TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                43’üncü Birleşim

                                                                                         15 Ocak 2015 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya İl Özel İdaresine devredilen taşınmazlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Cizre’de 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın polisin açtığı ateşle hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de 2001’de meydana gelen depremde yıkılan binaların yerine yaptırılan evlerin bedelinin faiziyle birlikte tahsil edilmek istenmesine ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in, Bursa’da yoğun kar yağışının yol açtığı sorunlara ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, yaptığı açıklamalarla Cumhuriyet gazetesini hedef gösterdiğine ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, orman arazilerine madencilik ruhsatı verilmesiyle ilgili Orman ve Su İşleri Bakanının duyarlı olması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, ilkokullarda beden eğitimi derslerine branş öğretmenlerinin girmemesinin doğru bir uygulama olmadığına ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Nazım Hikmet’in 113’üncü doğum gününe ve Hükûmetin, don felaketi nedeniyle ürünlerini kaybeden çiftçilere yardım etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Nazım Hikmet’in 113’üncü doğum gününe, Cizre’de öldürülen 12 yaşındaki çocuğun katilinin bir an önce bulunması gerektiğine ve Yaşar Kemal’e acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, polisin Cumhuriyet gazetesinin dağıtımını engelleme girişimini ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bu konuyla ilgili ifadelerini kınadığına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, engellilerin ücretsiz ulaşım kartlarına sınırlama getirilmesinin hukuksuzluk olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Cizre’de çocukların öldürülmesi olaylarında sorumluluğun Hükûmette olduğuna ve bu nedenle Cizre halkından özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması ile Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması ile Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, tekraren, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- (10/124, 226, 320, 321, 336, 601, 637, 958, 1055, 1126, 1127, 1128, 1129, 1130, 1131, 1132, 1133, 1134, 1135, 1136, 1137, 1138, 1139, 1140, 1141, 1142, 1143, 1144, 1145, 1146, 1147, 1148) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1684)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, milletvekillerinden oluşan bir heyetin, 1915 olaylarının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin parlamenter diplomasi faaliyetleri çerçevesinde İsveç ve İtalya’ya birer ziyaret gerçekleştirmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 12/1/2015 tarihli 89 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1685)

 

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, sağlık kurumlarında performansa dayalı ek ödeme sisteminin baskısı sonucu çalışanların artan sorunları ile alınması gereken önlemler konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/24)

 

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 19 milletvekilinin, taşeron işçilerin problemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1171)

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, cezaevlerinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde bulunan eylemcilerin sağlık sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1172)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

4- Türkiye Cumhuriyeti ve Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/740) (S. Sayısı: 425)

5.- Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/996) (S. Sayısı: 672)

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/950) (S. Sayısı: 676)

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir bölgesini başka bir devleti ifade edecek şekilde adlandırmanın milletvekili yeminiyle bağdaşmayacağına ilişkin konuşması

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'in, İstanbul'un 2017 Avrupa Yeşil Başkenti yarışmasına adaylık başvurusuna ve İstanbul'daki yeşil alanlara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın cevabı (7/56342)

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel'in, 2010/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi gereği engelli aile ferdi bulunan çalışanlara sağlanan kolaylıklara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın cevabı (7/56343)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarınca satın alınan kültür, eğlence ve spor hizmetlerine ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın cevabı (7/56952)

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, Antalya'nın Kemer ilçesinde bulunan su sporları parkur alanıyla ilgili Kemer Kaymakamlığı ve Antalya Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokole ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/57074)

5.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, orman muhafaza memuru alımı için yapılan sınava,

Açılışlara uçak kiralayarak gittiğine dair iddialara,

Hazine'ye devredilen Gazi Yerleşkesi karşılığında Orman Genel Müdürlüğüne Şap Enstitüsünün bulunduğu alanının verildiği iddialarına,

2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarda millete ve devlete karşı suçlar nedeniyle hakkında işlem yapılan personel sayısına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/57111), (7/57271), (7/57272), (7/58368)

6.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, son beş yıl içinde bir hediyelik eşya şirketinden yapılan satın almalara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın cevabı (7/57350)

7.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in, Diyanet İşleri Başkanlığından Bakanlığa nakil yoluyla geçen personele ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın cevabı (7/57351)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, son beş yıl içinde Avrupa Patenti Dairesine yapılan başvuru sayısına ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın cevabı (7/57352)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, mülkiyeti Hazineye ait bazı taşınmazların Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından başka kurumlara tahsis edilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/57462)

10.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, eski Artvin Orman Bölge Müdür Yardımcısı'nın başka bir ile atandığı halde lojmanı boşaltmadığına dair iddialara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/57795)

 

15 Ocak 2015 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşimini açıyorum.

III. YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.04

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum. Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Çanakkale ilinin sorunları hakkında söz isteyen Çanakkale Milletvekili Sayın Ali Sarıbaş’a aittir.

Buyurunuz Sayın Sarıbaş. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında dinleyen sevgili vatandaşlarım; bugün Türkiye’nin ve dünyanın en önemli illerinden biri olan Çanakkale’den bahsetmek istiyorum.

Çanakkale, aslında coğrafyaya baktığımızda, boğazıyla, 2 tane adasıyla ve yarımadasıyla gerçekten hiçbir ilde olmayan ve dünyada da olmayan bir güzelliğe sahip; ancak görüyorum ki hem boğazı hem üç tarafı denizle çevrili olmasına ve yine Kaz Dağlarıyla ve dağdaki endemik yapılarıyla oksijeni bol olmasına rağmen en sorunlu illerden bir tanesidir ve sorunları çok olan bir il olarak bahsetmek istiyorum.

Bakın, aslında haritada ulaşımı en kolay il gibi görünür. Aslında her tarafı toplu taşımaya müsait görünür coğrafya açısından ama gelin şöyle Çanakkale’nin ulaşım sorununa bir bakalım: Kara yolları hiçbir şekilde bitirilmemiştir. İzmir bağlantısının Edremit’ten başlayarak Gelibolu’ya kadar olan kısmı devam etmektedir. Bandırma’dan devam ederek Çanakkale’ye olan bağlantısı hâlâ bitirilmemiştir. Bu, on sekiz veya yirmi yıldan beri devam eden, on üç yıllık AKP döneminde atılan ve hâlâ bitirilmeyen bu yollarla, yine Çan-Çanakkale, Çan-Biga ve bu güzergâh, yine Ezine bağlantısı olan Bayramiç-Çan güzergâhları hâlâ bitirilmemiştir. Bununla birlikte köy yollarının daha yüzde 80’i asfalt olmamıştır.

Şimdi, bu bir tarafa, kara yoluna bağımlılıktan ama 1960’lı, 1970’li yıllarda bile her tarafa; İstanbul’a, Karadeniz’e, İzmir’e, adalara sürekli yolcu taşıması olan bir deniz ulaşımı varken, bugün, on üç yıllık zamanda, özelleştirmelerden sonra bu da yok olmuştur, deniz ulaşımı da yoktur.

Hava ulaşımına gelelim. Hava ulaşımında biliyorsunuz ki iki tane havalimanımız var ancak yeni bir tanesi -merkezdeki- yanlış olmasına rağmen devam eden bu yatırımın… Yine, buradaki uçaklarımız arasındaki yer üstü hizmetleri tam tamamlanmadığından hâlâ uçaklarımız hava koşullarında indirilememektedir.

Bandırma’ya kadar bir demir yolu var ama Bandırma’da limanımız bitmesine rağmen, çok kısa bir süre içerisinde o liman dışarıya açılmasına rağmen, orada toplu taşıma yapılarak ve hızlı tren de dâhil olmak üzere getirilme imkânı varken, bunu on üç yıldır söylememize rağmen ve “Bu yapılacak.” denmesine rağmen hâlâ çözülmemiştir.

Çok değerli milletvekilleri, bırakın yatırımları, Devlet Su İşlerindeki barajların yapılması, 1991’de, 1994’te temelleri atılan barajlar hâlâ daha bitirilmemiştir, Taşoluk ve diğer büyük barajlarımız gibi.

Yine, çok önemli konulardan bir tanesi de bence nedir biliyor musunuz? Bu yatırımlar tamam, yatırım payı almadı, hepsi güzel de AKP’nin en hızlı çok yatırım yaptığı dönem içerisinde üç tane bölge müdürlüğümüz kapatılmıştır. Denizcilik Müsteşarlığı Çanakkale Bölge Müdürlüğü kapatıldı. Şimdi, dünyanın en sorunlu olan, geçiş üstünlüğü olan bir yerde, boğazı olan yerde bunu niye kapatıyorsunuz? Yüzde 53’ü ormanlarla kaplı olan bir yerde orman bölge müdürlüğünü kapattınız ve yangınların çoğaldığı bir dönemde getirdiniz, burayı Balıkesir’e bağladınız.

Yine, bu anlamda tarihiyle ilgili olarak ve Türkiye'nin en önemli yerlerinden birisi olan bölgemizdeki Vakıflar Bölge Müdürlüğünü de kapatarak Çanakkale’nin içini boşaltmaya çalıştınız. Bunu cezalandıramazsınız. Kaz Dağlarındaki altın aramalar, dışarıdan getirilen kömürlerle 15 tane termik santral yapılması ve turizmi olabildiğince yok etmek, üniversitenin kötü anlamdaki yönetimini yok etmek ve altın bilezikle Türkiye'nin 100.000’lik haritalarla İstanbul’un bütün o yağmalıklarını, oradaki artıklarının hepsini Çanakkale’ye taşıma projesine de karşı çıktığımızı bildirmek istiyorum.

Çok değerli arkadaşlar, her seçim öncesi boğaz köprüsü yapılır, her seçim sonrası da biter ama görüyorum ki yine boğaz köprüsünü ortaya attınız ama seçime kadar da bir şey olmayacağını biliyorum. Yine bu vaatlerinizi sürdürmeye devam ederek Çanakkale halkını…

Onun için bu sorunları AKP sorun yumağı hâline getirmiştir ve bu anlamda çözmemiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.

Gündem dışı ikinci söz, Kütahya İl Özel İdaresine devredilen taşınmazlar hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’a aittir.

Buyurunuz Sayın Işık.

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya İl Özel İdaresine devredilen taşınmazlara ilişkin gündem dışı konuşması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, tüm itiraz ve uyarılarımıza rağmen, Kütahya ilinin en büyük işletmelerinden biri olan Seyitömer Termik Santrali ile Linyit İşletmesi (SLİ)'nin, özelleştirme adı altında, birlikte ve bir bütün olarak sadece birkaç yıllık kârı karşılığında satılıp devir teslim işlemleri Haziran 2013’te gerçekleştirilmiştir.

Bu satışta anılan kuruluşların, Kütahya il merkezinde bulunan lojman ve sosyal tesislerinin yer aldığı arazilerin ve diğer taşınmazların özelleştirme kapsamı dışında tutularak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı EÜAŞ üzerinde bırakılması, Kütahyalılar için kısmen de olsa bir teselli kaynağı olmuştu. Ancak, kısa bir süre sonra, Kütahya Yıldırım Beyazıt Mahallesi’nde bulunan SLİ lojmanları ve sosyal tesislerinin yer aldığı yaklaşık 20 dönümlük arsa üzerindeki binalar, depreme dayanıksız oldukları gerekçesiyle yıkılarak arazinin, okul yapılmak üzere, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından kullanılacağı belirtilmiştir. Bu karar, Kütahyalılar tarafından da olumlu karşılanmıştır.

EÜAŞ'a ait olan, Kütahya 30 Ağustos Mahallesi’nde bulunan ve içerisinde 209 lojman ile sosyal tesislerin yer aldığı “termik siteleri” olarak adlandırılan yaklaşık 50 dönümlük arsa ve üzerindeki taşınmazlarla ilgili olarak ise Ekim-Kasım 2014 tarihlerinde AKP'li bazı siyasilerle, Kütahya Valisi ve TÜRGEV isimli vakfın yöneticileri arasında bazı kirli pazarlıklar başlatılmış ve bu pazarlıklara ilişkin gizli görüşme kayıtlarının yer aldığı “tape”lerin medyada da paylaşılması sonucunda anılan taşınmazların niçin özelleştirme kapsamı dışında tutulduğu da ortaya çıkmıştır.

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından hazırlanan "TÜRGEV fezlekesi" isimli iddianamenin Kütahya’yla ilgili bölümünde yer alan “tape” kayıtları ve konuşma dökümlerinde, özetle, Kütahya Valisi, zamanın AKP İl Başkanı ve AKP İl Genel Meclisi Başkanı tarafından, TÜRGEV yetkililerinin 209 lojman ve sosyal tesislerin yer aldığı yaklaşık 50 dönümlük arazinin görülmesi için Kütahya'ya davet edildikleri, TÜRGEV yetkililerinin bu davete icabet ederek söz konusu taşınmazları yerinde görüp beğendikleri, bu teklifin Bilal Erdoğan'a ve onun aracılığıyla zamanın Sayın Başbakanına iletildiği, Sayın Başbakanın da bundan çok memnun olduğu, Kütahya Valiliğinin söz konusu taşınmazların İl Özel İdaresine tahsis edilmesi için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına yazı yazdığı, ancak bunun en üst makamdan verilecek bir talimatla hızlandırılmasının gerektiği, arkasından da Konya’da olduğu gibi yirmi beş yıllığına bedelsiz olarak TURGEV'e tahsis edilebileceğinin belirtildiği, aynı yöntemle bir arazi bulunarak TÜRGEV'e bağışlanması sözü karşılığında AKP Tokat İl Başkanının da -Kütahya'da olduğu gibi- Belediye Başkanı adaylığının kabul edileceğinin ifade edildiği iddianamede yer almıştır. Bu durum karşısında konu tarafımızdan Meclis gündemine önergelerle taşınmış ancak cevap alınamamıştır. Bunun arkasından Kütahya’da bulunan ve EÜAŞ'a ait olan bu taşınmazların TÜRGEV'e bağışlanma sözü karşılığında siyasi, idari ve ekonomik çıkar sağlayan kişilerin, tarafımdan yapılan suç duyurusuyla dava konusu edilmesi süreci başlatılmış ve dava süreci Danıştay aşamasına gelmiş olup devam etmektedir.

Bu konuya ilişkin yargı süreci devam ederken, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet olaylarının araya girmesiyle yarıda kalan söz konusu taşınmazların devir işlemlerine devam edilmiş ve söz konusu SLİ ve Termik Sitesi lojmanlarının da içinde bulunduğu toplam 70 dönüm civarındaki arazinin üzerindeki taşınmazlarla birlikte 22/9/2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla Kütahya İl Özel İdaresine devri gerçekleştirilmiştir. Bu konu, Sayın Kütahya Valisinin, il özel idaresinin resmî İnternet sitesinden yaptığı bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurulmuştur.

Şimdi sıra söz konusu taşınmazların TÜRGEV'e aktarılmasına gelmiştir. Bu kirli oyunun bozulması için tüm yetkilileri bir kez daha buradan uyarıyor, söz konusu taşınmazların sadece ve sadece Kütahya’nın ihtiyaçları doğrultusunda kullanılması için gerekli her türleü çalışmanın tarafımızdan ve ilgililer tarafından yapılmasını talep ediyor; bu konunun takipçisi olacağımızı bir kez daha sizlerle paylaşarak saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz, Kars ilinin sorunları hakkında söz isteyen Kars milletvekili Sayın Mülkiye Birtane’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Birtane. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kars ilinin sorunlarını aktarmak üzere söz aldım. Sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Seçim bölgem olan Kars iliyle ilgili bugüne kadar Meclise taşıdığım sorunlar hakkında gerçekçi bir adım, çözümleriyle ilgili atılmadı. Oysaki demokrasinin gereği olarak muhalefet ya da iktidar milletvekili olma farkını gözetmek sizin kendi seçim bölgemiz başta olmak üzere, Türkiye'nin bütün sorunlarına duyarlı olmak, Meclis gündemine taşıyarak ortaklaşa bir çözüm aramak kaçınılmaz bir zorunluluktur.

24’üncü Dönem boyunca taşıdığımız sorunlara, ne yazık ki, kalıcı ve gözle görülür bir çözüm üretilemedi. Halkın sorunlarına çözüm bulunacağı yönündeki umutlar da giderek azalıyor. Çocukların geleceği karanlık. Kız çocukları 14-15 yaşında evlendiriliyor. Okuma olanakları yok.

Kars’ın merkez nüfusu 77 bin kadardır. Halkın çoğu köylerde yaşıyor. Şehirde esnaf, köylerde vatandaş perişan hâlde. İş yok, gençler kahve köşelerinde. İl sosyoekonomik anlamda Avrupa’dan, Türkiye’de gelişmiş illerden yüz-iki yüz yıl kadar geride.

Ölçülü ve Halefoğlu köyleri defalarca su sorunuyla basında yer aldı ve çoğu köyde de durum aynı. Köylüler “Dünya uzaya çıkarken devlet bize içme suyu sağlayamıyorsa o zaman bizi gözden çıkarmış ya da bu devletin bir köye içme suyu sağlama gücü bile yok.” diyor.

İl merkezinde temiz ve kesintisiz içme suyu yok.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakan, suyla ilgili konuşuyor.

MÜLKİYE BİRTANE (Devamla) - AKP iktidarı döneminden beri var olan su problemi MHP belediyesi döneminde de devam ediyor.

Merkez köyler, Digor, Sarıkamış, Kağızman, Selim, Akyaka, Susuz, Arpaçay köylerinin hiçbirinde alt yapı yok. Su kuyuları için kullanılan elektriğin ücreti köylülerden alınıyor.

TEDAŞ'ın özelleştirilmesi sonucu Kars'ta elektrik dağıtımı işini Aras firması aldı. Devletin şirkete “Ben paramı senden alırım, sen de vatandaşın elektriğini mi kesersin, icraya mı verirsin?” deyip vatandaşı şirketin insafına bırakması kabul edilebilecek bir durum değildir. Şu an yapılması gereken tek şey, köylünün ve yoksul halkın borçlarının silinmesidir.

Sağlık alanında da il oldukça geride. Yeni bir kadın doğum ve çocuk hastanesi binası hizmete girecek ve Karslılar eski köhne hastaneden kurtulacak derken, henüz yedi yıl önce hizmete açılmış devlet hastanesinin kapatılmasıyla birlikte daha küçük kapasiteli yeni bir binaya geçildi. Şehir merkezine uzak olan hastaneye ulaşım zorlaştı. Var olan sorunlara, dolmuşçuluk yaparak geçimini sağlayan vatandaşların sorunu da eklendi. Kafkas Üniversitesi Hastanesi devlet hastanesi gibi hizmet vermekte çünkü üniversite hastanesinin ihtiyaç duyduğu modern tıbbi donanım için bütçe ayrılmıyor.

Kars’ta eğitim alanında da bir düzenleme olmamıştır. Geçici olarak görevlendirilen öğretmenlerin görev yerleri sık sık değiştirilmektedir. Okulların elektrik, su ve ısınma sorunları had safhada. Köy okulları hâlâ tezek sobalarıyla ısıtılıyor. Köy okullarının çoğu ilk kademe olarak hizmet veriyor. Liseye devam imkânıysa son derece zor.

İlde elektrik, su, yol yok ama her ilde olduğu gibi bolca baskı ve gözaltı var. Kobane'ye destek eylemlerinden sonra ilçe ve il merkezinde birçok eve baskın yapıldı.

Kafkas Üniversitesi öğrencileri sürekli takip altında ve 2014'ün son günlerinde neticelenen bir davada 14 öğrenciye toplam yüz beş yıl ceza verildi.

İlin tek geçimi olan hayvancılık alanında sıkıntılar devam ediyor. İthal et girişiyle hayvan fiyatları düştü. Mazot, tohum, yem ve diğer girdi fiyatları dört yılda yüzde 500 arttı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hava kirliliği, Karadağ Mahallesi’ndeki çöplük ve ulaşım sorununa da çözüm bulunmadı. İlde iş alanı yok. Şeker fabrikasının kapatılması an meselesi. Organize sanayi bölgesinin sorunları devam ediyor.

Buradan Hükûmete sesleniyorum: Dönüp de bir Kars’a bakın, halkın ne hâlde olduğunu görün diyor, hepinize saygı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

Gündeme geçmeden evvel on arkadaşıma 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Tüzel…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Cizre’de 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın polisin açtığı ateşle hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Hükûmete seslenmek istiyorum. “Halka ‘3 çocuk, 5 çocuk doğurun.’ derken siz bu çocukları öldüresiniz diye mi söylüyorsunuz?” diye sormak istiyorum.

En son, 12 yaşında, Cizre’de Nihat Kazanhan bizzat polislerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti. Son bir haftada Cizre’de 7 çocuk hayatını kaybetti. Cizre çocuk mezarlığına dönmüş durumda. Çocukların tanıklıkları var, “Biz zafer işareti yaptığımızda, tepede otururken polis doğrudan gaz fişeği sıktı, ardından da bizi taradı.” diyorlar ama İçişleri Bakanı da “Polis kesinlikle ateş açmadı.” diyor. Bakın, bugünün gençleri, Cizre’de yaşayanlar şunu söylüyor: “90’lı yıllarda beyaz Toros dolaşıyordu, şimdi plakasız akreplerle hayatımız alınıyor.” Devletin bunları açığa çıkarması gerekir. Yoksa bu cinayetlerin de sonu gelmeyecek, barış da gelmeyecek. “Ya devlet başa ya kuzgun leşe.” anlayışı terk edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de 2001’de meydana gelen depremde yıkılan binaların yerine yaptırılan evlerin bedelinin faiziyle birlikte tahsil edilmek istenmesine ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir deprem coğrafyası üzerinde kurulu olan ülkemizde zaman zaman karşılaştığımız depremler bizleri büyük acılara ve maddi zararlara uğratmaktadır. Seçim bölgem Osmaniye de fay hatları üzerindedir, zaman zaman deprem olmaktadır. 2001 yılında Osmaniye’de yine deprem olmuş, merkezde Şekerdere, Tehçi; Düziçi’nde Selverler, Yazlamazlı, Karagedik, Alibozlu gibi köylerde yığma taş evler yıkılmıştır. Zaten dar gelirli olan insanların yıkılan evleri yerine, Milliyetçi Hareket Partisinin de ortak olduğu 57’nci Hükûmet ev yaptırarak sorunu gidermiştir. Şimdi ise bu evlerin bedeli faiziyle birlikte Ziraat Bankası aracılığıyla icraen tahsil edilmek istenmektedir. Zaten fakir olan bu insanlardan bu tahsilatın yapılmaması için Hükûmeti göreve çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

3.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in, Bursa’da yoğun kar yağışının yol açtığı sorunlara ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; 2014 yılının son günü 31 Aralıkta Bursa ilinde yoğun kar yağışı başlamıştır. Özellikle şehrin dağlık kesimi ve İnegöl, Yenişehir ilçelerinde kar yağışı aşırı bir şekilde gerçekleşmiş, yine bu hafta başı tüm Bursa’yı etkisi altına alan kar yağışı Uludağ’da 3 metre civarlarında, şehir merkezlerinde ve köy, mahalle yerleşim yerlerinde 50 santimetre ile 1 metre arasında değişen yüksekliğe ulaşmıştır. Bu durum şehir içi, şehir dışı ve köy, mahalle yollarının kapanmasına yol açmış, elektrik kesintileri meydana gelmiştir. Şehir içi yolların ve köy, mahalle yollarının açılmasında, başta Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere, ilçe belediyelerimiz üstün bir gayret sarf etmişler ve kapalı köy, mahalle yolumuz ile şehir içi yolumuz kalmamıştır. Şehirler arası yolların açılmasında Karayolları ekiplerimiz üstün bir performans sergilemiş ve şehirler arası yollarımızı açık tutmuş ve açık tutmaya devam etmektedirler.

Lakin elektrik kesintilerinin giderilmesi hususunda dağıtım şirketi, coğrafi şartların zorluğundan etkilenmiş ve hâlâ elektrik ulaştıramadığı yaşam bölgeleri bulunmaktadır. Dağıtım şirketi durumdan vazife çıkararak gerekli altyapı noksanlıklarını acilen gidermeli ve ivedi olarak kesintileri sona erdirmelidir.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

4.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, yaptığı açıklamalarla Cumhuriyet gazetesini hedef gösterdiğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Davutoğlu Cumhuriyet gazetesiyle ilgili “Neredeyse ‘Gelin bize saldırın.’ diye bir karikatür basacaksınız, sonra da ‘Basın özgürlüğü…’ diyeceksiniz. Basın özgürlüğünü hakaret etme alçaklığı ile yan yana koyamayız.” Başbakan burada açıkça halkı Cumhuriyet gazetesine karşı isyana ve saldırıya teşvik etmiştir. Sayın Başbakan Cumhuriyet gazetesini hedef göstermiş, halkı gazeteye karşı tahrik ve teşvik etmiştir. Ayrıca, bununla da kalmamış, Cumhuriyet gazetesinin tüm çalışanlarını, okurlarını tehdit etmiştir.

Ülkede barış ve kardeşliği, hoşgörüyü, saygıyı, barışı sağlamakla ilgili en baş sorumlu olan Başbakan bizzat bu beyanlarıyla ülke barışına âdeta dinamitle saldırmıştır. Paris’te hoşgörü nutukları atan… Ve 3 milyon basan Charlie Hebdo dergisini Türkiye’de basan ve basın özgürlüğünü savunan Cumhuriyet gazetesinin burada korunmasıyla ilgili tüm Meclis sorumluluk altındadır: Onların can güvenliği bugün tehdit altındadır.

Sayın Başbakanı sorumlu davranmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çam…

5.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, orman arazilerine madencilik ruhsatı verilmesiyle ilgili Orman ve Su İşleri Bakanının duyarlı olması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımız burada, Sayın Eroğlu. Sayın Bakan, yer altında bulunan madenlerin çıkartılması, işletilmesi konusunda herhangi bir sorunumuz yok fakat öyle yerlere ruhsat veriliyor ki orman arazilerinin, temiz içme sularının olduğu bölgelerde taş ocakları, mıcır ocakları ve maden araştırmalarıyla ilgili ruhsatlar veriliyor. Mesela, İzmir’in Menderes ilçesinde Kuyucak ve Karakuyu bölgesinde, orman bölgesinde ağaçlar, çam ağaçları kesiliyor, taş ocağı ve mıcır ocakları ruhsatları veriliyor. Yine, Selçuk’un Gökçealan köyünde -hafta sonu oradaydım- üzüm, incir ve orman alanları tamamen tasfiye ediliyor, taş ocakları ve mıcır ocakları ruhsatları veriliyor. Yine, Menderes’in Yeniköy’ünde… Yine, Kemalpaşa’nın Akalan köyünde mahkeme kararıyla burası durduruldu.

