TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 18’inci Birleşim

                                                                                       23 Aralık 2015 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın, Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının 79’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Mehmet Âkif Ersoy’un vefatının 79’uncu, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümlerine ve İzmir Valiliğinin Menemen’deki anma töreninde Menemen Belediye Başkanının konuşmasını yasaklamasına ilişkin açıklaması

 

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Hükûmet yetkililerinin HDP milletvekillerinin telefonlarına cevap vermediğine, Gümrük ve Ticaret Bakanına bir haftadır ulaşamadığına, Adalet Bakanlığının HDP milltevekillerinin cezaevlerini ziyaret başvurularını dikkate almadığına ve Başkanlık Divanının bu konuyu netleştirerek bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, HDP milletvekillerinin haklarının gasbedildiğine ve Başkanlık Divanı tarafından Başbakanla görüşülerek konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ile Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan terör olaylarından en çok çocukların etkilendiğine ilişkin açıklaması

7.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Afyonkarahisar’da kapatılan belde belediyelerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

9.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Sarp Sınır Kapısı’nda yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

10.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan ihalelerde şartnamelere uyulmadığına ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in altyapı ve otoparkla ilgili sorunlarına ilişkin açıklaması

12.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve ülkede son günlerde yaşanan iç ve dış olaylara ilişkin açıklaması

13.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, iktidara mensup milletvekillerinin Genel Kurul çalışmalarına aktif olarak katılmadıklarına ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki terör olayları sonucu meydana gelen çocuk ölümlerine ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli Üniversitesindeki özel güvenlik görevlilerinin tutumuna ilişkin açıklaması

15.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, şehit olan Birkan Gündüz’e Allah’tan rahmet dilediğine ve elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi sonucu Giresun’da yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’nda yapılan yeni düzenlemelere ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişikliğin yol açtığı mağduriyetlere ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, devrim şehidi Kubilay’ı ve aynı gün şehit olan 2 bekçiyi ve Sarıkamış şehitlerini andığına, Sinop’ta kurulması planlanan 2’nci nükleer santralin durumuna ilişkin açıklaması

19.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Uludağ Üniversitesininde çalışan bazı personelin kadro sorunlarına ilişkin açıklaması

20.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, ülkenin doğu ve güneydoğusunda yaşanan terör olaylarının sorumlularının AKP, HDP ve PKK olduğuna ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, Hükûmetin İsrail’le olan ilişkilerindeki uzlaşma arayışının özel bir nedeni olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

22.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, PKK’lılar tarafından katledilen Samet Pişkin, Eren Kılıç ve İslam Çakar’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin’in turizm teşvik kapsamına alınmasını beklediğine ilişkin açıklaması

23.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Millî Eğitim Bakanlığının şube müdürü atamalarının iptaliyle ilgili Danıştay kararlarına uymadığına ve turizm sektörünün sorunlarına ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

25.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Adalet ve Kalkınma Partisinin yargı üzerinde baskı uyguladığına ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün okullara Dünya Arapça Günü’yle ilgili gönderdiği yazıya ilişkin açıklaması

27.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ili başta olmak üzere Suriye’deki savaşın olumsuz etkilerini yaşayan illere Hükûmetin maddi yardımda bulunmayı düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

28.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’da bir klinikte yaşanan ölüm vakasından sonra Trabzon Valiliği tarafından hiçbir işlem yapılmamasına ilişkin açıklaması

29.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümüne ve Sivaslı-Çivril yolunun bir an önce bitirilmesini istediğine ilişkin açıklaması

30.- Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in, Millî Eğitim Bakanlığının 17-25 Aralık haftasını “Arapça Haftası” olarak ilan etmesine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun, TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’a görevinde başarılar dilediğine ve sendikal nedenlerle işten çıkarmalara son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

32.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Pamukkale ören yerine giriş ücretine yapılan zamma ilişkin açıklaması

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’a görevinde başarılar dilediğine ve Suriyeli mültecilerin yaşadığı sıkıntılara ilişkin açıklaması

34.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Balıkesir’de su şebekelerindeki arızalar nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Genel Kurulda açıkça etnik ırkçılık atışmalarına tanık olunduğuna ve yapılan bu tartışmaları aldatıcı ve sanal olarak gördüklerine ilişkin açıklaması

36.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP Grubu olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde terör olayları nedeniyle yaşanan sorunların çözümü konusunda bütün partilerin gayret göstermesi gerektiğini düşündüklerine ilişkin açıklaması

37.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisi olarak duruşlarını soğukkanlı bir şekilde devam ettireceklerine ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan sorunları mutlaka Meclis iradesi altında çözeceklerine ilişkin açıklaması

39.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, bazı bakanlıklar nezdinde Halkların Demokratik Partisine yapılan ayrımcı uygulamaların Başbakanın müdahalesiyle ortadan kalkacağını umduklarına ilişkin açıklaması

40.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’yle görüşerek İdris Baluken’in konuşma isteğini ilettiğine, Adalet Bakanına ulaşamadığına, HDP milletvekillerinin bakanlarla görüşememesi konusunu Meclis Başkanına ilettiğine ve daha sonra kendilerine bilgi verileceğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in talebi üzerine Başbakanla görüşme yaptıktan sonra bu konuyla ilgili görüşlerini ifade edeceğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in talebi üzerine Başbakanla görüştüğünü ve Başbakanın, Halkların Demokratik Partisine ayrımcı bir tutum sergilemediklerini ifade ettiğine ilişkin konuşması

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın, Van Milletvekili Lezgin Botan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklaması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, iş kazalarına neden olan kurumsal, idari, hukuki ve ekonomik faktörlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/33)

2.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, IŞİD’le petrol ticareti yapıldığına dair iddiaların ve bulguların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/34)

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, basın özgürlüğünün tüm boyutlarıyla ele alınması, Hükûmet programı ve politikası bağlamında da hak ve özgürlük ihlallerinin bir kez daha gözden geçirilerek TBMM’de değerlendirilmesi amacıyla genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/2)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/204) esas mumaralı Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/6)

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Türkiye’de uygulanan sınır politikalarının yol açtığı düzensiz göç ve insan kaçakçılığının geldiği boyutların tespit edilmesi, Suriye, Irak ve İran sınırı ve deniz kıyılarındaki hak ihlallerinin araştırılması, uluslararası mülteci hukukuna uygun geri gönderilmeme ilkesini esas alan politikalar geliştirilebilmesi amacıyla 17/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Aralık 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Kürt sorununun çözümü ve terörle mücadelede Hükûmetin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin verilmez hâle gelmesi, vatandaşların can ve mal güvenliği üzerindeki tehditler, yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla 23/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Aralık 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11)

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, gümrük kapılarını işleten firmaların yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddialarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/58)

23 Aralık 2015 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrar yapacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Hatay ilinin sorunları hakkında söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Serkan Topal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizler, medeniyetlerin beşiği Hatay’ın işçisi, emekçisi, esnafıyız; buraya inşaatlardan, pamuk tarlalarından geldik.

Hatay’da sınırın varlığı unutuldu, eli silahlı cihatçılar türedi, kimliksiz, sorgusuz dokunulmazlıklar verildi onlara. Huzur bozuldu, güven ve barış yok edildi ve Reyhanlı’da paramparça oldu insanlar. Güvenlik yok oldu, adalet yok oldu, devletin varlığı yok oldu; ticaret bitti, gümrük kapıları kapandı, tel örgülü sınırlar açıldı, insan ticareti başladı; silahlar, bombalar gelip gitmeye başladı; dilenenler, köleler, satılanlar, kaçakçılık, kara para ve sokağa düşenler… Kamyonlar, tırlar, şoförler işsiz; kepenk kapatan esnaflar, yetiştirdiği ürünü elinde kalan çiftçiler… Kısacası, Hatay kan ağlıyor, kan! Her bedeli ödeyen biz, her zorluğa katlanan biz, ölen biz, soyulan biz, istismar edilen biz… Biz, dolar kuru, borsa endeksi, faiz seviyesi değiliz, milyarlarca doların fon yöneticisi değiliz, harama el uzatan asla değiliz. Biz, Hatay’ız ve Hatay Türkiye’dir.

Vatanımızı komşumuzdaki yangın yerine çevirecek olanlar bilmelidirler ki en ağır bedelleri ödemeye ve ödetmeye hazırız. Vatan namustur, hamaset değil. Hamaset kaçak köşklerde, saraylarda; namus sokakta yüz yüze, hayat kavgasında, orada, memleketimizde, Hatay’ımızda, Türkiye’mizde. Bizler zulme, sömürüye, baskıya, yalana, talana, kan siyaseti yapanlara karşı adaleti, eşitliği, insanca yaşamı ve barışı haykırmak için buradayız.

Ey Türkiye’m, AKP’nin 7 Hazirandaki hezimetinden bugüne kadar, istikrarlı bir şekilde yüzlerce insanımız katledildi, gazetecilerimiz tutuklandı, asker ve polisimiz öldürüldü, uluslararası krizler yaratıldı. AKP Türkiye’yi, istikrarlı bir şekilde, dış politikada savaş yanlısı, iç politikada gasplar ülkesi, tehditler ülkesi, katliamlar ülkesi, hırsızlar ülkesi, hendekler ülkesi hâline getirdi.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Bağırmadan konuş, dinleriz biz!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Bu iktidar, kibrin iktidarıdır, ötekileştirmenin, yok saymanın, hamasetin, yolsuzluğun iktidarıdır; Ermenek’te iş cinayetine kurban verdiğimiz bir canımızın babasına 10 liralık lastik ayakkabıyı utanmadan gönderenlerin, o ayakkabı kutularında milyon dolarları saklayanların iktidarıdır.

Yanı başımızda Orta Doğu yanıp tutuşurken karpuz keser gibi insan kafası kesen terörist güruhlara gönderilen silahların akıbetlerini gördük. Bu silahları haber yapan Can Dündar’a ve Erdem Gül’e selam olsun. Selam olsun yurdundan sürgün edilirken cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebeğe. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize)- Vay vay!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Başbakan Yardımcınız, televizyonda “Vallahi de billahi de bu silahlar Türkmenlere gitmedi.” dedi. Hanginiz yalancı? Aranızda bir yalancı var; siz mi yalancısınız, o mu yalancı? Orta Doğu’yu kan gölüne çevirenler, silahları taşıyanlar, silahları ateşleyenler insanlık düşmanıdır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Boş konuşuyorsun! 1 Kasımda ne oldu? 1 Kasım seçimlerinde böyle mi konuştun sen?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sorarım sizlere: Orta Doğu’da Türkmen’i, Kürt’ü, Arap’ı, Hristiyan’ı, Alevi’yi katleden çetelere silah gönderen kim?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hatay’da böyle mi konuştun 1 Kasımda? Onun için sandığa gömdüler!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Siz değil miydiniz Irak, Suriye sınırını terör örgütlerinin geçiş kapısı yapan?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bunlar işe yaramıyor, değiştir! Değiştir bunları!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Siz değil miydiniz işçinin, emekçinin alın terini ayakkabı kutularında iç eden?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda böyle mi konuştun? Onun için… Vay vay vay! İktidar olamazsın!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Siz yalnızca ayakkabı kutularındaki paraları değil, aynı zamanda bu ülkenin, bu toplumun itibarını da sıfırladınız. Mısır’ı, Libya’yı, Irak’ı ve Suriye’yi kan gölüne çeviren…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda böyle konuştuysan…

BAŞKAN – Sayın hatibi dinleyelim lütfen.

SERKAN TOPAL (Devamla) - …emperyalist güçlerin taşeronluğunu yapan sizler değil miydiniz?

Reyhanlı’da, Suruç’ta, Ankara’da bombalar patladığında bu ülkenin MİT’i, bu ülkenin bakanı, bu ülkenin Başbakanı, bu ülkenin Cumhurbaşkanı sizler değil miydiniz? Şimdi, hangi yüzle ülkenin bugünlere gelmesinde başka bir sorumlu arıyorsunuz?

Biz, vatanımızı, milletimizi, bayrağımızı seviyoruz. Sizin deyiminizle, biz millî olmasına millîyiz de siz Türkiye üzerinde oynanan hangi projenin eş başkanısınız, onu açıklayın.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Sakin, daha sakin!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Sizin anlayacağınız dilden söyleyeyim o zaman: Bu ülkeyi yö-ne-te-mi-yor-su-nuz! (CHP sıralarından alkışlar)

Sözlerimi Adnan Yücel’le bitirmek istiyorum:

“Ey her şey bitti diyenler/ Ve sürecek/ Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Topal.

Gündem dışı ikinci söz, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluş yıl dönümü hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Sayın Ümit Özdağ’a aittir.

Buyurunuz Sayın Özdağ.

Süreniz beş dakikadır.

2.- Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın, Gaziantep ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emsali görülmemiş bir zafer kazanan, dönemin en güçlü askerî ittifakına karşı İstiklal Harbi veren ve yeni bir devlet kuran Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyesi olmak, bu Meclisin bütün üyeleri için yaşam boyunca taşıyacakları en büyük onurdur. Dünya üzerinde birçok parlamento vardır, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi bir Millî Kurtuluş Savaşı veren ve bir Millî Kurtuluş Savaşı’ndan doğan parlamento sayısı çok azdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyesi olmanın onurunun bilincinde olarak sizleri Gaziantep Milletvekili kimliğimle selamlamak benim için ayrı bir onur nedenidir. Çünkü devletimizin kurucusu Aziz Atatürk şöyle demektedir: “’Türk’üm.’ diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü Gazianteplileri kahramanlık timsali olarak alabilir.”

Antep, İstiklal Harbi’mizin bütün yoğunluğuyla devam ettiği bir dönemde Güneydoğu Anadolu’yu istila etmek isteyen Fransız emperyalizmini ve Fransız emperyalizminin kiralık Ermeni çetelerini, gösterdiği büyük direnç ve kahramanlıkla yıldırmıştır. Fransız emperyalizmi Antep’te gördüğü büyük direnişten sonra bu coğrafyada kalmanın mümkün olmadığına karar vererek Güneydoğu Anadolu’yu boşaltma kararı almıştır.

İstilacı Fransız ordusunun komutanı Abadie, Fransız ordusuna karşı direnen Antep halkının mücadelesini Fransız ordusunun Birinci Dünya Savaşı’nda Alman ordusuna karşı büyük direnç gösterdiği Verdun Muharebesi’yle karşılaştırmış ve “Türk Verdun”ü Gaziantep” adlı bir kitap yazmıştır. Abadie, Anteplilere olan hayranlığını şöyle dile getirmiştir: “Bu muharebe, Türklerin savunmadaki azim ve metanet ile çevikliğini, bununla birlikte sokak muharebeleriyle evlerin savunma hâline konulmasındaki beceresini bir defa daha göstermiştir.”

Değerli milletvekilleri, Antep müdafaası on ay dokuz gün sürmüştür. Bu tarihler arasında 6.300 Gaziantepli yetişkin erkek şehit olmuştur. Bu, yetişkin erkek nüfusun neredeyse tamamı anlamına gelmektedir. Şehre 80 bin top mermisi düşmüştür, 8 bin bina yıkılmıştır; Antep, Fransız ordusuna değil açlığa teslim olmuştur ancak yenilmemiştir. General Gouraud “Fransız ordusu Antep’e girmek için on ay dokuz gün uğraşmak zorunda kaldı, Anadolu’da bin tane Antep var.” derken Fransız ordusunun Gaziantep önünde nasıl yıldığını ortaya koymuştur.

6 Şubat 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisi 93 numaralı Kanun’la Antep’e gazilik unvanı vererek kentimizin “Gaziantep” olduğunu ilan etmiştir. 15 Mart 1921’de Londra’da Türk-Fransız delegasyonu Antep, Adana ve çevresinin Türklere iadesi konusunda anlaşmaya varmıştır. 25 Aralık 1921 tarihinde son Fransız askeri Gaziantep’i terk etmiştir. Antep müdafaasının tarihî değerini Mustafa Kemal Atatürk şöyle ifade eder: “Ben Gazianteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki, onlar Gaziantep’i kurtardıkları gibi Türkiye’yi de kurtardılar.” Atatürk Gaziantep’in müdafaasına verdiği değeri kendisini nüfusa Gaziantep’ten kaydettirerek de göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, konuşmama Aziz Atatürk’ün 25 Aralık 1937 tarihinde Gaziantep’in kurtuluşunun 16’ncı yıl dönümü münasebetiyle gönderdiği telgraftaki şu mesajı paylaşarak devam etmek istiyorum, diyor ki Aziz Atatürk: “Eğer bir gün milletin, vatan ve cumhuriyetin yüksek menfaatleri gerektirirse o çevre kahramanlarının geçmişte olduğundan daha yüksek kahramanlıklar göstereceklerinden asla şüphem olmadığı bilinmelidir.”

Bir Gaziantep Milletvekili olarak Aziz Atatürk’e Türkiye Büyük Millet Meclisinden şöyle seslenmek isterim: Sadece Gaziantep’in değil, bütün Türkiye'nin kahramanları, milletin, vatan ve cumhuriyetin yüksek menfaatleri gerektirirse Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da, Sakarya’da, Dumlupınar’da gösterdiği kahramanlığın aynısını gösterecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Rahat uyu Aziz Atatürk. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdağ.

Gündem dışı üçüncü söz, Mehmet Akif Ersoy’un vefat yıl dönümü hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’a aittir.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın, Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 79’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Bayramiç doğumlu istiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 79’uncu yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle değerli milletvekillerimizi ve aziz Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Bugün, bu yüce Meclis çatısı altında, milletimiz adına merhum Mehmet Akif Ersoy’u minnet ve hürmetle yâd ediyor, kendisine şükranlarımı sunuyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Pak bir ruha, temiz bir vicdana, yüksek bir ideale sahip olan Mehmet Akif, bir dava, aşk ve heyecan adamıdır; adaleti, vicdanı, merhameti ayakta tutan bir ruhla, düvelimuazzamanın topuyla, tankıyla üzerimize geldiği günlerde gücün, zulmün, zorbalığın karşısında asla boyun eğmemeyi, hakikati eğip bükmemeyi, şartlar ne olursa olsun hakkı tutup kaldırmayı haykıran bir münevverdir.

Akif’in hayatı gözyaşıdır. “Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım./Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım.” diyerek, sadece parçalanan Osmanlı coğrafyası için değil, sadece kendi milleti için değil, tüm mağdurlar ve mazlumlar için gözyaşı dökmüş, hepsinin sızısını yüreğinde hissetmiştir. İşgallerin, yoksulluğun, geri kalmışlığın, cahilliğin karşısında durarak insan merkezli bir medeniyeti ihya etmenin derdini taşımıştır. Türk’üyle, Arap’ıyla, Kürt’üyle, Laz’ıyla topyekûn bir milleti ayrıştırmak isteyenlere karşı “Bana vahdet gibi bir yârı müsait lazım.” diyerek birlik ve beraberliğimizin mücadelesini vermiştir.

Değerli milletvekilleri, Akif bir nesil hayal etmiştir. “Asım’ın nesli” diye müşahhaslaştırdığı altın bir nesil; gönlünde Allah, Peygamber, insan, millet ve vatan sevgisi taşıyan bir nesil. Molotoflarla, taşlarla, sopalarla, silahlarla kini, nefreti ve düşmanlığı taşıyan değil; karıncayı dahi incitmekten çekinen, bir insanı öldürmeyi bütün insanlığı öldürmek kabul eden anlayışta bir sevgi ve merhamet neslini hayal etmiştir. Ait olduğu coğrafyanın güçlü dinamiklerini harekete geçirerek parçalanan bir coğrafyayı birleştirmek, ırkçılık ateşiyle yakılmak istenen millet birliğini yeniden tesis etmek için mücadele vermiştir. Geleceğe ilişkin hep güzel umutlar beslemiştir. “Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli/ Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.” mısralarını bu yüce Meclis çatısı altında ayakta alkışlayan milletvekillerinin, ölümünden sonra memleketimizde ezanı susturduklarına şükür ki şahit olmadı. “Doğrudan doğruya Kur-an’dan alarak ilhamı/ Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.” diye haykıran Akif, şükür ki bu ülkede Kur-an’ın bir suç unsuru, İslam’ın ise terakkiye mâni ve terk edilmesi gereken bir din görüldüğü yıllara da tanıklık etmedi. “Ey vatansız derbederler, ey deni kundakçılar!/Bir kızarmaz çehre bulmuşsun ya, ey cani;/Hem bütün dünyayı ifsat eyle hem muslih görün!” mısralarında işaret ettiği, bugün barış kisvesi altında ülkemizi yangın yerine çevirerek kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen eşkıyaları da şükür ki görmedi.

Allah’a hamdolsun ki bugün onun idealiyle yetişen Asım’ın nesli zalim ve hainlerin bütün bu desiselerini bertaraf ederek Mehmet Akif’in ümidinin ne kadar gerçek olduğunu gösterdiler ve gösterecekler.

Asım’ın nesline selam olsun diyor, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden önce sisteme giren sayın milletvekillerine 60’a göre söz vereceğim.

İstemleri hâlinde sayın grup başkan vekillerine de söz vereceğim.

Şu anda sisteme giren Sayın Levent Gök, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 79’uncu, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümlerine ve İzmir Valiliğinin Menemen’deki anma töreninde Menemen Belediye Başkanının konuşmasını yasaklamasına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

27 Aralık 1936 yılında vefat eden, ulusal marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy’u biz de bütün kalbimizle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak saygıyla ve minnetle anıyoruz.

Sayın Başkan, bugün, 23 Aralık 1930 tarihinde Menemen’de gerici bir kalkışma sonucu olayı önlemek amacıyla oraya giden Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin ölüm yıl dönümü. Bundan tam seksen beş yıl önce, 1923’te kurulan modern cumhuriyetin, laik cumhuriyetin daha filizlendiği dönemlerde, o dönem dinsel yönden Türkiye’deki laik cumhuriyeti çökertmek isteyen gerici ayaklanmaların arttığı bir dönemde Kubilay kendisini feda etti ve cumhuriyetin bir simgesi hâline geldi. Kubilay’ı rahmetle anıyoruz, seksen beş yıl önce katledilen Kubilay’ı.

Bugün de İzmir’de törenler yapılıyor ama ne yazık ki İzmir Valiliği, Menemen Belediye Başkanımızın Menemen’deki resmî devlet törenlerinde konuşmasını yasaklayan ve önleyen bir karar aldı. Ne amaçla alındığı, hangi amaca hizmet ettiği belli olan bu kararın Türkiye’de yarattığı infiali bir kenara bırakıyorum, Sayın Vali ve o ilçenin yöneticileri bilmelidir ki Kubilay, aradan daha nice seksen beş yıllar da geçse laik cumhuriyeti savunan milyonların kalbinde yer almaya devam edecektir ve Türkiye laiktir, laik kalacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Baluken, buyurunuz.

2.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Hükûmet yetkililerinin HDP milletvekillerinin telefonlarına cevap vermediğine, Gümrük ve Ticaret Bakanına bir haftadır ulaşamadığına, Adalet Bakanlığının HDP milltevekillerinin cezaevlerini ziyaret başvurularını dikkate almadığına ve Başkanlık Divanının bu konuyu netleştirerek bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, iki önemli hususu bilgilerinize sunacağım ve Başkanlık Divanının uzun süredir Meclisin gündemini işgal eden bu konuyla ilgili bir çözüm bulmasını talep edeceğim çünkü biz bu Mecliste artık çalışamaz bir duruma gelmiş durumdayız. Halkların Demokratik Partisi milletvekillerinin aradığı Hükûmet yetkilileri, acil gündemler, son derece yakıcı gelişmeler önümüzde durmasına rağmen, telefonlarımıza cevap vermiyorlar.

Ben 5 milyonu aşkın oy almış bir siyasi partinin Grup Başkan Vekili olarak tam bir haftadır Gümrük ve Ticaret Bakanına ulaşmaya çalışıyorum. İki aydır, AKP’nin, Kürt karşıtı, Kürt düşmanlığı temelindeki politikaları neticesinde Kobani’ye uyguladığı ambargo nedeniyle Kobani’nin yeniden inşa süreci akamete uğramış durumda. Kobani’de bu yeniden inşa süreci için Türkiye’den alımı yapılan, parası ödenen, vergisi ödenen demir ve çimentolar AKP’nin zihnindeki Kürt karşıtlığı nedeniyle maalesef gasbedilmiş durumda. Yani, Türkiye’yle ticaret yapılmış, parası ödenmiş; parası ödenmiş malı AKP Hükûmeti talimatla Kobani’ye, Rojava’ya geçirmiyor. Bu krizi aşmak için bir haftadır Hükûmet yetkilisi bir bakana ulaşmaya çalışıyoruz; lütfedip, tenezzül edip telefonlarımıza geri dönme zahmetinde bile bulunmuyor. Bu, tamamen milletvekilinin ve Parlamentonun itibarını ayaklar altına alan bir uygulamadır.

İkinci olarak da, aynı hususta, Adalet Bakanlığını ilgilendiren bir durumla ilgili milletvekili yetkimizin ve hakkımızın gasbedildiğini düşünüyoruz. Beş ayı aşkın bir süredir Halkların Demokratik Partisi milletvekillerinin cezaevlerindeki hak ihlallerini yerinde tespit etmek amacıyla yapmış oldukları hiçbir girişime cevap verilmiyor, herhangi bir resmî gerekçe bize sunulmuyor. Hiçbir milletvekilimiz aylardır cezaevlerinden hiçbir tanesine bir tek ziyaret bile gerçekleştiremiyorlar. Yani, ortadaki durum şudur: AKP’li, MHP’li ya da CHP’li herhangi bir milletvekili Türkiye’nin herhangi bir cezaevine ziyaretle ilgili başvuru talebinde bulunduğu zaman buna karşılık veriliyor, bu başvuruya olumlu yanıt veriliyor ancak HDP’li milletvekillerinin yapmış olduğu başvuruya bırakın olumlu cevap vermeyi, hangi gerekçeyle reddedildiğine dair herhangi bir geri bildirim bile yapılmıyor.

Bu koşullar altında bizim bu Parlamentoda çalışmamız mümkün değildir. Sizin Başkanlık Divanı olarak bunu bir an önce netliğe kavuşturmanız gerekiyor. Biz eğer milletvekiliysek yetkimiz, hakkımız, bu konuda kullanacağımız inisiyatifimiz İç Tüzük ve Anayasa’da belirlenmiştir, herhangi bir bakanın keyfî uygulamasıyla da gasbedilmesine müsaade edemeyiz. Bu konuyu bir an önce sizin netleştirmeniz ve grubumuza bu oturum içerisinde bilgi vermeniz gerekiyor. Yetkisi gasbedilmiş bir milletvekili olarak bu Parlamentonun çalışamayacağını ifade ediyorum. O nedenle bütün grup olarak talebimiz, bir an önce, bu oturumda hemen bir ara vermeniz, Adalet Bakanlığından hemen bir bilgi almanız ve milletvekilinin cezaevine gönderilmeme gerekçesiyle ilgili Genel Kurulu bilgilendirmeniz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Çünkü biz ona göre bir siyasi tavır, bir siyası tutum ortaya koyacağız.

BAŞKAN – Sayın Baluken’e bir dakika daha verelim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Şu anda, bugün, yetkisi gasbedilmiş bir Parlamentoda, kendi hakkını, hukukunu koruyamayan bir milletvekili olarak burada çalışmaya izin vermeyeceğiz, böyle bir çalışma yöntemi olmaz. Onu belirleme yetkisi herhangi bir bakanın keyfî yaklaşımı, siyasi görüşü üzerinden şekillenemez. Bir CHP, MHP, AKP milletvekili cezaevine gidiyorsa bir HDP milletvekilinin de mevcut İç Tüzük ve Anayasa’ya göre yapmış olduğu bütün başvurularla gitmesi gerekiyor.

Dolayısıyla, sizin, şu anda bu durumu netleştirmeniz için bu oturumu devam ettiremeyeceğinizi ifade etmek istiyorum. Derhâl bir ara vermeniz, milletvekilinin yetki ve hakkının, hukukunun neden gasbedildiğini Meclis Başkanlık Divanı olarak açıklığa kavuşturmanız gerekiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Baluken, sizin ifade ettikleriniz gösteriyor ki milletvekili görev ve yetki alanına ilişkin bir kısıtlama var. Dolayısıyla, bu duruma açıklık getirmek durumundayız. Milletvekilinin itibarını korumak aynı zamanda Başkanlık Divanının da görevidir.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Darbe zihniyetidir bu, darbe anlayışıdır.

BAŞKAN – Dolayısıyla, durumu netleştirmek için hem Sayın Meclis Başkanıyla hem Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanıyla hem de Sayın Adalet Bakanıyla görüşme gerçekleştireceğim.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.49

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’yle görüşerek İdris Baluken’in konuşma isteğini ilettiğine, Adalet Bakanına ulaşamadığına, HDP milletvekillerinin bakanlarla görüşememesi konusunu Meclis Başkanına ilettiğine ve daha sonra kendilerine bilgi verileceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bir önceki oturumda Sayın Baluken’in Gümrük ve Ticaret Bakanının ve Adalet Bakanının uzun bir süredir hem kendilerinin hem de Halkların Demokratik Partisi Grubu milletvekillerinin telefonlarına çıkmadığına dair bir sitemi vardı ve bundan kaynaklı bizim de Divan olarak bu konuya müdahil olmamız gerektiğini ifade etmişti. Ben oturuma ara verdim ve bu ara içerisinde hem sayın bakanlarla hem de Sayın Meclis Başkanıyla iletişim kurmaya çalıştım. Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’yle görüştüm Sayın Baluken. Kendisi, evet, doğrudur, iki üç gündür sizinle görüşmediğini söyledi fakat “Eğer şu anda bile ararsa telefonla görüşebiliriz.” diye ifade etti. Fakat Adalet Bakanına ulaşamadık. Sayın Adalet Bakanının toplantıda olduğu söylendi. Sayın Meclis Başkanıyla bir görüşme gerçekleştirdim. Sayın Meclis Başkanı da bu konuyu her iki bakanla görüşeceğini ve gün içerisinde bize dönüp bilgi vereceğini ifade etti.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, HDP milletvekillerinin haklarının gasbedildiğine ve Başkanlık Divanı tarafından Başbakanla görüşülerek konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bizim asıl sorun olarak ifade ettiğimiz şey şuydu: Yani tabii ki Gümrük ve Ticaret Bakanının telefonlarımıza çıkmaması önemli bir sorundur, aslında hakkı ve haddi de değildir. Halkın iradesini esas alan bir Kabine üyesiyse bir hafta boyunca “Toplantı gerekçesiyle telefona cevap veremedim.” gibi bir gerekçe gösteremez ancak asıl burada sorun olarak belirttiğimiz husus, Adalet Bakanlığının, bizzat Adalet Bakanının bilgisi dâhilinde, yapmış olduğumuz görüşmelere rağmen milletvekili hak ve yetkimizi gasbetmesi meselesidir. Yani bu ülkede HDP Grubuna, HDP milletvekillerine yönelik Kabinede yeni bir karar alınmış ve bu karar bakanlıklar eliyle uygulamaya geçmişse bilmemiz lazım ama eğer öyle bir şey yoksa bizim milletvekili olarak İç Tüzük’ten ve Anayasa’dan kaynaklı olan yetkilerimizi ve hakkımızı, hukukumuzu dizayn etme, bunları kısıtlama yetkisine sahip olmadığını belirttik.

Şimdi siz, burada vermiş olduğunuz cevapla bu yetkinin gasbının ortadan kaldırıldığına dair herhangi bir görüş ifade etmiyorsunuz. Oysaki siz, Adalet Bakanı toplantıdaysa Kabinenin en yetkili kişisi olarak, yürütmenin başı olarak Sayın Başbakanla görüşüp HDP Grubunun ve HDP milletvekillerinin neden böyle bir uygulamaya maruz kaldığını sorabilirdiniz. Eğer Parlamento bu anlayışla çalışacaksa o zaman bizim burada oturmamızın bir anlamı olmayacak. Dolayısıyla, Sayın Adalet Bakanının toplantıda olmasını biz bir gerekçe olarak kabul etmiyoruz. Biz, beş aydır, Adalet Bakanlığıyla, bu sorunun aşılması için görüşmeler yapıyoruz. Eğer görüşmelerle bu tıkanıklık aşılmıyorsa, HDP milletvekillerinin yetkileri gasbediliyorsa bunu Sayın Başbakanla konuşup açıklığa kavuşturmanız lazım.

Biz, şu anda, işlevsiz olmuş, yetkisi gasbedilmiş bir grup olarak, milletvekilleri olarak bu sıralarda oturamayız, böyle bir şey yok yani. O yüzden, ara vermeniz, bu konuyu netliğe kavuşturmanız, Sayın Başbakanla bu konuda bir görüşme yapmanız ve buraya bir cevapla gelmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Baluken, ifade ettikleriniz bence de doğru yani Halkların Demokratik Partisine mensup bütün milletvekillerinin diğer milletvekilleri gibi cezaevlerine gidip oradaki insanlarla görüşme hakkı vardır ve bu hakkı hiç kimse gasbedemez. Dolayısıyla, ben de sizin görüşleriniz doğrultusunda bir kez daha oturuma ara vereceğim ve Sayın Başbakana bu konuyu ileteceğim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başbakanı aramanız lazım. Biz milletvekili miyiz, değil miyiz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Başbakanla görüşme yaptıktan sonra size tekrar bilgi vereceğim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı.

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ile Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, her şeyden önce, Meclisin çalışmasında böyle bir usul yok, Meclis buradaki işleri yürütmekle mükellef. Yürütmenin nasıl denetleneceğine ilişkin hususlar hepimizi ortak bir şekilde bağlayan yasalarda, İç Tüzük’te mevcut. Soru önergeleri verilebilir, yazılı önergeler verilebilir, bu çerçevede gensoru verilebilir, her türlü yol ve yöntem demokratik bir zeminde dile getirilebilir. Ancak “Biz görüşemiyoruz, bu yüzden Meclis çalışmasına ara verelim.” şeklindeki bir talebin İç Tüzük’te yeri yoktur. Bizim görevimiz, burada Meclisi çalıştırmaktır. HDP’li arkadaşların sayın bakanlarla görüşme taleplerini anlıyorum, sayın bakanların görüşmeleri gerektiğini de kabul ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Görüşme değil, yetkimiz gasbedilmiş.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Elbette, sonuçta burada milletin iradesiyle buraya gelmiş olan bir sayın vekilin, yine meşru bir şekilde burada temsil edilen bir siyasi partinin yürütmeye ilişkin olarak çeşitli konularda görüşmek üzere böyle bir talepte bulunması hâlinde ilgili kişilerin bu görüşmeyi kabul etmesi, görüşmeyi yapması gerekir, buna katılıyorum. Niçin görüşmediklerini bilmiyorum, bu görüşme niçin yapılamıyor, onu da bilmiyorum. Elbette buna ilişkin başka türlü temaslar kurulabilir ama burası Meclis. Sayın Başkanım, sizin buradaki göreviniz HDP Grup Başkan Vekilinin taleplerini yerine getirmek değil, sizin buradaki göreviniz Meclisin çalışmasını temin etmek ve bunu yasalar çerçevesinde yapmak. Lütfen, görevinizi yapınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bu talebi siz de bana iletirseniz ben yine aynı şekilde oturuma ara verip içeride görüşmelerimi yaparım. Bu talebi bana Sayın Gök, bu talebi bana Sayın Vural da eğer ifade edip söylerse yine aynı şekilde davranıp, oturuma ara verip bu talebi yerine getirmeye çalışırım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hangi madde gereği, hangi maddeye göre? İç Tüzük’ün hangi maddesi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Bostancı, Sayın Baluken Halkların Demokratik Partisi Grubunun Grup Başkan Vekilidir, ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyalar.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İç Tüzük, İç Tüzük efendim. Hangi madde?

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bir sıkıntı değil, milletvekili hakkımız gasbedilmiş. Milletvekili miyiz, değil miyiz?

BAŞKAN – Dolayısıyla, bu sıkıntıyı çözmek bizim görevimizdir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir usul yok efendim.

BAŞKAN – Milletvekilinin talebini yerine getirmek bizim görevimizdir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sizin göreviniz Meclisi yönetmek Sayın Başkan, burada herkesin isteğini yerine getirmek değil.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

5.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Bostancı anladığım kadarıyla konuşmamı ya dinlememiş ya da anlamak istememiş.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben dinledim, anladım.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Bizim ifade ettiğimiz şey, bakanlarla istediğimiz zaman görüşme mevzusu değil, biz bakanlarla görüşmek için can atan milletvekilleri ya da grup da değiliz. Var olan sıkıntıların giderilmesine yönelik zaman zaman zorunlu görüşmeler gerçekleştirmemiz gerekiyor, bunlara cevap verilmediği için burada ifade ettik. Ancak, bugün dile getirdiğimiz asıl husus, milletvekili yetkimizin, hakkımızın, hukukumuzun gasbedilmesidir. Bu kadar açık ve nettir. Milletvekilinin çalışma sahası sadece bu Genel Kurul salonuyla sınırlı değildir, halk içerisinde yaptığı çalışmalar, kurumlar nezdinde yaptığı çalışmalar, hak ihlalleriyle ilgili yaptığı çalışmaların tamamı anayasal ve İç Tüzük maddeleriyle güvence altına alınmıştır. Şu anda, güvence altına alınan yetkilerimiz gasbedilmiş. Dolayısıyla, “Bakanlarla görüşemedikleri için bu şekilde ifade ediyorlar.” söylemi doğru değildir. Biz yetkilerimizin gasbedilmesinden dolayı, bu durumun netliğe kavuşmasını istiyoruz çünkü bu durum şunu belirleyecek: Bu Mecliste milletvekili olarak kabul ediliyor muyuz, edilmiyor muyuz; Parlamento grubu olarak, bir halk iradesini yansıtan siyasi parti olarak kabul ediliyor muyuz, edilmiyor muyuz, bu açıdan önemlidir. Bu, önümüzdeki günler açısından da Halkların Demokratik Partisinin kendi demokratik, siyasi çalışmalarıyla ilgili yapacağı çok önemli kararları belirleyebilecek tarihî niteliği haiz bir meseledir. O nedenle, Sayın Başbakanla görüşmeniz, Sayın Başbakanın bilgisi dâhilinde böyle bir ayrımcı uygulamanın olup olmadığını, Kabinenin bu konuda karar alıp almadığını bize belirtmeniz gerekiyor. Biz grup olarak yetkisiz, tamamen hakkı, hukuku gasbedilmiş bir durumda bu sıralarda bir mizansen parçası olarak oturma şeyi içerisinde değiliz. O nedenle, derhâl ara vermeniz gerekiyor, bu konuyu netliğe kavuşturmanız gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Halkların Demokratik Partisinin meşru kabul edilip edilmediği, halkın temsilcisi olarak görülüp görülmediğine ilişkin bir tartışmayı çok lüzumsuz ve talihsiz görürüm.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Niye o zaman yetkilerimiz gasbediliyor? Ayıp!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Beni dinler misiniz Sayın Baluken.

2011’den beri Meclisteyim ve burada, Mecliste bütün partilere tanınan hakları sonuna kadar kullanıyorlar. Meşruiyetin temeli bu değil midir? Meclisin çalışmalarına her yönüyle katılıyorlar.

Ayrıca, biraz önce yine çok talihsiz bir suizanda bulundu “Acaba, Bakanlar Kurulunda Halkların Demokratik Partisine ilişkin bir karar mı alındı?” diye. Bakın, Sayın Başbakan şimdi bütün partilerden randevu talep etti, Halkların Demokratik Partisinden de randevu talep etti, siz de bugün bir açıklama yapmışsınız, “Olumlu cevap vereceğiz.” diye. Eğer bahsettiğiniz tarzda, sizin şimdi ifade ettiğiniz bir suizan olsaydı böyle bir randevu olmazdı. Elbette Halkların Demokratik Partisi halkın iradesiyle seçilmiş meşru bir parti, bunu hiç tartışmaya bile gerek yok, bunu belirtmeye bile gerek yok. Ama Halkların Demokratik Partisini de, AK PARTİ’yi de, buradaki bütün partileri de bağlayan yasalar var, İç Tüzük var, fiilî durum yaratamayız. Bu Meclisin çalışması yasalarla, İç Tüzük’le yürüyecek. “Biz sayın bakanlarla görüşemiyoruz, o zaman, Meclise ara verelim.” şeklinde bir talep olamaz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Görevimizi yapamıyoruz, “Sayın bakanlarla görüşemiyoruz.” değil mesele.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bakın, biraz önce verdiğiniz ara da doğru değildi. Eğer tekrar ara verirseniz emin olun, vekâleten yaptığınız bu görevi asaleten Sayın Baluken’e bırakmanız gerekir.

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben ne yaptığımı çok iyi biliyorum Sayın Bostancı, bana akıl vermeye kalkmayınız lütfen.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, Sayın Baluken’in ifade ettiği meselenin önemli bir mesele olduğunu ben de ifade ediyorum. Geçen gün de aslında bu konu tartışıldı. Sadece bakanlar değil, bölge valilerinin de özellikle sayın vekillerin telefonuna çıkmadığına dair bir ifade vardı. Dolayısıyla, bugün aynı şey sayın bakanlar için söylendi ve Sayın Baluken’in Kabinede buna dair bir yaklaşım ya da bir karar alınıp alınmadığına dair bir ifadesi var. Ben bunu Sayın Başbakandan öğrenmek durumundayım.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, birleşime bir kez daha on beş dakika ara veriyorum ve Sayın Başbakanla görüşme talep edeceğim.

Kapanma Saati: 15:24

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in talebi üzerine Başbakanla görüşme yaptıktan sonra bu konuyla ilgili görüşlerini ifade edeceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Baluken, bir önceki oturumda, hem sayın bakanlarla hem de Sayın Meclis Başkanıyla görüştüğümü fakat bu konunun bir netliğe kavuşmamasından kaynaklı, sizin talebiniz üzerine Sayın Başbakana ulaşmak için bir kez daha ara vermiştim. Şimdi, verdiğim ara içerisinde Sayın Başbakana ulaşmaya çalıştım fakat Sayın Başbakan şu anda bir televizyon kanalında canlı yayında. Dolayısıyla, Özel Kalemine kendisiyle görüşmek istediğimizi ilettim ve gün içerisinde mutlaka kendisiyle görüşme talebimizin olduğunu da ifade ettim. Özel Kalem bu talebimizi dikkate alacaklarını ifade etti ve gün içerisinde, Sayın Başbakanın televizyon programı bittikten sonra bize geri döneceklerini söylediler. Dolayısıyla, biz şimdi oturuma devam edip görüşmelere geçelim. Bir dahaki oturumda, Sayın Başbakanla görüşme yaptıktan sonra size bu konuyla ilgili görüşlerini ifade edeceğim.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından bir hususu ifade etmek istiyorum.

Biz, göstermiş olduğunuz duyarlılığın önemli olduğunu düşünüyoruz ancak hâlâ bir sonuç alabilmiş değiliz. Gerekçe, Sayın Başbakanın canlı yayında olması olarak ifade edildi. Anlaşılır bir gerekçedir ancak herhâlde Meclis Başkan Vekiline “Geri döneriz.” şeklinde vermiş olduğu yanıtla size gün içerisinde geri dönülecektir. Geri dönüldüğünde bu konunun mutlaka açıklığa kavuşturulmasıyla ilgili ısrarımızın sürdüğünü burada ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken. Ben konunun takipçisi olacağımı bir kez daha ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi 60’a göre sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sisteme giren sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Atıcı, Sayın Bozkurt, Sayın Bayraktutan, Sayın Parsak, Sayın Kayışoğlu, Sayın Akın, Sayın Göker, Sayın Sarıhan, Sayın Hürriyet, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Gürer, Sayın Yıldız Biçer, Sayın Yarkadaş, Sayın Aydın, Sayın Arslan, Sayın Aksu, Sayın Şimşek, Sayın Demir, Sayın Nurlu, Sayın Arık, Sayın Özdemir, Sayın Topal, Sayın Pekşen, Sayın Yalım, Sayın Usluer, Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Atıcı, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan terör olaylarından en çok çocukların etkilendiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, güneydoğuda yaşanan olayların savaştan bir farkı kalmamıştır. Bu olumsuz koşullardan en fazla çocuklar etkilenmektedir. Bu son çatışma sürecinde en küçüğü otuz beş günlük olan en az 44 çocuğun öldüğü, 52 çocuğun da yaralandığı bildirilmektedir. Bir çocuk hekimi olarak, daha da önemlisi bir insan olarak bu yaşananları kabul etmem, vicdanıma sığdırmam mümkün değildir. Allah aşkına, bir an durun ve empati yapın, kendi çocuklarınızı düşünün; hangi birimiz böyle bir olayı kabul ederiz? Bu çatışmalı ortam derhâl sonlandırılmalıdır. Hendek kazmak yanlıştır ancak güneydoğudaki insanlarımıza topla tüfekle saldırıp onları yok etmek asla kabul edilemez. Çözüm silah değil, diyalogdur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bozkurt…

7.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt’un, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Sayın Başkan, bugün seksen beş yıl önce bir güruhun katlettiği Kubilay’ı anıyoruz. Tarihimize Kubilay Olayı olarak geçen bu menfur olayın bugün aynı düşüncedeki çevrelerce unutturulmak istenmesine asla izin verilmemelidir. Zira, büyük önder Atatürk Kubilay’ın başının kesilmesini laik cumhuriyetin başının kesilmesi olarak değerlendirmiş, bugün de Mustafa Kemal’in askerleri olan bizler zamanımızın kravatlı Derviş Mehmetlerine asla geçit vermeme kararlılığımızı ifade ediyoruz. Unutulmamalıdır ki, devrim şehidi Kubilay’ı anmak demek Cumhurbaşkanı ve milletvekili olarak da ettiğimiz yeminin bir gereğidir. Son tahlilde, elbette Türkiye şehitler, meczuplar, müritler memleketi olmayacaktır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Parsak…

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, Afyonkarahisar’da kapatılan belde belediyelerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Afyonkarahisar Valisi dün bir basın toplantısı düzenleyerek görevde geçirdiği bir buçuk yılı değerlendirmiş ve değerlendirmesinde “Kapatılan belediyelerin sorunları çözülecek.” beyanında bulunmuştur. Bilindiği üzere AKP iktidarı döneminde 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Kanun uyarınca nüfusu 2 binin altında olan belde belediyeleri kapatılmıştı ve ne yazık ki bu kapsamda en fazla belediyesi kapatılan beldenin bulunduğu şehir memleketim olan Afyonkarahisar’dır. Söz konusu beldelerde yaşayan on binlerce hemşehrimiz üç yıla yakın bir süredir pek çok temel kamu hizmetinden mahrumdur ve bundan dolayı da mağdur durumdadır. Öyle ki, haftalarca çöpleri alınmadığından koku götüren beldelerden tutun da itfaiye yokluğundan yangın korkusuyla yaşayan beldelere kadar. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi Afyonkarahisar Milletvekili sıfatıyla, sonuç olarak Sayın Valinin beyanını da nazara almak suretiyle, iktidarı elinde tutan AKP’yi bir an önce söz konusu sorunları çözmeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bayraktutan…

9.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Sarp Sınır Kapısı’nda yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin’i Gürcistan’a bağlayan Sarp Sınır Kapısı Gürcistan ile Türkiye arasındaki en önemli sınır kapılarından bir tanesidir, Türkiye'nin en çok yaya geçişinin olduğu kapılardan bir tanesidir. Bu kapıda ciddi anlamda sorunlar var. Yıllardır “Tek kapı uygulamasına geçeceğiz.” diye bir efsaneyle uğraşıyoruz ama ne yazık ki tek kapı uygulamasına geçilmedi. Gürcistan Hükûmeti bizden daha iyi başarıyor bu işleri. Hiçbir işleme gerek kalmadan bütün bürokratik işlemleri tek kapı işlemiyle halletmesine rağmen ne yazık ki bizim tarafta ciddi anlamda kuyruklar var, araç kuyrukları ciddi anlamda büyük boyutta. İlgili bakanın bölgede olduğunu biraz önce öğrendim. Bir an evvel bu kapıda iyileştirme yapılmasını, Artvinliler, Doğu Karadeniz’de yaşayan yurttaşlarımız beklemektedir. Bunun bir çözümü de… Muratlı Sınır Kapısı’nın açılacağına ilişkin uluslararası bir anlaşmayı kabul ettik ama Muratlı Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin en ufak bir emare yoktur. Gürcistan Dışişleri ile Türkiye Dışişleri arasında yürütülen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Kayışoğlu…

10.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan ihalelerde şartnamelere uyulmadığına ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bursa’da Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gazlı bez alımı yapılmış, bunun için ihale açılmıştır ve yapılan ihalenin şartnamesinde bu gazlı bezlerin ebadının 90’a 100 santim olacağı belirtilmiştir. İhale sürecinden sonra bir firma bu ihaleyi almış ve bezler alınıp hastanede kullanılmaya başlanmıştır. Bir çalışan bir anormallik olduğunu anlayıp bu gazlı bezleri ölçtüğünde 80’e 100 santim olduğunu anlamış ve Bursa’da bir gazeteci arkadaşımız Lale Akasoy’a da iletmiştir. Ve yapılan ölçümlerde bu bezlerin 80’e 100 yani 10 santim eksik olduğunu görmüşlerdir, numuneleri de ellerinde mevcuttur.

Şimdi soruyoruz Bursa Milletvekili olan Sayın Sağlık Bakanına: Bu ihalede ve benzer ihalelerde buna benzer olaylar yaşanmış mıdır? Yetim hakkı bu şekilde yedirilmiş midir bazı firmalara? Kamu zararları nasıl giderilecektir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Akın…

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir’in altyapı ve otoparkla ilgili sorunlarına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Balıkesir Altıeylül ilçemizde ana su borusunun patlaması nedeniyle birçok evin bodrum katlarını su bastı. Bir vatandaşımız da bu nedenle maalesef hayatını kaybetti. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Balıkesir Su ve Kanalizasyon İdaresinin son zamanlarda iş yapma konusunda sorunlar yaşadığını görüyoruz. Su arızaları zamanında yapılmıyor, ciddi gecikmeler oluyor. Balıkesirliler bu konuda mağdur durumdalar. Bütün bunlar deneyimli ve yetenekli kadrolar iş başından uzaklaştırıldığı için yaşanıyor. Bu tür teknik konularda bile kadrolaşma mantığı işlediği için bu tür olaylar daha sık yaşanır oldu. Bunun faturasını da Balıkesirli vatandaşlarımız ödüyor.

Ayrıca belediyeye bağlı bir şirket kurarak caddeleri, sokakları, kaldırımları paralı otopark hâline getirdi. Vatandaşlarımız günde 10-11 lira park parası ödemek zorunda kalıyorlar. Üstelik burada çalıştırdıkları personeli de günde on bir, haftada altmış altı saat çalıştırmak suretiyle insanlık dışı bir çalışma yöntemi uyguluyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Göker…

12.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve ülkede son günlerde yaşanan iç ve dış olaylara ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle dün ve bugün şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize de acil şifa diliyorum.

Bir yüzükle yola çıkıp yalan, yağma katliam üzerine kurdukları sözüm ona yeni Türkiye’de Dilek Doğan’ın canlı bomba olduğu iddiasıyla annesinin gözü önünde infaz edildiği, ABD’den gelen bir telefonla hizaya geçen ve Irak’tan posta yiyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Diğer taraftan Hümanist Büro tarafından hazırlanan Silahlı Çatışmanın Sürdüğü İllerde Çocukların Durumu Raporu’na göre 26 Temmuz-30 Kasım tarihleri arasında 44 çocuk hayatını kaybetmiş ve 52 çocuk da yaralanmıştır. Ölen çocuklarımızın en küçüğü 35 günlük bir bebek ve en büyüğünün ise 18 yaşında olması yüreğimizi kanatmaktadır. Ülkemizin bir an önce bu cinnet hâlinden çıkmasını ve normalleşmesini bekliyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Sarıhan…

13.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, iktidara mensup milletvekillerinin Genel Kurul çalışmalarına aktif olarak katılmadıklarına ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki terör olayları sonucu meydana gelen çocuk ölümlerine ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, biraz önce Sayın Baluken kendilerinin Başbakan tarafından ya da ilgililer tarafından dinlenilmediğini ya da konuşma isteklerine yanıt verilmediğini ifade ettiler. Şimdi, şu anda Meclise bakmanızı rica ederim. Sağ tarafımızda iktidar milletvekilleri, iki kez saydım 23 kişiyle başlamıştı, şimdi 13 kişiye düştü. Demek ki muhalefet konuşacak ama iktidar vekilleri de aynen onları temsil eden yetkililer gibi kulakları üstüne yatacaklar, böylece bir sağırlar diyaloğu burada gerçekleşecek. Bu sebeple söz almamıştım ama bunun kayda geçmesini istiyorum.

Söylemek istediğim bir başka konu şu: Bugün 2 arkadaşım tarafından ifade edildi. Güneydoğudaki çocuk ölümleri konusunda 2013 ve 2017 yıllarındaki eylem stratejine hiçbir şekilde uyulmadığı Avrupa Birliği raporuyla da ortaya çıktı. Bu çocuklar sokakta top oynamak istiyorlar, top mermileri toplamak istemiyorlar. Bunu sizinle paylaşmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Hürriyet…

14.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli Üniversitesindeki özel güvenlik görevlilerinin tutumuna ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kocaeli Üniversitesi yaklaşık iki yıldır hazırlığını yaptığı özel güvenlik projesini hayata geçirdi. Çevik kuvvet giysili ve kasklı güvenlikler nisan ayı itibarıyla göreve başladı. Müdahale teknikleri için eğitim alan güvenlikler okul içinde gözaltı yapıp artık kelepçe takabilir hâle geldi maalesef. Yeni tarz güvenlik görevlileri polisle aynı kıyafeti giyip aynı teçhizatı kullandıkları için sürekli çevik kuvvet polisi bulunuyor algısı da yaratır oldu. Oysa güvenlik görevlileri kıyafet yönetmeliği “Kullanılan kıyafetler kolluk tarafından kullanılan üniforma renginde veya benzeyen şekilde olamaz.” diyor. Bununla birlikte oluşturulan baskı ortamında maalesef faşistlerin sırtı sıvazlanırken devrimcilere coplanmak düşüyor. Kendileri gibi düşünmeyen öğrencileri bastırmak, eylemlerine müdahalede bulunmak için âdeta bir yedek kuvvet olarak kullanılıyor. Sol görüşlü öğrenciler basın açıklaması yaparken karşıt görüşlüler tarafından kolayca saldırıya uğrayabiliyorken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – …aynı şekilde AKP’li bir grup üniversite içerisinde basın açıklaması yapacağı zaman da polis görünümlü güvenlik görevlileri etraflarında etten duvar örüyorlar. Bunu buradan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bektaşoğlu…

15.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, şehit olan Birkan Gündüz’e Allah’tan rahmet dilediğine ve elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi sonucu Giresun’da yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, dün kaybettiğimiz, bugün Giresun Şebinkarahisar ilçesine defnettiğimiz şehidimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, sorum enerjiyle ilgili.

Gerekli altyapı çalışmalarını yaparak kayıp kaçak oranını azaltıp, vatandaşımıza daha kaliteli, kesintisiz ve daha ucuz elektrik ulaştırma iddiasıyla dağıtım hizmetleri özelleştirilmiştir. Buna rağmen, bazı dağıtım bölgelerinde kayıp kaçak gerçekleşme oranı yıllar içinde yüzde 10-15’i hatta yüzde 70-80’leri bulmuştur. Bu tablo yanında kayıp kaçak oranının en düşük olduğu dağıtım bölgelerinden birinde yer alan ilim Giresun’un bazı köylerinde vatandaşlarımız kendi imkânlarıyla trafolarını alıp, elektrik direklerini dikip, kablosunu çekip, dağıtım şirketinin elektrik vermesini beklemektedirler. EPDK ve Enerji Bakanlığı bu duruma yıllarca seyirci kalarak şirketin hizmetinden memnuniyetini ifade etmektedir. AKP Giresun milletvekillerinin de yıllardır şikâyet ettiği bu trajik tabloyu sizinle paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Gürer…

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’nda yapılan yeni düzenlemelere ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, halk deyimiyle trafik sigortası kapsamında 16 milyonu aşkın araç bulunmaktadır. 14 Mayıs 2015 tarihinde Hazine Müsteşarlığınca yapılan düzenlemeyle sigorta şirketlerine yeni sorumluluklar getirilmiştir. Sigorta şirketleri ise yeni düzenlemenin tüm yükünü vatandaşın sırtına yüklemektedir. Yedi ayda yüzde 240’a varan sigorta ödemelerindeki tutar artışı araç sahiplerini mağdur etmektedir. Emekli, çiftçi, esnaf, memur, dar gelirli, geçim sıkıntısı içindedir, her gün yapılan zamlarla nasıl geçineceğini düşünür durumdadır. Trafik sigortasındaki büyük artış araç sahipleri kadar şoför esnafının da belini bükmüştür. İstanbul Kartal’da taksiciler eylem yapmak zorunda kalmıştır. Yakıt ve araç aşınma payı giderleri yanında trafik sigortasındaki orantısız artış sıkıntıları katlamıştır. Hükûmet acilen konuya eğilmelidir. Çoğunluğu yabancı ortaklı sigorta şirketlerinin kısa sürede yüksek oranda zamları durdurulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Biçer.

17.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişikliğin yol açtığı mağduriyetlere ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan bir değişiklikle 1 Aralık 2015’ten sonra yatan ve günübirlik tedavi alan hastaların ilaçlarının hizmet veren kurum tarafından karşılanma zorunluluğu getirildi. Artık, bu hastaların reçeteleri serbest eczanelere reçete edildiği durumda ilaç bedeli kurumun SGK alacağından kesilecek ve bu kesintiler iade edilmeyecek. Zaten ödeme güçlüğü çeken ve gelirlerinin tamamı SGK’ya bağlı olan üniversite hastaneleri ve buralarda tedavi olan kanser hastaları bu değişiklikle mağdur edilmiştir. Yılda tedavi alan 100 bin yeni kanser hastasının yüzde 30’u üniversite hastanelerinde tedavi görüyor. İlaç temini ve ödemelerde kurumların yerine getiremeyeceği uygulamalar kanser hastalarının tedavi süreçlerinde çok büyük sıkıntıya ve karışıklığa yol açmaktadır. Bu mağduriyet derhâl giderilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Yarkadaş.

18.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, devrim şehidi Kubilay’ı ve aynı gün şehit olan 2 bekçiyi ve Sarıkamış şehitlerini andığına, Sinop’ta kurulması planlanan 2’nci nükleer santralin durumuna ilişkin açıklaması

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Devrim şehidimiz Kubilay’la aynı gün şehit olan 2 bekçimizi ve Sarıkamış şehitlerimizi anıyorum.

Sayın Bakan, Sinop’ta kurulması planlanan 2’nci nükleer santralı yapacak olan Japon konsorsiyumuna Enerji ve Kalkınma Bakanlığı 300 firma önermiştir. Bu firmaların Hükûmete yakın olduğu doğru mudur? Kamuoyuna bu firmaları açıklayacak mısınız? Japonların 300 firmayı reddetmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu firmaları hangi kriterlere göre belirlediniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Aydın.

19.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Uludağ Üniversitesinde çalışan bazı personelin kadro sorunlarına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, 2015 yılının son günlerini yaşadığımız bugünlerde çalışma yaşamının en büyük sorunu yine taşeron işçiliğidir. İş güvencesinden yoksun, özlük hakları en alt seviyede olan taşeron işçileri yarın başlarına ne geleceğini bilmemektedir. Hükûmetin ise bu konuda hâlâ bir tasarısı yoktur. Bununla birlikte, haksız uygulamalar da devam etmektedir. Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü ile rektörlüğe bağlı bazı birimlerde temizlik işçisi olarak gösterilen personel, sekreter, hasta bakıcı gibi görevler üstlenmektedirler. Bu işçiler üniversite çalışanı oldukları gerekçesiyle yargı yoluna gitmişler, haklılıklarını ortaya koymuşlardır. Ancak geçen süre içerisinde sorun çözülememiştir. Üniversite yönetimi kadrolu personel sayısının azlığını ve nitelikli personele duyulan ihtiyacı Maliye Bakanlığına bildirmesine rağmen söz konusu kadrolar hâlen verilmemiştir. Maliye Bakanlığının bir an önce bu kadroları ivedilikle tahsis etmesi gerektiğini arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Arslan…

20.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, ülkenin doğu ve güneydoğusunda yaşanan terör olaylarının sorumlularının AKP, HDP ve PKK olduğuna ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, bugün ülkemizin güneydoğusu ve doğusu terörle ateş altındadır. Bu durumun ve kaosun üç sorumlusu vardır. Birincisi AKP, ikincisi HDP, üçüncüsü de PKK’dır. Mevcut iktidar Mart 2015 tarihine kadar PKK’ya ve HDP’ye her türlü tavizi verdi, çözüm masaları kuruldu, görüşmeler yapıldı. Bu çözüm görüşmeleri sırasında PKK dağdan şehre indi, daha çok silahlandı, şehirleri işgal etti, hendekler kazıldı. Gelinen noktada PKK direniyor, HDP onu savunuyor, olan bölgede yaşayan vatandaşa oluyor. AKP, “PKK-HDP bizi kandırdı.” diyor. PKK isyana ve başkaldırıya hazırlanıyor. Azgınlaşan bu terör olaylarında ne AKP masum ne PKK ne de HDP masumdur. Ben her üç tarafın samimi olmadığını düşünüyorum. Öncelikle her üç tarafı samimi olmaya, barış olacaksa PKK’yı silah bırakmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aksu…

21.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun, Hükûmetin İsrail’le olan ilişkilerindeki uzlaşma arayışının özel bir nedeni olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Hükûmet, İsrail’le olan ilişkilerinde, plajda masumları katleden, çocukları öldüren İsrail’le ilişkileri iyileştirmenin Türkiye’ye ve Filistin’e çok şey kazandıracağı noktasına gelmiştir. Bu durumda daha önce ilişki kurmak için öne sürülen özür şartı, Mavi Marmara’da ölenler için tazminat verilmesi şartı ve Gazze’ye uygulanan ablukanın kalkması şartları da yerine gelmediğine göre bugünlerdeki İsrail’le hararetli uzlaşma arayışının acaba özel bir nedeni mi vardır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

22.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, PKK’lılar tarafından katledilen Samet Pişkin, Eren Kılıç ve İslam Çakar’a Allah’tan rahmet dilediğine ve Mersin’in turizm teşvik kapsamına alınmasını beklediğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın milletvekilleri, öncelikle, dün PKK’lılar tarafından katledilen Samet Pişkin, Eren Kılıç ve İslam Çakar’a Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır diliyorum.

Daha sonra da Sayın Bakanıma şunu soruyorum: Mersin, Türkiye'de en çok işsizliğin olduğu kent. Güneydoğuda yaşanan terörden dolayı da çok sayıda göç almaktadır. On üç yıllık AKP iktidarı döneminde Mersin maalesef teşvik kapsamına alınmamıştır. Mersin’in öncelikle teşvik kapsamına alınmasını ve 350 kilometre sahil şeridi olan bir kente mutlaka turizm yatırımı yapılmasını bu dönemde beklediğimizi belirtiyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

23.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Millî Eğitim Bakanlığının şube müdürü atamalarının iptaliyle ilgili Danıştay kararlarına uymadığına ve turizm sektörünün sorunlarına ilişkin açıklaması

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devleti midir? Bu konuda endişelerim var. Danıştay, Millî Eğitim Bakanlığının 1.709 şube müdürü atamasını kesin olarak iptal etti. Millî Eğitim Bakanlığı neden bunları uygulamıyor, atamaları neden yenilemiyor? Bu hukuksuzluğa neden Hükûmet göz yumuyor?

Ayrıca turizm sektörü pek çok sorunla baş başadır. Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli seyahat acentelerimizin kendi müşterilerini taşıyan araçlarına ayrıca Bakanlığınızdan, Ulaştırma Bakanlığından D2 ve A1 belgesi alınması mecburiyeti getirilmiştir. Bu durum seyahat acentelerini zor duruma soktuğu gibi ekonomik sorunlar yaşayan turizm sektörünü de olumsuz etkilemektedir.

Yine, tüm hava yolu şirketleri, kendi İnternet sitesinden, bayisi olan seyahat acentelerinden daha uygun bilet satışı yapmaktadır. Bu durum 6.500 seyahat acentesini yok sayarak haksız rekabete yol açmaktadır.

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

24.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, bağımsızlığın ilanından sonra her dönemde yabancı düşmanlarla birlikte içeride iş birlikçi düşmanlarla da savaşılmak zorunda kalınmıştır.

Tarihimizde kara bir leke olarak yerini alan Menemen ayaklanması ulusumuzun birlik ve beraberlik içinde cumhuriyetine ve Atatürk ilke ve devrimlerine daha güçlü bir şekilde sahip çıkmasını sağlamış ve genç cumhuriyeti kuvvetlendirmiştir. Bugün içinde bulunduğumuz ortamda devrim şehitlerini ve Kubilay’ı anmak ulusal bir sorumluluktur çünkü Türkiye, canlarını feda eden Kubilayların sayesinde bugünlere gelmiştir. Bu duygu ve düşüncelerle çağdaş cumhuriyetin genç öğretmeni, devrim şehidi Asteğmen Kubilay’ı, bekçiler Hasan ve Şevki beyleri aramızdan ayrılışının 85’inci yılında şükranla, saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Arık…

25.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ve Adalet ve Kalkınma Partisinin yargı üzerinde baskı uyguladığına ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şehitlerimize Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.

Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisinin baskısı altındaki yargı sistemiyle adalet kavramının tartışıldığı bir ülke hâline geldi. AKP yargıyla insanları susturmak, korkutmak istiyor. Hırsızlık yapanlar ellerini kollarını sallayıp gezerken gencecik çocuklar sadece fikirlerini açıkladıkları için kovuşturmaya alınıyor, bununla da kalmayıp cezalar veriliyor. Son olarak, Halkçı Gençlik Derneği Başkanı Ahmet Nazif Yücel’e yirmi yedi ay hapis, 1.500 lira para cezası verilirken Emeç Aksoy Parlak’a bir yıl beş ay ceza verildi. Adalet Bakanına sormak istiyorum: Yargı, sizin toplumsal muhalefeti susturmak için kullandığınız bir silah mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

26.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün okullara Dünya Arapça Günü’yle ilgili gönderdiği yazıya ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Millî Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü 11 Aralıkta tüm illere “Dünya Arapça Günü” başlıklı bir yazı göndermiştir. Yazıda 18 Aralık 1973’te Birleşmiş Milletlerin Arapça’yı resmî dil olarak ilan etmesi üzerine okullardan Arapça öğretimini desteklemek, öğrencilerin Arapça bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak ve sosyal, kültürel etkinliklerle öz güven duygularını artırarak okul aidiyetini güçlendirmek ve eğitim ortamlarında sosyalleşmelerine olanak sağlayacak etkinlikler düzenlemesini istemiştir. Millî Eğitim Bakanına sormak istiyorum: Okullarımızda müzik, resim, spor gibi sosyal ve sanatsal faaliyetlerle ilgili derslerin içeriklerinin boşaltıldığı bir eğitim sisteminde öğrencilerin içeriğini Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün planladığı Arapça etkinliklerine katılarak sosyalleşmesini nasıl açıklayacaksınız?

Ayrıca, seçim bölgem olan İstanbul Avcılar Ambarlı Mahallesi’nde heyelan bölgesi sınırında yaşayan ailelerin kış koşullarında evlerinden tahliye edilmesi şeklini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Topal…

27.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ili başta olmak üzere Suriye’deki savaşın olumsuz etkilerini yaşayan illere Hükûmetin maddi yardımda bulunmayı düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorularım ilgili bakanlara. Bilindiği gibi Suriye savaşının en sıcak ve olumsuz etkilerini yaşayan illerin başında Hatay gelmektedir. Savaş sonrasında ilimiz, kültürel, sosyal ve ekonomik olarak gerileme yaşamış ve Hatay halkımız büyük sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Savaşın önümüzdeki süreçte de ülkemize ve ilimize büyük zorluklar yaşatacağına ilişkin emareler mevcuttur. Bu bağlamda, savaşın yarattığı sorunları derinden hisseden başta Hatay olmak üzere diğer illerimize Hükûmetiniz maddi yardımlarda bulunmayı düşünmekte midir?

