TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                23’üncü Birleşim

                                                                                               5 Ocak 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, 3 Ocak Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 2016 yılının ülkemize, milletimize ve demokrasimize hayırlar getirmesini temenni ettiğine ilişkin konuşması

 

 

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Futbol Federasyonunun, Beşiktaş-Konyaspor maçındaki kötü tezahürat nedeniyle, toptancı bir yaklaşımla bütün seyircileri cezalandırmasının demokratik bir uygulama olmadığına ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, tüm yurttaşların yeni yılını kutladığına ve Türkiye’deki şiddeti ve terörü kınadığına ilişkin açıklaması

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Ayvalık’ın Altınova Mahallesi ile İzmir’in Dikili ilçesi açıklarında göçmen botlarının batması sonucu hayatını kaybeden göçmenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Adıyaman ve Şanlıurfa’daki elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması

5.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Cumhurbaşkanına hakaret ve tehditlerini sürdüren Sözcü gazetesini kınadığına ve terörü araç hâline getirenleri lanetlediğine ilişkin açıklaması

6.- Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un, tüm şehitlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucunda acil başvuruları arttığı için sağlık personelinin zor durumda kaldığına ve sağlık çalışanlarının yıpranma payı ve döner sermayelerinin emekliliğe yansıtılması konusuyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 27 Aralık Tarsus’un ve 3 Ocak Mersin’in kurtuluşlarının 94’üncü yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

8.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Manisa’nın Soma ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

9.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, şiddet olaylarında hayatını kaybeden tüm çocukları ve Berkin Elvan’ı sevgi ve saygıyla andığına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ülkemizdeki bütün çocukların modern, bilimsel ve objektif eğitime ulaşmaları konusunda ilgili devlet kurumlarının harekete geçmesi ve eğitim alanında öne çıkan dünya ülkeleriyle iş birliğinin geliştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu’nun, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sözlü soruları cevaplandırmasıyla ilgili tutumuna ilişkin açıklaması

14.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sözlü soruları cevaplandırmasıyla ilgili tutumuna ilişkin açıklaması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk’ün Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişin önergesi (4/7)

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Suriye ve Irak’ta meydana gelen gelişmelerin millî güvenlik ve menfaatimize ve Türkmen varlığına etkileri ve bu konuda dış politikamızın temel hedef ve çizgisi hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/4)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil ve 20 milletvekilinin, zihinsel engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/46)

2.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, madenlerdeki iş güvenliği ve işçi sağlığı koşullarının sağlanması ve ILO başta olmak üzere taraf olunan uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/47)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla 8/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Serkan Topal ve arkadaşları tarafından, başta Hatay ili olmak üzere AKP hükûmetlerinin yanlış dış politikasının ülkemizde gerek sosyal gerek ekonomik anlamda neden olduğu zararların araştırılması amacıyla 15/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, İstanbul Milletvekili Aziz Babuşcu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Aziz Babuşcu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

11.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

13.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın, Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, çeşitli gerekçelerle memuriyetine veya aday memurluğuna son verilenlerin kamuda tekrar istihdamı ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’ndan sözlü soru önergesi (6/12) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

2.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla sağlık harcamalarının miktarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/35) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

3.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla sağlık personeli sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/36) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

4.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla acil servis ve ambulans sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/37) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

5.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla hastane sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/38) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

6.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla sağlık merkezlerine yapılan müracaatlara ve muayene sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/39) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

7.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, kanserle mücadele kapsamındaki çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/40) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

8.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla kamu hastanelerindeki tıbbi cihaz sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/41) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

9.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, evde sağlık hizmetlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/42) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

10.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla Türkiye’deki ortalama yaşam sürelerine ve anne-bebek ölüm oranlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/43) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

11.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, şehir hastanelerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/44) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

12.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2003 ve 2015 yılları itibarıyla vatandaşların sağlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyine ilişkin sözlü soru önergesi (6/45) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

13.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, aile hekimi sayısına ve aile hekimliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/46) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

14.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’daki kanser vakalarına ve erken teşhis çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/68) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor’un, sağlık çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/81) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

16.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’da sağlık hizmetine erişimde yaşanan sorunlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/96) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

17.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ambalajlı sulara ve içme sularına yönelik radyasyon kontrollerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/107) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır’ın, İzmir’in Menderes ilçesinde bulunan bir maden işletmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı’nın cevabı (7/224)

2.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan yapılan uçuşların artırılmasına ve ulaşım ağının genişletilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/320)

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, gemi inşa ve işletme sektörüne verilen Hazine desteğine ilişkin sorusu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/321)

4.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, alışveriş merkezlerinde bazı ürünlerin satışı için yerli üreticilerden kayıt dışı bedeller talep edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/492)

5 Ocak 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

------0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla beş dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.08

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunmamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana’nın düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 5 Ocak. Cennet vatanımızda bereketli toprakları ve vatansever insanlarıyla bilinen Adana’mızın zaferinin yıl dönümü. Adana doksan dört yıl önce bugün bir destan yazdı, zafer kazandı. İşgale razı olmayan, zulme hayır diyen, zillete boyun eğmeyen yiğit Adanalıların zafer bayramını milletin kürsüsünden en kalbî duygularımla kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı yenik sayıldı, elinde kalan Anadolu toprakları da Türk ve İslam düşmanlarının paylaşım savaşı verdiği bir bölge hâline geldi. Fransızlar Ermeni çetelerinin rehberliği ve desteğinde güney illerimizi işgal etti. Değişik cephelerde şehit olmuş, esir düşmüş ve geriye dönememiş bölge insanının yokluğunda kadınlar, yaşlılar ve çocuklar savunmasız kaldılar. Adana’da Abdi Ağa Çiftliği olayları, şehir içi cinayetleri, Taşköprü’de Türklerin kırbaçlanarak işkence görmesi gibi olaylar hâlâ toplumun hafızasındadır. 18 Nisan 1920’de Kozan Defterdarı Hamdi Efendi, Mektupçu Ali Rıza Efendi ve emekli Yüzbaşı Mehmet Bey’in Fransız-Ermeni çeteleri tarafından fırında yakılarak feci şekilde katledilmeleri vahşetin boyutunu ortaya koymaya sanırım yeterli olacaktır. Bu zulüm ve işgale daha fazla dayanamayan Adana halkı harekete geçti, Kuvayımilliye kuvvetleriyle omuz omuza destansı bir kurtuluş mücadelesi verdi ve bu mücadeleyi zaferle taçlandırdı. Atatürk’ün “Bende bu vakayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur.” sözlerinden de anlaşılacağı gibi, Adana Kurtuluş Savaşı’na da ilham kaynağı olmuş bir kentimizdir.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Adana’nın zaferinde emek veren, rol alan Sinan Tekelioğlu, Şeyh Cemil Nardalı, Karaisalılı İbo Osman, Mehmet Ağa, Yüzbaşı Selahattin, Süleyman Cerdun, Hasan Akıncı, Niyazi Ramazanoğlu, Yusuf Çavuş ve daha nice kahramanları rahmetle, minnetle anıyor, ruhları şad olsun diyorum.

Bu vesileyle, günümüze de örnek olması bakımından Yeni Adana gazetesinin kurtuluş mücadelesindeki çabalarını da yâd etmeliyiz. Ölüm fermanına rağmen, bu gazetenin basımını vagonda, dağıtımını katır sırtında yapan ve sonradan da bu yüce çatı altında görevde de bulunan merhum Ahmet Remzi Yüreğir’i de rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, aynı zamanda bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın da ölüm yıl dönümü. “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü/ Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü/ Işık ışık, dalga dalga bayrağım/ Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.” dizeleriyle başlayan ve “Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim / Nereye dikilmek istersen söyle seni oraya dikeyim.” haykırışlarıyla biten bu şiiri Arif Nihat Asya yetmiş beş yıl önce Adana’nın Kurtuluş Bayramı gününe denk gelen 5 Ocak günü yazmıştı. Merhuma Yüce Mevla’dan rahmet dilerken bu şiiri bugün sakıncalı görüp okullarda yasaklayanların bayrak sevgisi konusundaki ikircikli tavırlarını büyük Türk milletinin takdirine bırakıyorum.

Sözlerime son verirken, tüm şehitlerimizi minnetle anıyor, ruhları şad, yattıkları yer nur olsun diyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karakaya.

Gündem dışı ikinci söz, Mersin’in düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kuyucuoğlu, sizin de süreniz beş dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, 3 Ocak Mersin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Ocak Mersin ilimizin Kurtuluş Günü olması nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Kurtuluş Savaşı’nda Fransızlar tarafından işgal edilen ilimiz, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, halkımızın verdiği kahramanca bir mücadele sonucunda kurtarılmıştır. Bu mücadelenin gururu olan tüm şehitlerimizi saygı, minnet ve şükranla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Mersin ilimiz, tarım, sanayi, ticaret, lojistik ve turizm alanlarında faaliyet gösteren sektörleriyle ülkemiz ekonomisine ciddi katkılar sunmaktadır. İlimiz, gelişmişlik sıralamasında 24’üncü, vergi ödemesinde ise 5’inci sıradadır. Ancak, kamu yatırımlarından yeterince pay alamamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Mersin’in yaşadığı bazı sorunlara değinmek gerekirse, bunların başında tarım sektöründe yaşanan sıkıntılar gelmektedir. İlimiz nüfusunun yüzde 30’a yakını tarım sektöründen geçimini sağlamaktadır. Tarımsal ihracatın yüzde 40’a yakını Mersin’den yapılırken, ilimiz aynı zamanda Türkiye'nin en fazla örtü altı üretim yapılan illerinin de başında gelmektedir.

Son aylarda Rusya Federasyonu’nun ülkemiz ihracatına yönelik açıkladığı bazı yaptırımlar nedeniyle, Mersin ilimizle birlikte çevre illerimizin ekonomilerinde de ciddi sıkıntılar yaşanmaya başlamıştır. Ürünlerinin yüzde 70’ini Rusya’ya ihraç eden üreticilerimiz ve ihracatçılarımızı 2016 yılında daha zor günler beklemektedir. Hükûmetin uyguladığı politikalar nedeniyle zarar eden üreticilerimizin sorunlarına çare üretmek de yine Hükûmet yetkililerimize düşmektedir. Bu hususta üretici ve ihracatçıyı rahatlatacak önlemlerin net olarak açıklanması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bölgemiz için bir diğer önemli konu ise, Mersin-Tarsus-Yenice mevkisine yapılacak olan Çukurova Bölgesel Havalimanı Projesi’dir. İş dünyasının on yıllık çaba ve çalışmaları sonucunda yatırım programına aldırılan, 2013 yılında ise üç bakanın gövde gösterisiyle temeli atılan bölgesel havalimanı inşaatı şu anda durmuştur. Bölgemizin, Türkiye'nin Akdeniz’e açılan kapısı olması ve Mersin, Adana, Osmaniye illerimizin ekonomik büyüklüğü düşünüldüğünde, bu projenin tamamlanması bölgemiz açısından hayati derecede önemlidir.

Değerli milletvekilleri, 1 Kasım seçimleri öncesinde dönemin Ulaştırma Bakanı Sayın Lütfi Elvan, yeniden ihale ilanına çıkıldığını ve havaalanının 16 Ocakta ihale edileceğini billboardlarda Mersin halkına ilan etmiştir, fakat 14 Aralık 2015 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan bir ilanla ihale belirsiz bir tarihe ertelenmiştir. Seçim öncesi 16 Ocakta ihale edileceği söylenen havaalanı inşaatı ihalesi seçim sonrası nasıl belirsiz bir duruma gelmiştir? Halkımız “Acaba bu vaatlerle kandırıldık mı?” diye sormaktadır.

Erteleme gerekçesi ise gerçekten devlet ciddiyetinden uzaktır. Daha önce ihalesi yapılmış bir projenin erteleme gerekçesinde, teknik değerlendirme çalışmalarının devam etmesi gösterilmektedir. Hem bu vaadi veren Sayın Bakanın hem de şimdiki Ulaştırma Bakanımızın halkımıza bir açıklama borçları bulunmaktadır. Bu açıklamada, ihalenin ne zaman yapılacağı ve projenin ne zaman bitirileceği net olarak açıklanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ilimizde verilmiş olan ama tutulmamış birçok söz vardır. Örneğin Akdeniz Oyunları’ndan bir yıl önce, dönemin bakanlarından Sayın Zafer Çağlayan’ın Tarsus Şelalesi’nde yatırımcıları yanına alarak yaptığı geniş katılımlı toplantıda Tarsus-Kazanlı turizm bölgesindeki tesislerin bitirileceği ve sporcuların bu tesislerde kalacağı vaadinin üzerinden iki buçuk yıl geçmiştir. Tesisler tamamlanmadığı gibi yolları bile yapılmadan yarım kalmıştır. On yıldan beri hayata geçirileceği söylenen projenin akıbeti şu anda belli değildir. Halkımız, Mersin’de ilan edilen 8 adet turizm bölgesinin bir an önce yatırımcılara ve hizmete açılmasını, Türkiye'nin Akdeniz’den dışa açılan kapısı olan Mersin Limanı’nın büyütülmesini ve lojistik kenti Mersin’e bir lojistik merkezi kurulmasını, Taşucu Limanı’nın genişletilerek Mersin’de biten demir yolunun Taşucu Limanı’na ve Karaman’a bağlanmasını, Çeşmeli’de biten otoyolun Taşucu’na bağlanması için verilen sözlerin tutulmasını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – …on üç yıldır yapımı süren Mersin-Antalya duble yolunun bir an önce bitirilmesini ve Tarsus’a söz verilen üniversitenin bir an önce kurulmasını beklemektedir.

Burada dile getirdiğim sözlerin ve zaman darlığı nedeniyle bahsedemediğim diğer vaatlerin takipçisi olacağımızı belirtir, siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuyucuoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz yine Adana’nın düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Tamer Dağlı’ya aittir.

Buyurun Sayın Dağlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

TAMER DAĞLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Güzel şehrimizin düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünde bize bu onuru, bu sevinci, bu bayramı yaşatan komutanlarımızı, başta Kurtuluş Savaşı’mızın Büyük Komutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa ve onun silah arkadaşları olmak üzere, Saimbeyli ilçemize adını veren kahraman Saim Bey, Aladağlı şehit Ahmet Bey, ilk kadın şehidimiz Rahime Hatun, Kozanlı şehit Ulvi Bey, Pozantılı şehidimiz Müftü Kasım Hoca Efendi, Ceyhanlı şehidimiz Sabit Efendi, Kurttepe’de şehit düşen Selahattin Bey, Tufanbeyli’de ad olan kahraman Tufan Paşa, Millî Kuvvetler Komutanı Sinan Tekelioğlu, Karaisalı Müftüsü Mehmet Efendi, İbo Osman, Kara Fatma, Feke dağlarının kahramanı Gizik Duran, Karboğazı Destanı’nın kahramanı Gülekli Hatice, Ramazanoğlu Suphi Paşa, Adana’nın güney obalarında vatan savunması yapan şehit Cemil, Yüreğir müfreze komutanlarından Molla Nasrullah, Ahmet Remzi Yüreğir ve tüm şehit ve gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Bugün 5 Ocak 2016. Güzel Adana’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümünde tarihî bir güne hep birlikte tanıklık etmekteyiz. Bundan tam doksan dört yıl önce bugün, 5 Ocak 1922’de son düşman askeri Adana’mızdan ayrılmıştır. Üç yılı aşkın işgalin ardından Adanalı, bir kurtuluş destanı yazmıştır. İnanıyorum ki bu coşku sonsuza kadar her 5 Ocakta yaşanacak ve bu gurur hiç bitmeyecektir.

Adana, Kurtuluş Savaşı’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda önemli bir kenttir. Ne mutlu Adanalıya ki kurtuluş fikrine ilham olmuş ve Büyük Önder’in övgüsünü kazanmıştır. 5 Ocak, millî benliğimizin, varoluşla yok oluş arasındaki mesafede bize gerçek özgürlüğü gösteren, bağımsızlığımızı bütün benliğimize nakşeden, bizi biz yapan, bu toprakları bize kutsal emanet olarak bırakan tarihimizin adıdır. Bugün yaptığımız, acılarımızı, çilemizi yoğuran, bu toprakları bize vatan yapan, bu toprakların gerçek sahipleri büyük ecdadımızı bir kez daha minnet ve şükranla yâd ederken onların acılarını hissedip millî şairimiz Mehmet Akif’in deyimiyle “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmayı nasip etmesin.” şuurunda bir kutlamadır.

Esareti hiçbir zaman kabul etmeyen, istiklal ve bağımsızlığın anlamının ne kadar büyük olduğunu bilen ve bu uğurda canlarını seve seve veren bir ecdadın torunlarıyız.

O gün Anadolu’da kirli hayaller peşinde koşan şer odaklarının günümüzdeki temsilcileri de aynı rüyadan uyanmış değillerdir. Tıpkı bir asır önce olduğu gibi, hariçteki düşmanlar ile dâhildeki hainlerin yine hedef birliği içinde olduğunu görüyoruz. Ancak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi, dün Kurtuluş Savaşı’na ilham kaynağı olan, aziz milletimizin canıyla, kanıyla yazdığı millî mücadele destanına ışık yakan Adana bugün de aynı millî şuur ve inançla cennet vatanımıza yönelik her türlü sinsi ve hain planlara karşı dimdik ayaktadır.

Canları pahasına bu vatanın kurtuluşu ve bölünmez bütünlüğü için mücadele veren şehitlerimizi ve ebediyete intikal eden gazilerimizi minnet, şükran ve saygıyla anıyorum. Hayatta olan gazilerimize de sağlıklı, uzun ömür diliyorum.

Bugünün önemi vesilesiyle, Adana milletvekilliği de yapan Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’yı ölüm yıl dönümünde rahmetle anıyorum.

Başta Adanalı hemşehrilerimiz olmak üzere tüm milletimizin 5 Ocak kurtuluş bayramını kutluyorum.

2016 yılının bütün milletimize sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini temenni ediyor, “tek vatan, tek bayrak, tek millet” düşüncesiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dağlı.

Gündeme geçmeden önce, sisteme giren sayın milletvekillerimiz vardır.

Çok değerli milletvekillerimiz, 26’ncı Dönemin İkinci Yasama Yılının ilk çalışma günü olması hasebiyle -nasıl ki 2015 yılının son çalışma gününde 10 arkadaşımıza, genel kaideyi bozmamak üzere, söz verdiysek- yine bu ilk 10 arkadaşımıza, sisteme giren ilk 10 arkadaşımıza 60’a göre pek kısa söz vereceğim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 2016 yılının ülkemize, milletimize ve demokrasimize hayırlar getirmesini temenni ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - 2016 yılının her şeyden önce ülkemize, milletimize ve demokrasimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Her türlü sorunun azami nezaket içerisinde, demokratik olgunlukla tartışıldığı, yeni anayasa, iç tüzük başta olmak üzere milletimizin tüm beklentilerinin karşılandığı bir yıl olmasını bizler de diliyoruz.

Ve bu bağlamda, sisteme giren ilk 10 arkadaşımızı anons ediyorum: Sayın Atıcı, Sayın Çam, Sayın Akın, Sayın Tanal, Sayın Boynukara, Sayın Yurdakul, Sayın Şimşek, Sayın Nurlu, Sayın Yarayıcı, Sayın Özdemir.

Evet, Sayın Atıcı, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Futbol Federasyonunun, Beşiktaş-Konyaspor maçındaki kötü tezahürat nedeniyle, toptancı bir yaklaşımla bütün seyircileri cezalandırmasının demokratik bir uygulama olmadığına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, toplumu devamlı olarak ve her yerde gözetleme ve yaptığını kontrol etme hastalığı bulaşıcıdır. AKP’de mevcut olan bu hastalık son olarak Futbol Federasyonuna bulaşmıştır. Beşiktaş-Konyaspor maçında yapılan çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle doğu, batı, kuzey ve güney tribünlerinden giriş yapan bütün seyirciler cezalandırılmıştır. Yani, Passolig bir fişleme aracı olarak kullanılmıştır. Elbette kötü tezahüratı kabul etmemiz mümkün değildir ancak toptancı yaklaşımla herkesin cezalandırılması asla demokratik bir uygulama değildir. Toptancı bir şekilde cezalandırma uygulaması AKP’de başlamış, bütün Türkiye’yi sarmıştır.

BAŞKAN – Sayın Çam, buyurun.

2.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, tüm yurttaşların yeni yılını kutladığına ve Türkiye’deki şiddeti ve terörü kınadığına ilişkin açıklaması

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, bu tutumunuzun yasama yılı boyunca artarak devam etmesini diliyoruz ve istiyoruz.

Ben de yeni yılınızı ve tüm yurttaşlarımızın yeni yılını kutluyor, savaşsız, sömürüsüz ve sınırsız bir dünya ve Türkiye dileğimizi bir kez daha buradan iletmek istiyorum.

Bugün, aynı zamanda, Gezi olaylarında hayatını kaybeden kara gözlü Berkin Elvan 17 yaşında. Eğer, ekmek almak için evinden çıkan ama Gezi olayları nedeniyle ülkenin doğasına, tabiatına, suyuna, ırmaklarına ve kentine sahip çıkan bu güzel yavrumuz öldürülmemiş olsaydı bugün 17 yaşında olacaktı ve okuluna devam edecekti.

Türkiye’deki şiddeti ve terörü kınıyorum ve daha özgür bir Türkiye’de ve dünyada yaşamak dileğiyle tüm halkımızın yeni yılını kutluyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Ayvalık’ın Altınova Mahallesi ile İzmir’in Dikili ilçesi açıklarında göçmen botlarının batması sonucu hayatını kaybeden göçmenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Bugün, yine göçmenlerle ilgili üzücü bir haber aldık. Ayvalık ilçemizin Altınova Mahallesi açıklarında göçmen botunun batması nedeniyle yaşanan faciada 14 göçmenin hayatını kaybettiği, kayıpların da olduğu haberleri geliyor. Yine, Dikili’de batan botta da 7 göçmenin hayatını kaybettiği de gelen haberler arasında. Öncelikle, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Umuyorum kayıp göçmenlere de bir an önce ulaşılır ve sağlıklı haberlerini alırız. Aylan bebeğin o masum görüntüsü hâlâ hepimizin hafızasında canlılığını koruyor. Bugünkü kazalarda da hayatını kaybedenler arasında insan tacirlerinin insafına terkedilen çok sayıda kadın ve çocukların bulunduğu belirtiliyor. Savaşların mağdurları her zaman kadınlar ve çocuklar oluyor, göç yollarında da onlar hayatlarını kaybediyor. Umarım yanı başımızdaki savaş kısa sürede son bulur, bölgemiz barışa kavuşur; masum insanların, kadınların, çocukların hayatları kurtulur.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Adıyaman ve Şanlıurfa’daki elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sizinle aynı bölgenin insanıyız; siz Adıyamanlısınız, ben Şanlıurfalıyım. Şanlıurfa ve Adıyaman bölgesinde bu hafta sonu çok köyümüzde elektrikler kesildi ve -sizi arıyorlar mı bilemiyorum- tüm vatandaş beni arıyor elektriklerin kesilmesi nedeniyle, “Ne olur Enerji Bakanına ulaşın.” diyor. Şanlıurfalıların bu hâli ne olacak? Ben 24’üncü Dönem, 25’inci Dönem, 26’ncı Dönem milletvekiliyim. Bu Şanlıurfalıların elektriklerinin sürekli kesilmesinin çözüm yolunu bir türlü bulamadık. Benim sizden istirhamım şu: Ben bunu sürekli dile getireceğim. Sizler de Bakanlıkla görüşün. Yani, bu Urfalıların günahı AKP’ye oy vermek midir? Onun için, Şanlıurfalılara buradan sesleniyorum: Ne olur Cumhuriyet Halk Partisini bölgenizde birinci parti yapın, elektrikleriniz kesilmeyecek.

Saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Boynukara…

5.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Cumhurbaşkanına hakaret ve tehditlerini sürdüren Sözcü gazetesini kınadığına ve terörü araç hâline getirenleri lanetlediğine ilişkin açıklaması

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan, dünyanın her yerinde tehdit ve hakaret suçtur. Sizlere Avrupa’dan birkaç örnek vermek istiyorum: Facebook’ta Merkel’i ölümle tehdit eden bir Alman mahkeme tarafından iki yıl üç ay hapis cezasına çarptırılmıştı. İngiltere’de Twitter üzerinden milletvekiline tehdit ve hakaret mesajı gönderen kişi cezaya çarptırılmıştı. Danimarka Halk Partisi milletvekili Twitter’dan Müslümanları tehdit ettiği için ceza almıştı. Her gün istisnasız Cumhurbaşkanımıza hakaret eden ve yılın ilk günü çıkan sayısındaysa aleni olarak hakaret ve tehditlerini sürdüren Sözcü gazetesini kınıyorum. Basın ve ifade özgürlüğü tehdit ve hakaret etme özgürlüğü değildir.

Biliyorsunuz, ülkemizde bir hendek terörü devam ediyor. Kimileri bunları “öfkeli gençler”, “hendek kazan arkadaşlar”, “kendilerini savunan çocuklar” ve “Ellerinde ağır silah yok.” diye tanımlamıştı. Cizre’de açılan hendekleri kapatmaya yönelik çalışmalar sırasında zırhlı araca atılan roketatar sonucu 5 aylık çocuk babası olan hemşehrim Abdulkadir Öner şehit oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Kendisine rahmet diliyorum. Silahı, şiddeti ve terörü araç hâline getirenleri lanetliyorum. Teröristleri mazur göstermeye çalışan anlayışları ise kınıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yurdakul…

6.- Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’un, tüm şehitlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucunda acil başvuruları arttığı için sağlık personelinin zor durumda kaldığına ve sağlık çalışanlarının yıpranma payı ve döner sermayelerinin emekliliğe yansıtılması konusuyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı dilerim.

Sağlık Bakanlığının uygulamış olduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucunda -ki uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle- şu anda tüm hastalar ücretsiz olması nedeniyle ve sıra beklememek için acil başvurularını yapmaktadırlar, Acil başvuruların giderek artması nedeniyle orada çalışan sağlık personelinin iş yükü artmıştır ve bu nedenle hastalıkların tanı ve tedavisi gecikmektedir ve komplikasyonlar meydana gelmektedir. Bu nedenle sağlık personeli zor durumda kalmaktadır. Bu konuda Sağlık Bakanının ne yapacağını merak ediyoruz.

İkinci bir önerimiz ise AKP Hükûmeti, uzun zamandır, sağlık çalışanlarının yıpranma payı ve döner sermayelerinin emekliliğe yansıtılması konusunda söz vermiştir ancak bu çalışmaları şu anda Genel Kurula getirmemekte ısrar etmektedirler. Bu konuda neler yapacağını, hazır Bakanımız da Meclisteyken burada sormak istiyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

7.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 27 Aralık Tarsus’un ve 3 Ocak Mersin’in kurtuluşlarının 94’üncü yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle 27 Aralık Tarsus’un ve 3 Ocak Mersin’in kurtuluşunu kutluyorum.

Gazi Mustafa Kemal, Mersin’in kurtuluşundan sonra gelmiş olduğu ilk ziyarette istasyonda karşılandığında Mersinlilere etraftaki binaları sorar. Der ki: “Şu bina kimin?” Derler ki: “Kirkor’un.” Bu kimin?” “Yorgo’nun.” “Bu kimin?” “Solomon’un.” Gazi Mustafa Kemal Mersinlilere sorar: “Peki, bunlar bu binaları yaparken siz ne yapıyordunuz?” İçlerinden ak sakallı bir amca: “Biz Çanakkale’de, Galiçya’da, Tuna boylarında, Kafkaslarda, Yemen’de savaşıyorduk.” der. Gazi Mustafa Kemal hatıralarında şunu söyler: “Hayatımda cevap veremediğim tek soru bu olmuştur.” ve “Mersinliler, Mersin’e sahip çıkın.” der.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

8.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Manisa’nın Soma ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, büyük acıların yaşandığı Soma ilçemiz, 105 bin nüfusuyla Manisa’nın 4’üncü büyük ilçesidir. 301 işçimizin hayatını kaybettiği 13 Mayıs faciası, madenciliğe, enerjiye ve tarıma dayalı Soma ekonomisine ağır bir darbe vurmuştur. İşçiler işsiz kalmış, Somalı esnaf malum şirketten alacağını tahsil edememiş, Soma halkı bu facianın faturasını ödemeye devam etmektedir. Soma’da bir fakülte bulunmadığı için öğrencilerimiz ilçe dışında eğitim almak zorunda kalmakta, dışarıdan da yeterli öğrenci gelmemektedir. Bölgenin özelliğine göre madencilik ve enerji sektörünü geliştirecek, yüksek bilgi ve donanıma sahip öğretim üyeleriyle ilçemizin kültürel ve entelektüel birikimine katkı sağlayacak fakültelerin açılması sayesinde Soma’nın yaraları daha kısa zamanda sarılacaktır.

Ayrıca, Soma’da öğrencilerin barınacağı devlete ait herhangi bir yurt bulunmamaktadır. Öğrenciler barınma sorunlarını kontrol mekanizması olmayan yurtlarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yarayıcı…

9.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, şiddet olaylarında hayatını kaybeden tüm çocukları ve Berkin Elvan’ı sevgi ve saygıyla andığına ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Berkin Elvan ve şiddet olaylarında kaybettiğimiz tüm çocuklarımızı, evlatlarımızı sevgi ve saygıyla anıyorum.

Berkin Elvan yaşasaydı bugün 17 yaşında olacaktı ama ne yazık ki 14’ünde polis kurşunuyla vurularak hayatını kaybetti. Bugüne kadar hâlâ katilleri bulma konusunda adım atmayan iktidar, küçücük bir çocuğun üzerinden siyaset yaparak annesini meydanlarda yuhalatmaktan çekinmemiştir. 2004 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde Uğur Kaymaz’ın öldürülmesiyle başlayan çocuk öldürmeleri, Ceylan Önkol ve Berkin Elvan öldürülmeleriyle devam etmiş, utanarak ve isyan ederek söylüyorum ki bugün artık sıradan vaka düzeyine indirilmiştir. Son dört ayda 50’nin üzerinde çocuk çatışmalarda hayatını kaybetmiştir ancak yürütülen tek bir soruşturma yoktur. Çocuk ölümlerinde giderek İsrailleşen iktidara bu yarışı terk etme çağrısında bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

10.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ülkemizdeki bütün çocukların modern, bilimsel ve objektif eğitime ulaşmaları konusunda ilgili devlet kurumlarının harekete geçmesi ve eğitim alanında öne çıkan dünya ülkeleriyle iş birliğinin geliştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Cumhurbaşkanının Suudi Arabistan temaslarında, özellikle ülkemizde yaşayan Suriyeli mülteci çocukların eğitimleri konusunda, Suudi Arabistan ile Arapça-Türkçe üniversite kurulması görüşmeleri, Cumhurbaşkanının, Millî Eğitim Bakanının Türkiye’de eğitimden ve okullarından yoksun bırakılan çocukların durumlarına tepkisizliğinin ve duyarsızlığının yanında, özellikle Suriyeli çocukların eğitimi üzerinden Arapça eğitimini sürekli gündeme getirmesi, üzerine düşülmesi gereken bir konudur. Ülkemizde sorun, sadece Suriyeli çocukların eğitimi değildir. Sorun, son on üç yıldır bilimsel, çağdaş dünyadan uzaklaştırılan eğitim sistemimizin temel sorunlarının tartışılması ve ülkemizdeki bütün çocukların, gençlerin modern, bilimsel ve objektif eğitime ulaşmaları konusunda ilgili devlet kurumlarının harekete geçmesi ve eğitim, bilim alanında öne çıkan bütün dünya ülkeleriyle iş birliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesidir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 45, 56, 66, 74, 77, 81, 96 ve 97’nci sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlığın, Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk’ün Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişin önergesi (4/7)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Nevşehir Milletvekili Sayın Murat Göktürk’ün Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 30/12/2015 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır, bilgilerinize sunulmuştur.

Genel görüşme açılmasına ilişkin bir, Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Suriye ve Irak’ta meydana gelen gelişmelerin millî güvenlik ve menfaatimize ve Türkmen varlığına etkileri ve bu konuda dış politikamızın temel hedef ve çizgisi hakkında genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/4)

08/12/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Suriye ve Irak’ta meydana gelen gelişmelerin millî güvenlik ve menfaatimize ve Türkmen varlığına etkileri ve bu konuda dış politikamızın temel hedef ve çizgisi hakkında Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 102 ve 103’üncü maddeleri uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinde genel görüşme açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                           Oktay Vural

                                                                                                                                İzmir

                                                                                                                 MHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Suriye ve Irak'ta meydana gelen gelişmeler ülkemizin millî menfaatlerine ve güvenliğine ağır zararlar veren bir seyir izlemektedir.

Stratejik ortak olarak ifade edilen ABD'nin Suriye'de PKK/PYD’yle ilişkileri, Rusya Federasyonu'nun Suriye rejimiyle beraber güç sergilemesi ve PKK/PYD'ye silah yardımı yapması, IŞİD terör örgütünün varlığı Türkiye için hayati önem arz etmekte ve ülkemizi tehlikeli bir sürece sürüklemektedir.

Bugüne kadar, Irak'ta Türkmenlerin yaşamış olduğu katliam ve mağduriyetler, Türkiye'nin millî stratejik değer olarak gördüğü Kerkük'ün Türkmen kimliğinin Barzani ve Talabani ikilisi tarafından alçakça yok edilme girişimleri sıkça yaşanmaktadır. Bu süreçte, Türkmen siyasetçiler KDP ve KYB'nin istihbarat servisi görünümlü çeteler tarafından suikastlarla infaz edilmişlerdir. Türkmen aydınların baskı altına alınmaları, bazılarının infaz edilmeleri, Türkmen bürokratların sadece Türkmen olduklarını söyledikleri için işlerinden atılmaları, direnenlerin suikastlarla yok edilmeleri, Telafer'in ABD ve peşmerge güçleri tarafından birçok saldırı sonrasında yerle bir edilmesi bir strateji olarak uygulanmaktadır. Bu saldırıları büyük bir zorlukla aşan Telafer'in son olarak IŞİD çeteleri tarafından imha edilmesi girişimi yaşanmıştır.

