TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  57’nci Birleşim

                                                                                        18 Şubat 2015 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin, AK PARTİ iktidarı döneminde Balkanlarla ilişkilere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, demokratik gösteri ve yürüyüşlerde meydana gelen olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, gençlerde uyuşturucu madde bağımlılığı ve Kocaelispor’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

4.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca’nın, MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önerğeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 21 milletvekilinin, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nden kaynaklanan hava, toprak ve su kirliliği konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1209)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, okullarda uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1210)

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, yerli sanayinin ve çalışanlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1211)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Uludere (Roboski) katliamının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin (10/436) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, 12/6/2014 tarih ve 6280 sayıyla Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşları tarafından, tarımsal kuraklıktan zarar gören çiftçilerin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması; 25/6/2013 tarih ve 15368 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından, çiftçilerin tarımsal sulama sorunlarının araştırılarak çiftçilerin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi; 20/10/2011 tarihinde Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşları tarafından, ülkemizdeki tarım ve hayvancılıkla uğraşan üreticilerin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak çiftçimizin üretim sıkıntılarının giderilmesi, üretilen ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanmasına yönelik çözümlerin araştırılması (10/191); amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 2/12/2014 tarihinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından, sağlık hizmeti verilmesinden kaynaklı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1605 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 3, 10, 17, 24 ve 31 Mart 2015 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimlerinde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 4, 11, 18 ve 25 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu'nun, Suriye ile açılan yeni sınır kapılarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli'nin cevabı  (7/59273)

2.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in, Van'da kaçakçılık iddiasıyla yediemin otoparklarında tutulan araçlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli'nin cevabı  (7/59278)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığın satın aldığı bir dijital casusluk programına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/59334)

 

18 Şubat 2015 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, AK PARTİ iktidarı döneminde Balkanlarla ilişkiler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’ye aittir.

Buyurun Sayın Bürge. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’nin, AK PARTİ iktidarı döneminde Balkanlarla ilişkilere ilişkin gündem dışı konuşması

 

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; AK PARTİ iktidarımız döneminde ülkemizin Balkanlarla ilişkileri konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulumuzu bilgilendirmek üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle milletvekili arkadaşlarımı, aziz milletimizi ve Balkan coğrafyasındaki bütün kardeşlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, menfur bir saldırı sonucu hayatını kaybeden Özgecan Aslan kardeşimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerken -başta kadınlarımız olmak üzere- nereden gelirse gelsin, nerede olursa olsun insana yapılan bu insanlık dışı cinayetleri nefretle kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bizler, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle: “Nerede bir kardeşimiz, soydaşımız ve dindaşımız varsa, nerede atalarımızın aziz hatıraları varsa orada olmaya ahdimiz var.” diyen bir anlayışın mensubu olarak, bu veciz ifadeden hareketle neden Balkanlar bizim için önemlidir sorusuna cevap aramak istiyoruz. Çünkü bizler, kökleri Orta Asya’da, gövdesi Anadolu’da, sürgünleri Balkanlar ve Orta Doğu’da yaşayan bir ulu çınarın dallarıyız. Dokusuna atalarımızın terleri sinmiş coğrafyanın, velhasıl imparatorluk yorgunu bir coğrafyanın özlemini hisseden kardeşlerimizi, unutulmaya yüz tutmuş geçmişimizi, dostluğumuzu hatırlayalım istedik. Bu yüzden, AK PARTİ iktidarı olarak Sarı Saltuk’un geniş gönlüne, Sultan Murat’ımızın mahzun kalbine, Balkanların yalçın dağlarına, Neretva’nın, Tuna’nın, Vardar’ın soğuk sularına ve dedelerimizin torunlarına olan özlemimizi gidermeye, vefa borcumuzu ödemeye yeminimiz var.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu anlayışla başta Bayrampaşa Belediye Başkanlığı olarak “Bereket Konvoyu” adıyla kardeşliğin sınır tanımadığını haykıran Belediye Başkanlığımıza ve evladı fatihana hizmet etmek amacıyla yola çıkmış, hizmet eden bütün belediye başkanlıklarımıza teşekkürü bir borç biliyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu bağları güçlendirmek için var gücüyle mücadele eden iktidarımız, çeşitli kurumlarımızın vesilesiyle, yaptığı yatırımlarla ve diğer çalışmalarla Türkiye ve Balkanlar arasında kardeşlik ve gönül köprüsü kurmanın mücadelesini vermiştir. Balkanlarda yaptığımız faaliyetlerde en önde gelenlerinden tabii ki Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Yunus Emre Enstitüsü kurumlarını saymak mümkündür. Özellikle, Balkanlarda yaptığımız faaliyetlerde TİKA’nın başı çeken bir kurum olduğunu ifade etmek istiyorum. İktidara geldiğimiz dönemde toplamda 85 milyon dolar olan resmî kalkınma yardımlarımızın, TİKA’nın dış ülkelerde yaptığı çok kıymetli yatırım ve çalışmalarla on iki yılda toplam 3 milyar 307 milyon dolara çıktığı aşikârdır. Ayrıca, son on iki yılda TİKA yurt dışı ofis sayımız 12’den 49’a çıkartılmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Balkan coğrafyasındaki tarihî eserler noktasında söylenmesi gereken söz ise 2008/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi doğrultusunda, yurt dışındaki kültür varlıklarımızın restorasyonuyla ilgili olarak yürütülecek çalışmalarda kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları arasında iş birliği koordinasyonu doğrultusunda yapılan çalışmalar, Sinan Paşa Camisi’nden, Prizren’den Mustafa Paşa Camisi’ne kadar tarihine uygun bir sürü tarihî eserler aslına uygun olarak imar edilmiştir. Oradaki kardeşlerimizin ifadesi: “Siz buraya geldikten sonra çocuğum, bizim yürüyüşümüz bile değişti.” Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Ahmet Davutoğlu’nun Üsküp sokaklarındaki tarzını ve tavrını görmenizi özellikle istirham ediyorum.

Bu vesileyle saygıdeğer kardeşlerimiz, saygıdeğer milletvekillerim; bu hususta kıymetli Cumhurbaşkanımıza, saygıdeğer Başbakanımıza, Balkan coğrafyasına verdikleri emekler doğrultusunda TİKA’ya ve onun uç beylerine özellikle çok teşekkür ediyor, her birinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum, Allah’a emanet olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı diğer söz, demokratik gösteri ve yürüyüşlerde meydana gelen olaylar hakkında söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’ye aittir.

Buyurun Sayın Binici. (HDP sıralarından alkışlar)

 

2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, demokratik gösteri ve yürüyüşlerde meydana gelen olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, adım adım tedavüle konulan hukuk tanımaz anlayışın iç güvenlik paketiyle tavan yapacağı günlerin arifesindeyiz. Bu paket, zaten hibrit sayılan demokrasinin köküne kibrit suyu dökecek kadar kurulmak istenen polis devletinin ibretlik belgesi gibidir. 6-8 Ekim Kobani olaylarını gerekçelendirme zırvalarını bir kenara bırakacak olursak, bu paketle esasen sindirme, baskı ve inkâra kodlanmış geleneksel yönetim anlayışının AKP eliyle yeniden üretilmesi veya uygulamaya konulacağı daha net anlaşılacaktır.

Değerli milletvekilleri, paketi detaylı bir şekilde inceleme fırsatı bulduğum gün gözüm bir ara ekranda kaldı. Hiç şaşırmadım, zatışahaneleri gene ekrandaydı ve izlemeye koyuldum. İzledim ama gerçekten şok oldum. Cumhurbaşkanı -kendi deyimiyle- külliyesinde kabul ettiği TESK Genel Başkanı ve beraberindeki heyete ateşli nutuklar atıyordu. Kırşehir’de isim vermeden AKP’ye oy istemesi eleştirilen, verip veriştirilen Cumhurbaşkanının o cümlelerini sizlere aynen aktarıyorum, tabii, bunlar Cumhurbaşkanlığı yeminini, muhtevasını herhâlde pek iyi bilmiyorlar: “Her zaman söylüyorum, ben tarafım. Ama, bu bir siyasi partinin tarafı olmak anlamına gelmeyecek. Nedir? Ben milletin tarafındayım, onlar bunu görmüyorlar mı?” diyor. Beni şok eden, 77 milyonun aklıyla alay eden Cumhurbaşkanından daha çok, bu lafları ayakta alkışlayan koca koca adamlar. Emin olun, bu toplantıda kelli felli, yaşlı başlı adamlar vardı. İnanın, bu sözleri ayakta alkışlayan koca koca adamlardan sonra insan bir an aklından şüphe etmeye başlıyor. İbretle izlediğim bu mizansen vicdanımı sızlatmakla kalmamış, güç karşısında bu kadar küçülen insanların tavrı âdeta duygumu da zedelemişti.

Evet arkadaşlar, dürüstlüğün olmadığı bir yerde vicdan barınamaz. Vicdanın barınmadığı bir yerde ise adalet hiç olamaz. Gücün gözleri bu kadar kör ettiği, kutsandığı ve tapınıldığı bir ortamda ne vicdan kalır ne adalet. Bu vicdansızlık ve adaletsizliğin hâlini, ne yazık ki kötü huylu bir ur gibi toplumun bütün hücrelerine yayıldığını düşünüyorum. Bu vicdansızlık ve adaletsizlik hâlidir ki Uğur Kaymazları, Ceylan Önkolları, Encü ailesinden onlarca çocuğu, Berkinleri, Nihatları ve sayıları 240’ı aşan çocukları öldürüyorlar. İşte, bu vicdansızlık hâlidir ki yere göğe sığdırılmayan MİT, 18 yaşındaki Serap Eser’i yakıyor, Serap Eser’in yanık bedenini seçim meydanlarında tepe tepe kullanıyor. İşte, bu vicdansızlık hâlidir ki birileri sermaye aktaracağım diye, göz göre göre Soma’daki 301 emekçiyi bir avuç kömüre kurban ediyor. İşte, bu vicdansızlıktır ki her gün ortalama bir kadın ölüyor, şimdilik son olarak da Özgecan ölüyor. “Çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin.” diyen Sayın Bakan, Özgecan tecavüze uğrarken çığlık atıyor, Özgecan alevler içinde çığlık çığlığa… Duyuyor musunuz beyler? İşte, bu vicdansızlık hâlidir ki her itiraza “darbeci” yaftası, hakkını arayan herkese “terörist” damgası yapıştırılıyor. Siz hiç, Antep’te esnafın üzerine zorla gaz sıktıran polis şefinin öfkeden kudurmuş yüzünü gördünüz mü? Görmediyseniz, lütfen, en yakın aynaya bakın.

Dün gece bu Parlamentoda Sayın Elitaş’ın 2 parlamenterimize saldırısını nefretle kınıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Binici.

Gündem dışı son söz, Kocaeli ilinin sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a aittir.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, gençlerde uyuşturucu madde bağımlılığı ve Kocaelispor’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime dün gece şiddeti Meclise taşıyan, gözü dönmüş ve vahşice muhalefet milletvekillerine saldıran saldırganları kınayarak başlamak istiyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

El kol hareketi yapma oradan…

Konuma geleyim. Madde bağımlılığı bugünkü konumuz, aslında gençlerimiz konumuz, hunharca öldürülen gençlerimiz ve madde bağımlılığı. Madde bağımlılığının gençlerin en büyük sorunu olduğunu biliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akar, sözünüzü kesmek durumundayım. Siz Kocaeli ilinin sorunları hakkında söz istediniz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Geleceğim oraya.

BAŞKAN - Konunuzu değiştiriyor musunuz, yoksa oradan oraya mı geleceksiniz?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hayır, değiştirmiyorum.

BAŞKAN – Tamam, sürenize ekleyeceğim.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu ne? Anlık denetim mi yapıyorsunuz, kime yapıldı bugüne kadar? Anlık denetim mi yapıyorsunuz, içerik denetimi?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Başkan da Türkiye’nin her bölgesinde, her alanında olduğu gibi Mecliste sansür uygulamaya başladı, ne konuşacağımı bilmeden bir dakikamı yedi.

Madde bağımlılığı Türkiye’nin en büyük sorunu hâline geldi. Özellikle sentetik uyuşturuculara kolay ulaşılabilir olması ve kolay satın alınılabilir olması gençlerimizi esir aldı. 2010 yılında Eskişehir’de yakalanan sentetik uyuşturucu, 2012 yılında 26 ile, 2014 yılında da 71 ile yayılarak tavan yaptı. Bu sıralamada da Kocaeli 2’nci sırada yer alıyor. Çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. Peki, gençlerimizin bu tür olumsuz işlere bulaşmasını, teröre bulaşmasını ya da uyuşturucudan uzak kalmasını neyle sağlayabiliriz? Önce eğitim diyoruz, her zaman hepimizin söylediği gibi, sonra da spor diyoruz. Tabii, spor ve eğitimle bunu yapabilmek için de sporda nerede olduğumuzu görmek önemli. Yani, bunu neyle başarabiliriz? Amatör spor kulüpleriyle başarabiliriz. Fransa’da 63 milyon nüfus, İngiltere’de 64 milyon nüfus var. Bunlarda yaklaşık amatör kulüp sayısı 160 bin seviyesindeyken bizde 12 bin seviyelerinde. Bizim nüfusumuz 77 milyon. Yine, bu, kulüp başına düşen sporcu sayısı 79 ve 40’larla ölçülürken bizde 201 sporcu düşmekte. Niçin amatör spor kulüpleri gelişmiyor, niçin gençlerimiz bu spor kulüplerinde spor yapmıyor? Bunun en büyük nedeni, amatör spor kulüplerindeki kaynak yetersizliği. Yine, yüksek miktarlardaki borçları yer alıyor.

Tabii, bu zor şartlar altında bütün amatör spor kulüpleri, hangi branşta olursa olsun, bulundukları liglerde tutunma ve orada spor yapma mücadelesi veriyor. Daha büyük halk kitleleriyle buluşturabilmek için de bu amatör spor kulüplerine yeterince destek sağlanmalı diyoruz. On iki yıllık AKP hükûmetleri döneminde çok küçük belediyelere binde 7 gibi bir rakam ayrılmış olmasına rağmen, doğru destek bulduklarını, doğru olduğunu düşünmüyorum. Bununla ilgili, özellikle borçlarıyla ilgili bir teklif verdim, bir kanun teklifi hazırladım ve Parlamentoya verdim. Maliye Bakanı, aynı zamanda Spor Bakanı da bu teklife sıcak bakıyor. İnşallah, bu Parlamento süresi içerisinde vergi borcu, sosyal güvenlik prim borcu ve ecrimisil borçları olan amatör spor kulüplerini bu borçlarından arındırırız hep birlikte diyorum.

Niçin bunu söylüyorum? Evet, hepinizin bildiği gibi, Kocaelispor aslında Türkiye’de tarih yazmış bir spor kulübümüz. Kocaelispor 1966 yılında bir amatör spor kulübü olarak kurulmuş, Süper Lig’e kadar yükselmiş, 2 kez Türkiye kupasını kazanmış, hatta 1 kezinde de sizin Büyükşehir Belediye Başkanınız hiç emeği olmamasına rağmen, futbolculardan, antrenörden önce bu kupayı kaldırmış ama ondan sonra Kocaelispor’a hiçbir katkısı olmamış. Yaptıkları katkıları da tüm bireyler üzerinden yapmışlar, bireylerin istikbalini, geleceklerini garanti altına almışlar.

Bugün Kocaelispor yaklaşık ortalama 10 bin taraftarla oynuyor. Nerede oynuyor? BAL liginde yani Bölgesel Amatör Ligi’nde. Hatta deplasmanlara izin verilmiş olsa bilin ki en az 2 bin kişiyle, 3 bin kişiyle gelecek bir taraftar sevgisiyle Kocaelispor desteklenmektedir. Kocaelispor’un bugün 30 milyon borcu var. Eğer bu teklifim kabul edilirse ve bakanlar da onay verirse -ki pozitif görüş bildiriyorlar- bu projeyi hayata geçirebilir ve Kocaelispor’u layık olduğu yere taşırız diyoruz.

Kocaelispor’un en büyük sorunlarından bir tanesi de, daha önce kendi tesisleri olan ve Türkiye’de Millî Futbol Takımı’nın da kamp yaptığı, bugün kendi tesislerinden uzaklaştırıldığı KEV Tesisleridir. İnşallah kısa bir zaman sonra KEV Tesislerini de Kocaelispor’a kazandıracağız. Evet, bugün Kocaelispor atkısıyla çıktım. (CHP sıralarından alkışlar) İnşallah Kocaelispor’a da bu KEV Tesislerini kazandıracağız ve borçlarını da bir şekilde hallederek tekrar Süper Lig’de göreceğiz çünkü Kocaelispor’u gerçekten bir kentin ruhu, bir ortak ideali olarak görüyorum.

Evet, süremi uzattınız, ben o süreye göre…

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Kocaelispor’u kentin ortak ruhu olarak görüyorum ve vermiş olduğumuz teklifi -biraz evvel yeniledim- bakanların desteklediği bu teklifi, 12 bin amatör spor kulübünü ilgilendiren ve onların borçlarını halledecek olan bu kanun teklifimi de AKP Grubunun da destekleyeceğini düşünüyorum ve birlikte Türkiye’de spor yapma alanlarını hep birlikte açabiliriz diye düşünüyorum. Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman 12 bin spor kulübü değil, belki 160 bin -İngiltere’deki ve Fransa’daki gibi- spor kulübü sayısına erişeceğiz, belki o gelişmiş ülkelerdeki sporcu sayısına erişeceğiz. Biz, kendi istikbalimizden ziyade çocuklarımızın istikbalini düşünerek kötü alışkanlıklar yerine spor yapmalarına imkân vereceğiz diyorum ve Kocaelispor’u Birinci Lig’de, Süper Lig’de görmek ümidiyle hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Ben sadece bir maddi hatayı düzenlemek için sözünüzü kesmiştim, onu da belirteyim.

Şimdi gündeme geçiyoruz ancak sisteme giren grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Levent Gök, buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, dün Meclis tarihimizin en ağır ve hepimizi üzen oturumlarından birini yaşadık. Bu oturumda maalesef başlangıçta şiddeti protesto ederek başlayan milletvekillerinin, daha sonra muhalefetin İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarını bir kenara bırakarak iktidar grubunun muhalefet partilerine bir saldırısını izledik. Bu saldırılar sonucunda 4 milletvekili arkadaşımız -üzüntüyle belirtiyorum ki- yara, bere içinde kalmış, kiminin eli kırılma noktasına gelmiş ve kiminin de kaburga kemiklerinde kırık vardır. Böyle bir tablo bu Meclisin kabul edebileceği bir tablo değildir. Bu konuda, kamera kayıtlarının incelenerek her kim ne yaptıysa bu konunun Meclis Başkanlığınca soruşturulmasını talep eden dilekçemizi Meclis Başkanlığına gönderdik. Sizlerden talebimiz: Bu konuda, kavgada bu ağır saldırıları gerçekleştiren her kimse hakkında soruşturma açılması ve gerekli işlemlerin yapılmasıdır. Ben, bu olayı gerçekleştiren saldırganların tümünü kınıyorum ve bu konuda da bir özür bekliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bostancı…

 

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Dün Mecliste yaşanan olayların sevimsiz olaylar olduğu, Meclisin olağan müzakere şartlarına uymadığı konusunda hepimiz hemfikiriz. Ancak, bu tür olaylar yaşanırken hangi süreçlerden geçilerek oraya gelindiği hususu önemli.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Ancak” dedin mi olmuyor işte, şiddeti “ama”sız kınayacaksınız, “ama”sız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sus ya, bir sus, saygılı ol ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ortada bir konu var. Burada muhalefet…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - “Ancak” dedin mi kınayamıyorsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Dinler misin kardeşim?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Ancak”sız kınayacaksın, “ancak”sız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bir sus, ne kadar saygısızsın!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bir sus Özgür, bir sus artık ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Muhalefet ortak bir biçimde bizim grup önerisinin geçmemesi için bir çaba gösterdi. Bu, sadece burada, Mecliste olan bir durum değildi; aynı zamanda öteden beri mevcut iç güvenlik yasasına ilişkin engelleme yapacaklarını ve İç Tüzük’ten kaynaklanan bütün haklarını kullanacaklarını ifade ediyorlardı. Bu, onların yaklaşımıydı; bizim grup önerimizin geçmemesi. Zamana oynamak, zamanın bitmesi neticesinde bu grup önerisinin geçmemesi yaklaşımlarıydı. Elbette, İç Tüzük’ten kaynaklanan bütün hakların kullanılmasını biz saygıyla karşılarız ancak fiilî durumlar yaratılmasını ve fiilen birtakım müdahalelerle kürsü işgali gibi birtakım müdahalelerle engelleme yapılmasını kabul etmeyiz. “İç Tüzük” diyen, “yasa” diyen, “hukuk” diyen insanların kendilerinin de İç Tüzük’e, yasaya ve hukuka uyması gerekir.

Bu çerçevede, yaşanan o sevimsiz olaylar bir süreç neticesinde yaşanmıştır. Baştan itibaren Meclisin olağan şartlarının dışına çıkmasını temin eden bir atmosfer kuran, gerginlik stratejisi yürüten, fiilî durum yaratan insanların ve stratejilerin, siyasetlerin yaşanan olaylarda kesinlikle sorumluluğu ve payı vardır. Bir arbede çıktığında orada artık kimin haklı kimin haksız olduğu önemini yitirir. O arbede çıkıncaya kadar o süreci yaşatanlar, o gerilimi yaratanlar, insanları kışkırtanlar kesinlikle bundan sorumludurlar. Bugün bizim hepimizin akıl etmesi gereken, çıkarılması gereken husus…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Affedersiniz…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Devam etsin efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Affedersiniz…

BAŞKAN – İki dakika süre verdim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çıkarılması gereken ders şudur: Herkes bu tür olaylar yaşanmaması için kendisine düşen sorumluluğu bilecek. Adalet isteyenler kendileri adil olacaklardır.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Baluken…

 

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün akşam Meclis Genel Kurulunda Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihine kara leke olarak geçecek olaylar yaşanmıştır. Siyasi partilerin grup önerileri görüşülürken AKP Grup Başkan Vekili, 2 kadın vekilimizi darbetmeye yönelmiş, kendisini takip eden bazı AKP’li vekiller de, başta kadın milletvekillerimiz olmak üzere pek çok muhalefet milletvekilini darbetmiştir. 5 milletvekili gördükleri şiddet nedeniyle yaralanmış, 3 milletvekili saatlerce Meclis revirinde müşahede altına alınmışlardır. Dün yaşanan tüm bu olayların başlangıcının malum AKP Grup Başkan Vekilinin kadın vekillere yönelik şiddet girişimiyle başladığını burada tekrar ifade etmek istiyoruz. Kadına şiddet ve kadın katliamlarının gündemleştiği bir haftada bir siyasi partiyi temsil eden bir grup başkan vekilinin kadın milletvekillerine yönelik şiddet eğilimini buradan şiddetle kınıyoruz. Sayın Başbakanın “Kadına uzanan elleri kıracağız.” dediği bir dönemde AKP Grubunun kadına Meclis çatısı altında şiddet uygulama eğilimine yaklaşımını takip ettiğimizi ifade etmek istiyoruz. AKP Grubunun, başta kadın vekillerimiz olmak üzere tüm kadınlardan özür dilemesini, Grup Başkan Vekiliyle ilgili disiplin süreci işletmesi gerektiğini, beklentimizin bu olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Yine, özellikle Genel Kurulda şiddet olaylarıyla özdeşleşmiş olan birkaç milletvekili açısından da AKP Grubunu burada uyarıyoruz. Biz tüm bu gerçeklerin açığa çıkması için kamera kayıtlarının incelenmesi amacıyla Meclis Başkanlığına dilekçeyle başvurduk. Bu kamera kayıtlarının incelenerek bu şiddet olaylarının müsebbibi olan yaklaşımların ortaya çıkarılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - …ve gerekli müeyyidelerin uygulanması hususunu Genel Kurulun bilgisine sunuyoruz.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 17 Şubat 2015 Salı günkü 56’ncı Birleşimde Genel Kurul salonunda yaşanan olaylara ilişkin konuşması

BAŞKAN – Grup başkan vekillerimizin söylediği gibi, dün burada gerçekten burada bulunan hiç kimsenin tasvip etmediği durumlar yaşandı. Dün burada kadına karşı şiddeti lanetledik ve Meclis tarihinde ilk defa, 75 milletvekiline kadına karşı şiddetin eleştirilmesi ve lanetlenmesi için, Özgecan’ın şahsında bunu gerçekleştirmesi için söz verdim fakat tam da bu arada söylemek isterim ki, bütün bunları konuşurken, bütün, Meclis çalışma süreci içinde bir kadın olarak ben de müthiş bir sözlü şiddete maruz kaldım. Yetmedi, kürsü işgal edildi; yetmedi, burada bulunan bütün evraklarımız yırtıldı, şu gördüğünüz gonk kırıldı ve ben bütün bunlardan etkilenerek -grup başkan vekili arkadaşlarımın hepsi bilir- içeride hepimizin gerildiği bir oranda ben de rahatsızlandım. Ben bütün bu davranışların bir kadın olarak bana gösterilmiş olan bir şiddet olduğunu kabul ediyorum. Üzülerek belirtmek isterim ki, grup başkan vekili arkadaşlarımın da bunu belirtmesini beklerdim. Gerçekten müteessirim, gerçekten yaşananları, şahsıma yönelik yaşananları da esefle karşılıyorum. Eğer kamera kayıtları incelenecek olursa orada görülecek, bana hem sözlü sataşmalardan, hem de bu kürsüye müdahale etmenin getirdiği birtakım sonuçlardan dolayı ben de hukuki haklarımı saklı tutacağım. Bu kürsü hepimizin korumasının gerekli olduğu bir kürsüdür, Gazi Meclisin kürsüsüdür. Eğer ben burada görev yapıyorsam, kadına karşı şiddetin lanetlendiği bir günde aynı tavrın bana gösterilmesini de beklerdim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani, bizim konuşmamızı iki dakikayla sınırlandırıp böyle zan oluşturmanız doğru değil. Grup başkan vekillerini iki dakikayla sınırlandırmasaydınız sizin hakkınızdaki görüşlerimizi de söylerdik. Ayıp yani!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, Elitaş’ın yaptığı tacizden bahsetti.

