24 Mart 2015 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, iş ve meslek danışmanlığı sertifikası alanların atanması hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, iş ve meslek danışmanlığı sertifikası alanların atanmasına ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2011 yılında yürürlüğe konulan iş ve meslek danışmanlığı sisteminde kursa katılmış ama senelerdir atanamayan 15 bin gencimizi ilgilendiren problemi sizlerle paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de resmî rakamlara göre, işsizlik, ağzınızdan düşürmediğiniz kriz yılı 2001’den bile çok daha yüksek. 2001’de işsizlik yüzde 8,4; TÜİK’in açıkladığı 2014 oranı ise yüzde 10,9 yani yüzde 2,5 daha fazla. 2001’e göre daha ağır bir kriz yaşandığının resmidir bu. Gerçekte bu oran çok çok daha yüksek, çevrenize bakıp bunu görebilirsiniz. Hele hele genç işsizlik oranları yüzde 20’nin çok üzerinde, neredeyse her 4 gençten 1’i işsiz, üniversite mezunlarına bakarsanız da her 3 gençten 1’i.

Değerli vekiller, tüm eksiklikleriyle 2011 yılında uygulamaya konulan meslek danışmanlığı sistemine göre, KPSS puanlarıyla alınan 17.500 adaydan 3.500’ü, dokuz haftalık kursa tabi tutulmuş, kurs sonrası 2.817 kişi bu sınavı kazanmış, Nisan ve Haziran 2012’de de tamamı istihdam edilmiştir. Daha sonra, bazı üniversiteler de bu sınavları yapma hakkını elde etmişlerdir. Bu sınavlara girişte kurs ücreti, sınav ücreti, konaklama gibi giderlerle kursiyer, yaklaşık 1,5-2 milyar lirayı bulan harcamalar yapmak durumunda kalmaktadır.

Bugüne kadar bu sınavlara 27 bin lisans ve yüksek lisans mezunu aday girmiş, yaklaşık 15 bin kişi sınavları kazanarak iş ve meslek danışmanı unvanı elde etmiştir. Özellikle eğitimli gençlerin işsizliğini giderme vazifesini üstlenen bu danışmanların maalesef kendileri işsizliğe mahkûm olmuşlardır.

Danışmanların en önemli istihdam yerleri üniversiteler, belediyeler, sosyal yardımlaşma vakıfları ve İŞKUR’dur. Üniversiteler ve belediyelerde iş ve meslek danışma büroları açılmış, İŞKUR’da da 3.823 kişi danışman olarak istihdam edilmeye başlanmıştır. Buraya kadar iyi. Ancak sayın vekiller, belediyeler ve üniversiteler hazır yetişmiş danışmanlar varken, âdet yerini bulsun babından taşeron firmalardan geçici işçileri bu bürolarda görevlendirmişlerdir. Sosyal yardımlaşma vakıfları, danışmanlık hizmeti vermek için Çalışma Bakanlığıyla bir protokol imzalamışlardır. 973 adet vakıf vardır ama bu vakıflarda yetişmiş profesyonelleri çalıştırmak yerine, kendi elemanlarıyla amatörce bu hizmeti verme yoluna gitmeyi sürdürmüşlerdir.

“Büyüyen, gelişen, çalışan ve müreffeh bir Türkiye hayal ediyoruz.” diye her yerde söylüyorsunuz ama İŞKUR’un 8.200 personelinin sadece 3.823’ü meslek danışmanıdır. Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya’da 100 bin iş danışmanı var, bizde sadece 3.823. Yanlış politikalarınız sayesinde adı “iş danışmanı” olan 10 bin kişilik işsizler ordusu kurdunuz. 2023’ü ağzınızdan düşürmüyorsunuz, “İşsizliği yüzde 5’e indireceğiz.” diyorsunuz. Peki nasıl olacak bu? Bir taraftan da üniversiteler hâlâ yüksek ücretlerle meslek danışmanlığı kursu açmaya devam ediyorlar. Milletin evlatlarını –affedersiniz- yolmaya devam ediyorlar.

Sonuç, sıfıra sıfır, elde var sıfır. Paralarının gittiğine mi yansınlar, ümitleriyle oynandığına mı? Bu mu millet adamlığı? Milletin evlatlarını, devletin kurumlarına ezdirmek mi? Çok mu zor üniversitelere “Atama yapamıyoruz, bu kursları açmayın.” demek? Çalışma Bakanı, bir taraftan “Yeterince iş danışmanı aldık, ihtiyaç yok.” diyor, diğer taraftan kurum içinde memurlara iş danışmanlık sertifikaları aldırıyor ve Resmî Gazete’de bunların iş danışmanlığı kadrolarına geçirildiği ilan ediliyor, hem de KPSS’ye bile girmeden. Aynı şeyleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da yapıyor. Kendi memurlarına üç dört günlük kurslarla İŞKUR şifreleri verilip işlem yapmaları sağlanıyor. Hakkaniyet, adalet, iş, aş hassasiyeti olmayan Sosyal Politikalar Bakanlığı olabilir mi değerli milletvekilleri?

Hükûmeti uyarıyoruz, ya istihdam garantili açmış olduğunuz bu kursiyerleri istihdam edin, sizlerden bunun bekliyorlar, bu konuşmanın yapılmasını özellikle rica ettiler benden ya da artık üniversitelerimize para tuzağı hâline gelmiş bu kursları açtırmayın, daha fazla gencimizin hayalleriyle oynamayın.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Kocaeli ilinin Dilovası ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli ilinin Dilovası ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Yine Dilovası, yine gündemde kanserle ilgili söylem, yine karşınızdayım ama ben söylemekten usanmayacağım, umarım, siz yaptırımlarınızı, düzenlemelerinizi bir gözden geçirirsiniz.

TÜİK verilerine göre açıklama yapmak istiyorum değerli milletvekilleri. Türkiye’deki kanser nedeniyle ölüm oranı yüzde 21, Kocaeli’de yüzde 26, Dilovası’nda yüzde 33. Dilovası bölgesinde astım ve solunum yolu hastalıklarına yakalanma oranı Türkiye’nin 1,5 katı. Nedeni, kontrolsüz, plansız, denetimsiz sanayileşme. Türkiye’deki kimya ve boya sanayisinin üçte 1’i bu bölgede, metalürji sanayisinin üçte 1’i bu bölgede. Sanayileşmenin insan sağlığını olumsuz etkilediğini, ne yazık ki ancak 2002’lerden sonra fark edebildik. 2002’den sonra çevre kirliliği nedeniyle ölümler meydana geldiğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasına karar verildi. Meclis araştırması komisyonu, muhalefeti ve iktidarıyla Dilovası’na geldi, araştırmalar yaptı, incelemeler yaptı ve verdiği raporda dedi ki: “Bu bölge sanayiye doymuştur. Artık bu bölgede yeni bir sanayi yatırımı olmaması lazım.” 29 maddelik rapor belirledi, “Mevcut sanayinin kendine ve çevreye zarar vermemesi açısından gözden geçirilmesi lazım.” dedi.

2002’den beri hem genelde hem yerelde iktidarsınız. Ne yaptınız? Meclis araştırması komisyonunun dediği gibi, önlem mi aldınız? Hayır, tam tersini yaptınız. Bakın, hatırlatmak istiyorum: Dilovası’nın hemen kuzeyinde belediye çöp depolama alanı yaptınız. Hemen bitişiğine, bölgedeki tüm kömür tesislerinin eleme, kırma ve depolama tesisini buraya getirdiniz. Yetmedi -bunlar 2006’dan sonra olanlar- yine Dilovası’nın kuzey rüzgârlarına açık bölgesinde 4 tane yeni OSB kurdunuz: İMES, Makineciler, Kimyacılar ve Mermerciler.

Ya insaf, Dilovası’nda yaşayan insanların sağlığıyla o kadar oynadınız ki şimdi de bunlar yetmiyormuş gibi Hereke’nin kuzeyinde Köseler köyü, Tepecik köyü ve Dilovası’nın kuzeyinde bulunan orman arazisinin içine Orman Bakanlığı 1 milyon 500 bin metrekarelik bir alanı Kocaeli Büyükşehir Belediyesine hibe ediyor. Ne diye hibe ediyor? Diyor ki: “Bölgenin tüm sanayi atıklarını, tüm katı atıklarını bertaraf tesislerini yapmana izin veriyorum.” Anlamı şu: “Ben bu bölgede yapacağım bu tesisle Dilovası halkını zehirlemeye devam edeceğim.” diyor.

Biraz insaf, biraz elinizi vicdanınıza koyun. Zaten bölgede bir plansız yapılanmanın sonucu iki mahalleyi boşalttınız; Yıldız Mahallesi ve Fatih Mahallesi sanayinin içinde kaldı diye evler alındı, insanlar oradan boşaltıldı. Şimdi, bu katı atık bertaraf tesisiyle ne yapıyorsunuz? Bölgedeki sanayi atıklarını topluyorsunuz, bölgedeki organik, inorganik maddeleri topluyorsunuz, tıbbi atıkları topluyorsunuz, hurda lastikleri topluyorsunuz ve yakıyorsunuz. Anlamı şu: Yeni gazların, yeni kimyasal maddelerin yani yeni zehirleyici maddelerin Dilovası’nın üzerine gelmesine neden oluyorsunuz. Şimdi buna sessiz kalmamızı istiyorsunuz. Ben bölgede yaşayan bir insanım, benim çocuklarım o bölgede yaşayacak, dilimin döndüğü kadar Dilovası’nda ve Kocaeli’de sizin insanları zehirlemenize asla izin vermeyeceğim. Niyetiniz Dilovası’nı boşaltmaksa bunu samimi söyleyin, otururuz, baştan konuşuruz.

Bakın, yapmanız gerekenleri size hatırlatmak istiyorum. Büyükşehir Belediye Başkanı böyle bir ormanlık yerde alıp bunu yapacağına… Dilovası’nda doğru dürüst bir yol yok, sinema yok, tiyatro yok, kültür merkezi yok, sosyal donatı alanları yok, milletin sahille buluşması, sahil düzenlemesi yok. Şimdi, bunlar dururken hiçbir şey yapmadan gelip de bu bölgenin sanayi atıklarını getirip tekrar Dilovası’nın üzerine bir zehir olarak akıtırsanız… Oradakiler de insan, empati yapmanızı istiyorum, oradakiler de çocuk, o çocukların yarın hastalanıp da, hastalıklara yakalanıp ölmelerini istemiyorsanız, Dilovası’ndaki insanların daha kötü bir noktada olmasını ve kanser olmasını istemiyorsanız Dilovası’ndaki bu katı atık bertaraf tesisinden bir an önce vazgeçmenizi diliyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın oy kullanma süreciyle ilgili söz isteyen İzmir Milletvekili Rıfat Sait’e aittir.

Buyurun Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, yurt dışında yaşayan vatandaşların oy kullanma sürecine ilişkin gündem dışı konuşması

RIFAT SAİT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Haziranda yapılacak olan genel seçim ve özellikle seçimlerin yurt dışındaki kısmıyla ilgili konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Sizleri ve ekranları başındaki aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün aynı zamanda Sırpların, kardeş ülke Kosova halkına yapmış oldukları zulmün sonucu olarak NATO’nun başlatmış olduğu hava harekâtının da yıl dönümü. Bu hava harekâtında Türk Silahlı Kuvvetlerinin jetleri ve kahraman pilotları da yer almışlardır ve bu kara harekâtı Kosova’nın bağımsızlık sürecini hızlandırmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçimlerle ilgili bazı rakamlar ve istatistikler vermek istiyorum. Bu seçimlerde yaklaşık olarak yurt içinde 52,9 milyon, yurt dışında da 2,8 milyon vatandaşımız ve toplamda da 55-56 milyon civarında vatandaşımız oy kullanacaklar. Yurt dışındaki seçmen sayısı, toplam seçmen sayısının yüzde 5’ine tekabül ediyor. Bu da yaklaşık olarak yüzde 5’lik bölümle 28-30 tane milletvekiline denk geliyor ancak maalesef, gerçekler böyle olmamış. 2007’de yurt dışında oy kullanma oranı yüzde 8,9; 2011’de yüzde 5 ve yine en son 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanma oranları yüzde 18,9 olmuş. Yurt dışındaki yaklaşık 2,8 milyon vatandaşımızın yaklaşık 530 bin oy kullanabilmiş.

9 Mayıs 2012’de çıkartmış olduğumuz 6304 sayılı Yasa’yla, eğer kayıtlı iseler yurt dışındaki vatandaşlarımız oylarını kullanabiliyorlar. Bu, oldukça güzel bir hizmet. Böylece 54 ülkede, 109 dış temsilciliğimizde oy kullanabilecekler. Yurt dışında 8 Mayıstan itibaren oy kullanma işlemi başlıyor. Yine, gümrük kapılarında da 8 Mayıstan itibaren oy kullanma işlemi başlayacak ve 7 Hazirana kadar devam edecek.

Bu arada, yurt dışı seçmenlerimiz için çok önemli bir hatırlatmayı da yapmak istiyorum. 27 Mart yani üç gün sonra Cuma günü saat 17.00’ye kadar, eğer yapmadıysanız mutlaka yurt dışı seçmen kaydınızı yapmanız gerekiyor. Eğer kayıtlı değilseniz oy kullanamazsınız. 27 Mart güncelleştirme için son gündür. “Olmaz olmaz.” demeyin çünkü bu ülkede bazı siyasiler de bu yüzden oy kullanamadılar. Bu yüzden de “www.ysk.gov.tr”ye girip kaydınızı yapmanız önemle rica olunuyor.

Oy kullanmak, vatandaşlık görevi, aynı zamanda da anayasal bir hakkımız. Yurt dışındaki vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bulunduğunuz ülkedeki en yakın dış temsilciliğe ya da İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğüne başvurup buradaki beyan formunu doldurmanız ve kaydınızı yapmanız gerekmektedir. Bu yılki seçimlerde randevu sistemi kaldırılmıştır, randevu sistemi olmayacak. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın, özellikle 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en fazla mağduriyet duyduğu, bu randevu sistemi olmuştur ve bu konuda yapılan araştırmalarda yüzde 47,6’lık bir oranda oy kullanılmaması bu yüzden, yani randevu sisteminin aksaklıklarından dolayı kaynaklanmıştır.

Yurt dışında oy kullanma oranının en düşük olmasının bir diğer nedeni de yüzde 13,9 ile siyasi ilgisizliktir. Yurtdışı Türkler Başkanlığı ve aynı zamanda Yüksek Seçim Kurulunun yapmış olduğu çalışmalar, bu konuda, bu açığın giderilmesi için yapılıyor ve 600 bine yakın materyal bu konuda hazırlandı.

Yurt dışındaki oy kullanım oranının düşük olması, en fazla AK PARTİ’yi olumsuz etkilemektedir. Neden? Zira, yurt dışındaki oylara baktığımız zaman, burada AK PARTİ’nin açık üstünlüğü görülmektedir. 2002 seçimlerinde yurt dışı oylarının yüzde 32,9’u AK PARTİ’ye gelmiş, 2007’de AK PARTİ’ye yüzde 56,75 oy gelmiş, 2011 seçimlerinde yüzde 61’lik bir oy oranı gelmiş. AK PARTİ, yurt dışında neden yüksek oy alıyor? Çünkü, Yurtdışı Türkler Başkanlığı, TİKA, Dışişleri Bakanlığımız, Yunus Emre Enstitümüz, TRT, Ekonomi Bakanlığımız, velhasıl, Türkiye Cumhuriyeti yurt dışında da önemli hizmetler vermektedir. Yurt dışında da “Durmak yok, yola devam.” diyoruz.

Yurt dışındaki AK PARTİ’nin aldığı yüzde 60 oy oranına baktığımız zaman, 2,8 milyon vatandaşımızın neredeyse yüzde 20’sinin oy kullanmaması, AK PARTİ’ye tabii, önemli bir zarardır. Bunların oy kullanmasını özellikle rica ediyoruz.

Son olarak, yurt dışında hangi ülkelerde hangi tarihlerde oy kullanılacak, o konuda bilgi vermek istiyorum: 16-31 Mayıs tarihlerinde on altı gün süreyle Amerika Birleşik Devletleri’nde, 13-31 Mayısta on dokuz gün boyunca Norveç’te, 28-31 Mayısta dört gün boyunca Romanya ve Rusya’da, 29-31 Mayıs arasında üç gün boyunca Bulgaristan, Hollanda, İtalya, Kanada, Suudi Arabistan, Türkmenistan ve Yunanistan’da, 30-31 Mayısta iki gün boyunca Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere, Bosna Hersek, Cezayir, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya’da, 31 Mayısta bir gün boyunca Arnavutluk, Kosova, Ürdün, Yeni Zelanda, Bahreyn, Çek Cumhuriyeti, Ukrayna, Tayland’da. Yine, 8-31 Mayıs boyunca en fazla oyun kullanıldığı yerler bunlar: Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, İsviçre ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde oy kullanılacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIFAT SAİT (Devamla) – 7 Haziran seçimlerinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum ve bu seçimlerin özellikle AK PARTİ’ye büyük fayda getireceğini ve bundan sonra da, inşallah, eğer 400 milletvekiliyle gelirsek burada safların biraz daha sağ tarafta sıklaşacağını düşünüyorum.

Saygılar; teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, üniversitelerdeki bölücü terör örgütü yapılanmalarına ve Polis Kolejinin kapatılması nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, 2 konuyu eğer burada bir sayın bakan varsa, Türkiye’yi yönetmekten sorumlu bir Bakanlar Kurulu ve mensubu varsa, onların dikkatine sunmak istiyorum.

Efendim, üniversitelerde, fakültelerde maalesef bölücü terör örgütü yapılanmaları orada sınava giren insanlara yönelik terörize hareketlerini devam ettiriyor. Maalesef, üniversitelerimizde böyle bir yapılanma, açıkçası, eğitim ve öğrenim özgürlüğünü engelleyecek noktaya gelmiştir. Bu çerçevede, Siyasal Bilgiler Fakültesinde marjinal, bölücü örgüt yapılanmasının perşembe günü yaptığı saldırı, daha sonra sınava girecek öğrenciler üzerinde yaptığı saldırılar neticesinde tatil edildi, sınavlara girme ötelendi ancak bu tehdit devam ediyor. Bu öğrencilerin sınava girmesini temin etmek, Hükûmetin ve rektörlüğün sorumluluğu altındadır. Bu öğrencilere yönelik fiilî bir şey olursa sorumlusu onlar olacaktır. Dolayısıyla, bu çerçevede, hem emniyeti hem de rektörlüğü gerekli güvenlik tedbirlerini alarak bu gençlerin sınava girerek öğrenim hakkının mağdur edilmemesi konusunda, can güvenliğini sağlama konusunda gerekli tedbirleri almaya ivedilikle çağırıyorum. Ege Üniversitesinde yaşadığımız Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun şehit edilmesine götüren süreçle ilgili gelişmeler, Türkiye’yi ve gençleri büyük ölçüde rahatsız etmiştir. Bu bakımdan, bu yapılanmalar ve engellemeler konusunda devletin iradesinin kullanılması gerekiyor.

Ayrıca, biraz önce bir ebeveyn aradı, bir baba aradı. Polis Kolejinde 11’inci sınıfta oğlu var ve Polis Kolejinin kapatılmasından dolayı çocuğunun şu anda vücudu yaralar içerisinde, sıkıntı içerisinde. 470 puanla girmiş, şimdi kendisine “270 puanla girilecek yerlere gidin.” deniyor. Şu anda 3’üncü, 4’üncü sınıfta olanlara birkaç aylık kursla komiser yardımcılığının önünü açanlar, maalesef, 11’inci sınıftaki kimselerin bu hakkını elinden alıyor. Bu konuda bir baba feryat ediyor “Bu, bir zulümdür, benim oğlumun önünü kesiyorsunuz.” diye. Dolayısıyla, bu konuda, o babanın feryadına --biraz önce aradı- tercüman olmak üzere, yine görmeyen gözlere, duymayan kulaklara bu ibretlik konuyu iletmeyi görev addettim. Bu zulümden vazgeçilmeli. Bu insanların hakkını hukukunu korumak da devletin görevidir.

Ben, bunları Hükûmete iletmek üzere söz aldım.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner’in vaki davetine icabetle 23-29 Mart 2015 tarihleri arasında ABD’ye resmî bir ziyarette bulunması TBMM Genel Kurulunun 17/2/2015 tarihli 56’ncı Birleşiminde kabul edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in beraberindeki heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin tezkeresi (3/1754)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek'in, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner'in vaki davetine icabetle, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, 23-29 Mart 2015 tarihleri arasında ABD'ye resmî bir ziyarette bulunması TBMM Genel Kurulu'nun 17.02.2015 tarih ve 56’ncı Birleşiminde kabul edilmiştir.

Anılan Kanun'un 2’nci maddesi uyarınca, heyetimizi oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen isimler Genel Kurul'un bilgisine sunulur.

                                                                 

                                                                  Cemil Çiçek

                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                      Başkanı

Adı Soyadı:                                                Seçim Çevresi:

1- Reha Denemeç                                      Ankara Milletvekili

2- Yıldırım Tuğrul Türkeş                            Ankara Milletvekili

3- Kemal Ekinci                                          Bursa Milletvekili

4- Şaban Dişli                                            Sakarya Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, engellilerin istihdam, eğitim, sağlık, sosyal hizmet, spor, kültür, yeterli gelir, altyapı gibi alanlarda yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1272)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Engellilerin toplumsal hayata ayrımcılığa uğramadan ve etkin biçimde katılmalarını sağlamak üzere istihdam, eğitim, sağlık, sosyal hizmet, spor, kültür, yeterli gelir, altyapı vb. gibi alanlarda yaşanan sorunların tespit edilmesi ve alınacak önlemlerin belirlenmesi için Anayasanın 98'inci, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederim. 03/12/2012

1) Abdullah Levent Tüzel                            (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                        (Iğdır)

3) İdris Baluken                                          (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                              (Muş)

5) Murat Bozlak                                          (Adana)

6) Halil Aksoy                                             (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                          (Batman)

8) Hasip Kaplan                                          (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                        (Bitlis)

10) Emine Ayna                                          (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                    (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                             (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                           (Hakkâri)

14) Esat Canan                                          (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                              (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                    (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                    (Kars)

18) Erol Dora                                              (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                                    (Mersin)

20) Demir Çelik                                          (Muş)

21) İbrahim Binici                                       (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                            (Van)

23) Özdal Üçer                                           (Van)

Gerekçe:

UNESCO'nun yaptığı araştırmalar, ülkemizde nüfusun yüzde 14'ünün engelli olduğunu göstermektedir. Engelli olanlardan bir kısmı doğuştan bir kısmı ise sonradan geçirmiş oldukları iş kazaları ve trafik kazaları sonucu engelli duruma düşmüştür. Öte yandan, otuz yıldır Türkiye'de yaşanan çatışmalarda yaralanarak sakatlanan çok sayıda yurttaşımız bulunmaktadır.

Ülkemizde milyonlarca engelli yurttaşımızın istihdam ve eğitim başta olmak üzere sosyal, ekonomik ve kültürel yaşama katılma sorunlarının pek çoğu henüz çözüme kavuşturulabilmiş değildir. Engellilerin pek çoğu kendi başına ihtiyaçlarını giderememekte, aile fertlerine bağlı ve bakıma muhtaç durumdadır. Ülkemizde genel ve yerel hizmetlerin planlanması ve yürütülmesi aşamalarında engelli yurttaşlar dikkate alınmamaktadır.

Nitekim, 01/07/2005 tarihli 5378 sayılı Özürlüler Kanunu'nun geçici 2. maddesinde "Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel altyapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapılar bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde özürlülerin erişebilirliğine uygun duruma getirilir." hükmü, yedi yıl süresince gerçekleştirilmemiş ancak 6353 sayılı torba kanunla bu süre bir yıl daha uzatılmıştır.

Türkiye'de engelli olmak zaten büyük bir sorun olduğu kadar bir de engelli durumunu kanıtlamak için belli ölçütlere tabi tutulmaktadır. Türkiye'de engellilerin devlet imkânından yararlanması için sağlık kurumlarında yüzde 40 engelli olduğunun belgelenmesi gerekmektedir. Oysa ILO Sözleşmesi, iş hukuku, iş kazası ise yüzde 11 engelli saymaktadır.

Diğer taraftan, bilgi eksikliği, sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliği, ekonomik yük, tıbbi yetersizlikler ve benzeri nedenle engelliler yeterli, zamanında ve sürekli sağlık hizmeti alamamaktadır. Engellilerin yaklaşık yüzde 47'si engelinden dolayı herhangi bir şekilde tedavi edilmemektedir. Engelli vatandaşların engelliliklerinden dolayı kullandıkları cihazlar SGK tarafından masrafları belli bir süreliğine karşılanmaktadır. Hayatı boyunca bu cihazlara bağımlı olan engellilerin bozulan cihazların tamir masraflarının ise kendilerince karşılanması koşulu getirilmiştir.

İŞKUR'un verilerine göre, kamu kurumlarında 12.326, özel sektörde ise çalıştırılan özürlü işçi sayısı 73.719'dur. Buna karşılık 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30'uncu maddesine istinaden kamuda 1.232, özel sektörde 23.526 olmak üzere toplam 24.758 boş özürlü işçi kontenjanı bulunmaktadır. Devlet Personel Başkanlığı 2011 yılı Ağustos ayı verilerine göre kamu kurumlarında özürlü kontenjanında istihdam edilen 20.829 özürlü memur bulunmaktadır. Özürlü memur kontenjan açığı ise 23.360’tır. Görüldüğü gibi 50 bin civarında engelli kadrosu boştur.

Engellilerin eğitimi konusunda gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarla kıyaslandığında, ülkemiz olması gereken düzeyin çok gerisindedir. Engellilerin eğitim alma ve meslek edinme taleplerini gerçekleştirme olanakları sınırlıdır. Son yıllarda mantar gibi çoğalan özel eğitim merkezlerinin denetimsiz uygulamaları nedeniyle engellilerin ve ailelerinin istismar edildiği kanısı toplumda yaygınlaşmaktadır. Gerek eğitim merkezleri ve eğitim programları gerek engelli sayısı ve engellilerin eğitiminde görev alacak deneyimli kadro oluşturulmasına dair politikalar yetersizdir.

Türkiye'de engellilik oranına göre aylık ortalama 243-365 TL'ye tekabül eden 3 ayda bir cüzi bir ücret ödenmektedir. Her yıl sistematiğe bağlanmış olan temel tüketim maddelerine yapılan zamlar ve kira giderleri de düşünüldüğünde üç aylıklarla engelli yurttaşlarımızın bağımsız bireyler olarak toplumsal yaşama katılmasının mümkün olmayacağı açıktır.

Engellilerin toplumsal hayata ayrımcılığa uğramadan ve etkin biçimde katılmalarını sağlamak üzere istihdam, eğitim, sağlık, sosyal hizmet, spor, kültür, yeterli gelir, altyapı ve benzeri gibi alanlarda yaşanan sorunların tespit edilmesi ve alınacak önlemlerin belirlenmesi için Meclis araştırma komisyonu kurulması Meclis denetim çalışmaları bakımından önemlidir.

2.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 4/C’li kamu çalışanlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1273)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamu personelleri hangi yasal statüye ya da iş akdine bağlı olursa olsun birçok sorunla yüz yüze bulunmaktadır. Kamuda istihdam edilen personeller arasında 4/C'liler diye tabir edilen kamu çalışanlarının sorunlarının belirlenmesi, çözüm yollarının bulunması amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                       İdris Baluken

                                                                                                            Bingöl

                                                                                              HDP Grup Başkan Vekili

                                                                                                                

Gerekçe:

AKP'nin neoliberal iktisat anlayışı çerçevesinde, sermaye sınıfına daha fazla kâr elde etmesini sağlamak amacıyla, emekçilerin reel ücret ve sosyal güvencelerinden kısma politikaları on yıldır çeşitli düzenlemelerle beraber uygulanagelmektedir. AKP'nin restore ettiği devlet memurluğu statüsü toplumsal yaşamda dört şekilde vuku bulmaktadır. 4/A, 4/B, 4/C ve devlet kurumlarında taşeron firmalar bünyesinde çalışan kamu çalışanları, statü farkları ile her geçen gün sorunlarının derinleşmesi ile yüz yüzedir.

AKP'nin ortaya koyduğu özelleştirme süreçlerinden tutalım da kamu çalışanlarının reel ücret ve sosyal haklarının işveren lehinde aşındırılmasına kadar geniş bir yelpazede seyreden bu politikalar, gerek özelleştirme mağduru olan 4/C'lilerin iktisadi açıdan yaşadıkları zorluklara gerekse de tüm emek gücünün hukuksal hak arama yollarının çıkarılan yasalarla önünün kesilmesine uzanmaktadır. 4/C'li personelin emekli oluncaya kadar istihdam garantisi olmayıp, her yıl Bakanlar Kurulu, o yıl için istihdam edilecek azami 4/C'li sayısını belirlemekte, sendikal örgütlenmenin dışında tutulduğu için özlük haklarında diğer çalışanlar kadar şansa sahip bulunmamaktadırlar. 4/C'li çalışan emekçilerin sosyal ve özlük hakları güçsüz bir niteliğe sahip iken, sözleşmelerinin her yıl Bakanlar Kurulunca imzalanma zorunluluğunda bırakılması da kazanılmış hak gerçekliklerini ortadan kaldırmaktadır.

Sayıları 50 bine ulaşan 4/C'li kamu emekçilerinden özellikle özelleştirme sürecine tabi tutulan kurumlardaki personellerin 4/C'ye geçenleri ciddi sorunlarla karşılaşmaktadır. Özelleştirilen bazı kurumlarda çalışanlara, başka bir kuruma, aynı haklara sahip bir şekilde geçme şansı tanınırken, özelleştirilen bazı kurumlarda ise tanınmaması eşitlik ve adalet anlamında büyük bir yanlışı içermekteydi. İşini kaybetmemek için 4/C statüsünü kabul eden bu kamu çalışanlarından, sağlık alanında çalışanların bazı sorunlarının dile getirilmesi, AKP eliyle oluşturulan mağduriyetin anlaşılması açısından önemli durmaktadır. Sağlık alanında çalışan 4/C'liler döner sermaye, ek gelir ve kıdem hakkından yararlanamamakta, yol parası ve yemek parası gibi sosyal haklardan ise mahrum bırakılmaktadırlar. Ayrıca, 4/C'liler açısından, eğitim durumları da dikkate alınmaksızın, üniversiteyi bitirmiş bir kamu görevlisi ile lise mezunu bir kamu çalışanı arasındaki ücret farkı ise eğitim durumunu karşılayamayacak türdendir.

AKP'nin Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında kamu hastane birliklerine geçişle beraber sağlık çalışanlarının iş güvencesi konusundaki kaygıları da had safhaya ulaşmıştır. Özellikle 4/C statüsünde çalışan sağlık emekçilerinin her yıl yenilenen sözleşmelerine ilişkin inisiyatifin kamu hastane birlikleri yönetimine verilmesi, kamu hastane birliklerinin siyaset kurumunun etkisi altında olduğu da düşünüldüğünde ortaya ciddi sorunlar çıkarmaktadır. Bu durumda her yıl siyasi kararlar neticesinde binlerce 4/C'linin iş sözleşmesi feshedilerek yerlerine iktidara yakın kesimlerin yerleştirilmesi riski mevcuttur. Sosyal devlet gereği 4/A'lı çalışanlara grev hakkı tanınmalı; 4/B, 4/C ve taşeron firma işçilerinin de 4/A'lılarla aynı sosyal güvence ve haklara sahip olması gerekmektedir.

Bunlardan hareketle, ülkenin büyük sorunlarından olan 4/C'li kamu çalışanlarının sorunlarının belirlenmesi, çözüm yollarının bulunması sosyal devlet olmanın, eşit ve adil olmanın gereğidir. Bu kapsamda bir Meclis araştırması açılması elzemdir.

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, yer altında çalışan madencilerin çalışma koşullarının ve sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1274)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yer altı madenlerini insanlığın hizmetine sunan, dünyanın en zor mesleği olan madencilerin yaşam ve çalışma koşulları her geçen gün ağırlaşmaktadır. Özellikle madencilik sektöründe sık sık yaşanan maden göçükleri veya grizu patlamaları nedeniyle iş kazaları toplu ölümlere dönüşmektedir. Madencilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi için, yaşadıkları sorunlara kaynaklık eden sebeplerin tespit edilmesi ve alınacak önlemlerin saptanması için Anayasa’nın 98'nci, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 3/12/2012

1) Abdullah Levent Tüzel                            (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                        (Iğdır)

3) İdris Baluken                                          (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                              (Muş)

5) Murat Bozlak                                          (Adana)(?)

6) Halil Aksoy                                             (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                          (Batman)

8) Hasip Kaplan                                          (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                        (Bitlis)

10) Emine Ayna                                          (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                    (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                             (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                           (Hakkâri)

14) Esat Canan                                          (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                              (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                    (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                    (Kars)

18) Erol Dora                                              (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                                    (Mersin)

20) Demir Çelik                                           (Muş)

21) İbrahim Binici                                       (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                            (Van)

23) Özdal Üçer                                           (Van)

Gerekçe:

Yerin yedi kat altından, büyük fedakârlıkla, sabırla, binbir zahmetle çıkardıkları kömürü, bakırı, altını, gümüşü, nikeli, boru, bilumum madenleri insanlığın hizmetine sunan madencilerin yaşam ve çalışma koşulları her geçen gün ağırlaşmaktadır. Özellikle madencilik sektöründe sık sık yaşanan maden göçükleri veya grizu patlamaları nedeniyle iş kazaları toplu ölümlere dönüşmektedir.

Bir araştırmaya göre, 2008 yılında 43, 2009 yılında 92, 2010 yılında 105, 2011 yılında 77, 2012 yılının ilk beş ayında 27 madenci iş kazasında yaşamını yitirmiştir.

2002-2012 yılları arasında gerçekleşen bazı maden kazalarını hatırlamak gerekir. Erzurum Aşkale'de göçükte 8, Karaman Ermenek'te grizu patlamasında 10, Çorum Bayat'ta grizu patlamasında 3, Kastamonu Küre'de yanma sonucu 19, Kütahya Gediz'de grizu sonucu 18, Balıkesir Dursunbey'de grizu patlaması sonucu 17, Bursa Mustafakemalpaşa'da grizu patlamasında 19, Zonguldak'ta 30, Edirne Keşan'da 3, Kahramanmaraş Afşin'de 11 madenci göçük altında yaşamını yitirmiştir. Afşin'de 9 madencinin cesedi hâlâ göçük altındadır.

Maden Mühendisleri Odasının araştırmalarına göre, Türkiye'de madenlerin yüzde 97,7'si KOBİ niteliği taşımakta, çalışanların yüzde 83,8'i KOBİ niteliğindeki işletmelerde çalışmaktadır. Maden kazalarının yüzde 81'i KOBİ niteliğindeki işletmelerde yaşanmaktadır. Kazaların yüzde 91'i, önlenmesi en kolay olan göçük nedeniyle meydana gelmektedir. Bilim ve teknolojideki gelişme ve ilerlemeler düşünüldüğünde çağımızda göçüklerin önlenememesi kabul edilemez.

Zonguldak maden göçüğünde yaşamını yitiren 30 işçinin ölümünü Başbakan "kader"le geçiştirmeye çalışsa da iş kazaları istatistiklerinde birer ikişer ölümlerden çok toplu ölen madencilerle karşılaşılması "kader"le izah edilemeyecek kadar çıplak gerçeği ortaya koymaktadır. Bunlar, son yıllarda izlenen özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarının, madenlerdeki ilkel, kölece çalıştırma koşullarının sonuçlarıdır.

Madenler, milyonlarca yılda oluşan, tüketildiğinde yerine konulamayan, bu nedenle planlı ve rasyonel bir biçimde işletilmeleri zorunlu olan, hiçbir kişi ve kuruluşun emeği olmadan oluşan, doğanın insanlığa sunduğu ortak değerlerdir. Devletin tüm toplumun ortak malı olan bu kaynakları denetlemesi ve koruması asli görevleri arasındadır. Madenlerin denetimi görevini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yürütmektedir. 2010 yılı verilerine göre, işletme izni verilen 7.796 ruhsat sahası bulunmaktadır. İşletme izni olan ocaklardan 567 adedi yer altı işletmesi olup bunlardan 250 adet ruhsat yer altı kömür sahasına aittir ve 2009 yılında bunlardan 150 adedinde üretim faaliyetinde bulunulmuştur. Kömür dışında (metal) 317 adet yer altı işletme izinli saha mevcuttur. Bir ruhsat sahası içinde birden fazla işletme bulunabildiğinden maden işletme sayısı ruhsat sayısından daha fazladır.

Maden İşleri Genel Müdürlüğünde yer altı maden işletmelerinin denetimlerinde tecrübeli 3 maden mühendisi bulunmaktadır. Diğer maden ve jeoloji mühendisleri, görevlendirme yapıldığı takdirde yer altı işletmelerinin denetimlerine katılmaktadır. Ayrıca, 70’i maden mühendisi olmak üzere 370 personele sahip Genel Müdürlüğün, Türkiye çapında yaklaşık 6 bin civarındaki maden işletmesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimlerini gerçekleştirmesi mümkün görünmemektedir.

Madenlerde denetim yapısının bir diğer ayağını oluşturan ve “teknik nezaretçi” olarak görev yapan maden mühendisleri de devlet (kamu) adına denetim yapmaktadır. Ancak, teknik nezaretçilerin ücretleri denetim yapılan madenin ruhsat sahibi veya işletmecisi tarafından ödendiği için “işini kaybetme” endişesi nedeniyle işverene karşı “bağımsız” hareket edememektedir. Bu nedenle, maden işletmelerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimlerini gerçekleştirmeye yönelik her türlü fiziki, teknik donanıma ve yeterli personele sahip ayrı bir birim oluşturulması gerekmektedir.

Dünyanın en zor ve en anlamlı mesleğini yaparak yer altı kaynaklarını insanlığın ve ülkenin hizmetine sunan madencilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaşadıkları sorunların nedenlerinin tespit edilmesi ve alınacak önlemlerin saptanması için Meclis araştırma komisyonu kurulması Meclis denetim çalışmaları bakımından önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de 1 üyelik düşmektedir. Bu Komisyona aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 30 Mart 2015 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, 1915 olaylarının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin parlamenter diplomasi faaliyetleri çerçevesinde milletvekillerinden oluşan bir heyetin Belçika’ya resmî bir ziyaret gerçekleştirmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 19/3/2015 tarihli 98 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1725)

                                                                  20/3/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

1915 olaylarının 100'üncü yıl dönümüne ilişkin parlamenter diplomasi faaliyetleri çerçevesinde, milletvekillerinden oluşan bir heyetin Belçika'ya resmî bir ziyaret gerçekleştirmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 19/3/2015 tarihli ve 98 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu ziyaret, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 10'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                      Cemil Çiçek

                                                                  Türkiye Büyük Millet

                                                                    Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, 24 Mart 2015 Salı günkü (bugün) gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 4 ve 5’inci sıralarında bulunan (11/49) ve (11/53) esas numaralı Gensoru Önergelerinin Genel Kurulun 25 Mart 2015 Çarşamba günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1 ve 2’nci sıralarına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin Genel Kurulun 25 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına; gensoru önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasını müteakip bu birleşimde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşmelerine devam edilmesine ilişkin önerisi

                                                                                              24/3/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 24/3/2015 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                  Mehmet Naci Bostancı

                                                                      AK PARTİ Grup

                                                                       Başkan Vekili

Öneri:

24 Mart 2015 Salı günkü (bugün) gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 4 ve 5’inci sıralarında bulunan (11/49) ve (11/53) esas numaralı gensoru önergelerinin Genel Kurulun 25 Mart 2015 Çarşamba günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 ve 2’nci sıralarına alınması ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin Genel Kurulun 25 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması, gensoru önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasını müteakip bu birleşimde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşmelerine devam edilmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Söz talebi? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

Ç) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, (2/2289) esas numaralı Kumpas Mağdurlarının Hukuksal Haklarının İadesi (İade-i İtibar) Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/245)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/2289) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması için işlem yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

                                                                                             Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi Mehmet Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan Harp Akademilerini ziyaret etti ve orada kumpas davası olan Balyoz davasını anımsatarak “Bu davada hepimiz aldatıldık.” dedi. Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ da dâhil olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinde yer alanların yargılandığı bu davalarla ilgili olarak “Hiçbir zaman gönlüm razı olmadı.” dedi. Oysa biz gayet iyi hatırlıyoruz, Sayın Erdoğan geçmişte “Ben bu davaların savcısıyım.” diyerek bu hukuksuz davaların hepsini sahiplenmişti. Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesini tasfiye etmeyi amaçlayan, Türk Silahlı Kuvvetlerini yeniden düzenlemeyi amaçlayan bu kumpas davasının, adil yargılanma hakkı gibi bir evrensel hukuk ilkesini, masumiyet karinesi gibi bir diğer hukuk ilkesini çiğnediğini, Cumhuriyet Halk Partisi, o zaman çok güçlü bir şekilde ifade etti. Cumhuriyet Halk Partisi “Biz bu davaların avukatıyız.” dedi. Sayın Erdoğan’ın savcılığa soyunması karşısında, biz bu davaların avukatı olduğumuzu ifade ettik çünkü bu davaların haksız, hukuksuz davalar olduğuna bütün yüreğimizle inanıyorduk.

Biz, Sayın Erdoğan’ın geçen hafta Harp Akademilerinde yaptığı konuşmanın samimiyetine inanmıyoruz. Yani, Harp Akademisi öğrencilerinin karşısına gidince, onların gönlünü almak maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve milletin vicdanında çok derin yaralar açmış olan bu davaları dışlayan bir tutum, bu davaların karşısında bir tutum ne Harp Akademisi öğrencilerini ikna etmiştir ne de milletimizi ikna etmiştir. Ancak, biz burada Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna bir şans veriyoruz. Eğer Sayın Erdoğan gerçekten bu davalarda aldatıldık düşüncesine sahipse, bu düşüncenin en küçük bir kırıntısı gerçekten var ise Cumhuriyet Halk Partisinin 4 Temmuz 2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu ve şimdi İç Tüzük’ün 37’nci maddesinin verdiği olanakla huzurunuza getirmiş olduğum Kumpas Mağdurlarının Hukuksal Haklarının İadesi Hakkında Kanun Teklifi’ni kabul edin, onun için huzurunuzdayım; diğer adıyla “İade-i İtibar Kanun Teklifi”. “Aldatıldık.” demek yetmez, özür dilemek kanunla olur. Eğer gerçekten bu konuda büyük bir hata yapıldığına inanılıyor ise… Yapılanları “hata” kelimesiyle özetlemek yanlıştır, aslında o komutanların hayatları karartılmıştır, gelecekleri çalınmıştır, umutları yok edilmiştir, karanlığa mahkûm edilmiştir bu insanlar ve aradan beş yıl geçtikten sonra “Biz bu davalarda aldatıldık.” demek yetmiyor. Gelin, Cumhuriyet Halk Partisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 4 Temmuz 2014 tarihinden bu yana bekleyen İade-i İtibar Kanun Teklifi’ni kabul edelim. Bugün bu önergeyi kabul edin, görüşmelerine başlayalım, varsa önerileriniz bunu düzenleyelim.

Kanun teklifimiz neler getiriyor, teklifimizin getirdiği hususları çok kısaca özetlemek istiyorum. Hatırlanacaktır, Balyoz davasının hukuksuzluğu Anayasa Mahkemesinin 18 Haziran 2014 tarihinde vermiş olduğu bir kararla tescil edilmiştir ve o kararı müteakip, mahkeme kişilerin tahliyelerine karar vermiş ve onu takip eden süreçte de o dijital veriler denilen bütün “harddisk”lerin sahte olduğu ortaya çıkmıştır. İşte, bu süreci başlatan, Anayasa Mahkemesi kararının verildiği tarih olan 18 Haziran 2014 tarihinin “Adil Yargılanma Hakkı ve Özgürlük Günü” olarak ilan edilmesini teklif ediyoruz.

Özlük haklarına ilişkin düzenlemeler var. Kamu görevlilerinden açığa alınanlar oldu, isteği dışında haklarında emeklilik işlemleri uygulananlar oldu. Bunlar istekleri hâlinde görevlerine geri döneceklerdir ve geçen süre kademe ilerlemesi, derece ilerlemesi ve rütbe terfisinde aynen dikkate alınacaktır.

Sürem yetmediği için hepsini özetleme imkânı bulamıyorum ama bütün hakların bu komutanlara iadesini öngörmek suretiyle devletin özür dilemesini öngören bir tekliftir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir milletvekili adına söz isteyen Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekili.

Buyurun Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; İstanbul Milletvekilimiz Sayın Akif Hamzaçebi’nin, kumpas mağdurlarının haklarının iade edilmesi için vermiş olduğu kanun teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, faşist bir yönetim anlayışıyla, sabah saat dörtte, beşte evlerinden alınan insanlar mağdur edildi ve bu insanlara kumpas kuruldu. Bu mağdur edilen insanlar -Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu cumhuriyetin- cumhuriyetçi insanlardı, Türk Silahlı Kuvvetleriydi, yurtsever insanlardı, bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü isteyen insanlardı, cumhuriyetin yücelmesini, cumhuriyetin fazilet olduğunu anlatmaya çalışanlar, cumhuriyet mitingleri yapan insanlardı. Ama öyle bir anlayış oldu ki bu insanları topladılar sabah saat beşte, sadece kamuda görevli olanları değil, dışarıda, kamunun dışında olan, profesörler başta olmak üzere, öğretim görevlileri, bütün, yurtsever bilim adamları dâhil herkes alındı içeri ve Nazi kampı gibi bir kampa götürüldü. Buradaki cezaevlerinde, insan değil -özür diliyorum- hayvan dahi kalamayacak şekilde, işkence altında insanlar üç yıla, beş yıla kadar yattılar.

Türkiye ayaklandı, “Darbe oluyor.” dediler, “Darbe geliyor.” dediler, “Darbe yapıyorlar.” Yani Allah aşkına, bir bilim adamı profesör, bir öğretim görevlisi nasıl darbe yapacak? Topu mu var, silahı mı var, askeri mi var, ordusu mu var ki bunlar darbe yapacaklar? Ama onları yıldırmak, onları cumhuriyetten uzaklaştırmak, kendi emellerini yerine getirmek için bir baskı geldi. Bu baskıda, Cumhuriyet Halk Partisi -demin Grup Başkan Vekilimiz de söyledi- “Biz bu davanın avukatı olacağız, haklı çıkacağız, cumhuriyetçiler cezaevinden çıkacak.” dedi ve hakikaten, savcısı olanlar mağlup oldu ve savcısı olanlar başkalarını suçladı, Cumhuriyet Halk Partisi avukatı olarak davayı kazandı ancak iadeiitibarı sağlayamadık.

Vermiş olduğumuz kanun teklifiyle, değerli arkadaşlar, iadeiitibarın olması lazım. Ben geçen dönem Millî Savunma Komisyonu üyesiydim, ta eskiden beri, Türk Silahlı Kuvvetlerinde ceza alanlara -ve hatta 28 Şubatçılar dâhil, bütün bunlara- hakları verildi iadeiitibar yapıldı. Şimdi ise yüce Mecliste bu kanun teklifimiz kabul edildiği takdirde bir haksızlık ortadan kalkacak. Bu haksızlık şudur: Başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, kamuda olan insanların dışında, bir de kamunun dışında olan kumpas kurulan insanlar var. Şu anda, Anayasa’nın 36’ncı maddesine göre, oy birliğiyle bir karar verdi, bu kumpas davasında hakların iadesine ama Meclisin bunun kararını alması lazım değerli arkadaşlar. Bu kararı almadığımız takdirde büyük bir haksızlık, hak arayan insanlara değil de haksızlığa bir oy verilmiş olacaktır. Şimdi, AKP Grubu bugün bir sınav verecek. Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi, bu haksızlığı giderecek misiniz, gidermeyecek misiniz? Biz açık bir şekilde geldik, diyoruz ki: Bu kumpas davasına hepimiz karşı mıyız? Karşıyız. Paralelciler mi yaptı, o mu yaptı, bu mu yaptı, kim yaptıysa yaptı, gelin, bu haksızlığı iade edelim, bu haksızlığın karşısında duralım ve Büyük Millet Meclisi olarak oylamada siz de oy verin, bu kanun teklifi kabul edilsin arkadaşlar.

Bakın, benim tanıdığım insanlar da var, sadece kamuda görevli olanlar değil. İzmir’de bir arkadaşımıza, polisle veya o anda oradaki insanlarla farklı bir şey olduğu için, belli tutanaklar tutularak o insana yirmi dört yıl ceza verilmiş. Anayasa Mahkemesi bunu düzeltti, bu faşist anlayışla kurulan özel yetkili mahkemeler kaldırıldı ama özel yetkili mahkemelerin vermiş olduğu kararları Anayasa Mahkemesinin inceleyip, geri gönderip yeniden normal mahkemelerde bu adamların, insanların haklarının geri verilmesini sağlaması lazım. Ben belli insanlarla görüştüm ancak “Biz bu dosyaları geri iade edersek on binlerce dosya olur, bunun içinden çıkamayız...” Ama, bir haksızlıkla yirmi dört yıl, otuz yıl, yirmi beş yıl, on yıl, on beş yıl –neyse- cezaevinde yatan binlerce insan var. Cezaevlerinde insanların kalacağı yer kalmadı, o kadar insan var ki cezaevlerinde yer yok arkadaşlar.

Bu anlamda –sürem de bitiyor- bu kanun teklifini kabul ederek Cumhuriyet Halk Partisine destek vermenizi arzu ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 15.53

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1'inci sırasında yer alan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD terör örgütlerini muhatap aldıkları iddiasıyla Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi'nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD terör örgütlerini muhatap aldıkları iddiasıyla Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında birer gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/50)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 16/3/2015 tarihli 77’nci birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 99'uncu maddesine göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili; gruplar adına, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Oktay Vural, İzmir Milletvekili; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Emrullah İşler, Ankara Milletvekili; Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz.

Şimdi, önerge sahibi olarak ilk söz Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bir gece vakti terk edilerek vatan toprağının namertlere bırakılması hakkında AKP Hükûmetine verdiğimiz gensoru üzerinde önerge sahiplerinden biri olarak görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım.

Sayın milletvekilleri, Osmanlı Hanedanının atası Süleyman Şah’ın Fırat Nehri’ni geçerken boğulduğu ve naaşının nehirden çıkarılarak Caber Kalesi’nin eteğine defnedildiğini yazar tarihçiler. Bu mezarın üstüne cennetmekân Sultan II. Abdülhamit Han zamanında bir türbe inşa edilmiş ve cümle âlem bu türbeye “Türk Mezarı” demiştir. 1921 Ankara Antlaşması’yla Türk Mezarı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türk hükûmetinin ısrarlarıyla Türk toprağı olarak Türkiye’ye bırakılmıştır.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, burada gensoruya mevzubahis ettiğimiz husus, bedeni toprak olmuş bir ulu ceddin sandukasının gece yarısı, bir avuç toprakla alınıp kaçırılması meselesinden daha öte bir şeydir. Bu kadarcık kısmıyla da ayıp ama daha derin bir anlamı var bu yaptığınızın. 1921 Ankara Antlaşması’yla “Türk toprağı” olarak ilan edilen 8.797 metrekare büyüklüğündeki, manevi büyüklüğü ise paha biçilemez olan ve üzerinde asker bulundurulmasına ve gönderinde Türk Bayrağı’nın dalgalanmasına uluslararası antlaşmalarla cevaz verilen bir vatan toprağından, Türk Mezarlığı olarak bilinen türbenin çizdiği manevi sınırlarımızdan geri çekilmekten bahsediyoruz. Türk milletinin hukukundan yine Türk milletine sorulmadan vazgeçmeyi sorguluyoruz. Bu geri çekilme, kendilerine namus ve şeref nöbeti tutma görevi olarak verilen ceddin kabrini koruma vazifesinden vazgeçilmesi ve nöbet yerinin terk edilmesi değil midir? “Efendim, bir kişinin burnu kanasın istemedik.” diyorsunuz. Beyler, eğer vatan toprağı gerekirse kanla, canla korunmayacak, millî menfaatlerimiz gerekirse savaşarak savunulmayacaksa orduyu ne için beslersiniz? Bu, “Zoru görünce sıvış.” zihniyetiyle bu coğrafyada nasıl tutunacaksınız? Genelkurmay Başkanı Sayın Özel 2014’te yayınladığı Kurban Bayramı mesajında Saygı Karakolu’nda bekleyen askerlerimizin milletimizin onuru ve haysiyetini beklediklerini ifade etmiyor muydu? Türk Silahlı Kuvvetleri milletin onuru ve haysiyetini beklemekten vaz mı geçmiştir? Bu geri çekilme, askerî literatürde nöbet yerinin düşmana terk edilmesi yani ricat değil de nedir? Askerlerin bugüne kadar beklediği tahta bir sanduka ya da üç beş briket ya da tuğladan yapılmış bir bina mıdır, yoksa aziz ceddimizin yattığı vatan toprağı cennetmekân Abdülhamit Han’ın bugünkü nesle emaneti olan bir manevi miras mıdır? Sayın Davutoğlu, sorarım size: Dedenizden kalma şahsi arazinizden bir gece vakti, tasınızı tarağınızı toplayıp terkidiyar eyleyebiliyor musunuz? Zorbalıkla karşılaşsanız bile eminim diyeceksiniz ki bir de “Hukuk var bu ülkede.” Öyleyse ceddimizin emaneti vatan toprağından nasıl vazgeçiyorsunuz? Millete sordunuz mu? Tarihe karşı tuttuğunuz şanlı nöbet yerini nasıl terk ediyorsunuz? Bu milletin hakkı, hukuku yok mu? Kime emanet bu milletin hukuku? Suriye’deki vatan toprağını bıraktıktan sonra “stratejik derinlik” diye diye millî menfaatlerimizi Hükûmetiniz ile Esad arasındaki sokak kavgasına kurban etmekten hicap duymuyor musunuz?

Ya siz, Sayın Genelkurmay Başkanı, ne diyordunuz Saygı Karakolu’ndaki askerlerimize? “Sizden gelecek tek bir haberle Silahlı Kuvvetlerimizin anında yanınızda olacağının güvenini içinizde hissedin.” Yani “Sağlam durun nöbet yerinizde, bizden yana bir endişeniz olmasın.” demiyor muydunuz? Ne oldu? Kendi güvenliğiniz ve makamınızın geleceği daha önemli olsa gerek ki vakti geldiğinde, nöbet yerinde onlarla süngü kardeşliği yapmak yerine onları yanınıza, sıcacık karargâhınıza almaya mı karar verdiniz? Bu hesap mutlaka sorulur; inşallah, 8 Haziranda, önce adaletin, sonra da Türk tarihinin önünde. Şimdi, milletin vicdanında “Zoru görünce sıvışan iktidar ve Genelkurmay Başkanı.” olarak mahkûm oldunuz, yarın da yasaların önünde hesap vereceksiniz.

Sayın Başbakan, bu ülkenin şanlı tarihinde, esareti kabul etmeyen ve “Sizlere savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum.” diyen Mustafa Kemaller, “Vatan toprağının bedeli kanla ödenmiştir, satılamaz.” diyen Abdülhamit Hanlar, Kanije Komutanı Tiryaki Hasan Paşalar, Gazi Osman Paşalar ve Genç Osmanlar, isimsiz Çanakkale kahramanları vardır, Çiğiltepe’yi söz verdiği saatte alamayan ve canına kıyan Reşat Yarbaylar vardır; bir de göre göre sıvışan Davutoğulları ve Özel Paşalar olmuşlardır ve bu millet her şeyin farkındadır ve değişmeyen gerçek şudur ki: Türk tarihinde devletimiz hiç bu kadar âciz duruma düşürülmemiştir, Türkiye kurulduğu günden beri ilk kez millî sınırlarından bir çekilme hareketi yaşamıştır.