AKP hükûmetleri, 2011 sonrasında izlediği öngörüsüz politikalar neticesinde Suriye'nin parçalanmasına, maalesef bu komşu ülkenin Afganistanlaşmasına giden sürecin önünü açmıştır. Esad rejiminin zayıflamasıyla Suriye'nin büyük bölümü “IŞİD” adlı terör örgütünün eline geçerken “PKK/PYD” adlı terör örgütü de Suriye sınırımızda Lübnan büyüklüğüne ulaşan bir bölgeyi kontrol altına almıştır. Bu coğrafyadan Türkmenler tasfiye edilirken Orta Doğu'da sınırımızın hemen yanında yeni ve ikinci bir Kandil oluşmuştur. Son haftalarda Esad rejimi ve Rus ordusunun ortak operasyonlarıyla Bayır Bucak bölgesinde bulunan Türkmen varlığına yönelik saldırılar vahim bir noktaya ulaşmıştır. Bütün bunlar kadar vahim bir gelişme de hem ABD'nin hem Rusya'nın PKK/PYD terör örgütünü meşru politik bir güç olarak görmeleri ve PKK/PYD’yle askeri ilişkiler geliştirmeleridir.

Suriye'de devam eden iç çatışmalarda egemen olan mantık, iç savaşta yer alan tarafların mümkün olan en geniş toprak ve nüfus alanlarını kontrol altına alarak diplomatik görüşmeler sürecinde bu fiilî alanlara hukuki egemenlik kazandırmak düşüncesine dayanmaktadır. Viyana'da yapılan Suriye mutabakatı çerçevesinde, 1 Ocak 2016'da devreye girmesi hedeflenen ateşkes ve sonrasında planlanan siyasi süreç için de bu fiilî durumların hukukileştirilmesinin Türkiye'nin millî menfaatlerini ve güvenliğini risklere sokacağı açıktır. Bu bakımdan, bu risklerin neler olabileceği hesaba katılmalıdır.

Esasen Türkiye'nin bölgede devlet politikasının temeli “Türkmenlere eşitlik ilkesi” olmuştur. “Irak'ta diğer unsurlara tanınan hakların aynen Türkmenlere de tanınması” da Türkmen politikasının özünü teşkil etmiştir. Türkmenlerin layık oldukları haklara sahip olması geleceğe yönelik çözümlere bir denge unsuru olarak katkı sağlayacaktır.

Bu nedenle, Suriye ve Irak'ta meydana gelen gelişmelerin, millî güvenlik ve menfaatimize ve maalesef Irak'ta bu dengenin göz ardı edildiği, Suriye'de de yeni gelişmeler dikkate alındığında, bunun haleldar edildiği dikkate alınarak Irak ve Suriye politikalarının sonucunda Türkiye'nin millî menfaatlerini ve güvenliğini etkileyen gelişmeler ve Türkmenlerin hayati ve siyasi varlığı hakkında bir genel görüşme açılması Hükûmet politikalarına da rol göstermesi bakımından önem kazanmıştır. Türkmen varlığına etkileri konusundaki dış politikamızın temel hedef ve çizgisi hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinde Anayasa'nın 98'inci ve Meclis İçtüzüğü’nün 102 ve 103'üncü maddeleri uyarınca genel görüşme açılması gerekmektedir.

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil ve 20 milletvekilinin, zihinsel engellilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/46)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tüm dünyada önümüzdeki on yılda görülecek olan zihinsel engelli sayısının dörtte 3’ünün gelişmekte olan ülkelerde karşımıza çıkacağı varsayılmaktadır. Türkiye de bu statüdeki ülkelerden biri olduğundan gerekli önlemleri alarak zihinsel engelliliğin önüne geçebilmeli, var olan zihinsel engellilerin kaliteli ve sağlıklı bir yaşama kavuşmalarını sağlamalıdır. Bu nedenle, TBMM'nin konuyu ele alması ve nedenlerinin saptanıp zihinsel engellilerin erken tanı, tedavi ve eğitiminin uygun koşullarda sağlanabilmesi için Anayasa'nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim

1) Ceyhun İrgil                                                             (Bursa)

2) Bülent Öz                                                                 (Çanakkale)

3) Mehmet Göker                                                          (Burdur)

4) Hilmi Yarayıcı                                                           (Hatay)

5) Murat Emir                                                               (Ankara)

6) Muharrem Erkek                                                       (Çanakkale)

7) Aylin Nazlıaka                                                          (Ankara)

8) Nurettin Demir                                                          (Muğla)

9) Candan Yüceer                                                         (Tekirdağ)

10) Necati Yılmaz                                                         (Ankara)

11) Lale Karabıyık                                                        (Bursa)

12) Durmuş Fikri Sağlar                                                (Mersin)

13) Utku Çakırözer                                                        (Eskişehir)

14) Bülent Kuşoğlu                                                       (Ankara)

15) Mazlum Nurlu                                                         (Manisa)

16) Ahmet Akın                                                             (Balıkesir)

17) Okan Gaytancıoğlu                                                  (Edirne)

18) Şenal Sarıhan                                                         (Ankara)

19) Mehmet Gökdağ                                                      (Gaziantep)

20) Devrim Kök                                                             (Antalya)

21) Cemal Okan Yüksel                                                 (Eskişehir)

Gerekçe:

Toplumda tüm özürlülerin onda 1’ini zihinsel engellilerin oluşturduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar, saptanabildiği kadarıyla, toplumun yüzde 1’inin, hafif olgularla beraber en az yüzde 3'ünün zihinsel engelli olduğunu göstermekte. Tüm dünyada önümüzdeki on yılda görülecek olan zihinsel engelli sayısının dörtte 3’ünün hem artan nüfus hem de erken ölümlerin önlenebilir hâle gelmesi nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerde karşımıza çıkacağı varsayılmakta.

Zihinsel engelliliğin toplumda ne kadar sıklıkta bulunduğunu ve her yıl topluma ne kadar zihinsel engelli kişinin katıldığını hesaplamak son derece zordur. Çünkü hafif dereceli zihinsel engelliliğin tanısı çok zordur. Bu, genellikle kötü okul performansına dayanır. Bu nedenle, hafif zihinsel engelliliğin sıklığı, yerleşim yerleri ve sosyal sınıflar arasında belirgin farklılıklar gösterir. Doğal olarak, mevcut olana göre ancak az sayıdaki olgu tanımlanarak belirlenebilir.

Ülkemizde zihinsel engelli bireylerin sıklığını tam olarak bildiren veriler bulunmamaktadır. Genel bir hesaplamayla, toplumumuz için yüzde 1 ve yüzde 3 oranları doğru kabul edildiğinde, 70 milyon nüfus için, zihinsel engelli kişi sayısı 700 bin; hafif ve bir kısmı orta derecedeki olgularla birlikte bu sayı en az 1 milyon 450 bin civarında olmaktadır.

Öte yandan, Türkiye'nin de altında imzası bulunan Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde, "Taraf devletler, zihinsel ya da bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, öz güvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul ederler." denmektedir.

Ülkemizde zihinsel engelli çocukların sayısının tam olarak bilinmiyor oluşu gerekli güvencenin verilememesine neden olmaktadır. Hayatının henüz başındayken tanısı konan zihinsel engelli çocukların toplumsal yaşama ayak uydurmaları ancak alacakları sevgi, eğitim ve öğretimle mümkündür. Bu noktada, gerek ailelerin gerekse eğitim kurumlarının gerekli donanıma sahip olması önem taşımaktadır.

Verilere göre, gelişmekte olan ülkelerde zihinsel engelliliğin artacağını dikkate alacak olursak ülkemizde de önümüzdeki on yılda sayının artacağı belirtilmektedir. Tanı koymanın zorlukları nedeniyle rakamların tam olarak tespiti ise güçtür. Bu nedenle, bu konuda gerekli önlemlerin alınması, ailelerin bilinçlendirilmesi, enfeksiyon kaynaklı hastalıklara karşı koruma programları oluşturulması, zihinsel engelliliğin önüne geçilmesi gerekmektedir.

Ülkemizde bu sorunun nedenlerini saptamak, zihinsel engelliliğin önüne geçilmesini sağlayan faktörlerin uygulanabilirliğini artırmak, zihinsel engellilerin erken tanı, tedavi ve eğitimini uygun koşullarda sağlayabilmek, zihinsel engellilere özel projeler geliştirmek ve uygulanabilir hâle getirilebilmek, zihinsel engellileri sağlıklı ve kaliteli bir yaşama kavuşturabilmek için bir Meclis araştırması komisyonu kurulması sorunun çözümüne yol gösterici olacaktır.

2.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, madenlerdeki iş güvenliği ve işçi sağlığı koşullarının sağlanması ve ILO başta olmak üzere taraf olunan uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/47)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de madenlerdeki iş güvenliği ve işçi sağlığı koşullarının sağlanması ve ILO başta olmak üzere taraf olunan uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

                                                                                                  İdris Baluken

                                                                                         HDP Grubu Başkan Vekili

                                                                                                    Diyarbakır

Gerekçe:

AKP iktidarının sermayeyi öncelleyen, iş gücünü ise sermayenin kâr hırsı karşısında korumasız bırakan iş gücü politikaları, Türkiye'de işçilerin yaşamlarına mal olmaktadır. Maden sektöründe ve inşaat sektöründe belirginleşen işçi katliamları AKP döneminde tüm cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan işçi katliamlarını aşar durumdadır.

Özellikle son yıllarda artış gösteren işçi ölümlerinin en çok gerçekleştiği madencilik iş kolu, AKP döneminde hızlı bir özelleştirme ve taşeronlaştırma süreci geçirmiştir. Özelleştirme ve taşeronlaştırma Türkiye'de başta madencilik iş kolu, olmak üzere tüm iş kollarında işçi ölümleri sayısında artışa neden olmuştur.

Türkiye'de 2002-2013 yılları arasında toplam 880 bin iş kazası yaşanmış, bu kazalarda 13.442 kişi hayatını kaybetmiştir. 1946'dan 2013 yılına kadar iş kazaları sonucu ölen işçilerin sayısı ise 61.270'tir. Bu rakamlar oran olarak incelendiğinde, 1946 yılından 2002 yılına kadar yaşanan işçi ölümü 47.728'dir. Her yıl yaklaşık 852 kişi iş kazaları nedeniyle hayatını kaybetmiştir. 2002-2013 yılları arasında yaşanan işçi ölümleri sayısı ise 13.442'dir. Her yıl yaklaşık olarak 1.222 kişi iş kazaları nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

AKP (2002-2013) döneminde hayatını kaybeden işçi sayısı son elli altı yıla göre (1946-2002) yıllık olarak yüzde 46 artmıştır. Teknolojik gelişmelere ve iş güvenliği esaslarının artmasına rağmen ölümlerin artması ters orantılıdır. Son zamanlarda meydana gelen Soma ve Ermenek madenlerinde gerçekleşen katliamlar, bu ters orantıda iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemlerinin ne derecede alınmadığını kanıtlamaktadır.

13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasında 301 madencimiz yaşamını yitirmiştir. Aradan beş ay geçmemişken bu defa 28 Ekim 2014 tarihinde Karaman'ın Ermenek ilçesine bağlı Pamuklu köyü yakınlarında kömür madeninde 18 madencimiz yaşamını yitirmiştir.

Art arda gelen ve cumhuriyet tarihinin en büyük maden katliamlarına sebep olan bu olayların önlenememesi, dönemin hükûmet temsilcilerinin dediği gibi “fıtrat meselesi” değil, ihmal, sermayeyi öncüle alma, işçi güvenliği ve iş sağlığının tesis edilmemesi sonucunda gerçekleşmiştir. Bu katliamlara sebep olan ihmaller işçi güvenliğinin ve iş sağlığının tesis edilmemesi sonucunda gerçekleşmiştir. Bu katliamlara sebep olan ihmaller, işçi güvenliğinin ve iş sağlığının tesis edilemediği apaçık ortadadır. Söz konusu katliamların önüne geçmek için gerekli tüm tedbirlerin alınması adına TBMM’nin devreye girmesi gerekmektedir. Madenciler başta olmak üzere diğer tüm sektörlerde çalışan emekçiler, sermaye sınıfının ve Hükûmetin insafına bırakılamaz.

Bu bağlamda, Türkiye’de madenlerdeki iş güvenliği ve işçi sağlığı koşullarının sağlanması ve ILO başta olmak üzere taraf olunan uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak, genel görüşme ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla 8/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

05/01/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 05/01/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

İdris Baluken

Diyarbakır

Grup Başkan Vekili

Öneri:

8 Aralık 2015 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen 198 sıra numaralı “AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması” amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 05/01/2016 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz, Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’e aittir.

Buyurun Sayın Baydemir. (HDP sıralarından alkışlar.

Süreniz on dakikadır.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, şahsınızı ve Genel Kurulu bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Doğrusunu ifade etmek gerekirse bugün yaşamış olduğum coğrafya, büyük bir yıkımla karşı karşıya, büyük bir kıyımla karşı karşıya. İnsanlık ailesi, bir kez daha Mezopotamya coğrafyasında bir etnik kimlik adına, bir devlet adına, bir devlet bekasının sürmesi adına utanç verici bir kıyımı gerçekleştiriyor. Bir kez daha ifade etmek isterim ki içerisinde bulunduğum ruh hâli, normal bir insanın ruh hâli değildir. Gözlerimin önünde halkımın evlatları katlediliyor. Gözlerimin önünde kadınlar, anneler, yaşlılar -80 yaşındaki, 71 yaşındaki- henüz anne karnındaki bebe katlediliyor. “…”(x) Ya Rabb’im bu zulmü bırakmayasın, Ya Rabb’im bu zulmü bırakmayasın, Ya Rabb’im bu zulmü bırakmayasın. “…”(x)Kana ne zaman doyacak bu toprak? Kana ne zaman doyacak bu coğrafya, bu iktidar, bu zulüm?

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Bırakın o zaman kan dökmeyi.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Şu anda -26-27 Aralıktan 2 Ocak tarihine kadar bizzat kendim Şırnak’taydım- Şırnak Devlet Hastanesinin morgu, Silopi hastanelerinin morgu, Cizre hastanelerinin morgu artık cenaze kapasitesini kaldırmıyor. Aynı şekilde, bize yılbaşı gecesi Başbakan…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – PKK’ya sesleniyorsunuz herhâlde Sayın Baydemir. PKK’ya sesleniyorsunuz değil mi Sayın Baydemir? Tespit yapalım, tutanaklara geçsin.

BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu, lütfen…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – PKK’ya sesleniyor, Sayın Başkan.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Yılbaşı gecesi “Cenazeleri morgun kapasitesi kaldırmıyor.” dediğimizde, Hükûmet “Silopi’ye, Cizre’ye, Şırnak’a ek morg gönderiyoruz.” müjdesinde bulunuyor. Bu toplumun, bu halkın, insanlığın, vicdanın, ahlakın, imanın, İslam’ın, hangi değeri derseniz deyin morga değil, yaşatmaya ihtiyacımız var.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – O düğümü söyleyin, “Kahrolsun PKK.” deyin Sayın Baydemir, hadi, bekliyoruz, tam zamanı! Hadi Sayın Baydemir, tam zamanı, söyleyin “Kahrolsun PKK.” deyin; tam zamanı şimdi söyleyin!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Susun, dinleyin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Dinler misin ya? Bunların hepsini senin talimat verdirdiğin güçler katletti.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha inançla, ahlakla, vicdanla, yapılanı görme zamanıdır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siz niye rahatsız oluyorsunuz PKK’yla ilgili? PKK’yla ilgili niye rahatsız oluyorsunuz? Biz, PKK’ya konuşuyoruz, size konuşmuyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Rahatsızlığımız saygısızlığınızdan.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Şimdi, şu coğrafya içerisinde Cizre’de yaşanan, Silopi’de yaşanan, Sur’da yaşanan vahşetin, Gazze’de yaşanan, Ramallah’ta yaşanan, Halep’te yaşanan vahşetten hiçbir farkı kalmamıştır.

Şimdi, ben size sorarım, şurada iki tane fotoğraf var, ikisi de bebek fotoğrafı. Bunu yapanın da Allah belasını versin, bunu yapanın da Allah belasını versin!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Âmin… Âmin…

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bunu yapanın da Allah onun yanına koymasın, bunu yapanın da Allah onun yanına koymasın. Sayın Başbakan bu fotoğrafa ağlıyor, hüngür hüngür ağlıyor ama bu fotoğrafın vesilesi oluyor; bu fotoğrafı, bu çocuğu, bu sabiyi ölüme gönderenin, politikanın şu anda sahipliğini yapıyor. Bu, Filistinli bebe; bu da kürdistanlı bebe. Bu, Filistinli bebe; bu da kürdistanlı bebe. Peki, ahlak, vicdan, din, iman hangi bebenin ölümüne seyirci kalmamızı bize emrediyor, bize izin veriyor?

Şimdi, aynı durum, yine iki fotoğraf daha göstereceğim size. Aynı şekilde, birisi, Filistinli anne, Filistinli kadın; birisi, Kürt anne, kürdistanlı kadın. Bu fotoğraftaki Filistinli anneyi bu hâle getiren, kardeşimizi öldüren devlet yönetimine, devlet rejimine, İsrail devletine bu ülkenin liderleri haklı olarak dedi ki: “Terörist uygulama yapma, bebek katilliği yapma.”

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Ne alakası var, PKK’lıları öldürüyoruz. Bir tane şehit yok, gösterdin mi? Ben bugün şehit cenazesinden geliyorum.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Şimdi, aynısını ben bu kürsüden bu devlete, bu devleti yöneten akla, bu devleti yöneten vicdana söylüyorum: Artık, kadın öldürmekten, çocuk öldürmekten, sabi öldürmekten vazgeçin; bunun sonu yok.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – PKK’yı savunmaktan vazgeç. Ayıp ya!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Adnan Bey, vallahi, billahi bunun sonu yok, bunun sonu yok.

Bakın, Suriye-Halep şehri, Diyarbakır-Sur şehri; ikisi de on bin yıllık tarihe sahip olan iki şehir.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Bir tane şehit resmi gösteremiyorsun. Utanmıyorsunuz ya!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı Esad’a: “Halkını dinle, halkının sesine kulak ver. Kentini, şehrini bombalama, sivil insan öldürme.” Demedi mi, haklı değil miydi o zaman? Şimdi biz size söylüyoruz: Sivil, çocuk, kadın öldürmeyin, şehirleri bombalamayın çünkü bu yol, yol değildir çünkü bu, çıkmazdır. Şu anda Cizre’de, Silopi’deki sokak dışına çıkma yasağı, Sur’daki sokağa çıkma yasağı neredeyse yirmi beş günü, otuz dört günü aşmış durumda. Hiçbir hukuki altyapısı yok, hiçbir mahkeme, hiçbir savcılık, hiçbir yargı şu anda bu ülkede işlemiyor, tıpkı bu Parlamentonun işlemediği, bu Parlamentonun işletilmediği gibi.

Bugün bu coğrafyada anneler ağlarken, feryat figan ederken, arşa ses giderken bu Parlamentonun iktidar milletvekillerinin sıralarına bakın… Bundan daha mühim bir mesele olamaz, insanlar toprağa düştüğünde, Ya Rabb’im, insanlar toprağa düştüğünde bundan daha mühim bir mesele olamaz, yoktur ama gelin görün ki bu iktidar…

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Duygu sömürüsü…

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Duygu sömürüsü değil bu, vicdana, ahlaka, insafa çağrıdır bu.

Şu anda yapmış olduğumuz bütün bu uygulamalar, tanıklık etmiş olduğumuz bütün bu uygulamalar, değil bin yıllık kardeşlik, bin yıl etkisi sürecek bir düşmanlığa doğru hızla bizi götürüyor.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Vicdanınız varsa…

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bin yıllık bir düşmanlığa doğru hızla bizi götürüyor. Yegâne bir çıkış yolu var.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yapacağınız şeyler var!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Hendek, barikat, direniş, bugün bu ölümlerin sebebi değil, bu politikanın bir sonucudur, müzakere masasını devirmiş olmanın yaratmış olduğu sonuçlardır.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sen bir yalancısın!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Tankla, topla, tüfekle öldürmekle ve ölmekle bu sorun çözülemez. Şeyh Sait kıyamı nasıl çözmediyse, Dersim isyanı ve kıyamı nasıl bu sorunu çözmediyse bugün de bu sorun bu şekilde çözülemez.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sorunu çözmek istemiyorsunuz! Siz ölümler istiyorsunuz!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Roboski katliamı nasıl bu sorunu çözmediyse bugünkü katliamlar da bu sorunu çözemez.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ölüm istiyorsunuz!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Yegâne bir yol vardır…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Osman Bey, ölümleri durdurabilirsiniz!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Yegâne bir yol vardır, o yol da behemehâl…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) - Elinizde bu imkân var.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - …aynı anda her iki tarafın şiddeti durdurması bir çatışmasızlık zeminine geri dönülmesidir.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - Önce PKK’ya çağrıda bulun “Silahları bırakın.” diye.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Vicdanınızla dinleyin.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - On günlük, on beş günlük bir çatışmasızlık zemini içerisinde bir kez daha masaya dönmenin, bir kez daha müzakereye dönmenin zeminini yaratmak durumundayız. Aksi takdirde bunun vebali hepinizin boynuna olacaktır.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - Vebali sizin.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Bugün burada ben bu Meclise hitap ediyorum. Eğer ki bu Meclis işlemezse, eğer ki bu Meclis, kürdistandaki bu katliama sessiz kalmaya devam ederse, doğal olarak insanlar -çok açık söylüyorum- Birleşmiş Milletlere gidecektir, insanlar Lahey Adalet Divanına gidecektir, insanlarımız Uluslararası Ceza Mahkemesine gidecektir. Eğer ki bizimle birlikte yaşamak istemiyorsanız elinizi yakamızdan çekin.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - İstemeyen sizsiniz, PKK’dır.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Bizim tercihimiz birlikte yaşamdır. Şeyh Sait’in talebi de buydu, Seyit Rıza’nın talebi de buydu, bugünkü son isyanın da talebi budur, birlikte yaşamdır ama sizin dayatmış olduğunuz, birlikte yaşam değil, köleleştirmektir. Bu halk, asla köleleşmeyecek, zulme, zalime asla boyun eğmeyecek.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Şeyh Sait olsaydı, burada otururdu.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Bakın, son sözlerimi ifade ediyorum. İspanya Diktatörü Franco, bir müze gezisinde Picasso’nun ünlü Guernica tablosuna bakar ve Picasso’ya “Bu resmi siz mi çizdiniz?” diye sorar. Picasso: “Hayır efendim, bunu siz yaptınız.” der. Bugün eğer Sur’da, Cizre’de, Silopi’de benim coğrafyamın dört bir yanında kan revan, yıkım varsa müzakereden geri çekilmenin sonuçlarıdır bunlar.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) - Beraber yaptınız!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Bir kez daha söylüyorum, gelin beraber müzakereye geri dönelim. Gelin bu kıyıma, bu vahşete bir dur diyelim. İnsanlar cenazelerini defnedemiyorlar.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - PKK silahları bıraksın.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Gelin bir kez daha, insanlarımıza ölümü değil, yıkımı değil, gözyaşını değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Yapabilecekleriniz var, onu yapın.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - …bir kez daha ortak paydalarda buluşmanın yolunu, zeminini aralayalım.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Samimi değilsiniz.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bugün burada samimiyet testi yaparsak emin olun ki bu iktidar, en çok sınıfta kalan olacaktır.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Hadi canım! En iyi niyeti gösteren, bu Hükûmettir.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bakın, bu çatışma başlamadan, bu kürsüde yine sizlerin vicdanına hitap etmiştim ama yanıt alamadım. Bir kez daha hitap ediyorum.

BAŞKAN – Süreniz dolmuştur Sayın Baydemir.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Ama öyle bir zaman olur ki Sayın Başkan, öyle bir zaman olur ki çok geç kalınmış olunur. Artık bıçak, kemiğe dayanmamış, kemiği kesiyor.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – HDP Grubu isterse Kürtlerin ölümlerini durdurabilir. Samimi olun.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – İnanın ki biraz daha zamanım olacak, biraz daha hitap etme imkânım olacak...

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Samimi olun, vicdanlı olun.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Samimiyet karşılıklıdır, tanınma karşılıklıdır, vicdan karşılıklıdır, merhamet karşılıklıdır, birlikte yapalım. (HDP sıralarından alkışlar)

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Bu Kürt çocuklarının ölümünü durdurabilirsiniz. Samimi olun.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Önce PKK’ya sahip olun, ondan sonra…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır, buyurun.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Baydemir “iktidarınızın yapmış olduğu kıyım politikaları” demek suretiyle bir sataşmada bulunmuştur. Cevap vermek istiyorum 69’a göre.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır, süreniz iki dakikadır, sataşmadan dolayı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta yoğunlaşan ve bu hafta konuşmaya devam etmiş olduğumuz bir cenaze meselesi var. Bu, çok acı bir şeydir. Hiçbir insan, Müslüman olsun gayrimüslim olsun cenaze üzerinden bir tartışma yapamaz. Hiç kimse çocukların ölmesini savunamaz. Bunu savunan insan, insan değildir. Aynı şekilde, cenazelere yapılan muameleyi, ortada bırakmak, çürütmek suretiyle, ne derseniz deyin, bunun bu şekilde kalmasını savunmak insanlığın içinde olamaz. Kaldı ki bizler, gayrimüslimler için de söyleyebilirim ama kahir ekseriyeti Müslüman olan bir topluluk olarak cenazeye ne kadar saygı gösterilmesi gerektiğini geleneğimizden de, dinimizden de çok iyi bilen insanlarız.

BESİME KONCA (Siirt) – Niye göstermiyorsunuz cenazelere saygıyı?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Dolayısıyla, bu, asla ve kata kabul edilemez.

Sayın Baydemir konuşmasında sıklıkla zikretti, geçen hafta da konuşuldu ve ben gerçekten bu konuşmaları dinlerken irkilerek dinledim çünkü dinlediğimizde madalyonun bir yüzüne bakıyoruz. Eğer Silopi’de, eğer Cizre’de sokakta bir cenaze kalmışsa, hiç kimse, buradaki 550 kişiden hiçbir Allah’ın kulu bunu savunamaz. Bunu savunan insan, tekrar ediyorum, insan değildir. (HDP sıralarından gürültüler)

BESİME KONCA (Siirt) – Niye Hükûmet bugün bir şey yapmıyor?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Tabiatıyla, ben de Kadri Hoca’yla konuştum geçen hafta, dedim ki: “Hocam, siz ayetleri okudunuz, hadisleri okudunuz ve ulu hocalardan, literatürden örnekler getirdiniz. Ben de gittim İçişleri Bakanıyla görüştüm, Bakan Yardımcısıyla görüştüm, Emniyet Genel Müdürüyle görüştüm çünkü bu, hakikaten hiçbir insanın olmadığı gibi benim de içime sindiremeyeceğim bir şeydi. Evet, dedikleriniz doğrudur; 10 kişilik bir morgda 17 kişinin kaldığı doğrudur. Evet, dedikleriniz doğrudur; bazı soğuk hava depolarına cenazeler konulmuştur ve fakat doğrunun bir başka boyutu, bir başka yüzü şudur ki aynı kişilere “Gelin cenazelerinizi kaldırın.” denildiğinde, defin ruhsatları verildiğinde, bilerek ve isteyerek, bu kişiler cenazelerini kaldırmamıştır.”

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Gidin şehir dışına gömün.” diyorsunuz.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Lütfen, bunu da görerek, bu değerlendirmeleri, bu açıklamaları yapmamız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Bir ikinci husus, Sayın Başbakana izafeten söylenen “Filistin’deki çocuğa, Filistin’deki kadına ağlıyorsun, Kürt bölgesindeki, diyelim Mardin’deki, diyelim Diyarbakır’daki çocuğa ve kadına ağlamıyorsun.”

Arkadaşlar, hiç kimse yine insanlıktan dem vurarak… altını çizerek söylüyorum, dünyanın neresinde olursa olsun öldürülen herhangi bir kişiye, çocuğa ve kadına ama özellikle çocuğa ağlamayan bir insan söz konusu olabilir mi?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Berkin Elvan’a ağladı mı?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Sayın Baydemir, böyle bir bühtan olabilir mi? Böyle bir itham olabilir mi?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Berkin Elvan’a ağladı mı? Anasını yuhalattı, anasını!

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Elbette olamaz, mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakır.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Berkin’in anasını yuhalattı! Ağladı mı?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakır.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) – Bizim bu ölümleri durdurmamız lazım. Ama başka size… Çok sayıda resim var burada; sırası geldiğinde göstereceğiz, aynı resimlerin yanında bunlar da var.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip, sayın grup başkan vekili, konuşması esnasında, verdiğimiz bilgilerin tamamen yanlış olduğunu, şu anda Şırnak Devlet Hastanesinde, orada bulunan, morgda bulunan cenazelerin de defin izni verilmiş olmasına rağmen oradaki insanlar tarafından gömülmediğini ifade etti. Açık bir şekilde grubumuza sataşmada bulundu ve Genel Kurulda yanlış bir…

BAŞKAN – Dilerseniz Sayın Baydemir’e cevap olarak verildi; Sayın Baydemir o zaman…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Evet, evet.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı buyurun Sayın Baydemir, iki dakikayı geçmesin lütfen.

2.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, bugün burada sabaha kadar polemiğin bir tarafı olabilirim ama benim açımdan, insanlar hayatını yitirirken, çocuklar hayatını yitirirken, kadınlar hayatını yitirirken polemik peşinde koşanlara lanet olsun! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gelin, insanları yaşatalım, gelin, insanları yaşatalım, gelin, bu kanı durduralım.

Bakın, şu anda, İsa Oran, Ramazan Öğüt, Mesut Siviktekin; bunların on üç gündür cenazeleri Diyarbakır Sur sokaklarında, on beş gündür hatta, Diyarbakır Sur sokaklarında. Cenazeler alınamıyor çatışma devam ettiği için ve bu çatışma devam ettiği müddetçe yeni cenazeler olacak, yeni ölümler olacak. Sizin burada pek çok şeyden haberdar olmadığınızı da biliyorum. Anne karnındaki çocuk öldürüldüğünde hastalıklı bir zihniyet diyor ki: “O çocuk büyüdüğünde zaten terörist olacaktı.”

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Yok canım, öyle bir şey yok. İftira, iftira!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Hastalıklı zihniyet diyor ki 5 yaşındaki çocuk için “Erken teşhis yapıldı, erken teşhis…” Şırnak’ta kulağımla duydum, gözümle gördüm.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Buraya bakıp söylüyorsun. O kim? Kim diyor?

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Öyle bir şey yok ya.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bugün Şırnak’ta, Silopi’de, Cizre’de kentleri tankla, topla dövdüğünüzde, kentler tankla, topla dövüldüğünde görüyor musunuz ki bin yıllık geleceğin köprüleri bombalanıyor.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Çok ayıp, ayıp ya! Ayıptır, günahtır!

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – PKK terör örgütüdür.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Tehdit mi ediyorsun? Dön, tehdidini terör örgütüne yap.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Birleşmiş Milletler nasıl ki Suriye’de devreye girdiyse, nasıl ki Birleşmiş Milletler, Bosna-Hersek’te devreye girdiyse gidişat, o gidişatı gösteriyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Tabii tabii!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Gelin, bunlara zemin hazırlamayın; gelin, Birleşmiş Milletler devreye girmeden bu Meclis devreye girsin bu Meclis. Nasıl Avrupa Birliğiyle müzakere yapıyorsak, gelin, kendi içimizde önce müzakereyi başlatalım ve kendi içimizde müzakereyle sonuç alalım.

KASIM BOSTAN (Balıkesir) – PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunsana.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – O teröristleri çekin, şehirden çekin. Teröristleri çekin şehirden, ondan sonra konuşalım.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Barikatları kaldıracaksak müzakereyle barikatları kaldıralım, ölümle değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – …kanla değil, gözyaşıyla değil çünkü bu, sonuç doğurmayacaktır, bir ölüm başka bir ölümü, bir katliam bir başka katliamı beraberinde getirecektir, bu yol, yol değildir, bu yol çıkmazdır. (HDP sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hakikaten ruh hâliniz, yerinde değil sizin söylediğiniz gibi. Tamamen gerçeklikten kopmuşsunuz. Düştüğünüz duruma bakın? Halk sizi dinlemiyor, dinlemeyecek, dinlemeyecek.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla 8/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Aziz Babuşcu’ya aittir.

Buyurun Sayın Babuşcu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsanız da boş. Bu halk gördü gerçekleri. Size oyları bunun için vermedi. Kendi çocuklarınızı gönderdiniz mi oraya?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Vicdan yok sende, vicdan.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kendi çocuklarınızı göndersenize!

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Hamile kadını öldürün diye mi halk size oy verdi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siz sadece cesetlerin ve ölülerin arkasına saklanarak burada siyaset yapıyorsunuz.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Kadınları, çocukları öldürün diye size oy vermedi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yapamazsınız, yapamazsınız!

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, Sayın Baydemir; hatip kürsüye çıktı. Lütfen hatibi dinleyelim.

AZİZ BABUŞCU (İstanbul) – Sayın Başkanım, sürem başlamasın.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – İstikrar gelsin diye size oy verdi. İstikrar gelsin, kan dursun, müzakere olsun, müzakereden sonuç alınsın diye bu halk size oy verdi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hakikaten gerçeklikten kopmuşsunuz. Gerçek de değilsiniz, sanalsınız, sanalsınız. Halk size inanmayacak.

BAŞKAN – Sayın Baydemir, Sayın Çavuşoğlu, sayın milletvekilleri; hatip kürsüde, lütfen hatibe saygı gösterelim, hatibi dinleyelim.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Bu halk, yakın yıkın diye size oy vermedi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsanız da halk inanmıyor. Bitiksiniz, bitiksiniz!

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Kandırdınız bu halkı, kandırdınız, kandırdınız, kandırdınız!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Babuşcu.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) – Sayın Başkanım, süremi sıfırdan başlatın.

