TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

20’nci Birleşim

25 Aralık 2015 Cuma

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- ANT İÇME

1.- İstanbul Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın ant içmesi

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’nun, Hatay ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Trabzon Milletvekili Adnan Günnar’ın, 17-25 Aralıktan 2023’e konusuna ilişkin gündem dışı konuşması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Trabzon Milletvekili Adnan Günnar’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Trabzon Milletvekili Adnan Günnar’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın görevinin hayırlı olmasını dilediğine, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümüne ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her türlü makama saygı gösterilmesi ve herkesin kendi görev alanının tarifleri içerisinde davranması gerektiğine inandıklarına ilişkin açıklaması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümlerine ve 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasına ilişkin açıklaması

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP iktidarı döneminde Parlamentonun hızla işlevsizleştirildiğine, çözüm ve müzakere adresi olmaktan çıktığına, sokağa çıkma yasakları ile yolsuzluk dosyalarının çözüm yerinin Meclis olması gerektiğine ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümüne, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı yerleşim yerlerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları sonucu yaşanan sıkıntılara ve Cumhuriyet Halk Partisinden 6 kadın milletvekilinin Diyarbakır’a temel ihtiyaç malzemesi götürdüklerine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Niğde Akkaya Barajı’ndaki kirlilik ile hava kirliliği konularında acil önlemler alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın, 27 Aralık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 96’ncı yıl dönümüne ve bütün şehitleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

11.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

12.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylara ilişkin açıklaması

13.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Gaziantep’in kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

14.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Şırnak’ın Cizre ilçesinde şehit olan askere Allah’tan rahmet, yaralı askerlere acil şifalar dilediğine ve muhtelif üniversitelerde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylara ilişkin açıklaması

15.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ın Kovalı mevkisindeki kavşak noktasının yeniden düzenlenmesi gerektiğine ve Sivas’ta bulunan Kültür Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği Korosu elemanlarının kadro sorunlarına ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın, bir parti eş genel başkanının kriz hâlinde olduğumuz Rusya’yı ziyareti sonrasında vermiş olduğu beyanatları kınadığına ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, memlekete hizmet etmiş insanlar hakkında saygı ve hürmetle konuşulması gerektiğine, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

18.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve 17-25 Aralık yolsuzluklarının 2’nci yılına ilişkin açıklaması

19.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, Türkiye’nin büyük bir siber saldırıyla karşı karşıya olduğuna ilişkin açıklaması

20.- Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in, İsmet İnönü’nün 42’nci, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümlerine ve Türkmenlerin beklediği yardımlara ilişkin açıklaması

21.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Şırnak’ta PKK terör örgütünün kütüphane ve kültür merkezine gerçekleştirdiği saldırıya ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

22.- Kastamonu Milletvekili Murat Demir’in, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Meclis Başkanlığı tarafından, yazılı cevap verileceği ifade edilen sorularla ilgili bakanlara hatırlatma yapılması ve Gümrük ve Ticaret Bakanının, sigara kaçakçılığıyla ilgili sorulara anlık bilgilerle hemen cevap verebilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, HDP milletvekillerinin telefonlarına çıkmayan ve üzerlerine gaz sıkılması talimatını veren Mardin Dargeçit Kaymakamını kınadığına ve Cizre’de Seyithan Camisi’nin top atışlarıyla tahrip edilmesinde sorumluluğu olanların mutlaka hesap vereceklerine ilişkin açıklaması

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümlerine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, bakanların ve atanmış olan kaymakamlar ile valilerin, milletvekillerinin telefonlarına çıkmaları gerektiğine ve bu konuyu Meclis Başkanıyla tekrar görüşeceğine ilişkin konuşması

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve 22 milletvekilinin, Tahir Elçi’nin ölümüne ilişkin hususların tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38)

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 26 milletvekilinin, TMO’nun piyasaya alım yönünde müdahale etmesi sonucu üreticilerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/39)

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir ve 23 milletvekilinin, eğitim sisteminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/40)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/304) (S. Sayısı: 3)

 

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 11) Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, Devlet Opera ve Balesi tarafından uzun yıllardır sergilenen bir oyunun adının değiştirilmesine ilişkin Başbakan’dan sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’ın cevabı (7/46)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Çamlıca’da yapılan inşaatlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı’nın cevabı (7/54)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, küresel ısınmaya karşı yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı’nın cevabı (7/56)

25 Aralık 2015 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

III.- ANT İÇME

1.- İstanbul Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın ant içmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’mıza göre, milletvekillerinin göreve başlamadan önce ant içmeleri gerekmektedir.

Şimdi, geçen birleşimlerde ant içememiş olan İstanbul Milletvekili Sayın Selahattin Demirtaş’ı ant içmek üzere kürsüye davet ediyorum.

Buyurunuz Sayın Demirtaş. (HDP sıralarından ayakta alkışlar)

(İstanbul Milletvekili Selahattin Demirtaş ant içti)

(HDP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirtaş.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Sivas’ın sorunları hakkında söz isteyen Sivas Milletvekili Sayın Ali Akyıldız’a aittir.

Buyurunuz Sayın Akyıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Ben Cumhuriyet Halk Partisi Sivas Milletvekiliyim. Sivas’ın sorunlarıyla ilgili sizleri bilgilendirmek amacıyla söz almış bulunuyorum.

Bildiğiniz gibi, bugün, cumhuriyetimizin 2’nci Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partimizin çok değerli 2’nci Genel Başkanı merhum İsmet İnönü’nün Hakk’a yürüyüşünün 42’nci yıl dönümü. Kendisini rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ailesine ve ulusumuza başsağlığı diliyorum.

Sayın milletvekilleri, merhum İsmet Paşa ilk ve ortaöğrenimini Sivas’ta tamamlamıştır. Sivas’ta yaşadığı ve bugün de restorasyon çalışmalarının devam ettiği evinin tamamlandığında bir müzeye dönüştürülerek hem Sivas’ın hem de ülkemizin hizmetine sunulacağını umut ediyor ve bekliyoruz.

Sayın milletvekilleri, cumhuriyetin temellerinin atıldığı yerdir Sivas, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yüz sekiz gün Kurtuluş Savaşı mücadelesini yürüttüğü yerdir Sivas ya da bir başka deyimle, Yüce Atatürk’ü yüreğinde misafir eden yerdir Sivas.

Cumhuriyet yıllarında Sivas çok değerli yatırımlara sahip olmuştur. Cumhuriyet Dönemi’nde, 1932 ile 1950 yılları arasında -birkaç tanesini sayayım- Sivas Divriği Demir Çelik İşletmelerine sahip olmuştur, lokomotif ve vagon atölyelerine sahip olmuştur yani TÜDEMSAŞ diyoruz. Yine, 1943 yılında Orta Anadolu’nun ihtiyacını karşılamak amacıyla Sivas Sümerbank Çimento Fabrikasına sahip olmuştur ve 1945 yılında Askerî Dikimevi gibi çok önemli bir yatırıma yine sahip olmuştur. Buna benzer birçok yatırıma, yine cumhuriyet yıllarında Sivas kazanımlar şehri olarak devam etmiştir bu kazanımlarına. Ama gelin görün ki bugünkü Sivas’ın durumu çok farklı. 1939 yılında illerin gelişmişlik sıralamasında Sivas’ın yeri Türkiye’de 8’inci sıradayken, 2011 yılında illerin gelişmişlik sıralamasındaki Sivas’ın yeri 49’uncu sıraya kadar gerilemiştir. Neden 49’uncu sırada yer aldığımızı birkaç cümleyle sizlere arz etmek istiyorum. Özelleştirme adı altında Sivas Çimento Fabrikası, Sivas Demir Çelik Fabrikası, Sivas Hazır Giyim Fabrikası, Divriği Demir Madenleri, Sivas Yem Fabrikası, Sivas Süt Fabrikası haraç mezat satılmıştır, elden çıkarılmıştır ya da bir şekilde peşkeş çekilmiştir. Son süreçte Askerî Hastane kapatılmıştır, Et Balık Kurumu satılmıştır, anlam veremeyeceğimiz şekilde de Askerî Dikimevi İstanbul’a taşınmıştır. Ve cumhuriyet şehri Sivas’ın, illerin gelişmişlik sıralamasında, maalesef, 2011 yılı itibarıyla 49’uncu sıradayken bugünlerde çok daha gerilere geldiğini -maalesef- üzülerek belirtmek istiyorum.

Ekonomisi kan kaybetmeye devam eden, işsizliğin her geçen gün arttığı Sivas’ta, deyim yerindeyse, bir avuç Sivaslı kaldı. Şimdi Sivas bambaşka sorunlarla karşı karşıya bırakılmış durumda.

Ana başlıklarla belirtip, zamanım yettiği ölçüde bu konuları sizlerle paylaşıp sizlere arz etmeye çalışacağım. SİDEMİR sorunu. Biliyorsunuz, bu konuda Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na teşekkürlerimi ve şükranlarımı arz ediyorum, Sivas’la, Sivas Demir Çelikle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisinin 5 milletvekilini -ben de içerisinde bulunmak kaydıyla- görevlendirerek Sivas’a göndermişti. Sivas’ta yaptığımız araştırmalar ve incelemeler sonucunda oluşturmuş olduğumuz, hazırlamış olduğumuz raporumuzu Sayın Genel Başkanımıza takdim ettik ve Sayın Genel Başkanımız, raporu inceledikten sonra grupta yapmış olduğu konuşmada Sivas Demir Çelik sorununu hem Meclisin gündemine taşımış oldu hem de Türkiye'nin gündemine ve Sivas Demir Çelikin sorununun çözülmesi noktasında çözüm yolunu da Hükûmete göstermiş oldu.

Şimdi, Sivas Demir Çelik Fabrikası –çok kısaca sizlere arz etmek istiyorum, diğer sorunlara da değineceğim- 360 milyon dolara Türkiye’ye mal olan bir tesis. Yani bu 360 milyon dolara yapılan tesis, daha sonra özelleştirme sürecinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Tamamlayayım.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız, toparlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – ...10 milyon dolar gibi bir rakamla özelleştirilmiştir. Yani sizin, bizim, hepimizin cebinden çıkan paralarla, yani 360 milyon dolara yapılan bir tesis, 10 milyon dolar gibi bir rakamla özelleştirilmiştir. Özelleştikten sonra sağlıklı çalışmayan bu tesisin de maalesef bugün devlete olan sigorta, vergi vesaire prim borçlarının toplam tutarı 630 milyon TL’yi geçmiştir. Yani devlet, o tesisten alacağını dahi alamaz duruma düşürülmüştür.

Sayın Genel Başkanımız, burada, Mecliste yaptığı grup toplantısındaki konuşmasında, bu tesisin, Adana’da örneği olan bir fabrika gibi, devletin tekrar el koyarak alacaklarını tahsil ettikten sonra, daha sağlıklı bir şekilde Sivas’a ve ülkemize kazandırılmasının yolunu işaret buyurmuşlardır.

İnşallah bir başka konuşmamda diğer konulara da değineceğim.

Ben, bana bu olanağı sağladığınız için çok teşekkür ediyorum, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akyıldız.

Gündem dışı ikinci söz, Hatay’ın sorunları hakkında söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’nun, Hatay ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Hatay ilinin sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hatay ili 2014 yılı itibarıyla 1 milyon 519 bin 836 nüfusa sahip ülkemizin en kalabalık 13’üncü şehri olup Türkiye'nin en önemli eski yerleşim yerlerinden biridir. Tarihi boyunca çeşitli inançlara sahip pek çok millete ev sahipliği yapan Hatay’da, İslam, Hristiyanlık ve Musevi inançları iç içe yaşamakta; cami, kilise ve havra yan yana varlıklarını ve fonksiyonlarını sürdürmektedir.

Hatay ili topraklarının yüzde 54,7’si tarım arazisidir. İl genelinde ülkemizdeki önemli ürünlerin tamamı olmakla birlikte, ağırlıklı olarak narenciye, pamuk, buğday, mısır, havuç ve kavun üretilmektedir. Yoğun tarımın yapıldığı Amik Ovası’nda yazın kuraklık, kışın ise sel baskınlarıyla verim alamayan çiftçilerin yaşadığı sorunlar ve Hatay genelindeki tüm çiftçilerin sulama için kullandıkları elektrik enerjisi ve üretim girdisi olarak kullanılan akaryakıt maliyetinin yüksek olması büyük sıkıntı yaşamalarına neden olmaktadır. Menzelet Sulama Projesi kapsamında Tahtaköprü Barajı’nın yükseltilerek depolama kapasitesinin artırılması ve kanallar ile tünelin bir an önce bitirilmesi, ayrıca yapımı devam eden Reyhanlı Barajı’nın en kısa zamanda bitirilmesi gerekmektedir. Her seçim döneminde verilen vaatlerin yapılmaması ve yerine getirilmemesi hâlinde, artezyen kuyularındaki su seviyesinin düştüğü, zamanla Konya Ovası’na dönüşeceği ve toprak çökmelerinin yani obrukların oluşacağı beklenmektedir.

İlimizde ihracata yönelik lojistik sektöründe sorunlar yaşanmaktadır. Cilvegözü ve Yayladağı Sınır Kapılarının kapanması nedeniyle kara yoluyla yapılan ihracat tamamen durma noktasına gelmiştir. Geniş bir coğrafyada rekabet gücü kaybedilmiştir. Lojistik sorunları için, sektörün sorunları için geliştirilen Ro-Ro taşımacılığı da sorunları gidermeye yeterli olmamıştır.

Suriye’deki iç savaş ve meydana gelen göç Suriye’ye sınırı olan bölge coğrafyasını yakından etkilemiştir. Birleşmiş Milletlerin öngörüsüne göre Suriye’ye komşu ülkelerde mülteci sayısının 5 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir, Türkiye’de bu sayının 2 milyonu aşacağı beklenmektedir. Sığınma kampları dışında da yüz binlerce insan yaşamaktadır. Suriye’yle sınırı bulunan Şırnak, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis illerimizin arasında en uzun kara sınırı 276,9 kilometreyle Hatay iline aittir. Bu nedenle Suriye’deki iç karışıklıktan en çok etkilenen ilimizin başında da Hatay gelmektedir. Suriyelilerin geçişi sırasında ülkeye kaçak mal girişi de yapılmaktadır. Hatta Suriyelilerin bir kısmı düzenli bir şekilde ülkeye kaçak mal girişiyle uğraşmaktadır. Bu şekilde geçirilen çok çeşitli mallar ya sokaklarda ya da açılan iş yerlerinde satılmakta, bu durumda da Hataylı esnafımız zor anlar yaşamaktadır.

Çarpık kentleşme, ilin özgün yapısına ve dokusuna uygun bir yapılaşmanın olmaması, kentsel dönüşüm uygulamalarının bölgede yaşayan insanların kültürlerini dikkate almadığı bir sürecin işlemesi, verimli tarım arazilerinin imara ve yapılaşmaya açılması da önemli sorunlar arasında gelmektedir.

Turizm, inanç ve kültür turizmi konusunda sahip olduğu potansiyele rağmen Hatay’ın kültür varlıklarının korunmaması, sahip olunan turizm potansiyelinin değerlendirilememesi önemli bir sorundur.

Hatay’ın kent ekonomisi açısından sorunlarının başında yüksek işsizlik oranı, sanayi sorunu ve sanayi-teknoloji ilişkisinin zayıflaması gelmektedir. İlimizde, başta sanayi olmak üzere, üretim yapan KOBİ’leri ve genel olarak ticareti olumsuz etkileyen elektrik kesintilerinin azaltılması için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu, toparlamanız için bir dakika daha ek süre veriyorum.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Türkiye, ayrıca, ilimizde faaliyet gösteren ve Türkiye’deki üretimin yüzde 40’ının gerçekleştirildiği İskenderun Demir Çelik ve etrafındaki tesislerle birlikte zor günler yaşamaktadır. 18 bin işçinin çalıştığı Hatay İskenderun, Dörtyol, Payas ilçelerinde bu sektörde, demir çelik sektöründe baş gösteren krizle üreticinin tamamı, üzerindeki mali baskıdan dolayı, birçok firma, dünyayla rekabet etmekte zorluklar yaşamakta, sektörden ayrılmayı düşünmektedir. Yaşananların acı reçetesiyse işçi çıkarmaya, üretimi durdurmaya başlamalara neden olmaktadır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım her bir sorun Hatay’ın geleceği ve Hatay’da yaşayanlar için önem arz etmektedir. Bu sorunlar için acilen çözüm üretilmelidir diyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ahrazoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, “17-25 Aralıktan 2023’e” konusu hakkında söz isteyen Trabzon Milletvekili Sayın Adnan Günnar’a aittir.

Buyurunuz Sayın Günnar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- Trabzon Milletvekili Adnan Günnar’ın, 17-25 Aralıktan 2023’e konusuna ilişkin gündem dışı konuşması

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekillerimiz; 17-25 Aralık uluslararası bir kumpastır, taşeronlar ve yerli iş birlikçiler ile devletin içinde paralel yapılanmayla gerçekleştirilmeye çalışılan açık, net bir darbe girişimidir; 2023’te, cumhuriyetin 100’üncü yılında Türkiye’nin hedeflerine ulaşmasının önünü kesme planıdır. Asli ve tek hedef, Türkiye ve Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı, diklenmeden dik duran, sadece milletimizin değil, Orta Doğu’nun, Uzak Doğu’nun, Avrupa’nın mazlumlarının kalpten duasını alan ve desteğini alan kurucu Genel Başkanımız ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Milletimizin feraseti, duası ve desteğiyle tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek devlet anlayışla AK PARTİ Hükûmeti ve Sayın Başbakanımız Profesör Doktor Ahmet Davutoğlu’yla “2023’e doğru, durmak yok, yola devam.” demeye devam edeceğiz değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

17-25 Aralık darbe girişiminden sonra tadı bozulmuş sakız gibi sürekli gündeme getirilen temcit pilavını milletimiz yememiştir. Bugüne kadar on üç yılda, 11 seçimde tarihî rekor oylar alan AK PARTİ iktidarları 17-25 Aralık darbe girişiminden sonra 4 seçim daha yapmış ve milletimiz darbe girişimlerine şamarı çakmıştır. Her fırsatta Sayın Cumhurbaşkanımızı diline dolayıp onu sadece Meclis iç siyasetine sıkıştırmaya çalışanlara bizim cevabımız şudur: Biz, milletimizle beraber Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyor ve onunla gurur duyuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye’nin bu coğrafyada istikrarlı ve güçlü yapısını bozmak isteyen bazı ülkeler ellerini ovuşturmaktadır ancak milletimizin 1 Kasım iradesi tüm beklentileri boşa çıkaracaktır. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların, darbe girişimlerinin tek nedeni vardır, o da güçlü ve büyük 2023 Türkiyesi’nin pastadan büyük payı almamasını sağlamaktır.

Türkiye üzerinde oynanan oyunlar hiç bitmemiş ve bitmeyecektir. 27 Mayıslar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar, e-muhtıralar ne ise 17-25 Aralık da odur. Bunun yanında, vatan, millet ve din düşmanı PKK, DAEŞ gibi terörist örgütler de yıkım faaliyetlerine devam etmektedirler. Ancak PKK, DAEŞ ve benzeri terör örgütleri her zaman kaybetmeye mahkûmdurlar. PKK terör örgütü Kürtlere hizmet için bir davaya sahipse, neden il ve ilçe merkezlerinde vatandaşlarımızı mağdur ediyor ve öldürüyorlar? Milyonlarca insanımızı evlerinden, mahallelerinden neden göç etmek zorunda bırakıyorlar? Esnafımız, işçimiz, analar ve babalar neden ağlatılıyorlar? Müslüman vatandaşlarımız neden camilerine gidemiyorlar?

Türkiye, tüm engellemelere rağmen hâlâ dünyanın ve bölgesinin en güçlü ülkesi olarak 2023 hedeflerine doğru koşmaktadır. HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş Rusya ziyaretinde dünyanın her yerinde saygı görerek dolaştığını ifade ediyor; bunun tek sebebi vardır, o da cebinde taşıdığı Türkiye Cumhuriyeti pasaportudur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kıymetli kardeşlerim, sürem bitiyor, çok kısaca: Türkiye on üç yılda nasıl oldu da duble yolları, modern hastaneleri, hızlı trenleri, kendi uydusunu ve Marmaray’ı yaptı, hatta Kıbrıs’a denizin altından suyu götürdü? Biz altın mı bulduk, petrol mü bulduk? On üç sene öncesinin yolsuzluklarına “Dur.” dedik sadece ve demeye devam edeceğiz. AK kadrolarla ülke menfaatleri için inançla çalıştık, çalışmaya devam edeceğiz.

Şerlerden hayır çıkaran Allah’ım Türkiye'nin önünü kesmeye çalışanlara müsaade etmeyecek inşallah. Tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günnar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, sayın hatip konuşmasında “Cumhurbaşkanımıza söz söyleyenlere bizim de söyleyeceğimiz sözler var.” dedi ve milletin şamar attığından bahsetti. Evet, biz Cumhurbaşkanımızı eleştiriyoruz. Bu sataşma doğrudan bizlere yapılmıştır, ben de sataşmadan dolayı söz almak ve gerçeği belirtmek istiyorum

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ne alakası var ya? Senin de Cumhurbaşkanın aynı zamanda.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Trabzon Milletvekili Adnan Günnar’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Elbette sayın konuşmacı konuşmasının başlığını “17-25 Aralıktan 2023’e” diye seçmiş. Ben dilerdim ki cumhuriyetimizin kuruluşu olan “1923’ten 2023’e” seçseydi. Şimdi, “17-25 Aralık” deyince artık Türkiye’de herkesin aklına yolsuzluklar geliyor, hırsızlıklar geliyor. (AK PARTİ sıralarından “Darbe, darbe!” sesleri) Eğer sizin dediğiniz gibi “darbe” geliyor ise dün Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergede, “Darbe midir 17-25 Aralık, montaj mıdır?” konusunda biz de sizin görüşünüzün belki bir ölçüde doğru olabileceğini düşünerek Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeye “evet” dedik ama siz o önergenin “Darbe midir, montaj mıdır?” şeklindeki gerekçesine katılmadınız ve reddettiniz. Dolayısıyla da artık sizin “17-25 Aralık darbedir.” şeklindeki söylemlerinizin hiçbir geçerliliği kalmamıştır, hiçbir geçerliliği kalmamıştır, kendi ellerinizle reddettiniz.

Sayın Cumhurbaşkanının elbette anayasal sınırlar içerisinde olmak kaydıyla biz makamına her zaman saygı gösteririz, onda hiçbir tereddüt yok ama Sayın Cumhurbaşkanı muhalefetle didişen bir Cumhurbaşkanı olmayacak, anayasal sınırları içerisinde kalacak.

SALİH CORA (Trabzon) – Muhalefet ajanlık yapmaz!

LEVENT GÖK (Devamla) – O anayasal sınırlar içerisinde kalındığı takdirde bizde asla bir sıkıntı olmayacağını ben sizlere belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben sayın konuşmacının bugün burada en azından İsmet İnönü’yü anmasını isterdim. Bugün, cumhuriyetimizin kurucularından, Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanı İsmet İnönü’nün ölümünün 42’nci yıl dönümü. Onun hiç mi hatırası yok sizlerde? Niçin anmıyorsunuz? Eğer bugün burada bulunuyorsanız, bugün Türkiye Cumhuriyeti varsa, bir ulus olarak varsak bunu Mustafa Kemal Atatürk’e, İsmet İnönü’ye borçluyuz.

Ben, bir kez daha ölümünün 42’nci yılında 2’nci Genel Başkanımız, 2’nci Cumhurbaşkanımız Sayın İsmet İnönü’yü, onu anmayanlara inat, bütün Türkiye’nin huzurunda saygıyla ve minnetle anıyorum ve cumhuriyetimizin kuruluşu olan 1923’ü candan bir coşkuyla kutluyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Hayrını görün, hayrını görün.

LEVENT GÖK (Ankara) – Neyin hayrını göreyim ya?

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – İnönü’nün…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, arkadaşımız benim konuşmamdan sonra “İnönü’nün hayrını görün.” diyor. Böyle bir dil, cumhuriyeti kuran bir lidere karşı, kurucu liderlerin bir tanesine karşı kullanamaz. Biz dünden beri “kaba dil, yaralayıcı dil” diye bir kavram tartıştık. Cumhuriyeti kuran bir kişinin, kurucu bir kadronun Meclisinin olanaklarından faydalanarak burada milletvekili olarak oturan zat milletvekili sıfatını kaybetmiştir, kendisini kınıyorum! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Eğer ona destek varsa hepinizi kınıyorum! İsmet İnönü gibi ulusal bir kahramanın “Hayrını görün.” diyor. Bu nasıl haddini bilmezliktir!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kaba ve yaralayıcı söz kullanmamamız gerekmektedir.

LEVENT GÖK (Ankara) - Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bu milletvekili özür dileyecektir, özür dileyecektir. Sadece burada değil, Türkiye Cumhuriyeti’nden, bütün Türkiye’den özür dileyecektir. Asla bunu kabul etmem mümkün değildir. Lütfen kendisini uyarınız ve gereğini yapsın.

BAŞKAN – Sayın Günnar…

LEVENT GÖK (Ankara) - AKP’nin başkan vekillerini uyarıyorum. Bu arkadaşımız bunun gereğini yerine getirmezse bu işi daha da çok büyütürüz.

BAŞKAN – Sayın Günnar, Sayın Gök’ün sizden bu konuda bir özür talebi vardır.

LEVENT GÖK (Ankara) - Böyle saygısızlık olmaz. Utanın ya, utanın! “İsmet İnönü’nün hayrını görün.” diyor.

BAŞKAN – Sayın Günnar, sizden bu konuda bir özür talebi vardır. Sizi kürsüye davet ediyorum, buyurunuz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – İnönü’ye saygı göstermezsen Erdoğan’a da saygı beklemeyeceksin!

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben bilemiyorum oradan kim söylediyse. “İnönü’nün hayrını görün.” dedin mi demedin mi, onu söyle.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Hayır, demedim. Ancak, böyle bir sözü bir başka arkadaşım söyledi. Siz heyecandan herhâlde beni göremediniz.

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben… Ben…

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) - Müsaade eder misiniz…

LEVENT GÖK (Ankara) - Kim söylediyse o kalksın o zaman söylesin, siz niye kalkıyorsunuz?

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Ama “Sayın Günnar” deyip duruyorsunuz. Müsaade ederseniz…

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben isminizi vermedim, ben sizin isminizi vermedim. Kim söyledi?

BAŞKAN – Sayın Gök, Sayın Günnar söylemediğini ifade ediyor, tutanakları isteyeceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) - Efendim, kim söylediyse… Ben zaten arkadaşımın ismini zikretmedim.

BAŞKAN - Sayın Gök, ben tutanakları isteyeceğim, hangi milletvekili söylediyse…

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben arkadaşımın ismini söylemedim.

BAŞKAN - …onu tespit ettikten sonra açıklama yaparız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bülent, düzelt meseleyi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tamam, görmedik. Zaptı alalım.

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben arkadaşın ismini zikretmedim.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) - Sayın Gök, Sayın Başkan Vekilim, müsaade eder misiniz…

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben sizin isminizi zikretmedim Beyefendi.

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) - Tamam, ben Sayın Başkanımın daveti üzerine kürsüye geldim.

LEVENT GÖK (Ankara) - Kim söylediyse o çıksın o zaman. Siz niye çıkıyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Gök…

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) – Müsaade edin efendim. Müsaade ederseniz birkaç kelime söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Gök, müsaade ederseniz…

Sayın Günnar, açıklamanızı yapınız, eğer böyle bir şey kullanmadıysanız…

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben de zaten arkadaşımızı kastetmedim ki… Ben ismen söylemedim. Kim söylediyse o çıksın.

BAŞKAN – Sayın Gök, ben tutanakları isteyeceğim ve bakacağım.

2.- Trabzon Milletvekili Adnan Günnar’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADNAN GÜNNAR (Trabzon) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim bu fırsatı verdiğiniz için. Bir yanlış anlaşılma oldu herhâlde. Ben, Sayın Gök’ün konuşmamda “Sataşma var.” diyerek cevap vermeye çalışmış olduğu kelimeleri dikkatlice dinledim. Dinledim ama benim konuşmamla alakalı pek bir şey söylemediğini de anladım. O esnada bir yerden bir ses geldiğini söylüyor. Ben o sesi hakikaten duymadım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben de onu kastediyorum.

ADNAN GÜNNAR (Devamla) – Müsaade edin efendim.

Ama ne olduğunu da bilmiyorum. Sayın Başkanımızın da dediği gibi, ben hiç konuşmadım bile açıkçası.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben sizi kastetmedim Sayın Günnar. Yani kim söylediyse o tashih etsin.

ADNAN GÜNNAR (Devamla) – Evet, Sayın Başkanın daveti üzerine ben buraya geldim. Netice itibarıyla konuşmadım.

Ancak, bizim, cumhuriyetin kurucularına da, Mustafa Kemal Atatürk’e de saygımız, sevgimiz sonsuzdur. Tüm şehitlerimize, tüm vatan evlatlarına, bayrağımızı, milletimizi koruma anlayışında olan herkese, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularına da saygıda hiçbir zaman kusur etmedik ve onları minnetle, şükranla her zaman andık ve anmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim ama ben sizi kastetmedim. Kim yaptıysa o kalksın.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günnar.

Sayın Gök, ben tutanakları istedim, bakacağım, daha sonra sizinle paylaşırız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani cesareti olan çıkar buraya “Ben söyledim.” der. Özür dilesin. O kadar!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ya, ne var “Hayrını gör.” demişse kardeşim ya, ne var yani ya?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, bu nasıl hayrını gör be! Elini indir bir kere! “Hayrını gör.” dediğin İsmet İnönü ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sen de “Tayyip Erdoğan’ın hayrını gör.” demiştin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen Tayyip Erdoğan ile İsmet İnönü’yü mü kıyaslıyorsun?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne var bunda? “Hayrını gör.” demiş.

LEVENT GÖK (Ankara) – Onunla mı kıyaslıyorsun?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen de, “Tayyip Erdoğan’ın hayrını gör.” de kardeşim, biz de “Allah razı olsun.” deriz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Anayasal sınırları içerisinde kalsın, biz saygımızı gösteririz, o kadar! Anayasal sınır içerisinde kalsın, saygımızı gösteririz.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Yani şu Meclisi çalıştırmamak için her şeyi yapıyorsunuz ya! “Hayrını gör.” demiş, bilmem ne demiş!

LEVENT GÖK (Ankara) – Şu sıradan geldi. O arkadaşlardan bir tanesi, kendisini saklıyor. Ayıp ya!

BAŞKAN – Sayın Turan’ın söz talebi var.

Sayın Turan, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın görevinin hayırlı olmasını dilediğine, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle, ilk defa sizin Başkanlığınızda söz alıyorum. Tekrar, yeni Başkanlığınızın hayırlı olmasını ümit ediyorum.

Sayın Başkan, cumhuriyetimizin 2’nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün vefat günü. Ben, öncelikle, tüm milletimize tekrar başsağlığı diliyorum, rahmetle yâd ediyorum. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadar kimin ne emeği varsa, askerinden Genelkurmayına kadar, kuruluşunda köylerinde çalışan insanından Nene Hatunlara kadar kimin ne emeği varsa, rahmetle, minnetle tekrar anıyorum. Sayın grup başkan vekilinin az önceki hassasiyetini de anlayışla karşılıyorum. Bizler, bu ülkenin bugüne gelmesinde her kimin ne kadar hakkı varsa aynı şekilde minnetle anmak durumundayız.

Aynı şekilde, sürekli ifade edilen, Sayın Cumhurbaşkanımıza kötü dil kullanılmasını da bu konuda tekrar hatırlatmak istiyorum. Her Cumhurbaşkanının kendi görev yaptığı makamla beraber değerlendirilmesi gerekir. Ben aynı hassasiyeti kendilerinden bekliyorum. Eğer bu konuda bizim duymadığımız ve sayın başkanın iddia ettiği bir yanlış ifade varsa da ilgili arkadaşımla gereğini yaparız, konuşuruz diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümlerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben de merhum İsmet İnönü’nün vefatından dolayı bir kez daha başsağlığı dileklerimi ifade ediyorum.

Ayrıca, bugün, hem hayatı boyunca yürüttüğü özgürlük mücadelesi ve demokratik siyaset çabası hem de barışçıl kimliğiyle tanıyıp sevdiğimiz, saygı duyduğumuz değerli siyasetçi Şerafettin Elçi’nin vefatının 3’üncü yıl dönümü. Mütevazı kişiliğiyle, her zaman diyalogdan, uzlaşıdan, müzakereden yana tutumuyla, büyük birikim ve deneyimiyle demokratik siyasete katkıları olan Sayın Elçi’nin yokluğunu her zamankinden fazla yüreğimizde hissediyoruz. Değerli mücadele insanı Şerafettin Elçi’yi de özlemle ve saygıyla anıyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim fakat sisteme giren sayın grup başkan vekilleri var; öncelikle Sayın Gök.

Buyurunuz, size söz veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümüne ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her türlü makama saygı gösterilmesi ve herkesin kendi görev alanının tarifleri içerisinde davranması gerektiğine inandıklarına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Ben de cenazesinde bulunduğum Sayın Şerafettin Elçi’nin ölüm yıl dönümünde kendisini saygıyla ve minnetle anıyorum. Kendisinin bölgede ne denli güçlü ve etkili olduğunu ve Türk siyasetinde her türlü sorunun çözümünde barışçıl yaklaşımlarıyla öne çıkan bir siyasetçi olarak kendisinin çizmiş olduğu yolun da dikkatlice takip edilmesi gerektiğine inanan insanlardan bir tanesiyim. Sayın Şerafettin Elçi’yi bu vesileyle anarken biz, ülkemizdeki her türlü makama, Cumhuriyet Halk Partisi olarak devleti kuran bir partinin mensupları olarak, saygı gösterilmesi ve herkesin kendi görev alanının tarifleri içerisinde davranması gerektiğine inanıyoruz. Bu tarifler içerisinde görev yapıldığı zaman Türkiye’de hiçbir sıkıntının olmayacağına ve tüm taşların yerine oturacağına inanıyoruz. Bu nedenle, az önceki tartışmaya da ilave görüşüm olarak bunları ifade etmeyi uygun gördüm.

Tekrar teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Buyurunuz Sayın Akçay.

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümlerine ve 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün İstiklal Savaşı’mızın kahramanı, cumhuriyetimizin kurucu önderlerinden 2’nci Cumhurbaşkanı ve değerli devlet adamı İsmet İnönü’yü vefatının yıl dönümü münasebetiyle minnetle, şükranla yâd ediyorum, anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27 Aralık tarihi, aynı zamanda millî ruhun tercümanı vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da ölüm yıl dönümüdür. Mehmet Akif Ersoy, elli dokuz yıllık ömrünü Türk ve İslam âleminin ve insanlığın sorunlarına adamış bir büyük fikir adamıdır, şairdir. Millî şairimiz, milletimizin en zor anlarında harekete geçmesi gereken cesaret ve kuvvete kutlu mısralarıyla hayat vermiştir. Akif Ersoy, Türk tarihinin en büyük hürriyet mücadelesinin manevi güç kaynağı olmuştur. O, karanlık bir dönemin umut ışığı, milletimizin hürriyet sevdasının gür sesidir. Türk milletinin gönlünde, fikrinde ve zikrinde yer bulmuştur. O İstiklal Marşı’yla Türk milletinin ezelden beri hür yaşadığını ve ebediyen hür yaşayacağını bütün dünyaya ilan etmiştir.

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u rahmet ve minnetle anarken sözlerimi onun içten dua ve beklentisiyle anmak istiyorum: “Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmayı nasip etmesin.”

Bu vesileyle, bugün 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasının da son gününe rastlamaktadır. İki yıl önce bugün, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet iddiasıyla dönemin Başbakanı ve oğlunun da şüpheli olarak bulunduğu yeni bir soruşturma dosyası açılmıştı. 25 Aralıkta, İstanbul’daki operasyonda görev yapan 400 polis görevden alındı. Emniyette görev alacak polis kalmayınca dönemin İçişleri Bakanı kendi görevine son verdi. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı, bir televizyon canlı yayınında aynen şunları söyledi: “Her şey Başbakanın talimatıyla yapıldı, bana istifa baskısı yapılmasını kabul etmiyorum, gerekirse Başbakan istifa etsin.” İki yıl sonra bugün, İranlı rüşvetçinin önüne yatanlar yattıkları yerden hâlâ kalkamadılar. İhalelere karıştırılan fesadın, rüşvetin, hayali ihracatın, kara paranın, altın kaçakçılığının, usulsüz imar düzenlemelerinin hesabı sorulamadı. Evlerdeki para kasaları, ayakkabı kutuları, sıfırlanamayan paralar faizleriyle birlikte iade edildi. İki yıl önce, failler “Bir şey çıkmaz.” demişti. Gerçekten de bir şey çıkmadı. Olan bu ikisinin bakanlığına ve milletvekilliğine oldu. Rüşveti ve yolsuzluğu doğuran yapı, kurum ve kişiler hesapsız kitapsız varlığını devam ettiriyor.

Sonuç olarak, 17-25 Aralığa “kumpas ve darbe girişimi” diyenlere tekrar seslenmek istiyoruz. Eğer cesaretiniz ve ciğeriniz varsa, görüş ve düşüncelerinizin bu kadar arkasındaysanız ve samimiyseniz, sıfırlama konuşmaları yalansa ve aslında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ek süre veriyoruz Sayın Akçay.

Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …yapılmamışsa, ayakkabı kutuları o evlere sonradan yerleştirilmişse, bakan çocuklarının evlerindeki para kasaları ve içlerindeki paralar, bu yaşananlar kumpassa, darbeyse, montajsa araştırma komisyonu kurmaktan neden kaçınılıyor? Kumpas ve darbeyi öğrenmek aziz milletimizin hakkıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Baluken, sisteme girmişsiniz, buyurunuz.

4.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, AKP iktidarı döneminde Parlamentonun hızla işlevsizleştirildiğine, çözüm ve müzakere adresi olmaktan çıktığına, sokağa çıkma yasakları ile yolsuzluk dosyalarının çözüm yerinin Meclis olması gerektiğine ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu ülkedeki bütün sorunların çözüm adresi olarak Parlamento uzun yıllardır bir çözüm platformu olarak çalıştı ancak, maalesef, son on üç yıllık AKP iktidarı döneminde, adım adım, Parlamentonun hızla işlevsizleştirildiği, bir çözüm, müzakere adresi olmaktan çıktığı ve giderek bütün sorunların bir toplumsal gerilim hattına dönüştüğü süreçleri yakıcı bir şekilde yaşadık, bugün de yaşamaya devam ediyoruz.