Ege’de, 16 adada aynı terk edişi sergilediğiniz görülmüştür. Kıbrıs’ta Annan Planı’yla denediniz, talih Türk milletinin yüzüne baktı. Ermenistan açılımıyla, salya sümük özürlerle Karabağ’da denediniz, Rabb’im sizlere izin vermedi. Bilmelisiniz ki Süleyman Şah Türbesi ile 16 adanın bırakılması ayıbı asla ne bugün ne de yarın alnınızdan silinmeyecektir. Bu ayıbı ve ihaneti örtmek için bu geri çekilmeyi ne kadar bir başarıymış gibi sunsanız da Sayın Davutoğlu, “Geride değerli bir emanet bırakılmamıştır.” deseniz de Sayın Özel Paşa, bu ricat sizlerle birlikte bir utanç sayfası olarak tarihe geçmiştir. AKP’nin milletimizin haysiyeti, devletimizin itibarını iki paralık etmesi hafife alınmayacak bir zillet, görmezden gelinmeyecek bir rezalettir, savunulacak bir tarafı yoktur. Gelişmeler hazmedilemeyecek bir felaketi, kabullenilemeyecek bir yozlaşma ve erimeyi resmetmektedir. Türk milleti bir tehdit karşısında tabanı yağlayıp kaçacak bir millet değildir, tarihte bunun örneklerini asla bulamazsınız. Devletimiz de millî ve manevi emanetlerini savunamayacak kadar temelsiz, onursuz, sıradan bir devlet değildir, hele hele bölücübaşının Nevruz mesajında dillendirdiği “Eşme ruhu” sözcüğüyle teröristlerin insaf ve yol göstericiliğine ihtiyaç duyacak, onlardan onay isteyerek hukukunu korumaya yeltenecek kadar hiç alçaltılmamıştır. Ne var ki AKP Hükûmeti, vatanın her köşesinde ay yıldızlı al bayrağımızın indirilmesine seyirci kaldığı gibi Süleyman Şah Türbesi’nde de seyirci kalmış, vatanımızın her köşesini PKK teröristlerine teslim ettiği gibi Suriye’deki vatan toprağını da IŞİD adlı terör örgütüne teslim etmiştir. Ancak, şu açıkça bilinmelidir ki Türk vatanının bütünlüğü, milletimizin birliği ve kurduğumuz cumhuriyetin içini boşaltma konusunda Batı emperyalizmiyle iş birliğinde bir beis görmeyen AKP Hükûmetine rağmen,, Türk milleti mücadele etmeden, kan dökmeden, bedel ödemeden hiçbir vatan toprağından, hiçbir kutsal davasından vazgeçmemiştir, vazgeçmeyecektir. Yeniden “aldatıldık” mı dersiniz, AKP’nin tarihiyle yüzleşip Türk milletinden yüzlerce, binlerce kez özür mü dilersiniz, onu bilmem ama AKP’nin kendisine emanet edilen millî mirastan vazgeçişinin hesabı mutlaka sorulacak, 7 Haziranda Türk milleti bu pespayelik ve kokuşmuşluk karşısında gereğini yaparak AKP’ye verdiği Hükûmet emanetini nöbet yerini terk edip kaçanlardan alacak ve işi ehline verecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi olarak AKP Hükûmeti için vermiş olduğumuz gensoru önergesine yüce iradenizin desteğini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; biz öneriyi destekleyeceğiz elbette çünkü Hükûmetin bir hesaba çekilmesi gerekli ancak her yiğidin bir başka yoğurt yiyişi var; biz başka bir yerden Hükûmetin bu süreçte hesaba çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ortadaki önergenin bir bölümüne katılabiliriz ama katılmadığımız ve asıl vurgusu orada olmasına rağmen, bunu esasa ilişkin bir mesele olarak görmediğimiz yönler var. O yüzden, hem öneriyi gensoru itibarıyla destekliyoruz ama hem de içeriğini de ister istemez tartışmamız gerekiyor.

Karşı karşıya kaldığımız olayın uluslararası hukuk bakımından yeri ve konumu hakkında iki çift lafa ihtiyaç var. Birincisi: Bu Süleyman Şah Türbesi, uluslararası hukukta Türkiye’yle bağı bir “exclave” olarak belirtilen yani bütünüyle siyasi varlığı coğrafi varlığından tamamen kopuk, arasında bir fiziki ilişki olmayan egemenlik alanı ya da toprak parçası demek. Ancak bu “exclave” öyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi bildiğine göre kendi toprağı değil, Suriye Hükûmetiyle ve uluslararası anlaşmalara bağlı olarak belirlenmiş alan veya alanlar. Çünkü, hepimiz biliyoruz, 1227’de inşa edildiği ya da defnedildiği yerde değil idi bu sanduka taşınırken 1973’te taşındığı yerdeydi. Dolayısıyla, bu “exclave” Suriye toprağı içinde gezindi. Şimdi, üçüncü bir yere geldi fakat uluslararası hukuk bakımından bu yer hâlâ Suriye toprağı mıdır ya da Suriye toprağı içinde özel hukukla belirlenmiş bir yer midir, burası da tartışmalı. O nedenle, burada, sanki Türkiye’nin egemenlik alanı, sınırları ihlal edilmiş gibi bir tartışma yapmamız o kadar gerçekçi bir tartışma olmayabilir. Fakat, asıl tartışılması gereken sonunda varılan yer değil, asıl tartışılması gereken şey başladığı yer, sebep hakkında konuşmamız gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu süreçte sıkıntı verici hatta belki de onu yöneten Hükûmet bakımından utandırıcı bir duruma düştüğü aşikârdır ama kendi ayağına ateş eden bir Hükûmetin bundan şikâyete de çok fazla hakkı yoktur. Çünkü, Türkiye’nin Suriye dış siyaseti dolayısıyla başına gelenlerin hepsi gelmiştir ve gelmeye de devam edecektir. Amerika Birleşik Devletleri’nin yol göstericiliğine inanıp ona ayak uydurup Suriye’de bir rejim değişikliği için, rejim ihracı için kolları sıvadığınız zaman, aslında oradaki toprağınızın da rejim tehdidi altına girdiğinde tehdit altına girmiş olacağını düşünmeliydiniz. Bu, kumar değil, zarınız düşeş geldi veya gelmedi meselesi değil. Siz ancak Suriye Hükûmetinin, Suriye yasalarının sınırları içerisinde bir Türkiye toprağına orada sahipsiniz. Suriye’nin egemenliğini sarstığınız zaman, kendi toprağınızın da o rejime karşı ayaklanmış olanların insafına kalmış olacağını bilecektiniz. “Özgür Suriye Ordusu” dediğiniz çapulcu sürülerini, sözüm ona, Şam rejiminden daha yüksek bir demokrasi inşası, daha yüksek bir insanlık inşası gerekçesiyle desteklediniz, şimdi onların yurttaşlarınıza, yurttaşlarımıza, dostlarımıza, akrabalarımıza, sizin gibi düşünenlere, düşünmeyenlere neler yaptığını görüyorsunuz. Kendi elinizle bir canavar yarattınız. Kendi elinizle kurduğunuz Özgür Suriye Ordusu dibi delik bir kova gibi boşaldı ve içinden bir El Nusra, El Kaide bir de “Irak Şam İslam Devleti” adını veren kendisine 2 isyancı ve bu dünyada bir cennet kurmanın mümkün olmadığı fikriyle hareket ederek herkesi ve kendilerini öbür dünyaya yollamak ve bu dünyayı kavurmak fikriyle dolmuş, aslında insanlık bakımından olumlu hiçbir şey ifade etmeyen ama büyük devletlerin Suriye rejimine karşı belki de bir zaman işlerine yarayacaklarını düşündükleri için destekledikleri bu çetelerin insafına kaldınız, bunu baştan düşünecektiniz.

Şimdi, dolayısıyla, mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin oradaki toprağını ne yaptığı değil, oradaki toprağının başına gelenleri bizzat kendi akılsızca, dar görüşlü, herhangi bir tarih, coğrafya bilgisine dayanmayan, uluslararası siyaset bilgisine dayanmayan, uluslararası güç dengesini okumaktan âciz bir okumayla, “Eski Osmanlı hinterlandına yayılacağım, her tarafta benim inancıma sahip olanların halifesi olacağım sonunda.” rüyasıyla başınıza açtığınız belanın sonuçlarıyla karşı karşıyasınız. Asıl yargılanması, asıl kınanması gereken şey budur ve ne yazık ki Parlamentomuzdaki bütün politik partiler, sözüm ona güvenlik gerekçesiyle istenen bu tezkerelere de bir şekilde destek oldular, hiç değilse en başından.

Şimdi, o nedenle, ben, eğri oturup doğru konuşacaksak, asıl meselenin IŞİD’in tehdidi altına girmiş olan bu mekânın son anda başka bir yere taşınmasından ziyade, bizzat kendisini böyle bir haydut çetesinin hedefine sokacak kadar basiretsiz bir dış siyaseti nereden akıl ettiğini, bunu nasıl icra ettiğini Hükûmete sormamız gerektiğini düşünüyorum.

Hatırlayacaksınız, bir delice plandan söz ediliyordu 2014 yerel seçimleri öncesinde. Bu felaketin yaklaşmakta olduğunu gören Türkiye’nin güvenlik ve savunma birimlerinin temsilcilerinin bir konuşmasının bant kaydı düştü sosyal medyaya ve yaygın medyaya. Bu bant kaydının içeriğinin otantik olduğunu Hükûmet inkâr etmedi. “Bu casusluk. Nasıl bizi dinlersiniz, nasıl konuşmamızı yayınlarsınız?” dediler. Yani konuşmuşlar, bunu kabul ettiler. Tıpkı yolsuzluk operasyonlarında olduğu gibi hiçbir zaman “Bu kayıtların içeriği yalandır.” demediler, “Bizi dinlemişler.” diye şikâyet ettiler. Aslında burada bir itiraf vardı. Neydi bu itiraf? İtiraf şuydu: “Bunların elinden burayı kurtarmak için savaş çıkaralım, gidelim oradan bomba attıralım Türkiye’ye, orduyla girelim. Tankları sokarsak uluslararası açıdan suç olur mu, olmaz mı?” Bunun beyin fırtınasını yapmak zorunda kalmış olmanın kendisini tartışmadı Hükûmet nasıl ben bu duruma düştüm diye; bu belanın içerisinde debelendikçe debelendi. Sonunda her şey olacağına vardı. Bu dış siyaset artık, bütün her tarafıyla beraber çöktü gitti fakat bu dış siyaset çökerken Suriye toprağı üzerinde başka bir şey de oldu: Hem Şam rejiminin baskılarından hem de bu çetelerin baskılarından özgürleşmek için canını dişine takan insanlar, orada bir öz yönetim oluşturma sürecine girdiler. Bunu hepimiz, bizler çok önceden biliyorduk ama dünya ve Türkiye, bunu ancak Kobani direnişi sırasında gördü. İnsanlık adına insanlığı Kobani’de savunanlar, orada her şeye rağmen bir yeni hayat oluşturdular; anayasalarını herhangi bir dine, etnisiteye, milliyete, inanca göre kurmadılar, insan olmaya göre kurdular; o bölgenin, o toprağın insanı olmaya dayalı bir yurttaşlık hukukunu orada yokluk içinde, yoksunluk içinde ama en yüksek medeniyet ilkelerine dayanak inşa ettiler. Adım adım, bizim “Rojava kantonları” dediğimiz yeni düzen Suriye toprağı üzerinde kurulmaya başlandı. Yani, Suriye’nin sadece Kürtleri değil, Kürtlerin yoğun ve çok olarak yaşadıkları bölgelerdeki bütün halklar, Ermeniler, Araplar, Ezidiler, Süryaniler, her kim var ise o topraklarda ortak yönetimlerini kurdular ve böylelikle, aslında, Suriye’de insanlık toprağın dibine gömülürken insanlık yeniden hayat buldu, medeniyet yeniden hayat buldu bunca yoksulluk ve bunca yoksunluk içerisinde.

Bu yüzdendir dünyanın yüzünü Kobani’ye dönmesi. Orada kendilerini bu IŞİD çetelerine karşı, Türkiye'nin de beslediği bu akıl almaz, insafsız, zalimane dış siyasetin sonuçlarına karşı Kürt kadınlarının dünyanın göz bebeği hâline gelmesinin sebebi budur.

Burada, Suriye’de medeniyetin getirdiği her şey çökerken Kürtlerin elinde ve o bölgelerin halklarının elinde medeniyet yeniden doğdu ve bir ulus devlet olarak değil, bir çoğulcu, özgürlükçü, çok uluslu, çok kimlikli, yurttaş yönetimi olarak doğdu.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün iş birliği yapmakla suçlandığı rejim budur. Bence, Türkiye Hükûmeti yapabileceği tek akıllıca şeyi yapmıştır; iki nedenle tek akıllıca şey: Bunca yenilgiden, bunca felaketten sonra onurlu bir duruş yeri seçebilmek için Kürtler, Türkiye’de her gün kendilerine zulmedilen, Suriye’de terörist ilan edilen Kürtler yaşadıkları bölgelerde kendi tarihsel miraslarına bir konacak yer bulmuşlardır. Türkiye toprağı, şimdi Rojava toprağının içinde açılan yerdir. Uluslararası hukuk bakımından bunun nasıl düşünüleceği, mütalaa edileceği apayrı bir meseledir amma velakin, şimdi, eğer o sandukayı alıp Türkiye’ye kaçırmak zorunda kalmamışsa Türkiye’yi yönetenler, bu utançla malul olmaktan son anda kurtulabilmişlerse, orada kendilerinden “terörist” diye -bence hiç de yeri olmaksızın- bahsedilen Rojava yönetimi yani onun yönetici organları Rojava kantonları idaresi ve yönetici partisi PYD sayesindedir.

Genelkurmay bugün, kalkmış avaz avaz bağırıyor: “Biz onlarla bir şey yapmadık, ‘Eşme ruhu’ diye bir şey yoktur ve bölücübaşıyla konuşmadık.” Bütün herkesle konuştunuz. Öcalan’la konuştunuz, Karayılan’la konuştunuz, herkesle konuştunuz. İyi ki de konuştunuz; bir melanetten, bir rezaletten, bir utançtan kendinizi kurtarabileceğiniz bir yol açtınız.

O nedenle, Türkiye Cumhuriyeti şimdi bu mesele üzerinde iki kere düşünmelidir ve bu Hükûmeti eleştirenler bütün bu bakımlardan haklıdırlar. Böyle tutarsız bir dış siyasetin, böyle tutarsız bir savunma siyasetinin sonunda varılacak yer burasıdır ama bunun aşılacağı yer yeni bir ortaklık dünyasıdır, düşüncesidir; hem Türkiye’de hem Suriye’de hem Irak’ta hem İran’da.

Herkes şunu görmelidir: Karşı karşıya olduğunuz mesele sevgili milletvekilleri, bir terörizm meselesi değildir, karşı karşıya olduğumuz mesele bir halk isyanı meselesidir. Halk isyanıyla görüşüleceği Türkiye Cumhuriyeti’nin kabul ettiği bir devlet pratiğidir. 1993’ten beri Türkiye isyancılarla görüşmektedir, halka onların terörist olduğunu söylemektedir ama genel siyaset ve savunma politikaları açısından bu halk isyanının talepleriyle müzakere edileceğini kabul etmeyen bir tek devlet adamı, politikacı Türkiye’de yoktur. Halka söylediğiniz retoriği şimdi burada “siyasi argüman” diye bize anlatmayın.

O yüzden, bu halk isyanıyla nasıl barışacağınız konusu, bütün sorunların çözüleceği yerdir. O yüzden, Genelkurmay hâlâ, otuz yıldır savaştığı gücün ne olduğu hakkında hiçbir fikri yokmuş gibi konuşuyor, inanılır gibi değil. Otuz yıldır diz çöktüremediğiniz, bileğini bükemediğiniz insanların sahici bir sebebe dayanmak dışında bir gerçeklikleri olamayacağını hâlâ görmemişseniz, hâl⠓Biz bu teröristlerle görüşmeyiz, bakışmayız.” diyorsanız siz bir kere hem yersiz bir biçimde siyasete müdahale ediyorsunuz hem de yirmi yıl öncenin diliyle, artık arkada bıraktığımız dille bize akıl öğretmeye çalışıyorsunuz.

Ben askerlere dönerek söylüyorum: Savaş, size bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir. Savaş, sadece milletin temsilcileri tarafından ele alınacak bir meseledir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Askere söylenilmez, siyasetçiye söylenilir, siyasetçiye.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Siz asker değilsiniz, ne oradan bana cevap veriyorsunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama siyasetçiye söylersin, onların söz hakkı yok ama.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Olabilir, söz hakkı olmayanlar konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, lütfen Sayın Bakanı muhatap alır mısınız. Lütfen, Sayın Kürkcü…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Genel Kurulun bir parçasılar, oradalar; herkese konuşuruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada muhatabımız siyasi iktidardır.

BAŞKAN – Evet, “Sayın Bakanı muhatap alın.” diyorum ben de.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, bunu vesile görüp şerefli Türk ordusuna böyle bir müdahale hadleri değil. Nedir yani?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Müdahale diye bir şey yok canım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Genelkurmay Başkanına saydırdınız, problem olmadı; biz saydırınca mı problem? Herkesi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siyasi iktidara eleştirinizi yapıyorsanız yapın!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Eleştirilemeyecek hiçbir güç yoktur bu dünyada!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ortaklık kuruyorsunuz, görüşüyorsunuz, her şeyi yapıyorsunuz siz!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Herkes eleştiriyi hak eder, herkes eleştiriden yararlanır; istifade ediniz. Sizin hoşunuza gitmeyen, sizin bilmediğiniz şeyler söylendiğinde bağırmayın; bir düşünün “Acaba niye söylüyorlar?” diye. Vatanseverlik sadece sizin tekelinizde değil, vatanseverlik sadece askerlerin de tekelinde değil. Burada yaşayan, Türkiye’de yaşayan herkes vatan hakkında, gelecek hakkında, siyaset hakkında, bu ülkenin nasıl savunulacağı ya da savunulmayacağı hakkında konuşma hakkına sahip. Sizin siyasetleriniz yıllarca denendi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hiç denenmedi, hiç.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Türkiye iki kere iç savaşın eşiğinden döndü ve “Bu siyasetlerden herhangi bir yarar sağlanmadığına göre bir başka siyaset mümkün mü?” diye tartışmanın yeri burası yapılabilir ama bundan on yıl öncenin, yirmi yıl öncenin huyları yeniden hortlarsa; Genelkurmay Başkanlığı siyasetçilere ayar vermeye, oradan buradan talimat yağdırmaya başlarsa olmaz. Silahlı Kuvvetler Meclisin direktifi altında çalışır, başka türlü çalışmaz, Meclise akıl öğretmez, öğretemez; öyle bir ilişki kurulmayacak. O nedenle, iki yanlıştan bir doğru çıkmaz. Hükûmetin dış siyasetinin yanlışlığının karşısında böyle bir müdahalenin doğruluğunu savunarak bu işin içerisinden çıkamayız.

Benim ve bizim size söylemek istediğimiz şey şudur sevgili arkadaşlar: Bu halk isyanının çaresi, isyanı sebepleriyle tartışmak ve çözmektir. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarıyla sınırladığınız bütün bu tartışmanın ötesinde kalanlara herhangi bir uluslararası güç, herhangi bir uluslararası kurum, herhangi bir uluslararası değer açısından “terörist” ifadesi kullanılmadığı hâlde; Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulunun kararında Demokratik Birlik Partisinin -PYD’nin- terörist olduğuna dair hiçbir hüküm olmadığı hâlde, hiçbir zaman bu insanlar insanlık suçu işlemekle dünyada hiçbir kurum tarafından suçlanmadıkları hâlde “Bunlar teröristtir, dolayısıyla bunlarla görüşülemez, bunlarla görüşmek suçtur.” dememelisiniz. Tam tersine, onlarla görüşerek yeni bir geleceği kurmamızın mümkün olduğuna dair bu kadar çok işaret varken, bu işaretler Fransa’dan, Almanya’dan, Amerika’dan, Yunanistan’dan, Rusya’dan, İran’dan, Irak’tan alınıyorken bu işaretlerin Türkiye’den alınamıyor olmasına sadece şaşmak gerekir. Bu kadar kendi içine kapanık, bu kadar kendiyle övünmeye meraklı bir yönetim ve muhalefet anlayışı içerisinde bu meseleyi çözmenin ne kadar güç olduğunu görebilirsiniz.

Ama bütün rolleri de biz üstlenmeye hazırız. Tartışmanın öbür tarafındaki muhataplarımızın yani biraz önce bana oradan seslenen milliyetçi vekillerimizin de ayakkabılarına girerek kendimize ve hayata bakmaya çalışıyoruz, “Nedir mesele?” diye anlamaya çalışıyoruz.

O nedenle, diskurlarla, retorikle çözülemeyecek kadar ciddi bir meseleyle karşı karşıyayız. Adalet ve Kalkınma Partisinin yapabileceği sonuncu şeyi yapmış olması değil, baştan beri kurduğu hatalı dış politikanın bugün karşı karşıya kaldığımız sonuçları dolayısıyla eleştirilmesi yerli yerindedir, haktır. Başka bir ülkeye rejim ihraç edemezsiniz, başka bir ülkenin insanlarına siz iyilik yapmaya siyaseten çalışamazsınız, kendi ülkenizin işlerini çözmekle yükümlüsünüz ve onları çözebildiğiniz takdirde öbür taraflarda her zaman iyi karşılanacağınızı bilmeniz lazım. Ne oldu? On iki yılın sonunda dostsuz, müttefiksiz, muhteşem bir yalnızlık içerisinde… Neydi, nasıl yalnızlıktı?

DEMİR ÇELİK (Muş) – “Değerli yalnızlık.”

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – …değerli bir yalnızlık içerisinde olmanın bir dış politika doktrini olması mümkün mü?

O nedenle, evet, bu gensoruyu kabul edelim, bunu tartışalım ama şunu da bilelim ki tartışmanın her yerinde mutabık olmayabiliriz.

Hepsinden önemlisi, Türkiye’nin aslında çözmek zorunda olduğu sorunlar için bir çözüm imkânı oluşturmuş olan Rojava yönetimini, onun değerli yöneticilerini ve IŞİD zulmüne karşı başkaldıran savaşçı kadınlarını selamlamaktan başka bir şey yapamayız. Onların karşısında sevgi ve saygıyla eğiliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Türkiye’de askerî vesayet sistemine son veren siyasi hareketin temsilcisi AK PARTİ’dir. 2002’den sonra yaşanan toplumsal ve politik dönüşümün özü budur. Dolayısıyla, burada, geçmişte askerî elitlerin Türkiye siyasetine vaziyet etmelerine karşı, arkasında halk desteğiyle demokrasinin yollarını açan bir siyasi heyet olduğunu bir kere aklımızın bir tarafına yazmakta fayda var.

İkincisi: Elbette, hiçbir kurum eleştiriden vareste değildir ama her eleştirinin yeri, zamanı, jesti, diskuru vardır. Genel Kurulda Hükûmete yönelik olarak açılmış bir gensoru üzerine konuşurken dönüp orada yer alan ve konuşma hakları bulunmayan askerî temsilcilere karşı mevcut jest ve tavır içerisinde yapılmış olan, eleştiri kastının ötesinde farklı anlamları da bu milletin kolektif hafızasında canlandıran bu hareketi şiddetle reddediyorum. Öncelikle bunu belirteyim.

Bu, asla bir eleştiri olarak görülemez. Askeriye eleştirilir, her yerde eleştirilir, söylenebilir ama şuradaki bağlam, şuradaki tavır kesinlikle bir eleştiri bağlamına yerleşmez. Ben öyle görmem, buradaki vekillerin büyük bir çoğunluğu da kanaatimce öyle görmez. Dolayısıyla, sayın konuşmacının buradaki tavrını şiddetle eleştirdiğimi bildirmek istiyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Bostancı konuşması sırasında burada söz hakkı olmayan askerlere yönelik grubumuz adına konuşan hatibin ciddi düzeyde bir yöntem eksikliği içerisine girdiğini ifade etti.

BAŞKAN – Eleştirdiğini söyledi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sataşmadan söz isteyeceğim efendim.

BAŞKAN – Eleştirdiğini söylemesi sataşma olarak kabul edilebilir mi Sayın Baluken?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, yöntem açısından siyasi ahlaka uygun olmadığını söyledi.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim Sayın Baluken çünkü bana göre sataşma yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bal gibi sataşma var da…

BAŞKAN - Sayın Bostancı gibi iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, demin grubumuz adına konuşan sayın hatip görüşlerini son derece net olarak kürsüden ifade etmiştir. Özellikle askerin siyasete müdahale etmesi anlamına gelen açıklamalarla ilgili de hem partimizin hem de partimizin bir üyesi, bir milletvekili olarak kendisinin duymuş olduğu rahatsızlığı açık bir şekilde dile getirmiştir. Burada askerlere yönelik söylemiş olduğu sözlerin tamamının muhatabı olan Sayın Millî Savunma Bakanı da orada oturuyor ve Hükûmet adına da burada çıkıp konuşma hakkını kullanacak. Dolayısıyla “Konuşma hakkı yoktur.” üzerinden sanki çok ciddi bir yöntem hatasına düşülmüş gibi bir sunum yapılmasını biz kabul edilir bulmuyoruz, söylediğimiz bütün eleştirilerin arkasındayız. Genelkurmay bu Meclise had bildirecek ya da siyasi partilere yol gösterecek bir kurum değildir. Millî Savunma Bakanının bu konuda eğer yapacağı açıklama varsa bu eleştiriler üzerinden, Genelkurmayın ortaya koyduğu yöntemsizlikler üzerinden kürsüden cevap vermesi daha doğru olur diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 16.40

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD terör örgütlerini muhatap aldıkları iddiasıyla Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında birer gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/50) (Devam)

BAŞKAN – (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere devam ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmacı Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Öner.

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolunun Bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Toprağını Savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD Terör Örgütlerini Muhatap Aldıkları İddiasıyla Bakanlar Kurulu Üyeleri Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi hakkında görüşüyoruz.

Sorunu netleştirmek için bazı soruları sormak gerekiyor:

1) Süleyman Şah kimdir? Türbe nerededir? Türbenin bulunduğu Saygı Karakolu niçin Türk toprağı sayılmaktadır?

2) Ahmet Davutoğlu Başkanlığındaki 62’nci Hükûmet niçin Süleyman Şah Saygı Karakolu’na yönelik operasyon yapma gereği duymuştur?

3) Operasyon uluslararası hukuka uygun bir operasyon mudur?

4) Operasyon öncesi, sırası, sonrası terör örgütleriyle iş birliği yapılmış mıdır?

5) Operasyon sırasında askerî teçhizat, silah, malzeme, tanklar terk edilmiş midir?

6) Türbe için seçilen yeni yer Suriyeli bir yurttaşa mı aittir, gasbedilmiş midir?

7) Bu operasyon bir kahramanlık öyküsü müdür?

8) Bu operasyonun sonuçlarını 62’nci Hükûmet uluslararası alanda savunabilecek midir?

9) Ne yapılmalıydı?

Sayın milletvekilleri “galatımeşhur” diye bilinen yanlışlar var, doğru bilinen yanlışlar. Bunlardan bir tanesi de Süleyman Şah Türbesi’yle ilgili. Süleyman Şah’ın Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesi olduğu söylenir, gerçek bu değildir. Çünkü Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin babası Gazi Gündüz Alp’tir. Süleyman Şah, Alparslan’ın öncü komutanlarından birinin adıdır ve Kutalmışoğlu Süleyman, 1086 Haziranında Melikşah’ın kardeşi Tutuş’la savaşırken hayatını kaybetmiştir; şehit olduğu ya da savaşı kaybetme tehlikesini görünce kendi hayatına son verdiği söylenir.

Suriye tarafından 1966 yılında başlatılan El Tabka Barajı’nın suları altında kalacağı gerekçesiyle Caber Kalesi’nde bulunan Mezar-ı Türk’ün taşınması istenmiş, iki ülke arasında yapılan anlaşmayla da sınıra 37 kilometre uzaklıktaki Karakozak’taki yerine, Fırat Nehri’nin sol sahiline taşınmıştır. Zaruret hâliyle taşınan bu hadiseden sonra, 62’nci Hükûmet bölgede IŞİD tehlikesinin yükseldiği değerlendirmesiyle 22 Şubat 2015’te Şah Fırat Operasyonu’yla saraydan kız kaçırma misali Saygı Karakolu’ndan sanduka kaçırmıştır. Bunun da yandaş medyanın desteğiyle “Muhteşem harekât” başlığıyla duyurulması çok ilginçtir. Gayrimillî iktidar “gayrimenkul” kavramından habersiz görünmektedir, vatan toprağı taşınamaz.

Hani, adına “Kiziroğlu Ahmet Bey; peh peh peh” türküsü uydurulan Sayın Davutoğlu, 2014’te esip gürlüyordu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nasıl, nasıl? Bir daha söyle.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - IŞİD’in alan hâkimiyeti kurma çabası üzerine Ahmet Davutoğlu şöyle diyordu: “O topraklar, Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu topraklar uluslararası hukuk mucibince 1921 Anlaşması’nca Türk topraklarıdır ve sınır ötesindeki tek toprağımızdır. Oraya dönük olarak ister rejimden ister radikal gruplardan gelebilecek her türlü saldırı aynıyla mukabele görür ve oradaki o vatan toprağının savunulması konusunda Türkiye hiçbir tereddüt göstermeden her türlü tedbiri alır.” Her türlü tedbiri almak, toprağı savunmak, türbeyi kaçırmakla eş değer mi oldu?

Bu operasyon sırasında 9 tank bırakıldı mı? “Türbeyi terk ederken türbeyi tahrip ettik, başkaları zarar vermesin diye.” denildi. Tankları terk ederken tankları da kullanılamaz hâle getirdik mi? Bu iddiayla ilgili yeterli bir açıklama bugüne kadar yapılmamıştır. Yolda palet sıyıran tanklarla nasıl harekâta girişilir? Tankları palet sıyırırsa Hükûmet de “spin” attı demektir.

“Komşularla sıfır sorun.” diyenler sandukayı sıfır noktasına taşımakla Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarına ağır bir darbe indirmişlerdir.

Ne yapılmalıydı? Tehdit belirlendiğinde uluslararası angajman kuralları, sınırda olduğu gibi, Süleyman Şah Türbesi çevresinde de uygulanabilirdi. Genelkurmay Hava Savunma Harekât Merkezinde -Air Defence Organization Center’da- çalışan bir kimse olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü ve verilen görevi yapma kabiliyetini çok iyi biliyoruz. 37 kilometre uzaktaki türbeye İncirlik’ten 3, Diyarbakır’dan 5 dakikada intikal edilebilir; keşif, önleme ve bombardıman gibi bütün harekâtlar icra edilebilirdi. Vatan toprağını koruma kararlılığı Genelkurmaydaki görüşmelerde ceket çıkarmaya benzemez. Zaten, o görüntüde yer almayan müstebit başkan adayını da çok kızdırmışlardı. Dünya, böylesine fiyaskoyla sonuçlandığı hâlde zafer edasıyla sunulan bir operasyon görmedi, duymadı. Ay’a “Güneş” demekle Ay, ateş topuna dönüşmez arkadaşlar. Şah Fırat Operasyonu’nun vatan toprağını savunur bir yanı yoktur, övünülecek bir başarı hikâyesi de çıkarılamaz. Türbeden sanduka kaçırma, olsa olsa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302’nci maddesinde belirtilen madde kapsamına giren ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yaptırıma bağlanan suç niteliğindedir. 302’nci madde ne diyor? “Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya…” diye başlayan madde ağırlaştırılmış müebbet hapsi öngörmektedir.

Ayrıca, bu operasyonda “Eşme ruhu” kavramı sıkça kullanılıyor. “Eşme ruhu” diye bir olay yaşandı mı? Bir grup “Var.” diyor, bir grup “Yok.” Diyor; gerçek nedir toplum bilmek istiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı zamanında dönemin Başbakanıyken “Mavi Marmara’ya zırhlı gemiler refakat edecek.” demişti, olmadı. Dönemin Sayın Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı defalarca “Gazze’ye gideceğim.” dedi; bir, iki, üç defa erteledi, ertelemelerin sayısı unutuldu, hâlâ Gazze’ye giden yok. Emevî Camii’nde namaz kılmaktan söz ediyordu, o görevini de eda edemedi. “Kobani düştü düşecek.” diye sorumsuz bir beyanda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı nasıl “Kobani düştü düşecek.” diye bir beyanda bulunur, akıl alacak şey değil. Camide içki içenleri, Kabataş Meydanı’nda bir hanımefendiye ağır hakarette bulunanları teşhir edip yakalayacaktı; hâlâ sözünde durmadı. Sayın Cumhurbaşkanının hangi sözüne güvenelim, hangi sözüne inanalım? Bir Cumhurbaşkanı, her gün çeşitli bahanelerle bir yerlerde konuşup ettiği yemini unutarak bir tarafa yönelik propaganda faaliyetlerinde bulunamaz; ettiği yemine sadık kalmalı, ona göre de saygı görmeyi hak etmelidir.

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz hafta Adana’da bir programa gidiyorduk. Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Sabih Kanadoğlu’yla uçağa bindiğimizde dergiyi incelemeye başladık. O dergi elimde. Bu dergide 8 tane başlık var, 8 ayrı yazı:

 1) “Çanakkale Ruhu Her Yerde”

 2) “Çanakkale’de Kurtulan Sadece Vatan Değil”

 3) “Anaların Ortak Gözyaşı”

 4) “Gençliğim Eyvah”

 5) “Karavanada Ne Vardı?”

 6) “Hece Taşları Konuşur Mu?”

 7) “100. Yılında Çanakkale Zaferi”

 8) “100. Yılında Etkinlik ve Barış Köprüsü Çanakkale”

8 makale var, 8 makalede Çanakkale savaşlarının çok önemli yanları anlatılıyor ama bir şey yok: Türk millî Kurtuluş Savaşı’nın Anafartalar kahramanı, önderi Gazi Mustafa Kemal’in adı yok! Böyle utanmazlık olur mu, böyle gayrimillî davranış olur mu, böyle millî tarihine ihanet olur mu? (CHP sıralarından alkışlar) İktidara geldiklerinden bu yana millî duruştan yoksun kalanların millî kahramanlardan bu ölçüde rahatsızlık duyması gaflettir, dalalettir ve “hatta”dan sonrasını aziz milletimizin takdirlerine bırakıyorum.

Millî Kurtuluş Savaşı’nın şanlı önderi her türlü saygıyı, vefayı ve rahmetle anılmayı hak ediyor arkadaşlar. Millî günlerde Anıtkabir defterlerini imzalayanlar başka yerlerde kindarlıklarını sergilemekten vazgeçmelidirler.

Sayın Orman Bakanımız burada. Sayın Bakanım, “100’üncü Yılında Gelibolu” broşürü de çok farklı bir anlayışta yayımlanmamış. Size duyduğum saygıdan bu konudaki eleştirilerimi şimdilik mahfuz tutuyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Tavsiyen varsa bildir, ona göre yapalım.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Aziz milletimizin, önderliğinde özgürlük ve bağımsızlığımızı kazandığımız büyük Atatürk’ü ret ve inkâr edenlerin gerçek yüzünü artık görmüş ve anlamış olduklarını düşünüyor, ders vereceklerine inanıyorum.

Sayın milletvekilleri, bugünlerde, Hükûmet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç ile Sayın Cumhurbaşkanı ve Ankara’nın meşhur Belediye Başkanı arasındaki ciddi tartışmalar basına ve kamuoyuna yansıyor. Bir dönem Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 29 Ekim bayram kutlamalarına ilişkin görüş açıklaması üzerine “İki başlılık olmaz.” diyen Sayın Cumhurbaşkanı, her konuda iki başlılığı sergiliyor. Bu tartışmaların nedenleri biliniyor ama taraflardan birinin “Artık konuşmayacağım.”, diğerinin de “8 Hazirandan sonra konuşacağım.” demesinin nedeni bilinmiyor. Bilinmesinde kamu yararı varsa gerçekleri açıklamayı niye erteliyorlar? O zamana kadar hangi gizli saklı suç, yanlışlık örtülü kalacak? Ondan sonra da örtülü kalabilecek mi? Hiçbir suç, hiçbir yanlışlık örtülü kalamaz, Seneca’nın dediği gibi “Haksızlıklar sonsuza kadar devam edemez.” (CHP sıralarından alkışlar)

Üstelik bu durum yandaş medyayı da açmaza sürükledi, kimden yana tavır alacaklarını bilemez oldular. Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık misali Başbakanlığa dönseler bir hâl, kaçak istibdat sarayına dönseler bir başka hâl. Kimin kimden yana olduğu, kimin bugüne göre, kimin stratejik hedefler peşinde olduğu belli değil. “Padişahım çok yaşa.” diyorlar ama muhtemel padişahın kim olacağını bilemedikleri için ismini de anamıyorlar.

Sayın milletvekilleri, önceki gündü zannediyorum, Sayın Cumhurbaşkanı Harp Akademilerindeki konuşmasında “Ergenekon ve Balyoz davalarında aldatıldım.” demişti. On iki yıldan uzun bir süredir her türlü yeteneklerini kullanarak milleti aldatanlar aldanmaktan söz edemezler. Bir kumpas var, bir de gerçek var. Ergenekon ve Balyoz davaları kumpas olabilir ama 17 ve 25 Aralık operasyonları gerçeğin ta kendisidir. Kumpas ile 17 ve 25 Aralık arasında paralellik kurmak kamuoyunu aldatmanın yeni bir boyutudur. “Balyoz da kumpastı, 17 Aralık da kumpastı.” Balyozun delillerini, emarelerini, makul şüphe unsurlarını kimse görmedi ama 17 ve 25 Aralık operasyonlarının delillerini, belgelerini, görüntülerini, “tape”lerini bütün Türk milleti gördü, bütün ulusumuz gördü, ona göre gerekli değerlendirmesini de yapıyor. Kumpasa aldananlar milletimizi aldatmanın bedelini ödeyeceklerdir. Aldatanların, aldanmaktan yakınmalarının haklı bir yanı yoktur.

Sayın milletvekilleri, Peygamberimiz “Hayırlı işlerde acele ediniz." diyor ama bugünlerde hayırlı olmayan işlerde çoğunluk grubunun acelesi var. “İç güvenlik paketi” adı verilen pakette hayırlı unsurlar, maddeler yok. “Millet bekliyor.” diyorlar. Milletin öyle bir beklentisi yok, Hükûmet programında yok, AKP iktidarının seçim vaatleri arasında yok, benzeri herhangi bir planda, projede, güvenoyu almış Hükûmet Programı’nda yok. Ancak, daha önce suç olmayan fiiller, iç güvenlik paketiyle suç unsuru hâline getiriliyor. Daha önce suç olan unsurlar, iç güvenlik paketiyle suç olmaktan çıkarılıyor. Bu, milletimizi aldatmanın yeni bir boyutu. Bu paketle katiller yargılanmaktan kurtarılacak, hüküm giymiş olanlar tahliye edilecekler.

Maddelerden bir tanesinde “sapanla yürüyüşe katılmak” diyor. Sapanı kullanmış olmak, yaptırıma bağlanmıyor. Sapanla yürüyüşe katılmış olmak, iki yıl altı aydan dört yıla kadar hapis gerektiriyor. Boyalı sularla ıslananlar kendilerini nasıl kurtaracaklar? Polis Koleji öğrencileri hak kayıplarına uğruyorlar. Güvenlik Bilimleri Fakültesinde okuyan öğrenciler, birkaç ay sonra rütbeli polis olarak mezun olmayı bekleyenler hak kayıplarına uğruyorlar. Bunların tazminat hakları doğacak ama AKP Grubunun hatalarının devlete ödetilmesine kimsenin hakkı yoktur. Çünkü, müktesep haklar saygı duyulası, gözetilesi haklardır. “Müktesep hak” kavramı tanınmıyor.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği mahkûmiyet kararları var. Yeni davalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bekliyor. Onlar da bir yandan demokratik hakların kullanımını kısıtlayan hükümlere karşı düzenlemeler, hükümler öngörüyor; bir yandan da şiddet kullanan polislerin sorgulatılmamasını, yargılanmamasını eleştiriyor. Yeni despotik yasalarla bunu daha fazla ağırlaştırmayınız.

Sayın milletvekilleri, bugün verilen bu gensorunun kabulü millî bir görevdir. Bu göreve katkıda bulunanlara ve hak edenlere saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün, Bakanlar Kurulu hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz bir gensorunun ön görüşmeleri için buradayız.

Gensorumuz, gensoru önergemiz çok açık ve nettir: Türkiye Cumhuriyeti’nin bu 62’nci Hükûmeti, Bakanlar Kurulu -pek de yok zaten ya- Ankara ve Lozan Antlaşmaları uyarınca Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmayarak terk etmek kararı vermişlerdir ve kendileri, Anayasa’nın kendilerine verdiği “yurt savunması” görevini yerine getirmemiştir, alayı yerine getirmemiştir.

Yine, Türkiye Cumhuriyeti toprağını korumak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2 Ekim 2014 tarihinde aldığı 1071 sayılı Karar’ın hilafına hareket etmiş ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör örgütü olarak kabul ettiği PKK ve PYD’yi muhatap almıştır.

Türkiye'nin hak ve menfaatlerini koruyamayan, hak ve menfaatlerimize yönelik tehditler karşısında savunma ve caydırıcılık yeteneklerini etkisizleştirmiş bir Hükûmet vardır. Dolayısıyla, bugün bu gensoru bu iradeyi veren Bakanlar Kurulunun tamamı hakkında verilmiştir; alayı bu konuda sorumludur. Gerek Anayasa’nın gerek yasaların gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bakanlar Kuruluna verdiği görevi yerine getirmemiş bir heyet vardır. AKP Hükûmetinin siyasi talimatlarıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı unsurlarla, bir gece operasyonuyla, Suriye’de yer alan, Türk toprağı olduğu teyit edilen, asker bulundurma ve bayrak çekme hakkının olduğu bu türbe ve karakolun olduğu yer maalesef önce IŞİD’e, sonra da PKK ve PYD’ye teslim edilmiştir. Bu Hükûmetin bu ricatı hukuki, siyasi ve stratejik bakımdan tam bir hezimettir, teslimiyettir. Türk milletinin iradesiyle korunan tapulu arazisi, ecdat yadigârı, bir gecekondu mantığıyla üç beş çapulcuya bırakılmıştır.

20 Ekim 1921 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Anlaşması’nın 9’uncu maddesi ile Lozan Anlaşması’nın 3’üncü maddesi gereğince vatan toprağımız olan bu yer, maalesef, bu Hükûmetin siyasi iradesiyle terk edilmiştir ve bu yönüyle bakıldığında, Ankara Anlaşması’nın ve Lozan Anlaşması’nın bu şekilde yok sayılması aslında Türkiye Cumhuriyeti devletinin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakkını ortadan kaldırmaktadır. Huzurunuzda, aynı zamanda uluslararası anlaşmalar gereğince hak ve menfaatlerimizi korumaktan aciz içerisinde bulunan bir Hükûmet bulunmaktadır ve bu Lozan Anlaşması’nda benim sınırlarım vardır. Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu yer bir vatan toprağı, Misakımillî’nin sınırı olarak kabul edilmişken bundan ricat edenler yarın öbür gün Lozan’la çizilmiş, anlaşmalarla çizilmiş sınırlarımızdan da geri çekilmeyi bir zafer olarak gösterebilirler.

Evet, Fransızlara, yaptığımız direniş sonucunda Ankara Anlaşması’nı imzalattık, doğu ve güneydoğudan çekilmek zorunda kaldılar, Suriye sınırına çekilmek zorunda kaldılar. Hatay daha sonra 1939’da Türk topraklarına katılmıştı.

14 Mart 2014 tarihinde Sayın Ahmet Davutoğlu bu anlaşmayla ilgili olarak aynen şunları söylemişti.

(Hatip, elektronik cihazla bir ses kaydı dinletti)

Evet, “Her bir tedbiri alır. Vatan toprağıdır, Trakya, Anadolu gibi ayrılmaz bir parçasıdır.” diyenler bugün bu vatan toprağından maalesef kaçmayı bir zafer olarak sunabilmektedir.

Aziz milletvekilleri, aziz milletimizin hakkını ve hukukunu korumak isteyenler…

(Hatip, elektronik cihazla bir ses kaydı dinletti)

Evet, Cumhurbaşkanı, dönemin Başbakanı diyor ki: “Bizim topraklarımızdır. Buna yapılacak her türlü girişim anında mukabele görecektir.” Bütün bunları söylediniz. Vatandaşın huzurunda söylediniz bütün bunları. Evet, 2 Ekim 2014 tarihinde, 1071 sayıyla, bu Bakanlar Kurulu Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi. Burada müzakere ettik, sınır ötesi operasyon istediniz. Niye? “Süleyman Şah vatan toprağını savunmamız gerekir.” dediniz, “Savunmamız gerekir.” dediniz, milletvekillerinden bunun için yetki istediniz ve o yetkiyi kullanamayan Bakanlar Kurulu, şerefli Türk Silahlı Kuvvetlerine bu vatan toprağını terk etme konusunda siyasi talimat vermek suretiyle acziyetini ortaya koymuştur.

Değerli milletvekilleri, bakın, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde o gün ne diyor Millî Savunma Bakanı?

(Hatip, elektronik cihazla bir ses kaydı dinletti)

Evet, tereddüt göstermediler, kaçtılar. “Savunmak için buradayız, savunacağız, hiçbir tereddüdümüz yok.” dedi. Aziz milletvekilleri, sizlere bunları söylediler.

Sayın Emrullah İşler, siz AKP Grubu adına konuştunuz. Burada bu tezkereyle ilgili ne dediniz?

(Hatip, elektronik cihazla bir ses kaydı dinletti)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Montaj olmasın, montaj!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Montajdır o, montaj!

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, bunları söylediler millete.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Savundunuz mu, kaçtınız mı?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bunları söylediler ve bugün, o vatan toprağını orada savunmayanlar, savunma cesareti gösteremeyenler, askerimize yönelik bir risk yok iken o vatan toprağından kaçanlar, yarın öbür gün bu vatan toprağına yönelik, Anadolu’muzun bir başka yöresinde bir vatan toprağına yönelik bir tehdit olduğunda ne yaparlar sizce? (MHP sıralarından “Kaçarlar” sesleri) Nereye götüreceksiniz? Nereye kaçacaksınız?

TÜLAY BAKIR (Samsun) – O vatan toprağı bize ait, hiç kimse alamaz!

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bu doktorluk işi değil!

OKTAY VURAL (Devamla) – Tezkere çıkarken bununla ilgili irade ortaya koydunuz. Hani o irade? Ben soruyorum. Anayasa diyor ki: “Yurt savunmasından Bakanlar Kurulu sorumludur.” Türkiye Büyük Millet Meclisi “Bu toprağı koru.” diyor. Bakanlar Kuruluna verdiği siyasi talimat bu ve bunları milletin huzurunda açıkladınız. Şimdi, nerede, nerede? Milleti aldatıp kandırdınız. Bakanlar Kurulunun, hükümlerini yürütmekten sorumlu olduğu Türk Ceza Kanunu’nun 302’nci maddesi: “Türk topraklarını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya, devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılır.” Oradaki Mehmetçik’in o toprağı koruma konusunda iradesinden zerre kadar şüphemiz yok; o, Mehmetçik! Ama Bakanlar Kurulunun iradesi yok.

Ve 22 Şubat 2015’te Karakozak köyündeki Süleyman Şah Türbesi, Türk toprağı, maalesef terk edilmiştir. “Gereğini yapacağız, hiçbir tereddüt göstermeden...” Huzurunuzda, gerçekten bu konuda hiçbir tereddüt göstermeyen siyasi iktidar ve Bakanlar Kurulu var, hiç tereddüt göstermediler.

Ve utanç verici olan nedir, biliyor musunuz? Gerçekten utanç verici olan, burada, PKK terör örgütünün, PYD’nin paçavralarının gölgesinde bir manzara verilmesine müsaade edilmiştir, biliyor musunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Paçavra” diye, diye... Sizin Türkmenleri kim koruyor orada?

OKTAY VURAL (Devamla) – Ve bütün bunlarla ilgili, PKK bir terör örgütüdür; PYD, PKK’nın uzantısıdır. Bu kadar açık ve net.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sizin Türkmenleri kim koruyor Kerkük’te, Tuzhurmatu’da? Kusura bakmayın... Nara atacaksınız, kolay; gidin, o zaman onlarla savaşın.

OKTAY VURAL (Devamla) – PKK ile Mehmetçik’i aynı güzergâhta yürüterek, şanlı askerimizi vatan, millet düşmanı PKK’yla aynı kareye getirerek millî vicdan sızlatılmıştır. Bir de zafer naraları atmasınlar mı! Gerçekten, Lozan’ın kazanımları sıfırlanmış ve uluslararası anlaşmaların verdiği haklar bir gecekondu zihniyetiyle PKK ve PYD’nin hâkimiyeti altında bulunan bir bölgeye getirilerek aynı zamanda büyük bir tuzağa düşürülmüştür Türkiye. Türk tarihinde böyle bir pespayelik yaşanmamıştır. 1974’te en zor şartlar altında Kıbrıs’ta dik durdu, her şeyi göze aldı, rahmetli Erbakan, rahmetli Ecevit, bütün bu ambargoları dikkate alarak Kıbrıs semalarında Türk Bayrağı’nı dalgalandırdı. Sizler olsaydınız ne yapardınız? “Ayşe tatile çıksın.” parolasıyla Kıbrıs çıkarması yapılırken bugün bunlar olsaydı “Ayşe tatilden döndü.” demek suretiyle hemen ricat yaparlardı ve ricat gibi bir rezalet gerçekten reva görülmüş ve maalesef, Türk Bayrağı, omuzlanıp kaçılmıştır. Bu bayrak meşruiyeti olan her yerde dalgalanmayı hak etmiş bir bayraktır, hak etmiş bir bayraktır! (MHP sıralarından alkışlar)

“Değerli emanetler bırakılmadı.” Topraktan daha değerli emanet mi var? Suriye topraklarındaki Süleyman Şah Karakolu’nun bulunduğu yerin değişmesiyle ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerinin, terör örgütünün muhatap alınmayacağı, “İş birliği yapıldığı yolundaki yayın ve haberler gerçek dışıdır.” demesi son derece önemlidir. Ama, Sayın Davutoğlu’nun, Başbakanın “Süleyman Şah operasyonunu PYD’ye bildirdik…” Bize değil, Hükûmete bildirin bunları... PYD’ye bildirmiş! “Koalisyona ve PYD’ye bu konuda bildirimde bulunduk.” diyerek Hükûmet, PKK ve PYD’yi muhatap almıştır.

Gerçekten, bu sıvışmayı “Türkiye'nin caydırıcı gücünden herkes haberdar.” oldu diyerek ballandıra ballandıra anlattılar. Ya, caydırıcı olunsaydı şu anda askerimiz orada olurdu. Cumhurbaşkanı “Korkaklar zafer anıtı dikemezler.” Gerçekten, evet, korkaklar zafer anıtı dikemez çünkü cesareti yoktur, vatan toprağını terk ederler onlar.

Sayın Davutoğlu “Gece yarısı bir operasyon…” Gecekondu mu ya benim türbem benim toprağım? “Gece yarısı operasyonu…” Ve çıkmış bir de sıkılmadan diyor ki: “Şükür namazı kıldık.” Allah’ım! Niye şükür namazı kıldın? “Vatan toprağını terk ettik elhamdülillah!” Ya, bunun için şükredilir mi? Yani milletimizin manevi ruhunu incittiler. Bırakın şükür namazını, bence, siz, Bakanlar Kurulu olarak, cemaat olarak tövbe namazı kılsanız daha iyi olurdu, tövbe, istiğfar getirmeniz lazım. “Hubbül vatan minel iman; vatan sevgisi imandandır.” Dolayısıyla, bu konuda toprakları terk edip sıvışmak ne dinimizin ne tarihimizin ne de ecdadımızın döneminde böylesine bir gurur olarak ortaya konulmuş bir husus değildir. Haçlılara karşı Türk-İslam yurdunu korumak için çarpışmışken şehit olduğu söylenen Süleyman Şah, bu millet o topraklara mührü vurdu ama siz onun emanetine bile sahip çıkamadınız.

Bu bir teslimiyetçi zihniyettir. Bu zihniyet, Musul’da konsoloslarımızı IŞİD’e teslim ettiler, IŞİD’e rehin bıraktılar. Gördüler ama IŞİD’e rehin bıraktılar. Süleyman Şah’ı PKK’ya terk eden teslimiyetçi bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu zihniyet, PKK’nın Irak’ın kuzeyinde güvenli bir bölge içerisinde yaşamasına izin vermiştir. Bu zihniyet, açıkçası güneydoğuda PKK ve KCK paralel yapılanmasını meşrulaştıracak adım atmıştır. Zihniyet bellidir, teslimiyetçi bir zihniyet: “Ver kurtul, sat kurtul.” zihniyeti. Dolayasıyla, bugüne kadar, on üç yıldır Türkiye’yi yöneten iktidarın aslında bugün geldiği bu safha yaptıklarının, yapacaklarının teminatıdır dediği bir nokta olduğu gayet açık ve nettir.

Sayın Davutoğlu diyor ki: “Bu nakil geçicidir, şartlar geliştiğinde değişecek.” Peki, ne yapacaksınız? Güvenliği tehlikede diye Kıbrıs’ı savunmak yerine Konya’ya, Yozgat’a mı getireceksiniz. 26 Şubattaki grup toplantısında diyorsun ki: “Eşme artık vatan toprağıdır.” Birinde “geçici”, birinde “vatan toprağı.” Ne yaptığınızı bilmiyorsunuz. Gerçekten “Ecdadın hayallerini gerçekleştirdik.” hamasetini yapanlara İsrail’i kurmak için kendisine para teklif edenlere Abdülhamit Han “Benim kimseye satacak toprağım yok.” demişti. Bugün bu toprağı bırakıp gitmeyi başarı olarak sunan sizler, “Ailem ve atım bana aitti, verdim ama toprak çorak da olsa milletimindir.” diyerek bunu savaş nedeni sayan Oğuz Kağan’ın neslinin iradesi olmadığınızı da ortaya koymuş bulunmaktasınız.

Bu, aynı zamanda bir egemenlik meselesidir. Uluslararası hukukun bana verdiği hakkı reddederek, bizim PKK ve PYD’yi bir terör örgütü olarak gördüğümüz ve Suriye’nin kuzeyinde böyle bir egemenlik alanı meşruiyeti tanımadığımız dediğimiz bir bölgeye Türkiye’yi, toprağı oraya getirmek ve Hükûmetin onu muhatap alması Suriye Kürdistanı’nı inşa etme çabasından öteye bir anlam taşımıyor. Aynı zamanda, açıkçası Karakozak’ta 20 tane Türkmen köyü varken Eşme’de Türkmenler de yoktur. Bu, tamamen bir alan hâkimiyeti oluşturmak, Telabiyet’te de aynı oyunu oynamak suretiyle Türkmenlerin oradan çekilmesini sağlayarak PKK’nın o bölgede egemenlik oluşturmasını sağlamak amacıyla oluşturulmuş bir planının parçasıdır.

21 Martta Eşme ruhu açıklaması… Bu, devlete, millete, vatana, coğrafyaya tuz ruhu döken bir ruhtur. İşte, ne hazindir ki bugün, teröristbaşının ifadesi ile Hükûmetin savunduğu operasyon aynı eksende buluşabilmiştir. Attığınız adımın kime yaradığını, kime hizmet ettiğini idrak edebiliyor musunuz? Meclisin iradesine aykırı, Anayasa’ya aykırı, yasalara aykırı, Lozan’a aykırı ama PKK’nın sunduğu Eşme ruhuna uygun. O zaman, amacınız ve hedefiniz açıkçası PKK ve PYD’yi meşrulaştırmak.

Bu bir senaryodur. Açıkçası, bugün geldiğimiz bu noktada, Musul’da 49 personeli serbest bırakma karşılığında dokuz yüz yirmi sekiz yıllık bu topraktan vazgeçileceğine ilişkin bir anlaşma yapıldığı 21 Ağustos tarihli gazetelerde var. Ve bugün geldiğimiz bu noktada, gerçekten, Eşme’ye taşınması PKK’ya alan açmış, PYD’nin alanını genişletmiştir. Bu bir senaryodur. Senaryonun bir parçası şudur: Türkiye, PKK/PYD’yi terör örgütü olarak ilan etmesine rağmen, peşmergenin 29 Ekimde zafer işaretleriyle PKK’ya yardımına izin vermişlerdir. Yetmemiştir, Amerika Birleşik Devletleri’nin onlara silah yardımı yapmasının önünü açmıştır. Şimdi, vatan toprağını PKK ve PYD’nin bulunduğu yere getirmek suretiyle, Türkiye Cumhuriyeti, defakto bir şekilde Suriye’nin Kürdistan’ın inşasına bilfiil katıldığını da itiraf etmiştir.