Bunun dışında bugün Hatay ilimizde kaç adet sığınmacı kampı vardır ve yeni kampların açılması planlanmakta mıdır? Bu bağlamda, bu sıkıntıları sıcağı sıcağına yaşayan Hatay ilimizin belediyelerine herhangi bir destek sunulması gündemde midir? Ayrıca, on yıllardır, hazine arazileri üzerinde evlerini yapmış, ecrimisilini, vergisini ödemiş Hatay halkına uygun koşullarda hazine arazilerinin satılmasını talep ediyorum, bu konuda gereken duyarlılığı, gerekli hassasiyetleri göstermelerini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Pekşen…

28.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’da bir klinikte yaşanan ölüm vakasından sonra Trabzon Valiliği tarafından hiçbir işlem yapılmamasına ilişkin açıklaması

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, 19/12/2015 tarihinde Trabzon’da bir hasta, Erdinç Yıldız burun estetiği ameliyatı olmak için bir kliniğe yatıyor, klinikte anestezist yok, anestezi cihazı yok ama ameliyat olurken hasta kaybediliyor. Kliniğin sahibi Karadeniz Üniversitesinden kovulmuş bir hekim. Sonra bu hekim gitmiş, Avrupa yakasında Sağlık Bakanlığının koordinatörü olarak görev almış. Daha sonra, ölüm vakasından sonra bu klinikle ilgili hiçbir işlem yapılmamış. Trabzon’da AKP’nin siyasi propaganda işlerinden sorumlu bir vali var. Ben merak ediyorum, bu vali bu işleri bırakıp da daha ne kadar bu memleketin bürokrasisiyle meşgul olacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

29.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Asteğmen Kubilay’ın katledilişinin 85’inci yıl dönümüne ve Sivaslı-Çivril yolunun bir an önce bitirilmesini istediğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Değerli Başkan, seksen beş yıl önce Menemen’de Asteğmen Fehmi Kubilay’ın ölüm yıl dönümü bugün olmuştur. Sayın Kubilay’ı anıyoruz.

Benim sorum Bakanıma. On bir yıldır Uşak’ta devam eden, 34 kilometre olan Uşak Sivaslı-Çivril yolu bitmemiştir. On üç yıldır iktidarda olan AKP Hükûmeti her zaman böbürlendiği gibi “En çok yolu biz yapıyoruz." dedi. Peki, 34 kilometre yol olan Sivaslı-Çivril yolu neden bitmemiştir? Bu yol on bir yılda 50’nin üzerinde ölüm vermiştir. Bu yolun bir an önce bitirilmesini istiyorum ve de bu konuda da gerekli önlemlerin alınmasını rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Usluer…

30.- Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer’in, Millî Eğitim Bakanlığının 17-25 Aralık haftasını “Arapça Haftası” olarak ilan etmesine ilişkin açıklaması

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

EĞİTİM-İŞ Millî Eğitim Bakanlığına resmî bir yazı göndererek yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı 17-25 Aralık haftasının “yolsuzlukla ve rüşvetle mücadele haftası” olarak değerlendirilmesini istemişti. Yazıda toplumsal ve insani değerlerin öğrencilerimize kavratılması, devlet malının korunup sahiplenilmesi, kişisel ve toplumsal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi gerekçeleri sunulmuştu. Ancak, ne tuhaftır ki Millî Eğitim Bakanlığı bu haftayı Arapça Haftası ilan etmiştir. Eğer, amaç, Arapça’nın Birleşmiş Milletler dili olarak kabul edildiği günde bir etkinlik yapmak ise, bu tarih 18 Aralıktır ve bir tek günden ibarettir. Ayrıca, İngilizce, Fransızca, Rusça ve Çince de Birleşmiş Milletler dilleridir. Bu dillerden hangilerinin Birleşmiş Milletler dili olması kutlanmaktadır? Eğer bunlar kutlanmıyorsa Arapça’ya olan son dönemdeki bu aşırı ilginizin sebebi nedir? Cumhuriyet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

31.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’nun, TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’a görevinde başarılar dilediğine ve sendikal nedenlerle işten çıkarmalara son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler.

Yeni görevinizde başarılar dilerim Sayın Başkan.

Ülkemizde iş cinayetleri çok önemli bir vakıa. 301 madencinin hayatına mal olan Soma katliamının gerçekleştiği Soma havzasında, İmbat Madencilikte, 17-18 Aralıkta 730 kişilik bir işten çıkarma listesi yapılmış ve protestolar üzerine ilk olarak 29 işçi işten çıkarılmıştır. Bu işçiler sendikal nedenlerle işten çıkarılan işçilerdir. Dün gece üçte görüştüğümüz işçiler hâlâ maden önünde eylemdelerdi. Yerin altında ölmeyen işçiler “Yasalar uygulansın, iş güvenliği önlemleri alınsın.” dedikleri için işten çıkarıldılar. Bu nedenle yeni katliamlar yaşanmasın diye maden ocaklarının denetlenmesi ve sendikal nedenlerle işten çıkarılmalara son verilmesi, denetimlerin yapılması gerekiyor. Bu konuya dikkat çekmek istedim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

32.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Pamukkale ören yerine giriş ücretine yapılan zamma ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, Pamukkale ören yerini hey yıl 1,6 milyon yerli ve yabancı turist ziyaret etmektedir. Paris olayları ve Rusya krizi şimdiden Pamukkale’ye gelen turist sayısını yüzde 10 olumsuz etkilemiştir.

4 Ocak 2016 tarihinden geçerli olmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerine giriş ücreti zamlanmıştır. Ülkemizde 2016 yılında uygulanacak yeniden değerlendirme oranı yüzde 5,58 iken Pamukkale’ye giriş ücretine niçin yüzde 40 zam olmuştur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş’ın konuşma talebi vardır. Sisteme girememiş sanırım. Arkadaşlar mikrofonunu açarlarsa Sayın Beştaş’a da söz hakkı vereceğiz.

Buyurun.

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’a görevinde başarılar dilediğine ve Suriyeli mültecilerin yaşadığı sıkıntılara ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben de yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Ben, bu mültecilerle ilgili, ülkemizde olanlara dair iki somut örnek var, bunu ifade etmek istedim Sayın Bakan da buradayken. Bir aydır uğraşıyorum.

Dilo Derviş ve Muhammet Ali İbrahim, ikisi de Suriye’nin Kamışlı kentinden. Türkiye’de geçici oturma izniyle oturuyorlar, Adana’da. Tutuklandıktan sonra ikisi de tahliye edildi mahkeme tarafından fakat tahliye edildikleri hâlde, maalesef, geri gönderme merkezinde tutulmaya devam ediyorlar. Dilo Derviş bir aydır Adana’da tutuluyordu, geri gönderme merkezinde, şimdi, öğrendiğimize göre, bir hafta önce Erzurum’a nakledildi. Bütün girişimlerimize rağmen bu hukuksuz duruma son verilmedi. Çünkü, şu anda fiilen bir gözaltı işlemini aşan uygulamayı yaşamaktadırlar. Avukatlarıyla görüşemiyorlar, aileleriyle görüşemiyorlar ve her türlü hak ve özgürlükten yoksun bir şekilde gözetim altında tutulmaya devam ediliyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Buyurun Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, CHP’li hatip konuşmasında özellikle partimizin ismini de kullanarak ithamlarda bulundu. Buna ilişkin 69’a göre söz hakkı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Demirel, sataşmadan dolayı madde 69’a göre size kürsüden iki dakika söz vereceğim.

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Grubumuz adına Ahmet Yıldırım konuşacak.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yıldırım.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yeni görevinizde başarılar diliyorum, hayırlı olsun.

Açıkçası Sayın Arslan’ın HDP’yle ilgili söylediği cümleleri hayretle ve esefle izledim, terörün 3 nedeninden 1’i HDP’ymiş. Yani, birkaç gün önce AKP'nin kullandığı dilin aynısını kullanarak onların bugünkü politikalarına şahsi olarak ne kadar büyük destek verdiğinizi hayretle izledim.

Şimdi, iki buçuk yıl devam etmiş bir çözüm süreci içerisinde, HDP, evet, diyalog yolunun bir parçası olmak suretiyle cumhuriyetle yaşıt olan bir sorunu, işin içine otuz yıl kanın karışmış olduğu bir sorunu masada konuşarak çözmeye katkı sunmak istedi, bugün aynı tutumunu sürdürmektedir. İktidarda ha Adalet ve Kalkınma Partisi olmuş, ha Cumhuriyet Halk Partisi olmuş, ha Milliyetçi Hareket Partisi olmuş, aynı tavrından asla vazgeçmeyecektir. Çünkü, bu işin içerisinde akan kanın durması, gençlerin ölümünün sonlandırılması gibi kadir kıymet sahibi bir süreç işletilmiştir. Yoksa, biz, bu pazarlıklar esnasında, bilgi sahibi olduğunuz ya da olmadığınız, süreç içerisinde makam, koltuk pazarlığı mı yaptık, iş ve ihale takipçiliği mi yaptık, partimize maddi çıkar mı elde ettik? Ve en nihayetinde, bugün gelinen nokta itibarıyla bugün çocukların ve sivillerin öldürülmesine cesaret veren bir dildir bu dil.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – 11 Temmuz açıklamasını kim yaptı?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Yoksa, bugünkü katliam kültürünün sonlandırılmasına hizmet eden maalesef ama maalesef bir dil değildir veya size şöyle bir şey öneririm: Bırakın bölge halkını, bu dili gidin bölgedeki Cumhuriyet Halk Partisinin il ve ilçe teşkilatlarıyla paylaşın, bakalım nasıl bir cevap alacaksınız.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Konuşmacıdan önce söz isteyip de söz hakkı verilmeyene söz vermiştiniz, benim de yöremle ilgili bir sorum var. Ben de söz talep etmiştim, istek düşmedi orada.

BAŞKAN – “Gündeme geçiyoruz.” dedim.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Ama, biraz önce Sayın Beştaş’a verdiniz. Aynı haklara biz de sahibiz.

BAŞKAN – Tamam, gündeme geçmeden önce vermiştim Sayın Beştaş’a.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Ben de talepte bulunmuştum, aynı hakka bizim de sahip olmamız lazım.

BAŞKAN – Tamam, buyurun, size de yerinizden veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Balıkesir’de su şebekelerindeki arızalar nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

İSMAİL OK (Balıkesir) – Öncelikle, Balıkesir sınırları içerisinde Altıeylül ilçemizde ve Plevne Mahallesi’nde su şebekesinde bir arızadan dolayı, patlamadan dolayı 70 yaşında 1 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 2 vatandaşımız da maalesef yaralı. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da şifalar diliyorum.

Balıkesir’de bu tür kazalar neredeyse artık her zaman yaşanılır olmuştur. Öncelikle bu kazaların teknik nedenlerden dolayı mı olduğunun araştırılmasını istiyorum. İkincisi, daha önceden maddi kayıp oluyordu, maalesef şimdi 1 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu kazaların yaşanmaması için bu araştırmaların derhâl hayata geçirilmesini ve -Büyükşehir Belediyesindeki kadrolaşmalarla birlikte bu ve buna benzer sorunların daha da arttığı görülmektedir- ben bu vesileyle Bakanlığın harekete geçerek derhâl bu konunun yerinde araştırılmasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin 2 adet, genel görüşme açılmasına ilişkin 1 adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, iş kazalarına neden olan kurumsal, idari, hukuki ve ekonomik faktörlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/33)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde son yıllarda hızla artan ve çok sayıda yurttaşımızın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan iş kazalarına neden olan kurumsal, idari, hukuki ve ekonomik faktörlerin saptanması ve iş kazalarını önleyecek bütüncül bir yaklaşımın oluşturulabilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederim.

Özgür Özel

Manisa

Cumhuriyet Halk Partisi

Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

İş kazaları ülkemizde son yıllarda büyük bir artış göstermiş ve hayatını emeğiyle kazanan çok sayıda yurttaşımızın ne yazık ki hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Ülkemizde iş kazalarının ulaştığı kabul edilemez boyut dikkate alındığında, içinde bulunduğumuz utanç verici durumun, ekonomik yaşamın doğal işleyişini referans alan geleneksel açıklamalarla veya bazı mesleklerin “fıtratı” ile açıklanabilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Nitekim Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nun resmî rakamlarına göre 2014 yılının ilk dokuz ayı itibarıyla 1.414 kişinin iş kazaları sonucu yaşamını yitirdiği Türkiye, El Salvador ve Cezayir'den sonra iş kazaları sonucu en çok can kaybı yaşanan üçüncü ülke konumundadır.

Kalkınma stratejilerini insan odaklı oluşturan gelişmiş ülkelerce çoktan tarihe gömülmüş bir sorun olan, doğru tedbirlerle ve çağdaş ekonomi politikalarıyla kolaylıkla önlenebilecek iş kazaları nedeniyle, yalnızca son beş yılda 6.850, son on iki yılda ise küçük bir ilçenin nüfusu kadar, 12.686 yurttaşımızı yitirmemiz, konuya dair yaklaşımın derhâl, daha fazla gecikmeksizin köklü biçimde yeniden ele alınması gereğini ortaya koymaktadır.

Bugüne dek iktidarın konuyu hak ettiği ciddiyetle ele almadığı ve yapılan bazı sınırlı yasal düzenlemelerin iş kazalarını önleyecek nitelikte olmadığı, iş kazalarının azalmak şöyle dursun sürekli artmasından ve tekrarlanan kazalar karşısında Hükûmet yetkililerinin her seferinde aynı ezber cümleleri tekrar etmesinden anlaşılmaktadır. Ne yazık ki henüz birkaç ay önce yaşadığımız ve 301 yurttaşımızın kaybıyla neticelenen, dünya madencilik tarihinin en büyük kazalarından biri olarak tarihe geçen Soma maden faciasının dahi, gerekli tedbirlerin alınmasına vesile olamaması sonucu Karaman Ermenek'te 18 yurttaşımız daha yer altında mahsur kalmıştır. Ayrıca 4 Ağustos 2015 tarihinde İzmir-Çanakkale Otoyolu Koyundere mevkisinde yapımı devam eden viyadük inşaatında beton dökülmesi sırasında çelik konstrüksiyon iskelenin yıkılması sonucu 4 işçi hayatını kaybetmiştir.

Ülkemizde yaşanan iş kazalarının, yalnızca kâğıt üzerindeki iş güvenliği mevzuatının yetersizliğinden değil, başta düşük katma değerli sektörlerde emek sömürüsüyle üretim yapılmasını beraberinde getiren taşeron uygulaması olmak üzere, çeşitli hukuki, kurumsal ve iktisadi hataların bileşiminin sonucu olduğu düşünüldüğünde, konunun yalnızca “bir iş yerinde güvenlik sorunu” olarak ele alınmasının yeterli olmadığı, bütüncül bir önleyici stratejiye ihtiyaç duyulduğu açıktır. İş kazalarının kabul edilemez boyuta ulaşmasında, iş güvenliği mevzuatının yetersizliğinin yanı sıra, Hükûmetin benimsediği mevcut kalkınma modelinin emek yoğun sektörlerde taşeron aracılığıyla ağır emek sömürüsüne dayanmasının, iş güvenliğinin sağlanabilmesi için büyük çaplı yatırımın zorunluluk olduğu madencilik gibi sektörlerde hatalı özelleştirme politikaları uygulanmasının, sendikasızlaştırmanın bir hükûmet politikası hâline getirilmesinin, siyasi iktidara yakın sermaye çevrelerinin mevzuatta öngörülen denetimlerden pratikte muaf tutulmasının, denetim mekanizmalarının doğru çalıştırılmamasının, gerek iş hukuku gerekse ceza hukukunun ilgili maddelerinde konuya ilişkin boşluklar bulunmasının etkili olduğu görülmektedir. Dolayısıyla her geçen gün daha fazla canımızı yakan iş kazalarının önlenebilmesi için konunun tüm bu boyutlarını kapsayacak biçimde, bilimsel veriler ışığında, uzman görüşleri alınarak ve dünyadaki örnekler incelenerek yeniden ele alınması elzemdir. İş kazalarının gerçek nedenleri ancak bu sayede tam anlamıyla ortaya çıkarılabilir ve bu tespit ışığında iş kazalarını önleyecek bütüncül bir yaklaşım ortaya konabilir.

2.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, IŞİD’le petrol ticareti yapıldığına dair iddiaların ve bulguların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/34)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

IŞİD'in Suriye'de petrol kaynaklarının bulunduğu yerleri işgal etmesinden sonra her geçen gün Türkiye’yle petrol ticareti ilişkilerini geliştirdiğine dair haberler çıkmaktadır. Söz konusu haberlerin gerçek çıkması durumunda ülkemiz oldukça zor durumlarda kalacaktır. Bu bağlamda, IŞİD’le petrol ticaretinin yapıldığına dair iddialar ve bulguların incelenmesi, olası sorunlara karşı yol haritasının belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

                                                                                                                                   İdris Baluken

                                                                                                                                     Diyarbakır

                                                                                                                          HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

IŞİD adlı çete gruplarının, Suriye toprakları içerisindeki petrol yataklarının bulunduğu alanlara yönelik saldırıları ve bu saldırılar sonrasında söz konusu bölgeleri denetimine alması, AKP iktidarının maharetiyle Türkiye-IŞİD arasında petrol ticaretinin gerçekleştirildiği iddialarını kamuoyunda her geçen gün artan şekilde tartışılır hâle getirmiştir.

Uluslararası güçlerin IŞİD'in finansal kaynaklarının kurutulmasıyla ilgili yürüttüğü süreçte her bir yol, petrol ticaretine ve dolayısıyla, petrol ticaretinin Türkiye üzerinden gerçekleştiğine çıkmaktadır. Nitekim IŞİD'e çete üyelerinin katılımının Türkiye üzerinden gerçekleşmesi ve IŞİD'e yönelik Türkiye tarafından angajman kurallarının uygulanmaması gibi IŞİD'i güçlendiren uygulamalar da Türkiye üzerindeki şüpheleri güçlendirmektedir. Cumhurbaşkanının son açıklamalarında Fırat'ın batısına Demokratik Suriye Güçleri'nin geçmesine izin vermeyeceklerini belirtmesi, Fırat'ın batısında IŞİD'in hâkim olduğu gerçekliğiyle birlikte düşünüldüğünde, AKP üzerinden gelişen iddialar, bulgular ve şüpheleri daha belirgin hâle getirmektedir.

IŞİD’le mücadele içerisinde bulunan uluslararası güçlerin her birinin temsilcileri ve uluslararası basın kuruluşları Türkiye ile IŞİD arasındaki petrol ticaretinden bahsetmiştir. 2014 yılında Irak Maliye Bakanı Hoşyar Zebari, IŞİD'in Suriye ve Irak topraklarında ele geçirdiği petrol rafinerilerinden çıkardığı petrolü Türkiye'deki aracılar sayesinde sattığını söylemiştir. IŞİD'in günde 40 bin ile 60 bin varile denk gelen petrol ticaretine dair tüm bu tartışmalar sürerken ABD Dışişleri Bakanı 18/9/2014 tarihinde, John Kerry, petrolün Lübnan ve Türkiye sınırlarından geçirilerek satıldığını açıklamıştır. IŞİD'in finans kaynaklarının kurutulması esaslı tartışmalara ilişkin Türkiye'yi zan altında bırakan son açıklama Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den gelmiştir. Putin "Suriye'de teröristlerin kontrolündeki bölgelerden çıkan petrol Türkiye'ye satılıyor." açıklamasıyla uzunca bir süredir Türkiye ile IŞİD arasında petrol ticaretine yönelik iddiaları güçlendirici bir açıklamada bulunmuştur.

Tüm bu açıklamalarla birlikte düşünüldüğünde, olası bir Türkiye-IŞİD petrol ticaretinin gerçekleşmiş olması, Türkiye açısından tüm ülkeye ve halklarımıza korkunç bir tabloyla karşı karşıya kalma durumunu yaşatacaktır. Çünkü Türkiye'nin gerek ulusal yasaları gerekse de uluslararası sözleşmelerde bulunan taahhütleri “IŞİD” adlı çete yapılanmasıyla petrol ticaretini kati surette yasaklayan, yaptırımları ağır olan kurallar içermektedir.

Sonuç olarak, IŞİD’le petrol ticareti yapıldığına yönelik iddialar, ne Hükûmet partisi temsilcilerinin açıklamalarına ne de diğer ülkelerin iddialarına bırakılmayacak kadar önemlidir. Bu iddiaları ve IŞİD'e yönelik petrol başta olmak üzere sınır güvenliği, angajman kuralları, lojistik destek, çete üyelerinin sınırları rahatlıkla kullanması gibi durumları araştırması gereken kurum TBMM'dir ve bu konu tüm ülkemizi ve halklarımızı yakinen ilgilendirdiği için de partilerüstü bir konudur.

Bu kapsamda, IŞİD’le petrol ticaretinin yapıldığına dair iddialar ve bulguların incelenmesi, olası sorunlara karşı yol haritasının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz.

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, basın özgürlüğünün tüm boyutlarıyla ele alınması, Hükûmet programı ve politikası bağlamında da hak ve özgürlük ihlallerinin bir kez daha gözden geçirilerek TBMM’de değerlendirilmesi amacıyla genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/2)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasamızın 28’inci maddesinde "Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır." denilmektedir. Ayrıca, Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesinde de "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir." denilmiştir.

Ancak ülkemizde Anayasa ve yasalarımızla güvence altına alınmış basın özgürlüğü büyük bir tehlike ve baskı altındadır. Otoriter ve baskıcı rejimlerde iktidar sahipleri, basın organlarını baskı altına alıp sindirerek ve özgürlüklerini kısıtlayarak kendi propagandalarını yapmakta, gazetecilere ve basın emekçilerine gerçekleri yazan değil, sadece iktidarın faaliyetlerini duyuran bir işlevi dayatmaktadırlar.

Gazete binaları taşlı sopalı kimselerce basılmakta, gazeteciler özgürce yazı yazamamakta, yazanlar ya linç kampanyasına maruz kalmakta, tehdit edilmekte ya da işten çıkartılmakta, en son kertede ise cezaevine konulmaktadır.

Basın organlarının iktidar eliyle yaşadığı hak ihlalleri, linç kampanyaları, baskı ve baskınlar ile sindirilmesini engelleyerek, basın ve ifade özgürlüğünü yeniden tesis ederek güçlendirmek demokratik toplumların olmazsa olmazıdır.

Bu bağlamda, son günlerde basın ve demokrasi tarihimize kara bir leke olarak giren olayların yaşandığı, suçu işleyenlerin değil, suçun haberini yapanların tutuklandığı ülkemizde, basın özgürlüğünün tüm boyutlarıyla ele alınması, Hükûmet programı ve politikası bağlamında da hak ve özgürlük ihlallerinin bir kez daha gözden geçirilerek TBMM'de değerlendirilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci maddesi ve TBMM İçtüzüğü’nün 101, 102 ve 103'üncü maddeleri gereğince Meclis genel görüşmesi açılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Engin Altay                                        Levent Gök                                         Özgür Özel

                      İstanbul                                              Ankara                                               Manisa

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması ile genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/204) esas numaralı Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/6)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun esas komisyon olarak Anayasa, tali komisyon olarak da Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonuna havale edilen (2/204) esas numaralı Kanun Teklifi geri alınmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Türkiye’de uygulanan sınır politikalarının yol açtığı düzensiz göç ve insan kaçakçılığının geldiği boyutların tespit edilmesi, Suriye, Irak ve İran sınırı ve deniz kıyılarındaki hak ihlallerinin araştırılması, uluslararası mülteci hukukuna uygun geri gönderilmeme ilkesini esas alan politikalar geliştirilebilmesi amacıyla 17/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Aralık 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/12/2015 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    İdris Baluken

                                                                                                                                       Diyarbakır

                                                                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

17 Aralık 2015 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen (313 sıra numaralı) "Türkiye'nin uygulanan sınır politikalarının yol açtığı düzensiz göç ve insan kaçakçılığının geldiği boyutların tespit edilmesi, Suriye, Irak ve İran sınırı ve deniz kıyılarındaki hak ihlallerinin araştırılması, uluslararası mülteci hukukuna uygun geri gönderilmeme ilkesini esas alan politikalar geliştirilebilmesi" amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23/12/2015 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyunuz Sayın Tan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Esselâmü aleykûm.

Değerli arkadaşlar, bu kürsüden defalarca Türkiye’nin dış politikası ve daha somut olarak da Suriye-Irak politikaları üzerine, Kürt politikası üzerine konuştuk.

Değerli arkadaşlar, şu an en önemli gündem konuları olarak IŞİD’le yapıldığı iddia edilen, söylenilen -Rus Devlet Başkanının bizzat kendi ağzından dile getirdiği iddialar- petrol ticareti, bir. İki: Yine, aynı şekilde, Kobani’nin yeniden inşasıyla ilgili oraya inşaat malzemelerinden tutun da sıhhi araç ve gereçlere kadar, sağlık malzemelerine kadar bu malzemelerin götürülememesi. Üçüncü olarak da, yine, sınır güvenliğinin sağlanamaması ve aynı şekilde, insan kaçakçılığı ve göçmenlerin yaşadıkları dram.

Bu kısa, on dakikalık zaman içerisinde bu maddeler üzerinde birer dakika konuştuktan sonra dış politikayla da ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, birincisi petrol ticareti. Ben bu kürsüden defalarca Sayın Taner Yıldız’a Enerji Bakanıyken seslendim, Meclis araştırma önergeleri verdim, soru önergeleri verdim ve şunu sordum: Türkiye, Orta Doğu’dan petrol alıyor. Önce Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nden petrol ticareti tartışılıyordu, şu an kısmen resmîleşti, alenileşti, Irak Merkezî Hükûmeti itiraz etse bile. Daha sonra da Orta Doğu’daki “illegal” dediğimiz yasa dışı yollardan gelen petrol… Türkiye kimden ne kadar petrol alıyor, kaça alıyor? Hangi yollardan bu petrol geliyor? Artı, bu paraların transferi nasıl oluyor? Maalesef bu konuda hiçbir ciddi bilgiye ulaşamadık ve bir ironi olsun diye yine aynen bu kürsüden şöyle seslenmiştim Sayın Taner Yıldız’a: Biz bu soru önergelerini CIA’e mi verelim, KGB’ye mi verelim, İngilizlere mi verelim, bilmiyoruz çünkü bu konularla ilgili bizim kendi idarecilerimiz hiçbir şey söylemiyor.

Birinci konu bu ve şu anda da Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun bir milletvekili olarak ve bu konuları merak eden, kafa yoran, bölgenin insanı olan bir arkadaşınız olarak bu soruların hiçbirisinin cevabını bilmiyorum, bilen varsa buyursun bilgi versin. Çıkıyor Rus Devlet Başkanı bir şey söylüyor, sonra Amerikalı bir yetkili çıkıyor, yine benzer iddialarda bulunuyor, çok diplomatik bir dil kullanıyor o, Putin gibi direkt söylemiyor ama bu Parlamento bu konularla ilgili hiçbir şey bilmiyor. Bunları dile getirdiğimiz vakit de üstü örtülü bir şekilde “Bunlar devlet sırrıdır. Türkiye’nin yararına işler yapılıyor. Ucuz petrol alınıyor.” deniliyor ama maalesef ne oluyor ne bitiyor, bunların hiçbirisi söylenmiyor; birincisi bu. En genel ifadesiyle bunu söyleyeyim.

İkincisi: Kobani’nin şu an içinde bulunduğu durum. Değerli arkadaşlar, Kobani’ye hepimiz üzüldük ve bir müddet sonra, Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan da bu konuyla ilgili beyanatlarının yanlış anlaşıldığını, aslında oradaki insanların kardeş olduğunu, her türlü yardımın geçmişte yapıldığını, bundan sonra da yapılacağını söylediler. Ve kamuoyunun bazı iddialarını, bazı beyanatlarını, özellikle de “Kobani düştü, düşüyor.” ifadelerinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek kendilerince düzelttiler ama bugün bu dram yine aynı şekilde devam ediyor.

Yıkılmış bir kent var, inşa edilecek, nasıl edilecek? Yani, demir, çimento, inşaat malzemeleri, altyapı malzemeleri; bunlar en zaruri ihtiyaçlar. 2) Sağlık. 3) Gıda. 4, 5, 6, 15, 25’e kadar çıkarabiliriz bunları. Peki, bunlar Türkiye'den geçmezse nereden geçecek, nasıl geçecek? Halep’ten gelemiyor, IŞİD’den gelemiyor. Başka bir sınır yok, hudut yok, kapı yok, liman yok; geçeceği tek yer Suruç Kapısı. Burada da maalesef -yani arkadaşlarımız da dile getirdiler- ciddi bir insanlık dramı var, o yıkıntı ve o perişanlık devam ediyor. Bir tomografi makinesi, bir MR cihazı, bir röntgen cihazı ve en acil ilaçlar bile Türkiye izin vermediği için bugün itibarıyla gidemiyor. Ve şu söyleniyor: “İşte, PYD bizimle anlaşmazsa, PKK şunu yapmazsa biz şunları yapmayız.” E peki, yapmazsın; e bir anlaşma çıksın, bir politika çıksın Orta Doğu’da, o da yok. Ve bunların hepsi şu an bekliyor.

Üçüncüsü: İnsan kaçakçılığı. En az 9-10 sefer ben bu kürsüden konuştum. Alan Kurdi; onun ismi de doğru söylenmiyor, “Aylan” yapan oldu, “İlan” yapan oldu. Alan Kurdi’nin üzerinden gözyaşları döküldü. İnan edin arkadaşlar, fotoğrafı çekilmeyen, magazine düşmeyen binlerce Alan Kurdi var, her gün ölüyor bunlar ve defalarca şunu sordum: Türkiye bu drama niye son vermiyor? Tamam, 2 milyon göçmen geldi, Türkiye bunları kaldıramıyor, ciddi bir para harcadı ama “Siz gidin, Avrupa’nın başını ağrıtın, ister botla gidin ister kayıkla gidin.” diye bu insanları denize dökmek ne kadar insani bir şey? Oradan gelen bir insan, benim akrabalarım da dâhil, Aksaray’da insan kaçakçılarını bulabiliyor. Geçen hafta bile bir akrabam İstanbul üzerinden gitti. 5 bin avro, 6 bin avro Aksaray’da, Laleli’de aracılara, kaçakçılara veriyor. Aksaray Karakolunun haberi yok, İstanbul Emniyet Müdürünün haberi yok, valinin haberi yok, İçişleri Bakanının haberi yok. Peki, sizin “Bu insanlar başımızdan gitsin.” derken, “Biz bu kadar yükü kaldıramayız.” derken, bunları sandallarla, kayıklarla, şişme botlarla denize dökerken hiçbir mesuliyetiniz yok mu? En azından bu insanların doğru düzgün bir şekilde Türkiye’yi terk etmelerini sağlayın. İnan edin, buna da ortaksınız. Bakın, hiç alınmak, darılmak yok, 9’uncu, 10’uncu seferdir bunları söylüyorum.

Ve son olarak da son iki dakikada dış politikayla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Yani, bu petrol meselesi de bu söyleyeceklerime bağlı, Kobani’ye malzeme gitmesi de buna bağlı, insan kaçakçılığı da, hepsi buna bağlı. Makro bir fotoğraf koymak istiyorum önünüze.

Değerli arkadaşlar, yüz yıl evvel imparatorluğumuz, hepimizin imparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu Kürt’üyle, Türk’üyle, Arap’ıyla, Ermeni’siyle, Ezidi’siyle, Süryani’siyle, Müslim’iyle, gayrimüslimiyle, Sünni’siyle, Alevi’siyle bizim irademiz dışında parçalandı. Nasıl oldu, niye oldu, bizim hiçbir hatamız yok muydu, İttihat Terakki ne yaptı, bu yanlış politikalar nerede başladı, nereye geldi, bu başka bir konu ama bizim evimiz yıkıldı ve bu evimizin yerine o günkü dünyanın patronları yeni sınırlar çizdiler. Araplara 22 devlet çıktı; Kürtler dört parçaya bölündü, bir kulübe de çıkmadı; Türkler Anadolu’da küçücük bir yere hapsedildi. Sykes-Picot Anlaşması yapıldı 1916’da; bu tescillendi, mühürlendi, imzalandı. 100’üncü yılı, önümüzdeki on beş yirmi gün sonra 100’üncü yılı; yüz yıl bitti. Yüz yıl bu coğrafya Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Sünni’siyle, Alevi’siyle acı ve gözyaşından başka bir şey görmedi. Arap az ağladı, Kürt çok ağladı; Türk az ezildi, Süryani çok ezildi; bu tartışmalara da girmiyoruz. Ama şu an yeni bir Orta Doğu kuruluyor, şu an. Şu an o yüz yıl önce bölgede olanlar tekrar var. İşte, Antep’in kurtuluş günü bugün konuşuldu; İngiliz’i, Fransız’ı, Alman’ı, Rus’u herkes bu coğrafyada yine var. Bu soruları nasıl çözeceğiz? Türkiye Cumhuriyeti’nin bir makro planı var mı?

Osmanlı döneminde, üç yüz küsur yıl sorunsuz devam eden Kürtlerle olan o özerklik anlaşması, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisî’nin yaptığı bugün nasıl tartışılır, nasıl konuşulur? Kürtlersiz bir Orta Doğu mümkün mü? Yeni bir Orta Doğu kurulmadan, bunların cevapları verilmeden inan edin hiçbir şeyi çözemeyeceğiz.

Vaktim bitti, saygılar sunuyorum hepinize. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Şimdi, önerinin aleyhinde ikinci söz Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy’a aittir.

Sayın Ersoy, süreniz on dakikadır. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mülteci hakları, sınır ihlalleri ve bu konuda yapılması gereken çalışmalarla ilgili iyi niyet girişimiyle birtakım çalışmalar, birtakım teklifler yapılıyor olabilir. Fakat özellikle önergenin gerekçe kısmına bakıldığında ve mültecilerle ve sınır ihlaliyle ilgili problemler değerlendirildiğinde en büyük problemin Türkiye’deki yekûn teşkil eden toplam kara sınırımız 2.753 kilometreyken, sınır güvenliğinin ilk akla geldiği yerlerde Suriye’yle 911, İran’la 560, Irak’la 384 kilometre olduğu gerçeğini öncelikle hatırlatmak isterim ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmaya başladığı dönemden bu tarafa, özellikle 100’üncü yılında yeni Sykes-Picot’ların yeniden devreye girdiği dönemlerde Türkiye'nin bu politika içerisinde özne olarak belirleyici unsur olmaktan çok, nesne olarak, belirlenmiş projelerin aktörlüğüne soyunması, figüranlığına soyunması olayları bu noktaya getirmiştir ve getirmeye de devam etmektedir. Fakat söz konusu önergenin sadece mültecilerin haklarıyla ilgili bölümü ele alınıp ihlal edilen sınırlardan geçen PKK’lı teröristlerin daha bugün Diyarbakır’da 1 uzman çavuşumuzu şehit ettiği ve 5 askerimizi ve 1 vatandaşımızı yaraladığı gerçeğini göz ardı edemeyiz.

PKK’lı teröristlerin, yolgeçen hanına dönen ve kevgir hâline gelmiş, hallaç pamuğu gibi attırılmış bu sınırlardan âdeta dağdaki mücadeleyi şehre indirerek şehirde timler hâlinde Cizre’yi Ayn El Arap’a çevirme girişimleri de bu sınır ihlallerinin neticesinde ortaya çıkmıştır.

Elbette ki mülteciler, masum çocuklar, kadınlar, yaşlılar, savaş mağdurları bizim medeniyetimizde kucaklanılması gereken, sahip çıkılması gereken insanlardır. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak karşı çıktığımız birinci husus şudur: Bu insanların rejimlerinin değiştirilmesi için, bir rejimin altını açmak için göçe zorlanmasıyla ilgili bir tutum varsa bunadır. Aksi takdirde, Anadolu medeniyeti devlet sorunu çeken, kriz yaşayan tüm sığınmacılara kucak açmış; görklü Oğuz çadırı bunların tamamına aş vermiş, ekmek vermiş, onları kendisiyle hemdert olarak görmüş ve birlikte yaşamıştır.

Bugün teklif edilen programın ve önergenin ele alınış biçimiyle ilgili en insani tutum ve tavrın İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda bir alt komisyon olarak kurulduğunu ve “mülteci hakları” adı altında bu komisyonun bugün tarihiyle çalışmalarına başladığını ifade etmek isterim.

Aksi takdirde, sınır güvenliğimizle ilgili ciddi bir sorunun millî güvenlik sorunumuz olmakla birlikte, sadece sınır güvenliğiyle TSK’nın değil, Emniyetin, MİT’in, Gümrük Bakanlığının, hatta Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının dahi ilgili olduğunu, Sağlık Bakanlığının ilgili olduğunu, bu meseleye bir bütün hâlinde bakış açısının geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sebeple Hükûmet, 2003 yılında Entegre Sınır Yönetimi Sistemi Projesi’yle 3,7 milyar euroluk bir tahminî maliyeti 2018’de sonuçlanmak üzere yola çıkartmış ama 27 Martta Ulusal Eylem Planı içerisinde, Entegre Sınır Yönetimi Stratejisinin Uygulamasına Yönelik Eylem Planı’nda yeteri kadar başarılı olamamıştır. Bu gerçekleri bilip bir an önce bu problemlerin yerinde çözülmesinin bir devlet politikası olması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Bir ülkenin öncelikleri arasında kendi vatandaşının güvenliği, huzuru ve sağlığı olduğu hakikatini haykırmak istiyoruz. Sizin kendi memleketinizde, sınırlarınız içerisindeki bir bölgede, vatandaşın gündelik yaşamını teröristlerin baskısıyla huzurlu ve sağlıklı bir hâle getiremediğiniz bir ortamda sadece mültecilerle ilgili meseleleri uluslararası anlamda tartışmak tek başına yeterli değildir.

Buradan hareketle, özellikle son günlerde gündemde olan, Avrupa’daki mültecilerin Türkiye’ye 3 milyar euro karşılığında yeniden gönderilmesiyle ilgili tutumun da devlet tarafından, Hükûmet tarafından ciddi anlamda düşünülmesi gerektiğine inanıyoruz. Zira, burada 600 bine yakın insanın yeniden Türkiye’ye iadesinin maddi karşılığını ifade etmek mümkün değildir. 2 milyon 200 bin mültecinin, daha doğrusu statülerinin ne olduğu bilinmeyen misafirlerimizin olduğu bir ortamda 600 bin misafirin daha gelmesiyle Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun 3 milyon artışını, galiba Kilis’te 500-600 binlik yeni bir şehrin kurulmasını, galiba Gaziantep’in bir Orta Doğu şehri hâline dönüşmesini, galiba en büyük problem, İstanbul’un sokaklarının başka türlü bir hâle gelmesini görmenizi ve görmemiz gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Gelişmiş toplumlar kendilerine entegrasyonun maliyetini bildikleri için gündelik yaşamlarını etkileyemeyecek düzlemde sınırlı sayıda insan alırken âdeta bizi taşeron mülteci işletmecisi hâline indirgemeye kimsenin hakkı yoktur. Mültecileri insan hakları çerçevesinde bağrımıza basıyoruz, en insani konuda onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz fakat sadece geçici sorunlarımızı çözmek, kısa vadeli menfaat beklentileri elde etmek veya Avrupa’yla ilişkileri yeniden güncelleyebilmek için, onlara sempatik gözükmek için bu demografik tehdidi, bu demografik riski almamızın çok büyük riskleri olduğunu Milliyetçi Hareket Partisi olarak hatırlatmak istiyoruz. Buradan hareketle, PKK’lıların Cizre’de -bugün itibarıyla verdiğimiz şehitlerimizle beraber- başlattıkları süreci, hendek kazmalarını, bir adım sonra, Bosna’daki Boşnakların Sırplara karşı verdiği mücadeleyle ve bu mücadelenin neticesinde oradaki soykırımla eş değer kabul eden anlayışı bu kürsüden şiddetle kınıyorum. Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, vatandaşlık hukukuyla ne kaybedebilecek bir vatandaşının ne kaybedilebilecek bir çakıl taşının olduğunu hatırlatmak ve anayasal vatandaşlık temeliyle, vatandaşlık hukukuyla Türkiye’deki 77 milyon insanı bir diğerinden ayırt etmeyen anlayışla yönetme arzusunun ve uygulamasının temel çıkış noktası olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu konuda, İnsan Hakları Komisyonu üyesi olarak, mültecilerin sorunlarının tartışılması ve bu sorunların en ince ayrıntılarına kadar üzerine gidilmesi konusunda bir Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olarak elimden gelen en insani hususları yerine getireceğime yürekten inanıyorum. Ve Milliyetçi Hareket Partisinin anlayışında ve milliyetçilik kapsayıcılığında insani boyutların, vatandaşlık hukuku temelli vatandaşlık hukukunun ve insana verilen değerin olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti devletinin üzerinde oynanan oyunların, tutum ve davranışların, siyasal anlamdaki zeminlerle ve manipülatif hareketlerle, Türkiye’yi zora koşucu hamlelerle sonuç almayacağının hatırlanması gerektiğine inanıyorum. Bu kapsamda, bizler, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, gerek Türkmen Dağı’ndaki sorunların, kamplardaki problemlerin yerinde görülmesi ve meselelerinin incelenmesiyle ilgili saha çalışmalarını yapmaktayız, diğer taraftan, Rus krizinin Türkiye’ye yansımasının ekonomik, insani ve sosyal boyutlarıyla ilgili -oluşturduğumuz komisyonlarla- dinamik bir şekilde üzerinde çalışmalar yapmaktayız.

Özellikle, Suriye özelinden Türkiye’yi vurmaya kalkanlar, özellikle yüzüncü yılında yeni Skyes-Picot çıkarmak isteyenler, 4 parçalı kürdistandan hesap yaparak Türkiye’yi sıkıştırıp, Türkiye uzantısını ayağa kaldırmak isteyenler çok büyük bir yanılgı içerisindeler. Türkiye'nin var olan büyük dinamiğini tahrik ve tehdit etmemeleri konusunda hatırlatma yapmak istiyorum. Türkiye'nin terör bölgesi dışındaki insanlarının tahrik edilmemesi, sağduyuyla hareket edilmesi konusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak elimizden geleni yaptığımızı tekrar buradan vurgulamak istiyorum. Aksi takdirde, tahrik unsurları devam ettiği sürece “Mersin’deki aileleri, İstanbul’daki aileleri nereye götüreceksiniz beyler, ne yapacaksınız beyler?” diyor Sayın Genel Başkanımız grup konuşmasında.

Bu gerçekleri yüce Mecliste ifade ediyor, huzurunuzdan saygıyla ayrılıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ersoy.

Önerinin lehinde üçüncü konuşma, Adana Milletvekili Sayın Elif Doğan Türkmen’e aittir.

Buyurunuz Sayın Türkmen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, 2015 yılı Ağustos ayında Türkiye’de bulunan Suriyeli Nur Ammar İsveç’e gitmek için İzmir’den yola çıktı ve Nur, iki hafta on üç saat sonra İsveç’e varabildi. Nur, şanslı bir Suriyeliydi. Biz, üstelik İsveç’e üç buçuk saatte gidebiliyoruz. Nur için sevindirici olan bir sonuç, ne yazık ki Türkiye'den, özellikle İzmir, Bodrum, Muğla, Çeşme gibi Yunan adalarına yakın yerlerden umuda yolculuk eden Suriyeliler için her zaman böyle mutlu bitmiyor. Alan Kurdi en canımızı acıtan örnek ama Ege Denizi yalnızca Alan Kurdi’yi değil, daha nice çocukları yuttu ve bu insanlık dramı 2011’den bu yana Türkiye ve sınırlarında yaşanıyor.

Bunları bizzat görmek için, Cumhuriyet Halk Partisi Mülteci Komisyonu olarak İstanbul, Edirne, İzmir, Muğla, Adana, Şanlıurfa’da birçok incelemeler yaptık. Gördük ki, ne kadar çok Suriyeli varsa, ne kadar çok İranlı, Iraklı, Afgan ve Myanmarlı sığınmacı var ise o kadar çok yaşanan acı var. Ve değerli milletvekilleri, bu acıları en çok çeken de çocuklar ve kadınlar. Özellikle 2011 yılında baş gösteren Suriye’deki iç savaşla birlikte ülkemiz bir mülteci akınına uğradı. Bu mülteci akınının ve Suriye’deki iç savaşın ülkemize getireceği zararlar konusunda, dış politikamızın yanlışları konusunda her platformda ve özellikle bu kürsüden partimiz defalarca uyarı yaptı ve önerilerini Hükûmete sundu. Ancak bu uyarıları dikkate almayan AKP Hükûmeti Türkiye'yi tam bir darboğaza sokmuştur.

“Komşularla sıfır sorun.” söylemiyle yola çıkan AKP iktidarı, on dört yılda sorun yaşamadığımız tek bir komşumuzu bırakmamıştır. Irak, İsrail, İran’la yaşanan sorunların ötesinde, Suriye’deki iç savaşta taraf olduk ve en son Rusya’yla da savaşın eşiğine geldik. 2011 yılında Suriye’de iç savaş başladığında, on beş gün içerisinde Emevî Camisi’nde namaz kılmayı iddia ettik, bugün ülkemizde 2 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı var ve onlar bizim camilerimizde namaz kılıyorlar.

2 milyon 200 bin Suriyeli sığınmacının, sevgili milletvekilleri, yalnızca yüzde 12’si kamplarda yaşıyor. Diğerlerinin nasıl yaşadıkları ve yaşamlarını nasıl idame ettirdikleri konusunda ne yazık ki resmî hiçbir veri elimizde yok. Suriye’den gelen sığınmacılarla ilgili Hükûmet olarak tek politikamız var, tek stratejimiz var, onların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek ama bunun dışında, özellikle ülkemizde yaşayan 2 milyon 200 bin Suriyeli sığınmacının ülkeye nasıl entegre edileceğiyle ilgili, ne yazık ki, AKP Hükûmetinin hiçbir stratejisi yok.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadar, Hükûmet olarak Suriyeli sığınmacılara 8 milyar dolar harcamışız. Avrupa Birliği Edirne ve Ege’deki adalardan kendi ülkelerine gelmek isteyen, gelen mültecileri yeniden Türkiye’ye göndermek ve mülteci akınına dur demek için Türkiye’ye 3 milyar avro rüşvet teklif etti. Bu 3 milyar avro rüşvet, Suriyeli sığınmacıları ve diğer sığınmacıları düşündüğümüzde kişi başına 1.363 avro yapıyor; biz 8 milyar dolar harcamışız, bize verilen para 1.363 euro. Türkiye Suriyeli ve diğer mültecilerle ilgili, kişi başına 1.363 avroyla Avrupa Birliğinin sınır bekçiliğini yapmaya aday. Bu savaşın beş, on yıl daha süreceği söyleniyor, yani bu savaş beş, on yıl daha sürdüğünde Türkiye Avrupa Birliğiyle yapmış olduğu, imzaladığı bu sözleşmeyle de büyük bir mülteci kampı hâline gelecek. Şöyle bir örnek vereyim: Kilis 80 bin nüfusu olan bir ilimiz, şu anda Kilis’te bulunan Suriyeli sığınmacı sayısı 140 bin, bugün Kilis’te bulunan Suriyeli mültecilere ya da sığınmacılara -her neyse- vatandaşlık hakkı verdiğimizde Kilis’teki belediye başkanını Suriyeliler tek başına belirleyecekler ve Kilis’teki milletvekillerini yine Suriyeliler tek başına seçebilecekler. Bütün bunları görmeyen Hükûmet, ne yazık ki, uzun vadeli bir strateji ortaya koymadığı için bugün Türkiye vahim bir tabloyla karşı karşıya. Günübirlik politikalarla iş idare edilmeye çalışılıyor.

Bir arkadaşım anlattı. Biraz önce Bakan Volkan Bozkır’la bir toplantı yapmışlar, dört yıldan bu yana Türkiye'de olan Suriyeliler için Sayın Bakan “misafir” tanımlaması yapmış. Benim evimde dört yıl kalan hiçbir misafirim olmadı.

Değerli milletvekilleri, arkadaşlar; burada şunu görüyoruz: Türkiye mutlaka uzun vadeli bir strateji ortaya koymak durumunda. Bunun tek yolu var, göç ve entegrasyon bakanlığının kurulması.

Dış politika hiçbir zaman bireysel kızgınlıklarla, kapris ve duygusallıklarla, “Diklenmeyeceğiz, dik duracağız.” gibi hamasi nutuklarla yönetilemeyecek ve iç politikaya malzeme yapılamayacak kadar önemlidir. Geldiğimiz nokta, ekonomik, politik ve sosyal olarak, her anlamda Türkiye kaybeden ülke olmuştur.

Sınır güvenliği ise bir ülke için olmazsa olmaz şarttır, ancak bizim sınırlarımız yolgeçen hanına dönmüş, her türlü istismara açık, her türlü kaçakçılığın hayata geçtiği yer olmuştur. İnsan, hayvan, eroin, silah kaçakçılığı, aklınıza ne gelirse bu bölgede olmaktadır. Organ kaçakçılığının yapıldığı bile söylenmektedir. Sınır kaçakçılığının olduğu, bu kadar çok insanların girip çıktığı yerde sınır güvenliği duvar örerek, kanal açarak sağlanamaz. Suriye’de sınırlarda veya Ege, Akdeniz sahillerinde, Avrupa ülkelerine gitmek için yola çıkan ve hayatını kaybeden her bebeğin, her çocuğun, her kadının, her insanın vebali omuzlarımızdadır. Bu nedenle, bu vebali taşıyan Hükûmetin bundan sonra doğru tutum alması ve doğru politikalar geliştirmesi önemlidir.

Sonuç olarak, Hükûmetin savaşı destekleyen dış politikasını uyarıları dikkate alarak bir an önce değiştirmesi, göç eden ve etmek zorunda kalan insanların sorunlarını çözmeye odaklanma zamanıdır ve bunun gerçekleşeceği yer de Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

İç savaş nedeniyle ülkemize gelen Suriyeliler ve diğer ülkelerden gelen sığınmacılar için acilen, hiç zaman kaybetmeden entegrasyonla ilgili projeler hazırlanmak zorundadır. Meclis bu konuda elini taşın altına koymak zorundadır. Elini taşın altına koymadığı sürece Türkiye’de yaşanan mültecilerle ilgili sorunlar, sıkıntılar bir insan hakları ihlali olarak karşımızda duracaktır. Hiç kimsenin Türkiye’yi bu duruma düşürmeye hakkı yoktur.

Bu nedenle, Meclisin ivedi olarak bu soruna el koyması ve bu sorunun çözümü anlamında da gereğini yapması gerektiğini söylüyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkmen.

Önerinin aleyhinde son konuşmacı Malatya Milletvekili Sayın Nurettin Yaşar, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Yaşar, süreniz on dakikadır.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; arkadaşlarımı izleyince, keşke ben de bir muhalefet vekili olsaydım, hiçbir icrai sorumluluğum olmasaydı, böyle rahat rahat bir eleştiri retoriği tutturup konuşsaydım diye içimden geçirmedim değil. Ama çok şükür halkımız, milletimiz bize bu yetkiyi vermiş, bu icrai sorumluluğu omuzlarımıza yüklemiş, biz de bu yükü taşımak zorundayız, bu yolda yürümek zorundayız.

Başlamadan önce, Sayın Baykal’ın Meclisin açılışını yaparken kullandığı bir deyimi tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum, kendisi sanıyorum burada yok. Millî siyasi kimlikten bahsetmişti Sayın Baykal. Ne CHP Grubuna ne HDP grubuna ne MHP grubuna ne de AK PARTİ grubuna değil, bütün bir Meclise millî siyasi kimliği hatırlatmıştı. Sanıyorum ana perspektifimiz bu olursa daha sağlıklı bir yere varabiliriz diye düşünüyorum.

Şimdi, Sayın Altan Tan’ın da belirttiği gibi, daha sonra Ruhi Bey de ona değindi, 1916’da bu coğrafyada sınırlar çizilmiş. Bu sınırları biz çizmedik.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bizimkini biz çizdik ya, savaşarak!

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Bu sınırları galipler çizdi, bu sınırlar mağlupların çizdiği sınırlar değil. Dolayısıyla, bu sınırların güvenliği, bu sınırların içerisinde hapsedilmiş demografik yapılar, inançlar, düşünceler, mezhepler, anlayışlar, yönetim yapıları, halkların özellikleri bugünlerin doğumunu öngörerek dizayn edilmiş gibi geliyor sanki. Yüz yıl geçti, hâlen sorun bölgesi.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayenizde!

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Bakın, Avrupa Ekonomik Topluluğuydu, ekonomik birlikti; şimdi siyasi birliğe, ortak orduya doğru yürüyen bir Avrupa Birliği yönelimi var, bütünleşik bir Avrupa, büyük bir Avrupa oluşturmak için. Bunu öngören Avrupalı, bunu öngören Batılı o bizim mültecilerimizi sevmeyen, göçmenleri kabul etmek istemeyen, göçmenlerin önüne tel örgü çeken, o bizim de bazen özendiğimiz, bazen “Ne güzel, centilmen insanlar, güzel insanlar, uygar insanlar.” dediğimiz o insanların insani noktada hangi durumlarda olduğunu görüyoruz. İşte, o gördüğümüz insanlar, nedense, bizim bölgemizde daha küçük, daha atomize yapılara doğru bir çaba içindeler, bunu öneriyorlar bize. “Daha küçülün; daha sekter yapılara, daha demografik yapılara, daha ırk temelli yapılara, hatta mümkünse aşiret temelli yapılara doğru bölünün; siz böyle mutlu olursunuz.” diyorlar. Oysa, biz bu Batılı paradigmanın bize dayattığı ulus devlet modeli içerisinde hiç mutlu olmadık, hiç ama hiç mutlu olmadık. Ne Iraklılar mutlu oldu ne Suriyeliler mutlu oldu ne Lübnanlılar ne Ürdünlüler ne Mısırlılar ne Libyalılar ne Faslılar ne Tunuslular. Garip değil mi, bütün kan buralarda akıyor; garip değil mi, bütün teröristler buradan çıkıyor. Size de tuhaf gelmiyor mu? Bu coğrafyadan çıkıyor. İşte, biz bu sınırlardan bahsediyoruz; bu, galiplerin çizdiği, bize danışmadan, bizim görüşümüzü almadan, bizim rızamızı almadan çizdikleri sınırlardan bahsediyoruz. Bu sınırların en büyük bölümü de bizim sınırlarımızda. En muhataralı, en sorunlu sınırlara komşu olmak bizim kaderimiz, bizim coğrafyamızın kaderi. Dolayısıyla, kaderimizi yok sayamayız, kaderimizle çatışamayız, kaderimizle barışık ve kaderimizin gereğini yapan yönetimler olarak, hükûmetler olarak, mebuslar olarak, bireyler olarak kendi kendimizle barışık yaşamalıyız. Biz başkası değiliz, biz Türkiyeliyiz ve Türkiye'nin…

İSMAİL OK (Balıkesir) – Uzaylı, uzaylı; Türkiyeli değil!

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – …coğrafyasının, Türkiye'nin tarihinin bize dayattığı kaderi, bize dayattığı stratejiyi, bize dayattığı politikayı yürütmek zorundayız, başka bir seçeneğimiz yok. Başka bir seçenek bulmak, bağışıklık sistemi başka türlü dizayn edilmiş bir bünyeye uymayan bir beslenme programı vermek gibidir. Biz bu gıdalarla, bu toprağın gıdalarıyla besleneceğiz. Bu toprak bize bunu dayatıyor. Ama sonuçta sırtında küfe olmayan arkadaşlarımız, başka saiklerle, başka nedenlerle kafamızı karıştırmak isteyen arkadaşlarımız bize suni gündemlerle, bir şeylerle uğraşmamızı öneriyorlar. Bu, gerçek bir gündem değil. Bizim sınırlarımız geçişken bir hâldeyken bu arkadaşlarımız bizi eleştirirler “Sınırlar yolgeçen hanına döndü.” diye. Bilirsiniz, bir sol maksimalizmi vardır, yetinmez, istediğini verirsiniz, daha fazlasını ister; sürekli eleştiri hakkını kendi uhdesinde barındırmak ister, doymaz, sürekli üstencidir; tekelcidir, dil onun tekelindedir, gerçek onun tekelindedir, gerçeği o söyler, o vazeder, o öğretir, o yönlendirir, onun dışında başka bir gerçeklik hakkı, alanı yoktur. Sınırlarda geçişkenliği, bu laubaliliği önleyici tedbirler alırsınız, güvenlik tedbirleri alırsınız çünkü sınırlarınızda bir savaş cereyan ediyor, yönü belirsiz, taşeronlar üzerinden yürütülen bir savaş.

İSMAİL OK (Balıkesir) – En büyük taşeron sizsiniz.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Kim bu taşeronlar?

İSMAİL OK (Balıkesir) – Siz!

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Bütün proje örgütler bu işin taşeronu. DAEŞ, bu işin taşeronu; PKK, bu işin taşeronu; El Nusra, bu işin taşeronu; El Kaide, bu işin taşeronuydu; PYD, bu işin taşeronuydu. Şu anda…

İSMAİL OK (Balıkesir) – En başında da AKP, en üstte!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hepsiyle görüştünüz, PKK dâhil hepsiyle görüştünüz.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Görüşmek iyidir, görüşelim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Devam edin, taşeronlarla görüşmeye devam edin.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Görüştük, görüşmedik ayrı ama görüşmekten bir şey çıkmaz, sen rahat ol.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Taşeron sizsiniz, siz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hem “taşeron” diyorsunuz, hem “görüşürüz” diyorsunuz, mübarek olsun ne diyelim.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Seninle de görüşürüz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Keşke… Bir görüşebilsek öğreteceğimiz çok şey var size.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Büyük Ortadoğu Projesi’nden bahset biraz Sayın Hocam.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Şimdi, bu durumu bir tespit etmemiz lazım. Bakın, ne istiyoruz, bu arkadaşlara soralım: Sınırların geçişkenliğini mi istiyoruz?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kim istiyor ya?

NURETTİN YAŞAR (Devamla) - Sınırların kapatılmasını mı istiyoruz? Sınırlarda ne istiyoruz? Sınırlarda Kobani’ye gidecek inşaat malzemelerinin geçişine izin verilmesini istiyoruz. Ne zaman istiyoruz? Bizim galiba Türkiye olarak… Biz muhabbet edelim seninle, ben alışığım.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Memnuniyetle ama mantıklı bir şeyler olsun istiyorum.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Şimdi, sanıyorum bu otuz kırk yılımızın bir envanterini çıkarsak bu işleri daha iyi anlayabileceğiz, hepimizin.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Memnuniyetle.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Yani, bu yazılımımızı değiştirmemiz, okuma şeklimizi değiştirmemiz, okuma yönümüzü değiştirmemiz, sağdan, soldan, yukarıdan, aşağıdan, her neyse…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sizinle bizi televizyona çıkarmıyorlar ki. Bir akşam sizi davet ediyorum CNN’de bu konuları konuşmaya, hadi çıkarsınlar.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Tamam, görüşürüz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Görüşürüz.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Tarih, saat, zaman bildir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Ben ne bildireyim, çağırsınlar.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – WhatsApp’tan bildir, WhatsApp’tan bildir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Tek başınıza çıkıp çıkıp atıyorsunuz oralardan. Hadi beraber gidelim oraya, hadi.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Tamam.

Şimdi, burada hepimizin ortak bir sorunu var. Tekrar Sayın Baykal’ın sözüne geliyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sorunu siz yarattınız kardeşim, bunu kabul edin artık.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Millî siyasi kimliğe karşı mı çıkıyorsun?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Çıkan şerefsizdir.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Doğru söylüyor, bak.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Tamam.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Var mı karşı çıkan? Kimse demez artık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Seni alkışlıyorum. Bravo, bravo!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Teşekkür ederim. Tabii ki.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) - Bu perspektifi geliştirirse…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Baykal iyi ki size bu dersi vermiş Allah razı olsun.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Ben Baykal’dan ders alırım, sen de ders alsan iyi olur. Bakın, Baykal’ın hepimize vereceği dersler vardır, siyasi tecrübesi vardır, millî siyasi kimlik diyebilme becerisi vardır, cesareti vardır. Bizim kimseye karşı bir kompleksimiz yok. Sen de benden ders alabilirsin, komplekse kapılma, insanız, birbirimize öğreteceğimiz şeyler var, hiç sorun yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Taşeronlarla konuşmaya devam et.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Muhabbetin bu kadarı fazla, biraz dur, ben konuşayım, sonra sen başla.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sen cevap verdiğin için söylüyorum.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Sonra başlarsın.

Bu yazılımı değiştirmezsek birbirimizi anlayamayız. Her şeyi tersten okuyarak, her şeyi güncelin içinde okuyarak, her şeyi olay bazlı okuyarak hiçbir yere varamayız. Peki, ne yapabiliriz? Mesela kırk yılın bir envanterini çıkarabiliriz, kırk yılın bir kronolojisini çıkarabiliriz. Ülkemizde hangi örgütler ne zaman palazlandı, hangi eylemler ne zaman başladı, paralelinde ne oldu? Türkiye’nin genel durumu neydi içeride, dışarıda? Ekonomik durumu, siyasal durumu, etnik durumu, iç güvenliği, dış güvenliği, uluslararası arenada durum neydi? Mesela, dünya yeniden şekillenirken Doğu Bloku, Demirperde dağılırken Türkiye neredeydi, Türkiye’deki iç güvenlik sorunları nasıl cereyan etti? Mesela, 12 Eylülden önce anarşi sağda ya da solda, şu ya da bu kesimde… Hiçbir ideolojinin farkı yok, o çocukların hepsi bizim çocuklarımız, onların hepsi benim, bir başkası değil.

Burada geldiğimiz noktada şuna karar vereceğiz… Zamanım tükeniyor, daha konuşuruz, çok çok konuşuruz, muhabbet de ederiz, yarısını sen aldın zaten.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Siz” diyelim en azından.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) - Burada yapacağımız şey, sınır güvenliği mi, teröristlerin girmesi mi, silahların girmesi mi, kamyonların çıkması mı, Kobani’nin imarı mı? Buna kesinlikle karar vereceğiz, kafa karışıklığı içinde olmayacağız ve hep birlikte ulusal sorunlarda ulusal dayanışma içinde, tek akılla, ortak yürekle –tekrar Baykal’a gönderme yapıyorum- millî, siyasi kimlikle hareket etmediğimiz müddetçe bu sorunların üstesinden gelemeyiz.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yaşar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, tutanaklara girmesi açısından ifade ediyorum.

Sayın konuşmacının konudan konuya geçerek ne anlatmak istediğini anlayamadığımız konuşmasında, kendisi bir milletvekili sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğunun şu ana kadar herhâlde farkında değil. Ben kendisine bir hatırlatmada bulunuyorum: Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme karşı verilmiş bir savaşın neticesinde kurulmuş bir cumhuriyettir ve bir ulus cumhuriyetidir. “Ulus modelin yerine ne önermemiz gerekir?” diyor, ne önermesi gerektiğini de söyleyemiyor sayın hatip. Bu nedenle, ülkenin kuruluş felsefesini bilmeyen sayın milletvekilinin bu konuşmasını kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Gök, teşekkür ederiz.

Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Kürt sorununun çözümü ve terörle mücadelede Hükûmetin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin verilmez hâle gelmesi, vatandaşların can ve mal güvenliği üzerindeki tehditler, yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla 23/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Aralık 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/12/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 23/12/2015 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Levent Gök

Ankara

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Kürt sorununun çözümü ve terörle mücadelede Hükûmetin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere, kamu hizmetlerinin verilmez hâle gelmesi, vatandaşların can ve mal güvenliği üzerindeki tehditler, yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla 23/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (154 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/12/2015 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk konuşma Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök’e aittir.

Buyurunuz Sayın Gök.

Süreniz on dakikadır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… (Gürültüler)

Sayın Başkanım, süremi yeniden başlatırsanız, bir uğultu var, bakın, görüyorsunuz tabloyu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir uğultu var. Sayın Gök kürsüde konuşma yapıyor, lütfen dinleyelim.

Buyurunuz Sayın Gök.

Sürenizi yeniden başlatıyorum.

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bugün içinde bulunduğumuz süreci, çok da yakıcı sonuçlar vermeye başladığı bugünlerde çok yakından takip ederek çok serinkanlı ve soğukkanlı bir değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak ve Meclisimizi göreve çağırmak istiyoruz

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz şu anda yangın yerinde. Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda 7 ilde, tam 17 ilçede 1 milyon 300 bin insanı ilgilendiren sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği bir ortamda; tam 124 bölge, özel güvenlik bölgesi olarak ilan edilmiş durumda; 5 bine yakın öğretmen öğrencilerinden ayrı, Sayın Bakanın ifadesine göre 80 bin, bizim tespitlerimize göre 120 bin öğrencinin eğitim yapamadığı bir ortamda; tam 11 bin esnafımızın ticaret sicilinden sicil kaydını sildiği bir ortamda; her gün masum insanların ölümüne, şehitlerimizin cenazelerinin getirilişine tanık olduğumuz acı günlerden geçiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu, kolayca geçiştirilecek bir konu değildir. Ülkemizin bir bölümünde şu anda bir savaş ortamı içerisinde askerin de, polisin de şehit olduğu ama onlarca masum insanın ve şu ana kadar 44 çocuğun hayatını kaybettiği bir ortamın Meclisin ilgisi dışında kalması düşünülemez. Bu konuda elbette devlet terörle mücadele edecektir, elbette bu devletin meşruiyeti içerisinde barikatların, hendeklerin yeri yoktur, bunlar karşısında samimi pozisyonlarımızı almak durumundayız ama değerli arkadaşlarım, bu konu artık çok yakıcı bir hâl almıştır. Bugün Ankara’da defnettiğimiz Bitlis’teki uzman çavuşumuz bizim Keçiören eski ilçe başkanımızın yeğeni idi. Bir başkası sizin yeğeniniz, yakınınız olabilir. Bu sorun hepimizi derinden sarsan bir hâle geldi ve boyutları da giderek hepimizi çok yakından ilgilendiren bir konuma ulaştı.

Ne yapmalıyız değerli arkadaşlarım, başımızı kuma mı sokacağız? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, şu anda AKP’ye, MHP’ye, HDP’ye, bütün siyasi partilere, Meclisin dışındaki her türlü siyasi partilere, bütün sivil toplum örgütlerine bu yangının söndürülmesi açısından bir çağrıda bulunuyoruz. Bakın, geldiğimiz bu tabloda artık hepimizi sarsan ve yakan bu olayları önlemenin zamanı gelmiştir, geçmiştir hatta. Bu olayların önlenememesi, birbiri ardına tepkiler doğurması doğu ile batının arasını açmakta, insanlar arasındaki devlete aidiyet konusunda bir duygusal kopuşa yol açmakta ve adalet duygusunun, vatandaşlık duygusunun hissettirilememesi karşısında Türkiye bugün çok daha çözülemeyecek noktalara gelmektedir. Bu olayı parti ayrımı gözetmeksizin serinkanlılıkla değerlendirmek durumundayız. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarının kimlikleri nedeniyle hiçbir ayrımcılığa ve eşitsizliğe maruz kalmayacakları, herkesin kendisini, ülkesine eşit derecede aidiyet hissedeceği, insan hak ve özgürlüklerini sonuna kadar kullanabileceği, eksiksiz hayata geçirebileceği gerçek bir demokrasinin, temel hak ve hürriyetlerin inşasının hedef alınmasını hedefliyoruz. Bu doğrultuda, çağdaş demokrasinin gereği olan tüm hakların garantiye alınması, yerinden yönetimin güçlendirilmesi, bölgeler arası sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin giderilmesi ve gerekirse doğrudan kamu yatırımlarıyla bölgenin desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde farklı etnik yapıların, farklı kültür kimliklerinin var olması, bunların varlıklarının sürdürülmesi ulusal zenginliğimizdir. Cumhuriyet Halk Partisi devletin etnik farklılıklar üzerinde politikalar oluşturmasını benimsemez. Devletin görevi bütün etnik kimliklerin, din ve mezhep farklılıklarının üzerinde, onların üzerine çıkarak insanı odak yapan yaklaşımları ortaya koymak, ortak değerleri bulup çıkartmaktır. Ancak etnik kimliğini bireysel olarak vurgulamak, bu vurgulamayı yapanları saygıyla karşılamak ve etnik kimliği de insanların bir şerefi saymak demokrasinin ve insan haklarının bir gereğidir.

