TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                63’üncü Birleşim

                                                                                              24 Şubat 2015 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, PKK yapılanması ve Ege Üniversitesinde şehit edilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel’in, Denizli iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- ÖLÜM, SAYGI DURUŞU VE TAZİYELER

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ege Üniversitesinde meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Ali Küçükaydın’ın İçişleri Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/237)

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, (2/332) esas numaralı 5682 Sayılı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/238)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, taşeron işçilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1224)

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, çocuk emeği sömürüsünün boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1225)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de çocuk hakları ihlallerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1226)

 

C) Duyurular

Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuruda bulunuldu.

 

Ç) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sırbistan Ulusal Meclisi Kadın Parlamenter Ağı tarafından Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı Sırbistan Misyonu iş birliğiyle 2-3 Mart 2015 tarihlerinde Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da düzenlenecek olan Güneydoğu Avrupa Kadın Parlamenterler Konferansı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1704)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, 9-20 Mart 2015 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde gerçekleştirilecek toplantılara katılması Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 16/2/2015 tarihli ve 92 sayılı Kararı’yla kabul edilen Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun 4 üyesinden oluşan heyetin 7-11 Mart 2015 tarihlerinde bu toplantılara katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1705)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 12/2/2015 tarihinde Van Milletvekili Özdal Üçer ve arkadaşları tarafından, 9/10/2014 tarihinde Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde çıkan eylemler esnasında omzundan, bacağından ve kalçasından almış olduğu mermiler veya saçmalar nedeniyle belden aşağısı felç olan doğuştan işitme ve konuşma engelli Şehriban Sertkal’ın durumunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1507 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, 24/2/2015 tarih ve 4902 sayıyla Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından, millî menfaatlerimizi ve millî onur ve haysiyetimizi içinde barındıran, Türkiye Cumhuriyeti toprakları statüsünde kabul edilen vatan toprağı Süleyman Şah Türbesi ile Saygı Karakolunun boşaltılması suretiyle geri çekilmesi hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 18/4/2013 tarihinde Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve arkadaşları tarafından, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden itibaren günümüze kadar yaşanan olaylardan kaynaklanan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (848 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklaması sırasında CHP Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bingöl Milletvekili İdris Baluken ile Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün geçen tutanak hakkında yaptıkları konuşmaları sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşmaları nedeniyle konuşması

 

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Süleyman Şah Türbesi’nin IŞİD’e teslim edilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin oradan geri çekilmesinin bir hezimet olduğu değerlendirmelerine  iktidar partisi grubunun susarak katılmış olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Süleyman Şah Türbesi operasyonu nedeniyle bir toprak kaybının olmadığına ve Hükûmetin milletimizin hukukunu en iyi şekilde savunduğuna ilişkin açıklaması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye’nin Suriye ve Rojava politikasıyla ilgili ciddi yanlışlıklar yapıldığına ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Malatya’da 2 savaş uçağının düştüğüne ilişkin haberlerle ilgili Hükûmetin Parlamentoya bilgi vermesini istirham ettiğine ilişkin açıklaması

5.- İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, Malatya’dan havalanan 2 savaş uçağıyla daha sonra irtibatın kesildiğine, 2 pilotun şehit olduğu haberini aldıklarına ve şehit pilotlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara ve Süleyman Şah Türbesi operasyonu sırasında şehit olan Başçavuş Halit Avcı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara ve Süleyman Şah Türbesi operasyonu sırasında şehit olan Başçavuş Halit Avcı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

8.- Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

10.- İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, Malatya’da düşen 2 savaş uçağının enkazına ulaşıldığına ve şehit olan 4 pilota Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

11.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu 4 pilotun şehit olmasına ilişkin açıklaması

12.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu 4 pilotun şehit olmasına ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu 4 pilotun şehit olmasına ilişkin açıklaması

14.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İçişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

 

XII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

4.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

5.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

6.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

8.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 21/2/2015 tarihli 60’ıncı Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

 

XIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

5.-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)

6.- Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/292) (S. Sayısı: 54)

XIV.- OYLAMALAR

1.- Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin oylaması

 

XV.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, elektrik zammına ve kayıp-kaçak oranının zamma etkisine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/57647)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2003-2014 yılları arasında açılan ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlara ait olan tesisler ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58952)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin abonelerinden tahsil ettiği kayıp kaçak bedellerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58954)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Şanlıurfa'daki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58955)

5.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu'nun, 2003-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarda KPSS şartı aranmadan yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58957)

6.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarda millete ve devlete karşı suçlar nedeniyle hakkında işlem yapılan personel sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58958)

7.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı'nın, Konya'nın Selçuklu ilçesinde Karaömerler Mahallesi etrafındaki taş ocaklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58959)

8.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, Antalya, Burdur ve Isparta illerindeki elektrik dağıtım işinin özelleştirilmesinin ardından yaşandığı iddia edilen sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58960)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, doğal gaz santrallerinin özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/58961)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, kamu iktisadi teşebbüsleri ile özelleştirme programındaki kuruluşlarda çalışan işçilere ilişkin Başbakan'dan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/59071)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, elektrik tellerinin yarattığı tehlikelere ve Ankara'da yaşanan bir olaya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59233)

12.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun, araç satın alımları ve kiralamaları ile diğer araç giderlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59237)

13.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç'un, Sakarya'da uzun süreli elektrik kesintisine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59242)

14.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun, İzmir'e yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59247)

15.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane'nin, Kütahya'nın Gediz ilçesine bağlı bir mahalleye elektrik verilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59248)

16.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz'ın, Yozgat'ta yapılan kömür yardımlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59483)

17.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 2015 yılı bütçesinden yapılacak harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59484)

18.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 2002'den beri yapılan kömür yardımlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59657)

19.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Bakanlığın 2014 yılı bütçesinden yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/59664)

 

 

24 Şubat 2015 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, PKK yapılanması ve Ege Üniversitesinde şehit edilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Oktay Vural’a aittir.

Buyurun  Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, PKK yapılanması ve Ege Üniversitesinde şehit edilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na ilişkin gündem dışı konuşması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Ege Üniversitesi kampüsünde bölücüler tarafından saldırıya uğratılarak şehit edilen Ülkü Ocakları üniversite başkanı kardeşimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda uğultu var, lütfen ayaktaki milletvekilleri de yerlerine otursunlar, istirham ediyorum. Sayın milletvekilleri...

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, Fırat Yılmaz Çakıroğlu kardeşime buradan tekrar Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum, acılı ailesine sabırlar niyaz ediyorum. Tüm ülkücü hareketin, gençliğin başı sağ olsun. Türkiye’nin her yerinde, Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na yönelik olarak yapılan bu menfur saldırıyı kınayanlara, rahmet dileyenlere teşekkür ediyorum.

Evet, Fırat Yılmaz Çakıroğlu Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde formasyon dersleri alıyor. Formasyon dersleri için imza attıktan sonra Edebiyat Fakültesinden çıkarken maalesef organize bir güç tarafından saldırıya uğruyor. Aslında, ondan birkaç gün önce de gerilimler var. Üç aydan bu yana gerilimler var. Bu gerilimlerden üniversite rektörlüğünün ve Emniyetin haberi var. Ve oradaki bir kantine gittikten sonra o kantinde bıçaklanıyor ve maalesef, bıçaklandıktan sonra gelen ambulans zamanında yetişmediği için kan kaybından ölüyor. Bu saldırının, medya tarafından aslında karşıt görüşlü öğrenciler arasındaki bir çatışma olarak lanse edilmesine rağmen maalesef eğitim hakkını elinden almak isteyenlerin, bölücü terör örgütünün propagandasını yapmak ve Ege Üniversitesinde burayı bir üs olarak kullanmak isteyenlerin menfur saldırısı olduğu gayet açık ve nettir. Aslında üniversitelerdeki bu bölücü baskıların giderek arttığını ve özellikle de bu yapılanmayla birlikte açıkçası üniversite koridorlarının terör örgütü sloganlarıyla dolu olduğunu... Bu konuda çadır kurmak suretiyle orada terör örgütünün posterlerinin ve flamalarının konulduğu bir Ege Üniversitesi oldu. Türkiye’nin birçok üniversitesinde maalesef böyle yapılanmalar var. Böyle yapılanmalara karşı üniversite rektörleri ile emniyet zamanında tedbir almıyor, bir denge politikası gütmek suretiyle bu yapılanmanın meşruiyetini sağlamaya çalışıyorlar.

Gençlik üzerinde oynanan oyun açıktır. Bu gençlik üzerinde oynanan oyunla açıkçası toplumu birbirine kışkırtmak isteyen, gençliğin heba edilmesini sağlamak isteyen kirli ve pis bir tuzak var. Ülkücü hareket, milliyetçi hareket, vatanseverler bu tuzağa hiçbir zaman düşmedi; sadece ve sadece eğitim görmek, okula gitmek istiyorlar. Ne hazindir ki Fırat Yılmaz Çakıroğlu tehdit altında olmasına rağmen böyle bir organize hareket karşısında emniyet tedbir almamış, üniversite rektörlüğü tedbir almamıştır. Eğer bir üniversite rektörü çocuklarına, öğrencilerine sahip çıkamıyorsa, böylesine bir gerilimli ortam varken eğer emniyet tedbir almıyorsa burada ciddi bir provokasyon olduğu gayet açık ve nettir. Soruyorum ben size, bu emniyet bizi dinler, izler, peki, orada böyle bir yapılanmanın organizasyonu konusunda hiç mi bilgi almadı? Bu rektör ne yapar? Neden böyle bir yapılanmaya izin verir? Neden bu güvenlik tedbirlerinin alınmasına ilişkin açıkçası girişimlerde bulunmaz? Maalesef, Türkiye’nin birçok ilinde böyle bir yapılanma karşısında rektörlük ve emniyet, gençleri, açıkçası, bir tuzağa düşürecek şekilde, çatıştıracak şekilde bir zemin hazırlamaktadır.

Üniversitelerin bölücü terör örgütü yuvası olmasına göz yuman ve çocuklarımızı koruyamayan… Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun hesabını kim verecek? Bunlar, bu kardeşimiz yoldan geçerken birileriyle kavga etmedi. Ondan iki gün önce zaten gerilim vardı. Okula gittiği zaman, “Herhangi bir sorun yok, okula gidebilirsiniz.” dendi. Okula gitti, imzasını attı, saldırıya uğradı. Saldıranlardan birinin kantinde olduğunu gördü, oraya gitti, orada bıçaklandı. Bıçaklandıktan sonra kanlar içinde yerde yatarken maalesef, bu ambulans, gelen ambulanslar, ilk ambulans onu almadı, ondan sonraki ambulansların geç gelmesinden dolayı kan kaybından öldü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Hem rektörlüğün hem de emniyetin böyle bir olayın meydana gelmesi konusunda önemli zafiyetleri ve sorumlulukları olduğu açıktır.

Ben, tekrar Fırat Yımaz Çakıroğlu’na Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum, başımız sağ olsun.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Evet, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Erzincan ilinin sorunları hakkında söz isteyen Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Erzincan’ın sorunlarını dile getirmek için gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben “Erzincan daralıyor, Erzincan halkı bunaldı; esnafın, köylünün, işçinin, memurun hâli perişan, gençler işsiz.” diyorum, defalarca gündeme getiriyorum, önerilerimi sunuyorum, çözüm yollarını gösteriyorum, “araştıralım” diyorum, “Niye yapmıyorsunuz?”  diye soruyorum, duvardan ses çıkıyor ama Erzincan’ı sözde çok sevenlerden maalesef ses çıkmıyor. Erzincan’ın kaderi birilerinin dudakları arasına sıkışmış durumda. Yazık oluyor Erzincan’a gerçekten.

Seçim zamanları Erzincanlı olanlar, Erzincan’ı  çok sevdiğini söyleyenler ne yazık ki Erzincan’a en büyük zararı vermiştir, vermeye devam ediyorlar.  Her şeyden önce Erzincan’da yapılan bölgecilik Erzincan’ı iyice kutuplaştırdı. Hem bölgecilik yapılıyor hem de başka ilden gelip Erzincan’a yerleşen vatandaşlar Erzincanlı kabul edilmiyor, ayrıştırılıyor. Ama o kadar çelişki yaşıyorlar ki, hem bölgecilik yapıyorlar hem de kendi bölgelerine  en büyük zararı yine kendileri veriyorlar ve dört yıl boyunca da vermeye devam edecekler.

Nefretleri  öylesine yükselmiş ki, amirlere “Kapı kapı dolaşın, baskı yapın.” diye talimat veriyorlar, seçilmiş kişiyi de yok etmek için bütün kurumlara emirler  yağdırıyorlar. Tüm devlet kurumlarını “AKP’ye oy isteyin.” diye baskı yapıp çalıştıracaksın, bir belediye başkanının kardeşi belediye seçimlerinde sırf “Hayırlı olsun.” demeye geldi diye 30 Martta sürgünü yapılıyor, başka kuruma gönderiliyor. Erzincan’a ayda yılda bir geliyorlar ama tüm kaderini bunlar belirliyorlar.  Erzincan parsellenmiş, kim nerede ne iş yapacak, kararı yalnızca bunlar veriyorlar. Hangi kuruma hangi müdür atanacak, hangi yönetici atanacak, hiç liyakat önemli değil, önemli olan onların verdiği karar. İstediğiniz kaymakamı, valiyi atıyorlar ama vali “Belediye seçimlerini kaybettirdi.” diye görevden alıyorlar, kaymakamı “İlçe başkanının sözünü dinlemedi.” diye sürdürüyorlar. Spor kulüpleri üzerinde oyun oynuyorlar. Erzincanspor, siz iktidara gelmeden önce neredeyse Birinci Lig’e çıkacaktı, şu anda spor tarihinin sayfalarında yerini aldı.

Sözde Erzincan’ı çok seviyorsunuz. Köy muhtarlarını toplayıp “Oy vermezseniz hizmet yok.” diye tehdit savuruyorlar, sonunda kalkıp “Ayrımcılık yapmıyoruz.” diyorlar.   800 metre asfaltı döktürmeyeceksiniz, “Biz güçlüyüz.” diyeceksiniz, hava atacaksınız ama ayrımcılığın en büyüğünü yapacaksınız.

Ey halkım, Erzincan’daki vatandaşlarım; on iki buçuk yıldır Erzincan’ı yöneten kim? Dört yıldır milletvekiliyim, on sekiz yıl doktorluk yaptım, bir gün ayrım yapmadım, ayrımcılık yapanı da kınıyorum. Erzincan için çok şey yapmak istedik, her konuda tekliflerimizi verdik, işte bu Erzincan’ı sözde çok sevenler yüzüne bile dönüp bakmadılar. Erzincan’ı çok sevenler Erzincan’ın kalkınması için bir çivi bile çakmadılar. Tek sanayi kuruluşu olan şeker fabrikasını kapatmaya kalktılar, hastaneyi yok ettiler, adliyeleri kapatmaya kalktılar, köylere hizmet götürmemek için ikinci dilim parayı göndermediler. Tarım, hayvancılık biterken bir tek bakıp izlediler. Meralar yüzünden Şavaklılar neredeyse birbirine düşecekti. Kemaliye’nin Yayladamı-Aslanoba-Dolunay grup yolu 12 kilometre. Her seçim öncesi “Bu yol yapılacak.” diye söz verildi. “17 bin kilometre duble yol yaptık.” diye övünenler 12 kilometre yolu yapmada tıkanıp kaldılar. İş talepleri ya da diğer taleplerle gelenlere karşı “Bıktık artık bu Erzincanlılardan.” diyenleri siz tanıyorsunuz. 

Buradan siz Erzincanlı hemşehrilerime seslenmek istiyorum: Artık gerçekleri görme zamanı geldi. Hedefleri Erzincan’a hizmet etmek falan değil, gücü ellerinde tutsunlar yeter. Erzincan’da değil başka yerlerde büyük işleri var, önemli makamlarda, önemli mevkilerdeler. Erzincan umurlarında bile değil. Çok söz verdiler, hiçbirini tutmadılar. Örneğin Ersevenler Mahallesi’ne her seçimden önce “Tapularınızı vereceğiz.” diye söz verip oyları aldıktan sonra verdiler mi? Vermediler. Yine seçim gelecek, yine söz verecekler, yine tutmayacaklar. 

Değerli hemşehrilerim, Erzincan’ı düşünüyorsanız, eğer Erzincan’ın kalkınmasını istiyorsanız,  eğer Erzincan bu darboğazdan çıksın istiyorsanız yapacağınız şey belli. On iki yıldır bir şey yapmayanlar bu saatten sonra hiçbir şey yapmayacaklar, bol söz verip yine kandıracaklar. Sizin inançlarınızı kullanarak, sizi “Bak biz güçlüyüz.” diyerek, sizi “Her şey  onun elinde.” diyerek, sizi  “Yüzyılın projelerini yapanlar.” diyerek, sizi on iki yıldır iktidarda oldukları hâlde “Erzincan’a şunları şunları yapacağız.”  diye tehdit edenlere  oy vermeyeceğinizi biliyorsunuz.

Biz  dört yıldır canla başla  sizin yanınızda olduk, sizin için hizmet verdik, emrinizde olduk. Kendi menfaatlerimiz için değil sizin menfaatleriniz için çalışmaya çalıştık. Yaprak gibi oradan oraya savrulanlardan olmadık. Kendimizi değil hep sizin sorunlarınızı gündeme getirdik. Bir de şunu sormak istiyorum:  Seçilmek için bu kadar para harcayanlara bu değirmeni nereden bulduklarını bir sorarsanız çok memnun olurum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Denizli iline yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yüksel.

 

3.- Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel’in, Denizli iline yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Denizli ilimize yapılan yatırımlarla ilgili 2002 yılında 3 Kasımdan itibaren iktidara gelen AK PARTİ devrim niteliğindeki düzenlemeleri hayata geçirdi ve milletimizin desteğiyle tarih sayfasında yerini alacak. Bizler de Denizli ilimizi güçlendirecek düzenlemeler hayata geçirdik ve milletimizin desteğiyle de bugünlere kadar geldik.

Değerli arkadaşlarımız, Denizli, sanayisiyle, tarımıyla, ticaretiyle, turizmiyle ünlü olan bir ilimiz ve bu sektörlerde de elinden geldiği kadar Türkiye’de ilkleri  başaran, ilkleri yapan bir ilimiz.

Tarımda en önemli konunun sulama olduğuna, tarımda en önemli konunun da üretim olduğuna baktığımız zaman verimliliğin artabilmesi, üretimin kalitesinin artabilmesi için de mutlaka sulamanın da kaliteli olması gerekir. Yıllarca vahşi sulamayı biz doğru bir yöntem olarak kullandık, doğru olduğunu bilerek kullandık ama vahşi sulama sonrasında toprakların gerçek minerallerinin, madenlerinin yok olduğunu, çoraklaştığını gördük. Şu anda, Hükûmetimiz, Tarım Bakanlığı vasıtasıyla, DSİ vasıtasıyla ciddi bir şekilde sulama işinin kapalı sisteme, basınçlı sisteme dönüşebilmesi için ciddi destekler vermektedir. Bilhassa sulama birliklerimize yüzde 80’lere varan destekler vermektedir.

Bunun yanında, Denizli, şu anda, Türkiye’de pompajla sulanan pek çok illerdeki elektrik paralarından dolayı tarım kesiminin girdi maliyetlerini artıran bu önemli girdi konusunu bir nebze olsun çözmüş bulunmaktadır ve Türkiye’ye  örnek bir iş yapmıştır; Cindere Barajı’ndan, uzun, 5 bin metreden fazlası 3 tane ayrı tünel olan ve toplam uzunluğu 15 kilometre olan bir kanaletle, tam 32 beldeyi ve 11 hektarı aşan bir alanı yeni sistemle cazibeyle sulamaya kavuşturmuştur. Bu yöntemle de pompajla sulamadaki maliyetleri düşürmüş, cazibeyle sulamayla da tarım kesimindeki çiftçilerimizin girdi maliyetlerini düşürmüşlerdir.

Bunun yanında, yine, tarımda sulanamayan arazilerin de bulunduğunu görüyoruz, sulanamayan topraklarımızın olduğunu da biliyoruz. Yani bunlara biz “kıraç araziler” diyoruz. Kıraç arazilerin de değerlenebilmesi için Tarım Bakanlığı bir seferberlik başlatmıştır. O da alternatif ürünlerdir. 1999 yılında tütüne kota getirildiği dönemden itibaren alternatif ürün olarak ilk gündeme gelen kekik ürünüdür. Şu anda kekik ürününde Türkiye’de ihracatın yüzde 70’i Denizli’den desteklenmekte, Denizli’den toplanmaktadır.

Bunun yanında, şu günlerde yine Denizli’de Tarım İl Müdürlüğümüz marifetiyle ilçelerimizde, kaymakamlıklarımızda, muhtarlarımızla, ziraat odası başkanlarımızla toplantılar yapıyoruz. Her ilçemizin toprak deseninde, her ilçemizin sulanabilen ve sulanamayan arazilerinin ve kıraç arazilerinin değerlenebilmesi için de orada hangi alternatif ürünün değerlenebileceğini tespit etmeye çalışıyoruz. Bu anlamda da çiftçilerimizi yönlendirmeye çalışıyoruz. Şu anda, kekikten sonra ada çayı ve lavanta bitkisini tespit etmiş bulunmaktayız. Bunun yanında, badem ve ceviz ağacının dikimiyle de ciddi bir gelir elde etmeye ve ürün desenini de çeşitlendirmeye doğru gitmekteyiz.

Evet, seracılık konusunda jeotermal kaynağın olmasından dolayı ciddi bir gelir kaynağı sağlayan Denizli sanayicisi, iş adamları, çiftçilerimiz, köylülerimiz ortak bir çalışma sonrasında jeotermalle birlikte seracılığın yanında bir de bu çorak topraklarda, kıraç arazilerde, suyun gelmediği yerlerde… Örnek veriyorum, lavanta bitkisi tam on beş yıl dayanabilen ve on beş yıl ürün verebilen bir bitki. Kilosu nereden baksanız bugün için -ihracat direkt gidiyor- 6-7 liraya satılıyor. Dolayısıyla, artık sadece tek ürün bazında kalmamak gerekir ve mutlaka ürün çeşitlendirmesi yapmak zorundayız.

Bu arada, doğayla baş başa olan, doğayla karşı karşıya olan tarım kesiminin, “TARSİM” dediğimiz tarım sigortası konusunda da ciddi gelişmeler vardır. 2005 yılında çıkan bir yasayla ve 2006 yılında uygulamaya geçilen TARSİM (tarım sigortası) konusu da tarım kesimindeki çiftçilerimiz için önemli bir durumdur çünkü afetin, selin, dolunun, donun ne zaman geleceği belli değil. Dolayısıyla mutlaka bunlara Allah’ın verdiği aklı kullanarak bu tedbirleri almak zorundayız. Önemli olan ürünün, alın terinin değerlendirilmesidir. Bu noktada üzerimize ne düşerse bunu yapmaya hazırız.

Denizli’ye yapılan yatırımları anlatacaktım ama tarımda kaldık. Daha pek çok konuda, sanayide, sağlık kesiminde önemli yatırımlarımız var.

Ben yine de bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

V.- ÖLÜM, SAYGI DURUŞU VE TAZİYELER

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Ege Üniversitesinde meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Ege Üniversitesinde çıkan olaylarda hayatını kaybeden öğrenci Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır, okutuyorum.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Ali Küçükaydın’ın İçişleri Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/237)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

23.02.2015 tarihi itibariyle İçişleri Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini takdirlerinize arz ederim.

                                                                                Ali Küçükaydın

                                                                                      Adana

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge var, ayrı ayrı okutuyorum:

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, taşeron işçilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1224)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bilindiği üzere, 2002 yılında AKP Hükûmeti tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nda yapılan değişiklikle kamu ve özel sektörde "taşeron işçi çalıştırılması" yasal olarak düzenlenmiştir. Ancak, özel sektörün yanı sıra, merkezî ve yerel idarelere ait işyerlerinde çalıştırılan taşeron işçilerin açtığı davalarda verilmiş pek çok mahkeme kararları mevcuttur. Giderek sayılarıyla birlikte sorunları da artan taşeron işçilerinin öncelikle iş güvencesi olmak üzere, mali ve sosyal hakları ile çalışma koşullarına, işçi sağlığı ve güvenliğine dair sorunlarının tespiti ve alınacak önlemlerin saptanması için Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederim. 20.11.2012

1)     Abdullah Levent Tüzel                                                  (İstanbul)

2)     Pervin Buldan                                                              (Iğdır)

3)     İdris Baluken                                                                (Bingöl)

4)     Sırrı Sakık                                                                    (Muş)

5)     Murat Bozlak                                                                (Adana)

6)     Halil Aksoy                                                                  (Ağrı)

7)     Ayla Akat Ata                                                               (Batman)

8)     Hasip Kaplan                                                               (Şırnak)

9)     Emine Ayna                                                                  (Diyarbakır)

10)   Nursel Aydoğan                                                            (Diyarbakır)

11)   Altan Tan                                                                     (Diyarbakır)

12)   Hüsamettin Zenderlioğlu                                               (Bitlis)

13)   Adil Zozani                                                                  (Hakkâri)

14)   Esat Canan                                                                  (Hakkâri)

15)   Sırrı Süreyya Önder                                                      (İstanbul)

16)   Sebahat Tuncel                                                            (İstanbul)

17)   Mülkiye Birtane                                                            (Kars)

18)   Erol Dora                                                                     (Mardin)

19)   Ertuğrul Kürkcü                                                            (Mersin)

20)   Demir Çelik                                                                  (Muş)

21)   İbrahim Binici                                                              (Şanlıurfa)

22)   Nazmi Gür                                                                    (Van)

23)   Özdal Üçer                                                                   (Van)

Gerekçe:

Türkiye'de Haziran 2012 Kamu İhale Kurumu verilerine göre, kamuda 585.788, özel sektörde ise Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre 419.466 olmak üzere toplam 1 milyon 5 bin 254 alt işveren işçisi çalışmaktadır.

İş Kanunu’nun 2’nci maddesine göre, alt işverene verilecek asıl işin bir bölümünün "işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerden" olması gerekmektedir. Teknolojik uzmanlık gerektirmediği hâlde işverenler işçilerin haklarını kısıtlamak ve kimi yükümlülüklerinden kaçmak için asıl işin bir bölümünü alt işverene vermektedir.

İşverenlerin maliyeti düşürmek amacıyla tercih ettiği alt işverene bağlı taşeron işçiler çalıştıkları hastanelerde, belediyelerde, kara yollarında, üniversitelerde iş güvencesinden yoksun, esnek ve kuralsız çalıştırılmaktadır. Taşeron işçilerin çoğunluğunun yaptıkları iş, yürüttükleri hizmet, görev pozisyonu ile uyumlu bulunmamaktadır. Örnek vermek gerekirse, hasta bakıcı, röntgen mütehassısı olmalarına rağmen temizlik elemanı pozisyonunda gösterilmekteler. Bunların yanı sıra, taşeron işçiler bir yıl dolmadan yapılan giriş çıkışları, uzun çalışma süreleri, düşük ücret ve yıllık ücretli izin kullanamama, sosyal ve sendikal haklar bakımından sorun yaşamaktadır.

2008 yılında kamu işverenlerini kanunda yer alan yükümlülüklerden muaf tutan bir düzenleme yapılmasına rağmen Yargıtay kamu için farklı bir uygulamaya gidilmesinin muvazaayı kaldırmadığına karar vermektedir.

Son yıllarda özellikle hastanelerde, belediyelerde, üniversitelerde yıllarca çalışıp kapının önüne konulan taşeron işçiler, açtıkları binlerce dava sonucu ya işe “iade kararı” almakta ya da o iş yerinin “kadrolu işçisi” işten atılmış gibi; işe girişinden çıkarıldığı tarihe kadar olan kıdem, ihbar tazminatları ile izin hakları; alacakları hesaplanarak ödenmesi istenmektedir.

Yargıtay kararlarında, bir iş yerinde taşeron işçi çalıştırılabilmesi için “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işler”  şartının birlikte bulunması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Kamu kurumlarının taşeron işçilerin hak ve alacaklarından, toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden taşeron işverenle birlikte sorumlu olduğunun altı çizilmekte, “asıl işverenin (örneğin kamu hastanesi) işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o iş yerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez." denilmektedir. Muvazaalı işlem olduğu anlaşılırsa, alt işverenin işçilerinin o iş yerinde çalışmaya başladıkları tarihten itibaren asıl işverenin işçisi olarak sayılacağı ve haklarının buna göre hesaplanacağı hüküm altına alınmış olmaktadır. Ancak, Yargıtayın kararları ne kamuda ne de özel sektörde uygulanmamaktadır. Yargıtay kararlarının uygulanmaması nedeniyle, taşeron işçileri öncelikle ücret ve sosyal haklar, izin, tazminat, fazla çalışma ücreti, güvenceli çalışma, işçi sağlığı ve güvenliği, toplu sözleşme hakları bakımından hak kaybına uğramaktadır. Yargıtay kararları uyarınca taşeron işçilerin hak kayıplarının giderilmesi için yeni bir yasal düzenlenmeye ihtiyaç duyulduğu açıktır.

Giderek sayıları ve sorunları artan taşeron işçilerin sorunlarının tespit edilmesi, alınacak önlemlerin saptanması ve Meclis denetim çalışmaları bakımından büyük önem taşımaktadır.

 

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, çocuk emeği sömürüsünün boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1225)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çocuk emeği sömürüsünün boyutlarının tespit edilmesi ve alınacak önlemlerin saptanması için Anayasa’nın 98'inci, İçtüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederim. 20/11/2012

1) Abdullah Levent Tüzel                                          (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

18 ) Erol Dora                                                          (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

20) Demir Çelik                                                        (Muş)

21) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                                          (Van)

23) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

2006 TÜİK verilerine göre, Türkiye genelinde 6-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 16 milyon 264 bindir. Bu yaş grubundaki çocukların yüzde 60,9'u kentsel, yüzde 39,1'i kırsal yerlerde bulunmaktadır. Bu çocukların yüzde 84,7'si bir okula devam ederken, yüzde 15,3'ü okula devam etmemektedir. Okula devam etmeyen çocukların yüzde 58,8'ini kız çocukları oluşturmaktadır. 6-17 yaş grubunda bulunan 16 milyon 264 bin çocuktan yüzde 5,9'u (958 bin kişi) çalışmaktadır. Türkiye genelinde 6-17 yaş grubunda çalışan çocukların yüzde 47,7'si kentsel, yüzde 52,4'ü kırsal yerlerde yaşamaktadır. Çocuk işçilerin yüzde 66'sını erkek, yüzde 34'ünü kız çocukları oluşturmakta ve yüzde 68,5'i öğrenimine devam etmemektedir. Çalışan çocukların yüzde maaş veya yevmiye dahi verilmemektedir.

Sözü edilen rakamlar bile başlı başına dehşet vericidir fakat daha da kötü olanı gerçek rakamların araştırmada geçen rakamlardan daha yüksek olmasıdır. Hepimizin bildiği gibi, çocuk işçilerin birçoğu tezgâhtarlık, işportacılık, ayakkabı boyacılığı, çöp-kâğıt toplayıcılığı ve benzeri işlerde çalıştırılmakta. Bu yüzden bu gibi işlerde denetleme şansı az olduğundan gerçek rakamların verili rakamların çok üstünde olduğu başka bir gerçek.

Çocuk emeği sömürüsünün temelinde kapitalizmin azami kâr sağlama amacı vardır. Bu duruma en iyi örnek sistemin çocuk işçiliğinin önlenmesi noktasında çıkarttığı yasalar ve imzalanan kimi uluslararası anlaşmalardır. Bugün Türkiye'de çıraklık eğitimiyle ilgili kurumlar ve Çıraklık Yasası gibi yasalar varsa bu zaten bir olgu olarak çıraklığın yani çocuk işçiliğinin devlet tarafından kabul edildiğini hatta sistemin bir parçası olarak formüle edildiğini gösterir.

Herhangi bir yasayla çocuk emeğinin sömürülmesinin engellenmesi noktasında bazı adımlar atılsa da bunlar hayatta karşılığı olmayan adımlardır. Türkiye'nin ILO gibi uluslararası kuruluşlarla imzalamış olduğu birçok anlaşma vardır fakat, yapılan bu anlaşmalar her ne kadar çocukların çalıştırılmasının engellenmesine ilişkin maddeler içerse de işlev bakımından çok bir şey ifade etmemektedir. Bunun sebebi ise özellikle Türkiye gibi ülkelerde küçük ve orta ölçekli işletmelerin yaygınlığı, denetime tabi işletmelerin azlığı, denetimlerin sağlıklı yapılmaması ve bu durumu engellemede işlev görebilecek sendikal örgütlenmenin zayıf olmasıdır.

AKP Hükûmeti, meslek liselerinde ilkel koşullarda eğitim yapılır, sanat okullarının iş içinde iş yaparak eğitim almasının hiçbir fiziki koşulu yok iken, Hükûmet, patronlara öğrenci başına 5 bin lira ödenek vermek için kolları sıvamıştır. Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) açılacak özel meslek liselerine öğrenci başına para verilmesi yasalaşmıştır. Buna göre OSB'lerde kurulacak özel mesleki ve teknik eğitim okullarında öğrenim gören her bir öğrenci için öğrencinin devlete maliyetinin 1,5 katına kadar ödeme yapılacak. Bilgi veren yetkililer, meslek ve teknik liselerde okuyan bir öğrencinin devlete maliyetinin 3 bin 300 TL olduğunu ifade ediyor. Buna göre OSB'lerde kurulacak okullar için öğrenci başına yaklaşık 5 bin TL ödenecek.

Siyasi iktidar eğitime de ticaret mantığıyla bakmakta, âdeta, eğitimi üzerinden atarak tamamen piyasanın insafına bırakmaktadır. Böylece yoksul aile çocuklarının okuyamayacağı koşullar yaratılıyor. Daha önceki mevzuatta çalışan işçinin yüzde 10’u ancak meslek liselerinden stajyer olarak çalıştırılabilirken, son değişiklikle bu sınırsız hâle getirilmiş durumdadır. Patronlar istedikleri sayıda meslek lisesinde okuyan öğrenciyi fabrikalarında stajyer adı altında sömürebilecekler.

Çocuk emeği sömürüsünün önlenmesi için öncelikle çıraklık eğitimi ve Çıraklık Yasası’nın yeniden düzenlenmesinin yanı sıra, hürriyetin kısıtlanması dâhil caydırıcı cezai yaptırımlar etkili olabilir. Çocuk emeği sömürüsünün boyutlarının tespiti ve ortadan kaldırılması için alınacak önlemlerin saptanması Meclis denetim çalışmaları bakımından büyük önem taşımaktadır.

 

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de çocuk hakları ihlallerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1226)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de çocuk hakları ihlallerinin kategorik olarak veri tabanının oluşturulması için çalışmaların yürütülmesi, evrensel sözleşmelere uyumlu olarak Türkiye yasalarında ve Anayasa’da yapılması gereken uyum çalışmalarının tespit edilmesi ve çocuklara yönelik hak ihlallerinin ortaya konularak önleme mekanizmalarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Sebahat Tuncel                                                    (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

 

Gerekçe Özeti:

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini kapsayan bir mücadele günü olarak dünyaca kabul edilmektedir. Birleşmiş Milletler, genişletilmiş BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni 20 Kasım 1989 yılında kabul etmiştir ve Türkiye dâhil 193 ülke sözleşmeye taraf bulunmaktadır. Çocuk haklarının korunması ve çocuklara yönelik hak ihlalleriyle mücadeleyi görev olarak taraf ülkelere yükleyen sözleşmelerde taraf ülke olan Türkiye çocuk hak ihlallerinin en yoğun olarak yaşandığı ülkelerden biridir.

BM Çocuk Hakları Komitesi Türkiye'ye ilişkin veriler üzerinden hazırlanan sonuç gözlemlerinde, aile içi şiddetten eğitime erişim hakkına dair yaşanan sorunlara kadar bir dizi sorunu ortaya koyarak eksiklikler üzerinden önerilerine sunduğu raporu Ekim 2012 ayında yayınlamıştır. Komite ayrımcılık yapmama ilkesinin Lozan Barış Antlaşması'nda kapsanmayan azınlıklara ait çocuklar, özellikle Kürt; engelli çocuklar, kızlar; mülteciler ve sığınmacı çocuklar için ve onların doğu ve güneydoğu bölgelerinde, kırsal kesimlerde özellikle yeterli sağlık ve eğitime erişimlerine ilişkin tam olarak uygulanmadığı konusunda kaygılarını dile getirmiştir. Türkiye'de çocuk haklarına dair verilere bakıldığında, en son güncel verinin 2006 yılına ait olduğu çocuk emeği istatistiki bilgilere göre çocuk işçiliği 1 milyona ulaşmıştır. 2012'de İstanbul'da 440 ilköğretim öğrencisiyle yapılan bir araştırmaya göre ise son bir yılda çocukların yüzde 67,9'u duygusal şiddet, yüzde 63'ü fiziksel şiddet, yüzde 74,3'ü ise ihmal edilmeyle karşılaşmıştır. Göç Vakfı’nın farklı kategorilerde 2012 yılı ilk on ayında çocuk hakları ihlalleri raporunda, 68 çocuğun gözaltına alındığı ya da tutuklandığı, cinsel istismar, şiddet, erken yaşta zorla evlendirmeyi içeren çocuğun korunma hakkının ihlaline yönelik 276 vaka olduğu belirtilmektedir.

Türkiye, Lozan Antlaşması'nı gerekçe göstererek Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni imzalarken çocukların eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşatma ve kendi dilini kullanma haklarını içeren 17, 29 ve 30’uncu  maddelerine koyduğu çekince hâlen korunmaktadır. Kürt çocuklarının ana dilde eğitim hakkını engellemek için konulan bu çekince, devletin ana dilde eğitim ve kamusal hizmetlerde ana dilini kullanmaya yönelik temel hakları engelleyen tavrının bir devamıdır. Kürt çocukları, iktidarların çözümsüzlük yaklaşımlarından kaynaklı çatışmalı ve şiddet ortamında psikolojik ve fiziksel şiddete yoğun olarak maruz kalmaktadır. Sadece AKP iktidarı döneminde 183 çocuk güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştür. TMK’yla, tüm muhalif kesimlerin "terörist" ilan edildiği kanunla çocuklar hâlâ çok uzun senelerce cezalandırılarak cezaevlerine konulmaktadır.

Türkiye, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye Ek Bireysel Başvuru Protokolü'nü onaylamalıdır. Paris İlkelerine uygun, bağımsız, çocuklar tarafından ulaşılabilir ve etkili bir mekanizmanın oluşturulması, çocuk haklarının anayasal güvence altına alınarak özellikle çocuğa yönelik şiddetin bir an önce suç kapsamına alınması sağlanmalıdır. Pozantı Cezaevi’nde yaşanan tecavüz vakasında da gözler önüne serildiği gibi, devlet sorumluluğunda olan çocuklar en ağır hak ihlallerine maruz kalmaktadır. Cezaevlerindeki ve tüm kamu kurumlarında çocukların durumları sivil toplum örgütlerinin gözlemlerine açılması önemli bir adım olacaktır. En büyük eksiklik olan çocuklara dair veri eksikliğinin giderilmesi, çocuk ve kadınlara yönelik yetersiz olan sığınma evlerinin artırılarak şiddetle mücadelede kapsamlı politikalar oluşturulmalıdır.

Bu bağlamda Türkiye'de çocuk hakları ihlallerinin kategorik olarak veri tabanının oluşturulması için çalışmaların yürütülmesi, evrensel sözleşmelere uyumlu olarak Türkiye yasalarında ve Anayasa’da yapılması gereken uyum çalışmalarının tespit edilmesi ve çocuklara yönelik hak ihlallerinin ortaya konularak önleme mekanizmalarının araştırılması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulmasını önermekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

C) Duyurular

Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuruda bulunuldu.

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de birer üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 2 Mart 2015 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

Ç) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sırbistan Ulusal Meclisi Kadın Parlamenter Ağı tarafından Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı Sırbistan Misyonu iş birliğiyle 2-3 Mart 2015 tarihlerinde Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da düzenlenecek olan Güneydoğu Avrupa Kadın Parlamenterler Konferansı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1704)

17 Şubat 2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Sırbistan Ulusal Meclisi Kadın Parlamenter Ağı tarafından Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı Sırbistan Misyonu iş birliğiyle 2-3 Mart 2015 tarihlerinde Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da "Güneydoğu Avrupa Kadın Parlamenterler Konferansı" düzenlenecektir.

Söz konusu konferansa katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Şimdikinde arayacağım efendim, ikinci bir oylama var.

 

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, 9-20 Mart 2015 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde gerçekleştirilecek toplantılara katılması Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 16/2/2015 tarihli ve 92 sayılı Kararı’yla kabul edilen Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun 4 üyesinden oluşan heyetin 7-11 Mart 2015 tarihlerinde bu toplantılara katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1705)

23/2/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun dört üyesinin 09-20 Mart 2015 tarihleri arasında Amerika Birleşik Devletleri New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde gerçekleştirilecek toplantılara katılma talebinin kabulü ve söz konusu talebin Genel Kurulun onayına sunulması TBMM Başkanlık Divanının 16/02/2015 tarihli ve 92 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Buna göre, anılan Başkanlık Divanı Kararı doğrultusunda bu Karara konu adı geçen Komisyonun  7 ila 11 Mart 2015 tarihlerinde aşağıda isimleri belirtilen 4 kişilik heyetle söz konusu toplantılara katılması hususu Genel Kurulun onayına sunulur.

Ayşe Nur Bahçekapılı

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

Liste:

1) Komisyon Başkanı İstanbul Milletvekili Alev Dedegil

2) Komisyon Başkan Vekili Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu

3) Komisyon Sözcüsü Kahramanmaraş Milletvekili Sevde Bayazıt Kaçar

4) Komisyon Üyesi İzmir Milletvekili Hülya Güven

BAŞKAN – Evet, oylarınıza sunacağım…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Ben karar yeter sayısı arayacağımı söyledim zaten Sayın Akar.

Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.38

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başkanlık tezkeresi üzerinde yapılan oylamada karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.54

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi üzerinde yapılan ikinci oylamada da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, tezkere kabul edilmiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 12/2/2015 tarihinde Van Milletvekili Özdal Üçer ve arkadaşları tarafından, 9/10/2014 tarihinde Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde çıkan eylemler esnasında omzundan, bacağından ve kalçasından almış olduğu mermiler veya saçmalar nedeniyle belden aşağısı felç olan doğuştan işitme ve konuşma engelli Şehriban Sertkal’ın durumunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1507 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

24/2/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24/2/2015 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                              Pervin Buldan

                                  Iğdır

                                      HDP Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Şubat 2015 tarihinde Van Milletvekili Özdal Üçer ve arkadaşları tarafından verilen (1507 sıra no.lu), "9/10/2014 tarihinde Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde çıkan eylemler esnasında omuzundan, bacağından ve kalçasından almış olduğu mermiler veya saçmalar nedeniyle belden aşağısı felç olan, doğuştan işitme ve konuşma engelli Şehriban Sertkal’ın durumunun araştırılması" amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24/2/2015 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Özdal Üçer, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Üçer. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Önergemiz hakkında grup önerimiz lehinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde bugün yaşıyor olan bütün yurttaşlarımızı, şu andan itibaren doğacak, gelecekte yaşayacak bütün yurttaşlarımızın bütün yaşamını etkileyecek bir torba yasanın görüşüldüğü bu süreçte çok önemli bir konuya dikkat çekmek üzere bu önergeyi indirmiş bulunmaktayız.

İç güvenlik yasa tasarısıyla Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda güvenlik güçlerinin yetkilerini artıran, onların keyfî davranışlarını destekleyen ve onların keyfî davranışları sonucunda yapmış oldukları infazlar, yaralamalar, işkenceler sonucunda cezasız kalmalarını sağlayacak antidemokratik, vicdanları sızlatacak nitelikteki düzenlemenin derhâl geri çekilmesinin bir kanıtı olarak ben bu ibretlik olayı aktarmak istiyorum: 9 Ekim 2014 tarihinde Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde çıkan ya da halkın sergilemiş olduğu demokratik tepkilere polis güçlerinin, güvenlik güçlerinin gayriinsani, gayrivicdani müdahaleleri sonucunda yaşanan ölümlerden sorumlu tuttukları bir gencin hikâyesini anlatmak istiyorum.

Polis tutanaklarında savcılığa rapor düzenlenmiş ve bütün olayların sorumlusu olarak gösterilmiş bu genç, vücudunun değişik yerlerinden yaralanmış, şu an ömür boyu felç kalma tehlikesiyle ameliyat olduğu hastanede iyileşmeyi beklemektedir. Tabii, polis raporunda, yapılan çalışma sonucu, polis raporunda geçen ibarelerle belli fiziki özelliklerini tanımlayarak, bu genç kızın eylemleri yönlendirdiğini, bir “…”dan(x) yaptığını, bu eylemler sürecinde slogan attığını, bu sloganları atarken polis güçleri tarafından veyahut da kim olduğu belirsiz kişiler tarafından vurulduğu ve savcılığa bu kişinin yargılanması, tutuklanması, cezalandırılması talebiyle bir fezleke düzenlenmiş durumda.

Evet, “Slogan atıyor.” diye vurdukları, yaraladıkları genç kız, 18 yaşında ve 10’uncu sınıf öğrencisi ve daha da vahim olan bir durum var: Slogan attığı gerekçesiyle tutuklamaya teşebbüs ettikleri, kaldırıldığı hastanede gidip hastane yetkililerini, doktorları, hemşireleri, sağlık çalışanlarını baskılayarak “Bu kişi bir teröristtir, buna insani muamele göstermeyin.” diyerek o kızın haftalarca hastanede bakımsız kalmasına neden olmuşlar ve nihayetinde bu genç kız, tedavi görmesi gereken hastanede yeterli tedavi göremediği, ameliyat edilmediği için yatak hastalığına yakalanmış. Yatak hastalığına yakalanmak, tıp dünyasında çok iyi bilinen bir şeydir ki bakımsızlığın temel ispatıdır. Evet, bir genç vurulmuş, yasal mermisiyle birileri bu genci vurmuş, yaralamış; hastaneye kaldırılmış, hastanede, tedavi edilmemesi için, ölüme terk edilmesi için baskılar yapılmış ve bunun hakkında fezlekeler düzenlenmiş ve bu kişi, kamuoyuna terörist olarak lanse edilmiş.

Şimdi, çok iyi ve dikkatle dinlemenizi istediğim bir konuyu dile getireceğim: Okulda  tahtaya ismini yazan ve o yazdığı yazı yanında resim çektiren bu genç kız, Şehriban Sertkal. Şu anki hâli: Babası, hastanede koridorda tekerlekli sandalyeyle felçli hâlde dolaştırıyor. Bu genç kız hastanede tedavi görmedi; bu genç kız, paramiliter güçler, derin devlet güçleri tarafından vuruldu ve terörist ilan edildi slogan attığı gerekçesiyle ama bir gerçek var ki, Türkiye'nin hazin gerçekliğinin resmidir; bu 10’uncu sınıf öğrencisi genç kız sağır ve dilsiz.  Daha ne söyleyeyim? Slogan atıyor, terörist ilan ediliyor, slogan attığı gerekçesiyle vuruluyor ve hastaneye gidiliyor, hastanede bu genç kıza bakılmaması konusunda baskı yapılıyor ve kamuoyuna medya aracılığıyla bu kızın terörist olduğu lanse ediliyor ama gerçekte bu kız, sağır ve  dilsiz.

Peki, bunu vuranlar nerede? Böylesi gençleri katledenler nerede, onlar hakkında kim fezleke düzenleyecek, onları kim yargılayacak? Antep’te elinde palalarla, silahlarla gezen, medyaya boy boy resim çektirenleri kim yargılayacak? Polis panzerlerine binip insanları tarayanları kim yargılayacak? Çıkıp polis panzerleri üzerinde “İnsanları katlettik.” sevinciyle bayrakları dalgalandıranlar ne kadar bu bayrağın manevi değerlerine sahip çıkıyor olmuş olacak?

Arkadaşlar, sözün bittiği noktadayız. AKP iktidarı, kendi iktidarını koruyabilmek için çıkıp halkın karşısına vaatler verebilecek bir durumda değil çünkü on iki yıllık Hükûmet tecrübesi, bu halkın ilk seçimde ona bir tavır geliştirmesini sağlayacak niteliktedir. İşte, sandıklarda baskı kurabilmek, toplumu şiddetle bastırabilmek ve kendi saltanatı için, toplumu baskılamak için iç güvenlik yasası çıkarılıyor. Bu iç güvenlik yasalarında nice… Bu yasalara dayanarak, nice karanlık güçler, devlet adına devletin silahını kullanarak bu gençlerin, bu çocukların annelerinin, babalarının ödemiş olduğu vergilerle alınmış silahları, panzerleri kullanarak çocukları katledecekler. Belki, Şehriban, Kürt olmasaydı bugün Türkiye’de yer yerinden oynayacaktı.

Şehriban, Kürt’tü; eğer sağır ve dilsiz olmasaydı, Kürtçe konuşuyor olacaktı. Eğer sağır ve dilsiz olmasaydı bugün “Havar, havar, havar!” diye bağırıyor olacaktı ama Şehriban, sağır ve dilsiz, hastanede tedavi ediliyor. Umuyoruz ki Şehriban iyileşir. Umuyoruz ki hiçbir genç, hiçbir çocuk Şehriban’ın yaşamış olduğu kaderi yaşamaz.

Bu yasalar, bu tür katliamları, bu tür cinayetleri, bu tür infazları çoğaltacak niteliktedir. Yetmedi mi binlerce, on binlerce faili meçhul cinayet? Yetmedi mi yüzlerce çocuğun katledilmesi? Yetmedi mi binlerce ananın yüreğinin yanması?

Bugün eğer AKP, bu kanunu geri çekmezse, bu yasayı çıkarırsa insanlara tek bir çare kalacaktır, o da dünyadaki en temel haklardan biri, meşru müdafaa hakkı. Devletin terörüne karşı, halkın kendini savunmaktan başka hiçbir alternatifi kalmayacaktır. Sizin çıkaracağınız yasa, iç gerginliğe, iç çatışmalara hatta iç savaşa neden olabilecek niteliktedir. İşte, bizler de  böylesi çocuklarımız vurulurken, gençlerimiz katledilirken sessiz kalmayacağız, kayıtsız kalmayacağız ve ne gerekiyorsa yapacağız.

Saygılar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Isparta Milletvekili Recep Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özel.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

9 Ekim 2014 tarihinde Gaziantep ilinin Şahinbey ilçesinde eylemler ve gösteriler sırasında Şehriban Sertkal isminde bir kardeşimizin, bir vatandaşımızın, polisin birtakım yanlış tutumuyla yaralandığı, bu kişinin yürüme, konuşma engelli olduğu yönünde bir beyan var. Evet, öncelikle bu kardeşimize biz geçmiş olsun deriz. Bu olayla ilgili olarak kimin bir suçu, kabahati varsa da cezasını sonuna kadar çekmesi, hepimizin ortak dileğidir ama kimlikler üzerinden “Eğer bu, bir Kürt olmasaydı yer yerinde oynar.” gibi kelimeler de, cümleleri de burada kabul etmemiz mümkün değil. Biz acılarımızı kimlikler üzerinden mi paylaşacağız? Bir Türk yaralandığında çok fazla acı duyup bir Kürt yaralandığında ya da bir yabancı, bir Müslüman olmayan, daha doğrusu, hiçbir dine mensup olmayan ateist biri bile yaralansa acı duymayacak mıyız? Acılarımız da bir olmalı, sevinçlerimiz de bir olmalı. Kimlikler üzerinden böyle birtakım çıkarsamalar, “Siyaseten ben ne kazanabilirim.”, hem o kişinin, yaralanan bu işin mağdurlarına yapılacak en büyük haksızlık oluyor hem işin gerçeğini, hakikati görme noktasında gözümüze perde çekiyor. Lütfen, kimlikler üzerinden biz bunu yapmayalım deriz.

Ayrıca, burada, gelip, bir devlet teröründen bahsedilmesinin de bu kürsüde yapılmamasını arzu ederiz. Devlet terör yapmaz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yapılan nedir?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Devlet, birtakım yasa dışı eylemlere karşı meşru şiddet uygulayabilir…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yapılanı, o zaman, izah edin Sayın Hatip.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …ama bu meşru şiddetin de hukuk kurallarıyla bir denetimi vardır, kanunlarla denetimi vardır. Meşru şiddetin dışına devlet çıkarsa, o noktada hukuk kuralları yine hukuk içerisinde işler. “Biz, devlet terörüne karşı, burada, bir halkın isyanı noktasında, meşru müdafaa hakkımızı kullanacağız.” ifadesinin özellikle Türkiye  Büyük Millet Meclisi kürsüsünden söylenmesini de yadırgadığımızı burada beyan etmek istiyorum.

Şimdi, böyle bir olay yaşanmış. Bununla ilgili olarak idari soruşturma devam etmekte, adli soruşturma devam etmekte. Eğer adli soruşturma içerisinde bir hata, bir yanlış, delillerin değerlendirilmesi noktasında bir kusur var ise, bunun denetimi yine yargı içerisinde mevcuttur. Yargının yapmış olduğu bir işleme gelip, bizim, burada, yasama organı olarak “Doğru yaptınız.”, “Yanlış yaptınız.”, “Şurada hata yaptınız.” deme şansımız, imkânımız maalesef yok.

Üç erkin bağımsızlığından bahsediyoruz. Bizim, burada, Anayasa’nın 138’inci maddesinde “Yasama Meclisinde devam eden bir soruşturmayla ilgili olarak soru sorulamaz, görüşme yapılamaz, Meclis araştırma komisyonu kurulamaz.” diye Anayasa’nın amir hükmü var. Eğer yargı mercisi burada bir yanlış, hata yapıyorsa, yine yargı mercisi içerisinde onun bir denetimi vardır, o denetim içerisinde bunun neticelenmesi gerekir.

Bunun tek şüphelisi olarak bu kardeşimizin -Şehriban Sertkal’ın- fezlekelerde geçtiği noktasında cidden bir hata varsa da yine o kendi sistemi içerisinde düzeltilebilir, düzeltilmelidir.

Bizim amacımız, isteğimiz, bu olaylarda kimin kusuru, kabahati varsa sonuna kadar ceza alsın, hiçbir olay kapanmasın, örtbas edilmesin ama kimseyi de, devletin resmî güvenlik güçlerini de, töhmet altında bırakacak söylemleri de bırakalım. Maddi gerçek neticeye ulaşsın, kesin hüküm karşımıza çıksın, ondan sonra, diyeceğimizi burada diyebilme şansımız olabilir diyorum.

Bugünkü gündemimiz belli olduğundan dolayı bu araştırma teklifine maalesef katılamıyoruz, katılamamakla birlikte maddî gerçeğin de bir an önce ortaya çıkması ortak dileğimiz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Biz de Şehriban Sertkal vatandaşımıza acil şifalar dileyip Allah yardımcısı olsun diyoruz.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, az evvelki hatip, benim etnik kimlik üzerinden, bu olay üzerinden siyasi rant sağlamaya dönük bir çaba içerisinde olduğumu belirten bir beyanda bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Üçer.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Değerli arkadaşlar, az evvelki hatip, benim, bu konuyu dile getirirken, etnik kimlik üzerinden siyasi rant sağlamaya dönük bir çaba içerisinde olduğumu ima eden söylemde bulundu. Bunun böyle olmadığını bizi gerçek yaşamda bilenler bilir. Biz, Kürt olsun, Türk olsun, Laz olsun, Çerkez olsun, Ermeni olsun, Arap olsun, Süryani olsun, dünyada kim olursa olsun, hangi milletten, hangi dilden olursa olsun herkesin temel hak ve hürriyetlerini savunur ve onların eşitliği ilkesini benimseriz. Sadece insanlar değil, doğada birlikte yaşadığımız bütün canlılarla birlikte de ekolojik bir yaşamı savunan bir düşünceye sahibiz.

Bu olay, Türkiye’de çözülmemiş Kürt sorunundan kaynaklı, devlet güçlerinin Kürtlere düşmanca yaklaşımının bir sonucudur. Bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Evet, terör, vurmak, öldürmekse, bu Şehriban kızımızı vuranlar terördür. Bu, devletin görevlisi de olsa, valisi de olsa, kaymakamı da olsa, kim olursa olsun, polisi de olsa, öğretmeni de olsa, doktoru da olsa. Terör nedir? Amaçsız bir şekilde veya amaçlı bir şekilde, hiçbir insani değeri gözetmeksizin insanların canına, malına zarar vermektir. İşte, katledilen çocuklar, devlet terörünün kurbanıdır. Eğer devlet, bu ithamdan arınmak istiyorsa, derhâl bütün çocuk katillerini, bütün çocuk tecavüzcülerini yargılayıp cezai müeyyideyi uygulamak zorundadır. Biz bunu söylüyoruz, bunu söyleyeceğiz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 12/2/2015 tarihinde Van Milletvekili Özdal Üçer ve arkadaşları tarafından, 9/10/2014 tarihinde Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde çıkan eylemler esnasında omzundan, bacağından ve kalçasından almış olduğu mermiler veya saçmalar nedeniyle belden aşağısı felç olan doğuştan işitme ve konuşma engelli Şehriban Sertkal’ın durumunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1507 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, AKP iktidarları, yaptığı hataları, neden olduğu kaos ortamlarını ya “sehven”e bağlayarak ya da hayali lobilerden, masum vatandaşlardan suçlu yaratarak kurtulmaya çalışmakla ünlü. Genel Başkanımız da dâhil olmak üzere insanları sehven ifadeye çağırırsanız, ÖSYM sehven şifreleme yapar, atamaları sehven yaparsınız, belediye başkanınız mahyaya sehven isim yazdırır, Ergenekon davasında, askerî casusluk davasında hınç için, öç için tutukladığınız şerefli askerlerin telefonlarına sehven yükleme yaparsınız, Çanakkale 2015 Ajandası’na Erivan’daki sözde Soykırım Anıtı’nın fotoğrafını sehven yerleştirirsiniz, Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne “iddia edilen” ifadesini sehven yazarsınız. Bu “sehven listesi” böyle devam eder gider.

Despotlaşmada sınır tanımazsınız, vatandaşı sokağa dökersiniz, ekonomiyi dibe sürüklersiniz, suçlu olarak değişik değişik lobiler yaratırsınız, robot lobisi, faiz lobisi, Yahudi lobisi, borsa lobisi, sermaye lobisi, medya lobisi, aydınlıktan gözleri kamaşan kan lobisi, karanlığı özleyenler lobisi, kaybedenler lobisi, huzurdan, barıştan rahatsız olanlar lobisi, içki lobisi, porno lobisi, patates lobisi, kuru fasulye lobisi, vaiz lobisi, milletten yüz bulamayanlar lobisi, ananas lobisi, savaş lobisi, terör lobisi, kaos lobisi gibi maalesef pek çok lobi yaratırsınız.

Cenazesini kaldıracak parası olmayan insanları, yarattığınız terör örgütünün kasası ilan edersiniz, şimdi de, doğuştan sağır ve dilsiz olan 20 yaşındaki Şehriban Sertkal’ı geçen Kasım ayında 5 kişinin öldüğü Gaziantep’teki Kobani olaylarının tek şüphelisi ilan ediyorsunuz. El insaf demekten başka bir şey bulamıyoruz.

Kobani protestolarının şiddet olaylarına dönüşmesinde en büyük yarayı alan kentlerden biri maalesef Gaziantep; bunun tek sorumlusu da iktidarın almış olduğu kararlar. 2 milyondan fazla insanı üstelik de kontrolsüz, denetimsiz bir şekilde ülkeye yığarsanız domino etkisiyle yüzlerce sorunu tetiklersiniz; silah, uyuşturucu, organ ve insan ticaretinin önünü açarsınız, fuhuşun önünü açarsınız, dilencilerin sayısını artırırsınız, hastalık ithal edersiniz, terörist ithal edersiniz, kanlı terör eylemlerini ithal edersiniz. Kurduğunuz kamplarda insanca bir hayat için gerekli olanakları sağlayamazsanız, gelenler kiralık evlere hücum eder, ev kiraları 2-3 katına çıkar, kiracı konumundaki vatandaşlarımız ile Suriyeli kiracılar arasında düşmanlığı tetiklersiniz; aç kalmamak için üç kuruşa kayıtsız, sigortasız çalışmaya razı olan Suriyeli ile işsiz vatandaşınız arasında düşmanlık ekersiniz. Vatandaşınıza çıkardığınız zorlukları Suriyeliler iş yeri açarken çıkarmazsanız, vergi gibi zorunlu ödemeleri yaptırmazsanız, esnaf ile Suriyeli arasında düşmanlık ekersiniz. Suriyelileri sadece beyanıyla üniversitelere yerleştirirseniz üniversite kapısından girmek için senelerce ter döken öğrenci ile Suriyeli arasında düşmanlık ekersiniz. Üç beş kuruşluk başlık parasıyla satın alınan Suriyeli genç kızların “ikinci eş” olmalarına göz yumarsanız, Türk kadını ile Suriyeli arasında düşmanlık ekersiniz. Bu liste uzar gider, yüzlercesini söyleyebiliriz. Çoğunluğu Alevi vatandaşlarımızdan oluşan bölgelere Sünni Arap kökenli Suriyelilerin yerleşmesine göz yumarsanız, Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı Şanlıurfa ilimize Arap Sünni kökenli Suriyelilerin yerleşmesinde bir sorun görmezseniz, Suriyeli Türkmen Alevileri, Sünni Arapların yerleştirildiği kamplara gönderirseniz, buralarda yaşanan gerginliklere de mâni olamazsınız. Kıvılcımı kocaman bir yangına dönüştürecek öngörüsüzlüklerdir bunlar. Bunu nereye bağlarsanız bağlayın, hangi lobiye bağlarsanız bağlayın, bunlar hiçbir yere sığmaz.

Değerli arkadaşlar, 6-7 Ekim olaylarında Türkiye çok ciddi bir sınavdan geçti, çok ciddi olaylar yaşandı, 40’a yakın vatandaşımız hayatını kaybetti.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – 51; 51.

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Bunları araştırmak lazım değerli arkadaşlar. Niçin oluyor, niçin bunlar bu ülkede yaşandı, niçin bu kadar insan hayatını kaybetti, bunları mutlaka araştırmamız lazım. Hep söyledik, Türkiye'de hepsinin üstü örtüldü bugüne kadar. Çok kıymetli çalışmalar oldu bugüne kadar ve bu kıymetli çalışmalar da maalesef değerlendirilmedi. Başlayalım bir tarafından; faili meçhul cinayetlerin bu ülkede hep üstü örtüldü.

Değerli arkadaşlar, hiçbir vatandaş, bu ülkede faili meçhul cinayet işleyemez. Eğer bunu işlerse, devletin içinde ve birilerinin koruduğu kişiler, bu işi yapabilir, vatandaşın faili meçhul cinayet işleme lüksü yoktur ama maalesef, Türkiye'de toplumsal olayların, 12 Eylül öncesi 1 Mayıs 1977 olaylarının, Maraş olaylarının, Çorum, Sivas olaylarının ve pek çok faili meçhul cinayetin üstü örtülerek toplumdan gizlenmişti.

Bugün geldiğimiz noktada da aynı şeyleri yaşıyoruz. “Balyoz”, “Ergenekon davası” adı altında, pek çok insan mağdur edildi. Sonuçta ne oldu? “Efendim, paralel örgüt bunu yaptı.”  dediniz. Gezi olayları yaşandı, dediniz ki: “Bir faiz lobisi var, onlar bunu gerçekleştiriyor.” Biz de öneri verdik, gelin, bunları ortaya çıkaralım, kimmiş bu paralel, faiz lobisi, bu işleri organize edenler, insanları birbirlerine düşürenler, Kürt-Türk diye ayıranlar, Alevi-Sünni diye ayıranlar kimlerse ortaya çıkaralım, halkın karşısına çıkaralım, gerekli cezaları verelim, toplumun önünde de onları mahkûm edelim. Maalesef, bu işlere hiçbir zaman gelmediniz değerli arkadaşlar ve 6-7 Ekim olayları da Türkiye’nin yine öngörüsüzlüğünden oldu.

Siz, eğer IŞİD terör örgütünü desteklerseniz, IŞİD terör örgütü de Kobani’deki Kürt vatandaşlara, bu tarafta oturan Kürtlerin akrabalarına saldırırsa buradaki insanlarla ilgili ciddi bir sorun olacağını öngörmeniz lazımdı, maalesef bunu yapmadınız.

6-7 Ekim olaylarında karanlık kalan pek çok şey var. Devlet büyüklerimiz de hep şunları söylediler: “Bir üst akıl var, birileri bu işi yapıyor.” Evet, yapıyor, yıllardır söylüyoruz. Bu ülkede paralel yapı var mı,  yok mu? Var. Ne zamandan beri var? 1952’den beri var. Ne oldu 1952’den sonra? Türkiye, NATO’ya girdi; Türkiye’nin bürokrasisine, siyasetine, Türkiye’nin bütün kurumlarına, maalesef, bu yerleştirildi. Bu paralel yapıya, buna -peki girdiyse- karşı o günden beri hiçbir iktidar bir cephe almayı düşünmedi. Maalesef, iktidarlar bunları kullanmayı düşündü. “Ben, işte, işlerimi yoluna koyayım, bir sonraki seçimde daha başarılı olayım, rakiplerimi ekarte edeyim.” Mantığıyla, maalesef, bu yapılara kimse müdahil olmadı.

Bugün geldiğimiz noktada da 6-7 Ekim olaylarında bunlar yaşandı. Bundan sonra tarih hangisi olursa olsun, bunlar tekrar yaşanacak. Niçin yaşanacak? Bütün iktidarların öngörüsüzlüğünden dolayı yaşanıyor değerli arkadaşlar. Bunları çözmemiz lazım. Eğer bu ülkede faili meçhul cinayetleri çözseydiniz, 1 Mayıs 1977’nin faillerini bulsaydık, Sivas ve Çorum’da yaşanan katliamı, yaşanan toplumsal olayları çözebilseydik, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerin faillerini bulup kanun önüne çıkarabilseydik, bugün bu 6-7 Ekim olmayacaktı, bundan sonra da olmasının önü kapatılmış olacaktı ama maalesef, biz ne yaptık? 12 Eylülle hesaplaşıyoruz diye Kenan Evren’i yatağında yargıladık, generallik rütbesini erliğe düşürdük. Bunların hepsi hikâye, korumasıyla Kenan Evren meydanda. Kimse kusura bakmasın, 12 Eylülün getirdiği bütün yasalar bu Parlamento çatısı altında hâlâ duruyor, 12 Eylülün getirdiği bütün kurumlar maalesef hâlâ yaşıyor. Peki, biz neyle hesaplaşıyoruz? Şahıslarla hesaplaşıyoruz. Şahıslarla hesaplaşarak hiçbir yere varamayız.

Evet, bu ülkede paralel yapıyla… Paralel yapının olduğunu hep söyledik. Nedir? 1952’den beri, NATO’ya Türkiye girdikten sonra bu ülkenin yapısına, bürokrasisine, siyasetine, her yerine bir organizasyon yerleşti. Bunu nasıl ekarte edeceğiz? El ele ekarte edeceğiz. Yarın başka çocuklar ölmesin diye, kimse hayatını kaybetmesin diye bu yapıyı ortaya çıkarmamız lazım; varsanız biz hazırız. “6-7 Ekim olaylarının failleri ortaya çıksın.” dediğimizde de önerimiz vardı, reddedildi. Bunlarla, faili meçhul cinayetlerle ilgili önerimiz vardı, reddedildi. Bu Meclisin en önemli komisyonlarından birisi olan Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunun bu konuda raporu var, onu da getirmediniz iki sene bitti, bizim de milletvekilliğimiz bitiyor; sadece duyduklarımızla, kendi kafamızda kalanlarla yetineceğiz. Bunlar doğru değil arkadaşlar.

Ülkenin demokrasisi için, insan hak ve özgürlükleri için, geleceğimiz için, kim suçluysa kanun karşısına çıkarılması lazım, kimin parmağı varsa yargılanması lazım; bunu yapmazsak başarılı olamayız, gelecekte 6-7 Ekim olaylarını tekrar yaşarız.

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

9 Ekim 2014 tarihinde, henüz yirmi yaşında, hayatının baharında genç bir kız kardeşimiz, Gaziantep Şehitkâmil ilçesinde Kobani eylemleri sırasında yaralanmıştır. Tabii, kendisinin aynı zamanda işitme engelli olması ve konuşamaması, acıyı daha da dramatik hâle getiriyor. Kendisine geçmiş olsun diyoruz, Allah şifasını versin.

Bu arada, mağdurlarımız arasında ayrım yapmak doğru değil. Netice itibarıyla her birey, Türk vatandaşıdır, kardeşimizdir; vicdani, insani ve ahlaki olarak olaya bakmak durumundayız.

Demin de belirttiğim üzere, konuşma ve işitme engelli bir insan yaralanıyor. Bu olaya siyasi bakmak doğru değildir. Maddi gerçek ortaya çıkmalı, eğer hazırlık tahkikatında hukuksuzluk varsa bu hukuksuzluklar giderilmeli, yargılama sürecinde bir hukuksuzluk varsa bu hukuksuzluklar giderilmeli. Gerek adli yönden gerek idari yönden tahkikat takip edilmeli. Mağdureye hukuki yardımda bulunulmalı. Süreç nereye varırsa varsın, kimin dahli varsa, kimin kusuru varsa tetkik edilsin ve takip edilsin. Bizler, insan olarak olaya bu şekilde bakmak durumundayız. Diğer taraftan, siyasi olarak da bu olayı takip etmeliyiz. Bu manada, grup önerisinin gündeme gelmesini de bir vicdani görev olarak kabul ediyorum. Bu grup önerisini anlamlı buluyorum, bu grup önerisini vicdani buluyorum, ahlaki buluyorum. Grup önerisiyle konuyu Meclise taşıyan Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer’e de teşekkür ediyorum.

Gündemimiz bellidir. Gündemimiz belli olduğundan dolayı grup önerisini Genel Kurulun takdirlerine sunuyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Karar yeter sayısı isteyeceğiz Başkanım…

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama talebimiz var efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yoklama varsa tamam.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın İnce, Sayın Özcan, Sayın Şeker, Sayın Tamaylıgil, Sayın Öz, Sayın Küçük, Sayın Moroğlu, Sayın Ediboğlu, Sayın Toptaş, Sayın Öner, Sayın Ören, Sayın Güven, Sayın Loğoğlu, Sayın Tayan, Sayın Demiröz, Sayın Türeli, Sayın Düzgün, Sayın Işık, Sayın Haberal.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.02

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 12/2/2015 tarihinde Van Milletvekili Özdal Üçer ve arkadaşları tarafından, 9/10/2014 tarihinde Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde çıkan eylemler esnasında omzundan, bacağından ve kalçasından almış olduğu mermiler veya saçmalar nedeniyle belden aşağısı felç olan doğuştan işitme ve konuşma engelli Şehriban Sertkal’ın durumunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1507 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun  önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Kabul edilmemiştir, düzeltiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ok yaydan çıktı ya, Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Kaplan ya. Yani yanlışlık olmaz mı, hata olmaz mı? Bir hata, düzelttik yani. Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi…

Ve herkesin gözü önünde yani.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Neyse…

BAŞKAN – Hiç kimse “Kabul edilmiştir.” diye kaldırmadı üstelik.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, kamera görüntülerini inceleyelim, “Kabul edilmiştir.” dediniz.

BAŞKAN – Efendim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Kabul edilmiştir.” dediniz, biz içeride duyduk; kamera görüntülerini inceleyelim.

BAŞKAN – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, 24/2/2015 tarih ve 4902 sayıyla Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından, millî menfaatlerimizi ve millî onur ve haysiyetimizi içinde barındıran, Türkiye Cumhuriyeti toprakları statüsünde kabul edilen vatan toprağı Süleyman Şah Türbesi ile Saygı Karakolunun boşaltılması suretiyle geri çekilmesi hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

24/2/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24 Şubat 2015 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                     Oktay Vural

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                           MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

24 Şubat 2015 tarih, 4902 sayıyla TBMM Başkanlığına verilen, İzmir Milletvekili ve MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural'ın, millî menfaatlerimizi ve millî onur ve haysiyetimizi içinde barındıran, Türkiye Cumhuriyeti toprakları statüsünde kabul edilen vatan toprağı Süleyman Şah Türbesi ile Saygı Karakolu’nun boşaltılması suretiyle geri çekilmesi hususunda verdiğimiz genel görüşme açılması önergemizin 24/2/2015 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen, Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Birkaç gündür kamuoyunu meşgul eden ve gerçekten kamuoyunun bilgilenmeye ihtiyaç duyduğu bir hususu genel görüşme konusu olarak Meclis Genel Kuruluna getirmek üzere bir grup önerisi verdik.

Değerli AKP milletvekilleri, vatan neresidir, ne ifade eder; önce bunu bir sorgulayarak sözlerime başlamak istiyorum. Hiç düşündünüz mü değerli arkadaşlar, bu millet için bu vatan, candan, canandan bile aziz bilinen ve uğruna can verilen topraklar, hafızasında taşıdığı, hatırasında yaşattığı her yerdir. Bu yüzden, göğsünü gere gere “Ben Müslüman Türk’üm, Müslüman Türk evladıyım.” diyen herkes der ki: “Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan / Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.” Sizler “Olmasa da olur, işimi yürüttüğüm, gemimi yüzdürdüğüm her yer uygundur.” diyebilirsiniz ama Müslüman Türk milleti için vatansız olunmaz, vatansız kalınmaz, vatanın yoksa ibadetin bile kabul olunmaz. Aziz milletimiz bu yüzden asırlardır semaya ellerini açarak hep şöyle dua etmiş ve demiştir ki: “Allah’ım beni vatansız bırakma, Allah’ım devletime, milletime zeval verme.”

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin talimatlarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı unsurlar bir gece operasyonuyla Suriye’de yer alan ve Türk toprağı olduğu 1921 Ankara Antlaşması’nın 9’uncu maddesiyle teyit edilen, asker bulundurma ve bayrak çekme hakkının olduğu Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu doksan dört yıl sonra IŞİD’e terk edilmiştir. Dönerken de türbe ve karakol yerle bir edilmiştir. Hemen yeri gelmişken sorayım: Bu kürsüden defalarca cami, türbe istismarı yapan kimdi? “Camileri, türbeleri yıktınız, yaktınız.” diyen kimdi? Senin şu yaptığına bak ey AKP, ecdadın yaptığı türbeyi yıkma emrini verirken hiç Allah’tan korkmadın mı, hiç vicdanın sızlamadı mı?

Lozan’ı bile tartışmaya açan AKP Hükûmeti, bu ricat operasyonu ile Lozan’ın kazanımlarından fersah fersah ülkeyi geriye götürmüştür. Bir asırdır mağlubiyet yüzü görmeyen Türk milleti, ne acıdır ki 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz’dan beri ilk kez geri çekilmiştir, ilk defa vatan kabul ettiği toprakları kaybetmiştir. Çekilmiş de ne olmuştur? Ecdat yadigârı emanetler, Türkiye’ye 200 metre uzaklıktaki PKK’nın uzantısı PYD’nin kontrolündeki Eşme köyüne defnedilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu olan Lozan Anlaşması’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne tanıdığı haklardan vazgeçilerek PYD’nin insafına kalınmıştır. Göz göre göre aziz vatan toprağından vazgeçilmiştir, millete sorulmadan, milletin onayı alınmadan. Millî güvenliğimiz ve millî kazanımlarımız yok sayılmıştır. Millî onurumuz ayaklar altına alınmıştır.

Soruyorum ey AKP’li milletvekilleri: “Orta Doğu’da bizden habersiz yaprak bile kımıldamaz.” diyen kimdi? “Hükûmetimizle beraber Türkiye hem Orta Doğu’da hem de dünyada oyun kurucu hâline geldi.” diye böbürlenen kimdi? Genel Başkanını dünya lideri olarak ilan eden kimdi? “Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik bir tehdit olursa gereği yapılacaktır. Bu topraklarda yapılacak bir saldırı, Türkiye’ye yapılmış bir saldırı olarak kabul edilecektir.” diyen kimdi? “Oradaki askerimizin güvenliği için her türlü tedbir alınacaktır, her adım atılacaktır.” diyen kimdi? “Şam’daki Emevi Camii’nde namaz kılacağız, Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacağız, Bilâli Habeşî’nin türbesinde dua edeceğiz.” diyen kimdi? Kim olacak? Başta Erdoğan, onun genel sekreteri Davutoğlu, kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde başka paşa kalmamış gibi Genelkurmay Başkanı yapılan kendine özel paşa. Ülke bekası açısından âdeta Bermuda şeytan üçgeni. Bırakın bölgede oyun kurmayı, oyunda küresel ve bölgesel güçlerin, en acısı da besleyip büyüttüğü, sonra da iş tuttuğu terör örgütünden yediği dayak neticesinde, oyun kuruculuktan mezar nakliyeciliğine soyunmuş, kimseler görmeden, gecenin karanlığında ecdat yadigârı Süleyman Şah Türbesi’ni IŞİD’e terk ederek izine dönmüştür. Bunu Hükûmetlerinin başarısı gibi göstermeye çalışan AKP’ye diyorum ki: Kabadayılık gösterini Türk milletinin evlatlarına değil, devlet, millet düşmanlarına yapabiliyorsan, “Ecdat yadigârı türbenin tek taşına zarar gelirse tüm Suriye’yi başınıza yıkarım.” diyebiliyorsan ve dediğini yaptırabiliyorsan işte o zaman devletsin.

İstismarına yeltendiğin Osmanlı işte bunu yapıyordu. Yoksa senin gibi zoru, tehdidi görünce atasının mezarını kapıp başka yere taşımıyordu. Tek bir gerçek var burada: Bunun adı ricattır, toprak kaybetmektir, bulunduğu yerden bayrak indirmektir.

“Üç saatte Şam’a ineriz.” diyordunuz, üç buçuk saatte 37 kilometre ötede, önde PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD’nin kılavuzluğunda, ancak Süleyman Şah Türbesi’ne kadar gidebildiniz ve bulduğunuz çözüm, kutsal emanetleri alıp gizlice sıvışmak oldu.

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Aynen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Yarın, “güvenliği tehlikede” diye, Kıbrıs’ı, savunmak yerine Konya’ya mı taşıyacaksınız, merak ediyoruz.

Sizin kahramanlıktan, mertlikten, erkeklikten anladığınız nedir ey AKP? “Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır.” mı diyorsunuz? Daha fazla bu millete utanç yaşatmayın. Hükûmet bu rezalete savunma getirirken “Efendim, askerimizin burnu kanamadı, emanetler alındı, gelindi, orada bırakmadık.” diyor. 1 şehit var, Allah rahmet eylesin. Askerimizin burnunun kanamaması ayrıca teselli konumuz. Anlaşılıyor ki sizin için vatan toprağının bir önemi yok. Yarın bu ülke, Allah muhafaza, bölünürse diyecekler ki: “Orada tarihî eserlerimiz vardı, kamu binalarımız vardı, birtakım maddi zenginliklerimiz vardı, aldık geldik, orada bir şey bırakmadık.” Evet, kafa bu! Cumhurbaşkanı da bu, Başbakanı da bu, “gönüllerinin paşaları” da bu. Bu millet kime güvensin, kendini kime emanet etsin?

Askerî ve siyasi gereklilikler bu millete samimiyetle anlatılmalıdır. Kışlada sorarlar askere “Vatan kimdir?” Asker de “Anamdır komutanım.” der. Özel Paşam, vatan senin neyin olur, bir söyle bakalım. Sayın Genelkurmay Başkanına bir sözüm var: Kendisine özel paşa, binlerce askerini şehit eden PKK, Suriye’de ilerlerken, askerinin önünden giderken ne hissettin? Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te şehit edilen ve “Vatan benim anamdır.” diyen Mehmetçiklerimiz aklına geldi mi ve biraz yüzün kızardı mı? Bu nasıl bir zillettir, bu nasıl bir aymazlıktır? PKK ile Mehmetçik’i aynı güzergâhta yürütürken şanlı askerimizi emperyalizmin katil sürüsü PKK’yla aynı kefeye koymuş olmadınız mı? Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli rütbesine yakıştı mı bu? Türk Ceza Kanunu’nda “vatana ihanet” diye bir hüküm var. Bana söyler misiniz gazi Meclisin sayın milletvekilleri, vatana ihanet daha nasıl olur? 7 Haziran seçim, inşallah, 8 Haziran da hesap günüdür. Bu hesaptan kaçmak mümkün değildir. Bu hesap sorulduğunda üç kafadar artık gezici mezar nakliyecilik şirketi mi kurar, yoksa strateji enstitüsü kurup stratejik derinlik masalları mı anlatır, onu bilemem ama bu hesabı tarih önünde vereceksiniz.

Bir de âdeta büyük bir zafer kazanmış gibi bir fotoğraf veriyorlar basına; ortada, hangi sularda yüzdüğü bir türlü anlaşılmayan “…”(x) Ahmet, sağında kendine özel paşa, solunda gece yarısı sıvışmayı Meclis kürsüsünde ballandıra ballandıra anlatan Savunma Bakanı; Allah muhabbetinizi artırsın. Bu resim bana, tarihte, İstanbul’u İngilizlerin işgalinden sonra Anadolu’ya bunu bir diplomasi zaferi gibi sunan Damat Ferit’i hatırlattı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Damat Ferit Hükûmeti, bu rezil işgali bir kurtuluş, bir aydınlanma gibi sunmuş, bu şekilde anlaşılması için de Anadolu’ya kafile kafile heyetinasihalar göndermişti. Herhâlde sayın AKP'li milletvekilleri, bundan sonraki göreviniz bu, hepinize de bu görevinizde başarılar diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Selma Irmak, Şırnak Milletvekili.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşmacı “Üç kafadar”, “Bermuda şeytan üçgeni” vesaire gibi aşağılayıcı bir dille grubumuza sataşmıştır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Damat Ferit Paşa benzetmesi de yaptı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Damat Ferit Paşa…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, evet, bir sataşma var ama Hükûmete bir sataşma var Sayın Başkan, gruba bir sataşma yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Başbakana. Başbakan aynı zamanda bizim Genel Başkanımız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hükûmet orada oturuyor, Hükûmet söz isteyebilir Sayın Başkan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, Hükûmet orada.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, zaten Adalet ve Kalkınma Partisi kendi görüşlerini açıklayacak. Orada benim görüşlerime de cevap verebilir. Şimdi, ben de hazır kıta bekliyorum. Grup Başkan Vekilinin her söylediğinin arkasındayım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, sataşma nedeniyle iki dakika söz verdim.

 

 

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Nevzat Bey her zaman böyle kışkırtıcı bir dille konuşuyor. Herhâlde siyasette kariyer yapmayı da bunun üzerine kurmak istiyor “Dilim ne kadar keskin olur, ne kadar bir tür sokak diline yakın olur isem MHP’de o kadar ilerlerim.” diye. Doğrusu kendisine baktığımda, kişisel olarak Sayın Oktay Vural’ın çok kötü bir kopyası olma yolunda ilerlediğini görüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sataşma değil, hakaret ediyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hakaret ediyor, hakaret.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –  Ama böyle bir çizginin, böyle bir dilin ne MHP’ye ne buradaki siyasete bir faydası olmaz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sen yakışıyorsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Erkeklikten bahsederek, “Bermuda şeytan üçgeni” diyerek devletin tepesinde bulunan ve oraya meşru yollarla gelmiş olan insanları aşağılamaya kalkmak, “üç kafadar” diye, yine, sokaktaki, sokağa ait, o duvarlara yazılan küfürlere benzer, aynı bağlamdaki bir dille konuşmak; bu bir siyasi analiz değil, bu doğrudan doğruya hakaret. Hakarete dayalı…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, bu lisana müdahale etmeyecek misiniz, bu dile müdahale etmeyecek misiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Dinlesene kardeşim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dinleyecek sözler söylesen dinleyeceğim, hakaret ediyorsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Senin kullandığın dil…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sokak ağzıyla hakaret ediyorsun. Bir Grup Başkan Vekiline yakışmaz bu üslup.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Aslında sen konuştuğunda, bu arkadaş konuştuğunda söz almak istemiyorum çünkü böyle konuşarak kendisine cevap verilmesini ve bunun üzerinden meşhur olmayı bekliyor ama maalesef konuşmak durumunda kalıyoruz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Meşhur olmayı bekleyen sensin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Derdi meşhur olmak çünkü siyasete katkı yapmak isteyen insanın dili böyle olmaz. Böyle bir sokak diliyle, böyle maço bir dille, böylesine henüz az gelişmişliğin dilinden kurtulamamış, uluslararası politikanın “u”sundan anlayamayan bir dille konuşmak olmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yeter, yeter, hakikaten yeter!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, hakaret ediyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, uyarın bu arkadaşınızı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Suriye’yi başına geçirmek, “Bermuda şeytan üçgeni” diye Cumhurbaşkanını, Başbakanı kastetmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Tabii, bunlar aynı zamanda mahkeme konusudur, kendisiyle mahkemelerde de hesaplaşacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, ne biçim konuşuyor! Niye müdahale etmiyorsunuz yahu?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Korkmaz, sataşma nedeniyle… Baştan söylediniz zaten, buyurun.