NAZMİ GÜR (Van) – Sözlerinizle siz bize şiddet uyguladınız Sayın Başkan!

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önerğeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 21 milletvekilinin, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nden kaynaklanan hava, toprak ve su kirliliği konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1209)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Afşin-Elbistan Termik Santrali’nden kaynaklanan bölgedeki hava, toprak ve su kirliliği konusunda araştırma yapılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

 

1) Mesut Dedeoğlu                                   (Kahramanmaraş)            

2) Mehmet Şandır                                            (Mersin)

3) Ali Uzunırmak                                              (Aydın)

4) Münir Kutluata                                           (Sakarya)

5) S. Nevzat Korkmaz                                      (Isparta)

6) Alim Işık                                                    (Kütahya)

7) Enver Erdem                                               (Elâzığ)

8) Sinan Oğan                                                  (Iğdır)

9) Özcan Yeniçeri                                           (Ankara)

10) Muharrem Varlı                                         (Adana)

11) Emin Çınar                                            (Kastamonu)

12) Seyfettin Yılmaz                                        (Adana)

13) Reşat Doğru                                               (Tokat)

14) Mehmet Erdoğan                                        (Muğla)

15) Yusuf Halaçoğlu                                       (Kayseri)

16) Emin Haluk Ayhan                                     (Denizli)

17) D. Ali Torlak                                            (İstanbul)

18) Kemalettin Yılmaz                               (Afyonkarahisar)

19) Ali Halaman                                              (Adana)

20) Sadir Durmaz                                            (Yozgat)

21) Murat Başesgioğlu                                    (İstanbul)

22) Lütfü Türkkan                                           (Kocaeli)

Gerekçe:

Bilim ve teknoloji alanında ortaya çıkan gelişmeler tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de enerji tüketimini artırmıştır.

Enerji tüketiminde ortaya çıkan bu artış tüm dünya ülkelerini yeni enerji kaynaklarına yöneltmektedir. Pek çok ülke öteden beri, enerji ihtiyacının neredeyse tamamına yakınını fosil yakıt kaynaklarından karşılamaktadır.

Enerji olarak fosil enerji kaynaklarının kullanılmasıyla birlikte yeryüzünde çevre kirliliği de artmaya başlamıştır. Çevresel etkileri dikkate almayan teknoloji seçimi kirlenmeyi daha da artırmaktadır.

Kömür ve nükleer enerji gibi enerji kaynaklarının kullanımı toprakları ve doğal suları doğrudan kirletmektedir. Kömüre dayalı termik santrallerin külleri atık olarak çevre konusunda sorun teşkil etmektedir.

Küllerin toprak üzerinde depolanması sonucunda kül içerisindeki zararlı bileşenler, yağmur sularıyla birlikte toprağa sızmakta ve yer altı suları ile geniş bir alanı etkilemektedir.

Termik santraller için gerekli madencilik ve taşıma faaliyetleri de çevre sorunlarına sebep olmaktadır. Bütün bu olumsuz etkilere rağmen kömür hâlen enerji üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Yapılan bazı değerlendirmeler, Afşin-Elbistan Termik Santrali bacalarından çıkan emisyon gazlarının çevre topraklarda kirlenmeye sebep olduğunu ortaya koymaktadır. Afşin-Elbistan Termik Santrali bölgesinde önemli ölçüde hava kirliliğinin yanı sıra, toprak üzerinde fiziksel, kimyasal ve biyolojik anlamda kirlenmelere de rastlanmaktadır. Zaten Kahramanmaraş İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından yapılan en son denetimlerde Afşin-Elbistan Termik Santrali'nin havayı kirlettiği net bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Kasım ayı içinde Kahramanmaraş İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından yapılan denetimler sırasında, Afşin-Elbistan A ve B Termik santrallerine havayı kirlettiği gerekçesiyle toplam 113.088 lira ceza kesilmiştir.

Bu nedenle, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nden kaynaklanan, bölgedeki hava, toprak ve su kirliliği konusunda araştırma yapılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulması uygun olacaktır.

 

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, okullarda uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1210)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde uyuşturucu madde bağımlılığı her geçen gün daha fazla artmaktadır. Uyuşturucu kullanma yaşının 11 yaşına yani ilköğretim çocuklarına kadar yaygınlaştığı araştırmalarda ortaya konmuştur. Buna rağmen 2003 yılından itibaren okullarımızda bu konuda çalışma yapılmamaktadır. Okullarımızda uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı durumunun tespit, varsa alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.            

1) Reşat Doğru                                                         (Tokat)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Mehmet Günal                                                      (Antalya)

4) Bahattin Şeker                                                     (Bilecik)

5) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

6) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

7) Mustafa Erdem                                                     (Ankara)

8) Ali Halaman                                                         (Adana)

9) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

10) Murat Başesgioğlu                                              (İstanbul)

11) Mehmet Şandır                                                   (Mersin)

12) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

13) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                     (Osmaniye)

14) Cemalettin Şimşek                                              (Samsun)

15) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

16) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

17) Ali Öz                                                                (Mersin)

18) Koray Aydın                                                        (Trabzon)

19) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

20) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

21) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

Gerekçe:

Akıl ve beden sağlığının en büyük düşmanı olan uyuşturucu ve madde bağımlılığını, başta gençler arasında olmak üzere herkesi etkileyebilen; biyolojik, ruhsal, psikolojik ve sosyal boyutları olan bir sağlık sorunu olması yanında, toplumu ve geleceğimizi çürüten bir sorun olarak da tanımlamak mümkündür.

Uyuşturucu ve madde kullanımı dünyada her geçen gün artmaktadır. Madde bağımlılığı sorunu sadece ülkelerin kendi sorunları değildir. Bütün dünyadaki toplumların ortak sorunu olmuş ve acil müdahale durumuna da geçilmeye başlanmıştır.

Genellikle çocuk, ergen ve geç erişkinlerde görülen madde bağımlılığı dünyada olduğu gibi ülkemizde de yeni karşılaştığımız bir sorun değildir. Uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı sorunu ülkemizde gün geçtikçe büyümekte, yaşlı, genç, fakir, zengin, erkek, kadın, toplumun bütün fertlerini etkisi altına almaktadır. Dünyada olduğu, ülkemizde de önümüzdeki yıllarda en önemli sorunların başında madde kullanımı ve bağımlılığı olacaktır.

Madde kullanımı ve bağımlılığı yalnızca bireyi değil onun ailesini, yakın çevresini ve toplumu da psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve sağlık sorunlarına yol açarak ağır bir biçimde etkileyen bir olgudur.

Toplumun, yapısını zedeleyen, insanların amaçlarını ve umutlarını yok eden bu maddeleri, en çok, gençler kullanıyor. Bunu incelediğimizde, yoğunluğun, 15-25 yaş arasında olduğunu görmekteyiz.

Uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı yaşının sürekli olarak aşağıya doğru düşmesi, genç bir nüfusa sahip olan ülkemiz açısından önemlidir. Yapılan araştırmalar, ülkemizde, uyuşturucu kullanımının 11 yaşa yani ilköğretim çocuklarına kadar yaygınlaşmış olduğunu göstermektedir.

Yine, araştırmalar göstermiştir ki, gençlerin uyuşturucu kullanmaya başlamaları ile bu durumdan, ailelerinin haberdar olmaları arasında belli bir süre söz konusudur.

2008 yılında, Türk Psikoloji Derneği tarafından, ülkemizde yapılan madde kullanımı ve profili araştırmasında, 15-24 yaş grubunda 7.681 kişide yapılan incelemede; yüzde 27,4’ü ilk defa 14 yaşında başlamak üzere düzenli sigara kullandığını, yüzde 9,2’si ilk defa 17 yaşında olmak üzere alkol kullandığını, yüzde 2,9’u da arkadaşlarından en az birinin madde kullandığını ifade etmişlerdir.

Ayrıca Ankara'da 7 farklı lisede yapılan araştırmada ise lise öğrencileri arasında yüzde 13,2 sigara, yüzde 23,5 alkol, yüzde 2,3 hayatta en az 1 kere madde kullandığını ifade etmişlerdir.

Bu büyük tehdide rağmen, okullarımızda yaklaşık dokuz yıldır uyuşturucu ve madde kullanımı konusunda araştırma yapılmamaktadır. Avrupa da uygulanan ve ülkemizde uygulanması istenen ESPAD (Avrupa Gençlerde Madde Kullanımı Değerlendirme Projesi) 2003 yılından itibaren Millî Eğitim Bakanlığı izin vermediğinden dolayı yapılamamıştır. Yani okullarımızda gençler arasında istatistiki genel bilgiler 2003 yılına dayanmaktadır.

Bu nedenle; okul çağındaki gençlerimizde, uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığına ilişkin verilerin elde edilmesi ve alınabilecek önlemlerin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisince Meclis araştırması açılması yerinde olacaktır.

 

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 20 milletvekilinin, yerli sanayinin ve çalışanlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1211)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bugün yetersiz sermaye birikiminin dışında, makroekonomik istikrarı sağlamaktaki güçlükler, yüksek vergiler, sermayenin ve temel sınai girdilerin yüksek maliyetleri, teknolojik gelişmelere ayak uydurma konusundaki zorluklar, yenilik ve yeni teknoloji üretmede yetersizlik Türk sanayisinin rekabet gücünü olumsuz olarak etkilemekte ve bu durum başta özel sektör çalışanlarımızda olmak üzere tüm ekonomimize negatif etki yaratmaktadır.

Gerekçesini ekte arz ettiğimiz ve araştırma sırasında belirlenecek nedenlerle yerli sanayimizin ve çalışanlarının sorunlarını tespiti ve çözüm önerilerinin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederim. 

1) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Alim Işık                                                              (Kütahya)

4) Kemalettin Yılmaz                                                (Afyonkarahisar)

5) Emin Haluk Ayhan                                                (Denizli)

6) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

7) Münir Kutluata                                                      (Sakarya)

8) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

9) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

10) Ali Halaman                                                       (Adana)

11) Sadir Durmaz                                                     (Yozgat)

12) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

13) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

14) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

15) Ali Öz                                                                (Mersin)

16) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

17) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

18) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

19) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

20) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

21) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

Gerekçe:

Bugün; yetersiz sermaye birikiminin dışında, makroekonomik istikrarı sağlamaktaki güçlükler, yüksek vergiler, sermayenin ve temel sınai girdilerin yüksek maliyetleri, teknolojik gelişmelere ayak uydurma konusundaki zorluklar, yenilik ve yeni teknoloji üretmede yetersizlik Türk sanayisinin rekabet gücünü olumsuz olarak etkilemekte ve bu durum başta özel sektör çalışanlarımızda olmak üzere tüm ekonomimize negatif etki yaratmaktadır.

Geldiğimiz noktada; başta yerel yönetimlere, Savunma Sanayii Müsteşarlığına, Türk Silahlı Kuvvetlerine araç tedarik eden yerli üreticimiz zor duruma düşmüş, çalışanları ise mağduriyetleri hakkında seslerini duyurmaya çalışmaktadır.

Kamuda yerli üretim kullanma konusunda Hükûmet tarafından birçok genelge yayınlanmışsa da bu genelgeler göz ardı edilerek hâlen kamuda ithal ürünler tercih edilmekte, bu da yerli girişimcimizi daha zor durumda bırakmaktadır.

Bu yüzden reel sektörümüzün dış borçlanması, yurt içinde üretim yapılabilmesi için uygun makroekonomik şartların girişimcilere sağlanamamasından dolayı artmaktadır. Girişimcilerimiz kendilerine yurt içinde kolay ve uygun finansman şartları sağlanamamasından dolayı işletme ve öz sermayelerini eritmemek için dış kaynağa yönelmektedirler.

Bu kısır döngüyü durdurabilmek, Türk girişimcisine ve dolayısıyla çalışanlarımıza destek olabilmek ve Türkiye'nin üretim gücünü daha da artırmak için yerli sanayimizin ve çalışanlarının sorunlarının tespiti ve çözüm önerilerinin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98'inci TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması bu alandaki yapısal sorunların çözümüne büyük katkı sunacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Uludere (Roboski) katliamının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin (10/436) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                      18/2/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/2/2015 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                          İdris Baluken

                                                                                               Bingöl

                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/436) Uludere (Roboski) katliamının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini Genel Kurulun 18/2/2015 Çarşamba günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk konuşmacı Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına sizleri selamlıyorum. Ancak sözlerime başlamadan önce şunu söylemek istiyorum çünkü demin Meclis Başkanlığına bizzat dilekçe verdim: Sayın Başkan, sizin önünüzdeki tokmak kanlı bir tokmak, suç delilidir, tutamazsınız orada, adli emanete alınması lazım. Oradan kan örnekleri, tahlilleri için, parmak izi için, lütfen, o suç delilini derhâl kavaslara teslim edin çünkü dilekçe verdik.

BAŞKAN – Neden, nereden bahsettiniz, hangi araçtan?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bir de -o çelik kasayla ilgili de- çelik kasa da darp aracı olarak kullanıldı, onun da alınmasını istiyorum çünkü dünkü torba görüşmelerine bu suç aletleriyle kan bulaşmıştır, suç delilidir onlar. Hukuk devletlerinde -siz de bir hukukçusunuz, ki bilirsiniz- bu tür deliller güvence altına alınır ki ileride -failler bunu- delil olarak bunun değerlendirmesi yapılsın.

Değerli arkadaşlar, beni üzen bir şey oldu: Dün 72 milletvekiline verilen söz gerçekten güzel bir davranıştı, kadına şiddeti burada herkes konuştu, duyarlılık istendi ama Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Pervin Buldan ve Halkların Demokratik Kongresi Eş Başkanı Sebahat Tuncel, bu kürsüde AK PARTİ’nin erkek Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş’ın saldırısına uğradı ve fiilî darp edildi, Sayın Tuncel yaralandı. Dilerdim ki, bu, kadına şiddetin konuşulduğu, 72 kişinin konuştuğu bu Mecliste, kadın olan başkan vekilinin önce, sonra kadın olan grup başkan vekilinin, sonra AK PARTİ’nin bütün kadın vekillerinin bunu kınamasını beklerdim ama lal olduklarını gördüm, lal, lal. Kadına karşı şiddeti 72 kişinin konuştuğu burada kadın saldırıya uğruyor ve bir grup başkan vekili, erkek, çıkıyor, televizyonlarda diyor ki: “Kadınların saldırısına uğradım.” Bu kamera görüntüleri, bu gök kubbe, buradaki 400 milletvekili, Tanrı buna tanıktır ki, bu görüntüler bütün kamuoyuna dağıtılacaktır. Yalancıların, iftiracıların, kadına şiddeti bu Meclisin çatısı altına taşıyanların İç Tüzük’ten disipline, cezaya kadar ve toplum vicdanında mahkûm edilmesine kadar bunun takipçisi olacağız.

Değerli milletvekilleri, biz bu Mecliste elbette ki muhalefet partisi olarak, İç Tüzük’ten gelen, iktidarın bütün keyfî uygulamalarına karşı sesimizi çıkaracağız, bütün İç Tüzük haklarımızı kullanacağız ve elbette ki istemediğimiz yasaların çıkmaması için engelleyeceğiz. Bu anayasal bir hakkımızdır, bu İç Tüzük hakkımızdır. Bu araştırma önergelerini de bunun için indiriyoruz, dört parti grubu indiriyor. Biz üç parti grubu, bunları, güvenlik paketiniz, kanlı tokmak paketiniz geçmesin diye getiriyoruz, bu faşist paketin geçmemesi için getiriyoruz. Ayrıca, önemli konularda getiriyoruz.

Sizin önergeleriniz gelecek birazdan buraya, mart ayının sonuna kadar yirmi dört saat Meclise çalışma takvimi koyuyorsunuz. Mobbingdir bunun adı, angaryadır bunun adı; insan haklarının, hukukun, demokrasinin, insan sağlığının, insan onurunun ayaklar altına alınmasıdır. Siz köle misiniz? Siz biat eden emir kulları mısınız? Siz bu Meclisin birilerinin emri altında Kunta Kinteleri misiniz? Siz talimatla esas duruşa gelen “Terracotta” askerleri misiniz? Bu Meclis, bu milletin iradesi bu kadar esir, bu kadar teslim, bu kadar suskun kalacak mı? Biz kalmayacağız, Halkların Demokratik Partisi kalmayacak. Gerçekler için, hakikat için, insanlık için, demokrasi için konuşacağız, konuşacağız, konuşacağız. Biz milletin vekiliyiz, milletin gücüyle geldik bu kürsüye oturduk.

Dün -İç Tüzük için, tam on iki sayfa- İç Tüzük hakkımı kullanmak istedim, başkan vekilinden söz alamadım. Başkan vekili burada, kendi iktidar partisinin talimatıyla burayı yönetmeye çalışıyordu, başkan vekili burada bize söz hakkı vermiyordu. Başkan vekili burada milletvekillerinin milletin iradesiyle gelmesini unutmuştu, milletvekillerinin de oy alarak seçildiğini unutmuştu, onların temsil ettiği milyonları unutmuştu, halkı unutmuşlardı, İç Tüzük haklarını yok saydılar, Anayasa’yı yok saydılar, hukuku yok saydılar. Burada, bu Başkanlık kürsüsünün önünde ben dururken buraya gelen arkadaşlarımız… Söz hakkı konusunda, centilmenlik gereği önceki söz hakkının ana muhalefet partisi grup başkan vekiline verilmesi gerekirdi, doğru olan budur, benim vicdanım, benim erdemim, grubumun ahlaki durumu bunu gerektiriyordu. Sayın Gök’e söz sıramı verip sonra konuşacakken buraya Elitaş’ı davet edip kürsüyü işgal ettiniz.

Şimdi, hiçbir şey olmamış bu çatının altında, kan dökülmemiş, yaralı yok, kafa kırma yok, insan onurunu kırma yok, şu gördüğünüz çiçeklerin arasında bayılan milletvekili yok, hâlâ hastanede milletvekili yok, hiçbir şey olmamış değil mi? Özür dileme de yok mu? Ya disiplin yok mu? Ya ceza yok mu? Ya müeyyide yok mu? Ya kural yok mu? Orman kanunu mu, dağ kanunu mu; ne uygulanıyor bu Meclisin içinde arkadaşlar? Bu kadar tutarsız, bu kadar duyarsız, bu kadar keyfî, bu kadar zalim olursanız -bakın, Birleşmiş Milletlerin 666 sayılı Kararı var, zalim diktatörlüklere ve keyfî yönetimlere karşı halkın meşru direniş hakkı vardır- bundan sonra bizi bu noktaya çekerseniz meşru direniş hakkını kullanırız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Konuşmanda bile şiddet var.

HASİP KAPLAN (Devamla) – 350 kişiyle burada bize terör estiremezsiniz, Mecliste devlet terörünü estiremezsiniz. Bu terörü Roboski’de, Uludere katliamında da uyguladınız, Uludere katliamında 34 insanımızı öldürdünüz. Uludere katliamında gelen dosyayı kapattınız burada, kapattınız, Uludere’deki katliamı Meclis İnsan Hakları Alt Komisyonunda boğdunuz, “zorunlu hata” dediniz. Sonra ne çıktı ortaya biliyor musunuz? Namuslu insanlar var, Albay Eker, 23 Aralık 2013, büyük bir gazetenin sürmanşetindeydi, ifadeleri olduğu gibi çıktı ve orada Yarbay Taner ve orada Tuğgeneral Halil Erkek, ben bu insanları arazide gezen bir milletvekili olarak tanıyorum, iyi tanıyorum, bunlar vicdanlı insanlar, bunlar “Kaçakçı grubu bunlar, tanıyoruz.” dediler çünkü Bilican Tepesi’nin en uç noktasında bu yarbaylardan biri görev alıyordu. O noktada kimin gelip kimin gittiğini biliyordu ve 2. Ordu Komutanlığına, istihbarata bildirdiler: “Kaçakçı grubudur, vur emrini durdurun.” dediler. Arkasından ne oldu? “Topçu ateşi yapılsın.” diye söylüyorlar, Genelkurmayın hava harekâtına karar verdiği söylendi. Tekrar uyardılar: “Vahim bir şey olacak.” dediler, oradaki bu üst rütbeli, oranın hayatının içinde olan insanlar. Malatya’daki 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığını aradılar “Yanlış yapıyorsunuz, top ateşlerini durdurun, sınırı geçince alırız.” dediler. Bu kadar basit fakat predatorleri de izledik, insansız hava araçlarını, Heronları yani kumandası birisi Washington’un, birisi Tel Aviv’in elinde olan, birisi de MİT’in elinde olan araçlardan birileri Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e -burada da o gün MGK toplantısı vardı- Hükûmete, dönemin Başbakanına bilgi veriyor ve bütün bunlar yok sayılarak vur emri veriliyor; 34 can paramparça oldu, 34 kardeşimiz. Şimdi, bu soruşturmayı kapattılar, bu soruşturmayı Mecliste siz kapattınız, önce siz kapattınız. Bu vicdansızlık, bu vicdan cehennem azabında sizi diri diri yakacak, cehennem azabından inancı olanlar kurtulamaz, buna imza atanlar kurtulamaz. Sonra, bu dünyada bunun hesabını biz soracağız, siyaseten soracağız, hukuken soracağız, insan olarak soracağız, vicdanen soracağız, anladığınız dilde soracağız. Ve Anayasa Mahkemesine sesleniyoruz. Bireysel başvurulara derhâl ihlal kararı verin, derhâl dosyaları gönderin. Meclise sesleniyorum, vicdanınız varsa, cüzdan olmadıysa sizde, vicdanınız nasır tutmadıysa gelin buna imza verin, tekrar kuralım komisyonu. Bu kadar basit, bu kadar basit, anladınız mı? İnsanlık için bir adım atın, insanlığınızdan utanmayasınız diye bunu söylüyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Kısa bir şey söylemek isterim: Sayın Hasip Kaplan’la otuz yıldan beri tanışırız. Bana şimdi elbette ki bazı eleştirilerde bulundu ama ben de kendisinin bu kürsüye gelip “Deli!” diye bağırdığını -herkes bilsin ve kayıtlara geçsin diye söylüyorum- “Sen görürsün bundan sonra.” dediğini bilmenizi isterim. Ben, dostane ilişkilerin siyasetin üstünde yer almasını tercih eden bir insanım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O tutanaklar burada, o tutanaklar burada Başkan.

