TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  46’ncı Birleşim

                                                                                         22 Ocak 2015 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, dünyadaki ilk veterinerlik fakültesinin açılış yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, terör ve bölücülüğe ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Aydın Güven Gürkan’ın 9’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, MHP Grubu olarak, Aydın Güven Gürkan’a Allah’tan rahmet dilediklerine ve her türlü terör ve insanlık suçunu lanetlediklerine ilişkin açıklaması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, insanlığa karşı suç işleyen herkesi kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak, Aydın Güven Gürkan’ı saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, cezaevlerinde açlık grevi yapan tutukluların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1176)

2.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler ve 21 milletvekilinin, Türk kamu yönetimi yapısının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1177)

3.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler ve 21 milletvekilinin, büyükşehir belediyesi modelinin kuruluş ve işleyişinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1178)

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

 

4- Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/996) (S. Sayısı: 672)

5.- Türkiye Cumhuriyeti ve Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/740) (S. Sayısı: 425)

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/950) (S. Sayısı: 676)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisinin Kurulması ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/968) (S. Sayısı: 648)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsveç Krallığı Hükümeti Arasında Çevre Teknolojileri Alanında Ticaret, Yatırım ve İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/806) (S. Sayısı: 565)

 

IX.- OYLAMALAR

1- (S. Sayısı: 672) Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 676) Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 648) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisinin Kurulması ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, yayın yasaklarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/55008)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları arasında Bakanlıkta görev yapan müsteşarlara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/56060)

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, tarım arazilerinin kullanımına dair hazırlanan kamu spotunun gerçeklerle örtüşmediği iddiasına ve acele kamulaştırma yöntemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/56855)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, son on iki yıl içinde kaybedilen tarım arazilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/56875)

5.- Manisa Milletvekili Sakine Öz'ün, Akhisar Sigara Fabrikası arazisinin kullanımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/56882)

6.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, elektrik abonelerine ve elektrik faturalarındaki çeşitli kesintilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56983)

7.- Van Milletvekili Nazmi Gür'ün, Van'ın Tuşba ilçesine bağlı bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56985)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'daki bağlı kurum ve kuruluş binalarının depreme dayanıklılığına ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56986)

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, MİGEM'in kullandığı MYBS sisteminin devre dışı bırakılmasına ve yeni sisteme geçiş ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56987)

10.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, Soma Kömür İşletmeleri AŞ.'nin Türkiye Kömür İşletmelerinden olan alacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56988)

11.- Manisa Milletvekili Sakine Öz'ün, bir maden firmasının TKİ Genel Müdürlüğü ve ELİ Müessese Müdürlüğü kayıtlarında hakedişinin görünüp görünmediğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56989)

12.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in, İzmir'in Bergama ilçesindeki altın madeninde meydana gelen siyanürlü atık kazasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56990)

13.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay'ın, İstanbul'un Esenyurt ilçesinde bulunan bir mahalledeki elektrik kesintisine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56991)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarınca satın alınan kültür, eğlence ve spor hizmetlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56992)

15.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarınca satın alınan matbaa ve yayıncılık hizmetlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56993)

16.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi'nin, İstanbul'un Esenyurt ilçesinde bulunan bir parktan geçen yüksek gerilim hattına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/56994)

17.- İstanbul Milletvekili Celal Adan'ın, balıkçılık ve su ürünleri alanındaki teşkilatlanma ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/57153)

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, 2013 ve 2014 yıllarında tarım alanında meydana gelen daralmaya ve etkilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/57157)

 

 

19.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Susurluk Şeker Fabrikası ile ilgili çalışmalara,

- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, imara açılan tarım arazilerine ve tarım arazilerinde en çok kayıp yaşanan illere,

- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Toprak Mahsulleri Ofisinin Hazine'yi zarara uğrattığına dair iddialara ve hububat alımına,

Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından üreticiden hububat alımına ve hububat ithalatına,

Daha fazla tarım alanının sulanmasına ve fındıktan kaynaklı görev zararına,

2002-2014 yıllarında tahıl, buğday, çeltik, pirinç, mısır ve ayçiçeği rekoltelerine ve üreticiye ödenen miktara,

- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Çankırı'da gıda, tarım ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren iş yeri ve kişi sayısına,

İlişkin soruları ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/57192), (7/57193), (7/57194), (7/57195), (7/57196), (7/57197), (7/57198)

20.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın, Türkiye'ye sığınan Doğu Türkistanlıların sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un cevabı (7/57304)

21.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın, Türkiye'den başka ülkeye gitmek isteyen Suriyeli sığınmacılara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un cevabı (7/57305)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara,

- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Tarımsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunda çalışan sözleşmeli personele,

- Niğde Milletvekili Doğan Şafak'ın, Niğde'de yaşanan don olayı sebebiyle elma üreticilerinin uğradığı zararın giderilmesine,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 2003-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların kadrolarına yapılan açıktan atamalara,

2003-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların istisnai kadrolarına yapılan atamalara,

İlişkin soruları ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı  (7/58024), (7/58025), (7/58026), (7/58027), (7/58028)

22 Ocak 2015 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Uşak ilinin sorunları hakkında söz isteyen Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, size, milletvekili olduğum Uşak’ın, âşıklar diyarı Uşak’ın hem sorunlarını anlatmak hem de Uşak’ın tanıtılması amacıyla söz almış bulunuyorum.

Uşak, 1953 yılında Kütahya'dan ayrılarak il oldu. Son verilere göre, Uşak ilimiz 347 bin nüfusa sahip; Eşme, Banaz, Sivaslı, Ulubey, Karahallı ve merkez ilçe olmak üzere 6 ilçeden kurulu ve 256 köyümüz bulunuyor. Ankara-İzmir kara yolu üzerinde bulunan ilimize komşu olan kentler Manisa, Denizli, Kütahya ve Afyon’dur. Yani Uşak, iç Ege'de olan bir ildir aslında. Ancak, plakamızın (64) olması nedeniyle ilimizi (63) Şanlıurfa civarında zannedenlere bu açıklamayı her zaman yapmak durumunda kaldığımızı bilmenizi isterim.

Uşak küçük bir kent olmasına rağmen, 3 organize sanayi bölgesi bulunuyor. Merkez ilçede bulunan 2 organize sanayi bölgesinin alanı dolduğundan dolayı Karahallı ilçemizdeki Organize Sanayi Bölgesi’ne yeni yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Ancak Karahallı Organize Sanayi Bölgesi’nin en önemli sorunu Uşak ile Karahallı arasındaki dere yolunun genişletilmemesidir. Biz çok daha fazla yatırım yapılması için, Uşak’ta istihdam sağlanabilmesi için en kısa zamanda bu yolun genişletilmesini ve artık, bu talebe Bakanlığın bir cevap vermesi gerektiğini düşünüyoruz.

Uşak sanayisinin en önemli üretim sektörleri tekstil, deri ve seramiktir. Tekstil sektöründe ise geri dönüşüm çok önemli bir yer tutmaktadır. Tekstil teleflerinden iplik, pet şişeden elyaf ve araba lastiklerinden kauçuk üretmekteyiz. Türkiye'deki battaniye üretiminin yüzde 90’ı Uşak'ta yapılmaktadır. Uşak, geri dönüşümde dünyada 3’üncü kent durumundadır. Yani, dünyanın nereye atacağını bilemediği atıklarını biz geri dönüşümle yeniden ekonomiye kazandırıyoruz. Ancak, binlerce işçiye istihdam sağlanan bu sektörde KDV indirimi, enerji ve prim desteği gibi gerekli destekleri ne yazık ki alamıyoruz. Umarım buradan sesimiz duyulur, Hükûmet yetkililerinden tek bir Bakan var ama sesimizin duyulacağını zannediyoruz.

Deri ve tekstil sektöründeki diğer önemli sorun ise Rusya-Ukrayna ve Suriye pazarlarını kaybetmiş olmamızdır. İhracat Uşak için durma noktasına gelmiştir. Ayrıca, son günlerde ülkemize Pakistan ve Çin'den ithal ham bez girmeye başlaması nedeniyle, büyük firmalara fason üretim yapan ve 12 bin civarındaki kişinin geçimini sağlayan ham bez üreticileri çok zor durumdadır. Bu şekilde giderse Uşak’taki fabrikaların kapanma riski vardır. Bu nedenle, zor durumda olan bu işletmelere borç ertelemelerinin, enerji ve prim desteklerinin yapılmasını, dokumacılar için ise Pakistan ve Çin'den ham bez ithalatına son verilmesini talep etmekteyiz.

Uşak'ın tüm bu üretimi nedeniyle Türkiye bütçesine katkısı 399 milyon liradır ancak aldığı kamu yatırımı ise 83 milyon liradır. Örneğin, tarımsal destekte hâlen daha 2013 yılının ekilen ürünlerinin desteği alınamamıştır. Tütünde, pancarda, haşhaşta, üzümde, hayvancılıkta çiftçilerimiz emeklerinin gerçek karşılığını alamamaktadırlar.

İlkler kenti olan Uşak'ta, 1926 yılında Uşaklı müteşebbislerce Nuri Şeker’in önderliğinde kurulan anonim şirket ilk şeker fabrikasını yani Nuri Şeker Uşak Şeker Fabrikasını kurmuştur ancak bu şeker fabrikamız da çiftçiye, hayvancılığa, nakliyeciye, işçiye ödemeleriyle Uşak ekonomisine 40 milyon lira civarında katkı sağlamasına rağmen özelleştirilmek ve kapatılmak istenmektedir.

1998’de açılan ve son zamanlarda sadece seçim dönemleri öncesinde uçak seferleri yapılan Uşak Havaalanı atıl durumdadır. Karahallı ve Ulubey ilçelerimizin adliyeleri ne yazık ki kapatılmıştır.

Avrupa liginde ve Türkiye'de Birinci Lig’de oynayan Uşak Sportif Basketbol Takımı’na ne yazık ki bir destek alamıyoruz. Cumartesi günü Galatasaray Basketbol Takımı’yla maçımız vardır. Gelebilecek arkadaşlarımızı bu basketbol maçına bekliyoruz.

İlkler kenti olan Uşak'ımızda Lidya uygarlığı döneminde ilk paranın kullanılmasına, 1909’da sokakların aydınlatıldığı ilk Anadolu kenti olmasına rağmen, biz Uşak olarak yeterince tanıtıldığımız ve devletten yatırım alabildiğimiz kanaatinde değiliz.

Uşak'ın halısının bütün dünya saraylarında tercih edildiğini, Eşme kilimlerini, Uşak tarhanasını Karun hazinelerinin Uşak'ta bulunduğunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - …dünyanın 2’nci uzun kanyonunun Uşak Ulubey Kanyonu olduğunu hiçbiriniz bilmiyorsunuz. Biz de bunları yeterince tanıtabilmiş değiliz. Ancak, bundan sonraki dönemlerde ve bu dönemde yer alan bürokratlarımız ve siyasetçilerimizle, Uşak ilinin tanıtılması konusunda ve devletten yatırım alması konusunda daha fazla çaba sarf edeceğimizi bilmenizi isteriz.

Saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akagün Yılmaz.

Gündem dışı ikinci söz, veteriner fakültesinin açılış yıl dönümü nedeniyle söz isteyen Kars Milletvekili Yunus Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, dünyadaki ilk veterinerlik fakültesinin açılış yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; dünyada veteriner hekimlik mesleğinin eğitiminin başlamasının, bu yıl yaklaşık iki yüz elli üçüncü yılının kutlandığı bir günü vesile kılarak veteriner hekimlik mesleğinin dünyadaki ve Türkiye’deki durumuyla alakalı sohbet imkânı bulmuşken bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Veteriner hekimliği, ta hayvanın evcilleştirilmesiyle beraber başlayan, ampirik tarzda devam eden, 1750’li-1800’lü yıllarda özellikle Avrupa’da büyük hayvan ölümleriyle ortaya çıkan hayvansal protein eksiğinin giderilmesi amacıyla, Fransa’da Lion kentinde başlayan, daha sonra Avrupa’da yayılan ve bundan yaklaşık seksen yıl sonra da Türkiye’de ilk veteriner eğitiminin başlamasıyla devam eden bir süreç.

Tabii, veteriner hekimlik zor bir meslek. Veteriner hekimlikle, genellikle insanların anladığı şekilde sadece hasta olan hayvanları iyileştirmeye yönelik bir meslekten öteye, daha çok halk sağlığı, veteriner halk sağlığı, hayvan sağlığı, hayvan refahı ve gıda güvenliğini de içerisine alacak kadar geniş bir alanda geniş bir spektrumu olan bir meslek grubundan, meslek mensuplarından bahsediyoruz.

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda topluma, toplumun sıkıntılarına, özellikle hayvansal protein eksiğinin giderilmesine yönelik ciddi katkılar sunmaya devam eden ve 1980’li yıllara kadar bu verimliliğini artıran bir meslek grubuyken ne yazık ki 1980’li yıllarda, yanlış ihracat politikalarıyla ve hayvansal ürünlerin destekleme kapsamından çıkarılmasıyla beraber, hayvancılık sektöründe meydana gelen ciddi bir küçülme, köylümüzün hayvancılıktan çıkması, gelirlerinin düşmesi, hayvan varlığının azalmasıyla birlikte, meslek mensuplarının da özlük hakları ve gelirlerinin zayıflamaya başladığı ve sıkıntıların başladığı bir dönem başlıyor bu meslek için. Üstelik, bir de, o yıllardan sonra çok fakülte, fazla mezun, az istihdam politikalarının da izlenmesiyle beraber, ziraat fakültesi mezunları gibi, su ürünleri fakülteleri, gıda mühendisliği ve bunların teknisyenleri, teknikerleri gibi, veteriner hekimlik mesleği de ülkemizde her geçen gün biraz daha sıkıntı yaşamaya başlayan bir meslek grubu hâline geliyor.

Ta ki 1989 yılından 2002 yılına kadar istihdam edilmeyen bu mesleklerde, 2002 yılından itibaren yeniden devlette veteriner hekim istihdamları başlıyor. Bugüne kadar Tarım Bakanlığı bünyesinde çalışmakta olan veteriner hekimlerin -hemen hemen 6.500 kişiye yakındır- tamamı 2002 yılından sonra alınan veteriner hekimleri içeriyor. Ayrıca, diğer meslek gruplarından da yine Tarım Bakanlığı içerisinde, o yıldan sonra 12 binin üzerinde istihdam başlıyor.

Ancak, bu fazla fakülte, fazla mezun ama az istihdam politikaları bu mesleklerin sıkıntılarını ortadan kaldırmaya yetmiyor. Ayrıca, veteriner hekimliğin kaybetmiş olduğu bir hak, gene 1981 YÖK Kanunu’yla beraber, veteriner hekim uzmanlık eğitimi de ne yazık ki ortadan kaldırılıyor. Ülkemizde ihtiyaç olan spesifik alanlarda daha eğitimli, daha donanımlı insanların, veteriner hekimlerin yetişmesinin önündeki kapı ne yazık ki kapatılmış oluyor. Şükürler olsun, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığının kurulmasıyla beraber, veteriner hekimliğinde uzmanlık eğitimini de yine bu yıl, tekrar meslektaşlarımıza kazandırmış olmanın huzuru içerisindeyiz.

Veteriner hekimlerin aynı zamanda özlük haklarıyla alakalı da şöyle bir sıkıntısı var saygıdeğer milletvekilleri: Eskiden Hıfzıssıhha Kanunu’yla, Belediye Kanunu’yla aslında veteriner hekimler Sağlık Bakanlığı içerisinde temel unsur olarak kabul edilmiş ve özlük hakları tabiplerle birlikte seyrederken daha sonra çıkarılan yasalarla sağlık meslekleri grubundan çıkarılmış. Yani, bunu çıkaran hangi kafaydı bilemiyorum ama dünyada sağlık içerisindeki veteriner hekimliklerin yerini iyi kavrayamamış insanlar tarafından çıkarıldığı açık. Yani, Sağlık Bakanlığı içerisinde sağlık personeli grubundan çıkarılmış, aynı zamanda Tarım Bakanlığı içerisinde de ne yazık ki teknik sınıfın imkânlarından yararlanamayan bir meslek grubu olarak ortada duruyor. Umarım, gelecek zamanlarda, dönemlerde hep birlikte, bütün Parlamentoda milletvekillerinin katkılarıyla veteriner hekimlerin önünde duran bu sıkıntıların aşılması noktasında gerekli yasal düzenlemeleri yaparız diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Gündem dışı üçüncü söz, terör ve bölücülükle ilgili söz isteyen Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’ye aittir.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, terör ve bölücülüğe ilişkin gündem dışı konuşması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör ve bölücülük, Türkiye’nin bugün en acil ve en önemli sorunudur. Terör Türkiye’de yapısallaşmaktadır, terör Türkiye’de kurumsallaşmaktadır, terör Türkiye’de devletleşmektedir.

Herkesin aklını başına devşirmesi için bu konuşmayı özellikle ifade etmek istiyorum. Türkiye’nin sınırları kevgire dönmüş, serseri mayın gibi dolaşan milyonlarca göçmenin sığınağı hâline gelmiştir. Bugün, Türkiye'nin güneydoğusu, sokaklarında silahlı adamların dolaştığı bir yerdir. Yine burada şanlı bayrak askerî karargâhlardan indirilmiş, bölücülük, yıkıcılık ve terör gemi azıya almıştır. Çözüm süreci sayesinde güneydoğuda güvenlik, düzen ve kontrol PKK milislerinin eline geçmiştir. AKP Hükûmetinin bölgede meydana gelen olaylar karşısında yaptığı tek şey Öcalan, HDP ve Kandil'den yardım talep etmektir. AKP Hükûmeti 26 gün şehirlerarası bir yolun PKK çeteleri tarafından kapatılmasına ses çıkarmamıştır. Devletin egemenlik hakkı bu PKK’lı teröristlere kullandırılmıştır. Mahallelerin giriş ve çıkışını hendeklerle kapatan ve özerklik ilan eden PKK’lı eşkıya sürüsüne AKP müdahale ettirmemiştir. “Çözüm süreci zarar görmesin.” diye devletin ve milletin bölgeden sürülmesini AKP seyretmektedir. AKP, devletin egemenlik hakkını PKK’yla paylaşarak büyük bir suç işlemiştir. HDP’nin 6-7 Ekimde “Sokakları Kobani’ye çevirin.” talimatlarıyla başlayan ve 50 civarında vatandaşın öldürülmesiyle sona eren eylemler dolayısıyla AKP, suç ortağı HDP hakkında işlem dahi yaptırmamıştır. PKK silahlı mücadeleyle iradesiz AKP’ye diz çöktürmüştür. AKP ise “Çözüm silahla değil müzakereyle olur.” diyerek bölge halkını PKK’nın silahlı militanlarına teslim etmiştir. AKP’nin bu politikası bölgede korucuları, devlete bağlı halkı ve devleti sahipsiz bırakmıştır. Sonuçta, bölgeden batıya göç hızlanmıştır. PKK bölgeden haraç almakta, yargı yapmakta, yol kapamakta, kimlik sormaktadır. Devletin güvenlik güçleri ise AKP tarafından eli kolu bağlı, olanı biteni seyretmektedir. Güneydoğuda bıçak kemiğe dayanmıştır. Halk “Ya devlet başa ya PKK leşe!” sloganı atmaya başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, Cizre'de HÜDA-PAR ile PKK on saati aşkın ağır silahlarla çatışıyor, orta yerde devlet ve güvenlik güçleri yok. Aynı şey Kobani'de yaşanıyor; orada da YPG ile IŞİD çarpışıyor, orada da Suriye güçleri yok. AKP yönetiminde Cizre ile Kobani, Türkiye ile Suriye arasında hiçbir fark kalmamıştır.

Yalçın Akdoğan: "Cizre'de yaşanan olaylara HDP müdahale etmeli." diyor. Bundan daha utanç verici bir açıklama olabilir mi? Yaşananlardan çok daha tehlikeli bir gelişme Türkiye'yi bekliyor: PKK bölgede silah dağıtmadık ev bırakmamıştır. Uyarıyorum buradan özellikle, dikkatle izleyin bunu. Örgüt çok güvendiği YDG-H unsurlarına Kalaşnikof yerine Bixi silahlarını dağıtmıştır. Dağıtılan silah ve mühimmat içerisinde suikast silahları Kanaslar da vardır. Son bir aydır Cizre, Silopi ve Yüksekova'da her akşam silahlar ateşleniyor, molotoflar atılıyor, gece saatlerine kadar çatışmalar sürüyor. Bütün bunlar spor olsun diye yapılmıyor beyler.

PKK/YDG-H'nin şehirlerde açtıkları hendekler güvenlik güçlerinin değil, PKK'nın talimat ve müdahalesiyle kapatılmıştır. PKK kentlerdeki milislerine şu talimatı veriyor: "Artık, hendekleri kapatın. Hendek açtığınızda sadece bir mahalle bizim oluyordu. Artık, şehirlerin tamamı bizim, hendeklere gerek yok, kapatın." Bu talimat üzerine, YDG-H timleri açtıkları hendekleri kapatıyor. Bütün bunların ne anlama geldiği açıktır.

PKK, tüm şehirlerde son isyan ve devrimci halk ayaklanması için tüm silah ve teçhizatını tamamlamış durumda. Her şey Hükûmetin gözleri önünde, hatta onun göz yummasıyla yapılıyor. İktidar “Aman çözüm ve seçim süreci zarar görmesin.” diye olanı biteni sineye çekiyor. Çözüm süreci terörü değil, devleti çözmüştür. AKP döneminde bölücülük tavan yapmıştır. PKK iç çatışma için bütün hazırlıklarını tamamlamıştır, AKP ise büyüklere çözüm masalları anlatmaktadır.

Durum hem acil hem de vahimdir. Türk milletini AKP'den hesap sormaya, devletine ve bayrağına sahip çıkmaya çağırıyorum. Halkın tercihi ya AKP'den ya da Türkiye'nin bütünlüğünden yana olacaktır. Üçüncü bir yol kalmamıştır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Partimizi telaffuz ederek sataşmada bulundu sayın konuşmacı. “Cizre’de sokakları kana boğdunuz…”

BAŞKAN – “Suç ortağıdır.” dedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu arada, siz niye ekliyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Ben dinliyorum, onu da söylüyorum, ben de dinliyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır, siz soruyorsunuz “Gerekçesi nedir?” diye, siz gerekçe buluyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, müdahale etmeyin.

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın hatibi dinlerken sanki Türkiye’de yaşamıyor, Mali’de, Afganistan’da yaşıyor -veya Boko Haram’ın- gibi şeyler söyledi.

Evet, Türkiye’de hiçbir şey güllük gülistanlık değil ama burada söylenenlerin hepsi külliyen doğru değil. Açık söyleyeyim, Cizre’de bir sıkıntı var, doğrudur ve bu sıkıntının bizzat kamu düzenini, devletin güvenlik güçleri içinde çöreklenmiş ve 7 kişiyi öldürenler yapıyor. Sizin burada kalkıp Nihat Kazanhan’ın -12 yaşında bir çocuk- top oynarken kafasına fişek sıkıp öldüren kişileri kınamanızı beklerdik. Asıl terör bu değil mi? 12 yaşındaki bir çocuğu, son bir haftada… 14 yaşında, 15 yaşında, 16 yaşında, 19 yaşındaki çocukların kafasına sıkanlar teröristtir. Biz, her gün, burada “Adalet gerçekleşsin, failleri bulun.” demiyor muyuz? Şimdi, kalkıp bir de bizi burada sorumlu tutmaya kalkarsanız…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hasip Bey, gelin, hem PKK terörünü -nereden gelirse gelsin- hem bu terörü de lanetleyelim.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …yanlış yaparsınız. Yanlış yaptığınız için de siyaseten doğru bir yere varamazsınız. Evet, biz bunu çözeceğiz. Çözüm süreci barışa ve çözüme kavuşacak, Cizre olayları da bitecek. Bu ülkeye huzur gelecek. Bu ülkede birlikte yaşama arzusu güçlüdür ve bu ülkede birlikte demokratik çözümü bulacağız. Bu ülke kimsenin babasının tapulu malı değildir; 784 bin metrekaresinde yaşayan her yurttaşın iştirak hâlinde hissesi vardır ve herkes eşit yurttaştır; herkes için adalet, herkes için özgürlük, herkes için eşitlik olacaktır, bundan hiç kimsenin tereddüdü olmasın.

Bunların doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Buyurun, Cizre’ye gelin, inceleme, araştırma yapın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Yeniçeri, buyurun.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Benim söylediklerimin gerçeklerle ilgisi olmadığını söyleyerek son derece yanlış bir beyanda bulundu; hem bu beyana hem de sataşmaya…

BAŞKAN – Sizin için de…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nihat Kazanhan’ı kim öldürdü? Çıksın söylesin.

BAŞKAN – “Sizden de 12 yaşındaki çocuğun kafasına kurşun sıkanları eleştirmenizi beklerdim.” dedi.

Size de iki dakika söz veriyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ümit’i kim öldürdü 14 yaşında? Kim? Çıksın söylesin! Yani o kadar basit değil bu, burada bir partiyi şey yapmak!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – PKK terörünü de lanetleyelim, hadi!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben devletin terörünü, failini hepsini de lanetliyorum. Böyle laf olmaz! Polemik değil!

BAŞKAN – Sayın Kaplan ile Sayın Korkmaz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Polemik değil. En büyük terörizm bir halkı inkâr etmektir.

BAŞKAN - Buyurun, size de iki dakika söz veriyorum.

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’de terör PKK’nın ürünüdür. Türkiye’de, dağların başında elinde silahla…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sürekli, devlet terörüyle bu ülke terörize edildi.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - …her tarafa mayın döşeyen, insan kaçıran, yol kesen, sokakları savaş alanına çeken bir unsur vardır o da PKK terör örgütüdür, YDG-H’dir, KCK da bunu organize etmektedir. Sizler de bunları kınamanın yolunu bulacağınız yerde, bunlardan kurtulmanın yolunu bulacağınız yerde demagojiyle işin içerisinden sıyrılmaya çalışıyorsunuz. Çıkın buraya, PKK terör örgütünü ve katlettiği onlarca Mehmetçik’i önce bir rahmetle anın, ondan sonra da PKK terör örgütünü adam gibi bir kınayın, ondan sonra bize laf söyleme hakkını kendinizde bulun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – PKK’nın öldürdüğü çocukları bir konuşalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar çocuk değil mi?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Biz, elbette, kimin kafasına kim silah sıkmışsa, kim öldürmüşse bütün bunların hepsini lanetliyoruz ve kınıyoruz, ondan hiç kimsenin kuşkusu olmasın ama bölgede terör örgütü ciddi bir biçimde kalkışma içerisindedir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dünkü öldürülen çocuk daha kaç yaşındaydı? Nihat kaç yaşındaydı? Çıkın söyleyin bakalım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – PKK niye diyemiyorsunuz Hasip Bey? Eliniz, ağızınız mı bağlı, niye PKK diyemiyorsunuz?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Milleti uyuttunuz, efsunladınız. Ben çok net bir şeklide söylüyorum: Bugünkü bu PKK terör örgütü yarın sizin başınıza bela olacak. Hasip Kaplan’ın memleketinde de, Şırnak’ta da, Hasip Kaplan’ın siyaset yapmasını da bu terör örgütü engelleyecektir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Herkes geliyor benim memleketime.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Aklınızı başınıza devşirin; sağduyudan yana, akıldan yana, ahlaktan yana ve memleketten yana olun.

“Bu devlet kimsenin tapulu malı değildir.” sözü de doğru bir söz değildir. O devlet… O, devletin toprağın altına koyduğu şehitlerin verdiği tapudur ve o tapu da Türk milletine aidiyet hissedenlerindir. Bu topraklar Türk milletinindir; bu topraklar üzerinde operasyonu, bu topraklar üzerinde hiçbir hak iddiasını da kabul etmiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşma çok açık.

BAŞKAN – Gerekçesini söyleyin, kızıyor sonra Sayın Korkmaz bana!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hatip bu sefer direkt bizim partimizi hedef alarak…

BAŞKAN – Pardon…

Ama, ben, Sayın Yeniçeri’ye de gerekçeyi söyledim, siz duymadınız.

Buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İç Tüzük’te böyle bir şey yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın hatip direkt partimizi hedef alarak sanki bütün Türkiye’de olanların sorumlusu gibi anlatmaya kalkıyor burada. Buna cevap vermek istiyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Parti demedi, “PKK” dedi.

BAŞKAN – “PKK” dedi ama HDP’yi de suçladı, evet. Yani, “Bu yolu açıyorsunuz ve destekliyorsunuz.” dediniz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Hayır… “Kobani’ye çevirin!” dedi mi, demedi mi? Açıkça söylesin.

BAŞKAN – Buyurun.

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu ülkede otuz yıldır bir çatışma süreci yaşandı. Bu Meclis, bu siyaset kurumu bunu çözemediği için hep güvenlik güçlerine havale etti.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayenizde.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Müsebbibi PKK.

HASİP KAPLAN (Devamla) – 1990’lı yıllarda, 4 bin tane köyünü yakıp yıkan, bombalayan bir dönemi yaşadık arkasından, 17.500 faili meçhul cinayet işlendi. Bu ülkede, bu ülkenin yurttaşlarına kendine görev bilip dışkı yedirenler oldu. Bu ülkede, düşünceleri nedeniyle, kimliği nedeniyle, etnisitesi nedeniyle, inancı nedeniyle, mezhebi nedeniyle insanlar kurşuna dizildi. Demin de çıktınız, burada dediniz ki: “Bu ülkenin 784 bin metrekaresi sadece Türklerindir.” Değil mi?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Toprağın altındakilerindir. Kim ki toprağın altında, vermişse hayatını, onundur. Türk milletine ait olanlarındır bu toprak. Türkiye Cumhuriyeti'dir buranın adı. Burası herkesin üzerinde tasarruf yapacağı kadavra değildir. Haddinizi bilin! Hukukunuzu bilin! Adamlığınızı bilin!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Türkiye'de, Anadolu’da 77 milyon insan yaşıyor, Türk’ü yaşıyor, Kürt’ü yaşıyor, Çerkez’i yaşıyor, Arap’ı yaşıyor, Boşnak’ı yaşıyor, Laz’ı yaşıyor, Arnavut’u yaşıyor, bu ülkenin her yurttaşı şereflidir, bu ülkenin her vatandaşı bu toprağın sahibidir. Bu ülkenin, kimliği, inancı, mezhebi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Toprağa, vatana sahip çıkın! Vatana sahip çıkın, vatana!

HASİP KAPLAN (Devamla) – …ne olursa olsun, herkes bu ülkenin en az senin kadar sahibidir. Senden daha çok hak sahibidir.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – O zaman, ellerinde silahlarla bebeklere kurşun sıkanları, katilleri lanetleyin.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sen kimsin ki bu halkın evlatlarına, bu ülkenin yurttaşlarına burada nefret kusacaksın, ayrımcılık yapacaksın, aşağılayacaksın! Ne hakla siz bunu konuşuyorsunuz?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Tamamen yalan konuşuyorsunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Ayrımcılığı siz yapıyorsunuz, PKK’yı lanetlemiyorsunuz! Tamamen sana ait onlar.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sorunu çözmek silahı bırakmaktır. Gidin adalete teslim olun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Gelin, sorun çözelim. Burada bir Kürt’e “Yoksun.” dediğiniz zaman… Bu kürsüden bir Kürt’e “Yoksun.” diyemezsiniz, bir Arap’a, bir Süryani’ye, bir Arnavut’a, bir Boşnak’a, bir Çerkez’e “Sen bu ülkenin yurttaşı değilsin. Ben bu ülkenin sahibiyim.” diyemezsiniz bu ülkede.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Herkes bu ülkenin yurttaşı, ondan kimsenin kuşkusu yok. Saptırıyorsun konuları.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu ülkenin bütün yurttaşları bu Meclisin sahibidir, bu çatının altında kurulan ilk Meclisin anayasasını okuyun. “Türkiye ahalisi” diyordu, “Türkiye halkı” diyordu, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” diyordu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tabii ki…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – “Türkiye halkı”, “ Türkiye vatandaşı” deniyor o zaman! “Kürdistan” demiyordu ama!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hadi Yeniçeri, hadi bakalım, bu kafayla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – …Mussolini’yi de Hitler’i de sollarsınız, bu kafayla bir yere varamazsınız! Ben bunu açık söyleyeyim size.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vatana sahip çıkın, vatana!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, bir cümle sarf edeceğim.

BAŞKAN – Ben konuşmamı yapayım, sonra sizlere söz vereceğim.

Birbirimizle ilişkilerimizi kin üzerinden değil, kardeşlik hukuku üzerinden ilişkilerimizi tanzim etme dileğimi sunuyorum ve bu tartışmayı burada kapatıyorum. Lütfen…

Sayın Hamzaçebi, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Aydın Güven Gürkan’ın 9’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, Türkiye'nin ve sosyal demokrat siyasetin önemli isimlerinden değerli insan Sayın Aydın Güven Gürkan’ın 9’uncu ölüm yıl dönümü. Ölüm yıl dönümünde Sayın Aydın Güven Gürkan’ı rahmetle, şükranla anıyorum.

Sayın Gürkan kişiliğiyle, birikimiyle, güven veren tarzıyla, çalışmasıyla, sosyal demokrat harekette birlik sağlama, sosyal demokrat hareketi daha güçlü kılma yönündeki çabalarıyla Türkiye'nin siyaset tarihine ismini yazdırmış çok değerli bir insandır. Bu vesileyle kendisini tekrar anıyorum, eşine, çocuklarına sabır diliyorum.

Teşekkür ederim.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak, Aydın Güven Gürkan’ı saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Evet, ben de Divan olarak Aydın Güven Gürkan için aynı dileklere katılıyorum. Kendisi Türkiye'nin yetiştirdiği ender entelektüellerden biriydi, saygıyla anıyorum kendisini.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, MHP Grubu olarak, Aydın Güven Gürkan’a Allah’tan rahmet dilediklerine ve her türlü terör ve insanlık suçunu lanetlediklerine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Gürkan’a Allah’tan rahmet diliyoruz parti grubu olarak.

Ayrıca, şunu ifade edeyim, bugüne kadar Türkiye'de kim ki köyleri basmış, çoluk çocuk demeden katletmişse, kim ki insanları herhangi bir şekilde insanlık dışı hareketlere maruz bırakarak, hukuk dışı onlara eziyet etmişse, bu ülkede kim ki yine hak ve hukuku çiğneyerek cebini doldurmuşsa, kim ki milletin malını yemişse hepsini toptan lanetliyorum, 12 yaşındaki çocuğu öldüreni de.

Ama, şunu da herkes söyleyebilsin: Kim ki eline silah alıp hukuksuz olarak dağa çıkmış ve terörü yaratmışsa, kim ki köyleri basmışsa, mezraları basmışsa, çoluk çocuk demeden bütün insanları katletmişse, PKK terörünü aynı şekilde lanetlesinler şuraya çıkıp. Bakın, hepsini biz söyleyebiliyoruz, hepsini lanetliyorum, parti olarak lanetliyoruz, insanlık adına lanetliyoruz. Çıksınlar, desinler ki: “PKK terörünü biz de lanetliyoruz.” Ben söylüyorum, 12 yaşındaki çocuğu öldüreni de lanetliyorum. Kim ki bu milletin evlatlarını öldürmüşse hepsini lanetliyorum, bunu açıkça söyleyebilsin birileri.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sadece tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Mikrofondan lütfen…

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, insanlığa karşı suç işleyen herkesi kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz insanlığa karşı işlenen her suçtan, insana karşı işlenen her suçta…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İsmini söyleyin, “PKK” deyin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - …herkesi, eşit ve kimliğine, örgütüne, görevine bakmaksızın bu kürsüde kınadık. Araştırma önergeleri verdik geçmişle, hakikatlerle, adaletle yüzleşelim. Bunu söyledik.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, siz de…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İsmini söyleyemiyorsunuz. Bakın, ben söylüyorum, hepsini söylüyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hasip Bey, bir de “PKK” deyin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben katillerden bahsediyorum!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ben de katilden bahsediyorum. PKK katil değil mi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Ali İhsan Korkmaz’ı dün öldürenler var ya… Siz görmüyorsunuz gözünüzle.

BAŞKAN – Sayın Kaplan… Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz, Cizre’de, burada çıkıp biz söyleyene kadar burada lanetlemediniz!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hepsini söyledik. Hepsini söyledik.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aynen öyle diyorum.

Bir gün çıkın şu kürsüden de…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ederim. Anlaşıldı…

(MHP ve HDP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Uyuşturucu ticareti yapan cinayet şebekesidir.

BAŞKAN - Teröre ve şiddete karşı kardeşlik hukuku içinde ilişkilerimizi düzenlememiz gerektiği konusunda bir ortak payda var.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Kitle katliamcısıdır PKK. PKK’yı kınamadan “Katilleri kınadık orada.” diyorsunuz!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “PKK” diyemiyorsunuz.

BAŞKAN - Bu konuyu herkes paylaşıyor diye düşünüyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Başkatiller PKK’lılardır! Örgütlü, katil çetesidir!

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Kitle katliamı yapan terör örgütüdür!

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürtleri öldüren PKK ya.

BAŞKAN - Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, cezaevlerinde açlık grevi yapan tutukluların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1176)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cezaevlerinde bulunan Kürt siyasi tutuklularca 12/09/2012 tarihinde başlatılan, 683 tutuklu tarafından sürdürülen açlık grevleri elli beşinci güne girmiş olup 5 Kasım 2012 tarihi itibariyle bu sayının 10 bine ulaşacağı açıklanmaktadır. Tutukluların aileleri yürekleri ağzında, açlık grevinin bitirilmesi ve çocuklarının taleplerinin kabul edilmesi için siyasi partileri ziyaret etmekte, basına açıklamalar yapmaktadır. Tüm bu insani çabalar güvenlik güçlerinin saldırılarına maruz kalmaktadırlar. Türkiye'de 1981 yılından bu yana cezaevlerindeki açlık grevlerinde 110 yurttaşımız yaşamını kaybetmiş, binlercesi sakat kalmış, sağlık sorunlarıyla karşılaşmıştır. Geçmişteki açlık grevi örneklerinde görünen tek gerçek, ölümler olmadan sonlanan grevlerin, tutukluların taleplerinin kabul edilmesiyle sona eren açlık grevleri olmasıdır. Kürt siyasi tutukluların taleplerinin toplumun büyük çoğunluğunca makul, kabul edilebilir olduğu bilinmektedir.

Bugüne kadar cezaevlerinde açlık grevi yapan tutukluların talepleri, kendileri ve ailelerinin yaşadıkları psikososyal, ekonomik sorunların araştırılmasının, devam eden açlık grevlerinin sona erdirilmesi bakımından önemli olduğu kanaatiyle Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim. 06/11/2012

1) Abdullah Levent Tüzel                    (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                (Iğdır)

3) İdris Baluken                                 (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                     (Muş)

5) Murat Bozlak                                  (Adana)

6) Halil Aksoy                                    (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                 (Batman)

8) Hasip Kaplan                                 (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                (Bitlis)

10 Emine Ayna                                   (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                            (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                     (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                  (Hakkâri)

14) Esat Canan                                  (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                      (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                            (Kars)

18) Erol Dora                                     (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                            (Mersin)

20) Demir Çelik                                 (Muş)

21) İbrahim Binici                              (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                   (Van)

23) Özdal Üçer                                   (Van)

Gerekçe:

Adalet Bakanlığının yaptığı açıklamaya göre, 66 cezaevinde 683 Kürt siyasi tutuklu süresiz dönüşümsüz açlık grevinin elli beşinci gününde bulunmaktadır. 5 Kasım 2012 tarihi itibarıyla 10 bin tutuklunun açlık grevine başlayacağı açıklanmaktadır. Türk Tabipleri Birliği ve İnsan Hakları Örgütünün açıklamalarında açlık grevcilerinin kritik sınırı aştıkları, ölümlerin an meselesi olduğu gibi, pek çok tutuklunun da beyin ve hayati organlarında kalıcı sakatlanmalara yol açmasının kaçınılmaz olduğu kaydedilmektedir.

Başbakan ve AKP yetkilileri, cezaevlerinde açlık grevlerinin olup olmamasını da önemsemeyen tutumlarını sürdürmektedir. Başbakan ve AKP sözcüleri bir yandan BDP'lileri suçlarken öte yandan "Yiyorlar, içiyorlar; bir sorun yok." gibi konuşmalarla açlık grevcilerini şekerli su, tuz ve vitamin almaktan vazgeçirecek bir çizgi izlemektedir.

Diğer yandan, açlık grevine destek veren tutuklu yakınlarının, BDP ve açlık grevcilerinin taleplerinin kabulünü isteyen demokrasi güçlerinin, insan hakları savunucularının miting, basın açıklaması gibi eylemlerine de Emniyet güçleri cop, gaz, tazyikli suyla müdahale etmektedir. Diyarbakır'da, İstanbul'da cezaevindekilere destek amaçlı düzenlenmek istenen mitingin yasaklanmasına tepki gösteren halka karşı vahşice saldırılmıştır. Başbakan ve AKP yetkilileri bu tutumlarıyla siyasi tutukluların ölmesi ya da kalıcı biçimde sakat kalmalarını umursamadıklarını göstermektedirler. Ancak hiç kimse BDP'yi, KCK'yı suçlayarak işin içinden sıyrılamaz çünkü cezaevlerindeki sorun, bir sistem sorunudur ve Hükûmetin sorumluluğundadır. Meclis de bu sorumluluktan azade değildir.

Açlık grevcilerinin iki talebi bulunmaktadır. Bu talepler, seksen dokuz yıldır inkâr edilen Kürt sorunu ve yurttaşlarımızın talepleridir. Nedir bu talepler? Ana dilde eğitim ve savunma hakkının tanınması, Kürt halkının lider kabul ettiği Abdullah Öcalan'a bir buçuk yıldır uygulanan avukat yasağının ve tecridin kaldırılması; sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının düzeltilerek müzakere sürecinin başlatılmasıdır.

Ana dilde eğitim ve savunma hakkı, evrensel insan haklarından ve doğuştan sahip olunan haklardandır. Çok uluslu pek çok ülke bu sorunları geçmiş yüzyılda çözüme kavuşturmuştur. Demokratik ve çağdaş ülkeler böyle bir sorun yaşamadığı gibi, ileri demokrasiyle yönetildiği iddia edilen Türkiye’de, 21’inci yüzyılda bile insanların doğuştan sahip olunan haklarını talep ettikleri için binlercesi birden cezaevlerine doldurulmaktadır. Kürt siyasi tutuklular, Kürt sorununun çözümünde bir adım atılması ve müzakerelerin başlatılması için cezaevlerinde hayatlarını ortaya koymaktadır. Gelinen noktada, Meclisin, insanların temel hakları için açlık grevlerinde cezaevlerinde ölümlerine seyirci kalmaması gerekir.

Türkiye’de 12 Eylül askerî faşist darbesinden sonra cezaevlerinde siyasi tutuklular tarafından açlık grevleri yapılmıştır. İşkence ve yaşanan katliamlarla hafızalardan silinmeyen Diyarbakır Askerî Cezaevinde, 1981 ve 1984 yılları arasında açlık grevlerinde 34 kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi sakat kalmıştır. 1996 yılında yaklaşık 43 cezaevinde, toplam 2.174 tutuklu açlık grevi, 355 tutuklu da ölüm orucuna katılmış ve 12 kişi hayatını kaybetmiş, onlarcası ise açlığa bağlı sağlık problemleriyle karşılaşmıştır. 1996 ve 2000’li yıllarda açlık grevleri nedeniyle pek çok mahkûm, özellikle Wernicke Korsakoff sendromuna yakalanmıştır. Bugüne kadar yapılan açlık grevlerinde 110 kişi hayatını kaybetmiş, binlercesi sakat kalmıştır.

Açlık grevlerinin en kötü sonucu ölümdür. Ölümlerin ve sakat kalmaların önlenmesi için açlık grevcilerinin taleplerinin dikkate alınması en önemli adım olacaktır. Yine açlık grevlerinin diğer bir boyutu da sakatlanma ve sağlık problemleridir. Meclisin, açlık grevleri sonrasında kalıcı sağlık sorunları nedeniyle tutukluların ve ailelerinin yaşadığı psikososyal, ekonomik ve sağlık problemlerini giderme koşullarının tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması için Meclis araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.

2.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler ve 21 milletvekilinin, Türk kamu yönetimi yapısının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1177)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türk kamu yönetimi yapısının, halkımızın gerçek gereksinmelerini eşitlik ilkesi temelinde ve iktisadi kalkınma hedefimizi ülkemizin bağımsızlığını güvence altına alarak karşılayabilecek biçimde örgütlenip geliştirilmesi hakkında Anayasa’mızın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Birgül Ayman Güler                                              (İzmir)

2) Muharrem Işık                                                      (Erzincan)

3) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

4) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

5) İzzet Çetin                                                           (Ankara)

6) Hasan Akgöl                                                         (Hatay)

7) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

8) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

9) Rahmi Aşkın Türeli                                               (İzmir)

10) Musa Çam                                                          (İzmir)

11) Kazım Kurt                                                         (Eskişehir)

12) Osman Taney Korutürk                                        (İstanbul)

13) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

14) Uğur Bayraktutan                                                (Artvin)

15) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

16) Orhan Düzgün                                                    (Tokat)

17) Dilek Akagün Yılmaz                                           (Uşak)

18) Rıza Türmen                                                       (İzmir)

19) Atilla Kart                                                          (Konya)

20) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

21) Alaattin Yüksel                                                   (İzmir)

22) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

Gerekçe:

Ülkemizin kamu yönetimi yapısı küreselleşme, özelleştirme ve yerelleşme süreçlerinin baskısı altında farklı zamanlarda parça parça yapılan yönetsel değişikliklerle iç dengesini ve varlık nedeni olan gerçek amaçlarla bağını büyük ölçüde koparmıştır.

1) Merkezî yönetimin merkez örgütü, kuruluş ve kuralları bakımından,

2) Merkezî yönetimin merkez örgütü ile taşra örgütü kuruluş ve ilişkileri bakımından,

3) İl ve ilçelerin kuruluş ölçütleri bakımından,

4) Merkezî yönetim -merkez ve taşra örgütleri- ile yerel yönetim ilişkileri hizmet iş bölümü ve ilişkileri bakımından,

dört temel boyutta kapsamlı bir biçimde araştırma konusu yapılmalıdır.

Merkezî yönetimin geleneksel özünü, devlet işlerini üstlenmiş olan bakanlıklar oluşturur. Bakanlıklar, günümüzde kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmiş yapılar olarak kuruluş ve işleyişleri TBMM değerlendirmesinden kaçırılmış olan yapılardır. Bunlara 2000'li yıllarda ortaya çıkmış üst kurullar eklenmiş, bakanlıklar ile üst kurullar merkezî yönetimin merkez örgütünde farklı esas ve usullere açık yapılarıyla denetlenemez bir karmaşaya sürüklenmiştir.

Merkezî yönetimin Ankara'da yerleşik merkez örgütü ile bunun taşradaki hizmet sunan birimleri arasındaki iş bölümü bakanlıktan bakanlığa ve bölgeden bölgeye farklılıklar göstermektedir. Bazı bakanlıkların taşra örgütlenmesi yokken bazıları bölgesel düzeyde örgütlenmiş, Anayasa'da öngörülen "il esasına dayanmak" temel kuralı uygulanamaz hâle gelmiştir. Bu yapı GAP, DAP, DOKAP gibi idarelerin kurulmasıyla, öbür tarafta kalkınma ajansları gibi bölgesel kuruluşların ortaya çıkmasıyla yönetimin halk tarafından denetlenme olanağını da ortadan kaldırmış durumdadır.

Tüm yönetim sisteminin Anayasa gereğince dayanması gereken iller ile yasa gereği dayanması gereken ilçeler, günümüzde sınırları bakımından sürekli tartışma konusudur. Çok sayıda beldenin ilçe olması, bazı ilçelerin ise il olma talepleri, TBMM arşivinde uzun zamandan bu yana beklemekten sararmış durumdadır. İktidarlar bu talepleri çoğu zaman göz önüne almadan yeni ilçeler kurma kararları almaktadırlar. Ne var ki il ve ilçe kurma ölçütleri belirlenmemiştir; yönetimin ülke genelinde yükseldiği bu zemin için kullanılabilir ölçütler yoktur.

Merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiler, Anayasa ile ilgili yasa hükümleri arasındaki çelişki başta gelmek üzere, tanımsız ve kişiliksiz bir duruma gelmiştir. Anayasa, yerel yönetimleri idarenin bütünlüğü temelinde "idari vesayet" çerçevesinde tanımlarken 5216, 5393 ve 5302 sayılı yasalar yerel yönetimleri "idari ve mali özerklik" çerçevesinde tanımlamıştır. Bu durum, yasalarda getirilen kuralların birbirini tamamlamak bir yana, anlaşılması, açıklanması, yorumlanması olanaksız bir hâle sürüklemiştir. Böyle bir karmaşa geçerli iken merkezî yönetim, yerel yönetim ve yerel yönetim türleri -il özel idaresi, belediye, köy- arasındaki iş bölümü ve akçal denkleştirme sisteminin işlerliğinden söz etmek âdeta olanaksızdır.

Anayasa'nın "İdarenin esasları" başlıklı 123’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir." Yönetsel kurumlaşmayı Türkiye Büyük Millet Meclisinin temel görev alanlarından sayan Anayasa'nın bu emri, kısmi ve dar zamanlarda çıkarılan yasalarla yapılmamalıdır. Daha önemlisi, bu görev kanun hükmünde kararnamelerle sürekli bir yetki devrine konu edilmemelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin temel görevini olması gerektiği gibi hakkıyla yerine getirmek üzere, kamu yönetimi örgütlenmemiz bilimsel, hukuksal, günün ve geleceğin gereklerine uygun biçimde bir Meclis araştırmasına konu edilmelidir. Böyle bir çalışma, 24’üncü Dönem milletvekillerinin hem kendi görevlerini hem gelecek dönem milletvekillerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlayacak, TBMM kararlarının uzun erimli güçlü yasalar hâline gelmesine katkıda bulunacaktır.

3.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler ve 21 milletvekilinin, büyükşehir belediyesi modelinin kuruluş ve işleyişinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1178)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Büyükşehir belediyesi modelinin kuruluş ve işleyişi hakkında Anayasa’mızın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Birgül Ayman Güler                                                                     (İzmir)

2) Muharrem Işık                                                                              (Erzincan)

3) Ali Serindağ                                                                                 (Gaziantep)

4) Mehmet Şeker                                                                              (Gaziantep)

5) İzzet Çetin                                                                                    (Ankara)

5) Hasan Akgöl                                                                                (Hatay)

7) Ali Rıza Öztürk                                                                             (Mersin)

8) Musa Çam                                                                                    (İzmir)

9) Rahmi Aşkın Türeli                                                                      (İzmir)

10) Uğur Bayraktutan                                                                       (Artvin)

11) Ali Haydar Öner                                                                         (Isparta)

12) Kazım Kurt                                                                                 (Eskişehir)

13) Osman Taney Korutürk                                                              (İstanbul)

14) Hurşit Güneş                                                                              (Kocaeli)

15) Orhan Düzgün                                                                            (Tokat)

16) Dilek Akagün Yılmaz                                                                  (Uşak)

17) Rıza Türmen                                                                              (İzmir)

18) Osman Oktay Ekşi                                                                      (İstanbul)

19) Atilla Kart                                                                                   (Konya)

20) Ramazan Kerim Özkan                                                              (Burdur)

21) Alaattin Yüksel                                                                           (İzmir)

22) Celal Dinçer                                                                               (İstanbul)

Gerekçe:

Büyükşehir belediyesi modeli, ülkemizde 1960'lı yıllarda başlayan arayışların sonuçlanmasıyla 1984 yılında 3030 sayılı Yasa’yla yürürlüğe girmiştir.

Başlangıçta Ankara, İstanbul ve İzmir için öngörülen model, bu 3 kentin merkezlerinde uygulamaya girmiştir. Sonraki yıllarda uygulandığı il merkez sayısı bunlarla birlikte 16'ya çıkmış, aynı zamanda uygulama alanı da pergel yasasıyla genişletilmiştir. Günümüzde 8 Ekim 2012 günü TBMM Başkanlığına Hükûmet tarafından verilen bir yasa önerisiyle il sayısı 29'a çıkarılmak ve alan ise il mülki sınırlarına çakıştırılmak istenmektedir.

Büyükşehir modeli, metropoliten bölge/kent için yaratılmış bir model olmaktan çoktan çıkmış, hatta son girişimlerle büyük şehirler için olmaktan bile uzaklaşmıştır. Yönetim modelleri eğer yönetmekle sorumlu tutuldukları alanların nitelik ve özelliklerine uygun değilse sosyoiktisadi yapı ile yönetsel yapı arasında kan uyuşmazlığı doğmakta, bunun maliyetini ise bütün halk ve koca bir ülke ödemektedir.

Ülkemizin gayrisafi yurt içi hasılasının çok büyük bir bölümünü oluşturan illerin tümü için son derece önemli sonuç ve etkiler yaratacağı tartışılmaz olan bu model, otuz yıldan bu yana denenmiş ve hemen tüm çevrelerce sorunlu olduğu dile getirilmiş bir yapıya sahiptir.

Günümüzde 5216 sayılı Yasa çerçevesinde uygulanan büyükşehir modeli 2 kademeli bir modeldir. Üst kademe, koordinasyon sağlamakla görevlendirilmesine karşın, tam anlamıyla icracı belediye görevleriyle donatılmıştır. Yalnızca bu nedenle ister farklı partilerden ister aynı partiden olsun üst-alt kademe belediyeler arasındaki çatışma bitmek tükenmek bilmez. Yasanın “eş güdümden sorumlu” diye tanımladığı üst kademeler, yine yasanın verdiği görevleri yerine getirmeye girişince çatışma yaratıcı aktörlere dönüşmektedir. Bu özellik, 3030'dan yani 1984 yılından beri geçerlidir; şimdi alan genişletilerek eş güdüm gereği daha da yakıcı hâle gelmekle birlikte, çatışmanın temelini oluşturan yanlış yapı olduğu gibi varlığını korumaktadır.

Büyükşehir modeli, benzer gelişme dinamiklerine sahip olan gelişmiş ülkelerde 1970'li yıllarda yükselmiş, 1980'li yıllarda geri alınmaya başlanmış bir yönetim modelidir. Türkiye'de ise kendi içinde tanım sorunu olan model, 2010'lu yıllarda hesapsız bir biçimde genişletilmektedir. Bu tercih, gerçekte yalnızca büyükşehir modelinin kentlere daha fazla akçal kaynak çekmek olanağı vermesiyle ilgilidir. Bu bir gerçektir ama aynı zamanda büyükşehir olmak harcama, yatırım sürecinde savurganlık ve yerel halk için de daha yüksek maliyete ve daha pahalı bir yerel yaşama katlanmak anlamına gelir.

Ülkemizde kentleşmenin niteliği ve özellikleri belirlenmelidir. Yönetim modeli bu özelliklere uygun olarak kurulmalıdır. Aksi hâlde akçal denkleştirme sistemi, şimdi olduğu gibi adaletsiz ve savurgan bir sistem içinde amaçlarından iyice uzağa savrulacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin geleceği yönlendiren yasaları doğru ve açık kararlar olarak kaleme alması ancak ve ancak sağlam ve kapsamlı bir karar süreci temelinde çalışmasıyla mümkündür. Önerilen araştırma komisyonu, ülkemizin kentsel üretim, dağıtım, tüketim, kısaca tüm yaşam sistemini gerçek ve akılcı bir biçimde kurmamıza doğrudan hizmet edecektir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4- Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/996) (S. Sayısı: 672) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının 15 Ocak 2015 tarihli 43’üncü Birleşiminde birinci bölümün maddelerinin oylama işlemleri tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, çerçeve 34’üncü maddeye bağlı 70/A ve 70/B maddeleri dâhil 30 ile 58’inci maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi, ikinci bölümde söz isteyen konuşmacılardan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Osman Faruk Loğoğlu’nu kürsüye davet ediyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır Sayın Loğoğlu.

