TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  36’ncı Birleşim

                                                                                            21 Aralık 2014 Pazar

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657)

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner'in, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 20/12/2014 tarihli 35’inci Birleşimde 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Van Milletvekili Özdal Üçer’in 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç'in, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in, Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

21 Aralık 2014 Pazar

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşimini açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Programa göre 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (*)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (*)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 14’üncü maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 14- (1) Bu Kanun 1/1/2015 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına…

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuşmacımız yok şu anda, daha sonra…

BAŞKAN – Konuşmacınız yok, daha sonra gelince…

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Ümit Özgümüş.

Buyurunuz Sayın Özgümüş.(CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Yine bir bütçe görüşmesinin sonuna geldik. Yaklaşık olarak on gündür burada havada rakamlar uçuştu. Gerek TÜİK’in gerek Tarım Bakanlığının gerek Maliye Bakanlığının ya da diğer kuruluşların on binlerce rakamı içerisinden bazı rakamları alırsanız Türkiye ekonomisi uçar, bazı rakamları alırsanız batmış durumda görünür.

Harvard Üniversitesi Ekonomi İstatistik Bölümünün ilk dersinin, ilk saatinde geleneksel olarak hocanın konuşması şöyleymiş: “Çocuklar, rakamlar bir eşektir; yularından tut, istediğin yere götür.” Gerçekten de bu kadar rakam içerisinde bazılarını alıp uçurabiliyorsunuz, bazılarını alıp ekonomiyi batmış gösterebiliyorsunuz. Ama Türkiye’de hangi rakamı ortaya koyarsanız koyun, herkesin bildiği, gördüğü, hissedebildiği bir gerçek var ki o da Türkiye, özellikle AKP iktidarı döneminde sanayide ve tarımda üretimden çekiliyor, net ithalatçı konuma düşüyor ve bu süreç devam ediyor.

Cumhuriyet Halk Partisinin ekonomi birimi var, ekonomi biriminde çok sayıda rakam ve analiz var ama onlardan değil devletin resmî rakamlarından birkaç örnek vermek istiyorum, onlar da şu: Gayrisafi yurt içi hasıla içinde sanayinin payı 2002 yılında yüzde 21’di -bu, 97; 98’lerde yüzde 26 civarındaydı- 2012 yılı sonu itibarıyla yüzde 19,2’ye geriledi. Sanayinin alt kalemi olan imalat sanayisinde durum daha kötü, 2002 yılında yüzde 17,6’daydı, 2013’te yüzde 15,3’e düştü. Hâlbuki 2007-2013 dönemini kapsayan Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda temel hedeflerden bir tanesi gayrisafi yurt içi hasıla içerisinde sanayinin payını artırmaktı. Tarımda da aynı gelişme gösteriliyor. 2002 yılında tarımın gayrisafi yurt içi hasılaya katkısı yüzde 10,1’ken 2012 yılı sonunda yüzde 7,7’ye geriledi. Burada çok sevindirici olmayan bir rakam gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki, millî gelir içerisindeki inşaatın payı 4,2’den 4,4’e çıkmış ki inşaat sektörü çok üretken, verimli, ekmeği büyüten bir sektör değildir.

Zaman zaman burada konuşmalarda işte “AKP şöyle başarılı, böyle başarılı, ihracatı şu noktaya getirdik.” diye rakamlar veriliyor. Çok doğru, 2002 yılında 36 milyar dolardan 2013 yılında 151 milyar dolara yükseldi ama bu bir şey ifade etmiyor. Burada önemli olan, bütün dünyada kabul edilen kriter ihracatın ithalatı karşılama oranı. Yani, ihracatı büyüttüğünüz zaman aynı zamanda ithalatı küçültebiliyor musunuz, yoksa ihracatla birlikte ithalat da mı büyüyor? İthalatımız 2002 yılında 51,5 milyar dolardan 2013 yılında 251,6 milyar dolara yükselmiş ve dünyada kabul edilen ihracatın ithalatı karşılama oranındaki sarı alarm yüzde 70’tir; 2002’de yüzde 69,9 yani yüzde 70 sınırındayken 2013 yılında kırmızı alarm verecek olan yüzde 60 sınırında, yüzde 60,3.

Şimdi, Türkiye için önemli olan bir başka gösterge, cari açık. Cari açık son dönemlerde azalıyor ama cari açıkla birlikte büyüme de düşüyor, üçüncü çeyrekte büyüme 1,7. Önemli olan ekonomiyi küçülterek cari açığı büyütmek değil, önemli olan ekonomiyi büyüterek, ihracatı büyüterek, ithalatı kısarak cari açığı düşürmek. Bu yapılabiliyor mu? Evet, Çin son yirmi yıldan beri bunu yapıyor hem ekonomisini büyütüyor hem de dış ticaret fazlası ve dolayısıyla cari fazla veriyor.

Değerli arkadaşlar, bu sağlıksız ekonominin doğal sonucu işsizliğe yansıyor. Bakın, TÜİK rakamlarına göre işsizlik oranı eylül ayında yeniden çift haneli rakamlara, yüzde 10,5’a geldi, işsiz sayısı 3 milyonu geçti. Özellikle gençlerde, genç işsizlerde bu daha vahim, yüzde 19,1. Bunlar devletin rakamları. Tabii, bunun yanında TÜİK’in bazı çarpıtma kategorileri de var. Bunlardan bir tanesi artık iş aramayan işsizler bu kategorinin içerisinde değil. Örneğin iş aramayıp çalışmaya hazır olan 2 milyon 485 bin kişi var. İş bulma umudu olmayanlar da 593 bin kişi. Bunları da eklerseniz şu anda Türkiye’deki işsizlik rakamı 6 milyon 142 bin kişi resmî rakamlara göre. Yani şuradan çıkıp 2 evden 1’isine girdiğiniz zaman 1 tane üniversite mezunu işsiz var.

Yeni bir sanayi kalkınma modeli gerekir, yeni bir teşvik modeli gerekir, yeni bir kalkınma ajansı modeli gerekir; bu modelle biz ekmeği büyütemeyiz, sadece inşaatla ve sadece hizmet sektörüyle Türkiye’yi büyütemeyiz, ekmeği büyütemeyiz. Zaman zaman bu konularda iyi niyetle araştırma önergeleri veriyoruz ama “Kabul edenler... Etmeyenler...” sistemiyle verdiğimiz araştırma önergeleri hep reddediliyor.

Teşvik sisteminin yanlış olduğunu ve ekonomiyi büyütmediğini söylüyoruz; araştıralım diyoruz, hayır diyorsunuz ama TÜİK 2008-2013 dönemi istihdam verilerini yayınladı, 2008’de Türkiye teşvikte 4 bölgeli olduğu için 4 bölge üzerinden analiz yaptığınız zaman; 1’inci bölgede yani İstanbul tarafında, sanayinin gelişmiş olduğu bölgede işsizlik oranı beş yılda yüzde 11,2’den yüzde 10,8’e inerken güneydoğuda, 4’üncü bölgede yüzde 10’dan yüzde 10,7’ye çıkıyor. Bu, teşvik sisteminin fiyaskosudur, bunların araştırılması gerekir.

Maliye politikası: Sayın Bakanımız burada. Türkiye’de hâlâ -AKP iktidarından önce de, şu anda, on iki yıllık AKP iktidarında da- maliye sistemi “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra.” sistemidir. AKP iktidarı kurulduğunda, Hükûmet Programı’nda, Acil Eylem Planı’nda, önceki Maliye Bakanlarında, Sayın Maliye Bakanımız döneminde sürekli olarak kayıt dışı ekonominin kayıt içine çekileceği, vergi oranlarının düşürüleceği, tabana yayılacağı söylenir, süslü laflar edilir ama bugüne kadar hiçbir şekilde bir adım atılmaz. İki ay önce Sayın Bakanın bir demeci var, der ki: “Kayıt dışında yeni eylem planı, yeni eylem alanı yolda.” Daha önce kayıt dışı mücadeleyle ilgili ne yaptınız ki yeni bir şey olsun?

Barut bitmiş, vergi tabana yayılamayınca dolaylı vergilere yüklenilmiş -burada rakamlara girmeyeceğim- ama sistemi ayakta tutan dolaylı vergiler ve dolaylı vergileri ayakta tutan da bir, akaryakıt pompaları, en iyi vergi daireleri gibi çalışıyor. İkincisi de sistemi kurtaran kredi kartları. Kredi kartları olmasa o kayıt dışılığın ne alana geleceğini görürsünüz.

Şimdi, vergi toplayamayınca “tasarruf, tasarruf” diyorsunuz, bizi de gülmekten öldürüyorsunuz. Bir yandan 1,5 milyar liraya kaçak saray yapıyorsunuz, bir yandan Cumhurbaşkanlığı bütçesini 397 milyon liraya çıkarıyorsunuz ki Sayın Abdullah Gül dönenimde bu 199 milyon liraydı. 300 milyon lira ek niye? Biz biliyoruz niye olduğunu. Öte yandan bir devlet memuru olan Diyanet İşleri Başkanına 1 milyon liraya araba alıyorsunuz, ondan sonra plaket vermeyi yasaklıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, her gün 3 tane plaket verilse 365 günde, yılda 1.000 plaket yapar ya. Ortalama plaket 30 lira, yapacağınız tasarruf 30 bin lira. Buradan söylüyorum: Devleti kurtaracaksa benim maaşımdan kesin. Böyle bir tasarruf önlemi mi olur?

Şimdi, tasarruf için özellikle öğretmen atamalarını yapmıyorsunuz. Gençler ağlıyor, işsiz; üniversite bitirmişler, öğretmen olmuşlar, atamalarını yapmıyorsunuz tasarruf için. Sayın Bakan der ki: “Bütün üniversite mezunlarına devletin iş bulması mümkün değil.” Bu doğru. Bir gıda mühendisi, bir ziraat mühendisi başka alanlarda iş bulabilir ama öğretmen bulamaz.

Bakın, eğer tasarruf yapmak istiyorsanız size bir tasarruf öneriyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletvekili sayısı 550, vallahi de billahi de yarısı boşta geziyor. Dün burada bazı arkadaşlar gördük, birbirimize sorduk, dedik ki: Ya bunlar ne zaman geldi, ara seçimde mi geldi? Eğer tasarruf yapmak istiyorsanız gelin milletvekili sayısını 300’e düşürün. Bir milletvekilinin, maaşı, iki danışmanı, sekreteri ve diğer maaşlarıyla devlete maliyeti 300 bin lira. Eğer bunu 350’ye düşürür, 200 tane milletvekilinden tasarruf ederseniz 60 milyon lira tasarruf edersiniz, bu da yaklaşık olarak 3 bin öğretmenin atamasını getirir ve maaşlarını getirir.

Konuşacak çok şey var bütçe üzerine, zaman bitti.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgümüş.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Nazmi Gür.

Buyurunuz Sayın Gür.

HDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2015 bütçesi üzerine, 14’üncü madde üzerine söz aldım. Burada bu bütçeyle ilgili düşüncelerimizi, görüşlerimizi bir kez daha halkımızla paylaşacağız.

Bu bütçenin, aslında, yapısıyla ve hazırlanış biçimiyle halkın bütçesi olmadığını, militarist bir bütçe, otoriter bir devlet yapısına uygun bir bütçe olduğu konusundaki görüşlerimizi daha önce dile getirmiştik. Bu konuyla ilgili görüşlerimiz muhalefet şerhimizde de genişçe yer alıyor, halkımızın bilgisine sunuldu. Burada bugün bu bütçenin bölgeler arası kalkınma konusunda ne kadar ketum ve merkezî davrandığını ve aslında bölgeler arası kalkınma farklılığı yaratarak ayrımcı bir bütçe olduğunu kısa örnekleriyle sizlerle paylaşacağım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin batısıyla doğusu arasında, hatta çok uzağa gitmeye gerek yok Ankara’yı ve kimi birkaç ili dışarıda tutarsanız, Orta Anadolu’nun kimi illerini de katarsak doğusuna yani ikiye bölersek tam ortadan Türkiye’yi, batısıyla doğusu arasında ciddi bir kalkınma farkının olduğunu hemen görürsünüz. Bu kalkınma farkının cumhuriyetin kuruluşundan bu yana merkezî hükûmetlerin uyguladığı ayrımcı bütçelerle çok yakından ilgisi var çünkü halkımızın orada hem iş edinme hem kalkınma hem insani kalkınma hem de refah düzeyi seviyesinin artırılabilmesi için bu illerde, bu bölgelerde devletin uyguladığı politikalarla ayrımcılığı ortadan kaldırması ve ülkenin her yerine eşit davranarak eşit kalkınmayı –çünkü kalkınma da aslında bir hak- gündemine getirmesi gerekiyor ve buna uygun bütçeler hazırlanması gerekiyor. Bu bütçeye baktığımızda, baştan aşağı hem sanayi açısından hem enerji ihtiyacı açısından hem istihdam açısından hem üretim açısından bu bütçenin yine ülkenin belli bölgelerine yoğunlaştığını görebiliriz. İşte bu nedenle eğer biz bugün bir iç göçten, ekonomik göçten söz ediyorsak bunun bu ayrımcı politikalarla çok yakından ilgisi olduğunu hepimiz görebiliriz.