Sizden rica ediyoruz, Orman ve Su İşleri Bakanı olarak orman alanlarının korunması ve kollanmasıyla ilgili, mutlaka bu konuda bir şerh koymanızı, orman alanlarının olduğu yerlerde temiz içme sularının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

6.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, ilkokullarda beden eğitimi derslerine branş öğretmenlerinin girmemesinin doğru bir uygulama olmadığına ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlkokullardaki beden eğitimi derslerinin kaldırılması ve bunun yerine sınıf öğretmenlerinin fiziki etkinlikler dersine girmesi, aynı zamanda haftalık ders çizelgelerinde meslek liselerinde beden eğitimi derslerinin kaldırılması sonucunda beden eğitimi branşı öğretmenleri artık atanmamaktadır, onların yerine sınıf öğretmenleri atanmaktadır. Oysa ki çocuklarımızın ve gençlerimizin bedensel ve zihinsel etkinlikleri ve kendi öz güvenli sportif amaçlarıyla dünyaya kendilerini gösterebilecek gençlerimizin yetişmesi açısından beden eğitimi dersleri çok önemlidir.

Beden eğitimi öğretmenleri bundan sonraki atamalarda en az 1.500 atamanın yapılmasını ve beden eğitimi derslerinin öneminin bir kez daha hatırlanmasını istiyorlar Sayın Başkan. Umarım bunu yetkililerden birileri duyar, onların bu haklı taleplerini yerine getirirler diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

Sayın Atıcı…

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Nazım Hikmet’in 113’üncü doğum gününe ve Hükûmetin, don felaketi nedeniyle ürünlerini kaybeden çiftçilere yardım etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bugün büyük ozan Nazım Hikmet’in 113’üncü doğum günü. Aynı topraklarda doğmaktan, aynı havayı solumaktan, aynı değerleri paylaşmaktan onur duyuyorum.

Eğer Nazım Hikmet yaşasaydı Mersin’de yaşanan don felaketi nedeniyle ürünlerini kaybeden, çaresiz kalan ve devletin el uzatmadığı çiftçilerin dramını mutlaka yüreğinde hisseder ve yüreğinden dökülen dizeleri kaleme alırdı.

AKP Hükûmeti çiftçilerin yaşadıkları acıyı yüreğinde hissetmese bile aklıyla davranıp onlara el uzatmalıdır. Sadece TARSİM’e kayıtlı olan çiftçilerin değil, gariban çiftçilerin de, ürünlerini kaybeden bu çiftçilerin de yardımına koşmalı ve el uzatmalıdır. Bunu yapacak kadar güçlü bir devlete sahibiz. AKP Hükûmetini bu konuda göreve davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

8.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Nazım Hikmet’in 113’üncü doğum gününe, Cizre’de öldürülen 12 yaşındaki çocuğun katilinin bir an önce bulunması gerektiğine ve Yaşar Kemal’e acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım…

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,

Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

Vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

Vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

Vatan, tırnaklarıysa ağalarınızın,

Vatan, mızraklı ilmühalse,

Vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

Vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,

Vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim.

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:

Nâzım Hikmet bugün 113 yaşında ve Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

O şartların değişmediğini görüyoruz. Devlet, Cizre’de öldürülen 12 yaşındaki çocuğun katilini bir an önce bulmalıdır.

Bu arada dün gece hastaneye yatan büyük yazarımız Yaşar Kemal’e de acil şifalar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

9.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, polisin Cumhuriyet gazetesinin dağıtımını engelleme girişimini ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bu konuyla ilgili ifadelerini kınadığına ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Polisin Cumhuriyet gazetesine yönelik sansür girişimini şiddetle kınadığımı ifade etmek istiyorum. Dün Türkiye’nin birçok ilinde emniyet yetkilileri Cumhuriyet gazetesinin dağıtımını birkaç saat engelledi. Bazı illerde de toplatıldı. Bu, basın özgürlüğüne karşı Hükûmetin bilinçli olarak bir antidemokratik uygulamasıdır. Şöyle ki, bugün bir basın mensubu sorduğu soruyla Sayın Başbakanın Cumhuriyet gazetesinin önünde toplanan insanların dağıtılmasıyla ilgili yaşananlar hakkında düşüncesini alırken Sayın Başbakan bunun bir tahrik unsuru olduğunu, provokasyon olduğunu ve bu provokasyonu yapanların, bedellerine katlanacağı şeklinde ifadede bulunarak âdeta Cumhuriyet gazetesine karşı bir saldırının başlangıç emrini vermiştir ki bunun Hükûmetin en yetkilisine yakışmadığını ve kınadığımı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

10.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, engellilerin ücretsiz ulaşım kartlarına sınırlama getirilmesinin hukuksuzluk olduğuna ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

2015 yılı engelliler için bir kayıpla geldi. İstanbul’da engellilerin ücretsiz ulaşım kartlarına günlük 10, aylık ise 220 kullanım sınırlaması getirildi. Aylık 220 olduğu söylenen bir hak nasıl olur da günlük 10 kullanıma tekabül eder? Bu düpedüz “Engelliler hafta sonları evden çıkmasın.” demektir. Bu nasıl bir anlayışsızlıktır. Engellilere sağlanan bu kolaylığın suistimal edildiği gerekçesiyle bu kararın alındığı belirtiliyor. Bu hakkı suistimal eden insanlar yüzünden suçu bütün engellilere mal ederek ulaşım kartlarına getirilen bu sınırlama hukuksuzluktur. Bu nedenle engellilerin hepsi suçlanabilir mi? Turnike görevlilerinin işi usulsüz kullanımı tespit etmektir. Onların önüne geçemedikleri suçları, işledikleri suçu bütün engellilere mal etmek yanlıştır. Engelliler soğuk kış, sıcak yaz mevsiminde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonunun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimine dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- (10/124, 226, 320, 321, 336, 601, 637, 958, 1055, 1126, 1127, 1128, 1129, 1130, 1131, 1132, 1133, 1134, 1135, 1136, 1137, 1138, 1139, 1140, 1141, 1142, 1143, 1144, 1145, 1146, 1147, 1148) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1684)

13/1/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz; başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimi için 13/1/2015 Salı günü saat 18.00’de toplanmış ve kullanılan 13 adet oy pusulasının tasnifi sonucu aşağıda adları ve soyadları yazılı üyeler karşılarında gösterilen oyu alarak İç Tüzük’ün 24’üncü maddesi uyarınca başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.

Bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

Binnaz Toprak

İstanbul

Komisyon Geçici Başkanı

 

Başkan          : Alev Dedegil                                      İstanbul          : (11) Oy

Başkan Vekili : Vural Kavuncu                                  Kütahya           : 10) Oy

Sözcü           : Sevde Bayazıt Kaçar Kahramanmaraş:(11) Oy

Kâtip            : Mehmet Kerim Yıldız Ağrı                 :(11) Oy

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Genel görüşme açılmasına ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum:

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, sağlık kurumlarında performansa dayalı ek ödeme sisteminin baskısı sonucu çalışanların artan sorunları ile alınması gereken önlemler konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/24)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sağlık kurumlarında performansa dayalı ek ödeme sisteminin baskısı sonucu çalışanların artan sorunları ile alınması gereken önlemleri Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirmek amacıyla Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 101, 102 ve 103’üncü maddeleri uyarınca genel görüşme açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz.

Saygılarımızla.

                Mehmet Şandır                                                                                            Oktay Vural

                      Mersin                                                                                                        İzmir

            Grup Başkan Vekili                                                                                   Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

"Hasta-hekim ilişkisi" rahatlık ve güvene dayalı olup, sağlık hizmeti sunumunda hastanın bilgilerini paylaştığı bir süreçtir. Sağlık hizmetlerinin başarısı, bu hizmete ihtiyacı olan hasta sayısının azalmasıyla ölçülür.

2004 yılından bu yana ülkemizde uygulanan performansa dayalı ek ödemeyle, sağlık hizmetlerine ulaşım kolaylaşmakla birlikte, hasta-hekim ilişkisini zora sokmuş ve daha fazla hasta muayene etme endişesi içinde olan hekimin, hastasını tatmin edecek ölçüde bilgilendirebilecek düzeyde vakit ayırmasını güçleştirmiştir.

Performansa dayalı ek ödemenin hekimin kazancının büyük çoğunluğunu oluşturması, performans puanlarını olması gerekenden daha önemli hâle getirmiştir. Hekimlik uygulamalarında puan/para odaklı bir bakış açısı hâkim olmuş, hekim her hastasından "Nasıl daha fazla puan alırım?" baskısı altına sokulmuştur.

Hekimler ve diğer sağlık çalışanları daha fazla puan/gelir elde edebilmek için aşırı iş yükü altına girmektedir. Sağlık çalışanları yıllık izin, tatil, sağlık raporu gibi özlük haklarını kullanmaktan ve bilimsel kongre ve toplantılara, eğitim etkinliklerine katılmaktan ve emekli olmaktan kaçınmaktadırlar. Özellikle, eğitim kurumları olan üniversite hastanelerinde öğretim görevlileri araştırma çalışmaları ile öğrencilerin eğitim ve uygulama faaliyetlerinde yer almak yerine, hasta muayenesi ve tıbbi girişimlere yönelerek puan toplamak zorunda bırakılmıştır.

Bir hekimin sabahtan akşama kadar hiç durmadan çalıştığı hâlde kendisine göre çok daha az çalışan başka uzmanlık alanındaki meslektaşının aldığı ek ödemenin 1/4'ünü alabilmesi hakkaniyete uygun değildir. Bir uzman hekimin bir işlem karşılığında aynı işlemi yapan aynı hastanede başka bir klinikte ya da başka bir hastanedeki kendi uzmanlık alanından diğer meslektaşına göre yarı parayı alması da adil bir paylaşım değildir.

Performans ölçümü için sadece sayı üzerinden değerlendirme yapıldığından tıbbi işlemlerin kalitesi, komplikasyonları, faydaları ve benzeri dikkate alınmamaya başlanmıştır. İşini iyi yapan, hasta ve çalışan güvenliğine uygun davranan, komplikasyon, risk oluşmaması için dikkatli ve kontrollü çalışan, hastasına yeterli zaman ayırarak eksiksiz değerlendiren, eğiten hekim bu sistemde zarar ederken; hızlı, seri iş yapan, yaptığı işlemden dolayı komplikasyon geliştiğinde ikinci, üçüncü işlem uygulayan hekim kazançlı çıkmaktadır.

Bu puanlama sonucu hekimler zor, zaman alıcı, riskli işlemleri yapmaktan imtina etmeye başlamış, hatalı tanı ve tedaviler sebebiyle hastaların hastanede kalma süresi ve doktora gitme sayısı artmıştır.

Bu nedenlerle sağlık kurumlarında performansa dayalı ek ödeme sisteminin baskısı sonucu çalışanların artan sorunları ile alınması gereken önlemler Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmek suretiyle, Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğünün 101, 102 ve 103’üncü maddeleri uyarınca "Genel Görüşme" açılması kaçınılmaz bir hâl almıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemdeki yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön görüşme sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Baluken, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Cizre’de çocukların öldürülmesi olaylarında sorumluluğun Hükûmette olduğuna ve bu nedenle Cizre halkından özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun bir süredir Cizre’de çocukları, gençleri malum kurşunlarla katleden kanlı bir süreç işliyor. Ülkenin gündeminde akan kanı durdurmaya yönelik çözüm süreci ve barış süreci varken Cizre’de neredeyse her gün bir çocuğun katledilmesi haberiyle güne uyanmaya başladık.

Öncelikle, bu durumu kabul edilemez bulduğumuzu ve şiddetle kınadığımızı ifade etmek istiyoruz. Dün katledilen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın son bir ay içerisinde Cizre’de katledilen 6’ncı genç olduğunu ve buradaki bütün sorumluluğun AKP Hükûmetinde olduğunu belirtmek istiyoruz.

Bir aydır Hükûmetle yaptığımız bütün görüşmelerde yaptığımız bütün uyarılara rağmen Hükûmetin bu uyarıları dikkate almadığını, ölümleri önlemeye yönelik tedbirler geliştirmediğini, etkin bir soruşturma yürütmediğini ve dolayısıyla, bu yönüyle de bütün bu cinayetlerin vebalini boynunda taşıdığını altını çizerek ifade etmek istiyoruz.

Cizre’ye Hrant Dink cinayetinde şüpheli olan bir emniyet müdürünü atayarak zaten var olan kaygıları artırdığını, ortaya çıkan cinayetlerin de bu kaygıların haklılığını ispatladığını, kanıtladığını tekrar ifade ediyoruz.

Başbakanın ya da Hükûmetin sorumlu bakanlarının da Cizre’de işlenen her cinayetten sonra “provokasyon” demesini, birtakım paralel yapılara göndermeler yapmalarını da büyük bir ciddiyetsizlik olarak burada gördüğümüzü ifade ediyoruz. Bu tavrın kabul edilemez olduğunu, Hükûmete düşen sorumluluğun, bu tetiği çekenlerin ve bunların arka planında olan sorumluların bir an önce adalet önünde yargılanacak şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - …bu süreçleri işletmek olduğunu ifade ediyoruz. AKP Hükûmetini de, bu cinayetlerden dolayı Cizre halkından özür dilemeye çağırıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 19 milletvekilinin, taşeron işçilerin problemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1171)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Taşeron işçilerin problemleri konusunda araştırma yapılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeler uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

1) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

2) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

3) Oktay Vural                                                          (İzmir)

4) Cemalettin Şimşek                                               (Samsun)

5) Ali Öz                                                                  (Mersin)

6) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

7) D. Ali Torlak                                                         (İstanbul)

8) Muharrem Varlı                                                    (Adana)

9) Bülent Belen                                                        (Tekirdağ)

10) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                     (Osmaniye)

11) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

12) Ali Halaman                                                       (Adana)

13) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

14) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

15) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

16) Tunca Toskay                                                     (Antalya)

17) Meral Akşener                                                    (İstanbul)

18) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

19) Alim Işık                                                            (Kütahya)

20) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

Gerekçe:

Kamu hizmet maliyetini düşürmek amacıyla ilk olarak yerel yönetimlerde başlatılan taşeronlaşma, ülkemizde hemen hemen her alanda yaygın bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Yerel yönetimlerden sonra taşeronlaşmanın yaygın olduğu yerlerin başında hastaneler, üniversiteler ve diğer kamu kurum ve kuruluşları gelmektedir. Bu kamu kurum ve kuruluşlarında temizlik, güvenlik ve büro hizmetleri taşeron personel tarafından hizmet alımı yoluyla verilmektedir. Güvenlik ve temizlik hizmetleriyle dar bir alanda başlayan taşeronlaşmanın boyutları her geçen gün artmıştır. Artık hastanelerde doktor, hemşire, ebe ve sağlık memuru hizmetleri, diğer kamu kurumlarında yemek ve ulaştırma hizmetleri hizmet alımı yoluyla sağlanmaktadır.

Kamu İhale Kurumunun hizmet alımı verileri dikkate alındığında, 1 milyona yakın işçi hizmet alımı yoluyla kamu hizmeti vermektedir. Yine, kamu hizmeti veren her 100 işçiden 60-70'i taşeron olarak çalışmaktadır. Adalet Bakanlığı merkez birimlerinde temizlik ve yemekhane hizmetlerinde 102 taşeron personelle bu hizmetler yürütülürken, yurt genelindeki adalet saraylarında 2.265 temizlik ve 335 güvenlik personeli taşeron olarak çalışmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde 320 temizlik, 96 güvenlik, 10 teknik, 18 yemekhane ve 18 ulaştırma olmak üzere toplam 469 taşeron firma elamanı görev yapmaktadır. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığında da diğer tüm bakanlıklarda olduğu gibi taşeronlaşma artmış durumdadır. Bu Bakanlığımızda 668 güvenlik, 110 temizlik, 98 adet çağrı, 284 yol kenarı denetim, 48 adet minibüs, 29 adet bölge müdürlüğü hizmet aracı ve 29 adet bu araçlara ait 29 şoförlük hizmeti olmak üzere 1.269 kişi hizmet satın alma yöntemiyle taşeron firma elamanı olarak çalıştırılmaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığında 918 temizlik, 468 güvenlik, 87 tadilat ve 5 matbaa elemanı olmak üzere toplam 1.478 kişi taşeron elaman olarak çalışmaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında temizlik ve güvenlik gibi hizmetlerde toplam 18.296 kişi, yine Kültür ve Turizm Bakanlığında benzer hizmetlerde 2.820 kişi taşeron eleman olarak çalıştırılmaktadır. Diğer bakanlıklarda da temizlik, güvenlik, ulaştırma, yemekhane ve bazı büro hizmetleri hizmet alımı karşılığında taşeron firma elamanları tarafından verilmektedir.

Hükûmet taşeronlaşmayı âdeta teşvik eder hale gelmiştir. Ülkemizde neredeyse hemen hemen her hizmette çalıştırılan taşeron işçiler büyük sıkıntı içinde görev yapmaktadır. Öncelikle sendikasız bir şekilde çalıştırılan taşeron işçiler her zaman işten çıkarılma kaygısı yaşamaktadır. Bu işçilerin çalışma süreleri çok uzundur. Kurumlarda bu işçiler çok az ücretle çok fazla iş yapmaktadır. Senelik izin ve günlük izinler konusunda da önemli sıkıntılar yaşayan bu kesim, kıdem ve ihbar tazminatı ile ilgili de problem yaşamaktadır. Taşeron işçilerin çalışma süreleri de yıllık olarak yapılan ihalelere bağlıdır. Firmaları ihaleyi kaybettiğinde taşeron işçiler de işini kaybetmiş oluyor.

Bu nedenle taşeron işçilerin problemleri konusunda araştırma yapılarak, gerekli önlemlerin belirlenmesi için Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğü’nun 104 ve 105’inci maddeler uyarınca bir Meclis araştırması komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, cezaevlerinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde bulunan eylemcilerin sağlık sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1172)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Siyasi ve meşru taleplerle elli beş gündür cezaevlerinde açlık grevi başlatan 64 ve daha sonraki katılımlarla sayılan 682'yi bulan tutsağın süresiz-dönüşümsüz olarak devam ettikleri açlık grevinde, eylemcilerin sağlık sorunlarının araştırılarak, deneyimli doktorlar tarafından düzenli olarak kontrol altında tutulmaları ve gerekli tedavilerinin eksiksiz ve uygun yöntemlerle yapılması için Türk Tabipleri Birliği (TTB) gözetiminde, bu konuda uzmanlık yapmış hekimlerle cezaevlerinde sağlık taramalarına başlanması, cezaevi hekimlerinin bu uzman hekimler tarafından bilgilendirilmesinin sağlanması; Karadeniz, Doğu Anadolu ve diğer taşra cezaevlerinde bu çerçevede taramaların sıklaştırılması, tüm cezaevlerine ücretsiz B1 vitamini sağlanması, bu ilaçların TTB gözetiminde her cezaevine düzenli ve yeterince dağıtılması, yanlış tedavilerin uygulanmaması için denetimlerin aralıksız sürdürülmesi ve gerekli tüm sağlık önlemlerinin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

1) Mülkiye Birtane                                                    (Kars)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakik                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

12 Eylül 2012 tarihinden itibaren 8 cezaevinde 64 siyasi tutsakla başlayan açlık grevleri, Adalet Bakanlığının son resmî açıklamalarına göre 67 cezaevinde 682'yi bulan bir sayıyla devam ediyor. Siyasi tutsaklar bu eylemlerini, Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılarak Kürt sorununda müzakerelerin başlatılması, ana dilinde savunma yapılmasının önündeki engellerin kaldırılması ve Kürtlere ana dilde eğitim hakkının tanınması olmak üzere iki taleple başlatmışlardır. Ölümle burun buruna gelmiş, sağlıkları geri dönülmez bir şekilde bozulmuş yüzlerce tutsağın bu taleplerinin ne şekilde karşılık bulacağına dair Hükûmetten tek açıklama gelmiş değilken, eylemci sayısının binlere çıkmasından endişe ediliyor.

Sayın Başbakanın yaptığı açıklamalar onların bu durumu üzerinde daha çok olumsuz şekilde tesir yapıyor. Sayın Başbakanın "Açlık grevi diye bir şey yoktur, bu bir şovdur. Bakanımı gönderdim, bir şeyler yiyorlarmış" açıklamalarından sonra açlık grevindeki eylemcilerin bazılarının sıvı dahi almayı kabul etmedikleri, doktor kontrollerini reddettikleri haberleri gelmiştir. Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından ise sağlıklarının değişken olduğu yönünde açıklamalar yapılmıştır. Eylemcilerle görüşen milletvekilleri de durumu kritik olan, ayakta duramayan, ses ve ışık hassasiyeti başlamış olan eylemcilerin çok sayıda olduğu, B1 vitamini, temiz su, limon, bal, tuz ve şeker gibi ihtiyaçlarının düzenli olarak sağlanmadığını ileri sürmüştür. Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği (TTB) gözetiminde, bu konuda uzmanlık yapmış hekimlerle cezaevlerinde sağlık taramaları yapılmalı, cezaevi hekimlerinin uzman hekimler tarafından bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Özellikle, Karadeniz, Doğu Anadolu ve diğer taşra cezaevlerinde bu çerçevede taramalar sıklaştırmalı, tüm cezaevlerine ücretsiz B1 vitamini sağlanmalı, bu ilaçlar TTB gözetiminde her cezaevine düzenli ve yeterince dağıtılmalıdır.

Aynı zamanda, cezaevleri yönetimlerinin eylemcilerin sağlık durumlarının hassasiyetini göz önünde bulundurmadığı, ihtiyaçlarını ise kantinden parayla aldıkları belirtiliyor. Gerekli hijyen ortamın sağlanmadığı, durumu ağırlaşanların uzanma, kalkma gibi durumlarda yalnız oldukları, onlara karşı özenli davranılmadığı gelen haberler arasındadır. Sağlıklı bir insanın kalmakta zorlandığı ve kısa sürede sağlık problemi yaşadığı Türkiye cezaevlerindeki mevcut koşulların bu aşamada eylemcilerin hayatı üzerinde daha açık bir risk hâline geldiği açıktır. Cezaevlerinde çalışan sağlık ekiplerinin genelde hassasiyetten uzak, geçiştirmeci bir yöntemle çalıştıkları biliniyor. Böylesi bir durumda cezaevinde görevli doktorların ve diğer sağlık görevlilerinin hassasiyetle hareket etmeleri için ne gerekiyorsa yapılması gerekiyor. Görev yapan doktorların açlık grevi sonucu sağlık problemi yaşayan kişilere nasıl bir tedavi yöntemi uygulayacağı konusunda bilgi sahibi olması gerekiyor. Bu süreçte uygulanacak rastgele bir tedavi geri dönülmez sağlık problemleri yaşatacaktır. Eylemcilerin ciddi bir tedavi takibinde tutulması gerekiyor.

Sağlık uzmanları, açlık grevi sonucunda ortaya çıkan sağlık bozukluklarında büyük ölçüde geriye dönüş sağlanabileceğini, bununsa B1 vitamininin sürekli olarak alınmasıyla mümkün olabileceğini belirtiyor. Uzmanlar, B vitamini kullanılmadığı takdirde hafıza kaybının giderilemeyeceğini ve kısa sürede akciğer enfeksiyonu yaşanacağını, bunun da bir bütün olarak sağlıklarında geri dönülmez tahripler oluşturacağını vurguluyor. Tıp literatürüne göre, açlık grevinde B vitamini, tuz, şeker, limon, bal ve sıvıların alınmasının beslenme anlamına gelmeyeceği konusunda eylemcilerin bilgilendirilmesi gerekiyor. Uzmanlara göre, Wernicke-Korsakoff hastalığı B1 vitamininin kullanılmaması durumunda oluşuyor. Serumların kesinlikle B1 ya da B6, B12 vitaminleri katılarak verilmesi gerekiyor. Bu açıdan sağlık denetimlerinin düzenli yapılmasını sağlamak için Mecliste bir komisyon kurulmasını Genel Kurulun takdirine sunuyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, milletvekillerinden oluşan bir heyetin, 1915 olaylarının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin parlamenter diplomasi faaliyetleri çerçevesinde İsveç ve İtalya’ya birer ziyaret gerçekleştirmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 12/1/2015 tarihli 89 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1685)

14/1/2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

1915 olaylarının 100’üncü yıl dönümüne ilişkin parlamenter diplomasi faaliyetleri çerçevesinde milletvekillerinden oluşan bir heyetin İsveç ve İtalya'ya birer ziyaret gerçekleştirmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 12.01.2015 tarihli ve 89 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu ziyaretler, 28.3.1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 10'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/742) (S. Sayısı: 616)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ve Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4- Türkiye Cumhuriyeti ve Ürdün Haşimi Krallığı Arasında Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/740) (S. Sayısı: 425)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Millî Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/996) (S. Sayısı: 672)(X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

Komisyon raporu 672 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde oy isteyen… Seçim yaklaşınca “oy” demeye başladım bende.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, oy da istiyoruz vatandaştan. Onun için, zaten burada görüşlerimizi söylüyoruz, onlar da değerlendirecekler, inşallah gerekli kararlarını verecekler.

Ben konuşmama başlamadan önce, Antalya’da, özellikle batı ilçelerimizde geçtiğimiz günler içerisinde yaşanan sel ve hortum felaketi nedeniyle zarar gören bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum. Buradan da Hükûmetten onların birtakım borçlarını -diğer şeylerde olduğu gibi- ötelemelerini; çiftçilerimizin, esnaflarımızın borcunu bir süre nefes alacak şekilde ötelemelerini ve bununla ilgili gerekli çalışmaları yapmalarını istirham ediyorum. Sayın Bakana da Hükûmetin bir üyesi olarak burada duyurmuş olalım. Tekrar, bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum. Çünkü orası bütün sebze, meyve üretiminin yapıldığı, ihracatın büyük bir bölümünün yapıldığı bir bölge. Bu vesileyle tekrar hatırlatmış olalım.

Değerli arkadaşlar, bu kanunla ilgili olarak, tabii, millî mayın faaliyet merkezinin kurulması denmiş ama birçok değişik düzenleme de içeriyor. Biliyorsunuz, bedelli askerlik diye gelmişti. Bu çerçevede, tabii, kamuoyunda en çok bu tarafı tartışıldı. Bedelli askerlikle ilgili hem Sayın Genel Başkanımız hem buradaki arkadaşlarımız komisyonda görüşlerini belirttiler. Tabii, esas itibarıyla hem o konuyu hem de millî mayın faaliyet merkezinin kurulmasını genel itibarıyla olumlu bulduğumuzu belirtmek istiyorum.

