TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  67’nci Birleşim

                                                                                           2 Mart 2015 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Bursa ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Rize Milletvekili Hasan Karal'ın, Rize’nin kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, emeklilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Hükûmetin, PKK terör örgütünü muhatap almasının ve AKP-PKK anlaşmasının siyasi ve hukuki bir meşruiyetinin olmadığına ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, MHP Grubu olarak, Rize’nin kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ve Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, AK PARTİ Grubu olarak, Yaşar Kemal’in vefatına, Necmettin Erbakan’ın ölüm yıl dönümüne, 28 Şubatın millet iradesine ihanet olduğuna ve çözüm süreciyle atılan adımın devamının gelmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

5.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, HDP Grubu olarak, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, Adana’daki metro ve tramvay hattının yapımı için söz verilmiş olmasına rağmen herhangi bir adım atılmadığına ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, üniversitelerde milliyetçi, ülkücü gençlere şiddet uygulandığına ve bu konuda Hükûmet yetkililerini göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, talep etmesine rağmen Bursa Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ne kurulmak istenen termik santralle ilgili bilgi alamadığına ilişkin açıklaması

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, Avrupa’da gençlik daireleri tarafından koruma altına alınan Türk çocuklarının durumuna ilişkin açıklaması

10.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

11.- Muş Milletvekili Demir Çelik'in, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

12.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Yaşar Kemal’in vefatına ve Artvin’in Yusufeli ilçesinin Zeytinci köyünde çıkan yangın felaketine maruz kalanlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

13.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

14.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner'in, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Balıkesir’de köy yollarının durumuna ilişkin açıklaması

16.- Adana Milletvekili Fatoş Gürkan'ın, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

17.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, AKP ile PKK arasındaki kirli pazarlıkların kamuoyuna açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu'nun, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

19.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, 1994’te DEP’li milletvekillerinin tutuklanmasının Türkiye’de demokrasiye ve hak taleplerine yönelik darbelerden biri olduğuna ve 28 Şubat sürecinin Türkiye’de demokrasi tarihine kara harflerle yazıldığına ilişkin açıklaması

20.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Hükûmeti, Merkez Bankası Başkanı ile Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın istifa ettiğine dair haberlerle ilgili bilgi vermeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

21.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana Şakirpaşa Havaalanı’nın kapatılmasıyla ilgili son durumu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

22.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, Mersin’in Yeşilovacık beldesine yapılması düşünülen termik santral ile yanında kurulacak çimento fabrikasının tarımı öldüreceğine ilişkin açıklaması

23.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Marmaray’ın MHP iktidarı döneminde başlatılan bir proje olduğuna ilişkin açıklaması

24.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ilk 3 maddesinin usulsüz görüşüldüğüne yönelik itirazlar Başkanlık Divanında karara bağlanmadan görüşmelere devam edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

26.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ilk 3 maddesinin usulsüz görüşüldüğüne yönelik itirazlar Başkanlık Divanında karara bağlanmadan görüşmelere devam edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

27.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ilk 3 maddesinin usulsüz görüşüldüğüne yönelik itirazlar Başkanlık Divanında karara bağlanmadan görüşmelere devam edilemeyeceğine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının ayrımcılık yaparak vekâletini sadece iktidar partisinden Başkan Vekillerine vermesini kınadığına ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Avrupa Birliği Konseyi Letonya Başkanlığınca 4-6 Mart 2015 tarihlerinde Letonya’nın başkenti Riga’da düzenlenecek Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Parlamentolar Arası Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1706)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 milletvekilinin, kamuda çalışan avukatların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1233)

2.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 20 milletvekilinin, afetlerden zarar görmüş üreticilerin tarımsal kredi borçlarının ötelenmemesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1234)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, nefret suçlarında yaşanan artışın ve nefret suçlarının toplumda yarattığı ayrışma ve travmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1235)

C) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Belçika Eyalet Meclis Başkanı ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından, Adıyaman ilinin Kömür beldesinde faaliyet gösteren maden ocaklarının yarattığı çevre tahribatının belirlenmesi amacıyla 11/12/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından, Cumhurbaşkanının faizlerin indirilmesi konusunda yapmış olduğu beyanların ve Merkez Bankasıyla ilgili açıklamalarının Türkiye’nin ekonomisi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi amacıyla 2/3/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına; İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verilen gensoru önergesinin de Genel Kurulun 3 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde saat 15.00’te görüşülmesine ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 22 milletvekili tarafından, Mersin’in Yeşilovacık ve Akdere beldelerine yapılması planlanan termik santrallerin çevreye ve insanlara vereceği zararların belirlenmesi amacıyla 20/3/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 688, 687, 673, 658 ve 686 sıra sayılı Kanun Teklif ve Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 6, 7, 8, 9 ve 10’uncu sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak dağıtılan (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 2 Mart 2015 Pazartesi günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin bu birleşimde yapılmasına; 687 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde ve sataşma nedeniyle yaptığı konuşmaları sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kırıkkale Milletvekili Beşir Atalay'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Kırıkkale Milletvekili Beşir Atalay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz'ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde MHP Grubu adına ve sataşma nedeniyle yaptığı konuşmaları sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal'ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ile Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması

15.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal'ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, kamu düzenini sağlamada görevlerini yürütemediği, PKK/KCK’nın faaliyetlerini engelleyemeyerek paralel devlet yapılanmasına zemin hazırladığı, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını akamete uğratma girişimlerinde bulunduğu iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/45)

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

5.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)

6.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/2616) (S. Sayısı: 688)

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu'nun, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre yapılmış itirazlarla ilgili 3 Mart 2015 Salı günü Başkanlık Divanının toplanarak karar vereceğine ancak şu anda görüşmelere devam edileceğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu'nun, yapılan usul görüşmesinden sonra 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi yönündeki tutumunda bir değişiklik olmadığına ancak bir önceki oturumda Komisyon ve Hükûmetin yerinde olduğunu tespit etmiş olduğu için tasarının görüşmelerine devam edileceğine ilişkin konuşması

XII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu’nun, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre yapılmış itirazlarla ilgili Başkanlık Divanının kararını vermeden görüşmelere devam etmesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu’nun, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine geçtikten sonra Bingöl Milletvekili İdris Baluken’e İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre söz vermesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

XIII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Bingöl Mliletvekili İdris Baluken'in, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

3.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

4.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

XIV.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, İzmir'in Kiraz ve Beydağ ilçelerindeki rüzgâr elektrik santrali çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59234)

2.- Manisa Milletvekili Sakine Öz'ün, Ege Linyitleri İşletmesi Müessesesinin muhasebe kayıtlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59235)

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun, İzmir'in Tire ilçesine bağlı bir mahalledeki maden ocağının olumsuz etkilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59245)

4.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş'ün, Adana'daki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59651)

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59652)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59653)

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünün 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59654)

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59655)

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, 2002 yılından beri İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken paraya ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/59876)

10.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, 2007-2014 yılları arasında Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarından ilişiği kesilen öğrencilere ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/60245)

2 Mart 2015 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Bursa ilinin sorunları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’e aittir.

Sayın milletvekilleri, lütfen, biraz sessiz olursanız kürsüdeki sayın milletvekilini daha iyi duyabileceğiz.

Buyurunuz Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Bursa ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime Anadolu’nun efsanesi Yaşar Kemal’i kaybetmenin üzüntüsüyle başlıyor, rahmet ve başsağlığı diliyorum.

1927 yılında 400 bin kişi, 2014 yılında 2 milyon 790 bin kişi Bursa; Güney Marmara Bölgesi’nde tarih, turizm, sanat, ticaret, sanayi kenti Bursa; coğrafi konumu ve ekolojik yapısının getirdiği avantajlar nedeniyle önemli bir tarım kenti Bursa; verimlilik düzeyi Türkiye ortalamasının üzerinde olan, tarıma dayalı sanayisi gelişen Bursa; Ankara ve İstanbul gibi metropoller başta olmak üzere Marmara, Ege ve İç Anadolu Bölgesi’nde birçok ili besleyen Bursa; Uludağ’ıyla, ovalarıyla, deniziyle harmanlaşan Bursa.

Bu güzellikleri dikkate almayan AKP iktidarıyla devam edersek, Uludağ’ına sahip çıkmayanlar; sanayi kenti mi, tarım kenti mi, turizm kenti mi olduğuna karar vermeyenler; Gürsu, Kestel, Karacabey, Mustafakemalpaşa ovalarının drenaj kanalları yapılmadığından, temizlenmediğinden ovaları su içinde bırakanlar; Orhangazi, Gemlik, Mudanya ilçeleri başta olmak üzere ortalama 100 bin ton sofralık zeytin üretenlere destek vermeyenler; Bursa’da yetiştirilmeyen pamuk ve kanolaya destek verip sofralık zeytini dikkate almayanlar; Karacabey’de, Mustafakemalpaşa’da sular altında kalan domatesine, mısırına sahip çıkmayan, Bandırma Limanı’nda gemileri selamlayanlar; dolu, yağmur, dondan nasibini alan İnegöl ve Yenişehir ilçelerine sahip çıkmayanlar; Yenişehir’de 137 kuruş ilan ettiği şeker pancarını 97 kuruşa alanlar; armuduna, kara incirine, kirazına sahip çıkmayan, tüccarın elinde bırakanlar; köylerde on beş gün elektrik arızasını gideremeyenler. Bu olumsuzluklar AKP iktidarı döneminde yaşanmakta değerli Bursalı hemşehrilerim. Bizler bunu hak ediyor muyuz?

30 dönüm bahçesi, binası, ekipmanlarıyla, teknik kadrosuyla Bursa İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsünü kapatanlar; Bursa Polis Kolejimizi kapatanlar, adliye binasını kapatanlar; hastaneleri olur olmadık yerlere taşıyanlar; Nilüfer Çayı sahipsiz, kirli, ağır metallerle akmaya devam ederken yapılacak hiçbir şey olmadığını belirtenler; kaderine terk edilen, çalıştırılmayan Yenişehir Havalimanı; 140 bin ağacın kesilerek Orhangazi Ovası’nın hançerlendiği, Orhangazi, Karacabey, Mustafakemalpaşa ovalarından geçirilen -istimlak bedeli ödenmeden- alternatif güzergâh olmasına rağmen uygulanamayan Bursa-İstanbul-İzmir otoyolu; Bursa-Ankara hızlı tren hattı fiyasko, Balat-Yenişehir hattı ikmal inşaatı bekliyor, Yenişehir-Bilecik hattı henüz etüt, plan, proje safhasında.

2013 yılında Bursalı hemşehrilerimizin ödediği vergi miktarı 6 milyar 765 milyon TL, buna karşın 2014 yılında aldığı yatırım miktarı yaklaşık 534 milyon değerli milletvekilleri. Sulama ve toplulaştırma yatırımları durmuş, il özel idareleri kapatılmış, “Bin Köye Bin Gölet” sloganıyla çıkanlar Bursa’ya hiçbir şey yapmamışlardır. Bursa Teknik Üniversitesinin arazi konusunu hâlâ çözemeyenler, Atatürk Kent Ormanı’na hizmet hırsızlığı(X) yaparak el koyanlar, BESOB’un devam etmesine göz yumanlar, DOSAB’ta termik santral kurmayı alkışlayanlar, İnegöl Tüfekçikonak’ın HES’ine sessiz kalanlar, Orhaneli Başköy’de mermer ocaklarının açtığı yaraları sarmayanlar, Keles Kozağacı Vadisi’ndeki termik santral uğruna köyleri gözden çıkaranlar.

Değerli milletvekilleri, 7 Haziran seçimlerinde Bursalılar size sessiz kalmayacak. AKP’yi Bursa’dan başlayan sandığa gömme kararlılığı, Türkiye’nin her tarafında Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarını, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun başbakanlığını müjdeleyecektir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Gündem dışı ikinci söz, Rize ilinin kurtuluş günü nedeniyle söz isteyen Rize Milletvekili Hasan Karal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Karal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- Rize Milletvekili Hasan Karal'ın, Rize’nin kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; gündem dışı konuşmak için şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Millî Mücadele döneminde, Rize üzerinde Rum Pontus ve Ermeni talepleri ortaya atılmıştır. Karadeniz kıyılarında kurulması düşünülen Rum Pontus devleti sınırları içinde gösterilen Rize, aynı zamanda, kurulmaya çalışılan büyük Ermenistan’ın yaşayabilmesi için Karadeniz kıyılarında önemli bir çıkış limanı olarak görülmüştür.

Osmanlı-Rus Savaşı başlayınca, Ruslar 8 Mart 1916’da Rize’yi işgal ederler. Her işgal ne anlama geliyorsa bu işgal de onlardan pek farklı değildir. İki yıl boyunca, yerli halkın ızdırap ve çileleri ağıtlara, türkülere konu olmuştur. Ne var ki, Ekim 1917’de Rusya’da Lenin tarafından Bolşevik İhtilali gerçekleştirilir. Bu durumda, Rusya kendi iç sorunlarına düşünce, Rusya-Almanya-Avusturya-Bulgaristan arasında 15 Aralık günü bir anlaşma imzalanarak Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya arasındaki savaş da sona erdirilir. İşte bu anlaşma üzerine, Ruslar, iki yıl kaldıkları Türk topraklarından yani Rize’den 2 Mart 1918’de geri çekilirler. Bugün 97’nci kurtuluş yıl dönümünü kutladığımız Rize’mizin çok kısa kurtuluş hikâyesi budur.

Tarih, ibret alındığında derslerle dolu en kapsamlı bir kitap hükmündedir. Savaşlar kadar barışların, yenilgiler kadar zaferlerin sergilendiği bir meydandır tarih. Bundan ibret alıp kendilerini geleceğe hazırlayanlar hep başarılı olmuşlar ve tarih de bize bunların aydınlık günlerinden bahsetmiştir.

Konumuz Rize olduğu için, bugünün Cumhurbaşkanı, dünün Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde Rize’mizin asıl kurtuluşunu ve medeni dünya içinde saygın yerini nasıl aldığının çok kısa bir dokümanını sizlere sunmak istiyorum.

Rize, tarihinde olmadığı kadar, Hükûmetimizin on üç yıllık icraatları içinde diğer kentlerimiz gibi hizmet almış bir kentimizdir. Asıl kurtuluş fukaralıktan, kimliksizlikten, miskinlikten kurtulmaktır bir bakıma. Bu amaçla yola çıkılarak ilimize hizmetler götürülmüştür. Dünyanın sayılı projelerinden yüz yirmi yedi yıllık hayalimiz Ovit Tüneli’nden tutun, Güney Çevre Yolu’ndan, Rize Limanı’ndan, organize sanayi bölgesinden, Salarha Tüneli’nden Doğu Karadeniz endüstriyel yaşam bölgesine, Rize Havalimanı’na varıncaya kadar ulaşımda, sağlıkta, eğitimde, sporda birçok devasa yatırımı Rize’mize kazandırdık ve kazandırıyoruz. Burada yatırım kalemlerini tek tek zikredemeyeceğim birçok projeyle cennet Rize’mizi geleceğe taşımanın gayreti içindeyiz.

Ayrıca, bölgemizin tek geçim kaynağı olan çayımızın ve kurumsal olarak sektörün önündeki birçok problemi çözüme kavuşturduk. Artık üreticilerimiz yaş çay budama ve destekleme bedellerini süresi içerisinde, gecikmeksizin alabilmektedir. Bölgemizin en önemli kuruluşu ÇAYKUR’umuzun fabrikalarında yapılan günlük kapasite artırımı ve yaş çay alımlarındaki randevulu sistemle üreticilerimizin daha rahat çay satabilmesinin önü açılmıştır. Ayrıca, ÇAYKUR ve özel sektörümüz, son yıllarda, organik çay, yeşil çay, beyaz çay ve soğuk çay gibi birçok çeşitlendirmeyle Türk çayını dünya markası yapma yolunda çok ciddi mesafeler katetmişlerdir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bizler halkımızı temsilen buralarda bulunmaktayız, bugün var yarın yokuz, fânilik şemsiyesi altında nefes alıp veriyoruz. İnsanların her iki dünyası için çalışanlar daima kazandılar ve halkları tarafından sevildiler. Halklarını açlığa, sefalete mahkûm edenler, en önemlisi de onların manevi değerlerine bigâne kalanlar ve âdeta düşmanca davrananlar tarihin derin kuyuları içine düştüler. Toprak kaybetmek, vatan parçası kaybetmek elbette çok acı bir şeydir ama ondan da acı olan neslini kaybetmektir. Niçin ve ne amaçla yaşadığını bilmeyen gençlerin ileride bir vatana sahip olabilmeleri biraz şüphelidir. Bu nedenle diyoruz ki: “Gelin, gerçekten insan fıtratına uygun olan hizmetleri hep birlikte gerçekleştirelim ve tarih de bizi selamlasın.”

Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyor, bu vesileyle tüm Rizeli hemşehrilerimi de Türkiye Büyük Millet Meclisinden saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karal.

Gündem dışı üçüncü söz, emekli vatandaşlarımızın sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, emeklilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hafta sonu yaşamını yitiren Türk edebiyatının büyük ustası Yaşar Kemal’i saygıyla anıyor, rahmet diliyorum; hepimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, bir tablo göstereceğim size, iktidarınızın utanç tablosu, görmenizi istiyorum. Bugün, Türkiye’de 11 milyona yakın emekli yurttaşımız var. Emeklilere Hükûmetiniz döneminde yapılan zam yüzde 2,32. Gerekçesi, neymiş efendim, 2014’ün son altı ayında enflasyon yüzde 2,32 çıkmış.

Değerli milletvekilleri, buna kargalar güler. Eğer böyleyse…

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Niye? Rakam var ortada.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Gülen varsa karga olduğunu üstlenir.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Rakam var ortada, rakam.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Eğer böyleyse vergilerin, harçların ödentisini niye yüzde 10’dan alıyorsunuz? Yine, size sormak istiyorum: TÜİK’in verilerinde gıdanın yıllık artışı ne kadar? Yüzde 15. Suya zam yapılıyor, yüzde 15-yüzde 20; elektriğe, doğal gaza zam yüzde 20; ulaşıma zam yüzde 15. Peki, bir şey soracağım. Bunları hesap ederken neden enflasyonun yüzde 2,32’si alınmıyor? Kaldı ki her gün kavga ettiğiniz Merkez Bankasının verilerinde yıllık enflasyon ortalama yüzde 7,5-yüzde 8.

Değerli milletvekilleri, bir şey sormak istiyorum. Birileri bu memlekette saray yapmak isteyebilir, bu sarayı yaparken enflasyon olmayabilir; malzemeleri yurt dışından gelir, en lüks malzeme gelir, bunlarla ilgili herhangi bir enflasyon rakamı yok. Ama emekliye gelince “Dur.” diyorsunuz.

Size hatırlatmak istiyorum, bakın, bu tabloda görülüyor. BAĞ-KUR emeklisine, tarımda çalışan emeklisine 2015 yılında yaptığınız aylık zam 14 lira yani bir günde 50 kuruş. Bir günde 50 kuruş nedir biliyor musunuz? Bir emekli yurttaş bir çay içemeyecek demektir. Ya, yazık değil mi? (CHP sıralarından alkışlar) Nasıl bir iktidarsınız? Nasıl “Halktan güç alıyorum.” diyorsunuz? Emeklinin bir çayına göz diken bir iktidar olabilir mi?

Değerli milletvekilleri, vicdanınız eğer bu konuda rahatsa ben bir şey demiyorum. Kaldı ki Anayasa’mız yaşlıların devletçe korunması gerektiği, emeklinin geçim kaygısı olmadan onurlu, yakışır bir hayat sürdürmesi noktasında da güvence veriyor. Peki, o zaman emekliyi neden aç ve sefil bırakıyorsunuz, neden başkasına muhtaç ediyorsunuz?

Bakın, size bir veri vereyim: Emeklilerin yüzde 73’ü çocuklarından, yüzde 16’sı yakın ailelerinden, yüzde 6’sı da belediye ve vakıflardan destek alarak geçinmek durumunda kalıyorlar.

Şimdi, emekli maaşlarının yoksulluk sınırının altında olduğu bir ülkede, yüzde 60’ı civarında da açlık sınırında olduğunu bilmenizi istiyorum. Aslında bunları biliyorsunuz. Siz, sadece oy almaya geldiğinizde emeklileri düşünüyorsunuz ama rakamlar bakalım ne yapar?

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Vatandaş memnun Hilal Bey.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Sayın Başbakanı uyarmak istiyorum. Ben birilerinden umut kestim, birileri sarayların, hanların peşinde olabilir. Eğer Sayın Başbakan bu ülkenin Başbakanıysa, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin yetkilisiyse, ben Sayın Başbakandan bir ricada bulunuyorum: 11 milyon emeklinin sesine kulak versin, onların taleplerini dile getirsin, onların neden iki yakalarının bir araya gelmediğine bir karar versin. Kaldı ki bu ülke bugüne geldiyse, bugün emeklerini sarf eden bu emekliler sayesindedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İki maaş ikramiye vereceğiz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – “İki maaş ikramiye vereceğiz hazirandan sonra.” dedi.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakın, emekliler kalkınmadan, millî gelirden pay almıyor. Cumhuriyet Halk Partisi döneminde alacak. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı defalarca ifade ediyor; inşallah, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında her iki dinî bayramımızda emeklilere birer maaş ikramiye vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Kaldı ki bakın, ben bir kanun teklifi verdim. Geçinemeyen emekliler çalışıyor. Değerli milletvekilleri, çalışan emeklilerden yüzde 15 sosyal güvenlik destek primi kesiyorsunuz. Ya, bu reva mı? Yüzde 15 sosyal güvenlik destek primini zaten daha önceden çalıştığı için hak etmiş. Niye kesiyorsunuz bunu? İnşallah, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, kesilen bu yüzde 15 sosyal güvenlik destek primini biz emeklilerimize geri vereceğiz. Bir intibak yasası düzenlediniz, hep beraber düzenledik. İntibak yasasının 2000 ila 2008’e kadar olanlarının düzeltmesini, hâlâ, ne yazıktır ki bir türlü beceremediniz.

Ben, bu Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetini, 7 Haziranda yapılacak seçimlerde emekli vatandaşlarıma teslim ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Eğer bu şartlardan memnunlarsa Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermeye devam etsinler…

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Üç ay kaldı, üç ay.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - …ama Cumhuriyet Halk Partisine oy verirlerse Cumhuriyet Halk Partisi, emeklileri, yakışır, onurlu bir şekilde yaşatacağının güvencesi olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce sisteme giren sayın milletvekillerine söz vereceğim, ilk sözleri de sisteme girmiş olan grup başkan vekillerine vereceğim ve ikişer dakika söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar. Yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar. Eğer bir ülkede adalet yozlaşırsa o memleketin dibi oyulmuş demektir. Adaleti çökmüş bir milleti yok olmaktan hiçbir güç kurtaramaz. Kanun karşısında eşkıya İnce Memed de birdir, Başvekil İsmet Paşa da.”

Onun eserlerinden yani Yaşar Kemal’in eserlerinden, söyleşilerinden Yaşar Kemal’i anlatmak için seçtiğim sadece iki cümle. Binlerce, on binlerce cümle, bu ülkenin sorunlarını, insanımızın duygularını, öfkesini, hırsını, umudunu, umutsuzluğunu, üzüntülerini anlatabilmek için on binlerce cümle bulabiliriz. Edebiyatımızın dev adamı, aydın insan Yaşar Kemal’i Hakk’ın rahmetine uğurladık. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine, sevenlerine ve tüm milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Vural…

 

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Hükûmetin, PKK terör örgütünü muhatap almasının ve AKP-PKK anlaşmasının siyasi ve hukuki bir meşruiyetinin olmadığına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; AKP ile PKK’nın Dolmabahçe Sarayı’nda yaptıkları anlaşma ve beyanlar, PKK terör örgütünü resmen AKP Hükûmetinin muhatap aldığını, PKK’nın silahlı mevcudiyetini ve siyasal amaçlarını kabul ettiğini göstermektedir. Bölücü ve din düşmanı bir terör örgütüyle AKP Hükûmetinin anlaşması, terörle ve bölücülükle mücadele adı altında kaybettiğimiz şehitlerimizin ve gazilerimizin koruduğu vatan, cumhuriyet, kimlik, millet gibi değerleri yok saymış, ruhunu incitmiştir. AKP Hükûmeti, PKK’nın verdiği ev ödevini hazırlayarak, taleplerini kabul etmiştir. Vatan, cumhuriyet, millet ve kimlik, bölücü ve din düşmanı PKK’nın isteklerine terk edilmiştir. PKK kamu düzeninin sağlanmasında ortak kabul edilmiş, PKK’nın öz savunma güçleri olarak meşrulaştırılmasının önü açılmıştır. PKK terör örgütüne af taahhüdü ve özerklik vadedilmiştir. Milletin anayasasının PKK’nın anayasası hâline getirileceğini AKP kabul etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinden güvenoyu alan Hükûmet, bu anlaşmayla, millî irade, Türkiye Büyük Millet Meclisinin güveni ve millet egemenliğini PKK’ya teslim ettiğini ortaya koymuştur.

Bu konuda Terörle Mücadele Yüksel Kurulu Başkanı ve açılım süreci koordinatörü Bülent Arınç’ın yerine Hükûmet içi darbeyle Yalçın Akdoğan’ın açıklama yapması aslında meşru bir görev dağılımı çerçevesinde yapılan bir açıklama olmadığını da ortaya koymaktadır. AKP ile PKK arasında varılan anlaşma Millî Kurtuluş Savaşı sonucunda kurduğumuz millî ve üniter devlette yaşam hakkını sonlandırma taahhüdüdür.

AKP ile PKK arasındaki anlaşma ABD-İsrail yapımı Büyük Ortadoğu Projesi sürecinin dayatmasıdır. Türk milletinin varlığını, Türk devletini, millî ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni sonlandırmayı amaçlayan AKP-PKK anlaşmasının siyasi ve hukuki meşruiyeti yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tutanaklara girsin.

Bölücü ve din düşmanı PKK’nın emperyalizmin taşeronu olarak sözde silah bırakma adı altında vatanımıza, milletimize, cumhuriyetimize yönelik bir iş birliği, milletimiz tarafından, aynen Sevr Barış Anlaşması gibi yırtılıp atılacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Halaçoğlu…

 

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, MHP Grubu olarak, Rize’nin kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ve Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Rize’mizin kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüdür bugün. Tüm Rizeli kardeşlerimizi bu kurtuluş mücadelesi dolayısıyla kutluyorum. Öncelikle bunu belirtmek istedim.

İkinci olarak -Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına- Türk edebiyatında önemli bir şahsiyet olan Yaşar Kemal ebediyete intikal etmiştir. Eser bırakan insanlar unutulmaz, kendisi eserleriyle yaşayacaktır. Kendisine rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır niyaz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

Sayın Aydın…

 

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, AK PARTİ Grubu olarak, Yaşar Kemal’in vefatına, Necmettin Erbakan’ın ölüm yıl dönümüne, 28 Şubatın millet iradesine ihanet olduğuna ve çözüm süreciyle atılan adımın devamının gelmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, AK PARTİ Grubu olarak bizler de Çukurova’nın bağrından çıkıp tüm dünyaya barış mesajlarını sunan, bunu yaygınlaştıran, toplumsal meselelere duyarlı ve barışa en yakın bir zamanda kaybetmiş olduğumuz Yaşar Kemal’i, usta yazarı, İnce Mehmed’i rahmetle, minnetle anıyoruz, ruhu şad olsun diyoruz.

Yine, aynı şekilde, eski Başbakanlarımızdan, Savunan Adam, rahmetli Necmettin Erbakan’ın da vefatının seneidevriyesindeyiz. Milletin adamı olarak, haksızlığa karşı hakkı savunan, gönül ve dava adamı rahmetli Erbakan’ı da şükranla ve minnetle anıyoruz, mekânı cennet olsun diyoruz.

Yine, “Bin yıl sürecek.” denilen, bu halkın değerlerini hiçe sayan ve milletin iradesini gasba dönük 28 Şubatı da geride bıraktık. Milletin iradesine ve ülkenin geleceğine yapılan en büyük ihanetin adıdır 28 Şubat. “Bin yıl sürecek.” diyenler, bugün kendilerini tarihin çöplüğünde buldular. Dolayısıyla, zulüm ile abat olanın ahiretinin berbat olacağının en büyük kanıtıdır.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; tamamen millî, yerli ve özgün olarak Hükûmetimizin inisiyatifiyle başlatılan ve devam eden Birlik, Kardeşlik ve Barış Projemizde kritik eşik aşılmıştır. Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye geçiş, demokratik siyasetle çözüm arayışı aslolandır. Silahların bırakılmasından, kanın, şiddetin, acıların son bulmasından rahatsızlık yerine, tüm milletimizle birlikte keyif alalım. Memleketin dağlarına artık bahar gelsin, ağıtların yerine kardeşlik türküleri söylensin; hepimizin ortak özlemi, arzusu budur. Bizim bir tek muhatabımız vardır bu konuda, o da aziz milletimizdir. Milletimizin talep ve beklentileri bizim için asıldır. Yüz yıllık sorunun çözüm arifesine yakınken, milletimizde de ciddi karşılık bulan bu çözümün mutlu sona ermesi noktasında, yine devam eden sıkıntıların bitmesi anlamında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – …bu ülkenin olmazsa olmaz toplumsal bütünleşmesinin sağlanması adına atılan adımı önemsiyoruz ve bu adımın devamının gelmesini de bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Sayın Zozani…

 

5.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, HDP Grubu olarak, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.                                     

Biz de Halkların Demokratik Partisi Grubu olarak, büyük yazar Yaşar Kemal’in ölümü dolayısıyla üzüntülerimizi dile getiriyoruz. Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine, tüm okurlarına, daha doğrusu Türkiye’ye başsağlığı dileklerimizi ifade ediyoruz. Yaşar Kemal, Anadolu ve Mezopotamya halklarının sesiydi. Yaşamı boyunca çok zorbalık gördü, çokça darbe yaşadı, zindanlar yaşadı ama hep mazlumların yanında, hep ezilenlerin yanında olmayı bildi ve yaşamıyla da Türkiye halklarına, onu takip eden herkese yol gösterici oldu. Bu nedenle, ölümü de bizler açısından bir vasiyet niteliğini taşımaktadır. Âdeta son kırk beş gün, yoğun bakım ünitesindeki yatağında barışın sesini duyana kadar ölüme karşı da direnmesini bilmiştir. Yaşar Kemal barışın sesini bu coğrafyada duyduktan sonra gözlerini hayata yumdu. Biz de gözün arkada kalmasın büyük çınar, senin kitaplarınla büyümüş yeni nesiller bu coğrafyaya, bu topraklara barışı da elbette ki getirecekler, ruhun şad olsun diyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

Sayın Yılmaz…

 

6.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, Adana’daki metro ve tramvay hattının yapımı için söz verilmiş olmasına rağmen herhangi bir adım atılmadığına ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen hafta Bakanlar Kurulu kararıyla AKP’li 3 büyükşehir belediyesinin metro hattı ve bir tramvay hattı Ulaştırma Bakanlığına devredildi. Hükûmet burada açıkça partizanlık yapıyor. 2011 seçimlerinden önce, haziran ayında, İstasyon Meydanı’nda, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Adanalıların gözünün içine baka baka, metronun Ulaştırma Bakanlığına devredileceğini ve geri kalan 8,5 kilometrelik yerin de yapımını üstleneceğini ifade etmesine rağmen, aradan dört yıl geçti, AKP’li 3 büyükşehir belediyesinin metro ve bir tramvay hattı Ulaştırma Bakanlığı tarafından üstlenilirken, her ay gelirlerinin yüzde 40’ı metrodan dolayı kesilen Adana’da 8,5 kilometrelik Akıncılar-Çukurova Üniversitesi hattının yapımıyla ilgili herhangi bir adım atılmamıştır. On gün önce alınan kararda da yine Adana yoktur. Buradan, bugün Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı İstasyon Meydanı’nda Adanalılara verdiği sözü bir an önce tutmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Halaman…

 

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, üniversitelerde milliyetçi, ülkücü gençlere şiddet uygulandığına ve bu konuda Hükûmet yetkililerini göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, geçen ay Ege Üniversitesinde olayların yoğunlaşması dolayısıyla milliyetçi, ülkücü gençlerden Fırat Çakıroğlu isminde bir delikanlımız Hakk’ın rahmetine kavuştu. Gerekçesi, Hükûmetin, siyasi sebeplerden dolayı... Bu bölücü, ırkçılık yapan, daha çok gruplar hâlinde, küme hâlinde kendisine zemin hazırlayan bölücü örgütler tarafından yapılıyor. Diğer üniversitelerde de -İstanbul ve Marmara Üniversitesinde özellikle- bu “milliyetçi, ülkücü genç” olarak ifade ettiğimiz vatansever çocuklara son zamanlarda aynı şeyler, müthiş bir baskı, anarşist tehdit, şiddet uygulanıyor. Ben Hükûmetin yetkililerini, özellikle üniversitenin rektörünü, yönetimini, İçişleri Bakanlığını, valilikleri, emniyet müdürlerini, il emniyet müdürünü bu mevzuda göreve davet ediyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ HALAMAN (Adana) – …istikbalde, ileride olabilecek sorumluluklardan kendilerinin sorumlu olacağını söylüyor, size teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Demiröz…

 

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, talep etmesine rağmen Bursa Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ne kurulmak istenen termik santralle ilgili bilgi alamadığına ilişkin açıklaması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bursa Osmangazi Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’nde (DOSAB) kurulmak istenen bir termik santralle ilgili, Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi ilgili diğer bakanlıklardan hem soru önergesi hem de Bilgi Edinme Kanunu yoluyla kurum ve kuruluşların ÇED süreci içinde hazırladıkları görüşlerini bir milletvekili olarak talep etmeme rağmen verilmemektedir. Bu talebim için Bilgi Edinme Kanunu’nun 19 ve 23’üncü maddelerinin mazeret gösterilmesi ne anlama gelmektedir? Bu bir ticari sır mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Doğru…

 

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, Avrupa’da gençlik daireleri tarafından koruma altına alınan Türk çocuklarının durumuna ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Avrupa’da gençlik daireleri tarafından koruma altına alınan Türk çocuklarının durumu çok önemlidir. Avrupa’daki Türk çocukları ailelerinden çeşitli sudan sebeplerle “Siz çocuklara iyi bakamıyorsunuz.” denilerek zorla ellerinden alınıyor. Alınan çocuklar da Türk ailelere değil, yabancı ailelere veriliyor. Küçük çocuk o verilen aile yanında büyürken ismi ve inançları değiştirilip tam bir asimilasyon uygulanıyor. Bu tam bir insanlık faciasıdır. Bu çocukların sayısı da on binleri buluyor. Bundan dolayı, önümüzdeki yıllarda ülke olarak çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalabileceğiz. Hükûmet olarak acilen önlemler alınmalıdır. Bu konuyla ilgili olarak çalışma yapan Umut Yıldızı gibi çeşitli sivil toplum kuruluşları Avrupa’da yoğun faaliyet gösteriyorlar. Onlarla beraber, Hükûmetin de beraberliğiyle çok şey çözülebilir diyor, yüce Meclise teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Türkoğlu…

 

10.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden Yaşar Kemal’in kaybı hepimizi derinden üzmüştür. Edebiyatçı kimliği ve eserleriyle herkesin takdirine şayan olan Yaşar Kemal Çukurovalı ama daha çok Osmaniyelidir, Gavurdağılıdır dolayısıyla benim de hemşehrimdir. Tüm Osmaniyeliler olarak edebiyatçı kimliğine ve eserlerine saygı duyduğumuz Yaşar Kemal’e Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz, hemşehrilerime de başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Sayın Çelik…

 

11.- Muş Milletvekili Demir Çelik'in, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Kitaplarını okuyarak büyüdüğümüz büyük edebiyatçı, ulu çınar Yaşar Ağabey’imizi kaybetmiş olmanın hüznünü yaşıyorum. Barışın sesi, özgür düşüncenin kendisi ama umut tazeleyen bu ulu çınara Allah’tan rahmet dilerken Türkiye'nin ve insanlığın başı sağ olsun diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Sayın Bayraktutan…

 

12.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Yaşar Kemal’in vefatına ve Artvin’in Yusufeli ilçesinin Zeytinci köyünde çıkan yangın felaketine maruz kalanlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de Türk edebiyatının, sadece Türk edebiyatının değil dünya edebiyatının önemli yazarlarından Yaşar Kemal’i kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyim. Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Türk milletine başsağlığı diliyorum. Işıklar içerisinde yatmasını temenni ediyorum.

Bunun yanında, yine, seçim bölgem Artvin’in Yusufeli ilçesinin güzel köylerinden Zeytincik köyünde geçen hafta içerisinde bir yangın felaketi meydana geldi. Bu yangın felaketinde köyün neredeyse yarısından fazlası, 20’ye yakın ev yandı. Sevindirici olan, herhangi bir şekilde can kaybının yaşanmamış olmasıdır. Bu nedenle, bu 20 evden geriye hiçbir şey kalmadı. Bu 20 evde yaşayan yurttaşlarımızın şu anda içinde bulundukları mağduriyetin giderilmesi için Hükûmetin bir an önce Zeytincik köyüne gerekli yardımı yapmasını, gerekli istişarelerde bulunmasını temenni ediyorum. Orada yangın felaketine maruz kalan yurttaşlarıma da Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir kere daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. İnşallah, bundan daha beter bir olayla karşılaşmazlar, bunu bir kere daha temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Kaplan…

 

13.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Edebiyatımızın büyük ustası, Çukurova’nın İnce Memed’i, barışın temsilcisi, öncüsü, Anadolu’nun yiğit evladı, Anadolu’nun sevgi sesi Sevgili Yaşar Kemal’i saygıyla, minnetle anıyorum. Türkiye’nin başı sağ olsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Öner…

 

14.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner'in, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Kürt kökenli olmasına karşın en güzel romanlarından biri olan İnce Memed’i Türkçe yazan, yaşamı boyunca Türk-Kürt kardeşliğini ve barışı savunan hemşehrim, aile dostumuz Kemal Sadık Gökçeli’yi güzel duygularla ve rahmetle anıyor, barışçı düşüncelerinin ülkemizde de egemen olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öner.

Sayın Bulut…

 

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Balıkesir’de köy yollarının durumuna ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Balıkesir’in birçok köyünde hâlâ stabilize yol bulunmaktadır. Gönen-Yenice baraj yolu üzerinden her gün Gönen’e taşınmakta olan öğrenciler çok berbat yollardan gelmekte. Bilhassa taşıyıcılar beni aramakta. Yıllardır bu yollara el sürülmemekte, bakılmamakta. İkide bir başka bölgelerin mağduriyetinden bahsederlerken iktidarın on ikinci yılında gelip Balıkesir’i görmesini, bu berbat yollara bir an önce çare bulmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Sayın Gürkan…

 

16.- Adana Milletvekili Fatoş Gürkan'ın, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türk ve dünya edebiyatının önemli yazarlarından -her ne kadar biraz önce bir arkadaşımız “Osmaniyeli” dedi ama Osmaniye de daha önce Adana’ya bağlıydı- Adanalı merhum Yaşar Kemal’e Allah’tan rahmet diliyorum. Edebiyat dünyamızın başı sağ olsun ve sevenlerine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Ruhu şad olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürkan.

Sayın Işık…

 

17.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, AKP ile PKK arasındaki kirli pazarlıkların kamuoyuna açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı son yurt dışı seyahatinden önce, PKK terör örgütü ile Hükûmet arasında yürütülen müzakerelerle ilgili olarak yaptığı bir değerlendirmede “On iki yıllık Başbakanlığım döneminde PKK ne dedi de yapmadık?” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Bu açıklama, AKP ile PKK arasında kirli pazarlıkların bugün değil on iki-on üç yıldır devam ettiğini tescillemiştir.

Buradan Hükûmete açık çağrıda bulunuyorum: Gerek Sayın Cumhurbaşkanının Başbakanlığı döneminde gerekse şimdiki Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde AKP ve PKK arasındaki kirli pazarlıkların ne olduğunu kamuoyuna açıklamaya ve Türkiye Büyük Millet Meclisini bu konuda bilgilendirmeye davet ediyorum. Bunu da milletimizle paylaşıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Canalioğlu…

 

18.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu'nun, Yaşar Kemal’in vefatına ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de yaşamı boyunca eserleriyle yurdumuzun ve dünyanın gerçeklerini paylaşan büyük edebiyat ustamız Yaşar Kemal’i rahmet ve minnet duygularıyla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum. Ülkemizin ve edebiyat dünyamızın başı sağ olsun.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Avrupa Birliği Konseyi Letonya Başkanlığınca 4-6 Mart 2015 tarihlerinde Letonya’nın başkenti Riga’da düzenlenecek Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Parlamentolar Arası Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1706)

2/3/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi Letonya Başkanlığınca 4-6 Mart 2015 tarihlerinde Letonya'nın başkenti Riga'da düzenlenecek Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Parlamentolar Arası Konferansı'na Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan heyetin katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 19 milletvekilinin, kamuda çalışan avukatların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1233)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamuda çalışan avukatların mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

1) Mehmet Erdoğan                                (Muğla)

2) Mehmet Şandır                                  (Mersin)

3) Ali Öz                                                (Mersin)

4) Emin Çınar                                        (Kastamonu)

5) Kemalettin Yılmaz                              (Afyonkarahisar)

6) S. Nevzat Korkmaz                             (Isparta)

7) Muharrem Varlı                                  (Adana)

8) Yusuf Halaçoğlu                                (Kayseri)

9) Zühal Topcu                                      (Ankara)

10) Bahattin Şeker                                 (Bilecik)

11) Sadir Durmaz                                   (Yozgat)

12) Edip Semih Yalçın                            (Gaziantep)

13) Oktay Öztürk                                    (Erzurum)

14) Bülent Belen                                    (Tekirdağ)

15) Lütfü Türkkan                                  (Kocaeli)

16) Cemalettin Şimşek                           (Samsun)

17) Emin Haluk Ayhan                            (Denizli)

18) Faruk Bal                                         (Konya)

19) Reşat Doğru                                     (Tokat)

20) Atila Kaya                                        (İstanbul)

Gerekçe:

Kuvvetler ayrılığı prensibinin üç erkinden biri olan yargı, üç temel organdan oluşmaktadır; bunlar, iddia, savunma ve karar organlarıdır. Kamuda çalışan hâkimler karar makamı, cumhuriyet savcıları iddia makamı ve kamu avukatları da savunma makamı olarak devlet tarafından kendilerine yüklenen yargısal fonksiyonu ifa etmektedirler.

Kamuda çalışan avukatlar bu görevlerinin yanında yürütme organının yargı yerlerinde temsili ve savunuculuğu görevini de üstlenmiş olduklarından, yargısal görevlerinin yanı sıra idari görevlerini de ifa etmektedirler. Kamu avukatları, yürütmekte oldukları dava ve icra takibi dosyaları nedeniyle son derece büyük bir sorumluluk üstlenmişken, idari birtakım görevleri de yürüterek idarenin hukuka uygun hareket etmesini sağlamakta ve hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesinde önemli rol oynamaktadırlar. Aynı zamanda, devletin hukuk danışmanlığı görevini de ifa eden kamu avukatları, yerine getirdikleri tüm bu görevler itibarıyla devletin adalet sistemi içinde çok önemli bir yer kapsamaktadır. Ancak, kamu avukatlarının hukukçu meslektaşları olan hâkim ve savcılar için tanınan özlük, mali ve sosyal haklar yönünden aralarında yıllardır kapatılmayan büyük bir uçurum vardır. Oysa, yargının iddia ve karar organlarına tanınan bağımsızlığın ve meslek güvencesinin aynısının, savunmanın kamudaki temsilcileri olan kamu avukatlarına da tanınması anayasal bir zorunluluktur.

Bu bağlamda, kamuda çalışan avukatların mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için yüce Meclisimize çok büyük görevler düşmektedir.

Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

 

2.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 20 milletvekilinin, afetlerden zarar görmüş üreticilerin tarımsal kredi borçlarının ötelenmemesinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1234)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çeşitli afetlerden zarar görmüş üreticilerin T.C. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçlarının Bakanlar Kurulu kararı olmasına rağmen ötelenmemesinin nedenlerinin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Muharrem Varlı                                                    (Adana)

2) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

3) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

4) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

5) Bahattin Şeker                                                     (Bilecik)

6) Necati Özensoy                                                    (Bursa)

7) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

8) S. Nevzat Korkmaz                                               (Isparta)

9) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

10) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

11) Oktay Vural                                                        (İzmir)

12) Ali Öz                                                                (Mersin)

13) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

14) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

15) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                     (Osmaniye)

16) Koray Aydın                                                        (Trabzon)

17) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

18) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

19) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

20) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

21) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

Gerekçe:

Tarım, gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın bütün ülkeler için hayati bir öneme sahip, vazgeçilemez stratejik ve hassas bir sektördür. Millî gelire önemli katkıları yanında, genellikle toplumun gelir düzeyi en düşük kesiminin üretici olarak yer aldığı ve geçimini sağladığı tarım ürünleri itibarıyla hayatı devam ettirmenin en önemli kaynağıdır.

Bilindiği gibi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 28 Ağustos 2012 tarihinde 2012/3570 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla 1/1/2012 tarihinden 28/8/2012 tarihine kadar sel, su baskını, fırtına, aşırı yağış, aşırı kar yağışı, don, dolu, kuraklık, yıldırım düşmesi ve hortum afetlerine maruz kalan ve bu afetler sebebiyle ekilişleri, ürünleri, hayvan varlıkları, tesisleri veya seraları zarar gören Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı gerçek veya tüzel kişi üreticilerin T.C. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçları, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğüne ve kredi kullandıkları kuruma 28 Eylül 2012 tarihine kadar müracaat etmeleri durumunda 1 (bir) yıl süre ile erteleneceği belirtilmişti.

Anılan bu süreçten sonra üreticilerin -edinilen bilgilere göre- borçlarının ertelenmesi için kredi kuruluşlarına gittiklerinde hayal kırıklığına uğradıkları, borçların ertelenemeyeceği ifade edilmiştir. Tekrar ilçe tarım ve hayvancılık müdürlüklerine giden çiftçiler eli boş dönerken işin arka planında Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bürokratlarının olduğu, Bakanlar Kurulu kararındaki tarihler konusunda birtakım yorumlar getirmek suretiyle ilçe hasar tespit komisyonlarında yapılan tespitlerin geçerli olamayacağı dolayısıyla Bakanlar Kurulunun almış olduğu kararın uygulanamayacağı ifade edilmiştir.

Anılan konuyla ilgili bir başka iddia ise daha da vahimdir. Borç ertelemesiyle ilgili hemen hemen diğer çoğu ilde böyle bir sorunla karşılaşılmadığı ancak Adana başta olmak üzere bazı illerde sorun yaşandığı belirtilmektedir.

Vatandaşlar, "Teşvikte, kamu yatırımlarında negatif ayrımcılığa tabi tutulan, işsizlikte şampiyon yapılan Adana acaba şimdi de hak edilen borç ötelemesinin iptaliyle mi cezalandırılıyor? Böyle bir Hükûmet işleyişi, böyle bir devlet idaresi olabilir mi? Uygulamalarda Bakanlar Kurulunun kararı mı, yoksa bürokratların yorumları mı geçerlidir? Yoksa, vatandaşa şirin gözükmek isteyen AKP Hükûmeti, önce kararı alıp sonra bürokratlara 'Uygulamayı engelleyin.' talimatı mı vermektedir?" şeklindeki soruları kendilerine sormaktadırlar.

Bakanlar Kurulu kararının eksiksiz ve adaletli bir şekilde ülke vatandaşlarının hepsine eşit olarak uygulanması gerekliliği hepimiz tarafından kabul edilmesi gereken bir gerçektir.

Netice olarak, Bakanlar Kurulu kararına rağmen bazı illerde ve özellikle Adana'da çeşitli afetlerden zarar görmüş üreticilerin kredi borçlarının ötelenmemesinin altında yatan gerçeklerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması komisyonu kurulmasını arz ederiz.

 

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, nefret suçlarında yaşanan artışın ve nefret suçlarının toplumda yarattığı ayrışma ve travmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1235)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Nefret suçlarında yaşanan artışın ve nefret suçlarının toplumda yarattığı ayrışma ve travmanın tüm boyutlarıyla araştırılarak sorunun çözümüne yönelik gerekli önlemlerin belirlenmesi ve Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için acil olarak yapılması gereken düzenlemelerin tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

2) Aykan Erdemir                                                    (Bursa)

3) Aykut Erdoğdu                                                    (İstanbul)

4) Veli Ağbaba                                                        (Malatya)

5) Melda Onur                                                         (İstanbul)

6) Süleyman Sencer Ayata                                       (Ankara)

7) Musa Çam                                                          (İzmir)

8) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

9) Rıza Türmen                                                       (İzmir)

10) Osman Oktay Ekşi                                             (İstanbul)

11) Binnaz Toprak                                                   (İstanbul)

12) Ayşe Gülsün Bilgehan                                       (Ankara)

13) Erdal Aksünger                                                 (İzmir)

14) Ayşe Eser Danışoğlu                                         (İstanbul)

15) Durdu Özbolat                                                   (Kahramanmaraş)

16) Ali Serindağ                                                     (Gaziantep)

17) Faik Tunay                                                        (İstanbul)

18) Ali İhsan Köktürk                                               (Zonguldak)

19) Malik Ecder Özdemir                                         (Sivas)

20) Ensar Öğüt                                                       (Ardahan)

21) Hüseyin Aygün                                                  (Tunceli)

Gerekçe:

Türkiye'de son on yılda ırkçılık, cinsiyetçilik, yobazlık, yabancı düşmanlığı ve benzeri saiklerle işlenen nefret suçlarında bir artış yaşanmaktadır. Nefret suçlarında, fail ile kurban arasında doğrudan bir ilişki dışında kurban, sırf sahip olduğu grup kimliğinden ötürü hedef seçilebilmektedir. Genel olarak nefret suçları, mağduru ve mensup olduğu grubun diğer üyelerini korkutmakta ve kendilerini tecrit edilmiş, savunmasız ve hukuk tarafından korunmasız olarak hissetmelerine yol açmaktadır. Öte yandan, söz konusu suçların doğurduğu bu öldürücü hissiyat ve psikolojik etki, ırksal, dinsel ve etnik gerilimleri daha da tırmandırmakta, misillemelere ve zorunlu göçe neden olabilmektedir.

Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve AGİT gibi uluslararası kuruluşlar ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin denetim organları, bugüne kadar Türkiye hakkında çok sayıda tavsiye kararı yayımlamıştır. Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Avrupa Komisyonu (ECRI) ve BM Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Komitesi (CERD) tarafından hazırlanan Türkiye raporlarında, Hükûmetin nefret suçlarıyla mücadele için gerekli acil adımları atması tavsiye edilmektedir.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, nefret söylemini "hoşgörüsüzlük temeline dayalı, yabancı düşmanlığını, ırkçı nefreti, antisemitizmi ve diğer nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, öven ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi" olarak tanımlamaktadır. Bu hoşgörüsüzlük, saldırgan milliyetçiliği ve kendi grubunu diğer gruplardan daha üstün görmeyi, azınlıklara, göçmenlere ve diğer göçmen kökenlilere karşı ayrımcılığı ve düşmanlığı da kapsamaktadır.

Son on yıllık süreçte ülkemizde, Trabzon'da Rahip Santoro cinayeti (2006), Hrant Dink cinayeti (2007), Malatya Zirve Yayınevi katliamı (2007), Selendi’de Roman yurttaşlara (2010), İnegöl’de Kürt yurttaşlara (2011) yönelik linç girişimleri, Türkiye’nin değişik yörelerinde Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesi (2012) ve LGBT cinayetleri gibi nefret temelli şiddet olayları meydana gelmiştir. Ayrıca, pek çok kişi inancı, etnik kimliği, cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği yüzünden şiddete maruz kalmakta, yaralanmakta ya da hayatını kaybetmektedir.

Bu nefret suçlarıyla bir arada yaşama iradesini tehdit eden derin toplumsal yaralar açılmış, adalete güven sarsılmıştır. Türkiye’de, nefret suçlarına karşı mücadele veren sivil toplum kuruluşlarının medya ve takip ettikleri davalardan elde ettikleri sonuçlara göre nefret suçunun işlendiği kategoriler din ve inanç, etnik köken, cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliğidir. Çok kültürlü ve kimlikli bir coğrafyada bulunan ülkemizde Kürtler, Aleviler, translar, Romanlar ve pek çok farklı gruba karşı ayrımcılık ve nefret suçu işlenmektedir.

Nefret söylemi mağdurlarının yaşadıkları topluma bağlılıkları sarsılır, kişilikleri örselenir. Nefret söylemi, mağdurlarında derin ve kalıcı psikolojik travma yaratır. Mağdur, kendisini nefret söylemi tarafından dayatılan kimlik dışında göremez hâle gelir. Dayatılan kimlik nedeniyle ötekileştirilen ve saldırıya uğrayan kimse artık, toplumla ilişkisini bu dışlanmışlık üzerinden kurmaya mahkûm edilir.

Nefret söylemi ve nefret suçları bir arada yaşamı tahrip eder. Bu tahribat belirli bir topluluk üzerinde yoğunlaştığı takdirde, baskıcı toplum iklimini ve kolektif şiddeti egemen kılar. Üzülerek görmekteyiz ki Türkiye hızla böyle bir ortama kaymaktadır. Bu nedenle, bir an önce nefret suçlarım izleme ve raporlama mekanizmaları oluşturulmalı, bu alana ilişkin olarak kamuya veri toplama ve arşivleme görevi verilmelidir. Kapsamlı bir nefret suçları yasası çıkarılmalı ve nefret suçlarının önlemesi için gerekli politikaların belirlenmesi sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

C) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Belçika Eyalet Meclis Başkanı ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ülkemize resmî ziyarette bulunan Belçika Eyalet Meclis Başkanı ve beraberindeki heyet şu anda Meclisimizi ziyaret etmiş bulunmaktadırlar. Kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyoruz. (Alkışlar)

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından, Adıyaman ilinin Kömür beldesinde faaliyet gösteren maden ocaklarının yarattığı çevre tahribatının belirlenmesi amacıyla 11/12/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2/3/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 2/3/2015 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

İdris Baluken

Bingöl

Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Aralık 2014 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından (1186 sıra no.lu), Adıyaman ilimizin Kömür beldesinde faaliyet gösteren maden ocaklarının yarattığı çevre tahribatının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 2/3/2015 Pazartesi günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin Adıyaman’ın bir ilçesi veya bir beldesi hakkında vermiş olduğu araştırma önergesi üzerinde konuşacağız.

Tabii, bu belde bana göre özel bir belde; çok sayıda mermer ocağının bulunduğu ve çok sayıda mermer ocağı taleplerinin bulunduğu belde.

Tabii, Adıyaman ili deyince, Adıyaman ilini aslında Cumhuriyet Halk Partili Adıyaman milletvekilinin konuşması gerekiyor doğal olarak ama bizim, Cumhuriyet Halk Partisine oy veren insanların oylarını çalarak başka bir partiye transfer olduğu için önce o arkadaşımı kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Sonra, ben de mecburen Adıyaman ilimiz hakkında konuşmak durumunda kaldım ama elimden geldiğince de Adıyaman ilindeki sıkıntıları sizlerle paylaşmaya çalışacağım tüm Adıyamanlılardan özür dileyerek ve onların sorunlarını da dile getirmeye elimden geldiğince gayret edeceğim.

