23 Mart 2015 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-

                                                                                                            

                                                                          TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 81’inci Birleşim

                                                                                          23 Mart 2015 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Anne Brasseur Başkanlığındaki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 4/3/2015 tarihli 95 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1722)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, Türkiye’deki sosyal yardım uygulamalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1269)

2.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve 21 milletvekilinin, ana dilinde eğitim alamayan çocukların bilişsel, duyuşsal, sosyal ve kimliksel gelişmelerinde yaşadıkları sıkıntıların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1270)

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora ve 21 milletvekilinin, engellilerin günlük hayat içerisinde karşı karşıya kaldıkları sorunların, ayrımcı politikaların ve kullanamadıkları haklarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1271)

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından, Karayolları Genel Müdürlüğüne bağlı şube şefliklerinde hizmet alımıyla taşeron işçi olarak çalışan personelin örgütlü oldukları sendikaları tarafından adlarına açılan dava lehlerine sonuçlanmasına rağmen işçilerin mağduriyetinin giderilmesi ve taşeron işçilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 7/1/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından, engellilerin istihdam sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/783), ön görüşmelerinin Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi tarafından, Türkiye’de milletvekili genel seçimlerinde uygulanan seçim barajı sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu’ndan kaynaklanan sorunların tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 23/3/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 5’inci sırasına, yine bu kısımda bulunan 673, 679, 704 ve 687 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Tasarılarının ise bu kısmın 8, 9, 10 ve 11’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, bastırılarak dağıtılan (11/50), (11/51), (11/54), (11/49) ve (11/53) esas numaralı Gensoru Önergelerinin, 24 Mart 2015 Salı günkü gündemin “Özel Gündemde Yer alacak İşler” kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin bu birleşiminde yapılmasına; gensoru önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasını müteakip bu birleşiminde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşmelerine devam edilmesine; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

5.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/2736, 1/1039, 2/2118, 2/2731) (S. Sayısı: 705)

6.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Ege Linyit İşletmesi Müessesesi tarafından Soma AŞ.'den alınan kömüre ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59241)

2.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, 2013'te Soma AŞ.'den alınan kömüre ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59243)

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun, İzmir'in Kemalpaşa ilçesine bağlı bir köyde açılacağı iddia edilen taş ocağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59246)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Türk Tarih Kurumunun 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara,

Türk Dil Kurumunun 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara,

Atatürk Kültür Merkezinin 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara,

Atatürk Araştırma Merkezinin 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara,

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara,

İlişkin, soruları ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/59446), (7/59447), (7/59448), (7/59449), (7/59450)

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Soma Kömür AŞ.'den kalori değeri düşük kömür satın alındığına dair Sayıştay raporuna ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59481)

6.- Manisa Milletvekili Sakine Öz'ün, kömür üretimi için yapılan bir ihaleye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59656)

7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, kömür ve ham petrol fiyatlarındaki artışa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59658)

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, 2002-2014 yılları arasında elektrik üretiminde ithal kömüre dayalı santrallerin miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59659)

9.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, kamu yatırımlarında enerjinin payının azalmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59660)

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, 2014 yılında elektrik faturalarından yapılan çeşitli kesintilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59661)

11.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, BOTAŞ'ın finans açığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59662)

12.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, 2002-2015 yılları arasında TKİ'den alınan kömür miktarına ve karşılığında yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59663)

13.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık'ın, son aylarda Türkiye genelinde yaşanan uzun süreli elektrik kesintilerinin sebeplerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59665)

14.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in, İzmir'in Kemalpaşa ilçesinin bir köyünde açılmak istenen taş ocağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59891)

15.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Bursa'nın İnegöl, Yenişehir ve Keles ilçelerinde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59893)

16.- Sakarya Milletvekili Münir Kutluata'nın, Sakarya'da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59894)

17.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin'in, işlettiği madende kaza meydana gelen bir firmaya yeniden maden işletmek için ön lisans verildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59895)

18.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Ermenek'te madencilere ücretlerinin ödenmemesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59896)

19.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2005-2015 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından yurt dışından satın alınan mal ve hizmetlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59897)

20.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün 2014 yılı bütçesinden yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59898)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun 2014 yılı bütçesinden yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59899)

22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünün 2014 yılı bütçesinden yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59900)

23.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 2014 yılı bütçesinden yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59901)

24.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan'ın, Viranşehir'de yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59902)

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, kurşunsuz benzin ve motorinin vergisiz fiyatlarının yüksekliğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59903)

26.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, İzmir Urla'da elektrik kesintileri sebebiyle seracıların zarara uğramasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59904)

27.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, İstanbul'daki deprem toplanma alanlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/60115)

28.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın, 3 Şubat 2015'te açıklanan enflasyon rakamlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/60786)

29.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu'nun, tarım ürünleri ile ilgili haksız rekabetin önlenmesine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/60787)

30.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan'ın, Çanakkale'de yaşanan sel felaketine,

- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, acil yardım ve afet yönetimi lisans mezunlarına unvan ve kadro verilmesine yönelik çalışmalara,

Üniversitelerin acil yardım ve afet yönetimi bölümlerine İngilizce hazırlık sınıfı uygulaması getirilmesine yönelik çalışmalara,

Üniversitelerin acil yardım ve afet yönetimi bölümlerinin kontenjanlarının ve akademik kadrolarının belirlenmesine yönelik çalışmalara,

Türkiye'ye sığınan Türkmen ailelere yapılan yardımlara,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/61001), (7/61003), (7/61004), (7/61005), (7/61008)

 

 

----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

Okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Anne Brasseur Başkanlığındaki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 4/3/2015 tarihli 95 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1722)

19/03/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Anne Brasseur Başkanlığındaki heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 4 Mart 2015 tarih ve 95 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanunun 7’nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

 

                                                                                                                       Cemil Çiçek

                                                                                                           Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                          Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, Türkiye’deki sosyal yardım uygulamalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1269)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de sosyal yardım uygulamaları AKP hükûmetleri tarafından siyasi istismar aracı hâline dönüştürülmüştür. Sosyal devletin görevi olan ve devlet bütçesinden yapılan bu yardımların hak sahiplerine ulaştırılması ve etkinliğinin arttırılması gerekmektedir. Bu itibarla sosyal yardım uygulamalarının incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa’mızın 98, TBMM İçtüzüğü’müzün 104 ve 105. maddeleri gereğince Araştırma Komisyonu kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz. 30/11/2012

                                                                              

1) İbrahim Binici                                                      (Şanlıurfa)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat  Bozlak                                                       (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

18) Erol Dora                                                           (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

20) Demir Çelik                                                        (Muş)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

1961 Anayasasıyla birlikte "Cumhuriyetin Nitelikleri" başlığı altında temel bir unsur olarak girmiş olan "Sosyal Devlet" kavramı; 1982 Anayasası'nın 2. maddesinde aynen tekrar edilmiştir. Genel kabul görmüş tanıma göre sosyal devlet; klasik liberal demokrasinin ekonomik ve siyasal temellerini değiştirmeden sosyal güvenliğin sağlanması, işsizliğin önlenmesi, emeğiyle yaşayanların korunması ve yaşam düzeylerinin yükseltilmesi yoluyla sosyal eşitsizlikleri giderme işlevini yüklenen devlete denir. Sosyal devlet, bireylere yalnız klasik özgürlükleri sağlamakla yetinmeyip, aynı zamanda onların insanca yaşamaları için gerekli olan maddi ihtiyaçlarını karşılamayı da kendisine görev edinen devlettir. Bu bağlamda hedeflenen refah toplumuna ulaşmak için sosyal güvenlik, sosyal yardım ve hizmetler, devletin vatandaşlarına tanıdığı bir lütuf değil, bizatihi onun asli görevidir.

Sosyal yardım kavramı, sosyal hizmet ve sosyal sigorta kavramlarıyla birlikte sosyal güvenlik sistemi içerisinde yer almaktadır. Sosyal yardım kavramı, kendi ellerinde olmayan nedenlerle asgari seviyede dahi geçinme imkânı bulamayan insanları; muhtaçlık araştırmalarına dayalı olarak en kısa sürede kendi kendilerine yeterli hâle getirme amacını taşıyan karşılıksız parasal ve sosyal destek sağlamak için yapılan kamusal faaliyetler olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminin işletilemediği çalışan nüfusun yarısının kayıt dışı olmasından ve İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kullanılmasından kolayca anlaşılmaktadır. Ülkemizde son yıllarda işsizliğe bağlı olarak yaşanan "yoksulluk" sorunu giderek büyümekte ve mevcut politikalar çözüm üretmede yetersiz kalmaktadır. Son yıllarda sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısında ve sosyal yardım harcamalarında görülmekte olan büyük artışlar bu durumun göstergesidir. DPT tarafından yapılmış "Türkiye'de Sosyal Transferlerin Yoksulluk Üzerindeki Etkileri" isimli çalışmaya göre, Türkiye'de en yoksul kesimin yüzde 30'u sosyal yardımlardan yararlanmamaktadır. Bunun yanı sıra küçücük bir gelir kaybıyla yoksul olabilecek insanlarımızın sayısı 6,3 milyon kişidir. Çalışmanın sonuç bölümünde, özellikle son yıllarda Türkiye'de yaygın bir transfer biçimi hâline gelen ayni yardımların etkinliği düşük ve hedef kitlesinden fazlaca sapma gösterebilen bir yardım türü olduğu vurgulanmaktadır.

Türkiye'de yapılmakta olan sosyal yardımlarda etkinliği düşük ayni yardım miktarının yüksekliği geçmişten bu yana devam etmekle birlikte, mevcut iktidar tarafından âdeta kurumsallaştırılmıştır. AKP Hükûmeti yoksulluğu gidermek yerine "yoksulluğu yönetmek" amacıyla hareket etmektedir. Yoksul halk yığınlarını kontrol altında tutma ve terbiye etmenin bir aracı olarak kullanılan sosyal yardımlar, mevcut iktidar döneminde siyasi istismar aracı hâline dönüştürülmüştür. Hükûmetin özellikle her seçim döneminde, kış ortasında elektriksiz köylere buzdolabı veya yaz sıcağında kömür dağıtarak sosyal yardımları oya tahvil etmek için kullandığına defalarca tanıklık ettik. Sosyal devletin görevi olan ve devlet bütçesinden yapılan bu yardımlar, yoksul yığınlara AKP iktidarının bir lütfu gibi sunulmakta ve seçim dönemlerinde çok ciddi sıçramalar göstermektedir. Önümüzdeki üç yıllık süreçte peş peşe yaşanacak olan üç ayrı seçimi dikkate alan Hükûmet, 2013 yılı bütçesinde sosyal yardımları bu perspektifle dizayn etmeye çalışmaktadır.

Bu itibarla, yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda ülkemizde iktidar partilerince siyasallaştırılan sosyal yardım uygulamalarının araştırılması yerinde olacaktır.

 

2.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve 21 milletvekilinin, ana dilinde eğitim alamayan çocukların bilişsel, duyuşsal, sosyal ve kimliksel gelişmelerinde yaşadıkları sıkıntıların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1270)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Eğitim hakkının çok önemli bir bileşeni olan ana dilinde eğitim hakkı Türkiye'de ana dili Türkçeden farklı olan çocuklara tanınmamaktadır. Ana dilinde eğitim alamayan çocukların bilişsel, duyuşsal, sosyal ve kimliksel gelişmelerinde yaşadığı sıkıntıların araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.

1) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                       (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                           (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                         (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                            (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                    (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                             (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                           (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                           (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                              (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                     (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                     (Kars)

17) Erol Dora                                                             (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                     (Mersin)

19) Demir Çelik                                                          (Muş)

20) İbrahim Binici                                                       (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                            (Van)

22) Özdal Üçer                                                           (Van)

 

Gerekçe:

Ana dili, insanın dış dünyayla ilk iletişim kurduğu, dünyayı tanımaya ve anlamaya başladığı, kimlik gelişiminin ilk adımlarını içinde yaşadığı dildir. Bu yüzden ana dilinde eğitim, kişilerin ruhsal, düşünsel, kimliksel ve sosyal gelişimlerinde vazgeçilmez öneme sahiptir. Türkiye'de, diğer birçok ülkede olduğu gibi, egemen dilden farklı pek çok dil konuşulmaktadır. Fakat bunların en yaygın konuşulanından en az konuşulanına kadar hiçbiri eğitim dilinde kullanılmamaktadır.

Türkiye gibi çok dilli, çok etnisiteli pek çok ülke, eğitim sisteminde çok dilliliği benimsemiştir. Türkiye'deyse eğitimde çok dilliliğin halkları ayrıştıracağı şeklindeki isabetsiz görüş dolayısıyla ana dili ve eğitimle ilgili tartışmalar çok yeni ve oldukça kısıtlı ölçekte ilerlemektedir. Oysa, dünyanın pek çok yerinde yapılan çeşitli uygulamaların da kanıtladığı gibi, ana dilinde eğitim hakkını tanımak etnisite, din, dil temelli ayrımcılığın önüne geçmekte büyük adım olacaktır.

Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 29’uncu maddesi uyarınca, taraf devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler; sözleşmenin 30’uncu maddesiyse, çocukların ailesinin konuştuğu dili kullanıp geliştirebilme hakkı tanınmıştır. Oysa ki, Türkiye'deki eğitim sisteminde, ana dili Türkçe’den farklı olan, hatta Türkçe bilmeyen çocuklar ana dili Türkçe olanlarla aynı eğitime tabi tutulmaktadır. Bu durum, eğitimde eşitliğin sağlanması ilkesine ve eğitimin yukarıda belirtilen amaçlarına tamamen aykırıdır. Dil politikaları ve insan hakları temelli çalışmalar yapan Tove Skutnabb-Kangas da, çocuğun bilmediği bir dilde eğitim görmesini çocuk haklarının ihlali olarak nitelendirmektedir. Bu koşulların doğurduğu sonuçlar açıkça ortadadır. Eğitimine ana dilinden farklı bir dilde başlayan çocuklarda sınıf tekrarı, okul terki, akademik başarısızlık yaygın olarak görülmektedir. Özellikle eğitimin ilk kademesine ciddi zorluk yaşayan çocuklar, kendilerine güven kaybı yaşar ve içinde oldukları bu eşitsiz koşullar, hayatlarının ileri döneminde de sıkça kendini gösterir. Oysaki devletler yurttaşlarını eşit şekilde eğitim hakkından yararlandırmakla yükümlüdür.

Bolivya, İspanya, Güney Afrika, Almanya, İsrail ve İsveç gibi pek çok ülkede çok dilli eğitim modelleri uygulanmaktadır. Uygulamada ülkeden ülkeye farklılıklar görülmekle beraber, tüm bu ülkelerde ortak olarak ana dilinde eğitim hakkının tanınması ve devletlerin en azından bu hakkın önündeki engelleri kaldırması söz konusudur. Ana dili meselesini eğitim hakkı üzerinden ele aldığımızda da, eğitim hakkının gerçekleşmesinin ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasının buna doğrudan bağlı olduğunu görüyoruz. Ana dilini öğrenmek, ana diline değer verildiğini hissetmek ve ana diliyle eğitime başlamak gibi temel koşullar gerçekleşmeden eğitim fırsat eşitliğinden bahsetmek mümkün olmaz.

Eğitimine ana dilinde başlayan çocuklar, matematik de dâhil olmak üzere her alanda daha fazla başarı gösterir. Bu durum, toplumun genelinde hâkim olan dili öğrenmeyi de aksatmaz, tersine eğitimine ana dilinde başlayan çocuklar ikinci bir dili oldukça başarıyla öğrenmektedir. Dolayısıyla, ana dillerinde eğitim gören çocukların ortak dildeki hâkimiyetleri de daha fazla olacak ve toplumla ilişkilerinde daha başarılı olacaklardır. Ana dili temelli çift dilli eğitim modellerini uygulayan ülkelerdeki araştırmalar gösteriyor ki bu tip bir eğitimle çocukların yaratıcılığı, özgüveni, kendini ifade etme becerisi, hayal gücü ve toplumsal etkinliklere katılımcılığı yüksek oranda artmaktadır.

Toplumsal hayatta etnisite temelli ayrımcılık kendisini en çok dil üzerinden belli etmektedir. Bu yüzden ana dili Türkçe olmayan halkların yaşadığı mağduriyeti ortadan kaldırmak için ana dilde eğitim hakkı vakit kaybetmeden tanınmalı ve uygulanabilirliğin sağlanması için ciddi adımlar atılmalıdır.

Ana dilinde eğitim alamayan çocukların gerek akademik gerekse toplumsal alanda yaşadığı sıkıntıların önüne geçmek, eğitimde eşitliği sağlamak açısından elzemdir. Yukarıda sayılan gerekçelerden ötürü, Türkiye genelinde ana dili Türkçe olmayan çocukların karşılaştığı zorluklara dair kapsamlı bir Meclis araştırması yapılıp sıkıntıların giderilmesi için uygulanabilecek modellerin belirlenmesi oldukça önemlidir.

 

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora ve 21 milletvekilinin, engellilerin günlük hayat içerisinde karşı karşıya kaldıkları sorunların, ayrımcı politikaların ve kullanamadıkları haklarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1271)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de yoğun olarak hak ihlaline uğrayan gruplardan biri de engellilerdir. Engellilerin -günlük hayat içerisinde karşı karşıya kaldıkları sorunların, ayrımcı politikaların- yasalarla güvence altına alındığı belirtilse de erişemedikleri ve kullanamadıkları haklarının gündeme taşınması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Erol Dora                                                             (Mardin)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

Türkiye'de, en son 2002 yılında Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan araştırmanın sonuçlarına göre nüfusun yüzde 12,29'u engellidir. Bu orana göre, Türkiye'de yaklaşık 8 milyon 500 bin kişi engelli olarak yaşamını sürdürmektedir ve günümüzde bu sayı 10 milyon kişiye yaklaşmıştır. Engelliler, nüfusun bu kadar büyük bir kısmını kapsamalarına rağmen devlet tarafından yapılan çalışmalar oldukça yetersiz kalmakta, toplumsal hayatta ciddi problemler ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

Türkiye, 2008 yılında Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'ni imzalamıştır. Sözleşme, engellilerin bütün dünyada temel hak ve özgürlüklere eşit erişim olanaklarından yoksun olmaları gerçeğinden yola çıkmakta ve engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığın önlenmesini ve engellilerin insan haklarını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Türkiye mevzuatında ise ayrımcılık karşıtı düzenlemeler, çoğunlukla genel eşitlik düzenlemeleri olmaktan öteye geçmemektedir. Son on yıl içinde çeşitli kanunlara eklenen ayrımcılık karşıtı hükümler ise, tüm ayrımcılık temellerine vurgu yapılmaması, ayrımcılık tanımlarına yer verilmemesi, ispat yükünün yer değiştirmesi ilkesine uyulmaması, yaptırımların yeterli olmaması ve bağımsız izleme mekanizmalarının oluşturulmaması nedeniyle ayrımcılığı ortadan kaldırmaktan uzaktır.

Türkiye'de engellilere karşı olan hak ihlalleri yaşam hakkından erişebilirlik sorununa kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Bunun içerisinde ayrımcılığa, şiddete maruz kalmak, nefret söylemine tabi tutulmak, aşağılanmak, acıyarak sürekli yardıma muhtaç konumda değerlendirilmek vs. bulunmaktadır. En yaygın sorunlardan biri kamusal alanlar ve hizmetlere erişebilirlik noktasındadır. Buna en yakın örnek Taksim'in yayalaştırılması için başlatılan çalışmalar nedeniyle Taksim Meydanı'na çıkan engelli asansörü süresiz olarak kapatılmıştır.

Eşit Haklar İçin İzleme Derneğinin 2011 yılında Türkiye'de Engellilere Yönelik Ayrımcılık ve Hak İhlalleri İzleme Raporu'nda engellilerin maruz kaldığı ihlaller istatistikler şeklinde verilmiştir. Rapor içerisinde Profesör Doktor Esra Burcu tarafından yapılan “Türkiye'deki Engelli Bireylere İlişkin Kültürel Tanımlamalar: Ankara Örneği” araştırmasının sonuçlarına yer verilmiştir. Katılımcılara "Toplumdaki engelli bireyler hakkında ne düşünüyorsunuz? Onları birey olarak nasıl tanımlıyorsunuz?" açık uçlu sorusuna katılımcıların yüzde 39,4'ü "Acınacak hâldedirler, devamlı ilgi ve yardıma ihtiyaçları vardır." şeklinde cevap vermiştir.

Engellilerin yaşadıkları başlı başına büyük bir sorunken engelli nüfus içerisinde yer alan engelli kadınlar ve engelli çocuklar daha yoğun hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Engelli nüfusunun iş gücüne katılım oranı sadece yüzde 22 iken kadın engellilerin katılım oranı yüzde 7'lere kadar düşmektedir. Sermaye, engelli emeğini ya dışarıda tutmakta ya da olabilecek en güvencesiz, en esnek çalışma koşullarında çalıştırmak istemektedir. Devlet de sermaye mantığıyla hareket etmekte, istihdama dair kendi koyduğu yasalara dahi uymamaktadır.

Öncelikli olarak bahsedilen tüm bu sorunların detaylı olarak incelenip giderilmesi gerekmektedir. Ayrıca engelli bireylerin toplum içerisinde dezavantajlı konumunu sonlandıracak çalışmalar yapılmalı, hakları anayasal güvence altına alınmalı ve pratikte de engelli bireyler bu hakları kullanabilmelidirler.

Tüm bu sorunlar ve çözüm yolları düşünülerek gerekli araştırmaların yapılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, sayın grup başkan vekillerini davet ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.17

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından, Karayolları Genel Müdürlüğüne bağlı şube şefliklerinde hizmet alımıyla taşeron işçi olarak çalışan personelin örgütlü oldukları sendikaları tarafından adlarına açılan dava lehlerine sonuçlanmasına rağmen işçilerin mağduriyetinin giderilmesi ve taşeron işçilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla 7/1/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/03/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/03/2015 Pazartesi günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               İdris Baluken

                                                                                     Bingöl   

Grup Başkan Vekili

Öneri:

7 Ocak 2015 tarihinde, Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen (1313 sıra no.lu), "Karayolları Genel Müdürlüğüne bağlı şube şefliklerinde hizmet alımıyla taşeron işçi olarak çalışan personelin örgütlü oldukları sendikaları tarafından adlarına açılan dava lehlerine sonuçlanmasına rağmen işçilerin mağduriyetinin giderilmesi ve taşeron işçilerinin sorunlarının araştırılması" amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23/03/2015 Pazartesi günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, grubumuz adına verilmiş Meclis araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi selamlıyorum.

Öncelikle, hepinizin geçmiş “Nevroz Bayramı”nı kutluyorum. Bu “Nevroz”un Türkiye’nin geleceği açısından demokrasi ve barışa vesile olmasını umut ediyorum. Türkiye’de demokrasinin ve barışın egemen olması için de grup olarak var gücümüzle çalışacağımıza dair halkımıza verdiğimiz sözü burada bir kez daha yenilemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de emek dünyası üzerinde uygulanan adaletsizliğin, haksızlığın belki simge davası olan Karayolları işçilerinin 2011 yılından bu yana sürdürdükleri hukuk mücadelesinde ve Hükûmetin buna karşı takındığı hukuk tanımaz tutumu üzerine değerlendirmelerde bulunacağım ama önce bir saptamada bulunmak istiyorum. Bu Karayolları şubelerinde hizmet alımı yoluyla çalıştırılan 8 bin dolayında Karayolları işçilerinin Türkiye’ye, Türkiye’nin hazinesine, bütçesine yüklediği yük nedir, onunla ilgili bir iki veriyi öncelikle sizlerle paylaşacağım, ondan sonra genel değerlendirmelerde de bulunacağım.

8 bin civarında emekçiden söz ediyoruz, asgari ücretle devletin çalıştırdığı emekçiden söz ediyoruz. Kimisi on yıl, kimisi on beş yıl, süresiz çalışmış ve bir noktadan sonra bu özelleştirme politikalarına kurban edilerek kapı dışı edilmişlerdir. Şu anda her biri evine ekmek götürme sorununu yaşamaktadırlar. Yaşları geçtiği için, bazılarının yaşları emeklilik safhasına geldiği için de başka bir işte, başka bir sektörde iş bulma olanakları da yok.

2011 yılından bu yana, yaklaşık beş yıldır sürdürdükleri bir hukuk mücadelesi var. 2013 yılında Yargıtay 9. Dairesi bu insanların işe iadesine ilişkin olarak karar aldı fakat üzerinden tam iki yıl geçti Hükûmet yargının kararını ısrarla yerine getirmiyor. Açık ifade edeyim, Hükûmet bu konuda hukuku tanımadığını ilan etmiştir, mahkemenin vermiş olduğu kararı uygulamamakta ısrar ediyor. İlgili bakanlıkla defalarca bu konuyu konuşmuş olmamıza rağmen bu insanların sorunları bir türlü çözülemedi. Her defasında önümüze başka bir gerekçe her defasında bu emekçiler açısından ilgili bakanlıklar -Ulaştırma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı bir de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı- yeni vaatlerle, boş vaatlerle bu insanları oyaladılar, bugüne kadar getirdiler.

Peki, bu 8 bin civarında insan, 8 bin civarında devletin asgari ücretle çalıştırdığı, bu taşeron marifetiyle çalıştırılan emekçi çalışıyor olsa devletin hazinesine ne yük getirir, onunla ilgili bir veriyi sizlerle paylaşacağım. Bu insanların tamamı, sosyal güvenlik primleri de dâhil olmak üzere çalıştırılıyor olsa devletin hazinesine aylık maliyeti 160 milyon civarındadır. Yıllık 1 trilyon 920 milyon civarında devletin hazinesine yük getirir.

Bunların tamamı takdir edersiniz ki bir saray parası eder yani bu 8 bin insana devletin ödeyeceği ücret devletin üst erkânı sırça sarayda yaşasın diye yaptığı 1 sarayın maliyetine tekabül ediyor. Sarayın içerisindeki masraflardan söz etmiyorum, sadece kuru inşaat olarak 1 saraya ödenen maliyetle bu insanların bir yıllık ücretlerini devlet rahatlıkla ödeyebilir. Sadece saray kampüsü içerisinde devletin yaptığı harcamanın onda 1’i kadardır. Bakın, Beştepe’deki sarayın hazineye yüklediği yıllık yükün onda 1’ini bu emekçilere devlet verirse hepsinin maaşını ödemiş olacak, bu 8 bin insan evine ekmek götürme olanağına sahip olacak.

Peki, bu 8 bin insanın tamamı bugün mahkeme kararı uygulanırsa hepsi geri işe mi alınmış olacak? Hayır, pek çoğu, yaklaşık yarısına yakını emeklilik yaşını doldurmuş olduğu için zaten emekli olacaklar. Devletin bu kararı uygulamasıyla birlikte işe alacağı insan sayısı topu topuna 4 bin civarındadır yani biraz önce ifade ettiğim rakamın yarısı kadar bir rakamı devlet verirse bu insanların emeklerinin karşılığı verilmiş olacak, bu haksızlık ortadan kaldırılmış olacak. Ama ısrarla bu yapılmıyor, ısrarla, Hükûmet, bu emekçilerin hak iadesini gerçekleştirmemek için gayret sarf ediyor, hukuku tanımadığını ifade ediyor. Sadece bu emekçilere ödenen ücretler üzerinden bir rakam paylaştım ama bu emekçiler çalışıyor olsa yaratacakları katma değeri hesaba kattığınız zaman, bir yılda 5 tane Beştepe sarayını yapacak kadar bu ülkenin katma değerine katma değer katmış olacaklar. Yani, üretecek, üreten insanlardan söz ediyoruz. Neye göre bu rakamları buluyoruz? Son iki yılda özelleştirme marifetiyle kara yollarının bakım ve onarım hizmetlerine ödenen paraları hesap ettiğiniz zaman bu rakamı çok rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Bu insanlara ödenecek olanın 10 katı kadar para özelleştirme marifetiyle taşeronlara veriliyor ve taşeronlar üzerinden devlet bütçesi soyulup soğana çevriliyor.

Şimdi burada bir araştırma önergesi getirdik, bu insanların dertleriyle Meclis ilgilensin istedik, bu sorunu çözelim istedik ama iktidar partisi grubunun ne tavır takınacağını çok iyi biliyoruz. Çünkü, bakın, daha birkaç gün önce Çalışma Bakanı açıklama yapmış: “Ekim ayında bu sorunu temelden çözeceğiz.” diyor. Hangi ekim olduğunu söylememiş, sadece ekim ayında bu işçilerin, bu emekçilerin sorunlarını çözeceğine dair söz vermiş. Ama, öyle zannediyorum ki Türkiye kamuoyu, Hükûmet aktörlerinin bu vaatlerinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor, bizim ayrıca tercüme etmemize gerek yok. Bu sözlerde bir samimiyet aramanın bir anlamı yoktur çünkü bu sözler ilk defa dile getirilmiyor, defalarca ifade edilmiştir, defalarca söylenmiştir ama hele hele bu sözler Çalışma Bakanı Sayın Faruk Çelik’in ağzından çıkıyor ise Türkiye kamuoyu, özellikle emekçiler, bunun kandırmadan öte bir şey ifade etmediğini çok iyi biliyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani, ekim ayında görevde miymiş o?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Şimdi, hangi ekim ayı olduğunu söylemiyor çünkü biliyorlar artık bir ekim ayını göremeyecekler. Nisan ayına gireceğiz birkaç gün sonra, martı yaşıyoruz, daha ekime çok ay var, 7 Hazirandan sonra onların devri kapanacağı için dolayısıyla böyle bir sözün de bir anlamı kalmamış olacak.

Değerli arkadaşlar, 3 tane mahkeme kararı var elimde, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin kararları bunlar. Bu kararları Hükûmet uygulamakla sorumludur. Bu kararların aksini yapmak hukuksuzluktur, hukuk tanımamaktır. Hükûmet, pek çok kere hukuku tanımadığını gösterdi Türkiye kamuoyuna ama özellikle Hükûmet açısından bu bir hukuk garabetidir. Bu kararların gereğinin yerine getirilmemiş olması son derece utanç verici bir durumdur. Çok açık ve net bir tablo var orta yerde, bir durum var orta yerde bu kararların gereğinin yerine getirilmemiş olması bakanlıklar arası uyuşmazlıkla ifade ediliyor. Nedir? Eğer bu Karayolları işçileri Yargıtay Hukuk Dairesinin kararına istinaden işlerine iade edilirlerse emek dünyasındaki diğer adaletsizlikler açısından emsal bir kararı teşkil edeceği için bunu Maliye Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı el birliğiyle, ısrarla uygulamıyor. Şimdi Meclis bu soruna el koysun istiyoruz, Parlamento bu soruna el koysun istiyoruz. Bu, herhangi bir partinin ya da grubun muhalefet edeceği bir durum değildir, insanlarımızın sofrasına koyacağı ekmekle ilgili bir durumdur, emekçilerimizin alın teriyle ilgili bir durumdur. Buna muhalefet etmek vicdanla bağdaşmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Dolayısıyla, bu soruna Parlamentonun el koyarak bu sorunun çözümünü sağlaması gerekiyor ve herkesin de buna “evet” diyeceğini umut ediyorum.

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri aleyhinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubunun vermiş olduğu önerge üzerinde söz aldım. İç Tüzük kuralları gereğince aleyhinde aldığım sözde lehinde konuşacağımı baştan ifade etmek isterim.

Karayollarının değişik şubelerinde taşeron işçisi olarak çalışan işçilerimizin aynı kurumda çalışan kadrolu işçilerin yaptığı işlerle aynı işi yaptıkları gerekçesiyle yargı makamlarınca onanmış ve daimî işçi kadrolarında çalışan işçilerle aynı haklara sahip olmaları gerektiği gerekçesiyle bunların derhâl mağduriyetinin giderilmesine yönelik mahkeme kararının uygulanması gerektiğini başta ifade etmek istiyorum. Bu işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırma önergesinin Genel Kurul gündemine alınıp gereğinin yapılması bu yüce Meclisin temel görevlerinden birisidir ancak bugüne kadar olduğu gibi bugün de sonucun değişmeyeceğini bilerek Türkiye’nin gerçeklerini sizlerle ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızla paylaşmak bizim görevimiz. Ben de bunu yapacağım, bunu yapmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, sadece Karayollarındaki işçilerin en yüksek yargı makamınca onanmış kararlarının uygulanmadığı örneği yok Türkiye’de. Buna benzer birçok örnek var. Değişik bakanlıklarda daha önce aynı şekilde mağduriyete uğradıkları ve kadrolu işçilerle aynı işleri yaptıkları için yargı makamlarına başvurarak mağduriyetlerin giderilmesi talebinde bulunmuş birçok işçilerimize ait mahkeme kararları var. Örneğin 2011 yılında Enerji Bakanlığı aleyhine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri tarafından açılan bir davada, Kütahya Emet Eti Borik Asit Tesislerinin Hisarcık tesislerinde çalışan işçilerin de aynı gerekçeyle, kadrolu işçilerle aynı görevleri yaptığı için kadro verilmesi yönünde mahkeme kararı var. Aradan geçti dört yıl, uygulanmadı. Burada aradan geçmiş kırk iki ay, uygulanmıyor. Yani Hükûmet, hukuk devletini yok sayan, hukuku ayaklar altına alan uygulamalarına inatla devam ediyor. Bu inadın sonu hayır değil. Bir başka örnek vereyim: 21 Mart 2012 tarihli ve 28240 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmış, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarında görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik hükümleri gereğince bu kurumlarda çalışan mübaşirlerin yardımcı hizmetler sınıfından genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmesine yönelik karar alınmış, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanlığı bunun gereğini yapmış ama hukuku uygulamakla görevli olan Adalet Bakanlığı kendi bünyesinde çalışan bu durumdaki mübaşirleri, maalesef, genel idare hizmetleri sınıfına almamaya direniyor.

Buna benzer birçok mahkeme örneğini ve hukuksuzluğu saymamız mümkün. Ama hepsinin ortak bir özelliği var ki Türkiye’yi yönetmekle görevli olan Hükûmet hukuk tanımıyor, adalet tanımıyor, hukuk ilkelerini hiçe sayıyor. Biz de, Hükûmeti, görevinin son döneminde hiç olmazsa hayırla yâd edilecek birkaç konuda adaleti uygulamaya, hukuk ilkelerinin gereğini yapmaya ve vatandaşlarımızın mağduriyetlerini gidermeye davet ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, taşeron işçiliği konusu, bu kürsüden birçok milletvekili arkadaşımın defalarca dile getirdiği, muhalefet partisine mensup çok değerli milletvekillerinin ısrarla üzerinde durduğu ve Hükûmeti, çözüm bulmak için göreve davet ettiği önemli bir konudur. Ancak, ne yazık ki, bugüne kadar olduğu gibi bugün de biraz sonra muhtemelen iktidar partisi adına burada söz alacak arkadaşım “Zamanımız yok, vaktimiz kalmadı. Dolayısıyla, daha önemli işler var, bunlara gerek yok.” deyip bu önergeyi de reddedecektir. Biz bunu bilerek buraya geldik. Ancak memleketin sorunları giderek çok büyüdü. Özellikle işsizlik, taşeron işçiliği konusunda yaşanan mağduriyetler, vatandaşın, üniversite mezunu evladını taşeron işçisi yapabilmek için özellikle iktidar partisinin il ve ilçe teşkilatlarına gidip önce onlara üye olmaları gerektiğini, daha sonra, partiye üye olduktan sonra durumlarının değerlendirileceğini, partiye üye olanların bir kısmının taşeron işçiliğine uygun görüldüğü ancak ne yazık ki çalışma ortamlarının kötülüğü, özellikle taşeron işçi olarak işe girse dahi iki ay, üç ay maaş alamayan işçilerin her geçen gün sayısının arttığı gerçeğini de sizlerle bir kez daha paylaşmak isterim.

Özellikle bu konuda yaşanan mağduriyetlerin en çok rastlanıldığı illerden birisi benim seçim bölgem Kütahya’dır. Kütahya’da AKP hükûmetleri döneminde özelleştirilmeyen kuruluş kalmadı. Özelleştirmenin arkasından yaşanan gerçeklerden birisi taşeron işçiliği. İşe girenlere bazı alt işverenlerin “Evet, biz seni asgari ücret veya onun üzerinde, az üzerinde bir maaşla alırız. Bordroda ve hesabına yatan maaşta bu rakam olur ancak devam etmek istiyorsan, sigorta istiyorsan bu maaşın bir kısmını ertesi gün çekip geri şirkete yatırman gerekir.” şeklindeki bir pazarlık sonucunda ancak işe girebildikleri, dolayısıyla  o asgari ücretin bile taşeron işçilerine çok görüldüğü bir Türkiye’de yaşıyoruz.

Hemen çok sıcak bir örnek vereceğim size: Sadece Kütahya’da değil, örneğin, Bitlis’in Tatvan ilçesinde Aile ve Sosyal Politikalar İlçe Müdürlüğünde çalışan taşeron işçileri bugün iki aydır maaş alamıyor. Ona benzer birçok kurumda çalışan taşeron işçilerin maaşlarını zamanında alamadıkları, aldıkları maaşların önemli bir bölümünü şirkete geri vermek zorunda kaldıkları, kalan paraya da mecbur oldukları için o ağır şartlarda çalışmaya devam etmek zorunda oldukları gerçeği bizlere de iletiliyor, değerli iktidar partisinin milletvekillerinin de bildiği bir konu. Yani bu taşeron işçilik konusundan, 2,5 milyona yaklaşmış insanımızın çalıştığı çok zor şartlarda, izin verilmeden, hastası olduğunda hastasını hastaneye götürdüğünde o gün o ücretinden kesintinin yapıldığı bir gerçek üzerinden siyasi rant sağlama peşinde koşması gerçekten akıllara durgunluk verecek bir konudur. Yani bir üniversite mezunu gencimizi partiye üye yaptırıp ondan sonra taşeron işçiliğine layık görmekle oy artıracağını mı zannediyor Adalet ve Kalkınma Partisi? Ama bunlar Türkiye'nin gerçeği.

Bu sorunun çözümü, bu işçilerin muhatap oldukları çok ciddi sorunların çözümü için Meclisin görevini yapması gerekiyor. Tabii ki bunda da en önemli pay yine iktidar partisine düşüyor çünkü sorunları çözmek iktidarın görevi, sorunlarla ilgili uyarılarda ve önerilerde bulunmak da bizim görevimiz. Biz diyoruz ki: Taşeron işçilerle ilgili bu Meclis iradesini ortaya koysun, bu işçilerin hak ettiği kadrolar kendilerine verilsin. Mahkeme kararına rağmen hâlen kadroları verilmeyen bu işçilerin hakkı, inanıyorum ki “Bu sorunlar çözülmesin.” diyen değerli iktidar partisi milletvekillerinin oylarıyla bir kez daha verilmemiş olacaktır; bu vebal de herhâlde bu arkadaşlarımıza yeter demek zorunda kalıyorum.

Onun dışında, taşeron işçilerin birçok ilimizde, özellikle çalıştıkları yerlerde ağır şartlarda çalıştırılmalarına rağmen, hak ettikleri ücretleri alamadıkları, özlük hakkı diye bir haklarının olmadığı, çalışma saatlerine asla uyulmadığı; kanunları çıkarıyoruz, sekiz saat, on saat ama bunların en az on iki saat çalışmak zorunda kaldıkları gerçeği de yine hepimizin bildiği bir gerçektir.

Bu duygu ve düşüncelerle önerinin lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinize bir kez daha saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin lehinde söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin grup önerisi lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu dosya YOL-İŞ Sendikası tarafından hazırlanmış, başlangıcı 17 Mayıs 2010 ve bugüne kadar çözümlenememiş, Karayolları işçilerinin sorunlarını anlatan bir dosya. Bu dosya Cumhurbaşkanına, Başbakana, ilgili bakanlara, Devlet Personel Başkanlığına pek çok kere verildi ama bugüne kadar bir çözüm bulunamadı. En son, on beş gün evvel, YOL-İŞ Sendikası Genel Kurulunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı salona alkışlarla alındı, söz verdi, benim dinlediğim ikinci müjdeyi orada verecekti, olmadı. Anlıyorum, duyuyorum ki bugün, yarından sonra, Başbakan, çarşamba günü, YOL-İŞ Sendikasını ziyaret edip işçilere müjdeyi orada verecekmiş. İnşallah verir.

Değerli arkadaşlar, alt işveren uygulaması, bir başka deyimle taşeron uygulaması, özellikle kamu kesiminde, AKP’nin 3 Kasım 2002’de ilk Hükûmetinin başlamasıyla birlikte uygulamaya geçen bir sistem. Esasında İş Kanunu’muzda 1936’dan bu yana var olan bir düzenleme ama özel sektörde uygulanıyor, AKP iktidara gelinceye kadar kamu hizmetleri, kamu çalışanları eliyle ağırlıklı olarak görülüyor idi. 1990’lı yılların sonunda, kısaca, iş yerlerinde yemekhane, temizlik ve güvenlik hizmetlerinde başladı, bugün artık salgın hâlini aldı, AKP’nin uygulamaya koyduğu politikalarla da ana çalışma biçimine dönüştürüldü. Asıl amaç ücretleri düşürmek, baskılamak, esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştırmak, kuralsızlığı kural hâline getirmek idi, AKP bunu başardı.

Bir başka başarısı AKP’nin, 4/C’li çalışanlara ilişkin idi. AKP iktidara gelmeden önce, 3 Kasım 2002 öncesi, üçlü koalisyonla TÜRK-İŞ anlaşmış ve özelleştirme sonrasında işsiz kalan çalışanları kadroya alarak 4/C’li sorununu ortadan kaldırmış idi. 3 Kasım 2002’de sadece 164 olan 4/C’li çalışan sayısı bugün 23 binlerde. Taşeron çalışma da, özel sektörü bir kenara bıraksak bile kamuda 1 milyonu aştı.

Değerli arkadaşlar, Karayollarıyla ilgili hikâye çok uzun. Gerçekten, YOL-İŞ Sendikası bunu sistematik hâle getirdi. İlk davasını açtığından bugüne kadar geçen süre bir buçuk ay sonra tam beş yıl olacak. Karayolları Genel Müdürlüğü iş yerlerinde, kağıt üzerinde “taşeron işçisi” olarak gösterilip İş Kanunu’nda yer alan pek çok temel haktan ve iş yerlerinde imzaladıkları toplu sözleşmelerdeki haklardan mahrum olarak çalışan 8.371 işçi için sorun hâline gelmiş bir konu bu konu.  Bu işçilerle ilgili olarak YOL-İŞ Sendikası, önce zamanın Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz Özak’la bir anlaşma yaptılar. “İş yerlerinde ücretler yüksek. Biz taşeron uygulamasına geçeceğiz. Siz ücretleri düşük tutarsanız biz de buna onay veririz.” dedi sendika, işten atılma yerine. O zaman, asgari ücretin biraz üzerinde işçi alım sözüyle o günkü Bakanla anlaştılar ama olmadı, Bakan 1.000 kişi aldı.  Diğerlerini taşeron işçisi olarak alınca, YOL-İŞ Sendikası “Sen taşeron işçisini dışarıdan almadın, bizim işçilerimizi, yirmi yıldan, on beş yıldan beri bizim iş yerlerimizde çalışan sendika üyemiz işçileri taşeronun emrine verdin, iş yerlerine, bölüp parçalayıp ihale ettin. Bu böyle olmaz.” deyip dava açtı. Davaları peş peşe kazandı. İlk dava da 10 Mayıs 2011 günü sonuçlandı. İşe ilk girdiği tarihten itibaren işçilerin Karayolları işçisi olduğu kanıtlandı. Akabinde -konunun zaman darlığı nedeniyle fazla ayrıntısına girmeyeceğim ama- o günkü Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım’la görüştüler, kadro istediler. Kadro için Bakan yazı yazdı. Maliye Bakanlığı “Hayır.” dedi, Maliye Bakanlığının “Hayır.”ı üzerine sendika yeniden dava açtı, o “Hayır.” kararını kaldırttı. O arada Çalışma Bakanlığına bu işçiler için çağrı yaptı, toplu sözleşme imzaladı. İmzalanan toplu sözleşmedeki TÜHİS yetkisine itiraz etti Kamu İşverenleri Sendikası. İtirazı yargı kaldırdı ve imzalanan sözleşme işçilere uygulanmadığı gibi bazı işçilerin işten atılması üzerine işe iade davaları açıldı, onlar da kazanıldı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunu hem 2013 hem 2014 bütçe görüşmeleri sırasında ilgili bakanlara da söyledik. Bakınız, Çalışma Bakanlığı, Maliye Bakanlığının, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının yazılarına rağmen yargı kararını uygulamadı. Neden? Çünkü “Taşeron kanununu çıkaracağım, taşeron işçisi yapacağım bunları.” diye çıkartmadı. İşte, geçtiğimiz sene bu ısrar, bu inat sonucunda Soma’da 300, Ermenek’te 18 madenci yaşamını yitirdi. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu getirecektiniz, getirdiniz ama unutturdunuz, iç güvenlik kanununu dayattınız. Oysa iş güvenliği sorunu çözüm bekliyor, taşeron sorunu çözüm bekliyor, 4/C’lilerin sorunları çözüm bekliyor. Şimdi, çözüm için “Yargı kararlarını, hukuk devletinde, uygulamıyorum.” diyen bakanların hesap vermesi gerekirken, Meclisin o bakanlara “Bizim çıkarttığımız kanunları neden uygulamıyorsun?” diye hesap sorması gerekirken; pişkin pişkin bakanlar, başbakanlar sorunun ana merkezinde, odağında kendileri olmalarına rağmen sanki sorunu başkaları yaratmış gibi çözmeye uğraşıyorlar. Zaten AKP iktidarlarının takdir ettiğim en büyük başarısı önce bir sorun yaratıp sonra o sorunu çözmek için çabalayarak iş yaptıklarını zannetmek ve bunu da halka yutturmak.

Değerli arkadaşlar, şimdi, yapılması gereken iş, verilen sözleri yerine getirmektir. Çalışma Bakanı taşeron kanununu çıkartmak için bu işçilerin haklarını beş yıldır gasbetmiştir, vermemiştir. Şimdi, bu konudaki araştırma önergesi son derece yerinde bir önergedir, zamanlaması da iyidir. “Başbakan çarşamba günü TÜRK-İŞ’e gidip işçilere müjde verecek.” diye dellâl yapıp herkesi beklentiye sokacağınıza, haksız bir şekilde elinden aldığınız işçi haklarını teslim etmeniz gerekiyor. Yapmanız gereken bu kanunu uygulamaktır.

Değerli arkadaşlar, esas sorun taşeron sisteminin kendisidir, yani sistem acımasız bir sistemdir. Düşük ücretle, iş güvencesinden yoksun, asgari ücretin bile altında, kimi yerlerde kayıt dışı hâle gelmiş… Yani bugün söylüyorsunuz, Maliye Bakanı olarak Bakan çıkıyor diyor ki: “Çalışanların yüzde 48’i asgari ücretli, ekonominin yüzde 35’i kayıt dışı.” E buralarda çalışan işçilerin hâlleri nedir? Niye hiç… İnsan değil misiniz, vicdanınız yok mu? Biraz da çalışanları düşünün. Hep havuza para atan, devlet kesesinden zengin ettiğiniz müteahhitleri, iş adamlarını göreceğinize; biraz da bu ülke için alın teri döken, emek veren, ülkenin kalkınmasına katkı koyan işçileri, emekçileri, işsizleri görseniz ya. Sıra onlara geldi mi “Bütçe imkânları.”

Değerli arkadaşlar, YOL-İŞ Sendikasının Hükûmete sunduğu önerinin asıl özü şuydu, dediler ki: “Siz müteahhide yani taşerona, adamınıza, yandaş müteahhidinize ne kadar veriyorsanız onu verin, biz bu ücreti işçilere bölüştürelim, fazla da zam istemeyeceğiz.” Hükûmet de buna “evet” demişti ama işverenlerin, taşeron firmaların baskısına Hükûmet her zaman olduğu gibi boyun eğdi. Beş yıldan bu yana yargıyı hiçe sayıyor, hakkı teslim etmiyor, hukuku ayaklar altına alıyor. Bu hukuksuzluğu başlatan iktidar, hukuksuzluğu sonlandırırken, bir şey veriyormuş gibi değil, özür dileyerek vermesi gerekir. Yani Cumhurbaşkanının bazı davalarda, beş yıl sonra, bu kadar acıdan sonra “Pardon.” dediği gibi, ne Çalışma Bakanının ne Başbakanın “Pardon, yanlış yapmışız Karayolu işçileri.” demesine gerek yok, yargı kararını uygulayın yeter.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Halkların Demokratik Partisinin, Karayolları Genel Müdürlüğüne bağlı şube şefliklerinde hizmet alımıyla yani taşeron işçisi olarak çalışan personelin örgütlü oldukları sendikalar tarafından adlarına açılan dava neticesinde işe iade hakkında, kadro verilmemesi dolayısıyla bir Meclis araştırması açılmasına dair vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Evet, böyle bir problem, böyle bir sorun ülkemizin gündeminde. Tabii, taşeron uygulaması ne sadece AK PARTİ döneminde iş hayatımıza girmiş bir uygulama ne…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 37 bin kişi vardı, 650 bin kişi oldu devlette. Bizim dönemde mi girdi o da?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bizden önce de taşeron uygulaması uygulamaya girmiş ve çoğu iş yerinde gerek hizmet alımı şekliyle gerek başka şekillerde uygulanmıştır. Tabii, bunun aksayan yanları çok olmuştur. Aksayan yanlarını düzeltmek, evet, iktidarın görevi. Bu taşeron işçilerle ilgili olarak birtakım düzenlemeleri özel hukuk anlamında burada yaptık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kurumsallaştırdınız taşeronu Recep.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bunların, öncelikle, almış oldukları ücretlerin eksiksiz bir şekilde hesaplarına yatırılmasına dair düzenlemeyi buradan geçirdik, sözleşmenin üç yıl yapılarak iş garantisinin verilmesi…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Karayolları işçilerinin sorununa gel Recep.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …bunların ücretli yıllık izinlerinin kullandırılması gibi birtakım iş güvencesi sağlayan tedbirleri buradan geçirdik.

Tabii, burada şöyle bir şeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum: Bu taşeron uygulaması, bir mahkeme karar verdi diye hemen onların devlette kadroya alınması... İşçilerin ne şekilde kadroya alınacağının mevzuatı var, uygulaması var. Böyle her mahkeme kararındaki uygulamayı biz kadroya alacak olursak bunun adı “popülizm” olur, bunun adına…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ne popülizmi? Yargıyı uygula.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Mahkemeyi tanımıyor musun?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Mahkeme popülizm mi yapıyor?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bir şey daha söyleyeceğim, 57’nci Hükûmet döneminde bir, norm kadro denilen olay çıktı değil mi, norm kadro. Şimdi, bir belediyede bir temizlik işini bir firma aldı, dönem sonunda, iki yıl sonra bitti. Biz burada çalışan işçileri o belediyenin norm kadrosuna alsak, yeni gelen firma tekrar çalıştırdığı zaman… Böyle bir şey olabilir mi yani?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O firmayı getirmeyeceksin bir daha ya, firmayı getirmeyeceksin. Recep basmıyor ya, anlayamamışsın, basmıyor be!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Kaç işçiye kadro verileceği, o işte kaç işçinin çalışacağı, standart norm kadrolar bellidir. Her mahkeme kararını, biz kadroya geçirirsek bunun adı “popülizm” olur. Şimdi, devlette norm kadroların ne olacağı uygulamalarıyla belli. Kamuda hangi işlerde hizmet alımı yapılacağının öncelikle Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmesi gerekiyor. Onun da en kısa sürede -inşallah- belirlenmesi gerektiğinin burada altını çizmek istiyorum.

Artık her işte hizmet alımı ve taşeron uygulaması yapılamayacak, hangi işlerde yapılacağı Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenecek. Yardımcı işler ile asıl işler arasında net bir hat olmadığı, net bir ayrım olmadığı için yaşanan karmaşa yargıya intikal etti. Evet, ortada bazı yargı kararları var. Bu yargı kararlarının hangi hükümle verildiği, hangi şeylerde nasıl bir uygulama yapılacağı, bu kararların nasıl yerine getirileceği, burada mağdur olan işçilerin mağduriyetinin nasıl giderileceği noktasında bir çalışma da Hükûmet tarafından yapılmaktadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karayollarında yardım işçiyedir ya. Asıl iş nedir, yardımcı iş nedir? Yemektir yardımcı iş; asıl iş yol tamiridir, yol yapımıdır.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu, mahkeme kararlarının hiçbir zaman uygulanmayacağı anlamında da değildir. Hangi usulle, hangi yöntemle… Burada eğer mağdur edilen işçi arkadaşlarımız, kardeşlerimiz varsa bunlarla ilgili de düzenleme yapılmaktadır. Asıl iş nedir, yardımcı iş nedir; burada bir çalışmayı Bakanlık yapmaktadır. Kısa süre içerisinde bunlarla ilgili bir düzenleme gelecektir. Bundan dolayı da herkesin müsterih olmasını arzu ediyoruz.