BAŞKAN – Dostluk ilişkileri, tanışıklık ilişkileri siyasetin üstünde yer almalıdır diyorum.

Teşekkür ederim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Ya, siz bundan sonra hâlâ mağduru mu oynuyorsunuz, ayıp değil mi yani? Ayıp değil mi ya, herkes izliyor ya?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, madem konuştunuz, bakın, 10 sayfa tutanak burada.

BAŞKAN – Tamam, bakarız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Otuz yıldır sizi tanıyorum. Siz hukukçu vicdanınızı AK PARTİ’ye satmasaydınız dün İç Tüzük hakkımı kullanırken beni susturmazdınız. Size Elitaş buradan emretmeseydi siz oradan beni burada susturmazdınız.

BAŞKAN – Ben burada konuşarak değil, şu söylediğiniz laf için dahi hukuk yoluyla hakkımı arayacağımı belirtmek isterim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz tarafsız davranmadınız. Bakın, tutanaklar burada, herkes okusun. Arkadaşlar, o tutanaklar burada, herkes alsın, lütfen okusun. Sayın Başkan yalan söylüyor, söyledikleri tutanaklarda yok.

BAŞKAN – Evet, arkadaşlar, Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde Sayın Ramazan Can konuşacak, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

HDP grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: AK PARTİ ve AK PARTİ hükûmetleri, tarihimizde, geçmiş dönemimizde yaşanan bütün karanlık olayları şeffaf bir biçimde, hukuk prensiplerine, demokratik düzenin gereklerine uyarak, karanlık dehlizlerde yaşanan hukuk dışı, garabet vehmeden bütün olayları toplumumuza göstermiştir, toplumumuzun önüne çıkarmıştır. AK PARTİ’nin en önemli başarılarından bir de... Geçmişte yaşanan hukuk dışı olayları, darbe teşebbüslerini, karanlık dehlizlerdeki senaryoları AK PARTİ gün yüzüne çıkarmıştır...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kapalı oturum talep edip bize saldırıyorsun yani sen neredeki karanlığı şey yapacaksın?

RAMAZAN CAN (Devamla) – ...milletin bilgisine, dağarcığına sunmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hangi kanaatle onu yargılıyorsunuz?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, darbeyi siz yapıyorsunuz, anayasa darbesi yaptınız. Anayasa uygulanmıyor, Anayasa askıda şimdi.

RAMAZAN CAN (Devamla) – AK PARTİ’yi birtakım olayları kapatmakla suçlamak doğru bir iddia değildir diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim derdimiz anaların gözyaşını dindirmek, gençlerin akan kanını durdurmak ve samimiyet, huzur ortamını tesis etmekten ibarettir. Biz, insanımızı yaşatmak için demokratik düzenin gereklerinden, hukuk düzeninin gereklerinden, temel hak ve hürriyetlerden azami derecede insanımızın istifade etmesi için gerekli altyapıyı, gerekli siyasi düzeni sağlamaya çalışan bir partiyiz. Biz, ne millî iradeye gölge düşürmeye ne de bu gölge düşürme gayreti içinde olanlara izin veririz ne de devleti şamar oğlanına çevirmek isteyenlere çanak tutarız.

Terörle mücadelede, çok hassas olduğunu kabul etmekle birlikte, zaman zaman yapılan yanlışlar olduğunu da kabul ediyoruz. Dünyanın her yerinde buna benzer trajik hatalar maalesef yaşanıyor, ülkemizde de yaşanmıştır. Devlet olarak biz bu hatalardan, bu trajedilerden ders çıkararak yaraları sarmaya gayret etmek… Otuz yıldır terörle mücadele ederken de terör örgütünün kalleşçe saldırıp vurup kaçarak defaatle bu hadiseleri yaşatmasının bu olaylarda da maalesef payının olduğunu hep beraber kabul etmek durumundayız.

Yakın tarihimizde, Karlıova’da dur ihtarına uymayan bir vatandaşımız maalesef canlı bomba sanılarak vuruldu, buna benzer olaylar yaşandı. Bu olaylarda polis kasten adam öldürmekten yargılanıyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, konuşmacıyı niye uyarmıyorsunuz “Konusuyla ilgili konuşsun.” diye? Az önce bizim arkadaşımızı uyardınız “Konuya gelin.” diye.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Güvenlik mensubu, hukuk kuralları içerisinde hareket etmek durumundadır. Bir tarafta…

BAŞKAN – Bakın, beni eleştirdiğiniz şeyi siz yapıyorsunuz Sayın Gök, lütfen… Karışmıyorum artık.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır, ben tam tersine yani size… Arkadaşımızı uyardınız az önce.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ama konuya ne zaman gelecek?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Başkan işine gelene karışıyor.

BAŞKAN – Sürenize ekleyeceğim Sayın Can.

Ben arkadaşınızı uyarmadım, buradaki beyanda maddi bir hata olup olmadığını sordum Sayın Gök, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Farklı bir muamele olmasın istiyorum da o yüzden söylüyorum.

BAŞKAN – Ama şimdi bakın, arkadaşınızın bende yazan belgelerdeki…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Arkadaşımız ne konuşacağını bilmiyor mu da karışıyorsunuz yani?

BAŞKAN – …konuşma içeriğinin ve adının maddi bir hataya uğrayıp uğramadığını kontrol etmek için sordum.

Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, “Farklı bir muamele olmasın.” diye söyledim.

BAŞKAN – Devam edin, artı bir dakika vereceğim size.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkanım, Grup Başkan Vekili neye itiraz etti onu anlayamadım, ben zaten Uludere’yle ilgili konuşuyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne?

LEVENT GÖK (Ankara) – Devam et, devam et, peki.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Geçmişte yapılan hadiselerden, yapılan hatalar varsa bu hatalardan devlet olarak bizim dersler çıkarmamız gerektiğine inanıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne konuştuğunu kendin bile bilmiyorsun.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Fakat, bu hatalara neden olan olaylara da değinmek gerektiğine inanıyorum ben. Güvenlik mensupları hukuk kuralları içerisinde hareket etmek durumundadır. Eğer güvenlik mensupları hukuk kuralları içerisinde hareket etmeden olaylara neden oluyorsa yargılanmalıdır; bunu da takip etmeliyiz hep  beraber. Burada herhangi  bir sıkıntı yok.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Niye kapattınız?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Uludere’de 34 vatandaşımızı maalesef trajedik bir olay sonucunda kaybettik, Allah’tan tekrar onlara rahmet diliyorum, yakınlarına da taziye dileklerinde bulunuyorum.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – 34 tane adam öldü ya, hâl⠓trajedi” diyor ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Allah sabır versin, Allah milletimize böyle olayları tekrar yaşatmasın.

NAZMİ GÜR (Van) – Ama siz yaşattınız, yaşattınız. AKP yaşattı, 34 kişiyi AKP öldürdü.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Ama şunu da özellikle söylemeden geçemiyorum ben: Gerek yargılama sürecinde gerekse maddi gerçeğin ortaya çıkması anlamında yeni deliller ortaya çıkmışsa -Sayın Hasip Kaplan da buna değindi- bu yeni deliller ceza muhakemesi anlamında, yargılamanın yeniden iade edilmesi anlamında da gerekli şartları oluşturabilir; bunları da Meclis olarak, hukukçular olarak takip etmek durumundayız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Buyurun, buyurun onaylayın, getirelim bunu o zaman.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Biz, iktidar olarak mağdurların yanındayız, yanında olduk, yanında olmaya da devam edeceğiz. Biz hiçbir zaman dosyayı kapatan olmadık, aksine bütün karanlık dosyalar AK PARTİ döneminde açılmıştır, açılmaya da devam edecektir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ramazan Can, şimdi dosyayı açmanın tam zamanı, tam zamanı gerçekten, dosyayı açalım, gel hadi, gel hadi. Ya, siz hırsızları bile akladınız burada.

RAMAZAN CAN (Devamla)  – Maddi gerçekler ne kadar örtülmeye çalışılsa da AK PARTİ bu maddi gerçeklere ulaşma anlamında elinden geleni yapacaktır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hadi buyurun, buyurun kabul edelim bunu.

NAZMİ GÜR (Van) – Bu kadar yalan söylemeyi nasıl beceriyorsun? Ayıp ayıp, halkın kürsüsündesin, yalan söyleme!

RAMAZAN CAN (Devamla)  – Netice itibarıyla Mecliste komisyon kuruldu, komisyon gerekli çalışmaları yaptı. Bu komisyon ve adli yargılama neticesinde varılan neticeler kamu vicdanını tatmin etmemiş olabilir. Kamu vicdanını tatmin etmediyse bu manada adımlar atılabilir. Bu adımları atmakla beraber, siyasiler olarak hep beraber üzerimize ne düşüyorsa yapmak durumundayız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hadi gel atalım, beraber atalım gel. Gel gel, beraber atalım. Gel destekleyelim bu önergeyi.

RAMAZAN CAN (Devamla)  – Netice itibarıyla, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurul gündemi belirlenecek grup önerimizle, iç güvenlik yasasını gündeme alacağız. Bu konuda yeni deliller varsa hep beraber tartışıp adliyeye de intikal ettirmek durumundayız diye düşünüyorum.

Genel Kurulun takdirine bırakıyorum grup önerisini. Tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizi televizyonlarından izleyen değerli yurttaşlarım; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Uludere konusu dün bu Mecliste bir kez daha gündeme geldi. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerine yapılan görüşmelerde bütün yurttaşlarım ve Uludere’de yakınlarını kaybedenler bilmelidir ki AKP Grubunun verdiği kapalı oturum önergesi üzerine bu görüşmeler sizlerden, yurttaşlarımızdan kaçırılmıştır, gizlenmiştir. Dün de burada bu konuyu konuştuk, önemli konular konuştuk ama yurttaşlarımızdan kaçırılmıştır, gizlenmiştir çünkü kapalı oturum dilekçesi verilmiştir AKP Grubu tarafından, bilinmesini istemedikleri gerçeklerin duyulmasını engellemeye çalışmışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün bu Mecliste yaşanılan son derece üzüntülü olaylarda AKP Grubunun ve Sayın Başkanlık Divanının çok önemli katkıları bulunmaktadır. Muhalefet partileri, elbette çok önemli gördükleri bir yasa karşısındaki eleştirilerini, düşüncelerini paylaşacaklardır. Bu yasa ne getiriyor ne götürüyor, bu anlatılacaktır. Biz, bu yasayla Türkiye’nin bir polis devletine götürülmek istendiğini, Türkiye’nin iç barışını bozacağını biliyoruz. Bu yasa çıktıktan sonra Türkiye’de polisin şiddetinin artacağını, kan akacağını biliyoruz.

Ama, sayın milletvekilleri, daha dün bu Mecliste bu yasa görüşülmeye başlanmadan, gündeme alınmadan bu yasanın üzerine şiddet düşmüştür, kan düşmüştür. Bu yasa artık lekeli bir yasadır. Derhâl çekin bu yasayı, derhâl çekin! (CHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Emredersiniz! Var mı başka emriniz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Emrin olur!

LEVENT GÖK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, 5 milletvekili yaralanmış, hastanede. Arkada konuşuyoruz, “Erteleyin bu yasayı.” diyoruz, “Bugünkü konuşmaları erteleyin.” diyoruz, AKP Grubu “Bizim bu önerimiz önemli, derhâl geçmeli.” diyor. Yazıklar olsun size! 5 milletvekili arkadaşın canı bu yasadan daha mı önemsiz, daha mı önemsiz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu yasa geçecek, geçecek!

LEVENT GÖK (Devamla) – Milletvekili arkadaşlarına sahip çıkamayan bir Mecliste konuşuyoruz.

Sayın Başkan, bu kamera kayıtlarını istiyoruz. Bunun sorumluları hakkında en şedit ceza neyse o uygulansın, bunlar yapılsın, gerçek ortaya çıksın.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Olur!

LEVENT GÖK (Devamla) - Bu Mecliste şiddet olmasın ama tüm halkımızla paylaşıyoruz ki iç güvenlik paketi bir atom bombasıdır. Bu atom bombası Türkiye’yi yakacaktır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü savunmak için halkımız adına, Türk milleti adına bu yasa karşısında göğsümüzü siper etmeye hazırız, herkes de bunu böyle bilsin. Tehditlerinizle bizi korkutamazsınız, yıldıramazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Tehditlerinize rağmen geçecek bu yasa.

LEVENT GÖK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Grubunun tavrına bakın.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Allah Allah…

LEVENT GÖK (Devamla) – Uludere, üç yılı aşkın bir zaman geçti, şimdiki Cumhurbaşkanı söz vermedi mi? AKP’li İnsan Hakları Komisyonu üyeleri nerelerdesiniz? Söz vermediniz mi? Uludere’deki ailelerin yanına gittiğimiz zaman, onların o ağlayan gözlerinde onlarla kucaklaşmadık mı? O annelere söz vermedik mi? “Yavrularınızın, evlatlarınızın faillerini ortaya çıkartacağız, yargılayacağız.” demedik mi? Ne yaptınız? Hepiniz Uludere’nin kapatılmasına, karartılmasına, soğutulmasına, unutturulmasına aracı oldunuz. Yazıklar olsun! Onlar cumhuriyetimizin vatandaşları değil mi? Adaletten pay almayacaklar mı?

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Gözlerimiz yaşardı.

LEVENT GÖK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Uludere basit, sıradan bir hadise değil, işin içinde Millî Güvenlik Kurulu var, Başbakan var, Genelkurmay Başkanı var ve üstelik öldürülen 34 kişinin kimliği çok netti, biliniyordu, kaçakçı oldukları biliniyordu, esas acı olan taraf budur değerli arkadaşlarım. Kaldı ki, terörist dahi olsa bir hukuk devletinde devletin adam öldürmeden yakalama hakkı vardır. Yakalayacaksınız, sonuna kadar yakalayacaksınız ve adalete teslim edeceksiniz. Ama işin ilginci 34 kişinin kim olduğu biliniyordu değerli arkadaşlarım. Kaçakçı olduğunu bizler saptamıştık insansız hava araçları görüntülerinden, bunu açıklamıştık daha o zamanlarda. Şırnak’tan Şırnak Emniyet Müdürü bizim Komisyona yazı gönderdi değerli milletvekilleri. Sadece önceki gün bir albayın çıkıp “Biz onların kaçakçı olduğunu biliyorduk.” demesinin ötesinde dosyamızda başka deliller, belgeler de vardı. Bakın, 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı bize hangi yazıyı göndermiş: “Bu kişilerin -yani olayın geçtiği yerin- kullandıkları güzergâh, aynı zamanda yaprak toplama, odun toplama, avlanma ve bunun gibi sebeplerle vatandaşın kullandığı bir yerdir.” diyerek bize yazı gönderdi. 

Yine, Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünün gönderdiği yazı aynen şöyledir: “Elimizdeki verilere göre olayın olduğu yer bölücü terör örgütü mensuplarının geçişi açısından yoğun bir bölge değildir, genellikle halkın kaçakçılık faaliyetleri açısından kullandığı bir bölgedir. Daha ne delil olsun?

Az önce çıkmış buraya bir arkadaşımız ahkam kesiyor; yeni deliller ortaya çıkacakmış da, kendileri gereğini yapacaklarmış da… Hadi, buyurun gereğini yapın. HDP Grubu bir önerge vermiş. Meclis bu konuda elini çekti. İçişleri Bakanlığı soruşturma izni vermedi. Adli yargıda dosya kapatıldı. Şimdi, aileler, Anayasa Mahkemesinde hak ihlalleri kararının verilmesini bekliyorlar. Niye onları bekletiyorsunuz? Sayın Bakan, buyurun, çıkın önümüze, işte meydan, işte Meclis, işte milletvekilleri! Bir önerge var. Arkadaşımız ne diyor AKP adına? “Bunun gereğini yaparız.” E, yapmanın tam sırası. Ne zaman yapacaksınız? Gelin, bu önergeyi destekleyelim. Bu komisyonu yeniden kuralım, üzerine gidelim, e, kaçmayın. Birazdan göreceksiniz, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu önergeyi destekleyeceğiz arkadaşlar, siz isteseniz de istemeseniz de destekleyeceğiz. Bizim o annelere borcumuz var.

O anneler, o çocuklarını kaybeden anneler o kadar onurlu ki değerli arkadaşlarım. 28 Aralık 2011’de 34 kişi öldürüldükten tam sekiz ay sonra o bölgede, Şırnak’ın Ortasu köyünde bir askerî araç devrildi değerli arkadaşlarım. O köyde, 34 yurttaşını kaybeden köyümüzün içinde tam 9 asker, 1 korucu trafik kazasından dolayı hayatını kaybetti. Onların yardımına kim koştu biliyor musunuz değerli milletvekilleri? O aileler koştu, derhal koştular. O askerlerimizi araçlardan çıkarttılar, hastanelere götürdüler. Bakın, çocuğunu kaybetmiş bir anne ne diyor? Kimdir bu anne? Emine Ürek, oğlunu kaybetti, daha 14 yaşındaydı, diyor ki: “Kazada ağır yaralanan bir askerin ‘anne’ diye bağırdığını duydum, gittim, aldım askerin başını, yardım gelene kadar dizime koydum. Yerde yaşamını yitiren askerleri görünce oğlum aklıma geldi.” diyor. Ne diyor? “Oğlum aklıma geldi.” Askerin başını dizinin üzerine koyunca oğlunu hatırlıyor, düşmanlık duymuyor askerimize, onu oğlu gibi benimsiyor, bağrına basıyor. Köy Muhtarı Haşim Öncü diyor ki: “Biz bunları, askerleri hastaneye götürürken teşekkür edilmesi için değil, insanlık adına yaptık. Onlar bizim evlatlarımız.” Kim söylüyor bunu? Köy muhtarı söylüyor değerli arkadaşlarım.

Bakın değerli arkadaşlarım, bir yanda 34 yurttaşını kaybetmiş bir köyün duyarlılığına bakın bir yandan da güçlü devlet olma iddiasında bulunan devletin adalet anlayışına bakın. Bir yanda insaf bir yanda bağrına basma bir yanda reddetme. Var mı bu ailelere bu hakkımız? Bu ailelere hepimizin bir borcu var değerli arkadaşlarım. Onla,r bizi dinleyen aileler Sesimizi duyun. Bu ses hiç bitmeyecek ve sonsuza kadar, adalet sağlanana kadar devam edecek değerli milletvekilleri. Adalet gerçekleşene kadar, failler yargı önüne çıkartılana kadar bu konu kapanmayacaktır, insanlık vicdanı Uludere’yi unutturmayacaktır, unutturmayacağız değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, devletin bu tavrı karşısında biz şimdi gelen bir önergeyi Meclis olarak niye benimsemeyelim? Niye benimsemiyorsunuz? Dün paralel yapıyla ilgili bir önerge geldi. Bizleri suçluyorsunuz “Paralel yapıyla iş birliği yapıyorsunuz.” diye. E, hepimiz kalktık, oy kullandık “Gelin, bu paralel yapıyı araştıralım.” diye.

Sevgili yurttaşlarım, burada, dün gelen bir önergede, AKP’liler paralel yapının araştırılmasını reddetmiştir; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, MHP Grubu, HDP Grubu paralel yapının araştırılmasını istemiştir, AKP reddetmiştir. Tanıyın bunları.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – İkiyüzlü bunlar, ikiyüzlü!

LEVENT GÖK (Devamla) – Bunlar paralel yapının ta kendisidir.

Bugün de gelen önergeyi biz destekliyoruz. Dün getirdiğimiz önergeyi kapalı toplantı yaparak sizlerden kaçırdılar ama vicdanlar büyüktür, vicdanlar gerçekleri elbet görecektir. Uludere’deki ailelerimiz sakın ümitsizliğe kapılmasın, arkasında demokratlar var, yurtseverler var, devrimciler var, Cumhuriyet Halk Partililer var. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı Sayın Naci Bostancı, Amasya Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NAZMİ GÜR (Van) – Naci Bey, konuşacak bir şey bulacak mısın, yoksa on saniye mi konuşacaksın?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uludere, geçmişteki otuz yıllık çatışma döneminin halkalarından biridir. Bu ülkede hayatını kaybeden 36 bin insan var. Bunların bir kısmıyla görüştük gerek İnsan Hakları Komisyonunda gerekse Çözüm Komisyonunda, ne tür acılar yaşadığını gördük. Şırnak’ta bu görüşmeleri yaparken Uludere’den gelen insanlar da vardı, onlarla da görüştük ve kucaklaştık. Bir ülkede barışı kurmak için acıları da ortak kılmak gerekir; bir ülkede barışı kurmak için geleceğe yönelik adaleti sağlamaya çalışırken aynı zamanda geçmişe yönelik de bir adaleti sağlama çabasına girmek gerekir. Acıları siyasal çatışmanın, iktidar mücadelesinin bir kalkanı hâline getirmek, “Bu acılar sadece bize aittir.” anlamı taşıyacak şekilde üstüne kapanarak siyaset yapmak son derece yanlış olur.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ya, Naci Hocam, acıları kapatalım diye, yaraları saralım diye uğraşıyoruz be! Ne siyaseti ya! Adalet istiyor insanlar.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu ülkede bu otuz yıllık süreye ilişkin yaşanmış olan travmaları, acıları aşmaya çalışıyoruz, hepimiz bunu yapmaya çalışıyoruz. Esasen “çözüm süreci” dediğimiz hadise, birkaç yıldır devam eden bu olay, hepimizin de neticelerinden memnun olduğu ve bir daha bu ülkede kanın akmadığı bir güzergâhta yürümemizi sağlıyor. Burada herkesin dikkat etmesi gerekir.

Elbette ki -biraz önce de söyledim- geçmişe yönelik adalet ve geleceğe yönelik adalet, acıları ortak hâle getirmek ve bu yaşanmış olanlara ilişkin hesabı sormak, bir hukuk ve adalet anlayışını egemen kılmak; bizim çabamız bu istikamettedir çünkü “çözüm süreci” dediğimiz, o güzergâhın da gerektirdiği, bu ülkede yaşayan herkesin hakkını ve adalet arayışını cevaplamak şeklindeki bir siyasettir. Biz bunun farkındayız ama herkes bilir ki, şu kürsüde konuşmanın ötesinde herkes aklıselimiyle bilir ki bu güzergâhta yürümek kolay değildir. Bu ülkede çok çeşitli karanlık dehlizler vardır, provokasyonlar vardır, girişimler vardır; bunların bazen şaşırtıcı yerlerden kaynaklandığını da biliriz. Önemli olan bunları aşmaktır, burada da iş birliği yapmaktır. Aklıselim sahibi olan insanların, sağduyu sahibi olan insanların, gerçekten bu ülkede bir daha kan akmasın, bir daha Uludereler yaşanmasın isteyen insanların benim kanaatime göre yapması gereken de budur.

NAZMİ GÜR (Van) – Yani bir kere yaptık bir daha olmaz mı diyorsunuz Naci Bey?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Dün, biz burada Uludere’yi gizlemek için o kapalı oturumu istemedik.

NAZMİ GÜR (Van) – Ayıp, ayıp! Böyle davudi bir sesle konuşuyorsunuz, kimseyi inandıramazsınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –  Burada, Uludere’ye ilişkin birçok tartışma yaşandı, hiç birinde kapalı oturum istemedik.

NAZMİ GÜR (Van) – Timsah gözyaşları dökme!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kim ne söyleyecekse söylüyor. Şimdi de zaten Uludere üzerine konuşuyoruz; kapalı oturum mu istedik? Hayır.

NAZMİ GÜR (Van) – Senin konuşmaya hakkın yok, hesap vereceksin; Uludere’nin hesabını vereceksin Naci Bey.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Niçin? Dün yaşanan başka bir şeydi.