Türkiye’deki mermer madenlerinin yüzde 15’e yakın kısmı Adıyaman’da bulunuyor ve yaklaşık 2 milyar tonluk bir mermer üretimi var. Bu da doğal olarak Adıyaman’ın ekonomisine büyük katkı sağlıyor. Tabii, mermer üretimi deyince mermer üretiminin yaratmış olduğu büyük sorunlar var. Burada bir belde geçiyor ama aynı mermer üretimi Bilecik’te de var ve Türkiye’nin başka kentlerinde de var. Gittiğiniz zaman, o Kömür beldesindeki -beldenin adı Kömür- sıkıntılara Bilecik’teki mermer madenlerinde de rastlıyorsunuz, başka bir kente gittiğinizde mermer madenlerinde de rastlıyorsunuz. Nedir bunlar? En büyük problemler, genelde oralarda beldelere ve köylere yakın olduğu için, o köy ve belde yollarının hızla bozulması, insanların böyle rahat seyahat özgürlüklerinin elinden alınması ve uzun süre tamirat yapılmaması. Bunun nedeni de ağır tonajlı kamyonların o yolları kullanıyor olması. Şimdi, mermerde bunu diyoruz. Baktığınız zaman, bütün Türkiye’deki maden sektöründe -hangi cins maden çıkarılırsa çıkarılsın- bu problemle karşılaşıldığını görüyoruz. Yani, köylere yakın, beldelere yakın maden ocaklarında mermer çıkarın, granit çıkarın, kömür çıkarın, aklınıza hangi tür maden gelirse gelsin, bu yolların hızla bozulduğunu ve bir tedbir alınmadığını görüyoruz. Demek ki burada yapılması gereken bazı işler var. Köylere çok yakın mermer -maden- ocaklarına böyle, siyasi iltimas geçip ruhsat verilirken çevresel etki değerlendirmede bunları düşünmek zorunda olduğumuzu bir kez daha görüyoruz burada.

Yine, mermerin en büyük problemlerinden birisi, toz ve parça hâline getirilmiş olması. Mermerin ham maddesinden, alındığı zaman, yüzde 30’a yakın toz çıkıyor. Şimdi, toz deyince birçok etkisi var tozun; hem insan yaşamına etkisi var hem çevrede yaşayan hayvanlara etkisi var hem bitki örtüsüne etkisi var hem de doğal su kaynaklarına büyük etkisi var. Çünkü, mermer suyla karıştığı zaman su kanallarını bloke ediyor, gerektiğinde su kanallarının, doğal su bölgelerinin yerlerinin değişmesine neden oluyor. Burada yapılması gereken bu yüzde 30’luk atık maddenin Avrupa Birliği standartlarına göre kazanılmasıdır ki bununla ilgili, Adıyaman’daki mermerlerle ilgili 2014 yılında güzel bir rapor hazırlanmış; birkaç maddede bu mermer tozlarının ve mermer parçacıklarının nasıl değerlendirileceği, ülke ekonomisine nasıl katkı sağlayacağı konusunda ciddi çalışmalar, raporlar üretilmiş. Ama, bu raporları önemseyen kim? Bir MİGEM var, siyasilerin etkisinde çalışan bir kurum ve direkt maden arama ruhsatları dönemin Başbakanına bağlı olduğu için siyasi torpillilerin öne geçtiği, çevresel etki değerlendirme raporunun göz ardı edildiği, hatta mahkeme kararlarının bile hiçe sayıldığı bir dönemi yaşıyoruz. AKP döneminde gerçekten, köyler, dağlar, ovalar talan edilmiştir. Sadece ovalar değil Adıyaman’da aynı zamanda meralar talan edilmiştir. Meralar talan edildiği için Adıyaman’da -yanlış söylüyorsam Adıyamanlı arkadaşlarım düzeltirler ki raporlarda da var- hayvancılık bitme noktasına gelmiştir, en önemli tarımsal gelir kaynaklarından hayvancılık bitme noktasına gelmiş, tarımsal alanlar daralmaya başlamıştır. Tabii, bunun sonucu olarak da insanlar göç etmeye başlamış. Adıyaman ili -biraz evvel Adıyamanlı arkadaşlarımla konuştuğumda- çok fazla nüfus artışının olmadığı, daha çok göç veren iller hanesine yazılan illerimizden biridir. O güzelim toprakların aslında değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Şimdi, tabii yolların dışında, sadece yollarla problem bitmiyor, aynı zamanda da sulu tarımla ilgili sıkıntılar oluşuyor. Orada, daha önceleri yapılan sulu tarımda, mermer madenleri yüzünden kapanan yollar ve mermerlerin oluşturduğu bloklar nedeniyle hızla gerileme başlamış, suların yönleri değişmiştir.

Şimdi, arkadaşlar, bu sadece Adıyaman’ın değil, bütün Türkiye'nin problemi dedik. AKP döneminde bu tür tesisler, bu tür madenler hiçbir önlem alınmaksızın yani iş güvenliği, iş sağlığı tedbirleri alınmadan işletmeye açılmaktadır ki bunun en büyük örneklerini 2014 yılında Türkiye içi acıyarak yaşadı. Nerede yaşadı? Soma’da yaşadı. Nerede yaşadı? Ermenek’te yaşadı ve bütün arkadaşlarımız çıktı, burada, bir daha bu olayların tekrarlanmaması için gerekenlerin yapılması gerektiğini ifade ettiler ama hiçbir zaman da gerekenler yapılmadı. Mermer ocaklarında da bu durum devam ediyor. Hiçbir iş güvenliği ve iş sağlığı tedbiri alınmadan o ocaklarda üretim yapılıyor.

Yine bir başka konu… Sadece bununla da bitmiyor. Peki, bunları nasıl önlememiz gerekiyor? Bunlar için ciddi tedbirler, ciddi projeler hazırlamamız gerekiyor. Eğer Adıyaman’da Türkiye’deki mermerin yüzde 15’i üretiliyor ise buna göre mermer organize sanayi bölgeleri oluşturulmalı. Bu dönemde bu sanayi bölgelerine karşı biraz daha bir ilgi, alakanın olduğunu görüyoruz ama yetmiyor. Yani her isteyen her istediği yerde bir tesis açamamalı, mutlaka çevre şartları değerlendirilmeli ve Çevre Bakanlığı da bu çevresel etki değerlendirme işlerini sadece bir hayal olarak yapmamalı diyoruz.

Şimdi, “Buradan sularımız kirleniyor.” dedik. Doğal gaz Adıyaman’a yeterince gelmediği için, sadece mermerden kaynaklanan problemleri yok, doğal gaz bütün ilçelere gelmediği için aynı zamanda bir hava kirliliği problemi yaşıyor Adıyaman şehrimiz ama doğal gaz gelse de bunu yaşamaya devam edecek. Niye bunu yaşamaya devam edecek? Çünkü doğal gaz pahalı arkadaşlar. Adıyaman’daki köylü vatandaşlarımızın, emekçi kardeşlerimizin, emeklilerimizin bu doğal gazı yakması mümkün değil. Temennimiz şudur ki: Doğal gazın fiyatını düşürmek. Hatta başka bir önerim var: 4 milyar dolar yakmadığımız doğal gaza ödeyeceğimize, 4 milyar yakmadığımız, taahhüt ettiğimiz doğal gaza ödeyeceğimize -bu doğal gazı kullanmak için- insanlara bedava kömür vereceğinize doğal gaz kullandırtın diyorum. Vereceğiniz miktarda kullandırtabilirsiniz tesisatı olan insanlara. Bunu daha önce de önermiştik, bu doğru öneri. Bedava para ödeyeceğimize bunu kullanalım diyoruz.

Şimdi, buradan, biz ne yapacağız bu işlerle ilgili, hemen buna gelmek istiyorum. Önce sudan başlayayım, çevre konusu olduğu için bu iş sudan başlayayım. Su herkesindir diyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, inşallah, 7 Haziranda bu millet sizi tekme tokat -aynen böyle söylüyorum- kovaladığında…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Daha önce size öyle mi yaptılar?

HAYDAR AKAR (Devamla) - Hiçbir problemi çözemediniz.

…su kullanım hakkı kamuya ait olacak ve asla devredilmeyecek. Bu, HES’ler için sizin bir kulağınızı çekmek anlamına geliyor. HES’lerde de insanları kandırıyorsunuz. İki tür HES var biliyorsunuz; barajlar ve dereler üzerine kurulan HES’lerdir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Bu millet tekme tokat kovalamaz kimseyi, sandıkta cevap verir.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Dereler üzerine kurulan HES’ler doğal su kaynaklarımızı kurutmakta ve çevreye zarar vermektedir, ki HES’lerde üretilen yüzde 34’lük enerji üretiminin içerisinde bunun payı sadece yüzde 2’dir. Bunu daha detaylı anlatabilirim. Tüm tarafların katılımıyla bilimsel ölçütler çerçevesinde hazırlanacak adil bir su kanunu çıkartacağız arkadaşlar. HES facialarına “Dur.” diyeceğiz. Uluslararası koruma altında olan alanlarda maden araması ve HES yaptırmayacağız. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor.

Meralarda özel mülkiyet kesinlikle olamayacak çünkü meraları özel mülkiyete açtınız ve hayvancılığımızı, tarımcılığımızı bitiriyorsunuz, ki bunun da örnekleri çok fazla.

Çevreciler ve yöre halkı toplantı ve gösteri hakkını kullanacaklar, Anayasa’dan almış oldukları toplantı ve gösteri hakkını kullanacaklar, hiçbir şekilde engellenmeyecekler.

Yeşil Yol Projesi’nin maden araması ve HES için yapıldığını tekrar değerlendirilecek, bu konuda endişeler giderilecektir diyorum.

Gelecek kuşakların bunun üzerinde olan hakları korunacaktır diyoruz. Çevre yatırımlarında ÇED raporları bilimsel olarak hazırlanacak. Çevreyi korumayla ilgili mahkeme kararları kesinlikle uygulanacak. En başta bunun uygulanmasını Cumhurbaşkanına öğreteceğiz, sonra iktidardan düştüğünüzde size öğreteceğiz nasıl uygulanacağını. Çevre davalarında mahkeme masrafları alınmayacak, bilirkişi masraflarını hazine karşılayacak diyor, hepinize sevgiler saygılar sunuyor, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında buluşmak üzere diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Aleyhinde Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bundan tam iki bin yıl önce Makedon ve Perslerin mücadelesi devam ederken bir medeniyet vardı Adıyaman’da: Barışı, huzuru, istikrarı sağlayan, kesinlikle savaştan uzak duran bir medeniyetin adıydı Kommagene. Hazreti Safvan’ın yurdudur Adıyaman; Abdurrahman Erzincani’nin, Mahmut Ensari’nin, Ebu Zer el-Gıfarî’nin yurdudur. Adıyaman darülamandır; adı yamandır, soyadı huzurdur. Barışın dalga dalga Anadolu coğrafyasına estirildiği bir coğrafyanın adıdır Adıyaman. Adıyaman, kardeşliği, barışı, huzuru bir iklim olarak yaşayan beldenin adıdır.

Adıyaman, hizmetleri AK PARTİ’yle gördü. Adıyaman, AK PARTİ’yle hizmetlerle tanışmaya başladı. Bugün Sayın Başbakanımızın bütün coğrafyaya ifade ettiği, “Aranızda muhabbetin, huzurun, kardeşliğin yayılmasını söyleyeyim mi, size bir şey tavsiye edeyim mi?” nasihatini Sayın Başbakanımız da ifade etti, “Aranızda muhabbetin artmasını isterseniz selamı yayınız.” dedi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Cumhurbaşkanı “Sözlere değil uygulamaya bakarım.” diyor.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tam bin dört yüz yıl önce Hazreti Peygamber’in o selam çağrısına Adıyaman yıllardır karşılık vermiş bir beldemizdir.

Değerli milletvekilleri, Adıyaman yatırımlarla tanıştı. Adıyaman, AK PARTİ’yle, bir küçük vilayet görünümünden büyük bir şehir görünümüne kavuştu. Adıyaman’da içme sularından yollarına, tarımsal faaliyetlerinden sanayi yatırımlarına, turizmden havaalanına, hasılı bütün alanlarda, eğitim kurumlarından sağlık kurumlarına varıncaya kadar, bu eğitimler, bu çalışmalar AK PARTİ’nin ülkemize kazandırdığı çalışmaların Adıyaman’da birer yansımasıdır.

Cumhuriyet Halk Partili değerli milletvekili konuşmalarında bahsettiler “Adıyaman’a doğal gaz gelmiyor, Adıyaman’da hava kirliliği var.” diye. Adıyaman’da da, ilçelerinde de, Gölbaşı’nda, Besni’de, Kâhta’mızda da doğal gaz faaliyetleri var. Adıyaman’a doğal gaz geldi de siz gelemediniz. Siz de gelin. Sizi de Adıyaman’a davet ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben gelmedi demedim ki, gelmedi mi dedik? Hangi ilçelerinde var, söyler misiniz?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Özelde, Kömür beldemizle ilgili ifade etmek isterim. Kömür beldemizde 2013 yılında yollarda çalışmalar yapıldı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç kişi yakıyor? Kaç tane abonen var söyler misin?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, doğrudur, mermer faaliyetlerinin içme sularına, yollara verdiği tahribatların farkındayız ama bu tahribatların asgari düzeye indirilmesi için de geçerli çalışmalar, gerekli çalışmalar zaten yapılmakta. Sadece Kömür beldemizde 2013 yılında yollarla ilgili çalışma yapıldı. 4 kilometresinin birinci kat asfaltı yapıldı; bu, mermerciler tarafından karşılandı çünkü “Yolu sizler bozuyorsunuz, o zaman bu noktada da destek olacaksınız.” denildi. 2014’te ikinci kat sıcak asfalt serilerek tamiratlar yapıldı, yolun tamamı elden geçirildi. 2015 yılı programında tam 1 milyon liralık ödenek aktarıldı, yolun ihale hazırlığına başlandı. 17 kilometrelik yolun 11 kilometresine müdahale edilecek, bu yolun standardı daha da yükseltilecek. Aslında bu yolda, tam 2.800 metre gidiş, 2.800 metre de geliş olmak üzere bir duble yol var Kömür beldesinin içerisinde. Belediye hizmet alanı içerisinde olmasına rağmen, özel idare marifetiyle, bundan önce yapıldığı gibi, bu yıl içerisinde de bu ihale hazırlığında da belediye hizmet alanı içerisindeki bu yol da özel idare tarafından yapılacak.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Özel idarenin bütçesi yurt dışından mı geliyor?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Hatta bugün genel sekreterimizi aradım sabahtan. Özel idarenin araç ve ekipmanları, 6 tane aracımız, kepçe, kamyon, silindir olmak üzere, şu anda o bölgede sabahtan beri çalışmalarına devam ediyorlar. Artı, Kömür beldesinin içerisinden geçen bu yolla ilgili bir çalışmamız var, yolu bir çevre yolu olarak beldenin dışına alıyoruz. Burayı da rahatlatmak için çalışmalarımız devam ediyor.

Mermer ocaklarının bulunduğu alanlar, değerli milletvekili, mera alanı değildir; bunun düzeltilmesi lazım. Meralara mermer ocağı için izin verilmemiştir.

İhalesi yapılan Koçali Barajı sulama alanı kapsamında olan Kömür beldemizin toprakları da bu cazibeli sulamadan faydalanacak. Dedim ya konuşmamın başında da “Adıyaman, yatırımları AK PARTİ’yle görmeye başladı.” Çelikhan sulaması ihalesi yapıldı. Koçali Barajı sulamasının ihalesi yapıldı, çalışmalar devam ediyor. Çetintepe Barajı’nda ihale yapıldı, çalışmalar devam ediyor. Gömükan, Büyükçay’la birlikte yapacağımız Besni Barajı’yla, diğer çalışmalarla birlikte toplam 800 bin dönüm alanı Adıyaman’da cazibeli suya kavuşturacağız inşallah.

Artı, SUKAP dediğimiz bir proje var. SUKAP kapsamında, Kömür beldemizin kanalizasyonu yapıldı; 2011 yılında ihalesi yapıldı, 2013 yılında tamamlandı. 1 milyon 473 bin liraya yapılan bu ihalenin yüzde 50’sini Bakanlık karşılıyor, İller Bankası; yüzde 50’si de on beş yıl vadeyle borçlandırılıyor.

İçme suyuyla ilgili talepleri vardı; İller Bankası nezdinde bu talepler değerlendiriliyor, etüt ve proje çalışmaları hızlı bir şekilde devam ediyor. Bu çalışmalar biter bitmez Kömür beldemizin SUKAP kapsamında yüzde 50 hibeli bu çalışması da neticelenecektir diyorum.

Bu vesileyle huzurun, barışın, kardeşliğin başkenti olan, şehri olan, Türk’üyle Kürt’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle, bütün şarkıların, bütün türkülerin kardeşçe, dostça söylendiği Adıyaman beldesine, darülamana bütün dostları, değerli milletvekillerini bekliyor, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın hatip benim söylediklerimi çarpıtarak, doğal gaz geldiğini… Benim gelmediğini söylediğimi, kendisi geldiğini ifade etmiştir; düzeltmek istiyorum müsaade ederseniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Gelmedi.” demedi ya!

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; teşekkür ediyorum, sevgili milletvekili arkadaşım bizi Adıyaman’a davet etti. İnşallah en kısa zamanda gideceğiz ama keşke bu milletvekili arkadaşım Adıyamanlı olmasına rağmen benim kadar Adıyaman’ı merak etseydi de sorunlarıyla ilgilenseydi. (AK PARTİ sıralarından “Aaa” sesleri) Şimdi, evet, sataşıyorum.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Haritada bile bulamazsın yerini.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Adıyaman ili İl Genel Meclisi Çevre ve Sağlık Komisyonunun 2014’e 12 Sayılı tespitlerini sizlerle paylaşmak istiyorum doğal gaz konusunda: “Kâhta, Besni ve Gölbaşı ilçelerimizde doğal gaz kullanılmaktadır.” Ki ben de bazı ilçelerimizde kullanıldığını söyledim.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Gölbaşı, Maraş’ın yalnız!

HAYDAR AKAR (Devamla) – “İmkânlar dâhilinde diğer ilçelerimize, beldelerimize doğal gaz verilmesi ve aynı zamanda ilçelerimize yakın veya doğal gaz boru hattı geçen güzergâhta bulunan köylerimize de doğal gaz verilmesi hem halkımızın yararı için hem de doğa kirliliğini önlemek için doğanın akciğeri olan ormanlarımızın yakıt için kesilerek yok edilmesini önleyecektir. Bu konu üzerinde durulması gerekmektedir.” İki ay önceki İl Genel Meclisi Çevre ve Sağlık Komisyonunun raporu. Kimlerin katıldığını da okumak isterim ama…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Onun bilgisi dâhilinde o yapılanlar.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yine çevreyle ilgili olarak “Çevremizde rastgele -Adıyaman’dan bahsediyor bunlar- çöplükler oluşturuluyor. Bazı köylerimize oldukça yakın olan bu çöplüklerin hem görüntü kirliğinden hem yaymış olduğu kötü kokulardan dolayı o civarda ikamet eden halkımız rahatsız olmaktadır. Komisyonumuz bu konuda üzerinde durulması gerektiğini ifade etmişlerdir.” diyor.

Yine, sütlerin, yoğurdun, peynirin hijyen olmadığı konusunda tespitleri var bu raporda. Eğer sayın milletvekilimin, Adıyaman milletvekilimin bu rapor hakkında bilgisi yoksa ben ona raporu takdim edebilirim.

Umarım 7 Hazirana kadar olan iktidarınız döneminde bu değişiklikleri Adıyaman için yaparsınız, Adıyaman’ın hem hijyen bir üretim yapmasını süt ürünlerinde, hayvansal ürünlerde hem de çevre kirliliği konusundaki dertlerinden kurtulmasını sağlarsınız diyor, teşekkür ediyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Seni Adıyaman’a bekliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından, Adıyaman ilinin Kömür beldesinde faaliyet gösteren maden ocaklarının yarattığı çevre tahribatının belirlenmesi amacıyla 11/12/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Lehinde Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici.

Buyurunuz Sayın Binici. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adıyaman ilimizin Kömür beldesinde faaliyet gösteren maden ocaklarının yarattığı çevre tahribatının nedenlerinin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla grubumuz tarafından verilen araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Meclise ve ekranları başında bizleri izleyen halkımıza saygı ve selamlarımı iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, yer altı zenginliklerimizin işletilmesi ve ülke ekonomisine katkı sağlaması konusundaki politika ve uygulamalar iki temel ilke esas alınarak hayata geçirilmelidir. Bunlar: Bir, ekolojik dengenin gözetilmesi; iki, insan faktörünün gözetilmesi.

Maalesef, AKP iktidarının bugüne kadar madenler konusundaki yaklaşımında bu iki ilkenin mevzubahis olmadığını hepimiz çok iyi bilmekteyiz. AKP iktidarının işletmeye açtığı tüm maden ocaklarında yoğun bir doğa tahribatı yapılmaktadır. Madenlerin bulunduğu her alan devasa birer şantiyeye dönüştürülerek canlı yaşamı hiçe sayılmaktadır. Doğaya ve canlı yaşama verilen zarar sadece şantiye alanlarıyla sınırlı kalmamakta, havaya, toprağa ve suya karışan atıklarla geniş bir tahribat alanı meydana gelmektedir.

Ayrıca, maden şantiyeleri, o bölgede yaşayan insan yaşamını da olumsuz bir şekilde etkilemektedir. İnsanlar, yaşam alanlarının doğasıyla doğrudan bir bağ kurarak binlerce yıllık tarihsel süreçte bir kültür geliştirirler. İnsan faktörünü gözetmeden çalıştırılan maden ocakları bu kültürü ve kültürel mirası yok etmektedir.

En son geçtiğimiz aylarda Yırca köyünde yaşananlar ortadadır. Hükûmet tarafından desteklenen bir şirket yargı kararlarını hiçe sayarak yürütmeden aldığı güçle bir gecede 6 bin zeytin ağacını katletti. Hepimiz ekranlarda katledilen zeytin ağaçlarının başında ağlayan, isyan eden köylüleri izledik. Sadece Yırca'da değil, Türkiye'nin neredeyse her ilinde benzer bir resimle, ekolojik felaketlerle karşılaşmaktayız maalesef.

Değerli milletvekilleri, bu politika sadece doğayı değil, insanları da katletmektedir. Soma'da, Ermenek'te yaşamını yitiren madencilerimizin acıları tüm tazeliğiyle bizlerin ve kamuoyunun hafızasındadır. Ermenek'te maden kazasında eşini kaybeden bir yurttaşımızın çığlığına yansıdığı üzere "Yaptıklarınızda gurur duyulacak hiçbir şey yok." diyordu. Bugün alelacele yaptığınız yasal düzenlemeler, sorunu öteleyen sahte açıklamalarınız, doğa ve insan katliamlarındaki sorumluluğunuzdan sizleri kurtaramayacaktır.

Bugün baktığımız zaman neredeyse bütün maden işletme ruhsatları AKP'ye yakın şirketlere verilmektedir. Bu şirketlerde emekçiler insanlık dışı kölelik koşullarında çalıştırılmaktadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda tam bir denetimsizlik hâkim durumdadır. Maalesef, AKP iktidarı ile şirket sahipleri arasındaki çarpık ilişkilerin faturası öncelikli olarak emekçilerimize kesilmektedir. AKP'nin iktidar olduğu dönemlerde 1.100'ün üzerinde madenci, bu politikalar sonucu maalesef yaşamlarını yitirmişlerdir. Ayrıca, Türkiye'de madencilik, iş kazası ve meslek hastalığı açısından en sorunlu üç sektörden biri hâline gelmiştir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; siyasal sorumluluğunu inkâr eden AKP iktidarı, Türkiye'nin her yerine maden ocakları açmaya devam etmekte, mevcut maden ocaklarının doğaya ve insana verdiği zararları görmezden gelmektedir.

Adıyaman ilinin Kömür beldesi mermer ocaklarıyla kuşatılmış durumdadır. Şu an 24 faal ocak bulunmakla birlikte, ruhsat bekleyen ocak sayısı 56'dır. Bu ocakların tamamının işlemesiyle birlikte Kömür beldemizde insan ve canlı yaşamının sona ereceği ortadadır. Buradan iktidar partisini uyarıyoruz: Yol yakınken kâr ve rant odaklı politikalarınızdan bir an önce vazgeçin, aksi takdirde Kömür beldemizde 56 maden ocağının daha faaliyete geçmesi durumunda bir çevre felaketi kaçınılmaz olacaktır.

Bu beldemizde 12.500 küçükbaş, 5 bin büyükbaş hayvan beslenmekte olup mermer ocakları nedeniyle hayvancılıkta hızla bir azalma olduğu ve yakın bir zamanda hayvancılığın tamamen öleceği belirtilmektedir. Çünkü ocakların faaliyet gösterdiği alanlar aynı zamanda mera alanlarıdır. Ocakların faaliyete geçmesiyle bu mera alanları yok edilmektedir. Mermer ocaklarıyla sermayedarlara büyük paralar kazandırılırken yaşamını hayvancılıkla güçlükle idame ettiren Kömür beldesi halkı ekonomik darboğaza sürüklenmektedir.

Aynı zamanda, mermer ocaklarındaki faaliyetler hiçbir altyapı oluşturulmadan yürütülmektedir. Örneğin, ağır tonajlı araçlar yollara büyük zarar vermekte, yollarda oluşan tahribatlar kazalara neden olmaktadır.

Bununla birlikte, yer altı suları azalmakta ve içme suları kirlenmektedir. Kömür beldesinde yaşayan halkın geçim kaynaklarından biri de sulu tarımdır. Mermer ocakları nedeniyle yer altı sularının azalması sonucu tarımcılık faaliyetleri durma noktasına gelmiştir.

AKP'nin maden ocakları politikaları, insanları ya köle gibi çalışmaya ya da öz topraklarını terk etmeye zorlamaktadır. Kömür beldemizde yaşayan 3.800 yurttaşımızın karşı karşıya olduğu bu sorunun kaynağı hiç kuşkusuz kâr ve rant odaklı maden politikalarıdır. Bu politika bizlere Soma'yı, Ermenek'i ve Zonguldak'ı hatırlatmaktadır. Geçim kaynakları ellerinden alınan insanlar, ucuz iş gücü olarak insanlık dışı koşullarda madenlerde çalışmaya âdeta zorlanmaktadır. Bu koşullarda insanlar yaşamlarını yitirirken AKP'ye yakın sermayedarlar servetlerine servet katmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, hep birlikte, doğayı ve insan yaşamını yok eden maden politikalarına karşı mücadele yürütmeliyiz. Başta Adıyaman ili Kömür beldesi olmak üzere, maden ocaklarının doğaya, insana ve ekolojik yaşama verdiği zararlar ve bu zararların en aza indirilmesi için ivedilikle bir araştırma komisyonun kurulması gerekmektedir.

Bu temelde, önergemize ekoloji bilinci ve duyarlılığı olan; doğasını, toprağını ve insanını seven milletvekili arkadaşlarımızın destek vereceği inancımla hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Binici.

Aleyhinde, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın.

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarımız, bugün HDP grup önerisi Adıyaman’ın Kömür beldesine ilişkin mermer ocaklarına yönelik olduğu için, ben de AK PARTİ Grubu adına söz almak istedim, hem aynı zamanda benim ilim. Adıyaman’ı konuşmak burada bizler için de mutluluk verici.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Tabii ki Kömür beldemiz, bizim, hakikaten, şirin bir beldemiz, güzel bir beldemiz, dünya mermer rezervinin büyük bir oranına sahip olan bir beldemiz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Kömür” diye belde olmaz Ahmetçiğim ya, değiştirelim adını.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ve bu beldede eğer gerçekten sıkıntılar varsa bu konuda hiç kimsenin endişesi olmasın. Evet, mermerden dolayı ağır tonajlı araçlar yolu harap edebiliyor mu? Edebiliyor, buna katılıyorum ben.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Araştıralım Başkan, araştıralım.

AHMET AYDIN (Devamla) – Birtakım eksiklikler, sıkıntılar, toz toprak olabilir; bunu ben özellikle söylemek istiyorum ama buna yönelik olarak da şunu da ifade edeyim ki bu konulara asla ve asla duyarsız değiliz. Bugüne kadar Kömür yolunu birkaç kez yeniledik. İnşallah, il özel idaremizle ortaklaşa, belediyemizin de desteğini almak suretiyle, biz Kömür beldemize çok daha güçlü, çok daha ağır tonajlara müsait o yolun yapımını da sağlayacağız. Çünkü, daha önce de yapıldı ama ağır tonajlı araçlar gittiği için, evet, yol harabe oluyor, birtakım sıkıntılara sebebiyet verebiliyor.

Sizler de takdir edersiniz ki tabii ki kolay değil yani bir bölgenin tamamı mermer rezervi. Şu anda, Adıyaman, dünya mermer rezervinin yüzde 4’üne sahip çok önemli bir kaynak ve bu kaynağın Adıyaman adına, Türkiye ekonomisi adına bir şekilde de işletilmesi lazım. Tabii ki bunu işletirken de bölge halkının zarara uğrayacağı değil, bölge halkının kâra geçebileceği, istifade edebileceği şekilde bunun işletilmesi lazım. Bütün bunları, bütün bu dengeleri dikkate alarak oradaki -varsa- sıkıntıların, sorunların birçoğunu bugüne kadar giderdik. Bundan sonra da yine zaman içerisinde gelişebilecek olan arızi durumları, sıkıntıları biz Adıyaman milletvekilleri olarak 5 arkadaşımızla hep birlikte engin bir takiple, derin bir hoşgörüyle dikkate alarak bugüne kadar birçoğuna çözüm getirdiğimiz gibi, bundan sonraki süreçte de çözüm getireceğiz.

Organize sanayinin olması noktasında da gayretlerimiz ortada. Adıyaman’da bir mermer organize sanayi bizim de talebimizdi. Bu konudaki altyapı çalışmalarını da başlattık, katılıyorum. Yavaş yavaş Adıyaman’da ham madde kaynağı orada olmasına rağmen, çıkarılan mermerin tabii ki birçoğu dışarı gidecek ama en azından bir kısmının Adıyaman’da işletilmesi ve orada Kömür beldemiz başta olmak üzere, Adıyamanlıların gerek istihdamına yönelik gerek başka türlü oradan istifadesine yol açabilecek birtakım işletmeleri de açıyoruz, açmak da durumundayız. Bunların hepsini de dikkate alacağız.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki: Mera alanlarında -tabii, çok ifade edildi- mermer ocağı izni verilmez. Dolayısıyla, ocak olan alanlar mera alanları değil. Tarım ve hayvancılığa büyük bir önem veriyoruz. Ki AK PARTİ iktidarı döneminde bugüne kadar sadece tarımda Adıyaman’a gelen destek tutarı, toplamda 600 milyon, eski parayla 600 trilyon Adıyaman’a tarımda destek sağlanmış. Yine, aynı şekilde, toplamda, AK PARTİ iktidarı döneminde Adıyaman’a yaklaşık 7 milyarlık, eski parayla 7 katrilyonluk yatırım yapmışız.

Biz şunu çok iyi biliriz değerli arkadaşlar: Hepimiz kendi yöremizde görüyoruz, bundan on sene, on iki sene önceki ilimizin, bölgemizin gelişmişliği ile bugünü mukayese edemeyecek derecede bir artış söz konusu. Bakın, 2002’de Adıyaman’a gelen yıllık kamu yatırımı tutarı totalde 10 milyon, eski parayla 10 trilyon. Şu anda -7 katrilyonu 12’ye böldüğünüzde- yıllık toplamda 500 milyonu geçen kamu kurumu adına gelecek olan yatırımların toplam tutarı var.

Bütün bunlara baktığımızda, özel sektörde de aynı gelişmeyi görmek mümkün. 2002’de organize sanayimiz 1 taneydi ve o 1 tanede 2-3 tane yarım yamalak fabrika vardı. Şu anda Adıyaman’da merkezin dışında, Kâhta, Besni ve Gölbaşı olmak üzere 4 tane organize sanayimiz var. Merkez organize sanayi tamamen doldu taştı, yeni alanlar kamulaştırdık, o parsellerin de hepsi tahsis edildi. Ve Adıyaman âdeta tarım ve tarıma dayalı sanayi de dâhil olmak üzere sanayi noktasında da cazibe merkezi olma yolunda ciddi adımlar atıyor, ileri adımlar atıyor ve bunların da hep birlikte inşallah takipçisi olacağız çünkü Adıyaman bunu hak ediyor.

Adıyaman, gerçekten bin yıllar, uzun yıllar boyunca farklı dillerin, farklı kültürlerin, farklı etnik yapıların, farklı inançların bir arada yaşadığı, hemhâl olduğu bir huzur beldesi. Birçok kaynağımız var. Dünya mermer rezervinin yüzde 4’ü dedik; petrol kaynağı, Türkiye’de en çok üretimin yapıldığı il dedik; turizmden sulama alanlarına kadar birçok kaynağımız var ama bunlardan da en önemlisi bence insan kaynağı. İnsan kaynağı bakımından Adıyaman, hakikaten görülmeye değer bir şehir, incelenmeye değer bir şehir, bir rol model. Hani çözüm sürecini konuşuyoruz ya Adıyaman çözümü içerisinde hissetmiş. Alevi’siyle Sünni’siyle, Kürt’üyle Türk’üyle, Süryani’siyle, metropoliti de dâhil olmak üzere orada bir muhabbet var, insanlar arası bir diyalog var. Bir kültür mozaiği Adıyaman, bir barış beldesi, bir huzur beldesi ve bugüne kadar hiçbir şekilde hiçbir radikal gruba prim vermemiş, teröre prim vermemiş; milletine, inançlarına bağlı, sadık, güvenli, emniyetli bir şehir.

Adıyaman’a da davet ediyorum. Gelin, sabahın erken saatlerine kadar gece tek başınıza dolaşabilirsiniz, karnınız acıkırsa yemek yiyebilirsiniz. Gezilecek, görülecek çok da yerler var. Bizler de sizleri misafir etmekten büyük bir keyif, büyük bir onur duyarız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geleceğiz, geleceğiz.

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – İşkembe de yiyebilirler gece saat üçte.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yani işkembesinden ciğerine kadar… Sabah saatlerine kadar, emin olun, tek başınıza, o aydınlık o huzur beldesinde bir bayan da tek başına çok rahat dolaşabilir, bir bey de, birlikte de dolaşabilirsiniz ve sabahın erken saatlerine kadar gün boyu bir huzur beldesi, barışın, kardeşliğin hâkim olduğu bir belde.

Yine aynı şekilde, dünyada güneşin en güzel doğup en güzel battığı bir belde. 2.200 metre yükseklikte Nemrut’un ufkundan o güneşin doğuşunu izlemek, o batışını seyretmek emin olun müthiş doyumsuz bir haz veriyor insana, büyük bir keyif veriyor. Ki en büyük kültür varlıklarından bir tanesidir UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Nemrut Dağı ve Altın Elma’yla ödüllendirilen bir dağ. Yine aynı şekilde birçok tarihî ören yerleri… Bütün ilçeleriyle, merkezinden Pirin’den, Perre’den tutun da Kâhta’sına, Samsat, Sincik, Gerger, Besni, Gölbaşı, Çelikhan, Tut ilçelerimiz, bütün ilçelerimiz farklı güzelliklere sahip ve şu anda doğunun, güneydoğunun parlayan bir yıldızı konumunda Adıyaman. Emin olun böyle bir yıldız parlıyor. On iki-on üç sene öncesine göre muazzam bir atılım yaptı.

Evet Şarki özellikleri, kültürünü muhafaza ediyor ama yüzü de Batı’ya dönük, inovasyona açık bir şehir Adıyaman, yeniliklere açık bir şehir Adıyaman ve bizler de Adıyaman adına hizmet etmekten, bütün milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, büyük bir onur duyuyoruz. O insanlara, o güzel insanlara hizmet etmek, onlarla beraber bu ülkenin, bu şehrin kalkınmasına bir şekilde katkı sunmak hepimize büyük bir haz veriyor. Adıyaman işte böylesine güzel, hakikaten sayamayacağımız nice özelliklere sahip

Bakın, Türkiye’de Eyüp Sultan’dan sonra yeri sabit iki sahabeden biri, Safvan bin Muattal Hazretlerinin makamı Adıyaman’dadır, makamı değil yeri sabittir, mukimdir orada. Türkiye’de iki sahabe var yeri sabit olan, kaynaklarca doğrulanan: Biri Eyüp Sultan İstanbul’da, biri de Samsat’taki Sahabe Safvan bin Muattal.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir önceki konuşmacı Ebu Zer el-Gifari’den söz etmişti. O yok mu?

AHMET AYDIN (Devamla) – Gerger’de Gerger Kalesi’nden tutun da Kâhta’daki tüm tarihî ören yerlerine kadar, Sincik’teki o eski tarihî alanlara kadar…

Yine, aynı şekilde, değerli arkadaşlar, Çelikhan’da bir doğa harikası Yüzen Adalarımız var. Bunları turizme kazandırıyoruz. Gölbaşı’nda tabiat parkımız var, göletlerimiz var, göllerimiz var. Besni’de hakeza muazzam, eski, Sofraz denilen tarihî kalıntılar var. Gölbaşı yine aynı şekilde. Tut’uyla birlikte, yeşillikler beldesi Tut ilçemizle birlikte bütün Adıyaman gerçekten muazzam bir şehir, güzel bir şehir.

Her şeyden önemlisi GAP’ın bu cazibe merkezinin, bir taraftan sanayisinin gelişmesi öbür taraftan tarımının gelişmesi adına muazzam adımlar attık.

Bakın, Adıyaman’ın asırlık rüyaları vardır. Çetintepe Barajı sulama projeleri katrilyonluk projeler, onun inşaatı hızla devam ediyor, temelini attık, inşaatı hızla devam ediyor. Koçali Barajı yer teslimi yapıldı, işe başlandı, inşallah, yakın zamanda, Sayın Bakanımızla temelini de atacağız. Yine Gömükan Projesi yatırım programına alındı. Yine güney ovalarını sulayacak olan pompaj istasyonları, Kâhta Büyükçay Projesi gibi, Çelikhan sulama projeleri gibi… Su kaynaklarının olmadığı yerde de bir damla dahi bir kaynak bulabilirsek oraya ya göl yapıyoruz ya gölet yapıyoruz ya da kaynak biraz fazlaysa baraj yapıyoruz. Bütün alanlara muazzam hizmetler yapıyoruz, büyük yatırımlar yapıyoruz.

Yine de şunu ifade edeyim ki, Adıyaman’a ne yaparsak da azdır. O güzel insanlara hizmet etmek mutluluğun en büyüğüdür, yeter ki bizlere “Allah razı olsun.” desinler. Bizim de tek bir hazzımız budur. O insanları mutlu etmek bizleri mutlu eder diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok görünüyor ama… (CHP, MHP ve HDP sıralarından “Yok, yok…” sesleri)

Bir dakika süre veriyorum, tartışma çıktı.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika veriyorum.

Kapanma Saati: 15.34

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Bir tartışmaya mahal olmasın diye oylamayı elektronik olarak gerçekleştireceğim.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

2.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından, Cumhurbaşkanının faizlerin indirilmesi konusunda yapmış olduğu beyanların ve Merkez Bankasıyla ilgili açıklamalarının Türkiye’nin ekonomisi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi amacıyla 2/3/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına; İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verilen gensoru önergesinin de Genel Kurulun 3 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde saat 15.00’te görüşülmesine ilişkin önerisi

2/3/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 2 Mart 2015 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                 Yusuf Halaçoğlu

                                                                                                                                        Kayseri

                                                                                                                           MHP Grup Başkan Vekili

2 Mart 2015 tarih, 5078 sayıyla TBMM Başkanlığına MHP Grup Başkan Vekili ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Cumhurbaşkanı tarafından faizlerin indirilmesi konusunda yapmış olduğu beyanların ve Merkez Bankasıyla ilgili açıklamalarının Türkiye’mizin ekonomisi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi hakkında verdiği genel görüşme açılması önergemizin 2/3/2015 Pazartesi günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması, İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verdiğimiz gensoru açılması önergemizin de 3/3/2015 Salı günü (yarın) saat 15.00’te görüşülmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde Antalya Milletvekili Mehmet Günal.

Buyurunuz Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, son dönemde Sayın Cumhurbaşkanı yeniden faiz tartışmalarını alevlendirdi. Bu husus Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi sonuçlara yol açıyor. Bugün bu konunun araştırılması için bir araştırma önergesi sunduk.

Tabii, bu, Sayın Erdoğan’ın en son başekonomist olmaya karar vermesiyle ilgili bir konu ama ben daha önce, geçen ay yazdığım bir makalede de kendisini uyarmıştım “Ey Erdoğan, Merkez Bankasından ve bankalardan elini çek.” diye. Ama görüyoruz ki hâlâ karıştırmaya devam ediyor Sayın Erdoğan. Bir taraftan da “faiz lobisi” diyor. Defalarca burada konuştuk.

Ben şimdi anlamıyorum, bu ekonominin yönetimi kimde? Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı kim? Tamam Başbakanı anladık, o bırakmış Cumhurbaşkanına, onun yerine Başbakanlık yapıyor. Ama Ekonomi Koordinasyon Kurulunun Başkanı olan Sayın Ali Babacan bu Hükûmetin Bakanı mı, değil mi? Onun imzasını kim attı? Yeniden Bakan olarak uzatılırken yine kararnameler gibi aynen imzalayan Cumhurbaşkanı Erdoğan değil miydi yeni Kabinede? Her kafadan bir ses çıkıyor. Şimdi, ben buradan iddia ediyorum: Sayın Cumhurbaşkanı bunlara “vatan haini” diyor, “Faizleri düşürmemek vatana ihanettir.” diyor. Peki, faizlerin yükseltilmesi ne o zaman? Sayın Cumhurbaşkanının açıklamasından sonra gösterge faizleri 6,5’tan 8 küsurlara çıkmış. O zaman, şimdi, biz, Sayın Erdoğan için “vatan haini” mi diyeceğiz?

Sayın Başkanım, bir uğultu var, arkadaşlar herhâlde yoklamaya gelmişler, çıkamadılar gibi arkalardan ama.

Bakın -diyorum ki tekraren, sizin Cumhurbaşkanınıza diyorum- diyor ki: “Faizleri düşürmeyenler vatan hainidir.” “Peki, yükseltenler nedir?” diyorum. Kendisinin açıklamasından sonra faizler yükselmiş, bir. “Faiz lobisi” diyor, ben şimdi buradan soruyorum…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Döviz lobisini sor, döviz lobisini.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Döviz lobisi kim? Sayın Erdoğan’ın ve ailesinin ne kadar döviz hesabı var? Daha doğrusu, kayıtlı olmayan, sıfırlanamayan dövizler nereye gitti? Dövizdeki 1 birimlik artıştan Erdoğan ailesi ne kadar kâr elde ediyor? Acaba bilerek mi bunları yapıyor? Çünkü her seferinde dolar yükseliyor. Ne zaman Tayyip Erdoğan konuşsa dolar metre gibi anında tekrar çıkıyor. Şimdi, biz kendisine “döviz lobisi” mi diyeceğiz? Ne oldu o eurolar, dolarlar? Biliyorsunuz, kutularda sıfırlandı,(x) sıfırlanamadı, 30 milyoncuk kaldı, bunun gerisi ne oldu, gerçekten anlamıyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi, Sayın Cumhurbaşkanının konuşması millete çok pahalıya mal oluyor, kendisi kâr ediyor, ailesi kâr ediyor, faiz lobisi doğru, kâr ediyor, döviz lobisi kâr ediyor ama sadece kasımdan bu yana özel sektörün borcuna baktığınız zaman toplamda 82 milyar TL’ye yakın kur zararı yazılmış. Şimdi, arkadaşlar, bakıyorsunuz, sadece son üç haftada borç stokundan dolayı 71 milyar TL’lik maliyet artışı var.

Peki, sürekli olarak oran veriyorsunuz. Sizin döneminizde faize ne kadar para ödendi? Dış borç 129’ken ödediğimiz para bellidir, dış borç 400’ken ödediğiniz para, o sürekli olarak suçladığınız hükûmetler döneminden 2-3 kat fazla, her yıl 55-60 milyar faiz ödüyoruz. Kime gidiyor? Yani şimdi “Faizi düşürdük.” derken düşürdünüz mü, ödediğiniz faiz parası… Sayın Erdoğan, kendisi Gezi olaylarında itiraf etmedi mi arkadaşlar? Hepiniz hatırlamıyor musunuz? “‘Sizin döneminizde 5 kat zengin olduk.’ diyenler…” diye başladı cümle, “Şimdi bize karşı çıkıyorlar.” dedi. “Peki, bunlar hangi dönemde 5 kat zengin olmuşlar?” diyorum; AKP hükûmetleri döneminde. Kimmiş faiz lobisi?

Şimdi, değerli arkadaşlar, Merkez Bankasını, Merkez Bankası Başkanını, ekonomiden sorumlu Bakanı, Maliye Bakanını günah keçisi ilan ederek on üç yıllık ekonomik başarısızlığınızın üstünü kapatamazsınız, kusura bakmayın. Ya, bir çıktınız, “Efendim askerî vesayet var, kumpas.” dediniz, sonra döndünüz başka bir şey çıktı. Döndünüz, hep beraber oldunuz “paralel” çıktı. Şimdi çıktınız, “Vallahi bunlar faiz lobisi.” Ya, kim faiz lobisi? Ya, bu Hükûmet sizin hükûmetiniz değil mi arkadaşlar, bu bakanlar sizin değil mi? Niye öyle bakıyorsunuz? Ali Babacan sizin bakanınız değil mi, Mehmet Şimşek sizin bakanınız değil mi? Erdem Başçı’yı kim atadı, ben mi atadım? Yani ben Merkez Bankasındayken Erdem Başçı diye kimse yoktu, Durmuş Yılmaz vardı. Erdem Başçı, Ali Babacan’ın ekibinden geldi Başkan Yardımcısı oldu, sonra Başkan oldu. Yoktu öyle birisi Merkez Bankasında. Şimdi niye tu kaka ediyorsunuz? Evet, faizler düşmeli; evet, yatırımlar artmalı ama günaydın be ya! Sekiz senedir burada ben söylüyorum, bütün arkadaşlarımız söylüyor, size diyoruz ki: Gelin yapısal önlemleri alalım, eylem planlarını, programlarını bırakın, bırakın bu açılım saçılım mavralarını, beraber tören düzenlemeleri bırakın, gelin ekonomik önlemleri alalım. Siz bunu almadan faizi düşürmeyle, kâğıda yazmayla bu düşmez ki.

Şimdi, Sayın Erdoğan milleti kandırıyor. Gerçek faiz lobisi de gerçek döviz lobisi de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisidir. Niye? Size buradan hodri meydan diyorum, hepiniz burada gelip kanun tekliflerine imza atıyorsunuz, yolunu gösteriyorum, Cumhurbaşkanınızı yormayın, Merkez Bankası Başkanını yormayın, yolunu gösteriyorum arkadaşlar, gelin... Merkez Bankası Kanunu’nun, 1211 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde yazar: “Merkez Bankasının görevi, temel amacı fiyat istikrarıdır.” Kaldırın bunu, beş dakikalık iş, bir kanun maddesi getirin. Ne bağırıp duruyorsunuz Merkez Bankası Başkanına, Bakana, bilmem ne? Biriniz çıkıyor, Sayın Zeybekci: “Şu şöyledir, bu böyledir.” diyor, Numan Kurtulmuş çıkıyor: “Efendim, bu az oldu.” diyor. Ya, verdiğiniz görev bu. Merkez Bankasının görevi fiyat istikrarıysa, ona uygun olarak enflasyon düşmüyorsa o da doğal olarak faizleri indiremiyor. Bir de başkan değil sadece, Para Politikası Kurulu var, orada üyeler var, sizin döneminizde atanan üyeler var. Yani, böyle mugalata yapıp da bağırıp çağırıp üstüne bir de ekonomiye bir sürü maliyet yüklüyor.

Değerli arkadaşlar, bunlar bir siyasi risktir. Sonra kalkıp uluslararası kuruluşlara kızıyorsunuz. Bugün Türkiye'nin en büyük ekonomik, siyasi risk unsuru Recep Tayyip Erdoğan’dır. Evet, aynen böyle oluyor şimdi. Bakın, rakamları veriyorum: 81 milyar maliyet artışı oldu bu açıklamalardan sonra, artan döviz kurundan. Yani, böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Ya, hakikaten yani bu işlerde… Bakın, söylüyorum bir daha, buyurun bir kanun teklifi imzalayın -her şeye imza atıyorsunuz, hatta imzası yetişmeyip kaşe basan arkadaşlarımız var; onun yerine sekreterleri mi atıyor, arkadaşları mı atıyor bilmiyorum- Merkez Bankası Kanunu’nun 4’üncü maddesini değiştirin, Merkez Bankasına da “Faizi Hükûmet indirir.” deyin, kafanıza göre indirin, sorumluluğunu da siz alın. Böyle bir şey olur mu ya? Ekonominin “e”sini okumuş olan kimse böyle bir şeyi söyleyemez, söylemez.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Bunlara ders verin, ders.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Onun için, bakın, Merkez Bankası Para Politikası Kurulunun faizi indirmesiyle faiz inmez, o gösterge faizidir. Bakın, diyorum ki size: Bundan sonra 2 puana yakın yükselmiş, 6,5’dan 8,25’lere çıkmış; böyle bir faiz düşüşü olmaz. Siz, hedeflediğiniz enflasyon yüzde 5 diye, yüzde 5,5 diye faizi oraya çekemezsiniz çünkü gerçekleşen enflasyon yüzde 7,5-8 olursa bunun altında verdiğiniz negatif reel faiz olur. Hele hele on iki yıldır, on üç yıldır bu ülkeyi sıcak paraya mahkûm etmişseniz ve her seferinde o sıcak paranın size gelmesi lazımsa zaten yüksek faiz vermek zorundasınız. Şimdi, kendi yaptığınız şeylerin üstünü kapatıp temizlemek için yeni bir günah keçisi arıyorsunuz. Sayın Erdoğan da onun için geliyor, kendi bürokratlarını, kendi Bakanını milletin önünde azarlıyor. Böyle bir şey olur mu ya? Bu nasıl bir anlayıştır, benim aklım ermiyor arkadaşlar. Yani, Sayın Babacan “Sanayiye geçmek lazım.” deyince bunda kızacak bir şey yok ki. “Yapısal önlemleri alalım.” diyoruz, bir daha söyledik, burada da söylüyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlar, kur rejimini değiştirmek Hükûmetin elinde, Merkez Bankası Kanunu’nu değiştirmek Hükûmetin elinde. Merkez Bankası sadece araç bakımından bağımsızdır, amacını Hükûmet kanunla burada koyuyor, kimseyi kandırmayalım. Gelin, hep birlikte, eğer düşürmek istiyorsanız faizleri, üretime dönük yüksek teknolojili, yüksek katma değerli, inovasyona, yeniliğe yönelik bir üretim anlayışına ilişkin önlemleri burada alalım, yapısal önlemleri alalım, aksi takdirde bu iş böyle devam eder ve o zaman Sayın Erdoğan’ın kendisi vatan haini ilan edilir.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Aleyhinde Hakkâri Milletvekili Adil Zozani…

Buyurun Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Usulen aleyhinde söz aldım ama bu konunun aleyhinde konuşmam mümkün değil. Dolayısıyla, içerikte bu araştırma önergesinin lehinde konuşacağımı peşinen beyan etmiş olayım.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, ekonomi yönetimiyle ilgili olarak, son dönemlerde Türkiye’de deflasyon tehlikesinin artık kapıdan içeriye girdiğini bize gösteriyor, bize yansıtıyor. Cumhurbaşkanının Başbakan gömleğini giyerek ekonomi yönetimine doğrudan doğruya talimat vermeye kalkışması, ekonomi yönetimiyle ilgili tahakküm kurmaya çalışması bir tehlikedir. Bakın, bu oluşan döviz kurundaki dalgalanmadan Cumhurbaşkanı olumsuz yönde hiç etkilenmiyor, hatta olumlu yönde etkileniyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kazanıyor, kazanıyor, dövizler artıkça ailecek kazanıyor.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Aylık kârı 18 bin dolar civarında bu krizde. Dolayısıyla, krizden hiçbir zararı yok; o, kâr elde ediyor. Bakın, aylık 18 bin dolar civarında zaten kazancına kazanç katmış oluyor. Ama yoksul vatandaşı düşündüğünüz zaman, asgari ücrete tabi yaşamını sürdürmek durumunda olan vatandaşı düşündüğünüz zaman, evet, bu kriz ortamında vatandaşın sofrasındaki ekmek her geçen gün biraz daha küçülüyor. Her geçen gün, bu faiz lobisine, bu spekülatörlere vatandaşın sofrasından bir parça daha ekmeği peşkeş çekmiş oluyorsunuz.

Merkez Bankasıyla ilgili olarak, yani, birbirimize artık çok şey anlatacak durumda olmamamız gerekir. 2001 krizini aşmanın bir yolu olarak, bir yöntemi olarak Merkez Bankasının tam bağımsızlığı konuşuldu, tartışıldı ve Türkiye o defteri kapattı. Yetkileri yasayla belirlenmiş, çerçevesi yasayla belirlenmiş Merkez Bankası -Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi- eğer gerçekten bir dış mihrakın tahakkümü altındaysa ve talimatını oradan alıyorsa derhâl Meclisin görevini yerine getirmesi gerekiyor. Bu, az buz bir itham değildir, az buz bir itham değildir. Merkez Bankasının bu durumuna derhâl el konulması gerekiyor eğer uluslararası spekülatör piyasasının denetimindeyse ve ona hizmet ediyorsa -ki Sayın Cumhurbaşkanı bunu söylüyor- o zaman, Hükûmetin bir an önce Merkez Bankası Başkanlığıyla ilgili işlem yapması gerekiyor.

Bizim yasal olarak bildiğimiz, Merkez Bankası Başkanı, Merkez Bankası Meclise hesap verir ki nihayetinde altı ayda bir gelir, Plan Bütçe Komisyonunda, Merkez Bankasının para politikasıyla ilgili, para-kur politikasıyla ilgili Türkiye ekonomisinin gidişatına ilişkin tahminlerini, değerlendirmelerini orada paylaşır. Bunu altı ayda bir yapıyor. İhtiyaç durumunda Hükûmete de benzer bir sunumunu yapıyor ama her defasında Cumhurbaşkanının “Faizleri indir; indirmedin.” tartışması üzerinden Merkez Bankasını bu şekilde sorgulama konusu etmiş olması, kelimenin tam anlamıyla talihsizliktir. Bundan derhâl Hükûmetin ve dolayısıyla Cumhurbaşkanının vazgeçmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, biz sizin başkanlık sistemi tartışmanızı anlıyoruz, tartışmayın da demiyoruz; tartışın ama şöyle bir kanaate sahibiz: Galiba, başkanlık sistemiyle ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanının önüne konulan dokümanlarda bir problem var. Sayın Cumhurbaşkanının okuduğu dokümanlarda anlatılan başkanlık sistemi, dünyada uygulanan bir başkanlık sistemi değildir. Bence, bu konuda artık danışmanının değişmesi gerekir. Sayın Burhan Kuzu’nun bu konuda yazdığı kitabı okudum, ayrıntılarıyla inceledim. Sayın Cumhurbaşkanı eğer Sayın Kuzu’nun kitabı üzerinden bu işleri değerlendiriyor ise emin olun ki kılavuzu yanlıştır.

Dolayısıyla, bu başkanlık sistemi tartışmasından bir başkanlık çıkmaz, ona emin olabilirsiniz çünkü Merkez Bankasına müdahale tarzından bile bu anlaşılıyor. Dünyadaki bütün başkanlık sistemlerinde şu vardır: Tümünün ekonomi yapılarını, bütçe yapılarını inceleyin, başkanlık sistemindeki en ayırt edici nokta şurasıdır: Bütçe yapma hakkı ile bütçe yönetme hakkı aynı mekanizmalar tarafından işletilmiyor. Bütçeyi farklı bir mekanizma yapıyor, uygulamasını farklı bir mekanizma yapıyor. O fren balans sistemi burada düğümleniyor, esprisi budur. Ama Sayın Cumhurbaşkanı ya bilmeyerek ya birileri önüne yanlış dokümanlar vererek yanlış konuşmasına sebebiyet verilmektedir.