Biraz önce MHP Grubu adına konuşan Alim Işık Bey “Evet, biz bu sorunları burada konuşuyoruz, biraz sonra iktidar temsilcisi gelecek ‘Zamanımız yok, vaktimiz yok; daha acil işlerimiz var.’ diyecek ve bunun lehinde olmayacak.” diye bir cümle sarf etti. Biz bu işi, taşeron işçiler sorununu önemsiyoruz, önemli bir konu.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Siz yarattınız Recep, siz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu, dar, sıkışık bir zamana bırakılmayacak kadar da önemli. Meclis on beş gün sonra kapanacak, 5 Nisan itibarıyla kapatmayı planlıyoruz. Verdiğiniz bu araştırma önergesi öyle on beş günde, on günde çözüme kavuşacak bir mesele de değil, bunu önümüzdeki dönemde daha geniş bir…

Alim Işık Bey bir şeyden daha bahsetti: “Evet, biz bu sorunu buraya getiriyoruz iktidar bunları çözsün diye.” Evet, iktidar bu sorunları çözecek, çözmeye de azmetti. Seçime iki ay kala hâl⠓Biz iktidar olamayacağız, AK PARTİ iktidar olacak, ona biz yol gösteriyoruz.” diyorsa…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Merak etme Recep, biz geliyoruz, 7 Haziranda biz çözeceğiz, sen üzülme.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …biz de onlara teşekkür ediyoruz kendilerinin iktidara gelmek gibi bir niyetleri olmadığından dolayı, bize yol gösterdikleri için, bu sorunları çözmemiz için bize fırsat tanıdıkları için. Daha başka neler varsa da Meclis kürsüsüne getirip hepsini AK PARTİ Hükûmeti, AK PARTİ iktidarı çözer diyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangisi? Davutoğlu mu, Erdoğan Hükûmeti mi, hangisi?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Grup önerisini, biraz önce belirttiğim gerekçelerden dolayı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangisi, Davutoğlu mu, Erdoğan mı çözecek, yoksa Bülent Arınç mı çözecek?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Önümüzde, bakın, 47 bin öğretmeni ilgilendiren kadro sorununu çözeceğiz, doğumla ilgili birtakım çocuk yardımlarını görüşeceğiz, kamuoyunu yakından ilgilendiren meseleleri görüşeceğiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Davutoğlu mu, Erdoğan mı, hangisi?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Ondan dolayı, gündemimiz gerçekten bu haftalık yoğun.

İnşallah, 25’inci Dönemde bunları görüşmek ümidiyle diyorum, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı.

Grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.16

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından, engellilerin istihdam sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/783), ön görüşmelerinin Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/03/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23 Mart 2015 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                Oktay Vural

                                                                                İzmir

MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının (10/783) esas numaralı, engellilerin istihdam sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırması açılması önergesinin 23/03/2015 Pazartesi günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın istihdam sorunlarının tespiti ve çözülmesi amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz Meclis araştırması önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, modern devletin en önemli görevlerinden biri engelli bireylerin haklarını geliştirmek, yeteneklerini ve potansiyellerini geliştirmesini sağlamak ve onların eşit fırsatlara sahip olmalarını güvence altına almak ve engellilerimizin ekonomik ve sosyal refahını sağlamaktır. Ancak, ülkemizde engellilerle ilgili hizmetler farklı kurum ve kuruluşlar tarafından yerine getirilmektedir ve bunlar arasında bir iş birliği ve koordinasyon da yoktur. Bu nedenle, ülkemizde yaklaşık 10 milyon engelli vatandaşımız eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar her alanda onlarca sorun yaşamasına rağmen bir türlü engellilerle ilgili bir millî politika oluşturulması sağlanamamıştır.

Türkiye’de engellilerle ilgili olarak en son çalışma, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından, Milliyetçi Hareket Partisi iktidarında yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması 2002 çalışmasıdır. On üç yıllık AKP iktidarında engellilerle ilgili geniş kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Sadece 2010 yılında Engelliler Veri Tabanındaki engelli vatandaşlarımızla ilgili Engellilerin Sorun ve Beklentileri 2010 çalışması yapılmıştır. Kadın ve aileden sorumlu bakanlar ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıkları açıklamalarında işte bu 2002 yılında engellilerle ilgili yapılan çalışma sonuçlarını kullanmaktadırlar ve o çalışmalara dayanmaktadırlar. Dolayısıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yetkilileri sorumluluk alanındaki engelli vatandaşların sayısını, engel durumunu, eğitim, sağlık ve istihdam durumunu bilememektedirler.

Engelli örgütlerinin devlet desteğiyle hayata geçirmek istedikleri projeler ise “Kaynak yok.” gerekçesiyle geri çevrilmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bina ve araç kirasına milyonlarca lira harcayacağına öncelikle Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğünün bütçesini artırmalıdır. Özellikle son haftalarda kamuoyuna yansıyan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hizmet binası için aylık 850 bin lira, yıllık 10 milyon 200 bin lira bir kira ödemesi yapılmaktadır ve bu binanın sahibi Bayraktar İnşaat, bu kira bedelinin de çok düşük olduğunu söyleyebilmektedir. Oysa 10 milyon 200 bin lira bir bakanlık için gerçekten büyük bir rakamdır.

2002 yılında yapılan araştırma sonuçlarına göre ülkemizdeki engelli nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 12,29’dur. Dolayısıyla, ülkemizdeki engelli vatandaşlarımızın sayısı 10 milyonu geçmiştir.

Engelli vatandaşlarımızın en önemli sorunlarından birisi de işsizliktir. Engellilerin yüzde 77,8’i iş gücüne dâhil değildir. 2013 ÖMS, yani Özürlü Memur Sınavı verilerine göre 6.121 boş kadro için 126.175 engelli başvuru yapmış ve 5.926 engelli vatandaşımız yerleştirilmiştir.

Ülkemizde engellilere yönelik istihdam politikaları büyük ölçüde kota tekniğine dayanmaktadır. Kota tekniği, istihdam aşamasına yönelik olmakla beraber istihdam öncesi engellilerin korunması hep ihmal edilmektedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 53’üncü maddesine göre kamuda çalıştırılması gereken  engelli memur oranı yüzde 3’tür. Devlet Personel Başkanlığının 1 Ocak 2015 verilerine göre, kamuda çalışan memur sayısı 2 milyon 16 bin 768’dır. Kamuda çalıştırılması gereken engelli memur kontenjanı ise 60.371’dir. Kamuda çalışan engelli memur sayısı ise 36.165 kişidir. Yani 24.566 engelli memur kontenjanı boştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı, MİT Müsteşarlığı, Merkez Bankası, Ziraat Bankası, Halk Bankası ile mahallî idareler kadro pozisyonları da bu sayılara dâhil değildir. Engelli memur kontenjanına bu kanunun uygulamasından sorumlu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı dahi uymamaktadır. Yani 2 bakanlık, bu kanun hükümlerine, engelli vatandaşlarımızın istihdamına ilişkin şartlara ve kanun emirlerine uymamaktadır. Devlet Personel Başkanlığının bağlı bulunduğu Çalışma Bakanlığında 73 kişilik engelli memur kadrosundan 59’u boştur, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında 47 engelli memur kontenjanı hâlen boştur.

Engelli istihdamıyla ilgili bir başka sorun da cinsiyet eşitsizliğidir. Devlet Personel Başkanlığının verilerine göre, kamudaki engelli 36.165 memurun 28.184’ü erkek memurken sadece 7.981’i kadındır. Dolayısıyla, engelli personel istihdamında kadınlar yeterince yer alamamaktadır. İş Kanunu’nun 30’uncu maddesine göre, işverenler 50 veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör iş yerlerinde yüzde 3 özürlü işçi, kamu iş yerlerinde ise yüzde 4 engelli işçi çalıştırmak zorundadır. Kamuda çalıştırılması gereken engelli işçi kontenjanı 13.525 kişidir. Kamuda çalışan engelli işçi sayısı 12.515, boş engelli kontenjan sayısı 1.010’dur. Özel sektörde çalıştırılması gereken engelli kontenjanı ise 102 bin kişidir ancak Ağustos 2014 verilerine göre, kamu ve özel sektörde çalışan engelli işçi sayısı 91.378 kişidir ve aradaki fark 10.622 boş işçi kontenjanıdır. Dolasıyla, AKP Hükûmeti 2010 yılının başında bu yılın engelliler yılı olacağını iddia ederek kamudaki açık kadroların tamamının doldurulacağı sözünü vermişti. Ancak görüldüğü gibi, kamuda dahi engelli kontenjanının büyük bölümü boştur.

İş Kanunu kapsamında engelli işçilerin istihdamından Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü yetkili ve sorumludur. Ancak Türkiye İş Kurumu, piyasa iş gücü sunma görevini yürütememekte, sadece kendisine gelen talepler doğrultusunda istihdam görevini sürdürmeye çalışmaktadır. 50’den fazla işçi çalıştıran iş yerleri genel olarak büyük kentlerde ve özellikle sanayi ve hizmet sektörünün gelişmiş olduğu yerleşim bölgelerindedir. Kırsal bölgelerde ve az gelişmiş yörelerde 50’den fazla işçi çalıştıran iş yerlerinin az olması nedeniyle bu yörelerde yaşayan özürlüler kota sisteminden faydalanamamaktadır. Engelli işçi çalıştırma yükümlülüğüne uymayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her engelli işçi ve çalıştırmadığı her ay için İŞKUR tarafından 1.900 lira idari para cezası uygulanmaktadır. Bu ceza miktarı caydırıcı olmadığı için, işveren engelli çalıştırma yerine para cezası ödemeyi tercih etmektedir.

Engellilerin istihdamında en önemli yöntemlerinden biri de korumalı iş yerleridir. Korumalı iş yeri, iş gücü piyasasına kazandırılması güç olan zihinsel veya ruhsal engellilere mesleki rehabilitasyon sağlamak ve istihdam oluşturmak amacıyla, devlet tarafından teknik ve mali yönden desteklenen ve çalışma ortamı özel olarak düzenlenen iş yerleridir.

Değerli milletvekilleri, konuşma süremin bitmek üzere olduğu bu saniyelerde, iktidar partisine ve Hükûmete, hazır bu torba kanunları görüştüğümüz bu süreçte, engelli vatandaşlarımızın istihdamı için, bu torba kanunda hemen, derhâl, bugün veya yarın, Meclis çalışmaları bitmeden bir düzenleme yapabiliriz, engelli vatandaşlarımızın istihdamı için bu düzenlemeleri yapmaya Hükûmeti davet ediyorum.

Bu düşüncelerle araştırma önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri aleyhinde söz isteyen Gürsoy Erol, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜRSOY EROL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, engelli istihdamının tespiti ve yaşadığı sorunların çözümüyle alakalı vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine, AK PARTİ Grubu adına, aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, tabii, engelli dediğimiz zaman, insanlık tarihi kadar eski bir olgu, eski bir kavramı konuşuyoruz. Toplumun, daha doğrusu insanlık tarihinin ilk zamanlarında “engelli” denildiği zaman âdeta bir korku oluşturmuş, ilk çağlarda baktığınız zaman engelli doğan çocuklar öldürülmüş, katledilmiş ve dolayısıyla büyük zulümlere uğramış, ta ki özellikle yüce Kitabımızın, hakkında ayet inmesine kadar vesile olan engellilikle ilgili ve daha sonra yüce Peygamberimiz’in de yapmış olduğu uygulamalarla ilgili, engellilerin toplumda nerede olması gerekir ve dolayısıyla nasıl değer verilmesi gerekir, bu konuda ciddi uygulamalar başlamıştır.

Günümüze gelir isek Türkiye Cumhuriyeti olarak, kuruluşundan bu yana engellilerle ilgili birçok konuda adımlar atılmış ama kurumsal anlamda ilk hamlenin merhum başbakanlarımızdan Necmettin Erbakan Hocamızın o dönemde Özürlüler İdaresi Başkanlığını kurarak -ilk ciddi, yasal anlamda, bir kurum anlamında- oluştuğunu görüyoruz. Daha sonrasında, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, benim de içinde bulunduğum 2005 yılında, Engelliler Yasası’yla beraber Türkiye ilk defa engeliler konusunda ciddi anlamda bir yasaya kavuştu ve bu noktada bundan sonraki çalışmalar daha artık yasa çerçevesinde yapılmaya başlandı.

Tabii, engelliler adına kim bir adım atmışsa, geçmiş dönemden bugüne kadar kim bir hamle yapmışsa ben hepsini burada da saygıyla anıyorum, teşekkür ediyorum engelliler adına.

Öncelikle, istihdamın tespitinden önce en önemli konunun eğitim konusu olduğunu düşünüyorum ki Engelliler Yasası’nda da biz eğitim konusunu en ön plana aldık. Geçmiş dönemlerde “yeşil kartlılar” ve “BAĞ-KUR’lular” dediklerimiz, özel eğitim hizmetlerinden yararlanamıyordu. Öncelikle Millî Eğitim bütçesini alarak yeşil kartlıları ve BAĞ-KUR’luları da bu kapsam içine aldık ve o günlerde 20 binlerde olan bu sayı… Bugün özel eğitim, rehabilitasyon merkezlerinde eğitim alan kişilerin sayısı 200 binlerin üzerinde. Keza, bütçeye de konan bu rakamla beraber Millî Eğitim bütçesinden artık bu karşılanmakta. Çünkü, eğitim her şeyin başı. Eğitim olmadıktan sonra, tıpkı sağlıklı bireylerde olduğu gibi engelli kişilerde de herhangi bir şekilde bir şey yapabilmek, sağlıklı bir şey yapabilmek mümkün değil.

Dolayısıyla, bu hamlenin ötesinde, okullarımızda eskiden servis ve yemek sıkıntısı yaşıyorlardı. Bu hizmeti de AK PARTİ hükûmetleri döneminde getirdik ve dolayısıyla şu anda millî eğitimde de engelliler yaklaşık 25 binlerden 50 bini geçen sayılarda -en son rakamı almadım- ciddi bir şekilde okullara devam ediyorlar. Kaynaştırma eğitimiyle, keza, aynı şekilde çocuklarımız engelli-engelsiz bir arada eğitim faaliyetlerine devam ediyorlar.

Eğitimle beraber istihdam sorunu… Tabii ki, engellilerin öncelikle istemiş olduğu konu: Toplumda insan onuruna yakışır bir şekilde yer almak. Bununla ilgili -yasada koyduğumuz gibi- ayrımcılığa hem ceza hem de adli para cezası koyduk. Engelliler adına yapılacak herhangi bir işlemin ayrımcılık olmayacağını halkımızla beraber 2010 yılındaki referandumla çıkarmış olduk.

Bu arada, 2005 yılında çıkarmış olduğumuz Engelliler Yasası’nı da Meclisimizde tüm grupların ortak kararıyla ve ortak desteğiyle  çıkarttığımızı, Mecliste tüm yasaların, keşke, bu şekilde, hep birlikte, ortak ve uyum içerisinde çıkmış olabileceğini, çıkmış olması gerektiğini de özellikle arzuladığımı ifade etmek istiyorum.

Engellilerin istihdamı konusunda attığımız en önemli adımlardan birisi “Engelli KPSS sınavı” dediğimiz memur seçme sınavını ayırarak, 2012 yılında, dünyada bir ilk olan engelli KPSS’sine başlamış olduk. Ve bu yolla da, 2002 yılında kamuda engelli sayısı 5 bin küsurken şu anda 35 bine yaklaşmış durumda. Hâlâ açığımız var ama hemen önümüzdeki dönemde, nisan alımıyla beraber ve her yıl yapılan bu alımlarla beraber bu açığı kapatacağız.

Engelli probleminin çözümünde hep birlikte, el ele vererek bu problemleri çözeceğiz. İktidar üzerine düşenleri muhakkak ki yapıyor, yapacak ama muhalefetin de bu konuda yapıcı önerileriyle engellilerin toplum hayatında daha çok yer almasını ve toplum hayatında istihdama daha çok katılmasını hep birlikte sağlayacağız.

Engelli işçilerde de 2002’de 10 binlerde olan sayı şu anda 30 binleri geçmiş durumda ve dolayısıyla bu sayıyı da hep birlikte daha fazla artıracağız. Çünkü engelliler evlerine kendi kazandıkları rızıklarını götürmek istiyorlar, ayaklarının üstünde durarak ailelerini geçindirmek istiyorlar. Devletin temel görevlerinden biri de bu.

Tabii, sosyal yardımlarda, çalışamayacak durumda olan -eğitim seviyesi itibarıyla olsun, kendi bulunduğu sağlık durumu açısından olsun- kişilere sosyal yardımlar noktasında 2005 yılında getirmiş olduğumuz evde bakım hizmetiyle… Bu sayı ilk defa şu anda -2005 yılında getirmiştik - 500 bini aştı ve bu noktada bir asgari ücreti, evde bakıcısına ödenen bir parayı konuşuyoruz, çok ciddi bir bütçeyi konuşuyoruz. Bu noktada, farkındaysanız, engelliler daha çok sokağa çıkmaya başladı, daha çok toplum hayatına katılmaya başladı.

Bundan sonrası için de engelliler adına en önemli sorunlarımızdan biri olan ulaşılabilirlik konusunu da hep birlikte el ele vererek çözeceğiz. Niye hep birlikte diyorum? Çünkü Türkiye’deki belediyeler bu noktada, hangi parti olursa olsun, atacağı adımlarla engellilerin her türlü hizmete ulaşma hakkına daha çok yardımcı olacaklar. Bu noktada kim bir taş üzerine taş koyuyorsa ben tekrar her birine teşekkürlerimi iletiyorum ama bu problem sadece iktidarın değil hepimizin problemi. Tüm belediyeler el ele verecek ve bu noktada, engellilerin toplum hayatında daha çok hizmete ulaşması noktasında elinden ne geliyorsa bu gayreti sarf edecek. Burada, toplu taşıma olsun, sosyal alanlar olsun, kamu binalarına giriş olsun, hepsini kastediyorum.

Ben bu noktada daha iyi günlerin ülkemizi beklediğini, engellilerin bu noktada bütün yaşadığı problemleri iktidar olarak hep birlikte, beraberce çözeceğimize inanıyorum. Özellikle kurucu Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, 2005 yılında Türkiye’ye ilk defa böyle bir yasayı kazandırdığı için, engelliler adına ne zaman bir şey geldiğinde destek verdiği için, keza şu anki Başbakanımıza da ve bu noktada, engelliler konusunda desteklerini esirgemeyen muhalefetin değerli mensuplarına da ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Biz istiyoruz ki engelli-engelsiz diye bir ayrım olmadan ülkemiz daha çok istihdama katılsın ve engelliler üretime daha çok katılsın, hep birlikte üretelim, Türkiye -100’üncü yılında- 2023’e giderken dünyanın ilk 10’u içerisinde hep birlikte olalım. Engellilerin yapabileceği çok şey var, bunları da toplum hayatında hepimiz gittiğimiz zaman görüyoruz. Bunu yapabilmek için sadece engellilerin önündeki engelleri kaldırmak yetiyor. Neler yapabildiğini, neler üretebildiğini basında da izliyoruz, toplumda da hep birlikte takip ediyoruz. Bu noktada, hep birlikte sevgiyle ve yeter ki insan onuruna yakışır bir şekilde engellilere destek verelim ve hep birlikte ülkemizi çok daha güzel günlere taşıyalım. Bu noktada, en azından böyle bir konuyu gündeme getirme fırsatı tanıdığı için Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna da ben teşekkürlerimi sunuyorum. Bu noktada, önümüzdeki günlerde böyle bir komisyonun kurulması, çalışması, yeterli süremizin de olmayacağı düşüncesiyle, çıkması gereken yasaların da bir an önce çıkması, 5 Nisan itibarıyla çalışma kararımız sonrasında Meclisimizin de tatile gireceği düşüncesiyle, bu noktada, komisyonun kurulamayacağı noktasında aleyhinde konuşmuş oldum. İnşallah, engelliler adına çok daha güzel hizmetleri 25’inci Dönemde de, bundan sonraki günlerde de hep birlikte yapacağımıza inanıyorum.

Yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri lehinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, engelli vatandaşlarımızın istihdam sorunlarının tespiti ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili olarak verilen önergeyle ilgili grup önerisinin lehinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Siyasi kariyerlerini ve kazanımlarını hiç kimsenin gölgesine borçlu olmayan milletvekillerini saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, engellilerin istihdam sorunlarıyla ilgili araştırma komisyonu kurulması için bir teklif verildi. Böyle bir ihtiyacın bulunması bile bir Hükûmet için en büyük ayıptır. Gerçekten, on iki yıldır görevde olan bu Hükûmetin engellilerle ilgili sorunları çözemediği için böyle bir araştırma komisyonu kurulmasının istenmesinden dolayı kendimi iyi hissetmiyorum.

Şimdi sizlere bir soru soracağım, çoktan seçmeli bir soru: On iki yıldır tek başına iktidar olan ve kendini her şeye muktedir gören, liderini sözüm ona “dünya lideri” olarak tanımlayan bir Hükûmetin engellilerin sorununu çözememesinin nedeni nedir?

a) : Engellileri önemsemiyordur.

b) : Engellilerin  sorunlarını kullanıyordur.

c) : Bu sorununun çözümünde herhangi bir menfaati yoktur.

d) : Beceriksizdir.

e) : Yukarıdakilerin hepsidir.

Şimdi, engellilerin önünde engel olarak duran bir Hükûmetimiz var. (CHP sıralarından alkışlar) Engellilerin önünde engel olarak durmayın. Gölge etmeyin, başka ihsan istemez. Engelliler sizden lütuf istemiyorlar değerli arkadaşlarım. Engelliler “Bize lütfedin.” demiyorlar. Engelliler, onlara acınmasını istemiyorlar; “Vah, vah”, “Tüh, tüh” denmesini istemiyorlar. Peki, ne istiyor engelliler? Engelliler sadece ve de sadece yasal haklarını istiyorlar, her vatandaş gibi özgür ve eşit bir birey olarak kabullenilmek istiyorlar ve engelli sorunlarının engelli sorunu olarak değil, bir insan hakkı sorunu olarak algılanmasını istiyorlar. Yani, onlar acınarak bir iş yapılacaksa hiç yapılmasın çok daha iyi diyorlar. Peki, onlar bunu istiyorlar, siz ne yapıyorsunuz? Bakanınız çıkıyor, görme engelli bir vatandaşa diyor ki: “Hem körsün hem sana iş verdik, daha ne istiyorsun?” Şimdi, böyle bir zihniyetin ürünü olan bu Hükûmetten engellilerin bir şey beklemesini ben istemiyorum, bir beklenti içinde olup da hayallerinin yıkılmasını istemiyorum.

Başka ne yapıyorsunuz bu engellilere? Yalova’da bilerek, engelli olduklarını bilerek bunlara oy kullandırıyorsunuz. Sonra, Yalova’da seçimi az bir farkla kaybettiğinizi de anlayınca “Vay efendim, bunlar engelliydi, oy kullanmaya ehliyetleri yoktu.” deyip seçimi iptal ettiriyorsunuz, yine engelli vatandaşlarımızı siyasi emellerinize alet ediyorsunuz. Yani, yardım etmiyorsunuz, bari onların hayalleriyle oynamayın. Yardım etmiyorsunuz, bari onları kullanmayın, onları üzmeyin.

Engellilerin sorunları zaten yığınla, bu sorunlar yetmiyormuş gibi bir de onların yasal hakkı olan yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin engellilere vermiş olduğu hakları kullanmasını da engelliyorsunuz. İşe yerleştirme işlemlerini yapmıyorsunuz. Bakın, bir muhalefet milletvekili olarak benim fikrim değil, bu yüce Meclisin çıkardığı kanuna göre 50 işçiden fazla çalıştıran özel kurumlar yüzde 3, devlet kurumları yüzde 4 engelli çalıştırmak mecburiyetinde. Peki, bu düzenlemeye rağmen, bu kadar amir bir hükme rağmen Türkiye’de kaç engelli çalışıyor biliyor musunuz? Sayısı 100 bini geçmiyor. Daha da acı bir şey, istatistikler şunu gösteriyor ki: Çalışabilecek durumda olan –bakın bütün engellileri kastetmiyorum, çalışamayacak durumda olanlar var- ve ekmeğini kazanabilecek olan her 5 engelliden 4’ü işsiz değerli arkadaşlar. Bu insanlar size diyorlar ki: Kalkın, görevinizi yapın. Bakın, hadi özel sektöre bazen kızıyorsunuz, konuşmam artık onlarla, küstüm, oynamam diyorsunuz ama dönüp kamuya bakınız. Kamuda boş engelli kadrolarına baktım. İşçi kadrolarının binden fazlası boş kamuda, memur kadrolarının yaklaşık 25 bin tanesi boş. Şimdi, arkadaşlar, engelliler diyor ki: Biz sizden iş istiyoruz, yasal hakkımızı istiyoruz kardeşim, mecbursunuz vermeye. Siz, kamuda 25 bin memur ve bin kadar işçiyi istihdam edebilecekken, kadroları boşken bunlara görev vermiyorsunuz. Peki, ne yapıyorsunuz bunlara? Efendim, bakım aylığı gibi, cep harçlığı gibi şeyler veriyorsunuz sanki kendi kesenizden veriyormuşsunuz gibi. Verelim, daha fazlasını verelim. Ancak engellilerin sizden istediği bu değil, engelliler diyor ki: Kardeşim, bana sadaka verme. Ben hakkımla çalışmak, alın terimle para kazanmak istiyorum. Bunlardan çok daha kötüsü ne, biliyor musunuz değerli arkadaşlarım: Engelliler eğer şanslı olup da, birisi eğer vicdana gelip de veya yasalara uyup da onlara iş vermeye kalkıyorsa, bu sefer çok düşük ücretlerle çalışmak mecburiyetinde kalıyorlar. Eğer Bakan “Hem körsün hem iş verdik, daha ne istiyorsun?” derse, o zaman diğer insanlar “Ya, engellisin, iş verdik. Ancak bu kadar parayı hak ediyorsun.” diyebilirler.

Değerli arkadaşlarım, engellilerin çalışma koşullarının da uygun olmadığını biliyoruz yani işe gidiş gelişlerinde çalışma koşullarının onlar için uygun olmadığını biliyoruz; yaşam koşullarının, yolların, kaldırımların uygun olmadığını biliyoruz. Daha da kötüsü, sağlık koşullarının onlar için yetersiz olduğunu, fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitelerinin engellilerin derdine çare olacak şekilde organize edilemediğini... Hani şu sağlıkta devrim yapıyorsunuz ya sözüm ona, ama nerede para kazanamayacaksanız oradan elinizi çekiyorsunuz. İşte, engellilere bunu yaptınız. Engellilerin cebinde para olmadığı için, o paraları da ceplerinden alamayacağınız için onların sağlık sorunlarını bilerek, isteyerek çözmüyorsunuz. Çünkü istatistikler diyor ki: “Engellilerin yüzde 44,3’ü sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Engelliler, sağlıkta katkı paylarından muzdaripler. Engelliler, protez ve ortez ücretlerinin ödenmemesinden muzdaripler.” Başhekimleriniz genelge yayınlıyor, diyorlar ki: “Protezleri ve ortezleri ikinci, üçüncü plana koyun, döner sermaye zarar ediyor, yoksa size döner sermaye katkı payı veremem.” Bunun belgesini size burada gösterdim, yakında da bunu yayınlayacağım.

Peki, engellilerin durumu, engelli olmaları kader mi acaba? Hayır, yine Hükûmetinizin problemi. Trafik kazalarının sorumlusu sadece sürücüler değil, Hükûmetinizin de bunda sorumluluğu vardır, yaptığı, yaptığını zannettiği yollar nedeniyle. Önlenebilir hastalıklar, aşıyla önlenebilir hastalıklar; özellikle, kızamık sonrasında ortaya çıkan SSPE hastalığının sorumlusu sizsiniz. Çocuklarımızı yeterince aşılayamadığınız için çocuklarımız kızamık oluyorlar ve sizin Bakanınızın rakamıyla geçen yıla göre kızamık sayısının tam 7 bin arttığını söylüyorsunuz ve bu çocukların bir kısmı SSPE hastası olacaklar ve engelli olacaklar. Erken doğumlardaki bakım yetersizliği, mayınları temizleyememeniz nedeniyle yarattığınız engelli ordusu, yurt içindeki sorunların, yurt dışındaki sorunların barışçıl yollarla çözülememesi, özellikle çözmemeniz ve bundan hem kişisel hem de çeşitli inançsal yararlar, çıkarlar sağlamanız nedeniyle engelli yaratıyorsunuz, her gün engelli yaratıyorsunuz. Şuraya çıkıp da “özürlü” kelimesini “engelli”ye değiştirdiniz diye engellilerde hiçbir şey değişmedi arkadaşlar. Onun için, kelimelerle oynamadan gelin işimizi yapalım.

Demin konuşan Sayın Milletvekilimiz dedi ki: “Eğitim sorunu önemlidir, biz eğitim istiyoruz.” Buyurun işte, gelin bu komisyonu kurun. Bir ay mı çalışır, iki ay mı çalışır; ne çalışsa kârdır.

Efendim, Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür ederken ben biraz ürperdim, efendim, dünyadaki ilk kanunu çıkardı 2005 yılında diye. Baktım, 2012 yılında yürürlüğe girecek bir kanun çıkardınız, üç gün kala bu kanunu ötelediniz 2015 yılına. Neydi bu kanun? Engelliler yollarda rahat yürüsünler, Türkiye engelsiz olsun  diye. Üç gün kala ertelediniz 2015’e, arabalardaki, otobüslerdeki durumu da 2018’e ertelediniz, ötelediniz. Bundan utanmak lazım arkadaşlar, bundan utanmak lazım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri aleyhinde söz isteyen İsmail Tamer, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin engelli kardeşlerimizin istihdamıyla ilgili, problemleriyle ilgili Meclis araştırması aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, engellilik bir siyaset üstüdür. Bizim burada siyaseten engellileri ortaya atarak birtakım tartışmalar yapmamız bana göre yanlıştır. Toplumdaki her birey engelli olmaya da adaydır. Bunu hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

Dolayısıyla, engellilerle ilgili değerli arkadaşım Gürsoy Erol Bey geniş olarak izah etti, ben çok dokunmayacağım ama şunu ifade etmek istiyorum: 2005 yılında çıkardığımız 5378 sayılı Engelliler Kanunu anlamlıdır diyorum. Şimdiye kadar yapılmayan işler yapılmıştır. Özellikle, istihdamla ilgili hem kamuda hem de özelde engellilerin sayıları artırılmıştır. 5 bin civarında olan bu sayı bugün 35 bine çıkmıştır. Engellilerle ilgili yapmış olduğumuz bir sürü çalışmamız söz konusudur. Belediyelerle olan iş birliğimiz ve -onların takibinde- engellilerin hayatını kolaylaştırmadaki çalışmalarımız devam ediyor. O açıdan şunu ifade etmek istiyorum: Engelliler toplumda bizler için çok önemlidir ve onlar adına yapılması gereken ne varsa tüm siyasi partilerdeki arkadaşlarımızla beraber bunu yapabildiğimizi söylememiz gerekiyor. Bunun yanında yapmış olduğumuz şeylerle… Engelliler önemlidir, bizim için değerlidir, çalışmalarımız devam ediyor.

Hepinize saygı ve sevgilerimi iletiyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum...

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın hatip 2005 yılında çıkardıkları kanundan bahsederek engelliler için çok şey yaptıklarını söylüyor. 2005 yılında çıkarılan Kanun’un uygulaması 2015 yılına ertelenmiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hayır ya, hayır, o dediğin farklı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, evet, ertelendi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hatta iki defa ertelendi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – 2005 yılında çıkarılan Kanun’un uygulaması 2012 yılıdır. 2012 yılında da bu 2015, belediye otobüsleri için 2018 yılına ötelenmiştir. Bunun kayıtlara geçmesi gerekir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç de ötelenmedi, yanlış biliyorsun, hiç de doğru değil.

BAŞKAN – Evet, kayıtlara geçti.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Engellileri de kimsenin kandırmaya hakkı yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.05

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi tarafından, Türkiye’de milletvekili genel seçimlerinde uygulanan seçim barajı sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu’ndan kaynaklanan sorunların tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 23/3/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                   23/03/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/03/2015 Pazartesi günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                                    M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                          İstanbul

                                                                                                    Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili ve CHP Grup Başkanvekili M. Akif Hamzaçebi tarafından, "Türkiye'de milletvekili genel seçimlerinde uygulanan seçim barajı sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu’ndan kaynaklanan sorunların tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi" amacıyla 23/03/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (1758 sıra nolu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/3/2015 Pazartesi günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Gökhan Günaydın, Ankara Milletvekili…

Lehte söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (HDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisinin seçim barajıyla ilgili sorunların tespiti ve sistemle ilgili konularda verdiği araştırma önergesi lehinde söz aldım. Halkların Demokratik Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

7 Haziranda önümüzde bir seçim var. Bu Parlamento iki hafta sonra tatile girecek arkadaşlar fakat milletin iradesinin tecellisi, oylarını özgürce kullanması, adaylarını rahatlıkla tespit etmesi için biz defalarca kanun teklifi verdik, araştırma önergeleri verdik.

Şimdi tekrar soruyoruz: Milletin önüne seçim barajlarını koyan 12 Eylül darbesinin getirdiği bu sistemi savunmak ahlaki midir, hukuki midir, vicdani midir, insani midir, demokratik midir ve adil temsili sağlamaya yönelik midir? Buradan bir tek parlamenterin, Millet Meclisinde bir tek kişinin buna “evet” diyeceğini sanmıyorum ama 12 Eylül darbesinin üzerinden otuz beş sene geçti, hâlâ bu sistemden nemalanma, yararlanma, bu sistem sayesinde az oyla Parlamento çoğunluğunu ele geçirme ve az oyla milletin oylarını çalma düzenlemesi devam ediyor. Şimdi soruyorum size: Siz, yüzde 34,3 oy aldığınız zaman, Meclise geldiğinizde Meclisin tam tamına yüzde 66 temsil oranında milletvekiliyle geldiniz buraya. Niye? Seçim barajıyla. Niye? Milletin iradesiyle değil seçim hilesiyle geldiniz. Yüzde 10 barajı sistemi tıkayan, demokrasinin önünü tıkayan, faşizme götüren, diktatörlüğe götüren, baskı yönetimine getiren bir baraj olmaktan öte Türkiye’deki siyasetin gelişmesinin önünde en büyük engeldir. Biz bu barajların tümden kaldırılması için Meclise kanun teklifi vermiş bir parti olarak sizlere sesleniyoruz. Milletin iradesinden, özgürce oyunu kullanmasından, sandık başına gitmesinden neden rahatsız oluyorsunuz? Veya hak etmediği şekilde çok az oyla milletvekili olup bu Meclis sıralarında oturmak milletin iradesine aykırı değil midir? Bunu sorduğumuz zaman, maalesef, AK PARTİ Hükûmeti, AK PARTİ’nin üç dönem bu baraja sığınması… Ondan önceki sağcı, milliyetçi, muhafazakâr koalisyonlar döneminin hepsinde bu yüzde 10 barajına sığınılmış. Bu baraj olayı, arkadaşlar, bizim dönemimizde de kaldırılmamışsa, bu bizim ayıbımız, bir yüz karasıdır; demokrasiye, seçime, sandığa, milletin, yurttaşın oylarının özgürce kullanılmasına inanılmadığı içindir. Şimdi soruyorum size: Allah aşkına, hazine yardımını 2007’den bu yana grup olarak Mecliste temsil etmemize rağmen niye üç parti alıyor? Kenan Evren’in darbe yasasında dahi gruplar hazine yardımı alırken, 1,5 milyar lirayı kendi aranızda paylaşırken hiç yüzünüz kızarmıyor mu, utanmıyor musunuz, hicap duymuyor musunuz? Yani milletin parası…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen temiz bir dille konuşalım. Lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Milletin iradesini çalmaktan hicap duymayanlara “Hicap duymuyor musunuz?” denmez mi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hicap duymanın temiz dille ne alakası var ya?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bana hangi dille konuşacağımı siz öğretemezsiniz. Bak, bu şekilde…

BAŞKAN – Evet, ben İç Tüzük gereği söylemek durumundayım efendim. Temiz bir dille konuşun lütfen.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hicap duymanın temiz bir dille çelişkisi yok ki. Ne alakası var ya!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yüzde 10 barajına sığınmak ahlaki değildir. “Hicap duymuyor musunuz yüzde 10 barajına sığınmaktan?” diye soruyorum.

BAŞKAN – Genel Kurula dönün lütfen, Genel Kurula doğru hitap edin.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Siz duymadığınızı söylüyorsanız söyleyin Sayın Başkan.

Hicap duymayan var mı içinizde?

BAŞKAN – Tutanaklara bakın, tekrar ediyorum, temiz bir dille konuşun lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Yüzde 10 barajına sığınıp hicap duymuyorum.” diyenler ayağa kalksın. “Hicap duymuyor musunuz?” demek temiz bir dil değilse size “Oy hırsızlığı yapmayın.” diyorum. Yüzde 10 barajıyla oy hırsızlığı ahlaki değildir, demokratik değildir, milletin iradesine uygun değildir. Bu kürsüde “Bundan hicap duymuyor musunuz?” dediğimiz zaman sizin partili Başkan Vekiliniz beni temiz dile davet ediyor. Ben sizi temiz siyasete davet ediyorum. Ben sizi milletin iradesine saygıya davet ediyorum. Ben sizi sandıkta milletin önüne baraj koymamaya davet ediyorum. Ben sizi milletin iradesinin önünde değil engel, engelleri kaldırmaya davet ediyorum. Bunun neresi temiz değil? Hırsızlık mı temiz? Hırsızlık temiz mi? Oy hırsızlığı temiz mi arkadaşlar?

Bakın, 2007’den bu yana parti grubumuz Mecliste. Darbeci Kenan Evren zamanında bile çıkan yasada parti grupları hazine yardımı alıyordu. Peki, 1 milyar 300 milyon lira para üç parti alırken, sizin adaletiniz, eşitliğiniz bu mudur? Soruyorum: Bundan hicap duymuyor musunuz? Hicap duymuyor musunuz? O paraları bizim seçmenler de vermiyor mu yurttaş olarak, hazineye parası vergi olarak girmiyor mu? Giriyorsa o yurttaşın hazineye giren parasını niye HDP Grubu alamıyor? Soruyorum size: Bundan hicap duymuyor musunuz? Sayın Başkan, siz bunda hangi temiz dili arıyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Genel Kurula hitap et! Bırak Sayın Başkanı.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Size temiz dil hangisi… Nasıl uyarırsınız beni? Bunu lütfen geri alınız.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, İç Tüzük’ün 67’nci maddesi çok açık.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, yüzde 10 barajına sığınanların hepsinin temiz dille konuşması lazım.

BAŞKAN - Hangi kelimeleri konuştuğunuzu tutanakları alırsınız bakarsınız. Uyarmak durumundayım ben.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Oy hırsızlığı, hicap duymak, utanmak demektir, ar demektir, haya demektir…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hicap duymanın temiz dille hiçbir alakası yok. Hicap duymanın temiz dille ne alakası var?

BAŞKAN – Hayır, hayır, hicapla ilgili değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Utanmak, hicap duymak, bunlar kirli bir dil değil yani. Bu kürsüden neler müdahale ediliyor!

HASİP KAPLAN (Devamla) – … utanmak demektir, ahlak demektir, dürüstlük demektir, insan olmak demektir. Ben buna davet ediyorum Meclisi; bunda ne var? Yüzde 10 barajını kaldırmaya davet ediyorum. “Bundan utanın.” diyorum “Hicap duyun.” diyorum. Ahlaki bir çağrıda bulunuyorum. Bundan daha güzel ne var arkadaşlar? Niye Kenan Evren’in darbesine, seçimine, barajına bu kadar sıkı sıkıya sarılıyorsunuz? Yani darbeden bu kadar medet ummak, bu kadar antidemokratik, dünyada, Avrupa’da olmayan bu barajları savunmak kime ne kazandırır? Ayıptır ya! Ayıptır, ayıptır! Milletin iradesiyle dalga geçmeyin. Hele “Sandıktan çıktık.” falan değil, siz sandıktan değil, kaostan çıkıyorsunuz, gerilimden çıkıyorsunuz, seçim hilesinden çıkıyorsunuz, adaletsiz seçim sisteminden çıkıyorsunuz. Vallahi de billahi de seçimde yüzde 10 baraj olmasa bu partiler, bu Meclisin bütün rengi 7 Haziran günü değişir. Şu baraj olmasa 8 Haziran sabahı bu Parlamentoda başka partiler oturur.

Bakın, hepiniz eğilim yoklaması için 7 Hazirana kadar bekliyorsunuz; 29’unda CHP’nin bir kısım illerde ön seçimi var, MHP, aynı şekilde eğilim yoklamasını yapıyor, partimiz adaylarla ilgili çalışmayı yapıyor.

Şimdi davet ediyoruz sizi, mademki Anayasa’nın geçici bir maddesiyle bunu değiştirmek mümkün, gelin araştırma önergesine destek verin. Olmuyorsa ahlaki bir çağrıda bulunuyorum, gelin milletin önündeki barajları kaldıralım, bir geçici anayasa maddesiyle seçim barajını indirelim seçime gidelim. Seçime gidelim ki halk istediği partiye, istediği düşünceye, istediği adaya oy versin. Türkiye’ye yaraşacak olan budur. Bu darbe yasaları, seçim sistemi hicap duyulacak bir şeydir. Hicap duyulmasını talep etmek Halkların Demokratik Partisiyle en kibar kelimedir. Hırsızlık, hırsızlık diyoruz! Yurttaşın oyunu çalmayın kardeşim; çalmayın, çalmayın, yeter ya, yeter! Bu seçimi doğru dürüst yapın. Milletin özgürce milletvekilleri seçilsin, kendi sandığından kendi istediği aday seçilsin. Niye yüzde 10 barajı koyup 5 milyon oyla, zorla bu Meclise girip, bu Meclisi üç partiye, iki partiye, dört partiye mecbur ediyorsunuz? Hicap, hicap, hicap, hicap duyun ya! Hicap duyun bundan, hicap duyun! Sayın Başkan uyarıyor. Davet ediyorum sizi, hicap duymaya davet ediyorum. Gereğini yapın, biraz vicdani olun ki bu işler düzelsin. Bundan daha temiz bir dil kullanılamazdı arkadaşlar.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından akışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilliği genel seçimlerinde uygulanan yüzde 10 seçim barajı ve Siyasi Partiler Kanunu’ndan kaynaklanan sorunların giderilmesi amacıyla vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde milletvekilliği genel seçimleri, gelişmiş demokratik ülkelerde olduğu gibi, tek dereceli, nispi temsil esasına göre, genel, eşit, gizli oyla ve açık tasnif yoluyla ve yargı gözetimi ve denetimi altında yapılmaktadır. Oyların sayım ve tutanaklara bağlanması açık olarak yapılmakta, sandık kurullarında bir önceki seçimde seçime girmiş olmak ve orada teşkilatlanmasının yapılmış olması ve en fazla oy alan 5 siyasi partinin her bir sandıkta temsilcilerinin olduğu bir seçim yapılmaktadır.

Yine, aynı şekilde bu seçimlerde yapılmış olan tutanakların tamamı yine AK PARTİ iktidarlarının yapmış olduğu düzenlemeyle beraber bir sureti seçime giren siyasi partilerin tamamına verilmektedir. Yine aynı şekilde Yüksek Seçim Kurulunun yapmış olduğu tüm işler ve işlemler aleni bir şekilde yapılmakta ve seçim sonuçları da yine aynı şekilde tüm siyasi partilerin genel merkezlerine IP ucu vermek suretiyle verilmektedir.

Yine, aynı şekilde siyasi partilerimizin temsilcileri, sandık kurullarında başta olmak üzere ilçe seçim kurullarında, il seçim kurullarında ve Yüksek Seçim Kurulunda bulunmaktadır, müzakerelerine katılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim barajı uygulaması birçok Batı ülkelerinde uygulanmakta ve bu oran ülkeden ülkeye değişmektedir. Ülkemizde yüzde 10 seçim barajı  temsilde adaletin ve yönetimde istikrarın sağlanması amacıyla 12 Eylül darbesi bir hükümdür değerli arkadaşlar ve ne gariptir ki 12 Eylül darbesi ürünü olmasına rağmen ve tüm siyasi partiler tarafından eleştirilmesine rağmen, değiştirilmesi hususunda ortak kanaat belirtilmesine rağmen, değerli arkadaşlar, kurucu Genel Başkanımız ve o dönemdeki Başbakanımız, şimdiki Cumhurbaşkanımızın 30 Eylül 2013 tarihinde yapmış olduğu demokratikleşme paketi çerçevesi içerisinde bununla ilgili olarak tüm siyasi partilere -o zamanki Genel Başkanımız- açık çağrıda bulundu. Değerli arkadaşlar, tüm siyasi partilere dedik ki: Bir, mevcut yüzde 10 baraj sistemi devam edebilir. Kaldı ki, değerli arkadaşlar, yüzde 10 barajlı sistem içerisinde AK PARTİ 2001 yılında kuruldu. Kurulduğu andan itibaren de bu sistemin yanlış olduğu, eksik olduğu ve katılımdaki çoğulculuk anlayışını yerleştirmek amacıyla da bununla ilgili yasal düzenlemelerimizin yapılması gerektiği hususunda ortak kanaatlerimiz olmuştu, hatta bunu parti programlarına yazdık. Değerli arkadaşlar, biz, 2002 yılında iktidara geldiğimizde mevcut bu sistemle biz iktidara geldik, değiştirilmesi için de tüm gayretlerimizi gösterdik.

İkinci olarak biz dedik ki değerli arkadaşlar: “Seçim barajını yüzde 5’e düşürelim ve bununla ilgili olarak beşli gruplandırmayla beraber daraltılmış bölge seçim sistemini getirelim.”

Üçüncü olarak yine biz dedik ki: “Evet, barajı biz tamamen kaldıralım, dar bölge seçim sistemini getirelim.”

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ olarak tüm öneri, tavsiye ve eleştirileri gözden geçirdik ve bu sorunu çözmek için de gayret gösterdik. Maalesef, bununla ilgili, bizim samimi bu tekliflerimize muhalefet partileri tarafından yeterli bir cevap alamadık.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Birazdan alacaksınız.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Tüm bunlara rağmen, AK PARTİ olarak milletimize vermiş olduğumuz ve siyasetimizin de temel felsefesi olan “aldatan ve aldanan” olmamak adına demokratikleşme paketinde vadettiğimiz hususların bir kısmını biz Siyasi Partiler Yasası’nda, Seçim Kanunu’nda -gerekli düzenlemeleri- yapmaya gayret gösterdik.

Değerli arkadaşlar, bununla ilgili olarak, mesela, yapmış olduğumuz düzenlemelerden bir tanesi biliyorsunuz, mevcut Siyasi Partiler Kanunu’nda siyasi partilerin hazine yardımından yardım alabilmesi için yüzde 7 baraj vardı -2014 yılındaki yapmış olduğumuz düzenlemeyle- biz bunu yüzde 3’e çektik. Yine, aynı şekilde, siyasi partilerde ilçelerde teşkilatlanma zorunluluğunun belde teşkilatlarında olması şartı gerekiyordu; biz bunu da kaldırdık.

Yine, aynı şekilde, siyasi partilerde eş genel başkanlığın önünü açtık. Parti tüzüklerinde olması kaydı şartıyla…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Barajı ne yaptın? Onu söyle, onu bir açıkla.

YUSUF BAŞER (Devamla) –  …gelişmiş batılı ülkelerde olmuş olduğu gibi, onunla ilgili genel başkanın da eş genel başkan olmasını sağladık.

Yine, aynı şekilde, biz siyasi partilerde üye olmayı daraltan ve  kısıtlayan bazı engellemeleri de kaldırdık.

Yine, aynı şekilde, siyasi parti ve adaylarımız tarafından yapılacak her türlü siyasi propagandanın Türkçe dışında başka bir dille de yapılmasının önündeki engelleri kaldırdık.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’deki seçim sistemi, özellikle 12 Eylül müdahalesinin ardından her zaman tartışma konusu oldu ancak bizim sunmuş olduğumuz bu üçlü teklif, maalesef, muhalefet siyasi partileri tarafından gerekli desteği görmedi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tamamen kaldırsaydınız. Yani niye şartlı kaldırıyorsunuz? Kaldıralım gitsin; geç değil, hadi bugün yapalım.

YUSUF BAŞER (Devamla) - Ben umuyor, istiyor ve arzu ediyorum ki 2015 yılında yapılacak seçimlerden sonra inşallah Parlamentomuzun bu husustaki gerekli düzenlemeleri yapacağına inanıyorum. Yapmış olduğumuz bu düzenlemeler…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hadi bugün yapalım, bugün!

YUSUF BAŞER (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şu an yapacağımız düzenlemeleri haziranda yapacağımız seçimlerde uygulama imkânı yoktur, uygulanabilmesi için seçimlerden bir yıl önce…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Niye? Anayasa’yı değiştiririz.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Yani, AK PARTİ kurucu Genel Başkanı ve Genel Başkanımızın, o zamanki Genel Başkanımızın demokratikleşme paketi çerçevesinde yapmış olduğu, taleplerimiz doğrultusunda hep beraber keşke bir araya gelsek…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Mümkün, mümkün! Anayasa’yı değiştiririz mümkün olur!

YUSUF BAŞER (Devamla) – …ve bu düzenlemeleri yapabilseydik ama yapma imkânımız olmadı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hadi bugün yapalım, hadi Anayasa’yı da değiştirelim, maddeyi de getirelim.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle değerli arkadaşlar, CHP’nin vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, sayın hatip konuşmasında daha önce seçim sistemiyle ilgili olarak getirmiş oldukları önerilere muhalefet partilerinin katılmadığını, destek vermediğini söylemek suretiyle bir sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, aynı gerekçeyle biz de söz istiyoruz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğru, zamanın Başbakanı Sayın Erdoğan 30 Eylül 2013 tarihinde muhalefet partilerine bir öneride bulundu seçim sistemiyle ilgili, şunları söyledi, üçlü bir öneriydi: Bir: Bugünkü sistemle devam edelim yani yüzde 10 seçim barajıyla devam edelim. İki: Daraltılmış seçim bölgesi uygulamasına gidelim, en az 5 milletvekilliğinden oluşan daraltılmış seçim bölgesi uygulamasına gidelim. Bunun anlamı yüzde 10 seçim barajından vazgeçmek suretiyle kaybedeceğim milletvekili sayısını daraltılmış seçim bölgesiyle alayım. Yani, aslında bu bir öneri değil. Üçüncüsü de dar bölge yani 550 milletvekilinden oluşan seçim modeli. Üçlü… Ama bir şeyi demiyor Sayın Erdoğan yüzde 10 seçim barajını kaldıralım demiyor. Öneri yaparken dahi diyor ki: Bir: Mevcut sistemle devam edelim. Muhalefet ne diyor, Cumhuriyet Halk Partisi ne diyor? Bu yüzde 10 seçim barajı demokrasinin önünde bir engeldir, millet iradesinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilmesinin önünde bir engeldir, gelin bunu indirelim. Yüzde 7’ye indirebiliriz, yüzde 5’e indirebiliriz, yüzde 3’e indirebiliriz veya bu oranlar çerçevesinde önerdiğiniz farklı bir oran varsa bunları da konuşabiliriz. Bütün bunları duymazlıktan gelip yüzde 10 seçim barajıyla devam etmeyi muhalefetin önüne bir öneri olarak koyuyorsanız, sizin, aslında yüzde 10 seçim barajını kaldırma niyetiniz yok demektir. Öyle olsaydı, evet, yüzde 10 seçim barajını kaldırıyoruz adımını cesaretle atabilirdiniz. Atamazsınız, attığınız anda altüst olacaksınız çünkü. Ama fark etmiyor, yüzde 10 seçim barajıyla da gitsek 7 Haziranda artık bu on üç yıllık iktidarın sonu gelmiş olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Yine sataşma nedeniyle Sayın Baluken, buyurun.