Devletin, vatandaşlarının etnik kökenini, dinini, mezhebini görmeyen, bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olması gerekir. Sorunların sadece yasalardan değil uygulamadan da kaynaklandığını biliyoruz. Dolayısıyla, yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları bir arada olmalarının ve ortak bir ulus olmalarının engeli olamaz, olmamalıdır. Bu farklılıklar ulus olarak zenginliğimizin güç kaynağıdır.

Kişisel, kültürel haklara saygı kişinin kimliğine saygıdır; insana, insan haklarına ve çoğulcu demokrasiye saygının bir gereğidir. Kişisel, kültürel haklar hiçbir erk tarafından çiğnenemez, kimsenin ırkı ve kökeni de diğerinden üstün değildir. Bu nedenle, ırk temelinde çözüm arayışlarının veya asimilasyon uygulamalarının tuzaklarından demokrasimizi korumak gerekmektedir. Cumhuriyet Halk Partisinin entegrasyon anlayışı, farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünün ulus devlet anlayışıyla korunmasını amaçlıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte, böylesine çerçevesini çizdiğimiz bir ortamda, Türkiye’de daha önce de önerdiğimiz ve hatta, iktidar partisi, “çözüm süreci” diye adlandırdığı bir süreci başlattığını ifade ettiği zaman, biz sorunların Mecliste tartışılmasını ama şeffaflığın sağlanmasını, kamuoyunun bilgilenmesini, Türkiye'nin bütün coğrafi bölgelerinin, herkesin hassasiyetlerinin giderilmesini ve bu bakımdan, böylesine devasa bir sorun olan Kürt sorununun çözümünde Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev yapmasını öneriyoruz. Bu önerimizde ısrarlıyız, bu önerimizde ne kadar ısrarlı olduğumuz, şu ana kadar Hükûmetin uyguladığı politikaların yanlışlığından ortaya çıkmıştır. Her şeyin burada konuşulması, ne varsa, gereği ne ise bütün herkesin elini taşın altına koyacağı bir toplumsal mutabakat komisyonu öneriyoruz değerli arkadaşlarım. Buna acilen gerek vardır ve zorunludur, ertelenemez. Ertelenen her gün yeni acıların doğmasına, annelerin, babaların gözyaşlarının giderek artmasına ve toplumumuzdaki ayrışmanın giderek artmasına neden olmaktadır.

Biz elimizi uzatıyoruz. Bu coğrafya herkesindir. Ülkenin belli bir bölgesi, sadece orada yaşayan etnik kökendeki insanlardan dolayı onların değildir. Türkiye'nin bütün coğrafyası 78 milyonundur. Hakkârili vatandaşlarımızın cebinde İzmir ilimizin tapusu vardır, İstanbullu vatandaşımızın elinde de Şırnak ilimizin tapusu vardır. (CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, 78 milyon insanımızın her biri Türkiye'nin, bütün, her santimetrekaresinde eşit pay ve hak sahibidir. Böylesine bir vatandaşlık anlayışında birbirimizi kucaklayan bir anlayışta bu sorunu acilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmek ve çözmek durumundayız. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm Türkiyeli yurttaşlarımıza, tüm siyasi partilere tarihî bir çağrıda bulunuyoruz: Gelin, bu yakıcı olayların arttığı ve gözyaşlarının artık hepimizi boğduğu bir dönemde bu sorunu çözmek adına ne yapılması gerekiyorsa Mecliste, meşru platformda şeffaf bir şekilde ve herkesin elini taşın altına koyacağı bir ortamda bu konuları tartışalım diyoruz. Vakit geçirme lüksümüz artık yoktur. Tarihî çağrımızı yineliyoruz ve yüce Meclisimizi böylesine devasa bir sorunda, bizi yakan konuda göreve davet ediyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak herkese ellerimizi uzatıyoruz ve ellerimizin tutulmasını bekliyoruz.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Önerinin aleyhinde ikinci konuşmacı Gaziantep Milletvekili Sayın Ümit Özdağ.

Buyurunuz Sayın Özdağ.

Süreniz on dakikadır. (MHP sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Güneydoğu Anadolu Bölgemizde PKK terör örgütünün ayaklanma girişimi öncesi kent terörü bütün etkinliğiyle devam ediyor. Terör örgütü yandaşları devlet otoritesini tasfiye etmek amacıyla il ve ilçe merkezlerinde barikat ve hendekler arkasından devlet güvenlik güçleriyle çatışmaya giriyorlar ve devlet güvenlik güçleri de terör örgütünün etkinliğini kentlerde sona erdirmek için hayatı pahasına bir mücadele veriyor.

Ancak, üzerinde çok durulmayan bir husus var, o da, PKK şu anda Güneydoğu Anadolu’da Cizre, Silopi, Nusaybin, Sur gibi ilçelerde güvenlik güçleriyle çatışmaya girerken esas ağırlığını Güneydoğu Anadolu’ya değil Suriye’nin kuzeyine vermiş durumda. Bugün, mümkün olduğunca devlet güvenlik güçlerini oyalamak, çatışmanın süresini uzatmak ve halkla devlet güvenlik güçleri arasında gerilimi yükseltmek ve uzun vadede halk desteğini arkasına almak üzere kurgulamış stratejisini.

Altını çizdiğim gibi, PKK şu anda ağırlığını Suriye’ye verdi ve Lübnan büyüklüğünde bir araziyi kontrol ediyor. PKK, PYD’nin 2015 senesi içerisinde Suriye’de kontrol ettiği alanı 2 kat büyüttüğünü görüyoruz. Hâlen terör örgütü ABD’yle ortak çalışarak güneye, Rakka’ya doğru büyük bir operasyon hazırlığı içerisinde, öte yandan birkaç günden bu yana da Rusya ve Esad’ın desteğiyle Azez-Cerablus arasındaki bölgeye yönelik bir harekâtın ön hazırlıklarını yapmaya başladı. Kısa bir süre önce PKK, PYD, Suriye ordusundan ve muhtemelen Rusya’dan almış olduğu zırhlı araç, tank ve füze sistemleri ve askerî kamyon desteğiyle Cerablus civarında bir yığınak gerçekleştiriyor. Her an terör örgütünün Şam’dan ve Moskova’dan aldığı destekle bu bölgeye girmesi söz konusu olabilir. PKK’nın atacağı böyle bir adım AKP Hükûmetinin güvenlikli bölge politikasını tarihe gömer ve Suriye’nin kuzeyinin hemen hemen tamamı PKK, PYD kontrolüne girecektir. Ondan dolayı, AKP Hükûmetini buradan Milliyetçi Hareket Partisi olarak uyarıyoruz, böyle bir gelişmeye imkân vermemek için derhâl gereken diplomatik adımlar, girişimler ve askerî önlemler bir an önce alınmalıdır. Aksi hâlde, Türkiye’nin Halep’le olan bütün bağlantısı koptuğu gibi, Suriye’yle sınırımız olağanüstü dar bir alana indirgenecektir; o da Hatay’ın Bayır bölgesi yani Hatay’ın Yayladağı, aşağıda Bayır bölgesi üzerinden olacaktır, onun da kısa zaman sonra Rusya’nın eline geçmesi mümkündür.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi geçtiğimiz yıllarda PKK terör örgütüyle izlenen müzakere politikasının Türkiye’yi bugünlere sürükleyeceğini görerek AKP hükûmetlerini defaatle ve gerçekten sert bir dille uyarmıştı. Bugün askerimiz, jandarmamız, özel harekatçılarımız hayatları pahasına kentleri temizlemek için mücadele ediyor ancak bir şeyi kabul etmek durumundasınız. Bugün, gençlerimizin hayatlarını koyarak, can vererek, kan dökerek temizlemeye çalıştıkları kentlerde ve ilçelerde örgütlenilmesine AKP hükûmetlerinin duyarsızlığı neden olmuştur. AKP Hükûmetinin gözleri önünde gerçekleşmiştir bu örgütlenme ve bununla da yetinilmemiş, bu göz kapama meşru gibi gösterilmiştir. Bakın, 2002 Kasımında neredeyse terörün sona erdiği bir Türkiye teslim aldınız. O sene verdiğimiz şehit sayısı 7’ydi. Bu 7 şehidin 5 tanesini Kuzey Irak’ta mücadele verirken vermiştik. İktidara geldikten sonra “güvenlikçi politikalar” diye aşağıladığınız politikaların Türkiye’yi getirdiği nokta buydu. Beğenmediğiniz güvenlikçi politikalardan vazgeçtiniz, bugün bir cumhuriyet savcısını 3 haftadan bu yana Diyarbakır’da bir sokağa inceleme yapmak için sokamıyorsunuz.

Sayın Genel Başkanımız kısa bir süre önce Davutoğlu’na bir çağrı yaptı, “Sıkıyönetim ilan edin.” dedi. Bu çağrıyı çok sert bir şekilde geri çevirdiniz. Güzel ama şimdi almış olduğunuz önlemlerin mini sıkıyönetimler, hatta Anayasa’ya göre sıkıyönetimin bir üst aşaması olan kısmi seferberlikle ancak izah edilebileceğini siz de görüyorsunuz herhâlde. Üstelik, sizden şunu öğrenmek istiyoruz Milliyetçi Hareket Partisi olarak: Bugün Cizre’de bir operasyon devam ediyor, güzel, etkili olduğunu da görüyoruz bu operasyonun ancak 7 Haziran seçimlerinden sonra da bir operasyon başlamıştı, sekiz gün operasyon devam etti; yetkililer Ankara’ya geldiler ve dediler ki: “Durdurmayın bu operasyonu, daha bitmedi, bitirmedik.” Cizre operasyonunu durdurdunuz, Nusaybin operasyonunu durdurdunuz. Aradan geçen süre içerisinde PKK’nın Cizre’de, herkesin gözünün önünde eksiklerini gidermesini, altyapısını yeniden oluşturmasını, bölgeye yeni silahlar, yeni cephaneler, yeni teröristler sokmasını herkes izledi. Şimdi asker, polis ve jandarma hayatlarını sizin yaptığınız hataları bertaraf etmek için ortaya atarak, şehit olarak, gazi olarak, kan dökerek temizlemeye çalışıyorlar. Doğrusu, bu konuda Türk milletine bir izahat vermek zorundasınız diye düşünüyoruz. Aldığınız nokta ve getirdiğiniz noktayı terörle mücadele ve Türkiye’nin güvenliği açısından değerlendirdiğimizde gördüğümüz odur ki güvenlikli ve terörden arınmış bir Türkiye aldınız ve bugün Suriye benzeri fotoğrafların gündeme hâkim olduğu bir Türkiye’yi oluşturmuş görünüyorsunuz. Bunun bir başarı olduğunu söylemenizin herhâlde mümkün olmadığını sizler de takdir edersiniz.

Peki, bundan sonra ne yapılmalı? Bundan sonra herhâlde Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgede gerçekleştirmiş olduğu operasyonlarının önünde engel olmazsınız; umudumuz bu. Türk Silahlı Kuvvetlerinin elini kolunu bağlamazsınız, Polis Özel Harekâtının, Jandarmanın elini kolunu bağlamazsınız ve onlar da terörle mücadeleyi son aşamasına kadar sürdürürler.

Peki, Türk Silahlı Kuvvetleri başarılı bir sonuç aldıktan sonra ne yapacaksınız? Dolmabahçe mutabakatına geri mi döneceksiniz? Birçok AKP’li yetkilinin buradan yapmış olduğu konuşmalarda da, Abdullah Öcalan’ın ne kadar önemli olduğunu ve Abdullah Öcalan’la yapılan mutabakatın ne kadar önemli olduğunu vurguladığını duyuyoruz. Yani, şu anda askerimiz, polisimiz ve jandarmamız kanını, Abdullah Öcalan’la yapılan mutabakatın tekrar gündeme gelmesi için mi döküyor? Eğer sorun, Abdullah Öcalan’la Dolmabahçe’de yaptığınız pazarlığı tekrar yaşama taşımak, gündeme getirmek ve hayata geçirmek, bunun için Türk askerinin kanı, Türk jandarmasının ve Türk polisinin kanı dökülüyorsa doğrusu bunu ne millete ne de tarihe izah etmeniz mümkün olmaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özdağ.

Grup önerisiyle ilgili lehinde üçüncü konuşma Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarımız; ben de sizleri saygıyla selamlıyorum.

Benden önce konuşan hatipleri dinlerken gerçekten sanki bu ülkede değil de başka bir ülkenin parlamentosunda konuşan hatipler olarak hissettim.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Ne alakası var?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben, bir haftadır Şırnak’ta çatışmaların, saldırıların yoğun yaşandığı bölgeden geliyorum. Konuşmama başlarken Şırnak’ta öldürülen annelerimizi, bebeklerimizi anarak başlamak istiyorum. Orada öyle söylendiği gibi, abartıldığı gibi Cizre’den, Nusaybin’den, Sur’dan, tankları, topları olan başka bir ülkeden Ankara’ya yürüyen ordular yok, asimetrik bir ordu, konvansiyonel kitle imha silahlarıyla kuşatılmış ilçeler var.

16 Ağustos 2015 tarihinden beri uygulamaya konulan sokağa çıkma yasaklarının ne yasal ne de anayasal hiçbir hukuki değeri yok. Sokağa çıkma yasakları 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11’inci maddesine dayandırılmaktadır. Buna göre “İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.” Valilerin ve kaymakamların yetkilerini sınırsızca, sorumsuzca kullanması durumundan doğan sokağa çıkma yasağı ilanları halkta huzur ve güvenliğin sağlanmasının tersine halk üzerinde ciddi terör, korku ve panik ortamının oluşmasına neden olmuştur. Yasalarda kolluğa verilen silahların, özellikle konvansiyonel silahların hiçbir şekilde yurttaşlara, halka karşı kullanılamayacağı yönündedir.

Meclisin ciddi bir darbeyle yüz yüze kaldığını görüyoruz. Meclis yetkisinin kamu adına bölgede faaliyet yürütenler tarafından gasbedildiğini görüyoruz. Mevcut Hükûmetin 7 Hazirandan sonra ortaya çıkan siyasi iradeyi yok saydığı gibi, darbelediği gibi, yok hükmünde saydığı gibi, bu yetmiyormuş gibi bir de daha önce olağanüstü hâlde valiler vardı, 1 valiydi, şimdi her kaymakam, her vali birer süper vali olmuş, süper kaymakamlarımız olmuş ve âdeta bölgede ağır, aşırı askerî yığınak ve kitle imha silahlarının, tankların, topların kullanıldığı, sivil halkın, hedef gözetilerek öldürüldüğü bir süreci yaşıyoruz. Anayasa’nın 13’üncü maddesinde çok net bir şekilde belirtilmiş, temel hakların özüne dokunulmaksızın gerektiğinde Parlamento ve hükûmetin, yasamanın karar alabileceği yönündeyken, şimdi bölgede olağan yaşamın akışını tümden ortadan kaldırılan faşizan, askerî, ırkçı bir süreç yaşanmaktadır. Cunta dönemlerini katbekat aratan bir uygulama söz konusudur. İnsanların eğitim hakları ellerinden alınmış, barınma hakları elinden alınmış, barınakları toplarla, tanklarla başlarına yıkılmakta, doğal tedavi hakları, tedavi olma hakkı gasbedilmiş. Cizre’de 100 bin insan yaşamakta, oradaki insanların çoğunun değişik hastalıkları söz konusuyken bu insanların şu an tedavi hakları elinden alınmış, seyahat etme özgürlükleri ellerinden alınmış, günlerce, haftalarca evlerine tıkanmış, yetmiyormuş gibi evleri yıkılan insanlar, evlerinden dışarı çıktıkları vakit “sniper”lar tarafından -âdeta Saraybosna’dakine benzer, Srebrenica’dakine benzer durumlarla- dışarı çıkan çocuk, kadın, yaşlı, ihtiyar gözetilmeksizin öldürülmektedirler. Bugüne kadar öldürülen 21 insanımızın yaş kategorileri: 7 tane insanımız 70 ile 80 yaş arasındadır. Bu 21’in içerisinde 9 tanesi 18 yaşın altında, 4 tanesi 10 yaşın altında. Öldürülenlerin çoğu kadınlarımız. Güler Yanalak bir hamile kadın, sokağın başında doğrudan evi gözetilerek kapıdan çıktığı anda karnından vuruluyor. Kendisi şu an bitkisel hayatta ve bebeğini maalesef yitirdik.

Şimdi, ben, burada şunu ifade etmek istiyorum: Biliyorsunuz, daha önce Gezi olaylarında, Kabataş’ta, bir kadın kardeşimize, başı örtülü diye -sonra da öyle olmadığı fazlasıyla çıktı- ciddi bir hassasiyet gösterildi.

Yine Manisa’da “Örtülü kadınlara kelepçe vuruldu.” diye bu kadınlara yönelik bu uygulamayı burada kınarken orada da ciddi bir hassasiyet gösterildi. Söz konusu kolluk, görevinden uzaklaştırıldı, incelemeye tabi tutuldu. Ancak, başı örtülü Hediye Şen, 3 çocuk annesi, kapısında vurularak katledildi ve hiçbir şekilde buna hassasiyet gösterilmiyor. Aynı hassasiyetin, Kürt olunca başı örtülü de olsa sanki öldürülmeleri, katledilmeleri… İşte, Van’da, kadınlar yerde sürüklenerek, tekmelenerek, işkence edilerek…

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Hediye Şen’i kim vurdu?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Siz iyi biliyorsunuz. Senin zihniyetin vurdu; senin o faşist zihniyetin vurdu; senin o ırkçı, ayrımcı zihniyetin vurdu.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – PKK’lı faşistler vurdu.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Dolayısıyla, Kürt kadınlarına, Kürt çocuklarına aynı hassasiyet gösterilmiyor. Öyle ayrımcı, ırkçı bir dil var ki… Burada bölgeden gelen can kayıplarının bir kısmına “acı haber” denirken veya birilerini burada rahmetle anarken… Biz de rahmetle anıyoruz, biz de acı duyuyoruz. İster asker ister polis ister gerilla ister genç ister kadın ister çocuk hepsi bu ülkenin, hepsi bu toprakların çocukları. Hepsinin ölümlerinden acı ve ıstırap duyduğumuzu, hepsinin acılarını paylaştığımızı belirtmek isterim. Ancak burada birileri aynı hassasiyeti göstermiyor.

Müezzinoğlu’nun bir lafı vardı: “Doktorların geri çekilmesi ihanettir.” Ama öğretmenleri aynı zihniyet, aynı Hükûmet, aynı yaklaşım geri çekiyor. Eğer o ihanetse, öğretmenleri, diğer kamu görevlilerini oradan çekip getirmek hangi zihniyetin ürünüdür? Bakın, bu bir okul, görüyorsunuz, buradaki ırkçı, ayrımcı yaklaşımları burada görüyorsunuz. Yine bir okulun tahtasına yazılanlar ve savrulan tehditleri, ırkçı, ayrımcı, aşağılayıcı, küçümseyici, dışlayıcı, şovenist yaklaşımı görüyorsunuz. Yine burada, bu bir hastane, Cizre’de hastane. Bu hastane halka nasıl sağlık hizmeti verecek? Size soruyorum.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Niye öyle oldu?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Vicdanlarınıza elinizi bir koyun. Burası bir askerî garnizon değil. Eğer güvenlik alacaksanız onun etrafında güvenliğinizi alırsınız. Bakın, bu zihniyetle, bu ayrımcı, ırkçı zihniyetle -şu an getirdiğiniz nokta- en büyük bölücülüğü, en büyük ırkçılığı bölgeye uyguluyorsunuz.

Hediye Şen’i görüyorsunuz, 3 çocuk annesi, başörtülü. Sizin diğer başörtülü kadın kardeşlerimize gösterdiğiniz hassasiyeti neden bu kadın kardeşimiz için göstermiyorsunuz? Bu konuda mevcut anlayışı ve zihniyeti kamuoyunun vicdanına havale ediyorum. Yine burada görüldüğü gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bakın, bu bir hastane, bu bir askerî garnizon değil. Şimdi, burada vatandaş nasıl sağlık hizmeti alacak? Sizin “kamu düzeni” dediğiniz…

BAŞKAN – Sayın Botan, toparlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sizin “kamu düzeni” dediğiniz şey bu mudur? “Kamu düzeni” koduyla Kürt halkına karşı niye savaş yürütüyorsunuz?

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Yaralıları taşımaya giden ambulansları pusuya düşüren kim ya? Bunları hep söylüyorsun.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Pusuya düşüren sizin faşist zihniyetiniz.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Böyle bir şey olur mu ya?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Burada herkesin onuruyla, emeğiyle, kimliğiyle özgürce yaşadığı, demokratik bir ülkenin inşası için Meclisin inisiyatif alması lazım. AKP Hükûmeti Parlamentoyu devre dışı bırakmış, Parlamento iradesine el koymuştur. Parlamentonun itibarı için, Parlamento halkın nezdinde gerçek değerini, gerçek işlevini, gerçek itibarını kazanmak istiyorsa Parlamentoda herkes bu işe el koymalıdır. Bu iş, sizin bir savcıya, bir hâkime, bir valiye, bir kaymakama bırakamayacağınız kadar ciddi, önemli işlerdir. Fakat yüz yüze bulunduğumuz, şu an ciddi bir ırkçı, şovenist savaş var. Derhâl bunu durdurun. Bunun için yapılacak şey, Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kaldırın. Kürt siyasi hareketiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – …bir an önce diyaloğa geçin.

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Millet sizden kaçıyor, millet sizden kaçıp devlete sığınıyor.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Eğer bunu yapamazsanız bölgede şu an ciddi bir kopuş var.

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Doğru, kopuş var, sizde ciddi bir kopuş var, PKK’dan kopuş var.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bölgede ciddi bir kopuş var, ciddi bir uzaklaşma var, ciddi bir duygusal kopuş var. Bu duygusal kopuşu…

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – İhanet ettiniz, ihanet.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Kamu adına, burada yandaş medyayla toplumu kandırarak, topluma yalan söyleyerek, toplumu farklı şeylere angaje ederek bu kirli savaşı daha fazla sürdüremezsiniz. Gelin, hep birlikte, pamuk ipliğiyle bağlı bu ilişkiyi tekrar güçlendirelim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, süresi bitti.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Halk terörü istemiyor ya, anlamıyor musun?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Şu an tankların, topların namlularını çevirdiğiniz Kürt sokağı, üzerine çevirdiğiniz Kürt çocuklarıyla biraz empati kurun, biraz vicdanınızı…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröristlere çeviriyorlar, teröristlere. Teröristlere çeviriyorlar!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Terörist değil.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröristlere çeviriyorlar!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Size şunu söyleyeyim: Musul’da hendek mi vardı? Musul’da ne işiniz var? Musul’da ne işiniz var?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Niye rahatsız oldun?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Niye rahatsız oldun? Orada da DAEŞ var.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ülkenin onurunu götürdünüz, Musul’da Musul’un hendeklerinde boğdunuz işte.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, süresi bitti.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Mesele hendek meselesi değil.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, karşılıklı sataşmayınız lütfen.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne sataşması? Süresi bitti. Olacak iş mi yani!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Mesele halkın demokratik, sivil, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasadır. Mesele Kürt halkı ile Türk halkının yüz yıl önce yanlış kurulan ilişkileri yeniden doğru temelde kurmaktır.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sayın Başkan, süresi bitmedi mi? Niye…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Süresi bitti, konuşuyor, “Sataşmayın.” diyorsunuz Sayın Başkan. Böyle bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Botan…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, görevinizi yapın lütfen ya.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Mesele yüz yıl önce Rumları, Ermenileri, Alevileri yok ettiniz, katlettiniz, bu yanlış ilişki, bunlar yanlış zihniyet.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Teröristleri sonuna kadar öldüreceğiz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bu, ulus devletçi, ırkçı, ayrımcı anlayıştan vazgeçeceksiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröristleri öldürüyorlar, teröristleri. Bu ülke teröristlerle mücadele ediyor, bu ülke PKK’yla mücadele ediyor.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Geleceksiniz, hep birlikte demokratik bir ülke inşa etmek için diyaloğu, müzakereyi esas alacaksınız, öldürerek değil.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – PKK’yla mücadele ediyoruz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ne olmuş? Yani Cizre’ye, 20 bin askeri Cizre’nin üstüne göndererek nereye varacaksınız? Cizre Ankara’nın üzerine mi yürümüş? Cizre Parlamentoya mı el koymuş? Onun için, elinizi vicdanınıza koyacaksınız, döneceksiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – PKK’yla mücadele ediyoruz, teröristlerle mücadele ediyoruz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, ne yapmak istiyorsunuz, onu anlayalım.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Şu an ülkeyi böyle bölmeye götürüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ülkeyi bir iç savaşa mahkûm ettiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, amacınız nedir?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bu iç savaştan dönmenin tek yolu, bu işin önüne geçmenin tek yolu sivil, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasadan geçiyor ve bunun yolu herkesin onuruyla yaşadığı, kimsenin kimseye benzeşmek zorunda kalmadığı, kimsenin kimliğinden, onurundan, dilinden vesairden utanmadığı, herkesin emeğiyle, özgürce, kimliğiyle yaşadığı….

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Haydi güle, güle!

BAŞKAN – Sayın Botan…

LEZGİN BOTAN (Devamla) – …demokratik ulus, demokratik Türkiye’yle mümkündür.

Selam ve saygılarımı sunuyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

Sayın Botan, süreniz bitti.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Konuşmacı, “Hediye Şen’i kim vurdu?” diye sorduğumda “Sen vurdun, senin faşist zihniyetin vurdu.” diye bana sataştı, onu telafi etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, iki dakika süre veriyorum.

CELAL DOĞAN (İstanbul) – Doğrudur.

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Yanlış bir şey söylememiş.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Ben faşizmi çok iyi tanırım Celal Doğan, çok yakın tanırım faşizmi.

BAŞKAN – Sayın Yaşar, iki dakika… Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyiniz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın, Van Milletvekili Lezgin Botan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Efendim, dünyanın algı yönetimi konusunda gelmiş geçmiş en bilinen ismi Goebbels’tir. Bu muhatap olduğumuz örgüt algı yönetimi konusunda Goebbels’in yalanlarını geride bırakan bir performans sergiliyor. Yani bu konuda belki de Guinness Rekorlar Kitabı’na girebilecek bir performansları var. Bu açıdan tebrik ederim.

Yalan üzerinde hiçbir şey yürümez, yalan üzerine Kürt halkı yürümez, yalanı Kürt halkını istismar ederek sürdüremezsiniz. Kürt halkının yakasından elinizi çekin.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sen Türkiye halklarından elini çek.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Kimse onun muhatabı; burada havaya bakıp konuşuyorum, kim alınıyorsa alınsın. Yalan bu ülkeyi bir yere götürmez. Kürtlere ihanet edenlere Kürtler tarih içinde cevaplarını vermişlerdir, bundan sonra da cevaplarını vereceklerdir.

LEZGİN BOTAN (Van) – Aynen ihanet edenleri biliyor Kürt halkı. Kürt halkı kimin düşman olduğunu biliyor.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) - Kürtler hiçbir zaman ihanetle iş birliği içinde olmamışlardır. Kürtler başkalarının kendileri üzerinden taşeronluk yapmasına izin vermemişlerdir.

LEZGİN BOTAN (Van) – Taşeron, Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanıdır. BOP’un Eş Başkanı Sayın Cumhurbaşkanıdır.

NURETTİN YAŞAR (Devamla) - Şu anda Kürt’ün gözü açıldı. Kürt bundan sonra kendisini istismar eden faşistlere prim vermeyecektir. Kürt bundan sonra Kürt’ü öldüren, yargısız infaz yapan, Kandil’de kadınlara, kızlara tacizde bulunan, cinsel istismarda bulunan, çocukları öldüren, çocukları istismar eden faşistlere prim vermeyecektir. Bundan sonra Türkiye normalleşiyor, Türkiye demokratikleşiyor, Türkiye bağımsızlaşıyor, Türkiye özgürleşiyor. Burada yalanın, Goebbels’in algı yönetiminin, gerçeklikten kopmuş o marjinal Cihangir sosyetesinin, Cihangir Türk solunun borusu ötmeyecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kürtlerin oylarıyla Cihangir’i bu memleketin başına bela etmeyeceksiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda milletin sözü geçti, milletin!

NURETTİN YAŞAR (Devamla) - Her kimse bunun muhatabı aklını başına alsın.

Hediye Hanım’ı PKK öldürdü, raporlarla belirlendi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yalan buradan belli zaten. Orada mıydınız?

NURETTİN YAŞAR (Devamla) – Hediye Hanım’ı PKK öldürdü, raporlarla belirlendi. Yeri geldiğinde ilkesiz bir politikanın başörtüsünü bile istismar edeceğinin örneklerini buradan görüyoruz. Yazık, ayıptır! Günahtır! Elinizi bu milletin yakasından çekin, istismar etmekten vazgeçin. İlkeniz varsa ilkelerinizi konuşturun.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay sisteme girmişler.

Buyurunuz Sayın Akçay.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Genel Kurulda açıkça etnik ırkçılık atışmalarına tanık olunduğuna ve yapılan bu tartışmaları aldatıcı ve sanal olarak gördüklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulda bir süredir kürsüden veya birtakım cevap vermelerden açıkça etnik ırkçılık atışmalarına tanık oluyoruz. Bu yapılan tartışmalar kesinlikle AKP ile HDP arasında bir sanal kayıkçı kavgasıdır. Şöyle ki: Öncelikle ifade etmek isterim ki on beş dakika önce aldığımız bir habere göre, yine, Diyarbakır Sur’da, Manisa Akhisarlı Uzman Çavuş Serdar Denizer bir PKK saldırı sonucunda şehit olmuştur. Artık günler değil, saatler değil, dakikalar boyu bu suikast, saldırı ve şehit haberlerini alıyoruz. Bu ortamda Genel Kurulda böyle bir tartışma yapılıyor. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Sayın Başkan, lütfen sükûnet için bir uyarıda bulunur musunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın grup başkan vekili açıklama yapıyor, lütfen dinleyelim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “1 Kasımdan sonra şehit gelmeyecek.” diyen AKP iktidarı, şimdilerde bir yandan İmralı canisinin kapısını çalma, diğer yandan da PKK’yla özerklik ve öz yönetim pazarlığı yapma hevesleriyle yanıp tutuşmaktadır. İktidar kanadının Barzani güzellemeleri ayrıca dikkatimizden kaçmamaktadır. “1 Kasımdan sonra şehit gelmeyecek.” diyen Hükûmetin Avrupa Birliği Bakanının “Daha çok şehit vereceğiz.” sözleri de hafızalarımızdadır. AKP’nin bölücü terörle yürüttüğü pazarlıklar, ülkemizi anaların gözyaşının dinmediği, terör saldırılarının kent merkezlerinde arttığı, Hükûmetin vatandaşlarımızın ve devlet görevlilerinin can güvenliğini sağlamaktan aciz kaldığı, hastanelerin, okulların, camilerin hedef alındığı bir döneme, bir sürece sürüklemiştir. Teröre ve teröriste verilen tavizler, Türk milletine söylenen yalanlar unutulmayacaktır. Terörle mücadeleden müzakereye ve akabinde mütarekeye geçenler tarih ve vicdan önünde en ağır mahkûmiyete uğrayacaklardır.

Değerli milletvekilleri, şimdi -2 siyasi sima- Adalet ve Kalkınma Partisinin 2 sayın milletvekilinin kamuoyuna yansıyan açıklamalarını eğer burada dile getirirsek, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız herhâlde bu konuda sürüklendikleri ve ülkemizi sürüklemeye çalıştıkları yol haritası konusunda biraz daha ayrıntılı bilgiye sahip olacaklardır.

AKP Milletvekili Orhan Miroğlu “Öcalan’ın kapısı çalınmalı.” diyor. Diğer AKP’li Milletvekili Sayın Galip Ensarioğlu da PKK’nın savunduğu bu öz yönetim çağrısına ve projesine atıfta bulunarak “Özerklik de olur, öz yönetim de olur.” diyor. Bu 2 sahibinin sesi sayın siyasinin görüşlerine ilaveten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika daha veriyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yine, sahibinin sesi bir yandaş yazar ki sözlerini dikkate almak durumundayız, bir şeylerin haberini veriyor Abdulkadir Selvi. Kritik bir döneme girildiğinden bahisle “Öcalan’ın devreye girmesi bekleniyor, ancak bu zemin sağlandıktan sonra Öcalan’ın devreye girmesi antibiyotik tedavisi gibi olacak.” diyor. AKP’nin antibiyotik tedavisi bu. Yani, bu sahibinin sesi sözlerden anlaşılıyor ki yine milletimize, ülkemize bu çözüm sürecinin değişik bir versiyonuyla bir senaryolar uygulanmaktadır. Onun için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …bu tartışmaları son derece aldatıcı ve sanal olarak gördüğümüzü ifade ediyorum. Türk milletine ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiği uygulanmaktadır.

Bilgilerinize sunarım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, hatip konuşurken, az önceki konuşmasında bize dönerek “İlkeleriniz varsa ilkelerinizden konuşun.” diye hitap etti ve bir sataşma var burada. Biz bu sataşmadan dolayı söz hakkı talep ediyoruz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu bir sataşma değil.

YILDIZ SEFERİNOĞLU (İstanbul) – PKK’ya sataşma.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne demek… “İlkelerinizle konuşun.” diyor. Güzel konuşuyorsunuz ilkelerle!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Direkt, partimize yönelik, ilkelerimiz olup olmadığını ifade etti. Ben, kendi ilkelerimize ve parti ilkelerimize yönelik sataşmadan dolayı söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Demirel?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Meral Hanım konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

İki dakika sataşmadan dolayı söz veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demin konuşan hatip, doğrusu, sık sık Goebbels’ten söz etti ama önce şunu söyleyeyim: Goebbels şu anda AKP politikalarını ve icraatlarını görseydi şapka çıkarırdı. Gerçekten, çok daha ileri bir noktada olduklarını özellikle ifade etmek isterim.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – O yüzden HDP’nin Meclis başkan vekili var şu anda!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bizim de konuşmalarımızda sık sık atıfta bulunduğumuz bir durum. Bu nedenle, bugün burada duyunca şaşkınlığımı gizleyemeyeceğim. Yani, sadece Goebbels değil, bu arada George Orwell’in “1984” romanını da AKP Türkiye’ye çok güçlü bir şekilde yaşatıyor. Şu anda hepimiz, herkes büyük bir cezaevinin içinde -yaşamımızın her alanı- gerçekten, özgürlükleri kısıtlı bir şekilde yaşamına devam ediyor.

Evet, biz sürekli söylüyoruz: Biz oradan geliyoruz, bölgeden geliyoruz, illerden. Orada yaşıyoruz. Geçen hafta tanıklığını yaptığımız olayları söyleyeyim: Emire Gök, 39 yaşında, Nusaybin’de yasaklı olmayan bir mahallede öldürüldü ve bunu görenler var, tanıklar var, kameralar var, canlı yayınlar var. Fakat, bir anda bunun gibi, hendek bahanesi günlerdir önümüze konuluyor. Hendek yokken Nihat Kazanhan öldürüldü, Baran Çağlı öldürüldü; Diyarbakır’ın göbeğinde onlarca genç öldürüldü, Medeni Yıldırım öldürüldü. O zaman hendek yoktu. Yani, şu anda bu hendek sadece AKP’nin kendi politikalarını aklamak için kullandığı bir argüman olarak önümüzde duruyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kapatın o zaman hendeği. Kapatın hendeği o zaman.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Diğer yandan, bu dönemin 1990’lı yıllardan bir farkı var: Şu anda, Hükûmet, yaptığı işlerin hesabını vermemek için büyük yalanlar üretiyor kendi basın yayın organlarında. Zaten muhalefetin söz hakkı yok. Herkes tutuklanıyor, aleyhe konuşan herkes cezaevinde. Suç işleyenler serbest ama suç işleyenleri söyleyen, suçu ifade edenler tutuklu. Erdem Gül, Can Dündar, Beritan Diyarbakır’da tutuklanan gazetecilerden. Bu nedenle, bu konuda bize anlatacağınız hiçbir şey yok gerçekten. Yani, bu medyanın nasıl…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, millet anlattı zaten!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bir kere, dinlemeyi öğrenin önce.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam “Millet anlattı.” dedim sadece.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Önce dinlemeyi öğrenin. Siz konuşurken başkasına ders veriyorsunuz. Dinleyin, dinleyin, önce bir dinleyin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Millet anlattı, net. 1 Kasımda millet anlattı!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Öğreneceğiniz çok şey var bizden, öğreneceğiniz çok şey var.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 5 seçimdir anlatıyor!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bir kere, burada halka karşı açılan bir savaş var. Bunu özellikle söylemek istiyorum.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Halka karşı savaşı PKK yapıyor, PKK!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Burada devlet hiç kimseyle savaşmıyor, kendi halkına savaş açmış durumda ve 3 yaşındaki çocuktan 70 yaşındaki anneye kadar orada siviller katlediliyor…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – PKK teröristleriyle mücadele ediyor, terörizmle! Bu devlet terörizmle mücadele ediyor!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – …ve bunu asla anlayamayacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Biz ölüme karşı yaşamı savunuyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ama, siz şu anda ölüm politikası yapıyorsunuz ve gerçeklerin ifade edilmesine karşı Yumurcak TV’yi bile kapatan bir anlayıştan geliyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Vah, vah!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Utanç verici gerçekten. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – MHP Grup Başkan Vekili Sayın Akçay yaptığı konuşmada bir gazeteciden, onun yazdığı yazıdan alıntılayıp “Abdullah Öcalan’la görüşmek antibiyotik tedavisi olur.” dedikten sonra, o alıntıyla “İşte AK PARTİ politikaları.” deyip sanki AK PARTİ politikalarını o gazeteci tayin ediyormuş gibi bir ilzamda bulunmuştur. 69’a göre…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı, iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklaması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türkiye'de olup biten şudur: Türkiye'de toplumla kucaklaşıyoruz, terörle de mücadele ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Toplumla kucaklaşmamızdan rahatsız olanlar var çünkü onlar bu kucaklaşmanın başka türlü olmasını istiyorlar. Mesela, MHP’de temsil olan bazı görüşler bu kucaklaşmanın çeşitli aşamalarına itiraz ediyorlar. Elbette demokratik zeminde bu itirazları dinleriz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Dolmabahçe’ye itiraz ettik, evet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama, “Öyle kucaklamayacaksın, böyle yapacaksın.” diye değerlendirmelerde bulunuyorlar. Dinleriz ama bu millet bize irade verdiği sürece milletin kutsal emanetini toplumla nasıl kucaklaşacağımız konusunda kendimiz karar vererek yaparız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Terörle mücadele ediyoruz, terörle mücadelemizden de -niçin bilemiyorum- HDP Grubu rahatsız oluyor ve burada devletin terörle verdiği mücadeleyi sanki “devlet halkına karşı mücadele ediyor” bağlamına yerleştirmeye çalışıyor. Efendim, hiçbir devlet, hiçbir demokratik devlet halkıyla mücadele etmez ama her demokratik devlet, hendek kuran, güvenlik güçlerine ateş açan, halkın arkasından silahlarıyla tehdit eden gruplara karşı mücadele verir. Lütfen, siz de ne olup bittiğini doğru bir şekilde görün. Sizin zemininiz meşru zeminler, demokratik zeminler. Toplumla kucaklaşmaya katkı verin, terörle mücadeleye de katkı verin.

Bir hususun altını çizmek isterim. Dikkat edin, aslında MHP ve HDP çok farklı ve aykırı görüşleri dile getiriyorlar. 7 Haziranda beraber yükseldiler, 1 Kasımda beraber indiler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Buna da ortak siyasi kader diyorlar.

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Bostancı, hem adımızı hem de partimizi…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay.

Süreniz iki dakika.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyiniz.

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında biz sataşmaya mahal vermek istemiyoruz ama illa bir sataşma arzusunu da gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Ben, söz konusu yazar “AKP politikalarını belirliyor.” demedim, belirlenen AKP politikalarını dillendiren birkaç yazardan, birkaç politikacıdan bahsettim. Ayrıca o politikaların dışında şunu söylemedim mesela: ABD Dışişleri Bakanlığının, Türkiye’de yoğunlaşan çatışmalar ve sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili yaptığı değerlendirmede “Haberleri görmekteyiz, Türk Hükûmeti ile PKK arasında politik bir süreç başlatılmasını umuyoruz.” diyor.

Şimdi, hepsini birleştirdiğimizde bir yere doğru sürüklendiğinizi, aslında terörle mücadele etmediğinizi, ediyormuş gibi göründüğünüzü ve güvenlik güçlerinin, polisin, askerin canhıraş bir şekilde bir vatan müdafaası, savunması yaptığını… Ama korkarım ki bu politikalarınızla, bu ikircikli, gündüz külahlı gece silahlı politikalarınızla, yine, bu politikaları yarım bırakacağınızı ve dört başı mamur, gerçek bir terörle mücadele yapmadığınızı, hâlâ pazarlıktan medet umduğunuzu, bu çözüm süreci hatalarını daha vahim bir şekilde tekrarlayacağınızın işaretlerini alıyoruz. Bu konuda hatırlatma yaptık.

AKP’li milletvekillerinin ve ilgili yazarların söyledikleri de, hepsi bir bütünlük arz ediyor ve diğer terör unsurlarının açıklamaları da birbiriyle bir paralellik arz etmektedir. Bunu ifade ettim.

Milliyetçi Hareket Partisi, terörle mücadelede her zaman devletin ve Hükûmetin yanında olmuştur ve destek vermiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bunu elli defa söyledik. Bunu inkâr etmek, farklı bir mecrada söylemeye çalışmak fevkalade yanlıştır. Ve biraz evvelki açıklamanızda da, bizim açıklamalarımızı ve görüşlerimizi çok zorlayarak… Fazla zorlamayın. Milliyetçi Hareket Partisi ilkeli, kararlı ve tutarlı bir partidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Dört mevsim, dört…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Günlerdir, haftalardır, burada, Genel Kurulda, özelde sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı illerde ve ilçelerde nelerin yaşandığına dair somut ifadelerimiz oluyor. Halkın özelde tankla, topla, bombalarla evlerinin yıkıldığını ve orada kadınların, çocukların, insanların yaşamını nasıl yitirdiğini ifade ettik.

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekili, size mikrofonu açalım.

Buyurunuz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, kaç gündür yani haftalardır, aylardır burada özelde sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği illerde, ilçelerde nelerin yaşandığına dair somut, buradaki bütün milletvekili arkadaşlarımızın bizzat illerde ve ilçelerde yaşadıklarını burada, Genel Kurulda bütün kamuoyuna ve Genel Kurula sunmaya çalışıyoruz ve bu bilgileri aktarırken ya da bu özellikle duyma ve söylemler üzerinden değil bizzat yaşananları kendi gözlerimizle görüp buradan aktarırken insanların tanklarla, toplarla evlerinin nasıl başına yıkıldığını, keskin nişancılarla kadınların, çocukların nasıl katledildiğini somut, isimlerle, yaşamlarıyla, tarih ve saatleriyle ifade ediyoruz.

Dün de buradan ifade ettik, hâlâ Taybet İnan’ın cenazesi sokak ortasındadır. Kimse almaya gidemiyor, giden kişi de keskin nişancı tarafından vuruluyor. Bunları isimle, yaşla, kaç çocuğu olduğuna dair ifade ettik. Şu anda Dargeçit’te, Sur’da, Nusaybin’de, Silopi’de, Cizre’de yaşananları burada tüm kamuoyuyla paylaştık ve bunları anlatırken halkın yaşadıklarını ve katliamları ifade etmemize ne yazık ki AKP Grup Başkanı kürsüden “Terörle mücadele ediyoruz, bundan HDP rahatsızlık duyuyor.” diyor.

Bu konuya ilişkin, bu sataşmaya ilişkin biz 69’a yönelik söz hakkı talep ediyoruz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuştu zaten, cevap verdi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Zaten cevap verdi.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – 69’a yönelik bu konuda açıklama yaparak ifade ettim. Yani neden bunları ifade ettiğimizi bir kez daha kamuoyuna sunmak istedik.

BAŞKAN – Sayın Demirel, siz en son Sayın Bostancı’nın ifadeleri üzerine mi tekrar sataşmadan söz istiyorsunuz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Evet.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hangi ifadeleri? Tarafsız davranın!

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Demirel?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Dirayet Taşdemir konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Taşdemir.

İki dakika sataşmadan söz veriyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Buradan açıklamasını yapıyor zaten.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Başkanım, yerinden yeterince uzun uzun bir açıklama yaptı zaten.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Olmadı yerinden siz cevap verseniz!

6.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; açıkçası AKP’li hatipleri dinlerken şahsen dün Nusaybin’den gelmemiş olsaydım size inanacaktım ama bir haftadır Nusaybin’deyim, Nusaybin’de neler yaşandığını, neler olduğunu çok iyi biliyoruz.

Şunu açıkça ifade etmek istiyorum ki aslında AKP on üç yıldır bir şeyi çok iyi yapıyor, bir kez daha burada sizi dinlerken de onu anladım; gerçekten de yalanı gerçek, gerçeği yalan kılmakta üstünüze yok. Bunun adı örgütlü yalandır, gerçekten bunun ismi örgütlü yalandır.

Bakın, siz dediniz ki, siz şunu ifade ettiniz: “Demokratik bir devlet burada bunları yapmaz.” Doğrudur, demokratik bir devlet bunu yapmaz ama orada devlet var ama demokratik olduğunu söylemek mümkün değil çünkü orada devlet yasayı, Anayasa’yı tanımıyor. Bakın, 1982 darbesinin Anayasası’na bile insanlar muhtaç duruma geldi çünkü orada bir demokratik devlet pratiği yok; tamamıyla yasayı, Anayasa’yı çiğneyen, ayaklar altına alan bir devlet var.

Bakın, okullarda ne yazıyor, biliyor musunuz tahtada? “T.C. burada.” Altında da “esedullah timi” yazıyor. Peki, bir ülkenin bir parçasında, bir okulunda neden “T.C. burada.” yazma ihtiyacı duyuluyor, altına neden “esedullah timi” yazılıyor, kim bu esedullah timi? Herhâlde demokratik bir devlette, demokratik bir yönetimde esedullah timi diye bir şey olmaz. O zaman kalkın, burada bize esedullah timinin kim olduğunu, kimlerden oluştuğunu ifade edin.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Biz de size soruyoruz zaten…

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) – Bakın, ben yedi gün orada kaldım, siz orada değildiniz, siz burada rahat koltuklarda oturarak konuşuyorsunuz, biz oradan geliyoruz. Peki, bize inanmıyorsunuz. Buyurun, gelin, birlikte gidelim, kalkın birlikte gidelim, hep birlikte gidelim. Siz şu an Cizre’nin bir sokağının ismini bilmiyorsunuz, siz Silopi’de bir mahallenin ismini bilmiyorsunuz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SALİH CORA (Trabzon) – Yaktığınız camiyi yapmaya geleceğiz.

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) - …ama burada ahkam kesiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) - Buyurun, hep birlikte gidelim, görün bakalım gerçekten orada ne oluyor, Emire Gök’ü kim öldürdü, bakın, onu görün.

SERKAN BAYRAM (Erzincan) – Sizin hayatınız yalan, hayatınız. Hayatınız yalan sizin.

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) – Dinleyin.

Siz de söz hakkı alın, gelin burada konuşun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam, doğru söylüyor. On beş yıldır terörle mücadele var, tamam.

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Saygısızlık ediyorsunuz ya!

BAŞKAN – Sayın Taşdemir…

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) – Ama siz bilmediğiniz bir coğrafya hakkında koltuğa oturup çok rahat konuşuyorsunuz. Buyurun, gidin ya da buraya gelin, esadullah timinin kim olduğunu bize söyleyin. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Saygılı olun biraz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sen söyledin esedullahı, ben söylemedim. Sen cevap ver ne olduğuna.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Siz yazmışsınız oraya.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terörle mücadele var, kararlı bir şekilde devam ediyor.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Önce saygılı olmayı öğrenin, ondan sonra konuşun.

BAŞKAN – Sayın Gök, söz talebiniz var sanırım, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, CHP Grubu olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde terör olayları nedeniyle yaşanan sorunların çözümü konusunda bütün partilerin gayret göstermesi gerektiğini düşündüklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin bu can alıcı ve can yakıcı konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak olağanüstü bir sorumluluk duygusu içerisinde bütün partilerin bu konuya el atması ve sorunun çözümü konusunda bir gayret gösterilmesi konusundaki samimi yaklaşımımızı paylaşmak maksadıyla grup önerimizi verdik.

Bizi izleyen tüm yurttaşlarımızın da Meclisten bir beklentisi var. Böyle ağır ve devasa bir sorunun Meclisin kendi içerisinde tartışmalardan ve böylesine karşılıklı sataşmalardan etkilenmemesi, tam tersine, herkesin birbirini anlayan, birbirini bir şekilde tolere eden bir anlayışla bu sorunun çözümü konusunda katkı sağlamak açısından daha özenli bir üslubun kullanılması gerektiğine inanıyorum. Buna şiddetle ihtiyacımız var.

Ben bölgeyi her gün yakından, gelen telefonlarla, sürekli dikkatle takip ediyorum ama Meclisimizin göstereceği performans ve olgunluğun şu anda tüm Türkiye için çok acil bir ihtiyaç, sorumluluk duygusu içerisinde olması gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle, bütün konuşmacıların elbette kendi siyasal görüşlerine saygı gösteriyoruz ama ülkemizin bu can yakıcı konusu hakkında çok daha birbirimizi kırıcı olmadan ve özenli bir şekilde bu sorunu masaya yatırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben hem Türkiye’nin doğusu hem batısı, bütün Türkiye’nin Meclisimizden böyle bir özlemi olduğunu düşünüyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak böyle bir sorumluluğu hissediyoruz, yaşıyoruz ve bu sorumluluk duygusu içerisinde bütün partilerin de buna iştirak etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Kürt sorununun çözümü ve terörle mücadelede Hükûmetin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin verilmez hâle gelmesi, vatandaşların can ve mal güvenliği üzerindeki tehditler, yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla 23/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Aralık 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde son konuşmacı İstanbul Milletvekili Markar Eseyan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Eseyan, süreniz on dakikadır.

Buyurun.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Yüce Divan, kıymetli milletvekilleri; öncelikle, biraz evvel MHP’li grup başkan vekilinin ifade ettiği ve bizim sabahtan beri haberimizin zaten olduğu -on beş dakika önce gerçekleşmedi çünkü olay- Sur’daki uzman çavuşumuzun şehadetini buradan tekrardan üzüntüyle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum. Allah rahmet eylesin. Bu olayda aynı zamanda 6 askerimiz daha yaralandı ve 1 sivil de yaralı. Bunlar, tabii, bizi çok üzüyor, biraz sonra bu konuya gireceğim. Ben partimin grubu adına CHP önerisinin aleyhinde konuşma yapacağım.

Şimdi, öncelikle, ilk defa konuşmam hasebiyle, sizi selamladıktan sonra dün itibarıyla idrak edilen Hazreti Muhammed’in, Peygamber’imizin, Peygamber’in Kutlu Doğum Haftası’nı ve Mevlit Kandili’ni kutluyorum. Umuyorum ki ülkemize ve dünyamıza barış getirir. Aynı zamanda, bir güzel tevafuk, yarın ve öbür gün ve 6 Ocakta da Hristiyan âlemi kendi peygamberlerinin doğum gününü ve bayramını kutlayacaklar. Bu semavi dinler, tek tanrılı dinler gerçekten birbirine çok yakın ahlak önerileriyle dünyanın bugün ihtiyacı olan barış ve değerler sistemini, oldukça çürümüş olan değerler sistemini üretme kapasitesine sahip. Bu anlamda, ben bu özel günlerin dün olduğu gibi bugün de bizlere yeni bir soluk getirmesini diliyorum.

Şimdi, yine, Hazreti Mevlâna’nın 742’nci doğum yıl dönümü idrak ediliyor. Hazreti Mevlâna’nın Mesnevi’sinden çok güzel sözleri var ve bunların içerisinde en güzeli “Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” sözüdür; benim çok hoşuma gider, sizler de bilirsiniz, tüm dünya da bilir. Bunun üzerinde, biraz önce Grup Başkan Vekili Sayın Gök’ün de ifade ettiği üzere üslupta bağlayıcı bir şey buldum ben. Bu konu üzerinde düşündüğümde, bu sözler üzerine ne demek istemiş Hazreti Mevlâna? Yani “Düne ait ne varsa unutalım, bugün günümüze bakalım, keyfimize bakalım.” mı? Değil sanırım. Tam da bu Meclisin bence üzerinde çok düşünmesi gereken bir şeyi ifade ediyor.

Bugüne kadar, dünkü üsluplarımızla ve yöntemlerimizle, sahip olduğumuz sorunları çözemedik. Dolayısıyla, bu eski yöntemleri, bu denenmiş ve fayda getirmemiş yöntemleri bırakalım ve yeni bir şeyler söylemeye çalışalım.

Buradan üsluba geçmek istiyorum. Üslup gerçekten çok önemli usul ve üslup çünkü bu mekân, bu kürsü, bu yüce Meclis gerçekten gelip de burada kara propaganda yapılacak veyahut da işte birilerine ders vermek, birilerine üstenci bir şekilde, işte hani -tırnak içerisinde- “çakmak” yeri değil.

Burada, gerçekten çok değerli 4 parti var ve ülkemizin yüzde 98’ini temsil ediyorlar; sayın CHP, sayın MHP ve HDP ve partimiz. Gerçekten çok değerli buluyorum bunu. Yüz binlerce, milyonlarca insan bizlere oy verdi ve sorunlarının çözülmesi için bizden burada gerçekten demagoji beklemiyorlar, gerçeği eğip bükmemizi beklemiyorlar; bizden, gerçekten sonuç alıcı bir müzakere yöntemini ortaya koymamızı bekliyorlar.

Evet, güneydoğuda yaşanan, gerçekten bizi çok üzen bir süreç var. Bu sürecin bu yüce Meclis çatısı altında çok olgusal ve nesnel bir şekilde tartışılması gerekiyor, bu da doğru. Burada, hiçbir milletvekili, güneydoğuda veya ülkemizin herhangi bir yerinde veyahut da dünyada -hangi konu önümüze geldiyse- herhangi bir insan hakları ihlalini, bir şüpheli ölümü “Şu veya bu yaptı.” diye onu öteleyecek veyahut da görmeyecek veya bir başkasını öne çekecek fıtratta değildir ama benim gördüğüm bir şey var. Sabah Avrupa Birliği Uyum Komisyonundaki konuşmalarda da dikkatimi çekti, Sayın Osman Baydemir de orada konuştu. Biraz evvel değerli HDP’li hatipler de buraya geldiler. Mesela, işte Avrupa'da “radikal demokrasi” denilen bir kavram var değil mi? Özellikle solla ilgilenenler bunu iyi bilirler yani Chantal Mouffe ve Laclau’nun ortaya koyduğu düşman siyasetinden muhatap siyasetine geçmek yani bu 2 türlü ilkeyi ortaya koyuyor. Nedir o? Öncelikle müzakere masasını esas almak, tartışarak sonuç almayı kabul etmek ve şiddeti de tamamen yadsımak. Burada hepimiz çok farklı görüşlerdeniz ve muhtemelen bazı konularda hiç anlaşamayabiliriz ama anlaşacağımız çok konu var. Ama biz bunu nerede yapacağız? Mecliste, çok önemli bir imkân bu. Gerçekten ben bunun çok değerli bir imkân olduğunu görüyorum çünkü dün de çok güzel şeyler yapıldı, yarın da yapılacak.

Peki, burada hangi kriterlere göre konuşacağız, hangi kriterlere göre bazı şeyleri çözeceğiz, ne yapacağız? Öncelikle şiddeti temel bir öge olarak dışlayacağız değil mi? Buna karşı çıkan herhâlde burada kimse yoktur. Yani, şiddet hiçbir şekilde Meclisin çatısı altında olmayacak, Meclisin çatısı dışındaki şiddeti de biz buraya taşımayacağız ve bunu savunmayacağız. O zaman işte Mouffe’un, Laclau’nun o radikal demokrasi kuramı geçerli olur, biz artık düşmanlarla değil, muhataplarla görüşüyor oluruz, aynı fikirde olmadığımız insanlarla görüşüyor oluruz. Ama şöyle bir şey de gözlemliyorum: Biraz evvel, yine, kıymetli HDP’li hatip olsun, diğerleri de olsun, işte “Onları siz öldürdünüz, sizin faşist düzeniniz, sizler yaptınız…” ve bunun gibi… 7 Hazirandan beri ben bu kutsal Meclis çatısı altındayım. Gerçekten, sanırım bu dört yıl benim için ve buradaki pek çok insan için çok ciddi bir nefis terbiyesi süreci olacak. Bu kadar haksızlık çok fazla yani bu kadar olgusallıktan, nesnellikten kopmak ve “Bunu siz öldürdünüz, bunu siz yaptınız, sizin faşist pratikleriniz…” Aynı şeylerden şikâyet ediyorsunuz ama bu şikâyetlerinizin geçerli olabilmesi için, karşınızda bir karşılık bulabilmesi için o yöntemleri sizin uygulamamanız lazım. Bize ders vereceksiniz değil mi? Yani, öyle üstenci konuştuğunuz için söylüyorum, benim kimseye burada ders vermek gibi bir görevim yok, hayatım boyunca da böyle bir yerden bakmadım hayata. Ama, gelen arkadaşların hepsi söze benim biraz evvel başladığım gibi başlıyor, üslubun çok üstenci, kibirli olduğunu ifade ediyor, biraz evvel Levent Bey’in söylediği gibi, işte kendi partisinin bu işin araştırılması, çözülmesi için ne kadar yapıcı davranacağını söylüyor, bir sonraki konuşmacı buradan AK PARTİ Grubuna dönüp bu ölümlerden AK PARTİ Grubunun sorumlu olduğunu, AK PARTİ’nin şu olduğunu, bu olduğunu vesaire… Peki, bu komisyon önergeleriniz, bu teklifleriniz biraz evvel anlattığım radikal demokrasi kuralları uyarınca nasıl AK PARTİ Grubundan karşılık bulacak? Siz bu insanlara sürekli buradan “katil” derseniz, sürekli buradan bu insanları şununla, bununla, çok ağır kelimelerle “Goebbelsler havada uçuşacak.” vesaire, nasıl sonra da dönüp, birdenbire o maskeyi değiştirip, biraz tansiyon yükselince buraya çıkıp “Ya, hadi gelin, şu işleri çözelim. Aslında biz çok bu işte hemfikiriz, lütfen gelin konuşalım.” diyeceksiniz. Şimdi, burada ciddi bir problem var. Bu problemin de herhâlde siz farkındasınız.

Şimdi, güneydoğu meselesi, PKK meselesi. Bugün ben CHP önergesi aleyhine konuşuyorum, Sayın Levent Gök imzalı. Ve bu önergede, işte, okuyorum -sizler de okumuşsunuzdur- bir tane “PKK” lafı geçmiyor; 3 sayfa, 2,5 sayfa; bir tane “PKK” lafı yok. Ne var biliyor musunuz? “Terör olayları”, “yaşanan gelişmeler”. Uzaylılar yapmış. Yani, 22 Temmuzdan beri -hadi evvelki safahata hiç girmeyeyim; 6-7-8 Ekimde bir siyasi partinin çağrısıyla 50 kişinin nasıl öldürüldüğünü, bunun siyasetin aslında kendi kendisini inkâr etmek olduğunu, oralara girmeyelim- yaşanan olaylarda -biraz sonra size rakamları vereceğim- “PKK” adı bile zikredilmiyor.

Tamam, devletin, güvenlik güçlerimizin orada olası bazı şeylerini mercek altına alalım, güzel. Peki, siz böyle yaklaşırken bizler size nasıl güveneceğiz? Tam tersine, bu işi sulandırmak için, tam tersine, PKK meselesinde, bu ülkenin en hassas, en mahrem meselelerinde… Mesela, sınır ihlali yapan bir uçağın düşürülmesinde Putin argümanlarını burada sürekli serdeden, burada PKK’nın argümanlarını serdeden bir tavırla nasıl yapacaksınız da bu komisyonları kuracaksınız?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne alakası var ya?

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Ben size bir şey hatırlatayım, CHP’ye hatırlatayım; sataşma olarak almayın ama.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ya senin ne haddine bize bir şey hatırlatmak?

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Sakin ol. Sabah Komisyonda çok sakindiniz. Ben bir de şaşırdım biliyor musunuz? Çünkü sizi burada görüyorum, Komisyonda da gerçekten çok medeni bir insansınız.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sakindim ama siz bir kere dikkatli konuşun Cumhuriyet Halk Partisinin adını alırken ağzınıza, lütfen.

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Bir dakika.

Şimdi, 2013 yılında bu çözüm süreci başladığında ne oldu? İşte, 3 Ocakta heyet gitti, geldi vesaire, pek çok olay. Hepsini size ezberimden söyleyebilirim çünkü ben bu işe hepiniz gibi çok önem veriyorum ve gazeteci kökenli olduğum için hepsi aklımda var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlamanız için bir dakika ek süre veriyorum.

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Şimdi, burada, Hükûmet bir komisyon kurmak istedi, değil mi? Çözüm Sürecini Araştırma Komisyonu ve bu komisyon 8 Mayıs 2013 günü -yani PKK’nın sözde silahlı güçlerini geri çekeceğine dair açıklamayı yaptığı gün- toplandı, Çözüm Sürecini Araştırma Komisyonu. Siz üye vermediniz, siz de üye vermediniz ve şimdi, gelip burada bir şekilde komisyon kurmak istediğinizi söylüyorsunuz. Tamam, sonsuza kadar saygım var.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Komisyon önergesi verdik, reddettiler.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çekti, çekti, Sezgin Tanrıkulu çekti önergesini. Bilmeyenler öğrensin arkadaşlar.

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Ben şununla bitirmek istiyorum müsaadenizle.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sezgin Tanrıkulu önergesini çekti.

MARKAR ESEYAN (Devamla) - Bakın, bu olaylar başladığından beri, 22 Temmuzdan beri yaşanan toplam olay sayısı yani saldırı sayısı 4.319

-PKK’nın yaptığı o saldırı sayısı 4.319- burada yakalanan toplam silah sayısı 2.240. Bunun 488 tanesi ağır silah veyahut da Rusya’dan alınan o Kanaslar, bizim askerlerimizi öldürenler var ya, onlar işte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Hangi sınırdan geçmiş o silahlar ya?

MARKAR ESEYAN (Devamla) - …101 bin tane kurşun yakalanmış, 10 ton patlayıcı ele geçirilmiş…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Nereden geldi, nereden?

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sınır güvenliğini sağlasaydınız, yolgeçen hanına çevirmeseydiniz…

MARKAR ESEYAN (Devamla) - …ve tüm bu olaylarda biz 198 şehit vermişiz ve siz bir önerge veriyorsunuz, kaç tane şehit verildiğini dahi, bunları kimin öldürdüğünü dahi ifade etmiyorsunuz o önergede, “PKK” bile diyemiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Eseyan…

MARKAR ESEYAN (Devamla) – Şimdi, şununla bitireceğim, son bir cümle.

Bu süreç başladığında, çözüm süreci başladığında dönemin Başbakanı -bu sözü çok seviyorum çünkü paralel o iddianame “dönemin Başbakanı” demişti, daha delil kutuları açılmadan iddianame hazırdı; neyse…- şunu söyledi; bakın, 2013’te, 12 Şubatta Sayın Erdoğan’ın sözleri: “’Terörün bitmesi için zehir içeceksin.’ deseler içerim, siyaset umurumda değil. Öleceğimi de bilsem bu zehri içerim yeter ki terör bitsin.”

Ben şimdi bu sözün değerini çok iyi anlıyorum sizin sayenizde.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın konuşmacının konuşması sırasında önergemiz üzerine partimizin adını da zikrederek sarf ettiği sözler nedeniyle sataşmadan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

İki dakika sataşmadan söz veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli bir konunun sulandırılmasına fırsat vermem. Böylesine çok önemli bir konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak olağanüstü bir sorumluluk duygusuyla dile getirdiğimiz bu konunun, AKP tarafından ilk defa kürsüye çıkartılan bir milletvekilinin konuyu kavrayamadığına verebilirim, konuyu anlayamadığına verebilirim. Zaten kendisi de konuşmasına başlarken “İlk defa bu kürsüden konuşuyorum.” diyor.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bilgeliğinden rahatsız mı oldunuz?

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu konu anlaşılıyor ki sayın konuşmacının boyunu aşmıştır. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bugün bütün yurttaşlarımız bizi izliyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya, gerekçede “PKK” geçmiyor mu, onu söyle Sayın Gök!

LEVENT GÖK (Devamla) – Ülkeyi on dört yıldır yönetip de kan gölüne çeviren bir Hükûmetin, böyle bir tablo içerisinde ana muhalefet partisinin ortaya koymuş olduğu çözüm modeli karşısında, buna dört elle sarılması gerekirken ana muhalefet partisinin dahi bugün soğukkanlı değerlendirmelerine tahammül edemeyen zihniyetin bu sorunun bırakın çözümünü, konuşmasından dahi ne kadar uzak olduğunu bugün bir kez daha gördük. Ama, biz Türkiye’ye karşı sorumluyuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “PKK” yazıyor mu, yazıyor mu “PKK”? Gerekçede “PKK” var mı, yok mu ya, onu söyle bize!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz.

LEVENT GÖK (Devamla) – PKK’nın terörünü reddediyoruz, IŞİD’in terörünü reddediyoruz, DHKP-C’nin terörünü reddediyoruz, hendekleri reddediyoruz, barikatları reddediyoruz. [CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından alkışlar (!)]

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo! Bravo! Bravo! Gerekçeye de yaz!

LEVENT GÖK (Devamla) – Ama, sizin bu anlayışınızı da reddediyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, ben yine arkadaşımızın ilk defa kürsüye çıkmasından kaynaklanan heyecanını bir tecrübeli ağabeyi olarak anlayışla karşılıyorum ve AKP sözcülerine ve özellikle grup başkan vekillerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O gerekçeyi sen mi yazmadın da arkadaşların söylüyor.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Sayın Gök, akıl yaşta değil baştadır.

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha rica ediyorum, ne olursunuz, bir dakika daha verirseniz…

BAŞKAN – Bir dakika verelim.

Lütfen toparlayınız, yeni bir sataşmaya mahal vermeyiniz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Devamla) – Yani, böyle önemli bir konuyu soğukkanlı bir şekilde dile getirdiğimiz ortamı siz niçin hazmetmiyorsunuz değerli arkadaşlar? Konu burada.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Asıl hazımsızlık sizde Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Devamla) – Yani, burada, bu önerinin dört elle üzerine atlanması gerekirken, “Biz elimizi taşın altına koyalım.” dediğimiz bir atmosferde bu öneri reddedilebilir mi? Ama, işte, Türkiye’de bir iktidar sorunu var arkadaşlar, bu sorun giderilmelidir.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sizin kafanızda bir sorun var.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Seçimde millet sözünü söyledi.

LEVENT GÖK (Devamla) – Ben tüm kışkırtıcılığınıza rağmen hiçbirinizin oyununa gelmiyorum. Bu devasa sorunun ancak Cumhuriyet Halk Partisinin öncülüğünde çözülebileceği bugün bir kez daha ortaya çıkmıştır. [CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – 2019’a iyi çalışın.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Sayın Gök, o günü beklemeyin.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bunu bütün milletimiz gördü. Sizleri her şeye rağmen sağduyuya davet ediyorum, her şeye rağmen aklıselime davet ediyorum, her şeye rağmen bu uzatılan eli reddetmemeye davet ediyorum. Soğukkanlı olun, birikimli olun ve Cumhuriyet Halk Partisinin birikiminden ve tecrübelerinden faydalanın değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Güzel bir konuşmaydı, “PKK terör örgütü” deyince iyi oldu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı. Yerinizden mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Sayın Gök zaman zaman son derece nazik, çelebice konuşmalar yapıyor, zaman zaman da anlayamadığımız şekilde tahkir eden konuşmalar yapıyor. Biraz önce kürsüden konuşan AK PARTİ’li vekilin konuşmasının içeriğine itiraz edebilir, sözlerine katılmadığını beyan edebilir ama “anlamıyor, boyunu aşıyor” vesaire gibi ifadeler analitik muhakemeyle ilgili ifadeler değil, bu bir; nazik değil, iki; Levent Bey’in zaman zaman son derece nezaketli olan üslubuna da uymuyor, bu üç.