Evet, Sayın Cumhurbaşkanı ülkenin ekonomisiyle ilgilenmeli ama şu boyutlarıyla ilgilenmek durumundadır Sayın Cumhurbaşkanı: Bakın, Türkiye’nin Marmara Bölgesi ile Doğu Karadeniz Bölgesi arasında gelir farkı, gayrisafi kişi başına düşen gelir payı itibarıyla bariz bir örneklemeyi içeriyor. Marmara Bölgesi’nin ortalaması 19 bin dolardır, İstanbul’un 27 bin dolar civarındadır, Kocaeli ilinin 28 bin dolar civarındadır. Doğu Karadeniz’de yaşayan bir vatandaşın gayrisafi millî hasıladan aldığı gelir payı ne kadardır? 3.500 dolar civarındadır. Arada ne kadar fark vardır? Bunun hesabını siz rahatlıkla yapabilirsiniz. Cumhurbaşkanı eğer bir yerde ekonomiye müdahale edecekse müdahale alanı burasıdır; gelir paylaşımındaki adaletsizliği ortadan kaldıracak uygulamaya dönük, hükûmete dönük tavsiyelerde bulunmaktır. Cumhurbaşkanının yapması gereken bu ama Cumhurbaşkanı işin bu noktasında değildir. Dolar zengini sayısını artırabiliyor muyuz, artıramıyor muyuz, Cumhurbaşkanının ilgili olduğu tek nokta burasıdır. Allah var, siz, AK PARTİ hükûmetleri bu konuda çok maharetlisiniz. Sizden önceki dönemlerde Türkiye’nin dolar milyarderi sayısı 5’ti. Yani, sizin hükûmeti devraldığınız 2002 yılında Türkiye’nin dolar milyarderi sayısı 5’ti. On üç yılda bu sayıyı 10’a katladınız. Şu anda Türkiye’nin dolar milyarderi sayısı 63 civarındadır. Bu konuda maharetlisiniz. Sayın Cumhurbaşkanının da ilgili olduğu alan burası. Türkiye’de birileri servetine servet katabiliyor mu, katamıyor mu, işin bu tarafından bakıyor meseleye. Para-kur politikasını da bu eksende değerlendiriyor çünkü -biraz önceki sayın hatip de ifade etti- on üç yıllık ekonomi politikanızı, piyasa politikanızı sıcak paraya endeksli olarak ayakta tutma gayreti içerisinde oldunuz. Reel ekonomiye hiçbir şekilde yatırım yapmadınız. Yatırıma, dar gelirli veyahut da orta ölçekli işletmeye hiçbir zaman ayrıcalık sağlayamadınız, önünü açamadınız. Teşvik politikaları getirdiniz, teşvik politikalarınız dahi orta ölçekli işletmelere yaramadı. Sözüm ona, orta ölçekli işletmelerin reel ekonomi içerisindeki gücünü artırmaya dönük bir hamleydi ama işin bu tarafıyla hiç ilgili olmadınız, getirdiğiniz bütün teşvik paketlerinde yine dolar milyarderlerine pozitif ayrımcılık yaptınız; politikanız bu. Politikanız bu olunca Sayın Cumhurbaşkanının ikide bir Merkez Bankasının para-kur politikasıyla ilgili olarak görev alanına doğrudan doğruya müdahale ediyor olmasına herhâlde itiraz geliştirmenizi beklemek bizler açısından saflık olur, biz o kadar saf değiliz. Emin olun, siz biraz sonra bu önergeyi reddedeceksiniz çünkü bu önergeyi kabul edecek salahiyette değilsiniz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

Lehinde, Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın.

Buyurunuz Sayın Günaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanının son günlerde Merkez Bankasına yönelik söylemlerini hep beraber dinliyoruz. Özelde, faiz indirimini isteyen, bunu acele ve radikal bir şekilde isteyen ve bunu da “Bize karşı bağımsızsınız da başkalarına bağlı mı çalışıyorsunuz?” şeklinde veciz sözlerle süsleyen bir Cumhurbaşkanı var Türkiye’de. Nihayet, en sonunda da “Sen bağımsızsan, ben de bağımsızım.” dedi. Yani Cumhurbaşkanı faizlerin indirilmesini istiyor.

Arkadaşlar, hangi siyasi kimliği taşırsanız taşıyın, bilinmesi gereken şudur ki: Talimatla faiz inmez de çıkmaz da. Bu neye benzer, biliyor musunuz? Bir zamanlar bir belediye meclisi bir bölgeyi imara açacak ama oradan önemli bir deprem fay hattı geçiyor. Belediye meclisi toplanmış “Fay hattının 30 kilometre kuzeye kadar taşınmasına…” Cumhurbaşkanının mantığı da budur, talebi de budur. Dolayısıyla, bir kez daha ifade edelim ki, siyasi kimliğiniz ne olursa olsun bilmelisiniz ki faiz kararları genel ekonominin yapısı, doğası gereğince oluşur, bunu zorlayan her türlü dayatma da genel ekonominin bizatihi kendisine zarar verir. Bunları söylerken kişisel olarak duruşumu söyleyeyim: Ben, Türkiye’de yüksek faizlerden yana değilim ama şunu biliyoruz ki siz on iki yılı aşkın iktidarınızda bu memlekette yüksek faiz düşük kur politikası izlediniz. Hatta TL’yi bu politika çerçevesinde aşırı değerli tuttunuz, bu çerçeve içerisinde Türkiye’de üreten kim varsa cezalandırıldı, ihracatçı zorlandı ve Türkiye’yi bir ithalat cenneti hâline getirdiniz. O zamanki Başbakanınızın sözlerini ne çabuk unuttunuz; diyordu ki: “Ya, biz Türk lirasını değerlendirdik, bundan şikâyet edenler var. Bizden evvel Türk lirası sürünüyordu, şimdi Türk lirası değerlendi.”

Sevgili arkadaşlarım, eğer bu, ekonomiyi bilmemek değilse meseleleri açıkça çarpıtmaktır çünkü Merkez Bankasının döviz kurunu faiz üzerinden kontrol ettiğini biliriz ve Türkiye’deki aşırı değerli Türk lirasının, aslında genel ekonomiye zarar verdiğini ve ithalatı teşvik ettiğini de biliriz ama şunu da biliyoruz ki siz on iki, on üç yıldır bu politikaları izleyerek bu memleketin ekonomisini çökerttiniz.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Ya, neden bahsediyorsun, Türkiye ekonomisi uçuyor.” Ben size bazı rakamlar vereyim… Her zaman söylüyorum, AKP’li milletvekili arkadaşlardan bazılarının Hükûmetin anlattıklarına inandıklarını biliyorum, onun için bu sözleri tekrar etmeyi onlar adına da bir yarar olarak sayıyorum.

Bakın, değerli arkadaşlarım, doksan bir yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin ortalama büyüme rakamı yüzde 5’tir, sizin iktidarınızın on iki yıllık ortalaması yüzde 4,8’dir, 2007 yılından bu yana ortalamanız yüzde 3,5’in altındadır. En son, bu yıl yüzde 3’ü görürseniz mucize olacak. Yani sizler, ekonomiyi uçurmakla övünen AKP, altını çizerek söylüyorum ki, doksan bir yıllık tarihî ortalamanın 1,5-2 puan altında Türkiye'yi büyüme baskısı altında bıraktınız, daha az büyüttünüz, birincisi bu. Üstelik de bu büyüme üretime dayalı bir büyüme değil, sıcak paraya ve ithalata dayalı bir büyümedir.

Devam edelim, siz söylüyorsunuz ki: “Bizim döneminizde yurt dışında da büyüme olmadı.” Aynı dönemde Çin yüzde 7,5 büyüdü; Filipinler, Malezya yüzde 6,4 büyüdü, Endonezya bile yüzde 5 büyüdü; Kolombiya, Macaristan, Tayvan, İsveç, Amerika, Kanada, Mısır, Singapur, bunların tamamı, AKP yönetimindeki Türkiye'den çok daha hızlı büyüyen ülkeler.

Bakın, yüksek faiz düşük kur bir dış borç sarmalı yarattı. Osmanlı’nın 145 milyon altın lira borcunu biz ödedik. Siz, 1950’den sonra borçlanmaya başladınız, 1950’den 2002 yılına kadar Türkiye'nin bütün borcu 130 milyar dolardı, bugün Türkiye'nin borcu 400 milyar dolardır. Yani değerli arkadaşlarım, sizin iktidarınız döneminde Türkiye 270 milyar dolar ilave borçlandı, sizden evvelki altmış yıllık hükûmetlerin 2 katından fazla borçlandınız. Eserinizle övünebiliriz!

Değerli arkadaşlarım, iç ve dış borç stoku -bunları not alırsanız gerçekleri görürsünüz- 243 milyar liraydı sizden evvel, bugün 603 milyar lira. Yani döneminizde iç ve dış borç stoku 360 milyar lira arttı. Ama bir başarınız var, onu söyleyeyim size: Siz, Türkiye'nin IMF’ye olan 22,1 milyar dolarlık dış borcunu kapattınız. Doğru mu? Evet, doğru; doğruya doğru söylemek lazım.

Değerli arkadaşlarım, fakat 2002’de, bu 22 milyar dolar da dâhil olmak üzere toplam 86 milyar dolar Merkez Bankası ve kamunun dış borcu vardı. Bugün ne kadar biliyor musunuz? Bugün 115 milyar dolar Merkez Bankası ve kamunun dış borç stoku var. Yani siz, Merkez Bankasına borcunuzu başka kaynaklardan daha yüksek faizle borç alarak kapattınız, bunu da bir başarı gibi tezgâhlayabiliyorsunuz, pazarlayabiliyorsunuz.

Dolar milyarderi sayısı; Japonya’nın 15 dolar milyarderi var; Türkiye'nin, 4 katından fazla, ama bir işçi emeklisine 24 lira zam verebiliyorsunuz.

Bugün sizin TÜİK’e göre yüzde 10,5’tur işsizlik oranı, iş bulmaktan ümidini kesen 2,5 milyonla beraber bu memlekette 5,5 milyon insan işsizdir, oran yüzde 17,2’dir ve tarihî rekor sizdedir. Enflasyon çift hanelerdedir, tarihî rekor sizdedir. Genç işsizlikte tarihî rekor yine sizdedir. Sizin döneminizden evvel kredi kartı borcu 4,3 milyar liraydı, bugün 75 milyar lira; ne kadar övünseniz az. Batık tüketici kredisi borcu, sizden evvel 278 milyon liraydı, şimdi 12,1 milyar lira; ne kadar övünseniz az.

Hep 2001’e atıf yaparsınız; 2001’de, kriz koşullarında icra dosyası sayısı 10 milyondu, bugün 22 milyon; ne kadar övünseniz az memleketi getirdiğiniz noktayla.

Yılda ortalama 50 milyar lira faiz ödüyorsunuz, iktidarınız döneminde memleketin ödediği toplam faiz parası 600 milyar liradan fazla. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en büyük faiz lobisi bizzat sizsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) 2002’de bu memleketin dış ticaret açığı 15 milyar dolardı, bugün 100 milyar dolar. Lütfen iyi dinleyin arkadaşlar, siz bu memleketi her hafta 4,5 katrilyon lira dış ticaret açığı veren bir ülke hâline getirdiniz.

Türkiye 65 milyar dolarlık özelleştirme yaptı 1986-2014 arasında. Bunun 57 milyar dolarını siz yaptınız; 12 milyar doları borca gitti, ilan giderine gitti, reklam, danışmanlığa gitti. 45 milyar dolara bu memleketi sattınız. 45 milyar dolar nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bu ülkenin iki yıllık faiz parasıdır. Yani, bu ülkenin bütün tarımsal altyapı tesislerini bu ülkenin iki yıllık faiz parasına sattınız ve bu paraları çarçur ettiniz. Tarım öldü, sanayi öldü. Kişi başına gelir sıralamasında 2005’te bu memleket 56’ncıydı bugün 64’üncü. Ne kadar övünseniz azdır. Bütün bunları niye söylüyorum? Bütün bunlar “yüksek faiz düşük kur” politikası nedeniyle yani sizin bu ülkede uyguladığınız yanlış ekonomi politikalarıyla oldu. Böylece iç üretim baltalandı, böylece ihracat gelişemedi, böylece ithalat arttı, dış ticaret açığını frenleyemediniz, cari açığı frenleyemediniz. Bugün faizi düşürmeye çalışıyorsunuz, doğru mu? Evet, aslında faizi düşürmek doğrudur ama faizi düşürebilmek için talimat değil ekonomiyi düzeltmek gerekir. Yani, mahvettiğiniz tarım altyapısını, yok ettiğiniz sanayi altyapısını yeniden kurmak gerekir. Türkiye yeniden üretmeli, üstelik de tekstille, çimentoyla, taşa toprağa sanayiyle olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – AR-GE’ye dayalı sanayiyi geliştirmek zorundasınız. Bunları yapamadığınız için bir tek şeye sığınıyorsunuz: “Seçimden evvel faizleri düşürelim de bu seçimlerde bir avantaj sağlayalım.” Bu kafayla bu ülke yönetilmez, bu kafayla bu ülkenin sonu hayra gitmez.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günaydın.

Aleyhinde, Eskişehir Milletvekili Salih Koca.

Buyurunuz Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünyanın yaşamış olduğu ekonomik krizin üzerinden yaklaşık altı yıllık bir süre geçti ve bu sürenin geçmiş olmasına rağmen, başta gelişmiş ülke ekonomileri ve avro bölgesi olmak üzere birçok ülkede ekonomik sorunlar hâlâ çözülebilmiş değil. Bugün bir kısım ülkelerde çıkan sorunların temel kaynağında mali disiplinsizliklerin yattığını hepimiz biliyoruz. Bu anlamda, bu tabloya rağmen, dünyada yaşanılan bu tablolara rağmen, özellikle Orta Doğu’da, Avrupa’da yaşanılan bu sıkıntılara rağmen AK PARTİ iktidarı dönemindeki Türkiye ekonomisine bir göz attığımızda, gerçekten, dünya ekonomilerine rağmen çok iyi bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu burada açık yüreklilikle belirtmek istiyorum.

AK PARTİ Hükûmetinin uygulamış olduğu ekonomi politikaları sayesinde ülke olarak küresel krizden en az seviyede etkilenen, hem de 2010-2011 yılları arasında ortalama yüzde 8,8 büyümeyle kriz sonrasında dünyanın en hızlı büyüyen 2’nci ekonomisi olduk ve bu anlamda da tüm dünyanın gıptayla baktığı, örnek aldığı ve AK PARTİ iktidarının ekonomi politikalarındaki bu başarısını konuştuğu bir dönemi yaşadık. 2002 yılında iç istikrarsızlık nedeniyle ekonomik çöküntüler yaşayan bir Türkiye vardı ve tüm dünya ülkelerinin bu ekonomik yıkıntılardan etkilendiği bir dönem vardı. Özellikle 2002 yılına baktığımızda, devlet olarak gerçekten çok ciddi bir ekonomik kriz yaşıyorduk ve bu ekonomik krizle birlikte artık milletin, devletine, birtakım sorunları çözememesi konusunda endişelerle baktığı bir dönemi de yaşamıştık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şimdi nasıl Salih Bey, şimdi?

SALİH KOCA (Devamla) - …ve o dönemde IMF’ye olan borcumuzun 25 milyar dolarlara çıktığı, Merkez Bankası döviz rezervlerimizin, bir anlamda dip yaptığı, kişi başı millî hasılanın 3.500 dolarlarda olduğu…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şimdi nasıl, şimdi?

SALİH KOCA (Devamla) – …gayrisafi millî hasılanın 3.500 dolarlara kadar düştüğü ve toplam ekonomimizin, millî hasılamızın 250 milyar dolarlarda olduğu bir dönemi yaşadık. Tüm bu dönemlerden sonra AK PARTİ iktidarı döneminde, biraz önce söylediğim gibi, Orta Doğu’da birtakım ekonomik krizler yaşandı, tüm dünyada yüzyılın ekonomik krizleri yaşandı ve iktidarımızın, bir anlamda, sürdürülebilir, öngörülebilir politikaları sayesinde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tabii canım!

SALİH KOCA (Devamla) – …Türkiye’deki istikrarlı iktidarlar sayesinde bu ekonomik krizlerden de en az seviyede etkilenerek büyüdüğümüz bir dönemi yaşadık.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Suçladığınız Merkez Bankası aldıydı o önlemleri.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vatandaşlar bir gecede 3 kat nasıl zengin oldu, onu bir açıklasana.

SALİH KOCA (Devamla) – Bakın, biraz önce işsizlik rakamlarıyla ilgili bazı şeyler söylendi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İşsizlik kaç olmuş Salih Bey?

SALİH KOCA (Devamla) – AK PARTİ’nin Türkiye’de uyguladığı politikalar sayesinde işsizlik oranında son on yılın en düşük seviyesinin yaşandığı bir dönem oldu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yüzde 11’e çıkmış ama.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl en düşük ya? 10,7 oldu, 2002’de 10,3’tü.

SALİH KOCA (Devamla) – …ve son on yılda en düşük seviyeyi bu dönemde yakaladık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 2002’de nasıldı onu bir söylesene, 2002’de.

SALİH KOCA (Devamla) – Uygulanan başarılı ekonomik politikalar sayesinde yalnızca geçtiğimiz yıl içerisinde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yüzde 15’in üstüne çıkardınız siz ilk defa ya.

SALİH KOCA (Devamla) – Mehmet Bey, sen dinlemeyi seversin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hayır, soruyorum ama, 10,7 şu anda, 2002’de 10,3’tü.

SALİH KOCA (Devamla) – …1 milyon 500 binin üzerinde yeni istihdam sağlandı bu ülkede.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Metin eski mi diye merak ettim de onun için soruyorum.

SALİH KOCA (Devamla) – Yine küresel kriz ortamında büyümeye devam eden ve milyonlarca insanımıza yeni istihdam imkânları sunan ekonomimizin temel öncelikleri arasında işsizliğe çare bulma yer aldı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O 1,5’un içinde 400 bin VIP işe alınma var mı?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ama 10,7 oldu.

SALİH KOCA (Devamla) – Genel olarak baktığımızda, ülkemizin yaşadığı büyük ekonomik krizlerin merkezinde yer alan bankacılık sistemimize de baktığımızda…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne kadarı sınavsız işe girdi bunların, onu da bir açıklasana.

SALİH KOCA (Devamla) – …AK PARTİ döneminde, gelişmiş ülkelerin bankacılık sisteminden bile daha iyi bir seviyeye geldiğimizi görüyoruz.

Yine 2002’de bu ülkede 30-35’e yakın bankanın battığı, milletin kaynaklarının hortumlandığı bir dönemi yaşadık ve çok şükür, bugün, sağlanan bu ekonomik gelişmeler sayesinde Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun yaptığı küresel rekabet gücü sıralamasında en hızlı ilerleyen 2’nci ülke konumuna geldi. Bu anlamda baktığımızda, tüm bu ekonomik başarıların altında, elbette, 2002 yılından beri ülkemizi yöneten ve hem ülkemizin ekonomisine hem ülkemizin her bir alanına damga vurmuş olan Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası yatmaktadır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bank Asya ile İş Bankasını ne zaman batıracaklar, takvimini söyle.

SALİH KOCA (Devamla) - Ben bu sebeplerle şunu söylemek istiyorum: O dönemde Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sürdürmüş olduğu istikrarlı politikalar sayesinde bugün ülke ekonomimiz bu noktaya gelmiş durumda ve bugün de ülkemizin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak ülkesini düşünen, milletini düşünen, ülkesinin geleceğini düşünen bir Cumhurbaşkanı olarak elbette ülke ekonomisiyle ilgili, elbette ülkemizdeki gidişatla ilgili Sayın Cumhurbaşkanımız görüşlerini açıklayacak, düşüncelerini söyleyecek ve bu düşünceleri doğrultusunda da ülke ekonomimize, ülkemize yön verecektir ve bu da Sayın Cumhurbaşkanımızın en doğal hakkıdır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ama hakaret etmeyecek, Merkez Bankası Başkanına “vatan haini” demeyecek. Kendi Bakanına, Merkez Bankası Başkanına “vatan haini” denir mi?

SALİH KOCA (Devamla) - İşte, Sayın Cumhurbaşkanımızın bırakmış olduğu bu ekonomi çıtasının üzerinde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Enkaz, enkaz!

SALİH KOCA (Devamla) - …Sayın Başbakanımızın devraldığı bu ekonomi politikalarıyla beraber Sayın Başbakanımız da inşallah sağlam ve emin adımlarla birlikte ülkemizin ekonomisini daha da ileri taşıyacak ve ekonomi yönetiminde gerekli kararlı adımları atacaktır.

Ekonomi yönetimimiz on iki yıl boyunca her zaman doğru adımları atmıştır…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu sene atamıyoruz ama, Ali Babacan başında değil mi?

SALİH KOCA (Devamla) - …ve tüm dünyada ekonomik krizlere rağmen, öngörülebilir ekonomik adımlarla birlikte, yüzyılın ekonomik krizi Türkiye'yi teğet geçmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Alkış kabul görmedi, demek ki inanmıyorlar.

SALİH KOCA (Devamla) - Bu da atılan erken adımlarla, yapılan erken müdahalelerle birlikte olmuştur; bu da Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sayesinde, Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu sayesinde olmuştur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ekonominin başı Cumhurbaşkanı mı, Babacan mı, onu söyle sen bize.

SALİH KOCA (Devamla) - Ve onların çizmiş olduğu ekonomik politikalarla birlikte Türkiye’miz 2023 vizyonuna daha güvenli bir şekilde ilerleyecek…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yanlış mı uyguluyor Ali Babacan ile ekibi, yanlış mı uyguluyor? Onu da söylesene. Uygulamada yanlışlık var, ekonominin başı Cumhurbaşkanı değil ki.

SALİH KOCA (Devamla) - …ve inşallah, dünya ekonomisine yön veren bir ülke olarak 2023-2053 vizyonuna da bu ülkeyi yine bu politikalar taşıyacaktır diyorum.

Ben Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumu bildiriyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koca.

III.- YOKLAMA

(CHP ve MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yerine getiriyorum.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Toprak, Sayın Günaydın, Sayın Toprak, Sayın Kuşoğlu, Sayın Öner, Sayın Toptaş, Sayın Balbay, Sayın Günal, Sayın Işık, Sayın Ekşi, Sayın Korutürk, Sayın Akar.

Üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.29

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlıyorum ve üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından, Cumhurbaşkanının faizlerin indirilmesi konusunda yapmış olduğu beyanların ve Merkez Bankasıyla ilgili açıklamalarının Türkiye’nin ekonomisi üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi amacıyla 2/3/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına; İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verilen gensoru önergesinin de Genel Kurulun 3 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde saat 15.00’te görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bir söz talebim var yerimden.

BAŞKAN – Söz talebiniz var. Giriniz sisteme lütfen, vereceğim size sözünüzü Cumhuriyet Halk Partisinin önerisine geçmeden önce.

Buyurunuz Sayın Baluken.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, 1994’te DEP’li milletvekillerinin tutuklanmasının Türkiye’de demokrasiye ve hak taleplerine yönelik darbelerden biri olduğuna ve 28 Şubat sürecinin Türkiye’de demokrasi tarihine kara harflerle yazıldığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de demokrasiye ve hak taleplerine yönelik darbelerden biri de 2 Mart 1994 tarihinde gerçekleştirilmiştir. DEP milletvekilleri Orhan Doğan ve Hatip Dicle 2 Mart 1994’te Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkışta sivil polisler tarafından yaka paça gözaltına alınmışlardır. Aynı gün, yine, Parlamentoda yapılan oylamada Demokrasi Partisi milletvekilleri Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Bağımsız Milletvekili Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıkları kaldırılmış ve Ankara 1 no.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Kürt milletvekilleri hakkında derhâl sorguya alma emri vermişti. Orhan Doğan ve Hatip Dicle’nin ardından 4 Mart 1994’te Leyla Zana ve diğer milletvekilleri gözaltına alındı ve 17 Martta Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevine konuldular. Böylece, Kürt halkının, demokrasi taraftarlarının sesi kısılmak istendi ama tarih DEP’lilerden bu yana mücadele eden bizleri bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan bir siyasi gelenek olarak yazıyor. Bizler 1994 yılından bu yana süren demokrasi, özgürlük ve hak mücadelemizi Orhan Doğan ve tüm DEP’lilerin şahsında yürüttüğümüzü ifade ediyor, yirmi bir yıl önce gerçekleşen bu bürokrasi ve Meclis darbesini kınadığımızı ifade ediyoruz.

Yine, 28 Şubat 1997’de Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı ordu ve bürokrasi merkezli darbe süreci Türkiye’de yine demokrasi tarihine kara harflerle yazılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Bu darbe girişimine maruz kalanların bugün MGK kararlarıyla antidemokratik ve hukuk dışı uygulamaları sürdürmeleri bizlere demokrasiye ve özgürlüklere sahip çıkma bilincini bir kez daha hatırlatıyor. Bizler 28 Şubat darbesini de buradan kınıyor, tüm darbe kurumlarının bir an önce kaldırılması ve Türkiye’deki darbe ayıbının ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 22 milletvekili tarafından, Mersin’in Yeşilovacık ve Akdere beldelerine yapılması planlanan termik santrallerin çevreye ve insanlara vereceği zararların belirlenmesi amacıyla 20/3/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2/3/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 2/3/2015 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Mehmet Akif Hamzaçebi

İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 22 milletvekili tarafından “Mersin’in Yeşilovacık ve Akdere beldelerine yapılması planlanan termik santrallerin çevreye ve insanlara vereceği zararların belirlenmesi” amacıyla 20/3/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1310 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 2/3/2015 Pazartesi günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk konuşacak.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin ili ve ilçelerindeki sorunlar ile Silifke ilçesi Akdere ve Yeşilovacık beldesinde yapımı öngörülen termik santralin çevreye verdiği zararların ve etkilerinin araştırılması için verdiğimiz Meclis araştırması önergesi üzerinde söz aldım.

Sözlerime başlamadan önce, 2 Mart 1994 günü bu Mecliste yapılan bir darbeyle gözaltına alınan ve ardından yıllarca hapis cezasına çarptırılan DEP milletvekillerinin o gözaltına alınma olayını ve o darbeyi kınadığımı belirtmek istiyorum. Rahmetli Orhan Doğan’ın gözaltına alınırken Murat 124 arabaya bindiriliş şekli hâlâ benim gözlerimin önündedir. Şimdi geldiğimiz noktada o milletvekillerinin neden gözaltına alındığının sorusunun yanıtı bulunamamaktadır.

Değerli milletvekilleri, her seçim zamanında, her seçim öncesi Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı çeşitli vaatlerde bulunur, halka senetler verir, ancak seçim bittikten sonra o senetleri ödemez, halka verdiği vaatlerini yerine getirmez, tıpkı 2011 seçimlerinde İstanbul’da Marmara ile Karadeniz’i birleştirecek Kanal İstanbul Projesi’nde olduğu gibi. O tarihin gündemini hatırlarsanız tüm televizyona çıkan AKP yetkilileri ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ikide bir bu Kanal İstanbul Projesi’nden övgüyle bahsediyordu ve bu projeye “mega proje” adını veriyordu, AKP yandaşları da bu projeyi anlata anlata bitiremiyorlardı. Şimdi, 2015 yılına geldik, ne oldu projeye; ben soruyorum, Kanal İstanbul Projesi ne oldu? 2011 seçim sürecinin temel propaganda aracı olan Kanal İstanbul’a ne oldu? Şimdi bir palavra daha ortaya attılar, AKP palavrası; şimdi 3 katlı geçit yapacaklarmış. 2019’a kadar da böyle idare edersiniz.

Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri; işte bu AKP’nin yalanlarından Mersin ili ve ilçeleri de nasibini almıştır. 2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’de olduğu gibi Mersin’in de sorunlarını çözmemiştir. Sorunların üzerine sorunlar eklenmiştir. Genel iktidarın, AKP iktidarının yarattığı bu sorunlar yetmiyormuş gibi şimdi de yerel iktidarın doğurduğu sorunlar gündeme oturmuştur.

2007 yılının 16 Haziranında, Mersin’de, Adalet ve Kalkınma Partisinin aday tanıtım toplantısında o dönemin Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen diyor ki: “Mersin 5 T’yle kalkınacak.” Neymiş bu “T”ler? Bunlar ticaretmiş, tarımmış, turizmmiş, taşımacılıkmış ve Tüzmen’miş. Vallahi arkadaşlar, bu “T”lerin hepsi öldü, hepsi öldü; başta Tüzmen olmak üzere hepsi gitti bunların. Tarım öldü, turizm öldü, ticaret öldü, taşımacılık öldü, Tüzmen de kaçtı gitti.

Şimdi, Sayın Tüzmen diyor ki o tarihte gene: “Mersin, Akdeniz’in ticaret merkezi olacak. Bizim ekibi iyi tanırsınız, bu Mersin’i hak ettiği yere getireceğiz ve canımızla, kanımızla sonuna kadar çalışacağız. Önemli bir ticaret merkezi hâline gelecek. Mersin ihracatı milyar dolarları bulacak. Hatta 1 rakamını bulduktan sonra yanına sıfırları siz koyun.” Değerli milletvekilleri, herkesin ekmek yiyeceğini ve herkesin zenginleşeceğini söylüyor ve “Limanı, demir yolu, kara yolu var, hava yolunu da Mersin’e biz getireceğiz.” diyor. Tekrar ediyorum, “Hava yolunu da Mersin’e biz getireceğiz.” diyor. Ben de o dönem gazetelere demeç verdim, “Bu AKP iktidarı bu hava yolunu yapsın, ben milletvekilliğinden istifa edeceğim.” dedim, yıl 2007. Yıl kaç şimdi? 2015. Mersin’e havaalanı yapmadığınız gibi, o projeyi terk ettiğiniz gibi, gittiniz milleti kandırır gibi “Adana Şakirpaşa ile Tarsus Çiçekli arasına bölge havaalanı yapacağız.” dediniz ve ihaleye çıktınız, müteahhit de kaçtı, gitti; gözünüz aydın.

Şimdi, Kürşat Tüzmen gene o sözlerinde diyor ki: “Biz geliyoruz, biz size şimdiye kadar gerçek vekillik yaptık, başkaları kaçtı, biz oradaydık; biz efendi siyaset yapacağız.” Vallahi, kulakları çınlasın Sayın Tüzmen’in, Mersin’de o yok ama ben varım, ben Silifke’de varım hâlen.

Şimdi, AKP’nin Mersin’e getirdiği sorunlar bitmiyor, çözüm yok. Mersin’de işsizlik oranı Türkiye ortalamasının 2 katı. Genç işsizler daha çok. Eğer resmî oran yüzde 10-11 civarındaysa fiilî olarak Mersin’deki işsizlik oranı yüzde 20’lerdedir.

Değerli milletvekilleri, Mersin’in bölgesel, ulusal ve uluslararası havaalanı inşaatı derhâl tamamlanmalıdır. Liman ve organize sanayi bölgesi genişletilmelidir. Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesi direkt mevcut otobana bağlanmalıdır. Turizm alanı ilan edilen yerler yatırıma açılmalıdır. Mevcut otoban Taşucu’na kadar uzatılmalıdır. Lojistik merkezler oluşturulmalıdır. Mersin-Antalya sahil yolu tamamlanmalıdır. Karboğazı Kayak Merkezinin takibi yapılmalı, termal sağlık turizmine açılmalı ve inanç turizmi yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bu elimde bir önerge var. Bu, Antalya-Mersin arasındaki duble yol mu, otoyol mu diyorsunuz onun ne zaman bitirileceği konusunda bir önerge vermişim. Çok verdim de, bu önergelerin hepsi Mersin ve ilçeleriyle ilgili verilen önergeler. Burada diyorum ki: Bu yol ne zaman bitecek? Binali Bey cevap vermiş: “Bu yol, 2013 tarihinin sonunda bitecek.” Vallahi kulakları çınlasın Binali Bey’in, 2013 değil, 2023’e kadar bitmez o yol daha.

Gitti, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Taşucu’nda bir yol açılışı yapıyorum.” dedi, 5 kilometrelik kısmına asfalt döktüler, açtı. Maşallah, gerisi öyle duruyor, Gazipaşa’ya kadar duruyor, tünelleri duruyor. 2013’te bitecekti yol, 2015, hâlâ daha biteceği yok, bitecek gibi de değil, 2023’e kadar da bitmez o. Yani siz iktidardan gideceksiniz, o yol gene bitmeyecek değerli arkadaşlarım.

Şimdi, ama buna rağmen Mersin’in batısında turizm alanı olduğu hâlde ve büyük bir turizm potansiyeli olduğu hâlde bu iktidar döneminde bir nükleer santral konduruldu oraya. Yani hediye edildi bir nükleer santral. O zaten bir rezalet. O nükleer santral -hep söyledim- yani evimizin misafir odasına hela yapmak gibi bir şey yani kabul edilebilirliği yok onun. Hem teknoloji bakımından kabul edilebilirliği yok çünkü VVER-1200 denilen teknoloji, üretime ve denetime alınan bir teknoloji değil; denenmiş, sınanmış bir şey değil. Uyduruk bir ÇED raporu düzenlediler, o ÇED raporundaki imzaların başkasına ait olduğu tartışılıyor, ÇED raporu mahkemelik.

Bunlar yetmiyor değerli milletvekilleri, üç tane daha oraya termik santral planlandı. O termik santralin ÇED rapor toplantısı bölge halkının tepkisine yol açtı. Şimdi, Yeşilovacık’ta ve Akdere’de kömür yok. Bu termik santraller kömürün yakılması yoluyla elektrik üretiminde kullanılır. Orada kömür yok, o termik santralin orada ne işi var? Orası tarım ve turizm alanıysa o termik santralin tarıma, turizme vereceği etkiler, vereceği zararlar hesaplanmış mıdır?

Yine, orada değerli milletvekilleri, Monachus (Akdeniz, keşiş foku) dediğimiz foklar var. Oraya bir liman yaptılar. O liman… Bu kürsüde günlerce söyledim, “Liman yapılıyor.” dedim, Bakan “Biz durduruyoruz.” dedi. Bitti, bitti, liman bitti şimdi, gözünüz aydın. Bakan hâlâ durduracak ve orayı Akdeniz fokları terk etti çünkü Akdeniz foklarının üretim mağaraları imha edildi arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, gerçekten Silifke’nin sorunları var. Önergeler verdik, “Karakaya Barajı yapılacak.” dedik. 2007’de milletvekilleriniz çıktı vaatte bulundu, “Bu baraj yapılacak.” dedi. Aksıfat Barajı var, yapılacak dedi. Yeni milletvekili olmuştuk o zaman, 2007.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – 2015, daha hâlâ yer fizibilitesi yapmakla meşguller. Bu sorunların çözümüyle uğraşıyorlar.

Ekonomiyi çok iyi idare ettiğinizi söylediniz. Ekonomiyi çok iyi idare ediyorsanız Cumhurbaşkanı niye ikide bir Erdem Başçı’ya, Ali Babacan’a veya Mehmet Şimşek’e saldırıp duruyor, onu anlamadım. Gerçi Cumhurbaşkanının konuşmasından da bu millete gına geldi. Fazla konuşmasın diye Cumhurbaşkanı yaptılar, hâlâ orada konuşuyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bari yurt dışına gittiği zaman kafamız dinlensin; konuşmasın, bol bol yurt dışına gitsin.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Aleyhte İstanbul Milletvekili Erol Kaya.

Buyurunuz Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EROL KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin, Mersin’e termik santral kurulması, denize dolgu yapılması, Akdeniz foku, termik santralin kirliliği, turizme olumsuz etkileri gibi hususları ifade eden önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Tabii, ben, Ali Rıza Bey’i dinlerken “Acaba yanlış bir konuyla mı ilgili söz aldım?” diye de tekrar önergeyi okumak zorunda kaldım çünkü yaklaşık dokuz dakikaya yakın Mersin’deki havaalanı, organize sanayi bölgesi, AK PARTİ’nin icraatlarıyla ilgili bazı hususları gündeme getirdi ama ben müsaade ederseniz önergeyi ciddiye alıp bu konuyla ilgili hakikaten neler söylenmesi gerekiyorsa bunları ifade etmek istiyorum. Öncelikle doğal hayatın korunmasıyla ilgili Hükûmetin yaptığı birkaç hususu ifade edeyim. Tabiatın ve biyolojik çeşitliliğin korunması alanında son on yılda önemli çalışmalar yapılmış ve bunlardan bir tanesi de Akdeniz foklarıyla ilgili yapılandır. 14 deniz kaplumbağası üreme alanında 202 bin caretta yavrusuyla 166 bin deniz kaplumbağası denizle buluşturuldu. Ülkemizin bitki örtüsünün korunması, tabiat ve hayvan çeşitliğiyle ilgili diğer hususlarda ise Hükûmetin, Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı Projesi kapsamında 518 bin veri girişini yaptığını görmekteyiz. Dolayısıyla Hükûmetin gerek yaban hayatı gerekse bitki örtüsüyle ilgili üzerine düşeni yaptığına hep birlikte şahidiz.

Asıl önergenin konusunu oluşturan çevreye hassasiyeti ve enerjiyle ilgili, termik santralle ilgili ise birkaç hususun altını çizmek istiyorum. O da enerjinin kendi hayatımızdaki etkisidir. Doğan her çocuğumuz anne baba şefkati kadar, yemek kadar, teneffüs edeceği hava kadar enerjiye ihtiyaç duymakta. Hepimiz evimize girdiğimizde ısınmamızda, aydınlanmamızda, yeme içmemizde, iletişimimizde, ulaşımımızda ve sağlığımızda hatta eğitimimize varıncaya kadar her noktada enerjiye ihtiyaç duymaktayız. Bu paradigma doğru bir paradigma değil ancak acı bir gerçek, bugün enerjinin, üretiminden tüketimine kadar her noktada maalesef bizi esir aldığı hatta neredeyse köleleştirdiğini ifade etmemiz mümkün. İnanıyorum ki bu acı gerçek hepimizin kabul ettiği bir veridir.

Bir örnek verecek olursak: Bugün sordum, Türkiye Büyük Millet Meclisinin doğal gaz sarfiyatı 3 milyon metreküp, elektrik sarfiyatı ise 20 milyon kilovatsaattir. Dördüncü Yasama Yılında Parlamento 800 saat çalıştı. Bu çalışma esnasında bir günlük değil bir saatlik hatta bir anlık dahi elektrik kesintisine tahammülümüz söz konusu değil. Türkiye’nin enerji fotoğrafına baktığımızda ise ülkemizin enerji ihtiyacının maalesef dışa bağımlılığını hep birlikte bilmekteyiz. 60 milyar dolarlık bir enerji ithalatımız ya da enerjiye dönük ithalatımız söz konusudur. Ağırlıklı olarak ülkemiz hidroelektrik, doğal gaz, kömür ve rüzgâr gibi enerji üretim kaynaklarını kullanmakta. Sevindirici bir gelişme ise yenilenebilir enerjide Türkiye’nin yüzde 4,5’a yakın -hidroelektrik hariç- enerji ihtiyacını artık yenilenebilir enerjiden kullanmasıdır ya da kazanmasıdır.

Şimdi, önergenin ana konusu -hani, Cumhuriyet Halk Partisi pek ciddiye almadı ama ben ciddiye alarak devam etmek istiyorum- termik santrallerle ilgili, kömürle ilgili verilere baktığımızda, ülkemizin 14 milyar tonluk kömür rezervi ve 63 milyon tonluk da yıllık üretim kapasitesi söz konusu. Siyaset yapıyoruz, acaba partilerimiz Türkiye’nin enerji politikaları ve kömür rezervleriyle ilgili neler söylüyorlar diye ben merak ettim, bir bakayım dedim.

Milliyetçi Hareket Partisinin parti programına baktığımızda, sayfa 79’da, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, yerli kaynakların kullanılması, nükleer başta olmak üzere enerji çeşitliliğinin sağlanmasından bahsedilmekte.

Cumhuriyet Halk Partisinin parti programına baktığımızda, sayfa 196’da, sanayi politikasını destekleyen bir enerji politikasının inceleneceğinden bahsediliyor ve taş kömürü, linyit, rüzgâr ve güneş enerjisine öncelik verileceği, sayfa 241’de yerli kömür kaynaklarına öncelik verileceği, 251’de ise Türkiye Kömür İşletmelerinin yerli ve yabancı sermayeyle geliştirileceğinden bahsedilmekte.

AK PARTİ’nin parti programında ise, yerli kömüre dayalı, yeni teknolojilerle donanımlı, çevreye zararı olmayacak termik santrallerin özel sektör tarafından kurulmasından bahsedilmekte, dışa bağımlılık yerine ikame yatırımlarının yapılacağı, enerjide tek kaynağa bağımlılık yerine onun ortadan kaldırılacağı bir politikanın izleneceği ifade edilmektedir.

Yani, kısaca, Hükûmetin yaptığına baktığımızda, hem AK PARTİ’yi hem de muhalefet partilerini dikkate aldığını ifade etmek mümkün.

Şimdi, Hükûmetin dışa bağımlılığının azaltılacağı, yerli kaynakların önemseneceği ve alternatif kaynakların çoğaltılacağı bir politika izlediğinden dolayı, bütün partiler olarak, kendi parti programlarını da teyit ettiği için bence tebrik etmek gerekiyor.

Bir başka husus ise, Türkiye Büyük Millet Meclisinde takip edilmesi gereken konulardan önemli bir husus, acaba bu termik santraller geçmişte tasfiye edilmesi gereken termik santraller midir, yoksa yeni nesil teknolojiler mi kurulmasıdır? Bu önemli bir husus ve görüyoruz ki Hükûmetçe, burada, termik santrallerle ilgili de çevre hassasiyetinin dikkate alındığını ifade etmemiz mümkün.

Değerli arkadaşlar, yine, çevre faslı ya da çevreyle ilgili süreçte Avrupa Birliği çevre faslı bizim için önemli hususlardan bir tanesi. 2009’da açtığımız bu fasılla ilgili Hükûmetin ne yaptığına baktığımızda, mevzuat uyumlaştırmasını büyük oranda gerçekleştirdiğini, uygulamada ise merkezî yönetim ve yerel yönetim olarak, yaklaşık 58 milyar avroluk bir yatırımla ilgili, 2011 yılında merkezî yönetim ve yerel yönetim 4,2 milyar, 2012 yılında 4,9 milyar, 2013 yılında 6,5 milyar liralık çevre yatırımlarını gerçekleştirdiğini ve artarak bunun sürdüğünü görmekteyiz. Dolayısıyla, Türkiye’nin Avrupa Birliği uyum sürecinde ve kalkınma ile çevre arasında dengeyi korumada hassasiyetle hadiseyi takip ettiğini ifade etmemiz mümkün.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin kendi kaynaklarını kullanmasındaki önceliği tüm partilerimizin ittifak ettiği bir husustur. Hükûmetimizin uygulamalarında bunu teyit ettiğini de görmekteyiz.

Bu düşüncelerle, Sayın Ali Rıza Bey’in buna karşı olduğunu ifade edip “Kanal İstanbul ne zaman yapılacak? Üç katlı geçit bir yalan.” ifadesiyle ilgili de birkaç şey söyleyeyim müsaade ederseniz. O da şudur değerli arkadaşlar…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – “Palavra” dedim, “yalan” demedim ya.

EROL KAYA (Devamla) – İfadeniz zabıtlarda öyle Ali Rıza Bey, maalesef.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – “Palavra” dedim, “palavra.”

EROL KAYA (Devamla) – “Palavra” mı dediniz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Evet.

EROL KAYA (Devamla) – O zaman kendi palavralarınızla baş başa kalmak gibi bir durum söz konusu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ee ne oldu, hani ne oldu? Kanal İstanbul’dan bahset.

EROL KAYA (Devamla) – Üç katlı geçidin ne zaman yapılacağını Marmaray’a, yüz elli yıllık bir hayale bakarak görmeniz mümkün.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yahu Kanal İstanbul’dan bahset bana. Önce geçmişte verdiğiniz sözü tutun.

EROL KAYA (Devamla) – Üçüncü Boğaz köprüsünü, İzmir Körfez geçişini, ORGİ havaalanını yani Ordu-Giresun havaalanını, Türkiye’nin tüm havaalanlarını, üniversitelerimizi…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Beyefendi, önce geçen seçimde verdiğiniz sözü bana anlat.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, siz gelmeden Marmaray’ın sözleşmesi yapılmıştı.

EROL KAYA (Devamla) – …her şehirdeki üniversiteleri, duble yolları, hızlı trenleri ve bence, isterseniz şöyle bitirelim: Siz bizi izlemeye devam edin diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaya.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdi, sayın hatip benim termik santrallere karşı olduğum şeklinde bir beyanda bulundu; bir de yerli üretime karşı çıktığım şeklinde bir beyanda bulundu; onun doğrusunu söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle ben söyleyeyim, arkadaşımız belki bilmiyor, ben maden mühendisiyim. Evet, yani yerli maden yataklarının değerlendirilmemesini, etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmemesini savunmak bir kere benim mesleğe olan ilgim nedeniyle mümkün değildir. Ben şunu söyledim: “O termik santrallerin orada ne işi var?” dedim. Orada kömür yok. Diyorsunuz ki: “Bu termik santralleri… İşte, yerli 12-14 milyon ton kömürümüz var, bunları değerlendirip…” Orada kömür yok beyefendi. Siz oraya gittiniz mi hiç? Kömür yok orada. Kömürün olmadığı bir yerde hangi yerli kömür yatakları değerlendirilecek? Oraya o limanın gelme nedeni de şu: Afrika’dan kömür getirilecek, ithal edilecek; yerli kömür değil.

Termik santraller kurulsun ama son, modern akışkan teknolojilerle birlikte ve kömür yatakları olan yere kurulsun. Turizm alanı olan yere, turizm potansiyeli olan yere, tarım alanı olan yere bu kurulamaz; bu bir.

İki; dünyadaki enerji politikasını ben bilirim, dünyadaki enerji politikası arz güvenliği olan politikaya doğru gidiyor ve bugün sizin getirdiğiniz nükleer santralle, bilmem nelerle bağımlılığınız daha da artıyor. Rusya’ya bağımlılığınızla ilgili Davutoğlu’nun yaptığı konuşmalar var, “Rusya’ya bağımlılık başka şeye benzemez.” diyor Davutoğlu. Yüzde 80-90’lara varıyor bağımlılığınız. Bugün yüzde 94’ün yüzde 6’sını, 7’sini kendimiz üretiyoruz. Siz neden bahsediyorsunuz ya? Siz hangi bağımsızlıktan bahsediyorsunuz?

Şimdi, başka bir şey, ben size dedim ki: “2011’deki Kanal İstanbul Projesi’nden bahset.” Niye bahsetmedin?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yapılacak ya!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Boş ver kardeşim, o seçim döneminde… Niye unutuyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Unutmadık.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Niye televizyonlara çıkıp da Kanal İstanbul’u anlatmıyorsunuz da, şimdi üçüncü mega palavrasını atıyorsunuz? Ondan bahset, bahsedemedin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hepsini yapacağız.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Siz değil misiniz, Tayyip Erdoğan değil mi bu halka televizyondan çıkıp çıkıp işte “Mega İstanbul Projesi, Kanal Projesi” diyen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Marmaray’a da palavra diyordunuz!

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Marmaray’ın siz gelmeden sözleşmesi yapılmıştı ya! Git öğren kardeşim, sözleşmesi yapılmıştı ya! Finansmanı da sağlanmıştı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Yeter artık, yeter! Sizin yalanlarınızdan, dolanlarınızdan, palavranızdan bu millet bıktı. Bıktı, bıktı; sizden bu millet bıktı. Hadi gidin artık, yeter! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bağırın, bağırın ancak bağırırsınız işte. Sizin Cumhurbaşkanınız da bağırıyor, başka bir iş yaptığı yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Buyurunuz Sayın Zozani.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Hükûmeti, Merkez Bankası Başkanı ile Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın istifa ettiğine dair haberlerle ilgili bilgi vermeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son iki haftadır Türkiye’nin ekonomi yönetiminin gündeminde olan, Merkez Bankası Başkanı ve Ekonomi Koordinasyon Kurulu Başkanı Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan’la ilgili bugün de medyada istifa ettiklerine dair bilgiler dolaşıyor. Malumunuz, son iki ayda Türkiye’de dolar 4/1 oranında artarak 2 liradan 2,5 liraya kadar yükseldi. Her geçen gün birileri daha fazla kaybediyor, birileri daha fazla kazanıyor Türkiye'de. Sayın Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’yla ilgili olarak Hükûmeti Parlamento ve Türkiye kamuoyuna doğru bilgiler vermeye davet ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

Sayın Halaman…

 

21.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana Şakirpaşa Havaalanı’nın kapatılmasıyla ilgili son durumu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Ben bu sözü şundan dolayı aldım: Şakirpaşa Havaalanı var Adana’da; ta 2007 yılında, bu Şakirpaşa Havaalanını kapatıp Mersin’e havaalanı açmayı düşünen zihniyet… Ya, Adana’ya bunlar düşman mı? Yani şimdi Adana’da elli senedir, altmış senedir havaalanı görevi yapan, cep havaalanı olan… Müteahhidi niye kaçmış şimdi? Keşke hep kaçsa da Şakirpaşa yerinde kalsa. Ben bu konuyu bir daha dillendirmek için söz aldım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Şandır, buyurunuz.

 

22.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, Mersin’in Yeşilovacık beldesine yapılması düşünülen termik santral ile yanında kurulacak çimento fabrikasının tarımı öldüreceğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, Mersin’de 1 milyon 700 bin insan yaşar. Bu insanların büyük kısmı tarımdan geçinir. Mersin’in en değerli tarım bölgesi olan Yeşilovacık’a getirip termik santral yapmak, oradaki halkın ekmeğini elinden almak demektir. O termik santralin kömürü Mersin’de bulunmamaktadır. Yapılan termik santral ve yanında kurulan çimento fabrikası orada hem tarımı öldürecektir hem turizmi öldürecektir ve Mersin halkına AKP’nin zulmü olacaktır.

Bilgilerinize sunar, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Bulut…

 

23.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Marmaray’ın MHP iktidarı döneminde başlatılan bir proje olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Marmaray konusu üzerine bilgi vermek istiyorum. Marmaray, Milliyetçi Hareket Partisi iktidarı döneminde projesi yapılmış, finansı temin edilmiş, MHP tarafından başlatılmış, AKP iktidarları döneminde bitirilmiş bir projedir.

Genel Kurulu bilgilendiririm.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 22 milletvekili tarafından, Mersin’in Yeşilovacık ve Akdere beldelerine yapılması planlanan termik santrallerin çevreye ve insanlara vereceği zararların belirlenmesi amacıyla 20/3/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 2 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Lehinde, Kütahya Milletvekili Alim Işık.

Buyurunuz Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından 20 Mart 2014 tarihinde verilen ve ülke genelinde yapılması planlanan termik santrallerin, HES’lerin ve nükleer santrallerin doğal çevreye ve insanlara olan zararlı etkilerinin incelenip tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince vermiş oldukları Meclis araştırma önergesi lehinde söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Mersin Milletvekilimiz Sayın Mehmet Şandır’ın da ifade ettiği gibi, bu önerge içerisinde de yer alan özellikle Yeşilovacık ve Akdere beldelerine kurulması öngörülen 3 termik santralin yapılmasıyla ilgili olarak o bölgede kömür rezervinin bulunmadığı ve termik santrallerin yapılmak istendiği yerin bir tarım arazisi olduğu uyarısını özellikle konuşmamın başında sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum. Böyle bir alana, kömür rezervinin bulunmadığı bir bölgede, ülkemizin çok değerli bir turizm bölgesinde bu termik santrallerin kurulmasının bilimsel gerçeklere uygun olmadığını ben de özellikle yüce Meclisin değerli milletvekillerine hatırlatmak istiyorum.

Bu hatırlatmanın arkasından, özellikle AKP döneminde dışa bağımlılık oranı yaklaşık 2/3’ten 4/3’e(X) yükselen yani son on yılda yaklaşık 10 puan dışa bağımlılık oranının arttığı bir enerji sektöründe Hükûmetin arayışlarının birbiriyle çelişki içerisinde olduğunu ifade etmek istiyorum. Bir taraftan dışa bağımlılığın azaltılması gerektiğini hepimiz savunuyoruz ama bu iddialarla iş başına gelen AKP hükûmetlerinin son on yıllık dönemde dışa bağımlılık oranını artırdığını görüyoruz. Kolay yolu seçmiş, günlük politikalarla enerji sektörünü idare etmeyi tercih etmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugün, Akkuyu nükleer güç santralinin yapımıyla ilgili 2010 yılında Türkiye ve Rusya arasındaki ikili anlaşma çerçevesinde yüce Meclisten geçirilen kanunun beşinci yılına gelmekteyiz. Beş yılık süre içerisinde bu güç santraliyle ilgili yani nükleer güç santralinin yeriyle ilgili bazı çalışmaların yapıldığı ve yaklaşık 550 sondaj çalışması yapıldıktan sonra yer tespiti aşamasında yeni bir sorunla karşılaşıldığı Hükûmet yetkilileri tarafından belirtilmiştir. Bu nedenle Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun imzasıyla 28 Ocak 2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kanun tasarısı sevk edilmiştir. “6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” başlığıyla Komisyonumuza gelen bu tasarıda iki önemli değişikliğin yer aldığını görmekteyiz. Bunlardan birisi, 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’nun ilgili maddesine bir ek madde ilavesidir. Bu ek madde ilavesi de özetle şunu söylemektedir: “Askerî yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinde rafineri, petrokimya tesisi ve eklentileri ile milletlerarası anlaşma hükümleri uyarınca yapılması öngörülen tesisler hakkında 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun, kıyılar, sahil şeritleri, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan arazilere ilişkin yapı ve yapılaşmaya dair hükümler dâhil olmak üzere, sınırlayıcı hükümleri uygulanmaz.” Yani, AKP Hükûmeti beş yıllık çalışma sonunda Rusya’yla yapmış olduğu ve burada sözleşmenin imzalanması sürecinde şiddetle karşı çıktığımız bir kanunun gereği olarak Mersin Akkuyu’da tesis etmek istediği nükleer güç santralinin yer tespit çalışmalarında tespit edilen yerin Kıyı Kanunu’na müdahale edilecek bir alan olduğunu ortaya koymuş ve şimdi bu tesisle ilgili alanın “Askerî yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri…” bölümünden yararlanarak Kıyı Kanunu’na muhalif maddelerden dışarıda tutulmasını öngörmektedir. Sadece bununla ilgili de değil, kime ne söz verdiğini bir türlü Hükûmetin ağzından duyamadığımız, eğer ileride rafineri, petrokimya tesisi ve benzeri tesisleri kurmak isteyenler olursa aynı bölgede veya Sinop’ta onlara da bu maddelerden yararlanma imkânı tanıyalım düşüncesiyle bir tasarı gündeme getirmiştir. Bu, şunu ortaya koymaktadır: Hükûmet, günü kurtarma adına, bugün aldığı kararın yarın önümüze ne sorunlar getirebileceği konusunda herhangi bir çalışma yapmadan buradaki sayısal gücüne güvenerek kanunu getirip geçirmekte ama uygulama sürecinde karşılaştığı sorunlar için yeniden geri dönmek zorunda kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, böyle bir düzenleme, maalesef, Türkiye’nin enerji politikasının emin ellerde yürütülmediğini göstermektedir. Komisyonumuza geldi, geneli üzerinde bazı konuşmalar yapıldı bu konuda ama bir sonuç alınamadı çünkü Hükûmet bu düzenlemeyi ne için getirdiğini dürüstçe, açık bir şekliyle, bilimsel verilerle Komisyonun önüne seremedi.