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülke demokrasisi açısından son derece önemli bir konuyu burada görüşüyoruz ama doğrusu, iktidar partisinin buradan ne ifade ettiğini hiçbirimiz anlamadık. Net olarak yüzde 10 seçim barajını destekleyip desteklemediğinizi, bu barajın arkasına sığınıp sığınmadığınızı çıkıp burada açık yüreklilikle 78 milyonun önünde ifade edebilirsiniz. Daha önce şu öneri yapılmıştı, seçimlerde oy şöyle kullanıldı, sayım şöyle yapıldı gibi şeyleri bize söylemenize gerek yok. Bizler çocuk değiliz, sizler de bize burada ders anlatan bir hoca pozisyonunda değilsiniz. Daha önce getirdiğiniz üç önerinin tamamının AK PARTİ’nin stratejistlerinin yapmış olduğu seçim simülasyonları üzerine hazırlandığını bizden daha iyi biliyorsunuz. Zaten o üç öneri içerisinde yüzde 10 barajı aynı şekilde dursun demekle, siz, öbür önerilerin kadük olduğunu en başta ifade ediyorsunuz. Dar bölge sistemi, daraltılmış bölge sistemi tartışılabilir, Avrupa’da belli ülkelerde var ama orada böyle katı merkeziyetçi bir yapı yok, orada Ankara'dan 78 milyonun yaşadığı bütün coğrafyayı yönetme yok, orada yetkilerin yerel yönetime verildiği farklı idare sistemi, idari sistem modelleri var. Bu idari sistem modellerini getirirseniz diğer öneriler de tabii ki tartışılabilir ama  mevcut durumda yapmanız gereken bu yüzde 10 baraj ayıbını bir an önce ortadan kaldırmaktır. Avrupa'nın ve dünyanın hiçbir ülkesinde bu düzeyde bir seçim barajı oranı söz konusu değildir. Bu barajı tamamen kaldırmıyorsanız bile kaça indirilmesiyle ilgili hangi tartışmaları yürüttünüz, gelip burada ifade etmenizi bekliyoruz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bostancı.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu baraj meselesi 12 Eylülden beri geliyor. Bu süre içerisinde Türkiye'de farklı iktidarlar oldu, AK PARTİ sürekli iktidarda değildi. Farklı siyasi eğilimler –bugün de Parlamentoda temsilcisi olan- onlar iktidar oldular, Anayasa değişiklikleri de yaptılar ama bugüne kadar barajı indirme yönünde bu 1980’den bu yana geçen otuz beş yıllık süre içerisinde -bunun on iki yılı AK PARTİ’ye aittir, on üç yılı AK PARTİ’ye aittir- herhangi bir hareket olmadı. Dolayısıyla, bunu getirip böyle bir mugalata mevzu hâlinde bugün gündem üzerinden bir tür popülist bir yaklaşım sergilemeyi çok uygun bulmam. Peki, niçin olmuyor? Olmamasının önemli nedenlerinden birisi        -aslında hepimize ait ortak bir problemdir- Türkiye'de siyasal uzlaşma kültürü zayıf. Muhalefetin de bunda payı vardır, elbette iktidarın da payı vardır. Ümit ederim ki siyasal uzlaşma doğrultusunda genel bir yaklaşım, Türkiye siyasetinde bu tür kronik problemlerin de hâllinde rol oynar.

Ayrıca, şunu belirteyim: Burada herkes yeri geldiğinde arkasında milletin, halkın olduğundan bahsediyor. Arkasında halkın olduğu hiçbir siyaset yüzde 10 barajından korkmaz, barajları aşarak gelir. Ümit ederim, 7 Haziranda, işte, barajları aşarak gelsinler, her kim gelecekse, hodri meydan!

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, açıklamasında yine açık bir sataşmada bulundu Sayın Grup Başkan Vekili. 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ne sataşması var?

BAŞKAN – Sataşma… Hayır, isim vermedi efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Mugalata” deyimini kullanarak…

BAŞKAN – Genel anlamda…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Mugalata ne demek?

BAŞKAN – Anladım da partinizin ismini zikretmedi, hiçbir partinin ismini zikretmedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, işte kürsüden konuşan hatipleri bu şekilde suçladı. Biz öyle bir şeyi yapmadık.

Bu kadar önemli bir demokrasi sorununda bu ayıp bir şey.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken, istiyorsunuz, buyurun.

Sataşma nedeniyle iki dakika süre veriyorum.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Grup Başkan Vekilinin özrü kabahatinden beter. Varsa seçim barajıyla ilgili bir düşünceniz çıkar burada açıkça ifade edersiniz. Böyle muhalefet partilerine sataşmakla bu gündemi değiştireceğinizi hiç sanmayın.

Biz sizin niyetinizi net olarak biliyoruz. Siz darbecilerin getirdiği seçim barajının arkasına sığınarak haksız bir şekilde milletvekili çalmayı düşünüyorsunuz. Açık bir şekilde bunu ifade ediyoruz. Varsa buna karşıt bir görüşünüz gelir buradan ifade edersiniz. Seçim dönemi boyunca neler yaptığınızı çok iyi biliyoruz. Demin sayın milletvekili burada nasıl oy kullanıldığını, nasıl sayım yapıldığını söyledi ama seçim döneminde neredeyse ülkenin büyük bir kısmında aynı anda elektriklerin nasıl kesildiğini, trafolara haylaz kedilerin nasıl apansızca dayandığını, adliye koridorlarında mühürsüz torbaların nasıl havada uçuştuğunu, YSK bürolarında imzasız, mühürsüz tutanakların nasıl ortaya çıktığını biz çok iyi biliyoruz.

Ha, bütün bunlar yetmiyor, “Korkuyoruz." diyorsunuz, bunun üstüne bir de “Bu seçim barajına ihtiyacımız var.” diyorsunuz, “Bunu yapacağız." diyorsunuz. Buna saygı gösteririz ama bu şekilde lafın arkasından dolanmak ahlaki bir duruş değil, etik bir duruş değil. Kaldı ki bu problem sadece buradaki 4 siyasi partiyi ilgilendirmiyor, Türkiye'de 20’nin üzerinde siyasi parti var, çoğu bu barajdan dolayı Mecliste temsil edilmiyor. Bu siyasi partilerin Mecliste temsil edilme hakkını bu şekilde gasbediyorsunuz. Dolayısıyla, eğer gerçekten temsilde bir adalet gibi kaygınız varsa gelin bir saatlik mesaiye bakıyor, Meclisteki 3 diğer siyasi parti destek verirse bir saatte bu ayıbı ortadan kaldırabiliriz diyoruz.

Sayın Grup Başkan Vekiline de o ifadeleri yakıştırmadığımı ifade ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bir önceki…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, aynı gerekçeyle ben de söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, sataşma nedeniyle.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, yüzde 10 seçim barajını arkanıza almışsınız ve diyorsunuz ki: “Hadi hodri meydan!” Hodri meydan öyle denmez, meydan okuma böyle olmaz. Meydan okumak yüzde 10 seçim barajını kaldırarak olur. (CHP sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Neden kaldırmadığınızı söyler misiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben size şimdi “Hadi hodri meydan!” diyorum, var mısınız? Gelin seçim barajını indirelim, yüzde 7’ye indirelim, 5’e indirelim, 3’e indirelim, kaç istiyorsanız ona indirelim. Cesaret budur, meydan okumak budur ama siz yüzde 10 seçim barajına sığınmışsınız, “Hadi hodri meydan!” diyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisinin baraj problemi yok. Bunu söylememe gerek yok herhâlde.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir de baraj problemi olsaydı!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Biz bunu demokrasi için istiyoruz. Biz iktidarı hedeflemiş bir partiyiz ama bu Parlamento demokratik olacaksa, buradan milletin bütün renkleri, düşünceleri temsil edilecekse barajın makul bir orana indirilmesi gerekir. Kaldırılması gerekir diyemiyorum çünkü Anayasa’nın bir temel ilkesi var: “Temsilde adalet, yönetimde istikrar.” İkisini dengeleyecek şekilde bir oranı Türkiye Büyük Millet Meclisinde biz belirleyebiliriz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) - Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de bir kararı var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Devamlı anayasa değişiklik teklifleri getiriyorsunuz. Şimdi, bir tane daha verdiniz. Hadi, yüzde 10 seçim barajıyla ilgili bizim çok sayıda teklifimiz var, bunu yasalaştıralım. Anayasa’ya da bir geçici madde ekleyelim, “Bir yıl geçmeden bu yüzde 10 seçim barajıyla ilgili değişiklik bu seçimlerde uygulanır.” diyelim. Hadi hodri meydan, var mısınız?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Grubumuz adına konuşan bendim.

BAŞKAN – Hayır efendim, Sayın Baluken konuştu. Eğer İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince söz istiyorsanız yerinize oturun…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Grup Başkan Vekilinin kullandığı “Mugalata ediyorlar.” olayı, sözü benim konuşmam nedeniyle…

BAŞKAN – Efendim, tutanakları isteyeyim sizin şahsınızla ilgili bir şey varsa söz vereceğim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ben konuşurken…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, usulüne göre yapmak durumundayız. İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz istiyorsanız…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Araştırma önergesine göre…

BAŞKAN – Bir dinleyin lütfen.

…yerinizden söz vereceğim ama sataşma nedeniyle söz istiyorsanız, Grup Başkan Vekiliniz söz istedi verdim.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Osmanlıca kullandı efendim. Mugalata ne demek?

BAŞKAN - Şimdi tutanakları getirteceğim. Sizin şahsınızla ilgili sataşma söz konusuysa vereceğim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ben hatip olarak kürsüdeydim. Sayın Grup Başkan Vekilim de grup adına konuşmuştur. Ben hatip olarak… “Hatipler mugalata yapıyor.” dedi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir sataşma var Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiç öyle bir şey demedim.

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne tutanağı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sizin o söylediğiniz varsa vereceğim diyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan Vekili, siz kime bu kavramı kullandınız söyler misiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Size değil Hasip Bey. Kamuoyunda yapılan tartışmalar var.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Geri almış oldu…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Geri almış oldunuz değil mi bu şekliyle?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bir şey söylemedim ki geri alayım.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – E, kime söylediniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Size söylemedim.” diyorum Allah Allah!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Laga luga” diyorsun, “mugalata” diyorsun, daha ne diyeceksin? Ama Sayın Başkan sizi temiz dile davet etmiyor “laga luga” deyince.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Bostancı mugalata yapmış. Kendi yapmış.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Muallakta kaldı mugalata.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutanakları getirtelim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi tarafından, Türkiye’de milletvekili genel seçimlerinde uygulanan seçim barajı sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu’ndan kaynaklanan sorunların tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 23/3/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Gökhan Günaydın, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Günaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye açısından, Türkiye'nin siyaseti açısından son derece önemli bir konuyu tartışıyoruz. Çünkü yurttaşın iradesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine, Parlamentoya ve ülkenin geleceğine yansıması lazım. Bu alanda eğer aykırılıklar varsa bunu düzeltmek de hepimizin görevi.

Yüzde 10 seçim barajının Avrupa’da başka hiçbir ülkede olmayan, savunulmasının da mümkün olmayacağı bir engel olduğunu Türkiye’de siyaset yapan ve siyasetle uğraşan herkes biliyor. Buna karşın AKP Grup Başkan Vekili diyor ki: “Türkiye’de uzlaşma kültürü eksiktir. Onun için biz bunu düzeltemiyoruz.”

Bakın, bizim Grup Başkan Vekilimiz bir çağrı yaptı, dedi ki: “Uzlaşma kültürü var bizde. Anayasa’nın bir yıllık engelini de bir Anayasa değişikliğiyle düzeltmek gene bizim elimizde.” Gelin, işte, burada, CHP’nin önerileri var yüzde 5’e çekmeye yönelik, onlarca önerimiz var, kanun tekliflerimiz var. Bir yıllık hükmü de bir aya çekelim ve bugün düğmeye basarak Türkiye'nin bu ayıbını ortadan kaldıralım, var mısınız? Eğer mesele, eğer eksiklik siyasi uzlaşma kültüründeyse muhalefette böyle bir uzlaşma kültürü eksikliği yok. O hâlde, sözünü ettiğiniz uzlaşma kültürünün bizatihi sizde olduğunu sadece bu değerlendirme bile saptamış bulunuyor.

Sevgili arkadaşlarım, şimdi AKP Grubu adına bir hatip konuştu, dedi ki: “Avrupa ülkelerinde de var canım bu baraj.” Evet, Avrupa ülkelerinde gerçekten var, doğru söylüyor hatip. Örneğin, Hollanda’da yüzde 1…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Rusya’da?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Rusya’yı da söyleyeceğim, hiç merak etme, acele etme. Ben hepsini doğru söylerim, hiç merak etme.

Yüzde 2 olanları söylüyorum: İsrail, Danimarka ve Filipinler yüzde 2.

Yüzde 3 olanları söylüyorum: Arnavutluk, Arjantin, Bosna-Hersek, Yunanistan ve Karadağ.

Yüzde 4’ler: Avusturya, Bulgaristan, İtalya, Norveç, San Marino, İsveç, Slovenya.

Peki, bir de yüzde 5’lik grubu sayalım: Belçika, Hırvatistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Almanya, Gürcistan, Macaristan, İzlanda, Letonya, Litvanya, Moldova, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna. Bunların tamamında yüzde 5.

Şimdi, sizin sorunuz, telefonla konuşuyorsunuz: Rusya’da da var bu baraj. Rusya’da bile yüzde 7.

Peki, şimdi bana söyleyin. Avrupa’da ya da kör topal bir demokrasiyi yürütmekte olan herhangi bir ülkede yüzde 10 baraj var mı? Olmadığını görüyoruz ve burada siz oturmaya devam ediyorsunuz. Ondan sonra muhalefet milletvekili “Bu ayıptır, utanılacak bir şey.” deyince düzgün dilden bahsediliyor. Elbette biz burada düzgün dil kullanacağız ama bu memleketin, demokrasinin ayıbını ortadan kaldırmamakta direnen, ondan sonra da bunu uzlaşma kültürü eksikliğine bağlamaya çalışan bir siyasal anlayış asıl ayıbı yapmıyor mu arkadaşlar? Yani başkasının oyları üzerinden, başkasının milletvekilleri üzerinden siyaset yapmanın siyasi ahlakla anlaşılır ya da örtüşür açıklanabilir bir durumu var mı?

Bakın, somutlayayım ben size. 2002 yılından bahsedeyim size; barajları aşarak geliyorlarmış, hangi barajı nasıl aştığınızı anlatayım size. 41,5 milyon seçmen vardı 2002 yılında, AKP’nin aldığı oy 10 milyon 808 bindir. Yani siz 30 milyon 599 bin seçmenden oy alamadınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Seçmenin ne kadarı oy kullanmış? Seçmenin ne kadarı sandığa gitmiş, onu da söyle!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Niye geçerli oyu saymıyorsun?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Hiç sinirlenme bak, sinir sana yakışmıyor, hemen onu ben söyleyeyim. Sinir sana yakışmıyor, hemen onu da söyleyeyim. Yahu, arkadaşlar, sinir iyi bir şey değildir. Bakın, ben rakamları hiç çarpmam, bölmem; beni kendinizle karıştırmayın. Ben rakamları çok açık veririm.

Bir kez daha söylüyorum: 10 milyon 808 bin kişiden oy aldınız, 30 milyon 599 bin kişiden oy alamadınız. Peki…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen kaç oy aldın, onu söylesene!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Onu da söyleyeceğim, yahu dur kardeşim, önce sorduğuna cevap vereyim be, insaf et! Önce sorduğuna cevap vereyim.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Kaç oy aldınız, kaç?

BAŞKAN – Sayın Başer… Sayın Başer…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – 32 milyon seçmen oy kullandı ve siz 21 milyon 960 bin seçmenden oy alamadınız. Al sana, bu da bunun cevabı.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Kaç tane aldınız? Siz kaç oy aldınız?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Peki, ne ifade ediyoruz? Barajdan bahsediyoruz, barajdan.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Kaç oy aldığınızı söyle!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Barajdan bahsediyoruz. Ne oldu biliyor musun? Aldığınız yüzde 34…

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Kaç oy, kaç? Kaç oy aldınız?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Aldığınız oy, oy kullananın yüzde 34’ü ama siz yüzde 66 oranında Türkiye Büyük Millet Meclisinde sandalyeyle temsil edildiniz ve hâlâ -gerçekten bunu söylemekten imtina ediyorum ama- birazcık sıkılma duygusu duymadan bu barajı burada savunabiliyorsunuz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sıkılması gereken sizsiniz! Kaç oy aldınız?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ayıp denen bir şey yok mudur? Vatandaş ne diyor? “12 Eylül darbesinin ürünüdür.” diyor. Yahu, 12 Eylül darbesinin ürünü olduğunu bilmeyen var mı bu Mecliste? Evet, bu, 12 Eylül darbesinin ürünü; siz de 12 Eylül darbesinin devamcısısınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Herkes kendi sıfatını söyler!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Çünkü sizden başka bir şey olmaz, anlatabiliyor muyum? (CHP sıralarından alkışlar) 12 Eylülün ürünüsünüz ve 12 Eylülü bugün devam ettirmek için de elinizden geleni yapıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sizin bir tek şeyden bahsetmeye hakkınız yok.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Yargılanmadan bahsediyoruz biz! Kaç oy aldınız, onu söyle!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Siz diktadan bahsedebilirsiniz, siz otoriterleşmeden bahsedebilirsiniz ama siz demokrasiden bahsedemezsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan! Hadi oradan!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Çünkü siz Kenan Evren’in uygulamalarının bire bir bugün savunuculuğunu yapıyorsunuz ve bundan herhangi bir sıkılma içerisinde değilsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, ben devam edeyim.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Söylediklerine sen de inanmıyorsun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ya, sen matematik öğrenmediysen suç benim mi kardeşim, matematik öğrenmediysen suç benim mi?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Kaç tane oy aldın?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Yani, utanma yoksa suç benim mi? Bu kadar açık konuşuyorum ya!

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Kaç oy aldın, kaç?

BAŞKAN – Sayın Alpay…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – İnsan biraz utanır!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Utanma sende yok. Lafları çarpıtıyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Şimdi, sevgili dostlarım, sevgili arkadaşlarım; Recep Tayyip Erdoğan diyor ki… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – “Dar bölge, sıfır baraj.” dedik, doğru bilgi verin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ya, şart değil. Hemen ondan bahsedeyim, ayıp ediyorsun, ondan da bahsedeyim ya.

“Yüzde 10 seçim barajını kaldıralım, yüzde 5 yapalım ama daraltılmış bölgeyi 5’li gruplar hâlinde dönelim veya yüzde sıfır yapalım ama dar bölge yapalım.” Ya, sizden daha akıllısı yok mu?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya, siz önce Türkiye partisi olun, 11 ilde aday çıkaramadınız.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Bunların tamamının milletvekilliği hırsızlığı üzerine yapılmış oy hesapları olduğunu bilmeyen var mı? Bilmeyen yok.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Lokal partisiniz, lokal…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ama insan birazcık hicap duyar ve der ki: “Ya, hiç olmazsa bunu ben savunmayayım çünkü Meclisin kayıtlarına giriyor, hiç olmazsa benim adım görünmesin.” Ama böyle bir duygu olmadığı zaman elbette her şeyi savunmaya çalışırsınız.

Şimdi buradan devam edelim. Daha geçen hafta içerisinde Avrupa’da oğluna saat hediye edilen bir bakan derhâl istifa etti bakanlıktan, oğluna saat hediye edilen bakan derhâl bakanlıktan istifa etti daha geçen hafta. Türkiye’de ne oldu? 700 bin liralık saatleri takanlar sizin oylarınızla aklandı ve dediniz ki: “Yargıya gerek yok, sandığa gideriz, sandığa.” Ben de söylüyorum: Hırsızlık sandıkta aklanmaz kardeşim. Bu bir.

İkincisi: İşte karne önünüzde, “Yüzde 50’yi zor tutuyoruz.” diyenler yüzde 34’le bu memleketin geleceğine ipotek koydular.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah! 2011’i söylesene.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Dolayısıyla burada şunu söyleyin, kabul edelim: Biz Kenan Evren’i severiz, biz diktatörleri severiz deyin, biz size bir şey söylemeyelim veya deyin ki: Ben on üç yıldır iktidarım. 276 milletvekiliyle yasa değiştirebilirim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu kesin matematikten kalmıştır. Kesin matematikten sınıfta kalmıştır bu ya.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – “Ben Anayasa değişikliği yaptım, kadınlara daha çok hak verdim. Bütün bunları yaptım ama bir tek şeyi değiştirmedim. Niye? Neyi değiştirmedim? Başkasının oyuyla 70-80 milletvekili cebe cukka yapmaktan vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim de. Benim böyle bir demokrasi anlayışım yoktur.” deyin, kimse de size bir şey demesin. Zaten fiilî durum da budur.

Arkadaşlar, görüyorsunuz ki AKP’nin savunulacak bir hâli yoktur.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Matematikle ilgili ciddi bir problem yaşıyorsun arkadaşım.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Bu hâlde, bir kez daha ifade etmek istiyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde 24’üncü Yasama Dönemi devam ediyor. 5 Nisan itibarıyla bu Meclis kapanacak. 5 Nisan günü bu Meclisten ayrılanların yüzde 70’i bu Meclise bir daha dönmeyecek. Belki ben de dönmeyeceğim, belki sizlerden de bir sürüsü dönmeyecek. Hiç olmazsa şu tutanaklara ben böylesine haksız, böylesine usulsüz bir antidemokratik uygulamayı gönlümün bütün açıklığıyla savundum diye geçmeyin de bari sessiz kalmayı öğrenin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana ne?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – İnsan birazcık der ki: “Ya, ben bugüne kadar 70 tane -başkasının oyuyla- milletvekilinin üzerine oturmaktan hicap duyuyorum.” deyin, tarih belki sizi affeder.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Vah vah!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Efendim,  Sayın Hatip 2 defa, benim de kullandığım “Hicap duymanız lazım.” tabirini kullandı fakat siz…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, sizi “hicap duymak” kelimesi için değil, başka şey için… Tutanakları istedim, size söyleyeceğim ben.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O ayrı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, hayır.

BAŞKAN – Hayır efendim, tutanakları istedim ben, size izah edeceğim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, benim konuşmamda “Hicap duymuyor musunuz?” dediğim için beni temiz dile davet ettiniz, değil mi?

BAŞKAN – Evet.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hatip de aynı şekilde “Hicap duymanız lazım.” dedi. Demek ki bana karşı bir ön yargınız var. Tutumunuz hakkında söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Hayır, usul hakkında… Tutanaklar gelsin…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, tutumunuz…

BAŞKAN – …sizi niye uyardığımı söyleyeceğim ondan sonra efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, demin beni uyardınız.

BAŞKAN – Uyardım, doğru. “Hicap” için uyarmadım, onu söyledim, izah ettim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 2 defa söylediniz,

BAŞKAN – Tutanakları istedim, geliyor tutanaklar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, tutanakları bekliyoruz biz.

BAŞKAN – Evet.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zaten bekliyoruz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani Sayın Hatibimiz orada temiz dile aykırı herhangi bir şey sarf etmedi ama siz, o uyarıyı ne için yaptınız? Biz o tutanağı bekliyoruz.

BAŞKAN – Tutanakları istedim, geliyor tutanaklar. İzah edeceğim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Geldi tutanaklar efendim, geldi zaten.

BAŞKAN – Evet, öneri aleyhinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki biz ne 12 Eylül ürünüyüz ne de başka bir ürünüz, biz milletin ta kendisiyiz, milletin semeresiyiz, Allah’a hamdolsun ki ara rejim ürünü hiç değiliz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada hiçbir seçim mevzuatı yoktur ki sistemde siyasal aktörleri memnun edebilsin, mutlu edebilsin. Hangi seçim mevzuatı olursa olsun, siyasi aktörlerden muhalefet partileri memnunsa iktidar partisi, iktidar partisi memnunsa muhalefet partisi memnun değildir. Henüz bütün aktörleri memnun edecek seçim sistemi de icat edilemedi, eğer icat edilirse bilin ki AK PARTİ icat edecektir, AK PARTİ uygulayacaktır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Memnun edeni değil, demokratik olanı arıyoruz.

RAMAZAN CAN (Devamla) – AK PARTİ, 3 Kasım 2002’de seçimlere bu mevzuatla girdi; AK PARTİ, seçim mevzuatı üzerinde hiç oynamadı, oynamayı akıl dahi etmedi, neyse seçim sistemi, onunla girdi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Büyükşehir Yasası ne? Maddi gerçeği bu kadar çarpıtma!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Ben, AK PARTİ Kurucu İl Başkanı olarak o dönemde siyasi çalışmalar yaparken o dönemin yerel aktörleri bize “Siz seçimde barajı aşamayacaksınız.” dediler ama bir şeyi unuttular, aziz milletin gücünü unuttular.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Seçim çevrelerini bile değiştirdiniz, seçim çevrelerini bile!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim yasalarından beklenen nedir? Bir yandan toplumun eğilimleri yasama Meclisine yansıtılırken bir yandan da ülkeyi yönetecek çoğunlukların oluşturulmasına olanak verilmesi sağlanır. Seçim sistemlerini bu işlevleri açısından belirleyen iki özellik bulunmaktadır: Birincisi, temsilde adalet; ikincisi, yönetimde istikrar yani fayda. Bu iki kriter, seçmen eğilimlerini adil bir biçimde yasama Meclisine yansıtırken yönetimde istikrar ilkesi, istikrarlı hükûmetlerin kurulmasına yardım eder. Nitekim Anayasa’mızın 69’uncu maddesi “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.” der.

Diğer yandan, Parlamentoda temsil edilmeyen oyların toplam düzeyi adalet açısından da bir örnektir. Nitekim -bunu kabul ediyorum ben- 2002 seçiminde Meclisin yaklaşık yüzde 45’i temsil edilmemiştir, alınan oy oranı anlamında söylüyorum. Bundan AK PARTİ de faydalanmıştır, Cumhuriyet Halk Partisi de faydalanmıştır. Ancak, 2011 seçimlerine geldiğimizde bu oran, yüzde 5’lere düşmüştür. Netice itibarıyla aynı sistem, siyasi arenaya uygulandığında birinde temsilde adaleti öne alırken, diğerinde, kullanılan oylar neticesinde yönetimde istikrarı ön plana getirmiştir. Bunda siyasi aktörlerin bir etkeni, bir unsuru bulunmamaktadır ama vatandaşın kullanmış oldukları oylar bu yönde etkilemiştir. Netice itibarıyla, 1946’dan sonra, çok partili siyasi hayata geçtikten sonra uygulanan seçimlerden örnek vermek istiyorum: Nispi temsil uygulanmış, liste usulü D’Hondt sistemi, D’Hondt sistemi, bakiye sistemi, ülke barajlı D’Hondt sistemi. Bütün bu neticeler uygulanmış ve temsilde adaletin sağlanıp sağlanmadığı noktasında ise tartışmalar devam etmiştir.

Öncelikle şunu söylemek isterim ki 1995 ve 1999 seçimlerinde temsilde adalet öne çıkmış ama siyasi istikrar sağlanamamıştır. Bundan önceki grup önerisinde, bu konuyla ilgili verilmiş… Bursa Milletvekilimiz Hakan Çavuşoğlu’nun ciddi bir çalışması oldu. Onun araştırmalarına göre Türkiye’de bütün seçimlerde hükûmetlerin -süreye, ortalamaya vurduğumuzda- yaklaşık bir buçuk yıllık bir ömrü bulunmaktadır. Bu, şu demektir: Türkiye’deki hükûmetler asgari bir buçuk yıl civarında. Dolayısıyla, burada bir istikrar bulunmadı. Fakat böyle bir istikrar yoktur diye de temsildeki adaleti zedelemek de doğru değildir. Hem temsilde adalet olacak hem siyasette istikrar olacak. Bunun ikisinin ortak noktada buluştuğu sistemlerde demokrasi ön planda olur diye düşünüyorum.

Vaktimiz dar, grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

                                               III. YOKLAMA

(CHP ve MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebini yerine getireceğim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunacağım, yoklama talebi var yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Akar, Sayın Günaydın, Sayın Çetin, Sayın Seçer, Sayın Düzgün, Sayın Kaplan, Sayın Öner, Sayın Bulut, Sayın Çıray, Sayın Köktürk, Sayın Haberal, Sayın Atıcı, Sayın Türeli, Sayın Kuşoğlu, Sayın Varlı, Sayın Çınar, Sayın Öz, Sayın Belen ve Sayın Korkmaz.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi tarafından, Türkiye’de milletvekili genel seçimlerinde uygulanan seçim barajı sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu’ndan kaynaklanan sorunların tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 23/3/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Kaplan: “Kenan Evren’in darbe yasasında dahi gruplar hazine yardımı alırken, 1,5 milyar lirayı kendi aranızda paylaşırken hiç yüzünüz kızarmıyor mu, utanmıyor musunuz?” Bundan sonra da “…hicap duymuyor musunuz? Yani, milletin parası…” Ben bu arada “Sayın Kaplan, lütfen temiz bir dille konuşalım.” diyorum. Daha sonraki ilerleyen bölümde de “Hayır, hayır, hicapla ilgili değil. Daha önceki kullandığınız ‘…paylaşırken hiç yüzünüz kızarmıyor mu, utanmıyor musunuz?’”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Paylaşmadınız mı Sayın Başkan? Paylaşmadınız mı?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, bunu gruba…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hazine yardımını paylaşmadınız mı?

BAŞKAN - …iktidar partisinin grubuna hitaben söylersiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hazine yardımını paylaşmadınız mı Sayın Başkanım? Tutumunuz hakkında söz istiyorum. Böyle şey olur mu? Hazine yardımını paylaşmadınız mı?

BAŞKAN – Efendim, İç Tüzük’ün 67’nci maddesi çok net.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük çok açık. Böyle keyfî yönetemezsiniz Sayın Başkan! Ben size şunu soruyorum: Siz 3 parti olarak hazine yardımını bölüşmediniz mi kardeşim? 1,5 milyarı bölüşmediniz mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Meclis Başkan Vekiliyle bunun ne alakası var Sayın Kaplan?

BAŞKAN – Hazine yardımı, Anayasa’nın, yasanın tanıdığı bir haktır, partiler kendi aralarında paylaşıyorlar, bölüşüyorlar, doğru.

Görüşmeler sırasında…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – E tamam, bunu bölüşürken adil olması için yaptığımız talepleri reddederek siz bunu…

BAŞKAN – Evet, 67’nci madde: “Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen kimseyi Başkan derhal, temiz bir dille konuşmaya, buna rağmen…” diye devam ediyor. Ben davet ederim efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, siz, burada benim kullandığım o kelimelerin hiçbirisinin temiz olmadığını, hicap duymaya davet etmenin temiz dil olmadığını iddia edemezsiniz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, partilerin hazine yardımını tenkit edebilirsiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, Sayın Başkan, yine iddia ediyorum, yine çıkarım yine bu kürsüde söylerim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz böyle konuşamazsınız. Bakın, demin CHP’den diğer arkadaşımız da hicap…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, siz buradan, bu kürsüden muhalefet partisi milletvekilini azarlama hakkını nereden buluyorsunuz, nasıl azarlayabilirsiniz?

BAŞKAN – Hayır, azarlama değil efendim, İç Tüzük’ün 67’nci maddesini okudum ben size efendim. İç Tüzük…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, böyle azarlama hakkınız yok.

BAŞKAN – Sesinizi istediğiniz kadar artırabilirsiniz yani hiç önemli değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizi azarlama terbiyesi konusunda uyarmak hakkı…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle bir şey yapamazsın. Ben söz istiyorum tutumunuz hakkında.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hasip Bey, bir dakika…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yönetiminiz ve tutumunuz hakkında söz istiyorum, usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – 67’nci madde açık efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Usul tartışması açacak bir şey söz konusu değil.

Buyurun Sayın Baluken.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben açıyorum, talep ediyorum efendim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hasip Kaplan’ı azarlayamazsınız Sayın Başkan. Ben de söylüyorum, Hasip’i azarlayamazsınız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, demin okuduğunuz tutanaktan da anlaşılıyor ki kürsüden hatibi temiz dile davet edecek herhangi bir ifade o kürsüde kullanılmamıştır.

BAŞKAN – Okudum efendim burada.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Okudunuz. “Yüzünüz kızarmıyor mu?” ya da ”Utanmıyor musunuz?” demek, Türkçede herhangi bir hakaret anlamına gelmiyor. Mevcut bir adaletsizliğe karşı olan duyarsızlığa, arkadaşımız kürsüden bir eleştiri yöneltmiştir. Dolayısıyla, burada sanki milletvekilimizle ilgili ön yargılı bir tutumunuz var ve siz, bu ön yargılı tutumunuzdan dolayı kullanmadığı hâlde temiz bir dile davet etme şeklinde bir tutum ortaya koydunuz. Bu tutumunuzdan dolayı bir usul tartışması açmak gerekiyor.

BAŞKAN – Benim hiçbir sayın milletvekiline ön yargılı tutumum söz konusu değil efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama o zaman temiz bir dile davet edecek bir şey yok ki.

BAŞKAN – Kullandığı kelimeler için ileride de…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Geri alın kelimenizi Sayın Başkan, geri almıyorsanız usul tartışması açıyorum. Usul tartışması açıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – “Hicap duyuyor musunuz?” kelimesinden dolayı “Söyleyemezsiniz.” dediğinde ben “hicap duyma” kelimesinden dolayı söylemediğimi de…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ya geri alırsınız ya usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ettim efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, 63 açık.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini okutuyorum önce…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Kaplan, buyurun yerinize.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, İç Tüzük gereği talepte bulunuyorum.

BAŞKAN – İç Tüzük’te açma zorunluluğu yok efendim, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Lütfen oturun Sayın Kaplan.

4.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 5’inci sırasına, yine bu kısımda bulunan 673, 679, 704 ve 687 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Tasarılarının ise bu kısmın 8, 9, 10 ve 11’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, bastırılarak dağıtılan (11/50), (11/51), (11/54), (11/49) ve (11/53) esas numaralı Gensoru Önergelerinin, 24 Mart 2015 Salı günkü gündemin “Özel Gündemde Yer alacak İşler” kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin bu birleşiminde yapılmasına; gensoru önergelerinin görüşmelerinin tamamlanmasını müteakip bu birleşiminde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşmelerine devam edilmesine; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/3/2015 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

 

Mehmet Naci Bostancı

Amasya

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 6’ncı sırasına, yine bu kısımda bulunan 673, 679, 704 ve 687 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının ise bu kısmın 8, 9, 10 ve 11’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Bastırılarak dağıtılan (11/50), (11/51), (11/54), (11/49) ve (11/53) esas numaralı gensoru önergelerinin, 24 Mart 2015 Salı günkü gündemin "Özel Gündemde Yer alacak İşler" kısmının sırasıyla 1, 2, 3, 4 ve 5’inci sıralarına alınması; özel gündemde bu şekilde sıralanan gensoru önergelerinin Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin bu birleşiminde yapılması, gensoru önergelerinin görüşmelerini tamamlanmasını müteakip bu birleşiminde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşmelerine devam edilmesi,

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

 

 

 

 

 

705 sıra sayılı

Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/2736)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 15’inci maddeler arası

  15

2. BÖLÜM

16 ila 30’uncu maddeler arası

(Geçici 1’inci madde dâhil)

 16

TOPLAM MADDE SAYISI

 31

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlarım; grup önerimizin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, grup önerimizde, gündemde yer alan bir kısım tasarı ve tekliflerin ön sıralara alınması önerilmektedir. Bu çerçevede, 705 sıra sayılı Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin gündeme alınarak bugün görüşmelerine başlanılması önerilmektedir. Kamuoyunda yakından takip edilen bu kanun teklifinde, bilindiği üzere, 47 bin öğretmen kadrosu, inşallah, ihdas edilmiş olacak.

Yine, öğrenci katkı paylarının ödenmesinden kaynaklı bir kısım mağduriyetlerin giderilmesine yönelik düzenlemeler bu teklifte düzenlenmiştir.

Doğum parası, çeyiz tasarruf hesabı, bunlara devlet katkısı; yine, konut edindirme hesabı ve devlet katkısı; altmış beş yaş üstündeki vatandaşlarımızın toplu taşımadan yararlanmalarına yönelik düzenlemeler; keza, belediye borçlarının yapılandırılmasına ilişkin olarak daha önce çıkarttığımız kanundan kaynaklı bir kısım sorunların çözülmesine ilişkin düzenlemeler yine bu teklifte yer almaktadır.

Teklif, temel kanun olarak görüşülecek; 31 madde, 2 bölüm hâlinde görüşülmesi önerilmektedir.

Değerli arkadaşlar, yine, öte yandan, bakanlarımız hakkında verilmiş 5 tane gensorunun yarın gündeme alınmak suretiyle görüşülmesi önerilmektedir.

Önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri aleyhinde söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de AKP grup önerisi aleyhinde söz aldım. Meclis Genel Kurulunun gündemi, bildiğiniz üzere, sık sık AKP Grubunun keyfine göre değiştiriliyor. Maksat, tabii, muhalefet partilerini hazırlıksız yakalamak ve özellikle sandığa giden bu yolda da milletin gerçek ihtiyaçlarından ziyade başka hususları gündeme getirerek seçime tahvil etmek.

Değerli arkadaşlar, ister kabul edelim ister etmeyelim, efendim, gönlümüz, dilimiz elvermese de içinde bulunduğumuz şartlar açık seçik ekonomik krizdir. Dolar, 2,60’larda; geçen hafta, bildiğiniz üzere, 2,65’leri de gördü, daha da yükseleceği bekleniyor. Yanlış ekonomi politikaları ve Merkez Bankasına anlamsız Erdoğan baskıları yüzünden Türk lirası son iki ayda dolar karşısında yüzde 20’nin üzerinde değer kaybetti. Yani, mal ve hizmetlere yüzde 20 civarında zam geldi. Temmuzda FED, faizi artıracak ve asıl fırtına o zaman başlayacak. Uzmanlar hele hele dövizle borçlanan iş adamlarına, iş dünyasına “aman dikkat” sinyalleri veriyor.

Sene 2006, AKP rakamlarla oynayarak bir gecede fert başına millî geliri 10 bin dolara çıkardı; sene 2015, hâlâ 10 bin dolar. Ya o zaman yalandı rakamlar ya da şimdi. 2014 TÜİK rakamlarına göre, fert başına millî gelir 10.971 dolar. Dolardaki yükselişle, 2015 mart ayında -dikkat edin arkadaşlar- fert başına millî gelir 8.763 dolara inmiş. 2.200 dolarlık bir düşüş var. İnsanımız, son iki ayda 2.200 dolar fakirleşti. Türk lirası değer kaybediyor. Ekonomi bilimi der ki: “İhraç mallarının fiyatları ucuzlarsa miktarı artar.” Gelişmeler tam tersini söylüyor, şubat ayında yüzde 14 düşmüş ihracatımız, rekor seviyede. Rus ekonomisi batak. Rusya’dan Türkiye’ye turist gözükmüyor. Otellerin en büyük müşterisi Ruslardı. Onların olmaması, turizmi felç ediyor, bu yaz, turizm sektöründe istihdam edilen binlerce insanın işsiz kalması anlamına geliyor.

Değerli arkadaşlar, bir diğer sıkıntı: Giderlerimiz dolar, gelirlerimiz ise euro cinsinden. Eğer parite 1’in altına düşerse -ki öyle görünüyor- giderlerimiz karşısında gelirlerimizin daha da yetersiz kalması ve cari açığın gittikçe büyümesi demek bu da.

Özel sektörde korkunç bir dolar borç stoku var. Yükselen kur, binlerce işletmenin iflası ve ara malı ithal eden üretici firmaların artık üretim yapamaması anlamına geliyor. AKP Hükûmetinin, BOP Eş Başkanlığını üstlenmesiyle Orta Doğu’da, Kuzey Afrika’da istenmeyen ülkeyiz. Türkiye, dış ticaretinde Orta Doğu’da gemilerini yanaştıracağı liman bulamıyor. Irak ve Suriye hükûmetlerinin Türkiye’yi vuracak topu tüfeği yok âdeta, fiilen soğuk savaş hâlindeyiz yani Orta Doğu pazarı da umutsuz. Bu durum, önümüzdeki günlerde meyve sebze ihracatını da vuracak.

İhracatımızda en büyük pay sahibi AB ülkelerinin, zaten ekonomik durgunluk ve yüksek işsizlik yaşayan AB ülkelerinin Türkiye’yi de gözden çıkarmış durumda olması… “Modern, demokratik İslam ülkesi ve modeli” denilmiyor artık Türkiye için “Ciddi demokrasi ve hukuk sorunları var.” deniyor. AB de karanlık Türkiye için.

Rusya, Ukrayna pazarı perişan. Ruble rekor oranda değer kaybedince bu pazarlara iş yapan Türk firmaları önünü göremez hâle geldi çünkü anlaşmaların çoğu ruble üzerinden. Kazasız belasız ya da en az zararla Rus pazarından çıkmak istiyor Türk firmaları, birçoğu parasını dahi alamıyor.

2008 krizinde ekonomi yüzde 4 küçülürken, inşaat sektörü yüzde 20 küçüldü, büyük şehirler dışında konut satışı durdu. Müteahhit borçla yürüyordu, yapsatçı müteahhit, biraz önce dediğim gibi, zaten borçla yapıyordu ama şimdi artık satamıyor da. Yüksek faizlerin altında ezilen inşaat firmaları bir bir iflas ediyor.

Halkın 6 milyarlık banka borcu 357 milyara çıkmış. Batık tüketici kredileri 127 kat, kredi kartı borçları da 24 kat artmış. Türkiye'nin kurulduğu günden beri yapılan borcun 3 katı, AKP döneminde on üç yılda yapılmış. İnsanlarımız, Erdoğanlı yılların sonunda ekmeği 2 kat, benzini 3 kat pahalı alır hâle gelmiş. Asgari ücretin alım gücü ise 7 çeyrek altından 5 çeyrek altına düşmüş. Yine, Erdoğan döneminde yapılan yabancılara satışlar dolayısıyla başka ülkelere aktarılan şirket kârları 170 milyar doları bulmuş, Türk milletine mal satıp kâr etmiş bu firmalar ve bu paraları olduğu gibi alıp yurt dışına transfer etmişler.

Halkın icralık borcu 22 milyarı geçmiş durumda, her ilde dörder beşer icra dairesi kurulmuş, milletin ocağına her biri, incir ağacı dikmeye devam ediyor. Halka yansıyan enflasyon oranı yüzde 20’nin üzerinde. Halkın gelirleri düştü, tasarruf yok, tasarruf olmayınca yatırım da yok, yatırım olmayınca yeni iş alanları açılmıyor.

Devletin resmî rakamları, işsizlikte son beş yılın rekoru, yüzde 10,9. Genç işsizliğe bakarsanız bu oran yüzde 20, okumuş, eğitimli, üniversite mezunu işsizliğe bakarsanız yüzde 30. Üniversite mezunu her 3 gençten 1’i işsiz durumda. Sağlamasını herkes kendi çevresine baksın, yapsın. Her evde en az bir 1 hatta birkaç işsiz yok mu?

Düşük petrol fiyatları da durumu kurtarmıyor, çünkü döviz kuru yükseldi, oradan yakalayacağınız avantaj buradan gitti. Petrol gelirleri de düşünce Orta Doğu'nun zengin devletleri ve şeyhleri Türkiye'deki düşük faiz baskısıyla ülkelerine paralarını geri götürüyorlar, çok güvendiğiniz sıcak paradan da ümidinizi kesin.

Borcu borçla kapatıp elde avuçta ne varsa satan ve üretmeyen ekonomi politikalarınız iflas etmiştir. Hokus pokusla milletin gözünü boyadığınız sakil AKP ekonomisi duvara toslamıştır. Milletin geleceğini karartan “AKP büyüsü” –biz demiyoruz, atama kalemleriniz ve köşe yazarlarınız söylüyor- bozulmuştur. Bu milleti canından bezdiren AKP’li yıllar için AKP yöneticileri birbirine düşmüştür. Erdoğan ile Hükûmet arasında bir laf düellosu aldı başını gidiyor “Sen yaptın.”, “Yok ben yapmadım.” şeklinde. Tencere dibin kara, seninki onunkinden kara. Milleti düşünen yok. Bırakın şu kayıkçı kavgasını, hem Erdoğan hem Hükûmet, Arınç da dâhil, bu gidişattan eşit şekilde, aynı şekilde sorumludur.

Milletin başına “çözüm, çözüm” diye sardığınız bela, ektiğiniz fitne tohumları boy vermeye başlamıştır. PKK, önce pazarlık masasındaki ortağınızdı, şimdi, ülkeyi yönetmeyi dayatmaktadır. Erdoğan çıkıp “İzleme komitesi yanlıştır. Dolmabahçe görüşmeleri iyi olmamıştır.” gibi demeçler vermektedir. Ya ne olacaktı Sayın Erdoğan? Demedik mi “Terör örgütleriyle mücadeleden vazgeçer iseniz önce müzakereye oturursunuz, sonra bu, mütarekeye kadar gider.” diye. Adım adım oraya gelinmiştir. İçişleri Bakanı Ala, Başbakan Yardımcısı Akdoğan kimin gülleri, hangi  dağın bülbülleridir? İzleme komitesi üyeleri Sayın Erdoğan, 63’lük akil adamlar içinde değil midir? Bu milletin -AKP oyları düşüp MHP oyları yükselirken- 7 Haziranda atacağı şamarın hazırlığını yapmaktadır. Bunu görüp aklınca iyi polis-kötü polis oynamaya soyunmuşlardır. Yemezler! Milletin aklıyla alay etmeyin, hesap günü yaklaşıyor.

Değerli milletvekilleri, AKP’li yıllar, milletin devletine güveninin dinamitlendiği yıllardır. Bu milletin en güvendiği kurumları bile günlük siyasi emelleriniz doğrultusunda perperişan ettiniz; Silahlı Kuvvetlerimiz öyle, mahkemelerimiz öyle.

Bugüne kadar hiç tartışılmayan ve herkesin hakkına razı olduğu ÖSYM’yi bile sonuçlarına güvenilmeyen bir kurum hâline getirdiniz. Unutuldu mu sandınız? 2012’de KPSS’de oturum sürerken bazı sorular İnternet’ten yayınlanmıştı, 2012 TUS sınavında usulsüzlükler ortaya çıkmıştı, 2011’de YGS’de basına verilen kitapçıkta soruların şifreli olduğu ortaya çıkmıştı, 2010 öğretmen atamaları sınavları “sorular sızdırıldı” diye iptal edilmişti. Daha sayalım mı? Binlerce öğrencinin, binlerce ailenin vebali var üzerinizde. Bugün sınav yolsuzluklarıyla ilgili operasyonlar yapılıyor ama bu hukuksuzluğu yapan sizin atadığınız idareciler ve bunun siyasi sorumluları sizler, bu usulsüzlüğün hesabını vermeyecek misiniz? Bu adil midir? Gençlerin kaybolan yıllarının, onların ve ailelerinin ümitlerinin hesabı kime sorulacaktır? Bu yüzden diyoruz, 7 Haziran günü seçim, 8 Haziran günü hesap günüdür; bu hesabı da Milliyetçi Hareket Partisi soracaktır. Bu yüzden diyoruz ki hırsıza, yolsuza, kutucuya, kasacıya, villacıya, hazine peşkeşçisine, zalime, haine karşı bizimle yürü Türkiye.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.31

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Osman Aşkın Bak, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Bak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubumuzun vermiş olduğu önerinin lehinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Önerimizde Meclisimizin bu haftaki çalışmasını düzenliyoruz. 705 sıra sayılı kanunun görüşmelerini öne alıyoruz; 673, 679, 704 ve 687 sıra sayılı kanun tekliflerini ve tasarılarını ön sıralara alıyoruz. Verilmiş 5 tane gensorunun görüşülmesini öne alıyoruz; yarın, salı günü bu gensorular görüşülecek. Ardından, 705 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda, özellikle kadroya yeni atanacak öğretmenlerimizle, 47 bin kadroyla ilgili konu var, bu önemli. Onun dışında, taşımacılıkta, yaşlı vatandaşlarımız için, 65 yaş üzerindeki vatandaşlarımız için bazı düzenlemeler getiriliyor ve halkımızı ilgilendiren pek çok husus, bu 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nde görüşülecek.

Gündemimiz yoğun. Bunun ardından torba yasalar var ve çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri aleyhinde söz isteyen Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AKP grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

AKP grup önerisi üzerinde geçen hafta da konuşmuştum, aynı şeyleri söylemiştim. Her pazartesi veya salı günü normalde Meclis açıldığında… Ki bugünlerde finale yaklaştığımız için ve 24’üncü Dönemin sonuna geldiğimiz için her gün daha yoğun çalışarak dönemi kapatacağız -böyle düşünüyoruz- 5’ine kadar ama AKP her pazartesi günü -pazartesileri de çalışma gündemine aldığımız için- bir çalışma önerisiyle Meclise geliyor ve yasa tasarılarının, kanunların yerlerini değiştirerek yeniden önümüze getiriyor. Peki, niye bunu yapıyor? Çünkü, geçen hafta demiştim, planlayamadığı için bunu yapıyor. Dikkat ederseniz dört yıl boyunca da bunu yaptılar ve sonunda da buraya grup yöneticileri ya da milletvekili arkadaşlarımız geliyor, daha önemli maddeler olduğunu söyleyerek, bunu niçin yaptıklarını da izah etmeden, buradan, kürsüden zamanı da kullanmadan ayrılıyorlar. Aslında anlatacak çok şey var, aslında bu zamanı çok iyi kullanabilirsiniz ama bunu tercih etmiyorsunuz.

Geçen hafta görüştüğümüz torba kanunun son 2 maddesi kaldı, ondan önce görüştüğümüz iç güvenlik yasasının son 63 maddesi komisyona havale edilmişti, onlardan bir haber yok, nereye gittikleri belli değil şu anda. Bugün de yine yeni bir torba kanun getirildi buraya ve bu da yanılmıyorsam 32 maddeden oluşuyor.

Tabii, bu kanun 32 maddeden oluşuyor ama buraya çıkan AKP temsilcileri 47 bin öğretmen atamasını söylüyor, algıyı bunun üzerine kurmaya çalışıyorlar çünkü müthiş bir algı yönetimleri var. Beceremedikleri, yapamadıkları veya çözemedikleri problemleri bu algı yönetimiyle Türkiye’ye sunuyorlar ve başarmış gibi konuşuyorlar. Doğru, bu torbanın içerisinde 1 madde olarak 47 bin öğretmen ataması geçiyor ama Türkiye'nin ihtiyacı olan, Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre 110 bin öğretmen -Millî Eğitim Bakanı kendisi açıklıyor- yine, Avrupa standartlarına göre, Avrupa Birliğinin kriterlerine göre de 210 bin öğretmen açığı var. Buna rağmen AKP ne getiriyor buraya? 47 bin öğretmen ataması getiriyor.

Ben ne yaptım onunla ilgili? 110 bin öğretmen atanmasıyla, gerçekten Millî Eğitim Bakanlığının tespit etmiş olduğu açıkla ilgili bir kanun teklifi verdim -gerçi buraya dâhil edilmemiş- 110 bin öğretmen atanmalı dedim. Grup Başkan Vekilim Sayın Akif Hamzaçebi de 150 bin öğretmen atanması gerektiğini ifade ederek kanun teklifini verdi ve bu torba kanunda bu birleştirildi. Demek ki doğrusu 100 binin üzerinde öğretmen atamaktı ama siz bunu yapmıyorsunuz. Sadece bunda mı, bütün meslek gruplarında bunu yapıyorsunuz. Bakın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının müthiş derecede ziraat mühendisi ve veteriner açığı var. Bu çocukların atamalarının yapılması gerekiyor. Yine, gıda mühendislerinin atamasının yapılması gerekiyor. Özellikle, iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarının -ki en kalabalık grubu teşkil ediyor- bu arkadaşlarımızın, bu çocuklarımızın, bu gençlerimizin de bir an evvel atanmaları gerekiyor ama siz hep bunları göz ardı ediyorsunuz, sadece öğretmen üzerinden bir algı yaratıyorsunuz. Onu da beceremiyorsunuz zaten.

Diyorum ya, “algı yönetimi” diyorsunuz. Algı yönetimi deyince Türkiye'yi on iki yıl boyunca -on üçüncü yıla girdiniz- sadece kandırdınız. Bugünlerde -çok merak ediyorum- büyük ekonomiyi niye hiç konuşmuyorsunuz? On iki yıldır başımızın etini yediniz, vatandaşı bunalttınız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Daha dün açıklama yapıldı, 16’ncı sırada.

HAYDAR AKAR (Devamla) - 17’nci büyük ekonomi, 17’nci büyük ekonomi… 10’uncu olacağını iddia ettiniz. Kaç şu anda, kaç?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 16.

HAYDAR AKAR (Devamla) – 19’uncu büyük ekonomi şu anda. Gayrisafi millî hasıla düşerken 16’ncı büyük ekonomi olmaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hayır, 16, dünkü haberi oku.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şu anda 19’uncu büyük ekonomi. Bunu niye hiç konuşmuyorsunuz, merak ediyorum. Konuşamazsınız.

Büyüme hızlarından bahsettiniz, Türkiye'nin büyümesinden bahsettiniz sürekli; diyorum ya, algı operasyonundan bahsediyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 250 milyar dolardan 900 milyar dolar oldu, nasıl oldu ya?

HAYDAR AKAR (Devamla) - 1950 yılından 2002’ye kadar, AKP dönemine kadar Türkiye 5,1 büyümüş. AKP döneminde, on iki yıllık, on üç yıllık dönemde 4,8 büyümüş. Bu da yetmemiş, hele bu yıl, 2014’ün son çeyreğinde 1,75’ler civarına gelmiş, artık yüzde 3’lük bir büyümeye yakarır hâle gelmişiz ki bunun çok önemli… Bir ülkenin kalkınması, insanların işsizlikten kurtulması, yoksulluktan kurtulabilmesi için en az yüzde 7’ler, yüzde 8’ler ortalamasıyla gidebilmeliyiz ki Türkiye’deki işsizlik rakamlarını azaltabilelim.