Sayın Levent Gök bizim grubumuza dönerek dedi ki: “Ana muhalefetin görüşlerine dört elle sarılın.” Biz, tabii, dört elle sarılacak görüşler olduğunda, emin olun, bunu yaparız ama seçimlerden yeni çıktık. Zannediyorum, bu parlak görüşleri Sayın Gök ve başka CHP’li vekil arkadaşlar milletimize defalarca anlattılar ve milletimiz sarılma lüzumunu görmedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, milletimizin sarılmadığı ve “Evet, haklısınız, bu memleketi siz yönetmelisiniz.” demediği fikirleri, burada, kürsüden, üstenci bir anlatımla “Millet kabul etmedi, bari millet vekâleti size verdi, siz kabul edin.” demesini son derece tuhaf bulurum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurunuz.

38.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisi olarak duruşlarını soğukkanlı bir şekilde devam ettireceklerine ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan sorunları mutlaka Meclis iradesi altında çözeceklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, 7 Haziran seçimlerinden sonra Suruç’ta 33 gencimizin bir bombalı saldırıda hayatını kaybetmesi, daha sonra 1 askerimizin ve 2 polisin de odalarında uyurken vurularak öldürülmesi üzerine, biz, olayın vahametini o günden görerek, bu Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık 29 Temmuzda.

29 Temmuzda, terörün her türlüsünün görüşülmesi, PKK’nın, DHKP-C’nin, IŞİD’in terörünün görüşülmesi ve Meclisin ortak bir komisyon kurması ve ne yapılması gerektiği konusundaki görüşümüzü 29 Temmuzdaki olağanüstü toplantıda bu Mecliste tartıştık.

Bugünleri o günlerden görmüştük biz ve o gün, Mecliste yapılan toplantıda, AKP’li üyelerin oylarıyla PKK terörüne karşı, IŞİD terörüne karşı, DHKP-C terörüne karşı Meclisin ne yapacağına dair bir komisyon kurulması önergesi reddedildi. Bir kere, bunu kayıtlara geçirelim.

İkincisi, ben, gerçekten olayın karşılıklı sataşmalarla sulandırılmasından yana değilim. Ne söylenirse söylensin, elbette bütün arkadaşlarımızın görüşlerini saygıyla karşılıyorum ama biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak büyük bir sorumluluk duygusu içerisinde, bu yangın yerine dönen Türkiye’de ana muhalefet partisi olarak sorunun çözümü konusunda son derece samimi, son derece yapıcı önerimizi söylemeye, her türlü eleştiriye rağmen, her türlü sözlerimizi çarpıtmalarına rağmen söylemeye devam edeceğiz. Bu bizim Türkiye'ye olan sorumluluğumuzdur, bu bizim Türkiye'de yaşayan 77-78 milyon insanımıza karşı sorumluluğumuzdur. AKP’li kimi sözcülerin bu sataşmaları, sorunun ciddiyetini ve önemini azaltmaz; tam tersine, ciddi ve önemli bir sorunla karşı karşıya olduğumuz gerçek karşısında Cumhuriyet Halk Partisi olarak duruşumuzu soğukkanlı bir şekilde devam ettireceğimizi ve bu sorunu mutlaka ama mutlaka Meclis iradesi altında çözeceğimizi ifade ediyorum.

Saygılar sunarım.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Kürt sorununun çözümü ve terörle mücadelede Hükûmetin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin verilmez hâle gelmesi, vatandaşların can ve mal güvenliği üzerindeki tehditler, yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla 23/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Aralık 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grubu önerisi…

lll-YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yoklama talebini yerine getireceğim.

Yoklama talebinde bulunan yeter sayıda sayın üyenin ismen tespitini yaptıktan sonra elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Sayın Gök, Sayın Yarkadaş, Sayın Yalçınkaya, Sayın Kesici, Sayın Tamaylıgil, Sayın Bekaroğlu, Sayın Sarıhan, Sayın Akaydın, Sayın Çakırözer, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Çamak, Sayın Yalım, Sayın Çıray, Sayın Hakverdi, Sayın Özkan, Sayın Pavey, Sayın Temizel, Sayın Sağlar, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Öz.

Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sisteme giren milletvekilleri ayrıca pusula göndermesinler lütfen.

(Yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, verdiğimiz süre bitmiştir.

Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.36

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yoklama için verdiğim süre tamamlanmıştır. Sayın milletvekilleri pusula göndermesinler.

Şimdi pusulaları kontrol ettireceğim, mükerrer olup olmadığına bakacağım, daha sonra sonucu açıklayacağım.

Sayın milletvekilleri, sisteme giren sayın milletvekili sayısı 176, 184’ü bulabilmemiz için 8 milletvekiline daha ihtiyaç var. Fakat pusulayla isim ve imza gönderen sayın milletvekilleri var, şimdi onların burada olup olmadıklarını kontrol edeceğim.

Sayın Zehra Taşkesenlioğlu? Burada.

Sayın Tahir Öztürk? Burada.

Sayın Belma Satır? Burada.

Sayın Kani Torun? Burada.

Sayın Şahin Tin? Burada.

Sayın Bennur Karaburun? Burada.

Sayın Hacı Özkan? Burada.

Sayın Sami Dedeoğlu? Burada.

Sayın Naci Bostancı? Burada.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Kürt sorununun çözümü ve terörle mücadelede Hükûmetin uyguladığı yanlış politikalar nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetlerinin verilmez hâle gelmesi, vatandaşların can ve mal güvenliği üzerindeki tehditler, yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlar ile bunlara karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla 23/12/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Aralık 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Muğla Milletvekili Nurettin Demir aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 11 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen sayın milletvekillerini kürsüye davet edeceğim.

Tasarının tümü üzerine ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’a aittir.

Sayın Günal, buyurunuz.

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Maalesef, ben söylediğimde arkadaşların hepsi itiraz ediyor ama kayıkçı kavgasıyla saati 19.00 ettik. Şu an itibarıyla kanuna yeni başlıyoruz. Genel Kurulumuz 14.00’te açıldı. Arkadaşlarımızın bu kavgayla falan pek alakası yok, arkada sayın milletvekilleri hâlâ muhabbete devam ediyor. Ne gündemle alakamız var…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir uğultu var, sayın hatibi dinleyelim lütfen.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Milletvekilliği yoklama yapmaktan ibaret değil arkadaşlar. Şu anda saat 19.00’a geliyor ve gecikmiş olan, “Yıl sonuna kadar yetişecek.” dediğiniz, vergi kanunlarıyla ilgili süre uzatım düzenlemesini konuşacağız. Bu kadar önemli diyorsunuz, şaşırıyorum yani her lafa cevap yetiştiren kadrolu arkadaşlar var. Bunu baştan söyleyeceğim çünkü sonra yine dikkat etmeyeceksiniz. Burada bak, bakıyor bir tanesi. Hem laf yetiştiriyorlar, bu sefer grup başkan vekillerini de tahrik ediyorlar, tekrar tekrar sataşmadan söz almak durumunda kalınıyor.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Ya, sen konuşmanı yapsan…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Mehmet ağabey, sadede gel ya.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – O biliyor, size söylemiyorum, kendisi biliyor, bakıyor.

Arkadaşlar, burada önemli bir toplantı yapacağız, dediniz ki: “Yetişecek işler var.” Yukarıda apar topar…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Konuşmaya devam edersen bir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir sakin ol, sakin ol. Ben devam ederim, konuşmada bir şey yok, sıkıntımız olmaz.

Yani şimdi ne yaptın? Neye sataştın? Ne dedim ki ben daha sana?

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Bir şey yok, bir şey yok ki.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Mehmet ağabey, tamam ya.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Seninle alakası yok, dur bakalım; o biliyor, kendisi bakıyor.

Şimdi arkadaşlar, önemli kanunlar var.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Tamam, konuşun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Uyaracağım ki bir daha...

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Olan sizin iki dakikaya oldu.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – İki dakika önemli değil, beş saat yediniz, beş, beş; benim iki dakikadan ne olacak yani beş saati yediniz.

Burada bu kanunu arkadaşlarımız yukarı getirdiler, Değerli Komisyon Başkanımız burada, bürokratları getirdi, bir tasarı hâlinde Bakanlar Kurulundan buraya geldi. Neler var? Geçici maddeler var, bir sürü süre uzatımı yapıyoruz. Şimdi, bunun süresini güzel, uzatıyoruz ama ne zamandan beri uzatıyoruz? 2015 demişiz, şimdi yeniden 2020’ye uzatalım. Ya, bunlar, adı üstünde, geçici madde -sayın bakanlar buraya gelip gidiyor, Komisyonda defalarca konuşuyoruz- bunların tamamı kökten çözülmesi gereken maddeler. Dolayısıyla, biz bunu söylediğimiz zaman sıkıntı oluyor ve birtakım sataşmalarda bulunuyor arkadaşlarımız ama “Bunların geçmesi lazım.” diyorsunuz. Bunların birçoğu şu anda eylem planında, geçen seneki eylem planında, ondan önceki beş yıllık planda, onun altındaki öncelikli dönüşüm planlarının tamamında yer alan hususlar. Yaptık, yapacağız, yapıyoruz ama netice itibarıyla yine geldik, yine burada maalesef geçici süreleri bir daha kalıcı şekilde uzatıyoruz.

Arkadaşlar, belki Sayın Başbakanın söylediği –burada sataşıyorlar bana ama- 64’üncü Hükûmetin eylem planına bakarsanız onun içerisinde var. Ben sizinkinden bahsediyorum, sataşacak bir şey yok. Burada yazıyor; vergi beyannameleri, mükelleflerle ilgili, vergi düzenlemeleriyle ilgili… Bunları ben kendim söylemiyorum, Hükûmetin burada açıklamış olduğu eylem planında var. Yani gelir kalitesinin artırılmasıyla ilgili, bir önceki eylem planınızda, 24’üncü Dönemde açıklananda var. Peki, diyoruz ki: Buna baktığımız zaman…

Değerli arkadaşlar, vergi kanunlarıyla ilgili, bizim Komisyonumuzda bekleyen bir Gelir Vergisi Kanunu var. Sayın Akçay alt komisyon üyemizdi, o grup başkan vekili oldu, Komisyondan ayrıldı, bizim kanun kadük oldu. Bakanımız burada, Komisyon Başkanımız burada. Gelmiş, Maliye Bakanımız gelince daha rahat söyleyebiliyoruz, Kalkınma Bakanının o kadar dahli yok. Gelir Vergisi Kanunu bekliyordu, gitti. Şimdi, eylem planının içerisinde var, diyor ki: “2015 Aralık ayına kadar gelirle ilgili istisna, muafiyet ve indirimlerin bir envanterini çıkaracağız.” Yukarıda sorduk Sayın Bakana “Bunları çıkardınız mı?” Yok. Ama 2015 Aralık diye tarih koymuşuz. Bir taraftan bu işleri yapalım diye söylüyorum arkadaşlara. Gereksiz şeylerle ne burayı ne orayı ne bakanlıkları yeniden yeniden yormayalım. Yapılması gereken işlerimiz var. Birçok yapısal önlem söylüyorsunuz, memleketin meseleleri burada bekliyor. Peki, ne olacak? Bunlar yapılacak. Ne zaman geldi? Aralık ayında geldi.

Şimdi, başka bir yanlışlık daha var. Az önce Sayın Komisyon Başkanımızla görüştük, grup başkan vekilleri görüştü, yeniden bir teklif daha var, bir tasarı daha var. Bunların bir kısmının da yine 31/12’ye kadar çıkması gerekiyormuş. Ben anlamıyorum, Erhan Bey Komisyonda söyleyince, “Bakanlar Kurulu kararı elden gezdiriliyor.” deyince Sayın Bakan kızıyordu. Madem elden gezdirmediniz diğer kanun maddeleri lazım değil miydi? Niye onları da bu teklifin içine arkadaşlarla birleştirip dercetmediniz? Şimdi hem bir tasarı geliyor -önceki gelen tasarı- bir de teklif geliyor, hepsinde 31/12’ye yetişecek iş var. Yani biz de diyoruz ki bunların hepsini oturup ne lazımsa…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İdare et Başkanım, Mehmet Başkan.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Ama araya haramları sokuşturmadan yani helal olanları getirin, vatandaşla ilgili olan ne varsa, sosyal desteklerle ilgili olan ne varsa, hakikaten yapılması gereken şey varsa bizim görevimiz kanun çıkarmak. Evet geçici olmuş, evet çıkaramamışsınız, koydunuz, o zaman ocaktan itibaren bunları da gelin çıkaralım diyoruz. Ama araya böyle gereksiz yere birtakım tartışmalar, onlar onu dedi bunlar bunu dedi, derken perde arkasında da görüşmeler devam ediyor, sonra burası bir çatışma arenası gibi herkes karşılıklı bir şey söylüyor. Hem diyoruz ki yarın da görüşeceğiz, öbürünü de görüşeceğiz hem yeni maddeler var veya yeni teklifler var, bunları ne yapalım derken yasama kalitesi açısından çok da iyi bir sınav verdiğimizi maalesef söylemek mümkün değil. Bu kapsamda bu konularda daha yapıcı olmamız lazım, önceden bunların hazırlığının yapılması lazım. Bakanlar Kuruluna da… İşte, kurumlardan görüş alınmış olsaydı onlar bu arada eksik olanları söylerdi. Alelacele çıkarsa tasarı veya teklifler dikkate alınmadan hazırlanırsa maalesef böyle sorunları görmemiz mümkün oluyor.

Peki, bunun dışında defalarca söyledik, bununla ilgili ne kadar vergiden vazgeçeceğiz, uzatıyoruz, yıllık buradan vazgeçeceğimiz vergi nedir? Yani bir etki analizi yaptınız mı? O da yok. Daha önceki 5018’de var, Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği’nde var, defalarca burada konuştuk ama hâlen daha hiçbir kanunun ekinde biz bir etki analizi göremedik. “Kalkınma Bakanlığının yani eski DPT’nin ve Hazine Müsteşarlığının görüşleri ekine eklenir.” Göremedik, öyle bir şey yok. Ne var? Her seferinde araya “Aman bunu da unutmuşuz, onu da yetiştirelim, sıkıştıralım.” denilen kanunlar geliyor.

Bu kanunun içerisinde vergi düzenlemeleri var ama gelir vergisiyle ilgili, kurumlar vergisiyle ilgili, KDV’yle ilgili, maalesef bütün bu geçici maddeler kalıcı hâle gelmiş durumda. Bir taraftan dahilde işleme rejimiyle ilgili düzenleme var, onunla ilgili vergi düzenlemesi var, yine “beş yıl” diyoruz. Ama öbür taraftan eylem planına bakıyoruz, tasarruflarla ilgili, cari açıkla ilgili bir çok şey var. “Dahilde işleme rejimini de yeniden gözden geçireceğiz.” demişiz ama burada beş yıllık süre istiyoruz. “Yani, bunu bir yıl yapalım, bu sene çözelim o zaman.” diyoruz. Hepsi için geçerli. Bu yapısal önlemlerle çözülmesi gereken… Eğer rejimin kökten değişmesi gerekiyorsa, suistimalleri önleyecek şekilde, gerçekten dahilde işleme rejimi olarak üretimi, ihracatla ilgili kolaylığı alıp iç piyasaya vermeyi engelleyecek düzenlemeler yapacaksak bunun bu şekliyle beş sene uzatılmaması lazım örneğin. Alıp yapısal olarak bu sorunu çözmemiz lazım, gerçekten de bir amacına ulaşan teşvik olması lazım, maalesef bunları da yapamıyoruz. Yani, 64’üncü Hükûmet Programı’nda var, 24’üncü Dönemdekinde var dedik, yine burada da var. Yeniden beş yıllık uzatmaları bir esas itibarıyla doğru bulmuyoruz.

Değerli arkadaşlar, bunun dışında, burada bir madde var ceza ve infazla ilgili. Maalesef, burada da yine İç Tüzük ihlal ediliyor. “Niye?” diyeceksiniz. Çünkü bunun bizimle, Plan ve Bütçe Komisyonuyla bir alakası yok. “Efendim, lazım.” Lazımsa bu arada Adalet Komisyonunu da çalıştıralım, ayrı bir şey yapalım. Yani gerekli olan ne varsa onun için söylüyorum. Tasarının içerisine bu şekliyle konuluyor. Yani komisyonların görevleri belli. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun. Bu iş Adalet Komisyonunun işi, bizim işimiz değil ama bu da ihtiyaçtan, sahibinden torbanın içerisine dercedilmiş. Bunlar kanun yapma tekniği açısından, İç Tüzük’e aykırılık açısından önemli hususlar, bunlara dikkat edilmesi lazım. Bu şekliyle eleştirilerimizi getirdik ancak hazırlanmış tasarı bu hâliyle burada görüşülüyor.

Değerli arkadaşlar, bunların ötesinde, burada birçok konu var. Bu çalışmalarla ilgili, Sayın Bakan, özellikle vazgeçmelerle ilgili, bunun etkisiyle ilgili -yukarıda da söyledik- bu kanun çıkmadan bize doyurucu bilgi verebilirlerse bu kapsamda memnun oluruz. Çünkü, hâlen daha bu maddelerle ilgili ne kadar bir şeyden vazgeçeceğiz, yıllık olarak bunun tahmini nedir; öbür tarafta, bütçede gelir tahmininin olmaması gibi burada da vazgeçeceğimiz unsurlarla ilgili tahminleri göremiyoruz. Bunların hepsi, değerli arkadaşlar, bütçe disiplinini bozan şeylerdir. Onun için bunlara dikkat etmemiz gerekiyor.

Tabii, “bütçe disiplini” deyince -biz uyarıyoruz yine arada gümbürtüye gidiyor- geçen dönem burada olan arkadaşlar biliyor, 2’nci dönemden, 3’üncü dönemden devam eden birtakım kanunlar var. Onların burada görüşüldüğünü eski milletvekili arkadaşlarımız biliyor. Yani, ne güzel eylem planına yazmışız, işte “Kamu mali disiplininden taviz vermeyeceğiz.” Sadece bütçe açıklarıyla ilgili rakamlardan ibaret değil.

Bakın, burada elimde bir tane kanun tasarısı var. Başkanlığa arzı 12/5/2010 tarihinde kararlaştırılan Mali Kural Kanun Tasarısı. Yani, Mayıs 2010. Yukarıda biz -Sayın Bilgiç hatırlar- gece sabaha kadar çalıştırılıp apar topar Genel Kurula indirmiştik, bir anda geri çekildi. Neden? “Ya, seçim öncesi harcama işimizi sıkıntıya sokmayalım. Bu kuralı koyarsak bu katı olur, biz de bütçede o kadar esnek davranamayız.” Gitti.

Aynı şekilde, yine -siz de biliyorsunuz- geçtiğimiz seçim öncesi şeffaflıkla ilgili paket geldi. Sayın Başbakan, G20 gündeminde de yer alan şeffaflık, hesap verebilirlik çerçevesinde bir paket hazırlandığını kamuoyuna duyurdu. Maddeleriyle şimdi vaktinizi almayacağım ama bunun içerisinde milletvekilleriyle ilgili, dokunulmazlıklarla, mal beyanıyla ilgili, siyasi partilerle ilgili, onların mensuplarının mal beyanlarıyla, hesap verebilirliğiyle ilgili birçok şey vardı. Bir anda, iyi niyetli bir şekilde Sayın Başbakan Davutoğlu’nun getirdiği şey Sayın Cumhurbaşkanının attığı fırçayla geri gitti. “Ya bu seçim arifesinde şimdi zamanı mı bunun?” dendi, şeffaflık paketi de geri gitti.

Şimdi bakıyoruz, Eylem Planı’nda “Şeffaflık önemli unsurlardan birisi.” diyor ama her seferinde işimize geldiği zaman yapıp sonrasında bunu kaldırmaya çalışırsak, bu düzenlemeler, sürekli geçici olanlar kalıcı hâle gelir. Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı? Hafızanızı tazeleyeyim. “Bu kanun böyle çıkarsa ilçe başkanlığı, il başkanlığı yapacak kişi bulamayız.” dedi Sayın Davutoğlu’na. Gelin, bunlardan vazgeçelim, popülizm yapmayalım. Ülkemizin ihtiyaçları belli.

Değerli arkadaşlar, bunlarla ilgili yapılması gereken çok şey var. Bizim yapmamız gereken çalışmalar var. Bu düzenlemeleri Hükûmetin de Hükûmet programında ve Eylem Planı’nda açıkladığı yapısal önlemleri burada hep birlikte almamız gerekiyor. Aksi takdirde, biz, sürekli olarak burada geçici maddeleri kalıcı hâle getiren… İnanın seneye bu vakitler, yine aralık ayı gelsin… Bütçenin ertesinde normal bütçe yapacağımız için, bu ayın bu zamanında kalıcı bütçemizi, yani 2017 bütçemizi Genel Kurulda muhtemelen görüşüyor veya tamamlamış olacağız. Yine, bakın, bu kafayla gidersek, buna benzer maddeleri yine yeniden uzatalım diye önümüzdeki aralıkta da getirecekler. Gelin, bu yapısal önlemleri hep birlikte alalım diyoruz.

Biz Milliyetçi Hareket partisi olarak yapıcı, yol gösterici, uzlaşmacı bir muhalefet anlayışından yanayız. Hangi konuda? Hangi konuda? Memleketin ekonomik, sosyal meseleleriyle ilgili çözüm bulma konusunda. Ama Sayın Bostancı demin -biz sataşma işi çok uzadığı için söz almadık, sayın grup başkan vekilimiz de- “MHP üye vermedi soruşturma komisyonuna.” diyordu. Ya, biz, o işe zaten baştan karşıyız. Habur’unuza da karşıydık, Oslo’suna da karşıydık, efendim Dolmabahçe’sine de karşıyız. Zaten bizim baştan karşı olduğumuz bir şey. Ona bizi karıştırmadan, kendi aranızda, siz, yine, o kayıkçı kavgasına devam edin. Ama gelin, bu meselelerle bu milletin zamanını, bu milletin Meclisinin zamanını almayalım. Eğer bir araya gelip konuşursak bunu çözebilme şansımız var.

Az önce burada Antalya milletvekili arkadaşlarım vardı. Sayın Enç burada. Cumhuriyet Halk Partisinden arkadaşlarım da var. Biz bunun örneğini, geçen hafta Antalya’da… Rusya krizinin etkileriyle ilgili yapılması gerekenlere ilişkin, Antalya Tarım Konseyinin davetiyle, Antalya’nın ve Türkiye'nin bu meselesini çözmek için alınması gereken önlemleri, bütün oda başkanlarımızın, milletvekillerimizin -bütün partilerden- valimizin katılımıyla hep birlikte oturduk tartıştık. Hatta devamı da gelecek. Bir komisyon kuruldu. Arkadaşlarımız tartışıyorlar. Niye? Bu ülkemizin sorunu, bu Antalya’mızın sorunu. Bütün arkadaşlarımız, hangi partiden olursa olsun, aynı görüşleri orada serdettiler. Yeniden toplanacağız. Cuma günü Sayın Tarım Bakanı orada olacak. Onunla da arkadaşlarımız görüşecekler. Birer temsilci belirledik.

Gelin bırakın bu işleri -ben onun için kayıkçı kavgası diyorum, tırnak içinde- bir sürü yapılacak işimiz var. MHP olarak hep söyledik: Gelin, bir tane Anayasa komisyonu diyorsunuz, soruşturma komisyonu diyorsunuz, bir de ekonomik önlemlerle ilgili yapısal aciliyeti olan şeyleri alalım, Plan ve Bütçe Komisyonuna getirsinler, Hükûmet otursun… Yani sürekli eylem planı yayınlamakla bu iş olmuyor. Onların hangisinin öncelikli olduğunu getirsin. Yazmış ama üç aylıkta bir şey yok, bir tanesi var ekonomik finansla ilgili. Vergilerle ilgili şey üç aylıkta yok. Altı ayın içerisinde olanlarda var. O da zaten hazirana kadar sıraya girdi girdi, girmedi kalır. Bunları alıp yapmamız lazım.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, burada, gelirler politikasını, bugün konuştuğumuz vergilerle ilgili gelirler politikasını bir bütün olarak ele alıyoruz ve burada, verimlilikle ilişkili bir şekilde ileriye dönük bir gelirler politikası uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Harcamalarda israf ve verimsizliğin önüne geçerken bir taraftan da basit, açık, uygun, düşük oranlı, eşit ve adil vergi uygulamalarıyla vergi tabanının da genişletilmesi suretiyle vergi gelirlerinin artırılmasını savunuyoruz. E, aşağı yukarı bunu bütün partiler prensip olarak savunduğuna göre acaba neden kaldı bizim Gelir Vergisi Kanunu diye sormak lazım değil mi? Yani alt komisyona gideli kaç sene oldu, orada bekliyor.

Değerli arkadaşlar, söylemeye çalıştığım şey bu. Burada bekliyor ama neden bekledi? Geçen gün söyledim, tam otuz yedi gün bir torba kanun görüştüğümüz için bekledi. Bakın, tam otuz yedi gün sadece Komisyonda görüştük. O arada, biz, hem Gelir Vergisi Kanunu’nu çıkarabilirdik hem diğer yapısal kanunları çıkarabilirdik. Nitekim, bizim de desteklediğimiz hususlar bu kanun içerisinde Komisyonda iki ayrı önergeyle eklendi, dercedildi.

Birisi, sanayi siciline tescil edilmiş şirketlerin makine teçhizat yatırımlarıyla ilgili banka ve sigortacılık muameleleri vergisinin alınmaması ki Milliyetçi Hareket Partisinin seçim beyannamesinde var.

İkincisi, emeklilerle ilgili aylık 100 lira ödeme ki bizim önerimiz daha farklıydı. Bunlarla ilgili bir asgari ücret tutarında mart ayında, bir asgari ücret tutarında da eylül ayında olmak üzere defaten iki ödeme demiştik ama yetmez ama evet, buna da olumlu baktığımızı söyledik ve o maddeler eklendi.

Şimdi, yine gelenler var, zaruri olduğunu söyledi arkadaşlarımız. Bazıları esastan karşı olduğumuz maddeler. Yine, teklifte ve tasarıda yer alan bazı maddelerin eklenmesiyle ilgili teklifler oldu. Onları grup başkan vekillerimiz de tartışıyor, bizler de bakacağız, somut hâle önergeler geldiği zaman tartışacağız. Neden? Hakikaten acelesi varsa ve gecikmiş bir düzenlemeyse burada onu yapacağız.

Ama şunu da söylememiz lazım: Bunları bir an önce bütçe görüşmeleri biter bitmez veya öncesinde yetişecek kısımlarını ve arkasından da diğer yapısal önlemleri hep birlikte alalım ki her seferinde böyle bir yama yaparak böyle bir düzenleme yapmayalım.

Gelin bu dönemde Bütçe Komisyonunu düzgün çalıştıralım. İç Tüzük’e uygun bir şekilde, Plan ve Bütçe Komisyonunun işi olmayanları ilgili komisyonlarda görüşerek geçirelim. Plan ve Bütçe Komisyonu da bu yapısal önlemlerin alınmasıyla ilgili gerekli çalışmaları yapsın ve milletimizin lehine olan şeyleri iktidarıyla muhalefetiyle yapalım. Ama bu şekliyle, “O onu dedi, bu bunu dedi. Şunu yaparız, bunu yapmayız.” diye karşılıklı şeylerle geçirirseniz maalesef milletimizin hayrına olmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak tekrar söylüyoruz: Milletimizin lehine olan düzenlemelerde arkanızda olacağımızı, yanlış olanlarda da her zaman doğruyu söylemeye, sizleri uyarmaya devam edeceğimizi söylüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

İkinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım’a aittir.

Sayın Yıldırım, süreniz yirmi dakikadır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli heyet; hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Halkların Demokratik Partisi adına yasa tasarısının tümü üzerine söz almış bulunmaktayım. Ama ifade etmek isterim ki eleştirilerimin bir kısmını Komisyon görüşmeleri esnasında da dile getirmiş biri olarak, söz konusu tasarı birkaç açıdan problemlidir.

Birinci problem: Aslında geçen hafta görüşülen, bu hafta görüşülen ve Sayın Komisyon Başkanıyla bu sabah yaptığımız telefon görüşmesinden de edindiğim izlenim o ki haftaya da kalacak olan bölümlerle birlikte değerlendirildiğinde, normalde bir defada getirilmesi gereken bir yasa tasarısı üç ayrı parça hâlinde getirildi ve hem Komisyon hem Genel Kurul bu konuda enerjisini tasarruflu kullanamamış veya yasa tasarısını bütünsel bir temelde ele alabilme, inceleyebilme şansından mahrum kalmıştır.

Bir diğer husus: Üç parçada görüşmeleri ve yasalaşma süreci tamamlanan bu tasarının bazı maddelerinin başka ihtisas komisyonlarında görüşülmesi gerekirken özellikle tali komisyonlar süreci pas geçilmek suretiyle direkt Plan ve Bütçe Komisyonunu ilgilendirmeyen bazı maddeler direkt Plan Bütçe Komisyonuna getirilmiştir. Bunlardan biri de 31 Aralık 2015’te yürürlüğü sona erecek olan Denetimli Serbestlik Yasası maddesidir. Burada özellikle “Adalet Komisyonunda görüşülerek Plan Bütçe Komisyonuna getirilmesi gerekir.” yönündeki muhalefetin ısrarlarına rağmen Komisyon, Adalet Komisyonunda bu maddenin görüşülmesini oy çokluğuyla reddetmiş ve çok da uzmanlık alanı olmayan, Plan Bütçe Komisyonunun direkt ilgi alanında olmayan bir madde çok da fazla değerlendirmeye, müzakereye tabi tutulmaksızın geçmiştir.

Bir diğer husus da -Sayın Bakan burada, bilecektir- özellikle Komisyon aşamasından başlamak suretiyle Hükûmet bu ve benzeri yasa tasarılarında eleştiri ve öneriye kapalıdır. Bu yasa tasarılarının muhalefetin eleştiri ve önerileriyle zenginleştirilmesi ve özellikle ete kemiğe büründürülerek toplumun daha iyi istifade edebileceği bir aşamaya getirilmesinden, iktidar, onun hem Komisyon boyutu hem de Genel Kurul boyutuyla imtina etmektedir. Örneğin; bugün görüştüğümüz yasa tasarısının Komisyonda görüşülmesi esnasında muhalefetin verdiği 2 öneri… Bizzat Sayın Bakanın ağzından ifade ediyorum -2 önerge vardı- “Evet, önergelerin içeriğine katılıyoruz. Bizim de olumlu yaklaştığımız bir önerge. Ama önümüzdeki dönemde bizatihi biz getireceğiz.” Yani “Muhalefetin getirdiği olumlu eleştiri ve öneriler muhalefetin teklifiyle değil, biz yaparsak ancak kabul olabilir.” gibi anlaşılmaz bir yola, yönteme başvurulmuştur.

Şimdi, bir diğer husus, görüşmekte olduğumuz tasarının maddelerini tek tek ele aldığımızda aslında torba yasa tasarıları kapsamına girebilecek nitelikteki bir tasarıyla karşı karşıyayız. Ancak, torba yasa olabilecek bu yasa tasarısının maddeleri Sayın Başbakanın “Bir daha Meclis Genel Kuruluna ‘torba kanun’ olarak nitelendirilen çok maddeli yasaları getirmeyeceğiz.” cümlesini tekzip etmektedir. Bu tasarının maddelerinin tamamı göz önünde bulundurulduğunda, geçen hafta, bu hafta ve önümüzdeki haftaya sarkacak olanları da değerlendirdiğimizde bir torba yasadır ve Başbakanın “Bir daha torba yasa gelmeyecek.” sözü üzerinden bir yıl geçmeden bir torba yasa realitesiyle Meclis Genel Kurulu karşı karşıya kalmıştır.

Özellikle, HDP Grubu olarak gelir vergisiyle ilgili olan maddelere dair ifade etmemiz gereken en önemli ilkesel tutumlarımızdan biri şudur: Hükûmetin sıklıkla dile getirdiği “Biz iç ve dış sermayeyi çok önemsiyoruz. Eğer sermayeyi küstürürsek ve kaçırırsak ciddi problemler yaşarız.” sözü aslında özünde bir krize işaret etmektedir. Bugün toplumun yaşadığı ve siyasi iktidarın ısrarla kabul etmekten imtina ettiği bir ekonomik kriz yaşanmaktadır ve sermayeye bu kadar yaslanmış, sermayenin olmaması durumunda kamunun kendini sirküle edebileceği gerçekliğinden kopmuş bir ekonomik yapı maalesef ama maalesef bir kriz ekonomisidir.

Buradan hareketle, sermayenin en önemli karakterinin koyduğu sermayenin çok çok üstünde kâr elde etmeksizin hiçbir yatırım yapmayacağı gerçeğini de göz önünde bulundurduğumuzda sermayeye hizmet eden bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Bu yasa tasarısının amacı, ruhu, felsefesi; amacı kâr olan sermayeye hizmet etmektedir. Emeği ucuzlatan, vergi muafiyet koşullarını sermaye lehine yaratmaya çalışan bir yasa tasarısıdır. Gerek emeğin hak etmediği bir yerde kalmasını derinleştiren gerekse vergi adaletsizliği konusunda AKP hükûmetleri boyunca giderek derinleşen ve sermaye lehine tecelli eden bir vergi sistemiyle karşı karşıyayız.

Türkiye'nin ekonomideki en büyük sorununun gelirin adaletsiz bölüşümü olduğunu, ülkenin kaynaklarının ülkenin 78 milyon insanını doyurabilecek ve insanca yaşam koşullarıyla yaşamlarını sürdürebilmesine hizmet edecek kadar varlıklı olduğunu çok iyi biliyoruz. Ülkenin gerek tarımsal gerek hayvansal gerek üretime dayalı sanayi gerek hizmet sektörü açısından hiçbir kaynak problemi yoktur ancak ülkenin sahip olduğu kaynakların eşit bir biçimde, adaletlice bölüşümü gibi bir sorunu vardır.

Geçen hafta ifade ettiğim bir hususu tekrar ifade etmek isterim: Ülkedeki servet bölüşümünün rakamları AKP iktidarları döneminde hep sermaye lehine ve yüksek gelirliler lehine krizi derinleştiren ve makası açan bir istikamette ilerlemiştir.

Türkiye'deki vergi sisteminin adaletsizliği, bugün gelir ve servet eşitsizliği göz önünde bulundurulduğunda, artık bu gibi geçici yasalarla, vergi kanunundaki palyatif madde değişiklikleriyle giderilme düzeyini çoktan aşmış bulunmaktadır. Vergilerin yüzde 70’ini dolaylı vergiler oluşturmaktadır ülkemizde. Nüfusun ağırlığını oluşturan yoksul ve emekçi sınıflar gelirin ağır yükü altında ezilmektedir. Az gelirliler çok vergi vermekte, çok gelirliler ise çok küçük vergilerle ticari yaşamlarını sürdürmektedirler.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Vekilim, orada kimse yok, o tarafa bakın siz.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Onlar yasa maddeleri oylandığında iki dakika içerisinde buraya gelirler. Söylediğimizde maalesef iktidar partisi kızıyor. Sadece yoklamada ve maddelerin oylanması esnasında iki dakika içerisinde iktidar koltuklarını dolduran, sandalyelerini dolduran bir iktidar partisi gerçekliğiyle karşı karşıya olduğumuzu üzülerek ifade etmek durumundayım.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Muhalefet nerede? Onlar da yok.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Yasayı siz getirdiniz, onlar getirmedi, yasa size ait.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Hep beraber yaptık.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Buna karşılık, nüfusun yüzde 20’lik bölümünü oluşturan varlıklı kesimin gelirin yarıdan fazlasına sahip olduğunu ve o geliri tüketemediği için… Bakın, yoksulların elde ettiği gelir sınırlı olduğu için gelirinin tamamını tüketiyor ve gelirinin tamamını tükettiği için de gelirinin tamamı vergilendirilmiş oluyor ama varsıllar üst düzeyde kazanç sağladıkları için ve gelirlerinin tamamını tüketmedikleri için önemli ölçüde vergiyle muhatap olma sorumluluklarından muaf tutulmuş oluyorlar. Bu koşullarda yoksuldan, emekçiden, ezilen halktan yana adil bir vergi sistemine ülkenin ihtiyacı vardır. Tek tek maddeler bazında değil, bir bütün olarak ülkedeki vergi sisteminin değiştirilmesine, bu değişiklik sürecinde de özellikle vergileri tabana doğru yayan değil, tavana doğru zorlayan, yüksek gelirliden daha yüksek oranda, az gelirlilerden ise daha düşük oranda vergiler alan veya belli limitin altında gelire sahip olanların ise tümüyle vergi muafiyetine sahip olduğu bir vergi reformuna ülkenin ihtiyaç duyduğunu belirtmek isteriz. Gelir Kanunu’nun baştan sona yenilenmesi, ezilen ve emekçiden yana bir perspektifle düzenlenmesi artık bir talep değil bir ihtiyaç olarak ülke gündeminde, siyaset gündeminde, yasamanın ve yürütmenin gündeminde veya önünde bulunmaktadır.

AKP döneminde banka ve şirketlerin kurumlar vergisi yükü yüzde 9’lar düzeyinde tutulmuş ve vergi yükleri hafifletilmiş, tek tek kâr, faiz, rant geliri sahiplerinin gelir vergisi olarak ödedikleri işçilerin ödediklerinin yanında çok çok cüzi düzeylere çekilmiştir. Buna karşılık, AKP döneminde, AKP Türkiye’sinde gelir vergisinin yüzde 60’ını ücretliler öderken, faizden gelir elde edenler sadece vergi yükünün yüzde 10’unu omuzlamıştır. Yine, müteahhitlerin gelir vergisi havuzuna yaptıkları katkı yüzde 4’ler düzeyindedir. Her yönüyle vergi emekçinin omuzlarındadır.

Bir diğer husus, Türkiye’de Muş, Bingöl, Ağrı başta olmak üzere, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki kentlerde yoksulluk oranı yüzde 20 gibi artık dehşet verici bir orana ulaşmıştır. Mesele, göstergelerle oynayarak durumun düzeldiğini ifade ederek atlatamayacağımız kadar hazin bir durumdadır. İnsanların günlük yaşamında, alım gücünde, huzuruna, refahına ve mutluluğuna yansıyabilen bir ekonomik tabloya ve vergi realitesine ihtiyacımız vardır.

Burada özellikle Dostoyevski’nin “Karamazov Kardeşler” romanında ifade ettiği üzere “Yoksulluk, insanların işlemediği suçların cezasını çekmektir. Yoksulluk, yoksulların işlemedikleri suçların cezasını çekmekten başka bir şey değildir.” Ülkemizde de yoksulların tablosunu, perspektifini, görüntüsünü çok iyi ifade etmektedir bu durum.

Bir diğer husus… Yürürlük maddelerinden birinde, özellikle Adalet Komisyonuna gidip tartışılmasını ısrarla istediğimiz ve muhalefet partileri olarak Adalet Komisyonunda tartışılmadan Plan Bütçe Komisyonuna gelmemesini istediğimiz denetimli serbestlik maddesiyle ilgili bir hususa dikkat çekmek istiyorum.

Bakın, denetimli serbestlik sadece iyi hâlli hükümlülerin istifade edebileceği bir uygulama olarak beş yıldır ülkemizde yürürlüktedir. Bizim ise ısrarla vurguladığımız, Komisyonda da ifade ettiğimiz, muhalefet şerhimize de dercettiğimiz husus şuydu: Ülkedeki bütün hükümlülerin denetimli serbestlik maddesinden faydalanması gerekmektedir.

Bugün, bütün Genel Kurulla paylaşmak istediğim bir hususu arz etmek istiyorum. Bakın, denetimli serbestlik maddesinden istifade eden iyi hâlli hükümlüler kimlerdir, yasa maddesinden okuyorum:

1) Mal varlığına karşı işlenen suçlar.

Yani hırsızlık, dolandırıcılık, yağma ve görevi kötüye kullanma suçundan hüküm giyenler denetimli serbestlikten istifade ediyorlar.

2) Hayata karşı suçlar.

Kasten adam öldürmeden hüküm giymiş olanlar denetimli serbestlikten istifade ediyorlar.

3) Hürriyete karşı suçlar.

Tehdit ve şantaj, gasp suçundan hüküm giymiş olanlar denetimli serbestlikten istifade ediyorlar.

4) Özel hayata karşı ve şerefe karşı işlenmiş suçlar.

Bütün Genel Kurulun affına sığınarak ifade etmek isterim ki tecavüz, taciz suçlarından hüküm giymiş olanlar, hükümlerinin ve tutukluluk hâllerinin son bir yılını denetimli serbestlikle geçirebiliyorlar.

Peki, kimler istifade edemiyorlar? Siyasi tutsakların hiçbiri istifade edemiyor. Düşünce ve ifade özgürlüğünden hüküm giymiş olanların hiçbiri istifade edemiyor. Örneğin, Özgecan Aslan’ın katili, süresi geldiği zaman son bir yılını denetimli serbestlikle geçirebilecektir.

Hüküm giymesi durumunda, gerçek tecelli etmiş bir adalet kapsamında ceza yemesi durumunda Reza Zarrab son bir yılını denetimli serbestlikten faydalanarak geçirebilecekti.

Peki, kim istifade etmez? Eğer Can Dündar ve Erdem Gül hüküm giyerse, yargılandıkları madde kapsamından -şu anda tutuklandıkları madde kapsamından söylüyorum- şu denetimli serbestlikten istifade edemeyecekler.

Düşünün, hırsızın, dolandırıcının, yolsuzluk yapanın, yetimin hakkını yiyenin, tecavüz ve tacizde bulunanın faydalandığı denetimli serbestlik maddesinden düşünce ve ifade özgürlüğü mahkûmları ve siyasi tutsaklar istifade edemiyorlar. Bu sebeple, Adalet Komisyonuna gitmesi gerektiğini ifade ettik ama iktidar partisinin oylarıyla ve oy çokluğuyla ihtisas komisyonunda, Plan Bütçe Komisyonunda reddedildi bu teklifimiz, bu önerimiz.

Sonuç olarak, değerli milletvekilleri, belirtmem gereken en önemli hususlardan biri şu: Evet, ülkemiz, iç ve dış politikada izlenmiş yanlışlıklardan ötürü büyük bir ekonomik kuşatma altına alınmış ve tablo giderek derinleşmektedir. Turizm gelirleri büyük bir tehdit altındadır, tarımsal üretim gelirleri ve ihracatı ciddi bir tehdit altındadır. Dış politikadan kaynaklı enerji kaynakları itibarıyla dışa bağımlı olan ülke gerçekliği önümüzdeki dönemde yükünü emekçinin, yoksulun çekeceği enerji kaynaklarının perakende bir sunuşuyla karşı karşıya kalacaktır. Bütün bunların nedeni, içte ve dışta barış değil, maalesef, çatışmacı bir kültürü esas alan ve ihtiraslarına esir olmuş bir AKP iktidarı ile saray gerçekliğinden kaynaklanmaktadır. Bugün ülkemizde son dört beş ayda yaşanan, sebebi ne olursa olsun, çatışmalı kültürü kendi şehir merkezlerinde bile sivil insanların da işin içerisinde öldüğü bir tablo ülkeyi ekonomik düzlüğe doğru ilerleten bir tablo değildir. Burada ekonomik olarak kalkınmanın en temel parametrelerinden birinin ülkede, gerek ülke içinde gerekse dışta barışçıl bir politika izlemekten geçtiğini çok iyi biliyoruz biz.

“Bugün, işte, elinde silah olanlar şehre indi diye 2015’te şehirlerde sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor.” diyen ülkenin Cumhurbaşkanının nasıl yirmi beş yıl önceki söylemlerinin gerisine düştüğünü kendi cümleleriyle ifade edeceğim. 1991 yılında Refah Partisi İstanbul İl Başkanıyken hazırladığı rapordan çok kısa bir pasaj okuyacağım: “Evet, bugün doğu ya da güneydoğu sorunu olarak adlandırılan sorun aslında bir Kürt sorunudur. Sorun, gerçekte ulusal bir sorundur yani Kürt sorunudur ve tarihin eski devirlerinden günümüze kadar Kürtlerin yaşadığı toprakların adı da ‘Kürdistan’dır. Kürtlerin konuştuğu dil Kürtçedir, Türkçeyle ilgisi olmayan bir müstakil dildir. Bölgede Kürt sorunu dolayısıyla olağanüstü yasalar uygulanmakta ve bölge geniş yetkilere sahip olan genel bir vali tarafından idare edilmektedir. PKK saldırıları dolayısıyla bölge bir yanda devlet terörü, öbür taraftan PKK terörü arasında sıkışıp kalmıştır.” diye ifade ediyor Sayın Cumhurbaşkanı yirmi beş yıl önce. “Özel timin bölgedeki uygulamaları âdeta hesap dışı, yasa dışıdır. Bölgede yaşayan insanların ne mal ne can güvenlikleri söz konusudur. İnsanlara bölgede yaşam hapsedilmiş durumdadır. Bugün, güneydoğuda PKK eliyle sürdürülen silahlı mücadele şehre inmiştir.” 1991 raporu.

Sayın Başkan, toparlamam için eğer…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bir dakika toparlamanız için ek süre veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

“Devlet, kontrgerillasıyla, özel timiyle, harcadığı trilyonlarca lirasıyla, köy korucusuyla sorunun üstesinden gelemeyeceğini anlamak zorundadır. Bu temelde, devlet terörü de kınanmalıdır.” Rapordan okuyorum. Bakın, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. “Bu temelde, devlet terörü de kınanmalıdır.” En son cümle olarak şunu ifade edeyim: “Devletin geleneksel zora ve silaha başvurma yöntemi artık iflas etmiştir.” Recep Tayyip Erdoğan yirmi beş yıl öncenin çok çok gerisine düşmüş bir konsepti, o gün iflas ettiğini iddia ettiği konsepti 2015 yılında bugün Kürt şehirlerinde sivillere karşı uygulamaktadır. Bu yönüyle de, hiçbir şekilde başarılı olma şansının olmadığını kendisinin teyit ettiği bir politikayı uygulama acizliğiyle Türkiye karşı karşıyadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve bu temelde de söz konusu yasa tasarısına grup olarak muhalefet edeceğimizi belirtmek isterim.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.37

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in talebi üzerine Başbakanla görüştüğünü ve Başbakanın, Halkların Demokratik Partisine ayrımcı bir tutum sergilemediklerini ifade ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bir açıklama yapmak durumundayım fakat Sayın İdris Baluken henüz Genel Kurula gelmediği için…

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Geldim, geldim.

BAŞKAN – Sayın Baluken, ilk iki oturumda talebiniz üzere hem sayın bakanlarla hem Sayın Meclis Başkanıyla görüşeceğimi ifade etmiştim. Daha sonraki oturumda yaptığım görüşmeleri size aktarmıştım fakat sizin yeni bir talebiniz vardı, Sayın Başbakanla görüşmemi istemiştiniz. Ben de biraz önce Sayın Başbakanla bir görüşme gerçekleştirdim. Sayın Başbakana sizin ifade ettiğiniz durumları, sayın bakanların telefonlara çıkmadıklarını, aynı zamanda, HDP’li milletvekillerinin cezaevlerine gitmeleri konusunda uygulanan ayrımcılığı ifade ettiğinizi söyledim ve bu ayrımcılığın nedenini öğrenmeye çalıştım.

Sayın Başbakanın bana ifade ettiği şey şu: HDP’ye ayrımcı bir tutum sergilemediklerini özellikle ifade etti ve Sayın Adalet Bakanıyla da bu konuyu görüşeceğini, en kısa zamanda bize geri dönüş yapacaklarını da söylediler.

Bunu bilgilerinize sunuyorum.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, bazı bakanlıklar nezdinde Halkların Demokratik Partisine yapılan ayrımcı uygulamaların Başbakanın müdahalesiyle ortadan kalkacağını umduklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum.

Biz, tabii, aktarılan bilgileri önemsiyoruz. Burada Meclisin tutanaklarına geçecek şekilde Genel Kurula yapmış olduğunuz bu bilgilendirme tarihe bir not olarak düşülüyor aynı zamanda. Biz şunu merak etmiştik: Acaba, Sayın Başbakanın başkanlık ettiği Bakanlar Kurulunda HDP Grubuna ya da HDP'li milletvekillerine yönelik bu ayrımcı yaklaşımları meşrulaştıran bir karar mı alınmış? Bu kararın bir uygulamasıyla mı karşı karşıyayız? Bunu açığa çıkarmak üzere Sayın Başbakanla görüşmenizin Parlamentonun ve milletvekillerinin itibarı açısından önemli olduğunu ifade etmiştik. Sizin aktarımlarınızdan, Kabinede böyle bir kararın alınmadığını, bazı bakanlıklar nezdinde yaşanan ayrımcı uygulamalarla ilgili Sayın Başbakanın da bir çaba içerisinde olacağını anlıyoruz. Bunu önemsiyoruz. Umarız ki, Sayın Başbakanın müdahalesiyle de bu uygulamalar önümüzdeki günlerde ortadan kalkar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet Sayın Baluken, Sayın Başbakan böyle bir ayrımcılık içerisinde olmadıklarını ifade etti. Zaten HDP'den de önümüzdeki hafta içerisinde bir görüşme talebinde bulunduklarını da dile getirdi. Dolayısıyla bunların da kayda geçmesi önemlidir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmelerde kalmıştık.

Şimdi, söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi adına Sayın Zekeriya Temizel’dedir.

Buyurunuz Sayın Temizel, süreniz yirmi dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Bu vesileyle beni büyük bir heyecanla dinleyen bu dopdolu Genel Kurula saygılarımı sunuyorum(!) (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, size de yeni görevinizde kolaylıklar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, aradan önceki, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği önerge üzerine sosyal sorunlarımız ve terörle ilgili olarak tartışmalardan sonra bu kupkuru ekonomik tartışmalar size birazcık yavan gelebilir, gelebilir ama sonuç olarak, bunları da tartışmak zorundayız.

Meclisimiz ilk olarak geçici bütçe tasarısıyla ilgili olarak çalışmasını yaptı, yasasını çıkardı, hemen arkasından da bazı vergi kanunlarında değişiklik yapan kanun tasarısını getirdi. Genellikle, geçmişte bu tür ikinci aşamada gelen düzenlemeler bütçe tasarısının peşine eklenir, öyle çıkartılırdı; daha sonra, muhalefet bunlarla ilgili Anayasa Mahkemesine giderdi, Anayasa Mahkemesi vergilerle ilgili değişikliklerin bütçe yasalarıyla yapılmasının Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle bunları iptal ederdi ancak iptal edene kadar bütçe kanununun uygulama süresi dolduğu için de boşu boşuna bomboş bir zaman geçirilmiş olurdu. Bu defa bu yasaların ayrı ayrı getirilmesini Anayasa’ya saygı açısından önemli buluyoruz ve bu nedenle de ilgilileri bu davranışlarından ötürü kutluyoruz. Ancak bu defa da Plan ve Bütçe Komisyonunda bu teknik yasalar ve vergi konuları görüşülürken bu maddelerin içerisine sıkıştırılmış olan ve Plan ve Bütçe Komisyonunu doğrudan ilgilendirmeyen bazı düzenlemeler nedeniyle de bu kutlamamızın birazcık havada kaldığını belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşeceğimiz yasa tasarısının bazı maddeleri; Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesinde değişiklik, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun geçici 23’üncü maddesinde değişiklik, 5275 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinde değişiklik, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun geçici 2’nci maddesi, 4632 sayılı Kanun’un geçici 1’inci maddesi ve 5510 sayılı Kanun’a bir geçici madde eklenilmesi… Dikkat ettiniz mi, bilmiyorum, bütün maddelerin hepsi geçici, nedense sorunlara kalıcı bir çözüm üretemiyoruz ya da geçici maddelerin bize tanımış olduğu süreyi doğru dürüst, kalıcı, gerçek anlamıyla reform sayılabilecek düzenlemelerle dolduramıyoruz. “Günü kurtaralım.”, “Şimdilik şöyle bir çözümle idare edelim, sonra kalıcı bir çözüm bulmak üzere çalışırız.” diyoruz ama geçici maddelerin süresi bitene kadar bir daha bu konulara kolay kolay dönemiyoruz.

Önünüzdeki tasarının en önemli maddeleri de artık geçicilik niteliğini çoktan yitirmiş, on yıldan beri geçici olan, on yıl boyunca geçici olan, şimdi de beş yıl daha eklenerek on beş yıl boyunca geçici olmak üzere hazırlanmış bir tasarı.

Doğal olarak, güncel olaylara anında uyamama nedeniyle bu tür düzenlemelerin yapılması doğaldır. Öyle olaylarla karşılaşırsınız ki bunun gelecekte nasıl bir şey olacağını tahmin edemezsiniz ya da o anda bulunabilecek çözümün gelecekte nasıl sonuçlar vereceğini tahmin edemezsiniz, “Bunu geçici olarak şöyle bir düzenleyelim.” diyebilirsiniz, bunda pek fazla bir sorun yok.

Değerli milletvekilleri, ancak sizlerin bu kararı verirken yaptığınız düzenlemenin neye mal olacağını da bilmeniz gerekiyor. Bu düzenlemenin topluma neye mal olacağını, alternatif olarak maliyetini, bu maliyete değip değmediğini mutlaka bu Mecliste tartışmamız gerekiyor, aksi takdirde sadece ve sadece günü kurtarmak üzere yaptığımız düzenlemelerden, belirli kişi ve gruplara hiçbir sonucu olmamasına karşın sürekli kaynak transferiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu Mecliste böyle kararların alınması, bu sorumlulukların altına imza atılabilmesi için mutlaka bu maliyeti görmek zorundasınız, bu maliyetten bizler kaçınamayız.

Nitekim, on yıldır yürürlükte olan bu geçici maddelerden Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesi nedeniyle ne kadar vergiyi almaktan vazgeçtiğimizi bilmiyoruz. Şunları yanlış anlamayın: Yani elbette ki belki bu düzenlemeler yapılmamış olsa o verdiğim rakamların büyük bir kısmı gerçekleşmemiş olabilirdi, ayrı bir olay. Burada verilen rakamların hiçbir tanesi birebir doğru olarak kabul edilecek rakamlar olmayabilir, bu da doğru olabilir. Ama burada bir potansiyel olduğunu ve bu potansiyelin kararını verirken bu verilerin kullanılması gerektiği gerçeğini asla göz ardı etmemeliyiz.

Değerli milletvekilleri, 5018 sayılı Yasa’nın yani Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 18’inci maddesi Hükûmete Meclise bu konuda bilgi verme zorunluluğunu getiriyor. Yani burada geçici 67’nci maddenin süresini beş yıl uzattığınız takdirde tahmini olarak ne kadar vergiyi almaktan vazgeçeceğinizi Hükûmetin burada sizlere söylemesi gerekiyor. Sizin de buna göre karar vermeniz gerekiyor. Bu olmadı, belki hükûmet kurma ve genel seçimler nedeniyle devletin tam anlamıyla çalışamamasından oldu ama bundan sonraki süreçlerde bunun olacağını varsayalım. Bunu varsaydık ama biz yine de ulaşabildiğimiz verilerle bunun maliyetini çıkarmaya çalıştık.

Değerli milletvekilleri, ulaştığımız verilere göre, istisna kapsamında tek bir kuruş vergi almadığımız yabancılara yapılan faiz ödemelerinin on bir yıl içerisinde 111 milyar dolar olduğunu gördük, 111 milyar dolar. Ayrıca, dış borç faiz ödemelerinden de 46 milyar doları yabancılara ödemişiz. Toplam olarak devlet iç borçlanma senetlerinden bu sene içerisinde yabancılara yapılan ödeme 158 milyar dolar, 158 milyar dolar. Böyle bir kaynakla neler yapılabileceğini tahayyül edin, neler olabilir onlara bakın.

Eğer bu borçlar nedeniyle 158 milyar dolar doğru dürüst yatırım projelerine gitmiş olsaydı, döviz kazandırıcı işlemler sağlamış olsaydı, belki de içimizden “Doğru bir karardır, helal olsun.” diyebilirdik. Bunu bilmiyoruz, bunu kesin olarak bilmiyoruz ama bu paralar yani 158 milyar dolar faiz ödediğimiz bu kaynaklar konut inşaatlarına gitmişse, iç tüketimde kullanılan ürünlerin ithalatında kullanılmışsa, dolayısıyla Çin’den gelen, başka yerlerden gelen ve bütün alışveriş merkezlerimizi dolduran ürünler için harcanmışsa işte bu kabul edilecek bir olay olamıyor. O nedenle, buradaki kararlarda bu bilgilerin önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, bunların nereye kullanıldığını bilmediğiniz takdirde, zenginleşiyoruz diye, akıllı telefonlarımız oluyor diye sevinirken bir de bakıyoruz ki ülkenin geleceğini ve ekonomik bağımsızlığını ipotek altına almışız. Şimdi, buraya kadar, 158 milyar dolar, tamamen yabancılara ödenen, dolayısıyla da 67’nci maddeye göre, geçici 67’ye göre stopajı sıfır olan, beyanname verme yükümlülüğü olmayan gelirlerdi bunlar.

Şimdi de iç piyasada neler olmuş onlara bakalım. Bunun için de son 2003 yılından 2015 yılına kadar olan on üç yıllık süreyi aldık. Bu arada 544 milyar Türk lirası -diğeri dolardı, bu Türk lirası- faiz ödemesi yapıldığını gördük. Bu, birincil piyasadan yani doğrudan doğruya hazine borçlanmalarından çıktı. İkincil piyasada devlet iç borçlanma senetleriyle ilgili olarak yapılan işlemlerin ayrıntısını bilemiyoruz, hangi aşamada ne kadar gelir elde edildi, bunu pek fazla elde edemiyoruz. O nedenle, bu konuda bir gelir rakamı veremiyorsunuz ama bu konuda da işlem hacmi verebiliyoruz. Dolayısıyla, devlet iç borçlanma senetleriyle ilgili olarak ikincil piyasada borsa dışı ve borsa içi işlemlerde on iki yıl içerisinde yapılan işlem 8,6 trilyon lira, 8 trilyon lira. Yani, kısacası, şu anda kararını vereceğiniz olay yılda ortalama 1 trilyon liralık bir işlem hacmini kapsıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri “Buradan ne kadar gelir elde ediliyordu, buradan ne kadar vergi alınabilir?” konusu bu belirlemeler sırasında elbette ki çok belirsiz. Bu tahminlerin doğru, buradan çıkan verginin doğru olduğu konusunda bir ısrarımız yok, onu özel olarak belirtiyorum. Rakamları bir olasılık olarak veriyoruz ama ortalama 1 trilyon lira olan bu iş hacminden 20 milyar liraya kadar yıllık vergi alınabileceğini tahmin ediyoruz. Şimdi, bizler bundan vazgeçiyoruz. O zaman çok net bir şekilde bunun karşılığında neler sağlayacağımızı bilmemiz gerekiyor. Bundan vazgeçiyoruz, olabilir, tercihtir -zaten vergi bir tercihtir- bu tercihi yapıyoruz ama bunun karşılığında ne yapıyoruz?

Değerli milletvekilleri, şu hususu asla göz ardı etmememiz gerekiyor: Türkiye son on iki yılda 588 milyar dolarlık dış ticaret açığı verdi, 444 milyar dolar da cari açık biriktirdi yani yılda ortalama 40 milyar dolara geliyor. Bu yıl içerisinde kamu 5 milyar dolar, bankalar 109 milyar dolar, şirketler 57 milyar dolar olmak üzere toplam 171 milyar dolar borç ödemesi yapacaklar, bir yıl içerisinde olacak bu. 35-40 milyar dolar civarında da cari açığımız var, eder size 210 milyar dolar.

Değerli arkadaşlar, 210 milyar dolar borç ödeme yükümlülüğü olan veya döviz bulma yükümlülüğü olan bir ülke eğer yabancı paraya bu kadar muhtaçsa, döviz kazandırıcı işlemleri bu kadar sınırlı ise bu takdirde oturup da yabancı sermayeyle ilgili düzenlemeleri yapma konusunda eli kolu serbest bir ülke değildir, istediğiniz gibi davranamazsınız isteseniz de. Böyle olunca bu durumda size borç verecek olanlar karşınıza gelirler, isteklerini sıralamaya başlarlar. Ne olur yabancı sermayenin istekleri? Önce, vergisel avantajların sürüp sürmeyeceğini öğrenmek isterler. “Biz yine eskiden olduğu gibi sıfır stopajla buradan gelir elde edebilecek miyiz, etmeyecek miyiz?” derler. Yapısal reformlar dizisinin gerçekleşme olasılığını araştırırlar. Dünyadaki gelişmelere göre Merkez Bankasının nasıl tavır alacağını izlerler. Hükûmetin seçim vaatleri için kaynağı nasıl ve nereden sağlayacağını bilmek isterler. Biz doğal olarak deriz ki: “Bize kimse hesap soramaz.” Ama, değerli arkadaşlar, unutmayın, alacaklı olan haklı oluyor. Ayrıca “Bankaların ve özellikle de şirketlerin borcu çok yüksek. Devleti bunlar niye ilgilendirsin?” derseniz, denilebilir yani, ama, asla unutmamak gerekiyor ki devlet bir bütündür, devletin herhangi bir alanındaki çökme devletin sorunudur. Bunlara bakmak mümkün değildir. Kaldı ki şirketlerin bu kadar borçlanması yine bir devlet kararıyla olmuştur. Daha önceki dönemlerde, hatırlayın, özel şirketler döviz kazandırıcı işlemleri yoksa, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri yoksa, turizm gelirleri yoksa dolar olarak borçlanamazlardı, dövizle borçlanmaları yasaktı. Haziran 2009 Kararnamesi’yle döviz kazandırıcı işlemleri olmayan şirketlerin de dövizle borçlanmasının önü açıldı ve inanılmaz şekilde, özel şirketlerin 175 milyar dolarlık dış borcu bu şekilde ortaya çıktı.

Şimdi, bütün bunların üzerinde çok fazla durmak istemiyoruz. Zaten tartışmaya girdiğimiz zaman da bu işin altından kalkmak o kadar kolay değil böyle bir toplantıda. Merkez Bankasındaki dolar rezervimize de güvenemeyiz. 120 milyar dolar dolayındaki -116, değişiyor tabii ki belki bugün 121’dir- döviz rezervimiz, değerli arkadaşlar, bizim değil. Bunun neredeyse yüzde 50’si, 60 küsur milyar doları bankaların munzam karşılıkları. Yani, bize emanet edilmiş, Merkez Bankasında bizim onları sakladığımız ve faiz ödediğimiz şeyler, paralar. Net rezervimizin 30-35 milyar dolar olduğunu da bilelim. İşte biz bu koşullar altında dışarıdan sermaye gelmesinin şimdiye kadar teşviki olarak düşündüğümüz bu hükümlerini yeniden uzatmak istiyoruz, uzatalım ama derhâl bir şey yapalım. Biz yabancı sermayeyi ürkütecek davranışlardan kaçınıyoruz -güzel- bize faiz artışı olarak dönecek olan kararlardan da kaçınıyoruz -çünkü istediğiniz gibi alabilirsiniz, size nasıl olsa o geri döner faiz artışı olarak- ama bu arada demeliyiz ki değerli arkadaşlar, biz bunu geçici olarak, belirli bir süre için yapıyoruz ama biz yapısal reformlara girişiyoruz. Peki, yapısal reformlarınız ne olacak? Değerli arkadaşlar, yapısal reformunuzun ilk adımı kesin olarak döviz üreten, döviz kazandırıcı işlemler olan sınaiyi geliştirmek olacak. Sadece iki rakam vererek şunu söylemek istiyorum: 2014 sonu itibarıyla 240 milyar dolarlık imalat sanayisi ihracatımız olmuş ama 190 milyar dolar da ithalatımız olmuş yani bizim imalat sanayimiz 100 dolarlık üretim yapabilmek için 80 dolarlık ithalat yapmak zorunda kalmış. Bazı sektörlerde bu olay yüzde 80’i geçmiş, kimya sanayisinde inanılır gibi değil ama yüzde 126. Alıyorsunuz, kullanıyorsunuz, ürettiğiniz o kadar ama maliyetleriniz nedeniyle fazla. Dolayısıyla da değerli arkadaşlar, bizim orta ve ileri teknoloji düzeyi olan sektörlerimizin, üretim yapamayacak durumda olan sektörlerimizin büyük bir hızla derlenip toparlanması lazım. Yapacağımız reform budur, yapmak zorundayız, başka çaresi yok.

Bankalar sektöre kredi vermek için dışarıdan borç alıyorlar çünkü tasarruf hacmimiz yüzde 2’lere düşmüş. O zaman, kesinlikle bu tasarruf hacminin -zorunlu tasarruflar dâhil- yükseltilmesine ilişkin düzenlemeleri yapmamız lazım. Ekonomimizi dolarizasyondan kurtarıp Türk lirası üzerinden para politikası yürütecek bir hâle getirmemiz lazım. Bunu hep beraber yapmalıyız; bakın, o yanlış yaptı, şu şunu yaptı, bu bunu yaptı falan filan diye tartışmaya gerek yok. Bizim bunu çözmemiz lazım, aksi takdirde olmaz. FED’in dünyada bu kadar hâkim olduğu bir zamanda bağımsız para politikası izlemek kolay bir olay değildir, beladır, başınıza olmadık işler açılır. Ama bunu gerçekleştirmek zorundasınız. Yapacağınız her yatırım için dışarıdan kredi aldırıp onu kullanmaya kalkarsanız bunun altından kalkmak mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, eğer Merkez Bankamızı dolarizasyona mahkûm edip sadece dolar kurlarıyla ilgili olarak karar almak durumunda bırakır isek yatırım, büyüme ve işsizlik öncelikleri arasında Merkez Bankasını kesinlikle darmaduman ederiz. Bu konulardaki tartışmalar buradaki yirmi dakikalık bir süre içerisinde yapılamaz ama bu Meclis Türkiye'nin, özellikle de döviz kazandırıcı işlemlere dayalı sınaisini yaratmak için bir sanayi planı yaratabilirse yapabileceklerinin fazlasını bile yapmış olur.

Ben bu duygular içerisinde, bundan sonra getirilecek olan bu tür geçici düzenlemelerin hem neye mal olduğunu hem alternatif kullanım imkânlarını hem de hangi süre içerisinde hangi yapısal reformlar yapılmak suretiyle bu geçici düzenlemelerden kurtulabileceğimizi belirtecek bir konuma geleceğini umuyor, bu duygularla hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Temizel.

Gruplar adına son konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Mustafa Turhan.

Buyurunuz Sayın Turhan.

Süreniz yirmi dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM MUSTAFA TURHAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimizde olan, görüşülmekte olan 11 sıra sayılı ve (1/318) numaralı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi en içten duygularımla saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tartışmakta olduğumuz konu -daha evvel konuşan hatiplerin de değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi- aslında bir süredir yürürlükte olan ve sermaye kazançlarıyla ilgili belli düzenlemeler yapan bir yasanın o zamanki hazırlanmasında yürürlük süresi 31 Aralık 2015 tarihinde sona ereceği için uzatılması ve yine bir de bununla yakından alakalı olarak 31 Aralık tarihinde geçerlilik süresi dolacak bazı başka kanunlarda da bu temdidin yapılmasıyla ilgilidir. Kuşkusuz, konuşulan konuların, başta sermaye kazançlarının vergilendirilmesi olmak üzere, çok daha kapsamlı bir şekilde ele alınıp değerlendirilmesinde yarar var. Nitekim, zaten Hükûmetimiz de bu durumun farkında ve Sayın Başbakanımızın kamuoyuyla paylaştığı 25 maddelik öncelikli dönüşüm programları içerisinde yer alan ve bir takvime de bağlanmış olan yapısal reformlar arasında birisi de bu Gelir Vergisi Kanunu. Tabii, bu Gelir Vergisi Kanunu görüşülürken bu konuları tekrar tafsilatıyla görüşmek imkânı bulacağız.