Ama mayın konusuna girmeden hızlıca bedelli askerlikle ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Bu ücret belirlemesi konusunda bazı önerilerimiz olmuştu muhalefet olarak. Özellikle, yoksul vatandaşlarımız açısından bunların ücretlerinin devlet tarafından ödenmesi, belli bir gelir seviyesinin altında olan vatandaşlarımıza farklı bir tarife uygulanması gibi alternatif önerilerimiz olmuştu adalet açısından, bu talepler yerine getirilmedi. Ayrıca, sürekli olarak da bedelli askerlik konusunun gündeme getirilmesi hususu, bir yanda, parası olanın askerlik yapması, parası olmayanın da sürekli bir şekilde uzun dönem askerlik yapması vatandaş açısından askerlik görevinin kutsallığını ve bir vatani görev olduğu hususunu yaralayacaktır. Bu nedenle, bu konuda genel bir düzenleme yapılarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin hem asker ihtiyacının belirlenmesi hem de askerlik süresinin bu çerçevede yeniden düzenlenerek adil bir uygulamanın sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Bu hususların dikkate alınmasını, bu vesileyle de esas itibarıyla olumlu baktığımız düzenlemenin bu kısmındaki eksiklerin giderilmesini bir talep olarak Hükûmete iletmiş olalım. Biz bu konuda hep aynı duruşumuzu yine 2011 yılında yapılan düzenlemede de belirtmiştik. Vatandaşlarımızın yararına olan düzenlemeleri de destekliyoruz ancak eksikliklerin giderilmesini de hakkaniyetli bir şekilde uygulanmasını da Hükûmetin yetkililerinden talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, onun dışında, bu millî mayın merkezinin kurulması hususu bugünün konusu değil, aslında çok gecikmiş bir düzenleme. Siz de hatırlayacaksınız ikinci dönem milletvekilliği yapan arkadaşlarım, 2009 yılında uzunca bir tartışmadan sonra burada Suriye sınırlarındaki mayınların temizlenmesiyle ilgili kanun tasarısını görüşmüştük ve o kanun görüşülürken de bu merkezin bir an önce kurulması gerektiğini hep beraber tartışmıştık. Tabii, o gün, sanki ertesi gün hemen mayınlar temizlenecekmiş gibi, bütün AKP Grubu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından baskı altına alınmıştı; 3-4 maddelik bir kanun olmasına rağmen Genel Kurulda ve Komisyonda haftalarca görüşmek durumunda kalmıştık ve bugün o eksikliği gideren bir millî mayın merkezinin kurulmasıyla ilgili kanuni düzenlemeyi burada görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu gecikmiş bir düzenlemedir dedik, isterseniz o günlerle ilgili birkaç şeyi sizlerin hafızasını tazelemek açısından söyleyeyim. O yapmış olduğumuz mücadeleyi, Sayın Bakanım, bir kitap hâline getirerek sizlere de sunmuştum. Sayın Bakan sonra geldiği için önceki bakanımıza da teslim etmiştim. O süreçteki eksiklikleri, nelerin yapıldığını, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesiyle ilgili Adalet ve Kalkınma Partisinin ısrarının arkasında, bugün Suriye’de yaşanan gelişmelere baktığımız zaman, nelerin olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. Onun için, bu konularda, şimdi, en azından kanun şu anda çıkarılırken bazı düzenlemelerin zamanında yapılması gerektiğini söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, o gün biz bu eleştirileri yaptığımız zaman Sayın Erdoğan “Ne var bunda? ‘İsrailli firmalara verilecek.’ diyorsunuz. Burada İzak çalışmayacak.” demişti. Biz de kendisine sorduk “Niye ‘John’ ya da ‘Jack’ demiyorsunuz da ‘İzak’ diyorsun?” diye. Yani, mayın kanunu çıkarılırken -Niye bugün geriye döndüm- Hükûmetin değerli yetkililerine söyledik -Sayın Bakanım, siz o zaman bürokrasideydiniz, arkadaşlarımız arkada, hatırlayacaktır, yetkililer var- “Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi” diye kanun olmaz dedik.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 5903.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – “Ne yapalım?” dediler. Bir mayın temizleme kanunu çıkaralım, millî mayın merkezini kuralım, o işleri oraya havale edelim dedik, arkanızdaki arkadaşlar hatırlıyorlar. Ama, aceleyle “Biz Suriye sınırını hemen temizleyeceğiz ve kırk dokuz yıllığına birilerine vereceğiz.” dediniz. Onun için bu gördüğünüz kitap o süreci, mayın temizleme kanununu anlatıyor, eksiklikleri anlatıyor. Şimdi bugün tamamlıyoruz yine eksik geliyor. Ne var dedik. “Efendim, 2014’ün Nisan ayına kadar Ottawa Sözleşmesi’ne göre temizlememiz lazım.” dediler. Burası sürekli iki hafta, üç hafta boyunca baskı altında tutuldu. Şimdi, Sayın Bakanın sorularımıza verdiği cevaplara bakıyoruz: “Valilikler emriyle temizlenen belli yerler hariç hâlâ o ihaleler devam ediyor. Hâlâ! 2022’ye kadar da zannediyorum, Birleşmiş Milletler Ottawa Sözleşmesi çerçevesince yapılan sözleşmede uzatma aldık, onları bilahare temizleyeceğiz.”

Şimdi, yine eksik yapıyoruz Sayın Bakan. Onun için bu kitaba ve geriye döndüm. Yine yanlış yapıyorsunuz. Neden? Bir taraftan bunları yapıyoruz. Dedik ki o gün: “Bakın, Suriye sınırı diye bir şey olmaz, hepsini yapın. Ağrı var, Iğdır var, Ardahan var, oradan buraya döşenmiş mayınlar var.” Peki, ne olacak? “Genel bir şey çıkarın, toprakları temizleyen firmaya verelim.” dedik. Kavgamızın sonucunda bu hâle geldi. Onun da ilgili maddelerini Anayasa Mahkemesi iptal etmeseydi şimdiye kadar bir firmaya verip temizletmiş olacaktınız. Söylediğimiz yanlışlığın bir kısmını Anayasa Mahkemesi toprakların temizleyen firmaya verilmesiyle ilgili kısmını iptal etti de ondan kaldı böyle. Yoksa ertesi gün başlayıp… Ne olurdu diye düşünüyorsunuz? Ben size söyleyeyim. Kitabın içinde de bir bölüm onunla ilgili. Sadece şu anda Suriye’de yaşananları düşünün ve dönün, o ihale o gün yapılmış olsaydı, İsrailli firmalara verilmiş olsaydı ve onlar da şu anda yerleşmiş olsaydı, IŞİD’le yaptığınız mücadeleyi, oradaki terör örgütünün, oradaki PYD’nin hareketlerini, Kobani’yi düşünün, o zaman ne dediğimiz, niye uyardığımız daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Şimdi, orada İsrailli firmalar tarımsal şeyle veya “mayın temizleme firması” diye Suriye sınırına yerleşmiş olsaydı acaba ne olurdu? Kaldı. Niye kaldı? Çünkü, karşılığında topraklar verilmeyeceği için normal mayın temizleme faaliyeti olarak devam etti ve bunlar kaldı.

Dolayısıyla, kanun çıkarken eğer bunu kapsamlı bir şekilde çıkarmazsak değerli arkadaşlar, böyle bir sonuçla karşılaşırız. Bugün bu kanun o zaman çıktığında ortada henüz BOP’un aşamaları tam ilerlememiş durumdaydı, Arap Baharı başlamamıştı ve bütün bu ülkelerde, Orta Doğu’da yaşanan kargaşalar henüz başlamamıştı. Sadece o ülkedeki sınırlarla ilgili birtakım çalışma faaliyetleri olmak üzere bu kanun çıkarılmıştı. Şimdi nereye geldik? Bütün Orta Doğu bu çerçevede dizayn edilirken o gün söylediğimiz şeylerin önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkmış oldu.

Yani, şimdi, yine bakıyorum -bu kanunla ilgili de arkadaşlarımızın görüşleri var- yapılanlara, yazılanlara bakıyorum, ihalelerde oluşan fiyatlara bakıyorum Sayın Bakanım, 400-500 milyonluk bir şeyden, 2 dolardan, birtakım şeylerden bahsediyorlar. Şimdi, o gün biz “Ya, niye Türk Silahlı Kuvvetleri temizlemiyor?” dedik. “Onlar temizleyemez.” dediler. “Niye ihaleyi Millî Savunma Bakanlığı yapmıyor?” dedik. “Biz yapamayız, elemanımız yok.” dediler. Sonra baktık, “Niye?” dedik; Sayın Unakıtan –kulakları çınlasın- dedi ki: “Ya, bunun 3,5-4 milyar dolara varan maliyeti varmış.” Dedim ki: Ama daha üç ay önce yapmışlar. Yani, sizin iptal ettiğiniz şey de 350-400 milyona çıkıyormuş. Nasıl oluyor da 3,5 milyara çıkıyor? Çünkü 3,5 milyar dolar söylemezlerse, o zaman kırk dokuz yıllığına o toprakların işletmesini veremiyorlar birim maliyeti yükseltmek için. Bu hususları tekrar gündeme getirerek kamuoyu oluşturmuşlardı. Şimdi, bakıyoruz, eğer Sayın Bakanın bize verdiği bilgiler ve kamuoyuna yansıyanlar doğruysa, toplam olarak bakıldığı zaman yeni yapılacak ihaleyle ilgili fiyatlar var, artı -biraz sonra değineceğim yine- Ermenistan sınırında olan birtakım temizleme faaliyetleri, projeler var. Demek ki o zaman bizim söylediklerimiz doğruymuş ve bu maliyetler bilinçli olarak şişirilmiş. Bunun önemli bir husus olduğunu ve bir kanun çıkarılırken bir şeyler söyleniyorsa bunların dikkate alınması gerektiğini hem Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hususlara hem de bugün geldiğimiz noktada hâlâ mayınların temizlenememiş olduğuna bakarsak anlamış olacağız. Onun için, gelin, muhalefetin söylediklerini dikkate alın değerli arkadaşlar. Bunları dikkate almadığınız zaman yarın tekrar geliyor, tekrar geliyor. Üzerinden beş sene geçmiş, hâlâ ortada temizlik bitmemiş. Yeni bir kanun getiriyoruz, bunda da eksiklik, yanlışlık yapmayalım diyoruz.

Şimdi, tabii, bunu söylerken hemen başka bir şeye geçiyorum değerli arkadaşlar. Enteresan bir şeyler oluyor. Sayın Bakana ben Komisyonda da söyledim, ilgili bakanlara da söyledim. Burada bir mayın temizleme kanunu çıkarıyoruz.

Sayın Bakanım, bu kanunu çıkarırken öbür taraftan İçişleri Bakanlığı ayrı kanun çerçevesinde çalışıyor gibi yapıyor ama farklı bir yöntem uyguluyor, Avrupa Birliği ayrı bir şey yapıyor. Açıkçası ben bunları anlamakta zorlanıyorum Sayın Bakanım. Biz sınır güvenliğini acaba Avrupa Birliğine mi devrettik? Yani, İçişleri Bakanlığı bünyesinde –Sayın Komisyon Başkanımız orada, uzunca süre hizmet ettiği için daha iyi bilir- eski adı ESYPUM olan -2008’den sonra adı değişmiş- bir Sınır Yönetimi Bürosu var. Şimdi, bunun başında da mülkiye başmüfettişi –sorumlusu- arkadaşımız var, benim de okul arkadaşım -küçümsediğim için söylemiyorum ama konu mayın temizliği, onun için öyle söylüyorum- o Sınır Yönetimi Bürosunun başında ve proje şöyle diyor: “Türkiye'nin Doğu Sınırlarında Sınır Gözetleme Kapasitesinin Artırılması ve Mayın Temizlenmesi Projesi.” Projenin adı bu. Geçen yıl bütçe görüşmelerinde gündeme getirdim, bu sene de getirdim. Fakat projenin içinde asker yok, Kara Kuvvetleri yok. Kara sınırlarının korunmasıyla ilgili 3497 sayılı Kanun’a göre sınırların sorumluluğu Kara Kuvvetlerine ait. Peki, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İçişlerine mi bağlı? Değil -askerlerimiz burada- Millî Savunma Bakanlığına bağlı. Jandarma sadece İçişleri Bakanlığına bağlı. Ya da ben mi yanlış biliyorum bilmiyorum. Peki, nasıl oluyor da sınırlardaki mayının temizlenmesinin sorumluluğu İçişleri Bakanlığında, hem de AB bürosunda oluyor, aklım ermiyor. Ha, yani niye öyle dedim, “Sınırların güvenliğini AB’ye mi emanet ettik?” dedim: Temizlenecek yer boydan aşağı Ermenistan sınırı. Dedim ki: Sayın Bakan, benim aklıma başka sorular geliyor, 2015 geliyor, onların toprak tanıma talepleri var, tazminat talepleri var. E, bunun yanı sıra dedim ki bakın, burada “Yabancılara açacağız.” Diyorsunuz, öbür tarafta Kâzım Karabekir Çiftliği’ni TİGEM ihaleye çıkmış, diyor ki: “Ben bunları özel sektörün kullanımına açacağım yani yabancılar da alabilir.” Adı Kâzım Karabekir. Çiftliğin adının Kâzım Karabekir olmasının nedeni o mücadelede göstermiş olduğu başarılardan dolayı, o sınırdaki çarpışmalarından dolayı verilmiş, sembolik bir şey. Şimdi hem bunu özel sektöre açacağız diyorsunuz hem askerî yasak bölgelerle ilgili tasnifleri değiştirip özel sektörün kullanımına açabilecek şekilde geliştiriyorsunuz, öbür taraftan da Avrupa Birliği Sınır Yönetimi Bürosu İçişleri bünyesinde mayın temizliyor. Bu nasıl iş? Madem bir kanun çıkarıyoruz, bütün mayın temizleme işlerini bu Millî Mayın Merkezine koyalım da… Ha, derseniz ki “Efendim, yok, o olmadı.”, peki, o zaman başka örnek vereyim Sayın Bakanım: Daha taze, süreç devam ediyor, aralık ayının içerisinde teklifler alındı, UNDP bu sefer o projeyi üstlenmiş.

Bakın, şimdi, geçen sefer söylediğim Avrupa Birliği Sınır Yönetimi yapamamış, ihale olmamış, Birleşmiş Milletlerin Kalkınma Programı Türkiye'nin sınırındaki mayınları temizleme projesini yürütüyor. Nasıl bir iş bu? Herkes niye meraklı Türkiye'nin sınırındaki mayınların temizlenmesine, hem de oralara, ben anlamıyorum. Yani Birleşmiş Milletlerin şeyine mi kaldı? Burada “NAMSA yapsın.” dediğimiz zaman bir sürü tartışma çıkmıştı “O yapacak, bu yapacak; ihaleyi Maliye mi versin, askeriye mi versin?” diye. Uzun olmasın diye söylemiyorum. Yani girdim, burada, mayınların temizlenmesi bilmem ne diye koymuş -52 milyon avro- ötekisi ayrı, bütçesini koymuş, hepsini koymuş, “Avrupa Birliği Projesi” yazıyor ama yine bakıyorum şimdi, şu anda on beş gün ertelemişler. İçinde yerli firmalar yok, yeterlilik alamıyorlar. 22 firma mı ne dosya almış, 10-11 tanesi ancak teklif vermiş yani Birleşmiş Milletlerinkinden bahsediyorum.

Şimdi biz burada eğer bir şey yapacaksak değerli arkadaşlar, bunu bir çerçeve kanunla hepsini yapmamız lazım. 2009’da söylediğime ondan geri dönüyorum. Verirsiniz millî mayın merkezine yetkiyi, gerekli şeyleri, Maliye Bakanlığı, kim girecekse içine girer ama İçişleri Bakanlığı mayın temizlemez. Birleşmiş Milletler bizim için mayın projesi ihalesi açamaz. Siz ihaleyi açarsınız, onlardan yetkilerini sorabilirsiniz, birtakım NAMSA’yla ilgili, denetleyici birimlerle ilgili kriter koyabilirsiniz. Acaba ne oluyor, onlar nasıl bakıyor diye Genelkurmay Başkanlığının web sitesine de baktım, “Çevre ve doğa koruma faaliyetleri: Genelkurmay Başkanlığının 26 Ocak 1998 tarihli direktifi çerçevesinde mayın döşemesine son verilmiş, mayın temizliği faaliyetine başlanmıştır, taraf olmuştur.” diyor. Ottawa Sözleşmesi kapsamında depolanmışlar, onlar imha edildi, onu biliyoruz ama “Döşenmiş mayınlarla ilgili yurt içinde bulunan mayınlı alanların temizliği belirlenen öncelikler doğrultusunda TSK birlikleri vasıtasıyla -bunlar daha önce küçük küçük yapılan yerler- Suriye sınırında bulunan mayınlı alanların temizliği 5903 sayılı Kanun kapsamında MSB koordinatörlüğünde…” Evet, o da devam edenler. Şimdi, üçüncü kısım “Ermenistan, İran ve Irak sınırında bulunan mayınlı alanların temizliği ise AB Entegre Sınır Yönetimi Projesi kapsamında İçişleri Bakanlığı koordinatörlüğünde yürütülmektedir.” Genelkurmayın web sitesinde de hâlâ bu bilgi not olarak duruyor. Yani lütfen bu düzenleme yapılırken bunların hepsini bir araya alalım. Birleşmiş Milletlerin yapmış olduğu bu ihale ertelendi ama yarın punduna getirilip yeniden bu şeyler yeterli bulunarak komisyon toplanabilir. Bizim dışımızda olan bir şey. Bununla ilgili de bu işin hukuki boyutu nedir? Millî Savunma Bakanlığımızın ve Genelkurmay Başkanlığının temsilcileri burada. Bu işi buradayken düzeltelim, yeniden yeni bir yanlış yapmayalım. 2015 Nisanı yaklaşırken birçok ülkenin parlamentosunda yine bu hususlar gündeme gelirken… Az önce okundu Başkanlık tezkeresi. Arkadaşlarımız bu konuyla ilgili yurt dışındaki toplantıya gidip Türkiye adına belli hususlarda bilgilendirme yapacakken bizim kalkıp Ermenistan sınırındaki mayınların temizlenmesini Avrupa Birliğine veya Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na havale etmemiz Türkiye Cumhuriyeti devletini küçültücüdür. Hani, itibarımız yok diye saraylar yaptırmakla olmuyor. İtibar, kendi mayınlarımızı temizleyecek iradeyi kendimiz gösterirsek, onun ihalesini de, sürecini de, kaynaklarını da kendimiz bulursak o zaman olur.

Şimdi burada baktım, demin söylediğimi özellikle söyledim: 50 küsur milyon avroyu veremiyor mu Türkiye Cumhuriyeti devleti de Ermenistan sınırını Avrupa Birliği Projesi kapsamında temizliyor? Benim aklım ermiyor. Bunun altında -eski tabirle- bir çapanoğlu var diye bakıyorum. O zaman birilerine bir şey mi yapılıyor, siyasi bir peşkeş mi var, ticari bir peşkeş mi var diye düşünmeye başlıyoruz.

Gelin, yol yakınken bütün bunların hepsini kapsayacak şekilde millî mayın merkezinin faaliyetlerini buna göre genişletelim. Artı, o şirketlerin yanı sıra Türk şirketlerinin de katılımını sağlayacak, onların da bu mayın temizleme pastasından -ki dünyada çok önemli bir sektör bu- pay almasını sağlayabilecek düzenlemeleri yaparak ihalelere onların da katılımını sağlayalım ve bütün düzenlemeleri -millî mayın merkezi aracılığıyla gerekli çalışmaları yaparak- burada tek bir düzenleme hâline getirelim. Aksi takdirde, yine bu eksikleri tamamlamak üzere bu Meclise gelmek zorunda kalacağız. Eğer bu şekliyle devam ederse kanun eksik çıkmış olacak değerli arkadaşlar. Bu konuda da Sayın Bakan bizlere bilgi verebilirse… Birkaç önerimiz daha var düzeltilmesiyle ilgili, onu ilgili maddelerde ve bölümlerde konuşacağız diyor, hayırlı uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 672 sıra sayılı Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Konuya geçmeden önce, dün Cizre’de polis tarafından başından vurularak katledilen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın faillerinin derhâl bulunmasını talep ediyoruz. Ailesine başsağlığı diliyorum ve kendisine Allah rahmet eylesin.

Bundan iki yıl önce 9 Ocakta Paris’te katledilen 3 can, 3 özgürlük çiçeği Leyla, Sakine, Fidan’ı saygıyla anıyorum ve onlara Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Bu 3 Kürt kadının şahsında bütün Kürtlere “Ey Kürtler, siz nerede olursanız olun özgürlükten, demokrasiden, eşitlikten, kardeşlikten, insanlıktan, barıştan söz ederseniz size yaşam hakkını tanımayız…” Evet, ne yazık ki iki yıldan beri failleri yakalanmadı, katilleri yargılanmadı, adaletin önüne çıkarılmadı. Neden hâlâ katiller bulunmadı, merak ediyoruz. Acıyla, üzüntüyle ifade etmek istiyorum ki eğer failleri bulunsaydı bugün Paris’in göbeğinde 17 kişi kesinlikle ölmeyecekti. Başka bir deyişle, bu saldırı sadece Kürt halkına yönelik değildir, Türkiye halklarının eşitliğine, özgürlüğüne, barışa, kardeşliğe duyulan özleme sıkılan kurşundur ve demokrasiyi savunanlara gözdağıdır. Susanlar, iş birlikçiler, suç işleyenler, tetik çekenler hâlen sessizliklerini koruyorlar ya da korunuyorlar. Bu sorumluluğun… Türk ve Fransız istihbaratçılarının marifeti olduğu artık kuşku götürmüyor. Sorunun açığa çıkarılmasını talep ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, Türkiye’de 12 Eylül 1980 askerî darbesi öncesi ve sonrasında çok acılı günler yaşadığımız bilinmektedir. Türkiye’nin Kürdistan bölgesi 1978’den bu yana, 1987-2000 yılları arasında OHAL’le, bu hâlle, sıkıyönetimle susturulmaya çalışıldı. Neden? Bu temelde baktığımızda ve mayınların tarihini de değerlendirdiğimizde, mayınların döşenme zaman aralığına dikkat çekmek istiyorum. İlk aralığın İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasına denk gelmesi, akabinde Kürt sorununun çözümsüzlüğünü derinleştirilecek olan şiddet eksenli devlet politikalarının merkezî konuma geldiği sürece rastlanması manidardır. Bu açıdan, ulusal sorunların demokratik çözüm yerine şiddet ekseninde ele alınması var olan sorunları derinleştirmiş, mayın sorunu da bu durumdan payına düşeni almıştır.

Türkiye’de 1950-1955,1984-1994 yılları arasında toprağa bir milyonun üzerinde mayın döşendi. Yine, aynı dönemde güvenlik gerekçesiyle Kürdistan bölgesinde bulunan güvenlik tesislerinin etrafına da 39 bin mayın döşenmiştir. Mayınlar, savaş koşulları ve sınır güvenliği gerekçe gösterilerek üretilmiş ise de barış dönemlerinde ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Çünkü, kurulduğu ve döşendiği yerlerde imha edilmediği sürece yetmiş beş yıl su ve benzeri dış etkilerden etkilenmemektedir. Daha doğrusu, aktif hareket hâlindedir ve bu süreç içerisinde patlaması sonucunda da yine değişik tahribatları yaptığı bilinmektedir.

Tabii ki, bu mayınların patlamasında en çok zarar görenler çocuklardır, yaşlılardır ve diğer canlılardır, burada askerler de vardır. Çünkü, ellerinde herhangi bir harita yok, bir yön yok. Bu açıdan, girdikleri yerlerde de mutlaka basılan toprakta veya bulunan alanlarda bu mayınların patlaması sonucunda insanlar yaşamını yitirmektedir.

Barış hâlindeyken kara mayınlarının öldürdüğü ya da sakatladığı sivil insan sayısı, savaşlarda ölen ya da yaralanan asker sayısından daha fazladır.

1994 yılında köye dönüş yasası çıkarıldı ama zorunlu göçe tabi olan bu insanların büyük bir çoğunluğu köylerine dönemediler çünkü boşaltılmış olan köylerin büyük bölümünün etrafı mayınlarla döşenmişti. Köylerine dönen insanlarımız yaşamlarını mayınlar ve ortalığa saçılmış patlamamış mühimmatlarla sürdürmek durumunda kalmışlardır.

Türkiye’de mayın sorunu, verimli toprakların kullanılmaması, kaçakçılık gibi konuları gündeme getirerek ertelenmek istenmektedir.

Mayınlı arazilerin yıllarca kullanılmaması ve tarıma elverişli olduğu ortadadır. Temizlenen mayınlı arazilerin öncelikle bölgede ikamet eden topraksız çiftçilere ve hak sahiplerine verilmeleri gerekir. Yoksa, yandaşlarına peşkeş çekmek gibi bir niyetleri varsa şimdiden uyarıyoruz.

Türkiye'de hâlâ insanlar mayından ölmekte ya da sakat kalmaktadır. 2012 yılından bu yana, son yirmi altı yılda, Türkiye'de mayın nedeniyle 1.296 kişi öldü, 5.091 kişi ise hâlen yaralı hâlde ve engelli bir durumdadır.

2014 yılı ilk on bir ayında ise 19 kişi kara mayınları nedeniyle yaşamını yitirdi. Türkiye’de mayınlardan ötürü hayatını kaybeden siviller hakkında herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Fakat mayınlarla ilgili bu istatistiklerin bir rakamı değil, bir yaşamı işaret ettiğini vurgulamak istiyorum.

Mayından etkilenmiş bölgelerin yakınlarında kurulacak olan mağdur desteği tesisleri de dâhil olmak üzere rehabilitasyon merkezlerine erişimin geliştirilmesini ve mağdurlara ilişkin olarak kapsamlı ve verimli bir tesisin kurulmasını talep ediyoruz. Bu nedenle, kara mayını nedeniyle engelli olan mayın mağdurlarının hem Uluslararası Engelli Hakları Sözleşmesi hem de Mayın Yasağı Sözleşmesi çerçevesinde hakları verilmelidir. Çözüme yönelik iradesizliğin bizlere getirisi ve götürüsü ise savaş döneminden daha fazla sayıda insanı barış döneminde mayınlar yüzünden kaybettiğimiz gerçeğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ottawa Sözleşmesi gereği Türkiye'nin 1 Mart 2014'e kadar ülke topraklarına döşeli olan mayınları temizlemesi gerekiyorken, mayın temizleme süreci oldukça yavaş işlemektedir. Türkiye -mayın temizlemeyi uzatması- kara mayınlarından askerî ve güvenlik amaçlı faydalanmaya devam etmektedir. Türkiye’nin Suriye sınırında yaşanan mayın vakaları son on yılın en yüksek seviyesine ulaştığı bir gerçektir.

