TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 80’inci Birleşim

                                                                                         19 Mart 2015 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Nevroz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, yerel basının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın, TANAP Projesi ve Kars iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Nevruz Bayramı’nı kutladığına, Milliyetçi Hareket Partisinin kurultayına tüm vatandaşları davet ettiğine ve TANAP Projesi’nin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, CHP Grubu olarak, Nevruz Bayramı’nı kutladıklarına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, AK PARTİ Grubu olarak, Nevruz Bayramı’nı kutladıklarına ve kurultayları nedeniyle Milliyetçi Hareket Partisine hayırlı olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin yeni ihdas edilen 22’nci maddesinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilşkin açıklaması

6.- Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Gümüşhane Milletvekili Feramuz Üstün’ün, Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak, Nevroz Bayramı’nı kutladıklarına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, bu yasama döneminde Başkan Vekili olarak yönettiği son birleşim olduğuna ve bu dönemde hayatını kaybeden milletvekillerine Allah’tan rahmet, hasta olanlara şifa dilediğine ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 20 milletvekilinin, akraba evliliklerine neden olan sosyal etkenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1266)

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin, norm kadro fazlası öğretmenlerin durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1267)

3.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, bölgeler arasında gelir dağılımındaki eşitsizliğin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1268)

B) Gensoru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 23 milletvekilinin, yanlış politikalar nedeniyle üreticinin zarar gördüğü, ithal edilen et ve hayvan fiyatlarının artmasının ve ülkeye kaçak et girişinin engellenemediği, tarım desteklerinin zamanında ödenmediği ve bu sorunlarla ilgili görevlerin gereklerini yerine getirmediği iddiasıyla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/53)

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, FATİH Projesi’ni zamanında bitiremediği, projeye dair birçok yolsuzluğa sessiz kaldığı iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/54)

C) Önergeler

1.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, ekonominin kötü yönetildiği iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Ali Babacan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/48) geri alındığına ilişkin önergesi (4/247)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan (11/52) ve (11/48) esas numaralı Gensoru Önergelerinin, Genel Kurulun 19 Mart 2015 Perşembe günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının sırasıyla 1’inci ve 2’nci sıralarına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına; gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; daha önce toplanılması kararlaştırılan 20 Mart 2015 Cuma günü toplanmamasına ilişkin önerisi

 

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’in (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’in (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’in (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün 697 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun 697 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ eski Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

5.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1038) (S. Sayısı: 697)

7.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/2616) (S. Sayısı: 688)

8.- Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Merkez Anlaşmasının Ekinde Değişiklik Yapılmasına ve KEİ Merkezinin Kalıcı Olarak Taşınmasının Usullerine İlişkin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1036) (S. Sayısı: 696)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/683) (S. Sayısı: 375)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Bilim ve Eğitim Alanlarında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/416) (S. Sayısı: 288)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/348) (S. Sayısı: 212)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryası Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasına Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1003) (S. Sayısı: 695)

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 697) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 375) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 288) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Bilim ve Eğitim Alanlarında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- (S. Sayısı: 695) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryası Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasına Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Celal Adan'ın, son üç yıl içinde İstanbul'a yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/60486)

2.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen'in, Türkçe kullanma kılavuzu bulundurma zorunluluğu olmayan ürünlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/60488)

3.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya'nın, Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/60494)

4.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın, bağımsız denetime tabi olmayan birlikler ile kooperatiflerin denetlenmesine esas oluşturacak yönetmeliğin çıkarılmamasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/61105)

 19 Mart 2015 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, “Nevroz Bayramı” hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’e aittir.

Sayın Tüzel, üç gündür büyük bir performans içindesiniz.

Buyurun Sayın Tüzel.

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Nevroz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, coğrafyamızdaki ezilen halkların bayramı, Kürt kardeş halkımızın bayramı olan “Nevroz Bayramı”nı barış ve kardeşlik bayramı olarak kutluyorum, halklarımıza kutlu olsun, şan olsun. Bugün, Türkiye’nin ve bölgenin birçok kentinde, mahallerinde “Nevroz” ateşleri yanıyor. Ben de, hem Kürt halkının hem ezilen halkların kader ortaklığı olarak alanlara çıkan, bedel ödemiş, acılar çekmiş ve bayramını bugünlere kadar taşımış olan halkımızın özlemlerini paylaşıyorum. Bugüne kadar acılar yaşamış, evlatlarını kaybetmiş analarımızı, ailelerimizi buradan saygıyla selamlıyorum.

“Nevroz Bayramı”, Kürt halkının ulusal motifleri, kimliği, renkleriyle birlikte epey bir zamandan bu yana ülkemiz topraklarında da kutlanıyor ve her seferinde de halklar çözümü, barışı, demokratik geleceği ve kardeşliği dile getiriyorlar. Tarihten bugüne böyle bir anlamı var. Ama özellikle 2015 “Nevroz”u, ülkemizde yakın bir zamanda gerçekleşecek olan seçimler, Kürt halkının, ezilen halkların, demokrasi ve barış isteyenlerin iradesinin alanlarda olduğu kadar Parlamentoda da yer alması açısından son derece önemli.

Aynı zamanda da tabii, bu çatışmasızlık süreci, hem kalıcı bir barışa hem de özgürlüklerle bezenmiş bir geleceğe doğru taşıması açısından önemli. Gerçekten bütün kıyımlara, katliamlara, yok saymaya, asimilasyona, köy boşaltmalara, faili meçhullere, olmadık acılara rağmen bugün hâlâ ısrarla bir kimlik, eşit yurttaşlık mücadelesi veriliyorsa, bu başta kadınların, gençlerin ve ezilen halkların direncinden kaynaklı. Bunun önünde saygı duymak hepimizin görevi. Üzülmesinler, bugüne kadar bu çabaların hiçbirisi boşa gitmedi ve inancımız odur ki, er geç kazanan, bu mücadeleyi veren, barışta ısrarlı olan halk cephesi olacak.

Değerli milletvekilleri, bugün “Nevroz” meydanlarında hangi talepler ifade ediliyor, kısaca onları sizlere hatırlatmak istiyorum. Öncelikle, Mecliste şu anda görüşülmeye devam etmekte olan iç güvenlik paketi elbette geri çekilmeli. Ne Kürt halkının talepleriyle ne bu beklentide olduğumuz barış süreciyle bağdaşır bir yanı olmadığı açık. Özgürlüğün olmadığı bir yerde elbette barıştan söz etmek mümkün değil. Onun için iktidara bir kez daha hatırlatıyoruz. Bakın, şimdi seçim güvenliğini sağlamak üzere bölgede 20 bin polisin görevlendirildiği haberleri yazılıyor. Seçim güvenliği, halka güvenmek işin esasıdır. Polislerle, kolluk, güvenlik güçleriyle, onları sokaklara salarak, demokratik eylemleri baskılayarak, özellikle de çocukların, gençlerin hayatını alarak bu ülkeye ne barış ne özgürlük ne demokrasi gelir. “Çocukları vurmayın.” diyoruz ve özellikle de yıllardır cezaevinde yatan, siyasi nedenlerle, özgürlük istediği için, kendi görüşleri nedeniyle yatan bütün mahkûmların, tutsakların salıverilmesini bir kez daha hatırlatıyoruz.

Barış mücadelesi, toplumsal barışı sağlamak bir bilek güreşi meselesi hâline getirilmemeli, bir siyasi mücadeleye dönüştürülmemeli, hele hele seçim malzemesi yapmaktan kaçınılmalı. Medyayı, kışkırtıcı bir dili kullanmak, yine, ayrıştırıcı bir yaklaşım içerisinde olmak doğru olmayacaktır.

Özellikle iktidara seslenmek istiyorum: Sizler bir şey bahşetmeyeceksiniz, lütufta bulunmayacaksınız. Kimse sizden bir şey beklemiyor. Onun için, “Neyiniz eksik?” demeyeceksiniz. Bu şekilde hükümran bir dili, öncelikle, terk etmek gerekiyor Kürt halkının bunca kaybedilmiş evladı ortada dururken. Onun için, kimse şefkat ve merhamet dilenmiyor; sadece insanların, halkın hakkını teslim etmeniz gerekiyor ve bu mutlaka gerçekleşecek.

Çözümün gereklerini yapmak lazım, halkı dinlemek ve oyalama da yapmamak lazım. Bu müzakere sürecinin izleme heyeti benzeri gereklerini harekete geçirmek gerekiyor ve Kürt halkının içine, siyasi güçlerinin içine oynamamak lazım. Bu hareket, bu mücadele yeterince birleşiktir ve tabii ki Kürt halkına siyasi yasaklar, barajlar da çözüm olmayacaktır. İşçi sınıfımız bu meselenin sahibidir, esas çözücü güçtür; birliği ve kardeşliği adına Kürt kardeşlerimi onların diliyle bir kez daha selamlamak istiyorum: “…”(x)

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Gündem dışı ikinci söz, yerel basının sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a aittir.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, yerel basının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün de gündem dışı konuşmamız yerel basın üzerine, medya üzerine.

Demokrasinin bir aracı, dördüncü kuvvet olarak görülen medyanın, işlevsel olarak kamuoyunun sesini gündeme taşıma ve siyasal iktidarı denetleme gibi bir görevi vardır. Tabii “Siyasal iktidarı denetleme gibi bir görevi var.” derken ben hepimizin bildiği gibi havuz medyasından ya da haram medyadan söz etmiyorum, kamu imkânlarıyla siyasal iktidarın borazanı olmuş medyadan bahsetmiyorum.

Medya deyince aklımıza yaygın medya ve yerel medya gelir. Sizi ilgilendirmiyor zaten bunlar. Yaygın medya yüzde 80’idir bu işin, yerel medya da yüzde 17’lik kısmını oluşturur ki bugün yaygın medyanın problemlerini, gelir kaynaklarını bilmemize rağmen yerel medyanın -en büyük sorun- hem ekonomik olarak boğuşmak gibi hem de istihdam konusunda, kaliteli istihdam konusunda büyük sıkıntıları vardır. Bunu fark eden Kocaeli Üniversitesi geçen hafta üniversitede yerel medya organlarının, basının da katıldığı ve yerel medyada görev alan arkadaşlarımızın da katıldığı bir çalıştay düzenledi ve bu çalıştayda da 13 maddelik, basının, yerel medyanın sorunlarını tespit etti ve aynı zamanda, bu 13 maddeyle ilgili çözüm önerilerini de belirledi.

Tabii, iktidarı ilgilendirirse bu konu çözüm önerileriyle ilgilenir ama bu konunun çok ilgilendireceğini zannetmiyorum. Siyaset ve sermaye ilişkisi basına yansıdığı için sadece yaygın medyada haram ve havuz medyasını oluşturmadılar, aynı zamanda yerel medyada da oluşturdular. Ama yerel medyanın buna rağmen 3 tane ana problemi var. Bir tanesi ekonomik ilişkiler, diğerleri tiraj sorunu ve denetim sorunu olarak öne çıkıyor. Yerel medyada çalışan arkadaşlarımızı aslında fikir işçisi olarak da görebiliriz, bir yerel köleliktir. Onların 212 sayılı Yasa’dan kaynaklanan hakları var ama bu hakları hiçbir zaman kullanamazlar. Genelde yerel medyada bu eğitimle ilgili olay göz ardı edildiği için genelde basınla ilişkisi olmayan insanların çalıştırılması tercih edilmiştir ve düşük ücretle çalıştırılırlar; mesai saatleri göz ardı edilmiştir, hiçbir zaman mesai saatleri içerisinde değil, her zaman hazır vaziyette beklemek zorundalar ve bu yaptıkları mesainin ücretleri de ödenmemektedir, yasal hakları verilmeden çalıştırılmaya çalışılmaktadır.

Yine, yıpranma payları elinden alınmış, geçen yıl çıkardığımız bir kanunla daha önce üç yıl olan yıpranma payından yararlanmayı beş yıla çıkarmışız. Bundan da sadece sarı basın kartlılar yararlanabiliyor.

Yine, bunun gibi birçok problemi var. En büyük problemlerden bir tanesi ödenmeyen ücretler. Yasa gereği maaşlarının peşin ödenmesi gerekirken bu maaşlar hiçbir zaman peşin ödenmemiş.

Ekipmanları çalışanların kendilerine aldırılıyor ve onlar ne bir ekipman bedeli ne de amortisman bedeli olarak işlem görmüyor, tamamen kendi kazançlarından bunu sağlamak zorunda kalıyorlar.

Meslekten gelmeyenlerin, bu meslekte eğitim almamış, çalışmamış insanların daha çok gazete patronu olması ve bununla da ticari ilişkilerini sürdürmesinin ön plana çıkmasıyla yereldeki gazetelerin ve gazeteci arkadaşlarımızın problemleri biraz daha fazlalaşmıştır.

En büyük problemlerden bir tanesi de örgütlenme problemleridir ki Türkiye Gazeteciler Sendikası vardı daha önce Anadolu Ajansında ama yine bir sarı sendika kurdunuz diğer alanlarda olduğu gibi, o alandan Türkiye Gazeteciler Sendikasını çıkardınız ve Türkiye'de gücünüzle, siyasal güçle, ekonomik güçle sendikalaşmanın, örgütlenmenin önüne geçmeye çalıştınız. Buna rağmen Türkiye Gazeteciler Sendikası benim kentimde, Kocaeli’de Manşet Kocaeli gazetesinde örgütlendi, sendikal faaliyetlerine başladı. Oradaki arkadaşlarımız aynı zamanda sözleşmelerini de yaptılar ve işverenle uyumlu bir şekilde çalışıyorlar. Bu imkânı sağlayan orada çalışan arkadaşlarımıza ve aynı zamanda işverene de teşekkür ediyorum buradan. Bütün işverenlerin de, Manşet Kocaeli gazetesinde yapıldığı gibi, arkadaşlarımızın örgütlenmelerinin önündeki engelleri kaldırmaları gerektiğini bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.

Yapılması gereken şey, bir defa, meslekten gelmeyenlerin gazete patronu olmasının önüne geçilmesi ki bunu da hepimiz Türkiye'de görüyoruz; nasıl yandaş ve haram medya, havuz medya yaratıldığını, aynı manşetle çıkan gazeteleri. Ulusal gazeteleri satın alan iktidar, aynı zamanda, yerel gazeteleri de satın almaya başladı. Bunun önüne geçilmesi gerekiyor ve arkadaşlarımızın problemlerinin çözülmesi gerekiyor diyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Gündem dışı üçüncü söz, TANAP projesi ve Kars iline yapılan yatırımlarla ilgili söz isteyen Kars Milletvekili Ahmet Arslan’a aittir.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Efendim Başkanım.

BAŞKAN - Konuşmacı kürsüde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Özür dilerim.

BAŞKAN - Buyurun.

 

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın, TANAP Projesi ve Kars iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri, ekranı başından bizi izleyen saygıdeğer yurttaşlarımız, sevgili Karslılar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Niye özellikle Kars’ı vurguladım arkadaşlar? İki gün önce TANAP projesinin Kars’ta temeli atıldı. Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı 10 milyar dolarlık bir  yatırım, 5 bin kişiye istihdam sağlayacak bir yatırım ve 20 ilde, 67 ilçede, 500’ün üzerinde köyde insanımıza istihdam sağlayacak, esnafa sıcak para sağlayacak. Ve az önceki konuşmalarla hemen bağdaştırayım. Medya, dün özellikle takip ettim, bazıları manşet yapmış, Türkiye'nin geldiği konumu vurgulamak üzere bu projenin önemini vurguluyor. Bu proje, barış ve kardeşlik projesidir. Bu proje, Türkiye'nin dünyada söz sahibi ülke hâline geldiğinin projesidir. Bu proje, Türkiye-Azerbaycan ve Kars’ta yaşayan 4 farklı etnik yapının bin yıldır nasıl kardeşçe hareket ettiğinin göstergesidir ama bazıları bırakın manşette iç sayfada dahi bir satırlık yer vermemişti. Ama halkımız bunu biliyor, dünyadaki mazlumlar ve mağdurlar biliyor ki Türkiye'nin başarısı onların da kucaklanacağı dünya lideri bir ülkenin gittikçe güçlenmesi demek. Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı, bu, Türkiye'nin geldiği noktayı gösteriyor.

Peki, Kars bundan nasıl yararlanıyor? Bugüne kadar hep söylendi, Türkiye ve Kars bulunduğu coğrafya nedeniyle köprü konumunda. Hep söylüyorum, eğer siz köprüyü kullanmıyorsanız, eğer siz köprü konumunuzdan yararlanmıyorsanız köprü konumunda olmanız bir anlam ifade etmez. İşte, Türkiye, Avrupa ile Asya, Kafkaslar ile Balkanlar Orta Doğu arasındaki bu köprü konumunu artık kullanıyor; Marmaray’la kullanıyor, üçüncü havalimanıyla kullanıyor, üçüncü köprüyle kullanıyor ama daha da önemlisi Bakü-Tiflis-Kars’la kullanıyor, Bakü-Tiflis-Ceyhan’la kullanıyor, Bakü-Tiflis-Kars-Erzurum’la kullanıyor. Bugün de, artık, TANAP’la Kars üzerinden ta Avrupa’ya doğal gaz gidecek. Siz ekonomik olarak ne kadar güçlü olursanız, enerji koridorları anlamında ne kadar güçlü konumda yer alırsanız dünyada o kadar sözünüz geçer. Onun için, Kars artık çok önemli, Kars enerji nakil koridorlarının merkezi, Bakü-Tiflis-Kars’ın, Kars-Iğdır-Nahçıvan-Dilucu’nun merkezi, lojistiğin merkezi ve doğuya, Orta Asya’ya gidecek olan hızlı tren de Kafkasların başkenti.

Kars’ta Harakani Havalimanı’nda iki gün önce 3 Cumhurbaşkanını ağırlayarak -17 uçaklık parkıyla- Türkiye’nin doğusunda bile bir havaalanının 17 tane uçağı ağırlayabileceğini gösterdik; bu, Türkiye’nin geldiği noktayı gösteriyor. Kars, Karayolları Bölge Müdürlüğüyle ve her tarafındaki şantiye hâline gelen bölünmüş yollarıyla, daha da önemlisi doğu-batı eksenli değil, kuzey-güney eksenli, Rusya’nın, Karadeniz’in yükünü Kars üzerinden güneye, Orta Doğu’ya indirecek bir yol haritasında merkez hâline geliyor. Onun için, biz, Türkiye’nin geleceğini büyük düşündüğümüz gibi Kars’ın da geleceğini büyük düşünüyoruz, diyoruz ki: “Kars, artık, küçük işlerle uğraşmıyor, Kars AK PARTİ’ye desteğini veriyor ve ticaret merkezi, kongre merkezi, fuar merkezi, turizm merkezi hâline geliyor. Hasan Harakani Hazretleri’nin manevi hamiliğiyle daha da büyüyor, inanç turizmini, kültür turizmini, kış turizmini, kongre turizmini öne çıkarıyor.

Bir okul açılışı yapıldı, sadece 1 okul açılışı değildi, onun yanında 19 tane daha okul açılışı yapıldı. 48 tane biten okulumuz var. Bunun yanında 237 derslik, 800 öğrenci kapasiteli pansiyonları açtık. O kadar çok proje var ki doğrusu sadece beş dakikada onları anlatmak lazımdı ama gümrük il müdürlüğünün açılması, Aktaş Sınır Kapısı’nın açılacak olması, yeni adliye binası, yeni cezaevi, birçok baraj, birçok program var ama özetle Karslı biliyor.

Biz son dört yılda yaptığımızı bir kitaba sığdırdık, herkes dedi ki: “Birçok şeyi atlamışsınız.” Biz de biliyoruz, diyoruz ki: Türkiye büyüyor, Kars büyüyor, yolumuza devam ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 14.18

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Vural, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Nevruz Bayramı’nı kutladığına, Milliyetçi Hareket Partisinin kurultayına tüm vatandaşları davet ettiğine ve TANAP Projesi’nin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) –Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Orta Asya ve Anadolu’muzda yeni yıl, Ergenekon’dan çıkış, bahar bayramı olarak bilinen ve kutlanan Nevruz Bayramı’nı -21 Mart- kutluyorum. Huzura, esenliğe, güzelliğe vesile olmasını diliyorum.

Bu vesileyle, 21 Mart günü  Milliyetçi Hareket Partisinin 11’inci Kurultayı. Cumartesi günü saat onda Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleştirilecektir. Böylesine anlamlı bir günde kurultayımızı gerçekleştiriyoruz. Bütün vatandaşlarımızı da bu kurultaya davet ediyoruz.

Diğer taraftan, dün çok önemli bir projenin -açıkçası, bir millet iki devlet- Azerbaycan doğal gazının Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı yoluyla Türkiye’den  Avrupa'ya götürülmesiyle ilgili bir projenin temel atması oldu. Çok önemli bir projedir. Aslında bakıldığında Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’ndan sonra Doğu-Batı enerji koridorunun oluşturulması, Hazar bölgesi enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Avrupa'ya doğru gitmesi bakımından önemli bir projedir. Dolayısıyla, özellikle bu projenin ve diğer projelerle Rus doğal gazına olan bağımlılığın azaltılarak enerji güvenliğinin artırılması ve bu projeyle rekabet edebilecek Güney Akım ya da Mavi Akım’ın kapasitelerini artırmak suretiyle Hazar bölgesi enerji kaynaklarının piyasaya çıkmalarını engelleyecek rekabetçi projelerden uzaklaşmasının da Türkiye'nin stratejik amaçları açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Doğu-Batı enerji koridorunda atılan bu adımın milletimize, Türk dünyasına, Azerbaycan’a hayırlı olmasını diliyorum. Bu proje, aynı zamanda, sadece Türkiye için değil, Avrupa'nın enerji güvenliği açısından da son derece önemlidir. Rusya ile Ukrayna arasında vuku bulan bu gelişmeler bu bakımdan bu projenin stratejik önemini daha artırmıştır. Kapasitesinin artırılarak daha geniş kitlelere ve ülkelere hizmet vermesi dileğiyle, hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Grubumuz adına Ali Özgündüz konuşacak.

BAŞKAN – Grubunuz adına Sayın Özgündüz konuşacak.

Buyurun.

 

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, CHP Grubu olarak, Nevruz Bayramı’nı kutladıklarına ilişkin açıklaması

 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihten beri Orta Asya’da, Türk dünyasında doğanın yılbaşı, yeni yılın gelişi, bahar bayramı olarak kutlanan ve özellikle Azerbaycan’da bir hafta tatil ilan edilen Nevruz’u kutluyoruz. Nevruz’un ülkemize ve bölgeye barış, kardeşlik, huzur getirmesini diliyoruz. İnşallah, bu Nevruz’la birlikte baharda açan çiçekler gibi ülkemizde de yeni bir dönem başlar ve insanların yüzünde çiçekler açar diyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak, Nevroz Bayramı’nı kutladıklarına ilişkin konuşması

 

BAŞKAN - Biz de Divan olarak Nevruz Bayramı’nı kutluyoruz. Kardeşliğe ve barışa yol açması dileğiyle Nevruz Bayramı’nın tüm Türkiye’ye, sizin de dediğiniz gibi Sayın Özgündüz, çiçekler getirmesini diliyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 20 milletvekilinin, akraba evliliklerine neden olan sosyal etkenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1266)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki akraba evliliklerine neden olan sosyolojik etkenlerin incelenebilmesi, boşanmalara bağlı sosyal, psikolojik ve ekonomik etkilerin en aza indirilebilmesi, toplumsal farkındalığın arttırılabilmesi için gerekli önlemlerin alınabilmesi amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Ruhsar Demirel                                          (Eskişehir)

2) Tunca Toskay                                             (Antalya)

3) Sümer Oral                                                (Manisa)

4) Emin Haluk Ayhan                                     (Denizli)

5) Erkan Akçay                                               (Manisa)

6) Münir Kutluata                                           Sakarya)

7) Mustafa Kalaycı                                         (Konya)

8) Mesut Dedeoğlu                                         (Kahramanmaraş)

9) Necati Özensoy                                          (Bursa)

10) Oktay Vural                                              (İzmir)

11) Hasan Hüseyin Türkoğlu                         (Osmaniye)

12) Muharrem Varlı                                        (Adana)

13) Koray Aydın                                             (Trabzon)

14) Kemalettin Yılmaz                                    (Afyonkarahisar)

15) Ali Öz                                                       (Mersin)

16) Adnan Şefik Çirkin                                   (Hatay)

17) Bülent Belen                                            (Tekirdağ)

18) Seyfettin Yılmaz                                       (Adana)

19) Emin Çınar                                               (Kastamonu)

20) Meral Akşener                                          (İstanbul)

21) İhsan Barutçu                                           (İstanbul)

Gerekçe

Türklerin tarih boyunca aşiretler halinde yaşaması, gezer-göçer bir toplum olması nedeniyle, çocukların akrabalar arasından evlendirilmesi bir zorunluluk ve gelenek hâline gelmiştir.

Günümüzdeyse geniş miras arazilerinin ve mülkün bölünmemesi, soy birliğinin korunması, farklı çevrelerde yetişen kişiler arasında yaşanabilecek kültür, örf ve gelenek farkı, gelin veya damat adayının akraba olması durumunda büyüklerine sahip çıkacağı gibi nedenlerle akraba evlilikleri kurulmaya devam etmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu 2011 yılı verilerine göre, gençlerin yüzde 76,5'i eşlerini aile ve komşu çevresinden, yüzde 10,2'si okul ve iş çevresinden, yüzde 10,8'i ise sosyal çevresinden seçmektedir. 2011 yılında akraba evliliği oranı yüzde 21,2 ve akraba evliliği yapanlar içinde birinci derece akraba evliliği oranı yüzde 51,9 ile dikkat çekmektedir.

Ne yazık ki yapılan akraba evlilikleri birçok olumsuzluğu beraberinde getiren sosyolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Akraba evliliği yapan çiftler, ayrıldıklarında veya boşanma kararı aldıklarında akrabalık ilişkilerinin zarar görmesinin ötesinde "namus” veya “töre cinayeti" denilen olumsuz geleneğin de sürmesine neden olmaktadırlar.

Akraba evliliğinin en önemli sakıncası, çocukların kalıtsal hastalıklı doğma ihtimalinin yüksek olmasıdır. Özellikle tedavi ve rehabilitasyon maliyetleri yüksek olan zekâ gerilikleri, talasemi ve diyabet gibi hastalıklar akraba evlilikleri sonucu dünyaya gelen çocuklarda daha sık görülmekte, engelli çocukların sayısında artış olmaktadır.

Ülkemizde sosyal devlet gerçeğinin tam uygulanmaması nedeniyle anne veya büyük kız çocuğu evdeki engelli çocuğun bakımıyla ilgilenmek adına çalışma hayatından alıkonmakta, bu nedenle kadın istihdamı olumsuz yönde etkilenmektedir.

Evliliklerin bilinçli yapılmasının sağlanmasıyla, hasta-engelli çocukların doğması önlenebilecek, kadınların istihdamı sağlanabilecek, ülke üzerindeki toplumsal ve ekonomik yük azaltılabilecektir.

Araştırmanın genel amacı: Akraba evliliklerinin sosyolojik etkilerinin incelenebilmesi, boşanmalara bağlı sosyal, psikolojik ve ekonomik etkilerin en aza indirilebilmesi, toplumsal farkındalığın arttırılabilmesi için gerekli önlemlerin alınabilmesidir.

Araştırmanın alt amaçları:

1)                   Bölgelere göre kırsalda ve şehirlerde yapılan akraba evliliklerinin yapılmasındaki sosyolojik etkenleri belirlemek,

2)                   Akraba bağlarının zarar görmemesi için boşanma kararı alamayan çiftlerin sayıları ile sosyodemografik özelliklerini belirlemek,

3)                   Boşanmayla sonuçlanan akraba evliliklerinin, ayrılan çiftler ve çocukları üzerindeki psikolojik ve sosyoekonomik etkileriyle, bu etkileri en aza indirebilecek çözüm yolları belirlemek,

4)                   Akraba evlilikleri sonucunda dünyaya gelen hasta veya engelli çocukların sayıları ile teşhis, tedavi, eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinde, aile ve devlete yüklenen ekonomik sorumluluğu belirlemek.

5)                   Akraba evliliklerinin sosyolojik ve psikolojik etkileriyle ilgili, toplumun farkındalığını arttırma yönünde gerçekleştirilebilecek uygulamaları belirlemek.

 

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin, norm kadro fazlası öğretmenlerin durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1267)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Norm kadro fazlası öğretmen atamalarının, öncelikle görevli oldukları yerleşim yerindeki ya da ilçedeki eğitim kurumları olmak üzere, il içinde branşlarında norm kadro açığı bulunan eğitim kurumlarına atama yapılması gerekirken, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlerin tercihleri göz önünde bulunmaksızın görevlendirme yaparak öğretmenlerin mağduriyetine yol açmaktadır. 4+4+4 dayatmasıyla yeterince mağdur edilen norm fazlası öğretmenlerimizin daha fazla mağdur edilmesine izin verilmemelidir. Bu konuda öğretmenlerin mağdur edilmesini önlemek, gerekli önlemlerin alınması ve araştırma yapılması için Anayasanın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                          (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

 

Gerekçe

Gerekli çalışma ve altyapı yatırımı yapılmadan hayata geçirilmeye çalışılan ve uygulanmak istenen 4+4+4 kademeli eğitim modeli on binlerce öğretmeni pek çok yönden ciddi anlamda mağdur etmiştir. Okullar açılmadan önce yapılan il içi ve il dışı tayin ve özür grubundan atama bekleyen binlerce öğretmen zor duruma sokulurken, tayin ve özür grubu atamalarını bekleyen çok sayıda öğretmen ciddi anlamda hayal kırıklığına uğramıştır. İlk olarak il içi yer değiştirme kılavuzunda, isteğe bağlı yer değiştirmesi yapılan öğretmenlerin, iller arasında yer değiştirmeye başvuruda bulunması engellenmiştir. Sadece il içinde ataması yapılamayanların iller arası yer değiştirme başvurusunda bulunabilecekleri belirtilerek başka bir mağduriyet yaratılmıştır. Bakanlığın hazırladığı kılavuza göre il içi yer değiştirme ile görev yeri değiştirilen öğretmenlerin, özür durumundan tekrar yer değiştirme isteğinde bulunması da engellenmiştir. 4+4+4 üzerinden okulların ayrılmasıyla birlikte 30 bine yakın sınıf öğretmeni başta olmak üzere, 70 bine yakın öğretmen norm fazlası durumuna düşürülmüştür. Norm fazlası durumuna düşen sınıf öğretmenleri yer değiştirmek zorunda bırakılmış ancak bu kadar çok sayıda fazlalık varken tercih ettikleri okullara yerleşmeleri mümkün olmamıştır. Daha önce Atama ve Yer Değiştirme Kılavuzu'nda norm fazlalığı olan branşlarda atamanın yapılmayacağı dile getirilmiştir. Sağlık, öğrenim ve eş durumu özür grubu atamaları ile binlerce öğretmenin yer değişikliğinin yapılmaması bir kaos ortamı yaratmıştır. Daha önceki düzenlemelerde bir ilde norm kadro açığı olmaması durumunda il emrine atama yapılıyorken Millî Eğitim Bakanlığı il emri uygulamasını daha önce kaldırmıştır. Özür grubunda çoğu öğretmenin hizmet puanı yetmesine rağmen norm fazlası sorunu ve özür grubunda yaşanan diğer sorunlar nedeniyle bu yıl parçalanmış ailelerin yaşadığı dram daha da derinleşmiştir. Norm kadro fazlası durumundaki sınıf öğretmenlerinin ne olacağı ve özür grubu atamalarında yaşanan sorunların ve mağduriyetlerin daha da artmasına neden olmuştur.

Norm kadro fazlası öğretmenler, 06/05/2010 tarihli ve 27573 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin "İhtiyaç fazlası öğretmenlerin yer değiştirmeleri" başlıklı 41’inci maddesine göre "Eğitim kurumunun ya da bölümün kapatılması veya program değişikliği sonucunda bu eğitim kurumlarında görevli öğretmenler, yeni eğitim kurumu açılarak öğrencilerin taşınması hâlinde bu eğitim kurumlarına, öğrenci azlığı nedeniyle kapatılan eğitim kurumlarında ya da bölümlerde görevli olanlar ise açık norm kadro bulunması hâlinde öncelikle öğrencilerin taşındığı eğitim kurumları olmak üzere il içinde alanlarında ihtiyaç duyulan eğitim kurumlarına özür durumları ve tercihleri de dikkate alınmak suretiyle atanırlar." ifadesi yer almaktadır.

Bu nedenlerle öğretmenlerin içinde bulundukları bu durumun araştırılması ve önlem alınması için araştırma komisyonu kurulmasında yarar bulunmaktadır.

 

3.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, bölgeler arasında gelir dağılımındaki eşitsizliğin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1268)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye İstatistik Kurumunun Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre Türkiye'de yüzde 20'lik dilimler itibarıyla en yüksek gelir ile en düşük gelir arasındaki fark 8 kat düzeyindeyken bu fark bölgeler bazında 18 kata kadar ulaşmaktadır. Toplumsal huzursuzluk ve kargaşaya neden olabilecek bu durumun incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98, TBMM İç Tüzüğü’müzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz.

                                                                               30.11.2012

 

1) İbrahim Binici                                                      Şanlıurfa

2) Pervin Buldan                                                      Iğdır

3) İdris Baluken                                                        Bingöl

4) Sırrı Sakık                                                            Muş

5) Murat Bozlak                                                        Adana

6) Halil Aksoy                                                          Ağrı

7) Ayla Akat Ata                                                       Batman

8) Hasip Kaplan                                                       Şırnak

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       Bitlis

10) Emine Ayna                                                        Diyarbakır

11) Nursel Aydoğan                                                  Diyarbakır

12) Altan Tan                                                           Diyarbakır

13) Adil Zozani                                                         Hakkâri

14) Esat Canan                                                        Hakkâri

15) Sırrı Süreyya Önder                                            İstanbul

16) Sebahat Tuncel                                                  İstanbul

17) Mülkiye Birtane                                                  Kars

18) Erol Dora                                                           Mardin

19) Ertuğrul Kürkcü                                                  Mersin

20) Demir Çelik                                                        Muş

21) Nazmi Gür                                                          Van

22) Özdal Üçer                                                         Van

Gerekçe

Bölgeler arasındaki eşitsizlik ve gelişmişlik farkı, tarihsel süreç içerisinde üretim faktörlerinin tek yanlı ve dengesiz olarak belli bölgelerde yoğunlaşmasının sonucudur. Bölgelerin sahip olduğu özellikler eşitsiz dağılımın nedeni olarak görülse de sanayi devrimiyle yaratılan sermaye birikimi ve kalkınma modelleri sonucunda bölgesel eşitsizlikler oluşmuştur. Günümüzde bölgeler arası gelişmişlik farkları, dünyanın çoğu yerinde en önemli sorunlardan biri olarak dikkat çekmektedir. Sosyoekonomik gelişmişlik farkları yalnız ülkeler arasında değil, bir ülkenin farklı bölgeleri arasında da görülebilmektedir.

Ülke içindeki bu gelişmişlik farkları, adaletsiz gelir dağılımı, göç ve çarpık kentleşme gibi pek çok sosyal ve ekonomik sorunlara neden olmaktadır. Bu nedenle özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde sosyoekonomik bütünlüğün sağlanması amacıyla bölgeler arasındaki farklılıkları azaltmaya yönelik politikalar uygulanmaktadır. AB'nin bölgesel politikaları, Birliğin ekonomik ve sosyal alanda uyumlu bir biçimde gelişmesi ve bütünleşmesini sağlamak, bölgeler arası gelir dağılımı farklılıklarından doğan istihdam ve gelişme sorunlarıyla mücadele etmek amacıyla oluşturulmuştur. Avrupa Birliği, bütçesinin yaklaşık üçte birini bölgesel politikaya ayırarak bölgeler arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılmasına verdiği önemi göstermektedir.

Türkiye'de bölgeler arası gelişmişlik farkının ortaya çıkışı Osmanlı İmparatorluğu'nun son yılları ile Cumhuriyetin kuruluş yıllarına kadar dayanmaktadır. Osmanlı döneminde 19’uncu yüzyıl sonunda ortaya çıkan bölgeler arası gelişmişlik farkı, Batı’ya açılma sonucu mevcut el sanatlarına dayalı ekonomik faaliyetlerinin gerilemesi ve imparatorluğun yıkılmasıyla başlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında devam eden bu durum; coğrafi konum itibariyle Batı Avrupa’yla ticari ilişki içine girme şansını elde eden Batı Anadolu, doğu bölgelerine oranla daha gelişmiş bir duruma gelmiştir. Oluşmaya başlayan bu gelişmişlik farkı, izlenilen devlet politikalarının yetersizliği ve üretim faktörlerinin büyük şehirlerde yoğunlaşması nedeniyle de günümüze kadar derinleşerek büyümüştür.

Türkiye'de, 1963 yılında başlatılan kalkınma planları, sonrasında uygulamaya konan bölgesel planlar ve yatırım indirimlerine rağmen bölgeler arası eşitsiz gelişme önlenememiş, özellikle doğu ve batı arasındaki makas açılmaya devam etmiştir. 1980 yılından itibaren, piyasaların liberalizasyonu, dış ticarette kota ve diğer engellerin kaldırılması, devletin küçültülmesi, özelleştirme ve yabancı sermayeye kapıların ardına kadar açılması olarak özetlenebilecek neoliberal politikaların uygulanmasıyla doğu-batı arasındaki gelişmişlik farkı âdeta uçuruma dönüşmüştür.

Devletin ekonomik alandan giderek çekilmesi, kimi kentlerin tek sanayi tesisi olan kamu fabrikalarının özelleştirmeye kurban edilerek kapatılmasıyla gelişmemiş bölgeler kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Neoliberal politikaların ivme kazanarak devam ettirildiği AKP Hükûmetleri döneminde, Gaziantep ile Kilis dışındaki Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerine aktarılmış gibi görünen kaynakların büyük bölümü savunma, güvenlik harcamaları ve enerji yatırımlarında kullanılmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumunun gelir ve yaşam koşulları araştırmasına göre, Türkiye'de yüzde 20'lik dilimler itibarıyla en yüksek gelir ile en düşük gelir arasındaki fark 8 kat düzeyinde iken, gelir uçurumu bölgeler bazında 18 kata kadar ulaşmaktadır. Araştırmaya göre, ortalama yıllık eş değer hanehalkı kullanılabilir gelir İstanbul bölgesinde 14.873 lira iken, bu rakam Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 5.418 liraya düşmektedir. Araştırmanın ortaya koyduğu diğer husus ise, yoksulluk sınırının altında yaşayan yüzde 16,7'lik dilime her an dâhil olabilecek nüfustaki oransal ve nicel artıştır. Sürekli yoksulluk riski altında bulunan bu kesimin toplam nüfus içindeki payı 2009 yılında yüzde 17,3 iken, bu sayı 2010 yılında 18,5'e çıkmıştır. Bunun anlamı, yoksulluk sınırı altında yaşayan 16,7'lik dilime her an eklemlenebilecek durumda olan 18,5'lik bir kesimin hazır bulunmasıdır.

Bu gerekçeler ışığında, toplumsal barış yönündeki en büyük engellerden biri olan gelir ve bölgeler arasında eşitsizliğin nedenlerinin araştırılması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Satır, sisteme girmişsiniz, buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, AK PARTİ Grubu olarak, Nevruz Bayramı’nı kutladıklarına ve kurultayları nedeniyle Milliyetçi Hareket Partisine hayırlı olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

 

 

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Başkanım. 21 Mart Nevruz Bayramı’nı ben de kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Balkanlardan Orta Asya’ya kadar uzanan müşterek kültür coğrafyamızda, yüzyıllardan bu yana kutlanan Nevruz, hepimizin ortak değeri ve hepimizin ortak bayramıdır. Bizler dili, dini, mezhebi ve inancı, etnik kökeni ve siyasi görüşü ne olursa olsun, aynı gök kubbenin altında yaşıyoruz. Nevruz Bayramı bu sarsılmaz gerçeği bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır. Onun için, bu anlamlı günü el ele, gönül gönüle vererek kutlayacak, birbirimize her zamankinden daha fazla sıkı sarılacağız.

Başta aziz milletimiz olmak üzere, müşterek kültür coğrafyamızda yaşayan tüm halkların Nevruz bayramlarını kutluyor, Nevruzun barış ve esenliğe vesile olmasını diliyorum.

Sayın Başkan, ayrıca, bu hafta sonu kongresini yapacak olan Milliyetçi Hareket Partisine hayırlı olsun dileklerimizi iletiyorum AK PARTİ Grubu adına. Değerli milletvekillerine ve Milliyetçi Hareket Partisi temsilcilerine, camiasına başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, üç gensoru önergesi vardır.

Önergeler daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

2’nci sırada okutacağım gensoru önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önergenin özeti okunacaktır. Ancak, önergenin tam metni Tutanak Dergisi’ne eklenecektir.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Gensoru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı çocuk yuvası ve kız yetiştirme yurtları, çocuk yuvaları, erkek yetiştirme yurtları, kız yetiştirme yurtları, sevgi evleri, bakım ve merkezi sosyal rehabilitasyon merkezleri, ÇOGEM yatılı kurumları ve koruma bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde kayıtlı olduğu hâlde bu kurumlarda bulunamayan çocukların nerede olduklarının tespit edilememesi nedeniyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında Anayasa’nın 98'inci ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğü'nün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ederiz.

Fatma Nur Serter                                  Ensar Öğüt                                  Bihlun Tamaylıgil

        İstanbul                                            Ardahan                                            İstanbul

Mehmet Hilal Kaplan                          Ali Rıza Öztürk                                  Mehmet Şeker

        Kocaeli                                              Mersin                                            Gaziantep

Uğur Bayraktutan                              Mehmet Haberal                                Binnaz Toprak

          Artvin                                            Zonguldak                                          İstanbul

    Ali Serindağ                                     Hurşit Güneş                                   Orhan Düzgün

      Gaziantep                                           Kocaeli                                               Tokat

     Müslim Sarı                                   Ali Haydar Öner                                    İzzet Çetin

        İstanbul                                             Isparta                                              Ankara

    İhsan Özkes                                   Bülent Kuşoğlu                                   Ali Demirçalı

        İstanbul                                             Ankara                                              Adana

Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     Oğuz Oyan                                    Muharrem İnce

        İstanbul                                              İzmir                                                Yalova

 

                                                              Tufan Köse                                               

                                                                  Çorum                                                   

Gerekçe:

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 2013 yılı Aralık ayı istatistiklerinde;

1) Çocuk yuvası ve kız yetiştirme yurtlarında kayıtlı 712 çocuk bulunurken fiilen bakılan 460 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 252 olduğu,

2) Çocuk yuvasında kayıtlı 1.184 çocuk bulunurken fiilen bakılan 901 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 283 olduğu,

3) Erkek yetiştirme yurtlarında kayıtlı 2.014 çocuk bulunurken fiilen bakılan 1.201 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 813 olduğu,

4) Kız yetiştirme yurtlarında kayıtlı 355 çocuk bulunurken fiilen bakılan 138 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 217 olduğu,

5) Sevgi evlerinde kayıtlı 4.646 çocuk bulunurken fiilen bakılan 3.952 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 694 olduğu,

6) Bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezlerinde kayıtlı 1.168 çocuk bulunurken fiilen bakılan 711 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 457 olduğu,

7) ÇOGEM yatılı kurumlarında kayıtlı 225 çocuk bulunurken fiilen bakılan 178 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 47 olduğu,

8) Koruma bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde kayıtlı 495 çocuk bulunurken fiilen 187 çocuğun olduğu, kayıtlı ve fiilen bakılan farkının 308 olduğu görülmektedir. 2013 yılı istatistikleri toplam 3.071 çocuğun kayıtlı olduğu hâlde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı kurumlarda olmadığını ortaya çıkarmıştır.

Bakanlığın yayımladığı bu istatistiklerdeki farkların nedenleri 30/1/2014 tarihinde İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter tarafından bir soru önergesi ile sorulmuş, soru önergesinin sorulmasının ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı istatistik yayımlama sistemini değiştirerek kayıtlı olan ve fiilen bakılan çocukların farkının tespitini engellemiştir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı soru önergesine tam on ay sonra, 21/10/2014 tarihinde cevap vermiş, verdiği cevapta bu çocukların nerede olduğunu açıklayamamıştır.

Bu olaya bağlı olarak, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter tarafından 3/6/2014 tarihinde 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereği Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına, 2013 yılı Aralık ayı istatistiklerinde, Bakanlığa bağlı kurumlarda kayıtlı olduğu hâlde bu kurumlarda fiilen bulunmayan 3.071 çocuğun akıbeti sorulmuştur. 9/10/2014 tarihinde 2013 yılı istatistiklerine uymayan, değiştirilmiş rakamlarla bir yanıt verilmiş, o yanıtta bile 16 çocuğun kayıp olduğu görülmüştür.

Ülkemizde son yıllarda yaşanan olaylara bakıldığında birçok ailenin çocuklarının kayıp olduğu, birçok çocuğun taciz ve tecavüz olayıyla karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Bakanlığına bağlı kurumlarda kaç çocuğun olduğunu net olarak tespit edememektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı kurumlarda 2013 yılı Aralık ayında en fazla 3.071, en az 16 çocuğun kayıp olduğu belgelerle ortaya çıkmıştır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Bakanlığına bağlı kurumlarda kendi yetkisine teslim edilmiş çocukların nerede olduğunu tespit edememiştir.

 

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 23 milletvekilinin, yanlış politikalar nedeniyle üreticinin zarar gördüğü, ithal edilen et ve hayvan fiyatlarının artmasının ve ülkeye kaçak et girişinin engellenemediği, tarım desteklerinin zamanında ödenmediği ve bu sorunlarla ilgili görevlerin gereklerini yerine getirmediği iddiasıyla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/53)(x)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gıda, tarım ve hayvancılıkta uygulanan yanlış politikalar sonucunda üreticilerimiz girdi fiyatları, mazot, gübre ve yem fiyatlarının aşırı derecede artmasıyla büyük sıkıntı içerisine girmiştir. Devletten aldığı krediyi bile ödeyemeyen üreticimiz bitme noktasına gelmiştir. Bütün bu sorunlar yaşanırken gerekli tedbirleri almayan ve görevinin gereklerini yerine getirmeyen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında Anayasa'nın 98'inci, 99'uncu ve TBMM İçtüzüğü’nün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılması için gereğini arz ve talep ederiz. 9/3/2015

     Ensar Öğüt                                      Sedef Küçük                                      Aytuğ Atıcı

       Ardahan                                            İstanbul                                             Mersin

Mustafa Sezgin Tanrıkulu                  Bihlun Tamaylıgil                                Müslim Sarı

        İstanbul                                              İstanbul                                           İstanbul

  Erdal Aksünger                                 Ali Rıza Öztürk                             Aydın Ağan Ayaydın

          İzmir                                                Mersin                                             İstanbul

   Mehmet Şeker                                    Ali Serindağ                              Mehmet Hilal Kaplan

      Gaziantep                                         Gaziantep                                           Kocaeli

Ayşe Eser Danışoğlu                          Binnaz Toprak                                Uğur Bayraktutan

        İstanbul                                            İstanbul                                              Artvin

Ali Haydar Öner                                   Aytun Çıray                                    Bülent Kuşoğlu

         Isparta                                               İzmir                                                Ankara

Mehmet Haberal                                    Haluk Koç                                       Hurşit Güneş

      Zonguldak                                          Samsun                                             Kocaeli

    İhsan Özkes                                    Orhan Düzgün                                     İzzet Çetin

        İstanbul                                              Tokat                                               Ankara

Gerekçe:

2002 yılından bu yana iktidarda olan AKP Hükûmeti tarafından izlenen yanlış politikalar sonucunda ülkemizde tarım ve hayvancılık sektörü bitme noktasına gelmiş, üreticilerimiz üretim yapamaz, aldıkları kredileri ödeyemez duruma gelmiştir. Bir zamanlar tarım ve hayvan ürünlerini ihraç eden ülkemizde, cumhuriyet tarihinde ilk kez kurbanlık hayvan bu Hükûmet döneminde ithal edilmiştir.

Oysaki piyasaları rahatlatmak için ve geçici bir çözüm olarak düşünülen ithalat, Tarım Bakanlığının alışkanlığı hâline gelmiş, bu sayede yerli üreticimiz bitmiştir. Başta Avustralya, Bulgaristan, Macaristan gibi ülkeler olmak üzere, birçok ülkeden yapılan et ve canlı hayvan ithalatına milyar dolarlar harcanmıştır. Doğal beslenen hayvanların eti omega 3 vitamini yönünden zengindir. Omega 3 yeşil bitkilerde olur. Yeşil bitkileri yiyerek doğal yayılan hayvanın etinin tüketilmesiyle hastalıklar azalacak, kırmızı et tüketimi nedeniyle insanlarımız sağlıklı yaşayacaktır.

KAMU-SEN'in araştırmasına göre, yıllık kişi başı et tüketimi Avustralya'da 142 kilogram, ABD'de 125 kilogram, Almanya'da 82 kilogram iken Türkiye'de 12 kilogramdır. 

Hükûmet, gemiler ve lüks yatlara verilen mazottan vergi almazken, çiftçiye verilen mazottan vergi alarak 4 TL civarında satmaktadır. Oysaki mazot, üretici çiftçimize 1,5 TL'den satılırsa üretim daha çok olacak, dolayısıyla ekonomimize katkı sunacak ve köylümüz de kalkınmış olacaktır.

13 Aralık 2010 tarihinde, dönemin Tarım Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürü, ithal edilen kasaplık canlı büyükbaş ve küçükbaş hayvanların spesifik risk materyali olarak adlandırılan beyin, göz, omurilik, bademcik ve ince bağırsağın hastalık riski dolayısıyla en kısa sürede imha edilmesini, bu materyallerinin insan tüketimine sunulmaması için mezbahalardaki takiplerinin yapılmasını, gıda ve yem zincirine girmeyecek şekilde, gömülerek veya yakılarak imha edilmesini ve kayıtlarının tutulmasını, valiliklere “acele” ibareli yazıyla göndermiştir.

Bu tarihten sonra birçok kere Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından bu yazının doğruluğu sorulmuş, yazının örneği, Bilgi Edinme Yasası’na göre istenmiştir. Ancak, yazının örneği verilmemiş, sadece il müdürlüklerine “Bakanlık mevzuatlarının uygulanmasında daha dikkatli olunmasına yönelik bir yazıdır.” denmiştir. Uzun uğraşlardan sonra yazının fotokopisi elimize ulaşmış, yukarıda bahsi geçen bilginin doğru olduğu kanıtlanmıştır. Açıkça görülmektedir ki hangi şartlarla geldiği belli olmayan ithal hayvan ve etler hastalık saçmaktadır. Yıllar önce Çernobil Santrali patlamış, yıllar sonra etkileri görülmüşse, şimdi de hastalıklı ithal etleri yiyen vatandaşlarımız da yıllar sonra bunun sıkıntısını yaşayacaktır.

Veteriner Hekimleri Derneğinin açıklamada, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından gönderilen belgede tarif edilenlerin deli dana hastalığını işaret ettiğini, büyük risk taşıdığını belirtmiş, ithal edilen hayvanlarda bu risklerin izlenmesi gerektiğini ancak ithal edilen hayvanların kesim amaçlı getirildikleri için izlemenin mümkün olmadığını açıklamıştır.

Yine, bu AKP Hükümeti döneminde tarımsal desteklemeler zamanında ödenmemiş, doğrudan gelir desteği ödemeleri her yıl azalmıştır. Tarım Kanunu’nun 21'inci maddesi, "Millî Gelirin yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir" demektedir. 2014 yılında bu Kanun’a göre çiftçiye 17 milyar verilmesi gerekirken bu Hükûmet 9,5 milyar lira vermiştir.

Başbakan, “Mazot desteğini yüzde 5 artıracağız.” demiş, ÖTV ve KDV dolayısıyla çiftçinin kullandığı mazottan 9 milyar lira vergi almıştır. 9 milyar lira vergi alıyor, 500 milyon lira destek veriyor. Yani verilen desteğin 18 katı çiftçiden vergi olarak geri alınıyor.

Bir yandan işsizlik yaşanırken, bir yandan da gıda ürünlerine milyar dolarlar ödeyen Hükûmet, ülkemizi dışa bağımlı hâle getirmiş, üretici çiftçimizi büyük sıkıntı ve borç batağına sokmuştur. Bu nedenle görevinin gereklerini yerine getirmeyen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker hakkında Anayasa’nın 97'nci, 99'uncu ve TBMM İçtüzüğü’nün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılması için gereğini arz ve talep ederiz.

 

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, FATİH Projesi’ni zamanında bitiremediği, projeye dair birçok yolsuzluğa sessiz kaldığı iddiasıyla, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/54)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Millî Eğitim Bakanlığı 2010 yılında Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH Projesi) adı altında bir projeye başlamıştır. Millî Eğitim Bakanlığının ilk açıklamalarında projenin 2014 yılında bitirileceği belirtilmiştir. Gelinen bu noktada, FATİH Projesi’nin ortalama yüzde 92,4'ü bitirilememiştir. Ayrıca, FATİH Projesi’nin birçok aşamasında yolsuzluk yapıldığına dair belge ve bilgiler ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında Anayasa’nın 98'nci ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğü'nün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ederiz.

Fatma Nur Serter                                  Ensar Öğüt                                  Bihlun Tamaylıgil

        İstanbul                                            Ardahan                                            İstanbul

Mehmet Hilal Kaplan                          Ali Rıza Öztürk                                  Binnaz Toprak

        Kocaeli                                              Mersin                                             İstanbul

   Mehmet Şeker                                Uğur Bayraktutan                              Mehmet Haberal

      Gaziantep                                            Artvin                                            Zonguldak

    Ali Serindağ                                     Hurşit Güneş                                   Orhan Düzgün

      Gaziantep                                           Kocaeli                                               Tokat

     Müslim Sarı                                   Ali Haydar Öner                                    İzzet Çetin

        İstanbul                                             Isparta                                              Ankara

    İhsan Özkes                                   Bülent Kuşoğlu                                   Ali Demirçalı

        İstanbul                                             Ankara                                              Adana

Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     Oğuz Oyan                                    Muharrem İnce

        İstanbul                                              İzmir                                                Yalova

     Tufan Köse

         Çorum

Gerekçe:

FATİH Projesi, eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğini sağlamak ve okullarımızdaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla 2010 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılmıştır.

FATİH Projesi, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmekte olup Ulaştırma Bakanlığı tarafından desteklenen bir projedir. Proje başlarken dört yılda tamamlanması planlanmış, sonra bu süre beş yıla, daha sonra ise yedi yıla çıkarılmıştır. FATİH Projesi kapsamında öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılacağı, tablet bilgisayar dağıtılan öğrencilere kesinlikle ders kitabı verilmeyeceği belirtilmiştir. FATİH Projesi’ne 8 milyar 500 milyon TL bütçe ayrılmıştır.

FATİH Projesi kapsamında bazı okulların alan ağı altyapı işleri yapılmıştır. Bu okullarda yapılan kablolama işlerinde ihale teknik şartnamesine uygun olmayan malzemelerin kullanıldığı, bu nedenle sistemin bilgi depolama, İnternet’e ulaşma vb. konularda yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra etkileşimli tahtaların arızalı olduğu, tablet bilgisayarlarla bağlantı kuramadığı, bu durumun Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Bilişim Sistemleri Grup Başkanı tarafından tespit edildiği ancak projenin iptal olmaması için 84.921 arızalı etkileşimli tahtanın satın alındığı bilinmektedir.