Tabii, malumları olduğu veçhile 1 Kasımda seçimler yapıldıktan sonra Hükûmetin kurulması, komisyonların teşekkül ve Meclisin çalışmaya başlaması için geçen süre zarfında bunu bir aciliyet olarak getirmek durumu hasıl oldu. Zira, bakınız, bahsettiğimiz şey -özellikle bu sermaye kazançlarının vergilendirilmesinden bahsediyorum- Türkiye’deki bütün bankacılık sistemini, bütün tasarruf sahiplerini, bireysel emeklilik sistemini ve Türkiye'de sermaye piyasalarına yatırım yapmış bütün bireysel ve kurumsal yatırımcıları ilgilendiren bir husus. Bankalar, denetim şirketleri bilişim sistemlerini bu varsayım üzerine kurmuşlar. Yani bir başka deyişle muhal farz biz şu anda bu temdidi yapmasak önümüzde kalan çok az bir süre içerisinde bütün bankacılık sisteminin, denetim şirketlerinin ve daha birçok belki yatırım kuruluşunun bilişim sistemlerini değiştirmesi gibi akılların almayacağı, kabul etmeyeceği bir durumla karşı karşıya kalmış oluruz. Yani dolayısıyla, şu anda en doğru karar bu sürenin uzatılması olacaktır. Bu, işin pratik yönü.

Tabii, bu konuda reform yapılmaz değil, mutlaka yeri geldiğinde bu tartışılacaktır ancak tabii ki bu reformu yaparken bu reformun zamanlamasına dikkat etmek gerekir. Çünkü eminim hepimiz hatırlayacağız, Türkiye'nin tarihinde, geçmişte bu sermaye kazançlarının vergilendirilmesiyle ilgili yanlış zamanlarda atılan yanlış adımların ciddi sıkıntılara yol açtığını ve bir süre sonra maalesef o adımlardan rücu edilmek gereğinin hasıl olduğunu da akılda tutmak gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada sermaye kazançlarının vergilendirilmesiyle ilgili konuşurken ben muhalefetin değerli temsilcilerinin sözlerini dikkatle dinledim fakat o sözleri dinlediğim zaman bende oluşan intiba, sanki Türkiye'de sermaye kazançları, sanki Türkiye'de faiz gelirleri, sanki Türkiye'de repo gelirleri, sanki Türkiye'de mevduat gelirleri vergilendirilmiyormuş gibi oldu. Bilmiyorum, belki ben yanlış bir intiba edinmiş olabilirim ama sözlerin geneline hâkim olan böyle bir hava vardı. Oysa, burada bir kere daha altını belki de çizmeliyiz ki Türkiye'de vergilendirilmeyen sermaye kazancı hemen hemen yok gibidir. Yani, tabii ki bunun seviyesi tartışılabilir, daha fazla vergilendirilmeli diye fikir savunulabilir ama şunu bir kere daha tekraren vurgulamakta yarar var: Bir kere tam mükellef kurumların tamamı bu gelirlerini beyan edip kurumlar vergisi matrahlarına dâhil ediyorlar ve vergi ödüyorlar. Yine, tam mükellef gerçek kişilerde, sadece Borsa İstanbul’da alım satım kazancı farkından -o da tek hisse senetleri için, yoksa menkul kıymet yatırım fonları için değil- tek hisse senetlerinin alım satım fiyat farkından doğan kazanç vergiden istisna ediliyor ki bu zaten dünyada da son derece yaygın bir uygulamadır. Çünkü takdir edersiniz ki zaten bu hisse senedi fiyatlarının yükselip alçalmasıyla oluşabilecek alım satım kazançlarının yani sürekli olarak vergi konusu yapılması sermaye piyasalarının gelişimi açısından da son derece menfi bir netice doğurur.

Peki, biz, sermaye kazançlarından, bir görüşe göre -yani bunun düşük olup olmadığı tabii ki tartışılır ama muhal farz kabul edelim ki bu oran düşüktür- düşük oranda vergi almakla acaba gerçekten sermayeye mi hizmet ediyoruz? Acaba gerçekten bir şeyden mi vazgeçiyoruz? Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Türkiye’nin hedefi kişi başına millî gelirini 25 bin dolar seviyesine çıkarmaktır. Aynı zamanda, kişi başına geliri 25 bin dolar seviyesine çıkarmak hani sadece “zengin olalım, zenginleşelim” diye istediğimiz bir şey de değil çünkü, ancak böyle bir millî gelir düzeyine ulaşmak için, gayret ettiğimiz takdirde, her yıl iş gücü piyasamıza katılan 1 milyonun üzerinde gencimize iş imkânı sağlamak, toplumsal hareketliliğin yüksek olduğu Türkiye’de kırsal kesimden kentlere, kentlerde de daha çevreden merkeze doğru, daha nitelikli iş arayışı içindeki vatandaşlarımızın bu ihtiyaçlarını karşılamak mümkün olacaktır. İşte, bunun için muhakkak ki yatırımların yapılması gerekiyor. Peki, bu yatırımı ne şekilde finanse edeceğiz? Ha, burada karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Yurt içi tasarruflarımız -bu yatırımları- sürdürülebilir potansiyel büyüme hızında ve ihtiyaç duyduğumuz istihdam imkânlarını sağlama noktasında Türkiye’nin beklentisini karşılamak için şu anda içinde bulunduğumuz dönem itibarıyla henüz yeterli değil. Peki, o zaman? O zaman tasarrufu teşvik etmemiz lazım.

Şimdi, yine değerli heyetinizin malumlarıdır ki devletin bir şeyi teşvik etmek, bir şeyin çoğalmasını, artmasını sağlamak istediği zaman yapacağı şey, bundan diğer faaliyetlere nispetle daha düşük vergi almaktır. Dolayısıyla, Türkiye'de sermaye kazançlarının vergilendirilmesinde tercih edilen rejimin temelinde yatan, aslında deminden beri burada tartışılan yurt içi tasarrufları da teşvik etmek amacını taşımaktadır. Tabii, bunun yanı sıra yurt içi tasarruflarımız istediğimiz düzeye gelinceye kadar Türkiye'nin küresel yatırımlar açısından bir cazibe merkezi olmak istemesinden daha doğal da bir şey yoktur.

Bu vergilendirmenin yöntemi tartışma konusu yapılabilir. Denilebilir ki: Stopajla vergilendirme yerine beyanname usulüyle vergilendirilse daha doğru değil mi? Değerli arkadaşlar, yine hepinizin malumlarıdır ki ülkemizde ücret gelirlerinin de önemli bir kısmı aslında stopaj usulüyle kaynaktan kesilerek vergilendirilmektedir. Zira, bu, belli avantajlar sağlayan, belli kolaylıklar sağlayan bir yöntemdir. Üstelik de bakın, şöyle bir an için düşünelim, kolay bir örnek olsun diye hazine bonolarından, devlet tahvillerinden bahsedelim. Şimdi, devlet tahvilinin vergilendirmesinde desek ki biz: Biz bunu daha yüksek oranla vergilendireceğiz ve stopaj yerine beyanname usulüyle vergilendireceğiz. Şimdi, peki, bildiğimiz gibi, kamu maliyemizin sıhhatli bir şekilde işlemesi veya kamu maliyesini de bir tarafa bırakın, devletlerin, sermaye piyasalarında etkin bir fiyatlama mekanizmasının oluşabilmesi için belli miktarda borçlanmaya ihtiyaçları vardır. Peki, siz borçlanacaksanız sizin için rasyonel olan şey, borçlanma maliyetinizi olabildiğince aşağıya çekmek değil midir? Siz kendi yapacağınız borçlanmadan hem de bu borçlanma araçları genellikle iskonto usulüyle satılıp yani bir başka deyişle, ödeyeceğiniz faiz peşin olarak ödenirken bundan ben yüksek oranlı vergi alacağım demeniz hâlinde, kuşkusuz, size borç veren, bu maliyetin çok önemli bir kısmını o fiyatın içerisine yedirecek ve aslında daha ileride tahsil edeceğiniz vergiyi, faizin bir kısmı olarak peşin olarak ödemeniz gibi bir durumla karşı karşıya kalacaksınız. Hele de bunu beyanname usulüyle yaparsanız peşin ödediğiniz faizin içindeki vergiyi bir sonraki tahsilat döneminde verilen beyannameyle almak gibi, yani aradaki zaman farkından dolayı da kayba uğramak gibi bir yanlışlığın ve yanılgının içine düşmüş olabilirsiniz.

Yine konuşmalar sırasında ifade edildiği için vurgulamakta yarar gördüğüm bir husus var, o da, ben, tabii ki Türkiye’de sermaye piyasalarının gelişmesini sermayeye hizmet etmek olarak düşünmüyorum. Çünkü, değerli arkadaşlar, sermaye piyasaları, aslında servetin tabana yayılmasını sağlayan çok önemli ve toplumsal işlevler gören de mekanizmalardır. Çünkü, takdir edersiniz ki vatandaşlarımızın hepsinin sahip oldukları küçük birikimlerle bir iş kurmak, girişimci olmak, ticaretle uğraşmak gibi mükellefiyetleri söz konusu olamaz. Şayet siz, dünyada ve Türkiye’de başarılı işler yapan bir şirketin hisselerini -hele de organize piyasada işlem görüyorsa bu şirketin hisseleri- satın almak suretiyle aslında yaptığınız o küçük tasarrufla hem ülke ekonomisine katkıda bulunmuş olursunuz hem de aynı zamanda kendi başınıza elde etmeniz mümkün olmayacak derecede yüksek bir gelirden istifade etme imkânı bulursunuz.

Dünyada, değerli arkadaşlar, hem kurumsal yönetişimin gelişmesi için hem servetin daha dengeli dağılması için sermaye piyasalarından daha etkili, daha doğru -hele de bunlar organize piyasalar olursa, şeffaf borsalar olursa- mekânlar, daha doğru alanlar yoktur.

Dolayısıyla ben, yüce Meclisimizin bundan sonra da yapacağı düzenlemelerde mutlak surette sermaye piyasalarının gelişmesini öncelikli bir amaç olarak göz önünde tutmasının, sadece ekonomik değil, toplumsal ve siyasi bir hedef olarak da önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, yine, muhalefetin değerli sözcüleri yaptıkları değerlendirmelerde beyanname vermeme konusundan bahsettiler. Burada, müsaade ederlerse, bir küçük tashihte bulunayım çünkü Türkiye’de stopaj sıfır bile olsa, stopaj usulü tatbik edildiği için vergi sorumlusunun yani bu işleme aracılık eden finansal kuruluşların müşterileriyle ilgili hem bilgi hem de beyanname verme mükellefiyetleri vardır. Dolayısıyla, o anlamda da sistemimizde herhangi bir zaaf ve eksiklik bulunduğunu ben açıkçası düşünmüyorum.

Yine, tartışmalar sırasında ne kadarlık bir vergiden vazgeçildiği hususu sık sık dile geldi. Bu, değerli milletvekilleri, Plan ve Bütçe Komisyonunda da gündeme gelmişti. Şimdi, burada, tabii, ikiye ayırmak gerekiyor konuyu: Birincisi, bu sermaye piyasası varlıklarının, özellikle de tahvillerin ve bonoların ilk ihraç edilmesinde ilk satın alanların elde ettikleri faiz geliri ya da bunu vade sonuna kadar portföylerinde tutanların elde ettikleri faiz gelirlerinin zaten vergilendirildiğini söylemiştik. Yani burada herhangi bir vergilendirilmeme durumu söz konusu değil. Alım satım farklarından doğan kazançların vergilendirilmesi ise, şimdi, hesaplanması son derece müşkül olan bir şey. Çünkü, bakın, işlem hacminin tek başına bir anlamı ve değeri yok değerli milletvekilleri. Siz, söz gelimi, 100 liraya aldığınız bir sermaye piyasası varlığından, diyelim ki tahvilden, 110 liraya satarsanız ancak yani faizler düşerse piyasada bir kazanç elde edersiniz ve o 10 liralık kazanç vergiye konu olabilir. Dolayısıyla, faizlerin, sermaye piyasası varlıklarının fiyatlarının böylesine değiştiği bir ortamda bununla ilgili tam ve kesin hesaplama yapmak kuşkusuz kolay değil. Ama, ben, yine de, buradan birkaç kere ifade edildiği için bunu söylemiş olayım: Benim hesaplarıma göre bu yöntemle bizim vazgeçtiğimiz verginin miktarı sıfırdır. Yani hiçbir vergi kaybı olduğunu düşünmüyorum ben. Zira, biz bu işlemlere diğer yükselen piyasa ekonomilerinde olduğu gibi vergi muafiyeti sağlamasak değerli milletvekilleri, bu kadar akışkan olan ve küresel piyasaların bu kadar bütünleşik bir şekilde işlediği dünyada inanınız ki bu fonlar başka ülkelere gider, başka piyasalara gider, başka araçlara gider ve herhangi bir işlem olmadığı için zaten vergi tahsilatı da söz konusu olamaz.

Tıpkı, değerli milletvekilleri, geçmişte çok tartışılan bir husus vardı hatırlarsanız, bu Hükûmetimize yönelik eleştirilerden birisi elmastan vergi alınmaması konusuydu. Bu konu benim de Borsa İstanbul yönetiminde yer aldığım dönemde üzerinde yoğun çalıştığım bir konuydu. Bizde, ne yazık ki geçmiş dönemde ham elmastan özel tüketim vergisi almak gibi bir garabet vardı. Biz bu uygulamayı yürürlükte tuttuğumuz için bizim gibi elmas madenleri olmayan Hindistan her yıl 1 milyar dolarlık ham elması ithal ediyor, 300 bin kişiyi istihdam ettiği elmas kesim sektöründe bunu işleyip pırlanta hâline getiriyor ve 17 milyar dolara dünyaya satarken biz bu piyasadan hiç pay alamıyorduk ve yaptığımız düzenlemede -son derece doğru bir kararla, geçtiğimiz yasama döneminde- ham elmastan özel tüketim vergisi almaktan vazgeçip yerine olması gerektiği gibi katma değer vergisi alma uygulamasını geçirdik çünkü malumları olduğu üzere, katma değer vergisi, üretimde sonraki aşamalara devredilebilen sadece eklediğiniz, olması gerektiği gibi, katma değerin vergilendirildiği bir sistemdir. Ama ne yazık ki bu konudaki kafa karışıklığının, yanlış anlamanın ve bunu yanlış yansıtmanın devam ettiğini görüyoruz.

Burada şunu da ifade edeyim: Sayın Maliye Bakanımız o dönemde müsteşardı; sağ olsun, eksik olmasın çok desteklerini gördük bu konuda, kendisiyle yaptığımız konuşmada da şunu söyledim, dedim ki: Lütfen, bu kararı alırken bakalım ne kadarlık bir vergiden vazgeçiyormuşuz? Sıfır. Neden? Çünkü siz ham elmas ithalatına özel tüketim vergisi uygulamak gibi aklın kabul etmeyeceği bir şeyi yaparsanız hiç işlem olmaz, hiç işlem olmadığı zaman vergi tahsilatı da olmaz. Oysa şu anda katma değer vergisi tahsilatı var. Aynı zamanda burada bir piyasa oluşması suretiyle bir gelir de elde ediliyor, tıpkı sermaye piyasasında olduğu gibi.

Dolayısıyla, burada, biz, bu sistemi uygulamakla, değerli milletvekilleri, herhangi bir vergiden vazgeçmediğimiz gibi -benim naçizane kanaatim odur ki- bir vergi geliri de doğuruyoruz çünkü bu rejim sayesinde Türkiye’ye bu sermaye geliyor, bu sermaye yatırıma dönüşüyor ya da tüketime dönüşüyor ve ondan elde edilen kazancı da biz vergilendiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki dönem bu konu tartışılacağı için bu hususu da dikkatlerinize arz edip sözlerime son vermek istiyorum. Bildiğiniz gibi, yine, Hükûmetimizin 25 öncelikli dönüşüm programından birisi olarak İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projemiz var. Bu, gerçekten, sadece İstanbul’un, sadece Türkiye’nin değil, içinde bulunduğumuz yakın coğrafyanın tamamının kaderini etkileyecek bir şey çünkü yaşayarak görüyoruz ki umudunu kaybetmiş bir insandan daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. İnsanların umut sahibi olabilmesi için, bölgemizin bu kadar acil ihtiyaç duyduğu huzura, refaha, barışa ve istikrara kavuşabilmesi için İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projesi hayati bir önem taşımaktadır. Bu projenin önemli unsurlarından bir tanesi de küresel piyasalarda faaliyet gösteren dünyaca tanınmış fonların sadece Türkiye’ye yatırım yapmaları değil ama yönetim merkezlerini de Türkiye’ye taşımalarını bizim sağlamamızdır. Bu anlamda da yine, uygulamakta olduğumuz vergi rejiminin son derece önemli olduğunu düşünüyorum çünkü hepinizin malumları olduğu üzere, iktisadi faaliyette bulunacak işletmeler kendileri açısından avantajlı olacak yerlerde bu faaliyeti yürütmeyi tercih ederler. Bu kararımızın doğruluğu Dünya Bankasının özel sektör reel yatırımlarını finanse eden IFC gibi ya da dünyanın hem yaptığı yatırımlarla adından söz ettiren hem de yaptığı yatırımlar diğer başka yatırımcılar açısından da bir gösterge teşkil eden Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası EBRD gibi kuruluşların merkezleri dışındaki ilk ofislerini İstanbul’da açmalarının, bence, dikkate alınması gerekir. Yaptığımız işin, gittiğimiz istikametin ne kadar doğru olduğunu bence bu açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, hiç endişe etmeye gerek yok, Türkiye, özellikle Sayın Başbakanımızın ilan ettiği yapısal reformları hayata geçirmek suretiyle önümüzdeki dönemde emin adımlarla 21’inci yüzyılın çağdaş uygarlık düzeyindeki önde gelen ekonomilerinden biri olma ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM MUSTAFA TURHAN (Devamla) – 2023, 2053, 2071 hedeflerini gerçekleştirme yolunda sağlıklı bir şekilde ilerleyecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle söz konusu yasa tasarısını destekleyeceğinize olan inancımı bir kere daha ifade ediyor, Genel Kurulunuzu en içten dileklerimle, saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turhan.

Söz sırası Hükûmet adına Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal’a aittir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz yirmi dakikadır.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Hükûmetimizin görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da yeni bir döneme giriyoruz. Hükûmet olarak bu dönemde bir yandan makroekonomik istikrar ve kazanımlarımızı güçlendirirken diğer yandan mikroekonomik ve sektörel dönüşümlere odaklanmayı planlıyoruz. Son on üç yılda üst-orta gelir grubunu yükselttiğimiz ülkemizin yüksek gelir grubu ülkeleri arasına girmesi temel amacımız olacaktır. Önümüzdeki dönemde ülkemizin kalkınmasına daha fazla ivme sağlayacak yüksek katma değerli alanlara odaklanacağız. İmalat sanayisinde yenilikçi ve yüksek teknolojili sektörlere dayalı bir biçimde dönüşümü gerçekleştirmeyi, girişimcilik kapasitemizi güçlendirmeyi, bilgi tabanlı ekonomiye dönüşüm için nitelikli bir istihdam altyapısı oluşturmayı öncelikli olarak görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet olarak kamuoyuyla paylaştığımız 64’üncü Hükûmet 2016 Yılı Eylem Planı İcraatlar ve Reformlar Dokümanı’nda açıkladığımız eylemleri gerçekleştirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çerçevede üç aylık, altı aylık ve bir yıllık süre içinde yapacağımız işleri tek tek takvime bağladık ve bu çerçevede geçen hafta yani ilk hafta içerisinde gençlerimize 50 bin lira karşılıksız nakdi destek düzenlemesini hayata geçirdik. Yine, gençlerimize 100 bin liraya kadar faizsiz kredi düzenlemesini hayata geçirdik. Üniversite öğrencilerimizin 330 lira olan bursunun 400 liraya çıkarılmasına ilişkin düzenleme YURTKUR tarafından yapıldı. Çeyiz hesabı uygulamasına ilişkin düzenleme yapıldı. Esnafa 30 bin liraya kadar faizsiz kredi uygulamasına ilişkin düzenleme Bakanlar Kurulu kararıyla yapıldı. Yine, çiftçilere seraların modernizasyonu için faizsiz kredi desteği düzenlemesini de çıkardık. Yani Hükûmet olarak, eylem planını açıkladığımız ilk andan itibaren süratli bir şekilde, vatandaşımıza seçim süresi içerisinde, seçim beyannamesinde belirttiğimiz vaatleri, Hükûmet programında belirttiğimiz vaatleri tek tek hayata geçiriyoruz. Toplumun her kesimini kavrayan, topluma dokunan, hizmet olarak dönen her işin de peşindeyiz. İnşallah bunları da yapmaya devam edeceğiz. Nitekim bugün Genel Kurulda görüştüğümüz kanun tasarısı da yine Hükûmetimizin seçim beyannamesinde, Hükûmet programı ve eylem planında yer alan bazı eylemleri kapsıyor. Bunlardan bir tanesi, imalat sanayisinde yatırım yapan müteşebbislerimiz için banka sigorta muameleleri vergisi istisnası düzenlemesi, bir de emekli vatandaşlarımızın aylıklarının artırılmasına ilişkin yasal düzenleme.

Bugün huzurlarınıza getirmiş olduğumuz kanun tasarısı, genel olarak süresi 31/12/2015 tarihinde dolan düzenlemelerin ihtiyaca göre iki yıl veya beş yıl süreyle uzatılmasını düzenliyor.

Mevzuatımızda geçici düzenlemeler her zaman olmuştur, bizim Hükûmetimiz döneminde olduğu gibi önceki hükûmetler dönemlerinde de olmuştur. O dönemde ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanması için ve uygulamanın bir noktada izlenmesi için düzenlemelerin geçici olarak yapıldığı durumlar söz konusu. Dolayısıyla, burada yapılmak istenen süre uzatımları, her bir madde itibarıyla Bakanlığımız, bakanlıklarımız ve Bakanlar Kurulu tarafından teker teker değerlendirilmiş ve ihtiyacın devam ettiği değerlendirilerek uzatılması öngörülmüştür. Bu düzenlemelerin de böyle bir çerçevede yapıldığını özellikle belirtmek isterim.

Biliyorsunuz, vergi muafiyet, indirim ve istisnaları esasen belli bir sosyoekonomik amacı gerçekleştirmek üzere konulur. Doğrudur, belli bir vergiden, belli bir primden vazgeçebilirsiniz, bunu sağlayarak bir ekonomik katma değer elde etmeye çalışırsınız veya bir sosyal faydayı elde etmeye çalışırsınız. “Burada, ilk başta sadece maliyete odaklı bir perspektifte “Burada ne kadarlık bir vergiden vazgeçiyoruz?” sorusu haklı bir sorudur. Mutlaka bunun da cevabının verilmesi gerekir ama sadece ve sadece burada vazgeçilen verginin miktarına bakmak konuyla ilgili değerlendirmeyi eksik bırakır. Bizim yapmamız gereken şey, toplumsal fayda ve maliyeti bir bütün olarak analiz etmek olmalıdır. Her vergi istisnası mutlaka bir ekonomik amacı güdüyorsa ona bakmak lazım. Mesela, bazen bir vergiden, bir dolaysız vergiden vazgeçersiniz; örneğin, gelir vergisi veya kurumlar vergisi almazsınız ama müteşebbis bu istisna veya indirim nedeniyle yatırım yapar, üretim yapar ve bunun sonucunda katma değer vergisi öder, bunun sonucunda banka sigorta muameleleri vergisi öder, bunun sonucunda prim öder. Dolayısıyla, ilk bakışta, vazgeçtiğiniz vergiden daha fazla bir vergi hasılatını farklı bir şekilde tahsil edebilirsiniz. Ayrıca, vergi istisnası yoluyla yatırıma, üretime, ihracata destek olursunuz, büyümeye katkı verirsiniz. Onun için, burada yapılan görüş ve değerlendirmeleri vergi harcamaları bağlamında haklı görüyorum ve bizim Hükûmetimiz döneminde -biliyorsunuz- ilk defa vergi harcamalarına ilişkin olarak bütçe kanunlarına ekli bir cetvelde vergi harcamalarını raporlamaya başladık. Raporlama kalitesinin artırılması bağlamında da Bakanlığımız tarafından çalışmalar yürütülüyor, önümüzdeki dönemde, inşallah, özel olarak her yıl yayınlanmak üzere vergi harcamaları raporu yayınlamaya başlıyoruz. Her bir vergi düzenlemesine ilişkin kapsamlı analizler, burada yapılan değerlendirmeler çerçevesinde vazgeçilen bir vergi varsa o ve bunun sosyal ve ekonomik maliyetini de bu raporlarda inşallah değerlendireceğiz.

Tasarıda çok farklı konular var, farklı sektörlerle ilgili düzenlemeler var ama ben birkaç konuyu özellikle yüce Meclisimizin bilgisine sunmak isterim, bunlar önemli düzenlemeler. Biliyorsunuz, biz hem seçim beyannamesinde hem de Hükûmet programında ülkemizin kalkınması noktasında üretim yapısının değiştirilmesini, sanayinin toplam ekonomi içerisindeki payının artırılmasına dönük önemli hedefler koyduk, ekonomide bir yapısal dönüşümü öncelikli hedef olarak belirledik ve bu hedefi gerçekleştirmek üzere de Hükûmet programımıza değişik araçlar, değişik hedefler koyduk. Bunlardan bir tanesi de imalat sanayi makine, teçhizat yatırımlarının teşvikiydi çünkü biz, imalat sanayisinde makine ve teçhizat yatırımlarının yapılması suretiyle hem işletmelerimizin verimliliğinin artırılması hem de daha yüksek teknolojili ürün segmentine geçilmesine katkı yapılacağını düşündük. Bu çerçevede tasarının ilk maddesinde bunu düzenledik. Yani, bir işletmemiz, sanayi sicil belgesine sahip bir imalat işletmemiz yeni bir makine veya teçhizat aldığında, bunu da herhangi bir şekilde bir banka, katılım bankası veya bir finansman kuruluşundan temin edebilir. Biliyorsunuz, bu durumda normalde faiz veya vade farkına bağlı olarak veya vadeye bağlı olarak bir getiri alındığı zaman üzerinden banka sigorta muameleleri vergisi alıyoruz. Biz burada üretim işletmesinin üzerinde kalan bu banka sigorta muameleleri vergisinden vazgeçmek suretiyle üretim işletmelerimizin daha fazla makine, teçhizat almalarını, bu alanda yatırım yapmalarını teşvik ediyoruz ve bu suretle daha rekabetçi bir üretim yapısını meydana getirmek istiyoruz; düzenlemelerden önemlice bir tanesi bu.

İkinci olarak, kamuoyunun yakından bildiği geçici 67’nci madde uygulaması olarak bilinen ve esasen menkul sermaye araçlarının vergilendirilmesine ilişkin düzenleme. 2015 yılı sonunda bu düzenleme sona eriyor. Biz burada beş yıllık bir süre uzatımı veriyoruz ama şunu ifade edeyim: Geçen Meclis döneminde Parlamentoya sevk ettiğimiz Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı içerisine, bu kapsamda elde edilen gelirlerin vergileme rejimine ilişkin düzenlemeyi kalıcı hâle getiren bir maddeyi zaten koyduk. Dolayısıyla, her ne kadar burada beş yıllık bir geçici madde düzenlemesi yapsak da inşallah en yakın zamanda Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı’nın Komisyonda görüşülmesinin ardından hızla Genel Kurula da gelir. Orada zaten bu madde düzenlemesini kalıcı bir şekilde düzenliyoruz. Dolayısıyla, on yıllık bir uygulama sonucunda mevcut düzenlemenin vergi hasılasının kolay elde edilmesi, vergi yükümlülerinin yükümlülüklerini kolay bir şekilde yerine getirmeleri ve sermaye kaynaklarının vergilenmesi noktasındaki ülkelerin rekabetçi politikalarını dikkate alarak böyle bir düzenlemeyi yapıyoruz.

Tabii, faiz ve faiz üzerinden vergi tartışması başlayınca ben Komisyonda da bu konuya değindim, burada da özel olarak değinmemde fayda var. Gerçekten faiz veya menkul sermaye araçları üzerinden vergileme, artan oranlı bir vergileme olabilir mi? Olabilir. Bu üzerinde düşünülmesi gereken… Her ülkenin artan oranlı bir vergileme yapmak istemesi gayet doğal. Ama biz de biliyoruz ki özellikle nakit sermaye kaynaklarının akışkanlığı böyle bir vergileme yapmayı yerine göre zorlaştırabiliyor. Dolayısıyla, biz buradaki düzenlemede -demin İbrahim Bey de söyledi- hiçbir şekilde bazı kazançlar üzerinden stopaj yapmasak da diğer bir kısım kazançlar üzerinden -mesela hisse senedi alım satım kazançları üzerinden- bir vergi tahsil etmesek de normalde faiz getirisi olan menkul sermaye araçlarında yüzde 10, yüzde 15 şeklinde vergilemenin olduğunu da söylemek isterim.

Ama, faiz denince bizim hep şunların da aklımıza gelmesi lazım: Faiz denince bu faizi ya özel sektör ödüyor ya devlet ödüyor. Devletin ödediği faiz de 77 milyon vatandaşımızın sonuçta ödediği vergilerden karşılanıyor. Yani büyük bir şükranlık duyulması gerektiğini düşünüyorum. Son on üç yılda devlet bütçesinden ödenen faiz miktarı önemli ölçüde azaltıldı. 2002 yılında yaklaşık olarak bütçenin belki yüzde 43’ünü, 45’ini, neredeyse yarısını biz faize harcarken şimdi biz bu oranları yüzde 10’lara kadar düşürdük. Yani düşünebiliyor musunuz, eskiden 100 liralık kamu harcaması yapıyorsunuz, bunun yarısını faize ödüyorsunuz, geri kalanla vatandaşın ihtiyacı olan hizmetleri karşılamaya çalışıyorsunuz. Şimdi durum çok farklı.

Yine, 2002 yılında yüzde 62 olan iç borçlanma faiz oranlarını -bugünlerde yüzde 10’ları biliyoruz- çok çok önemli oranda aşağıya indirdik, onu da özellikle belirteyim.

Bir başka husus tasarının içerisinde yer alan düzenlemeler arasında, emekli aylıklarına ilişkin düzenleme. AK PARTİ hükûmetlerinin temel misyonu ve temel amacı, bütün toplum kesimlerinin refahını artırmak. Demin bazı konuşmalar yapılırken bazı değerlendirmeler yapıldı. Toplum farklı kesimlerden oluşuyor; emeklisi, çiftçisi, memuru, işçisi, esnafı, tüccarı, sanayicisi, hepimiz bir ve beraber olarak Türkiye’yiz. Dolayısıyla, riski alıp yatırım yapan müteşebbisin her şeyin üzerinde tutulması lazım; emeğiyle çalışan, alın teriyle çalışan işçimizin, memurumuzun her şeyin üzerinde tutulması lazım. AK PARTİ olarak da bugüne kadar tüm toplum kesimlerinin refahının artırılmasını temel bir politika seçeneği olarak belirledik ve bugüne kadar da bunları uyguladık.

Emekli aylıklarıyla ilgili olarak tasarıda bir düzenleme yapılıyor. Bu düzenlemeyle tüm emeklilerimizin, işçi, BAĞ-KUR emeklilerimizin emekli aylıklarında 2016 yılında yıllık 1.200 liralık bir artış yapılıyor. Biliyorsunuz, biz bunu hem seçim beyannamemizde ifade ettik hem de Hükûmet programımızda düzenledik.

Yeri gelmişken emekli aylıklarına ilişkin olarak 2015 yılında yapılan artışlarla ilgili olarak da Meclisimizi bilgilendirmek istiyorum. 2015 yılında yaptığımız düzenlemelerle emekli aylıklarında önemli iyileştirmeler sağladık. 2015 yılı Ocak ayında tüm SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarında yüzde 2,33 oranında, temmuz ayında ise yüzde 4,76 oranında genel artış yaptık. Ayrıca bunlardan, bakın, bu emeklilerimizden aylıkları bin liranın altında olanların aylıklarına temmuz ayında biliyorsunuz 100 lira seyyanen artış yaptık. Emekli aylığı 1.000 lira ile 1.100 lira arasında olan emeklilerimizin aylıklarını 1.100 liraya tamamladık ve böylelikle emekli aylıklarımızda, özellikle düşük sayılabilecek emekli aylıklarında seyyanen yıllık 1.200 liralık bir zam yapmış olduk. Yine, memur emeklilerimize eylül ayından itibaren 100 liralık ilave artış sağladık. Böylece 2015 yılında en düşük SSK işçi emeklisi aylığı yüzde 9,2 oranında, BAĞ-KUR -esnaf- emekli aylığı yüzde 19,5 oranında, tarım BAĞ-KUR emeklisi aylığı yüzde 23,8 oranında ve memur emekli aylığı ise yüzde 15,4 oranında artırılmıştır. Şimdi ise huzurlarınıza getirdiğimiz tasarıyla tüm SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına yıllık 1.200 liralık seyyanen artış yapmış olacağız. Böylece 2016 yılı Ocak ayında en düşük SSK işçi emekli aylığı yüzde 12,5; BAĞ-KUR -esnaf- emekli aylığı yüzde 13,7; tarım BAĞ-KUR emekli aylığı yüzde 16,7; memur emekli aylığı ise yüzde 6,5 oranında artırılacaktır. 2015 Ocak-2016 Ocak döneminde yapılan tüm artışları birlikte değerlendirdiğimizde arkadaşlar, son bir yıl içinde SSK işçi emekli aylığı yüzde 22,9 -bakın, emeklilere verdiğimiz önemin bir ifadesi olarak- son bir yıl içerisinde SSK işçi emekli aylığında yüzde 22,9; BAĞ-KUR esnaf emekli aylığında yüzde 35,8; tarım BAĞ-KUR emekli aylığında yüzde 44,5; memur emekli aylığında ise yüzde 22,9 oranında artış sağladık. Peki, “2003’ten bugüne kadar ne yaptınız emeklilere?” derseniz… Yani, AK PARTİ iktidara geldikten sonra emekli aylıklarında yapılan artışlara kümülatif olarak baktığımızda, bunu da özellikle ifade edeyim: Biliyorsunuz, 2003 Ocaktan 2016 Ocağa kadar gelen birikimli TÜFE yüzde 205,7. Yani, son on üç yılda yüzde 205 enflasyon olmuş birikimli olarak. Peki, bu dönemde emekli aylıkları ne kadar artmış? Nominal bazda en düşük SSK işçi emeklisi aylığı yüzde 400 artmış, BAĞ-KUR -esnaf- emekli aylığı yüzde 675 artmış, tarım BAĞ-KUR emekli aylığı yüzde 1.291 artmış ve memur emekli aylığı ise aynı dönemde yüzde 328 artmış. Yani, biz memurumuzu da işçimizi de emeklimizi de esnafımızı da asla enflasyona ezdirmemişiz, bundan sonra da inşallah ezdirmeyeceğiz.

Anılan dönemde yani aynı yıllarda, reel bazda yani enflasyondan arındırdığımız takdirde reel bazda ise en düşük SSK işçi emekli aylığı yüzde 64, BAĞ-KUR -esnaf- emekli aylığı yüzde 153, tarım BAĞ-KUR emekli aylığı yüzde 355, memur emekli aylığı ise yüzde 40 oranında artırılmıştır. Tüm bu yaptığımız düzenlemelerde hükûmetlerimiz her zaman için özellikle emeklilerimizin enflasyon karşısında, hayat pahalılığı karşısında asla mağdur olmamaları, tam tersine refahlarının artması noktasında önemli düzenlemeler yapmıştır. Yine, bu dönemde -demin ifade ettim- her zaman için uyguladığımız politikalarla esnafımızın yanında, çiftçimizin yanında, memurumuzun yanında, sanayicimizin yanında, sermayedarımızın yanında… Bazen “sermayedar” kelimesini o kadar olumsuz kullanıyoruz ki ondan sonra, toplumla diyalog noktasında gerçekten bazen anlaşmazlıklar çıkıyor. Bunu da hayretle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.

Biz, ülkemizde taş üstüne taş koyan, alnının teriyle çalışan, emekle çalışan, üreten, katma değer yaratan bütün insanlarımızın hak ettiği değeri bulması için gece gündüz çalışıyoruz. İnşallah, yeni dönemde de bu çerçevede önemli çalışmalar yapacağız.

Bu tasarımızın, şimdiden ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum ve Genel Kurul olarak vereceğiniz tüm değerlendirmelerden dolayı, eleştirilerden dolayı, katkılardan dolayı şimdiden hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Şimdi, söz sırası şahıslar adına, Gaziantep Milletvekili Sayın Abdullah Nejat Koçer’e aittir.

Buyurunuz Sayın Koçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsen söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Küresel ölçekte çalkantılarla geçen, yakın coğrafyamızda karmaşanın hâkim olduğu, uluslararası alanda ekonomik daralmaların yaşandığı bir yılı geride bırakmanın arifesindeyiz. Tüm olumsuzluklara rağmen, altı ay gibi kısa bir zaman aralığında ülkece iki genel seçimi demokratik bir ortamda, güvenle gerçekleştirdik. 1 Kasım seçimlerinin ardından ekonomi dünyası da yeni bir döneme adım attı. Piyasalardaki hareketli yükseliş normale döndü. Cari açık azalmaya devam ediyor. Sanayi üretimi verileri üst üste artış göstermeye başladı. Kısacası, siyasi belirsizliğin ve ekonomik istikrarsızlığın yerini güven ve huzur ortamı devraldı ve tek başına iktidar olan AK PARTİ’nin ekonomik vaatlerini hızla gerçekleştirmesi ve verdiği sözleri yerine getirmesi için bir anlamda zamanla yarış başladı.

Değerli milletvekilleri, seçimler öncesinde beyan edilmiş olan AK PARTİ taahhüt ve vaatlerini içeren 2016 Yılı Eylem Planı’nı Sayın Başbakanımız önceki hafta kamuoyuyla paylaştı. AK PARTİ’nin tutamayacağı sözü vermemesi ve verdiği sözü tutması ilkesi çerçevesinde bu eylem planı ve reform paketi açıklandı. Bir haftalık, üç aylık, altı aylık ve bir yıllık takvimle neler yapılacağı ilan ve taahhüt edilmiş oldu. Pek çok alanda olduğu gibi, ekonomik alanda da yeni bir döneme girildi. Makroekonomik istikrarın sürmesi, kazanımların güçlendirilmesi ve devamı için mikroekonomik ve sektörel dönüşümler büyük ölçüde önem kazanmaya başladı.

Ekonomik kalkınma için dışa açık ve tüm dünyayla entegre, yenilikçi bir ekonomi modeline ve bunun için de yatırım ortamının iyileştirilmesine ihtiyaç var. İşletmeler için ekonomik belirsizlikleri en aza indirecek, müteşebbisler için çok daha sağlıklı ve öngörülebilir, üretimi ve yatırımı destekleyecek yeni bir politika ihtiyacı var ülkemizin. Dolayısıyla, gerekli yasal düzenlemelerin süratle Meclise getirilmesi ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Bizler bu bilinçle çalışıyor, yeni bir vizyon ortaya koyuyor, icraatlar ve reformları tek tek anlattığımız 2016 Eylem Planı’nı düzenliyor, halkımıza, vatandaşa doğrudan, faydalı işler yapmaya da gayret ediyoruz.

Bu anlamda, doğu ve güneydoğuda terör olaylarından dolayı zarar gören vatandaşlara yönelik destek paketinde yer alan 1 Aralık 2015’ten itibaren üç aylık vergi ve sigorta beyannamelerinin ertelenmesi bu gayretlerimizin açık bir göstergesidir. Yine, bölgedeki öğrencilerin eğitimlerinin aksamaması için yoğunlaştırılmış programlara yönelik alınan tedbirler, Ankara’da yangında, facia sebebiyle yıkılan 250 dükkâna dükkân başına 30 bin lira yardım yapılması kararı da ortaya konulan bu yeni anlayış kapsamındaki icraatlardandır. Bu çerçevede, eylem planında yer alan reform ve vaatlerin yanı sıra, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları birleştirilerek yeni gelir vergisi kanununun çıkarılması ve Vergi Usul Kanunu’nun güncellenmesi gibi mali konularla ilgili mevzuata ilişkin önemli düzenlemelerin hayata geçirilmesi hedeflenmektedir.

Sayın milletvekilleri, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda yer alan düzenlemeler de büyük ölçüde bu mahiyettedir. Yürürlüğü 31/12/2015 tarihinde sona eren çeşitli düzenlemelerin uygulanmasına devam edilmesini sağlamak amacıyla ilgili kanunlardaki sürelerin uzatılması öngörülmektedir. Bu çerçevede, Gelir Vergisi Kanunu’nun menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılması ve elde tutulması sürecinde elde edilen gelirler ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen gelirlerin banka ve aracı kurumlarca kaynakta tevkifat suretiyle vergilendirilmesini düzenleyen geçici 67’nci maddenin süresinin uzatılması öngörülmektedir. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun, dâhilde işleme ve geçici kabul rejimi kapsamında ihraç edilecek malların üretiminde kullanılacak girdilerin tecil-terkin uygulaması kapsamında KDV ödenmeden yurt içinden temin edilebilmesine imkân veren geçici 17’nci maddesinin, yine, Millî Eğitim Bakanlığına bilgisayar donanımları ve yazılımlarının bağışı ile bağış yapacak olanların bunların temininde katma değer vergisi istisnası uygulanmasına yönelik geçici 23’üncü maddesinin, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nun 1’inci maddesi ile bu madde kapsamındaki taşınmaz ve iştirak hisselerinin devir ve tesliminde katma değer vergisi istisnasını düzenleyen geçici 31’inci maddesinin süresi uzatılmaktadır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun geçici 2’nci maddesindeki dernek ve vakıfların kesinti suretiyle vergilendirilmiş kira gelirleri ile menkul kıymet ve faiz gelirleri nedeniyle Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullardaki atölye uygulama birimleri ile çıraklık ve halk eğitim merkezlerindeki uygulama birimlerine bağlı döner sermaye işletmelerinin gelirleri nedeniyle iktisadi işletme oluşmuş sayılmayacağına ilişkin düzenlemenin uygulama süresinin uzatılması öngörülmektedir.

Ayrıca, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesinde öngörülen altı ay açık ceza infaz kurumunda kalma şartının uygulama süresinin 31/12/2020 tarihine kadar uzatılması amaçlanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, 1 Kasım seçimleri öncesi vaatlerimiz arasında, emeklilerimize aylık 100, toplamda yıllık 1.200 liralık ekstra zam yer alıyordu. Bu yasayla, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin tamamının geliri, vaat ettiğimiz gibi ayda 100, yılda 1.200 liraya yükselecek, böylece seyyanen zam düzenlemesinden yararlanmayan emekli kalmayacak, emeklilerimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının hayırlı olmasını diliyor, siyasi belirsizlikle neticelenen haziran seçimleri sonrasında baş gösteren ve camilerin, hastanelerin, okulların yakılıp yıkılarak eğitim ve sağlık hizmetlerinin engellenmeye çalışıldığı bir noktaya gelen terör olaylarında can veren şehitlerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği için üstün gayret gösteren güvenlik kuvvetlerimize de başarılar temenni ediyorum.

Bu vesileyle yüce Meclisimizin millî mücadelede gazilik unvanıyla onurlandırdığı Gaziantep’in kurtuluş günü olan 25 Aralık 1921’in 94’üncü yıl dönümünü kutluyor, şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi saygıyla anıyor, kanunumuzun hayırlı uğurlu olması dileklerimle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçer.

Şahıslar adına ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Lale Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Karabıyık, süreniz on dakikadır.

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı maddelerinin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Tasarıda 9 madde var. Bu maddeler Plan ve Bütçe Komisyonunda da incelendi ve buraya geldi. Ancak benim bu konuda asıl söylemek istediğim maddelerin kabulü ya da reddinden ziyade buraya getiriliş şekli. Çünkü biz kamu faydası için çalışıyoruz. Bunun için de bu maddelerin uzatılması konusunda önceki uygulamalarda ne fayda, ne zarar geldi bunları çok net bilmek durumundayız.

Şimdi, birkaç örnek vererek konuma devam etmek istiyorum. 2’nci madde 67’nci maddeyle ilgili ve diyor ki: “Süresi beş yıl daha uzatılacak olan menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen kâr payları 67’nci maddede düzenlenen istisnadan yararlanarak vergilendirme dışı tutulmuştur.” Yani bu düzenlemeler gereğince aslında elde edilen gelir stopaja tabi yani beyana tabi değil. Az önce iktidar partisinden hatipler dediler ki: “Vergilendirme olmuyor diye bir şey yok, vergilendirme tabii ki oluyor.” Evet, oluyor ama stopajla oluyor, artan oranla olmuyor çünkü buradaki vergi nihai vergidir yabancılar için. Yüzde 32’ye kadar çıkabilecekken burada yüzde 10’da kalıyor. Tabii bu da olabilir, bu madde uzatılabilir. Ancak, Sayın Bakanın konuşmasından bir ifadeye de burada aynı zamanda değinmek istiyorum. Burada acaba attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değiyor mu? Yani bir fayda maliyet analizi yapmaya gerçekten ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Yani bu uygulamayla biz ne kadar sermaye çekebildik, bu uygulamayla ne kadar vergi gelirinden mahrum kaldık, bunu net olarak aslında görmemiz önemli. Tabii, vergilendirmede daima hasılata da bakılmaz, hakkaniyete bakılır, adalete bakılır, bunun da altını çizmekte yarar var.

Evet, diğer taraftan, 67’nci maddenin uzatılmasıyla ilgili olarak tasarıda gerekçe olarak şöyle bir ifade var: “Yabancı sermayeyi çekmek için cazibeyi azaltmayalım. FED (Amerikan Merkez Bankası) sıkılaştırma politikasına gitti, artık küresel sermaye daha az salınacak dünyada ve bütün ülkeler kendisine çekmeye çalışacak. Biz cazibemizi artıralım.” Şimdi, olabilir, bu da bir sebep olabilir, buna göre uzatılabilir veya uzatılmaz ama işte, biz burada, özellikle 5018 sayılı Kanun’un diliyle, düzenleyici etki analizine ihtiyaç duyuyoruz. Biz ne tasarıda ne Bütçe Komisyonunda ne de sorularımızda buna yanıt alamadık. Bakın, oysa 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 14’üncü ve 18’inci maddelerinin (c) bendinde vergi muafiyeti istisnası ve indirimleri ile benzeri uygulamalar nedeniyle vazgeçilen kamu gelirleri cetvelinin bütçeye eklenileceği ifade edilmiş ama biz maalesef bunu göremedik.

Şimdi konuya başka bir açıdan bakıyorum. Bizim, yabancı sermayeyi çağırmak için, cazibeyi artırmak için yapacağımız şey sadece vergi kolaylığı sağlamak mı? Yani, bizim her şeyimiz tamam da, cazibe yeteri kadar sağlanıyor da bir tek bu mu eksik? Şimdi bu açıdan değerlendirelim.

Bazı gerçekleri görmek zorundayız. Evet, önümüzdeki dönemde, sayın vekiller, 200 milyar dolar gibi bir yabancı sermayeye, daha doğrusu bir dış finansmana ihtiyaç var. Ancak, bu uygulama iki buçuk yıldır zaten vardı, daha öncesinden de vardı ama şu iki buçuk yıllık uygulamanın sonucuna bir bakalım. Bakın, iki buçuk yılda net sermaye girişi olmadı, net 10 milyar dolarlık sermaye çıkışı oldu. E, bu uygulama var mıydı? Vardı. Buna rağmen böyle bir çıkış oldu. Cevabımız şu olabilir: Daha kötüsü olmasın. Peki, daha kötüsü olmaması için bazı gerçeklerimizi de görmeye ihtiyacımız var.

Bakın, ekonomide istikrarın olmadığı veriler ortada, risk priminin yüksek olduğu veriler ortada. Şimdi, biz, şirketlere vergi silahı göstererek 6 sıra birden yatırım yapılabilirlik endeksinde aşağıya düştüğümüzde hangi cazibeden söz ediyoruz acaba?

Peki, dünyanın bize bakış açısına bir bakalım: G20, Merkez Bankasının bağımsız olmadığını eleştiriyor, yoksulluğumuzu eleştiriyor, gelir dağılımındaki adaletsizliğimizi eleştiriyor ve bütün dünya bunları izliyor. Bir de dış politikamıza bakalım. Dış politikada geldiğimiz nokta ortada. Peki, biz acaba hangi cazibeyi artırmaktan söz ediyoruz? Bunları da çok iyi düşünmemiz gerekiyor.

İşte, bu nedenle yatırım iklimi üzerinde duruyoruz ve kısa vadeli sermaye çağırmaya dayalı değil, reformlarla ve eylem planlarıyla uzun vadeli sermayeyi çağıracak bir sisteme ihtiyaç olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

Bir taraftan cari açık sorunumuz var. Evet, doğrudur ama cari açıkta zaten nereden gelirse gelsin yamamaya çalışıyoruz. Sürekli, doğrudan yabancı sermaye gelmezse dolaylı yabancı sermaye, olmadı rezervler, o da olmadı mı, o zaman, kaynağı belli olmayan, dışarıdan gelen paralar. İşte, buna bel bağlıyoruz. Oysa biz yabancı sermayeye bağımlılığımızı azaltacak reformları artık ortaya koymalıyız.

Değerli vekiller, özelleştirmede de böyle gidiyoruz yani biz hesapsız gidiyoruz, aslında bir değerlendirme yapmıyoruz. Bakın, 59 milyar dolarlık bir özelleştirme söz konusu ve 52 milyar dolarlık kısmı AKP iktidarları zamanında yapılmış. Bunları değerlendiriyor muyuz? Aslında, özelleştirme, kaynak bulmak için bir amaç değildir, etkinliği ve verimliliği artırmak için bir araç olarak kullanılmalıdır. Peki, bu özelleştirmelerden elde edilen gelirler nereye harcandı? Peki, bu özelleştirmeler gerçekten yerinde özelleştirmeler miydi, etkinliği, verimliliği artırdı mı, maliyetleri düşürdü mü? Yoksa geleceğe dair kâr projeksiyonları yapmadığımız için, hatta -kamuya ait çok önemli stratejik birtakım özelleştirmelerde- oradaki payımızı da vererek, kontrolden kontrol dışına bırakmaya razı olarak yaptığımız özelleştirmelerle acaba bunları “Ben yiyemedim, sen ye.” şeklinde tepside mi sunduk? Bunların değerlendirilmesi dahi olmadı.

Şimdi geliyorum, tasarının başka bir maddesinde SGK tarafından bağlanan gelir ve aylıkların artırılmasına yönelik düzenlemeye.

Değerli vekiller, 5510 sayılı Kanun’la getirilen gelir ve aylıkların hesaplanması ve artırılmasına yönelik 29’uncu ve 55’inci maddeler gereği, zaten kaçınılmaz olarak bu müdahale gerekliydi. Peki, müdahale olmasa ne olurdu? Zorunluydu demek istiyorum. Çünkü bu müdahalelerle aslında bir şey bahşedilmiyor. Eğer yapılmasaydı aşağıya düşecekti, yapılmasıyla mevcut durum korunmaya çalışılıyor ama üzerine getirilen ilave bir iyileşme söz konusu değildir. Biz “2 maaş ikramiye.” dedik. Biz gıda enflasyonu oranında maaş artışlarından bahsettik. Çünkü artık Ayşe teyzenin ocağı kurudu. Bunları söyledik ve ilk defa da biz bunu akıllara getirdik.

Evet, bir başka noktaya sürem kaldığı kadar değineceğim. Bakın, Amerika Merkez Bankası (FED) sıkılaştırma politikasına geçti ve ufak ufak faiz artırmaya başladı. Bizim Merkez Bankamız ne yaptı? Dedi ki: “Önce bir FED davransın bakalım, biz arkadan duruma göre müdahale ederiz.” Sonra ne yaptı? FED faizi artırınca Merkez Bankası gitti, içeride doların faizini artırdı, munzam karşılığın faizini artırdı. Peki, hani sadeleştirme ya da normalleşme?

Bakın, değerli vekiller, şu anda Merkez Bankasının faiz tabanı 7,25; politika faizi 7,50. Buradaki tavan 10,75 ve günlük 90 milyon liraya bankaların ihtiyacı var. Bunun 60 milyonluk kısmını haftalık yani politika faizi üzerinden, 7,50’den fonluyorlar, geri kalan kısmı ise 10.75’ten, ortalama da 8,85. Yani, gerçekten 8,85’lik bir oran 7,50 gibi gözüküyor. Peki, bunun sonrasında ne olabilir? Evet, ne olur? İnişli çıkışlı giden bir ekonomiye devam ederiz, şirketlere zarar, ekonomiye yük ve artan cari açığın finansman riski olur. Lütfen, artık şapkamızı önümüze koyalım ve gerçekleri görelim. Siyaseten konuşarak değil, kamu yararı açısından elimizi vicdanımıza götürerek konuşalım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karabıyık.

Değerli milletvekilleri, şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Yirmi dakikanın on dakikasını, sayın vekiller sisteme girmişler, onlara ayıracağız, Sayın Bakana soru soracaklar; geri kalan on dakikayı da Sayın Bakana vereceğiz, cevap bölümünü gerçekleştireceğiz.

Şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Okutan…

NURİ OKUTAN (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, ücretlilerden yüzde 25’ler düzeyinde vergi alırken bilhassa yabancıların varlıklarından yok sayılacak düzeyde vergi alıyoruz. Yine, çiftçilerimizi desteklediğinizi söylüyorsunuz ama bazı lüks tüketim mallarından yüzde 1 civarında vergi alırken bilhassa çiftçilerimizin binbir zorlukla ürettikleri ürünlerden yüzde 18’lere ulaşan düzeyde vergi alıyorsunuz. Bu hususu vergi adaleti açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu bir adaletsizlik değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım -hazır Kalkınma Bakanımız da buradayken- teşvik sisteminde biliyorsunuz 6 bölge var. İller Sosyoekonomik Gelişmişlik Endeksi açısından sıralanıyor, Samsun 33’üncü sırada ve Samsun 3’üncü bölgede, 3’üncü bölgenin de en son sırasında. Endeksi yapmak ve illeri sıralamak teknik bir iş, bunu kabul ediyorum ancak bölgelerin hangi şehirde kesileceğinin kararını vermek siyasi bir karar. Samsun’un endeks değeri 0,158; Samsun’dan önceki il Karaman, endeks değeri 0,186. Samsun’dan sonra Rize var, endeks değeri 0,155 ve Rize 4’üncü bölgede. Samsun’un endeks değeriyle Rize hemen hemen aynı ancak Samsun 3’üncü bölgede, Rize 4’üncü bölgede. Samsun’un da Rize’yle aynı endeks değerine sahip olması gerekiyor, aynı endeks değerine sahip olduğu için aynı bölgede yer alması gerekir. Sihirli bir el Rize’ye dokunmuş, Samsun’u orada bırakmış. Bu adaletsizliği giderecek misiniz? Bu adaletsizliği gidermeyi düşünüyor musunuz? Bunu yapacaksanız ne zaman yapacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ok…

İSMAİL OK (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Eğitim ordusunun fedakâr çalışanları büyük bir sıkıntı içerisinde yaşamaktadırlar. Her seçimdeki vaatlere rağmen özlük hakları iyileştirilmemiştir. Bunun için, Sayın Bakana soruyorum: Eylem planlarında öğretmenlerin ek göstergelerinin 3600’e çıkarılması var mıdır?

Yine, bir diğer sorum: Görevden alınan eğitim yöneticileri mahkeme kararına rağmen hâlâ görevlerine iade edilmemiştir. Bu adaletsizlik yargı kararına rağmen uygulanmaya devam edilecek midir?

Yine, tıp fakültesi son sınıfında okuyan ve intern olarak hastanelerde görev yapan ve hastanelerin yükünü çeken bu gençlerimiz ayda sadece 387 lira almaktadırlar. Acaba bu gençlerin insana yakışır bir şekilde, seviyelerine yakışır bir şekilde ücretlerini artırmayı düşünüyorlar mı? Tıp fakültesi son sınıfında okuyan ve hastanelerin, özellikle tıp fakültesi hastanelerinin kahrını çeken, ciddi, gece gündüz nöbet tutan bu gençlerimiz sadece 387 lira almaktadır, gerçekten.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Maliye Bakanlığının Gelir İdaresinin alacakları ne kadar toplam olarak? Vergi bazında, kurumlar, gelir, MTV, ÖTV, KDV, diğer vergiler bazında ne kadar?

Bir de kaç mükelleften alacağınız var? Bu mükellefleri gruplandırabilir misiniz? 0-1.000 lira arasında, işte, 1.000, 10 bin, 100 bin gibi meblağlarla mükellefleri gruplandırarak cevap verebilir misiniz?

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, medeniyetlerin buluştuğu il olan Hatay, Suriye olayları dolayısıyla sıkıntılar yaşamaktadır. Suriyeli mültecilerin özellikle Antakya merkez olmak üzere Kırıkhan’da, Reyhanlı’da iş yerleri açtıkları malumunuz. Bu iş yerlerinin gerekli izinler alınmadan, ruhsat, vergi gibi kayıtlar yapılmadan açıldığı bilinmektedir, bu da Hataylı esnafı zor duruma sokmaktadır. Bu konuda bakanlıklar olarak ne gibi tedbirler alınmıştır, ne gibi tedbirler alınacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Bakan, Devlet Personel Başkanlığının kamu görevlilerinin geneline ve hizmet kollarına yönelik mali ve sosyal haklara ilişkin 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan üçüncü dönem toplu sözleşmenin 36’ncı maddesinde yer alan hususlarla ilgili olarak sürekli işçi kadrolarında çalışan işçilerin KİT’lerde sözleşmeli personel pozisyonlarına, diğer idarelerde ise memur kadrolarına geçirilebilmeleri konusunda bir çalışma yapıldığı bilinmektedir. 36’ncı maddede yer alan hususlarla ilgili çalışmalar hangi aşamadadır?

4046 sayılı Kanun’la özelleştirme kapsam ve programında bulunan kamu kurumlarına Devlet Personel Başkanlığı tarafından çalışma yapılmasıyla ilgili yazı gönderilmiş midir? Özelleştirme kapsam ve programında bulunan diğer kamu kurumlarına neden yazı gönderilmemiştir?

Devlet Personel Başkanlığı 4046 kapsamında çalışan daimî üniversiteli işçilerin kadroya alınmasını bir külfet olarak mı görmektedir?

Sözleşmeli olarak görev yapan kamu işçilerine kurum ayrımı yapılarak mı kadro verilecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aksu…

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Bakan, döneminizde vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin payı artmış, vergi adaleti sağlanamamıştır. Bilindiği gibi vergi affı ya da uzlaşmalarla vergisini ödeyemeyenlere dönük kolaylıklar getirdiniz ancak yükümlülüklerini layıkıyla yerine getiren vatandaşlarımızı unuttunuz. Vergisini düzenli ödeyen vatandaşlarımızı ödüllendirerek vergilemede adalete katkı sağlayacak bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi dershaneler “paralel yapıyla mücadele” adı altında temel liseye dönüştürülmüştür. Ancak tam da bu nedenle eğitimde yaratılmış olan fırsat eşitliğine aykırılık daha da görünür hâle gelmiştir. Geçen sene bir dershaneye yıllık 5-6 bin lira gibi bir ücretle öğrenci kaydı yapılıyorken bu sene, bu fiyatlar “temel lise” adı altındaki yapılarda iki katına çıkmıştır. Bu da var olan fırsat eşitsizliğini artırmaktadır. Bu fırsat eşitsizliğini yok edebilmek adına Bakanlığınızın ne gibi çalışmaları bulunmaktadır? Ki bu sorular zaten Millî Eğitim Bakanlığına.

İkinci sorum, bazı Güneydoğu ve Doğu Anadolu ilçelerinde süregiden çatışmalar nedeniyle eğitim öğretim faaliyetleri durmuş durumdadır. Eğitim aksamaktadır, öğretmenlerimiz güvenlik nedeniyle bölgeyi terk etmektedirler. Bakanlığınız aksayan eğitim öğretim için ne gibi tedbirler almıştır ve almaktadır?

Üçüncü sorum, ataması yapılmayan öğretmenler kanayan bir yaramızdır ve bu sorun her geçen yıl büyümektedir. Bakanlığınız şubat ayında yapacağını duyurduğu atamalarda hangi branşlara ne kadar kadro tahsisi yapılmıştır? Bu noktada da atanamayan öğretmen arkadaşlarımız için ücretli öğretmenliği kaldıralım sözleşmeli öğretmenlik ya da kadrolu öğretmenlik yapalım.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Hükûmetin sinekten yağ çıkarma maharetini şaşkınlıkla izliyoruz. Şimdi, su en temel haktır. Bu hizmetten birçok kalemden vergi toplamak bizce sosyal devletin katledilmesidir. Örneğin Bursa Büyükşehir Belediyesi yılın sonuna doğru beş yıl önce yaptığı kanallarla ilgili birçok vatandaşa iştirak payı tahakkuk ettirmiştir. Oysa bir su faturasına baktığımızda zaten abonelik ücreti, teminat ödüyoruz ve sonra her faturada -şimdi sayıyorum- çevre temizlik vergisi, su bedeli, atık su bedeli, atık su bedelinin KDV’si, bakım bedeli, bakım bedelinin KDV’si, katı atık toplama bedeli, katı atık toplama bedelinin KDV’si şeklinde sıralanan birçok kalem yer almaktadır. Şimdi soruyorum, bunların yanında bu ortaya çıkan iştirak payları hangi vicdana sığmaktadır?

BAŞKAN – Sayın Çamak.

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan Mersin Limanı Türkiye'nin en büyük limanı olmasına rağmen özelleştirildi ve şu anda yetersiz kalmaktadır. MIP firması konteyner başına 50 dolardan, alternatifi olmadığı için, 80 dolara çıkardı. 2006 yılında Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığınca yakınında yeni bir liman projelendirildi. Yatırım programına alınmasına rağmen MIP’nin engellemesi sonucu durdurulduğu doğru mu? Yeni bütçe döneminde yatırım programına alınacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, son soru.

Buyurunuz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kocaeli, Gebze ve Darıca askerî kışlalarının Millî Savunma Bakanlığı tarafından TOKİ’yle yapılan bir protokol karşılığında Kocaeli Büyükşehir Belediyesine devredildiği ifade ediliyor. Savunma Bakanlığının TOKİ’ye borcu olduğunu… Kentin en güzel alanlarının bu pazarlığa dâhil edilmesini anlamak mümkün değil. Bu iddialar doğru mudur? Bir protokol var mıdır? Askerî kışla arazileri ne yapılacaktır?

BAŞKAN – Sayın Bakan, geri kalan süre size aittir.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Okutan ücretlerle ilgili, vergileme oranıyla ilgili bir değerlendirmede bulundu ve çiftçilerimizin özellikle yüzde 18’e tabi bazı girdileri aldıklarını ifade etti. Bu konuyla ilgili olarak, biliyorsunuz, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, özellikle dolaysız vergiler olarak hem gelir vergisi tarifesi hem de kurumlar vergisiyle ilgili oran indirimlerine gidildi. Ayrıca, tüm toplum kesimlerinin kullanmış olduğu temel gıda maddeleri; giyim, eğitim, sağlık hizmetlerinde önemli oranda vergi indirimlerine gidildi, özellikle katma değer vergisi çerçevesinde. Dolayısıyla, vergi politikamızda sosyal adaleti sağlayacak düzenlemelerin yapıldığını ifade etmek isterim. En son seçim beyannamemizde ve Hükûmet programımızda da yem ve gübrede, özellikle çiftçilerimizin kullandığı temel girdiler olan yem ve gübrede yüzde 18 ve 8 olan vergi oranlarını sıfıra indireceğimizi, kaldıracağımızı da ifade etmiştik. Önümüzdeki günlerde de bu düzenlemeyi inşallah Meclise getireceğiz.

Yeri gelmişken özellikle AK PARTİ hükûmetleri döneminde çiftçilerimize yönelik desteklerde de önemli artışlar yaptığımızı ifade edeyim. 2002 yılında yaklaşık 1.8 milyar liralık bir tarımsal destekleme bütçesinden 2015 yılı sonu itibarıyla 10 milyar liralık bir tarımsal destekleme bütçesine geçildi. Her alanda hem mazot desteği, hem gübre desteği, hem prim desteği özellikle çiftçilerimize yapılan makine ekipman desteği gibi çok değişik adlarla gerçekten çiftçilerimizin hem girdi maliyetlerinin aşağı çekilmesi hem de belirli bir düzeyde gelir elde etmelerine dönük son derece sosyal devlet uygulamalarına paralel bir şekilde tarımsal destekleme uygulamalarını da hayata geçirdik. Yine, özellikle çiftçilerimizin kaynak ihtiyacının ucuz bir şekilde karşılanması noktasında da özellikle çiftçilerimize dönük kredi desteklerini, kredi faiz desteği uygulamalarını başlattık.

Sayın Usta Samsun ilinin bölge olarak diğer illerle mukayesesini yaparak bulunduğu bölgeye ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Müsaade ederseniz -bu konuda bilgim yok- Kalkınma Bakanlığıyla bu konuda görüşür ve size yazılı olarak bu konudaki bilgileri aktarırız.

Sayın Ok öğretmenlerin özellikle özlük haklarıyla ilgili, mali haklarıyla ilgili bir değerlendirmede bulundular. Öncelikle onu ifade edeyim ki AK PARTİ hükûmetleri döneminde öğretmenlerimiz hiçbir zaman için enflasyona ezdirilmemiştir. Öğretmen aylıklarımız, 2002 Aralıktan 2015 Aralık dönemine kadar nominal olarak öğretmen maaşlarımız, ek ders hariç, yüzde 349 ila yüzde 390 oranında arttırılmıştır. Aynı dönemde gerçekleşen enflasyon oranı yüzde 205’tir. Bu dönemde yine öğretmenlerimizin ek ders ücretlerinde de önemli artışlara gidilmiştir.

Sayın Ok’un tıp fakültelerinin 6’ncı sınıfında okuyan öğrencilerimize ilişkin bir değerlendirmesi oldu. Yaklaşık -yanlış hatırlamıyorsam- üç veya dört yıl önce bu öğrencilerimize, intern diye tabir ettiğimiz öğrencilerimize, 6’ncı sınıfta okuyan öğrencilerimize, bu düzenleme yapılana kadar kendilerine hiçbir ücret ödenmiyordu. O dönem aslında muhalefet partilerinin de Genel Kurulda yaptıkları katkılarla, ilk defa, burada, 6’ncı sınıfta okuyan öğrencilerimize asgari ücrete bağlı olarak bir ödeme getirildi. Tutarı konusunda elimde bir bilgi yok ama şunu biliyoruz ki daha önce böyle bir ücret ödemesi yokken, normalde öğrenci statüsünde olan bu kardeşlerimize de bu dönemde emeklerinin karşılığı olmak üzere yaptıkları staj dönemi için aylık bir ödeme yapıyoruz.

Sayın Kuşoğlu Gelir İdaresinin alacakları konusunda sorular sordu ama şu anda elimde hazır bilgiler yok. Bakanlıkta bir çalışma yapar, size onları arz ederiz.

Sayın Ahrazoğlu, Suriyeli kardeşlerimizle ilgili olarak birtakım işletmelerin açıldığını ama sanki kayıt dışılığa ilişkin birtakım meseleler var. Ben özel olarak arkadaşlarıma söylüyorum. Bu konuyla ilgili Hatay ilinde bir çalışma yaparız. Tabii ki burada eğer bir sorun varsa bizim de onun üzerine gitmek görevimiz. İnşallah o çalışmayı da yaparız.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Yok, yok, zaten hiç sorun yok! Devam edin siz!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Öz’ün memurlarla yapılan toplu sözleşmenin 36’ncı maddesinde düzenlenen bir hususta yapılan çalışmalara ilişkin soruları oldu. Öncelikle ifade edeyim ki memurlarla yapılan toplu sözleşme birkaç bölümden oluşuyor. Bu bahsettiğiniz husus, Kamu Danışma Kurulunda toplu sözleşme döneminden sonra sendikalarla kamu kurumları arasında müştereken yürütülecek çalışmalar arasında yer alıyor. Dolayısıyla o konuda sendikalarımızın toplu sözleşme süreci içinde sorun olarak ifade ettiği hususlarla ilgili olarak ilgili bakanlıkların da görüşüne başvurulmak suretiyle çalışmalar yürütülecek ama dediğim gibi, bu, sadece Kamu Danışma Kurulunun çalışmaları arasında yer alması gereken konular arasında henüz bu konuda yapılan çalışmalar ne aşamada, o konuda bir bilgim yok ama bu çalışmaların sonucu, Kamu Danışma Kurulu kararlarıyla ortaya konulacaktır.

