir.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Teröristler Cizre’de var, Silopi’de var.

BESİME KONCA (Devamla) – Bak bugün binlerce insan Nusaybin’de, Cizre’deki o ablukayı, Cizre’deki o işgali protesto etmek için oradadır.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Ne işgali ya, devlet işgal yapar mı ya?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Devlet işgal etmez, işgal eden çukurda, çukurda teröristler.

BESİME KONCA (Devamla) – Binlerce gaz bombası atıldı ve 60-70-80 yaşında yaşlı dedeler, seydalar oradaydı. O seydaların birinin başına o gaz bombaları değip orada katledildiğinde, biz burada dile getirdiğimizde fotoğraflar şu an yoktu, daha yeni yeni sosyal medyada paylaşılıyor. Diyeceksiniz ki teröristin orada ne işi var? 70-80 yaşındaki insan gidip vicdani ve ahlaki bir tutum olarak bu durumu protesto etmek için bir ilçede, yol ortasında -orada farklı bir durum da söz konusu değil- ve binlerce gaz bombası bugün atıldı.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Askerleri kim öldürüyor, askerleri?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Zevkinden mi atıyor? Sen çocuk katillerine bak, çocuk katillerine, onlara laf söyle.

BESİME KONCA (Devamla) – Arabaların camlarından içeri girdi, yaşlı nineler oradan zarar gördü.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – PKK’lılara laf söyle, teröristlere laf söyle.

BESİME KONCA (Devamla) – Gaz bombasının etkisiyle boğulmayla karşı karşıya kaldı. Cizre’de olduğu gibi Nusaybin’de de bugün katliam girişimi vardı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunların hepsini, binlerce, yüzlerce yasa da çıkarsanız Kürt halkı özgürlüğünü, Kürt halkı demokrasiyi, dilini, kimliğini, kültürünü kazanmak için sizin dediğiniz o anormal sisteme karşı her zaman savunacaktır, her zaman demokrasiyi geliştirecektir, her zaman Türkiye’nin vicdanı olacağız.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Özgür olmasaydınız bu lafları kullanabilir miydiniz?

BESİME KONCA (Devamla) – Gezi direnişi sürecinde de hendek yoktu ve siz o dönemde de Türkiye toplumuna terörü uyguladınız, Türkiye toplumuna katliamı dayattınız. Bugün kürdistanda geliştirdiğiniz zihniyet aynı zihniyettir, aynı mantıktır.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Türkiye Cumhuriyeti toprakları.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Kürdistan neresi?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Hendek siyaseti yapma.

BESİME KONCA (Devamla) - Türkiye olmadan önce kürdistan vardı. “Kürdistan” kavramı “Türkiye” kavramından çok daha eski, çok daha tarihî, çok daha kültürel, çok daha kimliksel bir zemini olan, bir altyapısı olan, bir tarihî dayanağı olan bir kavramdır. Buna alışmak zorundasınız, alışmayabilirsiniz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Israrla ve inadına bunu kullanıyorsunuz ama yapmayın. Bölmekle değil, birleştirici…

BESİME KONCA (Devamla) - Kürt halkı olarak, Kürt kadını ve Kürt toplumu olarak biz bunları kullanacağız. Türkiye’yi yine bizim direnişimiz, bizim mücadelemiz, bizim buradaki muhalefetimiz Türkiye’yi demokratikleştirecektir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Hendek siyaseti yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci konuşmaya geçtik.

İkinci söz sahibi Malatya Milletvekili Veli Ağbaba.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum, AKP milletvekillerini de selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun, âdeta CHP’nin yıllardır size söyleyip yaptıramadıklarımızla ve 7 Haziran seçimlerinde seçim beyannamemizde yer alan, kampanya boyunca sizlerin, burada bulunanların, Sayın Başbakanın, hatta Sayın Cumhurbaşkanının “Yapamazlar, edemezler, kaynak yok, kaynağı nerede bulacak?” deyip de tam 7 Haziran akşamı vatandaştan tokadı yiyip iktidardan düşüp…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz ne oldunuz, siz?

VELİ AĞBABA (Devamla) - …bizim seçim bildirgemizi tek tek, sayfa sayfa, satır satır kopyalayıp taklit ettiğiniz taahhütlerimiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – CHP iktidar mı oldu?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, değerli AKP milletvekilleri, CHP varsa herkes için var, CHP varsa sizin için de var. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, ne yaptık? Ey değerli arkadaşlar, bozulmayın, kızmayın. Bakın, biz aslında şikâyet edebiliriz, deriz ki: “AKP’liler bizim seçim beyannamemizi kopyalamış.” diyebiliriz. Ama biz bununla gurur duyuyoruz.

Bakın, buradan bir çağrı yapayım, bir şeyi söylemek istiyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Niye aynı oyu alamıyorsunuz?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ey AKP’liler, ey emekliler, ey uzman çavuşlar, ey kadınlar, ey asgari ücretle geçinen insanlar; bunları CHP yaptı. Bunlar CHP’nin seçim beyannamesinden alınarak yapıldı.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Niye size oy vermiyorlar? Oy niye alamıyorsunuz, oy?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Düşünün ki, bir siyasi parti düşünün ki, muhalefetteyken neler yapıyor. İktidarda olsak neler yaparız siz hayal edin değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Bu millet 7 Haziranda, 1 Kasımda oy attı aslanlar gibi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hiç gocunmayın, hiç gocunmayın.

Bakın, yahu siz demediniz mi, yahu siz demediniz mi…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Millet inanmıyor, millet size inanmıyor. CHP’nin söylediğine inanmıyor, aradaki fark bu.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Oy niye alamıyorsunuz, oy!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bu Başkanın kravatı sarı, kravatı sarı. Sarı sendikacı, dur, dur! Sarı sendikacı dur, sen dur! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Vekil, kravata takılma.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Müsaade edin, ya müsaade edin ki söyleyeyim. Sayın Başkan, ben öyle laftan hiç etkilenmem, rahat olun.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – 1 Kasımda ne oldu 1 Kasımda! Millet size inanmadı.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yahu CHP “Asgari ücreti 1.500 lira yapacağız.” dediği zaman ne dediniz? Akşam Maliye Bakanı, sabah Başbakan, öğleden sonra Cumhurbaşkanı “Kaynak nerede?” dediniz. Kaynak neredeymiş? Kaynak neredeymiş?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Notere gittiniz, inanmadı millet.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Millet size inanmadı.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kaynak… Bakın ne yaptı CHP? CHP dünya tarihinde bir muhalefet partisi olarak…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Milleti inandır önce milleti! Ya, bizi inandırma, git milleti inandır, milleti!

VELİ AĞBABA (Devamla) – CHP, Cumhuriyet Halk Partisi dünya tarihinde muhalefet partisi olarak iktidara her şeyi yaptırdı, söylediğimiz her şeyi yaptırdık size. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Oy niye alamıyorsunuz? Oy niye vermiyorlar size, oy?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – CHP söyler, AK PARTİ yapar!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sayemizde… Tekrar söylüyorum, tekrar söylüyorum, eğer asgari ücret 1.300 lira olmuşsa bu grubun sayesinde. Emekliler 100 lira alıyorsa bu grubun sayesinde. Polisi, uzman çavuşu, kadını, genci eğer para alıyorsa kusura bakmayın size alkış yok, alkış o gruba, CHP Grubuna. Ben de CHP Grubunu alkışlıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Masal anlatıyorsun!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Gocunmayın, gocunmayın değerli arkadaşlar, bunların hepsini biz yaptık.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Vekil, Özgür Bey’in kravatı sarı.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – 1 Kasımda ne oldu 1 Kasımda!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Öyle sarı kravat yaparak, sarı sendikacılık yaparak olmaz.