FATİH Projesi’nin bitiriliş tarihi olarak taahhüt edilen zamanın sonuna yaklaşılmasına rağmen, sadece ortalama yüzde 7,6'sının tamamlanabilmesi, yerli sanayinin projeye dâhil edilememesi, etkileşimli tahtaların tamamının arızalı olması, alan ağı altyapı işlerinde usulsüz ve eksik malzemelerin kullanılması, etkileşimli tahtalarla tablet bilgisayarların iletişim kuramaması, birçok yolsuzluk olayının yaşanması ve yolsuzluklara sessiz kalınması nedeniyle Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı hakkında Anayasa’nın 98'inci ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğü'nün 106'ncı maddeleri uyarınca gensoru açılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensoruların görüşme günleri Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan (11/52) ve (11/48) esas numaralı Gensoru Önergelerinin, Genel Kurulun 19 Mart 2015 Perşembe günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının sırasıyla 1’inci ve 2’nci sıralarına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin bu birleşimde yapılmasına; gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; daha önce toplanılması kararlaştırılan 20 Mart 2015 Cuma günü toplanmamasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 19/05/2015 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                               Mihrimah Belma Satır

                                                                                      İstanbul

                                                                AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan (11/52) ve (11/48) esas numaralı gensoru önergelerinin, Genel Kurulun 19 Mart 2015 Perşembe günkü (bugün) gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının sırasıyla 1’inci ve 2’nci sıralarına alınması ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin bu birleşimde yapılması,

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 697, 696, 375, 288, 212, 695 ve 686 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın sırasıyla 6, 8, 9, 10, 11, 12 ve 13’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

19 Mart 2015 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 686 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, bu birleşimde gece yirmi dörtte günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi,

Daha önce toplanılması kararlaştırılan 20 Mart 2015 Cuma günü toplanmaması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Çanakkale Milletvekili Sayın İsmail Kaşdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulumuzu, tüm milletvekillerimizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, grup önerimizle bir kısım uluslararası sözleşmeleri öne aldık. Bugün gündemimizdeki planlamış olduğumuz işleri bitirdiğimiz takdirde yarın çalışmamama kararı alıyoruz. O yüzden, inşallah, Genel Kurulumuzun yoğun bir çalışmasıyla, özverili bir çalışmasıyla bugünkü gündemdeki işlerimizi bitirdiğimiz takdirde yarın çalışmama kararı aldık. Bu konuda emek veren, katkı veren bütün milletvekillerimize şimdiden çok çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; –bir diğer konuşma gündemim de- dün itibarıyla kutlamış olduğumuz 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100’üncü yıl dönümü münasebetiyle  söz almış bulunuyorum. 18 Mart Çanakkale Zaferi bir milletin küllerinden yeniden doğduğu, dizlerinin üzerinden ayağa doğrulduğu ve Türkiye Cumhuriyeti devletine giden yolların taşlarının döşendiği bir gündür. Bu vesileyle, Çanakkale Zaferi’nin kahramanlarını, aziz şehit ve gazilerimizi minnetle, rahmetle, şükranla yâd ediyorum. İnşallah onların bize bırakmış olduğu emaneti… Onlara layık bir şekilde, onların vermiş olduğu istiklal mücadelesindeki aynı ruh ve inançla, aynı azim ve kararlılıkla, bugün onların nesilleri olarak, onların torunları olarak, onları idrak etmiş nesiller olarak bizler de aynı ruh ve heyecanla istikbal mücadelemizi veriyoruz.

14 Mart Tıp Bayramı’nda Sayın Cumhurbaşkanımız her zaman olduğu, her yıl olduğu gibi yine Çanakkale’ye geldi. Çanakkale’ye her zaman büyük önem veren ve destek veren, Çanakkale ruhunu temsil eden Sayın Cumhurbaşkanımız 14 Mart Tıp Bayramı’nda Çanakkalelilerle buluştu. Aziz şehit ve gazilerimizin manevi atmosferinde, manevi huzurlarında şehitliğimizi her yıl olduğu gibi yine ziyaret etti ve aziz şehit ve gazilerimizi bir kez daha dualarımızla rahmet ve minnetle andık. Dün itibarıyla, 18 Mart gününde Çanakkale 18 Mart Deniz Zaferi’nin 100’üncü yıl dönümünde Sayın Başbakanımız da Çanakkale’deydiler; Çanakkalelilerle buluştu, Çanakkale kahramanlarının torunlarıyla buluştu. Sayın Başbakanımız ve bakanlarımızla birlikte, bütün parti gruplarımızdan temsilcilerimizle birlikte, Çanakkalelilerle birlikte, ülkemizin 81 vilayetinden gelen Çanakkale kahramanlarının torunlarıyla birlikte, hatta bugün Türkiye dışında kalan Basra’dan, Halep’ten, Şam’dan, Balkan ülkelerinden gelen misafirlerimizle birlikte bir kez daha Çanakkale kahramanlarının, Çanakkale şehitlerinin aziz hatıraları önünde onları rahmetle, minnetle ve dualarla andık. Bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden ifade ediyorum ki: Çanakkale kahramanları her zaman bizim için örnek olacaktır, her zaman onların takipçisi olacağız ve onlara layık olmak için de elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz.

Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki, Çanakkale ruhunun temsilcileri olarak, bugünkü istikbal mücadelesini veren torunları olarak da özellikle Çanakkale boğaz köprüsünü çok çok önemsediğimizi ifade etmek isterim. Bugün itibarıyla yapılan açıklamayla Çanakkale boğaz köprüsü, inşallah, otobanla birlikte 2015 yılı içerisinde ihale edilecek aşamaya gelecektir.

Ben bir kez daha sizleri saygıyla ve hürmetle selamlarken aziz şehit ve gazilerimizi minnetle, şükranla, dualarla anıyorum. Ruhları şad olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin, AKP’nin vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

Bu grup önerisi, klasik, alıştığımız grup önerilerinden bir tanesi. Her perşembe veya cuma gününe geldiğimizde bu grup önerileri verilir, hafta sonu tatil yapılmasına karar verilir, ama bir tehdit unsuru olarak da pazartesi getirirler grup önerilerini; pazartesi, tekrar cumartesi, pazarı da dâhil ederek yeni iş programını Meclisin önüne koyarlar.

Dört yıllık milletvekili deneyimimde şunu gördüm ki Adalet ve Kalkınma Partisi, AKP, bu Meclisin gündemini planlayamıyor veya hafta sonları çalıştırmayı bir tehdit unsuru olarak görüp, muhalefetin bu şekilde belini bükebileceğini, onu çalışmaktan vazgeçirebileceğini düşünüyor. Bizce hiçbir sakıncası yok; biz, yirmi dört saat de burada çalışırız, cumartesi, pazar da çalışırız, hiçbir sıkıntımız yok, ama planlamayı doğru yapmak gerek.

Bu planlamayı doğru yapamadığınız için Türkiye'yi de planlayamıyorsunuz. Bu planlamayı doğru yapamadığınız için Türkiye'yi de tarihinin en büyük borç denizine soktunuz. Bu planlamayı doğru yapamadığınız için Türkiye'yi tarihinin en büyük işsizliğine getirdiniz. Bu planlamayı doğru yapamadığınız için emeklileri yoksulluğa mahkûm ettiniz. Bu planlamayı doğru yapamadığınız için Türkiye'deki öğrencilerin yurt problemini çözemediniz. Bu planlamayı doğru yapamadığınız için benim burada bulunduğum dört yıllık süre zarfında 4/C’lilerin problemini çözemediniz. Bu planlamayı doğru yapamadığınız için “EYT” dediğimiz emeklilikte yaşa takılanların problemlerini çözemediniz. Bu planlamayı doğru yapamadığınız için insanları yoksullaştırdınız, yoksulluğu yönetmeye kalktınız, sosyal yardımları bir övünç kaynağı olarak ifade ettiniz; bir taraftan yoksullaştırdınız, bir taraftan işsizleştirdiniz diyorum.

Bakın, niçin söylüyorum ben bunları? Bir torba kanun getirdiniz, torba kanunun yarısına geldik, şimdi torba kanunu görüşmüyoruz. Ondan önce bizi yirmi dört saat çalıştırdınız, gündüz ikide girdik, sabah sekiz buçukta çıktık, ama 67’nci maddeye geldik, Komisyona geri çektiniz.

Şimdi, size soruyorum: 47 bin öğretmen ataması gelecek bir sonraki torbada, ne yapacağız? 47 bin öğretmen atamasını hep birlikte onaylayacağız değil mi burada? Hatta, onun -50 bin, 100 bin, 110 bin- Millî Eğitim Bakanının dediği gibi, ihtiyaç olan 110 bin rakamına gelmesi için belki önergelerimizi vereceğiz ama 47 bini hep beraber onaylayacağız.

Yine, bonzaiyi konuştuk burada. Bonzaiyi ne yaptık? Sizin Başbakanınız her yerde “Cumhuriyet Halk Partisi bonzaiye karşı çıkıyor, bunu istemiyor.” demesine rağmen hep beraber, diğer muhalefet partilerinin de oylarıyla bunları onayladık.

Demek ki halkın menfaatine, yararına bir şey olduğunda, torbaların içine, kanunların içine o yandaş medya gruplarına, yandaş iş adamları gruplarına ya da bürokrasideki yandaşlara bir şey vermemeniz şartıyla eğer muhalefetle oturup bir diyalog kurabilmiş olsaydınız ne yapardık; daha faydalı işler yapardık, daha güzel şeyleri Türkiye’ye sunma imkânını yakalardık. Ama bu grup önerisinde olduğu gibi, planlayamadığınız için bizi sabahlara kadar çalıştırdınız -uykusuz, stres yüklü- arkadaşlarımız hasta oldu, arkadaşlarımız darbedildi, herkesin şekeri çıktı, tansiyonu çıktı ama sonunda o kanunları geri çekmek zorunda kaldınız. Bunu oturup konuşsaydık, anlaşsaydık olmaz mıydı? Şimdi yine aynı şeyi yapıyorsunuz. Bakın, dün akşam son dakika itibarıyla bir ek madde ihdas etmeye kalktınız. Ne oldu? Ortalık karıştı, bırakmak zorunda kaldık. Onu daha önce bizim gruplarımızla görüşmüş olsaydınız -gerçekten bir ihtiyaçsa, devletin ihtiyacıysa, hep birlikte karar vermişsek ki bunun için buradayız hep beraber- bir kez olsun bizi dinlemiş olsaydınız bu Meclis daha verimli çalışırdı diyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde konuşmacı yok galiba Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yok efendim.

BAŞKAN – Aleyhinde son konuşmacı Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bu defa aleyhinde konuşmayacağım, lehinde konuşacağım.

Öncelikle, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekiline partimizin kurultayı dolayısıyla yaptığı başarı dileklerinden dolayı teşekkür ediyorum. 21 Martta yapacağımız bu kurultayımızın -tıpkı isminden olacağı gibi- “Nevruz” yani “yengi gün” olarak adlandırılan ve Türk dünyasında bir bayram olarak kutlanan o günde yapılması ve yepyeni bir güne başlanması gibi Milliyetçi Hareket Partisi de inşallah 21 Marttan sonra yepyeni bir şekilde Türkiye’ye hizmet yolunda adım atacaktır. Öncelikle ben de hayırlar diliyorum. Nevruz gününü, bütün Türk dünyasının Nevruz gününü de bugünden kutluyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, öncelikle bizim kurultayımız dolayısıyla bu gündemin bu şekilde belirlenmesinden dolayı ayrıca AKP Grubu ve CHP Grubuna özellikle teşekkür ediyorum, her ikisine de. Çünkü yarından itibaren delegelerimiz Ankara’ya gelecekler ve pazar günü de tabii yolcu edeceğiz. Onun için, bu üç günlük rahatlama bizim kongremiz açısından büyük önem taşıyordu. O sebeple yeniden teşekkür ediyorum.

İki gensoru görüşeceğiz, ardından her ne kadar çekincemiz olsa da Katar’la ilgili bir görüşme yapacağız. Büyük sıkıntılar olduğunu düşünüyoruz o konuda. Konuşmamızı da zaten onunla ilgili yapacağız. Onun dışında, görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili görüşmeler de devam edecek. İki üç uluslararası sözleşme görüşüp kapatacağız nasip olursa. Şimdiden hayırlı olsun diyorum.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1’inci sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin; Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

 

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52)

 

BAŞKAN - Hükûmet? Burada.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun bugünkü birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 99'uncu maddesine göre, bu görüşmede, önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi: İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak.

Gruplar adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Alev Dedegil.

Hükûmet adına: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam.

Gördüğünüz gibi bütün konuşmacılar ve Meclisi yönetenler kadın. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

İlk söz, önerge sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Binnaz Toprak’ta.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Merhaba arkadaşlar.

Şimdi, Türkiye’de kâğıt üstünde her bir şey harika. Mesela, bu çocuk meselesine ilişkin olarak kâğıt üstünde baktığımda ben –önergede de zaten yazıyor- çocuk yuvalarımız var, kız yetiştirme yurtları var, erkek yetiştirme yurtları var, sevgi evleri var, bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezleri var, koruma, bakım ve rehabilitasyon merkezleri var yani yok, yok. Aslında, kâğıt üzerinde fevkalade bir durumdayız gibi gözüküyor.

Ama, öte yandan, buralarda ne olduğuna, neler yapıldığına baktığınızda, gerçekten de çok ciddi sorunlar var. Yani, bir kere, önergede belirtildiği gibi, bütün bu yuvalarda, yetiştirme yurtlarında, sevgi evlerinde vesaire veya rehabilitasyon merkezlerinde kayıtlı çocuklar ile orada kalan çocuklar arasında -anladığım kadarıyla- büyük bir fark var ve milletvekilimiz Nur Serter arkadaşımız bunu Bakanlığa sormuş ama Bakanlık tam bir cevap verememiş. Yani, bu çocuklar nereye kayboldular, neredeler? Bu kurumun her birinde aradaki fark nereden kaynaklanıyor? Bunu bilmiyoruz. Öldüler mi, sokağa mı atıldılar? Ne oldukları hakkında bir fikrimiz yok.

Aynı şekilde, nasıl ki kâğıt üzerinde birtakım kurumlarımız var, biz aynı şekilde çocuk haklarıyla ilgili olarak uluslararası her türlü sözleşmeye imza atmışız. Öte yandan, Cumhurbaşkanımız, biliyorsunuz, uzun süredir her Türkiyeli kadının 3 çocuk yapmasını, hatta mümkünse 5 çocuk yapmasını öneriyor yani bir çocuk politikamız var. Aynı zamanda da bu iktidar sürekli olarak aileyi vurguluyor yani Bakanlığın ismi de zaten ilk başlarda “Aile” değilken, “Aile” tabiri yokken Bakanlığın isminde, “aileyi koruma” diyerek Bakanlığa da “Aile” ibaresi kondu.

Parantez içinde şunu da söyleyeyim: Aslında bu bütün kadın örgütlerinin itiraz ettiği bir mesele. Türkiye’deki kadın sorunları, sorunsalı o kadar ciddi boyutlara ulaşmış vaziyette ki, bir eşitlik bakanlığı olması şart. Sadece belki kadın sorununa değil, eşit olmayan bütün gruplara bakacak. Ama bu parantez içinde bir mesele.

Yani şunu söylemek istiyorum: Sözde ve görünüşte çocukları el üstünde tutuyor bu toplum. Hem kurumlar var hem çok çocuk yapılsın isteniyor, aynı zamanda aile vurgulanıyor vesaire. Ben sosyoloji derslerini hatırlıyorum -liselerde falan okuduğumuz- “Aile anne, baba ve çocuklardan müteşekkil.” diye yazardı, çekirdek aile için. Şimdi, çocuklar demek ki ailenin bir parçası ama genelinde baktığımızda, gerçekten de Türkiye’de telef olan çocuk sayısı inanılmaz diye düşünüyorum.

Şimdi, bu çocuk yuvaları, yurtları, işte yetiştirme yurtları vesaire bütün demin saydığım kurumlarla ilgili ciddi  sorunlardan bir tanesi denetleme meselesi. Bu kurumlar ne zamanlar denetleniyor, kim denetliyor bunları? Önceden haberli mi bu denetlemeler? Çünkü şunu biliyoruz ki yani hepimiz okuldan hatırlarız, okul müdürüne “Müfettiş gelecek.” denir, okul birdenbire böyle temizlenir, paklanır vesaire yani her günkü hâlinden farklı bir hâle bürünür. Dolayısıyla da bu önceden haberli denetlemeyse zaten hiçbir anlamı yok ama denetleniyorsa, bir şekilde denetleniyorsa denetleme raporları nerede? Yani ben mesela bunu merak edecek olsam, “Ya, şu yurtlardaki denetlemelerde yazılmış olan raporlar nerede?” desem bunu nereden ben bulacağım? Bir de denetleme sonrası ne yapılmış? Bu raporlarda herhangi bir olumsuzluktan bahsedilmiş mi? Eğer olumsuzluklardan bahsedilmişse bunlar sonrasında ne yapılmış, onun hakkında da pek bir fikrimiz yok.

Şimdi, bu yurt ve merkezlerde zaman zaman -bunu sürekli olarak medyadan biliyoruz- çocuklara taciz yapıldığı haberlerini duymaktayız. Daha çok yakın zamanda oldu böyle bir haber mesela. Sadece kız çocuklarına değil, erkek çocuklara da. Hatta geçenlerde insanın kanını donduran bir haber vardı. Bu yurtların içinde daha büyük yaştaki çocuklar küçük yaştaki çocuklara taciz, tecavüz etmekle kalmıyor, aynı zamanda da işkence yapıyormuş. Yani bu da bir başka sorun, aynı yurdun içinde farklı yaşlardaki -8-9 yaşındaki çocukla 16 yaşındaki- çocukların aynı yurtta kalması. 16 yaşındakiler çok daha güçlü kuvvetli ve diğerlerine… Hakikaten de kan donduran bir hikâyeydi.

Şimdi, bu tacizlerin bir de yargı safhası var ki, Sayın Bakan işte en son olayda müdahil olma kararı almış. Gerçi, o kız çocuğu yurtlarda yetişmiş bir kız çocuğu değildi ama  15 yaşındaki kıza  bilmem ne kadar insan tecavüz ediyor ve hâkim “Niye direnmedin?” diyerek, kızla alay ederek vesaire… Hâkime mektup yazmış bunun üzerine. Aslında Bakanlığın bu tür durumlarda sonucu beklemeden müdahil olması gerektiğini düşünüyorum; özellikle de çocuklar söz konusu olduğunda yani kadın tecavüzlerinde, kadına karşı şiddette, her hâlükârda başından itibaren olmalı ama hele hele çocuklar söz konusu olduğunda muhakkak olmalı diye  düşünüyorum.

Şimdi, bu yuvaların vesairelerin yanı sıra çocukların durumuna baktığınızda… Sokak çocukları mesela. İstanbul’da, insanın içi acıyor, küçücük kız çocukları, oğlan çocukları mendil satıyorlar, otoyollarda su satıyorlar çiçek satıyorlar. Anneleriyle birlikte dilenen bebekler… Yani biz güya çocuklara, aileye vesaire çok önem veriyoruz, hele hele işte muhafazakâr bir iktidar olarak AKP güya çok önem veriyor ama sokaklar -dilenen, dilencilik yapan- annelerinin kucağında sefil vaziyette soğukta titreyen bebeklerden geçilmiyor. Merdiven altı atölyelerde, sokaklarda çalıştırılan çocuklar, sokaklarda büyüyen bebekler -deminde dediğim gibi- ev işlerinde çalıştırılan kız çocukları, tarlalarda çalıştırılan kız çocukları ve  okula gönderilmeyen kız çocukları her ne kadar okuma yazma oranı yükselmişse de hâlâ mevcut. Dolayısıyla yani şunlar hakkında bizim hiçbir fikrimiz yok: Kaç çocuk sokaktadır, kaç çocuk annesiyle beraber dilencilik yapmaktadır, sokakta bir şeyler satmaktadır? Bunlar hakkında ne yapılmaktadır? Bir şey yapılmadığı anlaşılıyor ki, bunlar hâlâ yıllardır sokaklarda. Hiçbir istatistik yok. Aynı şekilde bu çocuk yurtlarıyla ilgili de istatistikler az. Şunu  biliyoruz ki, bu yurtlarda yetişen çocuklar 18 yaşına gelince kapının önüne bırakılıyor. Ne oluyor peki bunlara? Yani ya Bakanlık ya yurtlar, bu çocukları, bu gençleri takip ediyorlar mı? Gene ben  medyadan bildiğim kadarıyla, özellikle kız çocuklarının seks işçiliğine yönelmesi, başka bir şey yapamadıkları için, erkek çocuklarının pazarlarda vesaire, sokaklarda yatmaları… Yani mademki bunlar yetiştirme yurtları… Yetiştiriliyorlar mı? Gerçekten de bunlara 18 yaşına geldiğinde iş bulmak için, bir yere yerleştirmek için, iyi bir vatandaş olmalarını sağlamak için herhangi bir şey yapıyor mu Bakanlık, herhangi bir programı var mı? Bunları bilmiyoruz. Dolayısıyla da bütün bunların çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Öte yandan, mesela, engelli çocukların eğitimi meselesi… Engelliler için –çünkü değişik değişik engelli türleri var- engelli çocuklar için eğitim kurumları kaç tanedir Türkiye’de? Üstün zekalı çocukların eğitim meselesi… Yani özetle söylemek istediğim şey, bu ülkede felsefesine gelince “Ah, çocuklarımız, gençlerimiz, Türkiye’nin ilerisi, Türkiye’nin geleceği.” diyoruz ama işin özüne döndüğümüzde gerçekten bu çocuklar için ne yaptığımız fevkalade tartışmalı.

Çok teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz Sayın Toprak.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Fatma Nur Serter konuşacak.

Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz gensoruda Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının özellikle çocuk bakımevleri ve koruma altındaki çocuklarla ilgili çeşitli defalar vermiş olduğumuz soru önergelerine rağmen verdiği birbirinden son derece farklı ve çelişkili cevapları da gündeme taşımayı amaçlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının en önemli, en temel görevlerinden biri, hiç kuşkusuz kendisine emanet edilen çocuklarımızın bakımı, eğitimi, korunmasıdır. Şiddete uğrayan, tacize uğrayan, sokaklarda evsiz kötü alışkanlıklar edinen çocukların da öncelikle Bakanlığın görev alanı içine girmesi gerektiği hepimizin bildiği bir gerçekliktir. Şimdi, Bakanlık bu görevi yaparken Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı birimlerle bu faaliyetini ifa ediyor. Bu birimler nelerdir? Aslında Bakanlığın yapılanmasında oldukça geniş bir yelpazenin kapsanmış olduğunu görüyoruz. Bunlar: Çocuk yuvaları, kız yetiştirme yurtları, tekrar ayrı bir başlık altında çocuk yuvaları, erkek yetiştirme yurtları, kız yetiştirme yurtları, sevgi evleri, ayrıca koruma, bakım ve rehabilitasyon merkezleri, bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezleri, çocuk ve gençlik merkezleri yani ÇOGEM’ler yani geniş bir teşkilat var. Bu sekiz birim çocukların korunmasını, bakımını ve özellikle de tabii ki eğitimini, psikolojik olarak da sağlıklı, kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olarak yetiştirilmesini hedefliyor.

Şimdi, bakıyoruz bütün bu toplamının kontenjanına, kapasitesine -yine Bakanlığın verileri doğrultusunda- bu kapasitenin saymış olduğum bu sekiz birimin toplamında 17.651 olduğunu görüyoruz. Yani neymiş? Türkiye’de korunmaya muhtaç ya da yardıma muhtaç çocuklar için toplam 17.651 kişilik bir kapasite mevcut. Peki, “Bu hizmetlerden yararlanmak için kayıtlı kişi sayısı nedir?” diye baktığımızda, bunun da 15.752 olduğunu görüyoruz.

Şimdi arkadaşlar, Türkiye’de çok ciddi çocuk sorunu var, çok büyük çocuk istismarı var, çocuğa yönelik şiddet var, taciz var ve sokakta yaşayan çocuklar var. Bütün bu realiteye rağmen şu anda bu birimlerin 17.651 kişilik kontenjanını bile dolduramamış olması ve toplam kapasitesinin 2 bine yakın, 1.899 kişi altında hizmet veriyor olması bence çok dikkat çekici bir durumdur. Buradan bir sonuç çıkıyor. Buradan çıkan sonuç şu: Toplum korunmaya muhtaç olan çocukları Bakanlığın korumasına emanet etme konusunda gerçekçi, etkin bir yapılanmadan yoksun; Bakanlık da bu durumdaki çocuklara ulaşabilecek araçlardan yoksun ya da bu araçları yeterince etkin bir biçimde kullanamıyor çünkü gözün gördüğü bir gerçeklik var, sokakta yürürken bile gözümüze çarpan gerçeklik. Özellikle büyük kentlerde ve İstanbul’da trafikte arabalarımız kaldığında ve sıkıştığında, o otomobillerin camını silip üç kuruş almak için arabaların üstüne atlayan ve giderek de artık kimileri için tehditkâr olmaya başlayan çocuk ve genç nüfus. Bunlar gözün gördüğü gerçekliklerdir.

Şimdi ben şunu çok merak ediyorum: Bakanlık bir zahmet bir gün örneğin Şişli’ye gelse, örneğin Gayrettepe’ye gelse, orada otursa, beklese yetkililer, acaba kaç tane korunmaya muhtaç çocuk görüp himaye altına alabilir? Çok basit bir şey bu. Bir noktadan söz ediyorum. Onlarcası, onlarcası inanın bu durumda.

Şimdi geçiyorum, arkadaşlar, bundan belki daha ciddi, daha vahim bir başka durum daha var: O da kuruma kayıtlı görünen, kurum istatistiklerinde kuruma kayıtlı görünen kişi, çocuk sayısıyla fiilen bakılan çocuk sayısı arasındaki fark.

Şimdi, sadece bu rehabilitasyon merkezlerinin bile dışına çıktığınızda, onların sayılarını geçici diye kabul edip dikkate almadığınız zaman bile, işte, kız yetiştirme yurtları, çocuk bakımevleri, erkek yetiştirme yurtları gibi birimlere kayıtlı olan çocuk sayısı ile fiilen bakılan çocuk sayısı arasında 2.259 kişilik bir fark olduğu istatistiklerde ortaya çıkıyor. Şimdi, bununla ilgili çeşitli soru önergeleri verdik. İlginç bir şey oldu; ilk soru önergesi verildikten sonra, arkadaşlar, istatistik değişti, Bakanlığın yayınladığı istatistik değişti ve kuruma kayıtlı kişi sayısı istatistikten çıkarıldı. Şimdi artık bu tarihten sonra kuruma kayıtlı kişi sayısını göremez hâle geldik.

Peki, “Bu kuruma kayıtlı olan fakat fiilen kurumda kalmayanlar hangi kurumlarda, ne yapıyor?” diye baktığınızda, çeşitli kriterler görüyoruz. “Kayıtlı olup da kurumda bulunmayan” diye yapılan açıklamalar var. Mesela bunların bir kısmı hastanede kalıyor yani tedavi görüyor, bir kısmı yurtlarda, üniversite yurtlarında kalıyor, bir kısmı özel pansiyonda, bazıları yatılı okullarda kalıyor. Tamam, bunları anlıyoruz ancak bakınız, burada yine, çok ilginç bir durumla karşılaşıyoruz; kayıtlı ve fiilen kalmayan kişi sayısını Bakanlık 3.323 olarak açıkladı. “Nerede kalıyorlar, ne yapıyorlar?” diye sorduğumuzda bize verilen cevapta, kategorize edilmiş cevapta 3.055 çocuktan bahsediliyor, 3.055. Yani 268 çocuğun ne olduğu, ne yaptığı, fiilen kalmayıp da nerede kaldığına ilişkin hiçbir bilgi kayıtlarda yer almıyor.

İş bununla da bitmiyor arkadaşlar. Kamu kuruluşlarında en azından bu çocukların istihdamı için kurumla ilişikleri kesildiği andan itibaren özel bir düzenlemenin ne yazık ki bugüne kadar yapılmadığını ve etkin kullanılmadığını görüyoruz. Şu anda kurumla ilişiği kesilme noktasına gelip de iş bekleyen 4.251 gencimiz var. Bunların sadece 215’ine ek ekonomik destek veriliyor. Şimdi, o zaman ne anlamı var diye ben sorarım. Bütün bu korumaların, işte, korurken eğitmelerin ne anlamı var? Siz kapıda bekleyen, kurumla ilişiği kesilen 4.251 gençten sadece 215’ine o da ayda 290-300 lira bir para yardımı yaparsanız, onca yıl bu çocukları korumuş olmanızın ne anlamı var? Kapının önüne konulduğu andan itibaren karşısında onu her yönüyle tehdit edecek tehlikelerin beklediği bir ortam ne yazık ki ülkemizde mevcut. O zaman kurumun sadece “İşte, benim görevim budur, ben bunları yatırırım, bakarım, bir kısmını da kaybederim.” demenin ötesine geçip bu çocukların yaşamı için, istihdamı için çok özel düzenlemeleri Hükûmete önermesini ben çok önemsiyorum ve bunun acilen yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Aile yanına gönderilen çocuklar arkadaşlar ayrı bir trajedidir. Çocuk başına aileye bir para ödeniyor. Çocuğun eğitim seviyesine göre 500-600 liraya yakın bir para. Bazı aileler korumacı aile olarak 2 çocuk, 3 çocuk alıyorlar, aldıkları o çocukların parasıyla rahatça geçiniyorlar, o çocukları ya okula göndermiyorlar ya da gerçekten taciz, tecavüz, şiddetin kölesi hâline getiriyorlar. Bu nedenle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Devam devam, bitmedi süren.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bitmedi değil mi? Ben de şaşırdım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın  Başkan, hatibe on dakika mı verdiniz?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – On dakika değil.

BAŞKAN – Şimdi onu ayarlıyorum.

Bir on dakika daha veriyoruz, bir teknik nedenden dolayı böyle olmuş, özür dileriz.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Estağfurullah.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serter.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Şimdi, bu da çok ciddi ve dikkate alınması gereken bir durumdur. Bakın, şimdi yükseköğretime devam eden çocuk için aile başına, çocuk başına 658 lira veriliyordu 2014 Ocak-Haziran arasında. İşte, ilköğretime devam eden çocuklar için 500-550 yani iyi miktarda desteklerdir bunlar. Şimdi, bunlar iyi niyetle kullanılıyor mu kullanılmıyor mu? Bunun takibi nasıl yapılacak? Kim yapacak? Bu takip yapılmadığında bunun geri dönüşü çocuğun lehine değil, aleyhine olmayacak mı? Elimizde somut birtakım şikâyetler var. Örneğin, bir aile, işte, akrabasıyım demiş, iki çocuk almış. İnanın, kardeştir diye iki çocuk ya da üç çocuk bile alan aileler var ama o çocuklar ne doğru dürüst eğitim imkânlarından yararlandırılıyor ne de gerçekten insanca bir muamele görüyorlar. O zaman, demek ki Bakanlık sadece rutin işlerin dışında da bu çocukların takibini ve izlemesini yapmakla yükümlü. Peki, takip ve izleme yapılıyor mu? Evet yapılıyor ama o kadar gevşek ve o kadar seyrek bir biçimde yapılıyor ki muhtemelen, biraz önce Sayın Binnaz Toprak’ın da teftiş öncesi okulların durumundan söz ettiği gibi, orada da bu kontrollerin yapıldığı süreçler belki gerçekleri tam olarak gün yüzüne çıkarmıyor ve çok sayıda çocuk bundan büyük zarar görüyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bakın, çocuk yuvası ve yetiştirme yurtlarına kayıtlı 712 çocuk bulunurken, fiilen bakılan çocuk sayısı 460 yani aradaki fark, kayıtlı ile fiilen bakılan arasındaki fark 252. Çocuk yuvalarına kayıtlı 1.184 çocuk bulunurken, fiilen bakılan çocuk sayısı 901, aradaki fark 283. Erkek yetiştirme yurtlarında kayıtlı 2.014 çocuk var, fiilen bakılan 1.201, fark 813. Kız yetiştirme yurtlarında -farkları sadece söyleyeyim- 217 fiilen bakılanla kayıtlı olan arasındaki fark, sevgi evlerinde 694. Bakım ve sosyal rehabilitasyon merkezlerinde 457 yani kayıtlı olanla bakılan arasındaki fark. Bunları ben uydurmuyorum, bunlar soru önergelerine verilen cevaplar. ÇOGEM’lerde fark 47. Koruma bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde fark 308. Şimdi, biz soruyoruz: Bu fark nedir, nereden kaynaklanıyor? Bu fark, işte, bu çocukların kimi oraya gönderilmiş, kimi korumacı ailenin yanına gönderilmiş, kimi hastanede tedavi ediliyor filan gibi kategorizasyon içine girilip değerlendirildiğinde de verilen sayıların ne yazık ki yine kendi içinde bir tutarsızlık gösterdiğini saptıyoruz ve görüyoruz. Şimdi, bu çok önemli bir şey çünkü gerçekten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu çocuklar için aynı zamanda bir aile kurumu yani çocuğun ailesi, bu demin saymış olduğum merkezler. Onu severek, şefkatle kucaklayan, ona bakan, onu gelecekte kendi ayakları üzerinde duran bir birey olarak yetiştiren, bununla da kalmayıp onun o hayatın yüküne karşı direnebilmesi için, kendi ayakları üzerinde durabilmesi için ona iş imkânı yaratan, arada kontroller yapan bir kurum, bir aile. Bizim aile yapımızın, sıcak, şefkatli, birbirini koruyan, kollayan aile yapımızın aslında yansıdığı bir alan değil midir bu Bakanlık ve bu Bakanlığa bağlı birimler? O zaman bu çocuklar Bakanlığın kendi öz evlatları değil midir? Peki, bunları nasıl takip ediyor, nasıl koruyor diye ve kaybolan kayıt dışı hâle gelen bu çocukların nerede ne yaptığı konusunda yeterince bilgi sahibi olmamak Bakanlık hakkında bir yeniden araştırmayı gerekli kılmıyor mu değerli milletvekili arkadaşlarım? Bu, gerçekten Türkiye’nin geleceği açısından da son derece önemli bir konudur.

Bakın, benim çok rahatsız olduğum ve üzüldüğüm şey, ne yazık ki istatistiksel olarak da bu gerçeklerin kapatılmasına dönük bir girişimin de başlatılmış olmasıdır. Daha önce söyledim, tekrarlıyorum, çok da önemsiyorum, biz sorduk, kayıtlı çocuk sayısı ile fiilen bakılan çocuk sayısı. E bir süre sonra eğer istatistiklerden kayıtlı çocuk sayısını çıkarma gereği duyuyorsa Bakanlığın yetkilileri, o zaman bir şeyleri saklamaya çalıştıkları anlamı çıkmaz mı bundan? Neden insan bir şeyi saklar? Hatasını örtmek için saklar. Ben de diyorum ki hataları örtmeyelim, bu hataları örtersek -elbette eksikliklerimiz, elbette yoksunluklarımız olabilir ama- bunların her örtülüşü binlerce çocuğun yaşamına mal oluyor. O çocukların devlete emanet edilmiş olan yaşamlarına sahip çıkmak Bakanlığın birinci derecede ve en önemli görevidir.

Değerli arkadaşlar, Bakanlık, kuşkusuz bu değişik birimlerinde korumaya aldığı çocuklara gerekli sevgiyi, ilgiyi ve korumayı göstermesinin yanı sıra, sokaktaki çocuklara, aile yanında şiddet gören çocuklara da aynı duyarlılıkla sahip çıkmak durumundadır. Şimdi, zaman zaman basına yansıyan, ailesinden şiddet gören, çok küçücük bebeklik döneminde bile tacize ve tecavüze uğrayan, üzerinde sigara izmaritleri söndürülen nice bebeğimiz, nice çocuğumuzun yaşamını biz gazetelerde okuyarak hüzün duymak zorunda kalmamalıyız. Eğer Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gibi çok ciddi bir teşkilatı olan, çok önemli istihdam potansiyeline sahip olan, bu konuda ülkemizde çok sayıda yetişmiş uzmanları olan bir yapılanma varsa o zaman biz elbette bu şiddet gören çocukların da tıpkı bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Bakanlığın koruması altına neden o şiddeti görmeden aile bazında inceleme yapılarak alınmadığını da sorgulamak durumundayız. Bakanlık çocuk koruma bakanlığı değil çünkü, Bakanlık aileyi esas alan bir Bakanlık.

“Çocuk yapın.” demek kolay arkadaşlar, 1 yetmez, 2; 2 de olmaz, 3; 3 de yetmez, 4, sırala gitsin. Verin paraları, çocuk başına 300, 400, 500, 600, zam yapın. Bu mudur? Bu mudur çocuğa yönelik bakış açısı? Bu yetmez. Burada yapılması gereken şey, dünyaya gelmiş, yaşam hakkı olan, insanca yaşama hakkı ve eğitim hakkı olan çocuklarımıza Bakanlığın bir Aile Bakanlığı olması nedeniyle aile sıcaklığı ve şefkati içerisinde yaklaşımını sağlamaktır.

O nedenle, bu konuda eksik, yanlış ne varsa bütün bunların araştırılması… Elbette hatadır, insan hata yapabilir ama bunların araştırılmasının önünü kapamak bu hatanın paydaşı olmaktır.

O nedenle, vermiş olduğum gensoru önergesinin kabul edilmesini ve durumun bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarılarak bundan sonra himayeye, korunmaya muhtaç olan çocuklarımıza daha nitelikli bir yaşam alanı yaratılmasını diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serter.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Ruhsar Demirel konuşacak.

Buyurun Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde korunmaya muhtaç kalmış çocuklarımızla ilgili yapılan veya yapılamayanlar nedeniyle Sayın Bakan hakkında açılan bu gensoru hakkında parti grubumuzun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

Tabii, bu, korunmaya muhtaç çocuklar, devlet koruması altındaki çocuklarla ilgili, parti olarak aralık ayında bütçe konuşmasında genel bir sorgulama yapmıştık biz ve Sayın Bakana devlet koruması altındaki çocukların, yetiştirme yurtlarında yetişmiş, daha sonra toplumsal hayata katılmış çocukların akıbetiyle ilgili pek çok soru yönelttik. Fakat o sorulara, sözlü sorularımıza cevap alamadığımız gibi, bu konuda bugüne kadar verdiğimiz yazılı soru önergelerimize de cevap alamadık. Hatta Bakanlık, yalnız bu konu değil, kendi ilgi alanındaki birçok konuya da cevap vermiyor. Ama durum görülüyor ki bazı şeyler halının altına süpürülmüyor, bazı şeylerin üzerine yorgan çekmekle olmuyor. Gün geçmiyor ki haberlerde bu konudaki mağduriyetleri konuşmayalım.

Öncelikle bir şeyin altını çizmek gerekiyor: Devlet koruması altında olmak çocukların tercihi değil, bir zorunluluğu. Zaten hiçbir çocuk dünyaya gelişini kendi tercihiyle şekillendirmiyor, anne baba olabileceğini iddia eden bazı kadın ve erkekler olarak bu kararı bizler veriyoruz ve çocuklarımızı dünyaya getiriyoruz. Sonrasında belki kendi bazı zaaflarımızdan ötürü, belki kaderin bir sonucu olarak -belki ölümler, belki hastalıklar, belki ekonomik yetersizlikler- çocuklar tercih olarak değil, bir mecburiyet olarak devletin koruması altına giriyorlar. Bazen bunlara “kimsesiz çocuklar” deniliyor, aslında bunlar kimsesiz çocuklar değil, bunlar milletin çocukları, bunlar devletin korumasındaki çocuklar. Hani hep, bu, “Devlet nedir?” deniliyor ya, devlet aslında bizleriz, sizsiniz, benim, buradaki herkes, bizi izleyenler, milletimiz, 77 milyon. Birbirimizin gözetmeni olmak durumundayken, bu çocuklarımızı hiçbirimiz gözlemlemiyoruz.

Ülkemizde korunmaya ihtiyacı olan çocukların sosyal hizmet kurumlarında bakılıp yetiştirilmeleri ve meslek sahibi edilmeleri yönünde 2005 tarihli bir Çocuk Koruma Kanunu var biliyorsunuz. Bu kanuna atıfla da biz Sayın Bakana bütçe görüşmeleri sırasında sorular sorduk ve ben öncelikle o bütçe görüşmesinde sorduklarımızı kısaca sizlerin hafızalarınızı canlandırmak adına hatırlatmak istiyorum.

“Haklarında koruma kararı verilen, sosyal hizmet kurumlarına yerleştirilen ve devlet koruması altındaki çocukların koruma ve bakım hizmetini yürüten kişilerce şiddet, taciz, tecavüz gibi kötü uygulamalara maruz bırakıldığına dair haberler zaman zaman gündeme gelmekte, olayların ardından ilgili kişi, kurum veya Bakan tarafından gerekli soruşturmanın yapıldığı ve önlemlerin alındığı yönünde açıklamalar yapılmaktadır.” diye bir cümleyi şahsen bu kürsüde aralık ayında kurdum ve ben şu anda üzülerek tekrar ifade ediyorum ki biz bu cümleleri kurarken bile bu yurtlarda hortumla dövülen, bağlanan, taciz edilen, evlere temizliğe götürülen, geceleri farklı yerlerde çalışmaya götürülen çocuklar olduğunu hepimiz şu anda endişeyle öğreniyoruz.

Hissediyorduk, basına yansıyan haberler vardı ama geçtiğimiz hafta bir şey daha oldu, altı yıldır süren bir olayı herkes kendi üzerinden atmak istedi. Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Bu soruşturma yürütülüyor, 2012 yılında bitmiş bir olaydı.” Kurumun müdürü 2013 yılına kadar bir süre tanıdı. Bu işin ne zamana kadar sürdüğü konusunda Bakanlık ile müdür arasında bile bir fikir birliği yoktu.

Böyle bir haber çıktığı zaman ne yapılıyor? Böyle bir haber çıktığı zaman mağdur olmuş çocuklar başka yurtlara dağıtılıyor, o yurt ya da yuva kapatılıyor, ilgililer, haklarında soruşturma açılıyor diye ya açığa alınıyorlar ya da son örnekteki gibi sosyal baskı nedeniyle, toplumsal infial nedeniyle işten el çektiriliyorlar.

Peki, size sormak istiyorum: Bu çocukları başka yurtlara, yuvalara dağıttığınızda ne oluyor? Yaralı bir dokuyu başka bir yere sevk ederseniz ne olursa aynısı oluyor. Yaralarıyla beraber gittikleri yerlerde ya kendilerine yapılan taciz, tecavüzün bir örneğini güçlerinin yettiğine yapıyorlar ya da bilindikleri için gittikleri kurumda da benzer tacizlere maruz kalıyorlar. Yalnızca kız çocuklarımız mı? Hayır. Erkek çocuklarımız da bu şekilde ve devletin bu çocuklarımızla ilgili yapabildiği tek şey, gördüğümüz kadarıyla, yalnızca kurumlarını değiştirmek. Peki, çocukların kurumları değiştiriliyor da ne oluyor? Hiçbir şey. Oysa bunların bir kısmının rehabilitasyon merkezi diye geçiyor adı, aynı Elâzığ’da olduğu gibi. Kimin kimi rehabilite ettiği tartışılır. Eğer bir kurumun adında rehabilitasyon yazıyorsa o kurumda çalışanların bu konuda uzmanlaşmış olmaları gerekiyor. Nitekim, bütçe görüşmesinde de sorduk, daha sonra da ben Sayın Bakana soru önergeleri verdim. Şüphesiz cevaplamadı, hâlâ da cevaplamıyor. “Bu kurumlarda çalışanların bir standardı var mı? Bunların meslek dağılımı nedir? Ne iş yaparlar, hangi vasıflardadır? Bu kurumların bir kısmının adresleri bilinmiyor, aileleri bile çocuklarının nerede kaldığını bilmiyorlar, bunu neden saklıyorsunuz?” diye... Ama, ben o gün bir şey daha söyledim, şunu söyledim: “Yaşanılan kurumun adını istediğiniz şekilde değiştirebilirsiniz, ‘sevgi evi’, ‘uğur böceği evi’ diye ama bu kurumlardaki kızlarımızın özellikle akıbeti yalnızca adres değişikliğinden ibaret. Sevgi evinden çıkıp sığınmaevine gidiyorlar Sayın Bakan, bunu biliyorsunuz değil mi?” dedim. Ne biliyorum dedi ne de tedbirini aldı; maalesef durum bu.

Devlet koruması altında dediğimiz ama birçokları devletin koruması adına, devletin eli, gözü, kulağı olması gereken yöneticiler ve eğiticiler tarafından tacize ve şefkatsiz bir yaşama sevk edilmiş bu çocuklar gördükleri ilk şefkat hissi veren elle beraber başka mecralara kayıyorlar. Sonunda birçoğunun gittiği yer sığınmaevleri ya da hayal bile edemediğimiz yerler.

İşte bu çerçevede şunları da sorduk: Çocuklara yönelik koruma ve bakım hizmeti veren kamu sosyal hizmet kuruluşları ile bu kuruluşlarda çalışanların nitelik ve yeterliliklerine standart getirme konusunda ne yapıyorsunuz? Sosyal hizmet kurumlarında sunulan hizmetin yeterliliği ve kalitesi ölçümleniyor mu? Kuruluşlardan aldıkları hizmet sırasında şiddet, taciz ve tecavüz gibi kötü uygulamalara maruz bırakılan çocuklar ile kötü uygulamalar sonucunda çocukların yaşadıkları travmaların ve kötü uygulamaların yaşanmaması için alınan önlemler veya alınabilecekler konusunda ne yapıyorsunuz? Sosyal hizmet kuruluşlarından aldıkları hizmet sırasında hayatını kaybeden çocuklar; bunlar kimlerdir, nedendir, bunun bir daha olmaması için bir çalışmanız var mıdır? Kuruluşlardan kaçan ya da kaçırılan çocuklara yönelik, devlet tarafından, bunun tekrarlanmaması için stratejik bir çalışmanız var mı? Sosyal hizmet kuruluşları ve çalışanların hizmetlerine yönelik etkili bir izleme, denetleme işlemi yapıyor musunuz, böyle bir süreç çalışmanız var mıdır? Sosyal hizmet kuruluşlarından hizmet alan çocuklar hakkında toplumsal farkındalığın artırılması için topluma yönelik bir çalışma yapıyor musunuz? Açıkçası, bunların hiçbirine cevap almadığımız gibi -daha önce de söyledik- zihniyet değişmediği için akıbet yine aynı ve kaçınılmaz.

Özellikle kız çocuklarımız için tekraren söylüyorum: Bu çocuklar ileride toplumun geleceğini şekillendirecek çocuklarımızın annesi olmaya aday kadınlar. Bunları hayata ne kadar hazırlıyorsunuz Sayın Bakan? Hazırlamadığınız mutlak ama hazırlamak için bir çalışmanız var mı? Bu, yalnızca bina kiralamakla, binaların içini güzel mobilyalarla donatmakla olmuyor. Biliyorsunuz ki -uluslararası bütün ölçümlemeler de gösteriyor- sevgi ve şefkat çocukların zihni gelişimlerinde, zekâ düzeylerinde bile etkili. Bu çocuklarla ilgili yalnızca toplu törenler yapıp, Başbakanın, Cumhurbaşkanının veya first lady’lerin katıldığı törenlerde baş okşayarak bu işler olmuyor. Bu ülkede gün geçmiyor ki çocuğa dair bir taciz, bir tecavüz olmasın.

O günkü konuşmamızda bir şeyin daha altını çizdik, dedik ki: “Bir yönetmelik yayınladınız, buna bağlı olarak da işe girmeyle ilgili bir öngörünüz oldu. 18 yaşından önce, erişkin olmadan önce iki yıl boyunca bu kurumlardan hizmet almış olma şartı getirdiniz. Bu iki yıl şartını lütfen kaldırınız Sayın Bakan, bu çok tehlikeli bir şey.” diye örnek vermiştim. “17 yaşında tecavüze uğrayan bir genç kızı işsiz mi bırakacaksınız? 17 yaşında tecavüze uğramış bir çocuk ‘Keşke daha küçükken tecavüze uğrasaydım.’ dese, bu daha mı iyidir?” diye, bunların hiçbirine cevap almadık. “Resmen üç maymunu oynuyoruz ve bu bizim toplumsal vicdanımızın kötü bir fotoğrafı.” dedim, bu fotoğrafla ilgili bir gelişme olmadı. Ha, Bakanlık zaman zaman bazı fotoğraflar paylaşıyor, kesik başların torbada olduğu fotoğraflar gibi. Ama Bakanlık hiçbir zaman koruma altındaki -tekraren söylüyorum bir tercih değil, bir zorunluluk olarak- bu çocuklarla ilgili bir iyileştirme yapmıyor.

“18 yaşından önce koruma kararı kaldırılmış kaç çocuk var ve gerekçeleri nedir?” diye de bir soru sorduk. Gördüğünüz gibi, bu konuda muhalefet olarak birçok defa sorularla -sözlü ya da yazılı olarak- Sayın Bakandan ve onun şahsında kurumlardan cevap istedik. Cevap vermeyerek bir şeyi yok sayamazsınız. Sizin yok saydıklarınız basında, farklı sosyal mecralarda, herkesin gözünün önünde, hatta gözlerimize sokularak gerçekleşiyorlar.

Erkek çocuklar… Onlar da kaçıyorlar, onlar da 18 yaşından sonra sokağa bırakılıyorlar ve ileride onlar baba olsun diye teşvikler yapıyorsunuz. Şimdi yine bir tasarı getirdiniz, evliliği teşvik yasası.

Şimdi, Türk filmlerini hatırlayınız, “Türk filmi” diye şablonlanmış bir hâl var biliyorsunuz. Bir kadın ve bir erkek koşarak ağacın altında buluşurlar, eller birbirine kavuşur, sonrasında “Mutlu son.” yazar. Aslında film bitmez, film o zaman başlar. Ama ne için? Gerçek hayat için. Gerçek hayatta o eller buluştuğu zaman film başlıyor ve hayatın görünen yönü ondan sonra gerçekleşiyor.

İşte, siz, bu eller birleşsin diye, o ağaçların altında ya da farklı mecralarda birleşsin diye şimdi de çeyiz paketi hazırladınız, evlenmek isteyenlere çeyiz yardımı. Para biriktirin, kumbarada para birikmesin, ayakkabı kutusunda birikmesin, tamam, bankada biriksin, hayhay. Ama sonrasında bu evliliklerde ne oluyor? “Bu evlilikler içinde çocuklar doğsun diye kadınlara 400 lira, 600 lira, 300 lira para veriyoruz.” diyorsunuz ki bu, kadını aşağılamadır, annelik veya babalık hissiyatına yönelik bir küçümsemedir. Bunu parayla ölçümlemek kadar akıl dışı bir şey olamaz ama bunu da yapıyorsunuz.

Peki, bu doğan çocukların akıbetini hiç sorguluyor musunuz? Yurtlarda yetişmiş çocuklarla ilgili bir izleme, değerlendirme biriminiz var mı? 2011 yılının Haziran ayında çıkan kanun hükmünde kararnameden sonra Bakanlığınızın farklı idari mekanizmaları için farklı torbalarda, tasarılarda düzenleme yaptınız ama hiçbir zaman, devlet korumasından sonra toplumsal hayatın içinde bu çocuklar ne oluyorlar, nasıl yaşıyorlar, bunları nasıl izleyebiliriz, nasıl değerlendirebiliriz diye bir çabanız olmadı. Tahmin ediyorum az sonra çıkıp burada bir rakamı vereceksiniz, devlet korumasından sonra görevlendirmeleri var, biliyorsunuz, kamuda göreve alınma, “Biz şu kadar çocuğu yerleştirdik.” diyeceksiniz. Evet, bir atama kararı çıkardınız 2 bin küsur kadar çocuk için ama kaç tanesi başlayabildi, bunun rakamını da verin bize. Bunun soru önergesini de sorduk size, cevap alamadık henüz. Siz, kuralar çekilip atamalar yapılmasını onların göreve başlaması diye kabul ediyorsanız çok yanılıyorsunuz, o çocukların birçoğu hâlâ başlayamadılar. Bir kısmı rapor almak için para bile bulamadı. “Genelge yayınladık, para istenmeyecek.” diyorsunuz, hastaneler para istiyor, sağlık raporu için para istiyor.

Bazı karıştıkları küçük suçlardan ötürü hükümlü diye atanamayan çocuklar var, bunların sayısı kaçtır Sayın Bakan, söyler misiniz? Ama siz yalnızca onları sayı olarak görürseniz, “Biz devlet korumasındaki çocuklar için kanun çıkardık, onları da kamuda göreve alıyoruz.” diye toplumun önünde bazı kuralarla, rakamlarla gezerseniz gerçeklikten kopuyorsunuz, gerçek bu değil. Bu çocukların büyük bir kısmı işe başlayamadılar. Önümüzdeki günlerde aynı şeyi engelliler için de yapacaksınız, onların da büyük bir kısmı başlayamıyorlar ama siz hâlâ bunları söyleyerek bu toplumun hafızasıyla alay ettiğinizi düşünüyorsanız Sayın Bakan, kusura bakmayın, komik duruma düşen devlet oluyor böylece, sizin elinizle, sizin dilinizle devleti küçük düşürüyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu çocuklarına bakamaz durumda değil, Türkiye Cumhuriyeti devleti insanlarını aç bırakacak durumda değil; adalet olursa, hakkaniyet olursa, eşitlik olursa, sosyal devlet bilinciyle hareket edilirse bu çocukların hepsine bakılabilir, bunlarla ilgili acil tedbirler alınarak hızlıca ve çok küçük hareketlerle bunları gerçekleştirebilirsiniz. Mesela, bunlardan bir grup, dernekler, kurdukları platformlar, geçtiğimiz hafta sizinle görüşmek için talepte bulundular, özel kaleminizin verdiği cevap şu: “Seçim geliyor, artık Sayın Bakana ulaşamazsınız.” Bunu ben söylemiyorum, özel kaleminiz söylemiş. Müsteşarınız da görüşmüyor, hiç kimse görüşmüyor, ilgili daire başkanınız da görüşmüyor, “Yeni geldim, daha konuya hâkim değilim.” diyor. Bunları siz tabii ki biliyorsunuz, ben yalnızca burada size hatırlatıyorum.

Bir şey daha, bu evlerin görüntüsünü paylaşarak buralarda iyi hizmet verildiğine kimseyi inandıramazsınız. O evler lüks, bir kısmını ben de gezdim, sevgievlerinin, çocuk yuvalarının bir kısmını hepimiz geziyoruz. Gördüğümüz manzara… Evet, akılların almayacağı kiralar veriyorsunuz, kimlerden kiraladığınız da malum, aynı kendi Bakanlık binanız gibi. Bakanlığınızın kirasını bile daha izah edemediniz. Bunun benzeri şekilde kiralama yaptığınız sevgi evleri var, bu benzeri şekilde kiraladığınız küçük apartman dairelerinde evler var. Kaç liraya, kimlerden kiraladığınızı izah edemediğiniz bu evlerde muhteşem mobilyalarla bu çocukları yaşattığınızı düşünüyorsunuz.

Sayın Bakan, hani, çok bilinen bir sözümüz var, altın kafese giren kuş misali, altın kafese de koysanız insanlar sevgi, ilgi ve insan yerine konulmayı istiyor. Sizin ilgili kurumlarınızdaki yöneticileriniz eğer bu konuda bir farkındalığa sahip değilse yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Hızlıca bu insanları eğitmeye bakın. Mesela, bir rakam vermiştiniz bir soru önergesine cevaben: “227.126 kamu çalışanına eğitim verdik.” diye. Sayın Bakan, bu 227.126 kamu çalışanı içinde hiç kendi kurumlarınızda çalışanlar var mı? Özellikle, sevgi evlerinde, çocuk yuvalarında, rehabilitasyon merkezlerinde çalışanları aldınız mı buna? Daha ötesi, kendi Bakanlığınızdakiler, bire bir Bakanlık merkez teşkilattakiler, bunları bu eğitime aldınız mı? Bu çocuklarla nasıl konuşacaklarını, bu çocukların derdini anlamak için empati yapmayı, duygudaşlığı onlara anlattınız mı? Anlatmak zorundayız. Şunu bilmemiz lazım: Bir nefes sonramızı, bir adım ötemizi hiçbirimiz bilmiyoruz. Evet, bugün evlatlarımızın başındayız, Allah herkesinkini daim etsin ama bunun bir garantisi yok. Hiçbirimiz yarınlarda çocuklarımızın ya da torunlarımızın ne olacağını bilmiyoruz. Çocuklarımız akıl sağlığını kaybetse, ekonomik durumları kötüleşse kime emanet edeceğiz bunları? Devlete. Siz devletin eliyken, siz devletin gözüyken bu çocuklara dokunmuyorsanız, bu çocukları duymuyorsanız, görmüyorsanız, bunlar sokaklarda basın açıklaması yaparken duymazdan geliyorsanız ne yapsınlar? Kendilerini mi yaksınlar? Antalya’da bir kız çocuğu kendini yakmayı düşünüyor uğradığı taciz için, bilgileri bende var, günlerdir konuşuyoruz telefonda “Yapma.” diye. 16 yaşında tacize uğramış, 7 yaşında bir kız çocuğu var. Şimdi bu kız çocuğu, kendisi 23 yaşında ve tacize uğruyor, sizlere ulaşamıyor, hiçbirinize, yetkilere, hiç kimseye. Yetkili kimse hiçbirinize ulaşamıyor, ismi önemli değil, makamı önemli değil.

Sayın Bakan, yaptığınız görev çok önemli bir görev. Yaptığınız görevin alanı çok kutsal bir şey, sosyal politika. O çocuklar sizi anne, baba diye görmek istiyor, cinsiyetler önemli değil. Sizi sığınılacak bir liman diye görmek istiyor. Sizin kendilerini dinlemenizi istiyorlar yalnızca. Sorunlarını duymanızı istiyorlar, duyun onları. Onları yalnızca kulağınızla değil, gönlünüzle duyun ve o çocuklar için bir şey yapın çok geç olmadan. Çünkü zayi oluyorlar. Geceleri o çocukların nerelere götürülüp çalıştırıldığını siz de biliyorsunuz, tüylerimiz diken diken oluyor değil mi? 16-17 yaşında kız çocuklarının geceleri kurumlarından alınıp nereye götürüldüğünü tahmin edebiliyor musunuz? Hepimiz tahmin ediyoruz değil mi?