Evet, bu Hükûmet, değerli arkadaşlarım, vatan toprağını terk iradesiyle Türkiye'nin stratejik menfaatlerini haleldar etmiş ve ülkemizin savunma ve caydırıcılık yeteneğini etkisizleştirmiştir ve bu yönüyle, Türkiye'nin düşmanı olan terör örgütlerine operasyon hakkında bilgi vermiş ve türbe, PKK/PYD’nin bulunduğu bir bölgeye getirilerek terör örgütlerine meşruiyet alanı verilmesine zemin hazırlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Ve bugün bu hak ve menfaatlerimizi koruyamayarak haleldar eden, vatan topraklarını bir gece ansızın bayrak direğini sırtlayarak terk eden böyle bir Bakanlar Kuruluna milletin temsilcisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin güven duyması mümkün değildir. Dolayısıyla, ön görüşmelerini yaptığımız bu gensoru önergesinin gündeme alınarak bu Hükûmet hakkında hükmü milletin vermesini temin etmek üzere hepinizi bu önergeye destek olamaya davet ediyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Emrullah İşler, Ankara milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD terör örgütlerini muhatap aldıkları iddiasıyla Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; son zamanlarda Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun yakın çevresinde yaşanan çatışmalar neticesinde mezkûr karakolun doğusu ve kuzeyi PKK/PYD kontrolüne geçmiş, batısı ve güneyi ise DEAŞ kontrolü altında kalmıştır, hâlen çatışmalar sürmektedir. Süleyman Şah Saygı Karakolu’nda görev yapan 40 personel, 6 Haziran 2014 tarihinden 21 Şubat 2015 tarihine kadar geçen sekiz buçuk aylık sürede değiştirilmemiştir. Esasen, karakol civarındaki arazi ve ikmal yollarını tehdit eden DEAŞ, arazi değişim faaliyetlerinde Türkiye’yle pazarlık yapma çabası içine girmiş, bu nedenle söz konusu değişim yapılamamıştır. Bölgenin başka grupların eline geçmesi hâlinde de benzer durumla karşılaşılması ihtimali yüksekti. Personel değişimi ve ikmal faaliyetleri için kullanılan güzergâhlardan biri DEAŞ diğeri PYD’nin kontrolündedir, üçüncü güzergâhın bir kısmı DEAŞ diğer kısmı ise PYD’nin kontrolünde bulunmaktadır. Değişik tarihlerde karakolumuza yönelik ciddi tehdit istihbaratı alınmıştır. Bir saldırı ihtimaline karşı Türk Silahlı Kuvvetleri o zaman her türlü tedbiri almış ve hazırlıklarını tamamlamıştı.

Sayın milletvekilleri, Suriye’de dört yıla yakın zamandır süregelen çatışma ortamı ve bölgedeki DEAŞ varlığı, Türkiye sınırına 37 kilometre mesafede Karakozak mevkisinde bulunan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nu uzun süredir ciddi bir risk altında tutmaktaydı. Süleyman Şah’ın Türbesi, karakol ve burayı büyük bir fedakârlık ve kahramanlık örneğiyle beklemekte olan 40 askerî personelimizin güvenlikleri üzerindeki baskı ve tehditler, bölgedeki son gelişmelerle ciddi boyutlara ulaşmıştı. Yapılan güvenlik mülahazaları sonucunda, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun, Süleyman Şah’ın kabriyle birlikte Suriye’de sınırımıza mücavir Eşme köyünün kuzeyinde ve aynı büyüklükteki araziye geçici olarak taşınmasına karar verilmiştir. Bu karar, 21-22 Şubat 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen Şah Fırat harekâtıyla başarılı bir şekilde icra edilmiştir. Harekâta 39’u tank olmak üzere 96 araç ve 532 personel katılmıştır. Karakolda görevli 40 personel ve 4 aracın da dönüşte unsurlarımıza katılmasıyla birlikte toplamda harekâta 572 personel ve 100 araç iştirak etmiştir. Ayrıca, Hava Kuvvetlerimiz tarafından 32 muharip, 30 destek uçağı destek amaçlı havada ve yerde hazır bulundurulmuştur.

Şah Fırat Harekâtı’nın yalnızca güvenlik kaygıları nedeniyle gerçekleştirildiğinin ve defin işleminin geçici nitelikte olduğunun altını çizmek gerekir. Suriye’de barış, istikrar ve güvenlik ortamı yeniden tesis edildiğinde kabrin yeniden eski yerine taşınması mümkün olabilecektir.

Suriye sınırları içindeki Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu, bilindiği üzere, uluslararası hukuk temelinde anlaşmalarla kayda geçirilmiş bir Türk toprağıdır. Bu anlaşma belgeleri: 20/10/1921 tarihli Ankara Anlaşması, Türkiye-Fransa Dostluk ve İyi Komşuluk Sözleşmesi Uyarınca Kurulmuş Olan Komisyonun 03/05/1930 tarihinde Halep’te imza altına alınan raporu; 29/05/1937 tarihli, Türkiye ile Fransa Arasında Türkiye Sınırının Güvence Altına Alınmasına İlişkin Anlaşma; 23/06/1939 tarihli, Türkiye ile Suriye Arasında Arazi Mesailinin Kat’i Surette Hallini Mutazammın Anlaşma; 17/12/1973 tarihli, Mektup Teatisi ile Akdolunan Anlaşma; 22 Ocak 2003 tarihinde Ankara’da imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Süleyman Şah Türbesi Tahkimat Projesinin Uygulanmasına İlişkin Ana Tutanak ve ekleri; 25 Ağustos 2006 tarihinde Ankara’da imzalanan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Süleyman Şah Türbesi Tahkimat Projesinin Gerçekleştirilmesine İlişkin Uygulama Protokolü ile eki; 13 Mayıs 2004 tarihinde Halep’te imzalanan, Süleyman Şah Türbesi Tahkimat Projesi’nin uygulanmasına ilişkin olarak Türkiye ve Suriye heyetleri arasında yapılan toplantının tutanağı ve eki, Süleyman Şah Türbesi sınırlarına ait belge; 29/12/2012 tarihli, Suriye İstanbul Başkonsolosluğu notasıdır.

Sayın milletvekilleri, türbenin statüsü konusunda hiçbir tereddüt ve tartışma yoktur. Söz konusu geçici nakil ve defin işlemi, Süleyman Şah Türbesi ve müştemilatının anlaşmalarla tespit edilmiş statüsünde herhangi bir değişiklik anlamına gelmemektedir.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Allah Allah!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Türkiye’nin toprak kaybı hiçbir şekilde söz konusu değildir. Türbe eskiden bulunduğu yerinden taşınarak Suriye içinde aynı yüz ölçüme sahip güvenli başka bir alana geçici olarak nakledilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Niye geçici olarak yani?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Esasen Şah Fırat Harekâtı’yla Süleyman Şah Türbesi dördüncü yerine nakledilmiş olmaktadır. Bilindiği gibi, türbe ve karakol daha önce 1939 yılında tamirinin imkânsız hâle gelmesi ve güvenlik zaaflarının ortaya çıkması nedeniyle Caber Kalesi içerisinde ikinci yerine nakledilmiştir. Suriye’nin Tabka Barajı’nın inşasına başlaması nedeniyle karakol ve türbenin sular altında kalmasının önlenmesi amacıyla 22 Aralık 1973 tarihinde Karakozak mevkisine üçüncü nakil yapılmıştır.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sonuçta birisi Türk Bayrağı’nı indirmeye çalıştı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Anlaşmayla yapıldı o. Terör örgütü yaptırıyor onu sana.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Şah Fırat Harekâtı’nın başarısı ve yürütülme şekli esasen Türkiye’nin amacını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Harekât sırasında hiçbir kesimle çatışmaya girilmemiş, tek bir ateş açılmamıştır. Harekât hakkında ilgili kesimlere uygun bir zamanlamayla yalnızca bilgilendirmede bulunulmuştur. Bu çerçevede ülkemizin de aralarında bulunduğu 114 ülke ve 13 uluslararası kuruluş tarafından Suriye halkının meşru temsilcisi olarak kabul edilen Suriye Ulusal Koalisyonuna harekât hakkında bilgi verilmiş, Dışişleri Bakanlığımız tarafından Suriye’deki rejimin İstanbul’daki Başkonsolosluğuna bir notayla işlem hakkında bildirimde bulunulmuş, kamuoyumuz gerekli açıklamalarla aydınlatılmış, Birleşmiş Milletler nezdindeki daimi temsilcimiz tarafından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanına hitaben birer mektup gönderilerek nakil işleminin Birleşmiş Milletler nezdinde kayda geçirilmesi temin edilmiş, NATO nezdindeki daimi temsilciliğimiz tarafından NATO Konseyi operasyon hakkında bilgilendirilmiş. Sayın Dışişleri Bakanımız bazı dost ülkelerin ve müttefiklerimizin dışişleri bakanlarını telefonla arayarak operasyon hakkında bilgilendirmede bulunmuştur.

Saygıdeğer milletvekilleri, Şah Fırat Harekâtı öncesinde Suriye içinde arazideki silahlı unsurlarla herhangi bir çatışmanın ortaya çıkmamasını teminen gerekli tedbirlerin alınması zımnında bu unsurlara tebligatta bulunulmuştur. Harekât sırasında tüm kesimler aklıselimle hareket etmiştir. Bu durum harekâtın sebep ve amaçlarının anlaşıldığının başka bir açık göstergesidir. Harekât tamamen Türkiye'nin kendi tasarrufuyla gerçekleştirilmiş olup hiçbir kesimle eş güdüm veya iş birliği gerçekleştirilmemiştir. Türkiye Şah Fırat Harekâtı’yla esasen topraklarına yönelik Suriye kaynaklı risk ve tehditlere karşı ön alarak, gerek ülkesel güvenliğine gerek bölgesel istikrara önemli katkıda bulunmuştur.

Sayın milletvekilleri, karakolumuzun sınırımıza bitişik bir bölgeye başarılı bir askerî operasyonla taşınmasıyla Ankara Anlaşması’ndan doğan hakkın muhafazası, karakolda bulunan personelin güvenliğinin daha etkin sağlanması, Türkiye Cumhuriyeti’nin beklenmedik bir provokasyonla karşılaşmasının önlenmesi sağlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, böylesine başarılı bir operasyon Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü dost düşman herkese bir kez daha göstermiştir. 77 milyon vatan evladının göğsünü kabartan böylesi bir operasyonu gerçekleştiren komuta merkezindeki Genelkurmay Başkanı ve komutanlara, operasyonlara bizzat iştirak eden komutan ve erlerimize yüce Meclisimizin bu kürsüsünden teşekkürü bir borç biliyorum.

Hâl böyleyken, böyle millî bir meselede muhalefet partilerinin aleyhte değerlendirmede bulunması ve Milliyetçi Hareket Partisinin böyle bir gensoru önergesi vermesini yüce milletimizin takdirine bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, benden önce yapılan konuşmalarda çok şeyler söylendi ama ben bunlara cevap vermek istemiyorum doğrusu.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Verme tabii, verip ne yapacaksın!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Aynen öyledir. Kaçanlar cevap veremezler.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Sadece şunu söylüyorum, diyorum ki, eskilerin güzel bir sözü vardır: “Üslubu beyan, aynıyla insan.”

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Aynen öyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynen öyle.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Aynen, üslubunuzla ne olduğunuzu ortaya koydunuz. Ama bir kere burada şunun altını çizmekte fayda var.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Üslubumuzda ne var ya Allah aşkına söyler misin?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Suriye topraklarındaki bayrak indirilmedi, bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) –Hayır, üslupta ne var bir söyler misin?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Suriye topraklarında başka bir yere bayrak dikildi, ondan sonra nakil işlemi gerçekleştirildi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bayrak dalgalanıyor mu orada hâlâ?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Bakınız, daha önce yapmış olduğunuz konuşmalarda söylediniz. Eğer herhangi bir müdahale olsaydı karakola, biz anında gerekli her türlü tedbiri aldık ve gerekli cevabı verirdik. Ama çok şükür böyle bir saldırı olmadı, olamaz; herkes bölgede Türkiye’nin gücünün ne olduğunu görmekte.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kaçarsanız, vatan toprağını terk ederseniz saldırı olmaz!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, burada çıktınız “Vatan toprağı terk edilmiş.” dediniz. Ben diyorum ki: El insaf! O karakol Türkiye topraklarına mı geldi?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya, senin sözlerin vatan toprağı olduğunu söylüyor.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Vatan toprağı, evet.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sen kendi ağzınla söyledin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, niye terk ettin ya, niye savunmadın?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Yakın zamanda göreceksiniz, o karakolun Karakozak’a taşındığını hep birlikte…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya, orada rant yok diye niye terk ediyorsunuz?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - …Türk milleti ve bütün dünya görecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Kupon arazi değil diye mi terk ettiniz?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, biz macera peşinde koşmuyoruz. Madem öyle, bir alıntı yapmak istiyorum: Ana muhalefet partisinin lideri 30 Mart seçimlerinden on bir gün önce bir televizyon kanalında ne diyor; tabii televizyon kanalı paralel yapının televizyon kanalı, onun da altını çizmekte fayda var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, Bakanlar Kuruluna bak, alayı paralel!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – “Şimdi, bakın, seçimlere giriyoruz. Bizim gazetelerde küçük küçük haberler yer alıyor ‘Süleyman Şah Türbesi’ne saldırılar olacak.’ vesaire diye. Suriye tarafında, bizim sınırımızdan 30 kilometre içeride, Başbakan Erdoğan -parantez içinde- seçimlerden önce orduyu Suriye’ye sokmak isteyebilir. Buradan Genelkurmay Başkanına seslenmek isterim: Türkiye’yi maceraya sokmayın. Oraya herhangi bir saldırı yok ama bir provokasyon olabilir, Erdoğan orduyu sokmak isteyebilir. Herkesin çok dikkatli olması lazım. Türkiye’nin maceraya ihtiyacı yoktur. Orta Doğu bataklığına Türkiye’nin girmeye hakkı da yetkisi de yoktur. Bu konuyla ilgili bazı duyumlar var.” şeklinde, ana muhalefet partisinin Genel Başkanı böyle açıklamalarda bulunuyor.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tamam, ne var burada?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Biz, macera peşinde değiliz. Biz aklıselimle hareket ediyoruz…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediğini mi yaptınız siz şimdi?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - …ve yapılması gerekeni yaptık. İnşallah, o karakol zamanı geldiği zaman bütün dünyanın gözünün önünde o Karakozak’taki yerine nakledilecektir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediğini yaptınız, maceraya girmediniz öyle mi?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Ben, bu gensorunun AK PARTİ Grubu olarak aleyhinde olduğumuzu söylüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın İşler konuşmasında çok açık bir şekilde “Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı” demek suretiyle onun bazı cümlelerini amacından kopararak başka bir bağlamda kullanmıştır. Sataşma nedeniyle söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… Sayın İşler, siz şunu mu demek istiyorsunuz: Yani, Sayın Kılıçdaroğlu’nun o konuşmasında “Erdoğan Türkiye'yi bir maceraya götürmek istiyor.” uyarısını mı…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Ben söylemiyorum, kendisi söylüyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …dikkate aldınız da siz şimdi Türk Silahlı Kuvvetlerini Suriye’ye sokmadınız, onu mu demek istiyorsunuz?

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Kendiniz söylüyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Açık bir gerçek vardır: Türkiye Cumhuriyeti, vatan toprağı olan -Tayyip Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun ifadesiyle- Trakya’dan, Anadolu’dan hiçbir farkı olmayan Süleyman Şah Türbesi’nin, Saygı Karakolu’nun olduğu alanı terk edip kaçmıştır. Bunun başka hiçbir açıklaması yoktur.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Başarıyla kaçmıştır!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Başarıyla kaçtınız, bununla övünüyorsunuz.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Kılıçdaroğlu “macera” diyor, onu nasıl izah edeceksiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, işte, demek istiyorsunuz ki: “Sayın Kılıçdaroğlu ‘Erdoğan Türkiye'yi maceraya sürüklemek istiyor.’ dedi, biz ona kulak verdik, Türkiye'yi maceraya sürüklemedik.”

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Kılıçdaroğlu dedi diye yapmıyoruz, aklıselimle hareket ediyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, Sayın Kılıçdaroğlu başka bir şey söylüyor. Siz Suriye’yle ilgili tezkere getirdiniz buraya. O tezkere 2 Ekim 2014 tarihinde kabul edildi. Baştan sona Esat’ı eleştiren, Esat nedeniyle Suriye’ye Türk Silahlı Kuvvetlerinin girmesi gerektiğini gerekçelendiren bir tezkere. “Esat’ı yıkmak üzere Suriye’ye gitmeliyiz.” diyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu da “Türkiye'yi maceraya götürüyorsunuz.” diyor.

Bu tezkerede bir tane cümle kullanmışsınız, bir cümle: “Öte yandan, uluslararası hukuk uyarınca Türk toprağı kabul edilen Süleyman Şah Saygı Karakolu’na dönük güvenlik riski artmıştır.” Bunu niye yazıyorsunuz buraya? Vatan toprağına, Anadolu’ya, Trakya’ya saldırı olursa Meclisten yetki mi alacaksınız? Hayır. Milleti kandırmak için, milletin duygularına seslenmek için Süleyman Şah’ı buraya yazdınız ama korktunuz, kullanamadınız. PKK ve PYD iş birliğiyle, onların desteğiyle o türbeyi oradan taşıdınız, vatan toprağını orada bıraktınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, yerimden kısaca sayın hatibin konuşmasıyla ilgili…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, burada bizim Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığı operasyon filan… Türk Silahlı Kuvvetlerine talimat verirseniz Kıbrıs’a da gider, Irak’ın kuzeyine de gider ama bizim sorguladığımız, Türk Silahlı Kuvvetlerine ricat talimatı veren Bakanlar Kuruludur. Silahlı Kuvvetlerinin arkasına saklanmayın.

Ve bu yönüyle bakıldığında, “Üslubu beyan aynıyla insan.” demiştir. Doğru; bizim üslubumuz milletin hukukunun, hakkının, inancının, imanının, tarihinin, değerlerinin beyanıdır. Evet, bizim üslubu beyanımız imanımızın beyanıdır. Gerisi size kalsın.

Ve bu yönüyle “PKK ve PYD’ye haber verdik, operasyonun güvenliği için.” diyenler Süleyman Şah’la ilgili “Türbeye tehdit vardı.” yalanını nasıl söylüyor? Madem operasyon için IŞİD’e, PKK’ya haber veriyorsunuz da, anlaşıyorsunuz da oradaki askerlere yönelik bir güvenlik riskini ortadan kaldırmak için bunu niye yapmadınız? Tam manasıyla bir gaflet.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD terör örgütlerini muhatap aldıkları iddiasıyla Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında birer gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/50) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet adına söz isteyen Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz…

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Özür dile, istifa et Sayın Bakan!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Yeniçeri.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Süleyman Şah Saygı Karakolu’na yönelik olarak 21 ve 22 Şubat 2015’te gerçekleştirdiğimiz Şah Fırat Operasyonu hakkında MHP Grubu tarafından Bakanlar Kurulu hakkında verilen gensoru açılmasına dair önerge hakkında söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu coğrafyanın bin yıldan beri bu aziz millete vatan olduğunun göstergelerinden birisi Süleyman Şah Türbesi’dir. Bilindiği üzere Osmangazi’nin dedesi Süleyman Şah’ın, 13’üncü yüzyıldan bu yana Caber Kalesi eteklerinde bulunan…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Değil, değil, Osmangazi’nin dedesi değil Sayın Bakan. Çok yanlış.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – …ve Türk mezarı olarak bilinen kabri, Türkiye ile Fransa arasında imzalanan 1921 Ankara Anlaşması uyarınca Türk toprağı olarak kabul edilmiş; Lozan Barış Antlaşması’nda da Ankara Antlaşması’nın hükmünün aynen geçerli olduğu teyit edilmiştir. Süleyman Şah Türbesi ata emaneti olarak dönem dönem yenilenmiş, bakım ve onarımı yapılmıştır. Türk milleti, ata emaneti olarak gördüğü Süleyman Şah Türbesi’ne hizmet etmeyi ecdada saygının bir gereği olarak görmüş ve yerine getirmiştir.

Suriye Hükûmeti tarafından Fırat Nehri üzerine yapılan Tabka Barajı’nın dolarak Caber Kalesi’ni su altına alacağının görülmesi üzerine, 1975 yılında Süleyman Şah Türbesi, Caber Kalesi’nden Halep’e bağlı Karakozak köyündeki Fırat’ın doğu yakasına taşınmıştır. Bu aziz millet, bu yurdu kendisine vatan yapanları her zaman hayırla yâd etmiştir. Bugün bu topraklarda eğer özgürce, başımız dik yaşıyorsak bunu ecdadımıza borçlu olduğumuzun bilincindeyiz. Onların hatırasına sahip çıkmayı bir borç, bir görev olarak görmekteyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu bir millî davadır. Millî davalara iktidar-muhalefet demeden herkesin sahip çıkması, destek olması gerekir. Meclisteki arkadaşımızın ifadesiyle “Bize göre dış politika ve millî güvenlik bir Hükûmet politikası olmaktan daha çok bir devlet politikasıdır…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Operasyondan bize haber vermediniz ki, PKK’ya, başkalarına haber verdiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – …ve devlete ve millete sahip çıkmak bize göre bir millî meseledir.” Sayın Şandır’ın sözü.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2 Ekim 2014 tarih ve 1071 sayılı Kararı’yla kabul edilen Hükûmet tezkeresinde, Türkiye’nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğimize dönük risk ve tehditlerin önemli oranda arttığı, uluslararası hukuk uyarınca Türk toprağı kabul edilen Süleyman Şah Saygı Karakolu’na dönük güvenlik riskinin de arttığı açıkça belirtilerek Türk Silahı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi hususunda Hükûmete yetki verilmesi talep edilmiş ve bu talep Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir. Bu tezkerenin kabul edildiği tarihten sonra güney sınırımızda ortaya çıkan gelişmeler bu tezkerede ileri sürülen hususlarda Hükûmetimizin haklılığını ortaya koymuştur. Güney sınırlarımızın ötesinde ortaya çıkan DEAŞ terör örgütü uluslararası toplum tarafından da bir tehdit olarak görülerek terörle mücadele için, geniş çaplı bir operasyona dayanak olmak üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkartılmıştır.

Bu karar çerçevesinde 70’e yakın ülke bir araya gelerek teröre karşı mücadele vermeye başlamıştır. Bu süreç içinde Fransa, Japonya, Amerika ve Ürdün vatandaşlarının da arasında bulunduğu birçok rehinenin hiçbir dine, ahlak ve vicdan duygusuna sığmayan infaz görüntüleri bu tehdidin boyutunu apaçık ortaya koymuştur.

Türkiye, uluslararası koalisyonun bir parçası olduğunu açıkça beyan etmiş ve bu tehdide yönelik olarak yapılacak çalışmalara katkı sağlayacağını beyan etmiştir. Bu amaçla, Irak’ta bu tehdide karşı koyan güçlere lojistik ve eğitim desteği vermeye başlamıştır. Suriye içinde bu mücadeleyi verecek güçlerin eğitilip donatılması için koalisyon güçlerinin öncülüğünü yapan Amerika Birleşik Devletleri’yle sözleşme imzalamıştır.

DEAŞ’ı terör örgütü kabul edip insanlığın ortak düşmanı olarak gördükten sonra bunlarla mücadele edecek güçlere destek vermek uluslararası hukukun Türkiye’ye yüklediği bir görevdir. Hem bu tehdidin ortadan kaldırılması için mücadele edeceksin hem de artan risk için gereken tedbiri de alacaksın. Türkiye'nin yaptığı da budur.

Suriye’de her geçen gün artan güvenlik sorunları ve askerî zaruretler de dikkate alınarak, uluslararası hukuktan doğan haklarımız saklı kalmak kaydıyla, Hükûmetimizce herhangi bir provokasyona fırsat vermemek için uluslararası antlaşmalarla Türk toprağı olan Süleyman Şah Saygı Karakolu’ndaki manevi değer ecdat yadigârı emanetlerin, geçici olarak, yine Suriye’de bulunan Eşme köyü sınırları içinde kalan ve güvenlik güçlerimizce koruma altına alınan bir yere taşınmasına karar verilmiştir.

Süleyman Şah Saygı Karakolu’nda görev yapan 40 personelimiz 6 Haziran 2014’te görevlerine başlamış, operasyon gününe kadar geçen sekiz buçuk aylık sürede personel değişimi yapılamamış idi. Bu durumun belirsiz bir süre daha devam edeceği ve mevcut hassasiyeti artıracağı değerlendirilmiştir. Karakol civarındaki bölgeyi ve ikmal yollarını da kontrol eden DEAŞ, değişim faaliyetinde Türkiye’yle pazarlık yapma çabası içine girmek istemiştir. Buna da imkân tanınmamıştır.

Değişik tarihlerde karakolumuza yönelik ciddi tehdit istihbaratları alınmıştır. Karakol bölgesi hava şartları müsait olduğu durumlarda yirmi dört saat süreli insansız hava araçlarıyla gözlem altında tutulmuştur; hava şartları elverişli olmadığında risk artmakta, hedef tespiti de mümkün olamamaktadır. Ancak bir saldırı hâlinde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları takviye gelinceye kadar karakoldaki görevli personele kanlarının son damlasına kadar savunmaları emri verilmiştir. 21 Şubat 2015 21.02’de 1 tank tabur görev kuvveti, 2 özel kuvvet taburu ve 1 komando bölüğü Süleyman Şah Saygı Karakolu istikametinde, 1 tank bölük timi Suriye Eşme’si istikametinde hudut aynı anda geçilerek harekâta başlanılmıştır. Karakolun yeni yerini emniyete almakla görevli tank bölük timi saat 21.20’de bölgeyi kontrol altına almış ve saat 21.45’te yeni bölgede Türk Bayrağı göndere çekilmiştir.

Bu bölgeye ilişkin herhangi bir şahsın tapuya dayalı herhangi bir hakkının bulunmadığını da, olmadığını da belirtmek isterim.

Karakozak istikametine giden unsurlarımız 00.30’da karakola ulaşmış, intikal yolu üzerinde DEAŞ terör örgütünün daha önce yaptığı yol kapaması nedeniyle tekerlekli araçlar bıçaklı tankla yolun düzeltilmesini müteakip karakol bölgesine ulaşmıştır. Gerekli çalışmanın tamamlanması üzerine Süleyman Şah Saygı Karakolu unsurları 06.00’da, himaye ve emniyet unsurları 10.10’da Türkiye’ye giriş yapmışlardır. Suriye topraklarında 9 tank bırakıldığına dair iddialar doğru değildir, bırakılan hiçbir araç da yoktur. Kara Kuvvetleri Komutanlığımızın sitesinde yapılan açıklamada da bu apaçık belirtilmektedir.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Nereden bileceğiz doğru olduğunu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Tahliye harekâtı yapılması hâlinde DEAŞ’ın bütün güçleriyle buna karşı koyacağı tehdidine rağmen, bu harekât icra edilmiş, katılan birliklerin gücü ve kararlılığı karşısında DEAŞ herhangi bir tepki gösterememiştir. İcra edilen harekât kara kuvvetleri ve hava kuvvetleri unsurlarının görev alacağı müşterek bir harekât olması nedeniyle ayrıntılı bir planlama yapılmış ve başarıyla uygulanmıştır.

Suriye hava sahası koalisyon ülkelerinin uçakları tarafından da kullanıldığından harekâtımız esnasında ihtiyaç hâlinde hava sahasının bizim uçaklarımız tarafından kullanılacak kısmının boşaltılması sağlanarak herhangi bir karışıklığa meydan verilmemesi de sağlanmıştır. Bu harekât sırasında karakol bölgesine birliklerimizin intikali sürekli olarak havadan gözetlenmiştir.

Hükûmetimiz bu kararı alırken, bir saldırı hâlinde bu saldırıya karşılık verinceye kadar geçecek sürede Mehmetçik’imizin maruz kalacağı riskin boyutunu göz önüne almıştır, insan hayatının söz konusu olduğu yerde riskin alınmaması yönünde tercihini kullanmıştır. Bu riskin gerçekleşmesi hâlinde maruz kalınacak kaybın telafisi yoktur. Bu düşüncelerle gerçekleştirilen Şah Fırat Operasyonunda operasyonun başlangıcında intikal sırasında kaza sonucu şehit olan bir astsubayımız dışında bir kayıp olmadan operasyon tamamlanmıştır. Bu nedenle, bu operasyon için gensoru önergesi vermek değil, teşekkür etmek hakşinaslıktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Millî bir davada sorumlu bir muhalefet gibi hareket etmenin de gereğidir.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Siz millîden ne anlarsınız ya!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Karakolumuzun sınırımıza bitişik bir bölgeye taşınmasıyla -Ankara Antlaşması’ndan doğan hakkın muhafazası, karakolda bulunan personelin güvenliğinin daha etkin sağlanması- ülkemizin Suriye’deki belirsizlik ortamına çekilmesi yönündeki karakoldan kaynaklanan risk ortadan kaldırılmıştır. Toprak kaybı söz konusu değildir. Uluslararası hukuka uygundur, aksi olsaydı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde ülkemiz aleyhine bir karar çıkardı.

Gensoru önergesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınan 1071 sayılı Karar hilafına hareket ettiğimiz iddia edilmektedir, bu iddia doğru değildir. 2 Ekim 2014 tarihinde 1071 sayılı Karar’la Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirlerin alınması için Hükûmete yetki verildi. Yapılan operasyon bu yetki çerçevesinde yapılmıştır. Buna göre “Gerektiği takdirde Türk Silahlı Kuvvetlerini sınır ötesi harekâtta bulunmak üzere yabancı ülkelere göndereceğiz.” demişiz, dediğimiz gibi Türk Silahlı Kuvvetlerini harekât için yabancı ülkeye göndermişiz. Alınan yetki çerçevesinde gereği yapılmıştır.

Suriye’deki güvenlik boşluğundan kaynaklanan tehdit ve tehlikelere karşı ilave tedbirler alacağımızı; bu tedbirlerin hudut, şümul, miktar ve zamanının Hükûmetçe tayin olunması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinden yetki talep etmişiz, bu çerçevede her türlü tedbirin alınması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Hükûmetimize yetki verilmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yetki varsa sorumluluk da vardır, sorumluluğun altında kalacaksınız.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Biz de bu yetki çerçevesinde, Türkiye’yi Orta Doğu’da ne kadar süreceği belli olmayan bir savaş bataklığına sokmamak için, ülke çıkarlarına yönelik riski de, tehdidi de giderecek şekilde en doğru tedbiri aldık. Burada alınan karar da, karar uyarınca yapılan işlem ve eylemler de Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınan yetki çerçevesindedir.

Bugün Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin geçmişte bir örneği görülmemektedir. Sayın Şandır’ın ifadesiyle, bugün Orta Doğu kıyameti yaşamaktadır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şandır hangi tarihte söyledi, onu da söylesene.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bu istisnai duruma karşı istisnai tedbirlerin alınması da doğaldır. Aklın, sorumlu yönetimin gereği de budur.

Yine, gensoru önergesinde hak ve menfaatlerimize yönelik tehditler karşısında savunma ve caydırıcılık yeteneğinin etkisizleştiğinden bahsedilmektedir, bu da doğru değildir. Terör örgütü gerek Irak’ta gerek Suriye’de kutsal sayılan her türbeyi tahrip ederken, yıkarken Süleyman Şah Türbesi’ne dokunamamışsa bu, Türkiye’nin caydırıcılığının en güzel göstergesidir; yoksa, Süleyman Şah Türbesi’ni kutsal saydığından değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, terör örgütü, kontrol altında tuttuğu bölgedeki yabancı ülke vatandaşlarını rehin alıp Amerikalı, Fransız, Japon, Ürdünlü demeden vahşet gösterisiyle katlederken karakolda görevli tek bir Mehmetçik’imize dokunamamış ise bu, Türkiye’nin caydırıcılığının ve gücünün önemli bir göstergesidir. Önergedeki bu iddia da, bir kez daha belirtelim, doğru değildir.

Gensoru iradesinin gerekçesinde, vatan toprağını terk iradesiyle Türkiye’nin menfaatlerinin haleldar edildiği de ifade edilmektedir, bu da doğru değildir. Burada bir terk iradesi söz konusu değildir. Mehmetçik’in can güvenliğine yönelik bir riski ortadan kaldırmak için gerekli tedbir alınmıştır. Terk iradesi olan yerde bayrak dalgalanmaz.

Yine, gerekçede, “Terör gruplarının müzaheretine başvuran, hak ve menfaatlerimizi haleldar eden Bakanlar Kurulu…” ibaresi de doğru değildir. Hak ve menfaatlerimizi korumak için bir müdahale olasılığı da dikkate alınarak Suriye’de iki ayrı operasyonu aynı anda gerçekleştirdik. Şah Fırat Operasyonu’nun doğu bölümünü, yani Karakozak kısmını, 39’u tank olmak üzere 114 araçla ve 572 personelle gerçekleştirdik. Harekâtın batı bölümü olan Suriye Eşme’si kısmını 9’u tank olmak üzere 21 araç ve 199 personelle gerçekleştirdik. Aynı anda 14 uçak havada, 16 uçak yerde, yüksek hazırlık seviyesinde, 59 F-16, 20 F-4 savaş uçağı ile 26 destek uçağı harekâta hava desteği vermek üzere hazır bekletildi.

MUHARREM VARLI (Adana) – Mısır’ı mı fethettiniz mübarek? Yavuz Sultan Selim mi oldun, ne yaptın?

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay vay! Kahraman İsmet Yılmaz, bravo! Devlet üstün hizmet madalyası… Mareşal.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Ayrıca, insansız ve insanlı keşif uçaklarıyla operasyon bölgesi 24 saat gözlem altında tutuldu. Harekâtın boyutu millî değerlerimizi korumak için gereğinin yapıldığını, bu uğurda gerektiğinde savaşın da göze alındığını göstermektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kime karşı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Önergedeki iddia doğru olsaydı, kim müdahale ederse, Suriye’yse Suriye, IŞİD’se IŞİD, PKK’ysa PKK; önergedeki bu iddia doğru olsaydı bu operasyonu gerçekleştirmek için bir otobüs ile bir tır yeterli olurdu.

Yine, önergede, ordumuza “Kaçtı.” denilmektedir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ordu kaçmadı, sen kaçtın iktidar olarak. Orduya sığınma.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Kendi ordusunun komutanına hakaret eden, kendi yöneticisine saldıran…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Orduya laf söyleyen yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, siyasetçi orduyu kılıf kullanmasın. Bu karar siyasidir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – …kendi ordusuna tedbir aldı diye “kaçtı” sıfatını yakıştıran ve kendisine “milliyetçi” sıfatını veren bir grup Türkiye dışında başka bir ülkede yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz görevi Hükûmete verdik.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – İşinize gelince “Ordu siyasete karışmaz”, işinize gelince suçu orduya atacaksınız. Paralelle iş birliği yapıp orduyu hapsettiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Dış güçlerin ordumuza saldırmalarını anlıyoruz ancak dış güçler saldırırken içeriden ordumuza saldırılmasını anlayamıyoruz. Bunu milletimiz de affetmeyecektir. Ordumuza yönelik bu haksız suçlamayı yapanları milletimiz tarih huzurunda mahkûm edecektir. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstün hizmet madalyası var mı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Terör örgütü bu coğrafyada, Suriye, Irak, Lübnan ve Suudi Arabistan sınırı demeden her yere saldırıyor iken Türkiye sınırında duruyorsa bunun nedeni Türkiye’nin sahip olduğu gücüdür. Bunu göremeyen, görüp de söyleyemeyen, dili tutulan insanda ne insaf ne de sorumluluk vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sıvışmaktan dolayı, gerçekten…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Yine, önergede Bakanlar Kuruluna güvenin kalmadığı belirtilmektedir. Halka güven vermeyen bir muhalefetin Hükûmete güven duymamasından daha doğal bir şey olamaz. Herkes biliyor ki bu ülkede bir iktidar değil, bir muhalefet sorunu vardır. Milletin bu Hükûmete güveni tamdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hak ve halk bizimle olduğu sürece biz halka hizmet vermeye devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Paralelciler nerede?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Halk da kendisine hizmet edene güvenmeye ve destek vermeye devam edecektir. Halkın gözü terazidir, hem iktidarı hem de muhalefeti bir kuyumcu terazisi hassasiyetinde tartar ve her ikisi için de kararını verir.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşiniz gücünüz altın, para.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Bugün “Vatan toprağı için can vereceksin. Niçin savaşa girmiyorsun?” diyenlerin ne kadar samimi olduğunu bu millet bu ülkenin otuz yıllık terörle mücadelesinde gördü. “Vatan için ölünür. Bugün ölmeyip de ne zaman öleceksin?” diye bir şey söyleyemeyenler, şehit cenazelerini istismar edenleri, “Niçin şehitler geliyor?” diyenleri unutmadı. O gün “Mehmetçik niye öldü?” diye siyaset yapanlar bugün “Mehmetçik niye ölmedi?” diye siyaset yapmaktadırlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazıklar olsun ya!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Lozan’da söz konusu olan yer baraj suları altında kaldı, Karakozak’taki yer Lozan’dan doğan bu hakkın devamıyla başka yere taşınmıştır, yeni yere taşınan da yine bu uluslararası sözleşmeden doğan hakkımızın kullanılmasıdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oraya çıkıp hesap vermen gerekiyor senin, etrafı suçlaman değil!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yüksekova’da Mehmetçik öldü. Ne oldu, ne yaptın! Astsubay vuruldu. Ne oldu, ne yaptınız!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Bu operasyona karşı çıkanlar -hiç şüpheniz olmasın- karakolumuza baki bir saldırı yapılması hâlinde bu saldırıya karşılık verecek, üzerine de “Suriye bizim neyimize? Arap bataklığına niye girdik?” diyeceklerdi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi Kandilciler, sizi gidi paralelciler!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Ne bekleniyordu? Biz Suriye’de savaşa girilmesini, Mehmetçik’in şehit cenazelerinin ülkeye gelmesini, ülkemizin savaşa girmesini, istismarını önledik. Biz doğrusunu yaptık, istismar siyasetinin yolunu kapattık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yarın Kıbrıs’ta ne yapacaksınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Şam’da namaz kılacağız.” dediniz, türbeyi kaçırdınız!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Ancak, bu ülkenin varlığına, bağımsızlığına yönelik bir saldırı olduğunda her taşı yakut olan bu vatan için can verme sırrına erenlerin var olduğunu da belirtmek isterim. Onlar bir gül bahçesine girercesine gözlerini kırpmadan, bir an bile düşünmeden bu vatan için savaşacaklardır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazık, yazık! Özür dile milletten, özür!

OKTAY VURAL (İzmir) – Özür dile; milletin tarihinden, imanından özür dile! Tövbe istiğfar et!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Bizler için, bu vatanın evlatları için bu yolda şehit olmak bu dünyada alınabilecek en büyük payedir, bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cemaat olarak tövbe namazı kılın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Manevi değerleri istismar ediyorsun sen! Özür dile milletten millî sıvışma bakanı!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; burada kaybedilen bir vatan toprağı yoktur. Türkiye egemenlik haklarından ve uluslararası sözleşmeden doğan haklarından vazgeçmiş değildir.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Yargılanacaksınız, yargılanacaksınız! İktidardan gider gitmez yargılanacaksınız!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Suriye Karakozak’ta bayrağımız inmeden Suriye Eşme’sinde bayrağımız dalgalanmıştır. Her türlü risk içeren bir bölgede çatışma dahi olmaksızın bu operasyonun gerçekleşmiş olması Türk Silahlı Kuvvetlerimizin caydırıcı gücünü göstermektedir, harbe hazırlık derecesini göstermektedir. Bu operasyonu başarıyla gerçekleştiren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her mensubunu tebrik ediyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne başarısı be, ne başarısı!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Milletimizin haklı güvenine mazhar olduklarını bir kez daha gösterdiler. (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Açık verdiniz, açık verdiniz; nöbet yerini terk ettiniz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hükûmetimiz her bir vatandaşımızın can güvenliğini ve her bir karış vatan toprağını koruyacak tedbirleri alır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Milletin onur ve haysiyetini koruyacağız, onun için nöbet için nöbet tutuyoruz.” diyordunuz, kaçıp geldiniz nöbet yerinden!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Hiç kimse Türkiye’nin ülke topraklarını ve vatandaşlarının can güvenliğini koruma yolundaki kararlılığını test etmesin. Bu yoldaki kararlılığımızı gerçekleştirdiğimiz bu operasyonla gösterdik. Bugünden sonra da bu vatanın ve bu milletin her türlü hakkı ve hukukunu korumak için ne gerekiyorsa onu yapacağız.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hani bıçak kemiğe dayanmıştı Sayın Bakan!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Allah korusun, Allah size düşürmesin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz yarın Kıbrıs’tan da kaçar gelirsiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Yeni Suriye Eşme’sindeki Süleyman Şah Türbesi, daha önce de söylediğim gibi ülkemize yaya yürüme mesafesinde.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evinin önüne getirseydin, evinin önüne!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Ecdadına bir Fatiha okumak isteyenleri Süleyman Şah Türbesi’ni ziyarete davet ediyorum.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Yarın IŞİD “Oradan da git.” derse ne yapacaksınız?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Orada görülecektir ki bu aziz millet, ecdadına, hatırasına sahip çıkmıştır, bundan sonra da sahip çıkmaya devam edecektir.

Sözlerime son verirken bir kez daha belirtmek isterim ki Şah Fırat Operasyonu nedeniyle Bakanlar Kurulu hakkında bir gensoru önergesi vermek, tarih gösterecektir ki verenlerin ayıbı olarak kalacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazık, yazık!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Tank kaldı mı diye sormuştum Sayın Bakan. Tank kaldı mı, tank?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bu operasyonun başarıyla gerçekleşmesinde görev alan, başta Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere herkese teşekkür ediyorum. Bu operasyonun intikali aşamasında bir kaza sonucu şehit olan astsubayımız başta olmak üzere tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Arif Nihat Asya’nın “Bir bayrak rüzgâr bekliyor” şiirinde belirttiği gibi… (MHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen o bayrak şiirini okuyamazsın, okumaya yüzün yok.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – “Şehitler tepesi boş değil, toprağını kahramanlar bekliyor/ Ve bir bayrak dalgalanmak için rüzgâr bekliyor.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vatan toprağını satıp geldiniz, vatan toprağını!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan ayağını kaldırmasın şiiri okurken. Ayağa kalk ya!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – “Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye, yattığı toprak belli, tuttuğu bayrak belli/ Kim demiş meçhul asker diye?” (MHP sıralarından gürültüler)

Hiç şüpheniz olmasın, Süleyman Şah Türbesi Suriye Eşme’sindeki tepeye yakışmış; kahraman Mehmetçik nöbette ve al bayrak dalgalanıyor. Kutlu olsun, uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; MHP sıralarından gürültüler)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Yuh! Yuh!

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Yuh! Yuh! Yerinde tutamadınız konuşuyorsunuz, 36 kilometre öteyi muhafaza edemiyorsunuz, hâlâ konuşuyorsunuz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne diye söz istiyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Muhalefetin bu millî konuda tutumunu doğru bulmadığını, millî bir konu olduğunu ifade etti. Dolayısıyla, bizim gayrimillî davrandığımızı ifade etti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Başarısızlık ancak böyle süslenebilir! Özür dile milletten özür! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Silahlı Kuvvetleri temsil edemiyorsun! Yazık! Özür dile milletten! (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, maalesef, millî savunma yerine sıvışmayı millîlik olarak gösteren bir kimsenin bu Bakanlar Kurulu sıralarında olması gerçekten utanç verici. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Size bir tek cevap vereceğim. Bakın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yaptığı açıklama: “TSK ile PYD/PKK iş birliği… Otuz bir yıldır Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal düzenini değiştirmeyi hedefleyen bir terör örgütüyle silahlı mücadele eden ve bu uğurda binlerce şehit, gazi vermiş bu şerefli, haysiyetli, onurlu millî ordu Türk Silahlı Kuvvetlerine bu yakıştırmayı yapan kişileri ve yayın organlarını yüce Türk milleti önünde şiddetle kınıyoruz.” diyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz de aynı fikirdeyiz.

OKTAY VURAL (Devamla) – İşte, PKK’yı muhatap alan sizsiniz, PYD’yi muhatap alan sizsiniz. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri, gürültüler)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Ordu sizi kınıyor, ordu sizi kınıyor.

OKTAY VURAL (Devamla) – İşte, burada bu açıklamayla sizin davranışınızı kınıyor, millî bir konuda muhalefetin tutumunu…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bizi kınamıyor, Silahlı Kuvvetlere saldıranları kınıyor.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Ordu sizi kınıyor işte, bizi değil.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sizin tutumunuz millî değil ki; millî konu burada 1071 sayılı Karar’da “Vatan toprağını savunacağım.” diyerek getirdiğiniz önergede çizildi.

Bak, bu nedir, bu nedir?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bayrağı gör, bayrağı. Hangi bayrak o?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bak bakalım, bak, bak, şu utanç senin utancındır.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Buna bak, millet onu da görüyor, bunu da.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Hangi bayrak? Şuradaki bayrağa bir bak, şuradaki bayrağa. PKK’nın bayrağının altındasınız siz, PKK’nın bayrağının.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ay yıldızlı bayrağı, bu PKK’yla, PKK paçavrasının gölgesine sığdırdığın utanç. [AK PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

Bakın, bakın, alkışlayın; alkışlıyorlar, alkışlıyorlar, bravo! Bakın, bu tabloyu alkışlıyorlar, utanç vericidir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Al, buna da bak.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Geç onu, geç, buraya bak.

OKTAY VURAL (Devamla) – Siz kalkıp hangi yüzle teşekkür etmeyi… Siz teşekkürü nereden aldınız biliyor musunuz?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – PKK’dan.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Milletten aldık.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz milletten aldık, biz milletimizden aldık.

OKTAY VURAL (Devamla) – Öcalan’dan aldınız, Öcalan’dan aldınız. 21 Martta Teröristbaşından “Eşme ruhuna uygun davranıldı.” diye aldığınız teşekkür sizin kime hizmet ettiğinizi ortaya koyuyor. Bu bile züldür biliyor musunuz. Şerefli bir Türk Silahlı Kuvvetlerinin Bakanı olarak oradasınız ama siz PKK’dan teşekkür aldınız biliyor musunuz, İmralı canisinden teşekkür aldınız. İşte Eşme ruhu budur, Eşme ruhu bu teslimiyetçi zihniyettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Eşme ruhu dedikleri Oslo’da PKK’yla müzakere edenlerdir. “Eşme ruhu” diyenler, Türkiye’de doğu ve güneydoğuda Kürtleri katletmiş PKK’ya egemenlik alanı oluşturanlardır. “Millî” diyorlar. Nereniz millî ki sizin? Nereniz millî ki bu konuda...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Açıkçası, bu konuda PKK’ya bilgi verenler muhalefete bile bu konuda hiçbir bilgi vermemişlerdir. İşte, sizin buluştuğunuz eksen PKK eksenidir.

BAŞKAN – Evet, Sayın Vural, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – PKK’ya böyle diye bilgi veriyorsunuz ama Parlamentoda bulunan partilerin hiçbirine bilgi vermiyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – O gün “Geleyim, vereyim.” dedim; kalmadınız, beklemediniz ki. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Başını öne eğ ve konuşma!

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi yürü, yürü, yürü! Millî sıvışma Bakanı…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi yüzle Türk Silahlı Kuvvetlerine atfediyorsun bu harekâtı?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazık!

BAŞKAN – Sayın Şandır, ne için söz istiyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan benim ismimi referans göstererek bazı beyanlarda bulundu, bir anlamda sataştı. Ya sataşmadan söz verin…

BAŞKAN – Hayır, ne söyledi de sataştı Sayın Şandır?

OKTAY VURAL (İzmir) – İsminden bahsetti.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Vural, Sayın Şandır’la konuşuyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, söylediği şu: Suriye’de kıyamet yaşandığı beyanıma istinaden, bu beyana istinaden, yaptıklarının doğru olduğunu söyledi. E, bu doğru değil, bu yanlış.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim, buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Niye yerinden veriyorsunuz efendim?

BAŞKAN – Buyurun efendim, yerinizden söz veriyorum; sataşma değil.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Suriye’de kıyamet yaşanmaktadır. Suriye’de yaşayan tüm insanlar; Türkmen’iyle, Arap’ıyla, Kürt’üyle tüm insanlar kıyamet yaşamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak, öncelikle bu kıyameti önleyemediniz, bunun utancı size yeter, biri bu.

İkinci husus şu: Değerli arkadaşlar, bakın, yanlış bir sunumda bulunuyorsunuz. Burası Türk mezarı ve Caber Kalesi, uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hakkımız. Siz burayı terk ederek bu uluslararası hakkımızdan vazgeçtiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Geçmedik.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Neden vazgeçtiniz biliyor musunuz Sayın Bakan? Caber Kalesi 98 kilometre. Caber Kalesi, Rakka’nın batısında, Halep’in güneyinde. Türk mezarı Caber Kalesi’ndeyken Rakka da Türk’tü, Halep’in güneyinde de 70’e yakın Türkmen köyü vardı. Ne zaman Caber Kalesi’nden Türk mezarı taşındı, buradaki Türkler de kuzeye taşındı. Şimdi, Karakozak’tan taşıdınız, geldiniz PKK’nın sahasına Türk mezarını rehin verdiniz. Bu utanç size yeter. Bundan sonra da oradaki Türkmenler “Efendim, o binadan Türkiye’de milyonlarca var…” Siz o binayla övünemezsiniz. O binayı Caber Kalesi’ne taşımanız lazımdı. Caber Kalesi’dir Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakkı hukuku. Oradan Türk mezarını alarak oradaki Türklükten vazgeçtiniz. Esas kıyamet budur. Hükûmetiniz bunu başaramamıştır. Türkiye'nin hakkından, hukukundan vazgeçmiştir ve Suriye’de yaşayan Türkmenleri önce IŞİD’in, şimdi de PKK’nın vicdanına, insafına terk ettiniz Sayın Bakan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şimdi bakınız, oradaki Türkmen köyleri…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD terör örgütlerini muhatap aldıkları iddiasıyla Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında birer gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/50) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım ancak gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmaması hususundaki oylamanın açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir istem vardır.

AHMET YENİ (Samsun) – O fotoğrafı görmediler.

BAŞKAN - Şimdi, istem sahibi sayın milletvekillerinin adlarını tespit ettiriyorum:

               “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gensoru oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve teklif ederiz.

Sadir Durmaz? Burada.”

(Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’in, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın önündeki fotoğrafı alarak Genel Kurula göstermesi) (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Ha şöyle, görsünler.

BAŞKAN – Lütfen ayağa kalkın sayın milletvekilleri.

“Mustafa Kalaycı? Burada.

Erkan Akçay? Burada.

Emin Çınar? Burada.

Ahmet Duran Bulut? Burada.

Mehmet Erdoğan? Burada.

Hasan Hüseyin Türkoğlu? Burada.

Mustafa Erdem? Burada.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – “İyi bak.” de, gözüne sok ama.

“Cemalettin Şimşek? Burada.

Mesut Dedeoğlu? Burada.

Faruk Bal? Burada.

Münir Kutluata? Burada.

Bülent Belen? Burada.

Özcan Yeniçeri? Burada.

Mehmet Şandır? Burada.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – İyi bak.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN - Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlanıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bayburtlular seni bekliyor ha.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Ya, Bayburt Bayburt olalı böyle bir zulüm görmedi!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bünyamin, şuradan bir bardak su getir bana, şuranın da tozlarını al, hadi koçum. Hadi koçum, şuranın da bir tozlarını alıver.

Vatan toprağını terk edip geldiler, şimdi başarıymış gibi sunuyorlar.

ALİ ÖZ (Mersin) – Sayın Başkan, süre bitti, süre.

OKTAY VURAL (İzmir) – Süre bitti, süre bitti.

Alma.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Almasın ya.

Alma, alma, alma.

FARUK BAL (Konya) – Bir dakika bitti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onları kayda girmeyin, açık oylama, kayda geçmeyin onları. Oradakileri kayda geçmeyin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Alma, tamam, alma Bayram.

FARUK BAL (Konya) – Bir dakika bitti Bayram.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ya, niye alıyorsunuz?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Süre bitti, hâlâ bırakıyorsunuz. Hâlâ alıyor, hâlâ bırakıyor oraya.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, (11/50) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı     :                            250

Kabul                               :                             48

Ret                                    :                            202(x)

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

 

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır”

OKTAY VURAL (İzmir) – Oo, Bakanlar Kurulunun itibarı bu kadarmış! [MHP sıralarından alkışlar(!)] Bakanlar Kurulunun itibarı 202. İtibarsız bir Bakanlar Kurulu. Demek burada milletvekilleri yok. İşte bu kadar, 202!

BAŞKAN – 2’nci sırada yer alan, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 19 milletvekilinin, kamu ihalelerinde kamu menfaatini korumadığı, İstanbul’da bulunan bazı mesire yerlerini rant alanı hâline getirdiği ve orman ve su varlıklarını etkin bir şekilde yönetemediği iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/51) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 19 Milletvekilinin; Kamu İhalelerinde Kamu Menfaatini Korumadığı, İstanbul’da Bulunan Bazı Mesire Yerlerini Rant Alanı Haline Getirdiği ve Orman ve Su Varlıklarını Etkin Bir Şekilde Yönetemediği İddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi (11/51) 

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 16/3/2015 tarihli 77'nci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 99'uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden 1 üyeye, siyasi parti grupları adına 1'er milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya 1 bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi olarak Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili, aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzzet Çetin, Ankara Milletvekili; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Osman Kahveci, Karabük Milletvekili; Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu.

Şimdi, ilk söz, önerge sahibi olarak Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’a aittir. Aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına da söz istediği için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Vural, görüyorum, düzelteceğim.

Sayın milletvekilleri, lütfen oturur musunuz?

Sayın Yılmaz, süreniz otuz dakikadır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanının yaptığı uygulamalarla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verdiğimiz gensoruyla ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Orman ve Su İşleri Bakanıyla burada birçok kez konuşma yaptım. Ne yazık ki konuşmalarımızın hiçbirisine cevap vermeyerek, sadece buraya çıkarak tablolarla, grafiklerle kendisini anlatmaya çalışan bir bakanla karşı karşıyayız.

Buradan açıkça ilan ediyorum:                    Görev yaptığı son yedi yıl, bir ormancı olarak ve bir ormancı çocuğu olarak ifade ediyorum ki ormancılık tarihinin en karanlık ve en karmaşalı bir dönemidir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, yine seçim ayağı yaklaştığı bir dönemde 130 bin kişi alacağım diye Türkiye İş Kurumuyla bir anlaşma yapmış. Şurada seçimlere iki ay kala 130 bin kişiyi alan Orman Bakanına sesleniyorum: Sayın Orman Bakanı, 130 bin kişiyi ne yapacaksın? Türkiye’de ortalama 200 işletme olduğunu varsayarsan, her işletmeye 600-700 civarında işçi düşüyor. Bunları bu seçim öncesinde seçim rüşveti olarak alarak… Bugün görüyoruz ki AKP’li milletvekilleri sizin bu talimatınız üzerine muhtarları arayarak, sağı solu arayarak AK PARTİ’li işçi arıyorlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kurayla çekiliyor bu ya!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Şimdi, bunun üzerinden siyaset yapılmaz. Diyor ki Orman Bakanı, bunlarla fidan dikecekmiş. Ey Orman Bakanı, sen fidan dikim döneminin ne zaman olduğunu biliyor musun? Fidan dikim dönemi bitti değerli arkadaşlar. Akdeniz sahillerinde fidan dikim dönemi bitti, diğer yerlerde de şurada bir aylık bir fidan dikim dönemi kaldı. Bu, altı aylık aldığın 130 bin geçici işçinin, seçimden sonra kapının önüne konacak bu 130 bin kişinin vebali, sorumluluğu kime ait Sayın Bakan?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çalışmasın mı? Muhalefet yaparken de her şeye muhalefet yapma ya!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Şimdi, buradan bir şey daha soracağım: 8.500 tane geçici işçi var bu teşkilatta. On yıldır, yirmi yıldır, yirmi beş yıldır yangınlarda canını ortaya koyarak çalışan; dikimlerde, kesimlerde, bakımlarda canını ortaya koyarak çalışan işçiler var. Geçen, 500 kişilik kadro aldın. Bunlara KPSS şartı getirdi değerli milletvekilleri. KPSS şartını niye getirdi biliyor musunuz? Ve “Bunlardan dozer operatörü yapacağım, greyder operatörü yapacağım arazöz operatörü yapacağım.” diyerek 500 tane işçi alıyor. KPSS’den 70 puan getirdi… Buradan soruyorum: Hangi bürokratların çocukları o işe girdi Sayın Bakan? Hangi bürokratların çocukları girdiyse, kimler girdiyse o işe, gel burada listesini açıkla. Şimdi, o dağ köylerinde fakirlik fukaralık içerisinde yaşayan garip gurebanın çocukları orman yangını olduğu zaman ilk onlar koşar, ormanda bir zarar olduğu zaman ilk onlar koşar, ormanda bir iş olduğu zaman onlar koşar, onları bırakacaksın, “KPSS’den 70 getir.” diyeceksin -dozer, greyder operatöründe ne yapacaksın 70 puanı- sonra ona göre sözlü yapacaksın sözlüde bürokrat çocuklarını, AKP yakınlarının çocuklarını alacaksın. Yazık, günah değil midir Sayın Bakan?