Suriye savaş koşullarında barınamayan insanların sınırı geçerken bir de mayınlı arazilere takıldıkları, mayınlarla mücadele ettikleri bir kader olmamalıdır. Sınır boyunca 1.300 kilometre alanın 1957-1998 yılları arasında 615.419 antipersonel mayını döşendiği söylenmektedir.

Rojava'dan savaştan kaçan insanların bu bölgeye sığındığı tespit edilmiş, kesin sayısı olmamakla birlikte tahminen 2 binin üstünde sivilin bu mayınlı bölgede çaresiz kaldığı İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından tespit edilmiştir. Bu siviller hem araçları hem de hayvanlarıyla burada zorlu bir yaşam mücadelesi vermektedirler. Bazıları hâlen Çanakçı köyünün yakınındaki mayınlı arazide yaşamlarını idame ettirmektedirler. Ayrıca işin ilginç tarafı, mayınlarla ilgili uyarı levhalarının olmaması ayrıca manidardır.

Türkiye'nin, Kobani'den kaçan sığınmacılara ilişkin izlediği politika nedeniyle birçok kişi mayınlardan ötürü sakatlandı ve birçok kişi de yaşamını yitirmiştir. Rojava devrimi başladığından beri, devrimi boğmaya çalışan bölgesel ve küresel güçler, sivil insanlara yönelik katliamlarına devam etmektedirler. Özellikle Türkiye'nin, Rojava devrimine karşı takınmış olduğu hasmane tutum sivillere karşı katliam yapan El Kaide bağlantılı El Nusra ve DAİŞ çetelerine verdiği destek somut bir biçimde görülmektedir.

Kamışlı sınır hattında 18 Kasım 2013 günü özel harekât timleri Nusaybin'in Yeni Yol köyü mevkisinde bulunan mayınlı alanı geçerek İpek Yolu’na gelen 3 Rojavalı yurttaşı askerî zırhlı araçlarla ateş ederek katletmişlerdir.

Sivil insanların bu denli keyfî öldürüldüğü başka bir sınır yoktur. Öldürülen insanların Kürt olmalarından dolayı soruşturma yok, araştırma yok, inceleme yok, mahkeme yok, adalet yok, yok.

Bu şekilde Kürt sorununun çözümüne yönelik gereken barış dili hiçbir etnik ve inanç gurubunu ötekileştirmemelidir. Barış ve demokrasi için gereken ortam sağlanmalıdır. Barışın dili içte ve dışta ötekileştirici olmamalıdır. Türkiye, Orta Doğu’daki politikasının alt emperyal anlayışına son vermelidir. Önüne açılan fırsatları kaçırmamalı, kapsamlı demokratikleşme adımlarını zaman geçmeden atmalıdır.

Görüldüğü gibi son dönemde bölgesel ve uluslararası gelişmeler, AK PARTİ iktidarının üç yıldır sürdürmekte olduğu iç ve dış politikanın ciddi bir fiyaskoyla sonuçlandığı gün gibi açıktır. Bu lejyon ve paramiliter güçlere gereken lojistik kolaylık sağlanmıştır. Bu çetelere yönelik politik yaklaşım Orta Doğu’da fiilen Rojava devrimiyle boşa çıkarılmıştır. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklar, bu vahşete ve şiddete karşı özgür ve demokratik bir mücadele sonucunda bu başarıyı sağlayabilmiştir.

Farklılıkların Rojava kantonlarında eşit, özgür ve çoğulcu, demokratik açıdan temsil edildiği herkes tarafından görülüp takdir edilirken Türkiye başka bir gözle değerlendirmeye çalışmaktadır.

Türkiye’de askerlik yapan hiçbir yurttaşımız kendi can güvenliğinden emin değildir. Askere alınan yurttaşlara askerlik şubelerinde yapılan muayeneler sonucunda beden ve ruh sağlığı elverişlidir.” raporu verilmekte ancak askerlik koşullarının yol açtığı psikolojik değişimlerden dolayı olumsuz durumlar yaşanmaktadır.

Son olarak, Ceylanpınar’da Boztepe karakolunda 2 arkadaşını vurduktan sonra intihar eden askerin durumu nedir?

Zorunlu askerlik görevi yapılırken karşılaşılan büyük sorunlardan biri de, özellikle son yıllarda artan şüpheli asker ölümleridir. Son on iki yılda 1.036 askerin şüpheli bir şekilde intihar ettiği açıklanmıştır. 2014 Kasım ayından itibaren 27 şüpheli asker ölüm vakası bulunmaktadır.

Devletin yapması gereken insanları zorla askere almak değildir, halkın taleplerine cevap verip vicdani ret hakkını güvence altına alması gerekmektedir. Hiç kimse iradesinin dışında zorunlu askerliğe tabi tutulmamalıdır.

Yapılan düzenlemede şüpheli asker ölümlerinin avukatlık ücretlerinin Bakanlık tarafından karşılanmasını tabii ki olumlu karşılıyoruz ancak bu yeterli değildir.

Devletin ve Millî Savunma Bakanlığının şüpheli asker ölümleri ve asker intiharlarını önlemek amacıyla ciddi ve kapsamlı bir çalışma yürütmesi gerekmekte ve gerekli bütün çalışmaları en kısa sürede hayata geçirmesi gerekmektedir. Ayrıca, zorunlu askerlik görevi sırasında sakat kalan askerlere ücretsiz sağlık hizmeti, tazminat ve aylık gibi bazı katkılar sunması gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki, burada, mayın temizleme konusunda istenilen sekiz yıllık ek sürede kara mayınlarının temizlenmesi için detaylı bir takvim ve program da ortada yoktur. Ellerinde ayrıca bir harita bile söz konusu değildir.

Şimdi, çalışmanın nasıl yapılacağı, hangi tarihlerde, nerede, nasıl, niçin ve ne biçimde gerçekleştirileceği için bir tahmin, ellerinde bir program, bir plan da olmadığı ortadadır.

Türkiye'nin iç kesimlerinde mayın temizleme çalışmaları için herhangi bir takvimleri de bulunmamaktadır çünkü kitapçıkta böyle bir şey yok.

Peki, bu mayınları temizleme işinde daha önce değişik zamanlarda ihaleler yapıldı ama bu ihalelerde sonuca ulaşılmadı. Neden? Çünkü orada, o tarıma elverişli olan arazileri birilerine peşkeş çekmek için mutlaka bir planlama yapılmıştı. Ama bu planlama başarıya ulaşmadı çünkü o dönemlerde bu planlamanın, bu politik yaklaşımın, evdeki hesabın çarşıdakine uymadığı bir gerçektir.

Mayınlı arazilerin bulunduğu yerler de en kısa sürede işaretlenmeli, sivillerin ve canlıların bu alanlara girişinin engellenmesi gerekirken, hem Suriye sınırında hem Irak sınırında hem İran sınırında özellikle Kürtlerin yoğun olduğu bir alanda böyle bir işarete rastlamak mümkün değildir. Oysaki siz kendi vatandaşlarınıza karşı böyle nasıl acımasız davranabiliyorsunuz? Nasıl olur da bu alanları işaretlemeden… Zaman zaman duyuyoruz, “Askerler mayına bastı.” ama başka televizyonlarda veya radyolarda yetkililerin verdiği demeç başka bir şekilde ifade edilmektedir. Öncelikle bu anlayıştan vazgeçilmeli, doğruyu söylemek gerekir, objektif olmak gerekir.

Mayınlı arazilerin bulunduğu yerlerde buna benzer alanların temizlenmesi eğer gerekiyorsa öncelikle bu konuda profesyonel olan elemanların alınması gerekir ama görünen odur ki böyle bir çalışma da yok. Çünkü bu mayınlardan dolayı en çok zarar görenlerin başında çocuklar gelmektedir. Dolayısıyla, mayınlı bölgelerde eğitim alanları olan okullarda özellikle öğretmenler bu konuda görevlendirilmeli ve öğretmenler de hem çevreyi aydınlatmalı hem de öğrencileri bu konuda bilinçlendirmelidirler. Böylesi alanlarda dikkatli bir şekilde davranmalarını öneriyoruz.

Bu açıdan değerlendirdiğimizde görünen odur ki, ne askerî sorumluların ne de İçişleri Bakanlığı sorumlularının ya da o çevrede bulunan kişilerin böyle bir amaçları, böyle bir kaygıları da olmadığı gün gibi açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısal sorunlarından birinin de zorunlu askerlik olduğunu defalarca burada dile getirdik. Devletin vatandaşına bu konuda eziyet yapmaması gerekir çünkü devlet vatandaşına sorumludur, vatandaşını korumak zorundadır. Ama görünen odur ki devlet her zaman kendisini korumuştur, vatandaşını hiçbir zaman koruma tedbiri almamıştır.

Bu açıdan, Türkiye de Avrupa Birliği Konseyi üyesi olmasına rağmen vicdani ret konusunda hâlen tereddüt içerisindedir. Bırakın, eğer askere gitmek istemiyorsa insani açıdan ona gereken hukuki hakkı ne ise o hak tanınmalıdır. Zorlayarak askere götürmenin ne faydası vardır? Onun için, bu, askerde psikolojik travmaları yaşayanların çoğunun neden intihar ettiğini hâlen açıklamakta zorlanıyorsunuz. Hâlen bu konuda Savunma Bakanlığının böyle bir, konuyla ilgili bir açıklaması yok. Çünkü neden? Birçok alanda… İşte geçen gün gördük, Nusaybin alanındaki Boztepe köyündeki yapılan bu intihar sonucunda birileri kendine bunu malzeme yapmaya çalıştı ve birçok alandan da basına, diğer kesime başka çeşit lanse edilmeye çalışıldı. Yani burada bazı şeyleri saklamanın bir anlamı yoktur. Çünkü mademki böyle bir yasa çıkarılıyor; bu yasanın vatandaşına, özellikle vatandaşına öncelik tanıması ve vatandaşının rahat yaşayabilmesi için bu konuda yardımcı olması gerekirken engel çıkarmanın da bir faydası yoktur.

Gidin, bakın, doğu ve güneydoğuda, tabiri caizse, her evde bir sakat insan vardır, engelli insan vardır. Neden? Çünkü bir günde bu sınırlar çizilmiştir; sabahleyin kalktığında bir kardeş sınırın öbür tarafında, bir kardeş sınırın bu tarafında kalmıştır. Onun için, gidiş gelişlerinde, döşenen o mayınlar sonucunda birçok insan şu anda engelli durumdadır; ya gözü yok ya ayakları yok ya kolu yok. Yani her yönüyle bir insan vücudunun parçalarının o sınırlarda kaldığını ifade etmek istiyorum.

Bu nedenle, eğer yapılacaksa bu yasayla, bu millî sıfatın “millî mayın temizleme”… Buna “Mayın temizleme kurumu” da denilebilir, illa da bir “millî” katarak mı yapacaksınız? Ben ona anlam veremiyorum. Millî savunma, millî eğitim, millî… Bu mayına da bir “millî” eklenmek isteniyor. Yani artık bu şoven duygularınızdan vazgeçin. Objektif olarak, gerçek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - …olarak neyi ifade etmek istiyorsanız açık ve net olarak ifade etmekte fayda gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir bölgesini başka bir devleti ifade edecek şekilde adlandırmanın milletvekili yeminiyle bağdaşmayacağına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda söz alan her bir milletvekilinin yemin ettiği Anayasa’nın 81’inci maddesine sadakat sorumluluğunu hatırlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bölgesini başka bir devleti ifade edecek şekilde adlandırmanın milletvekili yeminiyle bağdaşmayacağını düşünüyorum.

Bu hassasiyetimi Genel Kurulla paylaşmak istedim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Şimdi, sayın konuşmacı demin birkaç kere konuşmasında “Türkiye’nin Kürdistan bölgesi” tabirini kullandı. Anayasa’ya aykırı olan böyle bir tabirin kullanılmasını, Meclis tutanaklarına girmesini kabul edemiyoruz. Bunun çıkarılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Müsaade ederseniz ona bir açıklık getireyim.

BAŞKAN – Buyurun.

13.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Şimdi, gerçekten ben anlam vermekte zorlanıyorum. Ya, bir coğrafyanın adı illa da senin istediğine göre mi olacak? Siz Fransa’ya Kürdistan diyebilir misiniz, siz Fransa’ya Türkiye diyebilir misiniz, siz İngiltere’ye Türkiye diyebilir misiniz veya Türkiye’ye İngiltere diyebilir misiniz? Bu coğrafyanın adı budur, Mustafa Kemal bu adı koydu.

Bundan daha önce, 1040’lı yıllarda buraya, İran sınırına gelirken diyor ki: “Burası neresidir?” Diyorlar ki: “Burası Kürdistan’dır.” Bunu ben koymadım ki. Araplar El Ekrad diyor. Yani bunların isimlerini biz koymadık, bizden öncekiler koymuş. Şimdi niye gocunuyorsunuz, ben ona anlam veremiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bunlar kayıtlara geçsin…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Bu Meclisin zabıtlarında var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Bu Meclisin…

BAŞKAN – Bir saniye… Anayasa’nın 81’inci maddesi açık. Dolayısıyla, her birimiz, ben de başta olmak üzere, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin her bir üyesi üzerine yemin ettiğimiz o Anayasa’ya uymak zorundayız. Dolayısıyla, Türkiye’nin coğrafi bölgeleri ayrılırken böyle bir isimlendirme hukuki olarak yapılmamış. Dolayısıyla, ona bu çatının altında uymak zorundayız. Benim de bunu size hatırlatmak gibi bir görevim mevcut.

Önce Sayın Lütfü Türkkan, buyurunuz.

Sonra sırayla söz vereceğim.

14.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan bir milletvekili olarak böyle bir aymazlığı asla ve kata kabul etmediğimi bizatihi belirtmek istiyorum. Buna sessiz kalan güruhu da lanetliyorum! Burada, kürsüde “Kürdistan” diyecekler ve ses çıkarmayacaklar. Bu lanet olası tavrı lanetliyorum!

Teşekkür ederim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Altı yüz yıl beraber yaşamış.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bırak be o beraber yaşaması hikâyesini! Türkiye’yi bölmeye müsaade etmeyeceğiz!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Öyle bağırmayın, öyle bağırmayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bunlara rağmen müsaade etmeyeceğiz.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.49

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/996) (S. Sayısı: 672) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz talebimiz var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, deminki söylediğimiz metnin, cümlenin çıkarılması talebimizi yineliyoruz.

BAŞKAN – Şimdi bunlar kayıtlara geçiyor Hocam. Dolayısıyla, benim “Çıkarın şunları bakayım oradan.” demek gibi bir hukuki hakkım yok. Ben fikrimi söyledim, siz fikrinizi söylediniz. Dolayısıyla bunların hepsi geçti. Sonra ben ayrıca ne olup ne olmayacağına Başkanlık Divanı çerçevesi içinde bakacağım. Bunların hepsi kayıtlara geçti.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz talebimiz vardı.

BAŞKAN – Buyurun, sıra sizdeydi, söz talebiniz vardı.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması ile Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ben de tutanaklara geçmesi açısından bazı hususları vurgulamak istiyorum.

Gerek Anadolu topraklarında gerek Mezopotamya ve Orta Doğu topraklarında Kürdistan gerçeği toplumsal, sosyal, tarihî ve coğrafi olarak kabul edilen bir realitedir. Bu topraklarda da Sultan Sencer döneminden Yavuz Sultan Selim’e kadar, Osmanlının her döneminden ilk Meclisin kuruluş tutanaklarına kadar, bu Meclisin arşivlerinde bulunan kitaplara kadar Kürdistan realitesinin net olarak tanındığını çok rahatlıkla ifade edebiliriz. 24 Anayasası’nın inkârcı, retçi, asimilasyoncu politikalarından, maddelerinden sonra Türkiye’de Kürt ve Kürdistan realitesi yasaklanmıştır. Bizim açımızdan, yasaklanmış olan bir tarihî, coğrafi, toplumsal realiteyi telaffuz etmek ülkeyi bölmek değil, tam tersine ülkenin kendi değerleriyle, tarihiyle tekrar buluşmasını sağlayacak bir bütünleşme aracıdır. O yönüyle milletvekili arkadaşımızın “Kürdistan” kelimesini telaffuz etmesi aymazlık değil, tam tersine bu tarihsel realiteyi inkâr etmenin aymazlık olduğunu buradan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Baluken, işte 81’inci maddeye göre her birimizin, her bir milletvekilinin ettiği yemine sadakat göstermesi gerektiğini ben de sizlerle paylaştım.

Sayın Bostancı, buyurunuz.

16.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması ile Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkana çok teşekkür ediyorum. Burası demokratik bir şekilde teşekkül etmiş bir Meclis. Burada her bir üye kendi görüşlerini açıklama hakkına sahiptir. Duyarlılıklarını da söyleyebilir, görüşlerini de söyleyebilir ama duyarlılıklarının ve görüşlerinin tahakkümünü kurmaya kalkışamaz. Ama, devletin kuralları vardır, siz de o kurallar çerçevesinde, yasanın gerektirdiği şekilde bir açıklama yaptınız; arkadaş öyle konuştu, siz de açıklamayı yaptınız. Kalkıp burada “Ben şöyle düşünüyorum, siz de öyle düşünmek zorundasınız.” şeklindeki bir yaklaşımı demokrasiyle, buradaki Meclisin atmosferiyle, kurallarıyla bağdaştırmak imkânsızdır.

Ayrıca, Değerli Lütfü Bey grubumuza dönerek “güruh” kelimesini kullanmıştır. Bu kelimenin anlamını kendisi muhtemelen bilmiyordur, eğer bilseydi saygıdeğer ve beyefendi birisi olarak böyle bir kelimeyi söylemekten utanç duyardı diye düşünüyorum. O yüzden, bu kelimeye herhangi bir cevap verme lüzumunu görmüyorum.

Çok teşekkürler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O sessizliğinizle sizin utanç duymanız gerektiğini düşünüyorum.

BAŞKAN – Bir saniye, şimdi Sayın Altay sistemde.

Siz de girin Sayın Halaçoğlu.

Sayın Altay…

17.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Osmanlıda ve ondan önceki dönemlerde de “Kürdistan” kavramının kullanıldığına dair bende de bilgi var. Ancak, 1923’ten sonra Türkiye’de yeni bir dönem başladı, Türkiye Cumhuriyeti devleti inşa edildi ve kuruldu. Bu, Kürt gerçeğini, Kürt realitesini inkâr demek değildir, öyle algılanmamalıdır, öyle de olmamalıdır. Türkiye’de Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Laz, Çerkez halklarının varlığı bir gerçektir. Bu halkların içinde Kürt halkına yönelik, yıllara sâri, geriye dönük çok olumsuz uygulamaların yapıldığı da, Kürt halkının çok olumsuz uygulamalara maruz kaldıkları da bilinen bir gerçektir ki onun için otuz yıldır gereksiz ve anlamsız bir kan akmaktadır bu ülkede. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, Türkiye’de, aynı bayrak altında, tek devlet çatısında, barış içinde, birlikte yaşama arzu ve irademizi beyan ve teyit ederiz.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

18.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, tekraren, Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, eğer burada gerçekten tarih konuşacaklarsa tarihte Anadolu’da hiçbir zaman Kürdistan olmamıştır. Hangi kaynağı göstereceklerse getirip göstersinler. Haritaları getirip göstersinler. Kamûsül-alam’dan bahsediyorlar. Kamûsül-alam’ın çizdiği Kürdistan coğrafyası Anadolu dışındadır. Herhangi bir şekilde Anadolu’yla alakası yoktur. Anadolu’da sadece 1847 yılında bir Kürdistan eyaleti kurulmuştur. O zamana kadar hiçbir zaman Kürdistan eyaleti olmamıştır. O da 1864 yılında ortadan kaldırılmıştır. Çünkü Batılıların arzusu üzerine 1839’dan sonra kurulmuştur. Tek bir eyalet kurulmuştur. O tarihten önce olmadığının da zaten o tarihte kurulması delilidir. Dolayısıyla, ta Sultan Mesudt zamanından, Selçuklulardan itibaren Kürdistan’ın sınırları çizilmiştir. O Kürdistan Anadolu coğrafyasında değildir, Irak ve İran coğrafyasındadır. Dolayısıyla, burada çıkıp tarihî realitelerden söz etmeye kalkışanlar bunların kaynaklarını göstersinler, birincisi.

İkincisi, madem o kadar, bir beylik niye yoktu? Niye beyliğin herhangi bir millî kültür değeri yoktu? Niye bu bölgelerde onunla ilgili başka bir örnek yoktu? Niye tarih kitapları yok? Neden buna benzer birtakım hususlar yok?

Şimdi, burada, siyaseten bunu söylemeyi kabul etmemiz mümkün değil. Ama asıl, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde herkes Anayasa üzerine yemin etmiştir. Anayasa’da olmayan bir şeyi burada dile getirmek zaten ettiği yemine sadık kalmamak demektir, yeminini bozmak demektir. Onun için itiraz ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/996) (S. Sayısı: 672) (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

672 sıra sayılı Milli Mayın Faaliyet Merkezinin Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nı ve Bazı Kanunlarda Değişikliğe İlişkin Kanun Tasarısı’nı görüşmeye devam ediyoruz. Bununla ilgili görüşlerime geçmeden önce iki konuyu hem milletvekili arkadaşlarımın hem duyarlı, sorumlu her kişinin hem de yurttaşlarımızın dikkatine sunmak istiyorum.

Türkiye’de tehlikeli işler oluyor, bunu her gün yaşıyoruz. Hızla bir çatışma ortamına doğru sürükleniyor Türkiye. Bu sürüklenişte en büyük rolü ve çabayı da maalesef “Türkiye’yi yönetiyoruz.” iddiasında bulunan Cumhurbaşkanı, Başbakan, özellikle onlar tetikliyor ve onların direktiflerini bir uygulama olarak algılayan bütün yürütme organları tetikliyor.

Bugün sabah uyandığımda televizyonda Başbakan konuşuyor ve Cumhuriyet gazetesini hedef gösteren açıklamalarıyla âdeta, Cumhuriyet gazetesine, iki gündür çok az sayıda kişinin Cumhuriyet gazetesi önünde birikerek saldırmalarını teşvik eder, tetikleyici konuşmalar yapıyor.

Anlaşılan o ki adında “cumhuriyet” olan her şeye, her fırsatta saldırmak ve ona karşı halkı, yurttaşları tahrik etmek gibi bir sorumluluğu yerine getirmeye devam ediyor Başbakan.

İkinci tehlikeli iş de, aslında birbiriyle çok bağımsız gibi görünen ama birbiriyle çok ilgili olan ikinci gerçek de şu: Son günlerde, özellikle son bir hafta içerisinde Türkiye'nin bir parçasında, işler Cizre’de tehlikeli işler oluyor. Dört gün sonra “Biz bu toprakları bölmeye değil, bu topraklarda gömülmeye geldik.” diyen Hrant Dink’in ölüm yıl dönümünü anacağız. Hrant Dink’in ölümünde şaibeli olan ve o suçu azmettirenlerle iş birliği içinde olduğu konusunda şüpheler bulunan Ercan Demir adlı bir emniyet mensubu adli kolluk gerekçesiyle ifadesi alınıp serbest bırakıldıktan sonra, Cizre Emniyet Müdürlüğüne atandıktan sonra orada 12 yaşında, 14 yaşında, 16 yaşında çocuklar öldürülüyor ve sadece onların ifadesiyle Başbakan da İçişleri Bakanı da o çocukların ölümüne “Polis kurşunuyla ölüm yoktur.” diyerek, anında, hiçbir inceleme yapmadan, hiçbir araştırma yapmadan açıklamalar yapıyor. Ben şahsen bugüne kadar polis kurşunuyla öldürülen her yurttaşın arkasından herhangi bir polisin ya da emniyet müdürünün “Bu kişi polis kurşunuyla öldürülmüştür.” diye bir açıklama yaptığını duymadım. Bunları gizlemek bir Başbakana, bir İçişleri Bakanına düşmez.

Aslında bu iki olay da demokrasiyle taçlandırılmış bir cumhuriyete karşı ve halkın birlik ve beraberliğini yok etmeye yönelik çünkü öyle ortamlarda, şiddetin olduğu, terörün olduğu, çatışmanın olduğu ortamlarda hukuktan, özgürlükten, adaletten bahsetmek mümkün olmaz ve o toplumları yönetmek daha kolay olur. Başbakan, Cumhurbaşkanı ve yürütme maalesef bu yöntemlerle tehlikeli işlerle uğraşıyor. Bunu niye söyledim? Bu yasalar konuşulur, bu yasalar çıkar ama bu yasaların uygulanacağı huzurlu, demokrasiyle taçlanmış bir cumhuriyet korunmazsa, güçlendirilmezse hepimiz bu yasaların içinde boğulur kalırız ve bu ülkede çok acı çekeriz, acı çekmeye devam ederiz.

Evet, yine alelacele, bir konuyu bir kanunla çözmeye çalışıyoruz. Zannediyoruz ki bir kanun görüşülür, yasalaşırsa o konuyu tam anlamıyla çözmüş oluruz. Oysa o konuya ilişkin tasarı yasalaşmadan, bir tasarı hâline getirilmeden, bu yasayla neyi çözmek istiyoruz, çözmek istediğimiz sorun başka ülkelerde nasıl çözülmüş, evet, biz bu millî mayın merkezini kurduktan sonra ve bu mayınları temizledikten sonra elimizde ne kalacak, burayı nasıl değerlendirebiliriz, bunu elimizden kaçırmamak için ne yapmalıyız, başka ülkeler bu sorunları nasıl çözmüş diye araştırmadan, konuşmadan; bu millî mayın merkezi faaliyetini kuracak olan teşkilattan sonra bu mayınları temizlemenin kaça mal olacağını, acaba Türk Silahlı Kuvvetleri bu mayınları temizleyebilir mi, temizleyebilmesi için ne kadar teçhizat gerekir, bunları konuşmadan, tartışmadan, yine bir tasarıyı yasalaştırdıktan sonra bir sorunu çözeceğimizi zannediyoruz. Asıl yanılgımız burada başlıyor ve biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak her dönemde yaptığımız gibi sadece komisyonlarda bu konulardaki uyarılarımızı yapmakla ve Mecliste de verdiğimiz önergelerle bazı değişiklikleri yaparak bu tehlikeleri önlemeye çalışıyoruz ve bu ölçüde sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. Evet, bu sorumluluğumuzu yerine getirirken milletvekili arkadaşlarım -umarım bürolarında dinliyorlardır- bu uyarılara kulak asarak “Bu millî mayınların nasıl temizlenileceğine ilişkin tasarıda bazı değişiklikler yapabiliriz.” diye düşüneceklerse bu konudaki gelişmeyi, bu süreci kısaca anlatmak istiyorum.