Bir başka önemli düzenleme daha yer almakta bu getirilen tasarıda. Bu ikinci düzenleme de, maalesef, Hükûmetin yine yanlış enerji politikaları gereği, enerji faturalarında kayıp kaçak belli bölgelerde çok yüksek değerlere ulaşmasına rağmen tüm vatandaşlarımıza yani 77 milyon insanımıza eşit paylaşacak şekilde siyasi bir tercihte bulunmasının sonucudur. Mahkemeye başvuran vatandaşların, söz konusu kayıp kaçak bedellerinin kendilerinin tüketimi olmadığı gerekçesiyle mahkemeden ödememe kararı aldırıp yapılan ödemelerin de iade edilmesi kararı yargı mercilerince onanınca… Şimdi tedbir almak için getirilen düzenlemede, mahkeme kararlarının uygulanmaması, bundan sonraki tarihte de vatandaşların bu gerekçelerle mahkemeye başvurmalarının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Yani, bir taraftan geriye yönelik hak kazanmış vatandaşlara para ödemeyecek hem de bundan sonra, artık, kayıp kaçak ödemesi nedeniyle vatandaşların mahkemeye yani yargıya başvurma hakkını elinden alacak bir düzenleme getirmektedir. Bu maddeyle ilgili gerekçeyi aynen sizlerle paylaşıyorum:

“Yargıtayca oluşturulan içtihat karşısında teknik ve teknik olmayan kayıp bedellerinin tüketiciye iade edilmesi söz konusudur. Tüketiciye sunulan her türlü mal ve hizmette olduğu gibi, elektrik için de oluşan tüm maliyetlerin tüketiciye yansıtılması gerekmektedir. Aksi durumda söz konusu faaliyetlerin yürütülmesi imkânsız hâle gelecektir. Bu sebeple kayıp ve kaçak bedellerinin fiyata giydirilmesi suretiyle uygulamanın devamlılığı açısından tereddütler giderilecek, tüketici lehine verilen tüketici hakem heyeti ve mahkeme kararlarının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.”

Değerli milletvekilleri, burası hukuk yapan bir müessese. Siz bu hukuku vatandaşın Anayasa’dan ve evrensel insan haklarından aldığı hakları elinden alacak şekilde düzenlerseniz, işte, AKP’nin enerji politikalarının ne kadar yanlış olduğunu buradan da tescillemiş olursunuz. Yapılacak olan yatırımların çevreye zarar vermeden, vatandaşın talepleri dikkate alınarak ve mutlaka Türkiye'nin gerçeklerine uygun yapılması gerekir. Siz Mersin’de veya Türkiye'nin başka bir ilinde sadece enerjide dışa bağımlılığı azaltma gerekçesiyle vatandaşın tüm itirazlarına rağmen buradan çıkaracağınız yasalarla bu dayatmayı vatandaşa uygulayıp orada bir tesis yapmaya kalkarsanız Türkiye'nin sorununu azaltmaz, çoğaltırsınız.

Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen ve Türkiye'nin gerek HES’ler gerek nükleer güç santralleri gerekse termik santrallerle birlikte yaşadığı sorunların araştırılması konusunun yerinde bir öneri olduğunu belirtiyor, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu araştırma önergesinin gündeme alınması yönünde görüşümüzü ifade ederek tekrar hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Aleyhinde, Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın…

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinden Ali Rıza Öztürk Bey'in vermiş olduğu Meclis araştırma önergesi hakkında görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz aldım.

Türkiye'nin, büyüyen, gelişen ve hedefleri olan bir ülkenin, mutlaka büyümesi ve gelişmesi için enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Enerji kaynaklarının ihtiyaçları alternatif enerji kaynaklarıyla giderilmektedir. Önemli bir oranda ithal enerji kaynaklarına kaynağımız harcanmaktadır. Yerli enerji kaynaklarının temini açısından da mutlaka bölgesel ve çevresel etkileri bilimsel ve kamu değerlendirmeleriyle yapılarak yürütülmelidir. Bu doğrultuda da Hükûmetimizin ve kamu yönetimlerinin çevre etkileşim değerlendirmesinde milletin de sözü dinlenerek ve millete rağmen hiçbir şey yapılmayacağı düşüncesinin her konuda hâkim olduğu AK PARTİ iktidarlarında bunlar topluca değerlendirilerek yapılacağı inancına sahip olduğumu bildirir ama bu arada, bu aşamadan sonraki gensoru ve akabinde de iç güvenlik yasası ve akabinde de yine Meclis kapanmadan önce milletin beklediği birçok kanun söz konusudur. Bunların çalışılması açısından, daha sonra konuşulması adına, şimdilik gerekli olmadığını düşünüyor; hem önerge sahiplerine hem de konuyla yakinen ilgilenen bütün milletimize sevgi ve saygılarımızı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Karar yeter sayısını arayacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vardır efendim.

BAŞKAN – Peki, bir dakika süre veriyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kâtip arkadaşlar, siz “Yok.” mu diyorsunuz?

BAŞKAN – Çelişkiye düşüyoruz, o yüzden efendim.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi kabul edilmemiştir. Tam sınırda karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 688, 687, 673, 658 ve 686 sıra sayılı Kanun Teklif ve Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 6, 7, 8, 9 ve 10’uncu sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak dağıtılan (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 2 Mart 2015 Pazartesi günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin bu birleşimde yapılmasına; 687 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

02/03/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 02/03/2015 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                          Ahmet Aydın

                                                                                                                            Adıyaman

                                                                                                            AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri :

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 688, 687, 673, 658 ve 686 sıra sayılı Kanun teklifi ve Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 6, 7, 8, 9 ve 10’uncu sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 9, 13, 16, 20, 23, 27, 28, 29 ve 30 Mart 2015 ile 3, 4 ve 5 Nisan 2015 Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günleri saat 14.00’te toplanması ve bu birleşimlerinde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

Bastırılarak dağıtılan (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin, 2 Mart 2015 Pazartesi günkü (bugün) gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin bu birleşimde yapılması,

Çalışma saatlerinin;

9 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde 344 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

10 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde 4 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

11 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşiminde 46 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

12 Mart 2015 Perşembe günkü birleşiminde 95 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

13 Mart 2015 Cuma günkü birleşiminde 148 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

16 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde 374 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

17 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde 412 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

18 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşiminde 470 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

19 Mart 2015 Perşembe günkü birleşiminde 511 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

20 Mart 2015 Cuma günkü birleşiminde 519 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

23 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde 549 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

24 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

25 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşiminde 566 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

26 Mart 2015 Perşembe günkü birleşiminde 568 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

27 Mart 2015 Cuma günkü birleşiminde 575 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

28 Mart 2015 Cumartesi günkü birleşiminde 583 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

29 Mart 2015 Pazar günkü birleşiminde 600 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

30 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde 607 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

31 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde 621 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

1 Nisan 2015 Çarşamba günkü birleşiminde saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi ve 627 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

2 Nisan 2015 Perşembe günkü birleşiminde saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde 634 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

3 Nisan 2015 Cuma günkü birleşiminde 636 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

4 Nisan 2015 Cumartesi günkü birleşiminde 678 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

5 Nisan 2015 Pazar günkü birleşiminde 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

çalışmalarına devam etmesi;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

çalışmalarına devam etmesi;

688 ve 687 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması önerilmiştir.

687 Sıra Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/1006)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 30 uncu maddeler

30

2. BÖLÜM

31 ila 60 ıncı maddeler

30

3. BÖLÜM

61 ila 89 uncu maddeler ( Geçici 1 inci madde dahil)

30

TOPLAM MADDE SAYISI

90

 

688 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2616)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 16 ncı maddeler arası

16

2. BÖLÜM

17 ila 36 ncı maddeler arası (Geçici 1 inci madde dahil)

21

TOPLAM MADDE SAYISI

37

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat.

Buyurunuz Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; grubumuzun önerisi lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, grup önerimizde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun Nisanın 5’ine kadar olan çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki bir kısım işlerin ön sıralara alınması önerilmektedir.

Buna göre, 688 sıra sayılı Konya Milletvekili Kerim Özkul ve arkadaşlarının vermiş olduğu kanun teklifi ile 687 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Bazı KHK’larda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın gündemin 6 ve 7’nci sıralarını alınması önerilmektedir ki bu 2 kanun da temel kanundur. 688 sıra sayılı kanun 3 bölümden ve 90 maddeden ibarettir. 687 sıra sayılı Kanun Teklifi ise 2 bölüm, 37 maddeden ibarettir.

Bunun dışında, değerli arkadaşlarım, İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından verilen (11/45) sıra sayılı Gensoru Önergesi’nin bugün “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak görüşmelerinin de bugün tamamlanması yine önerilmektedir.

Öte yandan, mart ayı içerisinde 7-8,14-15 ve 21-22 Mart Cumartesi ve pazar günleri hariç olmak üzere Genel Kurulun 5 Nisana kadar; diğer günlerde hafta sonları da dâhil olmak üzere toplanarak öneride belirtilen işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmektedir.

Önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kubat.

Aleyhinde Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun klasik bir çalışma takvimiyle karşı karşıyayız. Burada, bugünden başlayarak 5 Nisana kadar aralıksız çalışma takvimini ortaya koyan bir çalışma planlanmış.

Şimdi, Meclisin çalışmasının ana sorumlusu, yürüten, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu çoğunluk partisi olması hasebiyle.

Şimdi, elimizi vicdanımıza koyduğumuzda çoğu zaman Meclisin aç-kapa yaptığı ve herhangi bir görüşmenin yapılmadığı sürede, on üç-on dört gündür “iç güvenlik yasa tasarısı” diye adlandırdığımız bir yasa tasarısını görüşüyoruz. Yine, seçim arifesine girdiğimiz bu dönemde, Milliyetçi Hareket Partisinin Olağan Büyük Kongresi’nin olduğu tarih de dâhil olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisinin birçok ilde ön seçim yaptığı bir süreçte bunların hiçbirisi dikkate alınmadan sadece ve sadece Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi anlayışına göre Meclisi çalıştırmaya yöneldiği bir süreçten geçiyoruz. Yani demokrasi anlayışınız da bu zaten, demokrasi sadece kendiniz için var.

Cuma, cumartesi, pazarı tatil yaptınız çünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin illerde temayül yoklaması vardı, cuma gününden itibaren tatil yaptınız. Peki, Mecliste grubu bulunan diğer partilerin çalışmaları ne olacak? Bunları niye dikkate almıyorsunuz? Demokrasi sadece sizin için mi geçerli? Türkiye’de uyguladığınız demokrasi de bunu gerektiriyor yani kendinize demokrasinin bütün sınırları sonuna kadar açık ama bu ülkede muhalefet yapıyorsanız yok olmaya mahkûmsunuz, bütün yasalarınız, bütün uygulamalarınız bunu gösteriyor. Şimdi buradan soruyorum: On iki-on üç gündür bu Mecliste “iç güvenlik yasa tasarısı” diye bir tasarı görüştük, gün geldi on dokuz-yirmi saat aralıksız çalıştık, on üç saat, sabah namazlarına kadar bu çalışmalarımız devam etti.

Peki, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisine buradan soruyorum: PKK’yla anlaşmaya varacaktınız, bu yasalarda birtakım düzenlemeler yapacaktınız, bu yasa ve düzenlemeleri PKK’nın talepleri doğrultusunda, terör örgütü oluşturmaktan İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ın talimatıyla iç güvenlik yasa tasarısını düzenleyecektiniz de bu Meclisi on üç gündür aralıksız niye çalıştırıyorsunuz, niye çalıştırma gereğini hissediyorsunuz? Yani bu milleti zorlayarak… Yazık değil mi bu milletin ışığına, elektriğine, suyuna, burada çalışanların fazla mesaisine? Bu on üç günde, bu memlekette iş bekleyen, aş bekleyen, atanamayan öğretmenlerden esnafına, çiftçimize kadar, o kadar sorun varken on üç gün boyunca bu Meclisi geceli gündüzlü, alınan talimat gereğince “Bu yasa ya çıkacak, ya çıkacak.” deyip de 7 milletvekilinin yaralandığı, milletin burada birbirini kırdığı, döktüğü süreci yok yere yaşatmaya ne hakkınız vardı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak?

Şimdi, Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerde tehdidi ve talimatı aldınız, açık söylüyorum, bu bir tehdit ve talimattır seçim öncesinde ve bugün, 28 Şubatta, Dolmabahçe’de açıklanan süreçte ne deniyor? Denilen şudur: “İç güvenlik yasa tasarısındaki bazı maddeler, bizim istemediğimiz maddeler geriye çekilecek. Hatta burada kavga dövüş geçen maddelerin de görüşmeleri yeniden yapılacak ve düzenlenecek.” Yani neye el kaldırdınız? Bugün akşam görüşeceğimiz ve bundan sonra yapılacak düzenlemelerde neye el kaldıracak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu? Ve buradan, Adalet ve Kalkınma Partisinin çıkan sözcüleri, Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı diyordu ki: “Milliyetçi Hareket Partisi HDP ile beraber olmuş, bonzaiyi, molotofkokteylini savunuyor.” Şimdi, gelip buradan -Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna sesleniyorum- sözcüleri, Başbakan ve Cumhurbaşkanı Türk milletinden özür dilemelidir. “Evet, biz milleti yanılttık, biz millete yanlış söyledik, biz millete yalan ifadede bulunduk. PKK’yla görüşen, Öcalan’la görüşen biziz, HDP Grubuyla bu görüşmeleri yapan, pazarlığı yapan biziz.” demesi gerekmez mi? Bu bir ahlaki tutum olmaz mı? Siyaseten ahlaki tutumu gerektirmez mi?

Şimdi, kendi içinizde istikrar yok değerli milletvekilleri. Hükûmetin içerisinde istikrar yok. Şimdi burada İçişleri Bakanı oturuyor, ben buradan soruyorum: 26 Şubatta Başbakan Yardımcısı, bu süreçten sorumlu, PKK’yla yapılan görüşmelerden sorumlu Başbakan Yardımcısı siz bu açıklamaları yapmadan önce açıklama yapıyor. Ne diyor sayın milletvekilleri? Hükûmet adına konuşuyor bu, bu Hükûmetin söylemidir, bu Hükûmetin ifadesidir: “Bunları yazmak kolay, birtakım ifadeleri ortaya koymak kolay. Biz hiçbir zaman için HDP’yle bir araya gelerek aynı masanın etrafında açıklama yapmayız.” diyor. Kim diyor bunu? Başbakan Yardımcısı ve Hükûmet Sözcüsü Bülent Arınç.

Şimdi buradan İçişleri Bakanına soruyorum, İçişleri Bakanı olarak buradan cevap versin: Siz, bu HDP’yle yaptığınız açıklamayı, Abdullah Öcalan’ın mesajlarını Hükûmet olarak mı yaptınız Sayın İçişleri Bakanı? Ama, bunu dinleme gereği de duymuyorlar yani bu milletin gözünün içine baka baka yalan söyleniyor, bu milletin gözünün içine baka baka kandırılıyor. Üç gün önce, dört gün önce Sayın Cumhurbaşkanı Malatya’da kükrüyordu, Elâzığ’da kükrüyordu, “Bölücü terör örgütünün Meclisteki uzantıları.” diyordu HDP’ye, “Onlar terörün önlenmemesi için orada direniş gösteriyorlar.” diyordu. Bugün ne oldu?

Değerli milletvekilleri, ben size soruyorum: Hani terör örgütü vardı, hani onun uzantıları olan HDP vardı? Bunu kim söylüyor? Bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan söylüyor. Bugün ne değişti? Dün ona da “Evet.” diyorsunuz, dün yapılana da “Evet.” diyorsunuz, bugünküne de “Evet.” diyorsunuz. Bu ülkeyi getirdiğiniz son noktadır.

Değerli milletvekilleri, her seçimden önce algı yönetimiyle şunu oluşturuyorsunuz: 2+2 4’tür ama siz algı yönetimiyle 2+2’yi 7 gösteriyorsunuz, 8 gösteriyorsunuz. 2013’ün nevruzundan önce yine Abdullah Öcalan Diyarbakır meydanlarında mesaj verdi: “PKK silahı bırakacak.” dedi. Dönemin Başbakanı Erdoğan, Hükûmet sözcüleri bir bahar havası estirdiler, dediler ki: “Silahlar bırakılıyor. Türkiye'de otuz yıl sonra barış geliyor.” Nerede barış? 2013 yılından 2015 yılına geldik, PKK silah bıraktı mı değerli milletvekilleri? PKK, bırakın silah bırakmayı, gittikçe silahlandı. Dağdaki silahlı adamların yanı sıra, KCK yapılanmasıyla beraber şehirdeki militanlarını yapılandırdı ve hatta -iddiaların içerisinde- ellerinde 500’e yakın uçaksavar olduğu iddia ediliyor. Bugün siz inanıyor musunuz PKK’nın silah bırakacağına? PKK terör örgütünün silah bırakacağına nasıl inanabilirsiniz? Ben buradan İçişleri Bakanına soruyorum -arkada oturuyor- “Ey İçişleri Bakanı, Abdullah Öcalan ne diye içeride?” Abdullah Öcalan terör örgütü kurmak ve yönetmekten içeride. Peki, siz ne yapıyorsunuz? İçişleri Bakanı da yargılanacak, açık söylüyorum çünkü bu ülkede terör örgütü kurmak ve yönetmekten dolayı ömür boyu hapse mahkûm olan Abdullah Öcalan’a İmralı’dan terör örgütünü yönettiriyorsunuz Sayın İçişleri Bakanı. Yani, bu ülkeyi bir kaosun içerisine sokuyorsunuz, bu ülkeyi çıkmaz bir yola sürüklüyorsunuz, bu ülkede dün yaptığınız gibi yarın da aynısını yapacaksınız. PKK paralel devletini kurdurdunuz Hükûmet olarak.

Bu Hükûmetin üyelerine sesleniyorum: Doğuda, ülkemizin belli bir bölümünde PKK terör örgütü paralel yapılanması vardır. Orada güvenlik güçlerini kurdular, kendi asayiş birimlerini kurdular, kendi hukuk sistemlerini kurdular, mahkemeler oluşturdular, vergi topluyorlar, asayişi sağlıyorlar ve silahlı güçlerini oluşturdular. Bırakın silahların bırakılmasını, bu ülkede 6-7 Ekim olaylarında da gördük ki Kobani bahane edilerek bir iç isyan hazırlığı vardır. PKK, hiçbir dönemde olmadığı kadar sizin döneminizde güçlendi. PKK silah bırakmaz, bunu aklınızın bir tarafına koyun, PKK toprak almadan silah bırakmaz. Bunu kim söylüyor? Karayılan söylüyor, “Çünkü, silah bizim tek güvencemizdir. Biz hayatta silah bırakmayız.” diyor. Bunu görmeyenlerin bu ülkede Hükûmet olması doğru değildir. Bu ülke sizin babanızın malı değildir, bu ülkede şehitlerin kanı vardır. Açık söylüyorum, yarın pişman olacağınız hiçbir olayın içerisine girmeyin. Bu sıralarda oturanların dedeleri de bu bayrak için, bu vatan için canlarını vermiştir, kanlarını dökmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bugün 3-5 kişinin yanlış öngörüsüyse, ihtirasları nedeniyle bu ülkeyi bir çıkmaza sürükleyemezsiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Lehinde İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Bu ülkede kaos çıkarıyorsunuz, krize sokuyorsunuz.” gibi, grubumuzu itham eden birtakım açıklamalar yaptı. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; öncelikle şunu ifade edeyim ki biz bu ülkeyi kaosa koymuyoruz, kriz çıkarmıyoruz. Tam tersine, bu ülkede uzun zamandır var olan bir kaosu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz, bir krizi çözmeye çalışıyoruz. Âdeta, bu milletin ayaklarına pranga teşkil eden bir meseleyi ortadan kaldırıyoruz. Yüz yıllık bir meseleyi çözme arifesindeyiz. Böyle bir noktaya geldik. Bu açıdan tarihî adımlar atıldı ve bu adımların mutlak surette alkışlanması gerekiyor.

İkincisi, biz bunu yaparken tamamen Hükûmetimizin inisiyatifiyle bu işe başladık. Ve bu sorun burada sadece AK PARTİ’nin, sadece Hükûmetin ya da sadece belli bir bölgenin sorunu değil; bu sorun devletin ve muhatabı da 77 milyon insandır. Dolayısıyla, bu sorunun çözümünde de bizim bir tek muhatabımız var, o da milletimizin ta kendisidir…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – PKK’dır sizin muhatabınız.

AHMET AYDIN (Devamla) – …milletimizin talep ve beklentileridir, milletimizin çekmiş olduğu bu acılara son vermektir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Muhatabınız PKK. PKK’dan dinliyorsunuz, İmralı’daki katilden dinliyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, tarihî adımlar atılıyor. Eğer silahlar bırakılacaksa…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Silah falan bırakan yok.

AHMET AYDIN (Devamla) – …eğer kan, şiddet duracaksa, acılar bitecekse…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Doğru söyle, silah bırakan filan yok.

AHMET AYDIN (Devamla) – …gözyaşı dinecekse alkışlanması gereken bir şeyde niye bu kadar rahatsız oluyorsunuz Allah aşkına, niye rahatsız oluyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Doğru söyle, silahı bırakan yok! Millete doğruları söyleyin, silah bırakan yok “Silah bırakmayacağız.” diyorlar.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, bu ülke çok çekti; canıyla çekti bu millet, malıyla çekti. 35 binin üzerinde can verdik. Daha bir otuz yıl daha, kırk yıl daha, yüz yıl daha bekleyelim, 40 bin insanımızı daha mı kaybetsin?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Süleyman Şah’taki yalanın yeni versiyonu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir tek insanımızın canı, bir tek insanımızın bir damla kanı bütün siyasetlerin üzerindedir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Her gün yeni bir tür yalan.

AHMET AYDIN (Devamla) – Burada siyaset yapmayalım.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Edebiyat yapıyorsun, edebiyat.

AHMET AYDIN (Devamla) – Hiçbir istismara da meydan vermeyelim. Burada, siyaset üstü bir mesele. Ama uzlaşarak ama çözerek ama milletimizin taleplerine…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – “PKK ne istediyse verdim.” diyor Tayyip Erdoğan.

AHMET AYDIN (Devamla) – …beklentilerine uygun bir şekilde davranarak çözelim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ahmet Aydın, siyaseti nerede yapacağız?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu hepimizin ortak sorunu, bütün bir milletin ortak sorunu. Eğer kan duracaksa, şiddet bitecekse bundan niye rahatsız olalım?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bayraktan mı vazgeçeceğiz?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Şiddetin bitmesinden kimse rahatsız olmaz, milleti kandırıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu gücü, bu enerjiyi bir arada tutarak niye sinerjiye dönüştürmeyelim diye sormak istiyorum diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkanım, kanın durmasından ve silahların susmasından bizim rahatsız olduğumuzu ifade etti. Bunu bir hakaret olarak kabul ediyoruz ve söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

 

4.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Değerli milletvekilleri, bu ülkede Milliyetçi Hareket Partisi silahların susmasından ve kanın durmasından asla rahatsız olmaz. Biz, bu ülkede bir tane bile vatandaşımızın tırnağına zarar gelmemesi için gövdemizi ortaya koyan bir siyasi anlayıştan geliyoruz. Tarihimize baktığımız zaman, mücadelemize baktığımız zaman, bunu Türk tarihi mutlaka yazacaktır. Fakat, her seçim öncesinde bir algı operasyonuyla “Silahlar susacak.” diyerek milleti kandırmaya hakkınız yok Ahmet Aydın. Bunları ben söylemiyorum, aç oku Sayın Başbakanın ifadelerini.

Yine, Oslo görüşmelerinden sonra, yaptığınız anlaşmalardan sonra aynı lafları çıktınız söylediniz burada ama bu ülkenin Başbakanı, dönemin Başbakanı, Şemdinli’de PKK’lı militanlarla HDP’li milletvekilleri kucaklaştı diye yeri göğü inleterek “Bu ülkede teröre asla prim vermeyeceğiz.” dedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teröre prim vermeyeceğiz, eyvallah.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – “Eline kan değmiş, eline silah değmiş terör örgütüyle oturanların, pazarlık yapanların, bu şerefli Meclisin içerisinde, altında, yaşamalarına müsaade etmeyeceğiz.” diyen Başbakan Erdoğan’dır, biz demiyoruz. Lütfen tutarlı olun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –Doğru, teröre prim vermeyeceğiz, terörü bitireceğiz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bu mücadeleyi nasıl yapacaksanız o mücadeleyi hakkıyla yapın ama günü geldiğinde siyaseten oy devşirmek amacıyla HDP’ye bile “Terör örgütünün yan kuruluşu.” diyeceksiniz, “PKK’lı teröristlerle pazarlık yapılıyor.” diyerek seçim meydanlarında, İç Anadolu’da milliyetçilik nutku atacaksınız, bugün geleceksiniz bunları söyleyeceksiniz.

Şimdi, Ahmet Aydın, bak, burada, KCK’nın yürütme kurulu üyesi Murat Karayılan var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizim muhatabımız değil o.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sizin muhatabınız Karayılan, Abdullah Öcalan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizim muhatabımız siyaset. Siz muhatap alıyorsunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Abdullah Öcalan’ı muhatap alan, Karayılan’ı da muhatap alır, şeyi de alır.(X) Evet, silahlar bunlarda. Diyor ki…

2013’te silahları bıraktırabildiniz mi Ahmet Aydın? Silahlar gittikçe arttı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizim muhatabımız millettir, millet.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu milletin gözünün içine baka baka yanlış bilgi vermeyiniz, doğruları söyleyiniz, halktan yana olunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eyvallah, doğru. Doğruyu söylemeyen…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, grubumuza “terör uzantısı” demek suretiyle bir sataşma oldu. Hatip hem bir önceki konuşmasında hem bu konuşmasında “terör uzantısı, terörün yan kuruluşu” demek suretiyle sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

 

5.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde ve sataşma nedeniyle yaptığı konuşmaları sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüden defalarca ifade ettiğimiz bir hususun altını tekrar çizerek söyleyelim. Halkların Demokratik Partisi bu ülkenin yasaları çerçevesinde kurulmuş, demokratik siyasetin çözüm gücüne inanmış ve bu Meclis çatısı altında Türkiye’nin en köklü sorunlarına çözüm için çaba gösteren bir siyasi partidir. Bu siyasi partiye herkesten saygı beklemek en doğal hakkımızdır. Biz buraya çıktığımızda hiçbir zaman bir siyasi partiye hakaret edecek söylemlerde bulunmuyoruz, diğer siyasi partilerden de bu tavrı bekliyoruz.

Partimizin yapmış olduğu en onurlu iş, en önemli görev ve çaba çözüm süreciyle ilgili kalıcı barışı açığa çıkaran çalışmalardaki yoğunlaşmasıdır. Bununla onur duyuyoruz, bununla bütün partililerimiz onur duyuyor. Biz bunu yaparken dişimizle, tırnağımızla âdeta toprağı kazarcasına, kalıcı barışı sağlamak için bir tünelin ucundaki ışığı görmeye çalıştık. Çok şükür, bugün, tünelin ucundaki ışık barış açısından eğer görülüyorsa, eğer silahların bırakılmasıyla ilgili bazı süreçler gelişiyorsa bundan herkesin hoşnut olması gerekiyor.

Burada önümde bir metin var. Bu metinde tanımlanan başlıkların -ya da metnin tümünün- tamamı Türkiye’nin demokrasi sorunlarıyla ilgilidir. Bu ülkede demokratik siyasetin, demokratik çözümün, özgür vatandaşlığın, demokratik devlet ve toplum ilişkisinin, kimlik statüsünün, kadın, kültür ve ekoloji sorunlarının, ortak vatan ve demokratik cumhuriyet temelinde sorunların çözümüne bu Parlamentoda hangi milletvekili karşı çıkabilir? Savunduğumuz şeyin arkasındayız. Dediğim gibi, eğer kalıcı barış adına tünelin ucundaki ışığı görmüşsek daha fazla çaba gösterme sorumluluğunu omuzlarımızda hissediyoruz. Allah’ın izniyle, halkımızın desteğiyle inşallah bu ülkeye barışı getireceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, bir şey ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Demin Milletvekilimiz Seyfettin Bey konuşmasını yaparken Sayın Cumhurbaşkanın o dönemin Başbakanı olarak yaptığı bir açıklamayı sadece dile getirdi. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Yani, HDP’nin PKK’yla eş değer olduğu sözünü Cumhurbaşkanı söylemiştir.

BAŞKAN – Evet, tutanaklarda düzeltilmiştir tekrar.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 688, 687, 673, 658 ve 686 sıra sayılı Kanun Teklif ve Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 6, 7, 8, 9 ve 10’uncu sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak dağıtılan (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 2 Mart 2015 Pazartesi günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin bu birleşimde yapılmasına; 687 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Lehinde İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak.

Buyurunuz Sayın Bak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubumuzun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince verdiği grup önerimiz lehinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Grup önerimiz, Meclis Genel Kurulunun 5 Nisan 2015 tarihine kadar çalışma gündemini düzenlemektedir. Halkımızın talep ve beklentileri doğrultusunda bazı kanun tasarı ve teklifleri gündemin ön sıralarına alınıyor. 688, 687, 673, 658 ve 686 sıra sayılı Kanun Teklifleri ve Tasarıları gündemin 6, 7, 8, 9 ve 10’uncu sıralarına alınıyor. Bunlardan 688 sıra sayılı ve 687 sıra sayılı Kanun Teklifleri temel kanun olarak görüşülecektir.

Grup önerimiz, ayrıca, bastırılarak dağıtılan (11/45) esas numaralı, İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala hakkında verilen gensoru önergesinin 2 Mart 2015 Pazartesi (bugün) görüşülmesini önermektedir. Bugün gensoru görüşmelerinden sonra 684 sıra sayılı iç güvenlik paketi kanun teklifinin görüşmelerine devam edilecektir.

Grup önerimizin lehinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bak.

Aleyhinde İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi, hâlen görevde olan İçişleri Bakanı hakkındaki gensorunun görüşülmesiyle ilgili olarak gensoru önergesinin öne çekilmesi ve buna paralel olarak Meclis gündeminin yeniden düzenlenmesini kapsamaktadır.

Görevde olan İçişleri Bakanıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini kürsüye çıkacak olan arkadaşımız Gaziantep Milletvekilimiz -eski Bolu Valimiz- Sayın Ali Serindağ etraflıca açıklayacak. O nedenle o konuya girmeyeceğim ama bir eski İçişleri Bakanıyla ilgili olarak, bir dönem Başbakan Yardımcılığı da yapmış bir eski İçişleri Bakanıyla ilgili olarak burada bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Bu eski İçişleri Bakanı -ismi Beşir Atalay- geçen hafta bir yandaş televizyon kanalında bir değerlendirme yapıyor, bir konuşma yapıyor, bu, Cumhuriyet Halk Partisini paralelle ilişkili göstermeye yönelik devletin istihbarat birimi içindeki bir yasa dışı yapılanmanın ürettiği belgeleri kullanarak uygulamaya konulan o senaryoya ilişkin olarak şöyle diyor: “MİT kurgusu diye bir şey yok. Başbakanın dolayısıyla haberi olması gereken bir şey yok.” Parti sözcümüz açıklama yaptı, Davutoğlu’nun bilgisi yok, doğrudan doğruya sarayın talimatlarıyla, sarayla ilişkili bir bakan tarafından bu operasyon yürütülüyor. Sayın Davutoğlu’nu da göreve çağırmıştı Sayın Haluk Koç, buradan ben de Sayın Davutoğlu’nu göreve çağırıyorum: Bu yasa dışı yapılanmaya müdahale edin. Devam ediyor Beşir Atalay: “Ama o ‘tweet’ler, Fuat Avni ile CHP milletvekillerinin bu irtibatları, CHP Grup Başkan Vekilinin o yazışmaları…” -Beni kastediyor- “…bunları kendileri çok iyi biliyorlar, bunun ne kadar sağlam delillerle basında yer aldığını da biliyorlar. Şu günlerde o konularda daha yeni şeyler de yazılacağını zannediyorum, arkası gelecek.” Televizyondaki televizyoncu soruyor: “Bilerek mi söylüyorsunuz?” “Biraz bilerek söylüyorum. Bunların bu yazışmalarının daha devamı da çıkacak.” Biz, o istihbarat birimi içindeki yasa dışı yapılanmanın bir bakan kanalıyla sarayla irtibatlı olduğunu biliyorduk, meğer bu senaryo içerisinde bu zat da varmış, Beşir Atalay. Bir dönem “köstebek” unvanını bileğinin hakkıyla almış olan bu bakana, bu eski bakana ben buradan bir sıfat daha yakıştırıyorum: “Müfteri.” (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, öyle bir laf olur mu şimdi? Öyle bir laf olabilir mi ya?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Recep, sus, dinle!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Devam ediyorum, dinle!

Bunu söyleyen kişi müfteridir. Bu bakana, bu Beşir Atalay’a buradan çağrı yapıyorum: Elinde olduğunu söylediğin, o bildiğini söylediğin belgeleri açıklamazsan namertsin, müfterisin. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben bugün buradayım, bu hafta buradayım, Beşir Atalay’ı bekliyorum, buraya gelmeye, bu kürsüye çıkmaya cesareti varsa gelsin bunları söylesin.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Gelir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Arzu ediyorsa, hangi televizyon kanalında konuşmak, çıkmak istiyorsa kendisiyle o televizyon kanalında konuşmaya hazırım. Bu Twitter yazışmalarının tamamı düzmecedir, bunun açıklamasını yaptım, gazete denilen o paçavralara tekziplerimi gönderdim, gerekli suç duyurularını da yaptım, tazminat davamı açtım. Alnım ak. Hodri meydan Beşir Atalay, gel, bunları burada açıkla. Yoksa “köstebek” unvanının yanına bileğinin hakkıyla bir de “müfteri” unvanını almış olacaksın.

Siyaset bu kadar basit olmamalı arkadaşlar, bu kadar basit olmamalı, bu kadar ucuz olmamalı, bu kadar seviyesiz olmamalı. Birbirimizi elbette eleştirebiliriz, siyasi partiler olarak birbirimize her türlü eleştiriyi yapabiliriz ama bu kadar iftira olmaz arkadaşlar, bu iftiradır.

“Bilerek söylüyorum.” diyor, demek ki bu senaryonun içerisinde kendisi de var, bu merkezde görev almış. Biz oysa onun görev aldığını bilmiyorduk, onu itiraf ediyor.

Değerli arkadaşlar, aslında, asıl konuşacağım konu bu değildi ama İçişleri Bakanıyla ilgili gensoru önergesi olunca bu konuya değinme ihtiyacı duydum. Değineceğim konu Merkez Bankasının bağımsızlığı. Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası Başkanına, onun bağımsızlığına yönelik büyük bir saldırı gerçekleştiriyor. Bu saldırı 12 Aralıktan bu yana gerçekleşiyor. 12 Aralıktan bu yana, Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzenli olarak Merkez Bankası Başkanına, onun bağımsızlığına bir saldırı yöneltiyor.

Cuma sabahı Türkiye Büyük Millet Meclisinde basın toplantısı yaptım, dedim ki: “Cumhurbaşkanının Merkez Bankası Başkanına bir ‘vatan haini’ demediği kaldı.” Bunu, ben saat on birde söyledim; evet, bu eksiği de öğleden sonra kendisi tamamladı, öğleden sonra Merkez Bankası Başkanına “vatan haini” dedi, yurt dışına giderken de buna ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısını dâhil etti, o da vatan haini oldu.

Şimdi, ben merak ediyorum, Sayın Davutoğlu ne iş yapar acaba? Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Merkez Bankası Başkanına, ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısına büyük bir itham yöneltiyor, “vatan haini” diyor.

Sayın Davutoğlu, bu arkadaşlar, Sayın Babacan ve Merkez Bankası Başkanı vatan hainiyse bunları görevden alın, yok vatan haini değilse, çıkın, bunları savunun, sizin söyleyecek bir şeyiniz yok mu? Yani Erdoğan’la görev paylaşımınızda size çizilen dairenin içerisinde bunlar yok mu? Sadece size Kılıçdaroğlu’yla polemik görevi mi verildi, Başbakanlık göreviniz yok mu sizin?

Cumhurbaşkanına bir çağrı yapıyorum, emrinizde Devlet Denetleme Kurulu var, görevlendirin; eğer vatan hainliği varsa tespit etsinler. Bir Cumhurbaşkanı devletin bürokratına “vatan haini” deme hakkına sahip değildir.

Ne diyor? “Faizleri indir.” diyor. O, her “Faizleri indir.” deyişinde faizler yükseliyor. Bakın, 28 Ocaktan bu yana, sadece 28 Ocaktan bu yana, bugüne, faizler 6,7’den 8,6’ya yükseldi, 2 puan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Faiz lobisi 6 kat kazanacak, onun için!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – 2 puan. Bak, “Faiz indir.” dedikçe, Merkez Bankasına saldırdıkça faiz lobisi kazanıyor. Peki, Cumhurbaşkanı bunu bilmeden mi konuşuyor? Cumhurbaşkanının bunları bilmeden konuştuğunu ben düşünmek istemem. Bunun sonuçlarını biliyor olması lazım. Yani, aksini düşünmek istemem. Bilerek konuşuyorsa o zaman faiz lobisine bir hizmet var. Yani, görünüşte güya faize karşı çıkıyorsunuz, aslında faiz lobisine hizmet ediyorsunuz. Her konuşmasında dolar yükseliyor. Vatandaş sabah, Cumhurbaşkanının nerede konuşacağına bakıyor, TOBB’da mı konuşacak, hemen dolarını alıyor. TOBB’da veya bir sivil toplum örgütünün toplantısında konuşuyor, Merkez Bankasına yükleniyor, dolar yükseliyor, vatandaş dolarını satıyor. Tabii, vatandaş derken, milyar dolarları olanlar var. Kazanan iki lobi var, faiz lobisi, dolar lobisi. Cumhurbaşkanın konuşmaları faiz lobisine ve dolar lobisine hizmet ediyor, başka hiçbir sonucu yoktur.

Ben Sayın Davutoğlu’na buradan bir çağrı yapıyorum, ya Başbakan Yardımcınıza, Merkez Bankası Başkanına sahip çıkın ya da onları görevden alın, aksi kabul edilemez.

On iki yıl süreyle Recep Tayyip Erdoğan bu ülkede Başbakanlık yaptı. On iki yıl süreyle ekonomideki yapısal sorunları çözemediğin için Merkez Bankası faizini indiremiyor. Senin ekonomi politikandaki eksiklikleri faiz politikasıyla gidermeye, telafi etmeye çalışıyor, hepsi bu. Ama, aksini iddia ediyorsanız, eğer onların görevlerini yapmadığını düşünüyorsanız Başbakanın onları görevden alması lazım ya da çıkıp Cumhurbaşkanına demesi lazım ki: “Hayır, bu arkadaşlar görevini yapıyor.” İkisinden biri, susmak olmaz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Atalay.

BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kırıkkale Milletvekili Beşir Atalay'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Sayın Grup Başkan Vekili burada hiddetli, şiddetli bir şekilde hakaret ederek konuştu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hakaret etmedim.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – İki dakikada, iki buçuk dakikada, onun on dakikada konuştuğuna cevap vermek zor ama şunu söyleyeyim: Paralel yapı ile Cumhuriyet Halk Partisinin ilişkisini herkes biliyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Dünya âlem biliyor.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Kendi milletvekiliniz “Paralel yapıyla yardımlaşıyor.” diye istifa etti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sana yazıklar olsun, sana yazıklar olsun!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Belge nerede belge, belge, belge?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Belge çıkar, belge!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – İzmir Milletvekiliniz dedi ki: “Bizim partimiz paralel yapının uşağı oldu, paralel yapının oyuncağı oldu. Paralel yapı ellerine bir şey veriyor, onlar da onu okuyor.” Benim dediğim o.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Belge bekliyorum. “Elimde belge var.” diyordun, belge bekliyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İftiracılar sizi!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sizin “tweet”leriniz ise dillere destan, gazetelerde çarşaf çarşaf yer aldı. Benim de dediğim odur, başka bir şey değil.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Suç ortağı!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben yeni bir şey eklemedim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İftira atmaya utanmıyorsun ya!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Onun için, söylediğiniz sözleri iade ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Belge çıkar, belge!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Köstebek konusuna gelince, burada bunu çok konuştuk. Bu bir iftiraydı, yargı da bunun iftira olduğunu söyledi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sonra ben Sayın Kılıçdaroğlu’na o yargı kararından sonra tazminat davası açtım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Belge çıkar, belge!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kaybettiniz, davayı kaybettiniz.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Her gün onu söylüyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Köstebek, dava kaybettin!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tazminat davasında, mahkeme ne dedi kararda: “Siz siyasiler eleştiriye tahammül etmelisiniz.”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ee?

BEŞİR ATALAY (Devamla) – “Onun için, bu bir eleştiridir, hakaret değildir.” dedi, benim lehime karar verdi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yok ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Davayı reddetti.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Şimdi, Kılıçdaroğlu her gün diyor ki: “Davayı ben kazandım.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Davayı reddetti, davayı.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Asıl davada mahkeme şunu dedi: “Sizin söylediğiniz yalandır, yanlıştır. Böyle bir şey yoktur.” Ben o karara dayanarak tazminat davası açtım ama mahkeme diyor ki, kararda bu yazıyor. “Normal vatandaş için ‘köstebek’ dense bu bir hakarettir ama siyasetçilere denince bu bir hakaret değildir.”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu kararda yazıyor bu cümle. “Onlar bunlara tahammül etmelidir.” diyor. Sayın Genel Başkan her gün çıkıyor, “Davayı ben kazandım.” diyor bunun üzerine.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kazandı tabii.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, kazandı. Kaybettiniz o davayı. “Köstebek”liğiniz tescil oldu.

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, ben o söylendiğinde şunu dedim: Kendi onuruna düşkün olmayanlar, başkalarının onuruyla kolay oynarlar. O “köstebek” lafında bunu dedim. Ben onuruyla yaşayan bir siyasetçiyim ve ben her zaman…(CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hadi canım sen de!

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Hadi, hadi, hadi!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo, bravo!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben on iki yıl bakanlık yaptım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Haydi! İftira atıyorsun, iftira!

BEŞİR ATALAY (Devamla) – Benim alnım açık, başım diktir Allah’ın izniyle. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İftira atmak günahtır! İftira atma!

BEŞİR ATALAY (Devamla) - Onun için, buraya çıkıp böyle iftiralara ve hakaretlere de aynı şiddetle cevap veriyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Belge ver, belge. Belge nerede?

BEŞİR ATALAY (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atalay.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (Gürültüler)

Lütfen sessiz olun, duyalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Konuşmasında bana sataşmada bulundu efendim, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Kırıkkale Milletvekili Beşir Atalay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Atalay, orta sahada top çevirmek yok. Size hodri meydan dedim, elinizdeki belgeleri açıklayın.

BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ben buradayım, buradayım, hodri meydan!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – “Bilerek söylüyorum.” diyorsunuz televizyon programında.

Ben buradan söylüyorum: O “tweet”lerin hiçbirisi benim değildir. Hiç kimseyle yazışmadım, bu dediğiniz kimseyle yazışmadım. Bu bir iftiradır, düzmecedir. Tekzibimi gönderdim “paçavra” denen o gazetelere, “paçavra” olarak isimlendirdiğim o gazetelere tekziplerimi gönderdim; tazminat davası açtım, suç duyurusunda bulundum.

Size hodri meydan diyorum, elinizdeki belgeleri gösterin, değilse siz müfterisiniz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Bu kapıyı siz açtınız Sayın Başkan, “tape”leri yayınlayarak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Kendisi de söyledi, “köstebek” ve “müfteri” kelimeleri hakaret değildir. Mahkeme kararıyla da kendisinin müfteri olduğu… Şey, pardon, düzeltiyorum. Elbette müfteriyle ilgili de bir dava açabilir, bekliyorum tabii ki; ben de bilerek söylüyorum bu “müfteri” kelimesini, müfteri! Hadi, Sayın Atalay, sizi hakkımda dava açmaya davet ediyorum, sizi hakkımda dava açmaya davet ediyorum, bakın, bu bir hakaretse dava açmaya davet ediyorum. Dava açın, kazanın, ben de geleyim, deyim ki: “Evet, Sayın Atalay’a ben istemeden hakaret etmişim.” Niyetim hakaret etmek değil ama bir insana olmayan bir şeye dayanarak iftira atarsanız size o insanın “müfteri” deme hakkı vardır. Ben üzüntü duyarım. Sizden beklerdim ki… O “köstebek” kelimesine karşı buralarda isyanlarda bulundunuz, kendinizin haklı olduğuna inanıyorsunuz. Peki, niye siz grup başkan vekiliyle ilgili veya partimizle ilgili bu uydurma “tweet”lere, mesajlara itibar ediyorsunuz, yakışıyor mu hiç? Siyaset böyle mi olmalı arkadaşlar?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kapıyı siz açtınız “tape”lerle ilgili.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Turan, siz de o gün aldınız, burada bir gazete kupürü göstermeye çalıştınız. Bakın, bunlar olmaz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu kapıyı siz açtınız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Siz gerçi başka bir şey söylemediniz, biliyorum, başka bir şey söylemediniz, sadece bir iddia söylediniz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Okumadım, masumiyete inanıyorum ama siz bunu ihlal ettiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Peki.

Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 688, 687, 673, 658 ve 686 sıra sayılı Kanun Teklif ve Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 6, 7, 8, 9 ve 10’uncu sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak dağıtılan (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 2 Mart 2015 Pazartesi günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin bu birleşimde yapılmasına; 687 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile 688 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini…

LEVENT GÖK (Ankara) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi kabul edilmiştir.

On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.12

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun kamu düzenini sağlamada görevlerini yürütemediği, PKK/KCK’nın faaliyetlerini engelleyemeyerek paralel devlet yapılanmasına zemin hazırladığı, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını akamete uğratma girişimlerinde bulunduğu iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

 

IX.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, kamu düzenini sağlamada görevlerini yürütemediği, PKK/KCK’nın faaliyetlerini engelleyemeyerek paralel devlet yapılanmasına zemin hazırladığı, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını akamete uğratma girişimlerinde bulunduğu iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/45)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi olarak Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Demir Çelik, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal, Hükûmet adına da İçişleri Bakanı Efkan Ala konuşacaktır.

Şimdi ilk söz olarak önerge sahibi Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu konuşacaktır.

Süresi on dakikadır.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala hakkında vermiş olduğumuz, kamu düzeni, huzur ve asayişi sağlamakta acziyet gösterdiği, sahip olduğu yetkileri kullanmayarak üniter devlet yapısının fiilen bozulmasını ve ülkemizin belirli bölümlerinde paralel devlet yapısının kurulmasına zemin hazırladığı gerekçesiyle vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İçişleri Bakanlığı, iç güvenliğin ve asayişin sağlanmasından sorumludur. Kamu düzeni ve genel ahlakın korunması, kaçakçılığın men ve takibi, trafik düzeni, suç ve suçlularla mücadele gibi konular İçişleri Bakanlığının görev sahası içerisindedir. Bu ve benzeri görevlerin hep birlikte değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan İçişleri Bakanlığının görevi, güvenlik kuruluşlarını yönetmek suretiyle ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünün, Anayasa’da yazılı hak ve hürriyetlerin korunmasıdır. Kısaca, İçişleri Bakanlığı anayasal düzenin bekçisidir. Bakan ise bu kuruluşun başındaki en üst amir olarak kendisine Anayasa ve kanunlarla verilen vazifeleri yerine getiren, bu konuda iş birliği ve koordinasyon fonksiyonunu icra eden makam olmaktadır.

Son dönemde PKK terör örgütüyle yapılan müzakereler çerçevesinde “Kürt açılımı”, “çözüm süreci” gibi isimlendirilen ve PKK terör örgütü tarafından kontrol edilen süreçte gelinen nokta, terör örgütünün egemenlik tesis ettiği bir alanın ortaya çıkmasıdır. Bu alanda PKK terör örgütünün uzantıları asayiş timleri oluşturmuş, kimlik kontrolleri, yol kontrolleri, umuma açık yerlerde aramalar yapmaktadırlar.

Yine, PKK’nın şehir yapılanmasının mensupları bir yargı sistemi tesis etmişler, mahkemeler kurmuşlar; alacak verecek davalarına, tarla davalarına, boşanma davalarına ve diğer davalara bakmaktadırlar. Kamu görevlilerine bile bu mahkemelerde görülen davalar için tebligat yapılmaktadır.

PKK terör örgütünün şehir yapılanması, vergi sistemi kurmak suretiyle vatandaşlarımızdan vergi adı altında haraç toplamaktadır.

Terör örgütünün silahlı unsurları ellerinde silahlarıyla dağlardan şehirlere inmişler, haftalarca şehirler arası yolları kesmişler ancak asayişten sorumlu güvenlik birimleri İçişleri Bakanının emirleri doğrultusunda Anayasa’nın 137’nci maddesini de çiğneyerek müdahale etmemişlerdir.

Terör gibi sadece Türk toplumunu değil, bütün insanlığı yakından ilgilendiren bir sorun karşısında İçişleri Bakanının görevini yapmadığı, seyirci kaldığı hepimizce malumdur. Milliyetçi Hareket Partili Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ı beş yıl için seçilmiş iken dört yıl boyunca açıkta tutan İçişleri Bakanlığı, terör örgütüne destek mahiyetinde güvenlik güçlerinin ulaşımını engellemek amacıyla şehirlerin cadde ve sokaklarını çukurlarla dolduran belediye başkanlarına kayıtsız kalmakta, vazifesini yerine getirmemektedir, Diyarbakır’da 6-7 Ekim olaylarında vazifesini yerine getirmeyen belediye başkanını görmezden gelmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütlerine operasyon yapma taleplerinin, valiler tarafından Bakan talimatı olduğu için reddedildiği kamuoyunca bilinen hususlardandır. Şırnak Valisinin Cizre’de asayişi temin etmek için PKK’lılara ricacı olduğu, Diyarbakır Emniyet Müdürünün daha fazla olay çıkmaması için terör örgütünün liderlerine âdeta yalvardığı kamuoyuna yansıyan birkaç örnektir.

Emniyet ve asayişten birinci derecede sorumlu İçişleri Bakanlığı, bu vazifesini batıda eli satırlı, kalaslı AKP’li milislere, doğu ve güneydoğuda eli silahlı PKK’ya havale etmiştir.

İçişleri Bakanlığı, paralelle mücadele etmemektedir. Kendine yakın olanlar paralelci de olsa şefkatli kanatlar altında yer bulabilmektedir.

İçişleri Bakanlığı, Türk milliyetçiliğiyle, Türk milliyetçileriyle mücadele etmektedir.

İçişleri Bakanlığı, ülkenin güvenliğini sağlamak yerine Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenliğini sağlamayı görev bilmiştir.

İçişleri Bakanlığı, âdeta tapınak şövalyeliğine soyunmuştur.

Hırsızlık, yolsuzluk, terör, kadın cinayetleri, uyuşturucu ticareti ve kullanımı gibi suçlarla mücadelede İçişleri Bakanlığı sınıfta kalmıştır. Toplumda infiale sebep olan bu suçlar önlenemediği için yoğun olarak ortaya çıkmakta, ortaya çıktıktan sonra cezalandırılmaya çalışılmaktadır. Suç ve suçluluk toplumda bir salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Bu durumu ortadan kaldıracak olan önleyici kolluk faaliyetleri yerine getirilmemekte, önleyici kolluk sadece Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin siyasi muhaliflerinde varlığını göstermektedir.

İçişleri Bakanlığının hukuksuz uygulamaları tarihin hiçbir döneminde bu kadar olmamıştır; neredeyse bütün iş ve işlemler yargıdan dönmektedir. Bakanlık hukuk birimleri savunma vermekten hizmet üretmeye zaman bulamamaktadırlar, davalar sürekli kaybedilmektedir. Diğer bakanlıklarla beraber İçişleri Bakanlığındaki bu hukuk dışı anlayış o kadar yaygınlaşmıştır ki bu durumu kurtarmak için Anayasa’ya aykırı düzenlemeler gündeme gelmiştir. Bu anlayış, Türkiye Büyük Millet Meclisini alet ederek hukuk dışılığa yasal kılıf hazırlamaya çalışmaktadır. Anayasa Mahkemesi tarafından bozulan yargı kararlarının iki yıl sonra uygulanmasına ilişkin düzenleme örneklerden biridir. Özelleştirme uygulamalarıyla ilgili yargı kararlarını işlevsiz hâle getiren düzenleme bir diğeridir. Şimdiyse İçişleri Bakanlığı tarafından Parlamentoya sunulan, “iç güvenlik paketi” diye bilinen tasarıda hukuksuz uygulamalar yasal hâle getirilmeye çalışılmaktadır. Örneğin, polis müdürlerinden uygun görülenlerin görevde bırakılması, diğerlerinin emekli edilmesi gibi ya da Emniyet personelinin keyfe göre yer değiştirmeleri ya da atama makamı emrine alınmaları gibi. Yine, iç güvenlik paketinin içerisinde bulunan 126’ncı ve 127’nci maddeler 4483 sayılı Kanun’da değişiklik yaparak kin, garez ve hatır saikiyle rapor düzenleyen müfettiş, denetmen ya da ön incelemecileri koruma altına almaktadır. Bu düzenlemeyle tetikçi müfettişlerin sayısı artırılacak, kin, garez ve hatır için rapor düzenleyenlerin tazminatları devlet tarafından karşılanacaktır.

Hukukun, Anayasa’nın ve kanunların bu kadar ayaklar altına alındığı bir başka dönem olmamıştır. İşte gensoru vermemizin sebepleri bunlardır. Bu gerçeklerden hareketle gensoru verdik. Umarım vicdan sahipleri gensorumuza “evet” derler.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizce malum olduğu üzere, bir süreden beri Hükûmet AKP ile PKK arasında yapılan bir müzakere söz konusudur. Bu müzakere çerçevesinde, terör örgütüyle görüşmenin bir şerefsizlik olduğu ifade edilmiş, gelinen noktadaysa, terör örgütüyle görüşmenin şerefsizlik olduğunu söyleyen ağız, “Ne istendi de on iki yıllık Başbakanlık dönemimde verilmedi?” şekline dönüşmüştür.

Devletin askerinin ve polisinin itibarsızlaştırıldığı, işlevsizleştirildiği, terörle mücadele etmekten alıkonulduğu, rüşveti, yolsuzluğu, hırsızlığı tespit eden polislerin, hâkim ve savcıların “paralelci”, “darbeci” diye yaftalandığı bir dönemde, PKK terör örgütüne, onun İmralı’daki bebek katili liderine güç veren, itibar kazandıran bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Sizin oylarınızla güvenoyu alan AKP hükûmetleri PKK’yla müzakere etmekte, bunu kamuoyundan ve sizlerden gizlemekteydi. Bu görüşmeler deşifre edildiğinde de görüşenlerin şerefsiz olduğu ifade edilmiş idi. Bu ifadenin sahibi Recep Tayyip Erdoğan, şimdi, bırakın görüşmeyi, Başbakanlığı döneminde PKK ne istediyse onu verdiğini itiraf etmektedir.

PKK’yla müzakerelerin koordinatörleri arasında İçişleri Bakanlığı vardır, bu Bakanlığa bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı vardır. PKK terör örgütünün silahlı unsurlarının Türkiye topraklarını terk edeceği ortaya atıldıktan sonra geçen süre zarfında bu teröristlerin Türkiye’yi terk etmediklerini Başbakan Davutoğlu “PKK’lı teröristler Türkiye’yi terk etmedi ve biz bunu halktan gizledik.” diyerek halka yalan söylediklerini itiraf etmişlerdir.

PKK’nın hedeflerine ulaşmadan silah bırakmayacağı açıktır. PKK’nın silahlı unsurlarının, o katillerin kendileri için güvence olduğu, sigorta olduğu bizzat PKK’nın siyasi uzantıları tarafından dile getirilmektedir. PKK bugüne kadar silah bırakacağını, pişman olduğunu hiç söylememiştir.