NAZMİ GÜR (Van) – Uludere’nin talimatını veren de hesabını verecek.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Dün burada yaşanan, muhalefetin öteden beri iç güvenlik yasasına ilişkin olarak “Biz bunu geçirmeyeceğiz. Bu yasa Meclisten çıkmayacak.” şeklindeki stratejisi neticesinde yaşanan bir durumdu. Şunu anlarız: İktidar bir iç güvenlik yasası getirmek istiyor muhalefet de itiraz ediyor. Programları farklı, yaklaşımları farklı; elbette itiraz edecekler. Meclis ne için var? Bu işlerin müzakeresini yapmak için var. Ama nasıl yapacağız bu müzakereyi? Bağırarak çağırarak yapmayacağız; sözle yapacağız, konuşarak yapacağız, birbirimizi ikna etmeye çalışarak yapacağız. Levent Bey diyecek ki “Siz polis devleti kurmak istiyorsunuz.” Biz de diyeceğiz ki “Getirdiğimiz yasanın polis devleti kurmakla hiçbir alakası yok. Polisin devleti olmaz ama devletin polisi olur. Bir ülkede asayişe, güvenliği ihtiyaç varsa…

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Polis devleti olmaz mı yani? Böyle bir kavram yok mu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “… iktidarın görevi, o asayişi ve güvenliği sağlamak için gerekli yasaları çıkartmaktır.” Biz de bunu söyleyeceğiz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Siz de buna inanıyor musunuz? Yani buna inanıyor musunuz Hocam?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz de söyleyeceklerinizi söyleyeceksiniz. Peki, sonuç ne olacak? İktidar yaptıklarından sorumludur, muhalefet de yaptıklarından sorumludur. Millet de kararını verecek, millet; yoksa “Ben haklıyım, ben güçlüyüm, sayımın azlığına çokluğuna bakmam benim dediğim olacak.” şeklindeki bir yaklaşım demokraside olmaz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hitler’i de seçtiler, Hitler de seçimle geldi canım. Hep millet… Elbette milletin kararı önemli de, Hitler de seçimle geldi, Hitler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Diktatörlük, diktatörlük” diye konuşanların kendi kullandıkları yöntemin ve sonunda murat ettikleri neticelerin de farkında olmaları lazım. “Ben sayıma bakmam. Ben bunu geçirtmeyeceğim.” şeklinde bir yaklaşım olabilir mi? Sonuçta millet karar verecek. Siz söyleyeceklerinizi söyleyeceksiniz, biz de söyleyeceğiz. Bu yasa da yüce Meclisin takdirine gelecek, millet de kararını verecek. Eğer uygulamalardan memnun olmazsa bize diyecek ki: “Kardeşim, siz diktatörlük kurmak istiyorsunuz -o söylediğiniz laflar var ya, eleştiriler var ya- onları yapmak istiyorsunuz. Siz iş başından gidin.”

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Diyor zaten, diyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz, ne güzel, demokrasiden yanasınız, sizi getirecek. Ama on üç yıldır aynı lafları söylüyorsunuz, bu millet size prim vermedi, sizin söylediklerinize inanmadı, bu tür sözleri gerçekçi bulmadı.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – İnanmadığı için o kadar polis alıyorsun değil mi? İnanmadığı için polis devleti kuruyorsun değil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Dolayısıyla adil olacağız, adil, siyasetin kurallarına uyacağız. İç Tüzük’ten kaynaklanan bütün haklarınızı kullanabilirsiniz elbette.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Sağ ol, sağ ol!

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sağ ol, Allah razı olsun!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama kürsü işgali İç Tüzük’ten kaynaklanan bir hak mıdır? Şimdi burada arkadaşlar diyorlar ki: “Kürsünün başında 2 tane bayan milletvekili, bir de Mustafa Elitaş var.” 3 kişi kürsünün başında ne geziyor arkadaşlar?

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Mustafa Elitaş’a soracaksın.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Elitaş’a sor, Elitaş’a sor Hoca, Elitaş’a sor, niye geziyor.

NAZMİ GÜR (Van) – Mustafa Elitaş’ın kürsünün yanında ne işi var? Utanmıyor mu Mustafa Elitaş kadınları taciz ediyor?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bir konuşma yapılırken 3 kişinin ne işi var? Başkaları da etrafta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2 tane hanımefendinin kürsünün başında ne işi var?

NAZMİ GÜR (Van) – Nerede, nerede; Elitaş nerede, onu söyle.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Burada Meclisi yöneten Sayın Başkanımız konuşmak üzere Elitaş’ı çağırmış. Gelmeyecek mi Elitaş?

NAZMİ GÜR (Van) – Çağır, buraya gelsin, yüzü varsa Meclise çıksın.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sizin sözcünüzü defalarca çağırmış, gelmemiş çünkü oyalama taktiği güdüyorsunuz. Sonuçta çağıracak, kurallar belli, sizin de uymanız gereken kurallar. Sayın Elitaş gelince de burada konuşmasına fiilî bir müdahaleyle engelleme var, yaşanan bu. Şimdi onu başka bir şekilde takdim etmenin manası yok. Arkadaş, fiilî uygulamalara biz rıza göstermeyiz. İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarınızı sonuna kadar kullanın ama “Biz bunu geçirtmeyeceğiz.” bunu kabul etmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Konuşursunuz, söylersiniz, sizi dinleriz ama dinlerken de öyle bağırmak çağırmak, burada bir tür tiyatro havası içerisinde konuşmak bunlar kıymeti olan şeyler değildir, onu söyleyeyim. “Şiddet, şiddet” diyoruz arkadaşlar. İnsanlar içi dolu sözler söyler ise kulaklar açılır onları dinlemek için, bağırmasına gerek yok ama anlamsız, böyle bağırarak çağırarak birtakım kelimeleri zorla insanlara anlatmaya çalışırsanız, insanın sadece aklı değil kulakları da şiddete itiraz eder ve ben burada kimi konuşmaları dinlerken kesinlikle dinlemek istemiyorum. Benim kulaklarım o şiddete itiraz ediyor, bu kadar bağırmaya çağırmaya itiraz ediyor.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kendi şiddetinize itiraz etmiyorsunuz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Onu Anayasa’yı askıya alanlara söyle.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – O konuşmadan başka şiddet görmüyor musun, farklı şiddet yok mu? Bu kadar mı yalan olur ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –  Shakespeare’n bir sözü var arkadaşlar, Shakespeare diyor ki: “Tiyatroyu öldüren tiyatro yapmaktır.” Öylesine teatral davranırsanız ki gerçekte burada sadece tiyatro yapmış olursunuz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Tiyatro yapma öyleyse Hoca.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ve millet bunu görür.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Yapma öyleyse!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Gerçekten siz feveran mı ediyorsunuz, acı mı çekiyorsunuz, yoksa acı üzerinden burada siyasal bir tiyatroyu mu sergiliyorsunuz? Millet bunu görür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Biraz utanmak lazım ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – O yüzden eğer bize söz söylemek istiyorsanız veya bir başkasına veya kendi tabanınıza lütfen, bu söz söylemenin şiddetten uzak, nüfuz edici bir dille olmasına dikkat edin.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya onu Anayasa’yı askıya alana söyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendi grubuna söyle, dön onlara da söyle. Kim şiddet uyguluyor görüyorsun. Dön o tarafa söyle Hocam.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bize şiddet uygulayanlar bunu söylüyor ya, şiddet uyguluyorsunuz akşamdan beri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dön o tarafa söyle o zaman.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Biz, sizi dinlemek isteriz. Sizin konuşmalarınızı dinlemek ve kıymetli muhalefetimiz acaba hangi tür katkıları yapacak diye kulaklarımızı sonuna kadar açmak…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sen onu Anayasa’yı askıya alana söyle.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Dön şöyle, dön şöyle, şöyle bak.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – … o katkılarınızı beklemek isteriz.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Edebiyat yaparak şiddetinizi örtemezsiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama böylesine kulaklarımıza bile blokaj yaptıran şiddet dolu bir konuşmayı kabul etmeyiz, öyle bir konuşmayı insan dinlemez, hiç kimse dinlemez.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Hoca, bu tarafa söyle.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Aynaya bak şiddet arıyorsan.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ya, dün siz burada insanlara şiddet kullandınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Dolayısıyla, arkadaşlar nezahet ve nezaket içerisinde konuşmak, tartışmak ve bütün bu işleri bu şekilde yürütmek, nihai hakemliği de millete bırakmak en adil olanıdır. Hem söyleyeceksin hem yargılayacaksın hem hâkim olacaksın hem de neticeyi söyleyeceksin. Böyle bir şey yok.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –Ya, onu Anayasa’yı askıya alana söyle, niye buraya söylüyorsun?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yavuz hırsız ev sahibini sorumlu çıkarır.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Biz, Sebahat Hanım, sizinle komisyonda çalıştık.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Evet, birlikte çalıştık.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Çok nazik ve zarif bir insansınız.

NAZMİ GÜR (Van) – Hadi oradan!

LEVENT GÖK (Ankara) – Dün perişan ettiniz bu kadını ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ondan mı yere düşürdünüz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Çok da iyi müzakereler yaptık, iyi konuşmalar yaptık ama Allah için sizin kürsünün başında olmamanız gerekirken ne işiniz vardı?

NAZMİ GÜR (Van) – Hadi oradan! Git Elitaş’ına sor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kadına şiddetten bahsediyorsunuz. Sayın başkan vekiline buradan neler yapıldığını unuttunuz mu? 

NAZMİ GÜR (Van) – Başkan vekili Elitaş’tan talimat  alıyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Dün siz yaptınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Fiilî durum yaratmak istediniz.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Yaratan o.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Şiddet, sadece gözlerini açıp “Başkası ne yapıyor?” diye bakmak değildir. Aynı zamanda ben ne yapıyorum, benim yaptığım şiddet mi, değil mi? Ona da bakmak gerekir, onu da değerlendirmek gerekir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Onu Anayasa’yı askıya alana söyle, Anayasa’yı askıya alana!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Tabii, fiilî durum yaratmak, burada şiddet uygulamak, iktidarın önerisi geçmesin diye her türlü tekniği, stratejiyi İç Tüzük’ten kaynaklanmadığı hâlde kullanmaya kalkışmak kabul edilemez. Yaşanan olaylar üzüntü vericidir ama unutmayın en başta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Süre bitti, devam ediyor daha!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …sizin olmak üzere herkesin sorumluluğu var.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın hatip ismimi…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika.

Sayın Buldan, aynı konuda mı söz istiyorsunuz?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, hem grubumuza bir sataşma var hem de Sayın  Sebahat Tuncel’e ilişkin bir sataşma var. Sayın Tuncel’e ayrı, bana da Grup Başkan Vekili olarak ayrı…

BAŞKAN – Sebahat Tuncel’e söz hakkı var. Sizin de gerekçenizi öğrenebilir miyim?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Grubumuza ilişkin de bir sataşma var, ben de ayrıca bir söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun, iki dakika.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, dün burada kadın iradesine yönelik yaşanan saldırıyı kınayarak başlamak istiyorum.

AKP Hükûmeti sadece HDP’li vekillere değil, aslında kendi vekiline de Başkan Vekili olan Sayın Bahçekapılı’ya yönelik de büyük bir şiddet uygulamıştır. Mustafa Elitaş oturduğu yerden sürekli Ayşe Nur Bahçekapılı’nın burayı nasıl yönetmesi gerektiği üzerinden sadece kendi önerileri konuşulsun diye baskı uygulamış ve yaşanan sorunların temel nedeni bu hâle gelmiştir.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, biz daha dün Özgecan’ın katliamı üzerinden burada kadına yönelik şiddet konusunda o kadar laf söyledik ama bu ülkede bu Parlamento, bir kez daha kadına yönelik şiddet uyguladı.

Şimdi, güzel sözler söyleyerek, buradan edebi şeylere atıfta bulunarak bu şiddeti gizleyemezseniz. AKP Hükûmeti sokakta, Mecliste, her yerde halka şiddet uyguluyor. “İç güvenlik yasa tasarısı yeni bir şiddet yasasıdır.” denildiği için, buna itiraz edildiği için, burada bunun muhalefeti yapıldığı için, İç Tüzük’ten kaynaklı haklarımız kullanıldığı için bugün aslında şiddetle karşı karşıya kalıyoruz. Bu kürsüyü dün AKP Hükûmetinin grup başkan vekili işgal etmiştir. Sayın grup başkan vekilimiz burada konuşma yaparken gelip bizi iterek burada işgal etmeye çalışmıştır ve vekillerimizi darbetmiştir, bunun adı budur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Üstelik, bugün yanlış beyanlarda bulunarak “Kadınlar bizi taciz etti.” deyip klasik erkeklik siyaseti yürütmüştür.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hasip Kaplan çiçek mi veriyor orada?

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Çünkü, bütün erkekler kadınları öldürdüğünde, taciz ettiğinde, tecavüz ettiğinde aynı şeyleri mahkemeler karşısında ifade ediyorlar. Bugün, bir kez daha erkeklik gösterisi olarak, Elitaş ekranların karşısına çıkarak aynı şeyi ifade etmiştir.

Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Biz, kadına yönelik her türlü şiddetin karşısında duracağız. Biz, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran paketlere de karşı olacağız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, burada hepiniz bağırıyorsunuz, şiddet uyguluyorsunuz ve aslında bu şiddetin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) –…mağdurları sizin belki eşleriniz ve çocuklarınız aynı zamanda.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuncel.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Buradan bir kez daha bu saldırıyı kınadığımızı ifade etmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hasip Kaplan çiçek mi verdi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çiçek mi veriyordu Hasip Kaplan!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kes ya!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çiçek mi veriyordu Hasip Kaplan?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kes sesini be! Kes sesini!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen şiddet uyguluyorsun şimdi!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sen ne diyorsun be!

BAŞKAN – Sayın Tuncel!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sabahtan beri, dünden beri şiddet uyguluyorsunuz. Ayıp ya, ayıp! Bir tane erkek şurada… Kadınlara yönelik saldırdınız ya!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, Elitaş kravat takmış, ceza indirimi talep edecek herhâlde kadına karşı şiddetten!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kravat taktığı için ceza indirimi yapabilir iyi hâlden!

NAZMİ GÜR (Van) – Hangi suratla konuşacaksın söyle bakalım!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen kendi suratına bak!

NAZMİ GÜR (Van) – Tacizci!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

NAZMİ GÜR (Van) – Hangi yüzle konuşacaksın sen!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!

NAZMİ GÜR (Van) – Terbiyesiz adam!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sensin terbiyesiz! Ahlaksız!

NAZMİ GÜR (Van) – Ahlaksız sensin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ahlaksız!

NAZMİ GÜR (Van) – Hangi yüzle konuşuyorsun burada sen!

BAŞKAN – Sayın Gür!

NAZMİ GÜR (Van) – Dün iki kadın arkadaşımızı darbettin sen, hangi yüzle konuşuyorsun burada!

BAŞKAN – Sayın Gür!

NAZMİ GÜR (Van) – Hangi yüzle konuşuyorsun burada!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İnsan yüzümle konuşuyorum, terörist yüzümle değil!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kesin sesinizi ya!

NAZMİ GÜR (Van) – Senin yüzünü biliyorum!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Bir terörist varsa o da sizsiniz!

NAZMİ GÜR (Van) – Faşist yüzünü de biliyoruz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, hatip adımdan bahsederek “Mustafa Elitaş, bizim konuşmamızda, kürsüden bizi uzaklaştırmıştır, bizim kürsüdeki söz hakkımızı engellemiştir.” demiştir.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Aynen öyle yaptınız. Dünkü görüntüler çıksın, o görüntüler de çıksın bakalım, Meclis Başkanımız çıkartsın bu görüntüleri.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün burada hiç hoş olmayan bir hadise yaşadık. Terörle ilgili, terörün önlenmesiyle ilgili, toplum huzurunun sağlanmasıyla ilgili yasaları düzenlerken…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Asıl terör sizin yaptığınız; sokakta yapıyorsunuz, Mecliste yapıyorsunuz, her yerde yapıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …maalesef sokaktaki hareketin aynısını burada uygulamaya çalışan bir zihniyetle karşı karıya geldik.

NAZMİ GÜR (Van) – Dün ne yaptığını anlat, ne yaptığını.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Meclis başkan vekili beni kürsüye çağırdı. Ben kürsüye geldim, konuşmama başlamak üzereyim…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hakkın mıydı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …her zaman yaptıkları gibi, çocukları polisin önüne sürdükleri gibi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Kürsüde başka birisi vardı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …panzerlerin önüne çocukları sürdükleri gibi iki kadın milletvekilini burada getirip beni kürsüden indirmeye çalıştılar. (CHP sıralarından “Aaa” sesleri, gürültüler.)  Tutanaklar burada. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; HDP sıralarından gürültüler)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kes sesini ya! Yalan söylüyorsun. Ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yalanın kırk tanesi bir arada söylenmez. Tutanaklar ortada.

Ben buraya geliyorum, Meclis başkan vekili beni konuşmaya… (Gürültüler)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yalancı! Yalancı!

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Hadi oradan, diktatörlük yapma ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Oturun yerinize, ben burada konuşuyorum! Kürsüye ne yapıyorsun sen, kürsüye ne yapıyorsun? Kürsüde konuşan birini engellemeye çalışıyorsun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Oradan inince AK PARTİ kulisine geç, oraya gelelim.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yalan söylüyorsun! Yalan! Yalan!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Dün kadın milletvekilleriyle gelip burada benim konuşmamı engellemek üzere o kadın milletvekillerini malzeme olarak kullandınız. Yazıklar olsun size! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Kadın haklarının konuşulduğu günde kadın milletvekillerini tıpkı çocukları kullandığınız gibi buraya getirip bana şiddet uygulamayı kendinize nasıl reva görüyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar.)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Hâlâ yalan söylüyor ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yazıklar olsun size!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sana yazıklar olsun! Sana yazıklar olsun! Alkışladığınız için size de yazıklar olsun!

NAZMİ GÜR (Van) – Yüzsüzlük! Halkın önündesin, yüzün kızarsın, yüzün!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Siz burada sokakta yaptıklarınızın aynısını burada uygulamaya çalışıyorsunuz ama biz buna müsaade etmeyeceğiz.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – İntikam alıyorsun, AK PARTİ’den de intikam alıyorsun. Bakan olamadığın için yapıyorsun bunu, bakan olmadığın için yapıyorsun.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Siz de sokakta insanlara uyguladığınızın aynısını burada uyguluyorsunuz. Devlet terörünü buraya taşıdınız ya! Her gün şiddet uyguluyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Biriniz kafanıza mihver takıyorsunuz, biriniz başka bir şey yapıyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde terör estirmeye çalışıp terörü yapanı biz olarak göstermeye çalışıyorsunuz.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Terörü siz estiriyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sürekli yaptığınız mağdur edebiyatı gibi şu anda da yaptığınız iş, tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinde, aynı, sokakta olduğu gibi, burada da terör estirmeye çalışıyorsunuz.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Bakan olamadığın için yapıyorsun, AK PARTİ’den de intikam alıyorsun.

NAZMİ GÜR (Van) – Terörü sen yapıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Buldan’ın bir söz hakkı vardı, onu yerine getiriyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ayrıca sataşma var Sayın Başkan. Ayrıca grubumuza sataşma var.

BAŞKAN – Müsaade ederseniz bir derdimi anlatayım.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ayrıca ikinci bir sataşma da var.

BAŞKAN – Siz buyurun kürsüye.

Gürültülerden dolayı hiçbir şey duymadım, Sayın Buldan’ın konuşmasından sonra tutanakları isteyeceğim, ona göre söz hakkını değerlendireceğim.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ne tutanağı istiyorsun ya, hepsini açıkça söylediler yani.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Buldan.

3.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bir kere Elitaş’ın -sayın demeyeceğim- şu anda burada yaptığı bile bize sataşmadır, bize tacizdir, şiddettir; kadına yönelik şiddettir sizin yaptığınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hadi oradan!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – On kere çağırdı, on kere.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Dün burada ben ve Sebahat Hanım kürsüdeyken geldiniz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüde ben vardım!

PERVİN BULDAN (Devamla) – …burada ikimizi de iteklediniz ve bize şiddet uyguladınız.

HARUN KARACA (İstanbul) – Kürsüde ne işiniz vardı, önce onu söyleyin?

PERVİN BULDAN (Devamla) – Sen yalancının tekisin! Kamuoyuna bugün yalan bilgiler verdin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – On kere kürsüye çağırdılar…

PERVİN BULDAN (Devamla) – Bugün televizyon ekranlarına çıkarak kamuoyunu yanlış bilgilendirdin ve yalan söyledin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz yalan söylüyorsunuz!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayret bir şey ya!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Sizin yaptığınız sadece kadına yönelik değil, Türkiye toplumuna, tüm Türkiye halklarına bir şiddettir, diktatörlüktür; diktatörlüktür sizin yaptığınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yuh olsun size, yuh! Ayıptır be!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Dün burada İç Tüzük ve Anayasa ihlal edilmiştir. Bunun tek sorumlusu sizsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz yaptınız, siz! Siz yaptınız bunu!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kürsüyü işgal eden kim!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Bakınız, bugün Elitaş televizyonda şöyle demiştir: “Sebahat Tuncel beni iteklemiştir.” (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) Külliyen yalan. Buraya geldiniz ve bizi iteklediniz. Yalan söylüyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Birisini yumrukluyordu, birisini orada!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sebahat’a sor, Sebahat’a! Sebahat, doğruyu söyle!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Şiddet uygulayan sizsiniz, üzerine alçaklık yapmayın! Taciz eden sizsiniz!

PERVİN BULDAN (Devamla) – “Kadın milletvekilleri kendileri kendi kendilerini darbetmiştir.” dediniz, bu da yalan. Yalan söylüyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sebahat, doğruyu söyle!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Alçaklık yapıyorsunuz, alçaksınız! Doğruyu siz söyleyin! Alçaksınız!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Bakın, “Sayın Musa Çam o arbede sırasında ayakları oradaki mermere takıldı ve düştü.” dediniz. Bu da yalan, siz iteklediniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yalan söylüyorsun, yalan!

PERVİN BULDAN (Devamla) – AKP’li milletvekilleri Sayın Çam’ı itekledi ve düşürdü, darp uyguladınız. Dün akşam bu Mecliste kan döküldü! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sebebi sizsiniz!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Bütün sorumlusu sizsiniz, sebebi sizsiniz! Açık söyleyelim, bu yasayı size çıkarttırmayacağız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Buldan.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hadi be! Hadi bakalım, göreceğiz kim çıkarıyor kim çıkarmıyor! Tehdit ediyorsunuz be!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tutanakları inceleyeceğim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, inceleyecek bir şey yok, zaten açık sataştı.

BAŞKAN – Var çünkü hiçbir şey duymadım.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Niye duymuyorsunuz? Bize gelince duymuyorsunuz!

BAŞKAN – Yirmi dakika sonra söz hakkınız bakidir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Sokakta yaptığı gibi”yi nasıl duymadınız!

BAŞKAN – Yirmi dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.27

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Demin kürsüden konuşan sayın milletvekili grubumuza yönelik sataşma değil, ağır hakaretlerde bulunmuştur. Grubumuz adına Sayın Sırrı Süreyya Önder cevap verecektir.

BAŞKAN – Sayın Buldan ona cevap vermemiş miydi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, Naci Bostancı Bey’in yaptığı konuşmaya cevap vermişti.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Önder.

Süreniz iki dakika.

Yalnız konuşmanıza başlamadan önce şunu söylemek istiyorum. Tutanakların bir bölümü elime geldi, diğer bölümü geldiği zaman da durumu değerlendiririz. Sürenizi başlatıyorum.

Buyurun Sayın Önder.

 

4.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kısa ve öz konuşacağım, iki üç şey. Bir: Sayın Elitaş, bizim çocukları öne sürdüğümüzü ve terörist olduğumuzu söyledi. Bir, Sayın Elitaş gelecek, grubumuzdan kamusal alanda özür dileyecek. “Dilemeli.” demiyorum, bakın dileyecek.

İki: Kendisinin bakanı, Başbakanı, Cumhurbaşkanı onun bu değerlendirmesini taşımıyor olsa gerek, biz gittiğimiz her yerde terörist olarak değil seçkin, saygın, demokrat halk temsilcileri olarak muamele görüyoruz. Bu sözü bize değil, Başbakanına sorsun “Sen bu teröristlerle niye görüşüyorsun?” diye. Ona göre de haysiyetli bir tavır belirlemesini diliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Üç: Çocuklara kimin ne yaptığını… Kendi Başbakanının birinci gün “Polis burada hiçbir şey kullanmadı.” deyip ikinci gün polis kurşunuyla katledilen çocuklarımızın hesabını önce bir kendi vicdanında versin.