BAŞKAN – Buyurun, yeniden başlatıyorum.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

26’ncı Dönemin ilk oturumundan itibaren Halkların Demokratik Partisi HDP adına bu kürsüye gelen tüm hatipler, aynı klişe laflarla ajitasyon yaparak ve duygu sömürüsünü de işin içerisine katıp devletin PKK terörüne karşı verdiği mücadelede güvenlik güçlerini, polisimizi, askerimizi “Sarayın gladyosu”, “AK PARTİ’nin paramiliter güçleri” olarak tanımlayıp direkt AK PARTİ Grubunu hedef alan, algı yönetmeye dönük konuşmalar yaptılar. Biraz önce de belki bu usulde konuşmanın en iyi hatiplerinden birisi olan Osman Bey, aynı duygu sömürüsü, aynı ajite edici paragraflar etrafında, yine o algıyı kamuoyu nezdinde kanaate dönüştürme çabası içerisinde bir konuşma yaptı.

Ben sizlere bugün HDP’nin 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesinde ve sonrasında ortaya koyduğu fotoğrafı tahlil etmeye çalışacağım.

Elinde sadece çekiç olanlar, bütün sorunları çivi olarak görürlermiş. Ellerinde çekiçten başka bir şey olmayan statükocular, bu ülkede yıllarca her farklılığı tehdit gibi görüp sindirmeye, asimile etmeye çalıştılar. Her konuda çok büyük reformlara öncülük etmiş olan AK PARTİ bu konuda da başkalarının yapamadıklarını yapmak için harekete geçti.

Biliyorsunuz, AK PARTİ daha kurulduğu gün parti programında Türkiye’nin çözüm bekleyen en önemli, öncelikli sorunları arasında Kürt sorunu olduğunu deklare ederek işe başladı. Biz problemlerimizi demokrasi ve kardeşlik içinde çözmeye çalıştıkça karşımızdakiler ağız birliği etmişçesine klişe laflar söylediler sadece. Kimisi “Ülkeyi parçalıyorsunuz.” dedi, kimisi “Üniter yapımızı ortadan kaldıracaksınız.” dedi, kimisi de “Vatanımızı satıyorsunuz.” nağmeleri yaptı. Oysa ülkemizi asıl büyük tehlikeye maruz bırakan bu kafanın ta kendisiydi. Hiç düşünmediler, acaba AK PARTİ öncesinde uygulanan asit kuyulu, dışkı yedirmeli, olağanüstü hâlli, on binlerce faili meçhullü yanlış politikalar birlik ve beraberliğimize mi hizmet ediyordu, yoksa ayrışmaları mı derinleştiriyordu?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sofrada kadının kafasını kopardınız, daha neden bahsediyorsunuz?

AZİZ BABUŞCU (Devamla) - Biz, iktidara geldiğimiz andan itibaren, Kürt vatandaşlarımız üzerindeki antidemokratik ve gayriinsani bütün yasakları ortadan kaldıran bir çerçeve ortaya koyduk. İnkâr ve asimilasyonu reddettik, son verdik. Biz sorunlara kavram ve kurum merkezli değil, insan merkezli baktık. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” mantığı içerisinde hareket ettik. “Biz kardeşiz.” dedik, “Bu coğrafyada yaşayan, etnik aidiyeti, inanç aidiyeti ne olursa olsun kardeşiz.” dedik. “Her meseleyi, her konuyu barış içinde, özgürce tartışalım.” dedik. “Birbirimizle her konuyu alabildiğince müzakere edelim.” dedik. Kırmızı çizgimiz tekti: Kan yok, şiddet yok, öldürmek yok. Bu nedenle çeşitli süreçleri başlattık ve başarılı bir şekilde de sonuca doğru götürdük.

Türkiye bu meseleyi inkâr ve asimilasyon çerçevesinden çıkarıp özgürlük, demokrasi ve kardeşlik içinde bir sürece erdirince bazılarının düzenleri bozuldu tabii. Bu meseleyi bir rant ve çıkar konusu edinenler varılan sürecin rahatsızlığından başka şeyler söylemeye ve konuşmaya başladılar. Kendilerini Kürt halkının sözcüsü gibi göstermeye çalışanlar, yasaklar birer birer kaldırılıp barış ve özgürlük hâkim olmaya başlayınca bu sefer başka politik alanlara taşeronluk yapmaya başladılar. Artık “İnkâr ve asimilasyona hayır.” türü cümlelerle dolu konuşmalar değil, onun yerine, AK PARTİ düşmanlığı ve karşıtlığından ibaret bir söylem yerini aldı. Bu iş söylemle de kalmadı tabii. Aynı zamanda, terör, bir siyasi yöntemmiş gibi yeniden tırmandırıldı. Dikkatinizi çekmek isterim, HDP, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri dolayısıyla yürüttüğü kampanyaları çözüm süreci ya da Türkiye ekseninde değil, doğrudan doğruya AK PARTİ karşıtlığına dayandırdı. Seçim süresince hep sorduk: Seçime giderken, kendilerini Kürt vatandaşlarının doğal hamisi, hatta vasisi gibi gören Sayın HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş Kürtler için ne istiyor? Doğrusu, ben hiçbir şey görmedim o kampanya süresince. Demirtaş, HDP’nin varlık nedenini Erdoğan’ın başkanlığını engellemeye ve AK PARTİ’yi iktidardan indirmeye endekslemiş vaziyetteydi 7 Haziran ve 1 Kasım öncesi ve sonrası. Peki, Kürt meselesi neresinde bu bakış açısının, bu oturulan yerin?

GÜLSER YILDIRIM (Mardin) – Peki, sizin DAEŞ’le olan ittifakınız neresinde?

AZİZ BABUŞCU (Devamla) - HDP’nin kendisine biçilen bu rolü oynamaya hazır olduğunu, bu rolü isteyerek ve severek oynayacağını Demirtaş bir grup toplantısında şu cümlelerle deklare etti: “Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça seni başkan yaptırmayacağız.” Demirtaş’ın ve başında bulunduğu HDP’nin varlık nedeni meğer sadece bundan ibaret hâle geldi yeni versiyonu itibarıyla. Aynı zamanda, bilumum statükocular, beyaz Türkler, paralel ihanet şebekesi de aynı nağmeleri söylüyordu; HDP aynı paralelde; onlarla beraber hareket ediyordu. Demirtaş, Kürtleri, eski Türkiye’nin o statükocu güçlerinin yanına çekmeye çalışıyor. Demirtaş, vesayetçilerle kol kola bir profil arz ediyor. Demirtaş “Biz varken başkanlık sistemi gelemez.” diyor, kurnaz göndermelerde bulunarak sanki başkanlık sistemi Kürt kardeşlerimizin aleyhineymiş gibi bir hava oluşturmaya çalışıyor. Oysa bu siyasetin Kürtlükle hiçbir alakası yok.

HDP, kendi siyasetini benimseyen Kürtleri “makbul Kürt”, AK PARTİ’yi destekleyen Kürtleri ise “gayrimakul Kürt” olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, kendilerine “beyaz Türk” diyenleri ne kadar da bize anımsatıyor. Düne kadar “Kürt” kelimesini işitmeye bile tahammülü olmayanların, “En iyi Kürt ölü Kürt’tür.” diyecek kadar nefretle dolmuş kesimlerin, bu seçim öncesinde HDP’yi sürekli propaganda etmelerinin elbette bir sebebi vardı, o da şuydu: AK PARTİ’den ve AK PARTİ’nin siyasetinin yaslandığı değerlerden daha çok nefret ediyor olmalarıydı. Yani nefret ettiklerini daha çok nefret ettiklerine karşı tercih ediyorlardı. Bölgede her kardeşi mutlaka düşünüyordur: Ahmet Kaya’nın varlığına tahammül gösteremeyen malum medya, ulusalcı statükocular, elitler ve çözüm sürecini sabote etmek için elinden geleni ardına koymayan Pensilvanya çetesi HDP’yi niye destekliyor? Çünkü Kürt kardeşlerimizi HDP üzerinden statükonun yedeğine düşürmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin makbul vatandaşı olan beyaz Türkler kaybettikleri iktidarlarını Kürt kartı üzerinden yeniden elde etmeye çalışıyorlar.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yok beyaz Türk, yok siyah Türk! Kendi konuşmanız bölücü.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) – Buna da kolay gelmediler. 17-25 Aralık kumpası ile Gezi olaylarını denediler ve nihayetinde HDP’yle bir şeyler yapma arayışına girdiler. Geçmişte askerî darbelerle elde ettiklerini, buna imkân kalmayınca terör üzerinden elde etmeye çalıştılar. Nitekim Kandil de öyle diyordu. Ne diyordu Kandil? “Artık savaşımız devletle değil, AK PARTİ’yle.” diyor idi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sen nasıl Türk’sün kardeşim, siyah Türk müsün, sarı mısın?

AZİZ BABUŞCU (Devamla) – Biz her fırsatta HDP’yi Türkiye partisi olmaya çağırdık. Onlar, bırakın Türkiye partisi olmayı, parti bile olamadılar. Çünkü siyasi parti olmak şiddeti reddetmekle başlar. Bir yapı şiddeti yöntem edinmişse siyasi parti olamaz. Çünkü bir siyasi parti sorunları kansız, kavgasız, Meclis marifetiyle halletmeyi öngördüğü için kurulur zaten. Oysa HDP’liler, her fırsatta şiddeti yücelttiler. Terör örgütünün emrinde bir memur gibi olmayı sürdürdünüz. Hendek siyasetine sahip çıktınız.

Bir parti eş başkanı düşünün ki, her türlü silahı stoklayıp bu ülkenin şehirlerine hendek kazarak güvenlik güçlerimize karşı savaş açan teröristleri savunuyor, destekliyor…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz esas duruşa geçiyordunuz, ne çabuk unuttunuz. Siz, ne kadar kaliteli siyaset yaptığını söylemiyor muydunuz? Türkiye'nin önünü açtığını söylemiyor muydunuz?

AZİZ BABUŞCU (Devamla) - …halkı, teröristlerin yanında savaşa çağırıyor ve bir de şu cümleyi kullanıyor: “Hendek kazmasın da ne yapsınlar, başka seçenek mi bıraktınız?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizden öğrendiler.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) - Düşünebiliyor musunuz, bizim gözümüzün içine baka baka, hepimizin zekâsıyla alay edercesine, bu kürsüden bu lafları kullanıyorlar.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz bizimle alay ediyorsunuz. Kendinizi o kadar reddediyorsunuz ki. “Paralel” diyorsunuz. Paralel de bize mi paralel kardeşim, size paraleldi bu!

BAŞKAN – Sayın Babuşcu, süreniz dolmuştur.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) – Bugün gelinen noktada HDP, takiye yapmayı da bir kenara bırakıp, doğrudan bölünmeyi ve devlet olmayı konuşuyor. “Saz çalan cici çocuk” güzellemesi yapanlar bugünlerde fena hâlde pişmanlık duyuyorlar.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Babuşcu, süreniz dolmuştur.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) – Şimdi, hayal kırıklığını yaşıyorlar. En azından öyle görünüyorlar.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok gerdiniz ya, çok gerdiniz. Hiç gerek yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin bu dilinle nasıl yapacağız bu barışı?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bu barışı nasıl sağlayacaksınız?

AZİZ BABUŞCU (Devamla) - Biz hiç değişmedik, hep aynı noktadayız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Otuz senedir aynı hikâyeyi çalıyorsunuz.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) - Siz ise Kandil’in vesayeti altında ışığınızı yitirdiniz.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Babuşcu, süreniz dolmuştur, yerinize alalım.

AZİZ BABUŞCU (Devamla) - Siz kimsiniz?

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu dille nasıl becereceksiniz bu işi ya?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bu kadar çok dönerseniz değişmezsiniz tabii. Devamlı dönüyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu dil hiç iyi bir dil değil.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Babuşcu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın hatip konuşması sırasında, Sayın Osman Baydemir’in ismini zikrederek gerçekleri çarpıtmakla, kamuoyunda yanlış bir algı yönetmekle ve ajitasyon yapmakla suçladı. Dolayısıyla, Osman Baydemir’in şahsına sataştı. Aynı zamanda, konuşmasının tamamında da defaatle HDP Grubuna sataştı. Sonra da grup adına sataşmadan söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Baydemir, buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, İstanbul Milletvekili Aziz Babuşcu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, bizim burada birbirimizi dinlemediğimiz, burada bir halkın vicdanından çıkan çığlığın dinlenilmediği, bastırılmaya çalışıldığı bir atmosfer içerisinde şimdi Şırnak’tan haber geldi. Orman Müdürlüğünün bahçesinde 4 tane cenaze var, sağlık görevlilerinin dahi ulaşmasına izin verilmiyor. Neden sağlık görevlilerinin ulaşmasına izin verilmiyor? Çünkü kan kaybından ölümü isteniyor. Çünkü kan kaybı olursa ölüm riski artacak. Böylesi bir atmosfer içerisinde gerçekleşiyor savaş.

KASIM BOSTAN (Balıkesir) – Doktorlar, PKK’lılar öldürecek diye gidemiyor.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Savaş, burada bizim yaptığımız gibi birbirimize laf atmayla geçmiyor. Tanklar top mermisi atıyor, Keleşler kurşun atıyor ve onlar insanlara değdiğinde insanlar hayatını yitiriyor. Buradaki gibi geçmiyor cereyanlar.

KASIM BOSTAN (Balıkesir) – PKK’lılar ne yapıyor orada?

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Orada gerçek bir savaş var ve o savaş yıkımı beraberinde getiriyor ve bu savaş halka karşı açılan bir savaştır. Nihayetinde şu ana kadar, müzakere masasının devrildiği günden şu ana kadar neredeyse 600’ü aşkın sivil insan hayatını yitirdi, Ankara katliamı da dâhil olmak üzere.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı gururla, iftiharla diyor ki: “2 bin insan öldürdük. 2 bin tanesini indirdik.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Teröristleri kastediyor.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Terörist, terörist…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sayın Cumhurbaşkanımızın her söylediğini çarpıtıyorsunuz, her söylediğini!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Bu insanların tamamı, askeri, polisi, sivili, gerillası bu ülke halkının, halklarının evlatlarıdır. Allah korkusu, Peygamber utancından daha büyük korku ve daha büyük bir utanç var mıdır?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – PKK’lıları kastetti.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Saptırmayın olayları, saptırmayın.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Ben sorarım sizlere: Allah korkusundan daha büyük ne korkudur ki sizi bu savaşı savunmaya itiyor, sevk ediyor? Hangi korkudur ki?

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Sizde var mı ki Allah korkusu?

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) - Savaş değil, terörle mücadele. Hangi savaştan bahsediyorsun, hangi savaştan bahsediyorsun sen? Terörle mücadele ediyoruz biz.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - İşte, ırkçılığın, milliyetçiliğin, faşizmin esiri olmuşsunuz. Faşizmin esiri olanlar, ırkçılığın esiri olanlar imanlarından şüphe etsinler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi canım sende!

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Sizi imana davet ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baydemir, kaba ve yaralayıcı sözler kullanmayalım, bir.

Bir de, Sayın Cumhurbaşkanı terörle mücadele kapsamında öldürülen terörist sayısından bahsetti, insan sayısından değil. (HDP sıralarından gürültüler)

Sayın Baluken, grup adına, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Onlar da insan Sayın Başkan. Bu nasıl bir söz? Bu cümlenizi kabul etmemiz mümkün değil.

BAŞKAN – Bir saniye…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ölenlerin tamamı insandır ve Sayın Baydemir de o gerçeği ifade etti.

BAŞKAN – Sayın Baluken, gruba sataşmadan dolayı, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Meral Danış Beştaş cevap verecek.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

GÜLSER YILDIRIM (Mardin) – Kadınlar, çocuklar vardı orada.

BESİME KONCA (Siirt) – Askerin ölümünü alkışlayan da sizsiniz. “Bedel ödeyeceğiz.” dediniz, “Yan gelip yatma yeri değil.” dediniz askerlik için.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Bu vatan için gerekirse bedeli de öderiz biz. (HDP sıralarından gürültüler)

BESİME KONCA (Siirt) – Buyur!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sen öde, sen! Askeri gönderme, sen git öde!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın hatip kürsüye çıktı.

Buyurun Sayın Beştaş.

İki dakikadır süreniz.

4.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Aziz Babuşcu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, eğer sessizlik olursa başlayacağım ama…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Arkadaşlarınız susarsa sessizlik olacak.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Süremi tekrar başlatırsanız sevinirim.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, lütfen buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deminki hatip partimizi doğrudan hedefe koyan birçok açıklama yaptı, bu süre zarfında hepsine yanıt veremem ama şunu söyleyeyim kısaca: OHAL dönemini sık sık hatırlatıyorlar bize; faili meçhulleri, asit kuyularını, o dönemde yaşanan ağır insan hakları ihlallerini, katliamları ama ne yazık ki bugün çok farklı bir atmosferde değiliz. OHAL ilan edilmeden, sıkıyönetim ilan edilmeden, adı darbe konulmadan OHAL, sıkıyönetim ve darbeyi aşan uygulamalar şu anda birçok merkezde devam ediyor ve bunu bütün dünya görüyor ama Türkiye basını ağır bir sansür ve tehdit altında olduğu için bunlar Türkiye'nin batısına maalesef ulaşamıyor.

“Duygu sömürüsü” dediler, biz burada bir duygu sömürüsü yapma ihtiyacında asla değiliz. Biz halkın vekilleri olarak burada seçmenlerimizin, halkımızın korkunç bir katliam, işkence, ağır hak ihlalleri karşısındaki sesi ve soluğuyuz. Her an bölgeden, illerden ağır insan hakları ihlallerinin, cenazelerin haberlerini alıyoruz ve geçmişte, Türkiye tarihinin hiçbir döneminde cenazeler üzerinde böyle bir siyaset yürütülmemişti. Lütfen hepiniz -Taybet İnan’ın oğlunun yazdığı, iki üç paragraflık bir metin var- bir evladın annesinin cenazesi yerdeyken, daha yaralıyken başına gidememesinin ne demek olduğunu ancak empatiyle anlayabilirsiniz.

Algı yönetimi konusunda bizi suçladılar. Algı yönetimi konusunda dünya genelinde eğer bir yarışma yapılırsa, ben bu konuda AKP iktidarının birinciliği alacağına hiçbir kuşku duymuyorum gerçekten. Yani bir şeyi ters yüz edebilme ve gerçekleri çarpıtma konusunda inanılmaz bir maharetiniz var.

Yine, Eş Genel Başkanımıza yönelik şeyler… Biz bir siyasi partiyiz ve tabii ki iktidara karşı düşüncelerimizi ifade ederiz. Biz kimseye yaranmak için bu siyaseti yürütmüyoruz. Başkanlık sistemiyle öngörülen sistem, Türkiye’de tek insan yönetimi, bütün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - …hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması sistemidir. Bu nedenle, biz parti olarak, hâlâ saza takılan, algı yönetimine takılan iktidarı gerçekleri görmeye davet ediyoruz. Lütfen gözünüzü açın, kulaklarınızı açın ve bu sese kulak verin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Beştaş.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ömer SERDAR (Elâzığ)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla 8/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Şimdi söz sırası, lehte olmak üzere, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’na aittir.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, öncelikle, bu konuşma vesilesiyle, içinde bulunduğumuz süreçte yaşamını yitiren çocuklara, kadınlara, gençlere, yaşlılara, yine, yaşamını yitiren polis ve askerlere Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum. Onların tümünün acısı bizim ortak acımızdır. Umarım, 2016 yılı böyle geçmez.

Defalarca söyledik, bir kez daha ifade ediyorum: Türkiye'nin Kürt meselesi silahla, çatışmayla, topla, tankla, hendekle ve barikatla çözülmez; Türkiye'nin Kürt meselesi siyasetle, konuşarak ve bu Mecliste çözülür ve bunun da yolunu açmak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili konuşmuştum, bunun Anayasa'ya aykırılığı konusunda görüşlerimi burada ifade etmiştim. Gerçekten de insan hakları savunucuları, avukatlar çok özverili çalışmalarla bu dosyaları iç hukukta tartıştılar; Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Mardin’de idare mahkemelerine gittiler, en son Anayasa Mahkemesine gittiler. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla gelen bu dosyaları görüşmedi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gönderdi. Ben, buradan, Türk yargısının, Türkiye yargısının insan hakları bakımından iflas ettiğini ve Türkiye'yi yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne taşıdığını, bunun insan hakları ortamı bakımından ve hukuk devleti bakımından doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Biz o soruları defalarca sorduk ama buradan yanıt alamadık. En son, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine sorulan soruları Sayın Başbakana sordum; umarım, ayın 8’i itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine vereceği cevapları bu millete ve bu Meclise de verirler, umarım. Ama, bize vermediler, mahkemeler bunu çözmedi ve sonuçta, yeniden, otuz yıl sonra, yurttaşlarımız için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden adalet bekler duruma geldik.

Evet, bakın, bu dönem içerisinde 143 sivil yurttaşımız yaşamını yitirdi, 1 Ocaktan itibaren de 8 yurttaşımız; toplam 151 yurttaşımız. 193 polis ve asker yaşamını yitirdi, şehit edildi. 17 ilçede 56 kez üç yüz günden fazla sokağa çıkma yasağı oldu ve 1 milyon 300 bin kişi sokağa çıkma yasaklarından etkilendi ve Sayın Başbakan “Cizre’de ölen hiç kimse yok, çocuk yok.” dedi. Ben, keza, grubum adına 24 Aralıkta Sayın Başbakana sordum, 44 çocuğun ismini yazdım, öldürüldükleri yerleri yazdım ve yaşlarını sordum. Buna şimdi cevap bekliyoruz, gerçekten bunlar çocuk mu, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı mı, hangi nedenle öldüler, bir cevabını da bekliyoruz bu çocukların, 44 tane isim var. Bakalım, Sayın Başbakan bunlara ne diyecek, bizim yurttaşlarımız, bizim çocuklarımız mı?

Değerli milletvekilleri, gerçekten zor günlerden geçiyoruz; sokağa çıkma yasakları, ağır ölümler, çok acı olaylar… Dün, daha yeni, bakın, Diyarbakır’da yaşamını yitiren polis memurunun, Musa Yüce’nin cenazesinde gördük 3 yaşındaki çocuğu, “baba, baba” diye ağlıyordu arkasından, 3 yaşında. Biz bu çocuklara nasıl hesap vereceğiz ileride? Önceki gün Diyarbakır’ın Sur ilçesinde, postanenin arkasında, İskenderpaşa Mahallesi’nde, bir sokakta, balkonda değil, alanda değil, evinin içerisinde, kahvaltı yaparken, şu sofrada kahvaltı yaparken değerli arkadaşlar, Melek Alpaydın yaşamını yitirdi. Top mu, roket atarmı? Şimdi, gördük malzemeyi, ağır bir tablo.

Ben bir önceki konuşmamda, burada Silopi’nin çığlığı olmak istemiştim ancak izin vermemiştiniz. O zaman, Taybet İnan’ın çocuğunun sesini aynen dinletecektim sizlere burada. Annesi sokaktaydı, annesi Taybet İnan, değerli arkadaşlar, annesi sokaktaydı, 1’inci veya 2’nci günüydü ve öldürülmüştü, cenazesi şu hâlde bekliyordu sokaklarda, şu hâlde, 7’nci günde ancak alınabildi. Ve önceki gün Taybet İnan’ın oğlu bir mektup yazmıştı, paylaşıldı, bana da geldi. Fazla söze gerek yok, onu okumak istiyorum, o gün burada okuyamamıştım ya da kendisinin sesini dinletememiştim.

Oğlu Mehmet İnan’ın mektubu: “Annem ilk vurulduğunda haber verdiler, koştuk. Biz daha varmadan amcam gitmek istemiş, onu da vurmuşlar. Gittiğimde amcamı taşıyordu komşular. Annem dedim, ‘Sokakta kaldı.’ dediler. Ben gitmek istedim, tuttular; ağladım, ağladım, ağladım. Annem sokağın ortasında kaldı öylece. Önce belli belirsiz kıpırdıyordu, sonra saatler geçtikçe hareketleri azaldı. Kimi aramadık ki? Vekilleri -yani birisi ben- kaymakamı, valiyi. Dedik çeksinler şu kargaları, öldü ölmesine de cenazemizi alalım. Annem ne hissetti acaba? Canı çok yandı, yanmıştır.

Biz sevgi nedir hiç dile getirmezdik ama bir sarılması vardı, dünyaya değerdi. Binlerce söz gelse anlatamazdı o sevgiyi. Annem tam tamına yedi gün sokakta kaldı. Hiçbirimiz uyuyamadık köpekler gelir, kuşlar konar diye. O orada yattı, biz 150 metre ilerisinde öldük.

Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlet de bize -yani AKP Hükümeti- yedi günde bunu yaptı. Yedi gün, tam yedi gün annemizin cenazesi sokak ortasında kalsın. İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor. Annemin elleri kaskatı olmuş ve öyle sıkmış ki eşarbını, belli ki canı hayli acımış. Öptüm ellerinden helal et hakkını diye. Ama kanı kurumuş annemin, elleri, yüzü ki yüzü düşerken toprak olmuş, elbiseleri kandan ıslanmış, sonra kurumuş, sonra taş olmuş annemin.

Kokusu gitmiş, toprak ve kan kokuyor annem, saçları sertleşmiş, kirlenmiş. Annemin canından can almışlar Allah’a inananlar. Gözleri açık kalmış annemin, yüzü eve dönük, ayakları toplanmış; bir takat gelsin diye belli ki çabalamış.

Benim annem, siz benim annemi öldürdünüz. Çocuklarınız var mı, bilmiyorum. Sizin yoksa bile sahiplerinizin var. Nasıl bir acı demeyeceğim zira ağır. Yedi gün, benim annem yedi gün kara kış soğuğunda kaldı. En acısı, kaç saat yaralı kaldı bilememek. Keşke diyorum, hemen ölmüş olsa. Siz benim annemi öldürdünüz.”

Evet, Taybet İnan’ın oğlu Mehmet İnan bizlere sesleniyor. Yani bizlere, siyaset kurumuna “Benim annemi öldürdünüz.” diyor.

Değerli arkadaşlar, henüz yol yakınken, 2016’nın başındayken bütün bunlar için yeni bir metot, yeni bir yöntem, daha yaralar derinleşmeden -daha da ne kadar derinleşecek bilmiyorum ama- burada bir yol açabiliriz.

Bakın, 15 Kasım 1978 tarihli Birleşmiş Milletler Bildirisi ne söylüyor: “Her insan ırk, cinsiyet, din, dil ayrımı gözetilmeksizin barış içinde yaşayabilir.”

2010 tarihli Santiago Bildirgesi: “Barışı ve barış içinde yaşama hakkını koruma yükümlülüğü devlete aittir.” Aynı bildirgenin 5’inci maddesine göre, devletlerce bireyin düşman görülmeme hakkı var.

Değerli arkadaşlar, şimdi uygulanan politika -dün basın toplantısında da söyledim- evet, Sri Lanka modeli. Daha önce telaffuz edilmişti, Hükûmetin bir Sri Lanka fantezisi vardı maalesef; topyekûn imha etmek. Şimdi, lokal olarak Şırnak’ta, Silopi’de, Sur’da, Nusaybin’de ilk önce göç ettirme, sonra kalanların tümünü düşman görme ve düşman görüp düşman ceza hukuku uygulama stratejisi var. Bununla bugüne kadar sonuç alamadık, sonuç alınamadı, binlerce insanın canına mal oldu. Nedeni, bu Parlamentonun bir çözüm üretmemesidir, Parlamentonun devreye girmemesidir.

O nedenle, bu ölümlerin gerçekten olmasını istemiyorsak, 2016 yılının bütün yurttaşlarımıza, Türkiye’ye, halklarımıza barış getirmesini istiyorsak bu Parlamento görevini yapmak zorundadır ve yeni bir mekanizmayı burada başlatmak zorundadır. Yoksa, anaların ağlaması değil, anaların kanı toprakta kuruyor. Buna son vermeliyiz.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanrıkulu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli konuşmacı “Hükûmetin Sri Lanka modeli var; topyekûn imha. Bunun için çalışıyor.” diyerek, mevcut Hükûmete ve AK PARTİ’ye yönelik bühtanda bulunmuştur. Bu çerçevede söz hakkı talep ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Hükûmetin cevap vermesi lazım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hükûmetin temsilcisi değil ki Sayın Başkan!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakanlık bekliyor herhâlde(!)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bizim Sri Lanka modelimiz falan yok. Bizimle ilgili hayal ve fantazya kurmak yerine gerçeğe bakmak lazım. AK PARTİ gerçeklikte ne yapmış? Sayın Tanrıkulu ve bu konuya ilişkin zihin yoranlar aslında gerçekte ne yaptığımızı iyi bilirler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gerçekten söyleyeyim mi ne yaptığınızı Hocam?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - AK PARTİ, kollarını en geniş şekilde açarak bu milleti kucaklamaya çalıştı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - IŞİD’le işbirliği yaptınız gerçekten!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Demokrasi ve özgürlük esası üzerinden bunu yapmaya çalıştı. Bu tek taraflı olacak bir iş değil tabii ama AK PARTİ sonuna kadar meşru siyaset zeminlerinde her fikre, her düşünceye, her telaffuza açık bir Türkiye kurdu; bu, Sri Lanka modeli falan değil. Bu ülkede geçmişte ne olduğunu insanların hatırlayıp bugün AK PARTİ’ye laf söylerken, bu tür laflar söylerken biraz durması, düşünmesi, biraz da -çok özür dilerim- yüzünün kızarması lazım. Böyle bir şey olmaz!

Yaşanan nedir? Yaşanan, Orta Doğu’daki gelişmeler neticesinde büyük rüyaların peşine düşen bir terör örgütünün hendek kazıp içini patlayıcıyla doldurup arkasına silahlı gençleri koyarak aklı sıra öz yönetim ilan edebileceği sevdasına kapılmasıdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede bu, hangi ülkede bu? Kim yönetiyor bu ülkeyi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Kusura bakmayın, ne Türkiye Cumhuriyeti devleti ne dünyada herhangi bir devlet, herhangi bir meşru otorite buna göz yummaz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye yumdunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kim iktidardaydı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu, Kürt meselesine hayır da değildir, oradaki halka da hayır değildir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Naci Hocam, kim iktidardaydı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hocam, bize transfer oluyorsunuz galiba?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Devletin terörle yapmış olduğu mücadeleyi sanki sivillere karşı yapılıyormuş, Kürtlere yapılıyormuş gibi propaganda etmek -kusura bakmayın- sadece teröristlerin o iğrenç, o çirkin, o aşağılık, o halk aleyhine olan, Kürtlere ve Türklere zulmeden politikalarının PR’ı olur, halkla ilişkileri olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kim iktidarda Hocam, kim?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Meşru zeminlerde olanlar bundan vazgeçsinler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Hendekleri beraber kazdınız, hendekleri. Kandil’e giden temsilciler…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, şahsımı ilzam ederek sözler söyledi sayın hatip, 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı iki dakika süre veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Arkadaşlar, biraz önce, Hocam şahsımı ilzam ederek… Gerçi kendisi burada beni uyarmış, ben de kendisini uyarıyorum: Size yakışmadı Hocam; “Yüzü kızarmadan…” lafı size yakışmadı. Onu ifade edeyim öncelikle.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ama affedersin, Sri Lanka filan oldu mu? Sezgin Bey, oldu mu Sri Lanka?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Evet… Bir saniye… Anlatacağım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - En iyisini bilirsin, oldu mu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, 2006 yılına kadar Sri Lanka’da birçok tartışma oldu, masa kuruldu, tartışmalar oldu. 2006’da ne olduysa çözüm olmadı, yeni bir cumhurbaşkanı seçildi; seçildiği andan itibaren bütün o süreci heba etti, sonra dedi ki: “Ben tümünü yok edeceğim.” Havadan, karadan, kentler, her taraf bombalandı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 100 bin kişi öldürdüler.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Tabii, burada bunu yapmanıza imkân yok, yok çünkü başka bir halk var, başka insanlar var, iletişim çağındayız. Yok ama neyi seçtiler? Lokal yerler seçtiler. Cizre niye boşalıyor? Boşalıyor Cizre. Kalanlar ne olacak? Düşman ve düşman ceza hukuku uygulanacak. Bunu söylüyorum. Bu, Sri Lanka fantezisinin bir sonucudur. Bu, benim düşüncem, kabul etmeyebilirsiniz, benim düşüncem, etmeyebilirsiniz ama bu model uygulanıyor. Kalan bütün yurttaşlara düşmanca davranan, kendi yurttaşı gibi davranmayan bir anlayış var. Yoksa, çoluk çocuk, kadın, ölülerin sokakta olduğu, hastanelerin ve okulların karargâh olarak kullanıldığı model Sri Lanka modelidir. İnceleyenler bilir, okuyanlar da bilir. Ben okuduğum için biliyorum. Size de okumanızı tavsiye ederim. Olay bu. Bu benzerlikler yapılıyor.

Burada okumayabilirsiniz, burada sansür var, okumayabilirsiniz burada…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sezgin Bey, biraz insaflı olun; olmaz, öyle konuşmayın lütfen, tamam mı? Bunların hepsini biliyoruz biz. Kimin ne yaptığını da biliyoruz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – … ama dış dünya bunu tanımlıyor, okuyor ve gideceğimiz yol yanlış bir yoldur. O nedenle, henüz imkân varken, bu Parlamento önünde imkân varken gelin, burada başlatalım. O nedenle diyoruz: Gelin, burada mekanizma kuralım. Gelin, burada başlayalım. İnsanlarda inanç yaratalım. Evet “Biz bu soruna el koyduk kardeşim, sen hendeğini kapat.” diyelim, “Sen barikatını kaldır, biz burada başladık.” diyelim. O inancı insanlarda yaratalım. Sokakta insanlar ölmesin. Bu bizim elimizde ama biz, bunu yapmıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Haydi Sayın Bostancı, buna cevap ver! Bir teklif var burada, açık bir teklif. Haydi bakalım!

MUSTAFA SEZGİN TANRILULU (Devamla) - Evet konuşuyoruz, ne güzel! Bu mu sonuç?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanrıkulu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – AK PARTİ adına konuşan hatip, Sayın Bostancı, çözüm sürecinin bitme gerekçesi olarak bu hendeklerin kazılması meselesini gösterdi. Çözüm sürecinin içerisinde bulunan bir milletvekili olarak Genel Kurulu alenen yanılttığını düşünüyorum. Bu konuda Genel Kurulu bilgilendirmek istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kim kimi yanıltıyor? Benim açıklamam o.