Sadece bunda mı algı yönetimi yapıyorsunuz? Hayır. “Dış borç” diyorsunuz. “Türkiye'nin dış borcunu, IMF’ye 5 milyar dolar borç verdik, IMF’nin borçluluğunu bitirdik.” deyip gittiniz bütün kentlerde, 81 ilin kentinde il başkanlıklarınızla, milletvekillerinizle ayran içerek kutladınız ve alkışlattırdınız bütün millete. Vatandaş da Türkiye'nin dış borcunun bittiğini düşündü çünkü Türkiye'de bir algı var ki Türkiye'nin borcu denince sadece IMF’ye olan borç düşünülür. Aslında, IMF Türkiye'ye borç verirken finans kuruluşlarından daha düşük faizle borç veriyordu -biz de ortağıyız çünkü IMF’nin- ama siz ne yaptınız? “IMF’ye borç bitti.” diye vatandaşı kandırdınız ama vatandaşa, Türkiye’nin 123,7 milyar dolar borcu olduğunu ve bunun 40 milyar dolarının sizin hükûmetleriniz döneminde borçlanıldığını söylemediniz, söylememeye de devam ediyorsunuz. Tarihin en borçlu hükûmeti sizsiniz. Yani AKP hükûmetleri on iki yılda, on üç yılda 40 milyar dolarlık bir borçla… Ki sadece o 40 milyar dolar da değil. Cumhuriyet döneminin bütün kazanımlarını talan ettiniz, yandaşlarınıza birer rant unsuru olarak aktardınız. Türkiye’deki 62 milyar dolarlık özelleştirmenin 53-54 milyar dolarını hükûmetleriniz döneminde yaptınız.

Peki, şimdi buradan size sesleniyorum, vatandaşlara sesleniyorum: Hani bize diyorsunuz ya “Bu ülkede çakılı bir çiviniz yok.” diye. On üç yıllık AKP döneminde, işte o çivilerimizi söke söke sattınız, o çivilerimizi söke söke 52 milyar doları cebinize koydunuz. Ne yaptınız bu 52 milyar dolarla? 7 Haziranda Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geliyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hayda!

HAYDAR AKAR (Devamla) – 7 Haziranda Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde… Biz özelleştirmelere karşıyız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kendin bile inanmıyorsun. Genel Başkan yüzde 35’e bile razı!

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bir tek eserinizi söyleyebilir misiniz? Biz iktidara geldiğimizde satabileceğimiz bir tek eserinizi söyleyebilir misiniz?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Genel Başkanınız ne diyor, hedefiniz ne diyor?

HAYDAR AKAR (Devamla) - Ne yaptınız? Yol yaptınız, değil mi? Körfez geçişi yapıyorsunuz, değil mi? Vatandaş o Körfez geçişinden 35 dolar ödeyerek geçecek.

ÖNDER MATLI (Bursa) – Haydar ağabey, yapma!

HAYDAR AKAR (Devamla) - İki gün evvel köprünün halatı koptuğu için, ertesi gün Japon mühendis intihar etti. Siz Türkiye’yi soydunuz ama hükûmeti bırakmamak için, devletin rantını bırakmamak için, yandaşlarınızı bu ranttan mahrum etmemek için her türlü hukuksuzluğu, her türlü illegaliteyi deniyorsunuz ve algı yönetiminiz devam ediyor.

Sadece dış borçla mı? Son 600 milyon doları öderken -bakın, “hazine.gov.tr”ye girin- yine bir dış borç aldınız ve finans kuruluşlarından aldığınız bu dış borçla, bu 600 milyon doları, IMF’nin son taksitini ödediniz, bugün de almaya devam ediyorsunuz.

Peki, enflasyona bakalım. Yıllarca övündünüz “Enflasyon bitti, enflasyonu bitirdik.” diye. Doğru, bitirdiniz. Enflasyon dünyada bitmişti, sizin haberiniz yok. Arjantin’de, Brezilya’da enflasyona bakıyor musunuz, beraber yarıştığınız ülkelere? O dönemde enflasyona, o yüksek, üç haneli rakamlarda, iki haneli olduğu rakamlarda, dünyadaki enflasyona baktınız mı? Peki, onlar şimdi nerede? Gelişmekte olan o ülkelere…

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) - Kendi dediğine inanıyor musun?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hiç hayatında kitap okudun mu sen?

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Bu dediğine sen inanıyor musun?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hiç ekonomi raporu okundu mu sen hayatında, hiç okudun mu?

Şimdi ben size söylüyorum.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Ya, senin okuduğun kitapları okumam ben!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Bir tek sen mi okuyorsun ya!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Okumadığı belli oluyor.

Bakın, gelişmekte olan ülkelerden Malezya’da enflasyon 3,1. Güney Kore ne kadar? Soruyorum, Güney Kore’nin enflasyonu ne kadar? Bilmezsin. Senin el kaldırmaktan başka görevin yok, bir tek görevin var, bu. Malezya’da, Güney Kore’de 3,1; Meksika’da yüzde 4. Bunlar gelişmekte olan ülkeler, yarıştığımız ülkeler arkadaşlar. Biz Türkiye olarak hep adlandırılıyoruz ya “gelişmekte olan ülke” diye, yarıştığımız ülkelerin hepsinin enflasyonu bizim altımızda. Euro bölgesine bakalım. Euro bölgesinin enflasyonu da 0,4 arkadaşlar. Amerika’yı falan söylemiyorum, bizim şeyimiz değil.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Millî gelir kaç?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Millî gelir de 2 bin dolardı… Demin dinlemedin, dışarıda oturmaktan fırsat bulamıyorsun.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Dinlenecek şeyi söylemiyorsun ama.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir öğren, öğren, öğren, başka bir şey demiyorum ya da ikra, ikra, ikra diyeyim, belki anlarsın çünkü buraya gelip dinî bir konuşmanın dışında hiçbir şey yapmadın bu Mecliste.

Muhalefete muhalefet eden bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Kaçak sarayın parasıyla bu ülkede birçok şey çözülebilirdi.

AHMET YENİ (Samsun) – Geçti onlar, geçti.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Doğru söylüyorsun. Senin de görevin Ahmet Yeni -bak sataşıyorum- sadece laf atmak olur.

AHMET YENİ (Samsun) – Bitti, bitti. Sürem doldu.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, sürem doldu ama süre çok, biraz sonra yine o süreyi kullanacağız.

AHMET YENİ (Samsun) – Hayır, benim doldu sürem. Haydar, benim sürem doldu.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, kısaca şunu söyleyelim: On iki yıllık AKP döneminde çözdüğünüz tek bir problemi söyleyin. İşsizliği mi çözdünüz? Emeklilerin problemini mi çözdünüz? Öğrencilerin problemini mi çözdünüz? Enflasyonu mu bitirdiniz? Dış borcu mu bitirdiniz? Cari açığı mı bitirdiniz? Tek bir şey söyleyin, tek bir şey. Yaptığınız tek şey Türkiye’yi borçlandırmak diyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, grup önerimizin “Öneri” kısmının 2’nci satırında geçen “‘… Gelen Diğer İşler’ kısmının 6’ncı sırasına” ifadesinin “‘… Gelen Diğer İşler’ kısmının 5’inci sırasına” olarak düzeltilmesini istiyorum. Sehven “6’ncı” olarak yazılmış. Bu şekilde oylanmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Haydar Akar konuşmasında “Özelleştirmelere karşıyız.” şeklinde bir cümle ifade etti. Sanıyorum, orada kastetmek istediği tüm özelleştirmeler değil, belli özelleştirmelerdir. Cumhuriyet Halk Partisi politika olarak özelleştirmeyi benimsemiş olan bir partidir ama elbette özelleştirmeyi benimsemek bütün kamu işletmelerinin özelleştirilmesi anlamına gelmez. Özelleştirmeden amaç, kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanılması ile özelleştirilen işletmenin olduğu piyasada rekabetin sağlanması suretiyle fiyatların düşüşünün gerçekleşmesi ve bu sayede tüketicinin menfaatine bir sürecin başlamasıdır. Cumhuriyet Halk Partisinin özelleştirme politikası budur. Bunu tutanaklara geçirmek için söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Bostancı’nın düzeltmesiyle birlikte, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyondan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sıraya alınan, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

5.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/2736, 1/1039, 2/2118, 2/2731) (S. Sayısı: 705) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 705 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, özür dilerim.

Şimdi, biraz önce, görüşeceğimiz 705 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemimizin 5’inci sırasına alındığına dair bir beyanınız oldu yanlış anlamadıysam.

BAŞKAN – Benim değil efendim, Sayın Bostancı’nın. Grup başkan vekilleri anlaşarak yaptılar, onunla birlikte oyladım zaten, o düzeltmeyle birlikte.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Şimdi, gözden kaçırılan bir husus var kanımca Sayın Başkan. 5’inci sırada bulunan 684 sıra sayılı torba Kanun Tasarısı Meclis gündeminden çekilmiş değil. Bu torba tasarının kimi maddeleri gündemden çekildiği için tasarı Meclis gündeminin 5’inci sırasındaki yerini alıyor zaten. O nedenle, bu sıralama yanlıştır diye düşünüyorum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – O, 6’ya kaymış oluyor.

BAŞKAN – Tasarı Komisyona iade edildi efendim. Değil mi?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tasarı Komisyona iade edilmedi efendim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 6’ncı sıraya kaydırıldı.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hayır efendim, tasarı Komisyona iade edilmedi.

BAŞKAN – Herhangi bir problem yok, doğru söylüyor, 6’ncı sıraya kaydı.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bu gündemimizde de görüştüğümüz bir tasarı olduğu için yeri kaydırılamaz. Bu 5’inci sıradaki yerini korur, önerideki şekliyle, görüşeceğimiz bu tasarı, yeni tasarı, 705 sıra sayılı Tasarı 6’ncı sırada yerini alır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 5’inci sırada yerini alır.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 6’ncı sırada yerini alır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 5’inci sırada yerini alır.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Efendim, hayır. Tek çekmediniz ki, bazı maddelerini çektiniz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Çekmeye gerek yok, onunla alakalı değil. Genel Kurulun kararıyla 5’inci sıraya alındı. Diğerleri de ona göre yeni…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hayır efendim, mesela, İç Tüzük’le ilgili tasarıyı da burada 1’inci sırada sürekli zikrediyorsunuz ama kimi maddeleri görüşülüp geri çekildiği için, o şekilde, sıradaki yerini koruyor.

BAŞKAN – Sayın Zozani, 6’ncı sıradaki iş de yarım iş, doğru, ancak biraz önceki oylamayla birlikte…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 6’ncı sıra olması gerekir Sayın Başkan.

O zaman, bunu, 684’ü kaçıncı sıraya aldınız?

BAŞKAN – Anladım da 6’ncı sıradaki iş de yarım. Biraz önce Sayın Bostancı’nın düzeltmesiyle birlikte, grup başkan vekilleriyle anlaşıp düzelttiği konuyla ilgili birlikte oylama yaptık zaten, Genel Kurul kabul etti.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, grupların buna iştirak etmesi bir şeyi değiştirmez. Bizim 5’inci ve 6’ncı sıradaki yarım kalan işlemlerimiz…

BAŞKAN – Anladım da Genel Kurul karar verdi diyorum Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Şimdi, İç Tüzük’le ilgili işlem yarım kalmış bir işlem değil mi Sayın Başkan? Yarım kalmış bir işlemdir ama 1’inci sıradaki yerini muhafaza ediyor. 5’inci ve 6’ncı sıradaki işlemler de yerini muhafaza eder.

BAŞKAN – Sayın Zozani, bu ilk defa yaptığımız bir işlem değil. Daha önce de yarım kalan işlerin önüne yeni tasarılar alındı ve işlem yapıldı.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bakın, Sayın Başkan, bu konuda derdim size itiraz etmek değil.

BAŞKAN – Anladım da ilk defa yapılan bir işlem değil ki Sayın Zozani, onu anlatmak istiyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bakın, 5’inci işleme kadar komisyon ve Hükûmeti arıyorsunuz, “Yerinde yok. Bir sonraki işlem…” diyorsunuz, 1’inci sıradan 5’inci sıraya kadar bu işlemi yapıyorsunuz. 5 ve 6 için de aynı işlemi yapmanız gerekir ve dolayısıyla, bunun 7’nci sıradaki işlem olarak işlem görmesi gerekir.

BAŞKAN – Herhangi bir usulsüzlük yok efendim.

Teşekkür ediyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Usulsüzlük var da ısrar ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili.

Buyurun Sayın Zozani. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

705 sıra sayılı “torba tasarı” mı diyeceğiz, “tasarı” mı diyeceğiz, “teklif” mi diyeceğiz, ne diyeceğimiz belli olmayan teklif üzerinden konuşacağız. Şunun için bu belirlemelerde bulunuyorum: Bakın, 3 maddelik Hükûmet tasarısı olarak Komisyonumuza sevk edilen bir işlemden söz ediyoruz. Bu 3 maddelik Hükûmet tasarısında ne vardı? 47 bin öğretmen kadrosu ihdasıyla ilgili bir işlem öngörüyordu. Ancak biz Komisyonda bunu Hükûmet tasarısı olarak görüşemedik çünkü 5 sayın milletvekili Hükûmetin tasarısındaki metni de kendi kanun teklif metnine ilave ederek, dâhil ederek bir torba kanun teklifi getirdiler. Biz, Komisyon çalışmaları esnasında torba mı konuşacağız, teklif mi konuşacağız, tasarı mı konuşacağız, neyi konuşacağımız belli olmadan buraya kadar geldi. Burada bir usulsüzlük olduğu kesin. Hükûmetin tasarısı kadükleştirildi. Hükûmet, tasarısında 47 bin öğretmen kadrosunun ihdasıyla ilgili olarak kamuoyuna bir söz verdi. Ama o söz… Hükûmetin tasarı metni içerisinde bir düzeltme yaparak, esasında 47 bin kadro ihdası yapıyormuş gibi bir düzenleme yapamadığı için, milletvekillerine kanun teklifi imzalatarak getirdiler. Orada -açıkça söyleyeyim- kadro bekleyen öğretmenleri bir aldatma durumu söz konusu oldu. Nasıl oldu? Dinlerseniz sizinle paylaşayım.

Şimdi, bu saat itibarıyla, bu torba kanun teklifini burada görüştüğümüz saat itibarıyla, herkes 47 bin öğretmen kadrosunun ihdas edildiğini ve 47 bin öğretmenin nisan ayı itibarıyla atanacağını düşünüyor. Kamuoyundaki beklenti, özellikle ataması yapılmayan öğretmenlerin beklentisi bu yönde. Ancak, buradaki düzenleme bir aldatmaca içeriyor. Açıkça, kadro bekleyen, atama bekleyen öğretmenleri Hükûmet buradaki teklif ve tasarı metnindeki oynamalarla aldattı. Nasıl aldattı, ifade edeyim. Şimdi, Hükûmet tasarısında alenen diyor ki: “47 bin öğretmen ihdası yapılır.” Torba kanun teklifine, buna bir fıkra daha eklendi. 2015 yılı sonuna kadar, aralık ayına kadarki zaman diliminde ataması yapılacağı yönünde bir düzenlemeye dönüştürüldü. Bu neyi içeriyor? Bir kere, atayacağınız öğretmen sayısı 47 bin değil, 35 bin. Yani, şu anda ataması yapılacak olan öğretmen sayısı 35 bin, 47 bin değil. Peki, geriye kalan 12 bin kadro ihdası ne olacak? Orada da büyük bir yanılsama var, büyük bir kandırmaca var işin açıkçası. Geçen sene dershanelerle ilgili olarak biz bir torba görüştük burada. O torbada 60 bin dershane öğretmeninin mülakatla kadroya geçirileceği yönünde bir yasal düzenleme var. O torba yasada yapılan düzenlemeyle diyor ki: “Dershanelerde çalışmakta olup da altı yılını doldurmuş olan öğretmenler mülakatla öğretmen kadrosuna, memuriyet kadrosuna atanacaklar.” Şimdi buradan anlaşılan o ki48 bin öğretmen aldatıldı. Çünkü, bu ilave ihdas edilen 12 bin kadro onlar için kullanılacak. Yani, bu yıl mart ayı sonu itibarıyla atama bekleyen 60 bin dershane öğretmeni açıkta bırakıldı.

Şimdi, siz geçen sene bu düzenlemeyi burada yaparken bu öğretmenlere söz vermediniz mi? Bu sözünüzü ne çabuk unuttunuz? Millî Eğitim Bakanı geldi, Plan ve Bütçe Komisyonunda ifade etti: “Biz öğretmenlerimizi açıkta bırakmayacağız.” “On yıldır, altı yıldır, sekiz yıldır, hatta on beş yıldır oralarda çalışan öğretmenlerimizi açıkta bırakmayacağız, onlara kadro vereceğiz.” dediniz. Bu sözdür, sözün ötesinde yasal düzenlemedir. Ama, burada bir hileye başvuruyorsunuz. Hileyle 48 bin öğretmeni açıkta bırakacaksınız. Hükûmet adına burada kim konuşacaksa ya da iktidar partisi grubu adına burada kim konuşacaksa bu konuya bir açıklık getirmesini arzu ederim ne yapalım?

Bu yasa yapma usulünüz, daha doğrusu usulsüzlüğünüz bir garabete dönüştü. Şu anda gündemimizde 7’nci sırada yer alması gerekirken bu torba tasarı ve teklifi, şimdi yarım bıraktığınız iki torba tasarının önüne alarak görüşmeye çalışıyorsunuz. Bunun altında da mutlaka bir bityeniği var. İki torbayı ucu açık bıraktınız, sonunu getirmeden görüştünüz, özellikle 688 sıra sayılı torba yasa tasarısında. Biz bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşurken Hükûmet yetkilileri, iktidar partisi grubu mensubu milletvekilleri -bir kısmı burada oturuyor- söz verdiler, dediler ki: “Biz bu tasarıyı görüşelim, bu şekilde aşağıya indirelim, buna ilave olmayacak.” Peki, yürürlük maddelerini görüşmeden niye sıra atlattınız? Bu 688’in yürürlük maddelerini neden görüşmediniz? Açıkça ifade edelim, görüşmeme sebebiniz buraya ilave edeceğiniz yeni maddelerle ilgilidir, madde ihdasları yapacaksınız. Hazırlık yapıyorsunuz, burada getirip bunu bizimle görüşmeye çalışacaksınız.

Şimdi, öğretmeni aldatan, işçiye verdiği sözü tutmayan, emekçiye verdiği sözü tutmayan, Mecliste de  yasama yöntemlerinde böyle usulsüzlüklere böyle kandırmaca usullere başvurursa şaşmamak gerekir diye düşünüyorum.

Değerli  arkadaşlar, bu yasanın özünde, şimdi görüşeceğimiz tasarının içerisinde gizli olan 4 madde, esasını ruhunu oluşturan 4 madde geri çekildi komisyon çalışmaları esnasında. Bunlardan  bir tanesi, yine Anayasa’ya aykırı bir şekilde, bu kanun teklifi içerisine sığdırılmış bir maddeyle YSK’nın yetkilerinin RTÜK’e devriyle ilgiliydi. Muhalefet komisyon çalışmaları esnasında uyarı görevini yapt, bunu buradan çıkartmak durumunda kaldınız. Ama Anayasa’nın da 61’inci maddesine alenen aykırı bir uygulama olduğu için ve bu yasanın önümüzdeki seçimde uygulanamayacağı anlaşıldığı için geri çekmek durumunda kaldınız. Geriye çekilen diğer 3 madde de çok ilginçti, o da müteahhitlere tanınan ayrıcalıklardı. Müteahhitlere nasıl ayrıcalıklar tanınıyordu? Şimdi, sözleşmede “otuz iki ay” ibaresi var, “Tüketiciye otuz iki ay içerisinde evlerini teslim edeceği” ibaresi var yasada.  Bunlar, yaz aylarını müteahhitlerin lehine kullanacak şekilde, yaz aylarını müteahhitlere ekstra zaman olarak tanıyacak bir uygulama içeriyordu. Altı ay daha ilave edip kırk iki ay içerisinde bunun gerçekleşmesini sağlıyorlardı. Muhalefet bunların da çıkarılmasını sağladı.

Ancak, burada bulunan hâlâ çok tehlikeli bazı maddeler var. Hele TRT’yle ilgili bazı maddeler var, hiç maksadı anlatılamayan maddelerdir. TRT ile Anadolu Ajansı arasında yapılacak ihale sözleşmesi İhale Yasası’nın dışına çıkarıldı. Açıkça ifade edemediler ama olan şu: TRT yeni bir kanal açacak. Mevcut olan kanallar iktidarın icraatlarını anlatmakta yetersiz kalıyor, iktidarın propagandasını yapmakta yetersiz kalıyor, o nedenle yeni bir kanal daha açılacak ve bu kanala alınacak program ve haber erişimi hususunun da doğrudan doğruya Anadolu Ajansı üzerinden ihalesiz yapılması öngörüldü ve böylesi örtülü bir madde daha bunun içerisinde var.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin, daha doğrusu bizim bitmeyen bir gündemimiz daha söz konusudur. Muhtemelen bu hafta ya da önümüzdeki hafta tekrar denemesini yapacaksınız; 684 sıra sayılı iç güvenlik yasasını geri çektiniz, bazı maddelerini geri çektiniz, gündemimizin 5’inci sırasındaki yerini de koruyor. şimdi bir sıra kaydırdınız ama önümüzdeki günlerde yeniden görüşmeyi deneyeceksiniz, gündeme yeniden getirilmesini arzu edeceksiniz. Bu iç güvenlik yasasında bizi bugüne kadar yaptığımız muhalefeti bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Çünkü şunu iyi biliyoruz: Örneğin, bu iç güvenlik yasasının 4’üncü maddesiyle, değil bundan sonra polisin işleyeceği cinayetleri cezai müeyyidenin dışına taşımak, bugüne kadar polislerin, askerlerin, özel hareket timlerinin sokaklarda, toplumsal olaylarda işledikleri bütün cinayetleri yargılama kapsamının dışında bıraktınız. Örtülü bir af niteliğindeki bir madde düzenlemesi burada duruyor. Bu 684 sıra sayılı Tasarı’nın 4’üncü maddesiyle, Ceza Kanunu’nun 7’nci maddesine dayanarak “Kanunlardaki Lehe düzenlemeler geriye yürür.” fiilinden hareketle bugüne kadar sokaklarda çocukları katleden polislere, askerlere, özel hareket timlerinin tamamına örtülü af getirdiniz. Ethem Sarısülük'ü öldüren polisi affettiniz, o polis şu anda bu yasanın bir an önce çıkmasını arzu ediyor. Uğur Kaymaz’ı, Enez Ata’yı ve daha nice çocuğu sokakta katleden polislere, güvenlik görevlilerine af getiriyorsunuz. Bu nedenle biz, o zaman da itiraz ettik, şimdi de itiraz ediyoruz. Ama bu yetmiyor. Bakın, siz, olağanüstü hâl uygulamasına… Bugün de Cumhurbaşkanı hükûmetlerinin icraatlarını anlatırken ifade ediyor. “Biz iktidara geldiğimizin 2’nci ayında olağanüstü hâl uygulamasını ortadan kaldırdık.” dediniz. İyi, isim olarak olağanüstü hâl uygulamasını ortadan kaldırdınız. Peki, 430 ve 285  sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerdeki hükümleri olduğu gibi diğer yasalara dercettiğinizin farkında mısınız? Siz farkındasınız ama kamuoyundan gizliyorsunuz. 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname olağanüstü hâl bölge valiliğinin yetkilerini düzenliyor. 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname de aynı şekilde olağanüstü hâl bölge valiliğinin ihdasıyla ilgili kanun hükmünde kararnamedir. Mesela, bu torba tasarının 53’üncü maddesini hatırlarsınız,  sansür ve sürgün yetkisi veriyor. 684 sıra sayılı torba tasarının -sizin bir kısım maddelerini geriye çektiğiniz tasarının- 53’üncü maddesi -Meclisin görüştüğü 53’üncü maddesi- 2830 sayılı Yasa’da bir değişiklik öngörüyor; 17’nci maddede bir değişiklik öngörüyor. Bu, neye tekabül ediyor biliyor musunuz? 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesinin (a) fıkrasına tekabül ediyor. O fıkrayı olduğu gibi aldınız, buraya koydunuz. Sansür ve sürgünle ilgili olağanüstü hâl bölge valisinin yetkisini aldınız, 81 vilayetin valilerinin yetkisine verdiniz. Siz kimi kandırıyorsunuz ya da kimi kandırdığınızı düşünüyorsunuz?

Devam edeyim: Bu tasarının 4’üncü maddesi -biraz önce ifade ettiğim maddesi- bakın, yine, bu 430 sayılı KHK hükümleri arasındadır. Burada da diyor ki: “Devlet görevlileri işledikleri suçlardan dolayı yargılanamazlar.” Tek tek buradaki maddelerin hepsini aldınız, bir şekilde bu tasarının içine koydunuz. Bu nedenle, biz, size dedik ki: “Bu, olağanüstü hâl düzenlemesidir.” Adını koyduk; “Bu, olağanüstü hâl düzenlemesidir.” Bu 2 KHK’daki herhangi bir yetki boşta kalmadı. Örneğin jandarmayla ilgili düzenleme, bu KHK’ların düzenlemeleri içerisindedir.

Bakın, 430 sayılı KHK’nın 6’ncı maddesini size okuyorum: “Olağanüstü Hal Bölge Valiliğinin görev alanında, adli ve idari yargı ile askeri mevzuata ilişkin hususlar hariç olmak üzere, yetki ve görevlerin kullanılmasından doğacak ihtilafları çözümlemeye ve bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanması ile ilgili her türlü idari düzenlemeleri yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.” Burada böyle diyor ama buraya getirdiğiniz düzenleme buradan bile geridir. Bakanlığın yetkisini dahi siz valiye verdiniz. Olağanüstü hâl uygulamaları esnasında valinin, bakın, valinin dahi, olağanüstü hâl bölge valisinin kullanmadığı yetkiler, kullanamadığı yetkiler şimdi valilere verildi. Sadece bu mu? Benzerlik sadece bundan ibaret mi?

Bakın, zararların tazminiyle ilgili olarak bu tasarının 9’uncu maddesinde bir düzenlemeniz var. Onu da aldınız Naci Bey, aynen, olağanüstü hâl bölge valilerine tanınan yetkilerin içerisinden alıp buraya koydunuz.

Sansür ve sürgünle ilgili maddeleri nereye koydunuz? TİB düzenlemesinin içine koydunuz, gizlediniz.

Daha önce yapılmış, daha önce sizin hükûmetleriniz döneminde çıkarılmış İl Özel İdaresi Kanunu var. İl Özel İdaresi Kanunu’nun da 7’nci maddesine bakmanızı öneririm. Yine, bu maddede olağanüstü hâl bölge valiliğinin ihdasına ilişkin, Kanun Hükmünde Kararnameden alınıp buraya konuldu. Şimdi, bu antidemokratik uygulamalara biz karşı çıkmayalım da kim karşı çıksın?

Siz şimdi bir de buraya getirip diyorsunuz ki: “Bunlar çok demokratik uygulamalar.” Ee, bu demokrasiyse Saddam’ın da uyguladığı demokrasiydi, bu demokrasiyse vallahi Mübarek’in de kullandığı demokrasiydi, Beşar Esad’ın da kullandığı demokrasidir çünkü arada hiçbir fark yok, arada hiçbir fark yok, hiçbir fark yok.

Her şeyi kendinizi korumaya göre dizayn etmeye çalışıyorsunuz. Bunlar sizi korumaz, emin olun bu düzenlemeler sizi korumaz. İlelebet iktidarda kalmazsınız ama bizim iktidarımızda size karşı hiçbir zaman kullanma arzusunda olmayacağımız düzenlemelerdir bunlar ve ilk işimiz bütün bunları çöpe atmaktır. Hiç kimseye karşı bu yasal düzenlemelerin, bu antidemokratik yasal düzenlemelerin kullanılmasını arzu etmeyeceğiz, buna ilişkin muhalefetimizi sürdüreceğiz.

Bakın, bu teklifin içerisinde getirilmiş işte, yardım; aile yardımı, doğum yardımı, vesaire… Açıkça ifade edeyim, bir tanesi, bir düzenlemesi, mesela doğumla ilgili düzenleme çok kafatasçı bir düzenlemedir. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir Türk dünyaya gelirse babası Türk olsa ya da annesi Türk olsa bu sizin için yetiyor, yardım göndereceksiniz. Amerika’da doğum yapan, Amerikan vatandaşı olacak birine de yasal düzenlemedir bu. Bu kafatasçı bir düzenlemedir. Kendi ülkemizin vatandaşına, kendi ülkemizin kayıtlarına kayıtlı vatandaşlarına yardım yapılmasına hiç itiraz etmiyoruz. Hatta “Getirin, hiç bunları tartışmasız geçirelim.” diyoruz ama dünyanın neresinde olursa olsun, doğum yapan bir Türk kadın ya da çocuğu olan bir Türk baba bu yasal düzenlemeye göre Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinden yardım talep edebilecektir, bu da kafatasçı bir düzenlemedir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, maalesef, yine bir torba kanunla karşı karşıyayız, bu da “seçim torbası” olarak herhâlde literatüre geçecek. Seçim öncesinde gelen klasik torbalardan bir tanesi daha geldi. Sürekli olarak Meclis bu tarz, artık “Hükûmet teklifi” diye literatüre geçirdiğimiz kanun teklifleriyle bu kanun yapma sürecini maalesef bozmuştur ve kötü bir gelenek hâline getirmiştir. Öncelikle bunu tespit etmemiz lazım.

Tabii, böyle olunca ne oluyor? Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği rafta kalıyor. Yani Hükûmetin çıkarmış olduğu, kendi döneminde çıkarmış olduğu Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği’ne göre kanunların, düzenlemelerin uyması gereken kurallar var, bunlara uyulmuyor. Çünkü, Plan ve Bütçe Komisyonunda biz bunları konuşurken sürekli olarak aynı şeyleri yaşıyoruz, soruyoruz, diyoruz ki: “Bu kanunun getirdiği mali yük nedir? Bir etki analizi yaptınız mı?” Arkadaşlarımız peyderpey cevap vermeye çalışıyor, maalesef, bunlar süzgeçten geçmiyor. Tasarı olarak gelmesi gereken böylesine karmaşık düzenlemeler ne alt komisyonlarda görüşülüyor ne de ilgili kurumların süzgecinden geçiyor. Böyle olunca da kendi meramını dahi anlatamayan -içerik olarak- bizim usule, esasa ilişkin itirazımızın ötesinde, kendi çıkarmak istediği kanunu dahi ifade edemeyen düzenlemeler geliyor. Türkçesi bozuk, kanun tekniğine aykırı bu düzenlemeler maalesef aceleden, sahibinden, ihtiyaçtan kanun var diye getiriliyor ve her seferinde de yeni yeni maddeler… Burada, biliyorsunuz, 30 geliyor 60 oluyor, 130’a çıkıyor, arkasından 60 geliyor 120’ye, 130’a çıkıyor, 250’ye kadar çıkan kanunlar oldu. Dolayısıyla, böyle bir teknik, böyle bir şey olamaz.

Bu nedenle, bu şekliyle gelen kanun tekliflerine… “Torba kanun” dediğimiz ve gereksiz şekilde temel kanun olarak görüşülen bu kanun maalesef, içerik olarak da usul olarak da yanlış gelmiştir. Tabii, her seferinde olduğu gibi, burada da bazı helaller ile haramlar yine karıştırılıyor.

Sayın Bakanım, burada sizin Bakanlığınızı ilgilendiren, öğretmenlerimizi ilgilendiren, çıkması gereken güzel maddeler var.  Biz de iktidar partisi mensuplarına dedik ki: Hemen, hiç beklemeden çıkaralım. Ama, illaki içine haramları karıştırmadan bu olmuyor. Yani, haramların bir kısmını arkadaşlar bizim ısrarımız üzerine çıkardılar ama bir kısmı yine içinde kaldı. Ne kanun sürecinden geçiyor… Başbakanlıkta Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü var, artık bir iş yapmaz oldu çünkü her şey teklif oluyor. Hükûmet hazırlıyor, bakanlar hazırlıyor veya nasıl olsa biz orada komisyona getiririz diyorlar, İç Tüzük 35’e aykırı şekilde. İçine -var mı yok mu- kafasına göre komisyon teklif getiriyor. 87’ye aykırı bir şekilde, burada geliyor, ekleniyor. Yani İç Tüzük hükümleri maalesef ayaklar altına alınıyor ve böyle kanunlar buraya geliyor. Biz dedik ki: Bakın, gelin öğretmenlerle ilgili sizin tasarınız var -kanun tasarısı yani Hükûmetin tasarısı- hemen bunu alalım, geçirelim, hiç görüşmeden, aşağıya… Hatta, biz biraz daha artırılmasını istedik, bütçe imkânları sebebiyle geçen sefer de artmamıştı. Sonrasında, teklifin içerisinde sizin maddelerinizi söyledik; üniversite öğrencileriyle ilgili, harçlarla ilgili maddeler var, bunları hemen alalım, bir paket yapalım, diğerleriyle bizi yormayın dedik. Acil olmayanlar var. Şimdi, tam böyle seçim arifesinde araya getirip “Ne çıkarabilirsek çıkaralım.” mantığı maalesef yanlış. Ama, tabii ki bu şekliyle yapmayınca da helalin içine karıştırmazsanız haramı, millet tek başına maalesef yutmuyor. Bizim ısrarlarımız üzerine, arkadaşlarımız inşatlarla ilgili, müteahhitlerle ilgili maddeler vardı, onları çıkardılar. Çok tartışılan, kamuoyunu da ilgilendiren, burada seçim süreciyle ilgili daha önce konuşmuş olduğumuz YSK’nın seçime ilişkin yetkilerinin RTÜK’e devri vardı, sağ olsunlar, ısrarlarımız sonucunda onları da çektiler. Doğruları teslim etmemiz lazım. Yani haramları söylüyoruz, helalden ayrıştırılan haramları da söylüyoruz ama kalanları da söylemek zorundayız. Bu maddeleri çıkardılar ama geri kalanlara baktığımız zaman ki hakikaten, bu fecaat olacak bir  şeydi çünkü tamamen,  nasıl ki iç güvenlik paketiyle savcının, hâkimin yetkisini alıp valiye verdiysek burada da YSK’nın yetkisini RTÜK’e verecektik, bunu da çektiler arkadaşlarımız. Bizi biraz yordular ama olsun, sonucunda çekilmiş oldu; bunlar için teşekkür ediyoruz. Ama, şimdi, geri kalanlara baktığımız zaman burada çok önemli bazı maddeler, maalesef, içinde kaldı.

Bu şekliyle kanun getirdiğimiz zaman, bu şekliyle çıkması mümkün olmuyor. Bunlardan bir  tanesi TRT’nin Anadolu Ajansından alacağı hizmet alımlarına ilişkin, açıkçası bir vergi istisnası getiriliyor. Tabii, öyle bir masum şekilde geliyor ki “Ya, işte, birtakım hizmetler alınacak, biz de bunu, ne var ki kamu kurumu olan Anadolu Ajansından alalım.”

Değerli arkadaşlar, burada defalarca tartıştık, TRT’deki dış yapımlarla ilgili yolsuzlukları, Anadolu Ajansının yönetimine ilişkin usulsüzlükleri defalarca burada tartıştık. Şimdi, böyle bir şey ortadayken siz kalkıp “TRT doğrudan ihaleyle alsın.” dediğiniz zaman bizim aklımıza bir sürü soru geliyor. İşte, demin söylemiş olduğum, kanun tasarısı olarak gelmemesinin sakıncası burada karşımıza çıkıyor. İlgili kurumlardan görüş alınmamış. Sayın  Genel Müdür Yardımcısı geldi, kendisine sorduk nedir bu işin aslı diye çünkü o söyleyince biz de anladık. İlgili düzenlemenin 3 (g) maddesinde zaten istisna var ve -7 milyon 726 bin lira- doğrudan temin yöntemiyle alabiliyorlar. E, peki, şimdi, TRT Anadolu Ajansından 7 milyondan fazla bir şeyi nasıl olur da alır, aklımız ermedi. Uluslararası kuruluşların yıllık aboneliklerine baktık, uluslararası ajansların verdiği hizmetlere baktık, maalesef hiçbiri bizi tatmin etmedi.

Yine, öbür tarafta, hizmetle ilgili bir şey var, “22’nci maddeden de yararlanamıyoruz." diyor. Yani, özet itibarıyla, “Bize bırakın, biz kafamıza göre alalım.” Ha, sonra anladık ama uzunca sorulardan sonra, Hazine yetkilisi arkadaşımızın bize verdiği bilgiden Anadolu Ajansının önceki yıl sadece 28 milyon geliri olduğunu, 111 milyon normal gideri olduğunu, sonucunda 105 milyon zarar ettiğini öğrendik. Şimdi, buraya para aktaracaksak bunun ortağı hazine diyoruz. Milletin elektrik faturalarına giren, TRT payından kesilen paraları alıp yine bir dış yapım şeklinde, hele hele seçim arifesinde Anadolu Ajansına vermek neyin nesidir, aklımız ermedi.

Toplam yıllık geliri 28 milyon. Şimdi, zaten ihalesiz, tek partide 7 milyon 700 binlik hizmet alımı yapma şansınız var. Soruyoruz, topluyoruz, çarpıyoruz, bölüyoruz, böyle bir rakam çıkmıyor. Ha, buraya kaynak aktarılırken sadece, hazineye ait olduğu için, sermaye payı aktarması değil hülleyle kaynak aktararak zararını azaltıyorsunuz.

Başka ne var? Öbür taraftan, tam da seçim arifesinde, daha önce TRT’nin becerikli bir şekilde, elinde birçok prodüktör, yapımcı, yönetmen varken dış alımlarla ne kadar parayı yandaşlara aktardığını burada defalarca tartıştık, şimdi ona girmek istemiyorum. Ama böyle sabıka varken, Anadolu Ajansının kendisi bu hizmetleri veremeyecekken oraya verip seçim arifesinde yine taşeron şirketlere hizmet alımı yoluyla para aktarmayı da açıkçası doğru bulmuyoruz. Ha, bu böyle değilse, sadece zarar nitelikli şeyi kapatacaklarsa bunun yolu basit: Anadolu Ajansı bir anonim şirket hâline dönüştürüldü, hukuki olarak bir tüzel kişiliği var, bunun ortağı da Hazine; Hazine gider sermaye artırımına, kesesinden parayı verir, zararını kapatır. Hülleyle seçim arifesinde “Bunu alıp oradan oraya koyduk, TRT’den para aldık.” şeklinde yapmayı doğru bulmuyoruz. Velev ki muhalefet partilerinin, Milliyetçi Hareket Partisinin haberlerini burada hiçbir şekilde doğru dürüst vermeyen, sürekli olarak iktidarın borazanlığını yapan bir kurumun da bu şekliyle parayı çarçur etmesini; hele hele bizden toplanan, kesilen paralarla, faturalarımızdan TRT’ye kesilen katkı paylarıyla bunu böyle kullanmasını doğru bulmuyoruz. Maalesef, bu madde bu şekliyle geldi. TRT’nin tarafsız olması gerekiyor Anayasa’ya göre ama maalesef yapılmıyor. Dolayısıyla, bu maddenin çıkarılması gerekiyor.

Öte yandan, bu maddenin içerisinde çok önemli bir husus daha var. Değerli arkadaşlar, daha önce, 17-25 Aralık sürecinden sonra sürekli olarak bir “paralel devlet” suçlamasıyla yapılan operasyonlar var. Tabii ki varsa suçlular, hukuk devleti içerisinde, hukuk içerisinde, yine meşruiyet içerisinde yargılanırlar, cezalarını çekerler. Ama, burada öyle bir kanun maddesi var ki değerli arkadaşlar, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107’nci maddesinde değişiklik öneriyor. Bu maddenin (2)’nci fıkrasında, bu (1)’inci fıkrada görülen birtakım işlemler, -sermaye piyasasındaki dolandırıcılıkla ilgili, piyasa dolandırıcılığıyla ilgili madde- işlem bazlı piyasa dolandırıcılığına paralel olarak, sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerini ve yatırımcıların kararını etkileyebilecek bilgiye dayanan bazı fiilleri cezai müeyyidelere bağlamış. Bu düzenleme, sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayan kişiye iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörüyor.

Şimdi, bu düzenlemeyle, getirilen değişiklikle “Bu suretle kendisine veya bir başkasına doğrudan yahut dolaylı menfaat sağlayanlar…” ibaresi eklenerek âdeta Bank Asyayla ilgili yapılanlar temize çıkarılıyor. Bakın, tekrar söylüyorum: Orijinal teklifte yoktu, Komisyonda gelen önergeyle “…dolaylı olarak menfaat sağlayanlar…” da maalesef çıkarıldı. Şimdi, garip geliyor. Neden? Burada defalarca tartıştık, Sayın Cumhurbaşkanı ne dedi? “Bu banka batmıştır.” dedi, “Bu banka bitiktir.” dedi, “Niye el koymuyorsunuz?” diye tahrik etti. Bunların tamamı, Sermaye Piyasası Kanunu’na göre ve Bankacılık Kanunu’na göre suç teşkil ediyor. Şimdi, siz ne yapıyorsunuz? Bu söylentiyi… Demin tekrar üzerine basa basa okudum: “… yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren ve yorum yapan, rapor hazırlayanların hepsi ve bunları yayanlar…” Bir: Sayın Erdoğan’ı kurtarıyorsunuz. İki: Bunu yayan yandaş gazeteleri kurtarıyorsunuz. Niye diyeceksiniz? O bankaya el konulmadı, bakın öyle bir şey yokmuş. Sadece eksik bilgi vermişler -ki onun da ne olduğu belli değil- yönetim kuruluyla, kurucularla ilgili, ortaklarla ilgili birtakım belgeler eksikmiş. Şimdi, bu banka batık demek mi? BDDK bile bula bula bunu bulabilmiş, başka bir şey bulamamış. Peki, ne olacak şimdi o bankanın itibar kaybı, o bankanın hisse senetlerindeki düşüşler? Suç işleyen varsa onu bulursunuz, önceden adamı bulup sonra suç yaratmazsınız.

Şimdi, bu düzenlemeyle başka ne geliyor? Ben size çok basit örnek vereyim: Bu düzenleme böyle geçsin. Bu hâliyle geçtiği takdirde… Hepinizin malumu, spor kulüplerimiz anonim şirket ve halka açık, bu örneği Komisyonda da verdim. Fenerbahçe Spor Kulübü hakkında bir dedikodu çıkarsalar “Aziz Yıldım ile Teknik Direktör İsmail Kartal kavga etmiş, 10 futbolcu da bunlarla beraber istifa etmiş.” diye. Haberin aslı astarı yok, birisi yazmış, bir spor gazetesi de bunu yayınlamış. Bir anda Fenerbahçe AŞ’nin hisse senetleri yarı yarıya düştü. Halka açık, SPK Kanunu madde 107’yle ilgili. Peki, ne olacak, sorumlu kim? Bu çıkardığınız kanunla o gazetenin sahibini yargılayamazsınız, sorumlu yazı işleri müdürünü yargılayamazsınız. Niye? “E, kardeşim, böyle bir haber geldi, ben bunu yaydım. Benim doğrudan menfaatim yok, benim Fenerbahçe hissem yok.” diyecek. Benim borsada param da yok dediği zaman neyle suçlayacaksınız? Bu maddeye göre yargılama imkânınız yok çünkü dolaylısını dahi ortadan kaldırıyorsunuz. Tamam, Sayın Erdoğan’ı korumak istiyor olabilirsiniz, yandaş basını korumak istiyor olabilirsiniz ama halka açık şirketlerle ilgili… Veya tersinden düşünün, birçok sektörde rekabet eden firmalar var, doğrudan bir menfaat temini yok. Bir yayın kuruluşuyla anlaştın, adamı batırmak istiyorsun, hakkında dedikodu çıkardın. Mahkemeye gidince de “Vallahi, böyle bir haber geldi, ben de yazdım.” dedi. En fazla ne olur? Tekzip hakkını kullanır, mahkeme kararıyla bu haberin tersini yayınlarsınız, özür dilersiniz. Basın Kanunu’ndaki suçlar ayrıdır ama “piyasa dolandırıcılığı” tanımı farklı bir şeydir arkadaşlar.

Şimdi, bunu yaptığımız zaman bütün bu suçları sorgulanamaz hâle getiriyorsunuz. Yarın, bir ekonomik rekabet içerisinde bir rekabet savaşına yol açabiliriz. İsteyen istediği firmayla ilgili bir sürü dedikodu çıkarır, çok basit. Biliyorsunuz, bir yerde ne yapıyorlar? Bir tane numune buluyorlar falanca gıda kutusunun içerisinden şöyle bir şey çıktı dedikleri zaman ne oluyor, bunu da gazete yazdığı zaman? Aslı astarı var mı, yok mu ondan sonra anlaşılır. Onun için, bunu yaparsak halka açık şirketlerin batırılmasının, kasten batırılmasının önünü açmış oluruz. Bir tarafta gözünüze kestirdiğiniz bir bankayı batıralım derken veya onu kötüleyenleri, batırmak isteyenleri, zarar ettirmek isteyenleri aklayalım, bunları yayınlayanları aklayalım derken öbür taraftan bütün halka açık şirketlerin batırılmasına, kâr-zarar hesabının büyümesine, zararının büyümesine ve şirket hissedarlarının aşırı derecede zarar etmesine yola açabilecek bir düzenlemeyi getirmiş oluyoruz. Yani böyle bir şey olması mümkün değil.

Artı, bu arada masum gibi getirilen başka düzenlemeler var. Bir de öyle bir şey var ki, arkadaşlarımız hiçbir şey yokmuş gibi bize söylüyorlar. Soruşturunca ortaya çıkıyor. Asıl alındığımız nokta o. Hükûmet tasarısı olmadığı için bakanların bile birçok şeyden haberi olmuyor. Doğal olarak, geliyorlar nöbetçi bakanlar, maalesef haberleri olmuyor.

Şimdi diyoruz ki burada bir şey var. Sigortacılık Kanunu’nda tanımlara ekleme yapıyor arkadaşlarımız. Diyoruz ki: Bu nereden çıktı? “Katılım sigortası.” diyor. Tamam, katılım bankacılığı var, anladık, onunla ilgili bir şeyler var ama tek maddelik bir şeyin içerisine tanım yaparak sigorta sistemini kökünden değiştiren bir şeyi, burada, seçim torbasının içine koymak ne kadar doğrudur? Plan ve Bütçe Komisyonunda bizim bekleyen Bankacılık Kanunumuz var -alt komisyon üyesi olarak ben de bekliyorum- görüşülmedi. Şimdi, bunlar dururken acelesi ne? Ne yaptınız, bu nereden çıktı diyoruz. “Bazı ülkelerde…” diyor arkadaşlarımız. Sıkıştırınca diyorlar ki: “Malezya’da ve Körfez ülkelerinde yatırımcılar var, onların talebi.” Ha adrese teslimmiş! Böylece onu anlıyoruz. Hemen arkasından gelen bir madde daha var. “Yönetici şirket” diye bir tanım gelmiş ilk defa. Soruyorum, diyorum ki: Arkadaşlar, ben böyle bir tanımı görmedim yani iki dönemdir milletvekiliyim ama ondan önce hem Merkez Bankacı hem para banka hocasıyım, sigortacılığı da az buçuk biliyorum. Buradan kanunu da geçirdik, ayrıntısını da öğrendik. Peki, bu nedir dedik. İşte “Efendim, şöyle de, böyle de.” Dünyada örneği var mı? Arkadaşlarımız dediler ki: “Lloyd’s Insurance var. Zaten onların talebiydi. Biz bunu açıkça yazamadığımız için -hatta bir de böyle çok açık söylemeye başladılar, bazı ülkeler, efendim, Lloyd’s için özel çıkarıyormuş- kanun adına yazamadığımız için böyle bir şey yapıyoruz.” İyi. Baktık ki Lloyd’s Insurance’ın arkasında majesteleri var yani uluslararası bir şirket. Tamam, onlar da gelsin ama adrese teslim, sipariş düzenleme olur mu arkadaşlar? Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Arkadaşlarımız getiriyor bir tane kanun teklifi, araya onları da sokuyorlar. Diğerleri onu getirdi, bu bunu getirdi derken, maalesef, böyle bir şeyle karşılaşıyoruz. Çok yanlış oluyor.

Yani, evet, düzenleyelim ama mademki böyle bir şey yapılmak isteniyor, kendi arkadaşlarımız orada bunu söylerken Plan ve Bütçe Komisyonunun iktidar partisine mensup bazı milletvekilleri de sordular “Burada, sektörde bir sıkıntı olmayacak mı?” diye bizim sorumuz üzerine. Neden? Sigortacılık sektörünün yüzde 70’inden fazlası yabancı şirketlerin elinde. Bir de bunun üstüne üst şemsiye kuruluş verip hepsini onun tekeline verdiğiniz zaman sektör tamamen yabancıların eline geçer. Nerede kaldı milliyetçiliğiniz? Hani son günlerde milliyetçilik çıkışı yapmaya çalışıyor Sayın Erdoğan ve Sayın Davutoğlu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ayaklar altında!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi nasıl oldu bu iş yani? Yüzde 70’i zaten gitmiş. “Malezyalılar istiyor yapalım, İngilizler istiyor yapalım.” Bu Türk milletinin istediği ne olacak? Türk sigorta şirketlerini bir araya getirip o aradan çıkarmaya çalışmaz da birilerinin istediği kanun teklifini maddeyi araya sokarak seçim arifesinde getirirseniz bunun haram olduğunu söylemek zorundayız. Bu doğru bir düzenleme değil. Onun için, haramlar ile helalleri karıştırıyorsunuz diye bundan söylüyoruz.

Bakın, içerisinde çok daha tehlikeli bir düzenleme vardı İdari Yargılama Kanunu’yla ilgili. Arkadaşlarımızı uyarınca o yanlışlığı da düzeltmiş olduk. O hâliyle geçseydi bugün çıkacak olan, daha doğrusu itiraz edilmemiş olan, temyize başvurulmamış olan kararlara ilişkin de dava açma hakkı olacaktı yeniden. Bitmiş, vatandaşın lehine sonuçlanmış dava… Ha ne olmuş? 2014 Haziranında çıkarırken geçiş hükümlerini unutmuşuz. Ama spesifik olarak o tarihe yazınca ancak daraltmış olduk kapsamını.

Yani gelen kanunlar bu şekliyle geldiği zaman eksikliğini yanlışlığını söylüyorum. Bir: Başbakanlıktan geçmezse. İki: İhtisas komisyonundan geçmezse, hukukla ilgili bir şey Adalet Komisyonuna gitmiyorsa… Biz onu nereden bileceğiz? Arkadaşlara sorunca öğreniyoruz, üzerine bakınca düzeltebiliyoruz.

Dolayısıyla, bu şekliyle torba kanun yapmak İç Tüzük’e de diğer Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği’ne de aykırıdır. Bunların ayrı şekilde kanun tasarısı olması gerekir diyorum. Helal maddelere desteğimiz vardır ama özellikle bu söylediğim maddelerde de çıkarılması için önergelerimizi vereceğiz diyor, şimdiden teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen  Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum ama 550 kişilik milletvekili grubumuz, maşallah, 30 kişiyi geçmiyoruz galiba.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta 688 sıra sayılı torba Kanun Teklifi’ni görüşmüştük, bitirmedik henüz biliyorsunuz. Geçen hafta 688’i görüşürken biz Plan ve Bütçe Komisyonunda yeni bir torba kanunla karşı karşıyaydık, onun hazırlıklarını yaptık geçen hafta içerisinde alelacele ve şimdi 705 sıra sayılı Kanun Teklifi olarak burada görüşüyoruz.

Hemen seçim öncesi bu tür torba kanun tekliflerinin gelmesi biraz garip. Çok acil olması, çok gerekli olması durumunda gelmeleri gerekiyor ama bunların içerisinde çok acil olan, çok gerekli olan 1 tane, bilemediniz 2 tane dışında hiçbir madde yok. Neden bu kadar alelacele gelir, neden hem Plan ve Bütçe Komisyonu hem burası meşgul edilir, bunları anlamak mümkün değil.

Ayrıca, torba kanunlara Başbakanımızın karşı olduğunu, Başbakan Yardımcımızın, Meclis Başkanımızın karşı olduğunu hepimiz biliyoruz, “Bir daha gelmeyecek.” diye de söz verdiklerini biliyoruz ama buna rağmen, maalesef, yine bu tür, tasarı gelmese bile, teklifler gelebiliyor ama bunlar yanlış.

Bu torba teklif de geldiğinde 36 madde diye hatırlıyorum –yanlış hatırlamayayım- ve bunun içerisinde 25-26 tane farklı kanun vardı, farklı kanunla ilgiliydi. Neyse ki bazılarını çok aykırı, çok seçime yönelik olduğu için, çok saçma sapan şeyler olduğu için çıkarttırabildik; bugün 30 maddeyle torba kanun huzurunuzda. Maalesef, sakıncalı, çok sakıncalı bir yasama usulü yürütüyoruz. Zamanlaması da çok yanlış. Bu işi bir türlü bir makule bağlayamadık.