Son olarak, bir daha hiçbir vekiliniz, başta kadın arkadaşlarımız olmak üzere -bu bir erkek egemen söylem değildir, bu bir yoldaşlık söylemidir, bizim de müktesebatımızı en iyi siz bilirsiniz- hiçbir vekilimize şiddet amaçlı bir kılıç mesafesinden fazla yaklaşmayın, pişman olursunuz. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Vay be!” sesleri)

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Uludere (Roboski) katliamının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin (10/436) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yalnız yoklama talebi var.

Sayın Gök, Sayın Aygün, Sayın Özgündüz, Sayın Çelebi, Sayın Toptaş, Sayın Serindağ, Sayın Akgöl, Sayın Öz, Sayın Demiröz, Sayın Günaydın, Sayın Akar, Sayın Çetin, Sayın Susam, Sayın Develi, Sayın Düzgün, Sayın Kaplan, Sayın Ekinci, Sayın Tayan, Sayın Serter, Sayın Türmen.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Uludere (Roboski) katliamının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin (10/436) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, 12/6/2014 tarih ve 6280 sayıyla Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşları tarafından, tarımsal kuraklıktan zarar gören çiftçilerin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması; 25/6/2013 tarih ve 15368 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından, çiftçilerin tarımsal sulama sorunlarının araştırılarak çiftçilerin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi; 20/10/2011 tarihinde Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşları tarafından, ülkemizdeki tarım ve hayvancılıkla uğraşan üreticilerin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak çiftçimizin üretim sıkıntılarının giderilmesi, üretilen ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanmasına yönelik çözümlerin araştırılması (10/191); amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunda 18 Şubat 2015 Çarşamba günü (bugün) oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                     Oktay Vural

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                           MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Haziran 2014 tarih, 2014/6280 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz, Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşlarınca, tarımsal kuraklıktan zarar gören çiftçilerin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması amacıyla,

25 Haziran 2013 tarih, 2013/15368 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarınca, çiftçilerin tarımsal sulama sorunlarının araştırılarak çiftçilerin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla ve

20 Ekim 2011 tarih, (10/191) esas numaralı, TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarınca, ülkemizdeki tarım ve hayvancılıkla uğraşan üreticilerin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak çiftçimizin üretim sıkıntıların giderilmesine, üretilen ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanmasına yönelik çözümlerin araştırılması amacıyla verdikleri Meclis araştırma önergelerimizin 18 Şubat 2015 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, çiftçilerimizin konuşulacak o kadar çok problemleri var ki bu ne on dakikaya ne yarım saate ne de bir saate sığacak gibi değil ama mümkün mertebe on dakika içerisinde, önemli gördüğümüz, en öne çıkan problemleri sizlerle ve milletimizle paylaşmak istiyorum.

Şu anda çiftçilerimiz dünyanın en pahalı gübresini, en pahalı mazotunu tüketmeye devam ediyorlar hâlâ. Defalarca buradan dile getirdim. Hep çıktığınızda diyorsunuz ki: “Hep eleştiriyorsunuz, eleştiriyorsunuz, eleştiriyorsunuz. Öneriniz nedir?” Hep önerileri de söyledim fakat bu önerileri alıp değerlendirecek, bu önerileri kullanacak ve yerine getirecek bir vizyona da sahip değil bu Hükûmet.

Şimdi, dedik ki: “Bu çiftçiye kullanabilmesi için ucuz mazot verelim.” On iki seneden beridir ucuz mazot vereceksiniz, hâlâ bununla ilgili bir adım atmadınız. Gübre çiftçiye lazım olmadığı zaman 850 lira, çiftçiye lazım olacağı zaman bir bakıyorsunuz 1.250 liraya çıkıyor. Peki, 850 liraya kurtaran gübre nasıl oluyor da 1.250 liraya çıkıyor? İşte serbest piyasada bunu regüle edecek bir tedbiriniz olmadığı için çiftçi ne yazık ki dünyanın en pahalı gübresini ve mazotunu kullanıyor.

Yine, burada defalarca söyledim, pamuk üreticilerini koruyalım, pamuk ekimini teşvik edelim, pamuk üreticileri mutlaka bu ülkede teşvik edilmeli ve pamuk ektirilmeli dedim, bununla ilgili çözüm önerilerini de söyledim ama bir kulağınızdan girdi, öbür kulağınızdan çıktı, hiçbirini dikkate almadınız ama çıktığınız zaman diyorsunuz ki: “Eleştiriyorsunuz. Çözüm ne?” Çözümü söylüyorum: Bakın, pamuk mutlaka çiftçiye ektirilmeli. Pamuk bu ülkede hem endüstriyel bir bitki hem de istihdam sağlayan bir bitki. Eğer biz pamuk üreticilerini koruyamazsak, bu üreticileri pamuktan uzaklaştırırsak… Ki şu anda yaptığınız politikalarla, uyguladığınız politikalarla ne yazık ki çiftçi artık pamuk ekmekten vazgeçti.

Bakınız, eskiden sadece Çukurova bu ülkenin pamuk ihtiyacını karşılayabilecek kadar pamuk ekerken şu anda geçen yıl üretilen pamuğun ancak yüzde 10’unu karşılayabilmiş. Niye? Çünkü pamuktan para kazanamıyor çiftçi, dolayısıyla da pamuk ekmekten vazgeçiyor. Dedim ki burada: Gelin, pamuk hasadı başlamadan, dışarıdan ithal gelen pamuğa fon koyalım ki ülkemize rahat, kolay giremesin ama hâlâ hak getire, bir fon filan yok, hâlâ aynı Suriye sınırı gibi kevgir olmuş durumda, hatta isteyen istediği gibi pamuğu sırtına hararla vurup, getirip Türkiye’de işleyebiliyor. Ya, bu kadar basit bir şey olabilir mi? Yani bizim çiftçimiz bu pamuğu üretebilecekken, bu gücü varken, bu bilgi birikimi varken biz Yunanistan’ın, ABD’nin, Hindistan’ın çiftçisine para akıtıyoruz oluk gibi. Şu anda Türk çiftçisi ne yazık ki pamuk ekmekten vazgeçmiş durumda.

Türkiye tekstil ülkesi diyoruz değil mi? Bununla da övünüyoruz. Hakikaten Türkiye’de iplik fabrikaları, kumaş fabrikaları, özellikle birçok dokuma fabrikası Türkiye’nin ihracatına katkı sağlıyor. Peki, kendi ihracatına katkı sağlayan bir kurumu, ham maddesini bir başka ülkenin eline teslim eden bir ülke gördünüz mü siz hiç ömrünüz boyunca? Ne yazık ki Türkiye şu anda bunu yapıyor. Biz diyoruz ki “Biz tekstilde dünyayla rekabet edeceğiz.” ama ham maddeyi dünyanın başka ülkelerinden alıyoruz kendimiz üretebilecek durumdayken. Türkiye'nin 1 milyon 400 bin ton lif pamuğa ihtiyacı var, Türkiye geçen yıl bunun 700 bin tonunu üretebildi, önümüzdeki yıl 300 bin ton bile üretemeyecek Türkiye çünkü çiftçi pamuk ekmiyor kardeşim, niye eksin ki yani zarar ediyor.

Yine “çözüm” diyorsunuz ya, geçen burada Maliye Bakanı da vardı, ben oturdum, yerimden söz aldım, söyledim, dedim ki: “Çiftçinin pamuk priminin artışıyla ilgili bir beklentisi var, gelin bu pamuk primini 75 kuruşa çıkartalım.” Sayın Maliye Bakanı da buradan kafa salladı “Tamam.” dedi. Hatta, Ekonomi Bakanı Adana’ya geldiğinde, orada ziraat odası başkanlarıyla, çiftçilerle yapmış olduğu toplantıda “Siz 1 lira diyorsunuz, biz 55 kuruş diyoruz, gelin bunun ortasını bulalım, 75 kuruşta anlaşalım.” demişti. Ama, Hak getire, bu söz de yerine gelmedi, dolayısıyla prim desteği de şu anda geçen yılki fiyatın aynısı. Hani “çözüm” diyorsunuz ya, işte çözüm, artıralım prim desteğini. Hâlâ çiftçi, bak, mısır ekmedi, pamuk ekmedi. Ekim zamanı yaklaştı, on-on beş güne kadar artık Çukurova’da her şey ekilmiş bitmiş olur. Gelin, bir Hükûmet kararnamesiyle bu rakamı 55 kuruştan 75 kuruşa çıkartalım ve çiftçinin pamuk ekmesini sağlayalım. Eğer çiftçi pamuk ekmezse yerine mısır ekecek. Türkiye'nin 6 milyon ton mısıra ihtiyacı var, 10 milyon ton mısır üretecek. Dolayısıyla, bir de açıyorsunuz ithalatın önünü, Romanya’dan, Ukrayna’dan, bilmem şuradan buradan tonlarca mısır getiriyorsunuz -11-12 milyon ton mısır- bu ülkede mısır da çiftçinin elinde kalacak, mısır üreticisi de zarar edecek. Aynı zamanda, birkaç yıl sonra, mısır ekile ekile, ekile ekile topraklar çoraklaşacak. Pamuk toprağı korur, pamuk toprağı gençleştirir ama bunların hiçbirini anlayabilecek ne vizyon var bu Hükûmette ne de uygulayabilecek zekâ var. Eğer uygulasaydı zaten, bugüne kadar çiftçi bu mağduriyeti yaşamazdı. Defalarca söylüyorum, gırtlağımı patlattım, burada bağıra çağıra söylüyorum, buradan giriyor buradan çıkıyor kardeşim, nasıl bir mantıktır bu ya? Yani, çiftçi bu ülkede Suriyeliler kadar kıymetli değil mi? Çiftçinin bu ülkede Rıza Sarraf kadar kıymeti yok mu? Çiftçinin bu ülkede ayakkabı kutusunda para saklayanlar kadar kıymeti yok mu? Çiftçinin bu ülkede milyarlarca dolarlık saray yaptıran birileri kadar kıymeti yok mu? Hep çiftçiyi elinizin tersiyle öteliyorsunuz, ondan sonra da buraya çıkıyorsunuz “Efendim, biz şu kadar verdik, bu kadar verdik…” Kardeşim, biz sizin verdiğinizi istemiyoruz, üstelik cebinizden de vermiyorsunuz, bu milletten aldığınızı, hatta çiftçiden aldığınızın onda 1’ini bile çiftçiye vermiyorsunuz. Keşke çiftçiden aldığınızın onda 1’ini çiftçiye verseniz çiftçi yine ihya olur ama çıkıyorsunuz, sanki cebinden veriyormuş gibi Tarım Bakanı “Ben şunu veriyorum, ben bunu veriyorum…” Ne veriyorsun sen kardeşim? Sen çiftçiye zulümden başka bir şey vermedin.

Şimdi, bakın, yine sulamayla ilgili defalarca söyledim, Çukurova’da hâlâ sulanamayan bir sürü arazi var. Bir Yedigöze Barajı’ndan bahsediyorsunuz, yıllardan beridir hep Yedigöze Barajı bitecek, Yedigöze Barajı o bölgedeki toprakları sulayacak. “Önümüzdeki sene geliyor, önümüzdeki sene geliyor…” Bu önümüzdeki sene ne hikmetse, 30 Şubatta filan herhâlde, bir türlü gelmeyi bilemedi. 750 bin dönüm arazi susuz bekliyor, 750 bin dönüm arazi. Adam ekseniz adam biter, bizim orada öyle bir tabir vardır. Böyle mümbit topraklar su bekliyor, siz hâlâ bunun üzerinden yalan yanlış politikalarla “Efendim, önümüzdeki sene gelecek, önümüzdeki sene gelecek…” Yeter artık yani bir an önce bu Yedigöze Barajı’nı tamamlayıp çiftçilerimizi suyla kucaklaştırmamız lazım, o toprakların sulu araziyle ekilip dikilmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, ben buradan söylemekten usandım, herhâlde siz dinlemekten hiç usanmadınız ama çiftçinin problemlerini, çiftçinin sıkıntılarını mutlaka çözmemiz lazım. Narenciye üreticisi perişan, mısır üreticisi perişan, pamuk üreticisi perişan -affedersiniz- hayvancılık yapan perişan, herkes sıkıntı içerisinde. Bugün Ziraat Bankasından kredi alamazsa vallahi 1 dönüm tarla ekecek çiftçi kalmaz ya yani bu duruma getirdiniz çiftçiyi. Lütfen bu söylediklerimizi Hükûmet dikkate alsın, lütfen pamuk üreticilerini desteklesin. Eğer biz endüstriyel manada iş yapmak istiyorsak, efendim, tekstil sanayimizi daha da geliştirmek, daha çok para kazandırmak istiyorsak pamuk ekimini desteklememiz lazım. Pamuk ekiminde Türkiye bir dönem pamuk ihraç eder durumdayken şu anda dünyanın en büyük pamuk ithalatçısı. Biz çiftçimizi Çin kadar bile koruyamadık, Çin kadar. Çin “Ben bu sene pamuk ithalatını yasaklıyorum.” dedi, dünyada pamuk fiyatları birdenbire dibe vurdu. Biz bunu bile yapamadık, bir fon bile koyamadık ya. Allah’tan korkun. Yani, bunu yapmak bu kadar zor mu? Bir fon koymak bu kadar zor mu?

Çiftçi perişan, çiftçi sıkıntı içerisinde. Sizin bir eliniz yağda bir eliniz balda. Efendim, 1.100 odalı saraylarda oturmaya devam edin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçici tarım işçilerinin sorunlarıyla ilgili bu kürsüden defalarca konuştuk; tüm muhalefet partilerinin bu konuyla ilgili önergeleri geldi ama maalesef, yine, AK PARTİ her zaman yaptığı gibi bu önergeleri gündeme almadı.

Değerli arkadaşlar, Tarım Bakanlığının kendi rakamlarına göre, şu an Türkiye’de 1 milyonun üzerinde geçici tarım işçisi var. Mevsimi geldiği vakit, bunlarla ilgili haberler bir müddet için basında yer alıyor, ondan sonra da bu insanlar yine maalesef kaderlerine terk ediliyor.

Biliyorsunuz, en son, yine, tarım işçilerini taşıyan bir minibüs devrildi. 20 kişinin üzerinde şahıs doldurulmuştu bu minibüsün içerisine. Normalde 9-10 kişi alabilecek bir araca 20 kişinin üzerinde kişi binince dengeyi kaybetti ve 18 kişi hayatını kaybetti.

Tabii, her zaman yaptığımız gibi, işte, en son Mersin’deki cinayet gibi, üç gün, beş gün bütün ülke bu mevzuyu konuşuyoruz, tartışıyoruz, ağlıyoruz, ah vah feryat ediyoruz; ondan sonra da o gündemden çıktıktan sonra bir kenara bırakıyoruz, bir daha da dönüp o konuyla ilgilenmiyoruz.

Geçici tarım işçilerinin önemli bir kısmı da Kürt vatandaşlarımızdan oluşuyor. Bunlar kendi memleketlerinde iş bulamadıkları için, yoksul ve perişan bir durumda oldukları için mevsiminde fındık toplamak veya diğer meyveleri, sebzeleri toplamak, ekmek, pamuk hasadında, pamuk toplanmasında bulunmak üzere ülkenin değişik yerlerine gidiyorlar. Bir dönemde, hatırlarsınız, bunların Ordu iline girişleri yasaklandı. Yani, sorunlar sadece ekonomik değil. Ve bunlara verilen günlük yevmiye 25 lira ila 30 lira civarında. Bu konular çok gündeme geldikten sonra 2010 yılında Hükûmet bir genelge yayımladı ve bu genelgeye göre il koordinasyon kurulları kuruldu ve bu koordinasyon kurulları belli bir fiyat belirlemeye başladı. Bu fiyatlar bile geçen sene itibarıyla en yüksek olan illerde ve yerlerde 30-35 lira civarında.

Bu insanların barınma sorunları var, düşük ücret sorunları var. Mevsim içerisinde henüz okullar tatil edilmediği için aileleriyle beraber çalışmak zorunda kalan, bırakılan 10, 12, 13 yaşlarındaki öğrenciler var. Yani, dolayısıyla, bir eğitim öğretim sorunları da var. Bunların sağlık sorunları var. Bunların gittikleri yerdeki çevrede bulunan köylülerle, halkla, şehirle sosyal problemleri var; var, var, var, var. Bütün bunları defalarca rakamlarla, belgelerle, evraklarla, hatta daha dikkatinizi çeksin diye -çünkü magazinden hoşlanıyorsunuz- gazete kupürleriyle önünüze koyduk ama maalesef bugüne kadar bunlarla ilgili ciddi hiçbir düzenleme yapılmadı.

Bu işçi ihtiyacı da hâlen devam ediyor. 1 milyonun üzerinde geçici tarım işçisine ihtiyaç var. Bugün bu işçileri çalıştıranlar da ya bu işçileri kendi bölgelerinden bir şekilde temin edecekler veya dışarıdan getirecekler. Tersinden düşünelim, kendi ilinden, kendi ilçesinden çıkıp 1.000 kilometre, 1.500 kilometre öteye çalışmaya gidenler ya kendi bölgelerinde bir iş sahibi olacaklar veya mecburiyetten dolayı tekrar başka bölgelere gidip çalışmak zorunda kalacak. Onun için, bu makûs kaderi, bu kötü talihi düzeltmek bizim elimizde. Kimin? Hükûmetin, iktidarın, siyasetin elinde. Bununla ilgili doğru düzgün bir Meclis araştırması eğer yapılabilirse… Ki bundan evvel komisyonlar kurulmuştu burada fakat yine maalesef Hükûmet bununla ilgili ciddi kanunlar, yönetmelikler çıkarmadı, çıkaramadı.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, yine 2010 senesinde Hükûmetin çıkardığı genelgede aracıların bu işçilerden para alamayacağı hükmü getirildi. Peki, bunu nasıl kontrol edeceksiniz? Nasıl toparlayacaksınız? Veya aracısız, bu işleri organize eden kurumlar, kuruluşlar, birimler olmadan bu insanlar nasıl toplanıp nereye gidecek, nerede kalacak, nasıl çalışacak, ne kadar ücret alacak? Dolayısıyla, çalakalem bir yönetmelik çıkarmanızla “Ben yaptım, oldu; ben yazdım işte, bunu yasakladım.” demenizle de bu işler yasaklanmıyor, olmuyor. Bu işin ciddiyetine uygun bir çözüm bulmanız lazım. Tabii, bunun esas, en doğrusu ne? En doğrusu, insanların kendi yaşadıkları yerlerde, doğdukları yerlerde, hayatlarını devam ettirdikleri yerlerde iş sahibi olmaları. İşte, biraz evvel Türkiye’deki pamuk üretimiyle ilgili, mısır üretimiyle ilgili Çin’den Mısır’a kadar mukayeseli örnekler verildi.

Türkiye’de 24 milyon hektar ekilebilir tarım arazisi olduğu söyleniyor istatistiklere göre. Bunun maalesef ancak 5 milyon hektarı sulanabilir arazi ve bu 5 milyon hektara ilaveten, bu, yıllardır bütün hükûmetlerin dillerine doladığı, Güneydoğu Anadolu Projesi, GAP projesi bitirilebilmiş olsaydı, sadece GAP’ın birinci kısmında sulanabilecek alan miktarı 1 milyon 800 bin hektar yani 18 milyon dönüm. Daha sonra, Suruç Projesi buna ilave edildi, birkaç proje daha ilave edildi. Şu an, bu ilave edilen rakamlarla birlikte bu 5 milyon sulanabilir araziye 2,5 milyon hektar daha bir ilave söz konusu ve yine, bütün cumhuriyet hükûmetlerinin verdikleri rakamlara göre, böyle bir sulama gerçekleştiği vakit 3 milyon 800 bin kişiye iş imkânı doğacak. Bu, bugün yaklaşık bir aileyi 5 nüfus olarak hesaplarsanız –ki bölge ortalaması bunun çok üzerindedir- 20 milyonluk bir nüfusun kendi yaşadığı yerde, doğduğu yerde iş imkânı bulup hayatını devam ettirebilmesi demektir. Şu an bu bölgede yaşayan nüfus 7 milyon, yani 13 milyon da yine dışarıdan tersine göç gelmesi gerekiyor eğer bu tüm cumhuriyet hükûmetlerinin verdikleri rakamlar doğru ise.

Değerli arkadaşlar, peki, bu kanallar niye bitmiyor, niye bitirilemiyor? Defalarca burada dile getirdim: Bakınız, AK PARTİ Hükûmeti “Şu kadar bin kilometre duble yol yaptım, bu kadar otoyol yaptım, İstanbul’da Marmaray’ı şu kadar ayda bitirdim, üçüncü boğaz köprüsünü seneye açıyorum, dünyanın en büyük havaalanını şu kadar zamanda bitiriyorum.” diye sürekli propaganda yapıyor, halk tabiriyle hava atıyor. Peki, GAP bünyesindeki 20 milyon nüfusa hitap edecek, 3 milyon 800 bin kişiye iş imkânı sağlayacak bu kanallar, barajların kanalları niye bitmiyor, niye bitirilemiyor? Hükûmetin verdiği rakam bunlar için 12 milyar doların lazım olduğu. Peki, bu 12 milyar doları bu on üç senede niye bulamadınız, nasıl bulamadınız? İzahat yok, maalesef izahat yok. Barajların yüzde 90’a yakını bitirilmiş durumda şu an, sulama kanallarının ise yüzde 20’si bitmiş durumda. Yüzde 80’i bitmedi, bitirilemedi, bitirilmiyor, çünkü batıya göç tekrar teşvik ediliyor.

Urfa’da Arap vatandaşlarımızın yoğunluklu olarak yaşadığı Harran’a ilk olarak su verildi ve şu an Urfa’nın göçü durduğu gibi, Türkiye'de nüfus artış hızı en yüksek illerden biri Urfa; göç durdu Urfa’da, rakamsal olarak durdu. Evvelki sene bütün bir Diyarbekir vilayetinin nüfusu 15 bin artmışken Urfa’nın nüfusu 45 bin arttı. Yan yana 2 vilayet, bütün sosyoekonomik değerleri, yapıları, coğrafyası aşağı yukarı birbirine yakın.

İşte, değerli arkadaşlar, maalesef, bilinçli bir şekilde bölgedeki halkın yerinde kalıp varlığını, kültürünü korumasını engellemek için bu kanallar yapılmıyor, asimilasyondan dolayı, bölgenin kalkındırılmak istenmemesinden dolayı göç özendiriliyor, göç kapısı açık tutuluyor ve bu sulama kanallarının yüzde 80’i de hâlâ, koskoca Türkiye Cumhuriyeti için komik bir rakam olan 12 milyar dolar yüzünden duruyor, ki kaldı ki bu kanallar yüzde 50 indirimle yapılıyor, gerçek rakamı, bitirilme rakamı 6 milyar dolar. Ve bir elektrik sorunu var, evlere şenlik; elektrikler her gün kesiliyor, firma ile halk karşı karşıya, devlet ortada yok; topraklar tuzlanıyor, pamuk primi artırılmıyor, mazot desteği verilmiyor; dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor çiftçiler. Dert çok, inşallah tekrar bir fırsat olursa huzurlarınıza gelirim.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Gökhan Günaydın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Teşekkür ederim.

Türkiye’nin yaşadığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaşadığı bu sıcak gündem içerisinde tarımı, hayvancılığı konuşmak belki Ankara siyasetçilerine garip gelebilir. Kravat takıp buralarda gündemden kopan insanlar “Niye tarımdan, hayvancılıktan, köylüden, işçiden bahsediliyor?” diye sorabilirler. Oysa, Türkiye’de milyonlarca insan bu alanda yaratılan inanılmaz yanlış ve kasıtlı politikalar nedeniyle sürüm sürüm sürünüyor. Bizim de görevimiz burada kavga etmek, burada bir kayıkçı kavgasının tarafı olmak değil, memleketin, halkın gerçek sorunlarını dile getirmek. İşte, onun için bazı şeyler anlatacağım, ancak geçen konuşmamızda, bir hafta evvel, bu gökyüzü altında söylenmemiş bir şey bırakmamıştık.

Ben kabaca tekrar edeyim. AKP’nin devriiktidarında, on iki yılda, tarım ve gıda ithalatına bu memleketin ödediği para 300 katrilyon liradan fazladır. Ben, AKP’li vekillerin önemli bir bölümünün matematikle arasının kötü olduğunu çok iyi biliyorum. Açsınlar TÜİK’in rakamlarına baksınlar, biraz utanma varsa utansınlar. Bu memleket on iki yılda 310 katrilyon lira tarım ve gıda ithalatına sizin yüzünüzden para ödedi. Bundan daha büyük utanç olur mu? Bu memleket her yıl 4 milyon ton buğday ithal ediyor.