Bugün ülkenin gündemindeki en önemli, en yakıcı sorunları bu Parlamentoda çözüm üreterek normalleştiremiyorsak o durumda Parlamentonun, Meclisin işleviyle ilgili gerçekten, her milletvekilinin kendi içerisinde bir tartışma yürütmesi, mevcut durumla bir yüzleşmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Bu hafta içerisinde, buraya çok önemli gündemler getirildi, çok önemli tartışmalar yürütüldü ancak bu tartışmalar hiçbir şekilde iktidar partisi tarafından dikkate alınmadı, bir çözüm üretilmedi. Düşünün ki hafta boyu biz Cizre’de, Nusaybin’de, Dargeçit’te, Sur’da, Silopi’de Anayasa’ya aykırı bir şekilde, hukuksuz ve yasa dışı bir şekilde uygulanan, “sokağa çıkma yasakları” adı altında uygulanan devlet terörünün gelmiş olduğu aşamayı ifade ettik. Bu sokağa çıkma yasaklarının hem yasalara hem Anayasa’ya aykırılık gerekçesi nedeniyle derhâl kaldırılması gerektiği çağrılarını yaptık. Yaptığımız bütün çağrılara rağmen, bütün girişimlerimize rağmen maalesef, bu hukuksuz, yasa dışı sokağa çıkma yasağı uygulaması ve bu ad altında halka karşı tam bir terör dalgası hâlâ estirilmeye devam ediyor. Bu saat itibarıyla, hâlâ Silopi’de, Sur’da, Cizre’de ve Dargeçit’te sivil alanlar kurşunlanıyor, mahalleler bombalanıyor, ölüm korkusuyla bu ülkenin yurttaşları yaşamak zorunda kalıyorlar.

Yine, bu hafta içerisinde, 17-25 Aralık dosyalarıyla ilgili buraya araştırma önergeleri getirildi. Muhalefet partileri, iktidar partisinin de ayağında bir pranga olarak bütün kamuoyunu rahatsız eden bu gündemlerle ilgili Meclisin olaya müdahil olmasını, araştırma komisyonları kurarak bu yolsuzluk dosyalarının üzerine gitmesini ve böylece iktidar partisi için de bu prangalardan kurtulma şansının doğabileceğini ifade etti. Ama maalesef, burayı bir çözüm zemini olarak görmeyen AKP, bu yolsuzluk dosyalarını da Meclisin araştırmasını engelleyecek şekilde bir irade ortaya koydu.

Biz, bu her iki tutumun da yanlış olduğunu düşünüyoruz. Siyaset bütün sorunların çözüm adresi olarak, müzakerenin yapılacağı bir zemin olarak değerlendirilmeli. Önümüzdeki haftadan itibaren, Sayın Başbakan yeni anayasa görüşmeleri vesilesiyle diğer muhalefet partilerini ziyaret edecek. Yeni anayasa, bu ülkede yaşayan bütün halklarımızın demokratik geleceğini ilgilendiren, bu ülkenin bütün kronik sorunlarının çözümünü ilgilendiren son derece önemli bir konu başlığıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Toparlayabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Ek süre veriyoruz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bu kadar önemli bir konu başlığında yapılan görüşmelerle, ifade edilen birkaç cümleyle bile ülke hızla bir normalleşme aşamasına geçebilir, oluk oluk akan kan durabilir, her geçen gün artan toplumsal gerilim hatları rahatlayabilir. Buna zemin sunmak için, AKP Hükûmetinin, en azından bu görüşmelerin zeminini güçlendirmek için, toplumsal gerilim dilinden vazgeçmesinin, yasa dışı olarak uyguladıkları bu sokağa çıkma yasaklarını bir an önce kaldırmalarının önemli olduğu kanaatindeyiz. Ancak bu şekilde siyaset inisiyatif alıp sorunları çözme noktasında bir yol açabilir diye düşünüyoruz.

Diğer taraftan, değerli ağabeyimiz, değerli büyüğümüz, yoldaşımız Sayın Şerafettin Elçi’nin ölüm yıl dönümünde mezarı başında bile anılamamasının burukluğunu, hüznünü yaşıyoruz. Şu anda mevcut sokağa çıkma yasaklarından dolayı, ne ailesi ne halkımız Sayın Elçi’nin anılmasını, Sayın Elçi’nin kabri başında bir Fatiha okumayı bile gerçekleştiremiyor. Bu mevcut durum bile, içinden geçmiş olduğumuz vahim tablonun bir özeti olarak buradan görülmeli ve derhâl bu vahim tablodan çıkılması için siyaset kurumu inisiyatif almalı diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Gök, biraz önce yaptığınız konuşma esnasında bir ifade vardı, sizin de tutanakları incelememiz konusunda bir talebiniz vardı. Ben tutanakları aldım, okudum. Kahramanmaraş Milletvekili Sayın İmran Kılıç’ın “Hayrını görün, hayrını görün.” diye bir ifadesi var ve sizin de bu kelimeyi kullanan sayın milletvekilinden bir özür talebiniz var. Dolayısıyla, ben Sayın Kılıç’a yerinden açıklama yapmak üzere söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Kılıç.

5.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hatibin konuşmasına “Hayrını görün.” diye ilave yaptım. Bütün cumhurbaşkanlarımız ülkemize hayırlı olsun, hayırlı da olmuşlardır. “Hayrını görün.” cümlemin başka bir manaya çekilmesine de üzüldüm, aslında kötü bir maksadım yoktu.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

Sayın Bostancı, söz talebiniz var.

Buyurunuz.

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıl dönümü. Kendisi İstiklal Marşı’mızın şairi, Sebilürreşad dergisinin yazarlarından. “Safahat” kitabını herkes bilir ve Türkiye'de en çok satılan kitaplardandır. Bu ölçüde toplumsal talep görmesi, bu halkın aklının ve kalbinin derinliklerine hitap eden bir insan olduğunu gösterir.

Sadece şiirleriyle değil, İstiklal Savaşı sürecinde Kastamonu’da vermiş olduğu vaazlarla da Millî Mücadele’ye büyük bir destek vermiş, Anadolu’nun iman ve inancını İstiklal Savaşı’nın idealleriyle birleştiren sayısız kahramandan birisi olmuştur. Bunu, tıpkı şiirlerinde olduğu gibi, kalbî bir duyarlılıkla ve muhakkak sağlam bir imanla yapmış olan bir insandır. Onun samimiyetine, onun bu topluma, insanlığa sevgisine, yoksullara, düşkünlere, kimsesizlere karşı duyarlılığına hem eserlerinde hem de hayatında şahitlik etmekteyiz. Kapısına gelen bir yoksulun sırtında paltosunun olmadığını gördüğünde çıkarıp paltosunu verecek kadar, kendi yoksul hâliyle, alicenap bir insandır ve esasen tarihteki şahsiyetleri geleceğimize bir ışık gibi taşıma çabamızda, düşüncemizde, toplumun önüne bir rehber koymamızda bu tür örneklerin, bu tür insanların büyük önemi ve değeri olduğunu görmek gerekir.

Rahmetli İnönü Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci Cumhurbaşkanı, Millî Mücadele Savaşı’nın kahramanlarından, kolektif kimliğimizin önemli temsilcilerinden; bütün bunlar ortak değerlerimiz. Yakın tarihimizin çok tartışmalı ve muhataralı olduğunu unutmamak lazım. Tarih de kendi zamanında yaşanmış siyasetti. Tıpkı bugün siyasete ilişkin tartışmalar yapıyorsak dün de o insanlara ilişkin tartışmalar yaşanıyordu. Bu tartışmalar bugün de hem literatür düzeyinde hem şifahi düzeyde yaşanıyor. Tehlikeli olanı şifahi düzeyde, ölçüsüz, kuralsız, mesnetsiz bir tarzda bu tartışmaların yapılmasıdır. Kitabi düzeyde, kaynaklara atıfla tarihçi, tarih tartışmalarından kaçınmamak gerekir. Türkiye'de bu manada da yakın tarihin daha akademik bir şekilde tartışılmaya başlandığını söyleyebilirim.

Bir üçüncü husus: Şerafettin Elçi’yi rahmetle anıyoruz. Şerafettin Elçi’yi şahsen tanırdım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek süre veriyorum Sayın Bostancı, tamamlamanız için.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

Şerafettin Elçi’yle, rahmetliyle yakın dostluğumuz vardı. Cinnah Caddesi üzerindeki iş yerine gitmişliğimiz ve taş köfteyi paylaşmışlığımız mevcuttur. Paylaşımlarımız sadece taş köfteden ibaret değildi, aynı zamanda Türkiye'nin toplumsal durumuna ilişkin de çok kıymetli değerlendirmelerde bulunurduk. Şunu belirtmeliyim: Şerafettin Elçi, rahmetli her zaman demokratik bir çizgide, şiddete, baskıya, tahakküme karşı bir yerde bu meseleleri konuştu. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Dönüp bu insanlara bakarken gelecek için çıkartılacak ders onların durdukları bu yerdir diye düşünüyorum. Kendisini rahmetle anıyorum. Saygılarımla.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

Sayın Gök sisteme girmişler.

Buyurunuz.

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümüne, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı yerleşim yerlerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları sonucu yaşanan sıkıntılara ve Cumhuriyet Halk Partisinden 6 kadın milletvekilinin Diyarbakır’a temel ihtiyaç malzemesi götürdüklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim.

Ben dün ifade etmiştim ama bugün de ifade etmezsem bir eksiklik olarak kalmaması açısından, ulusal marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u ben de saygı ve minnetle anıyorum. Türkiye’nin kuruluşunda ve ulus olma bilincinde Mehmet Akif Ersoy’un yazmış olduğu ulusal marşımızın, bugün de hepimizi birleştiren bir şair sıfatıyla Türk tarihinde ve hepimizin yüreklerinde farklı bir yeri vardır. Kendisini tekrar saygı ve minnetle anıyorum.

İkinci olarak, Sayın Başkanım, doğuda ve güneydoğuda meydana gelen terör olayları ve bu olaylar sırasında ilan edilen sıkıyönetim tarzı sokağa çıkma yasakları ve yaşanan çatışma ortamı, doğu ve güneydoğuda pek çok insanın temel gıda maddelerine ulaşmasında, sağlık hizmetlerinden yararlanmasında ve eğitim haklarının ellerinden alınmasında, pek çok konuda sıkıntıya neden olmaktadır. Bu konuda biz defalarca kürsüde ifade ettik görüşlerimizi. Meclisimizde bu konuda bir toplantı, bir toplumsal mutabakatla bir komisyon kurulması yönündeki önerimizi tekrarlayarak bu konunun ne denli önemli olduğunun, bizi bir arada tutan değerlerin daha güçlü bir şekilde devam etmesi açısından Meclisin tarihsel bir görevi olduğunun altını çizerek çağrımızı bütün partilere, tüm Türkiye’deki sivil toplum örgütlerine ve herkese yapıyoruz. Bu Meclisin bu meseleye el koymasını istiyoruz.

Bu bakımdan, Cumhuriyet Halk Partisinin 6 kadın milletvekili, bugün erzak, ilaç gibi birtakım malzemeleri Diyarbakır ilimizde bu olaylardan etkilenen ve temel ihtiyaçlarını temin edemeyen yurttaşlarımıza götürmek üzere Diyarbakır’dadırlar. Hem halkımızın duygu ve düşüncelerini almak, hem onlara yardımcı olmak hem de bölgenin bir nabzını tutmak açısından Diyarbakır’da bulunan 6 milletvekilimiz, bugün, bu ziyaretlerini gerçekleştirecektir. Bölgeyi yakından takip ediyoruz ama esas can alıcı nokta, Meclisin bu konuya el koymasıdır. Bu konudaki çağrımızı, tekrar, yineliyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine 60’a göre yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Sisteme giren sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Yarkadaş, Sayın Gürer, Sayın Haberal, Sayın Karabıyık, Sayın Emir, Sayın Bayır, Sayın Gökdağ, Sayın Parsak, Sayın Akyıldız, Sayın Yılmaz, Sayın Erdoğdu, Sayın Demirtaş, Sayın Akaydın, Sayın Tekin, Sayın Boynukara.

Sayın Yarkadaş, buyurunuz.

8.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – İkinci Dünya Savaşı’nın en zorlu günlerinde ülkemizi ateş çemberinin dışında tutan, çocukları anasız babasız bırakmayan, Millî Mücadele’mizin kahramanı Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşı 2’nci Cumhurbaşkanımız ve 2’nci Genel Başkanımız İsmet İnönü’yü saygı ve rahmetle anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Niğde Akkaya Barajı’ndaki kirlilik ile hava kirliliği konularında acil önlemler alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Öncelikle, 2’nci Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız İsmet İnönü’yü ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyorum.

Sayın Başkan, Niğde ve Bor ilçesini kapsayan ciddi, önemli iki çevre sorunu vardır: Akkaya Barajı kirliliği ve son günlerde hava kirliliği.

Niğde’de yapılan ölçümlerde, hava kirliliği hassas değerleri zaman zaman aşmaktadır. Akkaya Barajı’ndaki kirlilik ve hava kirliliğinden oluşan çevresel sorunlar insanların yaşamını tehdit eder boyuttadır. Bu konuda acil önlemler gerekmektedir.

Çevresel sorunlarla ilgili bugüne kadar, özellikle Akkaya Barajı için çok kere sözler verilmiş ancak baraj kurtarılmadığı gibi, bugün, Bor ilçesinde yaşayanların sağlığını önemli ölçüde tehdit ettiğinden öte, üniversite ve Niğde’ye yaydığı kokularla da çevreyi yaşanmaz kılmak durumundadır.

Hava kirliliğiyle ilgili de son zamanlarda yapılan ölçümlerdeki rakamlar tehlike boyutlarını arz etmektedir. Bu iki konunun acilen dikkate alınması ve bu konuda gereğinin yapılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Haberal…

10.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın, 27 Aralık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 96’ncı yıl dönümüne ve bütün şehitleri rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın milletvekilleri, 27 Aralık Pazar günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 96’ncı yıl dönümü. Atatürk’ün Ankara’ya gelişi Kurtuluş Savaşı’nın en önemli gelişmelerinin başında gelmektedir. Bu ziyaretle, 27 Aralık günü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve başkent Ankara’nın ebedî Türk yurdu olmasının tescil edildiği gün olmuştur. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ankara, o tarihte de, Atatürk’ün gelişiyle birlikte, Millî Mücadele’ye başkentlik yapmıştır, ilelebet de cumhuriyetin başkenti olarak kalacaktır.

Doksan altı yıl sonra bir kere daha, hem bir Ankara milletvekili hem de büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, Atatürk ve tüm emeği geçenleri saygıyla anıyor, Ankara’ya iyi ki geldiniz, hoş geldiniz, kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti emin ellerde, emanet ettiğiniz Türk gençliğinin omuzlarında sonsuza kadar yaşayacaktır diyorum.

Bu vesileyle, bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum, gazilerimize de uzun ömürler diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

11.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte çağdaş bir Türkiye için mücadele veren, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci Cumhurbaşkanı ve 2’nci Genel Başkanımız, Kurtuluş Savaşı kahramanı, bağımsız Türkiye'nin varlığını dünyaya kabul ettiren Lozan Anlaşması’nın mimarı, büyük devlet adamı İsmet İnönü’yü sonsuz saygı ve rahmetle anıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Emir…

12.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylara ilişkin açıklaması

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Mücadele kahramanımız merhum İsmet İnönü’nün anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Son günlerde, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde “Solcular mescidi bastı.” söylemleriyle kargaşa yaratılmak isteniyor. Sayın Rektörün açıklamalarından böyle bir olayın olmadığını, sadece basketbol sahasında ibadet etmek isteyen bir grup öğrenci ile bir başka grup öğrenci arasında tartışma çıktığını öğreniyoruz. Bizlere düşen, bu tip sorunları, özellikle gençlerin yaşadığı sorunları demokrasi kültürü içerisinde ve hoşgörüyle çözmeye çalışmak, önderlik etmektir. Ancak, bu sıralarda oturan Aydın Ünal isimli AKP’li milletvekili, Orta Doğu Teknik Üniversitesi gibi bir bilim yuvasına tankla topla yani Cizre’ye, Silopi’ye nasıl girdiysek öyle gireriz diyerek büyük bir hata yapmıştır ve zihninin arkasındaki karanlık düşünceleri açığa vurmuştur.

Ben, tabii, bir önceki hatip gibi, Aydın Ünal’ın “hayrını görün” demeyeceğim.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Bayır? Yok sanırım.

Sayın Gökdağ…

13.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve Gaziantep’in kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, “Bir memlekette namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” sözünün sahibi Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci Cumhurbaşkanı ve partimizin 2’nci Genel Başkanı İsmet İnönü’yü ölümünün 42’nci yıl dönümünde saygı ve minnetle anıyorum.

Sayın Başkan, bugün Gaziantep’in kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümü. Bütün yoksulluğa, yokluğa rağmen, emperyalist işgale karşı dillere destan Gaziantep savunmasında şehit olan Şahin Beyleri, Karayılanları, Şehit Kâmilleri ve 3.617 şehidimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Parsak…

14.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Şırnak’ın Cizre ilçesinde şehit olan askere Allah’tan rahmet, yaralı askerlere acil şifalar dilediğine ve muhtelif üniversitelerde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylara ilişkin açıklaması

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sayın milletvekilleri, öncelikle, dün gece Şırnak’ın Cizre ilçesinde şehit olan 1 askerimize yüce Allah’tan rahmet ve yaralanan 2 gazi askerimize de acil şifalar diliyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, son günlerde, başta Boğaziçi, Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri olmak üzere Türkiye'mizin muhtelif üniversitelerinde karşıt görüşlü öğrenciler arasında “kavga” adı altında, esasen PKK terör örgütüne mensup ya da sempatizan öğrenci görünümlü terör örgütü üyelerinin saldırılarından dolayı üniversitelerimiz karıştırılmak istenmektedir.

Eğitim öğretim hakkı bir anayasal haktır. Dolayısıyla tüm öğrencilerimizin bu anayasal hakkının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesi de idarenin başlıca görevlerinden birisidir. Oradaki, başta milliyetçi, ülkücü öğrenciler olmak üzere, tüm öğrencilere bu noktada hassasiyetle sahip çıkılması gerekmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

15.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas’ın Kovalı mevkisindeki kavşak noktasının yeniden düzenlenmesi gerektiğine ve Sivas’ta bulunan Kültür Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği Korosu elemanlarının kadro sorunlarına ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivas-Kayseri, Sivas-Malatya yol kavşağında Kovalı mevkisinde çok önemli bir kavşak noktasında, bu kavşakta sürekli kazalar meydana gelmekte ve kışın orada birçok ölümlü kaza da meydana gelmiştir. Bu kavşak noktasının yeniden gözden geçirilmesi ve gerekiyorsa buranın yeniden düzenlenmesi noktasını hatırlatmak istiyorum.

Bir başka konu da yine, Kültür Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği Korosu var Sivas’ta, çok da güzel hizmetler yapıyor bu koro. Bu koroda yıllarca emek veren ama bir türlü kadrosunu alamayan çok değerli, birbirinden değerli ses ve saz sanatçıları varken dışarıdan bir kanun sanatçısının hem de kadrolu olarak, kadrosuz değil, direkt kadrolu olarak atanmış olması doğru değildir. Tabii ki o arkadaşımız da atansın ama eğer orada ihtiyaç varsa öncelikle buraya yıllardır emek vermiş ve bir türlü kadro verilmeyen, partizanca yaklaşımlar nedeniyle kadrosuz bırakılan bu arkadaşlarımızın haklarının da verilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

16.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın, bir parti eş genel başkanının kriz hâlinde olduğumuz Rusya’yı ziyareti sonrasında vermiş olduğu beyanatları kınadığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölge ülkelerine düşmanca saldırılar gerçekleştiren, daha önce Gürcistan, Ukrayna ve Kırım halklarının egemenliklerine müdahale eden, “DAEŞ’le mücadele” adı altında Türkmen ve Arap yerleşim yerlerini bombalayan, sivilleri katleden, Suriye’yi âdeta bir savaş üssüne dönüştüren ve son olarak sınırımızı ihlal edip ülkemize de karşı düşmanca bir tutum izleyen Rusya’yla bir kriz hâlindeyiz.

“Barış” diyerek, “Biz Türkiye partisiyiz.” diyerek seçmeninden oy isteyen bir parti eş başkanının bu denli saldırgan ve savaş yanlısı bir ülkeye böylesine hassas bir dönemde yapmış olduğu ziyaret ve sonrasında vermiş olduğu talihsiz beyanatlar, başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere, tüm milletimizi derinden yaralamıştır.

Milletimizi arkadan hançerlemek olarak gördüğüm bu hoyratça tavrı kendi adıma esefle kınıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

17.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, memlekete hizmet etmiş insanlar hakkında saygı ve hürmetle konuşulması gerektiğine, İsmet İnönü’nün 42’nci ve Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, biz bu Mecliste, tarihî olaylara ve vefat etmiş, bu memlekete hizmet etmiş insanların tamamına saygıyla ve hürmetle konuşup bundan sonra onların bize emanet ettikleri ülkeyi daha laik, daha demokratik, daha zengin, daha çağdaş, daha özgürlükçü bir hâle getirmeyi konuşmalıyız. Burada, bu üstü kapalı, kırıcı kelimeleri kullanmanın kimseye faydası yok.

Bu anlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında çok önemli bir görev üstlenen merhum Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü ve İstiklâl Marşı’mızı yazan istiklal şairi Mehmet Akif Ersoy’u saygıyla ve rahmetle anıyorum. Allah makamlarını, mekânlarını cennet etsin diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş…

18.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın, İsmet İnönü’nün 42’nci ölüm yıl dönümüne ve 17-25 Aralık yolsuzluklarının 2’nci yılına ilişkin açıklaması

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin iki numaralı kurucusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu olan Lozan Antlaşması’nı imzalayan, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokmayarak çocukları babasız bırakmayan, Türkiye’yi çok partili hayata geçiren büyük devlet adamı Millî Şef İsmet İnönü’yü vefatının 42’nci yılında saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. “Bir memlekette namuslular en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” diyen İsmet İnönü’nün ilkelerinin varlığı, 17-25 Aralık yolsuzluklarının 2’nci yıl dönümünde bir kez daha önem kazanmaktadır.

Saygılarımla…

BAŞKAN – Sayın Akaydın…

19.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, Türkiye’nin büyük bir siber saldırıyla karşı karşıya olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Aralıktan bugüne Türkiye çok büyük bir siber saldırıyla karşı karşıyadır. ODTÜ Rektörü Sayın Ahmet Acar’ın ifade ettiğine göre, dünya bilişim tarihinin en büyük saldırılarından biri olduğu söylenmektedir. Her ne kadar Türkiye’nin en güvenilir bilim kurumlarından birinin başı olan Sayın Rektörün ifadeleri çok inandırıcı olsa da Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım ODTܒnün gerekli önlemleri alamadığını da basında ifade etmiştir.

Bizdeki bilgilere göre, geçen sene sebebi tam açıklanamayan elektrik kesintilerinin de gene bir siber saldırı sonucu olduğu ifade ediliyor. Bu konuda Türk kamuoyunun, özellikle Sayın Binali Yıldırım’dan ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından doyurucu açıklamalar yapmalarına ihtiyacı vardır çünkü bu saldırı hâlen devam etmektedir, İnternet ve bankalar sistemi felç olmuş durumdadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tekin…

20.- Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in, İsmet İnönü’nün 42’nci, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümlerine ve Türkmenlerin beklediği yardımlara ilişkin açıklaması

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli Meclis; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün önemli bir gün; cumhuriyetimizin kurucularından rahmetli İnönü’nün ölümünün 42’nci yıl dönümü.

Bu arada Sayın Ersoy ve Sayın Elçi’yi de rahmetle anıyorum.

Bugün günlerden cuma, cumanız mübarek olsun.

Yine, önemli bir gün, 25 Aralık. Bugün bana şöyle önemli bir sözü hatırlatıyor, Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz der ki: “Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa onu kurtaramam.” Özellikle, içimi sızlatan ve beni ürperten bu sözü sizlere tekrarlamak istiyorum.

Sayın Yılmaz’ın biraz önce bahsettiği, güzel değindiği önemli olaylar var. Rusya’dan bahsetti, güzel; ben de konuşmamı buna çevirdim. Türkmen kardeşlerimiz bugün uyduruk para ve uyduruk erzak yardımı beklemiyor, silah da beklemiyor çünkü onlar terörist değil, militarist değil ne yapacaklar? Onlar Ecevit’i bekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYATİ TEKİN (Samsun) - Siz de isterseniz Türkmenlere bir Ecevit gönderelim. Hatta Cerablus’un batısında, orada kurulmak istenen, PYD’nin, ABD’nin, desteklediklerinizin kurmak istediği bölge de Ecevit’i bekliyor. Mütecaviz olmadan size bir İnönü de göndeririz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Boynukara…

21.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, Şırnak’ta PKK terör örgütünün kütüphane ve kültür merkezine gerçekleştirdiği saldırıya ve Şerafettin Elçi’nin 3’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan, bugün Şırnak’ta PKK terör örgütü ve türevi olan unsurlar, kütüphane ve kültür merkezine bomba atarak yakmışlardır. İçinde öğrencilerin ve çalışanların bulunduğu merkezi yakanların amacının katliam olduğu açıktır. Silahı ve şiddeti araç olarak kullanan bu anlayışı lanetliyorum.

Şırnak’tan bahsetmişken Şerafettin Elçi’yi de rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

22.- Kastamonu Milletvekili Murat Demir’in, Mehmet Akif Ersoy’un 79’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Sayın Başkan, İstiklal Marşı’mızın şairi merhum Mehmet Akif Ersoy’u biz de anıyoruz, Allah rahmet eylesin. Onun Kastamonu Nasrullah Camisi’nde verdiği vaazdan kısa bir alıntıyı da paylaşmak istiyorum. “Ey Müslümanlar, düşmanlarımızın bugün bizden istedikleri ne fiilen vilayet ne de fiilen sancaktır; doğrudan doğruya başımızdır, boynumuzdur, hayatımızdır, devletimizdir.” Evet, kendisini rahmetle anıyoruz, o günden bugünleri sayın şairimiz zaten görmüştür.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, şimdi sırasıyla okutacağım.

Okutacağım birinci Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önergenin özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni tutanak dergisine eklenecektir.

Önergeleri okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve 22 milletvekilinin, Tahir Elçi’nin ölümüne ilişkin hususların tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tahir Elçi'nin ölümüne ilişkin hususların tüm boyutlarıyla araştırılarak faili meçhul katliamın neden ve sonuçlarının tespiti ve sorumluların ortaya çıkarılmasına yönelik olarak Anayasa'nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz. 1/12/2015

1) Meral Danış Beştaş                        (Adana)

2) İdris Baluken                                                        (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu                         (İstanbul)

4) Garo Paylan                                                         (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                                           (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                                     (İzmir)

7) Ali Atalan                                                             (Mardin)

8) Erol Dora                                                             (Mardin)

9) Mithat Sancar                                                       (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                             (Muş)

11) Burcu Çelik Özkan                        (Muş)

12) Besime Konca                                                    (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                                     (Siirt)

14) Aycan İrmez                                                       (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                          (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                                        (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                                        (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                                      (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                                                    (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                          (Şanlıurfa)

21) Alican Önlü                                                        (Tunceli)

22) Nadir Yıldırım                                                     (Van)

23) Tuğba Hezer Öztürk                                            (Van)

Gerekçe Özeti:

Diyarbakır Baro Başkanı merhum Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 günü sabah saatlerinde yapmış olduğu bir basın açıklamasının ardından hunharca katledilmiştir.

Tahir Elçi, 28 Kasım günü, daha önceden Diyarbakır Barosunca duyurusu da yapıldığı üzere Diyarbakır'ın simgelerinden olan Dört Ayaklı Minare’nin kurşunlara hedef olmasını kınamak ve tarihî mirasa sahip çıkmak adına bir duyarlılık çağrısı yapmak amacıyla basın açıklaması yapmaktaydı. Tahir Elçi, açıklamasında "Tarihî bölgede birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz; savaşlar, çatışmalar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz." demiş olup o sırada, ara sokağın 100 metre kadar ileride caddeye açıldığı yerden silah sesleri gelmeye başlamıştır. Basın açıklaması esnasında güvenliği sağlamakla görevli polis memurları ise bilinmeyen bir yöne ateş açmaya başlamaktadırlar. O esnada, sokağın cadde tarafında ise bir taksinin yola yanaştığı ve polislerin sanki taksi içerisindekileri tanıyormuşçasına doğrudan kapıyı açtıkları gözlenmiştir. Kolluk görevlisinin bilmediği bir aracı durdurma yöntemleriyle örtüşmeyen bir biçimde doğrudan kapıyı açmaları şüphe içermektedir. Kolluk görevlileri kapıyı açar açmaz da vurulmuşlardır.

Kameraların Tahir Elçi'yi gösterdiği görüntülerde ise Tahir Elçi'nin etrafta neler olduğunu anlamaya çalışan bakışları ve yanında hiçbir güvenlik önlemi almayan polis memurları görülmektedir. Hayatın olağan akışı gereği, polis memurlarının böylesi durumlarda koruma refleksiyle hareket etmesi gerekirken memurların âdeta hedef şaşırtırcasına silahlarına davrandıkları gözlemlenmektedir. Bu sırada, kamera görüntülerine, bir karaltının Tahir Elçi'nin olduğu yöne koştuğu ve şarjörlerini temizleyen polislerin o kişiye doğru ateş ettikleri yansımıştır. Görüntülerde, üzerinde kahverengi giysi bulunan sivil polisin Tahir Elçi'nin olduğu yöne doğru ateş ettikten sonra, kameraların kendisini çekip çekmediğini kontrol eder bir edayla baktığı ve ardından silahının şarjörünü değiştirmeye davrandığı sırada yanında duran diğer sivil polisin "Dur, sakin ol." der gibi bir el işareti yaptığı ve hatta eline dokunduğu da açıkça yer alan hususlardır. Silah seslerinin dinmesinin ardından bir kişinin yerde kaldığı görülmüştür. Görgü tanıklarından bir kişi "Aralarında açık renk ceket giyen bir tek Tahir Elçi vardı." diyor ki gerçekten de yerde yığılı kalan kişinin Tahir Elçi olduğu bir müddet sonra açığa çıkıyor. Nitekim, Tahir Elçi hakkında düzenlenen otopsi raporunda da "Ateşli silah çekirdeği giriş yarasının incelenmesine göre atış mesafesinin uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu... Ölümü üzerine etkili harici ateşli silah yaralanması dışında başka bir bulguya rastlanmadığı..." ifade edilmiştir.

Ancak, olayın ardından Diyarbakır'da çatışma çıktığı, Tahir Elçi'nin de bu çatışma sırasında öldüğü dillendirilmiş, hatta bir polis memurunun şehit olduğu haberi derhâl duyurulmuş, Elçi'nin ölümü ise bu çatışmanın neticesi gibi gösterilerek önem atfedilmemiştir. Fakat, o polis memurunun orada ölmediği daha sonra ortaya çıkan kamera kayıtlarında görülmektedir. DHA güvenlik kameralarının görüntülerinde, bir taksinin yanaştığı ve sivil giyimli polislerin araca yaklaştığı görülmektedir. Ardından, polis Ahmet Çiftaslan, sağ ön kapıyı daha açarken araç içinden gelen ateşle yığılıp kalmıştır. Bu olay sırasında Cengiz Erdur isimli bir polis memuru daha yığılıyor ki o da hastanede yaşamını yitirmiştir. Yani, polisler bambaşka bir noktada ölürken Tahir Elçi ara sokakta, uzak mesafeden gelen bir kurşun sebebiyle yaşamını yitirmiştir. Nitekim, Tahir Elçi'nin polis kurşunuyla ölmüş olduğu açıklık kazanmaktadır. Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu da olaydan bir gün sonra yaptığı açıklamada "Eğer teröristlerin polislerimize yönelik saldırıları olmasaydı, muhtemelen bu acı olayların hiçbiri olmayacaktı." demek suretiyle Elçi'nin polis kurşunuyla ölmüş olduğunu zımnen kabul etmiştir.

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 26 milletvekilinin, TMO’nun piyasaya alım yönünde müdahale etmesi sonucu üreticilerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/39)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çiftçilerimiz son yıllarda uygulanan tarım politikaları nedeniyle çok zor günler yaşamaktadır. 2015 yılı çeltik hasadında maliyeti 2 TL olan çeltik fiyatı 1,2 kg/TL'ye kadar düşmüştür.

Türkiye 1990'lı yılların sonlarına doğru çeltik üretiminde belirgin artışlar yaşamaya başlamış, bu üretim artışları 2000'li yılların sonuna kadar devam etmiştir. Bu süre içerisinde birçok üründe ciddi gerilemeler olmuş, bu gerilemeler tarım ürünleri ithalatını arttırmıştır. Bunun temel nedeni uygulanan tutarsız tarım politikalarındandır. Çeltikteki üretim artışı da tamamen Türk araştırıcıları tarafından geliştirilen, yüksek verimli bir çeşit olan Osmancık çeşidinden kaynaklanmaktadır. Yüksek verim elde eden üretici de çeltik tarımına daha fazla ağırlık vermiş ve modern tarım teknolojisini takip ederek üretim artışında sürekliliğin sağlanmasına sebep olmuştur. Şöyle ki 2000 yılında yaklaşık 350 bin ton çeltik üreten Türkiye, 2014 yılında 830 bin ton çeltik üretir hâle gelmiştir.

Çeltik üretimindeki bu artışlar pirinç tüketiminin de artmasına yol açmıştır. 1990'larda 4 kg olan pirinç tüketimi, 2014 yılı verilerine göre 8 kg civarındadır. Ancak, tüketimdeki artışların bir bölümü maalesef ithalattan karşılanmaktadır. Türkiye pirinçte üretici bir ülke olmasına rağmen, aynı zamanda ithalatçı bir ülkedir. Türkiye pirinç tüketiminin yüzde 30'u hâlen ithal pirinçlerden karşılanmaktadır. Çeltik ve pirinç ithalatının en önemli nedeni, üretimi hedef almayan tutarsız tarım politikalarının uygulanmasıdır. Türkiye 2014 yılında 277 milyon dolarlık çeltik ve pirinç ithalatı yaparak cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştır. İthalat yerli üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Şöyle ki 2009'da 1,5 TL'ye kadar çıkan çeltik fiyatı, 2010'da 1 TL'ye, 2011'de de 80 kuruşa kadar gerilemiştir. Bunun temel nedeni ithalattır. 2012 hasadından sonra çeltik fiyatı 90-95 kuruş aralığında gerçekleşmiş, 2013 ve 2014'de fiyatlar biraz kıpırdayarak 1,5 TL'lerin üzerine çıkmıştır. 2015 yılında ise 1,8 TL maliyet olmasına karşın fiyatlar 1,2 TL/kg'lar düzeyinde seyretmektedir. Bu durum, birçok çiftçinin borcunu ödeyememesine neden olmuş, tarlalar satılmaya başlanmış, borcunu ödeyemeyen üreticilerden intihar edenler olmuştur.

Bu yıl, özellikle Toprak Mahsulleri Ofisinin piyasaya alım yönünde müdahale ederek geçtiğimiz yılki fiyat düzeylerinde bir piyasa oluşturmasının gerekli olduğunu söylemiştik. Kısacası çiftçinin kara gün dostu olan Toprak Mahsulleri Ofisini göreve çağırmıştık. Yapmış olduğumuz görüşmelerde "Piyasanın oturmasını bekliyoruz." şeklinde ifadelerle karşılaşmıştık. Yine, TBMM aracılığıyla piyasanın oluşması için alıcı ve satıcının bulunması gerektiğini dile getirmiştik. Satıcısı olan ama alıcısı olmayan bir sistemde piyasanın oluşmasının mümkün olamayacağını söylemiştik.

Hükûmetin de bu soruna duyarsız kalması ve TMO'nun da alım yönünde bir müdahalesi olmadığı için çiftçimiz çok büyük mağduriyet yaşamıştır. Ve maalesef, bu mağduriyetler çok önemli sosyal sorunlara da yol açmaktadır, çok büyük bir kitle çok büyük bir sıkıntıdadır.

Toprak Mahsulleri Ofisinin bu tavrının araştırılması ve üreticilerimizin önümüzdeki dönemlerde bu tür sıkıntılar yaşamaması için Anayasa’mızın 98’inci maddesi, İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Okan Gaytancıoğlu                                                                      (Edirne)

2) Namık Havutça                                                                            (Balıkesir)

3) Mahmut Tanal                                                                             (İstanbul)

4) Ömer Fethi Gürer                                                                        (Niğde)

5) Eren Erdem                                                                                (İstanbul)

6) Niyazi Nefi Kara                                                                         (Antalya)

7) Utku Çakırözer                                                                            (Eskişehir)

8) Durmuş Fikri Sağlar                                                                    (Mersin)

9) Sibel Özdemir                                                                             (İstanbul)

10) Orhan Sarıbal                                                                           (Bursa)

11) Murat Bakan                                                                              (İzmir)

12) Ahmet Akın                                                                               (Balıkesir)

13) Mustafa Akaydın                                                                        (Antalya)

14) Türabi Kayan                                                                             (Kırklareli)

15) Haydar Akar                                                                              (Kocaeli)

16) Nihat Yeşil                                                                                (Ankara)

17) Ali Şeker                                                                                  (İstanbul)

18) Necati Yılmaz                                                                            (Ankara)

19) Devrim Kök                                                                               (Antalya)

20) Didem Engin                                                                             (İstanbul)

21) Akın Üstündağ                                                                           (Muğla)

22) Emre Köprülü                                                                            (Tekirdağ)

23) Tekin Bingöl                                                                             (Ankara)

24) Murat Emir                                                                                (Ankara)

25) Barış Karadeniz                                                                        (Sinop)

26) Erkan Aydın                                                                              (Bursa)

27) Gülay Yedekci                                                                           (İstanbul)

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir ve 23 milletvekilinin, eğitim sisteminde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/40)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar, başta öğretmen açığı ve atama bekleyen öğretmenlerin içinde bulundukları sosyal, ekonomik, psikolojik koşulların düzeltilmesi, öğretmen ihtiyacının karşılanması için gereken yasal önlemlerin acilen karşılanması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddelerine göre bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Sibel Özdemir                                                      (İstanbul)

2) Tekin Bingöl                                                         (Ankara)

3) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

4) Okan Gaytancıoğlu                                               (Edirne)

5) Zeynep Altıok                                                       (İzmir)

6) Utku Çakırözer                                                     (Eskişehir)

7) Durmuş Fikri Sağlar                                              (Mersin)

8) Şerafettin Turpcu                                                 (Zonguldak)

9) Emre Köprülü                                                       (Tekirdağ)

10) Ali Şeker                                                            (İstanbul)

11) Eren Erdem                                                        (İstanbul)

12) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

13) Murat Emir                                                         (Ankara)

14) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

15) İlhan Cihaner                                                     (İstanbul)

16) Onursal Adıgüzel                                                (İstanbul)

17) Ahmet Akın                                                         (Balıkesir)

18) Erkan Aydın                                                        (Bursa)

19) Ali Akyıldız                                                         (Sivas)

20) Barış Karadeniz                                                  (Sinop)

21) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

22) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

23) Ömer Fethi Gürer                                                (Niğde)

24) Gülay Yedekci                                                    (İstanbul)

Gerekçe:

Bir toplumun geleceğini, yetiştirilmekte olan bireylerine verdiği eğitimin niteliği belirler. Eğitimin en önemli amacı ise her türlü bilimsellikten ve kalıplaşmış düşünceden uzak, özgür, hukuka saygılı ve bilimsel ölçütlerde düşünebilen insancıl yurttaşları yetiştirmektir.

Ulusal eğitim politikası, bireyin hakkı ile bireyin içinde yaşayacağı ve özgürleşeceği toplumun gereksinimleri evrensel değerler de dikkate alınarak düzenlenmeli ve uygulanmalıdır.

Anayasa’nın 42’nci maddesinin ilk fıkrasında "Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz." hükmü yer almaktadır. Anayasa’daki bu hükme rağmen eğitim sistemimiz çok önemli sorunlarla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu sorunların başında nitelikli bir eğitim sisteminin uygulanmaması ve eğitim öğretim ihtiyaçlarının giderilmesinde başrol oynayan öğretmenlerimizin sayısının yetersizliği gelmektedir.