“Devletin koruması” denilince bu yalnızca yuvalardaki çocuklar değil, cezaevleri de böyle. Devlet, o çocukların can güvenliğini, beden bütünlüğünü korumak zorunda. Cezaevleri o çocukların rehabilite olması için. Rehabilitasyon böyle mi yapılır? Hayır, yapılmamalı. Gelişmiş, çağdaş, gerçek anlamda ilerlemiş, evrensel değerlere sahip hiçbir devlette bunların olmaması gerekir. Elbette ki önlenemez şeyler vardır. İnsandan kaynaklanan, insani zafiyetlerimizden kaynaklanan, kurumlarımızdaki personelin özel durumlarından kaynaklanan önlenemez hâller olabilir ama Sayın Bakan, bu konuda Hükûmetiniz on iki yıldır sınıfta kaldı. Sizden bir bakan, bir hanım, bir anne ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak herkesin bir ricası var: Bu çocukları dinleyiniz. Tekraren söylüyorum: Yalnız kulakla değil, gönlünüzle dinleyin ve gönlünüzden geçenleri yapın onlar için, kâğıtlarda yazılanları değil.

Partim olarak gensoru hakkında olumlu oy kullanacağız.

Saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şu anda tarihî bir an yaşıyoruz, onu sizlerle paylaşmak istiyorum: Şu anda, bu salonda bulunan kadın milletvekilleri erkek milletvekillerinden daha fazla.(Alkışlar) Koltuklar belki boş ama inşallah 25’inci Dönemde çok daha fazla kadın milletvekili olması dileğiyle.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Alev Dedegil konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALEV DEDEGİL (İstanbul) – Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız hakkında verdiği gensoru önergesi için huzurlarınızdayım. Sözlerime başlarken sizleri, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle düzeltmek isterim: Önerge sahibi olan siyasi parti Cumhuriyet Halk Partisi hatipleri devamlı “Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı” diye söyledi ve tutanaklara da hep bu şekilde geçti. Gensoru verdiğiniz bakanlığın adı Aile ve Sosyal Politikalar.

Şimdi, burada, AK PARTİ hükûmetleri olarak tabii, bu alanda yaptığımız işleri, attığımız adımları, gerçekleştirdiğimiz reformları saymak istemiyorum. Bu, açıkçası çok fazla zaman da alacak olan bir şey ama çok özel ilgilenen ve bütün detaylarla tek tek ilgilenen çok değerli milletvekili arkadaşlarıma tavsiye ediyorum, Bakanlığımızın 2014 yılı faaliyet raporu yani resmî raporu yayımlanmıştır ve uluslararası çalışmalarda da bir referans belge olarak hâlihazırda yayındadır, bundan istifade edebilirler.

Tabii, şunu da belirtmek istiyorum: Bu reformların en başında -yani hiçbirini saymasak dahi- Anayasa’ya, mevcut hukukumuza ve çocuk konusundaki politikalarımıza baz olarak aldığımız “çocuğun yüksek menfaati” kavramını da getirmiş bir iktidardan söz ediyoruz.

Şimdi, çok vakit almayalım dedik, o yüzden toparlayalım. Zaten bu gensorunun teknik, rakamsal, “mış”, “miş” kısmıyla ilgili gerçekler konusunda Sayın Bakanımızın önemli açıklamaları olacak. Ben, sadece şunu isterdim: Bu kadar zaman içerisinde bu konuda yazılı ya da sözlü birçok önerge verildi, sorular soruldu, Sayın Bakanımızın bu konuda verdiği yazılı ve sözlü cevaplar var, keşke bunlara bakılsaydı.

Şimdi, bir grup diyor ki: “Bunlara cevap verilmedi.”, diğer siyasi partimiz de verilen cevapları kaldırarak verilen cevaplar üzerinden, verilerden bir eleştiri getiriyor. Ben de anlamadım, bir partiye bakıyorum, cevaplar verilmemiş, diğer parti verilen cevaplar üzerinden bir gensoru üretmiş, bu çelişkiyi de anlamak açıkçası çok mümkün değil.

Şimdi, tabii, defalarca sorulmuş, defalarca cevaplanmış bir konuda Parlamento böyle yoğun bir gündemle çalışırken niye bir gensoru verilir? Zannediyorum, burada bir seçim çalışması yapılmak arzu ediliyor. Bunu da tabii, ben açıkçası burada çok uygun bulmuyorum. Çünkü milletin bizden beklediği çok önemli kanunlar var, onlar üzerinde çalışmamız gerekirken, defalarca konuşulmuş, açıklanmış bir konuyu tekrar buraya getirmek çok adil de olmuyor. Ama tabii, millet de bu hakikati biliyor, bu oturumları izliyor, zannediyorum 7 Haziranda bununla ilgili mevcut iktidara güvenini tazeleyip belki de bu kez muhalefete millet bir gensoru verir artık diye düşünüyorum, çünkü sıkıldık.

Şimdi, çok değerli arkadaşlar, Bakanlığa bağlı kuruluşlarda kalmakta olan korunmaya muhtaç çocuklarımız bizlere milletin emaneti, sadece bize değil, bu salondaki herkese emanet, bu toplumdaki herkese emanet. Hepimiz hepimizin çocuğundan sorumluyuz, korunmaya muhtaç olsun olmasın sorumluyuz ve “İnsanı yücelt ki devlet yücelsin.” diyen ve “Her bir ferdi bana emanettir.” diyen bir siyasi anlayışı bu şekilde eleştirmiş olmanızı da çok adil bulmuyorum.

Biz, AK PARTİ iktidarı olarak topluma dokunuyoruz, elimizden gelen bütün sosyal, ekonomik çalışmaları yapıyoruz. Eksikler olabilir, “Her yer tamam, hiçbir eksik yok.” iddiasında bulunmak bizim gibi aklı başında bir iktidarın kuracağı bir cümle tabii ki değil. Ama nedir? Bu eksiklikler üzerinden istişare edip bu modelleri geliştirmek, birlikte siyaset yapmak varken bütün yapılanları yok sayan bir anlayışı da adil bulmuyorum, burada paylaşmak isterim.

Şimdi, bu kurumlarda kalan çocuklarımız var. Tabii, rakamlar var, sizlerin de elinde istatistikler var, birtakım veriler var, Sayın Bakanım da bu konulara girecek. Bu kurumlarda kalan çocukların önceki şartlarını aranızda hatırlayan var mı? 2001 şartlarını hatırlayan var mı? Yani bir hortumla dövülen çocuklardan veya işte, farklı sorunlar yaşayan çocuklardan bahsedildi, eski Türkiye’den bahsedildiğini düşünüyorum. Şimdi, şu anda yaşadığımız, 2015 yılında geldiğimiz noktada bunu da çok insafsız ve gerçek dışı bir beyan olarak kabul ediyorum. Şu anda görüşülmekte olan konudan bahsediyoruz, tabii, kuruluşlarımızda kayıtlı olduğu hâlde fiilen bulunmayan çocuklar var ve iktidar mensubu ve muhalefet mensubu milletvekili arkadaşlarım gayet iyi bilirler ki, bunların teknik ve manevi sebepleri de var. Yani izinli çocuklar var, o yurtlarda kalırken suça itilmiş, psikolojik olarak rahatsızlık geçiren çocuklar, ailesini daha sık görme ihtiyacı olan çocuklar, izinli gönderilen, tatile gönderilen veya hastanede olan çocuklar var ama muhalefet milletvekili arkadaşlarım da gayet iyi biliyorlar fiilî durumla kayıtlı durum arasındaki farkın ne olduğunu ama ilgilenmişler; ben yine de memnun oldum, zahmet etmişler, bunları sormuşlar; önemlidir. Ama bir şeyi bekliyorum, kaç kere gitmişler, en son ne zaman gittiler? Mesela ben önerge sahibi değerli hocamıza sormak istiyorum: En son hangi yetiştirme yurduna, hangi yuvaya, hangi sevgi evine gittiniz? Kaç kere gittiniz? Oradaki çocukları dinlediniz mi? Oradan gelen sorunlarla ilgili kalkıp Bakanlığımıza bir ziyarette bulundunuz mu? “Şöyle bir önerim var.” dediniz mi? Bir el uzattınız mı? Ben bunu bilmiyorum, belki de kendileri bunu cevaplarlar.

Şimdi, haklarında tabii, korunma, tedbir kararı alınan bütün çocukların devlette kaydı vardır. Türkiye Cumhuriyeti devleti ciddi bir devlettir ve biz, hepimiz bununla iftihar ederiz. “Nerede olduğu bilinmeyen çocuk” tanımlaması, bu şekilde sunulması, bu çocukların kendilerine de, bu çocukların ailelerine de zarar vermektedir, üzmektedir.

Yani biz burada siyaset yapacağız diye, kendi seçmenimize seçimlerden önce birtakım mesajlar vereceğiz diye sert cümleler kuruyoruz ama, bunun ucunda, bu cümlelerin gidip de nereleri tahrip ettiğini hiç düşünmüyoruz, çünkü odaklandığımız bir tek yer var, şu kürsüden seçmene biraz daha fazla mesaj verebilmek. Şimdi, bunu da adil bulmuyorum açıkçası.

Gidelim, birlikte gidelim. Bakın, ben buradan çok açık bir öneride bulunuyorum iktidar partisinin bir milletvekili olarak, burada çok değerli milletvekili arkadaşlarım da var, hep beraber, yani iktidar-muhalefet diye de ayırmıyorum, birlikte gidelim, hatta isterseniz muhtelif gruplar oluşturalım, bu çocuklar yaş gruplarına göre devlet tarafından korunuyor, bakılıyor, birazımız bir kurumu ziyaret etsin, diğer grup diğerini ziyaret etsin, konuşalım, sonra Bakanımızla oturalım, eğer varsa gördüğümüz bir eksiklik, aksilik, bunun üzerinde tartışalım ve en iyi modeli oluşturmaya çalışalım.

Yani yetimler üzerinden ve çocuklar üzerinden sürekli siyaset yapmak, mağdur kadınlar üzerinden sürekli siyaset yapmak, açıkçası ben bunu da çok adil bulmuyorum. Yani eğer sizin anlattığınız kadar vahim bir durum varsa, bence bunun yöntemi çözüme odaklanmış ve çözüme yönelik katkı sağlayacak bir hareket yapmaktır. Yani buradan sert, son derece olumsuz ve yapılmış bütün her şeyi, bütün iyi çalışmaları, hepsini birden hükümsüzleştiren bir üslup, bunu da hiç adil bulmuyorum.

Şimdi, değerli milletvekili, herhangi bir kurumdan izinsiz olarak ayrılan çocuklar var mı? Evet, var. Biraz önce bahsettim, bu çocukların birçoğu zaten çok problemli. Ya bir şekilde suça itilmişler, farklı alışkanlıklar edinmişler, sokaklarda yaşamışlar. Bu çocukların ailelerinden uzakta ve belli bir disiplin altında işletilmesi gereken bu kurumlara anında adapte olmalarını ve orada bütün kurallara uygun olarak hemen benimseyip yeni bir davranış modeline geçmelerini hiçbirimiz beklemiyoruz, zaten bu doğru da olmaz. Bu tip çocukların zaman zaman izinsiz olarak, bu kaldıkları, korundukları yerlerden çıktıklarını da biliyoruz. Ama bunun arkasındaki asıl felsefe ne? Bütün bu kurumlar açık kapı sistemiyle yönetiliyorlar. Buralar hapishane değil yani sistem açık kapı sistemi. Çıkabiliyor, gidebiliyor, oynayabiliyor, okula gidebiliyor, aile ziyareti için gidebiliyor; gittiği zaman, örneğin beş gün için gittiyse aile yanına bu on beş güne çıkabiliyor. O anda kayıtlı olanla fiilî olarak o fiziksel ortamda bulunmayan çocukların tamamının kayıp çocuk, nerede olduğu bilinmeyen çocuk, asla takip edilmeyen çocuk kategorisine sokulmasını da adil bulmuyorum.

Yani burada işimiz, burada görevimiz sadece millete değil, birbirimize de doğruları söylemek. Bunların hepsi bizim göz bebeği kurumlarımız. Bakın, nereden nereye geldik. Ben konuşmamın bir bölümünde söyledim. Hepsi bitti mi? Tabii ki bitmemiştir. Eksikler yok mudur? Tabii ki vardır. Ama olan her şeyi de yok saymak, bir felaket tablosu çizmek ve bunu milletle bu şekilde paylaşmak bence sizin için de çok faydalı olmuyor, olmayacaktır da.

Şimdi, burada, uyum sorunu yaşayan çocuklarla ilgili, açık kapı sisteminden istifadeyle izinsiz olarak hareket eden çocuklarla ilgili, o çocukların o kurumlarda daha bağlı, daha mutlu yaşamaları için bildiğiniz bir model varsa -ki çalıştığımız bir sürü model var- lütfen buyurun, masaya gelin ve katkı sağlayın. Hep birlikte çalışalım bunları, biz bunları çok önemsiyoruz.

Şimdi, gensoruya gerekçe olarak sunulan, fiilen de kuruluşta bu, bakım altında olmayan çocuklara tekrar bir değinmek istiyorum. Bu çocuklar çok ciddi travma almış çocuklar ve başlarına gelenlerle tek başına, ailelerinden uzak ve kendilerine tamamen yabancı bir sosyal ve fiziksel ortamda başa çıkmaları her zaman çok kolay olmuyor, her çocuğun başarabileceği bir şey değil bu. O yüzden, ya özellikle ekstra destekler verilmesi gerekiyor ya da bu çocukların aile yanlarında kalışlarında, izinlerinde biraz daha toleranslı olmak gerekiyor.

Bu çocuklar, kuralları kabul etmekte, davranışlarının sonuçlarını öngörmekte biraz farklılar. Nasıl biz üstün yetenekli çocuklarla ilgili çok özel çalışmalar yaptıysak, araştırdıysak, çalıştırdıysak, özel ilgiye muhtaç olan çocuklarla da ilgili bu tip çalışmalar devam ediyor ve bunların, kurumun o aşırı, olması gereken disiplinli ortamında ama açık kapı sisteminde bir şekilde ruhsal olarak da, bedensel olarak da sağlıklı muhafaza edilmesi ve yetiştirilmeleri gerekiyor. Örneğin, bunların içinde madde bağımlısı olan çocuklarımız var, suça eğilimli, suça bulaştırılmış ve kendisine o suç ortamında bir sosyal ortam oluşturmuş çocuklarımız var. Mutlaka bunlarla ilgili de eminim söyleyecekleriniz vardır. Ama, olumlu, çözüme yönelik, katkı sağlayan. Bütün yapılanları hükümsüzleştiren bir anlayışı hiç adil bulmuyorum. Şimdi, bu ne oluyor o zaman? Yani, sadece eksikler, bütün yapılanları silip sürekli, zaman zaman da bireysel trajediler, bakın “trajedi” diyorum, bizler de o konularda tabii ki son derece üzüntülüyüz ama bunlar üzerinden geliştirilmiş bir dil, bunlar üzerinden geliştirilmiş bir muhalefet anlayışı o zaman bana bir tek şeyi düşündürüyor; ben yürümek istiyorum, halletmek istiyorum ama beni çeken, durdurmaya çalışan bir muhalefetle de bir yandan baş etmek zorundayım. Bu benim yükümü çok artırıyor. Hâlbuki bütün modern toplumlarda muhalefet biraz daha yapıcı, muhalefet iktidarın yüklerini önerileriyle, çözüm önerileriyle, tabii ki denetimleriyle de biraz daha azaltıcı bir fonksiyon üstleniyor. Şimdi, tabii, ben Sayın Bakanımıza bütün bu çalışmalarda güveniyorum, kişisel olarak güveniyorum, bir milletvekili, bir vatandaş olarak Sayın Bakanımıza güveniyorum ve 7/24 çalışan bir Bakanla ilgili bu kadar sert konuşmaları, bunu da çok adaletsiz buluyorum.

Değerli konuşmacılar şunu da söylediler: “Ne yapılıyor, bilmiyoruz. O öyle mi oluyor, bilmiyoruz.” Biz biliyoruz. Bunlar kapalı çalışmalar değil ki bunlar gayet açık çalışmalar. Resmî raporlar yayımlanıyor, bütün kurumların kapısı açık, yirmi dört saat açık. Buradan seçim bölgenize giderken arabanızı herhangi bir kurumun önünde durdurup içeri girseniz, belki de burada çok daha güzel şeyler konuşacaktık, belki de çok daha olumlu katkılar sağlayacaktınız ama bunu yapmıyorsunuz. Yani verilen soru önergelerinin içerisinden en olumsuz iki üç rakamı alıp, oradan siyaset üretip, bilmiyorum yani milletin gündemini de bu şekilde meşgul etmek ne kadar ağır!

Bir de çok yadırgadığım bir şey var: Yani niye bu “aile” kavramından bu kadar rahatsız oluyoruz? Aile çok önemli bir şey. Aile hepimiz için bir çatı. Yani hepimizin bir aileye ihtiyacı var. Aile olması, sağlıklı bir aile olması, o ailenin birtakım sosyal, ekonomik desteklerle ayakta tutulması, niye bundan bu kadar rahatsız oluyoruz, onu da anlamadım. Yani sürekli bir kadın problemi konuşulurken, bir kadınla aile karşılaştırması yapılıp sanki kadın bunun içine hapsedilmek istenmiş, aile farklı bir yere konmuş gibi bir algı oluşmasına sebebiyet veriyorsunuz. Böyle bir algı yok çünkü böyle bir politika yok ama siz baktığınız yerde neyi, nasıl görüyorsunuz, ben bilmiyorum.

“Denetlemeleri bilmiyoruz.” diyorsunuz. Ben eminim, Sayın Bakanım onları bu Genel Kurulla paylaşacaktır. Her türlü denetleniyor, inanın her türlü denetleniyor ve bunun başında devletin, olması gereken, birinci derecede partneri STK’lar da işin içindedir. Sivil toplum kuruluşları da bu denetimin içinde, muhalefet de bu denetimin içinde, iktidarın bizatihi kendisi de bu denetimin içinde. Burada gördüğünüz iktidar partisine ait her bir milletvekili, hepsi bu denetimin bir parçasıdır ve hepsi oralara giderler ve hepsi gördüklerini gelip paylaşırlar. Size de aynısını temenni ediyorum.

Ben, bu vesileyle yine de teşekkür ediyorum. Birtakım şeyleri açıklamamıza, yeniden milletimizle paylaşmamıza vesile olacak bu gensoru. Sayın Bakanıma başarılı çalışmalarında sabırlar diliyorum ve biz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak hem Bakanımızın hem de bütün bu sosyal politikaların arkasında olduğumuzu belirtiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Talebiniz nedir Sayın Serter?

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçirmem gerekiyor, hangi sataşmadan?

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Tabii, çok sayıda sataşma var. Bir defa, bizi kadın istismarı, çocuk istismarı yapmakla suçladı, aile kavramından rahatsızlık duyduğumuzu ifade etti ve şahıs olarak da hiçbir yere, hiçbir çocuk yetiştirme yurduna gitmediğimizi...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serter.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’in (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Evet, Sayın Dedegil, çok sevdiğim ve takdir ettiğim bir milletvekilisiniz ama bugün vehimlerle dolu bir konuşma yaptınız, gerçekten şaşırdım diyebilirim.

Önce şunu söyleyeyim: Aile, çocuk ve kadın istismarı yapan bir partinin milletvekili olarak Cumhuriyet Halk Partisini çocuk ve kadın istismarıyla suçlamak gerçekten insanın bazı gerçekleri nasıl göremediğinin açık bir kanıtıdır çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi ilk günden itibaren kadın istismarıyla ve çocuk istismarıyla yol alan bir parti olmuştur.

AHMET YENİ (Samsun) – Yalan konuşuyorsun yalan!

NURCAN DALBUDAK (Denizli) – Yalan söyleme!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Siyasette de bunu bu şekilde sürdürmektedir.

Gelelim, “Hiçbir yere gitmedi, görmedi.” sözünüze. Ben burada somut veriler dile getirdim. Dile getirdiğim veriler resmî istatistikler ve Bakanlıktan gelen bilgiler doğrultusundadır. Bir yetiştirme yurduna gidip gözümle bakarak kayıtlı ve fiilen devam eden çocuk sayısını algılamamı herhâlde beklemezsiniz. Benim hayatımda nereye gidip gitmediğimi de ancak ben bilirim.

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odalarından bahset, ikna odalarından!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Ben sizler gibi bunun reklamını yapmaya, buradan siyasi rant elde etmeye çalışan bir kişi de olmadım. Biz hiçbir zaman aile kavramından rahatsızlık duymadık, yaptığımız hiçbir konuşmada aileyi küçültmedik, tersine, ailenin önemini vurguladık ama siz o kurumlarla ilgili bir örnek istiyorsanız dönüp bugün gazetelere bakar ve Antalya Yeniköy Sevgi Evi’nde kolu nasıl dayakla kırılmış olan bir çocuğun var olduğunu anlarsınız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yanlış bilgi o; o yanlış bilgi, yanlış bilgi.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Orada çığlık çığlığa bağırmanız da bir anlam ifade etmez. Adabına uygun konuşun.

Teşekkür ediyorum, selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – İkna odalarında varsınız siz!

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sus be sen de, ne ikna odası be!

BAŞKAN – Sayın Yeni...

AHMET YENİ (Samsun) – Yazıklar olsun!

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kafanı çalıştır kafanı, ne iknası! Hâlâ orada mısın sen? Hâlâ oradasın sen.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

AHMET YENİ (Samsun) – Benim kızlarım lanet okuyor size.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Çık orada konuş, çık, laf atma. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

Sayın Yeni, duymuyor musunuz beni? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.44

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

(11/52) esas numaralı  gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere devam ediyoruz.

Hükûmet burada.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Sayın Demirel, buyurun.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, az önce Sayın Hatip, “Soru önergesine cevap aldım diyor, öbürleri alamadım diyor; bu tutarsız bir durumdur.” dedi. Bir de “keskin cümlelerle seçime yönelik siyasi söylemde bulunduğumuzu” ifade ederek… Soru önergelerine cevap alamadığını söyleyen ve o cümleleri söyleyen bendim, dolayısıyla sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN –  Oturum değişti ama size söz verdiğim için, buyurun, kürsüye davet ediyorum sizi.

İki dakika…

 

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’in (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Cevap alamadığım soru önergelerini okusam herhâlde bu iki dakikam yetmez ama bu kâğıtta en azından elliye yakın soru var, bu sorular beşer taneden en az on tane soru önergesi. Heves eden varsa şahsi sitemde, Meclisteki adıma açılmış sitede muhtelif yerlerde cevap alamadığım soru önergeleri var. Soru önergelerinin hepsine cevap veriyorlar diye bir kaide yok. Zaten Hükûmetin en büyük sorunu, yalnızca yasa çıkarmakla kendini sorumlu hissedip, denetlemeye müsaade etmemesidir ve önergelere cevap vermemiştir. Burada da örnekleriyle söyledim, sözlü ya da yazılı soru önergelerime cevap alamadım.

Ama burada bir söz var, ben bunu, Adalet ve Kalkınma Partisinin muhtelif mekanizmalarında yer almış yöneticilerin hemen şurada otururken aklıma gelen cümlelerini hatırlatacağım size, çünkü sayın hatip diyor ki: “Kurduğunuz cümleler nereye gidiyor, kimlerde ne acılar yaratıyor bunu siz düşünmeden konuşuyorsunuz siyaset yapmak için.” Ben  soruyorum size -şu cümleleri kimlerin söylediğini siz de biliyorsunuz- bu laflar nereye gitti, kimlerde ne acı açtı? “Sizi insan yerine koyup yasa çıkardık.” Engellilere bir milletvekiliniz söyledi, hatırlıyor musunuz nereye gittiğini? “Ananı da al git.” dediğiniz o ana nereye gitti, onu hatırlıyor musunuz? “Gözünüzü toprak doyursun.” diyen bakanınızı hatırlıyor musunuz? “Kör hâlinle iş verdik.” diyen eski bir Sağlık Bakanınız var, hatırlıyor musunuz bu lafların nereye gittiğini? “Başı açık kadın perdesiz evdir.” diyen parti yöneticinizi hatırlıyor musunuz? Bu sözlerin nereye gittiğini hatırlamadan, sırtınızdaki küfedeki yumurtaları bilmeden, kuyruğunuzdaki kabağa bakmadan, muhalefete, daha doğrusu Milliyetçi Hareket Partisine veya onun bir hatibine söz söylemeyi hadsizlik bilirim.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Toprak…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, bu aile konusunu ben de belirtmiştim, aile meselesini. Onun için söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne gerekçeyle söz istiyorsunuz?

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – “Aileyi önemsemiyorsunuz.” dedi ya Sayın Dedegil, “Aileyi neden önemsemiyorsunuz?” dedi. Ben de aile meselesinden, özellikle Bakanlığın ismiyle bağlantılı olarak...

BAŞKAN – Sizin isminizi zikretmedi yalnız.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir dakika açıklama yapsın.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Zikretmedi ama onu söyleyen de bendim.

BAŞKAN – Sizin isminizi zikretmedi Sayın Toprak.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Ama o sözü söyleyen bendim, adımı zikretmesine gerek yok. 

BAŞKAN – Peki.

Buyurun.

İki dakika…

 

3.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’in (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

O sözü söyleyen bendim, çeşitli defalar komisyonlarda da söyledim. Onun için bunu düzeltmeyi önemli buluyorum.

Şimdi, bakın, bu Bakanlığın ismiyle ilgili demin konuştuğumda “aile” tanımının orada olmasının yanlış olduğunu söyledim. Zaman zaman AKP’li arkadaşlar Avrupa’dan örnekler veriyorlar, efendim, işte, şu Avrupa’da da var, öteki mesele Avrupa’da da var. Ben hiçbir Avrupa ülkesi bilmiyorum ki böyle bir Bakanlığın isminde “aile” olsun, eşitlik bakanlığı veya kadın bakanlığı. Kadın örgütleri de bunun böyle olması konusunda ısrarcı.

Şimdi, aile tabii ki her toplumun en önemli kurumlarından bir tanesi ama aileyi korumak devletin işi değildir. Eğer aileyi siz korumak istiyorsanız ailenin fertlerini yani kadını, erkeği ve çocukları özgür bırakacaksınız, onları birey olarak kabul edeceksiniz, onları hakları olan vatandaşlar olarak kabul edeceksiniz ve de kendi potansiyellerini maksimuma çıkartmaları için devlet ne yapılması gerekiyorsa yapacak çocukların eğitimiyle ilgili.

Bakın, bugün Türkiye’de eğitim fevkalade sorunludur. Aynı şekilde sosyal devlet politikaları kanalıyla aileyi siz dolaylı olarak destekleyeceksiniz. Fakirlik, ekonomik yetersizlik, ailelerin birbirine girmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesidir. Dolayısıyla, böyle pazar ekonomisini önemseyerek, AVM’ler, yollar, köprüler vesaire yaparak aileyi korumanız mümkün değil. Bunu belirtmek istedim yoksa Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir milletvekili, ben de dâhil olmak üzere, hiçbir zaman “Aileyi önemsemiyoruz.” demedik. Aile –tekrar ediyorum- önemli bir kurumdur ama devletin görevi de aileyi korumak değildir, aileyi ancak dolaylı koruyabilir devlet.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.

Başka söz isteyen yok.

 

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Ayşenur İslam konuşacak.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin hakkımda verdiği gensoru önergesi vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce ve daha önce sorulan soruların tümüne burada cevap vermeye çalışacağım ama burada, bu kürsüde bundan önce, bundan sonra ve şu anda hiçbir hezeyana, hiçbir ön yargıya, hiçbir hakarete, hiçbir sözlü şiddet girişimine cevap vermedim, vermiyorum, vermeyeceğim, bunu peşinen ilan etmek istiyorum. Öğrenmek maksadıyla değerli arkadaşlarımın sorduğu bütün sorulara şimdi cevap vereceğim, bundan önce cevap verdim, bundan sonra da daima cevap vermeye devam edeceğim.

Biz, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak, çalışma alanımızın temel unsurunun insan olması dolayısıyla, görev alanımıza giren dezavantajlı toplum kesimleri için yapılan çalışmaların ve üretilen hizmetlerin her türlü siyasi mülahazanın dışında tutulması gerektiği ve zaruretinin altını çiziyoruz arkadaşlar. Hükûmet olarak on üç yıl içerisinde sosyal hizmet, sosyal yardım ve genel olarak sosyal politika alanında neler yaptığımızı siz değerli milletvekilleri ve vatandaşlarımız aslında yakinen biliyorlar. Bundan sonra da bu çalışmalar artarak devam edecek, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu gerçek, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinden önce bu hizmetler için ayrılan kaynaklarla bizim dönemimizin rakamları karşılaştırıldığında açıkça görülebilir.

Değerli arkadaşlar, Bakanlığıma bağlı olarak bakım hizmeti vermekte olan bakım kuruluşları, tarihinde hiçbir zaman olmadığı kadar iyi durumdadır ve hizmet kalitemiz bütün dünyaya örneklik teşkil edecek düzeydedir. Özellikle çocuk koruma sisteminde bizim hükûmetlerimiz döneminde yaşanan iyileşmeler, UNICEF ve diğer uluslararası kuruluşlarca dünyaya örnek olarak sunulmaktadır.

AK PARTİ iktidarlarından önce dağınık bir durumda bulunan sosyal hizmet ve sosyal yardım kuruluşları, bizim dönemimizde tek çatı altında toplanmıştır. 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kurulan Bakanlığımız bünyesinde aile, çocuk, kadın, yaşlı, engelli, sosyal yardımlar, şehit yakınları ve gazilere yönelik hizmetler bütünsel bir bakış açısıyla uygulanmakta ve hizmetlerde etkinlik ve verimlilik sağlanmaktadır.

Bakanlık olarak temel hedefimiz, vatandaşlarımızın hayat kalitesini yükseltmek, sosyal devlet anlayışıyla hak temelli hizmeti esas alarak onları her türlü ihmal, istismar ve dışlanmaya karşı korumak, muhtaçlıklarını ve mağduriyetlerini gidermektir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak hizmet politikalarımızın temelinde aile odaklı bakış açısı bulunmaktadır. Bu bakış açısıyla temel hedef kitlemiz olan kadını, erkeği, çocuğu, yaşlıyı, engelliyi, şehit yakınlarını ve gazileri ilgilendiren her alanda çok boyutlu ve kapsamlı çalışmalarla birbirine entegre olabilen ve değişen şartlara göre farklı uygulama modülleri olan yeni programlarla projeler geliştirdik ve geliştirmeye devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin geleceği olan çocuklarımızı her  şeyin üstünde tutuyor, “İstikbalimiz için önce çocuk, çocuklarımız için de önce aile.” diyoruz. Çocuklar için en iyi bakım ortamının aile olduğu düşüncesiyle, çocuk politikamızın temel eksenini “aile yanında bakım” olarak belirlemiş bulunuyoruz. Çocuk haklarını düzenleyen temel uluslararası metin olan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin temel ilkeleri de çocuğun anne ve babasından ayrılmaması gerektiğini vurgulamakta, bu bir gerçeğin altını çizmektedir. Bakanlığımızın korunmaya ihtiyacı olan çocuklara ilişkin temel hizmet politikası, çocukların öncelikle öz aileleri veya yakınlarının yanında bakımlarını sağlamaya yönelik tedbirler almak, bunun mümkün olmaması hâlinde ise çocukların toplu bakım kuruluşları, yani çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları yerine ev tipi bakım kuruluşları olan çocuk evi veya çocuk evi sitelerinde bakılmalarını sağlamaktır. Bu kapsamda başlatılan hizmet dönüşümü çalışmalarında son aşamaya gelinmiş ve çocuklarımızın yüzde 90’ı eski tip toplu bakım kuruluşları olan yetiştirme yurtları ve çocuk yuvaları yerine ortalama en fazla 5 ile 10 çocuğumuzun bir arada bakıldığı ev tipi bakım kuruluşlarına yerleştirilmiştir.

Bakanlık olarak çocuklarımızın psikososyal yönden sağlıklı gelişimleri için aile yanında olmalarını tercih ettiğimizi belirtmiştim. Bu amaçla, çocuğun öz  ailesi yanında bakımına yönelik çalışmalara öncelik veriyoruz. Bu kapsamda, son on yılda kuruluşlarımızda kalan çocukların ailelerine yönelik psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetinin yanı sıra, sosyoekonomik destek sağlayarak 10.616 çocuğumuzu ailesinin yanına döndürdük. Bu ay itibarıyla bin kadar çocuk evimizde yaklaşık 5 bin çocuğumuz yirmi dört saat aralıksız bakım esasına göre bakılmakta, 500’e yakın çocuk evi sitemizde de 4.500 kadar çocuğumuz bakım altında bulunmaktadır. Yeni kuruluş modellerimiz olan bu iki kuruluşumuz kamusal bakım sistemimizin temelini oluşturmaktadır. Bu modeller kuruluş bakımı açısından çok başarılı ve dünyaya örneklik teşkil eden modellerdir.

Bakanlığımızın aile odaklı bakım uygulamalarından bir diğeri de koruyucu aile sistemidir. Koruyucu aile sistemi, ailesini kaybetmiş veya ailesi yanında bakılması uygun görülmeyen çocuklarımızın bu çocuklara reşit oluncaya kadar bakmayı kabul eden uygun ailelere verilmesi uygulamasıdır. Kuruluşlarımızda koruma ve bakım altında bulunan çocuklarımızın aile odaklı hizmet modellerinden yararlandırılması amacıyla, bugün itibarıyla, 4.150 çocuğumuzu koruyucu aile hizmetinden yararlandırmış, sıcak ve şefkatli aile ortamında yaşayıp gelişmelerini sağlamış bulunuyoruz. Bu uygulamayı önümüzdeki aylarda daha da geliştireceğiz.

Bakanlığımızın yürüttüğü bir diğer aile odaklı hizmetse evlat edindirme hizmetidir. Bu kapsamda, 13.694 çocuğumuz evlat edindirilerek sıcak bir aile ortamına kavuşturulmuştur.

Bize göre en iyi bakım kuruluşu aile, en iyi bakım ortamı ise aile ortamıdır. Bu inançla sosyal ve ekonomik yoksunluk sebebiyle çocuklarına bakmakta zorluk çeken ailelerimize kendi çocuklarına baktıkları için ekonomik ve sosyal destek sağlıyoruz, kendi çocuklarına baktıkları için. Bu uygulama kapsamında yıllık ortalama 60 bin çocuğumuzun kuruluş bakımına alınmadan sosyal ve ekonomik destekle ailesinin yanında bakılmasını sağlıyoruz. Böylelikle hem çocuğu ailesinden hem de aileyi çocuklarından mahrum etmemiş oluyoruz.

Kurum ve kuruluşlarımızda bakım altında olan çocuklarımızın fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini sağlamak için, olumlu ve düzenli hayat alışkanlıklarını sürdürebilmeleri ve toplumsal değerleri kazanmaları amacıyla kuruluşlarımız bünyesinde çocukların ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda atölye çalışmaları, sportif etkinlikler ve kurslar düzenliyor, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca düzenlenen çeşitli kurslara katılımlarını sağlıyoruz. Yüce Meclisimizin destekleriyle çıkarmış olduğumuz 6518 sayılı Yasa kapsamında kurum bakımındaki çocuklarımızın akademik ve sosyal başarılarını artırmak için ayrılan kontenjanla 400’e yakın çocuğumuzun özel okullarda ücretsiz olarak yerleştirilmesini sağladık.

Çocuklarımızın eğitim başarısına da kısaca değinirsem, 2013-2014 eğitim ve öğretim yılında çocuklarımızdan 415’i lisans yerleştirme sınavına girmiş olup 293’ü yükseköğrenime girmeye hak kazanmıştır yani çocuklarımızın bu alandaki başarısı yüzde 71’dir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuruluşlarımıza kayıtlı olduğu hâlde fiilen bulunmayan çocukların nerede olduğunun tespit edilemediği konusuna gelince. Bakanlığımız bünyesinde kuruluşlarımız, korunmaya muhtaç çocukların bedensel, eğitsel, duygusal, psikososyal gelişimlerini sağlamak ve sağlıklı bir kişilik kazandırmak amacıyla Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Koruma Kanunu’nun özünde yer aldığı gibi çocuklarımızın hürriyetlerini sınırlamadan okula gitmelerinin, sportif ve kültürel faaliyetlere katılmalarının sağlandığı, kısaca sosyal hayatın içinde yer aldıkları bir sistem olarak açık kapı sistemiyle çalışmaktadır. Bu kuruluşlarımız cezaevi gibi düşünülmemelidir. Bizler bu çocukları hapsetmiyoruz, özgürlüklerini kısıtlamıyoruz. Bu nedenle de nasıl ki ailelerinin yanında yaşayan çocuklar için ailesinden izinsiz olarak eve dönmeyen, evden kaçan çocuklar varsa bizim kuruluşlarımızda da bakım altında olan çocuklarımızın bir kısmı zaman zaman kuruluşlarımızdan izinsiz olarak ayrılmaktadırlar.

Haklarında koruma ve bakım tedbiri kararı alınan her çocuk kuruluşlarımızda öncelikle kayıt altına alınır. Ancak bazı çocuklarımızın yüksek yararı gereğince geçici olarak ailesi, yakını ya da gönüllü aileler yanına izinli verilmesi, eğitim veya kurs amacıyla bu yerlerde yatılı kalmaları, kamp ve sosyal etkinliklere katılmaları veya hastanede olmaları gibi durumlarda “fiilen kuruluşta bulunmayan ancak istatistiklerimizde kayıtlı olan çocuk” şeklinde yer almaktadırlar. Bir kısım çocuğumuzsa kuruluştan izinsiz ayrılan ve geri dönmeyen çocuklarımızdır. İstatistiklerde yer alan kayıtlı çocuk sayısı ile fiilen kurumlarımızda kalan çocuk sayısı arasındaki farkın kamuoyu tarafından “nerede olduğu bilinmeyen çocuk” şeklinde bir yanlış algıya neden olmaması için istatistik sistemimizde yeni bir düzenlemeye gittik. Yeni sistemde istatistikler daha ayrıntılı verilecek ve çocuklarımızın durumlarıyla ilgili olarak kamuoyu daha detaylı olarak bilgilendirilecektir.

Biraz önce de söyledim, bizim bütün kuruluşlarımız açık kapı sistemiyle çalışmaktadır. Buralar hapishane değildir, bu nedenle zaman zaman bu kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılan çocuklarımız olabilmektedir. Herhangi bir sebeple kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılan bir çocuğumuz olduğunda durum derhâl ilgili güvenlik birimlerine, varsa çocuğun ailesine ve mahkemeye bildirilmektedir. Bu çocukların kuruluştan izinsiz ayrılma nedenlerine baktığımızda, en önemli nedenin çocuğun ailesinden ve alıştığı sosyal çevreden ayrılarak kuruluştaki yeni hayatını ilk etapta benimseyememesinden ve ailesiyle geçirdiği zamanlara özlem duymasından kaynaklandığını görüyoruz. Ayrıca kuruluştaki kurallı ortam ilk aşamada bazı çocukların uyum sorunu yaşamalarına da yol açabiliyor. Bu durumdaki çocuklarımızın önemli bir kısmı ailesinin yanına gitmekte, bir bölümü geçmişte yaşadığı sosyal çevresine, arkadaş çevresine dönmektedir. Sonuçta, bu çocuklarımızın yeri tespit edilmekte ve gerekli mesleki çalışmalar da yapılmaktadır. İzinsiz olarak ailesi ve akrabası yanına giden çocukların durumu yeniden değerlendirilerek yararlanacağı uygun hizmet  modelleri belirlenmektedir. Bu durumdaki çocuklarımızın aranması ve bulunup tekrar kuruluşlarımıza döndürülmesi süreçlerinde… (Gürültüler)

Sayın Başkan, kendi sesimi bile duyamıyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Evet, yani hiç olmazsa hanımlara saygınız olsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanın sözlerini duydunuz, ben ayrıca bir ikazda bulunmak istemiyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) – Bu durumdaki çocuklarımızın aranması ve bulunup tekrar kuruluşlarımıza döndürülmesi süreçlerinde gerek Emniyet teşkilatımızın gerekse kırsalda Jandarma kuvvetlerimizin her türlü desteğini yanımızda görüyoruz. Bütün kayıp ihbarlarının muhatabı olan ve kayıp ihbarlarını ortalama yüzde 97 oranında olumlu sonuçlandırma başarısı gösteren güvenlik birimlerimiz bizim çocuklarımızın bulunması konusunda da ciddi başarılara imza atmaktadır. Bu vesileyle onlara da teşekkür ediyorum.

Diğer taraftan, Bakanlık olarak kuruluştan izinsiz ayrılan çocuklarımıza yönelik çalışmalarımızın ve ilgili mahkeme tarafından çocuk hakkında verilen tedbir kararının devam etmesi nedeniyle bu çocukların kuruluştaki kayıtları silinememekte, istatistiklerde fiilen kuruluşta kalmayan çocuk olarak değerlendirilmektedirler. Bu teknik konunun Meclisimizde ve kamuoyunda doğru değerlendirilmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bizim hizmet verdiğimiz ve bakım altına aldığımız çocuk profilini düşünecek olursak çocuklarımızın önemli bir kısmı bir çocuğun başına gelebilecek en ağır travmaları yaşamış ve bununla tek başına baş etmesi mümkün olmayan çocuklardır. Kuruluş bakımındalar bu çocuklar ve aile desteğinden mahrumlar. Davranışlarını kontrol etmekte zaman zaman zorlanıyorlar. Kuruluşların disiplinli ortamına uyum problemi yaşayabiliyorlar. Aralarında madde bağımlılığı olanlar var. İçlerinden bir kısmı suç mağduru olmuş, istismara uğramış, suça sürüklenmiş, sokakta yaşama alışkanlığı edinmiş ve sokağın her türlü riskini yaşamış, şiddet görmüş çocuklar. Bunların da sosyal uyum problemleri var. Bu tür sosyal uyum problemi sebebiyle kuruluşlarımızdan izinsiz ayrılan çocuklarımızın sayıları, kuruluşlarımızda fiilen kalmakta olan çocuk sayıları günlük olarak, hatta gün içinde bile değişiklik göstermektedir.

Değerli arkadaşlarım, bunu özellikle belirtmek istiyorum. Üç ay önce size verdiğimiz rakamlarla bugün cari olan rakamlar birbirinden çok farklı. Hatta, bugün ben burada şu anda konuşurken bile kurum bakımında olan çocuklarımızın sayıları değişiyor. Gün içinde bir yandan mahkemelerce verilen koruma kararları sonrası kuruluşlarımıza çocuklar sevk ediliyor veya herhangi bir şekilde kuruluşlarımızda kayıtlı olup fiilen bulunmayan, hastanede yatmaktayken taburcu olan, kuruluş dışında bir ilde okumaktayken okulu bitirip gelen, ailesinin yanında izinliyken izni biten ve benzeri çocukların kuruluşa dönmesiyle sayı artıyor. Öte yandan, reşit olma, aileye izinli gitme, koruyucu aileye verilme, evlat edindirme gibi nedenlerle de bu sayı her an azalabiliyor. Kısaca, sayısal veriler sürekli değişiklik gösteriyor. Kuruluşta fiilen kalmayan çocuklarımızla ilgili bilgiler de yukarıda ifade ettiğim sebeplerle sürekli değişiyor ve farklılık arz ediyor.

Bugün itibarıyla, bu sabah itibarıyla kuruluşlarımızda 15.179 kayıtlı çocuğumuz var. Bunlardan kuruluşlarda fiilen kalmayan çocuk sayısı 2.985. Bunların 2.160’ı izinli, hastanede, yatılı okulda, koruyucu aile yanında. 825 çocuğumuz kuruluştan izinsiz ayrılmış durumda. Bu 825 çocuğun 551’inin ailesi veya akrabası yanında olduğunu bu sabah tespit etmiş durumdayız. 275 çocuğumuzun ise kurumlardan izinsiz ayrıldığını, izinsiz ayrıldıkları gün kolluk kuvvetlerine derhâl bildirmiş durumdayız ve bu çocukların aranma çalışmaları başlamıştır.

Konuşmamın bu bölümünde sizlere kamuoyunda fazla bilinmeyen yeni bir hizmet uygulamamızdan kısaca bahsetmek istiyorum. Haklarında korunma ve bakım tedbiri kararı verilen, özel surette korunması gereken, aile içi veya dışı istismara uğramış, suça sürüklenmiş, sokak geçmişi olan ve sokağın her türlü risklerine maruz kalmış, şiddet görmüş, madde bağımlısı olmuş çocuklarımızın rehabilite edilmelerini sağlamak üzere adına “Çocuk Destek Merkezleri” dediğimiz rehabilitasyon merkezleri kurduk. Şu anda ülkemiz genelinde bu amaçla 62 merkezimiz hizmet veriyor, bu sayıyı ihtiyaca göre artıracağız.

Çocukların mağduriyeti, suça sürüklenme, sokakta yaşama, gebelik veya madde bağımlılığı gibi kriterlerle yaş grupları ve cinsiyetlerine göre ihtisaslaştırdığımız bu merkezlerde uygulanan, bilimsel güvenirliliği, etkililiği ve geçerliliği olan bir iyileştirme ve rehabilitasyon programının…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen! Rica ediyorum, dinleyenler var, lütfen onlara saygılı olun bari.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) – Yani, bana hem niye anlatmıyorsunuz diye soruyorsunuz arkadaşlar hem de anlatırken dinlemiyorsunuz, bu çelişkiyi size havale ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu tarafa bakmayın, o tarafa bakın, arkalara bakın. Bize bakınca sanki biz konuşuyormuşuz zannediyor millet.

BAŞKAN – Herkes konuşuyor.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) – Size ve bu tarafa, hepsine birden söylüyorum.

BAŞKAN - Eğriye eğri doğruya doğru, herkes konuşuyor.

Buyurun Sayın Bakan.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) – Tekrar söylüyorum arkadaşlar, etkililiği ve geçerliliği olan bir iyileştirme ve rehabilitasyon programının eksikliğini fark ettik ve bu ihtiyacı karşılamak üzere 2014 yılının ikinci yarısında hazırlanan ve yaklaşık üç aydan bu yana kuruluşlarımızda uygulanmakta olan bir psikososyal destek programını uygulamaya koyduk. Bu programın adı Anka. Efsaneye göre küllerinden yeniden doğan bir kuşun adını verdik. Kendi çocuklarımızın da travmalarından -bu program sayesinde inşallah- kurtularak hayata yeniden tutunmalarını amaçlıyoruz.

Anka Çocuk Destek Programı’yla suça sürüklenen, suçun mağduru olan ve sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalan bu çocuklarımızın düşünen, kendini geliştiren, kendine ve başaracağına inanan, hayat becerisini zenginleştiren, entelektüel kapasitesini geliştiren çocuklar olmalarını hedefliyoruz. Anka Çocuk Destek Programı çerçevesinde kuruma kabulü yapılan her çocuğa merkez müdürü tarafından bir meslek elemanı öncelikle danışman olarak atanıyor. Danışman tarafından ilk on gün içerisinde çocuğun bireysel ihtiyacı ve riskleri değerlendiriliyor, çocuğun merkeze geliş şekli, geliş nedeni, çocuğun eğitim durumu, ailenin ekonomik durumu, yaşadığı yer, arkadaş ilişkileri, fiziksel durumu, ruhsal durumu, madde kullanım durumu, istismar veya suça sürüklenme durumu, kişisel özellikleri, davranış sorunları ve ailevi özellikleri tespit ediliyor. Ortaya çıkan ihtiyaç ve risklere göre her çocuğa ve ailesine ayrı ayrı grup çalışmaları veya bireysel danışmanlık hizmeti uygulanıyor. Bireysel danışmanlık çalışmalarında evden kaçma, kendine zarar verme davranışı, intihar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) – Sayın Başkan, iki dakika rica ediyorum. Karşılıklı görüşmelerimiz…

BAŞKAN – Peki, iki dakika veriyorum çünkü ben de araya girerek konuşmalarımla zamanınızı aldım.

Buyurun, iki dakika.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) – …istismar mağduru olmak, kriz yönetimi, krize müdahale ve travma modüllerini uyguluyoruz. Grup çalışmaları ise kişisel gelişim, sağlıklı yaşam, duygusal düzenleme, kişilik gelişimi, bağımlılık olmak üzere 5 bölüm ve 68 oturumdan oluşuyor. Her bir oturum kırk beş dakika sürüyor. Kişilik gelişimi ve sağlıklı yaşam modülleri tüm çocuklara uygulanırken suça sürüklenme, istismar mağduru olma, madde bağımlılığı, öfke kontrolü, dürtü bozukluğu gibi durumlara göre uygulanan modüller çocukların bireysel farklılıkları ve ihtiyaçları dikkate alınarak uygulanıyor. Bu ihtiyaca cevap verecek nitelikteki kurumlarımızı ihtisaslaştırıyoruz. Çocuk destek merkezlerimizde bu programı üç aydan bu yana uyguluyoruz.

Değerli milletvekilleri, lütfen bu kurumlarımızı ve kuruluşlarımızı ziyaret edin, lütfen bu kuruluşları ziyaret edin. Aslında, bilmiyor olmanız da belki çok doğal, belki çok daha sıklıkla bu kürsüye çıkıp bütün bu yeni çalışmaları size anlatmam gerekir. Bundan sonra inşallah bunu biraz daha rutin aralıklarla yapmaya çalışacağım, bunu deneyeceğim, size söz veriyorum ama lütfen bu kuruluşları dolaşın. Henüz üç aydır bu uygulamaları yapıyoruz, sizin çok müşteki olduğunuz çocuk grubuna hitap eden çalışmalar bunlar. 62 kurum oluşturduk bununla ilgili. İsimleri çocuk destek merkezleri, buralar ve sevgi evleri, çocuk evleri, inşallah çocuklarımızla ilgili yaptığımız çalışmaları başarıya ulaştıracak. Size ihtiyacımız var, sizin desteğinize ihtiyacımız var, kontrolünüze, denetiminize ihtiyacımız var. Sorduğunuz sorulardan asla gücenmiyoruz, gocunmuyoruz, elimizden geldiği kadar cevap vermeye çalışıyoruz. Belki bazen iş yoğunluğundan gecikiyoruz, bunun için özür diliyorum ama onun dışında yaptıklarımızı gördüğünüz takdirde takdir edeceğinizi düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) – Eğer herhangi bir spesifik şikâyetiniz olursa telefonlarım yirmi dört saat açık, bütün arkadaşlarımızın telefonları yirmi dört saat açık. Birlikte çalışalım diyoruz. Bize dost elinizi uzatın diyoruz.

Selam ve saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkındaki gensoru önergesinin gündeme…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, ben söz istiyorum “hezeyan” sözü üzerine.

BAŞKAN – Hangi konuda sataşma yaptı size?

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Bakan konuşurken daha önceki konuşmaların ifadelerine atıfla bir “hezeyan” sözü kullandı. Onun üzerine sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Yani böyle bir sistematikle gidersek burada hiç kimse konuşmayacak, hiç kimse eleştiri yapmayacak.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın (11/52) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, eleştiri bir kültür, bir seviye gerektirir, hezeyansa bir tanımlamadır, bir teşhistir. Hezeyanı açıp bakarsanız –ben bir tıp doktoruyum- delirium’u tarif eder. O yüzden ben buradaki arkadaşların bir kısmının da meslek büyüğümüz olan Sayın Mazhar Osman’ı saygıyla anarken bir anekdotu Sayın Bakana ithaf etmek istiyorum.

Sayın Mazhar Osman diyor ki birisine: “Senin bana deli demen bir mana ifade etmez ama vay ki ben sana deli dersem.” O yüzden hezeyan sözünü iade ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerim aynen şöyleydi: “Bütün sorularınıza, önergelerinize, bu kürsüde sorduğunuz soracağınız bütün sorulara cevap verdim, cevap vereceğim. Sadece hezeyanlara, ön yargılara, hakaretlere ve sözlü şiddet içeren konuşmalara cevap vermeyeceğim.” Hiç kimsenin adını anmadım, hiç kimseyi işaret etmedim. Arkadaşımız kendini bu kapsama dâhil ettiyse yapabileceğim bir şey yok. Özür diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – “Arkadaşımız” sözü bana ait ise ben o kapsamda birilerini dâhil edersem bir doktor olarak, o kişilerin kendi durumunu değerlendirmeleri gerekir. Ben Sayın Mazhar Osman’dan da onun için söyledim. Bir hekim birine bunu söylerse bunun karşılığı çok farklı.

Ben çok teşekkür ediyorum. Kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Sayın Demirel, teşekkür ederim ama sizin de lütfen şunu  bilmenizi isterim: Burada sataşmadan dolayı söz verip vermeme ve bunu değerlendirme hakkı…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Tamam, sizin takdirinizde.

BAŞKAN – …şu anda Meclisi ben yönettiğim için benimdir. Sizin de bunu bilmenizi isterim.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Tutanağa geçti efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz de tutanağa geçsin diye söyledik. Uyarmaya gerek yok yani.

 

VIII.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve 21 milletvekilinin, Bakanlığına bağlı kurumlarda kayıtlı olan bazı çocukların kayıp olduğu ve bu kurumlarda kaç çocuğun olduğunu tespit edemediği iddiasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/52) (Devam)

 

BAŞKAN – Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım.

Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                                                    Kapanma Saati: 17.29

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Özel gündeme alınan (11/48) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin önerge sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken tarafından geri alındığına dair bir tezkere Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Okutup bilgilerinize sunuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, ekonominin kötü yönetildiği iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Ali Babacan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/48) geri alındığına ilişkin önergesi (4/247)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Başbakan Yardımcısı Ali Babacan hakkında verilen (11/48) esas no.lu Gensoru’yu geri çekiyoruz.

Saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     İdris Baluken

                                                                                                                           Bingöl

                                                                                                             HDP Grup Başkan Vekili

BAŞKAN – Gensoru önergesi geri alındığından özel gündemde yer alan konular tamamlanmıştır.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde değişiklik yapılmasına dair İç Tüzük teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

5.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sıraya alınan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1038) (S. Sayısı: 697) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

Komisyon Raporu 697 sıra sayısı ile bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir tehlikeli anlaşma yine geldi gündeme apar topar. Bu anlaşma enteresan bir şekilde Katar topraklarına Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşlandırılması konusunda bir iş birliği anlaşması, sıra sayısı da böyle yazıyor kapakta.

Şimdi, bildiğiniz gibi, yurt dışına Türk askerinin gönderilmesi ancak Meclisin kararıyla mümkünken Anayasa’ya aykırı olarak Katar’la yapılan bir anlaşmayla Mehmetçik’in Katar topraklarına gönderilmesi için bu uluslararası anlaşmanın onayı isteniyor bizden. Bu anlaşma ne zaman yapıldı değerli arkadaşlar? Bu anlaşma 19 Aralık 2014’te imzalandı, 10 Şubatta Meclis Başkanlığına sevk edildi; 20 Şubatta, normal toplantı günü dışında -pazartesi günü- alelacele toplanıp bu anlaşma Komisyondan geçirildi ve bugün de yine apar topar diğer işlerin önüne alınarak Meclise sunuldu. Bu acele niye yani bu alelacele getirilme işi? Ne oluyor bölgede? Zaten 2007’de Türkiye ile Katar arasında yapılan bir askerî iş birliği anlaşması var. Bu ihtiyaçları karşılamıyor mu ki apar topar şimdi Katar’a asker konuşlandırmak için yeni bir anlaşma getiriliyor? Bu enteresandır.

Şu anda, biliyorsunuz, bu eğit-donat meselesi var. Suriye’deki muhalif silahlı unsurları biz burada eğitip donatırken acaba Katar’a gidecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları orada da mı bu işi devam ettirecek? Bu konu muğlak ve müphemdir. Hükûmetin bu konuda bir açıklama yapması lazım yani Genel Kurulu, sizleri, milletvekillerini, efendim, milletin vekillerini bu konuda bilgilendirmesi lazım.

Katar’da, yine, biliyorsunuz, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) ana üssü bulunmaktadır. Dolayısıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri orada Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığının bilgisi olmadan adım dahi atamaz. Şimdi, bölgede çıkan “IŞİD” denilen gözü dönmüş terör çetesi Katar’da da etkin. Yarın bizim oradaki askerî birliğe karşı bir tehdit olursa siz ne yapacaksınız? Süleyman Şah’ı yükleyip getirdiniz, tabutları sırtlayıp Hükûmet getirdi. Peki, Katar’daki askerî birliğimizle ilgili ne düşünüyorsunuz değerli arkadaşlar? Hükûmet bu konuda herhangi bir plan, program yapmış mıdır?

Bu iş birliği anlaşması, efendim sadece askerî eğitim, tatbikat falan değil arkadaşlar. Burada yine 4’üncü maddede bir başka tehlikeli ibare var: “Terörizmle mücadelede iş birliği yapılması.” Şimdi, hangi terörizm değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri? Katar’da bir terörizm olayı mı var? Kimdir orada terörist? Yani Katar’da konuşlanan Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları hangi terörist gruplara karşı savaşacak ve niye savaşacak, kimin çıkarına savaşacak? Ya biz daha kendi teröristimizle savaşmaktan yorulduk, başa çıkamadık; bir de gidip Vahabi, Selefi, IŞİD, gözü dönmüş o katil çetelerle mi Türk Silahlı Kuvvetleri savaşacak ve niye savaşacak? Bizim çıkarımız nedir?