ÖNDER MATLI (Bursa) – Un, un!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ya, bilmeden bağırma “Un, un.” diye, 50 kere anlattım, bir kez daha söyleyeyim sana; un ihracatından kazandığınız para 6 milyar dolar, buğday ithalatından kaybettiğiniz para 9 milyar dolar. Bir daha söyleyeyim mi? Buğday ithal etmek için 9 milyar dolar para ödüyorsun, un ihracatından 6 milyar dolar para kazanıyorsun. Bu AKP modeli dış ticaret, oradan bağıracağına azıcık rakamlara bak ya! Azıcık sorumluluk sahibi ol ya! Yeter ya, bu kadar anlattık, hâlâ mı bu yalanlar!

Bazı rakamları daha söyleyeyim, sadece on iki yılda 800 bin ton soya ürettiniz, 12,5 milyon ton, yani 15 katı soya ithal ettiniz. On iki yıldaki başarınız budur, hiç utanmıyor musunuz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – O nasıl laf ya?

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Gelirsin lafını söylersin.

Bir daha söylüyorum, hiç utanmıyor musunuz?

800 bin ton soya üretip de 12,5 milyon ton soya ithal etmekten utanmıyor musunuz? Bir kez daha söylüyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ayıp bir şey ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ayıp olan bunları sorgulamamanız.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hayret bir şey ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ben pamuktan bahsedeyim. 9,5 milyon ton pamuk ürettiniz, 8 milyon ton pamuk ithal ettiniz, çünkü siz bu memlekette üretimi unuttunuz, çiftçiyi unuttunuz. Yat sahiplerine 1,5 liradan mazot verirken, çiftçiye 4 liradan mazot satmaktan utanmadınız. Onun için bu memleket üretimden koptu. “Kaynak nerede?” diye bize sorarken, kendinize saraylar yaptırmakta hiçbir tereddüt göstermediniz. İşte, bunları ben buradan söylemek zorundayım.

Şimdi, ben bakıyorum bu tabloya, on iki yıllık iktidarda bir memleket nasıl bu kadar kötü yönetilebilir? Bu Tarım Bakanlığının kadrosu kim? Mehmet Mehdi Eker, Diyarbakır Milletvekili, on bir yıldır Tarım Bakanı olmakla övünüyor;  işte bu tablonun ana sorumlusu. AKP milletvekilinin görevi buradan saçma sapan laf atmak değil, “On bir yıldır ne yaptın?” diye bu adama sormak. Yardımcısı kim? Yardımcısı mimar, eski AKP Milletvekili Kutbettin Arzu; mimar Bakan Yardımcısı. Mimar ne kadar anlarsa tarımdan o da o kadar anlıyor.

Devam edeyim: Hayvancılık Genel Müdürü Mustafa Kayhan. Kim bu arkadaş? İstifa etti AKP’den milletvekili olmak için. Hayvancılığı mahvettiği yetmedi, şimdi bir de gelsin, Meclisi mahvetsin. Döneminde yaptığını söyleyeyim: 3,5 milyon baş hayvan ithal edildi döneminde. Eskiden Türkiye dışarıya hayvan satarken, 1980’de 1 milyon mandası varken bu memleketin şimdi 118 bin mandası var. 1980’de bu memleketin 29 milyon keçisi var, bugün 19 milyon keçisi var. Hepsi sayenizde olmuştur. Şimdi, Mustafa Kayhan bu başarılarını Mecliste devam ettirecek, AKP’den vekil olacak, hiç şaşırmadım. Peki, bu arkadaş sizce genel müdür maaşıyla yetinmiş midir? Elbette yetinemez. Bir zavallı genel müdür maaşıyla nasıl yetinebilir? Ne yapmış? Hemen gitmiş, Jokey Kulübünde Yönetim Kurulu üyesi olmuş.

Devam edelim: Mehmet Halis Bilden, TİGEM Genel Müdürü. Nereli arkadaş, nereli? E, Tarım Bakanlığında genel müdürse Diyarbakırlı.

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Mardinli, Mardinli, Diyarbakırlı değil.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Diyarbakırlı. Mardin doğumlu, kardeşim. İlkokulu, ortaokulu, liseyi Diyarbakır’da okumuş.

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Mazıdağılı.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Gelirsin, beraber bakarız. 

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Yazık, kendi adamlarını bile tanımıyorlar.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Bu Mehmet Halis Bilden’in müktesebatı nedir? Bu arkadaş da mimar, bu da mimarlıkta kazandığı engin birikimi TİGEM’e aktarıyor. Sadece TİGEM değil ki, yaptıklarını ben size söyleyeyim: Adana, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlıklarında İmar Daire Başkanlığı yapmış, Et Balık Kurumu Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmış. Tarım Bakanlığında İdari ve Mali İşler Daire Başkanı, Tarım Bakanlığında Personel Genel Müdürü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Üyesi, TİGEM’in Genel Müdürü. Yani, bu arkadaş personelden anlar, idari ve mali işlerden anlar, etten anlar, mimarlıktan, imardan anlar, en son da TİGEM’den anlıyor. Niye Türkiye'de tohumculuk yerlerde sürünüyor? Çünkü Mehmet Halis Bilden orada Genel Müdür. Bu kadar açık. Yani, bu memlekete verdiğiniz zararı şu kadroları okuduğumuz zaman işte sizlere gösterebiliyoruz.

Devam edelim: Nizamettin Ekinci, Personel Genel Müdürü. Bu arkadaş -şimdi beni düzeltebilirler- istifa etti. Elbette istifa etti. Ne için istifa etti? AKP’den milletvekili olmak için. Hangi ilden, hangi ilden? Diyarbakır’dan, başka nereden olur, Diyarbakır’dan milletvekili olacak. Peki, bu vatandaş acaba başka yerlerde yönetim kurulu üyelikleri yapmış mı? Dünya kadar yerde yönetim kurulu üyelikleri var bu arkadaşın çünkü tek maaşla bunların hiçbiri geçinemez. Personel genel müdürlüğü yapmış, ÇAYKUR Yönetim Kurulu Üyesi, TMO Yönetim Kurulu üyesi. Şimdi ben soruyorum: Bu vatandaş ayda kaç para maaş alıyor? Asgari ücretin 890-940 lira olduğu bir yerde bir genel müdürün 3 yerde yönetim kurulu üyeliği yaparak 20 bin lira maaş alması hak mıdır, adalet midir? Ben size soruyorum bunları. (CHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın vekil, doğru bilgi vermiyorsunuz, bir tanesinden alır sadece.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Arkadaşlar, at yarışlarında yaptıklarınız orta yerde.

Bir de ben şunu söyleyeyim: Ben diyorum ki…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bile bile yanlış bilgi veriyorsunuz yani.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Ne diyorsunuz anlamıyorum da biraz sonra söylerseniz, söylediğiniz her şeye cevap veririm, hiç merak etmeyin. Bizde iftira olmaz, biz olanları söylüyoruz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Doğru bilgi verin bizlere.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Ayda 20 bin lira maaş alıyor, 19 bin lira alsın, sen haklısın, anlatabiliyor muyum? Bu kadar açık söylüyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – 3 tane birden alamaz. Alamayacağını biliyorsunuz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – “Ha, 20 bin lira ne ki, helal olsun.” diyorsan, onu ayrıca anlatmamız lazım size.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Alamayacağını biliyorsunuz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Şimdi devam edelim arkadaşlar. Bu vatandaş…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yalan bilgi veriyorsun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Bak, yalan bilgiyi sen verebilirsin ama ben burada söylüyorum…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yanlış bilgi veriyorsunuz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - …sen bana gel deki…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Sen” diyemezsin, “siz” deyin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – …“ÇAYKUR’dan maaş almıyor, TMO’dan maaş almıyor.” de ben de burada özür dileyeyim, anlatabiliyor muyum? Öyle laf atarak bir yere varamazsınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın vekil, doğru bilgi vermiyorsun, 3 yerden birden alamaz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Bir müdahalede bulunmayacaksınız herhâlde Sayın Başkan. Başkan meşgul, Başkanın kafası dağınık, orada sorun yok.

Peki, arkadaşlar, ne yaptınız? Bu kadar Diyarbakırlı çalıştığına göre GAP bölgesinde önemli yatırımlar yapmış olmalı, değil mi? Hemşehrilerine yardımcı olmalılar. GAP’a 11,5 milyar lira para aktardınız. Nereden, biliyor musunuz? İşsizlik Fonu’ndan aldınız, İşsizlik Fonu’ndan. Yani, kendinize yemeye gelince para var ama GAP’a gelince gözünüzü diktiğiniz tek yer İşsizlik Fonu. Ne yapmışsınız? GAP’ta 1 milyon 700 bin dönüm alan sizden su bekliyor. Ne kadar alana su getirilebilmiş? 411 bin hektara. Yani, yılda ortalama 19 bin hektar alana su götürebiliyorsunuz. Bu yatırım hızıyla gidilirse altmış altı yıl sonra GAP’taki bütün alanlar sulanabilecek. Siz neyle övünüyorsunuz kardeşim? Yatmakla mı övünüyorsunuz? Yediğiniz paralarla mı övünüyorsunuz? Bunların hepsini açık açık ifade etmemiz gerekiyor, çok açık söyleyelim.

Bakın, ben bir şiirle bitireceğim, o şiir de şöyle:

“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını

Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini

Bütün ferağ-ı hâlini, olanca şevk-i balini.

Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...”

İşte, siz busunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı Eskişehir Milletvekili Sayın Salih Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN AKGÖL (Hatay) – Bir sürü uyduruk kâğıt getirdin.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Evet, arkadaşlar, bir sürü uyduruk kâğıt getirdim, doğru söylüyor.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Bir sürü uyduruk kâğıt.

SALİH KOCA (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerileri.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Şimdi dinleriz, rakamları dinleriz.

SALİH KOCA (Devamla) – Hepsi, hepsi.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Dinleriz, dinleriz.

SALİH KOCA (Devamla) – Tamamı 5 tane birleşmiş grup önerileri; doğrudur, teşekkür ederiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Birleşen grup önerileri farklı konuları ele almakla birlikte, bunların içerisinde en önemlisinin mevsimlik işçiler konusu olduğunu belirtmek istiyorum. Gerçekten, Türkiye’nin, 2002-2015 yılları arasında her alanda çağ atladığı gibi, tarım alanında da çağ atladığını tüm milletimiz takdir ediyor. Burada bu takdiri milletimiz yapıyor ve milletimiz de inşallah birkaç ay sonra yapılacak olan önümüzdeki seçimlerde de bunu tekrar yapacak, bunu hepimiz görüyoruz.

İktidarımız döneminde ülkemizin tarımı yıllık ortalama Avrupa Birliği tarımına göre 10 kat daha fazla büyümüş durumda ve tarımsal hasılamız da Avrupa’da 1’inci sıraya yükselmiş durumda. 2002 yılındaki toplam tarımsal hasılamız 23,7 milyar dolarken bugün 61 milyar dolara çıkmış durumda. Bugün birtakım çalışmalarla birlikte düne göre çok daha iyi bir noktaya geldiğimizi hepimiz görüyoruz ve tarımın istikrarlı bir şekilde büyüyerek çiftçilerimizin yüzünü güldüren güçlü bir ekonomik sektör hâline geldiğini de bugün görüyoruz. Yine, 2002 yılında 1,8 milyar lira tarımsal desteğin 2015 yılında yaklaşık 15 milyar liraya çıkacağını ve tüm çiftçilerimize verileceğini burada belirtmek istiyorum.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Bütçeyi de bilmiyorsun, bütçeyi de!

SALİH KOCA (Devamla) - 2003-2014 yılları arasında da yaklaşık 70 milyar liralık tarımsal destek verildiğini özellikle ben belirtmek istiyorum.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Sen fiyat ver, fiyat, desteği boş ver!

SALİH KOCA (Devamla) - 2023 hedeflerimiz kapsamında ise tarımsal hasılamızın 150 milyar dolara, tarımsal ihracatımızın ise 40 milyar dolara çıkmasını beklemekteyiz. Evet, bu hasılalarımız, bu hedeflerimiz de yine AK PARTİ’nin hedefleri.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Bu söylediklerine sen inan, ondan sonra konuş!

SALİH KOCA (Devamla) - Birileri için rüya bile olsa, birileri için hayal bile olsa, AK PARTİ bugüne kadar göstermiş olduğu hedeflere nasıl ulaşmışsa, ben inanıyorum, milletimiz de inanıyor ki bu hedeflere de inşallah hep birlikte ulaşacağız, çıkacağız. Yine, bu dönemde tarımsal faizsiz finansman destek ödemeleri başladı, tarımsal kredilerimiz artırıldı ve Türk tarımı artık küresel bir aktör hâline geldi.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; elbette ki mevsimlik çalışan işçilerimizle ilgili olarak, çalışanlarımızla ilgili olarak birtakım sıkıntılar varsa, birtakım problemler varsa bu problemlere çözümü de, bu problemlere çareyi de yine AK PARTİ bulacak, AK PARTİ iktidarları bulacaktır. Bu anlamda, bundan önceki dönemde mevsimlik işçilerimizin sorunlarıyla ilgili olarak 4 grubumuzun da ortak önerisiyle bir araştırma komisyonu kuruldu ve şu anda araştırma komisyonumuz, mevsimlik çalışan işçilerimizin sorunlarıyla ilgili olarak çalışmalarını yürütüyor ve inşallah, hem Genel Kurulumuzu hem de kamuoyunu çalışmaları sonucunda detaylı olarak bilgilendireceklerine inanıyoruz. Dolasıyla, ben, Meclis araştırmasına gerek görmüyorum çünkü şu anda fiilî olarak çalışan bir komisyon var.

Ben bu vesileyle tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bizim imzalarımızın havi olduğu, milletvekillerimizin ıslak imzasını havi ve Meclis Başkanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine havale edilmiş bu Meclis araştırma önergelerini “uyduruk” olarak nitelendiren bu milletvekilinin, bu imza sahiplerinden ve Milliyetçi Hareket Partisinden, kürsüde özür dilemesini rica ediyorum.

SALİH KOCA (Eskişehir) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Koca.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, şimdi, benim burada söylemiş olduğum, Milliyetçi Hareket Partisinin durumuyla ilgili değil.

Değerli arkadaşımızın -elimde herhangi bir belge olabilir, bilgi olabilir- bu belge ve evrakların ne olduğunu bilmeden bu şekilde sataşmış olmasına karşı söylenilmiş bir sözdür, bir cevaptır.

HASAN AKGÖL (Hatay) – Söylediğim haklı çıktı. Ben önergelere uyduruk demedim, elinde saçma sapan bilgiler var dedim.

FARUK BAL (Konya) - Açıkça “uyduruk” dedi efendim, açıkça.

BAŞKAN – Dinliyorum.

Lütfen...

OKTAY VURAL (İzmir) – Zırva, tevil götürmez efendim. Lütfen sözünüzü geri alın.

BAŞKAN – Bir dakika...

OKTAY VURAL (İzmir) – Uyduruk sensin.

BAŞKAN - Sayın Koca, siz, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisiyle ilgili kâğıtlar hakkında mı “uyduruk belgeler” dediniz?

SALİH KOCA (Eskişehir) – Hayır Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Önergeler” dedi.

BAŞKAN – Sayın Vural, bir dakika, dinleyeyim.

FARUK BAL (Konya) – Özür dileyecek.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Arkadaşlar, Sayın Başkanım, kastım, bu değildi ama yanlış anlaşılmışsa bunu düzeltirim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlış anlaşılmış değil. “Uyduruk” kelimesini geri alıyorum ve özür diliyorum diyeceksiniz. Yanlış anlaşılma...

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Niye bağırıyorsun?

SALİH KOCA (Eskişehir) - Ben ne söyleyeceğimi biliyorum. Sana soracak değilim, ne söylediğimi biliyorum ve şunu söylüyorum…

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, o zaman, bu kelimeyi geri almadığına göre, işlem yapın.

BAŞKAN – Sayın Vural, bir dakika, sorunu çözmedik.

Sayın Koca, kastınızın bu olmadığını mı söylüyorsunuz?

SALİH KOCA (Eskişehir) – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kasıt değil efendim.

BAŞKAN – Peki, “uyduruk” kelimesini hangi belgeler için kullandınız?

SALİH KOCA (Eskişehir) – Arkadaşımız, elimde birtakım uyduruk belgelerle çıktığıma dair ifade kullandılar, ben de arkadaşımın söylemiş olduğuna binaen söyledim. Elimdeki belgeleri bilmeden, görmeden bunu söyledi.

BAŞKAN – Yani MHP grup önerisiyle ilgili…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, “MHP Grubunun imzaladığı bu araştırma önergeleri bir araya getirilmiş.” dedi. Yahu, tutanaklar var ya!

BAŞKAN – Tutanağı inceleyeceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu, insaf ya, gözler ve kulaklar şahadet edecekler.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Korkmuyor musun yani yalan söylemekten, tutanaklara girdi ya!

BAŞKAN – Tutanaklara bakacağım şimdi Sayın Vural. “Kastım, o değil.” diyor, bakacağım tutanaklara.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, kasıt meselesi değil bu.

BAŞKAN – “O belgeler için söylemedim.” diyor, Sayın Vural, “MHP grup önerisi için söylemedim.” diyor. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tarımla ilgili bir inşaat yüksek mühendisinin yaptığı konuşma ve ifadeleri, aynen, uyduruktur zaten, uyduruk olan kendisidir zaten, kendisi inşaat yüksek mühendisi, tarımla ilgili konuşuyor zaten.

BAŞKAN – Hayır, hayır, “Gösterdiği belgeler için söyledim.” diyor, Sayın Vural, grup önerisi için söylemediğini beyan etti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ne demek beyan etti?

BAŞKAN – E, söylüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanaklara bakacaksınız efendim.

BAŞKAN – Bakacağım ayrıca tutanaklara Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanakları hemen alın.

BAŞKAN – Bakacağım diyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Terbiye sınırlarını aşıyorsunuz be! Ne bu ya!

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bizim yoklama talebimiz olacak da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani grup başkan vekili olarak niye söylemiyorsunuz Sayın Satır?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, “Değerli vekil arkadaşımın açıklamasında yer alan sözle ilgili, şeyleri istiyorum.” dedi Başkan, daha ne yapabilirim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıklar olsun ya!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hayır, anlatıyorum ama anlamak istemiyorsunuz ki.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın milletvekilleri, tutanağı alıp inceleceğim.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylayacağız…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Sayın Gök, talebiniz nedir?

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, biz, bittiyse yoklama talebinde bulunacağız, onu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Oylamadan önce yoklama talebi vardır Sayın Levent Gök’ün.

Sayın Gök, Sayın Aygün, Sayın Akgül, Sayın Çelebi, Sayın Toptaş, Sayın Moroğlu, Sayın Küçük, Sayın Öz, Sayın Susam, Sayın Özcan, Sayın Demiröz, Sayın Günaydın, Sayın Acar, Sayın Ören, Sayın Çetin, Sayın Tayan, Sayın Develi, Sayın Akar, Sayın Ekinci, Sayın Tunay.

20 kişiyi tamamladık.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 12/6/2014 tarih ve 6280 sayıyla Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve arkadaşları tarafından, tarımsal kuraklıktan zarar gören çiftçilerin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması; 25/6/2013 tarih ve 15368 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından, çiftçilerin tarımsal sulama sorunlarının araştırılarak çiftçilerin yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi için yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi; 20/10/2011 tarihinde Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşları tarafından, ülkemizdeki tarım ve hayvancılıkla uğraşan üreticilerin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak çiftçimizin üretim sıkıntılarının giderilmesi, üretilen ürünlerin değerlendirilmesi ve pazarlanmasına yönelik çözümlerin araştırılması (10/191); amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

 

3.- CHP Grubunun, 2/12/2014 tarihinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından, sağlık hizmeti verilmesinden kaynaklı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1605 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

18/02/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 18/02/2015 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Levent Gök

                                                                               Ankara

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekilinin, “Sağlık hizmeti verilmesinden kaynaklı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla 02/12/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1605 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 18/02/2015 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olalım.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı, Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sağlık hizmetleri sunumundaki kötüleşmenin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ele alınarak sorunların saptanması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi için bir Meclis araştırması komisyonu kurulması gerektiğine dair verdiğimiz önerge lehine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, lütfen bir sükûneti tesis edelim, arkadaşlarımız iş takibi yapıyor, bakanları yalnız bırakmıyor.

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

Sayın Atıcı, buyurun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siyasi kariyerlerini ve kazanımlarını “sağlam irade”nin gölgesine borçlu olmayan ve şiddete bulaşmamış milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Anayasa’mıza göre devlet, her bireyin sağlıklı doğması, sağlıklı büyümesi ve sağlıklı kalmasını sağlamakla yükümlüdür. Devleti yöneten Hükûmet, acaba sesimi duydu mu? Bu ülkede doğan her bireyin sağlıklı ortamda doğması, büyümesi ve sağlıklı kalması anayasal görevdir, bir ticari hizmet değildir. Sosyal devlet anlayışından uzak politikalarınızla maalesef devletimizi öyle bir duruma getirdiniz ki halkın sağlık ihtiyaçlarını, sağlık hakkını, en önemli yaşam hakkını karşılayamaz duruma getirdiniz. Ayrıca, katkı ve katılım payları nedeniyle yoksul vatandaşın sağlık hizmetlerine erişimini de engellediniz. Peki, acaba topladığınız vergiler yetmiyor mu? Acaba doktor mu yetersiz? Acaba insanlar hastaneleri beğenmiyorlar mı? Hayır, doktorlarımız canhıraş çalışıyorlar, sağlıkçılarımız canhıraş gece gündüz çalışıyorlar ama siz sağlığı iyi yönetemiyorsunuz. Bunu sadece kuru bir muhalefet söylemi olarak lütfen ele almayın. Bunu istatistiklere bakarak siz de yorumlayabilirsiniz, herkesin belirli bir seviyesi var bu Mecliste. İstatistiklere yansıyan bozulmalar, sağlık alanındaki bozulmalar artık sizin sağlığı yönetemediğinizi, bu nedenle de bu işi Türkiye Büyük Millet Meclisine havale ederek, bir komisyon kurarak “Nasıl daha iyi yönetebiliriz ve halka nasıl daha iyi hizmet edebiliriz?”in yollarını bulmanız lazım.

Arkadaşlar, sağlık hizmeti doğrudan yaşam hakkıyla ilgilidir. Bu nedenle diğer kamu hizmetlerinden farklıdır. Bu hizmet asla devredilemez, asla ötelenemez. En önemli insan hakkıdır. Şimdi, siz iktidara gelirken “Sağlıkta reform yapacağız, devrim yapacağız.” diye bir söylemde bulundunuz ve halk size inandı, sizlere oy verdi. “Sağlıkta Dönüşüm” adı altında bir balon çıkardınız. Bu balonun daha sonra, Dünya Bankasının az gelişmiş ülkelere dayattığı bir program olduğu anlaşıldı. Dönemin Sağlık Bakanı, Dünya Bankası ve IMF’nin ortak bir şekilde hazırladığı ve ileri sürdüğü bu raporun tercümesinin başeditörü oldu, ne kadar gurur duysa azdır. Ve siz, yıllar içinde, bu “Sağlıkta Dönüşüm Programı”yla Anayasa’ya, insan haklarına, daha da ötesi ahlaka ve vicdana aykırı bir şekilde, sağlık hizmetlerini sadece para ile ulaşılabilir bir hizmet hâline getirdiniz.