Devletin en temel anayasal ödevinin yerine getirilmesinde Kasım 2002'den günümüze uzanan dönemde ciddi ölçüde zaaflar ortaya çıkmıştır. Sözü edilen dönemde öğretmenlik mesleği görülmemiş zorluklarla karşılaşmış, sözleşmeli öğretmenlik uygulaması yaygınlaştırılmış, öğretmenlerin özlük haklarında gerilemeler ve yer değiştirme ile görevde yükselme işlemlerinde siyasi müdahaleler yaşanmış, öğretmenlerin örgütlü bulunduğu kurumlara baskılar artmıştır. Tüm bunlara karşın, iktidar, kendi dönemindeki değişikliklere bakarak eğitimde bir iyileşme olduğunu savunmaktadır. Oysa günümüzde eğitimdeki başarı göstergeleri, artık ülkenin kendi içinde nereden nereye geldiğine bakılarak değil, uluslararası karşılaştırmalardaki performansa göre değerlendirilmektedir. Bir diğer anlatımla, öğrenci, okul, derslik, öğretmen ve araç gereçlerinde görülen sayısal artışlar, eğitimdeki başarının ölçüsü olamaz.

AKP hükûmetleri döneminde öğretmenlerin en temel ekonomik, sosyal ve özlük sorunları azalmak bir yana sürekli artmıştır. İl içi, il dışı, özür grubu atamalarında, norm kadro sorunlarında ve alan değişikliklerinde öğretmenler mağdur edilmiştir.

Mevcut öğretmenlerin karşı karşıya bırakıldığı ekonomik ve sosyal olumsuzlukların yanı sıra, yeni mezun olan öğretmen adaylarının da ülke genelinde önemli sayıda öğretmen ihtiyacı bulunmasına karşın kadrolarına atanamamaları, hak ettikleri mesleklerine kavuşamamaları, öğrencileriyle buluşamamaları yapısal bir sorun olduğu kadar yarattığı sosyal sorun olarak öne çıkmaktadır. Eğitim hizmetlerinin nitelikli, yaygın, kolay ulaşılabilir olarak sunulması, eğitim sisteminin ihtiyaç duyduğu sayıda nitelikli öğretmenlerin kadroya alınmalarının sağlanması ve öğretmensiz okul bırakılmamasının temel sorumluluğunu Hükûmet yerine getirmemektedir. Eğitimde temel hedef, daha eşitlikçi, daha nitelikli ve uluslararası düzeyde daha üst konumlara getirici önlemleri almak olmalıdır.

Atanmayan öğretmenlerin sayısı son on iki yılda 70 binden yaklaşık 350 bin kişiye ulaşmıştır. Atamalar ve eğitimdeki temel sorunlar sadece eğitim fakültesi mezunu gençlerimizin sorunu değil, çocuğuna nitelikli eğitim talep eden herkesin sorunu olduğu unutulmamalıdır. Öğretmen açığının ve atama bekleyen öğretmenlerin yüz binlerle anıldığı ülkemizde, başta eğitim ve sistemin yarattığı sorunlar olmak üzere, eğitim fakültesini bitirerek atama yapılmasını bekleyen genç öğretmenlerin içinde bulundukları sosyal, ekonomik, psikolojik koşulların düzeltilmesi; öğretmen ihtiyacının karşılanması için gereken yasal önlemlerin acilen karşılanması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddelerine göre bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde tasarının 6’ncı maddesi üzerinden önerge işlemi tamamlanmıştı.

Şimdi, 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibaresi “31/12/2020” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – 7’nci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, sizleri ve bizleri takip eden tüm kamuoyunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüşmekte olduğumuz maddeyle dernek ve vakıfların bazı faaliyetleri ile bazı kurumların kurumlar vergisinden muaf olma süresinin 2020 tarihine kadar uzatılması amaçlanmaktadır. Parti olarak Türkiye’de sivil toplumun güçlendirilmesi ve temelde faaliyet sürdüren sendika, vakıf, dernek gibi kuruluşların desteklenmesini, güçlendirilmesini savunmaktayız. Bu düzenleme sendika, vakıf, dernek gibi kuruluşlar açısından kısmi ve yetersiz olan bir durumun 2020’ye kadar aynı şekilde devam ettirileceğini göstermektedir. Geniş mutabakatla ortaklaştırılmış kalıcı bir çözüm perspektifinden yoksun bir anlayışla tekrar karşı karşıyayız.

Derneklerin ve vakıfların birer amaçları vardır ve bu amaçlar doğrultusunda çalışırlar. Dernek ve vakıf kurucularıysa mevcut parasal durumlarını korumaya çalışır ve birikimlerin erimesini önlemekle sorumludurlar. Parasal mevcudiyeti korumak isteyen yöneticiler, önlem olarak kullanılmayan paralarını faiz getirisi amacıyla değerlendirirler. Bu mevcut parayla faiz geliri elde etmek ve sermaye piyasası işlemleri yapmak bu kurumların iktisadi işletme olduğu anlamına gelmez. Çünkü, yapılan bu faaliyetler ticari bir amaç için değil, mevcut parasal durumu korumak ve kurulma amaçları doğrultusunda hizmet vermek amacıyladır. Sonuç olarak, bu kuruluşlara yapılan bağışların temel nedeni de budur. Vakıf veya derneklerin yöneticileri de bu bağışların zamana ve şartlara göre değerini yitirmesini önlemek amacıyla gerek menkul kıymet alım satımı gerekse banka faizi kullanımı doğrultusunda değerlendirirler. 1 Seri No'lu Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliğ’inin de açıkça bahsettiği bir durum vardır. Bir derneğin nakit varlığının bir kısmını derneğin amaçlarını gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu gelirleri sağlamak amacıyla menkul kıymet alımına tahsis edebileceğini ve yıl içinde birkaç kez elden çıkarabileceğini, devamlılık arz eden ticari, sınai ve zirai bir faaliyetten söz edilemeyeceğini belirtmektedir. Bu duruma göre, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun geçici 2’nci maddesinde yer alan, dernek veya vakıflarca elde edilen kesinti suretiyle vergilendirilmiş kira geliri ile menkul kıymet ve faiz gelirleriyle elde ettikleri gelirler nedeniyle iktisadi işletme olmuş sayılamayacağına dair olan düzenlemeyi sadece belli bir süreyle kısıtlamak yersiz ve gereksizdir.

Hükûmetin sosyal devlet gereği yerine getirmesi gereken düzenlemeleri sürüncemede bırakmasının bir örneğini yaşıyoruz. Her defasında, şeffaflıktan, açık yönetimden, adil yönetimden beyanatlar veren iktidar partisinin geçici maddelerle, süre uzatmalarla sadece günü kurtarma çabasında olduğu bariz bir şekilde sergilenmektedir.

Sivil toplum örgütlerinin temel talebi, sadece kira ve faiz gelirleri değil, kendi üyelerine yönelik yürüttükleri tüm hizmetlerden aldıkları katkı paylarının da kurumlar vergisinden muaf olmasıdır. Bu noktada, geçici değil kalıcı çözümler gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de, yıllardır ifade edildiği üzere, kapsamlı ve demokratik bir vergi reformuna ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye'nin en temel sorunlarından biri, adaletli bir gelir vergisi sisteminin olmamasıdır. Uygulanan vergi sisteminin oluşturduğu adaletsizlik her yıl daha da üstüne koyarak hızla büyümeye devam etmektedir. Vergi sistemi, yoksulu daha yoksul ve zengini daha zengin yapan bir anlayışa sahiptir. Devlet, temel geliri olan vergilerden büyük bir kısmını yoksul halktan almaktadır. Her seçimde yoksullukla mücadele edileceği sözünü vererek iktidara gelenler yoksulluğu bitirme sözünü âdeta unutarak yoksul yurttaşı daha yoksul bir konuma itmeye çalışmaktadır. 2002 yılında, Türkiye’de en yoksul yüzde 5’lik kesimin vergi yükü en zengin yüzde 5’lik kesimin vergi yükünden 2 kat fazlayken bu adaletsizlik on yıl içinde 3 kata çıkmıştır.

Vergi adaletsizliğinin en önemli göstergesi olan dolaylı vergilerin tüm vergilere oranının Türkiye’de bu yıl yüzde 73 olduğu belirtilmektedir, Avrupa Birliğinde ise bu rakam yüzde 31 seviyesindedir. Dünyada, dar gelirlilerin alım gücünü artırmak için mal ve hizmetler üzerinden alınan dolaylı vergilerin genel vergi tahsilatı içerisindeki payının azaltılması yönünde bir eğilim bulunmaktadır. Türkiye’de ise KDV, ÖTV gibi vergilerden oluşan ve alışveriş sırasında peşin tahsil edilen dolaylı vergilerin vergi tahsilatı içindeki oranı sürekli artmaktadır. Buna karşılık, varlıklı vatandaşlardan gelir ve kâr üzerinden alınan gelir vergisi, şirketlerden alınan kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı da hızla azalmaktadır. Bu ülkede vergi adaleti sağlanmadığı sürece ekonomide kalıcı bir düzelme olmayacağı gibi, sosyal denge ve sosyal barışın da sağlanamayacağı aşikârdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gönül isterdi ki uzun uzun bu konuları konuşalım fakat şu an aklımız ve yüreğimiz Cizre, Nusaybin, Sur ve Dargeçit’te, orada zulme maruz kalan insanlarımızla birlikte. Memleket yangın yerine dönmüş durumda. Bugün 550 milletvekilinin ellerindeki kovalara dağarcıklarında ne varsa doldurup bu yangını söndürmesi beklenirken bizler elimize torbaları almışız, yangından mal kaçırır gibi torba yasalar çıkarma peşindeyiz. Bizler, milletvekilleri, politikacılar, siyasi partiler bu yaşananlar karşısında sessiz kalamayız. Bizlere ve Parlamentoya düşen tarihî sorumluluklarımız var. Demokratik siyasetin çözmesi gereken sorunları bombalar, silahlar, tanklar çözemez. Bir an önce diyalog kanallarının açılmasını sağlayacak politikalar üretmeliyiz, yan yana gelmekten, konuşmaktan, müzakere etmekten kaçınmamalıyız.

Sizlere çok samimi olarak sesleniyorum: Bugün diyalogla, müzakereyle bu sorunu çözme fırsatı ve imkânlarına sahibiz ama belki yarın çok geç olabilir. Şehirlerde, sokaklarda, evlerde çocuklar, yaşlılar, gençler, kadınlar öldürülmeye devam ettikçe bizleri bir arada tutan ortak, birlikte yaşam iradesi de kayboluyor. Bizim görevimiz bu iradeyi canlı tutmaktır, insanlarımızın birlikte, özgür, eşit olarak yaşayabileceği bir yaşamı inşa etmektir, demokratik bir ortak vatan yaratmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Ağustosta Varto’da başlayan “sokağa çıkma yasakları” adı altında uygulanan ablukalar, şu anda Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur ve Dargeçit olmak üzere 5 ilçede devam etmektedir. Savaşın ulaştığı durumun vahametini bir örnek bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. 19 Aralık gecesi özel harekâtçılar tarafından Silopi’de katledilen 57 yaşındaki 11 çocuk annesi Taybet İnan’ın cenazesi yoğun top atışları yüzünden hâlâ sokak ortasındadır. Ailesinin cenazesini almasına, ambulansın olay yerine girmesine izin verilmemektedir. Sokağa çıkma yasakları sırasında Nusaybin heyetinde bulunan bir vekil olarak şunu dile getirmek istiyorum: Dargeçit’te özel harekât timlerinin açtığı ateş sonucu yaralanan Sacide Gezginci maalesef, sol kolunu kaybetmiştir, kayınvalidesine de şarapnel parçası isabet etmiştir. 26 yaşında ve 4 çocuk annesi olan Sacide Gezginci Dicle Hastanesine kaldırılmıştır, çocukları Bahçebaşı Mahallesi’ndeki bir komşuda rehin kalmıştır. Bu çocuklardan biri sekiz aylıktır. Anneleri çocukları bu savaş ortamından uzaklaştırmak için yanına almak istedi, heyet olarak yaptığımız bütün girişimler sonuçsuz kaldı, valiler ve kaymakamlar telefonlarımıza çıkmadı.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin bir bölgesinde bu acılar yaşanırken, iş savaş her geçen gün daha da şiddetlenerek artarken maalesef, Batı kamuoyunun gerçekleri öğrenmesi engellenmektedir. Medya üzerine baskı hakikatin karartılması olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) - …dışa vurmaktadır.

Bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Gaydalı, toparlamanız için bir dakika süre veriyorum.

Buyurunuz.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Yoğun bir kara propaganda izlenmektedir. 90’larda sadece TRT’den yayınlanan “Anadolu’dan Görünüm” bugün Hükûmete yakın olan medya tarafından manşet ve ekranlara taşınmaktadır ve algı operasyonu yapılmaktadır. Güneş balçıkla sıvanmayacağı gibi hakikat de yalanla gizlenemez. Bu ülkenin Kürt illerinde yoğun bir savaş konseptinin uygulandığı aşikârdır, savaş hukukunun bile tanınmadığı aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, hâlâ bir şansımız varken sorunlarımızı görüşerek bu çatı altında çözmeliyiz. Aksi takdirde, yarın çok geç olabilir. Sorunu sadece hendek, barikat, üç beş isyancı olarak tanımlamak ülkeyi uçuruma götürmekten başka hiçbir işe hizmet etmeyecektir. Sorunun adı “Kürt sorunu”dur, çözümü ise diyalogdur, müzakeredir, barıştır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaydalı.

7’nci madde üzerinde gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu’ya aittir.

Sayın Erdoğdu on dakika süreniz vardır.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu söyleyeyim ki biraz önce, benden önce konuşan Halkların Demokratik Partisinin sayın milletvekili, Taybet Hanımefendi’nin cenazesinin yerde olduğunu söyledi ama son aldığımız bilgilere göre, yedi gün sonrasında cenaze kaldırılmış. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Üzücü olan şu arkadaşlar: Bu sokakta uzun zamandan beri bekleyen hanımefendinin cenazesi için ben de elimden geleni insani olarak, vicdani olarak, “Sokakta bir insan cenazesi var.” diye yapmaya çalışırken sosyal medyadan birbirinden farklı o kadar tepki aldım ki, bu ülke kafalarda o kadar bölünmüş ki yani aldığım tepkilerden büyük bir üzüntü ve büyük bir korku duydum birlikte yaşama iradesiyle ilgili olarak. Şartlar ne olursa olsun bir kadının cenazesi ülkemizde bu kadar uzun süre beklememeliydi. Her kim ki buna sebep oluyorsa, her kim ki o günahsız kadının ölümüne sebep olmuşsa, umuyorum Allah ondan hesap soracaktır. Ben, kendi adıma, bir yurttaş olarak, o kadının ölmesine sebep olanlara, bu kararı verenlere ve uygulayanlara asla hakkımı helal etmeyeceğim.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz kanun maddesi kurumlar vergisinde bir istisna yaratılmasıyla alakalı.

Biliyorsunuz, devlet, bir taraftan hepimizden, herkesten vergi alır, diğer taraftan da bu vergileri harcar. Gelir mevzuatı vardır, harcama mevzuatı vardır. Aldığı vergileri doğru harcaması gerekiyor ve Türkiye'nin en önemli harcama mevzuatı kamu ihale mevzuatıdır.

Bu kamu ihale mevzuatı, hani “2002” diye bir milat koymuşsunuz ya, ondan önce çok kötüydü. Bir 2886 sayılı Kamu İhale Kanunu vardı, istisnalarıyla, uygulamalarıyla artık dayanılmaz bir hâle gelince o dönemin iktidarı “Yeter artık.” dedi. Tabii, o dönemin iktidarına Avrupa Birliği, IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların da hem baskısı hem tavsiyesi vardı ve yeni bir kanun yaptı. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu. İkisi de 2002 sonrasında yürürlüğe girdi.

Bu iki kanun temel anlamda ne getiriyordu? Öncelikle şeffaflık ve rekabeti getiriyordu. Şimdi, bu “şeffaflık” terimi o kadar çok kullanıldı ki artık kimse anlamını pek düşünmek istemiyor. “Şeffaflık” şu demek: Bir kurumda işlemler yapılırken bunun geniş halk yığınları tarafından, tüm ilgilileri tarafından bilinmesini sağlamaktır. Kamu ihalelerinde bunu niye yaparlar? Çünkü kamu ihalesi şeffaf olursa orada yolsuzluk yapmak çok zor olur. Çünkü yolsuzluk, doğası gereği karanlıkta yapılan, gizli yapılan bir şeydir. Eğer kamu ihaleleri şeffaf olursa burada yapılacak bütün bu -yetim hakkını yiyecek, devletin malını gasbedecek- işlemler görüleceği için, şeffaflık getirdiğinizde, görünürlük getirdiğinizde buralarda yolsuzluk yapmak zor olur. Onun için sadece bizim ülkemiz de değil, bütün dünya diyor ki: “Devletin hemen hemen bütün işlemleri, özellikle de kamu ihalesi gibi işlemleri şeffaf olsun.”

İkinci getirdiği ilke “rekabet” ilkesi. “Rekabet” ilkesi şu demek: Bir malın onlarca, yüzlerce satıcısı var. Bu ülkede mesela yaklaşık 300 bin tane inşaat firması var. “Rekabetçi olursa bütün bu firmalar şeffaflık sayesinde ihaleleri öğrenir ve rekabetçi olduğu takdirde hepsi teklif verir. Bu sayede devlet en iyi hizmeti, en iyi inşaatı, en iyi malı, en düşük fiyatlarla, en kalitesini alır” diyor. Peki bundan kim kazanıyor, bu “şeffaflık ve rekabetçilik” ilkesinden? Vergi verenler; işte bu kurumlar vergisini, gelir vergisini, KDV’yi ödeyen bütün halkımız kazanıyor. Peki, bundan rahatsız olan kim olur? Bundan yolsuzluk yapmak isteyen rahatsız olur. Yolsuzluğu kim yapar? Yolsuzluğu bürokratla birlikte tacir yapar. Kendi aralarında bir araya gelirler, dolandıracakları tek yer vardır, halkı dolandırmak isterler. Bunun da bilinmemesini istedikleri için de önce şeffaflığı, peşinden de rekabeti ortadan kaldırırlar. İşte bu 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Avrupa Birliğinin 17 ve 18 no.lu direktiflerine de paralel olarak bu şeffaflık ve rekabeti getirdi. Birçok süreci de -sözleşme hazırlanması, imzalanması, şikâyet edilmesi gibi- standart bir hâle getirdi; “Kurumların her biri, bilirler bilmezler, yanlış uygulama olmasın, standart uygulama olsun.” diye de birçok süreci standart hâle getirdi. Ve kanun çıkarken de şöyle bir şey dendi, dediler ki: “Bu kanun devletin bütün genel idare hizmetlerine yönelik olsun ama enerji, ulaştırma gibi bazı alanlarda özel bir usul gerekmektedir, onların ihale usulü biraz daha farklı olabilir. Biz bir kanun daha yapacağız.” O kanun şimdiye kadar yapılmadı. O kanun şimdiye kadar yapılmadığı için de bütün bu milyarlarca liralık –toplandığında belki 100 milyar lirayı aşan- harcamanın kanuni dayanağı olmadan kurumların kendi çıkardıkları mevzuatlarla bu ihaleler yapıldı. Peki, burada eksiklik ne? Eksiklik şu: Bir kurum hem mevzuatını düzenliyor hem de işlemi yapıyorsa orada bir kontrol zafiyeti olur. Şöyle düşünün: Bir idare eğer ki ihaleyi yaptıktan sonra mevzuatı da kendi yapma hakkı varsa sıkıştığı her noktada mevzuatı değiştirme şansına sahiptir, buna “kontrol zafiyeti” diyorlar. Kontrol zafiyeti olan yerlerde de yolsuzluk olur.

Dedim ya, bu kanun yolsuzlukları bitirmek için çıkarıldı. Hep 2002’ye “Kötü.” deniliyor ya, 2002’nin en iyi şeylerinden biridir, 2002 denildiği kadar kötü değildir.

Bir de, bu 2002’ye bir parantez açmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, bilmiyorum aranızda kaç kişi ameliyat oldu, 2002 karşılaştırmasını yapmak -ameliyat sonrası gün var ya- ameliyat sonrası gün ile sonraki hayatınızdaki herhangi bir günü karşılaştırmak demektir. Ameliyat sonrasında başınız döner, kusma olur, ağrı çekersiniz; ondan sonraki her gününüz ondan iyidir. Sizin burada konuşmanız gereken, gerçekten nitelikli konuşmacıların yapması gereken şudur: 2002’ye hangi sürecin getirdiğine, o otuz yıllık, belki ondan önceki elli yıllık sürece bakarsanız anlamlı bir şey olur. Çünkü 2002 yılında artık hastalıktan çökmüş bir vücuda bir operasyon yapılmıştı. Siz, şimdi, kendinizi sürekli ameliyat sonrası o günle karşılaştırıyorsunuz, bu haklı bir şey değil. Ben 2002’de yapılan her şeyi onaylamıyorum, karşı çıktığım bir sürü yasal düzenleme var, Tütün Yasası’ndan tutun özelleştirmeye kadar bir sürü yasal düzenlemeye kişisel karşıyım ama 2002 karşılaştırması sağlıklı bir iktidar için doğru bir yöntem değildir. Şimdiye kadar hep bu karşılaştırmayı yaptınız.

Gelelim kamu ihalesi meselesine. Bu Kamu İhale Kanunu gerçekten yolsuzlukları engelliyordu ve ilk yapıldığında 5 tane istisnası vardı. İstisna şu demek: Bu 5 maddede sayılan kurumlar bu kanuna tabi değil demek. Bu kanunun özelliği neydi? Rekabetçiydi, şeffaftı, yolsuzlukları engelliyordu. Ve arkadaşlar, 100’ün üzerinde -biz tam sayamıyoruz, 150, 160, 170, 180 olabilir- bu kanun değiştirildi. En çok ne değiştirildi biliyor musunuz? En çok değiştirilen madde bu istisna maddesi oldu. Çünkü bu kanunun getirdiği şeffaflıktan kurtulmak isteyen her kurum kendisini istisna maddesine yazdı. İlk çıktığında 5 maddesi vardı, (e) maddesine kadar. Bugün alfabenin sonuna geldi, (u) veya (y) maddesinde. Alfabe bitmesin diye, anladığım kadarıyla da, kanunun dışından buraya istisna getiriliyor. Yani, normalde bu kanun hükmü diyor ki: “Bu kanunla ilgili bütün değişiklikler bu kanunun içinde yapılmalıdır.” Kanun koyucunun buradaki amacı ne? “Ya, bu ihale mevzuatı derli toplu bir şeydir. Dışarıdan buraya müdahale edilmesin, ne yapılacaksa bunun içinde yapılsın.” deniliyor. Ama alfabenin sonuna gelindiği için, sürekli istisna getirildiği için artık dışarıdan maddelerle, kendi kanununa aykırı maddelerle yapılıyor. Mesela, nasıl bir istisna getiriliyor biliyor musunuz? Ben Hazine Müsteşarlığındaydım. Kömür yolsuzluğu ortaya çıktı, çok ciddi bir yolsuzluktu; bütün kalbimle, samimiyetimle ve teknik bilgiyle söylüyorum ki kamuyu zarara uğratan çok ciddi bir yolsuzluktu. Ve o istisna maddesine bir (r) maddesi konuldu, şu söylendi: “Fakir ailelere kömür dağıtımı projesi kapsamında yapılan alımlar bu kanun kapsamında değildir.” Eskiden o kanun kapsamındaydı, yolsuzluk ortaya çıktı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gitti, çok sağlam delilleri vardı. Bir af maddesi gibi, bir istisna hükmü getirilerek o kanun dışına çıkarılmış oldu.

Şimdi, bu daha başlangıcı, biraz sonra bunun devamını anlatmaya devam edeceğim çünkü en önemli harcama mevzuatı. Peki, bunlar olunca ne oluyor biliyor musunuz? İşte, bunlar olunca siz bu kürsüye geliyorsunuz, sürekli darbe yapıldığını iddia ediyorsunuz. Size kimin ne yaptığını bilmiyoruz çünkü siz eski ortaktınız ne derseniz deyin, gerçekten bilmiyoruz ama biz şunu biliyoruz: Bu süreci siz hazırladınız. Bu Kamu İhale Kanunu’nu bu hâle siz getirerek yolsuzlukların önünü açtınız. Sayıştayı kör ederek siz bu konulara yer verdiniz. Eğer bizim uyarımızı dinlemiş olsaydınız böyle bir açık olmayacaktı. Belki sizler de kandırıldınız ama siz o kandırılmanın önünü açmış oldunuz. Biz size defalarca bu uyarıları yaptık, hâlâ da yapıyoruz. Diyoruz ki mevcut Kamu İhale Kanunu Türkiye’deki yolsuzlukların önünü açmaktadır. Hatta, Avrupa Birliğine de verilmiş bir söz vardır: Enerji, ulaştırma gibi sektörlerle ilgili de bir yasa çıkarılacak. Gelin, bu Kamu ihale Kanunu… Biz çok iyi niyetliyiz. Bütün gücümüzle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkanım, ben de tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN – Tabii ki.

Bir dakika…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Bu arada süremi sizin için kullanacağım, kamu ihaleleri hakkında sonra kullanırım.

Öncelikle, görevinizi çok başarıyla yaptığınızı düşünüyorum. Bu Meclise başladığınız günden itibaren gerginliğin azaldığını, buradaki bir dakikalık, on beş saniyelik jestlerle bir sürü gerginliği aldığınızı düşünüyorum. Bu yüzden, bu demokratik yönetiminiz dolayısıyla ve bir kadın Başkan Vekilinin bu ülkede bu koltuğa oturmasından duyduğum gurur dolayısıyla sizlere teşekkür ediyorum.

Konuşmamı bir dahaki konuşmada neticelendireceğim.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğdu.

Madde üzerinde gruplar adına son konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu.

Sayın Topcu, şahıslar adına da beş dakika süreniz var, iki süreyi birleştiriyorum; süreniz on beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bu başlık altında, 7’nci maddesi başlığı altında özellikle vurgulamak istediğimiz ve üzerinde konuşmak istediğimiz, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarının atölye ve uygulama birimlerine yönelik olarak burada döner sermayelerinin elde ettikleri gelirlerinin iktisadi bir işletme oluşmuş sayılmayacağına yönelik kararını biz de desteklediğimizi belirtmek istiyoruz.

Tabii ki millî eğitime baktığımızda, millî eğitim boyutuyla veya eğitim sistemi boyutuyla baktığımızda, her sistemin işleyebilmesi için özellikle bütçelemenin çok doğru bir şekilde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Millî eğitimde de bütçenin çok iyi yapıldığını düşünmüyoruz. Biz, millî eğitimin, özellikle okulların bir işletme gibi alınmaması gerektiğini düşünüyoruz. Fakat on üç yıldan beri AKP iktidarının eğitime hangi paradigmadan baktığına ve incelediğine biz hâlâ karar veremedik, kendilerinin de doğru karar verdiğini biz de düşünmüyoruz. Çünkü bakıldığında yani bu olayın üzerine dikkatle eğilindiğinde ve incelendiğinde…

Sayın Davutoğlu, geçenlerde, 64’üncü Hükûmet Eylem Planı’na yönelik olarak tüm okul türlerinde okul bazlı bütçeleme sistemine geçileceği yönünde açıklamalarda bulunmuştu. Şimdi bu açıdan bakıldığında diyor ki: “Bu kapsamda kaynakların öğrenciye, okula, yerele özgü farklılıkları dikkate alacak şekilde, daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir biçimde kullanımı sağlanacaktır.” Şimdi, biz o zaman buradan “Hadi, okul bazında bunları düşünüyorsunuz da, acaba merkezden tek bütçeli olarak bakıldığında millî eğitimin bütçesini nasıl yönettiniz şimdiye kadar? Millî eğitime ayrılan bütçenin ana giderinin personel gideri olduğunu bilmiyor muydunuz? Okullara ayrılan boyutların ne hâlde olduğunu, gerçekten hiçbir yaraya merhem olmayacağını görmediniz mi?” diye sormak istiyoruz. Neredeyse 80.546 okul var. Acaba bu yardımlar nasıl dağılıyor? O zaman sormak istiyoruz: “Okul bazlı bütçeleme” derken bu kaynakları nasıl dağıtacaksınız? Daha doğrusu, hangi kaynaktan bahsediyorsunuz ve bunları da adil ve eşitlikçi bir biçimde nasıl dağıtacaktınız? Yani, bu açıdan bakıldığında, ayrılan bütçe, yalnızca ayakta kalmaya yetecek derecede. O da ana, temel ihtiyaçları bile karşılamaktan uzak. Bütçe yetersiz olduğu için okulların bütçe oluşturma sorumluluğu velilere kalmıştır, hayırseverlere kalmıştır. 2005 yılında çıkartılan bir yasayla müdürlerin artık para toplama yetkileri veya durumları ellerinden alınmıştır. Onun için de bu kutsal para toplama görevi, okul aile birliklerine devredilmiştir. İnanın, yüzde 80 personel giderlerine gidiyor.

Şimdi, göstermelik politikalarla on üç yılda baktığımızda, eğitime hakikaten katkının sağlanmadığını düşünüyoruz. Yiğidi öldür, hakkını inkâr etme diyoruz, katkıları olmuştur ama hangi açıdan olmuştur? Eğitim kurumlarımıza şöyle bir baktığımızda içler acısı bu tablonun gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisinin eseri olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bununla da övünebilirsiniz, eğitimin perişan hâli sizin eseriniz olarak alınabilir.

FATİH Projesi’ni hatırlayanınız var mı? 2014 yılında FATİH Projesi’nin bitmesi gerekiyordu arkadaşlar ama şu anda kimse bahsetmiyor. Ne durumda, biliyor musunuz? Ne kadar para harcandı? O kaynaklar nasıl bölüştürüldü ve şimdi durumu nedir? Ve hani birkaç yıl önce de bitmesi gerekiyordu. Hani içeriğinde 5’inci sınıftan 12’nci sınıfa kadar her öğrenciye bir tablet dağıtılacaktı ve her sınıfa da etkileşimli tahta dağıtılacaktı, ne oldu onlar? Şimdi, “sahibinden.com” sitelerinde çocukların o dağıtılan tabletleri -belli bir oranda, bu da yüzde 12’ye denk geliyor galiba- sattığına şahit oluyoruz. Okul müdürlerinin bunları bizzat takip ettiklerini de biz biliyoruz, bunu belirtmek istiyoruz. Daha bitmedi bunlar. Gerçi bunu yadırgamıyoruz, sonuçta, eğitime bakış tarzı bilimsel temelli değil, liyakat bazlı değil, sadakat bazlı olduğu için bunları da artık normal karşılıyoruz.

Bir de şu açıdan bakıldığında, teknolojinin nasıl çabuk eskidiğine yönelik olarak baktığımızda da artık yapılan anlaşmaların hangi düzeyde, hangi eski teknolojik boyutta olduğunu da buradan belirtmek istiyorum.

Evet, ne artık okul müdürleri ne de artık öğrenciler işin içinden çıkabiliyor. Okulun ihtiyaçları, gerçekten, ilkokul ve ortaokul düzeyinde, okul aile birliklerine devredilmiş durumda ve okul aile birlikleri, çocukları, aileler kendi çocukları üşümesinler diye kendi ceplerinden artık para vererek yakıtlarını karşılıyorlar. Okulun su ihtiyacı kartlı olduğu için yine verilen süreden erken bitirildiğinde su ve doğal gaz da kesilmektedir. Biz buradan bunu da paylaşmak istiyoruz. Bunun için, okul aile birlikleri para elde edebilmek için, gelir elde edebilmek için okul saatleri içerisinde -dikkatinizi çekiyorum- kermesler düzenliyorlar -okulların ne hâle getirildiğini burada açıklamak istiyorum- kermesler, tiyatrolar düzenleyerek para toplamak istiyorlar.

Millî eğitim, akşamdan sabaha “Aklıma bir fikir geldi.” düşüncesiyle yönetilemeyecek kadar gerçekten çok değerli. Bunlardan bir tanesi de yine Sayın Millî Eğitim Bakanımız tarafından geçen gün açıklanan, velilere karne verme olayı. Evet, karne verileceğinden bahsetmişti. Tepeden bakmacı bir paradigmayla öğrenciye karne veriliyor, bilmem işte veliye karne veriliyor. Acaba Millî Eğitim Bakanlığı ve Bakan kendisinin karnesini hiç düşündü mü? Acaba karnesinde notları nasıl olurdu? Eğer AKP iktidarına bir karne verilecek olsaydı, herhâlde bu karnede gerçekten 1’den, 2’den yukarıya not olmazdı diye düşünüyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Millet verdi, millet, Zühal Hanım.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Milletin nasıl verdiğini de biliyoruz. O kadar çaresiz bıraktınız ki bu milleti, inanın, yani çaresizlikten veriyor artık, onu da diyelim, onu da söyleyelim.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Alternatif var. CHP’ye, MHP’ye niye vermiyor Zühal Hanım?

ZÜHAL TOPCU (Devamla) - Evet, diyor ki: “Veliler kaç kez okula geliyor? Okul aile birliğine ne kadar katılıyor? Çocuğunun öğretmeniyle ne kadar görüşüyor?”

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Çare AK PARTİ işte, AK PARTİ çare.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) - İşte, ne oluyor: Bunlara yönelik olarak karne verilecekmiş. Diyoruz ki Millî Eğitim Bakanının o karneyi önce bir öz eleştiri yaparak kendisine vermesi gerekiyor.

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Vatandaş size verdi karnesini.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) - …ve diyoruz ki millî eğitimin özel bir karneye ve rehabilitasyona ihtiyacı var. Onun için de öz eleştiri yapılması lazım. Bunu da öğrenciler ve öğretmenlerle beraber yapması lazım çünkü çilesini öğretmenler çekiyor, çilesini öğrenciler çekiyor ve öğrencilerin ve öğretmenlerin de geleceğiyle oynanmıştır.

İnanın, hayal çok önemlidir, hayal kurmak ama millî eğitimin hayallerine ve Sayın Bakanın hayallerine hiçbir şey yetişemiyor. Tabii ki hayal kurmak önemli ama eğer millî eğitimde kurallar tam işliyorsa hayal kurmak çok önemlidir. Millî eğitimde eğer liyakat ve adalet tam yerine oturduysa hayal kurmak çok önemlidir. Eğer millî eğitim vakıflara peşkeş çekilmiyorsa hayal kurmak çok önemlidir ve on üç yılda eğer 5 bakan değişmiyorsa hayal kurmak önemlidir. Her gelen ayrı bir politika izliyor. İnanın, herkesin beyni döndü. Ne yapılıyor? Sistemden bahsedebilmemiz mümkün değil. Yani, hayal tacirliği yapmaktadır artık millî eğitim ve tabii ki bunun bir üst boyutu olan AKP iktidarı. Adaletsizlik, liyakatsizlik ve yandaşlık ana unsur olarak alınmıştır, onu da belirtelim.

Yani, şu anda millî eğitim sistemi böyle de acaba diğer sistemler tam işliyor mu? Bu açıdan baktığımızda da şu anda ülke gerçekten bir terör batağıyla ve terör belasıyla karşı karşıya. Artık, okullarımız çalışmıyor, öğretmenlerimiz okullarına gidemiyor, çocuklarımız okullarında ders göremiyorlar. Koca Türkiye Cumhuriyeti devletinde öğretmenler terör yüzünden okullarından çağrılmak zorunda kaldı. Hükûmeti uyarıyoruz, diyoruz ki: Bu durumun acilen çözülmesi lazım. Adalet ve Kalkınma Partisinin güvenlik politikaları nerede? Nerede? On üç yıldır, 2002’de sıfır terörle teslim alan bu iktidar şu anda ne hâle getirdi? Ve bunu da vurgulamak istiyoruz.

Yine, bakıyoruz, dilimizde tüy bitti. Bu kürsülerden sürekli olarak ikaz ettik. Güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımız teröristlerin insafına terk edilmiştir. Biz buradan tekrarla söyledik ve dedik ki: Burada dikkat edin, teröristlerle pazarlık yapılmaz, masaya oturulmaz. Ama bizim dediklerimiz dikkate alınmadı ve özellikle de bir bahar havasıyla ne yapıldı? Bunlar geçiştirilmeye çalışıldı. 2013 yılında dönemin Başbakanının “Bakın, Kato Dağı artık askerlerimizin halaya katıldığı düğünlerle gündeme geliyor. Cudi Dağı artık acı haberlerle değil, köyüne dönen, oralarda piknik yapan vatandaşlarımızla gündeme geliyor.” şeklinde ifadeleri vardı, beyanatları vardı. Hani Cudi’de piknik yapılacaktı, analar ağlamayacaktı ve analara ölüm haberleri yerine çiçekler verilecekti? O analar o çiçekleri şehit yavrularının mezarına koyuyor artık. Ülke bu hâle geldi arkadaşlar.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak buradan sürekli söyledik, dedik ki: Bu işin ayağı böyle değil, pazarlık yapılmayacak; bunların böyle olması lazım. Ama yıl 2015, Sayın Davutoğlu diyor ki: “PKK 2013 yılından beri sürekli yığınak yaptı.” yani “Pardon.” deniliyor. O zaman, sorulur: Siz ne yapıyordunuz? Dağda çiçek mi topluyordunuz hep birlikte teröristlerle?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Kandırıldık.” diyorlar.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Ve diğer başbakan yardımcılarının aynı ifadeleri var, “Yığınak yaptılar.” diye ve AKP’li bir üst düzey yönetici, isim vermiyoruz, PKK’nın eylemlerini bildiklerini ve görmezden geldiklerini belirttiler. Yine, Başbakanlık danışmanlarından bir tanesi, çözüm sürecinde PKK’nın dağdan şehre indiğini itiraf etti ve yandaş yazarlar da PKK’nın faaliyetlerine göz yumulduğunu söylediler. Şimdi soruyoruz: O zaman neden dikkate almadınız? Şu durum içler acısı hâle gelene kadar, yavrularımız okula gidemezken, okul yerine, işte, pencerelerden veya seslerden, bilmem, işte, silah sesleriyle, korkularla teröristlerin tacizlerine muhatap olurken acaba neredeydi bu iktidar, ne yapıyordu; bunu sormak istiyoruz.

İki yıl boyunca yığınak yaptılar, silah depoladılar. 200 küsurdan fazla, 250’den fazla okul yaktı PKK, Ziya Gökalp’in evini yaktı Diyarbakır’da. Bugün de kültür merkezi bombalandı ve çocukların artık oynayacak alanları yok. Bu hâle getirilinceye kadar bu iktidar ne yapıyordu? Yani analara ölüm haberleri verilmeyecekti, çiçek toplanacaktı, bilmem halay çekilecekti. Artık buradan uyarıyoruz, uyarıyoruz ve uyarıyoruz, tekrar uyarıyoruz, diyoruz ki: Bu durum üzerine tutarlı ve kararlı bir şekilde gidilmesi gerekiyor. Ve sayın vekiller, sizi de özellikle iktidarı uyarmanız için tekrar buradan uyarıyoruz ki lütfen, bir an önce tedbirlerin alınması lazım -ne yapılıyorsa- bir an önce bu terör eylemlerinin bitirilmesi için elimizden gelenin yapılması lazım.