BAŞKAN – Sayın Baluken ama ne şahsınıza ne de grubunuza yönelik herhangi bir sataşmada bulunmadı. Yani hendek…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiçbir şey yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, süreçle ilgili olarak tamamen Genel Kurulu ve Türkiye kamuoyunu yanıltan bilgi verdi. Dolayısıyla bununla ilgili hem Genel Kurulu hem kamuoyunu, bize de…

BAŞKAN – Şimdi, o süreçle ilgili kendi kanaatlerini beyan etti. Yani katılmayabiliriz, saygıyla dinlemek durumundayız, kendi kanaati.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben kendi kanaatlerimi söylemeyecek miyim? Sen çıkıp konuşuyorsun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, çözüm sürecinin içerisinde bulunan bir milletvekili olarak iki buçuk yıl boyunca orada ortaya koymuş olduğumuz emeğin çarpıtıldığını ve bu konuda şahsıma sataşıldığını düşünüyorum. Açık bir…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiçbir sataşma yok.

BAŞKAN – Sayın Baluken, lütfen, ne şahsınıza ne de grubunuza herhangi bir sataşma yok.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Yani gerçekten, olsa vereceğim, biliyorsun. Ben de adilane bir şekilde yönetmeye çalışıyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, hayır… İzah ediyorum size.

BAŞKAN - Ha, bu konuda bir açıklama gereği hissediyorsanız, yerinizden ben size söz vereyim.

Buyurun. Lütfen…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani, açık bir sataşma var; o sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – Sayın Baluken, gerçekten birbirimizi anlamamız lazım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır… Yani, şöyle: Tutanakları inceleyin o zaman.

BAŞKAN – Tamam, tamam.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Yani çözüm sürecinin neden bittiğine dair bizim de emeğimizi çarpıtan…

BAŞKAN – Ama eğer ona ilişkin sizin şahsınıza ya da grubunuza yönelik bir sataşma var ise…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ben, tabii ki sürecin içerisinde bulunan bir vekil olarak eğer emeğimle ilgili bir çarpıtma varsa bunu şahsıma yönelik bir sataşma olarak değerlendiririm ve kürsüde açıklama hakkımı, söz hakkımı kullanmak isterim.

BAŞKAN – O zaman tutanakları bir isteyelim, bakalım ya da arzu ederseniz, yerinizden size açıklama hakkı vereyim. Yani şey değil…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Hayır, yani tutanakları inceleyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki Sayın Baluken, tutanaklara bakalım.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla 8/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde ikinci ve son söz Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Atıcı.

Süreniz on dakikadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmetinin politikalarıyla birlikte, çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla bir komisyon kurulması önerisinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Başta çocuklar ve kadınlar olmak üzere, sivil veya resmi ayrımı yapmadan tüm insanların ölümüyle yüreği yanan milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, güneydoğuda son zamanlarda öldürülen insanların araştırılması; niçin öldürüldüklerinin, bunların kim olduğunun, nasıl öldürüldüklerinin araştırılması amacıyla verilen bu öneri aleyhinde acaba niye söz aldım? Bu aleyhte söz alınacak bir konu mudur? Hangi pencereden baktığınıza bağlı.

Aleyhte söz aldım çünkü bu ölümleri araştırmak için,

1) Cesaret gerekir.

2) Yürek gerekir.

3) Her şeyden önce yüreğinde insanlık kırıntılarının kalmış olması gerekir.

Peki, bu öneriye “evet” oyu vermek için ne gerekir? Özgür iradesiyle oy kullanan milletvekillerinin çoğunlukta olması gerekir.

Şimdi, ben özgür iradeyle oy kullanan milletvekillerinin çoğunlukta olması gerekir diyorum. AKP sıralarına bakıyorum, demin saydım, 30, 31 civarında milletvekili, giren çıkanlar. Yani halkın seçtiği “Git, benim derdimi çöz. Git, bana yardımcı ol. Ben ölüyorum, beni kurtar.” dediği milletvekillerinin sadece yüzde 10’u burada. Bunu halkımın bilmesi gerekiyor.

Allah aşkına Türkiye'de çocuklar ölürken, Allah aşkına Türkiye'de kadınlar ölürken, daha önemli ne işiniz olabilir? Şu sıralar niye boş? İş mi takip ediyorsunuz? Çay mı içiyorsunuz? Allah aşkına ne yapıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “Sana ne!” sesi)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Çok ayıp! Çok ayıp!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Düzgün konuşmuyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Burada ölümleri konuşurken AKP sıralarının sadece yüzde 10’unun dolu olmasını ibretle, ibretle seyrediyorum ve sizleri kınıyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – 200 kişi var!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen kendi grubuna bak!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Evet, ben az önce söylediğim cesurluktan, özgür iradeyle oy kullanan milletvekilliğinden, yiğitlikten ümidimi kaybettiğim için bu komisyonun kurulmasına gerek yoktur diyorum.

Eğer benim gibi düşünmüyorsanız, lütfen, beni utandırın. Gelin bu öneriye “evet” deyin, ben de diyeyim ki sizi yanlış tanımışım, çıkayım bu kürsüden özür dileyeyim. Ama eğer “hayır” oyu verir iseniz sizi ne kadar doğru tanıdığımı ve birazdan oylama sırasında içeri giren ve hiçbir şeyden haberi olmayan, ne konuşulduğunu hiç bilmeyen milletvekillerini hep birlikte göreceğiz. (AK PARTİ sıralarından “Boş konuşmalar da ondan!” sesi)

Burada bana sataşan arkadaşlarım, sataşmak bir sanattır, adap gerektirir ve karşıdaki adamın da düzenini bozmayı gerektirir. “Boş konuşmaları dinlemek zorunda değiliz.” diyor arkadaşım. Biz burada kadınların ve çocukların ölümünden konuşuyoruz. Bu sizin için boş olabilir ama biz bunun için buradayız, bunun için de burada olmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin “Boş konuşuyorsunuz, boş şeyler söylüyorsunuz.” dediğiniz konuyu, bakın, bu gazetenin manşetinde bulabilirsiniz. Türkiye'nin durumu her şeyiyle bu gazetenin birinci sayfasına taşınmış: “25 kadın öldü, onlarcası yaralı.” Bu mu boş konuşma?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Kim öldürmüş onları, onu da söyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın: “44 çocuk öldü, 52 çocuk yaralı.” Bu mu boş konuşma?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Kim öldürmüş? (HDP sıralarından “Araştıralım.” sesleri)

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bana sataşıyorlar, diyorlar ki: “Kim öldürdü bunları?”

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Kim öldürdü onları?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Kim öldürdü bunları?” diye sataşıyorlar. Onların sesi televizyona gitmediği için, ben size tercüman olayım. Kimin öldürdüğünün elbette bir önemi var ama esas önemli olan bu çocukların ve kadınların öldürülmesi.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – “Ama”yı bırak, açık açık söyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Esas önemli olan bu. Bu araştırma önergelerinin de verilme sebebi bu. Gelin, araştıralım diyoruz.

Bakın arkadaşlar, burada sadece kadınların ve çocukların ölümünden bahsetmiyor. Burada, manşette diyor ki: “Sur’da 2 asker, 1 polis şehit edildi?” Kim bunları öldürdü, kim bunları şehit etti? İşte gelin, bunları araştıralım diyoruz. Neredesiniz ey AKP’liler, neredesiniz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Buradayız, burada.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yüzde 10’unuz burada. Birazdan yüzde 70’iniz girecek ve bizlerin ne konuştuğunu bilmeden “Hayır, bunlar boş konuştular, biz bunların önergelerini reddediyoruz.” diyecek.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sizin ne konuşacağınızı biz iyi biliyoruz. Sizi dinleme ihtiyacı hissetmiyoruz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İşte, bakın, daha dün Melek Alpaydın, 3 çocuk annesi, Sur’da öldürüldü. Neyle öldürüldü biliyor musunuz? Top mermisiyle öldürüldü. “Sizi dinlemeye ihtiyaç duymuyoruz.” diyor bir AKP’li vekil. İşte sizin hâliniz bu, işte sizin vicdanınız bu; bu kadar kurumuşsunuz. Biz burada partizanlık değil, insanlık yapmaya çalışıyoruz ama eğer siz bundan nasibinizi almamışsanız, bu şekilde sataşmaya devam edebilirsiniz. Sadece, ülkeyi ne hâle getirdiğinizin farkında olun diye bunları söylüyorum. Niye bu hâle geldi bu ülke? Niçin bu kadar ölüm var? Oy uğruna, başkanlık uğruna, saltanat uğruna. Allah rızası için, değer mi bu yaptıklarınız, bunlar için değer mi?

Bakın, bu ülke milyonlarca şehit verdi savaşlarında. Hiç kimse onlar için oturup da ağıtlar yakmadı. Çünkü, ülkenin kurtulması gerekiyordu. Şimdi siz “Ülkeyi teröristlerden kurtaracağız.” derken oradaki sivil halkı yok ediyorsunuz. Bu şekilde bir yere varamazsınız. Orada bir insan öldürdüğünüz zaman binlerce terörist yarattığınızın farkında değil misiniz Allah aşkına? Allah aşkına, bunların hiç farkında değil misiniz? Babası öldürülen bir çocuk, evladı öldürülen bir baba terörist olmayıp ne yapsın? Evladı şehit edilen bir baba, babası şehit edilen bir çocuk, acaba nasıl herkesi sevgiyle saracak? Ya, ne yaptığınızın, ne olur, Allah için farkına varın.

Güneydoğuda ölümler sadece silahla, çatışmadan olmuyor, açlıktan ve hastalıktan da oluyor. Çünkü, sokağa çıkma yasağı ilan ettiniz. O kadar âcizsiniz ki teröristleri bulup temizleyemiyorsunuz; topyekûn, toptancı bir anlayışla bütün halkı cezalandırıyorsunuz, orada ölenler arasında da ayrım yapıyorsunuz, kime yiyecek vereceğinize siz karar veriyorsunuz.

Bakın, ben orada yaşamıyorum ama orada yaşayan dostlarım var, sık sık da o bölgeye giderim. 2 ibretlik resim göstereceğim; bakın, neler yapmışsınız: Yiyecek dağıttınız insanlar… Bakın, güvenlik güçleri belli şahısların evine zırhlı araçlarla yiyecek götürüyor arkadaşlar. İbret alın bu resimlerden, ibret alın Allah aşkına! Sadece topla tüfekle değil, insanları açlıkla da öldürüyorsunuz. Burada ayrımcılık yapıyorsunuz.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Teröristlere de söylesenize oradan. Hadi bakalım, hadi!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Eğer siz sokağa çıkma yasağı ilan edecek kadar âcizseniz bari oradaki halkın beslenmesi konusunda hiçbir şekilde ayrımcılık yapmayın, herkesin evine yiyecek götürün. Bunu bile siz bir ayrım içerisinde yapıyorsunuz. Bu da yetmezmiş gibi, insanlara yardım etmeye çalışan sağlık çalışanlarını hedef gösteriyorsunuz, sağlık çalışanları hedef hâline geliyor sayenizde. Diyorsunuz ki: “Hastanelerde ayrımcılık yapılıyor, teröristler güzel karşılanıyor, güvenlik güçleri ölüme terk ediliyor.” Bugün yandaş bir gazetenize bunları yazdırdınız.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – “Yandaş” deyince HDP sizinle gurur duyuyor, HDP!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Yapmayın Allah aşkına! Bir gazete kalkıp da AKP’nin yöneticisinin ağzıyla bunları yazarsa orada sağlıkçılar ölür.

Ben bu kürsüde –o zaman Başbakandı- Recep Tayyip Erdoğan’a bile bir şey olsa ben gider yardım ederim, ben doktorum demiştim, aynı şeyleri söylüyoruz.

Sağlık Bakanı, lütfen, görevine, oradaki hastanelere ve oradaki sağlıkçılara sahip çık! O sağlıkçılar yarın size de lazım olacaklar.

Ey AKP Hükûmeti, ülkeyi iyi yönetemiyorsun. Dökülen kan sadece eline, yüzüne değil, tüm bedenine, hatta ruhuna bulaştı. Artık bunu gör, bunun farkına lütfen var. Ülkeyi terörle, kanla meşgul ederken yapılan yolsuzlukları ve hukuksuzlukları gizlemeye çalışıyorsunuz. Yapmayın, kanla bunları örtemezsiniz, kanla bunların üzerine gitmeyin.

Ülkeyi on üç yıldır beceriksiz bir şekilde yönetirken suçluyu hep kendi dışınızda aradınız. Suçlu ya paralel oldu, suçlu ya PKK oldu, suçlu ya Suriye oldu ya Rusya oldu ya muhalefet partileri oldu.

Ey yüce halkımız, siz de -sizlerin oyuyla- başa getirdiğiniz bu insanların neler yaptığını artık görün, görün bunların neler yaptığını! Benim görevim bunları size anlatmak.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı grubumuza yönelik had bildirme girişimi sırasında “Yoksunuz burada, iş mi takip ediyorsunuz?” filan gibi talihsiz laflar etmiştir. 69’a göre açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, sataşmadan dolayı iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar…

Sayın Atıcı, siz böylesine saldırgan bir üslupla gelseniz, burada “3 kere 3, 9 eder.” de deseniz biz sizi üslubunuz dolayısıyla dinlemeyiz. Siz, öyle bir dille bizim dünyamıza bir kelime bile düşüremezsiniz. Ama, emin olun, başka çok saygın muhalefet vekilleri var, dinleriz ve anlamaya çalışırız. Mesele aynı zamanda bir üslup meselesidir. Bunu belirtmek isterim öncelikle.

İkincisi, adaptan bahsettiniz, edepten bahsettiniz. Tabii ki adap ve edep konusunda bilgisi ve müktesebatı olan birisi, milletten yüzde 50 oy almış bir gruba yönelik olarak bakıp “Neredesiniz, yoksunuz, iş mi takip ediyorsunuz?” gibi had bildirme girişiminde bulunmaz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hakikaten ne yapıyorlar Hocam ya?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Eğer Meclisin çalışmasını takip ediyorsanız -2011’den beri ben Meclisteyim- bu Mecliste genellikle olmayanlar muhalefetten üyelerdir arkadaşlar. İktidar hep bu Meclistedir çünkü iş yapmak, kanun çıkarmak, Türkiye'nin gündemini takip etmek iktidarın boynunun borcudur, bu grubun boynunun borcudur. Bu grup da hep buradadır, olmayan genellikle muhalefettir. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataştı, sataştı!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bir dakika… Ben sataşmadım.

Sayın Atıcı’nın bu lafları, o zaman, gerçekte muhalefet için söylenmiş gibi bir anlam taşır ki o bakımdan da ayrıca trajik bir durum.

Bir de, Sayın Altay, acaba arkadaşlara bir talimat mı verdiniz? “Ne konuşursanız konuşun, araya muhakkak saray, saltanat ve başkanlık sıkıştırın.” Öyle bir talimatınız var mı?

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika, teker teker…

Evet, buyurun, Sayın Atıcı, sizi dinleyeyim önce.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili, kendisine yakışmayacak bir şekilde, benim saldırgan bir üslupla konuştuğumu ve…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Kendine bak, kendine.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Ama seninkiler sana yakışıyor, seninkiler!

AYTUĞ ATICI (Mersin) - …“Başka saygın milletvekillerini dinleriz.” diyerek benim saygın olmadığımı ifade etti.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Ama lütfen, istirham ediyorum, ikinci bir sataşmaya meydan vermeyelim, bir de lütfen şahsiyatla uğraşmayalım.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Sataşmadan konuşamaz ki. Hadi bakalım.

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bu kürsü milletin kürsüsü ve ben bu kürsüye sadece gerçekleri söylemeye çıkarım.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sana göre gerçek!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Allah aşkına bir arkanıza bakın; AKP’nin yüzde 10’u mu burada, daha fazlası mı burada? Bana bunu söyleyin.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Arkamızda millet var, millet!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben size burada sataştım, grubunuza sataştım, milletin bize verdiği yetkiyle sataştım. Millet size devleti yönetme yetkisi verdi, bize de sizi denetleme yetkisi verdi. Şimdi, ben görevimi yapıyorum, sizi denetliyorum; sayıyorum, yüzde 10’unuz buradasınız. Neredesiniz Allah aşkına diyorum, çıkıp cevap vermiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ben size tekrar soruyorum: Allah aşkına neredesiniz?

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) - Yoklamaya imza attınız mı siz?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizin birazdan, oylama yapılacağı zaman koşa koşa şu kapıdan içeri gireceğinizi lütfen televizyon kameraları çekip göstersin.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz yoklamaya girmiyorsunuz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Neredesiniz siz? Sizin kapınıza gelen vatandaş mı var?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yoklama yapılacağı zaman “Efendim, odalarımız çok uzak, koşarak geliyoruz. Kapılara çarpıp, düşüp bir tarafımızı kırıyoruz.” diyen, geçen dönem, sizdiniz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Sizin kapınıza gelen vatandaş mı var?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizi eziyorlar, bizi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Odamızdan oy kullanalım, bizim buraya gelmemize ne gerek var?” diyen sizdiniz. Evet, aslında haklısınız, buraya gelmenize gerek yok çünkü özgür iradenizi kullanmıyorsunuz, çünkü özgür iradenizle o mübarek parmaklarınızı kaldırmıyorsunuz; her şeyinizi, ruhunuzu teslim etmişsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Hakaret etme, hakaret etme!

BAŞKAN – Sayın Atıcı, her milletvekili…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siz iradenizi bir kişiye teslim etmişsiniz, o kişiye teslim olmuşsunuz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, kaba ve yaralayıcı sözler kullanmayalım lütfen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ve o kişi ne derse, ne emrederse onu yapıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen aynaya bak, aynaya!

BAŞKAN – Sayın Atıcı, hiçbir milletvekiline kaba ve yaralayıcı sözler kullanamazsınız. Her milletvekili milletin iradesiyle buradadır, özgür iradeyle buradadır.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 2011’den beri ben de sizin gibi buradayım ve burada AKP’lilerin sadece oy kullanmak için buraya geldiğini ben gözlerimle gördüm. Eğer bu yalansa çıkın söyleyin.

OKTAY ÇANAK (Ordu) - Sen kendine bak, kendi partine bak.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Atıcı, sayın milletvekilleri; her milletvekili…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacının “Özgür iradenizle parmak kaldıramıyorsunuz, özgür iradenizle davranamıyorsunuz.” türünden beyanlarını reddediyor, oraya çıkmaya da gerek görmüyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, hem bir sataşma nedeniyle söz talebim vardı, onu hatırlatayım.

Bir de Sayın Bostancı deminki konuşması sırasında, Meclise devam etmeyenin, Mecliste çalışmayanın muhalefet partileri olduğunu ifade etti. Grubumuza, muhalefet partisi olmamız vesilesiyle açıktan bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Baluken, bundan söz vereyim de…

Yalnız, az önceki Sayın Bostancı’nın ifadelerini tutanaklardan aldım. Ne şahsınıza ne de grubunuza yönelik en ufak bir iddia, en ufak bir itham yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bütün muhalefete, bütün muhalefet partilerine söz vermelisiniz.

BAŞKAN – Burada sadece “Terör örgütünün hendek kazıp, içini patlayıcı doldurup arkasına silahlı gençleri alarak…” diye başlayıp… Hiçbir şekilde partinizi ya da grubunuzu, şahsınızı ilzam eden hiçbir şey yok, çözüm süreci de yok.

Dolayısıyla, ben, bir öncekinden değil ama şu anki konuşmasından dolayı size sataşmadan iki dakika söz veriyorum.

Lütfen, ikinci bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yoklamalara bakın canım, ne sataşması? Nesnel kriter; kim var, kim yok. Yoklamalara bakın.

9.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben, cevap hakkımı, tabii, ilk sataşma olarak algıladığım konuyla ilgili kullanmak istiyorum, hepinizin de cankulağıyla dinlemesini özellikle rica ediyorum İmralı heyetinde bulunan bir milletvekili olarak.

19 Mart 2014 tarihinde, devlet heyetinin ve Sayın Öcalan’ın hazır bulunduğu İmralı’daki toplantıda şu karara vardık: Bir izleme heyetinin kurulması ve o izleme heyetinin 21 Mart Diyarbakır “Nevroz”unda okunacak Sayın Öcalan’ın mektubundan bir hafta sonra adaya gitmesi durumunda, Sayın Öcalan PKK’ye, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silahlı mücadeleyi bırakma, demokratik, siyasi mücadeleyi önceleme çağrısı yapacaktı. 19 Mart 2014 İmralı tutanaklarından bakabilirsiniz.

O konuda, izleme heyetinde 7 asıl, 3 yedek üye konusunda da isim isim anlaştık ve 21 Martta Sayın Öcalan’ın mesajı okundu. Bir hafta sonra izleme heyetiyle adaya gidip otuz yıllık bir savaşı, çatışmalı süreci bitirmenin heyecanıyla geri döndüğümüzde, maalesef, 21 Marttan bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan “İzleme heyeti yoktur.” dedi. Hatırlarsanız, o dönem Hükûmet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç da “O konuda yetki bizdedir. İzleme heyetini gerekli buluyoruz, mutlaka oluşturacağız ve adaya göndereceğiz.” demişti. Sonrasında da -her biriniz hafızalarınızı tazeleyin- “Masa yok, çözüm yok, taraf yok, Dolmabahçe mutabakatı yanlış, Kürt sorunu yok.” diyerek maalesef Cumhurbaşkanı Erdoğan çözüm masasını devirdi. Ortada ne hendek vardı ne barikat vardı. Ondan sonra da sahaya savaş konsepti sürüldü.

Şimdi bütün bunlara hepiniz bir bakın: “Çözüm süreci buzdolabındadır.” diyen kimdir? “400 milletvekili verin, huzur içinde çözelim.” diyen kim? “‘Ya kaos ya istikrar’ dedik ama kaosu seçtiler.” diyen kim? “HDP bu kadar oy aldıysa çözüm sürecinin filmini çeker.” diyen kim? Bütün bunları alt alta getirin, elinizi vicdanınıza koyun, bugünkü kaosun, çatışmanın müsebbibi kimdir, hep beraber karar verelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, biraz evvel Sayın Bostancı konuşmasında bir genelleme yapmak suretiyle açık bir şekilde tüm muhalefeti kastetmiştir Meclis çalışmalarına iştirak konusunda, katılım konusunda.

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

Size de iki dakika süre veriyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Grubumuz adına Sayın Seyfettin Yılmaz konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz, iki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen.

10.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Hocamız Naci Bostancı, tabii, bizi de kastetti ama biz her zaman buradayız, yerimizde dimdik durduk, durmaya devam edeceğiz. Ben de 2011 yılından beri milletvekiliyim. Çoğu zaman yoklamaları tamamlamak için kimlerin sahte oy kullandığı Meclis tutanaklarında vardır, Meclis tutanaklarına baktığınızda bunlar ortaya çıkacak. (MHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Beraber tespit ettik, beraber!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Ama, şunu ifade etmek istiyorum: Şimdi, bir kayıkçı kavgası yapıyorsunuz. 2011 yılından beri Milliyetçi Hareket Partisi Grubu buradadır ve verdiği sözlerin arkasında durmuştur, durmayanlar ise burada ve buradadır.

2011 yılından beri, biz, PKK terör örgütü Sur’da, Diyarbakır’da, Cizre’de, Şırnak’ta hendek kazıyor dedik. Biz, 80 bin silahla orada PKK terör örgütü silahlanıyor dediğimizde, siz buradan Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, diğer taraftan HDP Grubu, bize dediniz ki: “Kandan besleniyorsunuz.” Evet, bugün akan kanda sizin de, sizin de parmağınız ve eliniz vardır çünkü biz bu uyarıları yaptık.

Terör örgütüne terör örgütü gibi davranın, orada yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımız bizim bin yıllık kardeşimizdir, bu uyguladığınız Oslo görüşmeleri ile Habur rezaletiyle bin yıllık kardeşliğimize darbe vuruyorsunuz dedik ama siz ne yaptınız? Yol arkadaşı olarak Abdullah Öcalan’ı seçtiniz. Oslo’da bugün “terörist, hain” dediğiniz PKK’lılarla görüşen sizlersiniz, sizin Hükûmetiniz. PKK terör örgütü orada silahlanırken askere, polise, valiye “Aman, barış sürecine zarar gelmesin.” diyen “Durun.” diyen sizsiniz, sizin Hükûmetiniz. Bugün her akan şehit kanında bu emri veren, bu kararı veren Adalet ve Kalkınma Partisinin, Hükûmetinin sorumluluğu vardır. Önce önünüze bakacaksınız. Milliyetçi Hareket Partisi dün ne söylediyse bugün de söylüyor, durduğu yerde duruyor. (MHP sıralarından alkışlar) Ama dönüp dönüp bizim geldiğimiz yere geliyorsunuz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Evet Sayın Çakır...

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın konuşmacının “Akan her şehit kanında AK PARTİ’nin sorumluluğu vardır.” sözünü...

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Evet.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – …şiddetle reddediyorum ve sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum ama yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

11.- Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu milletin, topyekûn Kürt’üyle, Çerkez’iyle, sadece Türk’üyle değil, tarihte ortaya koymuş olduğu en önemli başarı...

KAMİL AYDIN (Erzurum) – “Türk” milletin adı, “Türk” etnik kimlik değildir! Biraz sosyoloji okuyun, bilgisiz fikir olmaz, Naci Bey biraz okutun.

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - ...en yetkin şey bir arada yaşama kültürüdür ve bir arada yaşamayı binlerce yıldır başarmış bir millettir bu millet. Onun için, biz bununla övünmeliyiz.

Dolayısıyla, o zamanki politikalar da doğruydu; şehitlerin kanında boğulmak için değil, akan kanın durması için gerekli çabalar gösterilmiş ve hâlâ da gösterilmeye devam etmektedir. O günkü çaba da doğruydu, bugün devam eden teröre karşı verilen mücadele de aynı şekilde doğrudur.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Habur’da yaptığınız karşılama doğru muydu yani?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Bu vesileyle düzeltmek isterim ki biraz önce, yine Osman Baydemir’in konuşmasında yer alan…

ERKAN HABERAL (Ankara) – O zaman yaptığınız doğru muydu?

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - …hepimizin dikkatle dinlemiş olduğu “Şu anda aldığım habere göre, Şırnak’ta…” diye devam eden konuşması âdeta bir -nasıl ifade edeyim- haber spikerinin acil haber vermesi gibi. Bunu düzeltmek istiyorum. Kamuoyunun ve sayın vekillerimizin doğru bilgilenmesini istiyorum.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – İsteme; yap, yap, bir şeyler yap!

COŞKUN ÇAKIR (Devamla) - Dün gece öldürülen teröristler, evet, sokaktadır fakat yanlarında silahlar vardır -Bakanlıktan almış olduğumuz yeni bilgiyi burada açıklamak istiyorum- ve sabahtan şu saate kadar belediye yetkililerine “Gidin, cenazeyi alın.” denmesine rağmen, kesinlikle ve kesinlikle gidilmemektedir, gitmemek noktasında da ısrar edilmektedir.

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yuh be! Cenazeler üzerinden siyaset yapıyorlar!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel…

Sayın Baluken, döneceğim size de.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biraz önce Sayın Baluken’in ve Sayın Erkan Akçay’ın ifade ettikleri gerekçeyle…

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubumuz adına -geçen dönemin en devamlı iki milletvekili zaten burada- Mahmut Tanal cevap verecektir.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Yalnız, sayın milletvekilleri, bu kayıkçı kavgasını da bence bir an önce bitirelim, yeni bir sataşmaya da meydan vermeyelim.

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Bostancı Hocamla aynı komisyonda görev yaptık.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Mahmutçuğum, seni seviyoruz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Evet, beni sevdiğinizi biliyorum ama keşke biraz da objektif olabilseniz. Kaç sefer iktidar partisinin milletvekilleri gelmediği için Meclisin, Parlamentonun kapandığını biliyoruz ve kaç sefer…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kaç defa? Kaç defa Mahmutçuğum, kaç defa?

MAHMUT TANAL (Devamla) - En azından 15-20 sefer var.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – 2’dir 2!

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Yoklamaları da çıkartalım mı Mahmut Bey? CHP yoklamalarda ne durumda Sayın Mahmut Bey?

MAHMUT TANAL (Devamla) - Hatta Sayın Meclis Başkan Vekilimizin aynı zamanda grup başkan vekilliği yaptığı dönemde ne kadar üzüntüye kapıldığını da biliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – CHP’liler yoklamaya giriyor mu Mahmut Bey?

MAHMUT TANAL (Devamla) - Ve hatta şunu söylemek lazım: Cumhuriyet savcılığına sahte oy kullanma nedeniyle suç duyurusunda bulunduğumuzu da söylemiş olayım.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Hepiniz yoksunuz, yok!

MAHMUT TANAL (Devamla) - Ve aynı şekilde -bakın, 26’ncı Dönemdeyiz- daha bugün, gerçekten, on beş dakikalık bir ara verildi. Niçin verildi? Vatandaşın zamanını çaldık biz.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Yoklamaya katıldınız mı Mahmut Bey?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Elektrik olayı, yapılan mesai olayı…

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Yoksunuz, yoksunuz; tutanaklarda var.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yani netice itibarıyla, iktidar partisi gelmediği için Meclis çalışmaları yürümüyor.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Milleti kandıramazsınız.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi, hava dışarıda karlı, yollar kapalı, önce vatandaşımızın şu yollarını açın.

Sayın Başkanım, Adıyaman’da, Şanlıurfa’da, Mardin’de, Diyarbakır’da elektrikler kesik; öncelikle Enerji Bakanınıza söyleyin, “Ya, bu vatandaşımızın niçin elektriklerini kesiyorsunuz?” Yollar kapalı.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Karadeniz’de de kesik.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Karadeniz de kapalı. Yani vatandaş burada…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hükûmet yok mu Hükûmet? Nerede bu Hükûmet?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ülkenin sosyal durumunu düşünün, iktisadi durumunu düşünün ve ekonomik durumunu düşünün; vatandaş aç, perişan, ekmek bekliyor, aş bekliyor. Burada gayet rahatsınız, keyfiniz yerinde. 20 milyar maaş alıyorsunuz emekli maaşlarınızla birlikte, aynı zamanda, iş takip edenlerle… Arabalarınızı yeniliyorsunuz, evlerinizi yeniliyorsunuz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – …çocuklarınızı kolejlerde okutuyorsunuz; ondan sonra, buradan millete sesleniyorsunuz. Kınıyorum sizleri.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ayıp ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onlar sana yakışır, sana!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Oldu mu Mahmut Bey, oldu mu!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siyaset kurumu sizin yüzünüzden bu hâle geliyor işte.

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz dolmuştur.

Hep birlikte milletin de, milletvekilinin de onurunu, itibarını korumak zorundayız. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, siz mi konuşacaksınız?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, şöyle: İki ayrı sataşma var tabii. Demin AK PARTİ Grubu adına konuşan sayın grup başkan vekili, Osman Baydemir’in de ismini anarak verdiği bilginin yanlış olduğunu ve tamamen gerçeği çarpıttığını ifade etti. O konuda Osman Bey’e şahsi bir söz düşüyor.

Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan sayın hatip “Akan tüm kanda AKP’yle birlikte HDP Grubunun sorumluluğu var.” dedi, ben de ondan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, buyurun Sayın Baydemir.

İki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen.

Sayın milletvekilleri, milletimiz hepimizi izliyor. Lütfen, böyle huşu içerisinde ama birbirimizin şahsına ilişmeden, birbirimizi itham etmeden, çamur atmadan, lekelemeden, kaba ve yaralayıcı söz kullanmadan meramımızı ifade edersek çok daha iyi olur. Kaldı ki gündeme geçmemiz lazım. Evet, bu geçen zaman milletin zamanıdır. Tabii ki milletvekilleri ifadelerini özgür bir şekilde kullanacak ama bunu yaparken de lütfen, milletimizin onuruna, haysiyetine, vakarına yakışır; Meclisimizin mehabetine uygun bir dil kullanalım diyorum.

Sayın Baydemir, iki dakika söz veriyorum sataşmadan.

Buyurun.

13.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Tokat Milletvekili Coşkun Çakır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, bu kurumun, bu çatının, bu ülkede yaşayan 78 milyon insanın yani Kürt’ün de, Türk’ün de, Arap’ın da, Laz’ın da, Çerkez’in de ve bütün inançlarımızın ortak çatısı olmasını istiyorsak her konuyu, her mevzuyu bu zeminde özgürce tartışmaya fırsat ve olanak tanımamız lazım.

Manipülasyonun sonu yoktur; yalanın, dolanın, iftiranın, olduğundan farklı göstermenin sonu yoktur.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Şekil A’da görüldüğü gibi.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Şu anda Şırnak’taki cenazeleri almaya çalışan kitlenin üzerine silah ve TOMA’larla saldırılıyor -görüntüler de burada, dilerseniz grup başkan vekilimiz hemen arada size göstersin- almaya çalışıyorlar, taranıyorlar; almaya çalışıyorlar, dövülüyorlar, sövülüyorlar. Bakın, buradaki atmosfer gibi değil. Burada birbirimizin lafını kesiyoruz, burada birbirimize itiraz ediyoruz ama pratik sahada bombalar patlıyor, tanklar konuşuyor, silahlar konuşuyor, ölümler oluyor ve biz şu anda burada sadece ve sadece sonucu konuşuyoruz, “Sen şunu yaptın, ben bunu yaptım.” sonucu konuşuyoruz. Gelin bu savaşı durduralım, gelin bu çatışmayı durduralım. Bin yıl daha bu şekilde giderse vallahi billahi, tallahi sonuç alamazsınız. Kürt halkını esaretle yönetemezsiniz, Kürt halkını baskıyla yönetemezsiniz.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Öyle bir şey yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öyle bir şey yok.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bugün bu ölümleri yaşamamızın tek bir nedeni var, müzakere masasından geri dönülmüş olunmasıdır. On beş günlük, on günlük karşılıklı bir çatışmasızlık… Cenazelerimizi defnedelim ve bu zaman dilimi içerisinde AKP’den, MHP’den, HDP’den, CHP’den ortak bir akıl oluşturalım hem hendeklerin olmadığı, barikatların olmadığı, tankların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – …topların olmadığı, ölümlerin olmadığı bir geleceği birlikte inşa edelim.