Değerli arkadaşlar, aslında tabii Hükûmetin biz geçmişten beri, 2012 yılından beri Orta Doğu’daki politikasını eleştiriyoruz, “Yanlış yapıyorsunuz.” diyoruz ve nitekim son geldiğimiz noktada da ülkemizin ulusal çıkarları aleyhine birçok gelişme oldu. İşte en son Süleyman Şah’taki türbeyi sıfır noktasına taşımak zorunda kaldı. Yani utanılacak bir durumdur, ülkenin toprakları terk edildi. Şimdi, orada bakın Peşmerge o bölgeyi IŞİD’ten temizledi. Ya Allah aşkına Türkiye gibi bir devletin toprağına kim yan gözle bakabilir? Yan gözle bakanın gözü çıkarılmalı, sen güçlü bir devletsin, güçlü bir ordun var. Yani IŞİD denilen üç beş tane çete, gözü dönmüş psikopat katil, ondan mı çekindik? “Efendim, benim oraya, türbeye saldırı yapacaktı.” Kimdir yani, IŞİD’i darmadağın edersin. Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü var, 76-77 milyon Türk milleti ordunun arkasında, onu destekler, kimse de bir şey demezdi. Toprağına karşı saldırı var. Uluslararası hukuk açısından, Birleşmiş Milletler hukuku açısından da yapacağın müdahale… IŞİD’in bir saldırısı olsaydı, senin Hava Kuvvetlerinin, kara birliklerinin her türlü unsurunu kullanarak IŞİD’i orada darmadağın etmene kimse bir şey diyemezdi, herkes de alkış tutardı. Sen şimdi koruyamadın, geri çekildin. E? Bugün o IŞİD çetesini orada Suriye’deki diğer yerel birlikler defettiler. Nasıl oluyor?

Değerli arkadaşlar, şimdi aslında Hükûmet tehlikeli işler yapıyor. Geçenlerde biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Suudi Arabistan’a gitti, Riyad’a gitti, aynı günde Sisi de oradaydı, Mısır Cumhurbaşkanı. Hani sizin “darbeci” dediğiniz Sisi var ya…

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Doğru…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Doğru, doğru, darbeci Sisi, çok güzel; doğru, çok güzel, darbeci Sisi.

Sisi’yle, bakın, Suudi Arabistan ne yapmaya çalışıyor? Sisi darbeci, güzel, çok güzel. Şimdi siz darbeci Sisi’yle müttefik oluyorsunuz farkında mısınız?

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Neden?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Anlatayım dinleyin, şimdi evet dinleyin, o zaman dinleyin.

Şimdi bakın, Suud Kralı Selman orada bir cephe oluşturmak istiyor. Adını da koyalım, Sünni cephe oluşturmak istiyor. Bunun içine de Türkiye’yi, Ürdün’ü, Katar’ı, Mısır’ı ve Pakistan’ı katmak istiyor.

Sen burada şu anda bu anlaşmayla birlikte aslında Katar’da -eğer Mısır da okey derse bu işe- Sisi’yle müttefik olacaksın, kol kola gireceksin, darbeci Sisi’yle birlikte hareket edeceksin.

Bakın, başka bir şey diyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, arkadaşlar, lütfen, rica ediyorum.

Bakın, Suudi Arabistan’ın resmî mezhebi Vahabilik, klasik Sünnilik değildir biliyorsunuz. Hatta, bizim klasik Sünniliği yani benim ülkemin klasik Sünni’sini, Hanefi’yi, Şafii mezhebine mensup Sünni kardeşimi gerçekten Müslüman da kabul etmez. Benim hacım gidip orada Peygamberimizin mezarında dua ettiği zaman “Siz şirk koşuyorsunuz.” der. Benim Sünni’m, efendim, Abdülkâdir Geylânî’nin türbesinde ya da Eyyûb el-Ensarî’nin türbesinde dua ettiği zaman bunu şirk olarak kabul eder. Böyle bir anlayış.

Şimdi burada siz bu cepheyle birlikte hareket ediyorsunuz. Kral Selman’la Riyad görüşmesi sonrası yapılan açıklamada, bölgede mezhepçi ve yayılmacı politikalara karşı ortak hareket edileceği belirtildi. Bölgede mezhepçi ve yayılmacı politikalar… Kim bölgede mezhepçilik ve yayılmacılık yapıyor? İran mı? Açıkça belirtmiyorsunuz. İran’a karşı mı bu ittifak?

Yahu Allah aşkına, Vahabilik ilk olarak Suudi Arabistan’da çıkmıştı, Pakistan’a yayıldı, oradan Afganistan’a yayıldı, oradan, efendim, Kafkasya’ya yayıldı, Suriye’ye yayıldı, Irak’a yayıldı ve benim Türkiye’me yayıldı. Vahabilik yayılıyor, Vahabilik yayılıyor. Siz, Suudi Arabistan’la mezhepçi yayılmacılığa karşı nasıl ittifak yapıyorsunuz? Ya Şiilik yayılmaz ki, Şiilik Türkiye’de yayılmaz, korkmayın. Yani, efendim, Suriye’de -işte, Irak zaten Şii’dir- ya da Kafkasya’da ya da Suudi Arabistan’da, Katar’da Şiiliğin yayılma ihtimali yok. Vahabilik yayılıyor ve Vahabilik klasik Sünniliği yutuyor. Vahabi, Selefi ne yapıyor? Şii’yi, Alevi’yi öldürüyor, kesiyor ama senin tabanını kaydırıyor, Sünniliği yutuyor. Bunun farkında değil misiniz? Yahu, korkmayın. Yani, İran zaten hem Fars hem Şii, yayılması da mümkün değil bölgeye; her tarafı Arap, Türk ve Sünni. Yanı başında Irak var, Irak’ın zaten yapısı belli. Efendim, orada bile Irak’ı destabilize etmek için -elinizden gelen her şeyi- bu Suudi Arabistan’ın başını çektiği ekip yapıyor, ne yazık ki benim Hükûmetim de destek veriyor. Böyle tehlikeli bir politika izliyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, benim askerim Katar’da konuşlanacak. Yarın bu işin sonunda -dediğim gibi- eğer Ürdün, Suudi Arabistan, Mısır da olursa… Ki, Pakistan karışmıyor, Pakistan’ı da katmak istiyorlar, Pakistan akıllı davranıyor. Büyük ihtimalle Mısır da kendi iç karışıklığından dolayı karışmayacak ama bunu söyleyeyim size, kamuoyu da bilsin, Türk kamuoyu da bilsin: Yani, Riyad’da Sisi ile Tayyip Erdoğan’ın aynı gün orada bulunması, yeni Suud Kralı Selman’ın bu ikisini bir araya getirmesi aslında Türkiye ile Mısır arasındaki bu sorunları çözmeye dönük bir nevi de ara buluculuk. Dolayısıyla, sizin kardeşiniz Mursi’yi deviren darbeci Sisi’yle de kol kola girerek, yarın başka bir ittifakta birlikte hareket etmenin altyapısı yapıldı. Dolayısıyla, yarın utanacaksınız; yarın bugün söylediklerinizden dolayı utanacaksınız.

Mısır, bölgenin büyük devletidir, Arap dünyasının asıl, merkez devletidir. Mısır, hiçbir zaman Türkiye’yi Arap toplumunun, Arap coğrafyasının lideri kabul etmez. Bunu bir defa unutun. Yani Hükûmetin yanlış bakış açısı burada. Mısır diyor ki: “Kardeşim, kültür dersen, medeniyet dersen ben senden önce vardım burada zaten. Eğer İslam diyorsan senin İslam’ının kaynağı da bendedir, El Ezher’dedir, senin hocalarını da ben yetiştiriyorum. Sen bana İslam adına liderlik yapamazsın ki. Bölge Arap coğrafyası, Arap’ın da lideri benim. Sen bana tabi olacaksın, ben sana tabi olmam.” Bunu bir defa bilin.

Suudi Arabistan ise başka bir şey diyor. Efendim, “Peygamber benden çıkmıştır; Mekke, Medine bendedir; dolayısıyla, ben sana tabi olmam ki, sen bana tabi olacaksın, hatta senin yaşadığın İslam bile orijin İslam’a aykırı.” diyor Suudi Arabistan Vahabi anlayışı. Şimdi siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Bakın, İran mezhepçi yayılmacı politika izleyebilir. İran, sonuçta şeriat devletidir, Şii bir devlettir, anayasasında da yazmıştır. Suudi Arabistan da izleyebilir kendisi açısından, o da şeriat devletidir, o da haklı olabilir kendisi açısından ama Türkiye Cumhuriyeti mezhep eksenli bir dış politikayı yürütemez arkadaşlar. Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti Sünni İslam cumhuriyeti değil ki Sünni blokta yer alarak bu anlamda, mezhepçi anlamda bloklaşmada kendisine bir yer tayin etsin.

Arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyettir, laiktir, bütün inançlara, bütün dinlere karşı vatandaşın inancını yaşaması için gerekli ortamı sağlamakla da yükümlüdür. Dış politikasını da buna göre şekillendirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti mezhebe göre değil çıkarına göre politika izlemelidir.

Şimdi, siz bu anlaşmayla birlikte İran'ı rahatsız edeceksiniz, İran'ı karşınıza alacaksınız. Şimdi, en büyük enerji ihtiyacını İran ve Rusya'dan karşılıyorsunuz. Yine, Suriye konusunda zaten yeterince çatıştınız, şimdi bir de bununla birlikte başka, daha stratejik bir dönüşüm sağlıyorsunuz. Ee, o zaman, İran'la ilişkileri iyice bozacaksınız. Bunu mu göze alıyorsunuz?

Düne kadar, işte, 17-25 Aralık yolsuzluk olayıyla birlikte ortaya saçılan iddialardan sonra o şüpheli bakan çıkıp burada “Ben ihracatı artırdım, cari açığı azalttım.” diyordu. İşte, muteber iş adamı Rıza Sarraf’ınız “Türkiye'nin cari açığını tek başıma ben kapattım neredeyse.” diyordu. Ee, bu cari açığı nasıl kapatıyordunuz, bu ihracatı nereye yapıyordunuz? İran'a. Ee, İran'ın doğal gaz ve petrolden kaynaklı alacakları şu anda bizim Halk Bankasında hâlen TL olarak yatıyor. Ee, siz yarın…

Ha, “İran nasıl olsa bana satmak zorunda.” diye mi düşünüyorsunuz? “İran petrolünü, doğal gazını satacak; ben parasını nasıl olsa göndermeyeceğim, transfer etmeyeceğim; Halk Bankasında tutacağım, onu da istediğim gibi kullanacağım.” Böyle mi bakıyorsunuz olaya? Bu işler böyle olmaz. Bugün için böyle olabilir ama İran şu anda artık biliyorsunuz uluslararası camia tarafından da ambargonun yavaş yavaş gevşetildiği, yarın tamamen kaldırılacağı, nükleer anlaşmayla da birlikte artık dolayısıyla Batı’yla direktmen ilişki kurabilecek bir pozisyona geldiği zaman bu işler böyle olmaz.

Ee, Türkiye iki yüz yıldır, Osmanlı’dan beri yönünü Batı’ya dönmüş bir ülkedir. Batı’ya doğru giderken siz niye birdenbire şimdi Orta Doğu'ya, Suudi Arabistan’a, Katar’a filan kırıyorsunuz direksiyonu? Efendim, Türkiye'nin bölgeyle ilişkisi olmasın mı? Elbette olsun, elbette olsun. Atatürk’ün olmadı mı? En yakın ilişkileri komşularımızlaydı, Yunanistan’laydı, İran'laydı, Pakistan’laydı; Sadabat Paktı'nı  kurmuştu Atatürk. İlişki olmasın diyen yok ki, ilişki kurun ama ülkenin çıkarları doğrultusunda kurun. Ülkemizin dış politikası ülkenin çıkarlarına doğru şekillenmelidir. Ama siz mezhep eksenli bir ittifak kurarsanız, yani bu içeriye de yarın başka türlü yansıyacak. Yani yoksa biz bilmiyor muyuz, Türkiye Cumhuriyeti laik niteliğini filan mı kaybetti ya da sizin kafanızda laiklik bitti mi? Efendim, Türkiye'yi bir din devletine mi dönüştürdünüz belli bir mezhep eksenli? Size göre Türkiye Cumhuriyeti artık laik cumhuriyet değil mi? Ona göre, biz, nasıl olsa Sünni İslam cumhuriyetiyiz, hatta Sünni’nin de Hanefi İslamı’yız, dolayısıyla ben o ittifakı… Yahu, Hanefi İslam’san senin Vahabi’yle ne işin var? Vahabi’yle iş birliği senin işine değil ki. Yarın kalmaz ki.

Bakın, şu anda, benim gençlerimin, benim çocuklarımın dinî duyguları istismar edilerek, kullanılarak IŞİD’e katılan binlerce gencim var. Yazık değil mi? Aileleri, anası babası ağlıyor, cenazeleri geliyor.

Peki, bugün IŞİD saflarına katılan gençler, şu anda binlerce, siz yarın Türkiye'nin yönünü bu tarafa doğru döndürdüğünüz anda, 10 binlerce IŞİD militanı üretmez mi? O IŞİD militanları, bugün Suriye’de kesen -IŞİD kimi kesiyorsa- içeride de senin yurttaşını kesmez mi? Yani, bugün Alevi’yi öldürmeyi sevap kabul eden bu sapkın anlayış yarın kendi yurttaşlarına döndüğü zaman siz ne yapacaksınız değerli Hükûmet? Yani bu ülkeyi nereye götürür -Allah korusun- böyle bir çatışma?

Allah aşkına, hakikaten muhalefet etmek istemiyorum, ama ben Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları doğrultusunda, bu anlaşmanın ülkemizin çıkarına hizmet etmediğini düşünüyorum. Yarın Mehmetçik orada yine bu terör unsurlarıyla çatışma ortamına girdiği zaman benim ciğerim yanacak. Hiçbirinizin çocuğu gitmeyecek ki oraya. Samimi misiniz? Size bir öneri. Başta Dışişleri Bakanı ve Millî Savunma Bakanı olmak üzere, Kabine üyelerinin çocukları varsa askerlik çağında, yoksa yakınlarını lütfen buraya gönderin. Lütfen, samimiyseniz, siz hakikaten ülke çıkarına bir şey yapıyoruz diyorsanız; tamam, ülke çıkarıysa, önce Hükûmet üyeleri bu işin önünde olmalı, bayrağı almalı değil mi? Katar’a göndereceğiniz bu birliğe, siz, öncelikle kendi yakınlarınızı, başta Hükûmet olmak üzere, sonra da iktidar partisindeki milletvekillerinin yakınları olmak üzere gönderin çocuklarınızı. Gönderebilecek misiniz? Hayır, göndermeyeceksiniz. Bir kişinin dahi, bir AKP üyesinin dahi çocuğu burada olmayacak. Siz, vatan evladını, gariban Anadolu evladını kullanıyorsunuz. Kimin uğruna, hangi çıkar uğruna? Ya, deyin; buraya çıksın bir Hükûmet yetkilisi, desin ki arkadaşlar… Ya da kapalı oturum isteyin, siz isteyin, deyin ki: “Arkadaşlar, bu anlaşmayı onaylamakta ülkemizin bu çıkarı var.” Bunu deyin, beni ikna edin, biz de “evet” verelim ama ikna edin. Bu hâliyle olmaz ki. “İstihbarat anlaşması” diyorsunuz arkadaşlar yani “askerî ve manevra eğitim amacıyla bilgi alışverişinde bulunulması” yani sadece eğitim değil, “bilgi alışverişi” diyorsunuz, “lojistik alanda iş birliği yapmak” diyorsunuz, “ekipman mübadelesi” diyorsunuz, “askerî ekipman, personel.” Yani, siz hangi silah araç ve gereci vereceksiniz?

Daha önce, biliyorsunuz, Yemen’e giden uçaklarla silah taşınmasıyla ilgili basına yansıyan konuşmalarda adam “Bu silahlarla kim öldürülecek? Ben vicdan azabı çekiyorum.” diyordu. E, şimdi Yemen’de, işte görüyorsunuz, orada da başka bir oyun içindesiniz.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; ya Hükûmet çıksın, bu anlaşmanın Türkiye lehine olduğunu bize açıklasın, bizi ikna etsin, sizinle birlikte biz de “evet” verelim, ülkemizin çıkarı neredeyse elbette ki hepimiz “evet” verelim ya da bu hâliyle bu anlaşmaya onay vermek, aslında hem Anayasa’nın 92’nci maddesinin ihlali anlamına gelecektir hem de yarın ne olacağını bilmeden, ucu açık bir maceraya doğru Mehmetçik giderken bu işe onay vermiş olacaksınız.

Bu kaygılarımız nedeniyle Katar’a Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşlandırılmasına ilişkin bu uluslararası anlaşmanın aleyhinde olduğumuzu ve karşı oy vereceğimizi bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgündüz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Değerli konuşmacı kürsüde konuşurken mezhep eksenli bir ittifak peşinde olduğumuz ve…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hükûmetin, Hükûmetin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hükûmet kimin Hükûmeti?

RECEP ÖZEL (Isparta) – AK PARTİ Hükûmeti o ya!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Efendim, Bakan, Hükûmet adına orada konuşabilir.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, lütfen, ben karar vereyim müsaade ederseniz.

Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ve IŞİD’i desteklediğimiz şeklinde aynı zamanda imada bulundu.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Evet, evet Sayın Başkan ama efendim,  Hükûmeti eleştirdim ben. Bunu bilemez ki AKP’nin Grup Başkan Vekili. Hükûmetin politikası…

BAŞKAN – Peki, bundan sonra size sorarım Sayın Özgündüz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama, Sayın Başkanım, Hükûmet var orada.

BAŞKAN - Size sorarım bundan sonra kime söz vereceğimi, anlaştık mı?

Buyurun.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün 697 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar…

Ali Bey, Hükûmetin politikasını siz biliyorsunuz ama ben bilmiyorum(!)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ben bilmiyorum, izahat istiyorum efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Affedersiniz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İzahat istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bakın, şöyle bir şey…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Gelsin, izah etsin dedim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Değerli kardeşim, değerli arkadaşlar; bu Orta Doğu coğrafyasında mezhep ya da etnik temelli bir siyasal yaklaşım, buna ilişkin saf oluşturma şeklinde bir siyaset en tehlikeli siyasettir; her kim yaparsa bunun altında kalır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) –  Çok güzel, doğru, alkışlıyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri de -AK PARTİ hükûmetleri dâhil- bu konuda çok dikkatli olmuşlardır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – AKP hariç doğru.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Çünkü Türkiye'nin kendi sosyal gerçekliği de, aslında, kimi nitelikleri itibarıyla o ifade ettiğimiz Orta Doğu’nun sosyal gerçekliğinin bir parçasıdır.

Eğer Hükûmetimiz mezhep esaslı bir yaklaşımla Orta Doğu’ya baksaydı, sizin konuşmanızda eleştirdiğiniz İran’la ticari ilişkiler kurmazdı. İran’ın, bildiğim kadarıyla –yanlış biliyorsam beni düzeltin lütfen- mezhebi farklı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Doğru.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – İkincisi, eğer mezhep esaslı baksaydı darbe yapan Sisi’yi desteklemesi gerekirdi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şu anda ittifak kuruyorsunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Sisi ve onlar, bildiğim kadarıyla, bizimle ortak bir dünyada yer alıyorlar; genel olarak söylüyorum, yani, sizin suçlamanız esasında söylüyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama İhvan-ı Müslimin anlamında farklısınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Üçüncüsü, hep söylüyorsunuz: “Esad’la iyiydiniz, sonra kötü oldunuz.” Biz Esad’la iyiyken Esad’ın mezhebi mi farklıydı? Değildi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sonra İhvan-ı Müslimin’i iktidara getireceğiniz…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Şimdi kötüyüz, mezhepten mi? Hayır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Evet, evet. Değişti politikanız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Sisi meselesi de, Esad meselesi de vahşettendir, kandandır; mezhepten değil.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Değil, alakası yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Çok rica ediyorum, bu konuları dile getirirken çok dikkatli olmak…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yok, en kanlı rejim Suudi Arabistan’da.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …Ali Bey, hepimizin boynunun borcu, lütfen. Türkiye’ye hizmet edelim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Efendim, Bahreyn ve Suudi Arabistan’la niye müttefiksiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Türkiye’ye hizmet edelim, çok dikkatli olalım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın eli kanlı değil mi, niye onlara bir şey demiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - İstirham ediyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yani, lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Sağ olun.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1038) (S. Sayısı: 697)  (Devam)

 

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz tabii ki özellikle Osmanlı coğrafyası içerisinde bulunan ülkelerle her alanda iş birliği yapılmasına hiçbir zaman karşı değiliz ancak burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Son yıllarda AKP Hükûmetinin Orta Doğu politikalarında çok büyük hatalar işlediğini herkes kabul ediyor. Bütün otoriteler de bunu bu şekilde ifade ediyor ki AKP’nin kendisi de zannediyorum ki yapmış olduğu politikalarda büyük hatalar işlediğini biliyordur. Nitekim, bugün, aslında, şu anki Sayın Başbakanın Dışişleri Bakanıyken “sıfır problem” olarak ilk attığı adımlar gerçekten herhangi bir şekilde tenkit edilmek yerine beğenilen bir politikaydı. Çünkü Orta Doğu devletleriyle yakın bir ilişki kuruldu, ticaret anlaşmaları yapıldı, sınırlar âdeta açılır derecesinde vize muafiyeti de sağlandı. Bu, Batı tarafından da hoş karşılanmadı ve âdeta Türkiye'nin kulvar değiştirdiği, mecra değiştirdiği şeklinde ifade edildi ama aslında gerçek olan şey şuydu: Türkiye asli mecrasına dönüyordu. Nitekim, bu ilk adımlar Türkiye'nin Orta Doğu’da önemli bir mevki kazanmasına, prestij kazanmasına, nüfuz kazanmasına da sebep oldu. Nitekim, Suriye’ye gittiğimizde, bu vizeler kaldırıldıktan sonra, çok rahat bir şekilde Suriye’ye intikal ettik. Ben kendim, bizzat, Halep Üniversitesinde “Türkiye'nin Orta Doğu Politikasında Suriye’nin Yeri ve Önemi” adı altında bir konferans da verdim ve son derecede de beğenildi. Şu açıdan söylüyorum beğenildi derken, kendimi övmek için söylemiyorum: Suriye bu adımın, Türkiye’yle, şu anki Başkanın babası zamanındaki sorunların ortadan kaldırılması açısından son derece önemli bir adım olduğunu düşünüyordu. Nitekim, bu konferansım sırasında Halep’teki Türkmenler ve Halep Üniversitesindeki Türkmen öğrenciler bana Türkçe sorular yöneltebilecek kadar rahatlamışlardı. Dolayısıyla iyi bir başlangıç sergilendi. Ama birdenbire Orta Doğu’da Türkiye’nin politikalarında bir gecede sanki rüyada bir darbe yenmiş gibi büyük bir değişiklik söz konusu oldu ve Türkiye doğru girdiği mecradan birdenbire çıktı. Şu an Cumhurbaşkanı olan o zamanki Sayın Başbakan, çok yakın ilişkiler içerisinde olduğu Suriye’yle, Suriye Başkanıyla birdenbire âdeta eli bıçaklı düşman hâline geldi. Bu doğru muydu? Doğru değildi ama Amerika Birleşik Devletleri “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında, Orta Doğu’da, aslında var olan ama yeni bir stratejiyle başlattığı bir projenin parçası olarak ortaya çıktı. Bizim o tarihteki Başbakan da “Ben Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eş Başkanıyım.” demek durumunda kaldı. Ama şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyordu ki o tarihteki Amerika Dışişleri Bakanı olan Rice’ın Orta Doğu’daki sınırların değişeceğine dair olan beyanları, aslında bugünkü çanların hangi sebeple çalacağını ortaya koyuyordu. Sonuçta, Suriye ile Türkiye arasında -akıl almaz- aksi olması gerekirken, sorunsuz devam etmesi gereken bir politika olması gerekirken birdenbire âdeta düşman kardeşler hâline geldiler.

Ama enteresan olan şey şuydu: O tarihteki Başbakan, şu anki Cumhurbaşkanı 2011 yılında Avrupa Konseyinde şöyle bir konuşma yapıyordu: “Haçlı Seferleri doğuya medeniyet getirmiştir.” Aslında konunun çekirdeği buradaydı, ana fikri buradaydı. Şimdi, herkes biliyordu ki Haçlı Seferleri doğuya medeniyet getirmemiştir, yıkım getirmiştir. Bunu hepimiz biliyoruz. İslam’ın yeniden Hicaz’a, Arabistan çöllerine sürülmesinden başka bir şey değildi Haçlı Seferleri ve doğuda…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim demiş bunu?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – O tarihteki Başbakan Avrupa Konseyinde. Videosunu gösteririm Mehmet Bey. Göstereyim yani Avrupa Konseyindeki konuşmasını göstereyim.

Hatta “Yemek kültürümüz bile bununla değişti.” dedi o konuşmasında. Aslında, dediğim gibi, kilit noktası burasıydı, Başbakanın bu bölgedeki politikasının Amerika politikasıyla örtüştüğünü gösteren. Haçlı Seferleri hem Anadolu’ya yıkım getirmişti hem de İslam dünyasına yıkım getirmişti. Anadolu’yu biliyorsunuz, Kılıçarslan karşı çıktı ama Aslan Yürekli Richard Kudüs’ü aldı ve ne kadar sivil, çocuk ve kadın varsa katletti. İşte, bunu yapan insanlarla iş birliği hâline girdiniz ve dedi ki: “Eş Başkanıyım.” Aslında bugün Orta Doğu’da kan gövdeyi götürürken, yüz binlerce insan hayatını kaybederken bu hayat kayıplarının ana müsebbibi kimdi? Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere ittifak kuvvetleriydi yani müttefikleriydi, Avrupa’daki müttefikleriydi. Bombalar yağarken hepimiz televizyondan sanki film seyreder gibi seyrettik. Doğru değil mi? Irak’ta milyonlarca insan katledildi, göç etmeye mecbur kaldı. Aynı şey Suriye’de meydana geldi, bugün belirtilen 200 bin civarında insan hayatını kaybetti. Bunun hangisi olursa olsun, her iki taraftan bu çatışmalar içerisinde ölenler, ikisi de “Allah” diyen, ikisi de Müslüman olan insanlar. Ama, bunun müsebbibi kimdi? Maalesef, bunun içerisinde Türkiye ve Türkiye’yi yönetenler de yer aldılar. Bunun vebalinden kurtulmak mümkün değil. Tarih bunu böyle yazacak. Ama, şurasını iyi düşünün arkadaşlar: Bakın, bugün Orta Doğu’da meydana gelen şu anki görüntü kimin hayrınadır? Türkiye'nin hayrına mıdır? Orta Doğu’daki İslam dünyasının hayrına mıdır? Batı’nın hayrına mıdır? Bunu iyi bir düşünmek gerekiyor.

Bugün, IŞİD’in ortaya çıkmış olması, Esad’ın veya onun karşısındaki muhalifler, işte Kürt kantonları veya Irak’taki durum. Bunlar kimin hayrınadır? İslam dünyasının hayrına mı, yoksa Batı emperyalizminin hayrına mı?

Bakın, İslam dünyası, bugüne kadar, maalesef -İslam dünyasını genel olarak alıyorum- hep sömürgesi ve pazarı hâlindedir Batı emperyalizminin, hep geri kalmıştır, hep yönetilmektedir ve maalesef, enerji yönünden de dünyanın en zengin bölgesi olmasına rağmen hep Batı’nın kontrolünde yürümüştür. Batı, ne zaman ki burada kendilerine karşı bir güç oluşmaya başlamıştır, bir bahane bulmak suretiyle bu bölgelere müdahale etmiştir; birbirine düşürmüştür Irak ile İran’ı, Irak ile Kuveyt’i.

İşte, ardından kendi iç çatışmalarını ortaya çıkardı. Sözde, hani insan hakları ve demokrasi gelecekti? Libya’da; geldi mi? Mısır’da; geldi mi? Irak’ta; geldi mi? Suriye’de; geldi mi? Hiçbirine “Evet.” diyemezsiniz. Sadece yıkım ve ölüm geldi. Sadece İslam dünyasının bu ülkelerinde parçalanma ve birbirine düşman kardeşler ortaya çıktı. Kan gövdeyi götürüyor, birbirlerine düşman. Çünkü aslında Birinci Dünya Savaşı’nda bu devletler oluşturulurken çok ciddi bir stratejiyle oluşturuldu. Hepiniz haritaları gözünüzde canlandırın. Devlet sınırları tam cetvelle çizilmiş şekildedir. Niçin sizce? Hiç düşündünüz mü? Aslında bu devletlerin kendi iç dinamikleri içerisinde farklı mezhepler vardır. Bunları birbirine düşürmek çok kolaydır. Nitekim, geçmiş dönemde de bu şekilde katliamlar yaşanmıştır. İşte, Batı, ne zaman müdahale etmesi gerektiğini iyi bildiği bir dönemde buralara müdahale etmiştir ve bugün, gördüğünüz gibi, kan gövdeyi götürüyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin güney sınırları bugün kalbura dönmüştür, siz de biliyorsunuz. Peki, bana söyler misiniz, Türkiye’de terörü besleyen unsurlar nelerdir -sadece kendi içimizdeki birtakım etnik grupları düşünmeyin- kimdir? Geçmiş dönemde kimse, aynı kişilerdir. Nasıl, Kürt Teali Cemiyeti varsa, nasıl, Şeyh Said’in ayaklanmasında birilerinin desteği varsa veya nasıl, Dersim hadisesinde Fransa’nın, İtalya’nın, Rusya’nın, İngiltere’nin dahli varsa bu işlerde de dikkat ederseniz bu devletler vardır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kürt Teali Cemiyeti isyan etmedi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – 1914 öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasına hangi devletler imza atmışsa ve pay istiyorsa bugün Orta Doğu’da bu devletlerin parmağı ve eli vardır. Dolayısıyla, bunları göz önünde tutmamanız sizin hatalı bir politika izlemenize sebep olur.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hocam, Kürt Teali Cemiyeti’nin bir isyanı yok tarihte.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – İngilizlerle beraberdir.

Onu sonra sizinle tartışırım, benim sözlerimi kesmeyin lütfen.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen… Lütfen, müdahalede bulunmayın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, bu tahlil çerçevesinde ele alacak olursak konuyu, şimdi, arkadaşlar, Türkiye'nin Katar’la iş birliği yapmasında sakınca yok, hatta askerî iş birliği yapmasında da sakınca yok. Ama bakın, bir şey söylemek istiyorum: Esad’la neden kavga ettik, kavga ediyor Türkiye? İnsan haklarını ciddiye almadığı veya ayaklar altına aldığı için, demokrasi olmadığı için; öyle değil mi? Diğer taraftan, peki, Irak’ta hangi sebeple savaştığımızı veya onlara müdahil olduğumuzu düşünüyoruz? İnsan hakları -ki Avrupa’nın da söylediği, Amerika’nın söylediği- ve burada diktatörlük olduğu için deniyor. Bana söyler misiniz arkadaşlar, İslam dünyasına bakın, Ürdün’de nasıl bir rejim var, Suudi Arabistan’da nasıl bir rejim var, Katar’da nasıl bir rejim var, Arap Emirlikleri’nde nasıl bir, Kuveyt’te nasıl bir rejim var? Aslında, ötekilerden farkı var mı? Peki, biz Suudi Arabistan’la kucaklaşırken, Katar’la kucaklaşırken… Peki, hangi sebeple… Bunlar az mı zulmediyor zannediyorsunuz? Yani Suudi Arabistan’da insanların idam edilirken kafası kesilmiyor mu kılıçla? Kadınlar recme tabi tutulmuyor mu? Peki, insan haklarından söz ediyorsak bunlarla niye iş birliğimiz var? Niye Amerika bunlara sesini çıkarmıyor?

Dolayısıyla, bunun altında yatan mesele farklı bir meseledir. Bu açıdan değerlendirmek zorundasınız.

Siz, devlet yönetirken “Yaptım, oldu; bozdum, yeniden yapıyorum; bu, yanlıştır.” diyemezsiniz. Attığınız her adımın sonuçlarını iyi tahlil etmeniz ve nereye  varacağını bilmeniz gerekir. Devlet adamlığıdır bu, devlet kültürüdür bu, devlet adamlığı kültürüdür. Yani “Ben bugün yaptım, yarın bunu düzeltirim.” diyemezsiniz devlette çünkü o sorumluluk, millet tarafından size verilmiştir ve milletin yanlış yola gitmesinin önleyicisi sizsiniz. Bunu yanlış yaparsanız, o zaman siz, bu millete, maalesef, hizmet yerine köstek olmuş olursunuz ve milletin hak ve hukukunu çiğnemiş olursunuz. Böyle yaptığınız takdirde, yarın tarih sizi affetmeyecektir.

Muhalefet sizi sürekli olarak ikaz ediyor, bugün de ikaz ediyoruz. Bakın, Katar’la yaptığınız bu anlaşmalarda diyoruz ki: Şimdi, Anayasa’nın 92’nci maddesini  bir şekilde gözden geçirelim. Ne diyor? Türk Silahlı Kuvvetlerinin başka ülkelere gönderilmesi için veya savaş yetkisi için Türkiye Büyük Millet Meclisi... 92’nci madde ve siz 90’ıncı maddeyi ele alıyorsunuz. Hâlbuki 90’ıncı madde, bir yıllığına gönderilen meseleler içindir, burada on yıl; on yıl anlaşma yapıyorsunuz ve burada ilginç olanı sonradan koymuşsunuz, diyorsunuz ki: “Terörizmle mücadelede iş birliği yapılması.” Tamam, Batı’ya da diyoruz “Terörizmde iş birliği yapalım.” diye ama bakın, onlarla yaptığımız bu sözleşmelerde… Bana söyler misiniz? Bunlar, PKK’nın kurduğu her derneğe maddi destekte bulunuyor mu? Bulunuyor. Peki, Amerika Birleşik Devletleri, PKK’ya resmen yardım ediyor mu? Ediyor ve bugün, maalesef, siz, karşı çıktığınız PKK’yla birlikte hareket ediyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Süleyman Şah Türbesi’ndeki 44 askerimizin geleceği için onları çektik.” diyorsunuz ve vatan toprağını terk ediyorsunuz. Ve diyordu ki Başbakan: “Ankara neyse Süleyman Şah Türbesi de aynıdır.” Yani şimdi, siz Süleyman Şah Türbesi’ni 44 asker için terk ettiğinize göre, o zaman, Ankara aynı şekilde terk edilecek anlamına gelmez mi bu?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hocam, ilk defa mı?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Mademki eş değer, burada bir yanlış var. O zaman bu, yanlış; en azından beyanatlarınızı beyanatlarınızı düzgün yapın.

Şimdi, siz geleceksiniz, onu terk edeceksiniz, diyeceksiniz ki “askerlerimiz”; insaf edin, daha dün, 18 Marttı. Çanakkale Savaşları şehitlerini andık, “Kahraman ordumuz.” dedik. Burada özel gündemle toplandık. O şehitler için hepimiz yürekten dualar ettik ve dedik ki: “Türk milleti için, Türkiye için, bayrak için, ezan için; düşman çizmesi girmesin, onun için canlarını, göğüslerini siper ettiler.” Bana söyler misiniz, göğüslerini siper eden o insanların ailesi yok muydu, çocukları yok muydu? Dün söyledim, “Her 4 aileden 1 aile dul kalmıştır.” dedim, “Her 3 evden bir şehit çıkmıştır.” dedim. Bunlar istatistikle belirlenmiştir. Şimdi, dolayısıyla bunları çok iyi tahlil edelim.

Siz toprağınızdan, bir şekilde, uluslararası tanınmış toprağınızdan “Askerimizin burnu kanar.” diye korkarak çekiliyorsanız, yarın sizin tepenize binerler. Aslında askerin başına çuval geçirildiğinde tepki göstermediğiniz için bu kırılma noktası olmuştur yani kırmızı çizginiz artık kalmamıştır. Türk askerine her şey yaptırılabilir demektir, sessiz kaldığınız için. Bir defa, orada tamamen teslim olunması çağrısında kim bulunmuşsa vatan hainliği yapmıştır. Dolayısıyla, şunu söylemek istiyorum: Hatay’ı biz 1938’de aldık mı uluslararası anlaşmayla? Aldık, bize bağlandı. Demek ki buradaki askerlerimizin burnu kanayacak diye Hatay’ı da terk edeceksiniz. Böyle bir anlayış olabilir mi, böyle bir devlet adamlığı olabilir mi? O zaman, ordu ne için besleniyordu söyler misiniz bana? Yapmayın Allah aşkına!

Dolayısıyla, bakın, tekrar ediyorum: Uluslararası emperyalist güçlerin oyununa gelerek biz kendi coğrafyamızda İslam dünyasının birbirine kırılmasına müsaade ettik, buna bir yerde ortak da olduk. Hani ne demişti Başbakan, sabık Başbakan: “Libya’ya hiçbir asker giremez, yabancı asker.” Ertesi gün “NATO, Libya’ya Libyalıların selameti için girecektir.” dedi, bir gün sonra -nasıl bir anlayıştır- bir gün sonra. Ve enteresan olan şey şuydu: Aslında, devlet yönetilirken hangi coğrafyaya, hangi biçimde bizim yakınlığımız vardır…

Değerli arkadaşlar, bu coğrafyaya birçoğunuz gitmiştir. Oradaki halk, insanlar “Türk” dediğiniz zaman sizi kucaklıyorlardı. Bakın, Yemen’de hiç kimseye uygulamadıkları birtakım uygulamalar yaptılar bize. Normal halk arasındayken şöyle bir olayla karşılaştım: Dükkâna girdik, hediye alalım diye geri dönüşümüzde, bana ne olduğumu sordu, Türk olduğumu söyleyince adam geldi, beni bir güzel kucakladı. Aynı şey, Tunus’ta gerçekleşti. Zeytuniye bölgesinde El Ahbar meydanı vardır, orada yeşil panjurlu evler vardır. Kamerayla çekiyorum, güzel mimari yapısı var diye. 3 sivil geldi, “Çekemezsin.” dedi, polismiş. Bana dediler ki: “Kamerayı ver.” Ben dedim ki: “Hayır, kaseti vereyim, yasak olduğunu bilmiyordum.” Gösterdiler, tabela varmış hakikaten. Kaseti vermeye kalkıştığımda bana dediler ki: “Hangi millettensin?” “Türk’üm.” dedim. “Türk’üm” deyince geri verdiler kaseti, “Türk gardaş, sen çekebilirsin.” dediler.

Şimdi, arkadaşlar, bu insanlar bizim kardeşlerimizdi. Cezayir’e gittiğimizde de şunu gördük: Sokakta dolaşan insanlar bize benziyordu, bizim gibiydiler ve ben bunu o zaman Arşivler Genel Müdürü Abdülkadir Bey’e sordum, dedim ki: “Bize çok benziyor bu arkadaşlar, kendimi Türkiye’de hissediyorum.” Aynen şunu söyledi: “Onların çoğu zaten Türk orijinlidir.” dedi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu coğrafyadan bahsediyoruz ve biz bu coğrafyanın birbirini kırmasına hizmet eden ve bunların kırılmasına vesile olan Batılılarla iş birliği hâlinde bunların üzerine gidiyoruz. Biz barıştırıcı olmak zorundaydık, biz çözümcü olmak zorundaydık, her 2 grubu birbirine yaklaştırmak zorundaydık; bunu yapabilecek tek millet ve tek ülke Türkiye’ydi ama biz bunu yapmadık ama Esad, şunu yapıyordu gittiğimde: Şam’da, Kapalıçarşı’da, her tarafta Başbakanın ve Cumhurbaşkanının adına bez afişler vardı, her taraf Türk Bayrağı’yla donatılmıştı. Bugün, Türk Bayrağı yakılıyor orada. Ve aynı yere gittiğim zaman, şunu söyleyeyim, burada Başbakan şu kararı almıştı: “Kapalı mekânlarda sigara içilmesi yasaktır.” En güzel hareketlerden biriydi, kanunlardan biriydi ve aynısını Esad orada çıkardı. 

Şimdi, değerli arkadaşlar, demokrasi, bir kültür meselesidir, olgunlaşma zamanına ihtiyacı vardır. Bunlar olmadan demokrasiyi yerleştiremezsiniz. İslam dünyasında da demokrasiyi yerleştirmeniz şu an için, daha o kültür oluşmadığı için mümkün değil, Türkiye’de bile hâlâ uğraşıyoruz.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Katar’la imzalanan anlaşmadan endişemiz şudur ki, siz orada, Suriye’de işleri daha da karıştırmak adına Kerry’nin sözlerine rağmen bir ekip oluşturmak, eğitmek yolunda hareket edeceksiniz. Dolayısıyla buna müsaade edilmesi uygun olmayacaktır, hepiniz vebal yükleneceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kıymetli konuşmacı, eski Genel Başkanımız şimdiki Cumhurbaşkanımızın, Haçlı Seferleri’nin İslam dünyasına medeniyet getirdiğini söylediğini ifade etti. Bu, açık bir sataşmadır, o çerçevede söz istiyorum.

FARUK BAL (Konya) – Doğru.

Hocam sana mı sataştı?                               

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Videoyu seyrettiririm, dinletirim, video burada. 

BAŞKAN –  Tamam, Sayın Bostancı, konuşsun; siz de açıklamasını yaparsınız Sayın Halaçoğlu.

Buyurun Sayın Bostancı…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, çok özür dilerim, bir şey söyleyebilir miyim?

BAŞKAN –  Buyurun, tabii.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani, özür dileyerek söylüyorum: Sayın Naci Bostancı, şimdiki mevcut Cumhurbaşkanının söylediği bir sözle ilgili söz aldı. Bildiğiniz gibi, Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra partisiyle ilişiği kesilir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Eski Genel Başkanımız.” dedim.

BAŞKAN –  “Eski Genel Başkanımız.” dedi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama efendim olsun, partisiyle ilişiği kesilir. Bence bu konuda sataşmadan dolayı söz isteyemez ama bir bilgi vermek istiyorsa, bence oturduğu yerden vermesinde yarar vardır.

BAŞKAN –  Sayın Gök, “Eski Genel Başkanımız.” dedi. Yani, eski Genel Başkanımızın, Genel Başkanımız olduğu dönemde söylediği bir söze istinaden cevap veriyor.

LEVENT GÖK (Ankara) –  Ama ilişiği kesilmiş efendim. Yani ilişiğinin kesilmediğini tespit ediyoruz bu arada.  Bence buradan konuşmasında yarar var Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Şimdi değil, şimdi değil, yani Sayın Cumhurbaşkanının şu anda söylediği bir söze cevap vermiyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, biz zapta geçirelim de efendim bunları.

BAŞKAN –  Tabii, geçsin.

Buyurun.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun 697 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ eski Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; esasen, eleştirinin kendisi de sadece Cumhurbaşkanına değil, Cumhurbaşkanı üzerinden AK PARTİ’ye yönelik bir eleştiri bağlamına oturuyor, o bakımdan benim cevap vermem, kabul edersiniz ki mantıklı.

Şimdi efendim, aslında Yusuf Bey’in konuşmasına cevap verilmesi gereken birçok husus var ama onları es geçiyorum, onları milletin takdirine bırakıyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hepsini söyleyin de cevap vereyim hemen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Haçlı Seferleri konusunda… Yüz yetmiş küsur yıllık bir tarihtir Haçlı Seferleri. Arkasında, her ne kadar kutsalın bayraktarlığını yaptığı, Hristiyanlığın sancaktarlığını yaptığı bir sefer gibi görülse de esasen yağma ve talan amaçlı seferlerdir. Haçlı Seferleri’nin arkasındaki sosyoekonomik gerçeklik de feodal yapının toprak sistemi üzerinden açığa çıkan şövalyelik anlayışıdır. Parası olmayan ama şan, şeref peşinde koşan bu şövalyeler, kutsalı da bir ambalaj olarak kullanarak Doğu’nun zenginliklerini yağmalamak amacıyla bu Haçlı Seferleri’ni yaklaşık iki yüz yıl sürdürmüşlerdir. Ancak kültür ve medeniyet tarihçileri iyi bilirler ki -Yusuf Bey de tarihçidir, bilmesi gerekir- kültürlerin birbirleriyle olan ilişkileri ve zenginleşmesinde ticaretin, maceraperest seyyahların, çeşitli misyonerlerin ve aynı zamanda savaşların bir yeri vardır. İnsanlar, savaşırlar fakat aynı zamanda birbirlerinden çeşitli kültürel unsurları alırlar, kültür transferi olur.

Sayın Cumhurbaşkanının ifade ettiği, Haçlı Seferleri üzerinden İslam dünyası ile Hristiyan dünyası arasında kurulan hem bir hasımlık hem de aynı zamanda bir kültür transferidir. Bu bağlamda demiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şimdi de savaşlara karşı çıkma o zaman Naci Bostancı!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Lütfen, her şeyi doğru, yerinde, tutarlı bir şekilde okuyalım.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şimdi niye savaşlara karşı çıkıyorsun o zaman?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Medenileşmek için savaşmak lazım o zaman. Şimdi de karşı çıkma o zaman.

BAŞKAN – “Sayın Uzunırmak” demedim, “Sayın Halaçoğlu” dedim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Öyle, öyle, başka bir şey yok. 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Şimdi, Sayın Bostancı, benim sözlerimi Başbakan adına kendisi tarafından “Şöyle kastetmiştir.” diye söylüyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – O bağlamı söyledim, kasıt filan değil.

BAŞKAN – Bağlamını söyledi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bağlamını ben de söylemek istiyorum, bağlamının o olmadığını ben de söylüyorum. 

BAŞKAN – Bir açıklama yapacaksanız yerinizden vermek zorundayım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, oradan yapacağım efendim çünkü benim yanlışımı ortaya koyduğunu söylüyor.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Halaçoğlu, sataşmadan mı söz istiyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Birçok da cevap vermem gerektiği konu olduğunu söylüyorum.

BAŞKAN – Açıklama yapacaksanız yerinizden söz vermek zorundayım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sataşmadan istiyorum.

BAŞKAN – Gerekçesi nedir? Yok. (MHP sıralarından gürültüler)

Ama buyurun.

İki dakika…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Daha ne söyleyeyim?

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hem hâkimsiniz hem savcısınız, anlayamadık.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, Tayyip Erdoğan’a sorsun, versin mi, vermesin mi? Çok basit.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak’a da soracağım bundan sonra burada ne yapacağımı.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tabii ki, memnuniyetle.

BAŞKAN – 4’üncü kişi oldunuz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Memnuniyetle.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hoca, konuşmayı dinletsin bize.

BAŞKAN – Buyurun.

 

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Değerli milletvekilleri, Haçlı Seferleri’nin bir kültür alışverişi olduğunu söylemeye kalkışmak gerçekten…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Aynı zamanda…” Çok rica ederim. Senin bunları bilmen lazım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bakın, Haçlı Seferleri kaç tarihinde başlamıştır? 1097, 1’inci Haçlı Seferi 1097’de başlamıştır, doğru mu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Doğru.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – 1097’de başlamıştır 1’inci Haçlı Seferi, 4’üncü Haçlı Seferi 1204’te İstanbul’un işgaliyle sonuçlanmıştır ve ondan sonrakiler zaten kıymetsiz haçlı seferleridir. İlk 3’ü aslında Kudüs’e kadar giden Haçlı Seferi’dir ve sadece tahribattan başka bir şey getirmemiştir. Şimdi, siz, eğer Avrupa Konseyinde konuşuyorsanız… Ki bunun başka bir yolu daha var. Yıl 1997, Tarih Kurumu Başkanı olarak Haçlı Seferleri’nin 400’üncü yıl dönümü toplantısını yapıyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bize dinlet onu, dinlet.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dinleteceğim beyefendi, bir dakika.

1997 ve Haçlı Seferleri’nin 400’üncü Yıl Dönümü Kongresi yapıyorum. O zaman Sayın Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı. Ben, kendisine, gelen misafirlere bir yemek verip vermeyeceğini sorduğumda aynen bana şunu söyledi: “Başka iş mi bulamadın Hoca?”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Emanete ihanet edilmez.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bu kadar şartlanmışlığı bırakın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Şimdi, dolayısıyla, İstanbul gibi bir şehrin belediye başkanının, İstanbul’un tahrip edilmesi gibi bir haçlı seferini göz ardı ederek “Başka iş mi bulamadın?” demesi bir garipti zaten.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Konuşmayı dinletin.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Size dinleteceğim, özel olarak dinleteceğim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Özel olarak değil, burada dinletin.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Burada da dinleteceğim. Şimdi bulacağım oradan, dinleteceğim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Yusuf Bey, 2 kişi arasındaki konuşmayı burada böyle açıklamanız çok ayıp.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu, özel konuşma olamaz, bu, kamuyu da ilgilendirir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Bulamazsın, yok öyle bir şey.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Bulduğumda peki ne yapacaksınız? Peki, bulduğumda, gösterdiğimde ne diyeceksiniz? Göstereceğim şimdi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Bulamazsınız.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Göstereceğim şimdi, gerçekten.

BAŞKAN - Sayın Halaçoğlu, lütfen, Genel Kurula hitap eder misiniz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Dolayısıyla, Haçlı Seferleri’ni bir şekilde eğer böyle övmeye kalkışırsanız, İslam dünyasının bugün haçlılar tarafından -şu an haçlı seferleri var- ezilmesini de göz ardı ediyorsunuz, kültür alışverişi olarak nitelendiriyorsunuz demektir ve aynı zamanda yemek kültürümüz bile değişiyor şimdikilerle.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, zabıtlar için söylüyorum.

Ben Haçlı Seferleri’ni övmedim, yağma ve talan amaçlı olduğunu söyledim, Yusuf Bey atlamış. Fakat savaşların, aynı zamanda kültür transferi doğurduğunu söyledim; bu da kültür tarihçilerinin çok ilgilendiği ve iyi bildiği bir husustur.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap kısmına geçiyoruz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1038) (S. Sayısı: 697)  (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın Gök…

Sayın Gök burada mı?

LEVENT GÖK (Ankara) – Buradayım efendim, tam karşınızdayım.

BAŞKAN – Ben, İsa Gök’ü arıyorum. 

Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kabul ederseniz ben konuşayım.

BAŞKAN – Tabii, rica ederim; buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bakana bir soru yöneltiyorum bu anlaşmayla ilgili olarak ve Hükûmetin de bu konuda Anayasa’nın 90’ıncı ve 92’nci maddesi çerçevesinde bu anlaşmayı bir hukuki zemine oturtması açısından da bir görüşünü bekliyorum.

Şimdi, Anayasa’mız çok açık; Anayasa’mız, 90’ıncı madde, milletlerarası anlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanmasıyla yürürlüğe gireceğini ifade ediyor. Bu görüştüğümüz Katar’la ilgili 697 sıra sayılı Kanun Tasarısı da Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmiş bir tasarı. Ancak Sayın Bakan, savaş hâli ilanı ve silahlı kuvvet kullanılmasına izin verilmesini düzenleyen 92’nci maddede çok açık bir şekilde Silahlı Kuvvetlerin kullanılması ya da kullanılmamasına dönük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birer dakika veriyorum Sayın Gök, başka arkadaşlarımız da var soru soracak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama baştan yaşadığımız o bölümle ilgili bir sürem geçmişti efendim.

BAŞKAN – Zaman kalırsa size tekrar söz veririm.

LEVENT GÖK (Ankara) – Son bir cümlem kaldı onu ileteyim efendim isterseniz, son bir cümlem kaldı, onu ileteyim.

BAŞKAN – Bütün arkadaşlarımıza karşı haksızlık olur diye düşünüyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hayır, biz ona veriyoruz süremizi…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Grup Başkan Vekili efendim, süre verseniz uygun olur.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yani bizim yerimize de söz verebilirsiniz.

BAŞKAN – Peki, ikinci kez size söz veriyorum; buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Anayasa’mızın 92’nci maddesi…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sabote ediyorsunuz Sayın Başkanım, daha doğrusu arkadaşlar, sizi tenzih ediyorum.

BAŞKAN – Espri bir yere kadar, lütfen!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hayır, düzelttim onu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök, mikrofon açıldı mı?

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır efendim, açılmadı.

BAŞKAN – Siz, sisteme tekrar girdiniz mi Sayın Gök? Bir daha girin ona göre yeniden söz verelim.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, 92’nci madde hükmü çok açık. 92’nci madde diyor ki: “…Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi…” Burada, açıkça, Anayasa, Silahlı Kuvvetler gönderildiği zaman ya da geldiği zaman bir kuvvet kullanılması unsuruna değinmemiştir. Şimdi, 90’ıncı madde ile 92’nci madde arasında çelişen bu hüküm çerçevesinde, 90’ıncı maddeye göre getirdiğiniz bu tasarıyla ilgili olarak Hükûmetinizin bizleri ikna edici hangi gerekçeyi ileri süreceğini merak ediyoruz. Bu giderilmediği takdirde Anayasa’ya aykırılık iddiası ortadadır ve 90’ıncı maddeye göre görüşülürse çok açık bir Anayasa’ya aykırı iş yapmış oluruz. Bu konuda lütfen Meclisimizi bilgilendirir misiniz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu anlaşmanın tartışmalarına ciddi ışık tutacağını tahmin ettiğim iki soru soracağım:

1) Bu anlaşmanın acaba borsaya Katar’dan geleceği duyulan 2-4 milyar dolarla bir ilişkisi var mıdır?

2) Acaba Katar’ın Suriyeli muhalifler için gönderdiği 10 milyon dolardan sonra yeniden para göndermesi olasılığı var mıdır ve bu anlaşmanın bu paralarla bir ilişkisi var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Hükûmetinizin de destek verdiği Libya iç savaşından önce Libya’da 30 bin Türk çalışıyordu. Bununla birlikte çeşitli firmalar da yüksek rakamlarda iş yapıyordu Libya’da. Şimdi, çift başlı Libya’da -2 tane yönetim var- Türkler çalışabiliyor mu; çalışıyorsa ne kadar Türk çalışıyor şu anda? Türk iş adamları, firmaları iş yapıyorlar mı?

Aynen savaştan önce 5 petrol kuyumuz petrol çıkarma noktasına gelmişti Libya’da, anlaşmalarımız gereği 5 petrol kuyumuz vardı. Şu anda bu petrol kuyularının akıbeti nedir? Savaştan sonra Fransa ve İtalya, Libya’yla petrol anlaşmaları yapmış. Türkiye, bu anlaşmaları yapmış mıdır, yapmışsa nedir bunun karşılığı?

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın  Bakanım, bu anlaşmanın ABD’yle daha önce imzalanan Suriye muhalefetine yönelik eğit-donatla bir ilgisi var mı yani Katar’da bulunacak Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları orada Suriye muhalefetini eğitip donatacak mı?

İkinci bir soru: Yine, Katar’da bulunan ABD Merkezî Komuta Kuvveti (CENTCOM) bünyesinde oluşturulması düşünülen olası bir askerî birlik içinde bizim bu askerlerimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları görev alabilecek midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın  Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU  (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın  Bakanım, daha önce Katar’da olduğu bildirilen Müslüman Kardeşlerin -Muslim Brothers- üst yöneticileri -daha sonra bir açıklama yapıldı- Türkiye’ye kabul edilecekti. Ne kadarı kabul edildi? Bununla ilgili bir bilgi verebilir misiniz? Ben de -Sayın  Akar’ın sorusu- Libya’daki Türk müteahhitlerin akıbeti konusunda Hükûmetin girişimlerini soracaktım, tekrarlıyorum.

Bir de dün ABD Temsilciler Meclisinden sonra Senato da, Senatodan 70 küsur senatör de Türkiye’deki medyanın, basının üzerindeki baskıları kınayan bir mektup kaleme aldılar. Bu konuyla ilgili nasıl bir tutumunuz olacak Hükûmet olarak? Bir tepki gösterdiniz mi? Nasıl bir tavrınız olacak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın  Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın  Bakan, dünyada kültür alışverişinde bulunma gerekçesiyle savaş sebebi acaba hiç cereyan etmiş midir? Savaşlar değerlendirilirken sebep ve sonuçları itibarıyla değerlendirildiğinde elbette ki savaşın sonuçlarında birtakım alışverişler olur ama bu alışverişlerin neticesi her zaman insanlık dışı olmuştur. Birbirinden güç alarak gelişme olmuştur ama bir devlet adamının ve Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bir parlamenterin böyle insanlık dışı olayları “bir kültür alışverişi” olarak tanımlaması savaş sebebini hiçbir zaman gerekçeli kılmaz ve geçerli kılmaz. İnsanlık düşmanlığıdır savaş gerekçesi.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın  Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın  Bakan, bu soruyu size sormam doğru mu, değil mi bilmiyorum ama umarım, cevap verirsiniz. Çünkü şu andaki Cumhurbaşkanının adına, eski Genel Başkanınız olduğu için, AKP’liler cevap veriyor, siz de cevap verirsiniz diye düşünüyorum.