Değerli arkadaşlarım, zamanlama konusunda, hani, sadece bir seçim öncesi olmasından dolayı değil, bir devlet krizinin yaşandığı dönemde de bunları görüşmemizde bir sorun var. Bir devlet krizi yaşıyoruz. Cumhurbaşkanımız ile Hükûmet arasında çok önemli bir sıkıntı var, sorun var; bir devlet krizi var. Yani işin siyasi boyutuyla ilgileniyor herkes, kamuoyu bakıyorum onunla ilgili, “İktidar partisinin içerisinde farklı gruplaşmalar var, birbirleriyle uğraşıyorlar.” diye düşünülüyor, o yönü ele alınıyor ama aslında ondan önce -o tarafı bizi ilgilendirmez, iktidar partisinin kendi sorunudur- bir devlet krizi var. Bir Cumhurbaşkanı, bir Hükûmet çok farklı noktalardalar, hem de neyle ilgili olarak? Türkiye'nin en önemli meselesiyle ilgili olarak çok farklı noktalardalar Cumhurbaşkanı ve Hükûmet; Türkiye'nin en önemli, en derin sorunuyla ilgili olarak farklı noktalardalar. Cumhurbaşkanı şimdiye kadar aldığı, yürüttüğü Kürt meselesine, Kürt sorununa “Yoktur.” diyor ve şimdiye kadar olan çözüm süreciyle ilgili görüşmelerin yanlış olduğunu söylüyor; şimdiye kadar grup başkan vekilinin katıldığı, Başbakan yardımcılarının katıldığı, bakanların katıldığı, Hükûmetin katıldığı toplantıların yanlış olduğunu söylüyor; açıklamaların yanlış olduğunu söylüyor, İzleme Komitesinin yanlış olduğunu söylüyor, 10 maddenin yanlış olduğunu söylüyor; bunları anlamak mümkün değil. Bu, tam bir devlet krizidir. Bir devlet krizinin olduğu bir ortamda biz burada keyfekeder, ne olduğu belli olmayan -biraz sonra detaylarını da açıklayacağım- bir torba kanunu görüşüyoruz; bu devlet krizini konuşmuyoruz, bu devlet kriziyle ilgili olarak yapılması gerekenleri yapmıyoruz ve bu devlet krizini, bu kadar önemli bir devlet krizini bir siyasi kriz olarak yorumluyoruz; iktidar partisinin kendi içerisindeki bazı sorunlar, kişisel sorunlar gibi yorumlanıyor. Bu, tamamen bir devlet krizidir; burada, böyle bir zamanda ciddi olarak ele alınması gerekir. Madem görüşmeler yapılıyor bir seçim öncesi, madem Meclis açık, bu konunun aslında gündeme getirilmesi gerekir. Devleti önemsiyorsak, geleceğimizi önemsiyorsak konuşulması gereken budur.

Sayın Cumhurbaşkanı bir sistem değişikliğinden bahsediyor, kendisine göre, bir başkanlık sistemi oluşmasından bahsediyor ve özellikle bu parlamenter sistemin yürütülmesini engellemeye çalışıyor. Böyle bir durumla da karşı karşıyayız. Bunlar, tabii ki sıkıntılıdır. Sayın Cumhurbaşkanı bu parlamenter sistemin yürümediğini, Hükûmetin de yürütemediğini ispatlamak için her yola başvuruyor, bunu ispatlamaya çalışıyor, “Efendim, benim dediğim doğrudur, başkanlık sistemine geçelim.” diyor. On iki yıl kendisinin Başbakanlık yaptığı, yürüttüğü sistemi inkâr ediyor, değiştirmeye çalışıyor. Bu, çok tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir durumdur değerli milletvekilleri. Bu konuyu, özellikle bu torba kanunlar yerine bunları burada görüşmemiz gerekir, tekrar ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı geçmişte yaptığı hatalarla ilgili zaman zaman -siyaseten galiba yapıyor- günah çıkarıyor, komutanların tutuklanmalarıyla ilgili, hocalarımızın tutuklanmalarıyla ilgili, iş adamlarının veya gazetecilerin tutuklanmalarıyla ilgili olarak bugün “Biz kandırıldık.” diyebiliyor. O zaman, dün kandırıldıysanız Sayın Cumhurbaşkanı, siz, bu meselede de, bu Kürt meselesinde de, çözüm konusunda da kandırılmış olabilirsiniz. O zaman sizin yaptıklarınız yanlıştır, o zaman sizin istifa etmeniz gerekir “Kandırıldık.” diyorsanız. Kandırılan bir Başbakanın, bu kadar önemli bir konuda kandırılan bir Başbakanın istifası gerekir.

Bunları konuşmamız gerekir burada değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri.

MİT Müsteşarı apar topar, biliyorsunuz, ayrıldı, milletvekili adayı oldu, tekrar geri gönderildi Hükûmet ile Cumhurbaşkanı arasındaki çekişme dolayısıyla. Hâlâ MİT Müsteşarının kararnamesi imzalanmış değil. Aslında orada oturmaması lazım, o görevi yapmaması lazım. Kararname imzalanmış değil, imzalanmıyor çünkü prosedüre göre eksiklik var, yanlışlık var. Yani bütün bunların konuşulması gerekirken maalesef bunlar konuşuluyor. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Konu mankeni değilim.” Konu mankeni değilsin ama sizin anayasal çerçeve içerisinde bir sorumluluğunuz var. O sorumluluk dâhilinde ya da sorumsuzluk dâhilinde görevinizi yapınız.

Ülkede büyük sıkıntılar var ve biz nelerle uğraşıyoruz değerli arkadaşlarım.

Ha, bir de deniyor ki: “Bütün bunlar danışıklı dövüştür, Cumhurbaşkanı ile Hükûmet arasında bir danışıklı dövüş yapılıyor.” Eğer böyle bir durum varsa en tehlikelisi de budur çünkü böyle bir danışıklı dövüş yapılarak bu devlet yıpratılıyorsa bu ihanettir, vatana ihanettir değerli arkadaşlar. Danışıklı dövüş yapılarak böyle bir devlet yıpratma söz konusuysa bu, vatana ihanettir; bu, daha tehlikelidir. Çok daha fazla üzülürüm böyle bir durum söz konusuysa.

Şimdi, gelelim bu torba kanuna. Değerli arkadaşlarım da benden önce geneli üzerinde söz aldılar, anlattılar. En önemli, acil olan maddesi Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili kadroların çıkarılması. Biz  dedik ki: Tek önemli madde budur, çok acil olan budur; bunu çıkaralım, hiç tartışmayalım -şimdiye kadar da çıkmış olurdu- Genel Kurula gönderelim. Geçen hafta içerisinde çıkarırdık, şimdiye kadar uygulamaya geçirilebilirdi bu madde. Bu maddeyle, bundan sonra, 35 bin öğretmene bu yıl içerisinde kadro verilecek; böyle bir beyanda bulunuldu. Peki, ihtiyaç ne kadar? Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin bildirdiğine göre -Komisyonda sorduk- bu sene içerisinde 115 bin ihtiyaç var. 35 bin atama yapılacak. Öyleyse 80 bin kadroya daha ihtiyaç var sadece öğretmenler için. Neden onları atamıyoruz? Yani bu, eğitim en önemli konumuz. “Efendim, bu para meselesidir, bütçe meselesidir.” Değerli Bakanım, bütçe meselesiyse, para meselesiyse o zaman saray yaptırmasaydınız, ona karşı çıksaydınız. dedik. Eğitim için para harcamıyorsunuz, açık varken kadro vermiyorsunuz, “Bütçe imkânlarımız sınırlıdır.” diye gerekçe gösteriyorsunuz ama sarayı yapabiliyorsunuz ya da taşıtlarla ilgili olarak bu kadar harcama yapabiliyorsunuz ya da uçak alabiliyorsunuz. Türkiye’de o kadar lüks var ki bu bir bahane değildi. Madem bu sene 35 bin atama yapılacak yıl sonuna kadar ve ilave olarak 115 bin bizim ihtiyacımız var, o zaman onların da yapılması lazımdı. Biz Komisyonda da önerge verdik, bunların düzeltilmesini istedik, burada da yine sırası gelince bu önergeleri vereceğiz. Bunların düzeltilmesi gerekir arkadaşlar; bir işi yapıyorsak doğru dürüst bir iş yapalım, mantıklı bir iş yapalım, bir anlamı olsun yaptığımız işin. Eğitimle ilgili olarak -en önemli konumuzdur, Türkiye’nin en önemli meselesidir- kadro veriyorsak doğru dürüst bir kadro verelim. Şu anda okullarda ihtiyaç var, bunu halledelim. Böyle saçma sapan, bölük pörçük kadro vererek bu işi halledemeyiz.

Diğer bir konu, değerli arkadaşlarım, TRT’nin Anadolu Ajansından hizmet alması. Şimdi, TRT zaten Anadolu Ajansından hizmet alıyor ve TRT, Anadolu Ajansından hizmet alırken 7,7 milyon liraya kadar Kamu İhale Kanunu’nun 22’nci maddesine göre doğrudan alım yapabiliyor, ihalesiz alabiliyor 7,7 milyon liraya kadar. Araştırdık, Anadolu Ajansının en yüksek paketi… Bu, diğer ajanslar için, Reuters için de geçerlidir, ANKA için de geçerlidir, en yüksek paketler 26 bin dolar civarında. Yani, bir yıl içerisinde TRT’nin Anadolu Ajansından alacağı hizmetin bedeli 2,5 milyon lirayı aşmıyor, böyle bir durum ortaya çıktı. Peki, TRT 7,7 milyon liraya kadar zaten ihalesiz alabiliyor Anadolu Ajansından kamu kuruluşu oldukları için. Nedir bu? Yani bunun üzerinde bir alım söz konusu. Öyle bir hizmeti yok Anadolu Ajansının. Bu nedir? Anadolu Ajansı çok zararlı bir kuruluş, sürekli olarak zarar eden bir kuruluş, kâr etmiyor, iyi çalışmıyor, Hükûmetin borazanı gibi faaliyet gösteriyor bütün bunlara rağmen ve oraya kaynak aktarılıyor. Ve bütün bunlarla beraber, seçimler sırasında da seçimlere yönelik, seçim sandıklarına yönelik Anadolu Ajansında bir kadro oluşturulması ve o kadroların da iktidar partisine hizmet etmesi gibi bir durum da var, bunu da söyledik. Bununla ilgili olarak da maalesef gereken cevapları alamadık. Bu çok ciddi bir suçlama, bakın, biraz önce diğer arkadaşlarım da bunu söylediler, ben de ifade ediyorum ana muhalefet partisi milletvekili olarak: Bu kadar ciddi bir suçlama oluyor ve bunu cevaplamaktan aciz kalıyor değerli arkadaşlarım. Böyle bir usul yok, bu şekilde kanun yapılmaz, bu şekilde yapılan kanunların da butlan olması gerekir.

Diğer taraftan, devletin bir usulü var yani bıraktım öbür tarafını, devlette bir organizasyon vardır. Bazı kuruluşlar yüzde 100 kamu kuruluşudur. Bazıları kamu iktisadi teşebbüsleridir, bunlar piyasada daha rahat çalışabilmek için, piyasa koşullarında mücadele edebilmek için farklı örgütlenmişlerdir. Bağımsız kuruluşlar vardır. Bir de şirket şeklinde örgütlenmişler vardır. Anadolu Ajansı bir anonim şirkettir, anonim şirket şeklinde çalışması gerekir. Siz, onu, Anadolu Ajansını şirket şeklinde çalıştırmayıp tutuyorsunuz, Anadolu Ajansını da bir kamu kurumu gibi çalıştırıyorsunuz, kaynak aktarıyorsunuz. O zaman kamu düzenini -bakın kamu düzeni sadece sokağın düzeni değildir- bozuyorsunuz demektir, kamu düzenini bozmaktır bunların yapılması. Bir kanunu, nizamı, hukuku bozmaktır, devlet düzenini bozmaktır, saçma sapan işler yapmaktır. Bunlara nasıl cevap verecek bundan sonra gelecek olan arkadaşım, merak ediyorum. Herhâlde cevap vermeyecek.

Bir diğer konu, getirilen maddelerden birisi, 12’nci maddeyle Kredi Garanti Fonu’na hazineden 1 milyar lira aktarılıyordu, 2 milyar liraya… Bu kaynağın 1 misli artırılması hedefleniyor. Kredi Garanti Fonu gibi kuruluşlar değerli milletvekilleri, kriz zamanında ortaya çıkmış; kriz dönemlerinde özellikle belli sektörlerin krizlerinde, genel krizlerde normalde bankalardan kredi almakta zorluk çeken, sıkıntısı olan, onlara teminat veremeyen bankalara teminat vermekte zorluk çeken kuruluşlara destek olmak için getirilmişlerdir. Doğru, yapılması gereken bir iştir. Bu da, Kredi Garanti Fonu, 1993 yılında –yanlış hatırlamıyorsam- kurulmuştur bizde. O yıldan beri faaliyettedir, faaliyet göstermesi lazım. Ama, kabul etmek gerekir ki bu değerlerin yani o 1 milyar liranın 1 misli artırılması, bu konuda düzenleme yapılması mevcut ekonomik krizin de kabul edildiği anlamına geliyor. Bu, bir anlamda da Hükûmet tarafından, iktidar tarafından ekonomik krizin önemli boyutlara ulaştığını anlatıyor.

Değerli arkadaşlar, ekonomiyle ilgili söze başlamışken şunu ifade edeyim: Başlangıçtan beri Türkiye’de ekonomiyle ilgili iktidar partisinin mimarisi yanlış çizilmiştir, yanlış yapılmıştır, yanlış bir bina üzerine inşa edilmiştir. Dünyada ekonomiyle ilgili bir değişimin olduğu dönemde, dünya ekonomisiyle, küresel ekonomiyle eklemlenmemiz gereken, birleşmemiz gereken bir dönemde bir eklemlenme söz konusu olmuştur bu iktidar zamanında ama bu eklemlenme, küresel ekonomiye eklemlenme finansal ekonomiyle olmuştur. Gitmişiz, finans ekonomisiyle, sanki bizde çok fazla para varmış, sermayeye çok fazla ihtiyacımız yokmuş gibi, sermayeyi kontrol edebiliyormuşuz gibi, finansı kontrol edebiliyormuşuz gibi finansla -hoşumuza gitmiş, kolaycılığa kaçmışız- eklemlenmişiz; hâlbuki üretimle eklemlenmesi gerekirdi. Biz, dünya küresel ekonomisinin üretim ayağıyla, üretim yönüyle eklemlenmesi gereken bir parçası olmalıydık, dünyaya daha fazla mal üretebilmeliydik, hizmet üretebilmeliydik, inovasyona dayalı yüksek teknoloji ürünleri üretebilmeliydik. Bu yanlış en başından yapıldı, kolaycılığa kaçıldı; dünyada çok fazla para olan, likit olan, kaynak olan bir dönemde kolaylıkla borç alındı, bunlar har vurup harman savruldu. Konya-Eskişehir arasındaki bütün yüksek binalar bugün o borçlarla yapılmıştır, çoğu kamu kuruluşları tarafından kullanılmaktadır. Alınan borçların, artırılan borçların hiçbiri üretime gitmemiştir, maalesef sıkıntı içerisindeyiz. Bugün de ekonomiyle ilgili olarak gelinen noktada büyük bir sıkıntı yaşamaktayız, ne yapacağımızı bilmez durumdayız. Hem dış politikamız hem ekonomi politikamız maalesef açmazdadır, siyaseten de biraz önce anlattığım şekilde bir devlet kriziyle karşı karşıyayız; acınacak bir tablo ve Mecliste hiç kimse yok bu şartlarda bile.

Bir diğer konu: Bu torba kanunun 16’ncı maddesiyle getirilen piyasa dolandırıcılığıyla ilgili madde. Böyle bir madde olamaz, böyle bir saçmalık olamaz. Müsaadenizle, bakın, şunu okuyayım -Sermaye Piyasası Kanunu’yla ilgili getirilmiş bu düzenleme- diyor ki: “Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla…” “Yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla…” diyor, yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yani piyasa dolandırıcılığı yapmak amacıyla bir şeyler yapıp menfaati olmayanlara ceza verilmez diyor. Ya, böyle saçma bir şey olabilir mi? Piyasa araçlarının fiyatlarını, değerlerini ve yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla siz bir şeyler yapacaksınız; manipülasyon yapacaksınız, söz söyleyeceksiniz, yayında bulunacaksınız, ondan sonra da “Menfaatim yok.” diyeceksiniz. Hem amacınız kötü hem “Menfaatim yok.” diyeceksiniz, kurtulacaksınız ceza almaktan. Böyle saçma bir şey olamaz. Herhâlde cumhuriyet tarihinin en saçma maddelerinden bir tanesidir bu. Muhakkak bir mantığı vardır, birilerini kurtarmak üzere getiriliyordur; tabii bu daha da acınacak bir durum.

Değerli arkadaşlar, bir diğer konu da bu teklifle seçime yönelik bir yatırım yapılması; çeyiz ve konut hesapları düzenlenmesi, evleneceklere ve konut alacaklara güya yardım yapılıyor olması. Bunlar o kadar yetersiz düzenlenmiş ki… Tutuyorsunuz, örneğin evlenmek üzere para biriktiriyorsunuz, üç sene bir banka hesabında bu parayı biriktirmek zorundasınız, üç sene o banka hesabında da faizsiz tutmak durumundasınız çünkü oraya zaman zaman parayı aktarıyorsunuz. Çok düşük bir faizle tutacaksınız. Mesela, bu dönemde olsaydı, yılbaşında başlamış olsaydınız hesapların birinde bu parayı tutmaya, yılbaşından beri bir kere yüzde 20 dövizden dolayı kaybetmiş olacaktınız. Kim tutar bu parayı orada? Kim güvenir de tutar çeyiz hesabında, konut hesabında ev alabilmek için? En fazla 5 bin lira çeyiz hesabında, 15 bin lira da konut hesabında, en fazla. Bunlar yıla göre artırılacak da yeniden değerleme katsayısı oranında, bir faydası olacak. Bir işi yapıyorsak doğru dürüst yapmak lazım. Evet, Türkiye’de tasarrufların artması lazım ama bunlar tasarrufların artması amacıyla yapılmış değil, bunlar seçime yönelik. Gidip de vatandaşa “Bakın, biz iyi şeyler getirdik, konut alırken size destekte bulunacağız, artık devlet olarak ya da evlenirken destekte bulunacağız.” demek için, propaganda yapmak için getiriliyor, hizmet etmek için değil. Samimi değil en azından bu maddeler, kime getirileceği de belli değil; doğru dürüst bir ayrım yapılmadan -ne bölgesel ne demografik bir ayrım yapılmış ne mesleğe göre ne gelir durumuna göre- hiçbir ayrım yapılmadan bütün bunlar getirilmiş.

5018 sayılı Kanun’a göre bir etki analizi yapılır. Bunlar da yok. Ne olur, ne kadar kişi bu hesaplara girer? Geçenlerde Halk Bankası…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – …bir hesap açtı, on beş günde bitmesi gereken kredi bir günde bitti. Ekonomi bu durumda maalesef.

Bu vesileyle saygılar sunuyorum, maddelerde görüşmek üzere diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat, 19.55’e kadar ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.56

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şahsı adına söz isteyen Salih Koca, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’miz hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclis Başkanlığımıza sunulan ve Plan Bütçe Komisyonumuzda son hâlini alan teklifimizde birçok yeniliğe imza atıyoruz; yine vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak, mağduriyetlerini giderecek düzenlemeleri yüce Meclisimizin gündemine taşıyoruz; finansman, eğitim, teknolojik yatırımlar, vergi usulü, rekabet, adalet, sosyal yardımlar alanında yeniliklere imza atıyoruz. Teklif edilen kanun tasarısıyla Millî Eğitim Bakanlığımıza 47 bin serbest kadro ihdas ediyoruz. Böylece, atama bekleyen öğretmen adaylarımıza devletimizin imkânları dâhilinde atama fırsatı sunuyoruz.

Ülkemiz, uluslararası kuruluşların Türkiye’de temsilcilik açmasını teşvik etmektedir. Verdiğimiz teklifle ev sahibi veya taraf olarak imzalamış olduğumuz uluslararası sözleşmeler neticesinde kurulan, yüce Meclisimiz tarafından onaylanan veya Bakanlar Kurulumuz tarafından yürürlüğe konulan uluslararası kuruluşlar ve bu kuruluşların mensuplarına uygulanan KDV ve ÖTV istisnasının kapsamını ve çerçevesini belirliyor, taraf olduğumuz uluslararası kuruluşların işleyişini rahatlatmış oluyoruz.

Bugüne kadarki gelir politikamız, kamu gelirlerimizin adil bir şekilde, sürdürülebilir kaynaklardan temin edilmesi hedefine yöneliktir. Bu çerçevede, modern bilgi teknolojileri sistemlerini kullanarak yeni hizmet seçeneklerini üretmeye ve mükelleflere sunulan hizmetlerin kalitesini daha da iyileştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, elektronik tebligatın muhatabın e-posta adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış olacağı hükmünü getirerek 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na paralel bir düzenleme yapılmış olacaktır. Böylece, elektronik tebligatı yapabilecek hâle gelecek, yanlış tebligatların önüne geçecek, diğer taraftan da yıllık ortalama 100 milyon TL olan tebligat masraflarından önemli ölçüde tasarruf etmiş olacağız.

Teklif edilen düzenlemelerden biri de Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumumuzun işleyişini düzenlemektedir. TRT’nin yayın, yapım ve haberlerinin güncel, hızlı ve etkin bir şekilde hayata geçirilmesi günümüz teknoloji çağının zorunluluğu hâline gelmiştir. Bu sebeple TRT’nin Anadolu Ajansından yapacağı her türlü program, haber, yapım ve yayınlarla ilgili mal ve hizmet alımlarının Kamu İhale Kanunu’ndan istisna kapsamına alınması, kamusal yayıncılıkta etkinliği ve verimliliği artıracaktır.

Bir diğer düzenlemeyle sermaye şirketlerine vergi kolaylığı sağlıyoruz. Böylece, öz kaynakla finansmanı teşvik ediyor, sermaye artışlarında kurumlara indirim öngörüyoruz. Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenmesi teklif edilen hükümle, sermaye şirketlerinin nakdi sermaye artırımlar üzerinden hesaplanan bir tutarın kurumlar vergisi beyanı üzerinden indirim yapılması suretiyle öz kaynakla finansman teşvik ediliyor. Şirketlere hisselerini halka arz etmek üzere teşvik sağlayan bir düzenleme de öngörüyoruz. Böylece, mevcut bulunan yüzde 15 stopaj oranını kâr dağıtımıyla orantılı olarak aşağıya çekmeye veya artırmaya Bakanlar Kurulumuza yetki veriyoruz.

Finansman imkânlarını geliştirmek ve kredi sisteminin etkin işlemesine katkı sağlamak amacıyla, firmalara kredi garantisi veren kredi garanti kurumlarına daha önce 1 milyar lira olan üst limiti 2 milyar liraya çıkarıyoruz ve böylece yatırımcının önünü daha da açmış oluyoruz.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun geçici 5’inci maddesi kapsamında, vadesi 31/12/2004 ve öncesine ait olan borçlar için uzlaşma başvurusunda bulunan kuruluşların vadesi geçmiş borçları bu statüden çıkarılarak uzlaşma kapsamına alınmıştı. Yapılan düzenlemeyle, konusu kalmayan bu tutarların uzlaşma sonucunda artık alacak statüsünde olmadığı, kayıtlardan çıkarılması gerektiği hususları açıklığa kavuşturulacaktır.

Sosyal devlet olmanın en öncelikli hedeflerinden biri sigorta sistemini yaygınlaştırmak ve bu vesileyle vatandaşların refah ve yaşam seviyelerini belli bir standarda oturtmaktır. Verdiğimiz teklifle, ülkemizde sigortacılık anlayışında katılım sigortası tanımını yapıyoruz. Böylece, uluslararası fon kaynaklı şirketler de katılım sigortası alanında ülkemize yatırım yapabilecek. Bu kapsamda, “katılım sigortası” ve “yönetici şirket” tanımlarını yapıyoruz. Teklifin onaylanmasıyla birlikte, finansal kapsayıcılığının artırılmasını teminen, çağdaş sigortacılıkta giderek yaygınlaşan katılım sigortası mevzuatımıza tam anlamıyla girmiş olacaktır.

Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapmayı teklif ettiğimiz düzenlemeyle, sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayan ve bu suretle kendisine veya bir başkasına menfaat sağlayanların iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmektir.

Yine, Onuncu Kalkınma Planı’mızda yer alan “Aile yardımlarının geliştirilmesi, aile danışmanlık ve eğitim hizmetlerinin kapsamlı, standart, etkin ve yaygın hâle getirilmesi, evlilik öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, sosyal yardım ve hizmetlerin aile temelli sunulması temin edilecektir.” hedefleri doğrultusunda aile temelli hizmetleri vatandaşımıza sunmak adına önemli adımlar atıyoruz.

Teklifimizde, 27 yaşını doldurmamış vatandaşlarımızın gönüllü katılımına dayalı olarak, bankalarda açacakları çeyiz hesaplarına devlet katkısı sağlanacaktır. Bu katkı, vatandaşlarımızın ilk evliliklerinde ve tek seferde ödenecektir. Şahısların hesabına yatırdığı miktar ve hak ediş süresiyle orantılı olarak azami 5 bin TL çeyiz desteği yapılacaktır. Destekten faydalanabilmek için asgari üç yıl sistemde kalmak gerekecektir.

Hayata geçirmeyi planladığımız bir diğer düzenlemede, çeyiz desteğiyle aynı mantıkla işlemesini öngördüğümüz devlet katkısıyla ilk defa konut sahibi olacak vatandaşlarımızın konut tasarruf hesaplarına sosyal devlet olmanın getirdiği anlayışla destek olmayı teklif ediyoruz. Bu rakam, vatandaşlarımızın tasarruf hesaplarına yatırmış olduğu miktar ve hak ediş süresiyle orantılı olarak azami 15 bin TL civarında olacak.

Ayrıca, yine vatandaşlarımıza bu kapsamda; 1’inci çocuk için 300 TL, 2’nci çocuk için 400 TL, 3’üncü ve sonraki çocuklar için 600 TL yardım yapılacaktır.

Teklif ettiğimiz bir diğer düzenlemeyle, belediyeler tarafından yetki verilen özel şahıs ya da şirketlere ait şehir içi toplu taşıma hizmeti sunan her bir ulaşım aracı ile özel deniz ulaşım aracı için ve bunların işletmecilerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız bütçesinden, bu amaçla konulan ödenekten ilgili belediyeler aracılığıyla her ay gelir desteği ödemesi yapılacaktır. Böylece, gerek ücretsiz biniş hakkı tanınan vatandaşlarımızın gerekse taşıyıcı firmaların mağduriyeti giderilecek, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın ücretsiz taşıma düzenlemesinden dolayı ortaya çıkan mali kayıplarının da önüne geçilmiş olacaktır.

Üniversitemizde mevcut durumda normal öğretim öğrencileri, programları süresince katkı payı ödememektedir. İkinci öğretim öğrencileri ise programa kayıt yaptırdıkları dönemden itibaren öğrenim ücreti ödemektedirler. Öğrenim süresini program süresinde tamamlayamayan öğrenciler, ilgili dönem için öngörülen katkı paylarının yanı sıra ders başına, dersin kredisine göre belirlenen katkı payı veya öğrenim ücretini yüzde 50 fazlasıyla ödemekteyken bunu ortadan kaldırıyoruz ve fazla ödemenin önüne geçiyoruz. Yapmayı teklif ettiğimiz düzenlemeyle, öğrencilerimizi mağdur eden katlamalı harç uygulamasını ortadan kaldırıyor, lisansüstü öğrenim gören öğrencileri de aynı kapsama alıyoruz.

Teklif edilen düzenlemeler, vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmaya yönelik, sosyal devlet olarak atılması gereken adımları öngören, millet odaklı düzenlemelerdir. Bunun yanında, işleyişi rahatlatan, karmaşayı ortadan kaldıran düzenlemeler de mevcuttur.

Bu anlayışla, görüşmelerimizin devletimiz ve milletimiz lehine sonuçlanacağına olan inancımla, teklifimize gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse Genel Kurulda görüş, öneri ve teklifleriyle katkı sağlayan, iktidar-muhalefet tüm milletvekillerimize şükranlarımızı sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Vahap Seçer, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yine bir torba düzenlemeyle karşınızdayız. Henüz 688 sıra sayılı torba düzenlemeyi bitirmeden, bugün ikinci bir torba teklif, 705 sıra sayılı Teklif’i görüşüyoruz. 30 maddeden oluşuyor. Bu arada, bu teklifin tümü üzerine şahsım adına söz aldığımı da buradan belirteyim.

Belki de en içime sinerek Komisyon çalışmalarında üzerinde çalıştığımız madde Millî Eğitim Bakanlığının kadro ihdasıydı ve burada 47 bin kadro ihdası oldu. 2015 sonuna kadar 35 bin öğretmen ataması gerçekleştirilecek ama bunun hemen altını çizeyim, öğretmenlerimizin beklediği, nisan ayı sonuna kadar bu atamaların gerçekleştirilmesi. Bu, toplamsal bir yara, bütün milletvekili arkadaşlarımız atama bekleyen öğretmenlerin sorunlarını yakından biliyorlar. Gerçekten, intihar eden öğretmenlerimiz var, yuvası dağılan öğretmenlerimiz var, depresyona giren öğretmenlerimiz var, dolayısıyla özellikle -biraz sonra o konuya da geleceğim, aslında, biz önergemizde çok daha fazlasını istemiştik ama öyle görülüyor ki yine AKP çoğunluğu burada galebe çalacak, o önergelerimiz kabul edilmeyecek- 35 bin öğretmen atamasının en geç nisan ayında gerçekleştirilmesini istiyoruz, vatandaşlarımız, yurttaşlarımız, öğretmenlerimiz adına.

Evet, 330 bin atanmayan öğretmen var sayın milletvekilleri. Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyacı 115 bin öğretmen, yani Millî Eğitim Bakanlığının 115 bin öğretmen açığı var bugünkü millî eğitimin fiziki koşullarında. Yani bir derslikte 20-22 öğrenci sayısından fazla öğretim verilmesi uluslararası standartlara aykırı ama 30-40 kişilik sınıfların olduğu millî eğitim sisteminde 115 bin öğretmen açığı var. Şimdi, bunun 35 bini atanacak ve 80 bin öğretmen açığı kalacak ve mevcut sistem içerisinde de 60 bin sözleşmeli öğretmen var. Biz şunu istiyoruz: Zaten 80 bin olan ihtiyacın 60 bini sözleşmeli öğretmenler tarafından gideriliyor, bunlara bir bedel ödeniyor. Gelin, bu madde görüşülürken ortak bir önerge verelim ve Millî Eğitim Bakanlığının tüm ihtiyacını karşılayalım. Türkiye’nin bütçesi buna kifayet eder. Türkiye güçlü ülkedir, siz söylüyorsunuz. Türkiye dünyanın 17’nci büyük ekonomisidir, siz söylüyorsunuz. Türkiye’nin -fena değil- topladığı vergi 340, 350; belki bu yıl 360, 370 milyar TL’lere çıkacak. Varsın, Türkiye’nin topladığı vergi yılda 3-4 milyar TL daha artsın, bu sorunu kökünden çözelim.

Üniversite sınavları yapıldı ve sonuçlar açıklandı. Bir tahlil yaptım, niçin öğretmen konusunu bu kadar irdeliyorum, bu kadar önemsiyorum diye. Bakın, 2015 yılında Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na 2 milyon 126 bin 684 aday başvuruda bulunmuş. Sınava giren 1 milyon 987 bin 488 aday. Yaklaşık 42 bin öğrencimiz 140 puan alamadığı için ön lisans ve açık öğretim fakültelerine dahi kayıt yaptıramayacaklar, bu haklarını kaybetmişler. 575.768 aday da 180 taban puan barajını aşamadığı için LYS sınavına giremeyecek. Değerli arkadaşlar, bu rakamlar Türkiye’deki eğitim sisteminin hangi boyutlarda olduğunu çok net gösteriyor. Onun için, atanmayan öğretmenler sorununu bir an önce çözmemiz gerekiyor. Millî eğitimdeki bu sorunu, aslında, bu torba teklif içerisinde pekâlâ çözebiliriz.

7’nci madde, itiraz ettiğimiz, muhalefetin çalışmalarda itiraz ettiği maddelerden bir tanesi. Burada TRT’nin Anadolu Ajansından alacağı haber program hizmetleriyle ilgili diyor ki bu madde: “TRT’nin Anadolu Ajansından bundan sonra alacağı hizmetler Kamu İhale Kanunu kapsamının dışında olur.” Bunun istisnası ortadan kaldırılıyor, ki şunu da söyleyeyim: 7,7 milyon TL doğrudan alım hakkı olmasına rağmen TRT’nin, bu düzenlemeyle, Kamu İhale Kanunu’ndan sadece Anadolu Ajansına münhasıran bu alımları çıkartıyoruz.

Peki, bunu niye yapıyorlar? Bunun tabii ki mütalaasını yaptık, müzakeresini yaptık. 2013 yılında Anadolu Ajansının zararı 105 milyon TL. Demek ki ortada zarar eden bir kurum var, hülle yöntemiyle, yani TRT üzerinden, TRT oradan haber alsın, hizmet satın alsın, bunu da Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında tutalım ve belki de 1 TL’lik işi 3 TL’ye, 4 TL’ye, 5 TL’ye alma imkânı yaratalım, böylece, Anadolu Ajansına bir kaynak aktaralım.

Şimdi, tehlike sadece bu mu? Hayır, üçüncü şahıslardan, üçüncü kurumlardan muvazaalı alımlar da olabilir. Yani işte, seçime gidiyoruz, üçüncü bir kurum, yandaş bir kurum, bir ajanstan böyle bir hizmet alabilir Anadolu Ajansı ve bunu TRT’ye de Kamu İhale Kanunu dışında verebilir, satabilir. Böyle bir tehlike de var.

TRT’yi biliyorsunuz, yaktığımız elektrikten faturalara yansıyan yüzde 2 kesintiyle onu kompanse ediyoruz. Doğru mu? Ve Anayasa’da, yasalarda belirlenmiş TRT’nin ilkeleri, görevleri, yetkileri; “Tarafsız yayın yap.” diyor, ama Allah selamet versin, TRT’ye “yansız” demek, herhâlde… Burada, TRT’yi takip eden hiçbir yurttaş “TRT yansız, tarafsız yayın yapıyor.” diyemez. Şimdi, biz, aynı TRT aracılığıyla Anadolu Ajansına bir istisna getiriyoruz.

Yine, karşı olduğumuz maddelerden bir tanesi de 16’ncı madde, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107’nci maddesinde yapılan değişiklik. Bu, tamamen yine adrese teslim bir düzenleme. Burada, 16’ncı maddede, mevcut Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107’nci maddesine bir ibare ekleniyor. Bu ibare nedir? Mevcut kanunda “Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, haber veren, yorum yapan veya rapor hazırlayan ya da bunları yayanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar.” hükmü var. Buraya ne ekliyoruz bu düzenlemeyle? “Bu suretle menfaat sağlama” koşulunu getiriyoruz. Bu olay, bize, aklımıza bal gibi Bank Asya olayını getiriyor arkadaşlar, o örneği getiriyor. Sayın Cumhurbaşkanı çıktı, Bank Asyayla ilgili, Bank Asyayı sıkıntıya sokabilecek, itibarını zedeleyebilecek birtakım beyanatlarda bulundu.

Şimdi, biz bu düzenlemeyle bu tip suçu işleyenlere bir zırh getiriyoruz. Yani, bir siyasetçi, bir gazeteci, bir köşe yazarı bir bankayla ilgili, halka açık bir şirketle ilgili, onun mali durumuyla ilgili, hisseleriyle ilgili herhangi bir olumsuz beyanatta bulunduğu zaman “Bu işten ben bir menfaat sağlamadım. Benim bu halka açık şirkette ya da bankada herhangi bir mali çıkarım yok, hissem yok.” dediği zaman ya da bunu ispatladığı zaman bu konuda herhangi bir suçla karşı karşıya kalmıyor. Bu, tamamen sizin rakibiniz olan, sizin sevmediğiniz, sizin hazzetmediğiniz birtakım bankalara, halka açık şirketlere ilişkin, onlara yönelik yaptığınız suçlamalardan kurtulma adına yapılan düzenlemeler.

Seçim maddeleri var, seçime yönelik. Tabii ki bunun sizin lisanınızdaki karşılığı: Yardım. Nedir? Çeyiz yardımı, konut edinme yardımı, çocuk yardımı; 1’inci çocuğa 300 TL, 2’nci çocuğa 400 TL, 3’üncü çocuğa 600 TL gibi yardımlar, sosyal yardımlar. Bunlar, bir anlamda tabii ki tasarrufu teşvik eden ama bunun yanında da seçim öncesi, sanki “Birtakım sosyoekonomik sınıflara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHAP SEÇER (Devamla) – ...yoksul kesimlere parasal yardım yapıyoruz, destek yapıyoruz.” gibi bir imaj uyandırmaya çalışan düzenlemeler.

Bu teklifin tabii ki onayladığımız maddeleri var ama karşı olduğumuz maddelerimiz de var. Bunlar zaten muhalefet şerhimizde yer almıştır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

On dakika soru sorma süresi vardır.

Sayın Erdoğan? Yok.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bakanlığınız bütçesinden 2014 ve 2015 yıllarında sosyal yardım alan toplam vatandaş sayısı ve aile sayısı ne kadardır? Özellikle seçim takviminin yaklaştığı bugünlerde, AKP teşkilatları, bu yardımların AKP bütçesinden geldiğini vatandaşa söyleyerek istismar etmektedirler. Şu ana kadar Adalet ve Kalkınma Partisi bütçesinden vatandaşa bir sosyal yardım yapılmış mıdır? Yoksa Bakanlığınızın yaptığı bu sosyal yardımlar devletin hazinesinden mi karşılanmaktadır? Lütfen, bunu açıklarsanız, vatandaşlarımızın duymasını istiyoruz.

İkincisi, Bakanlığınıza bağlı bazı müdürlüklerde hizmet alımı yoluyla çalışan taşeron işçilerine iki aydır, Bakanlığınız para göndermediği için, maaş verilmediği iddia edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu konuda yardımcı olmayı düşünür müsünüz?

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, sosyal yardımlar bir ülke için çok önemli. 2013 yılında 20,1 milyar liralık sosyal yardım yapıldığını biliyoruz, gerçi bunu siz net olarak açıklamadınız ama. 2014 için sosyal yardım miktarı nedir, kalemler itibarıyla, ayrıntılı olarak bilgi verebilir misiniz 2014 için? Bir de millî gelirin 2013’te yüzde 1,2’sine tekabül ediyor, 2014 için bu rakam, bu oran ne olmuştur? Böyle bir bilgi verebilirseniz memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Seçer…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, az önce de söyledim, şu anda yaptığımız düzenlemeyle 35 bin öğretmen ataması gerçekleştireceğiz 2015 sonuna kadar ancak toplumun talebi bunun nisana kadar gerçekleşmesi yönünde. Bu konuda sizden bilgi istiyorum.

Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyacı olan toplam bu 35 bin atamadan sonra kalan 80 bin öğretmen atamasını ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?

Bakanlığınızın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kaç kalem altında, toplam ne kadar yıllık sosyal yardım yaptığı konusunda sizden bilgi istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Bakanlığınız koordinesinde geçtiğimiz günlerde Amerika’ya, New York’a, Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Toplantısı’na Türkiye’den sivil toplum kuruluşları çağrıldı. Bu çağrılan sivil toplum kuruluşları hangi ölçüye göre çağrılmıştır, hangileri çağrılmıştır, bunların masrafları Bakanlığınız tarafından mı karşılanmıştır? Bakanlığınız personelinin orada bu sivil toplum kuruluşlarının toplantılarını organize etme, toplantılarında görüşme gibi sizin bir programınız var mıdır? Bu konuda bizi bilgilendirirseniz memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, IŞİD’in dinî argümanlarla kafa kestiği ve her türlü dehşeti sergilediği bir dönemde Kayseri Hacı Sami Boydak İlköğretim Okulunda düzenlenen Nevruz etkinliklerinde ilkokul çocuklarının kurban kesme oyunu tam bir felakettir. 2 erkek öğrencinin, 1 kız öğrencinin getirdiği tahta bıçakla temsilî öğrencinin canlandırdığı koçu kesmesi düşündürücüdür. Öğrencilerin kurbanlık koç yerine yere yatırıp ayaklarından bağladıkları ve temsilî olarak kestikleri arkadaşlarıyla birlikte canlandırdıkları oyunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu oyunu düzenleyenlerle ilgili bir işlem yapılmış mıdır? Ülkemizde hemen her gün yaşanan vahşetlerin işlendiği bir devirde, kadına şiddet ve aile içi şiddetin doruğa ulaştığı bir sürede bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Hükûmetin bir üyesi olarak, son günlerde Hükûmet Sözcüsü Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih’le aralarında geçen, görsel, yazılı basın ve sosyal medyada, sosyal paylaşım sitelerinde yer alan, Arınç’ın damadının ve kızının da karıştırıldığı, sonra İ. Melih’in eşinin karıştırıldığı durumu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak nasıl karşılıyorsunuz?

Aileleri de içine alan bu tür paylaşımların kamuoyuyla paylaşılmasını doğru buluyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, buradayken sizinle ilgili bir soru… Daha önce bir soru önergesiyle Haziran 2014’te bir soru sordum -yazılı- ancak yanıt alamadım. Sorumu yinelemek istiyorum: Bakanlığınızın 4/3/2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelik’inde, 65 yaş üstü yaşlılarımızın ve engelli yurttaşlarımızın taşınmasıyla ilgili bir husus var. Bu yönetmeliğe göre 65 yaş üzerindeki her Türk vatandaşı kimlik kartını gösterdiğinde ücretsiz taşımadan yararlanabilir. Ancak, yaşadığım kent olan Kocaelin’de, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine bağlı toplu taşıma araçlarında bu uygulanmadı. “Kentkart Programı” diye, karşılığında 10-15 lira gibi bir rakamla kart alındığını tespit edip bu konuyu size sormuş olmama rağmen -Haziran 2014’te sormuşum- hâlâ yanıt alamadım, yanıt verirseniz memnun olurum.

BAŞKAN – Sayın Düzgün…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu çeyiz yardımıyla ilgili, önümüzdeki üç yıllık süreç içerisinde kaç çiftin bundan yararlanacağıyla ilgili herhangi bir öngörünüz var mı, herhangi bir hesaplama yapıldı mı? Bu yardım, bu sayıyla ilgili herhangi bir ödenek hazırlandı mı? Bununla ilgili bilgi almak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Türeli…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde öğretmen atamalarıyla ilgili düzenlemeyi olumlu bulmakla birlikte yetersiz buluyoruz ve yeni ihdas edilen 47 bin kişilik öğretmen kadrosunun 150 bine çıkarılmasını talep ediyoruz.

Diğer taraftan, kadro talebi olan başka meslek mensupları da var. Örneğin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında çalışmak için kadro bekleyen mühendisler, veteriner hekimler, tekniker ve teknisyenler var. Kültür ve Turizm Bakanlığında çalışmak için bekleyen gene arkeolog ve sanat tarihçilerinin 2 bin kişilik kadro talebi var. KPSS sınavına giren 3,5 milyon kişiye 5.096 kişilik kadro açılmış, bunların 40 bin kişilik merkezî atanma talepleri var. Hükûmet olarak bu haklı taleplere nasıl yaklaşıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akçay...

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu torba kanun teklifiyle 47 bin öğretmen kadrosu tahsis ediliyor. Ayrıca, Hükûmetinizin atama bekleyen ziraat mühendisleri, veterinerler, su ürünleri mühendisleri, gıda mühendisleri, arkeologlar gibi kadrolar için bir atama ve kadro tahsis çalışması var mıdır?

Ayrıca, kamudaki 24.566 engelli memur kontenjanı kadrosu boştur ve yine özel sektörde de 1.010 engelli kontenjanı boştur. Başta bu kamudaki boş engelli kadroları olmak üzere, bu engellilerin istihdamı konusunda yeni bir çalışmanız var mıdır, çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kanunu kapsamında, özürlü ve hasta vatandaşlarımızdan -belli kriterlere göre, yakınlarına ödenen evde bakım ücretlerini almak için- istenen sağlık raporunun yüzde 50 ve üstü engellilik ve ağır özürlü kriteri taşıması istenmektedir. Vatandaşlarımızın bundan yararlanması çok zor gerçekleşmektedir. Engelliği yüzde 90, hatta yüzde 100 olan vatandaşlarımız, bu raporlara “ağır özürlü” ibaresi konulmadığı gerekçesiyle bundan yararlanamıyorlar. Bu sağlık kurulu raporundaki “ağır özürlü” ibaresini istemeyerek vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları vasıtasıyla bazı hizmetleri gördürüyorsunuz. Bu hizmetler neler? Buradaki kadroları artırmayı, çalışanları kadroya geçirmeyi, daha iyi bir seviyeye çıkarmak için bunların özlük haklarıyla ilgili düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Özellikle bu gelir testiyle ilgili alınan sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce son sorum anlaşılmadığı için tekrarlamak istiyorum. Bakanlığınıza bağlı bazı il ve ilçe müdürlüklerinde, yaklaşık iki aydır, hizmet alımı yoluyla çalıştırılan taşeron işçilerinin ücretlerinin ödenmediği iddiaları doğru mudur? Örneğin, Bitlis Tatvan’da böyle bir durum var mıdır? Bu konuda yardımcı olabilir misiniz?

İkinci sorum da, bu tasarıyla getirilen “Konut Hesabı ve Devlet Katkısı” başlıklı düzenlemelerin, son günlerde yandaş televizyon kanallarında sık sık reklamlara çıkan inşaat patronlarının elindeki evlerin satılması konusunda destek olacağı yönündeki iddialar doğru mudur? Önümüzdeki iki üç yıl içerisinde kaç konuta ne kadar destek yapmayı planlıyorsunuz? Bunun bu patronların baskısıyla getirilen bir düzenleme olduğu iddiası doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; not alabildiğim kadarıyla sorularınıza cevap vermeye çalışacağım.

“2014 yılında sosyal yardım alan ne kadar aile var?” diye sordu Sayın Işık. 6 milyon aile sosyal yardım alıyor. Miktarı daha sonra size yazılı olarak bildireyim.

Sayın Seçer’in sorusu: “35 bin öğretmen 2015 yılında hangi ayda göreve başlayacak?” Bunu da size Millî Eğitim Bakanlığıyla görüştükten sonra yazılı olarak bildirelim.

“80 bin öğretmene ihtiyaç var. Bu 35 bin alındıktan sonra bunları ne zaman alacaksınız? diye bir soru var. Zaman içerisinde yapılan, her yıl yapılan öğretmen alımlarıyla açığı mümkün olduğu kadar kapatmaya çalışıyoruz. Biz de en az sizler kadar, öğretmen sayımızı artırmak istiyoruz. Şu ana kadar yaptığımız öğretmen alımlarıyla cumhuriyet tarihinin en yüksek istihdamını ülkemize kazandırmış durumdayız. Bunu yapmaya devam edeceğiz.

Bakanlığımızın geçtiğimiz ay Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir toplantıya Türkiye’den STK’ları davet edip etmediği, bunların parasını ödeyip ödemediği, STK’ların programlarını koordine edip etmediği şeklinde bir soru var. Bu toplantı, rutin bir toplantı. Bakanlığımız duyuru yapar çeşitli basın organları aracılığıyla; bu duyuruya cevap veren, katılmak isteyen STK’lar kendi imkânlarıyla, Bakanlığımız elemanlarıyla birlikte -bir Türk heyeti oldukları için- bu toplantıya katılırlar. Bakanlığımız orada çeşitli toplantılar düzenler, bu toplantılara Türkiye’den giden STK’lar da katılırlar. Yine bu şekilde yapılmış bir toplantıdır.

Kayseri’de çocukların kurban kesmesi mizanseni hakkında ne düşündüğümü sordu bir arkadaşımız. Değerli arkadaşlar, spesifik olarak bu konuyla alakalı bir şey söylemiyorum, ilgili bakanımız elbette bu konuyu cevaplandıracaktır ama genel olarak konuyla ilgili fikrimi söyleyeyim. Toplumsal şiddetin bütün dünyada arttığını her an müşahede ediyoruz. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplumsal şiddetin yoğunluğundan şikâyetçiyiz. Bu şiddetin yok edilebilmesi için, bu şiddet sorunuyla mücadele edebilmek için çocuk yaştan itibaren bir bilinç kazandırılması gerektiğini, bir duyarlılık kazandırılması gerektiğini; çocukların, şiddetsiz bir dünya için insanlık değerlerine uygun bir biçimde yetiştirilmesi gerektiğini düşünen bir Bakanlığız, bunun için eğitimler veren bir Bakanlığız. Şiddetin her biçimine “Hayır.” diyoruz, genel olarak bunu söyleyebilirim.

65 yaş üstü vatandaşlarımızın şehir içi ulaşımdan ücretsiz yararlanmasıyla alakalı sorunlar olduğunu söylüyor arkadaşlarımız. Bizim bu konuyla ilgili kanunumuz çıkmadan önce, biliyorsunuz, bazı belediyeler bunu, kendileri kartlar vererek yapıyorlardı. ancak artık merkezî bir şekilde 65 yaş üstü vatandaşlarımızın kimlik kartlarını göstererek şehir içi ulaşım araçlarından ücretsiz yararlanmaları yolu açıldı. Bu şekilde olması gerekir. Eski sistem hâlâ daha bazı bölgelerimizde, bazı şehirlerimizde uygulanıyorsa bunun takibini yapmak ve engellenmesini sağlamak bizim işimizdir. Bize spesifik olarak söylerseniz “Şurada böyle bir hata yapılıyor.” diye, derhâl durumu kontrol altına almaya çalışırız.

Öğretmen atamalarının yetersiz olduğunu, bunun 150 bine çıkarılması gerektiğini söyledi arkadaşlarımız. Ayrıca, devletten atama bekleyen arkeologlar, gıda mühendisleri, sanat tarihçileri olduğunu söylediler. Bütün bu alanlarda -öğretmenler dâhil, mühendisler dâhil, sosyal branşlar dâhil, sanat tarihçileri, arkeologlar dâhil- devletin ihtiyaç duyduğu kadrolar imkânlar nispetinde zaman içerisinde açılıyor ve bu kadrolara yeteri kadar eleman alınmaya çalışılıyor. Önümüzdeki yıllarda da bunlar olacak.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Boş kadrolar var Sayın Bakan, doldurulmayan kadrolar var.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) - Engelli istihdamı konusunda boş kadrolar olduğunu söylediniz. Bu doğrudur arkadaşlar. Zaman zaman yaptığımız sınavlarla ve açtığımız istihdam imkânlarıyla engelli istihdamını yükseltmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki aylarda da yine, inşallah, bir kısım engelli istihdamını yapacağız.

Engellilerin evde bakım şartlarını iyileştirebilmek için ve ücret almalarını sağlayabilmek için sağlık raporu alma konusunda sorun yaşadığını söyledi bir arkadaşımız. Arkadaşlar, bu gerçekten önemli bir sorun. Bunu ortadan kaldırabilmek için Sağlık Bakanlığıyla birlikte çok medeni, sorunu ortadan kaldırabilecek bir yönetmelik üzerinde çalışıyoruz.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) - Bu çok acil ama Sayın Bakan.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Gerçekten, sizinle aynı düşüncedeyim. Bu yönetmeliğin bir an önce çıkarılması gerekir. Biz gerekli çalışmaları yaptık. Şu anda Sağlık Bakanlığıyla tartışıyoruz konuyu. İnşallah, bunu, en kısa zamanda yönetmeliği yenileyerek mağduriyetleri engellemeye çalışacağız.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Geçmişte alanlarla bugün alamayanlar arasında özürlülük farkı olmazsa alamıyor.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Yani yapmaya çalıştığımız şey şu… Tekleştirelim, İnternetten görünür olsun, yeniden rapor alınması gerektiğinde, eski raporu, yeni verecek olan heyet görebilsin, raporlar verilirken bir sosyal çalışmacı yanında olsun, sadece sağlıkla ilgili konular konuşulmasın; aynı zamanda sosyal hayatı organize edebilir mi o engelli, o da göz önünde bulundurulsun gibi birtakım yeni şartlar getiriyoruz. Bunun üzerinde dikkatlice çalışıyoruz arkadaşlar.

“Sosyal yardımlaşma, dayanışma vakıflarında çalışanların özlük haklarıyla ilgili bir düzenlemeniz var mı?” diye sordu bir arkadaşımız. Şu anda öyle bir düzenlememiz yok.

Gelir testi sonuçlarını nasıl değerlendirdiğimi sordu diğer bir arkadaşımız. Daha iyi bir netice almamız gerekirdi. Bunu daha iyi bir netice almaya yönelik nasıl revize edebiliriz konusu üzerinde çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şu anda cevap verebileceğim sorular bunlar. Bunların dışındaki sorulara da yazılı cevap vereceğimizi söylüyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Günaydın, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Bakandan…

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Günaydın’a söz verdim efendim, bir saniye.

Buyurun Sayın Günaydın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’de 3,5 milyon aileye yılda 20 milyar lira düzeyinde sosyal yardım yapıldığını biliyoruz. Bu çerçevede iki sorum var: Bunlardan birincisi, yılda 50 milyar lira faiz ödeyen bir hükûmetin 3,5 milyon haneye, yani kabaca 12-13 milyon insana, faiz lobisine ödediği paranın ancak beşte 2’sini layık görmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Birinci sorum budur.

İkinci sorum: Türkiye’de yoksulluk yardımı alan insan sayısının azalmaması, tersine artması, AKP’nin ekonomi politikalarının yoksulluğu üreten ve yöneten bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, sorulan soruya cevap verecek misiniz?