En derin saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Onu PKK’ya söyle, PKK’ya.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun, iki dakika size de sataşmadan söz veriyorum.

Bu konuyu kapatalım lütfen arkadaşlar.

14.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Bugün ülkenin bir yerinde oluk oluk kan akmasının, bu kadar ağır yangısal bir sürecin yaşanmasının sebebi çözüm sürecinin olması değil, tam tersine çözüm sürecinin buzdolabına kaldırılması ya da fiiliyatta bitirilmiş olmasıdır. İki buçuk yıllık süre boyunca çözüm sürecinde çalışan, emek harcayan her bir insan Türkiye siyaset tarihinin en değerli işini ortaya koymuştur. Bir tek canın bile yaşamını yitirmesinin önüne geçmiş olan bir siyasetçi elinden değil, ayağından öpülecek bir siyasetçidir. Ve iki buçuk yıllık süre içerisinde bu ülkede çatışmalı süreçten kaynaklı can kayıpları neredeyse bitme noktasına gelmiştir.

Türkiye’ye özgü bir durum değil, bütün dünyada böyle olduğu için tekrar bu rasyonel akla gitmemiz gerektiğini söylüyoruz. Bakın, İspanya ETA, İrlanda-İngiltere IRA, Filipinler Moro, Güney Afrika ANC… Yani dünyanın neresine bakarsanız bu tarz meseleler konuşarak, diyalogla masada çözülür, bizim söylediğimiz şey budur. Burada özellikle şunu ifade etmek istiyoruz. Bütün dünyada dört aşamalı yol haritası izleniyor. Önce taraflar bir diyalog kurar, sonra o diyalogdan bir müzakereye geçilir, sonra o müzakerenin sonucunda bir uzlaşmaya varılır, sonra da silahlar meselesinin de konuşulduğu normalleşme sağlanır. Biz, maalesef, çözüm sürecinde birinci aşamadan ikinci aşamaya geçemedik. Çözüm sürecinde -Çözüm Komisyonu Başkanı, Grup Başkan Vekilidir- Çözüm Komisyonunun hazırladığı, akil heyetlerin hazırladığı raporların gereğini bile yerine getiremedik. O nedenle bugün oluk oluk kan akıyorsa hepimizin artık buradan böyle şovlar yaparak değil, bir an önce şapkayı önümüze koyup bu yarayı durdurmak için tekrar görüşülmesine ihtiyaç var diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biraz evvel, Sayın Baluken’den evvel konuşan Sayın Baydemir konuşması sırasında partimizin adını da zikretmek suretiyle bazı görüşleri atfetmeye çalışmıştır. O nedenle söz istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Akçay, siz öyle diyorsanız biz o şekilde verelim ama...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sataşma yok Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sataşma var. Ortak akılla vesaire, çözüm süreciyle ilgili bizim dışımızda bir görüş serdedilmiştir. Ben de grubumuz adına söz istiyorum efendim, bundan doğal bir şey olamaz.

BAŞKAN – Sayın Akçay, kim konuşacak?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Grubumuz adına Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak efendim.

BAŞKAN – Lütfen, son olsun artık.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İnşallah efendim.

BAŞKAN – Yani, sayın milletvekilleri, gerçekten, milletimiz bizi izliyor. Burada bu kürsüyü kullanırken millete hizmet noktasında hep birlikte ortak irade koymak durumundayız. Tabii ki eleştirilere cevap verilecek ama bunun bir hakkın suistimali olmaması lazım, istismar edilmemesi lazımdır diye düşünüyorum.

Buyurun efendim, iki dakika söz veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

15.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Evet, Sayın Başkan, maksadımız sataşmak değildir. Burada, biraz önce siz de belirtiniz, bir kayıkçı kavgası yapılıyor ve bu kayıkçı kavgasının tarafları bellidir. Burada gerçekten yüce Türk milletini temsilen 550 seçkin insan vardır. Temsil… Lütfen, anlamına göre davranılmasında yarar vardır.

Bakın, Anayasa’nın, özellikle bizim hassas olduğumuz bazı maddeleri burada ihlal ediliyor, kavramsal birtakım yanlışlıklar yapılıyor, efendim, bölgelerin adı değiştiriliyor, milletlerin adı etnik kimliklere indirgeniyor. Şunu bilelim artık lütfen, lütfen bilgisiz fikir üretmeyelim, burada herkes bizi seyrediyor: Uluslaşma süreçlerine, milletleşme süreçlerine baktığınız zaman içinde bir sürü etnik kimlik barındırır. Sürekli “İrlanda”, “İrlanda” diyorsunuz, İrlanda ayrı bir adadır, İngiltere’yle bir alakası yoktur. İngiltere büyük krallığı kurarken İrlanda’yı da işgal etmiş, içeriye katmıştır; işgal etmiştir ama İngiliz milletinin oluşumuna baktığınız zaman İngiliz milletinin temelinde 20’nin üzerinde etnik grup vardır ama hiçbir İngiliz vatandaşı, kürsüye çıktığı zaman, yüce meclisin önüne çıktığı zaman “Ben köken olarak Judas etnik grubundanım.”, “Ben Viking’im.”, “Ben şuyum, ben buyum.” demez, böyle bir şey olamaz. Burası yüce Türk milletinin temsil edildiği... Bu uluslaşma sürecini bu millet tamamlamıştır, her türlü etnik kimliği içinde toplamıştır, aidiyetlik, mensubiyetlik düşüncesinden hareket etmiştir ve bunun adı da “Türk milleti”dir. Bunu söylerken hiçbir etnik grubu dışarıda bırakmak gibi bir düşüncesi olmamıştır. Unutmayın ki dünya uluslarına baktığınız zaman, en figüratif temsilcilerine bakın, Kennedy bir Almandır ama Amerikalıdır, Amerika’nın millî çıkarları için siyasi savaşını vermiştir; Hitler Avusturya kökenlidir, Napolyon bir Korsikalıdır.

Şimdi, yüce Meclise sesleniyorum: Değerli milletvekilleri -biliyorum- kastınız belki de o değildir ama “Efendim biz Lazlar, Çerkezler, Abazalar, işte…” Yani, kılavuzunuzu doğru seçin lütfen. Kılavuzumuz ilim irfan olacak, doğru söylem olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – Ona göre siyaset yapacağız. Anayasal ihlal yapmayalım lütfen.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla 8/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – …oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Evet, oylamadan önce bir yoklama talebi vardır.

20 sayın milletvekili var mı acaba? 20 sayın milletvekilinin şimdi yoklama taleplerini tek tek tespit edeceğiz.

Sayın Baluken, Sayın Demirel, Sayın Kerestecioğlu, Sayın Kaya, Sayın Baydemir, Sayın Aslan, Sayın Özsoy, Sayın Botan, Sayın Beştaş, Sayın Doğan, Sayın Fırat, Sayın Yıldırım…

Evet, sayın milletvekilleri, 20 kişiyi bulmamız lazım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Var var, Başkan.

Olmazsa sizden biri kalkar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar 20 kişi varız ya, sakin olun.

BAŞKAN – …Sayın Gaydalı, Sayın Konca, Sayın Buldan…

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Aynı anda olması lazım Başkanım, isteyemezler yoklama.

BAŞKAN - İsimlerimizi söylersek… Yazdık ama var mı, yok mu…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Mehmet Emin Adıyaman…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkanım, sayın!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Meral Danış Beştaş…

BAŞKAN - Sayın Beştaş, yazdık sizi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Bedia Özgökçe…

BAŞKAN - Sayın Taşdemir…

BESİME KONCA (Siirt) – Konca…

BAŞKAN – Sayın Konca, yazdık sizi.

Sayın milletvekilleri, Sayın Baluken; lütfen, böyle bir usul yok. 20 milletvekili bulamadığımız için yoklama geçerli değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – 20 milletvekili var.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Beni yazdınız mı?

BAŞKAN – Yazdık.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şu anda burada 20 milletvekili var.

BAŞKAN- Efendim, bakın, şunu okuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – O zaman isimleri bilmiyorlar, size yardımcı olalım.

BAŞKAN - Bakın okuyorum: Sayın Baluken, Sayın Demirel, Sayın Kerestecioğlu, Sayın Kaya, Sayın Baydemir, Sayın Aslan, Sayın Botan, Sayın Özsoy, Sayın Beştaş, Sayın Doğan, Sayın Fırat, Sayın Yıldırım, Sayın Gaydalı, Sayın Konca, Sayın Buldan, Sayın Taşdemir.

Kim kaldı?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Mehmet Emin Adıyaman.

BAŞKAN – İsim neydi?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Mehmet Emin Adıyaman.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ya, Sayın Başkan, 20 kişi burada işte!

BAŞKAN – Efendim, yazsaydınız verseydiniz yani biz de arıyoruz, yok. İsterseniz bir yarım saat daha bekleyelim.

Buyurun, isim neydi?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Bedia Özgökçe.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Mehmet Emin Adıyaman.

BAŞKAN – Evet, Sayın Adıyaman…

PERVİN BULDAN (İstanbul) – “Yıldırım” 2 tane.

BAŞKAN – Tamam, 2’nci “Yıldırım” yazdık.

Başka kaldı mı? Yok.

19 etti. Yoklama… (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir de ben varım.

BAŞKAN – Şimdi, tamam.

Sayın Tanal, katılıyor musunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Tanal’ın katılımıyla 20 kişiyi buldunuz.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – 20 kişiyiz zaten, Kâtip Üyeler biraz iyi çalışsın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, arkaya baksak, 20 kişi varsa, en azından isim listelerini verseniz çok daha iyi olur ama olmadan bu iş olmaz, siz bilirsiniz Sayın Baluken.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama hiç kimseden istemiyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Tanal’la tekâmül etti 20 kişi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Hiçbir gruptan bugüne kadar liste istemediniz, bu tavrınız doğru değil ama. Bakın, yani…

BAŞKAN – Sayın Tanal, biz hep burada doğru işler yaparız.

Bak Adıyaman’dan hemşehrilerim mesaj atıyor, “Adıyaman’da elektrik kesintisi olmadı.” diyorlar. Mesajlar geliyor, “Adıyaman’da elektrik kesintisi olmadı” diyorlar, siz iddia ettiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, ben şimdi size mesajı okuyayım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, sizi şöyle grup başkan vekilliği sıranıza alsak daha iyi olacak.

BAŞKAN – İstirham ederim Sayın Atıcı. Görüyorsunuz…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ama lütfen, oradan öyle müdahale edilmez, tarafsızlığınızı koruyacaksınız, beğenmeseniz de koruyacaksınız tarafsızlığınızı.

BAŞKAN - Ben nasıl yöneteceğimi çok iyi biliyorum Meclisi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Biz de sizi eleştirmeyi çok iyi biliyoruz Sayın Başkan; doğru yaptığınız sürece alkışlarız, yanlış varsa da söyleriz. Yakışmadı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mesela Adıyaman’ın Alidam köyü, ismini okuyorum bak Sayın Başkan.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Süre dolmuştur. Şimdi pusulalar ile elektronik sistemdeki oylamalar kıyaslanacak, mukayese edildikten sonra burada pusula veren arkadaşlarımızı sunacağız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Pusuladaki isimleri bir okuyun, buradalar mı Başkan?

BAŞKAN – Okuyacağız, okuyacağız. Önce bir mukayese edelim, mükerrerlik olmasın, işimizi sağlama alalım. Sayın Akar, rahat olun.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Başkan, hâlâ giren var sisteme. Bitmedi mi? Sayın Başkan, süre bitmedi mi? Beş dakika çoktan bitti.

BAŞKAN – Süre bitti.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ama hâlâ girenler var.

BAŞKAN – Hayır, hayır, geçerli değil, geçerli değil. Burada zaten kesildi.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ama o pusulaları…

BAŞKAN – Geçerli değil, o pusulaları almıyoruz şu anda.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Tamam.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sisteme 161 sayın milletvekili girmiş, onun dışında pusula verenler var. Sistemde de bir arıza olduğu için ben pusula veren sayın milletvekillerinin burada olup olmadığını… 3 sayın milletvekili daha buradaysa var sayılıyor.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, bir sayar mısınız, bir saydırır mısınız buradan?

BAŞKAN - Sistem burada arkadaşım ya, lütfen ya! Sisteme biraz… Biz doğru yapıyoruz işimizi herhâlde.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Saydırın bir.

BAŞKAN – Evet, Sayın Ekrem Erdem? Burada.

Sayın Serkan Bayram? Burada.

Sayın Mehmet Habib Soluk? Burada.

Sayın Talip Küçükcan? Burada.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Evet, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, AKP Hükûmetinin politikaları ile birlikte çeşitli valilikler tarafından hukuka aykırı bir biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasakları boyunca yapılan operasyonlarda öldürülen sivillerin araştırılması amacıyla 8/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – HDP grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Evet, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

Sistemde arıza olduğu için birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ömer SERDAR (Elâzığ)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Serkan Topal ve arkadaşları tarafından, başta Hatay ili olmak üzere AKP hükûmetlerinin yanlış dış politikasının ülkemizde gerek sosyal gerek ekonomik anlamda neden olduğu zararların araştırılması amacıyla 15/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/1/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/1/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Özgür Özel

Manisa

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Hatay Milletvekili Serkan Topal ve arkadaşları tarafından, başta Hatay ili olmak üzere AKP hükûmetlerinin yanlış dış politikasının ülkemizde gerek sosyal gerek ekonomik anlamda neden olduğu zararların araştırılması amacıyla 15/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (111 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5/1/2016 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz Serkan Topal, Hatay Milletvekili.

Buyurunun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün gelinen nokta itibarıyla şu güzelim ülkemize bir bakınız. Son iki ayda onlarca çocuk, sivil yurttaşımız öldü; onlarca asker, polisimiz şehit düştü. Ülkenin neredeyse yarısı âdeta tel örgülerle çevrildi. Doğuda, güneydoğuda şehirler birer hayalet şehre dönüştürüldü. Eğitim öğretim faaliyetleri durdu. İnsanlar ölülerini bile gömemez hâle geldi. AKP iktidarı, son iki ayda ülkemizi bir cehenneme bir savaş alanına çevirmeyi başardı. Daha da korkutuldu halk, işinden, gücünden, ekmeğinden, canından olmakla.

Dış politikada göz boyamaktan, Davos’ta tiyatro oynamaktan başka bir şey yapmayanlar, daha dün İsrail’e“…”(x) diyenler, bugün aziz dostumuz diye İsrail’in etrafında pervane gibi dolanmaya başladı. Sorarım sizlere, ne çabuk unuttunuz Filistinli çocukları, ne çabuk unuttunuz mazlum halkların mücadelesini, ne çabuk unuttunuz “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz.” dediğiniz insanların yüzlerini, insanların resimlerini? Ama biz unutmadık. Sizin “dostum” dediğinize düşman, “düşmanım” dediğinize dost olduğunuzu unutmadık. Uluslararası arenada kimin elini sıkarsanız ertesi gün onun sonunu hazırlamak için çalışmaya başladığınızı unutmadık. Hüsnü Mübarek’e, Kaddafi’ye, Esad’a “dostum” dediğinizde Türkiye'de ağırlayıp, ortak Bakanlar Kurulu toplayıp objektiflere birlikte pozlar verdiğiniz Esad’ı daha sonra da düşman bellediğinizi unutmadık. Sayenizde Orta Doğu’da hiçbir inanılırlığımız, hiçbir güvenilirliğimiz kalmadı.

Mısır’da öldürülen Esma’dan bahsederken yanı başınızda, Roboski’de, Cisr eş Şuğur’da yapılan Türkmen, Kürt, Arap, Hristiyan ve Alevi katliamlarına gıkınızı çıkarmadınız gıkınızı. Çünkü, sizlerin ölen çocuklardan daha çok neyi sevdiğinizi biliyoruz; bunu da unutmadık. Bosna paralarını faize koyduğunuzu, Deniz Feneri’nde toplanan paraları iç edenleri nasıl koruduğunuzu biliyoruz; bunu da unutmadık. Sizin uluslararası siyasetinizin özeti Deniz Feneri’dir.

Dünyanın geri kalanıyla tarihsel bağlarınızın olduğunu söylüyorsunuz. Aslında bu söylediklerinizde doğruluk payı var çünkü sizler İran’a Reza Sarraf’la, Suriye’ye El Nusra’yla, Mısır’a Müslüman Kardeşler’le, Irak’a IŞİD’le bağlısınız. Sizin “tarihsel bağ” dediğiniz şey siyasi çıkarınızdır; altın ticaretiniz, silah ticaretiniz, mezhepçi siyasetiniz, ayakkabı kutularında sakladığınız halkın paralarıdır.

Bütün Orta Doğu’yu savaş alanına çevirdiğiniz yetmiyormuş gibi her gün uyandığınızda “Acaba nerede sorun çıkarabilirim?” diye düşünüyorsunuz.

Rus uçağını düşürdünüz, hemen ertesinde “Bilseydik düşürmezdik.” diye kıvırmaya başladınız; Musul’a asker gönderdiniz, ertesi gün tıpış tıpış geri yolladınız. Dış politikada düştüğünüz çukurlar yetmiyormuş gibi şimdi de kafayı ODTܒye taktınız. Sınavla, zekayla, akılla giremediğiniz ODTܒye tankla, tüfekle mi gireceksiniz? ODTÜ bu ülkenin üniversitesi değil mi? Neden işgalci gibi davranıyorsunuz? Neden kendi üniversitenizi, öğrencinizi, yurttaşınızı düşman belliyorsunuz? Neden böyle bir psikoloji içindesiniz? Siz ODTܒyü bırakın, bırakın, Hatay’a bakın, Hatay’a; Kilis’e bakın; Antep’e bakın; Silopi’ye, Cizre’ye bakın; IŞİD’e bakın, IŞİD’e; orada, kaybettiğiniz insanlığı göreceksiniz. Emekliye bakın; taşerona, işçiye bakın; verdiğiniz sözleri yerine getirin, sorunlarını çözün sorunlarını. Habur’a bakın, Zaho’ya bakın, 10 binin üzerinde tır var, orada şoförler mağdur, şirketler mağdur. Onlar çözüm bekliyor, çözüm. Sayenizde ticaret felç oldu, felç. Siz ODTܒyü bırakın, Başika’ya bakın, Fırat’ın batısına bakın, bakın bakalım orada neler oluyor. Orada bitmiş dış politikanızı göreceksiniz. Siz ODTܒyü bırakın, gözünüzün önünde öldürülen Tahir Elçi’nin sokağına bakın, orada bitmiş iktidarınızı göreceksiniz. Ama bizler ne bu dünyayı kan gölüne çeviren savaş yanlılarının kuru gürültülerine pabuç bırakırız ne de ezene, sömürene, kan dökene, yetim hakkını çalana meydanı bırakırız. Bizler Mustafa Kemal’in devrimci ruhunu, Mahir’in o dağ yüreğini, Anadolu’nun bağrında harmanlanan bağımsızlık ateşini yüreğinde taşıyan “Yaşasın tam bağımsız Türkiye.” diye haykıran Denizlerin çelik iradesini almışız da gelmişiz.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Mustafa Kemal’le Deniz Gezmiş’in ne alakası var!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ne soyguncuya meydanı bırakırız, ne hırsıza, arsıza bu ülkeyi teslim ederiz. Biz olduğumuz sürece ne sultanlar ne padişahlar ne de diktatörler bu ülkede rahat yüzü görmeyecekler. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hatay’da her dinden, her etnik gruptan esnaf yan yana, kardeşçe dükkânlarını açar, kendi dillerinde dualarını ederek güne başlarlardı. Bizler Sünni-Alevi, Müslüman-Hristiyan demeden birlikte kutlarız bayramlarımızı. Hiç sormadık birbirimize “Siz kimdiniz?” diye, aklımıza da gelmedi, dert de etmedik. Kardeşliğimizi ve ekmeğimizi birlikte çoğaltırken tek derdimiz insan olmaktı. Ali Ömer’e, Ömer İsa’ya sahip çıkar. Ömer namaza gidecekken dükkânını İsa’ya, İsa kiliseye gidecekken dükkânını Ömer’e, Ali’ye bırakır da gider. Huzur vardı, barış vardı, kardeşlik vardı. Şimdi, Ali’nin, Ömer’in, İsa’nın dükkânlarında ne bereket kaldı, ne huzur kaldı.

Ayakkabı imalatçısını bitirdiniz, zeytin üreticisini bitirdiniz, çiftçiyi bitirdiniz, ticareti bitirdiniz; yaşlı elleriyle, yorgun bedeniyle ömrünü zeytine vermiş nenemi, dedemi bitirdiniz ama siz ne yaparsanız yapın, ne ederseniz edin Ali’nin, Ömer’in, İsa’nın kardeşliğini bozamayacaksınız, bitiremeyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, şimdi, Hatay’da ve sınır illerde bir kaygı var, bir endişe var, bir güvensizlik var, bir huzursuzluk var. Bunu yaratan sizlersiniz. Yanlış dış politikanız yüzünden bu hâllere geldi. Acil bir şekilde barışa endeksli bir dış politika uygulamak zorundasınız. “Hayır” mı diyorsunuz, “Her şey güllük gülistanlık” mı diyorsunuz; o zaman gelin, başta Hatay olmak üzere sınır illerde bir araştırma komisyonu kuralım. Hodri meydan, buyurunuz!

Boğazına kadar yolsuzluğa bulaşan siyasilerimizden, devletin ve milletin parasını çocuklarının vakıflarına peşkeş çekenlerden, savaş çığırtkanlığıyla binlerce insanın ölümüne neden olan kişilerden hesap sorulmayacak mı zannediyorsunuz? Sokak ortasında tekmelerle katlettiğiniz kişilerin hesabı sorulmayacak mı zannediyorsunuz? Yitirdiğimiz askerlerimizin, kan gölüne dönen bir coğrafyanın, birbirine düşman hâline getirilmiş insanlarımızın, dili, dini, ırkı ve inancından ötürü sokak ortasında yine kardeşi, komşusu, arkadaşı tarafından linç edilmesinin tek sorumlusu sizlersiniz. Bu yüzden “barış” kelimesini ağzınıza almadan önce ellerinizi temizleyip vicdanınızı sorgulayacaksınız, ondan sonra bu kürsüde barıştan dem vuracaksınız.

Bizler, makamlar ve mevkiler için değil, ülkemiz için, vatanımız için, halkımız için, barış için çalışacağız; bu ülkeye özgürlüğü, barışı, hakkı, hukuku getirene kadar çalışacağız. Bu vatan, ayakkabı kutularındaki paralar değildir, makam arabaları değildir. Bu vatan, görkemli saraylar değildir. Bu vatan, tırlardaki silahlar, bitmeyen yalanlar değildir. Bu vatan, dolarları sıfırlayanların değildir. Bu vatan, sevdadır, aşktır. Bu vatan, tam bağımsızlık ruhunu taşıyan Denizlerin, henüz 89 günlükken gözünün altından vurulan Miray bebeklerindir. Bu vatan, hayallerini satmayan Ahmet Atakanların, gülüşü mücadelemize ışık olan Abdocanların, “Özgür dünya” diye haykıran Ali İsmail Korkmazlarındır. Bu vatan “Şehadet mi, esaret mi?” denildiğinde şehadet şerbeti içip toprağa düşen Mehmetçiklerindir.

Seçim kazananlar, tarihin şaşmaz defterine her şeyin kaydedildiğini aklınızdan çıkarmayın çünkü biz unutmadık, unutturmayacağız.

İnsanlık sevgimiz, gelecek güzel günlere inancımız, medeniyetlerin, hoşgörünün, kardeşliğin ve barışın iç içe geçtiği bu coğrafyaya indirilen semavi dinlerin şehrinden Hatay’ımızdan, Miray bebeğin dünyalara bedel kokusunu yüreğimizden taşıyarak Türkiye’de, Orta Doğu’da, dünyada barışı haykıracağız, barışı haykıracağız, barışı haykıracağız!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’a aittir.

Buyurun Sayın Küçükcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

TALİP KÜÇÜKCAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dış politika bir vizyon meselesi. Öncelikle bunu tespit etmemiz gerekiyor ve dinamik bir süreç olduğunu da asla unutmamalıyız. Bu dinamik süreci tarih, coğrafya, insan, toplum, ekonomi, güç dengeleri, hepsi beraber etkiler. Dolayısıyla, değişkenleri çok olan bir süreçten bahsediyoruz. Bu değişkenleri dünyanın hiçbir yerinde ve tarihin hiçbir zamanında sadece tek bir ülkenin, sadece tek bir gücün de kontrol etmediğini, şekillendirmediğini biliyoruz. O nedenle, dış politika değerlendirmelerini yaparken, dış politikaya eğer mümkünse, bir karne biçilirken, bu dengelerin, bu varyasyonların ve bu değişkenlerin mutlaka göz önünde bulundurulması lazım.

Biz dış politika değerlendirmesi yaparken genellikle siyah-beyaz gözlüğüyle bakıyoruz. Bunun yanlış olduğunu ifade etmekte yarar var. Dış politika uzun süreli bir süreç, inişli çıkışlıdır. Sadece Türkiye açısından baktığımızda bizim ülkemizin hayallerini, planlarını, programlarını hayata geçirebileceği ama bunun da ötesinde, yanımızda, bölgesel ve küresel güçlerin planlarının olduğunu bilmemiz lazım. İşte bu nedenle biz diyoruz ki: Dış politikanın iç politika gibi değerlendirilmemesi lazım. Evet, iç politikada çok daha rahat, eğitim politikasında, çalışma hayatında karneler verebilirsiniz, “başarılı-başarısız” kelimesini kullanabilirsiniz ama dış politika söz konusu olduğunda “başarılı” ve “başarısız” sıfatları ve kelimeleri hiçbir şey ifade etmiyor, onu ifade etmekte yarar görüyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ 2002’den bu yana dış politikada yeni çığır açmıştır. Bunu bütün dünya kabul ediyor. Özellikle soğuk savaş sonrası uluslararası ilişkiler iki kutuplu olmaktan tek kutuplu olmaya doğru evrilmiştir. İşte, bu süreç de Türkiye gibi ülkelere yeni alanlar açmıştır. Türkiye de bu dönemde kendi politikalarını geliştirme yönünde hızlı adımlar atmıştır.

Ve AK PARTİ politikalarına baktığımızda şunu açık ve net bir şekilde görebiliyoruz değerli milletvekilleri: AK PARTİ iki önemli kıskaçtan dış politikamızı kurtarmıştır veya uzaklaştırmıştır. Bunlardan birincisi, dış politika kararlarında ideolojik bakış açısının kısıtlarını AK PARTİ ortadan kaldırmış; doğu-batı dengesini kurmuş, bu iki dünya arasında özellikle Orta Doğu ve İslam dünyasıyla ilişkiler yeniden başlatılmış ve derinleştirilmiştir ama bu yapılırken Avrupa Birliği ve Batı asla ihmal edilmemiştir.

İkinci kıskaç, güvenlik ve tehdit algısının ortadan kaldırılmasıdır. AK PARTİ döneminde güvenlik ve tehdit algısı üzerine dayalı dış politika ortadan kaldırılmış, yerine güven, iş birliği anlayışı devreye sokulmuştur.

Bakın, Kıbrıs, Ermenistan, Yunanistan, Rusya ilişkilerine baktığımızda bunu açık ve net bir şekilde görebiliriz. Daha dün bu ülkelerle Türkiye kavgalıyken AK PARTİ döneminde çok ciddi ilişkiler geliştirilmiştir.

Liderler düzeyinde hiç yapılmayan şeyler yapılmıştır. Orta Doğu’nun problemleri Londra’da, Washington’da, Berlin’de konuşulurken Bağdat’ta, Şam’da, İstanbul’da konuşulmaya başlanmıştır. Bunun önemli gelişmeler olduğunu hepiniz gayet iyi biliyorsunuz ve işte, Türkiye, bunu yaparken çok boyutlu, çok değişkenli bir çerçevede bunu yapmıştır.

Burada şunu ifade etmekte yarar görüyorum sevgili arkadaşlar: AK PARTİ döneminde öyle açılımlar yapılmıştır ki bugün dünyada en fazla temsilciliği olan 7’nci ülkeyiz. Bu, son derece önemli. Yaklaşık 240’a yakın ülkede Türkiye’nin büyükelçilik, konsolosluk veya farklı şekillerde temsilcilikleri bulunuyor. Bu, Türkiye'nin açılımının bölgesel olmaktan çok daha öte küresel bir önemi olduğunu gösteriyor. Bununla yetinmiyoruz -biraz sonra değineceğim- TİKA gibi, Yunus Emre kültür merkezleri gibi pek çok başkentte, pek çok kültür merkezinde Türkiye şu anda temsil ediliyor hem de çok önemli bir şekilde.

Bu çok boyutluluk çerçevesinde bakın biz neler yaptık, bunu ifade edeyim, bunu görün. Diğer partilerimizin de aynı şekilde dış politika vizyonunun olmasını biz elbette ki tercih ederiz, eleştirilerine elbette açığız ama şunu görelim: Avrupa Birliğiyle ilişkiler çıpa olarak belirlendi bizim iktidarımız döneminde ve şimdi de yeni bir ivme kazandırıldı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hani havai fişek patlatmıştınız Avrupa Birliğine girdik diye!

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – 29 Kasım Zirvesi Türkiye-AB ilişkilerinde önemli bir adım oldu bizim için tekrar, 14 Aralıkta da biliyorsunuz yeni bir fasıl açıldı.

Vize muafiyeti görüşmelerine başlandı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına şimdiye kadar açılmayan Avrupa Birliğinin kapıları, inşallah, yıl sonu itibarıyla açılacak. Sizin çocuklarınız, bizim çocuklarımız, doğudan, batıdan, istedikleri zaman istedikleri ülkeye gidebilecekler. Bu, AK PARTİ’nin takip ettiği dış politika vizyonunun bir sonucu olacaktır.

NATO gibi, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi, AGİT gibi kurumlarla Türkiye yakın ilişkiler içerisinde olmuştur ve bu ilişkiler derinleştirilmiştir. Afrika, Latin Amerika açılımları başlatılmış ve Türkiye çok ciddi bir saha kazanmıştır. Bakın, bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yenidir. Bu bahsettiğimiz bölgeler Dış İlişkiler Komisyonunda gündeme geldiğinde arkadaşlarımız haritadan açıp bakıyorlar, Türkiye Cumhuriyeti hangi ülkelerle… Pasifik’ten tutun Asya’nın derinliklerine kadar yeni ülkelerle anlaşmalar yapıyoruz. Bu anlaşmalar da sizin huzurunuza gelecek ve göreceksiniz ki Türkiye dış politikasında çok önemli adımlar atılmış.

Komşu ülkelerle stratejik iş birlikleri geliştirdik. Elbette bütün ilişkiler biteviye bütün dünya tarihinde aynı şekilde gitmez, inişli çıkışlı olur. Ve pek çok ülkeyle biz vizeleri kaldırdık. Burada bir amaç vardı; bölgesel istikrar, bölgesel kalkınma ve bölgesel iş birliği. Türkiye bu alanda önemli adımlar attı; Lübnan’la, Suriye’yle, Ürdün’le vizeler kaldırıldı.

Bugün biz Hatay’dan bahsediyorsak, insanlar Hatay’da Arapça ilanlar vermeye başlamışsa bunu unutmayalım, bu, AK PARTİ Hükûmetinin politikasının bir sonucuydu, Suriye krizi başlayana kadar; ona da ayrıca değinmeye çalışacağım.

Körfez ülkeleriyle çok yakın ilişkiler kuruldu, yatırımların Türkiye’ye gelmesi sağlandı. ABD ve Rusya’yla ilişkileri de biliyoruz, son krize gelene kadar.

Bakın, dış politikada çok ilkesel bir duruş benimsedik. Bazı problemlerin kaynağı buradadır. İşte diğer partilerle belki anlaşamadığımız konu budur. Birincisi, Türkiye insani diplomasiyi önceledi, TİKA gibi kurumlar aracılığıyla dış yardımlarda dünyanın en yoksul ülkelerine kadar gittik ve bu konularda şu anda da en çok yardım yapan ilk üç ülkeden bir tanesiyiz ve önümüzdeki dönemde de insani yardım zirvesini Türkiye olarak biz ev sahipliği hâlinde, inşallah, toplayacağız.

Suriyeli mültecilerin korunması, işte bu insani politikanın bir sonucudur sevgili arkadaşlar. Yaklaşık 2,5 milyon insan bizim ülkemize geldi ve hayat buldu. Bu son derece önemli. Bütün dünyanın takdir ettiği bir gelişmeden bahsediyoruz.

İkinci ilkemiz bizim, dış politikada demokrasi, insan hakları ve adalet arayışlarına destek vermek olmuştur sevgili arkadaşlar. Zaman zaman eleştiriliyoruz, “Mısır’daki hadiselere niye destek verdiniz, Suriye’deki sivil kalkışa niye destek verdiniz ya da başka ülkelerdeki arayışlara?” Şunun için destek verdik: Bu arayışları Türkiye başlatmadı, bunları biz tetiklemedik ama bir yerde insan onurunu, haysiyetini ilgilendiren adalet arayışı varsa buna destek verdik ve vermeye devam edeceğimizi de söyledik. Dolayısıyla biz bu ilkelerden asla vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Türkiye, hatırlarsınız, bir model ülke olarak gösterildi. Biz hiçbir zaman “Model ülkeyiz, ilham kaynağıyız.” demedik. Niçin? Çünkü Türkiye’de AK PARTİ gibi muhafazakâr bir parti seçimle iktidara gelebiliyor, seçimle de gidiyor. Demokrasiyle kavgası yok, laiklikle kavgası yok ama onları küresel ölçekte, küresel ve evrensel ilkelere göre yeniden tanımlıyor ve dönüştürebiliyor. Muhafazakâr bir iktidarın ekonomik kalkınma sağlayacağını da gördü yakın coğrafyamız ve o nedenle Türkiye’ye gelmeye başlamışlardı. Bu özellikleri nedeniyle Türkiye’ye model ülke diyenler bir baktılar ki Türkiye saha kazanmaya başladı burada, sahasını derinleştirmeye başladı, itirazlar da başladı. Daha dün bize model ülke diyenler şimdi diktatörlükle suçlamaya başladılar. Bunun altını kalın harflerle çiziyorum çünkü Türkiye dış politikada ilk defa bağımsız kararlar vermeye başlamıştır (X) sevgili kardeşlerim, sevgili arkadaşlarım.