Şimdi, eski Başbakan, şimdiki Cumhurbaşkanı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olduğunu, başkanı olduğunu, liderlerinden biri olduğunu defalarca ifade etmişti. Şimdi, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı oldu. Cumhurbaşkanı olduktan sonraki konumu nedir? Hâlen Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir eş başkanı mıdır ya da liderlerinden biri midir? Bunu öğrenmek istiyorum?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çıray…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti devleti, Libya’ya bavullarla 300 milyon dolar göndermişti örtülü ödenekten. Şimdi, Libya’da iki hükûmet var, bu hükûmetlerden hangisiyle muhatapsınız, hangisini tanıdınız ve bu 300 milyon doları geri almak için ne yapacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, dün PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Cemil Bayık, Cumhurbaşkanı için aynen şöyle diyor: “Türkiye halklarının toplumsal sağlığı açısından ‘Tayyip Erdoğan tımarhaneye bile kapatılmalıdır.’ denilebilir.” Bu yaklaşıma Hükûmetin ve AKP Grubunun tutumunu öğrenmek istiyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Böyle bir ifade buraya taşınabilir mi? Böyle bir soru olur mu?

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanının BOP eş başkanı olduğu dönemde Türkiye’nin bu projeden ne tür fayda sağladığına şahit olunmuştur? Hâlen bu görevi devam etmekte midir? Etmiyorsa yerine kimi görevlendirmiştir? Sayın Başbakanın, yeni Başbakanın şu anda BOP eş başkanlığıyla bir ilişkisi var mıdır? Söz konusu coğrafyada bu görev kimler tarafından hâlen yürütülmektedir? Açıklarsanız sevinirim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Suriye’deki olaylara baktığımızda, İsrail’le Güney Kıbrıs’ın yapmış olduğu anlaşmalar gereği doğal gaz çıkarttıktan hemen sonra başladığını görüyoruz. Hatta, Enerji Bakanı da “Gelin, sizin doğal gazınızı biz pazarlayalım.” dedi. Çünkü Akdeniz’den bir boru hattıyla Avrupa’ya taşıma, çok fazla çıkan doğal gaz rezervlerinin o bölgede, alanda tüketim olanağı olmadığı için bir tek Suriye üzerinden Türkiye’ye taşınması vardı. Sizce, bu doğal gazın Türkiye tarafından pazarlanması mümkün müdür? Suriye olaylarının başlamasının gerekçesi, İsrail’le yaptığınız anlaşmalar olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Konuştuğumuz kanun tasarısıyla doğrudan ilgili olduğu için Sayın Gök’ün sorusuna detaylı bir şekilde cevap vermek istiyorum.

Anayasa’nın 92’nci maddesinin birinci fıkrasında “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” hükmüne yer verilmiştir. Hükümden de anlaşılacağı üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olmakla birlikte, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların gerektirdiği hâllerde Türkiye Büyük Millet Meclisinin izin vermesine gerek bulunmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri başka bir ülkeye gönderilebilecektir. Nitekim, ülkemizin taraf olduğu NATO, ABD’yle ikili anlaşmalar gibi uluslararası anlaşmalar gereği, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararına ihtiyaç duyulmaksızın yabancı silahlı kuvvetlerin ülkemizde bulunmasına izin verilmekte veya Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları yurt dışına gönderilebilmektedir.

Diğer taraftan, mezkûr anlaşmanın 4’üncü maddesi incelendiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Katar’da konuşlanmasının eğitim ve ortak tatbikat amacıyla olduğu anlaşılmaktadır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sadece o değil Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu türden hükümlerin bulunduğu birçok uluslararası anlaşmanın onaylanması, daha önce de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından uygun bulunmuştur. Anayasa’nın 92’nci maddesine göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yetkisini, genel olarak, Meclis kararı olarak kullanmaktadır. Ancak, bu yetkinin kanun çıkarılarak kullanılmasında da herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu sebeple Katar ile yapılan mezkûr anlaşmanın onaylanması ve yürürlüğe girmesi için bir uygun bulma kanununa ihtiyaç hissedildiğinden, kanun tasarısı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur. Genel Kurulda kanunlaşması hâlinde Anayasa’nın 92’nci maddesindeki “İzin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” şartı da yerine getirilmiş olacaktır. Dolayısıyla, Katar ile yapılan mezkûr anlaşmanın veya kabul edilmesi hâlinde bu anlaşmanın onaylanmasını uygun bulan kanunun Anayasa’ya herhangi bir aykırılığı bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, Sayın Atıcı, bu önemli anlaşmanın ekonomik birtakım çıkarlarla, menfaatlerle ilişkisi olup olmadığını sordu. Bu anlaşma, güvenlik odaklı ve ikili menfaatleri gözeten, bölgesel menfaatleri gözeten bir anlaşmadır. Kesinlikle birtakım dar ekonomik çıkarlara indirgenemez.

Sayın Akar, Libya’yla ilgili sorular sordular. Başka bazı arkadaşlarımızın da Libya’yla ilgili soruları söz konusu. Libya’da bugün tabii, bir iç çatışma söz konusu. Libya’nın kendi iç siyasetinden kaynaklanan meseleler var. Bu, diğer ülkelerin Libya’daki ekonomik faaliyetlerini etkilediği gibi ülkemizin de oradaki ekonomik faaliyetlerini elbette etkilemektedir. İnşallah, en kısa sürede, Libya, kendi içindeki bu problemleri aşar. Biz de bu anlamda daha öngörülebilir bir ortam görmüş oluruz. Bu süreç içinde ülkemizin menfaatleri, oradaki ekonomik menfaatlerimiz, Ekonomi Bakanlığımız tarafından yakından izlenmektedir ve bu şartlar altında neler yapılabilecekse bunları yapma yönünde ülke olarak elbette gayret sarf ediyoruz.

Diğer taraftan, bu anlaşmanın, Sayın Özgündüz, Suriye için           eğit-donatla bir ilgisi var mıdır gibi bir soru sordu. Arkadaşlarımdan ben de az önce bilgi aldım. Bu konunun hiçbir şekilde eğit-donatla, Suriye muhalefetinin eğit-donat programıyla bir ilişkisini kuramayız, böyle bir ilişki söz konusu değildir.

Diğer taraftan, Sayın Kuşoğlu, Müslüman Kardeşlerin üst düzey uzmanlarının Türkiye’ye getirilmesine ilişkin bir soru sordu ve yine, ABD senatörlerinin basına dönük bir mektubundan bahsetti. Bu konularla ilgili doğrusu şu an bir detay verebilecek durumda değilim. Ancak, basına dönük yurt dışından yapılan tezviratın bir algı operasyonunun bir parçası olduğunu söylemek zorundayım. Son dönemlerde ülkemizin demokratikleşmesine dönük sağladığı uluslararası imajı gölgeleme çabası var. Buna çeşitli iç çevrelerin de çanak tuttuğunu biliyoruz, maalesef. Çünkü bazen, Hükûmetin aleyhinde olacaksa bir iş, gerekirse ülkemizi de karalayabiliriz gibi bir yaklaşımın, maalesef, olduğunu görüyoruz ancak gerçekler ortadadır.

Türkiye’de hiçbir basın mensubu “basın mensubu” olma kimliğiyle herhangi bir baskıya, herhangi bir şekilde takibe uğramamaktadır. Diğer bütün mesleklerde olduğu gibi basın mensuplarının da suç işleme özgürlüğü yoktur, ayrıcalığı yoktur. Basın mensubu da olsanız, başka bir meslek grubundan da olsanız suç işleyenler de elbette adalet önünde hesap vermek zorundadırlar. Bunun basın özgürlüğüyle de bir ilişkisi yoktur.

Türkiye’de, bugün, birçok medya kuruluşu, serbest bir şekilde, Hükûmeti de yirmi dört saat eleştirecek şekilde yayın yapabilmektedir. Bunun, Batılı birçok ülkeden çok daha fazla bir canlılık içinde yapıldığını da rahatlıkla ifade edebiliriz. Ancak az önce söylediğim gibi, hiç kimsenin de suç işleme özgürlüğü yoktur. Basın mensubu olma kimliği size bu anlamda bir imtiyaz tanımaz. Elbette ki basın özgürlüklerini de daha ileriye götürmek için ne yapmamız gerekiyorsa da hep birlikte yapmamız gerekir.

Diğer taraftan, bu savaşlar ve kültür alışverişi meselesi… Kültür alışverişinin bin türlü yolu yordamı olabilir. Elbette bunun savaşlarla değil başka kanallarla gerçekleşmesi hepimizin arzu ettiği bir durumdur. Savaşları hiçbir zaman arzu etmiyoruz ancak savaşlar da toplumları bir araya, karşı karşıya getiren, olumlu veya olumsuz etkileşimler sağlayan ortamlardır. Sosyal bilimciler bunu tartışırlarsa çok daha sağlıklı olur diye düşünüyorum ben. Yani bu Meclis ortamı içinde bunu tartışmak yerine bu tür tartışmaları sosyal bilime, tarihçilere bırakmamızın ben daha faydalı olacağını düşünüyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Siyaseten yapıldı Sayın Bakan, siyaseten yapıldığı için dile getirmek zorundayız.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ancak burada kültür alışverişi olması o olayın olumlu olduğu anlamına gelmez. Elbette savaşlar hiçbir zaman arzu etmediğimiz durumlardır, bunu da elbette hepimiz biliyoruz, farkındayız.

Diğer taraftan, Cemil Bayık’ın bir ifadesine dayanarak Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük bir hakaret gündeme getirildi. Sayın Cumhurbaşkanımız hepimizin Cumhurbaşkanıdır, 78 milyonun Cumhurbaşkanıdır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

LEVENT GÖK (Ankara) – Keşke olabilse.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir tek o bilmiyor; herkes biliyor, o öğrenemedi daha!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Halkın çoğunluğuyla seçilmiş ve işbaşına gelmiş bir Cumhurbaşkanıdır. Herkesin de Sayın Cumhurbaşkanımıza ve o makama saygı göstermesi gerekir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakanım, itiraz yok ki. İtiraz yok ama kendileri de öyle davransın.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Cumhurbaşkanlığı makamına herkesin saygı göstermesi gerekir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Başta Sayın Erdoğan’a söyle onu.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Cumhurbaşkanı 400 milletvekilini kimin adına istiyor? Ayıptır!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, şu dediklerine kendin de inanmıyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu saygıyı göstermek sadece iktidar partisinin değil, hepimizin görevidir.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Tarafsız değil Cumhurbaşkanı!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Diğer taraftan…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tarafsız Cumhurbaşkanı AKP’ye 400 milletvekili istemez! Siyaseten taraf olmaz!

BAŞKAN – Siz soru sorarken Sayın Bakan sizi dinledi, lütfen siz de aynı sessizlikle Bakanın cevaplarını dinleyiniz, lütfen.

Buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Cumhurbaşkanı diyor ki: “Ben sizin Cumhurbaşkanınız değilim.” Küstüm ona, küstüm!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bir taraftan da şunu söylemek durumundayım: Her konuşanın birtakım hakaret içeren ifadelerini Meclisin bu ortamında dile getirmenin de çok doğru bir üslup olmadığına inanıyorum ben.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – “Her konuşan” mı diyorsunuz? Müzakere ediyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O herkese hakaret ediyor. O sabah akşam hakaret ediyor herkese Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yani bunu Sayın Vekilimiz niçin burada ifade etme ihtiyacı duydu, niçin gündeme getirdi; bunu da halkımızın takdirine bırakıyorum. Büyük Ortadoğu’yla ilgili hususlara gelecek olursak…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Üzülüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanına hakaret edilmesine üzülüyoruz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Diğer taraftan, Büyük Ortadoğu Projesi’yle ilgili hususlara gelecek olursak, bizim hiçbir şekilde Orta Doğu’da dış müdahalelere olumlu bakmadığımız, bütün bunlara karşı politika sergilediğimiz ortadadır. Biz bir taraftan da ancak Orta Doğu’nun, elbette, demokratikleşmesinden yanayız, bunu da kendi iç dinamikleriyle gerçekleştirmesinden yanayız. Türkiye’de, nasıl halka dayalı demokratik bir rejim varsa ve halka dayalı bir refah kalkınma süreci varsa, gönlümüz arzu eder ki elbette bütün Orta Doğu’da bu gerçekleşsin. Ancak bunu hiç kimse dışarıdan dayatamaz, getiremez. Bunu Orta Doğu kendi dinamikleriyle sağlamak zorundadır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmama izin verir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, Sayın Bakan sorduğum soruya karşılık cevap verirken 92’nci maddeyi okudu ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmalar uyarınca bu kanun tasarısının buraya getirildiğini ifade etti. Oysa bu bir ikili anlaşma Sayın Bakan, yani Türkiye’yle Katar arasında düzenlenen bir ikili anlaşma. Yani siz bu ikili anlaşmayı hangi uluslararası anlaşmaya dayanak olarak buraya getirdiniz, benim sorum oydu. Yani bana açıkça tarif ederseniz, onu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Gök, teşekkür ederim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – İki ulus arasında...

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İki ulus arasında yapılan anlaşma uluslararası anlaşmadır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama öyle değil.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.06

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

697 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KATAR DEVLETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ASKERİ EĞİTİM, SAVUNMA SANAYİİ İLE KATAR TOPRAKLARINDA TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN KONUŞLANDIRILMASI KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 19 Aralık 2014 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı konuşacak.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 697 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Siyasi kariyerlerini ve kazanımlarını hiç kimsenin gölgesine borçlu olmayan milletvekillerini saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, iki taraf arasında yani Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Katar Devleti Hükûmeti arasında bir anlaşma imzalanıyor. Anlaşmanın gerekçesine bakıyoruz, anlaşmanın gerekçesi diyor ki: “Dostane ilişkileri güçlendirmek istiyorum.” Aynen Dışişleri Komisyonu raporundan okuyorum, diyor ki: “İki taraf arasındaki mevcut dostane ilişkilerin –bunun altını 3 kere çiziyorum- uluslararası kurallar ve anlaşmalara uygun olarak geliştirilmesi amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti arasında askeri eğitim, savunma sanayii ile Katar topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin konuşlandırılması konusunda iş birliği…” Duruma bakar mısınız arkadaşlar? Bir yandan dostane ilişkileri geliştirmek istiyorsunuz, bir yandan askerî eğitim yaptırıyorsunuz, savunma sanayisi geliştirmeye çalışıyorsunuz ve Katar topraklarında Mehmetçik konuşlandırıyorsunuz. Hiç aklınıza geliyor mu böyle bir şey, hiç aklınız kesiyor mu böyle bir olayı? Neresinde bunun dostluk? Neresinde bunun kardeşliğin geliştirilmesi? Eğer dostluğu güçlendirecekseniz ticaret anlaşması yaparsınız, sanat anlaşması yaparsınız, kültürel anlaşmalar yaparsınız, sosyal anlaşmalar yaparsınız. Ama siz doğruları söylemiyorsunuz, her zaman olduğu gibi ikircikli, ikiyüzlü politika yapıyorsunuz, çok net. Dostluk anlaşması geliştirilmek için bir başka ülkenin topraklarına asker gönderilmez. Bunu lütfen aklınızdan çıkarmayın, küçücük çocukları da bizim üzerimize güldürmeyin.

Bakın, şimdi daha vahim olaylar anlatacağım bu anlaşmayla ilgili. Şimdi, diyorsunuz ki yine gerekçenizde: “Efendim, Katar bizden böyle bir anlaşma istedi, Katar bize dedi ki: ‘Mehmetçik’i benim ülkeme gönder.’” Peki, 19 Aralık 2014’te bu anlaşmayı imzalıyorsunuz. Bundan tam yetmiş iki gün sonra, 2 Mart 2015’te Dışişleri Komisyonunda görüşülüyor. Bundan da on yedi gün sonra yani 19 Martta bugün Genel Kurulda görüşüyoruz. Ben, iki yıl Dışişleri Komisyonunda görev yaptım arkadaşlar. Böyle bir vakayla ilk defa karşılaşıyorum. Genellikle yıllarca bekleyen veyahut da sıraya giren anlaşmalar yüzünden biz kavga ederiz “Hadi getirin bunları, geçirelim.” diye ama Katar sizden bunu isteyecek ve siz bunu yetmiş iki gün içerisinde Dışişleri Komisyonunda görüşüp aşağı indireceksiniz. Üstelik anlaşma metninde diyeceksiniz ki: “Katar bu süreci çoktan tamamlamış yani kendi Meclisinden bunu geçirmiş.” Yahu bu aşk nereden kaynaklanıyor? Bu sevgi, bu dostluk nereden kaynaklanıyor? Yetti mi? Yetmedi.

Geçen hafta, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstinye Bayırı’nı Katar Caddesi olarak ilan etti. Buyurun bakalım, daha neler çıkacak altından? Aynı gün Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Katar Emiri’yle görüştü. Diyeceksiniz ki: “Ne var bunda, Başbakan Emir’le görüşmez mi?” Görüşür ama acaba nişadırı kim değirdi de Katar bu kadar hızlı bir şekilde, Türkiye bu kadar hızlı bir şekilde, koşar adım, yetmiş iki günde bu anlaşmaları getirdi, bizim karşımıza koydu? Birazcık, şu kadarcık siyasi zekâsı olan, şu kadarcık dış politika birikimi olan insanlar bunun normal olmadığını anlarlar, bunun arkasında kimin olduğunu da bilirler, Katar’ın kimin hesabına çalıştığını, kimlerle dans ettiğini bilirler. Katar’ın dans ettiği ülke ya da emrinde olduğu ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Şimdi anladınız mı bizim ülkemizi ne hâle getirdiğini?

Şimdi, gelelim, acaba Amerika Birleşik Devletleri bunu niye istiyor? Şimdi, bakın, ikircikli politikanızı tekrar yüzünüze vuruyorum. Diyorsunuz ki: “Ben Katar’la dostluk geliştireceğim.” Peki, güzel, geliştir. Bunun için bir anlaşma var mı daha önce? Evet, var. Ne zaman biliyor musunuz? 23 Mayıs 2007’de. Tam 23 Mayıs 2007 tarihinde siz Katar’la iyi ilişkiler geliştirmek üzere bir anlaşma imzalamışsınız, üstelik yetmemiş, orada yine askerî eğitim ve teknik ve bilimsel iş birliği de var. Peki, o zaman yaptığınız anlaşmadan ne beklediniz, bulamadınız da bugün bu anlaşmayı buraya getiriyorsunuz? Bir tek amaç var, Türk Silahlı Kuvvetlerini yani Mehmetçik’i Katar topraklarına göndermek, başka hiçbir farkı yok.

Şimdi, bakın, bu olaylardan AKP milletvekillerinin de haberi olduğunu zannetmiyorum. Daha önce yapılan bu anlaşmayı ben inceledim satır satır. Bu yapılan anlaşma sadece ve de sadece Mehmetçik’i Katar’a gönderme anlaşmasıdır, kimse oraya buraya eğip bükmesin. O yüzden, birazdan o mübarek ellerinizi kaldırdığınızda Türkiye Cumhuriyeti askerini Katar’a göndereceğinizi bilerek el kaldıracaksınız. Yarın orada, Allah göstermesin, bu askerin başına bir şey geldiğinde “Vallahi ben bilmiyordum, bilseydim bu yasaya el kaldırmazdım.” diyemezsiniz. Sizi buradan uyarıyorum, bu yaptığınız iş, doğru bir iş değildir. Demin Sayın Bakan konuşurken, bir önceki Bakan, orada oturan Kalkınma Bakanı konuşurken diyordu ki: “Efendim, biz Hükûmetiz, bizim asker gönderme yetkimiz yoktur.” Bakın, altını çiziyorum AKP milletvekili arkadaşlarım, Hükûmet “Bizim asker gönderme yetkimiz yoktur, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi, yüce Meclis uygun görürse biz göndeririz.” diyor yani bu işin vebalini sizin üzerinize bırakıyor, onu düşünerek ellerinizi kaldıracaksınız. Acaba bizim askerimiz orada ne yapacak? Hadi, tamam, bazı ülkelerde askerimize ihtiyaç olabilir. Acaba bizim askerimiz Katar’da ne yapacak, Allah billah aşkına birisi bana söylesin. Kim söyleyecek? Demin burada Ekonomi Bakanı oturuyordu, şimdi bir başka Sayın Bakan oturuyor ve bu konuda bize bilgi verecek Millî Savunma Bakanı yok. Eminim istişare etmişlerdir, ben Sayın Bakandan ya da Hükûmetten askerimizin Katar’da ne yapacağını bilmek istiyorum. Bunu sizin de bilmeye hakkınız var, bu çocukları yaban ellere gönderirken niçin gittiklerini bilmek mecburiyetindesiniz, eğer bilmezseniz o zaman lütfen göndermeyin. Çünkü, bu konu Dışişleri Komisyonunda enine boyuna tartışıldı, Hükûmete bazı sorular soruldu, hiçbir soru cevaplanmadı. Hiç kimse benim askerimi, benim evladımı palas pandıras el âlemin ülkesine gönderemez. Hükûmet buraya gelecek, bu askerlerin niçin Katar’a gönderildiğini bize anlatacak, sizin vicdanınıza seslenecek, siz de düşüneceksiniz. Askerimizin gitmesi, devletimizin, ülkemizin, milletimizin yararına ise elbette göndereceğiz, değilse göndermeyeceğiz ama orada ne yapacağını bilmeden bu askerleri asla, asla oraya gönderemezsiniz. Bu bir vicdan meselesidir.

Birazdan 3’üncü maddede endişelerimi sizlerle paylaşacağım. Bu askerlerin, Mehmetçik’in ne karşılığında oraya gönderilmiş olabileceğini sizlere söyleyeceğim. Bir Mehmetçik’in asla maddi bedeli olmaz ama siz maddi bedel düşünerek Mehmetçik’i oraya gönderdiniz mi, göndermediniz mi sorusunu soracağım birazdan. Onun için şimdiden Hükûmete sataşıyorum. Gelsin, burada cevap versin. Bizim Mehmetçik’imizi hiçbir şekilde yaban ellere pazarlayamazsınız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına konuşma yok, soru yok.

1’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

1’inci maddeyi oylarınıza…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN –…sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.20

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

697 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden oylama yapacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddede şahsı adına Ali Özgündüz konuşacak.

Buyurun Sayın Ali Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, benim konuşmam üzerine Sayın Grup Başkan Vekili Naci Bostancı Bey söz alarak dedi ki: “Eğer Hükûmet mezhep eksenli politika uyguluyor idiyse biz Esad’la daha önce samimiydik. O zaman Alevi değil miydi?” Evet, doğru, o zaman da Alevi’ydi, peki. Efendim, o zaman da Esad aynı Esad değil miydi? Yani, sizin kardeşlik fotoğrafı verdiğiniz zaman, efendim, birlikte tatil yapıldığı zaman Esad demokrat mıydı size göre? Yani, özgürlükler mi vardı Suriye’de, başka bir rejim mi vardı? Esad rejimi değiştirdi, diktatörlüğe doğru gitti diye mi siz bunu yaptınız? E, kendi argümanınızla çelişiyorsunuz. E, yine aynıydı. Efendim, Esad dedi ki: “Evet, bazı sorunlar var, müsaade edin, düzeltelim. Siz eğer iyi niyetliyseniz bize katkı verin bir komşu ülke olarak, dost ülke olarak. E, siz Anayasa’yı otuz yıldır değiştiremiyorsunuz. Bana hemen altı ay içinde ‘Efendim, her şeyi değiştir.’ diyorsunuz. Bu, olacak iş mi? Müsaade edin.” Etmediniz, ne yaptınız? “Efendim, illa da İhvan’ın önü açılacak. İhvan-ı Müslimin’in içeride tutuklu bulunan önderleri serbest bırakılacak. İşte, seçim yapacaksın. İhvan iktidara gelecek.” Yani, size ne? Suriye’nin iç politikası değil mi? Siz kimsiniz, başka ülkeye demokrasi, insan hakları götürmeye kalkıyorsunuz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Size ne?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ee, peki, madem demokrasi, özgürlük havarisi ise benim Hükûmetim, yahu, Allah aşkına, 2011’den beri Bahreyn’de silahsız, tamamen barışçıl anlamda milyonlar sokakta. Orada Kralı niye destekliyorsunuz, niye Bahreyn Kralını destekliyorsunuz? Suudi tankları girip insan haklarını ihlal ettiği zaman niye Kral ağabeyinize “Yapma.” demiyorsunuz? Yani, Katar’da demokrasi mi var, Suudi Arabistan’da demokrasi mi var? Bölgenin en zalim, en baskıcı diktatör yönetimi Suudi Arabistan değil mi? Suudi Kralıyla kol kolasınız. Ha, demek ki demokrasi değil sizin…

Onu bırakın, kendi ülkenizde demokrasi sorunları yok mu? Gezi’de insanlar ölmedi mi? Hâlen insanların üzerinde baskı kurmak için “iç güvenlik yasası” adı altında polis devleti yasası getirmiyor musunuz? Yarın birileri size “Efendim, gidişat totaliter rejime doğru gidiyor. Ben de demokrasi isteyen belli grupları, belli terör gruplarını destekleyeceğim.” derse meşru olmaz mı sizin argümanınıza göre. Böyle bir mantık olur mu değerli arkadaşlar?

Bakın, şu anda Katar’ı tehdit eden herhangi bir ülke mi var? Bana söyleyin, Hükûmet söylesin: Katar’ın askerî yönden, bizim oraya asker göndererek onları eğitmemize ihtiyacı mı var, nedir bu? Öyle bir ihtiyaç yok.

Az önce Sayın Bakana soru sordum ama cevap alamadım, tekrar soruyorum buradan, siz de sorun lütfen: Katar’da ABD merkez komuta kuvveti var CENTCOM. Buranın bünyesinde oluşabilecek, ileride oluşması muhtemel bir uluslararası görev gücüne katılacak bir askerî birlik mi gönderiyorsunuz? Bunu bilelim biz yani oy kullanıyoruz, şimdi parmak kaldırıyorsunuz. Asker niye gidiyor oraya? Katar’ı kime karşı korumaya gidiyor? Efendim, teröre karşı…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – İran’a karşı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – “İran’a karşı.” diyorsunuz, İran’la düşmanlık mı var? Hayırdır! İran’a karşı…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – İran rahat durmuyor.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bir saniye, sen çok güzel itiraf ediyorsun değil mi, Hükûmet de bu tarafta mı? Yani siz bir Sünni blok içinde, Sünni cephede mi Türkiye’yi konumlandırıyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir cumhuriyet değil midir? Az önce de sordum, Türkiye Cumhuriyeti, laiklik niteliğini mi kaybetti biz bilmeden? İran’la ne işiniz var sizin, İran’la derdiniz ne var? Az önce grup başkan vekilin çıktı dedi ki: “İran’la biz dostuz.” Sen düşmansın, zihniyet… Çok güzel, işte bilinçaltınızı ortaya koyuyorsunuz. Bu, Türkiye’nin hayrına değil arkadaşlar. Sen bölgedeki herkesle dost ol ama bir ülkeye karşı Mehmetçik’i cepheye sürme diyoruz biz de, bizim derdimiz bu. Bakın, bu kafayla giderseniz Suriye’de olduğu gibi toslarsınız. Bugün Amerika bile diyor ki: “Suriye’yle oturup konuşmamız lazım.” Siz hâlen eli kanlı, gözü dönmüş, insanın başını kesen, insanları diri diri yakan o katil IŞİD’i destekliyorsunuz anlayışınızla, bakış açınızla.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Nereden çıkarıyorsun sen ya?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Yahu, Allah aşkına, bu anlayışı desteklemeyin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Kendi milletvekilin diyor, “Yahu şu anda IŞİD İran’ın düşmanı, İran’a karşı ben de bu hareketin içindeyim.” bu ne demektir, aynı zihniyet değil mi? “İran’a karşı bu askerî birlik gidecek.” diyor.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hayır, hayır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ama IŞİD de aynı, aynı saftasın o zaman. Bakın, bu yanlış bir politikadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Dolayısıyla, sizi sağduyuya, ülkenin çıkarları doğrultusunda politika yapmaya davet ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı konuşacak.

Buyurun.

Süreniz on dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 697 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla Türk Silahlı Kuvvetlerini Katar’a gönderdiğinizi sizlere bir kez daha hatırlatıyorum. 1’inci madde üzerinde yaptığım konuşmada Hükûmetten bir açıklama beklediğimizi söyledim. Ne AKP’den ne de her zaman AKP’nin sahiplendiği Hükûmetten bir yanıt gelmedi. Acaba içinizde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Katar’da ne yapacağını bilen bir Allah kulu var mı? (AK PARTİ sıralarından “var, var” sesleri) Varsa, ben istirham ediyorum, sahsı adına söz alıp burada söylesin; Allah rızası için; bilen bir kişi varsa söylesin. Eğer, gerekçede yazdığı gibi, sadece dostluk için gidiyorsa milleti, dünyayı bizim üzerimize güldürmeyin. Ne yapacaksınız, askerin eline bir buket çiçek verip dostluk için mi göndereceksiniz oraya? Bunu yapmayın.

Ben size endişelerimi anlatayım. Ben diyorum ki: Siz Amerika Birleşik Devletleriyle eğit-donat anlaşması imzaladınız. Şimdi, Türk askerini Katar’a göndererek Suriye’nin muhaliflerini orada eğiteceksiniz ve donatacaksınız. Benim iddiam bu. Şahsi iddiadır, çıkın “hayır” deyin, “Biz bunu yapmayacağız.” deyin, “Biz gerçekten Suriye’de kan akmasını istemiyoruz.” deyin. Eğer siz Katar’da eğit-donatla muhalifleri silahlı olarak eğitir, ellerine silahları vermeye devam ederseniz, orada akan kandaki vebaliniz artacaktır. Bugüne kadar akan kanda maalesef ve de maalesef bu Hükûmetin vebali vardır. Türkiye menşeli silahlarla kardeş kardeşi öldürmüştür, gelin, buna izin vermeyin; bu, benim birinci iddiam.

İkinci iddiam da şu: Ben diyorum ki: Siz bizim askerimizi Katar’da üssü bulunan, tıpkı İncirlik havaalanı gibi üssü bulunan Amerika’nın merkezî komuta kuvveti bünyesinde uluslararası bir görev için gönderiyorsunuz. Yani, bizim evlatlarımızı uluslararası bir iş için hem de kirli bir iş için kullanıyorsunuz. Ben iddia ediyorum, iddia benden, ben bunları size araştırarak söylüyorum. Çıksın, Hükûmet desin ki: “Hayır, göndermiyorum.” Biz bunu duymak istiyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İnanacak mısınız?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Eğer Hükûmet namusuyla, şerefiyle çıkıp burada “Ben askerimi oraya eğit-donat için göndermiyorum.” derse inanacağım veya “Ben askerimi uluslararası bir görev için göndermiyorum.” desin inanacağım, kayıtlara da geçecek. O zaman benim derdim, askerimi korumaktır, yavrularımızı korumaktır. Sizin de göreviniz o olmalı arkadaşlar, sizin de göreviniz o olmalı. Ellerinizi kaldırmadan önce bu soruların cevaplarını Hükûmetinizden isteyin, yahu isteyin Allah aşkına! Çıksın “Hayır, biz eğit-donat için göndermiyoruz, bizim askerimizin uluslararası bir işi olmayacak orada Amerika’yla, sadece Katar’a dostluk için gönderiyoruz.” desinler, ben bunu kayıtlarda göreyim, vallahi de billahi de rahatlayacağım. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletinin Hükûmeti yalan söyler mi? Söylememeli. Hele hele söz konusu Mehmetçik ise hiç söylememeli.

Peki, başka iddialarım var mı? Var, var. On iki yıldır tanıdığım AKP bu işi bedava yapmaz. Bugüne kadar yaptıklarını bir bir göz önüne getirdiğimde AKP’nin bu işi bedava yapmayacağını tahmin ediyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – 10 milyar dolar para gelmiş duyduğumuza göre, 10 milyar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bunun için de az önce bir soru sordum, o sorduğum soruya Bakan “Böyle bir finansman kaygımız yoktur.” dedi. Ben buradan tekrar etmek istiyorum: İsrail’e 2,5 milyar avro veren Katar’dan bahsediyoruz. Arkadaşlar, tekrar dikkatinizi çekiyorum, İsrail Hükûmetine, bazı kaynaklara göre 2,5, bazı kaynaklara göre 3 milyar avro bağış yapan Katar devletinden bahsediyorum. Diyor ki: “Ben Türkiye’ye 2 ila 4 milyar dolar sıcak para akıtacağım, borsaya.” Hadi bakalım! gelin deyin ki, hayır böyle bir şey  yok.  Aynı Katar, bize de 10 milyon dolar göndermişti hatırlarsanız, sanki bizim buna ihtiyacımız varmış gibi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – 10 milyar, 10 milyar. 

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne için? Bu 10 milyon dolar Suriye’den gelen insanlara sözüm ona yardım için. Ama siz ne yaptınız? O parayla lojistik destek sağlayıp tekrar bu insanları savaşa gönderdiniz. O yüzden, çok meşhur bir borsa spekülatörü -adını çok iyi bilirsiniz- diyor ki: “Türkiye'nin en iyi ihraç malı Türk Silahlı Kuvvetleridir.” Buyurun! eğer siz böyle yaparsanız, askerimizi ihraç ederseniz, Allah’ın üç kuruşluk borsa spekülatörü kalkar “Türkiye'nin en iyi ihraç malı Türk Silahlı Kuvvetleridir.” der. Ya, bunu dedirtmeyin arkadaşlar.

Bakın, partilerüstü konuşacağımız bazı konular vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri de partilerüstü bir konumda tartışılmalıdır. Mehmetçik’i oraya göndermek partilerüstü bir konumda olmalıdır. Siyaset malzemesi, hele hele para malzemesi asla hiçbir şekilde olmamalıdır. Ama eğer birileri, tarikat-siyaset-ticaret ekseninde siyaset yaparsa, çalışırsa o zaman bundan her şey beklenir.

Son soru: Düşünün bakalım, on iki yıllık Orta Doğu dış politikanızda “Başarılıyız.” diyeceğiniz bir tek şey var mı? Bir tek şey var mı ki benim askerimi Katar’a gönderiyorsunuz? Hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz? Bu gençleri kalkıp Katar gibi çeşitli ilişkileri olan, karanlık noktaları olan bir ülkeye gönderiyorsunuz. Bunu yapmaya hakkınız yok. Evlatlarımızı Katar’a ölmeye, kirli işlere bulaştırmaya, hiçbir şekilde göndermeye hakkınız yok arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 86’ya göre söz talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – 86’ncı madde gereğince, aleyhte, Sayın Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili konuşacak.

Buyurun.

Süreniz beş dakika.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek Sayın Cumhurbaşkanı gerekse Başbakan gerek AKP Hükûmetinin bakanları, AKP’nin yetkili arkadaşları ve AKP vekilleri bu kürsüye çıktıkları zaman kendilerine yönelik yapılan eleştirileri hemen hakaret olarak nitelendirip onları bertaraf etmeye çalışıyorlar. İyi, hoş, zaten Sayın Cumhurbaşkanı da kendisine yönelik tüm eleştirilere mahkemeyle karşılık veriyor, ceza davalarıyla karşılık veriyor. Sayın Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı olduğundan beri açtırdığı dava sayısı 100’ü aşmış vaziyette. Şimdi, millî irade Türkiye Büyük Millet Meclisinde sadece AKP milletvekillerinden ve onların temsil ettiği iradeden ibaret değil. Millî iradeye saygı aslında aynı zamanda yasama sürecine, yasama teamüllerine, yasama kurallarına saygıdan ibarettir. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama sürecine saygı gösterilmiyor, millî irade, aksine millî iradeden çokça bahseden kişiler tarafından engelleniyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye’nin dört bir tarafını dolaşarak 400 vekil istiyor. İyi, hoş, aslında 400 vekil olmasa 367’ye de fit; o da olmazsa 330’a da “olur” diyor; o da olmazsa “276 da kabul” diyor. Aslında iktidar olmaya razı.

Şimdi, tam bütün bunlar olurken bir bakıyor ki kendisine göre, kendi deyimine göre “bir Kürt çocuğu” çıkmış grup toplantısında -3 sefer söylüyor- “Ya, seni biz başkan falan yapmayız.” diyor. Ee, buna yürek dayanmaz tabii, yani Cumhurbaşkanının yüreği de dayanmaz buna.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ona neler dayanır neler!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Şimdi, evet, evet… Zaten dayanmıyor. En son araştırmalara bakıyorsun, Türk halkının yüzde 78’i başkanlık sistemine karşı.

Şimdi, böyle olunca, Cumhurbaşkanı aslında tabii ne konuşacağını da şaşırıyor. Diyor ki “Ya, diktatör olsa bu ülkede, Allah aşkına, beni diktatör olarak söyleyebilir misiniz?” ama hemen akabinde mahkeme “diktatör” diyen bir üniversite çocuğuna bir yıl hapis cezası veriyor, hapishaneye giriyor. Ee, demek ki Recep Tayyip Erdoğan diktatörmüş kendi deyimiyle. Ee, diktatör olmasa üniversite çocuğu hapishaneye girer mi?

Şimdi, hangi demokratik ülkede bir devlet büyüğüne varsayalım ki hakaret etmek tutuklama nedenidir? Hakaret  varsa unsurları, suç işlenmişse yargılama sonunda bir cezayla karşılanır ama Cumhurbaşkanına hakaret ettiği nedeniyle insanların tutuklanması ya da Başbakana hakaret ettiği nedeniyle insanların tutuklanması …

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Hakaret etmeye hakkı yok.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ben başka bir şey söylüyorum, sen anlamazsın bu işlerden.

… devlet büyüklerine hakaret etmek sanki bir tutuklama maddesiymiş gibi işlem görür. Bu, hukuk devletiyle bağdaşmayan bir hukuk ilkesidir. Yani tutuklama ayrı bir müessesedir, işlenen suçların cezalandırılması ayrı bir müessesedir. Eğer bir ülkede devlet büyüğüne hakaret ettiği nedeniyle gencecik üniversite öğrencileri tutuklanıp zindanlara atılıyorsa o ülkede diktatörlük vardır. Ne diyeceğiz yani? Şimdi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a demokrat bir kişi mi diyeceğiz? Kediye kedi denilir. Eğer siz bu ülkede gerçekten demokrasiyi rafa kaldırıyorsanız, otoriter, totaliter bir yönetim anlayışına destek veriyorsanız size herkes diktatör diyecek. O zaman siz diktatör denilmekten de alınmayacaksınız, gocunmayacaksınız.

Bakın, değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, başta Sayın Cumhurbaşkanı Kabataş yalanını ortaya attı, “Dolmabahçe’de rakı içtiler.”  dedi, tutmadı; “Sayın Sümeyye Erdoğan’a suikast.” dedi olmadı, “Bülent Arınç’a suikast.” dedi palavra çıktı. Oda TV, Balyoz, Ergenekon, Sauna çetesi davalarının hepsi palavra çıktı. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kalkıp bu halktan özür dilemesi gerekirken, canım, bundan bile dem vurulmuyor, “Biz de bu işe alet olmuşuz.” diyor Sayın Bülent Arınç, “Benim üstümden bir tezgâh kurmuşlar anlaşılan.” diyor. Biz bunu beş sene önce bu kürsüde söyledik. 2010 yılında ben bunu bu kürsüde söyledim. O zaman Sayın Bülent Arınç kendi üzerinden oyuna geldiğinin farkında değil miydi? Biz görüyorduk, o görmüyor muydu?

Değerli milletvekilleri, eğer millî iradeye saygı duyacaksak öncelikle azınlıkların yani Parlamentodaki ve toplumdaki azınlık haklarına saygı duymak lazım çünkü çoğunluğun içerisinden azınlığı çıkarırsanız demokrasi çöker.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve sodayı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren arkadaşlar lütfen Genel Kurulu terk etmesin.

(Oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Askeri Eğitim, Savunma Sanayii ile Katar Topraklarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin Konuşlandırılması Konusunda İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      211

Kabul                                                :                      200

Ret                                                   :                      11(x)

 

      Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

    Dilek Yüksel                             Muhammet Bilal Macit

          Tokat                                             İstanbul”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

7’nci sırada yer alan, Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

7.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/2616) (S. Sayısı: 688) (*)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin görüşmelerinde, geçen birleşimde ikinci bölümde yer alan 21’inci maddeden sonra gelmek üzere yeni madde ihdasına dair bir önerge verilmiş ve Komisyonun salt çoğunluğuyla katıldığı bu önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılmıştı.

Şimdi, yeni madde üzerine söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı’yı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kamu çalışanlarıyla ilgili, daha doğrusu, kamu kurum ve kuruluşlarındaki tüm yönetici kadroların görevden alınmasıyla ilgili önemli bir düzenleme yapılması öngörülmektedir. Baştan söyleyeyim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda bir düzenleme yapılmasını prensip olarak olumlu buluyoruz. Yalnız verilen önergeyle ilgili…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Kalaycı, bir dakika.

Dışarı çıkmak durumunda olan milletvekilleri lütfen bir an evvel dışarıya çıksın ve sessizliğimizi muhafaza edelim.

Bir dakika ekleyeceğim size Sayın Kalaycı.

Buyurun.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Tekrar edeyim, baştan söyleyeyim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu konuda bir düzenleme yapılmasını prensip olarak olumlu buluyoruz. Yalnız, verilen önergeyle ilgili usul ve içerik olarak eleştirilerimiz ve katılmadığımız konular var. Bir defa, sizin de ne yapmak istediğiniz belli değil, kafanız net değil. Şöyle ki: Komisyonda görüşülen ve Genel Kurulun gündemine gelen 687 sıra no.lu Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde benzer düzenleme var ama içerik olarak ikisi birbirinden farklı. Tasarıda, 7.000 ve üzeri yöneticilerin Başbakanlık merkez müşavirliğine atanması öngörülürken, önergede, 7.600 ve üzeri yöneticilerin atanması öngörülmektedir. Bu kapsamda, bazı, SGK gibi, Devlet Personel gibi, TİKA gibi kurum başkanlarımızın statüsü bir anlamda genel müdür seviyesine düşürülmüş olmaktadır. Dolayısıyla, sizin de bu konuda net  olmadığınız ortadadır.

375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye madde ilavesini öngören bu önerge öncelikle usul yönünden de tartışmalıdır. Zira, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, çıkarılış amacı ve özü itibarıyla kamu çalışanlarına uygulanacak ortak mali hükümleri düzenlemektedir.

Bakınız, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin adını okuyayım,   “kanunlarda değişiklikler”i geçiyorum, “Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı ve Kıdem Aylığı ile Ek Tazminat Ödenmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” diyor. Eklenmek istenen madde ise görevden alınacakların atanacağı kadroları belirlemektedir. Dolayısıyla, uyumlu bir düzenleme olmamaktadır. Hâlbuki kamu yöneticilerinin atamalarıyla ilgili, biliyorsunuz, iki ayrı kanun var: 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun. Bu kanunda müşterek kararname ve üçlü kararname ile atanacak kamu yöneticileri tadat edilmekte. 2451 sayılı Kanun’un kapsamı dışında kalan 2477 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usulüne İlişkin Kanun’da da bakan onayıyla atama yapılacak kadrolar, yönetici kadroları tadat edilmektedir. Dolayısıyla, kamu yöneticilerinin atamalarıyla ilgili iki ayrı kanuni düzenleme var. Bizim de burada önerimiz, kamu yöneticilerini görevden almanın da ayrı, müstakil bir kanuni düzenlemeyle yapılmasıdır, değilse 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenmesi usul açısından, şekil açısından doğru olmayacaktır, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi iyice karma karışık hâle getirecektir.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle kamu kurum ve kuruluşlarındaki bazı istisnalar dışında tüm yöneticilerin görevden alınmaları hâlinde atanacakları kadrolar belirlenmektedir. Teknik olarak bu alandaki eksikliğin giderilmesi, bir çerçeve oluşturulması bakımından genel anlamda makul görülebilir. Ancak, binlerce yetişmiş, tecrübeli personel için şahsa bağlı kızak kadrolar oluşturulması söz konusu olacaktır. Boş oturan, maaş alan, bankamatik memurları öngörülmektedir. O nedenle hem deneyimli insan kaynaklarımızın hem de milletimizin kaynaklarının israfına neden olunacaktır. Aslında yapılması gereken personel rejimine ilişkin reformun hayata geçirilmesi, bu konunun da orada düzenlenmesidir. Bu konuyla ilgili olarak da bizim görüşümüz şudur: Hükûmetlerle gelip gidecek siyasi kadroların oluşturulması yani müsteşar, müsteşar yardımcısı gibi kadroların siyasi kadrolar olarak hükûmetle gelip gitmesini sağlayacak bir düzenleme yapılması, böylelikle boş yere kızak kadrolar, bankamatik memurlukları oluşturulmasının da önüne geçilebilecektir.

Diğer taraftan, bir eleştirimiz de şu: Bugüne kadar yan gelip yatanların şimdi böyle bir düzenlemeye girişmesinde farklı ve özel amaçlarının olduğunu düşünüyoruz. Öyle bir şey yok, gerekli bir düzenleme, onun için yapıyoruz diyorsanız aklınız başınıza yeni mi geldi, jetonunuz on iki yılda mı düştü diye ben de sizlere sorarım.

Bu düzenleme aynı zamanda görevden almaları da kolaylaştırmış olmaktadır. Göreve gelirken görevden alınması hâlinde atanacağı kadronun bilinir olması ve bazı haklar yönünden mağduriyetin ortadan kalkacak olması nedeniyle keyfî uygulamalarda yargının iptal kararlarının önüne geçilmesi söz konusu olacaktır. Bürokraside yıldırma ve yıpratma sürecinin yaşandığı, yönetici kadrolara atamalarda ehliyet, liyakat ve hakkaniyetin göz ardı edildiği, kadrolaşmanın had safhaya ulaştığı, kamu çalışanlarının tayinlerine, yükselmelerine AKP teşkilatları ve yandaş sendikanın karar verdiği, parti teşkilatı ve yandaş sendikanın istemediği dürüst memurların sürgün edildiği, görevlerinden uzaklaştırıldığı bir ortamda böylesine bir düzenleme keyfî ve haksız uygulamaların daha da önünü açabilecektir.

Değerli milletvekilleri, bu kanunun -yani görüştüğümüz torba kanunun- iki ayrı maddesinde çelişkili bir durum da söz konusu olacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde aynı konuda iki farklı irade oluşması söz konusudur. Şöyle ki: Bu önergeyle getirilen madde ile dün kabul edilen 21’inci maddede yapılan düzenleme birlikte dikkate alındığında Başbakanlık ve bakanlıklarda görevden almalar için çerçeve bir düzenleme, Gençlik ve Spor Bakanlığı için ise özel bir düzenleme yapılmış olmaktadır. Böyle bir çelişkinin izah edilebilecek tarafı yoktur.

Bakınız -önergeyi yanıma aldım- “Gençlik ve Spor Bakanlığında genel müdür yardımcısı, müşavir, teftiş kurulu başkanı, hukuk müşaviri –saymış tüm kadroları- il müdürü, federasyon sekreteri, yurt müdürü, gençlik merkez müdürü, bu kadrolarda sayılanlar araştırmacı kadrolarına atanır.” diyor. Hâlbuki çerçeve düzenlemede ek göstergelere göre –bana göre daha tutarlı- bir atama öngörülmekte. Müşavirliklere, uzmanlıklara, müfettişliklere ek göstergesi itibarıyla bu kadroların atanması öngörülmekte ama Gençlik ve Spor Bakanlığında aynı düzenlemeye uyulmamakta, farklılık oluşturulmakta. Bu durum Anayasa’nın eşitlik ve adalet ilkelerine açıkça aykırı bir duruma neden olacaktır.

Dün kabul edilen 21’inci maddede başka eleştirilerimiz de var.

Arkadaşlar, maddeye “mahkeme kararları gereği” diye bir şey yazılabilir mi? Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır böyle bir düzenleme. Dünkü kabul edilen 21’inci maddenin ikinci fıkrasında “açtıkları davalara dair mahkeme kararlarının gereği” diye bir ifade var. Böyle bir düzenleme olamaz yani bu, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır.

Yine, üçüncü fıkrasında da “Gençlik hizmetleri ve spor ilçe müdürü, gençlik merkezi müdürü ve yurt müdürü kadrolarına, her bir kadro için bir defaya mahsus olmak üzere 657’deki şartlar aranmaz.” diyor. Yani görevde yükselme ile ilgili mevzuat baypas ediliyor. Bu da yanlış bir düzenleme. Ayrıca, bu konudaki Danıştayın iptal kararının da etkisiz hâle getirilmesi söz konusu.

Bizim bir başka eleştirimiz de kariyer mesleklerle ilgili olacak. Bu, kariyer meslekler açısından da sorunlu bir düzenlemedir. Yapılan düzenleme, uzun ve meşakkatli bir süreç sonucunda elde edilen kariyer mesleklere gerekli şartlar sağlanmadan ve dolaylı yöntemlerle atanmayı mümkün kılmaktadır. Yarışma sınavıyla girilen bir kariyer meslek kadrosuna, mesleğe girme şartları delinerek, meslek dışı atama yapılabilmesi öngörülmektedir. Kariyer meslek kadrolarının yöneticilik görevlerinde bulunan personel için bir geçiş kadrosu ya da kızak kadro hâline gelmesi söz konusudur. Ayrıca, ek gösterge farklarından dolayı hizmet gereğinden ziyade siyasi ve keyfî atamalara da yol açabilecek bir düzenlemedir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne 21’inci maddeden sonra gelmek üzere eklenmek istenen bu maddeyle ilgili söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, önce usulden gitmek lazım, ondan sonra da bu işin esasına, maddenin içeriğinde ne var, onlara bakmak lazım. Usulsüz esas olmaz. Bir kere, en önemli usul hatalarından biri… Usul hatası derken, tabii, burada aynı zamanda olması gereken, Meclisin yasa çıkarma faaliyetlerini layıkıyla yapmasından ve etkin ve verimli bir yasama sürecinden bahsediyorum. Bu açıdan baktığımızda, dün gece yarısı on iki saatlik bir çalışma yapmışken -ki biliyorsunuz ikide başladık, akşam bir buçuk iki civarıydı, on iki saat geçmiş üzerinden- bir madde, ek madde önerisi gündeme geldi. Öncesinde bize bununla ilgili hiç bilgi verilmedi, tartışılmadı ve birdenbire, gece yarısı bu, gündeme getirilerek burada, hemen Plan Bütçe Komisyonunda çoğunluk sağlandı 21 milletvekiliyle. Bir kere, bunu son derece gayriciddi buluyoruz. Yani bunun öncesinde…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bunları konuştuk…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Konuşursunuz sonra, sıranız geldiği zaman.

Bunun öncesinde bu konularla ilgili bize ayrıntılı bilgi verilmesine ihtiyaç vardı.

O zaman, arkadaşlar, komisyonları kaldıralım, madem öyle, hepsini Genel Kurulda görüşelim. Niye komisyonlar var? Çünkü komisyonlarda bu konuların enine boyuna tartışılması için var. Yani bu komisyonlarda tartışmadan, burada getirin bir ek maddeyi, buradan çıkartalım. Bize burada sadece on dakika, on beş dakika bilgi vermekle bu iş olmaz. Onun üzerine zaten itirazlarımız da oldu, görüştük, Sayın Başkan da müdahil oldu olaya ve sonuçta bugüne getirdik ve onun üzerinde de, maddenin üzerinde de çalışma imkânı bulduk. Bunu söyleyeyim, bu yöntemin yanlış olduğunu vurgulayayım.

Diğer taraftan, tabii, bu madde nereden geldi diye merak ettik. Meğerse bu madde, değerli arkadaşlar, şimdi, biliyorsunuz, 687 sıra sayılı bir gene torba kanun var, bekliyor sırada, bundan sonra da onun gelmesi bekleniyor, orada varmış, meğerse varmış arkadaşlar orada. Esas itibarıyla o torba kanun İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, yani Soma’daki, Ermenek’teki maden kazaları ve buna dayalı olarak ortaya çıkan, yani çalışma hayatındaki ciddi problemleri ortadan kaldırmak, gerekli tedbirleri almak, denetim standartlarını sıkılaştırmaya yönelikti ve önemli bir şey, bütün toplumun, insanların da ciddi anlamda bir an önce çıkmasını beklediği bir düzenleme.

Kaç maddeden oluşuyormuş? 89 maddeden, 1 de geçici madde var, toplam 90 madde. Bir de ne görelim arkadaşlar, işte bugün de şu anda üzerinde konuştuğumuz madde meğerse bu 687 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda yok muymuş? Şimdi, ben buradan şu mesajı aldım: Demek ki siz 90 madde içinden 1 maddeyi çektiniz, aldınız, bizim bu torba kanunun içine getirip koyuyorsunuz, monte ediyorsunuz. Geriye kalan 89 madde ne olacak, bunu çıkarmayı düşünmüyor musunuz? Niye o zaman çalıştı, niye o zaman komisyonları çalıştırdınız, neden buranın gündemine getirdik, muhalefet şerhleri yazıldı? Böyle bir beklenti yarattık toplumda. Ki çok önemli bir konu. İş güvenliği ve sağlığı konusunda da biz de her zaman elimizden gelen katkıyı, desteği veriyoruz.

Buradan ilan ediyorum değerli arkadaşlar: Demek ki siz bunu çıkarmayacaksınız. 90 maddeden 1’ini çekmişsiniz, öbürlerinin, 89 maddenin hiç önemi yok. Bunu getirin, burada çıkartın. Bütün sorun bu kadarmış, böyle gözüküyor. Bunu da son derece yadırgadığımı belirtmek istiyorum ve bu kanunun, iş sağlığı ve güvenliği kanununun çıkması için bekleyen milyonlarca insanın da burada ciddi bir hayal kırıklığına uğrayacağını tahmin ediyorum.

Şimdi, diğer taraftan, içeriğine bakıyoruz. Bize yapılan açıklamalarda da “Görevden alınan kamu yöneticileri için -belli kadrolar orada tanımlanmış ek göstergelerine göre- bir standart getiriyoruz.” denildi. Yani “‘Kim görevden alındığı zaman -ek göstergesine, yaptığı göreve göre, hangi kurumda çalışıyorsa- nerelere atanabilir?’ üzerinden derli toplu bir sistem kuruldu, standart getirildi.” deniyor. İyi ama arkadaşlar, standart getirirken diğer taraftan da kamu yöneticilerinin görevden alınmalarını meşru hâle getiriyorsunuz. Yani bir standart var artık. Yani buradan şu sonuç çıkar: “Artık bir mağduriyet doğmaz, problem yok. Nasıl olsa görevden alındığı zaman nereye atanacağı belli. Biz bunları koyduk, artık bir mağduriyet doğmaz.” gibi bir anlam ifade edilmeye çalışılıyor. Hayır arkadaşlar, böyle bir şey yok. Görevden alınma ciddi anlamda bir mağduriyettir. Onun neresinde, sonrasında nereye atanacağını, görevden alındıktan sonra, belirlemiş olmak o mağduriyeti ortadan kaldırmaz.

Sonra, diğer taraftan, düşünüyorum: Nereden çıktı bu düzenleme, ne ihtiyacı var? On iki buçuk yıldan beri iktidardasınız, neden şimdi getiriyorsunuz seçime kalmışken iki aylık bir süre? Yani birilerini görevden almayı mı planlıyorsunuz arkadaşlar? Nedir yani? Buradaki amacı, bunun gerisindeki amacı da bilmek isteriz doğrusu.

Gene, başka bir husus: Değerli milletvekilleri, yasama genel düzenleme yapmalı. Burada ise tek tek, kimin hangi görevden alındığı zaman nereye atanacağını hükme bağlıyorsunuz. İyi ama arkadaşlar, bu yasamanın görevi değil, bu yürütmenin görevi. Yürütme de yanlış yaptığı zaman yargı var. Şimdi, yasama yolunu alıyorsunuz, sistemin içine sokuyorsunuz ve yasamayla her şeyi belirliyorsunuz. Yürütme de bir anlamda -baktığınız zaman- sanki sınırlanmış, eli bağlanmış gibi gözüküyor ama diğer taraftan da –biraz önce de söylediğim gibi- esas itibarıyla idarenin olan bir yetkiyi ve aynı şekilde yargının olan yetkilerin hepsini yasama faaliyetiyle, bir yasa çıkartarak hükme bağlamaya çalışıyorsunuz. Bunun da yanlış olduğunu düşünüyorum.