1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe giren bir Ottawa Sözleşmesi var. Meclisimiz bu sözleşmeyi 12 Mart 2003 tarihinde kabul etmiş ve kabul ederken de personele karşı konulan, tanklara karşı konulan mayınların imha edilmesine ilişkin sözleşmeyi imzalamış ve bunu 2014’e kadar yerine getireceği konusunda bir taahhütte bulunmuş. “Depolanan mayınların imha edilmesini 2010’a kadar yapacağım, döşenen mayınların imha edilmesini de 2014’e kadar yapacağım.” sözünde bulunmuş. Her konuda olduğu gibi bu konuda da sözlerimizi yerine getirememişiz. Tıpkı engelliler meselesinde olduğu gibi, başka konularda olduğu gibi, bir sözleşmeyi kabul ediyoruz, “o sözleşmeye ilişkin yükümlülüklerimizi şu tarihe kadar yerine getireceğiz diyoruz ama o tarih geliyor, bir kez daha uzatma istiyoruz. Şimdi bir kez daha uzatma istemişiz ve 2020 yılına kadar bu mayınları temizleyeceğimizi tekrar taahhüt etmişiz. Dilerim, bu ülkenin faydasına ve köylülerimizin yararına ve o toprakları kaybetmeden, başka ülkelerin denetimine geçirmeden ya da onların kullanımına vermeden 2020 yılına kadar bu mayınları temizlemiş oluruz.

Bu araziler 1956 yılında… Dikkat çekmek gereken konulardan birisi bu, hem sayın Komisyon üyelerinin hem Bakanın hem milletvekillerinin, dikkate alacaklarsa. Çünkü, birazdan bizim önergemize ret oyu vereceksiniz bu konuyla ilgili.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Biz de yoklama isteyeceğiz.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Biz bir şey önerirken bunun tarihine bakarak… Hani o çok tarih, tarih, tarih lafı edenler dikkatle dinlesin. Bu topraklar 1956 yılında köylülerden alınmış, kamulaştırılarak alınmış. Merak edenler kaç lira bedelle alındığına bakabilirler. Ve 216 bin dekarlık bir arazinin 178 bin dekarı mayınlanmış, Suriye ve Irak sınırında. Yani, bu topraklar köylülerden alınmış 1956 yılında. Bu gerçeği bir kenara, kafanızın bir köşesine not etmenizi rica ediyorum. Çünkü, birazdan, bu mayınlar temizlendikten sonra köylülerin kullanımına verilsin dememizin gerekçesi bu. Yani, köylülere devletin malını verin demiyoruz. Ayrıca, verebilirsiniz de. Köylüler bundan faydalanacaksa, yurttaşı düşünüyorsanız, orada tarım gelişecekse, orada ak, kırmızı buğdaylar yeniden yetişecekse, sebzeler, meyveler boy verecekse verebilirsiniz. Ama başka bir gerçek var; köylüden aldığınızı temizledikten sonra yine köylüye verin diyoruz. Bununla ilgili bir önergenin oylamasında bu konuyu dikkate almanızı rica ediyorum değerli arkadaşlar.

Bununla ilgili bir süreç de şu, bugünkü çıkacak tasarıya ilişkin davranışlarınızı etkilesin diye söylüyorum: Sanırım, 2009 yılında bu tasarı yine görüşülüyor ve görüşülürken yine bizim CHP Grubundaki arkadaşlarımız, özellikle Muğla Milletvekilimiz Gürol Ergin arkadaşımız “Siz bu mayınları temizledikten sonra buraları köylülere vermenizi istiyoruz ama siz vermeyeceksiniz. Bu ihaleyi verirken kırk dokuz yıllığına ihale ediyorsunuz, bunun beş yılını temizleme süresi olarak ele alıyorsunuz, kırk dört yılını da temizleyen şirkete, firmaya vermek istiyorsunuz. Piyasada algılanan konu da şu: Bu toprakları İsrailli bir firmaya vereceksiniz. O firmaya beş yılda temizletmeyi taahhüt edeceksiniz, öyle bir süre vereceksiniz, kırk dört yıllığına da burada tarım yapabilirsin diye o şirkete ihale edeceksiniz. Bu doğru değil. Birbiriyle bağlı olmayan iki konuyu aynı şirkete ihale edemezsiniz, bunu böyle yaparsanız Danıştaydan döner.” diye uyarıyor ama dinlenmiyor. Çünkü hesap yapılmış kitap yapılmış, ölçülmüş biçilmiş. Ama, bizim itirazımız sonucu Danıştaydan bu karar iptal edildi. Yani, o ihalenin bu şekilde yapılması doğru olmadığı için iptal ediliyor. Hani diyorsunuz ya: “Cumhuriyet Halk Partisi ne hizmet ediyor?” Cumhuriyet Halk Partisi aslında öyle hizmet ediyor ki… Sadece iktidar olarak hizmet edilmiyor; ana muhalefet partisinin ya da muhalefet partilerinin görevleri işte tam da bu noktada iktidarın yaptığı yanlışlıkları hatırlatmak, onların Anayasa’ya uygunluğu, yurttaş haklarına uygun olup olmadığı konusunda mücadele yürütmek. Bu konuda çok örneğimiz var ama bu konuya ilişkin bu örnek gerçekten ibret vericidir ve bütün milletvekili arkadaşlarımın bu tasarıya ilişkin tavırlarını belirlerken bir ibret, bir tecrübe olarak dikkate almalarını rica ediyorum.

Bütün bu süreçlerin sonucunda, bu tasarıyı görüşürken dikkat etmemiz gereken 3 önemli konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum değerli arkadaşlar. Bunlardan birincisi, bütün gelişmelerden, bu süreçlerden anlaşılacağı gibi…

Ha, unuttuğum bir konu daha var. 2000 yılından önce de, yani AKP iktidara gelmeden önce de bu mayın temizleme işi gündeme gelmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmay demiş ki: “Bizim bu mayınları temizleyecek personelimiz var, tecrübemiz de var, sadece -o günün fiyatlarıyla- 35 milyon dolarlık bir ek teçhizata gereksinimimiz var, eğer bu bize sağlanırsa biz bu mayınları temizleyebiliriz.”

Yine, şu an, aslında, bütün Meclisin ve yürütmenin karar vermesi gereken konu şu: Bu mayınları Türk Silahlı Kuvvetleri temizleyebilir, gerekli donanıma sahiptir, gerekli tecrübeleri vardır, ilave donanımlarla Türk Silahlı Kuvvetlerine verilmelidir. İşte, demin, bu tasarıyı konuşurken neler konuşmamız gerektiği konusunda uyarılarım bundan ötürü. Ne kadar para lazım? O gün 35 milyon dolardı, şimdi teknoloji gelişti, daha fazla para mı lazım? Türk Silahlı Kuvvetlerine ne lazım? Acaba “Bu mayınlar sadece Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından temizlenebilir.” diye bir yasa mı çıkarmalıydık? Bunların hepsini konuşabilirdik ama konuşamadan geldi, geçti, geçecek.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından temizlenmelidir, dikkat edeceğimiz konu budur. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri “Bunu ben yürütemem.” diyorsa ya da yürütme Türk Silahlı Kuvvetlerine “Sen bunu yürütme, biz başkalarıyla beraber bu işi yürütürüz.” diyorsa burada da dikkatle üzerinde duracağımız bir konu şudur: Mutlaka bu iş yerli firmalara verilmelidir. Onunla ilgili bir önergemizi de verdik, sanırım Sayın Bakan ve Komisyon üyeleri de kabul edecek. Eşitlik hâlinde, bu işler Türk firmalarına verilmelidir yani şartlar yabancı firmalarla eşitse mutlaka yerli firmalar tarafından yapılması sağlanmalıdır diye düşünüyorum.

Üçüncü önemli nokta ise demin kısaca tarihini anlattığım konu. Burada, 200 bin dekarın üstündeki bir arazi tarıma uygun hâle gelecek ve yıllardır tarım yapılmadığı için de, dinlenmiş toprak olduğu için de organik tarıma uygun hâle gelecek. Onun için, mutlaka, bu araziler tarım amaçlı kullanılmalıdır, bir. İkincisi, bu araziler mutlaka köylülerin elinden alındığı için, bir hak olduğu için, ayrıca onların elinden alınmamış olsa bile en fazla ihtiyacımız olan bir konu tarım olduğu için tarım amaçlı kullanılmalı ve köylülere kurdurulacak kooperatifler vasıtasıyla köylülerin toplu tarım yaptığı alanlar hâlinde kullanılmalıdır ve bu kooperatiflere özel bir yasayla mutlaka devlet tarafından her türlü teşvik, her türlü destek verilmelidir. Bugün bu uyarılarımıza kulak tıkamanın hakikaten, bir vatana, bir toprağa ve o toprağın üzerinde yaşayan insanlara karşı bir vicdansızlık –çok ağır gelecek belki ama- bir ihanet belgesi gibi bizim Meclisimizin üzerinde durduğunu, duracağını bilmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.

Ama şöyle bir umutsuzluğa da yurttaşlarımızın kapılmasını istemiyorum: Eğer bu iktidar döneminde bu yasa böyle çıkarsa… Unutmayın, bugün iktidarda olanlar yarın iktidardan inecekler ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu mayınlar Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından temizlenecek ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu temizleme için gerekli olan her türlü araç ve gereci titizlikle yerli firmalardan ikmal edilecek. Ve toprakların yüzde 100’ü Anayasa'mızın 44’üncü maddesinde ifade edildiği gibi, kooperatifler vasıtasıyla işler hâle getirilmesi için köylülere dağıtılacak ve bu köylerde, bu topraklar da Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında -sadece o topraklar değil, ekilmeyen bütün topraklarımız- ekilecek ve o topraklarda, demin de ifade ettiğim gibi, ak, kırmızı, esmer buğdaylar yetişecek ve bu ülke dışarıdan buğday ithal etmek zorunda kalmayacak ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bütün eşitsizlikler ortadan kalkacak değerli arkadaşlarım, değerli yurttaşlarım.

Sırası gelmişken -zamanımız da azalıyor- Türk Silahlı Kuvvetlerindeki bütün eşitsizlikler de Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kalkacak. Türk Silahlı Kuvvetlerine ilişkin bütün yasa tasarıları görüşülürken hep ifade ettiğimiz gibi, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ordudan şûra kararları dışında atılan bütün askerlerin, bütün öğrencilerin hakları iade edilecek. Resen emeklilerin zalimlikle varılan bir uygulamayla karşı karşıya kalmaları son bulacak.

Sevgili Bakanım, dikkat edeceğinizi umuyorum, saat birde, Re’sen Emeklilerle ve ADAM-DER’in üyeleriyle Dikmen Kapısı’ndaydık, size bir mektup gönderdiler, mektupla da bir not ilettiler, dediler ki: “Herhâlde Bakanımız bundan sonra, bu sorunu bu yasama mevsimi bitmeden…” Mektubu aynen okuyorum: “Yıllarca bu vatana hizmet etmiş şu 1.500 insanla alıp veremediğiniz nedir? Sizinle yapılan her görüşmede hep bir bahane öne sürdünüz, ‘Sadece yargı yolu açık.’ dediniz; somut bilgi ve belgelerle bunu bertaraf ettik. ‘Genelkurmaydan görüş alacağız.’ dediniz; dört yıldır ne hikmetse bu görüşü bir türlü alamadınız. Komisyon görüşmelerinde verilen her önergede ‘Bunu daha geniş kapsamlı ele alalım.’ diyerek geçiştirdiniz. Söyler misiniz Sayın Bakan, siz neyin peşindesiniz? YAŞ kararlarıyla atılan askerleri sütten çıkmış ak kaşık gibi akladınız, aynı gerekçelerle ve kararnameyle atılan askerlere sırt çevirdiniz. İnsanların umutlarıyla oynamayınız. Artık, oyalanmak ve bahane duymak istemiyoruz diyoruz Sevgili Bakanım.”

Ve son söz değerli arkadaşlarım: Bu son söz, aslında benim söylediğim son söz değil, 2009 yılında yine mayınların temizlenmesine ilişkin kanun tasarısı görüşülürken Muğla Milletvekilimiz Gürol Ergin’in söylediği son sözdür. Tarih tekerrürden ibaret değildir ama tarih sizin uygulamalarınızla tekerrürden ibaret hâle geliyor çünkü her kanunda aynı hatayı yapıyorsunuz. Şöyle diyor Gürol Ergin: “Bu tasarıyı getirenlerin, bu tasarıya parmak kaldıracakların amacı bu vatanın toprağını temizleyerek yabancıların hizmetine sunmak mıdır, yoksa bu toprakların binlerce yıldır sahibi olanlara vermek midir? Biz bu konuda çok büyük bir duyarlılık içindeyiz. Bu duyarlılığı biz göstermezsek, siz iktidar milletvekilleri göstermezseniz, biliniz ki ileride Türkiye çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalır, sürekli vicdan yarası içinde kalırsınız. Kim bilir, şair bunun için şunları söylemişti:

‘Sahip olunmayan vatanın batması haktır.

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.’”

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, buyurunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bakanlığımızca hazırlanan Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım.

Tasarıda, mevzuatımıza ilk kez girecek Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun’un yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetlerini ilgilendiren 19 kanunda değişiklik öngören düzenlemeler yer almaktadır. Bilindiği üzere, ülkemiz Ottawa Sözleşmesi’ne 1 Mart 2004 tarihinde taraf olmuş ve depolardaki mayınların Kasım 2010’a kadar imhasını, döşenmiş mayınların ise Mart 2014’e kadar temizlenmesini taahhüt etmiştir. Depolarda bulunan antipersonel mayınların imha işlemleri Haziran 2011 itibarıyla tamamlanmıştır. Döşeli mayınların temizlenmesine ilişkin süre Türkiye’nin talebi üzerine 1 Mart 2022 tarihine kadar uzatılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ottawa Sözleşmesi’ne göre mayınların temizlenmesine ilişkin süre uzatımını talep eden tek ülke Türkiye değildir. Gerekli teknik yeterlilikleri, hazırlıkları tamamlayamamış olmasından dolayı birçok ülke de ek, ilave süre almıştır, Kolombiya da bu ülkelerden biridir.

Yine, bu mayınların yasaklanmasına ilişkin Ottawa Sözleşmesi’ne 133 ülke taraftır. Ancak, şunu açıkça belirtmeliyim: Amerika taraf değil, Çin taraf değil, Rusya taraf değil, daha bunlar gibi birçok ülke de taraf değil. Türkiye olarak bugün itibarıyla, toprağa döşeli mayınlardan 28.309 adedi Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından temizlenmiştir. Ülkemiz sınırları içinde toprağa döşeli 975.674 mayın bulunmaktadır. Tasarıyla, Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan Uluslararası Mayın Faaliyet Standartları Dokümanı’nda tavsiye edilen ve mayın temizliği yapılan ülkelerin büyük çoğunluğunda mevcut olan mayın faaliyet merkezi teşkilatı Türkiye’de de kurulacaktır. Ülkemizdeki mayın ve patlamamış mühimmat temizleme faaliyetleri tek merkezden, planlı ve uluslararası mayın faaliyeti standartlarına uygun olarak yürütülecektir. Merkezde 50 kişiyi geçmemek üzere de sözleşmeli personel çalıştırılabilecektir, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından da görevlendirme yapılabilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek 2009 tarihinde çıkarılan 5903 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri İle İhale İşlemleri Hakkında Kanun hakkında gerekse de bu çıkarılacak kanun hakkında kamuoyuna gerçek durumla ve kanunun içeriğiyle uyuşmayan durumlar ifade edilmektedir. Birinci husus şu: Bu mayınlı araziler temizlendikten sonra ne olacak? Kanunda apaçık maddesi var; “Mayından temizlenen alanlardaki hazine taşınmazlarının tasarrufu Maliye Bakanlığına geçer.” Bir başka yere söz söyleyebilmek kesinlikle doğru değil.

Yine bir başka şey yani rivayet vehimdir. Vehmi doğru olmayan şeyi yüz sefer söyleyince gerçek olmaz.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Bakanım, köylülere verilmesi gerekir, hazineye değil.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Yine, , 5903 sayılı Kanun’daki bir başka ibareyi söylüyorum: “Bu alanlar yüklenicinin kullanımına bırakılamaz.” Diye, kanunda açıkça hüküm var. Dolayısıyla, bir milletvekili -burada okuduğunu- bu kanunu gördükten sonra “İşte, yükleniciye verilecektir.” diye nasıl diyebilir ki?

Yine bir başka husus, deniliyor ki: “Bu mayın temizleme işi niye Türk firmalarına verilmiyor?” Şimdi, partilerimiz bir değişiklik önergesi verecektir; biz de uygun görüyoruz, yerli firma olursa da bu tercih edilsin diye ama bilin ki temizlemiş olduğu mayınlı alana “Bu mayından arındırılmıştır.” şeklinde sertifika verebilecek yeterliliğe sahip tek Türk firması yoktur. Bundan dolayıdır da… Bakın, ihaleye çıktık, bu Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesiyle ilgili. Hiçbir tane sertifika verecek olmadığında, yabancı firmaların yanında konsorsiyum hâlinde, Türk firmalarıyla birlikte giren olmuştur. Giren firmalar Azerbaycan’dan, İngiltere’den, Hırvatistan’dan, Kore’den, Bosna-Hersek’ten, Amerika’dan, Slovakya’dan, Hindistan’dan, İsviçre’den, Almanya’dan, Güney Afrika’dan, Slovenya’dan ve Rusya’dan vardır. Dolayısıyla, geri kalan bütün Türk firmalarının her birisi bu firmalarla birlikte. Neden? Mayından arındırma sertifikasını verebilecek firmalar bu tip akreditasyona sahip olan firmalar. Türkiye’de olmayan bir şeyi siz nasıl istersiniz? Hadi -daha önce temizleyen de oldu- sana sertifika vermezse, ola ki tek bir mayına bir insan girdiğinde hayatını kaybetse o zaman sormazlar mı: “Siz, nasıl oldu da sertifikası olmayan yüzde 100 temizlendi diye size güvence vermeyen bir insana ihale yaptınız, ihale yaptıktan sonra ‘Temizlendi.’ diyerek bunu vatandaşın kullanımına açtınız?” Ondan sonra da bir can kaybına yol açıldığında “Sorumlu idarecilik bu mudur, sorumlu Hükûmet olmak bu mudur? Vicdanınız yoktur.” denmez mi? Dolayısıyla, Türkiye’de yok ancak şu arada görüyorum ki… Biz bu ihaleyi yaptıktan sonra, Suriye’deki olaylar nedeniyle süreç iptal edilmiştir. Ancak, şu ana kadar hiçbir tane Türk firması yoktu. Bu arada, gelip gidenler yeni yeni yurt dışında akredite edilme çalışmalarını başlatmış, bir firma da “Aldım.” veya “Başlattım.” veya “Yakında sahip olacağım.” diyor. İnşallah, bu millî mayın merkezi kurulursa hem sertifika işlemli hem de yetkin firmalarla çalışacağız. Eğer yerli firmalar da yabancılarla eşit olursa tercih edeceğiz, yabancılardan üstün nitelikli olursa da zaten bundan biz faydalanırız diye düşünüyorum.

Yine, bu kanunda Silahlı Kuvvetlerimizin… Bir arkadaşımız şunu söyledi: “Geçici 1’inci maddeyle, hepsini bu yapı alsın, başka bakanlıklar mayın temizleme işine girmesin.” Geçici 1’inci maddede çok açık hükmümüz var: “Kuruluş işlemlerinin tamamlanmasını müteakip, ihalesi karara bağlanmış olan projelere ait işlemler, ihaleyi yapan kurum tarafından yapılan her türlü işlem hakkında Merkeze rapor vermek suretiyle yürütülmeye devam edilir.” Ancak, ihalesi yapılmamış olanların hepsini artık, bu merkez yerine getirecektir.

Son olarak da yine, bu kanunda birçok değişiklik getiriyoruz teknik bakımdan ama bunlardan en önemlisi, 32’inci maddeyle ilgili olarak 211 sayılı Kanun’a bir ek madde ekliyoruz. Bu ek madde şöyle: “Asker kişilerin kıta, karargâh ve kurumlarda ya da görev sırasında veya görev yerlerinde ölümü hâlinde, soruşturma ve kovuşturma süresince yasal mirasçılarını temsil etmek üzere kendilerinin seçtiği bir avukat vekil olarak görevlendirilir. Fiilî veya hukuki imkânsızlık nedeniyle görevlendirme yapılamaması hâlinde bu görev, baro tarafından belirlenecek bir avukat tarafından yürütülür. Yasal mirasçıların avukatının gelmesi hâlinde baro tarafından seçilen avukatın görevi sona erer. Görevlendirilen vekilin savcılıkça yapılacak olay yeri inceleme, ölü muayenesi ve otopsi ile tanık ve bilirkişi dinlenmesi işlemleri sırasında da hazır bulundurulması zorunludur.

Ölenin yasal mirasçıları tarafından seçilen veya baroca görevlendirilen vekilin ücreti ilgili bakanlık tarafından ödenir. Avukat tutma, baro tarafından seçim ve bu avukatlık ücretinin ödenmesine ilişkin usuller Millî Savunma ve İçişleri Bakanlığı tarafından üç ay içerisinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

Bu kanunla şunu amaçlıyoruz: Silahlı Kuvvetlerde intiharlar veya şüpheli ölümler sonrasında ailelerine biz kurum olarak her ne açıklama yaparsak yapalım kendilerini ikna edebilmek, kalplerinin sekînete uğraması, mutmain olmaları mümkün değil. Dolayısıyla, böyle bir olay olduğu andan itibaren, ailenin göndereceği bir avukat olayın ilk başından itibaren, otopsisinde, soruşturmasında, bilirkişi aşamasında, ilk soruşturmasında olaya dâhil olur. Ola ki ailesine ulaşılamıyor veya “Bir avukat görevlendirmiyoruz.” diye ifade etmiş olsalar dahi, bu sefer de baro tarafından bir avukatın görevlendirilmesini talep edeceğiz ve bu olayın olduğu ilk andan itibaren, o kimse de hukuki işlemleri, süreci tamamlayacaktır. Dava aşamasına geçerse, dava aşamasında da aile gönderirse onlarınkinin avukat olarak masrafını biz ödeyeceğiz, yok eğer onlar göndermez, bizim avukat devam ederse de biz onun masrafını ödeyeceğiz.

Dolayısıyla, bu kanuna Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan tüm partilerimizin vereceği destekler için şimdiden teşekkür ediyorum. Hem millî mayın merkeziminiz hem de diğer kanunlarda yapılan değişikliklerin ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Şimdi şahıslar adına Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Esasen hem dünya hem Türkiye oldukça hassas, kritik günlerden geçiyor. Âdeta -hep korkulan, bir komplo teorisi gibi bile söylense de- medeniyetler çatışması, dinler savaşı algısının, tehdit algısının yaygınlaştığı hassas bir süreç yaşıyoruz, biraz sonra bu konudaki anlayışımızı da sizlerle paylaşacağım. Az önce, millî mayın faaliyet merkezi kurulması hakkındaki kanunla ilgili Sayın Moroğlu parti olarak görüşlerimizi açıkladı.

Sayın Bakan, dün ve önceki gün burada Perakende Satış Kanunu da geçti ve çok seri, pratik bir şekilde tasarı yasalaştı. Demek ki muhalefet, kamu yararına, vatandaşlarımızın menfaatine, devlet, ülke menfaatine gördüğü kanunlarla ilgili iktidarı bunaltmıyor yani Meclis İçtüzüğü’nden kaynaklı bize verilen obstrüksiyonları ve hakları gereğinde kullanmayabiliyoruz. Bu, dün geçen kanundan Hükûmetin, bir ders demeyeyim ama bir çıkarsama yapması gerekir. Yani, “Bizim sayısal çoğunluğumuz var. Biz istediğimiz kanunu öyle de böyle de geçiririz.” anlayışından Hükûmet bir an önce vazgeçmelidir. Bu Parlamentonun birinci partiye, seçimlerde en çok oy alan partiye tahsis edilmemesi, daha az oy alan partilere de burada sandalye ayrılmasının sebebi de demokrasinin önce bir uzlaşma işi olduğudur ve hep söyleriz, siyaset bir nezaket ve vicdan işidir. Bu bakımdan, biraz sonra arkadaşlarımızın size sunacağı değişiklik önerileri de bizim partilerimize bir menfaat sağlamayacaktır, kamu yararı bakımından, ülke menfaatleri bakımından öyle öngördüğümüz öneriler olduğu için bunları da sizlerle paylaşacağız, uygun görülmesi hâlinde bu kanunda sizi bu Parlamentoda çok uzun süre tutmayız. Gene de kanunun tümü bakımından ciddi bir rezervimiz olmadığı için olabildiğince Türk Silahlı Kuvvetlerinin de müspet görüşü olduğu için olabildiğince seri geçmesine yardımcı olacağız. Bu, birincisi.

İkincisi: Hükûmete bir sözüm var. Hükûmet devlet işlerini idare eden organın adıdır. Bugün Sayın İdris Baluken dedi ki: “Cizre’de ölen 5-6 çocuğun sorumlusu Hükûmettir.” Bu ciddi bir ithamdır, bu önemli bir iddiadır. Esasen Cizre’de olup bitenlerin de ne olduğunu Türkiye’de bilen yoktur. Dün giden heyet ne kadar biliyor bilmiyorum, bugün de bakamadım ben. Cizre’de ne oluyor Sayın Hükûmet? Cizre’de PKK ile Hizbullah şehri ikiye bölmüş -burası senin, burası benim- Hükûmet seyrediyor. Bu Hükûmet için büyük bir aczdir. Başbakan dün şeffaflık paketini açıkladı, programını açıkladı. Eğer bir Başbakan şeffaflıktan bahsedecekse önce bu ülkenin bir yerinde olup biteni çıkıp halka, Parlamentoya anlatması lazım. Bir ilçede olup bitenden bu Parlamentodaki sayın milletvekillerinin hiçbirinin haberi yok. Hükûmetten bu konuda bir izahat istemek, beklemek bizim bir milletvekili olarak, muhalefet partisi olarak en doğal hakkımız.