Bir de Sayın Başkan iki dönem grup başkan vekilliği yaptığı için bazen kendini grup başkan vekili olarak hissediyor, beni uyarıyor. Örneğin, idare amirlerinin laf atmayacağını, idare amirlerinin Mecliste sükûneti sağlayacağını Sayın Meclis Başkan Vekili uyarmıyor, değil mi?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Katkıda bulunuyor, katkıda bulunuyor size!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen de sataşıyorsun canım “sarı kravat” diye. Sataşma sen de, sataşma “sarı kravatlı” diye sen de!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Gökcen Hanım, rahat olun.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Laf atmıyoruz, laf atmıyoruz. CHP söyler, AK PARTİ yapar.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu laflarınızdan var ya, biz memnunuz, biz memnunuz. Ne yaptık, ne yaptık?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – 1 Kasımda kaç oy aldınız?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yüzde 25 oy aldınız.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Onu da yapacağız. Öyle emekliye 100 lira olmaz, emekliye 2 maaş ikramiye vereceğiz, verdireceğiz, bunu da biz yapacağız.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ha, olur, olur!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ne zaman?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Elli yıl sonra!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yok, size bu dönem yaptıracağız. Göreceksiniz, yaptıracağız!

Ne yaptık, ne oldu? Mazotu kaç lira yapacağız?

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ne zaman, ne zaman?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi yapacağız, bu dönem yapacağız. 1,70 lira yapacağız. Niye? CHP Grubu bunları size yaptırdı. Gocunmayın, üzülmeyin, üzülmeyin, çalışın sizin de olur! (CHP sıralarından alkışlar)

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Ne zaman yapacaksınız? Ne zaman yapacaksınız, ne zaman?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, şimdi, başka şeyler söyleyeceğim. Bundan daha çok alınacaksınız, kızacaksınız.

Bakın değerli arkadaşlar…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Biz sana alıştık, alıştık, alıştık sana biz.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – 1 Kasıma gel, 1 Kasıma!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, CHP Grubu olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak övünerek söylemek isterim ki grubum adına, kendi adıma övünerek söylemek isterim ki her zaman hukukun yanında yer aldık, her zaman hukuku savunduk, her zaman adaleti savunduk.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Veli Bey, 1 Kasımda ne oldu, onu söyle!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Siyasi görüşü, etnik kimliği, düşüncesi, rütbesi, cüzdanının kalınlığı ne olursa olsun herkes için hukuku savunduk. Burada da onu yapmaya çalışıyoruz.

Bakın, herkesin korktuğu, sindiği, şimdi bazılarının utandığı Balyoz davasına hiç kimse gidemezken Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, özellikle CHP cezaevi komisyonu, Balyoz davasında mağdur edilmiş askerlerin sesi oldu, soluğu oldu. Yalnız bırakılmış, unutulmuş insanların sesi olduk, soluğu olduk. Ergenekon davasında hukuk yoluyla, özel yetkili mahkemeler yoluyla katledilen gazetecilerin, üniversite rektörlerinin hukukunu savunduk. Kimi zaman karaciğer kanseriyle mücadele eden Fatih Hilmioğlu’nun, kimi zaman sizin tarafınızdan koskoca Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanlığını yapmış ama terör örgütü lideri olarak sizin tarafınızdan mahkûm edilmiş İlker Başbuğ’a sahip olduk, hakkını, hukukunu savunduk.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Millet sizi iktidar yapsaydı bir sefer de…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kimi zaman… Sayın Gökcen Hanım, sayın grup başkan vekili nereye kaçtı? Bu beyefendiye arada söz versin. Oradan konuşmak, laf atmak kolay. Gelirsin, bir sözün, lafın varsa burada konuşursun.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Sana mı soracağız!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Kimi zaman Balyoz davasından müebbet hapis cezası yemiş Engin Alan’ın hukukunu savunduk, kimi zaman sadece genel başkanlarıyla telefon görüşmesi yaptığı için BDP’den milletvekili olan İbrahim Ayhan’ın hukukunu savunduk. Belki ömürlerinde bir araya gelemeyen Oda TV davasından yargılanan Barış Terkoğlu’nun, Barış Pehlivan’ın, Hanefi Avcı’nın hukukunu biz savunduk.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Sonuç?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yine, siz de arkadaşlarınızın kurduğu, beraber, kol kola verdiği…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Millet ne yaptı millet?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bir şey söyleyeceğim yine kızacaksınız, söylemiyorum. İntihar ettirdiğiniz Ali Tatar’ın hakkını CHP savundu.

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Sonuç?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yine, haksızca ceza yediğine inandığımız, siyasi görüşüne katılmadığımız…

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Milleti savunun milleti.

VELİ AĞBABA (Devamla) - …28 Şubat davasından yatan Malatya davasındaki insanların ilk kez hakkını, hukukunu siyasi görüşümüz ayrı olmasına rağmen biz savunduk. Bakın, hiç ayrım yapmadık. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) On dört yıldan beri tek başına hücrede yatan ama siyasi görüşünü tasvip etmediğimiz, asla birlikte olmayacağımız Salih Mirzabeyoğlu’nun da yaşamış olduğu dramı bu kürsüden bizler savunduk.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Merve Kavakçı bu kürsüdeyken hukuk yoktu değil mi!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, belki tarihimizin görmüş olduğu en kepaze dava askerî casusluk davasındaki yaşanan hayâsızlığı, ahlaksızlığı ilk kez biz ortaya çıkardık.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) - Önce ikna odalarını kurdunuz, Salihleri hapse attınız, sonra avukatlığını mı yapıyorsunuz?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Zorunuza gidebilir. Çünkü bu davalarda, bu Balyoz’da, Ergenekon’da, KCK’da, Oda TV’de yapılan bütün hukuksuzluğa siz de ortaktınız değerli arkadaşlar.

Bakın, size bir şey anlatacağım. Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde MİT tırlarından yargılanan insanları ziyarete gittik. Biz bu dönemin kapandığını sanıyorduk. MİT tırlarına arama emri veren savcı tutuklu, gazeteci tutuklu, asker tutuklu. Bir şey daha söyleyeyim, o MİT tırlarını koklayan köpek Vahim de sürgün edilmiş. Vahim sürgün edilmiş, Vahim.

Şimdi sözlerimi tamamlıyorum arkadaşlar. Bakın, dün, Malatya’da bir operasyon yapıldı. Malatya’da ismi herkes tarafından bilinen 11 tane saygın iş adamına bir terör örgütüne üye olmak iddiasıyla bir operasyon yapıldı, şimdi gözaltındalar.

Değerli arkadaşlar, bu insanlar, bu 11 tane insan geçmişte dernek başkanlarıydı. Bir şey söyleyeyim: Eğer bunlar teröristse, teröre yataklık yapmışsa AKP milletvekillerini buradan ihbar ediyorum çünkü o AKP milletvekillerinin onlardan randevu almak için, onlarla aynı sofraya oturmak için neler yaptıklarına ben şahidim. Bugün sadece birilerine yakın diye bazı iş adamları yargılanıyorsa bu işin sonu tehlikeli değerli arkadaşlar. Kim suçluysa yargılansın ama birileri filan cemaate, filan insana yakın diye tutuklanıp haksızlık yapılıyorsa bunu da bizim kabul etmemiz mümkün değildir.