Salı günü Sayın Genel Başkanımızın grup konuşmasında da ifade ettiği gibi, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak terörün bitirilmesi için iktidarı desteleyeceğiz şeklinde açıklamamız olduğunu da belirtmek istiyoruz ve diyoruz ki: İktidar, lütfen kulağınızdaki tıpaları çıkartın. Sayenizde ülkedeki bütün sistemler çökertildi. Bir de artık son bir şehit anasının ifadesiyle yorumlamak istiyoruz, diyor ki: “Benim yavrum şehit olana kadar neredeydiniz? Cephaneler dolana kadar bu iktidar neredeydi?”…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜHAL TOPCU (Devamla) - …şeklinde ağıdıyla buradan konuşmamı bitirmek istiyorum.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Topcu.

Şahıslar adına son konuşmacı Zonguldak Milletvekili Sayın Faruk Çaturoğlu.

Süreniz beş dakika Sayın Çaturoğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, geçen gün Bitlis’te el yapımı patlayıcıyla PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen Zonguldaklı hemşehrimiz Jandarma Uzman Çavuş İslam Çakar’a ve terör olaylarında şehit olan tüm şehitlerimize ve sivil kayıplarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Bunu söylerken de silahlı yani elinde silah olan sivillerin de sivil sayılamayacağının buradan altını çizmek istiyorum, bu kürsülerde konuşulduğu için.

Yasama çalışmalarının başladığı günden bugüne kadar Genel Kurulda ısrarla ve ısrarla doğuda ve güneydoğuda savaş varmış gibi ifadeler kullanılıyor. Doğuda ve güneydoğuda o yaşananlar savaş değildir, PKK’nın yol açtığı terör faaliyetleridir ve bu faaliyetlerden dolayı da güvenlik kuvvetlerimizin ülkemizi, toprağımızı ve milletimizi savunma hakları vardır. Türkiye Cumhuriyeti devleti meşru savunma hakkını kullanmaktadır ve bunun için de bütçe ayrılması gayet normaldir. Bu bir savaş bütçesi sayılmaz değerli arkadaşlarım.

Yine, bu kürsülerde sık sık gündeme getirilen bir konuyu da arz etmek istiyorum. Güneydoğu ve doğudaki illerin Sosyal Gelişmişlik Endeksi’nin (SEGE) en son sıralarında yer aldığı ifade edilmektedir. Doğrudur ama bunun sebebi Türkiye Cumhuriyeti devleti ya da AK PARTİ hükûmetleri değildir. Bizatihi doğuda ve güneydoğuda PKK’nın yol açtığı terör eylemleri sonucu bölgeden kaçırılan iş adamları, tehdit edilen iş adamları ve bu bölgede yapılan, esnafa yönelik yapılan birçok zulümlerden sonra o bölgedeki gelir seviyesi ve sosyal gelişmişlik endekslerinin aşağı düşmesidir. Yani buna sebep olanlar, buna sebep olanları destekleyenler burada güneydoğu ve doğunun vilayetlerinin en altta kaldığını söyleyebilmektedir. Bu kendi içerisinde çok çelişik bir durumdur. Biz AK PARTİ iktidarları olarak vatandaşlarımız ve bölgelerimiz arasında hiçbir ayrım yapmadan hizmetlerimizi ve yatırımlarımızı yapmaya devam ediyoruz.

Yine, bu konu konuşulurken gündeme gelen noktalardan bir tanesi de yasama kalitesiyle ilgilidir. Bu Mecliste “Torba yasalar yerine kalıcı yasalar çıkartalım.” denmektedir, “Reform yasaları çıkartalım.” denmektedir, “Ülkemizi dövize bağımlı hâlden kurtaracak kalkınma modelleriyle ilgili çalışmalar yapalım.” denmektedir. Bu çalışmalar gayet doğrudur. Ancak değerli arkadaşlar, ben size dün yaşadığımız hadiseden bahsetmek istiyorum: Saat 14.00’te Meclis toplandı, saat 22.00’ye kadar daha biz kanun görüşmelerinin esasına geçemedik. Bu Meclis bu yasaları nasıl yapacak, bu çalışmaları nasıl bitirecek bu hızla? Onun için, bir an evvel bu Mecliste bir İç Tüzük tadilatına ihtiyaç vardır değerli arkadaşlar. Gelin, İç Tüzük’ü değiştirelim. Vergi reformlarını, ekonomide dövize bağlı olmayan yeni bir kalkınma modelini ve ülkemizin yapısal sorunlarını çözecek reformları hep birlikte yapalım. Milletimize ve memleketimize faydalı işler yapalım. Elimize geçen her fırsatı kanunların çıkmasını engellemek için lütfen kullanmayalım.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun geçici 2’nci maddesinde yer alan, dernek veya vakıflarca elde edilen kesinti suretiyle vergilendirilmiş kira gelirleri ile menkul kıymet ve faiz gelirleri ve Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullardaki uygulamaların döner sermaye işletme gelirlerinin ve İstanbul Kültür Başkenti Ajansı, Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti ve EXPO 2016 Antalya Ajansının görevleriyle ilgili faaliyetlerden elde ettikleri gelirler sebebiyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çaturoğlu, toparlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

FARUK ÇATUROĞLU (Devamla) – Bu düzenlemelerin 31/12/2015 tarihinden 31/12/2020 tarihine kadar uzatılması öngörülmektedir. Yapılan düzenlenmelerde dernekler ve vakıfların madde kapsamında elde ettiği kazanç ve iratlar zaten tevkifat yoluyla vergilendirildiği için bir kayıp olmadığı gibi, Millî Eğitim Bakanlığının madde kapsamındaki gelirleri nedeniyle iktisadi işletme oluşmaması noktasında yaşanan birçok ihtilaflar sonuçlanmış ve uygulamada kolaylıklar sağlanmıştır.

Bundan dolayı, görüşülmekte olan kanun maddesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çaturoğlu.

Sayın milletvekilleri, şimdi, 7’nci madde üzerinde on dakika süre ile soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Sisteme giren sayın milletvekillerine ilk beş dakika içerisinde soru sormak için söz vereceğim.

Sayın Aksu…

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Bakan, başta seçim bölgem Silivri ve Çatalca ilçeleri olmak üzere, İstanbul’da ve Türkiye’nin birçok yerindeki yüksek bedelli ecrimisil uygulaması vatandaşlarımızı mağdur etmektedir. Ecrimisil fiyatları yer yer piyasadaki kiralama bedellerinin üzerindedir. Tarımla uğraşan bu vatandaşlarımız tarımsal desteklerden de yararlandırılmamaktadır. Buna göre, arazilerin rayiç bedelleri ile ecrimisil bedeli arasında nasıl bir ilişki vardır? Rezidans arsası ile buğday tarlası için aynı bedeli mi belirliyorsunuz? Uzun yıllardan beri topraklarını işleyen vatandaşlara tapularını verecek misiniz? Yoksa ecrimisil uygulamasını caydırıcı hâle getirerek vatandaşların buraları terk etmesini, sonrasında da inşaat alanı hâline getirerek rezidanslar dikmeyi, rant devşirmeyi mi düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

1986-2015 tarihleri arasında 59 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirildi. Bunun 52 milyar dolarlık kısmı AKP iktidarı sırasında yapıldı. Biliyoruz ki özelleştirme kaynak bulmak için bir amaç değil, etkinliği ve verimliliği artırmak için bir araç olarak kullanılmalıdır. Her özelleştirme kamu yararı ve zararı açısından değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, söz konusu özelleştirme uygulamaları sonrasında başarılı olup olmadığı konusunda gelecekteki kâr projeksiyonları da değerlendirilerek fayda-maliyet analizi yapılmış mıdır? Geçmiş özelleştirme uygulamalarından elde edilen gelir ve kaybedilen fırsatlar değerlendirilmiş midir? Stratejik önemi olduğu hâlde elden çıkarılmış ve kontrol dışı kalmış bazı özelleştirme uygulamalarına gerçekten değmiş midir yoksa tepside mi sunulmuştur?

Sonuç olarak, elinizi vicdanınıza koyarak iktidarınız döneminde yapılan tüm özelleştirmeler için “Verimlilik getirerek toplumsal fayda sağlıyor.” diyebilir misiniz? Vatandaşa daha fazla yük getirmiyor diyebilir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Haberal…

ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın Bakan, Şereflikoçhisar’da özelleştirilen tuzlalarla birlikte işsiz kalan çalışanlar için bir eylem planınız var mıdır? Ayrıca, seçim bölgeniz olan Keçiören’de yanan 250 tane iş yeri için Hükûmetinizin yapacağı yardımlar ve eylemler nelerdir?

BAŞKAN – Sayın Karakaya…

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, seçim bölgem olan Adana, geçmişte bölge insanı için iş ve aş kapısı iken, Türk filmlerinde üretimin ve zenginliğin timsali olarak resmedilirken bugün işsizlikte baş sıralarda yer almakta, mümbit toprakları ve tarıma dayalı sanayisi üretimin dışına itilmektedir. AKP hükûmetlerinin uyguladığı yanlış teşvik politikaları bu duruma gelinmesindeki başlıca etkendir.

Bu bağlamda, başta teşvik sistemindeki çarpıklıkların düzeltilmesi ve tarımsal üretimin acilen çözülmesi gereken girdi maliyetlerinin düşürülmesi hususunda bir girişiminiz var mıdır? Tarımsal üretimde kullanılan mazotun ÖTV ve KDV’sinin sıfırlanarak litre fiyatının 1 lira 75 kuruşa indirilmesi konusundaki kanun teklifimizi desteklemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ok…

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Bakan, başta Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP Hükûmetinin en üst yetkilileri, çözüm sürecinde aldatıldıklarını ifade etmişlerdir ve bu çözüm sürecinden yararlanarak PKK terör örgütünün şehirleri silahla, bombayla yığınak hâline getirdiklerini kamuoyunun önünde açık bir dille ifade ettiler.

Kısacası, yine dün ve her gün başta askerimiz ve polisimiz olmak üzere masum insanlarımız hayatlarını kaybetmekte, şehadet şerbetini içmektedirler. Bu “aldatıldık” kelimesi yetkilileri hukuki sorumluluktan kurtarır mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Kamuda görev yapan taşeron işçilerin kadroya geçirilmesiyle ilgili ne gibi çalışmalar yapılmaktadır. 64’üncü Hükûmetin bu konudaki takvimi nedir? Özel sektörde çalışıp da taşeron işçi olanların iş güvencesi ve sosyal haklarıyla ilgili bir çalışma yapılmakta mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Bakan, terörün yoğun olduğu illerimizde asayişi sağlayamadığınız için tatile gönderdiğiniz öğretmenleri ne zaman işbaşı yaptıracaksınız?

İkinci sorum da… Kırsal kesim başta olmak üzere Samsun çok fazla göç veriyor. Samsun bir emekli kenti hâline geldi. Bu kötü gidişi durdurmak için bir planınız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, kalan süre size aittir.

Buyurunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Aksu’nun sorusu var: “İstanbul Çatalca’daki yüksek ecrimisil bedelleri ile rayiç bedel arasında nasıl bir ilişki vardır?”

BAŞKAN – Sayın Bakan, mikrofonu biraz daha çekerseniz, ses duyulmuyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Çok teşekkür ediyorum.

Ecrimisil bedelleri tarım arazilerinde İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüyle ilgili belediye ve odalardan alınan veriler de dikkate alınarak üretimden elde edilen gelir göz önünde bulundurularak belirlenmektedir.

Sayın Haberal sorduğu soruda bu Osmanlı Halk Pazarı’yla ilgili sual etti. Ankara ili Keçiören ilçesinde bulunan Osmanlı Halk Pazarı’nda 20 Aralık 2015 tarihinde çıkan yangından etkilenen 253 iş yerinde faaliyette bulunan 172 mükellef -167’si gerçek kişi, 5 limitet şirket var orada- hakkında vergi kanunlarının uygulanması bakımından mücbir sebep hâli ilan edilmiştir. Mücbir sebep hâlinin 20/12/2015 günü itibarıyla başlaması, 31/3/2016 günü sonu itibarıyla sona ermesi, bu tarihler arasında verilmesi gereken beyanname ve bildirimlerin 31 Mayıs 2016 tarihine kadar verilmesi ve tahakkuk eden vergilerin de 31 Ağustos tarihine kadar ödenmesi uygun bulunmuştur. Ancak KDV beyannameleri bu verginin özelliği nedeniyle mücbir sebep hâlinin bitimini takip eden nisan ayında verilecektir. Ödemeler ise yine ağustos ayında yapılacaktır. Ayrıca 2016 yılı Motorlu Taşıtlar Vergisinin birinci taksit ödeme süresi 31 Mayıs 2016 günü sonuna kadar uzatılmıştır. Bu mükellefler 2015 yılı dördüncü vergilendirme dönemine ilişkin geçici vergi beyannamesi vermeyecektir. Mücbir sebep hâli kapsamında mükelleflerin gerek mücbir sebep döneminden önceki gerekse mücbir sebep süresine ilişkin borçları 30 Eylül 2016 tarihine kadar başvuruda bulunmaları hâlinde tür ayrımı yapılmaksızın otuz altı ay süreyle taksitlendirilebilecektir.

ERKAN HABERAL (Ankara) - Şereflikoçhisar’a vermediniz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) - Onları bilahare yazılı olarak bildireceğiz.

ERKAN HABERAL (Ankara) - Çok iyi biliyorsunuz kapanan iş yerlerini, tuzlaları, işsiz kalan çalışanları… Şereflikoçhisar Ankara’nın en geri kalmış bölgelerinden bir tanesi, yaklaşık 600 kişi işsiz kaldı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) - Çok teşekkür ediyorum, onunla ilgili bilahare yazılı olarak size bilgi ileteceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Zamanınız var Sayın Bakan, devam edebilirsiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) - Diğerleriyle ilgili, çoğu konunun dışında olduğu için bunlarla ilgili bilgi toparlayıp, ben sayın milletvekillerinin isimlerini not aldım, kendilerine yazılı olarak bilgi vereceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

İSMAİL OK (Balıkesir) - Çok basit bir soru sormuştuk, hukuki sorumluluk var mı yok mu? Pişmanlık…

BAŞKAN – Sisteme giren başka milletvekili olmadığı için süre tamamlanmadı fakat sisteme giren sayın vekil yok. Dolayısıyla önergelere geçeceğiz.

Madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’inci maddesinde yer alan “31.12.2020” ibaresinin “31.12.2017” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Erkan Akçay                                     Mehmet Parsak                                     Zühal Topcu

         Manisa                                         Afyonkarahisar                                         Ankara

  Mevlüt Karakaya                                İsmail Faruk Aksu                            Ahmet Selim Yurdakul

          Adana                                               İstanbul                                              Antalya

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

   Bülent Kuşoğlu                                   Aykut Erdoğdu                                    Lale Karabıyık

         Ankara                                              İstanbul                                               Bursa

   Mehmet Gökdağ                                    İlhan Kesici

       Gaziantep                                            İstanbul

"Madde 7- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibaresi "31/12/2021" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                                    İbrahim Ayhan

       Diyarbakır                                          Diyarbakır                                           Şanlıurfa

   Ahmet Yıldırım                                  Behçet Yıldırım

           Muş                                               Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşacak olan vekil var mı? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

AKP dönemi vergi politikaları, banka ve şirketlerin kurumlar vergisi yükünü, toplam vergi havuzu içerisinde yüzde 9'larda tutarak vergi yüklerini hafifletirken, düşük ücrete talim eden 16,3 milyon ücretli ve 10 milyon çoğu düşük maaşlı emekli, aileleri ile birlikte insafsız vergi yükü altında ezilmiştir. Nüfusun en zengin kesimine kol-kanat gerilmiş, vergi bağışıklıkları tanınmıştır. Finans sermaye yerine, imalat sanayiye yönelik teşvikler belirli ölçüde kabul edilebilir olsa da, ilgili tasarı maddesi mevcut vergi sisteminin ürettiği adaletsizliği ortadan kaldırmamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Aykut ERDOĞDU (İstanbul) ve arkadaşları

"MADDE 7- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibaresi "31/12/2021" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi Komisyona sunuyorum: Kabul ediyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Kabul etmiyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Kabul etmiyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Erdoğdu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerindeki önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bildiğiniz üzere, kurumlar vergisini ilgilendiren bir düzenlemeydi ve kurumlar vergisiyle doğrudan bağlantılı kamu harcamaları ve kamu harcama mevzuatının en önemlisi olan ihale mevzuatı üzerine konuşuyordum. Demin demiştim ya, bir kamu ihale mevzuatının iyi olabilmesi için iki temel koşul gerekmektedir; birincisi şeffaflık, diğeri de rekabet ilkesi. İşte buna paralel olarak 4734 sayılı Kanun’da da ihale yöntemlerinde 4 tane ihale yöntemi öngörülmüş. Birincisi açık ihale, ikincisi belirli istekler arasında ihale, üçüncüsü pazarlık usulü ihale, diğeri de bir ihale yöntemi değil ama bir temin usulü olarak doğrudan temin öngörülmüş ve kanun şunu söylemiş: “Bu kanun içerisinde yapılacak ihalelerin açık ihale olması gerekmektedir.” Şimdi, bunu anlayabilmemiz için -bu çok önemli bir hüküm- açık ihale ile pazarlık usulü ihale veya eski adıyla davetiye usulü ihale arasındaki farkı iyi bilmemiz gerekmektedir. Açık ihale şudur: Açık ihalede şartnamede yeterlilik şartları tanımlandıktan sonra, yani “Şu kadar makine parkı olacak, bu kadar cirosu olacak, şu kadar iş tecrübesi olacak.” diye genel şartları koyduktan sonra, o ihale ilan edildikten sonra bütün yeterlilikleri taşıyan şirketlerin katılabildiği ihaleye “açık ihale” deniliyor. Davetiye usulü veya pazarlık usulü ihaleyse şu: Belirli şirketlere davetiye gönderilerek, mektup gönderilerek sadece o şirketlerin katılabildiği ihale. Şimdi bunun yolsuzlukla bağlantısı şu: Eğer yolsuzluk yapılma kararı verilmişse bu ihalenin duyurulmaması gerekiyor. Çünkü açık ihale olunca herkes duyacağı için…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Gene yayınlanmak zorunda o ihale. KİT Kanunu’na göre tekrar o yayınlanıyor. Bir tam gün içinde askıda kalmak zorunda. Çarpıtmayın olayları.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Hangi ihaleden bahsediyorsunuz?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Açık pazarlık usulü ihaleler KİT Kanunu’na göre bir gün boyunca yayınlanmak zorunda. KİT mevzuatına bakın gelin öyle konuşun ya!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Hanımefendi, o zaman sizi bilgilendireyim: Bakın, davetiye usulü ihalede davetiyeniz yoksa katılabilir misiniz? (AK PARTİ sıralarından “Genel Kurula, bize, bize.” sesleri)

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Çarpıtıyorsunuz ama.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – “Çarpıtıyorsunuz.” diyorsunuz. Davetiyeniz yoksa katılabilir misiniz ihaleye?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Kardeşim, davet dediğim gibi olmuyor mu? KİT Kanunu’na göre bir gün boyunca yayınlanmak zorunda.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayınız lütfen.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Hanımefendiye mali bilgisi olan birinin anlatmasını rica ediyorum.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap ediniz Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bakın, davetiye usulü ihaleye davetiyeniz yoksa katılamazsınız. Yüzlerce şikâyet geliyor “Ben davet edilmedim, katılamıyorum, bilmiyorum.” diye. Adı üzerinde. Ve bu davetiye usulü ihale Kamu İhale Kanunu’nun 21’inci maddesine göre deprem, yangın, olağanüstü hâller veya idarece öngörülemeyen hâllerde özellikle 21/(b) maddesine göre yapılan ihaledir. Gördüğünüz üzere mevzuatını ezbere bilen biriyle konuşuyorsunuz. Onun için daha dikkatli konuşmanızı rica ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu ihale yönteminde… Ve özellikle diyor ki: “İdarece öngörülemeyen hâller.” İdare ne yapıyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Öngörülemeyen hâl yaratıyor. Mesela bir yemek ihalesine çıkacak, iki yıllık bir ihale. İki yıllık ihale tamamlanıyor, açık ihaleye çıkıyor ve danışıklı dövüşte açık ihale iptal ettiriliyor ve ondan sonra idare diyor ki: Kardeşim benim sürem kalmadı, idarece öngörülemeyen bir hâl oluştu ve pazarlık usulü ihale yapıyorlar. Pazarlık usulü ihalenin açık ihaleden farkı şu: Davetiye gittiği için bu Türkiye’de genelde soruşturmalara yansıdığı şekliyle şöyle olur; Çankaya’da bir ofiste buluşulur, Çankaya’daki ofiste davetiye giden firmalar oturur.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Öyle bir şey yok.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Beyefendi, Ankara’nın 11. Ağır Ceza Mahkemesinde ve 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan davalarda Çankaya’daki ofiste BOTAŞ ihaleleri üzerinden kompresör ihalelerinin ve Tuz Gölü dağıtım çetesinin nasıl yapıldığını dönemin muhafazakâr AK PARTİ’li bürokratlarına sorarsanız öğrenmiş olursunuz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sizi çağırmadılar mı?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bu ön yargınız, bu bilgi eksikliğiniz sizi çok zor durumda bırakacak. Bakın, ben ne söylüyorsam… Mahkeme adlarını veriyorum.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – AK PARTİ döneminde yargı…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Beyefendi, isminiz nedir?

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Böyle bir tarz yok.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – O zaman böyle bir tarz da yok. Yani rica ediyorum, ben şimdiye kadar ispatlayamayacağım hiçbir konuyu anlatmadım. Başkan vekiliniz dedi ki: “Lütfen, naif bir dille anlatır mısınız?” En naif dille ve çok da kırmayarak, en güzel şekilde anlatmaya çalışıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama hakikatler acı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ama sizin bir ön yargınız var. “AK PARTİ döneminde öyle bir şey yok.” Yapmayın arkadaşlar! AK PARTİ dönemi dediğiniz, AKP döneminde…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ama AK PARTİ döneminde yargı vardır yargı.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bakın, o zaman, madem bunu istiyorsunuz, size bir şey söylemek zorundayım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Sayın Başkanım, süremi uzatmayacaktım ama çok kesildiği için…

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, sataşma oldu efendim.

BAŞKAN – Tamamlamanız için bir dakika.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, madem bu üslupla konuşmak istiyorsunuz, ben de aynı şeyleri size anlatayım.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – İstemiyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Hayır hayır kusura bakmayın. Hani olmaz diyorsunuz ya, bu iddianameye giren olayı anlatıyorum ve buradan hüküm giydi bürokratlar, ceza aldılar iş adamlarıyla birlikte. Bu olmaz denilen Çankaya’daki pazarlıklar sonucunda İstanbul’un beş yıldızlı otellerinde kendisine muhafazakâr denen ve bu iktidarın atadığı bürokratlara ilgili şirketler tarafından hem maddi rüşvetler hem de hayat kadınları rüşvet olarak verilmiştir ve bu rüşvet olayı Yargıtay kararına da girerek o bürokratlar ihaleye fesat karıştırmadan hüküm giymiştir. Bu, yargı kararıyla kesinleşmiştir. İlgili dosya BOTAŞ’taki kompresör yapım ihaleleri, Devlet Su İşleri işlerindeki o büyük yolsuzluk dosyasının bir parçasıdır. Deminden beri nezaketle bunu nasıl engelleyeceğimizi anlatmaya çalışırken bilen, bilmeyen, hepsi bir anda “Yok öyle değil, böyle!” İşte, böyle. Bu olmuş bir şey. Bizim dönemimizde bir tek İSKİ olmuş, adam yargılanmış, ceza görmüş, yirmi yıldır İSKİ diye bağırıyorsunuz. Bakın, üstelik o konuşmalarda öyle şey var ki, yüz kızartıcı sohbetler var ki, ben kendim bu işi küçük düşürmemek için anlatmıyorum. Anlatmaya devam edeceğim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinde yer alan “31/12/2020” ibaresinin “31/12/2017” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya konuşacaktır.

Buyurunuz süreniz beş dakika. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle ilgili olarak vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım.

Önerge gereğince, dernek ve vakıflarca elde edilen kira gelirlerinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesinin (5)’inci bendi gereğince yapılacak olan stopajların nihai vergilendirilmesine neden olacak bir düzenleme ve daha doğrusu 2008 yılından bu yana uygulanmakta olan bu uygulamanın 2020 yılına kadar uzatılması istenmekte. Yine, aynı şekilde, belli döner sermayelerin kazançlarının iktisadi işletme oluşturmayacağına ilişkin, yine burada belirtilmiş olan ajansların da elde ettiği gelirlerin iktisadi işletme oluşturmayacağına ilişkin düzenlemeler. Sekiz yıldır uygulanmakta olan bir düzenleme ama diğer maddelerde olduğu gibi bu maddede de etki analizleri getirilmemiştir. Aslında başından beri bütçe görüşmelerinde de hep ifade edildi, 5018 sayılı Yasa’nın mali reform olduğundan bahsedildi. Doğru, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu önemli düzenlemeler getiriyor, reform niteliğinde olan düzenlemeleri de var ama denetim kısmıyla ilgili olarak da ciddi eksiklikleri, aksaklıkları da var. Burada, 5018 sayılı Yasa’nın 18’inci maddesine göre bütçeye etki eden bu tür düzenlemelere ilişkin etki analizlerinin de getirilmesi gerekirken maalesef hiçbir maddeyle ilgili olarak bunları göremiyoruz. Yani, reformlar sadece yapmakla olmuyor, bir de uygulamada da bunları görmek gerekiyor. Nitekim, 5018 sayılı Yasa’yla ilgili olarak denetim raporlarının gelmediğini de hepimiz biliyoruz, buralarda konuştuk.

Efendim, son günlerde konuştuğumuz yasa değişiklikleriyle ilgili olarak karşımıza istisnalar geliyor. Öncelikle şunu hemen ifade etmek gerekiyor ki vergi mevzuatımız istisnalarla dolu bir mevzuat hâline geldi. “İstisnalar kaideyi bozmaz.” kuralı maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin, AKP’nin vergi sisteminde “istisnalar kaideyi bozar” hâline dönüşmüştür; vergide kaide, kural, hiçbir şey kalmamıştır.

Dolaysız, dolaylı vergi dengesine dikkat etmeden bu tür düzenlemelerin süresini beş yıl daha uzatmanın kimseye bir faydası olmayacak. Biz buradan şunu anlıyoruz: Bir taraftan Sayın Başbakan sürekli kamuoyunda, televizyonlarda, medyada reformlar yapılacağını söylüyor, vergi reformu yapılacağını ifade ediyor, vergideki adaletsizliğin giderileceğini söylüyor ama diğer taraftan da vergi adaletini ve eşitliğini önemli ölçüde sıkıntıya sokacak birtakım düzenlemeleri de beş yıl daha geriye atıyoruz. Dolayısıyla, buradan şunu mu anlamamız gerekiyor: Adalet ve Kalkınma Partisinin “Vergi reformu getireceğiz.” dediği uygulama beş yıl sonrasına mı kalacak? Söylediğinizle yaptıklarınız maalesef birbirini tutmuyor, buna buradan işaret etmek istedim.

Bunun haricinde de modern vergi sistemlerinde, çağdaş vergi sistemlerinde vergideki temel esas beyan esasıdır. Ama iki gündür biz, beyan esasının dışına çıkacak ve beyan esasının içindekileri de istisnalara, stopajlara, tevkifatlara çekecek uygulamaları, maalesef, hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bunları dile getirmek istedim.

Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karakaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Geliyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Geliyor olmaz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Hükûmet nerede var ki efendim?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …Hükûmet varsa vardır, yoksa yoktur.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Zaten memlekette de Hükûmet yok yani.

BAŞKAN – Hükûmet yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hükûmet nerede? Hükûmet arıyoruz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hükûmet sorumluluğunu bilsin.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Geliyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Geliyor olmaz efendim, nasıl geliyor!

Sayın Başkan, ara verelim, gelsin.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ara verin Sayın Başkan, Meclisin işleyişi böyle olmaz efendim.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.54

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

8’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8- Bu Kanun 1/1/2016 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 8’inci madde üzerinde gruplar adına ilk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya.

Sayın Karakaya, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Değerli milletvekilleri, tasarının 8’inci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Tabii, 7 maddeyle ilgili görüşmeleri tamamladık. Bu 7 maddenin 6’sında istisnalar var, stopajlar var, vergi mevzuatıyla ilgili değişiklikler var. Aslında tevkifat, stopaj, vergi kesintisi nedir dediğimizde, hangi amaçla uygulanır dediğimizde karşımıza çıkan şudur: Stopaj bir vergi tahsilat aracı mıdır, bir güvenlik aracı mıdır yoksa bir vergileme aracı mıdır? Stopajlar tüm dünyada çağdaş vergileme sistemlerinde bir güvenlik aracıdır. Oysa bizim vergi sistemimize baktığımızda özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin son yıllarda yapmış olduğu değişikliklere dikkatimizi çektiğimizde stopajı bir vergileme rejimi hâline getirdiklerini görüyoruz. Bugün Gelir Vergisi Kanunu 94’te stopaj var, Kurumlar Vergisi Kanunu 15’te stopaj var, Kurumlar Vergisi Kanunu 30’da var, diğer kanunlarda da var. Peki, stopajlar bu kanunlarda düzenlenmişken geçici 67’yle yapılan düzenlemenin amacı nedir, hedefi nedir? Öncelikle bunun çok iyi bir şekilde tartışılması gerekir ama bunu tartışma imkânı maalesef bulamadık çünkü bir etki analizi getirilmedi. On yıl boyunca uygulanmış olan bu stopajların amaç ve hedeflerine ulaşması konusunda herhangi bir değerlendirme, objektif bir sonuca gidecek bir müzakere yapma imkânı maalesef bulamadık. Ne kadar vergi alınmaktan vazgeçildi?

Şunu hemen belirtmek istiyorum ki, maalesef, üzülerek de ifade etmek istiyorum ki Maliye Bakanı buradan, bu kürsüden “Aslında biz geçici 67’yle vergileme getiriyoruz, vergi alınmayan konularda vergi alıyoruz. Burada herhangi bir istisna söz konusu değil.” dediler. Bu, gerçekten bir bilgisizliğe dayanıyorsa ayıp! Hayır, bir bilgisizliğe dayanmıyor, bu buradaki yüce Mecliste bulunan milletvekillerini, milletin temsilcilerini gerçekten aldatmaya yönelik bir ifadeyse bu daha da ayıp!

Bu maddelerin detayına baktığımızda geçici 67’nci maddede getirilen stopajlar kaldırıldığında belki karşılığında Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesinde bir tevkifat ya da bir stopaj söz konusu olmayabilir. O durumda bu gelirler beyana tabi gelirler olacak, artan oranlı vergilendirmeleri söz konusu olacak.

Burada, tabii, tek bir yönlü değerlendirme yapmak da mümkün değil. Bunun içerisinde tam mükellefler var, dar mükellefler var, bunların gerçek kişileri var, bunların kurumları var. Hepsiyle ilgili durumları ayrı ayrı değerlendirmek lazım. Karşı çıkmayacağımız şeyler de var ama karşı çıkmamız söz konusu olan hususları da dikkate getirmek istiyorum.

Bakın, bu düzenlemeyle ilgili olarak getirdiğimiz sonuca baktığımızda, aslında -biraz önce de ifade ettiğimiz gibi- çağdaş vergi sistemlerindeki beyan esasını kaldırıyoruz. Zaten vergi sistemimiz adaletsiz bir vergi sistemi. Dolaylı dolaysız vergilerin oranına baktığımızda bunun yüzde 30-70’ler, hatta dolaylı vergilerin yüzde 70’leri aştığını görüyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelmeden önce bu konuyla ilgili değerlendirmelerine baktığımızda -2002 yılındaki Seçim Beyannamesi’ne baktığımızda- dolaylı vergileri “namert vergisi” olarak ifade ediyorlardı. Oysa iktidara geldiklerinde bu oran yüzde 40-60’lar civarındaydı, bugün “namert vergisi” olarak ifade ettikleri verginin oranını yüzde 70’lerin üzerine çıkardılar.

Değerli milletvekilleri, bakın, bizim toplam gelir vergisi içerisindeki stopajların oranı yüzde 92, gelir vergisi artı kurumlar vergisi içerisindeki stopajların oranı ise yüzde 60. Bu, gerçekten çok yüksek bir oran. Toplam vergi içerisindeki beyana dayalı vergilerimizin oranı ise sadece yüzde 12. Yani biz beyana dayalı vergileri kaldırmış olsak da yüzde 87’lik bir verginin beyan dışından gelen vergiler olduğunu ifade etmek istiyorum ki bu da bir vergi sisteminin ne kadar adaletsiz olduğunun en bariz göstergelerinin başında geliyor.

Tabii, evet, verelim, istisna yapalım; bunların hedefleri vardır, amaçları vardır ama üretime gelince böyle bir istisnadan maalesef kaçıyorsunuz. Sermaye piyasası arayışları menkul kıymetlere geldiğinde, paradan para kazananlara geldiğinde bu konuda maşallah bonkörsünüz. Ama üretim dediğimizde, örneğin, çiftçilerin tükettikleri mazot üzerindeki ÖTV’yi ve KDV’yi kaldırmak istediğimizde, girdi maliyetlerini düşürmek istediğimizde, maalesef “Yok.” diyorsunuz. Bugün bu memlekette gerçekten vergi ödemeyen insan yok. Çalışan çalışmayan, işsizi, yoksulu, fakiri, herkesi vergiye bağladık. Gece gündüz yaptığı tüketimler üzerinden vergi alıyoruz.

Bakın, çiftçilerle ilgili ağzınızı açtığınızda “Vergi ödemiyorlar, vergi muafiyeti var.” diyorsunuz. Üstüne üstlük tarımsal desteklemeler yaptığınızı ifade ediyorsunuz. Biliyor musunuz ki bir traktör mazot pompasına yanaştığında ortalama bir traktörün deposu 92 litre mazot alıyor. Bunun karşılığı bugün 306 lira. Bunun ne kadarı vergi biliyor musunuz? 250 lirası, maalesef, vergi olarak çiftçi tarafından daha üretime başlanmadan, üretim olmadan, hasılat elde edilmeden bunu vergi olarak maliyenin kasasına, hazinenin kasasına ödüyor.

Dolayısıyla, biz, paradan para kazananlara yaptığımız bu jestleri üreten kesime de yapmak zorundayız. Bunu yapmadığımız takdirde gerçekten işsizlik, bugün olduğu gibi, artmaya devam edecek. Bunun sıkıntılarını maalesef hep birlikte çekeceğiz.

Asgari ücretlerden vergileri kaldıralım, insanlar açlık sınırının, yoksulluk sınırının altında geçimlerini yapamıyorlar diyoruz; siz “vergi adaleti”, “vergi reformu” adı altında, maalesef, istisnaları artıracak ve bunu da beş yıl daha uygulamaya devam edecek tasarılar getiriyorsunuz.

Bakın, bunları ifade ettiğimizde de yabancı paranın girmeyeceğini, dışarıdan sermaye ihtiyacı olduğunu söylüyorsunuz, “Eğer biz bunları kaldırırsak ya da farklı düzenlemeler yaparsak bu olur.” diyorsunuz. O zaman ben şunu sormak durumundayım: Hani durumumuz çok iyiydi, hani Merkez Bankasının kasasını ağzına kadar doldurmuştuk, hani IMF’ye borç verebilir duruma gelmiştik, ne oldu? Evet, ben size söyleyeyim: Ekonominin durumu iyi değil. Bugünlerde Merkez Bankasının analitik bilançolarına bakanlarınız varsa orada bir şeyi göreceksiniz, 348 milyar dolar bir varlık göreceksiniz, toplam varlıkların önemli bir kısmıdır. Bu dolarize olma anlamına gelir, bu maalesef TL üzerinden millî bir para politikası uygulamayacağınız anlamına gelir.

Değerli milletvekilleri, bu ifadelerde bulunduktan sonra, aslında söylenecek çok şey var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Zaman sınırı dolayısıyla ben yüce heyetinizi saygıyla selamlayarak huzurlarınızdan ayrılıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karakaya.

Madde üzerinde gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken.

Sayın Baluken, on dakika süreniz var, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi grubumuz adına saygıyla selamlıyorum.

Aslında, gerek bu gelir vergisiyle ilgili düzenlemelerde gerekse bütçenin planlamasıyla ilgili bir sistemsel sorun yaşandığını düşünüyoruz. Bu sistem sorununu çözmeden, biz, burada yapılacak yasal düzenlemeler ne olursa olsun bu ülkenin temel sorunlarına asla çözüm getirilmeyeceği kanaatindeyiz. Katı merkeziyetçi, son derece ceberut bir üniter ulus devlet yapısıyla doksan yıldır bütün sorunları çözmeye çalışan bir sistem var ancak elini attığı hiçbir alanı düzeltemiyor. Ekonomi alanı da yine bu başlıklar içerisinde rahatlıkla ifade edilebilir. Buna yönelik getirilen idari sistem reformu anlamına gelebilecek birtakım önerileri de toplumun bölünme paranoyası üzerinden mahkûm etme, itibarsızlaştırma ve bir toplumsal kutuplaştırma aracı hâline getirme alışkanlığı maalesef bu sistemi koruyarak bugüne kadar bütün sorunlarıyla birlikte, beraberinde getirmiştir.

Bakın, günlerdir burada, biz Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de, Dargeçit’te, Sur’da yaşanan insanlığa karşı suçları konuşuyoruz. Nedir yani, niye bir devlet kendi halkına karşı tankla topla, havan topuyla yerleşim yerlerini yerle bir edecek şekilde bir savaş fotoğrafının içerisine girer? Nedir yani, sorunun temeli nedir? Oradaki halk öz yönetim talebi istiyor; ben karar alma süreçlerinde, yönetim süreçlerinde olmak istiyorum diyor; doksan yıldır bu talebimi ifade ettim, bu talebi ifade ettim ama yerine getirilmedi diyor. Biz bunu ifade ettiğimizde öz yönetim, demokratik özerklik, yerel yönetimlerin yetki genişlemesi, ademimerkeziyetçi yapı, bölgesel yönetim, her neyse; buradan ifade edildiğinde de işte, böyle, henüz dinlemeden, sataşmalarla bir ön yargı perdesi önümüze çıkıyor. Oysaki ifade edilen şey korkulacak bir şey değil. Dünyanın her tarafında uygulanan bir modelden bahsediyoruz. İnanın ki Avrupa’ya, dünyanın herhangi bir ülkesine gittiğimizde, bu talepten dolayı insanların cezaevlerine atıldığını, insanların öldürüldüğünü, insanların lince tabi tutulduğunu söylediğimizde herkes bize gülüyor. Bu ülkenin bunları aşması lazım.

Bakın, bizim söylediğimiz bu öz yönetim modeli dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde uygulanan bir model. Türkiye’nin üniter ulus devlet yapısını model aldığı Fransa’da bile artık buna geçen düzenlemeler çoktan yapıldı. Ben size örnekler vereyim. Bakın, Almanya, herhâlde kişi başına düşen millî gelir seviyesi ve sosyal devlet imkânları açısından Türkiye’yle kıyaslanamayacak bir ülke ama Almanya 16 eyaletten oluşuyor, bu eyaletlerin de 3 üst birim eyalet üzerinden bir tanımlaması var. Avusturya’yı dediğim ölçütler içerisinde Türkiye’yle herhâlde kıyaslayamayacağız değil mi? Avusturya 9 eyaletten oluşuyor. Azerbaycan Cumhuriyeti 59 “…”(x) -yani bölgesel yönetim, idari sistem- 11 şehir ve bir Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nden oluşuyor. Gürcistan 2 özerk cumhuriyetten ve bir özerk bölgeden oluşuyor; tek tek isimlerini vermiyorum zamanımız sınırlı olduğu için.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Almanya…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Beyefendi, varsa söyleyeceğiniz, buradan gelir düzeltirsiniz. Müsaade ederseniz, ben şu anda kişisel yorumumu da katmadan dünyada var olan modelleri buradan ifade ediyorum.