Değerli arkadaşlar, bugün eğer Çorum’da ya da kimi Orta Anadolu illerinde nüfus düşüklüğü varsa, nüfuslarında negatife doğru bir gidişten söz ediyorsak, bu, kuşkusuz insanların, aş ve ekmek ihtiyacını karşılamak için, o bölgelerden kopup Ankara’ya ve nihayetinde İstanbul’a ve diğer kalkınmış bölgelere hücum etmesiyle ilgilidir. Çünkü oradaki gençler, oradaki kadınlar, oradaki iş gücü işsizlik sorunu nedeniyle geçim sorunu yaşamakta ve bu nedenle göç etmekte, geldikleri yerlerde de ucuz iş gücü, ucuz emek pazarları oluşturmakta ve maalesef bu konuda da Hükûmetin özellikle son on iki yıllık iktidarı döneminde küçük bir adımın dahi atılmadığını işsizlik rakamlarının büyüklüğünden görebiliriz.

Değerli arkadaşlar, kuşkusuz ülkemizin her köşesi, her ili, her bölgesi kendine özgü zenginlikleri, coğrafyası ve kendine özgü ekonomik yapısı olan bölgeler. Bizler eğer merkezî Hükûmetin bütün planlamalarını, merkezî Hükûmetin bütçe hakkını tümüyle elinde tutan bu otoriter yaklaşımını bir kenara bırakırsak ve eğer gerçekten her bölgenin diğer bölgelerle birlikte eşit bir şekilde kalkınması için bir bütçe hazırlarsak ben inanıyorum ki beş on yıl içerisinde Türkiye’nin her yeri hem insani kalkınma açısından, hem ekonomik kalkınma açısından, hem refah açısından hem de işsizlik gibi çok ağır bir sorunun üstesinden gelinebilir. Ama gelin görün ki Türkiye’de öyle büyük bir dengesizlikle oluşturulan bir sanayi var ki, bir ekonomik yapı var ki, bir rant ekonomisi var ki insanlarımızın bulundukları bölgelerde, bulundukları yerlerde onlara iş, aş ve nihayetinde barınacakları bir yer konusunda bu devlet, bu Hükûmet hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

İşsizlik oranlarının özellikle o doğu bölgelerindeki yüksekliğini, batıda ise ucuz emek gücü, ucuz emek pazarı oluşturan yığınların varlığını göz önünde bulundurduğumuzda bu çarpık ekonomik yaklaşımın, bu çarpık zihniyetin gerçekten Türkiye’nin ekonomik sorunlarını, devasa sorunlarını çözmede aciz kaldığını söyleyebiliriz. Biz, bu bütçe ayrımcı bir bütçedir derken aynı zamanda kadın-erkek eşitliği bağlamında da ayrımcı bir bütçe olduğunu söylemekte fayda var. Kimi küçük kalemler üzerinden, özellikle sosyal kalemler üzerinden kadınlara aktarılan kimi kaynakların kuşkusuz yetersiz kaldığı ve dostlar pazarda görsün yaklaşımından öte olmadığını da burada belirtmekte fayda var.

Kadınlar açısından da ciddi bir ayrımcılık söz konusu. Öyle ya, bizim Cumhurbaşkanımız daha birkaç gün önce, kadın-erkek eşitliğinin mümkün olamayacağını, bunun aslında bir yaratılış, bir fıtrat sorunu olduğunu... Dolayısıyla, böyle bir anlayış, böyle bir zihniyet, böyle bir ideolojik yaklaşım, böyle bir felsefi altyapıyla hazırlanan bu bütçenin kadınlar için bir bütçe olmadığını söylemekte fayda var.

Ayrımcı bir bütçe dedik değerli arkadaşlar. Emek-sermaye çelişkisi açısından da son derece ciddi ayrımcılık söz konusu burada çünkü bu bütçe, değerli arkadaşlar, sermayedarlar bütçesidir. Bu bütçeyi hazırlarken kuşkusuz emek örgütlerinin, işçi sınıfının görüşleri bence hiç dikkate alınmamıştır. Bunu asgari ücretin belirlenmesi safhasında yapılan görüşmelerde görebileceğimiz gibi asgari ücretin miktarını da düşündüğümüzde görebiliriz, işçilerin ücretini düşündüğümüzde görebiliriz, işçi kıyımlarını gördüğümüzde görebiliriz. İstanbul’da, Soma’da, Ermenek’te işçiler yerin binlerce, yüzlerce metre altında çalışırken ve canları pahasına çalışırken hiç de emeklerinin karşılığı olmayan bir ücrete tabi olduklarını burada söylemekte fayda var. Dolayısıyla, emekçiler açısından da, işçiler açısından da son derece ayrımcı, son derece militarist bir bütçe yapısı var önümüzde ve bu bütçeyi hazırlayan Hükûmetin bu konuda hiç de duyarlı davranmadığını, ülkemizin alın teriyle çalışan, emeğiyle çalışan büyük bir kesimini, en geniş kesimini dışladığını ve nihayetinde sermayeyi ve sermayedarları koruyan bir bütçe yapısıyla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

Bu bütçe değerli arkadaşlar, coğrafyamıza karşı, çevremize karşı, ekolojiye karşı da ayrımcı bir bütçedir çünkü bu bütçeyle birlikte hazırlanan 2015 bütçesi, özellikle HES’ler, barajlar, termik santraller yatırımını öngören, çevremizi de hiç dikkate almayan dolayısıyla, çevre katliamlarını gündeme taşıyacak olan bir bütçedir. Onları, çevreyi katledecek, sanayiyi, çevreyi yok edecek, ekolojimizi, içinde yaşadığımız çevreyi yok edecek bir yapıda olduğunu söylemekte fayda var. Çünkü, bu bütçeyle birlikte değerli arkadaşlar, bizim çevremiz, ormanlarımız, sularımız, özellikle ırmaklarımız tehdit altında dolayısıyla, başta insanlar olmak üzere, bunların üzerinde yaşayan bütün canlılar da bu tehdidin ana hedefi durumundadırlar.

Bizler kuşkusuz, gelecekte daha demokratik ve halkla birlikte, bütün toplumsal kesimlerle birlikte hazırlanacak bütçelerin Türkiye’nin kalkınmasında, Türkiye’nin demokratikleşmesinde daha yüksek düzeyde bir rol oynayacağını düşünüyoruz.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gür.

Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; evet, dün bütçe üzerinde bir genel analiz yapmıştım ve insanlara nasıl tozpembe göstermeye çalıştığınızı söylemiştim ve özellikle de “yalanlar” demiştim ki “Bana cevap veresiniz.” diye, kimse kalkıp cevap vermemişti. Orada eksiklikler kaldı, bugün o eksiklikleri, o tozpembeyi, pembeyi nasıl başka renklere dönüştürdüğünüzü anlatmaya devam edeceğim ama becerebildiğimiz kadar bu süre zarfında.

Türkiye’nin en büyük problemlerinden bir tanesi işsizlik arkadaşlar. On iki yıl önce geldiniz, “Biz, bu ülkedeki büyük problemlerden bir tanesi olan işsizliği de çözeceğiz.” diye bu millete taahhütte bulundunuz ve her yıl yaptığınız bütçelerle de bu bütçelerin içerisinde bu işsizlik problemini çözecek bir yapının olmadığını, bir yatırım miktarının olmadığını gördük ve 2015 bütçesinde de bu yatırım miktarının yeterli olmadığını görüyoruz. İşsizlik deyince ne geliyor aklımıza? Bütün meslek grupları geliyor. Sanmayın ki, sadece vasıfsız dediğimiz işçilik grubunda işsiz insan sayısı çok. Hayır, bütün gruplarda işsiz insan sayısı çok ve özellikle son yıllarda sizin iktidarınız döneminde, hani övünüyorsunuz ya, liseleri üniversiteye dönüştürdünüz, lise binalarında üniversite eğitimi yaptırıyorsunuz insanlara ve mezun ediyorsunuz. Sonra da “Her üniversiteden mezun olana biz iş bulmak zorunda değiliz.” diye bir de bugünün Cumhurbaşkanı, geçmişin Başbakanının lafı var. Peki, bu insanlara işi kim bulacak? Önemli olan soru bu. Bir ülkenin Başbakanı mı iş olanakları yaratacak, bir ülkenin iktidar partisi mi iş olanakları yaratacak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan milletvekilleri, Türkiye’deki iş probleminin çözülmesi, işsizliğin çözülmesi için nasıl bir gayret gösterecek? On iki yıla baktığımızda bu gayreti göstermediğinizi görüyoruz, ki rakamlar da beni teyit ediyor. Bugün gelinen rakamlar, yüzde 10’un üzerine ulaştı yani çift haneli rakamlara ulaştı. En son ne zaman ulaştık bu rakamlara? Krizlerde ulaşmıştık bu rakamlara.

Tabii, bu rakamların detayına baktığınızda en çok işsizlik oranının üniversite mezunlarında olduğunu görüyoruz. Nedir bu oran? Yüzde 30’ların üzerine çıkmış bir orandan bahsediyoruz. Gençlerdeki işsizlik oranının, yüzde 19’un, yüzde 20’lerin üzerine çıktığını görüyoruz. Bu, on iki yıl evvel de Türkiye'nin gerçeğiydi, bugün de Türkiye'nin gerçeği. Yani, işsizlikte hiçbir şey yapmamışsınız, hatta tüketime dayalı ekonomik modeliniz de, içinde üretim olmayan ekonomik modeliniz de sadece insanları, rant transferi yapmış olduğunuz AVM’lerde asgari ücretle çalıştırarak iş problemini çözdüğünüzü düşünüyorsunuz.

Ben sanayinin başkenti Kocaeli’nde oturuyorum, Kocaeli Milletvekiliyim. Bana gelen her 10 telefondan -her gün aşağı yukarı- en az 8 tanesi işsizlikle ilgili ve istihdam edilmeyle ilgili bir problem. Vatandaşlar sürekli arıyorlar, sanayinin başkentinde, iş olanaklarının en fazla olduğu kentte olmamıza rağmen bu vatandaşların işsizlik problemini çözemiyoruz. Zaten işsizlikte Türkiye sıralamasına baktığınızda Kocaeli’nin, işsizlikte 8’inci sırada olduğunu göreceksiniz. Diyeceksiniz ki, nasıl olur? Türkiye’ye yüzde 12 veren bir Kocaeli, Türkiye bütçesinin gayrisafi yurt içi millî hasılanın yüzde 12’sini karşılayan bir Kocaeli’de işsizlik olabilir mi? Evet, Kocaeli işsiz bir kent. Peki, işsiz de… Aynı zamanda yoksul kent, yoksullukla da 6’ncı sırada. Hani diyoruz ya açlık sınırı, yoksulluk sınırı. İş bulan kardeşlerim de açlık sınırının altında çalışıyor arkadaşlar. Neyle çalışıyor? Asgari ücretle, 890 lirayla çalışıyor. Niye çalışıyor bu? Çünkü sermayeye öyle peşkeş çektiniz ki ülkeyi, artık insanları bedava çalıştıracaklar neredeyse. Benim kentimdeki çalışan insanların yüzde 44’ü asgari ücretle çalışıyor.

Her yerde Ford’u örnek veriyorum, alınmasın Koç grubu bana. Ford fabrikasında 5.500 tane işçi çalışıyor. Bu işçilerin tümü endüstri meslek lisesi mezunu ve iki yıllık meslek yüksekokulu mezunu ama maalesef bu işçilerin aldığı maksimum ücret 1.200 lira, 890 liradan başlıyor 1.200 liraya çıkıyor. Sadece bu mu? Bingo’sunda. Sadece bu mu? O çok burada övündüğünüz, “Demir-çelik fabrikasını kuruyoruz.” dediğiniz, “Koreliler geldi, üretim yapıyor.” dediğiniz, Kocaeli’nin, İzmit’in göbeğine oturttuğunuz fabrikalarda da 890 lira ile 1.200 lira arasında bu gençlerimizi çalıştırıyor.

Şimdi, size arkadaşlar soruyorum: Hani diyor ya geçmişin Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı: “En az 3 çocuk yapacaksınız.” Bu gençlerin 3 çocuk yapma şansı var mı, 3 çocuk yapma şansını nasıl yakalayacaklar? Bırakın, evlenme şansını dahi yakalayamıyorlar. Geçen gün zannediyorum bir milletvekili arkadaşım bu kürsüden “Gençlere evlendirme yardımı yapın.” dedi. Doğru bir tespitti. Çalışan genç bile evlenemiyor.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Ardahan milletvekili dedi.

HAYDAR AKAR (Devamla) – İşsizlik probleminin çok hızlı çözülmesi gerekiyor. Bunun için de kafalarımızı üretime odaklamamız gerekiyor.