Şimdi ise yaklaşan seçimler dolayısıyla PKK’lı teröristlerin talepleriyle 10 maddelik bir mutabakat ortaya atılmıştır. Bugüne kadar AKP’den istediği her tavizi alan PKK bu anlaşmayla, “Demokratik siyasetin içeriği tartışılmalı.” derken PKK’lı teröristlerin siyaset yapmasından bahsetmektedir. Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarından bahsederken PKK’nın birleşik, bağımsız Kürdistan hedefinin yoluna taş döşemekten bahsetmektedir. Özgür vatandaşlıktan bahsederken PKK’lı olmanın hukuka uygun kabul edilmesi, PKK’lıyken yapılan katliam, ırza geçme, gasp, yağma dâhil her türlü fiilin suç kapsamından çıkarılması kastedilmektedir. “Demokratik siyasetin devletle, toplumla ilişkisi” derken PKK’lı sivil toplum kuruluşlarının meşrulaştırılması hedeflenmektedir. Kimlik kavramı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayıştan kasıt ana dilde eğitimdir. Demokratik cumhuriyet, ortak vatan kavramından anlaşılan, alt kimliklerin, özellikle Kürt kimliğinin Anayasa’ya girmesi, Türklük kavramının Anayasa’dan çıkarılması hedeflenmektedir. Tayyip Erdoğan ve hükûmetleri buna razıdır. Yapılan şey Türk milletini kandırmaktan ibarettir. AKP, koyunları ürkütmeden kurda teslim etmek niyetindedir. PKK’lı ateist teröristler mütedeyyin Kürt kardeşlerimizin temsilcisi hâline getirilmiştir. AKP oy hesabıyla millî, manevi, dinî değerleri işportaya çıkarmıştır, karşılığında, ne olursa olsun iktidarda kalmak istemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Bu düşüncelerle gensorumuzun kabulünü diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Demir Çelik.

Buyurunuz Sayın Çelik.

HDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkanım, çok saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlayarak İçişleri Bakanımız hakkında verilen gensoruyla ilgili partimizin düşüncelerini paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın yeniden şekillendiği, yeniden şekillenen dünyanın parçası olan Orta Doğu’nun stratejik savaşlar, beraberinde de vekâlet savaşlarıyla yeniden şekillendirme durumuyla karşı karşıya kaldığımız son beş yılı analiz edip incelemeye tabi tutmak, beraberinde de yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti devletinin serüvenini, dünden bugüne, bugünden yarına nasıl olması gerektiğini, bu manada da İçişleri Bakanlığı söz konusu olduğundan Türkiye'nin mevcut var olan idari, siyasi yapısına nasıl yaklaştığımızı ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; evet, dünya, ulus, üniter devletlerle tanıştığından bu yana artı değere el koyan küresel emperyal güçler tarafından her seferinde paylaşılmaya, bölüşülmeye muhtaç kılınmıştır. Gerekli gereksiz gerekçelerle başlatılan savaşlar, toplumsal, siyasal, ekolojik yıkımlarla, halklar kaosuyla karşı karşıya bıraktığı dünya savaşları, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve bugün yaşanan da yine bir paylaşım savaşı, dünyanın üçüncü paylaşım savaşı. Bu paylaşım savaşını doğru okumadan, beraberinde küreselleşmenin ortaya çıkardığı yeni dinamikler nezdinde pozisyon alamadan sadece ve tek başına reflekslerle karşı çıkmak bizi rutinin tekrar edildiği ve rutinin tekrarına dayalı tartışmalara mahkûm olan bir yasama faaliyetiyle karşı karşıya bıraktıracaktır ki Meclisin ruhuna da, Türkiye halklarının, ezilenlerin, yönetilenlerin beklentilerine de cevap olamayacağız.

Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı tehlikelerin hemen ardından parçalanan, bölünen ve paylaşılan Osmanlı İmparatorluğu, beraberinde idari, siyasi manada burjuva demokrasisiyle, burjuva demokratik devrimiyle buluşamadığından kurucu irade olan asker bürokrasisinin yol açtığı ve bu manada da tekçiliğin, katı merkeziyetçiliğin esas alındığı devlet ve o devletin yol açtığı zihniyetin bugün yaşanan parametrelerinin, sıkıntılarının, problemlerinin tartışıldığı bir Meclise şahitlik ediyoruz. Kurucu Meclis her şeyden önce bürokrat olunca, asker olunca, algı; düşman ile dost, mavi kuvvetler ile kırmızı kuvvetler ayrımına giderek her şeyi ama her şeyi bu karşıtlık üzerine biçimlendiren, şekillendiren bir algıyla yaklaşmıştır. Sorun mu var, problem mi var, aşılamayan siyasal, sosyal, kültürel problemlerimiz mi var? Onları kaşıdığını iddia ederek bir dış düşmana havale ettiğimiz, içeride de o dış düşmanların uzantısı olduğunu söylediğimiz bir kısım yapıların, kurumların, siyasal aktörlerin arkasına gizlenerek halka da bu dış düşmanlıktan hareketle ihanet ya da vatan hainliği yaftası sıfatını yapıştırarak halktan özgürlüklerini, barışını ve haklarını almayı yüz yıldır başardık, becerdik. Halklar sussun, kimliğinden, kültüründen, dilinden, özgürlüğünden, barışından mahrum kalsın diye; korksun, sinsin, sadece ve tek başına şiddetten değil, polisten, kolluk kuvvetinden değil, aynı zamanda o sıfattan, yakıştırılan sıfattan korktuğundan oraya yakıştırmadığından kendiliğinden susmuştur, suskunlukları oynamıştır, hâlâ da oynuyor. Yüz yıldır merkezî devletin çevreyle ilişkisini demokratik noktada çözememesinden, yüz yıldır devletin dinle ilişkisini demokratik ve katılımcı anlayışla çözememesinden, yüz yıldır merkezî devletin tekçi yapısıyla kimlik ve kültürler arasındaki sorunu çözememesinden kaynaklı, devasa, karşısında zaman zaman ürktüğümüz, korktuğumuz, geri adım attığımız sorunlarımız var. Etnik kimlik temelli sorunumuz var, kültürel, inançsal temelli sorunlarımız var, sınıfsal temelli sorunlarımız var, cinsî temelli sorunlarımız var. Kadın-erkek çatışması, çelişkisi, günde birkaç tane kadının katliamlara ve cinayetlere kurban edildiği gerçeğiyle hâlâ yüzleşmiş, bu yönüyle de kadın katliamlarının önüne geçmeyi başarabilmiş değiliz. Hâlâ çocuk katliamlarının, cinayetlerinin önüne geçebilmiş değiliz. Düşününüz ki AKP’nin on iki yıllık iktidarı boyunca polis kurşunlarıyla katledilen 255 çocuk. Bu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın rakamıdır ama bağımsız bir kısım sivil toplum örgütleri bunun 477 civarında olduğunu iddia etmektedir. Keza, Alevilerden Gezi’de 8 civarında vatandaşın katledilmiş olması, Kürtlerin her demokratik kalkışmasının, her hak arayışı mücadelesinin gazla, copla, kurşunla sonuçlanmış olması; onlarca, yüzlerce, binlerce sivilin katledilmiş olması işte bu yüz yıllık refleksin sonucudur. Hâlâ devlet Kürt’ünden Türk’üne, Arap’ından Çerkez’ine, Alevi’sinden Sünni’sine herkesi eşit, özgür vatandaş görmüyor, görmek istemiyor; ötekileştiriyor, iradesini kırıyor, asimilasyonist politikalara tabi tutarak Kürt’ü Türk’leştirmenin, Alevi’yi Sünni’leştirmenin politikalarıyla bu ülkede insanların haklarını gasbediyor, etmeye devam ediyor. Hak isteyen düşmanlaştırılıyor. Hak ve talep mücadelesini veren -emekçisinden çalışanına- insanların grev hakkını gasbediyor. Bu konudaki bir kısım özlük haklarını, emek sömürüsüne itirazlarını görmezlikten geldiğiyle kalmıyor, her yerde şiddet, her yerde baskı, her yerde zulüm. Bu, son dönemlerde daha da çoğaldı. Stratejik çıkarlarını, politik ve ekonomik çıkarlarını Orta Doğu halklarına dayatan küresel emperyal güçler, düşününüz ki dört yıldır yanı başımızda Suriye savaşıyla Kürt’ü Arap’a, Arap’ı Türkmen’e, Sünni’yi Alevi’ye, Alevi’yi Sünni’ye karşı konumlandırarak stratejik vekâlet savaşlarıyla kendilerine yeni alanlar, yeni stratejik hedefler çizmektedirler. Dört yıldır bitip tükenmeyen toplumsal ve siyasal yıkımlarla, ekolojik yıkımlarla bizi karşı karşıya bıraktıran bu sorun yanı başımızda Rojava’da, Kobani’de üç yılı aşkın bir zamandır sürüyor. Üç yıldır bahçesinin içini temizleyemeyenin dışarıdaki uluslararası politikasının da tutarlı olmayacağından hareketle, Rojava Kürt’üne nasıl yaklaşacağını bilememenin, bu çelişkiyi derinliğine yaşıyor olmasının ikircikli, kendine göreci yaklaşımı neticesinde Türkiye uluslararası ilişkilerde derin yalnızlığı yaşıyor; içeride de vatandaşıyla barışık bir ortamı sağlayamamanın açmazlarını, çelişkilerini, çatışmalarını yaşıyor.

Düşününüz, 3 Ocak 2013’te başlatılan demokratik çözüm sürecinin iradesinin arkasında duran güçlü bir halk desteği vardı. Hâlâ da var olduğuna inandığımız bu halk desteği o gün itibarıyla sahiplenilmiş olsaydı, bu sahiplenmeye bağlı olarak onurlu bir barışa, nitelikli bir müzakereye fırsat verilmiş olsaydı, bugüne kadar, iki yılı aşkın bir zamandır kaybettiğimiz canlar kaybedilmemiş, onlar da aramızda yaşamaya devam ediyor olacaklardı. Ama devleti biriktirmenin, iktidarı ve sermayeyi biriktirmenin aracısı durumuna gelen hükûmetler halka yabancılaştığından halka rağmen, topluma rağmen devleti esas alan politikalarından dolayı halkı kaybediyor, halkları kaybediyor. Bunu 6-7-8 Ekim tarihlerinde, 2014’ün Ekim aylarının başında sıkça gördük. Bir hükûmet düşününüz ki, 3 Ocak 2013’te demokratik çözümden yana olduğunu söylemiş olacak, demokratik çözümün nitelikli bir müzakereye evrilmesi açısından Meclisi devreye koyması gerekirken, şeffaf, açık, aleni, sürecin demokratik kamuoyu tarafından yürütülebilen, denetlenebilen bir noktaya taşınması gerekirken ikircikli davranmıştır, kendine göre davranmıştır, keyfî yaklaşmıştır. Keyfî yaklaşmakla kalmamıştır, vekâlet savaşının yanı başımızda sürüyor olmasına yeri geldiğinde sessiz kalmış, yeri geldiğinde vekâlet savaşını yürütenlerden medet ummuştur. El Kaide, El Nusra’dan umudunu kesince, son iki yıldır gündemimize ve güncelimize gelen DAİŞ ve IŞİD çeteleriyle âdeta danışıklı dövüş değilse bile bir kısım vahşi, kirli savaş yürütücülerinin uygulamalarına, pratikteki vahşi savaş pratiğine sessiz kalınmıştır. Ama insani yardımı ulaştırmak isteyen, el uzatmak isteyen ve insani değerlerin düşürülmemesi adına bir gayretin çabası içerisinde olan başta Kürtler olmak üzere bütün demokratik kamuoyu bu konuda el ve yüreğini ortaya koymuştur. Ortaya konulan el, ortaya konulan yürek ters tepmiş, yeri geldiğinde Suruç’ta, Ceylânpınar’da ya da sınır hattı boyunca Nusaybin’de, Cizre’de yine kurşunlar sıkılmış, gaz, cop, basınçlı suyla kitleler yıldırılmış, kitlelerin üzerine hükümranlık kuran güvenlik güçleri Cizre’de en son ocak ayı dâhil olmak üzere 8 çocuğun ölümüyle sonuçlanan olaylarla karşı karşıya kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küreselleşmenin bu vekâlet savaşlarını yürütüyor olmasını anlamamız gerekiyor. Askeri yok, askerin yanı sıra savaş aygıtları, araçlarıyla ortada gözükmeyen ama halkların bir kısım açmazlarını, çelişkilerini fırsata dönüştürerek onlar üzerinden vekâlet savaşlarını yürüten küresel emperyal güçlerin oyununa gelmemenin kestirme yolu var. Bilinen en kestirme, en zararsız, en risksiz yol. Bu yol demokratikleşmedir. Bugüne kadar çözemediğimiz etnik temelli, kültürel temelli, inançsal temelli, emek temelli ya da sınıflara dayalı problemlerimizi çözebiliriz ama tek şart var; oligarşik, bürokratik devlet mekanizması yerine demokratik bir devleti, demokratikleşmeye açık bir devleti, demokrasiye açık bir devleti yerine getirdiğimizde, harekete geçirdiğimizde bizim yüz yıldır kanayan yaralarımızı tedavi edip iyileştirebilmemizin koşulları da olanakları da vardır. Ama yüz yıldır iyileştirme çabası ve gayretini göstermediğimiz gibi, kanayan yaramızı her gün kaşıyarak yeniden kanamaya ve kanatmaya devam ettiğimizde de vallahi de billahi de emeği de, kaynağı da biz israf ederiz, israfın üzerine yeni ölüm savaşlarının tacirliğine alet olmaktan da başka iş görmeyiz.

Düşününüz ki kırk yıldır 60 binin üzerinde insan ölmüş, kırk yıldır 2 trilyon harcama yapılmış. 2 trilyonluk askerî harcama bugün eğitimimize, sağlığımıza seferber edilmiş olsaydı, 2 trilyon kaynağımız bugün çalışanların asgari ücrete bin liranın altında bir rakama mahkûm kılınmış olması yerine onların yoksulluk sınırı düzeyinde maaş almalarının yolunu açmış olabilirdik. Bugün 2 trilyonu savaşa, ölüm ve öldürmeyi kusan makinelere harcıyor olacağımıza bugün emeklilerimize, çalışanlarımıza vermiş olsaydık bu müreffeh, huzur ve zenginlik içerisindeki toplumun kime ne zararı olabilirdi? Biz kendi kendimize yapıyoruz; ayrıştırıyoruz, karşıtlaştırıyoruz, ötekileştiriyoruz, düşmanlaştırma politikalarından nemalanıyoruz. Bunu birileri yapabilir, sokaktaki Ahmet amca, Ayşe teyze yapabilir ama demokratik siyasete inanan, demokratik siyasetin gereği olarak halktan vekâleti alan biz milletvekillerinin, siyasi partilerin aktörlerinin farklı ve daha ileri düşünmesi gerekiyor. Biz, sıradan insan gibi düşüneceksek, onun refleksleri ve tepkileriyle soruna yaklaşıp ölme-öldürme üzerine, düşman- dost güçler üzerine kendimizi konumlandırdığımızda yüz yıldır katedemediğimizin bir benzerini bir yüz yıl sonrasına ertelemiş olmanın vicdani muhasebesini yapmak durumundayız. O nedenle, demokratik siyaset herkese lazım. Savaş yıkımdır, ölümdür, yoksulluktur, açlıktır, sefalettir, gözyaşıdır, kandır. Ama barış özgürlüktür, yaşamdır, yeni yaşama tutunmaktır, özgürlükten yana olmaktır, müreffeh, zengin ve mutlu bir toplum demektir. O nedenle, demokratik siyaseti devreye koymak, demokratik siyaset üzerinden birikmiş olan tarihsel sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor. İçişleri Bakanlığının da, Hükûmetin de bu anlayışla yaklaşması gerekiyor. Söz konusu olan “Güvenlik mi, özgürlük mü?” ikilemi, söz konusu olan “Demokrasi mi, otoriterizm mi?”, söz konusu olan “Savaş mı, barış mı?” sorularına cevabımız barıştan, özgürlükten, demokrasiden yana olmaktır. Ötekileri kaybettirmiştir, kaybettirmeye devam eder.

Kürt’ün Türk’le barışması yüzyılın adımıdır. Kürt’ün Türk’le ortaklaşması geleceğimizin ortak vatanında barış içerisinde yaşamamızın en temel güvencesidir. Alevi’nin Sünni’yle, Hristiyan’ın İslam’la buluşması, ortaklaşması bu ülkenin çoklu kimliğine, çoklu kültürüne denk düşen günümüz demokrasisinin, 21’inci yüzyıl demokrasisinin tek çözüm parametresidir. Artık kimlikler, inançlar, kültürler binlerce, on binlerce yıllık insanlık değerlerinin ortak mirası olarak bizim sahiplenmemizi bekliyor. Süryani’ye, Ermeni’ye, İslam’a, Hristiyan’a, Arap’a, Kürt’e, Türk’e, ezilene, yoksula, emekçiye bir gözle bakmadığımızda, onların da bizim kadar haklarının olduğu bilinciyle hareket etmediğimizde, bir düşmana ihtiyaç duyuyor olmaktan kaynaklı devletin güvenlik politikalarına sığındığımızda ölümlerin sonu gelmez, gözyaşı dinmez, analar da ağlamaya devam eder. Samimiysek annelerin ağlamamasında, samimiysek gözyaşının dinmesinde, savaşın ölüm kusan makineleri yerine özgürlüğün seslendiği, barış çığlıklarının ve şarkılarının yükseldiği bir ülke istiyorsak dündeki bütün argümanlarımızı, dilimizi ve yaftalanmış ötekileştirilmiş sıfatlarımızı bir yana bırakacağız. Güvenlik politikalarından medet ummak yerine, 1 milyona yakın askeriyle NATO’nun 2’nci askerî gücü olmakla övünmek yerine, demokrasimizle, barışımızla, özgürlüğümüzle övünmeliyiz. Bizim, Avrupa’da en nicel polis gücüyle övüneceğimize, var olan polis gücüyle yetinmeyip yeni polisler, yeni imamlar istihdam edeceğimize, öğretmene, doktora, mühendise, entelektüel birikimi olan aydına, aydınlanmacı bir ülkeye ihtiyacımız var.

Bu ülke hepimizin. Bu ülkede barış içerisinde, bir arada yaşamak isteyen çiçeğe de, ota da, kuşa da, insana da ihtiyacımız var. İnsanın rengi, dili, kimliği, inancı, düşüncesi sorgulanmaksızın herkesin ama herkesin bir cumhurbaşkanı kadar, bir başbakan kadar, bir bakan kadar, bir milletvekili kadar hakkı var. Düşüncenin önünü açalım. İnsanlar düşünceleri ve fikirleriyle istedikleri gibi düşünebilmeli, düşündüklerini örgütleyebilmeli, örgütlendiği yapılarla halka dokunabilmeli. O nedenle de biz diyoruz ki: Demokratik siyasetin öne çıkacağı günümüz Türkiye’sinde İçişleri Bakanlığından başlayarak, biz, belediyelere, yerel yönetimlere idari, mali özerkliği vererek, Avrupa Konseyi Bölgesel, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceleri kaldırarak öncelikle belediyelerimizin, yerel yönetimlerimizin önünü açmalıyız. Yetinmeyeceğiz. Türkiye’nin sulak havzalarında yaşamını binlerce yıl sürdüren kadim medeniyetlerin izlerine, ekolojinin ayak izlerine, toprak ananın haklarına saygılı olma temelinde, saygıyı esirgemeden harekete geçirerek bölgesel yönetimlerle, bu ülkede, kimlikler, inançlar, kültürler, düşünceler kendisini Meclisinde, yönetiminde ve bütçesinde temsil edebilme, yönetebilme hakkına sahip olabilmeli.

Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; birinin bizimle yönetimi paylaşıyor olmasından, birinin bu Mecliste söz ve yetki sahibi olmasından, birinin bütçenin hazırlanması, yürütülmesi ve karar süreçlerine katılmasından korkmayalım, ürkmeyelim; onun da bizim kadar hakkı var. O hakkı sonuna kadar kullanmanın önünü açtığımızda demokratik siyasete yol açmış oluruz, demokratikleşen devletin, demokratikleşen ülkenin demokratik siyaset aracılığıyla eşit, özgür vatandaşa ulaşmasının yolunu sağlamış oluruz.

Bu duygularla bir kez daha hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarken bu gensoruyla ilgili düşüncelerimi paylaşmama fırsat verdiğiniz için teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz.

Buyurunuz Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanlığı Teşkilat Kanunu ülkenin genel asayiş ve kamu düzeninden İçişleri Bakanlığının sorumlu olduğunu söyler. Bakanlık bu görevini -jandarma ve polis- binlerce şehit vererek yerine getirmiştir. Tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, hukuk düzenimizin kendisine ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve sınırlarımızı korumak görevini verdiği İçişleri Bakanlığı, bu görevini yerine getirmekten fersah fersah uzak düşmüştür, PKK tandanslı çözüm sürecinin asıl aktörlerinden biri hâline gelmiştir maalesef. Şehitlerimizin aziz hatırasının, binlerce terör gazisinin kopmuş eli, kolu, kör olan gözleri, tanınmayacak şekilde yanmış yüzlerinin üstüne basa basa bu coğrafyada sayısız iş birliği ve ihanetler yaşanmıştır. Bu milletin canını emanet ettiği bir teşkilatın ülke ve milletinin bekası konusunda terör örgütüyle pazarlığa oturmuş olması bu milletin gördüğü en büyük ihanetlerden birisidir. Hepimizin ceddinin kanıyla kurulan bu devlet, bu cumhuriyet AKP’yle yıkım üstüne yıkım yaşamaktadır. Bir gün yoktur ki tarihî müktesebatımızdan bir parça kopmasın, mukaddesatımız sorgulanmasın. AKP’yle bu milletin alın yazısı millî meselelerde maalesef hezimet ve utanç olmuştur. Bugün, ülkenin önüne getirilen Sevr şartları dayatılmaktadır. Bunun müsebbibi, kurulan cumhuriyeti, millî ve üniter devleti içine sindirememiş ve rövanş alma amacıyla devlet ve millet düşmanlarıyla bile iş birliğine girmekten çekinmemiş bugünkü iktidardır. Batılı devletlerin kuklası olan PKK ve onun siyasal sözcüsü olan HDP, hamisi AKP aynı karede buluşmuşlardır ve ne acıdır ki bu fotoğraf karesi bir ülkenin kurucusunun son nefesini verdiği Dolmabahçe’den servis edilmiştir, âdeta milletimize son nefes mesajı iletircesine. Bu şer ittifakının ortak amacı farklı saiklerle millî ve üniter devleti yıkmak, Türklüğü sonlandırıp bunu Anayasa değişikliğiyle hukuki zemine oturtmaktır. Dolmabahçe’deki ihanet buluşması ve açıklaması çözüm sürecinin sonuç bildirgesidir. Akşamdan sabaha gelinmemiştir bu noktaya.

2002 yılında iktidara gelen AKP, kendisini iktidar eden güçlere verdiği sözler gereği olarak terörle mücadeleden vazgeçip müzakere etmenin yollarını aramaya başlamıştır. Bu arayış 2002’de mağaralara sıkışmış PKK’ya yeni ufuklar açmış, cesaretlendirmiştir.

AKP iktidara gelir gelmez önce güvenlik güçlerini ve askerimizi itibarsızlaştırmak, etkisizleştirmek yolunu seçmiştir. Bölge bir taraftan asılsız iftiralarla devletine, milletine karşı cepheleştirilirken diğer taraftan da özel harekât kuvvetleri bölgeden çekilmiştir, geçici köy korucuları yalnız bırakılmıştır.

“Yerel yönetimleri güçlendiriyoruz.” istismarıyla devletin belediyeler üzerindeki tüm denetim ve kontrol yetkileri kaldırılmış, kamu kaynağı kullanan belediyelerin bu kaynaklarını bölücülük çizgisinde kullanmaları zemini hazırlanmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin en büyük gücü olan komuta kademesi Ergenekon, Balyoz gibi birçok ipe sapa gelmez isnatlarla tutuklanmış, ordumuza büyük darbeler indirilmiştir.

Oslo’da PKK terör örgütüyle görüşmeler başlatılmış, onların her isteği Meclise taşınmış, yasalaştırılmıştır.

Terör kitleselleştirilmiş, siyasallaştırılmıştır.

Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri hedef alınarak PKK’ya devletin kuruluş felsefesinin pazarlığının bile yapılabileceği mesajı verilmiştir. PKK, bu süreçte kış öncesi ateşkesler önerip baharda eylemlerine devam etmiştir. Örgüt böylece sürekli dağ kadrosunu güçlendirmiştir. Bir taraftan barış teraneleri dillendirilmiş, diğer taraftan da tehdit ve şantajlarla bölge insanı üzerinde baskı kurularak sahadaki psikolojik üstünlük ele geçirilmiştir.

Yakalandığında “Hayatımı bağışlayın, ne isterseniz yaparım.” diyen bölücübaşı, AKP-PKK cilveleşmesiyle pazarlık masasına oturmuş, İmralı’dan PKK’yı sevk ve idare eder hâle gelmiştir.

Devletimizin ve milletimizin düşmanı PKK, AKP’nin izlediği basiretsiz ve sığ dış politika sayesinde uluslararası alanda muhatap bulmaya başlamıştır. Türkiye'nin müzakere masasında muhatap kabul ettiği PKK’yı bugün neredeyse hiçbir devlet terör örgütü olarak görmemektedir.

Değerli milletvekilleri, 28 Şubat günü İstanbul’da, Dolmabahçe Sarayı’nda AKP rezaletlerinin son perdesi sahneye konulmuş ve 40 bin kişinin katili Öcalan’ın hazırladığı 10 maddelik ihanet metni müzakereye açılmıştır. Bölücübaşı verdiği mesajında bahar aylarında silahlı eylemden vazgeçtiğine dair karar almak üzere PKK’yı olağanüstü kongresini toplamaya çağırmıştır. Bu çağrıyla sözde demokratik siyaset yapma niyetlerini beyan etmiştir. 10 maddelik Öcalan metni, PKK’nın siyasal bir parti olarak siyasete girmesinin ve böylece genel af çıkarılmasının, demokratik özerkliğin ilan edilmesinin ve bölge ekonomisinden pay alınmasının, bölgede PKK’nın kolluk güçleri şeklinde meşrulaştırılmasının, Anayasa’da Kürt kimliği tanınarak millî devletten vazgeçilmesinin, Türk milletinin egemenlik haklarının paylaştırılmasının ve tüm bu hususların yeni bir anayasayla güvence altına alınmasının ilanından başka bir şey değildir ve Sevr Barış Antlaşması’nın yüz yıl sonra hortlamış hâlidir. Sanki Türkiye savaştan mağlup çıkmış devlet, PKK ise muzaffer bir örgüttür. Hükûmetin sözde başı Davutoğlu bu tablodan çok mutlu ve mesuttur, “Artık gençlerimiz dağlarda ya da sokaklarda değil demokratik siyasette yer alacaklar.” diye açıklamada bulunmuştur. Başbakan Yardımcısı Akdoğan, İçişleri Bakanı Ala, AKP Grup Başkan Vekili Mahir Ünal Mondros mütarekecileri gibi poz vermişlerdir. Havuz medyası aldıkları talimat gereği barış türküleri söylemeye başlamıştır. Bu görüntüler Türklerin ölüm fermanı olan Mondros Mütarekesi’nin imza töreninde çekilen görüntülerden farklı değildir. PKK’nın silah bırakmayacağını bu fotoğraf karesinde yer alanlar bile çok iyi bilmektedirler. Kaldı ki bu, PKK’nın ne ilk ne de son silah bırakma çağrısıdır. Öcalan’ın teröristlerin sınır dışına çekileceğini ve silahtan vazgeçeceğini duyurmasından sonra ne bir terörist sınır dışına çıkmış ne de silah bırakmıştır. Bizzat bakanlar değil midir “Bu çağrıdan sonra 2 bin kişi daha örgüte katılmıştır.” diyen. İçişleri Bakanı Sayın Ala değil midir “Artık kontrolümüz dışına çıkmak üzeredir olaylar.” diye dert yanan.

Silah bırakma çağrısı onlarca kez Türkiye’ye karşı oynanmış oyunun tekrarından başka bir şey değildir. 29 Mart 2013’te Erdoğan bir televizyon programında “PKK silahları Türkiye’de bırakarak çekilecek.” demişti, hatta tarih vermişti 15 Ağustos 2013 diye. 21 Ocak 2012’de Beşir Atalay PKK’nın silahı bırakacağını ifade etmişti. O zaman da Milliyetçi Hareket Partisi PKK’nın silah bırakmayacağını, bunun iç siyasette kullanılmak üzere AKP-PKK yalanı olduğunu söylemişti. O dönemde Milliyetçi Hareket Partisine “Şehit kanlarıyla besleniyorlar.” diye alçakça iftiralar atılmıştı.

2013’te “Silahlar susuyor.” diye milleti aldatanlar, izleyen yıllarda asker ve polislerimizin şehit edilmesine korkakça seyirci kalmışlardır. AKP, Dolmabahçe’de PKK talepleri dillendirilirken boyun bükmüş, gözlerini yere eğmiştir. PKK’nın siyasete taşınmasına, genel affa ve caninin serbest kalmasına acz içinde “Evet.” demiştir.

PKK her zamanki gibi daha çok taviz koparmak için “yetmez ama evet”çidir. Nisan ayına kadar Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep etmektedir, aksi takdirde silahlı eylemlere devam edeceğini açıklamıştır. PKK toprak almadan silah bırakmayacaktır çünkü PKK’nın kuruluş ve var oluş amacı budur. Zaten PKK’nın ağzından silah bırakacağını duyan da yoktur. Bugün bir kez daha söylüyoruz: PKK, nihai hedefleri ortada durduğu sürece ne suç örgütünü lağvedecektir ne de silah bırakacaktır.

Tüm bunlar olup biterken İçişleri Bakanı Efkan Ala nerededir, neler yapmaktadır? “Tek bir şeyimiz var, devletin yapısını değiştirmek, dönüştürmek. Mevcut anayasal düzen, düzen değil.” diyordu Sayın Ala yani anayasal düzeni korumaktan sorumlu Bakan. Bu anayasal düzeni ayakta tutan tüm güçleri Hükûmet talimatlarıyla hırpalama, örseleme faaliyetlerinde hep o vardır. AKP iktidarının kadrolaşması ve şimdi “paralel” diye kötülediği kadroların işbaşına getirilmesi hususunda her şey bilgisi dâhilindedir ve bugün rüzgârların tersine dönmesiyle paralel yapının en büyük düşmanı olarak öne çıkmıştır.

Devletin düzeni nasıl değişirdi? Önce hukuk, eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarıyla dünyanın hoşuna giden kelimeler bulacaksın, sonra da hukuku Erdoğan ve Hükûmetin emirleri altına sokacaksın. Önce Türk Silahlı Kuvvetlerini demokrasi düşmanı ilan edip komutanlarını bir bir içeri almak, sonra da “Kandırılmışız.” deyip kumpas kurmuşların takipçiliğini yapmak lazımdı. Sayın Ala için hukuk düzeni, demokrasi hepsi araçtı. Bir taraftan demokratikleşme paketi yürütülebilir, öte taraftan hürriyetlere kısıtlamalar getirilebilirdi; gerekiyorsa özgürlükler askıya alınabilir hatta kaldırılabilirdi, yeter ki Erdoğan’ın saçının teline zarar gelmesin. Bunun için hukuk sistemini, anayasal düzeni değiştirmeyi bile göze alabilirdi. Terörle mücadele neydi ki? Sorun müzakerelerle çözülmeliydi. Kendisinin de bilgisi dâhilinde Hakan Fidan Oslo’ya gönderildi, PKK’yla müzakereler başlatıldı. Oslo’da söylendiği gibi, Hükûmeti anlamayıp da devlet refleksleriyle teröristlere mukavemet gösteren tüm görevliler yerlerinden edildi, yerlerine PKK için sorun olmayacak adamlar atandı. Polis müdürleri suçla mücadele etmek yerine bölgede PKK’lılara yalvar yakar ricacı oluyorlardı, “Sizden rica ediyoruz, süreci zarara sokmayalım.” diyorlardı. Bölgeye gönderilen görevliler sürece hizmette birbirleriyle âdeta ihanet yarışına girmişlerdi. 7 Ekim 2012’de Diyarbakır Emniyet Müdürü “Dağda ölen teröriste ağlamıyorsanız insan değilsiniz!” diyordu. PKK'nın önünü açan yaklaşımlarla Güneydoğu Anadolu Bölgesi yavaş yavaş idare ve hukuk düzeninden, genel ekonomik işleyişten uzaklaşmaya, farklılaşmaya başlamıştı. Devletin boşalttığı her alan PKK tarafından dolduruluyordu. Buna göz yumuluyor, hatta teşvik ediliyordu. Merkezî idare bölgeden çekiliyordu. PKK'nın desteklediği belediyeler bir bir bu alanları dolduruyorlardı. Köyler ve kasabalardan sonra ilçeler, iller de PKK'nın kontrolüne geçmeye başlamıştı. Cizre’de, Silopi’de demokratik özerklik ilan ediliyor, devlet buralara sokulmuyordu. Asayişten sorumlu Bakan Sayın Ala sessizdi. Sadece kendisi susmakla kalmıyor, tüm güvenlik birimlerini de sessiz kalmaya zorluyordu. PKK'nın gençlik teşkilatı YDG-H sokaklara hâkim olmuştu. Artık, PKK paçavraları ve bölücübaşı posterleriyle dolaşılıyor, insanlar öldürülüyor, dükkânlar yakılıyor, her köşede PKK kontrolü sağlıyordu. Bakan Ala dikkatleri başka taraflara çekmek istercesine “paralel” lafını dilinden düşürmüyordu. Ülkemizin doğusunda paralel bir devlet yapısı kuruluyordu ama bu onu kaygılandırmıyordu bile, yeter ki Recep’ine bir halel gelmesin.

Algı operasyonlarıyla PKK'nın katettiği mesafe kamuoyundan gizlenmeye çalışılıyordu. Güvenlik güçlerinin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyon yapma ihtimaline karşı, operasyon talimatları il valiliklerine bırakılmıştı. Valiler de gözünü Ankara’ya dikmiş, oradaki süreç simsarlarının duruşlarıyla hiza alıyor, operasyon talimatı veremiyorlardı, nitekim Şırnak’ta da böyle olmuştu. İçişleri Bakanı Ala bölge valileriyle yaptığı toplantıda “Dağda 100 kişilik bir terörist birliği görseniz dahi dokunmayacaksınız.” demişti.

Sadece güvenlik ve asayiş faaliyetleriyle yetinmiyordu PKK, mahkemeler kuruyor, kamu görevlilerini ifadeye çağırıyor, para cezaları veriyor, bölgeden insanları sürgün ediyordu. PKK bölgeye yerleşmiş, kendi kolluk güçlerini kurmuş, yol kesiyor, kimlik kontrolü yapıyordu. Artık, polisten, jandarmadan istenen, tahliye gününe kadar kışlalarından, karakollarından çıkmamalarıydı. PKK bölgede petrolden, vergiden pay istiyordu. Kürt kimliğine sahip olmayan iş adamlarını bölgeden kovuyor, iş makinelerini yakıyor ya da el koyuyordu. KCK’dan belge getirmeyenler ihalelere alınmıyordu. Binasına Türk Bayrağı çeken kamu kurumu bile kalmamıştı neredeyse. Resmî dil olan Türkçe kamu kurumlarında ikinci dil hâline geliyordu. Örgüt sadece ilçede güvenlik kameralarını yasaklamakla kalmamış, polise, askere sokağa çıkma yasağı getiriyor, hatta Türk Silahlı Kuvvetlerine silah bırakma çağrısı yapıyordu. Türk milletinin egemenliği ikiye ayrılıyor ve bütüncül egemenlik anlayışı yerine egemenliğin ortaklaşa kullanılacağı vurgusu yapılıyordu. Dolmabahçe’deki ortak vatan tabiri yeni millet tanımı tam da bunu kastediyordu. Cumhurbaşkanı sessizdi çünkü her şey, başkanlık sistemi rüyalarına uygun bir şekilde planlandığı gibi yürüyordu. PKK’nın yavaş yavaş devletini kuruyor olması ise umurunda bile değildi.

Davutoğlu sessizdi, ses vermişti ama bölgeye Türk milletinin bakışıyla bakıp lisanıyla hitap etmek yerine “Güzel Kürtçemizi ben de öğrenmek istiyorum.” diye vıcık vıcık popülizm kokan sözlerle.

İçişleri Bakanı gözlerini yummuştu ama AKP’nin Afyon kampında itiraf ediyordu bölgede devlet hâkimiyetini kaybettiklerini. “Şehirlere sızmaya, hâkim olmaya başladılar.” diyordu. Diyordu da bunun müsebbibinin AKP’nin on üç yıldır uyguladığı PKK’yı muhatap alıp pazarlığa oturma olduğunu söyleyemiyordu.

Sayın Bakan, bu sözün üzerinden iki ay geçti. Ne değişti? Bölgeye hâkim mi oldunuz, yoksa PKK emellerinden mi vazgeçti? İkisi de değil. Peki, bu şartlarda PKK ile 10 maddelik mutabakat sağlamak tam da Milliyetçi Hareket Partisinin dediği gibi teslimiyetçilik değil de nedir? Değişmez yazgı zaten bunu işaret ediyordu. Terörle müzakere edenler teslimiyet mütarekesine razı olurlar. PKK’nın defalarca “Silah bırakmayacağız.” söylemlerine karşın sırf seçim kazanmak adına, bile bile ladeslenildiğini, millete pembe tablolar çizdiklerini, bunun için bir algı yönetimi uyguladıklarını itiraf edemiyordu Sayın İçişleri Bakanı.

Milliyetçi Hareket Partisi tüm bu yaşananları milletiyle paylaşmış ve bugüne kadar yüzlerce kez uyarmıştı “Çözüm denilen melanet milletin hayrına değildir.” diye. AKP Hükûmeti Milliyetçi Hareket Partisinin bu uyarılarına kulak vermedi ve bölücülük dehlizinde ilerlemeye devam etti. AKP bundan sonra artık HDP’dir ve PKK’nın siyasal sözcüsüdür.

Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun “HDP-CHP-MHP ittifak hâlinde” diye yürüttükleri propaganda suçüstü yakalanmışlığın utancı ile suçlarını bastırmak üzere yürütülen iftira kampanyasıdır. Bölücülük AKP’nin tüm bünyesini sarmış ve AKP’de somutlaşan milletimizin tertemiz iradesi bu hastalıklı bünyede kangrenleşmiştir.

AKP, Dolmabahçe’de şehidinin, gazisinin yanında durmamış, şehit analarını ağlatmıştır. Batı emperyalizmi Hükûmetin 3 bakanının yüzüne PKK ağzıyla Türk’ün ölüm fermanını okumuştur. Yüz yıllık hesap AKP üstünden milletimize kesilmiş; Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda tek dişi kalmış canavara Türk’ün gücünü gösteren Kuvayımilliyenin bedeli milletimizin önüne konulmuştur.

Bu olup biten karşısında millî güvenlik ve savunmamız için yemin etmiş Genelkurmay Başkanı acziyet görüntüsü içerisinde sessizce beklemektedir. Özel Paşa’nın işi Milliyetçi Hareket Partisine laf yetiştirmektir. 40 bin kişinin katili PKK’yla neden pazarlık yapıldığı, komutanların neden hapishanelere atıldığını sorgulamayan birkaç eski komutan Milliyetçi Hareket Partisinin sözlerinden gocunmuşlardır. Kim nasıl gocunursa gocunsun, Milliyetçi Hareket Partisi milletin hissiyatına tercüman olmaya devam edecektir. Sayın Özel’in tırnağını bile kutsayan Cumhurbaşkanı bölücülük karşısında tırnaksız bir duruşu kendisine yakıştırmıştır.

Bu gensoru, devlet bütünlüğü ve millet birliğinin ortadan kaldırılmasına seyirci kalan, hatta terör örgütünün emelleriyle uygun adım yürüyen İçişleri Bakanının istifasının sağlanması için aziz milletimizin talebi üzerine verilmiştir. İçişleri Bakanı 3152 sayılı Kanun’un kendisine verdiği vazifeleri yerine getirmemiş; terör, asayişsizlik almış başını gitmiştir.

Memlekette, İçişleri Bakanı sadece 17-25 Aralık yolsuzluk hadiselerini kapatmak üzere kolluk güçlerine ayar veren Bakan hâline dönüşmüştür. Hırsızlık ve yolsuzlukla mücadele eden binlerce polis ve amirini zapturapt altına alma, bastırma, kanunsuz dinlemelerle tehdit etme gibi bir rol üstlendiği görülmüştür. Suç ve suçluyla mücadele görevi olan İçişleri Bakanı, 17-25 Aralıkta muhalif web sitelerini kapattığını açıklayan BTK Başkanı Tayfun Acarer’e “Sen endişelenme, bir kanunla, yaptığımız şeyi suç olmaktan çıkarırız.” diyebilmiştir. Hırsızlık operasyonunun yapıldığı gün, savcı talimatıyla Bilal Erdoğan’ı almaya gelen polislere karşı özel harekât polislerine vur emri verdiği havuz medyasında dahi yer almıştır. Bu zihniyetle, devletin iç güvenliğini tesis etmek ve devlet-millet bütünlüğünü sağlamak mümkün gözükmemektedir.

Bu düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu gensorunun kabulü, devlet-millet bekası ve çoğulcu demokrasimiz açısından da son derece önemlidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu gensoruda kendisinden beklenen tarihî duruşu sergilemesini beklediğimizi ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Korkmaz, konuşmasında “AK PARTİ, PKK’nın siyasal sözcüsü” gibi çok ağır bir ithamda, haksız bir eleştiride bulunmuştur. Sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Haksız mı bu eleştiri ya?

BAŞKAN – Nasıl?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Eleştiri.” dedi Sayın Başkan. Sayın Başkanım, eleştiriye olmaz ki.

BAŞKAN - Grup olarak mı, anlayamadım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, “AK PARTİ” dedi AK PARTİ Grubunu kastederek.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hükûmet cevap verecek efendim, Hükûmet cevap verecek.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Bahsettiği son sözlerde de bir kere Bakan henüz Bakan değildi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Defalarca “HDP-CHP ve MHP eşittir.” dedi AKP, ben de söz alacağım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Sataşma” demiyor, “eleştiri” diyor, eleştiri olur.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yahu siz eleştiri kabul etmiyorsunuz, biz niye edeceğiz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Eleştiri” diyor kendisi, “Sataşmıştır.” demiyor, eleştiriden söz verilmez.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok değerli arkadaşlar, Sayın Başkanım; tabii, ısrarla biz kardeşlik dedikçe, birlik beraberlik dedikçe, toplumsal bütünleşme dedikçe birileri maalesef hep ihanetten, hep bölücülükten bahsetti. Bu ülke o kadar basit bir ülke değil değerli arkadaşlar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynen öyle işte.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu ülke kolay bir lokma değil, öyle bölünecek bir ülke de değil.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sokaklara döktünüz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ama birileri de sürekli kuru edebiyatla, hamasetle, bu tür söylemlerle insanlar üzerinde korku yaratmaya çalışmasın.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Allah, Allah!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Süleyman Şah’ta gördük.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, bizim bir tek derdimiz var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Dolmabahçe’de ne oldu, onu söyle.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bizim derdimiz, bu ülkede birliğin, kardeşliğin sağlanması, toplumsal bütünleşmenin sağlanması. Bizim derdimiz, bu ülkede bir tek şehidimizin daha olmaması.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yahu sizin işiniz ayrıştırmak Ahmet Aydın; birleştirmek değil, ayrıştırmak.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bizim derdimiz, bu ülkede bir tek insanın bir daha burnunun kanamaması.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nereye gömdürdün silahları, söyle o zaman bakalım. Silahları nereye gömmüşler?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bizim derdimiz, bu ülkenin enerjisinin heba olmaması, kardeşliğinin, toplumsal bütünleşmesinin sağlanmasıdır ve bunun için çalışıyoruz ve yeter ki bu sorun çözülsün diyoruz. Gerekirse baldıran zehri içmeye hazırız. Bu derece kararlı bir tutum ortaya sergiliyoruz. Ne iş var bunda? Burada, bu kadar ithama, bu kadar söyleme ne gerek vardı?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz zehir içmezsiniz, bal içersiniz!

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanımız dimdik işinin başında, (MHP sıralarından “Ooo” sesleri) gerektiği gibi de hareket ediyor ve etmeye de çalışacaktır. Biz, terörle sonuna kadar mücadele diyoruz, mücadele ederiz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Paralar sıfırlandı mı, paralar?

AHMET AYDIN (Devamla) - Ama siyasetle de müzakere ederiz, meşru siyasilerle de müzakere ederiz değerli arkadaşlar. (MHP sıralarından gürültüler)

Bu ülkede, yıllarca, sizin söyleminizle bu sorun çözülmedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Önceki Bakanın adamların önüne yatmıştı, bu ne yapacak bakalım!

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu sorun, siz söyledikçe büyümeye başladı, artmaya başladı, insanlarımızı kaybetmeye başladık ve bu artışlar bir daha olmasın, bu kayıplar bir daha olmasın…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hiç dinlemiyorsun değil mi? Zarrab’ın önüne yatandan bahsetmiyorsunuz değil mi! O da İçişleri Bakanıydı.

AHMET AYDIN (Devamla) - Silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye, demokratik siyasetle, her fikre saygı duyulacak şekilde burada eleştirilerin yapılması pek tabiidir ama kalkıp da burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Doğruyu söylemiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Her seferinde “Siz ülkeyi bölüyorsunuz vatanı bölüyorsunuz, ihanet ediyorsunuz.” diye böyle sözlere, sataşmalara, kusura bakmayın, hiç kimse aldırış etmiyor.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Zarrab’ın önüne yatan da İçişleri Bakanıydı. Hatırlarsanız, o yatmıştı yatay bir şekilde.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Korkmaz.

Önce onu dinleyelim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ben, Nevzat Bey’in konuşmasına istinaden…

BAŞKAN – Hepsini dinleyeceğim, merak etmeyiniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Belki toplu cevap verme ihtiyacı olabilir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Size de ayrı cevap vereceğim.

BAŞKAN – Evet, önce onu dinleyiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Benim haksız bir isnatta bulunduğumu, AKP ile PKK’yı yan yana getirdiğimi söyledi. Onunla ilgili cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sor bakayım, o yatan bakan hangisiymiş?

 

9.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz'ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın AKP Grup Başkan Vekili Ahmet Bey, bakın, çok değil, Dolmabahçe’deki görüşmeden yirmi dört saat önce Sayın Bülent Arınç’a soruyor gazeteciler, diyor ki: “Onlar Kandil ağzıyla konuşuyor, bizim onlarla yan yana gelmemiz mümkün değil.” Kandil’de kim var? PKK var, öyle mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kandil’le yan yana gelmiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Kandil’de PKK var, bunu senin Hükûmet üyen söylüyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Siyasetle yan yana geliyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Peki, kardeşim, burada, AKP’nin PKK’yla yan yana geldiği hususunu kabullenmek istemiyorsunuz ama biz HDP’ye PKK’nın siyasal sözcüsü olduğunu söylediğimizde hiçbir itirazları olmuyor. Aristo mantığıyla, HDP eğer PKK’nın siyasal sözcüsüyse sen ne oluyorsun burada HDP'yle iş birliğine girerek?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – HDP bir siyasi parti mi değil mi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Evet, “Bir tane şehit olmasın.” dediniz, 40 bin tane şehidin hukukunu kim savunacak? Soruyorum, 40 bin tane şehidin hukukunu kim savunacak?

“Ne pahasına olursa olsun…” çözüm olmaz Ahmet Bey.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Niye olmasın? Niye olmasın?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Bakın, “Ne pahasına olursa olsun…” olmaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Meseleye böyle bakılmaz. Çözüm niye olmasın? İstersek olur.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Devlete onuruyla, haysiyetiyle, şerefiyle davranmak düşer.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şerefli davranılıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti bir kabile devleti değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, evet.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sizin anlamak istemediğiniz o zaten.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sizin zaten on üç yıldır anlamadığınız husus bu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çözüme yaklaştık, çözüme yaklaştık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Türk milletinin, Türk devletinin sürekli başını belaya sokmasındaki cehaletiniz buradan kaynaklanıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah…

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Devlet gibi duracak, devlet dediğin devlet gibi duracak. Karşısındaki terör örgütüne karşı gerdan kırmalar, boyun bükmeler, göz süzmeler yapmayacak. İşte, zaten, 2002’de sıfır terörle almış olduğunuz… PKK bugün gelip başınıza oturdu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tek taraflı ateşkes imzalanmıştı o zaman.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Gelip size barış antlaşması dikte edecek kadar büyüdü. Bunun sebebi, işte, sizin bu devlet konusundaki cehaletinizdir. Devleti yönetmeyi bilmemenizden kaynaklanıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz yönetiyoruz ya, sen mi yönetiyorsun?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Sayın Baluken, sizi dinleyeyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Açık sataşma var her iki konuşmada da. İhanetin bir tarafı olarak değerlendirildi, Sayın Adil Zozani cevaplayacak.

BAŞKAN – Sayın Zozani mi cevap verecek?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Zozani.

 

10.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde MHP Grubu adına ve sataşma nedeniyle yaptığı konuşmaları sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumartesi günü Dolmabahçe’de Türkiye'nin geleceğini tayin eden, Türkiye'nin geleceğine ışık tutan, bin yıldır bu coğrafyada, Mezopotamya’da, Anadolu’da bir arada yaşayan halkların geleceğini yeniden tayin eden tarihî bir açıklama yapıldı. Bu açıklamanın bir tarafı olarak, biz HDP Grubu, bu açıklamada azıcık da olsa payımızın bulunmuş olmasından bahtiyarlık duyarız, mutluluk duyarız.

Biz, ölümü değil, yaşamı konuşmanın tarafıyız. Biz, cenazeler üzerinden hamaset nutukları atmak yerine, bu coğrafyaya barış gelsin çabası içerisindeyiz. Tersini savunmak, 4 milyon insanı yerinden yurdundan göç ettirmektir. Tersini savunmak, insanları asit kuyularında yakmaktır. Tersini savunmak, güpegündüz şehir sokaklarında insanların ensesine namluyu dayatıp, katletmektir. Tersini savunmak, insanlara dışkı yedirmektir. Tersini savunmak, çocukları öldürmektir. Tersini savunmak, bu halklara kurşun sıkmaktır. Biz bu düşüncedeyiz. Bu nedenle, biz, bir ihanet belgesine değil, Türkiye'nin geleceğine imza attığımızı düşünüyoruz. Bir ihanet belgesine değil, Türkiye'nin geleceği belgesine imza attığımızı düşünüyoruz. Türkiye'den toprak koparma değil, Türkiye'yi büyütmeyi düşünüyoruz.

Evet, 28 Şubat 2015 tarihi, büyüyen Türkiye'nin başlangıç tarihidir; tarihî bir açıklama olmuştur, bu tarihî açıklamanın tarafı olmuş olmaktan da mutluluk duyarız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, ben, biraz önce konuşan hatip arkadaşımıza, benim sözlerime yönelik olarak bu cevabı verip vermediğini soracağım önce, ona göre talep edeceğim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir şey yok efendim…

BAŞKAN – Evet, genel bir açıklama yaptı Sayın Zozani.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç kimseye bir şey demedi efendim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Efendim, benim açıklamam son derece açık ve net, hiç kimseye sataşma kastım yoktur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, benden sonra konuştuğu için, yanlış anlamalara mahal verebilecek açıklamalardır…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Korkmaz.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.

 

11.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet, değerli milletvekilleri, biraz önce buraya gelen hatip, bin yıllık coğrafyada barış ve kardeşlik kurmaya çalıştıklarını söyledi. O arkadaşlarımızın anlamadığı bir şey var, Türk milleti, Kürt’üyle, Yörük’üyle, Çerkez’iyle, Laz’ıyla hepsiyle bir bütün ve zaten bir kardeşlik var, bin yıldır bir kardeşlik var. 4 milyon 200 bin aile var bu memlekette, ya karısı Kürt ya kocası Kürt. Bunların çocukları var. Dolayısıyla, cenazesinde bir, düğününde bir, bu insanlar tasada, kıvançta, üzülmüşler, sevinmişler, hep bir olmuşlar. Ama, ne zaman ki PKK terör örgütü etnisite üzerinden ayrımcılık yapmaya başladı ve bunu da terörle dayatmaya başladı, 2002 yılında dişine uygun, 36 alt kimliği de ağzından düşürmeyen bir AKP bulunca bugünlere gelindi.

PKK’nın silahlarının gölgesinde barış olmaz. PKK gibi eli kanlı bir terör örgütünün himayesinde, onların yönlendirmesiyle barış olmaz. İşte bu bakımdan diyoruz, her ne pahasına olursa olsun barış dayatması bir kere Türkiye Cumhuriyeti devletine, Türk milletinin tarihine büyük bir saygısızlıktır. Türk milleti bunları hak etmiyor Ahmet Bey. Adalet…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çözümün ne, çözümün?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Çözüm bulunmuştu, 2002’de terör örgütü sıfırlanmıştı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Terör örgütünü cesaretlendiren, terör örgütünü besleyip, büyütüp bugünlere getiren AKP’dir. AKP politikalarıdır. Bugün PKK’nın dayatmasıyla AKP’nin her istediğini meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz. Bu bakımdan söylüyoruz, PKK’nın siyasal sözcüsü hâline gelmiştir AKP diye.

Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – PKK’nın taleplerini orada sen dile getiriyorsun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çocukları kim öldürdü, çocukları?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

 

IX.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, kamu düzenini sağlamada görevlerini yürütemediği, PKK/KCK’nın faaliyetlerini engelleyemeyerek paralel devlet yapılanmasına zemin hazırladığı, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını akamete uğratma girişimlerinde bulunduğu iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/45) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ. (CHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İşte bak, çocuğu bomba atılıp öldürülen yanında duruyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir çocuk daha öldürülmesin diyoruz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Tamam da bir çocuk daha ölsün istemiyoruz Başkanım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama öldürülmesin de dağda elinde silahıyla durana bakın.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Asıl çocuğu ölenler katkı sunuyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ne işleri var dağda o zaman silahla?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kürsüye söz vereceğim, lütfen sessiz olursanız…

Buyurunuz Sayın Serindağ.

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerimin başında yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verdiği gensoru önergesini biraz sonra açıklayacağım nedenlerle uygun görüyoruz ve kabulü yönünde oy kullanacağımızı ifade ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, İçişleri Bakanlığına çok önemli görevler vermiştir. Keza, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’yla İçişleri Bakanlığına ve bağlı birimlerine önemli görevler vermiştir. Maalesef, üzüntüyle belirtmek gerekir ki İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bu görevlerle ilgili sergilediği tutum ve davranışlar bu görevlerin layıkı veçhile yerine getirilmesine yetmemiştir. Sayın Bakan, Bakan olmadan önce Başbakanlık Müsteşarı idi, kamuoyu bu dönemden tanımaktadır. Başbakanlık Müsteşarlığı, bürokrasinin tepe noktasıdır. Bu görevde iken bazı Hükûmet üyelerine ve yakınlarına yönelik 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet operasyonları yapılmıştır. Bu operasyonlar sırasında dudak uçuklatan hırsızlıklardan söz edildi. Ayakkabı kutularında milyon dolar ve milyon eurolar, bakan çocuklarının evlerinden adam boyu, dizi dizi para kasaları ve para sayma makineleri, bakanların kollarında 10 daire tutarında saatler, elbise torbalarında ve çikolata kutularında milyonlarla ifade edilen paralar, sıfırlanamayan eurolar ortalığa bir bir saçıldı. 20’li yaşlarda İranlı bir iş adamının bakanları -amiyane deyimle- nasıl bağladığı insanlarda şaşkınlık yarattı.