Sayın Aksu “Vergisini düzenli ödeyen mükelleflere yönelik bir çalışma var mı?” dedi. Biz de hakikaten bunu önemsiyoruz. Bir taraftan vergisini ödemekten imtina eden veya bu alışkanlığı olmayan mükelleflere dönük caydırıcı tedbirleri alırken diğer taraftan da vergisini düzenli olarak ödeyen mükelleflerimize dönük de çalışmalarımız var. Sadece bu ödenen vergi miktarıyla da sınırlı değil. Özellikle bazı uygulamalarımızda geçmiş dönemdeki ödeme performansları, geçmiş dönemdeki yükümlülüklerini yerine getirme dereceleri dikkate alınarak mükelleflerimize birtakım idari uygulamalarda kolaylıklar sağlıyoruz.

Sayın Topal, şubatta öğretmen ataması hususunda… Seçim beyannamemizde de ifade ettik, Hükûmet programımızda da ifade ettik, şubat ayında 30 bin öğretmen ataması yapacağız. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, son dönemde terör örgütü tarafından o bölgelerdeki halkımızı mağdur edecek şekilde ortaya konulan eylemler neticesinde okullarına gidemeyen öğrencilerimizin karşı karşıya kaldıkları, maruz kaldıkları birtakım sıkıntılar var. Millî Eğitim Bakanımız da açıkladı, Sayın Başbakanımız da ifade etti, oradaki tüm öğrencilerimizin her türlü sorunu Hükûmetimiz tarafından kararlılıkla çözüme kavuşturulacak, orada eğitimle ilgili herhangi bir aksamanın veya ortaya çıkan bir eksiliğin telafisi mutlaka sağlanacak.

Sayın Kayışoğlu Bursa Büyükşehir Belediyesindeki ödemelerle ilgili bir soru sordu. Ama bir hayli teferruatlı bir fatura bilgisi verdi. Açıkçası ben de o fatura bilgisini görmek istiyorum, ben de merak ettim. Paylaşırlarsa…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Gösterebilirim Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ayrıca, arada da kendisiyle konuşuruz.

Sayın Çamak “Mersin Limanı’yla ilgili, yeni bir liman yatırımıyla ilgili bir çalışmanız var mı?” şeklinde bir soru sordular. O konuda bilgim yok. İlgili bakanlıktan bilgi alır, size yazılı olarak bildiririz Sayın Çamak.

Sayın Tarhan Kocaeli, Gebze, Darıca’da TOKİ protokolü kapsamında Kocaeli Büyükşehir Belediyesine taşınmaz devrinden bahsettiler. Bu konuda da açıkça elimde bir bilgi yok. Bunu da Millî Savunma Bakanlığından bilgi alıp sizlere yazılı olarak arz ederim ama özellikle kamu arazilerinin ekonomiye kazandırılması, kamu arazilerinin daha ekonomik bir şekilde kullanılarak toplumun ihtiyaçlarının karşılanması önemli.

Yine, şehirlerde daha fazla yeşil alan üretilmesi, yeşil alanların miktar olarak artırılması hususu da önem verdiğimiz hususlardan bir tanesidir. TOKİ de bu dönemde yapmış olduğu çalışmalarla gerçekten Türkiye’deki konut açığını önemli ölçüde azaltacak çalışmalara girişmiştir. Bu protokol kapsamında özel bir bilgim yok ama mutlaka bu çerçevede bir değerlendirme yapmak gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.14

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, maddelerine geçilmesine karar verilen tasarının 1’inci maddesini okutuyorum:

BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

 

Madde 1- 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“z) 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz sanayi işletmelerince münhasıran imalat sanayinde kullanılmak üzere alınan makine ve teçhizatın finansmanı için bu işletmeler tarafından kullanılan krediler dolayısıyla lehe alınan paralar (Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.).”

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Çok değerli milletvekilleri, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesine ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşünü sunmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle, bu maddeye Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu oy kullanacağımızı hemen sözlerime başlarken ifade etmek istiyorum. Bu, Milliyetçi Hareket Partisinin seçim beyannamesinin 127’nci sayfasında var olan bir husustur. Biz de bunu çok önemli buluyoruz ve o yüzden olumlu oy kullanacağız. Ancak, tabii, bunu yapmak yeterli değil. Geçen hafta geçici bütçe kanunu tasarısı görüşülürken Türkiye’nin temel ekonomik sorunlarına yönelik bir analiz yapmıştım. Orada Türkiye’de imalat sanayisinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payının yüzde 14’lerde olduğunu ve bu oranın çok düşük olduğunu ifade etmiştim. Emsal ülkelerde bu oranın yani bizde yüzde 14 olan oranın gelişmekte olan ülkelerde ortalama olarak 8-10 puan bizim üzerimizde olduğunu o analizimde ifade etmiştim. Tabii, bu düşük olunca Türkiye üretemiyor, Türkiye büyüyemiyor. Diğer taraftan da ülkenin kaynakları imalat sanayisinden üretken olmayan alanlara kaydırılıyor. Maalesef buna kamu da göz yumuyor, hatta kamu bunu teşvik ediyor, devlet bunu teşvik ediyor. Çünkü bunlara ilave kaynak gözüyle bakılması buradaki en temel yanlışlık olarak ortaya çıktı, bu üretken olmayan alanlara kaydırılan kaynak için.

Şimdi, burada neyi ifade etmek istiyorum, bunu biraz daha açmak istiyorum. Özel sektörün makine teçhizat yatırımlarına şöyle bir baktığımızda, son on altı çeyrekte yani son kırk sekiz ayda veya son dört yılda sadece dört çeyrekte özel sektör makine teçhizat yatırımları pozitif, diğerlerinde negatif; on iki çeyrek negatif, dört çeyrek pozitif bunların içerisinde. 2015 yılının en son millî gelir datası olarak da 2015 yılının üçüncü çeyreğinde de özel sektörün makine teçhizat yatırımları yüzde 1,9 oranında azaldı. 2015’ten on altı çeyrek geriye gittiğimizde yani 2011’in üçüncü çeyreğiyle 2015’in üçüncü çeyreğini mukayese ettiğimizde de o günkü değerin yüzde 8,3’ü kadar daha az bir özel sektör imalat sanayisi yatırımı var, elimizdeki son millî gelir serisinde. Yani 2011 yılının üçüncü çeyreğine 100 dersek sabit fiyatlarla, 2015’in üçüncü çeyreğinde bu 100 olan özel sektör makine teçhizat yatırımı 91,7’ye düşmüş. Bu, tabii, Türkiye açısından çok vahim bir durum.

Yani makine teçhizata yatırım yapmayan bir ekonominin, buraya yatırım yapmayıp, gidip bütün kaynaklarını betona yatıran bir ekonominin büyüme imkânı yoktur. O yüzden Türkiye ekonomisi son üç dört yılda çok düşük oranlarda büyüyor. Bunun düzeltilmesi lazım. Nihayet bu düzeltiliyor, bu düzeltiliyor derken bu yönde küçük bir adım atılıyor. Ben bunu kişisel olarak da…

Bu makine teçhizat yatırımlarında kredi kullanımında –belki o madde çok iyi açıklanmadı- yapılan şey şu: Siz diyelim ki Ankara’nın herhangi bir yerinde lüks bir konut alıyorsunuz, bir kredi kullanacaksınız, kredi kullandığınızda sizden banka sigorta muameleleri vergisi alınmıyor, lüks konut dahi alsanız. “2 milyon liralık konut alıp o kadar kredi kullanayım.” deseniz sizden banka sigorta muameleleri vergisi alınmıyor ama Ostim’de bir sanayiciyseniz, işinizi büyütmek istiyorsanız, daha rekabetçi şekilde bir üretim yapmak istiyorsanız ve bunun için makinenizi yenileyecekseniz kredi kullanıyorsunuz, yüzde 5 BSMV alıyor devlet. Böyle garip bir durum vardı ve bu garabet on üç yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinde sürdürüldü arkadaşlar, teknisyen olarak da bütün ikazlarımıza rağmen. Nihayet bu garabete son veriliyor, bu güzel bir aşama. Hükûmet, bununla ilgili bir mali portre önümüze getirmedi.

Daha sonra diğer maddelerde de konuşacağız yani böyle mali portresiz bir şeyi konuşmanın da anlamı yok. Burada siz birazdan bir şeyi oylayacaksınız. Bunun etkisi ne kadar olacaktır, bunun için tahminî birtakım çalışmalar yapılması lazım. Mesela, biz, Milliyetçi Hareket Partisinin seçim beyannamesinde taahhütlerimizi sıralarken -az önce ifade ettim, bir tanesi de buydu, bugünkü görüştüğümüz maddeydi- bunu 580 milyon lira bir maliyet olarak kendi hesaplarımıza almıştık. Yani, Hükûmetin yapmadığı şeyi, biz muhalefette, bir muhalefet partisi olarak çok net, şeffaf bir şekilde hesabımızı kitabımızı ortaya koyup, buradan devletin 580 milyon TL vergi kaybının olacağını hesap edip onun da kaynağını ayırmıştık. Bunu da burada ifade etmek istiyorum.

Şimdi, sanayi üretimini de, tarımsal üretimi de bu ülkede artırmak durumundayız arkadaşlar ve buna ilişkin adımların da ivedilikle atılması lazım. Sürekli “Şu reformu yapıyoruz, bu reformu yapıyoruz...” Geçen hafta konuştuk. Yani, kalkınma planını hazırlarken ta bu çalışmalarda -yani kalkınma planı 2013’ün Haziranında çıktı, çalışmalar 2011’de başladı- 2011’den itibaren, 2012’den itibaren işte reformlardan bahsedildi, konuşuldu edildi. Plan çıktı, iki buçuk yıl geçti, planın iki yılı bitti, hâl⠓Reform yapacağız.” diye konuşuluyor. Bugün de Maliye Bakanımız yine burada “Reform yapacağız.” veya Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcileri “Reform yapacağız.” diyor. Beyler, Türkiye'nin reform ihtiyacı son on yılda had safhaya çıktı. Türkiye reform yapamadığı için, 2008 yılında yakaladığı 10 bin dolar kişi başına gelir bu yıl 9 bin dolara düşüyor, gelecek yıl da 9 bin doların altına düşecek. Bu Hükûmetin ortaya koyduğu orta vadeli programda açık olmasa da -orada bir hile yapmaya çalıştılar ama yalancının mumu çabuk söndü- ortaya çıkmış bir durumdur. Yani, 10 bin doları, 10.400 doları 2008’de yakalayacaksınız. 2018 hedefi dahi 10 bin doların altındadır Hükûmetin, on yılı kaybediyor bu ülke. O yüzden bu adımları hızlandırmamız lazım, hızlı adım atmamız lazım.

Mesela, ben birkaç tane husus söyleyeceğim bunlarla ilgili, hem de muhalefet olarak yapıcı muhalefet anlayışı çerçevesinde. Burada, şimdi, sadece makine teçhizat yatırımlarını aslında bir miktar teşvik ediyoruz; onun dışında, ülkenin makine üretme kapasitesini de artırmamız lazım. Yani, burada, şimdi makine teçhizatı teşvik ediyoruz, burada ithal makineyi de teşvik edecek. Olsun, ithal de olsa bu ülkeye makine kurulmalı, daha modern makinelerle bu ülke üretmeli; bu birincisi. Ama esas yapılması gereken şey, bu ülkenin makine teçhizat üretme kapasitesinin artırılması lazım. 500 milyar dolarlık ihracat hedefinin içerisinde 100 milyar dolar makine teçhizat ihracatı da var, o hedefin çok çok gerisinde maalesef Türkiye. Bunun için yapılması gereken ilk şey, tabii, yerli ve yabancı yatırımların önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Hukuk normlarında, vergilemede ve bürokratik işlemlerde yatırım için her bakımdan öngörülebilir, istikrarlı ve güvenilir bir ortam oluşturulmalı, hukuk devleti tesis edilerek yabancı yatırımcı için de bütünüyle kurumsal hâle gelmiş bir yatırım ortamı teşekkül ettirilmelidir. Kişiye özel, subjektif, keyfî yönetim sona erdirilmelidir. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu en büyük sıkıntı budur. Firmaya özel, kişiye özel uygulamalar yapılıyor, bunun bir an evvel sona erdirilmesi lazım. Bütün firmalara, bütün yatırımcılara aynı mesafede, aynı yakınlıkta olan bir devlet kamu yönetimi anlayışının olması gerekiyor. Değilse, biz yabancıyı çekelim derken yerliler bugün yurt dışına kaçıyor, yurt dışında yatırım yapıyor. Ödemeler dengesi istatistiklerinde bunlar çok net bir şekilde ortada görünüyor.

Yeni bir teşvik sistemi getirilmelidir. Bir defa teşvik sisteminde dar bölge sistemine geçmek durumundayız. İl bazındaki, bölge bazındaki teşvik sistemi maalesef çalışmıyor. İller arasında, illerin ilçeleri arasında ciddi gelişmişlik farkları var. Bu anlamda veri altyapısı bir an evvel tamamlanarak -bu yapılabilecek nitelikte bir şeydir, ben teknisyen kökenli birisiyim ama bunun için siyasi kararlılık gerekir; siyaset bu kararı verecek, bürokrat çalışacak, bu işi yapacak- dar bölge teşvik sistemine geçilmesi gerekiyor. Bu bölgesel teşviklerden ziyade, bundan sonra önümüzdeki dönemde en fazla etkiyi yapacak stratejik sektör ve işletmeler üzerinde yoğunlaşacak bir teşvik sistemini kurmak durumundayız.

Yoğun olarak ithal edilen mallar için… Arkadaşlar, bazı malların çok net bir şekilde aşırı bir ithalatı var. Bu malların üretimine yönelik yatırımların ülkede yapılmasını sağlamak amacıyla ilave bir kısım tedbirler almamız gerekiyor. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim seçim beyannamemizde var olan önemli bir husus vardı, Merkez Bankasının bunlara reeskont kredisi vermesi tedbiri vardır. Bu yolun denenmesi lazım. Bu yatırımcıların finansmanı kolaylaştırılarak ama bunlara çok seçici bir şekilde davranılmalı ve burada tabii objektif olunmalı, bu imkânlar sağlanmalı. Uluslararası rekabet gücüne sahip yüksek katma değerli mal ve hizmet üretme yolundaki adımlar da atılmalıdır.

İleri teknoloji transferini mutlaka gerçekleştirmek durumundayız. İleri teknolojili ürünlere ilişkin yatırımlara da özel teşvik ve öncelik getirmek durumundadır Türkiye Cumhuriyeti devleti.

Burada, tarım sektöründe de üretimi artırmaya yönelik tedbirler alınmalıdır. Bizim “Mazottan ÖTV almayacağız.” dememizin altındaki temel unsur budur. Bugün çiftçi, üretiminde rekabetçi fiyatlardan üretememektedir, çok pahalı girdi kullanılmaktadır. Mazotta ve diğer girdilerde de vergi indirimlerini gerçekleştirip üretimi artırmak durumundayız.

Bir de şunu ifade etmek istiyorum: Maalesef bu politika dokümanlarında, bu eylem planlarında öneriler somut değil. Somut olmayan öneriler de hayata geçirilemiyor ve bunun takibi de yapılamıyor. Bugün konuştuğumuz öneri çok somut bir öneriydi. Biz bu öneriyi somut olarak yazdığımızda da bürokrat olarak, bir miktar da “Bu kadar somut olmasaydı.” diye sayın bakanlardan serzenişte bulunulmuştu. Somut öneriler hayata geçiriliyor. Hükûmeti de buradan uyarmak istiyorum, daha somut öneriler yazmakta fayda var.

Ben yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum, çok teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Madde üzerine ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman’a aittir.

Buyurunuz Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, öncelikle yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine grup adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, huzurumuza getirilen kanun esas itibarıyla bir torba kanun. Aslında hukuk tekniği bakımından bu anlaşılır bir durum ama siyaseten Hükûmetin her zaman yapmak istediği, âdeta göz boyamayla kanun geçirme yöntemlerinden bir tanesi. Zira, torba kanunlarda asıl amaç iyi niyetle halkın çıkarlarına uygun hazırlanan kanun içerisine, aslında halkın çıkarlarının tam tersine olan birkaç kanunu gizleterek Meclisten geçirmek, yöntem bu. Dolayısıyla, genel olarak vergi kanunları, hükûmetlerin politikalarının mali anlamda bir bakıma ifadesi.

Şimdi burada üzerinde tartıştığımız kanun, genel anlamda tüm vergi kanunlarımız, vergi adaleti ve halkın çıkarları açısından gerçekten tam bir adaletsizliği ifade etmektedir. Bu vergi kanunlarıyla esasen hedeflenen şey, sermayenin, özellikle finans kapitalin, banka sermayesinin ve aracı kurumların sermayelerini daha da artırma. Ama, toplumun yüzde 80’ini oluşturan emekçi halk yığınları, işçiler, memurlar, emekliler, yoksul köylüler başta olmak üzere vergi yükünün büyük çoğunluğunu omuzlayan bu kesimler vergi yükü altında ezilirken toplumun yüzde 20’sini oluşturan mutlu azınlık sermayesine sermaye katar.

Bakın, işçiler, memurlar, emekliler belli bir gelir düzeyiyle yaşamlarını ikame ettirmeye çalışırlar, gelir elde ederken bir vergi öderler ama yaşamlarını ikame ettirmek adına elde ettikleri geliri büyük çoğunlukla ay sonu, köylüler ve çiftçiler ise yıl dönümü itibarıyla elde ettikleri gelirin tümünü tüketmek durumundadır.

Şimdi, geliri elde ederken vergi ödeyen emekçi halk yığınları ve toplumun büyük çoğunluğu, elde ettiği gelirin neredeyse yüzde 100’ünü tükettiğinde bu kez, ikinci kez daha vergi ödemektedir yani bir bakıma gider vergisi, KDV gibi vergi ödemektedir. Oysa mutlu azınlık olan kesim ancak eldeki sermayeden kazandığı faizin gelirini ödemektedir ve dolayısıyla sermayesi olduğu gibi korunurken bir nebze daha artmış olmaktadır. Dolayısıyla, asıl yapılması gereken şey vergi adaletini gerçekleştirebilmek. Dolayısıyla, vergi adaletinin de gerçekleşebilmesinin birincil koşulu vergilerde belli kalemleri yerelin yetkisine bırakmak. Yerellerin kendi özerk ekonomilerini inşa etmeleri için ve yerel düzeyde ekonomik alanda rekabet güçlerinin artabilmesi için pek çok kalemde vergi yetkisinin belediyelere ve il genel meclisine devredilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Değerli arkadaşlar, elde edilen verginin adil bir biçimde, toplumun farklı kesimleri, farklı sınıf ve tabakaları arasında adilce ve eşitçe paylaşılıp paylaşılmaması yine vergi politikalarının en önemli unsuru. Görünen o ki Türkiye’de mevcut vergi politikaları tamamen güçlüyü daha güçlü kılmak, yoksulu daha da yoksul hâle getirmek. Bu yetmez gibi bütün bu yükün altında elde edilen gelirlerin ve kamu kaynaklarının büyük oranda ülke içinde yürütülen savaş ekonomisine yönlendirilmesi de yine vergi adaletinin gerçekleşmesi yönünde en büyük engellerden biri. Bildiğiniz üzere, bölgede devam eden savaş, halkın kazancından, halkın gelirlerinden elde edilen vergilerin aktarılmasıyla, dolayısıyla bu savaş ekonomisine aktarılan vergilerle halk iliğine kadar sömürülmektedir.

Değerli arkadaşlar, ülke kaynaklarının ve gelirlerinin özellikle savaşa aktarılması, son otuz yıl içerisinde elde edilen verilerle, bu kaynakların 500 milyar dolar civarında olduğu; dolayısıyla, ülkede devam eden savaşın durdurulması hâlinde bu kaynakların ülkenin kalkınmasında, yoksul kesimlerin bir nebze olsa hayat standartlarının yükseltilmesinde kullanılması hem toplumsal adalet açısından hem refah düzeyinin yükselmesi açısından önemli husustur.

Önümüze getirilen kanun tasarısı içerisine yerleştirilmiş maddelerin esasen birbirleriyle doğrudan alakaları olmadığını da görmekteyiz. Mesela, torba kanun içerisine yerleştirilen Gelir Vergisi, Katma Değer Vergisi, bireysel emeklilik, Ceza İnfaz Kanunu’nu ilgilendiren madde; yine, Kurumlar Vergisi, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Gider Vergileri Kanunu’nun aslında birbirleriyle hiçbir bağlantılarının olmadığı; tamamen, istenilen, hedeflenen finans sermayeyi ve banka ile aracı kurumların güçlerini, sermayelerini daha çok artırmaya yönelik bir torba kanundur. Dolayısıyla, biz bu şekilde yüce Meclisin huzuruna getirilen bu kanunun adaletsiz olduğunu ve bunun özellikle memur, işçi ve emekçiler sırtında daha büyük bir kambur oluşturacağı ve kazançlarının daha da azalacağı, yoksulluğun ülkede daha çok artacağı inancındayız. Bu nedenle, biz bu kanunun aleyhinde oy kullanacağız.

Değerli arkadaşlar, bugün, en önemli sorunların başında gelen, gerçekten, kürdistanda var olan sorun aslında 1921 Anayasası’yla büyük oranda çözülmüş gözükmektedir. Yüce Meclisiniz, 1921 Anayasası’nın 18 maddesini, bugün, bu Meclisin huzurunda kabul etmiş olsa bugün Kürt sorunu büyük oranda, yüzde 80, yüzde 90 belki Türkiye'nin gündeminden çıkmış olacaktır. Bunu neden vurguluyorum? Ülke kaynaklarının bu savaşa gitmiş olması ve kaynakların pervasızca savaş politikaları uğruna harcanması, halkımızın cebinden çıkan, yoksulların, emekçilerin ve işçilerin cebinden çıkan paralardır.

Bu nedenle, bir kez daha, yüce Meclisin, bugün bölgede devam eden acımasız savaş politikalarına son verilmesi, Hükûmeti bu konuda zorlaması ve ülke kaynaklarının doğru, adil ve eşit şekilde paylaştırması yönünde bir tavır ortaya koymasını temenni ediyor, saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Adıyaman.

Madde üzerine, gruplar adına son konuşma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil’e aittir.

Buyurunuz Sayın Tamaylıgil. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) - Sayın Başkan, size de çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 1’inci maddesi üzerine CHP Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, ben, iktidar partisi temsilcisi arkadaşlarımızın konuşmalarını dinlerken, imalat sanayisi, sanayi ve Türkiye’deki sanayi yatırımlarıyla ilgili ortaya koydukları yeni bir tabloyu, yeni hedefleri dinlediğim zaman, on üç yıldır bu ülkeyi hangi iktidar yönetiyordu diye açıkçası merak ettim. Yani o zaman, o on üç yılın ekonomi politikalarıyla ilgili alınan kararlar ve onun oluşturduğu gömlek de mi sırtımızdan çıktı, onu açıkçası merak eder oldum. Çünkü sanayi üretiminde, imalat sanayisinde verimliliğin, yatırımın, istihdamı artıracak projelerin ön plana çıkması için ortaya konulacak uygulamalar, teşvikler ve alınacak kararların hedef olarak ortaya konulduğu dikkate alındığında, on üç yıldır elinizi kim tuttu diye sormak herhâlde bizim de en doğal hakkımız diye düşünüyorum.

Tabii, her dönem, bundan on üç buçuk yıl önce de bir eylem planı çıkmıştı, o eylem planında da Kamu İhale Kanunu AB standartlarına uygun hâle getirilecek denmişti, her ilerleme raporunda Kamu İhale Kanunu’yla ilgili eleştireler gelmişti. Vergiyle ilgili olarak yapılacak düzenlemeler için hedefler ortaya konmuştu ama uçan kuştan vergi alır hâle gelen bir tercih kendini gösterdi. Diğer taraftan, enerji verimliliğiyle ilgili hedeflenen tüm başlıklara rağmen yine eylem planı içerisinde enerji verimliliğini artıracak, yani on üç yıl sonra tekrar gündeme gelen başlıklar görüyoruz.

İnşallah -ki çok olumlu gördüğümüz- imalat sanayisindeki makine ve teçhizat yatırımlarının artırılmasını sağlayacak tercihler umarız bu gibi uygulamalarla artar. Ama şöyle bir 2002-2003 dönemine dönüp baktığımızda, ekonomi politikalarıyla ilgili gelişmeler, genel tercihler bizi hangi noktaya getirdi ve bugün neden böyle zaruri düzenlemeler yapma ihtiyacı duyuyoruz?

2002 yılında önemli, büyük bir krizden sonra devriiktidarınızın başlamasıyla beraber tercih edilen ekonomi politikalarının temelinde kaynağı, Türkiye'ye gelen kaynağı biraz daha tüketime ve… Sektör olarak baktığınızda tüketimle hareketlenen ve döviz kaynağı yaratma noktasında önemli sıkıntılar yaşayan bir süreç olarak devam etti. Çünkü o zaman 2 çıpanız vardı: Biri AB çıpası, biri IMF çıpası. IMF’den seçim öncesi “İstemeyiz.” derken, IMF’nin politikalarıyla beraber 2006 yılına kadar geldiniz. O süreç içerisinde baktığımızda, büyüme, büyüme rakamları, kişi başı millî gelir rakamları açısından bu çıpaların da oluşturmuş olduğu zemin ve Türkiye'ye gelen doğrudan sermaye yatırımı… Ama doğrudan sermaye yatırımı olduğu zaman gelip çivi çakan bir sermaye yatırımı değil, maalesef, çakılmış çivilerin satıldığı özelleştirmelerle gelen, kârlı şirket satışlarıyla gelen; banka, sigorta, finans kurumlarıyla ilgili satış işlemleriyle gelen bir süreç oldu. Daha sonra, dünya 2007-2008 kriziyle etkilenmeye başladıktan sonra sizde de bir tasarruf yetersizliği ve tasarruf yetersizliğine bağlı yatırım yetersizliği olduğu dönemin “orta gelir tuzağı” dediğimiz o etkilerini yaşamaya başladığımız günleri hisseder olduk ve bununla beraber, istihdamın gelişmediği, beraberinde imalat sanayisinin katma değerinin geriye gittiği ve maalesef sanayi çeşitlendirmesinin yeterince gelişmediği bir dönem. Kaldı ki, bunların hepsi orta gelir tuzağının kendini net olarak gösterdiği ana başlıklar.

Bundan sonra gerileme… 2009 yılı geldi, ekonomik krizler dünyada, bizim ülkemize yansıması, büyüme oranlarındaki gerileme ve 2009 yerel seçimlerinde devriiktidarınızın almış olduğu hızlı oy düşüşü, o zaman yeniden bir ekonomi politikası, belki de seçime dayalı, seçim beklentileriyle ortaya konulan ekonomi politikalarıyla birleşti. Dünyada var olan, ki diğer ülkelerin kendilerini tamirat için ortaya koyduğu mali politikalarının ve finansal sistemi etkileyen tercihlerinin Türkiye’ye yansımalarını hissetmeye başladık ve o sene bir yönetmelik çıkarttınız, dediniz ki: Para kazansın kazanmasın, herkes dövizle borçlanabilir. Bir kararınızda 32 sayılı Kararname’yi değiştirerek ihracat dövizlerinin bundan önce belli bir sürede gelme zorunluluğunu ortadan kaldırdınız. Bu sefer bir kırılganlık dönemi kendini net olarak göstermeye başladı. İmalat sanayisi ve genelde baktığımız zaman sanayi açısından, ithalatın çok arttığı, kurun enflasyonu da gerçekleştirmek için baskıda kaldığı ve bununla beraber içeride üretimin pasivize olup daha çok tüketimin ve ithalle beraber iç piyasa rekabetinin kendini gösterdiği, dövizin baskılandığı… Çünkü baskılanmış bir döviz enflasyon açısından da olumlu yansıma olarak değerlendiriliyordu ama ortada bir gerçek vardı, alınan kredilerin, daha önce, 2002’de ancak yüzde 30 civarı imalat sanayisindeyken yüzde 13’e düşmüş olması, yine bütün banka kredilerinin yüzde 45’i daha önce sanayi ve imalat sanayisinde kullanılırken yüzde 20’li rakamlara düşmüş olması, Türkiye'de üretimin çarklarının artık dönmediği, ithalata bağımlı olarak gerçekleşen üretimin de katma değer yaratmadığı açık olarak kendini gösteriyordu.

Türkiye, 1990 yılında imalat sanayisinin sağladığı katma değer sıralamasında 13’üncü sıradaydı, 2000’li yıllarda 15’inci sıraya geldi ama maalesef, 2010’dan sonra imalat sanayisi katma değer sıralamasında tamamen lig dışında kaldı, sıralamaya bile giremedi.

Böyle olduktan sonra, yine Sanayi Bakanlığının açıklamış olduğu kendi sayfasındaki bütün sonuçlarına bakarak şirketlerin ortaya çıkardıkları bir tablo var. Yani Türkiye üretmiyor, üreterek büyümüyor, istihdam yaratmıyor; genç işsizler ordusu OECD’nin rekor rakamlarına ulaşıyor, rekabet gücümüz düştüğü gibi kırılganlıklarımız artıyor; dövize bağımlı olarak artan borç yükü, her an, Türkiye'de önümüzdeki süreçte oluşabilecek gelişmelerde ki dediğim gibi doğrudan gelen sermaye bile kârlı ve buradaki kâr aktarımını sağlayacak sektörlerde oluştuğu için riskli bir önümüzdeki gelecek sorgulamasını beraberinde getiriyor.

Şirketlerin 2002-2005 yılları arasında öz varlık ve borçlanma kaynaklı olarak, kaynak yapısına baktığımızda, ortalamasında yüzde 40, yüzde 60 civarında bir öz varlık ve borç ağırlığını kaynakta kullanıyor, ama sene 2009’a ve bugüne doğru gelindiği zaman çok tehlikeli bir rakamla karşı karşıyayız. Artık, şirketlerin öz varlık ağırlığı yüzde 33’lere düştü, yüzde 67, yüzde 70’lere yakın bir rakam tamamen şirket yapıları içerisinde borç. Şirketler para kazanamıyor, kâr elde edemiyor. Şirketlerin kârlılığının düşmesindeki bir sonuç, şirketlerdeki bu özellikle kur riskinin olduğu, dövize endeksli borçların yüksek montanlı olması kur farkı zararları yazdırıyor. Onunla yetinmeyip şirketlerin yükselen borç yükü faiz giderlerini artıyor. 2009’dan bugüne doğru şirket yapılanmaları açısından şöyle baktığımız zaman, maalesef, öz varlık kârlılığı düşmüş, genel kârlılığı düşmüş şirketlerle karşı karşıyayız. Artık, üretimi desteklemek, üretimle beraber büyüyen rekabetçi, stratejik önemi olan teşviklerle birleştirilmiş büyüyen bir Türkiye modelini on üç yıl sonra, geçmişteki eksikleri hani unuttuk zannetseniz biz unutmadık ama siz inşallah bundan sonra verdiğiniz sözlerde bunları gerçekleştirirsiniz.

Diğer taraftan, sizinle bir konuyu da paylaşmak istiyorum. Biraz önce “sermaye piyasaları ve güven” diye bir başlık üzerinden ve sermaye piyasalarının da gelişmesi için önemli teşviklerden biri olan vergi teşviki üzerinde bir değerlendirme oldu.

Bakın, güven her şeyden önemlidir. Bir ülkede güvenin sağlanması fiyatlanma ve maliyet açısından çok önemlidir. Biz bundan sekiz yıl önce bir komisyon kurduk; AKP’li ve CHP’li milletvekillerinin -ki bir tanesi de bendim- vermiş olduğu önerge, bugün Türkiye’de sermaye piyasasında güvensizlik faktörlerinden biri olan JETPA Holdingle ilgili. Bugün o kişi yine tutuklanmış. Burada yine AKP’li milletvekilleri ve bakanların da takdiriyle bir araştırma komisyonu raporu çıktı ve orada iki önemli madde var. Biri diyor ki: “Bu işlemleri yapanların ilgili kamu kuruluşları tarafından takibinde ihmal olmasın.” İkincisi de “Hukuki zeminle ilgili verilen yükümlülükler.” Peki, şimdi soruyorum: Yapılan bu otel hangi ilçede? Hangi belediye tarafından kiraya verilmiş bu alan?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Peki, yapılan bu ihaleli tahsiste veya anlaşmada böyle bir otel yapma var mı? Otelle ilgili veyahut buranın kullanımıyla ilgili şartlar ve şartname nedir? Peki, değerli SPK başta olmak üzere, bu tür cezai yaptırımlarla karşılaşmış ve raporu Meclis kürsüsüne gelmiş bir firma için siz bugüne kadar hangi takibi yaptınız?

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tamaylıgil.

Şimdi, şahsı adına Kars Milletvekili Sayın Yusuf Selahattin Beyribey.

Buyurunuz Sayın Beyribey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Bu kanunun 1’inci maddesiyle, 64’üncü Hükûmetin 2016 Eylem Planı’nda yer alan, imalat sanayisindeki makine ve teçhizat yatırımlarının finansmanında banka ve sigorta muameleleri vergisi istisnası getireceğine ilişkin vaatlerimizi bu düzenlemeyle yerine getirmiş oluyoruz. Böylece, AK PARTİ seçim meydanlarında vermiş olduğu sözleri teker teker yerine getirmeye başlamıştır.

Sayın milletvekilleri, ülkelerin gelişmesi AR-GE ve sanayileşmeyle ilişkilidir. Bir ülkede sanayileşme ne kadar artarsa o ülkenin gelişmesi ve ekonomisi o kadar iyiye doğru gider. Bunun için, kanunun bu maddesiyle eylem planında söz konusu eyleme ilişkin yapılan açıklamalarda imalat sanayisinde faaliyet gösteren firmaların kapasite artırımı ve verimlilik artışını sağlayacak makine ve teçhizat yatırımlarının finansmanında banka ve sigorta muameleleri vergisi alınmaması sağlanacaktır.

Sayın milletvekilleri, 2005 yılında sanayi sektöründeki istihdam sayısı 4 milyon 241 bin iken AK PARTİ iktidarında 1 milyon 118 bin artarak 5 milyon 359 bin kişiye ulaşmıştır. AK PARTİ olarak bu kanunla bu sayının daha da çok artması için çalışmaktayız. Bu çerçevede yapılan düzenlemelerle, Sanayi Sicili Kanunu’na göre verilen sanayi sicil belgesini haiz sanayi işletmelerinin münhasıran imalat sanayisinde kullanılmak üzere aldıkları makine ve teçhizatın finansmanı için kullandıkları krediler dolayısıyla alınan paralardaki yüzde 5 banka muameleleri vergisinin istisna tutulması öngörülmektedir.

Yapılan düzenlemeyle imalat sanayisinde faaliyet gösteren firmaların, çeşitli finansal kuruluşlardan kredi kullanmak suretiyle yaptıkları yatırımlar üzerindeki finansman maliyetlerinin kaldırılarak kapasitelerinin ve verimliliklerinin artırılmasına yönelik yeni makine ve teçhizat yatırımlarının teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. Böylelikle reel ekonominin lokomotifi olan imalat sanayisinin desteklenmesi sağlanacaktır. İmalat sanayisinin desteklenmesiyle de istihdamda artış sağlanmış olacaktır.

Sözlerimi bitirmeden önce bütün heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beyribey.

Şahsı adına son konuşma Antalya Milletvekili Sayın Çetin Osman Budak’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Budak, sizin de süreniz beş dakikadır.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Başkan, görevinizde başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle, sanayi sicil belgeli sanayi işletmelerinin imalat sanayisinde kullanılmak üzere aldıkları makine ve teçhizatın finansmanı için kullandıkları krediler yüzde 5’lik banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutulacak.

Buna ilişkin bir itirazımız yok, hatta Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuyla ilgili destek de verdik. Ancak sanayicilere bir destek sağlanırken kredi kartı borcu altında ezilen, borcunu döndürmek için tekrar kredi çekmek zorunda kalan asgari ücretli, dar gelirli yurttaşlarımızdan bu verginin alınıyor olması adaletli değil. Yurttaşlarımızın ihtiyaç, konut, ev eşyası, otomobil gibi alımlarında bu amaçlarla bankalardan kullandıkları krediler son on üç yılda 130 kattan fazla artarak 2,3 milyar liradan 303 milyar liraya kadar yükselmiştir. Kredi kartı borçlarıyla birlikte bu tutar 380 milyar liraya kadar da ulaşmıştır. Bu borçlar nedeniyle son beş yılda yurttaşlarımızın ödedikleri faizin boyutu da 176 milyar doların üzerine çıktı. Dolayısıyla, yurttaşlarımız kredi ve faiz sarmalında çırpınmaktadır. Bu nedenle, dolaylı vergi adaletsizliğine, banka ve sigorta muameleleri vergisi adaletsizliğine bütünüyle son verilmelidir diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle sanayicilerimiz için bir istisna getiriliyor. Gayet iyi. Fakat bu istisna Türkiye'nin katma değeri düşük, ithalata dayalı, sürdürülebilir olmayan, çevreyi ağır şekilde tahrip eden sanayi üretim anlayışını değiştirebilecek midir? Tabii ki böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşünüyorum. Çünkü Hükûmetin bir yıllık eylem planına baktığımızda, sanayiyle ilgili bir tek somut desteği bu vergi istisnasıdır. Özel sektör yatırımlarının hızla gerilediği, hatta üçüncü çeyrekte binde 7’ye kadar gerilediği, imalat sanayi üretimindeki artışın yüzde 1,3 gibi düşük bir seviyede kaldığı bir ortamda BSMV istisnasıyla mesafe alınması mümkün değildir.

Ayrıca, özellikle sanayinin ne olduğu konusunda kafaların netleşmesi gerekiyor. 2011-2014 yıllarını kapsayan Sanayi Strateji Belgesi ile sanayide yüksek katma değerli üretim yapısına geçişin ve yüksek rekabet gücünün sağlanması hedefleniyordu. Ne oldu? Türkiye bu anlamda bir başarı sağlayabildi mi? Yani, belgeye koymakla maalesef yatırım olamıyor. Şimdi, 2015-2018 için yeni Sanayi Strateji Belgesi açıklandı. Türkiye'nin önüne orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olmak gibi çok iddialı bir hedef konuyor. Bu belgenin akıbeti de bir önceki gibi olacak. Neden? Çünkü temeli çürük. 2015-2018 Belgesi’nin strateji dokümanına bakıyorum, gayrisafi millî hasıla, yurt içi millî hasıla içinde sanayi sektörünün payı yüzde 32,9 olarak gösterilmiş. Siz, rakam oyunlarıyla tanımlarda değişiklik yaparak, kişi başına gelirden satın alma gücü paritesine geçerek millî geliri artırdığınız gibi burada da sanayi sektörü içine her şeyi doldurup yüzde 33’e ulaşıyorsunuz. İmalat sanayisinin millî gelir içindeki payı TÜİK’e göre yüzde 24,2’dir; gerçek rakam budur. Yani, inşaat sektörünü, madenciliği sanayi sektörü içinde değerlendirerek rakamı yükseltmenin de bir anlamı yoktur. Gideceği yeri bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr yardımcı olamaz. Gerçek anlamda imalat sanayisinin payı yüzde 33’lere çıkmadığı sürece bu alanda ciddi bir sıçrama yapılacağını düşünmüyoruz. Türkiye’de işsizliğin, yoksulluğun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin azaltılması böylece mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, sanayi sektörünün büyümesi için temel koşullardan biri de hukuktur. Hukuk olacak, adalet olacak, hukukun üstünlüğü olacak, yerli ya da yabancı yatırımcılar yatırımların güvende olduğuna inanacak. Yatırım ortamı iyileştirilmeden sanayi yatırımlarının artması da mümkün değildir. Son dönemdeki uygulamalar da gösteriyor ki bu alanda önemli bir güven sorunu yarattığı da açıktır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin orta gelir tuzağında olduğunu sizler de kabul ediyorsunuz, bizler de aynı şeyi söylüyoruz ama bunun yolu akıldan, bilimden, özgür üniversiteden, yaratıcı düşünceden, nitelikli bir eğitim sisteminden geçiyor, AR-GE’ye kaynak ayırmaktan geçiyor, hukuktan geçiyor, demokrasiden geçiyor.

Bu düşüncelerle yüce Meclisimize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Budak.

Değerli milletvekilleri, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Şimdi, sisteme giren milletvekillerine ilk beş dakika içerisinde söz vereceğim.

Sayın Üstündağ…

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Evet, Sayın Bakan, Bodrum ilçemizde eylül ayı içerisinde bir sel felaketi meydana gelmiştir; on iki saatte 230 kilogram yağmur yağmıştır. Bu sel felaketinde birçok ev ve iş yeri maddi olarak zarar görmüştür. Bodrum’da meydana gelen maddi zararla ilgili olarak herhangi bir ödeme şimdiye kadar yapılmamıştır. Bakanlar Kurulunuzda Bodrum’daki sel felaketinde meydana gelen zararla ilgili olarak herhangi bir ödemeyle ilgili karar alacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, Parlamento kültüründe maliye bakanlarının verdiği rakamlara inanılması ve Maliye Bakanının siyasi reklamdan daha çok, doğru bilgilendirmesi önemlidir. Bakın, biraz önceki konuşmanızı, emekli maaşlarıyla alakalı yaptığınız konuşmayı dikkatle dinledim ve üzülerek söylüyorum ki Parlamento doğru bilgilendirilmedi. Sizden rica ediyorum, Plan ve Bütçede de bazen benzer şeylerle karşılaşıyoruz, siz bürokrat kökenli bir Bakansınız, öncelikle sorulara samimi cevap vermenizi, bir de rakamlarda bütün Parlamentoyu bilgilendirecek, doğru bilgilendirecek rakamları vermenizi rica ediyorum.

Soru olarak da, kamu ihaleleriyle ilgili bilgileri ne zaman alacağımı merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Budak…

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Bakan, asgari ücretin 1.300 liraya çıkması durumunda bu durumdan en çok etkilenecek kesim önce işini kaybetme riski olan emekçiler, daha sonra mikro ve orta ölçekli işletmeler. Orta ölçekli işletmelerin -bizim vaatlerimizde de olduğu gibi, biz özellikle vergi kısmıyla ilgili kendi beyanımıza koymuştuk- asgari ücretin 1.300 lira olması durumunda vergi yükünün hafifletilmesi söz konusu mu? Bu konuyla ilgili açıklama bekliyorum.

Bir ikincisi de: Turizm sektöründe inanılmaz bir türbülans yaşanıyor. Burada, istihdam üzerindeki yüklerle ilgili, Antalya bölgesinde seçim çalışması yapan milletvekillerinin bir sözü vardı, asgari ücretin üzerindeki yüklerin kaldırılmasıyla ilgili, böyle bir çalışmanız var mı?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yok.

BAŞKAN – Yok sanırım.

Sayın Depboylu…

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilimsel çalışmaları ve araştırma, geliştirme çalışmalarındaki güvenilirliğine dayanarak TÜRK EĞİTİM-SEN’in hazırlamış olduğu rapora atfen size bir soru yöneltmek istiyorum. Millî Eğitim Bakanlığı 11 Kasım 2015 tarihinde norm güncellemelerinin tamamlanmasının ardından iller bazında öğretmen ihtiyacının toplam 91.142 olduğunu açıkladı. Yine norm kadro güncellemesine göre 100.481 idareci norm kadrosuna karşılık 69.716 idareci bulunuyor, 30.765 idareciye ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor. Rakamları bir araya getirdiğimizde norm kadro açığının 121.907 öğretmenden oluştuğu anlaşılıyor. Yılbaşından itibaren 15-20 bin öğretmenin de emekliye ayrılacağını hesap edersek öğretmen açığının 140 bine çıkacağı kuşkusuz görünüyor. Hükûmetin 2016 Şubatında sadece 30 bin öğretmen almayı planlaması sizce gerçekçi bir yaklaşım mıdır? Atanmayı bekleyen 115 bin civarında öğretmen adayı varken bu kaynak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tor…

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Bakan, Sağlık Uygulama Tebliği’nde yer alan fiyatlar kaç yıldan beri artırılmamıştır? SUT fiyatlarını artırmayı düşünüyor musunuz? SUT fiyatlarının artırılmaması neticesinde özel sağlık tesislerinin artan maliyetlerinin ilave ücret uygulamasıyla karşılanması vatandaşa önemli bir yük değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Bakan, uyguladığınız bu ekonomi politikalarının sonucunda büyüme hızı ne zaman yüzde 5 ve üzerine çıkacak?

İkincisi de: Kaçakçılık sebebiyle devletimiz yılda ne kadar vergi kaybetmektedir? AKP iktidarı sınır güvenliğini ne zaman sağlamayı düşünmektedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son soru, Sayın Parsak…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan, bilindiği üzere Afyon -İscehisar ilçemiz itibarıyla- yüzlerce işletmesinden dolayı aynı zamanda bir madencilik şehridir. 16 Haziran 2012 tarihinde yayımlanan Başbakanlık genelgesiyle maden ruhsatları ve orman izinleriyle ilgili müracaatlar Başbakanlık denetlemesine bırakılmış olup değerlendirmenin kriterleri hâlâ net bir şekilde ortaya konulmamakta ve ayrıca herhangi bir süre kısıtı da bulunmamaktadır. Sektörde faaliyette bulunan firmalar izinlerini genişletemediklerinden dolayı bütün yatırımlarını durdurmakta, bu durum da işçilerin işlerine son verilmesine ve parça parça madencilik sektörünün yok edilmesine yol açmaktadır. Bu genelge hangi amaçla yayımlanmıştır? Ne zaman yürürlükten kaldırılması düşünülmektedir? İlgili kanun ne zaman gerçek anlamda uygulanabilecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Sayın Üstündağ Bodrum’da eylül ayında meydana gelen sel sonucu esnafımızın ve vatandaşlarımızın gördüğü zararlara ilişkin olarak bunların hasarlarının karşılanmasıyla ilgili bir soru sordular. Ben önce Bodrum’da yaşayan tüm esnafımıza ve halkımıza geçmiş olsun diyorum ve yaralarının bir an önce sarılmasını diliyorum. Bu hasarlarla ilgili olarak yapılan çalışmalar hakkında şu anda bilgim yok ama hem Maliye Bakanlığı olarak hem de Hükûmetimiz olarak yapılan çalışmalar hakkında bilgi alır size yazılı olarak arz ederim, ayrıca özel olarak da bilgi vermek isterim.

Sayın Erdoğdu emekli aylıklarına ilişkin olarak AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılan zam oranlarına ilişkin olarak verdiğim oranlarla ilgili bir değerlendirmede bulundu. Bir defa daha hem vatandaşlarımızın hem de yüce Meclisimizin doğru bilgilenmesi ve tam bilgilenmesi anlamında bu miktarları ve oranları tekrarlıyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Reel oranlar Sayın Bakan. Reel artış oranı, nominal değil.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Reel oranları da verdim ama bir daha vatandaşlarımız duysun. Her reel oranın bir de nominal oranı vardır. Arkadaşlarımdan da rica edeyim, bana reel oranları da versinler. SSK işçi emekli aylığı 2002 Aralık dönemi ile 2015 Aralık dönemi arasında nominal olarak yüzde 345 arttı. Aynı dönemde gerçekleşen enflasyon oranı yüzde 205. BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı on üç yıllık dönemde nominal olarak yüzde 581 oranında arttı, aynı dönemde gerçekleşen enflasyon oranı yüzde 205. BAĞ-KUR emekli aylığı on üç yıllık dönemde yüzde 1.000,91 arttı, aynı dönemde gerçekleşen enflasyon oranı yüzde 205. Emekli Sandığı memur emekli aylığı on üç yıllık dönemde nominal olarak yüzde 302 arttı, aynı dönemde gerçekleşen enflasyon oranı yüzde 205. Reel olarak söylemem gerekirse de SSK emekli aylığı AK PARTİ hükûmetleri döneminde reel olarak yüzde 64,1 arttı. Tarım BAĞ-KUR emekli aylığı reel olarak yüzde 355,7 arttı. Esnaf BAĞ-KUR emekli aylığı reel olarak yüzde 54,1 arttı. Memur emekli aylığı yüzde 40,1 arttı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben bu rakamları Maliye Bakanlığı olarak devletin tüm kayıtlarından çıkararak hesapladım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kalkınma Bakanlığının şeyi, yüzde 35 artmış.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tamam.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Açın Kalkınma Bakanlığının İnternet sitesini.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Erdoğdu, tahammülsüzlük göstermeyin, bir dinleyin bakalım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, rica ediyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani, emekliye biz bu kadar zam yapmışız da biz bunları söylüyoruz da bundan niye gocunuyorsunuz!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kalkınma Bakanı orada.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani bir rakamın…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Efendim, Kalkınma Bakanı orada, kendi İnternet sitelerinde yazanı söylüyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tamam, Maliye Bakanı da burada, Maliye Bakanı cevaplıyor bu soruyu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O zaman Kalkınma Bakanlığı yanlış yazmış.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Maliye Bakanı cevaplıyorsa doğrudur, maliye bakanları yalan söylemez! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – O zaman Sayın Bakan, Kalkınma Bakanı söyler mi?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ayrıca…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kalkınma Bakanı söyler mi yani?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır, kalkınma bakanları da söylemez.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz aynı Hükûmetin 2 bakanısınız!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, arkadaşlar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kalkınma Bakanı söyler mi demek istiyorsun?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır, kalkınma bakanları da söylemez.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bakanlığımıza laf söyletmeyiz mi!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, emeklimiz, işçimiz, memurumuz bu dönemde enflasyona ezdirilmemiştir, refahı artmıştır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, Sayın Cevdet Yılmaz, sataşma var size Sayın Bakan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmadan dolayı söz istiyor Sayın Bakan!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Soruyu soruyorsanız aynı zamanda dinlemesini de öğreneceksiniz, onu söyleyeyim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ağır bir sataşma var!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli Grup Başkan Vekilim, lütfen, lütfen!

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama ağır bir sataşmada bulunuyorsunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ben burada soruları cevaplıyorum, lütfen bir saygı çerçevesinde ben soruları cevaplarken sözlerimi dinleyin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, siz kendi Bakanınıza saygısızlık ediyorsunuz!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır, sözlerimi dinleyin, ben burada sorulara cevap veriyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben Sayın Cevdet Yılmaz’ın hakkını savunuyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İkinci olarak: Sayın Erdoğdu, bakın, ben…

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz birbirinize saygı göstermiyorsunuz, ben ne yapayım!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bir dakika Sayın Grup Başkan Vekili, bir dinleyin lütfen!

LEVENT GÖK (Ankara) – Dinliyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ben geçmişte bir bürokrattım, aynı zamanda Sayın Erdoğdu da geçmişte bir bürokrattı. Ben siyasetçi olarak, Maliye Bakanı olarak burada açıklama yaparken söylediğim her rakamın arkasındayım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, önemli bir konu…

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz bitti ama bir dakika daha size ek süre vereceğim.

Buyurunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sataşmaya mahal vermeden.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sataşmaya mahal vermeden cevap vereyim.

Hayır, şöyle, bu önemli bir şey. Yani, kürsüden veya buradan cevap verirken Maliye Bakanı olarak kesinlikle doğru rakamları vermeye itina gösteririm. İtina göstermek ötesinde buna mecburum. Ama, ikide bir benim bürokrat geçmişimden hareketle Maliye Bakanı olarak yaptığım konuşmalara dair bu şekilde subjektif ve nezaketi aşan bir açıklama yapılmasını da kabul etmem.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, rica ediyorum, bunda bir nezaketsizlik var mı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bakın, herkese ben saygı duyuyorum. Muhalefet partisinin maliye politikaları üzerinde, Bakanlığın politikaları üzerinde yapacağı her türlü eleştiriye açığım ama bir siyasetçi olarak benim söylemim üzerinde bu şekilde yersiz açıklama yapılması karşısında sessiz kalacağımı düşünüyorsanız sessiz de kalmam, bunu bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Kalkınma Bakanı mı yalancı Maliye Bakanı mı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İkisi de doğru, siz yalancısınız! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurunuz.

Sayın Bakan, Sayın Gök konuşuyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Siz yalancısınız! Ben doğruları söylüyorum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bakan öyle konuşmaz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Niye gocunuyorsunuz emekliye zam verdik diye, niye gocunuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Gök’e söz verdik.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, bir nezaket gösterin, bir nezaket gösterin de konuşalım.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Kalkınma Bakanı…

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, sayın grup başkan vekiliniz ayakta ve söz talebi var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Seçim sırasında o kadar söylediniz, kim size inandı, kim?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, bu üslup iyi bir üslup değil.

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, tabii, Sayın Bakan bürokratlıktan siyasete geçti, hayırlısı olsun, başarılar diliyoruz ama bu üslupla olmaz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli kardeşim, böyle bir üslubu kabul etmem.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi burada sevgili kardeşim Aykut Erdoğdu Kalkınma Bakanlığının bir rakamını açıkladı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır, açıklamadı. “Maliye Bakanı doğru rakamı söylesin.” dedi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir saniye…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ben söylediğim rakamın arkasındayım, ben rakamımın arkasındayım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama, bakın Sayın Bakan, az önce bizi şikâyet ediyordunuz, aynı duruma kendiniz düşüyorsunuz.

Şimdi, elbette aynı Hükûmette yer alan 2 bakan arasındaki bu ihtilafta…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Farklı dönemler olabilir.

LEVENT GÖK (Ankara) – …Sayın Bakan “Ben yalan söylemem.” deyince doğal olarak Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz’ın hukukunu savunmak da bize düştü.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır canım, siz kendi hukukunuzu savunun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Maalesef, AKP sıralarından kimse ses etmiyor.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Farklı dönemler olabilir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama, Sayın Cevdet Yılmaz’ın da hukukunu savunmak gerekiyor, o da bize düştü.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Siz kendi hukukunuzu savunun yeter Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Ankara) – İzin verirseniz bu konudaki çelişkiyi aktarmak açısından Aykut Bey ne söylemiş onu bir dinleyelim. Bence Sayın Cevdet Yılmaz’a da söz hakkı doğdu, ağır bir sataşma var kendisine. Bence konuşmalı, kendisi konuşmalı. Yani ben burada partimi savunuyorum ama Hükûmeti de savunacak değilim. Kalkın kendiniz savunun.

Sayın Aykut Erdoğdu’ya sataşmadan dolayı söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu sataşmadan dolayı söz istiyor.

Sayın Erdoğdu, iki dakika söz veriyorum.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet ben de bürokrat kökenli bir milletvekiliyim ve maliye bakanlarımızla genelde ilişkilerimiz hep siyasi nezaket içerisinde geçmiştir.

Değerli arkadaşlar, ben de bürokrat kökenli bir milletvekiliyim ve teknik konularda genelde ilişkilerimiz şimdiye kadar -daha önceki Mehmet Şimşek zamanında da- içerik olarak sert olsa da söylem olarak hep nezaketli gitmiştir ama Sayın Bakanın gereksiz bir alınganlığı var. Mesela Komisyonda “Espri yapıyorsunuz.” dedim, “Sen nasıl bir Maliye Bakanına ‘Espri yapıyorsun.’ dersin?” gibi böyle anlamadığım bir tepkisi oldu.

Şimdi, bakın, şunu anlatmak istiyorum: Sayın Bakan geldi, emekli maaşlarıyla ilgili bilgi verdi. Şu gördüğünüz dokümanı ben Kalkınma Bakanlığının İnternet sitesinden indirdim. 2015 Temmuz ayı itibarıyla reel oranları veriyorum. En düşük memur maaşı reel olarak yüzde 68 artmış. Reel olarak artmış ve içinde büyüme yok. Bunu tartışmak isterdim ama bu seviyeye gelmedi tartışma. En yüksek memur maaşı yüzde 9 düşmüş, ortalama memur maaşı yüzde 33 yükselmiş, ortalama kamu işçisi ücreti yüzde 7,3 artmış. Şimdi, burada yüzde 1.500, yüzde 1.600, yüzde 1.000’li rakamlar nominal olarak olabilir. Ben şunu anlatmak istiyorum: Şimdi, bir sürü milletvekilimiz reel, nominal, kendini yormak istemeyebilir. Burada Maliye Bakanı reeli söylerse daha doğru bir yaklaşım olur. Üstelik söylerken de mesela en düşük tarım ücreti yüzde 1.034 artmış görünüyor. 65 liradan 740 liraya çıkmış. O yüzde 1.000 artış dediğimiz BAĞ-KUR ücreti sadece 716 lira. Ben de şunu anlatmaya çalışıyorum. Emeklilerimizin durumu hakkında doğru bilgi sahibi olmazsak buradaki bir sürü insan emeklilerin süper para kazandığını düşünecek. Bunun için söylüyorum. Ne olur reelleri anlatalım ki emeklinin durumunu bilelim. Emeklinin durumu kötü, siz de bu anlamda bizce yeterli olmayan bir zam yapıyorsunuz. Bunu anlatmak istiyorum.

Kalkınma Bakanı çıksın desin ki: “Evet, bu rakamlar gerçek değildir.” Sizin anlattığınız rakamlarla bu rakamlar…

Bakın, onu anlatmaya çalıştım, nominal ve reel rakamları anlatmaya. Ve siz bunları söylemediniz.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, sanırım cevap vereceksiniz.

İki dakika size süre veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Karşılıklı atışmaya mahal vermemek bakımından...

Konuşmamda emekli aylıklarında hem nominal artış oranlarını ifade ettim hem de reel artış oranlarını ifade ettim. Benim kendi açıklamam, kendi içindeki kendi dayandığı varsayımlara göre hazırlanmıştır. Biz, Maliye Bakanlığı olarak her sene hem bütçe dokümanlarında hem de açıklamalarımızda, nominal olarak, 2002 yılı başlangıcına göre, her yıl ne kadar artış olmuşsa onu açıklarız, o dönemde gerçekleşen enflasyonu açıklarız. Buradaki bizim yaptığımız açıklama kişi bazında açıklamadır.

Ha, şunu söylüyorsanız haklısınız: Ya sizin aldığınız yerde, AK PARTİ olarak sizin aldığınız yerde emekli aylıkları bırakın sürünmeyi çok daha düşüktü diyorsanız gayet doğru söylüyorsunuz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, sizin zamanınızda da düşük. Rica ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz onu demiyoruz efendim. Sayın Cevdet Yılmaz bir şey söylemeyecek mi, onu merak ediyoruz biz. Yani kim doğruyu söylüyor, onu merak ediyoruz biz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İki tane farklı metodoloji var.

LEVENT GÖK (Ankara) - Biz hangi resmî rakamlara itibar edelim Sayın Bakan? Siz doğrusunu söylüyorsanız, Cevdet Bey ne söylüyor? Ne söylüyor? Buyurun, hadi sorun. Ben mi savunacağım sizleri. Ben muhalefet partisiyim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, hemen kısaca bir şey söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Gök, Sayın Yılmaz’ın da söz talebi var.

Şimdi Sayın Bakana da iki dakika yerinden söz vereceğim.

Buyurun Sayın Bakan.

41.- Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aslında bu tartışma çok da uzatılacak bir tartışma değil. Artış oranları nominal olarak da reel olarak da verilebilir. İkisini aynı anda vermek en doğrusu. Farklı amaçlarla kullanılabilir.

Diğer taraftan, istatistikler dönemseldir. Aynı konuda farklı zaman aralıkları söz konusuysa farklı oranlar da gündeme getirilebilir. Bunlar rakamlar arasında çelişki olduğunu göstermez, sadece dönemlerin farklı olduğunu gösterir.

Burada bir gerçek var ki, nominal olarak da baktığımızda reel olarak da baktığımızda, çalışan kesimlerimizin aldıkları ücretlerde ciddi artışlar var. Tabii ki, bunlar daha da iyi olabilir. Bir tek kesimin reel olarak ücretleri gerilemiştir AK PARTİ döneminde, o da, tepe yöneticileri, kamudaki en üst düzey yöneticiler. Onun dışında bütün çalışan kesimlerin reel ücretleri artmıştır. İnşallah, önümüzdeki dönemde bu eğilimin devam ettiğini görürüz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

       Durmuş Fikri Sağlar                  Bihlun Tamaylıgil                    Zekeriya Temizel

                 Mersin                                   İstanbul                                    İzmir

        Çetin Osman Budak                      İlhan Kesici                          Tahsin Tarhan

                 Antalya                                  İstanbul                                  Kocaeli

                                                         Lale Karabıyık

                                                               Bursa

"MADDE 1- 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.

"z) 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz sanayi işletmelerince münhasıran imalat sanayinde kullanılmak üzere alınan makine ve teçhizatın finansmanı için bu işletmeler tarafından kullanılan krediler dolayısıyla lehe alınan paralar (Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.)."

"aa) Kredi veren kuruluşların 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 22 nci maddesi kapsamında kullandırdıkları tüketici kredilerinden lehe alınan paralar."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

          Erhan Usta                             Mehmet Günal                            Oktay Vural

             Samsun                                    Antalya                                      İzmir

          Kamil Aydın                           Mustafa Kalaycı                         Erkan Haberal

            Erzurum                                     Konya                                      Ankara

                                                     İsmail Faruk Aksu

                                                            İstanbul

MADDE 1- 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. "z) 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz sanayi işletmelerince münhasıran imalat sanayinde kullanılmak üzere alınan makine ve teçhizatın finansmanı için bu işletmeler tarafından kullanılan krediler dolayısıyla lehe alınan paralar (Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenir.).”

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                                     Dilek Öcalan

                    Diyarbakır                                          Diyarbakır                                           Şanlıurfa

               Dirayet Taşdemir                                 Behçet Yıldırım                                   Ahmet Yıldırım

                        Ağrı                                               Adıyaman                                               Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Sayın Ahmet Yıldırım, buyurunuz.

Sayın Yıldırım, süreniz beş dakikadır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, 1’inci madde, sanayi sicil belgesini haiz işletmelerin imalat sanayisinde kullanmak üzere alınan makine ve teçhizat finansmanının, özellikle kullanılacak olan kredilerinin vergiden muaf tutulmasını öngörüyor. Bu, oldukça anlamlı. Özellikle küçük, orta ölçekli müteşebbislerin desteklenmesi açısından bunu önemli bulduğumuzu ifade etmek isteriz. Ama memleketteki giderilmesi gereken en önemli ekonomik problemlerden biri bu değildir, memleketin en önemli ekonomik sıkıntısı da bu değildir. Özellikle daha dar gelirli ve belki de hiç geliri olmayan yüz binlerle ifade edilen hanelerin bulunduğu bu ülkedeki giderilmesi gereken çok önemli bir iki hususa dikkat çekeceğim.

Bunlardan birincisi, tasarının tümü üzerine konuşan, Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan İbrahim Hoca, İbrahim Turhan, özellikle kişi başına düşen millî gelirden söz ederek önümüzdeki dönemde kişi başına düşen millî geliri 25 bin dolara çıkaracaklarını ifade etmişti. Şimdi, bir defa, yüce Meclisin bilmesi gereken husus şu ki: Adı “ülkede kişi başına düşen millî gelir” olarak adlandırılan gelir düzeltilmelidir. Bu, kişi başına düşmeyen gelirdir çünkü siz alıp ülkedeki toplam geliri nüfusa bölüp buradan sanki herkes bu ortalamadan istifade ediyormuş gibi bir sonuca varamazsınız. Bugün 10 bin dolar olarak ifade edilen “kişi başına düşmeyen millî gelir” 25 bine de çıksa, 30 bine de çıksa, 50 bine de çıksa, üstteki yüzde 1-2’lik dilimin giderek gelirinin arttığı, alttakinin ise, yoksulların ise varsıllar karşısında gelirinin artmadığı bir sistemde buna biz “kişi başına düşen millî gelir” değil, “kişi başına düşmeyen millî gelir” diyebiliriz. Ülkenin geliri artıyor ama varsıllar bundan en üst düzeyde istifade ediyor, yoksulların ise bundan istifade etme oranını belirtemiyoruz.

İkinci hususu hazır Sayın Kalkınma Bakanımız buradayken ifade edeyim. Sayın Bakan, daha önce bürokratlığını da yapmış olduğunuz gerek Devlet Planlama Teşkilatı gerekse Kalkınma Bakanlığında ve Bakan olarak çalıştığınız dönemde 2011’de ülkeyi 6 ayrı bölgeye ayıran bir 2011 Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi’ni belirlediniz ve sizin de benim de seçim bölgelerimiz olan illerimiz -geçen hafta da ifade ettim, burada yoktunuz- ülkenin son 15 ili 6’ncı bölgede; Diyarbakır’dan başlar, Muş’ta biter. Son 15 ilin tamamının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde olması… 2012’de de bunu açıklama nedeniniz yeni teşvik sistemindeki bölgeleri belirlemek idi. Yaptığınız bu çalışmalar neticesinde bölgeler arası eşitsizlikteki makası kapatacak hangi sonuç alındı? Bize göre 1’inci bölgedekilerin daha fazla artan indeks yeri ve 6’ncı bölgedekilerin ise daha fazla irtifa kaybettiği bir indeks yeriyle karşı karşıya kaldık. Örneğin, 67’de Diyarbakır’la başlayan, Kars, Iğdır, Batman, Ardahan, Bingöl, Urfa, Mardin, Van, Bitlis, Siirt, Şırnak, Ağrı, Hakkâri ve 81’inci sırada Muş var. Bu yeni teşvik sistemi bölgelerinden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki illerde nasıl bir kalkınma sağlandı? Buradan hareketle, 1’inci ile 6’ncı bölge arasındaki makasın bu sisteme göre kapanmasına hizmet etme amacı taşıyan bu SEGE endeksinde makasın açılmış olmasını acaba nasıl izah edersiniz? Bundan sonra açıklanabilecek yeni bir endekste bunun sonuçlarını da çok net göreceğimiz üzere… Örneğin, size söyleyeyim, o endeks açıklandıktan sonra Muş’ta -burada Muş Vekilimiz de var- TEKEL kapatıldı, Süt Fabrikası satıldı, Devlet Üretme Çiftliği satıldı, 81’inci ildeki yoksulluk katmerle arttı, elde bir tek Şeker Fabrikası kaldı, o da özelleştirme kapsamında. Arz olunur.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

MADDE 1- 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. "z) 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz sanayi işletmelerince münhasıran imalat sanayinde kullanılmak üzere alınan makine ve teçhizatın finansmanı için bu işletmeler tarafından kullanılan krediler dolayısıyla lehe alınan paralar (Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve

Teknoloji Bakanlığınca belirlenir.).”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında Sayın Erhan Usta…

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Çok değerli milletvekilleri, şimdi, bu yatırım meselesi önemli. Önce, isterseniz, biraz teorik bilgi olacak ama büyüme nasıl gerçekleşir bir ekonomide, ondan bir miktar bahsetmek istiyorum.

Temel olarak büyüme -iktisatçılar bunu bu şekilde söyler- üç kaynaktan gerçekleşir. Bunun bir tanesi sermaye stoku, sermaye oluşumu, az önce konuştuğumuz işte makine teçhizat yatırımı ve diğer yatırımlar bunun gibi, ikincisi istihdam, üçüncüsü de toplam faktör verimliliği.

Şimdi, birinci unsurdan -dengeli bir büyüme istiyorsak biz- işte bizim gibi ekonomilerde büyümenin yaklaşık yarısının sermaye stoku artışı yoluyla gelmesi beklenir. Diğer çeyrekten de, 1/4’ünün de istihdam artışı, diğer 1/4’ünün de toplam faktör verimliliği artışından gelmesi beklenir.

Toplam faktör verimliliği konusunda Türkiye'nin sicili çok kötü. Ben, mesela, hep 2007-2008 diyorum. Bunu rakamlar söylüyor arkadaşlar, ben söylemiyorum yani amacım politika yapmak filan da değil. Örneğin, 2007-2013 döneminde Türkiye'de toplam faktör verimliliğinin büyümeye katkısı eksi yarım puan. Yani, toplam faktör verimliliği ne? Bunun içerisinde sabit sermaye stoku ile istihdamın dışındaki her şey var, iş gücü niteliği var, hukuk sistemi var, kamu yönetimi var, iş ortamı var, demokrasi var, eğitim var, iş gücü piyasası var. Bunların hepsine yani hesap edilemeyen şeylerin hepsine biz -“residual” olarak- bakiye olarak “toplam faktör verimi” diyoruz. Buradan Türkiye yarım puan negatif büyümüş. Kalkınma Bakanımız burada, Kalkınma Bakanlığının rakamlarıdır bunlar. Dolayısıyla, şimdi, burada işimiz kötü. İstihdam yoluyla büyümenin de belli sınırları var, rekabet sizi çok zorluyor, oradan çok fazla bir şey yapamıyorsunuz ama dengeli götürmek durumundasınız. Bizim aslında temel büyüme motorumuz sabit sermaye yatırımı.