Eğer ülkede üretim yaptıramazsak bu problemi çözemeyiz diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Şahsı adına Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Haydar Grup Başkan Vekilimin işsizlikle ilgili konusundan başlamak istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, küresel krizden sonra hakikaten dünyada işsizlik noktasında artış oldu; çok doğru yani söylenenler doğru ancak AK PARTİ Hükûmetini de bu konuda attığı adımlardan dolayı tebrik etmek lazım. Neden? AK PARTİ hükûmetleri boyunca 5 milyon 600 bin işsize iş kapısı açıldı. Sadece son bir yılda 1 milyon 270 bin insan işe yerleşti. Tabii ki bu işsizlikteki, istihdamdaki artışı da hakikaten azaltmak, aşağılara indirmek biraz zor bir süreç içerisinde geçiyor, katıldığım nokta da odur. Bunun yanında AK PARTİ hükûmetleri hep yatırım projeleri izledi yani AK PARTİ hükûmetlerinden önce hepimizin bildiği bir kâğıt ekonomisi vardı; şu parti, bu parti demiyorum, ekonomi o noktadaydı. Evet, ya paralar borsaya yatırılıyordu, oradan çıkıyordu devlet tahvillerine, oradan çıkıyordu üç aylık faizlere…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gene aynı şey.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Arkadaşlar, aynı şey değil. Bizzat yaşadık, ben sanayiciyim. Biz makine yatırımı yaparken birileri üç ayda yüzde 52,5’u net aldılar, ikinci üç ayda yüzde 37,5’u net aldılar; biz bunları yaşadık. Ama bugün geldiğimiz noktada… Kendi ilimden örnek vereyim yatırım denildiği için. Gaziantep, bugün organize sanayide 5’inci bölgeyi kurdu ve 5’inci bölge de bize artık yetmiyor. Bakın…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizde on altı tane var.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli kardeşim, demek ki, bak, iyiye gidiyorsunuz, tebrik ederim. Bugün 5’inci organizede… Öyle laf olsun diye organizeler de kurmuyoruz. Bu yıl sadece Gaziantep OSB’deki enerji tüketimi yüzde 11,8 arttı. Bu ne demektir? Sanayi üretiminin yüzde 12 daha Gaziantep’te arttığı demektir. Bunun yanında şu anda Kilis’le ortak bir proje geliştiriyoruz. Bunun ismi Polateli ve şu anda hemen uygulamaya aldığımız 19 milyon metrekarelik bir alanı OSB yapacağız ve Gaziantep’teki sanayiciler, Kilis’teki sanayiciler, bölge büyük heyecanla bu projeyi bekliyor. Şu anda ÇED raporları bitmek üzere. 19 milyon metrekare bittiği andan itibaren, biz, ikinci adımı atmaya çalışıyoruz şu anda. Ne yapıyoruz? 25 milyon metrekarelik Gaziantep ayağını da birleştirerek Türkiye’de 44 milyon metrekarelik devasa bir OSB gerçekleştireceğiz ve bakın, bunun yanında ne yapıyoruz? Onunla kalmıyoruz, bu OSB’yi Gaziantep’teki sanayiyle birleştirerek Hassa-Dörtyol İskenderun Projesi’yle o yolu da 96 kilometre eksilterek limanlara ulaştırıyoruz. Tam 96 kilometre.

Arkadaşlar, biraz, tabii, insaflı bakmak lazım. 1946 yılından bu yana demir yoluna bir tek çivi çakılmazken, bakın, bugüne kadar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Demir yollarına girme. Bilmezsiniz siz, demir yollarının kahramanı burada.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Hiçbir şeye gerek yok, hızlı trenlere bakalım, yeter. Ben burada karşılıklı angaje olsun diye konuşmuyorum.

Bugün hava yollarında, sadece İstanbul’a yapılan hava limanının, bakın, 150 milyon yolcu taşıma kapasitesiyle devasa bir yatırım olduğunu unutmayalım arkadaşlar.

Sadece Gaziantep’te bu yıl 1,5 milyar, yani 1,5 katrilyonla yapılan barajlarla, bu yıl sadece ayrılan rakamla, sadece Çetintepe Barajı’yla 710 bin dönüm arazi sulanarak Adıyaman, Gaziantep, Kahramanmaraş arazileri sulanacak, yılda ek 250 milyon TL katma değer eklenecek o bölgeye.

Bunun yanında, biz, bir Kılavuzlu Barajı’yla -yine bölgesel- Kahramanmaraş, Gaziantep, Amik Ovası’nı sulayarak yine o bölgenin endüstriyel tarımda bile yılda iki ürün, üç ürün alarak gelişmesinin adımlarını atıyoruz.

Bunlar neyle yapılıyor arkadaşlar?

Doğanpınar Barajı’nı yaptık, bakın, Kayacık’la birleştirerek -Kilis’le Elbeyli’den tutun, Gaziantep’in Oğuzeli ilçesine kadar- bütün o bölgenin kalkınmasını sağlayacak adımlar attık.

Şimdi, Ardıl Barajı vardı, elli yıldır lafı edilirdi, barajın temeli de atıldı, sulama kanalları da yapılıyor.

Şimdi, bunlar hep yapılırken, bunlar neyle yapılıyor? Demek ki Türkiye’de bir üretim ekonomisi var.

Millî harp sanayi kuruldu. Evet. Bugün, şu ana kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Konuşmam burada bitmiştir.

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz. Sayın Erdoğan.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Süremiz on dakikadır. Beş dakikasını sorulara ayıracağım, beş dakikasını cevaba.

Buyurunuz Sayın Akar, birer dakika.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, zaman zaman saydamlık ve hesap verebilirlik ilkesi gereği kaçak saray maliyetlerinde olduğu gibi kamuoyunu bilgilendiriyorsunuz, bazen bunları yapıyorsunuz. Bu kapsamda Maliye Bakanlığı bütçesinden “belediyelere yardım ödeneği” adı altında ödenek konulmakta, bu ödenekler de yıl içerisinde, cari yılda kullandırılmaktadır. Ancak Bakanlığınızın bu dönem ödeneklerden hangi belediyelere, ne kadar ve hangi zorunluluktan dolayı ödeme yaptığı kamuoyuna açıklanmadığı gibi, milletvekillerimizin soru önergelerini de cevaplamayarak TBMM’nin anayasal denetim yetkisini hiçe saymakta Bakanlığınız. Bu kapsamda son beş yılda hangi belediyelere ne kadar ve hangi zorunluluklar nedeniyle ödeme yapıldığını açıklamanızı bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nı incelerken 4’üncü maddede tekrar detaylı olarak soracağım ama tamamlayıcı ödeneği sormak istiyorum. Tamamlayıcı ödenek var burada. Bu ne demektir? Neden ihtiyaç duyuldu? Bununla ilgili bilgi verebilir misiniz lütfen.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Akova…

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Anayasa’nın 34’üncü maddesine göre herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Anayasal hakkına dayanarak demokratik hak arama mücadelesi veren öğretmenlerimiz Ankara’da gaz, şiddet ve ağır bir baskıyla zorbalık rejimi gördüler. EĞİTİM-İŞ Sendikasının öğretmenlerinin sömürülen hakları ve eğitimde yaşanan erozyonu protesto etmek için yaptığı yürüyüşün şiddet ve zorbalıkla dağıtılması ve yapılan gözaltıları şiddetle kınıyorum. EĞİTİM-İŞ Genel Başkanı Veli Demir ve öğretmenlerimizin haklı mücadelesi diktatörlük rejiminde gibi engellenemeyecek, bu zorbalık düzeni değişecek mutlaka. Devletin otoritesi eli kalem tutan öğretmenlere yetiyor. Cumhuriyet değerlerine saygılı, demokrat bireylerin, farklı düşünenlerin ezilmesi için uygulanan bu şiddeti esefle kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akova.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yıllardır ısrarla soruyorum, sormaya devam edeceğim. Türkiye, PISA sınavlarında neden finansal okuryazarlık sınavını gerçekleştirmiyor?

Bu sınavın maliyeti bildiğim kadarıyla 30 bin avronun altında ve bu sınavı gerçekleştirdiğimiz takdirde Türkiye, finansal okuryazarlık noktasında OECD ülkelerinin ne kadar gerisinde kaldığını fark edecek ve de örgün eğitime finansal okuryazarlık dersleri ekleyecek. Millî Eğitim Bakanlığına sorduğum bir soruda “Bunu öğretmiyoruz ki sınavını yapalım.” demişlerdi. Bu, biliyorsunuz yalnızca bir eğitim meselesi değil, Türkiye’nin orta gelir tuzağından kurtulmak ve düşük tasarruf oranından kurtulmak için bir zorunluluğu. Sizden bu konuda adım atmanızı bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Karaahmetoğlu…

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Bakan, Doğu Karadeniz illeri içinde ekonomik ve gelişme açısından en az pay alan il Giresun’dur.

DOKAP, illerin arasındaki gelişme farkının ortadan kaldırılması ve geri konumda olan illerin gelişmişliğinin sağlanmasını amaçlayan bir kurumdur. Ne yazık ki bu proje kapsamında Giresun ekonomik olarak bir fayda görememiştir.

Yine özellikle Trabzon, Rize, Ordu illerine göre, komşularımıza göre Giresun kamu kaynakları açısından en az pay alan ildir. Giresun ekonomisinin can damarı FİSKOBİRLİK Hükûmetinizin uyguladığı politikalar sayesinde ivmesini kaybetti, SEKA Aksu Kâğıt Fabrikası kapandı ve Giresun’dan on yıl içinde 110 bin insan göç etti, bu politikalarla göç etti.

Ben diyorum ki sizin ekonomik haritanızda 28 no.lu Giresun’un yeri yok mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karaahmetoğlu.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün itibarıyla Sayın Bakan, devletin ve özel teşebbüsün dış borcu ne kadardır? Bu dış borç içinde özel teşebbüsün borcunun ne kadarına rakam olarak bankalar kefildir? Bu çok önemli, yani öncelikle rakamlarla belirtmenizi istiyorum.

Sayın Bakan, Tayyip Erdoğan Binali Yıldırım’a bir talimat verdi. Dedi ki: “Yahu, bak, biz müteahhitlere bu kadar para veriyoruz. Sen git bunlardan yüzer milyon dolar para topla.” Bu yüzer milyon dolar, işte, Kolin’den alındı, Cengiz İnşaattan aldı, Limak’tan aldı ve bu suretle toplanan 630 milyon dolar var. Şimdi, bu 630 milyon doların Türk vergi sistemine göre eğer bağışsa hibe vergisi alınması lazım, ivazsız intikal vergisi alınması lazım. Bunun hakkında bir işlem yaptınız mı? Bu 630 milyon lira para şimdi nerededir? Bunları öğrenmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, belediyelere biz prensip olarak yardım etmiyoruz. Şöyle söyleyeyim ben size: Çok istisnai, ağır bir sel felaketi gibi, yangın gibi, terör olayı dışında bugüne kadar prensip olarak bir yardım yapılmadı. Mesela 2013 yılında toplam belediyelere verilen para sadece 11 milyon 608 bin 201 liradır. Bakın, bütçeyle karşılaştırdığınız zaman muhtemelen yüz binde 1 civarı falandır. 2014’te yine toplam bu çerçevede 11 milyon 378 bin. Şimdi, bu sene bütçe yaklaşık 450 milyar lira olacak, böldüğünüz zaman… Dolayısıyla burada biz çok istisnai hâller dışında hiçbir belediyeye yardım etmiyoruz, onun da şu anda listesi bende yok.

Şimdi, gelelim 2’nci soruya, Sayın Kuşoğlu, tamamlayıcı ödenek…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zorunlu hâlleri de sormuştum Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Söyledim, sel felaketi, yangın gibi, terör olayları vesaire gibi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam, onu açıklamakta bir sıkıntı yok o zaman. Açıklayın, bir sıkıntı yok o zaman.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamamlayıcı ödenek… Zaten 11 milyondan bahsediyorsunuz, 11 milyon. Yani 450 milyar liralık bir bütçede 11 milyon liradan bahsediyorsunuz. Dolayısıyla çok açık ve net olarak, benim prensip olarak belediyelere yardım yapmadığımı görürsünüz.

Tamamlayıcı ödenek, 1924 Anayasası’nın uygulandığı cumhuriyetin ilk yıllarından beri vardır. Kesin hesap kanunlarının hemen hemen tamamında yer almıştır. Şimdi yani ben örnek vereceğim, arkadaşlar 1940’ların Resmî Gazetelerini bile çıkartmışlar ama detaylara girmeyeyim. Hemen hemen her dönemde, her hükûmet döneminde tamamlayıcı ödenek vardır. Ne demek? Şu demek: Mesela bu sene diyelim ki vergi gelirlerimiz öngördüğümüzden daha fazla çıktı ve biz bunu yatırıma aktardık fakat daha önce böyle bir yatırım öngörülmemişti. Dolayısıyla, ihtiyaca binaen gelirlerimiz de var. Mesela bu sene bütçe açığını 33,5 milyar lira öngörmüştük, 24-25 milyar lira civarında kapatacağız. Yani biz bütçede öngördüğümüz hedefi çok rahatlıkla tutturmuşuz, iki seçime rağmen, Orta Doğu’daki çalkantıya rağmen, Rusya’daki krize rağmen, Avrupa’daki krize rağmen biz bütçe açık hedefini tutturmuşuz. Fakat burada yatırım harcamalarını diyelim ki öngörülenden daha fazla yapma imkânı çıkmış ve bu çerçevede ilave harcama yapıldığı için burada ilave yani tamamlayıcı ödenek alınıyor ama dediğim gibi bütün hükûmetler döneminde, 1924’ten beri tamamlayıcı ödenek vardır, ilk defa uygulanan bir şey değildir.

Biz bütün çalışanlarımızın, sendikalarımızın demokratik haklarını kullanmalarına son derece saygılıyız. Ben dünkü olayların detaylarını bilmiyorum, varsa bir yanlış gereken mutlaka yapılmalıdır diye düşünüyorum.

Sayın Erdemir’in sorusu çok anlamlı bir soru, teşekkür ediyorum. Finansal okuryazarlık bu ülkenin bence çok üzerinde durması gereken bir husustur ve bence okullarda da eğitilmesi gerekiyor çünkü böyle olursa belki vatandaş zaman zaman çıkıp birçok konuda kamu kaynaklarının kullanılmasından tutun birçok diğer boyuta kadar hakikaten daha doğru bir duruş da sergileyebilir. Çünkü bakın, ben Plan ve Bütçe Komisyonunda bunu çok yaşıyorum, burada da bütçe olduğu için yaşamıyoruz ama yani kaynak konusu gündeme gelmeden ne kadar dağıtabiliriz yaklaşımını ben hissediyorum. Keşke, finansal okuryazarlık çok çok iyi olsa da bu kısımlar da sorgulansa “Kaynağı nerede?” Bakın, en önemli konu bu. Batı’da bence en önemli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, iki dakika daha süre veriyorum açıklamalarınız için.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, çok naziksiniz.