Tekrar söylüyorum: Geçmişte o derneğe, o iş adamı örgütünden randevu almak için onların eteğine yapışanları buradan ihbar ediyorum. Eğer bir suç varsa bu suça AKP Malatya milletvekilleri de ortaktır, onları da buradan ihbar ediyorum çünkü bugün gözaltına alınan, terörle yargılanan insanların en yakın arkadaşları AKP milletvekilleriydi. Benim selam mesafem yoktu ama onların hukukunu savunmak benim görevim diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına üçüncü söz, İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Aksu, süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın daha önce Genel Kurulda kabul edilmiş bulunan 1’inci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bölücü terör örgütü mensubu teröristlerce yapılan silahlı saldırı sonucu 3 askerimiz, 2 polisimiz şehit olmuştur. Konuşmamın başında Türk milletinin ve Türk devletinin birlik, bütünlük ve bekasına dönük bu hain saldırıları yapanları lanetliyorum; hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, yüce Türk milletine başsağlığı ve sabır, yaralanan asker ve polislerimize acil şifalar diliyorum.

Terörle mücadele eden tüm güvenlik güçlerimizin sonuna kadar yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, onları şükranla selamlıyorum.

AKP’nin 1 Ağustos 2009’da başlattığı “açılım” ya da “çözüm” denilen yıkım süreciyle birlikte Türkiye’nin tek millet ve tek devlet olarak ilelebet yaşama ülküsünü zedeleyen gelişmeler bir biri peşi sıra meydana gelmiştir. Başta bölücülük hareketlerinin hiç olmadığı kadar güç kazanması olmak üzere, siyasi taviz politikalarıyla terör meselesi aynı zamanda bir kimlik meselesi hâline getirilmiş, sözde demokratik söylemlerle kılıflandırılan bölücü talepler kabul ve karşılık görmüştür. Bu süreçte PKK muhibbi çevreler bölücü terör örgütü ve bölücübaşını masum gösterme gayretkeşliğine girişmiştir. Yıkım projesi devredeyken AKP, teröristlerin insafa gelmesini beklemiş, bu tavrı ile de bölücü terörün güçlenmesine ve cüret kazanmasına fırsat vermiştir. Tükenme noktasına gelen PKK’ya bu yolla yeni bir kapı aralanmış, âdeta yeni bir nefes olunmuştur. 20 Temmuzdan sonraki süreçte Hükûmet üyelerinin yaptığı ikrar ve itiraflar bunu ispat etmektedir. Nitekim o süreçte Sayın Başbakan ülke ve millet bekası tehlikesine dikkat çekmiştir. İyi de ülkemiz beka meselesinin olduğu bir noktaya gelirken bu ülkeyi yöneten kimdi? Şehirlere hendekler kazılırken, silah ve bombalar depolanırken, sözde mahkemeler, vergi daireleri, öz savunma güçleriyle âdeta bir paralel devlet yapılanmasına girilmişken siz ne yapıyordunuz? Evet, zamanın bir Hükûmet yetkilisinin dediği gibi “Kalaşnikoflarla karakol önünden geçen militanlara el sallıyor, güvenlik güçlerini kışla ve karakollara hapsediyordunuz.” Milliyetçi Hareketin lideri “Çözüm denilen ihanet süreci bitirilsin.” dediğinde Milliyetçi Hareket Partisini kandan beslenmekle itham ediyordunuz. Geldiğiniz bu noktada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak terörle mücadelenin akamete uğratılmadan, ülkemizin her köşesinde mutlak kamu düzeninin tesis edilmesini, Türkiye’nin ve Türk milletinin artık terör belasından kurtulmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, görüşmekte olduğumuz 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi daha önce Genel Kurulda görüşülerek kabul edildi. Tasarının 1’inci maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılarak genç girişimcilere kazanç istisnası desteği öngörülmektedir. Kabul edilen madde hükmü 2016 yılı için Gelir Vergisi Kanunu’nun 103’üncü maddesinde yazılı tarifenin ilk gelir diliminde yer alan 12.600 liralık kısmın yüzde 15’i olan 1.890 liralık bir destek öngörmekteydi. Bu şekilde, ticari, zirai ve mesleki faaliyeti nedeniyle adlarına ilk defa gelir vergisi mükellefiyeti tesis edilen 29 yaşını doldurmamış tam mükellef gerçek kişilere, belirli şartlar dâhilinde, kazanç istisnası getirilmekteydi. Bu defa, söz konusu maddenin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesi suretiyle, genç girişimcilere verilen destek miktarının artırılması öngörülmektedir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak girişimci desteğinin artırılmasına yönelik bu girişimi destekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin sağlıklı bir üretim ekonomisi tesis edememesi sebebiyle üretimsizlik, ona bağlı işsizlik ve beraberinde gelen yoksulluk bugün ülkemizin en önemli sorunlarındandır. Son iş gücü istatistiklerine göre ülkemizdeki işsizlik oranı yüzde 10,5; genç nüfustaki işsizlik oranı ise yüzde 19,3’tür. Gerçek işsiz sayısı 5,5 milyon kişiye ulaştı. TÜİK verilerine göre 724 bin işsiz iş bulma ümidi kalmadığı için iş aramayı bırakmış durumdadır, üstelik bunların sayısı bir yılda 166 bin kişi artmıştır. Özellikle genç nüfustaki işsizlik ürkütücü oranlarda ve toplumsal travmalara sebep olabilecek boyutta seyretmeye devam etmektedir. O sebeple Türkiye’nin istihdam odaklı bir üretim ekonomisini hayata geçirmesi, bu çerçevede girişimciliğin önündeki engellerin kaldırılması şarttır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak yenilikçiliği ve girişimciliği desteklemeyi, girişimcimizin üretime katılma yollarının açılmasını, girişimcilik kapasitesinin artırılmasını, yeni girişimcilerin ekonomiye kazandırılmasını ve Türk girişimciliğinin istihdam odaklı büyüme stratejisinin lokomotifi olmasını öngördük. Bu anlayışla üreten ekonomi programımızda ve seçim beyannamemizde yeni iş yeri açan ve istihdam yaratan esnaf ve sanatkâra o iş yerindeki faaliyetleriyle ilgili olarak beş yıl süreyle gelir vergisi muafiyeti getireceğimizi beyan ettik. Ayrıca, yeni iş yeri açan esnaf ve sanatkârın kendi adlarına ödedikleri sigorta primlerinin yarısının beş yıl süreyle devlet tarafından karşılanacağını da ifade ettik. Asgari ücretin net 1.400 lira olacağını ve ücretlilerin asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılacağını da söyledik ve bunları sadece 1 Kasımda değil, 2007’de, 2011’de de önerdik.