CHP GRUBU ADINA OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın maddeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.

Konuşmama “Göreve geldiğimde artık torba yasa olmayacak.” sözünü veren Başbakan Davutoğlu’na, görüşülen torba yasanın 19 ayrı kanunda değişiklik önerdiği gerçeğine işaret ederek başlamak isterim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yukarıda bir daha var Sayın Loğoğlu, şu anda görüşüyoruz.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Öyle mi?

“Başbakan Davutoğlu verdiği sözü tutmak ister.” varsayımından hareketle, bu torba ya kendisinin bilgisi dışında Genel Kurula getirilmiş ya da ona rağmen getirilmiş olmalıdır gibi garip bir durum ortaya çıkmaktadır. Bunun izahını herhâlde kendisi ileride bize verecektir.

Ancak, bu bağlamda daha ciddi olan sıkıntı ise iktidar partisinin, Adalet ve Kalkınma Partisinin torba yasa yöntemini bir alışkanlık hâline getirmiş olmasıdır. Torba yasa iyi işleyen parlamenter sistemlerde, olağanüstü hâllerde belirli bir ihtiyaca yanıt vermek için başvurulan bir yöntemdir. AKP ise aklına her gelen ve birbiriyle ilgisi bulunmayan konularda bu istisnai vasıtayı sıradanlaştırmış ve bu nedenle, sağlıklı, iyi düşünülmüş, dört dörtlük yasalar yerine, sürekli tadil edilmesi gereken, eksik, yanlış, yetersiz yasalar çıkartılmasına sebep olmuştur. Torba yasa ihtiyacının bu kadar sık ve yoğun olması, AKP’nin planlı bir yönetim tarzı yerine, fırsatçı, perakendeci bir yönetime kendisini mecbur hissettiğini göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak millî mayın faaliyet merkezinin kurulmasını gecikmiş bir adım olarak görüyor ve Hükûmetin getirdiği tasarının eksiklerle dolu olduğunu gözlemliyoruz. Bu nedenle, konuşmamın ilk bölümünde millî mayın faaliyet merkezine ilişkin olarak 15 Ocak tarihinde yapılan görüşmelerde Cumhuriyet Halk Partisinin dikkat çektiği hususlara ve söz konusu tasarının eksiklerine vurgu yapacağım.

Suriye’yle 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı’ndan beri mayınların temizlenmesi konusu Türkiye'nin gündemindedir. O zaman Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olduğum için bu konunun geçmişini gayet iyi hatırlıyorum. Bildiğiniz gibi, Türkiye, 1 Mart 2004 tarihinde taraf olduğu Ottawa Sözleşmesi uyarınca Nisan 2014 tarihine kadar temizlenmesi gereken döşeli kara mayınlarını on yıl içerisinde temizleyememiş ve sekiz yıllık ek bir süre almıştır. Döşeli kara mayınlarının taahhüt edilen sürede temizlenememiş olmasının iki vebali vardır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi: Toplamda 1 milyon civarında mayının döşeli olduğu 17 ilimizde vatandaşlarımızın ve son yıllarda ülkemize gelen sığınmacıların can güvenlikleri tehdit altındadır, tehlike içindedir.

İkincisi: Altında imzamızın olduğu uluslararası bir sözleşmenin gereklerini zamanında yerine getirmemek Türkiye'nin dünyada zaten kötü bir durumda olan itibarını daha da sarsmaktadır. Ek süre isteyen başka ülkeleri örnek göstermek Türkiye'nin itibarını kurtarmaz, sadece ve sadece yapmanız gereken bir işi layıkıyla ve zamanında yapmadığınızı gösterir.

Genel Kurulda 15 Ocak günü yaptığımız görüşmelerde, kurulması planlanan millî mayın faaliyet merkezinin çalışmaları konusunda iki husus öne çıkmıştı. Bunlardan birincisi, temizlendikten sonra tarıma elverişli hâle getirilecek topraklar meselesi; ikincisi ise temizlik çalışmalarında Türk firmalarının yer alması konusudur.

Cumhuriyet Halk Partisinin bu konulardaki görüşlerini kısaca hatırlatmak isterim. Birincisi: Hükûmet, Anayasa’nın 44’üncü maddesinin gereğini yapmalıdır. Bir başka ifadeyle, temizlenerek tarıma elverişli hâle getirilecek topraklar topraksız ve az topraklı köylülerimizin kurdukları kooperatiflere ya da birliklere dağıtılmalıdır. Bu yönde atılacak bir adım toplumsal barışa da hizmet edecektir, bölge ekonomisine de yarar sağlayacaktır. Bu bağlamda, ihtiyaç duyulursa tarıma yatkın olan Ahıskalı Türklerden de yararlanma imkânı üzerinde durulabileceğine işaret etmek isterim. Bu başka bir konu ama burada sırf “Ahıska Türkleri” tabirini kullanmak istediğim için bu konuya işaret ettim.

İkincisi: Sayın Millî Savunma Bakanı mayın temizleme işinin neden Türk firmalarına verilmediği sorusunu “Temizlemiş olduğu mayınlı alan için ‘Bu alan mayından arındırılmıştır.’ şeklinde sertifika verebilecek Türk firması yoktur.” diyerek yanıtlamaya çalışmıştır. Bunu anlamak veya kabullenmek mümkün değildir. Mayınları temizleyecek tecrübesi olduğunu beyan eden ve bunu 1999 yılında açıklamış olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin mayınları temizlemesi neden hâlâ sağlanamamaktadır? Öte yandan, Hükûmet ve iktidar partisi mensupları, mayınlı arazilerin bulunduğu illerde yaşayan vatandaşlarımızı yakından ilgilendiren mayın temizleme faaliyetlerinin denetimine ilişkin bir bilgi şimdiye kadar vermemişlerdir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak mayın temizleme faaliyetlerinin bu alanda uzmanlaşmış uluslararası ve ulusal kuruluşlar tarafından izlenmesinin, tekrar ediyorum, izlenmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz.

Kısacası, ülkemizdeki mayın temizleme işlemleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve yerel unsurların katkısıyla hızla sonuçlandırılmalı, tarıma elverişli hâle gelen toprakların topraksız ya da az topraklı çiftçilere verimli işletme gerekçeleriyle kurulacak kooperatifler yoluyla verilmesi sağlanmalı ve bu işlemler için güvenilir bir denetim mekanizması kurulmalıdır.

Değerli arkadaşlar, bu torba yasa asker intiharları konusunda önemli bir noktaya temas etmektedir. Asker kişilerin görev esnasında veya görev yerlerinde ölümü hâlinde, ölenin mirasçılarının seçtiği ya da baro tarafından görevlendirilen avukatın ücretinin ilgili bakanlık tarafından karşılanacak olmasını olumlu buluyoruz fakat bu düzenleme aynı zamanda eksik ve yetersizdir. Daha önce, Meclis çatısı altında da ifade edildiği gibi, son on yılda askerde intihar eden gençlerimizin sayısı şehitlerin sayısını geçmiştir. Bu torba içindeki küçük düzenlemeler, toplumun kanayan yarası hâline gelen asker intiharlarına çözüm bulmaktan uzaktır. Ayrıca, askerlik görevinin yerine getirilmesi sırasında gerçekleşen intihar olaylarında ölenlerin yakınlarına, sakat kalınması durumunda da asker kişinin kendisine tazminat ödenmemesi adil, hukuki ve eşitlikçi bir davranış değildir.

Öte yandan, Cumhuriyet Halk Partisinden Komisyon üyesi arkadaşlarımızın ifade ettikleri gibi, sadece parası olanın askerlik hizmetinden muaf tutulmasına ilişkin düzenleme eşit ve adil değildir. Bu konuda sosyal adaletin sağlanmasına, farklı gelir gruplarında yer alan gençlerimizin arasında adaletin tesis edilmesine ihtiyaç vardır. Anlaşılan iktidar partisi milletvekilleri bu ihtiyacı ciddiye almıyorlar ki konuya ilişkin verdiğimiz önerge ve tasarıları bugüne kadar hep reddetmişlerdir.

Değerli arkadaşlar, tasarıdaki eksikliklerden biri de disiplin kararları ve yargı denetimine açık olan idari işlemler nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişiği kesilenlerin özlük haklarının iadesi ve bu nedenle yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi hususudur. Tasarı, bu konuyu neden içermemektedir? Ayrıca, resen emekliler için de yapılan düzenlemelerin bu torba yasa tasarısı içinde yer alması gerekirdi.

Sözlerime son verirken görüştüğümüz yasanın Türk Silahlı Kuvvetlerindeki haksız düzenlemelerin eşitlik temelinde giderilmesi için adım attığını teslim ediyorum fakat bedelli askerlik, resen emekliler, er ve erbaşların silah altında olduğu dönemde sigorta primlerinin devlet tarafından ödenmesi, subay ve astsubayların ek göstergelerinin düzenlenmesi, intihar vakalarında mirasçılara tazminat ve maaş sağlanması gibi konular hâlâ eşitlikçi bir anlayışla ele alınmayı beklemektedir. Bu konularda halkımızın beklentileri doğrultusunda adım atmadığımız sürece bu tasarı eksik bir şekilde yasalaşacaktır ve bunun giderilmesi için vakit geç değilse gerekenin yapılmasını istirham ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal konuşacak.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, daha önce de geneli üzerinde görüşlerimizi söyledik ama bir kısmı dikkate alındı, bir kısmıyla ilgili Sayın Hükûmetten, bakanlardan biraz daha destek ve açıklama bekliyoruz.

Öncelikle tekraren söylüyorum: Millî mayın merkezinin kurulması konusu gecikmiş bir husustur, 2009 yılında mayın kanunu çıktığından beri kurulmalıydı. Hâlâ bu konuda yapılan çalışmalar olmakla beraber bir koordinasyon olmadığını görüyoruz. Bu nedenle, yapılan mayın ihaleleri sonucunda maalesef mesafe katedilemediğinden 2022’ye kadar uzatma alındı Ottawa Sözleşmesi çerçevesinde. Hâlâ, sanki üç ayda temizlenecekmiş gibi o gün Meclisi sıkıştıran irade ortadayken Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi, son çalışmalardan sonra Suriye sınırındaki tartışmalarla beraber askıya alınmış durumda. Bu çerçevede, bu kanunun gelmesini vesile kılarak, millî mayın merkezinin bundan sonra yapılacak bütün ihalelerde, denetim işlerinde, sertifikasyonda tek yetkili kurum olması gerektiğini, onlarla beraber ilgili kurum ve kuruluşların da bu sürece girerek bu mayın temizleme işini yapması gerektiğini düşünüyoruz. Onun için, tabii, burada arkadaşlarımız söylüyor ama mayın merkezi “millî” derken uluslararası literatürde “national center” dendiği için söyleniyor, mayınlar değil merkezin kendisi genel bir merkez olduğu için bunlar söyleniyor.

Öncelikle, doğu sınırlarındaki temizlemelerle ilgili, değerli arkadaşlar, Sayın Bakana da uyarıda bulunmuştum, umut ediyorum o ihale süreci tamamlanmaz çünkü şimdilik geciktirilmiş durumda Ermenistan sınırı, doğu sınırlarıyla ilgili yapılan bir mayın temizleme ihalesi var ve bunu Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yapıyor. Bu kapsamda, bu çalışmaların şimdilik durdurulması gerektiğini düşünüyorum, bilmiyorum, o konuda Bakanlığımızın bir girişimi var mı? Onları da niye uyarmıştım değerli arkadaşlar? Şu anda söz konusu olan Ermenistan sınırı, bildiğiniz gibi, tehcirin yüzüncü yılı nedeniyle daha önem kazanmış durumda. Bu çerçevede de birtakım uluslararası çalışmalar yapılıyor. Şu anda bir heyetimiz bunlarla ilgili yurt dışına gidecek. Onun ötesinde, birçok ülkenin parlamentosunda sözde Ermeni soykırımı yasa tasarıları görüşülüyor veya teklifler bekliyor. Bu kapsamda dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Sayın Bakana da onun için uyarıda bulunmuştum. “İnşallah, bu UNDP’nin yaptığı ihale tamamlanmadan millî mayın merkezine devredilir.” diye bir daha temennide bulunuyorum.

Neden önemli değerli arkadaşlar? “Burada birtakım şeyler oluyor.” dedim. TİGEM Ermenistan sınırıyla ilgili kiralama ihalesine çıkıyor aynı anda. Yani, hassas olmamızın nedenlerini başlıkları itibarıyla söylemiştim ama birkaç örnek size vermek istiyorum: Şimdi, Dilucu’nda, TİGEM’in, “tarımsal faaliyeti açma” adı altında Ermenistan-İran-Nahcivan arasındaki sınırda askerî yasak bölgedeki Kâzım Karabekir Çiftliğini otuz yıllığına özel sektöre devretmek üzere ilana çıktığını söyledim. Maalesef, Tarım Bakanımızdan bu konuda tatmin edici bir cevap gelmedi, tabii, Hükûmetimizin Millî Savunma Bakanı burada ama. Yani, Sayın Bakanım, ben bunları tam anlayamıyorum. Yani, arkadaşlar buradayken şunu soracağım: Bu söylediğimiz çiftliğin olduğu bölgeyi “Otuz yıllığına kiraya vereceğiz.” diyorlar. Kaçıncı derece askerî yasak bölgededir acaba diye merak ediyorum çünkü buralar hep askerî bölge. Geçtiğimiz yıllarda Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün sizlerle belki istişareli olarak askerî yasak bölgeleri yeniden bir elden geçirip tapularıyla… Tabii, daha açık söyleyeyim. Çünkü, biri dedi ki: “Ya, bu Kara Harp Okulunun burada ne iş var, Ankara’nın en güzel, en verimli yerinde?” Biz hemen alarma geçtik herhâlde burayı da AVM yapacaklar diye. Onun için, şimdi böyle bir sınıf kaydırmaca olunca askerî ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor, ticari ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor, siyasi ihtiyaçtan mı kaynaklanıyor açıkçası kafamız karışıyor. Onun için, askerî yasak bölgede olan yerler, tamam, bir kısmı ekiliyor, dikiliyor olabilir ama, bunların… Daha önce de Ceylânpınar’da olmuştu biliyorsunuz, Suriye sınırındaki mayınlar temizlenirken bunları da hep beraber “müştemilatı” diye buraya kanuna yazdılar bir de yani “mütemmim cüzleri” diye. Eğer Allah göstermesin, o şekliyle geçseydi kanun, Anayasa Mahkemesi o maddeyi iptal etmeseydi şimdiye çoktan belki de oralara birileri yerleşmiş olacaktı dedim. Onun için bu konularda hassasız çünkü yabancı ortak… Özel kesime açtığınız zaman “Ben yabancıya vermem.” deme şansınız yok arkadaşlar. Açtınız, geldi bir yabancı şirket, kiraladı. Daha net söylüyorum, Ermenistan sınırında, Amerika’da yaşayan bir Ermeni uyruklu vatandaş gelmiş, bir şirket kurmuş, geldi aldı “Sınırda tarım yapacağım.” diye. Şimdi, bizim bu, sınır güvenliğimiz açısından önemli bir husustur. Hele hele bu konuda çalışmalar yapılıyor, basından izliyoruz, birtakım konferanslar, paneller, işte kapalı sınır açılsın diye. Bizim bu konuda hassas olduğumuzu bir defa daha belirtmek istiyorum. Neden? Bugün ayın 22’si. İki gün önce 20 Ocak Bakü’nün işgalinin yıl dönümüydü. Onun arkasından yaşanan katliamları, artı Karabağ’da hâlâ devam eden işgali biliyorsunuz. Şimdi, Karabağ sorunu çözülmeden, bu konu tartışılmadan onunla ilgili birtakım siyasi veya ticari faaliyetler oluyorsa buna şiddetle hep birlikte karşı çıkmamız lazım. Böyle birkaç tane şey üst üste geldiği zaman değerli arkadaşlar, hem askerî yasak bölgelerin sınıflandırmasının değiştirilmesi hem çiftliğin buradan birtakım çalışmalarla özel sektöre açılması için ihalelere çıkılması ve en önemlisi -daha önce de belirttim Sayın Bakana, değerli arkadaşlar da ifade ettiler- buradaki mayın temizleme faaliyetinin önce -Avrupa Birliği- Sınır Yönetimi Bürosu diyelim İçişleri Bakanlığının, sonrasında olmayınca da, şimdi yine UNDP projesi olarak devam ettiğini söyledim. Ve komiktir arkadaşlar yani hadi Avrupa Birliğine veriyorsunuz, niye diyoruz? 56 milyon eurocuk, onun da 39’unu Avrupa Birliği verecekmiş, onun için ulusal katkıyla yapacağız. Yani “Bunu vermekten âciz miyiz?” diye sordum. İnşallah bu kanun bir an önce yürürlüğe girer ve millî mayın merkezi bütün bu mayın temizleme faaliyetlerini tek elden yürütmek üzere yapar. Ama hâlâ eksiğimiz var Sayın Bakanım.

Aslında, bu vesileyle, Suriye Sınırındaki Mayınların Temizlenmesi Kanunu’nda olanları da alıp da genel bir hüküm hâline getirmemiz lazım. Yani genel bir yetki alıyormuşuz gibi görünüyor millî mayın merkezinin tanımında ama gerekirse geçici maddelerle bir ekleme yaparak ilave şeylerle o özel çıkardığımız hükümler, yani Suriye sınırı diye yaptığımız şeyleri millî mayın merkezine vermemiz gerekiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye “millî”? “Millî”siz olamaz mı?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Mayın merkezi, ulusal mayın merkezi fark etmiyor. Uluslararası, “national” diye geçtiği için arkadaşlar öyle çevirmiş.

Dolayısıyla bu mayın merkezinin bu konularda tek otorite olması gerekiyor. Bunları yapmadığımız zaman, farklı farklı, yeni yeni teklifler ortaya çıkacaktır. İnşallah, demin dediğim gibi, Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliğinin devreden çıkarılması, burada yapılan ihalelerde de diğer bir husus -önergeyle kısmen düzeltti arkadaşlarımız- millî şirketlerin, Türk şirketlerinin de bu mayın temizleme sürecine dâhil olması ve tecrübe kazanması. Çünkü bu patlayıcılar ve mayın temizliği sektörü dünyadaki en önemli, 3-4 trilyon dolarlık büyük bir sektör. Bu çerçevede, tecrübe kazanmaları, yabancı şirketlerle beraber de olsa bir ortaklık kurarak bu sektörde yer almaları gerektiğini düşünüyoruz. Kısmen yapılsa da inşallah bunlar ikincil düzenlemelerde, yönetmelikte, esaslarda ve ihale şartnamelerinde dikkate alınacaktır diye umut ediyorum.

Diğer bir husussa bununla ilgili Sayın Bakanım, temizlikle ilgili yapıyoruz ama buna bağlı olarak sınır fiziki güvenlik sistemi çalışmalarımız maalesef tam tamamlanamadı. Bir taraftan mayını temizledikten sonra, bunun arkasından da o güvenliği sağlamamız lazım. Sadece elektronik değil kimi yerde fiziki olarak birtakım şeylerle bu çalışmaların yapılması gerekiyor. Paralel bir şekilde, Millî Savunma Bakanlığımızın da, ilgili kuruluşların, sınırdaki fiziki güvenlik sistemini güçlendirecek, olmayan yerlerde tesis edecek çalışmaları bir an önce yapması sınırlarımızın yol geçen hanı olmasını da engelleyecektir. Bu yaşanan kriz sürecinde, özellikle Suriye’yle, Irak’la olan sınırlarımızda bu sorunları yaşadık. Mayınlar temizlendikten sonra da bu fiziki güvenlik sisteminin tesis edilmesi gerekir. İnşallah kanun, daha önce yapılan yanlışları da önleyerek şu anda devam eden süreçleri de alıp ülkemizin çıkarları doğrultusunda yapılacak bir merkezin kurulmasına vesile olur diyorum.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan konuşacak.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Somali’de heyetimize yapılan bomba yüklü araçlı saldırı nedeniyle “Geçmiş olsun.” diyoruz. Orada hayatını kaybedenlere de Allah’tan rahmet diliyoruz.

Gerçekten Afrika’nın her tarafı mayın gibi ve çok dikkatli olunması gereken bir alan. Bizler, mayın konusunda, 4 parti grubu da, akıl-mantık, ülke çıkarları, toplum çıkarları bir olunca demek ki ortaklaşa bildiğimiz bazı konular var. Daha önceleri çok sert mayın tartışmaları yaptık, ihalesini tartıştık, sonra bu Suriye’deki mayınların sökülmesiyle ilgili “Ottawa Sözleşmesi” dedik ancak şunu gördük ki Orta Doğu’daki gelişmeler apayrı bir evreye getirdi ve Türkiye dünyanın en büyük, 16’ncı büyük ekonomisi ise bu işini kendisi yapmalı. Ben ceza avukatlığı yaptım otuz sene, inanın, ben kaçakçıların nasıl mayın söktüğünü elleriyle bilirim. Onun için bunu, güvenlik nedeniyle de olsa, Türkiye’nin kendi silahlı güçleri kontrolünde yapması son derece önemli.

Ancak otuz yıllık çatışmanın getirdiği bir de askerî güvenlik bölgeleri var, oraya konulan mayınlar var. O konuda çok ciddi bir harita olayı yok. Bakanlığın bu konuda çok dikkat etmesi lazım. Süre olayı değildir, yani süreyi uzatmak, Suriye’de IŞİD, El Nusra, El Kaide, ortalıkta bombalı saldırılar, Reyhanlı… Bu kadar şeyler yaşanırken tabii ki Suriye’de ne bir ihale yapılabilir ne bu mayınlar çıkarılabilir. Bunun farkındayız, bu gerçekliğin ama mayınsız giriş kapılarından da herkesin çok rahatlıkla girip çıktığı bir sınır olmaktan da alıkonulması gerekiyor. Çünkü bütün dünyanın gözü Paris saldırısından sonra… Sanki herkes Türkiye’yi kullanıyor, Türkiye bir köprü, Suriye sınırından geçişler turistik, böyle bir konum söz konusu.

Tabii, bu mayınları hangi ihtiyaç koyduysa günümüzde kaldırılması da son derece… Doğu sınırı açısından farklı, güney sınırı açısından farklı önlemlerin alınması gerekir. Ancak şuna inanıyorum ki doğru bir dış politikayla Türkiye, çok doğru bir siyasetle, stratejiyle kendi bütün sınırlarında dostluk ve güveni halklarla sağlayarak en büyük güvenli sınırları oluşturabilir. Bu en önemli konudur. Doğru politika budur. Bu komşularımızın içinde on binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan kadim halklar bizim de komşularımızdır.

Şurada biraz önce Mecliste grubumuzu ziyarete gelen –askerde- Şüpheli Ölümler ve Mağdurları Derneği Başkanı, Yönetim Kurulu, onlar daha önceleri de çok sık geliyordu ve bizim de kanun tekliflerimiz var. Yani bazı hassasiyetlerini burada tekrar vurgulamak istiyorum:

Birincisi; Millî Savunma Bakanlığının avukat tutma olayını, evet, gerçekten doğru buluyorlar. Zaten onların da istediği, onların istediği, bir avukat değilse baronun atayacağı bir avukat çünkü güven sorunudur biraz avukatlık olayı ve bu şekildeki düzenleme bence doğru. Çünkü ailenin güvendiği birini avukat tutması son derece önemlidir.

Yine askerde yaşamını yitirenlerin ailelerinin toplam sayısının son on yılda 6 bin -bilmiyorum Sayın Bakan bize doğru bir rakam telaffuz edebilir mi- küsur civarında olduğu söylendi ve bunlara şehitlik maaşının güvencesinin bağlanması, ailelerinin korunması, evli iseler çocuklarının ki en önemlisi… Bunların sayısı çok değil. Askerde hayatını kaybeden kazara olsun, intihar olsun, başka nedenle olsun evli askerler var. Yani bunların 1 veya 2 çocukları var genellikle yaş itibarıyla, bu çocukların sosyal güvencesi son derece önemli. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilgi alanında ama tabii, şehitlik statüsü olmadığı için…

Bir de yani şuna sitem ediyorlar: “İntihar edenler hariç.” diyorlar ve de “psikolojik sorunu olanlar” kavramını da doğru bulmuyorlar. “Zaten askere alınmada heyet raporuyla alınıyor insanlar.” diyorlar. Bütün askerlerin bu şekilde kategorize edilmesini de yani kolektif bir tanımlamayı da doğru bulmuyorlar, inciniyorlar. Yani “Pekâlâ asker de olabilir, üstlerde de aynı tür sorun ve rahatsızlıklar olabilir.” diyorlar. Bu kavramın kullanılmamasını özellikle, hassasiyetle istiyorlar, onu ifade etmek istiyorum.

Yani “Bedelli askerlik varsa biz yoksul olan askerlere zorunlu askerlik mecburiyeti getirilmesi son derece haksız.” diyorlar. Vicdani reddin mutlaka olmasını ifade ediyorlar. “Çünkü yoksul olmak demek illa zorunlu askerlik yapmayı gerektiriyorsa parası olanın benden ne ayrıcalığı var? Vatan borcu parayla mı ölçülüyor?” diyorlar. Yani haklılar bu konuda yoksul, emekçi insanlar, bu konuda özellikle de ayrımcılığa uğrayanlar.

Bu şüpheli asker ölümlerinde adalet arayışı vardır, bunu çok doğal karşılamak lazım. Aslında askerî yargı -ben sıkıyönetim mahkemelerinde de görev yaptığım için bilirim- birlik mahkemeleri biraz daha düzenli ve özenli de çalışır, dikkat eder bu tür konulara ama özellikle askerlik göreviyle ilgili olmayan şüpheli ölümlerde adli yargıyı mutlaka devreye koymak lazım. Bu, güven açısından önemli çünkü farklı bir nedenle, asker, kışla içinde de ölü olsa… Ama askerlik göreviyle ilgili değilse onu ayırmak lazım, bunu diyorlar.

Zaman aşımı konusunda da tereddütlü onlar var. Yani bu tür suçlarda zaman aşımı olmamalı diyorlar çünkü yaşam hakkı, bir kutsal vatan borcu nedeniyle… Böylesi bir sıkıntıyı ifade ediyorlar.

Şuna baktığımız zaman: Ben -Türkiye'de bütçeye- daha önceki bakanla beraber ve özellikle uzmanlarla, hatta buradaki, Komisyonda görevli değerli asker arkadaşlarla da bu konuyu konuştum, -askerde 6 bin civarında yaşamını yitiren, intihar, kayıp, kaza ne dersek diyelim farklı biçimlerle- bunun mali boyutu -borç olarak, yük olarak- bütçeye çok değil. Yani bakın, yüzde 5 işveren primini ödediğimiz zaman yüzde 5 prim, 5 milyar lira bir yük getiriyor. Oysaki bu 6 bine yakın ailenin anne babaları genellikle yaşlıdır, onların bir sosyal güvenceye kavuşturulması veya -bir önerge vereceğiz zaten yeri geldiği zaman- o aileden birinin işe alınması veya sosyal güvenlik nedeniyle çocuklarının güvence altına alınması, maaş bağlanması, bu son derece yani sosyal devlet olmanın gereğidir. Yani bilmiyorum, bütün devletlerde, bütün ülkelerde kendi askerlerine, böylesi bir yaşam hakkı ihlali söz konusu olduğu zaman, kusurlu olsun olmasın; dikkatsizlik, tedbirsizlik olsun olmasın… Bakın, önemli, altını çiziyorum. Yani tabii ki her kesimden insanlar askere gidiyor ve çok farklı vakalar da var ama zaten askerliğin bir süzgeci de var yani vakası olan insanı askere almıyor. Çürük raporu denilen bir olay vardır, sağlık raporu denen bir olay vardır, bir heyet var. Eğer almışsa ki normal bir insandır diye almıştır. O objektif sorumluluk dâhilinde olayları değerlendirmek lazım. Onların bu beklentileri olduğunu ifade etmek istiyorum.