Şimdi, ben size bir şey söyleyeceğim: Orman mühendisleri sınavında da yine aynısını yaptı. Bakın, KPSS, 57’nci Hükûmet döneminde getirildi, Devlet Bahçeli’nin Başbakan Yardımcısı ve Milliyetçi Hareketin iktidar olduğu dönemde. Ne diye getirildi bu? “Kim alın teriyle, emeğiyle buralara hazırlanıyorsa haksızlık olmasın.” diye KPSS getirildi. Şimdi, Sayın Bakan sözlü imtihanı getirdi bunlara.

Bakın, değerli milletvekilleri, 80 tane orman mühendisi alıyor. Bu 80 orman mühendisinden ne yapıyor? Bunlardan 80 kişi 70’in üzerinde puan alarak sıralanmışlar 100’den aşağıya doğru, bir sözlü imtihanı getiriyor. İlk 80 kişiden 60 tanesi giremiyor. Niye giremiyor biliyor musunuz?

ALİ ÖZ (Mersin) – AKP’li değil diye.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Çünkü AKP’den referans olması lazım. Bakan sözlü yapıyor atadığı bir orman mühendisiyle. Ne soracak orman mühendisi? O çocuklar dört yıl alın teri dökmüşler, onlar Anadolu’nun çocukları, dört yıl babaları ekmeklerinden kısmış, aşlarından kısmış “Çocuğum orman fakültesinde okusun ve bir iş sahibi olsun.” diye. İki yıldır, üç yıldır KPSS’yi beklemiş, KPSS’de de ilk 80’in içerisine girmiş ama Bakanın kurduğu komisyondaki orman mühendisi 90 alan çocuğa, 100 alan çocuğa 40 vererek eliyor, o çocukların hakları yeniyor.

Kendi seçim bölgesi Afyon, kendisinin Bakan olduğu yer, başarılı 3 kişi müracaat ediyor -3 kişi müracaat edebilir çünkü 1 kişi alınacak- 3’ü de alınmıyor biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Niye alınmıyor? Çünkü Bakanın istediği kişi o sınavlarda başarılı olamadığı için. O sınavlarda o 3 kişiyi ne diye eliyorsunuz Sayın Bakan? Bir tane ölçü koy. Sizin Orman Bakanlığıyla ilgili, orman mühendisliğiyle ilgili hangi bilgi birikiminiz var? Atadığınız komisyonun hangi bilgi birikimi var? Yazık değil mi o çocuklara! Üç senedir dirsek çürütüyorlar, KPSS’ye girmek için babası yiyeceği ekmekten kesmiş, içeceği sudan kesmiş, çocuğu dershaneye göndermiş, şunu yapmış, bunu yapmış ve sınavda başarılı olmuş ama atadığı komisyon başkanı onlara 30 veriyor, 40 veriyor. Hangi soruları sordu? Ve otuz üç gün bekletiyorlar.

Ben, buradan soruyorum, 80 kişi alınacak, sözlü imtihandan sonra otuz üç gün hangi AKP’linin yakınları, yandaşları alınacak diye onlar bekletildi. Şimdi, bu haksızlığı, hukuksuzluğu…

Bir imam aradı bugün -gensoru verdiğim için mesaj attım- cami imamı, oğlu 87 puan kazanmış, 87 puan almış. Sayın Bakanın atadığı komisyon başkanı bu imamın oğluna 35 puan mı, 40 puan mı vermiş ve oğlu sınavı kazanamamış. Diyor ki: “Ben, o çocuğumu okutmak için cami imamlığından biriktirdiğim paralarla, ekmeğimden kestim, ailemin nafakasından kestim, çocuğumu okuttum. Üç senedir de bu sınavlara hazırlanıyor ve bu sınavlarda ilk 20’nin içerisine girdi. O Bakana hakkımı helal etmiyorum. Altı yıldır bu çocuğa bütün haklarımı verdim, bütün nafakamı verdim ama o Bakanın komisyon başkanı oğlumu atamadı.” O cami imamı “Şu mesajı da Bakana iletir misiniz?” dedi: “Bir ülkeyi dinsizlik değil ama adaletsizlik yıkar. Bunu da Sayın Bakan bilsin.” O imamı da cep telefonuyla beraber kendisiyle görüştürürüm. Yazıktır, günahtır!

Değerli milletvekilleri, bu Bakandan adalet beklenmez. Niye adalet beklenmez? Bu memlekette Anadolu insanının, fakir fukaranın çocukları iş, aş diye beklerken, asgari ücretle evlerini geçindirecek bir işin peşindeyken, kapı kapı gezerken, KPSS sınavı var, şurada sözlü sınav var diye Adana’dan, Tarsus’tan, Mersin’den, Muğla’dan, şuradan, buradan Anadolu’ya gelerek paraları harcayıp da bir iş sahibi olmaya çalışırken Anadolu’nun çocukları, o fakir fukara, garip gureba çocukları, Bakan ne yapmış?

Bakın değerli milletvekilleri, bunu vicdanınıza seslendiriyorum. Kendi yeğenini, Türker Eroğlu, isim isim veriyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yiyen mi yeğen mi!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Özel kalemden istisnai kadroya alıyor, oradan, hop, büyükşehir belediyesine şube müdürü olarak aktarıyor. Bu, kendi ağabeyinin oğlu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç günde?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bakın, yetmedi değerli milletvekilleri, ne yapıyor? Milletvekilinin oğlunu –buradan açıklasın o milletvekilinin oğlunu, sorarsa ben söylerim, sen biliyorsun Sayın Bakan- özel kalemden alıyor.

Sayın Adalet Bakanı, eski Adalet Bakanı, adil mi bu?

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Ya, o adaletsizlik bakanı.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Onu özel kalemden, özel kadrodan, istisnai kadrodan alıyor, memuriyete başlatıyor. Bakın, orada bir şey daha var: Maaşı düşük diye Enerji Piyasası Kuruluna, haydi, yallah, hop geçirtiyor. Millet 1.000 liraya, 900 liraya, 800 liraya iş bulmaya çalışırken 3 bin liraya, 4 bin liraya, 5 bin liraya işe alıyor.

Yetmedi, kızının kayınbiraderi… Allah mesut etsin, geçenlerde evlendirdi, düğün davetiyeleri de gelmiştir milletvekillerine…

OKTAY VURAL (İzmir) – Müteahhitlere de göndermiştir.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Hop, otomatikman… Mustafa Sağer’i -isim olarak söylüyorum, dava açsın diye- basın müşaviri olarak atadın mı atamadın mı Sayın Bakan? Kızının kayınbiraderi mi değil mi gel bu kürsüde söyle.

Yetmedi, milletvekilinin damadını özel kalem müdürlüğünden alıyor, hop, mühendisliğe atıyor.

Yetmedi, kendi kuzeni Mehmet bilmem neyi bakanlık müşaviri olarak atıyor. Bunların hepsi akrabaları, daha var, girmeyeceğim, birçok milletvekilinin yıkınları da var, girmeyeceğim.

Şimdi, değerli milletvekilleri, elinizi vicdanınıza koyun. Yani bu memlekette senin akraban olmak, senin yakının olmak, AKP’nin yakınında olmak, AKP’li vekilin çocuğu olmak, AKP’li bakanın çocuğu olmak nasıl bir ayrıcalıktır? Hani siz diyordunuz “Fakir fukara, garip gureba…”, “Kimsesizlerin kimsesi olacağız.” diye. Bu ülkede iş, aş diye bekleyen milyonlar var. Üniversiteyi bitirmiş, 2 yabancı dil biliyor, bilgisayarı fırtına gibi kullanıyor ama kanalizasyonda bile asgari ücretle iş bulmaya çalışırken senin yeğenlerinin hangi özellikleri var, gel burada bir anlat. Hakikaten o yeğenlerin böyle çok olağanüstü, Türkiye'de kimsenin sahip olmadığı vasıflara sahip de mi bu Orman Bakanlığını çiftlik gibi kullanarak yakın akrabalarını, taallukatını buraya dolduruyorsun?

Yetmiyor değerli milletvekilleri, bakın, şimdi bunun ASKİ’den beri bir kadrosu var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – ASKİ değil o, İSKİ!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bir tanesi, bunun özel kalem müdürü Cihan Pektaş. İsim veriyorum, dava açsın diye isim veriyorum.

Bu kim, biliyor musunuz? Belediyede zabıta ve bu İSKİ’den itibaren Sayın Bakanın yanında durmaya başlıyor. Bu arkadaşımız Eroğlu bakan olunca Bakanlığa geliyor, Bakanlığın özel kalem müdürü oluyor. Özel kalem müdürlüğünün maaşı 3 bin lira civarındadır, bakanlar bilir. Bu beyefendiyi özel kalem müdürlüğü yapmasına rağmen, 6.400 ek göstergeli Strateji Geliştirme Başkanlığına atıyor ama bir gün görev yapmıyor, üç buçuk yıldır oradan maaş alıyor.

Şimdi, bu para helal midir haram mıdır, ben AK PARTİ’li milletvekillerine soruyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Haram!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yetiyor mu? Bakın, yetmiyor.

Mustafa Yaraşır diye bunun bir danışmanı var değerli milletvekilleri, Mustafa Yaraşır. Bunu danışman kadrosuna atıyor, ondan sonra Personel Daire Başkanlığının maaşı daha fazla diye, oraya atamasını yapıyor. Bir gün Personel Daire Başkanlığı yapmıyor, ama maaşını Personel Daire Başkanlığından alıyor. Sonra teftiş kuruluna özel bir şeyden dolayı ek 1 milyar liralık bir zam getiriliyor bu Bakan döneminde kanun hükmünde kararnameyle; hop, Mustafa Yaraşır’ı Personel Daire Başkanlığından alıyor, teftiş kuruluna müfettiş yapıyor ki bin lira daha fazla maaş alsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay, vay, vay!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bir gün teftişe gidiyor mu? Gidiyorsa, gelsin, burada söylesin, bir gün teftişe gitmiyor değerli milletvekilleri.

Ondan sonra, şimdi doldurdu ya AKP’li milletvekillerinin yandaşlarını, kendi akrabalarını müşavir olarak, yine kanun hükmünde kararnameyle bir gecede bakan müşavirlerinin maaşlarını 1.600 lira artırıyor değerli milletvekilleri. Hop, bu Mustafa Yaraşır’ı alıyor, nereye götürüyor? Bakan danışmanlığına, oradan maaş vermeye çalışıyor.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bakanlık yapmamış ki, kayırmacılığın kitabını yazmış!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bunun adalet neresinde? Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Bu danışmanlarınla ne yapacaksın?

Şimdi, Cihan Pektaş’la ilgili önüme bir iddia geldi. Bir iddia geldi. Cavit Çağlar’ın ortağı işleri kötü gittiği için Ümitköy’deki villasını satılığa çıkarıyor. Ortağı kim, onu da söyleyeyim de Bakan şeyleriyle açıklasın, Celal Gökçen. Cavit Çağlar’ın işleri kötü gidiyor, iflas ediyor, Ümitköy’deki villasını 3 trilyona satışa çıkarıyor. Kim alıyor bu villayı, kim oturuyor bu villada? Sayın Bakanın Özel Kalem Müdürü oturuyor. Kimin adına alıyor? Teyzesinin adına alıyor. Şimdi, şu anda o villanın mobilyaları, tefrişatı İtalya’dan gelmiş. Sayın Bakan, sizin en yakınınızda, İSKİ’den beri yakınınızda. Buradan hodri meydan diyorum. O günden bugüne, yakınlarıyla beraber, gel şu danışmanlarının mal varlıklarını bir araştıralım bakalım. Ne çıkacak göreceğiz. Var mısın, var mısın mal varlıklarını açıklamaya?

Şimdi, diğer danışmanı Mehmet Fatih Öznur. Meteoroloji Radyosu’nda spikerlik yapar bu. Her hafta İstanbul’a hop gider gelir. Bakanla beraber, Bakanın da açılışını yaptığı bir kooperatif kuruyor. Ne bu kooperatifin adı? Gözde Doğuş Konut Yapı Kooperatifi. Damla Yapı Kooperatifiyle birleşiyor. Sayın Bakan, soruyorum: Bunun temelini attınız mı, atmadınız mı? Buradan cevap verin. Gözde Yapı Kooperatifi, belgeleri burada. Ve ne oluyor, biliyor musunuz? Bu kooperatif gidiyor -Bakan temelini atmış ya ve Bakan oradaki konuşmasında bunun takipçisi olacağım diyor- ve Şekerbank’tan 8 milyon 750 bin liralık kredi alıyor. Müteahhide veriliyor, müteahhit ortalıkta yok, binalar duruyor. Orada 120 kişi sizi bekliyor Sayın Bakan, temel atmışsınız ya. Onun da bu cevabını verin. Danışmanı bu da, Fatih Öznur. O uçakla da her hafta gidip gelirken harcırah alıyor mu, onları da açıklarsanız kamuoyunun mutlaka bilgisi olur diye düşünüyorum Sayın Bakan.

Şimdi, Cemal Nogay vardı, yine, bunun Basın Müşaviri. Yurt dışına gitti dil tecrübesini artıracağım diye. Onun yerine de kızının kayınbiraderini getirdi, atadı. Şimdi, böyle, ahbap çavuş ilişkisiyle sanki Bakanlık değil, bir çiftlik.

Şimdi buradan bir şeyi daha Bakana soracağım. Önüme bir iddia geldi, iddia bu. Siz “HYPHOPHISIS 50 miligram” adlı bir kimyasalı barajlarda kullanıyor musunuz, kullanmıyor musunuz Sayın Bakan? Türkiye’nin bu barajlarda bu ilacı kullanmasının gereği yok. Çünkü, bizim sularımız dağlardan geliyor, tertemiz su. Bütün tahliller buralarda bu ilaçların kullanılmamasını gerektiriyor. Ne kadar bu ilaç? Amerika’da 250 dolara satılıyor. Türkiye mümessili -çok açık söylüyorum, iddia bu- Bakanın oğlu ile beraber 450 dolara…

Şimdi, buradan, bu ilaçlardan ne kadar aldınız?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hiç alakası yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Hangi firmalardan aldınız?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Mahkemeye vereceğim.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu ilaçlardan hangi firmalardan, kaç dolara, ne kadara aldınız? 250 dolar mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, gensorunun konusu neydi?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Burada 450 dolara aldınız mı? Bunun cevabını bekliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şu, İstanbul’un mera alanları var, daha onları…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Onlara geleceğiz, daha onlara var.

Şimdi, bir şey daha soracağım, bakın…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, gensorunun konusu ne, gensorunun konusu?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Gensoru konuları işte bunlar. Daha bu kadar yolsuzluk açıklıyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Değil, değil, gensoru konusu değil.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yani, sayın vekil, AKP’nin vekilisin, bu kadar belgeye rağmen hâlâ gensoru…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gensoru konusu değil.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Al sana bir gensoru konusu daha: Bakın…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Mideleri geniş bunların, mideleri geniş, kursakları geniş bunların. Yazık yazık!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, orman bilgi sistemi kuruluyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Daha ne olsun?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, orman teşkilatına orman bilgi sistemi kuruluyor; 2011 yılında yatırım programına alınmış.

Burası, İstanbul Teknik Üniversitesi, biliyorsunuz, Sayın Bakanın hocasının olduğu yer, hocalık yaptığı yer. İhale yapılmadan oraya 16,5 trilyon aktarılıyor. Ve burası bir ihaleye çıkıyor, sözde ihale; kim alıyor ihaleyi? Faal olmayan bir şirket -satın alınıyor- Konumsal Firma diye bir firma. Kim bunların sahipleri? Afyonlu iş adamları. Afyon neresi? Biliyorsunuz değil mi Afyon’un neresi olduğunu?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bakanın memleketi.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sayın Bakanın seçim memleketi. İşin enteresanı ne biliyor musunuz? Buranın üç yıllık ödeneği 41,5 trilyon lira.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne diyorsun ya?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Programa konmuş. Ve bu firma ihaleyi ne kadara alıyor? 35 trilyon liraya alıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 21/B’yle mi yapmışlar?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – KDV dâhil ne kadara mal oluyor? 41,5 trilyon. Bu kadar tesadüf olabilir, yani, bu kadar isabet, bu kadar tesadüf olur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 21/B’yle mi almış?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Peki, 41,5 trilyona bu ihaleyi aldı.

Sayın Bakana soruyorum: Sayın Bakan, şu anda bu ORBİS ihalesi ne aşamada? Herhangi bir faaliyet var mı, çıkın, burada açıklayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Belge varsa git savcılığa ver. Savcılığa versene.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu firma kimdir, kimler tarafından kurulmuştur? Afyonlu iş adamları kimlerdir?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Savcılığa versene.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Recep, dinle, dinle.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bir şey daha söyleyeceğim…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Savcılığa versene.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Recep Bey, tabii, 17 ve 25 Aralıkta hırsızlığınız, yolsuzluklarınız ortaya konulmasına rağmen, “tape”lerle ortaya konulmasına rağmen onları aklayan bir zihniyetten bu Bakanı aklamamalarını beklemiyorum ama ben kamuoyuyla paylaşıyorum neler oluyor diye.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya savcılığa ver, öyle laf gemisi değil!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, kadastroyla ilgili bir yazılım yapılıyor değerli milletvekilleri, 25 bin lira doğrudan teminle yapılıyor, 25 bin lira doğrudan teminle. Bu, işlevi görüyor. Aradan belli bir süre geçiyor, 1 trilyon liraya bir firmaya yeniden ihale ediliyor bu yazılım işi. Kim bu yazılım firması? Soyadı Topbaş, siz bulun kim olduğunu. Kim olduğunu biliyorsunuzdur herhâlde, Topbaş, ünlü bir belediye başkanı, ünlü bir siyasetçi. Peki, 1 trilyon liraya yapılan bu sistem şu anda çalışıyor mu? Sayın Bakan biraz sonra çıkar, açıklar bu sistemin çalışıp çalışmadığını. Çalışıp çalışmadığını Sayın Bakan biraz sonra açıklar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Her şeyi biliyorsun, sen onu da açıkla bari.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Bakan unutur bunları, not almıyor ki.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, 10 trilyonluk yolsuzluk Bakanlığının katında yapılıyor. Bakın, 10 trilyon zimmete para geçiriliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kim?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Mutemet, mutemet, 10 trilyon zimmete para geçiriyor. Nerede geçiriyor bunu değerli milletvekilleri? Bakanlığının, o kendisinin oturduğu Bakanlığının 2-3 kat altında. 10 trilyonu ben burada dile getirdim. Bu zimmete para geçirmede gerçekleştirme görevlisi olarak bürokratlarının imzası var, bürokratlarının. Şimdi beni mahkemeye vermiş, para almaya çalışıyor. Ben 8 bin lirayı, anamın hak sütü gibi aldığım, devletin bana verdiği maaşla öderim, hiç problem değil ama şunu unutma Sayın Bakan: Bu 10 trilyonun peşindeyim çünkü bu 10 trilyon hazinenin malı, devletin malı. Nerede bu 10 trilyon, nerede 10 trilyon? Geri kazanabildiniz mi, geri alabildiniz mi? Alamazsınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Mutemet ödesin.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ha, Sayın Bakan, mahkemede de hesaplaşacağız, devam ediyor ama hiç önemli değil, ben bu milletin malı için, bu milletin menfaatleri için 8 bin lira değil, 18 bin lira da yiyeceğimden kısarım, içeceğimden kısarım öderim ama bu 10 trilyon hazinenin malı, fakir fukaranın, garip gurebanın malı.

Değerli milletvekilleri, laf atacağınıza Bakanınıza sorsanıza bir “Bu 10 trilyon nerede?” diye.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Rakam az, rakam.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Oh, ne güzel, bir mutemedi içeriye at, mutemede yık. Peki, o zaman senin Bakan olarak orada ne işin var devletin hazinesine sahip çıkamayacaksan? Devletin parasına sahip çıkamayan bir bakan. Alt katında ya, oturduğu yerin alt katında gidiyor bu para, aylarca gidiyor, bunu görmüyorsan Bakanlıkta ne işin var senin, Bakanlıkta?

RECEP ÖZEL (Isparta) – İyi tazminat ödeyeceksin ha.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bırak Bakanlığı hazineyi koru, hazineyi Sayın Bakan.

Şimdi, değerli milletvekilleri, kaçak saraya hiç girmeyeceğim, zamanım dar ama bu kaçak sarayın Başbakanlığa verilmesi karşılığında bir protokol yapılıyor. Bu protokolün içerisinde de Orman Genel Müdürlüğü idare binası, Orman Genel Müdürlüğünün lojmanlarının yapımı ve ne var? Bu yerlerin Orman Genel Müdürlüğüne yapılarak teslim edilmesi var. Şimdi, Orman Genel Müdürlüğüne şeyde başladı TOKİ, nerede, Söğütözü Millî Parkı’nda, AKP binasının yan tarafında.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bak, biraz az konuş da, tazminata maaşın yetmez.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Veririz biz, kafanı yorma.

Lojmanları bıraktık, binlerce çalışanın lojmanını bıraktık, onlara verdiğimiz sözü ve protokollerin gereğini yapmıyoruz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, Bakan mı sanki onlara diyor?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şu resmi görüyor musun Ispartalı Recep? Ispartalı Recep, şu resmi görüyorsun değil mi? Bunlar kim biliyor musun? Balıkçı, balıkçı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tazminatı kaybedeceksin.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu Gazi yerleşkesinin içinde, siz gidiyorsunuz ya, AKP’lilerin gittiği balıkçı var ya, şimdi lojmanları bırakmış Sayın Bakan, harıl harıl –bakın, inşaatlar burada, resimlerini çektirdim- şimdi oraya bir balıkçı ile kebapçı yaptırıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onlar villa yaptırır, lojman yaptırmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Devletin parasıyla yapılıyor bu balıkçı ile kebapçı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimin balıkçısı bu?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yani, devletin balıkçıya, kebapçıya harcayacak parası var, işçiye harcayacak parası yok, mühendise harcayacak parası yok, köylüye harcayacak parası yok. Sen orman köylerinde o köylülerin hangi sıkıntıları çektiğini biliyor musun Sayın Bakan? Şimdi, Doğanalan köyünün muhtarı aradı, arazilerimizi alamıyoruz diyor. Üç aydır bize söz vermesine rağmen diyor. AKP’lileri devreye soktuk diyor, üç aydır gönderecek müfettişleri diyor. Bakanın bunlarla işi yok ki, orman köylüsüyle.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Aradan sen bir çık da…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Köylüyü ne yapacak ya, zengini seviyor bunlar, zengini.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakan yandaşlarını, akrabalarını, kadroya nasıl alırız ve çocuklarını nasıl alırız, yandaşları nasıl zengin ederiz, onun derdinde; orman köylüsü, işçi, memur, böyle bir derdi olmayan Bakan.

Şimdi, bunları bir an önce bitirirsiniz Recep Bey, afiyetle de balıkları yiyin ama 7 Nisanda bu balıklar boğazınıza durabilir, ona da dikkat edin. Recep Bey, özellikle sen bu balıkçıya… Sayın Bakan, çok savunuyor sizi. İlk davetli olarak da Recep Bey’i o balıkçı ile kebapçıya bir davet et de o bir yemek yesin orada.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Senden alacağımız tazminat var ya…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sen de aç tazminat, sen de aç. Biz alışığız.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir şeyi daha dile getireceğim. Bakın, İstanbul’da Parkorman var, biliyorsunuz değil mi? Bunlar çok önemli konular. Şimdi, bu Ali Ağaoğlu vardı, at sırtında televizyonlarda reklamlar yapıyordu. Ormanı kapatmış, ormanı teslim almış, oraya konutlar yapıyor ve bizim ormanı da reklamlarda pazarlıyor. Ben burada gene bir gensoru verdim, basın toplantısı yaptım, dedim ki: “Orman Bakanı, Ali Ağaoğlu’na Fatih ormanlarını peşkeş çekiyorsun, bu ormanları peşkeş çekemezsin.” Bizim Bakan üç sene sonra uyandı, dedi ki: “Burayı bir başkasından devralmış, bizim haberimiz olmadı, ben bunu iptal ettim.” diye burada geldi söyledi.

Şimdi bir benzerini söylüyorum, bir başkasını. Parkorman’ı biliyorsunuz değil mi? Özellikle İstanbul milletvekilleri dinlesin. Şimdi, bu Parkorman İstanbul’un akciğerleri, İstanbul artık yok oluyor, şehirleşmeden dolayı yok oluyor. Bakın, burayı 2008 yılında Borusan Holding 4 milyon liraya kiralıyor yıllığını. Sen eski savcıydın, eski hâkimdin Doğan Bey, bilirsin. Yıllığını 4 milyon liraya kiralıyor Borusan…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Avukat, avukat.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Avukat mı?

…2010 yılında Ege Turizme burası kaç liraya veriliyor biliyor musunuz? 740 bin liraya veriliyor yani beşte 1 fiyatına veriliyor. Bununla kalsa amenna diyeceğiz yani zarar 4 milyon lira civarında diyeceğiz. Şimdi, bu Parkorman’ı 740 bin liraya bu firmaya verdikten sonra Sayın Bakan, ne yapıyorlar? Değerli arkadaşlar, tutuyorlar, burayı tabiat parkına çeviriyorlar ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığına imar yetkisi veriliyor. Yani bu imar yetkisiyle 740 bin liraya verilen bu yere neler yapılıyor? Bakın, size sayıyorum: Parkorman, 200 dönümlük alanın yapılacağı yere, çok amaçlı salon, 2 kat, 1.525 metrekare; kapalı otopark, 5 kat yerin altına, ormanı eşecekler 5 katlı kapalı alan yapacaklar ki araçlar şey yapsın. Yetmedi, kamping alanları, her biri 200 metrekare olan 108 adet bungalov villa.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vay be! Allah gözlerini doyursun, vay anasını be!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yani bu ne biliyor musunuz? Villa, villa. 2 adet kır evi, lokantalar ve bir şey daha söyleyeyim: Ne yapılıyor biliyor musunuz? 15 bin kişilik konser alanı yapılıyor. Yani, Ajda Pekkan’a, Hülya Avşar’a herhâlde orada konser verdirtecekler, Sayın Bakan ve yandaşları da orada o konseri dinleyecekler.

Bunun üzerine, ivedilikle, bakın, “çok ivedi” yazısıyla İstanbul Orman Bölge Müdürlüğüne bir yazı yazılıyor. İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünde bir heyet oluşturuluyor bölge müdürünün başkanlığında, bir rapor tutuyorlar. Değerli arkadaşlar, o raporda deniyor ki: Burası, Millî Parklar Yasası’na aykırı olduğundan, burada ağaç kesimleri olacağından, katliamlar olacağından, burasının doğal yapısının bozulacağından, buradaki ekosistemin bozulacağından dolayı “ret” cevabı veriyor. İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünde bir bölge müdürü, üç teknik heyetten oluşan ekip. Ama, Bakanlık bunun üzerine çok ivedilikle bir yazı daha yazıyor, çok ivedilikle. Onun üzerine ne oluyor? O rapora aykırı bir raporla orası onaylanıyor. Peki, ne olduğunu merak ediyor musunuz sonra? O olumsuz rapor veren bölge müdürü var ya, derhâl görevden alınıyor ola ki başına bir şey gelmesin diye. Bakın, burada çok ivedi…

Tarihlerini verebilirim size yoksa Sayın Bakan, vardır muhtemelen sizde, değil mi? Tarihlerini vereyim: 07/01/2014 yani kaç ay önce, ortada.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kaç ay önce?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – On ay önce, on iki ay önce.

“Çok ivedi” notlu resmî yazısıyla firmanın talebi doğrultusunda İstanbul Bakanlık 1. Bölge Müdürlüğüne kesin talimat verilmiştir.

Şimdi, ben size soruyorum değerli milletvekilleri, kimin malını kime peşkeş çekiyorsunuz? Nereleri peşkeş çekiyorsunuz? Kimdir bu firma? Daha önce, 2008 yılından önce bunların konser alanı yokken, lokantaları yokken, villa tipleri yokken 3 küsur milyona, 4 milyona verilen yeri 740 bin liraya buraya veriyorsunuz ve adama bu yapılan düzenlemelerle beraber 15 bin kişilik konser salonunu, bungalov tipi villaları, restoranları, şunları, bunları yaptıracaksınız…

Ya, bu ülkede birilerine para kazandırmak zorunda mısınız siz Sayın Bakan? Kazandıracaksanız, maaşınızdan verirsiniz millete parayı, onu anlarım, ne yaparsanız yapın ama kamunun kaynaklarıyla birilerini zengin etme gibi bir lüksünüz olamaz. Bu ülkede ekmek bulamadığı için, aş bulamadığı için pazarda, sokakta ekmek toplayan insanlar var. İşsizlikten dolayı intihar eden gençlerimiz var. Orman mühendisleri aylarca bekliyor, geçici işçiler kadro bekliyor. O orman köylerinde aş bulamadığı, ekmek bulamadığı için -artık eskiden ormanlardan geçiniyorlardı, şimdi ormandan geçinmek de mümkün değil- hepsi şehirlere gidiyor. İş bulamıyor, aş bulamıyor ama Sayın Bakan, Bakanlığın verdiği güçle, devletin imkânlarıyla kendi yandaşlarını, kendi akrabalarını, kendi taallukatını işe alacak, yetmeyecek birilerini de zengin edecek.

Şimdi, Sayın Bakan, ikinci bir husus, bu Hacet Deresi var, Hacet Deresi. İstanbul milletvekilleri bilir, İstanbul’un en önemli doğal alanlarından birisi. Bu tabiat parkına benzeyen yerin bir benzeri de oraya yapılmış durumda değerli arkadaşlar, oraya yapıldı. Orada ikide bir bu tabiat parkına çevrildi bu orman olan yer tabiat parkına, imar yetkisi verildi. Orada yine aynı buna benzer villalar yapılıyor, lokantalar yapılıyor, restoranlar yapılıyor, kafeler yapılıyor ve “Bu işlerin arkasında da Cinci Hoca var, Sayın Bakan iyi tanır.” diyorlar. Soralım bakalım, kimmiş o? Bende ismi var, Sayın Bakan açıklasın, ben ismini, kim olduğunu söyleyeceğim. Yani bizim hocalarla ilgili şeyimiz yok ama bazı değerleri ranta çevirirseniz, rant adına kullanırsanız bunu millet vicdanı affetmez Sayın Bakan. Evet, İstanbul milletvekilleri, bilin ki Hacet Deresi peşkeş çekiliyor. Hacet Deresi, ormanlıktan alınıyor başka noktaya doğru gidiyor.

Yine, buna benzer bir husus, burada tabii, balon alımları var, film yapımları var, onlara zaman kalmadığı için girmeyeceğim. Diğer konulara giremiyorum, sataşmadan dolayı söz aldığımda diğer konulara girerim ama bu ülkede orman köylüsü aç ve sefalet içerisinde, orman köylüsü ekmeğinin peşinde.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sana kim sataşacak ya?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Millet iş bekliyor, aş bekliyor, Orman Bakanının keyfi uğruna yandaşlar işe alınıp devlet malı peşkeş çekilemez. Bunu Allah da kabul etmez, kulu da kabul etmez. Ben inanıyorum ki vicdan sahibi AK PARTİ’li milletvekilleri de bu bakana son bir dersi verecektir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, şurada yedi dakika bir canlı yayınımız var.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu an televizyon başında HES’lerden, barajlardan muzdarip Türkiye’nin her köşesinden bizi izleyen insanlarımız var. Demin, mesajlara baktım, Diyarbakır Kocaköy Çayırlı Mahallesi Ambar Barajı mağdurları arıyorlar, “DSİ bizi mağdur etti. 10 yaş ağacımızı 3 yaş gösteriyorlar. Bayındırlık birim fiyatı 490, 185 gösteriyorlar.” diyorlar. Aradan Hesta köylüleri arıyor, “Ilısu Barajı sular altında kalacak. Bize yeni yerleşim birimi verdiler ama bizim yeni yerleşim biriminin yerleşmesi tamamlanmadan sular altında kalacak yani Hasankeyf sular altında kalacak.” diyorlar. DSİ ve Hükûmetin aldığı bu karar sonrası, maalesef, on bin yılı aşkın bir tarih, Hasankeyf sular altında kalacak ve Türkiye tarihinin en büyük doğa katliamı, tarih katliamı, kültür katliamı yaşanacak.

Şimdi, buradan şunu sormak istiyorum arkadaşlar: Musul Müzesi’ne balyozlarla dalan, hatta Asur, Süryani tarihî yerleşkelerindeki tarihî eserleri tahrip eden, camileri, türbeleri havaya uçuran IŞİD zihniyeti ile şirketlerin on yıllık, dokuz yıllık, otuz yıllık kâr çıkarı için on bin yılı aşkın tarihi sular altında bırakan zihniyet arasında bir fark mıdır? Çok açık söyleyeyim hiçbir fark yok. Birisi ideolojik olarak bunu yapıyor, birisi vahşi kapitalizmin kâr hırsıyla bunu yapıyor. Bu ikisi de çok vahşice ve insanlığın ortak değerlerinin müthiş kaybıdır. Yani Birleşmiş Milletlerin, UNESCO’nun koruması altında olan alanların bu şekilde tahrip edilmesi maalesef Türkiye’de binlerce HES barajı ruhsatları ve inşaatlarıyla yaşanıyor.

Buradan şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum: İnanıyorum, Sayın Bakana detaylı olarak bu baraj mağdurlarını ben zaman zaman anlatıyorum. Bizim partimizin politikası enerji ve HES’ler konusunda çok açıktır arkadaşlar ve biz bunu iyi biliyoruz ki sadece bir bakanlığın problemi de değil yani Devlet Su İşleri Orman ve Su Bakanlığına bağlıdır ama HES enerji amaçlı yatırımların Enerji Bakanlığına, hatta genelgeyle Başbakanlığın ruhsat vermesine kadar uzanan bir süreç olduğunu çok iyi biliyoruz. Böyle bildiğimiz zaman yani şimdi GAP projesini aldığımız zaman -devasa projeleri- GAP projesinde Kalkınma Bakanı hakkında biz gensoru verdik, hatta ekonomiden sorumlu Bakan hakkında verdik, ekonomi koordinasyonundan sorumlu Bakan hakkında verdik çünkü bunların hepsi birbiriyle bağlı ancak burada bir bakanlık enerji politikasının tek sorumlusu değil maalesef, Hükûmet burada komple sorumlu çünkü planlama, inşaat ve ruhsat yanları var.

Şimdi, buradan ben tabii ki Munzur’da direnen 4 baraj, 6’da HES, Mersin Boğazpınar’a, Fındıklı derelerine 24 HES, Şırnak’ta, Uludere’de, Beytüşşebap’ta 11, yine Hakkâri’de 5, Siirt Şirvan, Diyarbakır Hevsel Bahçeleri, Van şelaleler bölgesi, Hakkâri’deki HES’ler, Çorum Kargı Kızılırmak HES Osmancık ilçesi ve yine buradan saymak istediğim, çok önemli gördüğüm, Hasankeyf’ten sonra Munzır Vadisi, yine Dersim’in Nazimiye ilçesindeki HES barajları, Yırca köyünün zeytinleri… Bütün bunlar son derece önemli yerler. Tabii, bunlar yalnız değil. Şöyle bir baktığımız zaman, listemiz uzayıp gidiyor arkadaşlar. Bu listenin içinde Artvin var, Rize’nin dereleri var, Giresun var, Trabzon’un dereleri var, Manisa’da yapılan HES’ler var, Isparta’da yapılanlar var, turizm bölgesi olarak da Antalya’da yapılan HES’ler var, en son, biliyorsunuz, Erzurum’da yapılan HES’lerde kadınların direnişini gördünüz. İnsanlarımız derelerine, ırmaklarına, doğalarına sahip çıkıyorlar, karşılarında jandarmayı görüyorlar, jandarma karşılarına çıkıyor.

Buradan, tabii ki, Tokat Zile’deki son direnişteki 80 yaşındaki kadın kahramanları buradan selamlamak istiyorum. Ben, buradan, Tortum’da HES’lere karşı direnen Tortumlu nineyi selamlamak istiyorum, Giresun’un, Ordu’nun HES’lere karşı direnişindeki yurttaşlarımızla gönül gönüle, yan yana durduğumuzu ifade etmek istiyorum. Yine, Trabzon’un Solaklı Vadisi’ndeki 36 HES’e karşı direnen halkımızı, Kaz Dağlarında altın madenlerinden sonra HES’lere karşı direnen kardeşlerimizi, “Bir pınarın göz yaşları olmasın.” diyen insanlarımızı, yine, Gümüşhane’de “Can Gümüşhane” diye diye direnenleri, yine, Dinar Deresi’ni ve bütün bunları düşündüğümüz zaman, gerçekten Türkiye’nin her tarafında çevreye, doğaya, tarihe karşı çok güzel bir sahiplenme olduğunu görüyoruz. Buradan biz bunları anlatırken, bir şirket için niye ülke bu hâle getirilip tahrip ediliyor? ÇED raporlarını bir yönetmelikle niye yok sayıyorsunuz? Mahkeme kararlarına niye uymuyorsunuz? Bu ülkede hukuk işlemeyecekse, mahkemeler olmayacaksa, yerel yönetimleri dışlayacaksınız o zaman biz neyi, nasıl yapacağız arkadaşlar? İhkakıhak mı deyip direnişe geçelim; yoksa 665 sayılı Birleşmiş Milletler Kararı’nda belirtildiği gibi hukuk tanımayan kötü yönetimlere karşı başkaldırı hakkımızı mı kullanalım? Ne yapalım, bize bir yol öğretin. Bu Meclis çare değilse, bu Meclis çözüm yeri değilse, bu ülkenin enerji politikalarını belirleyemiyorsak beraber, biz neyi belirleyeceğiz? Bütün dünyayı enerji artı su, güvenlik problemi sarmışken Fırat’ın, Dicle’nin artı Orta Doğu’da yaşananların, Suriye’nin… Demin tartışmanın içindeydik, Şah Fırat operasyonunu konuşuyorduk. Evet, size buradan müjdeyi vereyim arkadaşlar, YPG ve YPJ güçleri IŞİD’i Fırat’ın ötesine atmıştır; Fırat’a kadar, Şah Fırat operasyonunda Türbe’nin alındığı yer dahi özgürleştirilmiştir, bunun bu müjdesini size vereyim.

Buradan ben çok açık söylüyorum, Türkiye’de bir gerçeklik var, biz beraber, ortak değerlerimizi koruyama devam edeceğiz. Elbette ki HES’ler bu konuda çok çok önemli ama Hükûmetin programında para lazım. Bu dolar, faiz lobisi vardı, döviz lobisi vardı, bir de HES lobisi var arkadaşlar, çantacılardan oluşan bir HES lobisi var. Yabancı şirketlere aldıkları HES ruhsatlarını belli bir yüzde karşılığı veriyorlar, ondan sonra da oradaki yurttaşla onları bir araya, karşı karşıya getiriyorlar ve güvenlik güçleri, kırsalda genellikle jandarma oluyor.

Şimdi, buradan baktığımız zaman, tabii ki sadece DSİ’yi, sadece Orman Bakanlığını sorumlu tutacağımız bir konu değil. Eğer ruhsatların son izin noktası Başbakanlıksa, Hükûmetin başıysa, eğer Enerji Bakanlığı bu işte sorumluysa, eğer Çevre Bakanlığı bu işte sorumluysa, eğer ekonomiden sorumlu Kalkınma Bakanı, Ekonomi Bakanı, koordinasyondan sorumlu bakan sorumluysa, eğer bunların hepsi sorumluysa külliyen AK PARTİ hükûmetleri bunun sorumlusudur arkadaşlar; perakende sorumlu tutacağımız bir durum yok. 46 santrali özelleştirme kapsamı içine alıp seçim dönemine kadar sıcak paraya ihtiyaç duyan bir iktidar var karşımızda ve buradan 70 milyar lira para kazanmayı hedefliyorlar.

Tabii, 150 tane şirketin içinde madencilik artı HES şirketleri çok önemli bir yer tutuyor. Hatta vatandaşın ağası diyen büyük iş adamları da bu havuzun içindedir. Elbette ki enerjide dışa bağımlılığımız artıyor; dolar arttıkça ithal enerjide de artıyor, biz bunu biliyoruz. Ama bunca devasa sorunu konuşmak için bir araya gelemiyorsak, birileri nükleer santrallere, termik santrallere ülkeyi peşkeş çekiyorsa bunun tümünü TKİ’sinden tutun da Enerji Bakanına, hepsini Hükûmetin birlikte sorumlu tutmak gereken bir durumla karşı karşıyayız.

Şimdi, bakıyoruz, Türkiye'de en yüksek enerji dilimi nereden alınıyor? HES’lerden alınıyor arkadaşlar. GAP projesiyle ilgili, Türkiye'de alınan oran ve hedeflenen oran dikkate alındığı zaman, dünya ölçeğinde elektrikteki üretim kaynağı olarak yenilenebilir enerji kömür ve diğer kaynaklar dikkate alındığı zaman Türkiye dünya rekorunu kırmış durumda HES’lerden. Yani Türkiye’nin tahrip etmediği deresi kalmamış, ırmağı kalmamış arkadaşlar, tahrip etmediği doğası kalmamış, ekolojik dengesi altüst olmuş. Kuzey ormanları kesiliyor, domuzlar ta Karaköy’de iskeleye çıkıyor, dikkat edebiliyor musunuz, İstanbul gibi bir metropolde vahşi doğanın dengesi allak bullak olduğu zaman işte böylesine sonuçlarla karşılaşılıyor.

Türkiye’nin elbette ki su kaynaklarını doğru değerlendirmesi gerekir ama bir şirkete peşkeş çekmek, ülkeyi peşkeş çekmek, ülkenin doğasını, tarihini, kültürünü, turizmini peşkeş çekmek bizim HDP olarak, Halkların Demokratik Partisi olarak asla kabul edemeyeceğimiz bir vahşi kapitalizmin sömürü biçimidir. Çok açık söylüyoruz asla ve asla Hasankeyf gibi tarihî merkezlerimizden vazgeçemeyiz. Birilerinin kökü beş yüz yıl ötede bitebilir, kendini sadece tarih ve kök olarak Osmanlıyla sınırlı görebilirler. Oysaki Anadolu’nun bütün güzellikleri bizim kültürümüzdür arkadaşlar. Nasıl ki Hasankeyf’te milattan öncesinden tutun da tek tanrılı dinlerin gelişmesine kadar Süryaniler de, Türkler de, Kürtler de, Araplar da, daha önceki uygarlıklar da buna sahip çıkıyorsa biz de buna sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Şunu çok açık söylemek istiyoruz ve bunu söylerken de şunu ifade etmek istiyoruz: Sayın Meclis Başkan Vekilimiz Hattuşalıları selamladı, biliyorsunuz, ziyaret ettiler ve Hattuşa’nın özel kıyafetlerini, giysilerini giymişlerdi, Meclise geldiler. “Bizim ismimizi bize iade edin, tarihimizi, kültürümüzü yaşatın.” dediler ve Sayın Başkan Vekili de çok güzel bir konuşma yaptı, “Tarihinize ve kültürünüze sahip çıkacağız…” İyi, kurban da Hattuşa’ya sahip çıkıyorsunuz da Hasankeyf’i niye sular altında bırakıyorsunuz? Meclis Başkanına da diyoruz, Sayın Bakana da diyoruz…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hasankeyf’i muhteşem yapacağız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hasankeyf’i sular altında bırakarak muhteşem yapacak bir iktidar, bir tek Türkiye’de olabilir, başka bir ülkede olmaz Sayın Bakanım, inanın.

Şimdi, ben size şunu çok açık ve net olarak söylemek istiyorum: Bu HES ruhsatlarının planlamasında, bakıyoruz ki Devlet Planlamanın bir planlaması yok, inşaat konusunda bir ruhsat yok. Orada yerel yönetimler var. Bizim büyükşehir belediyelerinin sınırları içinde büyükşehir belediyelerinden alınmış bir ruhsat yok. Bunların hepsi korsan, yasa dışı arkadaşlar. Bakın, açık söylüyorum, bu doğayı tahrip edenlerden eğer 7 Haziranda kurtulursak ki inşallah kurtulacağız, birbirlerine düşmeye başladılar, üstelik de açık etmeye başladılar…

Şimdi, biz 8 Haziranda geldiğimiz zaman iktidara bu HES barajlarıyla doğayı çarçur edenlerin yakasına yapışıp yaptıkları tahribatı da kendilerine ödettireceğiz arkadaşlar. Bu konuda tereddüdümüz yok. Bu konuda, kimse -yarın geldi- HDP iktidara geldi, bize bunu yaptı da demesin. Bunu yapacağız, bu HES barajlarıyla Türkiye’nin doğasını, tarihini, iklimini, turizmini tahrip edenlerin zihniyetini tahrip edeceğiz, bu da bizim halkımıza karşı sözümüzdür arkadaşlar. Çok açık söylüyorum, o kadar zeytin ağacıyla ilgili, Gediz Deltası’nda 2 milyon ağacın kesilmesiyle ilgili İngiliz şirketleri için… Ya, sizin şirketleriniz gidip İngiltere’de 10 tane ağaç kesebilir mi? Bana bir babayiğit şirket gösterin, Türkiye’den gitsin, Londra’da, İskoçya’da, Galler’de, İrlanda’da 5 tane ağaç kesebilsin 3 kuruş, 3 cent para kazanmak için. “Onurumuz” diyorsunuz, millî onur, bağımsızlık, bilmem ne, hikâye ya, hikaye! Çıkın, gidin, yapın orada. (HDP sıralarından alkışlar) Ama, onlar geliyor, Gediz Deltası’nı perişan ediyor; İzmir’i, Gediz’i, Manisa’yı, Turgutlu’yu perişan ediyor. Bu ne özgürlük ya, bu ne özgürlük! Hani, karşılıklılık ilkesi vardı dış ilişkilerde? Maalesef yok.

Kızılderili Seattle Şef’i o mektubu bence bu Hükûmete yazsaydı tam 21’inci yüzyıla denk düşerdi biliyor musunuz, 1854’te yazmış ama inanın, şimdi, 21’inci yüzyılda tek yazılacak hükûmet varsa AK PARTİ Hükûmetine o mektup gider. O mektubu doğru adrese, yapıştıracak böyle Seattle Şefi, 1 liralık pulla iadeli taahhütlü gönderecek: Sayın Davutoğlu -Başbakanlık Çankaya’ya taşındı artık- Çankaya veya eski adres de olabilir, Beştepe’ye de gidebilir.

Fakat, Nazım Hikmet bazen duygularını ifade ederken, Kızılderili Şef’ten öte… Bakın, özgürlüklerin olmadığı yerlerde, güvenlik denkleminin öne çıktığı yerde, zorun öne çıktığı yerde, diktaların çıktığı yerlerde, umutların direnişinde ne duygular yola çıkıyor biliyor musunuz? Robeson’la ilgili “Korku” şiirinde Nazım Hikmet ne diyor biliyor musunuz? “Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson./ Korkuyorlar Robeson, şafaktan korkuyorlar./ Görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar./ Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,/ Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar./ Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten./ Tohumdan ve topraktan korkuyorlar./ Ne iskonto ne komisyon ne veda isteyen bir dost eli,/ Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine./ Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam,/ Türkülerimizden korkuyorlar.”

Bizim de, Halkların Demokratik Partisinin de tarihe, doğaya, kültüre, yaşama, insana olan sevgimizden korkuyorlar. O barajlarınızı, HES’lerinizi, seçim barajlarınızı yıka yıka geleceğimizden korkuyorlar. Bizden korkuyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

8 Haziranda yeni bir yaşamın güzelliklerini hepinize açacağız. Sizin çocuklarınızı, torunlarınızı bu şirketlerin tahribatından kurtaracağız. Güneşli günler göreceğiz, sizlere de göstereceğiz, sizi de kurtaracağız bu düştüğünüz vahim durumdan. Sizin büyükşehir belediye başkanlarınız, başbakanlarınız, cumhurbaşkanlarınız birbirine düşmeyecek. Bu ülkede herkes barışı soluyacak, özgürlük türküleri söyleyecek. Geceleri -sabahlara kadar- hiçbir kadın şiddete maruz kalmadan özgürce dolaşabilecek bu topraklarda, biz bunu vadediyoruz, hayata geçireceğiz.

Saygılarımla. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum bu güzel konuşma için.

Sayın Vural, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Germanwings’in düşen yolcu uçağında Türk yolcu olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan Bey buradayken, bir uçak düştü Germanwings’e ait. 150 yolcunun öldüğü ifade ediliyor ve bunların içerisinde 39 Türk’ün olduğuna ilişkin haberler var. Gülizar Çelik diye bir Hanımefendi’nin ölümle ilgili şeyi oldu ama acaba bu uçakta hayatını kaybeden Türk var mı yok mu, bu konuda bir bilgi edinebilirseniz, paylaşabilirseniz.

Bu açıdan söz aldım, çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 19.11

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

(11/51) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere devam edeceğiz.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 19 Milletvekilinin; Kamu İhalelerinde Kamu Menfaatini Korumadığı, İstanbul’da Bulunan Bazı Mesire Yerlerini Rant Alanı Haline Getirdiği ve Orman ve Su Varlıklarını Etkin Bir Şekilde Yönetemediği İddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi (11/51) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili…

Buyurunuz Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, şu anda Meclis Genel Kurul salonunda olan değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın ve 19 milletvekili arkadaşımızın, kamu ihalelerinde kamu menfaatini korumadığı, İstanbul'da bulunan mesire yerlerini rant alanı hâline getirdiği, orman ve su varlıklarını etkin bir şekilde yönetemediği iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında vermiş olduğu gensoru üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, işin özüne bakıldığı zaman verilen önerge yerinde bir önerge çünkü sadece tabii ki orman ve su işlerinden sorumlu Bakan değil, hemen hemen Hükûmetin bütün üyeleri hakkında gensoru verilse yeridir şu günlerde. Çünkü daha dün Sayın Arınç “Onunla ilgili 100 şey söylerim, Ankara’yı parsel parsel sattı. İş adamlarına hukuksuz imarlar verdi. 8 Hazirandan yani seçimden sonra konuşacağım." dedi. Yani bu bile başlı başına, Hükûmetin başta Sayın Bülent Arınç olmak üzere hepsinin istifa etmesini gerektirecek, gensoruya mahal bırakmadan istifa etmesini gerektiren ve Türkiye'nin parsel parsel satıldığını ortaya koyan sözcükler.

Tabii, önergenin özüne gelindiği zaman üç ayrı konu, birbirinden karmaşık, birbirinden ilginç konular. Başta, en baş sırada olan, Gazi yerleşkesinde Orman Genel Müdürlüğüne ait, Atatürk Orman Çiftliği’ne ait arazinin kullanımına ilişkin orada Orman Genel Müdürlüğünün fiziki konuşlanmasının ortadan kaldırılması ve şimdi etrafında, sağında solunda hiçbir ağaç dahi olmayan bir yerde Orman Genel Müdürlüğünün faaliyette bulunuyor olmasının bir hicap kaynağı olması gerekir Orman Bakanı tarafından.

AKP’nin orman alanlarını artırdığını -biraz evvel, bu ara boşlukta Sayın Bakanın gönderdiği bir faaliyet raporunu, 2003-2014 yılları arasındaki faaliyet raporunu inceledim kısacık, orada orman köylüsüyle ilgili son rakamlar olduğu için- nüfusun yüzde 9,6’sını, efendim, kırsal nüfusun yüzde 40’ını teşkil ettiğini, 21.427 orman köyünde 7 milyon 296 bin orman köylüsünün yaşadığını rakamlarıyla vermiş ama o faaliyet raporuna baktığınız zaman zannedersin ki orman köylüsü son derece müreffeh, mutlu bir hayat yaşıyor. Oysa ben bir orman köylüsüyüm, köyüm buraya kuş uçumu 100 kilometre yok, orman işçiliği yaptım, orman köylüsü olduğum için orman köylüsünün yaşama ve çalışma koşullarını çok iyi bilirim, o nedenle orman alanlarına duyarlıyım. AKP, orman alanlarını, o broşürde de, artırdığını ve artırmayı planladığını beyan ediyor, her fırsatta vurguluyor, reklamını yapıyor ama bu gerçekçi değil. Her türlü madencilik faaliyetinde, yapılaşmada ormanlar katlediliyor. Sayın Orman Bakanı da bunları çok iyi bilmesine rağmen, gerçekten göz yumuyor, onu görmezden geliyor. AKP döneminde, sadece altın madenleri gibi önemli madenler için değil, taş ocaklarına bile maden ruhsatları verildi. Maden ruhsatı verilen sayı 45 binden fazla belki.

Şimdi, değerli arkadaşlar, AKP’nin temel felsefesine uygun olarak, AKP her zaman doların yeşilini doğanın yeşiline tercih eden bir yaklaşım içinde oldu. Aksi durumu da Goebbelsvari bir propagandayla AKP militanları ve AKP’den beslenenler halka ters yüz edip anlatabildiler.

Demin söyledim, Orman Genel Müdürlüğü, Atatürk Orman Çiftliği içerisindeki yerleşkesinden kovuldu, Bakan seyretti. Çalışan personeli aynı yerleşke içinde lojmanlarda oturuyor idi, şimdi, yapılan protokole göre lojman başka bir yere yapılacak. Tabii, ağaçlar talan edildi, hatta geçtiğimiz yıl, 2013 yılının Ağustosunda, o kaçak sarayın yapımı sırasında bazı ormanların tahrip edilmesine Ankaralının tepki göstermesi nedeniyle olsa gerek, hâlâ -yazılı soru önergeme de cevap verilmiş değil- çıkan bir yangının çıkış nedeni bilinemedi.

Şimdi, Sayın Arınç da burada. Demin sözünü ettiğim, parsel parsel, iş adamlarına kaçak ruhsatları yasal hâle getirirken, o kaçak sarayın da Melih Gökçek ruhsatlandırma işini yaptı. Yani, Sayın Arınç o zaman oranın ruhsatlandırma işinin hukuka uygun olmadığını neden söylemedi, merak ediyorum. Gerçekten, bu konuda pek çok soru sordum, defalarca, Ankara milletvekili olmam nedeniyle. Sayın Mehdi Eker’e… Yine, özellikle, Atatürk Orman Çiftliği’nin sadece arazisi talan edilmedi, gelirlerine de el konuldu. Sayıştay raporlarında gelirlerine el konulmasının doğru olmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, hâlâ gelirlerine el konulmaya da devam edilerek Atatürk Orman Çiftliği işlevsiz hâle getirilip âdeta “Atatürk” isminden orada açık rahatsızlık duyulduğunu ortaya koyuyorlar. 2013 yılı Ağustosunda 13 milyon lira, 1 Ağustos 2014 tarihinde de 394 milyon 100 bin lira Atatürk Orman Çiftliği gelirlerinden hazineye aktarma yapıldı. Yani, Atatürk Orman Çiftliğinin orada yapabileceği çok iş vardı esasında.

Şimdi, bizim Orman Bakanlığımız bize bütçe görüşmeleri sırasında 1.001 sulama projesinden bahsetti. Hemen aklıma 1.001 odalı kaçak saray geldi. Bu, Binbir Gece Masalları gibi, hayal âleminde ormanlarda 1.001 tane gölet, Orman Bakanlığının, Orman Genel Müdürlüğünün yerinde 1.001 odalı kaçak saray.