Yani, özetle, ben sizinle hemfikirim. Mutlaka müfredatın bir parçası olmalıdır. 30 bin değil, 300 bin maliyeti de varsa o sınavı bizim yapmamız lazım. Fakat, şöyle de bir intibam var: Bizim vatandaşımız yani bir taksi şoförüyle bile seyahat ettiğiniz zaman borsadan, döviz kurundan vesaire… Yani, bu konular 1990’lı yılların sonrasında epey hassasiyetle birikmiş. Birçok insan enflasyonun, reel faizin hatta faiz dışı fazlanın… Bazı ülkelerde, samimi olarak söylüyorum, birçok ekonomist bile faiz dışı fazlayı belki bilmiyorsa bizim vatandaşımız bunu bu süreçlerde öğrendi.

Sayın Genç’in sorusuna gelince. Değerli arkadaşlar, rakamları vereyim ben size: 2014 yılının ikinci çeyreği itibarıyla devletin yani kamunun -merkezî yönetim, KİT’ler vesaire dâhil- toplam dış borcu 119,5 milyar dolar, Merkez Bankasının da 4,3 milyar dolar; topladığınız zaman gördüğünüz gibi 123,8 milyar dolar. 2002 yılında kamunun 64,5 milyar dolar, Merkez Bankasının 22 milyar dolar, dolayısıyla 88,5 milyar dolar.

Özel sektörün borcuna gelince: Özel sektörün borcu 278 milyar dolar. Dolayısıyla, kamu ve özel sektörün toplam dış borcu 401,7 milyar dolar. Bunu millî gelire bölerseniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, özel bankaların kefaleti ne kadar? Özel teşebbüsün borcuna banka kefaletini istiyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Anlamadım ki yani böyle bir şey yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, özel teşebbüs krediyi alırken bankalara kefaleti gösteriyor mu göstermiyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, bazı kredileri kefaletsiz alırsınız, sadece bilançonuza bakılır, nakit akışınıza bakılır, yatırım projenize bakılır; bazı bankalar teminat ister Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Netice itibarıyla, özel teşebbüsün parasına hazine garantisi var mı, yok mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ha, öyle söylesene. Yani, evet, bugüne kadar, onu da söyleyeyim ben size, dün gelebilir diye bu garanti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Lütfen, bir iki dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Genel Kurul bilgilenmek istediği için bir dakika daha size süre vereceğim.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hazine 5,3 milyar dolar bir garanti vermiş, borç garantisi. Bunlar 3 projeyle ilişkilidir: Birincisi Avrasya Tüneli, ikincisi üçüncü köprü, üçüncüsü de İzmit Körfez Geçiş Köprüsü. Bunlar da zaten ekonomik olarak makul, mantıklı, rasyonel projeler oldukları için hiçbir şekilde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – 278 milyarın ne kadarına hazine garantisi var, onu istiyorum?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, böyle bir usul yok ki, sorudan soruya geçiyorsunuz!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim sorduğum o yani.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – O zaman şöyle: Tam olarak ne sorduğunuzu bilsem cevap vereceğim. Şimdi, bakın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Özel teşebbüs borcunun ne kadarına hazine kefaleti var?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – İşte, onu anlattım size.

Bakın, proje bazında bugüne kadar 5,3 milyar dolar, 1999’dan beri de bu türden borç üstlenimlerine garanti verilmemiştir. Ama ondan önceki dönemlerin tamamına ait bütün yükümlülük yanlış hatırlamıyorsam -arkadaşlar çıkarsınlar hazine bülteninden- 33 milyar. Hazine her ay bu bülteni yayınlıyor, bu bültenin bir kopyasını size gönderelim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Şimdi, 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 15- (1) Bu Kanunun;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,

b) Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hükümlerini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,

c) Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Başkanı,

ç) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile ilgili hükümlerini ilgili bakanlar ve Maliye Bakanı,

d) Özel bütçeli idarelere ilişkin hükümlerini idarelerin bağlı veya ilgili olduğu bakanlar ve Maliye Bakanı,

e) Düzenleyici ve denetleyici kurumlara ilişkin hükümlerini kendi kuralları ve/veya kurum başkanları,

f) Diğer hükümlerini Maliye Bakanı,

yürütür.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk.

Buyurunuz Sayın Korutürk . (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli arkadaşlar, uzun bütçe müzakerelerinin artık sonlarına yaklaştık. Görüşmeler sırasında bize birçok rakam verildi. Muhalefet birçok konuda eleştirilerde bulundu. Fakat, verilen rakamlarda hep görülen “Kişi başına düşen millî gelir arttı.”, “Türkiye’nin refahı yükseldi.”, “Türkiye’de büyüme var.” Şimdi, buna baktığınız zaman, bu böyle mi? Bunu, esasında -burada benden önce 14’üncü maddede konuşan Adana Milletvekili Sayın Özgümüş’ün dediği gibi rakamlarla oynamak kolay- rakamlara değil de insanlara sormak lazım. Bizi televizyonlarında dinleyen memurlar, işçiler, çiftçiler, emekliler, hatta işsizler kendi kendilerine sorsunlar: Hakikaten refahımız arttı mı, paramız arttı mı? Çarşıya, pazara gittiğimiz zaman geçen sene cebimizde olan parayla bu sene daha mı fazla alıyoruz daha mı az alıyoruz? Bana soracak olursanız, bu artışı ben kendi cebimde görmüyorum. Eğer bir artış varsa bu birilerinin cebine gidiyor anlaşıldığı kadarıyla fakat o, gelir dağılımının adaletsizliği dolayısıyla çok küçük bir zümrenin cebine gidiyor, asıl büyük toplumun cebine girmiyor.

Bütçe görüşmelerine ağırlığını vuran benim açımdan, ben dinlerken, şu oldu: Geçtiğimiz yıl içerisinde çok gereksiz israflarda bulunuldu. Ben Sayın Maliye Bakanının titiz bir Bakan, iyi bir bürokrat, iyi bir teknisyen olduğunu biliyorum, bu israfları içine sindirmediğini de tahmin ediyorum ama halkın şimdiden “kaçak saray” adını verdiği, bir dolmuş durağını çağrıştıracak şekilde “Beştepe Cumhurbaşkanlığı Tesisleri” diye adlandırılan saraya ne gerek vardı? Bu sarayın açıklanan resmî fiyatı 1 milyar 377 milyon Türk lirası. Bu korkunç bir rakam arkadaşlar. 890 Türk lirası bugün Türkiye’de asgari ücret. Ha, neymiş? İtibarımıza katkıda bulunuyormuş. Eski Cumhurbaşkanlığının, Türkiye Cumhuriyeti’yle özdeşleşmiş, Çankaya ismini taşıyan mekânın itibar açısından bir sıkıntısı mı vardı?

Şimdi itibarla ilgili sizlere küçük bir hikâye anlatayım. Ben çok eskilerde Moskova’dayken orada bir Brezilya Büyükelçisi vardı. Bu Brezilya Büyükelçisi zamanında kendi memleketinde Genel Sekreterlik yapmış, Dışişleri Bakanlığı yapmış saygın yaşlı bir adamdı. Bize bir hikâye anlattı Büyükelçiliğe bir yemeğe geldiğinde. Ben o zaman Büyükelçi değildim. Dedi ki: “Sizin, Brezilya’da Fuat Carım adında bir Büyükelçiniz vardı. Bu Fuat Carım İstiklal Savaşı’na girmiş, Birinci Mecliste Milletvekilliği yapmış, Türkiye Dışişleri Bakanlığında Müsteşarlık yapmış, son görevi de Brezilya Rio de Janeiro’da -o zamanki başkent olan- bir diplomat. Bu Fuat Carım Brezilya’dayken verdiği yemeklere genç parlak diplomatları çağırır, onlarla dünya meselelerini konuşur, felsefi konuları tartışı. Büyükelçiliğin oldukça şatafatlı ortamında bu konuşmalar bizim çok hoşumuza giderdi. Ben Türkiye'ye bir resmî ziyaret yaptığımda Bakan sıfatıyla, sorayım dedim Fuat Bey ne olmuş? Dedim ki Fuat Carım vardı, biliyor musunuz? Dediler ki biliyoruz, emekli oldu köşesine çekildi, evinde oturuyor. Telefonla bağlattırdım, kendisiyle görüşmek istediğimi söyledim, beni yemeğe davet etti. Kalktım bir gece onun evine yemeğe gittim; dört gün kalıyordum Türkiye'de, bir gece evine gittim. Tunus Caddesi’nde bir apartmanın çekme katında oturuyordu, asansör de yoktu, 5 kat çıktık, kapıyı kendisi açtı, beni içeriye aldı. Evinde çalışanı yoktu, evde de yalnızdı. Masasının üzerine temiz beyaz bir kâğıt örtü sermişti. Kendi yaptığı yemekleri yedik. Orada oturduk ve dünya meselelerinden konuştuk, dünya meselelerinden bahsettik. O sıralarda Nasır Mısır’da yeni bir girişim içindeydi. Bana Nasır’ı anlattı. Orta Doğu’ya bunun nasıl yansıyacağını anlattı. Brezilya’yı bunun neden ilgilendirmesi gerektiğini anlattı. Türkiye'yi anlattı, Türkiye'nin geleceğini anlattı. Bazı felsefi konuları da konuştuk. Ben evden ayrıldığımda gece yarısını geçmişti. Ve kendi kendime dedim ki: Sen ne mutlu bir insansın, böyle bir insan sana bir gecesini ayırıyor, seni evinde ağırlıyor, kendi yaptığı yemeği sana ikram ediyor. Fuat Carım o kâğıt serdiği masanın üzerinde, Rio de Janeiro Büyükelçiliğindeki şatafatlı salonlardaki rahatlığındaydı hiçbir kompleks duymadan benimle eşite eşit konuştu.” İşte arkadaşlar, itibar bu. Ne saraya gerek var, ne büyük binalara gerek var, ne altın yaldıza gerek var, itibar bu. Onun için boşu boşuna bu masarifin içerisine girmenin bir anlamı yok.

Çankaya’da Büyük Millet Meclisi Başkanının konutunu yenilediler. Büyük Millet Meclisi Başkanının çok güzel bir konutu vardı arkadaşlar. Türkiye'nin en büyük mimarlarından İsmet Şerif Vanlı’nın yaptığı mücevher gibi güzel bir bina vardı orada, onu yıktılar, yerine Karagöz dekoru gibi, hakikaten Karagöz dekoru gibi, Karagöz hayal perdelerini düşünün, o, Karagöz paşa konakları filan vardır Karagöz dekorunda, ona benzeyen ucube bir bina yaptılar. O bina da dışarıdan görülsün diye etrafındaki yüzlerce ağacı kestiler. Sayın Bakana sordum ne kadar bunun masrafı diye dün ama onun cevabı gelmedi. Kaça mal oldu acaba o bina? Böyle bir binaya gerek var mıydı? Gerek olmadığını şuradan da anlıyoruz: Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek kasım ayında verdiği bir söyleşide “Ben orada oturmayacağım." diyor. Peki, arkadaşlar, niye bu masrafı yapıyoruz?

Cumhurbaşkanına Başbakana alınan uçağı tahsis ettiler. Bu uçak… Var Türkiye'nin uçakları ama gidip tefriş edilmek için San Antonio’ya gitti, Fransa’dan alıyorsunuz Airbus’tan, Teksas’a gönderiyorsunuz tefriş ettiriyorsunuz. Bu arada güvenliği de düşünmek lazım, biz çok yakın bir geçmişte bir dinleme skandalı yaşadık, hepimiz biliyoruz. O zamanki Dışişleri Bakanının -şimdiki Başbakanın- makamında devletin üst kademesinin konuştuğu, konuşulmaması gereken, sadece gizli değil hiçbir şekilde konuşulmaması gereken acayip konular dinlenip dışarıya yansıdı. Şimdi, bu uçağı Teksas’ta donattırıyorsunuz. Bu uçağın içerisinde Başbakanın elini yıkadığı, abdest aldığı suyu tahlil ederler arkadaşlar. Teknoloji artık böyle, molekül yerleştirir, siz farkına varmadan, ne konuşuluyor, ne görüşülüyor herkes alır. Bunlar düşünülüyor mu yapılırken ve bu masrafı yapmaya değiyor mu?

Şimdi, bütün bunları düşünmemiz lazım ve Türkiye'de artık israfı kesmemiz lazım. O saraya, Beştepe’deki insanların “kaçak saray” dediği saraya gelenlerin orada itibar aradıklarını, itibar gördüklerini hiç düşünmeyin. Ben size bir meslek bilgisi vereyim Dışişleri Bakanlığının bir mensubu olarak. Seyahat eden devlet yetkililerine, büyüklerine her zaman bilgi notları verilir. O bilgi notlarının içerisinde, hiçbir şüpheniz olmasın ki, Türkiye’de asgari gelirin 890 lira olduğu, o sarayın maliyetinin Hükûmet tarafından 1 milyar 377 milyon TL olarak açıklandığı ama daha büyük olabileceği yolunda da tartışmalar bulunduğu, ciddi tartışmalara yol açtığı, tepkilere sebep olduğu yazılıdır. Oraya gelenler onun şaşaasından, itibarından etkilenmez; oraya gelenler o bilgi notunun içindekilerin merakı içinde sağına, soluna bakar, “Allah Allah, demek ki buymuş yaptıkları bina.” derler. Bunları yapmakla itibarımıza itibar katmıyoruz, itibarımızı zedeliyoruz. Onun için, biz bütçemizde, bundan sonraki bütçelerimizde refahın adil dağılımına çalışalım. Eğer gelirimiz artıyorsa eğer kişi başına düşen payımız artıyorsa bunu belli bir zümreye değil halkımıza yaymaya çalışalım.