İspanya’da 17 özerk bölge var. İran 30 “…”a(x) ayrılmış, 30 eyalet var ve bu eyaletlerden birinin adı da Kürdistan Eyaleti. İsviçre Konfederasyonu 26 bölgesel yönetimden, kantondan oluşuyor. İşte, üniter modeli örnek aldığımız Fransa’da bölgesel yerel yönetimlere muazzam yetkiler tanındı, o bölgesel yerel yönetimlere karşı da il özel yönetimlerine ve belediye yerel yönetimlerine muazzam yetkiler verildi. İtalya 20 adet idari bölgeye ayrılmış. Kazakistan’da 14 ayrı eyalet ve özel statüye sahip 2 şehir var. Kırgızistan 7 idari bölgeye ayrılmış. Farklı kıtalardan örnek veriyorum ki bu taleplerin korkunç olmadığını her birimiz görebilelim. Pakistan 5 eyalet ve 17 ilden oluşmuş. Romanya’da eyaletler, kentler ve komünler biçiminde 41 eyalet ve işte, sayıları muhtelif olan birtakım yerel örgütlenme modelleri var. Rusya da 85 federal birimden oluşuyor ki bu federal birimlerin içerisinde de cumhuriyetten tutalım, federal şehirlerden özerk “…”(x) kadar çok değişik yönetim modelleri var. Tacikistan idari açıdan yine 4 ayrı otonom bölgeye sahip. Yani örnekleri çoğaltabiliriz, Finlandiya’da, Danimarka’da, İsveç’te, Kanada’da, Birleşik Krallık’ta, bütün bu saydığım ülkelerin birçoğunun da gerek kişi başına düşen millî gelir gerek kalkınma ve refah seviyesi açısından Türkiye’yle mevcut olan pozisyonlarını da her birinizin mutlaka gözden geçirmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Bakın, dünyadan örnek verdim, kendi tarihimize baktığımızda orada farklı bir şey var mı? Orada da aynı şey var. Yani Selçuklu Dönemi’nde, Osmanlı Dönemi’nde yerel, bölgesel alanlara tanınan yetkilerden bugüne kadar burada çok söz edemedik ama eminiz ki her biriniz küçük bir inceleme yaparsanız halkın karar alma süreçlerine katılımı, yerel yönetimlerin yetki genişlemesi, yetkilerin Ankara’dan alınıp yerele verilmesi konusunun bu kadar korkunç bir durum, bu kadar korkunç bir konu olmadığını her biriniz görürsünüz.

Bakın, ikinci kıyamet dil üzerine kopuyor, ana dil üzerine. Yani ben bir Kürt’üm, bu Mecliste bulunan bir Türkiye milletvekili olarak da kendi ana dilimde eğitim hakkım engellendi, çocuklarımın bu hakkının engellenmemesini istiyorum ve bütün siyasi talebi olan Kürtlerin de böyle bir talebi var. Biz daha ana dilde eğitim ülkeyi böler, bölmez şeyini tartışıyoruz. Yani bu çok geri bir tartışma, bu kırk elli yıl geriden gelen bir tartışmanın bugüne yansıyan bir fotoğrafından başka bir şey değil.

Bütün dünyada bakın dille ilgili de aynı durum var. Dünyanın neredeyse hangi ülkesine bakarsak bu alanda yapılmış olan düzenlemeler o ülkeleri bölmemiş ya da felaket getirmemiş, kıyamet koparmamış. Almanya’da çift dilli eğitim var, bütün okullarda üç ila beş saat zorunlu ana dil dersleri var. Bakın, Çin’de 1984 yılında ulusal azınlıkların bölgesel özerkliği yasası var. Burada, özerk bölgeler, o bölgedeki eğitim dili hakkında karar verme yetkisine sahipler yani Çince de okutulabilir. Çince zorunlu olarak okutulur ama yetki o özerk bölgelerdeki meclislerdedir.

Güney Afrika’da çok dillilik büyük bir zenginlik olarak anayasal güvenceye alınmıştır. Afrika’da iki resmî dil dışında yani İngilizce ve Afrikaans dili dışında yerel kabile dilleri de birçok yerde resmî dil olarak kabul ediliyor. Bolivya’da otuzun üzerinde yerli dil resmî dil olarak kabul ediliyor. İsviçre’de Almanca, Fransızca ve İtalyanca resmî dil ama azınlıkların konuştuğu birçok dil de bu kanton sistemi içerisinde ana dilde eğitim hakkına sahip.

Bakın arkadaşlar, İsveç’te evde konuşulan dil esas alınıyor. Eğer bir bölgede 5 ailede aynı dili konuşan insanlar varsa ve bu insanların eğitim diliyle ilgili talebi varsa, İsveç Anayasası o insanlara ana dilde eğitimi zorunlu hâle getirmiş.

Bakın, bugünlerde aranızdan su sızmayan İsrail var ya, hani Filistinlilere yaptığı o vahşet, o insanlık dışı katliamlarla hep andığımız İsrail, bu ana dil konusunda İsrail’den bile gerideyiz. İsrail’de resmî dil İbranice olmasına rağmen, Arap azınlıklar ilk ve ortaöğrenimde kendi ana dillerinde eğitim hakkına sahipler. Listeyi çoğaltabiliriz yani Amerika, Kanada, Fransa, Belçika, bunların tamamı hiçbir yorum katmadan burada ortaya koyduğum tespitlerdir.

Şunu demeye getiriyorum: Sorunlarımızı tartışmaktan korkmayalım. Biz, burada sorunları dile getirirken, bu ülkenin bir felakete sürüklenmesi adına bunları dile getirmiyoruz; hep birlikte ortak akılla bir doğruyu bulup kendi demokratik geleceğimizi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – ...bir toplumsal sözleşmeyle güvence altına alıp yaşadığımız sorunlardan birlikte kurtulalım diyoruz.

Umarım zaman olur, diğer maddelerde de buradan ifade ederim.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baluken, şahsı adına da beş dakika konuşma süreniz var.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Onu daha sonra kullanacağım.

BAŞKAN – Peki.

Sayın milletvekilleri, 8’inci madde üzerinde gruplar adına üçüncü konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Kuşoğlu, buyurun.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde, 8’inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 8’inci maddesine geldik, bu hafta içerisinde bunları görüşüyoruz. Bu tasarının özünü -biliyorsunuz- 2’nci maddedeki faiz ve sermaye kazançlarından elde edilen gelirin vergi dışı tutulması oluşturuyor, esas özünü oluşturan madde buydu ve yıllık 20-25 milyar liralık, beş yıl içerisinde de 150 milyara yakın bir meblağın vergi olarak alınmamasını getiriyoruz bu düzenlemeyle. Bu rakam tabii çok önemli bir rakam, konuşmamız, tartışmamız gereken bir rakam, daha detaylı olarak tartışmamız gereken bir rakam, bunun nasıl olması gerektiğini, nasıl yürütülmesi gerektiğini de çok iyi tartışmamız lazım.

Ben daha önceki konuşmamda konunun üç yönü olduğunu söylemiştim, özellikle bu 2’nci maddenin yani bu tasarının esasını oluşturan maddenin üç yönü olduğunu söylemiştim; vergi yönü, ekonomiyle ilgili yönü ve uluslararası, küresel ekonomiyle ilgili yönü, uluslararası sistemle ilgili yönü. Maliye, vergi yönüyle ilgili geçen konuşmamda bilgi vermiştim, düşüncelerimi aktarmıştım. Maliye Bakanlığının, vergi sistemimizin bu konuda yetersizliklerini, maliyenin tabana yayılamadığını, vergi mükellef sayısının nüfusumuz kadar artmadığını, 54 milyon seçmenimiz olduğu hâlde 1 milyon 800 bin civarında gelir vergisi mükellefi olduğunu, buna kira gelirleri elde edenlerin ilave olarak ya da kurumlar vergisi mükelleflerinin de ilave edilmesiyle bile çok daha gerilerde kaldığımızı anlatmıştım ayrıntılı olarak. Maalesef mali açıdan iyi değiliz, vergi açısından iyi değiliz, vergi açısından yapılması gereken bir reform var, temel reform var önümüzde. Yeni Bakan, Sayın Maliye Bakanı bunlarla ilgili olarak, konuyu da iyi bilen birisi olarak gerekeni yapacaktır inşallah diye düşünüyorum.

Şimdi, gelelim bugüne. Bugün de konunun ekonomik yönü, ekonomiyi ilgilendiren yönü ve küresel ekonomiyi ilgilendiren, küresel sistemi ilgilendiren yönleriyle ilgili sizlerle görüş alışverişinde bulunmak istiyorum çünkü o yönleri de çok çok önemli. Uluslararası sistem, biliyorsunuz, son yıllarda üretim ekonomisinden finans ekonomisine kaydı. Yani birçok ülke paradan para kazanıyorlar. Parayı satıyorlar, para kazanıyorlar ondan ve bizim gibi ülkelerin gelirleri maalesef özellikle bu finans ekonomisi uygulayan ülkelere, kurumlara, şirketlere gidiyor. Bunlar karşısında, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin daha uyanık olması, daha bilgili olması lazım.

2000’li yıllar dünyanın en fazla para bolluğu yaşayan yılları oldu, en fazla likit bu dönemde ortaya çıktı. Çok da ucuz oldu. Daha önce para bulamayan bütün ülkeler kolaylıkla para bulabildiler, düşük maliyetlerle para bulabildiler. Ama bu parayı yatırıma dönüştürmekte hemen hemen hepsi zorluk çekti. Türkiye de aynı zorlukları çekti, aynı sıkıntıları yaşadı.

Türkiye’nin yaşadığı sıkıntılara öncelikle gelmek istiyorum. Şimdi, biz hangi amaçla biraz önce söylediğim 20-25 milyar lira vergiden vazgeçiyoruz? Beş sene için 150 milyar lira vergiden neden vazgeçiyoruz? Sıcak para daha rahat gelsin, daha ucuza borçlanalım diye, değil mi? Peki, Türkiye dünyanın en yüksek faizle borçlanan ülkelerinden bir tanesi, belki de başında geliyor reel faize geçersek, reel faizi hesaplarsak; madem öyle, biz on yıldan beri vergi almadık, neden ucuza borçlanamıyoruz? Çünkü biz yapısal reformlarımızı yapmadık, yapmamız gereken reformları yerine getirmedik. Bir eksiklik var demek ki, çok önemli bir eksiklik.

Bu kadar yüksek bir borçlanma söz konusu, biz hâlâ vergiden vazgeçiyoruz “Beş sene daha vergi almayalım.” diyoruz. O zaman yapmamız gereken bir şeyler var, muhakkak yerine getirmemiz gereken bir şeyler var. Neler bunlar? Öncelikle Türkiye'nin siyasi istikrarını oluşturması lazım. İşte, Rusya’dan başlıyoruz kuzeyimizden, İran, Irak, Suriye, Mısır, Libya, böyle gidiyor, Avrupa Birliği de dâhil olmak üzere ilişkilerimiz yeterince iyi değil. Buralarla ilişkilerimizin hepsinde sorun var; bir.

İki: Kendi içimizde sorunlar, sıkıntılar var. Siyasi olarak bu istikrarı sağlayamadığımız sürece yatırımcı gelmez, sıcak para maliyetli olarak gelir.

Üç: Biz yapmamız gereken adalet reformunu, hukuk reformunu yeterince yapmadık ya da uygulamıyoruz; bunlarla ilgili sıkıntılar var.

Bu yoksa, hukuk reformu yoksa gerisinin olması da mümkün değil, paranın gelmesi, rahatça yatırım yapabilmesi mümkün değil.

Bununla beraber tabii ki eğitim konusunun da halledilmesi gerekiyor, altyapı reformlarının halledilmesi gerekiyor. Mesela sık sık söylenir: “Ya, Türkiye’de işsizlik yok, ben firmama adam arıyorum, bir türlü bulamıyorum.” Çünkü eğitim almayan… Kalifiye istihdamı yaratamıyoruz, oluşturamıyoruz bir türlü. Bir şeyler bilen usta, kalifiye elemana ihtiyaç var; onlara eğitim vermemişiz. Türkiye’de en az 6 milyon gerçek anlamda işsiz var ama bu işsizler gerçek anlamda eğitim almadıkları için, fabrikalarda ya da çalışmaları gereken yerlerde çalışabilecek nitelikte bir eğitime sahip olmadıkları için hiçbir şekilde işverenler tarafından istihdam edilmiyorlar haklı olarak onlar da.

Demek ki devletin yapması gereken reformların başında bu eğitim reformu da geliyor. Bütün bunları dikkate alarak bir yapı oluşturmamız lazım.

Müsaade ederseniz, bu reformların, bu ekonomiyle ilgili konuların bir vizyon gerektirdiğini, bir kadro gerektirdiğini, bir mutabakat gerektirdiğini söylemem lazım. Mutabakat gerektiriyor derken, burada öncelikle muhalefetiyle, iktidarıyla hep beraber bu konularla ilgili mutabık olmamız lazım, bu reformları yapabilmek için o anlayış içerisinde olmamız lazım; bir. Bir de buradaki bürokraside olduğu gibi bürokratların da kadroların da yeterli olması lazım, bu mutabakatı anlamış, kavramış ve bu hedefe doğru birlikte hareket edeceğimiz, çalışacağımız kimseler olması lazım. Bunlarla ilgili olarak da bizde henüz yeterli irade oluşmuş değil maalesef, sıkıntılar var.

Bu konuyu müsaade ederseniz biraz daha basit bir şekilde anlatmak istiyorum, çok önemli olarak görüyorum. Mesela, bir köy, 100-150 hane, kendi yaşantıları var. Bu köy çok kolaylıkla borçlanabilse, kredi alabilse üç seneliğine; aldıkları krediyle hepsi evlerini değiştirse, lüks evlerde yaşasa; üç sene sonra ne olur kredinin geri ödemesi geldiğinde, hangisi ödeyebilir? Hiçbirisi ödeyemez. Üç sene sonra da köylerinde daha önce sahip oldukları kendi evlerini de kaybederler çünkü yatırıma dönüştürmemiştir, alması gereken şey traktördü, biçerdöverdi, tarıma yatırım yapması gerekiyordu, onu yapmamış oluyor.

Bakın, ben Ankara Polatlılıyım. Polatlı’nın 1970’lerde, 1980’lerde 2.500’e yakın esnafı vardı; kasap, manav, bakkal, küçük esnaf. O zaman Polatlı’nın nüfusu 30 binlerdeydi, şimdi Polatlı’nın nüfusu 130 bine çıktı -birçok ilden büyüktür- ama esnafı 400’lerde, 400-450 arasında esnaf var, kayıtlı esnaf bu. Neden esnaf sayısı azaldı? Çünkü, büyük marketler geldi, devreye onlar girdi. Bunlar Polatlı’ya ait değil, Polatlı’nın dışından gelen marketler, Polatlı’daki parayı alıyorlar, anında Polatlı dışına çıkıyor. Hâlbuki küçük esnaf varken o para Polatlı’da o esnaf arasında gidip geliyordu, sirküle ediliyordu, toptancının getirdiği para üç ay, beş ay Polatlı içerisinde sirküle ediliyordu. Kasap, manav, bakkal Polatlı içerisinde sirküle edilen o parayla geçinebiliyordu, katma değer yaratıyordu. Şimdi market alıyor o parayı, Polatlı’ya kalmıyor çünkü küçük esnaf azalmış. O paranın Polatlı içerisinde sirküle etmesi mümkün değil, market sahipleri Polatlılı değil, o grosmarketlerin sahipleri. Bu, Polatlı için elektrik, su, doğal gaz, benzeri ihtiyaçlar için de geçerli. Bu, Türkiye çapında uygulanabilecek bir durum aynı zamanda. Dün, Sayın Erdoğdu anlattı; bizim perakende sektörümüz, bankacılık sektörümüz, sigortacılık sektörümüz, enerji sektörümüz, ulaştırma sektörümüz, iletişim sektörümüz yabancılara ait. Para Türkiye’de durmuyor, alıp dışarı çekiyorlar. Onun için biz borçlanma ihtiyacı içerisinde kalıyoruz, borçlanmak istiyoruz ama borçlanma maliyetleri de yüksek. İşte bu reformları onun için bir an önce hep beraber yapmak zorundayız, uluslararası küresel sistemi dikkate almak zorundayız, o gelişmeleri görmek, anlamak zorundayız.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Şimdi, şahsı adına Bayburt Milletvekili Sayın Şahap Kavcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kavcıoğlu, süreniz beş dakika.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Teşekkür ederim.

Sayın Divan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

İstiklal Marşı’mızın yazarı millî şair Mehmet Akif Ersoy’un bugün ölüm yıl dönümünde kendisini ve şehitlerimizi, ölmüş gazilerimizi rahmetle anıyorum.

Yine, dün, 24 Aralık Noel Bayramı’ydı. Noel haftası dolayısıyla bütün Hristiyan âleminin Noel’ini ve bu Meclisteki Hristiyan arkadaşların Noel Bayramı’nı kutluyorum.

Geçen Mevlit Kandili’nde, o gün yine bu sıralarda konuşan değerli arkadaşımız Markar Eseyan’ın Müslümanların Mevlit Kandili’ni kutlarken, “Peygamberimiz” ifadesini kullanırken CHP sıralarındaki gülüşmeleri de esefle kınadığımı burada bir kez daha ifade etmek istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kim görmüş ya? Nereden çıkartıyorsun ya? Olmayan şeyi ne konuşuyorsun öyle ya?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nasıl böyle bir şey olabilir ya?

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne saygısız bir tipsin sen böyle! Ne kadar tahrikçi bir konuşma yapıyorsun böyle. Haddini bil bakalım sen, haddini bil!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Yine, biraz önce Aykut Erdoğdu’nun dört beş dakika…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle bir şey söyleyemezsiniz, bu çok ağır bir itham, düzeltin oradan lütfen!

LEVENT GÖK (Ankara) – Olmayan bir şeyi nasıl konuşursun sen! Hepimiz burada Mevlit Kandili’ni kutladık.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Çıkar cevap veririsiniz grup başkan vekili olarak. Ben gördüğümü burada söylüyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Öyle bilmediğin, etmediğin asılsız konularda CHP’yi itham etme.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - CHP’nin bütün altı okunun altısı da gitmiş laiklik kalmıştı, o gün ondan da kurtuldunuz; hayırlı olsun!

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen otur konuşmanı yap, işine bak! Sen CHP’yi mi konuşuyorsun burada?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle bir şey olabilir mi ya?

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Böyle bir konuşma olur mu ya?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Gök; konuşmasını bitirsin isterseniz.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Yine, biraz önce…

LEVENT GÖK (Ankara) – Konuşmacı tahrik ediyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hayır ama tahrik ediyor Sayın Başkan.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, konuşmamı lütfen kesmesinler.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tahrik ediyor, olmayan konularda asılsız konuşmalarda bulunuyor.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Asılsız konuşma yapıyor, böyle bir konuşma olur mu ya?

LEVENT GÖK (Ankara) – Haddini bilecek bir konuşmacı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çıkıp gerginlik yaratıyorsun ya.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Siz haddinizi bilip oturur musunuz?

BAŞKAN – Sayın Kavcıoğlu…

LEVENT GÖK (Ankara) – Otur oraya! Sen Cumhuriyet Halk Partisini nasıl…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Oturur musun lütfen?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle bir şey olabilir mi yahu?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Bu ne biçim konuşuyor?

LEVENT GÖK (Ankara) – Olmayan bir konuyu sen ne konuşuyorsun orada?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Oturur musunuz… Cevap verirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Kavcıoğlu, siz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Cumhuriyet Halk Partisine bir daha laf söyleme öyle.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hatibi niye tehdit ediyorsunuz?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Gördüğümü söyledim.

BAŞKAN – Sayın Kavcıoğlu, sözünüzü tamamlayınız lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Derhâl özür dile, saygısız!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Şuraya bak ya!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Süreme bunu lütfen ilave eder misiniz? Konuşamıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Olmayan bir konuyu kimse burada konuşamaz.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hatibi niye tehdit ediyorsun Sayın Grup Başkan Vekili?

LEVENT GÖK (Ankara) – Asılsız suçlamayı yapamaz orada öyle.

BAŞKAN – Sayın Gök…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Çıkar, cevap verirsiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Senin neyine cevap vereceğim ben, neyine cevap vereceğim ben!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Konuşmamı başa alır mısınız lütfen, süremi kullanıyorlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Terbiyesize bak!

BAŞKAN – Sayın Gök, konuşması bittikten sonra size söz verebilirim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Lütfen, gayet tabii.

Böyle saygısız bir konuşma olur mu yahu, kabul edebilir miyiz burada!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kalkar cevap verirsiniz.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Ne gerek var girmeye ya böyle bir şeye?

LEVENT GÖK (Ankara) – Çıkmış burada şey anlatacak.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Şimdi, biraz önce Aykut Erdoğdu’nun her seferinde çıkıp burada yine yalan yanlış ifadeler kullanırken konuşmasının sonunda…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vicdanlı ol ya, vicdanlı ol ya.

LEVENT GÖK (Ankara) – Vicdanlı ol be, vicdanlı ol be; nasıl bir konuşmacısın?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - …bir dakika bizim dilimizle konuşmasını ifade ederken, bir dakika bizim dilimizle ifade ederken AK PARTİ döneminde…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vicdanlı ol ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Nasıl bir konuşmacısın?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - …yapılan arsızlıkları, yolsuzlukları, hırsızlıkları…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Ahlaksızlıkları…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - …nasıl cezalandırdığımızı, yapanları nasıl yargıya intikal ettirdiğimizi bizim adımıza ifade ettiği için kendisine de buradan teşekkür ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O zaman niye “yalan” diyorsun madem böyle bir şeyse?

LEVENT GÖK (Ankara) – Yahu sen nasıl bir konuşmacısın, nasıl bir konuşmacısın?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya böyle bir şey olur mu ya? Yalan, yanlış…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Beş dakika yalan yanlış konuştunuz, bir dakika da bizim adımıza konuşurken doğru konuştunuz, teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Baştan aşağı yalan, ihtiraslı bir konuşma; şuna bak, terbiyesize bak ya!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Sayın milletvekilleri, şimdi, dün yine Haluk Pekşen’in konuşmasında…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sana ben cevap vereceğim de oturacaksın oraya.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Biz merak ettik, hangileri yalandı? Bir sürü şey saydı, hangisi yalandı?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne yalandı, söyler misin? “Şu yalandı.” de bakalım.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Bakın, burada ne yalan söylediğini de ifade edeyim: Bankalar Kanunu’yla ilgili konuşurken, bankaları anlatırken...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu, ben, Bankalar Kanunu’ndan konuşmadım ki hiç.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - …kredi kullanılmasını -Haluk Pekşen’i söylüyorum- yönetim kurulu yetkisinde kredi verilebildiğini söylerken genel müdürün kendisinin kredi kullandırdığını ifade etti. Bankalar Kanunu’nun 51’inci maddesini okumuş olsaydı veya okumuyorsa da bize sorsaydı kendisine izah ederdik, 51’inci maddesinde, doğru, kredi açma yetkisi yönetim kurulu üyelerine aittir fakat yönetim kurulu gerekli gördüğü hâllerde, gerekli usul ve sistemlerle bunu genel müdüre, kredi komitesine …

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hiç haberin yok. Onun limitleri var. Halk Bankasında bunun limitleri var. Hiçbir fikrin bile yok konuyla ilgili. Hiç fikrin bile yok.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - … ve aşağıya doğru limitlerinde kullanır. Onun dışında bir şey yoktur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hiçbir fikrin yok.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Bakın, 2000’li yıllarda sizin bankaları nasıl yönettiğinizi müsaade ederseniz anlatayım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Neyine müsaade edeceğim? Fikrin bile yok yani, genel müdürlükle ilgili limitleri var.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, hatip konuşmasını bitirsin ondan sonra isterseniz kürsüden konuşursunuz.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bakın, 2000’li yıllarda bankaları, on beş yıl iktidardaydınız, nasıl hortumladığınızı anlatayım, müsaade edin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, biz iktidarda değildik. Her şeyin yanlış kardeşim ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Senin nereni, nereni düzelteceğiz?

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Nasıl? 1991-1995’te kim iktidardaydı? SHP. CHP’nin devamı değil mi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – On beş yıl ben iktidardayım diyorsun, on beş yıl.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - 1999’da koalisyonlarda, hepiniz..

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Refah da iktidardaydı o zaman.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Sayın Bakanım Zekeriya Bey orada, bakandı, BDDK’nın ilk kurucu Başkanıydı. 2000’li yıllarda bankaların nasıl durumda olduğunu kendisi de size izah edebilir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Beş kişiye sataştın. Maşallah, rekor kırdın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Maşallah! Maşallah!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - 2000’li yıllarda Bankalar Kanunu’nu bile çıkarmayı beceremediniz. Yıllarca bu kanunu çıkarmadan bankaları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, süremi kullandılar, üç dakika istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kavcıoğlu, üç dakika değil efendim…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Süremi grup başkan vekili kullandı, o yüzden daha fazla süre istiyorum.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, daha fazla konuşursa üç grup da sataşmadan dolayı söz alacak.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Üç dakika daha konuşsa bütün Meclise sataşacak!

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Kavcıoğlu.

Buyurun.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Bakın, 2000’li yıllarda bankaları nasıl yönettiğinizi, BDDK’nın ilk Başkanı olarak Sayın Bakan Zekeriya Bey de bilir. O yıllarda, Güneş Taner “Bugün Bankalar Kanunu çıksa Türkiye’ye 1 milyar dolar maliyeti var.” derken, siz bu kanunu çıkarmayarak bankaları hortumladınız. 2001-2002 krizinin de 100 milyar dolar Türkiye’ye maliyeti oluştu. O günkü şartlarda Türkiye’ye bunu yaşatan yine bu sıralardaki MHP, DSP ve -işte, bakanlar burada- ANAP kadrolarıydı.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Bankalar MHP’ye bağlı değildi ki.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - O gün bankaları nasıl paylaştığınızı da anlatayım: Koalisyon görüşmelerinde -yine içinizden eski siyasiler söyler bunu- bakanlıkların görüşmeleri yarım saatte biter ama hangi bankanın hangi partiye verileceği konusu günlerce sürerdi.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bayburt iline yazık ya! Yazık gerçekten, yazık ya!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) - Bunun ispatı, bakın, 1999’da, Aykut Bey, bilirsiniz siz, Halk Bankası DSP’ye, doğru mu? Emlak Bankası MHP'ye, doğru mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Vakıflar Bankası ANAP’a verildi.

ERKAN HABERAL (Ankara) - Emlak Bankası batmadı, siz batırdınız.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Konuşmamı…

BAŞKAN – Sayın Kavcıoğlu, süreniz bitmiştir.

Teşekkür ederiz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kürsüyü batırdı sayın konuşmacı.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Devamla) – Ama süremi kullandılar.

BAŞKAN – Bir dakika verdim size Sayın Kavcıoğlu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, sayın konuşmacı az önce haddini aşan konuşmalarda bulunmuştur. Partimize -olmayan bir konuda- iftirada bulunmuştur, alçakça saldırmıştır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıptır ya!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Söylediğiniz ifadelere dikkat edin.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Grup başkan vekiline yakışır tarzda konuşun.

LEVENT GÖK (Ankara) - Böylesine dinî bir konuda dini siyasete alet eden bir arkadaşımızın Cumhuriyet Halk Partisine olan bu ağır saldırısı karşısında biz de sataşmadan dolayı söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gök, size söz vereceğim fakat kaba ve yaralayıcı söz kullanmamanızı rica ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – O sözü için bir kere özür dileyecek oradan.

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurunuz, size söz veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burası yüce bir Meclis, burada iftiradan kaçınarak özellikle dini siyasete alet etmeden ama şerefli bir şekilde, yanlışı doğruyla birleştirerek değil… Bir iftirayı burada dile getirmek kadar alçakça bir şey olamaz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Siz günlerdir yapıyorsunuz.

LEVENT GÖK (Devamla) - Mevlit Kandili’nde, daha burada kimse konuşmamışken Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak ben Mevlit Kandili konusunda görüşlerimizi belirttim ve İslam âlemine, herkese tebriklerimi ve kutlamamı sundum. Hazreti Muhammed’in doğuşunu müjdeleyen bugünün İslam âlemine, Türklere, herkese, Türkiye'de yaşayan bütün yurttaşlarımıza ve dünyaya örnek olması konusunda önemli açıklamalarda bulundum.

Ama bu arkadaşımız -aradan iki gün geçmiş- olmayan bir konuda bir iftirada bulunuyor. Bu iftirayı şiddetle reddediyorum, kendisine iade ediyorum. Böyle bir konu gerçekleşmemiştir, böyle bir konunun gündeme getirilmesini bugün anlamak mümkün dahi değildir.

Eğer, bak, sen siyaset yapacaksan önce şuna cevap ver Sayın Milletvekili: Bin dört yüz yıldır… “Bu ülkede ezan dinmeyecek.” dedik, Diyarbakır’da Ulu Cami’de ilk defa geçen hafta cuma namazı kılınamadı biliyor musun? O senin mensup olduğun iktidar sayesinde oldu.

FEVAİ ARSLAN (Düzce) – Sayenizde, sayenizde.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Şu tarafa sor, şu tarafa.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Bizi karıştırma.

LEVENT GÖK (Devamla) – Diyarbakır’da tam altı yüz yıllık Kurşunlu Camisi yandı, bir kova su dökemediler, bir kova su dökemediler. Yani iktidarları döneminde, mensup olduğu partinin döneminde bir camide yangın çıkacak, bir kova su dökemeyecekler, bir camide bin dört yüz yıldan bu yana, Atatürk’ten bu yana, İsmet İnönü’den bu yana kesintisiz ezan okunacak ve namaz kılınacak ama geçen hafta cuma namazı kılınamayacak, buna tek söz etmeyecek, olmayan bir konuyu iftirayla buraya getirecek; o senin haddine değil bir kere. Haddini bileceksin sen, haddini! Cumhuriyet Halk Partisine böyle sataşma sana düşmez. Haddini bil! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, biraz evvel kürsüde konuşan AKP’li konuşmacı partimizin adını zikretmek suretiyle ve 57’nci Hükûmetin icraatlarıyla ilgili son derece yanlış bilgiler vermiştir. Sataşmadan dolayı söz istiyoruz.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız Sayın Akçay?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Samsun Milletvekili Erhan Usta konuşacak.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Usta.

Sataşmadan, iki dakika söz veriyorum.

4.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Çok değerli milletvekilleri, yani burada hayretler içerisindeyiz, az önce, AKP Grubundan arkadaşımız ya hafıza kaybına uğramış olmalı veya ben anlamıyorum yani bu… Ama bu alışkanlık, bunu burada Maliye Bakanımız da yaptı maalesef. Hatırlarsanız bu vergi yasalarının ilk günkü görüşmelerinde Kamu Finansmanı ve Borçlanma Kanunu’nu kendilerinin çıkardığını söyledi. Yani haydi yorumda hata yaptığınızı, yorumda yanlı davrandığınızı anlıyoruz da şu Meclisin çıkardığı kanun, tarihi belli, saati belli, her şeyi belli; bunda dahi karşınızdakini cahil zannederek buradan çıkıp böyle yalan yanlış şeyler söylemeyi ben bir defa şu çatının saygınlığına yakıştıramıyorum. Bunu öncelikle ifade etmek istiyorum.

Şimdi, yorum yapılabilir, yorumlara bir şey demiyoruz. Burada bakıyorsunuz, bankacılıkla ilgili bir şey yapılmadı, bir de MHP’nin de adını karıştırıyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – 21 banka ne zaman battı acaba, 21 banka?

ERHAN USTA (Devamla) – Bankacılık Yasası, bankacılık sisteminin düzenlenmesine ilişkin bütün reformlar Milliyetçi Hareket Partisinin de iktidar ortağı olduğu 57’nci Hükûmet döneminde, 2001 yılında yapılmıştır.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – 21 banka ne zaman battı?

ERHAN USTA (Devamla) – BDDK’nın kurulması o zaman yapılmıştır, kamu…

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Vekil, reformdan dolayı mı battı bankalar?

ERHAN USTA (Devamla) – Hayır efendim, batar mı?

HARUN KARACA (İstanbul) – Reformdan dolayı mı battı?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Daha evvel battı.

ERHAN USTA (Devamla) – Bakın, ona ilişkin bir analiz yaparsanız ona katılırım.

Kamu bankaları neden battı, ben bir tanesini söyleyeyim. Ta 90’lı yıllardan beri gelen pamuk destekleme primleri… Herkes halının altına bunları, pisliği attı ve hiç kimse bununla yüzleşme cesaretini gösteremedi. O günkü iktidar kamu bankalarını yeniden yapılandırarak, sermaye vererek, o gün aslında Türkiye'nin daha sonraki başarılarının adımını attı.

HARUN KARACA (İstanbul) – Halk Bankasının batık kredilerine bakın, Ziraat Bankasının batık kredilerine bakın, Vakıflar Bankasının batık kredilerine bakın.

ERHAN USTA (Devamla) – Hayır efendim, hiçbir şekilde…

Ziraat Bankasının, Halk Bankasının bugünkü durumuna bakmak lazım.

Pamuk destekleme primlerinin hangi dönemlerde, kimler tarafından verildiğini bu millet çok iyi biliyor. Kamu bankalarının yeniden yapılandırıldığını çok iyi biliyor. Yani burada verilen sermaye destekleri, bugün, daha sonrasında eğer 2008’de, 2009’da Türkiye batmadıysa, küçülmekle birlikte batmadıysa o gün yapılan reform sayesindedir.

Bunu takdir etmek lazım, bu vefa duygusunu hiç olmazsa göstermek lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Adımı anarak “Yalan yanlış beyanlarda bulunmuş.” diyerek şahsıma sataşmıştır, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erdoğdu.

Sataşmadan iki dakika söz veriyorum.

5.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün burada yaptığım konuşmada, özellikle bildiklerimizi paylaşalım, çünkü hepimizin memleketi, bu memleketi yöneten iktidar da memleketi hepimiz adına yönetiyor, daha iyi bir ülkede yaşayalım diye son derece naif bir dille ve sadece kanun maddelerini anlattım. Bugünkü konuşmamda sadece kanun maddelerini anlattım.

Şimdi “yalan yanlış” diyor bir adam, anlattığım kanun maddeleri ve bu tepkiler üzerine bir mahkeme hükmünden bahsettim. İsterseniz kocaman fotoğrafını getiririm, mahkeme iddianamesi ve kararından, kadınların otele girişini ama bu olmasın diye, bunu bu kadar…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Böyle ahlaksızlık olur mu ya!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ya, olmuş bir şeyi anlatıyorum, bu Parlamento… Ve bu konuştuğum olayı 1 milyar dolara varan bir yolsuzluk üzerine anlattım ben bunu.

Şimdi “yalan yanlış” diyor. 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 7. Ağır Ceza Mahkemesi, mahkemeleri söylüyorum, hükmü söylüyorum, “Biz yaptık.” diyor; hayır, onu Hanefi Avcı soruşturma yaptı, sonra Hanefi Avcı’yı soruşturma yaptı diye Ergenekon’dan içeri koydunuz. Yani bunun daha detayına girmeyeyim, sizinle alakası yok o işlerin.

Şimdi, buradan bize Bankalar Kanunu’nu okuyacak. Ya, orada bir bankanın genel müdür yardımcısı var. Bankalar Kanunu’ndan Halk Bankasının uygulamasını sorun, genel müdürün yetki limiti ne, yönetim kurulunun yetki limiti ne, hiçbir fikriniz yok konuyla alakalı. Dinlememişsiniz. Dinlemediğiniz…

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sen kim olduğumu biliyor musun? Ben bankanın genel müdür yardımcısıyım. Benim kim olduğumu biliyor musun?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ben kim oluyorum biliyor musun? Ben vicdanlı bir adamım ve ben hiçbir zaman bir muhalefet partisini ortak bir duygu üzerinden, Kandil üzerinden suçlamam, bu düzeye düşmem. Bayburt halkına yazıktır, temsil ettiğiniz halka yazıktır. Buraya bir geldiniz, kürsüye, Bayburt’u temsil ediyorsunuz, bütün Türkiye’ye sataştınız. Yazık ya, böyle milletvekilliği olmaz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir dakika, bir dakika… “Böyle milletvekilliği olmaz.” diyorsun, güzel bir cümle değil şimdi, bunu bir düzelt. Bunu düzelt.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – İlk kürsü tecrübeniz böyle olmaz.

İşte Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak, sorun bütün Meclise, herkesi rahatsız eden, herkesi taciz eden, fikri olmayan ve herkese hakaret eden bir milletvekili hâline geldiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Aa!

Kendini anlatıyor!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Aynen böyle. Ben bu konuda sizi uyardım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen kendine bak!

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Eleştirdiğin şeyi kendin yapıyorsun kendin! Hem eleştiriyorsun hem kendin aynısını yapıyorsun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Milletvekiliyle böyle konuşamazsın!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Size bunu yaptığınız için bir kere bile… Dedim ki: Bakın, temsil ettiğiniz…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayınız.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Sen de dedin ki bana: “Yüzde 76 aldık biz. Biz size sataştıkça oyumuz artıyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Burada konuştum sizinle. Rica ediyorum ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Cevap vereceğim şimdi, merak etme.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Buyurun, cevap verin, kürsü sizin. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Cevap vereceğim şimdi sana.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, söz sırası şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir.

Buyurunuz Sayın Baluken, süreniz beş dakika.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, Meclisteki bu düzeysizliği görünce biz de hicap duyuyoruz; zaman zaman da, mecburen bu düzeysizliğe de cevap vermek zorunda kalıyoruz.

Şimdi, bugün de birçok milletvekili yerinden söz alıp Eş Genel Başkanımızın Rusya’da yapmış olduğu diplomatik görüşmeler üzerinden ihanet suçlaması, işte, ülkeyi arkadan hançerleme suçlaması, hainlik suçlaması getirmiş. Bir kere yani bu düzeysizlikten çıkmak gerekiyor. Kimin ihanet yaptığı, kimin hainlik yaptığı, kimin arkadan hançerlediği meselelerini burada bir milletvekili kendi yargısıyla ifade edemez. Varsa fikirsel anlamda yanlış bulduğu yönler bu kürsüye çıkıp buradan açık bir şekilde o fikirlerini savunur.

Biz, dış politikada AKP’nin yanlışlarına göre bugüne kadar pozisyon almadık, bundan sonra almayacağız. Görüşme listelerini sizden icazet alarak planlamayacağız. Siz zaten dış politikada yanlış üstüne yanlış yapıyorsunuz. Sizin dün dost dedikleriniz bir gün sonra düşman oluyor, düşman dedikleriniz bir gün sonra dost oluyor. Yani, buranın üzerinden, hangi parti gelip sizin doğrularınız üzerinden bir planlama yapabilir?

Bakın, dün daha İsrail’e “Terör devleti. İşte, günde 500 ton bombayı Filistin halkı üzerine yağdırıyor. Biz burada olduğumuz sürece asla bir normalleşme süreci yaşanmaz.” diyordunuz. E, bugün İsrail’le her türlü anlaşmanın içerisine giriyorsunuz.