 

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada biraz önce bir siyasi konuşma yapılmadı, tam bir sokak ağzıyla bir milletvekiline sataşıldı, hakaret edildi. Üzüntüm şudur: Bu konuşmayı yapan, hakikaten, belki de yüzlerce öğrencisi olan bir akademisyen. Yani, bu akademisyen beyefendinin öğrencilerine ne anlattığını, neler söylediğini gerçekten merak ediyorum, bunun üzerine gideceğim.

“Sayın Oktay Vural’ın kötü bir kopyası.” dedi. Sayın Oktay Vural Bey bizim son derece kıymetli Grup Başkan Vekilimizdir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Senin için onur olması lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Ben seni hayatımda hiç ülkücü olarak görmedim. Sen olsa olsa kötü bir türkücü olursun Sayın Hoca.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Türkücü de olamaz, türkücü dediğin adamın güzel bir sesi olur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Ayrıca, benim öyle şöhret olmak falan gibi bir niyetim yok.

Hocam, sen daha yeni dönemde milletvekili oldun, benim ikinci dönemim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tebrik ederim, sen böyle devam edersin zaten!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sen gelir gelmez birtakım tribünlere oynayıp bak, oturdun grup başkan vekilliğine hâlâ devam ediyorsun. Milliyetçi Hareket Partisine gönül vermiş Nevzat Korkmaz iki dönemdir ülkücü milliyetçi hareket için elinden gelen her şeyi yapmaya devam ediyor. Bizim öyle şöhret olmak, bizim öyle bir yerlere oynamak gibi bir düşüncemiz olamaz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Beyefendi bir dille konuşanlar da var, sizin gibi konuşmayanlar da var.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bizimle bir ara beraber yürümüş, ondan sonra ülkücülük taslayarak…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Satmış, satmış!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Devlet Bey’in zarafetinin bir kısmı da sende olsun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – …o etiket üzerinden bir yerlere gelmiş birilerinin şimdi buraya çıkıp sahibinin sesi sıfatıyla Türk milliyetçilerine, ülkücülerine laf söylemesi ancak, olsa olsa senin işindir, senin işindir, senin işindir Hoca.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ülkücülere değil, sana söyledim, sana. Lafı dağıtma, öyle hedefi genişletme.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sana sadece akademisyen kimliğinle beyefendi konuşmalar yapmanı tavsiye ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Devlet Bey’in zarafetinin zekâtı kadar zarafet olsun sende.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi, hadi, bu laflar sana yeter.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O bir sığınmacı, o bir sığınmacı. Şimdi artık ülkücü falan değil, o şimdi bir sığınmacı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Türkücü, türkücü o.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 24/2/2015 tarih ve 4902 sayıyla Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından, millî menfaatlerimizi ve millî onur ve haysiyetimizi içinde barındıran, Türkiye Cumhuriyeti toprakları statüsünde kabul edilen vatan toprağı Süleyman Şah Türbesi ile Saygı Karakolunun boşaltılması suretiyle geri çekilmesi hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Selma Irmak, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Irmak. (HDP sıralarından alkışlar)

SELMA IRMAK (Şırnak) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; MHP’nin Meclis gündemine açtığı tartışmasında grubumun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum.

Süleyman Şah Türbesi’nin taşınmasına ilişkin bir operasyonla Türkiye, önünde gerçekten çok geri tartışmalara yol açan, Türkiye’nin dış politikasını, Orta Doğu politikasını, Suriye politikasını gözler önüne seren, buradaki iflası ve buradaki dibe vurmayı aslında gözümüzün önüne seren bir tartışmayı da başlatmış oldu.

Süleyman Şah Türbesi’nin taşınmasını AK PARTİ Hükûmeti ne yazık ki kamuoyuna büyük bir başarı olarak ifade ediyor ve yapılan tartışmalar, vatan toprağının bırakılması ya da vatan toprağının başka bir yere taşınması, bayrağın dikilmesi, dikilmemesi üzerinden yürüyor. Bu tartışmanın çok geri bir tartışma olduğunu düşünüyoruz. Bu tartışma yerine, Türkiye Orta Doğu’da nasıl bir siyaset izliyor, Türkiye’nin Suriye politikası ne kadar başarılıydı ve bu sonuç bize neyi ifade ediyor, Türkiye’nin bundan sonra özellikle güney sınırına ilişkin, komşularıyla ilişkilerine ilişkin nasıl bir politika düşünüyor, nasıl bir politika önüne koymuş, asıl yapılması gereken tartışma budur. Çünkü, önümüzde sadece Süleyman Şah Türbesi’yle ilgili tartışmalar değil, buna benzer çok tartışmalar da bizleri bekliyor, önümüze çıkacaktır. Çünkü, biz biliyoruz ki Türkiye, Orta Doğu’da ne yazık ki Neoosmanlıcı politikalarını sürdürme emelini her seferinde, her fırsatta vurgulamıştır ve bu politikanın ne kadar desteksiz, ne kadar çağ dışı ne kadar sonuç almaktan uzak olduğunu da biliyoruz ve bu nedenle de her seferinde ne yazık ki bir hezimetle ülkemiz karşı karşıya kalmıştır. İçeriği çok boş, toplumu geren, toplumu kutuplara ayıran bir tartışmayla ancak yüz yüze kalmışızdır, yarattığı sonuç budur.

Biz biliyoruz, Suriye politikası baştan beri -AKP’nin uyguladığı politika- yanlış bir politikaydı, ülkemizi, ülkenin geleceğini, ülkenin gençlerini belki de savaşa sürükleyebilecek yanlış politikalar bütünü idi. Savaşa taraf olma ya da taraf olmama, burada yürütülen kirli savaşa el altından destek verme yöntemlerini biz kamuoyunun gözü önüne çok defalar sürdük. Burada yürütülen politikada görüyoruz ki, IŞİD'e destek, MİT’in tırları, sınırdan IŞİD askerlerini geçirme, sınırdan geçirilen IŞİD çete örgütlerini burada tedavi ettirme, askerî kamplarda eğitim gördürme ve IŞİD çete mensuplarının ülkemizde ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşmaları gündeme gelmiş ve bunlar defalarca kamuoyunun gündemine getirilmiş, bu konular tartışma konusu olmuştur. Ancak, tek bir önlem alınmadığı gibi tek bir açıklama da yapılmamıştır, defalarca uyarmamıza rağmen.

IŞİD insanlığın ortak düşmanıdır, IŞİD sadece burada var olan halkların ve özelde de Kürtlerin değil, aslında dünyanın başına bela bir örgüttür ve bugün Suriye’de bir çatışma, bir savaş başlamışsa IŞİD'in burada başarılı olması hâlinde bu çatışma ve savaş ülke sınırlarına da sıçrayacaktır. Bunu partimiz, milletvekillerimiz, örgütlerimiz defalarca dile getirdiler, bunun tehlikesine işaret ettiler. Ancak, ısrarla ve inatla burada kazanılacak bir menfaat, buradan, IŞİD'in kazanması üzerinden kurulacak bir İslam ülkesi ve bu İslam ülkesine, hayali İslam ülkesine liderlik etme hayali ne yazık ki işte burada gördüğümüz pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bunları doğuran bu sebeplerdir, bu politikanın ta kendisidir.

Evet, “Güneyde Türkiye’nin Kürtlerle komşu olması, Kürtlerle Türklerin bin yıllarca beraber yaşamış olması gibi bundan sonra da yaşamaya devam etmesi, ortak kaderlerini birleştirmiş olmaları ve bundan sonra da birleştirmeye devam etmeleri her zaman için halkların yararınadır, halkların çıkarınadır.” dedik. “Burada Kürtler tarafından kazanılacak bir mevzi aynı zamanda Türkiye’nin de kazanımıdır.” dedik. “Kobani’nin düşmesi aynı zamanda Türkiye’nin geleceğinin tehlikeye düşmesidir.” dedik. Bugün de bu söylediklerimiz, evet, hayat bulmuştur. Eğer Kobani kurtarılmamış olsaydı, eğer burada Kürt güçleri IŞİD’i oradan defedip atmamış olsaydı bugün biz bunları konuşuyor olmazdık, Şah Süleyman Türbesi’nin buradan başka bir yere taşınması söz konusu bile olamazdı.

Burada, biz biliyoruz, Türk Silahlı Kuvvetleri kazanılan, IŞİD’den boşaltılan bir alana girmiştir, buradaki yerel güçlerle mutlaka bir irtibat hâlinde bu gerçekleşmiştir ve bu talep, bu istem doğal olabilir, bir manevi değerdir Şah Süleyman Türbesi, bu türbenin daha güvenlikli bir yere taşınması ve burada bulunan askerlerin güvenliğinin sağlanması gerçekleşmiştir. Bu iyi bir şeydir, kötü bir şey değildir. Bizim de aylarca anlatmaya çalıştığımız buydu zaten. “Kobani düşerse siz IŞİD’e komşu olacaksınız ve IŞİD’e komşu olmanız sizin bir belayı kucağınızda bulmanız.” demektir dedik ancak bu konuda ne yazık ki karşılaştığımız şey “Kobani düştü düşecek.” sevinç naraları, alttan alta IŞİD’i destekleme yöntemleri ve Kürt düşmanlığı üzerine kurulu olan politikanın uluslararası arenada da sürdürülmesi oldu.

“Kürtler kazanmasın da ne olursa olsun.” politikası Türkiye’ye her zaman kaybettirmiştir. Bugün de olan budur. Bundan sonra da eğer bu politika terk edilmezse olacak olan da budur. Bu nedenle, vatan toprağı kurtarıldı ya da kurtarılmadı tartışmasından ziyade, bundan sonra biz dış politikaya ilişkin nasıl bir yol izleyebiliriz, burada bir yerel güç var ve bu yerel güçle biz nasıl bir ilişki geliştirebiliriz, nasıl bir politik hat izleyebiliriz, asıl tartışmamız gereken budur. Bunun dışındaki tüm tartışmaların bize çok büyük bir kazanç sağlayacağı kanaatinde değiliz. İşte, belirtildiği gibi, milliyetçi kimi tartışmalara yol açacak, belki de kutuplaştırıcı kimi tartışmalara yol açacak, evet, afaki, suni zafer naralarının atılmasına yol açacaktır; bunu da toplum yutmayacaktır, nitekim de yutmuyor zaten.

Şimdi, bizim önerimiz, bundan sonraki süreçte, buradaki PYD güçleri, buradaki Kürtlerle beraber, halklardan oluşan koalisyon güçleriyle ortak çalışma yürütülmesidir. Burada insani koridorun açılması ve hızla bu bölgenin inşasına geçilmesidir, Türkiye'nin burada üzerine düşen görevi ve sorumluluğu yerine getirmesi konusudur; üzerinde tartışmamız gereken, belki de karara bağlamamız gereken şey budur. Bundan sonraki siyaseti bu yönüyle yürütme çabası olmalıdır.

Evet, buradaki kazanım, dediğimiz gibi, sınırların Kürtlerden, Süryanilerden, Ermenilerden, Araplardan, kısacası halklar koalisyonundan ve halkların ortak, komünal yaşamından ve düşüncesinden oluşan kanton yapılarının tanınması, ileride Türkiye'nin de büyük ülke olma, Orta Doğu’da lider ülke olma ve en azından Orta Doğu komşularıyla daha rahat ve daha güçlü bir ilişki kurmasını beraberinde getirecektir. Bizim buradan ifade ettiğimiz şey budur.

Evet, bu tartışma kuşkusuz çok geri bir tartışma, ancak bu tartışmada bir de cinsiyetçi vurguları da ifade etmek gerekiyor. “Erkeklikten anladığınız bu mu?”, “Sizin bu yaptığınız erkeklik mi?” ve benzeri cinsiyetçi kavramların, birbirine karşı kullanılan sözlerin de buradaki savaş zihniyetiyle, toprak fethetme ya da ganimet alma ya da toprağı sahiplenme, yani toprak eksenli eril düşüncenin tezahürü olan eril ve cinsiyetçi kavramların kullanılmasını biz bu şekilde görüyoruz, karşımızda buluyoruz. Evet, bu zihniyet böyle bir dili de beraberinde getiriyor, bu vesileyle de kullanılan bu eril ve cinsiyetçi dili de eleştirdiğimizi ifade etmek istiyoruz.

Bundan sonrası, dediğimiz gibi, Salih Müslim başta olmak üzere, gelecek olan PYD yetkililerinin ve diplomatik ilişkilerin daha güçlü sürmesi, IŞİD gibi belaların engellenmesini de beraberinde getirecektir.

Bu vesileyle de diyoruz ki: Türkiye’nin büyük ülke olması, Kürtlerle ortak geleceğini yeniden kurması, barış sürecini ve müzakere sürecini hızla olumlu ve gerçekten toplumun istediği bir neticeye kavuşturması, Türkiye’nin de her anlamda güçlü ve bayrağını her yere dikebilen bir ülke olmasını beraberinde getirecektir.

Bu anlamıyla da düşüncelerimizi böyle ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne sataşması Sayın Yılmaz?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yani, sayın konuşmacı ifadesinde, hatibimizin konuşmalarından dolayı “erkeksi, öteleyici…” buna benzer ifadeler kullandı. Bakarsanız…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

İki dakika söz veriyorum.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın hatip konuşmasında, Sayın konuşmacımız Nevzat Bey’in konuşmasıyla ilgili birtakım ifadelerde bulundu. Süleyman Şah Türbesi’yle ilgili, Milliyetçi Hareket Partisinin görüşünden ziyade, Türk milletinin burada tek yürek olması gerekir. Ama, şunu bekliyorsa birileri, bugün Hükûmetin yaptığı gibi, orada Türk vatanını, Türk toprağını terk edip, oradan Süleyman Şah Türbesi’ni ve naaşını alıp gitmeyi bir zafer ve başarı olarak göstermeye çalışıyorsa bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bundan bir sene önce Sayın Erdoğan’ın ve Sayın Davutoğlu’nun ifadeleri vardır. Sayın Davutoğlu  -bugün Başbakan- o ifadelerinde şunu kullanmıştır: “Hiç kimse gücümüzü sınamasın. Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu topraklar bir vatan toprağıdır. Ankara neyse, Konya neyse orası da odur.” Tezkere çıkarken Milliyetçi Hareket Partisinin de tezkereye “evet” oyu vermesinin en önemli faktörü budur; orada türbemize yönelik, vatan toprağına yönelik, bayrağına yönelik olabilecek her türlü operasyonu bertaraf etmektir. Bugün yapılan nedir? IŞİD terör örgütünün birtakım baskısından, tehdidinden korkarak, çekinerek zafer narasıyla Süleyman Şah Türbesi’ni, diğer tarafta bir terör örgütünün kontrolünde olan, PYD’nin kontrolünde olan bölgeye getiriyorsunuz. Kiminle getiriyorsunuz? PYD’nin öncülük yaptığı bir ekiple getiriyorsunuz. Bizim kabul etmediğimiz budur. Türkiye’de cumhuriyet tarihinde ilk defa bir toprak kaybı olmuştur. Biz, üzerinde durulması gereken konunun bu olduğunu ifade ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİM IŞIK – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili 60’ıncı maddeye göre kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Tufan Köse, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“…”(*)Bu sözü hepiniz hatırlıyorsunuz herhâlde; eden bulur. Cumhurbaşkanınızın, Başbakanınızın çok sevdiği bir sözdü bu. “Cami yıktınız, türbeleri kapattınız.” diye yıllardır Cumhuriyet Halk Partisine iftira ediyordunuz. Ne oldu şimdi? Kapattınız Süleyman Şah Türbesi’ni, tası tarağı topladınız, hatta yıktınız, bombaladınız. Şam’da camiye giderken evdeki türbeden de oldunuz.

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Aynen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bravo Tufan.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, bıraktık Şam’da namaz kılmayı, arkamıza bakmadan ordumuzu kaçırttınız. Kendi başınıza da kaçamadınız ya, yıllardır PKK’yla eş değer tuttuğunuz, düne kadar PKK’yla eş değer tuttuğunuz YPG’yle, PYD’yle iş birliği yaparak onların kucağında ancak kaçabildiniz, onların koltuğunun altına girerek ancak kaçabildiniz. Hatta uluslararası basında konuşuluyor. Independent’taki Orta Doğu uzmanı açıklamış, Robert Fisk. IŞİD’le de iş birliği yaptığınız söyleniyor, IŞİD’den de icazet almışsınız.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin ve onu yönetenlerin kıblesi şaşmıştır, kıblenizi şaşırttınız. Çırpındıkça batıyorsunuz, çırpındıkça batıyorsunuz.

İlk düğmeyi yanlış düğmelemek” diye bir şey var, biliyorsunuz. İlk düğmeyi yanlış düğmelediniz ancak şimdi ortaya çıkıyor ilk düğmeyi yanlış düğmelediğiniz.

Yemen’de, Suriye’de, İsrail’de büyükelçiliklerimiz var mı? Bir tanesinde büyükelçiliğimiz kalmadı.

Hatırlıyor musunuz, bundan dört yıl kadar önce, 2011 yılında, 300 milyon dolar parayı Libya’daki isyancılara göndermiştiniz, üstelik de uçakla taşımış, uçak düşer diye de 3 parçaya bölmüştünüz; gittiği gün oradaki çapulcuların elinde kalmıştı o paralar. Ne oldu Libya, biliyor musunuz? Dün basına yansıdı: Libya’daki yeni iktidar “İç işlerimize karışıyor.” diye Türk şirketlerini sınır dışı etme kararı aldı. Yani, ilk düğmeyi yanlış düğmelediniz. Stratejik ortaklığınız, stratejik derinliğiniz maalesef, sığ sularda bile boğuldu.

Değerli arkadaşlarım, tabii, bunlar oluyor ama bir taraftan Cumhurbaşkanının ayar verdiği bir basınımız var, iktidarın propaganda makinesi. Manşetlerine bakıyoruz şimdi, dünkü manşetlerine.

Akşam demiş ki: “Dünya Saygı Duruşunda.” Bak, bak, bak, bak!

Güneş demiş ki: “Dokuz Saatte Şah Mat.” Kim mat oldu ya dokuz saatte?

Sabah demiş ki: “Bayrak inmedi.” Ya, kimi kandırıyorsunuz siz? Amerika’dan aldığınız sahte görüntülerle “Bayrak inmedi.”

Star demiş ki: “Bayrak inmeden bayrak dikildi.” Vay, vay, vay!

Takvim demiş ki: “Nefes Kesen Dokuz Saat.”

Nazilerin Propaganda Bakanı Goebbels bile bugün bu manşetlere şapka çıkarırdı vallahi. Siz daha iyi bilirsiniz ama hatırlatayım Goebbels’i, Nazilerin Propaganda Bakanını: “Kazanırken propaganda kolaydır.” derdi Nazilerin Propaganda Bakanı. Şapka çıkarttırırsınız dedim ya, şapka çıkarttırıyorsunuz. Siz kaybederken de mağlubiyeti zafer olarak satabiliyorsunuz, onun propagandasını bile yapabiliyorsunuz. Herhâlde bahsettiğiniz “ustalık dönemi” bu olsa gerek: Kaybederken propaganda yapabilmek.

“Toprağımız orada duruyor.” diyorsunuz. Ya, dünyada bütün topraklar yerinde duruyor, zaten toprak bir yere gitmiyor ki! Bir yere mi gidiyor toprak? Rumeli nerede, yerinde durmuyor mu Rumeli? Rumeli de yerinde. (CHP sıralarından alkışlar) Ahmet Paşa demiş ki… Ahmet Paşa diyorum çünkü Osmanlıda isimleriyle anılırdı. Ahmet Paşa, önceki Hariciye Nazırı, şimdiki Başvezir, Veziriazam: “Bizim için cumartesiyi pazara bağlayan gece bir onur gecesiydi.” Sanırsın Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni yönetiyor, yanına almış Genelkurmay Başkanını, Hava Kuvvetleri Komutanını, “Varlığımızı güçlendirdik.” diyor. Nasıl güçlendirdiyse? (AK PARTİ sıralarından “Kıskanmayın” sesi) Kıskanılacak iş yapın da kıskanalım, ibretle bakarız, gıptayla bakarız. Adam gibi “Toprağımızı korumaya gücümüz yetmedi.” diyemiyor Başvekil, insanları aptal yerine koyuyor.

Değerli arkadaşlarım, bu bir kahramanlık destanı değildir. Bu işin her şeyle ilişkisi olabilir ama asla kahramanlıkla ilişkisi olamaz. Kahramanlık arıyorsanız, gideceksiniz, Kuvayimilliye Destanı’nı okuyacaksınız; kahramanlık arıyorsanız Beşparmak Dağlarına gideceksiniz, Gelibolu’ya gideceksiniz; kahramanlık arıyorsanız İnönü Savaşlarına gideceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Son Veziriazam Ahmet Paşa yüzme bilmeden stratejik derinliklere daldı -ki bu derinliğin kökü 38 kilometre, benim evden Meclis kadar aşağı yukarı, çok uzak  bir yer değil yani Çankaya’dan çıkıyorsunuz, 38 kilometre sonra Çayyolu’na varıyorsunuz- şimdi boğulmamak için sığ sulara çekilmeye çalışıyor. 38 kilometre ilerideki vatan toprağını koruyamayacaksın sen, bunu da “kahramanlık” diye bu millete satacaksın, pazarlayacaksın! Bunu Goebbels bile düşünmemişti. Senin stratejik derinliğin de yeni Osmanlıcılığın da YPG’lilerin yardımıyla, hatta IŞİD’cilerin yardımıyla Suriye’nin Eşme köyüne gömülmüştür. Bununla kalsa iyi -Genel Başkanımız diyordu “Tarihin gördüğü en çapsız Hariciye Nazırı.” diye, şimdi icazetli olarak Başbakanlık yapıyor- Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez toprak kaybı yaşatarak Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıldır sürdürdüğü onurlu dış politikasını da Suriye’nin Eşme köyüne gömdünüz. Kahramanlık bunun neresinde? Bakın, arkadaşlar, İngilizler tam 12 bin kilometre ötede bulunan Falkland denilen bir kara parçasını işgalci Arjantin’e bırakmadı. Sen neden bahsediyorsun, neyin kahramanlığından? 38 kilometre ilerideki vatan toprağını terk ettin gittin, sen ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çayyolu’na gittiler, Çayyolu’na.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Çayyolu’nu bıraktın gittin sen, Çayyolu’nu! Çırpındıkça batıyorsunuz, çırpındıkça da batacaksınız. Bu kafayla daha çok güvenlik paketleri çıkartmak zorunda kalacaksınız, günlerdir uğraşıyorsunuz ya, daha çok güvenlik paketleri çıkartmak zorunda kalacaksınız ama o da yetmeyecek size, önceden komiktiniz, şimdi trajikomik olmaya başladınız.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle -konuşmama başlarken söyleyecektim ama şimdi söyleyeyim- bu operasyonda, aslında operasyon da sayılmaz, hayatını kaybeden Başçavuşumuz Halit Avcı var; onu buradan rahmetle anıyorum, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.

Şimdi, “Çok taraflı dış politika, stratejik ortaklık.” diyordunuz. Bir taraftan Çinlilerle savunma sistemi anlaşması yapıp Amerika’yı kızdırırken bir taraftan da eğit-donat anlaşması yaparak Amerika’nın gönlünü almaya çalışıyordunuz. Şimdi duyuyoruz ki,  MİT açıklamış, Millî İstihbarat Teşkilatı açıklamış; bu IŞİD militanları var ya, hani Kobani’den kaçtılar, Kobani’den kaçan IŞİD militanları nereye gelmişler biliyor musunuz? Şu anda, Türkiye'ye sızmışlar, Türkiye’ye, uyuyan hücre konumundalarmış. Demek ki çok taraflı ve stratejik dış politikanızın, maalesef, bir tarafı bize girmiş, İstanbul’da uyuyan hücre olmuşlar. Stratejik derinlikte boğulmuşuz!

Şimdi, biraz da hukukçu olarak konuşmak istiyorum. Türk Ceza Kanunu’nun 302’nci maddesi var, bunu hepimiz biliyoruz, hukukçular bilir 302’nci maddesini. Memleket toprağını, yurt toprağını başka bir ülkenin egemenliği altına bırakmak ya da memleket toprağının bir kısmını başkalarının, başka bir devletin egemenliğine vermek suçu bizim Türk Ceza Kanunu’muzda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bir suçtur.

Şimdi, siz, tası tarağı toplayıp “Bayrak indirdik, bayrak taktık.” diyerek, oradaki sandukaları alıp türbeyi de bombalayarak, Türkiye’nin sınırındaki, 150 metre ilerideki Eşme köyüne Süleyman Şah Türbesi’ni getirerek oradaki Süleyman Şah Türbesi’nin topraklarını başka bir ülkenin egemenliği altına bırakmış olmuyor musunuz? Türk Ceza Kanunu’nda tarifi yapılan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçun tarifine tam uymuyor mu bu?

Arkadaşlar, yargılanacaksınız, bütün telaşınız bundan; iç güvenlik paketiniz de bundan, diğer MİT Kanunu’nuz da bundan ama Türkiye’de yargılanacaksınız ama uluslararası ağır ceza mahkemeleri sizi yargılayacak; bundan kaçışınız, bundan kurtuluşunuz yok. Ancak, buradan, Meclis sıralarından buna mütebessim bakıyorsunuz ama sonunuz iyi değil, bütün çırpınışınız bundan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Şirin Ünal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun, Süleyman Şah Türbesi ile Saygı Karakolu’nun yerinin değiştirilmesi hususunda bir genel görüşme açılmasına yönelik vermiş olduğu grup önerisi hakkında aleyhte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu coğrafyanın bin yıldan beri bu aziz millete vatan olduğunun göstergelerinden biri olan Süleyman Şah Türbesi, ata emaneti olarak dönem dönem yenilenmiş, bakım ve onarımı yapılmış ve 2 defa yeri değiştirilmiştir. Suriye sınırları içinde Türkiye’nin toprağı olarak uluslararası alanda kabul edilen, tarihî bir türbe özelliği taşımakta olan bu türbenin yeri önce 1939 yılında Kale içerisinde değiştirilmiş, daha sonra Suriye Hükûmeti tarafından Fırat Nehri üzerine yapılan barajın sularının Caber Kalesi’ni su altında bırakacağının görülmesi üzerine, 1975 yılında Süleyman Şah Türbesi Caber Kalesi’nden alınarak, Halep’e bağlı Karakozak köyündeki Fırat’ın doğu yakasına taşınarak 2’nci kez değiştirilmiştir. Yani, sınırlarımızdan 90 kilometre uzaklıktaki türbe, 37 kilometre yakına getirilmiştir. 21 ve 22 Şubat tarihlerinde yapılan Şah Fırat Operasyonu’yla atalarımızın emaneti korunmuş, uluslararası hukuk çerçevesi içerisinde yeri değiştirilmiştir. Suriye’de yaşanan son gelişmeler, Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun güvenliğini her geçen gün daha da riskli bir duruma sokmuştur. Ülkemizin Suriye’deki belirsizlik ortamına çekilmesi yönünde önemli bir konumda bulunan Süleyman Şah Türbesi’nin ve Saygı Karakolu’nun, herhangi bir provokasyona maruz bırakılmadan tahliye edilerek sınırımıza bitişik emniyetli bir bölgeye taşınması son derece doğru bir hamledir. Bu mukaddes değerlerimizin sınırlarımıza bitişik bir bölgeye taşınmasıyla Ankara Anlaşması’ndan doğan hakkın muhafazası sağlanmış, karakolda bulunan personelin güvenliğinin daha etkin sağlanması gerçekleştirilmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin beklenmedik bir provokasyonla karşılaşmasının önlenmesi sağlanmıştır. Muhalefetin Süleyman Şah Türbesi ile Saygı Karakolu’nun yerinin değiştirilmesine ilişkin değişik konularda eleştirileri olmuştur, olmaktadır. Bu eleştirilere yönelik söylenmesi gereken tek bir cümle vardır.

Değerli milletvekilleri, şunu asla unutmayalım: Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz. Yapılan harekât da son derece başarılıdır. Yapılan bu başarılı operasyonla hem vatan toprağına sahip çıkılmış hem de askerlerimizin zarar görmesi engellenmiştir. Ayrıca, türbe terör örgütlerine bırakılmamış, daha önce de 2 kez yapılmış olduğu gibi, sadece nakledilmiştir.

Değerli milletvekilleri, vatan toprağı için hepimizin her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunun altını çizmek gerekmektedir. Fakat, bedel ödemeye hazır olmak tedbirsiz olmayı da gerektirmez. Gece şartlarında Kara Kuvvetlerimiz ileHava Kuvvetlerimizin müşterek harekâtı kusursuz olarak planlayıp, icra etmeleri Türk Silahlı Kuvvetleri açısından bir şeref dosyasıdır. Ben, başta komutanlarımız olmak üzere, Kara Kuvvetleri Komutanımıza, Hava Kuvvetleri Komutanımıza, Sayın Genelkurmay Başkanımıza şükranlarımı sunuyorum.

Devletimiz heyecanla ve tahriklere kapılmadan, sağduyulu bir şekilde, devlet aklı ve öz güveniyle bu millî kararı almış ve başarıyla icra etmiştir. Kahraman askerlerimizin gerçekleştirdiği bu harekât sayesinde ata mirası koruma altına alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken, gündemimizdeki iç güvenlik reformu tasarısı görüşmelerine öncelik vermek maksadıyla, verilen bir önergenin aleyhinde olduğumuzu beyan ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisini oylarınıza sunacağım, yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Gök, Sayın Köse, Sayın Küçük, Sayın Öz, Sayın Toptaş, Sayın Ekinci, Sayın Çelebi, Sayın Aygün, Sayın Akar, Sayın Çıray, Sayın Atıcı, Sayın İnce, Sayın Oran, Sayın Tamaylıgil, Sayın Haberal, Sayın Tayan, Sayın Tunay.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 24/2/2015 tarih ve 4902 sayıyla Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından, millî menfaatlerimizi ve millî onur ve haysiyetimizi içinde barındıran, Türkiye Cumhuriyeti toprakları statüsünde kabul edilen vatan toprağı Süleyman Şah Türbesi ile Saygı Karakolunun boşaltılması suretiyle geri çekilmesi hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Hamzaçebi, açılıyor.

 

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Süleyman Şah Türbesi’nin IŞİD’e teslim edilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin oradan geri çekilmesinin bir hezimet olduğu değerlendirmelerine  iktidar partisi grubunun susarak katılmış olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Süleyman Şah Türbesi’nin IŞİD’e teslim edilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin oradan geri çekilmesi Hükûmet tarafından bir başarı olarak sunuluyor, aslında bu bir hezimettir. Bu hezimeti, muhalefet konuşmacıları, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi konuşmacıları kürsüden ifade ediyor. Biraz önce Çorum Milletvekilimiz Sayın Tufan Köse de çok önemli değerlendirmeler yaptı. İktidara, Hükûmete yönelik içeriği çok ağır olarak değerlendirebileceğimiz cümleler kullandı. Ben iktidar partisi grup başkan vekillerinin sataşmadan dolayı söz almalarını bekliyordum ama almadıklarına göre, arkadaşlarımızın bu değerlendirmelerini iktidar partisi grubunun kabul ettiği varsayıyorum çünkü sükût ikrardan gelir.

Teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır diyecektim...

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ahmet Bey gerek yok ya! Siyaset bu kadar basit bir şey değil ya!

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, az önce de sataşmadan söz istedim; tabii, Şirin Bey kürsüye çıktıktan sonra bana o sözü vermediniz. Hiç olmazsa yerimden ben de bir açıklama yapmak istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

 

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Süleyman Şah Türbesi operasyonu nedeniyle bir toprak kaybının olmadığına ve Hükûmetin milletimizin hukukunu en iyi şekilde savunduğuna ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, kürsüdeki arkadaşımız, AK PARTİ Grubu adına konuşan Sayın Şirin Ünal aslında bir kısım cevaplar verdi, bir kısmını da zaten cevaplandırmaya dahi gerek görmüyoruz zira kamuoyu hepsini çok iyi biliyor.

Birincisi: Evet, bir toprak kaybından bahsetti, haksız ve mesnetsiz bir şekilde. Süleyman Şah Türbesi bu zamana kadar 3’üncü kezdir yer değiştiriyor; biri 1939’da, diğeri 1975’te, açıp baksınlar, o tarihlerde hangi iktidarlar vardı.

İkincisi: Şu an itibarıyla, Süleyman Şah Türbesi münasebetiyle kesinlikle, asla ve asla bir toprak kaybımız olmamıştır. Bayrağımız Suriye’de yeni gösterilen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim gösterdi, kim?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – …yeni bulunan güvenlikli alanda dalgalanıyor ve türbe de orada inşa edilmeye başlandı.

Tabii ki birileri bekliyordu ki o yangın çemberindeki emanetlerimizin, oradaki subay, astsubaylarımızın… “Olabilir mi ki o yangının içerisinde, acaba birtakım -Allah muhafaza- şehit haberleri gelir de burada bir şekilde bir rant elde edebilir miyiz?”in hesapları içindeler miydi?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun Ahmet sana!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – O yangının içerisinde tereyağından kıl çeker gibi -bakın bir daha söylüyorum- o emanetlerimizi mübarek emanetlerle, sandukalarla beraber emin bir yere almışız, taşımışız ve dünya bunu alkışlıyor. Ama birilerinin, özellikle, Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları eğer Suriye rejiminin resmî ajansında manşet olabiliyorsa asıl sorgulanması gereken, asıl yargılanması gereken budur diye düşünüyorum.

Dolayısıyla, Suriye’de bir toprak kaybımız yoktur.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Nasıl toprak kaybı yok ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hükûmetimiz milletimizin hukukunu en iyi şekilde savunmuştur ve şu anda, Suriye’de gene bayrağımız, şanlı bayrağımız dalgalanmaya devam ediyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Türk Ceza Kanunu’nun 302’nci maddesine göre yargılanacaksınız hepiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aydın konuşmasında, daha önce Süleyman Şah Türbesi’nin olduğu alanın 1939 ve 1975 yıllarında 2 kez yer değiştirdiğini söyledi ve “O tarihte iktidarda kimin olduğuna bakalım.” demek suretiyle Cumhuriyet Halk Partisine yönelik bir sataşmada bulunmuştur.

Ayrıca, Genel Başkanımız  Sayın Kılıçdaroğlu’nun ismini de vermek suretiyle bugünkü grup konuşmasını tamamen farklı bir istikamette, farklı bir anlama gelecek şekilde değerlendirmiştir.

Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun.

İki dakika süre veriyorum sataşma nedeniyle.

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklaması sırasında CHP Grup Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün okuduğum bir şeyi size tekrar okumak istiyorum; Ankara Anlaşması’nın 9’uncu maddesi. Tarih 20 Ekim 1921. Büyük Millet Meclisinin yönetiminde, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türk milleti Kurtuluş Savaşı’nı veriyor, millet olma, devlet olma mücadelesini veriyor.

Madde şu: “Osmanlı sülalesinin kurucusu Sultan Osman'ın dedesi Süleyman Şah'ın Caber Kalesi’nde bulunan ve ‘Türk mezarı’ ismiyle belirli türbesi müştemilatıyla  birlikte Türkiye'nin malı olacak ve Türkiye oraya muhafızlar koyacak ve Türk Bayrağı çekecektir.” İşte cumhuriyetin, Mustafa Kemal Atatürk’ün Osmanlıdan miras Süleyman Şah Türbesi’ne bakışı. (CHP sıralarından alkışlar) Siz, Osmanlı’dan miras cumhuriyetin koruması altında olan bir vatan toprağını bir başka ülkeye, “ülkeye” bile diyemeyeceğim, IŞİD’e terk ettiniz, kaçtınız, geldiniz, bunu burada bir de başarı diye anlatıyorsunuz.

Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Yıl 1996. “Kardak Kayalıkları” diye Ege Denizi’nde bir kayalık vardı. Kayalık size göre vatan parçası değildir. “Kayalık, ne olacak? Verelim gitsin.” dersiniz siz, Yunanlılara, Yunanistan’a. Zamanın Başbakanı dedi ki: “Yunanlılar oraya bayrak çekince…

İBRAHİM KORMAZ (Düzce) – Onu İsmet Paşa’ya sor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sen sus, sen bir şeyden anlamazsın, sen hiçbir şeyden anlamazsın! Senin işin gücün laf atmak!

Zamanın Başbakanı dedi ki: “O bayrak iner, o asker gider.” Bu tavrı gösterebilen bir Başbakan yok. Kaçmış, gitmiş oradan, PYD onlara kılavuzluk yapmış. Sayın Aydın konuşmasında da söyledi “Bize gösterilen yere koyduk bunu.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, öyle demedim. Biz tespit ettiğimiz yere koyduk.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu tam bir rezalettir, tam bir skandaldır. Türk Ceza Kanunu’nun 302’inci maddesine göre “Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinde bulunan bir toprağı bir başka ülkeye terk ederseniz ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla cezalandırılırsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Davutoğlu ve ekibi bu cezayı görecektir bu ülkede, bunu yaşayacağız ve göreceğiz, bunun adı vatana ihanettir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.28

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Bostancı, zannediyorum sataşma nedeniyle bir söz talebiniz vardı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet. Sayın Hamzaçebi Süleyman Şah Türbesi operasyonuyla ilgili yapmış olduğu konuşmanın sonuna doğru vatana ihanetten söz etmiş ve AK PARTİ Grubunu, operasyonu yürütenleri bununla suçlamıştır. Bu, açık bir hakaret ve sataşmadır, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Süleyman Şah Türbesi 3’üncü defa yer değiştirdi ama doğrusu daha önceki 2 yer değiştirmede hiç kimsenin aklına vatana ihanet gibi bir söz gelmedi. Bugün niçin geliyor? Bugün gelmesinin nedeni Süleyman Şah Türbesi’nin yerinin değiştirilmesi değil, içerideki siyasi mücadele, o siyasi mücadelenin keskin dili. Öfke ve kızgınlık, maalesef, kendisini son derece abartılı, son derece toplumu keskinleştirici bir dile kadar uzanıyor. Sayın Hamzaçebi gibi buraya çıktığında her zaman soğukkanlı bir şekilde konuşan bir arkadaşımızın, son derece önemli bir iddia olması ve muhakkak bununla ilgili arkasının doldurulması gereken bir konuda, âdeta şoven bir milliyetçilik anlayışını hatırlatır bir tarzda vatana ihanetten bahsetmesini öncelikle çok yadırgadım, bunu belirteyim. Böyle bir siyasi dil olmaz. Uluslararası politikada yapılıp edilenleri eleştirebilirsiniz ama böylesine önemli suçlayıcı iddialarda bulunmak için, arkasını doldurmak lazım, ulu orta böyle laflar söylenmez; bunun adı da “siyaset” olmaz.

Öte taraftan, tarihe ilişkin bir değerlendirme yaptı. Arkadaşlar, tarih üç cümleye sığmayacak kadar geniştir ve tarihî hakikatler bazen, bazen değil her zaman güncel siyasi mücadelede kullanılan dilin dışında çok daha farklı bir şekilde akıp gider. Sayın Hamzaçebi eğer tarihle bir ölçüde daha uğraşmış olsaydı, böyle “Bugünkü siyasi mücadele için ne kadar kullanışlı malzeme çıkarırım.” anlayışıyla değil, gerçekten yüzünü tarihe dönerek o metodolojiye uygun bir şekilde tarihe bakmış olsaydı, böyle değerlendirmeler yapmazdı. O yüzden, siyasi öfkeyle tarihi kullanan bu mantığın da faydasız olduğunu belirtiyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Bostancı benim tarih bilmediğim anlamına gelecek bir konuşma yaparak sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tarihî malzemeyi siyasi mücadelede kullandığınızı söyledim. Kullanacak kadar biliyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

 

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi Sayın Bostancı Foucault’yu bilir. Foucault der ki “Aydın kime denir?”, “Entelektüel kime denir?” diye bir tanım yapar: Bilgisini, birikimi siyasi mücadele alanında kullanan kişiye denir. Yani, ne biliyorsanız, bunu siyasi dile dönüştürebiliyorsanız bu, aydın tanımına girer. Sayın Bostancı’dan ben burada, akademik kimliği nedeniyle aydınca bir konuşmayı beklerdim ama maalesef vermiş olduğu bilgiler tarihî gerçeklere aykırı.

Sayın Bostancı’ya, ben, şimdi Caber Kalesi olsun, Süleyman Şah Türbesi’nin daha önce bulunduğu yerlerdeki gelişmeler olsun, bütün bunları içeren bir bilgi notunu birazdan göndereceğim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ederim, ben biliyorum. Teşekkür ederim, sağ olun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama, bilseniz buradan bilgi verirdiniz, öyle konuşmadınız. Bakın, daha evvel, orada…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – 3’üncü defa değişmedi mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, bir kere Süleyman Şah Türbesi’nin nerede olacağı konusu bugüne kadar Suriye Hükûmeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında karşılıklı anlaşmalarla kararlaştırılmıştır. Eski türbe harabeye dönmüştür, onun yerine,  hemen, yapılan karakolun yanına yeni bir türbe inşa edilmiştir. Suriye ile Türkiye hükûmetleri arasında karşılıklı mutabakatla bütün bunlar gerçekleştirilmiştir.

Şimdi, karşılıklı mutabakat var mı? Hayır. Korkudan, “Orayı koruyamayacağız.” diyerek kaçılıyor. Yani  Esad yıkılacaktı, türbe yıkıldı. Türkiye’yi getirdiğiniz nokta budur.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Birazdan da AKP yıkılacak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, en son anlaşma 23 Ocak 2003 tarihinde yani sizin Hükûmetiniz, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti döneminde Ankara’da imzalanan Süleyman Şah Türbesi Tahkimat Projesinin Uygulanmasına İlişkin Ana Tutanak.  Bakın, 2003’te bile imzalamışsınız, “Burada bu Süleyman Şah Türbesi kalsın, bunu tahkim edelim, güzelleştirelim, iyileştirelim.” Kendi yaptığınız anlaşmayı bile koruyamadınız, bırakınız cumhuriyetin anlaşmalarını ve eserlerini.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmalar çerçevesinde gidiyor ama… Tarih bunu, “Vatan toprağını terk etmek.” olarak yazacaktır. Gerçek budur ve böyle bir utanç tarihimizin kara bir sayfası olarak yer alacaktır.