Ben soruşturma komisyonu üyesi olduğum için burada dile getirmek istediğim başka konular olmakla beraber onlara değinemiyorum, değinmiyorum. Etik açıdan değinmiyorum ama başka konular da var arkadaşlar. Bütçeyi görüşürken bütçeyi sadece teknik açıdan değil insani açıdan ele alalım, insanlarımızın mutlu ve müreffeh olmalarına çalışalım. 890 lirayla çalışan insanın yanında, onu dahi bulamayıp çalışamayan, işsiz olan, demin arkadaşlarımızın söylediği gibi, her fırsatta, her yerde, her alanda iş arayan insanlarımızın derdine çare bulmaya çalışalım ve memleketimizi kimin yönettiğini, nasıl yönettiğini de açıkça görelim. Geçenlerde Avrupa Birliğiyle ilgili olarak çok garip bir ikilem yaşadık. Sayın Cumhurbaşkanı “Avrupa Birliğine girmek diye bir derdimiz yok, aklınızı kendinize saklayın.” diyor. Bundan beş gün önce Başbakan, “Avrupa Birliği hedefimiz devam ediyor, bizim için çok önemlidir. Avrupa Türkiye’siz, Türkiye Avrupa’sız olmaz.” diyor. Şimdi, yönetim kimin elinde? Kim yetkili? Kimin söylediğine bakacağız? Avrupalılar kimin söylediğine bakacak, bir de buna çare bulmamız lazım.

Bu düşüncelerle, bu pazar sabahı hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korutürk.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, Van Milletvekili Nazmi Gür.

Buyurunuz Sayın Gür.

HDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, Sayın Bakan Avrupa’nın krizinden, Rusya’nın krizinden söz etti. Umarım, özellikle, Rusya’nın krizi bizi gelecekte fazla etkilemez, çünkü daha dün Rusya’yla bir enerji antlaşması, gaz antlaşması imzaladık ve bir kez daha sıkı sıkıya, özellikle enerji konusunda, tek taraflı bir biçimde Rusya’ya bağımlılığımızı artıran bir antlaşmayı daha imzalamış olduk. Bunu niye söyledik, niye gündeme getirdik değerli arkadaşlar? Çünkü aynı zamanda, Türkiye'nin enerji darboğazını ve enerji ihtiyacını karşılayabilmesi için birtakım arayışları var; nükleerden termik santrallere kadar bir yelpazede şiddetli bir şekilde bu ihtiyacını karşılayabilmek için çevreyi, insanı, doğayı dışlayan bir yöntemle, deyim yerindeyse vahşi kapitalizmin kurallarını devreye sokarak enerji ihtiyacını gidermeye çalışıyor.

Kuşkusuz, enerjinin kalkınma konusunda ne kadar önemli olduğunu biliyoruz, bunun farkındayız ama enerjiyi de çocuklarımızın geleceği olan ülkemizi ve bu geleceği tehdit edecek teknolojilerle donatarak değil, başka seçeneklerle daha temiz enerji kaynaklarını sokarak, en azından, bu politikalara yönelen bir politikayla yürümesi gerektiğini söyleyerek yapabiliriz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, 2 enerji santrali, 2 nükleer enerji santrali yapma planı yapıyor: Bir tanesi Mersin Akkuyu’da, diğeri de Sinop’ta. Fakat yapmaya çalıştığı bu enerji santrallerini, bu nükleer enerji santrallerini 2 farklı ülkenin teknolojilerini kullanarak yapacak: Bir tanesini Ruslar yapacaklar, onu çok iyi biliyoruz, şimdi hazırlıkları, ihaleleri filan tamamlandı. Diğerini de, Sinop’takini ise biliyorsunuz, değişik ülkelerden, Batılı ülkelerden oluşan bir konsorsiyum, yani Japon ve Fransız konsorsiyumu gerçekleştirecek. 2 farklı nükleer enerji anlayışı, yaklaşımı; 2 farklı teknoloji ve dünyada aslında terk edilen bu teknolojileri biz yeniden ülkemize getireceğiz ve buralardan enerji elde etmeye çalışacağız.

Nükleer enerji santralleri değerli arkadaşlar, hem teknolojileri itibarıyla hem de ortaya çıkacak atıklar konusunda son derece tehlikeli ve son derece riskler de içeren bir teknoloji. Ülkemizin büyük bir kısmının deprem bölgelerinde olduğunu söylersek, fay hatları üzerinde olduğunu söylersek, gelecekte bu teknolojilerin ülkemiz için yaratacağı riskleri şimdiden görmekte, söylemekte fayda var.

Değerli arkadaşlar, bu çevreye yayılan zararlı radyasyonun en önemli kaynağı olan nükleer santral kazaları ve radyoaktif atıkların yönetimi kuşkusuz bu teknolojileri kullanırken, enerji elde ederken kullandığımız bu teknolojilerin bilinmezliklerinin altını da çizmekte fayda var. Çünkü bu tehlikeleri görmek ve bu tehlikelere önlem almak için Türkiye’nin hâlihazırda sahip olduğu hukuk düzeni, hukuk sistemi bu tür kazalar konusunda en azından hukuki zemin açısından bir müdahaleyi öngören bir durumda değil. Yani bu konuda hukuki bir körlük yaşadığımızı söyleyebilirim değerli arkadaşlar. Çünkü örneğin, nükleer suç ve cezalarla ilgili konular bizim Ceza Kanunu’muzda yer almıyor bildiğiniz gibi. Bu konuda da Hükûmetin özellikle bir çalışması, bir çabası söz konusu değil.

Yine, değerli arkadaşlar, çevreyi ve sağlığı etkileyen nükleer santral gibi önemli yatırım kararlarında danışma ve karar verme süreçlerinde halkı katmadı bu süreçlere. Özellikle hem Mersin Akkuyu ve hem de Sinop’ta yaşayan bölge halklarının ve çevreci örgütlerin hiçbirinin ama hiçbirinin düşüncelerini, onların demokratik eylemlerini, onların demokratik olarak örgütlediği halkın taleplerini dikkate alan bir yaklaşım sergilemedi. “Öyle ya, enerjiye ihtiyacımız var, nasıl elde edersek edelim bu enerjiyi muhakkak getirelim.” Çünkü, Hükûmetin, özellikle Enerji Bakanlığının nükleer santral kurma histerisi var. Eğer İran, barışçıl amaçlarla da olsa… Ki, biliyorsunuz, İran’ın bu konuda Batı’yla sürdürdüğü bir nükleer müzakeresi var. “Bizim de en azından olması gerekiyor. Sonrası Allah kerim, belki kendi atom bombamızı da yaparız.” gibi bir arka plan düşüncesi, kuşkusuz, Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede yeni politik sorunlar da yaratabilir.

Yine, değerli arkadaşlar, nükleer enerji yalnızca sanayi sektörünü değil, tarım, orman, turizm, sağlık gibi bütün diğer sektörleri de olumsuz etkileyen bir teknolojidir. Hem Mersin hem de Sinop, biliyorsunuz, biri kuzeyde biri güneyde çok güzel iki ilimiz, çevreleriyle, ormanlarıyla korunması gereken ve bizim gelecekte çocuklarımıza miras bırakmamız gereken illerimiz. Buralarda nükleer santral kurarak bu sektörleri de böylece buralarda tüketmiş olacağız, bitirmiş olacağız.

Yine, değerli arkadaşlar, küresel ısınmanın çözümü diye nükleer santral yapımı, yağmurdan kaçarken bataklığa saplanmak gibi bir durumdur ki özellikle iklim değişiklikleri konusunda Türkiye’nin son derece yavaş refleksleri var. Hükûmet ve ilgili kurumlar bu konuda çok ciddi önlemler almıyor. Gelecekte çölleşme başta olmak üzere, kuraklık ve sahip olduğumuz su kaynaklarının tüketimi ve yönetimi konusunda da Hükûmetin en azından bir yaklaşımı söz konusu değil. İşte bu nükleer enerji bütün bu kaynaklarımızı da gelecekte tehdit eden, belki de yok oluşa sürükleyecek olan enerjidir. Nükleer enerji santralleri bizim bu konudaki kaygılarımızı artırmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu konuda hazırlanan ÇED raporları kuşkusuz üzerinde durmamız gereken konulardan biridir. Çok keyfî bir şekilde ÇED raporları hazırlanıyor, bilimsellikten uzak ÇED raporları hazırlanıyor ve bu ÇED raporlarının büyük kısmını da özel kurumlar hazırlıyor, kimi üniversiteler hazırlıyor. Bunların da tümüyle Hükûmetin politikaları doğrultusunda ve isteği doğrultusunda hazırlandığını söylemekte fayda var. Çünkü, hem çevreci kuruluşların hem de o bölgede yaşayan halkların hazırlanan bu ÇED raporlarının içeriklerine ciddi itirazları var ve kimisi de biliyorsunuz yargıdadır.

Değerli arkadaşlar, nükleer santraller hiçbir ülkede sigorta edilemiyor içinde taşıdığı büyük riskler nedeniyle. Örneğin, Çernobil felaketinin yarattığı etkilerin günümüzde de sürdüğünü düşünürsek bu konuda bir güvencenin olmadığını söyleyebilirim. Bunu ancak ülke bir doğal afet ya da felaket olarak ilan edilebilir ama geri dönülmez bir biçimde bu ülke sahip olduklarının çok büyük bir kısmını da yitirmekle yüz yüze kalacak.

Yine, değerli arkadaşlar, bu kararlarımız yani Türkiye’nin aldığı bu nükleer enerjiden faydalanma ve santral kurma kararları kesinlikle bilimsellikten uzaktır, tümüyle siyasi saiklerle alınmış bir karardır ve tümüyle nükleer enerji konusunda, nükleer teknolojiye sahip olma isteğiyle ilgilidir. Bu konuda da bizim eleştirilerimiz, çevreci örgütlerin eleştirileri söz konusu. Birkaç küçük rakam size verirsek nükleer enerjiden niye uzak durduğumuzu sizler de anlamış olursunuz.

Fukuşima Nükleer Santrali kazasından sonra, Japonya’da kurulu olan 54 nükleer santralin, değerli arkadaşlar, 52’si kapatıldı ve Japonya farklı enerji kaynaklarını tüketme konusunda; farklı, alternatif enerji kaynakları yaratma konusunda hızla politika değiştirdi ve Fukuşima’dan sonra bu konuda ciddi adımlar attı. Japonya’nın da dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olduğunu düşünürsek, sanayisinin şiddetli bir biçimde enerjiye ihtiyaç duyduğunu düşünürsek nükleer santralleri kapatma konusundaki yaklaşımını görebiliriz. Hakeza İsviçre, Belçika, Almanya gibi birçok Avrupa Birliği ülkesi de nükleer enerjiden vazgeçti, alternatif enerji kaynaklarını devreye soktular, bu konudaki politikalarını gözden geçirdiler ve nihayetinde de daha temiz enerji, çevreye daha faydalı enerjileri hayata geçirme konusunda bir politika geliştirdiler. İşte, bizler de… “Nükleere hayır, nükleeri öngören bütçeye hayır!” sloganıyla hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gür.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz edeceğim. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu maddenin ismi “yürürlük.” AKP’nin on iki senedir iyi yürüttüğünü biliyoruz, bunda bir problem yok. Bu, kanunun neyini söylüyor? “Şu tarihte yürürlüğe girer.” diyor. Dolayısıyla, bunun girdiği tarih zaten belli ama olması gereken ne var? Bunun yürütülmesi. Daha sonra da yürütme maddesi var zaten. Yürütme maddesinde de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleriyle ilgili hükümler zaten Maliye Bakanı ile ilgili bakanlara bağlı, düzenleyici ve denetleyici kurum başkanlarına verilmiş. Diğer hükümlerini de zaten Maliye Bakanı yürütüyor, bunda bir şey yok.

Şimdi, baktığınız zaman, gerçekten, bunun yürürlük tarihi zaten belli olan bir tarih ama bütçenin nasıl yürütüldüğü önemli. Bununla ilgili uzun uzun konuşulabilir ancak mevcut, uygulanmakta olan bütçe hakkında ben size üç gündür, dört gündür soru soruyorum Sayın Bakanım, cevap alamıyorum. Bu yatırımları hızlandırma ödeneği ile yedek ödenekten ak saraya ne kadar kaynak ayırdığınızı, ödenek tefrik ettiğinizi söylemekten imtina ediyorsunuz, çekiniyorsunuz. Yukarıda söylediniz bunun bir kısmını, büyük problemle karşılaştınız. Ben, elinizde olan rakamları çok açık ve net bir şekilde -hepsini olmasa bile şimdiye kadar elinizde olanları en azından, bahane olmayacak şekilde- buraya gelip söyleyebileceğinizi, buradan çok rahat bizim sorularımıza cevap verebileceğinizi düşünüyordum ama şunu gördüm -size hiç yakıştırmamakla beraber- çekiniyorsunuz, üzerinizde baskı var, bundan rahatsızsınız. Türkiye Cumhuriyeti’nin Maliye Bakanının üzerinde böyle bir baskı olması bizi de rahatsız eder çünkü biz Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir milletvekiliyiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir milletvekiliyiz. Bu gerçekten beni rahatsız ediyor. Hatta, ben dün zatıalinizle ilgili olarak burada -Denizli’de fahri doktora almanız nedeniyle- “AKP’den en iyisini seçtiler.” dediğimde, bana AKP Grubundan kızan, öfkesini ifade eden arkadaşlar oldu. Ben “En kötüsünü seçtiler.” deseydim, o size hiç yakışacak bir şey değildi. Biz bir şeyi, içine espri de katsak, layıkıveçhile yapmaya çalışıyoruz, bizim bunda bir sıkıntımız yok.