Söz konusu 1’inci maddenin Genel Kurulda görüşülmesi esnasında da genç girişimcilere destek verilmesine ilişkin düzenlemeyi desteklediğimizi ancak önerilen desteği yetersiz bulduğumuzu bu kürsüden dile getirdik ve destek miktarıyla destekleme süresini artırmayı öngören değişiklik önergesi verdik. Bu şekilde, genç girişimcilere verilen teşvikin miktar olarak da süre olarak da anlamlı hâle gelecek şekilde artırılmasını önerdik ancak bu önergemiz Adalet ve Kalkınma Partisi oylarıyla reddedildi. Bu defa bir yanlıştan dönerek Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi paralelinde anılan 1’inci maddenin yeniden görüşülmesi suretiyle genç girişimcilere verilen desteğin artırılmasını olumlu buluyor ve destekliyoruz. Bununla birlikte, destek miktarı yanında destek süresinin de uzatılmasını istiyoruz. Girişimciye üç vergi dönemiyle sınırlandırılan destek süresinin önergemiz doğrultusunda uzatılması hâlinde başka bir eksiklik giderilmiş, yaptığımız destek daha anlamlı ve sonuç alıcı hâle gelmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin açıkladığı eylem planı çerçevesindeki vaatlerin gerçekleşmelerini milletimiz adına takip ediyoruz. Partimizin program ve beyannamesinde yer alan dar gelirli vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran ve Hükûmetçe Meclise getirilen her türlü düzenlemeyi yeterli bulmasak da destek olduk, olmaya da devam edeceğiz. Türk milleti ve devletinin birlik ve bekasına dönük girişimlerin ise hep karşısında durduk, durmaya devam edeceğiz.

Bu anlayış içinde, mezkûr 1’inci maddenin yeniden görüşülmesini ve genç girişimciliği desteklemeye dönük içerik değişikliğini desteklediğimizi tekrar ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aksu.

Şahsı adına ilk söz Mehmet Emin Adıyaman’a aittir.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ısrarla kaç gündür hep dile getiriyoruz, 24 sivil vatandaşımız bir bodrumda, bu konuda girişimler var.

FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Yeter artık ya, bıktık ya!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Ya, arkadaşlar, lütfen bir dinleyin, daha “Bismillah” demeden siz bağırıyorsunuz. Yeni bir durumdan bahsedeceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDULLAH ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Ama bunu hep dinledik.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim hatibi!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Şimdi, bu, Veli Çiçek isminde 13 yaşında bir çocuk. Eminim çoğunuzun 13-14 yaşında çocuğunuz vardır veya yeğenleri vardır çocuğu olmayanların. Bakın, şu anda buradan yüce Meclise hitap ediyorum ve ismini zikrediyorum: Veli Çiçek’in şu anda durumu giderek kritikleşti. Korkarım ki -bakın, arkadaşlar tepki gösteriyor- yarın bu Meclis çalışmaya başladığı zaman arkadaşlarımızdan biri çıkar da “Veli Çiçek -13 yaşında bir çocuk- hastaneye kaldırılmadığı için, bodrumda olduğu için hayatını kaybetti.” derse…

ABDULLAH ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Bundan üzüntü duymanız lazım sizin.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Ambulans orada bekliyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, istirham ediyorum.

Sayın Adıyaman, siz konuşun, Genel Kurula hitap edin.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekten vahim bir durum.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Ya ambulansın geçişine müsaade edin arkadaşlar, madem öyle. Kapatın çukurları, gitsin ambulans, gidemiyor.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, ambulans gidiyor arkadaşlar. Bakanlıkla görüşmelerimiz var, milletvekili arkadaşlarımız görüşüyor hem Sağlık Bakanlığıyla -belli ki sizin kendi bakanlığınızla irtibatınız yok- hem İçişleri Bakanlığıyla görüşülüyor. Defalarca ambulans gidiyor ama oradaki güvenlik güçleri ambulans gittikten bir müddet sonra âdeta bir çatışma havası veriyor, bizatihi kendileri giden sağlık görevlilerine “Hayatınız risktedir, biz hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.” diyor ve çatışma ortamı varmış gibi bir hava yaratılıyor, ambulans geri dönüyor. Yani, biraz empati kurun, biraz farklı bir perspektifle bakın. Salt böyle ön yargılarla, çoğunluk psikolojisiyle tepki göstermenin bir anlamı yok.

Bakın, isim zikrediyorum, 13 yaşında bir çocuk -ben vicdan azabı çekiyorum, dile getiriyorum, sorumluluk hissediyorum, burada dile getiriyorum- ve yarın bir arkadaşımız çıkar bu 13 yaşındaki çocuğun hayatını kaybettiğini söylerse tıpkı geçen gün burada 1920’lerde bir cumhuriyet savcısının rüyalarına nasıl Kürtçe bilmediği için salt idam edilen şahıs giriyor idiyse bu çocuk hepinizin rüyasına girecektir. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bizim burada derdimiz sizinle polemik yaşamak değil, derdimiz birbirimize laf atmak, laf yetiştirmek değil.

Bakın, arkadaşlar, ben hukukçuyum, AKP Grubundan hep şu sesleri duyuyoruz: “Oradakiler sivil değil, teröristtir.” Velev ki sizin söylediğiniz olsa dahi, bakın arkadaşlar, demokratik bir ülkede kim olursa olsun, suçlu suçsuz, sıfatı ne olursa olsun, demokratik bir devletin öncelikli görevi yaralı şahısları alıp tedavi etmektir. Tedavi ettikten sonra yargılama hakkı başlar varsa suçu.

HASAN TURAN (İstanbul) – Tamam, devlete teslim olsunlar.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Şimdi, bakın, gereksiz tepkiler göstermenize gerek yok.

HASAN TURAN (İstanbul) – Devlete teslim olsunlar.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – İşte arkadaşım, senin zihniyetin değişmez, ne söylersem boş. Burada hukuki bir durumdan bahsediyorum, siz ezberlediğiniz bir şey söylüyorsunuz. Velev ki söylediğiniz gibi olsun. Bakın, bahsettiğim çocuk bu arkadaşlar, geldi fotoğrafı bana. Bahsettiğim çocuk bu, buyurun.

NURSEL REYHANLIOĞLU (Kahramanmaraş) – Orada ne işi var?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – İşte, yani evinin bodrumuna sıkışmış çocuğun orada ne işi var? Dağda mıdır Hanımefendi, dağda mıdır? Cizre’nin mahallesinde, kendi mahallesinde, kendi evinde arkadaşlar, dağdan bahsetmiyoruz. “Ne işi var?” diye ne kadar rahat soruyorsunuz, ne kadar sorumsuzca soruyorsunuz? Vicdanınız hiç sızlamıyor mu arkadaşım? Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde bir bodrumda. Nerede olur bir insan? Dağ başında mı olacak? Elbette mahallede, evinde, sokağa çıkma yasağı var.

Peki, hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’a aittir.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünün 1’inci maddesinde geçen hafta hatırlarsanız yine ben konuşmuştum ve demiştim ki: Bu genç girişimci sermayesinin ve genç girişimci desteğiyle ilgili, vergi istisnasıyla ilgili kamuoyunda yanlış bir bilgilenme var. Çünkü iktidar partisi milletvekillerinin kamuoyunda vergi istisnasının üç yıl ve tamamı için olduğunu ifade ettiğini, yetmedi bir de orta vadeli programda yine aynı cümlenin geçtiğini ifade etmiştim ve kamuoyu yanlış bilgilenmişti.

Oysa tasarının ilgili maddesine baktığımızda, 12.600 liraya kadar kazancın istisnası vardı, o da 1.800 liraya tekabül eden bir miktardı.