Sayın Bakan, siz bu dönemde Başbakanlık Müsteşarıydınız. Müsteşar olarak tüm soruşturmalara müdahale ettiniz; delilleri karartmaya, yok etmeye, soruşturmayı mecrasından saptırmaya, valilere ve emniyet müdürlerine kanunsuz emirler vermeye, adli soruşturmalarda kolluğun cumhuriyet savcılarının emrini dinlememe yolunda talimatlar vermeye o dönemde başladınız.

Bir gazetecinin gözaltına alınması için valiye kanunsuz talimatlar veriyorsunuz, valinin tereddüt geçirmesi üzerine “Mahkeme kararına gerek yok, kapısını kırın, o adamı alın.” diyorsunuz. Demek ki sizin için mahkeme kararının hiçbir anlamı yok. Hatta, talimatınıza devam ediyorsunuz “Savcıyı da alın.” diyorsunuz. Resmî konutta toplantıda olduğunuzu da özellikle belirtiyorsunuz, böylece talimatları kimin emriyle verdiğinizi de karşıya hissettiriyorsunuz. Yargıyı ne hâle getirdiğinizin farkında mısınız Sayın Bakan?

Bilgi Teknolojileri Başkanına gazetecinin sitesinin kapatılması talimatını veriyorsunuz. Başkanın bununla ilgili mahkeme kararının gelmediğini belirtmesi üzerine “Ya, kardeşim, biz yasa yapan yeriz. Gerekirse, hangi yasa yapılıyorsa onu yapar sizin yaptığınızı suç olmaktan çıkarırız. Savcıdan korkmayın, size koca yüzde 50 oy almış partinin iradesini söylüyorum, gerisini s… et.” diyorsunuz. Öyle ya, hani yasaları Meclis yapıyordu? Demek ki Meclis yerine yasaları siz yapıyorsunuz. Hani, hatırlar mısınız, Enver Paşa’nın bir sözü vardı, ne diyordu? “Yok kanun, yap kanun.” İç güvenlik paketini de niçin getirdiğiniz böylece ortaya çıkıyor. Demek ki, Sayın Bakan, siz yüzde 50 oy almayı yolsuzluk ve rüşvet için yeterli görüyorsunuz.

Bilal Erdoğan’ın evine mahkemenin arama, el koyma, yakalama, gözaltı kararıyla polisler gidiyor. Başbakanlık koruma ekibi gelen polislere silah çekiyor. “Yaklaşanı vurun.” talimatını veriyorsunuz ve böylece mahkeme kararı uygulanamıyor. Biraz önce ifade ettiğim gibi, sizin için mahkeme kararının ne önemi var ki?

Daha sonra İçişleri Bakanı oldunuz, Bakan olduktan sonra da aynı pervasızlık artarak devam etti. Yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık operasyonunu engellemek için, bu operasyonları yapanlara eziyet çektirmek için güvenlik bürokrasisini tarumar ettiniz; görevden aldınız, yerlerini değiştirdiniz, operasyona tabi tuttunuz. Bunu yaparken de “paralel yapı” diye bir düşman yarattınız. Devlet içerisinde iddia ettiğiniz gibi bir paralel yapı oluşmuş ise bunun baş sorumlusu, iddia edilen yapının devlet içerisinde oluşmasına zemin hazırlayan, buna imkân veren, fırsat sağlayan ve bunu teşvik edenlerdir. Sayın Bakan, siz de bu sorumluların dışında değilsiniz. Başbakana, Başbakanlık Müsteşarına, İçişleri Bakanına, Adalet Bakanına rağmen Adalet Bakanlığında ve Emniyet Genel Müdürlüğünde paralel bir yapılanma olabilir mi?

Kurumları karşı karşıya getirdiniz, MİT ve Emniyet istihbaratını âdeta birbirine rakip hâle getirdiniz. İstihbarat birimleri arasında iş birliği ve koordinasyon sağlayacağınıza tersini yaptınız. MİT’e görevleriyle bağdaşmayan fonksiyonlar yüklediniz. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından gönderilmiş gibi, MİT içindeki bir ekip tarafından fabrikasyon mesajlar üretilmesine kapı araladınız. Bunun en tepedeki sağlam iradenin talimatıyla yapıldığı, Parti Sözcümüz ve Genel Başkan Yardımcımız tarafından da açıklanmıştır. Keza, bundan Başbakan Davutoğlu’nun haberinin olmadığı da gene açıklamada yer almıştır.

MİT içerisinde bu işlere bulaşmayan, namuslu, onurlu, yurtsever MİT mensuplarını tenzih ediyorum. İçinde CHP'yi paralel yapıyla ilişkilendirmek için istihbarat ve tezgâh mühendisliğine soyunanların olduğu, MİT içinde bunların var olduğu uzun süredir bilinen bir gerçektir. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi değil, diğer muhalefet partilerinin de bu tezgâha sokulması için çalışıldığını basın da hem işledi hem yazdı. Bugün, Cumhuriyet Halk Partisi etrafında ortaya konulan iftira ve yalanların, bu merkezdeki ekip tarafından kaçak saraya sıkı sıkı bağlı, hukuk tanımayan, Anayasa’yla da pek barışık olmayan ünlü bir bakanın onayından geçtiği, en tepedeki muktedire sunulduğu ve daha sonra havuz medyasında bunun yayınlandığı da dile getirilmektedir. Sayın Bakan, bunu soruyorum: Bu sayın bakan kimdir? Acaba bu konuda da bilginiz var mıdır? İçişleri eski Bakanlarından İdris Naim Şahin “Küçükçekmece’de otobüse molotofkokteyli atılması sonucunda 18 yaşındaki Serap Eser kızımız hayatını kaybetmişti. Otobüse molotofkokteyli atarak otobüsü kundaklayan kişilerin ne yazık ki istihbarat elemanı olduğu bilgisini edindim. Aynı zamanda istihbarat elemanıydılar. Bu kişiler istihbarat elemanı oldukları için korunup yargılanmadılar.” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Buna ilişkin “Serap’ın ölümüne sebep olanlar MİT mensubu muydu, görevi kim verdi?” sorularını bir türlü yanıtlamıyorsunuz ve yanıtsız bırakıyorsunuz. Açıklamalarınızın bir süre sonra da doğru olmadığı ortaya çıkıyor, hangi açıklamayı yaparsanız yapın.

Sultanahmet’te Emniyet Turizm Şube Müdürlüğüne yapılan saldırının önce DHKP-C örgütü tarafından yapıldığını açıkladınız.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Ben öyle bir şey söylemedim.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Daha sonra bu intihar saldırısının IŞİD mensubu bir kadın tarafından yapıldığı ortaya çıktı. Bundan sonra dut yemiş bülbüle döndünüz ve herhangi bir açıklama yapmadınız.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Ocak 2015’te yaşanan olaylarda Nihat Kazanhan isimli 12 yaşındaki bir çocuk başından vurularak hayatını kaybetti. Bununla ilgili olarak “Bugün orada polis silah da kullanmamış, herhangi bir gaz da kullanmamış, dolayısıyla açık bir provokasyon var.” dediniz. Sayın Davutoğlu da muhtemelen sizden aldığı bilgi üzerine “Burada net olarak ifade ediyorum, bunun herhangi bir şekilde emniyet görevlilerimizin kurşunlarıyla öldürülmesi söz konusu değil. Orada ne fiilî bir müdahale ne de gaz kullanımı söz konusu oldu.” şeklinde bir görüş beyan etti. Ancak, böyle olmadığı sonradan ortaya çıktı.

Sayın Bakan, siz mevcut Anayasa’yı referans alarak düzenleme yapamayacağınızı ifade ettiniz. Genel Kurulda da sözünüzün arkasında durduğunuzu açıkladınız. Bir İçişleri Bakanının, Anayasa’ya ve kanunlara uymak zorunda olmadığını ifade etmesinin Türkiye’yi nereye götüreceğini biliyor musunuz? Tarafsız olacağına namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş bulunan, Anayasa’nın uygulanmasını gözetmekle yükümlü olan Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’nın fiilen askıya alınmasını mı örnek aldınız, bundan mı cesaret ve ilham aldınız Sayın Bakan?

Sürekli kamu düzeninden bahsediyorsunuz, ancak kamu düzenini siz bozuyorsunuz. Yollarda terör örgütü mensuplarının kimlik kontrolü yapmasına, şehirlerde hendekler kazmasına, seyahat özgürlüğünün yok olmasına, güneydoğuda devlet hâkimiyetinin ortadan kalkmasına uygulamalarınızla siz sebep olmadınız mı? Ülkemizin radikal terör örgütleriyle anılmasına siz yol açmadınız mı? IŞİD’in her yerde hücrelerinin ortaya çıkmasına, yurdun dört bir yanının IŞİD hücreleriyle donanmasına siz zemin hazırlamadınız mı?

Sayın Bakan, yaptığınız düzenlemeler ve Meclise sevk ettiğiniz tasarılar kamu düzenini sağlayıcı değil, tam tersine kamu düzenini bozucu nitelik taşımaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmeleri devam eden ve kamuoyunda “iç güvenlik paketi” olarak bilinen tasarının içerdiği hükümler de böyledir. Bu tasarıyla, zaten AKP Hükûmeti tarafından tahrip edilmiş olan demokrasinin son kırıntıları da yok edilmek istenmektedir. Acaba birilerinin söylediği gibi, demokrasi tramvayından inmenin zamanı mı geldi? İnsanlar bunu çok merak ediyor. Bu tasarıyla temel hak ve özgürlükler daha da kısıtlanmakta, âdeta kullanılamaz hâle gelmektedir. Oysa siz tüm demokratik yolları kapatırsanız, hak arama yollarını tıkarsanız, tüm demokratik kanalları ortadan kaldırırsanız sokağı ve meydanları meşru hâle getirirsiniz. Sizin bir meydan fobiniz var. Daha önce de ifade ettiğim gibi, şunu bir kere daha söylüyorum: Hiçbir demokratik ülkede iktidarlar meydanlarda değişmemiştir ama otoriter, despotik ve faşist yönetimler meydanlarda iktidarlarını kaybetmişlerdir. Bunu hiç unutmamanızı öneririm.

Huzuru, barışı ve kamu düzenini sağlamanın yolu, demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla işletmek, demokrasinin önündeki tüm engelleri kaldırmaktan geçer.

Bu tasarıyla yani iç güvenlik paketiyle(X) Emniyet teşkilatında da bir tasfiye hareketi başlatıyorsunuz. Jandarma Genel Komutanlığında ve Sahil Güvenlik Komutanlığında da ileride yapılabilecek olan bir tasfiyenin yolunu açmak istiyorsunuz. Bu gidişle iç güvenlik birimleri siyasallaştırılacak ve majestelerinin güvenlik birimleri kurulacaktır.

Ayrıca, bu tasarıyla valilere yargısal yetkiler tanınmaktadır. Valilerin görevlendirdikleri kolluk amirleri tarafından yurttaşlarımızın gözaltına alınmalarının ve bu yolla hürriyetlerinden yoksun kalmalarının yolu açılmaktadır. Demokrasinin olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığı yok edilmektedir. İdari ve adli görevler birbirine karıştırılmaktadır. Bir kaos ortamı yaratılmaktadır. Hâkim kararı veya mülki idare amiri kararı olmaksızın polise önleme, arama yapma, kolluğa tek bir sözlü emirle üst, eşya ve araç araması yapma imkânı tanımaktasınız. Cumhuriyet savcısına ait yetkiler valilere, valilere ait yetkiler kolluğa devredilmektedir. Ceza soruşturmasını yapma tekeline sahip olan cumhuriyet savcıları, belirli durumlarda devre dışı bırakılmaktadır. Valilere sıkıyönetim ve olağanüstü hâl uygulamalarını aratacak yetkiler verilmektedir.

Bu tasarının yasalaşması hâlinde, zaten AKP Hükûmeti eliyle çok zorlaştırılmış olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı tamamen kullanılmaz hâle gelecektir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, terörist bir faaliyete dönüştürülmek ve kriminalize edilmek istenmektedir. Barışçıl toplantı ve gösterilerde bile kolluk, “Güvenliğiniz tehlikede.” diye kişileri uzaklaştırabilecek veya “Koruma altına alıyorum.” diye sizi işleme tabi tutabilecektir. Polisin silah kullanması kolaylaştırılmakta, yurttaşların yaşam hakkı tehdit altına alınmaktadır. Sapan ve demir bilyenin hiçbir olayda kullanılmasa bile silah gibi değerlendirilmesinin yolu açılmaktadır. İletişimin hâkim kararı olmadan dinlenmesinde süre kırk sekiz saatten yetmiş iki saate çıkarılmaktadır. Gencecik insanların öldürülmesiyle ilgili davalar il il dolaştırılmakta ve karartılmaktadır. Yapılan değişiklikle bu davalarda yargılanan polislerin ceza almamaları mı acaba sağlanmak istenmektedir diye, yurttaşlarımız endişe etmektedirler.

Hükûmetin esas amacı, Hükûmetin baskıcı, kanun dışı, otoriter uygulamalarına karşı, yurttaşların yapacağı barışçıl gösterileri önlemektir, muhalefeti susturmaktır, toplumu baskı altına almaktır yani toplumsal muhalefeti yok etmek ve birilerinin istediği otoriter, despotik ve faşist bir yönetim kurmaktır. Bunun somut örneği, Gaziantep’te rastladığımız, gördüğümüz “Sık ulan, sık.” uygulamasıdır. Emniyet teşkilatında tasfiyenin bahanesi olarak gene paralel yapıyı kullanıyorsunuz. Bu tasfiye yapılırken cadı avı mantığıyla hareket edilmekte, ehliyet, liyakat ve tecrübe göz ardı edilmekte, eşitlik ilkesi çiğnenmekte, kazanılmış haklara riayet edilmemekte, hiyerarşik yapı ters yüz edilmekte, mezuniyetlerine kısa bir süre kala öğrenciler kapı dışarı edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Recep Tayyip Erdoğan’ın paralel yapı hakkında söylediklerini biliyorsunuz. Peki, biz şimdi soruyoruz: Sizin aklınız başınıza yeni mi geldi? Ve gene şöyle diyorsunuz yani Recep Tayyip Erdoğan söylüyor: “CHP ve MHP Pensilvanya’nın arkasında duruyorlar. Son kullanma tarihleri geçince onları da sırtlarından hançerleyecekler.” Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kimsenin arkasında durmuyoruz da şunu soruyoruz yalnız: Sizin deyiminizle, sizleri arkadan hançerlediklerine göre, son kullanma tarihiniz mi geçti değerli arkadaşlarım? Siz Başbakan Yardımcısı Arınç’ı Fethullah Gülen’in emir ve talimatlarını almak üzere Pensilvanya’ya göndermediniz mi? Adalet Bakanı Bekir Bozdağ methiyeler düzmedi mi? (CHP sıralarından alkışlar) “Haşhaşi” dediğiniz paralel yapı mensubu kişiler o makamlara zorla mı geldiler? Onları o makamlara AKP Hükûmeti atamadı mı? Siz o zaman Başbakanlık Müsteşarı değil miydiniz? Onlara methiyeler düzmediniz mi? “Bunlar destan yarattılar.” demediniz mi? Ve tüm bunları halkın gözünün içine baka baka söylemediniz mi? Böylelikle insanların geleceklerinden ve bundan sonraki görevlerinden ayrılmalarına sebep olmadınız mı? Askerî Şûra kararlarına muhalefet şerhini siz koymadınız mı? Millî Güvenlik Kurulunun 2004 yılında Gülen hareketiyle ilgili aldığı kararı öyleyse neden uygulamadınız? “Millî Güvenlik Kurulu böyle bir karar aldı ama uygulamadık.” demediniz mi? Sayın Erdoğan “Pensilvanya çetesi hakkında kitap yazma hazırlığı yaptı diye insanlar mahkûm ediliyor.” diyor; peki, gazeteci Ahmet Şık bu nedenle hapse düştüğünde “Bazen kitaplar bomba gibidir.” demediniz mi? Ne oldu da şimdi tasfiye hareketi yapıyorsunuz? Sebep, 17-25 Aralık operasyonları.

Bakın, Arınç ne diyor? Diyor ki: “Kendilerine her türlü imkânı bahşeden AKP iktidarına ihanet edenleri affetmeyeceğiz.” Demek ki sorun devlet içerisinde paralel yapılanma değil, AKP iktidarının, özellikle de Hükûmetin foyasının ortaya çıkarılmasıdır.

Keza, bu tasarıyla Jandarma Genel Komutanlığını ve Sahil Güvenlik Komutanlığını da siyasallaştırıyorsunuz. Bu yolla da Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasallaştırılması yolunu açıyorsunuz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasallaştırılmasının tarihte nelere yol açtığını, hangi facialara yol açtığını hepiniz biliyorsunuz. Tüm Balkanları biz elimizden nasıl çıkardık? Balkan Harbi’ni ordunun siyasallaşması yüzünden kaybettik ve şimdi, siz bunun yolunu açıyorsunuz. Size şunu diyoruz: Gelin bundan vazgeçin.

İl ve ilçe jandarma komutanlarının, general olmayan daire başkanlarının atanmalarında, görevden alınmalarında, cezalandırılmalarında, yer değiştirilmelerinde Jandarma Genel Komutanını tamamen devre dışı bırakıyorsunuz, böyle bir hiyerarşik yapılanma olabilir mi, böyle bir kurum kültürü olabilir mi diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

Sayın milletvekilleri, bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.58

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyoruz.

İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verilen (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere devam ediyoruz.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Köksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunca İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala hakkında Anayasa’nın 99’uncu maddesi uyarınca verilen gensoru önergesi üzerine yapılan görüşmede AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Eski bir Adana valisi olarak da edebiyatımızın mümtaz siması Yaşar Kemal’in vefatından duyduğum üzüntüyü burada ifade ediyor, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru konusuna girmeden önce AK PARTİ olarak güvenlik yaklaşımımızdan bahsetmek istiyorum. AK PARTİ hükûmetleri olarak 2002’den itibaren sivil, çoğulcu ve demokratik bir Türkiye için bütün gücümüzle çalışmaya devam etmekteyiz. Farklılıklarımızla hep birlikte yeni Türkiye’yi oluşturduğumuzun bilincinde olarak halkımıza olan güven ve inancımızla ilk günden itibaren siyasetin merkezine milleti yerleştiren bir anlayışı benimsedik. Siyaset anlayışımız millet odaklı bir siyaset anlayışıdır. Tüm vatandaşlarımıza eşit değer ve önem veriyoruz. Kökenlerine veya nerede yaşadıklarına bakmaksızın tüm vatandaşlarımızı kucakladık ve kucaklamaya devam ediyoruz. Şüphesiz ortak tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz ve gelecek tasavvurumuz milletimizi bir arada tutan en önemli unsurlardandır. Millet, içinde barındırdığı tüm farklı renkler ve seslerle zengin ve güçlüdür.

Temel kamu hizmetlerinden biri olan güvenlik hizmetlerinde gerek nicelik gerekse nitelik olarak önemli değişimler yaşanmaktadır. AK PARTİ iktidarı olarak güvenlik politikalarıyla yerleşik güvenlik anlayışında köklü bir paradigma değişikliği yapılmış ve özgürlük için güvenlik yaklaşımı benimsenmiştir. Bugün toplum olarak her zamankinden daha çok uyanık olmaya, provokasyonlara karşı duyarlılığa, sabra, millî birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır. Terör örgütleri karşısında en büyük gücün milletimizin birlik ve beraberlik ruhu olduğunu çok iyi biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti büyük ve güçlü bir devlettir. Ülkemizin huzuruna ve bölünmez bütünlüğüne yönelik her türlü saldırıya karşı mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir, bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Demokratikleşme süreci devlete bakan yönüyle bir zihniyet değişimini ifade etmektedir. Mevcut yasalardaki değişiklikler yanında bu yasaları uygulayanlarda yaşanacak zihniyet devrimiyle birlikte daha özgür, daha demokratik, daha ileri görüşlü politikalar hayata geçirilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede, güvenlik bürokrasisi Türkiye’deki paradigma değişiminin en önemli yüzüdür. Zira, bölgede insanı devletin soyut varlığı kamu görevlileriyle somutlaştırmaktadır. Dolayısıyla, kamu görevlilerinin doğruları ya da yanlışları halktaki devlet algısının karşılığı anlamına gelmektedir. Özellikle, güvenlik güçlerimiz gibi kurumların görev alanına giren yerlerde geçmişin yanlışlarını terk ederek ortaya koyduğu, halk için halkla beraber yaklaşımı devlet-vatandaş yakınlaşmasının önemli bir örneğini teşkil etmektedir.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; milletimizin terörle mücadelesinin sadece silahla mücadele yöntemiyle çözülmeyeceğini, ret ve inkâr politikalarıyla doksan yılda bir noktaya gelinmediğini ve özellikle bu politikaların AK PARTİ iktidarı döneminde tedavülden kaldırıldığını, halkın talepleri doğrultusunda halkla birlikte hareket etmek suretiyle çözüm odaklı siyaset anlayışının yanında saf tuttuğumuzu her zaman dosta ve düşmana da göstermiş bulunuyoruz. İktidara geldiğimiz ilk günden itibaren, güvenlik ve özgürlüğün birbirine zıt kavram olmadıklarını, biri olmadan diğerinin anlam taşımayacağını ifade ettik. Keza biliyoruz ki en güvenli ve huzurlu ülkeler vatandaşlarına en geniş hak ve özgürlükler çerçevesini sağlayan ülkelerdir. Ülkemizde, kamu düzeni konusundaki hassasiyet korunmakta ve bu konuda taviz verilmemektedir; çözüm sürecinin nihai perspektifi olan silahsızlanma da dâhil olmak üzere, şiddetin terk edilmesi ve demokratik ortamda siyasi hayata geçilmesi konusunda da net bir tavır sergilenmektedir. AK PARTİ iktidarı olarak, çözüm sürecini kendi eylem planlarımız içerisinde yürütüyoruz. Bu konuda aldığımız mesafe de herkes tarafından görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve tabi olduğu ulusal ve uluslararası kurallar vardır. Hukuk kuralları, günlük, sosyal, ekonomik ve siyasal yaşamımızı düzenleyen kuralların bir bütünü olarak suç ve suçluyla mücadeleyi düzenleyen hükümler içermektedir. Hukuk kuralları, güvenlik güçlerinin terörle ve genelde suçla mücadele ederken uyması gereken koşulları belirler. Bu, güvenlik güçlerinin keyfîliğinin ve duygusallığının önünde önemli de bir engeldir. Bu kurallar güvenlik güçlerinin kendisi için de ayrıca bir garantidir. Her olayda güvenlik güçlerimizi karşılık verirken zor durumda bırakmak ve orantısız güç kullanmaya zorlamak terör örgütünün sinsi bir oyunundan başka bir şey değildir. Güvenlik güçlerinin hukuk dışına çıkarak terör örgütüyle değil, bir halkla mücadele ediyor izlenimini verecek davranışlardan şiddetle kaçınıldığını burada önemle vurgulamak isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadele demokratik toplumlarda hiçbir zaman ve hiçbir mekânda kolay olmamıştır. Terörle mücadelede en önemli unsurların başında halkın güveni gelmektedir. Güvenlik güçlerine, toplumun tüm kesiminin ama özellikle de terör bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın güvenmesi gerekmektedir. Terörle mücadelede duygusallıktan uzak, aklıselimin galip geldiği her hareket sağlıklı sonuçlar doğuracak bir nitelik taşımaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin korunarak terörle mücadele edilmesi bu noktada en önemli ölçüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Terörle mücadelede çok boyutlu yaklaşım ise üç alanın, güvenlik boyutlu politikalar, sosyal, ekonomik yatırımlar ve demokratikleşme bütününü içeren politika, strateji ve programların birlikte uygulanmasını da zorunlu kılmaktadır.

Bu son dönemde Türkiye, öncelikle, sorunların doğru tespitini yaparak geçmişin hatalarından ders çıkartmayı, sivil inisiyatif öncülüğünde ilgili aktörlerin etkin koordinasyonunu ve çözüme yönelik atılacak adımlarla kararlı olmayı gerçekleştirmiştir. Türkiye, yaklaşık otuz yıldır demokrasimizi tehdit eden, binlerce can ve milyarca maddi kayba neden olan terörle mücadele etmektedir. AK PARTİ iktidarı olarak bu mücadeleyi demokrasi ve hukuk prensiplerinden taviz vermeden kararlı bir şekilde sürdürdük ve sürdürüyoruz. Terör sorununu demokratik yöntemle çözmek için 2009’da millî birlik ve kardeşlik sürecini, 2013 yılında çözüm sürecini başlattık. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 2005 yılında Diyarbakır konuşmasıyla başlayan millî birlik ve kardeşlik süreci “Analar ağlamasın.” ifadesiyle özdeşleşmiş ve kamuoyuna mal olmuş bir süreçtir. Bu sürecin yürütülmesinde, Hükûmetimizin, Başbakanımızın ve İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala’nın fedakârlıkları da takdire şayandır.

Devlet kurumları eliyle ve Hükûmetin siyasi vizyonu ve iradesiyle sürdürülen çalışmalar, demokratikleşme, kamuoyu algısı, çözüm vizyonunun toplumsallaşması ikna ve katılım noktasında etkili olmuştur. Bu süreç vatandaşımızın devlete olan güveninin artırılmasını, terörün istismar ettiği toplumsal zeminin ortadan kaldırılmasını, demokratikleşme adımlarıyla oluşan olumlu psikolojik ortamın toplumun barış ve kardeşliğini güçlendirmesini sağlamıştır. Yıllardır kangren hâline gelmiş sorunun çözüm perspektifinin önü açılmıştır.

Hükûmetimiz, tüm sabotaj girişimlerine ve engellemelere rağmen demokratikleşme adımlarını ve çözüm sürecini kararlı bir şekilde devam ettirerek Sayın Cumhurbaşkanımızın 15 Şubat 2013’te deklare ettiği görüşme sürecine başlamıştır.

Çözüm süreci, şiddeti ve silahı aradan çıkarma, sözü, düşünceyi ve siyaseti devreye alma sürecidir. Bu süreçle, terörün, şiddetin sona ermesi, buna mukabil söyleyecek sözü olan herkesin düşüncelerini açıkça ifade edebilmesi ve özgürce siyaset yapabilmesi hedeflenmiştir. Çözüm süreci yerli ve millî bir süreçtir. Bu süreç 21 Mart 2013’te somut karşılık bulmuş, Hükûmet farklı mekanizmalarla sürecin devamını sağlamıştır. Çözüm sürecinin devamı uğruna, İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala göreve geldiği günden bu yana bölgede huzur ve güvenin sağlanması, insanların birbirini sevmeleri ve kardeşlik için büyük bir gayret de göstermiştir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Onun için mi hendek kazıyorlar?

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; çözüm sürecinin ulusal usul ve esaslarını düzenleyen Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun 16 Temmuz 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla Hükûmete verilen görevlerin hayata geçirilmesi amacıyla çözüm süreci kurulu ile kurumlar arası izleme ve koordinasyon kurumları oluşturularak yapılacak çalışmalara ve alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Çözüm süreci, şiddeti ve silahı aradan çıkartma, sözü, düşünceyi ve siyaseti devreye alma sürecidir. Bu süreçte terörün, şiddetin sona ermesi, buna mukabil söyleyecek sözü olan herkesin düşüncelerini açıklıkla ifade edebilmesi ve özgürce siyaset yapabilmesi hedeflenmektedir. Çözüm süreci ve güvenliğin sağlanması birbirinin alternatifi değildir. Güvenliği, vatandaşların hak ve özgürlüklerini korkusuzca, hiçbir endişe duymadan kullanabilecekleri rahat bir ortamın sağlanması için gerekli bir kamu hizmeti olarak görüyoruz. Gelinen son durumda silahları bırakma dâhil pek çok olumlu açıklamaların yapıldığı şu günlerde, çözüm süreci artık milletin malıdır, çözüm süreci millî bir süreçtir, yerli bir süreçtir, bu ülkenin bütün vatandaşlarının sahiplendiği bir süreçtir. Önümüzdeki günlerde çözüm süreci konusunda daha da sağlam adımlar atılacağına inancımız da devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerimiz kamu düzenini bozan, insan hayatı ve sağlığı için tehlike arz eden, siyasi, ekonomik ve sosyal düzeni olumsuz yönde etkileyen, toplumsal yapıyı derinden zedeleyen ve haksız rekabete yol açan, toplumun huzurunu bozan bütün suç örgütlerine karşı mücadeleyi başarıyla sürdürmektedir. Bu mücadeleyi yürütürken güvenlik güçlerimiz suç ve olay aydınlatmada büyük başarılar göstermekte ve bu konuda en ileri teknolojileri de kullanmaktadır. Son yıllarda suçların aydınlatılmasında da büyük başarılar elde edilmiştir. Suç ve suçluyla mücadeleyi yürütürken en önemli hedefimiz, gözettiğimiz en önemli nokta mağdurun zarar görmemesine ve provokasyon olmamasına büyük özen göstermek ve özveriyle çalışmaktır.

İçişleri Bakanlığımız ülke genelinde, vali ve kaymakamlarımız ise görevli bulundukları il ve ilçelerde halkımızın huzur ve güvenini sağlamak için gece gündüz demeden, yirmi dört saat çalışmaktadırlar. Bu kapsamda, İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinde, iç güvenlik kuruluşlarını idare etmek suretiyle ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, yurdun iç güvenliğini ve asayişini, kamu düzenini, genel ahlakı, Anayasa’da yazılı hak ve hürriyetleri korumak Bakanlığın temel görevlerinden sayılmıştır. İçişleri Bakanlığınca bu görevler, taşrada il valisi, ilçelerde de kaymakamlar tarafından yerine getirilmektedir. Tabii, kamu düzenini sağlamaya yönelik bu görevler, aynı zamanda, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtasıyla yerine getirilmektedir.

Kesinlikle unutulmamalıdır ki kamu düzeninin temini, vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini özgür ve rahat bir ortamda kullanabilmeleri için vazgeçilmezdir. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit eden, hak ve özgürlükleri baskı altına alan şiddet eylemlerine asla müsaade edilmedi ve edilmeyecektir. Güvenlik güçlerimiz her toplantıya veya gösteriye katılan vatandaşı değil, sadece olaylara karışanları ayırt etmektedir ve bunlar hakkında gereğini yapmaktadırlar. Çalışmalarımız da diğer vatandaşları rahatsız etmeden tespit edilmekte ve adli makamlarca tespit edilmektedir. Özellikle, bu olayları onaylamayan bölge insanına zarar vermek suretiyle çözüm sürecinden uzaklaştırılmakta ve umutsuzluğa sevk edilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda, İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala bütün konuşmalarında ve açıklamalarında kamu düzenini sağlamanın en önemli husus olduğunu ifade etmiş ve görevlileri bu konuda duyarlı olmaya davet etmiştir. Ancak, kamu düzeni sağlanırken suçsuz insanların zarar görmemesi için de azami gayretin sergilenmesi istenmiştir. Bu bağlamda, Sayın Bakanın görevini yerine getirmediğini ifade etmek doğru bir yaklaşım olmadığı gibi, haksız ve mesnetsiz bir iddiadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör örgütünün doğu ve güneydoğu illerinde devlete ait fonksiyonları üstlendiği iddiaları ise tamamen asılsız ve mesnetsiz iddialardan ibarettir. Devletin güvenlik güçlerinin giremediği bölge yoktur.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Nasıl yok? Dicle’deki sınavları niye iptal ettiniz? Utan!

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Devlet tamamen olaylara hâkimdir ve yeri geldiğinde gereği yapılmaktadır.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Onun için mi üniversite sınavını iptal ettiniz? Dicle’de üniversite sınavı yapamıyorsunuz. Yazık, yazık! Bu ülkede valilik yaptın!

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Nitekim, sayısal olarak ifade etmek gerekirse, 2014 yılı içinde terörle mücadeleye yönelik olay ve operasyonlarda 7.373 şahıs yakalanmış, bu şahıslardan 1.555’i de tutuklanmıştır.

Göreve geldiği günden bu yana İçişleri Bakanımız tarafından yapılan her uyarının başında kamu düzeninin korunması gelmiştir. Son olarak düzenlenen valiler toplantısında da gerek Bakanımız gerekse Başbakanımızın vurgu yaptığı en önemli konu kamu düzenidir. “Buna zarar verecek Vandallığa asla müsamaha edilmeyecektir.” Bunun yanında, “Vatandaşlara sevgiyle yaklaşılacaktır.” ifadesi bu iddianın asılsız olduğunu bir kere daha ortaya koymaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet teşkilatında, bildiğiniz gibi, tayinler Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği hükümlerine göre yapılmaktadır. Her yıl şarktan dönenler ve şarka gidenler için mayıs ve haziran aylarında rutin tayinler yapılmaktadır. Bunların dışında, eş durumu, sağlık, boşanma, can güvenliği, eğitim mazereti gibi tayinler de yapılmaktadır. Ayrıca, soruşturma geçiren ya da suça karışan personel, müfettiş veya vali teklifiyle yılın her döneminde atamaya tabi olabilmektedir. Yıllar itibarıyla atamalara baktığımızda, 2011 yılında 63 bin kişi, 2012 yılında 61 bin kişi, 2013 yılında 58 bin kişi ve 2014 yılında da 61 bin kişinin ataması yapılmıştır. Bu sayılar karşılaştırıldığında, kasıtlı olarak bir tayin yapılmadığı, hizmetin batı ve doğu illeri arasında aksamadan yürütülmesi için ihtiyaçtan yapıldığı görülmektedir ve kesinlikle şu bilinmelidir ki kolluk kuvvetlerine, hukuka ve kanunlara aykırı bir talimat verilmesi de söz konusu değildir. Ancak, görevlerini kötüye kullanan, usulsüz dinlemeler yapan, üst düzey kamu görevlilerinin, siyasetçilerin, iş adamlarının, dinî kanaat önderlerinin özel hayatını takip eden, telefonlarını dinleyen, bağlı olduğu kurum yerine paralel mahfillerden emir alan kamu görevlileri hakkında da elbette soruşturmalar yapılacaktır ve bu işlemler de başlatılmıştır.

Bunun dışında, haklarında soruşturma yapılanların, ceza alanların, 270 bin personel içerisinde elbette ki bu tür cezaların da olacağı aşikârdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru önergesindeki konular incelendiğinde, basına yansıyan ve gerçek delillerle desteklenmemiş, kulaktan duyma ifadeler taşıyan bir nitelik taşıdığı görülmektedir.

İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala titiz, kararlı, kurallara bağlı, çalışma hayatında tüm anlamıyla profesyonel, planlı ve programlı, sonuç odaklı çalışmaları yürüten bir arkadaşımızdır. Delilsiz ve mesnetsiz olarak Sayın Bakan hakkındaki gensoru önergesini vermek açıkçası Bakana yapılmış bir haksızlıktır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Az bile, az!

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – 7 Hazirandan sonra Türk hâkimlerinin önünde hesap vereceksin.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisinin İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınması hususunda AK PARTİ Grubu olarak “ret” oyu vereceğimizi bildirir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köksal.

İçişleri Bakanı Efkan Ala.

Buyurunuz Sayın Ala. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında sizleri saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, büyük bir devletin mirasçısıyız ve büyük bir devletin görevlileriyiz. Dolayısıyla, Türkiye’nin sorunları da fırsatları da tehditleri de büyüktür.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Ecdadını koruyamayan nasıl büyük devlet oluyor Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Risklerde ve bu tehditlerde başarılı olmanın temel nedeni, milletimizin kabul ettiği, kabul edebileceği siyasi inisiyatifi alıp milletimizin ihtiyaçlarını karşılayacak olan politikaları üretip ve o politikaları milletimizin onayına sunup onların onayını aldıktan sonra kararlılıkla uygulamaktır.

Türkiye küçük bir devlet gibi davranamaz. Türkiye basit hesapların arenası olamaz. Çünkü…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Bırak bunları!

ADNAN YILMAZ (Erzurum) – Bir dinle ya!

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Dinle ya!

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Süleyman Şah Türbesi’ni onun için mi terk ettiniz?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Neden bağırıyorsun sayın milletvekilim? Ben hiç sesimi çıkarmadan konuşuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Doğruyu konuş! Kürsüye çıktın, doğruyu konuş!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Susalım mı yani? Polis mi göndereceksin bağırırsak, ne olacak?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Şimdi, tabii, meseleyi basite indirgeyip polis raporlarıyla, memur, müfettiş raporlarıyla son derece yüzeysel analizini yapmak ve bazı değerlendirmelerde bulunmak mümkündür ama bu milletin bize verdiği emanetin karşılığını bu kadar düşük bir seviyede değerlendirme lüksüne sahip değiliz. Bizim zihnimizi rahatlatabilir, zihinsel konforumuz için bu yararlı olabilir ama evinde çocuğunun geleceğini düşünen, eşinin geleceğini düşünen, kendi milletinin geleceğini düşünen insanlara haksızlık yapmamak için daha yüksek bir siyaset anlayışının tezahürü olan bazı değerlendirmeleri izninizle sizlere sunmak, sizlere arz etmek istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sizin dışınızda herkes maraba zaten! Herkes maraba, yüksek siyaseti sen yaparsın! Buradakilerin hepsi maraba zaten! Yüksek siyaset senin işin!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Değerli milletvekillerimiz, elbette Türkiye'nin en önemli kazanımı bu Meclistir. Bu Meclis ve bu Mecliste görev yapan arkadaşlarımız, gerçekten Türkiye’nin varlığı itibarıyla hiçbir şey yapmasa bile -ki bu cümle kurulamaz- bu Meclis burada olduğu için, açık ve çalışır olduğu için, etrafımızda, bu coğrafyadaki bütün o olumsuzlukların buraya sirayet etmesini önlemiştir ve önlemektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ona gerek kalmadan siz veriyorsunuz zaten.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Diğer ülkelere, yanı başımızdaki ülkelere baktığımızda görüyoruz ki doğal kaynakları daha fazla ve görüyoruz ki nereyi kazsanız petrol fışkırıyor ama maalesef bir facianın eşiğindeler ve bir facia yaşıyorlar. Bizim yer altından çıkan petrolümüz yok…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapma ya!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - …bizim doğal kaynaklarımız çok zengin değil ama bizim siyasi istikrarımız var ve o siyasi istikrarı sağlayan işte bu Meclis. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Tabii, fakirleştir vatandaşı, maraba yap, ondan sonra siyasi istikrar!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Onun için, geç kalmış bir ifadeyi, cümleyi burada izninizle kurmak istiyorum: Zaman zaman oturduğumda benim -haşa- talimat verdiğim gibi birtakım cümleler kullanıldı. Şunu söyleyeyim: Türkiye Büyük Millet Meclisinden talimat alırım ve bu benim için onurdur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Hiç kimse de bu Meclise, bu Meclis Başkan Vekiline ve başkanlarına talimat veremez.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Aldım.” diyor, senin Başkan Vekilin “Aldım.” diyor. Sadık Yakut “Aldım.” diyor, tutanaklarda var.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Verecek olanın karşısında, daha önce darbe girişimlerinde bulunanların karşısında durduğumuz gibi dururuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dinliyor musun burayı? Madem talimat alıyorsunuz… Sadık Yakut “Ben alırım.” diyordu burada, tutanaklarda var.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir başka hususu da söyleyeceğim, o da şu: Darbe hangi enstrümanla yapılıyorsa onunla karşısında durulur; tankla yapılıyorsa üzerine çıkılır, kılıf uyduruluyorsa kılıf yırtılır atılır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teröre de yapsana onu bir! Terörle nasıl mücadele edilir, bir de onu söyle bakalım.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Söyle söyle! Terörle nasıl mücadele edilir? Bir de onu yırt at bakalım da bir görelim!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - …Türkiye çok önemli bir siyasi geleneğe sahip. Türkiye’de milletin… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olalım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Terörle nasıl mücadele edilir, bize onu anlat. Güzel anlatıyor, bir de terörle mücadeleyi anlatsın.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Türkiye’de milletin iktidar olacağı Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yazılmış, söylenmiştir “Kayıtsız, şartsız egemenlik milletindir.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – O eskidendi.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Ama millet hep bunu bekledi, zaman zaman fırsat eline geçti, Hükûmet oldu, tam iktidar olacağı zaman 1960, 1970, 1980, 28 Şubat ve 27 Nisan gibi dolaylı ve doğrudan darbelerle bu milletin iktidar olmasının önü kesilmeye çalışıldı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Terör örgütüne yalvarıyorsunuz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Geç o mavalları! Geç onları, geç.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Yerine ne kuruldu? Yerine kapalı bir sistem kuruldu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya, bırak bunları Allah aşkına, sen kendi yaptıklarına baksana Mecliste. Mecliste yaptığın darbeye bak sen.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Ne demek? Kapalı sistemin bir statükosu var ve bu statükonun sistem içerisinde müttefikleri var.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Senin, 12 Eylül generallerinden ne farkın var ha? Kenan Evren’den farkın ne?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bu müttefikler statükoyla iş birliği yaparak milletin iktidarının önüne engel çıkarmayı millet adına yapmışlardır zaman zaman ama bundan sonra bir daha başarılı olamayacaklar.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Çıkarttığın yasaya bak. Savunduğun yasaya bak, yasaya. Savunduğun faşist yasaya bak sen.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bu kapalı sistemde çoğu aktörler problemden beslenir…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Polis devleti kuruyorsun bu ülkede, polis devleti. Özel görevle geldin, özel görevle geldin sen.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – …yani sorundan beslenirler ve bu kapalı sistem düşmandan beslenir, düşman yoksa bile üretir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Paralel, paralel!

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Aynı sizin gibi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Çok iyi biliyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – İşte, dindarların başörtüsünün yasaklanması bu düşman üretme refleksinin bir sonucuydu.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Kendinizi tarif ediyorsunuz Sayın Bakan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynen öyle, düşman üretmek için yaptınız.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Yani, hiçbir şey yok, sorun yok, düşman lazım ama ayakta durması için sistemin, statükonun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tamam işte, size lazım.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Başörtüsünü yasakladı ki düşman olarak tanımlasın ve onu tüketerek ayakta dursun. Bunun gibi, hiçbir aklın izah edemeyeceği, hiçbir vicdanın izah edemeyeceği…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ergenekon’du, oldu paralel.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Ne karıştırıyorsunuz başörtüsünü?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya, sen kendine gelsene, boşver bunları. Şu faşist yasaya bak.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Gelip de, 1980’de darbeden sonra, insanların ana dilinde anasına Kürtçe “merhaba” demeyi yasaklayan bir aklın getirdiği 1990’lı yıllara şimdi döneceğim, Türkiye’yi nereye getirdiğine…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şerefsiz onlar, şerefsiz! Onu kim yasakladıysa şerefsiz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sen hakkındaki suçlamalara cevap ver.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – …ve değerli arkadaşlar, o zaman da bu akla aykırı, vicdana aykırı işleri yapanlar işte orada da düşman üretmek için insanları bir yerlere ittiler. Diyarbakır Cezaevi’nin zulmünü bilmeyen bu meseleyi çözümde bir katkıda bulunamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnsanların ana dillerini yasaklamayı kınayamayanlar burada bu meselenin çözümüne katkıda bulunamaz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Saygılı ol, kürsüyü yumruklama.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Ben Bulgaristan’da Türklerin isimleri yasaklandığında, Bulgaristan’da insanların dili yasaklandığında Siyasal…

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’ya kamu düzenini nasıl teslim ettin onu anlat.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – …Bilgiler öğrencisiydim ve o Saraçhane’de en önde yürüyordum, yine yürürüm. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Protesto ediyordum çünkü benim dilim yasaklanıyordu. (Gürültüler)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Palavra sıkma!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Benim dilim yasaklandığı zaman hangi tepkiyi koyuyorsam benim kardeşimin -o Kürtler de benim kardeşimdir- onların dili yasaklandığında aynı tepkiyi koyarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Demagoji yapma be! Konuya gel, gensoruya gel.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Demagoji yapma! O hendekleri kim kazdı? Senin polisine kim kimlik soruyor onu söyle, senin polisine kim kimlik soruyor? Senin kaymakamına kim talimat gönderiyor onu söyle bakalım biraz da.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Beyler, önemli bir mevzuyu konuşuyoruz, çok önemli bir mevzuyu konuşuyoruz. Biz Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin mirasçısıyız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Söyle, söyle! Senin polisine kim kimlik soruyor, söyle.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Biz Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin mirasçısıyız, biz küçük düşünemeyiz. (Gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen biraz sakin olalım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Uluslararası kara yolunda sana kimlik soruyorlar be! Nasıl devletsin sen? Nasıl İçişleri Bakanısın?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Küçük düşünen kardeşlerimiz olabilir, onlara da bir şey demeyiz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tabii, tabii!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – …ama biz oralara inip küçük düşünemeyiz, biz büyük düşünmek zorundayız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tabii, küçük, küçük… Devlet elden gitmiş sen hâl⠓küçük” diyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Size bir şey demiyorum, siz niye bağırıyorsunuz arkadaş ya!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Soruyorum sana: Senin polisine kim kimlik soruyor? Kim kimlik soruyor madem o kadar da?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, sorunlarımız olabilir, büyük sorunlarımız da olabilir ama biz büyük düşünüp milletimizin desteğini arkamıza alıp daha sonra daha büyük problemler üretmeyecek şekilde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sonra da milleti satarsınız, önce desteği alın.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – …çözümler üretmek zorundayız. Neden? Bakın, 1990’lı yıllarda ben yine o bölgedeydim. Arkadaşlar, 1990’lı yıllarda köylere -vatandaşın tabiriyle ve bizim tabirimizle- ambargoyla yani o zamanki yönetimlerin, gıda kısıtlamasıyla gıda götürülürdü; 250 gram çay, 100 gram şeker, 1 tane ekmek, şehirler arasında, iller arasında…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Vali değil miydin?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Yok, değildim, vali yardımcısıydım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaymakam değil miydin? Gücün yok muydu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – İller arasında ancak konvoyla yolculuk yapılabilirdi. İlçelerin yolu tamamen kapalıydı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaymakamlıkta da sosyal yardımlaşma var. Ağla ağla! (MHP sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Değerli kardeşlerim, o zaman milyonlarca insan, yüz binlerce insan köylerinden, yerlerinden sürüldü, aşağıya indirildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu yapan da sensin! (MHP sıralarından gürültüler)

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bakın, açık konuşacağım, tarihî bir gündür. Size de bunları söyleme fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum, gensorunuza.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Batman’da ne yaptın söyle bakalım!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bizim derdimiz, milletten gensoru almayalım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Verecek verecek, üç ay kaldı üç. Götürecek sizi!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bizim oralardaki oylarımıza bakın.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, sen milletin iradesiyle mi geldin ki buraya konuşuyorsun bir defa ya!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Şimdi, 12 tane büyük il var, problemin en çok yaşandığı yer, en çok bu konuda konuşanların oylarına bakıyorsun yüzde 1. E, o zaman millet gensoruyu çoktan vermiş. Onun için, ben bu gensoruyu teşekkürle karşılıyorum, bunları milletimizle ve Meclisimizle paylaşma, arz etme fırsatını bulduğum için. (MHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Seni buraya millet getirmedi millet!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bakınız, köyler boşaltıldı, yüz binlerce insan, çoluğu çocuğu nereye gideceği söylenmeden köylerinden edildi.

Şunu yapmadılar, şunu yapacak bir siyasi inisiyatif yoktu, siyaset darmadağındı. Onun için siyasi inisiyatifin, siyasi istikrarın kıymetini bilmek ve bunu baş üstünde tutmak lazım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kendi sorumluluğunu anlat, yirmi sene öncesini niye anlatıyorsun? Hakkındaki iddiaları cevapla.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bu Meclisi saygıyla selamlıyorum, on senedir, on üç senedir siyaseti dimdik tuttu her türlü saldırıya karşı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü siyasetin nasıl bir alternatif iyilik olduğunu ve onun yerine, olmadığı zaman o siyasi istikrarın, neler başımıza geldiğini bu millet çok iyi yaşamıştır. 90’lı yıllarda arkadaşlar bir miktar…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 2014’e gel, 2013’e gel, 2012’ye gel!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – …biraz insanlar siyasi inisiyatifi alabilip politika üretebilseydi o insanlar köylerinden göç ederken şehirlerin etrafına bugün TOKİ’yle yaptığımızın yüzde 10’u yapılabilseydi, 650 bin…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne oldu, silah mı bıraktılar yaptın da?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – …yüzde 10’u yapılabilseydi o çocukları biz okula alırdık. Şehirlerin etrafında perperişan olmazlar, bu kadar göç olmazdı. Oralarda, köyde madem koruyamadın, şehrin etrafına koy kardeşim, şehrin etrafına. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şimdi niye göç oluyor o zaman?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Diyarbekir’e gelip de o kadar insan… Mezra gibi evler yapacağına, biz evler yapabilirdik ve o insanlar oralarda doğru dürüst eğitim alırlardı, şimdi de bu kadar büyük, devasa problemle karşılaşmaz, gittikçe meseleyi çözerek yolumuza devam ederdik.

Şimdi, 90’lı yılları bırakalım, 2000’li yıllar: Bakın, Türkiye 2000’li yıllarda her türlü konuda, yani bu meseleleri çözerek, 2002’den beri, OHAL’in kaldırılması, bütün o kültürel hakların önündeki engellerin kaldırılmasıyla şunu sağladı…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Olağanüstü hâl ilan etme yetkisi veriyorsun be!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Şimdi, bazı arkadaşlarımız demokrasiyle terör arasındaki ilişkiyi doğru dürüst kuramıyor olabilirler. O, şudur…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Neyle neyin arasında?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Demokrasi teröre olan desteği azaltır. Dünyadaki her terörle mücadele eden ülkenin tecrübesi budur.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Onun için mi faşist bakanı getiriyorsun? BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Hadi canım!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Teröre olan desteği azaltır, halkın sisteme olan, halkın adalete olan güvenini artırır. Dolayısıyla, size meseleyi topyekûn çözme zemini ortaya çıkarır. Çünkü, temel hak ve özgürlükler insanın…

Beyler, insanlar temel hak ve özgürleri için birçok sıkıntıyı göze alırlar. Onun için oraya müdahaleye hep birlikte karşı durmalıyız, siyasete müdahaleye hep birlikte karşı durmalıyız. Bunlar temeldir, yoksa diğer her koyduğunuz şey 0’dır, başına 1’i, 2’yi koyacaksınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İç güvenlik paketiyle mi yapıyorsun bunları?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - O bakımdan, şimdi, biz, geldik, 2000’li yıllarda ekonomiyi en iyi şekilde götürmeye çalışıyoruz. Kaç darbe hazırlığı ve darbe girişimi atlattık, en iyi biliyoruz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdi Babacan darbe yapıyor, Erdem Başçı ile Babacan.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Geldik, 2010 referandumundan sonra halka gittik, halk referandumla siyaseti garantiye aldı, ondan sonra da biz…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yarın da sen darbe yaparsın.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Ne oldu? HSYK işinize yaramadı, tekrar değiştirdiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Türkiye’nin kurulduğundan beri iki temel problemi vardır. Birincisi, din ve vicdan özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Bu konuda 28 Şubatın bütün teferruatını, yasasını, mevzuatını, İrticayla Mücadele Belgesi’ni yırtıp çöpe attık, üstüne de kapağı örttük. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

İkincisi, bakın, hiçbir şey olmadı, herkes burada. Hani “Şu gelecek, bu gelecek.” diyordu, güzel.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tabii, tabii, onun için faşist paket getiriyorsun.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Siyaset yapma, sana sorulan sorulara cevap ver!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Şimdi de, o zaman, o siyaset kendisini garantiye alıp, inisiyatif almaya başlayınca işte bu etnik kimlik, Kürt sorunu meselesinde de hemen inisiyatif aldı. Bizim demokratik açılım sürecinin başlaması 2009. Arkadaşlar, ondan sonra Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi, ondan sonra çözüm süreci ama hepsi de, şahidiz ki, inanılmaz provokasyonlarla sekteye uğratılmaya çalışıldı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Altı yılda geldiniz, süreç teslimiyet oldu, terör örgütüne teslim edildi.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Birinde Oslo görüşmeleri devletin kendi birimi içerisinden sabote edilerek dışarıya sızdırıldı.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – “Görüşen şerefsizdir.” dediniz.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Birinde, Habur provokasyonu oldu. Birinde, MİT bu işleri yürütüyor diye mahkemeye çağrıldı, MİT 7 Şubat darbesi oldu. Birinde -zaman az, onun için kusura bakmayın hızlı hızlı gidiyorum- 8 Mayısta, değerli arkadaşlar, terör örgütü dedi ki: “Ben dışarıya çıkıyorum.”

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Yargılayacaklar, yargılanacaksınız.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Siz üniversitelerdeki olaylardan bahsedin.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Görüşmeler yapıldı, 8 Mayısta dışarı çıkma kararı aldı, 28 Mayısta Gezi olayları başladı bu ülkede ve bir büyük provokasyon.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tabii canım, Dolmabahçe olayını anlatsana; Dolmabahçe, Kabataş olayını.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Ondan sonra, o provokasyon olunca bu sefer yine kesintiye uğradı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kabataş olayını anlatsana, Kabataş’ı, nasıl oldu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Bu sefer tekrar toparladık; 17-25 Aralık darbe girişimi. Sonra yine toparlandı, değerli arkadaşlar, bu sefer de 6-7 Ekim olayları.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kabataş olayını anlat, Kabataş olayının failleri nerede?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Beyler, ben, bir dahaki dönem için adayım, inşallah, Allah fırsat verir, milletimiz de evet der, onaylarsa, milletimiz tamam derse aranıza katılma şerefine nail olacağım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Normal seçil de gel yahu, niye geliyorsun şimdi?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Burası elbette Parlamentodur, çeşitli görüşler olacak, sonuçta millet hangisini onaylarsa o uygulamaya konacak.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Seçil de gel, seçilmeden niye geldin?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – İstirhamım şu, şunu yapalım: Böyle temel problemlerde -Allah aşkına, rica ediyorum- milletimizin geleceğini düşünerek -yine ayrı politikalar olabilir, yine ayrı değerlendirmeler olabilir ama- birbirimizi hırpalamadan, kimseyi ötelemeden, bir yere itelemeden, 78 milyonun devlet olduğunu hiç unutmadan… Yani, hazineden maaş alanlar sadece devlet değildir, hazineye vergi verenler de devlettir, onlar biraz daha fazla devlettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Hukuk nedir biliyor musun İçişleri Bakanı, hukuk nedir biliyor musun?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Onun için, önce, oralarda teşkilatlanmaya bakın, o bölgede de teşkilatlanmaya bakın lütfen, bakalım.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sen kendi işine bak, kendi işine!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) – Herkes, o bölgede daha fazla insanla nasıl hemdert olurum, sıkıntısı ne, nasıl onlarla onu paylaşabilirim; buna baksın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Senin polisin giremiyor, teşkilattan bahsediyorsun. Sen kendin gidemiyorsun oraya!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Yoksa, burada, çok önemli ama sadece salon siyasetiyle elbette milletin derdine deva bulmak çok zordur. Onun için de… Ben “Burada bunu yapan var.” demiyorum.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Onu siz yapıyorsunuz işte.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Bakın, altını çiziyorum ama genel ilkeler üzerinden, Türkiye'nin genel hedeflerine doğru yürümezsek, basit meseleleri çok büyütür, çok büyük meseleleri basite indirgersek sadece kendimize yazık etmiş olmayız, memlekete, millete yazık etmiş oluruz çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi kurumlardan herhangi bir kurum değildir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bırak ders vermeyi!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Yine, bana arkadaşlarımız diyor ki: “Anayasa.” Anayasa’ya, evet, yemin ediyoruz, uyuyoruz…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, bırak ders vermeyi!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - …ama bu Anayasa’nın kötü bir anayasa olduğunu söylememize engel bir durum yok, olsa da tanımıyoruz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Cumhurbaşkanı yeminine uymuyor kardeşim!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Bu Anayasa, darbe anayasasıdır, kötü bir anayasadır, doğru dürüst bir anayasa değildir. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisini…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Mevcuduna uyacaksın! Mevcuduna uyacaksın, ondan sonra yenisini yapacaksın.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Bakın, son bir şey söyleyeceğim: Anayasa’da diyor ki: Milletindir egemenlik.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hepiniz uyacaksınız mevcut Anayasa’ya!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Millet bu egemenliğini devletin anayasal kurumları eliyle kullanılır.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – O Anayasa sayesinde Bakan oldun.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA (Devamla) - Katılıyor musunuz buna Allah aşkına? Millet bu egemenliğini milletvekilleri eliyle kullanır ve referandum yoluyla kullanır. Hiçbir anayasal kurum millet egemenliği kullanma yetkisine sahip değildir, tanımıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Bunda ne var? Bu Anayasa, onun için, behemahâl ve derhâl değişmelidir. Milletin iradesini gasbetmiş, satır aralarına gizlemiştir, söküp çıkarıp millete teslim etmek bizim görevimizdir.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ala.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen millet iradesini mi temsil ediyorsun Sayın Bakan? Millet kim, sen kimsin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Vural.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın (11/45) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan bu kürsüye çıkarak Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağına namus ve şeref yemini etmiştir. Bugün de bu Anayasa'yı tanımayacağını ifade etmek suretiyle Anayasa'yı tebdil ve ilga etmek üzere PKK terör örgütüyle iş birliği yaptığını itiraf etmiştir.