Ben bu sabah ve gece şöyle İnternet’i tararken bir şeye rastladım. Yani bugün bu amaçla havuz hesabı vesaire söylemeyecektim. Dün de söyledim, 17-25 Aralık olaylarının biz şu anda seneidevriyesini idrak ediyoruz. Bunu gülmek için falan söylemedim. Türkiye Cumhuriyeti’nde AKP hükûmetleri döneminde önemli bir olay bu. Bunu şunun için söylüyorum, diyor ki: “Ben milleti kastetmedim.” Kelimeyi falan ifade etmek istemiyorum, çok egzajere edilebilir, burada komik hâle getirilebilir ama öyle üzerinde durmak istemiyorum. “Benim burada söylediğim, rakiplerim.” diyor. Ben geçen sene burada -hatta siz o ara yoktunuz- aynı maddeler görüşülürken sizin yerinize bir başka sayın bakan arkadaşa “Bu millete küfrediyor. Siz de Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanısınız, hiç mi alınmıyorsunuz? Size dokunmamış mı oluyor?” diye ifade etmiştim. Bu sene buraya bakınca rakiplerine söylediğini ifade ediyor Vahap Munyar Bey’e. O, zaman zaman iş adamlarıyla bu tür seyahatleri yapıyor. Belki bu imaj düzeltme, imaj tazeleme, imaj yenileme, imaj temizleme olayı olabilir ama bunun bu hâle gelmesi bile Türkiye Cumhuriyeti açısından zül, hakikaten rahatsızlık verici bir hadise. Türkiye neden bu hâle düştü?

Şimdi, biz bir tek kişi başına millî gelir, kişi başına düşen millî gelir hesabı üzerinde iktidar-muhalefet anlaşamıyoruz. Bu kadar mı zor bu? Siz diyorsunuz: “10 bin dolara çıktı.” Biz diyoruz: Bir gecede artırdınız. Ama ben sizi tebrik ediyorum. Şu -geçen sene de belki söyledim- sizin geçen seneki Genel Kurul konuşmanız, burada söylediğiniz bir husus var: Kişi başına millî gelir artışını verirken AKP dönemindeki gelişmelerin en azından birkaç alternatif nasıl hesaplanır onu koymuşsunuz. Yani, buraya her gelenin hani farklı bir bozuk mekanizma gibi aynı şeyi tekrar etmesinin bir anlamı yok, farklı bir şey söylüyoruz. Ne demişsiniz: “Kişi başına gelir ne? TL cinsinden reel 1,4 kat artmış.” Geçen seneki söylediğinizi söylüyorum. Öyle değil mi? “Kişi başına gelir satın alma gücü paritesine göre 2,1 kat artmış.” demişsiniz. “Kişi başına gelir 3 kat artmış.” demişsiniz. Doğru, bunu böyle hesaplarsanız hepsi böyle çıkıyor bunun. Yani ama övünürken de “Ya, bunun da bu tarafı var.” demekte de bir mahzur olmaması lazım. Şimdi, 2008’den beri kişi başına millî gelire bakıyoruz, ne olmuş durumda Sayın Bakan? 10.500’den geriye doğru gitmeye başlıyor, öyle değil mi? Patinaj yapıyor. Ya, gelin bunu açıklayın, “Dünya konjonktürü böyleydi.” deyin, “Gidişat böyleydi, içerideki şartlar böyleydi.” deyin.

Biraz önce burada AKP’li Antep milletvekili arkadaşımız Antep’e yapılan hizmetlerle ilgili düşüncelerini beyan etti. Sanıyorum, siz Antep milletvekilliği de yaptınız Sayın Bakan. Ben Antep’i de biliyorum ama kasım ayında ihracatı yüzde 43 düştü. Allah’tan korkmak lazım. İyisini söyleyin, kötüsünü de söyleyin. Orada bu kadar işi bozulan insan, sizin uyguladığınız dış politikanın -Suriye’deki- bu tarafa yansımasını, orada meydana gelen terör olaylarını, orada meydana gelen patlamaların can kayıplarını… “Bunlar bizim sayemizde oldu.” deyin canım. Yani biz alkış mı tutacağız ülkemizde böyle olaylar AKP döneminde oldu diye? Ama siz ülkeyi geriyorsunuz, şahsınızla ilgili söylemiyorum ama maalesef ülkeyi geriyorsunuz.

Biraz sonra gelirleri konuşacağız, kesin hesapta vesairede. Ya, koyun yan yana, tahakkukla tahsilatları koyun. Her sene torba yasa çıkarıyorsunuz. Torba yasayı bu kanun öngörmüyor ki. Öngörüyor mu Sayın Bakan, Allah rızası için söyle. Öngörüyorsa “Ben şu tarihte öngördüm torba yasayı.” de, “2015 bütçesi için öngördüm” de. Öngöremiyorsunuz, yok böyle bir şey. Her sene bir torba yasa geliyor.

Ondan sonra şimdi bir de şu çıktı, biz dedik ki: “Ödeyenin ne kabahati var?” Sonra siz ona hak verdiniz. “Ödemeyeni ödüllendiriyorsunuz.” Öyle söylediniz ve neticede ne oldu? Şimdi, siz yurt dışına gitseniz, OECD’de anlatsanız, “Biz de yeni bir yöntem geliştirdik. Millet ödeyemiyor, ekonomi iyi ama. Ekonomi iyi olmasına rağmen, millet ödeyemediği zaman biz -o ödenemeyenleri- her sene erteliyoruz ama ödeyenlere de bir şey yapamıyoruz. Önümüzdeki dönem düşünüyoruz, onların da vergi oranlarında bir indirime gideceğiz veya bir taksitlendirme sağlayacağız.” deseniz, “Akıllı adam bunlar.” derler mi? Allah rızası için söyleyin Sayın Bakan ya! Alnın secdeye geliyor, söyleyin. O zaman değiştir o oranları kardeşim ya, değiştir. Millete doğruyu anlatın. Yani, siz geldiniz, Hükûmetsiniz ve icraat yapıyorsunuz, yaptığınız icraatı da biz burada değerlendirelim, ona da kimse bir şey demesin. Bakın, yalnız bir tek şey var, şu Sayın Başbakanın yeni bir danışmanı var hanımefendi, vallahi Allah var, geçenlerde çıktı, dedi ki: “O 2001’deki yapısal tedbirler bugün özellikle sanıyorum finansal kesimde bizim çok rahatlamamızı sağladı.” Herhâlde ya sizde problem var ya o hanımefendinin ifadelerinde problem var. Yani, söylediklerimi de yanlış anlamayın.

Ben teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Şahsı adına Adana Milletvekili Ümit Özgümüş.

Buyurunuz Sayın Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar sizi saygıyla selamlıyorum.

Benden sonra da rakamlar yine uçuştu, vatandaşın da kafası karıştı: “Türkiye ekonomisi uçuyor mu? Türkiye ekonomisi batıyor mu?” Ama, biraz önce de söyledim, bir gerçek var, o da şu: Türkiye, işsizlik rakamlarıyla, özellikle gelir dağılımı adaletsizliğiyle, artık bu ekonomik modelle gidemez. Yani, 77 milyon nüfusu olan bir ülke, sanayiden ve tarımdan çekilerek sadece hizmet ya da kendi içerisinde dönen bir çark model olan inşaat sektörüyle büyüyemez, zenginleşemez ve ekmeğini büyütemez. Bakın, bu modeli bundan on sene, on beş sene kadar önce Yunanistan denedi. Yunanistan sanayiden çıktı, Yunanistan tarımda sadece zeytin ve pamuğu bıraktı, diğer tarımdan da çıktı, hatta bir ara “Biz Avrupa’nın şımarık çocuğuyuz. Tarımda da Yunanlılar çalışmaz, Arnavutlar çalışır.” dedi, geldiği nokta bugün budur; ekonomisi iflas ve tek taş pırlanta gibi borçlarını ödemek için adalarını satmaya başladı. Türkiye de bu noktaya geldi sayenizde. AKP iktidarı dönemindeki ekonomi politikalarıyla Türkiye de şu anda topraklarını, şirketlerini, değerlerini satıyor, satıyor, satıyor. Satılan şirketler küçük dükkânlara kadar, sinema salonlarına kadar düştü ama onları geri alma ihtimalimiz, umudumuz var. Ama Türkiye tarım topraklarını da satıyor ki işte bu vahamettir. Dünyada nüfus artıyor, Birleşmiş Milletlerin yaptığı çalışmaya göre 2050 yılında dünya nüfusu 10 milyar civarında olacak. Nüfus artıyor ama nüfus artışıyla birlikte topraklar ve tarım toprakları artmıyor. Öyle olunca hem zengin Batı ülkeleri hem de petrol sahibi toprağı olmayan ülkeler, önümüzdeki süreçte bu trend böyle devam ederse kıtlık olabileceği ya da tarım fiyatlarında, gıda fiyatlarında patlama olabileceği düşüncesiyle bizim gibi gelişmiş olan ülkelerden, toprağı olan ülkelerden toprak alıyor. Buna, Batılılar, biraz da bizim gibi ülkelerle dalga geçmek için, gırgır geçmek için “land grabbing” diyorlar. Tam olarak çevirirseniz toprak koparma ama kendi aralarında, argo anlamında toprak araklamayı kullanıyorlar, bizim gibi ülkelerden toprak araklıyorlar ve AKP iktidarı döneminde çıkarılan yasalarla buna sürekli olarak çanak tutuluyor.

Ben buraya ilk çıktığımda satılan toprak miktarı –kayıtlarda var- 90 milyon metrekareydi, geçen sene, evvelki sene bir daha çıktığımda 137 milyon metrekareydi, bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığının soru önergelerine verilen rakamlarına baktığımda 141,5 milyon metrekareye çıktı. Bunun yaklaşık olarak 130 milyon metrekaresi kat mülkiyetine tabi değil, yani arsa ve tarla. Buna çanak tutuyorsunuz diyorum. Daha önce 25 bin metrekareye kadar yabancıya toprak satılabiliyordu, 6302 sayılı Yasa’yla 25 bin metrekareden 300 bin metrekareye çıkardınız, bir de Bakanlar Kuruluna bunu 2 katına kadar, 600 bin metreye kadar çıkarma yetkisi verdiniz. Sadece geçen yıl Suudi Arabistan bizden 635 bin metrekare arsa aldı. Bunları Çevre ve Şehircilik Bakanlığından soru önergesiyle alabiliyoruz. Geçmişte bunları TÜİK yayınlıyordu şimdi yayınlamıyor. Niye? Utanıyor musunuz? Utanıyorsanız satmayın ama satıyorsanız da vatandaş bu satılan toprak miktarını görsün, yayınlayın ya TÜİK’te yayınlayın ya da Çevre ve Şehircilik Bakanlığında yayınlayın. Sürekli bunları soru önergeleriyle almak zorunda kalıyoruz.

Sayın Bakanın burada olması iyi bir şey çünkü bir demeci var, bizler gibi düşünenlerle alay ederek diyor ki: “Ben havaalanında yabancının sırtına toprak alıp dışarı çıkardığını görmedim.” Tam bir kara mizah, içimizi acıtıyor. Topraklarımız gidiyor, çocuklarımızın geleceği gidiyor. Sayın Bakan, memlekette 1.000 dönüm arsa bıraktınız çocuğunuza. 100 dönüm, 100 dönüm satıyor, orada burada yiyor. “Oğlum, yapma, etme, bu bizim geleceğimiz, torunlarımızın toprağı.” dediğinizde size şöyle bir cevap verse: “Baba, ne oluyor satıyorsam? Duruyor işte orada. Başkaları alıyor ama toprak duruyor orada.” Buna ne cevap vereceğiz? Bana, yabancıya toprak satışının Türkiye ekonomisine -burada çok konuşulduğu için tekrarlamak istemiyorum ama biraz önce söyledim; ak saray gibi, Cumhurbaşkanlığı bütçesi gibi, Diyanet İşleri Başkanlığına aldığınız 1 milyon liralık araba gibi- sizin har vurup harman savurduğunuz bütçeye kısa vadeli olarak katkı koymanın dışında bir tek yararını gösterebilir misiniz? Mazot ithal, gübre ithal, sayenizde tohum da ithal ama toprağımız orada duruyor. Çocuklarımızın geleceğini satıyoruz, bunun durdurulması gerekir.

Tekrar saygıyla selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgümüş.

İzmir Milletvekili Rıfat Sait.

Buyurunuz Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RIFAT SAİT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 2015 bütçemizin ülkemize, demokrasimize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını yüce Allah’tan temenni ediyorum.