Üzüldüğüm bir noktayı söyleyeyim değerli arkadaşlar: AKP nerede bir rant alanı buluyor… İşte, biraz evvel arkadaşlarımız da beyan etti, İstanbul’da -biraz sonra değineceğim o bölümüne geldiğimiz zaman- özellikle 1.490 dönümlük yerde de olduğu gibi, eğer halk tepki veriyorsa, yöre halkı tepki veriyorsa hemen yanı başına bir cami kondurma. Bu kaçak saray yapılırken de oraya bir kaçak cami yapmaya başladılar, “Efendim, cami halka açık olacak.” dediler. Yahu arkadaşlar, hepimiz Müslümanız, halka kapalı olan bir camiden, ibadethaneden söz edilebilir mi? Yani, böyle vurdumduymaz, böyle sorumsuz açıklamalarla kime nasıl mesaj verileceği belli olmuyor.

Yine, bu yangın meselesinden sonra özellikle Atatürk Orman Çiftliği’nin kültürel peyzaj alanı olarak kullanılıp kullanılmayacağı konusunda Erdoğan Bayraktar’a, zamanın Çevre ve Şehircilik Bakanına soru sorduk, verdiği yanıt gerçekten son derece ilginç. Tıpkı, bu 17-25 Aralık yolsuzluk olaylarında olduğu gibi, kendisinin istifası istendiğinde “Ben istifa edeceksem önce Başbakan -zamanın Başbakanı, şimdinin Cumhurbaşkanı- istifa etmeli.” dediği gibi, burada da âdeta bu küresel peyzaj alanını niçin yapmadıklarını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman Bakanlığının iş birliği içerisinde bu rant alanlarını nasıl yaygınlaştırma çabası içinde olduklarını açıkça gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel Sayın Seyfettin Yılmaz da söyledi konuşmasında, şu günlerde Orman Genel Müdürlüğü yani Orman Bakanlığı İŞKUR’la iş birliği içerisinde, 130 bin civarında orman işçisi alacak. “Bu işçiler fidan dikimi, ağaç bakımı yapacak.” deniyor ama iyi, güzel de gerçekten siz fidan dikim işini zaten ihale ettiniz yani bu işi müteahhitlere verdiniz. Ayrıca, fidan dikim zamanı da geçmiş çoktan. Şimdi, bir yandan, yandaşa fidan dikimi için ihaleyle kaynak aktarma, diğer taraftan da oy avcılığı için bu 130 bin işçiye… “İŞKUR’a müracaat edin.” diye Trabzon’da, Of’ta bugün belediye hoparlöründen, camilerden ilan duyuruluyor. “18-50 yaş arasında, kadın-erkek fark etmez, müracaat et, orman işçisi olacaksın.” İlk müracaatçılar alındı arkadaşlar Trabzon’da. İşin ilginci, müracaat edip işbaşı yapanlara bir tane de sırt çantası veriliyor. Sayın Yılmaz’ın bu bölümünden herhâlde haberi yoktu. Sırt çantasında da AKP amblemi. Sırt çantasını kadınlar, gençler omuzlarına vurup yol kenarlarında AKP’nin ayaklı propagandasını yapıyorlar.

Değerli arkadaşlar, devlet olanaklarını…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hem de Of’da mı yapıyorlar bunu?

İZZET ÇETİN (Devamla) – Of’da yapıyorlar, evet, adresini de veriyorum, Trabzon’da, Of’da.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Off! Off!

İZZET ÇETİN (Devamla) – Şimdi, böylesi bir siyasal anlayışı, böylesi bir rant anlayışını, böylesi bir oy devşirme, oy çalma anlayışını daha sürdürüyor olmanızı hayretle karşılıyorum. Gerçekten…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Oflular bunu kabul etmezler.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Bir başka konu: Şimdi, siz, yol, enerji hattı, içme suyu, mesire yeri, piknik alanı, kent ormanı, eğitim merkezi, sağlık merkezi, dinî tesis gibi gerekçelerle 90 binden fazla yere ruhsat verdiniz Sayın Bakan. Diğer taraftan, 45 binden fazla da taş ocağı ya da maden ocağı ruhsatı verdiniz. Şimdi “Buralarda ağaçlandırma çalışmaları yapılacak.” diyorsunuz. Hepimiz kara yoluyla seyahat ediyoruz. Bolu’yu geçerken sağına soluna, o taş ocaklarının doğayı, çevreyi nasıl tahrip ettiğine bir bakın. Yani bir gün de ne olur doların yeşili yerine şu doğanın yeşiline bir sevgi gösterin. Gerçekten, buna Türkiye'nin de ihtiyacı var, ormanların da ihtilacı var, ormanlarda yaşayan canlıların da ihtiyacı var.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, devlet ormanları sayılan yerler bu Hükûmet döneminde orman statüsünden çıkartılarak ranta açıldı, pek çok alan bu şekilde talan edilmeye başlandı. Orman Genel Müdürlüğü bu ormanların korunmasından sorumlu olmasına rağmen görevini yerine tam anlamıyla getirebilmiş değil, getirmekten son derece uzak. Bugün Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan bir orman mühendisine bu konuya ilişkin bilgi almak için sorduğumda, “Ne oluyor, bitiyor?” dediğimde bana tek cümle bir şey söyledi: “Çok geç kaldınız.” Millet talan yarışında, atı alan Üsküdar’ı geçmiş, ormanlar bitirilmiş. O tahribatı sizin tamir edebilmenizin olanağı yok, bu iş bitti, ormanlar çoktan yok oldu deniliyor.

Değerli arkadaşlar, bir başka önemli konu buna ilişkin olarak, Atatürk Orman Çiftliği arazisine kaçak olarak inşa edilen sarayın maliyetini bütçe görüşmeleri sırasında Maliye Bakanı 1 milyar 370 milyon dolar olarak açıkladı. Ama o günlerden sonra Ankara Mimarlar Odası kaçak sarayın maliyetini TOKİ’ye sordu. TOKİ, “Maliyetinin açıklanması ülke ekonomik çıkarlarına zarar verir.” diye cevap verdi ve bunun 5 milyar liranın üzerinde olduğunu, bunun da buz dağının görünen yüzü olduğunu söyledi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – TOKİ çok vatanperver davranmış.

İZZET ÇETİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bütün bunlar olup biterken gerçekten, Orman Bakanının allayıp pullayıp “Ormanlarımızı büyütüyoruz, çoğaltıyoruz, yeniden 21,2 milyon hektarlık orman arazimizi çoğaltıyoruz.” açıklamaları inandırıcı değil, tam Goebbelsvari propagandadan başka hiçbir şey değil.

Bir başka konu değerli arkadaşlar, HES’lerle ilgili.

Şimdi, bu HES’lerle ilgili olarak Sayın Bakanın söylemlerini hayretle izliyorum. Gerçekten HES’lerin doğayla barışık olduğunu, doğaya zarar vermediğini, tabiata zarar vermediğini, orman köylülerinin veya o bölge insanlarının bu HES’lerden son derece mutlu olduğunu söylüyor ama Sayın Bakan, bu HES’lerin dere yataklarını ne kadar bozduğunu, erozyona açık hâle getirdiğini, ormanları tahrip ettiğini, su alma yapılarını, nehrin bütünlüğünü bozduğunu, nehirde tüm canlıların yaşam hakkını ortadan kaldırdığını, büyük miktarda ağaç kesimine neden olduğunu herkes biliyor, yani bilmeyen herhâlde sadece sizsiniz. Şimdi, çok açık, sizin deyiminizle HES’ler gerçekten doğanın fıtratını bozuyor ama siz onu görmezden geliyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, HES’lerle ilgili olarak Sayın Bakanın açıklamaları son derece gerçekçilikten uzak. Tam olarak bilmiyorum ama bugün edindiğim bir bilgiyle, rakam olarak 2 binden fazla HES’e Türkiye'de şu anda ruhsat verildiğini biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, burada, esas konu, esas gündeme alınması gereken konu ParkOrman’la ilgili alan. Şimdi, 1.490 dönüm büyüklüğünde Parkorman’a önce 2008 yılında tabiat parkı statüsü kazandırılıyor. Tabii, 2011 yılında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devlet ormanı niteliğindeki tabiat parklarını imara açma yetkisi veriliyor, İstanbul’da orman içi dinlenme yeri, yani mesire yeri statüsünde halkın kullanımına sunulan 20 değişik yerde toplam 15.140 dönüm büyüklüğünde devlet ormanı tabiat parkı hâline dönüştürülüyor, her şey de bundan sonra başlıyor, böylece Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından imara açılmalarının yasal dayanağı oluşturuluyor.

Şimdi, burada, tabii, müteahhitlerin açıklamaları var, ama ondan daha önemli açıklama, o günün Başbakanı, şimdinin Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyor, “Kupon arazileri bana bildirin.” diyor. Kupon arazi olarak buralar bildiriliyor. Önce, burada… Parkorman Tabiat Parkı işletme hakkı 10 Aralık 2010 tarihinden itibaren yirmi dokuz yıl süreyle -yani ismini de söyleyeyim- Ege Turizm ve Gayrimenkul Yatırımları AŞ’ye, davetiye yoluyla, pazarlık usulüyle yıllık 740 bin liraya kiralanıyor. Yani, 1.490 dönüm büyüklüğündeki bir arazi 740 bin liraya kiralanıyor. Arazi, kiralama işleminden tam iki yıl sonra imara açılıyor. Şimdi, bu firmanın sahibi oraya neler yapacağını açıklıyor arkadaşlar. Gerçekten mahkeme kararını dinlemeyeceğini… Bakın, diyor ki: “Galataport Projesi’ne şubat ayında, Parkorman Projesi’ne de ocak ayında başlayacağız.” Galataport hakkında Danıştay yeniden inceleme istemişken mahkeme kararını takmayacaklarını ifade ediyor iş adamı. Parkorman Projesi için Sarıyer Belediyesinin ruhsat vermeyeceğini açıklamış olmasına rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesinden bu ruhsatı alacağını söylüyor. Gerçekten Sarıyer Belediye Encümeni karar alıyor. “Biz buna ruhsat vermeyeceğiz.” diyor. Fakat, ilçe belediyesi iki ay gibi bir süreyle bu işi yasal olarak engelleyebiliyor. Arkasından, Atatürk Orman Çiftliği’ndeki kaçak ruhsatta olduğu gibi oraya da ruhsatı İstanbul Büyükşehir Belediyesi verecek. Müteahhit onu bildiği için burada yasayı da takmayacağını söylüyor.

Şimdi, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Şubat 2013’te hazırlanan koruma amaçlı nazım imar planı ile koruma amaçlı uygulama imar planının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Danıştay 6. Dairesine dava açıyor. Tabii, -Danıştaydan aldıkları karara- bir üst mahkemeye müracaat edince, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu itirazı yerinde görerek yürütmenin durdurulmasının gerekliliğini söylüyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, nasıl bir iş ahlakı, iş adamlarıyla nasıl içli dışlı Hükûmet ki “Danıştayın Dava Daireleri Kurulunun kararını takmayacağız; şubat ayında gereğini yapacağız. Oraya, bilmem şu kadar villa, bilmem şu kadar spor salonu, şu kadar bungalov yapacağız.” diye açıklama yapıyor. Burada, Hükûmetten beklenen şudur, Sayın Bakandan beklenen şudur: “Ey iş adamı, biz burada, hukuk devletinde bir Hükûmetiz, böyle bir açıklama yapmaya hakkın yok. Yürütmenin durdurulması davası sonuçlanıncaya kadar bizi bağlar.” demesi gerekirken hiç ses çıkmıyor. Tabii, ses çıkmayışının gerekçesini Hükûmetin bütün üyeleri, konuşmamın başında belirttiğim gibi, biliyor. Neden sesleri çıkmıyor? Çünkü karşılıklı al gülüm ver gülüm, havuza hesap…

Yani, bazen vatandaşla konuşurken söylemeden kendimi alamıyorum: Gerçekten, Hükûmetin içerisinde bazı bakanların bu yolsuzlukları açığa çıktıktan sonra ve de vakıflar aracılığıyla, bu tür ihaleler yöntemiyle devletin tüm varlıkları kişilere ya da Hükûmete yakın kurumlara aktarıldıkça, yani Cumhurbaşkanına da, Hükûmet üyelerine de devletin tapusunu versek mezara giderken “Acaba dünyada ne kaldı?” diye dönüp onlara bakacaklar. Yani, bu kadar doyumsuz, bu kadar açgözlü, bu kadar muhteris bir iktidar ne geldi ne görüldü. Allah bizi bunlardan kurtarsın. Seçim yakın, kurtuluş yakın diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Osman Kahveci, Karabük Milletvekili.

Buyurun Sayın Kahveci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, orman ve su varlıklarının korunması politikalarının uygulanmasında etkin çalışmalarda bulunmayan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılması talebinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığı ülkemizin orman ve su kaynaklarının korunmasından ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesinden sorumludur. Su, bölgemizde en önemli ve stratejik öneme sahip bir doğal kaynaktır çünkü ülkemiz su zengini değildir. Kişi başına düşen yıllık su miktarının 1.500 metreküp olduğu düşünüldüğünde Türkiye’nin su kaynaklarını akıllıca kullanıp yönetmek zorunda olduğu görülmektedir.

Ülkemizde kullanılabilir yer üstü ve yer altı su miktarı 112 milyar metreküptür. Bu suyun sulama, içme ve sanayi olmak üzere toplam 44 milyar metreküpü yani yüzde 40’ı kullanılabilmektedir. Suların çok amaçlı ve sürdürülebilir yönetimi için bol olduğu zamanlarda baraj ve göletlerde toplanması şarttır. Bu maksatla, on iki yıllık AK PARTİ iktidarları döneminde, 294 adet baraj ve 676 gölet olmak üzere, toplam 970 depolama tesisi yapılmış ve hizmete sunulmuştur. Hâlen 335 adet barajın da inşaatı devam etmektedir. Böylece, baraj ve göletlerde su biriktirme kapasitemiz 30 milyar daha artırılarak su sıkıntısı çekilen dönemlerde kullanılmak üzere tesisler yapılmıştır.

Ülkemizde 2003 yılında DSİ tarafından sulanan alan miktarı 25 milyon dekar iken, bu alan 2015 yılı sonunda 40 milyon dekara çıkarılmaktadır.

Su kaynaklarını kullandığımız önemli alanlardan birisi de enerjidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından biri de hidroelektrik santralleridir. Ülkemizin giderek artan enerji ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için hidroelektrik santrallerinin hızla devreye sokulması gerekmektedir. Ülkemizde hidroelektrik potansiyeli 168 milyar kilovatsaattir. Bunun 82,5 milyarı şu anda işletmededir. Bu, 2003 yılında 26 milyar kilovatsaat idi. Yani, AK PARTİ iktidarları döneminde hidroelektrik kapasitemiz 3 kattan fazla artırılmıştır. 2003 yılında yürürlüğe giren Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği çerçevesinde hidroelektrik üretimi de özel sektöre açılmıştır. Bu çerçevede, on iki yılda, toplam gücü 8.825 megavat olan 347 adet tesis özel sektör tarafından işletmeye açılmış, 140 tesis de inşaat aşamasındadır. Hedef, 2023 yılına kadar toplam hidroelektrik santrallerinden enerji üretimini 168 milyar kilovatsaate çıkarmaktır.

Diğer yandan, Bakanlıkça son on iki yılda 1.421 adet taşkın koruma tesisi yapılmış ve bu tesislerde 2,5 milyon dekar alan ile 1.950 adet yerleşim yeri taşkınlardan korunmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığın önemli faaliyetlerinden birisi de orman kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesidir. Çevresel endişelerin had safhaya ulaştığı günümüzde ormanlar ve ormancılık konusu küresel düzeyde önem kazanmıştır. Özellikle son on beş yirmi yılda ormancılık meseleleri tamamen uluslararası platforma çekilmiş, ormansızlaşmanın gerek iklim değişikliği açısından gerekse biyolojik çeşitlilik açısından çevresel bir tehdit oluşturduğu açıkça ortaya konmuş, ormanların insanlar için bir yaşam destek sistemi olduğu kabul edilmiştir. Bunun için de ormanların sürdürülebilir orman yönetimi anlayışıyla işletilmeleri şarttır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada ormansızlaşma ve onun getirdiği çölleşme ve kuraklık 4 milyar hektar alanı ve 1,2 milyar insanı etkilemeye devam ediyor. FAO verilerine göre dünyada her yıl 7 milyon hektar orman da yok olmaktadır. Ülkemiz de orman yönünden zengin değildir. Mevcut ormanlarımızın yüzde 48’i bozuktur. Son istatistiklere göre orman alanımız 21,7 milyon hektara ulaşmıştır. İlk düzenli envanter kayıtlarının tutulduğu 1972 yılından bu yana orman alanımız 1,4 milyon hektar artmıştır. Cumhuriyet tarihimizin en büyük ağaçlandırma ve bozuk ormanların rehabilitasyon hamlesi AK PARTİ döneminde başlamış ve bu seferberlik kapsamında 2 milyon 400 bin hektar alanda ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışması yapılmış ve 2003 yılından bu yana 3 milyar 250 milyon fidan toprakla buluşturulmuştur. Bu rekor, ülkemizi dünyada Çin ve Hindistan’dan sonra en fazla fidan diken 3’üncü ülke konumuna getirmiştir.

Bakanlık, ormancılık alanında izlediği politikalarla orman varlığının korunması ve artırılması yanında ormancılık konusunda halk ile devleti barıştırmış, orman köylüsüne daha fazla iş ve aş verilmesi sağlanmıştır. Bu çerçevede, son on yılda orman köylüsüne aktarılan kaynak miktarı 10 milyarı aşmıştır.

Bazı orman ürünlerinin üretiminde ülkemiz dünyada ilkler arasına girmiş ve bu ürünler önemli ihracat kalemleri arasında yer almaya başlamıştır. Sadece odun dışı orman ürün ihracatı 6 kat artarak 300 milyon dolara çıkmıştır. Ormancılık alanındaki yeni gelişmeler ve endüstriyel odun üretimindeki artışlar orman ürünlerinin sanayisini de tetiklemiş ve bazı sektörlerde 4-5 kata varan büyümeler olmuştur.

Ormanlarımızda biyolojik çeşitliliğin ve ekolojik zenginliğin korunması için korunan alan miktarı 3 kat artırılmıştır. Bu çerçevede millî park sayısı 33’ten 40’a, tabiat parkı sayısı da 17’den 201’e çıkarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüldüğü gibi gerek orman ve gerekse su kaynaklarının verimli kullanılmasında ve yönetilmesinde iddia edildiği gibi herhangi bir usulsüzlük ve noksanlık görülmemektedir. Aksine, orman ve su kaynakları koruma ve kullanma dengesi içerisinde en verimli bir şekilde kullanılmış ve halkımızın hizmetine sunulmuştur.

Gazi Yerleşkesi’ndeki OGM’nin tapulu arazisinin TOKİ’ye devredilmesinde protokollere uyulmayarak kurumun ve çalışanların mağdur edildiği iddiası doğru değildir. OGM’nin Gazi Yerleşkesi’ndeki idari binalarının tamamı ekonomik ömrünü doldurmuş binalardı. Bunlardan 1 tanesi de depreme dayanıksız olduğu tespit edildiğinden hiç kullanılmıyordu. OGM ile TOKİ arasında takas amaçlı yapılan protokol herhangi bir problem yaşanmaksızın uygulanmaktadır.

Başbakanlığa devredilen 450 dönüm alan için ekspertize yaptırılan bedel üzerinden protokol yapılmış ve bu değere eş değer bina ve arsanın OGM’ye verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, yeni OGM kampüsü TOKİ tarafından ihale edilerek inşaatına başlanmıştır. 82.882 metrekare alanda oluşan OGM hizmet binasıyla birlikte, 1 adet sosyal tesis ve kreş inşaatı da birlikte yapılmaktadır. Bunun yanında, TOKİ’den 51 adet lojman satın alınmış, Şap Enstitüsünün orman olmayan 104 dönümlük alanı da OGM’ye verilmiştir. Geri kalan parayla OGM’nin ihtiyacı olan yerlerde yeni teşkilat binaları ve hazine alanlarıyla takas işlemi gerçekleştirilecektir. Görüldüğü gibi ortada OGM’nin kurumsal bir mağduriyeti söz konusu değildir, aksine OGM eskisinden çok daha modern, yine Gazi Yerleşkesi içerisinde, yeni tesislerine kavuşmaktadır, bu yıl sonuna doğru da OGM’nin yerine taşınması beklenmektedir.

İstanbul Park Ormanı’yla ilgili olarak söz konusu yer, 1991-2002 yılları arasında orman içi dinlenme yeri olarak ihale edilmiştir. Bu süreçte gerekli altyapılar ve düzenlemeler idare tarafından, 2002-2008 yılları arasındaki düzenlemeler ise işletmeci tarafından orman içi dinlenme yeri statüsünde yapılmıştır. Bu alanda mesire yerleri gelişme planına göre ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yapı ve tesisler yapılmıştır. Ayrıca, işletmeci tarafından sözleşme kapsamında onaylı gelişme planına göre bazı ek tesislerle birlikte bunların toplam taban alanı 14.326 metrekaredir. Buradan da anlaşılacağı üzere, söz konusu alanda hiçbir tesis yokmuş ve binlerce ağaç kesilerek orman ve doğa tahrip edilecekmiş gibi kamuoyuna yansıtılan algılama gerçeği yansıtmamaktadır.

Fatih Orman Tabiat Parkı’nın 2002-2009 yılları arasında yürütülen işletmecilik faaliyetleri sırasında birçok sorun da yaşanmış, hem bu sorunların çözümü hem de yeni geliştirilen stratejiler doğrultusunda gelişim planları yapılmış ve bu doğrultuda da ihale yapılmak suretiyle tamamlanmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Görüldüğü gibi bahsedilen iddialar somut delillere dayanmayan mesnetsiz iddialardır.

Yıllarca kadro bekleyen orman işçilerine, ilk defa 18 bin orman işçisine AK PARTİ döneminde kadro verilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İlk defa en çok orman mühendisi AK PARTİ iktidarında alınmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yandaşları mı doldurdunuz?

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - Yine -sayın meslektaşım da bilir- orman fakültesinin 9 dekanı ben genel müdürken beni ziyaret ettiler.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Torpili var mı?

ALİ ÖZ (Mersin) – Sayın Kahveci, torpil var mı, torpil?

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - “Meslektaşlarımız son yıllarda KPSS’den başka mesleki imtihanlara ilgi göstermiyorlar. Lütfen, KPSS’nin dışında da mesleki imtihanlar yapın.” diye, orman fakültesinin 9 dekanı bizden böyle bir talepte bulunmuştur.

ALİ ÖZ (Mersin) – Sen çok iyi biliyorsun Sayın Kahveci. Torpil var mı, onu söyle, onu!

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - Dolayısıyla da -bu talep doğrultusunda- bu imtihanları yapanlar da yıllarca bu kurumda çalışmış orman mühendisi meslektaşlarımızdır.

ALİ ÖZ (Mersin) – Sana isim verdim, isim, isim!

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - Bundan dolayı da gensorunun aleyhinde olduğumu...

Bir de 120 bin işçimizle ilgili... Evet, 120 bin işçimiz sadece dikimde çalışmayacak.

ALİ ÖZ (Mersin) – Bari sen savunma bunları.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - Henüz dikim mevsimi bitmedi. Doğuda, İç Anadolu’da, güneydoğuda daha sahalar karla kaplı. Bunlar dikimde de çalışacak, bakımda da çalışacak, fidan üretiminde de çalışacak. Dolayısıyla, ormancılığımıza, Orman Genel Müdürlüğünün bütçesinin dışında 120 bin işçimize ormancılık için, bu işçilerin altı ay çalışmaları için destek verilmiştir. Bu konuda Hükûmete ormancılar olarak teşekkür etmemiz lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bundan dolayı da gensorunun aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından alkışlar (!)]

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan eğer istifa edecekse önergemizi çekebiliriz, çekeriz yani.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Belki şimdi istifa edeceğini söyler ya.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hakkımda verilen gensoruyla alakalı söz almış bulunuyorum.

Özellikle şunu ifade edeyim: Tabii burada hakkımda verilen gensoruyla alakalı gerekçeye baktığım zaman, aslında ben, bazı şeyleri açıklamaya imkân verdikleri için kendilerine teşekkür ediyorum evvela, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Şimdi, deniliyor ki: “Kamu İhale Kurumunun ilkelerinin dışında, şeffaf bir şekilde ihale yapılmıyor.” Bunu bana söylemek fevkalade yanlıştır. Bakın, ben 1994’te İSKİ Genel Müdürü olmuş bir kişiyim. Benden önce, iki yıl önce klorun fiyatının onda 1’ine klor almaya başladım. İki: Bakın, 7.500 kilometre içme suyu ve isale hattı döşedim. Bakın, ben size boruların fiyatını, kaça aldığımı söyleyeyim. Bakın, benden önce, iki yıl önce, o zaman yüzde 60-65 enflasyon varken, 1.800 milimetre çapında yani 1 metre 80 santim çapındaki spiral kaynaklı çelik boru…

OKTAY VURAL (İzmir) – Spiral mi, çelik çekme mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – …50 milyon TL’ye alınıyor iken o zamanki fiyatlarla, biz iki yıl sonra 22 milyon TL’ye almaya başladık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dikişli mi, spiral mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında, düktil font borularla ilgili bir hatıramı anlatmak istiyorum. Benden önce 100’lük düktil font borular yurt dışından alınıyordu, bunların fiyatları aşağı yukarı 28 Deutsche mark idi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizden önce kim vardı efendim?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Biz daha önce bu fiyatlardan çok daha düşük, yarısından daha düşük fiyata almaya başladık, 11 Deutsche marka almaya başladık. Hatta burada, izin verirseniz, ben bu vesileyle hatıralarımı yazmaya karar verdim. Bakın, bir tarihte, geçmişten kalan bir kredi varmış, 5 milyon Deutsche mark civarında, dediler ki: “Bu krediyi de kullanalım ama düktil font boruları aynı fiyattan vermek isteriz.” Firma yetkilisi -yabancı firma- ve onun temsilcisi geldi, ben de İSKİ Genel Müdürüyüm, dediler ki: “Aynı fiyattan verelim.” Dedim ki: Aynı fiyattan almam, biliyorsunuz, başka masraflarımız vardı -detaya girmeyeyim- onları düşerseniz yüzde 15, alırım. Kendi aralarında Almanca konuşuyorlar, diyorlar ki: “Ya, bu skandal olur, biz yüzde 15 hibe verelim.” diye bana teklif ettiler, ben almam dedim, yüzde 15 düşeceksiniz. Dolayısıyla, bakın, biz böyle, nereden nereye aldık. [MHP sıralarından alkışlar (!)]

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kaç sene önce oldu bu Sayın Bakan, kaç sene önce?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, şunu ifade edeyim, siz de gurur duyarsınız diye söylüyorum: Bakın, İstanbul’un hâli niceydi!

OKTAY VURAL (İzmir) – Keşke oralarda kalsaydınız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Onlar anlamaz Hocam, anlamaz, İstanbullu anlar Hocam, sen söyle.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Orada kalsaydınız gene aynı hassasiyetiniz devam ederdi, buraya gelince biraz karıştı işler.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yani onu takdir edecek siz değilsiniz.

Bakın, Kerbela’ya dönmüştü. Bizden önceki yönetim bir tek tesis açamamış. Biz 600 tane tesis açtık. Bütün barajlar, isale hatları, dev arıtma tesislerini biz inşa ettik. Bakın, sadece bir misal vereyim. Daha geleceğim, çok kısa geçeceğim. Bizden önce Yuvacık’ta… Yuvacık’ı biliyorsunuz değil mi? Kocaeli’nde Yuvacık.

İZZET ÇETİN (Ankara)- Övünüyorsunuz şimdi Yuvacık’la Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yuvacık’ta 148 milyon TL’ye arıtma tesisini vermişler, 148 milyon TL, kayıtlarda var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerenin?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun kapasitesi 400 bin metreküp/gün, klasik sistem. Biz kendi teknolojimizi kullanarak çok daha ileri bir içme suyu arıtma tesisini İkitelli’de yaptık, kapasitesi daha büyük, daha ileri teknoloji, 420 bin metreküp/gün, sadece 12 milyon dolara inşa ettik. Fark burada işte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, bunu bana açarsanız… Tamamen yabancıları devre dışı bıraktık, kendi teknolojimizle yapıyoruz ve gerçekten mükemmel. Siz gurur duyarsınız diye söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Afyonkarahisar’da Katarlı birisiyle bir şey vardı, golf sahası vardı, ne oldu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir ara, Moskova Su, Kanalizasyon İdaresinden beni ziyarete geldiler meslektaşlar. Önce hava atmak istediler, her gelen bir hava atmak istiyor, dediler ki…

OKTAY VURAL (İzmir) – Afyonkarahisar’daki golf meselesi vardı ya!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Dinleyin, ben sizi dinledim. Saygı duyun, dinleyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yeğenlerden bir bahset ya!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, çok enteresan. Sizin de sevineceğiniz bir hususu anlatayım. Moskova Su, Kanalizasyon İdaresinden geldiler, dediler ki: “Bizde öyle büyük isale hatları var ki çapı 2 metre.” Ben de Terkos’tan, Kağıthane, 2 metre 20 santim çapında, Ömerli’den Çamlıca’ya 42 kilometre, 23 kilometre, yaklaşık olarak 80 kilometrelik içme suyu boru hattı döşemiştim. Dedim ki: “Bizde 2 metre 20 santim çapında isale hatları var.” Bunun üzerine dedi ki: “Bizde öyle büyük içme suyu arıtma tesisi var ki 1 milyon metreküp suyu arıtacak içme suyu arıtma tesisi var.” Ben de yeni inşa etmiştim, 1 milyon 200 bin metreküp kapasitesinde, çok ileri içme suyu arıtma tesisi var deyince, tekrar bir durdular, dediler ki: “Bizde içinden tır geçen, 4 metre çapında atık su tünelleri var.” Ben de dedim ki: Maltepe’den Tuzla’ya kadar dev tüneller inşa etmiştim, bizde 4,5 metre çapında dev tüneller var deyince, hakikaten bundan gurur duydum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından alkışlar (!)] Bakın, değerli vekillerim, bir şey söyleyeyim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama 5 metre niye yapamadınız?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Anlayamazlar Hocam, anlayamazlar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika, şimdi, bakın, müsaade ederseniz… Bunun üzerine “Ya, bunları kim yapıyor?” dedi. Ben gururla: Bizim ülkemizin mühendisleri, müteahhitleri yapıyor dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ha, siz yapmadınız, mühendisler yaptı, ben de siz yaptınız zannettim!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Proje bize ait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli vekillerim, ondan sonra, o tarihten sonra, yıl 1997’den sonra, bizim müteahhitler Rusya’daki bütün altyapı işlerine girmeye başladı, daha sonra Cezayir’e girdi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Daha önce Rusya’ya gitmedi mi sizin müteahhitler Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Allah’a şükür, bizler, hakikaten Türkiye’deki müteahhitlik firmaları Çin’den sonra ikinci sıraya yükselmişse bunda bu kardeşinizin de hasbelkader rolü var, bunu özellikle bildiriyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Alkış!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli kardeşlerim, tabii, ben İSKİ’yi anlatacak olursam… Artık hatıralarımı yazmaya karar verdim, hemen başlıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ha, o zaman hatıraya falan başlamışsanız gensoruyu çekelim biz ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Daha sizin iki dönem oldu Sayın Bakan, bir dönem daha yok mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, şimdi, değerli arkadaşlarım, geldim DSİ’ye. Sayın Cumhurbaşkanınız Başbakanken “Veysel Hoca, İstanbul’da artık bütün mesele bitti…” Çünkü biz o tarihte 2040 yılına kadar su meselesini, Haliç’i, alt yapıyı, bütün kanalizasyon sistemini, içme suyu tesislerinin tamamını, atık su arıtma tesislerinin tamamını bitirmiştik ve gurur duyacağım en mükemmel tesisleri yaptık. Kendi teknolojimiz… Ben teknik üniversitede ders anlatırken…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam, Haliç’i söyle, Haliç’i de söyle.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Haliç kolay.

Şimdi, efendim, bir müsaade ederseniz bakın, bir hatıramı daha anlatayım. Ben teknik üniversitede ana bilim dalı başkanıyken…

OKTAY VURAL (İzmir) – İstanbul mu, Yıldız mı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika, bir dakika…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yeğenlere gel, yeğenlere.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, İstanbul mu, Yıldız mı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Ana bilim dalı başkanıyken Türkiye’de doğru dürüst atık su arıtma tesisi yoktu, modern içme suyu arıtma tesisi yoktu. Ben, maalesef, talebelerime Stuttgart’dan çektiğim diyaları gösteriyordum işte bu arıtma tesisi, bu şöyle, şu ünite falan diye.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İvedik Arıtma Tesisi ne zaman yapıldı? Doğruyu söyle Sayın Bakan, ayıp oluyor. İvedik Arıtma Tesisi ne zaman yapıldı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Ancak, size gurur duyacağım bir hususu ifade edeyim: Bir tarihte biz İstanbul’da çok modern içme suyu arıtma tesisini, atık su arıtma tesisini, muazzam tesisleri inşa edince -ki dünyanın en mükemmel tesisi- bir gün Stuttgart’daki enstitünün başkanı beni aradı: “Profesör Eroğlu, en modern tesisler sizde, bizim yüksek lisans, doktora talebelerimiz gelip sizde inceleme yapabilir mi?” deyince gerçekten hayatımda duyduğum en büyük mutluluk buydu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte bu, böyle olacaksınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hatırada bu da yer alacak mı Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Hatırada bu da yer alacak merak etme. Sizin konuşmalarınızı da kaydedeceğim hatıralarıma. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yalnız, bu hangi Hükûmet döneminde oldu Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Şimdi, efendim, kısaca gelelim DSİ’ye. Siz de defterdardınız, biliyorum, birlikte çalıştık, teşekkür ederim Mehmet Akif Hamzaçebi’ye de. Şimdi, efendim, DSİ’ye gelince, biz 700 tane… İhaleyi yapmışlar, kaç katrilyon biliyor musunuz? 82 katrilyon, kucağımda buldum. Peki, yatırım ödeneği ne kadar? 2 katrilyon. 82/2=41 yıl. O zaman bir dere ıslahı on beş yılda bitmiyordu, hatta iz ödenek diye 1 milyon TL ile ödenekler vardı. 1 milyon TL kaç lira şimdi? 1 lira. Allah’a şükür biz bu yükün altında ezilmedik. Bütün Türkiye’yi dolaşarak projelerin tamamını düzelttim. Ve o zaman, 2004 yılında Başbakanlık kamu kaynaklarını en iyi kullanan kurumlar arasında yarışma yaparken ben 3,2 katrilyonla bir teklif götürdüm. Ya, bütçesi 3,2 katrilyon. Allah’a şükür Başbakanlık arşivlerinde var. “Nasıl oluyor, acaba bir sıfır hatası mı var?” diye sorduklarında, bütün listeyi gönderdim, yapılan tasarruflar, yanlışların düzeltilmesi, tenzilatların artırılması...

OKTAY VURAL (İzmir) – “Sıfır” derken Hükûmete sataşmış oluyorsunuz. Yani, ne demek istediniz sıfırlamayla?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Netice olarak ben şunu söyleyeyim: İşte bu sayede 3,2 katrilyon yani yeni fiyatla 3,2 milyar TL’yi geri kazandık Allah’a şükür. Bununla ne yaptık? Bununla yaptıklarımızı az önce söyledi. Biz şu ana kadar 2.371 tane dev tesisi aziz milletimizin hizmetine sunduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ilısu Barajı 2014’te bitecekti, ne oldu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hemen toparlıyorum, müsaade et, toparlıyorum. Bunları anlatırsam sabah olur, biliyorum, vaktinizi almak istemiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bekleriz Hocam, bir şey olmaz ya, çok önemli.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Su meselesi: Bakın, eğer biz büyük düşünmemiş olmasaydık bugün yetmiş yedi tane şehrimiz susuzdu. Mardin’den Şırnak’a kadar, Edirne’den Kars’a kadar, İzmir’den Mersin’e kadar, Sinop’tan ta Afyonkarahisar’a kadar bütün şehirler susuzdu, Allah’a şükür… Büyük düşünmeye mecburuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yağmurları da siz mi yağdırdınız Sayın Bakan? Yağmurlar sizden mi geldi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, geçen yıl kuraktı, hiç su sıkıntısı yaşattık mı? Yaşatmadık Allah’a şükür.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hiç, hiç!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hiç yaşatmadık, kusura bakmayın.

Şimdi, bununla ne yapıyoruz bakın, sadece şunu söyleyeyim: Bakın, bizden önceki bütün göletleri çıkardım, ortalama 30 metre yükseklikteki bir gölet yirmi iki yılda 45 trilyona bitmiş. Biz ise, bakın şu anda aynı göleti sulamasıyla dâhil, on sekiz ayda 4,5 milyon TL’ye bitiriyoruz; farkımız bu işte, farkımız bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bravo, alkış!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yani, gerek dere ıslahları, bunlardan bahsedecek değilim.

Bir de ağaçlandırmadan bahsedeyim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ergene’den biraz bahsedin Sayın Bakan, Ergene’den.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Değerli vekillerim, ağaçlandırma konusunda, bakın, 3 milyar 250 milyon fidanı toprakla buluşturduk. Bizden önceki arkadaşlara da teşekkür ediyorum ama daha önceki ortalama fidan üretimi yılda 75 milyonken biz 401 milyon adet fidan üretmeye başladık, hatta bir yıl 500 milyonu aştı. Dolayısıyla, şimdi bütün her yeri ağaçlandırıyoruz. Orman varlığımız arttı, 9 bin hektar alan büyüdü ve odun serveti 1,2 milyar metreküpten 1,5 milyar metreküpe çıktı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok fidan yetiştirdiniz siz hakikaten!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hatta -bırakın siz takdir etmeyin ama- OECD Genel Sekreteri iki yıl önce geldiği zaman aynen şunu söyledi: “Türkiye ağaçlandırma ve erozyonla mücadelede dünya lideridir.” Bu, kayıtlara geçti, dünya lideriyiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Keza, bakın, 2011 yılında Dünya Ormancılık Zirvesi ve Forumu, yıllarca Amerika’da New York’ta yapılmış, ilk defa New York dışında Birleşmiş Milletler Dünya Ormancılık Forum ve Zirvesi Türkiye’de İstanbul’da yapıldı. Dahası var, Dünya Su Forumu’nu biz İstanbul’da yaptık. Dahası var, bu sene, Allah nasip ederse, ekim ayında Birleşmiş Milletler Çölleşme ve Erozyonla Mücadele 12. Taraflar Konferansı’nın Türkiye’de yapılmasını kabul ettiler. Bunlar kara kaşımıza, kara gözümüze âşık değil, Türkiye’deki başarıya onlar geliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ümit ederim ki sizler de görürsünüz. Merak etme, hatıralarıma yazacağım bunu da.

Şimdi, değerli dostlar, tabii, söylenecek çok şey var. Esasen, Osman Bey’e de teşekkür ediyorum, bunları söyledi ama biz şu anda bütün yol kenarları, hastane avluları, mezarlıklar, mabetlerin avluları ne kadar varsa ağaçlandırıyoruz, ağaçlandırmaya devam edeceğiz.

“120 bin kişi niye istihdam ediliyor?” diyor. Efendim, bunu tamamen İŞKUR alıyor yani onların, kimsenin alnında hangi partili olduğu yazmıyor, tamamen kurayla…

Şimdi, ikincisi …

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yazıyor, yazıyor!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yazıyor, yazıyor!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Alnında yazmıyor, referansında yazıyor, referansında!

OKTAY VURAL (İzmir) – Fişleme yapıyorsunuz ya!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) –Bilemiyorum yani biz adaletten ayrılmıyoruz, adaletten ayrılmıyoruz.

Dolayısıyla, sadece bunlar ağaç dikiminde değil, aynı zamanda bakım hizmetlerinde, aynı zamanda Doğa Koruma Millî Parkları mesirelik alanlarında kullanılacak, keza bunlar aynı zamanda DSİ’nin tesislerinin, birtakım yeşil alanlarının bakımında, ağaçlandırılmasında kullanılacak, altı ay çalışacak.

Bunun dışında, en çok orman mühendisini biz aldık, en çok kadrolu işçiyi biz aldık Allah’a şükür.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, orman mühendisleri ne oldu, torpille alınan orman mühendisleri?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında, gelelim İstanbul’la ilgili, Fatih ormanlarıyla ilgili, Osman Bey kardeşim çok güzel izah etti.

Arkadaşlar, bura da tamamen ihaleyle yapılmıştır. Şu anda da yapılan bir şey yok. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı canı istediği gibi orada inşaat yapamaz çünkü uzun devreli gelişme planlarının uygun olması lazım. Arkadaşlar da bunu böyle bilir zaten.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Mülakatta elediğiniz orman mühendisleri nerede, bahseder misiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında, diğer lojmanlar ve binalar yapılıyor zaten, göreceksiniz muhtemelen. Hatta, ben, getirmiştim ama göstermeyeceğim şu anda. Binalar muhteşem, Orman Genel Müdürlüğü binası yapılıyor çünkü mevcut binalar 1970’li yıllarda yapılmış, depreme dayanaksızdı, hatta en büyük bina deprem riski dolayısıyla boşaltılmıştı. Şu anda yapılan tesisler fevkalade güzel, lojmanları da yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Ergene’den bahset.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bunun dışında, tabii, arkadaşların bazı kişiler hakkında söylediği hususlarla ilgili olarak ilgililer zaten gerekli davayı açacak. Mesela, bir sayman bir yolsuzluk yapmış, bunu tespit eden biziz, mahkemeye gönderen biziz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) - Para ne oldu para, 10 milyon? Devletin parası ne oldu?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Para nerede, para?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Memuriyetten atıldı ve şu anda kodeste. Ve parası da alınacak elbette.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Nerede?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Tamam da yani bizim vazifemiz yakalamak. Yakalanmış mı? Biz yakaladık. Hatta bununla ilgili bazı iddialar olunca ilgililer hakkında tazminat davası açıldı, tazminat davası da kazanıldı.

Değerli dostlar, yani tabii söylenecek çok şey var ama şunu ifade edeyim: Ben teşekkür ediyorum, en azından bunları açıklamaya imkân verdiniz. Bir de, hatıralarımı, başımdan neler geçti neler, ne mücadeleler yaptık, Allaha şükür onları da yazmaya vesile olduğu için…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Afrika ormanlarında mı geçti?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - …ben sizlere gönülden teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Hepinize teşekkür ederim.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) - Valla iddialar hakkında hiçbir cevap vermedi zaten. Moskova’ya gitti.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Bizim iddialar ne oldu Sayın Başkan? Sayın Başkan, bizim iddialara hiç cevap vermedi.

OKTAY VURAL (İzmir) - Moskova’dan bahsetti.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Afrika ormanlarında da hatıraları varmış, onları da anlatsaydı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Millet anladı, anladı.

BAŞKAN – Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım ancak açık oylama talebi vardır. Talepte bulunan milletvekillerini tespit ediyorum:

Ali Öz? Burada.

Nevzat Korkmaz? Burada.

Oktay Vural? Burada.

Sadir Durmaz? Burada.

Erkan Akçay? Burada.

Celal Adan?

MUHARREM VARLI (Adana) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Üstlendi.

Mehmet Erdoğan? Burada.

Mehmet Şandır? Burada.

Mehmet Günal? Burada.

Emin Çınar? Burada.

Hasan Hüseyin Türkoğlu? Burada.

Mesut Dedeoğlu? Burada.

Alim Işık? Burada.

Mustafa Erdem?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Üstlendiler.

Münir Kutluata? Burada.

Cemalettin Şimşek? Burada.

Ruhsar Demirel?

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Üstlendiler.

Zühal Topcu? Burada.

Ali Halaman? Burada.

Özcan Yeniçeri?

MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Üstlendiler.

Şefik Çirkin? Burada.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – (11/51) esas numaralı Gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

273

 

Kabul

:

43

 

Ret

:

230

                                                              (x)

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır”

 

Böylece gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 21.06

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

3’üncü sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 Milletvekilinin; FATİH Projesini Zamanında Bitiremediği, Projeye Dair Birçok Yolsuzluğa Sessiz Kaldığı İddiasıyla Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin (11/54) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin; FATİH Projesini zamanında bitiremediği, projeye dair birçok yolsuzluğa sessiz kaldığı iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/54)

BAŞKAN – Hükûmet yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 19/3/2015 tarihli 80’inci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir. Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Zühal Topcu, Ankara Milletvekili; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Erol Dora, Mardin Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Fatma Nur Serter, İstanbul Milletvekili; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Murat Yıldırım, Çorum Milletvekili; Hükûmet adına Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı.

Şimdi önerge sahibi Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili.

Buyurun Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Türk Eğitim Derneği “Eğitimde öğrenci başarısında teknolojinin etkisi sadece yüzde 1.” diyor. Öğretmen eğitimine FATİH Projesi’nde ayrılan pay da sadece yüzde 1. Neden? Öğretmen eğitimi rant kapısı değil de o yüzden. Projeyle öğrencilere dağıtılan tabletlerin teknolojik ömrü sadece dört yıl. 8,5 milyarlık yatırım, dört yıl sonra teknolojik çöp hâline gelecek. Peki, bu 8,5 milyar öğretmene yatırım olsaydı neler değişirdi? Finlandiya bunu başarıyla uygulamış, en büyük yatırımını öğretmene yapmış Bugün OECD ülkeleri arasında uygulanan PISA sınavında 1’inci durumda Finlandiya. Hatırlayamadığım kadar uzun yıllardan beri 1’inci durumda. Peki, Türkiye? Hatırlayamadığım kadar uzun yıllardan beri sondan 3’üncü durumda.

Neydi, siz neyi kriter alıyorsunuz? Söz konusu tableti mi? Peki, Microsoft’un kurucusu Bill Gates bu konuda ne diyor? “Tabletlerin eğitim alanındaki kullanımı korkunç.” diyor; “Klavyesi olmayan bir cihazla eğitim yürütülemez.” diyor; “Öğrenciler sadece okumuyor.” diyor; “Öğrencilere bir cihaz dağıtarak yapılan denemeler gerçekten çok başarısız oldu.” diyor; “Bu durumda bütün eğitim müfredatı ve öğretmenlerin değişmesi gerekir.” diyor. Bu eleştiri sizi düşündürüyor mu? Siz, bu projenin yüzde 10’unu gerçekleştirdiniz. Merak edip de, zahmet edip de bu projenin çocukların eğitim başarısındaki etkisini hiç ölçtünüz mü?

Dünyanın eğitimde başarılı olan bütün ülkelerinde öğretmene yatırım yapılır. Peki, bizim ülkemizde? On binlerce öğretmen atama bekliyor. Ne için? Mesleklerini yapıp maaş alabilmek için. 130 bin öğretmen açığımız var. Öğretmene işbaşı yaptıracağız, öğretmeni eğiteceğiz, öğretmene devlet eliyle lisansüstü eğitim yaptıracağız, kendi dallarında uzmanlaştıracağız. Eğitimi sizlerin eline değil öğretmenlerin eline teslim edeceğiz. Dünya bunu böyle yapıyor. Biz de kendi iktidarımızda bunu böyle yapacağız. Siz? Sizin niyetiniz başka; siz, eğitimde başarı değil, rantta başarı istiyorsunuz. İspat mı? Tamam, tablet alıyorsunuz, öğrenciye vereceksiniz; peki, Kamu İhale Yasası’ndan tablet alışını neden çıkartıyorsunuz? Şaibeli duruma neden getiriyorsunuz? Bir kamu alımı Kamu İhale Yasası’ndan hangi gerekçeyle çıkarılır? Doğal afet mi var, deprem mi var, olağanüstü hâl mi var, yoksa millî güvenlik mi söz konusu, istihbarat mı söz konusu? Hiçbirisi değil. Söz konusu, yandaşınız ve sizsiniz. Bu tableti eğitimle, sözde hedefinizle eğitimde fırsat eşitliği… Peki, ne getiriyor? Siz tablet dağıtmaya kalktınız onu bile başaramadınız. Sınav odağında “Sistemi kurtarıyor.” iddiasıyla dershaneleri kapattınız, “Tüm liseleri Anadolu lisesi yapıyoruz.” diye Anadolu liselerini Anadolu lisesi olmaktan çıkarttınız, ne oldu? Hazırlık liselerini ülkeyi pıtrak gibi sarar hâle getirdiniz dershanelerden çok daha pahalı ve daha bir karmaşık sistemle. Eskiden orta sınıf ve yoksul öğrencinin bir çıkış yolu vardı, şimdi o yolların hepsini kapattınız. Artık, yoksul öğrencinin ve orta sınıfta yaşayan öğrencilerimizin bir çıkış yolu maalesef yok. Hazırlık liselerine sadece parası olanlar gidebilecek. Artık, Orta Doğu’da, Boğaziçi Üniversitesinde, büyük üniversitelerde Anadolu’dan gelen çocuklarımız okuyamayacaklar. Oralarda kolejlerden gelen, hazırlık liselerinden gelen çocuklar bu fırsatı yakalayabilecekler.

Eğitimi daha da sınav odaklı hâle getirdiniz. Sınavları şaibeli hâle getirdiniz. Şaibeli olmayan tek bir sınavınız dahi yok. Türkiye’de eğitim sistemini yoksuldan, halktan yana değil, zenginden ve yandaştan yana yaptınız. Ne oldu? Aldatıldınız mı? Eskiden ağlayanınız vardı, şimdi o da kalmadı. Bence bırakma zamanıdır. Milletimiz bu gerçekleri artık görüyor. 7 Haziran sizin için veda zamanıdır, bunu anlamış olmanız gerekir.

Siz bu devleti yönetemiyorsunuz, millî eğitimi yönetemiyorsunuz. Yönetemediğiniz her alanda milletin karşısına çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Bizi aldattılar.” Aldatılacak kadar acizseniz devleti yönetmekten vazgeçiniz çünkü devleti yönetecek kadar aciz olmayan Cumhuriyet Halk Partisi var.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Zühal Topcu, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Millî Eğitim Bakanı hakkında verdiği gensoru üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, on iki yılda eğitimi ilgilendiren bütün alanlarda eğitim kalitesi ve eğitime erişim, fırsat eşitliği ülkemizin en önemli sorunları olmaya devam etmektedir. Şu anda da gensorunun gündemini ki hâlâ ne olduğunu ne bizim anladığımız ne de Millî Eğitimin anladığı, ailelerin, öğretmenlerin de anlamadığı bir FATİH Projesi oluşturmaktadır. Özellikle FATİH Projesi yılların, hatta yüz yılın fiyaskosuna dönüşmüştür. Zira, en başta planlanan kaynak kullanımı konusunda TÜBİTAK, Ulaştırma Bakanlığı ve farklı bakanlıklar mevcut fondan pay almak için siyasi yolları kullanarak projeye müdahale etmişler ve projeyi içinden çıkılmaz bir hâle çevirmişlerdir. Firmaların bakanlık işlerine aşırı müdahale etmeleri artık kontrol edilemez bir noktaya gelmiştir ve firmaların ticari çıkarlarına göre iş süreçleri yönlendirilmeye başlanmıştır.

Bunun dışında, FATİH Projesi’nde güya etkileşimli akıllı tahtanın tasarımcısı olarak patentini Millî Eğitim Bakanlığı alacak ve bu patent sayesinde Bakanlık gelir elde edecekti. Hangi aşamada olduğu hâlâ bilinmemektedir. TÜBİTAK’sa, yapılan protokolde, FATİH Projesi için yazılım ve modüller üretecekti. Bu iş için 2013 bütçesinden 20 milyon TL TÜBİTAK bütçesine aktarım yapılmıştır. Ortada tamamlanmış ve öğretmenlerin kullanımına açılmış hâlâ bir yazılım mevcut görülmemektedir. 2013 yılında alınan ve dağıtılan 600 bin tabletin onuncu sınıf uygulamalarına ilişkin hiçbir veri üretilememiştir, sadece tabletler dağıtılmıştır, kontrol yoktur. 2011-2012 yıllarında dağıtılan tabletlerse çöp kutusuna atılmıştır. Diğer uygulamalarda olduğu gibi, kısaca, Millî Eğitim Bakanlığı FATİH Projesi’nde raydan çıkmış bir tren gibi savrulmakta ve tüm Türkiye ve iktidar da bunu seyretmektedir. Tabii ki bu raydan çıkma olayı yalnızca FATİH Projesi’nde mevcut değildir, diğer bütün projelerde, Millî Eğitim Bakanlığının elini attığı bütün projelerde bu görülmektedir.

Özellikle, uluslararası kurumların veya organizasyonların her yıl yayımladıkları raporlara göre, eğitim kalitesi, teknoloji kullanımı, mühendislik, fen ve matematik gibi alanlarda hem çok gerideyiz dünya standardından hem de her yıl geriye gitmekteyiz. Çünkü, PISA sonuçları öğrencilerimizi başka ülkelerin öğrencileriyle mukayese imkânı verirken sahip oldukları nitelikleri de gözler önüne sermektedir. Özellikle, OECD tarafından düzenlenen 15 yaşındaki öğrencilerin temel becerilerini ölçmeye yarayan bu test sonuçlarına göre, 65 ülke arasında 45’incilik yüz karası olarak karşımızda durmaktadır. Özellikle, ülkemizde on iki yılda gittikçe kan kaybeden bu eğitimle ne küresel rekabette ne de üretimde ön plana çıkabiliriz.

Avrupa Komisyonunun yayınladığı Avrupa’da Eğitimi Terk Durumu Raporu’na bakıldığında ise inanın çok dikkate değer sonuçlar karşımızda durmaktadır. Özellikle kız çocuklarının eğitiminde hâlâ yeterince başarı sağlayamadığımız ortadadır. Bu rapora göre Türkiye'de kız çocuklarının yüzde 40’ı, erkek çocuklarının ise yüzde 35’i eğitimi erkenden terk etmektedirler. Bu duruma göre Millî Eğitim Bakanlığından gelen açıklama ise çok komiktir, gerçekten vahimdir. Bu rapora karşılık olarak Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin verdiği cevap ise “Eğitimdeki okullaşma oranlarımız şu, şu, şudur.” diye, böyle, gerçekten, yüzde 224 gibi komik rakamlardır. Birbirleriyle mukayese edilmeyecek değerler birbirlerine karşılık olarak verilmektedir. Bu komediden artık çıkılmak gerekiyor. Gerçekten meramın çok daha doğru ve net bir şekilde anlaşılması gerekmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerine sormak istiyoruz “Uluslararası sınav sonuçlarına göre acaba verebilecek daha mantıklı, daha aklı başında cevaplarımız yok mudur?” diye. Yine, Dünya Ekonomik Forumunun 2014-2015 Küresel Rekabet Raporu’na baktığımızda ise 144 ülke arasında yasal haklar açısından 96’ncı sırada, ilkokul eğitim kalitesi açısından 94’üncü sırada, eğitim sistemi kalitesi açısından 89’uncu sırada, fen ve matematik eğitimleri açısından 98’inci sırada, okul yönetiminin kalitesi açısından ise 100’üncü sırada olduğumuz yüzümüze çarpılmaktadır ve daha o kadar çok örnekler var ki uluslararası boyutta biz tekrar ülkemizde olan ve dikkat çekilmesi gereken durumlara dönmek istiyoruz.

Özellikle, geçen hafta YGS sonuçları açıklandı, belki sizlerin de çocukları girmiştir burada ve sonuçların çok vahim olduğunu artık saklamaya gerek yok. İnanın gerçekten burada söylerken on iki yıllık icraatı açısından AKP adına ben utanç duyuyorum çünkü dört yıldır burada dilimizde tüy bitti, sürekli söyledik “Sınav sonuçları, öğrencilerin nitelikleri ve okul kaliteleri açısından millî eğitim kan kaybediyor.” diye ama kimse dikkate almadı.

Şimdi, bakıyoruz, özellikle ÖSYM’nin YGS verilerine bakıldığında baraj puanını geçemeyen öğrenci sayısında ciddi bir artış olduğunu görebiliyoruz. Sınava giren öğrencilerden 180 barajını aşan öğrencilerin oranı geçen yıl yüzde 75 iken bu yıl yüzde 70’e düşmüştür. Yani bu ne demektir? Puanı hesaplanan 1 milyon 944 bin öğrenciden yani 2 milyona yakın öğrenciden 575 bini barajı geçemedi. Peki, acaba Millî Eğitim Bakanının bütün evrakları önüne koyup, biz nasıl bir eğitim yapıyoruz… Hatta, bu, artık Bakanlığın da ötesine geçerek, iktidarın artık şapkasını çıkartıp, önüne koyup bir tahlil yapması lazım. Çünkü, 97 ve 98 doğumlu çocuklar bu eğitim sistemiyle mahvedilmiştir. Her yıl sınav değişikliğiyle karşı karşıya kalmışlardır ve sistem değişikliğiyle karşı karşıya kalmışlardır.