Şimdi, makineye ilişkin bu 1’inci maddeyi kabul ettiğimizi ifade etmiştik biz de fakat buradaki şeylerin çok yetersiz olduğunu söylemek istiyorum. Şimdi, yatırım yapmak için ilk olarak tasarruf yapmamız gerekiyor, tasarrufları artırmamız gerekiyor. Bunu, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak çok sıklıkla gündeme taşıyoruz. Fakat, burada az önce Sayın İbrahim Turhan dedi ki: “Efendim, yurt içi tasarrufları artırmak için sermaye kazançlarını düşük vergilendiriyoruz.”

Arkadaşlar, bu çok kabul edilebilecek bir şey değil, şu nedenle değil: Yani, hiç kimse veya yoğun halk kitleleri “Ya, işte bonoda yüksek faiz var, hadi ben biraz daha tasarruf edeyim de paramı buraya aktarayım.” filan demiyor. Türkiye'yi nüfusta 5’e ayırdığımızda, yüzde 20’lik dilimlere ayırdığımızda en fakir 3 yüzde 20’lik dilim yani yüzde 60’lık kesimin tasarrufu negatif yani bu kesimler zaten gelirinden fazlasını tüketiyor. Sizin, hazine faizini, hazine faizinden aldığınız vergiyi düşük tutmanızın bu tarz şey üzerinde, bunda bir etkisi olmayacaktır. Bu kimin işine yaracaktır? Bu, tasarrufu olanın işine yaracaktır, diğer bir deyimle zenginin işine yarayacaktır. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcisi şunu söylüyor aslında: “Biz devlet olarak faiz üzerinden fazla vergi alırsak biz bunu tüketiriz, bu da bir kamu tüketimidir, kamu tüketimi de tasarrufu azaltıcı bir şeydir. Bundan fazla vergi almayalım, kamu olarak bunu tüketmeyelim; bu, zenginin elinde kalsın ve ülkede tasarruflar artsın.” Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri eğer bu söylenileni… Bunun tercümesi budur, İbrahim Turhan gelsin, açıklasın burada, İbrahim’in ben teknik olarak kabiliyetini bilirim. Yani, bunun açıklaması budur. Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri buna el kaldıracaksa onu kendileri bilirler.

Şimdi, diğer bir husus, işin ikinci boyutu, kamu yatırımları boyutudur. Burada geçen hafta da çok gündeme geldi, şimdi bu hafta da biraz bunun üzerinde durmamız lazım. Sayın Maliye Bakanı yine 2002 mukayeseleri yaptı, hâlbuki hiç de yeri değildi, hiç gerekmiyordu bence. Gelin, bakalım. Hani yatırım diyoruz, yatırımın bir özel sektör boyutu var, burayı canlandırmamız lazım, düşük, emsallerimizin çok altındayız; bir de kamu yatırım boyutu var. Kamu yatırımında peki nasılız? Milliyetçi Hareket Partisinin de koalisyon ortağı olduğu 57’nci Hükûmet döneminde toplam kamu yatırımlarının millî gelire oranı -üç yıl için söylüyoruz tabii, üç yıllık bir Hükûmet bu çünkü- 4,93, Adalet ve Kalkınma Partisinin 2003-2014 döneminde 4,08 yani 4,1 dersek, 0,85’lik yani millî gelirin 0,9’u kadar, bunu da bugünkü parayla tercüme edecek olursak yaklaşık 20 milyar lira civarında, ortalama her yıl, o 57’nci Hükûmet döneminde bugüne göre daha fazla kamu yatırımı yapılmış. Mesela, yıl olarak söylersek 2000 yılında 5,2; 2001’de 4,7; 2002’de 4,9. Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmet olduğu hiçbir dönemde, 2013 yılı hariç, bu yüzde 5’i yani Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon ortağı olduğu dönemi yakalayamamıştır. Dolayısıyla, kamu yatırımlarını artırmak durumundayız verimli alanlara.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Devlet binası değil dediğim, verimli alanlara, olması gereken alanlara, özel sektörün önüne geçecek alanlara kamu yatırımı yapmak durumundayız.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Tahsin Tarhan (Kocaeli) ve arkadaşları

"MADDE 1- 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.

"z) 17/4/1957 tarihli ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanununa göre sanayi sicil belgesini haiz sanayi işletmelerince münhasıran imalat sanayinde kullanılmak üzere alınan makine ve teçhizatın finansmanı için bu işletmeler tarafından kullanılan krediler dolayısıyla lehe alınan paralar (Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.)."

"aa) Kredi veren kuruluşların 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 22 nci maddesi kapsamında kullandırdıkları tüketici kredilerinden lehe alınan paralar."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında Sayın Tahsin Tarhan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Seksen beş yıl önce Menemen’de katledilen devrim şehidi Kubilay’ı asla unutmayacağımızı belirterek sözlerime başlamak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, geçmiş dönemde AKP’nin bir alışkanlık hâline getirdiği bir torba kanunu klasiğiyle 26’ncı Döneme de devam ediyoruz. Bu anlayışı algılamak ve kabul etmek elbette mümkün değil. Farklı farklı konularda getirilen düzenlemeleri bir tasarının içine doldurup, “İşte, bu bizim kanun tasarımız.” deyip komisyonların, Genel Kurulun gündemine sunmak ne kadar etik, bunu sorgulamak gerekiyor. Yeni Ceza İnfaz’la bir düzenlemeyi getirip bir de gider vergilerini buraya dâhil etmekten söz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu tasarıya bakmadan belki de bir Türkiye profili çizmek gerekiyor: Demokratikleşme sürecimizi tamamladık mı? Dış politikada itibarımız iyi mi? Kürt sorununda gelinen nokta ne? İşsizlik ne oranda? Gelir adaletsizliği giderildi mi? Yapboz tahtasına dönen eğitim sisteminde son durum ne? Kayıt dışı ekonomiyi, çevre kirliliğini konuştuk ve çözdük mü? Yeni sanayi politikalarımız, organize sanayi bölgelerimizin sorunlarını çözecek yasalarımız hazır mı? Bölgesel teşvikler sağlandı ve sanayi girdilerindeki yüksek vergi yükleri azaltıldı mı? Belirsizliği bir türlü giderilmeyen asgari ücret üzerinde işverene yüklenen vergi payını devlet karşılıyor mu? Doğuda, güneydoğuda sanayicilerin, esnaf ve sanatkârların çekleri ödeniyor mu? Ticaret normal seyrinde devam ediyor mu?

Rusya doğal gazı keserse ne olur? “A, b, c planımız, alternatiflerimiz var.” diye açıkladı Sayın Bakan. Bu planları sadece Sayın Bakan mı biliyor? Alternatiflerimiz neler? “Kış şartları ağır, iç tüketim arttı. Bu nedenle 30 milyon metreküp gaz akışını yarı yarıya azaltıyoruz.” diyen İran mı alternatif?

“Tezek yakarız. Bizim halkımız her fedakârlığı yapar.” diyecek kadar konuyu tartışılamaz bir düzeye çekmek isterseniz de biz bu görüp bildiklerimizi ifade etmekten de geri durmayacağız.

Rusya’daki Türk iş adamları çırılçıplak soyulurken, tırlarla giden malları kapılarda bekletilip geri gönderilirken açıkladığımız a, b ve c planlarımızı merak ediyorum.

Suriye, Irak, İran, Rusya, Mısır, Libya gibi ülkelere ihracatın durma noktasında olduğu bir dönemden söz ediyoruz.

Makina Mühendisleri Odası “Sanayinin Sorunları ve Analizleri” konulu bir araştırma raporu yayınladı. Bu raporda pek çok çarpıcı tespitler var ama en çarpıcı olanlardan biri şu: Sanayi firmaları kaynaklarını sanayi yatırımı yerine dövize bağlamaktadır. Yani, firmalar artık üretim yapmamaktadır. Yatırımlar askıya alınmış, durmaktadır. Üretime dayanmayan ekonomi çöker. Çöken ekonomide fabrikalar ya kiraya verilir ya da satılır. Bugün sanayimiz maalesef işte bu durumdadır. Fabrikalar satılıyor, işçi tazminatları ödenmiyor, iflas ertelemeleri gün geçtikçe artıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN TARHAN (Devamla) - Çarklar durdu. Değerli arkadaşlar, sanayi durdu. Üretim ekonomisi sürekli düşüşte, inşaata ve ranta dayalı ticaret ekonomisine geçildiği bir dönemdeyiz. Artık sanayiciler çocuklarına miras olarak sanayiciliği bırakmak istemiyor. Buradan çağırıda bulunuyorum: Acilen sanayide eğitim ve üretim seferberliği başlatmalıyız.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, süreniz bitti.

TAHSİN TARHAN (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinin on dokuzuncu fıkrasında yer alan “31.12.2015” ibaresi ile geçici 68 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibaresi “31/12/2020” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerine gruplar adına ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta’dır. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Usta, süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Çok değerli milletvekilleri, şimdi, esas olarak, biz aslında vergi kanununu görüşüyoruz. Bu işin iki tane boyutu var: Bir, usul, yönteme ilişkin konular var burada; bir de işin içeriğine yönelik değerlendirmelerim olacak. Önce, usule yönelik olarak benden önceki konuşmacılar da gündeme getirdi ama ben de önemine binaen bir kez daha gündeme getirmek istiyorum.

Bu geçici maddelerin süresi uzatılıyor. Şimdi, adı “geçici madde” kendisi kalıcı hâle gelmiş. Kimisi dokuz yıldır, on yıldır uygulanıyor, bir de tutup bunu bir beş yıl daha uzatalım diyoruz. Hiçbir şekilde, hiç olmazsa bir yıl uzatalım filan şeklinde bir şey de değil, beş yıl daha uzatalım diyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri esnasında “Niye bu böyle yapılıyor, daha önceden niye bu kalıcı madde hâline getirilmedi?” dediğimizde Hükûmet tarafından bir kısım arkadaşlar bu yılın seçim yılı olması nedeniyle bunlara vakit olmadığı şeklinde birtakım mazeretler ileri sürdüler, bunlar kabul edilebilir şeyler değildir. Bir defa, kendi elimizle, kamu eliyle ekonomide belirsizlik yaratmamamız lazım. Bu nedenle de bunların, geçici maddelerin süresinin 2015 yılı sonunda biteceği ta çıkarıldığı zaman biliniyor. Geçen yıldan ta bunları başlatarak, bu uzatmaları kalıcı hâle getireceksek kalıcı hâle getirilmesi, başka bir şey yapacaksak onları 2014 yılı içerisinde Hükûmetin yapması gerekirdi. Hükûmet bu tür şeyleri, yani bunları yapma yönünde bir irade ortaya koymadı.

İkincisi, şimdi burada “reform” adı altında açıklanan dokümanlarla bugün burada görüştüğümüz ve görüşeceğimiz maddeler arasında bir tutarsızlık var. Mesela, diyelim ki kamu gelirlerinin azaltılması programının birinci ve üçüncü eylemi diyor ki: “İstisna, muafiyetleri ve indirimleri gözden geçireceğiz, bunlarla ilgili çalışmalar yapacağız.” Şu anda görüştüğümüz ve birazdan oylanacak maddeyle de istisna ve muafiyetler, indirimli oranların süresinin, bu çalışmaların hiçbirisi yapılmayacak, yapılması öngörülmüyor gibi beş yıl daha uzatılması gündemde.

Yine, dâhilde işleme rejimiyle ilgili olarak Hükûmetin ortaya koyduğu, daha birkaç gün önce Sayın Başbakanın açıkladığı 64’üncü Hükûmetin 2016 Yılı Eylem Planı’nın 148’inci maddesinde diyor ki: “Dâhilde işleme rejimi gözden geçirilecektir.” Bugün, dâhilde işleme rejimini beş yıl daha uzatan bir madde önümüze geliyor. Bu, ne yaman çelişkidir; bu, ne yaman tutarsızlıktır. Bunu sizlerin takdirine bırakıyorum.

Üçüncü konu, etki analizi yok çalışmalarda. Sayın Maliye Bakanı diyor ki: “Bu, mali boyut tek boyutlu değildir, bunun faydalarına, zararlarına bakmak lazım.” Biz tam da bunu söylüyoruz. Etki analizi dediğimiz şey, işin sadece maliyeti değildir Sayın Bakan, işin faydası varsa faydalı kısımlarını yani sosyal ve iktisadi faydalarını ve sosyal ve iktisadi maliyetlerini ortaya koyan bir çalışmadır. Bunlarla ilgili etki analizi yok. Kocaman kocaman rakamlar konuşuluyor, rakamın ne olduğunu kimsenin bildiği de yok ama mesela, buna ilişkin Sayın eski Maliye Bakanımızın da verdiği rakamlar oldu. Böyledir veya değildir. Böyle değilse, 20 milyar değilse bunun boyutu ne olduğunun bize söylenmesi lazım. Böyle bir çalışma yok, hiçbir mali boyut yok. Neyi oyladığımızı bilmeden, ne kadar bir yük ortaya çıktığını bilmeden bir oylama yapılacak birazdan burada.

Efendim, bir de tabii Parlamento olarak da siz milletvekillerinin de neye oy verdiğinizi, neye imza attığınızı bilme hakkınızın olduğunu size ben hatırlatmak istiyorum.

Şimdi, ilgili kuruşların görüşü alınmadan gelmiş bir tasarı var. Tabii, Hükûmetin takdiridir, hiç kimsenin görüşünü de almayabilir ama bu kurumların görüşü alınmadan bu tasarı buraya geldiğinde daha sonra uygulamada problemler çıkartıyor ve bir şeyin mükemmelleşmeden buraya gelmesi de aslında hem Parlamento açısından bir saygısızlık oluşturuyor hem de Hükûmetin kendi içerisinde çelişki oluşturuyor.

Şu anda Sayın Kalkınma Bakanımız bakıyor, burada kendisi. Kalkınma Bakanının, elbette ki Hükûmet tasarısı olduğu için bunda imzası var.

Ama Sayın Bakan, Kalkınma Bakanlığının bununla ilişkili hiçbir bilgisi yok. Hazine Müsteşarlığının bu konuda hiçbir bilgisi yok. Oysa Kalkınma Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının bugün görüştüğümüz konularla ilgili çok derin çalışmaları var. Niye bu bakanlıklara teknik olarak bunlar sorulmuyor, bunların görüşü alınıp da buraya getirilmiyor? Hükûmet onların görüşünü alır, olumlu veya olumsuz ne yapacaksa yapar ama bu görüşlerin alınması lazım ve bu görüşler konusunda da en azından Komisyonda oradaki milletvekillerinin bilgilendirilmesi gerekir. Böyle bir bilgilendirme yapılması hassasiyeti de maalesef gösterilmiyor.

Şimdi, yani, böyle usul açısından bir sürü problemi olan bir tasarıyı burada görüşüyoruz.

Şimdi, içerik açısından baktığımızda, vergi tasarısı dedik. Türkiye'deki vergi sistemine çok kısaca ben bir göz atmak istiyorum: Bizim vergilerimiz önemli ölçüde tüketim ve işlem üzerinden alınan vergilerden oluşuyor. Yani doğrudan vergiler, gelir üzerinden, yani gelir ve kurumlar vergisi adı altında aldığımız vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı son yıl datası itibarıyla yüzde 28-29 civarında, bunun da değişik tanımları var ama ben en yalın tanımıyla yapıyorum. Dolayısıyla dolaylı vergilerin oranı yüksek ve işin daha kötüsü bu oran gitgide yükseliyor. Örneğin, AKP hükûmetleri döneminde bu oran 5 puan yükselmiş; 2002 yılında 66,3’ken vasıtalı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı, 2014 yılına gelindiğinde yüzde 71,2’ye çıkmış, adaletsizlik artmış. Genel olarak vasıtalı vergilerin payının yüksek olması adaletsizliğin artması anlamına gelir. Bugün özellikle şu anda üzerinde konuştuğumuz bu 2’nci maddenin de bu şekilde devam ettirilmesi bu adaletsizliğin de giderek artacağı anlamına geliyor.

Şimdi, vergi yükü nasıl gelişmiş diye baktığımızda, aslında, doğrudan vergilerde, yani gelir ve kurumlar vergisi toplamında son on iki, on üç yıl içerisinde millî gelire oran olarak hiçbir gelişme olmamış, hatta 5,7’den 5,6’ya düşmüş. Bütün vergi artışı bu dolaylı vergiler üzerinden. Yani zengin, fakir herkesten aynı nispette alınan bu vergiler üzerinden bir vergi yükü artışı olmuş, burada oran 11,3’ten 13,8’e çıkmış, 2,5 puan burada bir artış var, bu genel olarak adaletsizliktir. Bunun adaletsiz olmasının ötesinde, gelir dağılımını bozmasının yanı sıra aslında bir de ciddi ölçüde dolaylı vergilere bir bağımlılık yaratıyor.

Şimdi, Türkiye olarak şunu diyoruz, Hükûmet de bunu söylüyor, muhalefet partileri de söylüyor: “Türkiye'de yurt içi tasarruflar düşük, yurt içi tasarruflar artırılmalıdır, büyüme için bu bir zarurettir.” “Yurt içi tasarrufu arttıracağım.” diyorsunuz fakat sizin gelirlerinizin önemli bir kısmı, yüzde 71’i tüketim üzerinden geliyor, bu tüketimi nasıl kısacaksınız? Tasarrufu artırmanın anlamı tüketimi kısmaktır. Dolayısıyla, biz burada diyoruz ki: Türkiye artık eskiden olduğundan daha fazla sermaye kazançlarını vergilendirmek durumundadır. Bugün üzerinde konuştuğumuz hususlar bu, “sermaye kazancı” dediğimiz. İşte, tahvil, hazine bonosu faizleri, bunların alım satımından doğan kârlar, şunlar, bunlar; bunlar sermaye kazançlarıdır, bunları Türkiye daha fazla vergilendirmek durumundadır. Bu yapılmıyor. O yüzden, biz bu maddeye karşıyız.

Şimdi, 2006 yılında -ben o zaman bir teknisyendim- Türkiye şunu tartıştı: Bu faizlerin vergilendirilmesi hususu eskiden beri stopajla geliyor. Acaba biz bunlarda beyan usulüne geçebilir miyiz? Yani böyle “Stopajdan nihai vergilendirmenin beyan olduğu bir sisteme geçilebilir mi?” diye ciddi ciddi Türkiye bunu tartıştı. Yani AKP hükûmetlerinin bakanları ve bürokratlarıyla birlikte tartışıldı. Hatta görüşler neredeyse “Beyan usulüne artık geçsin Türkiye.” şeklinde bir noktadaydı. Hep “2006, 2007’den sonra işler bozuldu.” derken söylediğim şeylerden bir tanesi de bu.

Bakın, 2006 yılında Türkiye bunu tartıştı, bugün, 2015 yılında hiçbir kurumla görüşmeden, Hükûmet içinde bile tartışılmadan doğrudan bunların beş yıl daha uzatılması ve stopaj sisteminin beş yıl daha uzatılması öngörülüyor. Hani bizim ekonomimizin temelleri güçlüydü? Hani biz çok işler yapmıştık da bu ekonominin temellerini güçlendirmiştik? Niye bugün Maliye Bakanımız açıkça söyledi, AKP milletvekili arkadaşımız da söyledi “Türkiye’nin sermayeye ihtiyacı var, Türkiye eğer buna, nihai vergilendirmesinde beyan usulüne geçerse, bir sistem değişikliği yaparsa bu ciddi ölçüde Türkiye’den bir sermaye kaçışı anlamına gelir. O yüzden, biz bunu yapamayız.” diye? Bu, başarısızlığın bir itirafıdır arkadaşlar, yani buraya dikkat etmemiz gerekiyor. Ha, ben demiyorum ki bugünden yarına hemen geçilsin. Yani hiç olmazsa “Şunları bir yıl uzatalım.” dersiniz, bunları bir yıl öncesinden tartışmamız lazımdı, beyan usulüne geçmeyi. Tabii, bugün kapıya geldi, “Şimdi hiçbir şirketin altyapısı, bankacılık sisteminin altyapısı buna uygun değil, geçmeyelim.” oldu, “Zaruret oldu geçmeyelim. Ne yapalım? Beş yıl daha uzatalım.” Böyle bir anlayış kabul edilebilir bir anlayış değildir. Bunu Türkiye hak etmiyor arkadaşlar.

Şimdi, bu anlamda baktığımızda, işte hep reform, sözde reform yani reformun lafı çok, kendisi yok. Az önce ifade ettim, iki buçuk yıldır aynı şeyleri değişik versiyonlarla kamuoyuna sunup duruyoruz, daha yapılan hiçbir tane bir şey yok; işte, ilki, bugün bir tane makine tesisata ilişkin maddeyi geçirdik, onun dışında yapılan hiçbir reform yok. Alın size reform imkânı, geçirin beyan sistemine. Yani nasıl fakir fukaradan vergiyi söke söke alıyorsanız -kusura bakmayın- büyük sermaye kesimlerinden de birtakım vergileri alalım. Sadece bunu böyle hamaset olsun filan diye konuşuyor değilim, gelir dağılımı boyutu önemlidir, ama Türkiye'nin makroekonomik ihtiyaçları bunu gerektiriyor arkadaşlar. Türkiye tüketim üzerinden, tüketim vergilerine bağımlılığını azaltmalıdır, yoksa biz hiçbir şekilde tasarrufları artıramayız, tasarrufları artıramadığımız sürece de bu ekonomiyi büyütemeyiz, bunu bir zaruret olarak görüyorum.

İstisna ve muafiyetlerin indirim oranlarının azaltılması da yine olması gereken bir şey, fakat o da yok, burada mevcut istisna ve muafiyetlerin indirim oranlarının önümüzdeki beş yıl için uzatılması öngörülüyor.

Biz bu nedenlerle bu maddeye karşı olumsuz oy kullanacağımızı ifade ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Madde üzerine, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan ve değerli arkadaşlar; madde üzerine partimizin genel görüşünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kapitalizm ve kapitalist modernite, her şeyiyle çürümüş, işçinin emeği ve canı üzerine inşa edilmiş, rekabetin, tahakkümün ve sömürünün esas olduğu bir sistemdir.

Kapitalizmin maksimum kâr ve minimum maliyeti esas alan ideolojisi, AKP dönemi neoliberal politikalarla birlikte daha da vahşileşmiş, ezilen ve yoksul kesimler başta olmak üzere emekçi sınıflar daha da yoksullaşmış, zengin ile yoksul arasındaki uçurum daha da derinleşmiştir. AKP hükûmetleri döneminde kişi başına düşen gayrisafi millî hasılanın 2002 öncesi hükûmetlere göre belirli bir artış gösterdiği görülse de bu esasen anlamlı bir veri ve bir gerçekliği ifade etmemektedir. Zira kişi başına düşen millî gelirin artmış olması toplam gelirin dağıtımında adalet olduğu, servetin ve gelirin artmasından yani üretilen toplam değerden yoksul ve emekçilerin eşit oranda faydalandığı anlamına gelmemektedir. Türkiye gelir ve servet dağılımında dünyanın en adaletsiz dağılımına sahip ülkeler arasında başı çekmektedir. Zira Türkiye’nin en zengin tabakası, Türkiye’nin en zengin yüzde 1’lik kesimi ülkenin toplam servetinin yüzde 54,3’ünü elinde bulundurmaktadır. Dünyada bu boyutta servet eşitsizliğine sahip olan 1’inci ülke Rusya’dır, Türkiye 2’ncidir. Yani servet eşitsizliği noktasında, mevcut gelir bozukluğu noktasında Türkiye dünyada Rusya’dan sonra gelmektedir.

Hükûmetlerin, tabii eğer böyle bir politik duruşları varsa, gelir dağılımının düzeltilmesinde uygulayabilecekleri en etkin politika vergilendirme aracıdır. Bu progresif yani zenginden daha fazla vergi alma politikasını esas almaları gerekiyor. Dolayısıyla servetin vergilendirmeye tabi tutulması gerekiyor. Yani zenginlerin kullandıkları mallardaki KDV oranlarının yüksek tutulması gibi araçlarla eşitsizliklerin azaltılması mümkün olabilmektedir. Öte yandan, AKP’nin böyle bir motivasyonunun olmadığı da açıktır. Zira AKP, 64’üncü Hükûmet Programı’nda “Verginin tabana yayılması gibi gelir artırıcı çalışmalarla oluşturulabilecek mali alan ile yeni politikaların uygulanmasına imkân sağlayacağız.” ibaresine yer vermiştir. Burada ifade edilmek istenen esasen emekçi ve yoksul halklar üzerindeki vergi cehennemini artırmaktır. Biz daha önce de bu yasayla ilgili muhalefet şerhinde kendi düşüncemizi ifade etmiştik. Biz verginin tabana yayılmasını değil tavana yayılmasını istiyoruz. Daha fazla kazanandan, daha fazla zengin olan, varsıl olan kesimlerden daha fazla vergi alınmasına dair partimizin genel görüşünü daha önce ifade etmiştik.

Vergi programına gelince; AKP, emekçilerden ödemelerini beklediği daha düşük reel ücret ve esnek çalışma bedellerinin yanında hem büyük firmalara hem de KOBİ’lere vergi avantajları sunmaktadır. Bu da kamu harcamaları için gereken vergi gelirlerinin yükünün emekçilere yükleneceği anlamına gelmektedir. Zaten AKP bu hedefi de bu bağlamda vergi tabanını genişletmektir diye ortaya koymuştur. Öte yandan, AKP Hükûmeti sermayeye daha fazla alan açmak istediği için kamu harcamaları artırmayacağını da açık bir şekilde ifade etmektedir. Kısacası, AKP, tahakkümcü, neoliberal politikalara tam gaz devam edeceğinin sinyallerini gerek Hükûmet programında gerek de yasama faaliyetlerinde açıkça göstermektedir. Bir kapitalist için harikulade nitelikteki AKP dönemi neoliberal politikaları emekçi halklar için bir ölüm fermanı demektir.

Türkiye, Avrupa içinde büyük, orta ve küçük işletmelerin kâr oranlarının en yüksek, reel ücretlerin en düşük olduğu ülkelerden biridir. Ama verimsiz bulunan işletmeleri verimli hâle getirmek için bu tablo daha da zorlanmaktadır. Yoksulları ve emekçileri düşünmekten ziyade, adaletsizliği daha fazla derinleştirerek yaygınlaştırmaktadır.

AKP rejiminin fıtratındaki adaletsizlik vergi sisteminde de gözlenmektedir. Bir kere, Türkiye’de vergilerin yüzde 70’ini dolaylı vergiler oluşturmaktadır. Gıda maddelerinden bile yüzde 8 oranında kesilen KDV’ler, akaryakıttan telefona, telefondan beyaz eşyaya alınan özel tüketim vergileri ve bu toplama eklenen harçlarla birlikte dolaylı vergiler yüzde 70’i bulmaktadır. Bu vergi, mal ve hizmet tüketirken alınmaktadır. Nüfusun ağırlığını oluşturan yoksul ve emekçi sınıflar gelirlerinin tamamını tükettikleri için bütün gelirleri vergilenmektedir. Öte yandan, buna karşılık, nüfusun yüzde 20’lik varlıklı kesimi gelirin yarısına tek başına el koymaktadır. Zenginlerin sahip oldukları gelirin hepsi onlar tarafından tüketilmediği için tüketilmeyen kısmı da dolaylı vergilerden muaf kalmakta, adaletsizlik buradan başlamaktadır.

Verginin dolaylı kısmından arta kalan yüzde 30’unu oluşturan kısmı için de adaletsizlikler söz konusudur. Zira, koca koca bankalar ve şirketler vergi havuzuna sadece yüzde 9 kurumlar vergisi katkısı yapmaktadır. Verginin yüzde 21 kadarı da gelir vergisinden oluşmakta, onda da yük yine ücretli sınıfın sırtına binmektedir.

AKP, banka ve şirketlerin kurumlar vergisi yükünü yüzde 9'da tutarak vergi yüklerini hafifletirken tek tek kâr, faiz, rant geliri sahiplerinin gelir vergisi olarak ödedikleri de işçilerin ödediklerinin yanında bir hiçtir. Örneğin, gelir vergisinin yüzde 60'ını ücretliler öderken faizden elde edilen gelirlerin yüzde 10 vergi yükü altına alınmıştır. İş yeri kirası elde edenler yüzde 7 vergi yükü üstlenmiştir. AKP'nin ekonomi politikalarında ana dinamiği oluşturduğu ifade eden inşaat sektöründeki müteahhitler gelir vergisi havuzuna yalnızca yüzde 4 katkı yapmıştır.

Böylece, zaten çoğu düşük ücrete talim eden 16,3 milyon ücretli ve 10 milyonun çoğu düşük maaşlı emekli -aileleriyle birlikte- insafsız vergi yükü altında ezilirken, gelir dağılımından yüzde 50 pay alan nüfusun yüzde 20'lik zengin kesimine kol kanat gerilmiştir

Gelir ve servet adaletsizliği şu an Türkiye'nin en önemli görünmez kılınan gündemlerinin başında gelmektedir. Partimiz vergideki bu yapısal adaletsizliğe karşıdır. Merkezinde, ücretli emekçilerin daha fazla ezildiği bir vergi sistemi mevcut yapısal bozuklukları daha da derinleştirecektir. Büyük gelir ve servet sahiplerinden alınacak vergilerin merkeze alınıp artırılacağı yeni bir vergi sistemi oluşturulmalıdır. Mevcut yasa tasarısı, bırakın yukarıda bahsettiğimiz yapısal sorunlara çözüm getirmeyi, tasarıdaki çoğu maddede gördüğümüz üzere geçici maddelerin uzatılmasını içermektedir. Bu durum, sağlıklı bir yasama faaliyetinin dahi yürütülemediği anlamına gelmektedir. Hükûmet, vergi sistemiyle ilgili olarak geçici maddelerin süresini uzatmak yerine, acil bir biçimde gelir ve servet eşitsizliğinin önüne geçecek tedbirleri içeren, vergi sisteminde yapısal reformları içeren bir irade göstermelidir. Sermayeye ve kapitalist sınıflara bu kadar bağlı ve bağımlı olan bir Hükûmetin emekçiden, yoksuldan ve ezilenden yana bir vergi sistemi için çalışması pek de olası değildir.

Değerli arkadaşlar, dün ben de konuşmamda ifade ettim, birçok arkadaş da konuşmasında ifade etti. Aylara varan sokağa çıkma yasağı terörü ne yazık ki bölgemizde hâlen devam etmektedir. Bu çerçevede de Diyarbakır Sur’da yirmi iki gündür devam eden sokağa çıkma yasağından kaynaklı olarak tüm Diyarbakır halkı bu akşam sokağa çıkmış durumdadır. Bu sokağa çıkma ablukasının ve terörünün bir an önce sonlandırılması gerekiyor. İnsanlarımız yaşamını yitiriyor. Buna karşı Meclisin sessiz kalmaması gerekiyor, Meclisin bir rol üstlenmesi gerekiyor. Şu anda, şu saatte Diyarbakır’ın Sur ilçesinde tanklar, toplar büyük silahlarla evlere, insanlara ateş açılmaktadır. Meclisimizin de bu konuda gereken duyarlılığı, gereken sorumluluğu güvenlikçi politikaları bir an önce terk ederek yerine getirmesi gerekiyor. Yarın, öbür gün bu Diyarbakır’daki ateş tüm bölgeye yayılabilecek ve bunun potansiyeli oldukça yüksek bir şekilde de önümüzde bir tehdit olarak durmaktadır. Bunun için de tüm arkadaşların, özellikle Meclisin bir rol ve sorumluluk alması gerektiğini de belirtiyoruz. Zaman geçmeden… Bakın burada oturarak birtakım ezber cümlelerle, ezber yaklaşımlarla sorunu çözmemiz mümkün değildir. Bu ateş hepimizi yakacaktır. Yarın çok geç olabilir. Onun için bu konuda tüm arkadaşlarımızın, özellikle iktidar partisinin bu sokağa çıkma yasaklarının bir an önce ortadan kaldırılması için gereken sorumluluğu ve duyarlılığı acilen yerine getirmesi gerekiyor. Keza Silopi, Cizre, Nusaybin de aynı durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYHAN (Devamla) - Yani, birbirimize laf yetiştirerek, birbirimizi birtakım böyle suçlamalarla kriminalize ederek, birbirimizi yaftalayarak bu sorunun üstesinden gelemeyiz.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – PKK’lı arkadaşlarınıza söyleyin, terörü bıraksınlar. Terörü bıraksınlar, söyleyin arkadaşlarınıza.

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Yani, bu sorun terörü bıraksın, bırakmasın sorunu olmaktan ziyade…

BAŞKAN – Sayın Ayhan, söz süreniz bitmiştir.

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Peki, toparlıyorum efendim.

Bakın, büyük bir yara var, büyük bir acı var. Herkesin bu konuda büyük bir sorumluluk göstermesi gerekiyor; halkımızın da bizden beklentisi budur. Lütfen bu konuya gereken duyarlılığı gösterelim hep beraber.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Sayın milletvekilleri, şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu’ndadır.

Sayın Kuşoğlu’nun aynı zamanda şahsı adına da söz talebi bulunmaktadır. Bu iki söz talebi birleştirilerek kullandırılacaktır. Konuşma süresi on beş dakikadır.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sıra sayısı 11 olan Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde hem şahsım hem de grubum adına söz aldım.

Sayın Başkan, bu vesileyle size de başarılar diliyorum, sizi kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşuyoruz gecenin bu saatinde ama konuştuklarımızın çok fazla bir önemi yok yani bir Parlamento olarak siyaset üretmiyoruz. Yapmamız gereken halkın, kamuoyunun nabzını tutmak, burada onlarla ilgili çözümler bulmak, çözüm üretmek; bunlarla ilgili hiçbir şey yapmıyoruz. Geçen hafta görüşmeler yaparken bir değerli milletvekili çıktı, muhalefeti eleştirdi, “Muhalefet muhalefetliğini yapmıyor.” dedi, suçu bize buldu ama bakın, Allah aşkına, şimdi şu kanun tasarısını görüşüyoruz, geçen hafta geçici bütçeyi görüştük. Kalktık dedik ki geçici bütçeyi getirdiniz, sizin yaptığınız kamu mali reformuna uygun değil, kanuna uygun değil, hukuka uygun değil, yasal dayanaktan yoksun bir bütçe getirdiniz; hiç kimse cevap vermedi, bunu buradan geçirdik. Yani, şu anda geçirdiğimiz bütçe yasal dayanaktan yoksun bir bütçe. Geçici bütçe böyle.

Şimdi, bugünkü kanun tasarısıyla ilgili olarak da şunu söyleyeyim: Yine sizin yaptığınız, iktidarın yaptığı, mevzuata göre, Başbakanlık genelgesine göre ve 5018 sayılı Kanun’un 14’üncü ve 18’inci maddelerine göre etki analizi yapılması lazım. Bir kanun getiriyorsunuz; bu, paraya müteallikse, bütçeye bir yük getiriyorsa veya yük azaltıyorsa bunun ne kadar etkide bulunduğunun kanuna göre, çıkardığımız kanuna göre, sizin özellikle yaptığınız kanuna göre tasarıyla beraber etki analizinin ortaya konması lazım. Bu kanuni bir yükümlülük, yapılmıyor bu. Bunu da böyle kabul ediyoruz ve böyle geçiriyoruz. Doğru mu peki bunlar? Bu aynı zamanda bir torba kanun. Sayın Başbakanın sözü var geçen yıl, “Bir daha torba kanun getirmeyeceğiz Meclise.” dedi, tekrar torba kanun getiriyoruz; bu ayrı bir garabet.

Bir diğer konu: Mesela, şu kanun tasarısının 6’ncı maddesine bakın, sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortasıyla ilgili. 5510 sayılı bu Kanun yine sizin döneminizde çıktı, iktidarın döneminde çıktı, 2006’da çıktı, 2008’den beri yürürlükte, yedi yıldır yürürlükte. Kaçıncı maddesini düzenliyoruz geçici? Geçici 67’nci maddesini düzenliyoruz 5510’un. Ya, yedi yıldır, sekiz yıldır yürürlükte olan bir kanunun geçici 67’nci maddesini düzenliyoruz, zaten 100 maddelik bir kanun bu. Böyle bir garabet olur mu? Böyle bir hukuk olur mu? Böyle bir anlayış olur mu? Buna muhalefet ne yapsın? Bunlar hepimizin sorumluluğunda, hepimizin düzeltmesi gereken konular. Hepimizin, hep beraber bunda sorumluluğu var ama özellikle iktidarın, Hükûmetin çok daha fazla sorumluluğu var.

Biraz sonra buna da ilave maddeler getirilecek, bu saatte yeni maddeler getirilecek, bunlar teklif olarak getirilecek, bunların hepsi Hükümetle ilgili, Hükûmetin tasarruflarıyla ilgili. Normalde, ilgili kamu kuruluşlarının hepsinden görüş alınarak getirilmesi gerekiyor, bunları hep beraber, Komisyonda ilgili kamu kuruluşlarının görüşleriyle beraber düzgün bir şekilde Genel Kurula aktarmamız gerekiyor bizim Plan ve Bütçe Komisyonu olarak. Bunlar yapılmadı ama, yapılmadan buraya geldi. Şimdi, çok değerli hukukçular var burada. Bakın, şunları sıraladım, hepsi hukuksuz. Sayın Kubat, bir hukukçu olarak, Bülent Bey, bir hukukçu olarak, bunlar doğru mu Allah aşkına? Bunları savunmak mümkün değil. Sayın Bakan da savunamıyor zaten.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Savunuyoruz canım.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Etki analizi olmayan konuları, geçici bütçeyi, bunun bir torba kanun olduğunu, bunun işte, 5510’da, sekiz sene içerisinde 100 maddelik bir kanunda 67 tane geçici madde olduğunu… Ya, nasıl bir uygulama yapıyoruz, nasıl bir hukuk bu? Yani demek ki bir hukuk mantığımız, hukuk nosyonumuz yok ve bu olmayınca, hukuk nosyonu yoksa, hukuk mantığı yoksa, hukukun üstünlüğü kavramı yoksa, anlayışı yoksa gerisi zaten olmaz, gerisinin başarılı olması mümkün değil.

Şimdi, bu maddeyle ilgili olarak da… Anlatıldı, vergiyle ilgili bir madde. Bir vergiyi kaldırıyoruz, almamız gereken bir vergiyi almıyoruz, on yıl almadık, bir beş yıl daha almayalım diyoruz. Bunun tabii ki vergiyle ilgili bir yönü var, bunun ekonomiyle ilgili bir yönü var, artı, alternatifi, vazgeçtiğimiz bir meblağ var, bir de uluslararası finans piyasalarıyla, uluslararası sistemle ilgili bir yönü var. Bunları birlikte değerlendirelim.

Şimdi, vergiyle ilgili yönü: Bir devlet varsa, devlet egemenliği varsa devlet egemenliğinin simgeleştiği yer ve gerçekleştiği yer vergidir. Bir devlet varsa vergi olacaktır, vergi almasını bir devlet bilecektir, bilmesi gerekir ama maalesef bu yok. Vergi çağdaş devlet anlayışının, çağdaş devletin en güçlü olması gereken alandır.

Sayın Turhan iktidar partisi adına konuştu, iki örnek verdi, dedi ki: Burada da vergi kaybı yoktur, elmasla -geçen yıl öyle bir kanun çıkarmıştık hakikaten- ilgili olarak da kayıp yoktur çünkü biz vergi alamıyorduk. Ya, vergi alamıyorduk, onun için vergiden vazgeçelim demenin mantığı var mıdır? Vergi alamıyorduk, onun için vergi almayalım, vergi kaybı yoktur. Yani biz devlet olarak gereğini yapamıyoruz, devlet olarak beceremiyoruz vergi almayı, devlet olamıyoruz, devlet egemenliğini kullanamıyoruz onun için vergi almayalım, dolayısıyla kayıp da yoktur. Böyle bir mantık olabilir mi? Nasıl bir mantıktır, nasıl bir anlayıştır bu? Böyle bir hukuk anlayışı olabilir mi? Zaten, elmas üzerinden alınan vergiler sıfırmış, onun için orada bir kayıp söz konusu değilmiş, kaldırabilirmişiz. Olur mu böyle bir anlayış ya, olur mu böyle bir anlayış?

Değerli arkadaşlar, Türk vergi sistemi geriye gidiyor, maalesef geriye gidiyor, Maliye Bakanlığı da geriye gidiyor. Özellikle 2011’de çıkardığımız 34 kanun hükmünde kararname var, yanlış hatırlamıyorsam 34’tü. O kanun hükmünde kararnamelerle Maliye Bakanlığındaki kariyer sistemi, denetim sistemi kaldırıldı ve artık doğru dürüst de vergi denetimi yok. Biliyorsunuz, vergi denetimleri de artık tamamen siyasallaştı. Böyle olunca da siyasallaşan bir vergi sistemiyle, denetimiyle başarılı olunması da mümkün değil ve Gelir İdaresinin de tabii ki, 2011’deki kanun hükmündeki kararnamelerle bağımsızlığı yok edildi.

Şimdi, bu dolaylı dolaysız vergiler ayrımını herkes biliyor, ona girmiyorum ama şu vergi mükellefiyle ilgili -madem vergi sistemini konuşuyoruz- ben her dönem söylerim. Şu rakamları tekrar söylemek istiyorum. Geçen dönem Sayın Maliye Bakanı Şimşek hep buna itiraz ederdi ama ben de ısrar ediyorum. Şu sayıları size okuyayım: 2005’in Ocağında 1 milyon 783 bin gelir vergisi faal mükellef sayısı var, 2015’in Kasım ayında 1 milyon 829 bin. Yani çok az bir artış var. Türkiye'de, bakın, bu faal mükellef sayısı 1 milyon 829 bin şu anda. Türkiye'de yurt dışı seçmeni saymazsak 54 milyon seçmen var. 54 milyon 18 yaşın üzerinde seçmen var, vatandaş var. 1 milyon 829 bin gelir vergisi faal mükellef var. Olur mu böyle bir şey? 27 milyon toplam istihdam var Türkiye'de. 27 milyon çalışan var, toplam istihdam. 1 milyon 829 bin… Stopaj vergisi faal mükellef sayısı da 2 milyon 177 binden, 2 milyon 547 bine çıkmış 2005 Ocağından 2015 Kasımına kadar, çok az bir artış var. 2 milyon 177 binden 2 milyon 547 bine, yine burada biraz daha fazla artış var çünkü stopaja tabi bunlar.

Yine, gayri menkul sermaye iradı elde edenlerle ilgili olarak 571 binden, bakın, 1 milyon 673 bine çıkmış. Bir anlamlı artış var ama bunlar kira geliri olanlar gayri menkul sermaye iradı elde edenler. Bunlarda bir anlamlı artış var ama gelir vergisi gibi, kurumlar vergisi gibi, katma değer vergisi gibi asıl vergi alanlarında bir artış, mükellef sayısından bir artış yok. Yani, Maliye Bakanlığı etkin bir vergi sistemi oluşturamamış, vergiyi tabana yayamamış vaziyette demektir bu. Maliye Bakanlığı doğru çalışamıyor, vergi almasını beceremiyor, devlet etkinlik gösteremiyor, devlet egemenliğini konuşturamıyor demektir, devlet iyi çalışmıyor demektir, bütün bunların anlamı bu.

Kurumlar vergisi faal mükellef sayısı da 2015 ile 2005’in Ocağında 632 binmiş 696 bine çıkmış şu anda kasımda, 696 bin. İlk 100 mükellef, ilk 100 kurumlar vergisi mükellefi, büyük mükellef, zaten aşağı yukarı yüzde 20’sini, 30’unu ödüyor. İlk 1.000 mükellef de yüzde 80’ini ödüyor kurumlar vergisinin, anormal bir sistem.

Katma değer vergisi faal mükellef sayısı da on yılda 2 milyon 242 binden 2 milyon 442 bine çıkmış, 200 binlik bir artış var; 200 bin, on sene içerisinde, katma değer vergisi mükellef sayısı.

Bir de vaktimiz olsaydı ben bunları Sosyal Güvenlik Kurumunun iş yeri sayılarıyla karşılaştırsam yine çok anormal rakamlar çıkıyor. Devletin iş yerleriyle ilgili hiçbir şekilde bir ortak tabana sahip olmadığını, ortak veri tabanı olmadığını, iş yerlerini tanımadığını, vatandaşını tanımadığını, şirketlerini tanımadığını gösteriyor tamamen.

Evet, değerli arkadaşlarım, şimdi, Sayın Bakan Temizel konuşması sırasında, bizim vazgeçtiğimiz, yani bu akşamın esas konusu olan, vazgeçilen vergi, şu “Beş yıl daha almayalım.” dediğimiz vergi var ya, yılda 20-25 milyar lira, yılda 20-25 milyar lira bir vergiyi almıyoruz diyoruz. Kimden almıyoruz? “Faizciden, faiz lobisinden almıyoruz.” diyoruz. Bunu herkesin iyi bilmesi lazım, iyi anlaması lazım. Faiz lobisinden 20-25 milyar lira yıllık, yani beş yıl olursa 125-150 milyar lira bir vergi almayacağız demektir, bundan vazgeçiyoruz. Bu içimize siniyor mu, bu vicdanımıza siniyor mu? Sayın Cumhurbaşkanı her fırsatta bu faiz lobisini söyler, dile getirir, işte Türkiye’deki darbelerin destekçisi, Gezi olaylarının destekçisi olarak gösterir. Şimdi, bunu nasıl götüreceğiz, saraya göndereceğiz, imzalatacağız, onaylatacağız? Yani, bir de bu tarafı var. “Faiz lobisi” diyoruz, faizcinin 20-25 milyar liralık vergisinden vazgeçiyoruz en azından. Sayın Maliye Bakanı bunun ne kadar olduğunu anlatamadı, açıklayamadı, iktidara mensup arkadaşlarımız da açıklayamadı ama bizim ayrıntılı çalışmamız en az bunun olduğunu gösteriyor ki Türkiye'de sermaye kazançları zaten düşük vergileniyor, zaten sadece vergilenenler de stopajla yetiniliyor. Sayın Turhan diyor ki: “Vergileme yok değil, var.” Ne var? Yüzde 10 vergileme var, stopaj var, o kadar, onunla yetiniliyor; o da menkul sermaye iratlarında, mevduat faizlerinde vesaire, diğerlerinde o da yok. Ama, ücret geliri elde ediyorsanız, kazanıyorsanız, emek geliriniz varsa o yüzde 35’lere kadar vergileniyor, onda hiçbir sınır yok.

Değerli arkadaşlarım, tabii ki -değerli arkadaşlarım da açıkladı- bu vergiden vazgeçersiniz, almazsınız, Türkiye'ye daha rahat sermaye gelsin istersiniz ama o gelen parayı yatırıma yönlendirirseniz bir anlamı olur; gelen parayı tüketime yönlendirirseniz, inşaata yönlendirirseniz, inşaatçılık yaparsanız -şu Konya-Eskişehir aksı var, orada bir yığın camlı bina var, yüksek gökdelenler var, onların hepsi o borçlanmalarla yapıldı- inşaata harcarsanız o paraları, ondan sonra Türkiye'deki gibi yapısal reformlara muhtaç olup tekrar çok daha fazla paraya, sermayeye, sıcak paraya muhtaç olursunuz. Ondan sonra da tekrar İsrail anlaşması yapmak zorunda kalırsınız, Başika’dan askeri çekmek zorunda kalırsınız. Bunların hepsi bu güçle bağlantılı, bu sermaye meselesiyle bağlantılı olan konular, siyasetimizi, dış politikalarımızı çok çok etkileyen konular. Bunları yapamadığımız için, gelen parayı, alabildiğimiz borçlanmayı yatırıma dönüştüremediğimiz için biz bu haldeyiz, bu kadar sıkıntı içerisindeyiz. Bunları düzeltmemiz lazım. İşte, o Maliye Bakanlığından, vergi anlayışımızdan, faiz lobisinden, bunlara devletin egemenliğini gösteremememizden, gelen parayı yatırıma dönüştüremememizden kaynaklanıyor bütün bu sıkıntılarımız. Bunları görmemiz, anlamamız şart.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Şahsı adına Eskişehir Milletvekili Sayın Emine Nur Günay.

Buyurunuz Sayın Günay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EMİNE NUR GÜNAY (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi için söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesinin on dokuzuncu fıkrası kapsamında menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen kâr paylarının vergilendirilmesindeki uygulamanın 2020 sonuna kadar uzatılmasını kapsamaktadır.

Ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği, ekonomiye kaynak sağlayan finansal piyasaların büyümesi ve derinleşmesini gerektirmektedir. Sermaye piyasaları, ekonomide faaliyet gösteren tüm yerli ve yabancı tasarruf sahiplerini, bireysel ve kurumsal yatırımcıları, sahip oldukları risk-getiri profillerine uygun alternatifler arasından seçim yapmaya yöneltmekte; böylece ekonomideki kaynakların büyük ölçekli yatırım projelerine kanalize edilmesini ve verimli alanlarda kullanılabilmesini sağlamaktadır. Bu kapsamda sermaye piyasasının Türkiye ekonomisine olan etki ve katkıları, kaynak ve ekonomik katma değer yaratma, istihdamı arttırma, kayıt dışılığı önleme, şeffaflığı ve etkin risk yönetim teknikleri sunma gibi imkânları ile istikrarlı büyümenin önemli unsurlarından biridir.

Ayrıca, güçlü bir sermaye piyasası, İstanbul’un bir finans merkezi olması açısından da önemlidir. Önümüzdeki dönemde tasarrufların arttırılması için sermaye piyasası önemli bir rol üstlenecektir. Tasarrufun artırılmasına yönelik süreçte bu politikaları geçici olarak görüyoruz. Esas hedefimiz, Türkiye'nin kendi kaynaklarıyla dış dünyayla rekabet edebilmesidir.

Bu nedenle, 25 başlıklı öncelikli dönüşüm programımızda da belirttiğimiz gibi, yüksek teknolojiye dayalı ve katma değeri yüksek ürünlerin üretimi ve ihracına ağırlık verilecek, her alanda verimlilik artırılacak, yurt içi tasarruf özendirilecek ve artırılacaktır. Bu hedefler eylem planları çerçevesinde yol haritasıyla birlikte sunulmuştur.

Evet, herkesin talep ettiği yapısal reformlardan söz edelim biraz. Öncelikli dönüşüm programı kapsamında Kamu Gelirlerinin Kalitesinin Artırılmasına yönelik Eylem Planı bulunmaktadır. Program kapsamında kamu mali sisteminin ihtiyaç duyduğu gelirlerin sağlıklı ve sürekli kaynaklara dayandırılmasının yanında gelirlerin etkili ve ekonomik bir şekilde toplanması, vergide adaletin sağlanması, gelir dağılımının iyileştirilmesi, tasarrufların artırılmasına katkı sağlanması, kayıt dışılıkla mücadele ve yerel yönetimlerin mali yönden merkezî yönetime bağımlılığının azaltılması amaçlanmaktadır.

İkinci olarak: Sosyal refahın artırılması ve adaletli paylaşımın sağlanmasında, istikrarlı büyüme sürecinin oluşmasında sağlıklı işleyen bir kamu mali yapısının önemi büyüktür. Bu nedenle, kamu kaynaklarının etkin kullanımına yönelik Kamu Harcamalarının Rasyonelleştirilmesi Programı Eylem Planı reform programımızın kapsamındadır.

Türkiye’de tasarrufları artırmak ve emeklilik döneminde destek olması yönüyle bireysel emeklilik sistemi önemli bir politikadır. 11/12/2015 tarihi itibarıyla bireysel emeklilik sisteminde bulunan katılımcı sayısı 5 milyon 953 bin 718, katılımcıların fon tutarı 41 milyar 891 milyon, devlet katkısı fon tutarı 4 milyar 798 milyon, emekli olan katılımcı sayısı 26.860 kişidir. Bu politikaya ilave olarak çeyiz hesabı ve konut hesabı uygulaması bulunmaktadır. Bu rakam ve oranların artırılması, hem Türkiye ekonomisinde tasarrufların artması hem de ileri yaşlarda bireysel refah düzeyinin artması açısından yeni meslek kuruluşları ve ticaret şirketlerinin sisteme katılması açısından da önemlidir.

Sözlerime son verirken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günay.

Değerli milletvekilleri, şimdi 2’nci madde üzerine on dakika süreyle soru-cevap işlemini yapacağız.

Sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Sarıhan…

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Söylemek ve sormak istediğim konu şudur: Elimizdeki görüştüğümüz tasarı “Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” adını taşıyor. Bu tasarı Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmış, Plan ve Bütçe Komisyonuna esas olarak ve tali komisyon olarak da Adalet Komisyonuna gönderilmiş. Ancak Adalet Komisyonuna herhangi bir şekilde gitmediği ve buradan görüş alınmadığı herhâlde açık bu elimizdeki belgelerden.

Şunu merak ediyorum: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105’inci maddesinin (a) fıkrasının değiştirilmesine ilişkin düzenleme nasıl Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından değerlendirildi? Bu, tamamen Adalet Bakanlığının görevi içine giren bir hukuk sorunu, ceza infaz hukukuyla ilgili bir sorun ve bireylerin özgürlük haklarıyla ilgili sorun. Bu şuna benziyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Pekşen? Yok.

Sayın Akın…

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; TÜRK-İŞ tarafından her ay düzenli olarak yapılan ve açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre kasım ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.391 TL, yoksulluk sınırı da 4.530 TL’dir. Şimdi getirdiğiniz yasa tasarısıyla emekli aylıklarını 100 TL artırıyorsunuz, asgari ücreti ise 1.300 TL yapacağınızı açıkladınız. Sanırım birkaç gün içinde asgari ücret de ilan edilecektir. Bütün bunları halkımıza büyük bir müjde, bir lütuf olarak sunuyorsunuz. SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin çok büyük bir bölümü ile asgari ücretliler zaten açlık sınırının altında gelir elde ediyorlar, bununla yaşamak zorundalar. Bu getirdiğiniz artış onları açlık sınırının bile üzerine çıkarmıyor. BAĞ-KUR ve SSK emeklilerinden TÜRK-İŞ tarafından açıklanan açlık sınırı olan 1.391 TL’nin altında aylık alanların sayısı nedir? Verdiğiniz bu 100 TL ile emeklilerimizin sıkıntılarının ortadan kalkacağını gerçekten düşünüyor musunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Depboylu…

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Bakan, bilimsel çalışmaların güvenilirliğine dayanarak TÜRK EĞİTİM-SEN’in hazırlamış olduğu rapora atfen az önce sorduğum soruyu tekrarlamak istiyorum, zira soruma cevap alamadım.

Millî Eğitim Bakanlığı 11 Kasım 2015 tarihinde norm güncellemelerinin tamamlanmasının ardından iller bazında öğretmen ihtiyacının toplam 91.142 olduğunu açıkladı. Yine, norm kadro güncellemesine göre, 30.765 idareciye ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor. Rakamları bir araya getirdiğimizde norm kadro açığının 121.907 öğretmenden oluştuğu anlaşılıyor. Yılbaşından itibaren 15-20 bin öğretmenin de emekliye ayrılacağı hesap edilirse öğretmen açığının 140 bine çıkacağı kuşkusuzdur. Hükûmetin 2016 Şubatında sadece 30 bin öğretmen almayı planlaması sizce gerçekçi bir yaklaşım mıdır? Eğitimin kalitesi bu şartlarda nasıl yükseltilecektir? Yine, atanmayı bekleyen 115 bin civarında öğretmen adayı varken bu kaynak neden yeterince değerlendirilmiyor?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ederim.

Yabancı ve tüzel kişilerin Türkiye’de mülk edinmeleriyle ilgili kanun… 2003 yılında 4916 sayılı Kanun’un 19’uncu maddesi, 2012 yılında ise 2644 sayılı Kanun’un 35’inci maddesiyle değişikliğe uğratılmıştır. 442 sayılı Kanun’un 87’nci maddesi ise yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca, karşılıklılık ilkesi iptal edilmiştir. Buna göre, yabancıların mülk edinmesi kolaylaştırılmıştır. Hatay’da Türk vatandaşlarının yıllardır kiralarını ödeyerek kullanımlarında olan arazileri ve köy yerleşim yerlerindeki evleriyle ilgili tapular bugüne kadar verilmemiştir.

Hatay’daki hak sahiplerinin tapuları ne zaman verilecektir? Hatay’da yabancılara ne kadar mülk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) - …satılmıştır? Ayrıca, Hatay, 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

Ayrıca, Sayın Komisyon üyesi de cevap verir isterse, size ilişkin de bir soru var çünkü.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Evet, evet.

Bu, Adalet Komisyonundan Plan ve Bütçe Komisyonuna, tali komisyon olarak, gündeme alamayacaklarına dair bir yazı gelmiştir. O yüzden Adalet Komisyonunun raporu beklenmeden gündeme alamayacakları için Plan ve Bütçe Komisyonunun gündemine alınmıştır.

Teşekkür ederim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, Sayın Akın’ın sorusuyla ilgili olarak, hem seçim beyannamemizde hem de Hükûmet programımızda 2016 Ocak ayından itibaren bin lira olan asgari ücretin 1.300 liraya artırılacağı hususunda Hükûmet olarak bir taahhüdümüz var. Şu anda Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına devam ediyor. Umarım, en yakın zamanda çalışmalar tamamlanır.

Asgari ücret düzeyine ilişkin olarak şu hususu da bilmekte fayda var: 2002 yılında net asgari ücret 184 TL idi. Şu anda, ocak ayında bu rakam 1.300 liraya çıkacak. Bu dönemde asgari ücret… Demin ifade edilmişti ki “Reel artış oranları ifade edilsin.” O zaman da söyledim ama asgari ücret son on üç yılda reel olarak yüzde 130 düzeyinde artmıştır, bunu da ifade etmemde fayda var. SSK, BAĞ-KUR emeklilerine ilişkin olarak da konuşmamda ifade etmiştim, bu dönemde yine reel olarak SSK emekli aylıkları yüzde 64; esnaf BAĞ-KUR emekli aylıkları da reel olarak yüzde 154 artış göstermiştir.

Sayın Depboylu’nun öğretmen sayılarına ilişkin olarak bir sorusu oldu. Öncelikle kusura bakmayın, geçen defa cevaplayamadım, belki dikkatimden kaçtı veya süre olarak yetiştiremedim. Norm kadro çalışması Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Bu çalışmalara göre öğretmen ihtiyacı belirlenmekte, diğer taraftan bütçe imkânları çerçevesinde de yıldan yıla norm kadro açığını azaltma noktasında da Millî Eğitim Bakanlığımızın, Hükûmetimizin çalışmaları vardır. Bakın, 2003 ila 2015 arasında 510 bin… Şöyle ifade edeyim: Şu anda öğretmen sayımız 892.314, 2002 Aralıkta bu sayı 510.496’ydı. AK PARTİ hükûmetleri döneminde mevcut 510.496 öğretmen sayısına ilaveten 381.845 öğretmen alınmıştır yani öğretmen sayısı bu dönemde yüzde 74,8 oranında artmıştır. İnşallah şubat ayında da 30 bin öğretmen ataması yapılacaktır. Önümüzdeki dönemde de inşallah ilave öğretmen ihtiyacı da karşılanmaya devam edilecektir.

Sayın Ahrazoğlu’nun “Hatay’daki hak sahiplerine ne zaman tapu verilecektir?” şeklinde bir sorusu oldu. Biraz önce de yine bir milletvekilimiz de… Tarım arazileri bağlamında anladığım kadarıyla bir talep var, onunla ilgili olarak Bakanlıkta arkadaşlarla görüşeceğim. Tarım arazilerinin çiftçilere doğrudan satışına ilişkin 2/B kanununda bir düzenleme yapmıştık. Hatay ilinde müracaat eden vatandaşlarımızla ilgili idari uygulama boyutunda durum nedir, o konuda bilgi alıp bu konuyla ilgili, vatandaşlarımızın bir mağduriyete uğramaması noktasında gereken de yapılacaktır. Onu da ifade etmek isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

            Tahsin Tarhan                 Fatma Kaplan Hürriyet               Kadri Enis Berberoğlu

                 Kocaeli                                 Kocaeli                                    İstanbul

            Selina Doğan                      Mehmet Gökdağ                             Bülent Öz

                İstanbul                              Gaziantep                                Çanakkale

"MADDE 2- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinin on dokuzuncu fıkrasında yer alan "31.12.2015" ibaresi ile geçici 68 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibaresi "31/12/2017" şeklinde değiştirilmiştir."

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum...

OKTAY VURAL (İzmir) – Önergemizi geri çekiyoruz.

BAŞKAN – Peki Sayın Vural.

Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                       Çağlar Demirel                      Filiz Kerestecioğlu

              Diyarbakır                            Diyarbakır                                  İstanbul

           Ahmet Yıldırım                      İbrahim Ayhan                   Mehmet Emin Adıyaman

                   Muş                                  Şanlıurfa                                     Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında Sayın İdris Baluken, buyurunuz.

Süreniz beş dakikadır.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanun Tasarısı’yla ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım.

Tabii, burada gelir vergisiyle ilgili bir yasal düzenleme görüşülüyor ama maalesef sokakta ülkenin gündemi, halkın gündemi çok farklı bir şekilde işliyor. Eğer bu halkın gündemi Parlamento tarafından dikkate alınmaz ise ekonomik yaşamı ilgilendiren ne kadar düzenlemeyi burada yaparsak yapalım, buradan ekonomik hayatı düzeltmeye yönelik bir çıkış sağlamamız mümkün değil çünkü ülkenin bir tarafında şu anda açık, fiilî bir savaş var, devrede olan bir savaş ekonomisi var, bu savaş ekonomisi de her geçen gün yoksulun sofrasındaki ekmeği daha da küçülten çok vahim bir tabloyu önümüze getiriyor. Devletin yatırım yapması gereken, bütçe aktarması gereken yerlerle ilgili planlamalar maalesef bu savaş ekonomisinden dolayı durmadan heba ediliyor, çarçur ediliyor ve bu saat itibarıyla da Cizre’de ve Sur’da bahsetmiş olduğumuz tablonun maalesef bütün uygulamaları hayata geçiriliyor.

Bu saat itibarıyla, şu anda Cizre’de ve Sur’da çok yoğun bir bombardıman var. Bu kürsüye çıkmadan önce Sur’dan beni arayan bir aile, birkaç aileden oluşan, 40-50 kişi olarak bir binanın bodrum katına sığındıklarını ama saatlerdir o sığındıkları binanın her tarafına top mermilerinin düştüğünü, büyük bir katliam tehlikesi altında olduklarını ifade ediyor. Günlerdir buradan hepinizin vicdanına seslenmeye çalışıyoruz, günlerdir sizi ikna etmeye çalışıyoruz, ikna olmadığınız zaman bağırıp çağırıp bu konuyla ilgili derhâl bu hukuksuzluğun giderilmesini, bu savaş uygulamasının derhâl geri çekilmesini günlerdir buradan ısrarla ifade ediyoruz ama maalesef tam bir akıl tutulması, kendi halkına karşı savaş açmış bir devlet pratiğiyle karşı karşıyayız. Yarın sabaha uyandığımızda yeni bir Roboski’yle karşılaşabiliriz. Bu akşam hem Cizre’de hem Sur’da buna dair çok büyük tehlikeler, çok büyük riskler var. Şu anda Diyarbakır’ın bütün sokaklarında son bir buçuk, iki saatlik süre içerisinde tam bir yangın var, Diyarbakır’ın tüm sokaklarında şu anda çatışmalar var. Yani, sabaha uyandığımızda çok ağır bir tabloyu, çok ağır bir katliamı eğer önümüzde görürsek bu Parlamentoda oturan her bir milletvekili bu yaşanan tablodan birinci derece sorumlu olacak. Dolayısıyla, burada bulunan her bir milletvekilinin halkın gerçek gündemiyle ilgili, bu yaşanan durumla ilgili, bu yaşanan vahşetle ilgili elini vicdanına koyması ve ona göre de bir tutum ortaya koyması son derece önemlidir.

Gün boyunca biz bakanlarla, devlet yetkilileriyle görüştük, var olan tehlikeyi ifade ettik, Diyarbakır’daki mevcut durumu aktardık. Yirmi üç günde eğer bir kentte sokağa çıkma yasağı ilan ederseniz oradaki sosyal patlamaların kontrol dışına çıkabileceğini ifade ettik. Ancak maalesef bütün uyarılarımıza rağmen bu saatte bize verilen cevap Sur’un bombalanması, tanklarla, havan toplarıyla oradaki sivil yerleşim alanlarında âdeta bir katliam girişiminde bulunulmasıdır.

Biz hep söyledik, bakın; Diyarbakır geç soğur, geç ısınır. Diyarbakır ısınırsa taşar. Diyarbakır taşarsa bütün bölge taşar. Bütün bölge taşarsa gerginlik bütün Türkiye’ye yayılır. Bu da hiçbirimizin hayrına değildir. Hepimiz aynı gemideyiz. Burada var olan bir sorun, sıkıntı varsa bu Parlamentoda bulunan milletvekilleri olarak bu duruma müdahil olmalıyız. Yirmi üç günlük sokağa çıkma yasağının hiçbir hukuki gerekçesi yoksa, yasal, anayasal herhangi bir dayanağı yoksa o sokağa çıkma yasağının kaldırılmasıyla bir tansiyon düşmesi, bir gerilim düşmesi sağlanabilir.

Bakın, Sayın Başbakan önümüzdeki günlerde siyasi partilerin genel başkanlarını ziyaret edecek. Son derece önemli bir gündem. Yeni anayasayla ilgili tartışmalar yapılacak. Bütün sorunlarımızı yeni anayasada çözebileceğimize dair belki de bir perspektif ortaya çıkacak. Ama o görüşme yapılmadan yeni Roboskiler, yeni katliamlar ortaya çıkarsa korkarım ki hepimiz geç kalmış olacağız, hepimiz bu ülkenin göz göre göre uçurumdan bir felakete düşmesine seyirci kalmış olacağız diyorum, tekrar hepinizi duyarlılığa çağırıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

"MADDE 2 - 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinin on dokuzuncu fıkrasında yer alan "31.12.2015" ibaresi ile geçici 68 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibaresi "31/12/2017" şeklinde değiştirilmiştir."

Kadri Enis Berberoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine Sayın Enis Berberoğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlarım.

Önergemizin mantığı çok açıktır; eğer on yıl müddetle bir vergi istisnası uygulanıyorsa artık bu istisna olmaktan çıkmış kural olmuştur. Dolayısıyla, Meclis olarak, Magna Carta’dan, Fransız İhtilali’nden bu yana çok orijinal bir yeniliğe imza atmış bulunuyoruz, hepimize hayırlı olsun.

Vergi salmak da -benim bildiğim kadarıyla- Anayasa’da Meclise aittir, vergi kaldırmak da Anayasa’da Meclise aittir fakat biz istisnai maddelerle, böyle bir hileişeriye metoduyla böyle bir yol bulduk, devam edelim diyorsunuz.

Biz, hiç değilse bu süreyi beş yıldan iki yıla indirelim, bunun başka bir alternatifi var mı, kendi aramızda tartışalım önerisiyle bu önergeyi vermiş bulunuyoruz.

İkinci bir yanı, bu istisnanın ne ölçüde işe yarayacağıdır. Eğer vergi istisnası yaratıyorsanız, buradan çıkan kaynağın doğru anlamda yatırıma yönlendirilmesi esastır. Baktığımız zaman, bu konudaki etkinlik analizi -biraz önce Ankara Milletvekilimiz Bülent Kuşoğlu Bey’in de ifade ettiği gibi- henüz önümüzde yoktur.