Konuşmamın en başında, bütçenin hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanlığımıza, Plan ve Bütçe Komisyonumuza, tüm bakan ve milletvekillerimize ve tüm değerli arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Teknokrat ve bürokratlara da şükranlarımı sunuyorum.

Bu yılki bütçe görüşmelerinin nispeten daha olumlu olduğunu görüyoruz ancak yine de Hükûmetimize karşı bazı olumsuz eleştiriler var, bugün de burada aynılarını gördük. Bunları burada anlatırken aslında biz olumlularını anlatacağız, projelerimizi anlatacağız, hizmetlerimizi anlatacağız; muhalefet de eleştirilerini yapacak, onlar da negatiflerini anlatacaklar. Ancak ben burada başka bir şey anlatmak istiyorum: Zaman zaman buradaki, muhalefetteki arkadaşlarımızla sohbet ediyoruz, bahçede, mescitte, yemekhanede karşılaşıyoruz. Dışarıda çok farklı konuşmalarımız oluyor, içeride çok farklı konuşmalar oluyor. Bir tanesine sordum, “Neden böyle?” dedim, bana ilginç bir cevap verdi, “Ekmek parası, böyle olması lazım.” dedi. Tabii, bunlar ilginç, burada, televizyonlarının başında halkımız bunu izlerken olumsuz bir kanıya kapılıyorlar, aslında çok farklı olaylar var.

Şimdi, mesela, zaman zaman dış gezilere çıkıyoruz. Geçenlerde Arnavutluk Dostluk Grubu Başkanı olarak Sayın Meclis Başkanımızla hem Arnavutluk’a hem Makedonya’ya gittik, MHP’den de, CHP’den de çok değerli arkadaşlarımız vardı bizlerle beraber. Orada sohbet ediyoruz, her gittiğimiz ülkede de TİKA’yı, Yunus Emre Enstitüsü kültür merkezlerini ziyaret ediyoruz ve orada hem Yunus Emre Enstitüsünün hem TİKA’nın yapmış olduğu çalışmalar hakkında bize brifing veriyorlar. O brifinglerde ben muhalefetteki arkadaşları izliyorum, hakikaten onlar da gururlanıyorlar onları dinledikçe ve onlara soruyorum: Ya, Mecliste eleştiriyorsunuz, burada nasıl? “Orası siyasi, burası başka.” dediler. Ama şunu söylememiz lazım ki hakikaten Türkiye Cumhuriyeti önemli şeyler yapıyor, önemli hizmetler yapıyor. Mesela, burada geçenlerde muhalefetten bir milletvekili arkadaşımız geldi, “Hep Makedonya’ya gidiyorsunuz.” dedi, eleştirdi; bir hafta sonra, yine kendisinin de olduğu bir heyette Makedonya’daydık, beraber gittik.

Dün Grup Başkan Vekilimiz Sayın Mustafa Elitaş salona girdiği zaman, baktım muhalefetten arkadaşlarımız bizden önce kalktılar, kendisine başsağlığı dilediler, ben de buradan bir kez daha başsağlığı diliyorum. Bunlar çok güzel şeyler, sarıldık, başsağlığı dilediler, kendisinin gönlünü aldılar. Bunların olması lazım aslında, birbirimizi kırmadan, birbirimize destek vererek hizmetlerimizi birlikte yapmamız lazım.

Yine, burada Cumhuriyet Halk Partisinden bir arkadaşımızla daha geçenlerde havalimanında karşılaştık, çok güzel bir şey yaptı: Benden öndeydi, geri durdu, kapının önünde bana yol verdi, “Ağabey buyur.” dedi, teşekkür ettim. Aynı arkadaşımızla belli bir süre sonra burada bir gerginlikte karşı karşıya geldik, çok gergindi, elini kaldırmıştı, beni gördü, aşağı indirdi elini, utandı belki biraz. İnanın, dışarıda başka, içeride bambaşka bir olay var. Bizim bunları tabii arkadaşlarımıza anlatmamız gerekiyor.

Tüm bunları anlatırken eğer müsaade ederseniz, burada Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışında yapmış olduğu çalışmalardan da bahsetmek istiyorum çünkü önemli hizmetler var. 228 dış temsilcilik açmışız bugüne kadar ve dış temsilcilik konusunda şu anda dünyada 7’nci sırada olan bir Türkiye’den bahsetmemiz lazım, 2023 yılında da ilk 5 ülke arasına girmeyi hedefliyoruz bu alanda.

Yurt dışı temsilciliklerimizde şu ana kadar 6.482 çalışma arkadaşımız var. TİKA 5 kıtada 32 ülkede 35 ofis açmış. On üç yılda 110 ülkede proje üretmişiz ve yine bu iş birliği projelerine imza atmışız. Keza, Yunus Emre Enstitüsü, Yurt Dışı Türkler Başkanlığı önemli çalışmalar yapıyor. Türk Havayollarının gitmediği ülke neredeyse kalmamış. İnsani yardımda ilk 4 ülke arasına girmiş Türkiye.

Şimdi, biraz önce sayın vekillerimiz konuşurken millî gelir dağılımından bahsettiler. Son on iki yılda önemli ölçüde iyileşmeler var değerli arkadaşlar. 2002 yılında en zengin yüzde 10’luk kesimle en fakir yüzde 10’luk kesim arasında yüzde 18,3’lük bir kat farkı varken bu fark 2013’te yüzde 11,9’a düşmüş. Şimdi, yine küresel kriz sonrası birçok ülkede gelir dağılımı bozulurken Türkiye’de Gini katsayısına bakıyoruz, 2002-2013 döneminde yüzde 44’ten yüzde 38’lere gerilediğini görüyoruz. İnsani Gelişme Endeksi’ne bakıyoruz, 2000 yılında 80’inci sıradayız, yine daha sonra 2013’e bakıyoruz, 69’uncu sıraya gerilemiş. Bunlar hep pozitif şeyler tabii. İnsani Gelişme Endeksi’nde en hızlı gelişme gösteren 3 ülkeden birisi Türkiye olmuş. Bunlar güzel şeyler, bunları muhalefet de biliyor, Türkiye de biliyor.

Kendi şehrimden bahsedeyim biraz, İzmir’den bahsedeyim. İzmir’e son on üç yılda toplam 25 milyara yakın yatırım yapılmış, destek verilmiş. İzmir’e sadece ulaştırmada 4 milyarı geçen bir yatırım yapılmış, eğitimde 1,6 milyar, sağlıkta 1 milyar TL yatırım yapılmış, destek verilmiş

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIFAT SAİT (Devamla) - Şimdi, bütün bunları söylerken bugün aslında 21 Aralık ve en uzun geceyi yaşayacağız. Bugün gidin, rahat rahat uyuyun çünkü bütçe sağlam, Türkiye sağlam.

Hepinize saygı sunuyorum ve yeni yılınızı da kutluyorum, tebrik ediyorum.

Sağ olun, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sait.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Beş dakikayı sorulara ayırıyorum.

Buyurunuz Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben yine aracılığınızla sormak istiyorum: Sayın Bakan, yedek ödenekten ve yatırımları hızlandırma ödeneğinden ak saraya ne kadar kaynak tahsis ettiniz, onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, şimdi bakın, ben, soruma tam cevap alamadım, diyorum ki: 278 milyar dolar özel teşebbüsün aldığı borç var. Herhangi bir şirket Türkiye’de herhangi bir şirkete borç vermek için muhakkak bir bankanın aracı olmasını ister yani benim demek istediğim, bankanın buna kefil olması demek, Hazinenin kefil olması demektir. Ben bu konuda açıklık istiyorum.

İkincisi: ATV ve Sabah gazetesinin alınmasıyla ilgili biliyorsunuz Tayyip Erdoğan Binali Yıldırım’a talimat verdi ve Binali Yıldırım gitti Cengiz İnşaattan, Kolin’den, ondan sonra Limak’tan ve birtakım şirketlerden 630 milyon lira para topladı. Bu bir haraçtır, haraçtır ama siz Maliye Bakanı olarak bunu vergi kanunu yönünden incelediniz mi? Bu para şimdi nerededir? Bunun üzerinden veraset ve intikal vergisini aldınız mı?

Yine, Bodrum’da, Cennet Koyu’nda 687 dönümlük bir arazi bu Cengiz İnşaata…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Türkiye’nin kronik problemlerinden biri de yoksulluğa, açlığa mahkûm edilen emekliler. Çıkardığınız Sosyal Güvenlik Yasası ile emeklilere millî gelir artışından pay verilmemesini bir yasa hükmü hâline getirdiniz ve o tarihten itibaren de yani sizin iktidarlarınız döneminde emekliler millî gelirden pay alamıyor. Bu anlamda 2015 yılında bu yasada bir değişiklik yapıp emeklilerin refah seviyesini artırma konusunda bir çalışmanız mevcut mu? Yine, çalışan emeklilerden kesilen sosyal güvenlik destekleme primini kaldırmayı düşünüyor musunuz? Emeklilere bankadan aldıkları maaş karşılığı banka promosyonu verilmesi konusunda daha önce birtakım söylemleriniz oldu Hükûmetiniz olarak. Bunu hâlledecek misiniz? Emekliler bu promosyondan yararlanacaklar mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Erdoğan...

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün de sordum ama cevap alamadım. Muğla sahillerimizdeki İztuzu ve Sarıgerme plajları başta olmak üzere dünyaca ünlü birçok plajımız usulsüz bir şekilde, Anayasa’mıza ve Kıyı Kanunu’na aykırı olarak özel sektöre kiraya verilmektedir. Bu ihale ilanları nerede yapılmıştır? Halka açık olması gereken bu plajlardan bundan sonra vatandaşlarımız nasıl istifade edeceklerdir? Buraları kiralayan şirketlerin ortakları kimlerdir? Buralara yüksek kiralar vererek kiralayan şirketler, bu paraları çıkartmak için buralarda hangi gayriyasal inşaatları ve uygulamaları gerçekleştirecektir?

Yine, “Türk Hava Yolları bütün dünyaya uçuyor.” dedi arkadaşlarımız ama Türk Hava Yolları Ankara’dan Dalaman’a uçmuyor. Türk Hava Yollarının Ankara’dan Dalaman’a uçması için bir çalışmanız olacak mı?

Dün emekliler aradılar. Emeklilerin maaşlarından, geriye dönük olarak, 2008 yılına kadar geçen süre içerisinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Sayın Vural...

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, bir iki konuda bilgiye ihtiyacımız var. Kısa vadeli brüt dış borç stokunun, kamu-özel, 2002 ve 2014 yıllarında uluslararası rezervlere oranı nedir? İthalatın oranı nedir yani 2002 ve 2014’te ithalatın uluslararası rezervlere oranı nedir? Ayrıca, 2002 ile 2014’teki tarihler itibarıyla vatandaşın toplam borcunun gayrisafi millî hasılaya oranı nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Akçay...

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bütün bakanlıklarda müfettişlik yeterlilik sınavlarında birinci sınavı kazanamayanlara bir ilave hak ve ikmal imkânı tanınıyor fakat vergi müfettişliği yeterlilik sınavında bir hak var, kazanamayanlar tamamen memurluğa geri döndürülüyor. Vergi müfettişliği sınavının birinci sınavını kazanamayanlar için ikinci bir hak vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, birinci sorudan başlayacağım. Değerli arkadaşlar, yedek ödenekten, yatırımları hızlandırma ödeneğinden aktarımlar henüz kesinleşmedi, yıl sonu itibarıyla kesinleşecek.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bildiğin kadarını söyle Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ocak 15 itibarıyla yayınlayacağız. Kesin hesap çıktıktan sonra biz size bütün rakamları vereceğiz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bildiğin kadarını, imza attığın kadarını söyle.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bütün rakamlar Sayıştay denetimine tabidir. Dolayısıyla, bu anlamda ne gerekiyorsa size bildireceğiz.

Sayın Genç, 278 milyar özel teşebbüs borcunun sadece 3 projeyle ilişkili olan 5,3 milyar doları -ki detaylarını gönderdim- Hazine garantisi altındadır; bunlar üçüncü köprü, Avrasya Tüneli ve İzmit Körfez Geçişi’dir. Onun dışında herhangi bir Hazine garantisi söz konusu değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onun dışında yok diyorsun da…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Öbür gündeme getirdiğiniz iddialarla ilgili olarak da, onlar sadece birer iddiadır, dolayısıyla bu çerçevede bir çalışma söz konusu değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İddia olur mu, para ortada, para, para! Veren şirketler inkâr etmedi, Cengiz 100 milyon dolar verdiğini, Kolin 100 milyon dolar verdiğini, Limak 100 milyon dolar verdiğini söyledi.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Şimdi, değerli arkadaşlar, dün de ifade ettim yani gerçekten, tabii ki imkânlarımız arttıkça emeklilerimize daha fazla kaynak aktarıyoruz. Bakın, şöyle tekrar edeyim ben size, 2002 Aralık ile 2014 Temmuz döneminde emeklilerimizin maaşı şöyle değişmiştir; yani aslında gayrisafi yurt içi hasıladan ciddi anlamda pay almışlardır, onu göstermek için söylüyorum: Esnaf BAĞ-KUR emekli aylığı 148,7 liradan 848 liraya çıkmış; artış oranı nominal olarak yüzde 471, bu dönemde enflasyon yüzde 176,4. Dolayısıyla, reel anlamda neredeyse ikiye katlanmış ve dolayısıyla, gayrisafi yurt içi hasıladan çok çok daha büyük oranda pay almıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Emekliler refah içinde yaşıyor(!) Hatta, bir Mercedes alabilirler kendilerine(!)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Tarım BAĞ-KUR emekli aylığı aynı şekilde yaklaşık 66 liradan 633,6 liraya çıkmış ve artış oranı yüzde 862. Dolayısıyla, burada da enflasyonun birkaç katı kadar hızla artmış.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Diyanet İşleri Başkanı emekli maaşıyla mı aldı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - SSK emekli aylığı 257 liradan 1.047 liraya çıkmış, buradaki artış da yüzde 307,4. Yine, memur emekli aylığı 376 liradan 1.311’e kadar çıkmış; yine artış oranı enflasyonun çok üzerinde, yüzde 248,4.