Buyurun.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Yoksulluk yardımı alan vatandaş sayısının artmasıyla alakalı sorunuz için teşekkür ediyorum. Bu soruya cevap vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu yoksulluk yardımı alan insan sayısının Türkiye’de artıyor gibi görünmesi ya da Bakanlığın her geçen gün daha fazla insana bu tür sosyal yardım yapıyor olması yoksulluğun arttığını göstermez, bilakis Bakanlığın her geçen gün daha iyi çalıştığını, vatandaşından haberdar olduğunu, en ücra köşelere kadar gittiğini, bütün risk taşıyan ailelerin içine girebildiğini, dün görmediklerini bugün görebildiğini, yeni tespitler yapabildiğini ve envanterini bu manada genişlettiğini gösterir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru orantılı değil mi işsizlikle?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Şu anda yeni uygulamaya koyduğumuz, 4 ilde başlamış olan bir programımızla, ASDEP programımızla önümüzdeki yıllarda bu sayı biraz daha artacak. Şimdiden alışın diye bunu söylüyorum. Çünkü şu ana kadar içine girmediğimiz, giremediğimiz, farkında olmadığımız ailelere de ulaşabilmek için yeni çalışmalar yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – On iki yılda yapamadıklarınız için size başarılar dilerim önümüzdeki dönemde.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, kanun görüşmeleri sırasında, Mecliste, milletvekillerimiz tarafından sayın bakanlara tevdi edilen soruların bir kısmına sayın bakanlar yazılı cevap vereceklerini ifade ediyorlar. Ancak, ben, iki dönemdir, burada, Genel Kurulda sorulan sorulara sayın bakanların yazılı cevap vermediklerini biliyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından da bu hususun takip edilmesi gerekir. Bakanlar “Yazılı cevap vereceğim.” demelerine rağmen, yazılı cevap alan bir milletvekili arkadaşımı da bilmiyorum. Cevap verilmiyor. Bunu özellikle Hükûmete hatırlatıyorum. Lütfen verdikleri sözlerde dursunlar. Ben Sayın Bakanın sözünde duracağına…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Akçay. Tutanaklara geçti sözleriniz efendim. Aynı zamanda Hükûmet temsilcisi Sayın Bakan burada, gereği yapılacaktır zannediyorum.

Evet sayın milletvekilleri…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkanım, delaletinizle Sayın  Bakana bir soru sormuştum. En basitiyle sosyal harcamaları sormuştum 2014 için, cevap alamadım, diğer sorularıma da cevap alamadım. Onlarla ilgili cevap istiyorum.

BAŞKAN – Ama Sayın Kuşoğlu, biliyorsunuz, soru-cevap süresi yirmi dakika. İşlemi yaptık; on dakika soru sorma, on dakika cevap verme süresidir. Sayın Bakanın hangi soruya nasıl cevap vereceğini biz bilemeyiz yani kendisi kararlaştıracaktır.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Yani Sayın Bakanın en azından harcamalarla ilgili cevap verebilmesi lazım. Ama yapılan harcamaların en azından ne kadar olduğuyla ilgili 2014 yılı için cevap verebilir.

BAŞKAN - Evet, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır Sayın Kuşoğlu.

Teşekkür ederim.

Evet, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum…

III.- Y O K L A M A

(MHP ve CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim:

Sayın Günal, Sayın Yeniçeri, Sayın Şimşek, Sayın Işık, Sayın Bulut, Sayın Şandır, Sayın Varlı, Sayın Akçay, Sayın Belen, Sayın Ayhan, Sayın Demirel, Sayın Başesgioğlu, Sayın Erdoğan, Sayın Uzunırmak, Sayın Halaman, Sayın Türeli, Sayın Akar, Sayın Çetin, Sayın Kaplan, Sayın Seçer.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.44

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/2736, 1/1039, 2/2118, 2/2731) (S. Sayısı: 705) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında kanun teklifinin birinci bölümü üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Siyasi iktidar tarafından alışkanlık hâline getirilen bu tür torba kanun hazırlama ve yapma teknikleri hem torba kanunda ele alınan konularla ilgili ana mevzuatla uyum açısından ciddi sorunlar yaratmakta hem de uygulama aşamasında öngörülemeyen sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda, bazen aynı kanun maddesinin kısa süre içinde defalarca değiştirilmesi gereği doğmakta ve bu kapsamda düzenlemelerden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen vatandaşlar mağdur edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 1’inci maddesi ile 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye ek madde eklenerek 47 bin kişilik öğretmen kadrosu ihdas edilmesi öngörülmüştür. Diğer taraftan, bu kadroların sadece 35 bin adedinin doldurulacağı ve söz konusu kadroların 2015 yılı sonuna kadar doldurulabileceği hükme bağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme elbette ki Türkiye’de atama bekleyen yüz binlerce öğretmen adayı için önemli ancak hem eksik bir düzenleme hem de kamuoyunu seçimler öncesi aldatmaya dönük bir düzenlemedir. Resmî rakamlara göre atama bekleyen öğretmen sayısının 300 bin civarında olduğu ve mevcut devlet okullarının kapasiteleri dikkate alındığında, yine, resmî rakamlara göre öğretmen açığı sayısının 110 bin olarak ifade edildiği bir ortamda 35 bin öğretmenin atanmasına ilişkin düzenleme son derece yetersizdir. Üstelik bu düzenlemede ihdas edilen öğretmen sayısı 47 bin olarak belirlendiği hâlde bu sayının sadece 35 bini dışarıda atama bekleyen öğretmenler içindir, geriye kalan 12 bin kişilik kadro 2015 yılında kapatılması öngörülen dershanelerden Millî Eğitim Bakanlığı kadrosuna mülakatla geçecek öğretmenler için ayrılmıştır. Hem atanamayan yüz binlerce öğretmen 35 bin kadroya mahkûm edilmekte hem mevcut durumda Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyaç duyduğu öğretmen açığının çok altında bir kadro ihdası yapılmakta hem de dershanelerin kapatılmasıyla öğretmenlere yaşatılacak mağduriyet neticesinde işsizler ordusu daha da büyütülecektir.

Değerli milletvekilleri, bu düzenlemeyle AKP Hükûmeti topluma dönük yanıltıcı bilgilerle bir umut ve beklenti yaratarak bu umudu ve beklentiyi seçim öncesi kendi lehine bir yatırıma dönüştürmek istemektedir. Düzenlemede bu atamaların 31 Aralık 2015 tarihine kadar yapılacağı biçiminde muğlak bir ifade kullanılmakta, bu durum AKP’nin seçim öncesi sanki öğretmen ataması yapılacakmış gibi bir algı yaratarak seçimlerde bu atamaları propaganda olarak kullanacağının kanıtıdır. Özetle, AKP, devlet memurluğu gibi kamusal bir görevlendirmeyi bile kendi politik çıkarlarına alet edebilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, dünyanın en genç nüfusuna sahip ülkelerden biridir. Sadece ilk ve ortaöğretim öğrenci sayımız 17 milyonun üzerinde olup bu rakam birçok ülkenin toplam nüfusundan daha fazladır. Her geçen yıl nüfus artışına paralel olarak okul yapmak ve derslik üretmek, duyulan ihtiyaç kadar öğretmen atamak Millî Eğitim Bakanlığının en başta gelen sorumluluklarındandır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de öğretmen normu, öğrenci sayısına göre değil mevcut derslik sayısına göre belirlenmektedir. Oysaki bazı okullarda sınıf mevcudu 30-35 öğrenciyle sınırlanırken bazı okullarda öğrenci sayısı 50-60’ı bulmaktadır. Bu da iki sınıflık bir öğrencinin 1 öğretmen tarafından okutulması demektir. Bir devlet okulunda sınıf mevcudu 30 iken bir diğerinde sınıf mevcudunun 50’yi bulması eğitimde eşitlik ilkesine aykırıdır ve gerek öğrencilerimizin gerekse bin türlü zahmetle çocuklarını okutabilen ebeveynlerin hakları bizzat Millî Eğitim Bakanlığı tarafından gasbedilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Türkiye’sinde hâlâ birleştirilmiş sınıf uygulamasının devam ettirildiği okullar mevcuttur. Yani farklı sınıflarda veya farklı yaş gruplarında öğrenciler, aynı sınıfta, aynı anda ve sadece 1 öğretmen gözetiminde eğitim görmeye mecbur bırakılmaktadır. Bu uygulama da her yurttaşın eşit biçimde eğitimden faydalanma hakkına aykırıdır. Millî Eğitim Bakanlığının rakamlarına göre hâlen 110 bin civarında öğretmen ihtiyacının olduğu OECD rakamları ve on iki yıllık zorunlu eğitim, ayrıca, tekli eğitime geçiş hesaba katıldığında okul ve derslik sayısına duyulan ihtiyacın yanında gerek branş gerekse sınıf öğretmenlerine duyulan ihtiyacın da 150 bin ile 180 bin arasında değiştiği tahmin edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, elbette burada sorumluluk, öğretmenlik mesleğini tercih edenlerin değil, hangi alanda ne kadar öğretmene ihtiyaç duyulduğu yönünde Millî Eğitim Bakanlığı ile üniversiteler arasında planlama yoluna gitmeden öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerine gelişigüzel kontenjan ayıran ilgili bakanlığındır. Konjonktürel sorunu çözmek yerine sürekli yeni sorunlar oluşturan, seçim dönemleri vaatlerinde argüman olarak kullanılan bir konu hâline getirilen atanamayan öğretmenler meselesi, ancak ülkenin genel eğitim politikasına dair eğitimin gerçek sorunlarını çözme iradesinin ortaya konulmasıyla aşılabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin birinci bölümünde dikkat çeken bir diğer düzenleme, teklifin 7’nci maddesinde yer alan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3’üncü maddesinde öngörülen değişiklik ile TRT’nin Anadolu Ajansından yapacağı her türlü program, haber, yapım ve yayınlarla ilgili mal ve hizmet alımlarının Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulması düzenlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle iki şey yapılmaktadır. Birincisi, Anadolu Ajansının zararlarının hülleyle TRT’ye ödettirilmesi sağlanmak istenmektedir. Geçtiğimiz yıl 28 milyon TL gelir sağlayan Anadolu Ajansı, 105 milyon TL zarar etmiştir. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, yurttaşlarımızın faturalarından kesilen paylarla oluşan TRT bütçesinden Anadolu Ajansının niteliksiz yönetim anlayışının yol açtığı zararlar kapatılmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, mevcut düzenlemelere göre 7,7 milyon TL doğrudan alım yetkisi bulunan TRT’nin çok daha fazla miktarda alım yapabileceği ihalelerin kamu ihale mevzuatı dışına çıkarılmak istenmesinin başka bir nedeni ise 2015 genel seçimleri öncesinde bazı program yapımları aracılığıyla kimi kişi ve kurumların haksız kazanç sağlamalarının önünü yasal olarak açma isteğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış yapımlar aracılığıyla bazı yandaş şirket ve kişilere nasıl kaynak aktarılabileceğine defalarca şahit olduğumuz TRT yetkililerinin yine bu tür bir iltimas gerçekleştirmesi bu maddenin kabulüyle daha da mümkün hâle gelecektir. Öte yandan, Anayasa’nın 133’üncü maddesinde “Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” hükmü yer almaktadır. TRT Kanunu’nun 1’inci ve 5’inci maddelerinde de TRT’nin yayın ilkeleri yer almaktadır. Bu hükümlerle kurumun kuruluşunda ve yayınlarında tarafsızlık ilkesinin sürekli gözetilmesi ve tüzel kişiliğinin tarafsız olması esası getirilmiştir. Ancak, TRT, yayın politikasıyla âdeta Hükûmetin yayın organı hâline getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, keyfî bir şekilde yönetilen ve muhalefeti yok sayan TRT şimdi de Anadolu Ajansına kaynak aktarmakta ve Anadolu Ajansının da seçim sürecinde iktidarın propagandasını yapması, seçim propagandalarına ilişkin yayınların adaletsiz biçimde istismarının önünü açacak uygulamalar için zemin oluşturmaktadır.

Bir anonim şirket olarak kurulan ancak bütçesinin neredeyse tamamı Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından aktarılan ödenekle oluşturulan Anadolu Ajansına bu kanun teklifiyle getirilen Kamu İhale Kanunu istisnası anlaşılabilir değildir. Bu durum, anonim şirket olarak kurulan Anadolu Ajansının piyasa koşullarında faaliyet göstermediğini ve piyasadaki rekabeti bozucu bir çerçevede birçok ayrıcalığa sahip olduğunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, seçimler öncesinde TRT Genel Müdürlüğünün her türlü program, haber, yapım ve yayınlarla ilgili olarak Anadolu Ajansı Türk Anonim Şirketinden yapacağı mal ve hizmet alımlarının 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulmasının az önce belirttiklerimiz dışında anlaşılabilir makul bir açıklaması yoktur.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmacı İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine birinci bölümde grup adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Meclisin bu yasama döneminin sonuna doğru yaklaştığımız şu günlerde gerçekten incitici olmak, kırıcı olmak istemeyiz ama AKP klasiklerinden bir türlü kurtulamadı Meclis. Önce tasarı, sonra teklif olarak gelen torba önerileriniz, gerçekten ülkenin ihtiyaçlarına cevap vermekten son derece uzak, son derece karmaşık. Yani birbiriyle benzeşik olmayan hükümleri, bunu, tam anlamıyla “torba” kavramı da açıklamaya yetmez. Yani iki buçuk ay gibi bir süre kaldı, Türkiye seçime gidecek; böyle bir dönemde sizler, sanki son derece önemliymiş, acil sorunlarmış gibi bu tip tekliflerle hem kendinize eziyet ediyorsunuz hem bakanlara ve bize eziyet ediyorsunuz. Gerçekten, ne yaptığınızın farkında değilsiniz.

Bu torba kanun teklifi tabii böyle gelmedi; içeriği daha kapsamlı, daha tepkili olmamızı gerektirecek düzenlemeler taşımaktaydı ancak Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında Komisyondaki arkadaşlarla varılan mutabakatla bazı maddelerin geri çekilmesi sonucunda pek de önemi kalmadı bu teklifin.

Bu teklifte aslolan iki üç tane düzenleme var. Zaten kamunun lehine, kamunun yararına olan, halkın yararına olan; işçinin, memurun, köylünün, esnafın, dar gelirlinin yani korunmaya muhtaç kesimlerin yararına olan hiçbir kanun teklif ya da tasarısına, muhalefet olarak biz tepki vermedik. Burada da öyle oldu. Nitekim, bunun içerisindeki bazı düzenlemeler oy birliğiyle geçti, hatta yetersiz bulduk. İkinci bölümün konusu ama, işte, doğumdur, konuttur, çeyizdir yani bunlar sanki bir şey veriyormuşsunuz gibi düzenlemeler; az, yetersiz, zor, yararlanması imkânsız ve yaklaşan ya da içinde bulunduğumuz kriz koşullarını aşalım diye getirdiğiniz düzenlemeler.

Ama burada aslolan, yine ikinci bölümde var olan ana düzenleme, yani Cumhurbaşkanının sermaye piyasası araçlarına yönelik, özellikle Bank Asyaya, İş Bankasına, Merkez Bankasına yönelik söylemlerini aklamak, onun söylemlerini suç olmaktan çıkarmaya yönelik düzenlemeler.

Birinci bölüme ilişkin düzenlemelere bir bakıldığı zaman, arkadaşlar -burada diğer konuşmacı arkadaşım söyledi, ben de söyleyeyim- dört yıldan bu yana değil, on üç yıldan bu yana atanamayan öğretmenler sorunu var. Bakınız, Millî Eğitim Bakanlığının Türkiye geneli alan bazında ihtiyaç durumunu gösteren hazırlığı var. Buraya bir baktığımız zaman, binleri ihtiva eden belli alanlarda öğretmen açığı var, tamamı 115.875. Bütçe kanununda yapılan bir düzenlemeyle 35 bin öğretmen, 40 bin öğretmen ataması bütçeye konulmuş idi, şimdi bu bölümde denildi ki: “Bunu işte sırasıyla 73 bin ve 77 bin şeklinde düzelteceğiz, atamaların bir kısmını hemen yapacağız, bir kısmını da yıl sonuna kadar gerçekleştireceğiz.”

Arkadaşlar, yani, bir ülkenin, eğer kalkınacaksa, eğitimi sağlamadan, eğitimin sorunlarını çözmeden, öğretmenlerin sorunlarını çözmeden, okul ile öğrenciyi, öğrenci ile öğretmeni buluşturmadan hem yetişmiş iş gücünü hem de ülke kalkınmasını sağlayabilmesinin olanağı yok. Yani, eğitim bu kadar siyasi amaçlarla kullanılabilecek bir olgu değil; devletin olmazsa olmazı, devleti ayakta tutacak bir unsur millî eğitim. O nedenle adında “millî” olan bir kurumu biz siyasi emellerimize alet etmek için kullanıyoruz.

Öğretmenler atama bekliyor, platform oluşturdular, milletvekillerini oda oda dolaşıyorlar, ondan zevk alıyor olacaksınız ki “115 bin açık var.” diyorsunuz, hâlâ atamaya yanaşmıyorsunuz. Ben büyük rakamlardaki sayıları vereyim: 16.359 İngilizce öğretmeni, 6.604 ilköğretim matematik, 16.430 din kültürü ve ahlak bilimi, 4.904 beden eğitimi. Bunları çoğaltmak mümkün, 10 binin üzerindekileri… Sınıf öğretmenliği 9.605, rehberlik 10.400 yani baktığımız zaman, okul öncesi öğretmen 4.500, özel eğitim 13.861. Yani, bu tarz, bu alanlarda bu kadar büyük boşluklar olmasına rağmen hâlâ bunu siyasette bir oya tahvil aracı olarak kullanmanız kabul edilebilir bir yaklaşım değil.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bu kanunun içerisinde, bakıldığı zaman düzenlemelerin içerisine, dişe dokunur bir düzenleme yok. İki tane olay var. Birisi bu, birisi Cumhurbaşkanını aklamanız; biri de hiç kabul edilebilecek bir düzenleme değil, özerk bir kurum, kanunu yapıldı geçtiğimiz yasama döneminde, Anadolu Ajansı. E, Anadolu Ajansı Hükûmetin borazanı. Tabii ki onu kayırmanız, onu kollamanız belki anlaşılabilir bir şey bu kadar tek taraflı çalıştığı için. Hele birisi davulcu, birisi tokmağı almış eline, TRT’yle birlikte sizin borazanlığınızı yeteri kadar yapıyor. Onları kayırmanızı anlarız da yani ticarette var olan ana kurallardan biri rekabetse onu hiç olmazsa bunu düzgün yapın. Yani, bakın, Kamu İhale Kanunu’ndan TRT’nin herhangi bir hizmet sunumunu ihalesiz, doğrudan doğruya Anadolu Ajansından almaya kalkışması hem Kamu İhale Kanunu’nun ne kadar itimat edilmez, ne kadar artık güvenilmez bir yasa hâline geldiğini somut olarak gösteriyor hem de sizin ne kadar yanlı, ne kadar tarafgir, ne kadar ayrıştırıcı -bizden olan, olmayan, kurumlarda bile böyle- yaklaşımınızı görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, öyle bir ihale açmadan, doğrudan hizmet alımı yöntemiyle Anadolu Ajansını kayırırsanız uluslararası tahkime giderler. Siz ne yaparsanız yapın götürürler, memleketi rezil edersiniz. Yani, siz Kamu İhale Kanunu’na -2002’de sizden önce çıkartıldı- 2003’ten bu yana en az 38 kerede 170’den fazla müdahale yaptınız, değiştirdiniz. Ben hiç hatırlamıyorum, bu Mecliste bir torba kanun gelsin -ister teklif ister tasarı olarak da- Kamu İhale Kanunu’na atıf yapmasın, onda bir değişiklik yapmasın, ona yönelik bir düzenleme içermesin. Burada da yine onu yaptınız.

Burada bir başka şey daha yapıyorsunuz değerli arkadaşlar, kabul edilemez esasında ama yani bizim ülkemizde nasıl işler yürüyor, hayretler içerisinde kalmamak mümkün değil. Yani, ne dedik orada? İki önemli tanım getirdik Sigortacılık Kanunu’na. Dedik ki o tanımlardan birisinde, “katılım sigortacılığı” 13’üncü maddede, 14’üncü maddede de “yönetici şirket.” Katılım sigortacılığına Malezya tipi… Efendim, Malezyalılar gelecek, bizim sigortacılık alanında yatırım yapacaklar. E, biz sigortacılık alanımızı buna göre düzenleyelim, onlara yer açalım.

Diğerinde diyorsunuz ki, yönetici şirket modelinde -biraz evvel Milliyetçi Hareket Partisinden grup adına konuşan arkadaşım da söyledi- “İngiliz şirketi Lloyds böyle istiyor, e, biz yönetici şirket modelini de bize uyarlayalım.”

Arkadaşlar, ne bizim ekonomimiz onların ekonomisiyle ne sigortacılığımız ne bankacılığımız… Yani, ekonomik büyüklükleri birbirine uymayan; idari yapıları, ticari yasaları, bankacılık sistemleri farklı ülkeleriz. Yani, Malezyalılar istedi diye bunu yap, İngilizler istedi diye bunu yap; e, tam bir teslimiyet. Ya, bizim yurttaşlarımızın isteklerine bir yanıt verin. Atanamayan öğretmenler kadro bekliyor, taşeron sistem kaldırılsın diye işçiler asgari ücrete, kölelik ücretine muhtaç oldu, kayıt dışında asgari ücrete muhtaç, onlara bir cevap verin. 10,5-11 milyon emekli perişan konumda. Çiftçi topraktan aldığını toprağa yatırıyor, bir türlü kalkınamıyor. On bir yıldan bu yana Tarım Bakanı tarımı şöyle yaptık, böyle yaptık diyor ama bizim halkın bundan haberi yok. Yani, yapmanız gerekenleri… Ülke için yapmanız gerekenler ortada dururken ya sermaye çevrelerinin, çıkar çevrelerinin, havuza para atan sömürgecilerin isteklerine boyun eğerek yasa yaptırmaya kalkıyorsunuz Meclise ya da İngiliz böyle istedi, Amerikalı böyle istedi, Malezya böyle istedi deyip, torba tekliflerle getirip Meclisin gündemini tıkıyorsunuz, halkın gündemini tıkıyorsunuz. Böyle yasalar inşallah son olur, sizin de sonunuz olur.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsı adına söz isteyen Erkan Akçay…

Sayın Akçay, şahsınız adına da söz istediğiniz için süreniz on beş dakika. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlarken sizlere bundan yıllar evvel bir ortamda yapılmış bir konuşmayı okuyacağım. Acaba, nerede ve hangi tarihte, kim tarafından bu konuşma yapılmıştır? Artık sizlerin tahminine bırakacağım ama sonra açıklamasını da yapacağım. Konuşma aynen şöyle değerli arkadaşlarım: “Parlamentodan çıkarılan kanunların sayısı öylesine artmış, bilhassa yürürlükteki vergi kanunlarına ilave edilen ekler öylesine muğlak hâle gelmişti ki, vergilerin ve kanunların tatbikinden sorumlu hâkimler ve uygulayıcılar dahi içinden çıkılamayan bu bilmeceler karşısında ellerinden, hayret ve şaşkınlıkla kaşlarını çatmak, kızgınlıkla başlarını sallamaktan başka bir şey gelmiyordu. Başka ne yapabilirlerdi ki? Bakıyorsunuz, önce bir kanun çıkarılıyor, ardından alelacele Parlamentodan henüz çıkmış bu kanunun bazı maddelerinin tadiliyle ilgili yeni bir kanun teklifi önümüze konuyor. Nihayet bu da kanunlaşıyor fakat çok şükür demeye vakit kalmadan Hükûmet, yürürlükteki kanunu tadil eden kanunu değiştiren veya düzelten ikinci kanunun eksikliklerini tamamlayacak yepyeni bir kanun teklifi karşımıza dikiyor. Gel gelelim, iş bununla da bitmiş olmuyor. Bir müddet sonra, bir de bakıyoruz ki, yürürlükteki kanunu tadil eden kanunun kusurlu yönlerini kendince düzelten en son kanunun eksik taraflarını tamamlayacak yepyeni bir kanun teklifi geliyor ve böylece, vatandaşlar bir türlü sonu gelmeyen kanunların fasit dairesinde bocalayıp duruyor. Sadece vatandaşlar değil ülke ve kamu hayatı da. Bu neye benziyor? Ancak denize indirildikten sonra dümeninin konulmadığı anlaşılan gemiyi akla getiriyor. Gemi denize indiriliyor ancak dümeni unutulmuş. Gemi dümen takılması için tekrar kızağa alınıyor. Ne var ki geminin denize her indirilişinde yeni yeni eksikliklerin, yeni yeni hataların farkına varılıyor, omurgasındaki çemberlerin vidaları takılmadığından omurgadaki bazı tahtaların kaybolmuş olduğu anlaşılıyor, eksik tahtalar tamamlanıyor, yeniden çemberleniyor ve tam denize indirileceği sırada, harcanan bunca paraya rağmen, geminin tamamen parçalanmasına ve yeni baştan yapılması karar veriliyor. Son yıllarda çıkan bütün kanunlar yumurtadan çıkan böceğin kelebek hâline gelişine kadar geçirdiği her safhayı hatırlatırcasına bir sürü tadilden geçiriliyor.”

Değerli milletvekilleri “Bu konuşma nerede, hangi tarihte, kim tarafından yapılmış olabilir?” diye sormuştum. Cevabını da veriyorum: Bu konuşma, tam iki yüz kırk yıl evvel, 1775’te İngiltere Parlamentosunda bir parlamenter tarafından dile getiriliyor. Bu getirilen torba kanunlar ve İngiltere Parlamentosundan size aktardığım iki yüz kırk yıl evvelki bu konuşma bana neyi hatırlattı, biliyor musunuz? 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da meydana gelen maden faciasında da dönemin Başbakanı ne demişti? “Efendim, bu kazalar bu işin fıtratında var, 1850’lerde İngiltere’de de böyle kazalar oluyordu.” Demek ki sizin kanun çıkarma fıtratınızda da bu var ki 1775’lerde İngiltere’de kanun çıkarma yöntemlerini, usulünü uyguladığınız ortaya çıkıyor.

Temel kanunlar, bu torba düzenlemeler nedeniyle yamasından aslı belli olmayan elbiseye döndü. Bugün bir İhale Kanunu’na baktığımızda, 5018 sayılı Kanun’u dikkate aldığımızda, vergi kanunları ve daha pek çok temel kanun yamasından aslı belli olmayan elbiseye dönmüştür.

Çok uzağa gitmeyelim, daha geçen hafta perşembe günü 688 sıra sayılı Torba Kanun görüşmeleri sırasında 21’inci maddeden sonra gelmek üzere bir 22’nci madde eklemesi yapıldı. Daha bu ekleme yapılır yapılmaz bu eklediğiniz madde üzerinde bir değişiklik önergesi verdiniz. Yani bir maddeyi henüz değişmeden değiştirdiniz ve böylelikle de tarihe geçtiniz. Bu biraz evvel bahsettiğim, getirdiğim tespitleri de artık inandırmak için, hakkını vermek için elinizden geleni de yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, torba kanunlarında sürekli yeni vergi istisnalarıyla karşımıza çıkılmaktadır. 3’üncü maddede Katma Değer Vergisi Kanunu’nda, 4’üncü maddede Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda, yine, 8, 9, 10 ve 11’inci maddelerde değişik vergi kanunlarında istisna, muafiyetler veya Bakanlar Kuruluna yine istisna veya muafiyet diyebileceğimiz türden yetki düzenlemeleri var. Adalet ve Kalkınma Partisi bu tür kanuni düzenlemelerle istisna ve muafiyetler iktidarı hâline gelmiştir. Kanuni düzenlemelerle bir istisna ve muafiyetler iktidarı hâline geldiniz. Her şeye sürekli istisna ve muafiyet getire getire kanunların özü buhar olup uçuyor, kanunların özü kalmadı, esası kayboldu. Üstelik bu düzenlemeler vatandaşlarımızın lehine olmaktan ziyade dar bir rant çevresinin çıkarlarına hizmet etmektedir.

Teklifin 7’nci maddesinde TRT’nin Anadolu Ajansından yapacağı her türlü program, haber, yapım ve yayınlarla ilgili mal ve hizmet alımlarının Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulması düzenleniyor. Tabii, yine, Kamu İhale Kanunu’ndan bir istisna getirilmeseydi doğrusu şaşacaktık ama bizi yine yanıltmadınız. Bu madde bir torba kanun klasiği hâline getirilen bir maddedir. Bu madde yeni yolsuzluk ve usulsüzlüklere zemin hazırlayan bir düzenlemedir ihale mevzuatımızda ve artık Adalet ve Kalkınma Partisinin bir mümeyyiz vasfı, belirleyici özelliği oldu. Anadolu Ajansı mali yönden zarar ediyor. 2014’te Ajansın zararı 105 milyon liradır. Buna göre, Anadolu Ajansı 2014’teki gelirinin 4 katına yakın zarar etmiştir. Ajansın 2014 yılı geliri 28 milyon liradır. Bu rakamlar Komisyonda Hazine Müsteşar Yardımcısının yani Hazinenin verdiği bilgilerdir. Bu madde hükmüyle Anadolu Ajansının zararı İhale Kanunu’ndan muafiyet yoluyla TRT’ye ve dolayısıyla Türk milletine rücu ettirilmektedir. Vatandaşın elektrik faturalarından kesilen paralarla finanse edilen TRT Anadolu Ajansının zararını kapatmakla görevlendirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme acaba hangi toplumsal ihtiyaç ve beklentileri karşılıyor? Hangi ekonomik gerekçelerden doğmaktadır? Teklifin sadece 7’nci maddesi dahi AKP döneminde Türkiye’nin gayrihukuki, keyfî ve şahsi bir yönetim altında olduğunu göstermektedir. Bu düzenlemenin milletvekili genel seçimleri öncesinde getirilmesi de ayrıca dikkat çekici bir konudur. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde TRT yayınlarında Anayasa’nın 133’üncü maddesinde ve TRT Kanunu’nun 1’inci ve 5’inci maddelerinde hüküm altına alınan tarafsızlık ilkesi yok edilmiştir. Bir taraftan, yayın ilkelerinden tarafsızlığı bertaraf eden TRT’ye şimdi de Kamu İhale Kanunu’ndan muafiyet getirilmektedir. Yani diğer bir ifadeyle, TRT’nin ihalelerinde de taraflı olması yasal hâle getirilmek istenmektedir.

Teklifin 13’üncü maddesiyle, sigortacılık sektöründe “yönetici şirket” ve “katılım sigortası” tanımları getiriliyor. “Katılım sigortası” terimi, Malezya ve Körfez ülkeleri kökenli sermayenin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Hazine Müsteşarlığı yetkililerinin Komisyonda verdiği bilgilere göre, uluslararası sermayenin Türkiye'ye yatırımlarında tereddüt etmemesi için bu düzenleme getiriliyor denilmişti, geçtiğimiz torba kanunda da yine, bu yargılamayla ilgili, kamu-özel iş birliğiyle ilgili düzenlemelerde de, maalesef, Türk yargısını baypas edecek düzenlemeler getirilmişti; demek ki yurt dışından bu tür talepler yoğun bir şekilde geliyor.

Madde metnindeki “yönetici şirket” tanımının da bir İngiliz sigorta şirketinin talebiyle eklendiği Komisyonda öğrenilmiştir. Bu düzenleme sonrasında Türkiye piyasasına girmesi beklenen İngiliz sigorta şirketi Türk piyasasını tamamen kontrol edecektir. Sigortacılık sektörünün mevcut durumda yüzde 70’inden fazlasının yabancı sermayenin elinde olduğunu dikkate aldığımızda, bu düzenlemeden sonra bu İngiliz şirketinin Türk piyasasına girmesiyle, yabancı sigorta şirketleri, Türkiye'deki sigorta sektörüne tamamen hâkim hâle gelecektir.

Genel Kurulda görüşülen son iki torba teklifte yer alan bu düzenlemeler, Osmanlı Devleti’nin zayıflama nedenlerinden birisi olan ve zayıflama sürecine götüren önemli unsurlardan olan kapitülasyonların AKP Hükûmetiyle birlikte geri getirilmesidir. Bunlar resmen kapitülasyon düzenlemeleridir. Adım adım uygulanan bu senaryo, 1839 Balta Limanı Anlaşması’yla başlayıp, 1914’te Osmanlı’nın mali iflasıyla sonuçlanan sürecin paralelidir. 2014 yılı 3’üncü çeyreği itibarıyla 396,8 milyar dolara ulaşan dış borç, yabancı yatırımcılara ve finans kuruluşlarına uygulanan imtiyaz ve istisnalar tarihin tekerrür etmesidir. “Yeni Türkiye”, “yeni Osmanlı” dediğiniz de herhâlde bu olsa gerektir.

Değerli milletvekilleri, maliye politikalarının en önemli amaçlarından birisi de vergilemede adalettir. Gerek vergi kanunlarıyla getirilen istisna ve muafiyetler gerekse vergi kalemlerindeki tahsilatlar bu temel ilkeyi yok saymakta ve Türkiye’de vergi adaletsizliğinin giderek daha belirgin hâle geldiğini de göstermektedir. Torbadaki bazı vergi düzenlemeleri de buna hizmet etmektedir.

Ülkemizde üretim yavaşlamaktadır, ekonomi yavaşlamaktadır ve durgunluğa doğru gitmektedir, iç ve dış talep daralmaktadır, gelir artışı düşmektedir, piyasalara olan güven azalmaktadır; işsizlik, enflasyon artmaktadır, gerek vatandaşlarımızın gerek özel sektörün gerekse kamunun borçluluğu artmaktadır. Bu ortamda Türkiye ekonomisi, bırakın büyümeyi, artık küçülmeye başlamıştır. Hâl böyle olunca bize de “Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” demek düşer iktidar politikası bakımından.

Değerli milletvekilleri, bu torba teklif düzenlemesinde olumlu ancak noksan gördüğümüz bir husus da öğretmen atamalarıdır. 47 bin yeni kadro tahsis ediliyor. Bunu olumlu bulmakla birlikte noksan bulduğumuzu da buradan ifade etmek istiyorum. Kesinlikle, sözleşmeli öğretmenlerle birlikte dikkate aldığımızda, öğretmen ihtiyacı 110 bin, artı, sözleşmelilerle birlikte 180 bindir. Atamayı bekleyen öğretmen sayısı 300 bindir. Onun dışında, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler, gıda mühendisleri, su ürünleri mühendisleri ve arkeologlar atama beklemektedir ve bu konuda da Hükûmetten bir ses seda yoktur.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mehmet Yüksel, Denizli Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 705 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

İçinde pek çok sosyal projenin de bulunduğu bu kanun teklifinde bizleri, bilhassa KOBİ’leri yakından ilgilendiren, teminat bulmada sıkıntı çeken işletmelerimizle ilgili Kredi Garanti Fonu’nun hâlihazırda işletmekte olduğu 1 milyar TL’lik kaynağın 2 milyar TL’ye çıkartılması -1 milyar TL daha artırılarak 2 milyar TL’ye çıkartılması- konusu bu kanunda bulunmaktadır.

Bu Kredi Garanti Fonu şu ana kadar KOBİ’lerimize önemli destekler vermiştir; bilhassa, yeni yatırımlar yapan veyahut da mevcut yatırımlarını artırarak geliştirmeye çalışan ama bu arada da teminat vermede sıkıntı çeken KOBİ’lerimize önemli destekler vermiştir.

Şu ana kadar Kredi Garanti Fonu’na müracaat eden KOBİ sayımız 8.400 civarında olup, bunlardan 7.103 tanesi olumlu cevap almış ve şu anda da, Bakanlar Kurulunda çıkan karara göre de bilhassa kadın girişimcilerimiz için yüzde 85’e kadar varan garantiler vardır. İmalatçı KOBİ’lerimize önemli destekler verilmekte ve imalatçı KOBİ’leri teşvik etmek anlamında da, normal KOBİ’lerde yüzde 75’i bulan destek garantisi, imalatçı KOBİ’lerde yüzde 80’lere çıkmış, ayrıca denizcilik sektörüne de yüzde 70’lik, yine, Kredi Garanti Fonu’ndan destek kaynağı çıkartılmıştır.

Burada, bilhassa imalat sektöründe –ki makine sanayisi başta gelmek üzere- yurt içi makine imalatlarında yurt içi imalatçılarımıza önemli kaynaklar aktarılmış, yatırımları noktasında, üretimleri noktasında kendilerine önemli garanti destekleri verilmiştir.

Gemicilerimizle ilgili konularda da çok yanlış bir anlayış vardır. Aslında, gemicilik sektöründe ihraç etmek kaydıyla alınan siparişlere bir garanti verilmektedir. Bu da nakdî bir kredi ödemesi değildir, bankalara verilen teminat mektubu garantisidir. Yurt dışında gemi alıcısı bulunan firmaların, gemi siparişleriyle ilgili, siparişi verdiği andan itibaren yaptığı ödemelerin garantisidir. Gemi kendisine teslim edilmediği takdirde, onun bir garantisi noktasında bankalardan alınan teminat mektubuna verilen destek ve garantidir. Bu anlamda bakıldığında, 2 milyar TL’ye çıkmış olan bu kaynağın çarpan etkisiyle baktığımız zaman 10 katına kadar arttığını ve bu kaynağın 20 milyar lirayı bulan bir kredi garantisini oluşacağını ve KOBİ’ler noktasında da önümüzdeki dönemde önemli bir kaynağın yaratılmış olacağını görmüş oluyoruz.

Onun dışında, bir de burada sıkça gündeme getirilen, öğretmenlerimizle ilgili, atamalarla ilgili konu var. O konuda da on iki yıllık AK PARTİ iktidarı dönemine kadar millî eğitim camiamıza 400 bin civarında öğretmen ataması yapılmış toplamda. Son on iki yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde de 458 bin öğretmen ataması yapılmıştır. Yeterli midir? Mutlaka yeterli değildir, ihtiyaçlarımız var ve yeni çıkardığımız, yine bu kanunda çıkarmış olduğumuz bir maddeyle de 47 bin öğretmen kadrosu ihdas edilmekte. Bunun 35 bininin 2015 yılı içerisinde yine ataması yapılacaktır öğretmenlerimizle ilgili. Aslında, gönül hiçbir şekilde öğretmen kardeşlerimizin dışarıda beklememeleri, atamalarının yapılabilmesidir ama bu bir kaynak meselesi dediğimiz zaman da “Şunları şunları yapıyorsunuz ama niye öğretmenlerimizin atamasında bu kaynağı kullanmıyorsunuz?” diyorsunuz ama burada da belli bir gerçeği, var olan gerçeği görmek zorundayız.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Paraları doğru yere harcayalım.

MEHMET YÜKSEL (Devamla) – Biz AK PARTİ olarak şu ana kadar 458 bin öğretmemizi atamakla cumhuriyet tarihinde atanmış olan 400 bini geçmişiz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Atama yapmayı bilmiyorsunuz.

MEHMET YÜKSEL (Devamla) - Bu anlamda da öğretmenlerimize, gençlerimize vermiş olduğumuz önemi göstermektedir. İnşallah, kaynaklarımızı daha da artırırız. Sayın Çetin, inşallah, bu artışla birlikte hiçbir öğretmenimiz dışarıda kalmayacaktır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İnşallah, CHP iktidarında hepsini atayacağız, merak etme sen.

MEHMET YÜKSEL (Devamla) - AK PARTİ iktidarlarına güvenin, yola devam.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 7 Haziranda inşallah hepsini atayacağız.

MEHMET YÜKSEL (Devamla) - Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünün görüşmelerinin devamı hususunda İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş aynı mahiyette iki önerge vardır. Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben çekiyorum önergeyi efendim.

BAŞKAN – Evet, biri çekilmiştir, diğerini okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Teklifin 1. bölümü üzerindeki görüşmelerin devam etmesini İç Tüzük md. 72 uyarınca arz ve teklif ederim.

                                                                               Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                          (İstanbul)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III. YOKLAMA

(CHP ve MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Türeli, Sayın Seçer, Sayın Akar, Sayın Çetin, Sayın Serindağ, Sayın Günaydın, Sayın Haberal, Sayın Kuşoğlu, Sayın Kaplan, Sayın Özkes, Sayın Düzgün, Sayın Günal, Sayın Vural, Sayın Korkmaz, Sayın Türkoğlu, Sayın Uzunırmak, Sayın Öz, Sayın Halaman, Sayın Varlı.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/2736, 1/1039, 2/2118, 2/2731) (S. Sayısı: 705) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başkanım, odalarda yoklama var mı?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada böyle bir sayı yok.

BAŞKAN – Eğer bir problem varsa sistemde problem var Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz oraya göre açıklama yaptınız ama salonda böyle bir sayı yok. Nerede bu sayı?

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, 171 kişi var sistemde.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Gaziantep’te Bakanlığınıza bağlı hastanelerin ihtiyacı karşılamadığı, yurttaşların sık yaptığı şikâyetlerden anlaşılmaktadır. Özellikle yoğun bakım ünitelerinin yetersizliği pek çok şikâyete neden olmaktadır. Zaten, 13 özel hastanenin faaliyet göstermesi de bunun kanıtıdır. Ayrıca, Gaziantep’te 400 bini aşkın Suriyeli yaşamaktadır. Bunları göz önüne alınca Gaziantep’te sağlık yatırımlarını artırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Kocaeli Darıca Farabi Hastanesi Acil Servisi, İstanbul Eyüp’ten getirilecek bir domuz gribi hastası için karantinaya alınmış, hasta kabulü durmuş. 750 bin kişinin yaşadığı ve bölge hastanesi olarak görev yapan bir hastanenin acil servisinin devre dışına çıkarılmasını doğru buluyor musunuz? İstanbul’daki bir hasta niye Kocaeli’ye getirilmektedir? Daha önce aynı hastanede 2 domuz gribi vakası görülmüş, vatandaşlarımız hayatını kaybetmiştir. O gün bu tedbirleri niye almadınız? Şu an itibarıyla bir salgın var mıdır? Şu ana kadar kaç kişi hayatını kaybetmiştir? Ne tedbir aldınız veya ne tedbir almayı planlıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Seçer…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, domuz gribine ilişkin soruyu Haydar Akar arkadaşım sordu ama detay birkaç soru sormak istiyorum. Bu vaka, benim seçim bölgem Mersin’in Anamur ilçesinde de görüldü, 3 yurttaşımız hayatını kaybetti. Tabii, o konuda kesin bir teşhis olmadı, bunun sonucunu almak istiyorum. Ayrıca, bu vakalar neden kaynaklı, iklimsel bir konu mu? Bazı söylentilere göre, iddialara göre, Suriyeli misafirlerden kaynaklı bir hastalık da olabileceği söyleniyor. Bu konudaki görüşlerinizi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Müsteşarınız, altı gün önce, Türkiye’de domuz gribinden dolayı bu kış mevsimi süresi içerisinde yaşamını kaybedenlerin sayısını 11 olarak verdi. Sanıyorum, dün sizin bir açıklamanız var. Siz, açıklamanızda, domuz gribinden ölen kişilerin yani H1N1’den ölen kişilerin sayısını 30 diye yorumladınız, ifade ettiniz.

Merak ettiğim konu şu: Kalan altı gün içerisinde Türkiye’de gerçekten domuz gribinden yaşamını yitiren 19 insan mı var? Böyleyse Bakanlık olarak siz herhangi bir karantina ya da acil eylem planı devreye sokmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu...

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, geçen hafta bir torba kanun vardı ve orada kamu-özel iş birliğiyle yapılan hastanelerle, daha doğrusu, yapılmakta olan hastanelerle ilgili bir madde geçti. Buna göre, yargılamanın, gerektiği hâllerde yurt dışında yapılabilmesi hükmü getirildi. Daha önce bu konu çok tartışılmıştı. “Finansman bulmakta zorluk çekersiniz, sıkıntı yaşarsınız. Bu modeli benimsemeyelim.” diye epey bir tartıştık sizin geldiğiniz günlerde. Şimdi, 30 milyar dolarlık bir finansman yükü var, finansman bulmakta zorluk çekiliyor ve hastanelerin çoğu henüz yapım aşamasında, gecikmiş vaziyette. Bu konuyla ilgili bilgi verebilir misiniz detaylı olarak.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut...

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, son yıllarda, ekonomik sıkıntılar, işsizlik sebebiyle oluşan göçler, plansız şehirleşme ve dağılan yuvalar neticesinde çok sayıda şehirde sokak çocukları ortaya çıkmıştır. Bu sokak çocukları içerisinde bonzai kullanımı had safhadadır. İnsanlar, sabahları işe giderken, gazete üzerine yatmış, konuşamayan, cevap veremeyen, o uyuşturucunun etkisiyle kendinden geçmiş, küçük yaşta çocukları görmekteler. Bunlar konusunda devletin bir tespiti var mıdır, bir çalışması var mıdır? Bu çocukları toplayıp bir merkezde rehabilite etme, iyileştirme, hayata kazandırma konusunda bir çalışmanız var mıdır? Bu uyuşturucunun önlenmesi için, bonzainin bu ülkeye girişlerinin durdurulması için sınır güvenliğiniz var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu şehir hastaneleri kapsamında, şimdiye kadar kaç tanesinin sözleşmesi imzalandı, daha doğrusu, kaldı mı imzalanmayan? Bunlarla ilgili, hastane bazında yükümlülük nedir ve toplamda ne kadar süreyle bu yükümlülüklerin devam edeceğini bize bildirebilirseniz…

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, hastanelerimizde personel eksiği çok fazla. Özellikle, seçim bölgem Osmaniye’de, ilçelerde uzman doktor ve diğer sağlık personeliyle ilgili eksiklikler yüzünden, hastalar ya il merkezindeki hastaneye taşınmakta ya da geçici görevlendirmelerle çözüm bulunmaya çalışılmakta. Bu ikisi de maalesef, hem maliyeti artırmakta hem de hizmet kalitesini düşürmekte. Mesela, bendeki şu anki bilgilerde, Düziçi Devlet Hastanesinde kadın doğum uzmanı, nöroloji uzmanı gibi uzmanlar yok, acildeki doktor ve diğer personel sayısı çok az. Kadirli’de de benzer durum var; Hasanbeyli, Bahçe zaten doktora hasret. Dolayısıyla, bu sorunları nasıl çözeceksiniz?

Kamu hastaneleri, kârı artıracağız diye personelden falan feragat ediyor, bu şekilde, personel çalıştırmayarak onların daha kârlı olması mı sağlanıyor? Bu konuda bilgi verirseniz…

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Hükûmetin bir üyesi olarak Sayın Arınç, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih için, “Kendisi, benim istifamı isteyecek kadar haysiyetli bir insan değildir.” diyor. Böyle bir tanımlama yapılan insanın, Ankara’nın, Türkiye'nin başkentinin Belediye Başkanlığını yapmasını doğru buluyor musunuz?

Yine, Ankara’daki arazilerin paralel yapıya peşkeş çekildiğini ifade ediyor Sayın Arınç, hangi araziler peşkeş çekilmiştir? Bu konuda bir soruşturma yapmayı planlıyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamu-özel iş birliğiyle yapılacağı söylenen şehir hastaneleri âdeta şehir efsanelerine dönüştü. Bu kapsamda, Manisa Şehir Hastanesinin temeli atılalı da bir yıldan fazla oldu, inşaat ne zaman fiilen başlayacak? Manisa Şehir Hastanesinin projesi var mıdır?

Bir de en son 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nde yer alan, yine bu kamu-özel iş birliğiyle ilgili faaliyetlerdeki ihtilaflarda yargılamanın Türk yargısı dışında yapılacağını ve Türk yargısını baypas eden düzenlemeyle Türkiye'nin itibarının ve Türk yargısının güvenilirliğinin zedelendiğini düşünmüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU  (Edirne) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, Gaziantep’te kamu yatakları veya hastaneleri konusunda gerçekten bir sorunumuz, sıkıntımız var. Şu anda Perilikaya ihalesinin ihale tarihi alındı. Gaziantep Şehir Hastanesi de yer değişikliği nedeniyle bir gecikme yaşadı ama şu anda her ikisinin de çok hızla yapım süreçlerine girilmiş vaziyette.

Yoğun bakım yatak yetersizliği, bu mevsimde Türkiye genelinde yaşadığımız bir sorun. Yani on iki yıllık iktidar döneminde yoğun bakım yatak sayılarını 11 mislinden daha fazla artırmış olmamıza rağmen, özellikle yoğun mevsimlerde, aralık, ocak, şubat ve mart aylarında yoğun bakım yatak sorunu yaşıyoruz. Bununla ilgili önümüzdeki süreçte alınabilecek yeni tedbirlerle de mevcut fiziki mekânlarda artış yapabileceklerimize, palyatif yataklar oluşturarak tedbir almayı ve diğer yeni hastanelerimizin de hızla tamamlanmasını hedefliyoruz.

Bu çerçevede şehir hastaneleriyle ilgili olan kısımlara isterseniz gireyim toplu olarak. Şimdi, bir Başakşehir, bir de Etlik dışında diğer hastanelerin tamamında sözleşme süreçleri bitti ve yapım süreçlerine geçtik. Manisa’da şu anda beklediğimiz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizde mayın patlamış, haberiniz var mı ondan?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet. Cevabını veririm Sayın Akar.

Manisa’da -1’inci deprem kuşağında olanlarda izolatör bekleme süreci asgari altı aylık bir izolatör- temel atıldı ama deprem izolatörlerini beklemek durumundayız. Bu, deprem nedeniyle beklenmesi gereken süreç. Bunun dışında Ankara’da Bilkent, Elâzığ, Yozgat, Adana, bunlarda bir sorunumuz yok. Kocaeli’de bir askerî alandan alınan arsa tahsisi ve orada daha önce askerî mühimmat depolanan alanda mayın temizlemeyle ilgili bir şey var. Onu da     on-on beş gün içinde…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, öyle bir şey yok.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Şimdi, tamam da neticede orada daha önce depo…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok öyle bir şey.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Şimdi, bunu Millî Savunma Bakanlığından...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Suriye sınırı mı orası, Allah aşkına!

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Keşke senin dediğin gibi olsa da biz de hiç beklemesek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Spor tesisleri var, her şey yapıldı o araziye, hiç kimse mayın aramadı.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Şimdi, Haydar Bey, keşke senin kadar rahat olsak da biz de dediğiniz gibi hemen başlatalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam, ben yaptıracağım, gelin.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – On-on beş gün içinde inşallah onu bitiriyoruz.

Dolayısıyla, tabii, yargılamayla ilgili geçtiğimiz hafta Genel Kuruldan geçen, bu uluslararası finansman gerektiren projeler ve bu projelerin tamamında da uluslararası finansman sağlanmış durumda. Uluslararası yargı da bu anlamda ihtiyaç olarak gündemimize geldi ve yüce Meclisten de geçti.

Domuz gribiyle ilgili sorulara gelince, domuz gribinde veya grip salgınında, öncelikle, geçtiğimiz yıl 2013 sonu ve 2014 Mart sonu veya Nisanına kadar grip vakalarında yaşadığımız yoğunluğu bu sene yaşamadık. Yani yükselen pikler bizim hafta sonları veya geceleri ilave kadrolar oluşturarak vermemiz gereken poliklinik hizmetleri anlamında bir yoğunluk yaşamadık, son yirmi-yirmi beş gün hariç. Son yirmi-yirmi beş günde bu sene yaşadığımız bir pik var ve son hafta sonu itibarıyla da, cumartesi, pazar ve bugün itibarıyla, hastanede ortalama son on beş günde grip şüphesi nedeniyle yatırdığımız hasta sayısı ortalama günlük 60 iken, son iki günde ortalama 30’a indi. Yani bir grip salgınındaki düşme süreci başladı.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Ölüm oranları nedir?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Ölümle ilgili: Şu anda, bugün itibarıyla veya bugün sabah itibarıyla 39 ölüm vakamız var. Bu 39’dan 30 tanesi H1N1 virüsü teşhisiyle, 4 veya 5 tanesi H3N2 virüsü teşhisiyle ve diğer 4, 5 –rakamları yer değiştirebilir onun için söylüyorum- influenza B virüsü nedeniyle. Yani 9 vakanın 4’ünü veya 5’ini influenza, diğer H3N2 virüsüyle de 4’ünü veya 5’ini -bu şekilde- kaybettik. Ama bu vakalarımızın yarısından çoğunda böbrek yetmezliği gibi, karaciğer yetmezliği gibi, solunum sistemi sorunları gibi, kronik hastalıklar gibi, diyabet gibi ilave sorunları olan kronik vakaların üzerine gelen ilave enfeksiyonlardan kaybettiğimiz vakalar oldu.

Tedbir olarak… Bugün virüsün hangi türü olursa olsun, ki 300’den fazla türü olan bir virüs ve her yıl da virüslerin tip değiştirdiği, mutasyona uğradığı ve tedavisi dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir hastalıkla mücadele. Burada tedbirleri, bireyin, kişinin alacağı tedbirler, biz de erken alınabilecek tedbirleri alıyoruz. Hastalarımızı olabildiğince yakın takibe alarak tedavi etmeye çalışıyoruz.