Sayın milletvekilleri, gelelim son ve sıcak konuya. Önce şunun altını çizmemiz lazım: Hazreti Muhammed hepimizindir; 1,5 milyarın üstündeki Müslümanlarındır. Başkalarının dinî duygularını, değerlerini, Allah sevgisini, inançlara bağlılığını ölçecek bir terazi kimsenin elinde yoktur, iyi ki de yoktur, böyle bir ölçüme gerek de yoktur. Bunun altını çizmek isterim.

Elbette, karikatür kriziyle başlayan ve adi bir terör saldırısıyla sonuçlanan durumdan dünyanın çıkaracağı dersler olduğu gibi Türkiye’nin çıkaracağı dersler de vardır, Meclisimizin çıkaracağı dersler de vardır. Şimdi, hükûmetlerin görevi de gerilimi körüklemek değil gerilimi minimize etmektir, gerilimi sıfırlamaktır. Ancak, geldiğimiz noktada, Sayın Başbakanın yaptığı açıklamalar âdeta bir kışkırtıcılık, bir provokasyon, bir tahrik unsuru olmuştur. Açıklamaları yanımda getirmedim, orada var, siz de okuyun lütfen. Bir Başbakan -bir gazete velev ki yanlış yayın bile yapmış olsa- böylesine hassas bir dönemde böyle bir açıklama yapabilir mi Sayın milletvekilleri? El insaf! O gazetede çalışanlar da şüphesiz Müslüman. Hatalar, yanlış değerlendirmeler, haber akışında ya da haber planlamasında, gazetenin mizanpajında, dizaynında velev ki hata yapıldı, bir başbakan böyle konuşmamalı sayın milletvekilleri.

AHMET YENİ (Samsun) – Gazeteye bir şey diyecek misin?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Diyeceğim. Deminden beri dinlemiyor musun beni sen?

AHMET YENİ (Samsun) – Dinliyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne diyorum? Mizanpajı, şusu busu demedim mi? Gel, sen de fikrin varsa söyle burada. Şimdi bir laf söylerim sana, ayıp olur. Bak, sakin sakin konuşuyorum. Ayıp ediyorsun. Bir de Karadenizlisin.

AHMET YENİ (Samsun) – Komşuyuz, yapma!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tepkilerimiz olacak. Elbette, bir yüce dinin peygamberine karikatür yoluyla alay, hakaret ve benzeri bir yaklaşım yapılamaz arkadaşlar, olmamalıdır.

AHMET YENİ (Samsun) – Bak, alkışladım seni.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ancak, buna yönelik tepki de ele silah almak değildir, hele hele eline silah alıp 12 kişiyi öldüreni makul, masum, meşru göstermek hiç değildir.

Bana “Senin dinini bir kelimeyle özetle.” diye sorsalar, herkes değişik bir şey söyleyebilir, “İslam dini eşittir, önüne bir kelime yazacaksın.” deseler, ben “hoşgörü” yazarım. Hoşgörü dinidir bizim dinimiz. Bu tepkileri medeni şekilde, makul şekilde, bir hoşgörü iklimi içerisinde ifade etme imkânı yok mudur? Vardır. Yani, IŞİD yöntemiyle, Türkiye’de tepki oluşmasına neden olacak iş ve işlemleri yapmak Hükûmetin görevi değildir.

Cumhuriyet gazetesiyle ilgili hikâyede, bu mizanpaj, baskı belli olduktan sonra, güya “güvenlik tedbiri” adı altında, polisin oradaki abartılı yığılması ve tertibatı Cumhuriyet gazetesini açıkça hedef yapmıştır. Daha sonra yapılan bazı açıklamalarla Türkiye çok kritik bir an yaşamıştır. Allah esirgesin, orada bir kişinin burnu kanasa, bir kişi hayatını kaybetse... Arkadaşlar, tıkıt oynamıyoruz, hassas konular bunlar. Herkesin değeri, inancı elbette kendine. Bazıları bunun dozajını öyle ayarlar, bazıları böyle. Türkiye’de hep söylediğim bir şey var: Bizim yüce kitabımızı insanlar keşke kendi ana dilleriyle, anladıkları dille okusalar, zaten siz barajı bile aşamazsınız. Türkiye’de, ben, kutsal dinimizin okunmadığını, anlaşılmadığını, Cenab-ı Allah’ın ne emrettiğini, neyi menettiğini toplumun bilmediğini, birilerinin topluma “Allah böyle emrediyor, Peygamberimiz böyle söyledi.” diye yanlış, yalan, tahrifle, çeşitli şekillerde... Anadolu’da Allah’ın emirlerinin gerçek anlamda kavranılmadığını düşünenlerdenim. Ben, Sayın Bostancı’ya dün telefon açtım, bir konu için dedim ki: “Allah için ne yaptın bugün?” Buradan bir sataşma da çıkabilir. Namazı saymadık, o, görevin zaten. “Namaz kılmanın dışında Allah için ne yaptın?” dedim. Yani, bu önemlidir arkadaşlar. Ama, hani Orta Doğu’da bazı dinci terör örgütleri Allah adına iş yaptığını düşünüyor ya, siz de Türkiye’de AKP olarak kendinizi Allah’ın tahsildarı yerine koymaya kalkmayın.

AHMET YENİ (Samsun) – Öyle bir şey olur mu ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Allah’ı hangimizin çok sevdiğinin ölçüsü -demin söyledim- kimsede yok, buna tevessül etmeyin. Bu tepkiler... Başbakan Paris’te gitti, Charlie Hebdo’ya destek verdi, e güzel. Charlie Hebdo’ya verilen destek o karikatür doğruydu diye değildi tabii, oraya yapılan terör saldırısınaydı. Aynı Başbakanın Ankara’ya gelip Cumhuriyet gazetesini hedef göstermesi kabul edilebilir değildir, anlaşılabilir değildir, samimi değildir. Bunun da altını çizmek istiyorum.

Ve son olarak: Başkan 81’i hatırlattı; Sayın Bostancı’ya cevap hakkı çıksın diye bir daha ismini kullanıyorum. Sayın Bostancı “Altı yüz yıllık filmin doksan yıllık reklamıdır cumhuriyet.” sözüne katılıyor musunuz? O sayın milletvekili de burada bu cumhuriyete ve değerlerine bağlı kalacağına dair namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş bir sayın milletvekilidir. Bilinmelidir ki cumhuriyet kanla kuruldu, kanla yıkılır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye Sayın Bostancı… Ben şu sistemi bir tamamlayayım. Tamamdır, sizi dinleyeceğim.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Partimizin Genel Başkanının bu son olaylarla ilgili yapmış olduğu açıklamaları provokasyon ve kışkırtma olarak nitelemiştir açıkça.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Tahrik” de dedim ayrıca, “provokasyon, kışkırtıcılık ve tahrikçilik” dedim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; provokasyon ve kışkırtma Leninist propagandanın temel ilkeleridir. Sayın Başbakan Ahmet Bey Leninist değil, öncelikle onu söyleyeyim.

İkincisi: Sayın Başbakanın konuşmalarına baktığınızda, gazeteye bu manada “provokasyon” olarak addedilebilecek –siyasal angajmanınız ne olursa olsun- herhangi bir beyanı yoktur. “Peygamberimiz’in adı üzerinden herhangi bir tahrikle birileri bir şey yapmaya kalkarsa gerekli tedbirleri biz alırız.” diyor, Engin kardeşim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sen o metni bir daha oku.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - “Ama, Peygamberimiz’e de hakaret yapılmasına izin vermeyiz.” diyor. Elbette, bu izin vermeme hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde olacaktır, başka türlü olmayacaktır.

Üçüncüsü: Engin kardeşim burada konuşma yaparken dedi ki: “Halkımız İslam’ı bilmiyor, bilse siz barajın altında kalırsınız.” Ben tabii, Engin Bey’in ne kadar mütevazı bir insan olduğunu biliyorum ama bu sözün nasıl farklı bir yere savrulabileceğini anlatmak isterim. Halkımızın neyi bilmediğini bilen kişi Engin Bey’in kendisi oluyor bu durumda. Yani, doğru İslam’ı bilen, hakkaniyete yaslanan, asıl kitabı doğru okuyan ama halkımızın doğru okumadığını da bu bilgisiyle teşhis eden bir kişi yerine koymuş olur kendisini.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Okumuyor. Bilmeyince ne okuyacak?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu tabii, kesinlikle Engin Bey’i öyle görmem ama sözleri itibarıyla megalomani anlamına gelir, bunun da altını çizmek isterim.

Halkımız İslam’ı biliyor, bin dört yüz küsur yıldır bu halk İslam’ı biliyor, yanlışıyla doğrusuyla, sevabıyla günahıyla yaşıyor, cennet de var, cehennem de var, sevap da var günah da var; o çerçevede bir hayattır. Söyleyeceklerim bunlar.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın hatip konuşmasında benim sözlerime atfen, Türkiye’de yaşayan 77 milyonun dinimizle ilgili, anlayışıyla ilgili yanlış bir tez ortaya sunduğumu ve 77 milyonun…

BAŞKAN – Aslında siz, Kur’an-ı Kerim’i kendi dilinden okumak üzerine demiştiniz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Evet, onu söyledim.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, söylediğimin altına tekrar imza atıyorum. Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız, Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’in ne emrettiğini, neyi menettiğini gerçekten okuyup bilseler, anlasalar Türkiye’de her şey farklı olur, onu söylüyorum. Kur’an’da şiddet var mı, Kur’an’da masum insanları taramak var mı? Müslümanlık namaz kılmak ve hacca gitmekten ibaret değildir. Hak yemeyeceksin, hukuku çiğnemeyeceksin, komşun açken sen tok yatmayacaksın, fakiri fukarayı… Bırak fakiri fukarayı, dili dışarıda, susamış köpeğe su içereceksin yeri geldiğinde. Müslümanlık bu kadar büyük bir şey. Sizin dediğiniz, anladığınız gibi ya da -sizin diyeyim, hepinize sataşmış olmamayayım en azından- sadece İslam’ın 5 şartını yerine getirmekle Müslüman olunmaz, o bir kuraldır, kaidedir, o dinin mensubuysan onu yapacaksın, yapmazsan hesabını başka yerde vereceksin, bu dünyada değil ama kul hakkı yiyorsan sen Müslüman değilsin. Buradaki sen, sen değilsin! Kul hakkı yiyen Müslüman değildir, gıybet eden Müslüman değildir, can alan Müslüman değildir. Sonra, şu oldu, bu… Hoşgörüsü olmayan Müslüman değildir, hoşgörüsü olmayan Müslüman değildir.

Ben dini böyle anlıyorum, keşke bütün milletimiz de böyle anlasa. Kul hakkı yiyenin Müslüman olmadığını bilse bütün milletimiz, Türkiye bambaşka bir yerde olur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bitmez böyle ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hayır, hayır, açıklama için değil, bir hususu ifade etmek için söz alıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İç Tüzük’te böyle hüküm yok ki efendim!

BAŞKAN – En çok siz kullanıyorsunuz bu yöntemi Sayın Tanal, bir dahaki sefere hatırlatacağım size.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Engin Bey’in burada yapmış olduğu konuşmayı, bu güzel konuşmayı, şu son konuşmasını milletimiz camilere gittiğinde her zaman dinliyor. Güzel bir hutbe mahiyetinde bir konuşmadır, önce onu belirteyim.

İkincisi: “Doksan yıllık cumhuriyet reklamdır.” şeklindeki “tweet”e de hiçbir şekilde katılmıyorum. Bir “tweet”ten bir makale çıkartmanın da manası yok. Sosyal medyayı bu kadar önemli bir şekilde gündelik hayata dâhil etmeyi de çok anlamlı bulmam.

Saygılar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, “tweet” değil, basın açıklaması. Gayet rahat, basında çıkan, “tweet” filan değil yani.

BAŞKAN – Yani, kendi aranızda arıza çıkaracaksanız dışarıda lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kendi aramızda olan bir sorun değil Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, hayır, o şimdi konuşuldu; Sayın Altay söyledi, Sayın Bostancı da katılmadığını söyledi; tamam, bitti.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/996) (S. Sayısı: 672) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 29’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Turhan Tayan.

Mümkün olduğunca saat 19.00’a kadar arızasız götürmeye çalışıyorum ki televizyonlar sizi izlesin, ondan sonra her şey serbest.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 672 sayılı Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Yasa Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının görüşülmesine başlandığı andan itibaren, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaralandığımız ve bunun yanı sıra üzüldüğümüz bazı tartışmalara şahit olduk. Az önce, İslamiyet üzerinde karşılıklı görüşmeler yapıldı, felsefik birtakım konuşmalar yapıldı. Ben, bu konuda belki faydalı olur düşüncesiyle, bundan evvelki Diyanet İşleri Başkanı Profesör Doktor Ali Bardakoğlu’nun önceki gün verdiği mülakatı herkesin okumasını öneririm. Hatta, mümkün olsaydı da, İç Tüzük’ümüz el verseydi de Genel Kurulda550 milletvekilinin burada bulunduğu bir sırada, eski Sayın Başkan bu konuşmasını biraz daha açarak tüm milletvekillerine anlatabilse ve dinletebilseydi.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak aklın arandığı, bulunduğu ve milletin hizmetine sunulduğu bir yerdir. Ortak akıl, ortak çözüm bütün siyasi partilerin katılımıyla ortaya çıkar. Ancak, son yıllarda, maalesef, iktidar birbiriyle ilgisi olmayan değişik konuları bir torbanın içine atarak torba yasa çerçevesinde yüce Meclise sunmakta ve konular yeterince tartışılamamaktadır. Bugün, konuşmakta olduğumuz bu yasa tasarısı da bir torbaya benzemektedir.

Şimdi, biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu tasarının ihtiva ettiği konularla ilgili yapıcı birtakım değişiklik önergeleri getirdik fakat Komisyonda, bundan evvelki konularda olduğu gibi, yeteri kadar ilgi ve alaka göremedik.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, 2004 yılında onayladığımız, dâhil olduğumuz antipersonel mayınların temizlenmesiyle ilgili Ottawa Sözleşmesi’yle alakalı olarak, 2014 yılına kadar bunları temizleyeceğimize dair taahhütte bulunmuş olmamıza rağmen bunu yapamamışız. Şimdi bunu 2022’ye kadar uzatmak suretiyle yani yirmi yıllık bir süre içerisinde bunu yapabileceğimizi itiraf etmiş oluyoruz.

Değerli arkadaşlarım, başka ülkelerin de bu konuda erteleme istemelerini kendi erteleme talebimize ve kararımıza bir mazeret olarak ortaya koyamayız. Türkiye Cumhuriyeti devleti örnek gösterilen ülkelerden çok farklıdır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi biz hudutlarımızdaki mayınların temizlenmesiyle meşgulüz. Biz bu konudaki somut tedbirlerimizi, uygulamalarımızı ortaya koyuncaya kadar Suriye’yle aramızdaki dostluk, halvet havası ortadan kalkmış ve en uzun hududumuz Suriye hududu yol geçen hanına dönmüştür. Şimdi, Suriye hududunda, Irak hududunda antipersonel mayın değil, personel mayınlar var. Şu anda bu hudutlardan maalesef, Türkiye’yi dünyanın gündemine oturtan çok acı birtakım olayların oluştuğu, geliştiği ve bütün dünyaya konu olmamıza sebebiyet teşkil eden birtakım hadiselerle, somut olaylarla karşı karşıyayız.

Şimdi, benden evvel bu konularla ilgili olarak konuşan arkadaşlarımın görüşlerine önemli ölçüde katılıyorum. Özellikle Sayın Moroğlu ve diğer arkadaşlarımızın katıldığım bazı görüşleri var.

Arazilerin değerlendirilmesi konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, topraksız köylünün bu arazilerden yararlanması konusu fevkalade önemlidir.

Yine, bu konuda, ihale konusunda, ihalelerin yapılmasındaki şeffaflık arzusu ve düzenlemesi taleplerimiz üzerinde durulması gereken konulardır.

Yine, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde özellikle er ve erbaşlar arasında son yıllarda artan intihar olayları, intihar eden er ve erbaşların ailelerine sosyal ve mali destek konusu ayrı bir konu olmakla beraber, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde intiharların oluşmasını önleyecek ortamı ortadan kaldırmak, gerekli tedbirleri almak konusunda her zamankinden daha ciddi, daha insancıl ve daha bilimsel çalışılması gerektiğine işaret etmek istiyorum.

Yine, silah altındaki er ve erbaşların görev sırasında sigortalı olmaları ve daha sonra, hayat boyunca, sosyal güvenlik güvencesine ulaşabilmelerinde askerlik süresince primlerinin devlet tarafından karşılanmasının sosyal devlet anlayışıyla eşdeğer olduğunu ifade etmek istiyorum.

Yine, bu yasa tasarısını biraz torba yasaya benzettiğimi ifade etmiştim. Değerli arkadaşlarım, şimdi, Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin yapılanmasıyla alakalı birtakım düzenlemeler var. Son zamanlarda anlaşılır nedenlerle, iktidar, gerek Yargıtay, Danıştay gerekse askerî yüksek mahkemelerin yapılanmaları ve işleyişleriyle ilgili özel bir tutum ve tavırla bu konularda yeni birtakım düzenlemeler peşindedir. Ben bu konuların ayrı bir yasa tasarısıyla bu Meclise gelmesini ve daha detaylı, daha geniş zamanlı tartışılmasını arzu ederdim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu tasarıyla ilgili konuları bu şekilde geçiştirdikten sonra sizlere malul sayılmayan gazilerin sorunlarıyla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Diyeceksiniz ki: “Nedir bu malul sayılmayan gaziler, bu ne demektir?” Değerli arkadaşlarım, gazi ve şehit aileleriyle ilgili çıkarılan kanun, kanun hükmünde kararname, yönetmelik ve tüzükler kapsamında değerlendirilmeyip askerlik ve kamu görevini yerine getirirken yaralanan kişiler “malul sayılmayan gaziler” olarak adlandırılmaktadır. Bugün İstanbul’da savcılık yapan bir arkadaşımız bir operasyon sırasında ağır yaralanmış, tedavisini görmüş fakat GATA tarafından zayiat oranı, uzuv kaybı oranı yüzde 40’ın altında olduğu için tedaviden sonra askerlik süresini tamamlamak üzere kışlasına gönderilmiş, terhis olmuş, şimdi savcılık yapmaktadır. Sol elinin tamamını kaybetmiş er ve erbaş, uzvun yüzde 40’ından azını kaybettiği gerekçesiyle kendisi askerlik süresini tamamlamak ve hayata atılmak durumundadır. Bu şekilde Türkiye’de 9.600 vatan evladı ilgi beklemektedir. Yapılacak tek şey, Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin değiştirilmesidir. Bu konuda Bakanlığın bazı çalışmalar içerisinde olduğunu hissediyorum ama eski bir Millî Savunma Bakanı olarak, Sayın Bakan, döneminizde, devrinizde bu haksızlığın giderilmesini istirham ediyorum. Gerçekten 9.600 vatandaşımız şu anda büyük bir travma altındadır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tayan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz; buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısı, tabii ki sadece mayınların temizlenmesi dışında, millî mayın temizleme faaliyetlerinin dışında askerlikle alakalı, askere almayla alakalı, askerdeki sağlık sorunlarıyla alakalı konuları da içeren karmaşık bir tasarı hâlinde önümüze gelmiş durumda.

Temelde, özünde baktığımız zaman, aslında eksikliği olmasına rağmen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu kanun tasarısına karşı olmadığımızı öncelikle ifade etmek isterim.

Tabii ki, burada, bizden önceki konuşmacıların da bahsettiği gibi, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının, gazilerimizin ve askerde birtakım olaylarla karşılaşan, askerlik görevi yapması esnasında birtakım sorunlarla karşılaşanların sorunlarının kanuni bir, yasal bir statüye bağlanmaması da ayrı bir sorun olarak karşımızda durmakta.

Bu vesileyle, öncelikle, şunu ifade etmek istiyorum: Millî Savunma Bakanına daha önceden gerek vermiş olduğumuz yazılı önergelerde veya gerekse Mecliste yapmış olduğumuz söz alma ve konuşmalarda söylediğimiz gibi, özellikle uzman çavuşların Türkiye’de önemli bir sorunu olduğunu, bu sorunun çözülmesi noktasında çok geç kalındığını, bunun kanayan büyük bir yara olduğunu ifade etmek istiyorum. Özellikle, orada görevin yapılması süresiyle alakalı tanımlanmış sürenin yetersizliği ve belli bir süre görev yaptıktan sonra, şartlarını başlangıçta kendileri kabul edip bilmelerine rağmen, ama yasanın kendine vermiş olduğu imkânlar münasebetiyle uzman çavuşluktan ayrılıp başka kamu kurumlarında görev bekleyen ve bu görevi bulamadıkları için de kendilerini tamamen toplumdan dışlanmış gören ve ne yapacaklarını bilemez hâlde evine ekmek götüremeyen çok sayıda uzman çavuş, er ve erbaşın olduğunu biliyoruz. Yani bu sorunun çözülmesi bu Parlamentonun… Bu alanda görev yaptırılmış olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli mensuplarının bu sorununun bir an önce çözülmesinin gerektiğine inanıyorum.

Rakamlarını vermek gerekirse: Son bir yıl içerisinde sayısı 80 bin civarında olan bu grubun 20 binden fazlası Silahlı Kuvvetlerden ayrılmakla karşı karşıya ve dolayısıyla -fırsat bulsalar- neredeyse orada adam kalmayacak. Yani başka bir kuruma geçeceklerinin garantisi kendilerine tanınmış olsa ayrılmak için hepsinin can attığını biliyoruz. Çünkü bize, inanıyorum ki iktidar partisi grubundaki milletvekillerine de başka kurumlara geçirmelerinde yardım noktasında sonsuz sayıda talep mutlaka geliyordur.

Bu kanun tasarısı içerisinde karşı da olduğumuz bir şeyi ifade etmek istiyorum: Askerlik görevini yapması esnasında intihar eden askerlerin savunulacak avukatlık giderlerinin Bakanlık tarafından karşılanması, baronun görevi üstlendikten sonra ailelerin kendi isteğiyle çekilmesi, ücretlerinin devlet tarafından karşılanacak olması olumlu. Ancak burada askere alma aşaması öncesinde ve askerlik görevi esnasında bu insanların neden intihara meylettiği çok ayrı bir konudur. Dolayısıyla intihardan sonra oluşan ölümlerin ve intihara bağlı kalınan sakatlıkların mutlak suretle devlet tarafından tanzim yoluna gidilmesi gerekir. Yani buradaki bu insanlar oralara gezmeye gitmiyorlar. Bunları siz askere almadan önce kendi kurmuş olduğunuz sağlık kurumlarında değerlendiriyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Siz askerliğe elverişlisiniz.” Bu, hem psikolojik yönden hem de fiziki yönden etraflı bir değerlendirme sonucunda verilen bir karar. Dolayısıyla bunların askerlik süresi içerisindeki fiziki ve psikolojik emanetleri tamamen size aittir. Dolayısıyla eğer burada bir sorun yaşanıyorsa bu sorunu sosyal devlet mutlaka üstlenmelidir.

Bedelli askerlik konusunda yeni düzenlemeler var. Bedelli askerlik yapılabilir ancak bu bedeli karşılayamayacak olan insanların da sosyal devlet olma gereği, parasını veremeyecek durumda olan insanların askerlik yapmış oldukları süre içerisindeki Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin devlet tarafından desteklenmesi gerekir. Bu iş artık, tamamen “Parası varsa bedelli yapar, yoksa mecburi askerlik yapar.” hâline gelişen, dönüşen bir noktaya geldi. En azından imkânı olmayan, askerî görevini mecburen yapmakla yükümlü olan insanların mutlak suretle askerlik yaptıkları süre içerisindeki sosyal güvenlik primlerinin devlet tarafından karşılanması, diğerlerine tanınan imkânların yanında bunlara da tanınan bir fırsat olur diye düşünüyorum.

Askerî okullardan ayrılan çocuklar var. Askerî okul sınavına girdikten sonra bu gençlerimiz, çocuklarımız askerî personel statüsünde değerlendiriliyor. Buradan ayrılan, bir gerekçeyle, gerek kendilerine ait sebepler gerekse kurumun kendilerini askerlikten ayırdığı vatandaşlarımız… Bu örnekte sayısını tam net hatırlamamakla beraber ama gerçekten ciddi sayıda bir öğrenci grubunun olduğunu biliyorum. Dolayısıyla, bu öğrencilerin askerî okullardan ayrıldıktan sonra -geçenki torba yasada biraz fiyatlar düşürüldü ama- ödemeleri gereken bu tazminatları -düşünün Anadolu’daki fakir fukara çocuklarını- inanın ki ödeyecek durumları yok. Hele ki ödemeleri gecikenlere, mutlak suretle, bir de tefecilerde bile görülmeyen oranda faiz uyguluyorsunuz, yüzde 20 oranında faiz var. Bununla ilgili bize gelen çok sayıda bilgiler var. Bu aileler bu çocuklarının geri ödemelerini ödemekte zorlanıyorlar ve gerçekten ciddi sıkıntılar çekiyorlar. Bunun da düzeltilmesi noktasında taleplerini Sayın Millî Savunma Bakanına iletmek istiyorum. Bu harp okulu öğrencilerinin aslında bu durumunu giderebilseniz veya bununla alakalı bir rahatlık sağlanabilse belki de bir kısmı ailelerini de zor durumda bırakmamış olacaklar ve başka yönlere meyletmemiş olacaklar.

Az önceki konuşmacının ifade ettiği bir şey vardı; özellikle askerlik görevini yapma esnasında, bu, engel ve özür durumu oluşanların devlet imkânlarından yararlandırılması konusu. Bu konu da son derece önemli bir konu. Millî Savunma Bakanlığının, özellikle Sağlık Dairesinin bununla ilgili yeni düzenlemeler yapma girişimi içerisinde olduğunu biz de biliyoruz.

Türkiye’de normalde zaten Avrupa standartlarından farklı olarak “engelli” tanımını vücuttaki anatomik özür derecesine göre sınıflandırmanın dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir garabet olduğunu ifade etmek istiyorum. Yani özür dereceniz, özürlü, bir gözünüzü kaybediyorsunuz, bunun özür derecesi -aranızda hekim arkadaşlar var, bilirler- tam ışığı dahi görememesinin oranı yüzde 32 Sayın Bakan. Dolayısıyla, birtakım haklardan istifade etme noktasında yüzde 40’ın altındaki özür derecesine sahip olanların bu hakları hiçbir şekilde elde edemediğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, bunlara farklı bir düzenlemenin yeniden yapılma mecburiyeti var.