Dolayısıyla, biz Arap uyanışına destek verdik çünkü Türkiye’de de bir uyanışa önderlik ettik. 2002’den bugüne kadar yapılan demokratik reformlara bakarsanız bunu çok iyi bir şekilde anlayacaksınız.

Şimdi Türkiye’de dış politikamızı mezhepçilikle suçluyorlar. Ne kadar anlamsız, ne kadar temelsiz. Bakın, siz bunları yaparken biz ne yaptık, biliyor musunuz? Ben üniversitede hocayken, milletvekili değilken Adalet ve Kalkınma Partisi, mezhepçilik ne tür bir sonuç doğurur, bunu biliyordu. Buna İnternet’te bakın, göreceksiniz, 7-8 Eylül 2012’de Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsünde Dinî Liderler Konferansı düzenledik, Marmara Üniversitesinde. Sayın Cumhurbaşkanımız konuşmacıydı ve -ilk defa- sevgili kardeşlerim, şunu söylüyorum size: Bu dinî liderler her mezhepten vardı, Sünniler vardı, Şiiler vardı, Hristiyanlığın tüm mezhepleri vardı. Kendi ülkelerinde aynı masada oturamayanları Türkiye masaya oturtmuştur ve biz bunlarla mezhepçiliğin tehlikelerini tek tek görüştük ve konuştuk.

“Türkiye bu pozisyonda.” Hâlâ aynı pozisyondayız ve şu anda diyoruz ki: Suudi Arabistan ile İran arasındaki kavganın ya da gerilimin kavgaya dönüşmemesi için ara buluculuk girişimlerinde bulunuyoruz. Bunu açık ve net söyleyelim. Biz zulümden kaçan Ezidilere de kucak açtık. Diyorlar ki: “Mezhepçisiniz.” Nasıl bir mezhepçilik bu? Türkiye’ye gelen her mağdura, her mazluma kapılarını açan bir ülkeden bahsediyoruz.

Ben bu anlamda Hataylı kardeşlerime çok teşekkür ediyorum. Hatay’ı karıştırmak istediler. Hataylılar kalbini açtı, gönlünü açtı, takdir ediyoruz onları. Hatay’a bu olaylar başlamadan önce de gittik biz, milletvekili olmadan önce gitmiştim ben ve orada dediler ki: “Suriyeliler yemek yiyor, parasını vermiyor. Suriyeliler dolmuşa biniyor, parasını vermiyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Bunları sokakta dillendirmeye başladılar. Niçin? Gelenlere bir düşmanlık olsun diye. Ama Hataylılar sahip çıktı, arkasında durdu. Helal olsun onlara diyoruz buradan sevgili kardeşlerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Küçükcan.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Dolayısıyla, dış politikayla ilgili bir eleştiri de terör ve şiddete, bazı terör örgütlerine Türkiye’nin destek verdiği. Bundan daha büyük bühtan olamaz, bundan daha büyük suçlama olamaz. IŞİD’i ilk defa terör örgütü olarak belirleyen Türkiye’dir, bunu bilin.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sisi ne zaman geliyor, Sisi’yi ne zaman karşılıyorsunuz Sisi’yi?

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Türkiye PYD’ye de IŞİD’e de bölgede hâkim olmaya çalışan bütün terör örgütlerine karşıdır, bunu bilin.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sisi’yi ne zaman karşılıyorsunuz? Onu bir söyleyin. Ne zaman görüşüyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika süre verelim sözünü toplasın.

BAŞKAN – Sayın Küçükcan, süreniz dolmuştur.

Teşekkür ediyoruz.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Bir şey daha söylüyorum, AK PARTİ’yi diğer partilerden ayıran en önemli özelliklerden bir tanesi şudur sevgili arkadaşlar: Biz diktatörlerin yanında, 300 bin tane insanı öldürenin yanında, gidip o liderle fotoğraf vermedik, bu da önemlidir, önemlidir, başkaları verdiler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adamı güldürüyorsun yahu! Bu söylediğine kendin inanıyor musun?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – İsrail’e muhtaç hâle getirdiniz Türkiye’yi, İsrail’e muhtaç hâle getirdiniz.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Bütün dünyanın gözü önünde bu zalimi, bu diktatörü meşrulaştırmaya çalıştılar. Ondan sonra diyorlar ki şimdi: “Biz şiddete destek…”

BAŞKAN – Sayın Küçükcan, süreniz dolmuştur.

Teşekkür ediyoruz.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Asla kabul etmiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, herhâlde bu konuşmadan sonra söz hakkı talep etmeyeceğimizi değerlendirmiyorsunuz.

Efendim, “Keşke, sizin de muhalefet partisi olarak bir dış politika vizyonunuz olsaydı.” bir vizyonsuzlukla suçlamadır. Bununla ilgili grubumuza ağır bir sataşma vardır.

Bundan önce, sizin yapmanız gereken bir görev olduğunu değerlendiriyoruz, o da şudur: “Dönemimizde ilk kez Türkiye Cumhuriyeti dış politikada bağımsız kararlar aldı.” diyor. Bu, şu anda oturduğunuz koltuğa ve sizden önce o koltukta oturanlara ve 23 Nisan 1920’den bugüne bu koltuklarda oturmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm parlamenterlerine ve tüm cumhuriyet hükûmetlerine hakarettir. Bunu siz kınamayacaksanız bu konuda bizim bir şeyler söylememiz lazım ama ben sizin bu konuda gerekli hassasiyeti göstermenizi bekliyorum. O konuyla ilgili ayrı bir şey ama ilk bahsettiğim hususla ilgili olarak da grubumuz adına cevap hakkı kullanmak isteriz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ardahan Milletvekili Sayın Öztürk Yılmaz konuşacak grubumuz adına.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sataşmadan iki dakika süre veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu, AK PARTİ’li konuşmacı AK PARTİ’nin dış politika vizyonundan bahsetti ve bizleri vizyonsuzlukla suçladı. Sanki bizim bir vizyonumuz yokmuş gibi, sanki Irak’ta şu anda olup bitenler AK PARTİ’nin güzel vizyonuymuş gibi, sanki Suriye’nin bölünmesi, üniter bir yapıdan federal bir yapıya geçmesinin iyi bir vizyon olduğunu anlatmaya çalıştı. “Ermenistan’la ve Kıbrıs’la ilişkiler geliştirdik.” dedi. Ermenistan ve Kıbrıs’la ben bir ilişki geliştirildiğine şahit olmadım, galiba perde arkasından ilişkiler geliştiriliyor, bizim bilmediğimiz ilişkiler kuruluyor. Sonra, “Libya’yla güzel ilişkiler geliştirdik, vizeleri kaldırdık.” dedi. Libya’da bugün kaç tane devletin olduğunu bilmiyoruz, Libya paramparça, Libya kaça bölündü, hâlâ belki kendilerinin de haberi yok. Suriye’nin ne olduğunu bilmiyorlar. “Lübnan’la ilişkiler geliştirdik.” dedi. Bugün Türkiye’nin doğru dürüst bir ilişkisi kalmadı Lübnan’la, uzunca bir süre büyükelçi atayamadık. “Afrika’da bu kadar ülkeye biz büyükelçilik açtık.” dendi ama en yakın coğrafyamızdaki bütün ülkeleri kaybettik; Suriye’yi kaybettik, Mısır’ı kaybettik, Libya’yı kaybettik, Irak’ı kaybettik, muhtemelen çok kısa bir süre sonra bu mezhepçi politika yüzünden İran’ı da kaybedeceğiz. Ermenistan’la ilişkiler yok, Yunanistan’la doğru dürüst ilişkiler yok, Güney Kıbrıs’la zaten yok. Ben çok merak ediyorum: Bu nasıl bir vizyon politikasıdır?

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önceki konuşmacımız Sayın Serkan Topal’ın şahsına “Bizi mezhepçilikle suçladı; ne kadar anlamsız, ne kadar temelsiz eleştiriler.” şeklinde sataşma vardır. Hatibimiz cevap hakkını kullanacak efendim müsaadenizle.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim, lütfen.

17.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın hatip az önce Hatay’dan bahsetti. Zannedersem Hatay’ı sadece haritadan görmüştür. Suriyelilerden bahsetti. Evet, savaş mağdurlarının her zaman başımızın üstünde yerleri var. Bizler her zaman insanlığımızı orada gösteririz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, sınır dışı edecektiniz adamları be!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Kapımızı açarız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Sınır dışı edeceğiz.” dediniz adamları kardeşim, söylemediniz mi?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ama şimdi ben soruyorum, o hatibe soruyorum ben…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Suriyelileri yurt dışına göndereceğiz.” demediniz mi? “Sınır dışı yapacağız.” demediniz mi? Ne konuşuyorsun?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Şu anda Hatay’daki Suriyeli sığınmacılar nereden gelmiş? Tanzanya’dan bile gelenler var, onlar kim?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kim söyledi onları?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sığınmacı mı onlar, terörist örgütleri mi, ben onu soruyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Genel Başkanınız söyledi “Suriyelileri dışarı çıkaracağız.” dedi. Bir de böyle söylüyorsun be!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ben burada Hatay’da olan Suriyelilerin kaç kişi olduğuna cevap vermesini istiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nasıl bir çelişki bu? Böyle bir şey olur mu ya? “Suriyelileri dışarı çıkaracağız.” dedi, yalan mı?

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Kaçı Suriyeli, kaçı dış ülkelerden gelmiş, hangi ülkelerden gelmiş; gelsin bu kürsüde söylesin.

Bizim savaş mağdurları olan bütün insanlara karşı kapımız açıktır. Onları da besleriz, her zaman da onların yanındayız. Ama sınırı terör örgütlerinin giriş kapısı yapan kim? Az önceki hatip önce gelsin burada, bu kürsüde onun cevabını versin. Ondan sonra Suriye’de kaç kişi var Suriyeli, bir de dünyanın bütün ülkelerinden kaç tane terörist örgütlerinin üyeleri var, onları da bir saysın orada, gelsin bu sayıları bana versin.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çakır…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, konuşmacının “Sınırı terör örgütlerinin geçiş yeri yaptınız.” şeklindeki cümlesi açık sataşmadır. Grubumuz adına Talip Bey cevap verecek.

BAŞKAN – Sayın Küçükcan, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden iki dakika süreyle sataşmadan söz veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu düzeltmeyi bekliyoruz sayın hatipten: “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bağımsız kararlar aldı.”

18.- Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın, Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

TALİP KÜÇÜKCAN (Adana) – Sayın Başkan, ben hiçbir parti ismi vermedim, hiçbir isim de zikretmedim ama bazıları alınganlık gösteriyorlar anlaşılan, onları da tabii hoşgörüyle karşılıyoruz biz.

Az önce de belirttiğim gibi, elbette ki dış politika dinamik bir süreç olduğu için inişli çıkışlı zamanlar olacaktır ancak şunu ifade etmekte yarar görüyorum: Özellikle Suriyeli mülteciler üzerinden yürütülen bir politika var, Suriyeli mülteciler üzerinden kurulan bir dil var. Hatay’da bu denendi. Hatay’ı ben sadece haritadan görmüş değildim az önceki milletvekili arkadaşımın söylediği gibi; bu suçlamalar yanlış. Hatay’a ilk defa Suriye’den girişler başladığında Hatay’a gidenlerden bir tanesiyim; hatta, sınırın ötesine geçmeye çalışıp oradaki ilk mültecileri görenlerdenim. Gözünde korku olan, silahtan kaçan, zulümden kaçanları gördüm ben orada, gözlerimle gördüm. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye gittin? Çok mu merak ettin?

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – O gelenlerin hiçbirisi terörist değildi.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ben Suriyeli olmayıp da…

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Annelerinin kucaklarında üç aylık, beş aylık çocuklar vardı. Hatay onlara kucak açtı, teröristlere değil.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ben onları söylemiyorum, Suriyeli savaş mağdurlarını değil.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Ben gözlerimle gördüğüm için söylüyorum bunları, hayalden asla konuşmuyorum.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Ben Suriye’de, orada olan insanları sordum.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Biz hayalperest değiliz ve olmadık.

BAŞKAN – Sayın Topal… Sayın Topal, lütfen…

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – 2,2 milyon mülteciye Türkiye hayat öpücüğü vermiştir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Hatay’a gitmedin.” dedin. Bak, karşılamaya gitmiş ya.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Bundan hepimizin övünmesi lazım sevgili arkadaşlar, hepimizin gurur duyması lazım. (CHP sıralarından gürültüler)

Ama bakın, siyasi liderlerin, siyasi pozisyonda olanların şuna önem vermesi lazım.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Savaş mağdurlarını söylemedim ben.

BAŞKAN – Sayın Topal, lütfen…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Hatay’a gitmedin.” dedin, “Karşıladım.” diyor ya. Allah Allah!

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen…

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – “Biz iktidara gelirsek, biz seçimleri kazanırsak Suriyelileri ülkelerine göndereceğiz.” dememesi lazım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bunun halk üzerindeki etkisini herkesin hesaplaması lazım sevgili arkadaşlar. Bu hesaplanmamıştır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, ne hesabı? Millet hesabı yaptı, 1 Kasımda hesabı yaptı, yüzde 49,5 çıktı.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) - Biz o nedenle her türlü ırkçılığa, her türlü ayrımcılığa sonuna kadar karşıyız.

Şunu da söyleyelim: Sınır boyumuz çok uzun. Elbette orada güvenlik tehditleri olabiliyor zaman zaman, riskler olabiliyor. O nedenle, biz en önemli konuları değerlendiriyoruz. Bakın, şimdi sınır kapımız açıldı bugünden itibaren. Orada mağdur olan arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin derdine derman olmaya başladık ama biz şunu unutmayalım: Az önce söyledim size, uluslararası ilişkilerde Irak’ı kaybetmek, Suriye’yi kaybetmek, Afrika’yı kaybetmek… Eğer orayı biz kaybediyorsak, dünya zaten kaybediyor. Yok öyle bir şey. Böyle siyah beyaz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) - …bakış açısının doğru olmadığının altını tekrar ifade etmek istiyorum efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, sen siyah beyaz bakıyorsun, Genel Başkanın lafını bile çarpıtıyorsun orada be.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Kolaylıklar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Küçükcan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Daha yeşili, kırmızısı mı var bunun?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen düzeltirsin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatip bir kez daha kürsüye geldiğinde ümit etmiştik ki biraz önceki dil sürçmesi olduğunu ümit ettiğimiz… (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Sayın Özel’i dinliyorum.

Sayın Akar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ancak, görülüyor ki fikrinde ısrar ediyor. Kendi ifadesi şu: “Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde ilk kez dış politikada bağımsız kararlar alıyor.” Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihine ve bu tarihte hükûmet olmuş tüm partilere ağır bir hakarettir, Meclise hakarettir. Bu konuda grup olarak cevap hakkı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, bakın, ikidir, üçtür cevap hakkı veriyoruz, söz veriyoruz, eyvallah, tamam, şey yapacağız, yalnız şunu özellikle istirham ediyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir de bu konuda siz de bir şey söyleyin lütfen.

BAŞKAN – Şimdi, şunu söylüyorum Sayın Özel: Sizden ya da bir başka bir gruptan bir arkadaş konuşunca en ağır hakareti, en ağır şahsiyatla uğraşmayı yapacak ya da başka türlü ifadeler kullanacak, eleştiri dozunu aşacak, ona bir şey demeyeceğiz, başka biri de çıkıp başka bir şey konuşunca… Şimdi, burada, havanda su dövmeye benzer bir şey; bir senden, bir ondan… Lütfen, zamanımızı iyi kullanalım. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsız bir ülkedir, tabii ki her dönemde bağımsız kararlar almıştır, buna diyecek sözümüz yoktur ama her konuşmacının her sözünü de düzeltmek hiçbirimize de söz hakkı vermez Sayın Özel. Lütfen, rica ediyorum. Yani, ben söyleyeceğimi söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Özür dilerim Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu konu bir siyasi partiye sataşma şeyiyle ele alınamaz. Dolayısıyla, bu konunun muhakkak hatip tarafından düzeltilmesi gerekiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu defalarca talep ettik ama Sayın Başkan da uyarmadı, hatip kürsüye çıktığında da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, bu konuyu lütfen düzeltin.

BAŞKAN – Sayın Küçükcan’a soralım Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu konuda düzeltmeyi yapsın.

TALİP KÜÇÜKCAN (Adana) – Sayın Başkan, düzelteceğim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Küçükcan, düzeltin.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması (x)

TALİP KÜÇÜKCAN (Adana) – Peki efendim, kastımı tekrar ifade edeyim.

Konuşmamın başında dedim ki, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, soğuk savaşın bitiminden sonra yeni bir siyaset, dış politikada yeni sahalar açıldı. O döneme kadar Türkiye’nin verdiği kararlar, dış politika kararlarımızın büyük bir çoğunluğu, hatta tamamına yakını belirli ittifak çerçevelerinde verilen kararlardı. Dolayısıyla, bizim kendi ülke çıkarlarımızı, bölge çıkarlarımızı bizatihi kendimizin hesapladığı kararlar olmaktan ziyade, içinde bulunduğumuz gruplarla beraber verdiğimiz kararlardı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle demedin ama!

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Biz, ilk defa burada, bu coğrafyada, bu kararları Türkiye olarak, Türkiye merkezli olarak vermeye başladık. O nedenle dedim ki: Bu bölgenin problemlerini biz artık Washington’da, Londra’da, Paris’te değil; Şam’da, Irak’ta, İstanbul’da, Ankara’da tartışmaya başladık. İşte budur orijinal olan.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hiç alakası yok söylediğinle bunların.

TALİP KÜÇÜKCAN (Devamla) – Yoksa “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir bağımsız yok.” anlamında söylemedim. Muhtemelen şimdi daha iyi anlaşılmıştır sözlerim efendim.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu, iyi niyetin suistimalinden başka bir şey olmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şecaat ederken sirkatin ifade ediyorsun.

Sayın Başkan, böyle bir düzeltme olur mu ya? Yani, Libya’ya niye izin verdin, NATO füze kalkanına niye izin verdin?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, bir grup başkan vekili konuşurken biz birbirimizin sözünü kesmeyiz ama konu hassas. Sayın grup başkan vekilim yaşça büyüğümüz, ben “Buyursunlar.” dedim, kendisi de haklı bir uyarı yaptı ve sizin de iyi niyetinizle, grupların iyi niyetiyle hatip kürsüye davet edildi ve düzeltme yapmak yerine kusurunu ağırlaştıracak ifadeler kullandı.

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Hiç de değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, bu durumda şunu da söylemek isterim: Kendisi biraz önceki konuşmasında, Sayın Genel Başkanımızın, Suriye’deki savaşı sonlandırmak ve Suriye’deki sığınmacılar için öz vatanlarını güvenli bir hâle getirmek suretiyle kendilerinin evlerine kavuşmasını ifade ettiği konuyu açıktan çarpıtarak “Hani onları zorla geri yollayacaktınız.” gibi ifadelerle grubumuzu ve grubumuzun başkanı Sayın Genel Başkanımızı itham etmiştir.

TALİP KÜÇÜKCAN (Adana) – “Zorla” kelimesini asla kullanmadım Sayın Başkan, bakabilirsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cevap hakkını kullanmak istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel, iki dakika veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ardahan Milletvekili Sayın Öztürk kullanacak efendim, müsaadenizle.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

19.- Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın, Adana Milletvekili Talip Küçükcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hakikaten grup başkan vekilimizin söylediği gibi, maalesef, bir şeyi düzeltirken daha büyük bir hata yaptı. Sanki, Türkiye Cumhuriyeti’nin bundan önceki hükûmetleri hep oradan buradan talimat alıyor, bu talimatlar AKP zamanında bitti...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Talimat” falan demedi kardeşim, bir kere onu düzeltelim. “Talimat” falan demedi, “İttifaklar içerisinde ortak kararlar” dedi.

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Lütfen dinleyin.

Bakınız, Türkiye NATO üyesiydi, eskiden NATO’yla birlikte karar alıyordu da AKP zamanında NATO’dan çıktı da ayrı bir karar mı alıyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi NATO’dan destek istiyorsunuz be, “Yardım edin.” diye yalvarıyorsunuz, kaç kere müracaat ettiniz, utanmadan, sıkılmadan bunu nasıl söylüyorsunuz?

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) – Türkiye’nin Suriye konusunda kimden talimat aldığını çok iyi biliyoruz biz. Türkiye Suriye’nin Esad’ın devrilmesi konusunda ne kadar millî bir karar aldı?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sarıkamış’ı andınız mı, ne zaman andınız? 2003 yılında anılmaya başlandı.

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) - Lütfen, Sarıkamış Türkiye’nin her zaman, bundan önce de, Atatürk zamanında da, İnönü zamanında da… Kıbrıs Harekâtı’nı alırken kimden talimat aldı da siz konuşuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Lütfen, azıcık tevazu gösterin, tevazudan zarar gelmez, hata yapıyorsanız cevabını da buradan alırsınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Talimat” diye bir cümle kullanmadı. Tutanaklara bakın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Böyle cevap mı olur?

BAŞKAN – Sayın Çakır…

COŞKUN ÇAKIR (Tokat) – Sayın Başkan, sadece bir cümle… Sayın Özgür Özel’in söylediği şey oldukça açıktır tutanakta görüleceği gibi. Sayın konuşmacımızın AK PARTİ hükûmetlerinden önceki hükûmetlerin bağımsız dış politika izlemediğini iddia etmek suretiyle bir beyanda bulundu. Sayın konuşmacımız da çıktı “Ben böyle bir beyanda bulunmadım, kastettiğim şudur.” dedi; bu kadar vazıhtır mesele.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Serkan Topal ve arkadaşları tarafından, başta Hatay ili olmak üzere AKP hükûmetlerinin yanlış dış politikasının ülkemizde gerek sosyal gerek ekonomik anlamda neden olduğu zararların araştırılması amacıyla 15/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Ocak 2016 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz İstanbul Milletvekili Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu.

Buyurun Sayın İhsanoğlu, süreniz on dakikadır. (MHP sıralarından alkışlar)

EKMELEDDDİN MEHMET İHSANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizi biraz sükûnete davet etmek istiyorum. Onun için, derin nefes alalım ve sükûnet içerisinde hem ben konuşmamı yapayım, arz edeyim hem de siz dinleyiniz.

Dış siyasetin millî seviyede meşruiyetini sağlayan temel prestijlerden birisi millî çıkardır, menfaattir. Bu kavramın ekonomik, güvenlik unsurları, başka unsurları vardır. Bu unsurlar, ülkenin stratejik bir çerçevesi içerisinde oluşur ve bu unsurlar bütün ülkeler için geçerlidir. Tabii, her ülkenin kendi jeostratejik pozisyonu var, tarihi var, vesairesi onun için farklılıklar arz eder ama temelinde meşruiyeti nedir? Millî güvenliktir; millî güvenlik, millî ekonomi, ülkenin huzuru, sınırların korunması, vesaire, bildiğiniz konular. Bu dış politikanın bir yönü tehditleri önlemek, menfaatleri maksimize etmek ve bunu da yaparken “soft power” dedikleri, “yumuşak güç” dedikleri, siyasi ekonomik güç, diplomatik güç, vesaire gibi konular, bütün ülkeler için bu geçerlidir. Ama, tabii farklılıklar biraz önce arz ettiğim gibi.

Bugün Türk dış politikasına baktığımız zaman birkaç yıldan bu yana Türkiye'nin komşularıyla sıfır sorun gibi bir masum hedefe yöneldiğini -ki bu güzel bir hedefti- görüyoruz fakat bunun yanında Türkiye'nin, Ankara’nın kural koyucu olduğunu iddia ettik; bu, çok önemli bir iddiadır ve bu, başka iddiaları ve sizin buradaki durumunuza challenge eden, meydan okuyan başka güçleri de davet ediyor. O bakımdan burada bir çatışma potansiyelini yaratmış oluyorsunuz.

Şimdi, Suriye’ye baktığımız zaman oradaki insanlık trajedisi parçalanma süreci ki, bizim için en önemli husus Suriye’nin parçalanmamasıdır. Türkiye'nin millî çıkarı Suriye’nin parçalanmaması meselesidir; bunu sağlamamız lazım ama baktığımız zaman Türkiye'nin Suriye’deki nüfuzunun ortadan kalkmak üzere olduğunu görüyoruz ve Irak’a bizi davet eden, askerlerimizi davet eden Irak Hükûmeti bugün bizi Birleşmiş Milletlere ve Arap Ligi’ne şikâyet ediyor, kınama kararlarını çıkarmaya çalışıyor; o bakımdan, bugün dış politikanın nereye geldiğini görüyoruz.

Rusya bizim kuzey komşumuzdu, bugün Rusya hem kuzey hem güney komşumuz oldu; bunun altını çizmek lazım. Biz Suriye’yle soğuk savaş yıllarında büyük bir cephe içerisinde, Batı ittifakı içerisinde NATO’yla beraber karşı karşıya bulunduk ama o yıllar içerisinde ne bu taraftan o tarafa ne o taraftan bu tarafa bir çakıl taşı atılmış değildi ve komünizm tehlikesi olduğu hâlde, Türkiye’de, Türkiye Hükûmeti altmışlı yıllarda, yetmişli yıllarda Sovyetler Birliği’nin yardımıyla sanayisini kurdu; bu, çok önemli yani Rusya’nın gösterdiği dostluk, soğuk savaş, hasım olduğumuz hâlde, farklı paktlar hâlinde karşı karşıya geldiğimiz hâlde Rusya bize yardımcı olmuştur. Bugün hiçbir sebep yokken birdenbire Rusya’yı düşman noktasına taşıdık ve gördüğünüz sıkıntıları, yaşadığımız sıkıntıları hepimiz beraber görüyoruz. O bakımdan, bugün bizim dış politikamız kaygan zemin üzerinde yürütülmektedir ve hadiselerin sevkiyle yalpalanmaktadır.

Türkiye ne yapmalı dış siyaset bakımından? Türkiye’nin şunu yapması lazım: Bir, her şeyden önce güvenilir bir dost ve müttefik olduğunu göstermesi lazım. İkinci husus, öngörülebilir bir siyasetin olması lazım. Üç, uzun ve kısa vadeli hedeflerini ayırması lazım ve kendi kapasitesine göre siyaset yapması lazım yani Türkçe darbımeselde, atasözünde, yorganına göre ayağını uzatması lazım. Yani şu kadar ülkede eskiden bu kadar sefaret varken bu kadar yeni sefaret açtık. Bunlar güzel şeyler ama bunlar biraz lüks şeyler çünkü yani haritaya baktığınız zaman bunun biraz lüks olduğunu görürsünüz. Bunun detayına girmek istemiyorum.

O bakımdan, son yıllarda iç politikada geçerli hâle gelen kişilik merkezli çatışmacı ve aşağılayıcı üslupla dış politika yürütmeye gittiğiniz zaman bu neticeyi alırsınız ve yalnız kalırsınız, dostunuz olmaz, eski dostlarınız düşman hâline gelir. Kırmızı çizgi, her gün kırmızı çizgi çizerseniz o kırmızı çizginin hiçbir kıymeti olmaz.

Ben sizlere şu Mecliste 1998’de çizilen bir çizgiyi, kırmızı çizgiyi arz etmek istiyorum. Eminim ki 1998’de burada bulunan sayın milletvekilleri bunu hatırlayacaklar. Sene 1998, sonbahar ayları, Suriye’de saklanan Abdullah Öcalan’ın yönetiminde PKK terörist faaliyetleri azmıştır. Türkiye, Suriye Hükûmetine bu konuda rahatsızlığını tekrar ifade ettiği hâlde “Bizde yoktur.” demiştir. 16 Eylülde, Kara Kuvvetleri Komutanı, Hatay Reyhanlı’da ilk mesajı gönderdi, “Sabrımızı taşırmasınlar.” dedi. İki hafta geçti hiçbir şey olmadı ve 1 Ekim 1998’de rahmetli Demirel bu kürsüye geldi ve orada yaptığı konuşmada şu cümleyi söyledi, iktibas ediyorum Demirel’in konuşmasını: “Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ediyorum.” Bitti, Demirel’in cümlesi bu kadar. Ne oldu? Şu oldu: İki gün sonra, hemen bir iki gün sonra Hüsnü Mübarek buraya geldi. Ankara’yla Şam arasında mekik dokudu ve 9 Ekimde -yani Demirel burada 1 Ekimde konuşuyor- Şam’dan bize mesaj geliyor “Abdullah Öcalan’ı tutmayacağız, bırakacağız, göndereceğiz.” Ondan sonraki hikâyeyi biliyorsunuz. İşte kırmızı çizgi böyle çizilir arkadaşlar. (MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, o günkü Hükûmette kim vardı? Demirel Cumhurbaşkanı, rahmetli Ecevit Başbakan, Sayın Bahçeli Başbakan Yardımcısı(x) ve rahmetli İsmail Cem Dışişleri Bakanı. Bir koalisyondu. Şu kötü koalisyonlara bakınız, bunu yaptı, bir gerçek kırmızı çizgi çizdi. Onun için, lütfen, bu kırmızı çizgi meselesinde biraz daha iktisatla davranalım ve bunu biraz daha azaltalım yoksa kırmızı çizgi külliyatı çok büyümüştür.

Ben burada şunu söylemek istiyorum: Türkiye çok büyük sıkıntılar içerisine girmiştir. Sıkıntılarından bir tanesi de birkaç gün önce oldu, iki komşu ülke olan, ikisi de İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olan Suudi Krallığı’yla İran İslam Cumhuriyeti arasındaki çatışma. Siyasi çatışma mezhebi çatışmaya dönüşmek üzere ve bu bizi de yakar. Onun için Türkiye’nin bu hususta inisiyatif kullanması lazım ve bu iki ülke arasındaki ara buluculuğa Türkiye’nin soyunması lazım.

Benim burada arz edeceğim ikinci bir husus: Meclisimizin parlamenter diplomasi icra etmesi lazım. Sayın Başkan, zatıaliniz vasıtasıyla Sayın Meclis Başkanımıza bunu ulaştırmak istiyorum. Parlamenter diplomasi yapmamız lazım ve bu parlamenter diplomasiyle komşularımızla aramızı bulmak lazım. Hükûmete yardımcı olalım çünkü dış siyaset millî bir konudur. Ayrıca bu parlamenter diplomasi içerisinde de Rusya’yla bir an evvel arayı bulmamız lazım.

Son olarak; MHP olarak biz, CHP’nin Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını talep eden önerisini kabul ediyoruz.

Saygılarımla arz ederim efendim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İhsanoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde ikinci ve son söz Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’a aittir.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dış politika konusunda fikirlerimi paylaşmadan önce, bir önceki oturumda, HDP’li hatibin, Sayın Cumhurbaşkanının kullandığı bir ifade, “2 bin insan öldürdük.” ifadesine Meclis Başkan Vekilimiz bir düzeltme ihtiyacı duydu. “Sayın Cumhurbaşkanımız 2 bin insan demedi, 2 bin terörist dedi.” diye bir düzeltme yaptınız. Ben bundan gerçekten kastınızın ne olduğunu anlamadım. Eğer “O 2 bin terörist insan değil.” gibi bir ima varsa bunun içerisinde, bunun Türkiye'de yaşayan çok önemli bir vatandaş kesimi için son derece kırıcı olduğunu, bir hakaret olduğunu hatırlatmak istiyorum. Evet, devletin iktidarını çelmiş olabilirler, dağa gitmiş olabilirler, yasayı çiğnemiş olabilirler ama hiç kimsenin insanlara “insan değil” deme hakkı yoktur hele hele Meclis Başkan Vekilinin… Tam da bu mantıktır, bizim Kürt sorunu konusunda bir türlü mesafe almamızı engelleyen tam da bu mantıktır.

İkinci bir nokta olarak, zaten buraya gelen HDP’li vekiller yoğunlukla cenazeleri konuşuyor, cenazelerin gömülmemesi durumunu konuşuyor, bunu gündemleştirmeye çalışıyoruz. AKP adına konuşan hatipler buna dair açıklamalar yaptılar. Arkadaşlar, öyle değil, değil. Kürtlerin cenazelerine yapılan hakaret 1925’ten bu yana devam ediyor ve son derece sistemli, son derece sistematik bir politikadır. Şeyh Said’in ve 47 arkadaşının hâlâ mezar yerleri belli değil, Seyit Rıza’nın ve arkadaşlarının mezar yerleri belli değil; Saidi Kürdi’nin ya da Saidi Nursi’nin cenazesi nerede, kimse bilmiyor. 1980’lerde askerî çöplüklere atılan cenazeleri biliyoruz, Kasaplar Deresi’ni biliyoruz, kimsesizler mezarlıklarını biliyoruz. 400’e yakın toplu mezarda 4 bin tane insanın hâlâ yerinin bulunmasını bekliyoruz, İnsan Hakları Derneğinin raporlarında bunlar var. Bu yaz boyunca teşhir edilen cenazeleri gördük, sürüklenen cenazeleri gördük, yedi gün sokak ortasında bekletilen Taybet ananın cenazesini gördük, gördük, gördük. Bu, sistemli bir devlet politikasıdır. Bu, dün AKP’yle başlayan bir şey değil ve bunun kökünde, temelinde şu mantık vardır: İngilizce, Latince bilen arkadaşlar “…”(x) kelimesi “insan” kelimesi “…”(x) gelir, Latince bir kök ve “…”(x) ölüsünü gömebilen varlık demektir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel fark kendi ölüsünü gömebilmektir. Eğer sen Kürt’e kendi ölüsünü gömme hakkı vermiyorsan onu insan kategorisinin dışına itmişsin demektir, kabul edilemez olan budur. (HDP sıralarından alkışlar) Zaten insan olarak görmediğinizle hiçbir zaman barış filan yapamazsınız. Kürtlerle barış yapmak istiyorsanız, dirisiyle barış yapmak istiyorsanız ölüsüne saygı duyacaksınız. Kürtlerin bu konuda geri atacakları tek bir adımları yoktur. Sadece bu yeni ölümler değil, 1925’ten bu yana cenazesine hakaret edilen; suçu, günahı, eylemi, yaptığı ne olursa olsun cenazesine hakaret edilen bütün insanları bizim soruşturmamız, sorgulamamız ve bu adaletsizliği bir şekilde gidermemiz gerekiyor. İnsan olmanın gereği budur, etik siyasetin de gereği budur.