BAŞKAN – Grup önerinizde de zaten konuşmacılar belirttiler.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Baluken.

 

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye’nin Suriye ve Rojava politikasıyla ilgili ciddi yanlışlıklar yapıldığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, önemli bir konu konuşuluyor. Bu önemli konunun doğrusu ele alınış düzeyi bizi rahatsız ediyor; o nedenle ben söz almış bulunmaktayım.

Biz, aslında Türkiye'nin, Suriye ve Rojava politikasıyla ilgili başından beri çok ciddi yanlışların yapıldığını ve bu yanlışların Türkiye'nin başına büyük felaketler getirebileceğini defalarca bu Meclis kürsüsünden de ifade etmiştik. Maalesef, Türkiye, tüm Suriye politikasının omurgasını IŞİD, El Nusra gibi  birtakım örgütlerle birlikte hareket etmek ve Rojava’daki kazanımlara karşıtlık üzerinden ortaya koymuştu. Rojava’daki kanton yönetimlerine, PYD’ye, YPG’ye düşmanlık temelinde geliştirilen ilişkilerin  Türkiye'nin yararına olmayacağını, halklarımızın yararına olmayacağını, hem içeride hem dışarıda barışımızı ciddi anlamda tehdit edeceğini söylemiştik. Gelişmeler bizi doğruladı. Demek ki Türkiye için tehlikeli olan Rojava’daki yönetim değil, Rojava’daki kazanımlar değil, IŞİD’in kendisiymiş. Türk Silahlı Kuvvetlerinin oradaki varlığına yönelen tehdit PYD’den ya da kanton yönetiminden değil, IŞİD’den geldi.

Biz, bu yaşanan son gelişmelerle beraber Türkiye’nin bir yüzleşme sürecine girmesi, dış politikayla ilgili temel birtakım kararları vermesi gerektiğini düşünüyoruz. PYD’ye ve YPG’ye buradan birilerinin farklı tanımlamalar yapmasının hiçbir önemi yok. Bütün dünya, IŞİD gibi bir vahşi terör örgütüne karşı insanlık onurunu koruyan güç olarak bakıyor; PYD’ye, YPG, YPJ’ye bütün dünyanın bakış açısı budur. Türkiye de doğru bir Suriye politikası, doğru bir Orta Doğu politikası oturtmak istiyorsa bu gerçeği artık kabul etmek zorunda ve buna göre bir dış politika belirlemek zorundadır.

Bakın, Fransa Hükûmeti bile, Fransa yönetimi bile bugün Elysee Sarayı’nda YPG, PYD’li yetkililerle bölgenin geleceğini istişare etme zorunluluğu hissediyor. Dolayısıyla, ülkemiz açısından da toprak verme, toprak alma üzerinden dar yaklaşımlarla birtakım polemikler üzerinden, birtakım demagojiler üzerinden gitmek değil, tam tersine ayakları yere basan gerçekçi dış politikalar üzerinde yoğunlaşmak kazandırır diye düşünüyorum.

Biz, Rojava’daki, Suriye’deki halkların geleceğinin ortak olduğunu, demokratik geleceğinin ve kalıcı barışının halkların iradesinin tanınmasından geçtiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin de yapacağı en akıllı işin bir an önce Rojava kanton yönetimlerini tanımak ve o kantonlarla ilişkileri geliştirmek olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 18/4/2013 tarihinde Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve arkadaşları tarafından, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden itibaren günümüze kadar yaşanan olaylardan kaynaklanan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (848 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Sayı:1149                                                            24/2/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 24/2/2015 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Engin Altay

                                                                                   Sinop

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve arkadaşları tarafından, "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı eğer mağdur olduğunu ifade ediyorsa TBMM olarak bunun ciddiye alınması gerekir. Bu nedenle 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden itibaren günümüze kadar yaşanan olaylardan kaynaklanan mağduriyetlerin araştırılması" amacıyla 18/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (848 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 24/2/2015 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Erzincan Milletvekili Muharrem Işık. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Işık,

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun önerisi lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yalnız daha önce, bugün gündem dışı yaptığım konuşmadan sonra özellikle köylülerimizden ve diğer vatandaşlarımızdan çok telefon geldi “Bizim de eksiklerimizi söyleyin.” dediler. Özellikle Kemah Karadağ köyü -Sayın Bakanımız da burada-  “Göletimiz ne zaman yapılacak, söz vermişlerdi.” diyorlar. Karadiğin, Hancıçiftliği Denizdamı, Ganiefendi köylüleri “Su yok.” Diyorlar, “Geçen yıl susuz kaldık, bu yıl inşallah bu sıkıntı olmaz.” diyorlar. Akyazı beldesi aynı şekilde su sıkıntısı çekiyor. Tercan Sulama Birliği, Sol Sahil Sulama Birliği  “Cazibeli suya çok basit bir şekilde 2 kilometreyle kavuşuruz.” diyorlar, oradan yardım istiyorlar. Bunları da duyurmuş olayım.

Tabii, değerli milletvekilleri, önergemizin konusu sürekli, özellikle Sayın eski Başbakan yeni Cumhurbaşkanının mağdur olduğunu gündeme getirerek bu mağduriyet üzerinde sürekli bir siyaset yapması ve her zaman “Ben mağdur oldum.” deyip durması. On iki yıl bir iktidarda olan bir hükûmet ve bunun devamı nasıl oluyor sürekli mağdur duruma düşüyor, bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Tabii mağduriyet yaparken de algı yönetimi çok iyi yapıldığı için mağduriyet sanki doğruymuş gibi anlaşılıyor ve bundan da sonuçta bir şeyler kazanılıyor ama kaybeden herhâlde toplum oluyor.

Küreselleşme düzenine baktığımız zaman, özellikle kapitalizmin, dünya çapında büyük sermaye kesimlerinin sömürü alanlarının daralması nedeniyle içine düştükleri krizden kurtulmak için öne sürdükleri bir oyun aslında bu. Emekçi kesimin sürekli olarak ezilmesi ve bunun sonucu olarak da sermayenin sömürüye dönüştürülmesi aslında. Özellikle 12 Eylülden sonra başlayan süreçte, Türkiye’de, bu, çok güzel bir şekilde uygulandı ve kademe kademe gelindi. AKP için de bu, bu politikanın içindeki bir iktidara geliş yöntemi oldu. Özellikle “dindarlık” ve “muhafazakârlık” üzerine siyaset yapıp, Büyük Orta Doğu’nun eş başkanı olduğunu -kendi deyimleriyle- söyleyip ama buna baktığınız zaman da Irak’taki 1,5 milyon Müslüman öldürüldüğü zaman, orada 150 bin Müslüman kadına tecavüz edildiği zaman,  Suriye’de ölenlere bakıldığı zaman ve IŞİD’in geldiği duruma bakıldığı zaman ne kadar gerçek olduğunu da görmek lazım. Tabii, özellikle, sürekli 12 Eylülün mağduru olduğunu söylüyorlar ama 12 Eylülde mağdur olmadıklarını herkes çok iyi biliyor. Çünkü, biraz önce söylediğim gibi, 12 Eylülden sonra gelen süreçte iktidara getirilen bir hükûmet oldu.

Eski Başbakan Sayın Erdoğan, özellikle dört ay hapis yattıktan sonra bunu sürekli ballandıra ballandıra anlatıp çok büyük bir mağduriyet gibi sundu. Keşke hiç yatmasaydı. Bunu hiç kimse gönülden istemez.

Tabii, bu süreçte, 27 Nisan e-muhtırası, özellikle Yaşar Büyükanıt’la Dolmabahçe görüşmeleri ve bunun mezara birlikte gitmesinin söylenmesi, ondan sonra bu muhtıranın nasıl yayınlandığını ve iyi bir algı yönetimi olduğunu görmekteyiz.

Tabii, Sayın Bülent Arınç’a yapılan suikast ama… Daha sonra askeriyenin ne hâle geldiğini, askerlerin nasıl hepsinin Silivri’ye gönderildiğini görmekteyiz. Burada da mağduriyetten bir sonuç çıkarıldı. Bunlarla zaten kendisine muhalif olabilecek kesimler özellikle susturuldu.

12 Eylül 2010 tarihindeki referandumda özellikle “Özgürlükleri getireceğiz.” derken… Gerçi parti kurulurken de “Üç Y’yle mücadele edip özgürlükleri getireceğiz.” demişlerdi ama 12 Eylülden sonra da neler olduğunu zaten herkes yaşadı, gördü.

17, 25 Aralık mağduriyeti: Zaten hiç kimse ne hırsızlığı ne yolsuzluğu ne rüşveti ne rantı inkâr etmiyor. Yalnızca kızdıkları şey, mağdur oldukları şey, “Bir Başbakan, bir bakan nasıl dinlenir?” diye mağdur oluyorlar, mağduriyetlerini buradan getiriyorlar. “Bizi nasıl dinlersiniz?” diye bu şekilde mağduriyet oluşturuyorlar ve topluma bu algı yaptı.

En önemli konulardan bir tanesi “Sürekli cami yıkıldı.” yalanları. Cumhuriyet tarihinde, baktığımız zaman, en fazla cami yıkımının Menderes döneminde olduğunu ve yol yapılması için olduğunu, ikinci dönemin de zaten AKP Hükûmeti döneminde olduğunu ve AVM’lerin yapılması için onlarca caminin yıkıldığını görmekteyiz.

Tabii, özellikle “Camide içki içtiler.” olayında  prim oluşturulmaya çalışılması… “İçki içtiler.” olayında imamın çıkıp “Bu iş yalan, içmediler.” diye söylemesine rağmen başına neler geldiğini görüyoruz zaten, adamcağızın burnundan getirildi ama bu da bir mağduriyet olarak kullanılıp yine politika yapılmaya çalışıldı.

En kötüsü de bu toplumu iç savaşa bile götürebilecek, kutuplaşma yaratabilecek “Bacımızı dövdüler.” yalanı. Bunun yalan olduğu görüntülerle açığa çıktığı hâlde, onun üzerinden yine mağduriyet yaratılıp, onun üzerinden siyasi prim yaratılıp toplumu germeyi hiçbir zaman için göz önüne almadan sürdürdüler.

Tabii, en son, özellikle -bunu gerçekten söylemek istemiyorum ama- işte “Sayın Cumhurbaşkanının kızına suikast yapılacak.” söylemi; gerçekten bunlar olmaması gereken şeyler.

Diğer taraftan, dönüyorsunuz: Faiz lobisi. İşte, faize ne kadar para ödediğiniz belli, 600 milyardan fazla para ödenmiş. Özellikle Merkez Bankasının faiz indirimi… Cumhurbaşkanısınız, bu ülkeyi yönetiyorsunuz, ülkenin başısınız, Merkez Bankasının Başkanını çağırın yanınıza -herhâlde “Gel.” dediği zaman gitmeyecek değil- orada özel, gizli bir odada konuşun; faiz indirilmesi gerekir mi gerekmez mi onu konuşun ama çıkıp medyanın huzurunda, özellikle, fırçalayarak, parmak sallayarak doları nereye fırlattığınız burada da ortaya çıkıyor. Faiz lobisinde de mağdur olduğunuzu söylüyorsunuz, dolar lobisinde mağdur olduğunuzu söylüyorsunuz ama bunu yine aynı şeye…

“Dış mihraklar” diyor. Bu dış mihrakların kim olduğunu bir türlü bulamadık tabii. Mavi Marmara keza, “…”(x) olayı keza; bunlar tamamen mağduriyet gibi gösterilen ama siyasi olarak yapılan şeyler.

“İsrail lobisi” dediler, Yahudilerden nişan ödülü aldılar. İsrail’le ticareti bu dönemde tepe yaptırdılar, rekor kırdılar.

Özellikle MİT tırlarının yakalanmasından sonra yine bir mağduriyet oluşturup “Oradaki Türkmen kardeşlerimize giden battaniyeleri, yiyecekleri, yardımları nasıl engellerler?” dediler, oysaki IŞİD’e giden silahlar olduğu ortaya çıktı ama onu da başardılar.

Musul Konsolosluğu tam bir rezalet oldu. Oradaki, konsolosluktaki rehinelerin can güvenlikleri olmadığı daha önceden söylendiği hâlde, yine ısrarla sürdürülüp… Ama kimlerle pazarlık yapıldığı daha sonra açığa çıktı. Oradakiler sanki kurtarılmış gibi, çok büyük bir olaymış gibi konuşuldu.

Biraz önce anlatılan, özellikle üzerinde çok durulan Süleyman Çelebi Türbesi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Süleyman Çelebi değil!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Süleyman Şah Türbesi.

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Süleyman Şah Türbesi… Ne yazık ki kabul etseniz de etmeseniz de ilk defa toprak kaybedilme oldu ve herhâlde dünyada ilk defa, daha doğrusu Türkiye’de doksan iki yıllık süreçte ilk defa cumhuriyetin toprak kaybı olmuş oldu.

Şimdi, burada bir teklifim var benim çünkü özellikle Sayın Cumhurbaşkanına her türlü unvan veriliyor. Mavi Marmara zaferi, askerin başına çuval geçirilmesi olayı başarıyla çıktığınız, Musul Konsolosluğuyla ilgili olan zafer, bundan da zaferle çıkıldı ve son olarak da “Şah Fırat” ismini verdiğiniz Süleyman Şah Türbesi’ndeki olay; bunların hepsini topladığımız zaman 3’ü de geçiyor, 3 tane büyük savaş başarısı(!) Dolayısıyla, benim buradaki teklifim, özellikle mareşallik unvanını da vermiş olalım, mareşallik unvanı da verilmiş olsun.

Değerli milletvekilleri, tabii burada, özellikle algı yönetimi yaparken toplumu gerçekten germe pozisyonuna geliyorsunuz. Her türlü medya, özellikle yandaş medya sürekli olarak bazı şeyleri pompalayıp insanların ne yazık ki kutuplaşmasına sebep oluyor. Bu ülkede her şey gelip geçici olacak… Şu anda bir iç güvenlik yasasını tartışıyoruz. Bu yasaya baktığımız zaman, yasanın neler getireceği ortada ama çıkıp sürekli televizyonlarda, özellikle medyada “bonzai, molotofkokteyli, bonzai, molotofkokteyli” kullanılıyor. Ama, dün, özellikle burada, sizin verdiğiniz o bonzaiyle ilgili önergeden daha ciddi bir şekilde verilen teklifimiz ne yazık ki oylarınızla reddedildi; molotofkokteyliyle ilgili verildiği zaman da reddedilecek, kabul edilmeyecek. Dolayısıyla, maalesef, samimiyet testinde kalıyorsunuz ama algı yönetimini çok güzel yapıyorsunuz, bununla ilgili çalışmalar güzel. Bu yeni başlayan bir şey değil ama toplum şu anda gerçekten çok geriliyor ve şu anda germeye devam ediyorsunuz. Ne derseniz deyin, Cumhurbaşkanlığı Sekreteri çıkıp PYD’ye “terör örgütü” dese de Süleyman Şah Türbesi’ne nasıl gittiğinizi herkes çok iyi biliyor. Üstelik şu anda türbeyi yerleştireceğiniz o arsa da sahipli bir arsaymış, adamın parasını da vermemişsiniz; bari parasını verin adamın, oraya yerleştirmişsiniz ama oraya nasıl gittiğinizi, işte, IŞİD’le ne pazarlıklar yapıldığını, bunu artık herkes biliyor. Ondan dolayı bence ülkeyi artık germeyelim, seçime gidiyoruz. Ben de seçime doğru gidiyorum. Belki bundan sonra görüşemeyiz, hakkınızı helal edin diyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi, grup önerisiyle, 12 Eylül darbe sürecinde Sayın Başbakanın yani şu andaki Cumhurbaşkanımızın nasıl mağdur edildiğine ve 1980 darbesinde kimlerin mağdur edildiğine ilişkin hususların araştırılmasına yönelik önergenin bugünkü gündemde yer almasını istiyorlar. Tabii, isterdik ki Cumhuriyet Halk Partili sözcü arkadaşımız önergesiyle ilgili biraz açıklamalarda bulunsun ancak aynı, bildiğimiz hususlarda bir konuşma yaptı. Önergeyle ilgili ben konuşacağım.

Geçmiş uygulamalara baktığımızda, 1990 yılında, aynı, benzer önerge merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal hakkında da verilmiş. O dönemki Genel Kurul, görevdeki bir Cumhurbaşkanının geçmişteki göreviyle ilgili de olsa siyasi sorumluluğunun olmayacağı gerekçesiyle -Genel Kurul kararıyla- o araştırma önergesini gündeme almamış; bunu da bir tarafa koyuyoruz.

Araştırma önergesiyle Sayın Cumhurbaşkanımızın 12 Eylül darbe sürecinin mağduru olmadığını iddia ediyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanımız o dönemlerde hem 12 Eylül darbe süreci öncesinde hem darbe sırasında hem de darbe sonrası devam eden vesayetçi sistemin mağduru olmuştur. Hatta üniversiteye kaydolabilmek için bile imam-hatip lisesinden sonra normal liseyi de bitirmek, fark derslerini vermek zorunda kalmıştır, iki liseyi bitirdikten sonra üniversiteye kaydolabilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımız 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanıydı. Ardından 1980 yılına kadar da MSP İstanbul Gençlik Kolları İl Başkanlığı görevini yaptı. 12 Eylül darbesi, bütün partileri kapattığı gibi, o dönemde Sayın  Cumhurbaşkanımızın Gençlik Kolları Başkanı olduğu partisini de kapattı ve siyaset yapmasını engelledi. 12 Eylül darbe süreci 1980 yılıyla elbette ki sona ermedi. AK PARTİ’nin kurulduğu 2002 yılına kadar 1990’lı yıllar ekonomik ve siyasi krizlerin yanı sıra, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı yıllar oldu. 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi Sayın  Cumhurbaşkanımız. Millî Eğitim Bakanlığının ders kitaplarında yer alan Ziya Gökalp’ın şiirini okuduğu için Belediye Başkanlığından indirildi ve hapse atıldı. Yine bu süreçte, üyesi olduğu, yönetim kademelerinde görev yaptığı partileri birer birer kapatıldı. Milletimizin çektiği katsayı adaletsizlikleri, başörtüsü problemleri gibi sorunları, çocukları ve ailesiyle birlikte yaşadı. 2001’de parti kurdu, iki hafta sonra partisi hakkında kapatma davası açıldı. 2002’de Genel Başkanı ve kurucusu olduğu AK PARTİ’de milletvekili adaylığı düşürüldü. Partisi Parlamentoya girdi ancak kendisi antidemokratik bir şekilde dışarıda kaldı. Daha sonra Başbakan oldu, ülkenin kronik sorunlarına çözüm üretirken,  çözülemeyen sorunları bir bir çözerken türlü türlü darbe girişimleriyle karşılaştı, 27 Nisan bildirileriyle karşılaştı, 2008’de yine parti kapatma davasıyla karşılaştı. Gezi olayları, Kobani provokasyonları, 17, 25 Aralık operasyonlarına maruz kaldı. Ancak, iktidarda on iki yıl boyunca hem darbeci zihniyeti, vesayetçi sistemi hem de önüne konulan tüm engelleri milletimizin desteğiyle aşarak Türkiye’yi ekonomide 4 kat büyüttü, demokrasinin çıtasını yükseltti.

12 Eylül darbesinin izlerini silen de yine Cumhurbaşkanımız Sayın  Recep Tayyip Erdoğan oldu. 12 Eylülün mirası olağanüstü hâli kaldırdı ilk kez, göreve gelir gelmez AK PARTİ. 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının önündeki engeli Anayasa’nın geçici 15’inci maddesini değiştirerek kaldırdı. 12 Eylül darbesinin ürünü olan kamu kurum ve kuruluşlarında askerî üye uygulamasına son verdi. Darbelere gerekçe olarak gösterilen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesi yine onun döneminde değiştirildi. Yıllardır hiçbir iktidarın başaramadığı, 1 Mayısı, Emek ve Dayanışma Bayramı, resmî tatil ilan etti. 12 Eylül darbecilerinin yurda giriş yasağı koyduğu aydınların ülkemize dönüşünü sağladı. Vatandaşlıktan çıkarılanlara hakları iade edildi.

Yine, bu dönemde, en kapsamlı şekilde çalışmalarını sürdüren Darbeleri Araştırma Komisyonu muhalefetin de desteğiyle önemli tespitlerde bulundu. Parti kapatmalar muhalefetin “hayır” oylarına rağmen zorlaştırıldı. Askerî vesayete son verildi. Millî Güvenlik Kurulunun yapısı sivilleştirildi. Yüksek Askerî Şûra kararlarına karşı yargı yolu açıldı. EMASYA Protokolü bu dönemde kaldırıldı. Askerî yargının alanı demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hâle getirildi. 28 Şubat mağdurlarına işe geri dönüş imkânı sağlandı. Devlet güvenlik mahkemeleri ve ardından özel yetkili mahkemeler bu dönemde kaldırıldı. Türkiye İnsan Hakları Kurumu kuruldu, temel hak ve özgürlükler genişletildi. On üç yılda ülkemiz her alanda gelişti, kalkınma sağlanırken diğer taraftan demokratikleşme hamleleri de peş peşe geldi.

İşte, bir haftadan bu yana görüşmelerini sürdürdüğümüz iç güvenlik paketinde de önemli reformlar var, özgürlük ve güvenlik dengesini gözeten önemli düzenlemeler var. Anayasa’mıza, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun düzenlemeler bunlar. Bu düzenlemelerin burada yasalaşması için çalışıyoruz. Keşke, muhalefet partileri de 132 maddeyle ilgili burada görüşlerini ifade etseler olumlu ya da olumsuz. Haklı eleştirilerini, yapıcı eleştirilerini kendi pencerelerinden burada vatandaşlarımıza aktarsalar aslında çok daha güzel olur. Hangi açılardan bu madde yanlıştır, milletimiz de onu sizin pencerenizden -baktığınız pencere ne ise- burada öğrenme fırsatı bulsa. Keşke o yöntemi izleyebilseniz ama fırsat da kaçmış değil, 132 maddeyi burada hep beraber daha da olgunlaştırarak yasalaştırabiliriz.

Jandarmanın İçişleri Bakanlığına bağlanması yine önerge bağlamında düşündüğümüz zaman çok önemli bir reform. Bu reformu bu Meclis gerçekleştirecek, tarihî bir adım gerçekleştiriliyor.

O nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hatip, iç güvenlik yasasıyla ilgili muhalefetin olumlu ya da olumsuz görüşlerini ifade etmediğini söylemek suretiyle sataşmıştır. Grubumuz adına söz talep ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, aynı gerekçeyle biz de talep ediyoruz, tüm muhalefet partilerini kastetti çünkü.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, aynı gerekçeyle biz de istiyoruz.

BAŞKAN –  Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu…

BAŞKAN – Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili…

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri, bu tasarıyla ilgili düşüncelerimizin ne olduğu hususunda merak edilecek hiçbir şey yok, ulaşmak da gayet kolay. Biz, bu tasarı İçişleri Komisyonuna havale edildikten hemen sonra hem alt komisyonda hem esas Komisyonda düşüncelerimizi açıklıkla ve tüm endişelerimizle beraber, yapıcı önerilerimizi de eklemek suretiyle paylaştık. Bu açıdan, muhalefetin bir katkısının beklenme ihtiyacı yok. Kaldı ki tasarıyla ilgili hem alt komisyon raporuna hem de esas Komisyon raporuna eklemiş olduğumuz muhalefet şerhimiz de düşüncelerimizi gayet açık olarak belirtmekte. Hem hukuki anlamda sakıncalarını -Anayasa’ya aykırılık- hem diğer kanunlarla beraber uygulanması noktasında ortaya çıkabilecek arızaların hepsini tek tek ifade ettik ve onlar yazılı yani muhalefetin bu konudaki düşüncesi belli. Ama, iktidar partisinin gerçekten muhalefetin düşüncesini bekleyip beklemediği, merak edip etmediği çok tartışmalı. Bir kere, burada, bu Meclis çatısı altında bu yasaya muhalefet edenler için suç eğilimleri olduğu ifade edildi. “Bu yasaya muhalefet edenler vatan hainidir.” diyen bir AKP Grup Başkan Vekili oldu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun Başkanı Başbakan Davutoğlu dedi ki: “İki hafta bekledik muhalefet düşüncelerini bize bildirsin diye.” Bize bu konuda bir temas ya da müracaat olmadı. Dolayısıyla, bunların hepsi doğru sözler değil, bunların hepsi kamuoyunu aldatmaya yönelik sözler. Kaldı ki bu tasarının AKP adına geneli üzerine konuşan kişi bile sahip çıkamadı bu tasarıya çünkü iki dakika konuştu geneli üzerine. 01.44’te başladığı konuşmasını 01.46’da tamamlamış. Kendisinin sahip çıkamadığı, kendi partisinin, Hükûmetinin tasarısına sahip çıkamayan bir grup başkan vekili var, bizim hâlâ düşüncelerimizi merak ediyorlar. Bu doğru bir yaklaşım değildir.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Hamzaçebi, size de sataşma nedeniyle söz veriyorum iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

 

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün gece yarısı burada iki maddeyi oy birliği ile kabul ettik, tüm siyasi partilerin katılımıyla oy birliğiyle kabul ettik. İki maddeden birisinin değiştirilmesine ilişkin Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini yine oy birliği ile kabul ettik. Neydi o düzenleme? “Bonzai” ismi verilen sentetik uyuşturucuya karşı Türk Ceza Kanunu’ndaki cezanın artırılması ya da cezasız olan bu maddenin kullanılmasının bir cezaya bağlanmasıydı; kullanılması, ticareti, satışı. Gayet olumlu, hatta bizim Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bir önergemiz vardı, o da “Okul, cami, kışla gibi alanlara 200 metre mesafede bu maddelerin satılması hâlinde ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde hükmü “200 metre”yi “300 metre”, “yarısı oranında artırılır” hükmünü de “dörtte 3 oranında artırılır” şeklinde değiştirmek suretiyle öneren önerge. Bu önergemiz kabul edilmedi. Bize Sayın Davutoğlu muhalefet ediyordu ki “İşte bak bunlar bonzaiye karşı.” Hayır, bakın, olumlu bir düzenlemeyi 4 siyasi parti grubu kabul ettik. Birçok kez söyledik, burada bir kez daha söylüyorum: İhtiyacınız molotofla ilgili bir düzenleme ise onu da süratle getirin –gerçi bu maddeleri geçirdiniz- onu da yapalım, onu da yasalaştıralım. Terör karşısında güvenlik kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu birtakım önlemler varsa bunları getirin, hepsini konuşabiliriz, ihtiyaç neyse bunları yasalaştırabiliriz. Ama “Vatandaşın üstünü, arabasını, eşyasını hâkim kararı olmadan ararız; polis dilediği kişiyi, kafasını attıran kişiyi kırk sekiz saat içeri atar...” Bu düzenlemelere hayır. Bunların hepsini, bakın, biz Komisyonda bu kadar ifade ettik.

Bu kadar uzun konuşmaya gerek yok. İstiyorsanız gelirsiniz, bu yasaya birkaç gün ara verilir -bugün 8’inci gündeyiz, karınca hızıyla ilerliyor- ara verirsiniz, yeter ki demokrasiye bir dönüş yapın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Sayın Buldan, kim…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ertuğrul Kürkcü konuşacak.

BAŞKAN – Evet, sataşma nedeniyle Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

 

10.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; AKP Grubu adına konuşan hatibin muhalefetin herhangi bir biçimde tasarıyla ilgili lehte ya da aleyhte görüş belirtmediğini söylemesi için kendisinin bir total cahil olması gerekir. Şu kitabı açtığınız zaman içinde bütün parti gruplarının, gerek komisyonlarda gerekse alt komisyonlarda bu yasayla ilgili ortaya koydukları itirazları, gerekçeleri görebilirsiniz.

Bütün mesele şudur: Onların “görüş beyan etmek” dedikleri şey “Bizim yanımıza gelerek görüş beyan edin yani deyin ki siz, poşuyu bağlayana Terörle Mücadele’den ceza verilsin ama yedi sene değil de altı sene verilsin.” Eğer böyle demezseniz görüş beyan etmiş sayılmıyorsunuz.

Biz kendilerine komisyonlarda da söyledik onlarca defa. Siz herhangi bir devletin ceza kanunundaki herhangi bir maddeyi alıp buraya getirdiğiniz zaman Avrupa ayarında bir iş yapmış olmazsınız. Sizin dayanacağınız en önemli dayanak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıdır, içtihatlarıdır. Avrupa’nın bütün devletleri bu mahkemede yurttaşlar tarafından yargılatılmaktadır ve hâlâ Avrupa’daki bütün devletlerin ceza kanunları, polis yasaları durmaksızın AİHM standartları itibarıyla değişmektedir.

O nedenle, “Bizim karşımıza Avrupa’nın en gerici yasalarını bir araya getirdiniz ve bundan bir polis vazife ve salahiyetleri kanunu ortaya çıkardınız, bir polis eğitimi kanunu ortaya çıkardınız.” dememiz herhangi bir itiraz sayılmayacak ama sizin yanınıza geleceğiz; sizin dilinizden, sizin ağzınızdan konuşacağız, ama diyeceğiz ki: “10 tane vurma, 5 tane vur.” Biz de diyoruz ki: “Kimseye vurma kardeşim, kimseye vurma; halkın haklarını gözet.” Sen devletin şiddet yoluyla egemen olacağını sanıyorsun, biz ise bunun imkânsız olduğunu söylüyoruz. Lütfen bunu dinlemeyi ve elinizdeki metinleri okumayı öğrenin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 18/4/2013 tarihinde Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve arkadaşları tarafından, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden itibaren günümüze kadar yaşanan olaylardan kaynaklanan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (848 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiş olan, özellikle, dünün Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın uğradığı mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılması konusu üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce iki konuyu şurada bir açıklamak istiyorum. Bunlardan birincisi, Süleyman Şah Türbesi’ndeki konu. Arkadaşlar, iki kere iki dört eder. Bu, ta başından beri, iki bin yıldır, matematikte bu kadar kesinlikle ifade edilen bir kavram. 90 kilometre ötesindeki ecdadınızın mezarını yerinde muhafaza edememişsiniz, uluslararası anlaşmalarla orada bulunan mezarı “IŞİD’le PYD kavga edecek, bu arada biz onlarla baş edemeyiz, oradan defakto bir biçimde alıp başka bir yere koyalım.” demişsiniz ve IŞİD usulü bir yöntemle ecdadımızın mezarını havaya uçurmuşsunuz ve oradan da mezarı alıp Türkiye sınırlarına yakın bir yerde bir başkasına ait olan arazinin üzerine getirmiş, koymuşsunuz. Yani bunun mantığı var mı?

“Kaçmak zaferdir. Çok yiğit bir biçimde kaçtık, korktuk, tırstık ve oradaki Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenlik hakkı olan toprağı, uluslararası anlaşmalarla sağlanmış toprak yerine geldik başka bir yerde, işgal edilmiş bir toprak üzerine bu türbeyi koyduk.” diyorsunuz, gelip bunu da savunuyorsunuz. Formel mantık kurallarına davet etmek gerekiyor, önce bunu söyleyeyim. Yani, illüzyonist ve Rasputin modeliyle, âdeta defalarca tekrarlayarak -çünkü çok söz alma hakkınız var- kamuoyunu yönlendirmeye ve efsunlamaya çalışıyorsunuz. Bu, çok görünen bir şeydir, bunun tartışılır bir tarafı yoktur.

Diğer taraftan, iç güvenlikle ilgili paketle ilgili olarak, İçişleri Komisyonu üyesi olmayan bir milletvekili olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına oraya katıldığımda, yalnızca benim oradaki konuşmalarımın tutanakları 22 sayfa. Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerinin bütün konuşmalarının tutarının 22 sayfa olduğuna inanmıyorum. Açın tutanakları, kim orada ne kadar konuşmuş, hangi katkıyı sağlamış, neler getirmiş orada görürsünüz.

Değerli milletvekilleri, mağduriyetlere ilişkin olarak söylememiz gereken husus şudur: Bir defa mağduriyetler giderilmek için vardır, mağduriyetler istismar edilmek için var değildir. Ve size şunu söyleyeyim: Mağduriyeti istismar ederek siyaset yapmak ilkel bir tutumdur. Mağduriyet söylemini ağzından düşürmeyen AKP zihniyeti Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerini mağdur etmektedir. AKP, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini tehdit ve şantaj aracı olarak kullanmaktadır. Bugün karşınızda, zorunlu olarak kırk iki saat uykusuz bir milletvekili olarak bulunuyorum sizin getirmiş olduğunuz gündem yüzünden, dayatmış olduğunuz gündem yüzünden. Yani, milletvekilinin kendisini mağdur eden bir zihniyetin hiçbir şey konuşmaya hakkı yoktur.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, sessiz biraz; Hocam, bağırma; Hocam, sağlığın bozulacak.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bir de çıkıp diyeceksiniz ki: “Efendim, biz şurada mağdur olduk, burada mağdur olduk.” Kırk iki saat siz beni bu elbisenin içerisinde tutacaksınız, tıraş olma imkânı bana sağlamayacaksınız…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Niye Hocam?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Recep, otur oturduğun yerde canımı sıkma, mesafemiz çok yakın!

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Recep, tarihin ayarını yedin Recep!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sıhhatler olsun Hocam, tıraş olmuşsunuz!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, ben çok samimi ve çok içten konuşuyorum. Elimle, kolumla, beynimle bildiğim ve inandıklarımı konuşuyorum. Ben inanmadığım hiçbir şeyi konuşmuyorum.

Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde sabaha kadar milletvekillerinin tutulması; bir, peki, aile yapısından sosyal yaşantıya ve insan ilişkilerine kadar her şeyi olumsuz etkilemektedir. Milletvekillerini Türkiye Büyük Millet Meclisinde mağdur eden bir zihniyetin halkı nasıl mağdur edeceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur.

Değerli milletvekilleri, AKP zihniyeti, mağdurluğu siyasetinin öznesi yapmış bir iktidardır.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) - Asla.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Hem kendi mağdur ediyor hem de mağdur olduğu iddiasıyla yakınıyor. Bu şuna benziyor: AKP hem dövüyor hem de “Yandım Allah!” diye bağırıyor.

Halkın siyasal tercihlerinde mağdurluğun, muğberliğin ve mazlumluğun önemli bir yeri vardır. Türk halkının siyasi davranışlarına büyük ölçüde mağdurluk duyguları yön vermektedir. 12 Eylül 1980’de AKP yoktur. Darbenin mağdurları ülkücüler ve devrimciler olmuştur; darağaçlarında hem de.

Değerli milletvekilleri, 28 Şubat ve 27 Nisan olaylarında neler olduğu da belli değildir ama AKP’nin palazlandığı bellidir. AKP mağduriyetin yalnızca sömürüsünü yapmaktadır: “Mağdurum, mağdursun, mağdur, mağduruz, mağdursunuz, mağdurlar.” İşte AKP. AKP, mağdurluk edebiyatı sayesinde ciddi kazançlar sağlamıştır. Bu yüzden, siyasetini mağdurluk üzerine bina ederek sürdürmektedir. Başörtüsü ve imam-hatiple başlayan mağdurluk edebiyatı, darbecilerin ve bürokratik oligarşinin vesayetiyle uzun süre devam etmiştir. Ardından faiz lobisinden, daha sonra da vaiz lobisinin mağduru olarak AKP iktidarı kendisini acındıracak bir siyaset izlemektedir. Gelinen aşamadaysa, AKP kendisini paralel mağduru olarak görmektedir. Mağduriyet, paranoyak AKP politikasının yakıtıdır. AKP, meydana gelen her siyasi ve sosyal olayı paralelle açıklamaktadır. AKP’de ciddi ciddi bir paralel paranoyası türemiştir. Erdoğan, devlette paralel bir çete olduğunu söylemektedir, işin ilginç tarafı da “paralel” diye tarif ettikleri insanlara “Ne istediniz de vermedik?” diyen de kendisidir. Devleti paralele teslim etmenin hesabını da vermekten hiç söz etmemektedirler.

Ya, biz size demokratik, hukuk, anayasal bir devlet teslim ettik. Siz  o devletin derinliklerine götürmüş, sızdırmışsınız bir takım çeteleri tabir yerindeyse… Ve o Anayasa değişikliğine biz o yönü itibarıyla karşı çıktığımızda söylemediğiniz söz kalmamış, ondan sonra, şimdi, “Yandım Allah, paralel beni yedi, paralel beni dövüyor, paralel örgütlendi, beni dinliyor, beni izliyor, beni kayıt altına alıyor.” diye konuşuyorsunuz. Sizin konuşmaya ne hakkınız var ya? Sizin hesap verme gibi bir göreviniz var. Çıkın, bunun doğru dürüst hesabını verin. En güzel hesap da “Devleti biz idare edemedik, istifa ediyoruz.” deyin çekilin. Beceriksizsiniz, yetersizsiniz, yeteneksizsiniz, basiretsizsiniz, sizsiniz, sizsiniz… Yani negatif bir tavır ve durum içerisindesiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

AKP on iki yıldır iktidardadır, ancak kendisini hâlâ muhalefet sanmaktadır. AKP’nin eski Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, doğrudan onlarca insanı -kendi tabirleriyle- kumpas sonucu hapishaneye tıkmıştır ve bu hapishaneye tıkılan insanların da savcısı olduğunu söylemiştir. Bu da yetmemiş, siyaseti kasetle dizayn etmek isteyenlerle birlikte kasetçiler için “Özel değil, genel” demek suretiyle de onlarca insanın mağdur edilmesini de istismar ederek sürdürmüştür.

Değerli milletvekilleri,  AKP, yolsuzluk ve rüşvet kültürü yönünden de Türk milletini mağdur etmiştir. 1831 yılında ABD’li senatörün senatoda söylediği “Siyasi savaşta yenilenler görevlerinden çekilmelidir. Ganimet, savaşı kazananların hakkıdır.” sözü AKP türü bir ganimet sisteminin esasını ortaya koymaktadır. Ganimet sistemi, kısaca, memurlukların, liyakat, ehliyet, uzmanlık ve eşitlik ilkelerine dayalı olmaksızın, siyasal iktidara destek olan ve yardım sağlayan kimselere bir ödül olarak dağıtılması anlamına gelmektedir. Biliyorsunuz, VIP torpil sistemini bu bağlam içerisinde ele alıp irdeleyebilirsiniz. Bu sisteme, AKP’nin dini, devleti ve ahlakı alet etmesi de ibret verici bir tutumdur. Ar ve hayâ duygusu insanlara özgüdür. Bu duygu, insani olan ile insani olmayanı birbirinden ayırır. İnsanın iman zafiyeti, hayâ ve ar duygusunun kaybıyla başlar. Anadolu’da “Ar damarı çatlamış.” sözü de bunun için söylenir.

17, 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında meydana gelen gelişmeler, yalnız malum kişilerin değil, toplumda da ar ve hayâ duyguları bağlamında ciddi bir travma yaratmıştır. Ayrıntısı yolsuzların kendisine kalsın, ama adamlar, şüyuu vukuundan beter bir olguyla Türk milletini karşı karşıya bırakmıştır.

Zaman çabuk bitti. Şunu söylemek istiyorum: Eğer gerçekten bir mağduriyet varsa bu mağduriyetin araştırılması için Meclis araştırması açılmasında fayda vardır diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerisi üzerinde değerli hukukçu, Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç, gerekli, gerekçeli, doyurucu açıklama yaptı, safahattaki bütün açıklamalarına da iştirak ediyorum.

Diğer taraftan, 684 sıra sayılı iç güvenlik paketini yaklaşık bir haftadır görüşüyoruz. Geldiğimiz nokta 17’nci madde. Bu gidişle -nisanın 7’sinde YSK’ya listeler verilecek- nisanın 7’sine kadar, bunu, muhalefetin de destekleriyle inşallah yasalaştırmayı düşünüyoruz, ama gelinen nokta o ki bu biraz sıkıntılı olacağa benziyor, ama inşallah Genel Kurula aklıselim sahip gelir, bu yasa 7 Nisana kadar yetişir ve yasalaşır, 7 Nisandan sonra milletvekillerini çalıştırmak gerçekten zor olacak diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, komisyonlarda yine toplumun belli kesimlerini ilgilendiren yasalar görüşülmekte, onlar da Genel Kurula inecek inşallah. Toplumun ihtiyacına  binaen bunları da el birliğiyle yasalaştıracağız diyorum.

O nedenle, grup önerisi talebini Genel Kurulun takdirlerine sunuyor, hepinizi tekrar  saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

 

                                              III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Gök, Sayın Öğüt, Sayın Tunay, Sayın Toptaş, Sayın Ediboğlu, Sayın Çıray, Sayın Ayaydın, Sayın Öz, Sayın Tayan, Sayın Öner, Sayın Kaplan, Sayın Ekinci, Sayın Türmen, Sayın Danişoğlu, Sayın Onur, Sayın Özkes, Sayın Çetin, Sayın Aydın, Sayın Tamaylıgil.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 18/4/2013 tarihinde Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve arkadaşları tarafından, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesinden itibaren günümüze kadar yaşanan olaylardan kaynaklanan mağduriyetlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (848 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, (2/332) esas numaralı 5682 Sayılı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/238)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/332) esas numaralı kanun teklifimin İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre, kırk beş gün içerisinde ilgili komisyonda görüşülmemesinden dolayı doğrudan gündeme alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Bülent Tezcan

                                                                                                      Aydın

BAŞKAN – Teklif sahibi Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa teklifimiz, kamuoyunda yeşil pasaport olarak bilinen hususi damgalı pasaporttan, belirli sürede avukatlık yapmış avukatların yararlanabilmesine yöneliktir.