180 barajını geçen öğrencilerin yüzdelerine yıllar itibarıyla baktığımızda; 2010 yılında barajı geçenlerin yüzdesi yüzde 82 iken, 2011’de bu yüzde 79’a düşmüştür, 2012’de yüzde 73’e düşmüştür, 2013’te yüzde 68’e düşmüştür, 2015’te ise yüzde 70 olmuştur. Gerçekten bu hazin bir tablodur. Puanı hesaplanamayan öğrencilerde yine artış olduğu görülmektedir.

140 barajını geçemeyen öğrenci sayısı ise 2015 yılında 165 bin oldu. Acaba bu çocuklar hangi soruları yapamadılar veya yapmaları gerekiyordu? ÖSYM ve Millî Eğitim kendine güvenemediği için, aslında istatistiki verileri bile paylaşamadı. Bu yılki sınav sonuçlarını paylaşmalarının arkasında da sınav sonuçlarının kendilerinden izinsiz olarak açıklanmaları yatmaktadır. Ama biz şunları sürekli olarak sormamıza rağmen; bölgelere göre, illere göre, okullara göre ve cinsiyete göre başarı durumlarını istememize rağmen Millî Eğitim Bakanlığı ve ÖSYM’den çıt çıkmamaktadır. Bu da aslında bu gibi şeylerle başarısızlığın arkasına saklanma girişiminden başka hiçbir şey değildir.

2011 yılında, bir de, derslere göre, alanlara göre soruların cevaplanma ortalamalarına baktığımızda vahametin boyutu iyice artmaktadır. 2011 yılında Türkçe sorularının sınav ortalaması -dikkatinizi çekiyorum çok değerli arkadaşlarım- 21,9 soru iken, 2015 yılında bu rakam 15,8’dir. Yani, çocuklar 40 sorudan ortalama olarak 15 soruya cevap vermişler, doğru cevap vermişler. Yani, artık bunun gerçekten bir millî problem olarak gündeme alınması gerekiyor.

Yine, 2012 yılında -bu düşüş yıllara göre artış göstermektedir- bu düşüş aynı zamanda matematik alanında da kendini göstermektedir. Yine, 2010’dan itibaren, 2010 yılında 40 soruda 11 soru çözülürken, 2015 yılında çocuklar 40 soruda ortalama olarak 5 soruyu doğru çözmüşlerdir.

Yine, fen bilimlerine baktığımızda, 2010 yılında 4,6 olan 40 sorudaki doğru soru ortalaması, bu yılsa 3,9’a düşmüştür. Yani, 40 sorudan 3,9 soru, 4 soruyu doğru yapıyor bu çocuklar. Bu, gerçekten eğitimin kalitesini ve ÖSYM’nin sınav sonuçlarını açıklamamadaki ısrarının da arkasında yattığı gerekçeleri ortaya çıkarmıştır. Çünkü, YGS’nin ortaya koyduğu bu düşündürücü tablonun arkasında sınav sisteminin on iki yılda 5 kez değiştirilmesi ve yine 5 kez Millî Eğitim Bakanı, 6 kez müsteşar değişikliğinin yattığını da görebiliriz. Hakikaten, Bakanın da belirttiği gibi, Millî Eğitim yapboz tahtasına çevrilmiştir. Ama bu olumlu anlamda bir yapboz tahtası değil, her gelenin at koşturduğu ve eğitimcilere bırakılmayacak kadar önemsenmeyen bir sistem hâline getirilmiştir.

Eğitimde kaliteyi artırmak tablet dağıtmakla olmuyor. İlk çıkışlarınızı bir hatırlayın, tablet dağıtınca bu eğitim sistemi çağlar atlayacaktı ama bir gördük ki, bu tabletleri bırakın, insani boyutta birçok olumsuzlukların gündeme geldiğini de yine eğitim ortamlarında bile görebiliyoruz.

Şimdi, sormak istiyoruz: Acaba 1997, 1998 yılında okula başlayan ve şu anda üniversiteye gelen bu çocukların yüzüne nasıl bakacaksınız? Nasıl kendinizi ifade edeceksiniz? Nasıl “pardon” diyeceksiniz? Yani bu işin içinden nasıl çıkacaksınız? Psikolojilerini bozduğunuz bu çocuklara ne cevap vereceksiniz? Ailelerine ne cevap vereceksiniz? Bu neslin hesabını nasıl ödeyeceksiniz?

Yine, özellikle liseye geçişte de aynı problemlerle karşı karşıya kaldı bu çocuklar, özellikle deneme tahtasına çevrilmişti. 2005 yılında liseye giriş sistemiyle başlayan sınavlar, 2005’te OKS’ye çevrildi, 2008’de SBS adı verildi, 2009’dan itibaren de üçlü aşamayla başladı OGES’le, daha sonra TEOG’a dönüştü. Şimdi, bakıyoruz ve YGS’de de hiçbir alanda soru çözme yüzde 50’nin üzerine çıkmadı. Geçen yıl A ve B kategorileri varken, bu sefer B kategorisi kaldırıldı. Tekrar bu yıl ne uygulanacak, onu da bilmiyoruz, artık Sayın Bakanın veya Millî Eğitim bürokratlarının ağzından çıkacak ifadeleri bekliyoruz hangi değişiklikle karşı karşıya kalacağız diye.

Şimdi, soruyoruz: TEOG sınavında 43 bine yakın 1’inci varken, YGS sınavında ise 7 yanlışı olan öğrenci 1’inci geliyor. Bu, nasıl bir tenakuzdur yani nasıl bir sınavdır? Bunun artık cevabını bekliyoruz. Sorduğumuz sorulara hiçbir cevap alamıyoruz Millî Eğitim Bakanlığı tarafından.

Yine, sınav rezaletiyle devam etmek istiyorum. Özellikle üniversite giriş sınavında yani YGS sınavında, sanki çocuklar potansiyel tehlike gibi çocuklar böyle irdelemeden geçirilmektedir. Çocukların en ufacık evrak eksikliği onların bir yıllarına veya geleceklerine mal edilmektedir. Sınav öyle bir despotik ortamda, öyle bir kuşatılmış ortamda yapılmakta ki çocukların normal ihtiyaçlarını gidermesine bile müsaade edilmemektedir. Siz, öbür taraftan, soruların çalınmasına müsaade ederken, pervasızca bütün kadroları sınavsız bir şekilde dağıtırken, sınavsız üniversite girişlerini sağlarken, sınavsız iş başvurularını yaparken bir taraftan da sınava girmek için heyecanlanan öğrenciye tuvalete gitme imkânı vermiyorsunuz. Bu nasıl bir tenakuzdur? Bu çocukları nasıl potansiyel suçlu olarak görebilirsiniz? Ondan sonra, tuvalete gitmediği için altına kaçıran öğrencileri acaba mutlulukla mı basında seyrediyorsunuz? Veya sınava alındıktan sonra, yarım saat sonra, kırk dakika sonra, gelip çocuğun başına “Sen yanlış sınav evrakıyla girdin.” deyip hiçbir mazeret göstermeden, başka evrak istemeden çocuğu sınavdan dışarıya çıkartabiliyorsunuz. Hiçbir otokratik ülkede bile bu yapılmaz. Ondan sonra da cevap vermiyorsunuz ve bir gencin istikbalini karartabiliyorsunuz, ondan sonra özür dilemeyi bile gerçekleştiremiyorsunuz. Bu hiçbir ülkede gerçekleşmez.

Çok değerli arkadaşlarım, empati yapın, bunun kendi çocuğunuzun başına geldiğini düşünün. Bu, birçok öğrencinin başına geldi, sınavdan çıkartıldı veya hastalığı dolayısıyla sınavda ilacını almasına müsaade edilmedi. Yani bir gencin hayatını karartmak bu kadar kolay olmamalı. Bunların tekrar düşünülmesi gerekiyor.

Ve diyoruz ki, millî eğitim sisteminin tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor ve yine, OECD'nin 2014 tarihli araştırmasında ne eğitimde ne de çalışma hayatında olmayan gençler bakımından Türkiye'nin en kötü durumda olduğu istatistiksel olarak verilmiştir. Buna göre, 15’le 19 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 22’si, 20’yle 24 yaş aralığındaki gençlerin ise yüzde 36’sı ne eğitimde ne de çalışma hayatında bulunmamaktadır. Acaba bu gençler nerede? Yani bu çocuklarımız kimdir? Millî Eğitim Bakanlığı hiç merak etti mi bu çocukları; kimdir, nerededir, ne yapıyorlar? Ve bu sayıların da gittikçe yıllara göre artış kaydettiği de görülmektedir.

Yine, son bir yıldır, özellikle iktidarın ve yönetimin toleransıyla, taviziyle üniversitelerdeki olaylarda artış görülmektedir ve yine dikkatinizi çekmek istiyorum, bir terör örgütüne mensup yandaşların okullardaki eğitimi sabote ettiği, olaylar çıkardığı ve yönetimin de bunlara toleranslı davrandığı bütün medyada haber olarak sunulmaktadır. Yarın, Allah korusun, üniversiteler kan gölüne çevrilebilir, buradan Hükûmeti uyarıyoruz, buradan dikkatleri çekmek istiyoruz. Onun için “karşıt gruplu öğrenciler” demek yerine, bir terör örgütünün okulları istila ettiğini ve buna yönelik güvenlik tedbirlerinin alınması gerektiğini, biz burada bahsederek uyarmak istiyoruz sizleri.

Onun için diyoruz ki öğretmen atamalarında veya yönetici atamalarında yaptığınız haksızlıkların giderilmesi lazım. Yine, işte, dünkü torba kanun görüşmelerinde görüldü, tekrar öğretmen atamaları için kadro tahsisi yapıldı ama diyoruz ki öğretmen atamalarını lütfen siyasi malzeme olarak yapmayın; ne kadar ihtiyaç var, 90 bin mi, 150 bin mi, atayın; gerçekten bu ülkenin eğitim sisteminin baştan itibaren yeniden dizayn edilmesi lazım ve bu sokakta perişan hâlleriyle üniversitelerden veya Millî Eğitimden kadro bekleyen öğrencilerin de ihtiyaçlarına cevap verin.

Evet, AKP iktidarı, geldiniz, gidiyorsunuz, millî eğitimde hiçbir şey yapmadınız, yapmadığınız gibi on iki yılda da kurum kültürünü mahvettiniz. Canınızın istediği zaman istediği şekilde davrandınız, ama nerede vicdan diyoruz, nerede kul hakkı diyoruz, nerede Hazreti Ömer’in adaletinden bahsedenler diyoruz. Ve önemli olan hak ve adalettir, biz hakkın ve adaletin yanındayız ve özellikle Türkiye'de isminde “adalet” olup da en büyük adaletsizliği AKP’nin yaptığını da buradan söyleyebiliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekili Sayın Fatma Nur Serter ve arkadaşlarının, FATİH Projesi’ni zamanında bitiremediği, projeye dair birçok yolsuzluğa sessiz kaldığı iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı hakkında gensoru açılmasına ilişkin verilen önerge üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kapitalist ulus devletlerin eğitim politikalarını belirlerken ve bunları hayata geçirirken öncelik verdikleri iki temel gereksinim sermayenin ve devlete hâkim olan ideolojinin bekasıdır diyebiliriz. Bu temelde, Türkiye gibi kapitalist ulus devletlerde sürdürülen eğitim sistemini sermayenin ihtiyaç duyduğu nitelikte insan gücünü yetiştirme ve toplumu ideolojik olarak belli bir kalıba sokma süreci olarak nitelendirebiliriz. Sermayenin ihtiyaç duyduğu niteliklerde insan gücünü yetiştirirken eğitim sistemi tam bir eleme ve ayrıştırma aracı olarak işlev görür.

Değerli milletvekilleri, bu ayrıştırma öğrencinin sosyoekonomik sınıfına, diline, kimliğine, inancına, cinsiyetine ve cinsel yönelimine göre belirlenmektedir. Eğitim sürecindeki merkezî sınavlar, mülakatlar, yönlendirmeler tam da bu amacı yerine getirmek için gerekli zemini ortaya çıkarmaktadır. Zengin ailelerin çocuklarının neredeyse tamamı ileride kendilerine yüksek gelir getirecek ve bunu sağlayacak bir eğitim alırken yoksul ailelerin çocukları ya okula gidememekte ya da binbir zorlukla okula gidenler meslek liselerine, imam-hatiplere ve meslek yüksekokullarına yönlendirilmektedir. Yani, bir bütün olarak zengin çocukları kendi tercihlerini yaparken bu ideolojik ve siyasal tercihler çerçevesinde ileride daha başarılı olabilecekleri şekilde okullara yönlendirilmekte, yoksulların çocukları da kendi yaşamış oldukları koşullar çerçevesinde daha kıt olanaklarla, daha zor koşullarla karşı karşıya bırakılmakta, âdeta yoksulluk onlara bir kader olarak dayatılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu temelde, eğitim sistemi toplumdaki mevcut eşitsizlikleri ortadan kaldıracağı yerde her geçen gün bu eşitsizlikleri daha da derinleştirmekte ve daha da artırmaktadır. Yani, şu ana kadar eğitim sistemindeki mevcut uygulamalar bu eşitsizlikleri azaltmaktan ziyade daha da fazlalaştırmış, daha da büyütmüştür.

Burada, üzerinde durmak istediğim ikinci nokta ise egemenlerin eğitim sistemini kendi siyasal ve ideolojik perspektiflerini tüm topluma ve geleceğe aktarma aracı olarak ele almaları hususudur. Diğer bir ifadeyle, siyasal iktidarlar eğitimi toplumu şekillendirme süreci olarak ele almakta, araçsallaştırmakta ve sürekli olarak müdahalelerde bulunmaktadırlar. Bu temelde, Hükûmet çocukların, gençlerin, bütün toplumun kendisi gibi düşünmesini, kendisi gibi inanmasını sağlayacak düzenlemelere gitmektedir. Düşünen, sorgulayan bir toplum yerine aç da kalsa, susuz da kalsa, her gün emek sömürüsüne, polis şiddetine maruz da kalsa şükredecek bir toplum yaratmak için eğitim süreçlerine sürekli müdahaleler söz konusudur. Merkezî iktidar, kendisi gibi düşünmeyen, inanmayan ve kendisi gibi yaşamayanları ise eğitim sürecinde terbiye etmekte, sindirmekte, kodlamakta, ötekileştirmekte ve nihayetinde elemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye eğitim sisteminin en temel sorunlarından birisi de ders kitapları meselesidir. Ders kitapları aracılığıyla bir ülkedeki resmî söylemin sınırlarını, ülkedeki güç ilişkilerini, eğitim ile demokratikleşme ya da toplumsal çatışma arasındaki ilişkiyi tartışmak mümkündür. Bu bağlamda, Türkiye’deki millî kimlik kurgusunun ve “yurttaşlık” kavramının temel hak ve özgürlükler çerçevesinde kapsamlı bir analize tabi tutulması gerekmektedir.

Ders kitapları bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin genişlemesine, öğrencilerin bakış açılarının zenginleşmesine ve toplumsal barışa katkı yapabilir ya da tam tersinden bakarsak, içerdikleri ayrımcı söylemlerle toplumsal çatışmaları ve eşitsizlikleri artırabilir, çözümden ziyade sorunların bir parçası da olabilir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de okutulan ders kitaplarındaki biz anlayışı, konuyla ilgili yapılan çalışma raporları da çok açık bir biçimde göstermektedir ki çocukların bakış açılarını tekilleştiren ve kısırlaştıran bir anlayışla yazılmaktadır. Ayrıca, çoğulcu bir bakış açısı ve demokratik vatandaşlık anlayışı geliştirmekten de uzaktır. Bu çerçevede, Türkiye’de genelde eğitim sisteminin, özelde ise ders kitaplarının en önemli sorunlarından biri, dili Türkçeden, dini Sünni İslam’dan farklı insanların eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşamalarını sağlayacak bir sistem ve ufuk geliştirmek meselesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, yeni Anayasa yapma girişimiyle, çözüm ve barış süreciyle ve farklı kesimlere yönelik açılım politikalarıyla kadim sorunlarını çözmeye ve yeni bir toplumsal sözleşme geliştirmeye çalışıyor. Çünkü, birçok farklı ülkede olduğu gibi, mevcut ulus devlet paradigması ve bu paradigmanın ürettiği eğitim sistemi artık Türkiye’deki farklı etnik ve inanç gruplarının taleplerini karşılayamıyor. Bu süreçte bir yandan varlıkları yıllarca inkâr edilen Kürtler mevcut siyasal uygulamaları sorguluyor ve eşit yurttaşlık talebinde bulunuyorlar. Ayrıca, Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Romanlar, kadınlar ve sayamadığımız birçok etnik, inançsal ve kolektif topluluk da günden güne daha fazla sorunlarını dile getiriyor ve eşitlik talep ediyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu taleplerin somutlaştığı önemli mücadele alanlarından biri de eğitimdir. Örneğin, Kürt sorunundaki temel taleplerden biri ana dilde eğitim konusuna odaklanmış durumda. Bunun yanında, Aleviler eşit yurttaşlık ve evrensel inanç özgürlüğü çerçevesinde zorunlu din derslerine karşı çıkıyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yi kusurlu bulduğu birçok kararına karşın Millî Eğitim Bakanlığı zorunlu din derslerine ilişkin hiçbir düzenleme yapmamakta, uluslararası hukuka aykırı uygulamalara devam etmektedir. Eğitim sisteminde kodlandıkları ortaya çıkan Ermeni, Rum, Süryani birçok yurttaşımız ise süregiden ayrımcı uygulamalarla mücadele ediyor, çocuklarına kendi dillerini ve kültürlerini aktaracak nitelikli bir eğitim aldırabilmenin kaygısını taşıyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anlamda, ders kitaplarının düzenleyicisi ve denetmeni konumunda bulunan Talim ve Terbiye Kurulunun işleyişi bir yana, adı bile çağımızın gerisindedir. Talim ve terbiye kavramının çağdaş eğitim sistemlerinde bir karşılığı bulunmamaktadır. Ülkemizin geleceği olan kuşaklara zorunlu eğitim yaşamları boyunca okutulan tüm ders kitaplarının tekçi, yok sayıcı, ayrımcı, ötekileştirici, rencide edici söylem ve üsluplardan arındırılması, Türkiye'nin geçmekte olduğu çözüm ve barış sürecinde toplumun ortak hafıza ve bilgi birikiminin bir aynası olan ders kitaplarının evrensel insan hakları standartları, çoğulculuk ve toplumsal barışa katkı sunması açılarından irdelenmesi ve bu doğrultuda ders kitaplarının yeniden yazımında bilimsel, demokratik ve özgürlükçü ilkelerin birincil referanslar hâline getirilmesi kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradan özellikle belirtmek istiyorum ki AKP iktidarının eğitime yönelik müdahaleleri en az kendisinden öncekiler kadar ideolojik olduğu gibi, özgürlükçü bir yaklaşıma da kesinlikle sahip değildir. AKP iktidarının demokrasi, özgürlük ve hak gibi kavramları kullanarak yaptığı değişim ve müdahaleler bu kavramların taşıdıkları evrensel anlamlardan uzak, eğitimde Neoosmanlıcılık temelinde muhafazakârlaşmayı adım adım inşa etmeyi meşrulaştırma ve hakikati gizleme çabasıdır. AKP iktidarı eğitimi bir ortaklaşma, paylaşma ve özgürleşme süreci olarak ele almamaktadır. Ona göre eğitim toplumsal eşitsizlikler ve ayrımcılıklarla mücadele etme süreci değildir. AKP için öğretmenin, öğrencinin, velinin eğitim alanında kafa yoran, düşünen ve çalışmalar yürüten aydınların, sendikaların bir kıymetiharbiyesi de yoktur. Bakanlığın istediği, eğitim şûralarında yaptığı gibi çoğulculuk, katılımcılık adı altında yandaş sendikaların, yöneticilerin, bürokratların hegemonyasında kararlar alıp bizlerin de kendilerinin ne kadar demokrat olduklarına inanmamızı sağlamaktır.

Değerli milletvekilleri, eğitim bütçesinin arttığı, aslan payını aldığı yönündeki iktidar sözcülerinin söylemlerinin ise istatistiksel yanıltmalardan ibaret olduğu ortadadır. Bu nedenle, Eğitim Bakanlığının bütçesinin nominal büyüklüğünün tek başına bir anlamı bulunmamaktadır. Asıl bakılması gereken göstergeler, eğitim bütçesinin millî gelire oranı, öğrenci başına yapılan ortalama harcama, yatırımlara ayrılan pay ve halkın cebinden çıkan eğitim harcamalarıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye OECD ülkeleri içerisinde öğrenci başına en az kaynak ayıran ülkedir. Diğer taraftan, eğitimin niteliği açısından eğitim bütçesinde en önemli kalemi oluşturan yatırımlara ayrılması gereken payda da 2002 yılıyla kıyasladığımızda ciddi bir düşüş yaşandığı görülmektedir. Yatırımlara ayrılan pay 2002 yılında yüzde 17 iken 2014 yılı itibarıyla bu oran yarı yarıya azaltılarak yüzde 9’a düşürülmüştür. Eğitim Bakanlığının bütçesi eğitim sisteminin temel gereksinimlerini karşılamanın çok uzağında olduğu için, aileler bu açığı kapatmak için kendi ceplerinden ciddi harcamalar yapmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, Eğitim Bakanlığı kamusal eğitime yeterince kaynak ayırmadığı için toplumdaki sosyoekonomik eşitsizler doğrudan eğitime yansımakta ve okullar arasında ciddi dengesizlikler ortaya çıkmaktadır. Eğitim harcamaları bakımından Türkiye’de en zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20’nin arasındaki fark 14 kat olmuştur. Bu nitelik farkı doğrudan öğrenci başarılarına etki etmekte ve sınıfsal bir ayrıştırma işlevi görmektedir.

Sosyoekonomik açıdan üst bölgelerdeki okulların öğrencilerinin bir üst öğretime yani ortaöğretime, yükseköğretime geçme oranları, merkezî sınavlardaki başarı ortalamaları ve prestijli okul ve bölümleri kazanma oranları alt sosyoekonomik bölgelerdeki okullara oranla hayli yüksektir. Bunun temel nedeni, kamu okullarının giderlerinin, gereksinimlerinin veliler tarafından karşılanması ve devletin kamu okullarına, özellikle yoksul mahallelerdeki okullara üvey evlat muamelesi yapmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP hükûmetlerinin geliştirdiği eğitim politikaları sorunları çözeceği yerde, her yıl yeni sorunlar ve bu sorunlarla birlikte yeni eşitsizlikler ve mağduriyetler yaratmaktadır. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde on binlerce eğitim yöneticisinin görevine son verilmesi ve bunların yerine yapılan siyasal kadrolaşma, TEOG’da yapılan sistem değişikliğiyle milyonlarca öğrencinin mağdur edilmesi ve binlerce öğrencinin isteği dışında başta imam-hatipler olmak üzere meslek liselerine otomatik kayıtların yapılması, kamusal eğitime harcanması gereken kaynakların özele aktarılması, eş durumu atamalarında sigortalı çalışma süresinin üç yıla çıkarılmasıyla aile bütünlükleri bozulan on binlerce öğretmene binlercesinin daha eklenmesi, eğitim kurumlarında siyasal kadrolaşmaya zemin oluşturan sözlü sınavın yaygınlaştırılması, ana dilde eğitim için kendi kurumlarını açan halka yönelik baskı ve zor kullanımı, Kürtçe öğretmenlerine negatif ayrımcılık uygulanması ve bu öğretmenlerin atamalarının yeterli sayıda yapılmaması ilk başta akla gelen yeni sorunlar olarak sıralanabilir.

Değerli milletvekilleri, Suriyeli, Iraklı yüz binlerce mülteci öğrencinin eğitim öğretim hakları çerçevesinde mağdur edilmesi de bir diğer önemli meseledir. Hiç kuşkusuz savaşların en büyük mağduru çocuklardır. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Türkiye’ye gelen mültecilerin yaklaşık yüzde 35’i zorunlu eğitim öğretim çağında olan çocuklardır. Bu çocukların eğitim öğretimleri için Eğitim Bakanlığının yürüttüğü çalışmalar nelerdir? Eğitim Bakanlığı dururken Diyanet İşleri Başkanlığının kamu okullarının bazılarında mülteci çocuklara eğitim vermesinin nedeni nedir? Özellikle kamplar dışında kalan ve sayısı yüz binleri bulan çocukların eğitimi için neler yapılmaktadır? Neden kamplardaki Sünni Arap çocukların eğitimi için gösterilen çaba kamplar dışındaki Kürtlerin, Süryanilerin, Ezidilerin, Hristiyanların eğitimi için de gösterilmemektir? Eğitim kurumlarında Arapça eğitim verilirken neden Kürtçe ya da diğer dillerde eğitim verilmemektedir? Bu soruların Sayın Bakan tarafından cevaplanmasını, Genel Kurulla paylaşılmasını istiyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitim sisteminin temel sorunlarından biri de üzerinde görüştüğümüz gensoru önergesinin muhtevasını da kapsayan neoliberal politikalar temelinde kamu kaynaklarının özel sektöre aktarılması, eğitimin ticarileştirilmesi ve piyasaya açılmasıdır. AKP on iki yıllık iktidarı boyunca eğitimi hem işlevsel hem de örgütsel açıdan piyasa merkezli bir işletmecilik mantığıyla sürekli olarak dönüşüme tabi tutmuştur. Öğrencilerin özel okullara yönlendirilmesi, özel okullara teşvik adı altında kamu kaynaklarının aktarılması, kamu taşınmazlarının sermayeye peşkeş çekilmesi gibi uygulamalara izin veren düzenlemeler bu mantığın sonucudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “öğrencilere ücretsiz tablet dağıtımı” parolasıyla gündeme getirilen FATİH Projesi, bütün okullardaki sınıfların akıllı tahtalarla donatılması, her öğrenciye bir tablet bilgisayar dağıtılması, İnternet altyapısının kurulması, içerik ve müfredat yazılımlarından oluşmaktaydı. Proje kapsamında, ilk aşamada, sınıflarda kullanılacak akıllı tahtalar, ardından 12-15 milyon arasında tablet bilgisayar alımının yapılacağı söylenmişti. Birçok branşta öğretmen açığı olan okullardaki öğrencilerin tablet bilgisayarlardan izleyeceği bir dersle açığı kapatamayacağı, bunun öğretmen, öğrenci arasındaki yüz yüze iletişimin yerine geçemeyeceği zaten bilinmekteydi.

Değerli milletvekilleri, FATİH Projesi kapsamındaki akıllı tahtalardan tabletlere, içerik yazılımlarından İnternet’e kadar pek çok alanda Kamu İhale Kurumu devre dışı bırakılırken, bunun üzerinden milyarlarca liralık rant sağlanması söz konusu olmuştur. Gelecek on beş yıl içinde aylık bağlantı en düşük 10 TL olarak hesaplandığında, FATİH Projesi’yle sadece İnternet bağlantısı üzerinden 15 milyar dolarlık yeni rant kapısı açıldığı görülmektedir. Dünyada bilimsel olarak hâlen araştırılan ve etkinliği kanıtlanmayan eğitimde bilgisayarlı teknolojilerin kullanımı, Türkiye’de okulların ve eğitimin ivedi ihtiyaçları göz ardı edilerek alelacele devreye konulmuştur. Üstlenici firmaların kârlarını artırmayı hedefleyen bu projenin eğitim sistemini yeniden yapılandıran bir düzenlemeye yama yapılmasının yanlış bir tutum olduğu yönündeki itirazlar ise Hükûmet ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından maalesef dikkate alınmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FATİH Projesi, eğitim ve öğretimde, sözüm ona, fırsat eşitliğini sağlamak ve okullardaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla 2011 genel seçimleri öncesinde AKP’nin klasik, popülist seçim vaatlerinin birisi olarak ortaya çıkmıştır. Bilindiği gibi, FATİH Projesi Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmekte olup Ulaştırma Bakanlığı tarafından da desteklenen bir projedir. Proje başlarken dört yılda tamamlanacağı söylenmiş, daha sonra bu süre beş yıla, daha sonra ise yedi yıla çıkarılmıştır. FATİH Projesi kapsamında öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılacağı, tablet bilgisayarlar dağıtılan öğrencilere kesinlikle ders kitabı verilmeyeceği belirtilmiştir ve FATİH Projesi’ne 8 milyar 500 milyon TL bütçe ayrılmıştır.

Değerli milletvekilleri, FATİH Projesi kapsamında bazı okulların İnternet üzerinden alan ağı altyapı işlemleri yapılmıştır. Daha sonra ise hepimizin takip ettiği ve basına da yansıdığı gibi, bu okullarda yapılan kablolama işlerinde ihale teknik şartnamesine uygun olmayan malzemelerin kullanıldığı, bu nedenle, sistemin bilgi depolama, İnternet’e ulaşma gibi konularda yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra, etkileşimli tahtaların arızalı olduğu, tablet bilgisayarlarla bağlantı kuramadığı, bu durumun Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Bilişim Sistemleri Grup Başkanlığı tarafından tespit edildiği ancak buna rağmen, projenin iptal olmaması için 84.921 adet arızalı etkileşimli tahtanın satın alındığı bilinmektedir. Bu süreç, eğitimdeki sorunların teknolojik gelişmelerin kullanımıyla çözülebileceği yanılsamasını yaratmıştır.

Değerli milletvekilleri, FATİH Projesi’nin bitiriliş tarihi olarak taahhüt edilen zamanın sonuna yaklaşılmasına rağmen sadece ortalama yüzde 7,6’sının tamamlanabilmesi, etkileşimli tahtaların tamamının arızalı olması, İnternet alan ağı altyapı işlerinde usulsüz ve eksik malzemelerin kullanılması, etkileşimli tahtalarla tablet bilgisayarların iletişim kuramaması, birçok yolsuzluk olayının yaşanması artık tüm çıplaklığıyla aşikârdır. Bu temelde, vatandaşlarımızın vergileriyle oluşturulan Bakanlık bütçesinin sorumsuzca ve denetimsizce birilerine peşkeş çekildiğine ilişkin kanaatlerimiz güçlüdür -unutmamalıyız ki- Türkiye'nin eğitimde FATİH Projesi gibi rant projelerine değil, eğitim sisteminin gerçek sorunlarını çözümlemeyi gözeten, eşit, parasız ve özgür bir eğitimin mümkün olacağı nitelikli bir eğitim sistemine ihtiyacı olduğunu belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle önergeyi de desteklediğimizi belirtiyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Fatma Nur Serter, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, vermiş olduğumuz gensoru önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Bunu söyledikten sonra bir noktayı özellikle belirtmek istiyorum: Bu gensoru konjonktürel olarak, sizin zamanınızı almak için, burayı işgal etmek için filan verilmiş bir gensoru değildir Sayın Bakan.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Aynen öyle.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Hiçbir şeyi öyle vermediğimizi ve bugüne kadar yaptığım -ki şahsım adına da söylüyorum- hiçbir konuşmayı da gerçek olmayan verilere dayandırmadığımı siz bilmeseniz bile bugüne kadar Millî Eğitim Bakanlığı yapmış olan bütün bakanlar çok iyi bilir.

Şimdi, Sayın Bakan, belki bilginiz içinde, belki değil, size sizin Bakanlığınız döneminde sadece FATİH Projesi’yle ilgili 6 soru önergesi verdim, toplam 55 soru sordum. Eğer bu sorular cevaplandırılmış olsaydı belki bugün konuşacağım bazı şeyleri konuşma metnimden çıkarabilirdim. FATİH Projesi’yle ilgili verdiğim toplam soru önergesi 7’dir, ilki Sayın Ömer Dinçer zamanında verilmiştir, kendisi bu soru önergesini derhâl cevapladılar -derhâl dersem bir yıla yakın bir zaman içinde yani size göre biraz derhâl oluyor çünkü burada iki yılı geçmiş olanlar var- ama siz bunları cevaplamadınız. Bu nedenle, ben yine İyi niyetle düşünerek olur ya “Belki çok ciddi yolsuzluk iddialarının da bulunduğu kişi ve şirket isimlerinin de yer aldığı bu önergeler sizin elinize orada adı geçen bürokratlarınız tarafından acaba ulaştırılmadı mı?” sorusunu etik olarak ve vicdanen soruyorum. Ciltletemediğim için kusura bakmayın, o soru önergelerini bir yasama yılının sonu bile olsa en azından ülkenin kaynaklarına sahip çıkmak adına değerlendirmenizi ileriki dönemde rica ediyorum. Seçim kampanyasında bunların kullanılmasını istemiyorsanız tabii, yoksa değerlendirmeyebilirsiniz.

Şimdi, gelelim FATİH Projesi’ne. FATİH Projesi, bir yönüyle çıkmaza girmiştir, diğer yönüyle gerçekten yolsuzluk batağına saplanmıştır. Bir tarafından baktığınızda, proje ne zaman ortaya kondu? 2010 yılında. Kim tarafından? Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından. Neden bu zamanlama seçildi? Tam 2011 seçimleri öncesiydi, çok açık ve net olarak siyasi bir yatırım olarak görüldü, Başbakan eline tabletleri aldı, her tarafta dolaştı. Peki ne dediniz o dönemde? Dediniz ki: “Bu proje, beş yılda bitecek.” dediniz. Dediniz mi? Ben söylemedim, siz söylediniz. Projeyi kim yürütüyor? Millî Eğitim Bakanlığı. O kadar mı? Hayır, destekleyen bir ikinci bakanlık var, Ulaştırma Bakanlığı. Demek ki ileride sizinle paylaşacağım yolsuzluk iddialarına baktığınızda bu iki bileşeni birlikte düşünmeniz gerekecek. Bir tarafı Ulaştırma Bakanlığına, bir tarafı Millî Eğitim Bakanlığına uzanıyor bu olayın. 8,5 milyar kaynak ayrıldı ve o zaman hem bizlerin hem Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun defalarca altını çizmesine rağmen, proje Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarıldı. Keşke çıkarmasaydınız, o zaman size bunu yaptığınızda bu projenin lekeleneceğini ve şaibe altında kalacağını söyledim. Peki, beş yıl geçti ne oldu? Bütün okulların donanım, yazılım altyapısının tamamlanması ne kadardır, gerçekleşme oranı? Yüzde 6’dır arkadaşlar, yüzde 6,08. Öğrenci ve öğretmenlere bilgisayar, tablet dağıtım oranı nedir? 4 arkadaşlar, yüzde 4, yüzde 4 beş yıl sonra. Okulların doküman kamera ve çok fonksiyonlu yazıcı dağıtımının ne kadarı tamamlandı? Yüzde 6,6’sı. Etkileşimli tahta dağıtımının ne kadarı tamamlandı? Yüzde 13,7’si. Demek ki proje biraz önce de ifade edildiği gibi, işte, baktığınızda yüzde 94 oranlarında falan gerçekleştirilemedi. Bunu koyuyoruz bir tarafa.

Geliyoruz kaynak israfına, kamu kaynaklarının israfına. Değerli arkadaşlar, projenin yürütüldüğü YEĞİTEK Genel Müdürlüğü var yani Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü. Proje başlar başlamaz 2 milyon liraya hani anlaşılsın diye eski parayla söyleyeyim, 2 trilyona sadece 4 toplantı odası yapıldı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Çok önemli toplantılar yapılacak herhâlde?

FATMA NUR SERTER (Devamla)- Evet, evet.

Millî Eğitim Bakanlığında 20’den fazla avukat varken dışarıdan alınan 4 avukata altı ayda yeni lirayla 955 bin lira ödendi. YEĞİTEK’te 142 uzman öğretmen varken TÜRKSAT ve TÜBİTAK’tan alınan 50’yi aşkın personele çok yüksek maaşlar ödendi. Bunları koyalım bir tarafa. Bunun dışında YEĞİTEK’teki değerli arkadaşlar, tadilata sokuldu -olabilir, eskimiş olabilir, hiç söylenecek bir şey yok- iki yıl sonra aynı makam odaları yeniden tadilata sokuldu çünkü para var ya 8,5 milyar, harcayalım dursun.

Şimdi, arkadaşlar, açılan ihalelere bakıyoruz, tablet ihalelerine, birinci ihalede tabletler 723 liraya alınmış, ikincisinde 381 liraya alınmış, üçüncüsünde 606 liraya alınmış yani birbirinden farklı. Defalarca sormamıza rağmen, “Bunların teknolojik olarak birbirinden farkı nedir?” sorusunu da defalarca sormamıza rağmen bunların hiçbiri cevaplanmadı.

Etkileşimli tahtalar alındı arkadaşlar, 84.921 adet tahtanın tablet bilgisayarla bağlantısı kurulamıyor çünkü burada açıkçası Millî Eğitim Bakanlığı bu yapılan ihalelerde ne yazık ki, Bakanı bunun dışında tutarak söylüyorum, aldatılmış; o bilemez tabii hangi tahta hangi bilgisayarla uyum içinde çalışacak. Ama en azından bu soru önergelerini biz niye veriyoruz? Bu bir destektir, denetim görevini muhalefet yapar ilgili makama bildirir, ilgili makam da kontrol eder. Bu, işin hani buz dağının ucu, ucu, en tepedeki noktası ama bunun altı var.

Değerli arkadaşlar, büyük boyutta yolsuzluk ve çıkar odaklı bir saadet zinciri oluşturuldu. İsim isim söyleyebilirim, şirket isimlerini de verebilirim ama oradaki soru önergelerinde Sayın Bakana verdiğim için özel isim ve şirket ismini söylemiyorum; sadece ilişkiyi size şöyle açıklayayım: Bir şirket var, bu şirket çok tanınmış bir inşaat şirketi, aynı zamanda bu şirket, telekomünikasyon, bilişim, danışmanlık ve inşaat hizmeti veren bir ikinci şirketle birlikte, her ikisinin de ortağı olan kişi bu saadet zincirinin tepe noktasını oluşturuyor. Bu kişi -isimleri hepsi orada var- Karayolları –ikinci ayağı Ulaştırma Bakanlığı dedik ya- Genel Müdür Yardımcısıyla –çok yakında görevden alındı bu şahıs- birlikte bu saadet zincirinin diğer halkalarını belirliyorlar.

Bakın, ben size iddiaları kanıtlarıyla söylüyorum ve umarım ve dilerim araştırılır. Bu kişilerden bir tanesi –nasıl söyleyeyim onu, isim vermeden- Türk Telekom Bilgi İşlemin Genel Müdürü. Sayın Bakan onu bilir. Türk Telekom Bilgi İşlemin Genel Müdürü alınıyor, MEB’de, Millî Eğitim Bakanlığında YEĞİTEK Genel Müdürü olarak atanıyor. Bu kişi, daha sonra, bu yolsuzluklar duyulduğu için… Ne yapılır yolsuzluğu ortaya çıkan bir insan hakkında? Soruşturma açılır, yargıya başvurulur, değil mi? Hayır, öyle olmuyor, PTT Yönetim Kuruluna üye olarak atanıyor ve Haberleşme Genel Müdürlüğüne getiriliyor.

Üçüncü şahıs yine YEĞİTEK Eğitim Bilişim Sistemleri Grup Başkanı. Bu kişi de TELEKOM’dan YEĞİTEK’e gelmiş. Yine adı bu işlere karıştığı için -Sayın Bakan biliyor, görevden aldı bunların bir kısmını- soruşturma açılmıyor ama Adalet Bakanlığında görevlendiriliyor.

Gelelim işin en can alıcı noktalarından birine, bir yazılım firması var, bir yazılım firması, Millî Eğitim Bakanlığının alım yaptığı bir yazılım firması. Bu firmanın satış müdürü FATİH Projesi’ne danışman olarak alındı ve bu satış müdürünün bağlı olduğu şirkete ait yazılım programı 34 milyonu aşkın bir bedel ödenerek FATİH Projesi için satın alındı. Satın alındıktan sonra ne oldu dersiniz? Bu şahıs, bu aracılığı yaptı, satın aldı ve sonra derhâl danışmanlıktan ayrıldı, gitti.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şirkete mi döndü Hocam?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Yorumu size ait.

Şimdi, bu kişilerin, bu yolsuzlukları aslında tespit edildi. Tespit edildi ki, Sayın Bakan döneminde bunlar tek tek görevden alındılar. Ama bu kişiler başka yerlere atandılar. Yani bu yolsuzluğun gereği yerine getirilmedi. Bir yolsuzluğu bir biçimde örtmek, gizlemek, elinde olan ya da olmayan nedenlerle o kişileri başka yere gönderip Bakanlığı bunlardan kurtarmaya çalışmak ne yazık ki Sayın Bakanı bu sorumluluktan kurtarmıyor.

Değerli arkadaşlar, öyle şeyler oldu ki. Demin söylediğim şirketten alınan yazılım programı için ben sordum, soru önergesi verdim. Dedim ki: “Bu program nerede kullanıldı?” Bana cevap geldi. “Kimlik yönetim sistemi ve tabletlerin donanımsal olarak yönetilmesi aşamasında kullanılacak.”, “cak.” Ama bu yazılım programının bakım sözleşmesi -hani kullanılmadı ya daha yazılım programı, 2014’te daha kullanılmadı yazılım programı- 2013’te çok ciddi bedeller ödenerek yenilendi, yeniden yapıldı. Bununla da kalınmadı sayın milletvekilleri, maalesef bir de bu programı satan şirkete danışmanlık ücreti ödendi, 5,5 milyonu aşkın bir meblağ danışmanlık ücreti ödendi. Şimdi bütün bunlar iddiadır tabii ki. Bende belgeler var ama iddiadır. Ama bu iddia nasıl araştırılır? İşte, gensoruyla, kabul edilerek araştırılır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Savcılığa verin.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Saadet zincirinin halkaları… Burada da bitmedi değerli arkadaşlar, lütfen dikkat edin ne söyleyeceğime: Bu saadet zincirinin halkaları içinde olan 3 kişi Karayolları Genel Müdür Yardımcısı, Telekom Bilişim Şirketi sahibi ve YEĞİTEK eski Genel Müdürü Ulaştırma Bakanlığına ait bir taşınmazın gelişme ve konut alanı olarak tahsisiyle ilgili düzenlemenin yapılmasından hemen sonra açılan, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılacak olan ihale için bir araya geldiler. Ama sadece bu kişiler değildi bir araya gelen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Öyle mi? Başkaları da mı var?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Evet, elimde belge var,

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yanında mıydınız siz?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Elimde imzalanan, isterseniz vereyim, protokol var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bununla ilgili adli soruşturma var mı?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Arkadaşım, niye rahatsız oluyorsunuz? Yoksa ne söyleyeceğimi biliyor musunuz? Herhâlde biliyorsunuz ve rahatsız oldunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Adli soruşturma var mı?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bunun içinde 12 tane Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili de var. Onun için mi rahatsız oldunuz? 12 milletvekili, biliyor musunuz? (CHP sıralarından “Ooo…” sesleri)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Vay, vay, vay…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hocam, isimlerini duymak istiyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne o, ne?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Okuyayım: “Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Tarafından İhalesi Yapılacak Olan Taşınmazın Alınması İşine Ait Protokol” O taşınmazın yaklaşık yerini de size söyleyeyim: Gölbaşı’nda, Gölbaşı ilçesi, Ballıkpınar köyü, 143 ada, 1. parselde bulunan bir arsa konut alanı olarak…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Olabilir.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Ben seninle konuşmuyorum ki kardeşim, sen niye bana devamlı… Sen git başkasıyla konuş.

…belirleniyor arkadaşlar ve belirlenmesinden hemen sonra bu kişiler bir araya geliyorlar, diyorlar ki “Biz bunu alalım, buna bir de başkan seçelim hepimizi temsilen. Sonra eşit hisseye sahip olarak biz bu ihaleye girelim.” Şimdi bu nedir, biliyor musunuz?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Kim bu milletvekilleri Hocam? Bunları bir duyalım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunda suç nerede?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bu, Millî Eğitim Bakanlığında saadet zincirinin halkası olarak işlev gören kişilerin devamının Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri içinde kendilerine yeni halkalar bulunduğunu ortaya koyuyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – O zincirin halkaları böyle gelmiş, burada olsun olmasın, bazı milletvekillerini kuşatmış arkadaşlar.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ya yine niyet okuyorsun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bu çok açık, sonucu ne olursa olsun bu çok açık. Yani sizler, kimse… Kim olduğu bende var, isim isim var, bakın, okumuyorum, okumuyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Kimse onlar okuyun, kimseyi zan altında bırakmayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim onlar?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Hayır, okumuyorum. Merak eden gelsin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunun yolsuzluk neresinde?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Benim yazdığım bir şey değil. Okuyayım mı arkadaşlar? İstiyor musunuz? (CHP sıralarından “Oku, oku.” sesleri)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya bunun yolsuzluk neresinde, sen onu söylesene. Bunun neresi suç? Neresi suç bunun?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Okuyorum o zaman, okuyorum o zaman: Feramuz Üstün, Cahit Bağcı, Vedat Demiröz, Ahmet Öksüzkaya, Abdullah Nejat Koçer, Mustafa Baloğlu, Muzaffer Baştopçu, Süreyya Sadi Bilgiç, Ahmet Arslan, Hüseyin Şahin, Mustafa Öztürk, Lütfi Elvan. (CHP ve MHP sıralarından “Oooo!” sesleri)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunun neresi suç ya?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Ben okumuyordum, çok ısrar ettiniz. Bir protokol imzalamışlar ve Feramuz Üstün’ü bu protokolde yetkili kılmışlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya sizin milletvekiliniz var ya, maden ihalesine girip de aldı, onu da söylesene hadi. O maden ihalesine girip alan…

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Kiminle, bakın, kiminle yapmışlar bunu? Esas mesele bu. Bu kişiler kimlerle iş birliği yapmış? Kimlerle birlikte bir protokol imzalamış? İşte saadet zincirinde Millî Eğitim Bakanlığını dolandıran, ihalelere yolsuzluk karıştıran isimlerle birlikte bir protokol imzalamış.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Haberim yok.” diyor bak.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Dolayısıyla, arkadaşlar, sizin sonuçta bir ihaleyi almanız ya da almamanız hiç önemli değil. (AK PARTİ sıralarından “Hayal, hayal” sesleri) Sizin bu protokolü kiminle iş birliği yaparak imzaladığınızın ben altını çiziyorum.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Böyle bir şeyden haberimiz yok.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Sizin bu ihaleye girerken…

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Hangi ihale? Ne ihalesi?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Girdiniz ya da girmediniz, kiminle protokol yapmış olduğunuz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya “Girdiniz veya girmediniz.” ne demek ya? Olur mu öyle bir iddia?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Benim altını çizdiğim konuyu önce bir iyi anlayın. Şöyle gelip…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Anlarız da anlatamadın ki!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bağırarak bir şey olmaz önce bir anla, anla!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Anlatamadınız ki! Anlamadım, anlatamadın!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Siz Millî Eğitim Bakanlığındaki saadet zincirinin halkalarıyla eğer bir iş birliği protokolü yaparsanız…

AHMET YENİ (Samsun) – Ne zinciri; açıklasana?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – … onların oradaki yolsuzluklarını meşru hâle getirirsiniz, onlara güç verirsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, savcılığa şikâyet et elinde belge varsa. Belge varsa şikâyet etsene!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – İşte bütün bunların araştırılması için bir gensoru, bu gensorunun…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen iftira atıyorsun, iftira! İftiracı başı!

AHMET YENİ (Samsun) – Niye açıklamıyorsun?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Eğer yüreğiniz varsa, eğer bunların araştırılmasını kabul ediyorsanız bu gensoruya da olumlu oy vermeniz gerekir.

Olay çok açıktır, nettir, bütün belgeleriyle nettir. Bu olayda yapılan bütün bakım sözleşmelerinin dâhil elimde belgeleri vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Şu protokolü bir açıklar mısınız ya!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi git savcılığa!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bakın, size…

RECEP ÖZEL (Isparta) - Savcılığa niye şikâyet etmiyorsun?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Ben sana niye cevap vereyim?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Et şikâyet!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Sen benim muhatabım değilsin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Değilsin, sen de değilsin!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Olay budur arkadaşlar, ister kabul edersiniz ister kabul etmezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vallahi boşluğa düştün ha! İyi tazminat ödeyeceksin ha şimdi!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın hatibin okuduğu isimlerin hepsi Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi ve ben de Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinin İç Tüzük’e göre böyle bir protokol imzalama yetkileri yok. Böyle bir durum karşısında, tamamının da Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olması nedeniyle isimleri okunan veya protokolde olanların bir açıklama yapması gerekir çünkü Komisyon faaliyeti değil.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu konuda bir açıklama bekliyoruz.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Murat Yıldırım.

Buyurun.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Yıldırım.

Buyurun.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan, hatip ismimi anarak bir protokolden bahsetti, benim böyle bir şeyden haberim yok. Cevap vermek istiyorum, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, ne söz istiyorsanız, buyurun Sayın Demiröz.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Paralel mi hazırladı yoksa? Paralel hazırlayıp vermiştir!

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Bitlis Milletvekili Vedat Demiröz’ün, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin sözcüsü veya konuşmacısı az önce bir protokolden bahsetti. Plan ve Bütçe Komisyonundaki bütün arkadaşların ismini yazan bir protokol gösteriyordu. Ben şahsen bu protokolün hazırlanışında olsun, imzasız da gördüğüm kadarıyla, yakından uzaktan haberimiz yok. Eğer doğruysa siz onu mahkemeye verin, biz de ondan dolayı sizleri mahkemeye verelim. Yani bu tamamen uydurma. Neye istinaden yapılmış? Özelleştirmeyle ilgili, ben Özelleştirmenin kapısından girmemiş bir insanım. Yani bunu arkadaşlarımız da bilir, Plan ve Bütçedeki arkadaşlarımız da bilir, sizler de bilirsiniz muhakkak. Yani böyle uyduruk şeyle gelip burada bütün milletin önünde konuşmanızı yadırgadım.

Bu nedenle ben gerekli davayı açacağım ve o protokolün lütfen bir örneğini biz görelim, gerekli olan şeyi de yapalım. Ben bütün kamuoyunu bilgilendiriyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Birer fotokopi…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler(Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 Milletvekilinin; FATİH Projesini Zamanında Bitiremediği, Projeye Dair Birçok Yolsuzluğa Sessiz Kaldığı İddiasıyla Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi (11/54) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Murat Yıldırım, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT YILDIRIM (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun Millî Eğitim Bakanımız Nabi Avcı hakkında verdiği gensoruya ilişkin olarak grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce milleti saygılarımla selamlıyorum.

Gençlerimiz bizim yarınlarımızdır, bu ülkenin gelecekleridir; onlara verilecek hizmet, onlar için atılacak adımlar bu ülkenin geleceği için yapılan yatırımlardır. FATİH Projesi kapsamında gerçekleştirilen akıllı sınıf uygulamaları, gençlerimize dağıtılan tabletler, bunların altyapısı için ülkemize kazandırılan katma değer bu ülke için bir milattır, bir dönüm noktasıdır. Ulaştırma ve Millî Eğitim Bakanlarımız bu projede birlikte çalışıyorlar, bakanlıklar arasında mükemmel bir koordinasyon bulunuyor. Kendilerini tebrik ediyoruz.

Türkiye'de eğitimin altyapısı çok köklü bir şekilde değişiyor. Bilim ve sanayi alanındaki gelişmeler ülkemize yansıtılıyor, çocuklarımızın da…

(Bir grup milletvekilinin CHP sıraları önünde toplanmaları, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın milletvekilleri…

MURAT YILDIRIM (Devamla) – …bunlardan istifade etmesi sağlanıyor.

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Kardeşim ben davayı açacağım. Böyle şeye gerek yok… İmza bile yok, ahlaksızlıktır bu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.33

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

(11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere devam edeceğiz.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın Hamzaçebi, bir söz talebiniz var, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’yla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin vermiş olduğu bir gensoru önergesini görüşüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Fatma Nur Serter bir konuşma yaptılar. Sayın Nur Serter konuşmasında, Millî Eğitim Bakanlığındaki FATİH Projesi’yle ilgili olarak bugüne kadar Millî Eğitim Bakanlarına sayısız diyebileceğimiz ölçüde soru önergesi verdiğini, soru önergelerinde yolsuzlukla ilgili iddiaları dile getirdiğini ancak aradan iki yılı aşkın bir zaman geçmiş olmasına rağmen bu soru önergelerine Millî Eğitim Bakanı tarafından cevap verilmediğini ifade etti ve vermiş olduğu soru önergelerinin birer örneğini Sayın Bakana burada ayrıca bizzat elden teslim ettiler.

Konu FATİH Projesi’dir, oradaki yolsuzluklara ilişkindir. Bu projede görev almış olan -sayısını 3 olarak hatırlıyorum- bürokratların birtakım yolsuzluklara girdiği konusundaki ciddi iddiaları Sayın Nur Serter dile getirdi. Bu iddialar kapsamında Sayın Nur Serter kendisine ulaşmış olan bir belgeyi Genel Kurulla paylaştı. Kendisine ulaşmış olan bu belgede Sayın Nur Serter bu yolsuzlukları yani FATİH ihalesinde yolsuzluk yaptığı iddia edilen bürokratların Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mensup bazı milletvekilleriyle de bir araya gelerek bir protokol hazırladıklarını ve bu protokol çerçevesinde Ulaştırma Bakanlığına tahsisli bir arazinin Özelleştirme İdaresinden satın alınması planlamasının yapıldığını ifade etti.

Sayın Nur Serter’in konuşmasını ben ayrıca tutanaklardan çıkardım. Bu yolsuzluk yaptığı iddia edilen bürokratların kendilerine yeni kişiler, yeni ittifaklar bularak halkalarını genişlettiklerini ifade ediyor. Bu ihalenin yapılıp yapılmadığı konusunda Sayın Serter herhangi bir iddiada bulunmadı ancak bu kişilerle ilgili bir protokolün olduğunu ifade etti. Bu protokol elbette doğru da olabilir, yanlış da olabilir. Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mensup milletvekilleri tarafından “Oku, oku!” şeklindeki ısrarları üzerine Sayın Nur Serter tarafından protokolün okunması üzerine, o isimlerin -herhâlde burada olanlar, olmayanlar da olabilir- bir kısmı şiddetle tepki gösterdiler, “Bu protokol sahtedir.” dediler. Bir arkadaşımız, Sayın Demiröz kürsüye çıktı, bir konuşma yaptı: “Benim bununla hiçbir ilgim yok, bunu ilk defa görüyorum.” dedi. Sayın Süreyya Sadi Bilgiç’in, arada, buradaki içten tepkilerini gördüm.

Biz, milletvekillerinin bu tepkilerinden mutlu olduk. Biz, bu protokolün doğru olmasından değil, olmamasından mutlu oluruz. Samimi, içten tepki gösterip bunu reddeden milletvekillerinin olmasından dolayı biz mutluyuz. Konu budur. Milletvekilleri kürsüde iddialar dile getirebilirler, bu iddialar elbette konuşulur, tartışılır, reddedilebilir -hayır- desteklenebilir; sonuçta Türkiye Büyük Milet Meclisi kürsüsünde ifade edilen bir görüştür bu. Konu bundan ibarettir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Serter beraber Millî Eğitim Komisyonunda da görev yaptığımız bir arkadaşımız. Kendisinin fikirlerine katıldığımız, katılmadığımız zamanlar olur ama medeni bir insan olarak gelip görüşlerini açıklar.