Bunları belirttikten sonra dış politika konusunda birkaç küçük şey paylaşacağım. AKP’li hatip dış politika konuşurken… Tabii, meseleye siyah beyaz bakmamak gerekiyor. Evet, çok değişkenli bir durum özellikle Orta Doğu’daki siyaset, kabul; sürekli dinamik, ilişkiler sürekli değişiyor, güç dengeleri değişiyor, amenna. Mesele, mevzuya siyah beyaz bakmak değil. Hükûmetin ve devletin yaptığı siyaha beyaz, beyaza siyah demek yani yanlışta ısrar etmektir. Yoksa, herkesçe malumdur, ilişkiler sürekli değişir, siyaset dinamik bir süreçtir; kabul, amenna, dinamik bir süreçtir. Peki, bu dinamizm içerisinde ne yapıyoruz? Şöyle, kısaca, hemen, küçük bir hatırlatma da bulunalım: Suriye’deki dış politika Türkiye’nin bütün dış politika enerjisini tüketmiştir. Türkiye’yi dünya kadar karanlık, kirli, paslı ilişkinin içerisine sokmuştur. Bakın, Rusya’yla ilişkiler malum, ortada, jet krizinden sonra. Irak’a, Başika’ya asker gönderdiler, belki bir pozisyon yakalarız Musul’un geleceğine dair, birkaç askerle orada pozisyon elde edelim… Hem Rusya hem Amerika hem İran hem Irak’ın tepkisiyle enselerini kaşıyarak oradan çıktılar.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Çıkmadılar, hâlâ oradalar.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – İran’la ilişkiler zaten malum, ortada. Rusya’yla ilişkiler sadece Rus-Türk ilişkileri değil, Rusya’nın nüfuzunun olduğu bütün yerlerde; Kırım’dan, Kafkaslardan tutun, Irak, Suriye, İran’dan Orta Asya’ya kadar Türklerle uğraşacaklar. Türkiye Cumhuriyeti devletinin politikasıyla, dış politikasıyla uğraşacaklar ve bir parça dış siyaset bilen şunu görür ki Ruslar henüz başlamadılar. Bu konuda da çok dikkatli olmak lazım.

Geçelim diğer tarafa. Avrupa Birliğiyle ilişkiler mülteci krizine endekslenmiş, 3 milyar dolar verdiler, bütün savaşın yükünü Türkiye’ye yığdılar. Amerikalılar kısmen memnun, İncirlik’i verdiler, maşallah, milliyetçilerden de tek bir laf çıkmadı. Çıktı mı? Duymadık. İncirlik’i de verdiler.

“Bağımsız dış politika” dediniz, şimdi de Almanlar AWACS’ları Konya’ya göndereceklermiş, üsse ve Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için, evet, yalvar yakar bir şekilde NATO’yu buraya çekmeye çalışıyor. Bağımsız dış politika diye bir şey yok.

Arkadaşlar, temelde bir yanlış var ve bu yanlışta ısrar etmek bakın Türkiye’yi nereye götürüyor: Bütün bu hengâme içerisinde Türkiye’nin Orta Doğu’da kalan dostu bir Kürtlerdi, Kürdistan bölgesel yönetimiydi; şimdi bu sıkışmışlıkla, özellikle Rusya’yla gerilen ilişkiler bağlamında iyice sıkışan, izole olan Türkiye, bir bakıyoruz ki bir anda İsrail’le ve Suudi Arabistan’la yeni ilişkinin zeminini arıyor. Reelpolitiktir, anlaşılır bir durumdur. Anlaşılır bir durumdur da arkadaşlar, ortada başka bir şey var: Terörist devlet olarak ilan edilen İsrail bir anda Türkiye’nin dostu oldu; halkı dostu ama devleti de dostu. Şu an bazı haberler okuyoruz, Gazze ve Hamas konusunda ne tür pazarlıklar yapılıyor bilmiyoruz, o konuda enforme edilmedik ancak Netanyahu’nun maşallahı var, Kudüs başta olmak üzere camilerde ezan kesmeye hazırlanıyor, bunu takip ediyoruz.

Diğer taraftan, Suudi Arabistan’la, Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle mükemmel bir ilişki var. Tabii, biz, Suudi Kralı’nı yoğunlukla, Türkiye’ye gelip Antalya’da böyle kafilelerle lüks tatiller yaparak biliyoruz, toplum da genel olarak böyle biliyor, medya böyle yansıtıyor ama Suud rejimi Orta Doğu’nun en kirli, en karanlık rejimlerinden bir tanesidir. Bakın, hatırlıyor musunuz, Rabia üzerinden ne fırtınalar kopardı. Sisi Müslüman Kardeşleri infaz ederken, toplu şekilde katliamlar yaparken Sisi’ye en büyük desteği kim verdi? İsrail bir taraftan… Suudiler değil mi? Silah desteği verdiler, diplomatik destek verdiler, ekonomik destek verdiler, Sisi Müslüman Kardeşleri tuzla buz etti. Ortada kala kala, eğer bir Suudi’ye ve şu an ezanları susturmaya hazırlanan İsrail’in dostluğuna kalmışsa gerçekten Hükûmetin dış politikası batmış durumdadır. Bunu şunun için söylüyoruz: Reelpolitik tamam ama “ilkeli, etik dış politika” şiarıyla sürekli olarak hepimize had bildiren, ders veren Hükûmetin bir şunu düşünmesi lazım: Orta Doğu’da, her tarafı dökülmüş dış politikasını değiştirmek gibi bir niyeti yok Hükûmetin, eski politikasını yeni ittifaklarla sürdürmeye çalışıyor ve şu an bulabildiği bölgedeki iki ittifaktan birincisi İsrail, ikincisi Suudi Arabistan. Bakın, şunu söylemiyoruz: Türkiye’nin Orta Doğu’daki güçlerle, bölgesel güçlerle ilişkilerinin kötü olmasını falan kimse istemez, bunu istemiyoruz ama o kadar can havliyle, sağa sola bir diplomatik alan açmak için saldırıyorsunuz ki bulabildiğiniz Suud, diğer taraftan İsrail. Suudi Arabistan da -bilmiyorum artık neyin mesajıydı, onu da bilmiyoruz- Sayın Cumhurbaşkanı oraya gittikten hemen sonra 47 kişiyi infaz ederek -darağacına mı çekti ne yaptı- İran’la ilişkileri iyice gerdi ve artık nur topu gibi neredeyse bir Şii-Sünni kavgamız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - Umuyoruz ve diliyoruz Türkiye bunun bir parçası olmaz. Bunun bedelini, bunun siyasi faturasını hepimiz öderiz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özsoy.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Hemen bitiriyorum.

Son olarak şunu söyleyeyim: Türkiye’nin yeni ittifak arayışlarından ziyade, her tarafı çürümüş, dökülmüş dış politikasını radikal bir şekilde revize etmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, dikkate alacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

X.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI (x)

1.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, çeşitli gerekçelerle memuriyetine veya aday memurluğuna son verilenlerin kamuda tekrar istihdamı ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’ndan sözlü soru önergesi (6/12) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

2.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla sağlık harcamalarının miktarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/35) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

3.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla sağlık personeli sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/36) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

4.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla acil servis ve ambulans sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/37) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

5.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla hastane sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/38) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

6.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla sağlık merkezlerine yapılan müracaatlara ve muayene sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/39) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

7.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, kanserle mücadele kapsamındaki çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/40) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

8.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla kamu hastanelerindeki tıbbi cihaz sayılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/41) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

9.- Çorum Milletvekili Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un, evde sağlık hizmetlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/42) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

10.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2002 ve 2015 yılları itibarıyla Türkiye’deki ortalama yaşam sürelerine ve anne-bebek ölüm oranlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/43) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

11.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, şehir hastanelerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/44) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

12.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 2003 ve 2015 yılları itibarıyla vatandaşların sağlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyine ilişkin sözlü soru önergesi (6/45) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

13.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, aile hekimi sayısına ve aile hekimliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/46) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

14.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’daki kanser vakalarına ve erken teşhis çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/68) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor’un, sağlık çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/81) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

16.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’da sağlık hizmetine erişimde yaşanan sorunlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/96) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

17.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ambalajlı sulara ve içme sularına yönelik radyasyon kontrollerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/107) ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi “Sunuşlar” bölümünde belirttiğim sözlü soru önergelerini Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu birlikte cevaplandıracaklardır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.11

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi “Sunuşlar” bölümünde belirttiğim sözlü soru önergelerini Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu birlikte cevaplandıracaktır. Ancak, siyasi parti gruplarının anlaşması nedeniyle soru-cevap işlemine ayrılan süreyi daha verimli kullanmak için önergelerin okunması işlemi yapılmayacaktır. Önergeler tam metin hâlinde tutanak dergisinde bastırılmaktadır. Ayrıca, cevaplanacağı önceden bildirilen soru önergelerinin özet bilgilerini içeren liste gruplara dağıtılmıştır.

Şimdi sözlü soru önergelerini cevaplandırmak üzere Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu’nu kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakanım, süreniz bir saattir.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, öncelikle sizlere bu yeni görevinizde başarılar diliyorum, başarılı hizmetler vermenizi temenni ediyorum.

2016 yılının siz değerli milletvekili arkadaşlarımıza, milletimize ve insanlığa daha çok huzur, daha çok barış, daha çok kardeşlik, daha çok da dünyaya insanlık vicdanının hâkim olmasına vesile olmasını temenni ediyorum.

Sözlü soru önergelerinin sorularını okumadan ilgili arkadaşımızın sorularını cevaplamaya çalışacağım. Sizleri tekrar saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Sayın Ali Ercoşkun’un (6/12) esas numaralı Sözlü Soru Önergesi’ne cevabım şıklardan oluşuyor.

Birinci sorunun cevabı: Yakın tarihimizde 28 Şubat süreci olarak isimlendirilen ve zirve noktası 28 Şubat 1997 olan postmodern darbe süreci öncesi ve sonrasında yapılan hukuksuzluklar sebebiyle görevlerinden ilişiği kesilen kamu görevlileriyle ilgili olarak yapılan düzenlemeler şöyle özetlenebilir: Bu dönemin akabinde 2 tane disiplin affı kanunu çıkartılmıştır. 28/08/1999 tarihli ve 4455 sayılı Kanun’un ve 22/6/2005 tarihli ve 5525 sayılı Kanun bahse konu olan kanun hükümleri kapsamına giren kamu görevlileri hakkında tesis edilen disiplin cezaları affedilmiş, devlet memurluğundan çıkarılan kişilere ise yeniden kamuya atanabilme hakkı getirilmiştir.

Diğer taraftan, 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 43’üncü maddesiyle 5525 sayılı Kanun’a eklenen ek madde 1 ile 28 Şubat 1997 tarihinden sonra disiplin cezaları sebebiyle memuriyetten çıkarılanlara üç ay içinde başvurmaları hâlinde memurluğa atanmalarında yaş şartı aranmayacağı hükme bağlanmıştır. 1/1/1990 tarihinden 6495 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihe kadar, 2013 yılına kadar kılık kıyafet düzenlemelerine aykırı davrandığı gerekçesiyle adaylık statüsünde iken devlet memuriyetinden çıkarılanların da üç ay içinde müracaat etmeleri hâlinde kamu kurumlarına atanmaları öngörülmüştür. Yine aynı sebeple yükseköğretim kurumlarında öğrenci iken ilişiği kesilenlerin de memuriyete atanmalarında yaş şartı aranmayacağı hükme bağlanmıştır.

Cevap 2) Bu atamalar kurumlar tarafından gerçekleştirildiği için Devlet Personel Başkanlığı kayıtlarında sayısal veri bulunmamaktadır.

Cevap 3) Yüksek Askerî Şûra kararıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilen subay ve astsubayların haklarının iadesi amacıyla 10/03/2010 tarihli ve 6191 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesiyle 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na geçici 32’nci madde eklenmiştir. Buna göre, kanun yürürlüğe girdiği tarihte emsalleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmakta olan kişilerden isteyenlerin Devlet Personel Başkanlığınca kamu kurum ve kuruluşlarına araştırmacı olarak atanmalarına imkân sağlanmış, bunlara araştırmacı kadrolarında bulundukları sürece Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan emsallerine ödenen mali hakların aynen ödenmesi öngörülmüştür. Emsalleri TSK’da terfi ettikçe bu personele de emsalleri için öngörülen aynı mali hak artışları sağlanmıştır. Bu şekilde Devlet Personel Başkanlığınca kamu kurumlarına atanması teklif edilen hak sahibi sayısı 691 kişidir. Emsalleri TSK’dan emekli olanların yaşıyorlarsa kendilerinin, vefatları hâlinde ise hak sahiplerinin TSK’dan emekli olan emsalleri için uygulanan tüm emeklilik haklarından faydalanmaları öngörülmüştür. Böylece yargıya kapalı Yüksek Askerî Şûra kararlarıyla TSK’dan ilişkileri kesilen subay ve astsubaylarımıza iadeiitibar sayılabilecek bir düzenleme yürürlüğe konulmuştur.

Sayın İsmail Tamer’in (6/35) esas numaralı Sözlü Soru Önergesi’ne cevabımız: 2002 yılı itibarıyla kişi başı sağlık harcaması 284 TL iken 2014 yılı itibarıyla kişi başı sağlık harcaması 1.232 TL’ye yükselmiştir.

İkinci sorusunun cevabı: 2002 yılı itibarıyla kamu sağlık harcamalarının millî gelir içerisindeki payı yüzde 3,8 iken 2014 yılı itibarıyla bu pay yüzde 4,2’ye yükselmiştir.

Üçüncü sorunun cevabı: 2006 yılı itibarıyla kamu sağlık harcamalarının merkezî yönetim bütçesi içindeki payı yüzde 5,2 iken 2014 yılı itibarıyla bu pay yüzde 4,8’e düşmüştür.

Yine, İsmail Tamer’in (6/36) esas numaralı sözlü sorularına cevaplarımız: Burada, hekim, asistan, pratisyen hekimle ilgili 2002 yılından 2015 yılına kadar rakamları kendisi istiyor. Bu tabloyu 2002 ve 2015 yılı olarak sizlere sunayım. Diğer, tablonun tamamını bütün milletvekili arkadaşlarımıza iletebilirim.

Uzman hekim sayısı 2002 yılında 45.457 iken 2015 yılında 78.285, pratisyen hekim sayısı 30.900 iken 2015’te 40.119, asistan hekim sayısı 15.592 iken 21.687, toplam hekim 2002’de 91.949 iken 2015’te 140.091 olmuştur. Diş hekimi sayısı 16.371 iken 22.691, eczacı sayısı 22.289 iken 27.466, hemşire ebe sayısı 72.393 iken 2015’te 150.040, ebe sayısı 41.449 iken 2015’te 53.027; genel toplam olarak da sağlıkta 2002’de 244.481 sağlık çalışanıyla hizmet verirken 2015’te 393.315 rakamıyla hizmet verme gayreti içinde olduk.

4’üncü sorusunun cevabı: Sağlıkta insan gücü demografik gelişmeler ile uzun vadede ihtiyaç duyulacak yeni meslekler de dikkate alınarak nicelik olarak geliştirilmeye devam edilmektedir. Bu bağlamda 2023 yılı için sağlık mesleklerinde belirlenen insan gücü ihtiyacı “2023 Yılı Sağlık İş Gücü Hedefleri ve Sağlık Eğitimi” adlı kitapla yayımlanmıştır. 36 sağlık mesleğini kapsayan bu kitapta eğitim projeksiyonları yapılarak arz-ihtiyaç dengesi ortaya konulmuştur. Eğitimle ilgili projeksiyonlar yapılırken okullara yeni alınacak öğrenci sayılarına ilişkin öneriler de geliştirilmiştir. Aynı çalışma önümüzdeki yirmi yıllık süreç yani 2037 için de revize edilmektedir. Bu amaçla her bir sağlık meslek grubunu -uzman hekim, ana dal, yan dallar da dâhil- kapsayacak şekilde planlanmaktadır.

Yine, İsmail Tamer’in (6/37) esas numaralı sözlü sorularına cevabım: İstasyon sayısını soruyor. 2002, 481; 2015, 2.298. Ambulans sayısı 2002’de 618, 2015’te 4.229. UMKE aracı sayısı 2002’de yok, 2015’te 177. Ambulans başına düşen nüfus 2002’de 105.214, 2015’te 20.339.

5’inci sorusunun cevabı: Gelişen Coğrafi Bilgi Sistemleri ve bilgi sistemleri altyapılarının desteğiyle istasyon, ambulans ve ekip sayılarımızı artırarak ülke genelinde acil sağlık hizmetlerinin daha hızlı ve daha etkin hâle getirilmesi de hedeflenmektedir.

Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un (6/38) esas numaralı sözlü sorusuna cevabım: Yine, yıllarla kıyaslamalı olarak hastane sayısı 2002 yılında 1.156, 2015 yılında 1.548. Ağız diş sağlığı merkezi sayısı 2002’de 14, 2015’te 197. Diş hastanesi ve diş eğitim hastanesi 2002’de 1, 2015’te 52. Hastane başına düşen nüfus 2002’de 56.248, 2015’te 50.486.

Yine, Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un (6/39) esas numaralı sözlü sorusuna cevabım: Yıllara göre toplam hekime müracaat sayılarını istemiş. Ben yine 2002-2014 ve 2015 rakamlarını vereceğim çünkü 2015’in ilk altı ayı var. 2002 yılında toplam hekime müracaat 208 milyon 966 bin 46 iken 2014’te 643 milyon 992 bin 30, 2015’in ilk altı ayında ise 332 milyon 361 bin 69.

Yine, yıllara göre kişi başı hekime müracaat sayısı 2002 yılında 3,1 iken 2014 yılında 8,3; 2015 yılının ilk altı ayında ise 4,3 olarak gerçekleşmiştir.

2015 yılı itibarıyla Kanser Erken Teşhis Tarama Merkezi (KETEM) sayısıyla ilgili yine Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un (6/40) esas numaralı soru önergelerine cevabımız ise, kanser erken teşhis tarama ve eğitim merkezlerinin sayısı 197’dir. Her ilimizde en az bir tane olmak üzere KETEM bulunmaktadır; bunlar içerisinde 24’ü mobil KETEM olarak hizmet vermekte, kanser taramaları için vatandaşımızın yaşadığı yerlere gitmektedir.

Türkiye'de ölüm nedenlerini yetkili kurum olan Türkiye İstatistik Kurumu açıklamaktadır. TÜİK’in ölüm nedenleri tabloları incelendiğinde, kanser vakalarının, dolaşım sistemi hastalıklarından sonra ikinci ölüm nedeni olarak ölümlerin yaklaşık yüzde 20’sinden sorumlu olduğu görülmektedir. Bu anlamda, TÜİK verilerine göre, yine 2012 yılında dolaşım sistemi hastalıklarından ölüm oranı yüzde 37,9 iken 2013’te 39,6; 2014’te 40,4; iyi ve kötü huylu tümörlerden ölüm oranı 2012’de yüzde 21,6; 2013’te yüzde 21,2; 2014’te ise yüzde 20,7. Bu tabloyu yine bütün milletvekili arkadaşlarımıza gönderebilirim.

Değerli arkadaşlar, hastalanmadan sağlıklı, uzun bir hayatı sağlık politikalarımızın temeline koymalıyız, koyuyoruz. Bu kapsamda, kanserle mücadele politikamızın temelini de “birincil korunma” dediğimiz kanser yapan etkenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik mücadele oluşturuyor. Bu amaçla, birincil korunmayla önlenebilen ve ülkemiz için çok önemli olan akciğer, mesane, mide ve meme kanserleri gibi pek çok kanserin etkeni olan tütüne karşı önemli bir mücadele programını hep birlikte yürüttük, yürütmeye devam ediyoruz. Yürüttüğümüz bu program, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere, uluslararası arenada büyük takdir topladı. Kanser oluşumunda bir diğer önemli risk unsuru olan obezite için Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı’nı yürütmeye devam ediyoruz. Dünyaya örnek oluşturacağını ümit ettiğimiz 1 Milyon Bisiklet Projemiz’de, hem vatandaşlara sağlıklı, hareketli bir hayat tarzını benimsetmeyi hem de çevrenin korunmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Kansere neden olabilen çevresel etkenler konusundaki bilgi düzeyimizi artırmak, gerekli tedbirleri almak üzere de çalışmalarımıza devam ediyoruz. Asbest ve radon maruziyeti ve risk durumunu araştırmak üzere büyük ölçekli çalışmalar sürüyor.

Kanserin erken tanısının önemini hepimiz biliyoruz. Bu çerçevede, meme, rahim ağzı ve kolorektal kanserlerle ilgili toplum temelli tarama halk eğitimi programlarını yürütüyoruz. KETEM’ler yanında aile hekimlerimiz de tarama programlarına destek veriyorlar. Böylece yakın zamanda tüm hedef nüfusumuzu taramadan geçirmeyi hedefliyoruz.

Yine Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt (6/41) esas numaralı Sözlü Soru Önergesi’nde, radyolojik tanı cihazlarıyla ilgili dağılımı istemiş yıllara göre. Yine 2002 ve 2015 rakamlarını vererek tabloyu sunmaya çalışacağım. 2002 yılında 58 olan MR adedi 2015 yılında 780; BT sayısı 323, 2015 yılında 1.093; ultrasonografi sayısı 1.005, 2015 yılında 5.445 olarak hizmet vermeye devam ediyor.

Yine, Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt’un (6/42) esas numaralı soru önergelerine cevabımız: Evde sağlık hizmetlerinin kurgulanması aşamasında ağır engellilik ve Avrupa ülkeleri ihtiyaç analizleri kullanılarak nüfusun binde 2’sine ulaşmak hedeflenmiş ve bu anlamdaki başarı bugün bu rakamın çok ötesine ulaşılarak sağlanmıştır. Bakanlığımız tarafından 2010 yılından beri toplam 639.359 evde sağlık hizmeti hastasına ulaşılmıştır. 1 Ocak-31 Ekim 2015 arasında ise 257.484 hastaya evde sağlık hizmeti verilmiştir. Ayrıca bu hastalardan 30.760’ına evinde ağız ve diş sağlığı hizmeti de sunulmuştur. Evde sağlık hizmeti birimlerince hastaya konulmuş olan tanı ve planlanan tedavi çerçevesinde, bulunduğu ev ortamında muayene, tetkik, tahlil, tedavi, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinin verilmesini, ilacın reçete edilmesindeki özel düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla uzun süreli kullanımı sağlık raporuyla belgelendirilen ilaçların reçete edilmesini, tıbbi cihaz ve malzeme kullanımına ilişkin raporların çıkarılmasına yardımcı olunmasını, hastanın ve ailesinin evde bakım sürecinde üstlenebilecekleri görevler ile hastalık ve bakım süreçleri hakkında bilgilendirilmeleri, hastaya evde kullanılması gereken tıbbi cihaz ve ekipman konusunda eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi, gerekli görülen hâllerde hastanın ilgili sağlık kuruluşuna ve sağlık kuruluşundan evine naklini kapsayan hizmetler sunulmaktadır.

Evde sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik 2023 hedeflerimiz arasında, hizmetten yararlanma kapsamını genişletebilmek amacıyla bireylere evde sağlık hizmeti sunumuyla ilgili farkındalık oluşturmak için bilgilendirme amaçlı medya kampanyaları düzenlemek, evde sağlık hizmeti sunumu veren birimlerin altyapı, eğitim ve teknoloji kapasitelerini geliştirmek, evde sağlık hizmet sunumuyla ilgili sektörler arası iş birliğini geliştirmek, evde sağlık hizmeti alan yalnız ve ağır bakım hastalarının hizmetlere hızlı ve zamanında erişimini sağlamak için uyarı sistemi kurarak hizmetin erişim hızını artırmak hedeflenmektedir.

Sayın İsmail Tamer’in (6/43) esas numaralı soru önergesi: 2002-2014 yılları arasında ülkemizde doğumda beklenen yaşam süresi ortalama dört buçuk yıl artmıştır. Doğumda beklenen yaşam süresi 75’in üzerinde olup da bizim gibi yüksek artış sağlayan dünyada sadece 4 ülke vardır; Güney Kore, Estonya, Maldivler ve Lübnan.

Burada doğumda beklenen yaşam süresinin değişimine dair bir grafik var: Erkeklerde 2002 yılında 70,5 yani yetmiş buçuk yaş dilimi 74,8’e; kadınlarda 2002’de 74,7 olan sayı 79,3’e; ortalamada ise 2002’de 72,5 olan ortalama süre 77’ye yükselmiştir.

Bu dönem aralığında bebek ölüm hızı binde 31,5’ten 10,3’e; 28 hafta üzeri bebekler için 7,6’ya, anne ölüm oranıysa yüz binde 45’ten 15,2’ye düşürülmüş durumda. Hükûmetlerimizin kararlılığı, sağlık çalışanlarımızın fedakârane gayretleriyle elde edilen bu başarının altında eş zamanlı yürütülen çok sayıda program yatıyor. Sadece başlıklar olarak saymak istiyorum: Anne ölümlerini azaltmak için her bir anne ölümünün nedenlerini masaya yatırarak tartıştığımız ve bir daha oluşmasını engellemeye çalıştığımız Anne Ölümleri İzleme Sistemi; anne adayı her kadının sağlığını özel bir dikkatle izlediğimiz 15-49 Yaş Kadın İzlemleri Programı ve Türkiye Üreme Sağlığı Programı; evlilik öncesi başvuran çiftlere sağlıklı aile yapısı ve güvenli annelikle ilgili konularda danışmanlık hizmetleri verdiğimiz Evlilik Öncesi Danışmanlık Programı; anne adayının gebelikten önce var olan hastalıklarının saptanmasını, gebelikte sorun yaratabilecek durumların erken tanı ve tedavisini, gerekirse sevkinin yapılmasını sağlayan Doğum Öncesi Bakım Programı; her gebeye ücretsiz demir ve D vitamini desteği sağladığımız Mikrobesin Destek Programı, Doğum Sonu Bakım Programı; acil müdahale gerektiren doğuma bağlı komplikasyonlara karşı sağlık personelinin hazırlıklı olmasının sağlanmasını hedefleyen Acil Obstetrik Bakım Programı; olumsuz iklim ve ulaşım şartları nedeniyle sağlık kuruluşlarına erişimde sorun yaşayabilecek anne adaylarının planlanan merkezlere nakledilmesi ve konaklatılmasını amaçlayan Misafir Anne Uygulaması Programı. Bebek ölümlerini azaltmak için de çok sayıda programı hep birlikte yürütüyoruz. Bütün bu dinamiklerin ve başarıların altında, az önce söylediğim gibi, yine, meslektaşlarımız, hekimlerimiz, hemşirelerimiz, ebelerimiz ve sağlık çalışanlarımız var. Onlara buradan şükranlarımı iletmek istiyorum.

Yine, başlıklar hâlinde saymak gerekirse, her bir bebek ölümünü izleyerek nedenini ortaya çıkarmak ve bir daha aynı nedenle oluşabilecek bebek ölümlerini önlemek amacıyla Bebek Ölümleri İzleme Sistemi, Yeni Doğan Canlandırma Programı; sahada, yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde çalışan çocuk hekimlerine yönelik Yeni Doğan Yoğun Bakım Güncelleme Eğitimi; Çocukluk Acil Tıp Kursu ve çocuk yoğun bakım temel eğitim kursları, Yeni Doğan Transport Eğitimi, Temel Yeni Doğan Bakımı Eğitimi, prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerin standart ve iyileştirilmiş takiplerinin sağlanması için Yüksek Riskli Bebek İzlem Programı, çocuk yaralanma ve berelenmelerinde gelen sakatlık için ölümleri asgariye indirmek amacıyla hazırlanan Çocuk Güvenliğinin Sağlanması Programı, Bebek Çocuk İzlemleri Programı, Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı, 5 yaş altı çocuklarda akut ve kronik malnutrisyonun önlenmesi amacıyla Tamamlayıcı Beslenme Programı; Emzirmenin Korunması, Özendirilmesi, Desteklenmesi ile Demir Yetersizliği Anemisinin Önlenmesi ve Kontrolü Programı, Bebeklerde D Vitamini Yetersizliğinin Önlenmesi ve Kemik Sağlığının Geliştirilmesi Programı; fenilketonüri, konjenital hipotiroidi, biyotinidaz eksikliği ve kistik fibrozis yönünden yeni doğan her bebeğin taranmasını yaptığımız Ulusal Yeni Doğan Tarama Programı ve dünyanın en kapsamlı bağışıklama programlarından biri olan Genişletilmiş Ulusal Bağışıklık Programı vesaire gibi birçok yönlü mücadeleyi bebeklerimizi, yeni doğanlarımızı yaşatmak için uyguladığımız programlar.

Yine, Sayın İsmail Tamer’in (6/44) esas numaralı sözlü sorusuna birinci cevabımız: Kamu-özel iş birliği modeliyle hayata geçirdiğimiz şehir hastaneleri yapım süreci başlamıştır. 1.250 yataklı Mersin Entegre Sağlık Kampüsü Projesi ve 475 yataklı Yozgat Eğitim ve Araştırma Hastanesinin inşaatı devam etmektedir. İlk olarak 1.250 yataklı Mersin Entegre Sağlık Kampüsü Projesi’ni 2016 Temmuz ayı, 475 yataklı Yozgat Eğitim ve Araştırma Hastanesini 2016 sonu ve yine 3.660 yataklı Ankara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü’nü de 2016 sonu veya 2017 başında hizmete sunmayı hedefliyoruz. Yine, kamu-özel iş birliği modeliyle 18 projenin sözleşmesi tamamlanmış ve yapım aşamasına geçmiştir, 5 projemizin ihale süreci devam etmektedir.

Dördüncü sorusunun cevabı: En üst fiziki standartta hasta yatak hizmetleri, en üst standartta teknik alt yapı, en üst standartta medikal alt yapı, en üst standartta tedavi güvenliği, yine yüksek standartta çalışma konforu sağlanmak hedeflenmektedir kamu-özel iş birliğiyle hedeflediğimiz projelerin sonuçları. Yine, buralarda hastane enfeksiyonlarının azaltılması, tedavi maliyetlerinin düşürülmesi, yüksek teknolojinin daha düşük maliyet ile kullanılabilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerine daha fazla kaynak aktarılabilmesi ve vatandaşlarımızın sağlık problemlerini bulundukları illerde veya bölgelerinde çözme imkânını sağlamak; hasta, hasta yakınları ve çalışanlar için kapalı otoparkların, spor merkezlerinin, kreşlerin ve gündüz bakım evlerinin olduğu yeni sosyal imkânlar. Sağlık turizmi için var olan insan gücünün teknik ve fiziki altyapıyla geliştirilmesi ve sağlık turizminde iddialı noktaya taşınabilmesi de yine bu projelerimiz ile hedeflerimiz arasında.

Sayın İsmail Tamer’in (6/45) esas numaralı -sağlık hizmetleri memnuniyet oranlarıyla ilgili yıllar kıyaslamasını istiyor- Sözlü Soru Önergesi’ne birinci cevabımız: Sağlık hizmetlerinden memnuniyet 2003 yılında yüzde 39,5’lardayken 2014 yılında yüzde 71,2 oranına yükselmiş. Son yıllarda, artan beklentiler nedeniyle memnuniyet oranında küçük de olsa bir düşme gözlemlenmekte ve bu düşüşün gerekçeleri tarafımızdan incelenmekte ve gerekli tedbirler alınmakta. Yine, bu anlamda, Avrupa Birliğindeki memnuniyetlere baktığımızda -yine grafikten bir örnek vereceğim- Avrupa Birliği memnuniyet ortalaması yüzde 63 iken Türkiye’nin memnuniyeti -az önce söylediğim gibi- 71,2.

Yine, ikinci sorusunun cevabı: Yurt dışından ülkemize gelen hasta sayısı her geçen yıl katlanarak artmaktadır. Bu hasta grubunun beklenti ve algısının yönetilmesi, sektör içinde koordinasyonun sağlanması adına 7 Şubat 2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Başbakanlık genelgesiyle Sağlık Turizmi Koordinasyon Kurulu kurulmuştur. Bu Kurulun oluşturulmasıyla birlikte çalışma grupları belirlenmiş ve sağlık turizmi bir sektör olarak yeniden yapılandırılmaya başlamıştır. Çalışma grupları olarak mevzuat ve akreditasyon çalışma grubu; tanıtım, pazarlama ve fiyatlandırma çalışma grubu; eğitim ve planlama çalışma grubu öncelikle ulusal sektör analiz çalışmalarımız başlatılmış ve eş zamanlı olarak hedef ülkeler raporları hazırlanmıştır. Öncelikli pazarlar ve hedef ülkelerin belirlenmesi, sonrasında hazırlanan raporlar doğrultusunda pazara girme analizleri, markalaşma ve tanıtım başlıkları üzerine çalışmalarımız başlamıştır.

Diğer bir önemli husus olan eğitimli sağlık turizmi personeli temini doğrultusunda eğitim faaliyetlerinin yapılandırılması başlatılmış olup 2016 yılı içerisinde 500 kamu personelinin Sağlık Turizmi Sertifikası Programı’nı tamamlaması öngörülmüştür. Ayrıca, kendi ülkeleri dışında hasta trafiğinin yoğun olduğu ülkelerle görüşmeler yapılmakta olup, bu bağlamda Kasım 2015 tarihinde yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı Sağlık Bakanları Toplantısı sonrasında yayınlanan İstanbul Deklarasyonu’na üye ülke vatandaşlarının kendi ülkeleri dışında sağlık hizmeti almak için çıkış yaptıklarında diğer üye ülkelerden birine yönlendirilmesi tavsiye kararı alınmıştır.