Bizim gensoru önergemizin özü şudur: Sayın milletvekilleri, doğu ve güneydoğuda PKK-KCK paralel devlet yapılanmasının oluşması, mahkemeler kurması, sözde asayiş birimlerini oluşturması, vergi toplaması, kamu ihalelerinin dağıtılması, sosyal yardımların dağıtılmasıyla ilgili bir gensoru verdik. Ama Sayın Bakan bunlarla ilgili hiçbir şeyi ifade etmeyerek bütün bunların çözümün bir parçası olduğunu itiraf etmiştir. Yazıklar olsun!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Size yazıklar olsun!

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu ifadeyle, bu savunmayla, PKK’yla KCK paralel devletini meşrulaştıran bir bakan vardır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ortağı zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) - Dolayısıyla bu Bakanın bu iddialara cevap vermek yerine, 17-25 Aralık süreciyle ilgili, soruşturma sürecini akamete uğratmakla cevap vermek yerine bunlarla ilgili iddiaların üstünü örtmek amacıyla “Efendim, büyük düşünelim.” demek suretiyle onun ne kadar küçük düşündüğünü ortaya koymuştur.

Bu bakımdan, bugün, millî ve üniter devlete yönelik olarak doğu ve güneydoğudaki bu fiilî durumu Bakan defakto olarak kabul ettiğini, Dolmabahçe’de imzaladıkları PKK’yla iş birliği anlaşmasıyla da bunu, bu vaatleri yerine getirmeyi taahhüt ettiğini itiraf etmiştir. Böyle birisinin Türkiye'nin İçişleri Bakanı olması kadar zül yoktur.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, müdahale edin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK mahkeme kuruyor, buna bir şey demiyorsun. PKK vergi topluyor, buna bir şey demedin. PKK adam kaçırıyor… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Vural…

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA - Siirtli değil misin? Siirt de memleketin bir parçası. Sen de Siirt’ten aday ol, yüzde 0,8’le gel.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yüreğin yetiyor mu? Hadi, yüreğin yetiyorsa söyle, yüreğin yetiyorsa bunlara cevap ver bunlara, masal anlatma.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) - İradeni PKK’ya teslim etmişsin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

 

IX.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, kamu düzenini sağlamada görevlerini yürütemediği, PKK/KCK’nın faaliyetlerini engelleyemeyerek paralel devlet yapılanmasına zemin hazırladığı, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını akamete uğratma girişimlerinde bulunduğu iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/45) (Devam)

BAŞKAN – İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeleri böylece tamamlamış bulunuyoruz. Bu hususu oylarınıza sunacağım…

III – YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Altay, Sayın Serindağ, Sayın Öner, Sayın Öztürk, Sayın Demiröz, Sayın Günaydın, Sayın Bayraktutan, Sayın Çıray, Sayın Dinçer, Sayın Kuşoğlu, Sayın Ayaydın, Sayın Kaplan, Sayın Akar, Sayın Aygün, Sayın Çetin, Sayın Özkes, Sayın Düzgün, Sayın Topbaş, Sayın Toprak, Sayın Küçük.

Evet, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen saraydan talimatlı bir bakansın zaten!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Ayıp oluyor!

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi kardeşim, PKK’yla anlaşma imzalamaktan utanmıyorsunuz da bize “Ayıp oluyor.” diyorsunuz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Siz utanmadınız mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayıp arıyorsan Dolmabahçe’ye bak! Ayıp arıyorsanız saraya bakın! Utanmadan, sıkılmadan bunu nasıl meşrulaştırırsınız?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Size ayıp yok! Siz utanmıyorsunuz çünkü!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Sana ne oluyor?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hadi oradan be! Ayıp utananlar içindir, ayıp size yok!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin Van milletvekili açıkladı eyalet olarak nasıl toplandığını! Bunlara cevap vermeyen, kalkıp burada Meclisin kürsüsünü işgal ediyor dışarıdan atanmış adam.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, Artvin Valiliğine aldığın yeğenini konuş, yeğenini! Özel kalem müdürü yaptığın yeğenini konuş! Açıktan aldığın yeğenini konuş, yeğenini!

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu da mı almış?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Barış Demirhan kimdir Sayın Bakan? Barış Demirhan kimdir, Artvin Valiliğine aldığın yeğenin, özel kalem müdürü yaptığın?

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle mi? Yeğeni mi oluyor?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, Barış Demirhan kimdir? Artvin Valiliğine özel kalem müdürü yaptığın yeğenini anlat!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Var mı öyle bir şey Sayın Bakan?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Cevap yok!

FARUK BAL (Konya) – Yüksek siyaset!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Yok, yok!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Niye açıktan aldın, bari onu anlat, Barış Demirhan’ı! O tarafa bakma, bana bak! Sayın Bakan, Artvin Valiliğine özel kalem müdürü yaptığın yeğenini anlat!

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Ya, yok öyle bir şey! Yalan ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlatamaz, Reza’nın önüne nasıl yatıldığını anlatsın!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Bütün kayıtları var bende!

OKTAY VURAL (İzmir ) – Anlat ya, şu Reza’yla nasıl...

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Barış Demirhan’ı anlat bir dinleyelim, Artvin Valiliğine özel kalem müdürü yaptığın yeğenini! Bu tarafa baksana! Bak, ben açık açık söylüyorum, Barış Demirhan. İsim belli. Oğdar köyünden yeğeni var, biliyorum ben hepsini. Artvinli olduğunu gizliyorsun, Erzurumlu zannediyor millet seni!

Sayın Bakan, millet seni Erzurumlu zannediyor, bir söylesene Oğdarlı olduğunu. Yeğenini Artvin Valiliğine nasıl özel kalem müdürü yaptığını bir söylesene. Niye bakmıyorsun?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakamaz, bakamaz, Reza’yla ilgileniyor o! Reza’yı kurtarma görevlisi!

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, kamu düzenini sağlamada görevlerini yürütemediği, PKK/KCK’nın faaliyetlerini engelleyemeyerek paralel devlet yapılanmasına zemin hazırladığı, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını akamete uğratma girişimlerinde bulunduğu iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/45) (Devam)

BAŞKAN – Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler…Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından “Bravo!” sesleri)

On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.49

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Bilal Macit (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Askerî Hâkimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

5.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşiminde ikinci bölümde yer alan 33’üncü maddesi kabul edilmişti.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz talebimiz var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ilk 3 maddesinin usulsüz görüşüldüğüne yönelik itirazlar Başkanlık Divanında karara bağlanmadan görüşmelere devam edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, eminim ki dışarıdan Meclis Genel Kurulunu iki hafta boyunca sizler de takip etmişsinizdir. Burada tarafsız yönetim sergilemeyen 2 Meclis Başkan Vekiliyle ilgili 3 siyasi partinin dile getirmiş olduğu bazı talepler vardı. Bu talepler, görüşülmekte olan yasa tasarısının görüşmelerini doğrudan etkileyen taleplerdi. Şöyle ki: Özellikle ilk iki günde yapılan oturumların çoğunda kabul edilen maddelerle ilgili Genel Kurulda İç Tüzük’ün işletilmediği ve İç Tüzük’e aykırı bir şekilde maddelerin kabul ettirildiğine dair tespitlerimiz vardı. Bu tespitler doğrultusunda, hem Meclis Başkanlığına hem de oturumu yöneten Meclis Başkan Vekiline biz itirazlarımızı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre yönelttik. İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi de bu konuda der ki: “Yanlışlık birleşimden sonra anlaşılırsa Meclis Başkanı, Divanı toplayarak takip edilecek yolu kararlaştırır. Başkan, kendisine ait görevlerin yerine getirilmesi bakımından gerekli görürse, Divanın görüşünü alabilir.”

Biz iki hafta boyunca özellikle ilk 3 maddeyle ilgili görüşmelerin usulsüz yapıldığını, bu konuda Meclis Başkanının bir an önce Divanı toplaması gerektiğini, takip edilecek yolu belirlemesi gerektiğini ve dolayısıyla ortaya çıkan tutumun yasa tasarısının diğer maddelerini doğrudan etkileyeceğini ifade ettik. Çünkü ilk 3 madde ve itirazımız olan diğer maddeler yasa tasarısının diğer maddeleriyle doğrudan ilişkilidir. Şu anda şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Usulsüz olarak görüşülmüş olan maddelerle ilgili durum netleşmeden Genel Kurul 33’üncü maddeye kadar gelmiş durumda. Hiçbir yasa tasarısında ilk 3 madde ya da itiraz edilen maddelerin durumu netleştirilmeden peşi sıra gelen maddeler görüşülmeyeceğine göre buradaki itirazımızın da netleşmesi gerekiyor. Meclis Başkan Vekilleri bugüne kadar bizim itirazımızla ilgili sürecin başlatıldığını, bir çalışmanın başlatıldığını ve bunun sonuçlarıyla ilgili Genel Kurula bilgilendirme yapılacağını ifade ettiler. Meclis Başkanının Kanada’da olmasından dolayı bu sürecin geciktiğine dair söylenen gerekçeler de Meclis Başkanının yurda dönmesiyle ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla, biz ilk 3 madde başta olmak üzere, usulüne uygun olarak görüşülmeyen bu maddelerle ilgili durum netleşmeden yasa tasarısının 33’üncü maddesinden itibaren bu görüşmelerin yapılamayacağını tekrar ifade etmek istiyoruz. Bu durumu netleştirmenizi, Genel Kurulu bilgilendirmenizi... Bu maddelerle ilgili yeniden mi görüşülecek... Yoksa mevcut itirazlarla ilgili nasıl bir yolun belirlendiğini açıklamak üzere sizi Genel Kurulu bilgilendirmeye davet ediyoruz. Dolayısıyla bu görüşmeler yapılamaz Sayın Başkan, bu durum netleştirilmeden yapılamaz.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Baluken, bu konuda usul tartışması da açılmıştı yanlış hatırlamıyorsam.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, açılmadı, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Açılmadı mı efendim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, açılmadı. Usul tartışması taleplerimize cevap verilmedi. Biz Meclis Başkanının yurt dışında olmasıyla ilgili gösterilen gerekçe nedeniyle... Yani usul tartışması istedik ama böyle bir gerekçe ileri sürüldüğü için usul tartışması açılmadan bu iş geçiştirildi. Eğer devam ederseniz tutumunuz hakkında usul tartışması açacağız.

BAŞKAN - Şimdi size şimdiki bu konuyla ilgili kısa bir bilgi vereyim. Hepiniz biliyorsunuz ki Meclis Başkanı Kanada’daydı. Ve Meclis Başkanı yurt dışına çıktığı zaman diğer partinin yani iktidar partisinin Meclis başkan vekillerine vekâlet bırakıyor, bizlere vekâlet bırakmıyor efendim. Onun için bizim Meclis Divanını toplama yetkimiz -bize bırakmadığı için- yok. İktidardaki Meclis başkan vekillerine, birine ya da diğerine bıraktıysa eğer onun toplaması gerekirdi, o da toplamamış efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bırakmıştı, evet, doğru. Dolayısıyla, bu yasa tasarısı görüşülemez efendim.

BAŞKAN – Şimdi, onun için, bizim, Meclis Başkanı da yurt dışından döndüğüne göre -şu anda daha Ankara’ya dönmemiş, herhâlde cenazeye katılmıştı- onun Divanı toplamasını beklememiz gerekecek.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İki hafta geçti Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şimdi, o Divanı topladığı zaman -ki toplaması gerekir- o zaman görüşe başvuracak ve nasıl bir yol izleyeceğimize karar vereceğiz. Öyle anlıyorum sizin demenizden. Şu anda bu konuda benim yapabileceğim bir şey yok, bunu izah ettim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ancak, yasa tasarısı görüşülemez Sayın Başkanım çünkü itiraz ettiğimiz maddeler ile şu anda görüşülmekte olan maddeler birbiriyle doğrudan ilişkilidir. Eğer ilk 3 maddedeki usulsüzlüklerde farklı bir sonuç ortaya çıkmış olsaydı bu sonraki maddelerle ilgili görüşmeleri de etkileyebilirdi. Dolayısıyla, şu anda bu yasa tasarısının görüşülmesi İç Tüzük’e aykırıdır. Yani bunu Kanunlar ve Kararlarla da danışabilir ya da konuşabilirsiniz. Bu yönlü itirazımızın değerlendirilmesini talep ediyoruz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben de söz istedim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Söz, istem sırasına göre verilir, İç Tüzük orada.

BAŞKAN – Şimdi dinleyeceğim diğer grup başkan vekillerini, sonra tekrar konuşacağız.

Buyurunuz Sayın Altay, sizin talebiniz nedir?

 

26.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ilk 3 maddesinin usulsüz görüşüldüğüne yönelik itirazlar Başkanlık Divanında karara bağlanmadan görüşmelere devam edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, görüştüğümüz kanun tasarısını 17 Şubat itibarıyla bu Parlamentoda görüşmeye başladık yanlış hatırlamıyorsam. Bugün 2 Mart, ciddi bir yol alınmış değil. Sabahlara kadar Parlamentomuz mesai tükettiği hâlde hâlen 33’üncü maddesine geldik.

Ancak, Sayın Baluken’in itiraz ettiği husus, zatıalinizin nöbetçi olmadığı dönemde yaşanmış vahim bir İç Tüzük ve Anayasa ihlalidir. 3 siyasi parti grubunun tasarının tümü hakkındaki görüşleri serdedilmeden, 3 gruba da bu hak verilmeden, tanınmadan bir oldubitti… Tıpkı 4+4+4 Komisyon görüşmelerinde yapıldığı gibi, maalesef, çok kural dışı bir manzarayla karşılaştı Meclis. O arbede içinde –malum, bilinen olaylar- yaralanmalar, kırıklar olunca milletvekillerinde, o esnada biz arkadaşların sağlıklarıyla da meşgul olduğumuz için İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre bir işlem başvurusunda bulunmadık. Ancak, 13 çok açık Sayın Başkanım. Madde 13’te “Bir yol belirlenir.” diyor. Takip edilecek yol belirlenene kadar böyle bir manzara karşısında, daha önceki oturumları yöneten başkan vekilleri Adalet ve Kalkınma Partisi menşeli oldukları için çok açık tarafgir bir tutum izlemişler, âdeta kanuna sanki kanunun sahibi Hükûmet değil de Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu Meclis başkan vekilleri… Özellikle Sayın Yakut’un belki çok hakkını yememek lazım ama Sayın Bahçekapılı Meclis tarihine yakışmayacak, o makama yakışmayacak bir taraf örneği göstermiş ve İç Tüzük’ü ayaklar altına almıştır. Sayın Bahçekapılı keyfî bir tutum takındı diye sizin de böyle bir tutum takınacağınıza ihtimal vermiyoruz. Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün “Başkanlık Divanı toplanır ve takip edilecek yolu belirler.” hükmünden hareketle, bu Parlamentonun 4 siyasi parti grubundan teşkil edildiği düşünüldüğünde, 3 siyasi parti grubu aynı taleple başvuruyor ve sonuç alamıyorsa bu trajik siyasi duruma artık sizin bir son vermenizi talep etmekteyiz. Bu Divan ister şimdi toplansın ister bu gece yarısı toplansın. Ara verin, birer saat ara verin, hiç sorun değil. Bir saatten fazla ara verilemeyeceği için diyorum. Ama, milletvekillerimiz çalışmaya hazır. Ancak bu usulsüzlüğü, bu kanunsuzluğu, bu hukuk dışılığı sizin sürdüreceğinize ben ihtimal vermiyorum.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın milletvekilleri, grup başkan vekillerini arkaya çağırıyorum ve yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.19

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

 

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu'nun, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre yapılmış itirazlarla ilgili 3 Mart 2015 Salı günü Başkanlık Divanının toplanarak karar vereceğine ancak şu anda görüşmelere devam edileceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekilleri, daha önce grup başkan vekillerinin İç Tüzük 13’e göre yapmış olduğu itirazlarla ilgili Meclis Başkanıyla yaptığım görüşme sonucunda yarın sabah saat 10.30’da Divanı toplayacağız ve bu konudaki izlenecek yol konusunda bir karara varacağız. Fakat bu karara varmadan -yani o konuda karara varacağız ama- görüşmelerimize de şimdi devam edeceğiz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkanım, görüşmelere devam edemeyiz çünkü İç Tüzük 13’üncü madde “Takip edilecek yolun belirlenmesi gerekiyor.” diyor. Takip edilecek yol şu anda belirlenmemiştir. Tam iki haftadır devam ediyor. Eğer devam edeceksek tutumunuz hakkında usul tartışması açılması...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, ben de bir şeyler söyleyebilir miyim.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ilk 3 maddesinin usulsüz görüşüldüğüne yönelik itirazlar Başkanlık Divanında karara bağlanmadan görüşmelere devam edilemeyeceğine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının ayrımcılık yaparak vekâletini sadece iktidar partisinden Başkan Vekillerine vermesini kınadığına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, açıkçası Sayın Meclis Başkanı eğer Başkanlık Divanını toplamaya karar vermişse hukukun gerektirdiği tek bir karar vardır, bu oldubittilerle, İç Tüzük’e aykırı olan hususlarla ilgili bu görüşmelerin keenlemyekûn olduğuna, yok olduğuna karar vermektir. Dolayısıyla, olmamış bir görüşmeye istinaden bugün 33’üncü maddeye gelmemizin bir anlamı yoktur. Dolayısıyla, Sayın Meclis Başkanının Meclis Başkanlık Divanını toplamak suretiyle, bununla ilgili, sadece toplamış olma iradesi bizce yeterli değildir. Bu iradenin... Bizim İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızı ve hukukumuzu aynen geri iade edecek bir karar oluşmadan böyle bir müzakerenin yapılması kabul edilemez.

Sayın Başkan, bu çerçevede, çok önemli bir hususu da burada değerli milletvekillerine milletimizin huzurunda açıklamak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Meclis başkan vekilleri İç Tüzük çerçevesinde görev yapar. Dolayısıyla, İç Tüzük çerçevesinde, Meclis Başkanının yurt dışına gittiği zaman ya da olmadığı zaman bu konuda vekâlet verme görevini sadece iktidardan birisine vermek gibi, iktidar partisinden bir Meclis başkan vekiline vermek gibi bir ayrımcılığın, bu konuda, muhalefetin, muhalefet Meclis başkan vekillerinin hakkını, hukukunu gasp olduğunu ifade etmek istiyorum. Meclis başkan vekilleri İç Tüzük çerçevesinde görev yapar, İç Tüzük çerçevesinde yaptıkları bu görev iktidar ya da muhalefet Meclis başkan vekilliği değildir. Hukuku uygulayacak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı vekilidir. Dolayısıyla, bu eksende, Meclis Başkanının yurt dışına gittiği zaman bu konudaki vekâleti muhalefetten oluşan Sayın Meral Akşener ile size bu yetkiyi vermemesi ayrıca bu görevi yaparken ayrımcı bir düşünceyle hareket ettiğini ortaya koyar. Bu çok vahimdir, çok yanlıştır. Bu durumda, Meclis başkan vekili âdeta iktidarın her istediğini yerine getiren, bu konuda İç Tüzük’te bize tanınan hakları yok sayacak bir iradeyi ortaya koymasını da meşrulaştırmasıdır. Huzurunuzda Meclis Başkanının bu konudaki iradesini ve tercihini kınadığımı, bundan sonraki süreç içerisinde, bunlarla ilgili, Meclis Başkanlığı görevini vekâleten vereceği zaman da bu ayrımcılığı yapmaması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Baluken, usul tartışması açacaktınız, buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aleyhte…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Aleyhte…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Aleyhte…

BAŞKAN – Şimdi, tekrar söylüyorum: Sayın Ahmet Aydın, lehte; Sayın Engin Altay, aleyhte; Sayın İdris Baluken, aleyhte; Sayın Oktay Vural, lehte...

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

XII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu’nun, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre yapılmış itirazlarla ilgili Başkanlık Divanının kararını vermeden görüşmelere devam etmesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında iki haftadır çoğu kez tartışma konusu hâline gelen ve özellikle de burada âdeta bir engelleme vasıtası olarak kullanılmaya çalışılan bir husus bugün yine aynı şekilde maalesef dile getirildi. Bu konu, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi, daha önceki oturumlarda da çokça tartışıldı. Bu konu yine aynı şekilde usul tartışması konusu da yapıldı. Aslında, usul tartışması konusu yapılan ve usul tartışmasıyla da karara bağlanan bir konunun yine aynı şekilde usul tartışması hâlinde görüşülüyor olmasını doğru bulmuyorum.

Sayın Başkanım, siz az önce ifade ettiniz, tabii ki Meclis Başkanlık Divanı toplanacak, yöntemi belirleyecek ama bu arada görüşmelere mutlak surette devam edilmesi gerektiği hem İç Tüzük’ün açık hükümleri hem sizin ifadeniz hem daha önceki beyanlar, usul tartışması kararları ve Meclisin teamüllerine göre çok açık ve net ortadadır.

Şimdi, Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi -tabii ki birleşimden sonra böyle bir yanlışlığın olduğu iddia edilirse bu konuda ne yapılır- diyor ki: “Eğer yanlışlık birleşimden sonra anlaşılırsa Meclis Başkanı Divanı toplayarak takip edilecek yolu kararlaştırır.” Eyvallah. Hukukta asıl olan yasaklayıcı bir hüküm var ise onu buraya dercetmek, eğer yasaklayıcı bir hüküm ya da Meclisin çalışmalarına ara veren ya da bu konuyu bekletici mesele yapan bir husus eğer yok ise olağan olan nedir? Olağan olan, birleşime devam etmektir, Meclisin çalışmalarına devam etmektir. Meclis olağan gündemini takip eder, devam eder, çalışır, bu arada Meclis Başkanlık Divanı toplanır, toplanmaz, geç toplanır, eğer Meclis Başkanlık Divanının toplanmasını ön koşul olarak kanun koyucu böyle bir hüküm koymuş olsa idi onu buraya dercederdi. “Bu konu karara bağlandığı ana kadar birleşime ara verilir.” denilirdi.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; böyle bir husus olmadığına göre, çok açık bir şekilde İç Tüzük zaten bunu beyan etmiş, Meclis Başkanlık Divanı bu konuda toplanacak, kararını verecek ama bu arada da birleşime devam edilecek, görüşmeler devam edecektir. Doğru olan, olması gereken, iki haftadır da yapmış olduğumuz konu zaten bu, usul tartışmasıyla da bu daha önce hükme bağlandı. Tabii ki, sizin bu kanaatinizin lehinde ben de söz aldım, bunun devam etmesi gerekiyor ama arzu ederseniz bu kanaati Genel Kurulun takdirine de sunabilirsiniz diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Aleyhte Sinop Milletvekili Engin Altay konuşacak.

Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, tabii, 17 Şubatta başlayan ve bugüne kadar kavga dövüş Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarına da halel getiren bir kanun tasarısının görüşmeleri esnasında sizden önce oturum yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan vekillerinin, mensubu bulundukları partiyle ilgili aidiyetlerinden kaynaklı olarak bir taraf tutmak... Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun acelesi olabilir kanunu geçirmek için ama orada oturan Meclis başkan vekillerinin asla böyle bir hakkı olmamalıydı. Bu yanlış yönetim uygulamaları sonucunda geçtiğimiz iki hafta içinde 3-4 milletvekilimiz ağır darp aldı, hastanelik oldular, Parlamentoda çirkin görüntüler yaşandı. Bunlar işin bir boyutu ama bir başka boyutu var. Hep söylediğimiz bir şey var: Burası kanun yapılan yer. Eğer kanun burada da çiğneniyorsa Allah Türkiye’yi korusun. Burada “kanun”dan kastım, İç Tüzük de burası için bir kanundur, kanun niteliğindedir, hatta daha ileri gidiyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü aynı zamanda buranın çalışma usul ve esasları bakımından Anayasa niteliğindedir.

Sayın Başkan -İç Tüzük 13 gayet açık- önce şunu söylememe izin verin: Sayın Çiçek’le ne görüştünüz bilmiyorum ama Sayın Çiçek Türkiye Büyük Millet Meclisinin sadece ve sadece Başkanı, bir İç Tüzük otoritesi değil kendisi.

İkincisi: Başkanlık Divanı toplanmadan, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesindeki amir hüküm yerine getirilmeden yani izlenecek yol belli olmadan bu kanun görüşülemez Sayın Başkanım. “Efendim, bugüne kadar görüşüldü...” Bugüne kadar oturumu yöneten başkan vekilleri açık, aleni bir şekilde taraf tuttular. Ne yaptılar? Bu İç Tüzük’ü ayaklarının altına alıp çiğnediler. Karar yeter sayısı istendi, o oylama yaptı; yoklama istendi, görmezden geldi. Sayın Başkan, bir şeyi tekrar arz ediyorum zatıalinize: Bu kanunun tümü üzerinde siyasi parti gruplarına tanınan yirmişer dakikalık konuşmalar yapılmadı bu kürsüde, böyle bir şey olabilir mi?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Çağırdı da gelmedin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yapılmadı. Açın tutanakları bakın.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Çağırdı, gelmedin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Eşkıyalık yaptınız. Onun için burası nereye döndü? Harp sahasına döndü burası. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Eşkıyalık sen yaptın.

BAŞKAN – Lütfen tartışmayınız, sakin dinleyiniz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan, bu şartlarda bu kanun...

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Eylem yapıyordunuz, eylem.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün daha fazla çiğnenmesine de müsaade etmek istemiyoruz.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Çiğneme o zaman.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, bugüne kadar burada yaşanan görüntülerin yaşanmasını da istemiyoruz ama demokratik tepki hakkını kullanacağımızı da buradan beyan ediyorum.

Tutumunuz doğru değildir. Şimdi sizin yapmanız gereken, 684 sıra sayılı Tasarı’yı atlayıp peşinde hangi kanun varsa onun görüşmelerine başlamaktır. Aksi bir durum bu Parlamentoda gene hoş olmayan görüntülere sebep olacaktır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tehdit mi bu?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunu bir tehdit diye söylemiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seni İç Tüzük’e uymaya davet ediyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bunu bir tehdit diye söylemiyorum ama ben 50 defa söyledim. Ben bu milletin oyuyla geldim buraya, bunu çiğnemem, çiğnettirmem.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – İç Tüzük’e uygun hareket et.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bundaki haklarımı sonuna kadar kullanırım.

Sayın Başkan, sizi de uyarıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

İzmir Milletvekili Oktay Vural.

Buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler milletvekilleri olarak buraya çıkıp yemin ettik, hukukun üstünlüğüne yemin ettik; sadakatten ayrılmayacağımıza namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ettik. Dolayısıyla, bugün burada bu İç Tüzük’te ve Anayasa’da yazılan hususlar aslında milletin hukukudur. Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisinin ortaya koyduğu tavırlarla Meclis başkan vekilleri bizim İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızın kullanılmasını engellemiştir. Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun tümü üzerindeki konuşması engellenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun bölüm üzerindeki konuşmaları engellenmiştir. Karar yeter sayısı olmamasına rağmen, yoklama istememize rağmen, çoğunluk olmamasına rağmen fiilî durumla Meclis başkan vekili milletin hukukunu ayaklar altına alarak bunları var göstermiştir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Doğru söylemiyorsunuz.

OKTAY VURAL (Devamla) - Gerekçesi okunmadan önergeler oylatılmıştır. Burada üçte 2 çoğunlukla ilgili Komisyon üyelerinin çoğunluğunu aranmadan Komisyon Başkanının “Salt çoğunluğumuz vardır.” demesiyle olmayan bir çoğunluk var gibi kabul edilmiş ve böylelikle Milliyetçi Hareket Partisinin önergeler üzerinde konuşma hakkı kısıtlanmıştır. Burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gürültü olmasına rağmen, bu gürültülere rağmen 68’inci madde uygulanmamıştır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kim yaptı onları?

OKTAY VURAL (Devamla) - Fiilen milletin hukuku gasbedilmiştir. Darbeci bir zihniyetle yönetilmiştir.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Hangi hukuk?

OKTAY VURAL (Devamla) - Darbeci bir zihniyetle milletin egemenliğini burada susturmak isteyenler aslında millî iradeyi temsilden giderek uzaklaştıklarını, emir-komuta zinciri hâlinde hareket ettiğini ortaya koyar. Bizim bir tek gücümüz var: Bu hukuk. Bu hukuka uyulmasını temin etmesi gereken de Meclis başkan vekilidir. Meclis başkan vekili bunu yapmamıştır. Dolayısıyla, yapılması gereken husus: Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Divanı toplayarak bu usulsüzlükleri gidermeden bu kanun görüşülemez. Bu konuda Meclis Başkanlık Divanının alacağı başka bir karar da yoktur. Olmayan, açıkçası keenlemyekûn bir görüşme burada var gibi kabul edilemez. Çoğunluk diktasının, çoğunluk iradesinin hukuka aykırı iddialarına ve elinde gücü olanın, milletin hukukunu ve egemenliğini ayaklar altına alması, bir darbeci zihniyettir; dolayısıyla, bir darbeci zihniyete hukuk teslim edilemez. Bu çerçevede bunlarla ilgili görüşlerimizi açık ve seçik ortaya koyduk. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunlarla ilgili tavrımızı ortaya koyduk. Meclis Başkanlık Divanının yapması gereken, bunlarla ilgili görüşmelerin başa dönülerek yeniden yapılmasını temin etmektir. Bu eksende doğrusu Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler Komisyonda, siyasi partiler Komisyonda bunlarla ilgili iddialarını ortaya koymuştur, önergelerini ortaya koymuştur. Bunlar dikkate alınmaksızın, bunlarla ilgili adım atmayanlar, hukukumuzu ayaklar altına alanlar ne yazık ki bu iç güvenlik yasası hakkında İmralı’dan gelecek talimatla hareket edeceklerini beyan etmişlerdir; bu da, Meclis hukukuna ve millet egemenliğine karşı gerçekten ciddi bir eylemdir. Dolayısıyla burada siyasi partilerin tavırlarına dikkat edin, İmralı’dan gelecek talimatla hareket etmeyin diyor, saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Bingöl Milletvekili İdris Baluken…

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İki haftalık görüşmeler boyunca burada İç Tüzük’ün ihlal edildiği ve hukukun hiçe sayıldığı bir gerçek. Aslında AK PARTİ içerisindeki pek çok milletvekili de hukuksuzluğun olduğunu kabul ediyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Burada tekrar edelim: Birincisi, karar yeter sayısı istenmiş, karar yeter sayısı aranmamış. Yoklama talepleri istenmiş, Meclis başkan vekili AK PARTİ’den aldığı talimatlar doğrultusunda bu yoklama taleplerine cevap vermemiş. Bu yöntemle ilgili usul tartışması istenmiş, Meclis başkan vekili usul tartışması açmamış. Kanunun tümü üzerine konuşmalarla ilgili siyasi parti gruplarının söz hakları gasbedilmiş, soru-cevap kısmıyla ilgili muhalefet partilerinin Sayın Bakana yönelteceği sorularla ilgili söz hakkı gasbedilmiş, gürültü ve kavgadan dolayı burada milletvekilleri hastaneye kaldırılacak düzeyde darp edilmiş, travma yaşanmış, oturum aynı şekilde devam ettirilmiş.

Dolayısıyla burada 6-7 maddede özetleyeceğimiz net bir İç Tüzük ihlali var. Şimdi, bu İç Tüzük ihlali olduğu zaman birleşimden sonra anlaşıldığında izlenecek yol bellidir. Biz üç siyasi parti olarak bunu Genel Kurulda defalarca dile getirdik. Meclis Başkanı, Divanı bir an önce toplasın, bu olayla ilgili takip edilecek yolu kararlaştırsın. Şu anda, Meclis Başkanı iki hafta geçmesine rağmen Divanı toplamadığı için takip edilecek yol diye bir şey ortada yok. Dolayısıyla ilk 3 madde ya da 10 maddenin çoğunda ortaya çıkan usulsüzlükle başlayan yanlışlar zinciri 33’üncü maddeye kadar bütün maddelerin görüşülmesini etkilediği için bu tasarı görüşülemez.

Sayın Başkan, yani biz de Meclis Başkanıyla ne görüştüğünüzü bilemiyoruz ama içeride sizin yapmış olduğunuz yorum da daha çok bu paraleldeydi. Anlaşılıyor ki Meclis Başkanı da herhâlde AK PARTİ’den yana bir tavırla bu oturumun devam ettirilmesi yönünde karar vermiş. Bu oturum devam ettirilse bile bu yasa tasarısının bu durum netleşinceye kadar görüşülmemesi gerekiyor. Madem Meclis Başkanı sabah Divanı toplayacak, madem bu usulsüzlüklerle ilgili bir durumu görüşecek, o zaman, bu akşam Genel Kuruldan kaçan kimse yok, biz buradayız, sıradaki kanunları getirirsiniz, Genel Kurul sıradaki kanunları görüşür, bu yasa tasarısıyla ilgili yarın Meclis Başkanlık Divanı durumu netleştirir, ona göre de Genel Kurul çalışmalarına devam eder. Meclis Başkanının tek başına size istikamet belirleme yetkisi de yoktur, kesinlikle Başkanlık Divanıyla yapmış olduğu toplantıdan sonra ancak bir karar belirtir diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, yapılan bu görüşmeler sonucunda, bu tutumum hakkındaki görüşmeler konusunda, görüşmelere devam edilmesi konusundaki tutumumu değiştirdim. Görüşmelerin devam etmemesinin daha uygun olacağını, Meclisin daha sağlıklı… (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sayın Başkan, Genel Kurulun onayına sunulması lazım!

BAŞKAN - …gerginlikten uzak… (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle bir hukuksuzluk olmaz!

BAŞKAN - …müzakere bilincine daha yakın bir şekilde devam edileceğini düşünüyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sayın Başkan, Genel Kurulun onayına sunarsınız. Böyle bir hukuksuzluk olmaz!

BAŞKAN - Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.23

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in geçen birleşimin tutanağında yer alan beyanını düzeltme talebi vardır.

Buyurun Sayın Baluken.

Süreniz üç dakikadır.

 

XIII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Bingöl Mliletvekili İdris Baluken'in, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması (x)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen birleşimin tutanağında yer alan bazı ibarelerimi değiştirmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen toplantıda, geçen oturumlarda, Hasip Bey’in bir AKP’li milletvekili tarafından “fotoshop”lanan fotoğrafıyla ilgili bir yorum ve değerlendirmede bulunmuşum, yapılan şeyin hem MHP’ye hem HDP’ye saygısızlık olduğunu belirtmişim. Bu konuda, tabii, bizim partili arkadaşlarımızdan yoğun bir tepki de aldık “MHP’nin burada savunuculuğunu yapmak size mi düştü?” diye. Biz onun “HDP’ye saygısızlık” olarak düzeltilmesini talep ediyoruz. MHP’yi savunmak, MHP’ye yapılan saygısızlığı dile getirmek MHP sözcülerinin işi olsa gerek. O nedenle, tutanakta bu düzeltmenin yapılması bizim açımızdan son derece önemlidir. Çünkü MHP’nin genel olarak partimize karşı tavrı bellidir. Bugün de Genel Kurul görüşmeleri boyunca buraya çıkıp partimize her türlü hakareti MHP milletvekilleri yaptılar. Biz MHP’yi hep bu düzeysiz hakaretlerden çıkarak çözüm projeleri üzerinde bu kürsüden konuşmaya, siyasi projeleri burada tartışmaya davet ediyoruz. Bu çağrımız yine geçerlidir. O nedenle, özellikle MHP’yi ilgilendiren konularda Halkların Demokratik Partisinin herhangi bir şey söylemeye ihtiyacı yoktur. Açıktır ki, burada Hasip Bey’in parti tabanımızın yoğun olarak kullanmış olduğu bir zafer işaretini yapması “fotoshop”lanarak farklı bir şekilde kamuoyuna yansımıştır. Burada aslında, AK PARTİ Grubunun da kendi içerisinde bir disiplin süreci yürütmesi gerekir çünkü neticede burada ciddi bir iş yapıyoruz, her milletvekilinin de buradaki her şeye bir ciddiyetle yaklaşması gerekiyor. Katılır ya da katılmaz, tasvip eder ya da tasvip etmez o ayrı bir şeydir ama Genel Kurulda var olan bir durumu farklı bir şekilde yansıtmak, farklı bir şekilde sunmak, kitlelerin kafasında soru işareti yaratmak, sanki partili bir milletvekilimiz MHP tabanının sıkça kullandığı bir işareti yapıyormuş gibi bir algı yaratmak her şeyden önce siyasi etiğe uymaz. Bunun daha sonra AK PARTİ’li bir belediye başkanı tarafından sosyal medyada yayılmış olması da yine siyasi etik açısından sorunludur. Burada, dediğim gibi, fikirleri yarıştırma konusunda varız, yapmış olduğumuz konuşmaları, ortaya koyduğumuz çözüm projelerini getirip eleştirebilirsiniz ama böyle kamuoyunda yanlış algı yönetimi üzerinde birtakım manipülasyonlar yapmak siyasi partilerin ciddiyetiyle uyuşmaz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutumunuz hakkında 63’üncü maddeye göre görüş beyan etmek istiyorum. Çünkü Sayın Başkanım, şu anda biz, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmeye geçtik. İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre geçen tutanak hakkında bir milletvekilinin talebi olmamasına rağmen söz verdiniz.

BAŞKAN – “Bir milletvekilinin talebi yok.” diyemezsiniz; burada var efendim, yollamış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında 63’üncü madde açık ve net. Bakın, okuyorum 63’üncü maddeyi…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Niye? Sen “Her zaman usul tartışması açılmaz her isteyene.” diyordun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Görüşmeye yer olup olmaması…” Bu tutanaklara geçiyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Herkesin istediğine göre usul tartışması açılmaz.” diye sen demiyor muydun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – CHP Grup Başkan Vekili “Her zaman keyfî olarak usul tartışması açılmaz.” diyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sen diyordun “Herkesin istediğine göre usul açılmaz.” diye.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben de Grup Başkan Vekiliyim.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, sakin olun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama şu anda, tam yerinde usul tartışması açıyorum.

“Görüşmeye yer olup olmaması…” madde 63. Sayın Başkan, dinliyor musunuz?

BAŞKAN – Dinliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “… Başkanı gündeme veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet.”

Gündemimiz, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı görüşmeye başladık; onunla ilgili Komisyon ve Hükûmet yerinde.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kanunun görüşülmeyeceğine dair Başkan bir karar ortaya koydu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Komisyon ve Hükûmet yerindeyken geçmiş tutanakla ilgili 58’inci maddeye göre söz veremezsiniz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Verir, verir, her zaman verir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu konuda tutumunuz hakkında söz istiyorum.

(CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Yani milletvekillerinin taleplerini yerine getirebiliriz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Başkan, anlaşılan o ki siz 68’inci maddeye göre, içeride, kapatma kararı almışsınız. Eğer öyle bir niyetiniz varsa -az önce içeride de söyledim- “Ben burayı kapatıyorum.” deyin.

BAŞKAN – Siz de niyet okuyorsunuz herhâlde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, cesaretiniz varsa kapatın burayı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne demek? Sayın Başkan, bu cesaret meselesi değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, Türkiye Büyük Millet Meclisi cesaretlerin sınandığı bir yer değildir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onu sınamayın diyorum. Onun için…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tahrik ediyorsun! Resmen tahrik ediyorsun!

BAŞKAN – Burada İç Tüzük uygulanır, burası İç Tüzük’e göre yönetilir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 63’e göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Burası cesaretin hodri meydanı yeri değildir, burada fikir tartışılır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın. Ne var; dipçik mi var, silah mı dayıyorlar yani öldürtecekler mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 63’e göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Çok rica ederim.

Şimdi, Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani’nin bir düzeltme talebi vardır, onu yerine getireceğim Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Başkan, öncelikle 63’e göre bana söz vermeniz lazım.

BAŞKAN – Size de söz vereceğim ama Sayın Zozani daha önce istedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz? Ama ben bu işin yanlış olduğunu söylüyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, benim bir söz talebim var. Sataşmadan söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Onu yerine getireyim, size de vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben onlardan önce söz istedim. Şu anda yaptığınız iş usule aykırı diyorum. Bakın, Sayın Başkan, yaptığınız işlemin usule aykırı olduğunu söylüyorum.

BAŞKAN – Size de söz vereceğim ama önce ona söz vermeye söz verdim. Lütfen, siz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Başkan, bakın, bir sakin olun, sakin olun, bir sakin olun.

BAŞKAN – Ben sakinim, siz olun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz? Bakın, şu anda…

BAŞKAN – Size usul tartışması açacağımı söyledim ama Sayın Zozani’nin talebi sizden önce geldi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz? Efendim, bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Çok rica ederim Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben de sizden istirham ediyorum.

BAŞKAN – Lütfen… Size…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Beni bir dinleyin! Beni bir dinleyin!

BAŞKAN – Dinliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Beni bir dinleyin!

BAŞKAN – Dinledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, Sayın Başkan, yaptığınız iş usule aykırı. Şu anda 58’inci madde uygulamanız yanlış diyorum. Onun için usul tartışması istiyorum. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Vurmayın öyle!

BAŞKAN – Buyurun o zaman Sayın Elitaş.

Başka kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Lehte…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Lehte…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Lehte…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aleyhte…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Aleyhte…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aleyhte…

BAŞKAN – Tutumumun aleyhinde…

ENGİN ALTAY (Sinop) – İşaretle ben kâtip üyelerin ikisine de gösterdim, en önce gösterdim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lehte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Açtığınız usul tartışması 58’e göre söz…

BAŞKAN – “Söz veremezsiniz.” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam, oldu. Onu ifade edin çünkü ona göre her partiye birer…

BAŞKAN – 58’e göre söz veremeyeceğimi söyledi, onun için usul tartışması açacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutanaklara bakar mısınız, tutanaklarda kim istemiş bakar mısınız? Sayın Başkan, tutanaklara bakar mısınız, kim talep etmiş?

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz talep ettik efendim.

BAŞKAN – Talep ettiler efendim, getirdiler buraya, daha önce.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kim talep etmiş, neyi etmişler?

BAŞKAN – Sayın Baluken…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Talimat verme, talimat.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, bakın…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kardeşim, ben elimle işaret ettim, 2 Divan üyesi de gördü. Senden önce söz istedim ben.

BAŞKAN – Sayın Altay… Talep etti efendim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Görmedik.” desinler. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar ve gürültüler)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tutanakları inceleyin, yarım saat ara verin, tutanakları inceleyin Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Sinop) – Böyle şey olur mu ya! Meclisi siz mi yöneteceksiniz?

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Vermedik.” desinler.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Talep ediyor, basılacak gelecek. Yahu görülmüş şey değil Sayın Elitaş’ın yaptığı ya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, tutanaklara bakmak için ara verin.

BAŞKAN – Lehte Sayın Altay, Sayın Vural…

Aleyhte Sayın Elitaş, Sayın Zozani…

Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

 

XII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu’nun, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine geçtikten sonra Bingöl Milletvekili İdris Baluken’e İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre söz vermesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ya Elitaş, işte, hukuk herkese bir gün lazım olur. (CHP sıralarından alkışlar) Nasıl hopluyorsun! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama biz oraya saldırmıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kaldı ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüye çıkmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Cesaretin varsa” dedin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüye çıkmıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kürsüyü taciz ettin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkana hakaret etmiyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kürsüye meydan okudun sen.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sakin olun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Ahlaksız” demiyoruz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Rol yapıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Cesaret sınavına tabi tuttun kürsüyü.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Ahlaksız, şerefsiz” demiyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne ayıp şey…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Eşkıya” dedin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Eşkıya” dedim, gene yapsa gene derim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Ahlaksız, şerefsiz” demiyoruz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Çok güzel rol yapıyorsun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Ahlaksız” demedim ben.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dedin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Eşkıya” dedim. Siyaseten yapılan iş ahlaksızlıktır. Gene söylüyorum, Ayşe Nur Bahçekapılı’nın yaptığı eşkıyalıktır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siyaseten de siyasi ahlaksızlıktır. Ama ben Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünün önüne gelip de Başkana “Cesaretin varsa şunu yap” demedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Eşkıya” da demedim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya, ya, ya, düştüğün duruma bak! Daha bunlar iyi günleriniz. Bu hukuku öyle bir arayacaksınız ki bu İç Tüzük için öyle bir çırpınacaksınız ki ama korkmayın, o zaman bizim iktidarımızda Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük ihlallerinin yaşanmadığı bir Meclis olacak. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi, on gündür orta yerde süren bir tartışma var. Biraz önce yapılan usul tartışmasından sonra da oturumu yöneten Sayın Başkan Vekili Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 13’üncü maddesi çerçevesinde yapılan usul tartışmasından sonra ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’le yaptıkları -bildiğim kadarıyla- görüşmeden sonra, usul tartışması çerçevesinde yarın on buçukta bu tartışmalı konuyla ilgili Sayın Cemil Çiçek Başkanlık Divanını toplayacağı için Başkan şöyle bir kanaate vardı: “O vakit bu 684’ün görüşmelerinin devam etmemesi gerekir.” Doğru bir karardır; karar, doğru bir karardır. 13’üncü maddenin son fıkrasını açıp okuduğunuzda buradan sadece bu anlam çıkar. Siz de şu şeye girmeyin: “Efendim, biz çoğunluğuz, nasıl olur da Mecliste bizim istediğimiz olmaz.” Hep söylüyorum, bir daha söyleyeyim: Demokrasi el kaldıran iki ördeğin bir file üstünlük sağladığı rejimin adı değildir, böyle bakın bu işe. Bırakalım…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çok ayıp ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Hiç ayıp değil, hiç ayıp değil.

Başkanın tutumu doğrudur, 684 görüşülemez bence. Usul tartışmasından sonra alınmış bir kanaat var, bu kanaat çerçevesinde iki şey yapılabilir: Ya sıradaki 688’e geçeriz ama komisyon gelmezse Meclisin kapanması gerekir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Aleyhte, Sayın Elitaş.

Buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce içeride yaptığımız konuşmanın… Ben televizyon başında izlerken şöyle bir ifade kullandınız: “Meclis Başkanıyla yaptığımız görüşme çerçevesinde yarın saat on buçukta Başkanlık Divanı toplanacak ama görüşmelerin devam etmesine karar verdik.” dediniz. Geldiniz usul tartışması açtınız, usul tartışmasından sonra “Benim görüşmelerin devam etmesi yönündeki kanaatim değişti, onun için beş dakika ara veriyorum.” dediniz. Bakın, Sayın Başkan, siz Meclis Başkanıyla bir görüşme yaptınız. İç Tüzük’ün 15’inci maddesini okuyorum size… Siz orada Meclis Başkanı adına görev yapıyorsunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Oku bakayım, oku.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Meclis Başkanıyla yaptığınız görüşme çerçevesinde yapmanız gereken şudur…

Önünde var, oku.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen de oku. Tam oku, tam, tam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Başkanvekillerinin görevi Başkanın yerine Genel Kurul görüşmelerini yönetmek ve yönettiği oturumla ilgili tutanak dergisi ile tutanak özetinin düzenlenmesini gözetmektir.”

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 58’den siz görüşmek istediniz. 58’de görüş istedi Sayın Başkan, hatırlatın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, yapacağınız iş şu: Meclis Başkanı demiş ki: “Yarın saat on buçukta ben bu Başkanlık Divanını topluyorum ama 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmesine devam etmeniz gerekir.”

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 58’e göre tutumunuz hakkında söz istedi.

BAŞKAN – Siz 58’e göre usulü açmıştınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, bana müdahale etme hakkına sahip değilsiniz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 58’e göre istedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Değilim ama ben hatırlatıyorum size.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Niye konuşmuyorsun? Bize buradan bağırırken bir şey demiyordun ha. Ayşe Nur bize bağırırken gıkın çıkmıyordu, hoşuna gidiyordu oradan bize bağırması.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 58’e göre istedi Sayın Başkan, 58’e göre konuşması gerekir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, bakın, şimdi sizin yapmanız gereken olay şu: “Sayın Meclis Başkanı, Sayın Cemil Çicek, ben sizden aldığım talimatları uygulamıyorum. Onun için, ya Türkiye Büyük Millet Meclisini kapatıyorum ya da gelin, ben devam etmiyorum, siz devam edin.” diyeceksiniz. Yapacağınız çağrı bu. Sayın Cemil Çicek buraya gelecek, oturumu yönetecek.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Alıştın aşağıdan talimat vermeye.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer bunu yapmıyorsanız şu anda siz, Meclis Başkanlığının size verdiği görevi ihlal ediyorsunuz demektir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hukuksuzluğa alıştınız. Bu kadar ihlale sesinizi çıkarmadınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İçeride “Ben kapatacağım.” dediniz ama ben “Kapatamazsınız, kapatmak istiyorsanız keyfî bir iş yapacaksınız.” dedim, “Ben kapatacağım.” dediniz ama her ne hikmetse birdenbire bir 58’inci madde çıktı.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kapatacağım demedi ya, nereden çıktı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, Sayın Başkanım, şu anda biz bir kanun tasarısını görüşmeye başladık. Onunla ilgili eğer usulüne ilişkin tartışmalar varsa onu yaparsınız. Nitekim, sizin Meclis Başkanıyla yaptığınız görüşme doğrultusunda yarın on buçukta olacağını ifade ettiniz ama “Görüşmelere devam edeceğiz.” dediniz. Niye? Meclis Başkanıyla yaptığınız mutabakat çerçevesindeki işlem buydu. Şu anda o kürsüde, sizin makamınızda Sayın Cemil Çiçek oturmuş olsaydı yapacağı iş kanun tasarısının görüşmelerine devam etmekti.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gelsin otursun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Gelseydi. Konuşsaydı yani ne olacaktı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben size tavsiye ediyorum, diyorum ki: Ara verin, açın Sayın Cemil Çiçek’e “Ben sizin istediğiniz gibi yönetmiyorum…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ha, talimat alsın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …onun için, ya gelin buraya oturun ya da başka bir arkadaşı görevlendirin. Ben bu görevi yapmıyorum.” demeniz gerekir. (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hadi yeter artık, hadi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, yapmanız gereken işlem budur. Ben bu şekle geçmek istiyorum. Size hakarette bulunmadık, “ahlaksız” demedik, “eşkıya” demedik, geldik, burada sesimizi duyurmaya çalıştık ve o yüce makamı da işgal etmedik, oraya da çıkmadık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Talimatla yönettiniz, talimatla!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …AK PARTİ’ye edep yakışır, AK PARTİ’ye şiddet yakışmaz; AK PARTİ’ye hayâ yakışır, AK PARTİ’de hayâsızlık olmaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

Yalnız, bir şeyi söylemek istiyorum sayın milletvekilleri, “talimat” sözünü uygun görmediğimi belirtmek istiyorum. Buraya gelen Meclis başkan vekilleri sadece İç Tüzük’ün hükümlerini uygularlar, talimatlarla hareket etmezler efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben ağzımdan yanlış söz çıkarsa özür dilemeyi bilenlerdenim. Babam bize derdi ki: “Özür dilemeyin, özür dilenecek iş yapmayın.” Eşkıyalığın bendeki karşılığı şudur: Kanun dışına çıkmaktır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüye çıkmak yani.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ayşe Nur Bahçekapılı oturumu yönetirken İç Tüzük’ün dışına çıkmıştır. Bunun benim lügatımdaki karşılığı da eşkıyalıktır, gene söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi Sayın Vural, lehte sizi çağırıyorum kürsüye.

Buyurunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, ben bir şey söyleyeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lanet olsun sana be! Yazıklar olsun sana!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sana yazıklar olsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Utanmadan bunu söylüyorsun, utanmıyorsun! Yazıklar olsun!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sana yazıklar olsun, sen utan! Ben neyden utanacağım, sen utan!

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, provokatör görevde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Baban çok iyi adammış ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Meclis başkan vekilleri…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Benim adamlığımı sorgulamak sana düşmez! Terbiyesizlik yapma!

BAŞKAN – Sayın Altay… Lütfen, sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Baban” diyorum…

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Baban”sa gerisi ne olur?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Baban çok iyi adammış.” diyorum, “Baban da senin gibi.” demiyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Terbiyesizlik yapma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sensin terbiyesiz! Otur yerine!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Beni hasta etme Elitaş! Babamı mabamı karıştırma sen! Kendi babana bak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Baban iyi adammış.” diyorum, “Baban senin gibi değilmiş.” demiyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek? Ben neyim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Baban iyi adammış.” diyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – O lafın arkası bellidir. Terbiyesizlik yapma! Terbiyesiz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Eşkıya” demiyorum, “haysiyetsiz” demiyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Diyorum, gene diyorum!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eşkıya da sensin, haysiyetsiz de sensin. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, sakin olunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve Meclis başkan vekillerine verilen görev İç Tüzük çerçevesinde hareket etmektir. Bu eksende Meclis başkan vekilleri birisinin talimatıyla değil, milletin talimatı olan hukuku uygulamakla mükelleftir. (AK PARTİ sıralarından “Vay be!” sesleri, gürültüler) Bu bakımdan milletin hukukunu ayaklar altına alanların, emir komutayla hareket edenlerin açıkçası millî irade gasbı yaptığı gayet açık ve nettir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sizi tarif ediyor aslında.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada şunu ifade etmek istiyorum: Eğer bu konuda talimatla hareket edildiği ifade ediliyorsa Ayşe Nur Bahçekapılı Cemil Çiçek’in talimatıyla bunları yapmışsa, ki Meclis Başkanı talimatı değil, AKP grup başkan vekili talimatıyla hareket etmiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şu anda sizi tarif ediyor. İçeride aldığınız talimatları tarif ediyor.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, çok rica ederim, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Niye bana…

BAŞKAN – Konuyu saptırıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tam sizi tarif ediyor, hiç saptırmıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, ben, Ayşe Nur Bahçekapılı’nın Meclis Başkanının talimatıyla değil, AKP grup başkan vekilinin talimatıyla hareket etmesini doğrusu yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Asıl burada önemli olan, bir Meclis başkan vekilinin açıkçası bir başka partinin talimatıyla hareket etmesidir. Bu bakımdan, Meclis başkan vekili olarak sizlerin İç Tüzük çerçevesinde uygulamaya itina göstermesi önemlidir. İç Tüzük’e uygun hareket edelim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Vural, usul…

Sayın Halaçoğlu, buyurunuz efendim.