Yine, şunları söyledim, dedim ki: Türkiye'de işsizlik 12,7. Yine, genç işsizlik oranı yüzde 20, üniversite mezunlarındaki işsizlik oranı ise yüzde 30’a vardı ve Türkiye istihdam yaratmada 34 ülke içerisinde sondan 2’nci geliyor, en kötü 2’nci ülke.

Ve yine demiştim ki: Eğer nitelikli üretim ve nitelikli ihracat yapmak istiyorsak, katma değeri yüksek sektörler istiyorsak, özellikle risk sermayesini devreye sokmak istiyorsak girişimcilere destek olmalıyız, yeni fikirlere destek olmalıyız.

Ve yine ifade etmiştim ki: Birileri kamuda çalışacak, birileri kırsalda çalışacak, birileri fabrikalarda ama birileri de iş kuracak, istihdam yaratacak.

Ve yine demiştim ki: Eğer biz bu istihdam olanağını sağlamazsak ve genç girişimcilere yeterli miktarda desteği vermezsek, onlar elini taşın altına koyamazlar, bu riske giremezler.

Hatırlarsanız rakamları, kapanan şirketlerin sayısını daha önceki konuşmalarımızda da ortaya koymuştuk. Ve ne oldu? Yine söylediğimiz noktaya gelindi.

Ben buradaki konuşmamdan sonra bir basın açıklaması yaptım ve dedim ki: Vatandaşın gerçekleri bilmeye hakkı var. Kamuoyunda böyle yansıtılan madde aslında 12.600 liraya kadardır ve sadece 1.800 lirayı içermektedir.

Ve dün gece gelen değişiklik önergesiyle -işte şu anda bunu konuşuyoruz- 75 bin liraya çıktı.

Biz, tabii ki üç yıl vergi istisnasından bahsetmiştik, yani daha fazlasından, ama buna da memnunuz; iyi ki dile getirdik, iyi ki ifade ettik ve genç girişimciler bu sayede en azından riske giriyorlar ve 75 bin liraya kadar kazançtan vergi istisnasına tabi olma hakkını aldılar. İyi ki bunu ifade ettik. İşte biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürekli proje üretiyoruz, vatandaşın penceresinden bakıyoruz. Sizler iktidar partisi olarak “Olmaz, nasıl yapacaksınız? Kaynak nerede?” diyorsunuz ama sonra dönüp dolaşıp bizim söylediğimiz noktaya geliyorsunuz. Hatırlatmak istiyorum sizlere: İşveren desteği konusu vardı gündemde, birkaç hafta önce, asgari ücretle ilgili. Ve gecenin bir saatinde burada 1.300 lira asgari ücrete kadar iş gören çalıştıran işletmelere 115 lira diye geçerken bu madde, ertesi gün değişti, yine gecenin bir saatinde, 2.550 lira ücrete kadar işçi çalıştıran yerlerde 100 liralık istisnaya geldi. İşte demek ki aklın yolu bir. Tartıştıkça, konuştukça, bazı gerçekleri ortaya koydukça doğruyu bulabiliyoruz. Biz buna memnunuz. Sorunları gören biziz, projeyi üreten biziz, yapmak isteyen biziz…

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Bir iktidara gelemediniz!

LALE KARABIYIK (Devamla) – O da olacak o da olacak.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Biz görmeyiz, siz de göremezsiniz.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Göreceğiz. Lütfen dinleyiniz.

Ne oluyor sonra? Hep bizim dediğimiz noktaya geliyorsunuz. Dönüp dolaşıp “olmaz” dedikten sonra bizim dediğimiz noktaya geliyorsunuz. Bu da bizi gerçekten mutlu ediyor çünkü biz doğruyu bir defada buluyoruz. Doğruyu bir defada buluyoruz, dolanarak dolanarak bulmuyoruz. Bunun için de mutluyuz. Asgari ücrette de, bu konuda da bütün projelerde gerçekten vatandaşın penceresinden bakarak biz çözüm üretiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Bu on dakikanın beş dakikasını sorulara, beş dakikasını da cevaba ayıracağız.

Sayın Aydın, buyurun.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Bakan, Bursa nüfus olarak Türkiye'nin en büyük 4’üncü kenti ancak yaşanabilir kent olarak iyice geriye gidiyor. TÜİK’in “Yaşanabilir Şehirler” araştırmasına göre konut, çalışma hayatı, gelir ve servet, sağlık, eğitim, çevre, güvenlik, sivil katılım, altyapı hizmetlerine erişim, sosyal yaşam ve yaşam memnuniyeti olmak üzere yaşamın farklı boyutlarını kapsayan araştırmada Bursa 19’uncu sırada.

Adı bir zamanlar “yeşil Bursa” olan seçim bölgem çevre ve yeşil konusunda sıralamada ise 48’inci sırada.

Sağlık konusu ise daha acı. Bursa sağlık konusunda 35’inci sırada.

Bursa’nın yaşanabilir bir kent olması için bir çabanız olacak mı?

BAŞKAN - Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Ulaştırma Bakanına olacak.

Türkiye'nin çeşitli yerlerinden, otoyollardaki HGS geçiş sistemlerinin otoban girişinde çalışmadığı ve çıkışta ise bu nedenle en uzak mesafe ücreti alındığı yolunda şikâyetler gelmektedir, iddialar gelmektedir.

Öncelikle, otoban girişlerindeki bu sistemlerin kontrolleri ne kadar sürede yapılmaktadır? Gerçekten bozuk mu, çalışmıyor mu? Eğer böyle ise, iddialar doğru ise, bahsedildiği gibi bir mağduriyet varsa vatandaşlarımızdan haksız yere tahsil edilmiş olan ücretler konusunda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sorum Hükûmete.

AKP’nin, çözüm sürecinin başarıyla yürüdüğünü düşündüğü dönemde, kendince bu başarıya kimseyi ortak etmemek için, süreci muhalefet partilerinden ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden gizlediği, PKK’nın güçlenip palazlandığı uyarılarını dinlemediği fakat bugün ortaya çıkan tabloyu ve başarısızlığı ise hiç üzerine alınmadığı görülüyor.

Hükûmetin, terör olayları nedeniyle, şimdi, Hakkâri ve Şırnak’ın il merkezlerini ilçelere kaydıracağı, yasa değişikliğiyle Yüksekova ve Cizre’yi il statüsüne kavuşturacağı ifade edilmektedir. Bu çalışmalar yapılırken, ilim Giresun’un Şebinkarahisar ilçesi, 1923’te il iken ilçe yapılan bu ilçenin diğer ilçeler gibi hakkının iadesi düşünülmekte midir? Yeniden il yapılması gerekmektedir.