Aynı şekilde, bakın, yani bir Rus Dışişleri Bakanını eğer ihanet olarak görüyorsanız, o zaman ilk ihaneti sizin Dışişleri Bakanı yaptı. Mevlüt Çavuşoğlu Lavrov’la görüşmedi mi? Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Kaldı ki şu anda Lavrov ya da Putin göz kırpsa koşa koşa gitmeyecek misiniz? Yarın koşa koşa “İlişkileri normalleştiriyoruz.” üzerinden gittiğinizde birileri çıkıp size “Ya, siz bunlarla görüşmeyi hainlik, vatana ihanet olarak sundunuz.” dese ne olacak? Buralardan çıkın. Dış politikada yanlış üstüne yanlış yapıyorsunuz. Size göre pozisyon alsak IŞİD’le görüşmemiz lazım, El Nusra’yla, Ahrar el-Şam’la görüşmemiz lazım, başka görüşecek ülke kalmadı. Realite bu, gerçek bu.

Biz oraya gittiğimizde burada ne söylüyorsak orada da onu söyledik: “Bu Rus uçağının düşürülmesini doğru bulmuyoruz.” Burada da diyoruz, orada da dedik. “Rusya’yla Türkiye arasındaki siyasi kriz, diplomatik kriz, ekonomik kriz iki ülke yararına, iki ülkenin halklarının yararına değil, normalleşmesi gerekir.” diyoruz. Orada da aynı şeyi söyledik, söylemeye de devam edeceğiz. Rus uçağını hangi gerekçeyle düşürdüğünüzü bile izah edemediniz.

Bakın, Türkmen halkını orada bir kılıf olarak maalesef kullandınız. Türkmen halkının başına da facia üstüne facia getirdiniz. Orada, o coğrafyada El Nusra ve Ahrar el-Şam vardı, onları koruma adına ülkeyi felaketin eşiğine getirdiniz, Rus uçağını onlar için düşürdünüz. “Türkmen halkını korumak için yapıyoruz.” dediniz, bütün Rus ordusunu Türkmen halkının üstüne saldınız. Ne oldu? Türkmen Dağı düştü. Hani siz Türkmen Dağı’nı da düşürmemek için her şeyi yapacaktınız? Böyle bir siyaset olmaz. Gücünüzün yettiğine böyle hemen damgayı yapıştırıp gücünüzün yetmediğine boyun eğmek…

Bakın, günlerdir buradan diyoruz: Cizre sokaklarında, Silopi sokaklarında tanklar var, çekin. Cizre halkı “Ben bu tankları istemiyorum, yerleşim alanlarımı bombalıyor, çekin.” diye feryat figan ediyor, çekmiyorsunuz. Ama Başika’daki tankları, Obama bir telefon açıyor, çekiyorsunuz. Böyle şey olur mu! Kendi halkının söylediğini dinlemeyip Obama’nın söylediğini hemen yerine getirirseniz, onu dikkate alırsanız orada ne dış politika olur, ne iç politika olur. Orada herkesi küçük düşürürsünüz, maalesef, herkesi zor duruma, özellikle dış dünya karşısında zor duruma düşürürsünüz Biz, dış politikada da dış ilişkilerimizde de kendi ilkelerimiz doğrultusunda yapmış olduğumuz bütün görüşmelerin arkasındayız. Hiçbir görüşmede Türkiye halklarının aleyhine olabilecek tek bir şey bizim tarafımızdan dile getirilmemiştir, bundan sonra da dile getirilmez. Suriye’de de Orta Doğu’da da sizin dış politikanızı yanlış buluyoruz. Buradan da ifade ediyoruz, yürüttüğümüz bütün diplomatik görüşmelerde de ifade ediyoruz. Umarız ki bu yanlış politikalardan bir an önce vazgeçersiniz, aklınızı başınıza alırsınız, Türkiye’yi böyle bir bölgesel savaşın içerisine çekmezsiniz çünkü bu halkın gerçekten bu krizleri çekecek dermanı ve takati yok.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde on dakika süre ile soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Maliye Bakanının orada olacağı varsayımıyla söz istedim ama size sorayım farklı bir konuda. Bu siber saldırılarla ilgili durum nedir? Türkiye bunlarla ilgili ne yapmaktadır? Bir tedbir alınıyor mu? Türkiye için bir zarar söz konusu mu? Bu konuyla ilgili geçenlerde de açıklama istedik ama Hükûmet tarafından yapılmadı. Son durumu size sorsak bir açıklama yapabilir misiniz Hükûmet adına?

Çok teşekkür ederim Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, sigara izmaritleri üzerinden, kaçakçılığa ilişkin, kayıt dışına ilişkin bir çalışma yapılıyor. Bu en son çalışmada sigara kaçakçılığının yüzde 19,3 oranında olduğu tespit edilmiştir ve o raporda da “Yasa dışı sigara ticaretinin en yüksek olduğu 2010-2011 seviyelerine bu yıl tekrar dönülmüştür.” diye bir ifade kullanılmıştır.

Ayrıca, akaryakıtta da ciddi kaçakçılık olduğunu biliyoruz. Yaklaşık yüzde 20-25 civarında bir oran konuşuluyor. En son, TESK Başkanı Palandöken’in de “Son üç yılda yüzde 30 akaryakıt kaçakçılığı arttı.” diye bir beyanatı oldu.

İçkide, çayda, şekerde kaçakçılık miktarlarının çok yüksek olduğu bilinmektedir.

Bu verdiğimiz oranlara katılıyor musunuz, katılmıyorsanız size göre oranlar nedir? Bu kaçaklığın mali boyutu ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tor...

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sorum, seçim çevrem Kahramanmaraş ile ilgilidir. Göksun ilçesinde temeli 1995 yılında atılan Adatepe Barajı’nın sadece gövde kısmı 2014 yılında, yani yirmi yılda nihayet bitirilebilmiştir. Sulama amaçlı bu barajın sulama kanallarının inşasına ise henüz başlanamamıştır. Başlamama sebepleri nelerdir, ne zaman başlanabilecektir?

İkinci sorum: Afşin’de projesi kırk elli yıl önce yapılan ve geniş çorak topraklara hayat verecek Karakuz Barajı’nın 2016 yılında temelini atmayı düşünüyor musunuz?

Üçüncü sorum da Elbistan ilçesinde Söğütlü Çayı üzerinde planlanan 3 barajdan 1’i olan Kavaktepe Barajı ile ilgili son durum nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ok...

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Bakan, tam yetmiş yıl önce Balıkesir’in Susurluk ilçesinde o günkü zor şartlarda şeker fabrikası açılmıştır. Balıkesir, tarım ve hayvancılıkta Türkiye’yi doyuran ildir ama maalesef bugün Susurluk Şeker Fabrikası çalışmamaktadır; bir açılıyor, bir kapanıyor. Burada, sadece şeker üretiminde değil, Türkiye’yi doyuran il olan Balıkesir, özellikle et ve süt üretiminde her daim ilk 2’ye, 3’e girmektedir. Dolayısıyla, tarım ve hayvancılığa da bu şeker fabrikasının açılması çok ciddi katkı sağlamaktadır.

Öte yandan, ülkemizde olduğu gibi, Balıkesir’deki işsizliği de düşündüğümüzde bu fabrikanın çalışmamasının sonuçları ortadadır. Bu fabrikanın akıbeti ne olacaktır? Birilerine peşkeş çekilip satılacak mı yoksa çürümeye terk edilecek mi ya da Balıkesir halkının beklediği gibi faaliyete geçecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aksu...

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, vergileme, gelir yaratma fonksiyonu kadar sosyal ve iktisadi politikaların önemli bir enstrümanı olarak da kullanılır. Vergi sisteminin tasarımında, aynı zamanda ekonomik büyümeyi destekleme, vergilemeden doğan yükü adil dağıtma ve gelir dağılımını iyileştirme amaçları güdülmelidir. Bu doğrultuda vergilerin, millî geliri, kesimler arasında yüksek gelirliden düşük gelirlilere doğru dağıtıyor olması beklenir. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının 2002’den 2014’e yüzde 66,3’ten yüzde 71,2’ye çıktığı düşünüldüğünde, uyguladığınız vergi sisteminin adalet anlayışına ve beklentisine hizmet ettiğini düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Haberal…

ERKAN HABERAL (Ankara) – Maden kömürü havzasında olması sebebiyle termik santral kurulmasına izin verilen Zonguldak Çatalağzı beldesinde, mevcut santraller ithal kömür kullanmasına rağmen ısrarla yeni termik santral ruhsatı verilmesinin sebebi nedir? Bu santrallerin çevrede yarattığı tahribatın, tüm yaşamı tehdit eden ve iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarının ne kadar riskli bir boyutta olduğunun farkında mısınız? Dünyanın hangi ülkesinde 78 kilometrelik şeritte 13 tane termik santral vardır?

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, ben Artvin milletvekili olarak evvelsi gün bölgemi ziyaret ettiğinizi biliyorum. Sarp Sınır Kapısı’ndaki sorunları yerinde gözlemlediğinizi tahmin ediyorum. Bu sorunlar, kapıdaki yığılmalar, özellikle tek kapı uygulamasına ilişkin beklentiler konusunda ne yapacaksınız? Sarp Sınır Kapısı’nda fiziki imkânsızlar nedeniyle, çok yoğun geçişler nedeniyle bayağı sıkıntılar oluyor. Muratlı’nın açılmasına ilişkin Artvin’de büyük bir beklenti var, Muratlı Sınır Kapısı’nın. Her iki ülke arasında gerekli uluslararası anlaşma sağlandı. Gürcistan Hükûmeti ile Türkiye arasında yeni kapının açılması konusunda bir girişiminiz olacak mı? Sarp Sınır Kapısı’ndaki sorunları ne zaman halledeceksiniz? Bu yığılmalara ne zaman son vereceksiniz? Özellikle tır ve otobüs kuyruklarını bizzat gözlemlediğinizi umuyorum. Bu sorunu ne zaman halledeceksiniz?

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, kalan süre size aittir.

Buyurunuz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Siber saldırı sorusuyla ilgili olarak, yazılı olarak cevaplandırmak istiyoruz.

Diğer sorularla ilgili, Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili olan sorulara da Ulaştırma Bakanımızla görüştükten sonra cevap vermek istiyoruz haklı olarak.

Sarp Sınır Kapısı’yla ilgili olarak sorulan soruya cevap vereyim. Önceki gün, Sarp Sınır Kapısı’ndaki sorunları yerinde tespit etmek için bir grup milletvekili arkadaşımızla beraber Sarp Sınır Kapısı’na gitmiştik. Gürcistan Maliye Bakanıyla da görüştük, Muratlı Kapısı’nın açılması noktasında karşılıklı olarak anlaşma vardı, açılması noktasında çaba gösterilmesi her iki ülke arasında tekrardan teyit edildi. Sarp Sınır Kapısı’nın yeniden yapılması noktasında projemiz bitmişti, bunun yerinde uygulanıp uygulanamayacağını ve hangi süre içerisinde biteceğini arkadaşlarımız yerinde tespit etti, değerlendirmesi sürüyor, önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağız.

ERHAN USTA (Samsun) – Akaryakıt kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı? Bunlar sizin konularınız.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Onunla ilgili elimde şu an veriler yok, onu da çalışıp size yazılı olarak cevap veririz inşallah.

ERHAN USTA (Samsun) – Genel bir şey söyleyebilirsiniz, oradan söylemeniz gerekmiyor illa ki.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Yani genel olarak azaldığı herkesin malumu.

ERHAN USTA (Samsun) – “Azaldı.” değil, tam tersine raporlar “Artıyor.” diyor.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – İşte, biz o raporlara katılmadığımızı… Verileri de size ileteceğiz. Sabrederseniz onu size yazılı olarak vereceğiz inşallah.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Susurluk Şeker Fabrikası?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Sayın Aksu’nun sorusu: “Dolaylı vergiler gelir dağılımını bozuyor.” diye ifade edilmiş. Gelir dağılımı ve yoksulluk göstergeleri ve refah düzeyi, AK PARTİ Hükûmeti döneminde kişi başı millî gelir dolar bazında 3 kat artmıştır, gelir dağılımı iyileşmiş, yoksulluk azalmıştır. 1 doların altında geliri olan nüfus sıfırlanmıştır. Bunu sosyal politikalarla AK PARTİ’nin başardığı da hepinizin malumu.

Teşekkür ederim.

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – TÜİK yalan mı söylüyor Sayın Bakan? Yüzde 29’u yoksulluk sınırında Türkiye'nin.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Bakan…

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, süre var, ben sisteme giren sayın milletvekillerine biraz daha söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurunuz.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, böyle bir şey kabul edilemez. Sayın Bakan hiçbir ihtisası olmadığı bir alanda yalan yanlış şeyler söylüyor, önüne uzatılan kâğıdı okuyor, kendi Bakanlık alanını ilgilendiren bir konuda “Ben daha sonradan görüş beyan edeceğim.” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Akaryakıt kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı Gümrük ve Ticaret Bakanlığının temel uğraş alanıdır ve bu ülkenin kanayan yarasıdır.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Bir bakana böyle cümle kurulmaz. Ayıp be!

ERHAN USTA (Samsun) - Bununla ilgili raporlar bu oranların sürekli olarak arttığını söylüyor. Ben bununla ilgili Sayın Bakana bir soru soruyorum, Sayın Bakan gidiyor başka konularla ilgili, kendi Bakanlığını ilgilendirmeyen konularla ilgili cevap veriyor.

Tekrar ben sorumu yeniliyorum: Sayın Bakan bu söylediğimiz oranlara katılıyor mu?

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu sisteme girmişler.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben siber saldırıyı sormuştum. Güncel bir olay, anında cevaplanması gereken bir olay, birkaç gündür soruyoruz. Bununla ilgili tabii ki gazetelerde, medyada haberler var ama Hükûmetin bu konuda bir açıklaması olsun istedik. “Buna yazılı cevap vereceğim.” dedi. Böyle yazılı bir cevap olmaz, böyle bir usul olmaz, böyle bir konuda yazılı cevap olmaz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, bu, Gümrük müfettişleri ve Gümrük uzmanlarıyla birlikte Kalkınma Bakanlığı uzmanları, Hazinenin uzmanları, Hazine kontrolörleri yani ekonomi bürokrasisi çalışanlarının durumu her gün kötüye gitmektedir. Birçok meslek grubuna özlük hakkı artışı yapılmışken bunlara yapılmamaktadır. İlgili bakanlarla birlikte ekonomi bürokrasisi için bir önlem düşünüyor musunuz ücretleri ve özlük haklarıyla ilgili?

BAŞKAN – Sayın Bakanın yerine ben cevap veremeyeceğime göre, süre de doldu...

Sadece, Grup Başkan Vekili Sayın Akçay sisteme girdi.

Buyurunuz Sayın Akçay.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Meclis Başkanlığı tarafından, yazılı cevap verileceği ifade edilen sorularla ilgili bakanlara hatırlatma yapılması ve Gümrük ve Ticaret Bakanının, sigara kaçakçılığıyla ilgili sorulara anlık bilgilerle hemen cevap verebilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan bazı sorulara yazılı cevap vereceğini ifade etti. Geçmiş dönemlerden de biliyoruz ki maalesef, Hükûmet üyesi bakanların hiçbirisi Genel Kurulda sorulan sorulara, söylemesine rağmen, yazılı cevap vermemiştir, örneği bizce malum değildir, eğer verdiği iddia ediliyorsa bunun ortaya konulması gerekir ve verilmiyor. Bu da Hükûmetin güvenilirliği ve ciddiyeti bakımından ciddi bir zafiyettir. Bu konuyu hatırlatmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca, Hükûmete ve sayın bakanlara Genel Kurulda milletvekilleri tarafından yöneltilen sorulara eğer Genel Kurul sırasında cevap verilememişse mutlaka, ifade edildiği gibi, yazılı cevap verilmesinin bir hatırlatılmasında ben fayda görüyorum. Meclis Başkanlığının bunu yapması gerekir.

Diğer bir husus…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Bakan Gümrük ve Ticaret Bakanı, geçmiş dönemlerde de diğer Gümrük ve Ticaret Bakanlarına, Maliye Bakanına, İçişleri Bakanına, ilgili bakanlara hatırlatmıştık. Ankara Türkiye’nin başkenti ve başkentin de merkezî yeri Kızılay’dır ve bakanlıkların bulunduğu yerdir. Kızılay’da ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığının birimlerine de yakın yerlerde şu görmüş olduğunuz kaçak sigaralar satılıyor. Geçen dönemden kalıyor çünkü bunu hükûmetlerin de devam etmemesi için bir hatırlatma bakımından da sakladık. Bu, bir gümrük faaliyetleri bakımından çok ciddi bir zafiyettir. Sayın Bakanın kaçakçılıkla ilgili, Sayın Usta’nın sormuş olduğu soruya günlük değil anlık bilgilerle hemen cevap verebilmesi gerekirdi, bu hususu da hatırlatıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemlerinde Sayın Bakana ayrılan süre beş dakikadır. Bu süre içerisinde Sayın Bakan soruları cevaplandıramamışsa eğer yazılı olarak cevap vermek durumundadır. Sayın Akçay, sizin talebinizi Sayın Meclis Başkanıyla görüşeceğim ve ileteceğim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde dört ayrı önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı                             Ramazan Can                                      Necip Kalkan

         Amasya                                             Kırıkkale                                               İzmir

  Hüsnüye Erdoğan                                Hüseyin Özbakır                                Ravza Kavakcı Kan

          Konya                                             Zonguldak                                            İstanbul

  Orhan Karasayar

          Hatay

“MADDE 8- Bu Kanunun;

a) 2 inci, 3 üncü, 4 üncü, 5 inci, 6 ncı, 7 nci maddeleri 1/1/2016 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinde yer alan “1/1/2016” ibaresinin “1 Ocak 2016” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                             Mehmet Emin Adıyaman

       Diyarbakır                                          Diyarbakır                                              Iğdır

Filiz Kerestecioğlu                          Mahmut Celadet Gaydalı

        İstanbul                                               Bitlis

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 8’inci maddesinde yer alan 1/1/2016 tarihinin 2/1/2016 olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Erhan Usta                                     Mevlüt Karakaya                                      İsmail Ok

         Samsun                                               Adana                                              Balıkesir

İsmail Faruk Aksu                                Deniz Depboylu

        İstanbul                                               Aydın

 

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

   Bülent Kuşoğlu                                    Lale Karabıyık                                      İlhan Kesici

         Ankara                                                Bursa                                               İstanbul

   Aykut Erdoğdu                                      Murat Emir

        İstanbul                                              Ankara

“MADDE 8- Bu Kanun 1 inci ve 6 ncı maddeleri yayımı tarihinde diğer maddeleri 1/12016 tarihinde yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu konuşacak.

Sayın Erdoğdu, süreniz beş dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasama kalitesi çok önemlidir ve yasama kalitesini ağırlıklı olarak da çoğunluğu olan partiler belirler.

Şimdi, demin, milletvekillerinin şikâyetlerine bakıyorum. Bu İç Tüzük, Anayasa iktidar hakkı vermiş ama aynı zamanda muhalefet hakkı da vermiş. Bütün gücü kullanmalarına rağmen iktidar partisi, muhalefet partisinin hakkını kullanması konusunda, sayın bakanların, sayın komisyon başkanlarının ve çoğunluk grubunun bir isteksizliği var. Sözlü soru bir haktır, cevap bir yükümlülüktür. Cevap alamıyoruz. Sorduğumuz sorulara, bir de böyle şey, hafif, ciddiye almayan cevaplar veriliyor.

Şimdi burada benim önümde iki yol var: Ya deminki konuşmama devam edeceğim ya da daha sert konuşacağım ama ben deminki konuşma üslubumda; bu kanunun ilgilendirdiği, gelirlerin toplandığı, harcama mevzuatının en önemli kısmı olan kamu ihaleleriyle alakalı, memleketimize yararı olacağını düşündüğüm, iktidar partisini uyarmayı düşündüğüm başlıklarına devam etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, demin söyledim, bu kamu ihale mevzuatında 2 tane ihale usulü var: Açık ihale usulü, pazarlık ihale usulü diye. Pazarlık ihale usulü son derece istisnai olmasına rağmen, deprem, yangın, olağanüstü hâller denilmesine rağmen yüzde 30’u geçti arkadaşlar istisnai ihale usulleri. Yani, yüzde 70 açık ihaleyken yüzde 30 istisnai hâle geldi, bunu Avrupa Birliği raporlarında eleştiriyor, sadece ben eleştirmiyorum. Açık ihalede durum sorunsuz mu? Hayır değil. Açık ihalede de yapılma yöntemleri şu: Ya firmayı ya malı tarif ediyorlar yolsuzluk yapmak için. Mesela, bir firma var, bir yerde bir büyük inşaat yapılacak, kongre merkezi inşaatı yapılacak, şartnamede aynen şunu söylüyor, diyor ki: “30 bin veya üzerinde yatak kapasitesi olan…” Ya, Türkiye’de zaten 30 bin ve üzerinde yatak kapasitesi olan birkaç firma var, onun da sadece bir tanesi inşaat işi yapıyor. Ve o geliyor yapıyor ve fahiş fiyatlarla yapılıyor bu kongre merkezi. Bir binanın etrafının ışıklandırma ihalesi 30 milyon lira olur mu? 30 milyon lira, 30 trilyon, İstanbul’da bir binanın ışıklandırılması için ihale yapılıyor; bu harcanan kaynak kamu kaynağı.

Ve kanun koyucu bunun önüne geçmek için de bağımsız bir Kamu İhale Kurumu oluşturmuş; bağımsızlığı kaldı mı? Hayır, tamamıyla Bakanlar Kurulu tarafından üyelerin ataması yapıldı ve bağımsızlık kalmadı. Üstelik, bu Kamu İhale Kurumunun yetkileri de elinden alındı, şu söylendi: “Senin bir şeyi inceleyebilmen için şikâyet olması lazım.” E, tamam, şikâyet edelim. Bir dakika, herkes şikâyet edemez, ihaleyle ilgili olabilmen lazım. İhaleyle ilgili olabilmem için ne gerekiyor? Mesela, davetiye mektubu alman lazım. “Tamam, bütün şartları sağladım kardeşim, ben gideceğim, bu yetimin hakkı yeniliyor.” diye şikâyet edeceğim, “Burada halkın hakkı yeniliyor.” diye şikâyet edeceğim. “Hayır, yetmez.” diyor, “Çıkaracaksın 7-8 bin lira da para vereceksin.” Hadi çıkardı bu vatandaş, 7-8 bin lira daha parayı verdi, haklı çıkarsa parası iade edilmiyor.

Şimdi, böylesine yolsuzlukların önüne 30 şeritli otoban açılmış durumda, sonra yolsuzluklar olunca darbe olmuş oluyor. Bakın, değerli arkadaşlar, bununla sınırlı kalmıyor. Bütün ulusların, bütün dünyanın müktesebatına göre diyor ki: “Eğer kamu ihalelerine fesat karıştırmakla yargılanan -ama böyle iftirayla değil, gerçekten fesat karıştırmayla da yargılanan çünkü dava açılıyor iddianameden sonra- kamu ihalelerine bu yargılama sürdüğü sürece katılamaz.” Sebebi şu: Hüküm giyerse yetimin hakkını yemiş bir adama yeni haklar vermeyelim, bu kamu ihalelerine katılmasın diye.

Buraya tek maddelik bir teklif geldi değerli arkadaşlar. Bu tek maddelik teklif, bu yargılananların kamu ihalelerine katılmasının önünü açtı ve tasarı değil, teklif olarak geldi. Ben o zaman, o önceki dönem milletvekiline gittim -grubunuza ait bir milletvekili- dedim ki: Sana, böyle bir teklife imza attılar… Çok üzülmüştü biliyor musunuz. Bu duruma çok üzülmüştü. Bunu niye anlatıyorum? Şimdi, yapısal reform, yapısal reform diye anlatıyoruz ya, bu kamu ihale mevzuatıyla alakalı yapılacak düzeltme bir yapısal reformdur. Öyle uzayda falan da değil. Size bağlı bürokratlar çok uzun zamandan beri kamu ihale mevzuatında yapılması gereken değişiklikleri hazırladılar, madde madde, beş yıldır bekliyor. Üstelik Avrupa Birliği ilerleme raporlarında sürekli “Bu mevzuatı değiştirin.” diye bizim ülkemize telkinlerde bulunmasına rağmen kamu ihale mevzuatı değişmiyor çünkü sadece belirli bir grup kamu ihalelerini alıyor. Kamu ihalelerini incelediğinizde -biz inceledik- bu “havuz grubu” dediğiniz var ya, en yüksek kamu ihalelerini bunlar almışlar ama bu ülkede sadece iktidarı seven müteahhitler veya iş adamları yok, bütün ülkenin iş adamları var, iş çevresi var; bu hepsinin hakkıdır. Kamunun da bunu en ucuza alması hakkıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 8’inci maddesinde yer alan 1/1/2016 tarihinin 2/1/2016 olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurunuz Sayın Usta.

Beş dakika süreniz var.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Çok değerli milletvekilleri, şimdi biz burada üç gündür bu kanun tasarısı üzerinde çalışıyoruz. Ne yaptık? İki tane güzel şey yaptık; bir tanesi, Milliyetçi Hareket Partisinin seçim beyannamesinde olan makine tesisat yatırımlarını teşvik etmek amacıyla burada kredi kullanıyorsa bunun üzerindeki BSMV’yi kaldırdık. Bu güzel bir iş oldu. Emekli aylıklarının artırılması da ikinci yaptığımız güzel iş fakat bunun dışında aslında biz burada epeyce bir yanlış iş yaptık. Biz derken tabii ki nihayetinde biz muhalefet olarak bunlara ilişkin kendi fikirlerimizi söyledik ancak iktidar partisinin çoğunluğu olduğu için onların oylarıyla bu yanlışlar yapılmış oldu.

Bir defa öncelikle şunu ifade etmek lazım, tekrar söylemek lazım: Bu çok önemli çünkü biz bu yasayı daha burada konuşurken bugün sabahleyin Plan ve Bütçe Komisyonunda bir başka yasada, burada geçen gün, ilk gün konuşurken ben ifade ettiğim için bir daha konuşmayacaktım aynı şeyleri ancak tekrar bugün orada, burada ifade ettiğimiz yanlışların tekrar yapıldığını görünce insan kendisini bu konuları tekrar hatırlatmaktan alamıyor.

Bir defa, geçen yıl yapılması gereken bir iş yılın son gününe, son haftasına bırakılmış durumda yani 31/12/2015’te bazı kanunlardaki tarihler doluyor geçici maddelerde. Bunlar aslında çok daha önceden düşünülüp buraya getirilmesi gerekirken son güne bırakılmış şeylerdir yani bu seçimle falan alaka kurulacak bir şey değil. Bunu 2014’te yapmamız gerekirdi, yapılması gerekirdi.

İkincisi, geçici madde uygulaması son derece kötü bir uygulamadır, belirsizlik yaratır, ekonomide belirsizlik yaratır, bu konunun tarafları üzerinde belirsizlik yaratır. Bir geçici maddeyi en fazla bir yıl, iki yıl uygularsınız, dokuz yıl, on yıldır uyguladığımız maddeleri, geçici olarak uygulanan maddeleri, “geçici madde” altında yürütülen maddeleri burada bir beş yıl daha uzatılma yanlışına düştü bu Meclis.

Diğer bir husus, etki analizi. Hep söylüyoruz, bugün de karşılaştığımız için tekrar söylemek durumundayım, etki analizi yok yani burada yaptığımız şeylerin 25-30 milyar TL civarında bir mali portesinin, devlete bir yükünün olduğu veya böyle bir gelirden vazgeçildiği iddiası var. Bunun karşısında maalesef Hükûmet tarafının ortaya koyduğu herhangi bir rakam yok. Bu yanlış diyebilirsiniz. Bu yanlışsa doğrusu nedir? Doğrusunu söylemek yükümlülüğü vardır bakanlıkların, bakanlığımızın fakat bu da maalesef yapılmadı. Hâlbuki burada iktisadi ve sosyal hem fayda tarafını hem de maliyet tarafını ölçen hesaplamaların yapılması gerekirdi. Bu yapılmadan buraya getirildi. Bütün itirazlarımıza rağmen de iktidar partisinin çoğunluğuyla bu maliyetler konusunda hiçbir fikir olmadan bunlar onaylandı, geçti.

Diğer bir husus: Sayın Başbakan dışarıda eylem planı açıklıyor, Meclis burada, onun açıkladığı eylem planının -geçende bunu ben belgeleriyle gösterdim- hilafında karar alıyor hem de beş yıllığına alıyor. Neydi mesela? “Dâhilde işleme rejimini kaldıracağız.” -ilk üç ay veya ilk altı ay önlemleri arasındaydı- deniliyor. Biz, burada dâhilde işleme rejimini beş yıl daha uzatan karar alıyoruz. “Muafiyet ve istisnaları gözden geçireceğiz, bunlara bakacağız sosyal fayda açısından, iktisadi fayda açısından, maliyet açısından bakacağız.” deniliyor. Bakın, hiç tartışılmaksızın bu yasada ciddi muafiyet, ciddi indirim ve ciddi istisnalar getiriliyor yani böyle bir kamu yönetiminde ciddi bir çelişki içerisinde bir yasa buradan maalesef geçirilmiş oluyor.

Şimdi, biraz daha içerik açısından baktığımızda çok konu var ancak ben bir tanesini özellikle biraz daha detaylarıyla söylemek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin iktisadi temelleri tüketim üzerinden aşırı vergileme olduğu için, az önce de oranları verildi yani tüketim ve vasıtalı vergiler diyoruz biz bunlara kabaca ve bunların adaletsiz vergiler olduğu bütün literatürün kabul ettiği bir şeydir, buraya aşırı bağımlılığı var ekonominin. Bu bağımlılıktan bu ekonomiyi kurtarmak gerekiyor. Bakın, hiçbir şey yapılmasa bile sırf bu nedenle vergiyi yaymamız gerekiyor, başka alanlardan da vergi almamız gerekiyor. Faiz ve sermaye kazançları bizde çok az vergilendirilen ve mutlaka vergilendirilmesi gereken, daha fazla vergilendirilmesi gereken alanlardır. Fakat bugün, yine bu yasayla biz bu alanı hemen hemen hiç vergilendirmeksizin bu yasaları kabul etmiş olduk. İktisadi açıdan da vicdan açısından da gelir dağılımı açısından da gelir adaleti açısından da son derece yanlış bir karara iktidar partisi milletvekillerinin oylarıyla bu Meclis, bize göre, imza atmış oluyor.

Şu iddiayı kabul etmek mümkün değil: Bakın, hep piyasalar ve bürokrasi de bunlarla korkutuluyor, Hükûmet de bunlarla korkutuluyor, “Aman, biz bunları yaparsak sıcak para girmez. Biz, işte, küresel merkez olacağız.” Dünyanın küresel merkezleri bellidir ve bunların hiçbirisinde stopaj usulüyle sermaye kazançları bu kadar düşük vergilendirilmemektedir. Bu tür bir vergileme İstanbul’u da, Türkiye’yi de küresel ölçekte bir merkez hâline getirmeyecektir.

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinde yer alan “1/1/2016” ibaresinin “1 Ocak 2016” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken.

Buyurunuz, süreniz beş dakika.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle, Kabine sırasında Gümrük ve Ticaret Bakanı oturduğu için son derece önemli, hayati olan bir konuyla ilgili görüşlerimizi ifade edeceğim. Ya, bu konuda, eminim ki birçok AK PARTİ’li milletvekili de bize hak verecek.

Tam üç ayı aşkın bir süredir arkadaşlar, IŞİD saldırılarından çıkmış, harabeye dönmüş Kobani’ye insani yardım malzemesi götürmek için girişimlerde bulunuyoruz. Üç ayı aşkın bir süredir yürütmüş olduğumuz bu bütün girişimlere rağmen, Sayın Bakanın da bilgisi dâhilinde olan bu konuda bir adım mesafe katetmiş değiliz arkadaşlar.

Bakın, bütçe konuşması sırasında da bu kürsüden arkadaşlarımız dile getirmişti. Rojava’da bulunan Kürtler, Kurtuluş Savaşı döneminde gelip bu topraklar için canını yitirmiş, bu ülkenin birçok şehitliğinde yatan Kürtlerdir. O canını vermiş insanların torunlarına bugün bu Kabinenin üyeleri insanlık dışı bir şekilde ambargo uyguluyorlar. Demir ve çimento göndereceğiz, buna müsaade edilmiyor, parası ödenmiş. Bir kent harabeye çevrilmiş. Üç aydır diyoruz ki: “Bir ay sonrası kıştır. Orada inşaatlar eğer yetiştirilmezse çocuklar dışarıda kalacak, insanlar dışarıda kalacak, siz buna kayıtsız kalamazsınız; bu meselenin Türk’ünü, Kürt’ünü falan geçtik, bu meseleye insani açıdan duyarsız kalamazsınız.” diyoruz. Ya, üç aydır Türkiye’den ticaret yapılmış, fabrikalara parası ödenmiş, Kobanili insanların kıt imkânlarıyla parası ödenmiş çimento ve demir gönderilmiyor. Böyle bir yaklaşım var mı? Uluslararası şirketler bizi arayıp “Sağlık malzemeleri, bebek maması, işte, çocuklar için gıda malzemesi göndereceğiz.” diyorlar, “Biz Türkiye’deki bakanlıklardan izin alamadık.” deme pozisyonunda kalıyoruz. Böyle bir utancı niye bize yaşatıyorsunuz, niye buradaki vekillere yaşatıyorsunuz? Bakın, aranızda Kürt vekiller var, vicdanlı olan birçok arkadaş var, siyasal İslam’dan gelip işin siyasal boyutundan çok İslami kriterleri ön planda tutan arkadaşlar var; bizden çok sizin rahatsız olmanız lazım. Rojava halkları, bugüne kadar oradaki Kürtler Türkiye’ye karşı tek bir tehdit oluşturdular mı, tek bir saldırı yapıldı mı oradan Türkiye’ye? Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek tek bir şey oldu mu? Olmadığı gibi, Süleyman Şah Türbesi’nde Türk askeri tehdit altındayken oradaki güçler de burada merkezî hükûmetle koordineli olarak o askerlerin alınması, türbenin taşınmasına yardımcı oldular. Siz niye bu ülkeyi böyle bir konuma düşürüyorsunuz? Sırf Kürt düşmanlığı üzerinden bütün dünyada şu anda IŞİD’le petrol ticareti yapan bir gündem üzerinden tartışılıyorsunuz. Ya, böyle bir şey olabilir mi?

HARUN KARACA (İstanbul) – Ayıp be! Ayıp ya! Kimin iddiasını söylüyorsun, kimin iddiası bunlar? Ayıptır ya!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bütün dünyada gündem bu değil mi? Bu benim görüşüm değil. Bütün dünyada bu tartışılıyor.

HARUN KARACA (İstanbul) – Dünyayı bırakın siz, Türkiye Parlamentosunda konuşuyorsunuz, Türkiye Parlamentosunda konuşuyorsunuz. Başkasının ağzıyla değil. Türkiye Parlamentosunda konuşuyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bak, Norveç Parlamentosu dün Dışişleri Bakanlığı eliyle rapor yayınladı, rapor, orada yazıyor. Biz bu yanlıştan geri dönülmesi çağrısını yapıyoruz. “Sırf Kürtler statü elde etmesin.” diye, orada “Rojava’nın oluşan statüsü boğulsun.” diye her tür ilişki içerisine girerseniz böyle durumlarla karşılaşırsınız.

HARUN KARACA (İstanbul) – Bakın İdris Bey, siz bir başkasının ağzıyla değil, Türkiye Parlamentosunda konuşuyorsunuz, bir başkasının ağzıyla konuşmayın.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, oradaki politikanız yanlış. Orada, Rojava’da Kürt karşıtlığı üzerine oluşan politika hem Suriye’de Türkiye’yi zorluyor hem içeride de çözüm sürecini bu aşamaya getirdi. Biz diyoruz ki gelin bu yanlıştan vazgeçin, orada sizin düşmanınız olan halklar yok. Ya, demir ve çimento göndermemek ne demek arkadaşlar? Parası ödenmiş demir ve çimentoyu aylardır gönderemiyorsak biz bunu nasıl yorumlayacağız? Bırakın evler için, bak, dedik ki, bir cami için toplanan malzeme var, ya, bu cami malzemesini gönderelim, insanlar açıkta namaz kılıyorlar; ona bile gönderilmedi, o bile gönderilmedi.

HARUN KARACA (İstanbul) – Camiyi istismar etmeyin ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim, müdahale etmeyelim.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – O bile gönderilmedi arkadaşlar.

HARUN KARACA (İstanbul) – Yapmayın Allah aşkına ya!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ya, bu şekilde ön yargılarla yaklaşmanıza gerek yok.

HARUN KARACA (İstanbul) – Ön yargıyla yaklaşan sizsiniz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yanlış yapılıyor, biz de uyarıyoruz. Kürtler, oradaki Kürtler, buradaki Kürtler, diğer parçadaki Kürtler, oradaki diğer halklar Türkiye’nin düşmanı değil.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Ama biz böyle bir ayrım yapmıyoruz. Niye ayırıyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Türkiye eğer “Rojava halkları yönünü Amerika’ya çevirmesin, Rusya’ya çevirmesin, İran’a çevirmesin, rejime çevirmesin.” diyorsa bunun da gereğini yerine getirsin, ayıptır. Biz demir ve çimentoyu burada konuşmaktan utanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yani bu konuşmadan sonra da bize laf yetiştireceğinize Sayın Bakana deyin ki “Bizi bu pozisyona düşürmeyin, bu yanlışlardan vazgeçin.”

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ya, bu nasıl çelişkidir? Buradakileri yıkacaksınız, oradakileri yapmak için çimentoyla demir göndereceksiniz!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bak, buradakileri de hep izah ediyoruz. Bak, bu dakika itibarıyla, dört yüz yıllık bir cami havan topuyla yıkıldı, havan topuyla.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bu nasıl bir çelişkidir Sayın Baluken? Buradakileri yıkacaksınız havan toplarıyla, roketatarla, oradakileri yapmak için çimentoyla demir göndereceksiniz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Cizre’de dört yüz yıllık cami yıkıldı, ayıptır ya.

BAŞKAN – Sayın Baluken, teşekkür ederiz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, yine sormadınız.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

“MADDE 8- Bu Kanunun;

a) 2 inci, 3 üncü, 4 üncü, 5 inci, 6 ncı, 7 nci maddeleri 1/1/2016 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe okutuyoruz.

Gerekçe: Maddelerin yürürlük tarihlerinin değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 9’uncu madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay…

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu 9 maddelik kanun tasarısının son maddesine ve görüşmelerin tamamlanmasına gelmiş bulunuyoruz.

Öncelikle bu kanun tasarısıyla ilgili elbette söylenecek çok söz olmakla birlikte şunları ifade edebiliriz ki bu tasarıda hesap kitap yok, plan program yine yok. Bu tasarının bazı genel özellikleri var, başlıklar hâlinde şu şekilde sayabiliriz.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyı getiren Hükûmetin öncelikle kendinden emin olmadığını görüyoruz. Eğer Hükûmet kendinden emin olsaydı bu tasarı biraz daha farklı gelirdi. Mesela, Hükûmet bir yandan program ve eylem planlarında diyor ki: İlk altı ayda, işte, Gelir Vergisi Kanunu’yla kurumlar vergisini birleştireceğim, bir gelir vergisi reformu yapacağım. Şimdi, altı aylık süre kısa bir süre yani bu 2016 yılının ilk altı ayını taahhüt ediyor Hükûmet fakat bu getirdiği tasarıda istisnaya ilişkin hükümleri 2020’ye kadar uzatıyor. Şimdi, haklı olarak sormak durumundayız. Acaba siz “gelir vergisi reformu” dediğiniz, Gelir Vergisi Kanunu’nu çıkarmayabileceğinizi mi düşünüyorsunuz yoksa başka bir plan mı var veya “eylem planı, program” dediğinizde samimi mi değilsiniz? Doğrusu bu kafa karıştıran bir durumdur. Yani, bari bir yıl uzatın, bilemediniz iki yıl uzatın. Neden beş yıl?