Dahası, yine bu vergi istisnasıyla meram, amaç, eğer Türkiye’ye yabancı yatırımcının veya yerli yatırımcının daha fazla yatırıma yönelmesi yönünde bir teşvik yaratmaksa bunun da çok fazla bir faydasının dokunacağını düşünmüyorum çünkü eğer öyle olsaydı geçen on senede bunun sonuçlarını görmüş olurduk, madde 1. Eğer önümüzdeki döneme dönük bir umudumuz olacaksa burada da sadece teşvikle ve tabir yerindeyse bir miktar rüşvetle yatırımcıyı ikna etmek yerine yatırım iklimini düzeltmekle yola çıkılabilir, bununla başlanabilirdi diye düşünüyorum. Yani, insani gelişmişlik endeksinde 3 basamak birden düşmememizden bahsediyorum. Yani, en büyük 17’nci ekonomiyken 19’uncu ekonomi durumuna düşmememizden bahsediyorum. Yani, Türkiye’de demokrasinin bütün kurallarını bir kenara bırakarak şirketlere el konulmaması, kayyum atanmaması, gece yarıları baskın düzenlenmemesi, medya kuruluşlarının mallarının Anayasa’ya aykırı bir şekilde müsadere edilmemesi gibi yatırım ikliminin düzeltilmesinden bahsediyorum. Hukukun olmadığı yerde iki kuruş teşvikle yatırımcı yatırıma ikna edilemez. Bunu sadece ben söylemiyorum, rakamlar söylüyor. Eğer devam edersek, özgürlüklerden bahsederken medya ve ifade özgürlüğünün olmadığı, yargının tam bağımsız olmadığı, emir komuta zinciriyle insanların içeri atıldığı, doğru haber yazdığı için gazetecilerin tutuklandığı bir ortamda siz vergi istisnasıyla yatırımları teşvik edemezsiniz. Bu kadar aykırı haberlerin ve bu kadar aykırı algıların oluştuğu bir ortamda hiçbir yatırımcı -yerli veya yabancı- önünü görmez, önünü görmeyen kişi de yatırıma yönelmez.

O yüzden gelin, bizim önergemize destek olun. Biz bu olayı, bu kadar kırılgan ve hassas bir hâle getirdiğiniz için ekonomiyi, şu anda kaldırın demiyoruz bu istisnayı, sadece süresini beş yıldan iki yıla indirin. Önümüzdeki bir yıl, iki yıllık dönemde, gelecek bütçe döneminde Sayın Bakan veya işte, bizim sayın iktisatçı milletvekilleri otururlar, bunu telafi edecek başka bir madde geliştirirler ve bu sayede hiç olmazsa biz de on yıllık bir istisnayı beş yıl daha istisna olarak koruma ve bir zamanlar -hatırlayacaksınız, yaşları benim kadar olanlar hatırlayacak en azından- olağanüstü hâlin olağan hâle dönüştürülmesi gibi bir başka ayıbı Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisine işletmemiş oluruz diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Berberoğlu.

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.56

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, tasarının 3’üncü maddesini okutuyorum:

MADDE 3- 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 17 nci maddesinin birinci fıkrası ile geçici 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibareleri “31/12/2020” şeklinde; geçici 31 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibaresi “31/12/2017” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde gruplar adına ilk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunun genel gerekçesinde bu hususa ilişkin yazılan şey, uygulama sürelerinin uzatılmasına ilişkin. Uygulama süresi niye uzatılır? Birincisi, bir işi beceremezsiniz, onun için uzatırsınız. İkincisi, bir olayı yaparsınız, süre yetmez, birtakım şeylerden dolayı engel vardır, onları tamamlamak içindir. Bunlar geçerli mazeretler olabilir ama bu süreklilik arz ederse bunun adı birincisi “ciddiyetsizlik”, ikincisi “beceriksizlik” olur. Zatıalinize söylemiyorum Sayın Bakanım, siz yeni bakansınız.

Şimdi, bunu niçin söyledim? Muhteviyatı dâhilde işleme rejimiyle ilgili. Daha önce bu görevleri yapan bir makamda da olduğum için onu da ifade etmek istiyorum. Emin olun, bu rakamı Hükûmet gizliyor, AKP gizliyor. Neden? Söyleyeyim, daha önceki bakanlara söyledim. Ekonomi Bakanlığının İnternet sitesine Resmî Gazete’de yayınlanmasına rağmen koymadılar. Geriye doğru… Benim kendi atadığım insanlar, siyasilerden çekindikleri için bu rakamları vermekten çekindiler.

Gelin, şu rezilliği bir ortadan kaldıralım. Ben araştırma önergesi verdim dâhilde işleme rejimiyle ilgili. Gelin bir araştıralım, nedir bu, sistemde ne arıza var, neden bu yanlış çalışıyor? İçerideki üretimi artırmak için, desteklemek için burada bir uygulama getirmeye çalışıyorsunuz, süreyi uzatmaya çalışıyorsunuz ama çare değil. “Ben bu işi beş sene daha yapamayacağım.” anlamına gelen bir ifadedir bu. Dolayısıyla, bu, evlere şenlik bir hadise. Gelin, bir araştırma önergesi verelim, detaylı olarak araştıralım, bu kanayan yarayı bir tedavi edelim. Bu, çözmez meseleyi.

Neyi yapıyorsunuz? Bir tanesi FATİH Projesi. Zaten beceremediğiniz bir iş, istediğiniz kadar “İyi yapıyoruz vesaire.” deyin. Niye madem bitirdiniz de süreyi uzatıyorsunuz, çok faydalı oldu da yapıyorsunuz? Olmadığı için.

Şimdi, burada ifade etmek istediğim hususlar var. Bakın, Hükûmet bir yandan ortaya koyduğu politika dokümanları eylem planlarında “İstisna, muafiyet ve indirim oranlarından vazgeçeceğim.” diyor, bir yandan da bu tür uygulamaları sürdürüyorsunuz, devam ediyorsunuz. Söylediklerinizde bir tutarlılık yok.

Bir diğeri, 24’üncü Dönemde açıkladığınız eylem planlarından birisinde, Kamu Gelirlerinin Kalitesinin Artırılması Programı Eylem Planı’nda “İstisna ve muafiyetlerin envanterini çıkaracağız.” diyorsunuz, “Etkinliğini ölçeceğiz.” diyorsunuz, “Etkin olmayanlara ilişkin düzenleme yapacağız.” diyorsunuz; yapılması hükmü yer alıyor. Bu kanun tasarısı zaten bu eylem planıyla falan ne yapıyor? Örtüşmüyor, zıt. Diğer taraftan “Yaygın istisna, muafiyet ve indirim uygulamaları, vergiden kaçınma ve vergi kaçırma gibi uygun ortam oluşturmanın yanı sıra hem mükellef hem de vergi idaresi açısından zorluklara ve ilave maliyetlere yol açıyor.” diyorsunuz. Şimdi, bunlar ne? Şimdi, 5018 sayılı Kanun bir tarafta…

Bakın, Sayın Bakan, biraz önce iktidar partisinden arkadaşlar geldi, burada konuştu, tasarrufların artırılmasından konuştu; Allah’tan korkmak lazım, profesör unvanını alıyorsunuz, AKP döneminde millî gelirin yüzde 24’lerinden yüzde 10’larına kadar -hatta özel sektörünki daha aşağı- bu tasarruf oranlarının düştüğünü bilmeniz lazım. Şimdi 15-16’larda geziyor, bayram ediyorsunuz neredeyse. Böyle bir şey olabilir mi? Hakikaten sıkıntılı. Ben bu tasarrufları o rezillik oranlarına ulaşmadan, düşerken -Maliye Bakanıydı o zaman- Sayın Mehmet Şimşek Bey’i buradan uyardım, istihzayla gülüyordu, alay ediyordu, alkış yapıyordu; içine düştüğünüz durumun rezilliği, vahameti önemli değil de Türkiye’yi ne hâle düşürdüğünüz önemli. Bunu bunun için söylüyorum. Yüksek teknoloji ürün ihracı. Yüzde kaç Allah’ınızı severseniz on senedir geldiğiniz ihracatın içinde yüksek teknolojili ürün ihracatının payı? Bir çıkın da oranını söyleyin. Bir şey söylüyorsunuz da arkasında ne var ne yok, bakmak lazım.

Ben size söyledim, “AKP kamu maliyesinde değil ama bütçede iyi yürüttü.” dedim. İstihzalı söyledim, imalı söyledim, takdir ettiğim yerini de söyledim, bunda hiçbir sıkıntı yok.

Şimdi, demir çelikte neredeyse 4 milyon ton üretimden çekiliyor bir senedir. Kimin haberi var? Türkiye için çok tehlikeli bir şey. Daha birkaç gün önce birisi piyasadan çekildi sanıyorum, üretimden çekildi. Şimdi, bunları dikkate almak lazım. Bunları düzenliyorsanız bunlara bir bakmanız lazım.

Şimdi, şu 2016 yılı bütçe gerekçesi. AKP Hükûmetinin değil, anayasal zorunluluktan ortaya çıkan Ahmet Davutoğlu Hükûmetinin neyiydi? Buraya gönderdiği gerekçeydi, yanılmıyorum sanırım.

Şimdi, buna bakıyorsunuz, vergiye yüklenen önemli fonksiyonları yerine getirmekten bahsediyor burada. Bu yaptığınız düzenlemeler bunu mu sağlıyor? Yok.

Peki, vergi yapısının gelişmesini mi sürekli kılıyorsunuz bununla? Yok. Rezalet olan bir şeyin beş sene daha, iki sene daha uzamasını sağlıyorsunuz. Aynen böyle.

Vergide gönüllü uyum mu sağlıyorsunuz? Vergide gönüllü uyum sağlamıyor, uyum sağlamamayı sağlamlaştırıyorsunuz baktığınız zaman.

Vergi bilinci mi artıyor bununla? Yok. Hiç alakası yok, vergi bilincinin arttığı falan yok.

Vergide gönüllü uyumu mu sağlıyorsunuz? Yok, zaten “Almayacağım.” diyorsunuz. Almamanız gereken yerler de var, siyasi olarak bunu taahhüt ettiğiniz yerler de var, içeride imalat sanayisi üretimi artsın diye düşündüğünüz şeyler var, o olmuş olsa bile sizin yarattığınız “economic environment”, ekonomik çevre, istikrar uygun değil, siyasi istikrar da uygun değil. Bugünkü şartlarda özel sektörün yatırımlarının içine düştüğü durumu siz Sayın Bakan, görmüyor musunuz Allah’ınızı severseniz? AKP’li arkadaşlar görmüyorlar mı? Hakikaten çok sıkıntılı bir durum.

Şimdi, mükelleflere bunu yaparken bir şey yapıyorsunuz; mükelleflere kaliteli hizmet sunuyorsunuz, Allah’ınızı severseniz. “Gelmeyin bize…” Evrak mevrak da istemiyorsanız adamın zaten canına minnet, “Gelmeyin bize…”

Ben kamu maliyesine baktım Devlet Planlamada ilk uzman yardımcısı olduğumda. Arkamdan Erhan Bey geldi, oturdu o masaya. Vergi kanunlarını madde madde çalışmaya başladım. Maliyeyi iyi bilen bir arkadaşım dedi ki: “Ya, Haluk, bunun teorisine de biraz bak. Maliyede on binlerce adam çalışıyor, bu işin hakkından gelinmiyor.” Hakikaten, şimdi neyi sağlıyorsunuz? Bu kadar insan bir düzenleyelim bunu. Harap oldu. Ya, vergi dairelerinde müdürler ilk defa isyan etti Maliyenin önünde. Böyle bir durum olabilir mi? Hepsini tanıyoruz, işte hepsi arkadaşımız, görüyorum hepsi yeni, pırıl pırıl arkadaşlar ama durumun iyi olmadığını görüyoruz.

Şimdi, kamu tasarruflarını artırıyorsunuz. Bu, kamu tasarruflarını artıran falan bir şey değil. Buradan devam ediyoruz; mükelleflerin gönüllü uyumu sağlanıyor, o da değil. 5 bileşen, 62 eylem planı içinde var mı bu, dâhilde işlemeyle ilgili bir şey var mı Sayın Bakanım?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yanlış yere bakıyorsunuz.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ya, niye… Şimdi, yanlış yere… Bir kere, on dakikadır konuşuyoruz, bir açığımızı buldun, oradan salla. Açık da değil, onu da tartışırız sizinle.

Şimdi “Ekonomik ve sosyal politikalar çerçevesinde vergi mevzuatının sade ve uyum sağlanabilir hâle getirilmesine yönelik çalışmalar sürdürülecektir.” diyorsunuz. Hakikaten sadeleşiyor. Hiç gelmesin mükellef. Böyle bir şeye de ihtiyaç yok. Böyle bir şey olabilir mi ya? “Vergilemede istikrar ve öngörülebilirlik esas olacak.” diyorsunuz. “Vergi mevzuatına ilişkin düzenlemeler, mükellef güvenini ve haklarını artırmayı gözeten bir anlayışla toplumun ilgili taraflarının katkılarının alındığı bir süreç içinde gerçekleştirilecektir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Hakikaten bu koltuklar zor koltuklar, memurken kolay. Nasıl olsa önünüzde biri oturuyor.

Sayın Bakan, hakikaten tansiyonu artıran bir iş. Ben size sükûnet tavsiye ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ayhan.

İkinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan’a aittir.

Süreniz on dakikadır.

Sayın Botan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu selamlıyorum. Ben de grubumuz adına 3’üncü madde üzerine söz hakkı almış bulunmaktayım.

4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nun geçici 1’inci maddesinin 5’inci fıkrası kapsamında “Yetkili organlarınca karar alınması kaydıyla, üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair…” Şimdi, bu maddenin, geçici maddenin süresinin uzatılmasına ilişkin bir teklif var. Maddenin kendisi zaten geçici bir madde ancak ülkenin gündemi, demin de ifade edildiği gibi, şu an çok farklı cereyan etmekte. Bizse burada tabii ki, elbette ki bunlar önemli, bu konuları da konuşmak, tartışmak, yasal düzenlemeleri yaparken kamunun, sosyal güvencenin dışında kalmış güvencesiz milyonlarca insanın olduğu bir gerçeği de görerek yasaları buna göre düzenlemek ve yasaları düzenlerken reel, rasyonel olması açısından…

Bugün binlerce, üniversitelerden mezun olmuş yüz binlerce atanmayı bekleyen, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, öğretmenlerden tutun bir sürü meslek grubundan gençlerimiz var. Yine, mevsimlik işçilerin keza hiçbir sosyal güvenceleri yok, ayrıca yeryüzünde belki görülmemiş bir kölelik sistemi. Âdeta aslanlar arenasına atılmış, çaresiz, hiçbir şekilde gelecek umudu olmayan insanlar ve bu yönde sosyal devlet olmanın sorumluluğunu unutmuş, bu insanları kendi kaderleriyle baş başa bırakmış bir gerçeklik var.

Şimdi, burada, yasama organı olarak bu gerçeklikleri görerek yasaları buna göre tanzim etmemiz gerektiğini ve bu siyasi sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Dernekler, sandıklar ve vakıflar, kendi çalışanlarını… Onların keyfiyetine bırakacak şekilde bir düzenleme yapmak veya böyle geçici bir maddeyle onların keyfiyetiyle bunu yapmak gerçekten ahlaki açıdan da ciddi bir problemdir. Netice itibarıyla bugün baktığınızda, derneklerin birçoğuna baktığınızda veya vakıfların birçoğuna baktığınızda yine siyasi anlayışın kendisine yakın gördüğü derneklere -KOSGEB, KÖYDES, SODES- sosyal riski azaltma kapsamında Avrupa Birliğinin vermiş olduğu çeşitli kredilerin yandaş veya kendisine yakın görünen derneklere valilikler aracılığıyla verildiğini, kayırıldığını, yine vakıflara bakıldığı vakit, bazı vakıfların kendilerine kamu veya hazine arazilerinin nasıl peşkeş çekildiğini, kayırıldığını maalesef üzülerek hepimiz görüyoruz.

Dolayısıyla, böyle geçici maddelerle -beş yıl uzatmak veya birkaç yıl- uzatmak, böyle palyatif çözümler cevap olamaz. Ancak, bu maddelerin kalıcı bir şekilde tartışılarak çalışanların, değişik kurumlarda çalışanların sosyal güvence altına alınması için bu yasaların buna göre düzenlenmesi gerekmektedir.

Gecenin bu saatinde biz bunları tartışırken ülkenin şu an doğusunda kan akıyor, savaş var, gözyaşı var, göç var, insanların evleri bombalanmakta, sokaklara ağır silahların, tankların, topların namlusu çevrilmiş, Kürt çocukları, Kürt kadınları büyük bir kıyımla yüz yüze. Bu gerçeği, bu siyasi sorumluluğu bu Meclis üstlenmeli. Her şeyden önce, bu Meclis, ülkenin bir iç savaş yaşadığı bir dönemde, böyle, bu tür gündemlerle, bu tür şeyleri tartışarak zamanını harcamakta, gerçekten siyasi sorumluluğunu yerine getirmemekte ve âdeta siyasi sorumluluktan kaçmakta. Şimdi, gecenin bu saati itibarıyla Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de ağır bombardımanlar yaşanmakta ve bunun günahı, vebali bu Meclisin boynunadır. Her şeyden önce, bir tarafta bu Meclis işte bu tür geçici maddeleri burada tartışırken ülkenin bir tarafında insanlar evsiz kalmakta, yurtsuz kalmakta, diğer taraftan da insanlar canlarını, hayatlarını kaybetmeyle yüz yüze. Sadece bir Roboski değil, Roboski’yi aşan ve büyük bir ülkenin geleceğini karanlığa sürükleyecek ciddi problemler yaşanmakta, bir iç savaş yaşanmakta, insanların kanı akmakta. Ancak, burada, biz, sanki hâlen ülkenin bir tarafında bir iç savaş yaşanmıyormuş gibi, işte yine burada iktidar partisinin arzularına, hırslarına kurban edilen bu ülkenin geleceği söz konusu değilmiş gibi, biz burada böyle sakin, rahat, ülkemiz, her şey güllük gülistanlıkmış gibi, hiçbir sıkıntımız yokmuş gibi, başka problemlerimiz yokmuş gibi, ülkenin geleceği söz konusu değilmiş gibi, ülkenin barışı, iç barışı heba edilmiyormuş gibi bunları tartışıyoruz, bunları konuşuyoruz. Tabii, bu durumu da biz Türkiye kamuoyunun ve -şu an bizi izleyebiliyorsa- insanlarımızın vicdanına havale ediyoruz. Dolayısıyla, gecenin bu saatinde ülkenin bir tarafında büyük bir karanlık, büyük bir savaş, büyük bir çatışma yaşanırken, lütfen, herkes elini vicdanına koysun. Şu an kendi sokaklarınıza, kendi evlerinize tankların namlularının döndüğünü bir an için bir düşünün, çocuklarınız için neyi hissedeceksiniz? Doğudaki insanların şu an yaşadığı bu şeyi daha iyi anlarsınız. Buna göre, Parlamento siyasi sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir; aksi hâlde, yarın çok geç olacaktır.

Kürt kentlerine, sokaklarına, evlerine düşen ve sıkılan her kurşun bu halkın ve bu halkların ortak iradesine sıkılmakta, demokrasiye sıkılmakta, geleceğimize sıkılmakta, bin yıllık kardeşlik köprüsü bombalanmakta, yok edilmekte, hepimizin geleceği yok edilmektedir. Bizim tartışmamız gereken ve hepimizin bizim bir an önce ortak akıl, ortak vicdan, ortak iradeyle çözüm aramamız gereken, cevap vermemiz gereken, acil durum olan budur. Geri kalan bu tür sıkıntılarımızı, problemlerimizi tartışacak, ona çözüm arayacak çok zamanımız olacaktır. Ama yarın karşılaşacağımız büyük bir katliam, sivil katliamlar daha kapsamlı önümüze çıktığı vakit bu faturanın altından hiç kimse kalkamayacaktır, hiç kimse bunun cevabını veremeyecektir. Dolayısıyla, bu konuda herkesi, özellikle Hükûmeti aklıselime davet ediyoruz. Siyasi sorumluluğunu doğru temelde, rasyonel temelde üstlenmeye davet ediyoruz. Bir an önce tankları sokaklardan çekin. Bakın, 28 Şubatta Sincan’da tanklar yürüdü diye bu ülkede siyasi sistem değişti, rejim değişti, yer yerinden oynadı ama şu an Kürt kentlerinin sokaklarına bir tank değil yüzlerce tank, yüzlerce top mermileri düşmekte.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) - Hendek olmayan hiçbir yerde tank yok.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Dolayısıyla, herkes bu gerçeği görerek bu siyasi sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir. Parlamento tümden devre dışı kalmış, Parlamento tümden iradesizleştirilmiş, Parlamentonun iradesi ötelenmiş; sadece bu tür palyatif, bu tür çok da hayati olmayan, çok da gerçekten ülkenin geleceği açısından aciliyet arz etmeyen konularla zamanımızı tüketmekteyiz, âdeta başımızı kuma gömmüş durumdayız. Yapılması gereken: Bir an önce müzakere sürecine dönülmesi lazım, diyalog yoluna dönülmesi lazım ve bir an önce kapsamlı askerî operasyonların durdurulup insanlarımızın yaşam hakkına saygı temelinde, herkesin onuruyla, kimliğiyle, emeğiyle özgürce yaşayacağı demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasa yaparak, aynı zamanda, vergide de adaleti sağlamanın yolunun da demokratikleşmekten, iç barışı sağlamaktan geçtiğini ve bütçeyi halk için, bütçeyi savaş bütçesi değil, sömürü bütçesi değil, emekçilerin, çalışanların haklarını, hukukunu eksene alan bir rotada, çalışmalarımızı bu temelde yapmakta fayda var.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Botan.

Madde üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Zekeriya Temizel.

Sayın Temizel, süreniz on dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde anlatacağımız şeyler pek hoşlanılacak şeyler değil ama konuşmak zorundayız, konuşulacak.

CHP Grubu adına söz aldığım tasarının 3’üncü maddesi, daha önceki arkadaşların da belirttiği gibi, üç ayrı düzenlemedeki katma değer vergisi istisnasını yani geçici maddelerinin süresini uzatıyor. Bunlardan birincisi: Emekli sandığı şeklinde kurulmuş dernek ve vakıflara ait sandıkların veya vakıfların daha önceden edindikleri gayrimenkulleri veya varlıkları emeklilik fonuna aktarmak üzere satmaları hâlinde bunlardan yine katma değer vergisi alınmayacak belirli bir süre. Bunun çok uzun sürmeyeceği falan düşünülüyordu ama galiba bazıları bu işleri falan bitiremedi, onların bitirilmesi için iki yıllık bir süre talep ediliyor. Olması gereken bir iş; bazıları yaptı, bazıları yapamadı. Ama niye yapamadıklarını da mutlaka sormak gerekiyor. Burada bir sorun yok.

İkincisi: FATİH Projesi kapsamında yazılım ve donanım bağışında bulunanların katma değer vergisi ödememesi şeklinde. Eh, bu proje de epey konuşulduğuna göre, başladığına göre, devam ettiğine göre, buna da “Eğitimde kullanılacak bir olayda katma değer vergisi alınmalıdır.” demek mümkün olmadığına göre bir şey demek mümkün değil ama burada asıl üzerinde durulması gereken konu dâhilde işleme rejimi kapsamında uygulama yapan sanayicilerin katma değer vergisi tecil ve terkin işlemlerinin devam etmesiyle ilgili konu.

Değerli milletvekilleri, içimizde sanayiciler var, muhakkak dâhilde işleme rejiminin ne olduğunu biliyorlar. Bu dâhilde işleme rejimi Sayın Başbakanın “Gözden geçirilmek zorundadır.” dediği dâhilde işleme rejimi. Eğer bunu biliyorlarsa o sanayicilere gerçekten sormak isterim. Bu sistemden gerek seyircisi olarak gerekse rekabet ettiği rakibi olarak yararlanan insanların yaptıklarından ve uygulamadan memnun olan bir tane Allah’ın kulu var mı? Bunu sormak gerekiyor. Bilmeyenler açısından birazcık olayı açıklamak gerekiyor. Türkiye’de ihraç etmek üzere belirli sınai üretimleri yapan işletmelerin bu üretimde kullandıkları girdilerini içeriden veya dışarıdan almaları hâlinde bunlarla ilgili katma değerler tecil ediliyor, ihraç olduğu zaman da terkin ediliyor. Bu, ihracatın teşvikine dönük bir teşvik olarak görülebilir, bir teşviktir denilebilir.

Değerli milletvekilleri, genç bir Maliye müfettişi olduğum zamanlardan itibaren ben bu kadar bu ülkenin başına bela olmuş bir kurum görmedim. Yolsuzluk soruşturmalarından kimse başını alamadı. Ne zaman ihtiyaç olsa dışarıdan ihraç edilmek üzere getirilen girdilerin hepsi iç piyasaya salındı, üretilen ürünler iç piyasaya verildi. En önemlisi de Türkiye'nin, özellikle de Türk lirasının değer kazanmış olduğu dönemlerde yurt dışından dolarla ithal edecekleri, yabancı paralarla ithal edecekleri ürünlerin hepsi inanılmaz derecede ucuz oldu ve büyük bir hızla sanayide ihraç edilen ürünlerde yerli ürünün, yerli girdinin payı büyük bir hızla düştü. İşte, şimdi, süresini uzatmaya çalıştığımız olay bu, Sayın Başbakanın “düzelteceğiz” dediği konu bu, yıllardan beri de bizim düzeltemediğimiz konu bu. Uzatalım, yine aynı belalarla uğraşalım, aynı sorunlarla uğraşalım.

Değerli arkadaşlar, biraz önce söyledim, konuşmamda. Türkiye sanayisi ithal bağımlılığı nedeniyle gerçekten çöküyor, yavaş yavaş çöküyor. Bunu bir şekilde durdurmak lazım. Bizim özellikle yerli girdi oranını artırmak için çok ivedi olarak bazı önlemler almamız lazım. Dünya Ticaret Örgütü kartal gibi bekliyor, acaba bunlar kendi ürünleriyle ilgili olarak “diskriminasyon” ayrımcılık yaparlar mı diyor, yaparsa üstüne atlayacak ama diğer ülkeler bu konuda kendi ürünleri lehine diskriminasyon yapıyorlar. Belki hatırlarsınız, yıllar yıllar önce Toyota’nın Avrupa’ya girmeye başladığı zamanda öyle bir kampanyalarla girdiler ki, Fransız Renault’u gidiyor, gürültüye gidiyor, satılamıyor, batacak Renault. Bir çözüm bulamıyorlar, engelleyemiyorlar Dünya Ticaret Örgütü ve diskriminasyon kuralları gereği olarak. En sonunda buldukları çözüm neydi biliyor musunuz, “Fransa’da her bin Toyota ithal etmek için bir servis istasyonu kurulacak.” dediler -gayet makul, masum bir olaydı- Fransız belediyelerinin hiçbir tanesi Toyotalara servis istasyonu ruhsatını vermedi, bu kadar. Kıyamet koptu, uzun süre yargılandı, diskriminasyon kararı alındıktan sonra da Dünya Ticaret Örgütü tarafından, zaten Renault kurtulmuştu. Bizim sanayilerimiz bu şeklide gidiyor, kurtulması gerekiyor. Bizim iç yerli girdi oranlarını artırmak için almamız gereken önlemler çok fazla, bunların hepsi var. Bunların alınması gerek, krediyle desteklenmesi gerek, iç girdi oranının yatırımları krediyle desteklenmesi gerek. Fakat bakıyorsunuz, krediyle desteklenmesi gereken alanlarda sanayinin kredi kullanma oranı inanılmaz bir hızla düşüyor.

Merkez Bankası verilerine göre, 2014 yılında, bundan on yıl öncesine göre, on yıl önce imalat sanayinin kullandığı kredi oranı yüzde 27’ydi, şimdi yüzde 13, imalat sanayi kredi kullanmıyor. Uzun vadeli dış borçlardan sektörlere göre dağılımda maalesef inşaat, emlak sektörünün payı büyük bir hızla artıyor, sanayinin payı düşüyor.

İmalat sanayi 2003 yılında banka kredilerinin yüzde 42,5’unu kullanırken şimdi yüzde 21’ini kullanıyor; yüzde 42,5-yüzde 21. Kısaca, sanayi kaderine terk edilmiş, rant odaklı inşaat, emlak sektörü almış başını gidiyor; buradaki olayların da ne şekilde sonuçlanacağı konusunda alınan herhangi bir önlem yok.

Değerli arkadaşlar, bu olaya seyirci kalmamız gerçekten mümkün değil, olan Türkiye sanayisi. Yerli üretim konusunda herhangi bir sorunumuz yok ama hepiniz biliyorsunuz ki “Bunu burada üretmek yerine Çin’den getirdiğimde ben yüzde şu kadar kâr ediyorum.” diyorsunuz. Olabilir, maliyetleri var, teşvikleri var, ucuz işgücü var, insanlık dışı uygulamaları var, ucuz gelir ama bu ülkenin bu tür girdileri engelleyebilecek de gücünün olması lazım, düzenlemelerinin olması lazım, buna kesinlikle ve kesinlikle izin vermememiz lazım, aksi takdirde sanayimiz gidiyor.

Değerli milletvekilleri, 2015 yılı ekonomi açısından kayıp yıl olarak değerlendirilemese bile, bir çok düzenlemelerin yapılamadığı, uygulamaların ihmal edildiği bir yıl, istesek de istemesek de bu böyle; 2 seçim, 1 geçici Hükûmet, ne yapılabilirdi ki? Ancak, bununla ilgili olarak hiç vakit geçirmeden, büyük bir hızla bazı önlemlerin alınması gerekiyor, büyük bir iyi niyetle söylemeye çalıştığımız olgu bu. Seçenek oluşturmadan hâlen mevcut politikalardan vazgeçmenin tehlikelerini arkadaşlarımız uzun uzun anlattı, vazgeçilemez birdenbire bu olaylardan. Neyle ikame edileceğini belirte belirte yapmamız gerekiyor. Türkiye'nin bu düzenlemelerden yani şu anda yaptığımız geçici düzenlemelerden sonra hemen belirli önlemlere yönelmesi gerekiyor. Bunların başında ekonominin dövize bağımlılığını azaltacak önlemler var, yine yeni bir büyüme modelinin uygulanması var ve en önemli konu da dünyanın hiçbir yerinde bu kadar döviz serbestisi yok. Herkes istediği kadar döviz alıp istediği kadar ithalat yapma özgürlüğüne sahip değil. Ekonominin öncelikleri, toplumun öncelikleri bu konuda sınırlamalar yapılmasını gerektiriyor. Buna özellikle dikkatinizi çekmek istiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Temizel.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil.

Sayın Tamaylıgil, süreniz beş dakikadır.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii, gecenin bu saatinde, tekrar, Türkiye açısından, Türkiye'nin sanayisi, üretimi, büyümesi, kalkınması açısından çok önemli olan teşvik içerisinde yer alıp gerçek anlamda neyi ne derece, hangi başarıyla teşvik ettiği üzerinde tartışmaların oldukça yoğun olduğu konularda bir geçici düzenlemenin, geçici zaman kazanmanın daha da genişletilmesi noktasında bir düzenleme yapıyoruz. Zaten son görüşmekte olduğumuz tasarı, kendi içerisinde bu dönemin ilk tescilli torba yasası olarak ve içeriğinde taşımış olduğu “Zaman az kaldı, bu zamana karşı yapmamız gerekenleri bir an önce gerçekleştirelim” mantığıyla ortaya koyan düzenlemeler manzumesi olarak kendini gösteriyor.

Biz, maalesef, yasaları ya aceleden yapıyoruz ya tepkiden yapıyoruz ve bu tepkilerle beraber yasama mantığında vizyonu olan, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili stratejik bir planlama ve program dâhilinde yasama yapma mantığı yerine, geciktirilmiş, ihmal edilmiş ya da işte bu zaman içerisinde olmazsa olmaz noktasında aciliyet oluşturan konularda yasa yapma tercihini, yaptığımız yasama faaliyetlerinin, hani üretimde kalite, verimlilik derken yasamadaki kaliteyle ne kadar uyuştuğunu da hep beraber görüyoruz.

Biraz önce madde üzerinde genel görüşme ortaya kondu. Yani dâhilde işleme rejimi, onunla beraber eğitimle ilgili ve bunun yanında bir de bu emekli sandıklarıyla ilgili düzenleme. Tabii, davaları devam eden konular da var bu emekli sandıklarıyla ilgili ve hâlâ çözülemeyen problemler de var ama bununla ilgili hadi biraz daha süre kazanan bir düzenleme beraberinde kendini gösteriyor.

Şimdi, dâhilde işleme rejimi dediğiniz zaman, Türkiye’de ihracat, ihracatın gelişmesi ve ihracatla ilgili olarak yapılması gereken temel önlemler arasında ve en başta bu konu mu geliyor diye de düşünmek gerekiyor. Bu, aslında, baktığınızda, 1980’li yılların ortasında ihracatı desteklemeyle ilgili çıkartılmış olan tebliğin, 1990’lı yılların ortasından sonra özellikle “gümrük birliğiyle biz bir anda dış ticarette çok önemli atılımlar yapacağız” beklentisiyle açılan süreçte ihracatın daha desteklenmesi amacıyla ortaya konmuş olan, maliyetleri düşürüp gelirleri arttıracak olması amacıyla değerlendirilmiş bir teşvik başlığı ama yıllarca, gerek dâhilde işleme rejimi gerek serbest bölgelerle ilgili gelişmeler dâhilinde pek çok soru başlıkları ortaya çıkmıştır. Hatta bazen şeker konusunda bazen tarım ürünleri konusunda bile bu konuda görev zararlarını sorgulatacak gelişmeler olmuştur. Bunları çok iyi hatırlamak ve yapılacak düzenlemelerde karşımıza çıkacak veya çıkmış olan sorunları çözecek nitelikte bir çalışmanın ortaya konması zaten Başbakanlık tarafından da ifade ediliyor.

Üç farklı şekilde, hatta dört farklı şekilde dâhilde işleme rejimiyle ilgili uygulama kendini gösteriyor: Şartlı muafiyet sistemi var, ihracat sayılan satış ve teslimlerle ilgili askıya alma sistemi var, geri ödeme sistemi var ve eş değer eşya kullanımı var. 2014’te yapılan bir düzenlemeyle beraber, Türkiye’de üretilen ve ihracat kayıtlı olan ürünlerle ilgili yapılan düzenlemeler de var.

Şimdi, KDV’den sonuçta bir istisna sağlıyoruz. Vergi harcamalarıyla ilgili, Sayın Bakan ilk başta konuşmasını yaparken bundan sonra vergi harcamalarını ortaya koyan raporun yayınlanacağını sistematik olarak söyledi. Ama 2007’den -bugün 2015- sonuçta 2015’e kadar gelinen süreçte hangi noktada ne gibi istisnaların ekonomik sosyal kalkınma açısından neler getirdiğini gösteren çalışmalar niye bugüne kadar yapılmadı diye de sorgulamak aslında gerekli gözüküyor.

Şimdi, son on yıldır gerek emtia fiyatlarındaki yükseklik gerekse parite açısından ortaya çıkan gerçekler dış ticaret hacimleri açısından gerek bizim ülkemizde gerekse küresel ekonomik yapıyı etkiledi ama artık gün değişti ve bugün baktığınızda ihracatımız düşüyor, ithalatımız düşüyor. Aman ne güzel dış ticaret açığı düşüyor, cari açık düşüyor diye bakmayalım. Eğer gerçek anlamda enerji fiyatı düşmese, piyasalar daralmasa veyahut ithalat açısından baktığınızda pariteye bağlı değişimler olmasa bu, eğer üreten ve üretimle kapanan bir açık olsa amenna ama yine bir piyasa hareketinde, yine kalıcı yapısal sorunlar çözülmediği için nihai çözüme gidemeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) - O yüzden, yasamada geçici maddelerin kalıcılığını yaratmak yerine, kalıcı çözümler ortaya koymak gerekir.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tamaylıgil.

Değerli milletvekilleri, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemini yapacağız.

Şimdi sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, uzun yıllardır öğretmenlerimizin büyük bir kısmı atanamamakta ve mesleklerini yapamamaktadır. Bir eğitimci olarak içimi sızlatan bu durum, bir an önce giderilmesi gereken bir eğitim ayıbıdır.

Buna karşı “ücretli öğretmenlik” adı altında öğretmenlerimiz ucuz iş gücü olarak istihdam edilmektedir. Bu, açık taşeronlaşmadır. Yapılması gereken, ücretli öğretmenlik kadrolarına öğretmenlerimizin atanmasıdır. Şu bir gerçek ki ücretli öğretmenlik kaldırılıp ücretli öğretmen olarak alınan eğitimcilerin ataması yapılması durumunda verim artacak, eğitimin kalitesi yükselecek, işsizlik azalacak ve aileler rahatlayacak.

Bu bağlamda, ücretli öğretmen sayısı ne kadardır? Hükûmetiniz, aynı zamanda bir emek sömürüsü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, şiddete uğrayan kadınlar 6284 sayılı şiddetin önlenmesine dair kanunun kendilerine tanıdığı maddi haklardan yararlanamadıklarını ifade ediyorlar. Bu kadınların, şiddete uğrayan kadınların yasayla tanınan maddi desteklerden yararlanabilmeleri için personelin bilgilendirilmesini ve daha sonra da bütçenin artırılmasına ilişkin bir çalışma düşünüyor musunuz? Önümüzdeki bütçe döneminde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemeyi hayata getirmek için bir çalışmanız var mı?

Son olarak da, AKP ve CHP grup başkan vekilleriyle de az önce paylaştım, Silopi Nuh Mahallesi’nde “Taybet İnan” adında 57 yaşında bir kadın hâlen 19 Aralıktan beri cenazesi sokakta yatıyor ve çocukları tarafından alınamıyor. Bununla ilgili bilginiz var mı? Varsa nasıl bir çözüm düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, müsteşarlığınız döneminde Maliye Bakanlığında Sayıştay denetçilerinin vergi uzlaşma işlemlerini incelemek istediği ve bu vergi uzlaşma işlemlerinin Sayıştay denetçilerine incelettirilmediği ve bu vergi uzlaşmalarında özellikle Hükûmete yakın ve kamu ihalelerinden aşırı yararlanmış ve bir kısmı da havuz çetesi olarak bilinen firmalara ait vergi tutarları silinmiş midir? Eminim, verginin gizliliği ilkesi diyeceksiniz ama bunlar bütün medeni ülkelerde verginin aleniyeti ilkesine dâhildir. Duyduğumuz kadarıyla bu tutar 2,5 milyar lira, eski parayla 2,5 katrilyon olmuştur. Böyle bir gelişme yaşanmış mıdır?

Bir de kamu ihalelerinin şeffaf olması gerekirken üç senedir talep etmeme rağmen -ve vergi ödeyen seçmenleri temsil eden bir milletvekili olarak- 1 milyon liranın üzerindeki kamu ihaleleri neden tarafınızdan saklanmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tor…

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Bakan, sorum seçim çevrem Kahramanmaraş’la ilgilidir.

Bildiğiniz gibi, Afşin-Elbistan Kömür Havzası dünya çapında linyit rezervlerine sahip olup havzada Türkiye’nin en büyük iki adet termik santrali ve kömür işletmesi mevcuttur. A Termik Santrali ile kömür işletmesi 31/12/2015 tarihinde özel bir firmaya devredilecek olup santral ve kömür işletmesinde kadrolu işçi, memur ve taşeron işçisi olarak toplam 2.774 kişi çalışmaktadır. Toplam 2.774 personel şu anda, 31/12/2015 tarihi itibarıyla akıbetlerinin ne olacağı konusunda sağlıklı bir bilgiye sahip değildirler. Şu soğuk kış gününde, çocuklarının okul döneminde toplam 2.774 kişinin mağdur olmaması için herhangi bir tedbir düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aksu…

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Bakan, iktidarınızda Türkiye sağlıklı bir yatırım iklimi oluşturamadı. Bu nedenle de bırakın üretken yabancı yatırımların gelmesini, birçok yerli yatırımcı da yatırım ortamının daha iyi olduğu ülkelere yatırımlarını taşımaya başladı. On üç yıllık iktidarınız döneminde Türkiye’ye giren doğrudan yabancı yatırım ne kadardır; bunların ne kadarı finans, sigorta sektörü, ne kadarı gayrimenkul satışı, ne kadarı AVM yatırımlarına ilişkindir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Topal’ın sorusuna ilişkin olarak bir önceki soruda da benzeri bir konu gündeme gelmişti. Biliyorsunuz, 2002 yılında 510.469 olan öğretmen sayısı şu an itibarıyla 892.314’e çıkmıştır. Yani AK PARTİ hükûmetleri döneminde öğretmen sayısı 381 bin 845 artmıştır yani öğretmen sayısında yüzde 74,5’lik bir artış meydana gelmiştir. İnşallah şubat ayında da 30 bin öğretmen artırarak öğretmen sayımızı daha da artıracağız. Eğitimin kalitesi konusunda da, eğitimin yaygınlaştırılması konusunda da Hükûmetimiz döneminde çok önemli çalışmalar olmuştur. İnşallah bundan sonra da devam edeceğiz.

Sayın Kerestecioğlu’nun toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme konusu hakikaten önemli bir konu. Özellikle Birleşmiş Milletler bağlamında yapılan çalışmalarda gündeme gelen bir konu. Biz de Bakanlık olarak program bütçeleme sistemine geçmek için çalışmalar yürütüyoruz. İnşallah bu çalışmalar kapsamında -söylediğiniz konuya biz de duyarlıyız- ileriki dönemlerde bu konularda bütçe gösterimi olarak, kaynakların bu alanlara ne kadar tahsil edildiğini gösteren bir bütçe sistematiği de oluşturacağız.

Sayın Erdoğdu’nun sorduğu soruya gelince… Değerli arkadaşlar, vergi uzlaşması Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmiş bir konudur. Vergi uzlaşmasıyla ilgili olarak zaman zaman asılsız, yanlış, mesneti olmayan birtakım iddialarla gerek burada gerekse dışarıda birtakım açıklamalar yapılıyor. Bu açıklamalar bağlamında siz özellikle…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sataşıyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bunun sataşma olmadığını söyleyeyim. Çünkü neden?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sataşıyor. Daha nasıl sataşmıyor ya?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Benim müsteşarlık dönemimden de bahsederek, benim müsteşar olduğum döneme ilişkin olarak bir ima yoluyla Sayıştay denetimi konusunda bir değerlendirmede bulundunuz. Bu değerlendirmenizi tamamıyla reddediyorum; hiçbir şekilde böyle bir şey olmamıştır. Sayıştay denetiminin daha yaygın, daha kaliteli bir şekilde yapılması, hesap verebilirliğin artırılması, şeffaflığın artırılması benim bürokratken de siyasetçiyken de en fazla önem verdiğim konu olmuştur. Bundan yana kendim geriye dönüp baktığım zaman her zaman için bu tür düzenlemelerin öncüsü oldum ve bundan sonra da olmaya devam edeceğim.

Uzlaşma konusunda gündeme getirdiğiniz konular konusunda hukuk yolları bellidir fakat Mecliste, Genel Kurulda bunları söyleyip söyleyip o hukuk yolları konusunda hiçbir şey yapmamış olmanız bu meseleyi sadece bir siyasi perspektifte değerlendirdiğinizi gösteriyor, buradan endişeniz olmasın. Benim Bakanlığımdaki bütün bürokrat arkadaşlarım bütün işlerinde doğrudan, adaletten, haktan, hukuktan asla ayrılmazlar, bütün arkadaşlarımın yaptığı işlemlere de ben güvenirim. Onlar bir şey yapıyorlarsa bu dünyada da öbür dünyada da hesabını veremeyecekleri hiçbir işin altına da girmezler ama insanlarla ilgili olarak da bu şekilde bir değerlendirmeyi yani subjektif bir değerlendirmeyi de kabul etmediğimi özellikle ifade edeyim.

Kamu ihaleleriyle ilgili şeffaflık konusunu Komisyonda da gündeme getirmiştiniz, ben de size demiştim ki: Normalde kamu ihaleleriyle ilgili Kamu İhale Kurumu İnternet sayfasında bütün verileri yayınlıyor, hatta bir gün geleyim, odanızda bir çay içelim ve orada da beraber İnternet’e girelim. O sözüm hâlâ baki, size bir çay içmeye geleceğim. Kamu İhale Kurulu Başkanımıza da söyledim, kendisini de alacağım. Yani sizin istediğiniz formatta bir bilgiyi nasıl üretebiliriz, ona da bakalım ama kamu ihaleleri dâhil, bu Hükûmet döneminde şeffaflıkta, hesap verebilirlikte de her zaman için daha ileri noktalara gitme noktasında çabamız olmuştur, olmaya devam edecektir. Özellikle şahsımla ilgili ima yoluyla yaptığınız değerlendirmeleri haksız değerlendirmeler olarak gördüğümü de ifade edeyim. O konularda çok hassasım Sayın Erdoğdu, çok hassas olduğum konulardır, merak etmeyin, inşallah siz de aynı hassasiyetlere sahipsinizdir.

Sayın Tor termik santralle ilgili bir değerlendirmede bulundu. Şu anda bir bilgim yok, bu konuda müsaade ederseniz gerekli araştırmayı yapıp yazılı olarak bilgi verelim.

Sayın Aksu “AK PARTİ hükûmetleri döneminde yatırım ortamı, yatırım iklimi oluşturulamadı.” şeklinde bir değerlendirmede bulundunuz ama benim elimdeki resmî istatistiklerdeki rakamlar AK PARTİ hükûmetleri döneminde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Peki, teşekkür ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım...

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Ben iki soru daha sormuştum bir dakikaya sığdırarak, sanıyorum özellikle ilkini duymadığınızı düşünüyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Cenaze meselesi, onu araştırıp da geliyorum, oldu mu?

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Hangisini?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Cenaze konusunu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Evet, bir o. Birincisi ise şiddete uğrayan kadınlarla ilgili bu 6284 sayılı Yasa’nın “Geçici Maddi Yardımlar” başlığı altında bir düzenlemesi var ve onlara geçici yardımlar, ev yardımı ya da işte asgari ücretin yaklaşık otuzda 1’ine kadar günlük ödemeler sağlıyor ama bu konuda ya çalışan personelin bilgisizliğinden çoğunlukla “Böyle bir şey yok, bize başvurmayın.” diye cevaplar alıyor şiddete maruz kadınlar ya da “Bütçe yok.” deniliyor. Bununla ilgili personelin eğitimi konusunda bir şey yapılması düşünülüyor mu? Ayrıca, bütçenin artırılması düşünülüyor mu? Bunu sormuştum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, Sayın Bakan yazılı olarak cevap versin bunlara.

BAŞKAN – Sayın Bakan cevap veriyor.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kusura bakmayın, dikkatim belki dağıldığı için, uygun görürseniz, yarın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızdan, Bakanımızdan bu konuda bilgi alır size ayrıca bilgi veririm, Genel Kurulumuza ayrıca bilgi veririm.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, buyurunuz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, benim biraz önce sorduğum sorulara “Bu tip iftiralar, şeyler.” diye şahsımı da hedef göstererek sataşmıştır. Madde 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, bu saatte kavga edilir mi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Efendim, yok, asla böyle bir üslubum olmadığını biliyorsunuz. Onun için bu tip bir şeye, bir de önemli bir konu olduğu için 69’a göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – İki dakika size söz veriyorum, buyurunuz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorduğum konu yaklaşık 3 milyar liralık bir konu ve bu sorduğum konuyu da mesnetsiz sormuyorum, nezaketimden öyle söylüyorum. Bu, Meclise gelmeyen, gelince duman olunacak Sayıştay raporu geldi, hatta onun özetinde de konu vardı. Sayıştay şunu söylüyor, diyor ki: “Biz bunları incelemek istedik -Sayın Maliye Bakanı o zaman bildiğim kadarıyla Maliye Müsteşarı, Maliye bürokratı- onlar bize inceletmediler, bizim de bu hakkımız var, bu yüzden görüş bildiremiyoruz.” “Görüş bildiremiyoruz.” denetim dilinde “Ya, o kadar berbat bir durum var ki görüş bile vermiyoruz.” demektir, diplomatik bir lisandır. Bunu çok nazik sordum, üstelik o rapor şunu söylüyor… Ve o raporda ismi geçen firmalar o dediğim firmalar. Şimdi tek tek firmaların ismini anmak istemiyorum ve orada…

Bu vergi uzlaşması şöyle bir şey: Vergi inceleme elemanı gidiyor, inceliyor, bir vergi borcu çıkarıyor, bir de kaçakçılıktan, şundan bundan ceza ve faiz çıkarıyor. Küçük esnafın asli borcunun yüzde 65’ini almışlar, bunların yüzde 10’unu almışlar. Küçük esnafın vergi cezasının yüzde 10’una kadar almışlar, bunlardan hiç almamışlar. Ya, yazıktır, 3 milyar liradan -yani elbette ki böyle gülümseyerek konuşuyoruz ama- 3 katrilyon paradan konuşuyoruz, 3 milyar lira paradan konuşuyoruz. Şimdi soruyorum, diyorum ki: Bak, kaç zamandır? Bana verdi, Mehmet Şimşek daha önce verdi; 1 milyon liranın üzerindeki kamu ihaleleri... Ya, niye saklıyorsunuz? Bir CD’ye çekeceksiniz, bunu bana vereceksiniz, biz de göreceğiz. Bakın, bunu vermediğiniz için sonra bir sürü alengirli, yolsuzluklu, bilmem ne iş oluyor, siz sıkışıyorsunuz. Eğer Bakanınız şimdi vermiş olsa ben bu kürsüden eleştirmiş olacağım ve bir kontrol mekanizması kuracağız. Yolsuzluk düşünenler biraz daha çekinerek yapacak ve Türkiye’nin kaynakları heba olmayacak.

Sayın Bakan, meslektaşız, kişiliğinizle alakalı hiçbir problemim yok ama böyle yapa yapa birbirimizi geliştireceğimize inanıyorum. Sakın şahsınızla ilgili kabul etmeyin ama ben bir milletvekili olarak bu halkın ödediği vergilerden sorumluyum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, sadece kayıtlara geçmesi açısından sayın vekilimizi ve Genel Kurulumuzu bilgilendireyim.

Sayıştay raporları kamu idaresi bazında düzenlenir. Gelir İdaresi Başkanlığı Müsteşar olduğum dönemde bana bağlı bir birim değildir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hah, onu söyleyin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bir dakika, bir devam edeceğim.

Bir zanda bulunarak benim bu konuda bir tasarrufta bulunduğum iddiasında bulundunuz, bir kere hukuki olarak bunun bir geçerliliği yok.

İkinci olarak; Gelir İdaresi Başkanlığının denetimi sırasında Sayıştay yetkililerinin oradaki idare yetkilileriyle bilgi ve belge paylaşımı konusunda yaptıkları çalışmalarda Sayıştay raporlarına yansıtıldığı dışında hiçbir başka husus yoktur.

Üç; o söylediğiniz olaylarla ilgili olarak siz sadece bir çıkarımda bulunuyorsunuz, varsayımda bulunuyorsunuz. Bu da sadece ve sadece bir çıkarım ve varsayımdadır. Bunun hukukta bir karşılığı varsa bunun hukuk yolları da bellidir diyorum ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, Gelir İdaresi Başkanlığı Maliye Bakanlığının ilgili kuruluşudur.

Saygılarımı sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğdu, kayıtlara geçmiştir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, ben söz istedim ama sataşma için değil...

BAŞKAN – Görmedim, buyurunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sadece bir düzeltme, “asılsız” dediği için Sayın Bakan; soruyu da ben sormuştum. “Asılsız” dediği şey Sayın Bakanın… Tekrar söylüyorum: Ben 3 tane; 2014, 2013, 2012 Vergi Denetim Kurulu raporlarındaki rakamları okudum. Örneğin, 2014’te 1 milyar 68 milyonun sadece 60 milyonu ceza kısmının tarhiyat sonrası alınmış, nasıl oluyor demiştim. Bunu yazarken mi bir hata var, affederken mi bir hata var demiştim. Hepsini de Vergi Denetim Kurulunun yıllık faaliyet raporundan okumuştum. Kayıtlara geçmesi açısından tekrar Sayın Bakan… Asılsızsa yani o biraz şey oldu. Herkesi birden Sayın Bakan toptan yapınca ben de bir açıklama ihtiyacı hissettim, bir.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Asılsız, merak etmeyin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangisi asılsız, anlamadım. 1 milyar 68 milyonun 60 milyonu alınmış diyorum. Bu cezayı yazarken mi sorun var yoksa tahsil ederken mi sorun var? Birine kıyak geçtiniz de…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, bunları yarın konuşalım bence.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yani, bunda bir şey yok ki. Sorusuna cevap vermeyebilirsiniz ama “asılsız” dediğiniz şey raporda yer alıyor, onu söylemeye çalışıyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İma ettiğiniz şey asılsız, onu söylüyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İma etmiyorum. Nasıl oluyor? O zaman niye bu kadar yazdınız dedim Sayın Bakan. Ya yazanda hata var ya almayanda hata var dedim. Bunun asılsız kısmı neresi, onu anlamadım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz. Kayıtlara geçti Sayın Milletvekili.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Rakamlar doğru; ben yorumunu, cevabını size bırakıyorum.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/318) (S. Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                 Bülent Kuşoğlu                                 Bihlun Tamaylıgil                                Zekeriya Temizel

                       Ankara                                              İstanbul                                                İzmir

                  Kazım Arslan                                     Tahsin Tarhan                                     Lale Karabıyık

                       Denizli                                              Kocaeli                                                Bursa

“MADDE 3 - 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 17 nci maddesinin birinci fıkrası ile geçici 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibareleri "31/12/2017" şeklinde; geçici 31 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibaresi "31/12/2017" şeklinde değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Erhan Usta                                        Kamil Aydın                                      Mehmet Günal

                      Samsun                                             Erzurum                                              Antalya

              İsmail Faruk Aksu                                   Oktay Vural                                      Erkan Haberal

                      İstanbul                                               İzmir                                                Ankara

                                                                         Mustafa Kalaycı

                                                                                Konya

MADDE 3 - 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 17 nci maddesinin birinci fıkrası ile geçici 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibareleri "31/12/2016" şeklinde; geçici 31 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "31/12/2015" ibaresi "31/12/2016" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İdris Baluken                                    Çağlar Demirel                             Mehmet Emin Adıyaman

                    Diyarbakır                                          Diyarbakır                                              Iğdır

              Filiz Kerestecioğlu                          Mahmut Celadet Gaydalı

                      İstanbul                                               Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman, buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, vergi adaletinin sağlanması açısından vergi reformlarının yapılması ve vergi toplama yetkisinin yerel yönetimlerle paylaşılması konusunu dile getirmiştik ama az önce Sayın Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken bölgede özellikle şehir kuşatmaları ve sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili son durumu dile getirdi.

Gerçekten vergiler, hükûmetlerin ve genel olarak devletlerin halktan topladığı ve bununla devletin işleyişini sağladığı en önemli kaynakların başında gelmektedir. Esasen toplanan vergilerle sosyal devlet ilkesinin sağlanmasının hedeflenmesi gerekir. Oysa bugün toplanan vergilerle tamamen savaş konseptine uygun bir savaş politikasının yürütülmesine yönelik bir harcama yapılmaktadır.

Bakın, 1918-1923 arası koşulları düşünmemiz gerekiyor. Hemen hemen şu kürsüye çıkan her milletvekili devletin kuruluş felsefesinden ve devletin, 1918-1923 arası, bu ülkede yaşayan halkların ortaklaştığı ruhu dile getirir. Evet, doğrudur; 1918-1923 arası, Kürtlerin, Türklerin, Arapların, Çerkezlerin, Lazların Kurtuluş Savaşı Dönemi’nde aynı paradigma etrafında birleştiği bir dönem ve bu ruhun somut olarak ortaya çıktığı yasal dayanak Birinci Anayasa’dır. Birinci Anayasa ne yapıyor? Yerel yönetimlere, illere özerklik veriyor. Zamanım kısa olduğu için hemen 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun özerklik hükümlerini içeren, Mustafa Kemal’in o dönemde El Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa’ya gönderdiği mektuptan birkaç madde okumak istiyorum: “Aşamalı olarak bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgedeyse hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel yönetim kurulmasını savunmaktayız.

Ulusların kaderlerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtlerin bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini kurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları Büyük Millet Meclisi buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan’daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikayla yönetilmesi El Cezire Cephesi Komutanlığının görevidir.” diyor.

Bakın, 5’inci fıkrasında “El Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye konularında değişiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe…” Yani, il idarelerinin özerk yönetimlerinin maliye, adalet ve yönetim konusundaki ihtiyaçlarının da cephe komutanlığı tarafından Meclise bildirilmesi talep ediliyor.

Değerli arkadaşlar, bu Meclis Kürt sorununa, kuruluş ruhuna uygun, 1921 Anayasası’na uygun, ki bugün “hendek” diye iddia edilen, Kürtlerin kendi öz yönetimlerini, kendi yerel yönetimlerini inşa etme taleplerine cevap verebilirse, bu geçici vergi kanunlarıyla yine emekçilerin, halk yığınlarının sırtına bindirilen yüklere ihtiyaç kalmayacaktır. Sadece 24 Hazirandan bugüne 2,5 milyar lira savaş için harcanmıştır, 2,5 milyar lira, dört ay içinde. Ve bu savaş politikaları sürdürüldükçe Hükûmet bu geçici kanunlarla daha çok halkın sırtına yüklenecektir, daha çok ezecektir, daha çok yüklenecektir emekçi yığınlarının sırtına.

Saygılarla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

Madde 3 – 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 17 nci maddesinin birinci fıkrası ile geçici 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibareleri “31/12/2016” şeklinde; geçici 31 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibaresi “31/12/2016” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Saygıdeğer milletvekilleri, dâhilde işleme rejimini konuşuyoruz. Bu, önemli bir konu. O kadar önemli bir konu ki bugün, Türkiye, ihraç ürünlerinin yüzde 70’inde dâhilde işleme rejimi kapsamında geçici bir şekilde, geçici kabulle getirdiği ithal ürün kullanıyor, yüzde 70. Bu, iyi örnek diyebileceğimiz dünyanın hiçbir ülkesinde yüzde 5’ten fazla değil.

Burada şunu özellikle söylemem gerekiyor: Mesela, bugünkü konuşmalarımda da geçen haftaki konuşmalarımızda da Türkiye’yi analiz ederken hep Türkiye’de bir bağımlılıktan bahsediyoruz. Yani şunu yapıyoruz biz ekonomi yönetimi olarak: Ülkeyi bir noktada bir şeye bağımlı hâle getiriyoruz, ondan sonra da ondan vazgeçiremiyoruz. Nedir mesela son birkaç günde konuştuğumuz? Dış tasarruf bağımlılığından bahsettik, bugün de konuştuk bunu yani Türkiye, kendi tasarrufları yetersiz olduğu için dış tasarruflara bağımlı bir ekonomi hâline gelmiş. İthalat bağımlılığından… İhracat yapabilmek için ithalat yapan bir ekonomi hâline geldik, ithalat bağımlılığımız… Bakın, bunların bir kısmı öteden beri vardı belki ama bu bağımlılık artıyor. Bunların her birini rakamla tek tek söyleyebiliriz ama gecenin bu vaktinde herhâlde buna girmeyiz. Bugün, özellikle vurguladım, bütçemizi tüketim vergilerine bağımlı hâle getirdik. O yüzden, yurt içi tasarrufları artırma politikamızla çelişiyor verginin bu yapısı. O yüzden, sermaye kazançlarını biraz daha vergilendirmemiz gerekir diyoruz. Tüketim vergilerine bir bağımlılık var. Sıcak paraya bir bağımlılık var, sermayeye bir bağımlılık var. Bunu, bugün, zaten hem Sayın Bakan hem de AKP Grubundan arkadaşlar çok açık bir şekilde itiraf ettiler “Sermaye kazançlarını daha fazla vergilendiremeyiz, ülkenin finansman ihtiyacı var diye. Şimdi de dâhilde işleme rejimine bağımlılığı konuşuyoruz, ihracatımızın da yüzde 70’i. Fakat bir yandan da bakıyorsunuz…

Elimde 5 tane doküman getirdim, yani bunu birkaç defa söyledik ama bir de bu yöntemi deneyeceğim, belki Sayın Bakan buna bir cevap verir. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği ve Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin hazırlayıp Meclise getirdiği Onuncu Kalkınma Planı, bunun 153’üncü maddesinde dâhilde işleme rejiminin gözden geçirileceğine ilişkin bir hüküm var, bu bir.

İkincisi, 2015 yılı Programı, 2016’sı çıkmadığı için en son elimizde yıllık program… Bunun -Resmî Gazete örneği- 162’nci sayfasının 196’ncı eylemi, “İthalata olan bağımlılığın azaltılması için dâhilde işleme rejimi Mevzuatı’nda gerekli değişiklikler yapılacaktır.” Eylem böyle, açıklamasında teferruatı var.

Orta vadeli program, 2016-2018, sayfası da var ama sayfasının bir önemi yok. 179’uncu eylem, “Dâhilde işleme rejimi uygulamaları yurt içi üretim koşulları ve dış ticaret dengesi açısından yeniden değerlendirilecektir.”

Dört, 4’üncü doküman; bunların hepsi Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin ürettiği dokümanlar arkadaşlar, bunları başka bir yerden getirmiyoruz. “İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı Eylem Planı, eylem no.51; dâhilde işleme rejimi ihracata yönelik üretimde yurt içinden tedarik edilmesini teminen gözden geçirilecek ve gerekli tedbirler alınacaktır.” Açıklamalarında bizim burada ifade ettiğimiz hususlar var, vakit almamak için söylemiyorum.

En sonunda Sayın Başbakanın açıkladığı 64’üncü Hükûmet 2016 Yılı Eylem Planı, eylem no.148 “Dâhilde işleme rejimi gözden geçirilecektir.” bunun da açıklaması var.

Şimdi, 5 tane dokümanda yazıyorsunuz, “Dâhilde işleme rejimini gözden geçireceğim. Bu işin aslında bir sürü sakıncalı yanları var.” diyorsunuz, ondan sonra da önümüze bir kanun getiriyorsunuz ve bu kanunda dâhilde işleme rejiminin süresini bir beş yıl daha uzatıyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Bu nasıl kamu yönetimi, bu ne ciddiyetsizlik, bu ne tutarsızlık! Yani bunu izah etmek için nasıl kelime kullanmam gerekiyor, ne söylemem gerekiyor ben bunu bilmiyorum. Yani burada kurumların birbirine saygısızlığından mı bahsedelim? Çünkü birini bir kurum hazırlıyor, öbürünü bir kurum hazırlıyor. Koordinasyonsuzluktan mı bahsedelim?

Bakın, aynı Hükûmet, Türkiye… O yüzden “Türkiye ekonomisi iyi yönetilmiyor.” diyorum. Koordinasyonsuzluk var; bir tanesini birisi yazıyor, öbürü getiriyor burada taşıyor… Burada Maliye Bakanlığının çok fazla bilgisi olduğunu düşünmüyorum, bu, Ekonomi Bakanlığının talep ettiği bir şey, Ekonomi Bakanlığının böyle bir pozisyonu var ama diğer kurumların ve genel olarak baktığınızda ekonomi yönetimindeki kurumların farklı bir pozisyonu var. Koordinasyonsuzluk had safhada, tartışılmadan kanun yapma, kötü kanun yapmalarla bunları buraya getiriyoruz ve burada gecenin bir yarısında bunları söylemek zorunda kalıyoruz.

Dâhilde işleme rejiminin Türkiye’yi götüreceği bir yer yoktur arkadaşlar. Dâhilde işleme rejimi ithalatı artırıyor. Bakın, eğer bu iyi bir sistem olmuş olsaydı… Bir gösterge olarak işte bunu daha önceden söyledim, ihracatın ithalatı karşılama oranı Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde 5 puan düşüyor. Hani bunu yaptık da ihracatımız çok arttı, ithalatı karşılama oranı yükseldi filan değil ve ödemeler dengesini bozan bir sistemdir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) - …bu sistem kaldırılmalıdır, bu anlamda yapılan bu düzenleme son derece yanlıştır. Bizim önergemizde, ya, hiç olmazsa, bundan hemen şimdi vazgeçemiyorsunuz, daha önce düşünmediniz madem -aslında dokümanlara yazdınız ama düşünmediniz- hiç olmazsa bunu bir yıl uzatın ve bu bir yıl içerisinde de bu sistemi ıslah etme yönünde adım atılsın.

Çok teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“Madde 3 – 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 17 nci maddesinin birinci fıkrası ile geçici 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibareleri “31/12/2017” şeklinde; geçici 31 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2015” ibaresi “31/12/2017” şeklinde değiştirilmiştir.”

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 3’üncü maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun geçici 17’nci maddesinin süresinin uzatılmasını görüşüyoruz. Meclisin çalıştırılmadığı, darbe ürünü bir anayasayla erken seçim kararının alındığı, ekonomide, maliyede bu Meclisin alması gereken acil kararların ertelenmiş olduğunu görüyoruz. Günümüzde yatırım ve üretim durma noktasına gelmiş, işsizlik artmış; işçimiz, çiftçimiz, esnafımız, emeklimiz, sanayicimiz, ihracatçımız zor duruma düşmüş; bunlarla ilgili herhangi bir görüşme, maalesef hiç ortada yok.

Sayın milletvekilleri, devlet yönetiminde yaşanan boşluk o kadar çok ki, geçen hafta yıllık bütçeyi tamamlamamız gerekiyordu, sadece üç aylık bütçeyi ancak görüşebildik. Gelir ve giderleri net olmayan, nereye ve ne kadar harcayacağımızın cevabı açıkta kalan bir geçici bütçeye ek olarak, bugün bir de Katma Değer Kanunu’nun geçici maddelerinin uzatılmasını istiyoruz. Az sonra 20 milyar lirayı aşan bir vergiden vazgeçen bir karara el kaldıracaksınız. Bu vazgeçme karşılığında Hükûmet ülkemize ne getirecek, bizden ne gidecek hiç düşündünüz mü, bunu bilmiyorum.

17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet haftasının üstü çizilen, “Almasak da olur.” denilen bu vergiler karşılığında devletin kasası boş kalırken, mevcut gelirlerle, tasarruflarla hangi yatırımlar yapılacak, o da ortada yok. Yerli üretim yine hangi bahara kaldı, hiç merak eden, hiç söyleyen yok. Geçen haftaki geçici bütçe süreci dâhil olmak üzere, şimdi bu maddedeki süre uzatma kararı tam bir belirsizlik zemininde ilerlemektedir.

Sayın milletvekilleri, devlette maliyet analizleri başka bahara ertelenmekte, kapsamlı vergi reformu ötelenmekte, vergide adalet tümüyle elinizin tersiyle itilmektedir.

Söz aldığım 3’üncü madde, uygulamada çok ciddi sorunlar yaratmış olan KDV Kanunu’nun istisnaları içeren bir hükmündeki istisna süresini beş yıl daha uzatmayı öngörmektedir. Bu maddenin “geçici istisna” diye yazılmış olan hükümleri sürekli süre uzatımı nedeniyle artık neredeyse kalıcı bir duruma dönüşmüştür.

Biz yerli üretimi teşvik edecek yeni bir teşvik ve üretim modeli üzerinde çalışmayı öneriyoruz. Hükûmet ise bugün 31 Aralıkta süresi dolacak vergi istisnalarına yeni yama getiriyor. Çok acı bir gerçekle karşı karşıyayız. Öyle görünüyor ki Meclis bu dönemde kapsamlı yasa yapmayı unutacak gibi.

Sayın milletvekilleri, vergi denetiminin köreldiği, hazinenin bunca yolsuzluğu hazmettiği, Sayıştayın harcamaları sayamadığı bir dönemde devlette şeffaflığı tartışıyoruz. Türk lirasının değerli olduğu yıllarda bu kanun amacının tersine işlemiştir. Yurt içinden alınması hedeflenen yarı mamul mal yurt dışından alınmaya, ithalat arttıkça yerli üretim de düşmeye başlamıştır. En büyük sorunlarımızdan biri olan katma değeri bu nedenle düşürmüşüz, yerli üretime sırtımızı dönmüşüz. Açıkçası buna çok üzülüyorum. Vergide etkinliği sağlayamayan, dolaylı vergileri vatandaşın sırtından almaya çalışan, belli gruplara istisnalar tanıyarak yerli üretimden çok ithalatı besleyen bir ekonomik model ve mali yönetim asla başarılı sayılamaz.

Bizce yapılması gereken çok açıktır. Sınai üretimde yerli oranının azalmasına yol açan geçici ihraç rejimiyle ithalatın sınırlandırılmasıdır. Bunun için önerimiz, gelin, tasarıdaki istisna süresini beş yıl gibi uzun bir süreye tabi tutmayalım, iki yıllık süreyle sınırlayalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.25

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER : Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

11 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Aralık 2015 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 02.29



(X) 11 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.