Sayın Başbakanın bu yasayla birlikte birleştirmeyi istediği başka iller ve ilçeler var mıdır? Örneğin, daha önce Hükûmetiniz tarafından gündeme getirilen, Giresun’un Ordu iline bağlanması düşünülmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Öz…

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) - Sayın Bakan, 25 Aralık 2015 tarihinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Faruk Çelik tarımsal desteklemeler kapsamında toplam 800 milyon liranın bugün çiftçilerin hesaplarına aktarılmaya başlandığını söylemişti. Fakat, Çanakkale ilinde görüştüğüm çiftçilerimiz “Ocak ayının sonu geldi, hâlâ bizler 2015 yılı hububat desteklerini alamadık. Ne zaman ödenecek?” diye bize sormaktalar. Bu bağlamda, 2015 yılı buğday desteklemeleri bölge üreticisinin hesabına ne zaman aktarılacak? Yine aynı şekilde, zeytinyağı desteği, hayvancılık destekleri kapsamında çiğ süt, süt regülasyon desteği, çatak sertifikalı tohum kullanım ve sertifikalı tohum üretim desteklerinden ne kadarı hâlâ üreticilerin hesaplarına aktarılmayı beklemektedir? 2015 yılı desteklerinin tamamı üreticilerimize ödenmiş midir?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, 1 Kasım öncesinde İŞKUR aracılığıyla “Toplum Yararına Çalışma Projesi” adı altında binlerce işçi alındı. Şimdi bunların bir kısmı işten çıkarıldı, bir kısmı da önümüzdeki aylarda işten çıkarılacak. Orada işe alınan insanlar, biliyorsunuz, asgari ücretle çalışıyorlar. Evlerine ekmek götürmekte zorlanacaklar bu kış gününde. Bunların devam etmesi yönünde bir çalışmanız var mı? Eğer yoksa bu konuda çalışma yapılmasını talep ediyoruz çünkü işçiler özellikle kış aylarında aç kalacaklar. Bunu talep ediyorlar sizden.

Bir de Malatya, bölgenin en büyük şehirlerinden birisidir. Geçtiğimiz yıllarda çevre illere, bizim yarı nüfusumuza sahip illere bizim 2 katımız, 3 katımız çalışan verilirken bize daha az verildi, Malatya’ya. Bu konuda yeni bir çalışmanız var mı? Malatya’ya yapılan bu haksızlığı gidermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son soru, Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Bakanım, Aydın’da şu anda üretimde olan jeotermal santrallerin tümü havaya 1 kömür santrali kadar karbondioksit, 3 kömür santrali kadar sülfür dioksit, 1 kömür santrali kadar azot dioksit gaz emisyonu salgılamaktadır. Bugün, Türkiye’de incir üretiminin yüzde 63’ü Aydın’da oluşmaktadır. Bu dönem, bu santraller yüzünden incir üreticileri aşırı derecede zarara uğratılmıştır. Hatta, daha dün bize gelen telefona göre ilk ihraç ettiğimiz 20 milyon dolarlık incirimiz tekrar iade edilmiştir. Bu santral sahiplerine herhangi bir araştırma yapacak mısınız? Aydın’da 30 bin aile geçimini incirden sağlamaktadır. Aydınlıların bu zararını karşılayacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Hükûmet adına soruları cevaplandırmak üzere sözü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekillerimiz; öncelikle herkese hayırlı akşamlar, hayırlı geceler diliyoruz.

İlk olarak HGS’yle ilgili gelen, Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili gelen soruya hemen bir cevap vermek isterim. Bu HGS’lerin bozulduğu andan itibaren bir saati geçmeyecek bir şekilde onarılması her zaman planlanmaktadır, hemen hemen bu ortalama noktalarda da onarıldığı söylenmektedir. Sürekli kontrol edilirler ve ana kontrol merkezine de sinyal gider ve müdahale edilir, kendine ait oluşturulmuş bir sistemi var. Eğer buradan kaynaklanan bir hata üzerine bir ceza kesilmişse de bu cezaya itiraz üzerine, elbette ki haksız bir şekilde bu cezalar kesilmekten geri alınır.

İkincisi, Bursa’yla ilgili bir soru geldi. Bursa hem ülkemizin hem Marmara Bölgesi’nin hem de bulunduğu hinterlandın gerek ekonomik açıdan gerek coğrafi açıdan gerekse tarihî açıdan bize bırakılan en temel miraslardan bir tanesidir. Şu doğrudur: Bursa uzun zamandır çok ciddi göç almaktadır ve Bursa şehrimiz tarım açısından da Türkiye’nin önemli destek alanlarından bir tanesidir. Yaşanılabilir şehirler içerisinde yapılan kriterler, değerlendirilen kriterler bugün de televizyonlarda, gazetelerde var, TÜİK üzerinden yapılan değerlendirmeler. Elbette ki bunlar da kendi adına göreceli yaklaşımlardır. Ama bütün bunların ortaya çıkardığı sonuç, Bursa’yı, yeşil Bursa’mızı, güzel Bursa’mızı elbette ki bu kriterler içerisinde geri duruma itmez düşüncesi içerisindeyim. Çünkü Bursa bugün ekonomik hayatın içerisinde de, tarım hayatının içerisinde de önderliğini ve liderliğini muhafaza etmekte ve devam ettirmektedir. Ama daha detaylı bilgi muhakkak size yazılı olarak gelecektir.

Çözüm süreciyle ilgili bir soru geldi. Şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye çok travmalardan geçmiş bir ülke ve biz bu travmaları artık taşımamalıyız. Demokrasi açısından da şu çok nettir ki: Türkiye, çok bedel ödemiş, çok sıkıntılar çekmiş ve dönemlerce eleştirilmesine rağmen, Türkiye’de “Türkiye, demokrasiyi hak etmeyen, daha henüz bu olgunluğa gelmemiş bir ülke.” denmesine rağmen bugün demokratik anlayışı kendi içerisinde yaşayan bir ülke konumuna gelmiştir. Ama, şunu bilmek lazım: Demokrasi bir tahammül rejimidir, birbirini anlama rejimidir. Demokrasi, bir kavga ve geçmişte yaşanılanlar ve travmalar üzerinden geleceği biçimlendirme rejimi ve sistemi değildir.

Ve yine ifade etmek isterim ki, bakın, biz bunları hep beraber dönem dönem yaşadık. Türkiye’de Dersim’in bedelini insanlar ödediler, istiklal mahkemelerinin bedelini insanlar ödediler, İskilipli Atıf’ın asılmasının bedelini insanlar ödediler, Şeyh Sait meselesinden sonra gelişen olayların bedellerini insanlar ödediler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Özel yetkili mahkemeleri unuttunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ve bütün bu ödenen bedeller üzerinden bu ülkede bu travmayı yaşayan insanlar -bilmenizi isterim ki- birbirinden koparılmak için özel senaryolar üretildi. Bizim 21’inci asrın başından itibaren attığımız her adım bu travmaları tamir etmek üzere atılmış her adımdır. Çözüm süreci için ortaya koyduğumuz samimiyet de budur, Dersim’de yaptığımız açıklamalar da budur, demokratikleşmede ve sessiz devrimde attığımız adımlar da tamamen budur. Elbette ki bütün bu geçmiş tarih içerisinde yapılan hadiselerin tamamına, mümkündür ki bu travmaların tamamına hemen çare üretebilmek de mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Toparlayayım isterseniz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, toparlasın Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Ama, bir şey ortadadır ve nettir, Allah’a şükürler olsun ki bugün bu meselelerin farkındayız ve bu meseleleri anlayabiliyoruz ve bunu toplum konuşabiliyor ve bunu milletimiz bir şekilde hissedebiliyor. Onun için, geçmiş dönemde yapılan çözüm sürecinde atılan adımların tamamı, bu ülkede yıllarca halının altına süpürülen meselelerle yüzleşmek ve bunları demokratik şartlar içerisinde çözmeye yöneliktir. İnşallah, önümüzdeki günlerde de bunları hep beraber sağlayabilmek adına bir adım atacağız.