2014 yılı uluslararası hasta sayıları 2013 yılıyla karşılaştırıldığında gelen toplam uluslararası hasta sayısında yüzde 21’lik bir artış gerçekleşmiştir. 2014 yılı verilerine göre, Türkiye’deki mevcut hastanelerin 952 tanesi uluslararası hastalara hizmet vermiştir, vermektedir. 335 devlet hastanesi, 502 özel hastane, 64 eğitim-araştırma hastanesi ve 31 üniversite hastanesi yabancı uyruklu hasta tedavi etmiştir ve etmeye devam ediyorlar. Toplamda en çok hasta özel hastaneler tarafından tedavi edilmiş olsa dahi hastane başına düşen hasta sayısı açısından en önde gelen hastane grubu, eğitim ve araştırma hastaneleri grubu olmuştur. 2014 yılında hastane başına düşen uluslararası hasta sayısı yaklaşık olarak 521 iken 2013 yılında bu sayı 385 kişi olarak hesaplanmıştır. Bu değer 2012 yılında 291, 2013 yılında 385, 2014 yılında ise 521 kişiye yükselmiştir.

Sayın Tamer’in cevaplanmasını istediği üçüncü sorusu ise, sağlık serbest bölgeleri, yatırımcıların ülkemize kendi hasta portföyüyle gelmesinin önünü açabilmek önemli bir proje başlığıdır. Yatırımcılar için sağlayabileceği bazı avantajlar şu şekilde özetlenebilir: İşletmeciler için birçok vergi avantajından yararlanma imkânı sağlar, SSK primi gibi, KDV, kurumlar vergisi, buna benzer vergi muafiyetleri; yatırımcı için ucuz altyapı ve yatırım imkânı, başvuru ve faaliyet süresince her türlü bürokrasinin en aza indirilmesi. Serbest bölgede sağlanan teşvik ve avantajlardan yerli ve yabancı bütün yatırımcılar eşit olarak yararlanır. Ülkemizdeki bazı mevzuatlar serbest bölgede uygulanmayabilir. Yüzde 100’ü yabancı yatırımcı gelebilir. “Sağlık serbest bölgeleriyle neler yapılabilir?” dediğimizde, hastane, rehabilitasyon merkezleri, termal turizm tesisleri, yaşlı tatil köyleri, sağlıklı yaşam merkezleri, sağlık köyleri ve sağlık teknokentleri gibi tesisler sağlık serbest bölgelerine yapılabilir.

Yine Sayın İsmail Tamer’in (6/46) esas no.lu soru önergesine; 2015 yılı Aralık ayı sonu itibarıyla ülkemiz genelinde 21.072 olan aile hekimliği birimiyle sağlık hizmeti verilmektedir. Ülkemiz genelinde aile hekimi başına 3.590 vatandaşımız düşmektedir. Aile hekimliğinin geliştirilmesine yönelik 2023 projeksiyonumuz dâhilinde Bakanlığımızın planladığı çalışmalar kapsamında aşağıdaki hususlar yer almaktadır:

Sağlıklı yaşam kültürünün teşviki; sağlıklı beslenme, Obeziteyle Mücadele Programı, Diyabet Önleme ve Kontrol Programı, Hareketli Yaşam Programı, Fiziksel Aktivite Programı.

Kötü alışkanlıklardan korunma; uyuşturucu, alkol ve tütün kullanımıyla mücadele.

Halk sağlığı programları; güvenli annelik, sağlıklı gebelik, bebek bakımı, aşılar, nüfus yaş gruplarına göre her beş yaş dilimi için sağlık hizmetlerinde spesifik programların geliştirilmesi.

İnsan odaklı sağlık hizmeti sunumu; bütünleşik temel sağlık hizmetleri, yeni dönem aile hekimliği, ASM binalarının modernizasyonunun sağlanması, hastane bulunmayan ilçelerde yirmi dört saat esasına göre sağlık hizmeti verilmesinin sağlanması, uzman aile hekimliği ve tıp eğitiminin yapılandırılması ve güçlendirilmesi, bütünleşik temel sağlık hizmetlerinin sağlanması, aile sağlığı merkezleri ile toplum sağlığı merkezlerinde hasta, hasta yakını ve vatandaşlara sağlık eğitimlerinin düzenlenmesi, aile sağlığı merkezi ekibinin güçlendirilmesi yani diş hekimi, diyetisyen, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının aile danışmanı gibi güçlü merkez aile sağlığı merkezlerini hedefliyoruz.

Sağlığın korunması ve geliştirilmesinden hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve rehabilitasyonuna kadar insan odaklı tedavi hizmetleri ile bütünleşik temel sağlık hizmet sunumunun sağlanması, bağışıklama ve bulaşıcı hastalıklarla mücadelede başarının sürekli kılınması, kronik hastalık yönetiminin aile hekimi merkezli yürütülmesi, meslek grupları için koruyucu sağlık programlarının düzenlenmesi, akılcı ilaç kullanımının sağlanması, akıllı, kolaylaştırıcı tanı algoritmalarının geliştirilmesi, evde sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, aile hekimliği uygulamalarının hastane ve laboratuvar hizmetleriyle entegrasyonunun güçlendirilmesi.

Hastaneden alınan randevuların aile hekimliği sistemine entegre edilerek iyileştirilmesi, nüfusa göre on iki saat hizmeti esas alan bir anlayışla aile hekimliğinin yeniden yapılandırılmasının sağlanması, aile hekimliği uygulamalarının 112 Acil sağlık hizmetleri, gün hastaneleri, ikinci ve üçüncü basamak hastaneleri ve evde sağlık hizmetleriyle entegrasyonunun sağlanması.

Aile diş hekimliğinin uygulanması, normal doğumun teşvik edilmesi, sağlıklı yaşam öncelikli dönüşüm programlarımızla sağlıklı beslenme, gıda güvenliğinin ve ruh sağlığının geliştirilmesinin sağlanabilmesi, aile hekimliğinde tanı ve tedavi kılavuzlarının kullanıma alınmasının sağlanması, vatandaşların aile hekimliğinden nasıl yararlanacağı ve uyması gereken kuralları içeren broşürlerin, kamu spotlarının ve bilgi kaynaklarının oluşturulması, sağlığı geliştirme programları aracılığıyla bireysel beslenme davranışlarının değiştirilmesinin sağlanması, aile hekimliğini kullanmayan nüfusa yönelik politikaların geliştirilmesi, aile hekimliği uygulamalarının diğer birinci basamak sağlık hizmetlerine entegrasyonunun güçlenmesinin sağlanması hedeflenmektedir.

Sayın Haluk Pekşen tarafından verilen (6/68) esas numaralı Sözlü Soru Önergesi’ne cevabımız: Değerli arkadaşlar, kanser verilerine geriye dönük olarak 2002 yılına kadar erişebilmekteyiz ancak o yıllara ait kanser kayıtları da oldukça yetersiz durumdadır. Bu sebeple, bahsetmiş olduğunuz soruyu tam olarak cevaplayamıyoruz. Ancak herhangi bir hastalığı değerlendirirken vaka sayılarından çok, görülme sıklığı değerlerine bakarız. Bu durum, ülke ve bölgelerarası karşılaştırma imkânı da vermesi açısından değerlidir. Biz de Bakanlık olarak değerlendirmelerimizi bu şekilde yapıyoruz.

Özellikle Çernobil felaketi ardından Doğu Karadeniz Bölgemizde kanser vakalarının arttığı yolunda bir kanaat oluştu. Trabzon, kanser kayıtları açısından ülkemizde Dünya Sağlık Örgütünün akredite ettiği dördüncü kanser kayıt merkezimizden birisidir. Dolayısıyla, Trabzon’da kanser kayıtlarımız dünya standartlarındadır. Son yirmi yılda Trabzon ilinden Bakanlığımıza bildirilen toplam kanser görülme sıklığı yüz binde 128,1 iken, Türkiye genelinde görülme sıklığı ise 128,8 olarak…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – En fazla yine Karadeniz’de Bakanım.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Yani Trabzon’dan gelen rakam yüz binde 128,1, Türkiye'de görülme sıklığı ise 128,8 olarak hesaplanmıştır. Bu rakamlardan Trabzon ilinde son yirmi yılda kanser vakalarının Türkiye ortalamasının üzerinde bir sıklık göstermediğini söyleyebiliriz. Trabzon ilinde 2014 yılında meme kanseri için 18.233 mamografi çekimi, serviks kanseri için 23.161 smear testi ve kolon kanseri için de 31.458 dışkıda gizli kan testi yapılmıştır. 2015 tarama rakamlarımızı ocak ayı sonuna kadar toparlamış olacağız.

Yine, diğer bir sorunuza… Türkiye’de fakülte, uzmanlık, yan dal uzmanlık gibi en uzun süreli ve ağır eğitimi alan tıp doktorlarının otuz yıl hizmetlerine karşılık takriben 2100-2300 TL arasında emekli aylığı aldığını biliyorsanız… Cevabını vereyim, soru bu şekilde: Bilindiği gibi, ülkemizde, memur emekli aylıkları 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nda belirtilen hükme göre belirlenmektedir. Bu konu, Çalışma Bakanlığımız görev ve yetkileri kapsamında olmakla birlikte, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda yapılan değişiklikle, tabip ve diş tabipleri ile Tıpta Uzmanlık Mevzuatı’na göre uzman olanların işveren payı dâhil, sigorta primlerini kendileri ödemek kaydıyla 1 Temmuz 2010 tarihinden itibaren döner sermaye gelirlerinden kesilen primlere paralel olarak emeklilik maaşlarında artış yapılmıştır. Kaldı ki ülkemizde hem çalışanlarımızın hem de emeklilerin emekli aylıklarının artırılması ve refah seviyelerinin yükseltilmesi, Hükûmetimizin genel politikaları arasında yer almaktadır. Bu konuda önümüzdeki süreçte gerekli iyileştirmelerin yapılabileceği konusunda gayretimizin olacağından meslektaşlarımızın şüphesi olmasın.

Yalnız, ben burada az önce soruyu okurken, soruyu atlarken, soruları Sayın Fahrettin Oğuz Tor’un (6/81) esas numaralı sözlü sorusunun cevabı olarak 1’inci cevabı okudum, onu düzeltmiş olayım.

2’nci sorusunun cevabı: Ülkemizde yıpranma payı veya fiilî hizmet zammından faydalanacak olan meslekler, ilgili kanunda belirtilmiştir. Bilindiği gibi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 40’ıncı maddesinin (5)’inci fıkrası bu durumu düzenlemiştir. Anılan kanun maddesinin (5)’inci fıkrasındaki hüküm gereği, mesleği icabı röntgen, radyum ve benzeri iyonizan radyasyonlarla fiilen çalışan hekim, diş hekimi, teknisyen, sağlık memuru, radyasyon fizikçisi ve teknisyeni ve iyonizan radyasyonla fiilen çalışan bilumum personel ve yardımcıları unvanlarında görev yapan ve fiilen röntgen, radyum ve benzeri iyonizan radyasyon laboratuvarları işlerinde çalışan personel fiilî hizmet süresi zammından yararlandırılarak yıpranma payı almaktadır. Önümüzdeki süreçte bu konunun Hükûmetimiz tarafından yeniden gözden geçirilerek ihtiyaç duyulan iyileştirmenin ve verdiğimiz sözün tutulabileceği bir sözü de inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisinde birlikte başarmayı arzu ettiğimi ifade etmek isterim.

3’üncü sorunun cevabı: Bakanlık olarak uzun bir süreden beri üzerinde durduğumuz konulardan biri, çalışanlarımızın döner sermaye gelirlerinin emekli aylıklarına yansıtılmasıdır. Bilindiği gibi, böyle bir düzenleme ancak yasal değişiklikle yapılabileceğinden, bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının da olumlu görüşünün alınması gerekmektedir. Bakanlık olarak önümüzdeki süreçte, çalışanlarımızın döner sermaye ek ödemelerinin emekliliklerine yansıtılmasının mümkün olması hâlinde bu gelirlerden gelir vergisi kesilmemesine dönük olarak gerekli çalışmaların başlatılması planlanmaktadır.

4’üncü sorusunun cevabı: Bakanlığımızda diğer sağlık lisansiyerlerinin ek göstergelerinin 3600’e çıkarılmasına dönük yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır.

5’inci sorusu: Bakanlığımıza bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde doçent kadrosu bulunmamaktadır. Kadroların bulunduğu üniversiteler itibarıyla “doçent” ve “profesör” unvanını haiz hekimler, Bakanlığımızda “uzman hekim” kadrosunda görev yapmaktadırlar. Eğitim araştırma hastanelerimize önümüzdeki süreçte inşallah Sağlık Bilimleri Üniversitemizin kurgusuyla burada da doçentlerimiz ve profesör arkadaşlarımız görev yapma sürecini kazanmış olacaklardır.

Yine, Sayın Haluk Pekşen’in (6/96) esas numaralı Sözlü Soru Önergesi’ne 1’inci cevabımız: Trabzon’a kamu-özel iş birliği modeliyle 600 yataklı şehir hastanesi planlanmaktadır. Şehir hastanesine 300 dönüm arazi bulunmuş olup tahsis süreci devam etmektedir. Bu arada, ön proje çalışmaları başlatılmıştır. Yüksek Planlama Kurulu onayı için ön fizibilite çalışmaları yapılmaktadır.

Trabzon, Türkiye’nin en yüksek hastane kapasitesine sahip illerimizden biridir. Ayrıca, ülkemizdeki iki kemik hastalıkları hastanesinden birinin bulunduğu ilimizdir. Ayrıca, üniversite kapasitesi olarak da yüksek kapasiteli illerimizden biridir.

Trabzon, tedavi amaçlı sevkin en az olduğu illerden biri olduğu gibi, çevre illerden tedavi amaçlı sevk alan, sağlık altyapısı ve insan kaynağı iyi olan illerimiz arasındadır.

2’nci cevabımız…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, biraz daha seri olabilirsek, çünkü soru sahiplerinden de sisteme girenler var. Süremiz de az kaldı, yaklaşık yedi dakika. Biraz daha seri cevaplayabilirsek.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Tamam Sayın Başkan.

Bakanlığımızda, sağlık hizmetlerinin verimli, erişilebilir, sürdürülebilir ve nitelikli hâle getirilebilmesi için çağdaş düzeyde planlamalar yapılmıştır. Yaptığımız planlamalarda 29 sağlık hizmet bölgesi ve her bir sağlık hizmet bölgesi için bölge sağlık merkezi konumundaki iller belirlenmiştir. Trabzon, 3’üncü Sağlık Bölge Merkezimizdir. Bakanlığımızın bu planlamasında Trabzon, 3’üncü Sağlık Hizmet Bölgesinde yer almakta ve bölge merkezi konumundadır. Trabzon ilimizde Bakanlığımıza ait hastanelerde 10 bin kişiye düşen yatak sayısı 29’dur. Bu, Türkiye ortalamasının şu anda üstündedir. Bu oranın 27 olması planlanmıştır. Özel ve üniversite hastaneleri birlikte, nihaide bu oran 10 bin kişiye 39’a çıkarılacaktır. Hizmet ve kapasite eksikliği söz konusu değildir.

Şehir merkezindeki acil kapasitesi yeterlidir. Ayrıca, 112 acil sağlık hizmetlerimiz de Türkiye ve dünya ortalamalarında hizmet vermektedir.

Ömer Fethi Gürer’in (6/107) esas numaralı soru önergesi... Değerli arkadaşlar, ülkemizde ambalajlı sular ve içme sularına ilişkin mevzuatı, Avrupa Birliğiyle uyumlaştırmış durumdayız. Dolayısıyla, AB’deki uygulamalar bizde de aynen uygulanmaktadır. Ambalajlı sular ve içme sularında kaynağın kullanımına izin vermeden önce, radyoaktivite parametreleri de dâhil olmak üzere, 56 parametre yönünden analizleri yapılıyor, uygun olması hâlinde üretim ve tüketimine izin veriyoruz. Yılda en az bir kez denetim izlemesi gerçekleştiriyoruz ve burada da kimyasal, fiziksek, mikrobiyolojik ve radyoaktivite parametrelerini denetliyoruz. Bunun dışında da yılda en az 2 kez de kimyasal, fiziksel ve mikrobiyolojik olmak üzere 14 parametrenin yer aldığı kontrol izlemesini gerçekleştiriyoruz. Vatandaşlarımızın içi rahat olabilir.

Yine Sayın Ömer…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, özür diliyorum.

Şimdi süremiz az kaldı, dört dakikamız kaldı.

Sayın Pekşen ve Sayın Gürer’in soru sahibi olarak pek kısa bir açıklama talebi olabilir. Bundan sonraki soruları bırakalım. Şimdi, Sayın Pekşen’e ve Sayın Gürer’e ben kısa bir söz hakkı vereyim, çünkü süremiz az kaldı, bir saatte tamamlamak durumundayız.

Sayın Gürer...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sonraki iki soru da benim, onları da söylerse bütün olarak konuşacağım.

BAŞKAN – Ama zaman kalmaz, bir saatte bitirmek durumundayız. Onu daha sonraki zamanda bir daha sorma hakkınız var sizin Sayın Gürer.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Cevapların yüzde 90’ını AKP’ye ayırdı Sayın Bakan da, ondan öyle oldu. Soru soranlar bile yok burada.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Yazılı olarak iletirim.

BAŞKAN – Sayın Gürer, buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Şimdi, Sayın Bakanım, benim sorduğum soru, dizüstü bilgisayarın insan sağlığına zararı, sudaki radyasyon, bir de, üçüncü soru da yine sağlıkla ilgili floresan lambanın kullanımıyla ilgiliydi. Bunun üçüyle ilgili bilim adamlarının açıklamaları var, kamuoyuna yansıyan bilgiler var. Dizüstü bilgisayarın erkeklerde kısırlığa yol açan nedenler yarattığı yönünde de basına yansımış bilgiler var.

Bunun dışında, sizi bulmuşken bir şey sormak da istiyorum. Niğde’de domuz gribiyle ilgili bir şüphe var. Bununla ilgili ben başhekimi de aradım, kendisinden bilgi aldım. Dedi ki: “Kesinleşen bir veri yok.” Ama kamuoyuna yansımasıyla doğal olarak vatandaşlarda bir panik var. Bununla ilgili veriler kaç günde çıkıyor yani dört gün oldu, bununla ilgili bir teşhis konamıyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Evet, isterseniz o en merak edilenden…

BAŞKAN – Sayın Pekşen’i de dinleyelim.

Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, doğrusu büyük bir şaşkınlıkla izledim, dinledim sizi. Cevaplarınızın tatmin etmeden öte büyük bir hayal kırıklığı yarattığını ifade edebilirim.

Trabzon’daki bütün onkologlarla görüştüm Sayın Bakan. Onkologların söylediği -ben hukukçuyum ama yanlış yapmamak için de düzgün şekilde söylemeye çalışacağım- tiroit kanserlerinin temel sebebi, Çernobil’deki radyasyon ve onun etkisidir diyorlar. Trabzon ölçeğinde tiroit kanserlerinde belirgin bir istatistiki artış vardır, genel ortalamayı söylemiyorum, tiroit kanseri, doğrudan adres tarif ediyor. Trabzon’daki istatistiklerin artmayışının sebebi, hastalar zaten Trabzon’da tedavi olmak istemiyorlar, o kentten uzaklaşıyorlar çünkü Trabzon, aynı zamanda İstanbul’la, Ankara’yla bir bağlantısı var. Bu sebeple, siz, Bakanlığınız, Hükûmetiniz oraya daha önce onkoloji hastanesi sözü vermişsiniz. Bu onkoloji hastanesini Karadeniz Bölgesi bekliyor. Olağanüstü bir yığılma var, 6 tane yatak var ama ne yazık ki insanlar tedavi olabilecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, önemli, bunu bitireyim izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Efendim, bir onkoloji hastanesi, şehirdeki Numune Hastanesinin onkoloji hastanesine dönüşümüne söz vermiş iktidarınız ama altı yıldır kent bunu bekliyor ve büyük bir yığılma var, çok ciddi bir dramatik sıkıntı var.

Sayın Bakan, acil hastanesi kente 17 kilometre. Kentin 3 kilometresini insanlar, kırk beş dakikada gidebiliyorlar o trafik yoğunluğunda, birçok insan ambulansta ölüyor. Kentin merkezindeki acil hastanesini niçin kapattınız? Kent merkezinde niçin bir kamuya ait acil hastanesi yoktur? Buna ilişkin bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Ben de çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, Sayın Gürer, floresan ve diğer şeyi isterseniz yazılı vereyim ama H1N1 virüsü veya domuz gribi, kamuoyunu da ilgilendirdiği için -gerçi bu sabah bir bilgilendirme yaptım ama onu tekrarlayayım- bugün itibarıyla H1N1 virüsü teşhisiyle kaybettiğimiz vaka, yani gerçekleşen ölümlü vaka sayısı 8. Bunların 6 tanesi, kronik hastalığı olan veya 65 yaşın üzerindeki hastalarımız, yani immün sistemi zayıf, direnci düşük veya kronik bir hastalığı olan 6 vakamız; 1 tanesi hamile, gebe bir annemiz, diğeri de herhangi bir sağlık sorunu olmayan bir vatandaşımız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Bugün itibarıyla H1N1 virüsü teşhisi konularak kaybettiğimiz vaka sayımız 8.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yayılma ihtimali ne Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Şimdi, tabii, bu virütik hastalıklarla ilgili bizim bir şey, şu ihtimaldir dememiz mümkün değil. Bundan yaklaşık bir-bir buçuk ay önce İran’da bu anlamda ölüm vakaları oldu ki 30’un üzerinde, 30 rakamlı bir ölüm. Şu anda, bizim, son on gündür “viral enfeksiyon” dediğimiz enfeksiyonlarda bir artış var.

Burada kamuoyunun en çok duyarlı olması gereken: Bir, hepimizin hijyen, kamuoyunda… İkincisi, direnci düşürecek, sağlıklı beslenme, istirahate dikkat etme, sulu gıdalar alma, hastalık riski olan -bulaşıcı anlamında- 0-2 yaş grubu riskli grup aşılama, yine kronik hastalığı olanlarda aşılama, 65 yaşın üzerinde aşılama ve bunlarda ücretsiz aşıları da zaten temin ediyoruz ve yaptırıyoruz.

Tabii, zaman bittiği için çok hızlı geçmeye çalışıyorum ama kamuoyunun…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bitirelim.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Sayın Pekşen’e de kısaca cevap verelim.

BAŞKAN – Tabii, Sayın Pekşen’e de cevabını verelim, kalan sorular gündemde kalacak çünkü.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) – Şimdi, özellikle, tabii, az önce verdim. Dünya Sağlık Örgütünün standartlarında bir kanser kayıt merkezimiz var. Siz hukukçusunuz, ben hekimim ama ben hekim olarak da o verilerle ilgili bir analiz yapmam. Oradaki standartlar dünya standartlarına uygun mu, değil mi? Bu standartlara uygun verilerin takibini yaparız. Dolayısıyla, size göre, bana göre, bir başkasına göre, o zaman bunun bir şeyini bulamayız ama Trabzon’da olup da İstanbul’da veya bir başka yerde teşhis konmuş vakalar var mı, bunun da ayrıca analizini veya bu rakamların içinde tiroit kanseri oranı nedir, buna da bakarız. Ama genel rakamları verdiğimde yani buna “hayal kırıklığı” dersek, bizim bütün verilerimiz hayal kırıklığı gibi olur ki, onu o anlamda…

Yine, acille ilgili… Şimdi, bakınız, Trabzon, tabii, şehir içinde ciddi sıkıntısı olan bir yer. Bizzat gittim, Fatih merkezdeki Fatih Hastanesini nasıl büyütebiliriz, buradaki dinamikleri, hem dönüşümü nasıl sağlarız… Ama hiçbir il yok ki ya bir 7-8 kilometre gitmeden hasta ulaşabilsin. Yok böyle bir şey. Yani, neticede, birine 6 kilometre olan, diğerine 9 kilometre, diğerine de yakın oluyor. Neticede bir karar verilmiş ve Trabzon’a son derece modern, güzel bir hastane yapıldı. Zorluğu var mı? Var ama Trabzon’un arazi olarak değerlendireceği arazisini, şimdi bu şehir hastanesinde de yaklaşık iki yıldır bunun üzerinde çalışıyoruz. Dolayısıyla, verdiğimiz her sözü, AK PARTİ olarak bugün asla yere düşürmedik. Merak etmeyin, Trabzon’daki hiçbir sözümüzü de yere düşürmeyiz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Soru önergeleri cevaplandırılmıştır. Cevaplanmayan sorular gündemde kalmaya devam edecektir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan AKP’li milletvekillerinin sorduğu 13, diğer bütün muhalefet partileri milletvekillerinin sorduğu 3, 5 soruyu cevaplamayı takdir etmiştir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Geliş sırasına göre.

BAŞKAN – Geliş sırasına göre bunlar yapılıyor biliyorsunuz Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gayet iyi biliyorum. Ben sadece Bakanın neyi takdir ettiğini söylüyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ben dikkat ettim, sırayı değiştirmedi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – AKP’li milletvekillerinin sorularına zamanının yüzde 80’ini, tüm muhalefete de yüzde 20’sini ayırmıştır Sayın Bakan. Bunun da kayıtlara geçmesini rica ediyorum.

Ayrıca, AKP’li milletvekillerinin sorduğu bütün soruları tek tek inceledim, bunların bir tertip çerçevesinde sorulduğunu anlamak hiç zor değil. Denetim sorularının muhalefet tarafından ağırlıklı olarak kullanılması, bu Parlamentonun bir geleneğidir. Bütün bu yapılanlar da Sayın Bakana yakışmamıştır. Daha uzun süre bize süre ayırmasını arzu ederdim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atıcı.

Her milletvekilinin soru sorma hakkı vardır iktidar muhalefet ayrımı yapmadan…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Elbette.

BAŞKAN - …ve bunlar söz sırasına göre şey yapılabilir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teamüllerimiz de var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun kısaca.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Atıcı, teşekkür ederim.

Neticede, bir zaman planlaması yapıyoruz ama bu Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün milletvekili arkadaşlarımızın bu anlamda, benim şeyimde, sorularının cevabını aynı duyarlılıkla vermeye çalışırım ama şu sözü vereyim: İstediğiniz zaman Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızın bütün sorularına cevap vereceğim bir ortamı ayarlayın ve birlikte soruların cevaplarını paylaşalım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sağlık Komisyonumuza bekleriz Sayın Bakanım.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – O anlamda, hangi grupta hangi milletvekilimiz olursa olsun, hangi gruptan olursa olsun, hangi milletvekillerimiz olursa olsun…

BAŞKAN – Evet, tüm grupları kastetti.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – …burada her türlü soruya yazılı veya sözlü olsun, benim cevap vermem, benim bu sıfatı taşıyan arkadaşlara -ki bu sıfatı taşıyan biri olarak- duyduğum saygının gereğidir.

BAŞKAN – Teşekkürler.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, istatistikleri size verdim, takdir sizindir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, böyle bir usul yok.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Bakan, Mecliste cevaplandırın. Yazılı olduğu zaman vatandaşlar duymuyor onu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Muhalefetin sorularını lütfen burada cevaplandırın, vatandaşlarımız görsün gerçekleri.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu işin bir usulü vardır. İç Tüzük neyi gerektiriyorsa onu yaparız ama Sayın Bakan, İç Tüzük haricinde de farklı platformlarda da her zaman her vekilin sorusuna cevap isteme hakkı olduğunu ve dinleme talebini yerine getireceğini ifade etti.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, size geçmeden önce Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bugünkü konuşmasına ilişkin olarak bir beyanını düzeltmek üzere kısa bir söz talebi olmuştur.

Sayın İhsanoğlu, yerinizden açıyorum.

Buyurun lütfen.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu’nun, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması (x)

EKMELEDDİN MEHMET İHSANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim, lütfettiniz.

Şimdi, konuşmam esnasında, rahmetli Demirel’in bu Mecliste 1 Ekim 1998’de yaptığı konuşmaya atıfta bulunmuştum ve Türkiye’nin nasıl bir kırmızı çizgiyi uyguladığını göstermiştim. O arada da bahsederken o dönemin Hükûmetinin başında rahmetli Bülent Ecevit’in bulunduğunu, Dışişleri Bakanı olarak rahmetli İsmail Cem’in bulunduğunu ifade etmiştim fakat bu arada da notların birbirine karışmasından dolayı başka bir nottan MHP Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de adını Başbakan Yardımcısı olarak zikretmiştim. Bu, yanlış bir ifade olarak sehven söylenmiştir. Bu beyanımı tashih ediyorum. Çünkü on-on beş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

EKMELEDDİN MEHMET İHSANOĞLU (İstanbul) – …o zaman MHP Mecliste yoktu ve MHP, bir hükûmet ortağı falan değildi, onun için bu tashihi lütfedip dercederseniz müteşekkir olurum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İhsanoğlu.

Tutanaklara da geçmiştir.

Sayın Özel, sizin bir söz talebiniz var.

Buyurun.

13.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sözlü soruları cevaplandırmasıyla ilgili tutumuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, benim geçmiş dönemde Komisyonda da birlikte çalıştığım ve diyaloğa açık bir Bakan, orada bir sıkıntı yok ama Sayın Bakana hatırlatmak isteriz ki açıkta yapılan kusurun tenhada özrü olmuyor Sayın Bakanım. Bugün burada soru soran milletvekilleri, kişisel meraklarını tatmin için falan soru sormuyorlar, Anayasa’da da tarif edildiği üzere oy aldıkları vatandaşlara karşı denetim sorumluluklarını yerine getirmek için soruyorlar. İktidar partisi “2011-2015 sürecinde yaptığımız hataları yapmayacağız. Dersimizi aldık, doğru okuduk haziran seçimlerini.” derken geçen dönem yapmadığı bazı hataları da yapmaya başladı. Bu denetim yolu, sayın bakanların bir saat süreyle gelip de burada kendi milletvekilleri tarafından bloke edilmiş sistemdeki sorulara böyle çok da meseleyi önemsemeyip hızlı hızlı, çok da konuştuğu anlaşılmadan… Ki Sayın Bakan çok iyi hatip, biz Sayın Bakanı özellikle örgüt içi konuşmalarda dinliyoruz, çoğunda zaman zaman bizleri de rencide ediyor, çok tartışmalı sözler de söylüyor Bursa’da falan ama burada kürsüde o hatipliği bir kenara bırakıyor, o sorulara cevap vermeyi böyle bir yasak savmaya dönüştürüyor ve bloke edilmiş sorulara -20 sorudan 17’sini yetiştirip- muhalefetin sorularının da Sayın Atıcı’nın dediği gibi 3,5 tanesine cevap veriyor. Bu, doğru değil. İktidar milletvekilleri, elbette soru sorabilirler ama bunun muhalefetin denetim görevini bloke etmek noktasında kullanılması doğru değildir. Bunu böyle yaparsanız eğer sonra da “Gelin, bir başka yerde, dışarıda özel görüşelim…” Böyle bir şey yok, her şey vatandaşın önünde olacak. Sorular vatandaş için, cevaplar vatandaş için. Ben sizin ikili ilişkilerdeki maharetinizi biliyorum ama o, ikili ilişki içinde olacağınız milletvekiliyle sizin aranızda. Burada herkes görevini yapacak Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Akçay…

14.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun sözlü soruları cevaplandırmasıyla ilgili tutumuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle bu sözlü soruların cevaplandırılmasından anlaşılıyor ki 26’ncı Dönemde Adalet ve Kalkınma Partisinin âdeta yeni bir taktik geliştirir gibi bunu bir propaganda meselesi olarak kullanma eğilimi taşıdığını gözlüyoruz. Şimdi, Sayın Bakan lütfediyor, işte “CHP’li milletvekilleri veya muhalefet milletvekillerine -arzu ederlerse- değişik ortamlarda bunları ayrıntılı şekilde veririz.” diyor.

Şimdi, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir denetim faaliyetidir. Dolayısıyla, buna göre hareket etmek gerekir. Ben, tabii, sözlü soru yönelten Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımın bu faaliyetine saygı duyuyorum yani onları “Neden yaptınız?” diye de suçlamıyorum fakat Hükûmetin bu eğilimi taşımasını doğru bulmuyorum. Sayın Bakan, siz, bize muhalefet olarak bu lütufta bulunacağınıza, sizin burada vereceğiniz ve sorulan soruların cevabını, zaten iktidar partisi milletvekili arkadaşlarımıza, Bakanlığınızın ve diğer bakanlıkların bilgilendirme broşürleri şeklinde veriyorlar; bir. Birçoğunu İnternet sitesinden bulmak mümkün; iki. Dolayısıyla, bunu, bir nevi, muhalefetin denetim faaliyetini mümkün olduğunca minimize etme gayreti olarak değerlendiriyorum. E, bundan sonra, biz de elbette muhalefet partisi, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu durumu da dikkate alarak sözlü soruları değerlendireceğimizi ifade ediyorum.

Şimdilik söyleyeceğim şeyler bunlar fakat Sayın Bakanın verdiği bazı bilgilerde de yanlışlık olduğunu da ifade edeyim. Onu da inşallah yarın veya en geç yarından sonra, yine bu platformlarda, tutanaklara girecek şekilde ifade edeceğimizi de belirtmek istiyorum.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akçay.

Tabii, Sayın Bakanın burada bir dahli yok. Söz isteme sırası, soru sorma sırasına göre tamamen Meclis İçtüzüğü’ne uygun olarak bunlar yapılıyor ve her milletvekili, doğal olarak bu hakkını kullanabiliyor. Dolayısıyla, tabii, mümkün mertebe bu denetim mekanizmasının daha çok yapılması ve -bu bağlamda da tabii ki burada sorulara cevap verilecek- bunun dışındaki süreçte de, Sayın Bakan kendisi de ifade etti -arzu ederseniz, tabii, bu, sizin takdirinize bağlı- her zaman da açık olduğunu ifade etti.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Soru soran milletvekilleri salonda yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere, 6 Ocak 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 20.31



(x) Bu bölümlerde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu Birleşim Tutanağı’nın 163’üncü sayfasındaki “Açıklamalar” bölümünde yer almaktadır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade bu Birleşim Tutanağı’nın 149’uncu sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu Birleşim Tutanağı’nın 230’uncu sayfasındaki “Açıklamalar” bölümünde yer almaktadır.

(x) Bu bölümlerde Hatip tarafından, Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Sözlü soru önergeleri Genel Kurulda okunmamış olup tutanağa eklidir.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade bu birleşim Tutanağı Dergisi’nin 174’üncü sayfasında yer almaktadır.