Sayın Bakan, maliyeden bir görüş isterseniz, ne kadar yük getiriyor ne kadar evli olan, hayatını yitiren, askerlik görevini yapan yurttaşımız vardır? Ben bunun çok büyük bir yük getirmediğini ifade ediyorum. Bu yarayı sarma konusunda da sizlere büyük görev düşüyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Şahsı adına konuşmalar yok.

Sistemde soru olmadığı için soru-cevap bölümünü de geçiyoruz.

Böylelikle ikinci bölüm üzerindeki görüşmeleri tamamlamış bulunmaktayız.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

30’uncu maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi'nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 30 uncu maddesi ile düzenlenen 211 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinin son fıkrasında "askerlik hizmeti yapmakta iken" ibaresinden sonra gelmek üzere "her ne şekilde vefat ederse etsin" ibaresi eklenmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

           Mustafa Moroğlu                        Haluk Eyidoğan                    Ramazan Kerim Özkan

                    İzmir                                      İstanbul                                     Burdur

              Turhan Tayan                      Dilek Akagün Yılmaz                       Ali Serindağ

                    Bursa                                        Uşak                                     Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, esasen önergede yapılmak istenen husus madde metninin içinde var olduğundan bu önergeye katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, biz de Komisyon Başkanımız gibi diyoruz. Mevcut kanun, verilmek istenen önergeyle istenilen amacı sağlayacaktır. Dolayısıyla, askerdeyken görev başında her ne sebeple olursa vefat edenlerin… Hepsini, bu cenazeyle ilgili, Bakanlığımız karşılayacaktır.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önerge üzerinde kim konuşacak?

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Getirilen bu düzenleme ile intihar eden ya da ettiği söylenen erbaş ve erlerin de mezarlarının yapım giderlerinin bu kapsamda değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.21

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

31’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 31. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “sivil personel ve askeri öğrenciler” ibaresinin “sivil personel, askeri öğrenciler” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                                Pervin Buldan                                  Adil Zozani

              Bingöl                                            Iğdır                                           Hakkâri

         Hasip Kaplan                               Gülser Yıldırım

              Şırnak                                          Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile bir cümlede çok sayıda bağlaç kullanımının Türkçe yazım kurallarına göre düzenlenerek maddede anlam bütünlüğü sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 32. maddesinin a) bendinde yer alan “bunların emeklileri” ibaresinin “bu kadrolardan emekli olanlar” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                                Pervin Buldan                             Adil Zozani

              Bingöl                                            Iğdır                                      Hakkâri

         Hasip Kaplan                               Gülser Yıldırım

              Şırnak                                          Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile maddenin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 33’te bir adet önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 33. maddesinde yer alan “mensupları” ibaresinin “personeli” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         İdris Baluken                                Pervin Buldan                             Adil Zozani

              Bingöl                                            Iğdır                                      Hakkâri

         Hasip Kaplan                               Gülser Yıldırım

              Şırnak                                          Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşacak mısınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile maddenin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Çerçeve 34’üncü maddeye bağlı madde 70/A’da iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi'nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 34 üncü maddesi ile düzenlenen 211 sayılı Kanunun 70/A maddesindeki "askeri ihtiyaçlar" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve asker hastanesi bulunmayan yerler" ibaresinin eklenmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

           Mustafa Moroğlu                        Haluk Eyidoğan                    Ramazan Kerim Özkan

                    İzmir                                      İstanbul                                     Burdur

              Turhan Tayan                      Dilek Akagün Yılmaz                       Ali Serindağ

                    Bursa                                        Uşak                                     Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 34. maddesinin Madde 70/A bendinde yer alan "maksadıyla askerî ihtiyaçlar dikkate alınarak Genelkurmay Başkanlığınca asker hastaneleri kurulur." ibaresinin "amacıyla Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaçlar dikkate alınarak asker hastaneleri kurulur" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                            Pervin Buldan                             Adil Zozani

                   Bingöl                                       Iğdır                                      Hakkâri

              Hasip Kaplan                           Gülser Yıldırım

                   Şırnak                                      Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile maddede anlam bütünlüğü sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi'nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 34 üncü maddesi ile düzenlenen 211 sayılı Kanunun 70/A maddesindeki "askeri ihtiyaçlar" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve asker hastanesi bulunmayan yerler" ibaresinin eklenmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

Ali Serindağ (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ konuşacak.

Buyurun.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 34’üncü maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, sınırlarımızın önemli bir kesiminde mayınlar bulunmakta. Şimdi, bu mayınlar döşenmeden evvel bu topraklar çiftçilerden kamulaştırma yoluyla alınmış ve daha sonra mayın döşenmiştir. Şimdi, bu arazilerin bu mayınlardan temizlenmesi gündemde. Bunun için önemli olan şudur: Araziler mayından temizlendikten sonra bu arazilerin kullanımı nasıl olacaktır?

İkinci bir soru, ikinci bir husus: Bu arazilerin mayından temizlenmesi hususunda ihale süreci şeffaf ve saydam olabilecek midir?

Birincisi, tüm konuşmalarımızda da belirttiğimiz gibi bu hususta da ihale sürecinin şeffaf ve saydam olması, o mayınların temizlenmesinden sonra buradan yararlanacak olanlar açısından da önem arz etmektedir.

İkinci husus da mayınlardan temizlenecek olan arazinin bölge yakınında yaşayan ve bugüne kadar bu mayınlardan şu veya bu şekilde mağdur olmuş insanlara, muhtaç insanlara dağıtılması meselesidir. Bu nedenle bu konu üzerinde bu açıdan önemle durmak gerekmektedir. Biliyorsunuz, Gaziantep önemli ölçüde bu mayınlardan etkilenmiş, Gaziantep’te yaşayan insanlar bu mayınlardan önemli ölçüde etkilenmiş ve zarara uğramışlardır.

Ve Gaziantep açısından önemli ikinci bir husus, daha doğrusu Gaziantep’i ve Gaziantep’te yaşayan insanları mağdur eden husus Suriye olaylarından sonra Gaziantep’in ve Gazianteplilerin içine düşürüldüğü durumdur. Bu konuda en zarar gören ilimiz Gaziantep olmuştur. Şu anda ülkemizde 1 milyon 700 bini aşkın Suriyeli yaşamaktadır. Bunların bir bölümü kayıt altına alınmış, bir bölümü de kayıtsız olarak şu veya bu şekilde dolaşmaktadır. Gaziantep’te de zannediyorum 350 bine yakın insan kayıt altında bulunmakta ama ona yakın veya en azından 100 bin civarında Suriyeli insan da kayıtsız olarak Gaziantep’te yaşamını sürdürmektedir.

Sayın milletvekilleri, işte böyle bir ortamda, Gaziantep’i de çok ilgilendiren bir konunun gündeme getirilmiş olduğunu görüyoruz. Biliyorsunuz, bu konu çok daha önce de gündeme getirilmiş ancak sonuca ulaştırılmamıştı. Bugün, bu konunun bir sonuca bağlanması ve özelikle de temizlenecek olan arazinin orada yaşayan, etkilenmiş olan, mayından şu veya bu şekilde zarar görmüş olan insanlara dağıtılmasıdır. Özellikle mayından temizlenme işlemiyle beraber bir rehabilitasyon merkezinin kurulması ve mayından etkilenen insanların bu rehabilitasyon merkezinde rehabilite edilmesi de önem arz etmektedir çünkü şu veya bu şekilde organlarını yitirmiş, yaşam alanında zorluklarla karşılaşmış insanlarla karşı karşıyayız.

Sayın milletvekilleri, şimdi, söz almışken bir hususu dikkatinize sunmak istiyorum: Biz, hukuk devletinde yaşadığımızı zannediyoruz. Dün, Kayseri’de bir dava görüldü. Olayın cereyan ettiği yer Eskişehir, ailenin oturduğu yer Hatay, duruşmanın yapıldığı yer Kayseri. Duruşmadan sonra, televizyonlara yansıyan görüntüler hepimizin içini burktu. Adliye binasının etrafı bariyerlerle çevrilmişken, insanların oraya hiçbir müdahalesi yokken, tamamen bu bariyerlerin dışında aile ve onun avukatları, yakınları, arkadaşları sadece basın açıklaması yapmak üzere oraya toplanmışken büyük bir gaz bombardımanıyla karşı karşıya kaldılar. O bembeyaz gaz bulutundan tüm yurttaşlarımız hatta gaz sıkan polislerimiz bile etkilendi. Öncelikle, bu iklimin bir an önce Türkiye’den gitmesi ve Hükûmetin yaşanabilir bir iklim yaratması hepimiz için, herkes için önem arz etmektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Çerçeve 34’üncü maddeye bağlı madde 70/B’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 35’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 36’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 37’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

38’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 38. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde görev yapan asker kişilerin her ne sebeple olursa olsun yaşamını yitirmesi durumunda; yasal mirasçılarına 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uygulanır."

             İdris Baluken                          Hasip Kaplan                         Pervin Buldan

                   Bingöl                                     Şırnak                                       Iğdır

            Gülser Yıldırım                          Adil Zozani

                  Mardin                                    Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Efendim, Maliye Bakanlığı da dâhil olmak üzere –mali bir husus olduğu için- onlardan görüş almamız lazım, üzerinde ilave çalışma yapılması lazım. Ancak şu aşamada katılmıyoruz.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türkiye'de darbe mekaniği hem siyasi hem de devleti temsil eden kurumlar üzerindeki hegemonyasını sürdürmeye devam etmektedir. Askerlik kurumu darbelerin planlandığı ve uygulandığı kurum olarak ülkedeki yönetim sisteminin üreticisi olmuş ve yapısını bu doğrultuda korumaya devam etmiştir. Bu nedenle siyasal iktidarlar tarafından yasama faaliyetleri kapsamında getirilen palyatif değişiklikler sistemin büyük çıkmazlarını çözmekten çok uzak kalmaktadır.

Demokrasi kurumunun hayat şansı bulamamasının en büyük nedeni darbeler ve kurumlaşan darbe mekaniğidir. Rejimin her krizinde bu mekanik kolaylıkla harekete geçmekte ve demokrasi kurumunu tehdit etmektedir. Dolayısıyla Türkiye'de gerçekleşen darbelerle yüzleşmek kaçınılmaz bir hâl almıştır. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın göstermelik mahkemeleri Türkiye'deki darbe mekaniğini çözmeye yetmeyeceği bilinmelidir.

Askerlik kurumu günümüzde darbe işlevini yitirmiş gibi görünse de yürütmenin emriyle sivil insanları katletmeye devam etmektedir. Roboski'de gerçekleşen bombalama neticesinde yaşamını yitiren yurttaşların dosyası hükümetin bilgisi dahilinde Genelkurmay tarafından karartılmış ve katliamın detaylarının açığa çıkmasının önüne geçilmiştir. Roboski katliamı ile birlikte 90'larda gerçekleşen sivil katliamlar açığa çıkarılmadan askerlik sistemini ilgilendiren yasal düzenlemelerin yasama faaliyeti konusu yapılması çözüm değildir.

Askerlik sisteminin kanuni alt yapısının değiştirilmesinden önce ilk olarak ele alınması gereken konu askerlik görevinin bir zorunluluk olmaktan çıkarılmasıdır. Gelişmiş demokrasilerin tanıdığı temel insan hakkı olan "vicdani ret" hakkının tanınmaksızın atılacak adımların demokrasi kültürü açısından ve barışı arayan bir parti olarak tarafımızdan kabulü mümkün değildir. Vicdan sahibi bütün siyasi parti ve örgütler de bu fikri paylaşmaktadır. Vicdani Ret hakkının kamusal bir hak olarak tanınması için de gerekli yasal değişiklikler öncelikli olarak gündeme alınmalıdır.

Ülkemizde varlığını sürdüren savaş kurumlarından olan koruculuk sistemi diğer önemli sorun alanlarından biridir. Kurulduğu günden bugüne kadar sayısız faili meçhul cinayetin faili olarak bilinen koruculuk sisteminin lağvedilmesi sürdürülen müzakere maddelerinden biri olduğu bilinmektedir. Koruculuk sisteminin çözülmediği bir askeri yapı için önerilen yasal değişiklikler sistemi etkileme kapasitesinden yoksundur.

Hâlen muvazzaf personel şaibeli bir şekilde öldürülmekte ve askeri kanunlar koruyucu zırh olarak kullanılmaktadır. Temel yaklaşım zorunlu askerlik görevini yerine getirirken yaşamını yitiren yüzlerce askerin ölümlerini açığa çıkaracak bir yapının oluşturulması ve faillerin yargılanmasını sağlayacak bir sistemin kurulması olmalıdır.

Askerlik sorunsalının ülke gündeminde makul yaklaşımlar çerçevesinde çözülebilmesi için yukarıdaki ana maddeler Anayasal çerçevede ele alınmalı ve darbe kurumlarının etkileri yok edilmelidir. Ana sorunların varlığı kabul edilmeden askeri bürokrasiyi ilgilendiren küçük değişiklikler toplumsal taleplere cevap olmayacak ve yasama faaliyetlerinin etkisi darbe mekaniğine karşı çıkmaya yetmeyecektir.

Önerilen küçük değişiklikler ülkenin askerlik sorununu çözmekten yoksundur. Ancak silahaltındayken yaşamını şüpheli bir şekilde yitirenlerin ailelerinin taleplerinin bir kısmını karşılanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

39’uncu maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi'nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 39 ncu maddesinin tasarı metninden çıkarılması için ile gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

           Mustafa Moroğlu                        Haluk Eyidoğan                    Ramazan Kerim Özkan

                    İzmir                                      İstanbul                                     Burdur

              Turhan Tayan                      Dilek Akagün Yılmaz

                    Bursa                                        Uşak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Haluk Eyidoğan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, 22 Mart 2011 tarihli 6191 sayılı Kanun’la 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na geçici madde 32 eklendi. Bu düzenlemeyle darbe süreçlerinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden haksız ve hukuksuz biçimde ilişiği kesilen askerlerin yaralarının sarılması amaçlanmış idi. Ancak iktidar partisi AKP’nin engellemeleriyle, amaçlanan düzenleme maalesef kadük oldu. 28 Şubat sürecinde YAŞ kararlarıyla atılan askerlerin hakları verilirken 12 Mart 1971 sürecinde atılan askerlerin tamamı ve 12 Eylül 1980 darbe sürecinde atılan askerlerin çoğunluğu kapsam dışında bırakıldı. Bu askerlerin mağduriyetleri hâlâ sürüyor ve sorumlusu AKP iktidarıdır. Hükûmet “darbe” deyince 28 Şubatı anlamakta, gerçek darbe olan 12 Mart ve 12 Eylülü görmezden gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, Millî Savunma Bakanının bir dediği bir dediğini tutmuyor. “Yargı denetimine açık işlemle ilişiği kesilen askerler için yargı yoluna gitsinler.” demiştir maalesef Sayın Bakan. Ancak askerî yargı yolunun çıkmaz sokak olduğunu Bakan da bilmektedir. Eğer Sayın Bakan aksini iddia ediyorsa 32’nci maddeyle neden yargıya başvuru hakkı değil de YAŞ mağdurlarına doğrudan özlük hakkı iadesi tesis edildiğini açıklamalıdır. Diğer taraftan, 12 Mart ve 12 Eylül darbe dönemlerinde sıkıyönetim altında yargı denetimine açık olduğunu söylemek mantık dışıdır. Yine, askerî öğrencilerin subay ve astsubaylar gibi 926 sayılı TSK Personel Kanunu’na tabi asker olduklarını, mecburi hizmete tabi olduklarını, İç Hizmet Kanunu’nun 92’nci maddesi hükmüne göre harp okulu öğrencilerine subaylar gibi muamele olunacağını, Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olduklarını; mevzuata ve yargı kararlarına göre hangi muvazzaf statünün öğrencisiyseler onlar gibi emeklilik dâhil, tüm sosyal güvenlik haklarına sahip olduklarını bildiği hâlde Bakanlık neden konuyu anlamazlıktan geliyor? Neden asker statüsünde olan öğrenci askerler ile statüleri tamamen farklı olan tıp ya da mühendislik öğrencilerinin aynı statüde oldukları söyleniyor? Dört yıl okuduktan sonra subay çıkmasına bir hafta kala haksız ve hukuksuz bir şekilde okullarından atılan harp okulu öğrencileri işkence görmüşler, er olarak askerlik yapmışlar, sonra tekrar üniversiteye gidip dört yıl daha okumak zorunda kalmışlardır. Sayın Maliye Bakanı da geri kalmıyor, sözde “Yargı yolu açık.” Yaklaşımıyla, ilişiği kesilen öğrenci ve rütbeli askerlere hak verilir ise 1960’tan bu yana ilişiği kesilmiş askerler, polisler, öğretmenler, öğrenciler, 1402’liklerin de kapsama gireceğini, bu durumda altından kalkılamayacak bir mali yük çıkacağını anlatıyor.

Sayın Bakana soruyoruz: Bütün bu saydığı kişilere haklarının defaten verildiğini, darbe mağduru olup da haklarını alamayan sadece bir kısım asker kaldığını ve sayılarının 1.500-2.000 civarında olduğunu biliyor musunuz? 12 Eylül ve 12 Mart mağdurlarının yaş ortalamasının 60 civarında olup çoğunun emekli olduğunu, yapılacak işlemin sadece emeklilik intibakı olduğunu biliyor musunuz? Bal gibi biliyorsunuz ama derdiniz “solcu” dediğiniz askerlere haklarını vermemek olduğundan, bildiklerinizi bir anda unutuveriyorsunuz Sayın Bakan. Kaldı ki mali yük çıkacak diye adaletsizlikleri görmezlikten gelmek demokratik hukuk devletine yakışmaz Sayın Bakan. Tabii sizin hukuk devletinden ne anladığınıza bağlı bu durum.

Sayın milletvekilleri, vicdanları sızlatan bu ayrımcılığın telafisi yüce Meclisimizin görevidir. Ayrımcılığa uğrayan askerler üç yıldır Meclis koridorlarını arşınlıyorlar, ilgili gördükleri çok sayıda kişiyle, parlamenterle ve hatta bakanla görüşüyorlar ama iktidar partisi oyalama taktikleriyle ayrımcılığı unutturmaya çalışıyor, buna izin vermeyeceğiz.

Sayın AKP milletvekilleri size sesleniyorum: Ayak sürümelere son verin, ayrımcılıktan dönün, 28 Şubatta atılan askerlere tanınan hakların 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbe süreçlerinde atılan öğrenci askerler dâhil tüm askerlere verilmesini sağlayacak, kırk dört yıldır süren bu mağduriyeti giderecek yasal düzenlemelerin yapılması için engellemeyi bırakın. Aksi durumda, bu ayrımcılığın vebali boynunuzadır. Sizler bu vebali taşırken vicdan huzuruyla yaşayabilecek misiniz diye de sormak istiyorum.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylelikle ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm, çerçeve 80’inci maddeye bağlı ek 2 ve ek 3’üncü maddeler dâhil 59 ile 87’nci maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi konuşacak.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bölümle ilgili değerlendirmeme geçmeden önce, dün Kayseri’de görülen rahmetli Ali İsmail Korkmaz davasına ilişkin birkaç görüşümü, değerlendirmemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce şunu ifade edeyim ki dün mahkemenin vermiş olduğu karar kamu vicdanına oturmamıştır. Basına bakıldığında, yorumlara bakıldığında ya da vatandaşla konuşulduğunda bu cezanın gerçekte işlenen suçların karşılığı olduğunu söylemek mümkün değildir. Üzücü olan birkaç olayı da söylemek istiyorum.

Ali İsmail Korkmaz, Gezi olayları nedeniyle o protestolar çerçevesinde hayatını kaybetmiş, hayatına kastedilmiş, katledilmiş olan bir gencimizdir. Bu davanın sanıklarından birisi, bir polis şöyle bir değerlendirmede bulunmuş, şöyle bir savunmada bulunmuş mahkemede, cümlesi aynen şöyle: “Gezi darbe girişimidir. Halkın malına canına kastetmişlerdir. Gerçek katil varsa o çocukları sokağa çıkaranlardır.” Bu, son derece önemli bir cümle; elbette, yargılanan kişiler savunma kapsamında her türlü açıklamayı, her türlü değerlendirmeyi yapabilirler. Anayasa’nın 138’inci maddesi çerçevesinde, yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili olarak, savunmayla ilgili olarak bizim burada herhangi bir değerlendirme veya yorum yapmamız söz konusu değil. Ancak, bir polisin olaya bakış açısının ne olduğunu ve o günlerdeki iklimin ne olduğunu hatırlamak açısından bu beyan son derece önemlidir. Hatırlayacaksınız dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan “Polise emri ben verdim ve Gezi, bir darbe girişimidir.” dedi. Yani bu polis “Ben Sayın Başbakanın, zamanın Başbakanının bu açıklaması çerçevesinde Gezi’yi bir darbe girişimi olarak aldım ve yine Sayın Başbakanın talimatı çerçevesinde hareket ettim.” demek istemektedir. Bu kadar vahim günler yaşayan bir ülkedeyiz ve toplumun vicdanına oturmayan, o vicdanı kanatan bir karar söz konusu olmuştur. Elbette yargı süreci bitmemiştir ama bu üzüntümü, acımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu tasarıda özlük haklarına ilişkin düzenlemeler de var. Bu vesileyle bir konuyu Sayın Millî Savunma Bakanının ve Hükûmetin dikkatine sunmak istiyorum. Konu şudur: Bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri “Darbe mağdurlarının mağduriyetini gideriyoruz.” başlığı altında birçok yasa çıkardı, listesini çıkardım, hepsi burada. Toplam 4 yasa çıkarmıştır Hükûmet bu konuda. Birincisi: 22/6/2006 tarihli 5525 sayılı Yasa. İkincisi: 4 Temmuz 2012 tarihli ve 6353 sayılı Yasa. Üçüncüsü: 21 Temmuz 2013 tarihli ve 6495 sayılı Yasa. Dördüncüsü de 28/8/1999 tarihli ve 4445 sayılı Yasa kapsamındaki birtakım disiplin cezalarına ilişkin olarak yeniden düzenlenen bir yasa. Bu yasaların hepsinin ortak özelliği, ana özelliği 28 Şubat mağdurlarının haklarının iade edilmesidir, ağırlık budur. Şimdi, Hükûmet darbe deyince, darbe teşebbüsü deyince, darbe girişimi deyince aklına sadece 28 Şubatı getiriyor, aklında sadece bu var. Türkiye’de 27 Mayıs yaşandı, 12 Mart yaşandı, 12 Eylül yaşandı, 21 Mayıs var, 22 Şubatlar var, bütün bunlar bir kenara atılıyor; 28 Şubat sonrasında kim memuriyetten atıldı, kim disiplin cezasıyla memuriyetten çıkarıldı, kimin hakkı ihlal edildi, bütün bunların hakları birer birer iade edildi. Elbette o memurlar da, o uygulamadan, 28 Şubattan mağdur olanlar da bizim vatandaşlarımızdır. Hiç kuşku yok, onların mağduriyetinin giderilmesi devlet olmanın gereğidir, devletin görevidir, bunda herhangi bir tartışma yok ama sıra 12 Mart mağdurlarına, 12 Eylül mağdurlarına, diğer darbelerin mağdurlarına gelince Hükûmet bu konuda adım atmıyor. Bu kürsüden bunları birçok kez konuştuk. Düzenlenen yasalar, çıkarılan yasalar bu kişilerin memuriyete iadesi, işe iadesi, artı, memuriyetten ayrı kaldıkları süreler için emekli keseneklerinin, sigorta primlerinin ve bunların devlete düşen, kurumlara düşen karşılıklarının devlet tarafından ödenmesi, bütün bunları kapsamına aldı ve ödemeleri yaptı. Ama bir yandan idari yargıya kapalı olan birtakım işlemler nedeniyle görevi sona erdirilenler var, bunların küçük bir bölümü döndü ama bunların yaklaşık 3 bini dönebilmiş değildir. Ya da bakan onayıyla görevi sona erdirilenler var. Bu görevi sona erdirilen kişiler çeşitli nedenlerle idari yargıya başvurmamış veya başvurmamış veya başvuramamış; Türkiye’nin iklimi o günlerde ona uygun değil, görevi sona erdirilenlerin bu işlemlerle ilgili yargı yolunun açık olduğuna ilişkin bilgileri yok. Birçok konu var bu şekilde. Bütçe konuşmasında, burada, Başbakan Sayın Davutoğlu Cumhuriyet Halk Partisine yönelik bir darbeci suçlamasında bulundu. Ben burada çıktım, bütçe konuşmasında bir konuyu açıkladım. O da şu: Sayın Başbakan siz Cumhuriyet Halk Partisine darbeci suçlamasını yaptınız. Biz bütün darbeleri reddediyoruz. Ama, siz darbeleri reddederken bile –bir açık hava toplantısında, mitingde- darbeleri sayarken 12 Eylülü saymıyorsunuz dahi. Ve sıra darbe mağdurlarının haklarının iadesine gelince, bundan da sadece 28 Şubatı anlıyorsunuz, 28 Şubat sonrasında kimin işine son verilmişse onların haklarının iadesini anlıyorsunuz. Eğer siz gerçekten darbelere karşıysanız darbelerin bütün olumsuz sonuçlarını, darbelerden mağdur olan kişiler, memurlar, çalışanlar, kimler varsa bütün bunların yaşadığı mağduriyeti gidermek zorundasınız. Darbelere karşı olmak budur. Ama, şu ana kadar Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri darbeler arasında ayrım yapan bir politika izlemişlerdir. Yani, hangi darbeler bizim tabanımıza zarar vermiştir, hangi darbeler bizim tabanımıza zarar vermemiştir? Bu ayrım yapılmıştır. Sizin tabanınıza zarar vermediğinizi düşündüğünüz darbelerin sonuçlarını, o darbelerden mağdur olan kişilerin haklarını iade veya bu olumsuz sonuçları giderme konusunda hiçbir adım atmadınız. Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda kanun teklifi var. Gelin, bu kanun teklifini yasalaştıralım. “Hayır, o kanun teklifini biz doğru bulmuyoruz, biz başka bir düzenleme yapacağız.” diyorsanız Sayın Bakan gelin, bunu açıklayın; getirin, sizin getirdiğiniz kanunu biz destekleyelim, çıkaralım. Ama, böyle ikili oynamak yok. Meydanlarda “Darbelere karşıyım.” diyeceksiniz, buraya geleceksiniz, yasa çıkarırken diğer bütün darbelerin sonuçlarını görmezlikten geleceksiniz.

Güvenlik soruşturması mağdurları vardır bu ülkede. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uygulamasının mağdurları vardır. Görevlerine 28 Şubat değil, daha başka diğer saydığım darbeler sonrasında son verilenler vardır. Yargı yolu kapalı olmuş olanlar vardır. Yargıda hakkını arayamamış olanlar vardır. Bütün bunları kül hâlinde değerlendirip bir yasayı çıkarmak gerekir.

Zamanım bitiyor… Kumpas mağdurlarının haklarının iadesi konusunda da bir kanun teklifimiz var. Türkiye, Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarını yaşadı. Burada Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türkiye'nin çok değerli insanlarının hakları gasbedildi, unvanları gasbedildi, hayatları çalındı. Bunların şimdi serbest bırakılmış olması, özgürlüğüne kavuşmuş olması yeterli değil. Bunların haklarını iade etmek de devletin görevidir. Bu konudaki kanun teklifimiz de Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekliyor; gelin, bunları yasalaştıralım. Bu dönem sona ermeden bu hakları iade edelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üçüncü bölüm üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi millî mayın merkezinin kurulması yönündeki görüşlerini sizlerle ve kamuoyuyla paylaştı. Ben bu bölümde Türk Silahlı Kuvvetlerinin maalesef yıllardır sorunları bir türlü çözülemeyen, hatta bırakın çözülmesini, dönüp bakılmayan ve bu sorunlarla tüm ömrünü boğuşarak geçiren iki çalışan kesiminden bahsedeceğim. Gerçi artık her fırsatı değerlendirip bu sorunları dillendirişimiz onları, yüzleri buldu.