Örnek mi istiyorsunuz? Çok basit, bakın bakalım, nasıl parayla ulaşılabiliyor, gariban vatandaş nasıl sağlık hizmetlerine ulaşamıyor. Örneğin, bir emekli hastaneye gidiyor. Hastaneye 2002 yılından önce gittiğinde bazı sıkıntılar yaşıyordu ancak cebinden sadece yüzde 10 ilaç katılım payı çıkıyordu. “Sağlıkta bazı iyileştirmeler yapacağız.” diye yola çıktınız ve tamı tamına 11 noktada gariban emeklinin cebinden para çektiniz. Vatandaş önce bunu anlamadı çünkü siz bu işi çok iyi biliyorsunuz. Maaşlarından kesmeye başladınız yani vatandaş, randevu alırken para ödemeye başladı, devlet hastanesine gitti, “merhaba” dedi, kayıt yaptırdı, 5 lira kestiniz. Doktor, reçete yazdı, ilave 3 lira kestiniz. E, yaşlı hasta, 4 kalemden fazla ilaç yazıldığında her bir kalem için artı 1 lira para kestiniz. “Eş değer ilaç farkı” dediniz, “özel hastane farkı” diyerek yüzde 200 bindirdiniz, “tetkik farkı ücreti” dediniz, “erken muayene ücreti” dediniz… Ne yapsın emekli gariban? Eğer o parayı vermezse ölecek, mecburen verdi. Öncelikli tetkik parası, istisnai sağlık hizmeti yetmedi -Allah gözünüzü doyursun- “otelcilik hizmeti” adı altında emekliden tam 11 noktada para kesmeye başladınız. Allah’tan reva mı?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir konuşma olabilir mi ya?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Şimdi, “Emekliye sağlık hizmeti vereceğiz.” diye geldiniz, emekliler kandırıldıklarını anladılar. Ne zaman biliyor musunuz? Maaşlarından paralar kesilmeye başlayınca. Şimdi yengem diyor ki: “Hastayım.” Emekli amcam diyor ki: “Eyvah, eyvah nasıl götüreceğim?” Bir kere “Eyvah!” deyince yengem bu sefer “Ya, ben hastayım.” demeye çekiniyor. Karnı ağrıyor, gizliyor, sırtı ağrıyor, “Yaşlılıktandır, geçer.” diye eşine söyleyemiyor çünkü maaştan para kesilmesini istemiyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen 2002’den öncesini söylüyorsun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - O nedenle, emeklilere bu hizmeti fazla gördünüz, onları kandırdınız ama bunu artık çok net bir şekilde anladılar.

Bakın arkadaşlar…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ekranları başında dinleyenler gülüyor size, gülüyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sataşmalar başladığına göre, size bir iki rakam vereyim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Dinleyenler gülüyor size şu an.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, ben bir muhalefet milletvekiliyim, ömrüm sağlıkta geçti, birazdan grubunuz adına çıkacak ve konuşacak olan arkadaşım, şu söylediklerime cevap versin sizin yerinize.

Ben diyorum ki, ben demiyorum TÜİK diyor aslında: “2002’de emekli veya vatandaş, cebinden 56 lira para harcıyordu, 2012’de 157 lira para harcıyor.” Çıksın, zatımuhterem veya hanımefendi desin ki: “Hayır, böyle değil.” Peki, Türk parasına güvenmiyor musunuz, dolar bazında hesapladım: 2002 yılında Amerikan doları bazında 37 dolar harcayan vatandaşımız cebinden bugün 87 dolar harcıyor. Hani hizmetiniz? Bu emekli nasıl gidecek doktora, bunu düşünmeniz lazım. Ha, peki, sağlıkta harcamalar azaldı mı? Hayır, tam tersi, sağlıktaki harcamaları çok artırdınız ama artırdığınız bu para, birilerinin cebine gitti, emeklinin sağlık ihtiyacını karşılamaya değil. Rakam mı istiyorsunuz, buyurun, bakın, 2013 sağlık harcamaları. Yine sizin TÜİK’inize yani Türkiye İstatistik Kurumunun, devletin kurumunun rakamlarına göre söylüyorum: 85 milyar lira para harcadınız ama nereye harcadınız? Bunun 54 milyar lirasını SGK eliyle tedavi edici sağlık hizmetlerine yani yurt dışına, yani ilaca harcadınız, yüzde 65’ini, bu paranın yüzde 65’ini tedavi edici sağlık hizmetlerine harcadınız. Oysa sizden bizim beklentimiz nedir, vatandaşın beklentisi nedir? Hastalıkları engelleyin, hastalıklardan koruyun. Peki, buna ne kadar para harcadınız? Sadece, toplam harcamanın binde 1’ini. Ne dediniz: “Vatandaş hastalanırsa hastalansın, biz ondan katkı payını alırız, vallahi billahi zengin oluruz.”

Bunu bu şekilde söylediniz, neden biliyor musunuz? Çünkü topladığınız vergiler, bizim ödediğimiz sağlık primleri sizin sağlık giderlerinizin yüzde 90’ını karşılıyor, yanlış duymadınız, sağlık primi, ödediğimiz sağlık primleri devletin harcadığı sağlık parasının yüzde 90’ını karşılıyor. Bunun üzerine siz bir de katkı ve katılım payı aldığınızda kâra geçiyorsunuz. Bunları yine ben söylemiyorum, Sayın Sağlık Bakanı söylüyor. Nerede söylüyor? Bütçe konuşmasında söylüyor. Diyor ki: “Ben, harcadığım paranın yüzde 90’ını vergilerinizden, sağlık priminden alıyorum, katkı, katılım payı da alıyorum, kâra geçiyorum.” Ne güzel! Niye vatandaşın sağlığını koruyayım, hastalansın gelsin, ben de buradan para kazanayım!

Peki, hâl böyle olunca ne oluyor? Siz eğer koruyucu sağlık hizmeti yapmazsanız bebekler ölüyor, bebek ölüm hızı artıyor ve yılda 600 bebek fuzuli yere ölüyor sizin bu sağlık politikalarınız yüzünden, anneler doğumda ölüyorlar. 1945 yılından sonra ilk defa bu sene Türkiye’de bebek ölüm hızları artmıştır. O nedenle, siz sağlığı iyi yönetemiyorsunuz. Siz sağlığı iyi yönetemeyince yok olmaya yüz tutmuş hastalıklar hortluyor. Yine ben söylemiyorum. Sağlık Bakanınız diyor ki: “Geçen sene 7 bin kızamık vakası çıktı.” 7 bin… Aşıyla önlenebilir bir hastalıktır. Sizin sağlık politikanız budur.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı, Mehmet Süleyman Hamzaoğulları, Diyarbakır Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET S. HAMZAOĞULLARI (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine grubum adına söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP grup önerisinin gerekçesine baktığımız zaman “sosyal devlet” anlayışından uzaklaşılarak vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin engellendiği ve sağlık hizmetlerinin kötüleştiği ve bunun da istatistiklere yansıdığı iddia edilmektedir. 2002 yılında, AK PARTİ iktidarımızdan önce vatandaşlarımızdan hastası için kullanılacak serumun talep edildiği, hastaların, yeni doğan bebeklerin ve hatta cenazelerin hastanelerde rehin kaldığı, hastalarımızın ilaç bulamadığı veya fiyatının yüksek olması nedeniyle alamadığı, Kalp ve benzeri ameliyatlar için arabasını, evini ve hatta tarlasını sattığı, karda ve kışta kızak üstünde taşımak suretiyle zor şartlarda doğumların yaşandığı, hastasının veya cenazesinin taşınması karşılığında mazot parasının talep edildiği günlerden, artık, ücretsiz sağlık hizmetlerinin verildiği, uçak ve helikopter ambulanslarla yurdun en ücra köşelerine kadar hastaların taşındığı, yatağa bağımlı hastalarımıza evde bakım hizmetlerinin verildiği, anne oteli hizmetinin sunulduğu günlere gelinmiştir. Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla sağlık hizmetlerinin kapsam ve derinliğinin artırılmasıyla halkımızın sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı yüzde 39’dan yüzde 75’e yükselmiştir.

Gündemimizin yoğun olması nedeniyle, CHP grup önerisini Meclisimizin takdirine sunar, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde ikinci konuşmacı, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye’de sağlık hizmeti sunumundaki kötüleşmenin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verdiği araştırma önergesinin lehinde söz aldım. Bu vesileyle siz saygıdeğer milletvekillerini selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye’de uygulanan sağlık sistemi gerçekten ele alınıp araştırılması gereken bir hâle gelmiştir. Temel bir hak olan sağlık hizmetinde yaklaşık son on üç yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında birçok değişiklik yapılmış, kendi mantığı içerisinde yapılan bu değişiklikler, sağlık hizmetlerini, maalesef, istenilen noktaya bir türlü getirememiştir.

Bugün sağlık hizmetlerindeki en önemli sorun, nitelikli bir hizmet sunumundan gün geçtikçe uzaklaşılmasıdır. Daha önce de Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündem dışı söz alarak dile getirmeye çalıştığım sağlık sisteminin sorunları giderek ağırlaşmaktadır. Gelinen noktada vatandaşlarımızın sağlık konusunda en önemli sorunu nitelikli bir sağlık hizmetini maalesef alamamalarıdır. Ayrıca, sistemin, finansmanı yönüyle de sürdürülebilirliği yoktur.

Değerli milletvekilleri, “sağlıkta dönüşüm” adı verilen ve on üç yıla yakın bir süredir uygulamaya çalışılan bu program, beraberinde birçok sorun yaratmış, asıl amacı nitelikli bir sağlık hizmeti sunmak olması gereken bu programın kendi içerisindeki mantığı nedeniyle ortaya çıkan sorunlardan dolayı sistemden en çok da hastalar zarar görmüştür.

Yine, sistemden kaynaklanan nedenlerle hekimlerin malpraktis korkusu artmış, defansif tıp uygulamaları gelişmiştir. Sistemde hekimler, gelir elde edebilme duygusuyla puan peşine düşmüş, dolayısıyla, yine, nitelikli sağlık hizmetleri sunumundan maalesef ikinci plana itilmiştir.

Türkiye, bugün, Dünya Sağlık Örgütü ve OECD raporlarına göre kişi başına düşen hekim, hemşire, hasta yatak sayısı ve kişi başına düşen harcamalarda AB ve OECD ülkeleri arasında en son sıradadır. Ancak, hasta müracaatında ise bu ortalamanın üzerindedir. Bu da sistemin çarpıklığını ortaya koyması bakımından çok önemlidir.

Bu, bize şunu gösteriyor: Hastalar, sağlık kurumlarına çok müracaat ediyor, çok ilaç kullanıyor, ama az tedavi görüyorlar. Sistemin teşvikiyle oluşan bu yükü sağlık kurumları da kaldıramıyor. Hastalar, hastane hastane dolaşıyor, dertlerine derman bulamıyorlar. Gelinen noktada hekim-hasta ilişkisi bozulmuş, hasta, hekime; hekim, hastaya güvenemez hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, kurulan kamu hastane birlikleriyle, sadece bürokrasi artırılmış, hastanelere birer işletme gözüyle bakılıp ne kadar para kazanıp kazanmadığı yönüyle değerlendirilmiş, bu da kamu hastaneleri, dolayısıyla hekimler ve diğer sağlık çalışanları üzerinde ayrı bir baskı oluşturmuştur. Kamu hastanelerinde ihaleyle alınan ve ucuzu tercih edilen hastane ihtiyaçlarının temininde de kaliteli malzeme alma imkânı maalesef yoktur. Ayrıca, kamu hastane birliklerine yapılan atamalarda liyakat esas alınmamış, sadece siyaseten yandaş ataması yapılmıştır.

Yedi yıl boyunca SGK tarafından hastanelere ödenen girişimsel işlem ücretleri hiç artmamış, hatta, bazılarında yüzde 70’e varan indirimlere gidilmiştir. Ancak hastanelerin bu süre içerisindeki girdi maliyetleri bazı kalemlerde yüzde 100’e varan oranda artmıştır. SUT fiyatları göz önüne alındığında, üniversite hastaneleri giderek daha çok borç batağına batmakta ve eğitim ve araştırma faaliyetlerini yeteri kadar yerine getirememektedir. Dolayısıyla, gelinen noktada en önemlisi de bilimin değeri kalmamıştır.

Ayrıca, “sağlıkta dönüşüm” denilen bu süre içerisinde yine, baktığımızda, çıkarılan yasa ve yönetmelikler Anayasa Mahkemesi tarafından 85 defa iptal edilmiş ve Danıştay tarafından yürütmesi durdurulmuştur. En son çıkarılan “tam gün yasası” da Anayasa Mahkemesi tarafından kısmi iptal edilmiş, sağlıkta yine bir belirsizlik dönemi başlamıştır. Esasen bu sağlıkta dönüşüm sistemi, hastane çalışanlarının çok çalışıp iş üretmediği, işi yapanların değil, işini bilenlerin para kazandığı verimsiz bir sistem hâline dönüşmüştür. Bunlar siyasi polemikler değil, sistemin gerçekleridir. Eskiden hekimle hasta arasına paranın girdiğini söyleyenler, bugün hekimle hasta arasına maalesef puanın girdiğini bilmelidirler. Bu sistem, hasta istismarına daha müsait hâldedir.

Değerli milletvekilleri, bu dönemde ülkemizdeki gelişmelere bağlı olarak sağlık alanında önemli değişiklikler yapılmış, ancak her alanda olduğu gibi bu alanda da bir algı yönetimi olarak sanal bir hasta memnuniyeti üzerinden “Ben yaptım oldu.” mantığıyla hareket edildiğinden, geçen süre içerisinde maalesef üzerine bir şey konulamamıştır.

Hâlbuki gelinen noktada sağlıktaki gelişmelerin tüm yönleriyle sorgulanmaya ihtiyacı vardır. Gerçekte sistemin hastayı doğru yönlendirmesi ve hastanın doğru hekimini sistem içerisinde bulabilmesi gerekirken bugün hastalar hekimlerini mahalle sohbetlerinden, arkadaş tavsiyelerinden seçmekte, sonuçta hastane hastane dolaşarak derdine derman aramakta, bu arada, devletin kıt olan kaynakları da boşa harcanmaktadır.

Ayrıca Hükûmet, gelişmiş ülkelerde genel sağlığın bir parçası olarak küçük yaşlardan itibaren gerek koruyucu hekimlikte gerekse tedavi edici hekimlikte büyük önem verdiği ve olağanüstü programlarla desteklediği ağız ve diş sağlığı hizmetlerini, tam bir çağ dışı anlayışla, sadece bir külfet olarak görmekte, kamu ağız ve diş sağlığı merkezlerinde nüfusun sadece yüzde 9-10’una ulaşarak, sözde, bu konuda da vatandaş üzerinde bir algı yaratılmak istenmektedir.

Diğer ülkelerle kıyaslandığında ağız ve diş sağlığı konusunda çok geride olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Dünyadaki sağlık sistemleri incelendiğinde ülkelerin halk sağlığı ve koruyucu hekimliği öne çıkararak daha çok bu konulara önem verdiğini, hastalıkları daha baştan önleyerek sağlık harcamalarını azaltmayı hedeflediğini görmekteyiz. Tedavi edici hekimlikte ise devletin daha çok koordine edici ve denetleyici olarak görev aldığını, ödeme gücü olmayan veya sigorta dışı ödemelerde ise vatandaşına sosyal devlet anlayışı içerisinde yardımlar yaptığını görmekteyiz.

Ayrıca, aynı zihniyet, önce özel hastanelerin açılmasını teşvik etmiş, ancak daha sonra gerek Sağlık Bakanlığı politikaları gerekse SGK uygulamalarıyla özel hastanelerden hekim kadroları, bakılan hasta sayıları, özel bölümlerde istenen şartlar, katkı payları gibi birçok uygulamalarla, kamu hastanelerinden istenmeyen birtakım şeyler istenerek hastaneler açısından kötü rekabet uygulamaları yapılmıştır. Bu, hakikaten anlaşılabilir değildir. Asıl amacının vatandaşına kaliteli sağlık hizmeti vermek olması gereken devlet, bu uygulamalarıyla âdeta bu amacından uzaklaşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, sağlık sistemimizde gelinen noktada kamu nezdinde şeffaf sağlık politikalarının etkin bir diyalog ortamında tüm paydaşlarla paylaşılarak kaliteli bir sağlık hizmetinin sunumunun ve finansmanının planlanmasına ihtiyaç vardır. Bunun için öncelikle hizmet kullanımındaki kontrol mekanizmaları ve planlama için veri kullanılması konusunda, öncelikli olarak hastalıkların insidans ve prevelans bilgileri gibi verilere ulaşılarak toplum sağlığında karşılaşılan sorunların doğru bir şekilde tespit edilmesi, mevzuatın yeniden düzenlenerek sağlık alanında mali açıdan sürdürülebilirliğin sağlanması, ayrıca yatırımların teşvik edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, Sağlık Bakanlığı, hizmet sunumundan çok, anayasal görevi olan denetleyen ve koordine eden bir konuma getirilmelidir. Hizmet sunanla denetleyen, koordine edenle rekabet edenin aynı olması hizmetin kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün, elbette, daha evvel AK PARTİ değerli milletvekillerinin buraya gelip söyledikleri gibi, 2002’den bu tarafa bir Sağlıkta Değişim Programı uygulanmış ama bu, ifade ettiğim gibi hiç sorgulanmamıştır; sorgulanmayınca, ortaya çıkan sorunlar da tartışılmıyor. O bakımdan, bugün sağlık sunumundaki, sağlık hizmetleri sunumundaki en önemli sorun, bu konunun içerisinde de özetlediğim gibi, nitelik sorunudur, kalite sorunudur. Hastanelere gidin bakın, hastaneler dolup taşıyor, hastanelere girilmiyor ancak insanlar netice alamıyorlar, doktor doktor geziyorlar; devletin kıt olan kaynakları da boşuna harcanmakta.

Mutlaka bu değerlendirilmeli ve sağlığın bir sistematiğinin ortaya konulması gerekmektedir diyor, hepinizi saygılarla selamlıyorum tekrar. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde son konuşmacı Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, sağlık hizmetleriyle alakalı, mesleğinin de vermiş olduğu bir avantajla, değerli milletvekilimiz bazı görüşlerini paylaştılar. Muhakkak önem veriyoruz, değer veriyoruz ama bu hizmetin muhataplarının yani bu hizmeti alan kişilerin görüşleri bu noktada herhâlde çok daha önemli. Belki bilimsel rakamlar, TÜİK verileri bir şeyler ifade edebilir ama asıl sahada vatandaş bu manada ne düşünüyor?

Ben Bolu milletvekiliyim, küçük bir ilin milletvekiliyim. Dolayısıyla bu küçük ilde eğer Kıbrıscık’ın Çökeler köyündeki Mehmet ağabey bu hizmetten memnunsa veya Mudurnu’nun bir köyündeki, Göynük’ün bir köyündeki vatandaş bundan memnunsa bu en büyük ölçüdür diye düşünüyorum.

Dolayısıyla, sağlık hizmetlerindeki bu değişimin, dönüşümün getirmiş olduğu memnuniyetten dolayı, bu konuda imzası olan herkese teşekkürlerimizi buradan bir kez daha ifade etmek lazım. Değişecek şeyleri de hep birlikte değiştirmeyi arzu ettiğimizi düşünüyor, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı mı, yoklama mı?

LEVENT GÖK (Ankara) – Yoklama efendim.

BAŞKAN – Şimdi “yoklama” dediğiniz zaman, lütfen milletvekili arkadaşlar ayağa kalkarsa daha sağlıklı bir işlem yapmış oluruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tabii, biz, şundan dolayı Sayın Başkan, bir arkadaşımız söz talebinde bulunduğu için onu bekledik.

BAŞKAN – Kim söz talebinde bulundu?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Salih Bey efendim.

BAŞKAN – Sayın Gök, özür dilerim.

Sayın milletvekilleri, özür dilerim.

Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca’nın, MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, biraz önce olaylar yine gerildi. Biraz önceki toplantıda da ben söyledim.

BAŞKAN – Duymuyorum.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, biraz önceki oturumda söyledim ben; Cumhuriyet Halk Partisindeki arkadaşın sözü üzerine ona cevaben vermiş olduğum şeyler, yoksa Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerileri aleyhine ben bir şey söylemedim. Daha doğrusu, evraklarıyla, önerileriyle ilgili bir şey söylemedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yoklama…

BAŞKAN – Yoklama talebiyle ilgili işlemi yapalım.

Sayın Gök, Sayın Bayraktutan, Sayın Özdemir, Sayın Tunay, Sayın Şeker, Sayın Susam, Sayın Çetin, Sayın Acar, Sayın Akgöl, Sayın Atıcı, Sayın Öner, Sayın Akar, Sayın Moroğlu, Sayın Düzgün, Sayın Korutürk, Sayın Onur, Sayın Erdoğdu, Sayın Türmen, Sayın Loğoğlu, Sayın Günaydın.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 2/12/2014 tarihinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından, sağlık hizmeti verilmesinden kaynaklı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1605 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:17.07

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 57’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 3, 10, 17, 24 ve 31 Mart 2015 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimlerinde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 4, 11, 18 ve 25 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

08/02/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/02/2015 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Mihrimah Belma Satır

İstanbul

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 5’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 20, 21, 22, 23 ve 27 Şubat 2015 ile 02 ve 06 Mart 2015 Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günleri saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimlerinde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

03, 10, 17, 24 ve 31 Mart 2015 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorularla diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimlerinde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

04, 11, 18 ve 25 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi

Çalışma saatlerinin;

19 Şubat 2015 Perşembe günkü birleşiminde 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

20 Şubat 2015 Cuma günkü birleşiminde 296 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

21 Şubat 2015 Cumartesi günkü birleşiminde 422 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

22 Şubat 2015 Pazar günkü birleşiminde 501 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

23 Şubat 2015 Pazartesi günkü birleşiminde 401 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

24 Şubat 2015 Salı günkü birleşiminde 308 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

25 Şubat 2015 Çarşamba günkü birleşiminde 582 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

26 Şubat 2015 Perşembe günkü birleşiminde 494 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

27 Şubat 2015 Cuma günkü birleşiminde 599 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

02 Mart 2015 Pazartesi günkü birleşiminde 58 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

03 Mart 2015 Salı günkü birleşiminde 375 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

04 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşiminde saat 14.00'te toplanarak 290 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

05 Mart 2015 Perşembe günkü birleşiminde saat 14.00'te toplanarak 182 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

6 Mart 2015 Cuma günkü birleşiminde 386 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Çalışmalarına devam etmesi;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar,

10, 17, 24 ve 31 Mart 2015 Salı günkü birleşimlerinde 15.00-24.00 saatleri arasında,

11, 12, 18, 19, 25 ve 26 Mart 2015 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00-24.00 saatleri arasında,

Çalışmalarını sürdürmesi;

684 Sıra sayılı kanun tasarısının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

 

684 Sıra Sayılı

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/995)

    Bölümler

      Bölüm Maddeleri

    Bölümdeki      Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 20’nci maddeler

20

2. Bölüm

         21 ila 46’ncı maddeler

26

3. Bölüm

         47 ila 72’nci maddeler

26

4. Bölüm

       73 ila 102’nci maddeler

30

5. Bölüm

      103 ila 132’nci maddeler

30

Toplam Madde Sayısı

         132

 

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlarım; grubumuzun önerisi lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, grup önerimizde Genel Kurulun şubat ve mart ayı çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki bir kısım kanun tasarı ve tekliflerinin ön sıralara alınması önerilmektedir. Buna göre, 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemin 5’inci sırasına alınmak suretiyle yarından itibaren görüşmelerine başlanması teklif edilmektedir. Bu tasarı 5 bölüm ve 132 maddeden ibarettir.

Öte yandan, 19 ila 27 Şubat ve 2 ila 6 Mart tarihleri arasında Genel Kurulun öneride belirtilen işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışması; yine, 10 Marttan 31 Marta kadar ise saat 24.00’e kadar, salı günleri 15.00-24.00, çarşamba ve perşembe günleri de 14.00-24.00 saatleri arasında çalışılması önerilmektedir.

Önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi “iç güvenlik yasası” olarak isimlendirilen, gerçekte “polis devleti yasası” olarak isimlendirmeyi daha doğru bulduğum bir yasa tasarısının görüşmelerini hemen başlatmak amacıyla bir grup önerisi getirmiş bulunuyor. Bu nedenle, iç güvenlik yasa tasarısına ilişkin bazı değerlendirmelerimi, görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önce şu tespiti yapmak istiyorum: Siyasetin çok temel bir kuralı vardır siyaset bilimcileri tarafından ifade edilen; bu kural şudur: Bir hükûmetin, bir iktidarın iktidar süresi uzadıkça otoriterleşme eğilimi yani kamu gücünü giderek kullanma eğilimi artar, otoriterleşme budur. İktidardakilerin ellerinde bulunan kamu gücünü kullanması, giderek kamu gücüne yaslanarak ayakta kalmaya çalışması otoriterleşmedir.