Biraz ayrıntısına inersek, tabii, birkaç teknik hususu da söyleme ihtiyacı var. Değerli arkadaşlar, mesela maddenin (2)’nci fıkrasında otomatik olarak kadro ihdasının yolu açılıyor. Bakın, okuyayım: “(1)’inci fıkra kapsamında atananlar ile anılan fıkranın son cümlesi uyarınca talep üzerine yapılacak atamalar için uygun boş kadro veya pozisyon bulunmaması hâlinde –çünkü kadrolar, biliyorsunuz, açılır, bellidir, bütçe kanununda da belirlenir- bunlar için başka bir işleme gerek kalmaksızın söz konusu kadro veya pozisyonlar ihdas edilmiş sayılır.” Ya, nasıl otomatik bir kanun arkadaşlar? Nasıl iş, ben anlamadım. Maliye Bakanının görüşünü almıyorsunuz, Devlet Personel Başkanının görüşünü almıyorsunuz, bütçeye girmiyor, bütçede yeri yok, görevden alıyorsunuz, aldığınız kişilere kadro yok, otomatik kadro kuruyorsunuz, kişi oradan ayrıldığı zaman da o kadro tekrar geriye gidiyor, o kadro ortadan kalkıyor. Böyle bir düzenleme yok. Allah aşkına nerede böyle bir düzenleme var? Böyle otomatik kadro diye bir sistem mi var bütçe kanunlarının dışında? Yani ben hesabını kitabını bilmeyen bir devlet anlayışını çok yadırgıyorum. Devlet bürokrasisinde yetişen birisi olarak devletin hesabını kitabını, her şeyi bilmesinin ve bunları da usulüne göre yapmasının çok büyük önemi var.

Gene, maddenin (3)’üncü fıkrasında görevden alınan kamu yöneticileri için atandığı kadro ve pozisyonda iki yıl süresince önceki görevine ait ödeme unsurlarından yararlanmasını hükme bağlıyorsunuz. Bakınca ilk anda iyi gibi gözüküyor yani kişiyi aldınız, tabii, ekstra birtakım ödemeler hariç tutuluyor görevin niteliğiyle ilgili olan, iki yıl boyunca buna bir anlamda eski maaşını veriyorsunuz, özlük haklarını veriyorsunuz. Ama iki yıl sonra ne olacak? Kişinin daha emekliliğine on beş yıl var diyelim. Ne olacak arkadaşlar? Ondan sonra bu mağduriyet olmayacak mı? Yani iki yıl vererek neyi sağladığınızı anlamış değilim.

 Arkadaşlar son olarak vurgulamak istediğim husus: Biraz önce söyledim, yasama yoluyla idarenin görev alanına bir müdahale vardır burada. İdarenin esas itibarıyla kullanması gereken takdir, yasamayla ortadan kaldırılmaktadır.

Diğer taraftan, görevden alındığı zaman insanlar yargıya gider arkadaşlar. İdari mahkeme yolu, idari yargı yolu açıktır ve oradan birtakım kararlar alırlar. Şimdi siz burada bir anlamda idarenin kararlarını da dolaylı olarak baskı altına alıyorsunuz. Şimdi, yargı eskiden ne yapıyordu? Eski görevine iade ediyordu. Şimdi ne olacak peki eski göreve iade ettiği zaman? Burada belirlediniz bunu, hangisi geçerli olacak? Burada görevden alındığı zaman nereye gideceği belli ama yargı da dedi ki: “Hayır, eski görevine gelsin.” Çünkü böyle yargı kararları var. Ortada ciddi bir belirsizlik var.

Diğer taraftan, yargının çalışması için de bir usul, bir ilke vardı. Yargı, mağduriyetleri göz önüne alıyordu, bir mağduriyet olmamasını sağlamaya çalışıyordu, hem iptal kararları hem yürütmenin durdurulması kararıyla. Şimdi bunun sonucunda bir mağduriyet doğmayacağı düşüncesi var. Bir anlamda da yargının vereceği kararları dolaylı olarak etkiliyorsunuz. Nasıl olsa artık belli bir mağduriyet yok bunun içinde, yargı da bakacak bunun dışında bir karar verecek. Biz yazın torba kanunu görüşürken de bunları defalarca konuştuk, belli yargı kararları bize gösterildi. Orada da biliyorsunuz kamu görevlilerinin görevden alınmasıyla ilgili maddeler vardı, Anayasa Mahkemesine gittik iptal etti. Orada da yargı kararlarından son derece muzdarip olan bir siyasi iktidarla, hükûmetle karşı karşıyaydık. “Yargının verdiği karar, işte eski görevine atanması, bunları kabul etmiyoruz.” diye. İyi ama siz yasama yoluyla şimdi aldınız bunu yürütmenin… Yani yargının bir anlamda yürütmeye müdahalesi olarak görüyordunuz Sayın Bakan, şimdiyse burada aynı şeyi yasama tarafından yapıyorsunuz. Yasama yoluyla bir müdahalenin olmasının yolunu açıyorsunuz. Bu açılardan, bu maddenin, ihdas edilmek istenen bu ek maddenin kanun metninden çıkartılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türeli.

Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar…

Haydar Akar’ın yerine Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı konuşacak.

Buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 688 sıra sayılı Tasarı’ya eklenen 22’nci madde üzerine şahsım adına söz aldım. Siyasi kariyerlerini ve kazanımlarını hiç kimsenin gölgesine borçlu olmayan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz bu maddeyi Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda uzun uzadıya tartışmış idik. Daha sonra bu tasarı 687 sıra sayısını alarak gündemdeki yerini aldı. O zaman 687 sıra sayılı Tasarı’nın içerisinde güzel maddeler de vardı ama en seviyesiz, en vicdansız, en merhametsiz madde buydu.

687 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı’nda Ermeneklilere borcunuzu ödüyordunuz, Ermeneklilere borcunuzu ödüyordunuz. Ermenek’teki maden işinde çalışanları önce öldürdünüz, şimdi aldatıyorsunuz çünkü bazı bürokratları görevden almayı Ermeneklilere olan borcunuzdan daha önemli saydınız. Yine o yasa tasarısında, İş Sağlığında, Zonguldak’ın yüz yıllık tapu sorununu kısmen çözüyor idik, şimdi Zonguldaklıları da aldattınız. Zonguldaklıların tapu sorununu bazı bürokratları görevden almaktan daha düşük seviyede gördünüz, daha önemsiz gördünüz. Yetmedi, Urfa Ceylanpınarlıları da aldattınız. Hatta, burada mı bilmiyorum ama Sayın Faruk Çelik’i de hayal kırıklığına uğrattınız.

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Neyi aldattı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hayal kırıklığına uğrattınız çünkü Sayın Faruk Çelik son döneminde Urfa Ceylanpınar’a söz vermişti, önemli bir sorununu çözüyordu ama şimdi siz bu kanun tasarısını buraya getirmeyerek onu da hayal kırıklığına uğrattınız.

SEYİT EYYÜPOĞLU (Şanlıurfa) – Geliyor, geliyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Gerçi Urfa umurunda mı bilmem ama Ceylanpınarlılar hepimizin umurunda.

SEYİT EYYÜPOĞLU (Şanlıurfa) – Geliyor, geliyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, bakın, bu maddeyle ne yapıyorsunuz? İşin lafı güzafını bir tarafa bırakalım. Bu maddeyle iki şey yapıyorsunuz seçime iki ay kala. Bakın, diyorsunuz ki üst düzey bürokratlara: “Ey üst düzey bürokratlar, eğer benim emirlerimi yerine getirmez iseniz sizi oradan alırım, müşavirliğe kaydırırım, yargıya da gitseniz hiçbir şey yapamazsınız.” Siz üst düzey bürokratlara bu şekilde aba altından sopa gösteriyorsunuz. Peki, bu üst düzey bürokratlar yani müsteşarlar, müsteşar yardımcıları, daire başkanları, sizin adamlarınız yok mu bunların içerisinde? Var. Peki, onlara ne diyorsunuz? Diyorsunuz ki: “Benim atadığım AKP'li bürokratlar, benim emirlerimi harfiyen yerine getireceksin.” Bürokrat size diyor ki: “Sayın milletvekili, sayın bakan; siz gidicisiniz, biz kalıcıyız, biz devlet memuruyuz, siz gidiyorsunuz, biz, sizin bu emirlerinizi yerine getirirsek hâlimiz ne olur?” Siz de onlara diyorsunuz ki: “Merak etmeyin, eğer biz iktidarda kalır isek zaten sizi koruyacağız ama biz iktidardan gidersek, bir başka hükûmet kurulur ise, sizi görevden almaya kalkar ise en fazla sizi müşavirliğe gönderir.” Bu maddenin bütün ruhu budur. Üç sayfalık bir metin getirdiniz, getirdiğiniz bu üç sayfalık metinde bürokratları bu şekilde kıskaç altına alıyorsunuz, kıskaca alıyorsunuz. Sizin gibi düşünen bürokratlar zaten emirlerinizi yerine getiriyor ama Allah bilir, neler istiyorsunuz ki o bürokratlardan, yerine getirmeleri asla mümkün değil. Siz diyorsunuz ki: “Merak etme, siz, CHP iktidar olsa bile asla görevlerinizden alınamayacaksınız, müşavir olacaksınız.” Böylece onların sizin emrinizde çalışmalarına olanak tanıyorsunuz, yaptığınız olay budur.

Size direnen bürokratlara ise diyorsunuz ki: “Sizi görevden alırım.” Eskiden olsaydı bürokrat size diyordu ki: “Alırsan al, hâlâ vicdanlı hâkimler var, idare mahkemesine giderim, yargıya giderim, aslanlar gibi dönerim.” Şimdi diyorsunuz ki: “Senin yargıya gitmen bir anlam ifade etmeyecek çünkü seni müsteşarlıktan müşavirliğe aldım.” Böylece herhangi bir itiraz söz konusu olmayacak ve bu mahkemeler takipsizlik kararı verecek. Bence bu madde siyaseten utanılacak bir maddedir, bunu geri çekin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Haydar Akar, konuşacak mısınız? Konuşmuyor.

Soru-cevap kısmına geçtik.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, bu düzenlemeyle getirilen, ek maddeyle görevine son verilecek toplam yönetici sayısı ne kadardır? Bunlar içerisinde özlük hakkı geriye giden var mıdır? Varsa bu mağduriyet nasıl giderilecektir? Bu tasarıda yeni bir düzenleme yapmayı düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Namevcut efendim.

BAŞKAN – Namevcut… Peki.

Sayın Bakan, buyurun.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Işık’ın sorusuyla ilgili olarak öncelikle şunu belirtmemiz gerekiyor: Getirilen bu düzenleme, bu maddeyle memurların görevden alınmalarına ilişkin özel bir  düzenleme yapılmamaktadır. Yani, bir başka ifadeyle, memurların görevden alınması kolaylaştırılmamakta ya da zorlaştırılmamakta. Zaten ifadeye bakıldığında, “…bakılmaksızın görevden alındıklarında…” Yani, orada nötr bir düzenleme söz konusu. Bu ifade memurların daha kolay görevden alınmalarını teşvik edecek, ona imkân sağlayacak bir düzenleme olmasını engellemektedir çok açık bir şekilde. Biliyorsunuz, devlet memurları zaten görevden alınabilir. 657 sayılı Kanun’da bu açık bir şekilde belirtilmekte. Sadece, hangi usule göre atanmış ise aynı usule göre görevden alınacağı hüküm altına alınmıştır. Yani diyelim işte, müşterek kararnameyle atanmış bir kadro, unvan söz konusu ise o kişi yine, biliyorsunuz, aynı usulle görevden alınır. Dolayısıyla, burada hiçbir şekilde bu düzenleme bir yeniden görevden alma hakkı, imkânı ortaya çıkarmaz. Dolayısıyla -Sayın Işık’ın sorusuyla bağlantılı olarak söylüyorum- böyle bir imkân sağlamadığı, böyle bir amacı taşımadığı için de böyle bir sayı söz konusu olamaz.

İkincisi: Bütün idari kararlarda olduğu gibi, bu hususlarla yani bu maddede belirtilen konularla ilgili olarak verilecek kararların tamamı yargı denetimine tabidir tartışmasız olarak. Biraz önce ifade etmeye çalıştığım gibi, herhangi bir nötr bir düzenleme olduğu, lehte ya da aleyhte yani görevden alınmalarla ilgili bir hüküm içermediği için bu noktada ilave bir düzenleme yapmıyor. Dolayısıyla, burada herhangi bir sayı ortaya konulması mümkün değil ve yargı da, yargı kararları, şu anda olduğu gibi, alındığında nasıl, hangi prosedüre, yargı organının hangi usulde denetimine tabiyse aynı usulde denetimine tabi olmaya devam edecek. Sadece, getirilen düzenleme şu: Gerçekten, memurlar her zaman görevden alınıyor, geçmişte de alındı, alınabilir zaten usulüne uygun olmak şartıyla ama alındıklarında verildikleri, atandıkları görevler konusunda, pozisyonlar konusunda bir standardizasyon yok. Geçmişte de bakıldığında, yani mevcut pozisyonlarıyla hiç alakası olmayan, mütenasip olmayan görevlere atanabildikleri… Yani diyelim bir müsteşar görevden alınıyor, bir tanesi müşavirliğe atanıyor, bir tanesi şube müdürlüğüne atanıyor ya da başka görevlere atanıyor, bunun sayısız örnekleri var. Dolayısıyla, burada bir yeknesaklığa ve standardizasyona gitmek gerekiyor, haksızlığın önlenmesi açısından da gitmek gerekiyor. Esasında, bu güvence sağlıyor yani bürokrasiye ciddi anlamda bir güvence sağlıyor, onları korkutmanın, onları örtülü tehdit etmenin ötesinde bir güvence sağlıyor ama şöyle olsaydı hüküm yani “Görevden alınırlar ve şuraya atanırlar.” gibi, o anlama gelecek bir ifade olsaydı yorumlar doğru olurdu ama “Görevden alındıklarında…” diye başlayan ifade olduğu zaman… Zaten görevden alınıyorlar yani çok açık. Şu anda da alınabilirler.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – E, alın. Yargıya gider, yargıdan döner. Böyle bir düzenlemeye niye ihtiyaç var Sayın Bakan?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Burada da yargıya gidebilirler.

Yani, onun için, bu sadece… Bir pozisyonda görevden alınan, daha sonra aynı pozisyona atansın. Çok farklı dönemlerde, farklı tarihlerde, farklı bakanlıklarda görevden alınan aynı unvanlı kişiler çok farklı görevlere atanabiliyorlar. Bu da doğru değil. Yani, burada bir müsteşarı o görev yaptığı döneme ve pozisyona uygun, onurunu da kırmayacak bir şekilde bir başka göreve getirmek gerekiyor, tamamen ezmemek gerekiyor, haklarını korumak gerekiyor ve bunun bir standart olması gerekiyor yani tüm kurumlarda, tüm bakanlıklarda benzer uygulamaların yapılması gerekiyor. Olay çok net bir şekilde bundan ibarettir.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana ben de delaletinizle bir soru sormak istiyorum.

Bu Süleyman Şah Karakolu’yla ilgili olarak bir kriz masasının oluştuğu, Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı yetkilileri tarafından bu nakil olayının uluslararası anlaşmalara dayanmadığı, Türkiye’nin toprağından vazgeçtiği ve ihanet suçu -sonuç olarak- işlendiği ve Suriye’nin Birleşmiş Milletler kararıyla şu andaki Süleyman Şah Türbesi’ni boşalttırabileceği üzerinde çalışmalar yapılıyor. Kriz masasında bu çalışmalar yapılırken acil olarak aslında bunların çok önceden yapılması gereği sizce de kabul edilir Sayın Bakan. Bu çalışmalar yapılmadı mı da Türkiye bu zor duruma, bu sıkıntılı duruma düşürüldü ve bu çalışmalar ne aşamadadır? Bilgi verebilirseniz Hükûmet adına memnun oluruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Kuşoğlu’nun Süleyman Şah Türbesi’nin, taşınmasıyla ilgili olarak… Şimdi, tabii, bu konu çok konuşuldu, tartışıldı. Birçok bilgiye zaten sizler de sanıyorum vakıfsınız ama öncelikle şu hususu belki belirtmemiz gerekiyor: Yani, taşımakla o hakkın ihlali yani Türkiye’nin sahip olduğu, uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınan bu hakkın ihlal edilip edilmediği konusu önemli. En önemli konu bu tartışmalarda –tabii, diğerleri de önemli ama- sanıyorum bu konu. Orada bizim tezimiz, kabulümüz; bir ihlalin, bir zayıflamanın olmadığı şeklinde yani sonuç itibarıyla Suriye devletinin egemenlik alanındaki bir bölgede belirli bir miktar arazinin Türk toprağı sayılması. Şimdi, tabii, şu söylenebilir: Yani o yer bellidir, spesifiktir -taşınmadan önceki alan için, yer için söylüyorum- dolayısıyla bu imtiyazlar, bu haklar orası için, o lokasyon için verilmiştir gibi birtakım hususlar, iddialar gündeme gelebilir. Şimdi, normal şartlar altında, her şeyin normal olduğu bir dönemde yani uluslararası ilişkiler açısından karşınızda tam olarak muhatap olabileceğiniz ve egemenliğe hâkim, kendi topraklarında egemenliğine hâkim bir gücün, bir kuvvetin, bir devlet yapısının olduğu durumlarda bu tartışmalar haklı olabilir. Ama burada çok özel bir durum var, özel durumlar uluslararası hukukta da hukuki gerekçe olarak kabul edilebilir iç hukukta olduğu gibi. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum: Buradaki bir taşıma, bu şekildeki bir taşıma yeni yerde aynı hakları bize sağlar. Öncelikle, yine burası da Suriye devletinin, bilinen, tanınan haliyle Suriye devletinin egemenlik sınırları içerisinde aynı miktar bir arazi, bu anlamda bir kayıp söz konusu değildir. Zaten bu simgeseldir esas itibarıyla, elbette önemlidir ama simgeseldir sonuç itibarıyla. Onurlu bir kazanımdır, korunması gerekir, sonuç itibarıyla bu topraklarda bu kazanım devam ediyor, o hak korunmaya devam ediyor.

Uluslararası haklar açısından uluslararası kuralların ihlali midir? İhlali olmadığını da ortaya koyan bana göre olağanüstü şartlardır, olağanüstü durumlardır. Biraz önce ifade etmeye çalıştığım gibi yani her şey normal olsaydı böyle bir taşıma uluslararası hukuk açısından tartışılabilirdi ama şimdi tartışılamaz çünkü o devlet bu hakkımızı orada koruma imkânına sahip değil. Eğer koruyabilseydi, koruma iktidarı, gücü olabilseydi yani taşınmadan önceki lokasyonunda Türkiye’nin bu haklarını koruma imkânına -aynı büyükelçilik gibi- sahip olsaydı o zaman bu sağlanırken, sağlandığı bir ortamda bu taşımanın tartışılması, değerlendirilmesi yapılabilirdi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, bu konuda küçük bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden, bir dakika.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin yeni ihdas edilen 22’nci maddesinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakanım, burada bir şey var açıklığa kavuşturulması gereken.

Sizin söylediklerinizin hiçbirisi olmaz. Şundan dolayı olmaz: 1923 Lozan Anlaşması’na göre Caber Kalesi’nin bulunduğu yerdeki arazi uluslararası anlaşmayla Türkiye’ye bırakıldı ama şimdi terk edilmiş bulunan barajın yanındaki yani şimdi yıkılıp terk edilmiş olan yer Suriye ile, iki devlet arasında yapılan anlaşmayla onun yerine kabul edilmiş bir bölge ama şimdiki taşındığı yer Suriye’yle anlaşmayla yapılmış bir yer değil. Dolayısıyla, o söyledikleriniz gerçekleşmez. Yani, şu anki terk edilen yer Türkiye toprağı olarak Suriye tarafından da kabul edilmiş bir yerdir. Dolayısıyla, şimdiki taşındığı yer aynı statüye girmez anlaşma olmadığı için. O bakımdan Suriye bu konuda haklı duruma düşer. Dolayısıyla, bunu o şekilde değerlendirmek, uluslararası bakımdan da herhangi bir şekilde başımıza karşı bir argüman çıkmayacak demek yanlıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Başkanım, kısa bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Size de yerinizden bir dakika söz vereyim.

Buyurun.

 

6.- Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, taşınmadan önceki yer uluslararası anlaşmalarla korunmuş, muhafaza altına alınmış ya da o haklar tespit edilmiş.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Suriye’deki ilk taşındığı...

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Taşınmadan önceki yeri söylüyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İlk taşındığı, Caber Kalesi...

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, daha sonraki de yine Suriye’yle yapılan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sadece Suriye’yle.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Evet, Suriye’yle yapılan… O da geçerlidir, hukukidir, uluslararası hukuk açısından geçerlidir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Geçerli orası.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Şimdi, zaten o nedenle geçici olduğunu söylüyoruz. Suriye diyorsa ki eğer, bunu diyebilir yani: “Hayır, şu anda taşındığı yerde uluslararası hukuk açısından benim rızam yoktur, geçerli değildir, tek başına bunu taşıyamazsın.” Dolayısıyla, senin için korunan alan eski yeridir. Tamam, sorun yok, eski yerinde sorun yok.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama, “Terk ettiniz.” diyor yalnız.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ya, “Terk etsin.” demiş olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, lütfen…

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yani, dolayısıyla… Tabii, tartışılabilir bunlar, hepsi tartışılabilir. Ama, o zaman orada uluslararası anlaşmalarımızla karşılıklı korunuyorsa tamam, güzel. Sen güvenliği sağla, devletsin madem, ben de taşınayım…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bakanım, orayı Türkiye’nin koruması lazım, Suriye korumaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

7.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/2616) (S. Sayısı: 688) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Değişiklik önergesi vardı.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Önerge değil, madde ihdası bu. Madde ihdası Başkanım.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Evet, önerge kabul edildi, madde kaynadı gitti.

BAŞKAN – Yanlış yaptım, özür dilerim.

İhdas edilen yeni madde üzerinde 3 adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin, ihdas edilen 22 nci maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmesi öngörülen ek 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mihrimah Belma Satır                           Recep Özel                                     Ramazan Can

        İstanbul                                             Isparta                                             Kırıkkale

 

     Şuay Alpay                              Hacı Bayram Türkoğlu                      Mehmet Doğan Kubat

         Elâzığ                                               Hatay                                              İstanbul

“a) Görevden alınan veya görev süreleri sona eren müsteşarlar ile ek göstergesi 7600 ve daha yüksek tespit edilen yönetici kadrolarında bulunanlar Başbakanlık merkez müşaviri kadrolarına, ek göstergesi 7000 olan yönetici kadrolarında bulunanlar Başbakanlık müşaviri kadrolarına,"

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 Sarı Sayılı kanun Teklifinin 21’inci maddesinden sonra gelmek üzere ihdas edilen 22’inci maddenin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

    Erkan Akçay                                Murat Başesgioğlu                                   Faruk Bal

        Manisa                                             İstanbul                                              Konya

 

    Ali Halaman                                  Mustafa Kalaycı

         Adana                                               Konya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

  Ali Rıza Öztürk                                   Vahap Seçer                                      Aytun Çıray

         Mersin                                              Mersin                                                İzmir

 

    Haydar Akar                                Rahmi Aşkın Türeli

        Kocaeli                                               İzmir

BAŞKAN – Okunan aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) -Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk konuşacak, sonra da Sayın Erkan Akçay.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  az önce ihdas edilen yeni 22’nci maddenin teklif metninden çıkarılmasını teklif ediyoruz.

Bu elimdeki Anayasa. Yani eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bu kürsüde tanımadığını belirttiği Anayasa ve bu yine, Efkan Ala’nın dışarıdan bakan olarak atandığı zaman üzerine yemin ettiği bu Anayasa. Bu Anayasa’nın 125’nci maddesinde “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. “denilmektedir.

Değerli milletvekilleri, hukuk devletinin en önemli özelliklerinden bir tanesi, hemen hemen birinci koşulu idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olmasıdır. Hukuk fakültesine girdiğiniz zaman “Hukuk devleti nedir?” diye sorulduğunda, verilecek cevap şudur: “Yasama ve yürütmenin eylem ve işlemleri yargı tarafından denetlenebiliyorsa ya da hükûmet kendisini denetime uygun bir davranış gösterebiliyorsa bu hukuk devletidir”. Şimdi, bizim devletimizde çok sık tartışma konusu olan devlette çalışan memurların ya da kamu görevlilerinin görevden alınması. Elbette ki bir kamu görevlisi ya da memur hangi usulle göreve geliyorsa “usulde paralellik” ilkesince aynı şekilde görevden alınması gerekir çünkü bir idari işlemin hem şekil bakımından, sebep bakımından, amaç bakımından hukuka uygun olması gerekir ve idarenin takdir yetkisi hiçbir zaman mutlak ve sınırsız değildir. İdarenin takdir yetkisi, o idareye takdir yetkisi hakkını da tanıyan ve onu da bağlayıcı olan kamu yararı hakkıyla sınırlıdır. Her şeyden önce, idare eylem ve işlemlerini yaparken yaptığı eylem ve işlemlerde kamu yararının bulunup bulunmadığını dikkate almak zorundadır. Siyasi amaçlarla kişisel çıkar sağlamak amacıyla ya da başka nedenlerle ve keyfî olarak yapılan idari işlemler yargı tarafından mutlak surette iptale söz konusu olurlar. Kamu görevlilerinin bu şekilde, maddede öngörüldüğü şekilde atanmaları ya da görevden alındıktan sonra ne yapılacağının teker teker belirlenmesi, genel düzenleyici, yasa işlemi yapma görevi olan, yasama görevi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi değildir arkadaşlar. Ne yapılmak isteniliyor bununla? Bununla, idarenin yapacağı haksız ve keyfî işlemlere hukuki zemin oluşturulmaya çalışılıyor, onlara hukuki meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyor. Artık, yasamadaki özensizliği bir kenara bırakmak lazım değerli arkadaşlar. Bakın, bu yasama organındaki özensizlik, yasa yapma konusundaki özensizlik bu Meclis Başkanını da çileden çıkarmıştır. Bu yasama faaliyetindeki özensizlik, Başbakanı, göreve geldiği zaman “Ben bu temel yasaya karşıyım.” demek zorunda bırakmıştır. Yasama faaliyetini Meclis, İç Tüzük’ün ve Anayasa’nın kendisine yüklediği görevler çerçevesinde yapmalıdır. İdare de ve yürütme organı da kuvvetler ayrılığının bir ilkesi olarak bunu Anayasa’da kendisine verilen görevler çerçevesinde yapmalıdır ve herkes, ama her kişi ve kurum bu görevlerini, Anayasa’dan kaynaklanan yetkilerini kullanırken, görevlerini yaparlarken mutlaka ama mutlaka yasalarla ve hukukla sınırlı olduklarını bilmelidirler. O nedenle bu maddenin hukuk devletinde olmaması gereken bir madde olduğunu düşünüyoruz ve tasarı metninden çıkarılmasını talep ediyoruz.

Önergenin kabulünü istiyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer konuşmacı Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni ihdas edilen 22’nci maddeyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde bürokratların, memurların görevden alınmasına ilişkin bir düzenleme getirmeye çalışıyor. “Düzenleme getirmeye çalışıyor.” derken, sanmayın ki düzenli bir hâle getiriyor. Söylenen o ama bize göre düzenli bir hâle getirmiyor, keyfî bir hâle getirmektedir ve soruyoruz: Gerçekten amacınız ne? Gerçek amacınız ne? Niyetiniz ne?

Bildiğimiz kadarıyla, İş Güvenliği Yasa Tasarısı’nda, Sağlık Komisyonundan çıkan ve sıra sayısıyla Genel Kurulda bekleyen torba tasarının 23’üncü maddesinde bu düzenleme vardı. Belli bazı değişikliklerle, bir gece yarısı operasyonuyla, dün bir oldubitti yapılmaya çalışıldı. Biz de buna tepkimizi gösterdik ve “Acaba…” dedim yani düşündüm, notlarımı da almışım, “Bu gece yarısı operasyonunun gece müdürü kimdir?” diye merak ettik.

Şimdi, 21’inci maddede, değerli arkadaşlar, bizim bir önergemiz var. 21’inci maddedeki değişiklik önergemizi ve şimdi, şu anda konuşmasını yaptığım 22’nci maddenin bu tekliften çıkartılmasına ilişkin gerekçemizi okumalarını özellikle Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinden, Hükûmetten ve Komisyon yöneticisi arkadaşlarımdan istirham ediyorum. Bizim bu gerekçelerimizi lütfen yeniden okuyunuz. Biz niyet okumuyoruz; yalnız, Anadolu’da bir söz var “Ağzını büzüşünden ‘Ömer’ diyeceğini anladım.” derler. Sizin bu tasarıları getirişinizden biz niyetinizi de anlıyoruz. Bu iki gerekçemiz de bu niyetini ortaya koyan, ispat eden hususlardır.

21’inci maddenin değişiklik önergesinde dedik ki “Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünde 20 bölge müdürü, 40 bölge müdür yardımcısı araştırma kadrolarına atanacak; bunlarla ilgili düzenleniyor. Ancak Hükûmetin Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğündeki genel müdür yardımcısı, daire başkanları, şube müdürü, yurt müdürü, müdür yardımcılarını araştırmacı kadrosuna geçirmek için çalışma yaptığı iddia edilmektedir.” Bir duyumdu ve bu duyumu, iddiayı gerekçemize de yazdık ve 21’inci maddede dün yaptığınız değişiklikte bunu ispatladınız, 22’nci maddedeki yeni ihdasla da bunu ortaya koyuyorsunuz. Dedik ki 22’nci maddedeki gerekçemizde “Bu ihdas edilen yeni 22’nci madde kamu bürokrasisinde geniş kapsamlı sonuçlara yol açabilecek, çeşitli muhtemel sakıncaları da içeren bir düzenlemedir. Böylesine geniş kapsamlı bir düzenlemenin yeni bir çerçeve, kanuni düzenlemeyle, gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra yapılması daha uygun olur.” Daha ne diyelim? Bundan daha makul bir muhalefet eleştirisi olabilir mi? Ancak değerli arkadaşlar, bu gerekçenin haklılığını ortaya koyan 22’nci maddede değişiklik öneriyorsunuz yani daha değişmeden değiştiriyorsunuz. El insaf! Değişmeden değiştiriyorsunuz; daha ne diyelim? Yani harbi söylüyorum niyetiniz halis değil hem de kusura bakmayın ama beceriksizsiniz. Eğer bizim dediklerimizi yapmış olsaydınız, dört başı mamur incelenir, değerlendirilir, biz de muhalefet olarak olumlu katkımızı daha fazla verirdik ve vermeye çalışıyoruz, kendimizi de alabildiğine zorluyoruz ama değer mi, değmez mi bilemiyorum. Adalet ve  Kalkınma Partisinde hukuk bilinci yok, devlet bilinci yok ve gelenek, teamül tanımıyor. Bu anlayışla devlet değil, ne şirket yönetilir ne de aşiret yönetilir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler  kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin, ihdas edilen 22 nci maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmesi öngörülen ek 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mihrimah Belma Satır (İstanbul)  ve arkadaşları

“a) Görevden alınan veya görev süreleri sona eren müsteşarlar ile ek göstergesi 7600 ve daha yüksek tespit edilen yönetici kadrolarında bulunanlar Başbakanlık merkez müşaviri kadrolarına, ek göstergesi 7000 olan yönetici kadrolarında bulunanlar Başbakanlık müşaviri kadrolarına,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Yapılan düzenleme ek göstergesi 7000 olarak tespit edilen yönetici kadrolarında bulunan kamu görevlilerinin Başbakanlık müşaviri kadrolarına atanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda yeni madde ihdasına dair önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Önerge kabul edilmiş ve yeni bir madde ihdas edilmiştir ancak herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için komisyon raporu üzerinden görüşmelerimize devam ediyoruz.

22’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin, mevcut çerçeve 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş                               Mehmet Doğan Kubat                          Osman Aşkın Bak

   Kayseri                                                  İstanbul                                            İstanbul

Recep Özel                                           Hilmi Bilgin                                    Ramazan Can

   Isparta                                                     Sivas                                              Kırıkkale

"MADDE 22- 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin; eki (I) sayılı Cetvelin "A-Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa Göre Alanlar" kısmının "1- Kadroları Genel İdare Hizmetleri Sınıfında yer alan personel ile Teknik Hizmetler, Sağlık ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri ile Avukatlık Hizmetleri sınıflarında bulunan personelden ek ödeme oranları ilgili gruplarında düzenlenmeyen ve kadro unvanları bu bölümde yer alan personel" bölümünün (d) sırasında yer alan "büyükşehir belediyesi bulunan illerin il özel idaresi genel sekreter yardımcısı, diğer illerin il özel idaresi genel sekreteri," ibaresi "il özel idaresi genel sekreteri," şeklinde ve aynı bölümün (e) sırasında yer alan "büyükşehir belediyesi bulunan illerin il özel idaresi I. hukuk müşaviri, büyükşehir belediyesi bulunmayan illerin il özel idaresi genel sekreter yardımcısı," ibaresi "il özel idaresi genel sekreter yardımcısı," şeklinde değiştirilmiş, aynı bölümün (g) sırasına "il yazı işleri müdürü" ibaresinden önce gelmek üzere "İl nüfus ve vatandaşlık müdürü," ibaresi eklenmiş, eki (II) sayılı cetvele (3) numaralı sıradan sonra gelmek üzere aşağıdaki sıra eklenmiş ve aynı cetvelin 9 uncu sırasında yer alan "ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu" ibaresi metinden çıkarılmış ve aynı sıraya "Spor," ibaresinden sonra gelmek üzere "Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu," ibaresi eklenmiştir.

 

3/A

Başbakanlık Merkez Müşaviri

68.950

37.950

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay                                      Mustafa Kalaycı                                      Alim Işık

   Manisa                                                   Konya                                              Kütahya

D. Ali Torlak                                    Cemalettin Şimşek                              Özcan Yeniçeri

   İstanbul                                                 Samsun                                             Ankara

MADDE 22 - 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin; Geçici 11 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiş, eki (I) Sayılı Ek Ödeme Oranları Cetvelinin " A- Aylıklarını 657 sayılı Devlet memurları Kanununa Göre Alanlar kısmının "k)" bölümünde yer alan "araştırmacı" unvanı buradan çıkarılarak aynı cetvelin "g)" bölümüne eklenmiş, eki (II) sayılı cetvelin 9 uncu sırasında yer alan " Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıklarının bakanlık il müdürü ve bakanlık bölge müdürü" ibaresi " Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıklarının bakanlık il müdürü, şube müdürü ve bakanlık bölge müdürü" şeklinde değiştirilmiş "ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu" ibaresi metinden çıkarılmış ve aynı sıraya "Spor," ibaresinden sonra gelmek üzere "Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu," ibaresi eklenmiştir.

"Başbakanlık Merkez Teşkilatında Araştırmacı olarak görev yapanlara genel idare hizmetleri sınıfında aynı dereceli ve aynı ek gösterge ile yer alan Basın ve Halkla ilişkiler Müşaviri için öngörülmüş özel hizmet tazminatı oranları aynı usul ve esaslar dahilinde ödenir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi 22. maddesinin Kanun metninden çıkarılmasını teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                        Mehmet Hilal Kaplan                             Mehmet Şeker

          İzmir                                               Kocaeli                                           Gaziantep

    Ali Serindağ                                     Haydar Akar

      Gaziantep                                           Kocaeli

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Mehmet Hilal Kaplan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesi üzerinde, vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söyleyeceğim rakamlar YÖK Başkanlığının açıklaması: Türkiye’de üniversiteli öğrenci sayısı 5,5 milyon. Yaklaşık olarak -2013 yılı itibarıyla- her yıl üniversitelerin birinci sınıfına 810 bin öğrenci girmektedir. Aynı, YÖK’e bağlı, şimdi Spor Bakanlığına bağlı olarak bulunan bu ülkedeki yurt sayısını veriyorum: 363’ü devlet olmak üzere 2.241 yurt var. 305 bin civarında devlet yurdunda, 110 bin de özelde olmak üzere 415 bin kişi yurtlarda barınmaktadır. Gerisi nerede kalıyor değerli milletvekilleri? Gerisi sizin Hükûmetiniz döneminde sokağa bırakılıyor. Yani bir başka deyişle üniversiteye giren her 10 öğrenciden 1 tanesi devlet yurdunda kalabiliyor, 9 tanesi de kendi kaderiyle baş başa bırakılıyor.

Şimdi, on üç yıldır iktidardasınız, bu yurt sorununuzu bir türlü çözemediniz, bence çözmek de istemiyorsunuz. Öğrencilerin barınma hakkını elinden alıyorsunuz, bilerek çözmüyorsunuz. Şöyle ki: Bunların yurt sorununu devlet aracılığıyla çözmediğiniz zaman öğrenciler nereye gidecek? Ya ışık evlerine ya vakıflar aracılığıyla, dernekler aracılığıyla dönem dönem şimdi eleştirmeye başladığınız cemaat yurtlarına, tarikat yurtlarına, özel evlere gidecekler ve siz on üç yıldır iktidarda olmanıza rağmen bilerek bu öğrencilerin buralara kanalize olmasına, ideolojik yapılanmalarına izin verdiniz. Şimdi birden sesiniz yükselmeye başladı. Ne zamandan beri? Sizin Hükûmetinizin dönüm noktası olan 17 Aralık, 25 Aralık olaylarından sonra birden değişmeye başladınız. Ne demeye başladınız? Önce dershaneler üzerinde paralelci paranoyasına girdiniz, şimdi yurtları cemaat yurtları diyerek boşaltmaya kalktınız. İki gün öncesinde Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde bir özel kuruma ait, üç yıldır hizmet veren bir öğrenci yurdunu bu imtihan döneminde bir öğleden sonra müfettiş göndererek bahçe düzenlemesi olmadığı gerekçesiyle kapattınız. Gerekçesi? Olabilir ya, bunlar paralelci yapıya destek verecekler diye.

Size bir önerim var: Artık bir şeyi kanıksayın. Bu ülkede paralelci  varsa, cemaatçi varsa sizin eserinizdir, bundan kaçınmayın ama her şeyi, polisi, devlet memurlarını, yurt öğrencilerini böyle bir paralelci paranoyasından çıkarak da yıpratmaya hakkınız yok.

Bakın, bir şeyler ifade etmek istiyorum: Dönemin Başbakanı, şimdi Sayın Cumhurbaşkanı bir ara dershanelerden sonra bu cemaat yurtlarını da ortadan kaldırmak için ne dedi hatırlıyor musunuz? “Boşaltın bu cemaat yurtlarını, gelin ben size devlet yurtlarında yer vereceğim.” dedi.  Hatta “Devlet yurtlarında yer bulamazsanız size otellerde yer tahsis edeceğim.” dedi. “Ayıptır, bazı yerlerde kızlı erkekli öğrenciler mi kalır.” dedi. Bunu kim söyledi? Sayın Recep Tayyip Erdoğan söyledi. Şimdi ben onun nezdinde size söylemek istiyorum, Sayın Cumhurbaşkanı nezdinde Hükûmetinize söylemek istiyorum. Madem yurtlarda boş yer varsa neden dar gelirli ailelerin çocuklarını yurtlara yerleştiremiyorsunuz? Bir iki örnek vereceğim size bulunduğumuz ille ilgili. Kocaeli ilindeyiz. Kocaeli Üniversitesi ve Gebze Teknik Üniversitesinde toplam 77 bin öğrencimiz var, devlet yurdu 8 bin kişilik yani yine onda 1 kişi.

Arkadaşlar, son resmî rakamları veriyorum size: Hâlihazırda boş yatak sayısı 785 ama her gün Kocaeli’den öğrenciler beni arıyor, milletvekili arkadaşlarımı arıyor, muhtemelen sizin de Kocaeli milletvekillerini arıyor “Biz yedekteyiz, bir türlü sıramız gelmiyor, bizi almıyorlar.” diye.

Şimdi, kaygım şu: Siz -vakit bulabilirsem bir sonraki maddede bunu dile getireceğim- hatırlarsanız, milletvekillerini KYK’nın Genel Müdürlüğünün kapısında dilenci kılığına getirerek bir kontenjan mantığı getirdiniz, sonra bu kontenjanı kaldırdınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Bir başka maddede devamını hatırlatırım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                        Özcan Yeniçeri (Ankara) ve arkadaşları

“MADDE 22 - 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin; Geçici 11 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiş, eki (I) Sayılı Ek Ödeme Oranları Cetvelinin “A- Aylıklarını 657 sayılı Devlet memurları Kanununa Göre Alanlar kısmının “k)" bölümünde yer alan “araştırmacı" unvanı buradan çıkarılarak aynı cetvelin “g)" bölümüne eklenmiş, eki (II) sayılı cetvelin 9 uncu sırasında yer alan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıklarının bakanlık il müdürü ve bakanlık bölge müdürü" ibaresi  “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıklarının bakanlık il müdürü, şube müdürü ve bakanlık bölge müdürü" şeklinde değiştirilmiş “ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu" ibaresi metinden çıkarılmış ve aynı sıraya “Spor," ibaresinden sonra gelmek üzere “Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu," ibaresi eklenmiştir.

“Başbakanlık Merkez Teşkilatında Araştırmacı olarak görev yapanlara genel idare hizmetleri sınıfında aynı dereceli ve aynı ek gösterge ile yer alan Basın ve Halkla ilişkiler Müşaviri için öngörülmüş özel hizmet tazminatı oranları aynı usul ve esaslar dahilinde ödenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Özcan Yeniçeri konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde sağlıktan spora, üniversiteden Kızılaya kadar uzanan her şey bulunan 688 sıra sayılı torba yasa teklifinin belki de en masum maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge bağlamında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce şunu söyleyeyim: Bütün her şey ihtiyaçtan doğar. Eğer herhangi bir ihtiyaç yoksa yapmış olduğunuz işlemler boşuna, abesle iştigaldir. Şimdi, birileri bir yerde eğer yurt açıyorsa hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki bir yurt açığınız, bir barınma açığınız var onun için yurt açıyor. Birileri bir yerde dershane açıyorsa sizin orada bir eğitim açığınız var demektir. Dolayısıyla, temel sorun yurt kapatarak ya da dershane kapatarak sorunu çözmek değil, tam tersi, dershane ve yurtlara giden yolları kapatmaktır, nokta.

Değerli milletvekilleri, ben maddeden çok Kredi ve Yurtlar Kurumunun öznesi olan gençlik üzerinde durmak istiyorum çünkü biz burada sürekli bina üzerinde duruyoruz, yapı üzerinde duruyoruz, idare üzerinde duruyoruz ama öznesi üzerinde durmuyoruz. Acaba yapmış olduğumuz değerlendirmeler… Üzerine basarak söylüyorum, gerçekten okul açın, yurt açın, aklınıza gelen her türlü yapısal düzenlemeleri yapın ama acaba onun içerisinde özne olan insanın idrak, izan, irfan, ahlak, değerler sistemi, ülkeye bağlılığı noktasında ne katkı sağlıyorsunuz ona bir bakın. İyi bina içerisinde o binayı da ortadan kaldırabilecek derecede zelil ve rezil insanlar yetiştirebilirsiniz. Geçmiş bunun örnekleriyle doludur.

Bu bakımdan, ben şu gençlik üzerinde biraz konuşmak istiyorum. Türkiye'de gençliğin içinde bulunduğu sosyolojik, ekonomik ve kültürel öğeleri sizin huzurunuzda biraz açmak istiyorum. Umarım Sayın Bakan ve yetkililer -tabii, Spor Bakanını diyordum ama Sayın Spor Bakanı burada yok- burada ifade ettiklerimizi dikkate alarak meseleyi bizim şu getirdiğimiz analizler çerçevesinde algılama ve değerlendirme imkânına sahip olur.

Türk gençliğini sosyolojik olarak dört grupta toplayabiliriz. Birinci grup, kırsal kesimde yaşayan, geleneksel değerleri ağır basan, nispeten dışa kapalı yörelerde yetişen gençlerdir. Bunların kişiliklerinin oluşmasında aile eğitimi baskın unsurdur.

İkinci gruba ise kentte yaşayan, daha fazla evrenselliğe ve kozmopolit ortamlara girip-çıkma imkânı olan, ortak paydası geçicilik olan değerleri daha çok benimseyen gençleri sokabiliriz. Bu grupta ise okul eğitimi ağırlıklı olarak etkendir.

Üçüncü gruba ise köy ve kent arasında gidip gelen, gecekondularda yaşayan, konum olarak kenarda kalan, hiç bir yere ait olmayan yan kültür gençliğini sokabiliriz. Bu grubun davranışlarında tecrübeler egemendir. Bunların okulları kahvehaneler, öğretmenleri akran gruplarıdır, oyun alanlarıysa sokaklardır.

Dördüncü gruptaki gençler ise üst zenginlerin, sosyetenin, üst bürokratların ve sanatçıların çocuklarından oluşan gençliktir. Yaşadıkları yerler büyük şehirlerin en modern semtleri ya da yabancı ülke kentleridir. Gelir seviyesi yüksek, imkânları geniş olan bu kesim zenginler ya da yerli aristokrasiyi oluştururlar. Bunların okulları yabancı, eğitimleri evrenseldir. Zenginlik kültürüne sahiptirler. Bu kültür de bir yan kültür alanı olarak karşımızda durmaktadır.

Millî kültürü köylülük ve gelenekli kasaba duygusu beslerken, yoksulluk ve zenginlik kültürlerini millî kültürden sapmalar oluşturur. Bolluk içinde yaşayanlar, yeni zenginler, kendilerine ayak bağı olan toplumun eski kalıplarını kırarak, yeni namus ve ahlak anlayışları meydana getirerek millî kültür değerleriyle çatışma içerisine girerler.

Şehirleşme ve sanayileşmenin ürettiği yapısal ve niteliksel sorunlar bu süreçlere hazırlıksız ve donanımsız yakalanan gençler üzerinde büyük tahribatlara yol açar.

Gençler arasında yapılan araştırmalarda, dindarlık, vatanseverlik, toprağa bağlılık, mertlik ve yiğitlik gibi Müslüman Türk'e has olan değerlerin oluşturduğu kavramların modası geçmiş, köylülük işaretleri olarak değerlendirildiği görülmüştür. Bu değerlerin yerini meşhur olmak, zengin olmak, maddiyat ve cinsel özgürlük gibi bir seri hastalıklı değerler almıştır. Bütün bu gelişmeler tarihini ve inançlarını taşıyamayan nesiller meydana getirmektedir. Tarihini taşıyamayan, inançlarını yaşayamayan bir nesil büyük davaların küçük takipçileri olarak kalmaya mahkûmdur.

Sıfır oldu. Devam edeceğiz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, gençlik sizinle gurur duyuyor.

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Kaplan Gümüşhane Kelkit’teki bir yurdun kapanışıyla ilgili bir şey söyledi. Kayıtlara girsin diye cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Anlamadım.

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Sayın Başkanım, yurdun kapanış sebebi: Süre verilmiş, bir aylık bir süre. Yangın sisteminin olmadığı…

BAŞKAN – Buyurun yerinizden bir dakika açıklama yapın.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Gümüşhane Milletvekili Feramuz Üstün’ün, Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Kaplan Gümüşhane’nin Kelkit ilçesindeki bir yurdun usulsüz kapatıldığına yönelik bir şeyler söyledi. Onun için ben onu öğrendim. Yurdun kapanışı yangın sistemlerinin olmaması, yangın merdiveninin olmaması ve tehlikeli olduğundan dolayıdır.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Üç yıldır neden açık o zaman Sayın Feramuz Bey?

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Müfettiş raporuyla bir aylık süre verilmiş. Bir aylık sürede de yapılmayınca müfettiş raporu doğrultusunda kapatılmış.

Kayıtlara geçsin diye söyledim.

Saygı sunuyorum hepinize.

BAŞKAN – Sayın Kaplan “Bahçe peyzajı yok…”

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, ben birazdan zaten 24’te konuşacağım, yanıt vereceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sağ olun.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

7.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/2616) (S. Sayısı: 688) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin mevcut çerçeve 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

MADDE 22- 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin; eki (I) sayılı Cetvelin "A-Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa Göre Alanlar" kısmının "1- Kadroları Genel İdare Hizmetleri Sınıfında yer alan personel ile Teknik Hizmetler, Sağlık ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri ile Avukatlık Hizmetleri sınıflarında bulunan personelden ek ödeme oranları ilgili gruplarında düzenlenmeyen ve kadro unvanları bu bölümde yer alan personel" bölümünün (d) sırasında yer alan "büyükşehir belediyesi bulunan illerin il özel idaresi genel sekreter yardımcısı, diğer illerin il özel idaresi genel sekreteri," ibaresi "il özel idaresi genel sekreteri," şeklinde ve aynı bölümün (e) sırasında yer alan "büyükşehir belediyesi bulunan illerin il özel idaresi I. hukuk müşaviri, büyükşehir belediyesi bulunmayan illerin il özel idaresi genel sekreter yardımcısı," ibaresi "il özel idaresi genel sekreter yardımcısı," şeklinde değiştirilmiş, aynı bölümün (g) sırasına "il yazı işleri müdürü" ibaresinden önce gelmek üzere "İl nüfus ve vatandaşlık müdürü," ibaresi eklenmiş, eki (II) sayılı cetvele (3) numaralı sıradan sonra gelmek üzere aşağıdaki sıra eklenmiş ve aynı cetvelin 9 uncu sırasında yer alan "ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu" ibaresi metinden çıkarılmış ve aynı sıraya "Spor," ibaresinden sonra gelmek üzere "Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu," ibaresi eklenmiştir.

 

3/A

Başbakanlık Merkez Müşaviri

68.950

37.950

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı Cetvelde yer alan bazı ibarelerin, 6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanun kapsamında yürürlüğe konulan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin olarak yetki kanunu kapsamına girmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi ve 6360 sayılı Kanun ile büyükşehir belediyesi bulunan illerin il özel idarelerinin tüzel kişiliği kaldırılması nedeniyle yeniden düzenlenmesi ve ayrıca yeni ihdas edilmesi öngörülen kadronun da mali haklarının belirlenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 23 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Özcan Yeniçeri                                Necati Özensoy                                   Erkan Akçay

         Ankara                                               Bursa                                               Manisa

Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman                            Ahmet Kenan Tanrıkulu

         Adana                                               Adana                                                İzmir

MADDE 23- 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve 14 üncü maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Ayrıca, Genel Müdürlük, gelirlerinden her yıl belirlenecek belli bir oranı, illerin nüfuslarını ve illerdeki yatırımları dikkate alarak il bütçelerine yardım olarak iller emrine gönderir. İl bütçeleri, bu esaslar göz önünde bulundurularak düzenlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 23. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                Mehmet Hilal Kaplan         Haydar Akar

          İzmir                                  Kocaeli                       Kocaeli

                         Ali Serindağ              Mehmet Şeker

                            Gaziantep                Gaziantep

“Madde 23- 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ve 14 üncü maddesinin son fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Okunan son önergeye komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Mehmet Hilal Kaplan.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Tekrar saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Feramuz Bey, bir şeyi beraber paylaşalım. Yanlışlığı doğruluğu varsa burada kamuoyu bilmiş olsun. Bahsettiğimiz yurt, Özel Devran Erkek Öğrenci Yurdu. Kaç yıldır faaliyette? Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde üç yıldır faaliyette. Eğer ruhsat almışsa, üç yıldır faaliyet yürütüyorsa ilgili Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı, Belediyeye bağlı birileri ruhsat değerlendirmesi yapmamışlarsa çıkın burada açıklayın, o resmî rakamları verin ama üç yıldır faaliyette bulunan… Son dönemde iktidarınız, Hükûmetiniz daha doğrusu, özellikle yurtlarda cemaatlere karşı bir yapılanmanın yok edilmesi noktasında olduğu için sınavların olduğu bu dönem, bakın, sınavların olduğu bu dönemde apar topar bu öğrencilerin yurt kapatılarak başka yerlere nakledilmesinin doğru olmadığını söyledim. Eğer üç yıldır bekliyorsanız dönemin sonuna kadar bekleyebilirsiniz pekâlâ, yangın merdiveni yoksa dahi ki öyle olmadığını siz de biliyorsunuz.

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Müfettiş raporuna göre. Müfettiş raporuna uyulmasın diyorsanız uyulmasın!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Bakın, onun dışında, bir şey hatırlatayım size. Değerli milletvekilleri, birbirimizi kandırmayalım. Üniversitelerin her açılış döneminde en az 100 öğrenci yurtlarla ilgili bir sorunun çözülmesini istiyor. Ya öğrenciler istiyor ya öğrencinin yakınları, veliler istiyor. “Yedekte kaldık, şu devlet yurdunda bize yardımcı olabilir misiniz?” Bizi götürüyorsunuz, Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünün kapısında, 3 tane, 5 tane isim veriyoruz, ya oluyor ya olmuyordu, bu sene onu da kaldırdınız. Ama bir şey denedim ben bu sene, ben bu sene bunu denedim. Bizim gönderdiğimizin olmadığı bu Gençlik ve Spor Bakanlığı, sizin aracılığınızla yolladığım kişilerin yurt işlemlerini çözdü. O zaman kaygı şu: Biraz elinizi vicdanınıza koyun. Eğer siz yurtlardaki öğrencilerin yerleştirilmesinde “AKP’ye yakın ailelerin çocuklarını yerleştireceğiz.” mantığıyla hareket ediyorsanız size saygı duyarım. Eğer tarafsız, objektif tüm milletvekillerinin bu eşit haktan yararlanmasını istiyorsanız hiç böyle bir şeye gerek yok, Genel Müdürün kapısına gitmemize gerek yok, ya bize yetki verin ya hiçbirinizin yetkisi olmasın ama size ayrıcalık veriliyorsa bu adaletsizliktir. Onun için bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Bakın, yurtlarla ilgili bu talebin ötesinde başka bir sorun daha var, yurtta kalan öğrencilerin kalma şartları olgunlaşma noktalarından çok uzak.

Onun dışında başka bir şey daha söyleyeyim. Samsun’da yaşandı, Konya’mda yaşandı, İzmir’de yaşandı, ilim olan Kocaeli’de yaşandı. Öğrenciler neyi protesto etme hakkına sahipler? YÖK’ün uygulamalarını protesto etme hakkına sahipler. Öğrenciler neyi protesto ediyorlar? Harçları protesto ediyorlar. Öğrenciler toplumun dinamikleri, toplumun içerisinde sizin aldığınız toplumun olumsuzluklarını dile getiren bazı uygulamalara karşı sesini çıkaracaklar. Emniyet takip ediyor, nerede bir üniversite öğrencisi bir konferansta, bir toplantıda konuşuyor, protesto ediyorsa kamerayla alıp götürüyor, yurt müdürüne veriyor ve iki gün sonra savunmasız yurttan atıyorlar. Kocaeli’deki yurdun müdiresinin de ismini vermek istemiyorum, yurdun ismini de vermek istemiyorum, en az 11 öğrenci var böyle. Gerekçesi, üniversitede YÖK’ün uygulamalarını protesto etmişler; gerekçesi, üniversitedeki harçların tekrar alınmasını protesto etmişler. Peki, bu öğrenciler sizin çocuklarınız da olabilir. Hangi hakla itiraz etme hakkını kullansın?

Bakın, siz bu yurt meselesini çözemiyorsunuz, çözmeye de niyetiniz yok. Nasip olursa inşallah, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında -Sayın Genel Başkanımız çok net bir şey söylüyor- iki yıl sürede Türkiye’de yurt sorunu kalmayacak. İki yıl sürede Türkiye’de hiçbir öğrencinin yurt sorunu kalmayacak.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir, bir.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Belki bazılarınıza komik gelebilir. TOKİ aracılığıyla siz Türkiye’de şu anda kaç tane ev yaptınız, bilginiz var mı? Dörtte 1’ini yapsanız yurt problemi zaten çözülecek ya.

Hani, cemaat yurtlarında kalanlara otellerde yer buluyordunuz, ne oldu? Merak ediyorum, hangi otellere yerleştirdiniz? Onun için, bir şeyleri ifade ederken bu konuda direnmenize gerek yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu işi de beceremediniz.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Adalet ve Kalkınma Partisinin beceremediği bir tek nokta değil bu; beceremediği önemli noktalardan bir tanesi yurt sorunu.

Bu çocuklar bizim, ötekileştirmeye gerek yok. Demokratik haklarını kullanabilirler. Okul dönemlerinde hepimizin sıkıntısı var. Sizi de arıyorlar bu insanlar. Bunlara nasıl çözüm noktası bulabiliriz? Ben bir milletvekili olarak bir öğrencinin bir yurt problemini çözemiyor, sizlerden birini aramak zorunda kalıyorsam, bu benim de ayıbım, sizin de ayıbınız, bu, Meclisin de ayıbı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Bir an önce çözmemiz lazım diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.24

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesi üzerinde Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden oylama yapacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 23 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                               Özcan Yeniçeri (Ankara) ve arkadaşları

MADDE 23- 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve 14 üncü maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Ayrıca, Genel Müdürlük, gelirlerinden her yıl belirlenecek belli bir oranı, illerin nüfuslarını ve illerdeki yatırımları dikkate alarak il bütçelerine yardım olarak iller emrine gönderir. İl bütçeleri, bu esaslar göz önünde bulundurularak düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Özcan Yeniçeri konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; torba kanunun bu maddesiyle daha önceki yasanın birkaç cümlesi yürürlükten kaldırılıyor. Koy-kaldır yöntemiyle çalışan bir iktidardan, tabii, bundan başka bir şey beklenemezdi. Bu durum AKP’nin yasa çıkarma konusunda ne denli ciddiyetsiz, tutarsız ve laubali davrandığının da kanıtıdır.