Hepimizin bildiği gibi, avukatlık, bir yandan serbest meslek olmakla birlikte bir kamu hizmetidir. Yargılama sürecinde savunma en önemli ögelerden birisidir, hatta yargılamanın olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla, yargılamanın temel süreci olan savunmanın temsilcileri de avukatlardır. Aslında demokrasi ve hukukun gelişimi avukatlar sayesinde olabilmektedir ve gelişen günümüzde uluslararası hukuk ilişkilerinin de arttığı dikkate alındığında avukatların sık sık yurt dışına çıkma ve bu hukuksal uyuşmazlıklarla uğraşma zorunluluğu gündemdedir. Dolayısıyla, bugün kamuoyunda belirli hizmet süresini tamamlayan devlet memurları yeşil pasaporttan faydalandıkları hâlde, süresinin tamamını geçirmiş bile olsa avukatlara böyle bir olanak tanınmamaktadır. Bu çok ciddi bir hukuksuzluktur, haksızlıktır. Türkiye’de adaletin gerçekleşmesi ve hukukun egemen kılınması yolunda her türlü özveriyi gösteren avukatların devlet memurlarına tanınan bir haktan faydalandırılmaması büyük bir haksızlıktır. Bu nedenle belirli süre hizmet yapmış, bizim yasa teklifimizde on yıl süreyle avukatlık yapmış arkadaşlarımızın bu haktan yararlandırılması öngörülmektedir.

On yıllık süre avukatlık için ve avukatlık mesleğinin icra edilmesi için önemli bir süredir. Bugün Türkiye’de on yıl avukatlık yapmış meslektaşlarımızın uluslararası davalara girdiği, uluslararası hukuk ilişkilerini çözmeye çalıştığı ve sık sık yurt dışına gittiği bilinmektedir. Bu da uygulamada zorluklara neden olmaktadır.

Efendim, “Dışişleri Bakanlığı bu konuda dolmuş.” Canım, onun çözümü var. Yani, “yeşil pasaport” dediğimiz pasaportu herkese vermeyelim, biraz altlardan kısalım, biraz da avukatlara verelim. Yani, siz bugün belirli meslekte memurluk yapmış herkese yeşil pasaport veriyorsunuz, buna vermiyorsunuz.

Öte yandan, vakıf üniversiteleri var değerli arkadaşlarım. Yani, bu kanun teklifimiz avukatlara ilişkin. Ha, denilir ki: “Ya, on yıllık süre çok az bir süre, bu on beş yıl olsun.” Olabilir.

Burada baro başkanlığı yapmış arkadaşlarımız var, hem AKP’de hem CHP’de hem MHP’de. Bu ciddi bir konudur, buna avukatların eğilmesi gerektiğini düşünüyorum. Parlamentonun büyük bir kesimi avukat olmasına rağmen bugüne kadar bu Parlamentoda avukat kökenli milletvekillerimiz kendi mesleklerine bir türlü sahip çıkmadılar.

Değerli milletvekilleri, biz milletvekiliyiz ama her şeyden önce avukatız. Dolayısıyla, avukatların sorununu çözmek avukat kökenli milletvekillerinin asli görevidir.

Öbür taraftan, şu konunun da altını çizmek istiyorum: Bugün üniversitelerde, vakıf üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışan kişiler “işçi” statüsünde hizmet akdiyle çalışmaktadırlar. Oysa devlet üniversitelerinde yeşil pasaport aldıkları hâlde vakıf üniversitesinde çalışan öğretim üyeleri bilimsel, akademik çalışmalar için yurt dışına gitmekte çok zorluk çekmektedirler. Bu da büyük bir adaletsizliktir, eşitsizliktir; yani, vakıf üniversitesinde çalışan da profesördür, devlet üniversitesinde çalışan da profesördür ya da doçenttir. İkisi de bilim alanında inceleme için yurt dışına gitse birisi normal pasaport yani gri pasaporttan ama öbürü yeşil pasaporttan faydalanmaktadır, bu da bilimsel çalışmaların önünü engellemektedir.

Bu iki konunun birlikte düşünülerek ben bu dönem çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Avukatlara ilişkin bu yasa teklifimizin bu yüce Meclis tarafından kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle AKP’nin içerisindeki avukat kökenli meslektaşlarımızın artık kendi mesleklerine ve kendi meslektaşlarına sahip çıkmalarını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir milletvekili adına söz isteyen Mahmut Tanal? Yok.

Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce konuşan sayın konuşmacımız kanun teklifimizin gerekçesini açıkladı.

Avukatlık önemli bir meslek; savunma, yargı ayağının ve süjelerinin bir parçası; hâkim, savcı, avukat. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün modern toplumlarda avukatlar, savunmanlar hak ettiği yeri ve ilgiyi görmektedir. Modern toplumlarda avukatlar ceza yargılamasında savcıyla aynı düzlemde yer almaktadır. Bizdeki gibi değil, hâkim,  savcı üstte, avukat aşağıda, sanıklarla ya da müştekilerle aynı platformda değil. Savcı da avukatla aynı düzlemde iddiasını ifade etmekte, avukatlar da savunmalarını yapmaktadırlar.

Şimdi, bence öncelikle Türkiye’de bu problemi de çözmemiz gerekiyor. Baro adı işte bu düzlemden gelmektedir yani savcı ile avukatın aynı düzlemde olduğu bir platformu ifade eder baro. Oysa Türkiye’de avukatlık mesleğinin -ben da avukat kökenli bir kardeşiniz olarak- pek çok sorununa her zaman tanık olduk. Anlaşılıyor ki bu iç güvenlik paketiyle daha da ağırlaşan sorunlarla karşılaşacağız.

Yine, dünyada insan hakları düzleminin geldiği nokta devletin bireye karşı korunması değildir, bireyin devlete karşı korunmasıdır. Zaten devlet kendini korumaktadır ama bireyin başına bir şey gelirse onu nasıl koruyacaksınız, soru budur. Şimdi, bu iç güvenlik paketiyle artık Türkiye'de bütün bireyleri tehdit eden bir devletin aşırı baskıcı, tehditkâr ve herkesi sindiren uygulamaları başlayacak. Bu paketle birlikte Türkiye'de adı konulmamış bir sıkıyönetim ilan edilecek değerli arkadaşlarım. Yargı kararı olmadan aramalar, cumhuriyet savcısının devre dışı bırakıldığı, valinin, kolluk kuvvetlerinin öne geçtiği ve üst aramalarının, arabalardaki aramaların yapılabileceği keyfî bir düzen önümüze geliyor. Yargı mercisi olarak da Ankara’da bir hâkim belirleniyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, böylesi bir tabloda valilere, kaymakamlara gözaltına alma yetkisi tanınması ve mülki amirlerin de savcıyı öteleyerek soruşturmada savcının üzerine konumlandırılması Türkiye'de savunma mesleğine olan ihtiyacı her zamankinden çok daha fazla arttıracaktır. Şu anda bütün 77 milyon insanımızı tehdit eden bu uygulamalar karşısında valinin, kolluk kuvvetlerinin öne geçtiği ortamda artık bırakınız avukatı, yargı ve özellikle de savcı devre dışı bırakılmaktadır. Çok vahim bir tabloya doğru gidiyoruz. Bu vahim tablonun içerisinde bakın Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında bizler nezaretten başlamak üzere herkesin sorgu aşamasında avukat bulundurması zorunluluğunu getirdik. Kişi, eğer avukatı yoksa barolardan getirilecek avukatla kolluk kuvvetlerinde, savcılıkta, mahkemelerde bir avukat marifetiyle ifade vermek suretiyle bir güvenceye kavuşturulmuştu. Şimdi, bu bütün güvenceleri elimizden alan, savcıyı da devre dışı bırakan bu uygulamalar karşısında avukatlara ve avukatlık mesleğine çok büyük önem düşmektedir ama avukatların bu mesleğini sürdürebilecekleri bir ortam kalmayacaktır.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, Türkiye, yoluna demokrasiyle mi gidecek, insan haklarına dayalı olarak mı gidecek, insan haklarına saygılı olarak mı gidecek, hukukun üstünlüğünü mü gerçekleştirecek, savunmayı mı güçlendirecek; mağdurları, bireyi mi koruyacak yoksa devletin otoriter, totaliter yapısını mı güçlendirecek? Türkiye bir yol ayrımında.

Bu kanun teklifimizle de son derece güç şartlarda çalışan avukat meslektaşlarımıza bir yeşil pasaport olanağı getiriyoruz. Ama, elbette bu yeterli bir tablo değil. Avukatlık mesleğini daha da güçlendirmek, kolluk kuvvetlerinin, valinin, kaymakamın, yargıçların, savcının karşısında daha fazla yetkin kılmak, soruşturmanın her evresinde avukatın istisnasız ve çok güçlü bir şekilde yer almasını temin etmek hepimizin görevi olmalıdır. Bundan kaçınan, yargıyı ve özellikle savunmayı ayaklar altına alan iç güvenlik paketiyle bunları gerçekleştiremeyeceğimiz ortadadır. Bu nedenle, yol yakınken geri dönün diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım.

Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Gök, Sayın Öğüt, Sayın Tunay, Sayın Öztürk, Sayın Toptaş, Sayın Ediboğlu, Sayın Çıray, Sayın Öz, Sayın Kaplan, Sayın Öner, Sayın Danışoğlu, Sayın Türmen, Sayın Aydın, Sayın Onur, Sayın Sayın Özkes, Sayın Bayraktutan, Sayın Çetin, Sayın Tamaylıgil ve Sayın Haberal.

İki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, (2/332) esas numaralı 5682 Sayılı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/238) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

X.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İçişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – İçişleri Komisyonunda boşalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat, 20.45’e kadar ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.44

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:20.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal Macit (İstanbul), Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, geçen birleşim tutanağında yer alan beyanını düzeltme talebi vardır.

Daha sonra, Sayın Baluken, Sayın Kürkcü, Sayın Zozani ve Sayın Çelik’in talepleri var ama öncelikle Sayın Vural söz istemişlerdi.

Buyurun Sayın Vural.

 

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Malatya’da 2 savaş uçağının düştüğüne ilişkin haberlerle ilgili Hükûmetin Parlamentoya bilgi vermesini istirham ettiğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce haberlerde 2 F16 uçağının düştüğüne, 4 pilottan 1’inin şehit olduğuna ilişkin bir haber geldi. Bazı İnternet sitelerinde de askerî helikopterin düştüğü ifade ediliyor. Bu konuda Hükûmet acaba bu olan bitenle ilgili bir bilgi verebilir mi? Eğer öyle bir şey olmuşsa, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Umarım, bulunamayan pilotlarımız da sağ salim bulunur. Bu bakımdan, böylesine önemli bir konuda Hükûmetin eğer bir bilgisi varsa Parlamentoyla paylaşmasını istirham ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Sayın Bakan, buyurun.

 

5.- İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, Malatya’dan havalanan 2 savaş uçağıyla daha sonra irtibatın kesildiğine, 2 pilotun şehit olduğu haberini aldıklarına ve şehit pilotlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; maalesef, bugün, akşamüstü Malatya’dan havalanan 2 savaş uçağımızdan daha sonra irtibat kesilmiş ve haber alınamamıştır. Ama, şu anda, Jandarma Komutanımız olay yerine ulaştı, oradan biraz önce rapor etmeye başladı. Kesin bilgi vermek üzere, şu anda oradan kesin rapor bekleniyor. O bakımdan, elimizde bana ulaşan bilgi, pilotlarımızdan 2’sinin şehit olduğu, diğer 2’sine ilişkin de henüz şu anda bir bilgi yok ama çok kısa zamanda bilgi elde edilecek. Genelkurmayımız da olay netleşince bize bilgi gönderecek. O zaman daha detaylı ve kesin bilgiyi arz ederim Genel Kurulumuza.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Milletimizin, Meclisimizin başı sağ olsun.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de şehitlere Allah’tan rahmet diliyoruz, yakınlarının başı sağ olsun. İnşallah, diğer pilotlar da bulunur diye temenni ediyoruz.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara ve Süleyman Şah Türbesi operasyonu sırasında şehit olan Başçavuş Halit Avcı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Malatya’da düşen askerî helikopterde şehit olan pilotlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı askerlerimize şifa diliyorum. Ailelerine ve silah arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Yine, Süleyman Şah Türbesi’ndeki karakolun, orada bulunan birliğin nakliyesi sırasında şehit olan Maçkalı Başçavuş Halit Avcı’ya da bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine, silah arkadaşlarına, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

 

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara ve Süleyman Şah Türbesi operasyonu sırasında şehit olan Başçavuş Halit Avcı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, biz de basından takip ettik, basın “1 şehit” diye haberi verdi ama Sayın Bakan “2” diye bildirdi bu rakamı. Gerçekten üzücü bir hadise. Bu düşen askerî helikopterde hayatını kaybeden askerlerimize ben de Allah’tan rahmet diliyorum ve yaralılara da acil şifalar dilerken yine, aynı şekilde, Süleyman Şah Türbesi’nin nakli sırasında hayatını kaybeden başçavuşumuza da Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şahin.

 

8.- Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Biz de eğitim uçuşu esnasında düştüğünü biraz önce haberlerden öğrendiğimiz, Sayın Bakanımızın da biraz önce bu doğrultuda teyit bilgiler verdiği bu kaza dolayısıyla hayatını kaybetmiş olan şehit pilotlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmetler diliyoruz.

Tabii, ateş, düştüğü yeri yakıyor, ailelerine de başsağlığı diliyoruz. Tüm milletimizin başı sağ olsun ve bu tür kazalardan milletimizi, Türk Silahlı Kuvvetlerini korusun diye temenni ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Baluken.

 

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu şehit olan pilotlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biz de Halkların Demokratik Partisi olarak Malatya’da meydana gelen bu kazadan dolayı üzüntülerimizi ifade etmek istiyoruz. Yaşamını yitiren personele Allah’tan rahmet, ailelerine ve bütün Türkiye halklarına başsağlığı diliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre bir düzeltme talebiniz vardı.

Buyurun.

 

XII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Başkanlığa verdiğim önergede iki noktada düzeltme istiyorum. Bir, “60’ıncı sayfa” diye geçiyor, taslak olabilir, orada doğrusu bulunur. “Çakallar”(x) kavramı geçiyor. Bir eleştiri yapılırken maksadı aşan bir durum olarak, o daha çok iki ayaklılar için düşündüğümüz bir kavram olarak geçiyor. Onun için, onun çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Hayvan hakları savunucularını incittiğini düşündüm.

Bir diğer nokta da Sayın Başkanım, gerçekten çok ciddi bir konu yani “Doğru mu yaptım?” diye hep kendimi sorguladım çünkü Başkan Vekilinin sözlerini, beyanlarını tutanaktan okudum “Nasıl olur bu?” diye. Bir grup başkan vekiline yönelik kavramlar, çok ağır, “şerefsizsin, hainsin” gibi 4-5 kavram iki ayrı yerde. Ben üzüldüm. Bir Meclis Başkanlık Divanında vekil olarak görev yapan kadın bir Başkan Vekilinin bu sözlerinin bir tutanakta yer alması kabul edilemez bir şeydir. Yani ben de tekrar ederek buna dikkat çektim, “Belki kendi kendine düzelir, kendileri çağırır, kendileri tutanakla ilgili beyanda bulunur, düzeltme yapar.” diye fakat bu saate kadar olmadığını da gördüm. Ben kendi adıma o tutanaklardan okuduklarımın tutanaktan çıkmasını istiyorum ve tabii ki çağrıda bulunuyorum. Sebebi ne olursa olsun, hangi ortam, psikoloji içinde olursa olsun Meclis Başkanlık Divanına böyle bir söz söyleme hakkı yoktur. Bunun düzeltilmesini, çıkartılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Bingöl Milletvekili Sayın Baluken, yine 58’inci madde gereğince  düzeltme talebiniz var.

Buyurun.

 

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen oturumla ilgili tutanakta Cumhuriyet Halk Partisini muhalefet yapmamakla (x)itham eden bir açıklamam olmuştu, onun düzeltilmesi gerekiyor. Tabii, ben, Halkların Demokratik Partisinin Grup Başkan Vekiliyim. CHP gibi kurumsal bir partiye, muhalefet yapmamak değil, etkin ve sonuç alıcı muhalefet yapmamak üzerinden bir eleştiri yönelttim ama tutanaklara bu şekilde yansıyınca farklı bir anlaşılma oluyor. Yani CHP’nin bu konuda etkin bir muhalefet yapmadığı zaten ortada. Bugüne kadar sadece Cumhurbaşkanına ya da Başbakana laf yetiştirme üzerinden bir muhalefet anlayışı olmaz. Türkiye’de -ben, dün de belirttim- sosyal demokrat bir partinin iktidara gelmesi için bütün koşullar var; açlık, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, savaş, can kayıpları, her şey var ama iktidarda sosyal demokrat bir parti yok. İktidarda on üç yıldır AKP var, dolayısıyla etkin ve aktif bir muhalefet yapamamanın, çözüm projeleri üretememenin öz eleştirisini bizce CHP yapmalı. Dün de bu kapsamda ben görüşlerimi dile getirdim yani salı günleri de genelde grup toplantılarını takip ediyoruz. Bütün bir grup toplantısı “Cumhurbaşkanı bunu söyledi, Başbakan bunu söyledi.” üzerinden giderse, yürütülürse bu ülkede AKP’nin iktidarına hizmet etme dışında hiçbir şey yapmamış oluruz.

Hepimizin, muhalefet partilerinin görevi, Türkiye’nin en köklü meseleleriyle ilgili çözüm projeleri üretmektir. Kürt meselesiyle ilgili, demokrasi meselesiyle ilgili, işsizlikle, eğitimle, sağlık politikalarıyla ilgili temel meselelerde çözüm projeleriyle kendimizi halkımıza tanıtmalıyız düşüncesindeyiz. Dolayısıyla, dünkü eleştirimin de bu çerçevede ele alınması gerektiğini düşünüyorum, tutanaklarda da bu yönlü bir düzeltme yapılmasını talep ediyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Kürkcü’ye söz vereyim önce. Söyledik, size de söz vereceğim Sayın Gök.

 

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması(x)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; ben, dünkü tartışmalardan sonra tutanakları inceledim ve burada bu tutanakların gösterdiğine göre, esasen kanun maddesi hakkında tartışırken öteki muhalefet partilerinin de bir değerlendirmesine girişmişim. Bu çerçevede şöyle dediğimi görüyorum: “Ben bu koşullar altında muhalefet partilerimizin itirazlarını yeterli görmüyorum. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin bu konuda çok daha atak ve sert bir muhalefet yürütmelerini beklerdim ama bu da sonuçta bu sürecin mağdurları olarak bizlere kaldı.” Şimdi, tabii, bu ifade aslında dört gündür Mecliste sürüp giden tartışma göz önüne alındığında biraz gereğinden sert kaçıyor. O nedenle ben bu tutanakların düzeltilmesini istiyorum. Ne şekilde düzeltileceği konusunu da masayla görüşeceğim ancak bu sertlikte değil. Gerçi “muhalefet partileri” derken herkesi aynı kaba da koyduğumun farkındayım. Bazı eleştirilerin aslında CHP’ye, bazı eleştirilerin MHP’ye ayrıştırılması daha yerinde olacaktı ancak gene de burada bir düzeltme ihtiyacı gördüm, bunu da Meclisle ve Başkanlığınızla paylaşmak istedim.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Gök, söz istediniz, ne için istediniz efendim?

LEVENT GÖK (Ankara) – Her iki konuşmacı da partimizi etkin muhalefet yapmamakla suçlayarak bir isnatta bulundular, onlara cevap vermek istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başkan, duyamıyoruz.

BAŞKAN – Ne söyledi de sataştı Sayın Gök?

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, her 2 konuşmacı da etkin muhalefet yapamadığımızı, iktidarda bir sosyal demokrat partinin olmasına neden olamadığımızı ifade etti.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök, iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bingöl Milletvekili İdris Baluken ile Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün geçen tutanak hakkında yaptıkları konuşmaları sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşmaları nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce konuşan Halkların Demokratik Partisinin Grup Başkan Vekili Sayın İdris Baluken ve Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşmalarında Cumhuriyet Halk Partisinin etkin bir muhalefet yapamadığını ve iktidarda bir sosyal demokrat partinin olması gerekirken AKP’nin iktidara gelmesine neden olduğumuzu ifade etti.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İki ayrı söz alman lazımdı.

LEVENT GÖK (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisi, kurulduğundan bugüne değin, Türkiye’de çağdaş demokrasinin gerçekleşmesi, Türkiye’de kadın haklarının, işçi haklarının ilerlemesi, sanayileşmenin sağlanması, fırsat eşitliğinin tesis edilmesi, bölgeler arasındaki uçurumun sona erdirilmesi, laik cumhuriyetin korunması yönünde kurulduğu günden bu yana önemli çalışmalara imza atmış bir partidir. Sahip olduğumuz milletvekili sayısıyla da iktidarın her antidemokratik gördüğümüz yasalarını Anayasa Mahkemesine götürmek suretiyle, sadece kendi açımızdan değil, gerek MHP’nin gerekse HDP’nin ve tüm milletimizin adına bu iptal davalarını açmak suretiyle kanunların Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesini temin etmeye çalışıyoruz. Bu nedenle, hem siyasal anlamda hem hukuki anlamda Cumhuriyet Halk Partisi üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir. Bundan sonra da Cumhuriyet Halk Partisinin 7 Haziranda bir sosyal demokrat iktidarı nasıl kuracağına bütün partiler tanık olacaklardır. Bu nedenle böyle bir sataşmayı reddettiğimi belirtir, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlarım.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Reddederek sataştı efendim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili, sizin de İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre düzeltmeniz vardı.

Buyurun.

 

XII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR (Devam)

4.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben  bu sözü gerçekten zaman kazanayım diye almadım. Buradan sarf edeceğim cümlelere de samimiyetle inanmanızı arzu ediyorum.

Burada yaklaşık on gündür hararetli tartışmalar oluyor, birbirimizi hırpaladığımız oluyor, zaman zaman birbirimize maksadı aşan sözler sarf ettiğimiz oluyor; bunların hepsi işin doğasında var. Benim de kendi payıma düzeltilmesini istediğim bir sözüm var burada, onun çıkarılmasını arzu ediyorum, gerisini, herkes ne söylemişse kendi takdirine bırakıyorum.

Şimdi, buradan, dün bir söz alışımda iktidar partisi milletvekili sıralarından 2 milletvekili bana “Yalan söylüyorsun.” diye ithamda bulundu; bir tanesi Sayın Recep Özel, bir tanesi Sayın Yılmaz Tunç. Bana yakışmayan  bir karşılık verdim, onu ifade edeyim. Yani -zaten dün mikrofon da cacık çıktı- ben “O mikrofonu yedireceğim!”(x) falan laflarının tutanaklardan çıkarılmasını arzu ediyorum. Yanlıştı, maksadı aşan  bir ifadedir, arkadaşlar açısından bunu ifade edeyim.

Değerli arkadaşlar, bakın, herkesin psikolojisi bozuldu, herkes yorgun. İktidar partisi milletvekillerine, grup başkan vekillerine bir önerim var. Gelin, bakın, bekleyen daha önemli bir tasarı var. Ya, bir tasarı bir tasarıdan daha önemlidir demek istemiyorum ama  bir torba kanun teklifiniz var bir üniversitenin kurulmasıyla ilgili olarak. Üniversite kuruluyor, Yeşilay ve Kızılayda düzenlemeler yapılıyor. Tüm grup başkan vekillerine önerimdir: Buyurun gelin, bir toplantı yapın, bu toplantıda, yarın ve öbür gün bu torba kanunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …Meclis Genel Kuruluna getirelim, üniversitenin kuruluşuyla ilgili hususları görüşelim, böylelikle gerilime ve psikolojimizin bozulmasına sebebiyet veren  bu yasaya da ara vermiş olacağız. Önünde sonunda, yarın veya öbür gün siz gensoruya da cevap vermek durumundasınız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bir yarım dakika ek süre verebilir misiniz, sözlerini toparlasın.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Sayın Başkan, önemli bir husus...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Sayın Başkan, en azından arkadaşlar duyuyorlar, müsamahanıza sığınıyorum.

Şunu da ifade edeyim: Siz yarın ve öbür gün önünde sonunda gensoruyu da gündeme almak durumundasınız. Bu hafta bu şekilde geçer. Önümüzdeki salı gününden itibaren bir hafta içerisinde enine boyuna istişareler yapıldıktan sonra Hükûmet de, en azından Komisyon da önümüzdeki tasarının girdisini çıktısını biraz daha aklıselim düşünüp önümüzdeki salı gününden itibaren bu kanun tasarısının görüşmesine devam edebiliriz ama en azından kendimize bir hafta zaman tanımamızı teklif ediyorum. Kendi grubuma da, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna da, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna da, iktidar partisine de bunu öneriyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)  

BAŞKAN – Sayın Zozani, teşekkür ediyorum. 

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Sayın grup başkan vekillerini davet ediyorum görüşmek üzere.

                                                                               Kapanma Saati: 21.06  

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati:21.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre söz isteyen Muş Milletvekili Demir Çelik.

Buyurun Sayın Çelik.

 

5.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Şubat tarihli 62’nci Birleşimde grubumuzun araştırma önergesi üzerine konuşmamda polisin görev, sorumluluk ve haklarının yeterince olduğunu, buna karşın toplumun özgürlüklerine el koyma yetkisini de tanıyan mevcut yasanın antidemokratikliğini vurgulamak adına, 1’nci sayfanın 3’üncü paragrafının son cümlesinde “kadük olan haklar” “kadim”(x) olarak geçmiştir. Bunu düzeltmek adına söz aldım. Bu vesileyle öncelikle Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun, AKP’nin ürünü ve eseri olan bu kanunun yıllar öncesinde özgürlüklerimizi, barışımızı gasbetmek adına devreye konulduğunu, bununla yetinmeyen iktidarın yeni gasp ve hak ihlallerine gitmeye dönük çalışmalarının demokratik çözüm ruhu ve anlayışıyla bağdaşmadığını, hele hele barışçıl, demokratik bir hukuk devleti normuyla uyuşmadığını ifade etmek istiyorum. Ama görünen o ki, yüz yıllık cumhuriyetin çözemediği Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi kimlik, etnik ve cinse dayalı sorunların çözümüne yaklaşımda hâlâ, başta Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere, birçok siyasi partinin, aktörün sorunun çözümüne dayalı güvenlikçi algıdan ve anlayıştan kendilerini kurtaramamış olması, devletin kutsiyetine biçilen misyondan kendini kurtaramamış olmasının ortaya çıkardığı anlayıştır ki AKP iktidarı da bunu fırsata dönüştürerek her seferinde özgürlükten yana görünüp her gün de barışımızı, özgürlüğümüzü gasbeden, çalan bir noktada kalmayı kendisine hak görüyor diyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan uçak kazasıyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendireceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan.

 

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, Malatya’da düşen 2 savaş uçağının enkazına ulaşıldığına ve şehit olan 4 pilota Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekillerimiz; 2 uçağımızın da enkazına ulaşıldı. Maalesef, 4 şehidimiz var. F4 Fantom uçakları 2’si de. Şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine, milletimize ve yüce Meclisimize başsağlığı diliyorum.

Saygıyla arz ediyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, kazanın nedeni hakkında bir bilgi var mı?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Sayın Milletvekilim, kaza kırım raporundan sonra kesin nedeni açıklanabilir, şu anda bu mümkün değil ama Türkiye sınırları, Malatya sınırları içerisinde, Akçadağ mevkisinde. Tabii, tahminlerimiz var; birbirine çarpma olabilir büyük bir ihtimalle ya da hava şartları. Onun için dışarıdan bir şey söz konusu değil. O bakımdan Malatya sınırları içerisinde olmuş, 2 uçak…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Şehit sayısı 2 mi?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ÂL – Şehit sayısı 4, hepsine ulaşıldı. 2 uçak enkazına da ulaşıldı. Maalesef 4 pilotumuz da şehit olmuştur. Allah’tan rahmet diliyorum, başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gür, kusura kalmayın, buyurun.

 

 

 

 

 

XII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR (Devam)

6.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması(x)

NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biz de bir kez daha taziyelerimizi sunuyor, bu elim kazada yaşamını yitirenlere Allah rahmet eylesin, ailelerine, sevenlerine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Sayın Başkan, dünkü konuşmalarda tutanakta 62’nci Birleşimin 14’üncü sayfasında -okuduğumda- bir hata gerçekleşti. Onu, yanlış anlamalara meydan vermemek için düzeltmek istiyorum.

Süleyman Şah Türbesi’nin taşındığı Eşme köyünün bulunduğu bölge ve türbe için hazırlanan alan elbette ki Kobani’nin Eşme köyünün sınırları içerisinde dolayısıyla Kobani’nin sınırları içindedir, oradaki Kobani hükûmetinin ve kantonunun denetimi altındadır. Ayrıca, oradaki toprak, çevrilen toprak da özel mülkiyet konusudur. Oradaki bir Suriye yurttaşı        -Kürt- o toprağın sahibidir. Bunu da Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum.

Yine, orada yerel güçlerden söz etmiştim. Aslında burada kasıt şu: YPG/YPJ Kobani’de epeyce, altı ay süren direnişi DAİŞ’e karşı tek başına vermedi elbette ki peşmergeler de vardı, ÖSO güçleri de geçip orada savaştı ve Suriye’deki kimi diğer yerel gruplar, özgürlükçü gruplar, hem DAİŞ’e karşı savaşanlar hem de Esat rejimine karşı muhalefet edenler de bu mücadelede yerlerini aldı. Dolayısıyla, bu Süleyman Şah Türbesi’ne gidilip gelinirken bu güçlerin de bilgilendirildiğini ve bunların da katkısının olduğunu ve göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladım. Bu nedenle, adı geçen 62’nci Birleşim sayfa 14’teki bu sözlerimin düzeltilerek tutanakta yer almasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan; sizin de düzeltme talebiniz var.

Buyurun.

 

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, dünkü Genel Kurul sırasında, iç güvenlik paketi tartışılırken bu yasayla alakalı Hitler’in yasası şeklinde bir tanımlamam oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkan bir yasanın Hitler yasası olarak değerlendirilmesinin tabii ki çok uygun olmayacağını düşünüyorum ama günlerdir yaşadıklarımız 23 Mart 1933’te Almanya’da da yaşanmıştı, onları hatırlattı bana.

Bu tarihte, Almanya’da ismi  “Halkta ve Almanya’daki Sıkıntıların Kaldırılmasına Dair” olan bir kanun hazırlandı. NSDAP demokrasinin bütün açıklarını da kullandı, aynı bugünkü gibi, Almanya’daki yetkilerin tamamını ele geçirdi bu kanunla beraber. Bu kanunla Reichstag’ın yani o zamanki Alman Meclisinin bütün yetkileri dört yıl süreyle Nazi Kabinesine devredildi ve çalışmalarına bu süre içinde ara verilmişti. Böyle bir kanun çıkması için o günkü Mecliste üçte 2 bir çoğunluk gerekiyordu. Faşist Hitler bunun da önlemini aldı, bu kanun görüşülmeden önce 81 tane milletvekilini gözaltına aldırdı o dönem. Yani, bu tutanaklarda, Nürnberg Ceza Mahkemesi tutanaklarında hâlâ var bu yapılanlar. O dönemki seçimde inanılmaz bir finansal destek ve propagandayla yüzde 43 oy alan Hitler, Parlamentoyu bu şekildeki manipülasyonlarla âdeta kuşattı. Hitler’in bu yaptıklarını daha sonra Alman halkı çok ağır ödedi. Faşist, diktatöryal bir rejimle Alman halkına çok büyük zulüm yaşattı Hitler.

23 Mart 1933’te Almanya’da yaşananlar, bize bu Mecliste yaşadıklarımızı hatırlattı. Dolayısıyla, bu Meclisin belki de hak etmediği bir tanımlamaydı ama o günkü ve hâlâ devam eden şartlar içerisinde böyle bir tanımlamada bulundum. Bu tanımlamamın Meclis Genel Kurul tutanaklarından çıkarılmasını arz edeceğim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz, sizin de düzeltme talebiniz var.

Buyurun.

(MHP sıralarından alkışlar)

 

8.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle, uçak kazasında şehit olan pilotlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Bir daha böyle kazaların yaşanmamasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de dünkü oturumda söylediğim bir kelimenin yanlış anlaşılmalara neden olabileceğiyle ilgili söz aldım. Burada “Sizin terörle mücadele etmek için hangi yasaya ihtiyacınız varsa, getirin burada uygulayalım.”(X) denmiş; “uygulayalım” ifadesi yanlış olmuş, onun “Burada getirin, bu yasaları el birliğiyle çıkaralım.” şeklinde düzeltilmesini talep ediyorum.

Şunu da ifade etmek istiyorum: Yani bu getirilen yasayla iç güvenliğin sağlanmasına yönelik bir çalışma olmadığı ortada. Ne yazık ki başta Sayın Başbakan olmak üzere Milliyetçi Hareket Partisini “Teröre destek veriyor.” gibi, “Bonzaiye destek veriyor.” gibi, “Molotofa karşı…” gibi, “Poşuya karşı…”(xx)  gibi ifadelerde bulunuldu ama dün de burada gördünüz ki bununla ilgili tüm düzenlemelere “Evet.” dedik.

 

FARUK BAL (Konya) – Farkında değiller.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bu ifadeleri kullanan Sayın Başbakanın -ki il başkanları toplantısında yapmıştır bunu- ben öyle tahmin ediyorum ki Milliyetçi Hareket Partisine bir özür borcu vardır.

Burada getirdiğiniz yasalar da terörle mücadele yasası değil, sizin terörle mücadele etmek gibi bir amaç ve hedefiniz yok. Terörle mücadele etmek isteyen bir Hükûmet öncelikle terör örgütüyle oturup kalkmaz. 35 bin kişinin katlinden sorumlu teröristbaşıyla pazarlık yapan bir anlayıştan güvenlik yasaları beklemek doğru değildir. Sizin burada, size muhalefet olabilecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …ve birtakım kişilerin sesinden ürküp dev gözüktüğü ortamda, onların geleceğini kurtarmanın peşinde olduğunuzu belirtmek istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

 

9.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün burada yaptığım konuşmada AKP Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın ismini “Mustafa Delitaş”(x) diye ifade etmişim. Tutanaklarda böyle yazıyor, bunun çıkarılmasını öneriyorum.

Tabii, AKP Hükûmetinin çalışma koşullarını bu kadar yoğun yapması, aslında sağlıklı bir tartışma ortamının olmaması, sürekli kavga gürültünün olması, İç Tüzük’ün ve hukukun sürekli ihlal edilmesi ister istemez dil sürçmesine de neden oluyor. Ben bu kelimeyi hem kendi siyasetimize, bir kadın olarak kadın politikamıza yakıştırmadığım için, bunun tutanaktan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.

Sevgili arkadaşlar, gerçekten, kaç gündür burada iç güvenlik yasa tasarısına muhalefetimizi ifade ediyoruz. Sadece biz değil, sokaktaki herkes, hukukçular, ekoloji mücadelesi verenler, kadın mücadelesi verenler, siyasi partilerin temsilcileri ısrarla “Bu yasayı geri çekin. Bizim ihtiyacımız olan iç güvenlik yasası değildir, özgürlükler yasasıdır.” diye ifade ediyor.

Bugün, sevgili arkadaşlar, Türkiye’de ciddi anlamda bir kaos yaşanıyor. Orta Doğu’da yaşanan kaos süreçlerini birkaç gündür burada konuşuyoruz, Suriye’de yaşananları, Kobani’de yaşananları burada konuşuyoruz, Türkiye’de de ciddi anlamda bir kaos yaşanabilir. Bunun temel çözümü, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümüdür. Bu konuda AKP Hükûmeti, müzakereleri başlatmak, burada barış yasasını konuşmak, çözümü konuşmak, biz halklar olarak nasıl bir arada yaşayabilirizi tartışmak yerine; halkları nasıl ayrıştırabiliriz, milliyetçiliği, ırkçılığı nasıl kanun hâline getirebiliriz tartışmasını yürütüyor.

Biz buradan bir kez daha AKP Hükûmetine çağrıda bulunuyoruz: Önümüzde bir seçim var. Bu seçim sürecinde özellikle “çözüm” diye hep ismini söylediğiniz ama çözümsüzlükte ısrar ettiğiniz siyaset, sizi sandıkta gömecektir. Yol yakınken gelin, bundan vazgeçin, iç güvenlik yasa tasarısını geri çekin. Yapmanız gereken şey, buraya barış yasasını getirmektir. Bakın o zaman nasıl destek veriyoruz göreceksiniz çünkü “Halklarımızın çıkarı barıştadır.” diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın  Erkan Akçay, buyurun.

Sizin de 58’inci madde gereğince düzeltme talebiniz var.

 

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, günlerdir, uzun saatlerce süren yoğun konuşmalar ve tartışmalar nedeniyle bazı konuşmalardaki ibarelerde düzeltme yapma ihtiyacı da doğuyor.

Benim de yaptığım bir konuşmada, Milliyetçi Hareket Partisinin politikalarını, çizgisini, ilkelerini ve politika anlayışını ortaya koymaya çalışırken “bizim partimizin pergelinin sivri ucu” diyeceğime “partimizin sivri ucu”(X) şeklinde bir ifadem var; bunu, “bizim pergelimizin sivri ucu” veya “partimizin pergelinin sivri ucu” olarak değiştirme gereği duyuyorum. Malumunuz, pergelin sivri ucu, Hazreti Mevlâna’nın da ifade ettiği gibi hayatın, politikanın, anlayışın, zihniyetin merkezinin neresi olduğunu ifade eder.

Bu konuşmam vesilesiyle ifade etmek isterim ki bu, çeşitli parti sözcüleri tarafından Milliyetçi Hareket Partisinin politikalarına ilişkin günlerdir yapılan değerlendirmelerle ilgili bir cümleyle şunu söylemek isterim: Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisine istikamet vermeye çalışmasın. Kırk altı yıldır Türk siyasi hayatının ilkeli, sorumlu ve sorun çözen siyaset anlayışını biz muhalefette sürdürdüğümüz gibi, iktidarda da, geçmiş dönemlerde de, bundan sonra Milliyetçi Hareket Partisi iktidarında da sürdüreceğimizi ifade ederiz.

Görüştüğümüz, tabii, güvenlikle ilgili bir konu olduğu için güvenlikle ilgili hususlar, değerlendirmeler ağırlık taşıyor. Oysa, biz, Milliyetçi Hareket Partisinin devlet ve kamu hayatında vatandaşlarımızın devletten beklediği başta güvenlik -güvenlik olmazsa özgürlük olmaz- adalet ve refaha ilişkin politikalarını her daim anlatmaya devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Çalık, uçak kazası nedeniyle zannediyorum söz talebiniz var.

Buyurun.

 

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu 4 pilotun şehit olmasına ilişkin açıklaması

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkanım, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; Malatya’da Erhaç Havaalanı’ndan 2 uçağımız havalanmış ve saat 20.00 civarında,  maalesef, 2 uçağımızın düştüğünü öğrenmiş bulunmaktayız. 4 kahraman pilotumuzun şehit olduğu haberini aldık. Hem Malatya Valimiz hem Millî Savunma Bakanımız hem İçişleri Bakanımız konuyu yakinen takip ettiler ve arama kurtarma çalışmaları neticesinde 4 şehit askerimize ulaşılmış vaziyette.

Ben başsağlığı dileklerimi iletiyorum ve Allah'tan rahmet diliyorum. Bütün ülkemizin başı sağ olsun, milletimizin başı sağ olsun dileklerimi iletiyorum.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Hükûmet temsilcilerinin cevap vermesi gerekmiyor mu?

BAŞKAN – Sayın Bal, sizin de söz talebiniz var. 

Buyurun Sayın Bal.

 

12.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu 4 pilotun şehit olmasına ilişkin açıklaması

FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Malatya'da 2 uçağımızın düşmesi ve 4 askerimizin şehit olması hepimizi üzmüştür. Benim bu olay nedeniyle bilgisine başvurduğum kişiler, uçakların otomatik uçabilme kabiliyetlerinin, yan yana uçtukları takdirde birbirine olan mesafelerinin elektronik ortamda ölçülüp otomatik olarak ayarlanması ve yüksekliklerinin de birinin diğerine çarpmayacak şekilde ayarlanmış olması nedeniyle çarpışma ihtimalinin son derece düşük olduğunu ifade etmişlerdir. Bunun dışında olabilecek ihtimalleri Sayın Bakan bize açıklarsa memnun oluruz. Yoksa bu gibi durumlarda şüphe dedikoduyu, dedikodu da fitneyi doğurur. Dolayısıyla, uçakların içine konmuş çiplerden filan bahsedenler de olabilir. Dolayısıyla, açık ve ayrıntılı bilgi vermesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, bir önceki…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Işık.

Sayın Özgündüz, buyurun, son söz.

 

13.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Malatya’da 2 savaş uçağının düşmesi sonucu 4 pilotun şehit olmasına ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de Malatya'da düşen uçakta şehit olan pilotlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum ama bazı şüphelerimiz var bizim de.

Sayın Bakan, bu uçakların dışarıdan herhangi bir müdahaleyle düşüp düşmediğine ilişkin bir bilgi var mıdır uçaksavar ya da güdümlü füze şeklinde? Eğer böyle bir durum varsa çok vahim bir durumdur dolayısıyla başka bir olaya ülkemiz sürükleniyor demektir.

İki: Bu Kürecik’teki radar üssüyle herhangi bir irtibatı var mıdır bu uçaklarımızın düşmesinin?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun, söz talebiniz var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkanım, bir önceki günkü birleşimde yaptığım konuşmayı düzeltme talebim vardı dün; söz vermediniz, onunla ilgili bir düzeltme talebim var.

BAŞKAN – Hayır, söz vermedim değil Sayın Işık, konuşmanız yok. Tutanakları...

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yerimden söz almıştım.

BAŞKAN – Hayır… Yerinizden, oturduğunuz yerden konuşmanız var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, “Beyan." diyor.

BAŞKAN – Tutanaklar söz konusu değil, onun için söz vermedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanakta yok mu?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Oturduğum yerden konuştum.

BAŞKAN – Tutanakta yok efendim. Oturduğu yerden konuşmasından dolayı diyor, tutanakta yok.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onun yanlış anlaşılması…

BAŞKAN – Tutanakta konuşması yok.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

XIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz talebimiz var.

BAŞKAN – 3’üncü sırada yer alan, Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Askeri Hakimler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 685)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

5.-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684)(x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının geçen birleşimde birinci bölümde yer alan 17’nci maddesi üzerinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın verdiği önerge kabul edilmemişti.

Şimdi, diğer iki önergeyi okutup işleme alacağım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz talebimiz vardı.

BAŞKAN – Ne talebiniz var efendim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Söz talebim vardı efendim.

BAŞKAN – Şu işlemleri yapayım…

Söz talebi nasıl başladı Sayın Baluken?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, yasa tasarısına geçmeden önce istedim. Onunla ilgili bir itirazımızı dile getirecektik.