Yine, Gülhane Askerî Tıp Akademisinde görev yapan hekimlerin, özellikle daha önce Sağlık Bakanlığının tam gün yasasıyla yasalaşan bir düzenlemesinde, tam gün yasasında, GATA’da çalışan öğretim görevlilerinin eğitim ve araştırma hastanelerinde ve üniversitelerdeki, tıp fakültelerindeki profesör ve doçentlerden farklı bir statüye tabi tutulmasını da şiddetle eleştirdiğimizi ifade etmek istiyoruz. Siz aynı zamanda Millî Savunma Bakanı olarak gerekirse Sağlık Bakanıyla da durumu görüşürsünüz, dolayısıyla kendinizin de sorumlu olduğu bu Bakanlıktaki bu hekimlere siz destek vermek zorundasınız. Orada çok ayrı bir düzenleme yapıldı. Eğitim ve araştırma hastanesindeki öğretim görevlilerinin tam gün uygulamasını Bakanlar Kuruluna, üniversitelerdekini tamamen belli bir yasaya ama GATA’daki, Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki hekimlerin ise bu hakların hiçbirinden faydalanmaması gibi bir yasal düzenleme yapıldı. Bunun da büyük bir adaletsizlik ve haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Temelde, kanunla alakalı olarak bu millî mayın faaliyet merkezinin kurulması elbette ki olumlu. Ancak mayından temizlenmiş olan arazilerin hazineye devredildikten sonra kimler tarafından kullanılacağının yasal bir altyapısının oluşması elbette daha doğru olurdu. Yani bu temizlenecek olan araziler, yine verimli tarım arazileri başta olmak üzere, bu alanı içeren araziler eğer yine bir ranta vesile olacaksa o zaman bu yapmış olduğunuz düzenlemelerin bu memlekete, yüce Türk milletine çok fazla fayda sağlamayacağı kanaatinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyor, tasarının hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Erol Dora konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Erol Dora, buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milli Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Mayın eylem faaliyetlerinin kapsamının genişliği ve bu faaliyetlere katılan tarafların çokluğu nedeniyle ülkenin mayın problemine çözüm bulmak ulusal ve yerel düzeyde koordinasyon gerektirir. Bu bağlamda, 2014 yılı, mayınsız bir dünya ve mayınsız bir Türkiye hedeflerinin gerçekleştirilmesinde özel bir önem taşımakta idi. Bildiğiniz gibi, 2014 mayın yasaklarını düzenleyen Ottawa Sözleşmesi’nin on beşinci yılı, Türkiye’nin de anlaşmaya taraf olmasının onuncu yılı idi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’deki mayınlar, 1950’li yıllarda Suriye, Ermenistan, İran ve Irak’la olan sınırlara, 1990’lı yıllarda da askerî tesislerin etrafına döşenmiştir. Verilere göre Türkiye’nin sadece Yunanistan ve Bulgaristan’la olan batı sınırları ve Gürcistan’la olan sınırında mayın bulunmamaktadır. Mayınlar Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Gaziantep, Hakkâri, Hatay, Iğdır, Kars, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Van illerinde olmak üzere, toplam 3.174 alanda bulunmaktadır. Türkiye’deki mayınlı arazilerin toplamı yaklaşık 215 milyon metrekaredir. Kara mayınları sınırlarda daha fazla bulunsa da sınırlardan uzaktaki yerleşim birimlerinde, iç bölgelerde bulunun mayınlar, başta çocuklar olmak üzere, siviller için büyük tehlike oluşturmaktadır. Kayıpların neredeyse tamamı az önce saydığımız illerde gerçekleşmektedir. Sınır bölgeleri haricinde, iç bölgelerde özellikle geçici karakolların etrafına döşenen mayınlar karakollar taşındıktan sonra temizlenmemiş, uluslararası standartlarda işaretleme de yapılmamıştır.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılında İçişleri Bakanlığının açıkladığı bilançoya göre 1984-2009 yılları arasında 1.269 kişi mayınlar nedeniyle hayatını kaybetmiş, 5.091 kişi ise mayınlar nedeniyle yaralanmıştır. Ottawa Sözleşmesi’ni imzalayan Türkiye, taraf devletlere 1 Mart 2008’e kadar stoklarındaki mayınları imha edip 2014 yılına kadar da toprağa döşeli mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Stoklardaki mayınlar imha edilmiş, ancak toprağa gömülü olanlarla ilgili henüz ciddi bir yol alınamamıştır. Türkiye’deki savaş artığı patlayıcı maddelerin sayısı ise bilinmemektedir.

Değerli milletvekilleri, 1998 ile 2012 yılları arasında toprağa gömülü bulunan 1 milyonu aşkın mayından sadece 26 bin mayın imha edilmiştir. Türkiye, bundan dolayı sekiz yıllık ek süre talebinde bulunarak 2022’ye kadar tüm mayınlarını temizleyeceği sözünü verdi. Türkiye’nin süre uzatım talebi raporunda, mayın temizliği çalışmalarının 2015’te başlatılacağı belirtilmektedir. Bu açıklamalar, özellikle, mayın temizliğine başlamanın mücbir sebeplere bağlanması ve tarihin değişebileceği, ertelenebileceği ifadeleri mayın temizliği konusundaki taahhütlere ilişkin ciddi kaygılar yaratmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de, Mayın Yasağı Anlaşması doğrultusunda ulusal mevzuatta herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu bağlamda, üzerinde görüştüğümüz bu kanun tasarısı çerçevesinde mayın faaliyet merkezi kurulmasının öngörülmesi, Ottawa Sözleşmesi’ne ve taraf devletlere karşı verilen taahhütlerin yerine getirilmesinde yol açıcı olması bağlamında önemli ve olumlu bir gelişmedir. Mayın faaliyet merkezinin kuruluyor olması, tek başına bir anlama sahip değildir elbette. Bu merkezin uluslararası sözleşmelerde belirtilen esaslar doğrultusunda çalıştırılması gerekmektedir. Yine, mayın faaliyet merkezinin çalışmalarının nitelikli biçimde denetlenmesi için ilgili sivil toplum örgütlerinin de yer aldığı etkin bir denetim mekanizması kurulmalıdır.

Ayrıca, Türkiye’nin mayın temizliği konusunda 2022 yılına kadar tüm mayınları temizleyeceği yönünde süre uzatım talebinde bulunması, mayınların insana, hayvanlara ve doğaya verdiği zararlarla birlikte ele alındığında çok uzun bir süredir. Dolayısıyla, Hükûmet önümüzdeki bu yedi yıllık süreyi kısaltacak önlemler almalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de mayınlar, insanların yaşamına kastetmenin yanı sıra altyapının geliştirilmesi, tarımsal kullanım ve diğer amaçlarla bu arazilerin kullanımını engellemiştir. Türkiye sınırları boyunca kilometrelerce uzanan bu mayın tarlaları verimli arazilerdir ancak mayınlar nedeniyle tarım ve kalkınma gibi amaçlarla kullanılmamaktadırlar. Sınır boyu köylerin bir kısmının hayvanlar için otlak alanları bu mayınlı arazilerde bulunuyor ve köylü yetişkin ve çocuklar hayvanlarını otlatmak, su ihtiyaçlarını gidermek için mayınlı arazilere gitmek zorunda kalıyor. Birçok küçükbaş ve büyükbaş hayvanın mayın patlamaları neticesinde telef oldukları da bilinmektedir. Köylüler geçimlerini sağlama zorunluluğu nedeniyle büyük risk altında yaşamaya devam etmektedir. Ayrıca, mayınlar, Türkiye’nin sınırlarında arkeolojik çalışmalar yapılması, kültürel zenginliklerin ortaya çıkarılması gibi akademik araştırmaların yapılmasını da engellemektedir. Mayınlı sınır bölgeleri hem yerel halk hem de mülteciler için tehlike yaratmaya devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de ne kadar mayın kurbanının bulunduğu ve bunların tedavi sorunlarının boyutu, tekrar topluma entegre etme programları ve bu yurttaşlarımızın ekonomik sorunlarıyla ilgili bir çalışma şimdiye kadar herhangi bir kurum tarafından yapılmamıştır. Çeşitli araştırmalarda da ortaya konulduğu üzere, mayın patlamasına maruz kalan insanların sakatlanmaları, iş göremez duruma gelmeleri beraberinde işsizliği ve ekonomik yoksulluğu da getirmektedir. Bu kapsamda, mayın kurbanları ve mağdurlarına ilişkin, yaşadıkları sorunların çeşitliliğine uygun veri toplama, rehabilitasyon, intibak ve ekonomik destek programlarına dönük ciddi ve somut çalışmalar acilen başlatılmalıdır.

Dünyada yüzlerce sivil insanın ve askerin ölmesine, binlercesinin ömür boyu izlerini taşıyacak biçimde sakatlanmasına yol açan, dünyanın en sinsi silahlarından biri olarak kabul edilen kara mayınların ve serbest patlayıcıların üretilmemesi, kullanılmaması ve temizlenmesi mücadelesi güncel bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, mayın tarlalarının varlığına, buralara ayak basanların ölüm hikâyelerine, yersiz, yurtsuz, kolsuz, bacaksız, hatta bakışsız kalmalarına artık dur denilmelidir. Tüm mayınlı alanlardaki mayın temizleme işlemleri hızlandırılmalıdır, mayınlı araziler net bir şekilde işaretlenmelidir. Mayın mağdurlarının rehabilitasyonu ve topluma entegrasyonunun sağlanması ve mayın mağdurlarının ihtiyaçlarının karşılanıp haklarının korunması konusunda somut adımlar atılmalıdır. Mayın mağduru ve desteğe ihtiyaç duyan yurttaşların sayısının düşürülmesi ve sonlandırılması için başta mayın risk eğitimi olmak üzere, diğer destek programlarının oluşturulması ve hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası standartlarda tek rehabilitasyon merkezi, Ankara’da bulunan askerî rehabilitasyon merkezidir. Bir öncelik olarak, ulaşılabilir, ücretsiz ve uygun protez ve rehabilitasyon hizmetlerinin mayınlı bölgelerde yaşayan mağdurlar için de sunulması gerekmektedir.

Türkiye, Mayın Yasağı Anlaşması’na taraf devlet olmakla ve anlaşmanın uluslararası toplantılarına aktif bir şekilde katılmakla mayınsız bir dünya hedefine ulaşılmasına önemli bir katkı sunmuştur. Mayın Yasağı Anlaşması, taraf devletlere mayınların imhası ve mağdurlarına yardım konusunda genel bir çerçeve çizmektedir. Mayın Yasağı Anlaşması Gözden Geçirme Konferansları da anlaşmanın uygulanmasına ilişkin eylem planlarını, diğer bir deyişle yol haritasını oluşturmaktadır.

Kara mayınlarının yol açtığı acıları sonlandırmak için Mayın Yasağı Anlaşması yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde ve Cartagena Eylem Planı’nın yaşama geçirilmesinde Türkiye adımlarını hızlandırmalıdır, gerekli şartları acilen uygulamalıdır, yerine getirmelidir.

Yine, Türkiye’nin antipersonel mayınların kullanımının yasaklanmasına ilişkin hangi ulusal yasaların uygulandığı noktasını açığa kavuşturması gerekmektedir. Mayın kullanımı konusunda denetleyici ve cezai yaptırımlar içeren gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ve yasal boşluklar bir an önce giderilmelidir.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmamı sonlandırıyor ve Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Şahıslar adına Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu millî mayın meselesiyle ilgili zaten partimizin görüşünü daha önce de belirtmiştik; bu konuda, özellikle de askeriyenin bu konuyu üstlenmesi gerektiğini de daha önce belirtmiştik. Dolayısıyla, bu çerçeve içerisinde bir değerlendirme yapılmasından son derece memnun olduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum. Ama, diğer taraftan, sağlık meseleleriyle ilgili hakikaten o kadar çok bize şikâyet geliyor ki... Şimdi bu gençler askere gidiyorlar, askerde bir tarafını kaybediyorlar, az da olsa, yüzde 30 da olsa kaybediyorlar, artık, tam anlamıyla kamuda görev alma meselelerinde de sıkıntılara giriyorlar. Özellikle görme duyuları açısından son derece etkili oluyor. Bu gibi arkadaşlarımıza işte “yüzde 40’ın altında olması hâlinde” gibi birtakım konular var. Bunların düzenlenmesinde son derece büyük fayda olacağını düşünüyoruz çünkü vatan hizmetinde bulunan insanların vatanı için verdiği bir kaybı telafi etmek de yine o ülkenin yöneticilerine, o devlete düşer diye düşünüyoruz, bunun bu şekilde uygulanması son derece önemlidir diye düşünüyoruz.

Öte yandan şunu belirtmek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Hükûmetin, şu sıralarda doğu ve güneydoğuda neler olduğunu Millet Meclisine anlatması gerekiyor. Cizre’de, Silopi’de, Hakkâri’de meydana gelen olaylar söz konusu. Buralarda neler meydana geliyor, nasıl oluyor bunlar? Buralarda devletin gücünü hangi ölçüde kaybedip kaybetmediğini görmek istiyoruz.

Şimdi, çeşitli insanlar burada çıkıyorlar, birtakım ifadelerde bulunuyorlar, görüşler ortaya koyuyorlar. Şimdi -bana gelen- 10 Ekim 2014’te meydana gelen bir olayı bir de özel kuvvetlerden aldığım bilgiler çerçevesinde değerlendirmek istiyorum; hani bir komiserimizin şehit olduğu, polisimizin şehit olduğu bir olay vardı bu Bingöl bölgesinde.

Şimdi, aynen şu şekilde belirtiliyor: Bu Bingöl ilinde bölücü terör örgütü tarafından pusuya düşürülerek, açılan silahlı saldırıda, Bingöl İl Emniyet Müdürü ve 1 polis memuru yaralı, İl Emniyet Müdür Yardımcısı ve 1 başkomiser şehit edilmişti. Bu konuyla ilgili “provokasyonlar” veyahut da “Devlet tarafından yapılmıştır.” gibi birtakım ifadeler söz konusu ediliyor. Hâlbuki operasyon başlatılmış bu saldırı sonrasında, Bingöl Genç ilçesinde geçici görevli bulunan polis özel harekât ve diğer güvenlik görevlilerine de bilgi verilmiştir, Genç istikametine doğru araç içerisinde silahlı 4 örgüt mensubu geldiği talimatı verilmiş. Polis derhâl, özel harekât ve askerî görevliler Genç ilçesi girişi yol ayrımı üzerinde belirtilen araç ve diğer şüpheli araçlar üzerinde uygulama ve kimlik kontrolleri yaparken bahse konu araç uygulama noktasına geldiğinde güvenlik güçleri tarafından durdurulmuş, şahıslara kimlik sorulduğu sırada ellerinde uzun namlulu silahları olan bölücü terör örgütü mensupları “Teslim ol.” çağrısına uymayarak operasyona katılan görevlilere silahla ateş etmeye başlamışlar, çıkan çatışmada 4 terörist ölü ele geçirilmiş. Şimdi, operasyona katılan polislerin ise ilginçtir ki Bingöl Cumhuriyet Savcılığında müşteki şüpheli olarak ifadelerinin alınmasına geçilmiştir. Şimdi, bu olayı farklı şekilde anlatmanın ne faydası vardır ülkeye, bu birincisi.

İkincisi, artık bu bölgelerde -herkes biliyor ki- işte, sadece Cizre’de meydana gelen olaylarda değil, o bölgede meydana gelen olaylarda aslında haraç olan vergi koyma, tebligatta bulunma, bunları ödemedikleri takdirde tehdit etme gibi olaylarla karşı karşıyayız. İş, boyutundan, çığırından çıkmıştır. Yarın ortaya çıkabilecek olayların sorumlusu doğrudan doğruya bu konuda Hükûmet olacaktır. Eğer siz, bir şekilde anlaşma yoluna gidiyorsanız PKK’yla o zaman PKK’nın bu konularda her şeyden önce iyi niyetli davranması ve silahlarını terk etmesi gerekir ama tam aksine, artık zannediyorum ki Abdullah Öcalan’ı da dinlemiyorlar ve bu şekilde yarın Türkiye’nin başına büyük bir felaket geleceğini de buradan dile getiriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahısları adına son söz, Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can...

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Tamam.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu tasarıda çok fazla “millî mayın” kavramı geçiyor. Yani, gayrimillî mayın da var mı, yok mu? Bu deyim nereden çıktı? Burada gayrimillî mayınlar getirilirse bu millî mayınlar mı sadece temizlenecek, nedir? Bu konuda bir açıklık getirirler mi acaba arkadaşlar?

Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanı, siz mi cevap verirsiniz, Sayın Bakan mı?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Buyurun Sayın Bakanım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim Sayın Tanal’a. İlginç bir soru.

Tabii, Türkiye yasama Meclisinde önemli bir konu görüşüyoruz Türk Silahlı Kuvvetlerimizin faaliyet alanlarıyla ilgili. “Millî” kelimesinin kullanılması aynen millî savunma, millî eğitim gibi -daha ne söyleyeyim- yani bunu anlatması bakımından, göstermesi bakımından ancak bu kullanılabilir. Yoksa ifadenin, buyurduğunuz şekliyle, mefhumumuhalifinden “Gayrimillî mayın var mıdır?” şeklinde anlamamak gerekir.

Sayın Tanal, teşekkür ediyorum.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, ben bir ilave edeyim Sayın Bakanıma.

Bu mayınların bulunduğu yer itibarıyla Türkiye sınırları içerisinde olması hasebiyle “millî mayın” deniyor oraya.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Millî sınır…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Varmış demek ki.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Ya, Sayın Bakanım, Millî Savunma Bakanı yok gerçi ama Sayın Bakanım verir herhâlde. Bu paralı askerlik çıktı, birçok insan parasını ödeyip askere gidecek. Bir de paralı olmayan, askere giden, gönüllü, mecburiyetten mütevellit; bunlara sigorta primlerini, bir de ayda cüzi bir para verme imkânı yok mu, bu paralı askerliğin karşılığını biraz laftan, sözden kaçınmak için?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de aracılığınızla Sayın Bakanıma… Biraz önceki siyasi parti hatiplerinden bir arkadaşımız mayınlı arazilerin bulunduğu iller içinde Batman’ı da saydı. Ben Batman ilinin arazileri içinde mayının olup olmadığıyla ilgili Bakanımdan cevap istiyorum?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ali Halaman arkadaşımızın sorusu: Şüphesiz, son çıkardığımız kanunda da sözleşmeli erbaş ve diğerleriyle ilgili bazı hükümler geldi. Bunlar belli bir ücret karşılığında, şartları taşıdıkları takdirde istihdam edilebilecekler. Bir yeni düşünce olarak da üç yıl sözleşmeli erbaş ve erlik yapmaları hâlinde sigorta primleri devletçe karşılanacaktır. Bunun dışında herhangi bir düzenleme düşünülmüyor.

Ziver Özdemir arkadaşımızın sorusu: Batman’da 182 mayın görülüyor listemizde.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Madde 1’de bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 672 sıra sayılı kanun tasarısının 1’inci maddesinde yer alan “ilişkin” ibaresinin “dair” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                    Hasip Kaplan

                        Iğdır                                                Bingöl                                               Şırnak

        Hüsamettin Zenderlioğlu                              Erol Dora                                                

                        Bitlis                                               Mardin                                                   

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, 100 maddeden fazla bir torba kanun bu aslında, sadece mayınlar konusu değil ve bunun için de birkaç noktada görüşlerimizi açıklamak istiyoruz Halkların Demokratik Partisi olarak.

Elbette ki Ottawa Sözleşmesi’ne uygun olarak mayınların temizlenmesi önemli. Suriye hududu söz konusu olduğu zaman, dikkat edin, ta Antakya’dan bizim Habur Sınır Kapısı’na kadar Suriye sınırıdır, en uzun Türkiye sınırıdır bu. Peki, sınırın ötesinde ne var? Sınırın ötesine baktığımız zaman, gerçekten, bir devlet yok artık. Bir tarafta Kobani direnişi var, bir tarafta Afrin kantonu var, bir tarafta Cizire kantonu var, bir tarafta da Ceylânpınar’ın, Akçakale’nin, Kilis’in karşısında IŞİD’in elinde olan, Antakya’ya doğru da Suriye muhaliflerinin elinde olan bölgeler var. Şimdi, burada millî mayın politikası, faaliyet merkezi oluşturulurken bu mayınlı alandaki verimli toprakların bir de malikleri var, bunlara bunların devri, orada yaşayan insanların ve köylülerin bundan yararlanma konusu var. Ve en önemlisi, örneğin, Şırnak ve Mardin’de Dinçer ve Kozluca mevkisinde petrol ve doğal gaz var. Bu mayın alanında, petrol ve doğal gaz alanında eğer şu an mayınlar temizlenirse 50 metrede 1 kuyu açılır, 1.500 metrede doğal gaz çıkar, 2 bin metrede petrol çıkar, 2 bin metrenin üstünde de karbondioksit çıkar. Yani, biz maden araştırma komisyonu olarak gittik, bu raporu da Hükûmete verdik, bunun bu dosyanın içinde olmaması büyük eksikliktir.

Burada, elbette ki, belli bir süreye ertelenmesi bu noktadan kaynaklanıyor ama Hükûmetin şuna dikkat etmesi lazım: Serseri mayınlar ne olacak? Her IŞİD’li canlı bomba gibi dolaşıyor, artık bu serseri mayınları nasıl tutacaksınız? Huduttaki mayınları biliyoruz, huduttaki belli. Bu serseri mayınlar Reyhanlı’da patladı, Paris’te patladı, İstanbul Sultanahmet’te patladı; her taraftan giriyorlar, çıkıyorlar. İşte, Paris’teki failin kız arkadaşı, eşi Hayat, Urfa’dan giriyor, çıkıyor ve herkes bir canlı bomba, canlı mayın. Bence, artık, mayın politikasını da biraz farklı düşünmek gerekir. Şimdi, Irak’tan, Habur Kapısı’ndan İran’a kadar olan bölgede de Kürdistan bölgesel yönetimiyle ortak sınırlar var, çok zikzaklı, çok sarp dağlık bir sınır alanı, oradan İran, İran’dan sonra da Kafkaslara kadar giden bir sınır olayı. Elbette ki bunların temizlenmesi konusunda kendi imkânlarımız ve ihaleyi bir başkasına havale etmeme son derece önemlidir. Bunun için de biz “Evet.” diyoruz.

Tabii, hemen arkasından şunu da ifade etmek istiyoruz: Asker intiharları konusundaki duyarlılığa teşekkür, ailelere ücretli avukat tutulacak. Peki, bu ailelerin mağduriyeti ne olacak? 6 bin tane intihar eden asker ailesi tespit ettik. Bunların ailelerine, ana babalarına maaş bağlanması olayı… Çünkü Hükûmete şunu söylemek istiyoruz: Siz bedelli askerliği çıkardınız. Vicdani reddi kabul etmiyorsunuz. Vicdani reddi kabul etseniz -AHİM kararı da kesin bu konuda- yoksul olan birisi belki askerlik yapmak istemeyecektir, bedelli parası da olmadığı için bu hakkı kullanacaktır. Şimdi, yoksul olana askerlik yaptırılıyor, parası olana da vallahi enteresan bir şekilde “bedellimatik” tezkere veriliyor “bedellimatik.” Parayı yatırıyor, tezkereyi alıyor. Yoksul olunca… Anadolu’nun çocukları da gidip askerlik yapacak. Bu, çok eşitlikçi olmayan bir yaklaşım tarzıdır. İşte, bu eşitliğin yakalanması lazım. Hükûmet eğer bu eşitliği yakalamazsa kutsal olan askerlik görevi eziyete döner ve bundan herkes kaçmaya başlar. Bunun tehlikeleri çok büyüktür, ifade etmek istiyorum. Bu konudaki düşüncelerimiz, önergelerimiz var. İntihar eylemlerinin açıklığa kavuşturulması hem adalet açısından önemlidir hem ailelerine sahip çıkılması önemlidir.

Bir diğer önergede iki nokta daha var, açıklayacağım.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 2’de iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 672 sıra sayılı kanun tasarısının 2’inci maddesinde yer alan “kapsar” ibaresinin “içerir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan                          İdris Baluken             Hasip Kaplan

   Iğdır                                          Bingöl                  Şırnak

Erol Dora                         Hüsamettin Zenderlioğlu                          

  Mardin                                         Bitlis

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi’nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2 nci maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

Mustafa Moroğlu                      Turhan Tayan            Mehmet Şeker

    İzmir                                         Bursa                     Gaziantep

Mahmut Tanal                          İlhan Demiröz

      İstanbul                                   Bursa

(2) Milli Mayın Faaliyet Merkezi, Millî Savunma Bakanının teklifi, Bakanlar Kurulu kararı ile görevlendirilmesi halinde yurt dışında da faaliyet gösterebilir.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Şeker, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Millî Mayın Faaliyet Merkezi Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, sizleri ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, millî mayın faaliyet merkezi kurulmasını genel anlamda olumlu buluyoruz ancak bazı sorulara da cevap verilmesi gerekiyor. Birincisi: Ermenistan, Irak, İran gibi sınırlarımızda da mayınlı alanlar olmakla birlikte, en önemli ve en büyük alanın Suriye sınırı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, şimdiye kadar bu alandaki mayınlı arazinin temizlenmesi Suriye’deki karışıklıklar nedeniyle gerçekleştirilemedi. Esad’a bir yıl ömür biçme, Şam’a üç saatte girme gibi öngörüleriniz de tutmadı. Suriye’deki karmaşa bitecek gibi de görülmüyor.

Peki, kimin elinin kimin cebinde olduğu bilinmeyen, güvenliğin kalmadığı, ajanların cirit attığı bu bölgedeki mayınlı arazileri kurulacak millî mayın faaliyet merkezi temizleyebilecek mi? Altı yedi yıldır bir arpa boyu kadar mesafe katedilmeyen bu konu, 2020’ye kadar nasıl gerçekleşecek ya da temizlenecek, bitirilebilecek, şu anda bilemiyoruz. Kevgire çevirdiğiniz bir sınırda, teröristlerin kol gezdiği bir sınırda, bombaların, silahların buradan oraya oradan buraya rahatlıkla gidip geldiği bir sınırda mayın temizleme işini salimen başarabilecek miyiz belli değil.