Neyse, konumuz bu değil. Biz yine Spor Genel Müdürlüğünün öznesi olan gençliğin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini aktarmaya devam edelim. Ancak, burada da yapısal sorunlarla ilgili bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Şimdi, “reengineering” diye bir kavram var yani değişim mühendisliği denilen bir kavram. Bu kavrama göre, bir işletme açılırken, bir bina yapılırken veya bir sistem kurulurken daha önce kurulmuş olan sistemin varlığını yok saymak ve her şeyi sıfırdan, âdeta kendisi teşkilatlandırmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, sürekli bir biçimde, yamalı bohça gibi, bir sistemin o tarafını değiştirmek, bu tarafını değiştirmek, bir ilave yapmak, bir çıkarmak suretiyle ancak sistemi işletmede sıkıntı ortaya çıkardığını ve meseleye bakarken bir de bu gözle bakmanın gerekli ve zorunlu olduğunun özellikle altını çizmek istiyorum.

Şimdi, şunu açıkça söylemek lazım ki, gençliği uyanık olmayan bir toplumun geleceği de hasta demektir. Bu bağlamda, konuyla ilgili bütün sorumlulara şimdiye kadar gerektiğinden daha fazla olarak gençliğin içeriden ve dışarıdan gelen politik ve ideolojik cereyanlar karşısında uyarılması, kötü alışkanlık ve temayüller kazanmalarının önlenmesi, çeşitli telkinler ve ayartmalar karşısında korunması vazifeleri düşmektedir. Yani gençliğe mesleki, ilmî, ahlaki, objektif ve sorumluluk duygusu terbiyesinin yanında millet, vatan, millî kültür gerçeklerimize uyan bir eğitim ve onları muhafaza görevi de yüklenmelidir.

Bilgili olmak demek aynı zamanda egemen olmak demektir. Bu milletin evlatları tarihinin, kültürünün, jeopolitik ve jeostratejik konumunun ülkeye yönelttiği tehditleri ve tehlikeleri çok iyi bilmek, analiz etmek ve onları içselleştirmek durumunda ve konumundadırlar. Özellikle evrensel güçlerin ekonomik, sosyal ve siyasi politikalarının gençlere çok iyi anlatılmasında yarar var. Bilgisiz bırakılan bir gençlik her türden kirli emelin avı durumuna düşmeye aday demektir. Gençlerin hata yapma özgürlüğü vardır ancak onlara sanat, kültür, eğitim, örf ve âdet, adabımuaşeret pazarlaması yapan yönetici, bilim adamı, sanatkâr ve eğitimcilerin hata yapma özgürlüğü yoktur. Gençlere kendi ayakları üstünde yükselme, kendilerini başkası sanma yanlışından kurtulma ve var olabilmeleri için varlıklarının farkına varmalarının gerekli olduğu öğretilmelidir. Gençlik, mutlaka bilimsel ve akılcı bir anlayışa sahip olmalıdır, umut edilen nesil hem aklı hem imanı güçlü olan bir nesil olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, maneviyatı güçlü olmayan bir toplumda barış da huzur da olmaz. Toplumun aktif unsuru da gençliktir, manevi yönden mutlaka güçlendirilmelidir. Bu görev de yalnız belirli bir kesimin veya grubun işi değildir. Bir milletin istikbali olan gençliğin yetiştirilmesinde ve her hâlleriyle olgunlukları kabul edilen insanlar seviyesine yükseltilmesinde başta aileler olmak üzere bu türden kurumlara büyük görev düşmektedir

Maslow’un “ihtiyaçlar hiyerarşisi” diye bir teorisi var. İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisinin temelinde “temel ihtiyaçlar” dediğimiz yemek, içmek, barınmak vesaire gibi ihtiyaçlar gelmektedir. Bu ihtiyaçlar üzerinden diğer sosyal ihtiyaçlar, aidiyet ihtiyaçları, güvenlik ihtiyaçları vesaire gelir. Dolayısıyla, fizyolojik ihtiyaçların temeli de biraz önce Kredi Yurtlar Kurumu dediğimiz, yurtlarla ilgili ihtiyacın genç yaştaki çocuğun birinci derecede tamamlanmasıyla yakından ilgilidir. Temel ihtiyaçlarınızı yani barınma ihtiyacını karşılamadan onun üzerine artı bir ihtiyacın karşılanması, olayı daha da sorunlu hâle getirecektir.

Bu bakımdan, gençliğe mutlaka bu yönü itibarıyla rahat bir barınma imkânı sağlamak herkesin görevidir. Gençliğe mutlaka uğrunda prangalar eskitebilecek kadar önem atfettiği idealler verilmelidir. Bilinmelidir ki ideal, aptalı kahraman yaptığı gibi, idealsizlik de kahramanı aptal yapar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 24. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                               Haydar Akar                              Mehmet Hilal Kaplan

          İzmir                                               Kocaeli                                             Kocaeli

    İhsan Özkes                                    Mehmet Şeker

        İstanbul                                          Gaziantep

“MADDE 24 – 16/8/1961 tarihli ve 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununun 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Genel Müdür ve Genel Müdür yardımcıları 23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Kanuna göre müşterek kararla atanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 24 üncü maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Erkan Akçay                                  Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman

        Manisa                                              Adana                                               Adana

  Necati Özensoy                          Ahmet Kenan Tanrıkulu                          Özcan Yeniçeri

          Bursa                                                İzmir                                                Ankara

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Özcan Yeniçeri, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle bir başka maddeyi bir başka biçime sokma gibi bir davranış içerisine girmişsiniz bir daha ve 10’uncu maddeyi şöyle değiştirmişsiniz. Diyor ki: “Genel müdür ve genel müdür yardımcıları bakanlık ve bağlı kuruluşlarda atama usulüne ilişkin kanuna göre müşterek kararla atanır.” Tamam, buraya kadar problem yok. “Bunun dışındaki kadrolara bakan tarafından atama yapılır.” Tamam, bunda da problem yok fakat şurada problem var. Diyor ki: “Bakan gerektiğinde bu yetkisini alt kademelere devredebilir.” Bu madde de karmaşık, sınırları belirsiz ve keyfî bir madde yani kendi içinde sorunlu bir madde. Bakın, dikkat ederseniz “Bakan, genel müdür ve yardımcıları dışındaki kadrolara atama yapar. Bakan gerektiğinde bu yetkisini de alt kademelere devreder.” diyor. Bakanın keyfine göre atama yetkisi alt kademelere devredilebiliyor. Ama bakanın bu yetkisini hangi alt kademeye devredeceği belli değildir. Bakan, genel müdür ve yardımcısı dışındaki kadrolara isteğine bağlı olarak herhangi bir alt kademeye atama yetkisini bu maddeye göre devredebilecek. Bu denli esnek ve keyfe bağlı bir madde olmaz.  AKP iktidarı öteden beri en acımasız, en adaletsiz ve en işlevsiz bir atama sistemiyle çalışmaktadır maalesef. Yani 4+4+4 sisteminde biliyorsunuz cumhuriyet tarihinde olmamış derecede bir kadro kıyımı yapılmıştır, bir kadro soykırımı gerçekleştirilmiştir. VIP atamaları, yükselmede fişleme sistemi, partizanlık maalesef iktidarın geleneksel yönetim biçimiyle örtüşmektedir. Böyle bir atama sistemi natamam insanların yapabileceği bir iştir.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Natamam ne demek?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Şimdi söyleyeceğim.

Bu tür bir sistem, her şeyden önce, eskilerin “natamam” dedikleri türden noksan insanlar tarafından yapılır. Bu noksanlık, tabii, insanlıklarında değil; bu noksanlık kavrama, algılama, adaletli olma vesairedeki eksiklikleri yüzünden gerçekleşir. Bu, AKP’nin tamı tamına klasik bir anlayışı natamam olarak içselleştirdiği anlamına gelmektedir.

AKP, bürokratları göreve başlatmadan önce göreve gelecek olanların ruhlarını ve vicdanlarını teslim almaya çalışıyor. Eğer yönetime atanacak insanlara siz iki tercih sunuyorsanız, ya ekmek ya erdem veya ya konfor ya onur gibi, biri diğerinden sorunlu tercihler sunuyorsanız oradan ahlak hicret eder. Bu cümlenin daha da açıkçası şöyledir: Ya AKP ya erdem, ya AKP ya da onurdur.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, vallahi olmuyor.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bir yönetici ya AKP’ye boğun eğecek, o zaman erdemini kaybetmiş olacak ve ancak o zaman ekmeğe sahip olacak bir yönetime gelecektir. Bu durum insani, ahlaki ve manevi yönden tam bir çöküşü anlatmaktadır.

AKP, midesi için zihni faaliyetlerini durdurabilecek insanları yönetime getirmek gibi bir geleneğe sahiptir. AKP yönetimi devlet memurlarına, iş yerine girmeden önce ruhlarını vestiyere bırakmasını öneriyor. Değerli milletvekilleri, bu durumun somut kanıtları vardır. MİT Müsteşarının durumu bir yana, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son yaptığı rektör atamaları bu söylediklerimizin de kanıtı niteliğindedir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İlk defa mı oluyor?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – “Sandık namustur.” sözünü şiar edinen Cumhurbaşkanımız Erdoğan, üniversitelerdeki rektörlük seçimlerinde akademisyenlerin verdiği oyları dikkate almamıştır. Çanakkale Üniversitesindeki seçimi en fazla oy alarak birincilikle kazanan Profesör Doktor Sedat Laçiner’in, Muş Alparslan Üniversitesinde sandıktan 1’inci çıkan Profesör Doktor Ekrem Atalan’ın yerine onlardan daha az oy alan isimler rektör olarak atanmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’ye yakınlığı rektör atamalarında esaslı bir kriter olmuştur. Daha önce yapıldığı gibi, rektör atamaları tamamen yasaya, yürürlükteki mevzuata ve teamüllere uygun ancak kamu vicdanına rahatsızlık verecek bir durumu var, ona dikkati çekmek istiyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bunu sen mi söylüyorsun Hocam?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Bu konuda itiraz yoktur. “Yolsuzluk dahi, her konuda sandık” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın rektörlük atamalarında sandığın sonucuna uygun davranmaması calibi dikkattir. Atama ve yükselmelerde liyakat ve ehliyetin yerini yandaşlık, karındaşlık ve partizanlık aldığı sürece biz çok daha yasa çıkarır ya da çıkarılmış yasaları değiştiririz. Türkiye’nin emaneti ehline verecek kadar basiretli ve imanlı yöneticilere ihtiyacı vardır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hocam, şimdi alkışlamıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.54

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fehmi Küpçü (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesi üzerinde Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yeniden oylama yapacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 24. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

 

                             Mehmet Hilal Kaplan (Kocaeli) ve arkadaşları

“MADDE 24 – 16/8/1961 tarihli ve 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununun 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Genel Müdür ve Genel Müdür yardımcıları 23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Kanuna göre müşterek kararla atanır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Haydar Akar.

BAŞKAN –  Haydar Akar konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın  Başkan, sayın milletvekilleri; önce, Beşiktaş Spor Kulübünün 112’nci yaşını kutluyorum. Umarım 112’nci yaşında Türkiye’ye büyük bir mutluluk yaşatırlar bu akşam ve ikinci yarısını oynayacakları biraz sonraki karşılaşmayı golle bitirip, hep beraber bu sevinci tadarız diyorum. Bir Galatasaraylı olarak da onları yürekten, candan destekliyorum, bunun böyle bilinmesini istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Anayasa’nın 58’inci maddesine göre gençlerin, alkolden, uyuşturucudan, kumardan ve benzeri kötü alışkanlıklardan korunması bir görevdir ve gençlerimiz için bunu yapmak zorundayız. Kim yapacak bunu? Tabii ki yasama yapacak, yürütme yapacak ve birlikte gençlerimizin ülkeye faydalı birer insan olarak yetişmesini hep birlikte sağlayacağız. Bunun temelinde, altyapısında da spor kulüpleri geliyor. Aslında bugün bu maddelerde Spor Bakanlığındaki bölge müdürlüklerinin kaldırılması, il müdürlüklerinin kurulması, bunların hepsi doğru ve geç atılmış adımlar olmasıyla birlikte yapılması gereken şeyler. Daha yerele hizmetin götürülmesi, daha hızlı ulaştırılması konusunda bunları doğru buluyorum.

Bu biraz evvel gençlerle ilgili yapılması gereken şeyleri saydığımızda da görev yürütmede Gençlik ve Spor Bakanlığına düşüyor. Görev Gençlik ve Spor Bakanlığına düştüğü için de Türkiye’de ne yapılması gerekiyor? Sporcu sayısının çoklandırılması, amatör spor kulüpleri sayısının çoklandırılması gerekiyor. Oranlara baktığımız zaman, Türkiye’deki verilere baktığımız zaman, bunun böyle olmadığını görüyoruz. Türkiye’de yaklaşık 12.411 amatör spor kulübü bulunuyor. Bu tamamen Spor Genel Müdürlüğünün 2014 verilerine dayanarak söylediğim rakamlar ve yaklaşık 2,5 milyon amatör sporcumuz bulunuyor. 150 bin antrenörle bu sporcuları yetiştirmeye çalışıyoruz.

Baktığınız zaman, Türkiye’de 6.340 tane sporcuya bir kulüp düşüyor. Bu gerçekten büyük bir rakam ve gençlere hizmetin ulaştırılması konusunda sıkıntılı bir durum. Bunun için de… Örneğin Fransa’da 333 kişiye bir amatör spor kulübü düşüyor, Hollanda’da 417 kişiye bir spor kulübü düşüyor. Demek ki eksiğimiz çok fazla. AKP Hükûmetleri döneminde de bu eksiği görüyoruz.

Yalnız, yaptığımız bir çalışma var, eski Güreş Federasyonu Başkanı Osman Bey’le birlikte yaptığımız bir çalışma var. Çünkü Türkiye’deki amatör spor kulüpleri az olmasına rağmen büyük sıkıntı içerisindeler. Özellikle kaynak problemi ve geçmişten kaynaklanan borçları ödeme noktasında büyük sıkıntı içerisindeler. Sosyal Güvenlik Kurumundan sorumlu Sayın Bakanımız da burada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız burada- en büyük borçlarından bir tanesi de bu Bakanlık birimine olan prim borçları, yine gelir vergisi borçları. Gerçekten bu yükten kurtulmaları, amatör spor kulüplerimizin, hiçbir kaynağı olmayan, geliri olmayan, tamamen insanların inisiyatifleriyle, vicdanlarının seslerini dinleyerek yaptıkları yardımlarla, bağışlarla geçinen amatör spor kulüplerimizin bu borçlardan kurtulması mümkün değil. Biz de bununla ilgili bir çalışma yaptık, hem Maliye Bakanıyla hem Gençlik ve Spor Bakanıyla görüştük. Bu çalışmanın son noktaya geldiğini biliyorum, bugün yarın çalışma bitirilecek. Umarım bundan sonra -pazartesi günü gelecek torba kanun içinde, belki bir ek maddeyle, belki de Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecek kanunun içerisine koyarak bunu- amatör spor kulüplerimizi bu borçlardan kurtarırız, bu borçlardan arındırırız. Çünkü yüz yıl da beklesek, üç yüz yıl da beklesek bunların ödeme şansları yok. Sadece prim borçları değil bir de ecrimisil borçları var amatör spor kulüplerimizin, bu da önemli bir borç. Bunların hepsi -yani devlete olan borçlarından bahsediyorum- büyük yekûn tutuyor. Örneğin Kocaelispor. Kocaelispor bir zaman Süper Lig’de fırtınalar estirmiş, iki sefer Türkiye kupasını kazanmış, Türkiye’yi Avrupa’da temsil etmiş spor kulübümüz, bugün, bölgesel amatör ligde oynamak zorunda kalıyor. Niçin? Geçmişten gelen borçları nedeniyle transfer yapamadığı için, yeniden reorganize olamadığı için. Kocaelispor –ki bu rakam yapılandırma sonrası 30 milyona düşüyor, eğer faizlerini de işletirsek rakamlar çok daha büyük- inanılmaz bir borç yükü altında. Eğer bunları bir şekilde halletmezsek gençlerimizin spor yapma şansı, amatör spor kulüplerimizin tutunma şansı kalmayacaktır. Biz, kulüp sayımızı artırmalıyız. Bunun için de sadece geçen yıl yapmış olduğumuz ve belediyelerden kaynak aktarmanın çok yeterli olduğunu düşünmüyorum. Biraz daha belki bundan sonraki dönemde, 25’inci Dönemde bu tekrar görüşülür ve amatör spor kulüplerimize kalıcı kaynaklar buluruz diyorum ve buna destek vereceğinizi düşündüğüm için de hepinize iyi akşamlar diliyor, teşekkür ediyor, sağ olun diyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 25. Maddesinin 2 inci fıkrasında yer alan “yaptırma” ibaresinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Refik Eryılmaz                                  Mehmet Şeker                                    Ali Serindağ

          Hatay                                            Gaziantep                                         Gaziantep

 

    Haydar Akar                              Mehmet Hilal Kaplan                         Rahmi Aşkın Türeli

        Kocaeli                                             Kocaeli                                               İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 25 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Özcan Yeniçeri                  Ahmet Kenan Tanrıkulu         Necati Özensoy

      Ankara                                     İzmir                              Bursa

  Erkan Akçay                 Seyfettin Yılmaz                 Ali Halaman     

      Manisa                            Adana                             Adana

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Özcan Yeniçeri konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, şunu söylemesem eksik kalırdı, bunu özellikle ifade etmek istiyorum:  Şimdi, bugün, biraz önce yapılan bir tartışma vardı, bu tartışmada, Haçlı Seferleri’nin kültür değişimine ve kültür etkileşimine neden olduğu şeklinde vahim bir açıklama yapıldı. Halbuki Haçlı Seferleri konusunda, Papa, bu Haçlı Seferleri’nden dolayı İslam dünyasından özür diledi. Bu durumda, Selahattin Eyyübi ve Kılıçarslan’ın ruhları incinmiştir, rencide olmuştur. Bunu söyleyenlerin özellikle bir daha durumlarını gözden geçirmelerini öneririm.

Bir zamanlar -Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusunun- aslında Anadolu’ya medeniyet ve demokrasi getireceğini söyleyen şairler vardı. Hem de çok kelli felli şairler vardı. Kapitülasyonların da ekonomik yön ve ticari hayatı canlandırdığına yönelik birtakım açıklamalar vardı ve bu açıklamalar, yüksek sesle ifade ediyorum ki, müstemleke kafaların açıklamalarıdır. Bunu söyledikten sonra da gündem ve teklifin 25’inci maddesiyle ilgili açıklamayı, görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Şimdi, bu 351 sayılı Yasa’nın 20’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan hüküm şu şekildedir: “Yurtların yapım, donatım, bakım ve onarım işleri ile bunlarla ilgili tesisler kurum tarafından hazırlanacak bir programa göre Bayındırlık Bakanlığınca ve öncelikle yürütülür.” Bu hükümden de anlaşılabileceği gibi, yurtların yapım, bakım ve onarım işleri öncelikli olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından gerçekleştirilecektir. Fıkra hükmünde yer alan “öncelikli” ibaresi yurt yapım işinin önemine işaret ederken diğer taraftan da Bakanlığın görevini öncelikli olarak yerine getirmemesi kanuna aykırı bir durum ortaya çıkaracaktır. Bakanlığın yurt yapım, onarım ve bakım işini öncelikli olarak yerine getirirken Yüksek Öğrenim Kredi ve  Yurtlar Kurumuna muğlak bir ifadeyle yapım, yaptırma, donatım, bakım ve onarım işlerinin yürütülmesi yetkisini vermesi dikkat çekicidir. Bu düzenleme yeni yolsuzluk ve rüşvet alanlarına işaret etmektedir. Özellikle, eklenen fıkra hükmünde yer alan “yaptırma” ibaresi AKP’nin yolsuzluk dosyalarının en önemli kısımlarından birini oluşturan inşaat sektöründe yandaş sermayeye yeni bir alan açma faaliyeti veya gayreti olarak görülebilir.

7 Şubat 2015 tarihli gazetelerde yer alan bir haber aslında bize bazı ipuçlarını veriyor bu konuda. Haberde Kredi Yurtlar Kurumunun on beş yıl kira garantili yurt yaptırmak için onlarca yandaş iş adamıyla protokol imzaladığına ve yapılan bu protokollerde yüksek kira ödeyebilmek için yurt kapasitelerinin yüksek gösterildiği ve öğrenciden alınacak ücretlerin artırıldığına dikkat çekmektedir. Açık bir kanun hükmünün bulunmamasına ve hâlihazırda yurt inşaatlarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılabilecek olmasına dair kanunun açık hükmüne rağmen Kredi Yurtlar Kurumunun imzaladığı protokoller kanuna aykırıdır. Teklifle öngörülen düzenleme ise bu kanuna aykırılığı gidermek için iktidarın… Komisyon görüşmelerinde de bir önergeyle aslında bunun düzeltilmesi mümkündü, o da düzeltilmemiştir. AKP söz konusu düzenlemenin kamuoyunda yeterince tartışılmasını engellemek için Komisyon görüşmeleri esnasında madde hükmünü maalesef olduğu gibi muhafaza etmiş, böylece minareyi çalan kılıfını hazırlar tipinde bir durum ortaya çıkmıştır.

Şimdi, dolayısıyla, artık kelimenin tam anlamıyla bir “inşaat iktidarı” hâline gelmiş olan AKP’nin hemen hemen her şeyden mutlaka bir yandaşa artı bir rant aracı ve bir nevi yolsuzluk alanı açma politikalarını terk etmesinin zamanı gelmiştir. Kaldı ki gençliğin ve gençlikle ilgili olan bir alanda yapılan yatırımların böyle bir muameleye, böyle bir amaca tabi tutulması da ciddi bir biçimde, daha da olayı vahim bir konuma ve duruma getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de gerek eğitim sistemini gerek gençliğin yetişme usullerini biraz önce yaklaşık üç önerge üzerinde yapmış olduğumuz konuşmalarla belli bir noktaya doğru özellikle çekmek istedim. Türkiye’de eğitim yabancılaşmış yerliler yetiştiriyor. Herkesin bu yön itibarıyla durumu bir daha gözden geçirmesinde sayısız faydalar olduğunu düşünüyorum. Gençler -kendine güven duymayan- yılgınlık, bezginlik ve umutsuzluk içerisinde yetişmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Okullarından mezun olanlar, özellikle istihdam alanlarının açık olmaması yüzünden ciddi biçimde bir bunalıma düşmekte, bunun sonucu olarak da ileri seviyede birtakım yürüyüşler, toplantılar, sivil ve sosyal hareketlerin meydana gelmesine sebep olmaktadır. Bütün bunları dikkate alarak atacağınız adımları düzenlemeniz gerekiyor.

Hepinize bu vesileyle saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 25. Maddesinin 2 inci fıkrasında yer alan “yaptırma” ibaresinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                     Refik Eryılmaz (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Refik Eryılmaz.

BAŞKAN – Sayın Refik Eryılmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 25’inci maddesiyle 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun “Yurtların Yapımı ve Onarımı” başlıklı 20’nci maddesine eklenmesi öngörülen fıkra hükmüyle, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait binaların ve her türlü tesislerin yapım, yaptırım, donatım, bakım ve onarım işlerinin kurum tarafından da yürütülebilmesi hüküm altına alınmak istenmektedir.

Şimdi, bu kanun teklifiyle öngörülen şeyin, yurtların sorunlarını, üniversitede okuyan öğrencilerimizin yurt sorununu çözmek olmadığı çok açıktır. 20’nci maddeyle eklenmek istenen bu fıkrayla aslında AKP’ye yakın bazı iş adamlarına yeni rantlar sağlanmakta olduğunu görüyoruz. Bu yapım işini Çevre ve Şehircilik Bakanlığından alıp Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna devretmeyi amaçlayan ve buna da “yaptırma” kelimesini eklemek suretiyle, AKP’nin yolsuzluk dosyalarının en önemli kısımlarından birisini oluşturan inşaat sektöründeki yandaş sermayeye yeni bir alan açma gayreti içinde olduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifiyle hedeflenen şeyin üniversitede okuyan öğrencilerimizin yıllardır sıkıntısını yaşadığı ve bir türlü çözülemeyen yurt sorununa çözüm üretmek amacı taşımadığını, aksine iktidar partisine yakın bazı iş adamlarına yeni rantlar sağlamayı hedeflediğini görüyoruz.

AKP, söz konusu düzenlemenin kamuoyunda yeterince tartışılmasını engellemek için de Komisyon görüşmeleri esnasında madde hükmü eklenmesi yöntemine başvurmuştur. Böylece minareyi çalan kılıfını hazırlarken yeni bir torba kanun teklifinde yeni bir yolsuzluk ve rant düzenlemesine yer verilmektedir.

Yurt demişken şunu da ifade etmeden geçemeyeceğiz: Bugün yurt dışında okuyan bir sürü üniversiteli gencimizin yurt dışında hem yurt sorunuyla, barınma sorunuyla hem de harç sorunuyla karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Mütekabiliyet şartını hiç dikkate almadan, bugün Türkiye’nin değişik ülkelerden binlerce öğrenciyi Türkiye’ye davet ettiğini, Türkiye'deki üniversitelerde onlara öğrenim imkânı tanıdığını, bunların her türlü barınma sorununun ve bunların harcının da devlet tarafından karşılandığını görüyoruz. Ancak Türkiye’den başka ülkelere giden Türk vatandaşı üniversiteli gençlerimizin yurt dışında bu barınma sorunuyla, bu yüksek orandaki harçlarla boğuştuğunu görüyoruz. Şimdi, burada esas alınması gereken şeyin mütekabiliyet şartı olduğunu ifade etmemize rağmen, bu konuyla ilgili olarak düzenleme yapılması için kanun teklifi vermemize rağmen maalesef bununla ilgili en ufak bir düzenlemenin yapılmadığını görüyoruz.

Yurt sorunu derken şunu da ifade  edemeden geçemeyeceğim: Maalesef, Hükûmet, yurt dışından özellikle Suriye’den gelen Suriyeli gençlere sadece beyana dayanarak istedikleri üniversitede öğrenim görme hakkı tanıyor. Anayasa’nın 10’uncu maddesi açık, o madde bütün vatandaşlarımızın kanun önünde eşit olduğunu ifade ediyor. Yani bugün kasap, esnaf vatandaşımızın oğlu, üniversiteye hazırlanmak için dişinden tırnağından biriktirdiği parayla dershaneye gidip üniversite sınavlarına hazırlanıp üniversiteye girerken başka ülkeden gelen vatandaşlara sınav zorunluluğu getirilmeden istediği üniversiteye giriş hakkı tanınabiliyor. Bunların bütün barınma sorunları, bütün harç masrafları da devlet  tarafından karşılanıyor. Şimdi, normal, sıradan vatandaşımız soruyor: Bu ayrımcılığı neden yapıyorsunuz? Eğer gerçekten dışarıdan gelen bu gençlere bu imkânı tanıyorsanız,  kendi vatandaşlarımıza da bu imkânın tanınması gerekiyor. Biz, bu konuda defaten burada bunu gündeme getirmemize rağmen, maalesef, bu sorun giderilmemiştir. Anayasa’nın 10’uncu maddesine açıkça aykırılık oluşturan bu uygulamalardan da derhâl vazgeçilmesini talep ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

26’ncı maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 26 ncı maddesinin aşağıdaki şeklide değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Erkan Akçay                                  Seyfettin Yılmaz                                Necati Özensoy

        Manisa                                              Adana                                               Bursa

    Ali Halaman                                        Alim Işık                               Ahmet Kenan Tanrıkulu

         Adana                                             Kütahya                                               İzmir

“MADDE 26- 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası madde metninden çıkarılmıştır.”

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 Sıra Sayılı Kanun  Teklifi’nin 26. Maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

İdris Baluken                                        Selma Irmak                                      Halil Aksoy

  Bingöl Şırnak                                            Ağrı

Mülkiye Birtane                                     Adil Zozani                                         Erol Dora

   Kars                                                       Hakkâri                                             Mardin

Demir Çelik                                                                                           Abdullah Levent Tüzel

    Muş                                                      İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Rahmi Aşkın Türeli                                İzzet Çetin                                      Vahap Seçer

    İzmir Ankara                                          Mersin

Müslim Sarı                                      Bihlun Tamaylıgil                                 Haydar Akar

   İstanbul                                                 İstanbul                                             Kocaeli

Ali Rıza Öztürk

    Mersin

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ali Rıza Öztürk konuşacak.

Buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının 26’ncı maddesi ile Kamulaştırma Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasında “Benzeri raylı taşıma sistemleri” ibaresinden sonra “ile tünel” yapılabilir." deniliyor. Yani, ne demek? Şu, değerli arkadaşlarım: 4’üncü madde “Taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılması yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi, yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı kurulabilir.” (2)’nci fıkrada bunun bir istisnası düzenlenmiş 2014 yılında: “Ancak, maliklerinin mülkiyet hakkının kullanılmasının engellenmemesi, can ve mal güvenliği bakımından gerekli önlemlerin alınması kaydıyla, kamu yararına dayalı olarak taşınmazların üstünde teleferik ve benzeri ulaşım hatları ile her türlü köprü, taşınmazların altında metro ve benzeri raylı taşıma sistemleri yapılabilir.” ifadesi varmış. Şimdi, buraya o raylı taşıma sistemlerinin yanına tünel de ilave ediliyor. “Taşınmazlarının mülkiyet hakkının kullanımının engellenmemesi hâlinde taşınmazlara ilişkin herhangi bir kamulaştırma yapılamaz. Taşınmaz sahiplerine bu işlemler nedeniyle kamulaştırma, tazminat ve benzeri nam altında herhangi bir ücret ödenmez.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu, “Taşınmaz sahiplerine bu işlemler nedeniyle kamulaştırma, tazminat ve benzeri nam altında herhangi bir ücret ödenmez.” hükmü Anayasa Mahkemesine götürülmüştür Cumhuriyet Halk Partisi tarafından. Aslında 2014 yılında böyle bir düzenleme yapılmış.

Şimdi, burada, yasa yapmanın çarpıklığını söylemek istiyorum: 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda bir düzenleme yapıyorsunuz, bu Adalet Komisyonunda görüşülmesi gerekirken Plan ve Bütçe Komisyonuna gidiyor, daha önceki düzenleme de öyle olmuş zaten 2014 yılında.

Şimdi, burada mülkiyet hakkının kısıtlanması olayı vardır. Medeni Kanun 718, aslında mülkiyet hakkının kapsamını belirlemektedir. Bu mülkiyet hakkının kapsamı sadece belirli kapladığı alan değil, aynı zamanda bunun dikey ve yatay kapladığı alan vardır, hem yukarısı hem aşağısı vardır, buralar da mülkiyet hakkının kapsamı içindedir. Bu mülkiyet hakkı Anayasa’nın 35’inci maddesinde tanımlanmıştır ve temel haklardandır. Anayasa’nın 35’inci maddesi çok açık bir şekilde “Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir.

Yine, temel hak ve özgürlüklerden olması nedeniyle mülkiyet hakkının, Anayasa’nın 13’üncü maddesi “Temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” deniliyor. Yani Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle.

Yine, burada 46’ncı madde kamulaştırmaya ilişkindir. Değerli milletvekilleri, esas olan şey “mülkiyet hakkı” dediğimiz zaman, “kuru mülkiyet hakkı” değildir. Bunun kullanılması ve mülkiyet sahibinin, bu mülkiyet hakkının kendisine verdiği tüm imkânları kullanabilmesidir, bunun engellenmemesi lazım. Siz, adamın evinin altından tünel geçireceksiniz, canım, bunun can ve mal güvenliği sağlanmıştır diye herhangi bir ücret ödemeyeceksiniz. Yani, bu, adamın dikey, aşağı doğru, arza doğru, dikey mülkiyetini engellemektir. Ya da üzerinden teleferik geçireceksiniz, yine bunun kamulaştırma bedelini ödemeyeceksiniz. Hadi, diyelim ki ileride bir dönemde bir imar değişikliği oldu, teleferiğin geçtiği seviyeden daha yüksek kat izni verildi, o zaman ne olacaktır?

Dolayısıyla, bu hüküm her şeyden önce Anayasa’nın 35, 13 ve 46’ncı madde hükümlerine aykırıdır ve nitekim, zaten bu nedenledir ki 2014 yılında 6552 sayılı Yasa’nın 99’uncu maddesinde yapılan değişiklik Anayasa’nın bu ilgili maddelerine aykırı olduğu nedeniyle iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine götürülmüştür, Anayasa Mahkemesinin önünde beklemektedir. Daha henüz bunun kararı verilmemişken buraya “tünel” ibaresini ekleyerek getirmek doğru değildir. O nedenle, bunun madde metninden çıkarılmasını talep etmekteyiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Mülkiyet hakkı Anayasa'nın, Özel Mülkiyet üzerinde tasarruf ise mevcut kapitalist sistemin temelini teşkil etmektedir. Söz konusu madde ile kentsel dönüşüm kapsamında evleri, mahalleleri, yaşam alanları ellerinden alman yurttaşların bir de mülkiyetlerinin yer altındaki kısmı da ellerinden alınmaya çalışmaktadır. Bu durum, demokratik değildir. Otoriterleşen bir anlayışın, 'her şeyin ve her anın' üzerinde tahakküm kurarım mantığının yansımasıdır, taşınmaz üzerinde tasarruf meselesi hala Anayasa Mahkemesi'nde çeşitli davalarla bulunmasına rağmen böylesi bir maddenin TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi, yargının bağımsızlığı ve güçler ayrılığı ilkesinin ihlalidir. Dolayısıyla maddenin metinden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                           Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 26 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

“MADDE 26- 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası madde metninden çıkarılmıştır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Alim Işık konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin  26’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi yine gecenin bu saatinde saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu teklifin 26’ncı maddesi 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 4’üncü maddesinde değişiklik öngörüyor. Bu 4’üncü madde, söz konusu kanunun “irtifak hakkı kurulması” başlıklı bir maddesi olup bu madde zaten altı ay önce yani 10 Eylül 2014 tarihinde yine bu yüce Mecliste çok ciddi tartışmalara yol açan, Anayasa’ya aykırılık iddialarıyla bu düzenlemenin yerinde olmadığı önerilerimize kulak tıkanarak çıkartılan bir düzenleme. Şimdi, altı ay sonra bir daha getiriliyor.

6552 sayılı Tasarı’nın 99’uncu maddesiyle şu değişiklik getirilmişti: Önce “Taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılması yerine amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi, yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı kurulabilir.” şeklindeydi madde. Buna bir ek getirildi, biraz önce Sayın Öztürk’ün de ifade ettiği gibi, “Ancak, maliklerin mülkiyet hakkının kullanılmasının engellenmemesi, can ve mal güvenliği bakımından gerekli önlemlerin alınması kaydıyla kamu yaranına dayalı olarak taşınmazların üstünde teleferik ve benzeri ulaşım hatlarıyla her türlü köprü, taşınmazların altında metro ve benzeri raylı taşıma sistemleri yapılabilir. Taşınmazların mülkiyet hakkının kullanımının engellenmemesi hâlinde taşınmazlara ilişkin herhangi bir kamulaştırma yapılmaz, taşınmaz sahiplerine bu işlemleri nedeniyle kamulaştırma, tazminat ve benzeri nam altında herhangi bir ücret ödenmez. Yapılan yatırım nedeniyle taşınmaz maliklerinden değer artış bedeli alınmaz.” ibaresi eklendi. Böylece vatandaşın evinin altından daha önce raylı taşıma sistemleri, metro ve benzeri gibi kamu hizmeti görecek yatırımlar için söz konusu taşınmazların kamulaştırılmasına gerek kalmadan ve para ödenmeden altının kullanılabileceği hükmü getirilmişti. Şimdi, buna raylı taşıma sistemlerine ek olarak tünel getiriliyor. Böylece İstanbul’da AKP hükûmetlerinin, özellikle rant esaslı olmak üzere çoğunlukla birçok yerde para ödemeden bazı yatırımların gerçekleştirilmesini amaçladığı bu düzenleme gerçekten Anayasa’nın ilgili maddelerine aykırıdır. O nedenle biz önergemizde 10 Eylül 2014 tarihli ve 6552 sayılı Yasa’yla getirilen eski hükmün kaldırılarak -bu yeni “tünel” ibaresinin de dolayısıyla eklenemeyeceği- bu nedenle oluşacak birçok mağduriyetin de önüne geçilmesini amaçladık. Zaten biraz önce Sayın Öztürk’ün de ifade ettiği gibi önceki düzenleme şu anda Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle Anayasa Mahkemesindedir. Henüz o sonuçlanmadan, akıbetinin ne olacağı belli olmadan sanki Anayasa Mahkemesi kararını vermiş, burada vatandaşın mağduriyetine yol açan düzenleme geçmiş, kesin yasalaşmış gibi, bir de onun üzerinde değişiklik yapıyorsunuz. Dolayısıyla hem yasa yapma tekniğine hem özellikle de vatandaşın mağduriyetine yol açacak bu düzenlemelerin bu geç saatlerde kimsenin anlamadığı bir şekilde düzenlenerek geçirilmesinin doğru olmadığını, önergemizin bu amaçla hazırlandığını ifade etmek istiyorum.

Daha önceki uyarılarımızın dikkate alınmamış olması bu uyarımızın da dikkate alınmayacağı anlamına inşallah gelmez. Çünkü henüz Anayasa Mahkemesi kararı vermemiş. Diyelim ki on gün sonra bu önceki düzenlemeyi iptal etti. Zaten bu iptal edilen düzenlemede siz değişiklik yapıyorsunuz; dolayısıyla bu da iptal edilmiş olacak. Hiç olmazsa kendimize güldürmeyelim. Bu yasayı çıkaran yüce Meclisin daha ciddi çalıştığını vatandaşımız anlamış olsun. Aksi takdirde ona da gülerler, zaten buna gülüyorlar.

Önergemizin kabulünü diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                                                  Kapanma Saati: 23.33

 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

27’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır.

Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 27 nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Erkan Akçay                                  Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman

        Manisa                                              Adana                                               Adana

       Alim Işık                                     Necati Özensoy                          Ahmet Kenan Tanrıkulu

        Kütahya                                              Bursa                                                İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Rahmi Aşkın Türeli                               Aytun Çıray                                      İhsan Özkes

          İzmir                                                 İzmir                                               İstanbul

    Haydar Akar                              Mehmet Hilal Kaplan                         Sinan Aydın Aygün

        Kocaeli                                             Kocaeli                                              Ankara

  Erdal Aksünger

          İzmir

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 Sıra Sayılı Kanun Teklifi'nin 27. Maddesinin Anayasa'ya aykırılık nedeniyle kanun metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

İdris Baluken                                        Selma Irmak                                      Halil Aksoy

         Bingöl                                               Şırnak                                                 Ağrı

  Mülkiye Birtane                                   Demir Çelik                              Abdullah Levent Tüzel

           Kars                                                  Muş                                                İstanbul

       Erol Dora                                        Adil Zozani

         Mardin                                             Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun metninde yer alan 27. madde Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Uluslararası hukuk metinlerine aykırıdır. Bu madde ile internet erişimi ve gözetlenmesine ilişkin idari kurumlara büyük bir yetki verilmekte, bu yetki ile birlikte otoriter gözetim ve denetim toplumu yaratmak isteyen bir anlayış zuhur etmektedir. Günümüzün en etkin haberleşme, bilgi paylaşma ve sosyal aktivite ortamı olan internetin AKP iktidarının kıskacına alınması amaçlanmıştır. Bu konuda gerek ulusal gerekse de uluslararası arenada sicili bozuk olan AKP iktidarı, söz konusu yasa maddesi ile kendini koruma adına ülkedeki özgürlüklerin önünü kesmeye çalışmaktadır. 17 ve 25 Aralık operasyonları, Gezi Direnişi gibi dönemlerde pervasız bir şekilde Anayasal hakları askıya alıp haberleşmeyi kısıtlayan AKP iktidarı, bu düzenleme ile Anayasa ihlalini yasalaştırmak gibi hukuk terminolojisinde yeri olmayan ve meşru olmayan bir uygulamaya imza atmaktadır. Anayasa Mahkemesinin ilgili kararları ve AİHS'nin bu konudaki hükümleri açık şekilde ortada olmasına rağmen bu madde yasalaştırılamaz, ki yasalaştırılırsa gayri meşru olur. Çünkü evrensel hukuk normlarının yanı sıra teknolojinin her geçen gün ilerlemesi ile tüm yasaklamalar açıkları ile birlikte aşılabilir. AKP iktidarının da bu gerçeklikleri dikkate alarak söz konusu tüm hukuk metinlerine aykırı olan maddenin çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki diğer iki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 27 nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                     Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                                                                               Rahmi Aşkın Türeli (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Alim Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine gecenin bu saatinde hepinize iyi geceler diliyorum.

Öngörülen 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesinin teklif metninden çıkartılması amacıyla vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Bu madde kamuoyunda “İnternet’e sansür yetkisi” olarak bilinen ve “Bu yetkinin yargı kararına dayanmaksızın, hâkim kararı olmadan, bakanlıkların talebi üzerine, Başkanlık tarafından İnternet ortamında yer alan yayınla ilgili içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi” kararının getirilebileceğini öngören düzenlemenin çıkartılmasını amaçlamaktadır. Çünkü maddenin bu şekilde geçmesi hâlinde, hukukun ayaklar altına alındığı, uluslararası ve evrensel hukuk kurallarının çiğnendiği, Anayasa’nın ihlal edildiği bir maddenin bu yüce Meclisten geçirilmiş olduğunu göreceğiz. O nedenle, öncelikle, bunun çıkartılması hem hukuka olan saygının yerine getirilmiş olması hem de uluslararası arenada ülkemizin saygınlığının düşürülmemesi açısından önemlidir.

Şimdi, bu teklif ilk defa gelmiyor, bu teklif bu yüce Meclise üçüncü kez geliyor. Israrlı olunmasının sebeplerinden birisi, yaklaşan seçimler öncesinde iktidar partisinin herhangi bir kazaya kurban gitmemesi amacıyla, yine, yayın yasağı koyarak İnternet ortamında aleyhine olabilecek yayınların anında erişime kapatılmasını amaçlamaktadır. Özellikle yolsuzluk ve rüşvetle ilgili belgelerin İnternette dolaşımının engellenmesi amaçlanmaktadır.

Telekomünikasyon İletişim Daire Başkanlığının bu yetkiyi alması hukuka aykırıdır. Hâkim kararı olmaksızın herhangi bir İnternet sitesine erişim ve o site içerisindeki yayına yasak konulması doğru değildir. Özellikle, düşüncenin açıklanmasının ve hürriyetin kısıtlanacağı gerekçesiyle böyle bir düzenlemenin doğru olmadığını düşünmekteyiz.

Umarım, bu yanlışta ısrar edilmez. Edilmesi hâlinde, yine Anayasa Mahkemesinden  dönecek ve maalesef, Meclisin yasama kalitesine bir eksi puan olarak bu da geçecektir. Daha önce, ısrarla, bu tür düzenlemelerin doğru olmadığını, sadece Adalet ve Kalkınma Partisine yönelik aleyhte yayınlara erişimin engellenmesi, yolsuzluk, rüşvet operasyonlarından sonra yaygınlaşan yolsuzluk belgelerinin İnternet ortamından kaldırılması amacıyla getirilmiş olan, yine iptal edilen, tekrar şimdi, yeniden yüce Meclisin gündemine getirilerek seçim öncesi, yine benzeri olaylarla muhatap olunması hâlinde anında bu tür yayınlara yasak getirilmesini öngören bu düzenleme belli bir amaca yöneliktir. Kimsenin yararına değildir, ülkenin yararına değildir. Özellikle de hukuk devleti ilkesinin çiğnenmesine yol açacak sakıncalı bir düzenlemedir. Bu nedenle önergemiz söz konusu maddenin teklif metninden çıkartılması amacını gütmektedir.

Tekrar hepinize saygılar sunuyor, önergemize desteğinizi bekliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önerge üzerinde Sayın Erdal Aksünger konuşacak.

Buyurun.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, 27’nci madde, tabii, 3 kere gelgit yapan bir madde bir yerinden baktığınızda. Arkadaşlar da ifade ettiler, defalarca söyledik bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu, zaten Anayasa Mahkemesi Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi. Şu anda getirilen gerekçeler aslında o gerekçeleri içinde barındırıyor, daha da ağırlaştırıldı bunların hepsi. Şimdi, Anayasa’nın 2’nci maddesine aykırı olduğunu söyledi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırı, Anayasa Mahkemesi aynı kararın içerisinde madde 13’ten dolayı da bunun bir ihlal olduğunu söyledi, 22’nci maddeden, haberleşme hürriyetinin engellenmesinden yine dem vurdu ve “26’ncı maddeyi, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini engelliyor.” diye iptal etti. Peki, bunlarla ilgili konu ortadan kalktı mı? Kalkmadı. Anayasa Mahkemesi aslında bu kararı vermeden önce, 2013’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zaten 5651 üzerinde verdiği dünya kadar hak ihlali konusu vardı burada.

Şimdi, burada getirdiğiniz konulardan bir tanesi olarak mesela “retweet” yapma konusunu bir ceza hukukuna tabi tutacaksınız, tamam diyelim, öyle olsun, zaten Türk Ceza Kanunu’nda vardı bu. Kendi Milletvekiliniz Sayın Babuşcu “retweet” etti bir şeyi, dedi ki: “Ben bundan dolayı özür diliyorum.” Ama o zaman bu kanuna tabi olacaktı. Neden? Zaten öbür tarafta, TCK’da karşılığı var. Bu girişimin nedeni şu: Cumhuriyeti yıkma eylemidir bu normalde ama bir başkası belki bunu yapmak istiyordu, sen de “retweet” ettin, burada söylüyorsun. Şimdi, geldiğinde ben bunu şikâyet edersem ne yapacaksın bununla ilgili? Öyle değil mi yani? O, “Aslında Cumhuriyet bir reklam arası meselesi.” diyorsa “Biz bunu yıkacağız, yeniden başka bir düzeni kuracağız.” demek istemiyor mu? Burada “retweet” etmiş ama bunun zaten Türk Ceza Kanunu’nda ve Anayasa’da karşılığı, ceza olanı var, tekrar burada bir kanuna ihtiyaç yok. Bunun yapılmasının nedeni           -arkadaşlar da söyledi- aslında bu seçim dönemini gerçekten de tehditlerden arındırarak geçirmek. Neden olduğunu söyleyeyim: Geçen sene bunu getirdiğinizde sekizinci ayda, dokuzuncu ayda, bu buradan geçtikten sonra kanunlaştı ve biz Anayasa Mahkemesine götürdük. Tüm maddeleri ezbere biliyorum, ben götürdüm bunların hepsini. 10’uncu ayın 2’sinde iptal etti Anayasa Mahkemesi bunu. Ne yaptınız biliyor musunuz? Üç ay boyunca Resmî Gazete’de yayınlamadınız ama bu arada böyle bir kanun varmış gibi hepsi uygulandı, hepsi uygulandı bunların. Olamaz böyle bir şey, 1 Ocak 2015’te tekrar bu Resmî Gazete’de yayınlanınca ortadan kalktı konu, siz hemen altı yedi gün sonra Plan ve Bütçe Komisyonuna yine torbadan getirdiniz bunun hepsini. Hatta onu da değiştirdiniz yine, onu da değiştirdiniz bir tarafından baktığınızda. Zaten bu teklif edilemez, Anayasa’ya aykırı olduğunu söylememiz oradan kaynaklanıyor, teklif edilemez.

Şunu da söyleyeyim: Bir yerinden baktığınızda, Türkiye 2013 itibarıyla ifade özgürlüğünün ihlallerinden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, ilk 10’a baktığınızda Avrupa’da Türkiye 224 tane bu konuyla ilgili cezaya çarptırılmış. Geri kalan 9 tane ülkenin toplamı 197. Bu 9 ülkenin içerisinde Rusya da var, Polonya da var, Romanya da var yani. Bunların hepsi toplamda 197, Türkiye tek başına 224 tane hak ihlalinden dolayı, ifade özgürlüğü hak ihlalinden dolayı cezaya çarptırılmış durumda. Zaten 51’de de aynı şekilde bize devamlı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bununla ilgili cezayı kesiyordu, bizi mahkûm ediyordu. Siz devamlı bu ülkeyi hem Avrupa nezdinde hem de dünya nezdinde gerçekten rezil ediyorsunuz. Ortada, veriler ortada, ben söylemiyorum ki, bunların hepsi ortada.

Dayanakları neden kalkıyor? Biraz sonra, bir daha önerge getirmişsiniz aslında, bir sonraki maddede onu da anlatacağım ben. Erişim Sağlayıcıları Birliği diye bir birlik kurulmuştu, şimdi aslında o birlik ortada yok, normalde yok. Bu kanunda aslında yapsanız da böyle bir uygulama yapamayacaksınız. O Erişim Sağlayıcıları Birliğini niye yaptılar biliyor musunuz? Batı’ya şirin görünmek için yaptılar. “Ya, biz yapmıyoruz, bir tane demokratik kitle örgütü var, onlar yapıyor.” diyor. Aslında doğru söylüyor TİB Başkanı da. Aslında, bu kadar çok İnternet erişim sağlayıcılığı birliği yok normalde, doğru söylüyor, ben bir şey söylemiyorum da bununla ilgili. Bugüne kadar bunlar hoştu, iyiydi de bugün mü kötü oldular? Onun nedeni… Biraz sonra getireceğinizi de ben anladım zaten, ne getirmek istediğinizi, orada zaten bunları anlatacağız.

Bunun yanı sıra da ifade özgürlükleriyle ilgili daha başımıza gelecek konuları… Yeni daha Amerika’da bir rapor yayınlandı, belki biraz sonra da ona değinme zamanımız olabilir deyip hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre, yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle önergeyi okutup Komisyona soracağım ve Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 27 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mihrimah Belma Satır                   Mehmet Doğan Kubat                          Osman Aşkın Bak

        İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

     Recep Özel                                   İsmail Kaşdemir                                 Ramazan Can

         Isparta                                           Çanakkale                                          Kırıkkale

MADDE 28- 5651 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "mevcut internet servis sağlayıcıları" ibaresi "bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla abonesi bulunan mevcut internet servis sağlayıcıları" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Evet Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, Komisyonumuz salt çoğunlukla önergeye katılıyor.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, grubumuz adına Erdal Aksünger…

BAŞKAN – Yeni madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Erdal Aksünger konuşacak.

CHP GRUBU ADINA ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Şimdi, Erişim Sağlayıcıları Birliğiyle ilgili konuda biraz önce de ifade ettim. Aslında, Türkiye’de gerçekten bu kadar çok erişim sağlayıcı yok zaten. Normalde bir tane erişim sağlayıcı, bir kişi var zaten, aslında hâkim olan o zaten. Bütün altyapının Türkiye’deki sahibi TÜRK TELEKOM. Bunu 50 kere anlattık. TÜRK TELEKOM, Türkiye’deki tüm İnternet altyapısının ve iletişim altyapısının yüzde 90’ından fazlasına sahip. Doğrudur, diğer çoğu taşeron olarak çalışıyor ama bunun adını neden “TÜRK” olarak daha hâlâ tutuyorsunuz? Onu 50 kere söyledik, hâlâ onu değiştirtmemekte ısrar ediyorlar. “TÜRK TELEKOM” diye bir kurum Türk’ün değil artık, başkasının, Arap’ın, onun, bunun. Yani aslında senin altyapının hepsi orada.

Şimdi, geri kalan erişim sağlayıcılarının çoğu TÜRK TELEKOM’dan taşeron hizmeti alıyor. İşte, birkaç tane GSM operatörü hariç bunların hepsi oraya bağlı zaten.

Ama şöyle bir durum var: Bence bu maddeyi getirerek hülle yapmaya çalışıyorsunuz, araya koyarak. Neden hülle yapıyorsunuz? Artık “Erişim Sağlayıcıları Birliği” diye bir birlik yok. Niye yok? Bu ayın başında Danıştay, tüzüğünü iptal etti oranın. Neden iptal etti? Biz bunu bu kürsüden de anlattık, şundan iptal etti: Siz, Erişim Sağlayıcıları Birliğini BTK’yla birlikte kurarken, TÜRK TELEKOM’un başını çektiği 12 tane hâkim sağlayıcıyla birlikte bir tüzük yazdınız. Bu tüzüğü aldınız, BTK’yla birlikte onayladınız, devlet eliyle, iktidar eliyle –devlet demeyeceğim artık bu işe, siz kendinizi devlet zannettiğiniz için öyle oluyor- bu tüzüğü geçirttiniz ama geri kalan -112’ydi o zaman, sonra 116’ya çıktı- bu erişim sağlayıcıları bir araya geldiler, bir tüzük hazırladılar, bu tüzüğü götürüp BTK’ya da verdiler ama buna rağmen siz bu birliği, bu 12 kişinin dediği şekilde yaptınız, kabul ettiniz.

TELKODER bunu aldı, Danıştaya gitti, itiraz etti. Danıştaya gidip itiraz edince ne oldu? Çok uzun bir süre geçti ama bu ayın, 3’üncü ayın 9’unda Danıştay bunun tüzüğünü iptal etti yani artık Erişim Sağlayıcıları Birliği diye bir birlik yok. Bunu yaparken ne yapmaya çalışıyorsunuz? Orada 40-50 kişiyi acaba oyundan düşürür müyüz ya da kaç kişiyse, 100 kişi mi düşürürsek, çoğunluğu sağlarsak, buradan yeni bir tüzük yaparsak, bununla birlikte, biraz önce ifade ettiğim, Avrupa’ya veya gelişmiş ülkelerin bizi eleştirmesine karşılık şunu söyleyeceksiniz: “Ya, biz söylemiyoruz bunların kapatılmasını.” “Kim söylüyor?” “İşte, burada oluşan Erişim Sağlayıcıları Birliği söylüyor.” diyeceksiniz. Bu mümkün değil, bunu yapamazsınız. Şu anda bu kanun yasalaşsa bile biz Anayasa Mahkemesine bunu zaten götüreceğiz, hiç şansı yok. Eğer bu Anayasa Mahkemesi aynı maddelerden bunu iptal etmiyorsa oranın “yasa”yla bir alakası olmayacak, “ana” tarafını bilmiyorum. Anlatabiliyor muyum? Çünkü, aynı gerekçeler geçerli.

Şimdi, madem, bu yasalaşsa bile siz bunu uygulayamazsınız. Neden uygulayamazsınız? Artık sizin bahsettiğiniz, Erişim Sağlayıcıları Birliği diye bir birlik yok, bunu uygulayamayacaksınız, öyle bir birlik de yok. Demek ki böyle bir birliği yeniden oluşturmanız gerekiyor. Bu gelen, bu yeni maddeyle ilgili konunun temeli şu: Siz alelacele, hemen, acilen bu oyunculardan kaç tanesini bu oyunun dışına iteleyebiliriz, taca atabiliriz, ona bakıyorsunuz. Ama şunu açıkça söylüyorum: Bu, kesinlikle bu millete kan kusturacak bir kanundur. Zaten bütün dünyanın da Türkiye’ye bakışı, yeni yayınlanan raporda gördük ki, daha dün değil evvelsi gün geldi, Amerika’da sivil toplum kuruluşlarının yayınladığı raporlar, Türkiye’nin aslında cinnet geçirdiğini iddia ediyorlar bu konuyla ilgili. Yine aynısını söylüyorum, Türk Ceza Kanunu’nda bunun karşılığı varken böyle kanun getirmenin temeli bence sadece önümüzdeki süreçte başınıza gelecekleri engellemektir, başka bir şey değildir zaten, bunun başka bir anlamı da yoktur. Ben, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğimizi buradan da yine söyleyeyim. Zaten siz bunu aslında kanunlaştıramazsınız diyorum, uygulayamazsınız diyorum ve Anayasa’ya aykırıdır diyorum. Daha önce götürdüğümüz ve Anayasa Mahkemesinin de gerekçeleri aynı ve daha da ağırlaştırılmış bir şekilde yaptığını düşünürsek bunu biz Anayasa Mahkemesine götürürüz.

Başka bir şey daha söyleyeceğim. Daha önce TİB Başkanına yetki veriliyordu, şimdi Bakana ve Başbakana veriliyor. Şimdi Erişim Sağlayıcıları Birliği yok. Bu Bakan ile Başbakan milyonlarca başvuruyu nasıl ayıklayacakmış, bana bir anlatsın birisi ya, nasıl ayıklayacakmış buradan? Tabii, nasıl ayıklayacak? Yukarıdan bir yerden, herhangi bir, size zeval getirecek, siyasi ikbalinize sıkıntı getirecek olanları ayıklayabilir. Geri kalanı nasıl ayıklayacakmış? Şimdi, ben de 50 bin, 100 binin üzerinde takipçisi olan bir adamım, bana da günde, her gün birileri garip bir şekilde bir şeyler yazıyorlar. Taciz edenler var, hakaret edenler var, tamam ama belli boyuta kadar ama inanın, hiçbirisi hakkında benim kanuni bir işlem yapmak gibi bir derdim de yok. Neden yok? Baş edilmez ki böyle bir konuyla. Engelliyorum geçiyorum bunu yani. Ne yapayım yani, bunların hepsiyle mi uğraşayım? Böyle bir şey olamaz zaten. Ama ben uğraşmak istediğim zaman, kanunda, nizamda yeri var zaten. Zaten TÜRK TELEKOM veya TİB biliyor bunun ne olduğunu. Ben zaten öyle bir şey yapacaksam dava açarım bunların hepsine. Açmıyorum, böyle bir şeye gitmiyorum, engelliyorum, geçiyorum gidiyorum. Onunla mı uğraşacağım ben? Ama uğraşanlar başka bir konuda var.