BAŞKAN – Ne zaman istediniz Sayın Baluken? Ben de size söz vereceğim…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bana dediniz ya: “Şu cümlemi bitireyim, ondan sonra söz vereceğim.”

BAŞKAN – Hayır, öyle bir şey söz konusu değil hatırladığım kadarıyla.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Nasıl hatırlamazsınız?

BAŞKAN – Yani, istediğiniz kadar söz verdik herkese. Zaten biraz önce düzeltme talebi de verdik ama sonra söz talebini hatırlamıyorum, onu demek istiyorum yani.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, yasa tasarısına geçmeden önce, dün yapmış olduğumuz bir itirazın sonucuyla ilgili…

BAŞKAN – Nedir o itiraz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …bizimle bugün paylaşmanız gereken bir açıklama olması gerekiyordu.

Biz, dün, 21  Şubattaki oturumla ilgili belli itirazlar yönelttik. 21 Şubattaki oturumda Meclis Başkan Vekilinin oturumu doğru yönetmediğini karar yeter sayısı ve yoklama taleplerine cevap vermediğini, dolayısıyla bu tasarıdaki bazı maddelerle ilgili görüşmelerin geçersiz sayılması gerektiğini ifade etmiştik. Yani, Milliyetçi Hareket Partisi adına grup başkan vekili “Karar yeter sayısı…” diyor, Başkan “Karar yeter sayısı mı?” diye soruyor, “Evet, karar yeter sayısı...” diyor grup başkan vekili. Başkan karar yeter sayısı aramadan direkt oylamaya geçiyor. Böyle, ihtilaflı olan 3-4 maddenin durumuyla ilgili yanlışlıkları tespit etmiştik ve İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre “Genel Kuruldaki oylamalarda ve seçimlerde önemli bir yanlışlık olduğu iddia edilirse, Başkan usul görüşmesi açabilir ve gerekirse oya başvurarak düzeltme yapar. Yanlışlık birleşimden sonra anlaşılırsa Meclis Başkanı, Divanı toplayarak takip edilecek yolu kararlaştırır.” diye arka odada da, sanırım sizin de bulunduğunuz toplantıda konuşmuştuk.

Bu konuyla ilgili Meclis Başkanının Divanla toplanarak bu maddelerle ilgili ihtilafı ortadan kaldırması, aslında geçersiz olan bu maddelerle ilgili görüşmelerin tekrar edilmesi gerektiği talebimizi iletmiştik. Siz de bize Meclis Başkanının Kanada’da olduğunu, Meclis Başkanlık Divanının da şu anda fiziki olarak toplanma durumunun olmayacağını ancak bu talebin en kısa sürede iletilerek sonucun sizinle paylaşılacağını ifade ettiniz.

Şimdi, burada şöyle bir durum var: 2’nci maddeyle ilgili bir netleşme olmadan, bir karar olmadan Genel Kurul 12’nci maddeyi tartışıyor, 17’nci maddeyi tartışıyor. Böyle bir usul, kanun görüşmeleri sırasında uygun değildir. Yani, normalde biz bir yasa tasarısını görüşürken 2’nci maddeyi atlayarak 17’nci maddeyi eğer görüşemiyorsak, burada da 2’nci maddeyle ilgili durumu netleştirmeden aslında 17’nci maddeyi görüşemememiz gerekir. Birinci konu bu.

BAŞKAN – Evet…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İkinci konu da, Meclis Başkanı, Divanı toplayarak yanlışlıklarla ilgili bir karar almış mıdır? O kararı almışsa Genel Kurulla paylaşmanızı özellikle istiyoruz.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan zaten Meclis Başkanlığına müracaat etmişti. Dün bu konular tartışıldı efendim. Söz konusu itirazlara ilişkin, Başkanlığımız birimlerince tutanak ve kamera kayıtları karşılaştırılmak suretiyle bir çalışma başlatılmıştır. Söz konusu inceleme sonuçları Başkanlığımızca değerlendirildikten sonra İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi çerçevesinde işlem yapılacaktır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne zaman değerlendirilecek, yasa tasarısı bitince mi?

BAŞKAN – Efendim, Meclis Başkanlığı çalışmasına devam ediyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, şu anda 1’inci madde…

BAŞKAN – Sayın Baluken, dün bunları konuştuk efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …2’nci madde, 3’üncü maddeyle ilgili usulsüz işlem yapılmıştır, usulsüz işlem var.

BAŞKAN – Dün bunları konuştuk diyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, bu önemli bir konu yani. Anlaşmamız nasıldı?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, dün de bu konuda dün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına müracaatlarımızı vermiştik yani Divana verdik.

BAŞKAN – Evet, doğru.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu müracaatlarımız Meclis Başkanlığına Divan tarafından iletildi mi acaba?

BAŞKAN – Sayın Kaplan zaten Meclis Başkanına ayrıca… Onu dün konuşma sırasında da belirttik efendim.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Soruya cevap versene.

OKTAY VURAL (İzmir) – Benim imzaladığım, usule aykırı olan işlemlerle ilgili şeyleri ben Divana verdim. Divan acaba…

BAŞKAN – Sayın Vural, Meclis Başkanlığına yazılan her şey zaten Meclis Başkanına gider. Divanın ayrıca…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben bir şey söylüyorum.

BAŞKAN – Evet, dinliyorum dediğinizi.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Dinliyorsun da cevap vermiyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Buradaki önergeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazıyoruz yani “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına” diye yazıyoruz önergeleri. Bunları herhâlde Meclis Başkanına göndermiyorsunuz. Ben diyorum ki: Bu işlemler, bu müracaatlar acaba sadece Divanda mı kaldı, gereği yapılmak üzere Meclis Başkanına gönderildi mi? Sadece bunu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Haberi yok ki!

BAŞKAN – Hayır, haberimiz var, yok, o ayrı bir konu ama dün bunu tartıştık efendim.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Cevap verin o zaman.

BAŞKAN – Dün bunu tartıştık efendim. Meclis Başkanına intikal ettirilmiştir, çalışması devam ediyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, tartıştık da kararlaştırdığımız şekilde bir tutum yok ortada, onu söylemeye çalışıyoruz.

BAŞKAN – Şimdi diğer önergeyi okutup işleme alacağım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Konu kapandı efendim. Dün konuştuk bunları.

Önerge işlemlerini…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır, şu anda geçemezsiniz.

BAŞKAN – Nasıl geçemem? Dün konuştuk efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şu anda 2’nci maddeyle ilgili, 3’üncü maddeyle ilgili bir önerge olmadan 17’nci maddeyi görüşüyoruz.

BAŞKAN – Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 sıra sayılı "Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının" 17. Maddesi ile 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen metnin son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Erdoğan                                   D. Ali Torlak                              Hasan Hüseyin Türkoğlu

                       Muğla                                               İstanbul                                            Osmaniye

              Ahmet Duran Bulut                             S. Nevzat Korkmaz                                 Münir Kutluata

                     Balıkesir                                              Isparta                                               Sakarya

"bu kanun kapsamındaki Rücu istemlerine karşı zaman aşımı süreleri uygulanmaz"

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17. md.nin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur; “Devlet, bu zarar nedeniyle olayların gelişmesine neden olan İçişleri Bakanına rücu eder”

                   Haydar Akar                                   Fatma Nur Serter                                     Atilla Kart

                      Kocaeli                                              İstanbul                                               Konya

                 Binnaz Toprak                                   Ali Rıza Öztürk                                    Ali Özgündüz

                      İstanbul                                              Mersin                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17’nci madde üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili konuşmak istiyorum.

Orada, bazı olaylarda meydana gelen zararların devlet tarafından tazmin edilmesinden sonra işleyecek zaman aşımı süresine ilişkin. Yani, devletin bireylerden alacağına ilişkin zaman aşımı süresini düzenliyor ve bu zaman aşımı süresini 2 katı olarak düzenliyor. Şimdi, özel hukukta, Borçlar Kanunu’nda zaman aşımı rejimi bellidir. Haksız fiilden doğan zaman aşımı bir ila on yıldır. Yani, haksız fiilin doğduğu tarihten itibaren bir yıl, her hâlükârda on yılda sona erer. Yani, öğrenme tarihinden itibaren bir yıl, olayın oluş tarihinden itibaren de on yıldır. Şimdi, özel hukukun böylesine temel bir kuralını devlet alacakları yönünden bu zaman aşımı rejimini bozacak bir şekilde değiştirmek ve devlet alacağını bireyin, vatandaşın alacağına göre üstün kılmak hukukun temel prensiplerine aykırıdır. Bu nedenle, bu maddenin tasarıdan çıkarılmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu görüşmekte olduğumuz adına “iç güvenlik paketi” denilen bu paketin faşist bir devletin örgütlenmesinin argümanı olduğu çok açıktır. 23 Mart 1933 tarihi Almanya’da Nazi Parlamentosunda neyi ifade ediyor ise bu yasanın görüşülme haftası, tarihi aynı zamanda Türkiye Parlamentosu için onu ifade ediyor demektir.

Şimdi, özellikle, Sayın Efkan Ala’nın İçişleri Bakanı yapılmasından sonra daha sert, daha şiddeti içeren, daha baskıcı yasaların getirilmesi öngörülmüştür. Adalet ve Kalkınma Partisinin özgürlükçü anlayışından çark ettiğini, baskı ve şiddete yöneldiğini görüyoruz. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidarını sürdürmek için, kendisine yönelik toplumsal muhalefeti kırmak için, toplumsal muhalefeti kanla, şiddetle, silahla, tankla, tüfekle bastırmak için kendi faşist düzeninin yasalarını çıkartıyor. Aslında, Efkan Ala’nın 300 küsur AKP milletvekili varken dışarıdan İçişleri Bakanı yapılmasının özel bir anlamı vardır. Bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi içinde emniyet genel müdürlüğü yapan, valilik yapan pek çok insan varken, İçişleri Bakanlığı yapabilecek pek çok insan varken Efkan Ala özel bir görevle buraya getirilmiştir; dışarıdan, millet tarafından seçilmediği hâlde buraya getirilmiştir ve geldiği günden beri baskıyı, şiddeti ve terörü bir yöntem olarak benimsemiştir.

Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, geçmişteki Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’ndaki cezaların miktarını ve kapsamını azaltırken şunu söylemiştir: “Eski ceza adalet anlayışında suçluyu cezalandırma ve toplumdan dışlama anlayışı hâkim iken, modern ceza adaletinde suçlunun ıslahı ve topluma yeniden kazandırılması anlayışı öne çıkmaktadır.” Bu paketle, siyasi iktidar, eski hukuk anlayışını, eski ceza anlayışını, ilkel ceza anlayışını benimsemiştir, modern ceza anlayışından sapmıştır. Bu iç güvenlik paketi, tamamen faşist bir devletin örgütlenmesinin çatısını oluşturmaktadır.

Dolayısıyla, bu ülkedeki tüm yurtseverlerin, tüm devrimcilerin, demokrasiden yana olanların, özgürlükten yana olanların bu pakete karşı çıkmaları asli görevleridir. O nedenle, 3 muhalefet partisi bu pakete karşı öteden beri direniyor, Avrupa Konseyi bu pakete şiddetli tepki gösteriyor ama Sayın Başbakan “Bizim bu yaptığımız düzenleme Avrupa standartlarına uygun.” diyor. Ben, öyle anlıyorum ki İçişleri hukuk devleti anlayışından sapmıştır, tamamen faşist devleti kurmanın yol ve yöntemlerinin arayışı içindedir. Ellerinden gelse yargılamayı da valilere ve kaymakamlara verecekler. Bunu kabul etmemiz asla mümkün değildir ve bu paketin bir an önce geri çekilmesi gerekmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan, 684 sıra sayılı “Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının” 17. Maddesi ile 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen metnin son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hasan Hüseyin Türkoğlu (Osmaniye) ve arkadaşları

"Bu kanun kapsamındaki Rücu istemlerine karşı zaman aşımı süreleri uygulanmaz"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Münir Kutluata, Sakarya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kutluata.

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Önce, şehit olan 4 pilotumuza Allah’tan rahmet diliyorum, milletimize başsağlığı diliyorum. 2 savaş uçağımızın birden düşmüş olmasının çok manidar olduğunu, hele  bugünlerde çok daha anlamlı olduğunu, dolayısıyla incelemelerin çok ciddi, acele yapılıp kamuoyunun aydınlatılması gerektiğini ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 684 sıra sayılı bu Tasarı’nın 17’nci maddesi üzerindeki önergemiz vesilesiyle söz aldım. Bu tasarının önemine dikkatinizi çekmek için AKP iktidarının yasa yapma sürecine birkaç cümleyle temas etmek istiyorum.

Gerçekten, on iki buçuk yıldır ne zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi sabahlara kadar çalıştırıldı ise, ne zaman geceleri geç vakitler meşgul edildi ise mutlaka hukuk devletinin tahribine yönelik, Türk milletinin aleyhine olacak yasaların çıkarıldığını gözledik. Bu bir sabit tespittir, bunun istisnası aşağı yukarı yoktur. O bakımdan, bu tasarı da bunlardan bir tanesidir. Bu süre içerisinde, on iki buçuk yıl içerisinde hukuk devletinin tahribi, parti devletinin oluşturulması, daha doğrusu Türkiye’nin bir kabile devletine doğru götürülmesi istikametinde atılan adımların 17 ve 25 Aralıktan sonra fevkalade acil hâle ve çok daha yıkıcı hâle geldiğini görüyoruz. 17 ve 25 Aralık tarihine kadar Türk devletini pasifize ettiğini, bloke ettiğini, çalışamaz hâle getirdiğini, onun paralelinde bir parti devleti kurduğunu düşünen iktidarın 17 ve 25 Aralıkta devletin nefes aldığını görmesi üzerine, o gün bugündür panik içinde, Türk hukuk sisteminin ve Türk devletinin hançerlendiğini görüyoruz. Bu yasa, bu hançer yasalardan bir tanesidir, bu panik içinde yürütülen sürecin bir adımıdır.

“Diğerleri nelerdi?” diyecek olursanız PKK’yla iş birliği yapmaya zorlanan kamu görevlilerinin yargılanamamasına dair getirilen zırh kanunu buydu; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ele geçirilip mahkemelerin parti mahkemesi, parti kontrolüne verilmesi yasası buydu; yüksek mahkemelerin üye sayılarının çoğaltılıp, sulandırılıp partizan hâle getirilmesi yasası buydu; Millî İstihbarat Teşkilatı gibi çok önemli bir kuruluşumuzun özel maksatlarla kullanılmasına elverecek MİT Yasası değişikliği de buydu. Ve bu istikamette gelişmeler Türkiye’yi sonunda bu yasayı çıkaracak noktaya getirdi. Bunun hem çalışma süreci hem de bu saydığım yasalardan sonra gelmiş olması, bu endişelerimizi artık ciddi tespitler hâline dönüştürmüş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, zamanım çok dar olmakla birlikte, temas etmeden geçemeyeceğim bir başka konu, Türkiye, iktidarın sebep olduğu çok büyük skandallarla dünya çapında sarsıntılar geçirmektedir. Son sarsıntı, son skandal, iki gün önce bizim bir vatan toprağını terk edip dünyaya rezil olduğumuz bir olayın yaşanmış olmasıdır. Şimdi, buradan sormak istiyorum. Bir vatan toprağının terk edilmesi… 39 tank, 57 zırhlı araç, 572 askerle bir vatan toprağı terk mi edilir, savunulur mu? Bunu milletimizin dikkatine sunuyorum. Türkiye’yi bu kadar küçük düşürecek, vatan toprağını savunmaktan âciz bir iktidarın 39 tankı, 57 zırhlı aracı, 572 askerimizi orayı savunmak üzere rahat bırakması…

ALİM IŞIK (Kütahya) – 39 askeri tahliye etmek için kullandığı…

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Eğer geri kaçacaklar idi ise, kaçmadan bunu yapamıyorlar idi ise, böyle bir görüntüyü içine sindirebiliyor idi ise Başbakan ile Genelkurmay Başkanının bunu yapmasında hiçbir mahzur yoktu. Nitekim, yakıştırdılar ve yaptılar ama dikkat ediyor musunuz, ecdadımızın, büyük atamızın, büyük atalarımızdan bir tanesinin kemiklerini, naaşını, mezarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) - …getirip terör örgütünün kontrolünde olan bir yere bırakacak kadar bir aciz sergilenmiştir. Bunun en önemlisi, en acısı, skandalların üzerine skandal eklenmesinin bir tezahürü de dün burada bu toprakları savunmak zorunda olan Millî Savunma Bakanının bu kaçışı kahramanlık şiirleri eşliğinde söylemeye çalışmasıdır.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Ancak bu yanıltma, üç beş dakika sonra bir başka milletvekilinin burada PYD’nin, PKK’nın açıklamalarını söylemesiyle, “Bu ricati bile bizim sayemizde yaptınız.” demesiyle iyice fiyasko hâline getirilmiştir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kutluata…

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) - Bu ayıbın en önemlilerinden bir tanesi -her kim laf ediyorsa- en yüz kızartıcılarından bir tanesi, burada bu rezalet yaşanırken oradan alkışlar almasıydı. Alkışlamayan çok az sayıdaki AKP milletvekillerini şahsiyetli duruşlarından ötürü tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kutluata, lütfen…

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

 

                                              III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım.

Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Serindağ, Sayın Öğüt, Sayın Toptaş, Sayın Küçük, Sayın Atıcı, Sayın Özkan, Sayın Öner, Sayın Tanal, Sayın Özgündüz, Sayın Balbay, Sayın Güven, Sayın Türmen, Sayın Aygün, Sayın Toprak, Sayın Koç, Sayın Susam, Sayın Onur, Sayın Tamaylıgil ve Sayın Danışoğlu. 

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

XIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tasarının 17’nci maddesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekilimiz söz talebinde bulundu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz istedim ya.

BAŞKAN – Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun 17. maddesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN - Sayın Mehmet Volkan Canalioğlu? Burada.

Sayın Oktay Ekşi? Burada.

Sayın Faik Tunay? Burada.

Sayın Bülent Kuşoğlu? Burada.

Sayın Osman Aydın? Burada.

Sayın Özgür Özel? Burada.

Sayın Mustafa Ali Balbay? Burada.

Sayın Aydın Ağan Ayaydın?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Mahmut Tanal? Burada.

Sayın İzzet Çetin? Burada.

Sayın Ensar Öğüt? Burada.

Sayın Ali Özgündüz? Burada.

Sayın Sedef Küçük? Burada.

Sayın Melda Onur? Burada.

Sayın Ayşe Eser Danışoğlu? Burada.

Sayın Sakine Öz? Burada.

Sayın Tanju Özcan? Burada.

Sayın Aytuğ Atıcı? Burada.

Sayın Ali Rıza Öztürk? Burada.

Sayın Mustafa Moroğlu?

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Rıza Türmen? Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 17’nci maddenin açık oylama sonucu:

"Oy sayısı                                          :                      279

Kabul                                                :                      223

Ret                                                   :                      56(X)

       Kâtip Üye                                                              Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya                                       Mine Lök Beyaz

        Bartın                                                                  Diyarbakır"

 

Böylece madde kabul edilmiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

 

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, demin yasa tasarısıyla ilgili görüşmelere geçerken 21 Şubatta yapılan oturumlarla ilgili itirazımızı dile getirmiştik. Aslında, grup başkan vekilleri olarak sizinle yapmış olduğumuz toplantıda da –orada- belli kararlar çıkmıştı. Şu anda mevcut durum şöyledir: Yani, bu tasarının 1, 2 ve 3’üncü maddesi başta olmak üzere, muhtelif maddeleriyle ilgili uygun olmayan oturum yönetimi neticesinde bazı kararlar alınmıştır. Bu kararların kesin durumuyla ilgili normalde, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesine göre, Meclis Başkanının Divanla birlikte takip edilecek bir yolu kararlaştırması gerekiyordu. Bunu takip etmek de Başkanlık Divanının görevidir. Sizin de bunu takip etme sorumluluğunuz şundan dolayı vardır: Bu görüştüğümüz kanun tasarısında -17 madde görüşüldü- 17 maddenin birkaç maddesi dışındaki tüm maddeleri birbiriyle bağlantılıdır. Dolayısıyla, 1, 2 ve 3’üncü maddedeki usulsüz bir karar, kanun tasarısının diğer maddeleriyle ilgili süreçleri de doğrudan etkileyen bir durumu ortaya çıkarıyor. Yani, düğme baştan yanlış iliklenmiş ve görüşmeler de o şekilde şu anda devam ettiriliyor. Demin de ifade ettim, nasıl ki normal bir yasa tasarısı görüşmesi sırasında ilk 3 maddeyi atlayarak 18’inci maddeyi görüşemiyorsak, şu anda da aslında bu pozisyonda olmamız gerektiğini ifade etmiştim ama siz bu itirazımızı dikkate almadınız. Açıklamanızı da biz yeterli bulmadık doğrusu.(X) Toplantıda kararlaştırdığımız Meclis Başkanlık Divanının yapmış olduğu toplantının bir sonucu da bize yansıtılmadı. Dolayısıyla, uygunsuz bir durumda şu anda Genel Kurul görüşmeleri devam ediyor. O nedenle, biz bir usul tartışması açacağız.

BAŞKAN – Evet, Sayın Baluken, teşekkür ediyorum.

Dün bu konu konuşuldu, usul tartışması da açıldı.

Dünden bu tarafa yapılan...

İDRİS BALUKEN (Bitlis) – Açılmadı, bu konuyla ilgili açılmadı.

BAŞKAN – Açıldı efendim, dün açıldı, konuşuldu.

İDRİS BALUKEN (Bitlis) – Bu konuyla ilgili açılmadı.

BAŞKAN - Hayır, siz sonucuyla ilgili diyorsunuz, sonucuyla ilgili benim yapacağım bir şey yok ki usul tartışması yapalım.

İDRİS BALUKEN (Bitlis) – Devam edemezsiniz.

BAŞKAN - Şimdi, efendim, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi göre, geçen birleşime ilişkin bir işin düzeltilmesi, Başkanlık Divanının değerlendirmesi ve önerisi sonucu Genel Kurulun kararıyla mümkündür.

ÖZDAL ÜÇER (Van) - Meclis Başkanı gelinceye kadar ara verelim.

BAŞKAN - Başkanlık Divanını çağırma, gündemini oluşturma Meclis Başkanının yetki ve görevindedir. Konu, Meclis Başkanlığına intikal etti. Oturumu yöneten Başkan Vekili olarak konuya ilişkin bir yetkim bulunmamaktadır.

Biraz önce belirttim, söz konusu itirazlar Başkanlığımızın kaydına girmiş ve üzerinde çalışmalar başlatılmıştır.

İDRİS BALUKEN (Bitlis) – Sayın Başkan, ama bakın...

BAŞKAN - Meclis Başkanı, konuyu değerlendirdikten sonra, Başkanlık Divanıyla birlikte değerlendirdikten sonra Genel Kurula sunacak.

Şimdi, bu...

İDRİS BALUKEN (Bitlis) – Sayın Başkan, şimdi, görüştüğümüz yasa tasarısındaki maddeler birbirinden bağımsız, birbiriyle ilişkili olmayan maddeler olsaydı biz bunu beklemeyebilirdik.

BAŞKAN – İşte,  tam bu noktayı dün görüştük diyorum ben, dün konuştuk ve üzerinde usul tartışması açıldı, bu nokta dün konuşuldu.

İDRİS BALUKEN (Bitlis) – Ama bu maddeler tamamen birbiriyle ilişkili, dolayısıyla görüşmelerin, maddelerin görüşmelerini etkileyeceği bir boyut taşıyor. Kanunlar ve Kararlara da danışabilirsiniz. Bu konuda eğer maddelerin birbiriyle ilişkisi varsa, ilk 3 madde üzerindeki görüşmeler usulsüz yapılmışsa bu, diğer maddelerle ilgili görüşmeleri de doğrudan etkileyecek bir durum yaratıyor. Dolayısıyla, bu görüşmelerin aslında yapılmaması gerekiyor. O nedenle...

BAŞKAN – İşte Sayın Baluken, tam bu noktayı dün konuştuk ve üzerinde usul tartışması açıldı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama bu konuyla ilgili usul tartışması açmadık.

BAŞKAN - Yapabileceğimiz bir şey yok ki. Muhatap ben değilim; muhatap olan makama, Meclis Başkanına gönderdik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13’üncü madde uyarınca, geçen hafta cumartesi günü yapılan oylamalarda usulsüzlük olduğu Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Halkların Demokratik Partisi tarafından iddia edildi. Bu iddia o güne ilişkin tutanaklarla somut bir şekilde kanıtlandı ve Meclis Başkanlığına Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak başvurduk, dün de burada yaptığımız tartışmalarda bunu gündeme getirdik. Toplantıya, görüşmelere ara verdiniz, arka tarafta sizin Başkanlığınızda toplandık. Evet, görev Sayın Meclis Başkanınındır ve ona vekâlet eden Meclis Başkanı Vekilinindir. Onun, Başkanlık Divanını süratle toplayıp bu konuda izlenecek yolu belirlemesi gerekir. Görev onun ancak bir yandan da teklife ilişkin görüşmeler devam ediyor. Oysa görüştüğümüz her yeni madde, oylamasında usulsüzlük yapıldığını iddia ettiğimiz maddelerle ilişkilidir, birçoğu onunla ilişkilidir. Ona ilişkin bir düzeltme yapmadan maddelere devam etmeyi yasama faaliyeti açısından ben yanlış buluyorum.

Sizden talebim şudur: Siz, lütfen, Sayın Meclis Başkanını, Meclis Başkanı Vekilini arayın, Meclis Başkanlık Divanının bir an önce toplanması konusundaki muhalefetin talebini kendilerine bildirin efendim. “Görev benim değildir.” demekle sorun çözülmüş olmuyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, tamam.

Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Meclis Başkanı Vekiline konuyu iletmek için beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.29

 

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Vural, söz talebiniz var galiba.

Buyurun.

 

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, biraz önce grup başkan vekillerine söz verdiniz, benim de o çerçevede söz talebim vardı. O bakımdan, Başkanlık Divanının yapacağı bu görevin ivedilikle yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin bir talebimiz vardı.

Usule aykırı işlemler tamamlanmadan diğer işlemlere geçilemeyeceği gayet açık ve net. Önce usul görüşülür ve açıkçası, bu usul de Meclis Başkanı tarafından yapılacağına göre önce usulün ele alınması ve kararlaştırılması gerekir, ondan sonra esasa girilir. Bu bakımdan, usul tartışması da takdir edersiniz ki zaten ivedilikle açılması gereken bir husus olduğuna göre Meclis Başkanının da bu usulle ilgili belirlemeyi yaptıktan sonra müzakerelerin devam etmesi gerektiğine ilişkin ifadelerini doğru bulduğumuzu, bizim de o yönde bir müracaatımızın olduğunu belirtmek için söz aldım.

Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

 

17.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi uyarınca daha önce yanlış yapıldığı iddia edilerek itiraz edilen oylamayla ilgili kararını vermeden 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük 13’üncü maddeyle ilgili talebi yapan bendim ve bu talebi hem burada dile getirdim hem dilekçeyi Meclis Başkanlığına verdim. Sayın Çiçek Kanada’daydı, muhtemelen dönmüştür ama öğrendik ki Başkan Vekili de Ayşe Nur Bahçekapılı; onun döneminde, 21 Şubatta bu usulsüzlükler yapıldı. Yani şimdi, bizim verdiğimiz dilekçe Başkan Vekili Ayşe Nur Hanım’da yani biz kadıyı kadıya şikâyet etmiş durumdayız şu an. Bu usulsüzlük giderilmeden diğer maddelerde ilerleme şansımız yok. Yani öyle, zamana yayacak bir keyfiyeti yoktur, 13’üncü maddenin takdir marjı da yoktur, direkt Başkanlık Divanının toplanıp karar vermesi lazım.(x) Bu öyle çok zor bir olay değil, hemen toplanabilir ve bu kararı verip bunu giderebilir, bir çözüm bulabilir. Eğer bu çözümü sağlayamıyorsak o zaman biz muhalefet olarak başka önlemlerimizi almak zorunda kalırız.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ederim.

Sayın grup başkan vekillerine, ben, Meclis Başkanlığına vekillik yapan Sayın Başkan Vekiliyle görüşeceğimi söyledim. Telefonla görüştüm, çalışmaların başlatıldığını ve Meclis Başkanı geldikten sonra değerlendirileceğini…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O zaman usul tartışması…

BAŞKAN – Sizin bahsettiğiniz konularla ilgili de efendim, dün hem içeride konuşuldu hem usul tartışması yapıldı. Şu anda bizim Meclisi idare eden Başkan Vekili olarak yapabileceğimiz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, o zaman usul tartışma talebimizi dikkate alır mısınız?

BAŞKAN – Efendim, dün usul tartışmasını açtık, açtığımız bir konuda niye usul tartışması açacağız?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, gözden kaçırdığınız bir şey…

BAŞKAN - Ama, maksat sadece vakit geçirmek içinse…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Vakit geçirme niye olsun Sayın Başkan?

BAŞKAN – Dün açtık bu konuyu, konuştuk efendim. Dün bu konuyla ilgili usul tartışması açıldı mı, açılmadı mı?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, açılmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, aslında, sizin usulle ilgi yapacağınız şey bitmiştir artık, Meclis Başkanına devredilmiştir.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani buradaki usul tartışması artık bitmiştir, bununla ilgili tartışmanın Divanda yapılması gerekir. O bakımdan, “Bununla ilgili usul belirlenmeden görüşülmesi olamaz.” irademiz buradan kaynaklanıyor.

HALUK İPEK (Ankara) – Meclis kapanmaz.

BAŞKAN – Dün bunu kararlaştırdık ancak “görüşülmesi olmaz” değil, buranın devam edeceği, Başkanın Başkanlık Divanını toplayarak bir usul belirlemesi hususunu dün kararlaştırdık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, işte yani usul belirlenmeden devam edemez. Biraz önce siz usul tartışması açsaydınız ve kabul edilseydi ne olacaktı? Divan sizde, Başkanlık sizde, Divan çoğunluğu var. E, Divanda yatıyor değildir herhâlde bunlar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani burada sizin tavrınızla ilgili de bir usulsüzlük söz konusu. Usul tartışması talebimizi dikkate almanızı rica ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Baluken, dün bu talebi dikkate aldık, konuştuk, usul tartışması açtık…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, usul tartışması bu konuda açılmadı.

BAŞKAN – …Meclis Başkanlığına intikal ettirilmesi gerektiğini konuştuk ve bu işlem yapılırken de görüşmemizin durmasının herhangi bir sebebi olmadığını konuştuk ve kararlaştırdık usul tartışmasının neticesinde. Dünkü tutanakları getirteyim, okuyayım efendim, ondan sonra tekrar gerekirse usul tartışması açacağız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tamam, bir getirin o zaman.

BAŞKAN - Dünkü tutanakları getirtiyorum, usul tartışmasının neticesindeki görüşlerimi söylüyorum.

 

XIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonunun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları'nın (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder. Bu Kanun kapsamındaki rücu istemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır.’

şeklindeki  17 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin ihdas edilmesini diğer maddelerin  buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural...

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Önergemizi geri çekiyoruz.

BAŞKAN – Evet.

18’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun 18. maddesiyle 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yapılan değişikliğin “ayrılanlar ile araç kiralayan gerçek ve tüzel kişilerin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Erdoğan                                   D. Ali Torlak                              Hasan Hüseyin Türkoğlu

                       Muğla                                               İstanbul                                            Osmaniye

              S. Nevzat Korkmaz                             Ahmet Duran Bulut

                       Isparta                                              Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun,

"26/6/1973 tarihli ve 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ‘ayrılanların’ ibaresi ‘ayrılanlar ile araç kiralayanların’ şeklinde değiştirilmiştir."

şeklindeki 18. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                   Sedef Küçük                                     Ali Rıza Öztürk                               Aydın Ağan Ayaydın

                      İstanbul                                              Mersin                                              İstanbul

 

             Mehmet Hilal Kaplan                                Ali Özgündüz                                       Aytuğ Atıcı

                      Kocaeli                                              İstanbul                                              Mersin

 

                  Mahmut Tanal                                      Rıza Türmen

                      İstanbul                                               İzmir

BAŞKAN – Şimdi, okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair -torba- Kanun Tasarısının 1 inci maddesi; Anayasa ve İçtüzük Hükümleri ile evrensel hukuk normlarına ve temel insan haklarına aykırı olup tek parti -tek adam- diktatörlük rejimi ve polis devletinin ötesinde, fiili "savaş hali" uygulaması getirdiğinden kanun tasarısının 18 inci maddesinin Anayasa'ya aykırılık nedeniyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                  Pervin Buldan                                       Nazmi Gür                                      Gülser Yıldırım

                        Iğdır                                                   Van                                                 Mardin

 

            Abdullah Levent Tüzel                       Hüsamettin Zenderlioğlu                               Demir Çelik

                      İstanbul                                               Bitlis                                                  Muş

 

                     Erol Dora

                       Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye uyuyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ayla Akat Ata…

BAŞKAN – Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili.

Buyurun Sayın Ata.

(HDP Grubu milletvekillerince poşu takılması)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ama yakışmış yani!

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Hiç şık değil, hiç şık değil!

AYLA AKAT ATA (Batman) – Teşekkür ederim.

Evet, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Halkların Demokratik Partisinin görüşülen yasa hakkındaki görüşlerini ifade etmek üzere söz hakkı almış bulunmaktayım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan yasa her ne kadar görevi ve sorumluluğu olmadığı hâlde Sayın Cumhurbaşkanı tarafından, yine Sayın Başbakan tarafından ve ilgili Bakanımız Sayın İçişleri Bakanı tarafından toplumun güvenliği adı altında çıkarıldığı iddia edilse de, bu yönüyle kamuoyuna bilgi verilse de bu yasanın AKP Hükûmetinin güvenliğini sağlama yasası olduğunun altını çizerek başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün kürsüye poşuyla çıktık. “Poşu nedir?” diye Türk Dil Kurumu ne demiş ona bir bakalım: “Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün ve benzerinden yapılmış bir başörtüsü türü, dolama.” Ve herkes biliyor ki aynı zamanda son on yıldır bir aksesuar olarak da kullanılmakta.

Peki, bir aksesuar olan, aynı zamanda bir başörtüsü olarak kullanılan poşu ne zaman  bir korunma aracına döndü, bunu bir tartışalım, bunu bir değerlendirelim: Öğrenciler sokağa çıktılar, YÖK’ü protesto ettiler, ana dilde eğitim istediler, eğitimde eşitlik istediler, devletin cevabı gazdı, TOMA’larla tazyikli suydu; kendilerini korumak için poşularını şöyle yaptılar.

Yine, işçiler, emekçiler sokaktaydılar,  iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasını istediler, işçi ve emekçi haklarının korunmasını istediler, sokakta onları bekleyen devletin gazıydı, copuydu, tazyikli suyuydu; yüzlerini böyle kapatmak zorunda kaldılar.

Yine, değerli arkadaşlar, kadınlar sokaklara çıktılar 8 Martlarda, 25 Kasımlarda, Özgecan’lar katledildiğinde cinayetlere karşı. Her defasında onları bekleyen devletin gazıydı, copuydu; o yüzden aksesuarlarıyla yüzlerini kapatmak ve korunmak zorunda kaldılar.

Değerli arkadaşlar, esnaf sokaktaydı, tabii ki sorunları vardı, seslerini duyuramıyorlardı Hükûmete, birleştiler, bir araya geldiler ama bir baktık ki  televizyonda birisi “Sık ulan sık.” diyor. Ne yapacaktı esnaf? Tabii ki yüzünü kapatmak zorunda kaldı.

Değerli arkadaşlar, yine çiftçiler, yine akademisyenler bu ülkede devletin terörünün mağduru oldular. Devletin uyguladığı şiddetin mağduru oldular ama ne denildi: “Biz bu yasayı, özgürlükleri güvence altına almak için çıkartıyoruz.”

Hükûmetin politikalarını eleştiren ve özgürlük isteyen herkes esasında bu şiddetin mağduru olmuştu. Gerçek neydi? Sokakta sıkılan gazdı ve bu gazdan korunmak için bu puşiyle yüzünü kapatan  milletvekili, akademisyen, öğrenci, gazeteci, bunların hepsi mevcut yasalar gereği suçlu sayıldı. Bu yasadan önce kaç kişinin, yüzünü kapattığı için ilgili yasaların hedefi olduğu ve cezalandırıldığını lütfen Sayın Bakanımız açıklasın. Daha bu yasayı görüşmedik ama bugün İstanbul’da 3 gencimiz, Oktay Çakatay, Ömer Bozdağ, Emrah Çeçen, kuvvetli suç şüphesi, soğuk havadan korunmak için taktıkları puşi kuvvetli suç şüphesi sayıldığı için tutuklandılar. Bugün, tam da bugün sadece…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ellerinde bir şey var mıydı?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sadece bu gerekçeyle tutuklandıklarına inanıyor musun ya, bir hukukçusun Sayın Ata?

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Tabii ki inanıyorum, basına yansıdı, gidip tutanaklardan okuyabilirsiniz. O tutanaklarda yazanlar…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Avukatsın sen, takip etmiyor musun? 

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ayıp ya, ayıp! Poşu tek başına bir suç aleti, öyle mi?  

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Katılıyorum, katılıyorum size, ayıp ama AKP Hükûmetinin ayıbı!

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Yazık ya!

AYLA AKAT ATA (Devamla) – AKP Hükûmetinin ayıbı!

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Bu kadar da bu vatandaşın gözünün içine baka baka yanlış söylenmez!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ellerinde ne vardı, elinde?

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Bizde bir söz var, biz Türkmen halkından öğrendik bunu, birlikte yaşadığımız Türkmen halkından Diyarbakır’da. Şunu söylüyorlar, diyorlar ki: Dünya…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Poşu taktı diye ceza almış, tutuklanmış, şuna bak!

AYLA AKAT ATA (Devamla) - Biliyorsunuz, egemenlik ilişkisi, ilk kadın erkek arasında çıktı ama egemen hep “Sözüm -ben- senden daha fazla olacak.” dedi. Bizdeki söz de yani Türkmen halkından öğrendiğimiz söz de şu, diyorlar ki “Kulağını tutup sana bütün dünyayı gezdiririm.” Karşısındaki de diyor ki: “Sen de benimle beraber.”

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Evet, puşi taktı diye, Kürtçe halay çekti diye tutuklanan binlerce genç var. Ne konuşuyorsunuz?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Edepli ol ve edeplice konuş!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Elinde ne vardı?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Konuşma, edepli ol! Sen ol!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Haddini aşma!

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

(Kâtip Üye İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit tarafından önergenin okunmasına başlandı) 

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın…”

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Haddini aşma! Haddini aşarsan…

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen oturun. 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Avukatsın…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Bir daha böyle konuşma!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – On beş sene ceza yemedi mi puşiden insanlar? On beş sene ceza yediler puşiden. Hukukçusunuz, ayıp ya, hukukçusunuz! Yasa çıkmadan ceza yediler on beş sene. Haddinizi bilin ya, her şeyin usulü var!

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Gençler puşiyi ve şal-şepiği giydiği zaman sen konuşamazsın! Şal-şepik giydiğimiz zaman konuşamıyorsun! Hepimizi gerilla mı yapacaksın?

(Kâtip Üye İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

“2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun,

"26/6/1973 tarihli ve 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ‘ayrılanların’ ibaresi ‘ayrılanlar ile araç kiralayanların’ şeklinde değiştirilmiştir."

şeklindeki 18. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                Sedef Küçük (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sedef Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Küçük.

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce şehit pilotlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve ülkemize sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, haklar ve özgürlüklerin yasal korunmaya alınmasının ve hukukun üstünlüğünün en temel metinlerinden birisi olan Magna Carta’da “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak.” denilmektedir. Magna Carta’nın bu maddesi tam sekiz yüz yıl önce yazılmış. İnsanlık o günden bu yana özgürlük mücadelesinde daha fazla mesafe kat etmiş, özgürlüklerin alanını genişletmiş ve insanı merkeze alan bir bakış açısı gerçekleştirmiş. Bu sözleşmenin akdedilmesinden tam sekiz yüz yıl sonra, insanlık hak ve özgürlükler konusunda bu kadar mesafe almışken, 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde insan haklarını askıya alan böyle bir tasarıya ilişkin temel soru şudur: Bu tasarıyla amaçladığınız nedir? Çağdaş dünya toplumları özgürlükleri genişletmeye çalışırken, bütün bu demokrasi ve insan hakları birikimini yok sayan bu tasarıyla ülkemizi hangi karanlığa doğru sürüklüyorsunuz? Ya da bunun farkında mısınız? Aslında bu karanlığın sonunda ne olduğu sorusunun yanıtı hiç de zor değil. O karanlığın sonunda polis devleti var, o karanlığın sonunda korkunun, baskının ve kontrolün olağanlaştığı, suskun bir toplum var; o karanlığın sonunda devlet eliyle uygulanan terör var. İşte biz buna karşıyız diyoruz, işte biz buna geçit vermeyeceğiz, karanlığa suç ortağı olmayacağız diyoruz. Biz bu karanlığa, geçtiğimiz günlerde tanıklık ettik. Milletvekillerine bile pervasızca saldıran zorba zihniyeti gördük. Kendi sesinden başka bir sese tahammül edemeyen bir ilkellik geçtiğimiz günlerde bu çatı altındaydı. Bu, yaratılmaya çalışılan topluma dair açık bir ipucuydu, geçirilmeye çalışılan bu kanunun aleni bir provasıydı. Farklılıkları kabullenemeyen, “Ya benden olursun, benim gibi düşünürsün ya da yok olursun.” zihniyetinin bir yansımasıydı bu çatı altında olanlar. Ama yalnız bu çatı altında değildi ki bu zihniyet? Geçtiğimiz haftalarda protesto hakkını kullanan kadınlarımızı sokakta sürükleyen de aynı zihniyetti, geçtiğimiz yıllarda Uludere’de kendi halkına bomba atan da, sokakta çocukları vuran ve cenazelerini yuhalatan da aynı zihniyetti. Demokrasiye tahammülü olmayan, şiddetin dilini konuşan bir zihniyetti bu çatı altında olan. Bu çatı altında olanlar yalnızca bir şiddet zihniyetinin yansıması değildi, aynı zamanda dehşetli bir korkunun tezahürüydü. Kendi toplumundan, her kıpırtıdan, farklı her sesten duyulan bir korkunun ifadesiydi. İşte bu korku yüzündendir ki birileri insanlarımızı bu kadar kamplaştırıyor, bu yüzden “Senden, benden” diye ayırıyor, toplumu yüzdelere bölüyor; işte bu yüzdendir ki kendini korumak için kardeşi kardeşe düşman ediyor, işte bu yüzden komplo teorilerinin ardına saklanıyor bu zihniyet. Korkuyla ve komplo teorileriyle gerçeklikten uzaklaşan, gerçeklikle bağını koparan bir yönetim anlayışının da toplumu nereye götüreceği açıktır. Bakın bütün otoriter ülkelere, güvenlik adına özgürlükleri askıya alan iktidarlar göreceksiniz; baskıyla bunalmış toplumlar ve eninde sonunda sosyal bir patlama olması kaçınılmaz ülkeler göreceksiniz; mutlak bir iktidar kurmak için demokrasiyi, insan haklarını kurban veren keyfî yöneticiler göreceksiniz.