13’üncü iktidar yılında, Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye'yi otoriter bir yönetime taşımak isteyen bir yasa tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmiştir. Unutmayalım ki her otoriter düzenleme veya otoriterleşme yönünde her adım aynı zamanda bir tepkiyi de tetikler, bir tepki birikimine yol açar ve bu tepkiler nedeniyle toplum kutuplaşır ve ülke yönetilmez, yönetilemez hâle gelir; Türkiye buraya doğru gitmektedir. Bu yasa tasarısı eğer yasalaşırsa Türkiye otoriterleşme yönünde bir adım daha ileri gidecek, öte taraftan ülkenin yönetilmesi sorunu ortaya çıkacaktır. Yani, çoğunluk hükûmeti, Parlamentoda tek başına yasa çıkarma çoğunluğuna sahip olan bir hükûmet olması yetmiyor. Ülkeyi yönetmek için bütün bunlar yeterli değil. Toplumda tepkiye yol açıyorsanız, tepkiyi hedefliyorsanız, tepkiyi tetikliyorsanız ülke yönetilemez hâle gelir.

Şimdi, birçok şey söyleniyor. Bu yasayı kamuoyuna anlatmak, kamuoyu desteğini arkasına almak için Hükûmet diyor ki: “Molotofkokteyli, sapan, taş atma, kamu binalarının yakılması yıkılması…” Molotof kullanmaya karşı bir önlem alınmasına kimse hiçbir şey demiyor, bunun önlemleri yasalarda zaten var. Mesele, kamuoyu desteğini arkasına almak amacıyla söylenen bu cümlelerin arkasına saklanarak hukuk dışı, demokrasi dışı düzenlemelerin bu tasarının içerisine sokulmuş olmasıdır. “Bunlar Avrupa Birliği ülkelerinde var.” deniliyor. Hayır, Avrupa Birliği ülkelerinde söylenilen şekilde herhangi bir düzenleme yok.

Üzüntüm şudur: Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bir broşür hazırlamış, tüm milletvekillerine dağıtmış; “özgürlük paketi” demiş bunun adına.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Çok komik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bunun adına “özgürlük paketi” demiş, özgürlükleri korumaya yönelik bir paket. Aklıma şu geldi: Fransız Devrimi’nin ünlü devrimcilerinden Robespierre’nin güzel bir lafı vardır; “Biz tiranlığa karşı özgürlüğün despotluğunu kurduk.”

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Saint Just onu diyen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hükûmet de şimdi, buradan hareketle, jakoben bir anlayışla kendi hükûmet anlayışını, kendi anlayışını topluma dikte etmek, toplumu şekillendirmek için böylesi otoriter bir yasayı Türkiye'ye getirmektedir.

Teknik bir iki değerlendirme yapmak istiyorum. Bakın, mevcut Anayasa’mıza aykırı olan bu düzenlemeleri sizlere sunmak istiyorum. Anayasa Mahkemesine iptal davası açılması hâlinde iptal edilmesi mukadder olan düzenlemeler var.

Şimdi, tasarının 1’inci maddesiyle Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda bir değişiklik yapılmak suretiyle polise arama yetkisi veriliyor; kişinin arabasında, üzerinde, eşyasında bir arama yetkisi veriliyor. Şu anda, polis bir kişinin suç işleyeceği konusunda bir şüpheye sahip olur ise o kişiyi kontrol etmek ve suç işlenmesini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri alma yetkisine zaten sahip, bu yetki var. Deniliyor ki: “Efendim suç işleyecek. Vatandaş önlem alıyor.” Zaten bu önlem var. Polisin durdurma, kimlik sorma yetkileri var ve suç işlenmesine yönelik bir hareket seziyor ise bir fiil, bir eylem olacak ise buna yönelik tedbirler alma yetkisi zaten var.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Arabanın bagajını açabiliyor mu? Torpidoyu açabiliyor mu?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi getirilen düzenlemeyle kişinin arabasında, torpido gözünde, bagajında, üstünde her türlü aramayı yapma yetkisi olacak.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Mahkeme kararı olmadan arayabiliyor mu?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yapma yetkisi olacak.

Bakın, Anayasa’mız ne der? Anayasa’mız “Özel hayatın gizliliği” diye, 20’nci maddesinde çok temel bir hükme sahiptir. Kural bir, bir kişinin üzerinde, özel hayatına yönelik eşyalarında arama yapacaksanız hâkim kararı gerekir. Nerede hâkim kararı? Atladınız. Hâkim kararı gerekir.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – 20’nci maddenin devamını da okuyun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, hâkim kararı gerekir.

20’nci maddenin devamını ben size okuyayım. Hatırlattığınıza memnun oldum. Yanımda getirdim. 20’nci madde diyor ki bakın: “Usulüne göre verilmiş bir hâkim kararı olmadıkça…” Bir kere arayamazsınız.” İki…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Devam edin.

MEHMET AKİF HAMAZÇEBİ (İstanbul) – Devam ediyorum, merak etmeyin, onun için getirdim Anayasa’yı. “…yine bu sebeplere bağlı olarak -yani kişinin suç işlemesinin önlenmesi vesaire, vesaire- gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça…”

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – İşte şimdi kanunla yetkili kılıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Nerede kanunla yetkili kılınmış merci? İçişleri Bakanlığının belirleyeceği esaslar dairesinde kolluk amirleri. Bir şeyin…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Acele hâllerde esasları belirliyoruz, kolluk amirlerine arama yetkisi veriyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, hukuk devletiyiz…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Hâkim kararı” demiyor, “yetkili merci” diyor.

BAŞKAN – Laf atmayın lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – “Hukuk güvenliği” denen bir kavram vardır. Bir şeyin kanunla düzenlenecek olması, Anayasa’nın bu emri somut bir düzenlemeyi gerektirir. Muğlak bir şekilde İçişleri Bakanlığının düzenleyeceği esaslar dairesinde kolluk amirinin vereceği yetkiyle, talimatla vesaire, olmaz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ama, o zaman “hâkim kararı” der oraya Anayasa.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yazacaksınız oraya: “Vali bu konuda yetkilidir.”

Bakın, eğer, bunlar var ise…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Kanunun göstermiş olduğu kolluk amirine veriyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Devam ediyorum.

“İki: Yazılı emri bulunmadıkça...” Siz ne diyorsunuz? “Sözlü emir.” Nerede, Anayasa’da sözlü emir var mı?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Acele hâllerde…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Nerede?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Acele hâllerde.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, hayır…

Bakın, Anayasa burada. Anayasa’nın 20’nci maddesinde “sözlü emir” diye bir şey yok; acele hâllerde şöyle şöyle olur diyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sözlü emir uygulanıyor zaten.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, sizde böyle bir şey yok. Bu maddede yok. Anayasa’yı burada çok açık bir şekilde çiğniyorsunuz.

Anayasa hukukçularınız var. Herhâlde Anayasa hukukçularınız ya buna bakmadılar ya da “Ya, bunu Başbakan, Cumhurbaşkanı istiyor, boş verin böyle geçirelim, polis devleti kuralım yeter ki. ” Böyle bir şey olmaz.

Devam ediyorum…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Başkan, siz söylemeden ne söyleyeceğinizi biliyoruz biz, merak etmeyin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Siz, önce Anayasa’nın 20’nci maddesini okuyun. Siz okumamışsınız. Okuduğunuzu anlamamışsınız. Okusanız böyle konuşmazsınız.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Okuduğumuzu yazdık oraya.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Yetkili merci” ile “hâkim” aynı şey mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Lütfen, okuyun. 20’nci maddeyi okuyun bir daha. “Özel hayatın gizliliği.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Hamzaçebi, “yetkili merci” ile “hâkim” aynı şey mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Gelelim gözaltı süresine: Yirmi dört saatten kırk sekiz saate kadar kolluk amirine gözaltına alma yetkisi veriyorsunuz. Nerede bu? Bir hukuk devletinde bu olabilir mi? Yasalarda ne eksik? Nerede?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Almanya’da var, Belçika’da var.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Hangi hâllerde gözaltı yetkisi var, onu da söyleyin Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Efendim, Anayasa’mız burada. Yapamazsınız, kanunilik ilkesi bunu engeller.

Bir hukuk devletinde, bir devlette, bir demokraside, o ülkeyi, o demokrasiyi demokrasi yapan iki kavram vardır: Birisi “seçimlerdir”, öbürü “kuvvetler ayrılığıdır.” Kuvvetler ayrılığında, hiçbir kuvvet birbirine müdahale etmez. Eğer bir hükûmet hangi davaya hangi mahkemenin, hangi hâkimin bakacağını belirliyor ise orada kuvvetler ayrılığından söz edilemez.

Burada, diyorsunuz ki tasarının 6’ncı maddesinde: “Yetkili ve görevli hâkim, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi.” Kuvvetler ayrılığını yok ettiniz. Belirleyemezsiniz, kanunla “Bu davaya şu hâkim bakacak.” diyemezsiniz. Bu, doğal hâkim ilkesine aykırıdır. Biliyor olmanız lazım. Yani hukukçular, değerli Adalet ve Kalkınma Partili hukukçu arkadaşlarım; doğal hâkim ilkesini herhâlde hukuk fakültelerinde okudunuz. Ona uygun mudur?

82 Anayasası’nın bile gerisine gidiyorsunuz. 61, 71,  o sıkıyönetim düzenlemelerinin getirildiği o anayasal düzene geri dönüyorsunuz.

Teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, size teşekkür ediyorum. Son derece şık bir şekilde eleştirilerinizi sundunuz. Ayrıca da teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ikinci konuşmacı Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Parti grubumuzun gündeme dair, Meclisin çalışma takvimine dair getirmiş olduğu grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Biliyorsunuz, haftalardan beri gündemimizi meşgul eden iç güvenlik yasa tasarısını gündemimizin 5’inci maddesine bu önerimizle getiriyoruz ve mart ayının sonuna kadar da günlük, haftalık çalışma saatlerini, çalışma programını getiriyoruz. Toplumumuzun bir beklenti içerisinde olduğu huzur toplumunu oluşturabilmek için kişinin yaşam hakkını önceleyen bir özgürlük paketini, evet özgürlük paketini gündemimize getiriyoruz. Birilerine göre bu özgürlük paketi olmayabilir.

Şimdi, yaşam hakkı kişinin en doğal hakkıdır. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri de en doğal hakkıdır, anayasal hakkıdır ama en önde gelen, yaşam hakkıdır. Biz, sade vatandaşın, suça karışmayan vatandaşın bir güven içerisinde bu toplum içerisinde yaşamasını arzu ediyoruz. Bütün siyasi partilerin de bu arzuda olduğunu biliyoruz. Bütün bu paketle ilgili tartışmaları yarın, yarından sonra, önümüzdeki günlerde detaylı bir şekilde, etraflı bir şekilde bütün gruplar gelecek, burada söyleyecekler; biz de istifade edeceğiz. Eğer tasarının, teklifin bir yerinde bir aksaklık varsa el birliğiyle düzeltiriz, değiştiririz. Yeter ki burada bir daha Gezi türü olaylar, eylemler olmasın, yeter ki bir daha Kobani türü olaylar Türkiye’mizde, ülkemizde olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim amacımız bu; vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak, huzur içerisinde, yarınından endişesi olmayan, anarşist olmayan bir ülke olmak, huzur içerisinde yaşamayı temin etmek.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gezi’den de, Kobani’den de siz sorumlusunuz, AKP sorumlu! Hepsinden siz sorumlusunuz, siz!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu yasa da bunu getiriyor. El birliğiyle muhalefetin de buna destek vermesini, şu gök kubbe içerisinde muhalefetin de, iktidarın da bir hoş seda bırakmasını… Gelecek nesillere güzel bir Türkiye bırakmak ortak hedefimiz olsun diyoruz.

Grubumuzun bu önerisine muhalefet partilerinin de destek vereceğini ümit ediyor, saygılar sunuyorum efendim. ( AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı Sayın Oktay Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin “iç güvenlik” olarak adlandırılan bu paketin gündeme alınmasına ilişkin grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisinin bu tasarı hakkındaki görüş ve düşüncelerini değerli milletvekilleri ve aziz milletimizle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce, bu tasarı görüşmeleri yapıldığı zaman, gerek alt komisyon gerek üst komisyonda Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna mensup milletvekilleri açık olarak tavırlarını ortaya koymuşlardır ve bu çerçevede itirazlarımızı yaptık, yanlış olan hususları belirttik, birazdan belirteceğim. Ancak, ondan sonraki süreç içerisinde, özellikle bu tasarının gündeme alınmasını çözüm süreci paketinin pazarlık aracı olarak kullananların yaptığı erteleme sırasında Sayın Başbakanın “Muhalefetin şeyleri varsa bunları getirsinler, düzeltmeleri yapalım.” ifadesine karşılık Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda endişelerimizi ve bu endişeleri giderecek şekilde, ortak bir şekilde bir tavır oluşturulmasına ilişkin, gerektiğinde gerekli düzenlemeleri yaparak Türkiye'nin ihtiyacı olan bir kanunu çıkarma konusunda açık çek verdik, söyledik. Maalesef, bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisinden hiç kimse, Hükûmetten hiç kimse “Milliyetçi Hareket Partisinin bu konudaki görüş ve düşünceleri nedir? Ne yapabiliriz?” diye hiçbir irtibatta bulunmadılar. Ancak, bu tasarının, bu paketin özellikle HDP’yle görüşüldüğünü, İmralı’yla görüşüldüğünü açık bir şekilde biliyoruz. Bunlarla yapılan müzakerelerde bu paketle ilgili HDP’yle görüşme ihtiyacı olanların, doğrusu, terörle mücadele konusunda bir tavır oluşturmuş Milliyetçi Hareket Partisiyle görüşmemelerini de gerçekten, milletimizin, zannederim, o üstün aklıyla idrak edebildiğini düşünüyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – HDP niye itiraz ediyor o zaman?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya, sen orada otururken HDP kavga ediyor. Bu ne çelişki!

OKTAY VURAL (Devamla) – Dolayısıyla, bu müzakerenin neticesinde neler oldu, neler yapıldı, neler görüşüldü, bunları elbette muhatapları bilir ama Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz “Terörle mücadele konusunda mücadele edin, müzakere etmeyin, terörü meşrulaştırmayın, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki düzenlemeleri gevşetmeyin.” dedik.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Neye itiraz ediyorsun yani?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bütün bunları yaparsanız terörü azdırırsınız. KCK’nın içini boşalttınız, “taş atan çocuklar” adı altında halkın kullanılmasının önünü açtınız. Terör örgütü mensuplarının, terör örgütü adına suç işleyenlerin terör örgütü mensubu olarak suçlanmasını engellediniz, onu suç olmaktan çıkarttınız. Terör örgütü sembolleriyle miting yapmanın, taşımanın, bölücülük propagandasının önünü açtınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tamam da neye itiraz ediyorsun, onu söyle.

OKTAY VURAL (Devamla) – Operasyon yapma yetkilerini valilere bağladınız, valilere “Operasyon yapmayın.” dediniz. İç güvenlik yasasında…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen bu kanunda neye itiraz ediyorsun, onu açıkla.

OKTAY VURAL (Devamla) – …Türk Silahlı Kuvvetlerini iç güvenlikten çektiniz, terörle mücadelede meşru güçleri, hukukun gücünü ortadan kaldırdınız ama alanı PKK terör örgütüne bıraktınız. “Silahlarını bıraksınlar, silahlarıyla gitsinler, süreç ancak başlar.” dediniz ama ona rağmen müzakereleri sürdürdünüz.

Ne hazindir ki bugün PKK-KCK devleti mahkemeler kurmuş, hâkim atıyor, istinaf mahkemeleri kuruyor, vergi topluyor, asayiş birimleri kurmuş, Kalaşnikoflarla toplanıyorlar, asayiş birimleriyle, tüfekleriyle gösteri yapıyorlar. Şimdi, bütün bunlarla ilgili tedbir almayan, terörle mücadelede müzakereyi öngörenlerin kalkıp demir bilye üzerinden, molotof üzerinden “Biz terörle mücadele etmek istiyoruz.” demeleri gerçekten komik. Neden? Çünkü, siz demir bilye ile demir sapanla uğraşalım derken Kalaşnikofları meşrulaştırdınız, siz terör örgütüyle mücadele edelim derken müzakereyi meşrulaştırdınız. Bugün geldiğimiz bu noktada, bu Hükûmetin terörle mücadele, şiddetle mücadele iradesi söz konusu bile değildir.

Bu eksende, buradan, açık bir şekilde sesleniyorum Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak: Terörle mücadele ekseninde bugüne kadar bu teröristleri cesaretlendirip size ev ödevi verecek kadar hadsiz bir şekilde cesaretlendiren bu müzakere sürecinden vazgeçin, iradenizi terör örgütüne, silaha teslim etmeyin. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu eksende eğer molotofla ilgili bir düzenleme yapıyorsanız hodri meydan, Milliyetçi Hareket Partisi burada.

Sizin zamanınızda bonzaiyle milletimizi buluşturan, 13 yaşına kadar kullanılmasının zeminini hazırlayanlara karşı -sadece bonzai değil, onun benzeri tüm uyuşturucularla ilgili ortaya koyduğumuz tavır karşısında- da gerekli girişimlerin yapılmasını istiyoruz.

“Poşu bağlama, maske takarak…” Siz maskelilerin asayiş birimleri kurmasına izin verdiniz, siz maskelilerle birlikte oturdunuz. Şimdi, kalkıp millete “Bonzai, molotof… Bunlara biz tedbir almak istiyoruz.” diyerek bu tasarıyı böyle pazarlıyorsunuz.

Buradan açık bir şekilde AKP Grubuna sesleniyorum: Bu yasayla ilgili…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hangi maddesine itiraz ediyorsun?

OKTAY VURAL (Devamla) – …derdiniz molotofsa -ki biz de bunu destekliyoruz- yetmez, “Molotof ve benzeri…” Diğerlerinin de alınması lazım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öyle diyor zaten.

OKTAY VURAL (Devamla) – “Demir bilye: Peki, bakır olduğu zaman ne olacak, cam olduğu zaman ne olacak?

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Benzeri” diyor, “benzeri”.

OKTAY VURAL (Devamla) – Yetmez, bonzai yetmez. Bonzai de yetmez. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunlara tam destek veriyoruz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yazıyor zaten orada, tasarıda var.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ama bunlar ekseninde, sen kalkıp “istihbari dinleme” adı altında bizi izleme ve dinlemeyi meşrulaştırıp ağır ceza mahkemesine kendinizin tayin ettiği, tabii hâkim ilkesine aykırı olarak tayin ettiğiniz birisi tarafından dinlenilmesine, vatandaşların gözaltına alınmasına; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyen bir parti olarak insanın hürriyetini kısıtlayan, ceberut, korku devleti oluşturan bu devlet yönetimi anlayışına karşı demokrasiyi, hukuk devletini savunuyoruz. Cumhuriyet savcısına ait soruşturma yetkisini kolluk yetkilerine göndererek bununla ilgili yargıyı yürütmeye bağlayan bir girişim karşısında bizim için milletin hukuku üstündür, güç sahibi olanın değil. Gücünüz olabilir ama unutmayın ki milletin hukuku daha üstündür.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Milletin hukukunu korumak için bu tasarıyı getirdik.

OKTAY VURAL (Devamla) - Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bu kanunun bunlarla ilgili kısımlarına karşıyız ama milletimizin özgürlüğünü kısıtlayan, istediğini istediği gibi yakalayan, istediği gibi dinleyen…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – HDP’yle beraber hareket ediyorsunuz, öyle mi?

OKTAY VURAL (Devamla) - …istihbarat devleti kurmak için çalıştığınız, istihbarat devletini yönetmek için de milletvekili adayı yapmak üzere istifa ettirdiğiniz zihniyete karşılık milletin hukukunu, hukukun üstünlüğünü ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, devlet millet için vardır, milleti korkutmak, sindirmek için değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen bu tasarıyı okudun mu hiç? Hangi maddeye itiraz ediyorsun?

OKTAY VURAL (Devamla) -  Siz PKK’yla, terör örgütüyle müzakere edeceksiniz, ondan sonra elinize aldığınız devletin güçleriyle de milleti korkutmaya çalışacaksınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hangi maddeye itiraz ettiğini söyle.

OKTAY VURAL (Devamla) -  Bu tasarıyla, silahla, doğu ve güneydoğuda PKK-KCK devleti kurmak isteyenlerle beraber, birlikte iş birliği yapanlar ile Türkiye’yi, vatandaşı ve milleti korkutup, sindirip despot bir yönetim anlayışını getirmek isteyen paralellerin arasında milletin özgürlüğünü, hukukunu, birliğini ve bütünlüğünü feda ettirmemek üzere siyaset aracılığıyla bunu iletiyoruz, açıkça çağrımız budur.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çok zor durumdasınız, izah edemiyorsunuz Sayın Vural.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Olmadı, açıklayamadın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Parti olarak duruşunuzu izah edemiyorsunuz, çok zor durumdasınız.

OKTAY VURAL (Devamla) -  Duruşumuz açık ve nettir. Yüreğiniz yetiyor idiyse biraz önce sizin hakkınızda söylenen sözlere bir kelime söyleyebilseydiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siyaseten zor durumdasınız. Buna açıklama bulamıyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – HDP’yle birlikte hareket ediyorsunuz şu anda.

OKTAY VURAL (Devamla) -  Onun için, PKK terör örgütünün maşaları olanların, Kürdistan kurmak isteyenlerle iş birliği yapanların, terörü meşrulaştıranların, asayiş birimleri kuranların…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çok zor durumdasınız.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

OKTAY VURAL (Devamla) - …kamu düzeni için PKK’dan ve Kandil’den medet umanların terörle mücadeleyle, şiddetle mücadeleyle ilgili hiçbir iradesi yoktur. Bu eksende, özellikle işgal zamanında Millî Mücadele’ye karşı Heyet-i Nasihaları kuran Damat Ferit’in müsveddesi olarak yine aynı şekilde akil adamları getirenler, Heyet-i İnzibatiyeyi kuran, Kuvayımilliyeye karşı yine aynı şekilde polisi ve askeri kendi inzibatı ve güvenlik görevlisi olarak kullanmak isteyenler…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Zor durumdasınız Sayın Vural, zor durumdasınız, izah edemiyorsunuz.

OKTAY VURAL (Devamla) - …yine aynı şekilde Damat Ferit’in Kuvayımilliye ve işgal kuvvetlerine karşı mücadeleyi güçlendiren jandarma teşkilatını İçişleri Bakanlığına bağlayan şu Damat Ferit’in kararnamesinin, işgal kuvvetlerine karşı açıkçası vatandaşın direnmesini engelleyen Damat Ferit’in bu kararnamesinin tıpkısının aynısıdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunlar çağdaş Damat Ferit bunlar, çağdaş!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kimse inanmaz sana, millet sana inanmaz.

OKTAY VURAL (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi olarak Hükûmeti terörle mücadeleye davet ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Hukuka ve adalete, milletin özgürlüğüne aykırı gerekli değişiklikleri yapmasını arz ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Açıklayamadın, açıklayamadın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sanki anlayacaksın açıklasa, anlayacaksın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Milliyetçi Hareket Partisini bu mücadelede desteğe davet ediyorum ama siz başka yerde tarafsınız artık!

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bu korsan tasarı, eşkıya tasarısı, hukuksuz tasarı!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylamaya sunacağım…

 

                                           III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yalnız yoklama talebi var.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Gök, Sayın Dinçer, Sayın Serindağ, Sayın Toptaş, Sayın Toprak, Sayın Özdemir, Sayın Moroğlu, Sayın Öz, Sayın Kaleli, Sayın Canalioğlu, Sayın Acar, Sayın Ekinci, Sayın Tayan, Sayın Turan, Sayın Aygün, Sayın Susam, Sayın Akar, Sayın Küçük, Sayın Tanal.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 3, 10, 17, 24 ve 31 Mart 2015 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimlerinde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 4, 11, 18 ve 25 Mart 2015 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 684 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – ...19 Şubat 2015 Perşembe günü, alınan karar gereğince...

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlış işlem yaptınız.

BAŞKAN – ...saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, yanlış işlem yaptınız.

BAŞKAN – Ne yaptım?

Birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.56