Diğerlerine arkadaşlarımız cevap verecekler.

Aslında İŞKUR’la ilgili de bir şey vardı, isterseniz bir cümleyle ona da cevap vereyim. Bizim toplum yararına çalışma projemiz, belki de dünyanın bugün üzerinde tartıştığı, bizim de başarıyla uyguladığımız, bir taraftan kapsayıcılığı yani çalışma hayıtındaki kapsayıcılığı bir taraftan da çalışma hayatındaki dayanıklılığı ve bizim yine üzerinde durduğumuz hem istihdam oranını hem iş gücü oranını artırmaya yönelik adımların başında gelmektedir. Yani bizim toplum yararına çalışma projemizi sadece “işsiz kalan insanlara iş bulma” anlayışı olarak görmek hem eksik hem de yanıltıcı olur. Biz burada iş gücü kapasitesini artırmaya çalışıyoruz, istihdam oranını artırmaya çalışıyoruz ve iş hayatını, özellikle toplumun kırılgan kesimlerini -çünkü bizim her projemizin kendi adına önemli bir hedef kitlesi vardır- engellileri, kadınları, 35 yaşın üzerindekileri ve özellikle ekonomik krizden etkilenenleri ve özellikle sizin dediğiniz dönemlerde yarına ait umudu eksik olanları, bunları ayakta tutup, bunları istihdama katmak için. Burada da çeşitli kriterler var. Mesela bizim, özellikle açık iş pozisyonlarımız var İŞKUR’da. Bu değerlendirmeleri yaparken açık iş pozisyonlarının en fazla olduğu illeri yukarıdan aşağıya alarak, bu kriteri değerlendirerek yapmaya çalışıyoruz. Bunları gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Soylu.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Vakit olarak da çok fazla vaktinizi almak istemiyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çıkanlar bir daha devam edecek mi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Şöyle söyleyeyim: Burası sürekli istihdam sağlamaya yönelik bir projenin adı değildir. Bu, tekraren söylediğim gibi, istihdamı artırmaya, istihdam oranını artırmaya, iş gücü oranını artırmaya yönelik ve toplumda çalışmayan kesimlerin bir bölümünü de, özellikle bizim kırılgan olarak nitelendirdiğimiz kesimlerin bir bölümünü de çalışma hayatına adım attırmak için koordine edilen bir projedir ve dünyaca da takdir edilen ve sonucunu aldığımız bir projedir çünkü belki de ilk kez insan işe giriyor burada ve ondan sonra çalışma hayatına başlıyor. Biz bunu sağlamaya çalışıyoruz.

Sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Soylu.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 1’inci maddesiyle yeniden düzenlenmesi öngörülen 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “103 üncü maddede yazılı tarifenin ilk gelir diliminde yer alan tutara” ibaresinin “75.000 Türk Lirasına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Mehmet Doğan Kubat                                Ramazan Can                        Mehmet Naci Bostancı

               İstanbul                                             Kırıkkale                                      Amasya

          Mehmet Demir                                  Hüsnüye Erdoğan                    Radiye Sezer Katırcıoğlu

              Kırıkkale                                              Konya                                        Kocaeli

         Hüseyin Özbakır                                Kerem Ali Sürekli

             Zonguldak                                              İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAMZA DAĞ (İzmir) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyoruz.

Gerekçe:

Tasarının çerçeve 1’inci maddesiyle yeniden düzenlenmekte olan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20’nci maddesi çerçevesinde, inovasyonun, ekonomik büyümenin ve kalkınmanın itici gücü olan genç girişimcilerin artırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre, tasarının tümünün oylamasından önce oyunun rengini belli etmek üzere talep eden iki milletvekiline söz vereceğim.

İlk söz lehte olmak kaydıyla Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Baloğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanunda oyumun rengini belli etmek üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, iki haftalık yoğun bir görüşme temposundan sonra, performanstan sonra bugün kanunun son saatlerine geldik, son dakikalarına geldik. Özellikle, toplumun tüm kesimlerine, gençlerimize, kadınlarımıza, esnafımıza, emeklimize, çiftçimize, askerlerimize, polisimize ve toplumun hemen hemen tüm kesimlerine dokunan birçok kanunu burada birlikte gerçekleştirdik ve birazdan kanunlaştıracağız.

Ben kanunda emeği geçen herkese, başta Başbakanımız, bakanlarımız, Plan ve Bütçe Komisyonumuz ve Meclis görüşmelerimizde özellikle eleştirileriyle ve katkılarıyla kanuna destek veren tüm milletvekillerimize teşekkür ediyorum ve mevcut yasalaşacak kanunun ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte, Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir torba yasanın daha sonuna gelmiş durumdayız. Torba yasanın burada torba yasa olarak görüşülmesine ilkesel olarak da karşıyız, İç Tüzüksel olarak da fevkalade sorunlu bir iş yapıyoruz. Hele hele 36 maddelik bir kanunun on sekizer maddelik iki bölüm hâline getirilmesi ve o şekilde görüşülmesi de son derece yanlış.

Temel kanun, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi gereğince madde sayısının çok fazla olduğu ve en çok otuzarlı bölümlere ayrılarak görüşülecek kanun. Yani 600 maddelik bir Vergi Usul Kanunu olur –ki 2004’te bunlar yaşandı- ya da Türk Ceza Kanunu üzerinde 900 maddelik bir değişiklik yapacak olsanız -veya baştan aşağı yazarsınız- o zaman 30 maddelik 30 bölüm hâlinde görüşürsünüz bunu. Anayasa ve İç Tüzük buna olanak tanıyor fiilî imkânsızlıklardan dolayı gecikme olmasın diye. İlk kez AKP döneminde temel kanun buradaki verilen hakkın, muhalefetin maddeler üzerine görüş bildirme imkânını kısıtlamak üzere, suistimal edilmesiyle kullanılmaya başlandı; geldi, geldi en son geçtiğimiz haftalarda 12 maddelik bir kanun 6-6 iki parçaya ayrıldı.

Şimdi, özellikle bu dönem ilk kez milletvekili olmuş arkadaşlara: Bazı önergelere sinirleniyorsunuz, bazı önergeleri anlamsız buluyorsunuz, tepki gösteriyorsunuz. Aslında empati kurarsam son derece hak veriyorum size ama bunun, temel kanun mantığı gereğince maddelerin görüşülemeyip o madde üzerinde görüş bildirmek isteyen gruplar için tek alternatifin o maddeye önerge verip üzerinde konuşmak zorunda bırakıldığımız için olduğunun altını çizmek veya takdirlerinize sunmak isterim.

Öyle bir iş yapmak için buradayım ki şimdi, fevkalade zor. Bir torba kanun üzerinde oyumuzun rengini belli edeceğiz. Biz bu kanuna yabancı değiliz arkadaşlar, önemli kısmına. Bu kanun uzun yıllardır Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, siyasetçilerin, sahada halkımıza, Parlamentoda size anlatmaya çalıştığı birçok maddeyi içeriyor. Komisyonlarda konuştuk, buralarda konuştuk, komisyonlarda önerge verdik. Buraya geldik, önergelerimizi reddettiniz, zaman zaman basın sizin bu reddedişinizi yazdı, zaman zaman aramızda tartışma konusu oldu bunlar ama geldiğimiz noktada, birçok madde -biraz önce Sayın Veli Ağbaba’nın, Genel Başkan Yardımcımın ifade ettiği gibi- bizlerin seçim vaatlerinde olan, yıllardır söyleyip size kabul ettiremediğimiz ama 7 Haziran akşamı tek başına iktidarı kaybetmenizle sonuçlanan seçim sonuçlarından sonra dönüp “Yahu, bu CHP’nin ekonomik vaatleri neymiş? Emekliye ne demiş? Muhtarları bu CHP nasıl böyle heyecanlandırmış?” diye baktığınızda gördüğünüz ve buraya dercettiğiniz maddeler.