Buyurunuz Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bundan önceki hafta Sayın Sadık Yakut tarafından yönetilirken Mecliste 58’inci madde hep uygulanmıştır. Şimdi, maddelere geçilmeden önce bir önceki oturumlarda yapılmış hataların düzeltilmesi konusunda 58’inci madde aynen şunu söyler: “Bir milletvekili veya bakan kendisine ait olup geçen birleşim tutanağında yer alan bir beyanın düzeltilmesi hakkında söz isterse, Başkan, beş dakikayı geçmemek üzere söz verir.” Dolayısıyla, yani bu daha önce de uygulanmış bir konuyu bugün neden uyguluyorsunuz, diye bir baskı unsuru olarak kullanılması son derece, Tüzük’e aykırı ve hukuk dışıdır.

Şimdi, diğer taraftan, 15’inci maddeyi ileri sürüyor Sayın Elitaş. Evet, 15’inci madde: “Başkanvekillerinin görevi, Başkanın yerine Genel Kurul görüşmelerini yönetmektir.” Ama burada 14’üncü maddenin 10’uncu fıkrasına baktığınızda, “Kendisine Anayasa, kanunlar ve İçtüzük gereğince verilen görevleri yerine getirir.” Yani bu ne demektir? Aynı şekilde, Başkanın Tüzük’e uygun olarak hareketiyle başkan vekilinin Tüzük’e uygun hareket etmesi anlamına gelir. Hiç kimseden emir almaz, ne grup başkan vekillerinden alır ne de Başkandan herhangi bir talimat alır. Tüzük neyi emretmişse onu yapar çünkü Tüzük Millet Meclisinin anayasasıdır.

Şimdi, burada, siz, kendi başınıza -daha önceki- sizin kendi partinizden olan başkan vekillerine istediklerinizi yaptırdınız, burada hukuku çiğnediniz, Tüzük’ü çiğnediniz. Siz, 58’inci maddeyi değil, 68’inci maddeyi uyguladınız mı bu kadar kavga çıktığında? Uygulatmadınız. Kan gövdeyi götürürken neden 68’inci maddeyi uygulatmadınız? Niye ikaz edip, kavga çıktığında, gürültü çıktığında ara verdirip ondan sonra tekrar Meclisi kapatma yoluna gitmediniz de birçok insan hatta şuradan aşağıya düştü? Birazcık, şu kadar vicdan yok muydu? Ya bir şey olsaydı, başına bir şey gelseydi? Ama siz işinize gelmediği zaman “Tüzük” diyorsunuz. Bakın, size da yarın lazım olacak.

Buradan ben davet edildim, “Geliyorum Sayın Başkan ama şu gürültüyü önleyin.” dedim. Bir daha, ikinci kere tekrar etmeden, hemen AKP sözcüsüne döndü. Zaten o konuşmuştu, onun bile farkında değildi. O kadar kızmıştı ki Tüzük müzük hepsi hak getire. Şimdi siz burada tutup da Tüzük’ten bahsediyorsunuz, hukuktan bahsediyorsunuz. Önce siz kendiniz Tüzük’e uymaya çalışın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

Sayın Zozani, buyurunuz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzülerek ifade ediyorum, Sayın Elitaş, sizinle aynı minvalde kürsüyü kullanıyoruz ama sizin gibi düşünmediğimi peşinen söyleyeyim.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Konuşma o zaman.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ben bekledim ki Sayın Elitaş kalkıp, usul tartışması açtığında Sayın Başkana “Siz biraz önce oturumu kapatırken ‘Bu konuyla ilgili görüşmeleri kapatıyorum.’ dediniz, niye tekrar hiçbir şey olmamış gibi görüşmelere devam ediyorsunuz? Bu, İç Tüzük’e aykırı bir işlemdir.” demesini beklerdim, Sayın Elitaş 58’inci maddeye gitti. 58’inci madde ne diyor? İşte, bir önceki birleşimdeki tutanakların düzeltmeleriyle ilgili olarak şey var. Benim de, Sayın Baluken’in de önceden verdiğimiz dilekçeler var, çıkacağız, burada -ifadelerimiz var- düzeltme yapacağız. Ama Sayın Elitaş kürsüye çıktı, 58’i unuttu. 58’den görüşme, usul hakkında görüşme istediğini unuttu, 15’e gitti, 15’in ikinci fıkrasına gitti. 15’in ikinci fıkrası ne biliyor musunuz? Sayın Elitaş orada bir tehditte bulundu. 15’in ikinci fıkrasını Sayın Elitaş’ın burada dillendirmesi bir tehdittir. “Bak, Sayın Başkan Vekili, unutma, orada oturacak kişiyi Meclis Başkanı görevlendirir.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – “Bugün orada oturursun, yarın orada oturmazsın.” demek için…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Doğru değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ha, öyle diyor. (AK PARTİ sıralarından “İç Tüzük öyle demiyor.” sesi)

Bir saniye, kendisi “Doğru.” diyor, siz itiraz etmeyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük onu diyor.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Ha, tehdit unsuru olarak ifade etti.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Muhalefeti de kaldırın, muhalefeti de.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Güzel, doğru, tamam, kabul ediyorsun. Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş, en azından bunu kabul ettiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük onu diyor, başka bir şey mi diyor?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Hayır, tehdit ettiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Okuduğumuzu anlıyoruz.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Sayın Başkan, Sayın Elitaş; İç Tüzük’ün 72’nci maddesini çok iyi biliyorsunuz. Bu kanunun görüşmelerine geçerken İç Tüzük 72 uygulanamamış, İç Tüzük 81 uygulanamamış, gruplar konuşmalarını yapamamış, şahıslar konuşmalarını yapamamış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yapmamış.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Değil mi? Yapamamış, bunların hiçbirini yapamamış?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Tutanakları oku, tutanakları.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Niye yapamamış, niye yapılamamış? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Aç tutanakları oku.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – E müsaade edin, müsaade edin. Allah bize bu günü gösterdi, sizi burada eylemci yaptık ya, Allah bize bu günü gösterdi, bu yeter.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Tutanağın tamamını oku.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Bakın, çoğunluğunuzu, burada demokrasinin gücünü kullanarak direnme hakkımızı kullanarak sizleri burada eylemci pozisyonuna soktuk ya, bu bize yeter.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şiddet uygulayarak.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Meclis tarihine geçti. Bu, Meclis tarihine geçti. Şu anda, hem komisyon sıralarını işgal pozisyonundasınız hem Meclis gündemini kilitleme pozisyonundasınız, alenen diyoruz. Meclis gündemini kilitlediniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Tutanakları oku. Kaç defa çağrıldı.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Gelin, buyurun, sıradaki kanunu tartışalım. Varız, sabaha kadar, bitimine kadar varız, 688’in bitimine kadar konuşalım. Var mısınız?

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Ona biz karar veririz.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Var mısınız? Getirin. Şu anda gündemi kilitlediniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ona da sıra gelecek.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Vallahi, siz kendi elinizle kendinizi bu pozisyona soktunuz, biz yapmadık, kendiniz bu işi yaptınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Şimdi, İç Tüzük maddelerini birbirimize karşı şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanırsak bu duruma geliriz.

Sayın Grup Başkan Vekili, Genel Kurulda bizim ifadelerimiz bu anlamdaydı.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

Sayın milletvekilleri, bu, tutumum hakkındaki görüşme 58’inci madde üzerine, geçmiş tutanakları düzeltme konusunda açılmıştır. Bu konuda daha önceki oturumlarda da aynı şekilde davranılmıştır. Onun için, tutumumda bir değişiklik yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Görüşmeler sırasında olmuş mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – 58’inci maddeye göre…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kanun görüşmeleri sırasında olmuş mu?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Evet, olmuştur. Oldu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Olmuştur.

58’inci maddeye göre Zozani’nin söz talebi vardır düzeltme için.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, benim konuşmamdan sonra 2 sayın milletvekiline söz verdiniz. Benim konuşmam üzerine kalktı burada, parti…

BAŞKAN – Siz 58’e göre tutum hakkında şey açtınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutumunuz hakkında değil 58’inci madde.

BAŞKAN – “58” diye açtınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 63. “58’i uygulayamazsınız.” diye…

OKTAY VURAL (İzmir) – 58’le ilgili açtınız.

BAŞKAN- “Uygulayamazsınız.” diye tutumum için açtınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, benimle tartışmayı bırakın. Ben sizden şunu istirham ediyorum. [CHP sıralarından gürültüler, MHP sıralarından “Emredersin(!)” sesleri]

Bir de şu parazitleri susturursanız memnun olurum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Parazit sensin ya, ayıp!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Parazit sensin ya! Baş parazit! Baş parazitsin sen!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Elitaş buraya karıştırmaya geldi.

BAŞKAN – Neye memnun olacaksınız? Duyamıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, daha önceki uygulamalarda kanun tasarısı görüşülürken, görüşülmeye başlandıktan sonra…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ayıp ya! Ne demek parazit ya!

Sayın Başkan, bu bütün muhalefet milletvekillerine sataşmadır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri ) – Beni dinlemiyorsanız…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Parazit” demek muhalefet milletvekillerine sataşmadır.

BAŞKAN – Dinliyorum ama duyamıyorum Sayın Elitaş. Susmalarını rica ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O zaman mikrofonu açar mısınız.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, ya sözünü geri alacak ya da sataşmadan söz istiyoruz.

Sayın Başkan ya sözünü geri alacak “parazit” demekten kaynaklı ya da…

BAŞKAN – Ne söyledi? Duyamıyorum, lütfen söyleyiniz. Ne dediniz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Tutanakları isteyin, muhalefet milletvekillerine “parazit” diyor, sözünü geri alacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mikrofonu açın da söyleyeyim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Neye göre açacak mikrofonu?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Susturun parazitleri.” dedi, ya sözünü geri alacak ya da sataşmadan söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bitti mi sözünüz Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlatsın efendim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - “Daha önceki uygulamalarda var.” dediniz. Daha önceki uygulamalarda kanun tasarısı görüşmesi esnasında 58’inci maddeye göre uygulama var mı?

BAŞKAN – Var.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Var, var.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Var, sen yoktun, Sadık Yakut biliyor.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Var, Sadık Yakut’a sor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var mı efendim?

BAŞKAN – Var efendim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 65’inci Birleşimde var.

BAŞKAN – Var, sordum efendim, var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kanun tasarısı görüşülürken…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 65’inci Birleşimde var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir saniye…

BAŞKAN - Sayın Elitaş, siz 58’e göre tutumum hakkında 63’üncü madde uyarınca…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekrar ara verin.

BAŞKAN - …58’inci maddeyi uygulamamam gerekliliği konusunda tutumum hakkında usul tartışması açtınız ve o usul tartışması sona erdi ve ben bu konuda devam edeceğimi söylüyorum, 58’e göre söz vermeye devam edeceğim, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir soru soruyorum, Sayın Başkan bir soru soruyorum.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Zozani, sataşmadan dolayı söz vereceğim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, öncelikle, bir talebimiz oldu. Biraz önce sayın grup başkan vekili muhalefet partisi milletvekillerinin tamamını “parazit” olarak niteledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… Sayın Başkan, beni dinler misiniz?

58’inci maddeyle ilgili konuda, eğer bir kanun tasarısı görüşülmeye başlandığı anda 58’inci madde daha önce uygulanmış mı uygulanmış mı?

BAŞKAN – Uygulanmış dedim efendim, evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakacağız, arkadaşlar göstersin

BAŞKAN – Göstersinler, onlar bana gösterdiler şimdi, verdiler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ara verin, bakın.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, ara verin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi oturumda olmuş?

BAŞKAN – Lütfen...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tutanaktan tespit edin bundan önce böyle bir uygulama olup olmadığını…

BAŞKAN – Var efendim, size göstersinler.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tutanakları isteyin, 65’inci Birleşimde var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, biliyorum, sayın arkadaşlar söylediler.

Sataşmadan dolayı Sayın Zozani, siz buyurunuz, söz istemiştiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ara verin, iradeyi ortaya koyun, yani ciddi bir karar, bu ciddi bir talep, bunu yerine getirin efendim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önceki bu hararetli tartışmalar içerisinde AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş muhalefet partisi milletvekillerine dönerek, grup farkı göstermeksizin herkese “parazit” suçlaması yaptı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sesini kim çıkardıysa ona, sen konuşuyor muydun?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, herkese değil, oradan sözünü kesmek isteyenlere dedi.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bak, pek çok milletvekili o esnada size itiraz ediyordu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bizi dinlemiyordu yani. Ama itiraz hakkımızı kullanıyorduk, ben Başkanla görüşüyordum.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …çünkü Sayın Elitaş, bu akşam sürekli kendinizle çelişiyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok canım!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Tutanakları incele…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Lütfen, alın bakın tutanakları, son yirmi dakika içerisinde kendinizle en az 20 defa çelişmişsinizdir. Böyle olmaz. Böyle olmaz. Tamam, son döneminizdir, anlıyoruz sizi…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Anla hâlini!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …çok özlem duyacaksınız, onu da biliyoruz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Senin de öyle, kürsüyü bırakmadığından belli.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …ama bu Mecliste 3 dönem milletvekilliği yapmış birisi olarak -benim bildiğim 3 dönem- bari giderken bir hayır duası bırak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Senden dua almak bana beddua sayılır.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ciddi diyorum, giderken bari bir hayır duası bırak; bütün Meclisin ortasına ateş topu bırakarak gitme, kötü anılacaksın.

Bakın, o lafların hiçbirini üzerime alınmadığım için “İade ediyorum.” da demeyeceğim, size “parazit” suçlaması da yapmayacağım; tarzımız, üslubumuz da değildir…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Geçen hafta söylediklerinizi gördük! Neler dediğinizi biliyoruz!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Biz, geçen hafta da bu hafta da önceki hafta da burada İç Tüzük’ten kaynaklı haklarımızı kullandık.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Tiyatro oynuyorsunuz, tiyatro!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Tiyatroyu esas şimdi siz oynuyorsunuz. Ya, tiyatro işte bu! Ciddi söylüyorum, tiyatroysa bu, gerçekten. Eğer siz tiyatro diyorsanız, tiyatro bu.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Angaryayla meşgul ediyorsunuz Meclisi!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – İktidar partisi, Meclisin gündemini belirleyen iktidar partisi Meclisin gündemini kilitliyorsa, başkasına “tiyatro” demesine gerek yok. Dolayısıyla…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 7 Haziranda bu millet tiyatro nasıl yapılır, gösterecek!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Emin misin?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Eminim.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – 8 Haziranda bunu elbette ki size söyleyeceğiz, bu kürsüden bunu size söyleme fırsatımız olacak. Göreceğiz, hep birlikte göreceğiz ama gerçekten korkunun ecele faydası yok. (AK PARTİ sıralarından “Ne korkusu ya!” sesleri, gürültüler)

Bu halk 7 Haziranda size ense tıraşınızı gösterecek, buna emin olabilirsiniz, ama şu anki durumu…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Size de gösterebilir!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – AKP Grubu, hepiniz topyekûn topa giriyorsunuz, karambol oluyor, topu göremiyorsunuz, birbirinize vurmaya başlıyorsunuz.

Sayın Elitaş’ta problem var bu akşam. Müsaade edin, giderken helalleşelim Sayın Elitaş’la, müsaade edin. Sayın Elitaş Meclisten giderken arkasında bir hayır duası bıraksın, kendisine bu fırsatı veriyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, aynı sebeple sataşmadan söz istiyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bütün hepimiz istiyoruz “parazit” demiş. (Gülüşmeler) Dolayısıyla bütün milletvekilleri istiyoruz. “Parazit” nasıl denir?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Günal konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurunuz.

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Başkan, böyle bir usul yok, nereden çıktı? Hayret ya!

BAŞKAN – Sataşma olunca usulü var efendim.

Buyurunuz Sayın Günal.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sadık Yakut 95 tane isim kaydettirdi.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Zozani…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sadık Yakut, Sayın Ahmet Aydın’ın sözünden dolayı, burada söz almak üzere 95 milletvekilinin ismini kaydettirdi. Cumhuriyet Halk Partili veya MHP Grubu…

BAŞKAN – Sayın Zozani, lütfen, kürsüdeki sayın milletvekiline söz verdim.

Buyurunuz Sayın Günal.

 

13.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal'ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, gecenin bu saatinde o kadar bağırmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yani, şimdi birisi “parazit” diyecek, Elitaş gelecek burayı gerecek. Gecenin bir köründe bir yerden çıkıp geliyor, bir gidiyor, burada ne olduğundan haberi yok, sonra diyor ki: “Ya, 58…” Ya, bir gün boyunca konuşuldu, yanındaki arkadaşına bir sor, ayıp olur sonra. Tutanağı bırak, yanında Doğan’a sor, Mahir Bey’e sor “Arkadaşlar, 58 görüşüldü mü?” diye.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Kanunun görüşmelerine geçmeden önce konuşuldu 58’e göre.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ya, hepiniz buradaydınız, pardon, çoğunuz yoktunuz ama burada kendi grup başkan vekiliniz, kendinizin söylediği, sayın…

MUHARREM VARLI (Adana) – Bakan olamadı ya gözü açık gidecek!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, Sadık Yakut Bey burada. Bunların hepsi konuşuldu.

Ben Sayın Elitaş’ı anlıyorum, Adil Bey’in dediği gibi, şimdi bir jübile yapmak istiyor ama jübile maçında böyle kırmızı kart görerek, millete tekme tokat girilmez. Başlama vuruşunu yapacaksın, son maç olduğunu bileceksin, yavaş yavaş… Sen ne yapıyorsun, girdin, başlarken bir hakeme tekme, dönüyorsun bir futbolcuya tekme… Böyle jübile maçı olur mu ya?

MUHARREM VARLI (Adana) – En çok da bakan olamamak dokundu ona!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, şimdi, anlıyoruz, tamam ama bu kadar da olmaz. Yarın ne olacak, üç dönemin bitiyor. Tamam, biten bir sürü arkadaşımız var. Hiçbiri senin kadar agresif değil vallahi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Halk size bundan oy vermiyor. Üsluba bakar mısınız ya!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ya, burada hakikaten bir şey yok mu? Ben ekonomi yönetimiyle ilgili, demin söyledim arkadaşlar, bir kafa karışıklığı var diye ama grup başkan vekilinin biri geliyor başka bir şey diyor, öbürü çıkıyor başka bir şey diyor. Şimdi, söylerken en azından bir tutarlılık olması lazım. Siz şimdi o hukuksuzluğu yapınca biz itiraz ediyoruz, bu sefer “parazit” diyorsun. Dön, bak bakalım, o zaman, şimdi, hepsine -konuşuyorlar- ne diyeceğiz? Biz konuşurken de onlar araya giriyor. Yani, tamam, kızıyorsunuz, biliyorum ama bu şekliyle olmaz. Yani, bu saatten sonra gelip gerilim yaratarak bir şeyleri yapabileceğinizi zannediyorsanız onun olmayacağını gördük.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Onu yapan sizsiniz, gerilen sizsiniz. Gerilmeyin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Burada geleceksiniz, İç Tüzük’e hepimiz uyacağız. Sayın grup başkan vekilleri de burada… İç Tüzük’e uygun şekilde 58’e göre de söz istenir, 69’a göre de söz istenir, 63’e göre usul tartışması da açılır, hepsi yapılır. Yani, eğer kanunun görüşmesi tekemmül etmemişse, bu şekliyle tamamlanmadan başlamışsa bununla ilgili tartışmamızdan da daha doğal bir şey olamaz.

Onun için, gelin, her seferinde kendimize göre hukuk uydurmaktan vazgeçelim. İllaki kalkıp karşıdaki Meclis Başkan Vekilini taciz ederek… Daha önce sizin Sayın Bahçekapılı’yla yaptığınız tartışmaları da hatırlıyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Siz yaptınız, siz!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben tutanaktan çıkarayım; siz ona ne dediniz, o size ne dedi, bir gösterelim bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Orada duruyor, orada bayan milletvekili duruyor, bak!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, sadece hanımefendiye değil…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oraya dön, bir bak, oradaki milletvekiline bak, oraya.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ha, ne olmuş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onun o elindeki mikrofonu kim kırdı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Getirmeyen, göstermeyen namerttir! Kim atmış, görsün bakalım. Ben kırmadım.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hadi bakalım!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sor bakalım.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yalan söyleyen ne olsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Namert olsun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Geç yerine!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tamam, getirin. Yalan söyleyen namerttir, kim kırdıysa onu. Sor bakalım, kim kırmış? Nerede Hasip Bey?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Elitaş kırdı, Elitaş kırdı.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bayram Bey kırdı, Bayram Bey kırdı.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşma, namert olursun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ne alaka? Sabahın köründe kırıldı. Ben yoktum bile o oturumda. Böylece ne kadar doğru olmayan şeyleri söylediğin belli olmuş oldu Sayın Elitaş. O söylediğinde o arkadaşımız…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Günal, teşekkür ediyoruz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, hâlâ gerçek dışı konuşuyor. O oturumda kendisi de yoktu ben de yoktum.

BAŞKAN – Bakacağız efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben geldiğimde kırılmıştı o zaten.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Üsluba bak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 2 konuşmacı da benim ismimi anarak “Üç dönemi olmasından dolayı farklı farklı şeyler yapıyor, kendi kalesine gol atıyor, jübile yapacak.” vesaire diye…

BAŞKAN – Evet, buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ile Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, az önce ben burada Sayın Başkanla bir konuyu istişare ederken bazı milletvekili arkadaşlarım beni susturabilmek adına ses çıkardılar, gürültü yaptılar. Hani, radyonun…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Yok, tehdit ettiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz benimle konuşuyorsunuz, kanalınız benimle. Hani, radyonun kanalını değiştirirken, o ara başkasına dönüyorsunuz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Özür dile geç ya, “Maksadımı aştım.” de git ya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Döndüğünüz anda, kanal değiştirirken oradaki frekanslar arasında geçiş olduğunda bir cızırtı olur, buna “parazit” denir.

Bakın, Türk Dil Kurumu da “parazit”i şöyle tanımlıyor: “Herhangi bir olayda sorun çıkaran kimse.”

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – “Asalak” demektir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani, ben burada sizinle muhatabım, sizinle konuşuyorum; birileri benim sesimi kesmeye uğraşıyor, sözümü durdurmaya uğraşıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman parazit sensin Elitaş, madem öyle.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Parazit sensin Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, AK PARTİ’de on iki yıl görev yaptım, şerefimle yaptım ama bizim tüzüğümüzün gereği biz üç dönemden sonra milletvekilliği yapamayacağız. 7 Haziran tarihine kadar, alnımın son terine kadar, tutanaklar Seçim Kuruluna verilinceye kadar bu partiye olan borcumu ödeyeceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Arkadaşlar, kuvvetli bir alkış yollayalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu benim borcumdur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Millete borcunu ne zaman ödeyeceksin, millete?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama birileri gibi, kamuoyunda konuşulduğu gibi “Ya, ikinci dönem olur mu olmaz mı?” veya “Bana ekstra bir izin kullanılır mı kullanılmaz mı?” diye bu kürsüyü gereksizce işgal edip birilerine mesaj vermek olarak kullanmıyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Zozani, Zozani.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şu anda ben AK PARTİ Grup Başkan Vekiliyim. Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışıp benim milletvekilliğim devam ettiği sürece AK PARTİ Grubunun hakkını, hukukunu korumak benim görevimdir. “Benim dönemim bitti, benim görev sürem bitti.” diye bazılarının yaptığı gibi köşeye çekilip durmam.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kim onlar, kim? Bizde yok. Sizde kim onlar, bir söyle bakayım, kimlermiş onlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ’de bulunan 70 milletvekili arkadaşımız 7 Haziran tarihine kadar, seçim kurullarına tutanak gidene kadar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kim o bazıları?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Örneğini göreceksiniz, örneğini göreceksiniz, bakacaksınız.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) - Yönetim kurulu üyeliğini hak ettin! Kaçak sarayda sana özel bir görev…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ erdemliler hareketidir; AK PARTİ “Milletvekilliği varsa ben bu partideyim, milletvekilliğim bittiği anda bu partiyle ilişiğim bitmiş.” demek değildir, AK PARTİ’de olan insanlar bu erdem içerisinde hareket ederler. Ama şunu söylüyorum: O kadar hakaret ediyorsunuz. Meclis Başkan Vekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı’ya burada gerçekten bir mobbing uyguladınız ama ona rağmen hiçbir zaman kürsüyü işgal etmedik. Şu anda Sayın Başkan İç Tüzük’e ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının kendisine verdiği göreve aykırı hareket etmesine rağmen sadece usul tartışması açıyoruz, Başkandan biz söz hakkımızı istiyoruz. Gelip burada oturma eylemi yapmadık, konuşma sırasında, AK PARTİ Grup Başkan Vekili olarak ben, burada, Meclis Başkanının çağrısı üzerine konuşmam sırasında başka milletvekilleri tarafından omzuyla itilip kürsüden uzaklaştırılmadım, grup başkan vekili tarafından yumruk sallanmadım ve hiç kimseye de yumruk sallamadık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sallamadın mı? “Sallamadık.” deme yahu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ, erdemliler hareketidir; AK PARTİ, edepliler hareketidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Elitaş düzeltme yapacağım derken yeniden bizi farklı sorun çıkaran… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Tanımlarda biz sorun çıkarmıyoruz Sayın Başkan. Böyle bir sataşma yok, lütfen… Bize sorun çıkartan gözüyle bakıyor ve tanımı yaparken yine bize sataşıyor.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Günal.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Ne dedi buna ya?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Sorun çıkartıyorlar.” dedi, “parazit”i tanımladı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, çok güzel anlaşmışsınız, tebrik ediyorum, anlaşmaya çok uygun davranıyorsunuz!

 

15.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal'ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Elitaş, tanımları düzgün yapmıyorsunuz. Sorun çıkaran kim? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi söyledik size, tutanakları alın, bakın. Yapılan usul tartışması… Değerli arkadaşlar, soruyorum size, sataşmadan önce neyle ilgili tartışıyorduk? 58’inci maddeye göre düzeltmeyle ilgili.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Kanun çıkmasın diye tartışıyorsunuz, başka bir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Elitaş’ın açtığı usul tartışması… Sonra kendisi ne dedi? “Bununla ilgili uygulama var mı?” dedi. Ben de size soruyorum: Çoğunuz buradaydınız, sırayla arkadaşlarımız geldiler, burada, bir önceki günkü oturumda yapılan şeyleri 58’e göre düzelttiler. Şimdi, kim sorun çıkarıyor, burada sorunu çıkaran kim? Meclis Başkan Vekilimiz İç Tüzük’e uygun olarak 58’inci madde hükmünü uygulamak istiyor. Sayın Elitaş söz alıyor, ortalığı geriyor, provoke ediyor, sonra da sorun çıkaran biz oluyoruz. Nasıl oluyor bu iş? Dönün bakın, dönün bakın, burada tartışmalı, kavgalı geçen oturumların yüzde 80-90’ında Mustafa Elitaş’ın imzası yoksa ben bütün söylediklerimden geri adım atıp özür dilerim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yavuz hırsız…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir daha söylüyorum, bakın, Sayın Bahçekapılı’yla tartışmalarda da diğerlerinde de gelip, hele hele belli bir saatten sonra önceki tartışmaları bilmeden gelip söylediğiniz zaman asıl sorun çıkaran siz oluyorsunuz. Bu saatten sonra, Sayın Sadık Yakut orada oturuyor, hiç bilmiyorsa dönüp hemşehrisine sorsun. Sadık Bey orada, 58’i uygulayan oydu, kendisi nöbetçiydi, 58’i kaç defa uyguladı Sayın Başkan Vekilimiz. Ya, yanında grup başkan vekilleri de duruyor, onlara da sormuyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya, İç Tüzük yazıyor, İç Tüzük. Niye Sadık Yakut’a sorsun, İç Tüzük’te var.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, buna gerek yok, bunun için kalkıp tartışmaya da gerek yok. İç Tüzük’teki bir şey, uyarız uymayız, başkan vekili o anda dinler, isterse Genel Kurulun oyuna sunar, isterse kanaati değişmemişse uygulamaya devam eder. Bundan daha doğal bir şey yoktur.

Onun için, ben tekraren söylüyorum: Biz burada sorun çıkaran değil, tam tersine İç Tüzük’ün herkese eşit bir şekilde uygulanmasını savunan tarafız. İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızı da, nasıl ki Sayın Elitaş diyor ki “Bitinceye kadar…” İnşallah biz de bitinceye kadar, sonrasında da devam edeceğiz ve sizin hakkınızı da, bir dahaki dönem geldiğimiz zaman, tek başına iktidar olduğumuzda sizin muhalefet hakkınızı da biz yine savunacağız. Elitaş olmayacak ama burada olacak arkadaşlarımız vardır.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – 2011’de de aynı şeyleri söylediniz ama olmadı.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Biz onlar için de savunacağız. Allah’ın da bir hesabı var, bunların hepsinin hesabını görecek. 8 Hazirandan sonra da inşallah yeni dönemde, 25’inci Dönemde o hukukun size de lazım olduğunu göreceksiniz ama biz öyle yapmayacağız, biz provoke etmeyeceğiz, biz “parazit” demeyeceğiz, “Arkadaşlarımızdır, farklı görüşleri olabilir, bize düşer.” diyeceğiz ve sizi anlayışla karşılayacağız.

Hepinize iyi akşamlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, sizin talebiniz nedir?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Şimdi, bu “parazit”i açıklarken radyo cızırtısına dayalı olarak açıkladı yani “parazit” dediğini resmen söylemiş oldu. Şimdi, bir milletvekiline ister radyo cızırtısı olarak “parazit” desin, isterse asalak olarak “parazit” desin bu söylenecek söz değil. Dolayısıyla da buna cevap vermek istiyorum. Sataşma var hem de uluslararası sataşma var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yeniçeri.

 

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Şimdi, çok değerli milletvekilleri, Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam, hangi frekansta konuşuyorsun önce onu söyle, kısa dalga mı, uzun dalga mı?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Etik, estetik, edep ve adaba sizi davet ediyorum. Haddinizi bilin, sağdan ve soldan laf atmayın; çıkar, burada konuşursunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, şimdi, çok açık bir biçimde ifade edeyim ki bu kürsüde grup başkan vekillerinin özel imtiyazı var, bu İç Tüzük öyle diyor. Dolayısıyla, yapılan saldırılara ve hakaretlere onlar gelip buradan cevap veriyorlar. Fakat milletvekillerine yönelik toptan, külliyen yapılan böyle genelleyici bir değerlendirmeye milletvekillerinin de söz söyleme hakkı vardır. O bakımdan, şunu açıkça ifade etmek gerekir ki maalesef burada İç Tüzük’ten kaynaklanan haklar da yeteri düzeyde milletvekillerine kullandırılmıyor. Çünkü yasalar çarçabuk gitsin, ilerlesin, bir an evvel maddelere geçilsin, sonuç alınsın diye var güçleriyle milletvekillerinin görüş ifade etmeleri ve iradelerini ortaya koymaları bir biçimde engelleniyor.

Şimdi, bu “parazit” dediğimiz şey, çok açık söyleyeyim ki sosyal psikolojide ya da sosyolojide “simbiyotik community” diye bir şey vardır. (AK PARTİ sıralarından “Neymiş o?” sesi) Öğreneceksiniz işte, anlatıyoruz, patlamayın, söylediğim zaman anlayacaksınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu “simbiyotik community” her şeyden önce “çift taraflı faydalanma” anlamına gelmektedir. Orada parazitin birisi yani asalağın birisi şeye girer, ama bir yönünü gerçekleştirir ana faydalanıcılarından, diğeri de başka bir yönünü gerçekleştirir. Yani bu, Adalet ve Kalkınma Partisi ile PKK arasındaki ilişki “simbiyotik community” ilişkisidir. Yani bu ilişkide şöyle bir şey var: Siz, seçim süreci, çözüm sürecinden faydalanıyorsunuz, PKK da devletleşme sürecini yerine getiriyor. İkinizin de değişik alanlarda ortak bir faydalanması var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bu yönü itibarıyla şunu net olarak söylemek gerekiyor ki burada değerlendirme yaparken karşınızdakileri böcek gibi görerek, “Sayınız azdır.” ya da “Siz muhalefettesiniz, siz bizim dediğimiz gibi hareket ederseniz size biz her şeyi uygun görürüz.” derseniz yanılırsınız. Gerçeğin, doğrunun ve hakikatin kimde olduğu tartışılır. Ben açık ve net olarak ifade ediyorum. Gerçeğin tekeli, doğrunun tekeli, İç Tüzük’ün tekeli kendisinde olanlara ben meydan okuyorum, çıksınlar, gelsinler, beraber oturup tartışalım. O bakımdan, herkesin fikrinin burada sisteme dâhil edilmesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bu bakımdan, eğer siz bunu yerine getirmezseniz, buna yönelik olarak ortaya çıkan itirazları da ister istemez hak edersiniz. Bunu özellikle ifade etmek istedim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Oradan durmadan laf atıyorsunuz, laf atacağınıza çıkın dışarıya da dışarıda konuşalım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Işık’ın 58’e göre bir düzeltme talebi vardır, yerine getireceğim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ben düzeltme yapmadım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Adil Zozani 58’e göre yapmadı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Atladım. Sayın Işık’tan sonra size söz vereyim.

Buyurunuz Sayın Işık.

 

XIII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize iyi geceler diliyorum.

Tabii, gece saat on ikiden sonra konuşma yapan birçok milletvekilinin ertesi gün mecburen bazı beyanlarını düzeltme zorunluluğu ortaya çıkıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ben de yine böyle sizin gibi çok parazitlerin yüzünden(X) yanlış yaptığım, yanlış anlaşılmaya yol açacağına inandığım bir beyanımı düzeltmek için buradayım.

Önceki günkü birleşimde “Sayın Davutoğlu’nun destan yazan AKP milletvekilleri var.”(XX) diye ifade ettiğim cümlemi “Sayın Davutoğlu’nun kendine göre destan yazan AKP’li milletvekilleri var.” diye düzeltmek istiyorum. Çünkü grup toplantısında sizlere destan yazdığınızı söylemişti. Eski Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Gezi olaylarından sonra polislere destan yazan polisler olduğunu söylemişti ama o destan yazan polislerin hepsi bu sizin çıkardığınız iç güvenlik yasasında gittiler, herhâlde siz de yakında başka çıkacak bir yasayla da gitmiş olacaksınız.

Değerli milletvekilleri, sayın grup başkan vekili bu 58’inci madde uygulamasının daha önce olup olmadığı konusunu sordu. Ben bizzat Sayın Sadık Yakut Bey’in Başkan Vekilliği yaptığı birkaç günde bu maddeden yararlandığımı ifade etmek istiyorum.

Bu maddede polislerin tarih olduğunu söyledim çünkü o madde birçok polisin mağdur olmasına yol açan bir maddeydi. Ancak, AKP Grubundan gelen bilgiler doğrultusunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önergenin söz konusu maddeyi tasarıdan çıkarmaya yönelik olduğu, bunun da kabul edileceğini söylemişlerdi ama AKP Grubu olarak ve Hükûmet olarak bizi şaşırtmadınız, önce söz verdiniz, sonra “Hayır.” dediniz, polisleri mağdur ettiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hangi polisleri mağdur etmişiz?

ALİM IŞIK (Devamla) – Bugün bir talihsiz konuşmaya bu yüce Meclis hep beraber tanık oldu. Kimin ettiğini sonra görürsünüz. Bu ülkenin...

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Paralelciler mağdur etti.

ALİM IŞIK (Devamla) – “Paralelci” dediğiniz o polisler düne kadar sizinle beraberdi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizinle değillerdi yani?

ALİM IŞIK (Devamla) – Sizinleydi, sizinleydi. Özellikle seninleydi, özellikle seninle.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin İçişleri Bakanı Anayasa’yı tanımadığını söyledi.

ADNAN YILMAZ (Erzurum) – Öyle söylemedi.

ALİM IŞIK (Devamla) – Tutanaklar burada, okuyorum: “...ama bu Anayasa’nın kötü bir Anayasa olduğunu söylememize engel bir durum yok, olsa da tanımıyoruz.” Meydan okuyor size. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu faşist Anayasa’yı tanımıyoruz.

ALİM IŞIK (Devamla) – Anayasa’yla Bakan oldu, iki gün sonra gidecek. Babayasa olmadan Anayasa’yı yırtıp gidiyor. Bunu kendisine iade ediyorum, kınadığımı söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanlık koltuğunda oturan birinin kendisini Bakan eden Anayasa’yı tanımama gibi bir hakkı yoktur. Sizin anlayışınız budur.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Kötü bir Anayasa değil mi? İyi bir Anayasa olduğunu mu söylüyorsun?

ALİM IŞIK (Devamla) – Tutanaklar burada. Beyefendi, bir oku, oku! Okumasını bir öğren, ne anladığını gel de burada anlat!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – Buradan çıkan budur. Derhâl bu ifadesini düzeltmeye ve geri almaya davet ediyorum.

Bu Bakan bu ülkenin İçişleri Bakanı olamaz. Yarından itibaren derhâl bunun istifasını alıp... (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Zozani, siz buyurunuz, demin atlamıştım, tutanakları düzeltme konusunda.

 

3.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

65’inci Birleşimde 33’üncü maddeyle ilgili olarak grubumuz adına verdiğimiz önerge üzerine yaptığım konuşmada “Molotofla ilgili düzenlemeye karşı çıkıyoruz.”(x) şeklinde bir ifade var, bunun şu şekilde düzeltilmesini arzu ediyorum: Biz esasında, yasada molotofla ilgili getirilen düzenlemenin sadece bir kılıf düzenleme olduğunu ifade ediyoruz. Türkiye’de mevcut yasalarda molotofla ilgili olarak bir düzenlemeye ihtiyaç yok. Çünkü mevcut yasalarda zaten molotof ateşli silah olarak kabul ediliyor ve şu anda, Türkiye cezaevlerinde molotof atmak suçundan cezaevinde yatmakta olan ve yirmi sekiz yıla kadar ceza almış insanlar var. Dolayısıyla, buraya böyle bir düzenlemenin getirilme ihtiyacı yoktur şeklinde bir beyanda bulunacaktım, bu nedenle, sadece sanki molotof atmaya karşı çıkıyor şeklinde bir ifade var orada, ona karşı çıkıyorum.

Şimdi, bakın…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kaçıncı birleşimde?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Son birleşimde.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “65” dedin.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – 65’inci Birleşimin son oturumundan söz ediyorum, son oturumdan bir önceki.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O zaman olmaz Sayın Başkan, 65’le ilgili söz alamaz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – 65’le ilgili söz alamazsın.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bir saniye…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 66’yla ilgili alabilir.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bir şey daha söyleyeyim: Şimdi, bu itirazda bulunabileceğinizi varsayarak önümde Tüzük maddesini açarak geldim buraya çünkü bizi kâhin pozisyonuna getirdiniz çok şükür.

Şimdi, bakın, Sayın Elitaş demin 58’e göre bir itirazda bulundu. Bir yerden tutsak hak vereceğiz, üzülmeden gitsin diyeceğiz ama gerçekten yok. 58 ne diyor? “Bir önceki birleşimle ilgili olarak milletvekilleri ilk birleşimde düzeltme hakkını kullanır.” diyor, başka bir ifade yok. Ama öyle bir noktadan itiraz ediyor ki nereden tutarsan yanlış. Bakın, 65’inci Birleşim tam on iki oturum sürmüş, on iki oturum; bakın, tutanaklara bakın Sayın Elitaş. İnceledim, kabataslak baktım, 65’inci Birleşim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu anda hangi birleşimdeyiz? Kaçıncı Birleşimdeyiz?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Şimdi, Sayın Serindağ’ın 65’inci Birleşimin Dokuzuncu Oturumunda, Sayın Sadık Yakut’un yönettiği birleşimin dokuzuncu oturumunda 58’e göre düzeltme hakkını kullandığını göreceksiniz. Bakın, bir daha da bu şekilde ulu orta Meclisin gündemini işgal etmeyin lütfen. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekili kürsüde konuşurken –sizdeki dilekçesi nedir bilmiyorum ama- “65’inci Birleşimdeki yaptığım konuşma” diye söyledi.

BAŞKAN – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu yaptığınız Birleşim, 67’nci Birleşim. Biz eğer 58’inci maddeye göre yapıyorsak son tutanak hakkında konuşması gerekir yani 66’ncı Birleşimde yapması gerekir.

Bir de Kanunlar Kararlardaki arkadaşlara bakarsanız… 58’inci maddenin gerekçesini okuyorum: “Geçen tutanak hakkında konuşma. Bu maddeyle geçen tutanak hakkında konuşma sadece bir birleşim önceki tutanakta kendisine ait bir beyanın düzeltilmesiyle ilgili olarak ve beş dakikayı geçmemek üzere birleşimin başında yapılacaktır.”

Sayın Başkan, kanun maddeleri veya tüzük maddeleri gerekçesiyle birliktedir. Gerekçede açık ve net yazıyor, birleşimin başında ancak 58’inci maddeye göre yapılabilir. Bunu hangi Meclis başkan vekili uyguladıysa yanlış uygulamıştır ama İç Tüzük’e aykırı bir uygulamadır. O anlamda, diyorum ki: İç Tüzük’teki 58’inci maddenin gerekçesine bakarsanız sadece birleşimin başlangıcında, hatta gündem dışına geçmeden konuşulması gerekir.

Bu bilgiyi arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz aydınlattığınız için Sayın Elitaş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclisin uygulaması bu yönde efendim.

BAŞKAN - Şunu düzeltmek isterim: “65’inci Birleşimde” diyor…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayı yanlış, son oturumla ilgili.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Son oturumla ilgili.

BAŞKAN – Hayır, şöyle söylemek istiyorum, bir dakika dinlerseniz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayı yanlış olmuş.

BAŞKAN – Bir dakika dinler misiniz, lütfen.

66’ncı Birleşim olmamıştır, açılıp kapanmıştır, onun için bir sonraki 65’inci Birleşimde görüşme yapıldığı için de bu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan ama 65 diye konuştuk. Sayın Başkan, son oturum odur.

BAŞKAN – Çok rica ederim, görüşülmemiş bir oturumun tartışması olmaz, bir öncekini düzeltecektir herhâlde.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, 66’da herhangi bir birleşim söz konusu olmamıştır.

BAŞKAN – Daha önce usul tartışması yapmıştık efendim.

Şimdi, Sayın Yılmaz’ın bir düzeltme talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

 

4.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de geçen birleşimdeki bir beyanımı düzeltmek istiyorum. Orada “oylamaya ve kabul etmeye”(x) ifadesinin çıkartılarak yerine de “müzakere sonucunda” diye düzeltilmesini talep ediyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne kadar büyük bir hata ya!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, değerli milletvekilleri, şimdi, sakin sakin konuşacağım; Recep Bey, onun için, laf atmazsanız…

Şunu ifade etmek istiyorum. Bakın, bir şeyi iyi belirlemek lazım. Sadece çoğunluk iradesiyle “Biz her şeyi yaparız.” dediğiniz zaman -Allah göstermesin- şartlar değiştiğinde hukukun herkese lazım olduğunu bugün bir defa daha gördünüz. Bakın, gönül ister ki bu Meclisin saygınlığını -çünkü burası millî iradenin temsil edildiği bir noktadır- korumak hepimizin görevi. Şimdi, burada, Adalet ve Kalkınma Partili başkan vekillerinin yönettiği ortamda İç Tüzük’ü biz hakkıyla uygulamış olsaydık, bugün sizin, başkasının yönettiği, başka partili bir Meclis başkan vekilinin yönettiği Meclise laf söyleme hakkınız olurdu. Ama burada, İç Tüzük’e aykırı, hiç olmaması gereken, Meclisin saygınlığına gölge düşürecek birçok olay olmasına rağmen -şimdi, bunu şu haklı bu haklı mevzusu için söylemiyoruz- burada dedik ki: 7 kişi yaralandı, bunlarla ilgili bir disiplinin işlemesi gerekiyor; kim haklıysa, kim haksızsa ama bunun bir incelemeye konulması gerekiyor. Burada muhalefet partisi, biz, bu yasaya karşıyız, bu yasanın belli maddelerine karşıyız ve bu İç Tüzük muhalefete birtakım haklar vermiş, bu hakları da sonuna kadar kullanarak hukuk çerçevesi içerisinde bunun engellenmesi noktasında bir gayret sarf ediyoruz. Bunu biz aleni söylüyoruz, başka bir şey söylemiyoruz.

A. EMİN ÖNEN (Şanlıurfa) – Orada işgal etmek var mı? Kürsüyü işgal etmek var mı orada?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ama siz bunu, “Efendim, İç Tüzük’ü biz size uygulattırmayız.” Meclis başkan vekilleri -bakın, iyi düşünün, on dördüncü gündeyiz, on beşinci gündeyiz- ilk iki gün yöneten Meclis başkan vekilleri burada İç Tüzük’e gayet uyarak muhalefetin İç Tüzük’ten doğan bütün haklarını yerine getiriyordu ama Cumhurbaşkanının Malatya’dan, Elâzığ’dan “Bu yasa ya çıkacak, ya çıkacak.” dediği andan itibaren burada İç Tüzük’ün ayaklar altına alındığı ve uygulanmadığı bir pozisyonla karşılaştık. Yani, bu Meclise Cumhurbaşkanı talimat veremez, bu partinin eskiden Genel Başkanı olsa da talimat veremez.

Hukuk herkese lazım. İşte bugün gördünüz. Burada sizin işinize gelmediği zaman -başta Elitaş olmak üzere- nasıl böyle neredeyse bir isyan (X) noktasına geldiğini gördük. İşte, muhalefet bunu dört senedir yaşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yarın 8 Hazirandan sonra muhalefete düştüğünüzde bunu çok iyi anlayacaksınız. İnşallah o zaman sizin uyguladığınız, uygulamaya çalıştığınız bir hukukunuz olmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Allah göstermesin, şartlar değişirse.” dedin. Sen bile inanmıyorsun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen “Allah göstermesin.” dedin, niye? (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in de aynı yönde bir talebi vardır.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş’ın ortamı germesi nedeniyle düzeltme hakkımı kullanmıyorum. Bu ortamı geren tutumu protesto ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öner.

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un 58’e göre bir düzeltme talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

 

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hiç mi doğru söylediğiniz olmayacak sizin?

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Geçen oturumda yapmış olduğum konuşmada, AKP iktidarları döneminde sıfır terörle alınan ülkenin nasıl teröre batırıldığında “Siz günahkârsınız.”(x) dedim, onu “Siz kanunlar karşısında suçlusunuz.” diye düzeltiyorum sayın milletvekilleri.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Millet sizi toptan düzeltecek.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Gerçekten, çok zor noktaya getirdiniz ülkeyi. Bugün İçişleri Bakanı hakkında verilen gensoru önergesi… Hiç Ege Üniversitesinde okuyan çocuğu olan yok mu? Marmara Üniversitesinde çocuğu olan yok mu? Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde çocuğu olan yok mu içinizde? Görmüyor musunuz oraları? Hiç sizi arayan yok mu? “Okula gidemiyoruz, sınavlara giremiyoruz, güvenlik tedbiri alın.” diyen yok mu sizlere değerli milletvekilleri?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayenizde, sayenizde.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Bu kadar partizanca neden bakıyorsunuz? Bu ülke hepimizin. Ege Üniversitesine gidin, sanki Kandil gibi, her tarafa PKK’nın amblemleri, resimleri yapışmış. Fırat evladımız orada şehit oldu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Onun için mi yasaya karşısın?

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Marmara Üniversitesi aynı şekilde, gidin, sınavlara giremiyorlar. Konuşacağınıza iş yapın iş, milleti bağırttırmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yasaya niye karşısınız? Yasaya niye karşı çıkıyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yı niye savunuyorsunuz ya?

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Burada geliyor İçişleri Bakanı kendini savunamıyor. Bunların hesabını vereceksiniz sayın milletvekilleri.

İçişleri Bakanını onayladınız, burada onun hesap vermesi gerekiyordu; görevini yapmadı. Bugün Türkiye’de PKK sokak yapılanması içerisinde.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yı savunuyorlar ya. PKK’ya laf atıyor, bunlardan ses çıkıyor ya.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - İçişleri Bakanlığında istihbarat denen bir şey kalmadı. “Paralel” dediniz, herkesi uzaklaştırdınız. Şimdi nerede, ne oluyor emniyet bilmiyor. Çok kötü bir vaziyette, emniyetten bir komiserle, bir müdürle görüşün, “Nedir emniyetin hâli?” diye bir sorun. Kara düzen gidiyor. Herkes birbirini şikâyet ediyor, hoşlanmadığını birini “Bu paralelci.” diye ispiyon ediyor; bir ispiyon bakanlığı hâline geldi. Sayın Bakan burada, parlamenter de değil, seçilerek de gelmemiş, Parlamentoya ders veriyor, alkışlıyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Amerika’dan bakan getirdin sen. Sen Kemal Derviş’i nereden getirdin? Bakan getirdin sen, Amerika’dan bakan getirdin sen, milletvekili miydi?

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Seçil gel, ondan sonra burada ders ver, bu Meclise ders veremez. İşte, bunu böyle kabul ediyorsunuz, bunu üstleniyorsunuz; bu yanlıştır. Meclisin saygınlığına zede vermeyin, Meclisin saygınlığını koruyun. Sizin döneminizde, şu dönemde emin olun, bu saygınlık dibe vurdu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Derviş milletvekili miydi?

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Bakın, İç Tüzük’ü uygulamıyorsunuz. Geçen birleşimde ana muhalefet partisinin grup başkan vekili burada ne hâle geldi, hakkını alamıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne hâle geldi? Vay be!

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Yani, kimi kime şikâyet edecek? En ufak bir şeyi alkışlayan bir AKP Grubu, muhalefetin haklarını hiçe sayan bir anlayış; böyle bir şey olmaz değerli milletvekilleri. Seneye siz orada oturacaksınız, biz burada oturacağız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah…

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Göreceksiniz, işte o zaman değerlendireceksiniz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 01.16

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

 

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu'nun, yapılan usul görüşmesinden sonra 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi yönündeki tutumunda bir değişiklik olmadığına ancak bir önceki oturumda Komisyon ve Hükûmetin yerinde olduğunu tespit etmiş olduğu için tasarının görüşmelerine devam edileceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre yapılan itirazlar üzerine yarın Başkanlık Divanı toplanacaktır. Bu nedenle tasarının görüşmelerine bugün devam edilmemesi yönündeki tutumumda bir değişiklik olmamıştır. Ancak bir önceki oturumda Komisyon ve Hükûmeti aramış ve yerinde olduğunu tespit etmiş olduğum için şimdi tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

34’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Kanun Tasarısıyla değiştirilen "25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (s) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"s) Öğretim Elemanları: Akademi, Polis Amirleri Eğitimi Merkezi Müdürlüğü, enstitü, polis meslek eğitim merkezi müdürlükleri, polis meslek yüksek okulları ve dönüştürülen polis meslek yüksek okullarında görevli öğretim üye ve yardımcıları ile öğretim görevlileri ve okutmanları.

                Mehmet Erdoğan                                  Mehmet Şandır                             Hasan Hüseyin Türkoğlu

                       Muğla                                               Mersin                                             Osmaniye

               Kemalettin Yılmaz                                 Ruhsar Demirel                                Adnan Şefik Çirkin

                 Afyonkarahisar                                       Eskişehir                                              Hatay

 

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 34. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ali Serindağ                                      Ahmet Toptaş                                      Tanju Özcan

                     Gaziantep                                       Afyonkarahisar                                           Bolu

                   Celal Dinçer                                 Mehmet Hilal Kaplan                                  Ali Sarıbaş

                      İstanbul                                              Kocaeli                                             Çanakkale

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair –Torba- Kanun Tasarısının 1 inci maddesi; Anayasa ve İçtüzük Hükümleri ile evrensel hukuk normlarına ve temel insan haklarına aykırı olup tek parti –tek adam- diktatörlük rejimi ve polis devletinin ötesinde, fiili “savaş hâli” uygulaması getirdiğinden kanun tasarısının 34 üncü maddesinin Anayasa’ya aykırılık nedeniyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                       Nazmi Gür                                      Gülser Yıldırım

                        Iğdır                                                   Van                                                 Mardin

                   Demir Çelik                               Hüsamettin Zenderlioğlu                              İdris Baluken

                         Muş                                                  Bitlis                                                Bingöl

                     Erol Dora                                        Hasip Kaplan                                       Levent Tüzel

                       Mardin                                               Şırnak                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İDRİS ŞAHİN (Çankırı) - Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, Türkiye’de hukuku ortadan kaldıran bir yasa tasarısının görüşmeleri sırasında, iki hafta boyunca Meclis Genel Kurulunda hukukun ortadan kaldırıldığı bir Meclis tablosunda bize tekrar bu Genel Kurulda hukukun işletilebileceğini bugün hatırlattığınız için size özellikle teşekkür etmek istiyorum. İki haftadır bizim talebimiz İç Tüzük’ün gereklerinin yerine getirilmesi ve hukukun işletilmesiyle ilgiliydi. Maalesef, iki haftadır, dediğim gibi, İç Tüzük ve hukuk burada rafa kaldırılmıştır. Siz demin burada açılışı yaparken de hukukla ilgili, İç Tüzük’le ilgili ortaya koyduğunuz tavrı devam ettirdiğinizi, ancak oturumun başında yaptığınız küçük bir yanlışlıktan dolayı -dürüstçe burada ifade ederek- oturumu devam ettiriyorsunuz. Biz buna saygı duyuyoruz. Hepimiz insanız. Ufak tefek yanlışlar olabilir. Önemli olan hukuku, İç Tüzük’ü burada işletmektir düşüncesindeyiz.

AK PARTİ Grubunu da sadece Meclis Genel Kurulunda değil, Türkiye’deki bütün sokaklarda, alanlarda hukuku ortadan kaldıracak bu düzenlemeyle ilgili tekrar bir düşünmeye davet ediyoruz. Siz iktidara gelirken, bu halktan oy alırken, bu toplumun ezilen, dışlanan bir kesimini temsil ederek buraya geldiğinizi söylemiştiniz, devlete karşı bireyi ve toplumu koruyacağınızın sözünü vermiştiniz. Ama şimdi getirdiğiniz yasa bireye ve topluma karşı devleti koruma yasasıdır. Bu yanlıştan bir an önce dönmenizi temenni ediyoruz. Bunun için de bir an önce bu yasayı Komisyona çekerek Meclisteki diğer muhalefet partilerinin uzlaşmasını aramanızı önemsediğimizi, doğru yolun bu olduğunu hatırlatıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.42

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

6.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ile 45 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığı Tezkereleri (2/2616) (S. Sayısı: 688)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyon bulunamayacağından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 3 Mart 2015 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 01.47



(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 3/3/2015 tarihli 68’inci Birleşim Tutanağı’nın 327’nci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkındaki Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 3/3/2015 tarihli 68’inci Birleşim Tutanağı’nın 299’uncu sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 3/3/2015 tarihli 68’inci Birleşim Tutanağı’nın 303’üncü sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 3/3/2015 tarihli 68’inci Birleşim Tutanağı’nın 31’inci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 3/3/2015 tarihli 68’inci Birleşim Tutanağı’nın 51’inci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(x) 684 S. Sayılı Basmayazı 19/2/2015 tarihli 58’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşim Tutanağı’nın 65’inci sayfasına eklidir.

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 3/3/2015 tarihli 68’inci Birleşim Tutanağı’nın 34’üncü sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(XX) Bu düzeltmeye ilişkin ifadeler 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşim Tutanağı’nın 350’nci sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifadeler 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşim Tutanağı’nın 454’üncü sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşim Tutanağı’nın 144’üncü sayfasında yer almaktadır.

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 3/3/2015 tarihli 68’inci Birleşim Tutanağı’nın 57’nci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifadeler 26/2/2015 tarihli 65’inci Birleşim Tutanağı’nın 322’nci sayfasında yer almıştır.