Kendi çocukları, eş dost akrabalar için neredeyse asırlık mevzuatları bile değiştiren AKP ve onların anayasal açıdan sorumlu ama vicdani açıdan sorumsuz bakanları, bu sorunları dillendirdiğimizde ya kulaklarını kapadılar ya da havaya tavaya bakarak dikkat dağıtmaya çalıştılar.

Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının tümünün sorunları var. Onları da anlattık, çözüm önerilerini sunduk ama ben bu sınırlı zamanda uzman erbaşlar ile sivil memurların sorunlarını sizlere ve elbette “Askerin bakanıyım.” diye ortalıkta dolaşan Sayın Millî Savuma Bakanına bir kez daha hatırlatacağım ki birazdan bu konuşmalarımıza vereceği cevaplarla da samimiyet derecesini hep birlikte ölçeceğiz. Gerçekten ordunun temsilcisi olarak onların sorunlarının çözümüne liderlik eden, nezaret eden anlamında bakan mı, yoksa meseleleri herkes gibi seyredip, bu meselelerin kangrenleşmesine arkadan bakakalan mı, göreceğiz.

Sayın Bakana sözlü, yazılı birçok kez kürsülerden de bu sorunları aktardık, hükûmet sıralarına kadar gidip yine kendisine bu sorunları hatırlattık, çözüm beklediğimizi ifade ettik. Bu sorunların çözümünün bir kısmı gerçekten yasal değişiklikler gerektiriyor. Gerçi böyle bir değişikliğe destek olacağımızı her defasında yineledik. Bizler kanun teklifleri de getirdik Meclise ama ne kendisi bir tasarı getirdi ne de verdiğimiz tekliflere bir destek açıkladı. Bir milim ilerlemeden sorunlar büyüdü gitti.

Kaldı ki, değerli milletvekilleri, bu sorunların bir kısmı yasal değişikliklere ihtiyaç göstermiyor bile, sadece bu kesimlere birazcık insani yaklaşımla bakışınızı değiştirerek çıkaracağınız yazılı tebliğ ve talimatlarla halledilebilecek şeyler ama ne yaparsınız ki Sayın Bakanın bu konuda ne bir inisiyatif alası var ne de değiştirme kudreti.

Sayın Bakan, Sayın Hükûmet; bininci kere söylüyoruz, bu sorunları daha da ötelemeniz mümkün değil. Öfke sel gibi, çığ gibi. Bir an önce tedbir üretmeniz gerekiyor. Aksi takdirde ordumuzun en önemli gücü olan iç huzurunun, dayanışma duygusunun yerinde yeller esecek.

Sivil memurlarımız diyor ki: “Sayın Bakan, biz de sizin gibi siviliz. Evet, askerî bir teşkilatta hizmet veriyoruz ama asker değiliz. Bizim ya sorumluluk ve yükümlülüklerimizi sivilleştirin ya da özlük haklarımızı askerleştirin.”

Ortada kocaman bir Anayasa Mahkemesi kararı var. 20 Eylül 2012’de, 2012/54 esas, 2012/125 karar sayısı ile vermiş kararını “Sivil memurlar asker kişilerden değildir.” diye. Senin bir şey söylemene gerek yok Sayın Bakan, ortada Anayasa Mahkemesi kararı var, sadece gereğini iste. Bunu da söylemiyorsan Sayın Yılmaz sevsinler sizin “Askerî vesayeti kaldırdık.” nutuklarınızı.

Kurumunuzda Sayın Bakan, bu bünyede çok kıymetli elemanlarınız var, doktorlar, mühendisler, uzmanlar birçoğu master, doktora yapmış. Özlük hakları maalesef yerlerde sürünüyor, sefalet ücretleri neredeyse, bunları muadillerine bakarak görebilirsiniz. “Gitsin başka yerlerde çalışsınlar.” da diyemezsiniz çünkü başka kurumlar için muvafakat da vermiyorsunuz, şehit çocukları, kardeşleri dâhil. Çağdaş kölelik sistemi değil de nedir bu? Geride kalan yakınlarıyla birlikte olmak istiyorlar. “Hayır” diyorsunuz. Halbuki bunun için dört yıl önce bu kürsüden “Halledeceğim.” diye söz verdiniz Sayın Bakan.

2010 yılında memurların hastalıkları neredeyse sağlık kuruluşlarına gitmelerinde kurumlarından sevk alma zorunluluğu kaldırılmış olmasına rağmen bu kolaylık Türk Silahlı Kuvvetlerindeki sivil memurlar için geçerli değildir. Niye? Bunun için yasa yapmış Meclis, bunu niye uygulamıyorsunuz Sayın Bakan? Askerî kurumlara bir hatırlatma yazısı gönderme konusunda bu kadar mı âcizlik içerisindesiniz. Yoksa “Askerin bakanıyım.” derken, sivil çalışanları personeliniz mi saymıyorsunuz? Emeklilik intibak işlemleri, lojman hakkı, askerî sosyal tesisler ve servislerde yaşanan adaletsizlikleri kim kaldıracak Sayın Bakan? Sivil çalışanların örgütlülük haklarına niye saygı göstermiyorsunuz? Astsubay ve subay dernekleri kamu yararına dernekler ama sivil memurların derneklerine niye bu hakkı çok görüyorsunuz? Hâlâ daha bazı karargâh ve birliklerde âdeta mobbing unsuru olarak sivil memurlara nöbet, içtima, ücretsiz ve sınırsız çalışma şartları dayatılıyor. Sorduğunuzda “Siz de askerî kurumun personelisiniz.” diyorsunuz. Sorumluluk var ama özlük haklarına gelince sıra, örneğin, kariyer planlaması, görevde yükselme, fiilî hizmet zammı, asayiş tazminatına gelince sıra “Siz sivilsiniz.” deyip çıkıyorsunuz.

Sayın Bakan, Millî Savunma Bakanını biz aydan mı getireceğiz, aydan mı ithal edeceğiz? Bunlar için iki satırlık bir yazı, Meclise getireceğiniz 2 maddelik bir kanun teklifi sorunu çözmez mi? Bal gibi biliyorsunuz çözeceğini ama derler ya: “Geçinmeye gönlünüz yok.” 50 bin sivil memur, aileleriyle birlikte bu ilgisizliğin hesabını sormak için 7 Haziranı bekliyor, “El mi yaman, bey mi yaman?” göreceksiniz.

Değerli milletvekilleri, uzman erbaşlar da bahsetmek istediğim ikinci kesim: Sanal âlemi açtığınızda gerçi hep sizden bahsediyorlar, kürsüden bir de ben hatırlatayım dedim. Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerde vatan bekçiliği yapan, terörle mücadele eden bu yiğit Anadolu çocuklarının içinde bulundukları şartlar son derece zor. Terör tehdidini kastetmiyorum. Zaten gönüllü talip olmuş, taşı yastık, toprağı yorgan bilmiş bu kardeşlerimiz. Kaygıları can değil, sevdiklerinin ve ailelerinin geleceği. Onları güvenli bir geleceğe kavuşturmadan ortada bırakmaktan korkuyorlar. Can pazarında kelle koltukta görev yapanlar için sözleşmeli çalışma zulümdür. Herkese kadro verilirken uzman erbaşların unutulması, terörle mücadele edenleri cezalandırmak değil ise, değerli milletvekilleri, olsa olsa gaflettir, dalalettir. Hiç olmazsa belli bir hizmet süresinden sonra bu arkadaşlarımıza derhâl kadro verilmelidir.

Üniformaları ile emekli olma hakkını istiyorlar. Sanki sivil memurların sorunlarını çözmüşsün gibi, üniformalarını çıkardıktan sonra uzman erbaşı sivil memur yapıyorsunuz, yani “Çile çekmeye devam et.” diyorsunuz. Sivil memurluğa giriş derecesi 13, uzman erbaşlığa ise 10’dur. Sivil memurluğa geçtiğinde bir geriye gidiş yaşanıyor ki hakikaten uzman erbaşın geçmişi yok kabul ediliyor. Sivil memurların giriş derecesi 10 olarak belirlenir ise her iki kesimin de sorunu çözülmüş olacak. Ayrıca çoğu üniversite mezunu bu kardeşlerimizin 1’inci dereceye kadar ilerlemesinin önündeki mâniler kaldırılmalıdır, yine tahsil durumlarına göre intibakları verilmelidir.

Aldıkları disiplin cezaları, hastalandıklarında verilen raporlar sözleşmelerini etkiliyor. Bu, insanlık dışı bir uygulamadır. Hiçbir uzman erbaş hasta olduğu hâlde doktora gitmek istemiyor. Bu insanlık dışı uygulamayı kaldırmak çok mu zor Sayın Bakan? Ne hastalanma lüksleri var ne de üstlerinden aldıkları disiplin cezaları için hak arayabilecekleri merciler. Doğu garnizonlarındaki görev süreleri subay ve astsubayların ikişer yıl ama uzman erbaşların beş yıl. Dolayısıyla üçüncü doğu hizmetinde verilen ek ödemelerde de sıkıntı yaşıyorlar, bir haksızlıkla karşı karşıyalar.

Lojmanlardaki ve sosyal tesislerdeki eşitsizlikler, emeklilik maaşındaki haksızlıklar, daha bunlar ne kadar devam edecek? Yani gözlerinizi kapatmışsınız. Aileleriyle birlikte, efendim, binlerce kişi sizin bu sorunlara el atmanızı bekliyor, bu sorunların çözümünü bekliyor ama hâlâ daha kılınızı kıpırdatmama konusunda istikrarlı bir biçimde devam ediyorsunuz yolunuza. PKK ile müzakerelerde taraf olan askerin bakanı âciz, suspus, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sorunlarında maalesef sessiz ve dilsiz.

Sizi, Sayın Bakan, inisiyatif almaya ve devletin, milletin bakanı olmaya Milliyetçi Hareket Partisi olarak davet ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Şahsı adına ilk konuşmacı Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, kanun, millî mayın temizleme merkezi kanunu ve askeriyelerle ilgili kanundur. Bu vesileyle ben de sözlerimin başında kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerini, emniyet güçlerimizi, devlet memurlarımızdan, Türk milliyetçilerinden bu vatan için, millet için, bayrak için şehit olan insanlarımızı, şehit ve gazi olan insanlarımızı minnet ve şükranla anıyorum. Onlar bir kahramandır, onları yüce Türk milleti hiçbir zaman unutmayacaktır demek istiyorum.

Tabii, kanunla birçok konu gündeme getiriliyor. Biz kanunun tamamını Milliyetçi Hareket Partisi grubu olarak destekliyoruz. Kanunun şimdiden ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Biraz önce, kanunla ilgili konuşma yapacağımı söyleyince arkadaşlarımızın bazılarından telefon geldi. Yine değerli arkadaşım, biraz önceki konuşmacı da zaten gündeme getirdiler. Özellikle uzman erbaşlardan, Tokat’tan Mehmet Güzel ve Ahmet Taştan, kendileri uzman erbaş olarak çalışırken ayrılmışlar, devlet memurluğuna geçmek istiyorlar. Maalesef bu geçmeleri esnasında da birçok engelle karşılaşıyorlar ama kapı kapı dolaştıklarını ve bir türlü geçemediklerini ifade ediyorlar.

Sayın Bakanımdan arzımız odur ki en azından bu kanunun içerisine konulmasa bile bundan sonraki kanunlar içerisine bunlarla ilgili en azından kolaylaştırıcı bir hüküm yani orada uzun bir süre çalışmış olan insanlar oradan ayrıldıkları zaman, çeşitli sebeplerle ayrıldıkları zaman başka kurum ve kuruluşlara geçişlerinde kadro tahsisi istenmeden, direkt olarak geçişlerle ilgili bir madde konulmuş olsa herhâlde bunları daha fazla kazanmış oluruz diye düşünüyorum. Çünkü bunlarla ilgili on binlerce insan bunu bekliyor ve aileleriyle, çocuklarıyla beraber iş kapısı bekliyorlar, iş imkânı bekliyorlar. Bunu da buradan bir vesile iletmek istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, tabii askeriyeyle ilgili bir kanun olunca bazı şeyleri söylemek mecburiyetindeyiz. Türkiye Cumhuriyeti devleti dünyanın en güzel, en müstesna yerlerinin başında bulunmaktadır. Yani atalarımız dünyanın en güzel yeri olan Anadolu coğrafyasına gelmiş yerleşmişlerdir. Bu coğrafyada yaşamak, bu coğrafyada hayatını devam ettirmek, devletini devam ettirmek de ne kadar zordur. Dostlarımız olduğu kadar düşmanlarımızın da yoğun bir şekilde olduğunu unutmamak mecburiyetindeyiz. Yani Türk devletini bu coğrafyadan atmak, bu coğrafyadan Orta Asya’ya veyahut da diğer yerlere gönderme noktasında da yoğun faaliyetler yapılmış olduğunu da görüyoruz. Son zamanlarda, özellikle ülkemizdeki, doğu ve güneydoğuda olan olayları da bu yönlü olarak değerlendirmek gerekmektedir. Yani bölücü terör örgütleri, bölücü güçler hem içte ve hem dışta yoğun bir faaliyet göstererek bu ülkeden insanlarımızı, yüce Türk milletini atmaya çalışıyorlar.

Devletimizin sınırları içerisinde, kardeşlerimizin yaşadığı bölgelerde, maalesef bazı yerlerde kanunların hâkim olmadığını ve insanlarımızın da büyük bir mağduriyet içerisinde kaldığını görüyoruz. Yani olaylar oluyor, dükkânlar kapanıyor, esnaf fakruzaruret içerisinde ve insanlar mağdur oluyor.

Bakınız, son zamanlarda Cizre bu bölgelerin başında geliyor. Cizre ilçesi neredeyse tamamıyla teröristlerin eline geçmiş bir durumda görülüyor. Devlet bütün kurum ve kuruluşlarıyla bir kenara itilmiş, korumasız bir şekilde bölge terör örgütünün insafına terk edilmiştir. Şırnak ilinin Cizre ilçesinde çıkan olaylar, oradaki fiilî durumun sorumlusu, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinden söylemek isterim ki AKP iktidarı ve Hükûmetidir. Hükûmet suçların, cinayetlerin, kanunsuzluğun hesabını, devlet gibi olmalı, devlet gibi sormalı ve de gereğini yapmalıdır. Ancak yapılabilir mi? Merakla bekliyoruz. Habur Sınır Kapısı’nda terör örgütü militanlarının ülkemize kahraman edasıyla girişiyle beraber, AKP Hükûmetinin terörle mücadelesinin de bitmiş olduğunu değerlendiriyoruz. Daha sonraki dönemlerde yapılan açılım fiyaskoları bu durumun sebebidir. “Açılımlar” adı altında her geçen gün terör örgütü ve uzantılarına taviz üzerine tavizler veriliyor. Kandil ve İmralı’dan gelecek olan haberler heyecanla bekleniyorsa durumun ne kadar vahim olduğunu da hep beraber görmek mecburiyetindeyiz.

Bölücü terör örgütü kardeşliğimizi bozmaya çalışıyor, bin yıllık kardeşliğimizi ortadan kaldırmaya çalışıyor. Hâlbuki Atatürk bu ülkeyi “Ne mutlu Türk’üm diyene!” ilkesi içerisinde kurmuş, o temeller üzerinde oturtmuştur. Ancak gördüğümüz kadarıyla terör örgütü önce dağlara hâkim oldu, akabinde bölgelere hâkim oluyor, şehirlere hâkim oluyor ve Cizre gibi ilçelerimizde mahallelerin etrafında hendekler kazıyor, oralara giriş ve çıkışları kontrol ediyor. Yani şehirlere eşkıyaların hâkim olmakta olduğunu görüyoruz. İşte, bu mealde bu toprakları bizlere emanet eden o gazilerimizin ve şehitlerimizin de herhâlde yürekleri sızlıyordur diye düşünmek mecburiyetindeyiz. Ama onun yanında da devlet gibi olmalıyız ve devlet gibi hareket ederek oraları terör örgütüne bırakmamalıyız, oradaki insanlarımızı kucaklamalıyız diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına diğer konuşmacı Ramazan Can.

Konuşacak mısınız?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hayır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz. Süremiz on beş dakikadır. Sisteme giren milletvekillerimize söz veriyorum.

Sayın Doğru, soru soracak mısınız?

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim. Ben soracağım soruyu sordum.

BAŞKAN – Sordunuz.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bingöl ilinde Millî Emlake ait olan bir arazi, size yani Millî Savunma Bakanlığına tahsis ediliyor ve bu arazi, bir kişiye kiralanıyor. Bu kişi, bizim Cumhuriyet Halk Partisi Bingöl İl Başkanımız. Yirmi yıl buranın ecrimisilini, kirasını, her şeyini ödeyerek faaliyetlerini sürdürüyor. Ancak, biz, Bingöl’de bazı yolsuzluk iddialarını ortaya atar atmaz birisi düğmeye basıyor ve Bingöl İl Başkanımızın yirmi yıldır parasını ödeyerek kiracı konumundaki işletmesine el koyuluyor, askerî bölge ilan ettiriliyor ve buradan apar topar atılıyor.

Şimdi, Sayın Bakan, burada çok ciddi bir hukuksuzluk var. Bu hukuksuzluğun mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor, kamu vicdanı burada yaralanıyor ve sanki, bu insan, orada işgalci konumuna düşürülüyor. Bu konuya dikkat çekmek istiyorum. Bu konuya da el atıp eğer gereğini yaparsanız da memnun olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sözleşmeli uzman er ve erbaşlara sözleşme süresi bitince “Siz belediyelere gidin, belediyelere girin. Size, öncelikle, belediyeler hak verecek, işe gireceksiniz.” diyorsunuz. Bu insanlar, belediyelerin kapısında aylarca, yıllarca helak oluyor. İnsanın vicdanı sızlıyor.

Sayın Bakan, bu sözleşmeli uzmanlar hayatlarını bu ülke için koymuş insanlar. Teröre karşı savaşıyorlar, sözleşme süreleri bittiği zaman diyorsunuz ki: “Gidin, size iş versinler.” Yani, buna bir çözüm bulmuyor musunuz? Millî Savunma Bakanlığı, kendisi için çalışan, bu ülke için hayatını koyan insanlara sahip çıkmayacak mı? Bunların iş sorunlarını nasıl çözeceksiniz Sayın Bakan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, bir yazılı soru önergeme vermiş olduğunuz cevapta -ben gıda maddeleriyle ilgili, 2013 yılında alımı yapılan gıda maddelerinin miktarını, tutarlarını sormuştum- şöyle bir yanıt aldım: Gıda maddeleri sırayla gelmiş hepsi ama yumurta, sebze, meyvenin karşısına “Millî Savunma Bakanlığı tarafından tedarik edilmemektedir.” diye yazıyor. Bunu anlayamadım. Nasıl tedarik ediliyor, mahallinde mi? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, Sayın Atıcı, Bingöl ilinde Millî Emlakçe tahsis edilmiş bir arazinin daha sonra tahsisi iptal edilmiş, dolayısıyla burada bir hukuka aykırılık olduğunu ifade ediyor. Tabii, biz detayını Millî Emlak Genel Müdüründen yazılı olarak sorarız, alırız, birinci husus bu.

İkincisi: İdarenin her türlü eylem ve işlemleri yargı denetimine tabi; doğru, yanlış bir işlem yapılırsa yargıya gidilir. Yargı da doğru veya yanlış karar verir ama hukukun üstünlüğü veya hukuk devleti, yargının vermiş olduğu kararı doğru olarak kabul edip neticesine göre hükmetmek, gereğini yerine getirmeyi gerektirir.

Yine, bir başka, Sayın Acar’ın uzman erbaşlarla ilgili: Burada bir problem var, burada bir problem var ama sorun kolay değil. Neden? 10 binin üzerinde bir şey var. Eğer, biz bunları devlete… Çünkü onun da, devletin de her yıl alacağı bir memur sayısı var. Eğer bunları alırsak hâkim alamayacak, bunları alırsak yerine göre polis alamayacak, bunları alırsak öğretmen alamayacak. Bir kanun çıkmış, işte “İki yıl görev yaptıktan sonra ayrılanlar boş kadro olmak kaydıyla kamuda istihdam edilebilir.” diye bir kanun konulmuş ancak bugüne geldiğimizde sayı o kadar artmış ki bunlara bir iş bulabilmek kolay değil. Ancak sadece sizin değil, hepimizin de ortak karşılaştığı bir sorun. Nasıl çözülebilir? Bizim de üzerinde hâlen çalıştığımız bir mesele.

Bir başka, Sayın Demiröz’ün, gıdalar, yumurtayla ilgili: Yerel, mahallî olarak temin ediliyor diye arkadaşlar bilgi verdiler, dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığı olarak ihaleyi biz yapmıyoruz.

Bilgilerinize.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, elbette yargıya güveniyoruz ve yargı kararını verecektir ancak yargı bu kararı verene kadar geçecek olan yıllar içerisinde, Bingöl gibi bir yerde, 30’dan fazla işçi çalıştıran ve katma değer elde eden bu şirket şu anda kapatılmıştır. Hiçbir gerekçe yokken, sırf biz Bingöl’e gittik, bazı konuları gündeme getirdik diye böyle bir işlemin yapılmasını bir, etik bulmayız, iki, hukuk eğer tecelli edecekse bu zamana kadar da bu işletme yok olup gidecektir. Ee, hukuk tecelli ettikten sonra da yani bunun bir anlamı kalmamış olacaktır.

İstirhamımız, lütfen bir talimat verin ve size gerekli bütün bilgileri getirsinler. Uygun görürseniz, ilgili kişiyle de beş dakika siz veya uygun göreceğiniz birisi görüşürse bu sorun çözülmeyecek bir sorun değil efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Efendim, bu konuyla ilgili Sayın Atıcı’dan gerekli bilgileri alın, gerekiyorsa ilgili kişiyle görüşün. Bu konuyla ilgili gereken bilgileri alacağım. Yani, gereği ne kadar yapılabilir o konuda kararı veririm.

Bilgilerinize.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Sayın Bakana Gaziantep ili İslahiye ilçesinde bir önceki dönemde göreve başlatılan uzman erbaşların yani ordudan ayrılmış uzman erbaşların, AKP’li Belediye Başkanı koltuğa oturduktan sonra işten çıkarıldıklarını daha önce Mecliste dillendirmiştim. Şimdi, bu arkadaşlarımız idare mahkemesinden kazanmışlar ancak İslahiye Belediye Başkanı bu arkadaşlarımızı göreve başlatmamakta ısrar ediyor. Yani, bu karda kışta ortada kalmış bu kardeşlerimize -ki bunlar sizin eski personeliniz- bunların hukukuna mutlaka sahip çıkmanız gerektiğini düşünüyorum. Kendi partinizin belediyesiyle ilgili bir girişimde bulunursanız memnun olurum. Benimki sadece soru değil, bir taleptir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sistemde başka soru yok.

Sayın milletvekilleri, böylelikle üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

60’ıncı maddede bir adet önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

672 sıra sayılı Kanun Tasarısının 60. maddesinde yer alan “yardımcı doçent" ibaresinin,        yardımcı doçent, okutman ve uzman" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                            Pervin Buldan                             Adil Zozani

                   Bingöl                                       Iğdır                                      Hakkâri

              Hasip Kaplan                           Gülser Yıldırım

                   Şırnak                                      Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile ders ücreti ödenebilecek öğretim elemanlarına yardımcı doçent, okutman ve uzmanların eklenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

61’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 61. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ali Halaman                         Ahmet Duran Bulut                       Mehmet Günal

                   Adana                                     Balıkesir                                   Antalya

               Oktay Vural                         S. Nevzat Korkmaz

                    İzmir                                       Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Nevzat Korkmaz konuşacak, Isparta Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha huzurlarınızdayım.

Ben bu değişiklik önergesiyle, iki farklı hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir tanesi: Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na ek madde eklendi 6522 sayılı Kanun’un 11’inci maddesiyle. Bu madde, birçok kurumda hizmet alımı yöntemiyle çalıştırılmakta olan ve bu kurumların asli işlerini yürüten personeli ilgilendiriyordu. Bu madde çıkarıldı ama bu hükmün yürürlüğe girmesi ve detayların ortaya çıkarılabilmesi için yine aynı yasa gereği bir Bakanlar Kurulu kararı ve yönetmelik çıkarılması isteniyordu. Fakat, bugüne kadar bu yönetmelik ve Bakanlar Kurulu kararı yayımlanmadı. Bu eksikliğe rağmen durumdan vazife çıkaran işgüzar bazı kurum ve üniversiteler, uygulama yönetmeliği ve Bakanlar Kurulu kararı olmamasına rağmen, taşeron şirketler üzerinden çalıştırılan, bürolarda çalıştırılan idari personeli bürolarından çıkarmaya ve temizlik işlerine gönderme konusunda bir talimat verdiler. Aşağı yukarı, Türkiye'de birçok kurumda bu hadise yaşanıyor, Isparta’da da Süleyman Demirel Üniversitesinde yaşanıyor. Üniversitemizde taşeron şirket üzerinden hizmet alımı yöntemiyle bürolarda çalışan ve kurumun asli işlerini yürüten 250 personel, temizlik işlerine gönderilmeye çalışılıyor, aksi hâlde, işten çıkarılacakları kendilerine beyan edilmiş. Yayımlanacak olan Bakanlar Kurulu kararıyla hizmet alımı yöntemiyle hangi işlerde personel çalıştırılabileceği belirlenecek. Bu kararda kurumlara yardımcı büro hizmetleri şeklinde bir hizmet satın alma imkânı sağlanır ise işten çıkarılmaların önüne geçilecek.

Değerli arkadaşlar, Hükûmetin derhâl diğer düzenleyici işlemleri çıkartması ya da bu kurumları “Benim işlemlerimi bekleyin.” diye talimatlandırması gerekiyor. Aynı talimatı YÖK de verebilir. Aksi takdirde hem idarede boşluklar oluşacak hem de personelin hak kayıpları gündeme gelecek. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu sorunun takipçisiyiz. Bu hususta da bir an önce Hükûmeti adım atmaya davet ediyoruz.

Yine bir başka husus değerli arkadaşlar, basında da yer aldı: Efendim, insanlığın ortak değerleri üzerine inşa edilen ve milletin bağışlarıyla ayakta tuttuğu Kızılay, sanal âlemde, AKP’nin iş ortağı Rıza Sarraf’ı eleştiren karikatürü paylaştığı için Isparta Kan Bağışı Merkezi Müdürü Doktor Şerafettin Kılınçel’i işten çıkardı. Yakından da takip ettiğim birisi bu Doktor Bey, bölgede kan bağışını, değerli arkadaşlar, yüzde 70 artırmış, bu çalışmalarıyla da bölgede takdir toplamış bir kişi, düşünen, konuşan, eleştiren… Ne olacaktı yani bildiğini söylemeyecek, gördüğünü görmeyecek miydi? Beğendiği karikatürleri paylaşmış, suçu bu. Sorsanız “Siyaset ile uğraşıyor.” diyeceksiniz. Allah’tan korkun. “Uzun adam” diye sanal âlemde vıcık vıcık yağcılık, yağdanlık yapanlar hakkında bırakın işlem yapmayı, terfi ettirdiniz. Bu yağcı, yağdanlık şahsın görevi siyaset yasağı olan bir de hâkimdi; hâkimi koru kolla, terfi ettir, doktora siyaset yasağı koy. Herhâlde “ileri demokrasi” anlayışınız bu.