Ben şimdi birazdan kullanacağımız oyun rengini belli edeceğim. Torba yasa şöyle bir şeye beni mecbur kılıyor: Sosyal güvenlik destek priminin, 15’ten 10’a inmiş destek priminin sıfırlanmasına evet; muhtarların ödeneğinin 1.300 TL’ye çıkarılmasına evet; gübre, yemde KDV’nin kalkmasına evet; uzman erbaşla ilgili yapılan iyileştirmelere evet; polise, jandarmaya yapılan ek gösterge artırma kandırmacasına yetmez ama evet çünkü 3600 olması gerekiyor, beklenti 3600. 3000 bazısına 40 lira, bazısına 110 lira getiriyor. Mandallardan konuşuyorlar: “3600 olmadıktan sonra olmaz olsun…” Ama bunu duymak lazım. Bu yüzden, bu konuda, yetmez ama evet. Lütfen bir dahaki sefere bu işi çözelim.

Bunun yanında, örneğin, Hasankeyf’in, bir kanunla, bir torba kanunla bir ilçenin taşınmasına hayır, hayır. Keşke bu torba kanun olmayaydı da Hasankeyf’i tek başına getirseydiniz uzun uzun konuşabilseydik. Şimdi, karşı karşıya kaldığımız duruma bak. Burada arkadaşlarım kanunun bütününe “evet” diyecek, yarın sizin bir milletvekiliniz çıkacak “Yahu, Hasankeyf’e siz de ‘evet’ demediniz mi?” diyecek. Hasankeyf’i düşünerek kanunun bütününe “hayır” desem, köyde gideceksiniz, muhtara diyeceksiniz ki: “Biz sizin ödeneği 1.300 TL yapacaktık, CHP karşı çıktı.” (CHP sıralarından alkışlar) Bu, sizin demokrasimize kazandırdığınız bir şey ama kamuoyundaki olumlu beklenti ve geneldeki “evet”lerin çokluğundan dolayı oyumuzun rengi “evet” ama böyle bir yasama mantığına “hayır” arkadaşlar.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Tasarının görüşmeleri böylece tamamlanmıştır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak kanun tasarı ve tekliflerine kendi program ve ilkeleri doğrultusunda olumlu katkı vermeye çalıştıklarına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, bu görüştüğümüz 68 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ülkemize, milletimize, bütün vatandaşlarımıza hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyoruz ve kabul oyu vereceğimizi de konuşmamın başında peşinen ifade ediyorum.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yıllardır, ister komisyonlarda, Plan ve Bütçe Komisyonunda veya diğer komisyonlarda veya Genel Kurulda, gelen tasarı ve tekliflere programımız ve ilkelerimiz doğrultusunda hep olumlu katkı vermeye çalıştık ve yapıcı bir tutum aldık. Olumlu maddelere destek verdiğimiz gibi, daha da olumlu hâle gelmesi için gayret gösterdik, katkı verdik. Olumlu görmediklerimizi de çok açık ve tutarlı bir şekilde ifade ettik. Bu 36 maddelik tasarıda da genel hatlarıyla, büyük çoğunlukla kabul edilebilir gördüğümüz ve desteklenebilir gördüğümüz maddelere olumlu oy verdik ama diğer karşı çıkılanları da bir teraziye koyduğumuzda bu tasarının tümüne kabul oyu vermenin daha doğru bir tutum olacağına inanıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu tasarı için tabii, iktidarın bir de 7 Haziran seçim sonuçlarına bir teşekkür borcu olduğunu düşünüyorum. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, çok iyi hatırlıyorum ki, 2007, 2011, 2015 7 Haziran ve 1 Kasım seçim beyannamelerimizde ısrarla öngördüğümüz, taahhüt ettiğimiz hususları ve Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak Mecliste verdiğimiz kanun tekliflerinin önemli bir kısmının da 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Kasım seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin seçim vaatleri arasında yer almasından dolayı da memnuniyetimizi ifade etmek gerekir. Yani, böyle bir sonucun, 7 Haziran seçim sonuçlarının da hayırlı bir neticesini aslında burada görüyoruz. Tabii noksanlıklar vardır; örneğin, gübrede, yemde katma değer vergisi sıfırlanmıştır, sayısını hatırlamıyorum ama bizim tarafımızdan en az on beş, yirmiye yakın kanun teklifi verilmiştir bugüne kadar ama Adalet ve Kalkınma Partisinin mutlaka hatırlaması gereken bir önemli vaadini ben bu vesileyle hatırlatmak istiyorum: 2002 seçimleri öncesi çiftçilerimize bir yeşil mazot vaadi vardı Adalet ve Kalkınma Partisinin yani yeşil mazottan kasıt, vergisiz mazot. Bu vaat yerine getirilmemiştir. Sadece yatı, kotrası, deniz araçları olanlar ÖTV’siz mazot kullanma imkânına kavuşmuştur.

BAŞKAN – Sayın Akçay, toparlayalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

Yalnız, on üç yıldır çiftçilerin vergisiz mazot talepleri karşılanmamıştır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak öncelikle bütün bu seçim taahhütlerinde yer alan hususların takipçisi olmaya, olumlu önerileri de takip etmeye çalışacağız.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Bayram Bey bir mesaj mı göndermeye çalışıyor, onu anlayamadım. Bayram Bey sabırlıdır, o konuda bir zorluğun olmaması gerekir.

BAŞKAN – Yalnız bu saatte de sabırları da fazla zorlamamak lazım Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, evet.

Söylenecek çok şey var, pek çoğunu arkadaşlarımız da ifade ettiler.

Çok teşekkür ediyorum.

Hayırlı uğurlu olsun diyorum.

BAŞKAN – Çok sağ olun, çok teşekkür ediyoruz.

Biz de tüm gruplara Başkanlık Divanına verdiği destek için de ayrıca bu süreçte teşekkür ediyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/517, 2/434) (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN - Tasarının görüşmeleri böylece tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve sodayı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 23 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı:

:

228

 

 

Kabul                       :

:

215

 

 

Ret                           :

 

Çekimser                  :

:

 

:

  12

 

     1(x)

 

 

 

 

 

 

Kâtip Üye

Ali Haydar Hakverdi

Ankara

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu”

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Allah hayırlı, mübarek eylesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.03

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 34’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

64 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Peru Cumhuriyeti Arasında Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmada Düzeltme Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/354) (S. Sayısı:64)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 29 Ocak 2016 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, hayırlı geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 01.15



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu birleşim Tutanak Dergisi’nin 144’üncü sayfasında “Açıklamalar” bölümünde yer almaktadır.

(x) Bu cümleye ilişkin düzeltme bu birleşim Tutanak Dergisi’nin 136’ncı sayfasındadır.

(x) 68 S. Sayılı Basmayazı 19/1/2016 tarihli 29’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.