İşte bu kanun tasarısının amacı budur, ülkenin sürüklendiği yer de burasıdır, bunun yükü de çok ağırdır, taşınamaz diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Serindağ, Sayın Toptaş, Sayın Öztürk, Sayın Özkan, Sayın Atıcı, Sayın Akar, Sayın Küçük, Sayın Şeker, Sayın Öner, Sayın Özel, Sayın Öz, Sayın Toprak, Sayın Acar, Sayın Türmen, Sayın Balbay, Sayın Susam, Sayın Koç, Sayın Kaplan, Sayın Tamaylıgil, Sayın Danışoğlu.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

XIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun 18. maddesiyle 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununun 1 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yapılan değişikliğin “ayrılanlar ile araç kiralayan gerçek ve tüzel kişilerin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                  Emin Haluk Ayhan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum o zaman.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Konuşacak mısınız? Hükûmet katılıyor Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Konuşayım, istemiyor musunuz?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Konuşsun ya!

BAŞKAN – Usul, şimdiye kadarki usul… Ama bir usul var yani.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hangisi usule uyuyor Sayın Başkan?

Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Daha önce kestiklerinizin yerine olsun.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 18’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu sadece “gerçek ve tüzel kişiler” ilavesini yapıyoruz, bu da kabul gördü. Bu demek ki bizim yaptığımız değişikliklerin, önerilerin doğru olduğunu gösteriyor.

Burada ifade etmek istediğim bir husus var. Tasarı görüşülürken partimizin görüşleri açıkça ortaya konmuştur. Başbakan muhalefetin taleplerini istediğinde görüşlerimiz net bir şekilde ifade edilmiştir, beyan edilmiştir. Bu tasarının görüşülmesi 2 kere ertelenmiştir. Kim, kim ile pazarlık etti, açıkça ortaya konulması gerekir. Gerek alt gerekse komisyonda görüşlerimizi açıkça beyan etti arkadaşlarımız. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak terörle mücadele konusunda, mücadele edin, terörle müzakere etmeyin dedik Sayın Bakan; terörü meşrulaştırmayın dedik, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki düzenlemeleri gevşetmeyin diye çok söyledik. Bunları grup yöneticisi arkadaşlarımız da burada defalarca ilettiler, dile getirdiler. Teröre müsamahayla terör azdırıldı. Terör örgütünün simgeleriyle miting yapmayı, taşımayı, bölücülük yapılmasını normal hâle getirdiniz. Operasyon yetkilerini valilere verdiniz, valilere de “Operasyon yapma!” talimatı verdiniz. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerini iç güvenlikten çektiniz. PKK’ya “Silahlarını bıraksınlar, silahlarıyla gitsin.” dediniz ancak müzakereye de devam ettiniz. İç güvenliği PKK’ya teslim ettiniz. PKK mahkemeler kuruyor, hâkim atıyor, vergi topluyor, asayiş birimlerini kuruyor; sizden çıt yok, hiçbir şey söylediğiniz yok. Size rağmen Jandarma müdahale etmedi mi 6-7 Ekim olaylarında? Kim müdahale etti? Kanunu değiştirmenize rağmen kim müdahale etti? Orduya müdahale ettirdiniz.

Şimdi, bunlara baktığınız zaman yaptığınız işlerin düzgün olmadığı, Sayın  Bakan, net bir şekilde anlaşılıyor. Ama, sizin istediğiniz önce ak saraydı, sonra ak polisti, sonra ak jandarma, ak ordu, ak yargı, ne varsa böyle gidiyorsunuz ama bunun sonu sizin açınızdan da iyiye gitmiyor.

Sayın  Başbakanı belki farklı yönlendiriyorsunuz, belki aldatmaya çalışıyorsunuz ama mümkün olmuyor. Önüne ne koyuyorsanız onu okumak zorunda kalıyor. Ben bunu söyledim. Biraz önce burada Sayın  Babacan vardı. Hiç insan “10 bin dolardan 19 bin dolara çıkan millî gelir” diye Sayın  Başbakana söyletir mi? Yazık değil mi, günah değil mi, el âlem takip etmiyor mu? “Nerede, 2017’de millî gelir 970 milyar dolar olacak.” diyorsunuz. Ondan sonra da ne oluyor? 1,3 trilyon dolar, 2018 için söylüyorsunuz. Ayıptır, günahtır! Bütün dünya bunu seyrediyor, ajanslardan izliyor, Başbakanın böyle söylediğini duyuyor. Bunu ben söylesem insan içine çıkacak hâlim kalmaz. Niye adamı yanıltıyorsunuz, niye Sayın  Başbakanı yanıltıyorsunuz? Biz bundan zevk mi alıyoruz? Bu sadece AKP’nin Başbakanı mı? Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıysa bu yanlışı bu bakanlar yaptırmayacak. Bunu yaptırıyorsunuz ve zevk alıyorsunuz. Böyle şey olmaz, ikaz edeceksiniz, söyleyeceksiniz, bilmediğini öğreteceksiniz, öğrenmesi lazım.

Şimdi, hem de bu 1,3 trilyon dolar millî geliri G20 toplantısına giderken söylüyor. El âlem güler ya, “Buraya kim geldi, ne konuşuyoruz.” der. Türkiye’yi bir senede, götürme liginde 11 basamak birden atlattınız. Tabii ki o zaman ne yapıyorsunuz, tedbir almaya çalışıyorsunuz. Hırsızlık artıyor, yolsuzluk artıyor, şiddet artıyor, kadına şiddet artıyor, sağlık çalışanlarına şiddet artıyor, bağımlılık yaratan maddelerin kullanımı artıyor; cezaevleri dolmuş, taşmış, yargı iflas etmiş vaziyette, rezil bir hâlde bu iş gidiyor. İstediğiniz tedbiri getirin, adam gibi icraat yapmadıktan sonra hiçbir netice almanız mümkün değil.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istendi, arayacağım.

Kabul edenler…

Evet, elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır.

Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları'nın (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) “26/6/1973 tarihli ve 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ayrılanların" ibaresi "ayrılanlar ile araç kiralayanların" şeklinde değiştirilmiştir." şeklindeki 18 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin ihdas edilmesini diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Hasan Hüseyin Türkoğlu                                Alim Işık                                      Mehmet Erdoğan

                     Osmaniye                                            Kütahya                                               Muğla

                   Erkan Akçay                                  Ahmet Duran Bulut                                 Mehmet Günal

                       Manisa                                             Balıkesir                                             Antalya

                 Mustafa Erdem                                   Mustafa Kalaycı

                       Ankara                                               Konya

"MADDE 19- 26/6/1973 tarihli ve 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanununun 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir…

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri çektik efendim.

BAŞKAN – Önerge geri çekilmiştir.

19’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Komisyon Raporu’nun 19 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Erdoğan                                     Sinan Oğan                               Hasan Hüseyin Türkoğlu

                       Muğla                                                 Iğdır                                               Osmaniye

                Mustafa Kalaycı                                    Bülent Belen

                       Konya                                              Tekirdağ

"MADDE 19 - 1774 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 3- Araç kiralama şirketlerinin sorumlu işleticileri ve yöneticileri, kiralanan araç bilgileri ile aracı kiralayanların kimlik bilgileri ve kira sözleşmesi kayıtlarını usulüne uygun şekilde günü gününe tutmak ve bu kapsamda mevcut bilgi, belge ve kayıtları genel kolluk kuvvetlerinin her an incelemelerine hazır bulundurmak zorundadırlar. Ancak araç kiralayanın kamu kurum veya kuruluşu olması hâlinde sadece kamu kurum veya kuruluşuyla yapılan sözleşme ile araç bilgileri sisteme kaydedilir.

Araç kiralama esnasında gerçeğe aykırı kimlik kullananlar ile birinci fıkra kapsamında elde edilen bilgi ve kayıtları, hukuka aykırı olarak kullanan, bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılır.

Birinci fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere beşbin Türk Lirası, gerçeğe aykırı kayıt tutan veya bilgi verenlere onbin Türk Lirası idari para cezası, mülki idare amirlerince verilir. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren 1 ay içerisinde ödenir. İşlenen bir suçun gizlenmesi amacıyla bilgilerin yok edilmesi halinde işletme ruhsatı iptal edilir. Bu fıkraya göre idari yaptırımların uygulanması ceza soruşturması ve kovuşturması yapılmasına engel değildir.

Bu maddenin uygulanması ile görevi gereği bu verileri kullanan kamu personelinin denetimine ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenir.""

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun 1774 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 3- Araç kiralama şirketlerinin sorumlu işleticileri ve yöneticileri, kiralanan araç bilgileri ile aracı kiralayanların kimlik bilgileri ve kira sözleşmesi kayıtlarını usulüne uygun şekilde günü gününe tutmak ve bu kapsamda mevcut bilgi, belge ve kayıtları genel kolluk kuvvetlerinin her an incelemelerine hazır bulundurmak zorundadırlar. Ancak araç kiralayanın kamu kurum veya kuruluşu olması hâlinde sadece kamu kurum veya kuruluşuyla yapılan sözleşme ile araç bilgileri sisteme kaydedilir.

Araç kiralama esnasında gerçeğe aykırı kimlik kullananlar ile birinci fıkra kapsamında elde edilen bilgi ve kayıtları, hukuka aykırı olarak kullanan, bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılır.

Birinci fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere iki bin Türk lirası, gerçeğe aykırı kayıt tutan veya bilgi verenlere beş bin Türk lirası idari para cezası, mülki idare amirlerince verilir. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren 1 ay içinde ödenir. İşlenen bir suçun gizlenmesi amacıyla bilgilerin yok edilmesi hâlinde işletme ruhsatı iptal edilir. Bu fıkraya göre idari yaptırımların uygulanması ceza soruşturması ve kovuşturması yapılmasına engel değildir.

Bu maddenin uygulanması ile görevi gereği bu verileri kullanan kamu personelinin denetimine ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenir."  Şeklindeki 19. Maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                     Aytuğ Atıcı                                 Aydın Ağan Ayaydın

                      Mersin                                              Mersin                                             İstanbul

               Mustafa Balbay                                  Ali Özgündüz                              Mehmet Hilal Kaplan

                        İzmir                                               İstanbul                                             Kocaeli

                                                                         Mahmut Tanal

                                                                              İstanbul

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 684 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair -Torba- Kanun Tasarısının 1 inci maddesi; Anayasa ve İçtüzük Hükümleri ile evrensel hukuk normlarına ve temel insan haklarına aykırı olup tek parti-tek adam-diktatörlük rejimi ve polis devletinin ötesinde, fiili "savaş hali" uygulaması getirdiğinden kanun tasarısının 19 uncu maddesinin Anayasa'ya aykırılık nedeniyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                       Nazmi Gür                                      Gülser Yıldırım

                        Iğdır                                                   Van                                                 Mardin

                   Demir Çelik                               Hüsamettin Zenderlioğlu                                 Erol Dora

                         Muş                                                  Bitlis                                                Mardin

            Abdullah Levent Tüzel

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nazmi Gür, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Gür.

NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, ilgili madde üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Biliyorsunuz, bu yasanın -eğer kanunlaşırsa ve geçerse- uluslararası alanda yaratacağı sakıncaları bir bir anlatmıştık bu kürsüde, bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Biraz önce bir hatip daha, CHP’den bir arkadaşımız dile getirdi. Sık sık dile getirmekte fayda var çünkü bu tasarıyla birlikte Türkiye'nin hem uluslararası sözleşmelere koyduğu imzalar ve hem de Anayasa’nın 90’ıncı maddesine aykırılık… Aynı zamanda, Avrupa Birliği sürecinde aday ülke sıfatı çok ciddi darbe alacak. Bu konuda biz muhalefet olarak uyarılarımızı dile getirmeye devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Konseyinin bir basın açıklaması var, olduğu gibi okuyalım ki meramımızı daha iyi anlatmış olalım. Şöyle bir düşünceyi ileri sürüyor: “Türkiye Parlamentosunu mevcut uluslararası standartlar, benim tavsiyelerim ve ulusal insan hakları yapılarının tavsiyeleri ışığında yeniden değerlendirmeye, Türkiye’de polisin insan hakları kayıtlarını iyileştirmeye yönelik bir mevzuatın tasarlanması için bir fırsat olarak değerlendirmeye davet ediyorum.” Bu daveti yapan kim? Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks. Yani, bu konuda en ciddi açıklamalarından birisi. Öyle sanıyorum ki bu yasa Strazburg’dan dönecek ve Türkiye bu yüz karası yasayla, temel hakları, özgürlükleri, yaşam hakkını hiçe sayan bir yasayla Avrupa Konseyinde de ciddi tartışma konusu olacak.

Biliyorsunuz, Türkiye yine aynı zamanda Avrupa Birliğinin aday ülkesi olarak Kopenhag Siyasi Kriterleri başta olmak üzere diğer bütün hukuk sistemini -başta Anayasa’sı olmak üzere- Avrupa kriterlerine göre reforme etmek, değiştirmek zorunda. Böyle bir zorunluluk ortadayken, Hükûmetin hem çözüm süreci açısından hem Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından radikal demokratik adımlar atması gerekirken böylesine otoriter, âdeta bir faşizm rejimini, dikta rejimini getirecek olan, polise doğrudan öldürme yetkisi verecek olan, önleyici gözaltı ya da önleyici tutuklama gibi kendinden menkul kavramlarla Türkiye’ye açık bir hapishaneye çevirecek bu tasarının bir an önce geri çekilmesi gerekir.

Tabii, Türkiye’de vicdanı olan, Türkiye’de demokrasinin güçlendirilmesi için çalışan çok önemli kurumlar da bu konudaki düşüncelerini dile getiriyor. Örneğin, Türkiye İnsan Hakları Vakfı bu yasanın getirileri götürüleri konusunda ciddi açıklamalar yapıyor ve bu yasanın çekilmesini istiyor. Yine, önemli bir insan hakları kuruluşu olan, benim de onurla on beş yıl hizmet ettiğim İnsan Hakları Derneğinin bu yasanın sakıncalarını dile getiren ve bu yasanın bir an önce çekilmesi ve demokrasi açısından sakıncalarını dile getiren düşünceleri var.

Yine, dün, Grup Başkan Vekilimiz Sayın İdris Baluken Avrupa çapında -dünya çapında hatta- Uluslararası Af Örgütünün ciddi bir kampanya başlattığını söyledi. Doğru, bu kampanyaya bugün ben de katıldım, Amnesty’nin bir üyesi olarak gururla bu imzayı koydum. Hem Mecliste hem Meclis dışında bu yasanın geçmemesi için biz elimizden geleni yapacağız. Uluslararası Af Örgütü, dünya çapında global bir kampanya başlattı. Bu yasanın başta yaşam hakkını olmak üzere, düşünce özgürlüğünü, toplanma özgürlüğünü nasıl topyekûn yok ettiğini gösteren bir açıklama ve kampanya yürütüyor.

Yine, çok farklı insan hakları örgütlerinin bir araya geldiği ve aralarında MAZLUMDER’in de olduğu İnsan Hakları Ortak Platformunun yayımladığı bir rapor var burada, bu rapor da bunu dile getiriyor. Aynı şekilde, yine, barolar, insan hakları örgütleri, meslek kuruluşları bu yasanın sakıncalarını dile getiriyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin tamamı karşı, üyesi olduğumuz uluslararası örgütlerin büyük bir kısmı karşı. Bu yasayı bu şekilde siz ne uluslararası hukuk açısından, bağlantıları açısından anlatabilirsiniz ne de iç hukuk açısından anlatabilirsiniz. Çünkü bu yasa, açıkçası, Anayasa’nın 90’ıncı maddesine açıkça aykırılık gösteriyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.32

 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati : 23.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

Van Milletvekili Özdal Üçer ve  arkadaşlarının 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesi üzerindeki önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun 1774 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 3- Araç kiralama şirketlerinin sorumlu işleticileri ve yöneticileri, kiralanan araç bilgileri ile aracı kiralayanların kimlik bilgileri ve kira sözleşmesi kayıtlarını usulüne uygun şekilde günü gününe tutmak ve bu kapsamda mevcut bilgi, belge ve kayıtları genel kolluk kuvvetlerinin her an incelemelerine hazır bulundurmak zorundadırlar. Ancak araç kiralayanın kamu kurum veya kuruluşu olması hâlinde sadece kamu kurum veya kuruluşuyla yapılan sözleşme ile araç bilgileri sisteme kaydedilir.

Araç kiralama esnasında gerçeğe aykırı kimlik kullananlar ile birinci fıkra kapsamında elde edilen bilgi ve kayıtları, hukuka aykırı olarak kullanan, bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılır.

Birinci fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere iki bin Türk lirası, gerçeğe aykırı kayıt tutan veya bilgi verenlere beş bin Türk lirası idari para cezası, mülki idare amirlerince verilir. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren 1 ay içinde ödenir. İşlenen bir suçun gizlenmesi amacıyla bilgilerin yok edilmesi hâlinde işletme ruhsatı iptal edilir. Bu fıkraya göre idari yaptırımların uygulanması ceza soruşturması ve kovuşturması yapılmasına engel değildir.

Bu maddenin uygulanması ile görevi gereği bu verileri kullanan kamu personelinin denetimine ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenir."  Şeklindeki 19. Maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Mustafa Balbay konuşacak efendim.

BAŞKAN – Mustafa Balbay, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Balbay.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 43 madde olarak gelen, daha sonra 132 maddeye çıkan bu iç güvenliği imha paketiyle ilgili söz almış bulunuyorum ve 19’uncu madde üzerinde konuşacağım ağırlıklı olarak.

Bu paketin pek çok maddesi gibi 19’uncu madde de George Orwell’ın “1984” kitabına rahmet okutacak bir şekilde, toplumun bütün kesimlerinin kontrol altında tutulmasının, fiilen gözaltında tutulmasının ve yine, bu yasada getirilen, yeni tutuklama ya da gözaltını anımsatan “tehlike yakalaması”, “koruma altına alma” gibi kavramlarla birlikte, toplumda gerçekten çok ciddi bir gözaltı havası yaratacak bir madde.

Bu maddenin ayrıntılarına baktığınızda, sayın milletvekilleri, örneğin bir tatil beldesine gittiniz, araç kiraladınız, polis sizin peşinizde olabilir. Çünkü, bu aracı kiraladığınızda bütün bilgileri sizden isteyecekler ve araç kiralayan kişi, kolluk kuvvetlerinin, polisin her an denetiminin hazır olduğu duygusuyla hareket edecek.

Sayın milletvekilleri, zaten bu yasanın bütününe baktığınızda, gerçekten sizler de iç güvenlikle ilgili anlatılamayacağını düşündüğünüz için daha sonra dediniz ki: “Özgürlükleri koruma paketi.” Gerçekten doğru, burada bir özgürlükleri koruma paketi gerekiyor ama özgürlükleri Adalet ve Kalkınma Partisinin mantığından korumak gerekiyor. Çünkü, bu yasanın maddelerine baktığınızda, her alanda öncelikle vatandaşın suçlu ve polisin, her an ensesine bineceği, ensesinde olacağı bir mantıkla hazırlanmış.

Sayın milletvekilleri, sizler de pek çok polisle muhatapsınız,  korumanız var, güvenlik elemanlarınız var. Eğer onlar, belki, sizlerin yüzünüze söylemiyorsa, İçişleri Bakanının da dikkatinde olması dileğiyle, bu paketin bundan sonraki maddelerinde polisle ilgili de son derece sağlıksız diyeceğim yeni bir düzenleme yapıp emniyet teşkilatının baştan sona değişmesini gündeme getiren maddeler var. Yani, bir yanıyla jandarmayla ilgili düzenlemeler yaparken polis teşkilatını da baştan sona ayrı bir polis gözetiminde olacak şekilde düzenlemişsiniz sayın milletvekilleri.

Buradan ben bu sabah saat sekizde konuşma yaparken -İçişleri Bakanının da dikkatinde olması dileğiyle- 2007 yılında Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nda yapılan değişiklikle polisin silah kullanma hakkının biraz daha genişletilmesi sonrasında 183 kişinin yaşamını yitirdiğini paylaşmıştım. Elimde bu konuda 28 sayfalık bir rapor var. Bunu İçişleri Bakanının fiilî bir soru önergesi olarak da kabul etmesini… Eğer bu raporda yanlış bir cümle varsa benim de o cümleyi tekrar sizlerin huzurunda, evet, burada galiba farklı bir düzenleme yapılmış diye ayrıca gündeme getirme sözünü verebileceğim bir rapor sunacağım.

Sayın milletvekilleri, burada, polisimizin olağanüstü yetkiler almasıyla birlikte, 2007 yılından bu yana 183 kişinin yaşamını ortadan kaldırdığını göreceksiniz. Şimdi, sizler bu düzenlemeyle birlikte polise yaralayıcı bir madde karşısında bile silah kullanma yetkisi vermektesiniz. Yaralayıcı bir madde her şey olabilir; cam bardak olabilir, tokmak olabilir, her şey olabilir. Bunun karşısında, silah kullanılmasını istemek, sayın milletvekilleri, çekiçle sinek öldürmeye benzer. (CHP sıralarından alkışlar) Benzetmede kusur olmaz. Siz eğer çekiçle sinek öldürmeye kalkarsanız vurduğunuz yeri ortadan kaldırırsınız; masaysa masayı ortadan kaldırırsınız, camsa camı ortadan kaldırırsınız, eğer iç güvenlikse söz konusu olan, iç güvenliği ortadan kaldırırsınız.

Sayın milletvekilleri, Komisyon çalışmaları sırasında pek çok milletvekili arkadaşımız, Afyon Milletvekilimiz Ahmet Bey’in, Mersin Milletvekilimiz Ali Rıza Bey’in, Ali Serindağ’ın önerileri doğrultusunda bu yasada küçük değişiklikler yapmışsınız. Gelin, bu Genel Kurulda tekrar dikkate alın. Bu yasada baştan sona, gerçekten samimiyseniz, özgürlükleri artırıcı yönde tekrar düzenlemeler yapın ve kimi maddeleri en azından yeniden düzenleyin. Örneğin, sadece dinlemelerde bile vatandaşın sözünü dinleyeceğinize telefonunu dinleyeceğiniz, sınırsız dinleyeceğiniz bir düzenleme getirmişsiniz ve bu kırk sekiz saatin süresiz uzayabileceği ve sadece Ankara’dan belirlenecek bir düzenleme getirmişsiniz.

Sayın milletvekilleri, 132 maddelik bu iç güvenliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - …imha yasasının yeniden gözden geçirilmesini dikkatinize sunuyorum.

Saygılarımla teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım. Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.54

 

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati : 23.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesi üzerindeki İzmir Milletvekili Mustafa Balbay  ve  arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Evet, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Komisyon raporunun 19 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                Mehmet Erdoğan (Muğla) ve arkadaşları

“MADDE 19 - 1774 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 3- Araç kiralama şirketlerinin sorumlu işleticileri ve yöneticileri, kiralanan araç bilgileri ile aracı kiralayanların kimlik bilgileri ve kira sözleşmesi kayıtlarını usulüne uygun şekilde günü gününe tutmak ve bu kapsamda mevcut bilgi, belge ve kayıtları genel kolluk kuvvetlerinin her an incelemelerine hazır bulundurmak zorundadırlar. Ancak araç kiralayanın kamu kurum veya kuruluşu olması hâlinde sadece kamu kurum veya kuruluşuyla yapılan sözleşme ile araç bilgileri sisteme kaydedilir.

Araç kiralama esnasında gerçeğe aykırı kimlik kullananlar ile birinci fıkra kapsamında elde edilen bilgi ve kayıtları, hukuka aykırı olarak kullanan, bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılır.

Birinci fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere beşbin Türk Lirası, gerçeğe aykırı kayıt tutan veya bilgi verenlere onbin Türk Lirası idari para cezası, mülki idare amirlerince verilir. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren 1 ay içerisinde ödenir. İşlenen bir suçun gizlenmesi amacıyla bilgilerin yok edilmesi halinde işletme ruhsatı iptal edilir. Bu fıkraya göre idari yaptırımların uygulanması ceza soruşturması ve kovuşturması yapılmasına engel değildir.

Bu maddenin uygulanması ile görevi gereği bu verileri kullanan kamu personelinin denetimine ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenir.””

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET ERSOY (Sinop) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle 2 tane uçağımızın düşmesi sonucu şehit olan 4 pilot kardeşimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Allah, ailelerine ve Türk milletine sabır versin.

Kabul edilen önergeler hakkında grupların konuşma yapması normalde teamüllere aykırı ama bu kanun başladığından beri ne kanun ne Tüzük ne Anayasa ne usul ne adap ne erkân, hepsi rafa kalktı maalesef, çok üzülerek beyan ediyorum, hepsi rafa kalktı. Yoksa, bizim, burada, kabul edilen önergemiz üzerine konuşmamamız gerekiyordu ama gasbedilen konuşma haklarımızın yerine konuştuğumuzu düşünün, öyle kabul edin. Ne kadar gergin günler yaşıyoruz, ne kadar sıkıntılı anlar yaşıyoruz. Dün burada daha önce Orhan Düzgün Bey’in başına gelen Metin Külünk kardeşimizin başına gelecekti, anlamsız bir yere, iten yok, kakan yok. Metin Külünk’ün evlatlarının günahı ne arkadaş? Buraya babası, atası bu millete hizmet etsin diye göndermiş, Metin Külünk oradan aşağı gidiyordu. Niye? Bir tane başkan vekili hanımın hukuk tanımaz tavrı yüzünden. Yani, bu kanunlar geçer, biter ama kalan yaralar devam eder arkadaşlar. Hayatın tamamı tek bir kanunda da toplanmıyor. Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna sadece bir kanunda ihtiyacınız yok, bundan sonra çok daha fazla var.

Aslında, bu kanuna baktığınızda, iktidar için bulunmaz bir nimet. Her iktidar böyle bir kanundan elde ettiği hakları ister. Niye? Ali kıran baş kesen gibi. Yani, biraz evvel arz ettim, 23 Mart 1933’te Hitler’in Alman Meclisinden çıkarttığı kanun gibi. Ama unutmayın, bu kanundan kaynaklanan hakları bir gün bir başkası daha kullanacak. O başkaları her zaman sizin iddia ettiğiniz gibi iyi niyetli olmayabilir. Başörtülü bir bacımızın üstünü, “Açıl, ben seni arayacağım.” dediğinde ne diyeceğiz, söyler misiniz bana. Mesture bir hanıma “Sen soyun bakalım, ben seni arayacağım.” dediğinde ne diyeceğiz arkadaşlar? Yani, hep bu insanların iyi niyetine mi terk edeceğiz? Yanlış işler yapıyorsunuz. Sadece hadiseyi molotofa, vesair kilitlediniz, gerçeği uzaklaştırdınız.

Bakın, ben size anlatacağım: Bu kanunda öyle bir madde var ki kamuda denetmen, müfettiş, herhangi birisi birisini denetlemeye gitti; garezi var, onunla ilgili aksi rapor tutacak ve görevden alacak. Daha önce siz kendisiyle ilgili mahkemeye müracaat ediyordunuz, idare mahkemesi. Şu anda bu hakkını elinden aldınız. Siz kamuyu mahkemeye vereceksiniz, kamu eğer dilerse memura rücu edecek. Bakın, bu neyi getirir biliyor musunuz? Kamuda görev yapan bütün görevlileri o iktidarın kayıtsız şartsız emri altına getirir. Bir daha tekrar ediyorum: Bir gün iktidar olmadığınızda bu kanunla ilgili ciddi pişmanlıklar duyarsınız.

Bir başka konu daha: Polisler her merhalede sınava girecek. Komiser yardımcısı, Karagümrük Karakolu’nda komiser yardımcısı komiser olacak. Sınava girecek, mülakata gidecek. Mülakatta istediği ne olacak biliyor musunuz? Fatih İlçe Teşkilatına, Adalet ve Kalkınma Partisine gidecek, diyecek ki: “Ne olur, bana referans ol. Ben mülakata gidiyorum, bir sınıf atlayacağım.” Zaten emniyet müdürleri arasında mevcut bu hadise artık karakolda görev yapan komiser yardımcısına kadar indirgenecek. Bunun sonu bir parti devletidir, bir Baas rejimidir, muhaberat devletidir. Bununla ilgili sancıyı şu anda hissedemeyebilirsiniz ama bir gün karşınıza bundan kaynaklanan hakları kötü anlamda kullanan birisi düştüğünde “Yandım anam!” dersiniz ve biz belki de yanınızda olamayız o dönem.

Ama, size yemin ediyorum, size de söz veriyorum, biz hiçbir zaman bu  kanundan edindiğimiz hakları sizin gibi kötü kullanmayacağız. Sizin verdiğiniz, birilerine verdiğiniz… Üstü başı mesture bir hanımefendiye “Gel buraya soyun, seni arayalım.” demeyeceğiz. Ama siz bu kanunla birilerine böyle bir hak veriyorsunuz, böyle bir yanlışlık yapıyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun 20 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Erdoğan                                     Sinan Oğan                               Hasan Hüseyin Türkoğlu

                       Muğla                                                 Iğdır                                               Osmaniye

                     Alim Işık                                         Bülent Belen                                    Mustafa Kalaycı

                      Kütahya                                             Tekirdağ                                              Konya

MADDE 20- 1774 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 5- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde araç kiralama şirketleri tüm kayıtlarını bilgisayarda tutmak ve bilgisayar terminallerini genel kolluk kuvvetlerinin ek 1 inci maddeye göre kurulan bilgisayar terminallerine bağlamak zorundadırlar. Bu şartı yerine getirmeyen işletmelere mülki idare amirlerince on bin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu fiilin tekrarı halinde işletme ruhsatları iptal edilir. Bu madde uyarınca ruhsatı iptal edilenlerin, yeniden ruhsat başvuruları iptal kararının tebliğinden itibaren 5 yıl geçmedikçe işleme konulamaz."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun,

"1774 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 4 - Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde araç kiralama şirketleri tüm kayıtlarını bilgisayarda tutmak ve bilgisayar terminallerini genel kolluk kuvvetlerinin ek 1 inci maddeye göre kurulan bilgisayar terminallerine bağlamak zorundadırlar. Bu şartı yerine getirmeyen işletmelere mülki idare amirlerince on bin Türk lirası idari para cezası verilir. Bu fiilin tekrarı hâlinde işletme ruhsatları iptal edilir."" şeklindeki 20. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                     Aytuğ Atıcı                                  Aydın Ağan Ayaydın

                       Mersin                                               Mersin                                              İstanbul

             Mehmet Hilal Kaplan                                Ali Özgündüz                                     Mahmut Tanal

                      Kocaeli                                              İstanbul                                              İstanbul

                    İzzet Çetin

                       Ankara

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 684 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair -torba- Kanun Tasarısının 1 inci maddesi; Anayasa ve İçtüzük Hükümleri ile evrensel hukuk normlarına ve temel insan haklarına aykırı olup tek parti -tek adam- diktatörlük rejimi ve polis devletinin ötesinde, fiili "savaş hali" uygulaması getirdiğinden kanun tasarısının 20 nci maddesinin Anayasa'ya aykırılık nedeniyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                       Nazmi Gür                                      Gülser Yıldırım

                        Iğdır                                                   Van                                                 Mardin

                   Demir Çelik                               Hüsamettin Zenderlioğlu                                 Erol Dora

                         Muş                                                  Bitlis                                                Mardin

            Abdullah Levent Tüzel

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET ERSOY (Sinop) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu kanun tasarısının tamamı hakkında itirazımız olduğunu biliyorsunuz.

Biraz önce Ayla Akat Ata arkadaşımız burada poşunun nasıl bir suç aletine dönüştürüleceğine dair tezini, aslında bu somut hakikati ortaya koyarken İdris Şahin arkadaşımız oradan “Bugüne kadar poşu taktığı için mahkûm olan kimse var mı?” diye sordu. Değil mi, öyle sordunuz? Aslında var. Örneğin, Cihan Kırmızıgül, başka pek çok insan, taş attığı için hapsedilen çocuklar, koşarken polisin eline geçtiği için yürekleri muayene edilen ve kalpleri hızlı çarptığı için hapse atılan bebeler. Bunların hepsi vardı, fakat bunların hepsi yasaları zorlayarak hapse atılıyorlardı. Şimdi, siz aslında getirdiğiniz yasayı bilmiyor gibi davranıyorsunuz çünkü bu yasada yaptığınız değişikliklerle yüzlerini gizlemek maksadıyla bezle örtenlere iki yıldan dört yıla kadar ceza veriyorsunuz. Demek ki bundan sonra yüzünü örten, poşu takan herkes mahkûm edilebilecek. Niçin? Kastını siz varsayıyorsunuz. Nereden, neyi, niçin taktığını, niçin yüzünü örttüğünü nereden biliyorsunuz? Mesela, şimdi, ben şu anda suç işliyorum, değil mi? (AK PARTİ sıralarından “Şimdi değil.” sesleri) Şimdi işlemiyorum. Böyle mi? Siz bu yasayla beraber, sadece ve sadece politik protestolara katılanları değil, mesela iş yerlerinde protestolara katılan tarım işçilerini, inşaatlarda protestolara katılan inşaat işçilerini, Egeli Yörüklerden mor yemenili, Siirtli köylülere kadar, Hatay Araplarından Batman’ın Kürtlerine kadar herkesi, bir emek ihtilafında, bir sosyal ihtilafta, boyunlarında, yüzlerinde poşular olduğu için pekâlâ hapse atabilirsiniz. Kasıt unsuruna siz karar verdiğiniz için, siz kimi hedef alıyorsanız onu hapsedebilirsiniz.

Şimdi, bu şartlar altında aslında pratikte şu oluyor: Bu yasayı elinde tutan Hükûmet halka karşı bir savaş açma hakkını ve yetkisini elinde bulunduruyor çünkü herhangi bir sebeple kalabalıklara, onların taleplerinin ne olduğuna bakmaksızın, sadece ve sadece giysileri nedeniyle son derece sert yaptırımlar uygulayabilir. Üstelik, bunları, Terörle Mücadele Kanunu’nda yaptığınız değişikliklerle birlikte -son derece muğlak bir terimle- terör örgütünün propagandasına dönüşen eylemlerde bu cezaları 2 katına çıkartıyorsunuz. Bunu nasıl ispatlayacağız, terör örgütünün propagandasına dönüştüğünü? Örneğin, bugün her yerde, gösterilerde, kendilerine saygı duydukları devrimcilerin posterleriyle gezen gençlerin, onların bir arada bulundukları yüzlerce posteri bir arada taşıyan gençlerin toplantısına pekâl⠓Terör örgütünün propagandasına dönmüştür.” diyebilirsiniz ve orada, boyunlarında poşu bulunan, atkı bulunan, fular bulunan gençleri de pekâlâ bu şekilde suçlayabilirsiniz. Bu, tamamen idarenin kastına bağlıdır; insanların, yürüyüşçülerin, devrimcilerin, gençlerin kastına değil, Hükûmetin kastına, idarenin kastına bağlıdır ve idare bu kastı nasıl kullandı, 2011-2013 arasında sürüp giden KCK tutuklamaları döneminde bunları gördük. İdare kastettiği zaman, herhangi bir şeye gerek olmaksızın, bir e-maili okuduğu gerekçesiyle eski milletvekilimizi aylarca hapsetti ve şimdi, niçin üzerinde bir poşu bulunduğu için bir emekçiyi, bir inşaat işçisini, bir gösterici genci hapse koymaktan caysın?

Esasen bu, gençliğine karşı harp açan bir devletin ve Hükûmetin yasasıdır. Bu harbin kazanılamayacağını size anlatmaya çalışıyoruz fakat anlamak istemiyorsunuz. O zaman, dönün önceye bakın; Özal hükûmetlerinin kaybettikleri harplere bakın, Çiller Hükûmetinin kaybettiği harplere bakın, Mesut Yılmaz’ın kaybettiği harplere bakın, Bülent Ecevit’in kaybettiği harplere bakın. Halka karşı harp açan hiçbir yerde kazanmadı, daima kaybetti ama siz ne yazık ki kendinizi devletle özdeşleştirdiğinizden beri bu tarihin bir parçası oldunuz. Siz artık tarihe, maziye aitsiniz, gelecek bizim olacak. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun,

"1774 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 4 - Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde araç kiralama şirketleri tüm kayıtlarını bilgisayarda tutmak ve bilgisayar terminallerini genel kolluk kuvvetlerinin ek 1 inci maddeye göre kurulan bilgisayar terminallerine bağlamak zorundadırlar. Bu şartı yerine getirmeyen işletmelere mülki idare amirlerince on bin Türk lirası idari para cezası verilir. Bu fiilin tekrarı hâlinde işletme ruhsatları iptal edilir."" şeklindeki 20. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET ERSOY (Sinop) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İzzet Çetin.

BAŞKAN – İzzet Çetin, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu madde 1774 sayılı Kimlik Bildirimi Kanunu’na geçici bir madde eklenmesini öngören bir düzenleme. Bir haftayı aşkın zamandan bu yana gece gündüz konuştuğumuz bu tasarının belki de en kritik maddelerinden birisi. Tabii, ülkemizin giderek demokrasiden uzaklaşıp temel hak ve özgürlüklerin baskılanmaya çalışıldığı ve kişinin ötelenerek otoriter devlet baskısının giderek artmaya başladığı bir dönemde böylesi bir düzenleme… Yani araç kiralama şirketlerinin tüm kayıtlarının da emniyet birimlerine, güvenlik birimlerine entegre bir sistemle bağlanması belki demokratik bir düzende can güvenliği ve mal güvenliği açısından iyi gibi gözükebilir. Nitekim, bu kanunun 2’nci maddesinde, 1774 sayılı Yasa’nın 2’nci maddesinde özellikle konaklama yerlerine ilişkin benzer bir düzenleme 2008’de yapıldı ama Türkiye o gün bugünkü noktadan daha demokratik idi. Yani demokrasiden uzaklaşıldığının, otoriter, baskıcı düzenin giderek arttığının yansımalarını Cumhurbaşkanının her günkü söylemlerinde, Hükûmetin her türlü uygulamalarında görüyoruz ve toplanma ve gösteri yürüyüşleri hakkını kullananların biber gazıyla, copla sindirilmeye, baskılandırılmaya çalışıldığı bir dönemde böyle bir düzenleme elbette kuşku yaratıyor, kaygı yaratıyor. Tabii ki böyle bir maddeye bakıldığı zaman, insan ister istemez yasanın tümünü bir bütün olarak ele alıyor ve o zaman da ister istemez, kalıcı bir sıkıyönetim hükümleri ihtiva eden bir düzenlemeden, hele hele Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet teşkilatına doğrudan hükmetme yetkisine sahip, ne yaptığı belli olmayacak bir İçişleri Bakanının uygulamaları akla geldiğinde, ister istemez bu tür düzenlemelerden kaygı duyuyor.

Bütün arkadaşlar söyledi, şu ana kadar, gerçekten, bu kanun tasarısı, Meclisi gerdiği  gibi toplumu da gerdi. Bu kanun tasarısını gölgelemek için türbenin taşınması olayı bile bilinçli bir biçimde bu tasarının görüşmelerine rastlatıldı. “Acaba gündemi saptırabilir miyiz, konuyu lehimize çevirebilir miyiz?” Ama bumerang etkisi yaptı, o da bütün kamuoyu tarafından bunun bir bastırma, bunun bir gündem değişikliği yaratma amaçlı olduğunu kamuoyunun önüne serdi.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, Türkiye’nin ihtiyacı antidemokratik düzenlemeler değil yani otoriter bir rejime doğru ülkeyi götürmenin hiç kimseye bir yararı yok. Bütün siyasal partiler, bütün demokratik kitle örgütleri, hukuka inanan, hukuk devletinin kurallarına göre ülkenin yönetilmesini isteyen, savunan, çağdaş demokrasiyi isteyen herkesin bu yasadan muzdarip olduğu, rahatsız olduğu ve bunun çekilmesi gerektiğini söylemesine rağmen, yürütmenin neredeyse yasama faaliyetlerini yürütmeye başladığı, yürütenlerin yasama yetkisini de kullanmaya başladığı bir dönem yaşıyor Türkiye. Bu Parlamento son on üç on dört yıldan bu yana hiç bu kadar taciz edilmedi, milletvekilleri hiç bu kadar tartaklanmadı, kaba kuvvet ve güç kullanılmadı. Gerçekten, Meclisi yöneten başkan vekillerinden milletvekillerine, bakanlarından Cumhurbaşkanına kadar bir anlayış yani sultanizmi, padişahlığı yeniden ülkeye getirebilme sevdası ülkeyi karanlığa doğru hızla sürüklüyor. O nedenle, bu sevdadan bir an evvel vazgeçilmesi Türkiye’nin de halkımızın da menfaatine. O nedenle, bu yasayı lütfen geri çekiniz, lütfen güven veriniz.