Şimdi, eminim, daha önce olduğu gibi, Suriye sınırına hâkim olamadığınızı, burada bir güvenlik zafiyeti oluşturduğunuzu kabul etmeyeceksiniz ancak ben daha önce bu kürsüden ülkemizin hudutları içerisinde yakalanmadan dilediği gibi hareket eden bomba yüklü araçların bir gün vatandaşlarımızın canına mal olacağını ve bu olaya ilişkin uyarıda bulunduğumda da bu durumu maalesef kabul etmemiştiniz. Nitekim, Gaziantep’in merkezinde, Karşıyaka Mahallemizde polis merkezi yakınında bayramın ikinci günü 20 Ağustos 2012’de bir araçta bomba patladı, 10 vatandaşımız hayatını kaybetti. İktidarı tekrar uyardım, iktidarın dikkat etmesi gerektiğini, sınır güvenliğimizin olmadığını, bu bombaların Hatay’da veya başka yerlerde patlatılabileceğini söyledim ancak Adalet ve Kalkınma Partisi bunları da yine dinlemedi. 11 Şubat 2013 günü Cilvegözü Sınır Kapısı’nda patlama yaşandı, 13 vatandaşımız hayatını kaybetti. Reyhanlı’da 11 Mayıs 2013 günü bomba yüklü araç patladı, 53 vatandaşımız hayatını kaybetti. 15 Şubat 2012’de yine bu kürsüden yine Hükûmeti uyardım, Kilis’te sınırın sıfır noktasına kurulan kampın provokasyona zemin hazırlayacağını, karşı taraftan av tüfeğiyle bile yapılan atışın bu taraftaki insanların canına mal olacağını söyledim; yine kabul etmediniz ve dinlemediniz. Konuşmamın üzerinden iki ay geçmeden, açılan ateş sonucu 2 vatandaşımız hayatını kaybetti. Gelin, bu sefer uyarılara kulak verin, sınır güvenliğini sağlayın, kimsenin canı yanmasın, mayınlı arazi temizliği de hızlı ve güvenli bir şekilde yapılsın.

Üçüncü olarak da, bu kanun tasarısı sonrası başlatılacak mayın temizleme işinde Türk firmalarının durumu ne olacak? Türkiye’de mayın konusunda uzman yüzlerce subay ve asker var ama tek başına bu büyüklükte bir mayın işini yapmış bir Türk şirketi maalesef yok. Getireceğimiz bir düzenlemeyle yabancı mayın temizleyicilerini Türklerle ortaklık yapmaya zorlayarak hem ülkemizin hem de yerli firmalarımızın kazanmasını sağlayabiliriz. Bu tasarıya ülkemiz sınırlarındaki mayın temizleme işinde Türk ortakların yüzde 51’iyle ihalelerde yer almasına dair bir şart getirmeliyiz.

Değerli arkadaşlar, dünyada 4 trilyon dolar kapasiteli mayın temizleme işi var. Eğer Türk firmalarının ülkemizdeki mayın temizleme işinin içinde olmasını sağlarsak bu işte deneyim kazanırlar, dünya mayın temizleme sahasında da ciddi bir oyuncu olurlar. Geçen gün kanun teklifimiz vardı, orada da çok net olarak söylemiştim: Bunları mayın döşenirken köylülerden, hak sahiplerinden aldık. Mayınlar temizlendikten sonra oradaki topraksız köylülere verilmesi konusunda da bir düzenleme yapılması lazım, burayı o bölgedeki Türk çiftçilerine armağan etmemiz lazım, onların kullanımına açmamız lazım.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 672 sıra sayılı kanun tasarısının 2’inci maddesinde yer alan “kapsar” ibaresinin “içerir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçekten Hükûmete bazen şaşıyorum arkadaşlar. Niye şaşıyorum? Bu mayın temizleme işini önce İsrail’e ihale etmeye çalıştılar. Tepkiler olunca muhalefetten, sonra millî mayın merkezi oluşturmaya başladılar. İçişleri Bakanlığı da doğu bölgesi sınırındaki mayınları Avrupa Birliği fonlarıyla temizlemeye çalışıyor. Arkadaşlar, biz bu coğrafyada yaşıyoruz. Her biriniz -burada asker çoğunluğu da var- sınırınızda IŞİD’i mi istersiniz; PYD’yi, orada yaşayan halkları, Türkmenleri, Süryanileri, Asurileri mi istersiniz? Orada güvenli bir sınır komşunuz varsa mayın hikâyedir. Mayın işini de verin, millî merkez kurmaya da gerek yok, otuz günde hepsini temizletelim. Bakın, bir muhalefet partisi olarak da söylüyoruz. Yani niye? İstenirse temizlenir. Ben Suriye sınırında ilçesi olan bir yerde yaşadım. Nasıl temizlendiğini biliyorum, kaçakçılar nasıl temizlemiş, zamanında nasıl temizlenmiş ama inanın, elleriyle 700 tane mayını temizleyen insanları da biliyoruz. Yani, demek ki biraz kafa yorulursa bu iş çözülür. O zaman güvenli bir komşu, güvenli bir müttefik, güvenli bir dost, güvenli bir strateji, bin yıllık. Öncesi olduğu gibi bin yıl sonrası için de… Bunu kurduğunuz zaman mayın sorununu da çözersiniz, beraber de çözersiniz çünkü iki tarafta da topraklar var.

Şimdi, diğer bir konu, hemen şuna getirmek istiyorum: Şimdi, mültecilerin ve yabancıların vatandaşlığa alınması… 22 yaş olunca, askerlik yapmışsa askerlik muafiyeti getirilecek. Bunu biraz daha açık konuşsak olmaz mı? 2 milyon Suriyeli misafirimiz var. Bizim sözleşmeye koyduğumuz çekince nedeniyle doğudan gelen, zamanında Osmanlının topraklarında yaşamış olan insanların hiçbirine “mülteci” statüsü vermiyoruz. Niye bunu, yasasını değiştirmiyorsunuz? Verin “mülteci” statüsünü. “Doğudan gelene yok, Avrupa’dan gelen mülteci olur.” Niye? Bir kere bunun adını koyun. “Misafir”; dört yıllık, beş yıllık misafirlik olmaz. “Mülteci” diyeceksiniz, hakkını da, hukukunu da teslim edeceksiniz, vatandaş olunca da hakkını teslim edeceksiniz. Burada bir yanlışlık var. Sadece Askerlik Kanunu’yla bu sağlanmaz.

Bakın, bir şey daha söyleyeceğim: Bu NATO POL, 37 noktada 3.200 kilometre boru hattı. Limanlardan boru hattı döşemişsiniz, Zaho’dan boru hattı döşemişsiniz uçaklar için, NATO için yakıt, araçlar için, askerî araçlar için falan. 1 milyon metreküp de bunları depolamışsınız. Burada yaşanan kaçağın haddi hesabı yok arkadaşlar. Burada yaşanan kaçağın miktarını alırsanız, sadece kaçağı önlemekle bu olayın ekonomisini çözersiniz. Yani, şunu demek istiyorum: Allah aşkına, akaryakıt almak, depolamak askerin işi midir ya? Bırakın, pompacılık işini başkaları yapsın, benzinlik işini. Yani, yemek işlerini verdiniz zaten özel sektöre, bunu da teslim edin, o şekilde çözün. Burada bir yanlışlık var çünkü akaryakıtta büyük para oynuyor.

Diğer bir konu, burada yine askerler var, sormak istiyorum: Biz ne zaman ki çözüm süreciyle ilgili çok somut adımlar atıyoruz, olaylar dursun diyoruz, görüşmeler sağlıklı yürüyor, Ada’dan Kandil’e, Kandil’den Cizre’ye kadar gidiyoruz, tek tek konuşuyoruz aman olaylar olmasın… Arkasından, plakasız zırhlı araçlar ateş ediyor rastgele, boyacılık yapan 14 yaşındaki çocuk ölüyor, ticaret odası çalışanı ölüyor. Dün de 12 yaşındaki bir çocuk top oynarken öldürüldü Cizre’de. Üstelik de bizim eş başkanlarımız Cizre’de açıklama yaparken öldürülüyor. Açıklama yaptıktan sonra gidiyorlar, “Sakin olun, olaylar olmasın, süreç iyi işliyor.” derlerken otopsi raporunda çıkan malzemeyi söylüyorum: 5 santim uzunluğunda, 2 santim eninde plastik. Buyurun -bu kadar asker oturuyor burada- Sayın Arınç, bu malzeme nedir, plastik mermi midir, neyin nesidir? Çocuğun beyninden, kafasından çıkan -otopsi raporunda- 5 santim boyunda, 2 santim eninde plastikten bahsediyoruz. Tıp böyle diyor. Bunu çıkarmak Hükûmetin görevidir. “Provokatör var, içinde bilmem kimler var.” deyip ötelenecek bir durum değil. Bakın, herkes açıklama istiyor, muhalefet de istiyor, biz de istiyoruz. Yarın da orada olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bunu yapan kim? Hükûmetin emrinde yanlış yapanlar olabilir. Bunu da çıkarmak Hükûmetin görevidir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 3’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi’nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3 üncü maddesinin 1 nci fıkrasının (d) bendine “etkinliği bozmayacak şekilde” ibaresinden sonra gelmek üzere “oluşturulacak bir kurul ile” ibaresi eklenmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

Mahmut Tanal Mustafa Moroğlu                     Mehmet Şeker

İstanbul                                                                 İzmir                          Gaziantep

İlhan Demiröz Ramazan Kerim Özkan

Bursa                                                                      Burdur

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarı, tabii, sınırlarımızda bulunan mayınların temizlenmesine ilişkin ama biraz önce, tabii, sorular kısmında Değerli Bakanımıza sordum: Yani, mayının millîsi mi olur, gayrimillîsi mi olur? Bir kavram daha çıktı, Sayın Hasip Bey ifade etti: Serseri mayın. Yani, netice itibarıyla kanun koyucunun kullandığı kavramların belirli, net, anlaşılabilir olması lazım. Bir mayının millîsi, gayrimillîsi, serseri mayını, vesairesi hakikaten doğru olan bir kavram değil çünkü kanun koyucunun boş işlerle uğraşmaması lazım, kullanacağı deyimlerin belirli ve net olması lazım.

Mesela, yine, aynı tasarının 11’inci maddesinde belirli bir limite kadar Bakanlığa yetki veriyoruz buradaki planlamalarla ilgili, projelerle ilgili, yine bütçeyle ilgili, para konusuyla ilgili. Şimdi, belirli bir limite kadar… Bu nedir yani bunun limiti nedir? Bunun bir kıstasının olması lazım. Hukukta kıstas olmaksızın, belirli kavramlar kullanılmaksızın bu şekilde belirsiz düzenlemelerin, müphem düzenlemelerin yapılması hem yasama faaliyetine aykırı hem kanun yapma tekniğine hakikaten aykırı.

Yine geliyoruz 8’inci maddenin yine (2)’nci fıkrası: “Millî mayın faaliyet planında yer alan projeler kapsamında gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişmeye Bakan yetkilidir.” Yani, burada yine bir ihale, yine bir proje vesaire olayı kokuyor. Peki, bu mayın temizleme işi yapıldı, ne olacak? Buradaki araziler kimin? Devletin, Anayasa’mızın 44’üncü maddesi açık ve net, der ki: “Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır.” Peki, bu yasada normal koşullarda düzenlenmesi gereken de, bu mayın temizleme olayından sonra topraksız olan vatandaşa bu toprakların da Verilmesi. Zaten ülkemizde servet ve gelir eşitliği yok. Servet ve gelir eşitliği olmayınca aynı zamanda bu toprak mülkiyetindeki eşitsizlik de gelir eşitsizliğine sebep olmaktadır. Onun için, toplumdaki bu uçurumu azaltmanın, bu mesafeyi azaltmanın yegâne yolu, mevcut olan bu mayınlı arazilerin temizlendikten sonra topraksız olan vatandaşımıza ücretsiz olarak verilmesidir ve Anayasa’mızın 44’üncü maddesi uyarınca hem zorunludur hem gereklidir, bunun yapılması lazım. Mevcut olan düzenlemede bu boşlukta kalmakta, havada kalmakta. Siyasi iktidarın, biraz önce okuduğum gerek 8’inci maddede gerek 11’inci maddede bazı plan ve projeleri var. Bu plan ve projelerin de yetkisini Bakanlığa bırakmış durumda. Bu açık ve net bir kavram değil, belirsizlik söz konusu. Bu belirsizliğin bir an önce düzeltilmesi lazım.

6’ncı maddenin (2)’nci fıkrasında, hatırlarsınız, bu VIP atamalar vesaireler vardı. VIP atamalarla ilgili yani 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun istisnai yolla memur alınmasıyla ilgili 59’uncu maddesine benzer bir hükümle, 6’ncı maddenin (2)’nci fıkrasında Bakanlığa sınavsız memur alınma yetkisi veriliyor. Yani sözleşmeli personel alımının bir başka versiyonunu biz burada, (2)’nci fıkrada yine görüyoruz. Neden? Vatandaş sınava girecek de yine iktidarı kayırmacılıkla, torpille… (2)’nci fıkrada Bakanlığa böyle bir yetki veriyoruz. Yine burada yapılması gereken, sınav sisteminin esas alınması lazım. Aksi takdirde kayırmacılık sistemi burada da kendisini hissettirir, vatandaşımız bunda da mağdur olur.

Bu arz ettiğim eksikliklerin nazaradikkate alınarak belirttiğim şekilde düzeltilmesini arz ederim.

Hepinize teşekkürler, iyi çalışmalar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 4’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 5’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi'nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 5 inci maddesinin 1 nci fıkrasının (b) bendine "yürütülen faaliyetleri" ibaresinden sonra gelmek üzere "oluşturulacak bir kurul eliyle" ibaresi eklenmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

              Mustafa Moroğlu                                Mehmet Şeker                                  Mahmut Tanal

                        İzmir                                             Gaziantep                                           İstanbul

                 Aykan Erdemir                           Ramazan Kerim Özkan                            İlhan Demiröz

                        Bursa                                               Burdur                                               Bursa

                 Aykut Erdoğdu

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Aykan Erdemir, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bu, son derece önemli bir kanun tasarısı. Türkiye Cumhuriyeti, 1 Mart 2004’te Ottawa Sözleşmesi’ne taraf oldu, dört yıl içinde stoklardaki ve on yıl içinde toprağa döşeli bütün mayınların imha edilmesini, ortadan kaldırılmasını bir anlamda taahhüt etti. Ama, ne yazık ki sene 2015 yani sözleşmeye taraf olmamızın üzerinden on bir yıl geçti ama toprağa döşeli mayınlar hâlâ toprağın altında ve can almaya devam ediyor. Öncelikle, burada bir kusur, bir eksiklik olduğunu ve Türkiye'nin yetersiz kaldığını kabul etmemiz gerekiyor. Evet, şu an için 2022’ye kadar süre almış durumdayız ve Türkiye 2022’ye kadar altına girdiği bu yeni yükümlülüğün üstesinden gelmek zorunda. Milli mayın faaliyet merkezinin kurulması da bu yönde önemli bir adım. Ama, gönül isterdi ki bu faaliyet merkezinin kanun tasarısı bir torba mantığıyla istismar edilmesin ve bu tasarının içine ilgili ilgisiz pek çok diğer madde mayın faaliyet merkezinin öneminden faydalanılarak sıkıştırılmasın. Bunu da artık bir alışkanlık hâline gelen niteliksiz yasama mantığının ve yasama teamüllerine saygısızlığın bir diğer yansıması olarak görüyorum. Türkiye bir an önce mayınlarla birlikte bu torba mantığından da kurtulmak zorunda.

Mayınlara ilişkin fazla bir şey söylemeye gerek yok. Ben, Ülkü Tamer’in ağzından, onun dilinden, onun türküsünden, onun ağıdından Türkiye'nin mesajını vermek istiyorum:

“Kilis’e haber saldım

Hekim gelecek bildim

Kanı bir yana bırak

Revan içinde kaldım.

 

Haber saldım kuş ile

Gagasında yaş ile

Yol gözledim ardından

Bir sıcacık düş ile.

 

Işık vurmaz karama,

Bende şifa arama,

Ellerim yok ki artık,

Tütün basam yarama.”

Evet, bir dönem olağan kabul edilen mayınlar bugün artık insanlık suçu olarak görülüyor ve umuyorum ki Türkiye'nin geleceğinde mayınsız, barış dolu günler var.

Bu vesileyle, mayın kadar olmasa da vatandaşlarımızı yakından üzen, rahatsız eden, mağdur eden bir diğer tehlikeye de dikkat çekmek istiyorum, bu da kişisel verilerin korunması meselesi. Biliyorsunuz, bu hafta içinde Avrupa Birliği Uyum Komisyonuna Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı geldi. Önümüzdeki hafta da Adalet Komisyonunda, asli komisyonda görüşülecek.

Bu tasarı, en hafif dille, Avrupa Birliği müktesebatına açık aykırılıklar içeren, Avrupa Birliği direktiflerine açık aykırılıklar içeren ve Avrupa Birliği Adalet Divanının pek çok kararıyla doğrudan çelişen bir kanun tasarısı. Gönül isterdi ki Adalet Bakanlığı, Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nı hazırlarken Avrupa Birliğinin yönetişim anlayışını, katılımcılık anlayışını içselleştirsin, sivil toplumla, sektör temsilcileriyle ve son kullanıcı paydaşlarla bir araya gelsin ve kişisel verilere ilişkin kanunu ortak akılla hayata geçirsin. Ne yazık ki Adalet Bakanlığı hem yönetişim ve kapsayıcılık ve katılımcılık anlayışında yetersiz kalmış hem de Avrupa Birliği müktesebatına ilişkin belli ki yetersiz kalmış. Eğer Avrupa Birliği müktesebatının farkında olsaydı bu Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nda başta kurulun bağımsızlığı olmak üzere pek çok konuda bu vahim hatalar yapılmazdı.

Biz bugün buradan uyarmak istiyoruz: Tıpkı bu kanunda olduğu gibi iş işten geçtikten sonra, mesele Genel Kurula geldikten sonra düzeltmenin mümkün olmadığı bir anda konuşmak yerine, henüz Genel Kurula gelmemiş bir kanun tasarısının son derece büyük hatalarla dolu olduğunu, Avrupa Birliği müktesebatına aykırı olduğunu ve de ortak aklı yansıtmadığını belirtmek istiyoruz.

Yol yakınken ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda da bir alt komisyon kuramamışken Adalet Komisyonu öncesinde bu tasarıyı gelin, geri çekelim, kişisel verilerin korunması kanununu Avrupa Birliği müktesebatına uygun, evrensel insan haklarına uygun, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak bir şekilde, ortak akılla, sektörle, sivil toplumla ve vatandaşlarımızla birlikte yazalım.

Umarım bu uyarım da duymayan kulaklara, görmeyen gözlere düşmez.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdemir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 6’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 7’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 8’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 9’da bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Milli Mayın Faaliyet Merkezi’nin Kurulmasına İlişkin Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda yer alan 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi için gereğini saygılarımla arz ve teklif ederim.

              Mustafa Moroğlu                                Mehmet Şeker                                   Turhan Tayan

                        İzmir                                             Gaziantep                                            Bursa

                Mehmet Günal                                  Mahmut Tanal                                  Aykan Erdemir

                      Antalya                                             İstanbul                                              Bursa

                İlhan Demiröz                                 Yusuf Halaçoğlu                                Refik Eryılmaz

                       Bursa                                              Kayseri                                               Hatay

MADDE 9- (1) Merkez tarafından mayın faaliyetlerine ilişkin yapılacak mal ve hizmet alımları, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılır.

Eşit koşullarda yerli firmalara öncelik verilir.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Eryılmaz, buyurun.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Madde üzerinde değişiklik önergesini olumlu buluyoruz, önemli buluyoruz ve destekliyoruz. Tabii, sınırlarımızdaki mayınlı arazilerin temizlenip ihtiyaç sahiplerine dağıtılması konusundaki yasal düzenleme bizim daha önceden aslında Meclis gündemine getirdiğimiz bir talepti, bunun yürürlüğe konulmak istenmesi elbette ki bizleri de mutlu etmiştir.

Yalnız, şunu ifade etmek istiyorum: Elbette ki sınırlarımızda mevcut bulunan mayınların temizlenip arazilerin ihtiyaç sahiplerine dağıtılması önemlidir ancak sınırlarımızı kuşatan iki ayaklı mayınların temizlenmesi konusunda da Hükûmetten acil bir çaba beklediğimizi ifade etmek istiyoruz. Bugün sınırlarımız maalesef, 83 ülkeden devşirilen, ipini koparmış radikal, köktenci grupların kuşatması ve istilası altındadır. Topraklarımızın altında bulunan mayınları temizlerken en az onlar kadar tehlike arz eden, ülkenin güvenliği açısından risk oluşturan bu terör gruplarının tasfiye edilmesi, sınırlarımızdan uzaklaştırılması ve sınırlarımızın güvenli bir alan hâline dönüştürülmesi için de Hükûmetten acil bir uygulama, bir politika istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Fransa’da mizah dergisi Charlie Hebdo’ya düzenlenen ve 12 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan silahlı saldırı olayı bütün dünyada tepkilere neden oldu, kınandı. Aynı şekilde, biz de bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı da yaptıkları açıklamalarda en güçlü şekilde kınadıklarını, Türkiye Cumhuriyeti olarak her türlü teröre -gerekçesi ne olursa olsun- karşı olduklarını, net tavır aldıklarını, terörün dini ve milletinin olmadığını ifade ettiler. Ancak, gelin görün ki uygulamada bu açıklamaların hayata geçmediğini, bu kınama mesajlarının samimi olmadığını görüyoruz. Siz bir tarafta Fransa’da gerçekleşen bir terör saldırısı için kınama masajları yayınlarken kendi ülkenizde, hemen yanı başınızdaki bir komşu ülkeye 83 ülkeden devşirilen teröristleri bir karargâh hâline getiremezsiniz, onlara sınırlarınızı açamazsınız, onlara silah sevkiyatı yapamazsınız. Bir tarafta “Terörün dini, dili, ırkı olmaz.” diyeceksiniz, öbür tarafta, komşu bir ülkeye, oradaki yönetimi değiştirme adına, terör gruplarına destek vereceksiniz, onlara lojistik destek sağlayacaksınız, onları 5 yıldızlı otellerde ağırlayacaksınız, onları özel hastanelerde tedavi edeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu iddialar soyut iddialar değildir. Bu iddialar mahkemelerin dosyalarına, resmî kayıtlarına girmiştir. Açın, bakın, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinde, sözüm ona, Suriye’deki Türkmenlere gıda yardımı gönderdiği iddia edilen o MİT tırlarının içerisinde yakalanan silahların kimlere, kimler tarafından gönderildiği o mahkemenin resmî kayıtlarına girmiştir.

Değerli milletvekilleri, o tırları durduran savcıların, askerî personelin başına neler geldiğini bütün dünya gördü, hepsi sürüldü, çoğunun hakkında da vatana ihanet gibi çok ağır bir suçlamadan dava açıldı. Şu anda Adana’da 32 vatansever askerî personel, her rütbeden askerî personel yargılanıyor. Geçen duruşmayı izlemek için gittik milletvekili arkadaşlarımızla, o duruşmayı bile izlememize izin vermediler. İşte onun için diyoruz ki: Eğer siz gerçekten teröre karşı bir duruş içindeyseniz öncelikle teröristlere üç buçuk yıldır verdiğiniz bu desteği geri çekeceksiniz. Türkiye'nin bu anlamda hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır ve bütün dünyada Türkiye teröristlere destek veren bir ülke konumuna sokulmuştur. Bu politikalarınızdan derhâl vazgeçmenizi, ülkeyi de teröristlerle iş birliği yapan bir ülke konumundan derhâl vazgeçirecek politikaları devreye sokmanızı bekliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylamaya sunmadan evvel, Komisyon Başkanının bir düzeltme talebi mevcuttur.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, burada anlamı tamamlamak için bir düzeltme yapmak gerekiyor. “…kapsamında yapılır ve bu alımlarda…”

BAŞKAN – Evet, anlaşıldı.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – “…bu alımlarda…” ibaresini koyarsak daha bir anlamlı oluyor cümle.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şunu tekemmül ettireyim Sayın Bostancı, bir saniye.

Komisyonun bu talebiyle birlikte, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önerge çerçevesi içinde 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçsin diye söylüyorum. Türkiye, terör karşısında çifte standarda sahip bir ülke değildir, Paris’te yaşanan teröre karşı olduğu kadar Orta Doğu coğrafyasında yaşanan teröre de karşıdır. Kaynağı ister çete olsun ister resmî görünümlü devlet olsun Türkiye’nin tavrı nettir.

FARUK BAL (Konya) – PKK dâhil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bizim Suriye’ye ilişkin ilgimiz insani yardımlar çerçevesindedir.

FARUK BAL (Konya) – Buna PKK’nın terörü dâhil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bunun dışında herhangi bir lojistik destek, herhangi bir yardım söz konusu değildir.

FARUK BAL (Konya) – IŞİD dâhil mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de tutanaklara geçsin diye bir şey söylemek istiyorum Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Suriye’de 100 binin üzerinde sivil vatandaşını öldüren bir rejim vardır. Terörist olan o rejimdir. Bunun altını çizmek isterim.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Beşinci dakikayı dolduruyoruz.

Tamam, sağ olasınız.

Şimdi madde 10’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 11’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 12’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 13’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 14’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 15 üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 15 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını ve müteakip maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.           

 

Mehmet Naci Bostancı        Mehmet Doğan Kubat                 Osman Aşkın Bak

      Amasya                                  İstanbul                                  İstanbul

 

Kemalettin Aydın                     Sevim Savaşer                       Türkan Dağoğlu

   Gümüşhane                               İstanbul                                  İstanbul

 

Ramazan Can                      Hakan Çavuşoğlu

     Kırıkkale                                   Bursa

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.   

Gerekçe:

Bedelli askerlik uygulaması, 6582 sayılı Askerlik Kanunu ile Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yürürlüğe giren maddenin Tasarı metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 16’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 17’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 18’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 19’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 20’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 21’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 22’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 23’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 24’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 25’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 26’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 27’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 28’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 29’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylaması tamamlanmıştır.

Grup başkan vekilleri, kararınızdasınız değil mi? Ara veriyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet, evet, doğrudur.

BAŞKAN – Tamam, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.19

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

672 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü (CERN) Arasında CERN'de Ortak Üye Statüsü Verilmesi Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/950) (S. Sayısı: 676)

BAŞKAN Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 20 Ocak 2015 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Grup başkan vekilleri başta olmak üzere bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ederim, iyi hafta sonları.

Kapanma Saati: 18.24



(X) 672 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.