Diğer bir çelişki: Yine, Hükûmet program ve eylem planlarında sürekli, istisna ve muafiyetlerden vazgeçileceğini ve bunların mümkün olduğunca azaltılacağını ifade ediyorsunuz ama sürekli, istisna ve muafiyetleri azaltmak bir tarafa, daha uzun vadeye yayıp uzatıyorsunuz. Bu konuda da herhangi bir inandırıcılık göremiyoruz. Demek ki diyoruz ki Hükûmetin henüz kendisine bir güveni yok veya planında programında bir kararlılık yok.

Yine, “ah şu faiz lobisi” diyoruz ve yine bu faiz lobisine hizmet eden, onu destekleyen düzenlemeleri de bu tasarıda görmek mümkün. Faiz ve sermaye piyasası araçlarına ilişkin vergi istisnaları konusunda Hükûmetin makul ve ikna edici bir gerekçesi yok. En fazla söyledikleri, yabancı sermayenin gelmesini destekleyeceklerini, böyle bir beklenti içerisinde olduklarını ifade ediyorlar. Bu yabancı sermayeyi çekme beklentisi işin bahanesi. Bu beklentinin gerçekleştiğine ilişkin elde somut bir veri var mı? Bu somut veriyi de göremiyoruz, varsa Hükûmetin bunu ortaya koyması gerekir. Ekonomide esas olan kurallardır ve hukuktur. Hukuk düzeniniz güven vermiyorsa öngörülebilirlik ve istikrar unsurları yoksa yatırımcı da doğal olarak ürker ve gelmez. Bu düzenlemede yabancı faizciyi destekliyorsunuz, yabancı yatırımcı istisna ve muafiyetle destekleniyor. “Arpacıya borç eden ahırını tez satar” misali bir uygulama içerisindesiniz. Ayrıca, bu düzenlemelerle 20-25 milyar liralık bir vergiden de vazgeçildiği tahmin ediliyor, bu tahmin üzerine de Hükûmetin söyleyeceği bir söz var mı, doğrusu bilemiyoruz.

Şimdi, bütçe görüşmeleri sırasında da Maliye Bakanı 5018 sayılı Kanun’un AKP Hükûmeti tarafından çıkarıldığından övgüyle bahsetmişti. 2003 yılında AKP iktidarının ilk icraatlarından biri de 57’nci Hükûmet döneminde hazırlanan 5018 sayılı Kanun’u çıkartmak olmuştur. İyi, güzel; bunu çıkartmak marifet değil ki, bu çıkarttığınız kanuna uymak marifettir. Ama görüyoruz ki AKP iktidarının en çok uymadığı kanunların başında İhale Kanunu mevzuatı geliyorsa ikinci derecede uymadığı kanun da 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu’dur, o da… Özellikle bu parasal konuları, gelir-gider konularını düzenleyen tasarılarda, mutlaka düzenleyici etki analizinin yapılması gerektiği öngörülür. Ama biz, AKP iktidarının bir kanun tasarısında dahi yapılan düzenlemeyle ilgili hiçbir düzenleyici etki analizi getirdiğini görmedik, bu da demektir ki çıkartılan kanuna kendisinin saygısı yok veya uyma gereği duymuyor. Dolayısıyla, çıkardığı kanunlara uymayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ayrıca, kurumların görüşleri de alınmıyor.

Emeklilerle ilgili çeşitli düzenlemeler var değerli milletvekilleri. Geçmiş dönemde görev yapan arkadaşlarımız da hatırlayacaklardır, bu 2015 Temmuzunda geçerli olmak üzere emeklilerin maaşlarına, bin liranın altında emekli maaşı alan emeklilere 100 liralık bir zam yapılmıştı en fazla. Eğer, bin liranın altındaysa, 980 liraysa bundan ancak 20 lira yararlanabiliyordu. Biz, bu görüşmeler sırasında, bu zammın tüm emeklilere yapılamasını istedik ancak AKP Hükûmeti bu teklifimizi kabul etmedi ve aradan geçen zaman zarfında bizim haklılığımızı da görmüş olmalı ki tüm emeklilere seyyanen 100 lira zam vermeyi kabul etmiştir. Bu zam sonrası en düşük BAĞ-KUR tarım emeklisi 610 lira, BAĞ-KUR esnaf emeklisi 750 lira, en düşük SSK emeklisi 900 lira, Emekli Sandığı emeklisi 1.100 lira almaktadır. Bu emekli maaşları, emeklilerin onurlu bir yaşam için sosyal hayata katılmalarını sağlayacak bir miktarın çok altındadır.

Bir diğer husus: Emeklilerin yıllardır bekledikleri, maaşlarıyla ilgili, bankadan aldıkları maaşlarla ilgili promosyon ödemeleri yapılmamaktadır yani emekliler promosyon almamaktadır. Çalışma Bakanlığı bu konuda emeklilere ümit verdi, buna ilişkin açıklamalar da yapıldı zaman zaman fakat sonradan bunlar unutturulma yoluna gidildi. Buradan da anlıyoruz ki AKP iktidarı faiz lobisine hizmet etmeye devam ediyor yani faiz lobisinden etkilendiği için emeklilerin aylıklarını yıllardır faiz lobisine bedava kullandırıyor.

“Efendim, sağlık hizmetleri ücretsiz.” diye bir propaganda yapıyor; boş, sanal, gerçek olmayan bir propaganda. Muayene parası, katılma payı, reçete parası, kutu parası, fark ücreti diye yapılan kesintiler nedeniyle emekliler maaşının ne olduğunu dahi bilememektedir. Bugün emekli aylığının önemli bir kısmı sağlık giderlerine gidiyor.

Emekli esnafa “Niye çalışıyorsun?” diye borç çıkarıldı, malumunuz, yüzde 10 sosyal güvenlik destek primi. Biz yıllarca ısrarla kanun teklifleri, önergeler verdik, iktidar da inatla bunu çıkarmamakta direnmişti ta ki 1 Kasım seçimleri öncesine kadar, seçim beyannamesine de koydu. Fakat, geçtiğimiz yılda, belki daha bir yıl bile dolmadan, bu yapılan kesintilerini ödemeyen, sosyal güvenlik destek primini ödemeyen emeklilere borç çıkarılmıştı ve güya buna yapılandırma da yapıldı, pek çok emekliden de bu paralar tahsil edildi ve bu geri alınan paraların ne olacağı da henüz meçhuldür. Bu konuyu da dikkatlerinize sunarak sözlerime burada son veriyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

9’uncu maddede gruplar adına, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Dirayet Taşdemir’e aittir.

Buyurunuz Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dün bu kürsüye konuşmasını yapmak için bir milletvekili arkadaşımız çıkarken Genel Kurul sıralarında “Yine mi Silopi?” şeklinde bir ifade kullanıldı, bir serzenişte bulunuldu. Evet, abluka sürdüğü müddetçe, 5 ilçede sokağa çıkma devam ettiği müddetçe bizler bu kürsüde ısrarla Silopi diyeceğiz, ısrarla Cizre diyeceğiz, ısrarla Sur diyeceğiz, ısrarla Dargeçit ve Nusaybin diyeceğiz. Biz bugün burada otururken ve şu an bu konuşmayı yaptığım esnada bile binlerce insan şu an evlerine hapsedilmiş durumda, hastalar hastaneye gidemez durumda; çocuklar evde aç, elektrikler kesik, sular kesik ve insanlar bir şekilde topluca hapsedilmiş durumdalar. Dolayısıyla, öldürülen insanların cenazeleri sokaklarda olduğu sürece, defnedilmeyi beklediği sürece bizler de burada bunları ısrarla söylemeye devam edeceğiz. Sizler bunu duymak istemeyebilirsiniz, sizler bu gerçeklikten kaçmak isteyebilirsiniz ama bu gerçeklik sizin peşinizi bırakmayacaktır, bizler bu gerçekliği ifade etmeye devam edeceğiz. Günlerdir aslında burada biz burada yaşanan trajediyi ifade etmeye çalışıyoruz. Çocuklar ölüyor diyoruz, evler yıkılıyor diyoruz sizler gülüyorsunuz. Açıkçası bilemiyorum yani hangi söz sizi etkiler, hangi kelime bu duyarlılığı yaratır onu bilemiyorum. Allah aşkına, sizler biliyorsanız sizler bunu ifade edin.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – PKK’yı lanetleyin yeter.

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) – Dolayısıyla, aslında bütün ülke bugün bir cezaevi durumuna düşürülmüş bulunmaktadır. Dolayısıyla bu cezaevi durumunu bütün ülke yaşadığı için bugünkü konuşmam genelde cezaevlerinde yaşayan tutsakların, kadın tutsakların yaşadığı duruma ilişkindi. Ama bütün bir ülke cezaevi hâlini yaşadığı için maalesef cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, insanların yaşadıkları, kadınların yaşadıkları da gündemden uzak kalıyor ve bizler bu konu üzerinde fazla da konuşma yapamıyoruz.

Benden önce dün söz alan birçok arkadaşım aslında cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ifade ettiler bu kürsüde. Ben de özgün olarak hem cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinde, açıkçası kadınların yaşadıkları üzerinde birkaç şey söylemek istiyorum.

Devlet adalet sistemini savaş politikalarının aracı olarak kullanarak, adil yargılama hakkını ihlal ederek… Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısında bir patlama yaşanmaktadır. Hükûmete eleştiri getirmek, barış istemek bile resmî tutuklanmanın bir gerekçesi hâline getirilmiştir. On beş yıl içerisinde Türkiye’nin nüfusu yaklaşık yüzde 24 artarken tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 234 oranında arttı. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan bir araştırma raporunda, 2014 yılında bile ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlü sayısının önceki yıla göre yüzde 10,1 oranında arttığı ifade edildi. Bu sayıyı 2015 yılında hâlâ biz tahayyül edemiyoruz.

Cezaevlerindeki kadın tutsak sayısı ise Hükûmetin gerek savaş gerekse yoksulluğu derinleştiren cinsiyetçi politikaları nedeniyle hızla artıyor. Kadınlar üzerinden toplumu terbiye etmeyi hedefleyen Hükûmet için, sokakta ya da evde direnen kadınlar hedef hâline geliyor. Kadınlar istihdam olanaklarından, sosyal güvenceden yoksun bırakılarak, yoksullukla başa çıkabilmek için ekonomik suç işlemeye mecbur kalıyor. Hükûmet, kadınların yaşadıkları şiddete karşı koyabilmelerinin toplumsal ve psikolojik araçlarını hedef alan söylemleriyle, ölmemek için öldürmeyi kadınlara tek seçenek olarak sunuyor. Cinsiyetçi politikalar nedeniyle tutsak edilen kadınlar, cezaevindeki cinsiyetçi uygulamalar nedeniyle ikinci bir tutsaklık hâlini yaşıyor.

Cezaevindeki kadınların yaşadıkları sorunları rapor etmesi beklenen Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun hazırladığı raporlarda bile kadınların sorunlarına ya hiç değinilmiyor ya da kadınların durumu, çoğunlukla sadece çocuklarla bağlantılı olarak ele alınıyor. Raporlarda kadınların sadece idareden memnuniyetini belirten ifadeleri aktarılarak idareleri aklamak için bu raporlarda bu ifadelere yer veriliyor.

Oysa en başta cezaevlerinin büyük kısmının erkek cezaevleri olarak inşa edildiği, kadın mahpuslar için erkek cezaevlerine bağlı ünitelerle sınırlı bir yapılandırılmaya gidilmiş olması, kadın mahpuslar için pek çok açıdan sorun yaratıyor. En son Van M Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan kadın tutsaklar, en doğal hakları olan etkinlik alanı taleplerinin bile cezaevi yönetimi tarafından "Burası erkek cezaevi." denilerek geri çevrilip cezalandırılmaya çalışıldıklarını biliyoruz. Ortak kullanım mekânları erkek mahpuslara göre ayarlanıyor. Kadın tutsaklar erkeklere göre hazırlanmış kıyafet kurallarına uymak zorunda bırakılıyor. Yaşları 2 ile 5 arasında değişen çocuklar annesiyle kalıyor ama cezaevinin çoğunda kreş ve anaokulu hizmeti verilmiyor. Kadın tutsaklar için sağlanan koşullar, çocuklarıyla ilgili yükleri düşünülmeden planlanıyor.

“İş yurtları” denilen sömürü mekânlarında kadın tutsakların emekleri günde 5 TL’lik yevmiyelerle devlet eliyle özel alanında sömürülüyor.

Siyasi kadın tutsaklar ise bunlara ilaveten cezaevi yönetiminin cinsiyetçi politikalarıyla sindirilmeye çalışılıyor. Cinsel işkence, temel haklardan mahrum bırakma, sözlü taciz, cezaevi iradesi tarafından yıpratma araçları olarak kullanılıyor.

Ciddi sağlık sorunu yaşayan kadın tutsaklar dahi, asker ve komutanların sözlü hakaretine maruz kaldıkları için hastaneye gitmek istemiyor.

Van’da kadın tutsakların revirdeki doktor tarafından gebelik testine zorlandığı basına yansıyan haberlerden bir tanesiydi.

Koğuş aramalarına kurum müdürleriyle birlikte erkek gardiyan ve askerler sokuluyor. Kadın tutsakların dolapları tek tek aranıp özellikle de özel eşyaları ortalığa dağıtılarak mahpuslar üzerinde psikolojik bir baskı yaratılmaya çalışılıyor.

Savaş politikalarını protesto ederek açlık grevine giden kadın tutsaklara cezaevi yönetimi tarafından etkinliklerden men cezası veriliyor. Dolayısıyla, tecrit içerisinden ikinci bir defa tutsaklar tecrit ediliyor.

Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevinde havalandırma alanı üzerine yapılmak istenilen tel örgülere karşı çıkan 8 siyasi kadın tutsak yüz altmışar ay ceza aldı. Dolayısıyla, bu cezalarla aynı zamanda kadınlar yıldırılmak isteniyor ve tecride tabi tutuluyor.

Sadece kadın tutsaklar değil, tutsakların aileleri de benzer bir süreçle, benzer bir durumla karşı karşıya kalıyorlar. Görüş günlerinde kapıda saatlerce bekletiliyorlar, “ince arama” denilen onur kırıcı bir muameleyle karşılaşmak zorunda kalıyorlar. Buna itiraz eden ailelere de tekrardan, kendi çocuklarıyla görüştürmeme cezası veriliyor.

Adını bile duymak istemediğiniz cezaevlerindeki göçmen kadınlar ve LGBTİ tutsaklar ise cezaevlerindeki bu cinsiyetçi ve ırkçı politikalarla daha ağır bir düzeyde yüzleşmek zorunda kalıyor. Kocaeli Kadın Açık Hapishanesinde kalan yabancı uyruklu kadınlar baskı ve tehdit altında olduklarını, ayrımcı muameleye maruz kaldıklarını haykırıyor. Brezilyalı hükümlü Fabiana Souza yabancı uyruklu mahpuslar olarak cezaevi idaresi tarafından âdeta vebalı muamelesi gördüğünü şu sözlerle ifade ediyor: “Sen Türklere hastalık bulaştıracaksın." diye ortak alana ve orada açılan kurslara bu kadın arkadaşımız alınmıyor.

Benzer şekilde Alanya L Tipi Hapishanesindeki LGBTİ mahpuslar fiilî olarak tecrit altında tutuluyor. Alanya'da 14 mahpus günün yirmi üç saati, disiplin cezası alan mahpusların tutulduğu tekli hücrelerde tutuluyor ve günde sadece bir saat havalandırma hakkını kullanabiliyorlar. Dolayısıyla onlar da cezaevinde tekrar bir cezaevi hâlini yaşamak zorunda kalıyorlar.

AB ilerleme raporunda göz boyamak için yer verdiğiniz uluslararası düzenlemelere, örneğin, Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kurallarına göre cezaevlerinde yaptıklarınız hak ihlalidir. Bu standartlara göre cezaevlerindeki hak ihlallerini ortadan kaldırmakla yükümlü olan Hükûmet, yürüttüğü bu politikalarla, tam tersine, cezaevlerindeki şiddeti ödüllendiriyor.

Hepimiz biliyoruz ki aslında cezaevleri şiddetin üretildiği ve rızanın gösterildiği mekânlardır. Dolayısıyla iktidarlar ve hükûmetler için gözden ırak tutulması, insan hak ihlallerinin yaşandığı mekânlar hâline dönüştürülmüş bulunmaktadır. Orada insanlar aslında insani varlıkları inkâr edilerek sadece suçlu kavramı çerçevesinde ele alınmakta ve böylelikle yaşanan bütün hak ihlalleri doğalmış, normalmiş gibi gösterilmektedir ve bizler de burada sizlere bir kez daha şunu ifade etmek isteriz ki, buradaki hak ihlallerini önlemenin daha adil, daha demokratik bir sisteme kavuşturmanın zamanı da çoktan gelmiştir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Taşdemir.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Faik Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Öztrak, şahıslar adına da beş dakika konuşmanız var. Sürenizi birleştiriyorum, on beş dakika süre veriyorum.

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın yürürlük maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken büyük devlet adamı, Kurtuluş Savaşı’mızın başarılı komutanı, diplomat, cumhuriyetimizin kurucularından, 2’nci Cumhurbaşkanımız, Cumhuriyet Halk Partisinin 2’nci Genel Başkanı İsmet İnönü’yü ölümünün 42’nci yılında, bugün, rahmetle ve minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçici bütçenin hemen ardından yeni dönemin ilk yasa tasarısını görüşüyoruz. Bunun yine bir torba yasa olması, AKP kadrolarının alışkanlıklarından vazgeçmeye niyetli olmadığını ortaya koyuyor.

Bu kanun tasarısının getirdiği birçok düzenleme var. Bunlar hakkında arkadaşlarımız görüşlerini dile getirdiler. Ben de bu tasarıda menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen kâr paylarının Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesinde düzenlenen istisnadan bir beş yıl daha yararlandırılmasına ilişkin düzenleme üzerinde durarak sözlerime başlamak istiyorum.

Düzenlemeyle, faiz ve menkul kıymet geliri elde edenler diğer gelir sahiplerine göre hem daha kolay hem de daha az vergi ödeyecekler. Yani, AKP Hükûmetinin Meclisin gündemine getirdiği ilk yasa tasarısı, kendilerinin ifadesiyle şu meşhur faiz lobisinin yüzünü güldürecek olan bir düzenleme. Eski kadroların yeni Hükûmeti, Mecliste işe çiftçinin, işçinin, esnafın derdine derman olacak bir düzenlemeyle değil, faiz lobisini mutlu edecek bir düzenlemeyle başlıyor. Faiz gelirlerini düşük oranlı bir stopaja tabi tutan bu istisna on yıldır yürürlükte, şimdi bir beş yıl daha istiyorsunuz.

Sorum şu: Neden faiz lobisinin mensupları alın teriyle gelir elde eden işçinin, memurun, çiftçinin, iş adamının ödediğinden daha az vergi ödeyecek? Daha önce borçlanmayı kolaylaştırmak amacıyla getirilmiş bir istisnai düzenlemeyi ilkin on yıl yürürlükte tuttunuz, şimdi bir beş yıl daha uzatıyorsunuz. Neden? Ekonomide işler sandığımızdan daha kötü durumda da buna mecbur mu kalıyorsunuz? Ya da faiz lobisinin baskısı Hükûmete diz mi çöktürüyor değerli arkadaşlar? Hükûmet faiz lobisini rahatlatacak bu düzenlemeyi neden çıkardığını millete açıklamalı.

Değerli milletvekilleri, ben kendi kanaatimi söyleyeyim: AKP faiz lobicilerinin siyasi partisi olmak durumundadır çünkü AKP iktidarları sadece çıkardığı kanunlarla değil, ödediği faizlerle de bu lobiyi ihya etmiştir.

Her gün “Faizleri şöyle düşürdük, böyle düşürdük.” diye AKP yetkililerinden dinliyoruz. Ama şimdi ben size Kalkınma ve Maliye Bakanlıklarının rakamlarını vereceğim: 1975’ten 2002 yılına kadar bütçeden yirmi yedi yılda yapılan faiz ödemeleri 251 milyar dolar, AKP’nin iktidarda olduğu 2003’ten 2015’in Kasım ayına kadar yapılan faiz ödemeleri ise 408 milyar dolar. On üç yılda ödenen faiz yirmi yedi yılda ödenen faizin 1,6 katı. Bu, Türkiye’de bir faiz lobisi varsa onun hamisinin AKP iktidarları olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Şimdi söyleyeceğim rakamlar da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan: 2002 yılında 1 milyon Türk lirası ve üzerindeki mevduatlar toplam mevduatın yüzde 24’üymüş. 2011’de aynı oran yüzde 47’ye yükselmiş yani 2’ye katlanmış. Geçtiğimiz ekim ayında ise bu oran yüzde 51’e yükselmiş yani 581 milyar Türk liralık bir mevduat azami 92 bin kişinin elinde. Bu düzenlemeyle bu kişilerin elde ettikleri faiz gelirlerinden alınacak vergi yükünü yüzde 16’ya düşürüyorsunuz. Peki milyonlarca emekçi elde ettiği gelirlerden ne kadar vergi ödüyor? Kamu işçisinin ödediği vergi yüzde 20’lik dilimden başlıyor, biraz daha iyi kazanan ücretlinin vergi dilimi yüzde 20’den yüzde 35’e kadar çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, durum gayet açık. Ülkeyi on üç yıldır elinde tutan bu siyasi kadrolar emekçiyi değil, faizciyi seviyor. Son dönemde, saray ve AKP, faiz lobisiyle mücadele gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına savaş ilan ettiler. Aslında bu kayıkçı kavgası. Merkez Bankasının elindeki araçları serbestçe kullanmasını engelleyerek bankanın faiz lobisine karşı elini kolunu bağlıyorlar. Eli kolu bağlı bir Merkez Bankası algısı uzun vadede enflasyon beklentilerini ve faizleri yüksek tutuyor. Sonuçta AKP “Faizle mücadele ediyoruz.” deyip faizcilere yüksek kazançlar sağlıyor.

İşte, bu politikalar da ülkede servet dağılımını hızla bozuyor. 2002’de bu ülkede nüfusun en zengin yüzde 1’i servetin yüzde 39’una sahipti, 2014’te söz konusu oran yüzde 54 oldu. Buna karşılık, Uluslararası Çalışma Örgütünün geçen yıl yayımladığı Küresel Ücret Raporu’na göre 2002’de Türkiye’de işçi kesiminin millî gelirden aldığı pay yüzde 43’müş. Bu, 2013’te yani on üç yıl sonra yüzde 33’e gerilemiş, çalışanların ülkedeki gelir pastasından aldığı pay 10 puan düşmüş. Bunlar kendiliğinden olmadı arkadaşlar. Adında “adalet” olan parti, bilinçli tercih ve politikalarıyla hem gelir hem de servet dağılımını bozdu. Bu rakamlar medyada fazla konuşulmuyor. Ben milletin kürsüsünden bunları milletimizin dikkatine sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, küresel ekonomide zor ve sancılı bir dönem var. Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası 2013’ten bu yana beklenen faiz artırımına bu ay başladı. Önümüzdeki dönemde ülkemizin ve bize benzer ekonomilerin ucuz ve bol paraya ulaşması giderek zorlaşacak. Türkiye’nin önümüzdeki bir yılda çevirmesi gereken dış borç 171 milyar dolar. Buna bir de 30-35 milyar dolarlık cari açığı eklediğimizde önümüzdeki bir yılda dış piyasalardan 210 milyar doları bulmamız gerekiyor, aksi takdirde ekonomi tıkanacak. Oysa dünyada risk iştahı giderek azalıyor. Bakın, 2014 sonunda Türkiye’nin 10 milyon dolarlık dış borcunu sigortalamak için 184.440 dolar gerekirken bugün bu bedel 90 bin dolar artarak 270 bin dolara çıkmış durumda. Bu hem ülkenin riskinin artmasından dolayı hem de giderek dışarda para bulmanın zorlaşmasından dolayı.

Yatırımcılar artık daha güvenli limanlara sığınıyor. Hata yapma marjımız da hızla daralıyor. Yapılan hataların maliyeti vatandaşımıza artan işsizlik ve yoksulluk şeklinde çıkıyor. Peki, böyle bir dönemde Hükûmetin yapması gereken ilk doğru nedir arkadaşlar? Yapılacak ilk doğru, tüm ekonomik aktörlere güven vermek, riskleri azaltmaktır. Ancak kasım ayında seçimden sonra sıçrayan Tüketici Güven Endeksi aralık ayında tekrar düşmeye başladı. Bu sebepsiz değil. 7 Haziran-1 Kasım arasında ekonomik sıkıntılar artırılarak, terörün azmasına göz yumularak milletin iradesi baskı altına alınıyor. Sonra da istikrar ve güvenlik vadedilerek beş ayda seçmen tercihlerinde dünyada bugüne kadar benzeri görülmemiş bir kayma yaratıldı. Ama şimdi bu vaatleri yerine getirmekte iktidarın her gün biraz daha zorlandığını görüyoruz.

Terör, camilerimizi, okullarımızı yakar oldu. Sokaklarımızda hendekler kazılıyor, şehirlere teröristler yığınak yapmış, Hükûmet seyretmiş. Böyle bir ülkede kim, neye güvenecek? Yatırımcının geleceğe güveni yok. Bu, özel kesimin fizikî yatırımlarına yansıyor. Yatırımlar sabit fiyatta dört yıl öncesinin altına düşmüş. Sadece içerideki yatırımcı değil yabancı yatırımcı da Türkiye’ye güvenini kaybediyor. Bunu ödemeler dengesinden görüyoruz. Geçen senenin ilk on ayında her 100 dolarlık cari açığın 91 doları nereden geldiği bilinen finansmanla kapatılırken bu yılın aynı döneminde bu rakam 36 dolara düşmüş. Net hata noksan kaleminden gelen kaynak, kaynağı bilinmeyen para, kaynağı bilinen parayı geçmiş.

Bu yılın ilk on ayında cari açık azalmış. Buna rağmen ülkemizin döviz rezervleri 5 milyar dolar erimiş. Oysa geçtiğimiz yılın aynı döneminde daha yüksek bir cari açığımız vardı ama döviz rezervlerimiz artıyordu. Yani Başbakan ve bakanların anlattıkları “Cari açığı azalttık, ekonomimiz daha sağlıklı hâle geldi.” hikâyesinin arkasındaki gerçek resim bu; hazırdan yiyen bir ekonomi.

Değerli milletvekilleri, güvenin olmadığı yerde ne tüketim ne de yatırım olur. Tüketim ve yatırımın olmadığı yerde ise büyüme olmaz, aş ve iş artmaz.

Bakın, gayrisafi yurt içi hasıla Hükûmetin resmî tahminlerine göre 2015 sonunda 706 milyar dolar olacak. Bu rakam geçen sene 799 milyar dolardı yani bir senede 93 milyar dolarlık gelirimiz buharlaşmış. Bununla övünmek, buna “iyi yönetim” demek mümkün mü? Bir hatırlatayım: AKP millete 2011 seçimlerinden önce ne söz vermişti? 2015’te millî gelir 1 trilyon 76 milyar dolara çıkacaktı. Şimdi millî gelir AKP’nin verdiği sözden 370 milyar daha düşük. Yine AKP 2015’te kişi başına geliri 14 bin dolara çıkaracağına söz verdi, gerçekleşme 9.079 dolar yani söz verilenden 5 bin dolar daha düşük. Meydanlarda “Biz söz verdik mi yaparız.” diye bağıran Sayın Başbakan, tutamadıkları bu sözler için çıkıp milletten bir özür dilemeyecek mi?

Değerli milletvekilleri, vatandaşın sadece geliri değil, yaşam kalitesi de düşüyor. Geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler 2015 Yılı İnsani Gelişme Endeksi’ni açıkladı. Endekste geçtiğimiz sene 69’uncu sırada yer alan Türkiye, bu sene üç basamak gerileyerek 72’nci sıraya indi. Bugün baktım, Sayın Başbakan “Diğer ülkelerden daha iyi durumdayız.” diyor. E daha iyi durumdaysak bu diğer ülkeler bizi neden geçiyor? Aslında bunlar tesadüfen olmadı.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede yaşam kalitesini artırmak için iliklenmesi gereken ilk düğme hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, saydam ve hesap veren bir devlet yani güçlü bir demokrasidir. Bunu ben söylemiyorum, rakamlar ve gözlemler söylüyor. Bugün, Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi’nde ilk 20 ülkenin 16’sında tam demokrasi, 3’ünde eksik demokrasi, sadece 1’inde ise otoriter rejim var. Buna karşın, aynı endeksin son 20 sırasında yer alan ülkelerin 13’ünde otoriter rejim, 7’sinde bizimki gibi melez rejim var. Dolayısıyla, birinci sınıf demokrasi aşı, işi büyütürken, rejim otoriterleştikçe aş da iş de küçülür, vatandaşın hayat standardı da düşer.

Değerli milletvekilleri, ekonomi kırılgan hâlde, sosyal dengeler bozuldu. Seçim furyası bitti, siyasal risk azalacak, reformlar başlayacak derken, saray başkanlık ve bu çerçevede iki referandum tartışmasını gündeme getirdi. Hazine Müsteşarlığı yapmış bir arkadaşınız olarak bu ekonominin artık bu sıkleti kaldırmayacağını açıkça burada ifade edeyim. Bir de başkanlık hevesine kapılanlara da şunu hatırlatayım: Bunu yapan vatandaşın aşını azaltır, işini bozar, yurttaşlarımızın cebini boşaltır, hayat standardını düşürür. Bakın, bugün dünyada yine insani gelişmişlik olarak en başta olan 20 ülkenin 16’sında parlamenter rejim var, sadece 2’sinde başkanlık sistemi var, 1 tanesinde de yarı başkanlık sistemi. Buna karşın, İnsani Gelişme Endeksi’nde en kötü durumdaki 20 ülkenin 15’inde başkanlık, 4’ünde yarı başkanlık ve sadece 1 tanesinde parlamenter rejim var. Dolayısıyla, bu ülkenin başkanlığa değil, birinci sınıf bir demokrasiye, gerçek bir hukuk devletine, kuvvetler ayrımına dayanan güçlü bir parlamenter rejime ihtiyacı var.

Değerli milletvekilleri, ekonomide işler gerçekten iyi gitmiyor, Rusya krizi, Suriye ve Irak krizleri, ülkemizin doğu ve güneydoğusunda yaşanan terör olayları, dünya ekonomisindeki sorunlar derken kime, hangi sektöre dokunsak bin ah işitiyoruz. Bu sıkıntıları giderecek, vatandaşa rahat bir nefes aldıracak, zararları telafi edecek önlemlerin çoğu hâlâ tasavvur aşamasında. Küresel konjonktürden kaynaklanacağı tahmin edilen sıkıntılarla ilgili tedbirler dahi alınmıyor. Örneğin, küresel ekonomide ve Çin’de işler yavaşlayınca demir çelik fiyatları hızla geriliyor. Sayın Bakan burada. Çin, damping yapıyor, devlet desteğiyle elindeki arz fazlasını eritmeye çalışıyor. Tüm dünya buna tedbir alırken Türkiye’de bu konuyla ilgili antidamping soruşturmaları dahi uzayıp gidiyor.

Diğer taraftan, Mecliste faiz istisnasını hızla yasalaştırmaya çalışan Hükûmet, milyonlarca asgari ücretlinin beklediği müjdeli haberi bir türlü veremiyor. Biz seçimde asgari ücreti artıracak bir düzenleme vadederken bunun işverene yükünü de asgari seviyede tutacağımızı söylemiştik, siz ise bunu yapmak istemiyorsunuz. Dönemin Başbakan Yardımcısı “İşveren CHP’nin önerisine ses çıkarmadı, o zaman biz de asgari ücreti artırmayı vaat ettik.” diyerek âdeta intikam alma duygusuyla bu düzenlemeyi yaptıklarını itiraf etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Bu inadı bırakın, asgari ücretin işverene yükünü asgari seviyede tutarak 1.300 liraya çıkarın.

BAŞKAN – Sayın Öztrak, toparlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

FAİK ÖZTRAK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hem çalışana hem de çalıştırana rahat bir nefes aldırın.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken sizlerin ve tüm milletimizin yaklaşan yeni yılını kutluyorum. 2016’nın ülkemize, vatandaşlarımıza ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztrak.

Şahıslar adına son konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Erkan Kandemir.

Sayın Kandemir, süreniz beş dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hiç şüphesiz vergilerin adil bir biçimde toplanması, halkımızın emeğine sahip çıkılması ve halkımızın refah düzeyinin artırılması partimizin birincil önceliği. Vergi, devletlerin egemenlik gücüne göre alınan en büyük gelir kaynağı. Verginin vatandaşın gelir gücüne göre adil olarak toplanması bizim olmazsa olmazlarımızdan. Zira, partimiz, programında da ifade ettiği üzere, vergi sisteminde adil olmayan ve düşük gelirlilerin ezildiği uygulamaları kati suretle reddediyor; esnaf, sanatkâr, işçi, memur, emekli ve dar gelirlileri korumaya çalışıyor.

Değerli milletvekilleri, bu milletin vergileriyle oluşan bütçemizin 2002 yılında yüzde 45’i faiz ödemelerine gidiyordu. AK PARTİ tam da bu zorluklar döneminde halkın vergilerine sahip çıkmak için doğmuş bir siyasi hareket. Ve Allah’a hamdolsun ki bu görevini bugüne dek alnının akıyla yerine getirdi ve getirmeye de devam etmekte.

AK PARTİ hükûmetleriyle, milletimizin emeği faizlere gitmek yerine kamunun kasasında değerlendirilip halkımıza hizmet olarak geri döndü. Emekçinin, köylünün, öğrencinin, öğretmenin, işverenin, ev hanımının, esnafın, çoluk çocuğun rızkı faiz olarak kurda kuşa yem olmadı, Türkiye’yi 2023 vizyonuna taşıyacak millî projelere harcandı.

Değerli milletvekilleri, gelişmekte olan ülkelerin ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde Türkiye disiplinli mali yapısı sayesinde başarılı sonuçlara ulaştı. Türkiye'nin ekonomik dönüşümü, iyi planlanmış bir vergi yönetimiyle, Avrupa Birliği sürecinin getirdiği politikalar dikkate alınarak özenle hazırlanmaya devam ediyor.

Bu hedeflere ulaşmak için ortaya konulan mekanizma sayesindedir ki bugün, bugüne kadar ki tüm icraatlar ve söylemler AK PARTİ hükûmetleri döneminde birer temenni listesi olmaktan çıktı, gerçekleştirilebilir reformlara dönüştü.

Değerli milletvekilleri, hiç kuşkusuz, bu çerçevesi çizilmiş olan, ruhunu bu ilkelerden alan çalışmalar devam ederken yani adil bir vergi sistemi oluşturulma gayretleri devam ederken partimiz tarafından, aslında bir o kadar da önemli olan şey, bu vergilerin nerede kullanıldığı.

Bizler, heyecanı olan, ideali olan, vizyonu olan bir siyasi hareketin mensuplarıyız. Hastane yapmak, yol yapmak, sağlık ocağı yapmak, okul yapmak bizim partimizin en önemli öncelikleri, büyük projeler yapmak partimizin en önemli öncelikleri.

Tabii, bunları yaparken bir yandan yapanlar var, bir yandan da yakanlar var. Bugün malumunuz bir ilimizde PKK terör örgütü bir kütüphaneyi, içinde çocuklar olduğu bir esnada yakmaya çalışmak suretiyle aslında bu topraklardan ne kadar uzak olduğunu, ne kadar canileşebileceğini de göstermiş oldu.

Değerli milletvekilleri, tüm Türkiye’nin alın teriyle, vergileriyle inşa edilen sokakları, okulları, camileri, hastaneleri, sosyal alanları yakıp yıkanlar, kendi milletine ve vatanına barışı çok görenler şunu iyi bilmeliler ki bizler, Hükûmetiyle, milletiyle emeğine ve barışa sahip çıkacağız. Sokaklarda hendek kazıp hayatı felç edenleri ve bunu savunanları ise tarih, halkının emeğine ihanet edenlerle birlikte yargılayacak.

Değerli milletvekilleri, Kürt çocuklarına taştan, hendekten, molotoftan başka bir hayat imkânı tanımayanlarla; Kürt vatandaşlarımıza, gençlerimize bu hayatı layık gören zihniyetle, PKK terör örgütüyle, “Onları bin yıl önce geldikleri yere süreriz.” diyerek bir kez daha taşeron bir örgüt olduğunu sonuna kadar kanıtlamış olanlarla ve onların zihniyetlerini allayıp pullayıp muhalefet diye önümüze getirenlerle mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bizim mücadelemiz, bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da bu anlayışla yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN KANDEMİR (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayınız Sayın Kandemir, bir dakika ek süre veriyorum.

ERKAN KANDEMİR (Devamla) – …milleti merkeze alarak, milletin yanında olarak, milletle beraber yol yürümeye devam etmek olacak ilelebet diye düşünüyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kandemir.

Değerli milletvekilleri, şimdi madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine beş dakika içerisinde söz hakkı vereceğim.

Sayın Ersoy…

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konuşmama başlarken Gümrük Bakanlığının âdeta nasıl yönetilmesi gerektiğinin efsane bakanı rahmetli Gün Sazak’ı rahmetle anıyorum.

Bugün Gaziantep’in düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümü. “Vurun Antepliler, bugün namus günüdür.” diyenlerin ruhunu yaşatarak, vatan için verdikleri mücadelede şehit düşen Ahmet Kerseler’i de rahmetle anıyorum ve Sayın Bakana Osmaniye’ye gümrük müdürlüğü kurmayı düşünüp düşünmediklerini soruyorum. Zira, organize sanayi bölgesindeki gelişmeler, âdeta, defterlerin vergi dairesine kayıt olmadığını, gümrük müdürlüğü olmadığı gerekçesiyle bunun olduğunu ifade ediyor ve bu konuda Osmaniye üzerine düşeni…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Samsun Terme’de bir termik santral projesi var. Bu proje aslında Termeliler tarafından istenmiyor. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak termik santral fikrine karşı değiliz ancak verimli ovalar üzerinde termik santral yapılması son derece yanlış bir şeydir. Burada bir yer seçimi problemi vardır. Bu projeyi iptal edecek misiniz, bununla ilgili Hükûmetinizin öngörüsü nedir? Ayrıca, Terme-Çarşamba arasında ciddi bir arazi toplama faaliyeti olduğu konusunda spekülasyonlar var, başka termik santral projelerinin de hayata geçirileceğine ilişkin spekülasyonlar yapılıyor. Bunlara ilişkin düşüncelerinizi alabilir miyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, Kürt il ve ilçelerinde süregelen sokağa çıkma yasağıyla beraber Habur Sınır Kapısı da kapatıldı. Yüzlerce şoför yollarda perişan, sefalet çekmekte. Güney Kürdistan ile ticaret yapan onlarca firma ve İpek Yolu üzerindeki esnaf da ciddi kayıplar yaşamakta. Bir zamanlar Orta Doğu ticaretinin merkezi olan İpek Yolu bugünlerde ölü sessizliği yaşıyor. Ülke ve bölge ekonomisinin ne kadar kayıpları olduğunu biliyor musunuz? Habur Sınır Kapısı ne zaman açılacak?