Burada kısmi destek olan ilaç Tamiflu. Onu da eczanelerde ola ki yeterince yoksa diye 250 bin kutu bütün hastanelerimize dağıttık. Dolayısıyla burada virüsün karantinaya alınarak bir tedavisi de ne yazık ki söz konusu değil. Olabildiğince hastalarımızı istirahatiyle, destek tedavileriyle -yoksa tedavi keşke mümkün olsa, ilacı olsa- diğer ilave sorunlarını çözerek sağlıklı hâle getirmeye çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Yaklaşık 4.300 grip şüphesiyle yatırdığımız hastadan yapılan tetkikler sonucu 366’sında H1N1 virüsü tespit edildi ki oran olarak yaklaşık yüzde 8’lerde. Avrupa ülkelerine baktığımızda yine bizim ülkemizin grip virüsüyle veya H1N1 virüsüyle bu sene yaşadığı sıkıntı Avrupa ülkelerine göre daha düşük oranlarda.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, bu konuyla ilgili sizin değerlendirme şansınız olabilir mi? Örneğin, bir yerde bir domuz gribi şüphesi yakalanıyor ve bununla ilgili 112 aranıyor. İlgili hastaneye gelirken tüm acil servis kapatılıyor, karantinaya alınıyor. Eylem planından bahsettiğim bu benim. Yani İstanbul gibi, Ankara gibi büyük merkezlerde hastanelerden birini özellikle bu enfeksiyona ayırmanız mümkün değil mi?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Şimdi, bakın, şu anda -az önce söylediğim rakam- 4.300 vakadan, grip şüphesiyle veya domuz gribi şüphesiyle aldığımız vakadan yüzde 8’inde H1N1 virüsü tespit edilmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Dolayısıyla bizim bütün şüphelileri karantina sistemine girdiğimizde,  varabileceğimiz bir netice ve alabileceğimiz bir köprü olarak da ne yazık ki uygulanabilir görmüyorum.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Haydar Bey’in bahsettiği gibi Farabi Devlet Hastanesi şu anda acil hasta kabul etmiyor dört saat süreyle.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ederim.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.03

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

1’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ek madde eklemeyi öngören 1'inci maddesine bağlı (1) sayılı cetvelde geçen "47.000" ibarelerinin "330.000" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                        Erol Dora                                          Adil Zozani

         Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

   Mülkiye Birtane                                    Hasip Kaplan

           Kars                                                 Şırnak

BAŞKAN – Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Akif Hamzaçebi                            İzzet Çetin                                   Rahmi Aşkın Türeli

        İstanbul                                              Ankara                                                İzmir

     Haydar Akar                                    Ali Rıza Öztürk                               Mehmet Hilal Kaplan

         Kocaeli                                               Mersin                                               Kocaeli

     Vahap Seçer

         Mersin

MADDE 1- 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 2- (1) Ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Milli Eğitim Bakanlığına ilişkin bölümüne eklenmiştir."

(1) SAYILI LİSTE

KURUMU:           MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

TEŞKİLATI:        TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

SINIFI

UNVANI

DERECESİ

SERBEST

KADRO ADEDİ

TOPLAM

EÖH

Öğretmen

(1-9)

150.000

150.000

 

TOPLAM

 

150.000

150.000

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Mehmet Günal                                        Alim Işık                                     Cemalettin Şimşek

         Antalya                                              Kütahya                                              Samsun

Ahmet Duran Bulut                                Özcan Yeniçeri                                     Erkan Akçay

        Balıkesir                                             Ankara                                               Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ahmet Duran Bulut.

BAŞKAN – Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı yasanın 1’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı -öğretmen, öğrenci, veli, Bakanlık olmak üzere tarafların ortak, koordineli, birbirlerine uyumlu; ilimin, bilimin, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda bir uyum içerisinde olması gerekirken- maalesef belki de Adalet ve Kalkınma Partisinin en başarısız bakanlıklarından biri olduğu grafiğini sürekli çizmektedir. Burada sayın vekiller kalkıp “Cumhuriyet tarihinde bu kadar öğretmen alındı, bizim dönemimizde bu kadar alındı…” Bu, akli değil, mantıki değil çünkü ülkenin artan nüfusu, ülkenin ihtiyaçları bunu almayı gerektiriyor, ülkenin ihtiyaçları sizin aldığınızı yetersiz görüyor. Kendi Bakanınızın ifadesi, ülkenin, Millî Eğitim Bakanlığının 115 bin öğretmene ihtiyacı olduğunu ifade ediyor fakat her nedense her dönemde siz -10 bin öğretmen, 15 bin öğretmen- tepkiler geldikçe, böyle parça parça, seçimlere yakın alımlar yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, eğitimde uluslararası ölçümlerde Türkiye en alt sıralarda, eğitimle ilgilenen arkadaşlarımız bunu bilmekteler. OECD rakamlarına bakınız, diğer ölçümlere bakınız. Türkiye’de üniversiteye giriş sınavında geçen yıl, 2014 yılında 50 bin öğrenci sıfır puan aldı, 50 bin öğrenci. ÖSYM’lerde aynı şekilde, diğer ortaokullara girme sınavlarında aynı şekilde. Bu başarısızlığın sebebi, siz öğretmenliği bir ticaret gibi görüyorsunuz, ucuza mal etmeye kalkıyorsunuz eğitimi. 80 bine yakın vekil öğretmen var bugün. Niçin bunları kadrolu öğretmenlerden oluşturmuyorsunuz? Bunda bir strateji de var tabii ki. Ülkenin bir bölgesinde… Yani Bakanlık hâkim değil buradaki eğitime, Bakanlığın bir müfredatı yok doğru dürüst yani Millî Eğitim Bakanlığının “Nasıl bir insan yetiştirilmesi lazım? Bu insanın nasıl yetişmesi lazım?” noktasında ortaya koyacağı müfredatı ve bu müfredatın her tarafta eşit bir şekilde uygulanacağı bir disiplini yok.

Öğretmenler yine aynı şekilde, bir öğretmen yetiştirme eğitiminin olmadığı gibi, fakültelerden öğretmenim diye çıkan, sayıları 300 bini aşan, atama bekleyen çocuklar var. 80 bin vekil öğretmen dururken, ülkenin bunca ihtiyacı varken getirilen 47 bin teklifle bunun önlenmesi mümkün değil. Belirli derslerin öğretmenlerini, branş öğretmenlerini alıyorsunuz. Felsefe grubu öğretmenleri atama bekliyor. Türkiye’de bununla ilgili, bilişim teknolojileri öğretmenleri atama bekliyor. Arkeologlar atama bekliyor. Ziraat mühendisleri, gıda mühendisleri, veterinerler, balıkçılık teknolojileri mühendisleri, su ürünleri mühendisleri, iktisadi ve idari bilimler mezunları, fen edebiyat mezunları, bunları neden bu sistem içerisinde üniversitelerden çıkarıyorsunuz? Eğitim planı, programı olmaz mı bir ülkenin? On yıllık, yirmi yıllık, elli yıllık, ülkenin ihtiyaçlarına göre bir program yapılmaz mı? “Bir müdür, bir mühür” anlayışıyla açılan üniversitelerde yetersiz kadrolarla çok yetersiz bir şekilde yetiştirilen öğretmenlerin neticesinde eğitimde dip yaptık. Okuryazarlık oranında, Cumhuriyet Dönemi’yle karşılaştırıyorsunuz ya, en üst seviyelere gelmiş durumdayız. Bunların düzelmesi için bu kadronun, 47 bin kadronun yetmeyeceğini… Teklifimiz 100 bin öğretmen. Bu atamanın bir an önce yapılması, parayı saraydan mı kısarsınız, özel makam arabalarından mı kısarsınız ama mutlaka kısılıp bu atamaların yapılması gerekmektedir.

Eğrelti atamalarla kendi yerinden emin olmayan öğretmenlerin, idareye iyi görünmek, şirin görünmek için, günü kotarmak adına orada bulunmasıyla öğretmenlik olmaz. Öğretmenlik özel bir meslektir, o mesleğe layık insanların o sınıflara girmesi gerekir. Sizlerin çocuklarının dersine hiç vekil öğretmen giriyor mu? O zaman, vekâleten aldığınız insanların çocuklarına vekil öğretmenlerin girmesine lütfen izin vermeyin.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayılar farklı değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Hayır, aynı mahiyetteki önerge.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yanda atama bekleyen öğretmenler, diğer yanda Millî Eğitim Bakanlığının öğretmen ihtiyacı, yıllardır Türkiye’nin gündeminde yer alan çok önemli bir konuyu görüşüyoruz.

Millî Eğitim Bakanının Komisyonda yapmış olduğu açıklamaya göre, şu anda 115.875 kişilik bir öğretmene ihtiyaç vardır. Bu, Millî Eğitim Bakanının Komisyondaki açıklaması. Ben her şeyden önce şunu söyleyeyim ki Millî Eğitim Bakanının yaptığı bu açıklamaya inanmıyorum. Bunun gerekçesini söyleyeceğim. Yıl 2012, 22 Mayıs 2012 tarihli 109’uncu Birleşimde zamanın Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer var. Ben burada yine o dönem için 100 bin öğretmen kadrosu ihdas edilmesine yönelik bir kanun teklifini Cumhuriyet Halk Partisi adına vermişim, onu konuşuyoruz. Zamanın Millî Eğitim Bakanı da diyor ki konuşmasında: “Bugün itibarıyla öğretmen ihtiyacımız 116 bindir.” Yani, 2012’de Adalet ve Kalkınma Partisinin Millî Eğitim Bakanı “116 bin öğretmene ihtiyacımız var.” diyor, ondan üç yıl sonra, şimdiki Millî Eğitim Bakanı da “115 bin öğretmene ihtiyacımız var.” diyor. Şimdi, hangisi doğru? 2012’de 116 bin öğretmene ihtiyaç var ise o tarihten bu yana gerek bütçe kanunlarının verdiği kadro imkânlarıyla gerekse ilaveten yapılan kanuni düzenlemelerle on binlerce öğretmen alındı, sayının azalması lazım, sayı azalmadı. Bu rakam da gerçekçi değildir, nasıl o zamanki rakamı Millî Eğitim Bakanı gerçekçi olarak vermemişse şimdiki Millî Eğitim Bakanı da bu rakamı gerçekçi olarak vermiyor. Doğu Anadolu’da değil, Güneydoğu Anadolu’da değil, Karadeniz Bölgesi’nde değil; İstanbul’da     55-60-65 kişilik öğrencilerin olduğu, sınıfların olduğu okullar var. İstanbul’un Sultanbeyli’sinde, İstanbul’un Sancaktepe’sinde, İstanbul’un Sultangazi ilçesinde 60 kişilik, 65 kişilik sınıflar var. Bu sınıfların herhâlde öğretmen ihtiyacı olduğu dikkate alınmıyor.

O nedenle, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak 150 bin kadronun ihdasını öngörüyoruz. Gerçek ihtiyaç bunun daha da üzerindedir, sadece ben İstanbul’dan örnek verdim; Karadeniz Bölgesi’nde de bu sınıflar var             -kalabalık sınıflar- Akdeniz Bölgesi’nde de var, İzmir’de de var, başka yerlerde de var. Bunları, öğrencilerin yoğun olduğu bu sınıfları uluslararası standartlara indirdiğimizde öğretmen ihtiyacı fırlayacaktır. Sayın Bakanın Komisyonda verdiği 115 bin kadro ihtiyacı, bastırılmış bir ihtiyaçtır. Rakam, gerçek ihtiyaç bunun çok çok üzerindedir. Atama bekleyen öğretmen sayısının 330 bin olduğunu dikkate alırsak ihtiyacın çok daha fazla olduğu ortaya çıkacaktır.

Yapılması gereken, hemen, süratle bu 150 bin kadroyu kabul etmektir. 150 bin olmaz, 140 bin dersiniz, 130 bin dersiniz ama sanki ölçmüş, biçmiş gibi “47 bin kadro” demeyi ben insaf ve objektiflik ölçüleriyle bağdaştıramıyorum.

85 eğitim fakültemiz var. 85 eğitim fakültesinden mezun olup atama bekleyen 150 bin civarında öğretmen adayımız var. Öte yandan, fen edebiyat fakültelerinden mezun olanlar var. Buradakilerle birlikte sayı 330 bine çıkıyor. İki-üç yıllık bir süre içerisinde bu fakültelerden mezun olacak olan öğretmen adaylarını da dikkate aldığımızda, sayı bir anda 800 bine fırlıyor; iki-üç yıllık bir sürede, atama bekleyen öğretmen sayısında ulaşacağımız rakam.

Arkadaşlar, Sayın Hükûmet, Sayın Bakan, yani bu kadar insanı öğretmen olarak atamayacaksanız, bu fakültelere on binlerce, yüz binlerce genci alıp bunları oyalamayın, bunları bir umuda sevk edip sonra okullarının bitmesini müteakip “Bizim öğretmen ihtiyacımız yok.” demeyin. Yeniden bir planlama yapalım.

Sürem bitiyor, daha fazla konuşma imkânım yok. Teklifimiz, hemen 150 bin öğretmen kadrosunun ihdasını ve nisandan başlayarak ağustosa da giderek yeni dönem mezunlarını da kapsayacak şekilde hemen bu atamaların yapılmasını hedefliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Konuşmamı bitiriyorum, hepinize saygılar sunuyorum ve karar yeter sayısı istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.33

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerindeki aynı mahiyetteki iki önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ek madde eklemeyi öngören 1'inci maddesine bağlı (1) sayılı cetvelde geçen "47.000" ibarelerinin "330.000" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                     İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, burada muhalefetin dile getirdiği şeyleri çok dikkate almıyorsunuz, o yüzden ben on iki yıl Başbakanlık yapan, şimdi hem Cumhurbaşkanlığı hem Başbakanlık yapan Sayın Erdoğan’ın 2002 yılındaki konuşmasıyla bu önergemize destek isteyeceğim.

Sayın Erdoğan 2002 yılında İzmit mitinginde şöyle diyor: “Şu sisteme bakın hele, ülkede 72 bin öğretmen açığı var.” Yani, o dönemki öğretmen açığı sayısını da söylüyor. “Sen sınavla öğretmen seçiyorsun. Hangi akla hizmet ediyorsun? Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasın. Önüne neden engel koyuyorsun? İnşallah, biz hükûmetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenleri göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorunumuzu çözeceğiz.”

Yine, 2002 yılında Antep’te bu sefer bir konuşma yapıyor: “Yahu, bir sürü öğretmenimiz, bölüm öğretmenimiz boşta geziyor. Resim öğretmeni matematiğe, müzik öğretmeni beden eğitimi dersine giriyor. Niye? Öğretmen ihtiyacı var, ama bakın ki bunlar bir de sınavla öğretmen alıyorlar. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri, yazık değil mi? ‘Öğretmen almıyorum.’ de, bu evlatlarımız da  boşuna okumasın. Ama, biz iktidar olunca boşta öğretmen adayı kalmayacak.” diyor.

Yine, 2002 yılında Samsun mitinginde konuşuyor. Bunu biz söylediğimizde yerine getirmediğiniz için özellikle hatırlatıyorum: “Buradan sözüm tüm genç öğretmen adaylarına: Siz merak etmeyin, biz geldiğimizde, üniversiteyi bitirdiğinizde ‘Ne yapacağım sınavı, ya kazanamazsam?’ korkun olmayacak çünkü sınav olmayacak.” diyor.

Yine, 2002 yılında da İstanbul mitinginde konuşuyor: “Birçok gencimiz, özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkede eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış, merkezdeki okullar bile öğretmen diye can çekişiyorken sen sınavla öğretmen seçmeye kalkıyorsun. Bıraksana, genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın.” demiş. “O kadar sene beklet, sonra al, o adamda artık heves kalır mı, öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün –altını çizerek söylemiş- hazırlıklarını yapacak, ertesi gün de görev aşkıyla okuluna gidip mesleğine başlayacak, hiç merak etmeyin.” demiş.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Altına imza atarım.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şimdi, burada 330 binle ilgili önergemizi okurken de AK PARTİ’li Sayın Kâtip Üye gülerek o önergeyi okuyor. Herhâlde dinlemiştir Sayın Kâtip Üye. Biz, Başbakanınızın, şimdiki Cumhurbaşkanınızın vermiş olduğu sözü yerine getirmenizi istiyoruz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bayram öyle yapar zaten!

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – 400 bin aldık, 400 bin.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şu anda 350 binin üzerinde öğretmen adayı boşta geziyor. Millî Eğitim Bakanı, vermiş olduğu bilgilere göre, 120 binin üzerinde öğretmen açığının, öğretmen ihtiyacının olduğunu söylüyor ki gerçekte bunun çok daha fazla olduğunu biliyoruz. O zaman, saraylara para harcamaktansa, makam araçlarına para harcamaktansa, birkaç özel şirkete para akıtmaktansa hep beraber bu öğretmen atamalarıyla ilgili burada köklü değişiklik yapabiliriz diye düşünüyoruz.

Tabii, millî eğitimin aslında bu şekilde tartışılmış olması da büyük bir talihsizlik. Her tarafı sorunlar yumağı olan bir sistemden bahsediyoruz. Siz buraya millî eğitimle ilgili köklü değişiklikleri içerecek, öğrencilerin, öğretmenlerin sıkıntılarını giderecek, doğru dürüst hazırlanmış bir yasa teklifi getirmek yerine, bu şekilde gayriciddi bir torba yasa içerisinde, tamamen popülizm kokan bir düzenlemeyle öğretmen ataması yaptığınızı söylüyorsunuz. Bunun hiçbir şekilde gerçekliğe tekabül etmediğini diğer önergede de -eğer zaman olursa- burada ifade etmeye çalışacağız diyorum.

Dolayısıyla, bu önergemiz son derece gerçekçi, en azından millî eğitimle ilgili, atanamayan öğretmenler sorununu kökten çözecek olan bir öneridir. Muhalefet partilerinin 150 bin önerisi değil, Halkların Demokratik Partisinin 330 bin yeni öğretmen ataması önerisi bu sorunu en azından şimdilik çözer diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 Sıra Sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin çerçeve 2 nci maddesindeki "73.000" rakamının "73.600" şeklinde ve "77.000" rakamının da “77.600” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı                        Mehmet Doğan Kubat                                  Recep Özel

         Amasya                                             İstanbul                                               Isparta

       Şirin Ünal                                      Türkan Dağoğlu                                    Ramazan Can

        İstanbul                                             İstanbul                                             Kırıkkale

                                                               Tülay Bakır

                                                                 Samsun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 6583 sayılı 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (İ) işaretli Cetvelin "II. Kamu Görevlilerine İlişkin Toplam Atama Sayısı Sınırları" bölümünde değişiklik yapmayı öngören 2'inci maddesinde geçen "73.000" ve "77.000"' ibarelerinin, 330.000 bin yeni öğretmen atamasına göre değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                        Erol Dora                                          Adil Zozani

         Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

             

     Hasip Kaplan                                                                                             Gülser Yıldırım

          Şırnak                                                                                                        Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 2. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                                  Haydar Akar                                     Ali Rıza Öztürk

          İzmir                                                Kocaeli                                               Mersin

       İzzet Çetin                                  Mehmet Hilal Kaplan                                 Vahap Seçer

         Ankara                                              Kocaeli                                               Mersin

MADDE 2- 22/12/2014 tarihli ve 6583 sayılı 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (İ) işaretli Cetvelin "II. Kamu Görevlilerine İlişkin Toplam Atama Sayısı Sınırları" bölümünde yer alan "36.000" ve "40.000" rakamları sırasıyla "186.000" ve "190.000" şeklinde değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Günal                             Alim Işık                Ahmet Duran Bulut

Antalya                                        Kütahya                Balıkesir

Özcan Yeniçeri                          Erkan Akçay             Cemalettin Şimşek

Ankara                                         Manisa                 Samsun

MADDE 2- 22/12/2014 tarihli ve 6583 sayılı 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (İ) işaretli Cetvelin "II. Kamu Görevlilerine İlişkin Toplam Atama Sayısı Sınırları" bölümünde yer alan "36.000" ve "40.000" rakamları sırasıyla "186.000" ve "212.000" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Bulut.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 

Değerli milletvekilleri, artık gökyüzünde halılar uçmuyor, bilgi Kafdağı’nın arkasında değil. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Ülkelerin tarım ürünlerinin çokluğu, ülkelerin turizminin büyüklüğü, ülkelerin insan nüfusunun çokluğu o ülkelerin büyüklüğünü, gücünü göstermiyor. Bilgide ve teknolojide ne kadar öne gitmişse bir ülke, dünyada daha ağırlıklı, daha söz sahibi, ekonomisi daha iyi, insanları daha refah içerisinde. Bu bakımdan, bilgi ve teknolojinin mutlak surette eğitime indirgenmesi, eğitimin içerisinde verilmesi gerekir.

Bilgi teknolojileri öğretmenleri… Yılda sistem 5 bin mezun veriyor. Sayıları 30 bini geçen bu branştan mezun öğretmenler atama bekler iken yüz saatlik ders, kurs verdirilerek branş öğretmenleri, müzik öğretmeni, resim öğretmeni bilgi teknolojileri derslerine giriyor. Bu dersler sadece 5’inci ve 6’ncı sınıflarda, diğer sınıflarda yok.

Ekonomisi dünyada en önde olan, bilgi ve teknolojide en üst yerlerde bulunan Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı Obama bilgi teknolojilerinin ilkokullarda öğretilmesini, öğrencilerin bilgisayarı kullanmasını ve program yapmasını, öğrenmesini eğitim yetkililerinden istemektedir. Ülkemizde bu anlamda bilgi ve teknolojide ilerleme sağlamak adına dağıtılan tabletlerle bunun çözülemeyeceğini, o tabletleri kullanacak ellerin… Bu bilimi almış, akademik eğitimini yapmış, üniversitesini bitirmiş bunun öğretmeni olan branş öğretmenlerine neden ders verilmez? Neden bunların ataması yapılmaz? Bilgi ve teknolojileri dersi niçin sadece 5 ve 6’ncı sınıflarda olur? Neden 7’nci, 8’inci sınıflarda, 9’uncu, 10’uncu sınıflarda olmaz? 5 ve 6’ncı sınıfta olması bu dersi kavraması için yeterli mi görülmektedir? Ülkenin ihtiyacının karşılanması adına bu kâfi mi görülmektedir? Mutlak surette bilgi teknoloji derslerine branş öğretmenlerinin atanması gerekir.

Ülkede felsefe grubundan mezun binlerce genç öğretmen adayı atama bekliyor. Bunların yan alanları rehberliktir. Okullarda yarış atı gibi koşturulup ailelerinin itmesiyle, işte “Fenden şu kadar al.”, “Matematikten başarılı ol.”, “Şu okula gir.” hedeflemesiyle, ailelerinin hedeflemesiyle bunalıma giren çocukların ruhsal sorunlarının çözülmesi konusunda onlara danışmanlık yapacak rehberlik öğretmenleri okullarda maalesef yok, maalesef yetersiz. Bu yüzden, öğrenciler arasında çatışmalar olmakta, intiharlar olmakta, aileleri arasında huzursuzluk olmakta, çocuk derdini anlatacak bir yetkili, bir uzman bulamamakta. Bu bakımdan, bunların, felsefe grubu öğretmenlerinin de mutlaka rehberlik öğretmeni olarak atanması, böyle planlanması, bu açığın giderilmesi konusunda gereğinin yapılmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arayacağım.

Kabul etmeyenler…

Bir dakika süre veriyorum, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var; elektronik cihazla yapacağız oylamayı.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli (İzmir) ve arkadaşları

MADDE 2- 22/12/2014 tarihli ve 6583 sayılı 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (İ) işaretli Cetvelin "II. Kamu Görevlilerine İlişkin Toplam Atama Sayısı Sınırları" bölümünde yer alan "36.000" ve "40.000" rakamları sırasıyla "186.000" ve "190.000" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2’nci maddeyle ilgili verdiğimiz önerge hakkında söz aldım.

Şimdi, aslında 1’inci maddede önergemiz kabul edilmeyince bunun da bir kıymetiharbiyesi kalmadı. Orijinal düzenlemede 47 bin rakamı var, bizim önergemiz 150 bini murat ediyordu, tabii ki kabul edilmedi. Oysaki aslında, bu müzakereler başladığından bu yana öğretmen adaylarından çok yoğun mesajlar alıyoruz, o insanlar da o kardeşlerimiz de acaba bunun üzerine bir ilave yapılabilir mi ya da yüce Meclis böyle bir irade gösterir mi diye ekranları başında bizleri izliyorlar ama maalesef, o umutları da sizlerin oylarıyla boşa çıktı.

Sadece öğretmen adayları değil, diğer meslek grupları da “Bizlerin taleplerini de dile getirin.” diye bize geri dönüşler yapıyorlar, bildirimde bulunuyorlar. Bilgisayar mühendisleri mi, ziraat mühendisleri mi, su ürünleri mühendisleri mi, veterinerler mi, iktisatçılar mı, sanat tarihi öğretmenleri mi, arkeologlar mı, hangi meslek grubu aklınıza gelirse hepsinin atanamama problemleri var.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Maden mühendisleri mi…

VAHAP SEÇER (Devamla) – Peki, bunun suçu kime ait? Az önce Sayın Baluken, 2002 yılında, Sayın Cumhurbaşkanının o dönemde henüz iktidar olmadan ortaya koyduğu iddiayı burada dile getirdi. Bırakın, KPSS sınavına girerek bir okulda görev almayı ya da atanmayı, öğretmenlere sınavsız öğretmenlik hakkı vermeyi taahhüt eden on iki yıl öncenin Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı.

Şimdi, Türkiye’de 184 -sanıyorum, değişmediyse en son- hem devlet hem vakıf üniversitesi var. Hâlâ da üniversite açmaya devam ediyoruz. Geçtiğimiz hafta da Millî Eğitim Komisyonuna yine bir üniversite tasarısı geldi. Önümüzdeki günlerde herhâlde burada gündeme gelecek. Bu çocuklar okullardan mezun oluyorlar. Bir de KPSS sınavına girmeleri lazım, o barajı da aşmaları lazım. E, KPSS’de de her türlü üçkâğıt oluyor; işte, sorular çalınıyor ya da cevap anahtarları birilerine servis edilebiliyor.

Bunu ben söylemiyorum. Bakın, bugün operasyonlar yapılmış, bugünkü gazetelerde var. 2010 KPSS’ye yönelik 14 ilde geniş çaplı operasyonlar yapılmış. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen operasyonda gözaltına alınmalar olmuş.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdiye kadar neredeymiş o savcı?

VAHAP SEÇER (Devamla) – Şimdi, baktım, neler olmuş, o günlerde kim, ne demiş? Bu arada, muhalefet de o dönemlerde bu iddiaları gündeme getirmiş, önergeler vermiş. Bunları bir araştıralım. Yazıktır yani bu çocukların emeği çalınıyor. Parayı çalarsınız, tamam da emek hırsızlığı Allah katında en adi olanıdır yani en şerefsizce yapılanıdır. Yıllarını vermiş, üniversitelerde okumuş çocukların emekleri çalınmış. Ne denmiş? Sayın Recep Tayyip Erdoğan grup kürsüsünden, KPSS sonuçlarının sınavdan hemen sonra terör örgütüne yakınlığıyla bilinen bir sitede yayımlandığını belirterek “Amaç ne? KPSS gibi son derece hassas bir sınava gölge düşürmek, KPSS gibi milyonların umudu olan, geleceği olan bir sınavı terörize etmek, insanları en hassas yerlerinden vurmak, en hassas yerlerinden incitmek. Milyonlarca gencin hissiyatıyla oynadılar. KPSS son derece başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir.” diyor.

Bakın, şimdi, o dönemin Genel Başkan Yardımcısı Sayın Çelik de “Cemaat KPSS sorularını sızdırdı.” iddialarına şunu söylüyor: “Türkiye’de zaten yağmuru da cemaat yağdırıyor, karı da cemaat yağdırıyor, biliyorsunuz, fırtına olunca da cemaat çıkarıyor. Bu bir moda oldu.” Bugünü anlatıyor. Allah’ın parmağı yok ki gözünüze soksun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim söylemiş onu?

VAHAP SEÇER (Devamla) - Şimdi, bakın “Birisi bir şey yapmış olacak, bunu ciddiye bile almak mümkün değil. Geçin bunları.” diye yanıt veriyor. Bugün, 2015 Türkiye’sinde bunlar gündeme geliyor, operasyonlar yapılıyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.03

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve arkadaşları tarafından verilmiş olan önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 6583 sayılı 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (İ) işaretli Cetvelin "II. Kamu Görevlilerine İlişkin Toplam Atama Sayısı Sınırları" bölümünde değişiklik yapmayı öngören 2'inci maddesinde geçen "73.000" ve "77.000"' ibarelerinin, 330.000 bin yeni öğretmen atamasına göre değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, 1’inci maddeyle ilişkili olan bu önergemize destek isteyeceğiz ama 1’inci maddedeki önergemize destek vermediğiniz için bir anlamda boşa çıkmış oluyor.

Aslında, AK PARTİ Hükûmetini Cumhuriyet Dönemi boyunca diğer iktidarlardan ayıran en önemli özelliği algı yönetimi. Yani, sorunları köklü olarak çözmüyor, sorun olduğu gibi ortada duruyor ama onunla ilgili yaratmış olduğu bir beklenti üzerinden muazzam bir algı yönetiyor. Burada da aynı düzenleme var. Yani, burada 47 bin yeni öğretmen atamasından bahsediliyor ama aslında totale vurduğumuzda işsiz öğretmen havuzuna karşı pozitife geçecek herhangi bir gösterge yok. Tam tersine, oradaki havuzda artan işsiz öğretmen sorunuyla karşı karşıyayız. Şöyle ki: Bu 47 bin kadro ihdasından 35 bini yeni atama bekleyenleri ilgilendiriyor; 12 bini de kapatılan dershanelerle ilgili, açıkta kalan, işsiz kalacak olan öğretmenleri ilgilendiriyor ama kapatılan dershanelerdeki toplam öğretmen sayısına baktığımızda, orada neredeyse 50 bin ile 70 bin arasında yeni bir işsizler ordusu olan öğretmen grubu bu mevcut atama bekleyen öğretmen havuzuna dâhil oluyor. Yani, totalde artmış olan işsiz öğretmen sayısını siz kamuoyuna öyle bir algıyla sunuyorsunuz ki sanki atanamayan öğretmenler sorunu hem de seçimler öncesinde tamamen çözülmüş gibi bir algı yaratıyorsunuz. Zaten düzenlemeye de baktığımızda 31 Aralık 2015 tarihine kadar bu atamalarla ilgili bir düzenleme yapıldığı ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, burada tamamen sorunu çözmekten uzak ve mevcut sorunu da derinleştiren bir yaklaşım ortaya koyuyorsunuz.

Bakın, sorun sadece öğretmenlerin de sorunu değil. Bugün fen edebiyat fakültelerinden mezun olanların neredeyse tamamı işsiz kalıyor. Yani, eğer bu fen edebiyat fakültesi mezunları bir işe girmek için illa ki ek birtakım işlemlerden geçmek zorunda kalıyorsa, pedagojik formasyon almak zorunda kalıyorsa o zaman burada köklü bir değişiklik yapmanız lazım. Eğitim fakülteleri için aynı sorun zaten var. Neredeyse adımbaşı her ilçeye fakülte açıyorsunuz; ondan sonra altyapısı hazırlanmamış, zemini olgunlaşmamış, istihdam sorunu planlanmamış olan bu mezunları atamayla ilgili devasa bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Neredeyse bütün bölümler için böyle. Yani, ziraat mühendisleri arıyor bizi, veteriner hekimler arıyor, su ürünleri mühendisleri arıyor, arkeologlar arıyor. Bütün bunlar sizin yapmış olduğunuz sağlıksız planlamaların sonucu.

Ben hekimim. Tıp fakülteleriyle ilgili mevcut durum içler acısı. Şehir devlet hastanesinin tabelasını kaldırıp onun yerine tıp fakültesi tabelası asmakla sağlıktaki sorunları çözemezsiniz, nitelikli doktor yetiştiremezsiniz. Siz, maalesef, bu anlayıştan vazgeçmiyorsunuz.

Şimdi, öğretmenler için mevcut olan bu KPSS sınavıyla ilgili rezalet… Ben iddia ediyorum: Millî Eğitim Bakanı dâhil olmak üzere bütün kabine üyelerini getirin, bu KPSS sınavına sokun. Ortalama bir öğretmenin atama puanını 70 kabul edelim. Eğer bu kabineden KPSS’de 70’in üzerinde not alan 3 bakan çıkarsa ben siyaseti bırakacağım, milletvekilliğinden istifa edeceğim. Millî Eğitim Bakanını getirin, koyun bu KPSS sınavına. Böyle bir şey mümkün mü? Yani, siz, özellikle bu KPSS sınavıyla ilgili bugüne kadar mevcut bütün usulsüzlükleri de görmezden geldiniz.

İşte, demin sayın hatip de buradan ifade etti. Yani bugün ortaya çıkan usulsüzlükleri paralel yaptı diyorsunuz ama o usulsüzlükleri biz dile getirdiğimizde hiç dikkate almadınız. Bu paralel de ne oluyor, biz de anlayamıyoruz. Biz, her siyasi partiden gelen fikirlere önem veriyoruz.

Bugün, Başbakan Yardımcısı, Türkiye’nin en büyük büyükşehir belediyesinin Belediye Başkanını paralel olmakla suçluyor; o Belediye Başkanı, Başbakan Yardımcısını paralel olmakla suçluyor. Yani burada doğru gitmeyen bir şeyler var, çözemediğiniz sorunlar var, bu sorunları kılıflandırdığınız bir durum var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Dolayısıyla, bu öğretmen atamalarıyla ilgili yol yakınken yeni önergelerle gelin, bu meseleyi ele alalım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayayım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 Sıra Sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin çerçeve 2 nci maddesindeki "73.000" rakamının "73.600" şeklinde ve "77.000" rakamının da “77.600” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                           Mehmet Doğan Kubat (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis ) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, nasıl katılıyor?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamazsın, takdire bırakabilirsin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl Komisyon katılıyor efendim?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Komisyon takdire bırakacak Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Takdire bırak, üçte 2 çoğunluğun yok ki.

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis ) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Takdire bırakıyorsunuz.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarının bazı birimlerinin yeniden yapılanacak olması nedeniyle, söz konusu kuruluşlar için 600 adet ilave atama izni verilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şimdi, burada sadece            –bilemiyorum, eksik bilgi sahibi olabiliriz ama- 47 bin ek atama izni verdik, 36 bini 73 bine çıkardık. Eğer 47 binse 83 bin olması gerekmiyor mu? 10 bin daha önce mi vardı? Yani, burada 47 bin atama izni verirken 37 bine düşmüş gibi gözüküyor.

BAŞKAN – Sayın Başkan, bir açıklama yapar mısınız?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 2015 yılı Bütçe Kanunu’na bu kadar koyuyoruz. Kadro tahsisi 47 bin, 35 bini de 2015’in bütçesine koyuyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, 47 bin atama yapmayacak mısınız?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 47 bin kadro tahsisi yapılacak.

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, lütfen, Komisyon sırasına gelin, açıklamanızı buradan yapın isterseniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, 47 bin için yetki verdik, o zaman Hükûmet 47 bin atama yapmayacak, onu diyorum.

BAŞKAN – Komisyon ona bir açıklama yapsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – 47 bin atamaya niyeti yok.

BAŞKAN - Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hiçbir zaman “47 bin atama 2015 yılı içerisinde yapılacak.” denilmedi. Burada 47 bin kadro tahsisi var, bunun içerisinden 35 bin öğretmen ataması 2015 yılında yapılacak, buna ilaveten 2 bin de idari işlerde ve hizmetli işlerde çalıştırılmak üzere de kadro tahsisi var. Toplamda “35 bin+2 bin”dir ama tahsis edilen kadro sayısı 47 bindir, 12 bini bekleyecek; bunu da 2015 Bütçe Kanunu’na taşıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, 10 bin... Şunun için söylüyorum, vatandaşlar bilsin: 47 bin kadronun 2 bini genel idare...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hayır, 2 bin, 47 binin dışında efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam, o zaman 47 bin kadroyla ilgili bir atama yapmayacaksınız bu sene.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 35 bini atanacak, evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – 35 bin, evet.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – 35 bin kadro atanacak.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – 12 bin yapmayacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapmayacak. O zaman niye alıyorsunuz kadroyu?

BAŞKAN – Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 3. Maddesinde yer alan "yönetici kadrolarında görev yapan" ibaresinin "üst düzey yöneticilerinden" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Günal                                        Alim Işık                                     Cemalettin Şimşek

         Antalya                                              Kütahya                                              Samsun

     Erkan Akçay                                     Özcan Yeniçeri                                   Muharrem Varlı

         Manisa                                               Ankara                                               Adana

Ahmet Duran Bulut

        Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Ali Rıza Öztürk                                     Ali Serindağ                                       Haydar Akar

         Mersin                                             Gaziantep                                             Kocaeli

Mehmet Hilal Kaplan                           Rahmi Aşkın Türeli                                    İzzet Çetin

         Kocaeli                                                İzmir                                                Ankara

MADDE 3 - 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Ev sahibi hükümet anlaşmaları veya ülkemizin taraf olduğu diğer anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar ile bu kuruluşlara bağlı program, fon, temsilcilik ve özel ihtisas kuruluşlarının resmi kullanımları için yapılacak mal teslimi ve hizmet ifaları, bunların sosyal ve ekonomik yardım amacıyla bedelsiz olarak yapacakları mal teslimi ve hizmet ifaları, bedelsiz mal teslimi ve hizmet ifaları ile ilgili mal ve hizmetlerin bunlara teslim ve ifası; ilgili kurum, temsilcilik, program, fon ve özel ihtisas kuruluşlarının Türkiye'deki faaliyetlerinin devamı veya ilgili kurumlara ilişkin uluslararası anlaşmaların yürürlükte bulunduğu süre içerisinde katma değer vergisinden müstesnadır.

Birinci fıkrada yer alan istisnadan yararlanan kuruluşların yönetici kadrolarında görev yapan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan mensuplarına Türkiye'de görevde bulundukları süre içerisinde yapılacak mal teslimi ve hizmet ifaları da katma değer vergisinden müstesnadır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 26'ncı maddesinin birinci fıkrasını değiştirmeyi ve bu fıkradan sonra gelmek üzere yeni fıkra eklemeyi öngören 3'üncü maddesinin teklif    metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                        Erol Dora                                          Adil Zozani

         Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

     Hasip Kaplan                                       Selma Irmak

          Şırnak                                                Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile KDV istisnalarının kapsamının belirtilen çerçevenin dışında daha da genişletilerek, halkın temel giderlerinden alınan KDV'leri de kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesine olanak tanımak amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 3. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haydar Akara (Kocaeli) ve arkadaşları

MADDE 3 - 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Ev sahibi hükümet anlaşmaları veya ülkemizin taraf olduğu diğer anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar ile bu kuruluşlara bağlı program, fon, temsilcilik ve özel ihtisas kuruluşlarının resmi kullanımları için yapılacak mal teslimi ve hizmet ifaları, bunların sosyal ve ekonomik yardım amacıyla bedelsiz olarak yapacakları mal teslimi ve hizmet ifaları, bedelsiz mal teslimi ve hizmet ifaları ile ilgili mal ve hizmetlerin bunlara teslim ve ifası; ilgili kurum, temsilcilik, program, fon ve özel ihtisas kuruluşlarının Türkiye'deki faaliyetlerinin devamı veya ilgili kurumlara ilişkin uluslararası anlaşmaların yürürlükte bulunduğu süre içerisinde katma değer vergisinden müstesnadır.

Birinci fıkrada yer alan istisnadan yararlanan kuruluşların yönetici kadrolarında görev yapan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan mensuplarına Türkiye'de görevde bulundukları süre içerisinde yapılacak mal teslimi ve hizmet ifaları da katma değer vergisinden müstesnadır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının 3’üncü maddesi üzerine verilen önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 3’üncü maddesi katma değer vergisinde yapılan değişiklikle ilgili ama ben izninizle, daha önce dile getirilen eğitim sorununa devam etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, benden önce Sayın Vahap Seçer de değindi, şimdi sorun şu: Eğitim problemini siz çözemezseniz ülkeyi geliştiremezsiniz, kalkındıramazsınız, sorun bu. “Yok, efendim, cumhuriyet döneminde en büyük öğretmen ataması bizim tarafımızdan yapıldı.“ Bunlar boş laflar. İhtiyaç nedir? Şu kadar. Siz bu ihtiyacı temin edecek kadar öğretmen atamalısınız, sorun bu. Elde öğretmen var, okul var, öğrenci var ama öğretmen atamıyorsunuz, o zaman ülkeyi kalkındıramazsınız. Şimdi sorunumuz şu: Soran, sorgulayan, analitik düşünebilen, sentez yapabilen, uluslararası alanda rekabet edebilen, yani kısaca, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirecek miyiz, yetiştiremeyecek miyiz? Sorun burada. Yetiştirmek istiyorsak eğitim planımızı buna göre yapacağız, yoksa üçüncü dünya ülkesi olarak kalmaya devam ederiz. Akla ve bilime dayalı bir eğitimle ancak çağdaş uygarlığı yakalayabiliriz.

Bir başka sorun şu sayın milletvekilleri: Geçen günlerde yapılan bir konuşmada da belirtmiştim. Sayın Naci Bostancı da burada. Daha sonra bana “Biraz ağır bir eleştiri oldu.” demişti. Şimdi sorun şu değerli arkadaşlarım: Sayın Cumhurbaşkanının Denizli’de yaptığı konuşma. Sayın Cumhurbaşkanı Denizli’de şöyle diyor: “10 Ağustosta Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle Türkiye’de bir dönem fiilen bitmiştir. Kimilerinin 1876’dan, kimilerinin 1924’ten, bazılarının 1946’dan başlattığı parlamenter sistem, 10 Ağustosta, bir daha geri dönüş olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alınmıştır.” Benim söylediğim neydi Sayın Bostancı? Demiştim ki: Türkiye fiilî bir ara rejim dönemi yaşıyor, fiilî bir ara rejim dönemi yaşıyor; bu fiilî ara rejim dönemi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilmiş bulunmaktadır. Bu ne demektir? Anayasa fiilen bekleme odasına alınmış demektir. Anayasa’nın bekleme odasına alınmış olması demek, Anayasa’nın askıya alınmış olması demektir. Başka bir ifadeyle anayasal darbe yapıldığı anlamına gelmektedir bu ve dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa’yı tebdil, tağyir ve ilga suçunu işlemektedir. Hiç kimse, Cumhurbaşkanı dâhil hiç kimse Anayasa’yı görmezlikten gelemez. Kaldı ki Anayasa’mızın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın yürütümünü gözetmekle görevlidir, yani uygulanmasını gözetmekle görevlidir. Anayasa’nın uygulanmasını gözetmekle görevli olan bir makam sahibi Anayasa’yı askıya almıştır. Bu bir anayasal darbedir. Milletimizin tüm fertlerinin, başta siz olmak üzere, Cumhurbaşkanına “Dur.” demesi lazımdır çünkü biz anayasal bir devletiz. Anayasa’mızda Anayasa’nın herkesi, yargı, yürütme ve idare makamlarını bağlayacağı, herkesin Anayasa’ya uymak zorunda olacağı hükme bağlanmıştır. Buna Sayın Cumhurbaşkanı da dâhildir. Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa’yı bekleme odasına alma hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, belki itiraz edeceksiniz ama Kenan Evren’in silahla yaptığını Sayın Cumhurbaşkanı silahsız yapmaktadır. Böyle bir şeyi bizim kabul etmemiz mümkün değildir. Ve arkasından ilave diyor: “Bu bekleme ne kadar sürecek veya ne zamana kadar sürecek? Ya mevcut uygulamaya anayasal zemin kazandırılana ya da bunun yerine yeni sistem ikame edilene kadar.” Yani diyor ki: Ben fiilî bir durum yarattım siz bunu hukukileştirin, buna hukuki bir zemin hazırlayın. Bunu siz kabul ediyor musunuz değerli arkadaşlar? Bunu bizim kabul etmemize imkân yok.

Ne diyor? Benim yarattığım fiilî durumu, Anayasa’yı askıya alma durumunu hukukileştirin diyor, aksi hâlde yeni bir sistem gelene kadar. Yeni sistem, ancak Anayasa’nın öngördüğü çerçeve içerisinde gelebilir. Böyle bir konuşmanın yapılması ve bunun sizin tarafınızdan da kabul görmüş olması ki zannediyorum kabul görmüyordur ama varsa büyük bir yanlıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

 

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Ara rejim ile parlamenter sistemin bekleme odasına alınmış olduğuna dair beyan, birbiriyle örtüşen iki aynı manada beyan değildir. Ara rejimi Türkiye yaşamıştır. Ara rejimlerde teknokrat hükûmetler kurulur, Parlamento baypas edilir, âdeta seçkinlerin, teknokratların oluşturduğu bu hükûmet de, bir nevi layüsel bir vaziyette, yukarıdan vaziyet edilerek görevini yapar. Bugün öyle bir durum söz konusu değil. Mecliste bir Hükûmet var. Bu Hükûmetin nasıl geldiğini herkes biliyor. Hesap veren bir Hükûmet.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Peki, neye ara verdi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Mesele şu: Sayın Cumhurbaşkanı baştan beri başkanlık sistemine ilişkin bir talepte bulunuyor. Bunun değişiminin dayandığı temel de halkın onaylaması, halkın bunu meşru görmesi; fiilî bir durum yaratma değil. Ancak halk destekler ve halkın desteğiyle Mecliste bu manada Anayasa değişikliğini sağlayacak bir güç teşekkül ederse o zaman başkanlık sistemine geçilir. Yoksa bir zorlama, bir mevcut duruma vaziyet etme, fiilî olarak mevcut Anayasa’yı ilga etme gibi bir durum söz konusu değil. Meşruiyetin yegâne kaynağı halktır. Sayın Cumhurbaşkanı dün de bunu söyledi, bugün de söylüyor, yarın da söylemeye devam edecek.

Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanının kullanmış olduğu beyanı bir Anayasa ilgası, bir ara rejim benzetmesi şeklinde değerlendirmek eleştirinin sınırlarını aşan bir değerlendirme olur, kastını aşan bir değerlendirme olur kanaatimce. Doğru ve tutarlı da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

 

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bostancı’nın açıklamaları doğrusu çok ilginç. Şöyle bir değerlendirme yaptı: “’Ara rejimle Sayın Erdoğan’ın sözünü ettiği parlamenter sistem bekleme odasına alınmıştır.’ şeklindeki değerlendirme aynı şey değildir. Ara rejim kötüdür ama parlamenter sistemin bekleme odasına alınmış olması bir ara rejime benzetilecek bir şey değildir, bu iyi bir şeydir, olabilir.” anlamında üzüntüyle karşıladığım bir değerlendirme yaptı.

Şimdi, Sayın Bostancı, Sayın Erdoğan “Ben Anayasa’yı tanımıyorum.” diyor. Yani “Parlamenter sistemi bekleme odasına aldık, 7 Haziran seçimlerinde de millet başkanlık sistemi veya parlamenter sistem konusunda karar verecektir.” diyor. Siz, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, Sayın Başbakanın Genel Başkanlığını yaptığı bir siyasi partinin mensubu olarak bu seçimlere başkanlık sistemi iddiasıyla mı gireceksiniz, yoksa parlamenter sistem iddiasıyla mı gireceksiniz? Siz buna bir cevap verin önce.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bostancı benim sözlerimi değerlendirirken “Kastını aşan bir şekilde eleştiride bulunmuştur.” diye sataşmada bulundu, izin verirseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serindağ, iki dakika süre veriyorum sataşma nedeniyle. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, hiçbir zaman kastımı aşmadım, aslında düşündüğümü ifade ettim. Sayın Bostancı da bunu biliyor, çok iyi bilir bunu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kanaatimi söyledim.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Bakın, siz başkanlık sistemini savunabilirsiniz, Sayın Cumhurbaşkanı da başkanlık sistemini savunabilir; biz buna bir şey demeyiz. Siz Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu elde eder ve usulüne göre Anayasa’yı değiştirir, başkanlık sistemini getirirseniz buna kimse bir şey demez ama Anayasa varken, bu Anayasa yürürlükteyken bu Anayasa’yı bekleme odasına alamazsınız. “Bu Anayasa’yı bekleme odasına alırım.” diyorsanız bunun adı anayasal darbedir, bunun başka izahı yoktur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynen öyle.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, dünyada Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği ve parlamenter sistemle yönetilen tek ülke Türkiye değildir. Biliyorsunuz, Portekiz’de de Cumhurbaşkanı halkoyuyla seçilmektedir, orada da parlamenter sistem uygulanmaktadır ama orada Cumhurbaşkanının yürütme görevi yoktur, orada Cumhurbaşkanı “Ben parlamenter sistemi bekleme odasına aldım.” diyemez. Zaten hiçbir demokratik ülkede Cumhurbaşkanı bunu söyleyemez. Üstelik bizim Anayasa’mızın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanının Anayasa’nın uygulanmasını gözetmekle görevli olduğu yazılmış.

Bakın, Anayasa’nın 11’inci maddesini okuyorum: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” Kimse buna aykırı hareket edemez, Cumhurbaşkanı da buna aykırı hareket edemez. Cumhurbaşkanı buna aykırı hareket ederse Anayasa’yı tebdil, tağyir ve ilga suçunu işlemiş olur diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural, buyurun.

 

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, tabii, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir parlamenter sistemle yönetilmektedir. “Parlamenter sistemi askıya alıyorum.” demek, doğrudan doğruya fiilen uygulanmamasını sağlamak demektir. Bu doğrudan doğruya darbedir.

Bugün parlamenter sistemde yürütme organı, yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisinden alır. Yani Cumhurbaşkanı diyor ki: “Ben Bakanlar Kurulu filan tanımam. Bekleme odasına aldım.” Bunu söylemek Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türk milletinin iradesini yok saymaktır.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yok öyle bir şey ya, daha yeni Bakanlar Kuruluyla toplantı yaptı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Cumhurbaşkanı, aynı zamanda, milletin egemenliğinin tesis ettiği Parlamentonun bu şekilde işlevsiz olduğunu ifade ediyor, millete hakaret ediyor, açıkçası bu. “Ben tanımam. Sen güvenoyu vermişsin, ben güvenmiyorum Bakanlar Kuruluna.” diyor. “Askıya aldım, bekleme odasına aldım.” Bekleme odası herhâlde saraydaki odada. Mahkûm mu yaptı, bilmiyorum. Ahmet Davutoğlu’na Adalet ve Kalkınma Partisi güvenoyu verdi, diyor ki: “Ben bekleme odasına aldım.” Şimdi, sizin güvenoyu verdiğiniz bir Hükûmete “Ben bekleme odasına aldım.” diyerek “Bunların, yürütmenin, açıkçası, Parlamentodan yetki almasını kabul etmiyorum.” demesi doğrudan doğruya “Bakanlar Kurulunun görevini ben üstleneceğim.” anlamında bir darbedir ve “Parlamentonun bu konudaki iradesini yok sayıyorum.” demektir.

Yani seni halk seçti de buradaki milletvekillerini kim seçti? Burada milletin tamamı var, milletin tamamını temsil ediyoruz biz. Kendisi sadece Cumhurbaşkanlığına atanan bir şahıstır, Anayasa çerçevesinde görev yapar, egemenlik ve yürütmenin de meşruiyet kaynağı Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyet verdiği Hükûmeti yok saymak tamamen darbeci bir zihniyettir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hükûmeti almış ama Parlamentoyu beklemeye alamadı.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Vural.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/2736, 1/1039, 2/2118, 2/2731) (S. Sayısı: 705) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 3. Maddesinde yer alan "yönetici kadrolarında görev yapan" ibaresinin "üst düzey yöneticilerinden" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Varlı, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunda, bu maddede, yine, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan, uluslararası kuruluşların yatırımlarına vergi indirimi var. Yine, daha sonraki maddelerde Bakanlar Kuruluna vergi indirimi veya vergi artırımı yapma yetkisi var. Yine, öğretmenlerle ilgili, öğretmenlerin atanmasıyla ilgili maddeler var. Ama şuradan baktığımız zaman, burada, yine, fakir fukarayı kollayan, efendim, küçük yatırımcıları teşvik eden, onları kollayan ve bu ülkenin gerçekten üreten insanları çiftçileri gözeten hiçbir şey yok.

Yine, büyük iş adamlarını, büyük sanayicileri, büyük para sahiplerini, paradan para kazananları ve uluslararası yatırım yapan insanları kollayan kanunlar var. Peki, bunlara böyle bir vergi indirimi getirip teşvik yaparken niye biz çiftçiye bu teşvikleri getirmiyoruz, niye üreten insanlara bu teşvikleri getirmiyoruz? Yıllardan beri burada söylüyoruz, diyoruz ki, ucuz mazot vereceğiz dediniz ama ucuz mazot filan vermediniz. Şu anda Türk çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu tüketiyor ve ne yazık ki denizcilik işletmeciliği yapanlar bugün çok düşük maliyetlerle mazot alırken Türk çiftçisi, 8 silindirli lüks ciplerin yaktığı mazot fiyatıyla aynı fiyattan traktörüne mazot koyuyor. Bu Allah’tan reva mıdır? Yani eğer yapacaksanız bir indirim, gerçekten adaletli davranmak istiyorsanız o zaman çiftçinin mazotundaki ÖTV’yi, KDV’yi indirelim, çiftçimiz ucuz mazot kullansın ve üretimine katkı sağlasın. Zaten çiftçinin şu anda en büyük maliyet girdisi mazot ve gübre. Gübreyle ilgili de birkaç defa kanun teklifi verdim, soru önergesi verdim, burada defalarca gündeme getirdim, gelin gübredeki KDV’yi indirelim, çiftçimiz bundan faydalansın dedim; süs eşyasında, altında, efendim, zümrütte, her şeyde, makyaj malzemesinde bile KDV’yi sıfırladınız ama çiftçinin gübresinde hâlâ yüzde 18 KDV var.