Değerli arkadaşlar, “Bu ülkede ifade hürriyeti var mı, yok mu?” diye bir anket yapılıyor, geçen sene yüzde 34 çıkan “İfade hürriyeti vardır.” oranı, bu sene yüzde 27 çıkmış. Bu, olsa olsa AKP Hükûmetinin ayıbıdır. İşte bu da en önemli tezahürlerinden birisi. Bu adaletsizliğin hesabı mutlaka sorulur, hem Kızılay Genel Merkezinden sorulur bu işleme imza atan, bu talimatı verenler ile ilgili hem de… Şunu da sizlerle paylaşmak istiyorum: Bakın, bir gün gelecek, “Uzun Adam” diye methiyeler düzen şahıs, mahkûm olmamak için işten çıkardığınız doktordan rapor almak zorunda kalacak. Burası Türkiye, herkes hesabını kitabını buna göre yapsın. Niye mi böyle söylüyorum? İlahi adaletin tecellisine yürekten inandığım için. Herkes hesabını buna göre yapsın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

62’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 62. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ali Halaman                         Ahmet Duran Bulut                       Mehmet Günal

                   Adana                                     Balıkesir                                   Antalya

               Oktay Vural                         S. Nevzat Korkmaz                                 

                    İzmir                                       Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak acaba önerge üzerinde?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Eski düzenleme daha uygun olduğu için aynen kalması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 62’nci madde kabul edilmiştir.

63’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

64’üncü maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezinin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nda yer alan 64 üncü maddenin tasarı metninden çıkarılması için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

           Mustafa Moroğlu                         Turhan Tayan                            İlhan Demiröz

                    İzmir                                        Bursa                                       Bursa

        Dilek Akagün Yılmaz                Ramazan Kerim Özkan                    Haluk Eyidoğan

                    Uşak                                       Burdur                                     İstanbul

               Ali Serindağ

                 Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın İlhan Demiröz konuşacak, Bursa Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 672 sıra sayılı Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Milli Savunma Komisyonu Raporu üzerine Cumhuriyet Halk Partisi görüşlerini belirtmek için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yasa tasarısına geçmeden, Sayın Millî Savunma Bakanının 25/12/2014 tarihindeki bir açıklamasıyla başlamak istiyorum. Türkiye’nin ilk çip fabrikasının temeli başkentte atıldı. Fabrikanın hayata geçmesiyle 1 kilogram çipin ihraç edilmesinin 10 milyon ton patates üretiminden daha kârlı olduğunu söyledi. İşte, şeyi de yanımda getirdim, gazete de burada. Burada şuna gelmek istiyorum: Tabii ki çipin ne kadar kârlı olduğunu, teknoloji katma değerinin ne kadar yüksek olduğunu kabul ediyoruz ama bu tarafta da, bunu karşılaştırırken elmayla armudu veya oransız şekildeki bir karşılaştırma olduğunu ifade etmek istiyorum.

Biz dekara ortalama 2.700 kilogram düşünürsek, 10 milyon ton patates için 400 bin hektar bir alana ihtiyacımız var. Diğer bir ifadeyle, 4 milyon dönümlük bir alanda patates ekmemiz gerekir. Hâlbuki ülkemizdeki patates üretimi 4 milyon ton civarında. Yani ekilebilen arazi miktarımız 154 bin hektar. Ülkemizde kişi başına patates tüketiminin, yıllık tohumluk ve depo kayıpları gibi kısımlar çıktıktan sonra 50 kilogram olduğunu söylemek isterim.

Patatesle ilgili bu bilgileri verdikten sonra, gıda ürünü, hayvan yemi, endüstriyel nişasta ve tohumluk olarak kullanıldığını, Türkiye'de hemen her ilde patates üretildiğini eklemek isterim. Ayrıca, üretim yoğunluğu olarak Niğde, İzmir, Konya, Afyonkarahisar, Kayseri, Bolu, Adana illerinde gerçekleştiğini de söyledikten sonra, Türkiye'de 40 bin civarında çiftçi ailesinin erken ve ikinci ürün patates tarımı yaptığını da unutmayalım.

Altını özellikle çizerek söylemek istediğim husus şu: Telefonlar aldım bu konuyla ilgili, köylülerimizin, çiftçilerimiz hassas davrandıklarını, üzüldüklerini ifade ettiler, ben de bunu sizinle paylaşmış oldum Sayın Bakanım.

Yine, bu konu açılmışken, az önce bir dakikalık sorular kısmında bir soru sordum; Sayın Bakan, meyve sebze, yumurtanın yerelden tedarik edildiğini söyledi, yerelin de oradaki alay komutanlıkları vasıtasıyla olduğunu anladım.

Şimdi, şuna gelmek istiyorum Sayın Bakan, daha önce de konuşmuştuk. Bursa için söylüyorum, özellikle bugünlerde ihracatın durması -ziraat oda başkanının ifadesiyle söylüyorum- sıfırlanması söz konusu. Ellerinde bol miktarda armut var, deveci armudu, santa maria; inanın hâlâ götürüyorlar, bırakıyorlar, kaç kuruş verirlerse bir ay sonra gidip alınıyor.

Buradan ifadem şu: Yerelde oluyorsa, bu konuda talimat vererek bu ürünlerin alınması sağlanamaz mı? Bunun örneğini Aydın Belediye Başkanımız yaptı. Aydın’da narenciye, 25 kuruştu, 30 kuruşa bunu aldı. En azından çiftçilerin bu kadar sıkıntılı olduğu bir dönemde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanının çiftçilerden tarafa hiç bakmadığı bir dönemde, lütfen, bu konuda onların ellerinden tutarsanız, zannediyorum ki Millî Savunma Bakanına minnettar olacaklardır. Bunu arz etmek istedim.

Mayınlı arazilerle ilgili söyleyeceklerim de vardı ama zamanı bu şekilde kullandığım için sadece bir cümleyi söylemek isterim. Orta Doğu’nun en zengin su kaynaklarına sahip olan bu bölge için Avrupa Birliği tarafından 2004 yılında yayınlanan ve kamuoyundaki adıyla etki değerlendirme raporunda Türkiye'den kaynaklanan suyla ilgili Dicle ve Fırat üzerinde su yönetiminin devredilmesi gerektiğini ifade ediyor, dikkatinizi buraya çekiyor ve hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demiröz, sağ olun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

65’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

66’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

67’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

68’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezinin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda yer alan 68 inci maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

Mustafa Moroğlu                                     Haydar Akar                            Dilek Akagün Yılmaz

               İzmir                                           Kocaeli                                           Uşak

Ramazan Kerim Özkan                            Haluk Eyidoğan                               Turhan Tayan

              Burdur                                         İstanbul                                          Bursa

MADDE 68: 17/11/1983 tarihli ve 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 19 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (f) ve (g) bentlerinde yer alan “hükümlü olmamak” ibareleri “hükümlü olmamak veya bu suçlardan dolayı haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya buna bağlı düşme kararı verilmemiş olmak” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Haydar Akar konuşacak, Kocaeli Milletvekili.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Olması gereken bir kanun, zaten bir mutabakat da var, onun için de Meclis sıralarımız boş hepinizin gördüğü gibi. Güzel bir şekilde götürüyoruz, bu kanunun bütün maddeleri konuşuluyor ama en az bunun kadar önemli olan, yine benim kentimi, İstanbul’u ve Sakarya’yı ilgilendiren bir konudan bahsetmek istiyorum. İnşallah, Sakarya ve Kocaeli milletvekilleri de buradadır.

Gerçekten otuz altı aydır bu kesimdeki vatandaşların seyahat etme özgürlükleri ellerinden alındı. Gerekçe “hızlı” trendi, “yüksek” demiyorum çünkü hız limiti 250’nin üzerindeki trenlere “yüksek hızlı tren” denir. Bunu da bilmenizde fayda var diye düşünüyorum. Hızlı tren gerekçesiyle otuz altı aydır Adapazarı-Haydarpaşa arasında yolcu taşımacılığı yapılmıyor. Günde yaklaşık 30 bin kişi bu işten yararlanıyordu. Bunun içinde Kocaeli Üniversitesinde okuyan 70 bin öğrencinin büyük bir kısmı, yine Sakarya’da okuyan öğrencilerin büyük bir kısmı, artı, İstanbul’a alışverişe giden gelen memur, işçi birçok insan tam otuz altı ay süreyle mağdur edildi. Tabii, bu mağduriyet belediye otobüsleriyle önlenmeye çalışılsa da yeterince önlenemedi. Ben kendi köyümden de biliyorum, birçok insanın işi bıraktığını biliyorum.

Bunları geçtik. Bu yılbaşı itibarıyla banliyö trenlerinin çalıştırılacağı söylendi. Banliyö trenleri, evet, çalıştırıldı. Eskiden beri biliyoruz ki bu banliyö treni yani “Adapazarı Ekspresi” diye adlandırılan tren daha önceki yıllarda -kapanmadan önceki yılda- Adapazarı merkezden kalkıp Haydarpaşa’ya giden bir trendi. Yani Adapazarı merkezden binen bir arkadaşımız, bir vatandaşımız, bir kardeşimiz tek bir vasıtayla Haydarpaşa’ya ulaşıyordu. O Haydarpaşa -görkemli manzarası edebiyat kitaplarına geçmiştir, şiirlere konu olmuştur- bir kültür, “TCDD’nin kültürü” diye adlandırılıyor ki dünyada hep böyledir merkezlerdeki tren istasyonları, gerçekten öyle muhteşem bir yapı. Orada inerler ve Avrupa’ya bir selam çakarlardı oradan, vapurla karşıya geçerlerdi.

Şimdi “Teknolojiyi kullanıyoruz, hatları yeniliyoruz, zamandan tasarruf ediyoruz.” diye Adapazarı’ndan binen bir vatandaş önce bir Adaray treniyle -banliyöyle- Arifiye’ye gidecek, Arifiye’de inecek, binecek Adapazarı Ekspresi’ne Pendik’e gidecek, Pendik’te inecek, oradan Kartal’a minibüs, dolmuşla gidecek, Kartal’dan metroya binecek, Kadıköy’e gidecek, Kadıköy’den vapura binecek, karşıya geçecek. Eskiden 1 vasıtayla yaptığımız şeyi, şimdi 5 ayrı vasıtayla yapıyoruz. Teknoloji yenileme bu değil arkadaşlar. Maliyetleri düşürme, kaliteyi artırma bu değil. Evet, maliyetleri düşürmüyorsunuz, vatandaşın cebini sıfırlıyorsunuz; zamandan tasarruf etmiyorsunuz, vatandaşın zamanını sıfırlıyorsunuz. Gerçekten her şeyi sıfırladınız, bir de kültürü ve tarihi sıfırlıyorsunuz.

Şimdi sizden ricam… Bakın, o hatta sinyalizasyon eksik olduğu için daha önce on dakikada bir veya günde 12 sefer karşılıklı yapılırken sırf konuşmayalım diye 4’er sefer kondu -4 sefer gidiş ve 4 sefer geliş kondu- nedeni de hızlı trenlerle çakışmaması gerektiği çünkü sinyalizasyon yok. Gerçekten, Gebze-Pendik arasında sinyalizasyon olmadığı için hızlı tren seferleri artırılamıyor, banliyö ve Adapazarı Ekspresi tren seferleri artırılamıyor ve yük trenleri çalışmıyor. Evet, “Yük treni çalışmayabilir.” diyebilirsiniz ama TCDD’nin en büyük gelir kaynağı yük taşımacılığı olmasına rağmen sizin döneminizde yük taşımacılığı -Allah rahmet eylesin- o da bitti, en büyük geliri olmasına rağmen. Tamam, yolcu taşımacılığına önem veriyorsunuz, “hızlı tren” diyorsunuz; bu, gerçekten olması gereken bir şey ama bunu yaparken, diğer insanların, başka kentlerde yaşayan insanların mağdur edilmemesi gerekiyor. Özellikle ben TCDD Genel Müdürünü alarak Arifiye’den Adapazarı merkeze kadar hızlı treni getirdim, birlikte inceledik, raylar eski, Adaray’ın çalıştığı kısımda, 9-10 kilometrelik kısımda raylar eski ve tek yol, “Burayı yenileyebiliriz.” diyor, 4 tane hemzemin geçit var, “Battı çıktı ve üst geçit yapabiliriz.” diyor. Bunun hepsini TCDD üstlenmesine rağmen Sakarya Büyükşehir Belediyesi bu trenlerin oraya gitmesini istemiyor.

Sizden, Sakarya milletvekillerinden ricam, bizim çocukluğumuzun, anılarımızın hikâyesi olan Adapazarı ve Haydarpaşa hattındaki banliyöleri kaldırmayın ve eski yöntemlerle, “yöntemlerle” demeyeyim, lokasyonlarla çalıştıralım, Adapazarı merkez ve Haydarpaşa’dan çalıştıralım, aradaki diğer köylerde, beldelerde insanlar da Adapazarı merkeze gidip alışveriş yapma imkânına sahip olsunlar. Niye söylüyorum? Ben İzmit’e bağlı beldede yaşamama rağmen her hafta sonu veya hafta arasında ailem Adapazarı’na gider, pazar yaparlardı, oradan alışveriş yapar ve dönerlerdi. Şimdi bu da bitti, Adapazarı esnafı da mağdur edilmiş oldu. Bunun çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum, bunu da sizin desteklerinizle çözmek gerektiğine iniyorum.

Teşekkür ediyorum beni dinlediğiniz için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

69’uncu maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezinin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nda yer alan 69 uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılması için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

       Mustafa Moroğlu                            Haluk Eyidoğan                         Ramazan Kerim Özkan

               İzmir                                           İstanbul                                         Burdur

         Turhan Tayan                           Dilek Akagün Yılmaz                            Aytuğ Atıcı

               Bursa                                            Uşak                                           Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 672 sıra sayılı Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Mayın temizlemesinden bile rant elde etmeyi düşünmeyen milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 69’uncu maddenin tasarı metninden çıkarılmasını teklif ediyoruz. Bununla birlikte kara mayınlarının yarattığı sıkıntıları ve özellikle kadın ve çocuklar üzerindeki etkilerini de sizlere kısaca özetlemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, kara mayınları aslında çok çok ucuza mal edilebiliyor ancak bunların temizlenmesi yüzlerce misli fiyata mal oluyor ve bu gerekçelerle de yüz yıla kadar da temizlenmesi zor hâle geliyor. Toprak altında, temizlenmediği için yüz yıla kadar sinsice kurbanlarını bekleyebiliyor. Savaş sonrası barış dönemlerinde daha çok kendini gösteriyor bu sinsi düşmanlar ve masumları da katlediyor veya sakat bırakıyor.

Antipersonel kara mayınları ne yazık ki coğrafyamızda yüz karası bir ilkelliğin yani ölüm kültürünün yani acının araçlarındandır. Hepimizin bildiği gibi, öldürmek insan suçudur. Bu konuda meşru müdafaa dışında hiçbir gerekçe geçerli olamaz. Peki, emperyal ülkeler bizim gibi ülkelere acaba neden mayın satarlar? Bunun bir tek cevabı vardır, o da sömürüdür. Mayın üretip satarken emperyal güçler bizden para kazanıyorlar. İnsanlarımız öldüğünde insanlarımızın kaybından dolayı kazanıyorlar. Patlayan mayınlar nedeniyle uzuvlarını kaybeden vatandaşlarımızın tedavilerinden, protezlerinden para kazanıyorlar ve kendi sattıkları ve döşettirdikleri mayınları temizlerken de en çok parayı oradan kazanıyorlar.

Peki, Türkiye’deki duruma bir bakalım. Türkiye, Ottawa Sözleşmesi’ni 2003 yılında imzaladı, 2004 yılında da taraf devlet oldu. Bunun anlamı şuydu: Ülkemiz 2008 yılı 1 Martına kadar stoklardaki mayınları imha edecek, 2014 yani geçen yıla kadar da toprağa döşeli bütün mayınları temizleyecek ve -en az bunun kadar önemlisi- mayın kurbanlarına yardım için gerekli adımları atacaktı. Peki, böyle mi oldu? Hayır, böyle olmadı. Geçen yıl yine AKP Hükûmetinin aldığı bir kararla bu temizleme işi 2022 yılına kadar uzatıldı ve mayın mağdurları için de bir tek adım dahi atılmadı. 2010 yılında sizin verdiğiniz verilere göre, toprağa döşenen 1 milyon mayından sadece 25 bininin temizlendiği açıklandı ve gerçekten mayın temizlemesi de rant konusu hâline getirildi. Yüksek ücretlerle NATO’nun temizlemesi istendi. Hatta temizleme bedeli olarak da İsrail’e bölgenin en verimli toprakları elli yıllığına yine sizin tarafınızdan peşkeş çekiliyordu, neyse ki Cumhuriyet Halk Partisinin girişimiyle bu vahim hatadan dönüldü. Bu vahim hatadan dönüldü ama AKP mayın temizleme konusunda yine sınıfta kaldı ve her üç günde bir 1 sivilin mayınlar nedeniyle ölümüne neden oldu. Bakın, bu önemli bir şeydir. Ben Bingöl’ün gönüllü milletvekilliğini yapıyorum ve üç yıl içerisinde Bingöl’de 2 çocuğun ben Bingöl’deyken ölümüne şahit oldum. Bulduğu bir mayını bir oyuncak zannedip ağzına götürdüğünde çocuğun elinde patlayan mayın hem kendisinin hem de kardeşinin hayatını maalesef almıştı.

Ottawa Sözleşmesi’nin yükümlülüklerini yerine getirmediniz ama Cartagena Eylem Planı hakkında da ciddi bir atılım yapılmadı. Bu acil mayın eylemi ya da mayın faaliyet merkezi önemli bir adımdır ancak buradan sizlere sesleniyorum: Bu sadece kuruluş şekliyle kalmamalıdır, toprağa döşeli mayınların temizliğiyle ilgili programı derhâl açıklamalısınız. Yani bu merkezi kurmanın bir anlamı var ama yeterli değil, esas programınızı açıklayacaksınız. En az bunun kadar önemli, mayın patlamasından sağ kurtulanların ihtiyaçlarını gidermeli ve haklarını yasal güvence altına almalısınız ve bu konuda da bir veri tabanı oluşturmalısınız diyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

70’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

71’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

72’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

73’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

74’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

75’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

76’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

77’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

78’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

79’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 80’inci maddeye bağlı ek madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 80’inci maddeye bağlı ek madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

81’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

82’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

83’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

84’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

85’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

86’ncı maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi’nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda yer alan 86 ncı maddenin tasarı metninden çıkarılması için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

       Mustafa Moroğlu                              Turhan Tayan                           Dilek Akagün Yılmaz

               İzmir                                            Bursa                                            Uşak

        Haluk Eyidoğan                         Ramazan Kerim Özkan                            Levent Gök

              İstanbul                                         Burdur                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök konuşacak.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Burada Hükûmetten hazır bir Bakanımızı da bulmuşken Ankara’mızın çok önemli birkaç konusuna da dikkat çekmek istiyorum.

Sayın Bakan, Ankara son derece ağır geçen kış koşullarında herkesin doğal gazla çok ciddi sorunlar yaşadığı bir süreçten geçmektedir. Bildiğiniz gibi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı 2007 yılında bu konuşmayı yaptığımız Meclisin arka kapısında bekleyerek kendisinin hazırlattığı bir kanunu buraya getirdi ve Ankara’daki Başkent Doğalgazının özelleştirmesinin önü açıldı. O gerekçede BAŞKENTGAZ özelleştirilince yıllardır yapamadığı metrolara kaynak aktarılacak ve bu şekilde Belediyeye bir gelir sağlanacaktı. Bu kanun buradan geçti ve sonunda Ankara’daki BAŞKENTGAZ önceki yıl bir özel şirkete satıldı.

O zaman buradan defalarca söz ettim. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de olsa Ankara’da yakıtta tek seçenek olan doğal gazda doğal gazın idaresinin, fiyatlarının belirlenmesinin bir kamu otoritesinin elinde kalması en makul yoldur. Kim olursa olsun, bu Melih Gökçek dahi olsa fiyatları artırırken ya da uygulamada, abonelik işlemlerinde herhâlde bir siyasi endişeyle hareket eder diye buradan bas bas söyledik ama dinleyen olmadı. O zaman Melih Gökçek bunun ısrarla özelleştirilmesini istiyordu ve BAŞKENTGAZ özelleştirildi ve Ankara bugün doğal gazda Türkiye’nin en yüksek sorunlarının yaşandığı bir şehir hâline gelmiştir.

Doğal gazdaki aboneliklerin Melih Gökçek döneminde elektronik sayaca dönüştürülmesinden sonra şimdi mekanik sayaca dönüştürme furyası başlamıştır Sayın Bakan. Ankaralı yurttaşlarımıza “Elektronik sayaçlarınız arızalı, derhâl değiştir.” diye kendilerine bildirimler yapılmakta, yeniden abonelikler kurulmakta, bunun üzerinden para alınmakta ve Ankaralılar mağdur edilmektedir. O zaman özelleştirilmesin diye ben burada haykırırken “özelleştirilsin” diye sizlerden bu kanunun çıkmasını isteyen Melih Gökçek, bugün, Ankaralılara diyor ki: “Gidin, BAŞKENTGAZ’ı alan şirketi savcılığa şikâyet edin.” Bu, ne yaman bir çelişkidir. Siz elinizde bulunan bir şirketi yok pahasına satacaksınız, üstelik “Metroya kaynak aktaracağım.” diye satacaksınız ve metroyu da yapmayacaksınız, metronun yapım işini Bakanlığa devredeceksiniz, o kaynağı da nerede kullandığınız belli değil ama Ankaralılar ciddi bir sorun yaşıyor. Şimdi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ne işe yarar? Yahu bu konuda bu şirket yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, Ankara’daki 2 milyon abonenin bu feryadını kim duyacaktır Sayın Bakan? Bu konuya lütfen bir el atın.

Kota uygulanıyor, insanlar istediği kadar doğal gaz alamıyorlar, sayaçları değiştirmeye zorlanıyor. Yeni aboneliklerde yeni paralar alınıyor. Bunu Ankaralıların kaldırması mümkün değildir. Bakın, metro yapılacak diye özelleştirildi, metroyu Ulaştırma Bakanlığı yaptı, Hükûmetiniz yaptı ama metroda da devasa sorunlar var. Metroda herhâlde iyi hesaplar yapılamadığı için şu anda Ankara metrosu Türkiye’de ulaşımın en zor olduğu bir ulaşım aracı hâline gelmiştir. Çayyolu metrosu, Sincan’dan gelenlerle, Etimesgut’tan gelenlerle son durak dolmakta, arabalar yolları işgal etmektedir. Trafik sorunu artmıştır, insanlar trenlere binememektedir ve metro, Ankara bir kâbusa dönüşmüştür. Önceden kırk dakikada otobüsle gidilen yerler metroda uygulanan aktarmalar nedeniyle bir buçuk saate çıkmıştır Sayın Bakan, lütfen bunlara müdahale edin. Ankara’da metro ulaşımda bir kolaylığın aracı değil, tam tersi, insanların işkence çektiği bir ulaşım aracı hâline gelmiştir. Şimdi, bunun hesabını sormayacak mısınız? Ortada devasa sorunlar vardır, Ankaralı yurttaşlarımız bu sorunların çözülmesini bekliyor.

Doğal gaz ve metroda yaşanan sorunlar gerçekten artık tahammül edilir boyutları aşmıştır. Bu konuya dikkat çekmek ve sizin de bu konuda en azından Ankaralıları rahatlatmak adına bir şeyler söyleyebilmeniz amacıyla söz aldım.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

87’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi’nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda yer alan 87 nci maddenin tasarı metninden çıkarılması için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

       Mustafa Moroğlu                              Turhan Tayan                           Dilek Akagün Yılmaz

               İzmir                                            Bursa                                            Uşak

        Haluk Eyidoğan                         Ramazan Kerim Özkan                            Levent Gök

             İstanbul                                         Burdur                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Moroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın Meclis üyeleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunun bizim en hoşumuza giden ve en önemsediğimiz taraflarından birisi, bütün verimli topraklarımızın mayınlardan temizlenecek olması yani ülkemizde tarıma yapılacak yatırımın daha da fazlalaşması ve verimli arazilerimizin tarıma açılması. Bunu söylerken elbette… Bunu, vekillerimizin ve Komisyonumuzun çabasıyla bir an önce yasalaşacak ve bir an önce de faaliyete geçireceğiz. Ama, bir taraftan da tarıma ilişkin bazı endişeleri dile getirdi yurttaşlarımız yasa görüşülürken; onu hemen ifade etmek için söz aldım Sayın Bakanım, ilgilenirseniz sevinirim. Bunlardan birincisi, Tarım Bakanlığımız “TBS” diye bir sistem kurmuş, 30-40 milyon dolar harcanarak kurulmuş bu sistem. Fakat, bu sistem yeni yılın başından beri çalışmıyormuş; bu sistem çalışmayınca çiftçilerin kaydolduğu “ÇKS” diye bir sistem var, buna kaydolmadan da çiftçiler herhangi bir işlem yapamıyorlar bankalarla ilgili. Bunun bir an önce giderilmesini istiyorlar. Şimdi görüşülüyor diye Kiraz’dan aradı çiftçi kardeşlerimiz, onları iletip bunları bir çözüme bağlamanızı ve bu sorunu çözmenizi talep ediyorlar. Ben de onların sözcüsü olarak bu dileklerini dile getirmiş oldum.

Bir başka dileğimiz, elbette, arazilerimizi mayından temizliyoruz ama bizim son günlerde İzmir ve çevresinde karşılaştığımız en önemli sorunlardan birisi de taş ocakları meselesi. Çünkü, biz bir taraftan mayınlar temizlenerek tarım arazilerimizi çoğaltıyoruz derken, tarım arazilerimizin yok edilmesiyle karşı karşıya bırakan 3 işlemle karşı karşıya kaldık İzmir’de. Bunlardan birisi Kemalpaşa’nın Akalan köyü, size daha önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, 1 kilometre köy merkezine, çocukların öğretim gördüğü okulu da 680 metre. Bunun bir an önce yürütmesini durdurdu idare mahkemesi ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığından görüş istiyor “ÇED raporu gerekli mi, değil mi, bunun bir mahzuru var mı?” diye. Bu konuda Bakanımız köylülerin dileklerini yerine getirmede yardımcı olursa ve bunların ÇED raporu kapsamında değerlendirilmesini sağlarlarsa bu yasayla kazandığımız sevinç bir kat daha artacak diye düşünüyorum.

Yine, aynı şekilde Menderes’in Karakuyu köyünde de tarım arazilerine 100 metre, zeytinliklere de 3 kilometre olması gerekirken, zeytinliklere 1 kilometre yakında yeni bir taş ocağı açılması için izin verilmiş. Bu izin de “ÇED gereklidir.” kapsamında değerlendirilseydi, o izin verilmeyecekti; bunun dikkate alınmasını istiyoruz.

Bir ayrı isteğimiz de, köylülerin talebi de, yine, Selçuk’ta Gökçealan köyünde de benzer bir uygulamayla köye çok yakın bir alanda taş cağı açılıyor. Yani, bir taraftan biz tarım arazilerini kazanıyoruz diye sevinirken bir taraftan da tarım arazilerimizin dibinde taş ocakları açılmasına lütfen izin vermeyiniz diyoruz.

Bunları iletmiş oldum. Ama ocak ayı bizim için gerçekten üzücü bir ay olmaya devam ediyor. Üzücü günlerimiz bütün toplum olarak, ülkemizin ayıbı olarak tarihe geçen günlerimiz ocak ayında çok fazla. Üç gün sonra Uğur Mumcu’yu anacağız katledilişinin, 1993 yılında katledilişinin 21’inci yılında. Ocak ayında Onat Kutlar’ı kaybettik, ocak ayında Muammer Aksoy’u kaybettik, ocak ayında -biraz önce Grup Başkan Vekilimizin dediği gibi- özellikle temiz siyaset konusunda çok önemli adımlar atmış Aydın Güven Gürkan Genel Başkanımızı kaybettik. Hepsini saygıyla anıyoruz ama dün bir kez daha ülkemizin bir ayıbı olarak bizi üzen bir karara daha imza attı Türkiye’deki, maalesef, yargıçlar. Nedeni de şu: Artık bu ülkede çocuklara sokağa çıkmayın, hakkınızı aramayın, ararsanız siz bir biçimde baskıyla karşı karşıya kalırsınız, gazla karşı karşıya kalırsınız, plastik kurşunlarla karşı karşıya kalırsınızı cesaretlendirecek bir karara ve bu kararın sonrasında da o yaşlı annelerin ve onlarla dayanışmaya gelmiş insanların üstüne gazla müdahale edildiğini gördük ama bu gençler, bu çocuklar mutlaka başlarını eğmeyecekler ve hak aramaya, özgürlüklerini aramaya devam edecekler. Ocak ayında karşılaştığımız bu ayıbı da üzüntüyle izlediğimizi ve Türkiye’mizin, ülkemizin bu ayıbı bir daha yaşamaması için Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun dileklerini iletmek için söz aldım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Moroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Üçüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi dördüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Dördüncü bölüm çerçeve 88’inci maddeye bağlı ek 2 ve ek 3’üncü maddeler ile çerçeve 100’üncü maddeye bağlı ek 3 ve ek 4’üncü maddeler ile geçici 1’inci madde dâhil 88 ila 114 üncü maddeleri kapsamaktadır.