Bakınız, 2’nci maddeden 2008’de kaygı duymayan toplum eğer bugün bu maddeden, kiralık araçların entegre sistemle emniyet birimlerine bağlanmasından kaygı duyar noktaya geldiyse, geldiğiniz noktayı ve yarınlarda başınıza gelecekleri düşünün diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporunun 20 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.                                                            

Hasan Hüseyin Türkoğlu (Osmaniye) ve arkadaşları

MADDE 20 - 1774 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 5- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde araç kiralama şirketleri tüm kayıtlarını bilgisayarda tutmak ve bilgisayar terminallerini genel kolluk kuvvetlerinin ek 1 inci maddeye göre kurulan bilgisayar terminallerine bağlamak zorundadırlar. Bu şartı yerine getirmeyen işletmelere mülki idare amirlerince on bin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu fiilin tekrarı halinde işletme ruhsatları iptal edilir. Bu madde uyarınca ruhsatı iptal edilenlerin, yeniden ruhsat başvuruları iptal kararının tebliğinden itibaren 5 yıl geçmedikçe işleme konulamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET ERSOY (Sinop) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI EFKAN ALA – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle gecenin bu saatinde yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanunla ilgili bir dayatmanın sonucu olarak maalesef bu yüce Meclise hiç yakışmayan birçok manzarayı hep beraber yaşadık ve hep beraber üzüldük. Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun değerli milletvekilleri grup toplantısını sizlere beyan etmesine rağmen, maalesef kırk saattir işkence çektirdiğiniz bugün için herhâlde bu işkenceyi çektirenlere grup olarak bir sözümüz olacak: “Allah size de aynı işkenceyi çektirsin.” diyorum. Kırk saattir uykusuz olan bu grubu bu şekilde çalışmaya zorlayan anlayışı kınadığımı ve Başkanlık Divanının maalesef yaşanan olaylar karşısında gerekli tedbirleri almadığı için de bu görevini yerine getirmediğini, bundan dolayı da bu uyarımı ifade etmek istiyorum.

Sözlerimin başında, Malatya’da düşen 2 uçağımızda şehit olan 4 pilotumuza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve aziz Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun boşaltılarak yerinin değiştirilmesini sağlayan Hükûmet görevlileri başta olmak üzere tüm icracı unsurların Türk Ceza Kanunu’nun 302’nci maddesinde yer alan “Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, Devletin birliğini bozmak, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını zayıflatmak amacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.” hükmünü hatırlatarak, er ya da geç vatan topraklarını terk edenlerin bu cezayla muhatap olacağını da sizlere hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi bu tasarıda uzlaşmayı aradı, insanlığı aradı, herkesin düşüncelerine saygı duyarak bu Meclisin bir kanunu olacak şekilde bu tasarının çıkmasını arzu etti ama ne yazık ki bugüne kadar böyle bir ortamı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu ve Hükûmet sağlayamadı, bundan sonra da sağlayacağa benzemiyor.

Milliyetçi Hareket Partisi bu tasarının hangi maddelerine ve getirilen hangi düzenlemelere karşıdır derseniz, kısaca özetlemek istiyorum: Vali ve kaymakamlara verilen yargıçların yetkisini asla kabul etmemiz mümkün değildir. Bu, hukuk devleti ilkelerini çiğnemek ve hukuku yok saymaktır. Kırk sekiz saate kadar varan kolluk kuvvetleri aracılığıyla vatandaşın gözaltına alınma yetkisi bu çağda bu ülkeye yakışmaz, kimseye de yarar sağlamaz.

Niçin getirmiş olabilir Adalet ve Kalkınma Partisi bu düzenlemeyi? Sizlere buradan tarihe not düşmek üzere hatırlatıyorum: Yaklaşan 7 Haziran 2015 seçimlerinde bazı sandıklara el koymak için getirmiştir. Bu uyarıyı sizlere hatırlatıyorum. Ama bu millet buna müsaade etmeyecektir, bir gün bu size ters dönecektir. 

Diğer bir konu: Polis kolejlerinin kapatılmasına, emniyet personelinin kıyılmasına, emniyet teşkilatının tamamen bir bakanın yetkisine ve iki dudağının arasına verilmesine yönelik düzenlemelere karşıdır Milliyetçi Hareket Partisi.

Yine, jandarma teşkilatının ve Sahil Güvenlik Komutanlığının siyasi iradenin emrine terk edilmesine karşıdır Milliyetçi Hareket Partisi.

Kamu görevlilerinin işlerine son verecek şekilde teftiş yapanlara tazminat davası açılması durumunda(x) bunun devlet hazinesinden ödenmesi uygulamasına karşıdır Milliyetçi Hareket Partisi. Yani, bu uygulamayla, sizin emrinizdeki bir müfettiş istemediğiniz herhangi bir devlet memurunu istediği şekilde düzenlediği raporla görevinden alacak, tazminat doğması hâlinde de hazine bunu karşılayacak. Kusura bakmayın, hazine AKP’nin çiftliği falan değil. Onun için, bu tasarının mutlaka geri çekilip Komisyonda gerekli düzenlemelerin yapılmasından sonra yeniden Genel Kurula indirilmesi doğru olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına ait bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 684 Sıra Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri çekiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Çekiyor musunuz Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Çekiyoruz.

BAŞKAN – Önerge çekilmiştir.

Böylece birinci bölüm üzerinde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın Işık, 58’inci madde gereğince söz istemiştiniz.

Buyurun.

 

XII.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR (Devam)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 21/2/2015 tarihli 60’ıncı Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24 Şubat 2015 tarihinde yapılan birleşiminde grubumuz adına din görevlilerinin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili Meclis araştırması önergesi üzerinde konuşan Sayın Mustafa Erdem’in konuşmalarına karşılık Sayın Recep Özel’in söz alarak yaptığı konuşmada din görevlilerinin diğer sorunlarını unutarak sadece AKP iktidarları hükûmetleri döneminde din görevlilerinin maaşlarında artışların olduğu ve “Maaş skalalarında üst sıralara bizim dönemimizde gelmiştir.” ifadesine karşılık, yerimden “Dininiz imanınız para.” (x) diyerek bir sataşmada bulunmuştum. Bunun yanlış anlamalara yol açabileceği düşüncesiyle bu düzeltmeyi yapmak üzere söz aldım.

Burada, gerçekten konuya sadece maddi yönden bakarak biz din görevlilerinin maaşlarını yükselttik dolayısıyla tüm sorunlarını çözdük anlayışının doğru bir anlayış olmayacağını bunun düzeltilmesi gerektiğini gerçekten, vekil imamlar başta olmak üzere, Diyanette yapılan birçok görevlendirmenin doğru olmadığını birçok insanın haksız yere rotasyon uygulamasından dolayı sıkıntılara muhatap olduğu bir dönemde, sadece konuya para açısından, maddi açıdan bakarak sorun yoktur demenin bu yüce Meclisin bir milletvekiline doğru bir değerlendirme olarak söylenemeyeceğini ifade etmek istedim. dolayısıyla dininiz imanınız para diyerek söylemiş olduğum bu sataşmanın doğru anlaşılması bu düzeltmenin yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Söz verdiği için de Sayın Başkana her ne kadar geç de olsa, bir gün sonra da olsa teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

XIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.-Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan'ın; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir'in; Kimlik Bildirme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın; 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun; Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü'nün; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Sinop Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile 4 Milletvekilinin; Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; 5490 Sayılı ve 25/4/2006 Tarihli Nüfus Hizmetleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/995, 2/422, 2/514, 2/909, 2/1518, 2/1579, 2/1632, 2/2443, 2/2469) (S. Sayısı: 684) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 21 ila 46’ncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir haftayı aşkın bir süreden beri, polis devleti inşasına yönelik bu tasarıyla ilgili olmak üzere Mecliste görüşmeler yapılmaktadır. Bunun en ağırı 21 Şubat günü cereyan etmiştir. 21 Şubat günü Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu muhalefet partilerinin İç Tüzük’te yer alan birtakım haklarını gasbetmiş ve kaba kuvvet kullanmıştır. Bu gasbın ve kaba kuvvet kullanmanın neticesinde, sadece demokratik ülkelerde olan muhalefetin söz söyleme, kanunlar hakkında genel görüşlerini beyan etme, yürütmeyi sorularla denetleme, önergelerle kanun maddelerine yön verme gibi hakları olduğu gibi ortadan kaldırılmıştır. Böyle gelen bir kanunun polis devleti inşasına yönelik olduğu ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, muhalefetin sadece demokrasilerde olduğunu hepimiz biliriz ve muhalefetin sözünün kısıldığı, hareket alanının daraltıldığı yerin de demokrasi olmadığını hepimiz biliriz; Türkiye’nin gidişatı da buraya doğrudur ve üzerinde söz aldığım ikinci bölüm de tam bu noktayla ilgilidir.

Şimdi, ikinci bölümde, polislerle ilgili birtakım düzenlemeler yapılmaktadır. Bu düzenlemeleri ayırdığımız zaman, birinci olarak ifade edilen şudur: 17, 25 Aralık yolsuzluk operasyonunda delilleri elde etmiş olan polisler, mensup olduğu inanca veya düşünceye bağlı olmak üzere, “İnlerine kadar girilip hesap sorulacak” lafıyla bir muameleye tabi tutulmaktadır. İşte, o muamelenin neticesinde de bu kanunda polis okulları, polis koleji ve akademisi külliyen kaldırılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bunun adı olduğu gibi “intikam alma amacıyla devlet organlarının kullanılması”dır. Yasama meclisi abesle iştigal etmez, yasama meclisi intikam aracı olarak kullanılamaz.

Yine, suçlarda şahsilik ve cezalarda kanunilik prensibi gereği, her kim ne suç işlemiş ise o suçun cezasını elbette ki hukuk önünde verecektir. Varsayalım ki polis okullarından kaynaklı, polis kolejlerinden ve akademisinden kaynaklı ve varsayalım ki Hükûmeti ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışma yapılmıştır, o zaman bu, kanun indinde suçtur. Bunun delillerini bulun, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılayın. Onun yerine, tamamen aşiretçilik, kabilecilik hukukunun geçerli olduğu dönemde olduğu gibi bir düşünceye mensup olanların tamamını suçlu sayıp onlara karşı yasa çıkarmak müktesep hak kuralını ihlal etmek demektir.

Değerli arkadaşlarım, bu bir tasfiye kanunudur. Bu tasfiye edildikten sonra boşalan yere bileşik kaplar misali AKP polisi gelecektir. İşte AKP polisinin gelmeden önce eline sözlerimin başında ifade ettiğim gibi demokratik toplum gereğine inanmış hiçbir ülkede bulunmayan aşırı yetkileri veriyorsunuz. İfade hürriyetini, fikir hürriyetini, toplu gösteri hürriyetini, siyasi faaliyet hürriyetini, adil yargılanma hakkını, mahkemelerin bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığı ilkelerini halk ile yeksan edecek şekilde polise büyük güç veriyorsunuz. Polisin elde etmiş olduğu bu güç ile sizin siyasi yönlendirmelerinizin neticesinde polis devletinin inşası için tüm malzemeler hazır bulunmaktadır. Oysa polis, maaşında, fazla mesaisinde, kadro ve ilerlemelerinde, emekliliğinde, ek göstergesinde AKP Hükûmetinden bir adım atmayı beklemektedir. Başpolisler rütbe ve statü beklemektedir, rütbeli Emniyet mensupları, emeklilikleriyle ilgili birtakım düzenlemeleri beklemektedir. Bunların hiçbiri yok; aksine, polisleri AKP polisi hâline getirecek yeni bir terfi sistemi getirilmekte ve bu terfi sistemi de polis teşkilatını karakolundan Genel Müdürlüğüne kadar AKP’nin ilçe ve genel merkez teşkilatlarına kadar bağımlı hâle getirecektir.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamızın bu bölümünde size bir fotoğraf göstereceğim. AKP milletvekilleri, lütfen buna iyi bakın: Bu fotoğrafta, şu görmüş olduğunuz, sizin Süleyman Şah Türbesi için yeni bulduğunuz yerdeki diktiğiniz bayrak. Şu görünen, orayı koruyan Türk ordusunun tankı, üzerinde Türk Bayrağı var. Şuradakiler ise PKK işareti yapan -şu bayrak da Abdullah Öcalan posteri- ellerinde kalaşnikof… Ne yaptığınızın farkında mısınız siz?

Değerli arkadaşlarım, bunları aklı başında olarak dinleyin. 1921 yılında bu devlet yeni kurulurken Suriye topraklarına bir bayrak dikebilmek için Ankara Anlaşması’yla Süleyman Şah Türbesi üzerinde hak iddia edilmiş ve alınmıştır. O bölge bir Türkmen bölgesidir, Türkmen bölgelerinin Türkiye Cumhuriyeti devletinin güvencesi altında olduğuna ilişkin bir bayraktır bu. Daha sonra, bir baraj yapımı nedeniyle, bunun tabii bir nedenle nakli gerektiğinde yine -şimdi sizin naklettiğiniz yer bir Türkmen bölgesidir- Türkmen bölgesine nakledilmiştir Süleyman Şah’ın Türbesi ve onun etrafında 16 tane Türkmen köyü vardır. Onlar, o türbeyle birlikte kendilerinin Türkiye’nin teminatı altında olduğunu hissetmektedirler. Şimdi, siz naklettiğiniz bölgenin PYD kontrolü altında olduğunu gördünüz. Yine, siz PYD’yi, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, Başbakan olmak üzere “Kandil’den farkı yok, terörist.” olarak ilan ettiniz ve siz Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusunun dedesinin naaşını bulunduğu yerden getirebilmek için “terörist” ilan ettiğiniz kişilerin eskortluğunda türbeye kadar gittiniz(X), onların korumasına ihtiyaç duydunuz. Onların koruması bittiğinde dünya âlemin terörist ilan ettiği IŞİD’çilerin koruması altında gittiniz ve bulunan türbeyi hâk ile yeksan edip yıktınız. Arkasından, aynı korumayla gelip terörist ilan ettiğinize, Osmanlı Devleti’nin kurucusunun dedesinin naaşını bu PKK terör örgütlerine emanet ediyorsunuz. Ne anlama geldiğinin farkında mısınız? Bu şu anlama geliyor: “Ben Suriye’de oluşturulabilecek olan yeni bir oluşum için şimdiden ‘evet’ diyorum.” Bunun anlamı budur. AKP Hükûmetini kastediyorum, ben asla onu kabul etmem. Bu, AKP Hükûmetinin şimdiden Süleyman Şah’ın türbesini oraya gömmekle, orada oluşmuş olan fiilî hâkimiyeti uluslararası hukuk açısından tanıyacağına işarettir ve bu, değerli arkadaşlarım, herkesin övündüğü, Cumhurbaşkanının, Başbakanın kolları sıvayıp beyaz gömleklerle operasyon filan yönettiği bir iş değildir. Aha, burada askerler var, bir tanesi de burada. Sorun bakayım askerlere…

Ordunun 3 tane harekâtı vardır: 1) Hücum, 2) Savunma, 3) Ricat. Ricatın en önemli özelliği de bulunduğu yerden çekilirken oradaki malzemeleri, binayı, aracı gereci yok etmektir; işte, sizin yaptığınız. Türbeyi yok etmekle ricat hareketi yaptınız. Bu, asla bir başarı değil, asla bir zafer değildir, olduğu gibi bir hezimettir ama boyalı basın, emrinizdeki “Alo Fatih”lerle Türkiye’ye bunu dünyanın gözünün kamaştığı bir zafer olarak sunabiliyorsunuz. Yani, söyleyecek laf bulamıyorum, söyleyecek laf bulamıyorum içine düşülen kepazelikle ilgili, içine düşülmüş olan millî, manevi değerlerin çukur içerisinde, irin içerisinde erimesiyle ilgili diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi  Grubu adına söz isteyen Ahmet Toptaş, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurun Sayın  Toptaş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 684 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi  Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Yalnız, 684 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümüne geçmeden önce, Malatya’da düşen uçakta şehit olan pilotlarımıza Allah rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum, Türk milletinin başı sağ olsun diyorum.

Yine, yasa tasarısına geçmeden önce, Süleyman Şah Türbesi’nden kaçış operasyonuyla ilgili birkaç söz söylemek istiyorum çünkü söylemeden bu kürsüden ayrılmak mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, Süleyman Şah Türbesi dokuz yüz yıl önce şehit olmuş bir Türk büyüğünün ve korumalarının defnedildiği kutsal bir emanet iken IŞİD’le ortaklığınız yüzünden müdahale edemediğiniz için kaçırmak zorunda kaldığınız bir türbe oldu. Kaçırdınız ama bu kaçışı kahramanlık olarak sunuyorsunuz, haram medya da bu konuda size epeyce yardım ediyor. Ben kaçışın kahramanlık olduğunu da ilk kez AKP iktidarının sözcülerinden ve Cumhurbaşkanından duydum, hayretle karşıladım.

Şimdi, kaçırdığınız yer nasıl bir yer? Bir tarafta PKK’nın Suriye uzantısının bayrağının asılı olduğu bir direk, bir ucunda Abdullah Öcalan’ın posterinin asılı olduğu bir direk, bir tarafında da Süleyman Şah’a yeni hazırladığınız şehitlik ve Türk Bayrağı direği. Yarın PKK’nın Suriye kolu “Bunu buradan kaçırın.” dediği zaman -memlekete de, sınıra da yaklaştırdınız, 180 metreymiş galiba- oradan kolayca kaçırabileceğiniz bir alana getirdiniz sanıyorum. Son kaçıracağınız buraya kadar olsun da bundan sonrasına fırsat kalmasın, bu kadarı yeter diyorum.

Değerli arkadaşlar, yine, 684 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümüne gelmeden önce, birinci bölümde oylayarak konuşma haklarımızı gasbedip, “Kabul edenler… Etmeyenler…” diyerek hakkında söz söyleme fırsatı bile vermediğiniz bazı maddelerle ilgili görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Şimdi, bu tasarıyı sunan İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala Komisyondaki sunuş konuşmasında 1’inci maddeyle ilgili yani kişilerin üstü, görünmeyen yerleri, eşyaları ve araçlarının görünmeyen yerleriyle ilgili aramalar konusunda bakın ne diyor: “Birincisi, suçun önlenmesine ilişkin arama yetkisi bu konulara ilişkin düzenlemeler getirmektedir. Suçun işlenmesinin önlenmesi, kaçan faillerin yakalanması…” Bakın, arabanın görünmeyen yerlerini neden arayacakmış ya da kişinin görünmeyen yerlerini neden arayacakmış. “…için, kişilerin hayatına, mal varlığına veya topluma yönelik tehlikenin önlenmesi amacıyla durdurulan kişinin üstünün, eşyasının ve aracının aranması. Bu tasarıyı hazırlarken, takdim ederken bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: O da belli suçlarda ve suçüstü hâllerinde düzenleme yapılmıştır. Bunun nedeni de vatandaşlarımızın sokaklarında, mahallelerinde, gerçekten suçluların olduğu kanaatine vardıklarında, devlet görevlilerinin bu suçlarla mücadelede yani hırsızlık, gasp yapanla, uyuşturucu satanla, bunlarla mücadelesinde bir zafiyet olmamasını sağlamak için.” diyor. Yani, araçların kapalı bölümleri niçin aranıyormuş? Gasp yapanı yakalamak için, uyuşturucu kaçıranı yakalamak için. Yalan! Bunun için değil bu yasa çünkü bunların müeyyidesi var değerli arkadaşlar, bunların müeyyidesi var. Türk Ceza Kanunu’nun…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Karıştırdın onu sen, gözaltı ile aramayı karıştırdın.

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Sen dinle de öğren karıştırdım mı! Sen bir öğren!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Senin söylediğin gözaltıyla ilgili.

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Dinle de bir öğren sen! Önce bir dinle de öğren sen!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Karıştırdın, gözaltıyla ilgili.

BAŞKAN – Sayın Tunç, lütfen…

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Efkan Ala’nın kendi ağzından okudum bunu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gözaltıyla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Tunç, niye müdahale ediyorsunuz?

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Efkan Ala’nın sözleri bunlar, ben söylemiyorum. Efkan Ala’nın sözleri bunlar. Ne diyor?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gözaltıyla ilgili o.

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – İyi dinlersen öğrenirsin!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Bağırmadan konuş!

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Niye bağırıyorsun?

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Öğrensin diye!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Allah, Allah!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Yeteri kadar anlatamamışım! Sen de dinle!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gözaltıyla ilgili ya senin dediğin.

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bak, bak… “Bir suçun işlenmesine ilişkin arama yetkisi…”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şuna bak, şuna…

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Efkan Ala’nın söylediklerine bak sen, Efkan Ala’nın.  Senin Bakanın yalan söylüyorsa onu ben bilmem, sen ona sor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Metne bak, metne.

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Efkan Ala’nın söylediği tutanak bu, tutanak!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Tasarıya bak! Hukukçusun, tasarıya bak!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tasarıya baksana!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bu, Bakanın söylediği tutanak. Sen Bakanına söyle onu!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Düzgün konuş. Tasarıya bak.

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bakın, diyor ki arkadaşlar…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çalışmadan çıkmışsın!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Senin Bakanın çalışsın gelsin öyleyse!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tasarıya bak be!

BAŞKAN – Sayın Tunç... Sayın Tunç…

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bana saygılı davranacaksın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen de bana saygılı davranacaksın.

BAŞKAN – Sayın Tunç, sayın hatibe niye müdahale ediyorsunuz? Lütfen…

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Ben senin Bakanının sunuş tutanağını okuyorum burada. Senin Bakanının sunuş tutanağı bu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tasarıya bak diyorum sana.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, gitsin yatsın ya! Sayın Başkan, bu provokatör ne arıyor burada ya!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Ceza Muhakemesi Kanunu “Yakalama ve Yakalanan Kişi Hakkında Yapılacak İşlemler” madde 90: “Aşağıda belirtilen hâllerde herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.” Yani, polis tarafından değil, herkes tarafından. Hangi hâllerde? Kişiye suç işlerken rastlanması hâlinde. Yani, bir kişi -Bakanın dediği- mahallede uyuşturucu kaçakçılığı yapıyorsa, gasp yapıyorsa, hırsızlık yapıyorsa bırakın polisi herkese yakalama hakkı veriyor yasa, herkese, sıradan vatandaşa bile.

Tabii, vatandaşı kandırmak için, “demokrasi paketi, özgürlük paketi” diye vatandaşa yutturmak için böyle söylersiniz, ondan sonra açığa düşersiniz, “Tasarıya bak.” dersiniz, Bakanınızın lafına bakmazsınız. Şimdi, Başbakanın sözlerine geliyorum.

Değerli arkadaşlar, Giresun’da il kongresinde konuşuyor Davutoğlu.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bayağı dinliyor ama! Görüyor musun hepsini dinlemiş!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bakın, diyor ki: “Polise olağanüstü yetki tanınıyor. İşte buradan soruyorum: Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli, Sayın Demirtaş, hiç AB yasalarını tetkik ettiniz mi? Teklifte, şiddet uygulanması hâlinde yirmi dört saat polise, yirmi dört saat savcıya yetki tanıyoruz.”

Okumamış! Tasarıdan haberi yok! Yalan üzerine…

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Ama tasarıdan konuşmuyorsunuz siz de!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Savcı devre dışı bırakılmış yirmi dört saatte de, kırk sekiz saatte de. Orta yerde savcı yetkisi yok ama Başbakan ikinci yirmi dört saatin savcının yetkisinde olduğunu söylüyor. Yani, Başbakanın okumadan savunduğu, bir de “Ey Bahçeli, Ey Kılıçdaroğlu, Ey Demirtaş…” diye “ey” dediği konuşmayı, kendi konuşmasından, Giresun İl Başkanlığı seçimindeki konuşmasından aktardım. Yalan üzerine devam edeceksiniz, ne kadar yutturabilirseniz vatandaşa; bugüne kadar yutturduğunuz gibi yutturabilirseniz devam edeceksiniz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Muhalefet sağ olsun, yardımcı oluyor bize!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gelelim tasarının ikinci bölümüne. Tasarının ikinci bölümünde polis teşkilatını darmaduman ediyorsunuz. “Ak polis” kuruyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisine bağlı bir polis teşkilatı, bir diktatörlüğün elinde sopa olarak kullanabileceği bir diktatörlük polisi kuruyorsunuz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Onu siz yaparsınız!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bu polisin size hayrı olmaz. Bu polise vatandaş sizin verdiğiniz yetkileri kullandırtmaz, direnir. Bu polis, diktatörlüğü de korumaya yetmez.

Aklınızı başınıza toplayın, polisi “ak polis” ederek, jandarmayı “ak jandarma” hâline getirerek, MİT’i muhaberat hâline getirerek bu ülkede insan haklarını ortadan kaldırmayı düşünüyorsanız, insanları terbiye etmeyi, korkutmayı, sindirmeyi düşünüyorsanız buna gücünüz yetmeyecek, merak etmeyin. Bu halk buna izin vermeyecek.

Teşekkür ederim. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüzel. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum, iyi geceler diliyorum.

Öncelikle, değerli milletvekilleri, bugün görüşmelere başladığımızda üzücü bir haber aldık. Malatya Erhaç’ta 2 F4 yani halkımızın bildiği deyimle Phantom savaş uçağı düştü ve 4 pilot şehit oldu, biz yine üzüntülerimizi ifade ettik ama esas sorgulamamız gereken, herhâlde, Silahlı Kuvvetler yönetimi, Millî Savunma Bakanlığı ve Hükûmet. Zamanı dolmuş, teknolojisi eskimiş, birçok ülkenin, Amerika’nın, Almanya’nın kullanmaktan artık geri bıraktığı, enkaza dönüştürdüğü uçakları biz pilotların ölümü pahasına kullanmaya devam ediyoruz yani çarpıştı mı, nasıl düştü açıklamasını çok kurcalamaya gerek yok herhâlde. Bu konuda Hükûmetin ve Bakanlığın bir hesap vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Diğer şey değerli  milletvekilleri, biliyorsunuz, bu sabah saat dokuza doğru Genel Kurul kapandı. Neyse ki bu akşam herhâlde bu bölüm görüşmelerinden sonra Genel Kurul kapanacak. Ama, ister istemez hepimizin aklına herhâlde şu soru geliyor: Ülkenin milletvekillerine, halkın temsilcilerine bu şekilde zulmeden bir iktidar kafası, bu “iç güvenlik” adını verdiği yasayla vatandaşa neler yapmaz ki, sokakta zaten neler de yapılmıyor ki? Bunu çok iyi biliyoruz. İşte, bugün Özgecan kızımızın öldürülmesini protesto eden kadınlara bir kez daha polis müdahalesi oldu. Sokaklar şiddetten geçilmiyor ama bu şiddetin kaynağında, “Kamu düzenini sağlayacağız.” diyen, “Sokaklardaki gösteriler vatandaşın can ve mal güvenliğini tehdit ediyor, bunu önlemek için bu yasayı getiriyoruz.” diyen bu iktidar aslında şiddeti doğuruyor, şiddet buradan neşet ediyor. Ondan sonra da AKP’nin Grup Başkan Vekili diyor ki: “Eğer biz bu yasayı zamanında çıkarmış olsaydık o Kobani olaylarında 50 tane yurttaşımız ölmezdi.” Aslında, hakikaten utanmadan sıkılmadan bu laflar ediliyor. 50 tane yurttaşın ölümünün arkasında -biz araştırılsın dedik- bu ölümün arkasında yine devletin manipülatif ve bu şekilde sokaklarda… İnsanlar orada “Kobane’yle dayanışalım, Kobane ölmesin, Kobane düşmesin. IŞİD katliamına seyirci kalmayalım.” diye sokaklara çıktığında devlet terörüyle, provokasyonlarıyla, manipülasyonuyla 50 yurttaş hayatını kaybetti. Yine, o yurttaşların can güvenliğini ortadan kaldıran, bu iktidar zihniyetiydi. Şimdi bu yasayla bunları çok daha iyi görüyoruz.

Hatırlarsınız, AKP iktidarı ilk Hükûmet olduğunda dönemin Başbakanı meydanlarda miting yaparken ne diyordu? Göğsünü gere gere “Biz olağanüstü hâli kaldırdık, bu ülkeye demokrasiyi getirdik.” diyordu. Peki, ne oldu on üç yıl sonra? Ne oldu? Niye olağanüstü hâl uygulamaları yeniden geri getiriliyor? Öyle ya polise, kaymakama, valiye, bakana sokaktaki yurttaşın demokratik eylemini yasaklama, engelleme, engelleyemiyorsa yok etme yetkisi veren; yürütmeye açık yargı yetkisi veren; durdurma, arama, dinleme, önleme, ifade alma; sokaktaki polise bütün bu yargı yetkilerini veren… Bunun adı çok açık ki bir olağanüstü hâl rejimidir, sıkıyönetim rejimidir.

Şimdi, yasayı değerlendiren arkadaşlarımız çoğunlukla bir “polis rejimi” falan diyor, ”polis devleti” diyor ama zaten sokakta bir polis devleti uygulaması var. Sokakta, yaptığı her suçun, her insan hakları ihlalinin hesabını vermeyen, “Benim memurum, ben onu korurum, destan yazdılar.” deyip devlet koruması altında olan bir polis var zaten cezasızlıkla korunan. Ama bu yasayla ne getiriliyor? “Aferin evladım, sen daha çok devam et. Vatandaşın can güvenliğini değil, yeter ki benim düzenimi, benim iktidarımı koru. Ne gerekiyorsa ben yapacağım, arkandayım.” diyen bir yasa düzenlemesi söz konusu. Değerli milletvekilleri, çok açık, bu kamu güvenliği falan değil, bu iktidarın güvenliğini, bu kara düzenin güvenliğini getiren bir şey.

Yani, şimdi, tabii, “Verin oyları, 400 vekil çıkartayım, başkanlık rejimini getireyim.” diyen bir iktidar, “Her şeyi sorgusuz sualsiz, hesapsız kitapsız, sınırsız yapayım. İstediğimi atayayım, istediğimi alayım; istediğimi asayım, istediğimi keseyim.” diyen bir iktidar… Bu iktidar neyle yürür? Bu iktidar polis gücüyle yürür, zor gücüyle yürür, despotizmle yürür. Alın işte size bunun yasası.

Şimdi, bunu en iyi görmesi gereken herhâlde grevleri yasaklanan metal işçileridir. Metal işçileri grev yasağı kalksın diye dava açtıklarında bakın, Hükûmetin, Bakanlar Kurulunun savunmasına: “Bizim TOMA’lara ihtiyacımız var, bu TOMA’lar yapılıyor yani millî güvenlikle ilgili.” Bu TOMA’lar ne yapıyor? Sokakta su sıkıyor, basınçlı su sıkıyor üniversite gençlerine, işçilere, çevrecilere, kadınlara, Gezicilere, Kobane’de dayanışma içerisinde olanlara. Ama TOMA’nın basınçlı suyu yetmemiş ki bir ara -biliyorsunuz, o, Taksim’deki fotoğraflar var- TOMA’nın basınçlı suyuna bir bidonla zehirli bir şeyler akıtıldı, o kimyasal kondu. Şimdi, işte bu kimyasal koymanın da yolu açılıyor, yasal bir kılıfa kavuşuyor.

Değerli milletvekilleri, dünya bu gaz bombalarının yol açtığı felaketleri ve insanlık suçlarını konuşup yasaklanmasını öneriyor -sağlık örgütleri ve bizim Türk Tabipleri Birliği- ama siz, gaz bombası yetmiyor, gaz bombaları alınıyor, bir de buna kimyasal karıştırılmış basınçlı su katıyorsunuz.

Polise çok açık “Vur.” yetkisi veriyorsunuz. Polis zaten vuruyordu “Taş mı attın, bilye mi kullandın, sapan mı taşıdın, yüzünü mü örttün, poşu mu bağladın; sen suçlusun, sen hem vurulmayı hak ettin hem de üç yıl, beş yıl cezaya çarptırılmayı hak ettin.” deniyor. Birinci bölüm daha çok bunlara dair. Şimdi görüşeceğimiz ikinci bölümde bunu yapacak bir polis teşkilatının nasıl organize edileceği, yeniden organize edileceği… Yani, biraz önce de söylendiği gibi, polis teşkilatında bir kadrolaşmayı, Hükûmet, kendi güvenliğini sağlayacak bir polis uygulamasını sağlıyor.

Şimdi, bütün bunların neydi gerekçesi? “Kobane olmasın, bir daha 6-8 Ekim Kobane olayları olmasın, vatandaşımız ölmesin.” Neydi insanları sokaklara çıkartan? Cumhurbaşkanın söylediği “Düştü, düşecek.” konuşması. Ama iki gündür konuştuğumuz, Süleyman Şah Türbesi’nin geri taşınması meselesi. Muhalefetten birçok milletvekili arkadaşımız hesaplaşmayı buradan yapıyor; yine, Kürtlere saldırılıyor, Kobane’de IŞİD’e karşı, katliamcılara karşı direnen, onurluca savaş veren Kürtlerin hakkı teslim edilmiyor “PKK şöyle, PKK böyle.” diye saldırılıyor. Şimdi, altı aydır orada mahsur kalan askerler var mı? Var; “Orası vatan toprağı.” denilip durulmadı mı? Duruldu ama dış politikadaki hatalar, yanlışlar, IŞİD’i gizli kapaklı destekleme, sonuç itibarıyla, oradaki Süleyman Şah Türbesi’ni ve karakolu güvencesiz hâle getirmiştir, güvenliksiz hâle getirmiştir ve Hükûmet orayı nakletmek zorunda kalmıştır. Ama işin garibi, bunu büyük bir kahramanlık edasıyla, çarşaf çarşaf böyle destansı haberlerle yapıyor. Niye? Bu iç güvenlik yasasının üzerini örtmek. Niye? Hüsrana uğramış dış politikasını sanki muzaffer olmuş, büyük bir zafer kazanmış edayla göstermek. Büyük bir zavallılık.

Başbakan da oradan halkı tehdit ediyor, “Küstahlık yapıyorsunuz, küstahlık.” diyor. Neresi küstahlık? Yanlışların eleştirilince, hata yapmanın cezası bu şekilde gösterilince bunda küstahlık yok. Aslında, sen orada Kobane üzerinden kendi askerlerini kurtarma operasyonu yapıyorsan bir hakkı teslim edeceksin; milliyetçilik, ırkçılık, düşmanlık yapmayacaksın. Halkların, dostluk içerisinde, barış içerisinde yaşamanın ve çeteci güçlerden nasıl kurtulacağının derslerini çıkartması gerekir.

Değerli milletvekilleri, burada grup başkan vekili “Kim ki bu yasaya karşı çıkıyor, suç işleme eğilimindedir.” dedi, hepimiz ayağa kalktık. Biz de diyoruz ki: Bu yasayı çıkartmak isteyenler aslında suçu ve suçluyu ha bire toplumda örgütlemektedir. Bu çok açık.

Bakın, sizin bir dindar gençlik yetiştirme projeniz var, dinine bağlı, ecdadına bağlı, işte, o gençler şimdi nasıl yetişiyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – “Mini etekli kızları engelleyin, taciz edin.” diyen kadın müdür muavinleri bu ülkede atanıyor. İşte, o çocuklar, o gençler, o akılla yetişen gençler yarın katil de olur tecavüzcü de olur; bunu görün, bu sevdadan vazgeçin diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Münferit o, görevden alındı; münferit bir olay.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Dolu, dolu, onlardan dolu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Bugün yaşanan elim kazada hayatını kaybeden pilotlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın milletvekilleri, eğer bir parlamentoda görev yapıyorsanız ve yaptığınız kanunlar bir demokraside uygulanacak ise sizden, esaslı bir demokrasi bilincine sahip olmanız beklenir. Ama bugün ortaya konan kanun tasarısını Meclis gündemine getiren iradenin bırakın esaslı bir demokrasi bilincini, asgari bir demokrasi bilincini bile barındırdığını söylemek gerçekten güç.

Bir parlamentoda yasama ve yargıyı yürütmenin emrine verecek, yürütmeye bağlayacak, yürütmeyi de âdeta bir kişinin insafına ve uygulamalarına terk edecek bir kanun yapamazsınız. Parlamentonun yasa yapma yetkisi, parlamentoların yasa yapma yetkisi anayasasıyla, iç tüzükle ve en önemlisi evrensel hukuk normlarıyla sınırlıdır. Demokrasilerde yaşam hakkını ortadan kaldıracak yasa olmaz, böyle bir yasa teklifi veremezsiniz. Demokrasilerde, demokrasiyi askıya alacak bir yasa olmaz, bunu yasalaştıramazsınız. Kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıracak yasaları parlamentonun gündemine getiremezsiniz. Bir yasa yapıp, polise, kolluk güçlerine, vatandaşın seyahat özgürlüğünü, vatandaşın özel hayatının gizliliğini, toplantı ve gösteri özgürlüğünü kısıtlayacak, askıya alacak yetkiler veremezsiniz. Ancak üzerinde görüştüğümüz bu yasa, âdeta ülkenin gündemine polis devletini getirmektedir. Suriye ve İran’da dahi tartışılan ve eleştirilen maddelerin 2015 Türkiyesi’nin gündemine getirilmesi, tartışılması fevkalade üzücüdür.

Sürekli bir algı yönetimine alışmış ve gerçeklerle değil, yarattığı algı üzerinden ülkeyi yöneten iktidarın, Başbakan, İçişleri Bakanı, hatta Cumhurbaşkanı eliyle ve ağzıyla, bu ülkede bu yasaya karşı çıkanları “bonzaiciler” diye nitelendirmesi, siyasi nezaket bir yana genel ahlak kurallarına da aykırıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunu dün verilen önergelerde gördük. Sizin dışınızda, asgari sizin standartlarınıza bütün muhalefet partileri iştirak etti, ama onların bonzaiyle daha etkin mücadele etmek için verdikleri önergeleri sizin grubunuz reddetti. Şimdi, o meydanlara çıkıp Sayın Genel Başkanımızın adını ağzına alarak “Sizi gidi bonzaiciler!” diyen Başbakan, bakalım o meydanlardaki insanların suratına bundan sonra nasıl bakacak?

“Bu yasaya karşı çıkanlar molotofçudur.” diyecek kadar meseleyi ileriye götüren Başbakana cevap İdris Naim Şahin’den geldi. Bu dönem Bakanınızdı, buradaydı. Bizler eleştiriyorduk, siz onu savunuyordunuz. Dedi ki İdris Naim Şahin: “2009’da, İstanbul Küçükçekmece’de, lise öğrencisi Serap Eser’in İETT otobüsünde yanarak ölmesine sebebiyet veren molotofu MİT mensupları atmıştı.” Bunu yalanlamadınız, bunun üzerine bir soruşturma açmadınız, bunu kabullendiniz. Şimdi, siz kim oluyorsunuz da dönüyorsunuz, muhalefet partisine “molotofçular” diyorsunuz.

Bir de Başbakanın ifadesi, diyor ki: “Hangi Avrupa demokrasisinde molotof suç değil?” Sanki Türkiye'de mevcut mevzuatta suç değilmiş gibi. Bunlar vicdanla bağdaşacak yaklaşımlar değil.

Şunu da çok açıkça söyleyelim: En büyük yanılgı, en büyük yanıltmaya çalışma, en büyük algı operasyonu. Bu yasadaki pek çok madde, hatta daha fevkindeki maddeler Avrupa’da var, Alman hukukunda var. Açtık baktık Alman hukukuna, gerçekten de Alman hukukunda “koruyucu gözaltı yetkisi” diye bir şey var polisin ama uygulamadaki örneğini yazmışlar vakalarla. Alman kolluk hukuku, parkta donma tehlikesindeki alkollü bir şahsı, direnmesine rağmen, donmasın diye gözaltına alıp hastaneye götürmeyi koruyucu gözaltı yetkisi olarak tanımlamış. Yine, aynı Alman kolluk hukuku diyor ki: “Kendini elinde benzin bidonuyla yakmak üzere olan ve psikolojik bunalımdaki bir şahsı direnmesine karşı gözetim altına almak önleyici gözaltı yetkisine örnektir.” Şimdi siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Alman kolluk hukukunda, Angela Merkel’i protesto edeceğinden şüphelenip Uşak’tan Ankara’ya doğru gelen öğrencileri bir gece otobüsün içinde tutma diye bir şey yok veya Ermenek’e giden madencileri gözaltına almak diye bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Valilere, kaymakamlara olağanüstü hâl bölge valisi yetkileri veren, savcının ve hâkimin yetkilerini veren yani yargı yetkisiyle donatan ve devlet adamı olması gereken valileri Hükûmetin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın adamı yapan bu yasaya sonuna kadar karşıyız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bu yasayla alakalı, bir eczacı milletvekilinin, iktidarın bu kadar hukukçu milletvekili varken bütün Parlamentoyu hukuk konusunda aydınlatmasını zapta geçirmek istiyorum iktidar partisinin düştüğü durumu göstermek açısından.

BAŞKAN – Zapta geçti  zaten Sayın Erdoğdu, teşekkür ediyorum.

Şimdi, bölüm üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 01.12

 

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63’üncü Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

6.- Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/292) (S. Sayısı: 54)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisin itibarını yerlere serdiniz. Yalandan kapattınız, yalandan açtınız ya Meclisi! Böyle bir Meclis olur mu? Yani, olayı kanuna uyduruyorsunuz. Yakışıyor mu bu size?

BAŞKAN – …25 Şubat 2015 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 01.14

 

 



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade 23/2/2015 tarihli 62’inci Birleşim Tutanağı’nın 259’uncu sayfasında yer almıştır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 243’üncü sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu düzeltemeye ilişkin ifade 23/02/2015  tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 506’ncı sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade  23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 391’inci sayfasında yer almaktadır.

 

(x)  (x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade  23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 168’inci  sayfasında yer almaktadır.

(x)  Bu düzeltmeye ilişkin ifade 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 54 ve 56’ncı sayfa aralığında yer almaktadır.

(X)  Bu düzeltmeye ilişkin ifade  23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 272’nci sayfasında yer almaktadır.

     (xx)  Bu ifadeye ilişkin düzeltme 25/2/2015 tarihli 64’üncü Birleşim Tutanağı’nın 288’inci sayfasında yer almaktadır.

(x)  Bu düzeltmeye ilişkin ifade  23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 283’üncü sayfasında yer almaktadır.

(X) Bu düzeltmeye ilişkin ifade 23/2/2015 tarihli 62’nci Birleşim Tutanağı’nın 281’inci sayfasında yer almaktadır.

(x)  684 S. Sayılı Basmayazı 19/2/2015 tarihli 58’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 25/2/2015 tarihli 64’üncü Birleşim Tutanağı’nın 207’nci sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 25/2/2015 tarihli 64’üncü Birleşim Tutanağı’nın 23’üncü sayfasında yer almaktadır.

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 25/2/2015 tarihli 64’üncü Birleşim Tutanağı’nın 332’nci sayfasında yer almaktadır.

(x) (x) Bu düzeltmeye ilişkin ifade  21/2/2015 tarihli 60’ncı  Birleşim Tutanağı’nın  139’uncu sayfasında yer almaktadır.

(X) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 25/2/2015 tarihli 64’üncü Bileşim Tutanağı’nın 204’üncü sayfasında yer almaktadır.