Şimdi, bakın, arkadaşlar, bir şey yaparken adaletli yapmak lazım. Bu ülkenin gerçekten üreten, alnının terini toprağa düşürüp oradan ekmeğini çıkartmaya çalışan, çoluğunun çocuğunun rızkını çıkartmaya çalışan ve hepimizin evlerine o güzel sebzeleri, güzel meyveleri, sıcak sıcak ekmeğimizi, peynirimizi, zeytinimizi gönderen çiftçimize ne yazık ki yine bu torba yasada hiçbir şey yok. Onun için, hep çıkarttığınız yasalarda paradan para kazanan insanları kolluyorsunuz, paradan para kazanan insanlara vergi indirimi yapmayı hedefliyorsunuz ama gerçekten üretime katkı sağlayan, Türkiye’nin ihracatına katkı sağlayan… Bakın,  şu anda Türkiye’de açık vermeyen tek kurum çiftçilik kurumu, biliyor musunuz? Yani ihracatıyla Türkiye’de açık vermeyen tek kurum çiftçilik kurumu ama bu kurumu ne yazık ki hep göz ardı ediyorsunuz, bunlar en pahalı mazotu kullanıyor, dünyanın en pahalı gübresini kullanıyor, efendim, dünyanın en pahalı tohumunu tarlasına ekiyor. Dolayısıyla, çiftçi gün geçtikçe zayıflıyor, gün geçtikçe tarlasını ekemeyecek duruma geliyor.

Dolayısıyla, arkadaşlar, eğer bir güzellik yapacaksak Türkiye’nin, gerçekten, üreten insanını, efendim, küçük yatırımcılarını, orta ölçekli yatırımcılarını gözetip -aynı zamanda da üreten insanlarını gözeterek- yolumuza devam etmemiz lazım ama bugüne kadar çıkarttığınız hiçbir yasada ne yazık ki bunları göremedik, onun için de buradan eleştirilerimizi yapmaya devam edeceğiz.

Şimdi, yine, öğretmen atamalarıyla ilgili… Bu ülkede her okulda öğretmen açığı var. Bu ülkede özellikle branş konusunda çok büyük açıklar var ama siz “45 bin öğretmen atayacağız.” diyorsunuz, kamuoyuna bu şeklide duyuru yapıyorsunuz, biraz önce öğrendik, 35 bin öğretmen atayacaksınız. Yani her şeyde insanların gözünü boyamayı, efendim, tozpembe tablo çizmeyi, bir algı oluşturmayı çok iyi beceriyorsunuz. İnsanlarımız da bunları ne kadar yutacak, ne kadar yutmaya devam edecek zaman gösterecek.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 4. Maddesinde yer alan "yönetici kadrolarında görev yapan" ibaresinin "üst düzey yöneticilerinden" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Günal                             Alim Işık                Ahmet Duran Bulut

   Antalya                                     Kütahya                       Balıkesir

Bülent Belen                             Erkan Akçay             Cemalettin Şimşek

   Tekirdağ                                    Manisa                        Samsun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 4. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Aytuğ Atıcı                                 İzzet Çetin              Mehmet Hilal Kaplan

   Mersin                                       Ankara                       Kocaeli

Haydar Akar                            Ali Rıza Öztürk           Rahmi Aşkın Türeli

   Kocaeli                                      Mersin                        İzmir

MADDE 4- 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına "ithali veya bunlara teslimi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile ev sahibi hükümet anlaşmaları veya ülkemizin de taraf olduğu diğer anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'deki uluslararası kuruluşlar ve bunların yönetici kadrolarında görev yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan mensupları tarafından Türkiye'de görevde bulundukları süre içerisinde kendi ihtiyaçları için ilk iktisabı, ithali veya bunlara teslimi" ibaresi eklenmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 6'ncı maddesinin birinci fıkrasında değişiklik öngören 4'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                        Erol Dora                                          Adil Zozani

         Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

     Hasip Kaplan                                    Nursel Aydoğan

          Şırnak                                             Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile ÖTV istisnalarının kapsamının belirtilen çerçevenin dışında daha da genişletilerek, halkın üzerindeki ÖTV yükünü de kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesine olanak tanımak amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 4. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli (İzmir) ve arkadaşları

MADDE 4- 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına "ithali veya bunlara teslimi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile ev sahibi hükümet anlaşmaları veya ülkemizin de taraf olduğu diğer anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'deki uluslararası kuruluşlar ve bunların yönetici kadrolarında görev yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan mensupları tarafından Türkiye'de görevde bulundukları süre içerisinde kendi ihtiyaçları için ilk iktisabı, ithali veya bunlara teslimi" ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarımız, 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz almış buluyorum. Siyasi kariyerlerini ve kazanımlarını hiç kimsenin gölgesine borçlu olmayan milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 6’ncı maddesini yeniden düzenliyorsunuz. O maddede bazı diplomatik istisnalar verilmişti geçmiş yıllarda yani ülkemizde bulunan diplomatik misyonlara özel tüketim vergisinden muafiyet getirilmişti. Anlaşılan o ki bu muafiyet şimdi yetmemiş, yeniden bir düzenleme getiriliyor. Üstelik de diplomatik misyonlara ek olarak diğer yabancı kuruluşlara da bazı istisnalar getiriyorsunuz.

Tabii, bu maddede işlenenler, maddeyi biraz detaylı bir şekilde incelediğiniz zaman, vatandaşın sırtına özel tüketim vergisi yükünü nasıl yüklediğinizi bir kere daha hatırlatıyor bize.

Şimdi, bugün, burada “hodri meydan” diye seslenen değerli milletvekillerine sesleniyorum: Yiğitlik burada, işte bu maddede. Eğer yiğitseniz, eğer “hodri meydan” diyorsanız gelin, ÖTV’yi vatandaştan da kaldıralım. Yani, siz bu maddeyle diplomatik misyonlardan kaldırıyorsunuz, efendim, işte, yabancı kuruluşlardan kaldırıyorsunuz ama vatandaştan kaldırmıyorsunuz. “Hodri meydan, hodri meydan” dediğiniz meydan, aha, er meydanı burası; hadi, gelin, buyurun, vatandaştan da ÖTV’yi kaldıralım.

Peki, ÖTV Kanunu’nda nelere ÖTV ödediğimizi hatırlayanınız var mı acaba, bilmiyorum. ÖTV Kanunu’na ekli 3 tane liste var. Burada KDV dışında, normal vergiler dışında “özel tüketim vergisi” adında istisnai bir vergi getirmiştiniz, hatırlarsanız eğer. Ama o istisna artık tamamen kalktı, her şeyden ÖTV yani özel tüketim vergisi almaya başladınız.

Neler var bakın ekli (I), (II), (III). listelerde? Akaryakıttan ÖTV alıyorsunuz, gazdan ÖTV alıyorsunuz, kırsal motorinden -bakın, birazdan vicdanlarınızı tekrar sızlatacağım sizin- ÖTV alıyorsunuz, her türlü makine yağlarından ÖTV alıyorsunuz, otomobilden, diğer motorlu araçlardan, otobüsten, kamyondan ÖTV alıyorsunuz. Hadi, yolcu gemisi, gezinti gemisi, bunlardan ÖTV alabilirsiniz, gemicikten ÖTV alıyor musunuz, onu da bilmiyorum. Hadi, biradan, şaraptan, alkollü içkilerden, tütün ürünlerinden ÖTV alıyorsunuz, tamam, bunlara eyvallah ama dönüp de eğer kırsal motorinden de ÖTV almaya devam ediyorsanız, eh, yazıklar olsun demekten başka hiçbir şey yok.

ÖTV’yi kristal bardaklardan da, kristal malzemelerden de alıyorsunuz, güzel. Peki, kaçak saraya getirilen ve her biri bin lira olan kristal bardaklardan da ÖTV alındı mı? E vallahi bilmiyorum. Hükûmet yetkilileri bize söylerse biz de aydınlanmış oluruz. Nasıl ithal edildi onlar, bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Benim inancımda, vatandaşım aç iken kristal bardaktan su içmek haramdır. Ben böyle yetiştirildim, sizi bilmem. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer siz o kristal bardaklardan su içmeye devam ederseniz, ayran içmeye devam ederseniz, benim inancıma göre size de haramdır. Bunu da sizlere hatırlatmak mecburiyetindeyim.

Değerli arkadaşlarım, pek çok malzemeden, pek çok maddeden, tıraş sabunundan makyaj malzemesine kadar, güneş kreminden bile ÖTV alıyorsunuz, cep telefonlarından ÖTV alıyorsunuz. Artık, temel ihtiyaçlardan bile ÖTV almaya başladınız. Hani bir bakanınız “Herkesin elinde iki cep telefonu var, ÖTV almayalım mı?” diyordu ya, kimdi o? Hatırlayın, gözleri dolu dolu konuşan bakanınız. Herhâlde, yarın yeni bir yakıştırma yaparlar “Brutus” derler mi, açıkçası bilmiyorum ama bu vesileyle biz, halkın nasıl soyulduğunu daha iyi anlayacağız.

Paralel yapılanmaya “Ne istediler de vermedik.” diyen, âdeta büyüsü bozulan sağlam iradeniz var ya, işte, Ankara’da belediye eliyle kimlere ne verdiğini, kimlere ne isteyip de verdiğini, vermediğini vatandaşlarımız biraz daha iyi görecektir.

On üç yıllık iktidarda siz neyden ÖTV’yi kaldırdınız biliyor musunuz? Rıza Sarraf’ın değerli taşlarından ÖTV’yi kaldırdınız. Eh, bu da size yakışır.

İyi geceler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 4. Maddesinde yer alan "yönetici kadrolarında görev yapan" ibaresinin "üst düzey yöneticilerinden" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                    Bülent Belen (Tekirdağ) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI FERİDUN BİLGİN – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Cemalettin Şimşek, Samsun Milletvekili.

Buyurun.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba yasanın 4’üncü maddesiyle ilgili olarak vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Bu yasanın 4’üncü maddesiyle Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 6’ncı maddesine bir ibare eklenerek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan, uluslararası yönetici kadrolarında çalışanlara ÖTV muafiyeti getirilmek istenmektedir. Önergemizde ise biz, bunun “üst düzey yönetici” şeklinde değiştirilmesini talep ediyoruz.

Ancak, bundan bahsederken tabii ülkemizdeki ÖTV’nin çok acımasız bir şekilde vatandaşlarımıza uygulandığını, ülkemizde Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan şeyle dolaylı vergilerin yüzde 70 oranına vardığını ve bunun da çok gelir dağılımına göre bir adalet sağlamadığını hepimiz biliyoruz. Örneğin, geçimini o araçtan sağlayan bir vatandaşımız ile özel, hususi olarak binen, zengin bir vatandaşımız arabasını herhangi bir ofise çektiğinde, her ikisinden de aynı derecede vergi alınması çok büyük bir adaletsizlik yaratmaktadır. Bir tanesi o aracıyla çoluğunun çocuğunun rızkını kazanıyor ama diyelim ki Rahmi Koç arabasıyla geldi, bir ofise çekti, ondan da aynı oranda alınması maalesef vicdanları sızlatmaktadır ve dolaylı vergilerin ülkemizde yüzde 70’e varması da ayrı bir abesle iştigaldir. Her ülkede var baktığımızda özel tüketim vergisi ancak bizim ülkemizdeki kadar yoğun ve yüksek olan bir ülke görmedim ben. Onun için mutlaka bunun, bu adaletsizliğin giderilmesi noktasında, vergilerin, ÖTV’nin, dolaylı vergilerin adaletli bir şekilde düzeltilmesi gerektiğini bir kez ifade etmek isterim.

Ayrıca, bugün güncel konulardan bir şeye daha değinmek istiyorum ben. Ülkemiz gerçekten bugün bir otoriterleşme sorunuyla karşı karşıyadır değerli arkadaşlarım. İyidir, eksiktir, fazladır, bunu düzeltiriz. Elimizde bir Anayasa varsa eğer ve hiç kuralsız bir şekilde yönetilmekten bu çok  daha iyiyse eksik yönlerini tartışıp değiştirmeye hazır olabiliriz ancak mevcut bir sistem, bir düzen, bizi bağlayan bir kural varsa bunun Türkiye’de herkesi bağlaması gerekir. Yani, “Sen Cumhurbaşkanısın, seni bu bağlamaz.”, “Beni bu bağlamaz, ben istediğim gibi davranırım.” tavrı içerisinde kimse olamaz. Böyle bir şey olursa Türkiye, o ülke bir anayasal devletten, bir hukuk devletinden uzaklaşarak ülkede bir keşmekeşe sebep olur ki insanlar kendilerini güvende de hissetmezler böyle bir dünyada, böyle bir rejimde.

Bakın, geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanı Manisa’da, nerede, bir yerdeydi galiba; orada bir diş hekimi arkadaşımız pencereden bakarken el salladığı iddiasıyla mahkemeye çağrıldı ve orada ifade vermek zorunda kaldı. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu şekilde davranışlarıyla vatandaşına böyle dava açılmış. Ben 60 yaşıma geldim, vatandaşlarıyla böyle mahkemeleşen, onları dava eden bir cumhurbaşkanı görmedim. Son ayda mıdır, son üç ayda mı ne, 67 kişi hakkında kovuşturma açılmış Cumhurbaşkanına hakaretten. Yani, biraz da kendimizde bu karşıtlığı yaratan -eğer böyle bir şey varsa- bu sorunu yaratan bizzat Cumhurbaşkanının kendisi değil midir?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Ayıp oluyor ya!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Bundan önceki cumhurbaşkanlarına niçin vatandaşlar böyle davranmamışlar eğer hakikaten böyle bir hakaret söz konusu ise? Hiç insan kendisini sorgulamaz mı böyle durumlarda?

Bakın değerli arkadaşlarım, hakikaten gidiş doğru değil.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Birisi size hakaret edecek, siz kendinizi mi sorgulayacaksınız?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Birisi size hakaret etse, siz kendinizi mi sorgulayacaksınız?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Niye bana hakaret ediyor da öbür cumhurbaşkanına etmedi diye sorgulamamız lazım değerli milletvekilim.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yapmayın böyle, ayıp oluyor! İşte siz, o tip adamları cesaretlendiriyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz, ayıp ediyorsunuz.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli milletvekilim, bak, Cumhurbaşkanı, bir diş hekimi pencereden baktı diye… Eğer ülkede demokrasi var, ileri hukuk devleti diyebiliyorsanız yazıklar olsun o zaman size!

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Size yazıklar olsun.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Eğer hakikaten… Hakaret mi var? Bunun neresinde hakaret var arkadaşlar?

Maalesef… Bunu değerlendirin, bunu göze alın. Gözünüzü bağlayıp bir kişinin peşinde bu kadar gitmek mecburiyetinde değilsiniz.

Hepinizi saygılarla selamlarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir. Aynı mahiyetteki iki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                                  Haydar Akar                                     Ali Rıza Öztürk

          İzmir                                                Kocaeli                                               Mersin

       İzzet Çetin                                      Bülent Kuşoğlu                               Mehmet Hilal Kaplan

         Ankara                                               Ankara                                               Kocaeli

MADDE 5- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107/A maddesine birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Elektronik ortamda tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen onuncu günün sonunda yapılmış sayılır."

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Mehmet Günal                                        Alim Işık                                     Cemalettin Şimşek

         Antalya                                              Kütahya                                              Samsun

Ahmet Duran Bulut                                  Erkan Akçay                                     Özcan Yeniçeri

        Balıkesir                                             Manisa                                               Ankara

                                                              Bülent Belen

                                                                 Tekirdağ

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 107/A maddesine fıkra eklemeyi öngören 5'inci maddesinde geçen "beşinci günün sonunda" ibaresinin “otuzuncu günün sonunda” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                        Erol Dora                                          Adil Zozani

         Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

     Hasip Kaplan                                                                                              Ayla Akat Ata

          Şırnak                                                                                                        Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI FERİDUN BİLGİN – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İnternet ve e postanın yaygın olarak kullanıldığına dair bilimsel bir emare bulunmamaktadır. E posta bildirim yöntemiyle karşı muhatabın bu bildirimden haberdar olacağına dair objektif bir kriter bulunmamaktadır. Bu yöntem ile bildirimden bulunulanların mağdur edilme ihtimali oldukça yüksektir. Değişiklik ile bu ihtimalin asgariye çekilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 5. Maddesinde yer alan “beşinci gün” ibaresinin “onuncu gün” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Bülent Belen (Tekirdağ) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Rahmi Aşkın Türeli (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI FERİDUN BİLGİN – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Bülent Belen, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurun Sayın Belen.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifinin 5’inci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, madde içindeki tebligatla ilgili konu dışında ve genel, vergide adaletsizlikle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

Malumualiniz, vergi kamu giderlerini karşılamak amacıyla devletin tek taraflı bir yetkiyle kişilerden aldığı ekonomik değerlerdir. Günümüzde vergilerin, kamu giderlerini karşılamak yanında sosyal ve ekonomik fonksiyonları da vardır. Devlet, kişiler arasında gelir dağılımı ve fırsat eşitliği sağlamak için gerekirse vergi politikalarını bir araç olarak kullanabilmektedir. Vergilerin sosyal devlet ilkesi çerçevesinde harcanması da vergi adaletinin ve gelir dağılımının gerçekleşmesi bakımından son derece önemlidir. Anayasa’mızın 73’üncü maddesinde de belirtildiği üzere, vergi, günümüzde kişilerin ödeme güçlerine göre alınmaktadır. Genel olarak bakıldığında, belli bir vergi türü ödeme gücünün göstergeleri olarak ya geliri ya serveti ya da harcamaları kavramakta yani tüm vergiler sonuçta üç kaynak üzerinden alınmaktadır. Türk vergi sisteminde yer alan vergilerin belli başlıları bu üçlü kaynak ayrımına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır:

1-Gelir üzerinden alınan vergiler,

2-Servet üzerinden alınan vergiler,

3-Harcamalar üzerinden alınan vergiler.

Türk vergi sistemi esas itibarıyla gelir üzerinden alınan vergi gelir vergisi ile harcama üzerinden alınan ÖTV ve KDV’ye dayanmaktadır. Diğer vergilerden sağlanan hasılat bu iki vergiye göre çok daha düşüktür. Vergi gelirleri içinde gelir üzerinden alınan vergilerin payı azalırken, harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergilerin payı artmaktadır. Vergi gelirlerinin giderek daha fazlasının dolaylı vergilerden sağlanması vergi sistemimizde dikey adaletin, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alma adaletinin gerçekleştirilmesini güçleştirmektedir. Vergi gelirlerinin ağırlıklı şekilde dolaylı vergilere dayandırılması gelir ve servet üzerinden alınan dolaysız vergilerin ise tam olarak beyanının sağlanamaması vergi sistemimizde vergi hukukunun temel ilkelerinden olan adalet, eşitlik ve serbest beyan esası gibi evrensel ilkelerin gerçekleştirilmesine imkân vermemektedir.

Değerli milletvekilleri, vergi kaybına yol açan temel sorunların başında kayıt dışı ekonomi olarak nitelenen, devletin bilgisi dışındaki ekonomik faaliyetler gelmektedir. Kayıt dışı ekonomik faaliyetler bir yandan vergi adaletini yok etmekte diğer taraftan da toplumun moral değerlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Kayıt dışı ekonominin nedenleri genellikle, enflasyon muhasebesi ve vadeli ödeme uygulamalarıyla uyumlu düzenlemelerin olmaması, düzenli kesimde mali yüklerin yüksek olması, ekonomideki bürokrasi yoğunluğunun bıktırıcı hâle gelmesi, denetim ve cezalandırma mekanizmalarının yeterince işletilmemesi şeklinde sıralanmaktadır. Maliye Bakanlığı verilerine göre, AKP iktidarları süresince ülkemizdeki kayıt dışı ekonomi 70 milyar dolardan 250 milyar dolara tırmanmıştır. Kayıt dışı ekonomiyle mücadelede daha etkin ve sıkı tedbirlerin alınması gerektiğini buradan bir kez daha yineliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben süremin geri kalan kısmında Tekirdağ ilinin devlete ödediği vergiler karşılığında yatırımlarda yaşadığı adaletsizlikten söz etmek istiyorum. Tekirdağ ili, devlet bütçesine sağladığı katkıda ortalama olarak ülkemizde ilk 10 il arasında yer almasına rağmen, kamu yatırımlarının Tekirdağ iline ulaşmasında 50’nci sıralarda yer almaktadır. Bunun en açık örneği… Tekirdağ’da on iki yıllık eğitim veren toplam 375 okulumuz vardır. Bunlarla ilgili, Deprem Yönetmeliği öncesine göre yapılan tetkik ve incelemelerde 241 okulun sadece 37’si sağlam çıkmış, geri kalan 204 okulun güçlendirme çalışmaları başlatılamamıştır. Programa ancak 4 bina alınmış, hâlen il genelinde birçok okulda ayrıca ikili eğitim öğretim yapılmaktadır. Tekirdağ iline, devlet hazinesine verdiği katkı karşılığı, hak ettiği yatırımların yapılmasını Hükûmetten bekliyor, iyi sabahlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde söz aldım. 5’inci madde vergiyle ilgili -biraz önce değerli arkadaşım konuştu- elektronik ortamda tebligatı düzenliyor. Aslında çok önceden düzenlenmesi gereken bir konu. Vergi konusunda bizim tabii ki otomasyona çoktan geçmemiz gerekiyordu. Çok önemli bir konu. Doğru bir düzenlemedir. Dediğim gibi, daha önce yapılmasını isterdik.

Bu vesileyle de gecenin bu saatinde de olsa bazı, vergiyle ilgili gerçekleri dile getirmekte fayda var. Şunu söyleyeyim: Vergi çok önemli bir müessese, devletin egemenlik hakkını gösteriyor ama Türkiye’deki vergi rakamlarına baktığımız zaman maalesef çok büyük sıkıntılar olduğunu görüyoruz. Şimdi, nüfusumuz 78 milyona geldi, yaklaştı; en son sayıma göre 78 milyona geliyoruz. Ne kadar seçmenimiz var? 55-56 milyon kadar, yakında netleşecek bu seçimler için. 55-56 milyon seçmenimiz varsa, 18 yaşından büyük nüfusumuz da en az bu kadar demektir, 55-56 milyon. Dolayısıyla, vergi mükellefimizin de aşağı yukarı bununla orantılı olması lazım, değil mi? Ama Türkiye’deki vergi mükellefi sayısı maalesef çok, çok, çok, çok düşük. Yani devlette çalışanları, memurları, işçileri falan da katarsanız, 10-12 milyon civarında ve yıllardan beri -ben, bunu her bütçede tekrarlıyorum- maalesef, vergi mükellef sayılarında doğru dürüst bir artış yok. Kayıt dışılık çok geniş, kayıt dışılığı bir türlü önleyemiyoruz, vergi tabanını bir türlü artıramıyoruz. Hâlbuki vergi tabana yayılması gereken bir müessese. İnsanların vergi ödediğinde farkında olmaları lazım. Herkes vergi ödüyor, doğduğu anda Türk vatandaşı vergi ödüyor; içtiği su dolayısıyla vergi ödüyor, yaktığı elektrik dolayısıyla vergi ödüyor, doğal gaz dolayısıyla vergi ödüyor, ama vergi öderken farkında değil. Biraz önce anlatıldı ya, dolaylı olarak vergi ödüyor, doğrudan vergi ödemesi lazım ve bunun farkında olması lazım, bilincinde olması lazım. Türkiye'de böyle bir sıkıntı var, dolaylı vergiler çok yüksek; bu, vergide çarpık bir durumdur ve büyük sıkıntıdır.

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda iki seneden beri gelir ve kurumlar vergisinin birleştirilmesiyle ilgili bir kanun tasarısı var, bu bekliyor, iki seneden beri bekliyor. Biz, her torba yasada bir vergi düzenlemesi yapıyoruz, burada da 4-5 tane vergi düzenlemesi var maalesef; bunlar gayriciddi yaklaşımlardır vergi konusunda, vergi gibi önemli bir müesseseye böyle yaklaşılmaz.

Bakın, ben, yine, resen terkinler olmakla beraber faal mükellef sayılarını söyleyeyim: 2001’de gelir vergisi faal mükellef sayısı 1 milyon 768 bin iken, 2015’in şubat ayında 1 milyon 788 bin. Gelir vergisi faal mükellef sayısı artmıyor, doğru dürüst bir artış yok.

Kurumlar vergisi faal mükellef sayısında bir miktar artış var; 565 binden 767 bine çıkmış, bir miktar artış var, ama katma değer vergisi her ikisini de gösterir, çok daha önemli bir gösterge; 2001’de 2 milyon 870 bin, aradan on dört sene geçiyor, 2 milyon 383 bine düşüyor. 2 milyon 870 binden 2 milyon 383 bine düşmüş katma değer vergisi mükellef sayısı. Ondan sonra “Vergi idaresi başarılı, Maliye Bakanlığı başarılı…” Nerede başarı?

Diğer gelir vergisi, stopaj vergisi faal mükellef sayılarını da vereyim, gayrimenkul sermaye iratlarını da vereyim, onlarda da anlamlı artışlar yok ve bütün bunları… Mesela Sosyal Güvenlik Kurumu da aynı şekilde bütün iş yerleriyle ilgilidir. Onlar prim alırlar, Maliye Bakanlığı da vergi alır. Anormal farklılıklar var, illere göre anormal farklılıklar var, tutmuyor sayılar. Niye bir araya getirilip de ortak bir veri tabanı oluşturulmuyor, bir türlü anlamak mümkün değil. O kadar para veriliyor; bilgisayarlara, otomasyona o kadar para veriliyor, güya eğitim yapılıyor, bir ortak veri tabanı hâlâ oluşturulamadı, kayıt dışı önlenemedi. Ondan sonra da vergi mükellef sayısı ya da sosyal güvenlikteki iş yeri sayısında bir artış olmaz, anlamlı bir artış olmaz, biz bu kadar nüfus artışına rağmen hâlâ bunlarla uğraşmış oluruz.

Onun için, bu konuyu önemsiyorum. Diğer maddelerde de illere göre mükellef sayısının artmadığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - …azaldığını gösteren örneklere devam edeceğim.

Herkese saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım. Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.19

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerindeki aynı mahiyetteki iki önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Evet, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 213 sayılı Kanuna 132'nci maddeden sonra gelmek üzere 132/A maddesini eklemeyi öngören 6'ıncı maddesinde ikinci paragrafında geçen "internet de dâhil olmak üzere her türlü" ibaresinden sonra gelmek üzere "yaygın" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                        Erol Dora                                          Adil Zozani

         Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

     Hasip Kaplan                                        Esat Canan

          Şırnak                                               Hakkâri

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 6. Maddesinde yer alan "yoklama yapılan" ibaresinin "yoklama yapılan mükellefin" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Günal                                        Alim Işık                                     Cemalettin Şimşek

         Antalya                                              Kütahya                                              Samsun

Ahmet Duran Bulut                                  Erkan Akçay                                       Bülent Belen

        Balıkesir                                             Manisa                                              Tekirdağ

S. Nevzat Korkmaz

         Isparta

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile, Eskişehir Milletvekili Salih Koca ve Uşak Milletvekili İsmail Güneş ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun 6. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                                   İzzet Çetin                                  Mehmet Hilal Kaplan

     İzmir Ankara                                           Kocaeli

Haydar Akar                                         Ali Rıza Öztürk                                 Gökhan Günaydın

   Kocaeli Mersin                                          Ankara

MADDE 6- 213 sayılı Kanuna 132 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki 132/A maddesi eklenmiştir.

"Elektronik yoklama

MADDE 132/A- Yoklama neticeleri, yoklama yerinde bu Kanunun 131 inci maddesinde yer alan yoklama fişi ile aynı mahiyette olan, elektronik ortamda tanzim olunan "yoklama fişi" ile de kayıt altına alınabilir. Bu fiş, nezdinde yoklama yapılan veya yetkilisi tarafından elektronik imza araçlarıyla imzalanır. Yoklama fişinin elektronik imza araçlarıyla imzalanmaması durumunda yoklama fişini temsil eden ve yoklama fiş muhteviyatının değiştirilemeyeceğini güvence altına alan benzersiz bir kodun üzerine yazıldığı bir form imzalanır.

Maliye Bakanlığı elektronik ortamda kayıt altına alınan yoklama fişleri ile birinci fıkrada belirtilen formların şeklini ve içeriğini tespit etmeye, bunların şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle imzalanması usul ve esaslarını belirlemeye, bunları internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında ilgili kişilere göndermeye ve elektronik ortamda yürütülecek yoklama faaliyetlerine ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Gökhan Günaydın, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 705 sıra sayılı torba yasa üzerinde, onun 6’ncı maddesi üzerinde görüşlerimizi paylaşmak üzere huzurlarınızdayız.

Şimdi, düzenleme, elbette, vergi tahsilatına ilişkin çağdaş bir yaklaşımı ifade etme çabası içerisinde ancak Türkiye'nin vergileme sisteminde öyle büyük yanlışlar var ki, İnternet üzerinden vergileme vesaireyle konuşacak ya da bunlarla zaman kaybedecek durumda değil memleket. Şu anda hepimiz biliyoruz ki siz sermaye kazançları üzerinden yeterince vergi alamadığınız için, başka bir deyişle kazanandan vergi almadığınız için tüketici vergileri üzerine yüklenmiş durumdasınız ve bu, vergi adaletini tamamen ortadan kaldıran bir durumdur. İşte, katma değer vergisi, ÖTV. Getirdiğiniz bütçede ÖTV’den 94 milyar liralık tahsilat beklentiniz var ve sonra siz bize dönüp adil bir vergileme sistemi önerinizden bahsedebiliyorsunuz. Yatay ve dikey vergi adaleti sayenizde kalmadı, kayıt dışı ekonomi almış başını gidiyor ve yaygın vergi kaçakçılığı var ama bu dönemin başka özellikleri var arkadaşlar. Bu dönem Sayıştay denetimini ortadan kaldırmak için el birliğiyle her şeyi yaptığınız bir dönem. Peki, neden Sayıştay denetiminden kaçıyorsunuz? Sebep burada. Elbette burada bütün milletvekillerini kastetmiyorum ancak bazı şirketleri, yandaşları kayırmak için aranızdaki işinin uzmanları Sayıştayın ne yaptığının farkına vardı ve onu engellemeye çalıştı. Çünkü Sayıştay baktı ki Maliye Bakanlığı Merkezî Uzlaşma Komisyonu şakır şakır tarhiyat sonrası vergileri siliyor. Peki, kimdir vergileri silinenler? Örneğin, Cengiz İnşaatın 424 milyon liralık vergisini bir kalemde sildiniz. Cengiz İnşaatın vergisini niye siliyorsunuz? O da Sabah-ATV havuzuna 100 milyon dolar para atacak sizin için. Başka türlü bedavadan para atar mı? Sen ona kamu ihalelerinden haksız kazanç sağlayacaksın, tahakkuk etmiş vergisini sileceksin; o da kazancının çok küçük bir bölümünü senin önüne havuz parası olarak atacak. İşte, bu düzeni, siz gelmişsiniz bize “Vergi düzenlemesi, İnternet’ten şöyle olacak, böyle olacak…” Memlekette vergi kalmamış, tahakkuk eden, tarh eden vergiyi siliyorsunuz, sonra bize 6’ncı maddeyle getirdiğiniz düzenlemeye bakın.

Elektromed, Kanal a’nın 139 milyon liralık vergisini bir kalemde sildiniz. Albayrak, çok iyi tanırsınız Albayrakları Yeni Şafak üzerinden, 100 milyon liralık vergisini yine bir kalemde sildiniz. Türkerler İnşaatın 23 milyon liralık vergisini sildiniz ve böylece silinen toplam vergi geliri 608 milyon liradır.

Şimdi, sevgili arkadaşlarım, ben bir kez daha söylüyorum: Sayıştay denetiminden bu tüm düzenlemeleri kaçırarak, Maliye Bakanlığının Merkezî Uzlaşma Komisyonunu, devletin parasını şirketlere peşkeş çekecek şekilde çalıştırarak nereye kadar varabilirsiniz?

Son sözüm de şudur: Bülent Arınç ile Melih Gökçek arasındaki konuşmaları hep beraber izliyoruz. Sadece bir rakam vereceğim: Ankara Büyükşehir Belediyesinin on yıllık konsolide bütçe büyüklüğü 45 milyar liradır. 40 kilometre metro hattına Melih Gökçek’in ayırabildiği para on yıl boyunca yalnızca 828 milyon liradır. Yani bütçesinin ellide 1’ini metro hattına ayıramayan, on yılda metro açamayan ve bunun için Ulaştırma Bakanlığından  3 milyar lira ilave para almak zorunda kalan bir Büyükşehirden bahsediyoruz. Peki, soralım: 828 milyon lirayı metroya ayırdı da geriye kalan 44 milyar lirayı kim götürdü? İşte, bunun cevabını başlaması gereken soruşturmalar elbette bize verecektir.

Hepinize çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı Kanun Teklifinin 6. Maddesinde yer alan “yoklama yapılan” ibaresinin “yoklama yapılan mükellefin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                          S. Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize hayırlı geceler diliyorum.

Bugün başkent Ankara Gökçek ve Arınç savaşlarına sahne oldu. Ama ne savaş; ağza alınmayacak sözler, ciddi, çok ciddi isnatlar ve galiz hakaretler. Bu kürsüden sarf edilseydi eğer bu sözler, İç Tüzük’ümüze göre uyarma, kınama ve hatta Genel Kuruldan çıkarma cezasını gerektiriyordu. Başbakan Yardımcısı ve Hükûmet Sözcüsü Arınç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hükûmetin her işine karışmasını doğru bulmuyor belli ki, Hükûmeti tartışılır hâle getiren yetkili ama sorumsuz Erdoğan’ın yetkisiz ama sorumlu Davutoğlu üzerinde tesis ettiği siyasal baskıyı hayra alamet bulmadığından bahisle “Bu ülkede bir Hükûmet var Sayın Cumhurbaşkanı.” deyiverdi. Vay, sen misin diyen, sen misin Erdoğan’a dil uzatan! Son zamanlarda AKP’nin evrilmesinden kendisine uygun bir oyun alanı bulamamış, beledi işler dışında her türlü işle uğraşan Gökçek, kaçak göçek saraydan işaret alıp kendi Hükûmetinin Başbakan Yardımcısına karşı muhalefet fişeğini ateşleyiverdi. Günün moda suçlaması da “paralelci” ithamıyla Sayın Arınç’a bir daldı ki istifaya davete kadar gitti. Buraya kadar denilebilir ki: “Efendim, bu, AKP’nin iç işleri, sizi niye ilgilendirir?” Elbette, ilgilendirir. Teşbihte hata olmaz. “Bilmem kimler tepişmiş, arada yine başka bilmem kimler kalmış.” derler. Acaba, arada kalan, kıt kanaat geçinen vatandaşın nafakası olamaz mı? Eğer böyleyse sadece bizi değil, tüm siyaset kurumunu ilgilendirir. O zaman birileri de size der ki: “Gidin, kavganızı siz de genel merkez binanızda yapın.” Bu didişme, bu kapışma, yarın borsayı, dövizi, tüm piyasaları etkileyecek, vatandaşın cebi zarar görecek, ülke yine bir AKP gerginliği yaşayacak.

Değerli milletvekilleri, bir de Arınç’ın Gökçek’e cevapları var ki sadece Meclisi, sadece muhalefeti değil, yargıyı ve mahkemeleri de ilgilendiriyor. Bakın, neler diyor Başbakan Yardımcısı: “Gökçek, benim, paralel yapının kucağına oturduğumu söylüyor ama asıl paralel yapının kucağına oturan kendisidir.”

Değerli AKP milletvekilleri, siz, binlerce polisi, hâkim, savcıyı, binlerce yöneticiyi, memuru paralel yapının adamları diye görevden aldınız; karda, kışta sürgüne tabi tuttunuz; yuvasından, yurdundan ettiniz insanları. Ya Başbakan Yardımcınız ya da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanınız, bu durumda, ortaya çıkıyor ki paralel yapıcı. Bu konuyu neden kamuoyundan gizlediniz? Yaftaladığınız bu insanların suçu neydi? Arınç, Gökçek’in Ankara’yı parsel parsel paralel yapıya sattığını, onların istekleri doğrultusunda yasaya mugayir imar değişiklikleri -bunun daha doğru isimle adlandırılması gerekiyor- yani imar yolsuzlukları yaptığını iddia ediyor. Zaten, Gökçek’i Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına yakıştırmadığı gibi, oğlunun da milletvekili olmasını şık bulmuyor. Haysiyetsizlikle, terbiyesizlikle -affedersiniz- havlamakla suçluyor Gökçek’i ve Gökçek’in arkasında birileri olduğunu ima ediyor, “8 Hazirandan sonra ifşa edeceğim.” diyor.

Değerli AKP milletvekilleri, “bu sözler sadece nezaket dışı sözler”, hatta “öfkeyle söylenmiş hakaretler” deyip geçemezsiniz. Türk Ceza Kanunu’nun, devleti zarara uğratmaktan tutun, kamu arazilerini usulsüzce birilerine peşkeş çekmek, imar ve ihale yolsuzlukları yapmak gibi birçok maddesini ilgilendiren ve bu konuda cumhuriyet savcılarını göreve çağıran sözler. İçişleri Bakanlığını Anayasa’nın görevden uzaklaştırma maddesi üzerinden işleme davet eden sözler. Bu iddiaların Ankaralılar ve milletimiz adına vuzuha kavuşturulması gerekiyor.

Haberiniz var da susuyorsanız değerli AKP milletvekilleri, suç ortağısınız; yoksa da atalet içinde bekliyorsanız, şu andan itibaren vebal altındasınız. Sizlerin 8 Hazirana kadar beklemesi sizce uygun olabilir ama 5,5 milyonluk şehri yöneten, her gün trilyonlarca liralık kamu kaynağı kullanan, kamu yetkisi kullanan bir adamı bir dakika bile orada oturtmamak lazım.

Sayın Arınç’a da sözüm, madem yolsuzlukla iştigal ettiğini biliyordunuz ve kamuoyuna açıkladınız Gökçek’in yolsuz olduğunu, artık bu saatten sonra beklemek ne sizin vicdanınıza ne de kamu vicdanına uymaz. Bildiğiniz her şeyi savcılarla paylaşmak durumundasınız. Aksi takdirde, suçu gizlemek gibi, siz de bir başka suçu işliyorsunuz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşmekte olduğumuz maddeyle ilgili teknik bir konuyu Hükûmetin ve Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum. Maddeyle, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak “elektronik yoklama” adı altında, modern bir müessese Vergi Usul Kanunu’na dâhil edilmektedir. Bu düzenlemeyi Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumlu buluyoruz. Ancak maddenin Vergi Usul Kanunu’nda yer alan ve hâlen yürürlükte olan, yoklamayı düzenleyen 131’inci maddeyle kıyaslanması sonucunda bir çelişki ortaya çıktığını düşünüyorum. Teklifin bu maddesine göre, elektronik yoklama işlemi elektronik ortamda düzenlenen yoklama fişiyle de yapılabilecektir. Yoklama fişiyle yapılan elektronik yoklamanın, nezdinde yoklama yapılan kişi tarafından veya yetkili adamı tarafından imzalanmaması hâlinde bu fiş ıslak imzayla da düzenlenebilecektir, maddenin gerekçesinden öyle anlıyorum. Şimdi, Vergi Usul Kanunu’nun 131’inci maddesi, klasik yoklamada yoklamanın yoklama fişiyle yapılacağını söyler. Bu fişin iki nüsha olarak düzenleneceği anılan maddede hüküm altına alındıktan sonra, yoklama fişinin, nezdinde yoklama yapılan veya yetkili adamı tarafından imzalanmaması hâlinde muhtar veya ihtiyar heyeti üyeleri veya polis tarafından imzalanacağını söylemektedir. Şimdi, teklifin bu maddesinde ise yoklama fişinin imzalanmamasından söz ediyor. Yani yoklama fişinin imzalanmamasından amaç nedir? Karşı taraf imzalamıyor veya imzadan mı çekiliyor veya hiç mi imzalamıyor? Eğer hiç imzalamıyor ise ıslak imzayla onun güvence altına alınması amacıyla buraya getirilen düzenleme yetersiz. Bu durumda, Vergi Usul Kanunu’nun 131’inci maddesindeki klasik yoklama fişinin düzenlenmesi gerekir. 131 ile teklifin bu maddesi arasında bir uyumsuzluk olduğunu düşünüyorum. Sayın Bakan bunu bir kez daha değerlendirirse daha iyi bir düzenleme yapmış oluruz diye düşünüyorum. Yani bu maddede, örneğin, imzadan çekilme hâli düzenlenmemiştir, imzalanmaması hâlinde… İmzadan çekilme ayrı, hiç imzalamama ayrı, bunları ayırmak lazım. Vergi Usul Kanunu’nun 131’inci maddesi bunları ayırdığı hâlde burada bunların ayrıldığını ben görmüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 213 sayılı Kanuna 132’ nci maddeden sonra gelmek üzere 132/A maddesini eklemeyi öngören 6’ıncı maddesinde ikinci paragrafında geçen “İnternet  de dâhil olmak üzere her türlü” ibaresinden sonra gelmek üzere “yaygın” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile belirtilen işlemlerin yaygın iletişim ağları üzerinden gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde üç adet aynı mahiyette önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 705 sıra sayılı yasa teklifinin, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 3 üncü maddesinde değişiklik öngören 7’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     İdris Baluken                                        Erol Dora                                          Adil Zozani

         Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

     Hasip Kaplan                                     İbrahim Ayhan

          Şırnak                                              Şanlıurfa

Diğer önerge imza sahipleri:

   Mehmet Günal                                      Alim Işık                                   Ahmet Duran Bulut

        Antalya                                            Kütahya                                            Balıkesir

  Özcan Yeniçeri                                   Erkan Akçay                                Cemalettin Şimşek

         Ankara                                             Manisa                                             Samsun

Diğer önerge imza sahipleri:

Rahmi Aşkın Türeli                                İzzet Çetin                                       Haydar Akar

          İzmir                                               Ankara                                             Kocaeli

Mehmet Hilal Kaplan                          Ali Rıza Öztürk

        Kocaeli                                              Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sırasıyla önce HDP’nin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının bu maddesiyle TRT Kurumu Genel Müdürlüğünün her türlü program, haber, yapım ve yayınlarla ilgili olarak Anadolu Ajansı Türk Anonim Şirketinden yapacağı mal ve hizmet alımları 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun kapsamından muaf tutulacaktır. TRT ve Anadolu Ajansı birer kamu tüzel organları olmasına rağmen iktidar partilerinin ve Hükûmetin özel kanal ve ajansları gibi çalıştırılmışlardır. Bu antidemokratik ve keyfî uygulamalar sonlandırılmadan sağlanacak bu istisna kamusal çıkar ve demokrasi açısından daha büyük sorunlar ortaya çıkaracaktır. Değişiklik ile bu sorunların giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu 7’nci madde, biraz evvel bölüm üzerinde konuşmamda da değindiğim gibi, Kamu İhale Kanunu’nda yine bir değişiklik yapılarak Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğünün her türlü program, haber, yapım ve yayınlarıyla ilgili olarak Anadolu Ajansı’ndan hizmet satın almasını düzenleyen bir hüküm. Tabii burada, bir, Kamu İhale Kanunu, her zaman olduğu gibi, her teklifte olduğu gibi yine bu torba teklifte de bir kez daha deliniyor. İkincisi, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu deyince, hem RTÜK hem TRT hem de hizmet alacağı Anadolu Ajansı da ayakta durabilmek için, uzun yıllardan bu yana, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünden sürekli olarak kaynak kullanan bir kurum. Şimdi, TRT dediğimiz zaman, devlet adına radyo ve televizyon yayınlarını gerçekleştirmek amacıyla 1964’ten bu yana faaliyet gösteren bir kamu kurumu. Tabii, kamu kurumu ama iktidarın tam anlamıyla borazanı hâline gelmiş bir kurum. Vatandaşların vergileriyle yayın hayatına devam etse de icraatları sadece iktidardan yana olan bir kurum. Özellikle son yıllarda -son yıllarda demeyelim- özellikle geçtiğimiz yerel seçimlerde ve ağustostaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iktidara bir saat kırk dakika ayırırken diğer adaya bir dakika, 3’üncü adaya hiç zaman ayırmayacak kadar tarafgir olan bir kurum idi.

Şimdi, tabii, TRT oradan hizmet alacak ama hizmete ihtiyacı var mı? Bunun için de TRT’nin bugünkü yapısına bakarsanız 14 kanalı, 5 ulusal, 5 bölgesel, 3 uluslararası, 3 de yerel radyo istasyonu olan ve bir sürü de İnternet ve diğer yayına sahip bir kurum. Türkiye’ye ve dünyaya yayın yapıyor.

Değerli arkadaşlar, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü -2014’te bütçesi 197 milyon- 197 milyonluk bütçesinin yüzde 70’ini yani 144 milyon liralık kısmını Anadolu Ajansına aktarmış. Sekiz yılda Anadolu Ajansına, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünden aktarılan kaynak 715 milyon lirayı geçmiş. Yani bu tutarları her yıl Sayıştay da eleştiriyor.

Şimdi, kalkıp, TRT’nin, Anadolu Ajansına hizmet satın alacak kuruluş olarak Kamu İhale Kanunu’ndan istisna hâline getirilmiş olması akla başka soruları ister istemez getiriyor.

Anadolu Ajansı ne iş yapar? Ona da bir bakacak olursanız değerli arkadaşlar, Anadolu Ajansı eğer siz sadece kendisinin servis ettiği haberleri okuyacak olursanız zannedebilirsiniz ki Türkiye, dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı, her şeyin güllük gülistanlık olduğu bir ülke konumunda. Devletin resmî haber ajansı ama Anadolu Ajansının haberlerinden, yaptığı icraatlardan çok, özellikle çalışanlarına uyguladığı mobbingle, onları sürgünleriyle, çalışanları işten atmasıyla ve çalışanları haksız bir biçimde görevden alarak iktidar borazanlığı yapmakla tanırsınız. Tabii, 28 milyon lira gelir sağlayıp 105 milyon zarar edecek kadar da kötü yönetilen bir kurumu, şimdi siz TRT’yi o kurumdan hizmet satın almaya mecbur eden bir düzenlemeyi buraya  yapıyorsunuz.

Burada asıl amaç, gerçekten kötü yönetilen bir kuruma doğrudan doğruya devlet bütçesinden kaynak aktararak o kaynakların kötü kullanılmasını, çarçur edilmesini sağlamayı hedefliyorsunuz. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Üstelik rekabetçi anlayışa, ticaretin genel kurallarına da aykırı bir düzenleme yapıyorsunuz. Bu düzenlemenin ileride Anadolu Ajansını ve TRT’yi çok daha tartışılan bir kurum hâline getireceğinden hiç kuşku duymamanız gerekir.

Böyle bir düzenleme AKP’ye yakışır mı? Evet, elbette yakışır çünkü hemen hemen bütün yapmış olduğu harcamalar da, yapmış olduğu düzenlemeler de bundan farklı olmadığı için yakışır.

Bunun hiç kimseye bir yararı olmayacaktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geneli üzerinde konuşurken de söyledim, bu kanun teklifinin en haram olan maddelerinden bir tanesi burası. “Haramları helallere karıştırıyorsunuz.” demiştim çünkü halkın faturalarından kesilen toplanan gelirleri yine farklı bir formülle… Az önce Sayın Çetin de söyledi, sekiz yılda 715 milyon aktarılmış ama bir yılda, 2013 yılındaki zararı 105 milyon.

Şimdi, yani bu kadar hülleye gerek var mı? Alışkanlık oldu, illaki böyle bir kanunun etrafından dolanıp geliyorsunuz. Soruyoruz “Nedir bu?” diye, baştan arkadaşlarımız mırın kırın. Yani ne alacaksın? TRT’nin Genel Müdür Yardımcısına sorduk, dedi ki: “Biz hizmet alımı planladık, bunlar normal doğrudan alımı aşıyor.” “Doğrudan alım limitiniz ne?”, “7 milyar 720 küsur milyon.” 7 milyon şimdiki parayla. Yani zaten 7 milyonluk hatta 7,7 milyon doğrudan alım yetkisi var. Peki, diyoruz ki: “Ne alacaksınız? Yani Anadolu Ajansı ne satar, hizmeti nedir?” Neymiş efendim, İngilizce kanal kurulacakmış. Ey TRT, sen önce şu TRT 3’ü çalıştır da Meclisin yayınlarını bir ver bakalım da sonra kalk İngilizce yayın yap. TRT int’i hatırlıyor musunuz ha?

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Ne alaka?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – TRT int’i hatırlıyor musunuz? İngilizce haberler var mıydı orada? Vardı. Kim kapattı peki, kim kapattı? Var mı arkada arkadaşlar? Kim kapattı? TRT int’te İngilizce yayın yapan kanalı, uluslararası yayın yapan kanalı kapatıp sonra da sadece TRT Avaz yapıp İngilizce kısmını kaldır, şimdi de diyor ki: “İngilizce yayın yapacağım.” E, yap İngilizce yayın. TRT’nin kaç tane dışarıda muhabiri var? Kaç merkezde muhabiri var? İlla ki oraya muhabir mi göndermek gerekiyor, bir de o var. Uluslararası ajanslar var. Hepsine bakıyoruz, diyor ki: “Ben oradan hizmet satın alacağım.” Ben de sordum: “Dünyada yıllık aboneliğinden en fazla para alan ajans hangisidir?” Bakınıyor arkadaşlarımız. E, bakıyoruz, yıllık geliri 20 milyon dolar olan bir ajans, 20 küsur bin dolarlık bir abone bedeli alıyor. E, buraya soruyoruz, “Peki, sizin geliriniz ne kadardır?”, sonra zorla onu da ağzından cımbızla aldık Hazine temsilcimizin; 28 milyon gelir, 111 milyon gider. Burası Ali Baba’nın Çiftliği mi ya? Burası anonim şirket değil mi? Sürekli eleştiriliyor, bakılıyor, yazılıyor da nereden gelecek?

Şimdi, siz ne yapıyorsunuz bu maddeyle biliyor musunuz? O beceriksizliği, o zararların üstünü milletten kesilen, elektrik faturalarından kesilen paralarla aklıyorsunuz, kapatıyorsunuz sorumluları ortaya çıkarmak yerine. E, şimdi, böyle bir şey olur mu ya? Yani hani Türkiye’yi bir anonim şirket gibi yönetecektiniz, bunun zararı ne olacak? Anonim şirket yönetiliyor, anonim şirket zarar ediyor. Zararını kim ödeyecek? Arkadaşlar, bakın, ne yaptığımızın gerçekten farkında değiliz. Soruyoruz, yani tamamı 28 milyon geliri olan bir şirket size ne satacak da 100 milyon aktaracaksınız? Yani böyle bir şey olabilir mi? Yolunu da gösterdik. Bunun ortağı Hazinedir, başka kurumlarda da oldu, zarar ettiği zaman sermaye artırımına gidersiniz, doğrudan para aktarırsınız, onu ayrı tartışırız. Yine zararını tartışırız ama şimdi kalkıp da TRT’nin üzerinden buraya para aktarmak tamamen milletin elektrik faturalarından alınan paraları, bandrollerden alınan paraları buraya aktarmak… Ki iki şeyi vardır: Birincisi, bu zarardır. İkinci şıkkı ise, TRT’nin her zaman yaptığı, dış yayınlarla ilgili aktarmalardır. Peki, o hizmetlerin tamamını veremediği zaman ne yapacak Anadolu Ajansı? Bulacak bir yandaş şirket, onu taşeron olarak kullanacak, oradan alacağı hizmetlerle TRT’den parasını aktaracak. Yine seçim arifesinde birilerine dış yapım gibi para aktaracağız.

Bakın, sadece bir yılda neredeyse tamamını bu dış yapımlara aktarmış, TRT’den aldığı, TRT’nin elektrik faturalarından aldığı kesintinin karşılığı olarak. Neredeyse bire bir örtüşüyor, tamamını dış yatırımlara aktarmış. Bir bakıyoruz, böyle, İbrahim Şahin döneminde acayip bir şekilde… Başta, bak, o kadar yok, yine sizin iktidarınızda, 2003-2004’te o kadar yok ama 2007’den itibaren bir bakıyoruz, 100 küsur olmuş 400; 1,5; 2, 3. Yani nasıl oluyor da burada binlerce çalışanı olan, 6 bin, 7 bin memur statüsünde, yine, burada 7-8 bin sözleşmeli statüde elemanı olan TRT adam bulamıyor? Bunun 5 bine yakını da yapımcı statüsünde arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu insanlar ne işe yarıyor? Yoksa verelim.

Onun için, bu maddenin teklif metninden çıkarılması gerekir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.57

ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

 

6.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, sırasıyla (11/50), (11/51), (11/54), (11/49) ve (11/53) esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeleri yapmak ve kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Mart 2015 Salı günü, saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 01.02

 

 



(x) 705 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.