Dördüncü bölüme geçmeden on beş dakika ara verelim.

Kapanma Saati: 17.18

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Dördüncü bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Sayın Orhan Düzgün konuşacak.

Buyurun Orhan Bey. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî mayın faaliyet merkezinin kurulmasıyla ilgili grubumuz adına söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, tabii ki bir ülkede hâlâ yer altında mayınların bulunması, insanların art niyetli olsun ya da olmasın bu mayınlarla yaralanıyor olması ya da ölüyor olması artık modern ülkeler için açıkçası bir yüz karası. Dolayısıyla da Ottawa Sözleşmesi’ne de uyarak ülkemizdeki mayınların temizlenmesi -ki bizim önerimiz inşallah ciddiye alınır- bu, mayından temizlenen sahaların da o bölgedeki toprağı olmayan fakir köylüye dağıtılması son derece insani, akılcı bir yaklaşımdır. O nedenle, bu yaklaşımı desteklediğimizi de açıkça belirtmek istiyorum.

Ancak, değerli arkadaşlarım, tabii, ülkemizdeki ordunun sorunları sadece sınırdaki mayınları temizlemekle bitmiyor. Maalesef yanlış uygulanan dış politikalar, bugün artık, geçmişte Irak ve İran sınırımızda sorun varken, oldukça da düz bir arazi olan ve geçişe müsait olan 800 kilometrelik Suriye sınırımızı da güvenlik açısından son derece tehlikeli bir boyuta getirmiş durumdadır. Artık, Suriye sınırından kimin girdiğini, kimin çıktığını hiçbirimiz tespit edemiyoruz. Bu şartlar altında tespit etmemiz de mümkün değil. İşte, en yakın örneğini geçen günlerde gördük. Paris’te eylem yapan kişilerin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmiş olması ülkemizi uluslararası alanda da son derece zor bir durumda bıraktı. Umarım bu yanlışlıklar düzeltilir.

Gene, değerli arkadaşlarım, bu kürsüye her geldiğimde anlatmaya çalıştığım bir şey var; asker intiharları. 20 yaşında, sağlıklı, muayene edip “Evet, bu pırıl pırıl adamdır, askerlik edebilir.” diye aldığımız çocukları bir gün bir tabut içerisinde, kimini şehit sayarak kimini saymayarak götürüp annelerine, babalarına teslim ediyoruz ve bu aileler, kendi çocuklarını kaybetmenin acısı bir yana, birçok da ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar. Bugün burada alınan karar gereği cenazelerinin götürülmesi, mezarlarının yapılıyor olması olumlu bir adımdır ancak bu yeterli bir adım değildir. Eğer siz 20 yaşındaki bir çocuğu ailesinden teslim alıp ona cenazesini teslim ettiyseniz bu çocuğun ailesinin yaşam şartlarını düzeltmek zorundasınız. Bunu daha önce de söyledim: Ölüm nedeni ne olursa olsun, askerde ölen çocukların şehit sayılması ülkemiz adına bir onur meselesidir. Kaldı ki bunların ekonomik maliyetinin de çok yüksek olduğu falan değil, bunlar sayılabilecek kadar az miktarda insanlar. Umarım Sayın Bakan bu konuda daha olumlu çalışmaları düzenlemek için gayret edecektir.

Yine, değerli arkadaşlarım, bedelli askerlik görüşülürken burada bir önergemiz vardı. Dedik ki: “Askerliğini yapan kişiler er olarak ya da subay olarak, her ne şekilde yaparsa yapsın, sigorta bedellerini devlet ödesin.” Sayın Bakan bunun ekonomik nedenlerle mümkün olamayacağını söyledi. Ancak buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum: Eğer gerçekten Türkiye bir hukuk devleti olursa, hukuku egemen kılabilirsek, o günlerde birisi Millî Savunma Bakanlarının hepsini dava edip sigortasız işçi çalıştırmaktan, eleman çalıştırmaktan mahkûm ettirebilir ve bu tazminat devletin çok ciddi sorunlar yaşamasına sebep olabilir. Yani bunun ben çok ciddi bir maliyet de getireceğini düşünmüyorum çünkü sonuçta bu insanların zaten birçok masrafını devlet karşılıyor. Hastalandığında karşılıyorsunuz, yemeğini veriyorsunuz, sigortasını da yapın bu iş bitsin, boşu boşuna devletin başı ağrımasın. Bu insanlar da ileride işe girdikleri zaman hiç olmazsa sigorta tarihlerinin belli bir başlangıcı olur. Bunu hep beraber bir kanunla düzenleyebiliriz. Bu şekilde gelecek bir kanuna destek vereceğimizi de şimdiden açıkça belirtmek istiyorum.

Yine, değerli arkadaşlarım, bu kanun kapsamında NATO POL diye bir kurumu var ordunun. Bununla ilgili, bir boru hattının sivil ticarete de açılmasıyla ilgili bir teklif gelecek.

Arkadaşlar, son derece akıllı ve mantıklı yapılmış bir proje. Bakın, doğru yapılan şeylere “Doğru yapılmış.” diyoruz ancak şunu da açıkça söylemek istiyorum Sayın Bakanım siz de buradayken: Bu projeyi gerçekleştiren insanların -bununla ilgili size soru önergesi de gönderdim, henüz cevap alamadım- böylesine olumlu bir projeyi gerçekleştiren insanların bu kurumdan diskalifiye edildiklerini öğrendik. Ne için ediliyorlar arkadaşlar? İşte, falan vekilin akrabası, filan bakanın bilmem nesi. Yani devletin bu kadar yetişmiş bürokratlarını, bu kadar faydalı bürokratlarını sırf birilerini kayıracağız diye heba etmenin ne size bir faydası olur ne de bu ülkeye bir faydası olur. Bunu da buradan açıkça söylemek istiyorum.

Yine, değerli arkadaşlarım, bu kürsüden defalarca ifade ettim. Bu ülkede askerin ve polisin sendikası yok. Neden yok? “Aman siyasete bulaşırlar.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın orada asker arkadaşlarımız oturuyorlar; bizim hiçbirimizde silah yok onlarda var. Yani Türkiye Büyük Meclisine silahla girebilecek kadar güveniyoruz biz bu arkadaşlarımıza ama sendika kurduklarında “Aman siyasete bulaşırlar da görevlerini yapmazlar.” diye sendika haklarını engelliyoruz ve dünyanın hiçbir modern, aklı başında memleketinde, demokrasinin oturduğu memlekette askerlerin ve polislerin sendika kurmasına engel hiçbir şey yok, hepsinin sendikası var ama biz her nedense bu konuda askerimize, polisimize güvenmiyoruz.

Arkadaşlar, bir ülkenin en önemli unsuru bana sorarsanız ordudur. Ordular da itibarlarıyla savaşırlar.

Şimdi, evet, bizim ordumuzun zaman zaman darbeler yaptığı olmuştur bu ülkede ve biz bunlara şiddetle karşı çıktığımızı da her platformda söylüyoruz. Ancak bundan birkaç yıl önce, biliyorsunuz bu ülkede askerler kimi Ergenekoncu, kimi Balyozcu, kimi askerî casusluk, fuhuş muhuş diyerek yaka paça cezaevine atıldılar. Bu insanlar yıllarca cezaevinde kaldılar. Aileleri dağıldı, çolukları çocukları perişan oldu, meslek haklarını kaybettiler. Hatırlayın o zaman Sayın Başbakan demişti ki: “Ben bu davanın savcısıyım.” Şimdi kalkıp diyorsunuz ki: “Yahu bize kumpas kurmuşlar.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, onlarca insanın hayatı karartıldı. Bırakın, maddi manevi zararlarını bırakın, bir kere, bu Meclis bu insanların… Darbe girişiminde bulunanlar varsa hiçbir sözüm yok yargılansınlar, cezalarını çeksinler ama bu işe bulaşmayan insanların itibarlarını iade etmek zorundayız. İnsanlar itibarlarıyla yaşar. Bunların komşuları var, akrabaları var, çolukları çocukları var. Bu insanlar sokağa çıkamaz durumdalar. Madem suçları yoktu, madem bu kumpastı, o zaman neden bu adamların itibarlarını iade etmiyoruz? Meclisin bu konuda çalışma yapmasının şart olduğunu düşünüyorum arkadaşlar.

Yine az önce benim hemşehrim, Tokat milletvekilimiz bahsetti, ordudan ayrılan astsubaylar var, erler, erbaşlar. Bir yasa çıkarılmış, diyor ki: “İki yıl sonra gidersin sivilde çalışırsın.”

Değerli arkadaşlarım, samimiyetle söylüyorum, mutlaka sizlerde de var, her milletvekiline en az 100 tane müracaat var, “Bize iş bulun.” ve bu insanlar işlerinden istifa ettikleri için de çoluğu çocuğu aç kalmış, perişan durumdalar. Bu Meclisin bunu çözmesi lazım; ya bu maddeyi kaldıralım -eğer öyle yapılması gerekiyorsa bunu kaldıralım- ya da bu insanlara bir iş sahası açalım. Yani bunu mutlaka düzeltmek zorundayız çünkü yüzlerce insan, yani toplam sayının 10 bin civarında olduğunu biliyorum, bu insanların hepsi mağdurlar. Yani bunların mağduriyetini de lütfen giderelim çünkü biz bunun için buradayız, bu insanlar bizi bu nedenle buraya gönderiyorlar.

Şimdi, bakın, arkadaşlar, hep “darbe, darbe, darbe, darbe…” Darbeden hepimiz şikâyetçiyiz, hiç şikâyetçi olmayan kimse yok. Bakın, birkaç gün önce Mecliste bir oylama yapıldı, yaklaşık 40 küsur AKP milletvekili bu oylamalara “evet” dedi. Ne oldu arkadaşlar? Hani bu darbeydi? Demek ki darbe marbe yokmuş, demek ki ortada bir şeyler varmış; bunu biz söyleyince suç oluyor ama AKP’li milletvekilleri gelip oy kullanınca suç olmuyor. Bu darbe lafından falan vazgeçin. Bu işin sorumlularını, bu ülkede kim yolsuzluk yaptıysa, kim tüyü bitmemiş yetimin hakkını yediyse onları yargının önüne çıkarın.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 672 sıra sayılı Tasarı’nın dördüncü bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin en ücra yurt köşelerinde canı pahasına görev yapan, aile fertlerinin de aynı kaderi kendileriyle paylaştığı cefakâr ve fedakâr mensuplarının ciddi ve birikmiş sorunları acil çözümler beklemektedir. Çoğu kanayan yara hâline dönüşen sorunlara bu tasarı da maalesef bir çözüm getirmemektedir. Her geçen yıl artan sorunlarına çözüm bulamayan ve çaresiz kalan bazı Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve emeklileri, medyada ve sosyal paylaşım sitelerinde sorunlarını dile getirerek, gazetelere ilan vererek, aileleriyle birlikte Ankara'ya gelip eylem yaparak seslerini duyurmaya çalışmaktadır. Türk ordusunun şerefli mensuplarını bu hâllere düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Sayın Bakan, biraz sonra değineceğim sorunların çözümü çok da zor değildir. Yalnız, şunu da peşinen söyleyeyim: Bu arkadaşlarımız yıllardır "Sorunlarınızı biliyoruz, kısa sürede çözeceğiz." şeklindeki sözlerden bıkmıştır. “Şöyle iyileştirmeler yapıldı, böyle iyileştirmeler yapıldı." gibi cevaplardan usanmıştır. O nedenle, buraya gelip aynı nakaratı bir daha tekrarlamayın.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde huzursuzluğa neden olan, personeli mutsuz eden adaletsiz ve ayrımcı uygulamalar ortadan kaldırılmalı, hiçbir personel ötekileştirilmemeli, yok sayılmamalı, eşitsizlikleri ve haksızlıkları gidermeye yönelik gerekli düzenlemeler acilen yapılmalıdır. İfa edilen görevde etkinlik ve verimliliğin artırılması açısından, personelin moral ve motivasyonunu artırıcı önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.

Uzman jandarmalar ve uzman erbaşlar feryat etmekte ama AKP Hükûmeti duymazdan gelmektedir. Bu arkadaşlarımız çok ciddi sorunlar yaşamaktadır.

Uzman jandarma ve uzman erbaşlar orduevlerine girememekte, kapıdan çevrilmektedir. Sayın Bakan, uzman jandarma ve uzman erbaşların orduevlerine, sosyal tesislere girmesini, bir bardak sıcak çay içmesini yasaklamanın nasıl bir gerekçesi olabilir?

Türk Silahlı Kuvvetleri personelini bir aile olarak görüyorsanız -ki öyle olmalıdır- hangi aile evladını kapıdan çevirir? Esasen bütün sosyal tesisler ve orduevlerine giriş, tüm personele hizmet edecek şekilde açık olmalıdır.

Ayrıca, lojman dağıtımında adalet tesis edilmeli ve lojmanda oturması şart olan personele rütbesine bakılmaksızın tahsis yapılmalıdır.

Uzman jandarmalar, mesleğe girişte lise mezunu olma şartı bulunduğu hâlde, ortaokul mezunu gibi derece ve kademeyle mesleğe başlamakta ve buna göre emekli olmaktadırlar. Tahsil düzeyinin altında bir seviyeden ortaokul mezunu olarak emekli edilen tek devlet memuru, tek Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu uzman jandarmalardır. Uzman jandarmalar meslek öncesi ve görevleri sırasında yüksek tahsil yapabilmektedir ancak 10 tane üniversite dahi bitirseler 11/1’den başlayarak 3/8’den emekli edilmektedirler.

Yine, uzman jandarmaların nasıptan önceki bir yıllık askerî eğitimleri emeklilikten sayılmamaktadır. Dolayısıyla, bir ayrımcılık ve hak kaybı söz konusudur.

Uzman jandarmaların 10’uncu derece 1’inci kademeden işe başlamaları, askerî eğitimde geçen sürelerinin hizmete sayılması, yükseköğretim yapanlara diğer personel ve memurlarda olduğu gibi kademe ve derece verilmesi için gerekli düzenleme mutlaka yapılmalıdır.

Uzman jandarmaların statüsüne uygun olarak özlük hakları iyileştirilmeli, hakkaniyete uygun bir şekilde ve kendilerine has ek göstergeler belirlenmeli ve tazminat puanı yukarı çekilmelidir.

Uzman jandarmaların ve uzman erbaşların aldığı maaşla evini nasıl geçindireceği, çocuklarını nasıl okutacağı görmezden gelinmemelidir.

Uzman erbaşlarımız katlanılamayacak boyutta sorunlarla karşı karşıyadır. Özlük hakları yok denilecek kadar yetersiz olan uzman erbaşlar, 45 yaşına kadar görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetlerinden, maalesef, üniformalarıyla emekli olamamaktadır.

Uzman erbaşlar, kıdemine mütenasip maaş artışı alamamaktadır. Örneğin, on beş yıldır uzman erbaş olanla yeni giren uzman erbaş arasında çok fazla bir maaş farkı yoktur.

Uzman erbaşların derece, kademe ilerlemesi yok, ek göstergesi yok, tazminatı yok, apoleti yok, görev tabancası yok, zor alım hakkı yok, orduevlerine, kamplara, gazinolara girişi yasak. Uzman erbaşa hasta olmak bile yasak. Doksan günden fazla hasta olursa meslekten atılmaktadır.

Sayın Bakan, uzman erbaşlar Türk ordusuna değil de acaba başka bir orduya mı hizmet ediyor? Niye sahip çıkmıyorsunuz? Hükûmet olarak uzman erbaşların yaşadıkları sorunları görmüyor musunuz? Açıkça insan hakkı ihlali niteliğindeki uygulamaları neden düzeltmiyorsunuz?

2011 seçimlerinden önce o günkü Başbakan bir televizyon programında uzman erbaşların sıkıntılarını bildiklerini ve seçimlerden sonra halledileceğini söylemesine karşın, verilen söz tutulmamıştır.

Uzman erbaşların sorunlarının çözümü ve ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için öncelikle 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu baştan sona gözden geçirilerek, günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Askerliğin temeli disiplin olduğuna göre elbetteki disiplini bozucu davranışlar cezalandırılmalıdır. Ancak, hürriyeti bağlayıcı cezaların hâkim kararı olmadan verilmesi hukuk dışıdır. Muhakemesiz, şahsi hürriyeti kısıtlayan ceza sistemi mutlaka kaldırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, muvazzaf ve emekli astsubaylarımızın da çok ciddi ve birikmiş sorunları vardır. Astsubay okulları 2002 yılında yüksekokul seviyesine çıkarılmış olmasına rağmen astsubayların intibakları yapılmamış, verilen sözler tutulmamıştır. Bu intibakın yapılmaması nedeniyle, 2’nci ve 3’üncü derecelerden emekli olmuş astsubaylarımız yıllardır 400-500 lira civarında daha az emekli aylığı almaktadır.

Aslında, kamuda benzer durumdaki herkesin yararlandırıldığı intibak hakkı astsubaylarımıza ve emeklilerine de tanınıp bunların yüksekokul mezunu olarak intibakları yapılmalıdır. Bu eşitleme bir an önce yapılmalı ve göz göre göre yapılan bu haksızlık giderilmelidir.

Astsubaylar uygulama başladığından beri yani on üç yıldır makam ve görev tazminatı alamamakta ve emekli olduklarında maaşları önemli oranda azalmaktadır. Makam ve görev tazminatı konusunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından uygulamanın adil olmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, 2008 yılında çıkarılan yeni düzenlemeyle aynı haksızlık devam ettirilmiştir.

OYAK yönetimindeki temsil yıllardır tartışma konusudur. Uygulama hukuka uygun hâle getirilmeli, bu kapsamda OYAK ve iştiraklerinin yönetim ve denetim kurullarında, OYAK iştirakçisi herkesin iştirakçiliği oranında temsil edilmeleri sağlanmalıdır.

Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde çalışan sivil memurlar da yaşadıkları sorunlara çözüm aramaktadır. Sivil olmalarına karşın askerî ceza kanunlarıyla yargılanıyorlar. Görevde yükselmeleri hemen hemen imkânsız. Mali hakları emsallerine göre çok düşüktür. Sivil memurların yargılanmalarının devlet memurları gibi sivil yargıda yapılmasının sağlanması, sivil memurların birlikte çalıştıkları askerî personele tanınan fiilî hizmet zammından yani yıpranma hakkından yararlandırılması, çalışma şartları ve hukuki statü farklılıkları göz önünde bulundurularak ayrı bir hizmet sınıfı altında ek göstergelerinin yeniden belirlenmesi, yaptıkları görevler yeniden değerlendirilerek farklı özel hizmet tazminatı oranlarının belirlenmesi, makam, temsil ve görev tazminatı gibi ödemelerden yararlandırılması için düzenleme yapılmalıdır. Ayrıca, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan kısıtlamalar kaldırılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, sözleşmeli subay ve astsubayların sorunlarına da kalıcı çözümler üretilememiştir. Sözleşmeli subay ve astsubayların emsal personele kıyasla özlük haklarındaki farklılıklar, sözleşmelerinin yenilenmesinde güvence verilmemesi, OYAK kesintilerini nemasıyla alabilme ve bedelsiz silah taşıma ruhsatı alma hakkı için daha uzun süre çalışma şartı aranması, hizmet süresi dolduğunda sınavsız memurluğa geçme hakkına sahip olmamaları, kamuda çalışan sözleşmeli personelin kadrolara geçirilmesine yönelik düzenlemeler kapsamı dışında tutulmaları başta olmak üzere pek çok sorunların yaşanması anılan personelin maddi ve manevi yönden mağduriyetine yol açmış ve açmaya devam etmektedir. Sözleşmeli subay ve astsubaylar sağlıklı bir kariyer planlaması yapamamakta, uzun vadede karamsarlığa ve gelecek kaygısına itilmekte, moral ve motivasyonu bozulmakta, zamanla ailesiyle ve iş arkadaşlarıyla ağır sorunlar yaşamalarına sebep olmaktadır. Sözleşmeleri kurum tarafından veya sağlık sebepleriyle yenilenmeyen personel toplumda disiplinsizlik veya gayriahlaki sebeplerle ayrılmış gibi kabul edilmekte, baskı ve aşağılamaya maruz kalmaktadırlar.

Tasarının hayırlı olmasını diliyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan yasa tasarısının dördüncü bölümü üzerine grubumuz adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, çoğunlukla sınırlarımızda ve ülke içinde pek çok bölgede döşendiği bilinen mayınların temizlenmesine niyet edilmiş olmasını önemli buluyoruz. Diliyoruz ki bu yasa Parlamento tarafından kabul edildikten sonra, yürürlüğe girdikten sonra yasanın gerekleri yerine getirilir ve gerçekten bu arazilerdeki mayınların temizlenmesine başlanır diye umut ediyoruz. Böyle bir beklentimizi konuşmamızın başında ifade etmek istiyorum çünkü daha önce niyetlenildi, hatta yanılmıyorsam, tarihi yanlış hatırlamıyorsam 2008’de Mardin’de bir kısım arazideki mayınların temizlenmesine dönük bir ihale de gerçekleşti ama o ihale iptal edildi ve gerekleri hiçbir zaman yerine getirilmedi. Dolayısıyla, yasayı çıkarmak ile mayınları temizlemenin aynı şey olmadığını başta ifade etmiş olayım. Diliyoruz ki gerçek anlamda bu defa mayınların temizlenmesine başlanacaktır.

Öncelikle, bu mayınların temizlenmesiyle ilgili, büyük bir kısmı Türkiye'nin Suriye sınırında olan bir bölgede çoğunlukla da elli yıldan fazla bir süredir döşeli olan mayınların temizlenmesiyle birlikte ülke ekonomisine çok ciddi bir artı değer katacağını hepimiz biliyoruz. Bunların üzerinde ayrıntılarıyla konuşmaya gerek yok.

Burada yasada olmayan ama tanık olduğum kadarıyla konuşmacıların da değinmediği bir hususu da Sayın Bakanın ve ilgililerin dikkatine getirmek istiyorum. Türkiye'de arazide pek çok yerde döşeli bu mayınların haritaları yok ortalıkta. Bu haritalar ivedilikle çıkarılmalıdır. Neredeyse bu haritalar, bu mayınları kim, ne şekilde döşemiş ise ortaya çıkarıp hem o bölgelerde, orada yaşayan insanlara mayınlı bölge olduğuna dair uyarıların yapılması gerekir hem de acilen oralardaki mayınların da temizlenmesi gerekir.

Niye bu hususu dikkatinize getiriyorum Sayın Bakanım? Tarih olarak vereyim, 27 Mayıs 2009’da Çukurca’da Tugay Komutanlığına yakın bir bölgede mayın patlaması gerçekleşti. Kamuoyuna “PKK’nin mayınları patladı, 7 askerimiz şehit oldu.” şeklinde haber servis edildi. Herkes Çukurca’daki o mayın patlamasının, infilakının müsebbibinin PKK olduğunu ifade etti, herkes öyle bildi. Ancak, gerçeklik o değil. Sonradan Çukurca Tugay Komutanı –isim vermeyeceğim, isimleri de belli- Hakkâri Tümen Komutanı -dönemin Tümen Komutanı, dönemin komutanlarından söz ediyorum, isim vermeyeceğim, onun da ismi belli- sonra Van Asayiş Kolordu Komutanının –onun da ismi belli, burada yazılı, onu da vermeyeceğim- ve ayrıca bir yarbay –onun da ismi belli- kendi aralarındaki telefon konuşmalarında o mayınların askerin döşediği mayınlar olduğu gerçeği ortaya çıktı. 2009’dan beri Türkiye bu gerçekliği biliyor. 7 asker orada yaşamını yitirmiş, kendi döşediği mayına basmış ve yaşamını yitirmiş. O gün bu gündür bu konu yargıya intikal etti mi etmedi mi kamuoyuna hiçbir şekilde bir bilgilendirme yapılmış değil. Sayın Bakan bu konuda bizi bilgilendirirse çok sevineceğiz.

O mayının patlaması tesadüf değildi bize göre, geldik buralarda o dönem de ifade edildi, sonraki dönemlerde de biz bu konuyu gündeme taşıdık ve üzerinde konuştuk. O mayının patlaması Hükûmetin meşhur demokratikleşme paketinin açıklandığı dönemdir. Demokratikleşme paketi açıldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Gül’ün “İyi şeyler olacak.” açıklamasının hemen akabinde gerçekleşti. Dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Türk arasında demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü esaslı görüşmenin gerçekleştiği dönemde bu mayın patladı. O nedenle biz tesadüf olarak bakmadık. Nasıl ki geçen hafta buradan Cizre’yle ilgili uyarılarımızı yaptık ve hemen bir gün sonrasında, iki gün sonrasında burada yaptığımız uyarıların ne kadar yerinde ve gerçek olduğunu teyit eden gelişmelere bildiklik, tanıklık ettiysek, o dönemde bu mayınların patlaması bir tesadüf değildi.

Bakın, şimdi AK PARTİ’li olmadığı için kimse açıklamalarını sahiplenmiyor ama dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin iki gün önce çok ciddi açıklamalar yaptı. Kendisi çıktı, bu kürsüden resmini gösterdi, Serap Sezer’in resmini bizim gruba yöneltti, bu şekilde gösterdi, “Siz bu kızın katilisiniz.” dedi. O mealde açıklamalar yaptı. Bu kürsüden o açıklamayı yaptı. İki gün önce, sanki o konuşmaları bu kürsüde yapmış olan kişi kendisi değilmiş gibi açıklama yapıyor: İstanbul Küçükçekmece’de 8 Kasım 2009 tarihinde İETT otobüsüne patlayıcı madde atan ve o eylemleri neticesinde Serap Sezer isimli kızımızın yaşamını yitirmesine sebebiyet veren şahısların istihbarat elemanları olduğunu söyledi. Hükûmet suspus! Bu konuyla ilgili 2 kişi yargılanmış, mahkeme ceza kesmiş hem de her birine ağırlaştırılmış müebbet cezası vermiş, KCK tutuklusu olarak. İtirafta bulunan, açıklama yapan sıradan bir insan değil, bu ülkenin İçişleri Bakanlığını yapmış ve bu ülkenin istihbarat arşivine vâkıf olan bir şahıs bunu yapmıştır. Bu nedenle sıradan bir insan olmadığını ifade ediyorum, yoksa sıradan insanlardan çok daha geride olduğunu biliyorum.

Hükûmet üç gündür suspus. İçişleri Bakanı bir açıklama yapmıyor, Başbakan bir açıklama yapmıyor, hiç kimse bu konuda bir şey söylemiyor. Söylemeniz gerekmiyor mu? Daha başka nelere bu ülkenin istihbarat birimleri, güvenlik birimleri karıştı da sonradan birilerine işler havale edilip üstü örtüldü? Bu konuda açıklamaların yapılması gerekir.

Tekrar ediyoruz. Eninde sonunda bu karanlık işlerin failleri kimlerse, kim ne şekilde ne tür karanlık oyunlar tezgâhlamışsa günyüzüne çıkacaktır. Eninde sonunda gizli kapaklı hiçbir şey kalmayacaktır.

Hükûmete çağrımızdır. Bu konuda Hükûmetin elinin altında bilgiler var, biliyor. Gelsin, bunları açıklasın, kamuoyu da rahatlasın, bir daha bu karanlık oyunları tezgâhlayanlar aynı oyunlara tevessül etmesinler, cesaret bulmasınlar. Hükûmetin sessizliği bu karanlık odaklara cesaret oluyor. Bu nedenle, biz, Hükûmeti bu konuda eleştiriyoruz, eleştirmeye devam edeceğiz; uyarıyoruz, uyarmaya devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Levent Bey, konuşacak mısınız?