Fakat, bugünkü gensoru görüşmesinde bir talihsizlik yaşanmıştır, bunun faili Sayın Serter’in kendisidir; talihsizlik, birtakım yolsuzluk iddialarında bulunmuştur, bunlara ilişkin bazı bürokratların ismini zikretmiştir. Konuşmasının devamında tutanaklardan gördüğümüz ve burada dinlediğimiz şekliyle “Bu, Millî Eğitim Bakanlığında saadet zincirinin halkası olarak işlev gören kişilerin devamının Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri içinde kendilerine yeni halkalar bulunduğunu ortaya koyuyor. O zincirin halkaları böyle gelmiş, burada olsun olmasın, bazı milletvekillerini kuşatmış arkadaşlar. Bu çok açık…” Yani, bir saadet zinciri halkasından bahsediyor Sayın Serter; bunun, bazı milletvekillerini kuşattığından bahsediyor, bunun da çok açık ve kesin olduğunu söylüyor. Neye göre? Elindeki belgeye göre. Oysaki bu belgede ne imza var ne mühür var, ne olduğu meçhul bir belge. Esasen böyle bir belgeyle çıkıp böylesine ciddi iddialarda bulunmak büyük sorumluluk ister. Sayın Serter bu sorumluluğu yerine getirmemiştir. Bu Meclisin içinde herkes birbirinin yüzüne bakıyor. Burada hangi arkadaşımıza istese ulaşabilir ve kendisine bu belgenin doğru olup olmadığını sorabilir, onların da şahitliğine başvurabilirdi. Çünkü, bu iddia doğrudan doğruya bu insanların haysiyetine ilişkindir; onları suçlayan, zan altında bırakan bir iddiadır. Oysa ki vekillerimiz kendilerinin hiçbir şekilde böyle bir halkanın parçası olmadıklarını, böyle bir protokolden haberlerinin olmadığını, böyle bir durumun gerçekliğinin bulunmadığını çok açık bir dille, arada, konuşma yapılmasının hemen ardından ifade etmişlerdir. Dolayısıyla, bu gerçek manada bir skandaldır. Esasen, Meclisimizde vekillere ilişkin bir iddiada bulunulacaksa burada herkes birbirine çok rahat ulaşabilir ve tahkik edebilir. Böylesine bir temel kurala, böylesine bir medeni kurala da uymak herhâlde hepimizin görevi olmalı. Sayın Serter, kesinlikle, burada sayın vekillerin haysiyetine yönelik “çok açık” vesaire diyerek kesin bir dille saldırıda bulunmuştur. Kendisini özür dilemeye davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım…

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye, vereceğim.

Buyurun Sayın Vural.

9.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tabii, böyle bir iddiayla ilgili olarak sayın milletvekillerinin bu beyanlarını asıl almak lazım. Dolayısıyla, bu konuda gerçekten bir doğruyu yanlışa ya da yanlışı bir doğruya sokmak doğru olmaz, bu beyanları asıl almak lazım. Ben gensoruyla ilgili, Sayın Bakana yöneltilen bu bürokratlarla ilgili hususlar… Tabii, bir dolandırıcılık olayıyla karşı karşıya kalınabilir ve milletvekillerini ya da birilerini arkasına alıyormuş gibi bir hava da oluşturmuş olabilir, bu düzmece de olabilir. Yalnız, bu konuda Sayın Bakanın… 21 Ocak 2014 tarihinde bununla ilgili bir ihale olmuş mu, olmamış mı? Bu bahsi geçen bürokratların iştirak ettiği bir ihale var mıdır? Bu taşınmazla ilgili ne yapılmıştır? Bunlarla ilgili somut bilgiler ortaya konduğu zaman zaten milletvekillerinin bu konuyla ilişkisi olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu durumda yapılması gereken iş, böyle bir ihale var mıydı, yok muydu? Bu bürokratların girdiği bir ihale var mıdır? Varsa kaça verilmiştir, yapılmıştır? Yoksa, zaten ortaya çıkacaktır. Bu bakımdan, bu konuda zatıalinizin Özelleştirmeden, Başbakanlıktan… Bu kişiyle ilgili bilgileri Meclisimizle paylaştığınız zaman zaten olay vuzuha kavuşacaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bilgiç, buyurun.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, söz istiyorum az önce Sayın Nur Serter’in yapmış olduğu açıklamaya ilişkin. Tutanaklar yeni elime geldi, burada bir açıklama yapmam lazım.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bilgiç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, burada sekiz senedir görev yapıyorum. Belki bizden daha uzun belki de daha kısa süredir burada görev yapan pek çok arkadaşımız var. Ama, her şeyden önce bize düşen, hem buradaki bütün milletvekillerinin onur ve haysiyetlerini korumak hem de buradaki yüce Meclisin onur ve haysiyetini korumaktır. Burada bu kürsüye çıkıp çok kolaydır her türlü iftirayı ve yalanı söylemek. Bizlerin de eline her gün benzer yüzlerce belge gelebilir ama sorumlu bir insana düşen, ahlaklı bir insana düşen, önce bunun doğruluğunu ya da gerçekliğini araştırmaktır.

Bakın, Sayın Nur Serter ne diyor: “Elimde imzalanan -isterseniz vereyim- protokol var.” Sayın Serter, elinizde şu an burada imzalı protokol varsa size düşen, getirip bunu ortaya koymaktır ama sizin “İmza var.” dediğiniz protokolde tek bir imza dahi yok. Bir kere burada başlıyor yalan.

İkincisi: Sayın Başkan, ara verdiğinizde beş dakikada Sayın Kaplan burada İnternet’ten Özelleştirme İdaresinin sayfasına girmiş, evet, böyle bir şeye ulaşmış, böyle bir ihale o tarihte görünüyor. 4 tane firma girmiş. Bunların hiç birini bilmiyorum ama size, sorumlu bir insana düşen bununla ilgili olarak elinizde bir şey varsa bu ihaleyi kim almış, nedir, bunun arkasında hangi milletvekili var mıdır, yok mudur, bürokrat var mıdır, yok mudur onu araştırmak, ondan sonra gelip buradaki herkesi saadet zinciri kurmakla itham etmektir. Ama şunu söylüyorum: Yaptığınız son derece ayıptır, hicap duymalısınız ve hukuki haklarım saklıdır. Bütün arkadaşlarımız, hep beraber, sadece bu protokolde imzaları olanlar değil ya da imzası olduğunu iddia ettikleriniz değil, burada kendilerini saadet zinciri kurmakla itham ettiğiniz bütün milletvekili arkadaşlarımız gereken hukuki yola başvuracaklardır.

Size düşen, şu an asgaride, bir gelip bu kürsüden, milletin kürsüsünden özür dilemektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, sataşmadan söz istiyorum, ismim zikredildi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

5.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; dört yıldır buradayım, şuraya gittiysem hep birilerini ayırmak için gittim, kavga için gitmedim ama ne yazık ki bugün arkadaşlar beni de sinirden sesimi düşürecek kadar zıvanadan çıkardılar.

Eğer biraz kendinize saygınız varsa, eğer biraz başkalarına saygınız varsa şöyle bir ifadeyi kullanıyorsanız ispat etmekle sorumlusunuz, değilseniz müfterisiniz, onun da aşağısısınız. “Elimde imzalanan belge var.” diyorsunuz. Böyle bir boş kâğıdı herkes bilgisayarda yazabilir, herkes getirebilir. Benim böyle bir belgeden zinhar haberim yok. Benim böyle bir oluşum içerisinde olduğumdan zinhar haberim yok, arkadaşlarımın da haberi yok. Siz benim adımı katarak bir belge hazırlıyorsunuz, o da yetmiyor, diyorsunuz ki: “Elimde imzalanan belge var.” Belgeyi ortaya koymazsanız namertsiniz, namertsiniz, namertsiniz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Elimden gelen her şeyi yapacağım, haklarımı arayacağım, sadece “Haklarım bakidir.” değil, haklarımı arayacağım arkadaş. Bu kadar kolay değil.

55 yaşındayım, kırk beş yıldır çalışıyorum, 10 yaşından itibaren çalışmaya başladım. Bu ülkenin en büyük projelerinin, en büyük ihalelerinin altında imzam var. Ben bugüne kadar böyle bir şeyle itham edilmedim. Marmaray’ı yaptım, arazilerle ilgili itham edilmedim; üçüncü köprünün yolunu, projesini, ihalesini yaptım, itham edilmedim; İstanbul-İzmir ihalesinin her sürecinde vardım, itham edilmedim; Avrasya Tüneli’nin her aşamasında vardım, itham edilmedim. Üçüncü havaalanının yerini ilk ben biliyordum ama ilk defa burada diyorum ki “İlk ben biliyordum.” Bunu ne benim eşim biliyor ne benim çocuğum biliyor ne benim akrabam biliyor. Niye? Sadece şaibe olmasın diye.

Yazıklar olsun! Beni getirip böyle bir sahte evraka, sahte belgeye kattınız, “Bu belgede imza var.” dediniz. İspatlamak zorundasınız. Şerefe, şana, insanlığa bu yakışır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Şahin, buyurun.

6.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkanım, az önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına burada konuşma yapan konuşmacı, birtakım arkadaşlarımızla beraber benim de ismimi zikrederek bir saadet zinciri kurduğumuzu beyan etti, beyanını da birtakım vesikalara dayandırarak iddia etti.

Arkadaşlar, bu, vesika değil. Halk arasında güzel bir tabir var: Helvacı kâğıdı. “Helvacı kâğıdı” derler buna. Helvacı kâğıdına düzenlenmiş ve çıkmışsınız, bizim burada birtakım emtialar aldığımızı, ihaleye girdiğimizi iddia ediyorsunuz. Burada benim ismimi de zikrediyorsunuz. Böyle bir şeyin aslı astarı yoktur. Bu, tamamen yalandır, düzmecedir ve bizim üzerimize atılmaya çalışılan bir kara lekedir. Bunu kabul etmiyoruz ve bunu iddia edenler eğer iddialarında ısrarlıysalar müfteri olmamak için ispatlamaları gerekir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Tüm gruba söyledi, tüm gruba, sadece size de değil.

HÜSEYİN ŞAHİN (Devamla) – O gün yapılan ne varsa, ihaleye çıkan ne varsa, hiçbirimizin haberi yok. Plan ve Bütçe Komisyonundan arkadaşların adını almışlar, kes-kopyala-yapıştır mantığıyla helvacı kâğıdı düzenlemişler. Benim böyle bir konuyla ne alakam var, arkadaşlarımın da alakası olmadığını biliyorum. Çünkü buraya biz alnımızın akıyla geldik, akıyla da gideceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Üstün.

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Ben de sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

7.- Gümüşhane Milletvekili Feramuz Üstün’ün, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Sayın Başkanım, ben de hakikaten bir profesörün, bir bayanın bu kadar pervasızca, bu kadar…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Başörtülü kızlara yaptığının ahı çıkıyor, ahı.

FERAMUZ ÜSTÜN (Devamla) – Şu anda, geriye dönük bunun yaptıklarını, bu çocuklara yaptıklarını düşününce yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını düşünüyorum. Bir bayan olarak azıcık düşünmeniz lazım. Bu, zerre kadar protokol yerine geçmeyecek adi bir kâğıt. Bayan olarak sizin adınızla da bir şeyler yazarlar, haysiyetinizle oynayacak kelimeler de yazarlar buraya. Haysiyetinizle, şerefinizle oynayacak listeler yaparlar, sizi de o listenin içine dâhil ederler, temizleyemezsiniz kendinizi. Şu anlatılanlarla alakalı hiçbir arkadaşımın, benim de bilgimin dâhilinde olmayan hiçbir arkadaşımızın en ufak bir haberi dahi yok. Sayın Vural diyor ki: “O tarihte ihale yapılmış mı, yapılmamış mı?” Yapılmış olabilir, beni hiç ilgilendirmiyor. Başka bir zaman da yapılmış olabilir, bir gün sonra da yapılmış olabilir, ondan önce de yapılmış olabilir, bizi hiç ilgilendirmeyen konular bunlar.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Milletvekillinin beyanı esastır.

FERAMUZ ÜSTÜN (Devamla) – Bir milletvekilinin beyanı esas değilse dahi ben şunu söylüyorum, biraz önce Ahmet Bey, arkadaşlarımız söyledi: Bunu hakikaten bir profesörün yapmış olması ve… Ne kadar yetkili işlerde, görevlerde, ne kadar milletin çocuklarının geçmişiyle oynamış birisinin olduğunu düşünüyorum…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Anladık da, buradaki profesörleri rencide etmeyin Feramuz Bey, “Kendini bilmeyen birisi.” de, bir sürü profesör var.

FERAMUZ ÜSTÜN (Devamla) – Hakikaten kendini bilmeyen birisini… Ve konuşmasında da, imzanın olduğunu söylüyor, belgelerde imzanın olduğunu söylüyor. En ufak bir belge niteliği de yoktur, adi bir kâğıt. Adi bir kâğıda bilgisayardan çıkarılmış, arkadaşlarımızın ismi yazılmıştır. Söylenecek hiçbir şey bulamıyorum.

Biz de bütün arkadaşlarımız gibi hukuki olarak da yapılması gereken her şeyin arkasında olacağız, takipçisi olacağız. Protesto, şiddet ve kınamaya dahi gerek görmüyorum, Allah’a havale ediyorum onu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun.

8.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce yoktum, tutanağa baktım, benim ismim de var, hayret ettim. Yani böyle bir kâğıt parçasıyla insanlara iftira atmak, onları töhmet altında bırakmak herhâlde ayıp olarak sizlere yeter.

İşte, ne “protokol” denilen bu kâğıt parçasından haberim var, ne yerden haberim var. Plan ve Bütçe Komisyonunda da değilim. Dolayısıyla, herhâlde birileri…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ne demek? Plan ve Bütçe Komisyonunda olsan haberin mi olacaktı?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Hiçbir şeyden haberimiz yok. Dolayısıyla, bu, bir yalandır; bu, bir iftiradır.

Herhâlde Nur Serter geçmişin bazı intikamlarını alıyor. Biz ikna odalarında kız çocuklarına nasıl baskı yaptığını, o çocukların psikolojisini bozduğunu… Ama bunda şunu gördüm bu akşam: O çocukların psikolojisini bozmaya çalışanların psikolojisinin bozuk olduğunu gördüm. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, yazıklar olsun sizlere. Yani böyle bir iftirayı, böyle bir yalanı bilerek ortaya koydunuz. Bunların hepsi yalandır, bunlar iftiradır. Arkadaşlarımla böyle birliktelik de hiç hatırlamıyorum, görmedim de duymadım da zaten.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Hepsini de iade ediyorum size. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sadece size değil gruba da söyledi. Eliyle işaret etti, grubu da gösterdi.

BAŞKAN – Sayın Koçer, buyurun.

9.- Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer’in, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, utanç verici bir durum yaşıyoruz. Gerçekten, hiçbir bilgimizin olmadığı, hiçbir şekilde haberimizin bile olmadığı bir konuda şahsıma, arkadaşlarıma, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerime, hatta AK PARTİ Grubuna bir saldırıda bulunuldu. Şahsıma yöneltilen iddialar ve belgeler sahtedir, doğru değildir söz konusu düzme belgede geçen konu dâhil olmak üzere. Böyle bir protokolde hiçbir şekilde asla imzam olmadı, böyle bir şeyi bilmiyorum, duymadım ve ilk defa burada görüyorum.

Böyle sahte bir evrakı Genel Kurulda okuduğu için Nur Serter’i kınıyorum. Belge sahtedir, düzme bir belgedir. Bir milletvekilinin böyle bir belgeyi bu kürsüye getirmesi bile …

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Kâğıt parçası…

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Devamla) – … bir kâğıt parçasını buraya getirmesi bile bir düşüncesizliktir, bir saygısızlıktır ve edepsizliktir. Yapılan bu konuşma için kendisini kınıyor, bu iddiaları ispat etmeye davet ediyorum. İspat etmiyorsa da kendisi namussuz ve şerefsizdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

AHMET ARSLAN (Kars) – Otur yerine…

FARUK IŞIK (Muş) – Otur yerine…

BAŞKAN – Bir saniye…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Böyle bir üslup yok efendim, böyle bir üslup yok. Kimse kimseyi namussuzluk, şerefsizlikle itham edemez.

AHMET ARSLAN (Kars) – Hâlâ konuşuyor ya.

FARUK IŞIK (Muş) – Otursana yerine, otursana…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kes sesini, terbiyesiz adam. Laf atmaktan başka bir şey bilmez misin sen?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baloğlu...

10.- Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biraz önce bir hatip bizim de ismimizi kullanarak bir sahte belgeyi, bir paçavrayı burada göstererek birtakım ithamlarda bulunmuştur, bu ithamları şiddetle reddediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Edep ve namus dersi vermeye hakkınız yok sizin, sınıfta kalırsınız.

FARUK IŞIK (Muş) – Sen kalırsın.

MUSTAFA BALOĞLU (Devamla) – Bu ithamları şiddetle reddediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Başbakan Yardımcısı, sizin Büyükşehir Belediye Başkanınızı yolsuzlukla suçladı. Bülent Arınç suçlamadı mı Sayın Melih Gökçek’i yolsuzlukla? Ankara’yı parsel parsel sattınız demedi mi size? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, lütfen oturunuz efendim, lütfen oturunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Namussuzluk buna suskun kalmaktır.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen kendi işine bak.

BAŞKAN - Sayın Baloğlu, siz devam edin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Namussuzluk budur.

BAŞKAN - Lütfen sayın milletvekilleri, oturun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Edepsizlik budur. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında ayakta karşılıklı laf atmalar, gürültüler).

BAŞKAN - Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                   Kapanma Saati:23.22

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- MHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti toprağını savunmadıkları, PKK/PYD ile IŞİD terör örgütlerini muhatap aldıkları iddiasıyla Bakanlar Kurulu üyeleri hakkında birer gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/50) (Devam)

(11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere devam ediyoruz.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın Baloğlu, buyurun.

10.- Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması (Devam)

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biraz önce bir hatip bir paçavrayı göstererek, benim de ismimin bulunduğu bir sözde belgeden bahsetti. Bu belgenin yalan olduğunu, düzmece olduğunu ifade ediyor; şiddetle reddediyorum, bu konuşan hatibe de, değerli hanımefendiye de şunu tavsiye ediyorum: Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu kürsünün bir ağırlığı var; bu kürsüde söylenecek şeylerin mutlaka birtakım temellere dayalı olması lazım, bu kürsüde söylenecek, gösterilecek belgelerin gerçekliğinin, doğruluğunun ve ne olduğunun araştırılması lazım. Buraya gelip, ellerine tutuşturulan bir belgeyi, sözde bir belgeyi burada gerçekmiş gibi gösterip ve burada birçok masum insanı itham etmek, bir kadın milletvekiline, hele bir akademisyene hiç yakışmıyor.

Bence size düşen şey, öncelikle bu belgeyi sizin elinize kim tutuşturmuşsa, bunlara bu belgenin aslını sorun ve gereğini yapın, sonra da lütfen bu kürsüye gelin, burada ismini saydığınız tüm milletvekillerinden tek tek özür dileyin…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Gruptan da, gruptan da!

MUSTAFA BALOĞLU (Devamla) - …ve grubumuzdan özür dileyin.

Yani o kadar üzgünüm ki anlatamam. Ne bir haberim var ne bildiğim bir şey.

Bakın, burada, hiçbir resmî nitelik taşımayan bir sözde evrak, biraz sonra gideriz sizin de isminizi buraya ekleriz veya bu gibi, başka nitelikte bir belge düzenleyip sizin önünüze veya CHP Grubu veya MHP Grubu veya HDP Grubundaki milletvekili arkadaşları buraya yazarız.

Ben bu hanım milletvekilinden, kadın milletvekilinden, değerli milletvekilinden rica ediyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hiç de değerli değil. Ne değerlisi?

MUSTAFA BALOĞLU (Devamla) – Kim bu belgeyi, sözde belgeyi onun eline tutuşturmuşsa önce gidip bundan onun hesabını sorsun, sonra da itham ettiği milletvekillerinden bu kürsüye çıkıp özür dilesin. Herhâlde kendisine yakışan o olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bağcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

11.- Çorum Milletvekili Cahit Bağcı’nın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben burada tutanaklara geçen konuşmacıya cevap vermeyeceğim. Yasal yollardan bu iddialarla ilgili hakkımı kuşkusuz arayacağım.

Ancak, arkadaşlarım da ifade ettiler. Bu tutanak veyahut da protokol ne ise -arkadaşımın da ifade ettiği gibi, Mustafa Baloğlu’nun- bu belge, paçavra ne ise, bununla ilgili hiçbir ilişkimin olmadığını, bilgimin olmadığını, altında imzam olmadığını tutanaklara geçmesi açısından belirtmek istiyorum. Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlar üzerinde, maalesef, birilerinin oynadığı bir oyundur, tezgâhtır ve bu, grubumuza şamil kılınmaya çalışılmaktadır, AK PARTİ yolsuzluklarla ilişkilendirilmektedir.

Benim arkadaşlara tavsiyem, AK PARTİ’nin milletin gönlünde kurduğu bu teveccühü yıkabilmeniz için sizin de AK PARTİ gibi bir siyaset, bir söylem ve halkla bir ilişki kurmanız gerekir. Tavsiyem size budur. Bir de hoca olacaksınız. Yazıklar olsun size! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Serter, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Ben burada, adı geçen hiçbir milletvekilini bir ihaleyle girmeyle itham etmedim.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – “İmzası var.” dediniz, imzası.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Zincirden bahsediyorsunuz, zincirden.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – İki: Bu protokolün… Gerçekten sehven ağzımdan “imzalı” sözü çıktı. Eğer bunu kasten söylemiş olsaydım onu elinize, herhâlde, vermezdim. O kadar çok bağırış çağırış oluyordu ki önde, bu ağzımdan sehven çıktı.

Üç: Gerçekten, burada sizleri üzdüğüm için üzgünüm ancak şunun da altını özenle çizmek istiyorum: Ben her zaman inandığım doğruları cesaretle konuşmuş bir insanım. Benim burada kastettiğim şey çok açıktır, ben dedim ki: Oradaki bürokratlar birtakım Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleriyle birlikte bir işe girerek -bir girişimde bulunmaktır buradaki kastım- kendilerini meşru hâle getirmeye ve aklamaya çalışıyorlar.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Başkanım, özür dileyeceğine ne konuşuyor ya?

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - Ben saadet zincirini de bu amaçla telaffuz ettim, onlar kendilerini büyütüyorlar, dışarı taşıyorlar anlamında. Samimiyetle söylemek istediğim buydu.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Özrü kabahatinden büyük.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - Bunun dışında bir meramım, bir niyetim kesinlikle yoktur. Gerçekten sizin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Açıklama yapıyor Sayın Serter.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Bakın, “İhaleye girildi.” demedim arkadaşlar.

BAŞKAN – Özür diledi, daha ne istiyorsunuz?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Dilemedi Başkanım.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – “Bir protokol” dedim, çok açık olarak da amacım budur. Bundan sonra siz bana istediğinizi söylemekte elbette özgürsünüz. Yapmış olduğunuz hakaretlerle ilgili elbette benim de haklarım saklıdır ama amacım budur.

Tekrar ediyorum: Burada görmüş olduğum tepkiden ve sizde yarattığım üzüntüden dolayı da samimiyetle üzüldüm. Amacım, sizin o ekiple birlikte bir iş yaptığınız değildi; böyle anlamanıza neden olduğum için gerçekten üzgünüm. Söyleyeceğim budur ama bu, sizin burada kalkıp, bana hakaret edip benim ahlakımla, namusumla ilgili şeyler söylemenizi de haklı kılmaz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz Sayın Serter, sağ olun.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, AK PARTİ Grubuna mensup milletvekillerinin kendileri itham edildiğinde gösterdikleri tepkiyi muhalefet milletvekilleri itham edildiğinde de göstermelerini beklediğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Nur Serter şu anda bir açıklama yaptı. Ben Grup Başkan Vekili olarak başlangıçta bir açıklama yaptım; o protokolde ismi geçen milletvekillerinin kürsüye çıkarak bu olayı yalanlamalarından, bunun gerçek dışı olduğunu ifade etmelerinden mutlu olduğumu ifade ettim. Biz o protokolün…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Şüpheniz mi vardı? Ne ayıp bir şey ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Oluyor mu Sayın Satır? Bir açıklama yapıyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Oluyor, evet, oluyor. “Mutlu oldum…” Yani, böyle bir şey vardı da…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Size söyleyeceğim bir şey yok, ben açıklamama devam edeyim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Olamaz zaten.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Elbette, Sayın Nur Serter’e yönelik o hakaret kelimeleriyle ilgili Nur Serter yasal haklarını kullanma takdirinde bulunacaktır. O kendi takdirinde olan bir konudur ancak o hakaret kelimelerini ben o kelimeleri sarf eden arkadaşlara iade ediyorum.

Bir şey hatırlatacağım yalnız, bundan bir süre önce burada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız oturuyordu, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerine yönelik bir ithamda bulundu, çirkin bir ithamdı. Siz nasıl bugün rahatsız oldunuz Sayın Nur Serter’in konuşmasından, o isimlerin geçmesinden. Taner Yıldız orada oturuyordu -hakkında yine bir gensoru vardı, öyle hatırlıyorum- Cumhuriyet Halk Partili bazı milletvekillerinin ya da muhalefete mensup milletvekillerinin bazı şirketleri nedeniyle iş takibinde bulunduklarını söyledi. Öyle bir edayla, öyle bir ifadeyle söyledi ki “Bu milletvekilleri yolsuzluk yapıyor…” Biz tepki gösterdik ama bir grup başkan vekiliniz çıkıp da benim biraz önce yaptığım açıklamayı yapmadı.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – O belgeliydi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hani “edep, namus, şeref” diyorsunuz ya, işte ben sizlerin grup başkan vekilinden de o gün Taner Yıldız’ın o açıklaması karşısında bir açıklama beklerdim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Bakan gerekli açıklamayı yaptı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Benim bugün yaptığım açıklamanın bir benzerini o gün Taner Yıldız’ın konuşmasından sonra sizlerden bekledim. Bunu yapmaktan kaçındınız maalesef. Üzüntülerimi bildiriyorum size. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” derler bizim orada.

BAŞKAN – Evet, Sayın Hamzaçebi, teşekkür ediyorum.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin; FATİH Projesini zamanında bitiremediği, projeye dair birçok yolsuzluğa sessiz kaldığı iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/54) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Murat Yıldırım, Çorum Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT YILDIRIM (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Millî Eğitim Bakanımız Nabi Avcı hakkında verdiği gensoruya ilişkin olarak grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi selamlıyorum.

Gençlerimiz bizim yarınlarımızdır, bu ülkenin gelecekleridir. Onlara verilecek hizmet, onlar için atılacak adımlar bu ülkenin geleceği için yapılan yatırımlardır. FATİH Projesi kapsamında gerçekleştirilen akıllı sınıf uygulamaları, gençlerimize dağıtılan tabletler, bunların altyapısı için ülkemize kazandırılan katma değer bu ülke için bir milattır, bir dönüm noktasıdır. Ulaştırma ve Millî Eğitim Bakanlığımız bu projede birlikte çalışıyorlar. Bakanlıklar arasında mükemmel bir koordinasyon bulunuyor, kendilerini tebrik ediyoruz.

Türkiye'de eğitim altyapısı çok köklü bir şekilde değişiyor. Bilim ve sanayi alanındaki gelişmeler ülkemize yansıtılıyor. Çocuklarımızın da bunlardan istifade etmesi sağlanıyor. FATİH Projesi, sadece bir eğitim ve donatım projesi değildir, aynı zamanda yurt içi üretimin ve katma değerin artırılması, daha önce ülkemizde üretimi bulunmayan ürünlerin üretiminin sağlanması, AR-GE faaliyetlerinin yapılabilmesi, yerli firmalara kendini geliştirme ortam ve imkânının oluşturulması, girişimcilik ruhunu açığa çıkartması açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Bu proje eski Türkiye'nin değil, yeni Türkiye'nin projesidir. FATİH Projesi’yle kamunun alım gücü kullanılarak bu ülkede bilişim teknolojilerinin yerleştirilmesi teknoloji transferlerinin en önemli amaçlarındandır. Aklıselim, aklı eski Türkiye'de kalanların bunu görmesi mümkün değildir. Bu sebeple, muhalefet aslı olanı bırakıp tali konularla ilgilenmektedir. Siyasette yarış projeyle olur, hizmetle olur, vizyonla olur. Vizyonu olmayanlar, projesi olmayanlar, hizmeti olmayanlar sadece dedikodu ve iftira üretirler.

Değerli milletvekilleri, on iki yıl öncesini bir hatırlatalım. Eski Türkiye'de yeteri kadar okul yoktu, derslik yoktu, öğretmen yoktu. İz ödenekle yaptırım programına girip onlarca yıl çivi bile çakılmayan, adı var kendi yok, müteahhidi zengin etme amaçlı projeler vardı. Eski Türkiye'de kalem alamayan, silgi alamayan, defter bulamayan, haftalarca şehrindeki kitapçıya okul kitaplarının gelmesini bekleyen bir nesil vardı.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sizin yetiştiğiniz…

MURAT YILDIRIM (Devamla) – Evet, ben yaşadım bunları.

Seçim bölgem olan Çorum’un meşhur bir caddesi vardı, Gazi Caddesi. Her okulun açılışında o caddenin kaldırımlarında yüzlerce çocuk eski kitaplarını satmak için stant açarlardı. 15 yaşın üstündeki insanlarımız o günleri çok iyi bilir, siz de bilirsiniz, ben de bilirim. Bugün ise okulların açıldığı ilk gün tüm çocuklarımızın sıralarına ders kitapları konulmakta, milletimiz bu kitaplar için 1 kuruş ödememektedir, millete hizmet budur.

1 milyondan fazla bilgisayar okullarımıza dağıtılmıştır. FATİH Projesi kapsamında, tüm okulları içine alacak şekilde, yönetilebilir ve ölçülebilir bir ağ altyapısı kurulmaktadır. Okullarımıza ve öğrencilerimize güvenli İnternet hizmeti sunulmaktadır. Her ortamda bilişim teknolojisinin bilinçli ve güvenli bir şekilde kullanımı sağlanmaktadır. Proje kapsamında dersliklerimize akıllı tahta, yazıcı, doküman ve kamera yerleştirilmektedir. Her öğretmenimize ve öğrencimize tablet bilgisayar dağıtımı yapılmaktadır.

Dünyanın en güçlü bilişim firmaları bu proje için yarışmaktadırlar. Tüm dünya bilişim sektörü projenin önemini, büyüklüğünü, Türkiye’yi 21’inci yüzyılda nereye taşıyabileceğini görmüştür; lakin bizim muhalefetimiz görmemeye, gördüklerine ise çamur atmaya devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, FATİH Projesi’yle dijital bir nesil yetişiyor. O nesil AK PARTİ’nin hizmetleri sayesinde en iyi ortamlarda yetişiyor, en iyi donanımla buluşuyor. Tıpkı Fatih Sultan Mehmet gibi bir çağ açılıp bir çağ kapatılıyor FATİH Projesi’yle ama siz bunu anlayamazsınız.

Sadece benim seçim bölgemde, son on iki yıl içerisinde 96 eğitim kurumu, 1.064 derslik, 18 pansiyon binası, 11 okul spor salonu bitirilerek eğitimin hizmetine sunulmuştur. Bu rakamları geçmişle kıyaslamak hiç mümkün değildir. Sadece bu yıl içerisinde 282 yeni derslik, 800 öğrenci kapasiteli 4 pansiyon binası, 2 spor salonu tamamlanarak hizmete sokulmuştur.

2002 öncesinde 55 bilgi teknoloji sınıfı varken bugün Çorum’da 255 bilgi teknoloji sınıfı vardır. FATİH Projesi kapsamında 802 dersliğimiz donatılmıştır.

Son sekiz yılda öğrencilerimize Çorum’da dağıtılan ücretsiz kitap sayısı 1 milyon 375 bin 786’dır.

Saygıdeğer milletvekilleri, yıllarca bu ülkenin kaynaklarını parti kadroları ile onların uzantılarına peşkeş çekenlerin, milleti göbeğini kaşıyan, işe yaramaz adam yerine koyanların FATİH Projesi gibi hizmetleri anlamaları mümkün değildir. İş bilenin kılıç kuşananındır. Bizim bir atasözümüz vardır: “İşleyen demir ışıldar, pas tutmaz.” Milletimize yaptığımız büyük hizmetlere karşı ne yaparsanız yapın, hangi çamuru atmaya kalkışırsanız kalkın, tutmaz ve tutmayacaktır. Tutmadığını 17 ve 25 Aralık kumpasında gördünüz, tutmadığını Gezi Vandalizminde gördünüz, tutmadığını 6 ve 7 Ekim Kobani olaylarında gördünüz, tutmadığını geçtiğimiz onlarca seçimde gördünüz, tutmadığını Cumhurbaşkanlığı seçiminde de gördünüz, yüzde 52’yle cevap verilmiştir. Bu iktidar, yıllarca bu ülkenin teröre ve silaha giden kaynaklarını yatırıma yönlendirmiştir. Geçmişte bütçede en büyük payı savunma alırken ilk defa AK PARTİ iktidarıyla eğitim almıştır, almaya da devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FATİH Projesi sadece bir tablet projesi de değildir, bu ülkenin geleceğini ilgilendiren bir projedir. Projede gecikmeler yaşanmış ise ülke menfaatine gerekli şartlar oluşmadığı içindir. Proje çok boyutludur. Bu ülkenin menfaatine olacak şekilde süreç yeniden planlanmıştır. Önemli olan projenin hakkıyla yürütülmesidir. Muhalefetin ifade ettiği gibi “yolsuzluk, projenin atıl kalması” gibi iddialar da tamamen gerçek dışıdır. Mayıs ayında 700 bin öğrencimize kalemli tabletler dağıtılacaktır. Bu tabletler yüzde yüz Türk mühendislerinin dizaynıdır. Teknik kapasitesi yüksek, maliyeti ise düşüktür. Yakında tüm tablet bilgisayarlarının Türkiye’de üretimi sağlanacaktır. Bunun için uygun tesis çalışmaları da devam etmektedir. Bu tesisle birlikte Orta Doğu’ya, Balkanlara ve Orta Asya’ya üretim yapar hâle geleceğiz. Dört yıl sonra bu ülkenin çocukları tamamen yerli üretim tabletleri kullanacaklardır. Bu projeyle Türkiye dünyada etkileşimli tahta sektörünü tetikleyen ülke hâline gelmiştir. Firmalarımız, ülkemizde üretip dünyaya etkileşimli tahta satar konuma ulaşacaklardır. Yakında bu başarı tablet bilgisayarında da yaşanacaktır. Muhalefetin bunca gerçekliği görmemesi şaşırtıcıdır ya da gördükleri hâlde bu gensoruyu vermeleri başka bir amaç taşımaktadır. Ne FATİH Projesi’ni ne de bu ülkenin yararına gerçekleştirilen diğer projeleri kimsenin engellemeye gücü yetmeyecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ iktidarının hizmetleri muhalefetin rüyalarına kâbus gibi girmektedir. Sabah uyandıklarında iftiralarla gensoru verme yoluna gitmektedirler, biraz önce görüldüğü gibi. Güneş balçıkla sıvanmaz, ne yaparlarsa yapsınlar nafile. Milletimiz aldığı hizmete bakmaktadır. Muhalefetin kapattığı milletin göz bebeği okulları bu iktidar ve AK PARTİ açmıştır. 28 Şubat ve bugünkü muhalefetin ürünü olan meslek lisesi sorununu bu iktidar ortadan kaldırmıştır. 4+4+4’le eğitim sisteminde devrimsel bir hizmet yapılmıştır. Eğitimde fırsat eşitliği bu iktidarla gerçekleştirildi, katsayı bu iktidarla sıfırlanmıştır. Sadece tek başına dershane meselesi bile bu ülkenin kaderini etkileyecek bir hizmettir.

Değerli milletvekilleri, FATİH Projesi 2014’te İtalya’da ödül almıştır. Yeni bilişim enformasyon teknolojisinin eğitime uyarlaması noktasında tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği projedir. Avrupa ülkeleri bu projeye gıptayla bakmaktadırlar.

Evet, muhalefet her ne kadar AK PARTİ iktidarının hizmetlerini engelleyip milleti zayıf bırakmaya çalışsa da, eğitimde, kültürde, ekonomik alanda gelişen ve siyaseten güçlenen Türkiye yoluna devam etmektedir. Büyük Türkiye’yi engellemeye ne sizlerin ne iş birliği yaptığınız paralel yapının ne de onların arkasındaki dış güçlerin gücü yetmeyecektir. Bu millet büyüyecek, yükselecek ve 21’inci yüzyıla damgasını vuracaktır. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Bunu engellemek isteyenler büyük Türkiye'nin altında kalacaklardır.

Muhalefet milletin değerleriyle barışmayı ve bu değerler ekseninde ülkeye hizmet etmeyi öğrenmelidir. Türkiye muhalefeti -umudunu sokak Vandallığına- Mecliste kavga çıkartma, gensorularla Meclisi çalışamaz hâle getirmek istiyor. Günübirlik verdikleri gensorularla bu işin bile ağırlığını bırakmadılar. Bu millet büyüyecek ve yükselecek.

Söylenecek çok söz var ama arkadaşlar bitirmemi istiyorlar. Şunu da söyleyeyim ki gensorunun altındaki isme bakıyorum, kendisi ikna odalarının mucidi, başörtülü kızlarımıza karşı her türlü baskıyı uygulayan eski bir öğretim görevlisi. Bu bizi hiç şaşırtmadı, zihniyeti bundan yirmi yıl önce neyse bugün de aynıdır, iftiracı bir zihniyet, “Çamur at izi kalsın.” anlayışı.

Bu gensorunun içinin ne kadar boş olduğu anlaşılmaktadır, fazla söze de gerek yoktur. Ülkemiz ve gençliğimizin geleceği olan FATİH Projesi’nin temellerini atan, “kara tahta” kavramını tarihin tozlu raflarına kaldıran, milletin makus tarihini yenen, başta kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımız ve Genel Başkanımız Sayın Profesör Doktor Ahmet Davutoğlu’na, Millî Eğitim ve Ulaştırma Bakanlarımıza teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, sataşma nedeniyle söz istediniz galiba.

İki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Çorum Milletvekili Murat Yıldırım’ın (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, sayın konuşmacı birçok şey söyledi tabii ama burada olmayan Sayın Nur Serter’le ilgili birtakım sataşmalarda bulundu. Ben şimdi o konuşmacıya bir soru sormak istiyorum. Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanını paralel yapının kucağına oturmakla suçladı. Siz dediniz ya hani, “cemaatle, paralelle iş birliği”, “muhalefet” falan, buna ne diyorsunuz şimdi? Paralel yapının kucağına oturduğunu söylediği Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının Ankara’yı parsel parsel satarak yolsuzluk yaptığını söyledi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sataşma bu muydu Sayın Başkan?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hadi çıkın bir şey söyleyin. Sayın Bülent Arınç sizin Büyükşehir Belediye Başkanınızı yolsuzlukla suçluyor, Ankara’yı parsel parsel satmakla suçluyor, “8’ine kadar susacağım.” diyor. Yani “Elimde bilgiler var, belgeler var ama AKP zarar görmesin diye konuşmayacağım 8’ine kadar.” diyor. Hani biraz önce burada birtakım kavramları kullandı bazı arkadaşlar, şeyleri tenzih ediyorum, kendilerini burada savunmak üzere çıkan, “Bu iddia yanlıştır, yalandır, ben bu işin hiçbir tarafında yokum.” diyen arkadaşlara bir cevap vermiyorum, onlar en doğal haklarını kullandılar. Ama onun ötesine geçerek edepsizlik, namussuzluk, şerefsizlik gibi kavramları kullanmak suretiyle, yok “ikna odaları” gibi kavramları kullanmak suretiyle grubumuza ve Nur Serter’e sataşanlara soruyorum…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Siz de mi doğru bulmuyorsunuz ikna odalarını? Öyle anlaşılıyor. İkna odalarını doğru bulmuyorsunuz galiba. Sataşma gördüğünüze göre…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın Bülent Arınç’ın “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı paralel yapının kucağına oturmuştur, Ankara’yı parsel parsel satıyor.” iddiasına bir şey demeyecek misiniz? Bu yolsuzluğun üstüne mi oturacaksınız? Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu yolsuzlukların üzerine oturmakla maruf bir gruptur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bunu 4 bakanla ilgili oylamada gösterdiniz, burada da göstereceksiniz. Hayırlı olsun yolsuzluk tutumunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Yolsuzlukların üzerine oturmakla maruf bir grupsunuz.” diyerek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, kucağınıza aldınız bence, oturmadınız, kucağınıza aldınız.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Terbiyesizlik yapma! Sen nereye oturuyorsun?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Terbiyesiz!

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Terbiyesiz herif! Yaşından başından utan! Kullandığın ifadelere bak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Terbiyesiz sensin, sana iade ediyorum.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sana yakışır.

13.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bence çok temel ve yanlış bir akıl yürütme biçimi şu: Bir nevi, “Biz burada, evet, hatalıyız böyle söylemekle ama bakın, siz de burada böyle söylemiştiniz.” şeklindeki bir akletme yanlıştır çünkü onun yanında ben de hemen başka bir şey söyleyebilirim. Mesela diyebilirim ki: CHP’de bir genel başkanlık yarışı yapılmıştı ve burada uzun yıllar Grup Başkan Vekilliği yapan Sayın İnce, Sayın Kılıçdaroğlu’na ilişkin olarak “Sen, Tayyip’ten daha diktatörsün.” diye eleştiride bulunmuştu. Şimdi, bakın, mesele şu: Eğer biz böyle “O, onu söylemişti; bu, bunu söylemişti. Bu mesele böyleydi ama siz de şurada şöyle demiştiniz.” diye asıl halletmemiz gereken konuyu bir kenara bırakıp başka konulara dalarsak birbirimize söyleyeceğimiz bir ton laf var. Bu bir.

İkincisi: Sayın Melih Gökçek’e Sayın Arınç bir söz söyledi. Söylenen Melih Gökçek, söyleyen Arınç. Arınç kim? Arınç da AK PARTİ’de, Hükûmette Başbakan Yardımcısı. Yani bir değerlendirmede bulunuyor. Affedersiniz, sabah akşam AK PARTİ’ye dediniz ki: “Siz otoritersiniz, siz totalitersiniz, topluma üniform bir yapı getirmek istiyorsunuz.” Nasıl bir üniform bir yapı getirmek isteyen totaliter siyaset ki bu, kendi içinde böyle konuşmalar, tartışmalar, demokrasi bahsi içinde değerlendirebileceğiniz bir tartışma var. [CHP sıralarından alkışlar (!)] Evet, sabah akşam demokrasi diyeceksiniz biraz da içini doldurmak lazım. Demokrasi dediğiniz de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …bir partinin kendi iç tartışmalarıdır.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani Sayın Arınç’ın konuşmasıyla birlikte AKP’ye demokrasi geldi, öyle anlaşılıyor.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin; FATİH Projesini zamanında bitiremediği, projeye dair birçok yolsuzluğa sessiz kaldığı iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/54) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı konuşacak.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

FATİH Projesi’nden bahsediyoruz. Kısaca FATİH diye adlandırdığımız, eğitimde fırsatları artırma ve teknolojiyi iyileştirme hareketi bu ülkenin her vatandaşının gurur duyacağı, eğitimde millî bir dönüşüm hareketidir. Başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde 2010 yılında başlatılan bu projeyle okullarımızın eğitim teknolojisinin sunduğu imkânlarla buluşması amaçlanmış, dersliklerimizin etkileşimli tahtalarla, kuvvetli İnternet altyapısıyla donatılması planlanmıştır. Dersliklerimizde oluşturulacak bu altyapı zenginliğine ve imkânlarına ilave olarak, FATİH Projesi, ayrıca dijital eğitim içeriklerinin hazırlanarak öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin istifadesine sunulmasını da sağlamaktadır. Hem altyapı kurulumları hem de içerik olarak FATİH Projesi bugün itibarıyla dünyanın en önemli eğitim projesidir. Sayısal gerçekleşme oranları dikkate alındığında, bütün dünyada bilinen, örnek alınan, incelenen ve inceleyen herkesi etkileyen bir eğitim hamlesidir. Pek çok ülke, henüz sınıflara kurulacak teknolojik altyapının niteliklerini tartışırken bugün Türkiye 200 bine yakın dersliğe ileri teknoloji ürünü etkileşimli tahtayı kurmuş bulunuyor. Bugün itibarıyla binlerce dersliğimiz, fiber optik kablo üzerinden ulaşım imkânı sağlayan kuvvetli İnternet altyapısına kavuşturuldu. Pek çok ülke, sınıflara kurulacak bilgisayarların niteliğini tartışma safhasındayken biz öğretmen ve öğrencilerimize tablet bilgisayar dağıtımını yapıyoruz.

FATİH Projesi’nin önemli bir bileşeni olarak oluşturulan Eğitim Bilişim Ağı EBA, sunduğu dijital eğitim içerikleri bakımından dünyanın en büyük e-içerik portalidir. Sayısı 100 binleri aşan dijital eğitim içeriğini Eğitim Bilişim Ağı üzerinden öğrenci ve öğretmenlerimizin istifadesine sunuyoruz. “EBA” diye İnternet’e girdiğiniz zaman bunları görebilirsiniz. Sadece son bir yıl içerisinde dijital eğitim içeriği sayısında yüzde 74 oranında artış sağladık. Ancak, içerikte geleceğimiz son nokta bu değil. 2015 yılı sonuna kadar sürdüreceğimiz çalışmalar bittiğinde EBA’yı kapasite ve nitelik olarak çok daha ileri bir boyuta inşallah taşımış olacağız. Bu portale ait kullanıcı istatistiklerine baktığımızda da eğitim camiamızın, özellikle öğretmenlerimizin üretilen bu içeriklere yönelik teveccühünün her geçen gün arttığını görüyoruz. Mart 2014 tarihinde EBA’daki kullanıcı sayısı 296.013’tü. Mart 2015 tarihi itibarıyla kullanıcı sayısı 1 milyon 905 bin 320’dir. Yani son bir yıl içerisinde EBA’da kullanıcı sayısı yüzde 544 artmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan bütün bu işlemlerin amacı, öğrenmeye yardımcı olmak, öğrencilerimizin bilgiye çabuk ve kolay ulaşmasını sağlamaktır. Bugün itibarıyla dersliklere kurulumunu gerçekleştirdiğimiz 172.417 etkileşimli tahta bulunuyor. Bu sayı, Avrupa’daki birçok ülkenin derslik sayılarının toplamına tekabül ediyor. Takdir edersiniz ki, dünyanın öncüsü ve en büyüğü olan böyle bir projede ihale süreçlerinin zorluğu sebebiyle bazen gecikmeler yaşanabiliyor, yaşanıyor. Projenin tabiatı gereği özel sektörle eş zamanlı bir ilerleme oluyor. Etkileşimli tahtalar takılmadan altyapı kurulamıyor. Ancak altyapı ve etkileşimli tahtalar tamamlandığında yüksek hızlı geniş bant İnternet hizmeti sağlanabiliyor ve ancak bütün bu döngü tamamlandığında tablet bilgisayar alımı yapılabiliyor. Yapılan altyapı ihalelerinin ardından mevsim koşulları, malzeme tedarik süreci ve okullarda eğitim öğretimin devam etmesi gibi mücbir sebeplerle zaman zaman süre uzatımı yapmak gerekebiliyor veya -başımıza da geldi- firma iflasından dolayı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu durum 2014 yılı idari faaliyet raporumuzda da açıkça vurgulanmıştır ama bu rapordan hareketle bazı haberler ve burada da konuşmalar yapıldı. Bu haber ve konuşmalarda proje yalnızca raporda geçen başlıklar üzerinden değerlendirilerek, projenin alt kırılımlarında gerçekleşen gelişmeler göz ardı edildi. Elma ile armudu toplar gibi alınan yanlış ortalama hesaplarıyla olumsuz bir algı yaratılmak istendi, isteniyor.

Bu gensorunun projenin en hızlı ve en işlek hâlde olduğu bir dönemde verilmesi, seçimler öncesinde kamuoyunda projeye karşı oluşan olumlu algıyı kırmaya yönelik siyasi bir hamledir. Yapılan ihaleler ve başlayan uygulamalarla 2015 yılı projenin altın yılı oluyor. Şimdiye kadar bileşenler bazında en önemli gelişmeyi özellikle son altı ay içerisinde gerçekleştirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; FATİH Projesi ayrıca sadece bir donanım projesi değildir, biraz önce EBA’dan söz ederken de vurguladığım gibi, FATİH Projesi aynı zamanda çok kapsamlı bir içerik projesidir. Buna rağmen donanımla ilgili rakamları da kısaca bir kere daha dikkatinize sunmak istiyorum. 2012 yılında dersliklerde 84.921 etkileşimli tahtanın kurulumu gerçekleştirilmiştir. 2013 yılında, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımız, bütün derslikleri kapsayan 347.367 tahtanın ihalesini yapmış ve 2014 Ocak ayında sözleşmeyi imzalamıştır. Bu sözleşmeyle 2015 yılı sonuna kadar 347.367 adet etkileşimli tahtanın kurulumu tamamlanacaktır. Bugün itibarıyla 172.417 adet etkileşimli tahtanın kurulumu tamamlanmıştır. 2015 yılı sonunda toplamda 432.288 dersliğe etkileşimli tahtanın kurulumunu gerçekleştirmiş olacağız. Şu anda ülkemizin dört bir tarafında günde yaklaşık 1.500 etkileşimli tahta kuruluyor dersliklere, her gün 1.500 dersliğe etkileşimli tahta kuruluyor.

2011-2012 yılında pilot uygulama sürecinde 8.800, 2013 yılında genişletilmiş pilot uygulamayla 49 bin, 2014 yılında yapılan birinci alımda 675 bin tablet bilgisayar setini öğrencilerimize ulaştırdık. 2015 yılı Mayıs ayında yani iki ay içerisinde 700 bin adet tablet bilgisayarın dağıtımına da inşallah başlayacağız. Böylece toplamda 1 milyon 437 bin 800 adet tablet bilgisayar setinin dağıtımını tamamlamış olacağız. Bu sayı, Macaristan, Bulgaristan, Danimarka ve Avusturya’daki öğrenci sayısının toplamından daha fazla bir sayıya tekabül ediyor. Yaptığımız çalışma zaman planlamalarımıza uygun olarak yürütülmektedir. Bu yıl içerisinde -lütfen rakamlara dikkat ediniz- 10 milyon 600 bin tablet bilgisayar setinin ihale süreci tamamlanacak ve 2016 yılının ilk çeyreğinde bu bilgisayarların dağıtımına da inşallah başlanacak.

İnternet altyapısıyla ilgili de kısaca bilgi arz etmek istiyorum. Bugüne kadar yaklaşık 310 bin dersliğimiz için fiber optik İnternet altyapısı ihalelerini tamamladık. Sadece hafta sonu ve hafta içi derslerden sonra çalışılmasına rağmen her gün yüzlerce okulumuza kurulumlar yapılıyor. Bu yıl içerisinde yaklaşık 120 bin dersliğimiz için daha ihale sürecini tamamlayarak hedefimiz olan 432.288 dersliğimizin altyapısını da tamamlamış olacağız.

Burada da dile getirildi, medyada da yer aldı, projeye 8 milyar 500 milyon lira bütçe ayrıldığı iddiası. Projede 2011 yılı için 3 milyon, 2012 yılı için 10 milyon gibi pilot uygulamalar yapmak amacıyla sembolik bütçeler tahsis edilmişti. Yapılan pilot uygulamaların ardından Bakanlığımıza 2013, 2014, 2015 yılları için yaklaşık 1’er milyar lira tahsis edildi. Ve herkesin bilmesini isterim ki, verilen bütçeyi en tasarruflu ve etkili şekilde kullanmak için azami gayreti gösteriyoruz.

Okullarda yapılan altyapı kablolama işlemleri teknik şartnamede belirtilen hususlara göre 81 ilde ayrı ayrı kurulan kabul komisyonları tarafından incelenerek kabul işlemleri gerçekleştirilmektedir. Bütün süreç mevzuata uygun şekilde yürütülmektedir. Bu konuyla ilgili farklı bilgi ve belgeye sahip olanlar varsa gereğini yapacağımızı da bilmenizi isterim.

Bir de kamuoyunda ve burada zaman zaman dile getirilen kurulumu gerçekleştirilen etkileşimli tahtaların tamamı arızalıdır iddiaları var. Bugüne kadar, biraz önce de söylediğim gibi, 172.417 dersliğimize etkileşimli tahtanın kurulumunu tamamladık. Bu tahtalarla ilgili olarak, üç yıl boyunca, 16.890 adet arıza kaydı alındı. Bu da yıllık olarak yaklaşık yüzde 3’e tekabül ediyor. Kaldı ki, etkileşimli tahta arızaları garanti kapsamındadır ve dolayısıyla, bize Bakanlık olarak da herhangi bir ayrı yük getirmiyor. Dolayısıyla, iddialarda dile getirilen arıza oranları afaki rakamlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı olarak, çocuklarımız, aziz milletimiz, öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz için samimiyetle çalışmaya devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım.

Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler…

III. YOKLAMA

(CHP ve MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Serindağ, Sayın Seçer, Sayın Kaplan, Sayın Sarı, Sayın Toprak, Sayın Küçük, Sayın Güven, Sayın Kaleli, Sayın Danışoğlu, Sayın Öztürk, Sayın Serter, Sayın Demirçalı, Sayın Kuşoğlu, Sayın Türeli, Sayın Tayan, Sayın Köktürk, Sayın Özkes, Sayın Haberal ve Sayın Aldan.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin; FATİH Projesini zamanında bitiremediği, projeye dair birçok yolsuzluğa sessiz kaldığı iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/54) (Devam)

BAŞKAN – Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.14

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati:00.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor, “Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

5.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/2736, 1/1039, 2/2118, 2/2731) (S. Sayısı: 705) (X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin geçen birleşimde birinci bölümde yer alan 7’nci maddesi kabul edilmişti.

Sayın Hamzaçebi, söz talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in (11/54) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında ifade ettiği konuyla ilgili Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına verdiği soru önergesine cevap alamadığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Nur Serter’in biraz önce burada ifade ettiği konuyla ilgili olarak, o protokol konusuyla ilgili olarak Ulaştırma Bakanlığına bir soru önergesi verdiğini Türkiye Büyük Millet Meclisi İnternet sayfasına bakmak suretiyle gördüm. Soru önergesinin tarihi 13 Şubat 2015, Meclis Başkanlığına intikal tarihi 16 Şubat 2015. Meclis Başkanlığında bu bir hafta, on gün en fazla bekler, ondan sonra ilgili bakanlığa gider. İlgili bakanlığa gittiği tarihten itibaren de bunun on beş gün içinde cevaplandırılması gerekir.

Şimdi martın sonuna geldik ve bu soru önergesi FATİH Projesi’yle ilgili diğer soru önergeleri gibi cevaplandırılmış değil. Tepki gösteren arkadaşlarımın tepkilerini anlıyorum ama herhâlde onların bir tepkiyi de Ulaştırma Bakanlığına göstermesi gerekir diye düşünüyorum. Bu konu Ulaştırma Bakanlığına sorulup da Ulaştırma Bakanlığı buna cevap vermiyorsa ne yaparsınız değerli arkadaşlar? Milletvekili olarak herhâlde bu iddiayı buraya getirirsiniz öyle değil mi? Şimdi, ben o tepkiyi gösteren arkadaşların ve Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin, merak ediyorum, Ulaştırma Bakanına, Bakanlığına yönelik bir tepkileri olacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/2736, 1/1039, 2/2118, 2/2731) (S. Sayısı: 705) (Devam)

BAŞKAN – 8’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, üçü aynı mahiyettedir, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 8. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Rahmi Aşkın Türeli                       İzzet Çetin                      Mehmet Hilal Kaplan

                  İzmir                                    Ankara                                   Kocaeli

             Haydar Akar                        Ali Rıza Öztürk                                 

                Kocaeli                                   Mersin

“MADDE 8- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü paragrafında bulunan parantez içi hükümden sonra gelmek üzere "ya da bu alt bentte sayılan kazançlar için halka açık anonim şirket olup olmadığına göre" ibaresi eklenmiştir."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin altıncı fıkrasının üçüncü paragrafından değişiklik öngören 8’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                          Hasip Kaplan                           Adil Zozani

                 Bingöl                                    Şırnak                                   Hakkâri

             Kemal Aktaş                             Erol Dora

                   Van                                     Mardin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Mehmet Naci Bostancı                     Suat Önal                      Mehmet Doğan Kubat

                Amasya                                Osmaniye                                İstanbul

              Recep Özel                        Osman Aşkın Bak

                 Isparta                                  İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Mehmet Günal                       Mustafa Kalaycı                   S. Nevzat Korkmaz

                Antalya                                   Konya                                    Isparta

          Muharrem Varlı                   Ahmet Duran Bulut

                 Adana                                  Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçe mi, siz mi konuşacaksınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Valla, diğer gruplar konuşmazsa gerekçe diyeceğiz ama konuşulursa…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerekçe…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, siz de…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biz kendi irademizi kullanırız. Birisinin konuşursa konuşmazsa diye…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının bu maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde yapılan değişiklikle kar dağıtımına bağlı vergi kesintisi oranlarını halka açık anonim şirketler için farklı oranlarda belirleme hususunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir. Ancak Türkiye'de halka açık anonim şirketlerin kar dağıtımı var olan gelir sınıfları açısından üst gelir gruplar kategorisine tekabül etmektedir. Türkiye'de gelir uçurumu bu kadar artmışken, ücretli çalışanlar gelir vergisinin büyük bir bölümünü öderken bu tür bir düzenleme bu eşitsizliği daha da derinleştirecektir. Değişiklik ile bu sorunların giderilmesi amaçlanmıştır.