Ülkemde can kayıpları da olmasın, ekonomik kayıplar da olmasın diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Tor…

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Bakan, 2016 yılı için zorunlu trafik sigortasında yapılan yüksek orandaki zamların gerekçeleri nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baluken sisteme girmiş ama kendisi yok.

Sayın Bekaroğlu…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, Cumhurbaşkanının memleketi Rize’yle ilgili bir konu hakkında bir soru soracağım size.

Rize 1960’lı yıllardan başlayarak deniz dolgusu yapılmış ve 350 bin metrekare bir alan üzerine kurulmuş. Bu alanda sadece yerleşim merkezi değil, Valilik gibi, ÇAYKUR Genel Müdürlüğü gibi, Kültür Merkezi gibi, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kamu binaları da var. Bu binalarda çok ciddi problemler olduğu yıllardan beri söyleniyor, itiraz ediliyor. Deniz suyu beton ve demiri çürütmüş ve ciddi riskler var, yıkılma riski var. Bu konuyla ilgili bugüne kadar yapılan bütün uyarılardan uzak durulmuş. Acaba bugünden sonra Rize kent merkeziyle -ki 107 bin nüfuslu ilin 50 bin nüfusu bu dolgu alanında yaşamaktadır- ilgili ne yapılması düşünülüyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıhan…

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli arkadaşlar, üç veya dört gündür Gelir Vergisi Kanunu üzerinde konuşuyoruz yani yurttaşlarımızın ekonomik hakları üzerinde konuşuyoruz. Oysa, ülkede temel bir yaşam hakkı sorunu var. Bu yaşam hakkı sorununa ilişkin çareler üretmediğimiz sürece diğer haklar konusunda konuşmanın çok yararlı olmadığı inancındayım.

Bugün avukat arkadaşlarımız İstanbul’dan buraya gelerek Anayasa Mahkemesine bu uzun sokağa çıkma yasakları üzerine bireysel başvuruda bulundular, daha sonra Meclisin önüne geldiler, Meclisin önünde duvarları sağır olmuş bir Meclise seslendiklerini ifade ettiler. Ben onların sesleri olmak üzere bu konuşma hakkını aldım. Acaba, mahkemeler bir karar vermeden önce Hükûmet bu sorunun çözümü konusunda adım atacak mıdır? Bunu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aksu…

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Az önceki soruma, bir önceki maddedeki soruma Sayın Bakan cevap vermedi, farklı bir şey söyledi ama söylediği şey de doğru değildi. Önümde 2014 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması var. Bu araştırmaya göre, nüfusun yüzde 15’i yoksulluk sınırının altında kalmış, yüzde 15’in üzerindeki bir kesim de sürekli yoksulluk riskiyle karşı karşıya. Bir taraftan “Yoksulluk yok.” diyorsunuz, bir taraftan da sosyal destek ödemelerine ihtiyaç duyanların sayısı artıyor. Bu bir çelişki değil mi? O zaman bu sosyal destek ödemelerini kimlere yapıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ersoy’un sorusuna cevap olarak: Osmaniye gümrük müdürlüğünün kurulup kurulmaması noktasında soru sormuştu. Osmaniye gümrük müdürlüğünün şu anda kurulması Bakanlığımızın gündeminde değil ama değerlendirme aşamasında, ileriki zaman dilimi içerisinde gerekli görüldüğü takdirde ve ihtiyaçlar doğrultusunda kurulması mümkün. Bununla ilgili şu anda bir ihtiyaç olarak görülmüyor.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Bakanım, ihracat kalemleriyle ilgili hatırı sayılır firmalar var bölgede ve vergi kayıtları Osmaniye üzerinden gitmiyor maalesef. Bu konu üzerinde durulursa Osmaniye çok memnun olacak.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – İnşallah, değerlendirelim.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – İlginize teşekkür ederim.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Sayın Usta, termik santrallerinin kurulup kurulmayacağı şeklinde ve “Kurmak istiyor musunuz?” diye bir soru yöneltmişti. Bunu ilgili bakanla görüşüp ondan sonra yazılı olarak cevaplamak istiyoruz.

Sayın Yıldırım’ın Habur Sınır Kapısı’nın kapatılması ve Habur Sınır Kapısı’ndaki giriş çıkışların olmaması noktasındaki sorusuna cevap olarak: Bildiğiniz gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da PKK terör örgütünün o bölge üzerinde yapmış olduğu baskı, sindirme, özgürlüklerinin ellerinden alınmasına kadar terör noktasındaki saldırıları karşısında devletimiz güvenlik güçleriyle o bölgede bir operasyon yapmaktadır. Bu operasyonlar neticesinde gerek kazılan hendekler gerekse İpek Yolu’nun operasyon yapılan Cizre ve Silopi’nin içinden geçmesi nedeniyle o bölgede ciddi can güvenliği ve mal emniyeti sağlanamadığı için İçişleri Bakanlığı tarafından Habur Sınır Kapısı’na giden yollarda tedbirler alınmıştır. Yine, bildiğiniz gibi, sivil vatandaşlarımızın can kayıpları yaşamaması için Hükûmetimiz azami gayret göstermekte, çaba sarf etmekte ve bugüne kadar yapılan operasyonlar da en az sivil can kaybıyla sürdürülmektedir. Dolayısıyla, sivil vatandaşlarımızın etkilenmemesi için İçişleri Bakanlığı güvenlik tedbiri olarak Habur Sınır Kapısı’na erişimi engellemiştir. Yoksa Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız tarafından şu anda tır parkında bulunan araçların Irak’a geçişine izin verilmektedir ancak Irak tarafında bulunan araçların girişine izin verilmemektedir. Bunun da nedeni, biraz önce ifade ettiğim gibi, can ve mal emniyetidir. Operasyonlar bittiğinde veya kısa zaman içerisinde yol emniyeti sağlandığında tekrardan Habur’a giriş çıkışlar olur diye düşünüyoruz. Tahminî olarak da yol emniyeti sağlandığında, iki üç gün içerisinde Habur’un giriş çıkışlarının normale döneceğini düşünüyoruz.

Sayın Tor’un 2015 yılında trafik sigortalarındaki artırımla ilgili sorusunu yine ilgili bakan arkadaşlarımızla görüşüp ondan sonra yazılı olarak cevaplamak istiyoruz.

Yine, Sayın Bekaroğlu’nun Rize’yle ilgili sormuş olduğu soruda, Rize’deki dolgu alanıyla ilgili ve riskli binalarla ilgili Çevre Bakanlığımız tarafından çalışma başlatılmış olup...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, sorulara cevap vermeniz için ek süre veriyorum size, buyurunuz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Teşekkür ederiz. Daha sonra yine yazılı olarak veririz inşallah.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Grup Başkan Vekili Sayın Baluken sisteme girmişler, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, HDP milletvekillerinin telefonlarına çıkmayan ve üzerlerine gaz sıkılması talimatını veren Mardin Dargeçit Kaymakamını kınadığına ve Cizre’de Seyithan Camisi’nin top atışlarıyla tahrip edilmesinde sorumluluğu olanların mutlaka hesap vereceklerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Demin de soru sormak için değil, İç Tüzük 60’a göre bir konuyu bilginize sunmak için söz istemiştim.

Demin Mardin Dargeçit’ten arayan milletvekillerimiz orada yine ölümcül bir müdahaleye maruz kaldıklarını ifade ettiler. Bir milletvekilimiz Dargeçit Kaymakamını 37 kez, bir milletvekilimiz de 15 kez aramasına rağmen telefonlarına Dargeçit Kaymakamı tarafından cevap verilmemiştir. Milletvekillerimiz Dargeçit’le ilgili duyarlılık oluşturmak için bir basın açıklaması ve bir oturma eylemi yapmak isteyen halkla birlikte bu etkinliği gerçekleştirirken Dargeçit Kaymakamı tarafından bizzat oradaki kolluk güçlerine “Milletvekillerine gaz sıkın.” şeklinde talimat verildiğini belirtiyorlar. Yani, etkinlik sırasında oradaki kolluk güçlerinin amirleriyle yapılan görüşmelerde o basın açıklamasının ve oturma eyleminin yapılabileceği, herhangi bir müdahalenin olmayacağı ifade edilmesine rağmen arkadaşlarımızın da tanıklık ettiği bir talimatla, Dargeçit Kaymakamının talimatıyla milletvekillerimize ölümcül bir müdahale yapılmıştır. Biz artık bunları burada dile getirmekten bıktık. Sizin Başkanlık Divanı olarak bir an önce bu konuyla ilgili acil bir toplantı yapmanız gerekiyor. Ya bu meseleye derhâl bir çözüm bulacaksınız ya da arkanızda yazan o “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” cümlesini oradan kaldıracaksınız. Bir atanmış devlet memuru eğer bir milletvekilinin onlarca kez telefonlarına çıkmıyor, sonrasında kolluk güçlerine “Milletvekillerine gaz sıkın.” diye talimat veriyorsa burada biz sadece bir tiyatral mizansenin parçası durumuna gelmişiz demektir.

Daha önce de bu konuyu burada gündeme getirdiğimizde Kabine adına burada bulunan Sayın Adalet Bakanı kürsüye çıkıp bu durumun kabul edilemez olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin alınacağını ifade etti. Hâlâ bu sorun devam ediyorsa ortada ciddi bir demokrasi sorunu var demektir. Biz zaten ortada bir demokrasi olmadığını, bir darbe hukukunun geçerli olduğunu söylüyoruz. Nitekim işte, kaymakamlar ve valiler de bu darbe hukukunun darbeci şefleri olarak şu anda görev yapıyorlar. Hiçbir atanmış, seçilmişin üstünde böyle bir hakka ve yetkiye sahip olmadığını öğrenmek zorundadır ve bunu sağlamak da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının en önemli görevidir. Eğer bunu yapmayacaksanız, oraya “Egemenlik kayıtsız şartsız atanmış darbeci şeflerdedir.” diye yazın, biz de bu meseleyi artık burada dile getirmekten vazgeçelim.

Ben bu uygulamayı yapan Dargeçit Kaymakamını buradan kınıyorum. Kendisi -dediğim gibi- sadece atanmış bir memurdur, hiçbir meşruiyeti yoktur. Dargeçit halkına günlerdir terör estiren bir anlayış, halkın iradesine de gaz sıktırmakla meşruiyetinin olmadığını ortaya koymuştur. Uzun süredir dile getirdiğimiz ilçelerde ve illerde kaymakamların ve valilerin seçimle işbaşına gelmesinin oradaki halkın oylarıyla bir denetime tabi tutulmasının ne kadar önemli olduğu da bir kez daha bu verdiğim örnekle ortaya çıkmıştır.

Son olarak, burada kürsüden yine okullar, hastaneler, çeşitli camiler sayılarak bunları PKK’nin bombaladığı iddia ediliyor. Konuştuğumuz saat itibarıyla Cizre’de dört yüz yetmiş yıllık tarihî Seyithan Camisi top atışlarına maruz kalmıştır, şu anda top atışlarıyla o camide büyük bir tahribat yaratılmıştır. Eğer Cizre’deki gençlerde toplar varsa, o cami duvarlarını harap edecek ağır tanklar olduğuna inanıyorlarsa ben kendilerine bir şey demiyorum. Ama okulların, hastanelerin, camilerin karargâh hâline getirilip bu şekilde virane edilmesinde sorumlulukları da varsa tarih önünde ve halkın adaleti önünde mutlaka hesap vereceklerdir diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayret bir şey ya!

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Neye “hayret bir şey” diyorlar?

BAŞKAN – Ne oldu sayın milletvekilleri, itiraz ettiğiniz şey nedir anlamadım?

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Yeter ama, yarım saattir konuşuyor.

BAŞKAN – Her grup başkan vekilinin süresi dört dakikadır değerli arkadaşlar, sistem kendisi kapatıyor zaten. Bu diğer AKP, MHP ve CHP grup başkan vekilleri için de geçerlidir. (AK PARTİ sıralarından “AK PARTİ” sesleri) AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Halkların Demokratik Partisi grup başkan vekilleri için süre dört dakika olarak ayarlanmıştır sayın milletvekilleri. O yüzden itirazınız geçerli değildir.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, bakanların ve atanmış olan kaymakamlar ile valilerin, milletvekillerinin telefonlarına çıkmaları gerektiğine ve bu konuyu Meclis Başkanıyla tekrar görüşeceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Baluken’i dinledik. Gerçekten uzun süredir bu Parlamentoda bu konuya ilişkin sayın milletvekilleri görüşlerini ifade ettiler ve uzun bir süredir, seçilen milletvekillerine karşı hem valilerin hem kaymakamların hem de sayın bakanların telefonlarına çıkmaması yönünde eleştiriler ve sitemler vardır. Bu konuyu birçok kez dile getirmelerine rağmen bu konunun çözüm bulmaması kabul edilir bir durum değildir. Sayın milletvekillerinin itibarını korumak hem Başkanlık Divanı olarak bizim hem de Parlamentonun görevidir. Dolayısıyla bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini, her bir sayın milletvekilinin telefonlarına atanmış olan sayın kaymakamların ve sayın valilerin çıkması gerektiğini ama aynı zamanda sayın bakanların da sayın milletvekillerinin telefonlarına çıkmaları gerektiğini ben de ifade ediyorum.

Dolayısıyla Sayın Baluken’in ifade ettiği görüşleri ve talebi Sayın Meclis Başkanıyla bir kez daha görüşeceğimi buradan belirtmek istiyor, teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde yer alan “Kurulu yürütür” ibaresinin “Kurulunca yürütülür” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

         İdris Baluken                          Çağlar Demirel                          İbrahim Ayhan

           Diyarbakır                                Diyarbakır                                 Şanlıurfa

Mahmut Celadet Gaydalı                    Garo Paylan                            Ahmet Yıldırım

    Bitlis                                      İstanbul                                       Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

       Bülent Kuşoğlu                         Lale Karabıyık                            İlhan Kesici

             Ankara                                      Bursa                                     İstanbul

        Aykut Erdoğdu                         Mehmet Gökdağ                         Akın Üstündağ

             İstanbul                                  Gaziantep                                    Muğla

          Murat Emir

             Ankara

“MADDE 9- Bu Kanun hükümlerini ilgili Bakanlar yürütür.”

 

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 9- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.

         Erkan Akçay                              Erhan Usta                          İsmail Faruk Aksu

             Manisa                                    Samsun                                    İstanbul

        Erkan Haberal                         Deniz Depboylu

             Ankara                                      Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Sayın Usta, süreniz beş dakikadır.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Çok değerli milletvekilleri, şimdi ilk günkü görüşmelerde bu beyan meselesinin üzerinde bir miktar durmuştuk fakat bu konu o kadar önemli ki üzerinde aslında tekrar durmayı bir miktar daha gerektiriyor çünkü şurada aslında şöyle bir övgüyle başlayacağım ben: Yani 2006 yılında Türkiye bu stopajdan beyana geçip geçmeme konusunu yani faizin vergilendirilmesinde -özellikle faiz ağırlıklı olarak söylüyoruz- beyan usulüne geçip geçilmeme konusunu ciddi ciddi tartıştı. O gün ekonominin temelleri bunu tartışmaya müsaitti. O gün “Biz beyan usulüne geçersek sermaye kaçar gider Türkiye’den.” kaygısı bugünkünden daha azdı. Bugün bu hiç tartışılmaksızın -ne bu kamu bürokrasisinin içerisinde tartışıldı ne Hükûmet içerisinde tartışıldı ne ilgili bakanlıkta tartışıldı ne de bizim dile getirmemizin dışında bu Parlamento içerisinde tartışıldı- bugün stopaj usulünün hem de bir beş yıl daha uzatılması gündeme getiriliyor. Buradan gelmek istediğim nokta şu: Özellikle ilk günkü konuşmalarımızda ifade ettim, 2007-2008 sonrasında Türkiye ekonomisi çok kötü yönetildi ve bu kötü yönetimin bir sonucu olarak bugün “Acaba bunu yaparsak biz, işte, sermaye kaçışı olur da cari açığın finansmanında sıkıntı mı çekeriz?” gibi kaygılara kapılıyoruz. Aslında büyüme ciddi ölçüde düştü, bunu biliyoruz; yani, yüzde 2-3 bandında son üç dört yıldır bir büyüme var. Cari açıkla mücadelemizdeki başarı olduğunu düşündüğümüz şey de aslında bu düşen büyümeden kaynaklanan bir cari açıktaki azalmadır. Cari açığı kalıcı olarak azaltacak maalesef herhangi bir tedbir alınamamıştır.

“Tedbir” derken, tabii, reforma geliyoruz. Reform nedir biliyor musunuz? Az önce burada ifade edildi.

Aslında bu konulara girmek istemiyordum ama bu dönem boyunca elimden geldiği kadar ben bu konulara hep gireceğim.

Reform, 1999 yılında, 57’nci Hükûmet işbaşına geldiğinde, daha üçüncü ayında, Bankacılık Yasası gibi, Türkiye’nin yirmi yıl ihmal edilmiş ve ciddi problemler oluşturmuş yasasını ele alıp yasa çıkarmaktır; TMSF’nin kurulmasıdır ve o zaman bankacılığın baştan aşağı ele alınmasıdır; grup kredileri, bir sürü problemler. Bunların bütün detaylarını yeri geldikçe ben buradan sizlere anlatmaya çalışacağım.

Reform nedir biliyor musunuz? Reform, asrın depreminden hemen sonra Sosyal Güvenlik Yasası’nı çıkarmaktır. Burada, 38 yaşında kadınların, 40 yaşında erkeklerin emekli olduğu bir Türkiye’de emekli yaşını uzatmak ve sosyal güvenlik sistemine çekidüzen vermedir.

Reform nedir biliyor musunuz? İhale Yasası’nı çıkarmaktır.

AHMET ARSLAN (Kars) – Aynı partiler şimdi önerge veriyor.

ERHAN USTA (Devamla) – Kamu İhale Kurumunu kurmaktır. Kamu İhale Yasası çıkarıldı, şeffaflaştırıldı, fakat daha sonradan 158 defa buraya müdahale edildi. Bu, seçime kadar olandı. Seçimden sonra herhangi bir müdahale olup olmadığını bilmiyorum. Parlamento çalışmadığı için büyük ihtimal pek müdahale etme imkânı olamadı.

Reform nedir? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun kurulmasıdır, kamu bankalarının yeniden yapılandırılmasıdır. Az önce ifade ettim; yani, burada doğruyu doğru, eğriyi eğri olarak söylemek lazım, yani haksızlık etmemek lazım. 57’nci Hükûmet, 1999 yılında işbaşına gelmiş bir Hükûmet iki üç ay sonra hemen Bankacılık Yasası’nı çıkarıyorsa o, iki ayın problemi olabilir mi arkadaşlar?

Yıllardan beri gelen, sadece pamuk destekleme priminde milyarlarca dolar kamu bankalarının zararı vardı. Bunların hepsinin üzerine cesaretle gidildi ve Türkiye büyük bir sıkıntıdan kurtuldu. “2001 krizi diyeceksiniz belki. 2001 krizi bir yönetim krizidir esas itibarıyla. Başbakanla Cumhurbaşkanının kavgasından ortaya çıkmış, temel olarak yönetim fakat daha sonradan ekonomiye sıçramış bir krizdir. 2002’ye geldiğinizde Türkiye’nin o krizden hızla çıktığını ve ondan sonra o hızını devam ettirdiğini göreceksiniz. Bugünkü gibi Türkiye krize girip dört yıldır, beş yıldır krizle boğuşmuyor arkadaşlar. Bugün Türkiye’de maalesef adı konulmamış bir kriz var. Bu krizin olabilmesi için, daha yüzde 10,5… İşsizlik oranı yüzde 10,5 Türkiye’de, tarihî en yüksek seviye. Bundan daha yükseği ancak Adalet ve Kalkınma Partisi dönemlerinde oldu. Evet, 2009’da yüzde 15’e kadar çıktı. Yüzde 10,5 işsizliğin olduğu bir Türkiye var bugün. Bunları görmemiz lazım. Nasıl ve ne zaman çıkacağı belli olmayan bir kriz sürecini… Yüzde 2’lik bir bant, büyüme bandı Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke için krizdir esas itibarıyla. Çünkü bizim emsal ülkelerimiz yüzde 6-7 oranında büyüyorlar. Bunu görmemiz lazım. Türkiye uzun vadeli hedeflerinden işte bu nedenle hızla uzaklaşıyor. Rakamlarla bunu daha önceden ifade ettim, bundan sonraki konuşmalarımızda da bu argümanlarımızı destekleyici rakamlara yer vereceğim.

Ben yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“MADDE 9- Bu Kanun hükümlerini ilgili Bakanlar yürütür.”

Akın Üstündağ (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muğla Milletvekili Sayın Akın Üstündağ. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Üstündağ, süreniz beş dakika.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 2’nci Cumhurbaşkanımız, ilk Başbakanımız, Batı Cephesi’nin efsane komutanı, partimizin 2’nci Genel Başkanı İsmet İnönü’nün aramızdan ayrılışının 42’nci yıl dönümü. Ben, bize bıraktıkları bu güzel ülke için, bize kazandırdığı demokratik düzen ve hayat için, namusluların da bu ülkede var olduklarını ispatladıkları için minnetle ve rahmetle kendisini anıyorum.

11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın son maddesine gelmiş bulunuyoruz. Bu tasarıda birçok eksiklik ve hata olmasına rağmen maalesef, muhalefetin bütün uyarılarına dikkat edilmemiştir ve yasa maalesef son hâline gelmek üzeredir.

Geçici maddeleri uzatarak kalıcı hâle getiriyor genel olarak. İstisnalar kural hâline getiriliyor. Aslında böyle yaparak iktidar partisinin fakir dostu değil, zengin dostu olduğunu da bu geçen maddelerde değerli arkadaşlar görmüş oluyoruz.

Özellikle tasarının 2’nci maddesiyle yaklaşık 20 milyar TL vergiden vazgeçiliyor. Bu vergileri kim ödeyecekti? Menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen kâr payları sahipleri. Kim bunlar arkadaşlar? Parası olanlar, zenginler. Hâlbuki biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak asgari ücretten alınan vergiden vazgeçmenizi beklerdik. Hâlâ daha geçici maddeleri uzatarak, geçici çözümler peşinde ve sıcak para peşinde koşmaya devam ediyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, burada Maliye Bakanımız yok ama özellikle sormak isterdim, bu istisnayla elde edilecek faydanın vazgeçilen gelire değebilecek oranda olup olmadığını sormak isterdim. Buradan kimler ve hangi sermaye grupları yararlanacaktır? Bunları da sormak isterdim.

2014 yılı net kârı 24,66 milyar TL olan, BDDK verilerine göre aktif toplamı 2014 sonunda yüzde 15 artarak 1,99 trilyon TL olan, kredileri ise yılın tamamında yüzde 18 büyümeyle 1,24 trilyon lira olarak gerçekleşen, borcunu ödemeyenlerden alacağı da yüzde 23 artışla 36,41 milyar TL olan, öz kaynak kârlılığı 2014 sonunda yüzde 12,23, sermaye yeterlilik rasyosu da yüzde 16,3 olan ve Borsa İstanbul’da işlem gören ilk üç aylık konsolide olmayan dönem net kârları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 14,6 artarak 4 milyar 721 milyon lira olan bankacılık sektörü için tanınan bu muafiyetler -sizlere soruyorum değerli arkadaşlar- KOBİ’lere mi tanındı, küçük esnafa mı tanındı, çiftçiye, işçiye, memura, emekliye, dar gelirliye mi tanındı?

Değerli arkadaşlar, bu iktidar döneminde kumar ve bahis oyunları gerçekten tavan yapmış durumda. Atlar sabah akşam, gece gündüz koşuyorlar kan ter içinde, bunlardan gelir elde ediliyor, vergi elde ediliyor, şimdi de buradan geçen yasayla jokey ve jokey yamakları ve antrenörlerden dahi ücret alıyorsunuz, üstelik At Yarışları Tüzüğü’nün 2’nci maddesinde buna ilişkin muafiyet olduğu hâlde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Aslında söylenecek çok şey var ama ileriki dönemlerde bu zihniyetle mücadele yapmaya devam edeceğiz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üstündağ.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde yer alan “Kurulu yürütür” ibaresinin “Kurulunca yürütülür” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Garo Paylan (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan konuşacaklar. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Paylan, süreniz beş dakika.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün “çamur medyası” dediğimiz medyada Eş Genel Başkanımızla ilgili “hain” manşetlerini eş zamanlı görüyoruz, bütün manşetler hep aynı çıkıyor: “Hain”

Bu “hain” yaftasını Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca defalarca gördük, bu Meclisteki her kimlik, her ideoloji gördü; bakın, görmeyen kalmadı yüz yıldır. Ancak, bunun patenti belki de bize ait, bu yaftanın patenti, Ermeni halkına ait. Yüz yıl önce Ermeni’yi “hain” diye yaftaladınız, bu toprakların insanları yaftaladı ve hep beraber kaybettik. Osmanlı’nın bir halkı, Osmanlı’nın bürokrasisinde, Meclis-i Mebusanında olan ve bir arada yaşama iradesini savunan mebuslarımız vardı. Önerileri vardı, demokratik özerkliği öneriyorlardı, ademimerkeziyetçiliği öneriyorlardı. Yani merkeze değil, yerele yetkilerin dağıtılmasını öneriyorlardı, yüz yıl önce. Meclis-i Mebusan kayıtlarına bakın, önerimiz buydu. Ancak, bu önerimiz, maalesef, “terör” diye yaftalandı ve demokratik siyaset yapanlar devre dışı bırakıldı ve bunun karşısında bir halk bir soykırımla karşı karşıya kalıp yok edildi. Sonra, “Türk-Kürt birlikte.” diye söylendi, cumhuriyet kuruldu. O yaftalama, maalesef, o yanlış, cumhuriyet kurgusunda hain aramaya devam etti. O kurguda esas olmayanlar, mütedeyyinler mesela, istiklal mahkemelerinde mahkûm edildiler. Ya -Kürtler- hani beraber kurmuştuk demokratik bir cumhuriyet; Kürtlerin hakları, bölgesel haklara ne oldu? Yok. İsyan edildi demokratik haklar kurulmayınca, isyanlar baskıyla, zulümle ezildi. Sonra, 1938’de Dersim. Dersim tarih boyunca özerk bir bölgeydi, tarih boyunca hep özerkti. O özerkliğine saygı gösterilmedi ve bir çıban olarak yaftalandı ve devletin tankı, topu, uçakları Dersim’i gazlarla bombaladı, on binlerce insan katliama uğradı. O gün Dersim’di hain olan. Manşetlere bakın, dönemin manşetlerine. Sonra, zaten Ermeni hep haindi. Varlık vergisi, hepsi uygulandı. Sonra, Menderes darbeyle devrildi, haindi, vatana ihanetle yargılandı, asıldı.

HARUN KARACA (İstanbul) – Bak, kürsüden konuşuyorsun, daha ne istiyorsun?

GARO PAYLAN (Devamla) – Sonra, solculara “Moskoflar” denildi, hain… Darbe geldi sonra, 12 Eylül 1980 darbesi. Orada ayrımcılık yapmadı darbe, hepimizi eziyetten geçirdi, MHP’lisini, CHP’lisini, solcusunu, sağcısını, Ermeni’sini. O dönemin Ermenilerine katmerli işkence uygulandı tabii ki, çifte kavrulmuş işkence; Kürtlerine işkenceler uygulandı. Sonra, tekrar mütedeyyinlere döndü. Mütedeyyinler, hatırlamaz mısınız, Merve Kavakçı bu sıralardan atılmadı mı burada? Ne çabuk unuttunuz! Daha sonra, Kürtlerin hakları, her dönem talep edilen haklar, demokratik özerklik hakları… Hep bir terör yaftasıyla, bir hain yaftasıyla bu ceberut gelenek yaptı.

Bugün, maalesef, bu Meclis sıralarında oturanlar bunu görmüyorlar, bu ceberut geleneği. Zannediyorsunuz ki güç sahibisiniz. Hayır, değilsiniz. Ordu tekrar devrede. Bakın, ordu kışladan çıkmak istemiyordu, ısrar ettiniz, çıkardınız. Ordu, bugün, Silopi’de, Cizre’de halkı bombalıyor; yüz yıl önce olduğu gibi, 1938’de olduğu gibi.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Halkı bombalamıyor, teröristleri bombalıyor.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Teröristleri bombalıyor, teröristleri!

GARO PAYLAN (Devamla) – Ve orduyu devreye soktuğunuz her an siyasetinize ortak edersiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hatibi dinleyelim lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Orduyu kışladan çıkardığınız her an siyasetinize ortak edersiniz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Saptırıyorsunuz olayı.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ve maalesef yarın tekrar demokratik zemin hepimizin ayağının altından kayabilir. Esas olan, demokratik bir kültürü hâkim kılmaktır…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – O zaman, bunu, dönüp terör örgütüne söylemeniz gerekiyor.

GARO PAYLAN (Devamla) – …demokratik bir kültürü esas almaktır, demokratik talepleri terör diye yaftalamamaktır. Burada konuşarak çözemeyeceğimiz hiçbir meselemiz yok.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Silahları betona gömdüğünüz zaman.

GARO PAYLAN (Devamla) – Yeter ki demokratik talepleri “Hain” diye yaftalamayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bugün o “Hain” manşetleri benim için atılır, yarın tekrar sizin için atılır, tıpkı Sayın Kavakçı, sizin kardeşinize olduğu gibi.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Biz öyle bir hain değiliz. Bizim elimizde herhangi bir silah falan da yok.

GARO PAYLAN (Devamla) – O açıdan, demokratik bir sistem, demokratik bir kültür kurmak esastır.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Doğru ama silahları gömdüğünüz zaman.

GARO PAYLAN (Devamla) – Kürt halkının, bütün halkların demokratik taleplerini…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Biz silah almadık elimize.

GARO PAYLAN (Devamla) – …burada konuşarak ve yetkiyi merkeze değil, yüz yıl önce Ermeni halkının talep ettiği gibi, demokratik özerk yapılarla yerellere dağıtarak bunları yapabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Demokrasinin olmadığı yerde barış da olmaz, aş da olmaz, iş de olmaz. Rakamlardan bahsediyoruz yalnızca.

Sağ olun. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bütün bunları dönüp terör örgütüne söylemeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Paylan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, maddeler üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Oyunun rengini belirtmek üzere talep eden iki milletvekiline söz vereceğim.

Lehte söz, Kocaeli Milletvekili Sayın Sami Çakır’a aittir.

Buyurunuz Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmesi bitti. Bu görüşmeyle ilgili olarak oyumun rengini belli etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üç gün süren görüşmeler sonunda muhalefet partilerinin katkılarını takip ettik. Özellikle, teknik olarak önümüze koydukları hususlarda memnuniyetimizi belirtmek isterim.

Bu çerçevede oyumun rengini belli etmek üzere huzurlarınıza gelmiş olmakla beraber bazı maddelerin önemine binaen hatırlatılmasını gerekli görüyorum. Özellikle, bu yasa düzenlemesiyle Sanayi Sicili Kanunu’na göre verilen imalat sanayisi için kullandırılan kredilere bağlı olarak banka ve sigorta muamele vergisine getirilen muafiyeti önemsediğimi belirtmek istiyorum. Sermaye şirketleriyle münhasıran menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracı getirileri ile değer artışı kazançları elde etmek ve bunlara bağlı hakları kullanmak amacıyla benzer nitelikte olanlara vergi kesintisi ve istisna için Maliye Bakanlığına bu oranları belirleme yetkisi verilmiştir. Tasarıyla, menkul kıymet ve değer sermaye piyasası araçlarıyla mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen kâr paylarına ilişkin olarak 31/12/2015 tarihine kadar uygulanması hüküm altına alınmış olan vergi kesintisi uygulamasının 31/12/2020 tarihine kadar uzatılması öngörülmektedir.

Yine, dâhilde işleme ve geçici kabul rejimi kapsamında ihraç edilecek malların üretiminde kullanılacak girdilerin 31/12/2015 tarihine kadar tesliminde uygulanan tecil ve terkin işlemlerinin yine 31/12/2020 tarihine kadar uzatılması öngörülmektedir.

Yine, bu kanunla tüm BAĞ-KUR ve SSK emeklilerinin -2016 yılının başından itibaren- aylık gelirlerine 100 Türk lirası seyyanen zam öngörülmektedir.

Vergi istisnası uygulamasının çoğu ülke mevzuatında yer aldığı, ülkelerin belirlediği sosyal ve siyasal amaç doğrultusunda vergi istisnası düzenlemelerinde bulunmasının doğal olduğu, diğer yandan son on üç yılda düşük ve orta gelirli vatandaşlar ile esnafın vergi adaleti anlamında korunmasına yönelik birçok adım atıldığı hepinizin malumudur.

Bu vesileyle, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ülkemize hayırlı olmasını temenni ederim.

Değerli milletvekilleri, biz, ülkenin batısıyla, doğusuyla, kuzeyiyle, güneyiyle kardeş olduğunu, kardeş olması gerektiğini ve… Kardeşliğini tesis edememiş olursak hiçbir şey yapmamış sayılırız.

Bu çerçevede, tekrar, bu tasarının ülkemize hayırlı olmasını, hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Oyumun renginin olumlu yönde olacağını belirtir, siz değerli Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çakır.

Aleyhte Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu.

Sayın Kuşoğlu, sizin de süreniz beş dakika.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – “Son söz milletvekilinindir.” kuralı gereği söz aldım. Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçici bütçeyi ve uluslararası anlaşmaları saymazsak galiba bu dönem çıkardığımız ilk kanun bu oluyor. Çok önemli bir çalışma yaptık. Bu dönem çıkardığımız ilk ve önemli, kapsamlı kanun bu olmuş oldu; hayırlı uğurlu olmasını diliyorum öncelikle.

Gerçi bu kanunu yaparken yine, usul, esas gözetmedik, etki analizini yapmadık, kanunlara uymadık; bizim muhalefet olarak uyardığımız bazı konuları dinlemeniz, çok önemli eksiklerimiz gediklerimiz var ama yine de hayırlı uğurlu olmasını diliyorum -sonuna geldik- memleketimize, milletimize hayırlı uğurlu olsun.

Değerli arkadaşlarım, burada bir tiyatro oynandığını söyleyebilirsiniz, biz de söylüyoruz. Yeteri kadar buradaki çalışmalardan memnun değiliz. Hepimiz bunu ifade ediyoruz. Ama burası, sonuçta, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Burası, halkın nabzını tutan yerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin daima açık kalması, daima halkın sorunlarını, sıkıntılarını görüşmesi, konuşması gereklidir. Burası, yine de, ne kadar eleştirirsek eleştirelim, en kutsal, en mübarek mekândır. Hepimiz buranın kıymetini bilmek zorundayız. Burada yapılan çalışmaları hiçbirimizin küçümsemeye hakkı yok. Çok önemli şeyler yapılıyor sonuçta burada.

Bakın, şu kanun çalışmasıyla, şu çalışmayla hukukla ilgili çok önemli konular ele alındı, alınması gerekiyordu, hukukla ilgili çok önemli konular vardı işin içinde; ekonomiyle ilgili çok önemli konular vardı. Çalışanların, BAĞ-KUR’lunun, SSK’lının, Emekli Sandığının, kadro bekleyenin, esnafın, herkesin kendisini bulabileceği sorunlar, sıkıntılar buradaydı. Kimse küçümsemesin, “Bir kanun maddesi, işte geldik sadece kanunu konuştuk, kanun maddesinde benim anlatabileceğim şeyler yok.” demesin. Bir tarafıyla, her şeyi aslında kapsayan bir kanundu bu. Uluslararası sorunlara kadar, uluslararası sıkıntılara kadar, uluslararası sistemin sorunlarına kadar her konu çok çok önemliydi.

Değerli arkadaşlar, bir parlamentoda hiç kimse tek başına sihirli bir değneğe sahip değildir, tek başına hiçbir şey yapamaz. Buradaki 550 milletvekili, iktidarıyla muhalefetiyle, hep beraber bir kanaviçe gibi bu sorunları, sıkıntıları dokuyacağız, çözüm üreteceğiz onlarla ilgili olarak; hepimiz, hep beraber yapacağız; herkes bir ilmik, bir desen ilave edecek, beraber üreteceğiz. Tek başına hiç kimsenin bir şey yapması mümkün değil; tek başına da yapması mümkün değil, iktidar olarak da yapması mümkün değil. Muhalefetiyle iktidarıyla hep beraber bir şeyler yapacağız, üreteceğiz; bunu bilmemiz, becermemiz lazım. Bu konuyu küçümsememek lazım, birlikte yapılması gereken bu işi küçümsemememiz lazım.

Zaman zaman burada arkadaşlar sıkılıyor, dışarı çıkıyor, izlemiyor hatta burada olduğu zaman konuları, konuşmacıları, hatipleri ama milyonlarca insan sonuçta bu Parlamentoyu izliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi TV’den izliyor, maalesef televizyon yayınları yasaklandı ama YouTube’dan izliyor, Facebook’tan izliyor ama izliyor. Daha sonra yine tutanakları alacaklar, gelecekte de değerli milletvekilleri o gün ne konuşmuşlar diye bakacaklar ve sonuçta, bizler, milyonlar tarafından izlenen kişileriz. Onun için, doğruyu söylemek, doğru işler yapmak zorundayız. Zaman içerisinde bunun mükâfatını göreceğiz. Zaman bunu değerlendirecektir diye düşünüyorum; kendi arkadaşlarınız, kendi milletimiz değerlendirecektir diye düşünüyorum, Yaradan değerlendirecektir diye düşünüyorum.

Bu kanun çalışmasının, tasarının sonunda söylememiz gereken, düşünmemiz gereken şu: Biz doğru bir çalışma yaptık mı, doğru bir iş yaptık mı? Gereken, halkın beklediği, milletin beklediği yasayı çıkardık mı? O sorunları gereği gibi ortaya döktük mü, koyduk mu? O sorunlara bir çözüm aradık mı yeterince? Çünkü siyaset bilgiyle, beceriyle, ahlakla, hitabetle, popülizmle yapılır. Bunların hepsini doğru dürüst ortaya koyup bir mezcedebildik mi, bunların iyi bir analizini yapabildik mi, bunlara bakmamız gerekiyor.

Yeni olan arkadaşlarımız özellikle, hiç kimse ümitsiz olmasın. Ben bu Parlamentonun başarılı olacağına, gelecekle ilgili olarak güzel şeyler üretebileceğine inanıyorum. Yeter ki gayretle, ihlasla hep beraber çalışalım, uğraşalım, gereğini yapalım; birbirimizle değil, yapılması gereken bu işlerle uğraşalım. Ondan sonra gerekeni hep beraber üretmiş olacağız bu dört yılın sonunda, göreceğiz.

Bu vesileyle, bu tasarıda emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum.

Herkese saygılar sunuyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar varsa hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Şimdi oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, süre bitmiştir. Oy pusulası bu dakikadan sonra alınmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      226

Kabul                                                :                      214

Ret                                                   :                      12(x)

       Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

     Fehmi Küpçü                                        Sema Kırcı

           Bolu                                              Balıkesir”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, 2’nci sırada yer alan, 3 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/304) (S. Sayısı: 3)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmek için, 29 Aralık 2015 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.14



(x) (10/38) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir

(x) 11 S. Sayılı Basmayazı 23/12/2015 tarihli 18’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.