Bakın, insanların özel hayatıyla ilgili olan konuda zerre kadar –herkesle hemfikirim- bir tereddüdüm yok. Özel hayatla ilgili, hakaretin çok daha üzerinde iftiralarla ilgili konular; bunlarda hiçbir tereddüdümüz yok. Şimdi, İnternet dediğiniz zaman sadece sosyal medyadan bahsetmiyoruz. İşte, çocuk pornosu diyorlar, terör diyorlar. Ya, bunları koymadınız ki içine, yok ki bunlar. Zaten kanunda yeri var ama burada yok, maniple etmesinler bu konuyu. Dünyanın her yerinde çocuk pornosu yasak zaten, her yerinde yasak. Burada hemfikir olmayan hiçbir adam yoktur zaten. Varsa da alçaktır, başka bir şey denmez ona. Ne denilebilir ki başka türlü? Ya, bunları bahane etmeyin yani, bunlar değil bu konu, bunlar olamaz da konu yani. O yüzden, bir an önce bu işi… Tabii, şöyle olacak yani: Biz yine Anayasa Mahkemesine götürsek bile… Götüreceğiz, bence iptal edecek. Eğer edemezse zaten ona Anayasa Mahkemesi denmez. Edecek de siz bunu yine üç ay bekleteceksiniz, Resmî Gazete’de yayınlatmayacaksınız, seçim geçecek, ondan sonra yürürlüğe girecek. E, ne olacak? Tren, at, neyse, alan nereye gidiyorsa oraya gitmiş olacak. Sorun buradan kaynaklanıyor.

Beş dakika dedim, yedi buçuk dakika oldu ama şunu da söyleyeyim, burada herkes bilsin: Biz bunların hepsini Anayasa Mahkemesine götürürüz. Ama şu da var: Hak ihlalleri konusunda insanlar… Bakın, bu Erişim Sağlayıcıları Birliğiyle ilgili, arkadaş, şunu söyleyeyim size: 50 bin ile 500 bin lira arasında adamlara ceza konusu getiriyorsunuz, adam ödemezse diyorsunuz ki: “Hapis cezasına kadar gider, bunu da paraya çevireceğiz.” Hiçbir yabancı Türkiye’ye yatırım yapmaz, yapmayacak da. İsterseniz gelin, hepsini çağıralım, bunu bir konuşalım. Kimse yapmaz. Bu sosyal medya meselesini bir kenara bırakırsak, İnternet önümüzdeki, ekonominin aslında bel kemiği, borsa da öyle, İnternet olmasa duracak zaten bir vesileyle. Her yer öyle de İnternet bel kemiği ama yeni bilgi ekonomisinde İnternet’in üzerine koyacağınız bu balta gibi, hançer gibi yasalarla adam buraya gelmek istemiyor, gerçekten istemiyor. Bununla ilgili bir sürü belgeler bizde var. Belki önümüzdeki süreçte imkân olursa onları da açıklarız.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksünger.

Yeni madde ihdasına dair önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Şimdi herhangi bir karışıklığa mahal bırakmamak için sıra sayısını mevcut maddeler üzerinden görüşmelere devam edeceğiz.

28’inci maddede aynı mahiyette iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 28 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Erkan Akçay                                  Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman

        Manisa                                              Adana                                               Adana

Ahmet Kenan Tanrıkulu                     Necati Özensoy

          İzmir                                                Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Rahmi Aşkın Türeli                               Aytun Çıray                                      İhsan Özkes

          İzmir                                                 İzmir                                               İstanbul

Sinan Aydın Aygün                        Mehmet Hilal Kaplan                               Haydar Akar

         Ankara                                             Kocaeli                                             Kocaeli

  Erdal Aksünger

          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli)- Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı kanun teklifinin 28 inci maddesiyle Teklifin 18 inci maddesiyle 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen bent hükmü ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının görev ve yetkilerine Ulusal Kamu Entegre Veri Merkezine yönelik politika ve stratejilerin belirlenmesi ve yürütülmesi eklenmiştir.

Ulusal Kamu Entegre Veri Merkezi kurulma kararı Bilgi ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nun Ocak 2013'teki 25'inci toplantısında verilmiştir. Bu toplantıda kamu kurumlarının veri merkezlerinin birleştirilmesine yönelik hukuki, teknik, idari yapılanma modelinin oluşturulmasına da dikkat çekilmişti. Böylece kamuya ait tüm verilerin ortak ve güvenli bir platformda toplanması planlanmıştır.

Bu aşamada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da ulusal kamu entegre veri merkezinin kuruluşunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının öncü olmasıdır. 17-25 Aralık sonrasında internette dolaşan tapelerle ilgili olarak TÜBİTAK'ın dünyada olmayan bir teknolojiyle konuşmaların birleştirildiği kararı ve hissiyat ile bilimi açıklama gayretindeki bir bilim ve teknoloji bakanıyla bu işte iyi niyetin olduğu iddiaları birbiriyle ters düşmektedir. Bu zihniyetin oluşturacağı veri merkezi ancak fişleme ve yolsuzlukları, usulsüzlükleri ve rüşveti gizleme merkezi olacaktır.

Yine Ulusal Kamu Entegre Veri Sistemi Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı uygulamalarıyla hayata geçecektir. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yolsuzluk ve rüşveti örtbas ederek kamuoyunun bilgi alma özgürlüğünü kısıtlamayı kendisine misyon edinmiş çalışmalar içerisindedir. Bu yönde bir zihniyetin yönetimindeki Bakanlığın Ulusal Kamu Entegre Veri Sistemini teorik çerçevesine uygun olarak yönetmekten ziyade bu çalışmayı fişleme ve baskı aracı olarak kullanabilecektir.

Bu tür uygulamaların önüne geçebilmek adına maddenin teklif metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Diğer önerge üzerinde Sayın Erdal Aksünger konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bir sonraki madde aslında kişisel verilerin güvenliği noktasında, Rıza Bey mutlaka onunla ilgili ciddi şeyler anlatacaktır da, ben size çok ilginç bir şey anlatacağım şimdi.

Şimdi, biz kişisel verilerimizi devlete teslim etmek istiyoruz diyelim, devlet güvencesi olması lazım bunun. Tabii, bugüne kadar devletin böyle bir güvenceyi sağladığını görmedik ama Meclisle ilgili bir şey anlatacağım size. Arkadaşlar, bugün hepinizin elinde ya bir akıllı telefon var, iPad var, o var, bu var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin “tbmm.gov.tr” adresli mailinden mutlaka mail kullanıyorsunuzdur. Eğer bu maili alıp cep telefonunuzdan, akıllı telefonunuzdan kullanmak istiyorsanız veya iPad’inizde kullanmak istiyorsanız başınıza şöyle bir iş geliyor, haberiniz olsun yani herkese söylüyorum: Şu anda TBMM’nin “server”larına bağlanıp -kendi danışmanınız da olabilir- eğer bu mailleri danışmanlarınız görmek istiyor diye onun iPad’ine veya telefonuna yükleyin derseniz o “server”a bağlandığında karşına şöyle bir şey çıkıyor, diyor ki: “Sen bu mailleri güncellemek istiyorsan ve bana bağlanmak istiyorsan -bak, bunların hepsini o görüntüden aldım yani şu anda yeni yapılıyor, çoğunuz da bilmez, hiç kimse bilmiyor bunu- şunlara izin vermek zorundasın.” “Evet”, “hayır” diye bir seçenek de yok. Bakın, nelere izin veriyorsunuz yani sizin elinizdeki telefon veya iPad’deki nelere izin veriyorsunuz: Tüm verileri silme yetkisini veriyorsunuz. Sizin haberiniz olmadan telefonunuza veya iPad’inize bağlanıp -veya neyse oradaki mobil cihaz- “Tüm veriler silinebilir.” diye o yetkiyi veriyorsunuz. Tüm verileri alabilme yetkisini de veriyorsunuz, şifre kurallarını değiştirme yetkisini veriyorsunuz, kameraları açıp kapatma yetkisini veriyorsunuz. Bunlar gerçek, hiçbiriniz bilmiyor olabilir bunu yani bunlar gerçek. Güvenmek başka bir şey “güveniyorum” diyorsanız bilemem onu. Ben ama burada seçenek olmadığını söylüyorum, ben “hayır” demek istiyorum. Bunlara bakma kardeşim.

Başka şey daha var, ekran kilitlerini açma veya kapamaya da izin veriyorsunuz. Yapıyorlar da bunu, yapabilirler dahası, yapıyorlar başka bir konu. “Ekranı kilitle”, “şifreleri değiştir” bunları da veriyorsunuz. “Depolama alanları”, mesela benim danışmanımın başına geldi, bana gösterince anladım durumu, o geldi baktı. Ben buna izin vermedim, şu anda telefonumdaki eski bütün telefon adreslerine erişemiyor, erişemez de, ben izin vermediğim için erişemiyor çünkü ben bunlara “evet” dersem o telefonla erişiyor. Daha önce almışlar o telefonları yedeklemişler, telefon numaralarını yedeklemişler yani. “Kameraları açıp kapatma” diyor burada. Ne demek bu ya, neden açıp kapatıyorsun? Bu elimdeki benim kişisel verilerim olan bir yer, ben kimseye izin vermem bununla ilgili, bunun tedbirini de alırım yani. Eğer bununla ilgili şöyle bir durum varsa, diyorsa birisi: “Ya, senin iyiliğin için yapıyorum bunu.” Niye yapıyorsun benim iyiliğim için ya? Benim öyle iyiliğime yapacak kendi yanımda mutlaka bir çalışanım, bir edenim vardır; sadece bunu alacaksın bir yere depolayacaksın, o kadar, yedeğine alacaksın, bu kadar. Üç günde, beş günde, bir haftada bir de alabilirsin ama bunların hepsini adamlar burada alabiliyor.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde… Bunun gibi daha bir sürü şey var burada. Parolalar, kızılötesini devreye sokma, SD kartın takılmasını devre dışı bırakabiliyor veya onun içindeki bilgiyi de alabiliyor. Şimdi, diyelim ki… Milletvekillerine yapılıyor bu ya, yani yapılma olasılığı var en azından; yapılıyor mu, o ayrı bir konu da, onu bilemem, belki oradan bakmak lazım ama en azından benim kendi danışmanım benim maillerimin bir kısmını benimle birlikte görmesi için kurarken bunları gördüm. Görünce buna izin vermedim tabii. O yüzden, onun telefonunda da bazı telefonları göremiyor. Şimdi, böyle düşündüğünüz zaman, bu hakkı Meclis Başkanı biliyor mu bilmiyor mu, bilmiyorum ama milletvekilleri buna maruz kalmışsa vatandaşın durumunu ben çok merak ediyorum; vatandaşın durumunu merak ediyorum yani.

E, şimdi diyorsunuz ki: “Emniyet istihbarattı, onlar paralelciydi, şu yaptı, bu yaptı.” E, MİT’te de yetki var. Sen MİT’e zaten nasıl hâkim olacaksın? Bu kişisel veriler konusu çok önemli bir konu da zaten kimse ne kanun ne nizam dinlediği için, işte kanun da çıkarsan dinleyen yok, Anayasa desen de dinleyen yok, anlatıyoruz, onu da dinleyen yok. Bugün sorun gibi gözükmüyor olabilir ama yarın bunların hepsi herkesin başına bela olacak; göreceğiz, yaşayacağız bunların hepsini, göreceğiz. Bu verileri biz daha önce burada... BTK Başkanı burada. Ben bununla ilgili TTNET’e ceza kestirmek için her şeyi yaptım. Bir sürü insanı... Onlar da kabul etti, insanları fişliyorlar diye kabul etti, ceza kestiler kendileri. Ya, devletin bir kurumu kabul etti zaten bunun yapıldığını ama bu verilerin kime gittiğini, ne edildiğini kimse bilmiyor. Sizin bütün özel hayatınızı TÜRK TELEKOM’un altyapısından alabiliyorlar. Ya, böyle bir şey olur mu? Ben bu devletin neyine güveneceğim benim kişisel verilerimi bir yerlerde koruyacak diye?

O yüzden, bunun yeniden gözden geçirilip… Bu devletin devlet gibi olması gerekir bence. İlk önce devlete güvenmek gerekir, iktidarlara değil arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddede aynı mahiyette iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 29 uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Erkan Akçay                                  Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman

        Manisa                                              Adana                                               Adana

Ahmet Kenan Tanrıkulu                     Necati Özensoy

          İzmir                                                Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

  Rıza Türmen                           Haydar Akar                       Rahmi Aşkın Türeli

        İzmir                                    Kocaeli                                    İzmir

Sinan Aydın Aygün                     Aytun Çıray

      Ankara                                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu...

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı kanun teklifinin 29 uncu maddesiyle Anayasa Mahkemesinin 2013/122 esas sayılı, 2014/74 karar sayılı 09.04.2014 tarihli kararıyla iptal edilen 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunun 51 inci maddesinin yeniden düzenlenmesini öngörmektedir. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğinin korunmasına ilişkin maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından düzenlenecek olmasının Anayasa'nın 20 nci maddesinde yer alan "Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir" hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle almıştır.

Anayasanın 20 nci maddesinde yer alan bu hüküm kişisel verilerin korunması hakkının Anayasal güvence altına alınması ve böylece kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı koruma sağlamaktadır. Anayasanın açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü bu konuda yürütme organına ilk elden düzenleyici işlem yapma yetkisinin verilmesi Anayasaya aykırıdır.

Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında yeniden düzenlenmesi öngörülen 5809 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin 13 üncü fıkrası da Anayasa Mahkemesinin iptal kararına gerekçe olan hükmün aynı ruhla yeniden düzenlenmesini ifade etmektedir. Buna göre, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği yasa hükmü AKP'nin ısrarıyla aynı zihniyetle yeniden Meclis gündemine getirilmiştir.

Bütün bu gerekçelerle kanun teklifinin 29 uncu maddesinin teklif metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Türmen, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 29’uncu maddesiyle 5809 sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesince iptal edilen 51’inci maddesi yeniden düzenlenmiştir. Tabii, Anayasa Mahkemesi bunu iptal ettiği için, şimdi önemli olan bu yeni düzenleme Anayasa Mahkemesinin iptal kararına ne kadar uygun, ne kadar uygun değil ona bakmak lazım.

Özel hayata ilişkin kişisel verilerin bir kamu kurumu tarafından toplanması elbetteki özel hayata bir müdahaledir. Bütün mesele, bu müdahale meşru, hukuka uygun bir müdahale midir, değil midir? Hukuka uygun müdahale olması için birtakım şartlar gerekir: Önce kanundan kaynaklanması lazım bunun. Ama, kanundan kaynaklanması yeter mi? Yetmez. Kanunun aynı zamanda erişilebilir, açık, öngörülebilir olması lazım ve demokratik topluma uygun olması lazım kanunun.

Şimdi, bu maddenin başlığı  “Kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğin korunması” olsa da, maddeye baktığınız zaman gizliliğin korunmasıyla ilgili hiçbir şey yok aslında maddede. Kişisel verilerin alınması var ama korunması yok maddede.

Maddenin (1)’inci fıkrasında kişisel verilerin işlenmesinde uyulacak olan ilkeler belirlenmiş, bu ilkeler son derece soyut ilkeler, dürüstlük kurallarına uygun olmak gibi belirsiz ilkeler. İlkelere uyulmadığı zaman ne olacağı belli değil, müeyyidesi belli değil, maddede bu yazmıyor. Tabii, maddenin en sakıncalı yanı şu: Bu maddede sayılan ilkeler, maddenin (13)’üncü fıkrasıyla maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar kurum tarafından belirlenir. Yani kurum dediği “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından belirlenir.” demektedir. Yani, maddenin somutlaştırılması yürütmeye bırakılmıştır. İşte Anayasa Mahkemesi tam da bu yüzden bu maddeyi iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesi iptal kararında ne diyor? Diyor ki: “Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yürütme organına doğrudan ve ilk elden düzenleyici işlem yapma yetkisi verilemez. Elektronik haberleşme sektörüyle ilgili kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğin korunmasına yönelik usul ve esasları belirleme yetkisini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna veren itiraz konusu kural Anayasa’nın 20’nci maddesinde öngörülen kişisel verilerin korunmasına ilişkin usul ve esasların ancak kanunla düzenlenebileceğine ilişkin güvenceye aykırıdır.”

Şimdi, böyle bir iptal kararı varken aynı gerekçeyi, yani yürütmeye bırakılmasını, bu maddenin usul ve esaslarının belirlenmesini, tabii ki arka kapıdan aynı şeyi kanuna sokmaya çalışmaktadır.

Maddenin, (2)’nci, (4)’üncü, (6)’ncı fıkraları enteresan çünkü (2)’nci fıkrasında deniliyor ki: “Haberleşmenin dinlenmesi, kaydedilmesi, saklanması, rıza olmadan yasaktır.” Ama öbür taraftan bir istisna getiriliyor “İlgili mevzuatın öngördüğü durumlar hariç.”

Şimdi, ilgili mevzuat o kadar geniş ki, Sağlık Bakanlığından Millî Eğitim Bakanlığına kadar her şey var ama onun hepsinin üstünde MİT Yasası var biliyorsunuz. MİT Yasası hiçbir sınırlamaya tabi olmadan MİT’e her türlü kişisel veriyi istediği gibi almaya yetki vermektedir hâkim kararı olmaksızın. Yani burada istisna gibi gözüken şey o kadar geniş bir alanı kapsamaktadır ki aslında istisna kural hâline gelmiştir burada. Bu, tabii, büyük bir sakıncadır.

Maddenin (5)’inci fıkrasındaki “kamu yararı” çok geniş bir kavramdır, kanunu belirsiz hâle getirmektedir.

Maddenin (7)’nci, (8)’inci fıkrasında “açık rıza” denmektedir. “Açık rıza” yerine, burada “açık rıza” değil, “aydınlatılmış onam” olarak değiştirilmesi gerekiyor yani böyle bir abonman sözleşmesinin en altında küçük harflerle yazılan bir şey rıza için yeterli değildir, açıklamak gerekir, “bakın” demek lazım. Rızanı veriyorsun, rızanı verdiğin zaman da olacak şeyler budur diye anlatmak lazım. Onun için bu “aydınlatılmış onam” olarak değiştirilmelidir.

“Bu kişisel verilerin gizliliğinin, güvenliğinin ve amacı doğrultusunda kullanılmasının temininden işletmeciler sorumludur.” diyor. Niçin sadece işletmeciler sorumludur? Belli değil. Yani bu sadece işletmeciye verilecek bir külfet, bir yükümlülük değildir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna asıl bu külfetin verilmesi gerekir. Hâlbuki kanunda bu bulunmamaktadır.

Bütün bunları topladığınız zaman kanun son derece sakıncalı ve en önemlisi de Anayasa Mahkemesinin iptal kararını arkadan dolanıp ortadan kaldırmaya ve aynı hususları yeniden öngörmeye yönelmiş bir kanun. Bu bakımdan yeniden iptal edilmeye mahkûm gibi gelmektedir bana.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türmen. 

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

30’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi 30. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                              Vahap Seçer                                   Ali Rıza Öztürk

          İzmir                                                Mersin                                              Mersin

      Aytuğ Atıcı                                       Haydar Akar                                     Rıza Türmen

         Mersin                                             Kocaeli                                               İzmir

MADDE 30- 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan "o güzergahın en uzun mesafesine" ibaresi "geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye" olarak, yedinci fıkrasında yer alan "yedi gün" ibaresi "on beş gün" olarak değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(8) Sürücüsünün Türk Vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın yabancı plakalı araçlara uygulanacak olan bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen idari para cezaları ile geçiş ücretleri ve ikinci fıkrasında yer alan idari para cezaları tebligat şartı aranmadan, sürücüsü bilgilendirilmek suretiyle tahsil edilir. Tahsilat gerçekleşmeden yabancı plakalı aracın ülkeyi terk etmesine izin verilmez. Bu fıkra hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca müştereken altı ay içinde belirlenir. Uluslararası sözleşme hükümleri saklıdır."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 30 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

     Emin Çınar                                   Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman

     Kastamonu                                           Adana                                               Adana

 

    Erkan Akçay                                  Necati Özensoy                          Ahmet Kenan Tanrıkulu

        Manisa                                               Bursa                                                İzmir

"MADDE 30- 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "o güzergâhın en uzun mesafesine ait geçiş ücretinin on katı" ibaresi "geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücretinin beş katı" olarak, yedinci fıkrasında yer alan "yedi gün" ibaresi "on beş gün" olarak değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. "

(8) Sürücüsünün Türk Vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın yabancı plakalı araçlara uygulanacak olan bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen idari para cezaları ile geçiş ücretleri ve ikinci fıkrasında yer alan idari para cezaları tebligat şartı aranmaksızın, Gümrük sahalarındaki giriş-çıkış kapılarında sürücüsü bilgilendirilmek suretiyle tahsil edilir. Tahsilat gerçekleşmeden yabancı plakalı aracın ülkeyi terk etmesine izin verilmez. Bu fıkra hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca müştereken belirlenir. Uluslararası sözleşme hükümleri saklıdır."

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYALGÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Emir Çınar konuşacak

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun ve Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu maddede, Hükûmet, bu düzenlemeyle, Genel Müdürlük işletimindeki otoyollar ile erişme kontrolünün uygulandığı kara yolları için belirlenen geçiş ücretini ödemeden geçiş yaptığı tespit edilen araç sahiplerine Genel Müdürlük tarafından o güzergâhın en uzun mesafesine ait geçiş ücretinin 10 katı tutarında para cezası uygulanmasını teklif ediyor ve bu uygulamanın yapılmasını istiyor. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu maddede, 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un 30’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “o güzergâhın en uzun mesafesine ait geçiş ücretinin 10 katı” ibaresini geçiş ücretini ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücretinin 5 katı olarak değiştirilmesini teklif ediyor ve yedinci fıkrasında yer alan “7 gün” ibaresinin de “15 gün” olarak değiştirilmesini teklif etmekteyiz ve sürücünün Türk vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın yabancı plakalara uygulanacak olan bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen idari para cezası ve geçiş ücretinin ikinci fıkrada belirtilen idari para cezasının tebligat aranmaksızın gümrük sahalarındaki giriş çıkış kapılarında, sürücünün bilgilendirilmesi suretiyle tahsil edilmesini teklif etmekteyiz. Tahsilat gerçekleşmediğinde de yabancı plakalı aracın ülkeyi terk etmesine izin verilmemesini ve fıkra hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların da İçişleri Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca müştereken belirlenmesini teklif ediyoruz. 30’uncu maddede yapılan değişiklikle köprü ve otoyol geçişlerindeki cezai yaptırımlar düşürülmektedir. Madde hükmünde, “o güzergâhın en uzun mesafesi” ibaresinin “geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yapıldığı mesafe” ve ücret toplama süresini yedi günden on beş güne çıkartan düzenleme vatandaşlarımızın bugüne kadar mağdur olduğu düzenlemelerdir. Söz konusu düzenlemenin kanun çıktıktan dört buçuk yıl sonra gerçekleşmesi vatandaşımızın bugüne kadar mağdur edildiğinin açıkça bir ispatıdır.

Değerli milletvekilleri, kanun düzenlemeleri yapılırken milletlerin refahı, huzur, barış ve kardeşlik içerisinde bir hayat sürebilmeleri için toplumsal düzeni ve nizamı sağlayacak kurallara ihtiyaç vardır. Bu kurallar toplumsal düzeni sağladığı gibi suça karşı caydırıcı birer önlem aracı olma özelliğini de taşımaktadır. Toplumsal kurallar kanunlar aracılığıyla oluşturulurken ve yapılırken toplumun ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır. Bir kanun yapılırken çok iyi düşünülmeli, ihtiyaçlar tespit edilmeli ve en önemlisi de hiç aceleye getirilmemelidir. Birilerini kurtarmak, iktidarı sağlamlaştırmak ve ebedi kılmak için kanun yapılmaz. Bu şekilde kanun yapanların arzuları sadece çıkar ve menfaatle yüz yüzedir.

Ne yazık ki ülkemizi on iki yıldır yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı bugüne kadar bu tutum ve davranışlarını gelenek hâline getirmiş, bugün de aynı torbayla karşı karşıya bırakmıştır. Torba kanun yapmayı kendisine düstur edinen AKP, ne milletin menfaatini düşünmekte ne de ülke çıkarlarını gözetmektedir. İktidar, içine her şeyi doldurarak torba teklifleriyle, bizlere göre çuval olan kanun teklifleriyle, günü kurtarmak, yandaş ve kendi çıkar gruplarına menfaat sağlamak için düzenlemelerle zamanını geçirmektedir. AKP için önemli olan, kupon arsalar, kaçak saraylar, yandaşlara sağlanacak ayrıcalıklardır.

Bu vesileyle, vermiş olduğumuz değişiklik önergesine desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyorum Başkan.

BAŞKAN – Şaka galiba?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var zaten ya.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Şaka şaka.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, değil. Uyandırayım dedim arkadaşları.

BAŞKAN – Sayın Altay ne derse onu yapacağım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Estağfurullah Sayın Başkanım. Milletvekilleri özgürdür. Bildiğiniz gibi yapın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Efendim, ben karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekili ne derse onu yapacağım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Var, var zaten.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi 30. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                             Rahmi Aşkın Türeli (İzmir) ve arkadaşları

MADDE 30- 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan "o güzergahın en uzun mesafesine" ibaresi "geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye" olarak, yedinci fıkrasında yer alan "yedi gün" ibaresi "on beş gün" olarak değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(8) Sürücüsünün Türk Vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın yabancı plakalı araçlara uygulanacak olan bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen idari para cezaları ile geçiş ücretleri ve ikinci fıkrasında yer alan idari para cezaları tebligat şartı aranmadan, sürücüsü bilgilendirilmek suretiyle tahsil edilir. Tahsilat gerçekleşmeden yabancı plakalı aracın ülkeyi terk etmesine izin verilmez. Bu fıkra hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca müştereken altı ay içinde belirlenir. Uluslararası sözleşme hükümleri saklıdır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Vahap Seçer konuşacak; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

30’uncu maddede Karayolları Genel Müdürlüğünün teşkilat ve görevleri hakkında bir düzenleme var ve bu düzenlemeyle ilgili de verdiğimiz önergede madde üzerinde redaksiyon yapılması amaçlanıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, taşımacılık, lojistik önemli bir alan; hem yurt içi taşımacılığı hem de özellikle ihraç ürünlerimizin ihraç noktalarına ulaşmasında çok önemli vazife yapan bir sektör.  Ben güncel bir konuyu bu vesileyle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz, Mersin-Adana-Hatay, o hinterlant özellikle Körfez ülkelerine, Arap Yarımadası’na yapılan ihracatta çok önemli bölgeler. Özellikle o bölgede üretilen tarım ürünlerinin çok kısa süre içerisinde o ihraç noktalarına ulaşması son derece önemli. 2011’den bu yana Suriye’de meydana gelen olumsuz koşullar, bizim o bölgenin ihracatını olumsuz yönde etkiledi. Biz Mersin’den, Adana’dan, Hatay’dan, o hinterlanttan o bölgeye yaptığımız ihracatları özellikle kara yolu taşımacılığıyla, tırlarla o bölgelere ulaştırabiliyorduk. Ancak 2011’den sonra o gelişmeler oradaki o imkânları ortadan kaldırdı ve Türkiye ile Mısır arasında ikili anlaşmalarla, Ro-Ro seferleriyle Mersin Limanı’ndan İskenderiye Limanı’na tırlar intikal ettiriliyor. O bölgeden de, Mısır’dan da Suudi Arabistan’a, Ürdün’e o Körfez ülkelerine ihraç ürünleri taşınabiliyordu.

Şimdi, Sayın Bakana buradan bu uyarıyı yapmak istiyorum. Bizim Türkiye-Mısır Ro-Ro seferlerine bağlı kara yolu kullanma hakkı sözleşmemiz var, 24 Nisanda doluyor.

Şimdi, biliyorsunuz, son gelişmelerden sonra da Mısır’la ilişkilerimiz son derece gergin ve bu sözleşmenin yenilenebilme konusu son derece sıkıntılı görülüyor. Onun için Hükûmetinizin ivedilikle ya bir alternatif koridor açması gerekecek ya da bu sözleşmeyi nasıl yapacaksanız yenilemek zorundasınız. Peki, yenilenmezse ya da yeni bir koridor açılmazsa ne olur? Ki yeni koridor açılmasında -tabii ki bu sektörde çalışan insanlar bunların araştırmasını da yapıyorlar ama- bu sefer de ihracatçının özellikle taşımacılıkla ilgili maliyetleri artıyor. İşte, o piyasalarda da rekabet gücü sıkıntıya giriyor. Dolayısıyla, bu konuda Hükûmetinizin önemli bir adım atması gerektiğini düşünüyorum ve bu uyarıyı da buradan yapmak istiyorum. Aksi takdirde tabii ki sadece taşımacılık sektörü değil, onların da son derece etkileneceğini düşünelim ama bunun yanında… Zaten Türkiye'nin ihracata ihtiyacı var, ürünlerimizi ihraç edebilmek için her türlü çalışmayı yapıyoruz, her türlü mücadelenin içerisindeyiz. Bu tip sıkıntılar ihracatçılarımızı bir anlamda baltalayacak, iç üretimimizi sıkıntıya sokacak. Özellikle o ülkelere ihracı yapılan, bölgemizde yetişen, Güneydoğu Bölgesi’nde, güney bölgesinde o alanlarda yetişen tarımsal ürünlere ya da piyasa değerine önemli ölçüde olumsuz etki yapacaktır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, tabii ki Orta Doğu’da yaşananlar özellikle Suriye’de yaşananlar sadece Türkiye'nin ihracatına ya da o bölgelere yapılan ihracatına olumsuz etkilerde bulunmuyor. Türkiye'nin Suriye’den gelen misafir sorunu var. Bunun karşılığını da bulamıyoruz. “Mülteci” de diyemiyoruz, “sığınmacı” da diyemiyoruz. Son AFAD rakamlarına göre 230 bini çadır kentte yaşayan, resmî kayıtlara göre 1 milyon 858 bin misafirlerimiz var, Suriyeli misafirlerimiz var.

Dün komisyonda Sayın Bakanı ilgilendiren bir konu, Yabancı İstihdamı Kanunu kabul edildi. Bu da tabii ki Suriyeli sığınmacıları yakından ilgilendiriyor. Şimdi, son işsizlik rakamlarına bakıyorum, Türkiye yüzde 11 civarında bir işsizlikle boğuşurken, bir anlamda bu yasanın çıkması bizim işsizlerimize istihdam yaratma ya da iş bulmamızı sıkıntıya sokacak bir anlaşma. Bu sorun, Suriye’den gelen misafirlerle ilgili sadece iş meselesi değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHAP SEÇER (Devamla) – Onların Türkiye’ye olan maliyetinin yarattığı sorunlar geçici birtakım tedbirlerle çıkarttığımız yasalarla çözülmez. Burada yapılacak olan, Suriye’de iç barışı tesis etmeye Türkiye Hükûmetinin katkı sunmasıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

31’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 31 inci maddesinde yer alan “on” ibaresinin “sekiz” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay                                      Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman

    Manisa                                                  Adana                                               Adana

Ahmet Kenan Tanrıkulu                                                                              Necati Özensoy

      İzmir                                                                                                             Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında  Kanun Teklifi’nin 31. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Rahmi Aşkın Türeli                                Aytuğ Atıcı                                      Vahap Seçer

      İzmir                                                    Mersin                                              Mersin

Haydar Akar                                          RızaTürmen                                    Ali Rıza Öztürk

   Kocaeli                                                    İzmir                                                Mersin

Refik Eryılmaz

Hatay

MADDE 31- 6001 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “beş” ibaresi “on” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli)- Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın  Altay, kim konuşacak?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Refik Eryılmaz.

BAŞKAN – Sayın  Refik Eryılmaz konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 31’inci maddesi üzerinde söz almış buluyorum. Bu vesileyle Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ben Hatay’ın sorunlarından bahsetmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, maalesef, Hükûmetin dört yıldır uygulamış olduğu yanlış dış politika neticesinde Hatay ciddi bir şekilde etkilenmiştir, özellikle ekonomik anlamda çok ciddi bir sıkıntı içerisinde. Düşünebiliyor musunuz, 900 kilometrelik sınır boyunca bütün gümrük kapıları, bütün sınır kapıları kapalı ve terör gruplarının cirit attığı bir alan hâline dönüşmüş durumda.

Tabii, Cilvegözü Sınır Kapısı bölgenin can damarı, Orta Doğu’ya açılan ticaret merkezidir ve bu kapı maalesef dört yıldır kapalı; sadece o değil, onun dışındaki diğer kapılarımızın da kapalı olduğunu görüyoruz. Can damarımız olan, Orta Doğu’ya açılan bu kapı kapanınca ister istemez bölgenin ekonomisi de bundan ciddi bir şekilde etkilenmiş, özellikle ihracat durma noktasına gelmiştir. İhracatın durmasıyla birlikte, dolaylı olarak tabii ki nakliye sektörü de bundan etkilenmiş, turizm sektörü de etkilenmiş, sınır ticareti yapan vatandaşlarımız bundan etkilenmiş, esnaf, çiftçi etkilenmiş ve bölge ciddi bir ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya kalmıştır. Ekonomik boyutunu, sosyal boyutunu, kültürel boyutunu tartışmıyorum; bu, sadece ekonomik boyutu.

Bugün Türkiye’de resmî rakamlara göre işsizliğin yüzde 11’lerde olduğu ifade ediliyor, ancak bölgede işsizlik yaklaşık olarak yüzde 30-35’lerde. Bunu nereden anlıyoruz? Bizim Hatay Büyükşehir Belediyesi “Bin kişilik bir işçi alımı yapacağım.” dedi, 30 bini aşkın başvuru yapıldı. Bu başvuru yapanların çok önemli bir bölümünün üniversite mezunu olduğunu görüyoruz. Asgari ücretle çalışmak için büyükşehir belediyesine 30 bin başvuru yapılıyor ve bunun yüzde 50’ye yakınının üniversite mezunu olduğunu görüyoruz.

Peki, bu kadar çok işsizlik olan bir ilde Hükûmet, acaba bu sorunun çözümü konusunda herhangi bir adım attı mı? Hayır. Peki, bu işsizlik sorununu giderme adına herhangi bir yatırım, istihdam yaratacak herhangi bir yatırım yaptı mı, herhangi bir çivi çaktı mı? Yok. Aksine, mevcut olan işletmelerin, mevcut olan fabrikaların kapandığını görüyoruz. Bakın, İzdemir’de Aralık 2014’ten bugüne yaklaşık olarak 800 işçinin işine son verildi, işçi kıyımı devam ediyor. AKP’li bakanlar oraya gitti “Size iş güvencesi veriyorum.” diye taahhütte bulundu ama maalesef her gün yeni yeni işçi çıkarımlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu ekonomik sorunların yanında, bölgede ciddi bir güvenlik sorunu da yaşanıyor. Bakın, sadece son günlerde yani Eğit-Donat Mutabakatı’nın imzalanmasından hemen sonra Reyhanlı’da bir aracın içerisinde patlamaya hazır ciddi patlayıcıların yakalandığını öğreniyoruz. Yine, aynı şekilde Belen’de durdurulan arabanın içerisinde patlayıcılar yakalanıyor, dün Amanos’ta yine patlayıcılar yakalanıyor. Biz buradan ikaz ettik, dedik ki: Bu politikalar ne Suriye halkının ne de bölge halkının, Türkiye halkının yararına değildir. 200 bin kişinin, 300 bin kişinin ölümünden bahsediliyor. Peki, acaba bu ölümlerde AKP Hükûmetinin uygulamış olduğu dış politikanın hiçbir etkisi yok mu? Bu ölümler sadece bir inanca, bir mezhebe mensup olan insanların değil, orada yaşayan bütün kimlikleri, bütün inançları hedef alan, bütün camileri, bütün mabetleri hedef alan, her kesimden din adamını hedef alan bir noktaya gelmiştir. Suriye’de her gün yeni katliamlarla uyanıyoruz. Bu nedenle, değerli AKP’li milletvekillerinin vicdanına sesleniyorum: Bu dış politika ne bölge halkına ne Suriye halkına yarar getirmemektedir. Bu politikanın yeniden sorgulanmaya ihtiyacı vardır. Sadece Cumhurbaşkanı ve Başbakanının kendi hırslarına, kendi korkularına yenik düşerek uygulamaya koyduğu, ısrarla uygulamakta direndiği bu politikanın derhâl yeniden gözden geçirilmeye ihtiyacı olduğunu ifade ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 31 inci maddesinde yer alan “on” ibaresinin “sekiz” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                       Erkan Akçay (Manisa)  ve arkadaşları                                                                                   

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 31 inci maddesiyle 6001 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesinin altıncı fıkrasında değişiklik yapılmak suretiyle Karayolları Genel Müdürlüğünün muhasebe hizmetlerini yürüten ve Maliye Bakanlığı kadrolarında bulunan personelin Genel Müdürlüğün talebi ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine 6001 sayılı Kanunun yürürlüğe tarihten itibaren on yıl süreyle görev yapabilmesi düzenlenmektedir. Önerge ile söz konusu sürenin sekiz yıl olarak düzenlenmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 32 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Erkan Akçay                                  Seyfettin Yılmaz                                  Ali Halaman

        Manisa                                              Adana                                               Adana

  Necati Özensoy                          Ahmet Kenan Tanrıkulu

          Bursa                                                İzmir

“MADDE 32- 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanununun 33 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ve karayolu yatırım projelerine” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Seyfettin Yılmaz konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz bu önergede döner sermayeden kara yollarına kaynak aktarılmasının önüne geçilmesini talep ediyoruz. Buradaki ana nedenimiz de Karayolları Genel Müdürlüğünün yaptığı uygulamalarda birçok soru işaretini bünyesinde barındırmasından kaynaklanıyor. Bununla ilgili Sayıştay raporlarına baktığımızda projesi olmayan birçok harcamayı yaptığını görüyoruz. Sadece 2012 yılında programda yeri olmayan 259 projeye yaklaşık 972 milyonluk ödeme yapılmış. Yine, yatırım programında yer almayan ve ödeneği olmayan 949 adet iş için ihaleye çıkıldığı ve bu işler için de toplam 1,4 milyar lira harcama yapıldığı görülmektedir. Yani burada baktığınız zaman, genel itibarıyla Sayıştay raporlarıyla beraber de gözden geçirdiğinizde, neredeyse yandaşların zengin olduğu, zengin edildiği, birilerine kaynakların aktarıldığı ve usulsüz zenginleşmenin ana kaynaklarından olan bir yer de Karayolları. Buna fiilen baktığınızda da görebilirsiniz, Hükûmetin önemli projelerinden olan duble yol projesi bizim de doğru bulduğumuz bir proje olmasına rağmen ne yazık ki uygulamaya baktığınızda niyet halis olmazsa sonuç da halis olarak çıkmıyor. Adana-Ankara arası duble yol projesi kapsamında yapıldı. Ben on senedir gider gelirim bir defa o yollarda yapım olmadan geçtiğimi hatırlamıyorum. Şimdi, bir yolu yapıyorsanız Allah rızası için düzgün yapın. Yani bir yol yapılıp da bir sene sonra tekrar yapılır mı? Yani Adana’dan Ankara’ya giderken en aşağı 7-8 yerde ne görüyorsunuz? Yeniden yapım görüyorsunuz. Bir sene önce yapılıyor, bir sene sonra yeniden yapılıyor yani bunları bir incelediğinizde hangi müteahhitler bu işleri yaptı, kimlere rant sağlandı, kimlere kaynak aktarıldı bunları görebiliriz ve ilerleyen süreçte inşallah 7 Hazirandan sonra Milliyetçi Hareket Partisi iktidarında tek tek kim kamunun malını yemişse bunun hesabını açık bir şekilde soracağız.

Burada Karayollarından konu açılmışken… Geçen hafta Adana’da kamyoncu esnafıyla bir toplantı yaptık. Burada gördüğümüz manzara gerçekten içler acısı. Bütün kamyoncu esnafı kan ağlayan bir yapı içerisinde. Özellikle mazotun çok pahalı olduğundan dert yanıyorlar. Bakıyorsunuz, yatlara, gemiciklere, jetlere ucuz mazot verilirken alın teriyle, emeğiyle on altı saat, on yedi saat direksiyon sallayan kamyoncuya geldiği zaman mazotta bir indirime gidilmiyor. Yani illaki bakan çocukları veya başbakan çocuğu kamyoncu olduğunda mı bu mazotta indirime gidilecek?

Yine bir şeyi dile getiriyorlar. Bu Adana’da olmuş ama Türkiye’nin birçok yerinde aynı sorun gündeme geliyor. 2012 yılında HGS’ye geçildi. Kamyoncu Adana’dan giriyor, Tarsus’tan çıkıyor; HGS’si var, HGS’sinde parası var ama okunamadığı için bir sürü ceza gelmiş. Gidiyor ilgili yerlere müracaat ediyor, o postaneye gönderiyor, öbürü maliyeye gönderiyor. Sadece Gerdibi Kooperatifinde çalışan kamyonların cezası -Adana’nın Gerdibi köylülerinin kurduğu bir kooperatif var- 200 bin lira. Yani yazıktır, günahtır! Bununla ilgili tedbirlerin mutlaka alınması gerekiyor. Zaten nakliye yok, geçim sağlayamıyorlar. Eskiden “yolların kralı” olarak adlandırılan kamyoncular birçok zahmet ve emeğe rağmen en azından emeklerinin karşılığını alıyordu. Bugün nakliye fiyatları çok düşük, zaten nakliye bulmakta ciddi  sıkıntıyla karşı karşıya kalıyorlar. İktidarınız dönemi kamyoncular için tam bir dertli yıllar olmuş. Bununla ilgili tedbirleri düşünen yok. Buraya özel kanunlar getiriliyor, özel düzenlemeler getiriliyor ama toplumun sıkıntı çeken kesimine yönelik uygulamaların hiçbirisi burada hayata geçmiyor.

“SCR belgeleri var, gidiyoruz, alamıyoruz, her gittiğimizde 200-300 lira masraf yapıyoruz.” Bu, kamyoncu esnafı için ciddi manada bir sıkıntı. Bunların ehliyetleriyle ilgili cezalar geliyor, 10 puan, 20 puan. Zaten geçimlerini buradan sağlıyorlar. Bütçe açığını kapatmak için de polisler gözünü kamyonculara dikmiş, ceza üstüne ceza kesiyor.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

33’üncü maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 33 üncü maddesiyle 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenmesi öngörülen dördüncü fıkranın (b) bendinin 3 numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  M. Belma Satır                              Rahmi Aşkın Türeli                                D. Ali Torlak

        İstanbul                                              İzmir                                               İstanbul

Mehmet Doğan Kubat                      Osman Aşkın Bak                                  Recep Özel

        İstanbul                                            İstanbul                                             Isparta

   Ramazan Can

       Kırıkkale

“3) Millî Gemi Sicili veya Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı ticari yük taşımalarında kullanılan gemilerden cins ve nitelikleri Bakanlıkça belirlenenlerin hurdaya ayrılmasını desteklemek amacıyla yerlerine asgari yüzde otuz beş yerli katkı oranıyla Türkiye'de inşa edilmek, asgari beş yıl Türk Bayraklı işletilmek ve inşasının üç yıl içinde tamamlanmaması veya inşasını müteakip beş yıldan önce satılması hâlinde genel hükümler uyarınca tahsil edilmesi şartlarıyla yeni gemilerin finansmanında kullanılmak ve hurda bedelini aşmamak üzere nakdi,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Durmuş Ali Torlak konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

D. ALİ TORLAK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 33’üncü maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi adına vermiş olduğumuz önerge(x) üzerine söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk deniz ticaret filosu Türk sicilinde kayıtlı gemiler ve Türk sahipli gemiler olmak üzere yaklaşık 30 milyon dwt kapasiteye sahiptir. Ancak Türk sicilinde sadece 8,5 milyon dwt gemi bulunmaktadır. Bu gemilerin yaş ortalaması ise 20 yaşın üzerindedir. Akdeniz, Karadeniz ve Türk kabotajında yoğunluklu olarak çalışan koster gemilerinin yaş ortalaması ise 30’u geçmiştir.

Bu yaşlanmış filomuzla mevcut ticari gereksinimler karşılanmadığı gibi, çevresel açıdan da olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Bilhassa Marmara Denizi çalışmayan bu gemilerle bir hurda çöplüğü hâline gelmiştir.

Bu madde hükmü hakkaniyetli uygulandığı takdirde, yaşlı gemisinden başka sermayesi olmayan küçük girişimci armatörlerimiz gemilerini hurdaya verecek ve şartlı alacakları hurda teşviki ile yeni bir gemi inşa ettirerek mesleklerine devam etme şansı bulacaklardır.

Hurda gemi teşviki kapsamında yeni inşa edilecek gemilerin ise Komisyon görüşmeleri esnasındaki uyarılarımız neticesinde Türk tersanelerinde yapılması şartı getirilmesi 2008 krizinden bu yana büyük sıkıntılar yaşayan tersanelerimizin bir nebze olsun nefes almalarını sağlayacaktır. Bu sağlandığı takdirde yapılan her gemide yüzde 35’in üzerinde yerli katkı payıyla da yerli sanayi ürünü kullanılmasını beraberinde getirecek ve bu sayede yan sanayimiz de bulunduğu talep sıkıntısından belirli bir süre içinde kurtulacaktır. Ayrıca AR-GE çalışmalarına hız vermesinin de önü açılmış olacaktır. Bu sayede yerli sanayimiz yeni ve teknolojik ürünlere yönelecektir, bundan da ülkemiz kazançlı çıkacaktır.

Değerli milletvekilleri, Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi 1980’li yıllarda “Türk Gölü” olarak adlandırılmaktaydı. Bunun nedeni de bu bölgelerde ticaret gemilerimizin tartışılmaz üstünlüğüydü. Ancak yıllardan bu yana denizcilik sektöründe uygulanan yanlış ve bilinçsiz politikalar bu bölgelerdeki üstünlüğümüzün yabancı ülkelerin eline geçmesiyle sonuçlanmıştır. 2009 yılından bu yana bu kürsüde defalarca bu soruna değindiğim hâlde Hükûmetin duyarsız tavrı nedeniyle bu soruna bir çözüm getirilememiş, neticesinde de denizcilik sektörü günden güne devamlı kan kaybederek bugünlere gelinmiştir.

Elbette hatadan dönülmesi önemlidir çünkü görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının bu maddesiyle yıllardır can çekişen denizcilik sektörüne bir can suyu verilmiş olacaktır. Bu düzenlemeyle ticaret ve rekabet açısından eski gemilerin devreden çıkması ve yeni Türk bayraklı gemilerin devreye girmesiyle Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi’nde yapılan ticari taşımacılıkta tekrar ülke olarak hâkim konuma gelinmesine büyük katkı sağlayacağı kanaatindeyim. Bu bölgelere hâkimiyet ülkemiz açısından hem prestij demektir hem de büyük bir ekonomik kazanç demektir. Çünkü hâlen yılda sadece deniz taşımacılığında 8 milyar dolar navlun açığı veren ülkemizin, yapılacak yeni Türk bayraklı gemiler ile navlun açığı azalacaktır. 2023 yılında mevcut hâliyle yılda 30 milyar navlun açığı verilmeyecek, ülke bütçesine büyük katkı sağlanacaktır. Türk tersanelerinde yapılan her gemide yaklaşık yüzde 16 vergi katkısı devletimize geri dönecek ve verilen hurda teşviki otomatik olarak karşılanmış olacaktır. Her bir gemi için ortalama 200 işçi bir sene boyunca istihdam edilecektir. Denizcilik meslek liseleri ile üniversitelerimizde okuyan gemi zabitlerine büyük bir iş kapısı sağlanacak ve genç nüfusumuzun ekonomiye katkısı artacaktır. Aliağa gemi söküm bölgesi de bu teşvik sayesinde hareketlilik yaşayacak ve ekonomiye katkısı daha da artacaktır.

Sonuç olarak, bu düzenleme ile Türk tersanelerinin en az iki üç yıl boyunca iş imkânı bulmasını ve yan sanayi, çalışanlar ve uzun vadede navlun açığının azaltılmasıyla Türk ekonomisine çok yönlü ve verilen teşvikin katbekat üstünde bir katkı sağlanması sağlanacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle önergemize desteğinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Hayırlı uğurlu olsun. (MHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ortak önerge ama…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

34’üncü maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifinin 34 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mihrimah Belma Satır                   Mehmet Doğan Kubat                               Recep Özel

        İstanbul                                            İstanbul                                             Isparta

    Dilek Yüksel                                Rahmi Aşkın Türeli                            Osman Aşkın Bak

          Tokat                                                İzmir                                               İstanbul

     D.Ali Torlak                                 Hakan Çavuşoğlu

        İstanbul                                              Bursa

MADDE 34-655 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Ek Madde 1-190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki (I) sayılı cetvelin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına ait bölümünde yer alan "Gemi Sürvey Uzmanı" unvanlı kadroların unvanı "Denizcilik Sörvey Mühendisi" olarak değiştirilmiştir. Mevcut "Gemi Sürvey Uzmanları", "Denizcilik Sörvey Mühendisi" kadrolarına atanmış sayılırlar. İlgili mevzuatında mühendis kadrosu için öngörülen mali ve sosyal hak ve yardımlar bunlar hakkında da aynen uygulanır. Ancak, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesi uyarınca mühendis kadrosunda bulunanlar için dereceler itibarıyla tespit edilmiş ek ödeme oranları bunlar hakkında 100 puan artırılarak uygulanır. Bu maddenin yürürlük tarihinden önce "Gemi Sürvey Uzmanı" kadrosunda görev yapmış olup halen Bakanlıkta diğer unvanlarda görev yapmakta olanlar "Denizcilik Sörvey Mühendisi" kadrolarına atanabilirler."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ülkemizin taraf olduğu uluslararası denizcilik sözleşmeleri ve ulusal mevzuat çerçevesinde, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı'nın denizcilik alanındaki asli görev ve sorumlulukları ile tüm denetim/hizmet faaliyetleri mevcut Gemi Sürvey Uzmanları tarafından yürütülmekte olup, denizcilikle ilgili her türlü iş ve işlemlerde kilit bir rol üstlenmektedir. Ancak, personel mevzuatında tanımlı olmadığı gibi, "Gemi Sürvey Uzmanlığı" unvanı bu unvanda çalışan personelin yaptıkları işi de karşılamamaktadır. 655 sayılı Kanun Hükmünde Kararname öncesi kadro karşılığı sözleşmeli personel olarak çalışan Gemi Sörvey Uzmanlarının kadro karşılığı sözleşmeleri iptal edilmiş ve maaşları dondurulmuştur. Bu düzenleme ile "Gemi Sürvey Uzmanlığı" kadrosu "Denizcilik Sörvey Mühendisi" unvanlarına dönüştürülerek özlük haklarının önceki haline yaklaştırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, demin Ali arkadaşımız konuşma yaparken ortak önerge olduğu konusunda bir yanlış ifade kullandı “bizim önergemiz” gibi.

BAŞKAN – Evet, 32’nci maddede konuştunuz değil mi siz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yanlış anlaşıldı, “ortak önergemiz” olarak bir düzeltecek kendisi eğer müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

Yerinizden bir dakika…

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Bir yanlış anlaşılma oldu efendim. Bu önerge siyasi partilerimizin birlikte aldığı bir karar çerçevesinde oluşmuştur. Ben “önergemiz”(x) ifadesiyle bunu söylerken “ortak önergemiz” olmasını ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

 

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

7.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/2616) (S. Sayısı: 688) (Devam)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine Komisyonunun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle önergeyi okutup Komisyona soracağım ve Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 688 sıra sayılı Kanun Teklifine aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mihrimah Belma Satır                 Mehmet Akif Hamzaçebi                           İdris Baluken

        İstanbul                                            İstanbul                                              Bingöl

Mehmet Doğan Kubat                              Alim Işık                                         Recep Özel

        İstanbul                                            Kütahya                                             Isparta

                                                         Osman Aşkın Bak

                                                                 İstanbul

"MADDE 35 - 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "üç yıl" ibaresi "altı yıl" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, önergeye salt çoğunlukla katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Şimdi, herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için sıra sayısını mevcut maddeler üzerinden görüşmelere devam edeceğiz.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 01.18

 

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada yer alan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Merkez Anlaşmasının Ekinde Değişiklik Yapılmasına ve KEİ Merkezinin Kalıcı Olarak Taşınmasının Usullerine İlişkin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

8.- Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Merkez Anlaşmasının Ekinde Değişiklik Yapılmasına ve KEİ Merkezinin Kalıcı Olarak Taşınmasının Usullerine İlişkin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1036) (S. Sayısı: 696)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

9’uncu sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/683) (S. Sayısı: 375) (x)

 BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 375 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SUUDİ ARABİSTAN KRALLIĞI HÜKÜMETİ ARASINDA GÜMRÜK KONULARINDA İŞBİRLİĞİ VE KARŞILIKLI YARDIM ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 15 Mayıs 2012 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler..: Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı          :    208

Kabul                                              :                                     208 (x)

 

Kâtip Üye

İsmail Kaşdemir

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Dilek Yüksel

Tokat”

Böylelikle tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

10’uncu sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Bilim ve Eğitim Alanlarında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmesine başlayacağız.

 

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Bilim ve Eğitim Alanlarında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/416) (S. Sayısı: 288) (xx)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 288 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE Suudi arabistan krallığı hükümeti arasında bilim ve eğitim alanlarında işbirliğine yönelik mutabakat zaptının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun TASARISI

 

MADDE 1- (1) 10 Mart 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Bilim ve Eğitim Alanlarında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.                  

 BAŞKAN – Söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Bilim ve Eğitim Alanlarında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

204

 

 

 

Kabul

:

204(x)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit                          Dilek Yüksel

        İstanbul                                             Tokat”

 

Böylelikle tasarı kanunlaşmıştır.

11’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliğinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine başlayacağız.

 

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/348) (S. Sayısı: 212)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, bu yasama döneminde Başkan Vekili olarak yönettiği son birleşim olduğuna ve bu dönemde hayatını kaybeden milletvekillerine Allah’tan rahmet, hasta olanlara şifa dilediğine ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, geldik veda konuşmasına.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Niye? Bir tane daha alacaksınız.

BAŞKAN – Biliyorum, bir sözleşme daha var. Son işlemim olacak da o yüzden bu arada söyledim.

Sayın milletvekilleri, 24’üncü Dönemin bitmesine çok az kaldı. Muhtemelen ben de bu dönem artık kürsüye çıkmayabilirim. 24’üncü Dönemde hepimizin çok üzüldüğü, çok sinirlendiği, zaman zaman da çok güldüğümüz anlar oldu. Dostluklar ve arkadaşlıklar kurduk. Bu dönemde hayatını kaybeden bütün milletvekili arkadaşlarıma tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Şu anda rahatsız olan, hasta olan milletvekili arkadaşlarıma Allah’tan şifa diliyorum. Ben kırdıysam sizleri, kastım olmadığını kabul etmenizi istiyorum. Hakkımı hepinize helal ediyorum. Hepinizin yolu açık olsun. 25’inci Dönemde buluşmak üzere diyorum. (Alkışlar)

12’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryası Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasına Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryası Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasına Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1003) (S. Sayısı: 695) (X)

 

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 695 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER İŞBİRLİĞİ KONSEYİ SEKRETARYASI ARASINDA TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER İŞBİRLİĞİ KONSEYİ SEKRETARYASINA DAİR EVSAHİBİ ÜLKE ANLAŞMASINA EK PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN

TASARISI

MADDE 1- (1) 26 Eylül 2014 tarihinde New York’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryası Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasına Ek Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Kanun tasarısının açık oylama sonucunu bildiriyorum:

“Kullanılan oy sayısı:                        200

Kabul:                                              200(X)

Kâtip Üye                                                      Kâtip Üye

       Muhammet Bilal Macit                                  Dilek Yüksel

 İstanbul                                                          Tokat”

Böylelikle tasarı kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 23 Mart 2015 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; 24’üncü Dönemi alkışlıyorum. (Alkışlar)

                                                                               Kapanma Saati: 01.44



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x) (11/53) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) 697 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(*) 688 S.Sayılı Basmayazı 16/03/2015 tarihli 77’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x)  Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu birleşim Tutanak Dergisi’nin 430’uncu  sayfasının  “Açıklamalar” bölümünde yer almıştır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifadeler bu birleşim Tutanak Dergisi’nin 423’üncü  sayfasındadır.

(x)  375 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 288 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X)  695 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X)    Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.