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet efendim.

BAŞKAN – Şahsı adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök konuşacak.

Buyurun. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuşmamda Karaman ilimizin Ermenek ilçesinin Balkusan köyü ve Güneyyurt beldesinin çok önemli bir mülkiyet ihtilaflarını gündeme getirmek üzere söz aldım. Bizi dinleyen bütün yurttaşlarımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, gördüğünüz gibi, yapıcı bir muhalefet anlayışı içerisinde bugün burada görüştüğümüz Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nda biz de ülke yararına gördüğümüz bir konuda iktidara destek oluyoruz ve yardımcı oluyoruz. Şimdi, aynı konuyu ülkemizin pek çok yöresinde ihtilafları içeren konularda da birlikte halletmeliyiz diye düşünüyorum.

Bakın değerli milletvekilleri, Karaman ilinin Ermenek ilçesinin Güneyyurt beldesinde ve Balkusan köyünde yaşayan yurttaşlarımız çok önemli bir ihtilafla, arazi sorunuyla uğraşmakta ve haklarında her biri için ayrı ayrı ecrimisil gönderilmek suretiyle icra takibine maruz kalmışlardır.

Konu şudur sayın milletvekilleri: Bildiğiniz gibi bu beldemiz, Karaman ilinin bu yanındaki beldeler, Güneyyurt beldesi ve Balkusan köyü Karamanoğlu Mehmet Bey’in yaşadığı yerlerdir, hüküm sürdüğü yerlerdir. Ne zaman? Ta 1300 yıllarında, bundan tam yedi yüz on üç yıl önce yaşadığı yerlerdir. Burada, yaklaşık -Karamanoğlu Mehmet Bey’den intikal eden bir fermanla- 25 bin hektar arazi tam yedi yüz on üç yıldır, bugüne kadar gelinen süreçte, şu anda Balkusan köyü ve Güneyyurt beldesinde yaşayan yurttaşlarımız tarafından kullanılmaktadır. Bu, elbette bir vakıf arazisidir ancak cumhuriyetten önce kurulduğu ve şu anda herhangi bir yöneticisi ve mirasçısı da bulunmadığı için 2007 yılında yapılan bir kadastro tespitinde Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edilmiş tam 25 bin hektarı konuşuyoruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil ediliyor ama bu taşınmazın ortasında 40-50 parselin tapusu veriliyor, bir maden şirketine “kamulaştırma” adı altında trilyonlarca para ödeniyor. E, peki, benim gariban çiftçimin, köylümün suçu ne? Onlar burayı kullanıyorlar. Bu vakfın, Sayın Bakan, artık bir mazbut vakıf olarak hayrat niteliği kalmamıştır. Yani kişilerin bir dinî amaçla ya da başka amaçla kullanmasına, vakfedilmesine dönük bir amacı ortada kalmamıştır. Ne kalmıştır? Akar niteliği kalmıştır. Akar niteliği de kişiler, kendileri ürettikleri taşınmazlardan yıllardan beri ecrimisilini de ödeyerek bu taşınmazları kullanmakta ve arazilerin tapusunu beklerken bir yandan ecrimisil gibi haksız bir müdahaleyle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Şimdi, bu bahsettiğim Balkusan köyü ve Güneyyurt beldesi Sayın Başbakanın ilçesinin hemen yanındadır, Taşkent ilçesinin hemen yanındadır. Şimdi, böyle bir konuda iktidarın, Başbakanın kendi hemşehrilerinin hukukunu öncelikle koruması gerekir. Bakın, yüzlerce belge var, bütün yurttaşlarımıza ecrimisil gönderilmiş. Ne isteniyor bu ecrimisillerden? Her birinden 800 lira, 1.000 lira, 1.500 lira paralar isteniyor değerli arkadaşlarım, ocak ayında; 2013’ün Aralık ayından 2014’ün Ocak ayına. Bu konuda Yargıtayımız, Sayın Bakan, 2004 yılında önemli bir karar verdi ve dedi ki: “Artık hayrat niteliği kalmamışsa, yöneticisi belli değilse, kanunumuzda değişen bir maddeye göre, 1967 yılına kadar zilyetlik edilen taşınmazların tapusu zilyetlikle kazanılabilir.”

Şimdi, vatandaşlarımız dava açıyor, davayı kazanıyor ama biz 2.500 kişiyi, her birini ayrı ayrı mahkemeye göndermeyelim. Muhalefet olarak elimizi uzatıyoruz size ve diyoruz ki: Gelin bu sorunu, bu mülkiyet sorununu beraber çözelim. 2.500 kişinin ayrı ayrı mahkemeye giderek bu kararları almasının çok ciddi bir mali külfeti vardır. Bu konuda hazine de ayrıca zarara uğrar. Bu konuda iktidar olarak, muhalefet olarak ne gerekiyorsa beraber yapalım ve Balkusan köyünde, Güneyyurt beldesinde yaşayan yurttaşlarımızın bu mülkiyet sorununu hep birlikte çözelim diyorum, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Şimdi soru-cevap bölümüne geldik. Sisteme giren sayın milletvekillerine soru sormaları için söz vereceğim.

Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kanun teklifinin 110’uncu maddesinin, erbaş ve erler tarafından uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımıyla ilgisi olduğunu gördük. Ülkemizin en önemli sorunlarının başında madde kullanımı, uyuşturucu bağımlılığının geldiğini düşünüyorum. Özellikle de uyuşturucuyu gençler daha fazla kullanıyor ve gençler hedefleniyor. Her geçen gün uyuşturucudan dolayı insanlarımız ölüyor, ailelerin yürekleri yanıyor ve birçok insanımızı maalesef kaybediyoruz. Cezaevlerinde yatan mahkûmların neredeyse yüzde 30-40’ının da uyuşturucu suçundan dolayı yatmakta olduğunu da görüyoruz. Millî Savunma Bakanlığı olarak kanuna bu maddenin konulmasından dolayı Sayın Bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum.

Uyuşturucudan hüküm giymiş, sonra askere gelmiş gençlerimizle ilgili, Millî Savunma Bakanlığı olarak veyahut da askeriye olarak ne tür çalışmalar yapılıyor? Uyuşturucu kullanımıyla ilgili, askerlerimize uyarıcı bilgiler ve kontroller yapılıyor mu, bunu öğrenmek istiyorum.

Bir diğeri de, askerî hastanelerde AMATEM merkezleri dediğimiz, yani alkol ve madde bağımlılığıyla ilgili tedavi merkezleri var mıdır, yoksa kurmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Çok teşekkürler.

Sayın Bakanım, yarın Sivas’a gideceğiniz haberini aldım Zara’nın muhtarlarından. Öncelikle şunu arz etmek istiyorum: Sivas’ta 18’in üzerinde karakol kapatıldı. Zara’daki, özellikle, köy muhtarlarımızın yarın sizden bir randevu talepleri var ve bu kapatılan karakolların yeniden açılıp açılmayacağı konusunda, daha doğrusu açılması için yoğun talepler var. Bu konuda bir aydınlatıcı bilgi sunabilir misiniz?

Çok teşekkürler Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, öncelikle Sayın Doğru’nun sorusuna: Bugün Adalet Komisyonunda kabul edilen bir tasarımız oldu. Burada bir önergeyle uyuşturucu tedavisi görenlerin askerliklerinin ertelenmesine, askerlik sırasında mahkemece tedavi kararı verilenlerin geçici olarak terhisine imkân tanınmaktadır. Bu, iyi bir şey.

Bir de genel olarak, yeni, Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun da Başkanlık yaptığı, uyuşturucuyla mücadeleyi ilkokullardan başlayarak üniversitelere kadar ve bu silahlı kuvvetler dâhil, mutlaka yeni bir bilinç oluşturulma yolunda bir faaliyet, bir çalışma programı hazırlandı. Her bakanlığa da bir görev konuldu. Hatta, bizim Bakanlığın bütçesinde bile ilave eğitim amacıyla 400 bin TL de ilave eklenmesi olarak… Dolayısıyla, her bakanlığa bir görev verildi. Burada farkındalığı, bir bilinci harekete geçirmek lazım, uyandırmak lazım. Bu konuda bir faaliyet var.

AMATEM: Biz kendimiz kurmuyoruz ancak Sağlık Bakanlığının var. Dolayısıyla AMATEM’leri de daha etkin şekilde kullanmak istiyoruz.

Malik Ecder Özdemir’in de… Tabii, hemşehrilerim hoş geldi, safa geldi. Sivas’a gidiyorum. Tabii, Malik Ecder Özdemir’i de davet ediyoruz. Pir Sultan’ın köyünün baktığı, Banaz köyünün karşısındaki Yıldız Dağı’nda bir kayak merkezini inşallah faaliyete geçiriyoruz, açılışını yapıyoruz, temel atma değil de açılışını yapıyoruz. Dolayısıyla, Sivas’a bir değer kazandırdık diyoruz. Malik Ecder Özdemir’i orada görürsek seviniriz. Pir Sultan Abdal’a bir Fatiha okuruz beraber.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Muhtarların talebi konusunda ne düşünüyorsunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Onları da, muhtarların talebi konusunu da dinleriz.

Teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Dördüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi dördüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Çerçeve 88’inci maddeye bağlı ek madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 88’inci maddeye bağlı ek madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 89’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 90’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 91’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 92’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 93’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 94’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 95’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 96’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 97’de bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 97 nci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını ve müteakip maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Naci Bostancı                     Mehmet Doğan Kubat                     Osman Aşkın Bak

                Amasya                                         İstanbul                                      İstanbul

         Kemalettin Aydın                             Sevim Savaşer                            Türkan Dağoğlu

             Gümüşhane                                      İstanbul                                      İstanbul

                                 Ramazan Can                                   Hakan Çavuşoğlu

                                    Kırıkkale                                              Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Efendim, daha önce bu maddeyi bedelli askerlikte çıkardığımız için dolayısıyla buradan çıkarılması uygundur.

Katılıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

6582 sayılı Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yürürlüğe giren maddenin Tasarı metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Bu şekilde kabul edilen önerge doğrultusunda 97’nci madde Komisyon metninden çıkartılmıştır.

Bir karışıklığa mahal vermemek için tasarının mevcut maddeleri üzerinden görüşmelere devam ediyoruz. Kanun yazımı sırasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

98’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 98 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı                            Mehmet Doğan Kubat                   Osman Aşkın Bak

             Amasya                                             İstanbul                                    İstanbul

       Kemalettin Aydın                                  Sevim Savaşer                         Türkan Dağoğlu

           Gümüşhane                                           İstanbul                                    İstanbul

                                 Ramazan Can                                   Hakan Çavuşoğlu

                                    Kırıkkale                                              Bursa

"Madde 98- 6191 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) Son olarak verilen de dahil olmak üzere, kararın kesinleştiği tarihten itibaren geriye doğru son bir yıl içinde toplamda otuz gün ve daha fazla oda hapsi veya hizmet yerini terk etmeme cezasına mahkum olmak veya en son aldığı disiplin cezasından geriye doğru son bir yıl içinde en az iki disiplin amirinden toplam sekiz defa veya daha fazla disiplin cezası almak."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sözleşmeli erbaş ve erlerin yedekte erbaş ve er kaynağına ayrılmalarına ilişkin değişiklik, 6582 sayılı Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yürürlüğe girdiğinden, önerge ile buna ilişkin düzenlemenin madde metninden çıkartılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 98’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

99’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 100’üncü maddeye bağlı ek madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 100’üncü maddeye bağlı ek madde 4 üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 672 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 100 üncü maddesi ile 6191 Sayılı Kanuna eklenen Ek-4 üncü maddenin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Elitaş                                  Recep Özel                            Hacı Bayram Türkoğlu

              Kayseri                                          Isparta                                           Hatay

    Mehmet Doğan Kubat                              Suat Önal                                Osman Aşkın Bak

             İstanbul                                       Osmaniye                                       İstanbul

         Ramazan Can                              Hakan Çavuşoğlu

            Kırıkkale                                          Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Daha önce bedelliyle çıkarttığımızdan katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sözleşmeli erbaş ve erlerin sevk tehiri ve askerlik yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılmalarına ilişkin düzenlemeler, 6582 sayılı Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yürürlüğe girdiğinden, önerge ile buna ilişkin düzenlemenin madde metinden çıkartılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, çerçeve 100’üncü maddeye bağlı ek madde 4 Komisyon metninden çıkartılmıştır.

Madde 101’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 102’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 103’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 104’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 105’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 106’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 107’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 108’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 109’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 110’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 111’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 112’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici Madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 113’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 114’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Dördüncü bölümde de yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Tasarının oylanmasından önce iki sayın milletvekiline söz vereceğim İç Tüzük madde 86’ya göre.

Lehte Ali Ercoşkun…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Vazgeçtik.

BAŞKAN – Vazgeçti.

Aleyhte Mahmut Tanal? Yok.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için beş dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Oylama işlemi sona ermiştir.

Şimdi, pusula veren sayın milletvekilleri var, onların isimlerini okuyorum:

Vural Kavuncu? Burada.

Sebahattin Karakelle? Yok.

Salim Uslu? Burada.

Hasan Karal? Yok.

Önder Matlı? Yok.

Muzaffer Çakar? Yok.

Uğur Aydemir? Yok.

Hilmi Bilgin? Yok.

Kemalettin Aydın? Yok.

Ahmet Salih Dal? Yok.

Salih Kapusuz? Yok.

Süreyya Sadi Bilgiç? Yok.

Mustafa Bilici? Yok.

Yalçın Akdoğan’ın yerine vekâleten Sayın İsmet Yılmaz oy kullanmıştır.

Sayın Gürsoy Erol? Burada.

Sayın Mehmet Şimşek? Vekâleten Sayın Taner Yıldız oy kullanmıştır.

Gülşen Orhan? Burada.

Ali Aydınlıoğlu? Yok.

Mehmet Akyürek? Yok.

Sayın milletvekilleri, yapılan oylamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.36

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tasarının tümünü tekrar açık oya sunacağım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu veriyorum:

“Kullanılan oy sayısı

:

193

 

Kabul

:

193

(x)

 

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul

Kâtip Üye

Muharrem Işık

Erzincan”

Böylelikle tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum herkese.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Gündemin 5’inci sırasında yer alan Türkiye Cumhuriyeti ve Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti ve Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/740) (S. Sayısı: 425) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 425 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.56

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

425 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, hangisi “Yok, ertelenmiştir.” dediniz?

BAŞKAN – 425 sayılı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Ürdün’le ilgili siz “Komisyon burada.” dediniz.

BAŞKAN – Ara verdim, açtım, Komisyon yerinde yok, ne yapabilirim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani yarıda kalmış iş olarak mütalaa edilecek, onu söylüyorum.

BAŞKAN – Herhâlde öyle olacak.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/950) (S. Sayısı: 676) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 676 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE AVRUPA NÜKLEER ARAŞTIRMA ÖRGÜTÜ (CERN) ARASINDA CERN’DE ORTAK ÜYE STATÜSÜ VERİLMESİ HAKKINDA ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 12 Mayıs 2014 tarihinde Cenevre’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN’de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşma” ve Anlaşma’ya dair beyanımızı içeren Mektup’un onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Haluk Eyidoğan konuşacaktır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi İkinci Dünya Savaşı sonrası dağılan Avrupa’yı bilim çatısı altında toplamak amacıyla kurulan büyük bir nükleer araştırma merkezidir. 1954 yılında Cenevre’de kurulan CERN, bugün dünyanın her yerinden gelen araştırmacıların çalışabildiği, din, dil ve ırk farklılığının hissedilmediği bir bilimsel ortama sahiptir. Çünkü CERN’de önemli olan hangi ülkeden geldiğiniz değil orada ne yapabildiğinizdir.

CERN, evrenin sırlarını ve oluşumunu anlamak amacıyla kurulmuş devasa bir araştırma altyapısına sahiptir. CERN’in nükleer fizik araştırma cihazları yerin 100 metre altında 27 kilometrelik dairesel bir tünel içindedir. Evrenin en küçük yapı taşlarının evrenin şekillenmesine nasıl katkıda bulunduğunu öğrenmek için, bir amaç uğruna çalışılmaktadır. Basına “Tanrı parçacığı” olarak yansıyan Higgs parçacığı ve karanlık madde üzerinde burada yoğun çalışmalar vardır. Bu parçacığı bulma adına yapılan çalışmaların sağlayacağı katkıları şimdiden öngörmek kolay değildir. Ancak, belki yüz yıl sonra bu konuda önemli fikirlere sahip olacağız. Bu çalışmalardan bilime ve teknolojiye önemli katkılar ortaya çıkmaktadır. Tıptaki MR makineleri bu sayede ucuzlamıştır. Daha az radyasyon yayan röntgen cihazları geliştirilmiştir. Bugün hepimizin kullandığı dünya çapında İnternet servisi burada ortaya çıkmıştır. Kısaca, CERN'den birçok teknoloji ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır.

Şu anda CERN'le ilişkilerimiz sadece fizikçiler bazında yürüyor. Mühendisler ve şirketler bu anlaşmanın bir parçası olamıyor. Bu nedenle, Türkiye-CERN arasında sadece bilgi transferi yapılabiliyor.

Türkiye CERN adlı bu kuruluşa 1961'den beri gözlemci üye statüsündedir. CERN'e üyelik konusu, Türkiye'deki ilgili bilim alanı mensupları tarafından sıklıkla gündeme getirilmiştir. Şimdi ise önü açık ortak üye olmak durumundayız. Gönül ister ki çok geç kalınmış bu sürecin sonunda tam üye olalım.

Türkiye de CERN deneylerine deney bazında 1995 yılından beri katılıyor. Tabii, Türkiye'nin maddi katkısı çok az bu deneylere ama son 20 yılda birçok Türk fizikçisi bu deneylerde çalıştı ve güzel işler yaptılar.

CERN konsey kararı ile artık gözlemci statüsünü sonlandırmak ve bu üyeleri karşılıklı müzakerelerle ortak üye veya tam üye statüsüne geçirmek istemektedir. İktidarın bu konudaki tercihi tam üyelik için değil, önü açık ortak üyelik doğrultusunda olmuştur. Bu tercih, kamu kaynaklarını idareli kullanma dikkati ya da kaygısıyla yapılmış olsaydı, gerçekçi ve basiretli bulup tebrik ederdim. Ancak, bu iktidarın öyle bir hevesi ve isteği olmadığını hepimiz artık çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla, bu konuda bir açıklama beklemek hakkımız: Neden epeyce yol alınmış tam üyelik başvurusunu Ekim 2012'de geri çekip ortak üyeliğe dönme kararı verdiniz?

Tam üye olduğumuzda bu elit bilim kulübünde yer almamız için, birçok ülkenin toplamı kadar İsviçre frangı ödememiz lazım. Örneğin, İsrail, Finlandiya, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan’ın ödediği üyelik aidatı toplamı 55 milyon İsviçre frangıdır. Biz tam üye olsaydık bu kadar aidat ödeyecektik. Ancak bu meblağ, ülkemizin hangi harcamalarıyla kıyaslandığına bağlı olarak yüksek ya da alçak denebilir. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı sarayı olarak yapılan kaçak külliye harcamalarıyla birlikte ele alındığında CERN aidatı o kadar yüksek değil.

Eğer CERN’den neler beklendiği, kimler tarafından neyin, nasıl yapılacağı önceden gerçekçi bir şekilde belirlenmezse, koordinasyon sağlanmazsa yalnızca paranın değil, zaman ve çabanın da çarçur edilmesi riski vardır. Ne yapıp edip, ülkemizin geç kalmış bu üyeliğinin ülkemizin bilimsel gelişmesine maksimum yararı sağlaması gerçekleştirilmelidir. CHP olarak bunun mutlaka izleyicisi olacağız.

Şimdi, bu bağlamda şu hususların iyi anlaşılması gerekiyor: Önü açık ortak üyelik şimdiye kadar sürdürülen statüye kıyasla çok fazla bir hak sağlamıyor. Karar organlarında eskiden olduğu gibi oy hakkı yok. Sınırlı süreli pozisyonlara başvuru hakkı var ancak istihdam garantisi yok. İstihdam için bir tavan var, bu da Türkiye’nin finansal katkısıyla sınırlı. Yani, az ve sınırlı sayıda genç bu çerçevede sınırlı sürelerle, ortalama iki yıl, çalışma şansı bulacak. Umarız burada da VIP torpil listeleri devreye sokulmaz. Genç ve istekli bilim insanlarımızı ülkemize maksimum yarar açısından değerlendirmemiz gerekiyor.

Önü açık ortak üyelik bir ara statüdür. Bu evrede ülke düzeyinde yapacağımız hazırlık çalışmalarıyla tam üyeliğe hazır hâle gelmemiz ve Konseyi buna ikna etmemiz gerekiyor. Yoksa "Al bu yıllık 60 milyon İsviçre frangını” ya da ortak üyelikte “Al bu 4 milyon İsviçre frangını beni üye yap." demekle olmuyor. Hükûmetin elinde bu konuda stratejik bir plan var mı onu merak ediyoruz.

Biraz eskiye dönelim, 2004'te tasfiye ettiğiniz eski ve gerçek TÜBİTAK ne yapıyordu? Bunlarla uğraşıyordu, bu üyelikle ilgili çalışmalar yapıyordu. Yerlerinden ettiğiniz, o çalışanların yerine doldurduğunuz, sizin deyiminizle bugün “Haşhaşi” ve “darbeci” dediğiniz kişilere de bugün benzer tasfiyeleri yapıyorsunuz. 2004 de, sizin tasfiyenizden önceki TÜBİTAK, üyelik aidatı olarak ödenecek meblağın adil bir karşılığının bilimsel, teknolojik ve ekonomik katma değer olarak ülkemize geri dönmesini sağlayacak koşulların oluşturulması için çok yoğun çalışmalar yapmıştı. Bunun için o yıllarda TÜBİTAK bünyesinde özel bir birim bile kurulmuştu. Neydi o? Yüksek Enerji Fiziği Etkinlikleri Çalışma Grubu. O zaman tasfiye ettiğiniz bu arkadaşlar, bu birimi kararlılıkla desteklemiş ve CERN politikaları konusunda da merkezî bir konuma yükseltmişti.

Bu noktada elimizdeki en önemli konu nitelikli bilimsel insan gücüdür. Bu bağlamda kritik sayılar ve koşullar oluşmadan tam üyeliğin gündeme getirilmesi herhâlde söz konusu olamayacaktır. Yani önceliklerimizden ilki insan gücü altyapısının oluşturulması olmalıdır. Olabildiğince kısa bir süre içinde CERN'deki çalışmalardan etkin bir şekilde yararlanabilecek düzeyde 150-200 kişilik yüksek enerji hızlandırıcı fizikçisi ve teknisyeninden oluşan bir grubun yetiştirilmesi gerekiyor. CERN'deki çalışmalara teknik açıdan destek verebilecek elektronik, bilgisayar ve diğer alanlara mensup mühendislerin yetiştirilmesi gerekiyor. YÖK'ün kadro tahsisinde ve çeşitli ulusal burs kurumlarının yurt içi ve yurt dışı lisansüstü burslarından özellikle bu amaç için çok sayıda kontenjan ayırması bu bağlamda büyük önem taşıyor.

Gelin görün ki bu ciddi bir anlayış değişikliği gerektiriyor. Elimde çarpıcı bir örnek var. Türkiye'nin en tepedeki üniversitelerinden birinin CERN’le ilişkili eğitim ve araştırma yapan oldukça büyük bir bölümünde toplam ve topu topu 8 araştırma görevlisi var. Bunların 3'ü de CERN’le ilgili alanda araştırma ve lisansüstü eğitim içinde. Bunu tüm ülkeye genellerseniz bu profilde sadece 40-50 genç araştırıcı aday çıkıyor karşımıza. Bu ortak üyelik statüsü, büyük bir olasılıkla bunların tümünün, hatta bir kaç mislinin CERN'de belli sürelerle eğitim görmek için çalışmalarına finans ve mevzuat çerçevesi sağlayacaktır.

Sorumuz şu: Söz konusu üniversiteler bu denli üretken insan gücü eksikliğiyle çalışırken bu genç kardeşlerimizin bir kaç yıllığına devreden çıkmalarına izin vermek isteyecekler midir?

Değerli milletvekilleri, sorunlara stratejik ve öngörü yaklaşımıyla yaklaşmak gerekiyor. Bu adımı atarken eğer YÖK nezdinde hem bir büyüme projeksiyonu hem de eğitime gönderileceklerin eksikliğini giderecek yeni araştırma görevlileri kadroları ihdas etmezseniz CERN'e kimseyi gönderemeyiz ve yapacağımız yıllık ortak üyelik aidatı -ki, bu 1 milyonla 4 milyon İsviçre frangı arasındadır- boşa ödenmiş olacaktır. Böylece, bu yeni, cidden saygın ve önemli olması gereken girişim de yeni bir israf sürecinden başka bir şey olmaz. Bu CERN girişimini ciddiyetle ele alalım, eğitimde FATİH Projesi’nin akıbetine benzetmeyelim. Gerçi orada çarçur edilen paralar tabii milyar TL'ler mertebesindeydi.

Hazır bilim, teknoloji konuşurken konumuza hiç de uzak olmayan başka şeyler hatırlıyoruz. Bugünlerde yine operasyon yaptınız ve Türkiye'ye çağ atlatan hizmetler yapan şerefli ve vatansever insanları 2003 yılında TÜBİTAK'tan tasfiye ettiniz. Kabahatleri neydi o insanların? Bilişim devriminin önemli organı İnternet’in Türkiye’ye getirilmesi, e-Türkiye sisteminin kurulmasındaki çok önemli katkıları için mi onları attınız? Vergi gelirindeki neredeyse yüzlerce kata ulaşan artış ve konjonktürel finansal rahatlığınız o çalışma sayesinde olmuştu. Bu insanlara minnettar olmanız gerekirken 2003 yılında onları linç ettiniz ve mahkemelerde sürüm sürüm süründürdünüz. Vizyon 2023 Projesi’ni hazırlamış oldukları için mi onları attınız? Ne tuhaf, yenilerde aynı ismi kullanan bir projeyi epeyce dillendirdiniz. Hiç bir ilgi ve benzerlik yok. O projenin oluşturulmasında Türkiye’nin dünya çapındaki pek çok bilim, teknoloji ve sanayi adamı katkı yapmıştı ve entelektüel değeri çok yüksek bir projeydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK EYİDOĞAN (Devamla) – Bu projeyi gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi olarak önemsiyoruz ve bunu her yönüyle takip edeceğimizi burada özellikle ifade etmek istiyorum. Türk bilim dünyasına, teknoloji dünyasına hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

1’inci madde üzerinde başka söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bildiriyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

186

 

Kabul

:

186 (x)

 

 

 

 

Kâtip Üye

Muharrem Işık

Erzincan

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul”

Böylelikle tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Gündemin 7’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisinin Kurulması ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisinin Kurulması ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/968) (S. Sayısı: 648) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 648 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI YURTDIŞI KOORDİNASYON OFİSİNİN KURULMASI VE FAALİYETLERİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 12 Mart 2014 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisinin Kurulması ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisinin Kurulması ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

186

 

 

Kabul

:

186 (X)

 

 

 

Kâtip Üye

Muharrem Işık

Erzincan

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul”

Böylelikle kanun tasarısı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

8’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsveç Krallığı Hükümeti Arasında Çevre Teknolojileri Alanında Ticaret, Yatırım ve İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İsveç Krallığı Hükümeti Arasında Çevre Teknolojileri Alanında Ticaret, Yatırım ve İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/806) (S. Sayısı: 565)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, gündemdeki konuları sırasıyla görüşmek için, 27 Ocak 2015 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.26



(X) 672 S. Sayılı Basmayazı 15/01/2015 tarihli 43’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 425 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) 676 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X)  648 S. Sayılı Basmayı tutanağa eklidir.

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.