Gerekçe:

Maddenin teklif metninden çıkarılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Vural, konuşacak mısınız, gerekçe mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Çekiyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.37

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati:00.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin metinden çıkarılmasına ilişkin aynı mahiyetteki iki önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, yeniden oylama yapacağım ve karar yeter sayısını arayacağım:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir. Madde metinden çıkartılmıştır.

Kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Madde metinden çıkartıldığı için diğer önergeyi işlemden kaldırıyorum. Görüşmelere Komisyonun kabul ettiği metin üzerinden devam edeceğiz ancak daha sonra madde numaraları teselsül ettirilecektir.

9’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 9. Maddesinin son paragrafının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mehmet Günal                    S. Nevzat Korkmaz                   Mustafa Kalaycı

                Antalya                                   Isparta                                    Konya

          Muharrem Varlı                           Alim Işık                        Ahmet Duran Bulut

                 Adana                                  Kütahya                                 Balıkesir

"Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100'e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %200'e kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 9. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Rahmi Aşkın Türeli                      Haydar Akar                        Ali Rıza Öztürk

                  İzmir                                    Kocaeli                                   Mersin

              İzzet Çetin                      Mehmet Hilal Kaplan                     Müslim Sarı

                 Ankara                                  Kocaeli                                  İstanbul

 

MADDE 9 - 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"ı) Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı" dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50'si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere takip eden her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması halinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100'e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre % 150'ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında değişiklik öngören 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                            Erol Dora                              Adil Zozani

                 Bingöl                                   Mardin                                  Hakkâri                Hasip Kaplan Nazmi Gür

                 Şırnak                                      Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu faiz, döviz lobisi fena şekilde hoplatıyor, dolar fırlıyor. E, o zaman finans, bankacılık, sigortacılık, vesaire şirketlerinde ufak bir düzenlemeyle önümüzdeki dönemin kriz yüküyle ilgili bazılarına ayrıcalık… Zaten kurumlar vergisini yüzde 30’dan 20’ye indirdiniz iktidarınızın kalfalık döneminde, ustalık döneminde de kıyak maddeler bunlar.

Şimdi, bunun içinde eğitimde 40 bin öğretmen ataması var. Hani öğretmen atamaları konusunda hepimiz hassasız. Güzel bir maddeyi getirdiğiniz zaman illa yanına zehir zemberek birkaç madde katarsınız. Yani fitil fitil bu milletin burnundan getirirsiniz. Bu torba kanun anlayışı bu. Yani şurada iki hafta kaldı, gideceğiz hep beraber, belki bir daha sokaklarda, başka yerlerde, şehirlerde karşılaşacağız, birbirimizin yüzüne bakacağız ama ya Allah aşkına hâlâ 3’e 4’e kadar bizi çalıştırıyorsunuz.

Şimdi, bunun içinde YSK’nın yetkilerini RTÜK’e veren düzenleme getirilmişti biliyor musunuz, biz Komisyonda bunu çıkarttırdık. Çıkarttırana kadar, anlatana kadar bin dereden su çektik. Ya, YSK’nın yetkilerini RTÜK’e… Bütün özel televizyonlar iktidara seçim propagandası yapsın diye.

Sonra, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yok çeyiz yardımı, yok konut bilmem ne. Kiminle dalga geçiyorsunuz arkadaşlar ya, sosyal devlet bu değil ki. Allah aşkına yapmayın burayı.

Şimdi, bakın, size bir hikâye anlatayım: Vakti zamanında derler ki -rivayettir, kimse üstüne alınmasın ama- çok gaddar bir ağa varmış veya bey veya kral, çok zulmedermiş etrafına, ahalisine, çalışanına. Ve gün gelmiş bütün ahaliyi toplamış demiş ki: “Ben hepinize sağlığımda çok kötülük ettim. Ne olur bu son vasiyetimdir, ölmek üzereyim, ben öleceğim zaman beni meşe ağacına ayaklarımdan asın, köyde gelen de giden de taşlarla, sopalarla vursun, bu şekilde ben de vicdanen rahatlayayım, siz de hiç olmazsa bu şekilde benden kurtulmuş olursunuz.” Vasiyetini yerine getirirler, ayaklarından meşe ağacına asarlar başlarlar taşlamaya, sopalamaya. Jandarma basar “Vay cürmümeşhûd, diri diri öldürdünüz.” diye bütün ahaliyi içeriye atarlar. Orada herkesin aklı başına gelir der ki: “Ya, giderayak da bunu başımıza getirdi, yapacağını yaptı.” Siz de seçime giderayak, ya burnundan getiriyorsunuz. Nedir bu Allah’ınızı severseniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biz üzerimize alınmıyoruz Hasip Bey!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hangi bankaya, hangi finans sektörüne, hangi sermayeye, hangisine yapıyorsunuz? Bunun tablosu nedir, görüyor musunuz? Kaç şirket bundan yararlanıyor?

17 tane banka en çok kazanan, 28 tane holding en çok kazanan. Şimdi size soruyorum, Allah aşkına, dolaylı vergilerin yüzde 70’ini, 80’inini vatandaştan alıyorsunuz, aldığınız bu. Gelir adaleti yok, bölüşümde adalet yok, vergi alırken adaletli değilsiniz, ondan sonra “Efendim, Aile Bakanlığı çeyiz yardımı yapacak.” Kardeşim, işsiz olan insanlara iş bulun, çeyiz yardımı yapmanıza gerek yok. İş bulun, iş. Açıkta çalışan insanlara iş alanı açın. İş alanı açtığınız zaman zaten o, ev de tutar, evlenir de, işini de kurar. Şimdi, onu da şarta bağlamışsınız.

Konut olayında geçmişten ders çıkarın. Hâlâ KEY paralarıyla uğraşıyor memleket. Bu konular ciddi konulardır, ortaklaşırsak işe yarar. Yoksa, inanın, bu torba kanunlarda 1 doğru, 5 yanlış var. Maalesef, bu 5 yanlış sizin hanenize yazılıyor, 1 doğru üzerinden propaganda yapacaksınız seçim alanlarında, yetmez. 300 bin öğretmen açığı var daha.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 9. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli (İzmir) ve arkadaşları

MADDE 9 - 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"ı) Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı" dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50'si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere takip eden her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması halinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100'e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre % 150'ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 9’uncu maddesinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Gecenin bu vaktinde, daha doğrusu gergin geçen bir günün gecesinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

9’uncu madde, sermaye şirketlerinde nakit artırılan sermaye üzerinden hesaplanan faizin kurumlar vergisi matrahından indirilerek sermaye artışının teşvik edilmesine ilişkin bir düzenleme. İlke olarak da bizim çok problemli görmediğimiz bir madde. Fakat bizim vergi sistemine ilişkin ya da vergiye ilişkin çok daha temelde olduğunu düşündüğümüz birtakım problemler var. Bu problemleri müsaadenizle tartışmak isterim.

“Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri nedir?” diye sorarsak burada ve “AKP hangi ekonomik sorunu çözememiştir?” dersek aklımıza gelen ilk konu herhâlde vergidir. Bugün öyle bir noktadayız ki, vergi sistemimiz gayriadildir. Satın alma gücünü kavramayan, daha çok harcamalar üzerinden sağılan ve gayriadil bir çerçeveye oturtulmuş bir vergi sistemimiz var. Bugün vergilerimizin yaklaşık yüzde 70’i dolaylı vergilerden oluşuyor. Esasen, 2001’den önceki dönemde de dolaylı vergiler bizim sistemimizde çok ağırlıklı bir yer oluşturmuş olmasına rağmen, böyle bir durum söz konusu olmasına rağmen, 2001’den sonra bunun giderek daha da büyüdüğünü ve iktidarınız döneminde daha da büyüdüğünü görüyoruz.

Şimdi, dolaylı vergilere niye karşıyız? Çünkü dolaylı vergiler satın alma gücünü kavramaz, gayriadildir. Bir mal üzerine konulan maktu 1 liralık bir vergiyi düşünün, o malı Sabancı da alsa 1 liralık aynı vergiyi ödeyecek, Sayın Demiröz de alsa aynı vergiyi ödeyecek. Oysa o 1 liranın Sayın Demiröz’ün bütçesindeki yeriyle Sabancı’nın bütçesindeki yeri aynı değil. Dolayısıyla bunlar gayriadil vergilerdir ve Türkiye'nin şiddetle vergi sistemini ele alması gerekir, yeniden yapılandırması gerekir. Bugün Türkiye'de neredeyse her benzin istasyonu bir vergi dairesi gibi çalışmaktadır. Sistem yakalayabildiğinden vergi almaktadır, dolayısıyla gayriadildir.

Bütün gelişmiş olan ülkelere baktığımız zaman, o ülkelerin vergi sistemlerinin bizdeki durumun ve bizdeki tablonun tam tersi olduğunu görürüz. Mesela, Batı ülkelerine, girmek istediğimiz Avrupa Birliği ülkelerine baktığımız zaman, o ülkelerde doğrudan vergilerin vergi sisteminin ana omurgasını teşkil ettiğini görürüz. Esasen, 2001 yılından beri de bu tartışılmaktadır. IMF’yle yapmış olduğumuz stand-by anlaşmasından bu yana Türkiye'nin en önemli problemlerinden birinin bir vergi reformu olduğunu, doğrudan vergi reformu olduğunu da biz artık Hükûmet olarak taahhüt etmiş durumdayız. Bu, hem 2002 yılında yapmış olduğumuz stand-by anlaşmasında hem de daha sonra, 2005 yılında yapılan stand-by anlaşmasında Hükûmet taahhüdü olarak yer almaktadır.

Şimdi, ben şunu sormak istiyorum: On iki yıldır iktidardasınız, on iki yıldır tek başına iktidardasınız ve tek başına iktidarda olmaktan dolayı övünüyorsunuz. Ama Türkiye'nin en önemli yapısal problemlerinden biri olan, gayriadil bir biçimde işleyen, satın alma gücünü kavramayan, bireyler için namüsait pozisyonlar yaratan, insanlar için gelir dağılımını bozan bu vergi sisteminde neden hâlâ ısrar ediyorsunuz? Plan ve Bütçe Komisyonunun gündeminde bir vergi yasası var, kurumlar vergisi ve gelirler vergisiyle ilgili. Dolayısıyla, doğrudan vergiye ilişkin tam olarak istediğimiz olmasa bile en azından bir reform girişimi var, ancak iki senedir Komisyonun gündeminde bekleyen bu tasarıyı bir türlü getirmiyorsunuz, bunu bir türlü tartışamıyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’nin en önemli problemlerinden biri olan vergiye ilişkin bu düzenlemeyi, on iki yıldır tek başına iktidarda olan bir partinin neden hâlâ düşünmediğini, neden hâlâ tartışmadığını, bu kadar yapısal bir problemi niçin hâlâ gündemimize getirmediğini hâlâ anlayabiliyor değiliz.

Peki, neden? Sorulardan biri basit, cevaplardan biri basit, çünkü bu basit, çünkü dolaylı vergilerden vergi salmak kolay. İnsanlar “alo” dediğinde onun vergisini alıyorsunuz, benzin istasyonlarına gittiklerinde, arabalarına benzin koydukları anda onun vergisini alıyorsunuz. İyi işleyen bir vergi sistemine gerek yok, çok iyi denetlenen bir vergi sistemine de gerek yok, bunu almak basit, bunu almak kolay. Dolayısıyla, Hükûmetiniz basit olanı seçiyor, doğru olanı, ama zor olanı seçmiyor.

Bu vergi reformuna Türkiye'de şiddetle ihtiyaç var, önümüzdeki dönem inşallah Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı Türkiye'nin özlediği bu vergi reformunu gerçekleştirecek.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin son paragrafının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya % 100'e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre % 200'ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."

Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle, gecenin bu geç vaktinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, Meclisin son dönemine yaklaştık. Bir torba bitmeden diğer torba Genel Kurula indiriliyor. Örneğin, 688 sıra sayılı torba yasayı tamamlayamadan 705 sıra sayılı geldi. Onun üzerinde görüşmelere devam ediyoruz.

Yine, bu torba yasa içerisine baktığınız zaman, vatandaşın hoşuna gidecek bazı maddeler var ama kimin işine yarayacağı belli olmayan, içinde bazı isimlerin gizlendiği başka maddeler de var. 9’uncu madde de bu maddelerden birisi. Bazı sermaye şirketlerine vergi indiriminden yararlanma oranları öngörülüyor. Bizim önergemiz de özellikle halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre yüzde 150’ye kadar uygulamaya yetki veren Bakanlar Kurulu yetkisinin yüzde 200’e kadar farklı uygulatmaya yetki verilmesi şeklinde yani halka açılmanın teşvik edilmesi amacıyla verilmiş bir önerge. Ancak, bundan daha önemlisi, gönül isterdi ki bu torba yasada gerçekten şu anda birçok sorunlu kesimin sorunlarına çözüm bulabilseydik. Örneğin, asgari ücretliye bir çare üretebilseydik. Çiftçinin, emeklinin, sanayicinin, esnafın, iş adamının şu anda bu yüce Meclisten beklediği çözümleri getirebilseydik. İşsiz olarak kapılarda yığılan, asgari ücret için bir taşeron işçiliğine razı olan üniversite gençlerinin sorunlarını keşke çözebilseydik. Yasama döneminin sonuna geliyoruz, asıl sorunların çözümüne yönelik hiçbir düzenlemeyi maalesef bu Genel Kurula getiremiyoruz.

Tabii ki yasama kalitesi gittikçe düşüyor. Komisyonda defalarca, günlerce tartışılan bir torba yasa buraya geliyor, Hükûmet oradan zorla geçirdiği bu torba yasanın bazı maddelerini burada çıkarmaya yönelik önergeler veriyor. O zaman, niye oralarda bu yüce Meclisin zamanını boşa harcadık? Madem çıkaracaktınız, niye getirdiniz?

Bazı maddelere burada değişiklik önergesi veriyorsunuz. Madem bu önemliydi, yukarıda niye bu kadar tartışılmadı? Bunların, tabii, hepsinin tartışılması gerekiyor.

Yine, seçim sürecine girdik, 3 bağımsız bakan seçim sürecinin sıhhatli işlemesi açısından yeni göreve geldi; ancak, burada Hükûmet adına bu tasarıyı savunmak için bağımsız olması gereken bakanın oturduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bunlar bu Meclisin, hakikaten, kalitesinde gittikçe düşmeye yol açıyor. En azından iktidar partisinin bu tür usule ilişkin konulara dikkat etmesi, hiç olmazsa, dönemin sonunda da olsa önemli. Maalesef “Biz bildiğimizi okuruz.” anlayışıyla buraya bu konular getirilmeye devam ediyor.

47 bin öğretmen kadrosunun tahsisi önemli ama sorunu çözmüyor. Bu ülkede, şu anda, 80 binden fazla ücretli öğretmen okullarda ders veriyor. Değerli milletvekilleri, eğer bu Hükûmet bu öğretmenlerin yerine kadrolu öğretmen atamayı başaramıyorsa kendisinin şapkasını çıkarıp bir düşünmesi lazım. Bu çocuklar bizim çocuklarımız.

Bir taraftan Bank Asyanın ve İş Bankasının yapısıyla ilgili en üst perdeden açıklamalar yapılıyor, suç işleniyor, mevcut mevzuata aykırı fiillerde bulunuluyor ama kimsenin görevini yaptığı, maalesef, görülmüyor.

Bir başka konu: Burada çeyiz yardımı, çeyiz hesabı, konut hesabı, doğum yardımı gibi yardımlar getiriyoruz. Allah rızası için bir düşünün, çeyiz hesabı açtıracak bir genç, yirmi yaşını geçmemek kaydıyla, üç yıl bankada biriktirecek, ondan sonra, lütfederseniz, 5 bin liraya kadar yardım yapacaksınız. Bu memlekette artık ortalama evlilik yaşı 30’u buldu, değerli milletvekilleri, siz kimi kandırıyorsunuz? Konut hesabı açtırıyorsunuz; üç yıl para biriktirecek, ondan sonra 15 bin liraya kadar veya biriktirdiği paranın yüzde 20’sini geçmeyecek şekilde devlet desteği sağlayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – Yani, seçim öncesi şirin görünecek bazı maddelerle bu süreci maalesef boşa harcıyoruz diyorum.

Önergemize desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Karar yeter sayısı istedik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Maddede arayalım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.11

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden oylamayı yapacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

 Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

10’uncu madde üzerinde dört adet aynı mahiyette önerge vardır, okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin, 5520 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik öngören 10'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.                  

Adil Zozani                 Faysal Sarıyıldız             Erol Dora

  Hakkâri                             Şırnak                          Mardin

Hasip Kaplan                 İdris Baluken

   Şırnak                              Bingöl

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Rahmi Aşkın Türeli         Haydar Akar              Ali Rıza Öztürk

     İzmir                             Kocaeli                      Mersin

İzzet Çetin               Mehmet Hilal Kaplan  

    Ankara                           Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mehmet Günal           S. Nevzat Korkmaz     Ahmet Duran Bulut

    Antalya                           Isparta                     Balıkesir

Mustafa Kalaycı            Muharrem Varlı

    Konya                             Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mehmet Naci Bostancı    Mehmet Doğan Kubat                         Recep Özel

     Amasya                        İstanbul                         Isparta

Suat Önal                   Osman Aşkın Bak

Osmaniye                          İstanbul

BAŞKAN – Evet, gerekçeleri okutuyorum. Söz isteyen yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Komisyon… Komisyon…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Komisyona sormadınız efendim.

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI KENAN İPEK - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Önergemizi geri çekiyoruz.

BAŞKAN – Çektiniz, evet.

Gerekçe:

Tasarının bu maddesiyle, Bakanlar Kuruluna, halka açık anonim şirketler için kâr dağıtımına bağlı kurumlar vergisi kesintisi oranlarını farklı oranlarda belirleme yetkisi verilmektedir. Finans kapital sistemde bir anonim şirketin halka açık olması, sermayenin belli bir merkezde yoğunlaşması ve tekel oluşturmasını engelleyen bir faktör değildir. Bu yönlü lehte düzenlemeler sermayeye yoğunlaşmasının genel halk kitleleri aleyhine gelişmesinin yolunu daha da açacaktır. Değişiklik ile bu sorunların giderilmesi amaçlanmıştır.

Gerekçe:

Söz konusu önergeyle kanunda redaksiyon yapılması amaçlanmaktadır.

Gerekçe:

Maddenin teklif metninden çıkarılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Konuşma var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Konuşmamız var efendim.

BAŞKAN – Ben gerekçeleri okuttum efendim bu maddede.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, konuşmamız var, Sayın Mehmet Hilal Kaplan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, baştan sordum “Gerekçeleri mi okutuyorum, konuşmacı var mı?” diye. Galiba kaçırdınız ve gerekçeleri okuttum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bana sormadınız efendim.

BAŞKAN – Sordum efendim, tüm gruplara sordum ben.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, bana sormadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kusura kalmayın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, hayır efendim, konuşmamız var.

BAŞKAN – Anladım da… Tutanakları isteyelim. Yani yapabileceğim bir şey olsa tamam, yapalım da…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, biz konuşma talebimizi Divana bildirdik, çizelgemiz önünüzde.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, burada bir kasıt söz konusu değil, ihmal de söz konusu değil tarafımdan. Tutanakları isteyelim isterseniz, ara vereyim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye bitireyim efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Biz hangi maddede, hangi önergede, hangi arkadaşımızın konuşacağına ilişkin çizelgeyi size verdik, makamınızda duruyor. Siz her seferinde…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, önergeleri okuttuktan sonra gruplara sordum “Gerekçeyi mi okutayım, konuşmacı var mı?” diye. Tutanakları isteyebiliriz, beş dakika ara vereyim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir saniye… Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan size “gerekçe” diye bir açıklama yapıldı mı Sayın Başkan? Yapılmadı, eğer yapıldıysa kabul ediyorum. Yani Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan “Gerekçeyi okuyun.” dendiyse kabul ediyorum.

BAŞKAN – Tüm gruplara sordum efendim. Milliyetçi Hareket Partisi “Çekiyorum.” dedi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Efendim, gruplara sordunuz ama grupların açıklamasını aldınız mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Ama genel anlamda sordum efendim, ben tamamınıza sordum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, öyle olmaz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tek tek sormanız lazım.

BAŞKAN – “Gerekçeyi mi okutayım, konuşmacı var mı?” dedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu “Gerekçeyi okuyun.” diye bir şey söylemedi.

BAŞKAN – Efendim, tutanakları isteyin, bakalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakın efendim.

BAŞKAN – Evet, bakalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ara verelim, bakalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                                               Kapanma Saati: 01.19

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

10’uncu madde üzerinde aynı mahiyetteki metinden çıkartmaya yönelik önergelerin işleminde kalınmıştı.

Sayın Hamzaçebi, tutanağı getirttim.

“Başkan – Gerekçeleri mi?

Evet, gerekçeleri okutuyorum. Söz isteyen yok.” Soruyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, efendim…

“Mehmet Doğan Kubat (İstanbul) – Komisyona sormadınız.

Başkan - Komisyon önergeye katılıyor mu?

Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü İlknur Denizli (İzmir) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

Başkan – Hükûmet?

Adalet Bakanı Kenan İpek - Katılıyoruz Sayın Başkan.

Başkan – Gerekçeleri okutuyorum:”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sormuyorsunuz, doğrudan gerekçeleri okutuyorsunuz.

BAŞKAN – “Gerekçeleri mi?” diyorum efendim, soruyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama, bir saniye, bakın…

BAŞKAN - Buyurun söz veriyorum. Ben gerekçeleri sordum efendim. Siz o anda zannediyorum burada yoktunuz veya atlamış olabilirsiniz. Ama, burada maksat, size, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna beş dakika süre vermemek değil. Ben sordum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu gerekçesini çekti, onu da belirtiyorum burada.

Buyurun Sayın Kaplan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye... Ben bir açıklama yapacağım. Hayır, açıklamanızı kabul etmiyorum.

BAŞKAN – Yapın, açıklamanızı yapın Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, şimdi Sayın Kubat diyor ki: “Komisyona sormadınız.”

BAŞKAN – Sistemi açın lütfen, sistemden söz vereyim.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, “Gerekçeleri okutuyorum.”dan sonra Sayın Kubat uyarıyor, “Komisyona sormadınız.” diyor. Komisyona soruyorsunuz, Hükûmete soruyorsunuz, sonra gerekçeleri okutmaya başlıyorsunuz. Komisyon ve Hükûmetten sonra gruplara sormadınız.

BAŞKAN – Önce sordum Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama bir saniye efendim...

BAŞKAN – “Evet, gerekçeleri okutuyorum. Söz isteyen yok.” diyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ama...

BAŞKAN – Tutanak böyle yazıyor. Göndereyim size tutanağı Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, önce Komisyona sormanız gerekmiyor mu?

BAŞKAN – Zaman zaman oluyor, unuttum efendim, tekrar ettim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, ama onu söylemiyorsunuz. Şimdi her şeyi usulüne uygun yapmış gibi, muhalefet eksik davranmış gibi bir tutum içindesiniz. Doğrusu, üzüntülerimi bildiriyorum.

BAŞKAN – Bildirin üzüntülerinizi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sizin, Komisyona sorduktan sonra gruplara sormanız lazım: Gerekçe mi, konuşmayı istiyor musunuz? Bize sormuş değilsiniz.

Sayın Mehmet Hilal Kaplan konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, ben size sordum efendim. Sayın Hilal Kaplan’a da söz veriyorum. Soruldu efendim. Tutanaklar burada, gönderiyorum size.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, hâlâ ısrar mı ediyorsunuz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerine verdiğimiz önerge lehinde söz almış bulunmaktayım.

Gecenin bu saatlerinde, biraz gerilimli bir ortamdan sonra daha sakin bir konuşma yapabilir miyiz ya da bugünü daha sakin nasıl geçirebilirizi öne almak gerektiğine inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu, yine Adalet ve Kalkınma Partisinin bir klasiği, bir torba yasa. Bu torba yasanın daha önceki torba yasadan farkı, biraz daha seçime yönelik bir paket içerisinde olması, atanmayan öğretmenlerin, Sermaye Piyasası Kanunu’nun, TRT’nin, sosyal politikalarla ilgili, daha çok, böyle, oy almaya yönelik bulunan bir paket.

Alıştık gerçi sizlerin sürekli torba paket getirmiş olmanıza ama bunu getirirken çok alelacele getirmiş olmanızdan dolayı kaynaklanan bazı sıkıntılar var. Örneğin, bu torba kanunda Millî Eğitim Bakanlığını, Ekonomi Bakanlığını, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını doğrudan ilgilendiren ve bununla beraber altı, yedi komisyonu ilgilendiren kanunlar olmasına rağmen, maddeler olmasına rağmen ilgili altı, yedi komisyondan hiçbirinin fikri alınmadı. Komisyonları burada tek tek saymayayım.

Neden böyle yapıyorsunuz merak ediyorum. Şimdi, hatırlar mısınız, iç güvenlik paketi gibi, bizim hemen hemen tümüne karşı çıktığımız ama içinde madde bağımlılığı gibi önemli olan, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir kanun teklifinin maddesine hepimiz onay verdik. Burada da pekâlâ, öğretmenlerin atanmayan kısımlarıyla ilgili, atanmayan öğretmenlerle ilgili bazı sorunların çözümü noktasında siz getirdiniz de biz hayır mı dedik? Neden bunu komisyonlarda görüşmüyorsunuz?

Ben biraz sataşmak istiyorum. Komisyon başkanlarım buradaysa acaba, komisyon başkanlarını birileri yönlendiriyor mu? Birilerinden talimat mı alıyorlar? Kendilerine gönderilmiş bulunan kanun teklifiyle ilgili, vakit bulamama, toplanamama gibi gerekçelerin olmasını neyle açıklıyorlar? Bu sataşmamın nedeni, burada eğer gerçekten komisyonlarda haklı olarak bir zeminde toplanmama gerekçeleri varsa burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milletin kürsüsünde söz versinler.

Bakın, bir örnek vermek istiyorum: Bu torbada 47 bin öğretmenin atanmasıyla ilgili olumlu bir tablo var. Muhalefet partilerinin ya da Cumhuriyet Halk Partisinin buna muhalif olduğunu düşünebiliyor musunuz? Hayır. Biz zaten Türkiye’de Hükûmetiniz döneminde millî eğitim programının gelişigüzel yapılmasından kaynaklanan 300 bine yakın atanmayan öğretmen olduğunu ifade ediyoruz. Avrupa normlarına göre 210 bine yakın öğretmenin atanması gerek. Yine, Sayın Millî Eğitim Bakanının dönem dönem açıklamalarında, 110 bin civarında öğretmenin atanması gerekirken siz 47 bini getiriyorsunuz. Şimdi, bizim burada geri kalan 250 bin öğretmenin atanmamasının haklılığını ifade etmemiz suç mu ya da bunu dile getirmeyelim mi? Neden onların böyle bir sorunu var, bu sorunu ifade etmek yanlış mı olur? Kaldı ki bu kanun maddesinde palyatif de olsa bir atanan öğretmenlerin olması bizi mutlu ediyor ama başka bir şeyi size hatırlatmak istiyorum: Hep, atanmayan ve atanamayan öğretmenlerle ilgili konuşuyoruz ya, atanmış bulunan, öğretmenlik yapan arkadaşlarımızın hâline bakın. Hangi öğretmenimizin maaşı yoksulluk sınırının üstünde? Bir taneniz çıksın, bu kürsüde desin ki: “Şu öğretmenin maaşı yoksulluk sınırının üstünde.”

Bakın, yapılan ankette, öğretmenlerin yüzde 80’inin kredi, kredi kartı borcu ve banka borcu var, yüzde 30’u ek iş yapıyor, boya yapıyor, badana yapıyor, şoförlük yapıyor, pazarcılık yapıyor, işportacılık yapıyor. Şimdi, size soruyorum: Bununla ilgili bir tedbir almayı düşünmediniz mi? Bu sizin içinizi acıtmıyor mu? Öğretmenlerimizin, geleceğimiz olan çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerin işportacılık yapması, zor şartlarda geçimini sağlaması sizi rahatsız etmiyor mu? Bu kürsüden bunları ifade etmek yanlış mı olur?

Gecenin bu saatinde söylenecek çok konu var ama bu torba yasada seçime yönelik yapılan bu yatırımları da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - …bilgilendirilmesi noktasında halkı aydınlatmamız lazım.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Çok aydınlattın.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Bu saatte böyle bir laf atmak da size yakışıyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grubu her ikisinde de kaldırdı.

BAŞKAN – Evet, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.48

ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerinde aynı mahiyetteki metinden çıkarmaya yönelik üç önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmiştir, madde metinden çıkarılmıştır.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Böylece, madde metinden çıkarılmıştır.

Görüşmelere Komisyonun kabul ettiği metin üzerinden devam edeceğiz ancak daha sonra madde numaraları teselsül ettirilecektir.

11’inci madde üzerinde dört adet aynı mahiyette önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 5520 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin sekizinci fıkrasında değişiklik öngören 11'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

             İdris Baluken                            Erol Dora                              Adil Zozani

                 Bingöl                                   Mardin                                  Hakkâri

 

            Hasip Kaplan                        İbrahim Ayhan

                 Şırnak                                  Şanlıurfa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Rahmi Aşkın Türeli                       İzzet Çetin                      Mehmet Hilal Kaplan

                  İzmir                                    Ankara                                   Kocaeli

             Haydar Akar                        Ali Rıza Öztürk

                Kocaeli                                   Mersin

                      

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Mehmet Günal                       Mustafa Kalaycı                   S. Nevzat Korkmaz

                Antalya                                   Konya                                    Isparta

          Muharrem Varlı                   Ahmet Duran Bulut

                 Adana                                  Balıkesir

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Mehmet Naci Bostancı              Mehmet Doğan Kubat                     Recep Özel

                Amasya                                  İstanbul                                   Isparta

         Osman Aşkın Bak                         Suat Önal

                İstanbul                                Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) ­– Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, biz önerge verdik, “çıkaralım bu maddeyi.” dedik, “çekelim” dedik, Komisyonda anlattık, sabah anlattık, akşam anlattık, anlattık anlattık kafanıza girmedi. Geldik buraya şimdi siz önerge veriyorsunuz “çıkaralım.” Yok ya, öyle kolay çıkarmak var mı? Var mı kolay kolay çıkarmak? (Gülüşmeler) Çıkarttırmazsak ya… Yahu, size o kadar beleş akıl veriyoruz, Allah aşkına, galat yapıyorsunuz tutanaklara göre, yanlış kelime kullanıyorsunuz, yanlış madde ihdas ediyorsunuz, yanlış iş yapıyorsunuz. Torba kanun deyince torbanın ağzını açıyorsunuz, torbanın içine her şeyi atıyorsunuz, sonra torbanın yürürlük ve yürütme maddelerine geliyorsunuz, ara veriyorsunuz.

Şimdi, iki tane torba var öyle. Önceki görüşülen bu iki torba var ya, biri güvenlik paketi yürütme ve yürürlük maddesinde durdu, şimdi bir de 684’ten önceki diğer büyük torbada… Şimdi o iki torbanın ara boşluğuna ne koyacağınızı düşünmekle meşgulsünüz. Son zamanlarda, son demlerde ne yapabiliriz, ne gelebilir ve onunla ilgili… Fakat ne komisyon var ne partilerin görüşü var. Düşünsenize, bürokratlar getirecek sizin önünüze, madde ihdası olarak getireceksiniz veya madde ihdası değil, ek bir fıkra gibi getireceksiniz. Şimdi, Allah aşkına, bu Mecliste bunun adı sağlıklı yasama yapmak mıdır?

Hepiniz, bakın, seçim geliyor, eğilim yoklamaları yapılıyor, herkes işi kotarıyor, bitiriyor, siz burada kapanmışsınız. Bakın, ana muhalefet bu hafta sonu ön seçim yapacak. MHP kendi derdinde, merkez yoklaması var onların bu hafta sonu. Siz burada hapsolmuşsunuz.

Kardeşim, 5 Nisana kadar çıkamayacaksınız. Şimdi 5 Nisana kadar yeni adaylar gelecek, yüzde 60’ınız gidecek.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne yapalım, söyle?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne yapalım?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bir yol bulun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nasıl yapalım, tavsiye et?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Ya bir yol bulun ya bir yol açın ya da ona da gücünüz yetmez, iktidar partisi olarak “değiştirin” diyeceğim, ona da gücünüz yetmez.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neyi değiştireceğiz?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Şimdi, böyle bir durumda, Allah’ınızı severseniz, eski tutanaklara baktım, şimdi bir şey konuşacağım yanlış anlayacaksınız, söylemeyeyim...

RECEP ÖZEL (Isparta) – Söyleme, boşver.

HASİP KAPLAN (Devamla) - “Seçme hakkı” ve “muhayyerlik” kelimesinin Osmanlıcasını bilen var mı içinizde?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neyin?

HASİP KAPLAN (Devamla) - “Seçme hakkı” ve “muhayyerlik.”

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – 2013’ten beri Osmanlıca kursları alıyorlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Yani şimdi benim anlatmak istediğim şu: Bakın, öğretmen atamaları, 40 bin atama inanın o kadar önemli ki…

İHSAN ŞENER (Ordu) – 47 bin…

HASİP KAPLAN (Devamla) - O kadar çok bekleyen öğretmen varken biz bu maddeyi gözü kapalı burada yarım saat içinde çıkarırdık. Ya, bunu niye tartışma konusu yaptırdınız? Sonradan diğer maddeleri getirdiniz koydunuz. Bakın, şimdi kendiniz çıkarmaya çalışıyorsunuz. Getirdiğiniz maddelerin içinde sizi sonradan vuracak maddeler var. TRT’nin bilmem neyini Anadolu Ajansı yapsın. Ya, siz Serbest piyasadan yana değil miydiniz, rekabetten, özelleştirmeden? Siz niye -devletin bir kurumu sadece bu işleri yapsın- getirip bu paketin içine koyarsınız? Anonim şirketler Türk ticaret hukukunun konusu değil mi arkadaşlar? Türk ticaret hukukunu burada biz ortaklaşa çıkarmadık mı? Bu konuda uzlaşma için niye yine öğretim üyelerini, bu işin uzmanlarını çağırıp doğru dürüst bir yasa yapmayalım. İnanın üç günde zenginler yetişiyor bakın bu torba kanunlardan. Hiçbir şey yapmadan, yorulmadan, çalışmadan, evinde oturarak milyarder olanlar var. Sizler de farkında değilsiniz çünkü sizin de vaktiniz yok, onları okumaya vaktiniz yok. İnanın çok şeyde neye el kaldırdığınızı bilmiyorsunuz. Şimdi soruyorum: Sayın grup başkan vekilleri, yeter artık, yoruldu arkadaşlarınız, ya gitsinler ya da her çıkarma maddesinde konuşacağız, siz bilirsiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutuyorum?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanunun bu maddeye ilişkin gerekçesi olarak sermayenin tabana yayılması ve şirketlerin halka açılmasının teşvik edileceği belirtildiğinden, mevcut değil doğrudan yeni halka açılacak şirketlerin teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu önerge ile madde üzerinde redaksiyon yapılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi de okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin metinden çıkarılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir. Madde metinden çıkartılmıştır.

12’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 12. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        İzzet Çetin               Rahmi Aşkın Türeli           Haydar Akar

Ankara                             İzmir                         Kocaeli

Mehmet Hilal Kaplan            Vahap Seçer              Ali Rıza Öztürk

Kocaeli                           Mersin                         Mersin

MADDE 12 - 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 20’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "1 milyar Türk Lirasına" ibareleri "2 milyar Türk Lirasına" şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında bulunan "kredi garanti kurumları ile aktarılacak kaynağın kullandırılmasına" ibaresi "kredi garanti kurumlarının belirlenmesine, aktarılacak kaynağın kullandırılmasına ve bu maddenin birinci fıkrasında belirlenen tutar dayanak gösterilerek söz konusu tutarın 10 katını aşmamak üzere bu kurumlarca verilebilecek kefaletin bakiye tutarına" şeklinde değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 12. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Günal               Mustafa Kalaycı         S.Nevzat Korkmaz

          Antalya                           Konya                         Isparta

                       Muharrem Varlı         Ahmet Duran Bulut

                              Adana                       Balıkesir

MADDE 12 - 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "1 milyar Türk Lirasına" ibareleri "4 milyar Türk Lirasına" şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "kredi garanti kurumları ile aktarılacak kaynağın kullandırılmasına" ibaresi "kredi garanti kurumlarının belirlenmesine, aktarılacak kaynağın kullandırılmasına ve bu maddenin birinci fıkrasında belirlenen tutar dayanak gösterilerek söz konusu tutarın 10 katını aşmamak üzere bu kurumlarca verilebilecek kefaletin bakiye tutarına" şeklinde değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 20'nci maddesinde değişiklik öngören 12’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        

İdris Baluken                    Erol Dora              Hasip Kaplan

     Bingöl                            Mardin                      Şırnak

 

Demir Çelik                    Adil Zozani

      Muş                             Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının bu maddesi ile firmalara kredi garantisi veren kredi garanti kurumlarına aktarılabilecek kaynağın tutarı 1 milyar Türk Lirasından 2 milyar Türk Lirasına çıkarılmaktadır. Kredi garanti kuruluşlarının sermaye lehine kredilere kefil olması bir kamu yükümlülüğü ve yük ortaya çıkarmaktadır. Bu yönlü garantilerin özellikle derinleşmekte olan ekonomik kriz koşullarında bu yönlü garanti miktarlarının arttırılması vergi ödeyen halk kesimlerinin koşullarıyla birlikte değerlendirildiğinde hakkaniyete uygun olmadığı gibi meşru da değildir. Sermaye lehine kamu aleyhine bu düzenlemenin tasarı metinden çıkarılması, önümüzdeki günlerde kamu maliyesinin dar gelirli toplum kesimleri aleyhine daha da daraltılmaması için elzemdir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 12. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

MADDE 12 - 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "1 milyar Türk Lirasına" ibareleri "4 milyar Türk Lirasına" şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "kredi garanti kurumları ile aktarılacak kaynağın kullandırılmasına" ibaresi "kredi garanti kurumlarının belirlenmesine, aktarılacak kaynağın kullandırılmasına ve bu maddenin birinci fıkrasında belirlenen tutar dayanak gösterilerek söz konusu tutarın 10 katını aşmamak üzere bu kurumlarca verilebilecek kefaletin bakiye tutarına" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gecenin bu saatinde diğer maddelerde söz almadık ama burada önemli bir konu var, onları belirtmek istiyorum.

Kredi Garanti Fonu Türkiye’deki kredi sisteminin bazı eksikliklerini gidermek üzere kurulmuş ama maalesef etkili çalışmıyor. Burada arkadaşlarımız iyi niyetli bir şekilde gemicilik sektörünün desteklenmesiyle ilgili bir öneri getirdiler ve limit artırıldı ama diğer sektörlerle ilgili hâlâ sorunlar devam ediyor, yeteri kadar desteklenemiyor.

Tabii, bu kapsamda diğer maddelerin çekilmiş olmasını önemsiyoruz. Biz zaten bazılarını yukarıda söylemiştik arkadaşlara “Bunlar bu torbanın konusu değil, aciliyeti yok.” diye, bazılarını da genelini konuşurken söyledim “Haramlarla helaller karıştı.” diye. Bir iki haram daha çekildi, bir tane kaldı; 2 madde daha çekilirse herhâlde bir şey kalmayacak ve onu yarın da hızlı bir şekilde çıkarma şansımız olacak. Diğer helalleri yani öğretmen kadrosunu, Aile Bakanlığının önerilerini ve öğrencilerin harçlarıyla ilgili olanları zaten biz size en baştan söylemiştik “Hemen çıkaralım.” diye. Arkadaşlar biraz daha gayret ederse, 2 haram maddeyi de çıkarırsak hepsini hızlı bir şekilde geçirebiliriz diye bir daha söylüyorum.

Burada bu önergeyi tabii ki limitin artırılmasına ilişkin verdik çünkü sadece gemicilik sektörünün sorununu geçici olarak çözmek yetmiyor, diğer sektörlerde de Kredi Garanti Fonu’nun kapasitesini geliştirmek gerekiyor değerli arkadaşlarım çünkü KOBİ’ler dezavantajlı büyük şirketlere göre. Yaklaşık olarak baktığımız zaman, il bazında tam Kredi Garanti Fonu ayrıntı vermiyor ama Kalkınma Bakanlığı uzmanlarının yapmış olduğu çalışma var. Ben size sürekli onları salık veriyorum “Bunları uygulasanız, bir kısmını yeter.” diye ama çok güzel öneriler var, onlar maalesef hayata geçirilemedi, eylem planlarıyla, dönüşüm programlarıyla vakit geçirmeye devam ediyoruz. Böyle zaman geçiyor.

Yıllık il başına baktığımız zaman, ayrı ayrı olmadığı için toplam il sayısına bölünce 60-65 başvuruda kalıyor yıllık. Toplamda bakıyoruz başvuru oranına yüzde 0,02 yani binde 2 değil, on binde 2 ancak bir başvuru oluyor toplam açısından baktığımız zaman. Maalesef bunlar yetersiz şeyler. Ne yapmamız lazım? Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Kredi Garanti Fonu’nun etkin bir şekilde çalıştırılmasını ve gerçek anlamda KOBİ’lere, küçük, mikro işletmelere destek verir bir hâle gelmesini istiyoruz ve seçim beyannamemizde, parti programımızda da bunlar yer alıyor. Onun için bazı teknoloji desteğiyle ilgili, diğer farklı sektörlerle ilgili Kredi Garanti Fonu bir tanımlama yapmış ama maalesef buralarda da etkili kullanamıyor. Arkadaşlarımıza sorduk Komisyonda da, bazı ülkelerde, özellikle, kalkınmasını örnek aldığımız Asya ülkelerinde Güney Kore ve Japonya örneğini arkadaşlarımız incelemişler, uzmanlık tezinde de yer alıyor. Burada, değişik bölgelerde, değişik sektörlere göre değişik kredi garanti fonları var, bunun bir üst kuruluşu var. Orada da hazine destekleri daha fazla bir şekilde artırılarak bir kontrgaranti sistemi çalıştırılmış. Burada hazinenin bu büyük ölçekli kredilerin dışında mikrokredilere de gerçek anlamda küçük ölçekli işletmelere de kredi desteği, garanti desteği sağlayabiliyor olması lazım. Ama tabii, bizde sistem de doğru dürüst işlemediği için, örneğin bu kapsamda en önemli KOBİ’leri desteklemekle görevlendirilen, bu amaçla kurulan Halk Bankası maalesef bu işleri yapamıyor; daha büyük ölçekli, İran’la ilgili ticari işlerle uğraşıyor, altın işleriyle uğraşıyor, Genel Müdürü birtakım paraları istiflemekle uğraşıyor, bunlar kalıyor. Bir taraftan “Özelleştirelim.” diyorsunuz, bir taraftan yeniden katılım sigortası geliyor, Halk Sigorta ayrı bir yere gidiyor. Yani böyle bir garabet var. Onun için bu sistemi elden geçirmek lazım.

Ne yapmamız lazım? Yukarıda Bankacılık Kanunu duruyor, örneğin her zaman söylüyorum, gelir vergisi reformu duruyor. Onlar dururken iki sigorta koyuyoruz. Bunları güzelce yapmak lazımdı. Çıkarılanları isabetli buluyoruz ama bu Kredi Garanti Fonu’nun yeniden gözden geçirilmesi, özellikle talebin düşük olduğu bu ortamda küçük ve orta ölçekli işletmelerin potansiyellerinin geliştirilmesi açısından önemlidir.

İnşallah -seçime az kaldı, bir hafta sonra kapatacağız- biz bunu 8 Hazirandan sonra yeni Hükûmetle Milliyetçi Hareketin iktidarında yapacağız diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 12. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli (İzmir) ve arkadaşları

MADDE 12 - 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "1 milyar Türk Lirasına" ibareleri "2 milyar Türk Lirasına" şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında bulunan "kredi garanti kurumları ile aktarılacak kaynağın kullandırılmasına" ibaresi "kredi garanti kurumlarının belirlenmesine, aktarılacak kaynağın kullandırılmasına ve bu maddenin birinci fıkrasında belirlenen tutar dayanak gösterilerek söz konusu tutarın 10 katını aşmamak üzere bu kurumlarca verilebilecek kefaletin bakiye tutarına" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Seçer. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gecenin bu vaktinde son konuşmacı olacağım herhâlde, bundan sonra gerekçelerle devam edeceğiz.

Şimdi, dün de söyledim, bu torba teklifte en önemli düzenleme Millî Eğitim Bakanlığına yapılan kadro ihdasıydı. Yetersizdi, bu konuda da burada eleştirilerimizi dile getirdik. Yalnız yurttaşlardan gerçekten özellikle sadece atanmayan öğretmenlerden değil, diğer meslek gruplarından da çok ciddi geri dönüşler aldık, bu işin bir tarafı. Diğer tarafı da, bu sefer 47 bin yeni kadro içerisinde atanacak 35 bin öğretmenin alan sorunu yani branş meselesi. İnsanlar, tabii ki her branşta öğretmenler daha fazla kendilerine kontenjan ayrılmasını istiyor. Bu konuda açıkçası bilişim teknolojileri öğretmenleri kendilerini anlatan bana bir yazı göndermişler, bu konuda da bilgi sahibi değildim. FATİH Projesi’ne dikkat çekilerek, az önce gensoruda tartışıldı ama maalesef bu projenin kötü yönlerini tartıştık; işte, yolsuzlukları tartıştık, efendim, bu projenin başarısız yönlerini tartıştık. Ama, şimdi, bu çocuklar, bu öğretmenler aslında “önemli bir proje” diyor. Eğer, bunu tabii ki doğru dürüst yapabilirseniz, başarabilirseniz Hükûmet olarak... Okullarda yazılım dersinin ne kadar hızla öneminin arttığını Avrupa’da bunu örnekleriyle ifade ediyorlar ve bana gönderdikleri yazıyı şöyle tamamlıyorlar, yine FATİH Projesi’ne atıfta bulunuyorlar: “Bu ülke için çok önemli bir proje” diyorlar “Ama, bu çerçeve yani bu proje içerisine yazılım dersinin etkinliğini de katmalıdır bu projeyi yapanlar. Yazılım dersi ulusal hedeflerimiz arasında yer alırken okullarda ders kitapları ve ilgili Millî Eğitim Bakanlığı dokümanları oluşturulmalıdır." diyorlar. Son olarak da bu tabloda eksik olan ve bu verimi, etkinliği sağlamak için dersi başarılı bir şekilde sunacak öğretmenlerin yani bilişim teknolojileri öğretmenlerinin de diğer branşlarda olduğu gibi atanmalarının sağlanmasıdır. Ben baktım, Türkiye geneli alan bazında ihtiyaç durumuna, bilişim teknolojileri öğretmenlerinin ihtiyaç miktarı 2.698. Bunlar da atanmayı bekleyen öğretmenlerimiz, çocuklarımız. Bunların da sesini bu vesileyle buradan duyurmak istiyorum.

Şimdi, 12’nci madde, az önce Sayın Günal da söyledi, önemli bir düzenleme. Komisyonda da tartışırken muhalefet olarak zaten herhangi bir karşı duruşumuz olmadı, makul gördüğümüz bir konu. 1993 yılında kurulmuş Kredi Garanti Fonu konusu ve burada hazineden aktarılan kaynak meselesi. “1 milyar TL kaynak yetersiz, bunu 2 milyar TL’ye çıkartalım.” Niçin? Bu vesileyle yani Kredi Garanti Fonu aracılığıyla, marifetiyle birçok KOBİ için biz bankalara kefil oluyoruz, bir anlamda müteselsil kefil. Bu kaynak miktarı ne kadar fazla olursa kefalet miktarı da o kadar artacak. Türkiye’de KOBİ’lerin önemini de biliyoruz, istihdama sağladığı katkıyı da biliyoruz; ekonomiye, katma değere sağladığı katma değeri de biliyoruz. İhracata yeterli olmasa da… Çünkü bir inceledim, baktım, gerçekten yaklaşık olarak 2,6 milyon KOBİ var, bunun 50 bini ihracata şu anda katkı sunabiliyor.

KOBİ’lerle ilgili bir önemli konuya daha değinmek istiyorum. Bakın, yaptığımız 100 dolarlık ihracatın 62 doları ithal ara malı kaynaklı yani ithal ediyoruz, ihraç ediyoruz. 100 dolarlık ihraç ediyoruz ama bunun 62 doları ithal edilmiş maldan kaynaklı. Niçin bu KOBİ’ler, 2,6 milyon KOBİ, milyonlarca insanımızın çalıştığı KOBİ’ler bu ara mallarını üretmesinler? Tabii ki KOBİ’lerin sadece krediye ulaşma sorunu yok, birçok sorunu var. Krediye ulaşıyor, tabii ki maliyeti yüksek kredi oluyor, bu ayrı bir sorun. Diğer taraftan, ekonominin hem yapısal sorunlarından direkt etkileniyor hem konjonktürel sorunlarından direkt etkileniyor, tabii ki en önemli özelliği de küçük işletmeler olduğu için manevra kabiliyeti daha yüksek işletmeler. Dolayısıyla, bizim zaten önergede amaçladığımız, murat ettiğimiz bir redaksiyon, dolayısıyla makul bir düzenleme olarak görüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde aynı mahiyette dört adet önerge vardır, okutuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biz önergemizi çekiyoruz.

BAŞKAN – Çekiyorsunuz.

Evet, aynı mahiyette üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 2'nci maddesinde değişiklik yapmayı öngören 13'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                            Erol Dora                        Sırrı Süreyya Önder

                 Bingöl                                   Mardin                                  İstanbul

            Hasip Kaplan                           Adil Zozani

                 Şırnak                                   Hakkâri

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Rahmi Aşkın Türeli                      Haydar Akar                        Ali Rıza Öztürk

                  İzmir                                    Kocaeli                                   Mersin

              İzzet Çetin                      Mehmet Hilal Kaplan

                 Ankara                                  Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                     İdris Şahin

                Amasya                                  İstanbul                                  Çankırı

         Osman Aşkın Bak                         Şirin Ünal                              Hamza Dağ

                İstanbul                                 İstanbul                                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birincinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe: Sigortacılık alanında değişiklik öngören bu tasarı maddesinin tamamen yabancı sermeye yapılarının sipariş ettiği düzenlemeler olduğu açıktır. Türkiye'de yaklaşan ekonomik krizle birlikte risk payının var olan sigorta yapılarının üzerinden alınması gerekçesiyle de yapılan bu düzenleme, sigortacılık piyasasının yabancı sermaye tekellerine daha çok teslim edilmesi anlamına gelecektir. Yoksul kitleleri ekonomik kriz karşısında savunacak araçlar yerine sermayeyi kayıran yasalara ağırlık veren düzenlemeler meşru da değildir. Değişiklik ile bu soruların giderilmesi amaçlanmıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Bu madde ile düzenleme yapılmak istenilen kanuna bu madde ile sadece iki ayrı kavram eklemek suretiyle ilgili sistemin değiştirilmek istenilmesi yanlış bir uygulamadır. Ayrıca "katılım sigortası" ve "yönetici şirket" ifadelerinin hangi gerekçelerle kanuna eklendiği noktasında netlik bulunmamaktadır. Buna ilaveten Hazine Müsteşarlığı yetkililerinin komisyon görüşmeleri sırasında bu konudaki sorulara verdikleri yanıtlar birtakım yabancı şirketler lehine imtiyazlar sağlanmasına yönelik bir düzenleme olduğu şüphelerinin uyanmasına neden olmuştur. Bu nedenle maddenin kanun metninden çıkarılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Maddenin yeniden değerlendirilmesi amacıyla metinden çıkarılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece madde metinden çıkarılmıştır.

14’üncü maddede aynı mahiyette üç adet önerge vardır, okutuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizimkini çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyette iki adet önerge vardır, okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 5684 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine fıkra eklemeyi öngören 14'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            İdris Baluken                            Erol Dora                              Adil Zozani

                 Bingöl                                   Mardin                                  Hakkâri

            Hasip Kaplan                        Mülkiye Birtane

                 Şırnak                                     Kars

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Mehmet Naci Bostancı               Osman Aşkın Bak                      Osman Boyraz

                Amasya                                  İstanbul                                  İstanbul

              İdris Şahin                                    

                 Çankırı                                       

      Mehmet Doğan Kubat

                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Günden güne derinleşen ekonomik kriz yoksul halk kitleleri üzerindeki ekonomik baskıyı daha da arttırmaktadır. Yüksek borçluluk, adil olmayan vergiler, yüksek enflasyon, gelir adaletsizliği ve işsizlik düzeyi kriz koşullarında çalışan emekçiler ve yoksul halkın lehine, bu kesimleri krizden korumaya ve alım güçlerini arttırmaya dönük düzenlemeler yapmayı gerektirmektedir. Bunun dışında sadece sermayenin ihtiyaçlarına dönük düzenlemeler yapmak demokratik olmadığı gibi temel ekonomik ve sosyal haklara da aykırıdır. Değişiklik ile bu soruların giderilmesi ve geniş halk kitlelerini ekonomik krizden korumaya dönük düzenlemelerin yapılmasının önünün açılması amaçlanmıştır.

Gerekçe:

Maddenin yeniden değerlendirilmesi amacıyla metinden çıkarılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir, madde metinden çıkartılmıştır.

15’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 15. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mehmet Günal                       Mustafa Kalaycı                   S. Nevzat Korkmaz

                Antalya                                   Konya                                    Isparta

          Muharrem Varlı                   Ahmet Duran Bulut

                 Adana                                  Balıkesir

MADDE 15 - 5684 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin on sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve on dokuzuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(19) Sigorta eksperinin, sigortacı veya sigorta ettiren ya da sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler tarafından atanması, eksperin iş kabulü, asgari ücret tarifesinin tespiti de dahil olmak üzere ekspertiz ücretinin belirlenmesi ile ilgili usul ve esaslar Birlik, Hazine Müsteşarlığı ve Sigorta Eksperleri İcra Komitesinin görüşleri alınarak yönetmelikle düzenlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığın

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 5684 sayılı Kanunun 22'nci maddesinde değişiklik öngören 15'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Adil Zozani                           Selma Irmak                             Erol Dora

                Hakkâri                                   Şırnak                                    Mardin

            Hasip Kaplan                         İdris Baluken

                 Şırnak                                    Bingöl

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Günden güne derinleşen ekonomik kriz yoksul halk kitleleri üzerindeki ekonomik baskıyı daha da arttırmaktadır. Yüksek borçluluk, adil olmayan vergiler, yüksek enflasyon, gelir adaletsizliği ve işsizlik düzeyi kriz koşullarında çalışan emekçiler ve yoksul halkın lehine, bu kesimleri krizden korumaya ve alım güçlerini arttırmaya dönük düzenlemeler yapmayı gerektirmektedir. Bunun dışında sadece sermayenin ihtiyaçlarına dönük düzenlemeler yapmak demokratik olmadığı gibi temel ekonomik ve sosyal haklara da aykırıdır. Değişiklik ile bu soruların giderilmesi ve geniş halk kitlelerini ekonomik krizden korumaya dönük düzenlemelerin yapılmasının önünün açılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 15. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

MADDE 15 - 5684 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin on sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve on dokuzuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(19) Sigorta eksperinin, sigortacı veya sigorta ettiren ya da sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler tarafından atanması, eksperin iş kabulü, asgari ücret tarifesinin tespiti de dahil olmak üzere ekspertiz ücretinin belirlenmesi ile ilgili usul ve esaslar Birlik, Hazine Müsteşarlığı ve Sigorta Eksperleri İcra Komitesinin görüşleri alınarak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI KENAN İPEK – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Usul ve esasların belirlenmesinde Hazine Müsteşarlığının yer katılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.24

ON ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 02.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 82’nci Birleşiminin On Üçüncü Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

6.-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, sırasıyla (11/49), (11/53) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme ile kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 25 Mart 2015 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 02.26



(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X) 705 S. Sayılı Basmayazı  23/03/2015  tarihli  81‘inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.