Sayın Erdoğan’ın sorusuna gelince, Muğla ilinde bulunan bahis konusu kıyılar özel çevre koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Özel çevre koruma alanlarında bulunan taşınmazların kiralanması da dâhil her türlü yetki Çevre ve Şehircilik Bakanlığına aittir. Dolayısıyla Muğla ilindeki kıyılarda Bakanlığımızca herhangi bir kiralama işlemi yapılmamıştır. Hafta sonu da olduğu için ilgili Bakanlığa ulaşıp sizin sorularınızı iletemedim ama varsa orada bir istismar, varsa orada bir yanlış uygulama bana da iletseniz, memnuniyetle ben ilgili arkadaşlara iletir, araştırmasını yaparım.

Türk Hava Yolları Dalaman’a uçar, uçmaz, onu… Tabii ki bu bir ticari karardır, mevsimle ilişkili olabilir. Benim herhangi bir özel çalışmam söz konusu olamaz ama yolcu varsa tabii ki uçulur.

Sayın Vural’ın sorularına gelince, şöyle: Şimdi, toplam rezervler, altın dâhil dış borç stokuna oranı 2002…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kısa vadeli efendim…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Onu da söyleyeceğim, onu da söyleyeceğim müsaade ederseniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu sadece yani…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tabii, tabii ama borcun…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kısa vadeli olanı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Kısa vadeliyi de söyleyeceğim, toplam borcu da söyleyeceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ben onu sordum efendim, kısa vadeliyi istiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Toplamı da ben istiyorum efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Toplam borca oranı yüzde 21,7 iken yüzde 33,7’ye yükselmiş 2013 itibarıyla, 2014 itibarıyla 33,2 yani artmış. Toplam rezervlerin kısa vadeli borçlara oranı ise düşmüştür, yüzde 171 civarından yüzde 102,2’ye. İthalata ilişkin verilere de bakıyorum, brüt döviz rezervlerinin ithalata oranı 2002’de yüzde 52 iken şimdi yüzde 45,9’a düşmüştür.

Hanehalkı borçlanmasına gelince ise, tabii 2000’li yılların başında, 1990’lı yıllarda enflasyon çift hane, yüksek çift hane olduğu için ve faizler zaman zaman 3 haneye çıktığı için borçlanma imkânı son derece sınırlıydı. Şimdi burada görebildiğim kadarıyla, şu an 2014 yılı itibarıyla hanehalkı borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 22, 2014 itibarıyla. 2002 rakamını arkadaşlar burada vermemişler ama muhtemelen oldukça düşüktür fakat bu son derece normaldir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yüzde 1,9; onu söyleyin efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Çünkü hanehalkı o dönemde zaten borçlanacak bir faiz bulamadığı için…

OKTAY VURAL (İzmir) - Tasarruf edecek imkânı mı vardı ya?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - …enflasyon çok yüksek, faiz çok yüksek olduğu için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süremizin sonuna geldik.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Son soruya da cevap vereyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz, iki dakika süre veriyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Doğrudur, Maliye Bakanlığında müfettişlere yeterlilik sınavında sadece bir hak bugüne kadar verilmiş. Ben arkadaşlara söyledim, ikinci bir hakkın verilmesine ilişkin bir çalışmayı şu anda yapıyorlar. O çerçevede çalışmamız tamamlanır tamamlanmaz yüce Meclisi bilgilendireceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, 2002’de toplam kısa vadeli dış borç stoku neydi?

BAŞKAN - 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddeleri kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylama yarınki birleşimde son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Şimdi, program uyarınca sırasıyla 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerini görüşüp oylamalarını yapacağız.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.

 

2013 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

 

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 396.705.004.350 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 45.002.167.100 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 2.363.741.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

(2) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2013 yılı bütçe giderleri toplamı 397.275.131.828,49 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2013 yılı bütçe giderleri toplamı 57.090.735.703,98 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2013 yılı bütçe giderleri toplamı 2.430.916.918,27 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2013 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gideri toplamı 408.224.559.856,04 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bir saat ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 12.43

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi 2’nci maddeyi okutuyorum:

Gelir bütçesi

MADDE 2- (1) 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (B) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin gelirleri 362.960.518.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 6.617.837.200 Türk Lirası öz gelir, 38.766.047.450 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 45.383.884.650 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 2.342.150.000 Türk Lirası öz gelir, 21.591.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 2.363.741.000 Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gelir cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2013 yılı net bütçe gelirleri toplamı 377.342.211.000,76 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2013 yılı net bütçe gelirleri 11.497.846.520,02 Türk Lirası öz gelir, 47.098.907.478,15 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 58.596.753.998,17 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2013 yılı net bütçe gelirleri 2.673.061.379,63 Türk Lirası öz gelir, 5.000.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 2.678.061.379,63 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2013 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe geliri toplamı 389.681.984.770,79 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Grupları adına ilk olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici.

Buyurunuz Sayın Binici. (CHP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçeler, sınıflar arası ilişkileri düzenleyen, toplumsal ihtiyaçların giderilmesini sağlayan ve dolayısıyla, toplumsal refahı etkileyen, diğer bir yönüyle de devlet ile toplum ilişkilerini belirleyen dokümanlardır; her ne kadar, rakamlar yığını ve muhasebe tabloları gibi gözükse de esasen toplumsal iş bölümüyle yaratılmış değerlerin kimler arasında ve nasıl pay edileceğinin yazıya dökülmüş hâlleridir. Hani derler ya, “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” İşte, bu pencereden bakıldığında bütçeler, yapıcılarının dillendirdiği söylemlerden ziyade, gerçek niyetlerin ve gerçek yüzlerin yansıdığı birer aynadır.

Değerli milletvekilleri, görüşmelerinde sona doğru geldiğimiz 2015 yılı bütçesi, AKP iktidarının kesintisiz olarak yaptığı 13’üncü bütçe olacaktır. Bakmayın siz öyle her sene aralık ayında yaşanan bu seremonilere, dinlemekten artık baygınlık geçireceğimiz bu retoriklere, ellerine tutuşturulmuş metinlerle bu kürsüye çıkıp methiye düzenlere.

Üşenmeyin, ertelemeyin, iktidar sarhoşluğunun teslim aldığı bedenlerinizi bir kez olsun atın sokağa. Çıkın sokağa, bakın, ayın sonunu zor getiren memura, bir bir kepenk kapatan esnafa bakın. Eğer ölmez de sağ kalırsa evine bir lokma götürme derdinde olan işçiye bakın. Sahi ya, şehitlik payesi vererek elinize bulaşmış kandan kurtulabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Cinayetlerine yardım ve yataklık ettiğiniz ve sayıları on binleri aşan emekçilere bakın. Çalışıp didindiği hâlde ürünü para etmeyen köylüye, kendi yetiştirdiği ürünün süpermarketteki fiyatını görüp de küçük dilini yutan çiftçiye bakın. Bir torba kömür, bir paket makarna yolu gözleyen fakire, gecenin ayazında çöpten nafaka çıkarma telaşındaki garibe bakın.

Hadi üşenmeyin, çıkın sokaklara bir bakın. Ermenek’te kömür madenlerinde oğlunu iş cinayetine kurban veren Recep Gökçe’nin ayağındaki yırtılmış lastik ayakkabılara çok iyi bakın. O ayakkabılar temizliğin, o ayakkabılar saflığın, o ayakkabılar dürüstlüğün ve helalin simgesidir. Biliyor musunuz o ayakkabıların hiçbir zaman kutusu olmadı. Hani sizin de o meşhur kutularınız var ya, işte, o kutulardan hiç olmadı. Aslında, Recep Gökçe’nin yatak odası da olmadı. Recep Gökçe’nin olmayan yatak odasında ne para sayma makinesi ne de para kasası hiç ama hiç olmadı.

Hadi beyler, hadi hanımlar, üşenmeyin, çıkın sokaklara. Taşeron sistemine çağdaş köle ettiğiniz, güvencesiz milyonlara, rezidans ve AVM inşaatlarının tepelerinden yaprak misali düşen canlara bakın. Atanamadığı için birer birer intiharı seçen öğretmenlere, ölüm dehlizlerinde bir avuç kömür için bir ömür feda eden madencilere bakın. Kahve köşelerine mahkûm ettiğiniz üniversite mezunu gençlere, ödeyemediği kredi kartı yüzünden, “Tek yol ölümdür.” diyenlere bakın. Yok ama! Sizler çıkamazsınız bu sokaklara çünkü sizin gezdiğiniz sokaklarda talan var, yağma var, rant var, peşkeş var. Sizin gezdiğiniz sokaklarda sayısını arttırmakla övündüğünüz dolar milyarderleri var. Tuttuğu altın olan, yatak odalarında bile para sayan, rüyada bile göremeyeceğimiz milyon dolarları, milyon avroları az bulan, bir gece ansızın sıfırlayan, girişim dehası çocuklarınız var. “Özelleştirme” diyerek Türkiye halklarının dişiyle, tırnağıyla kurduğu asırlık fabrikalarını, kurumlarını birer ikişer peşkeş çektiğiniz yandaşlarınız var. Sizin gezdiğiniz sokaklarda, eteklerinize yapışmış çocuklar gibi “Hani bana, hani bana?” diye sırada bekleyen candaşlarınız var. O yandaşlarınızın, o candaşlarınızın minnet borcu niyetine oluk oluk akıttığı paralarla ha bire doldurduğunuz havuzlarınız var. Dağ demeden, tepe demeden, dere demeden “Nerede beleş orda yerleş.” diyen rantçılarınız var. Diktiğiniz AVM’ler ve rezidanslarla talan ettiğiniz, sonrasında da “Silüeti bozuldu.” diye timsah gözyaşı döktüğünüz İstanbul var. Sizin gezdiğiniz sokaklarda “İtibardan tasarruf olmaz.” diyerek yaptırdığınız saraylar var. İşte sizin bütçeniz, işte sizin aynanız budur.

Alıştık artık yalanınıza, dolanınıza; şaşırtmıyorsunuz bizleri. Gözünüzü bürüyen İktidar hırsıyla "Amaca ulaşmak için her yol mübahtır." diyorsunuz. Ne ahlak tanıyorsunuz ne hukuk ne din tanıyorsunuz ne de kitap. Yeminler olsun ki bu hâlinizle Machiavelli’nin öğütler verdiği prens gibisiniz.

Kıbleniz para olunca kendi ülkenizdeki asgari ücret ile Almanya’dakini mukayese etmiyor, eski Başbakan Schröder’e ne kadar maaş aldığını soruyorsunuz.

Ayrıca, katıldığınız 5’inci Din Şûrası’nda “Çok büyük imkânları olan, çok büyük bir zenginin iflası ne denli acıysa ilimde çok çok güçlü olan bir milletin bu ilmi kaybetmesi ondan çok daha büyük bir felakettir.” diyorsunuz. Kaybedilen ilmin acısı ile müflis bir tüccarın acısını mukayese eden bu anlayışınızla vallahi de billahi de şaka gibisiniz.

Genel olarak Orta Doğu’da, özelde ise Suriye’de girdiğiniz pis ilişkiler, çetelerle tuttuğunuz her türlü kirli işlerle 21’inci yüzyılda yeniden peyda olmuş iblis gibisiniz.

Azıcık itiraz edenlere, yaptıklarınızı beğenmeyenlere, sizin gibi düşünmeyenlere, velhasıl toplumsal her muhalefete yüklediğiniz “darbeci” yaftasıyla mumu çoktan sönmüş yalancı çoban gibisiniz.

GAP’ta, DAP’ta, DOKAP’ta bitmeyen eylemleriniz, tükenmeyen planlarınızla burnu unutulmuş Pinokyo gibisiniz.

Parasız eğitim isteyen öğrencileri zindanla, hakkını arayan memuru copla, güvence isteyen emekçiyi gazla terbiye edeceğini sanan; bununla da yetinmeyip ha bire tepemizde sallanan kılıç gibisiniz.

Roboski’de yeni Dersim, Gezi’de ise Kerbela gibisiniz. Siz, aslında maskesi çoktan düşmüş cellat gibisiniz.

Tüm servetimiz bir dilim ekmek dahi olsa o bir dilim ekmeği kardeşçe, eşitçe ve dostça paylaşacağımız bütçeleri yapmak dileğiyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Binci.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Cevap vermeyecek misiniz ya?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Olmadı ya!

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Oldu. Daha ne diyeyim ben?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne dinsizliğiniz ne kitapsızlığınız kaldı ya!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Olmadı ya!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ya, buna cevap vermiyorsanız, daha sataşma için söz istemeye hakkınız yok!

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova.

Buyurunuz Sayın Akova.

CHP GRUBU ADINA AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, devlet yönetiminde en önemli politika aracı bütçedir; bütçelerde, gelir ve giderlerinde yaptıkları değişikliklerle vatandaşın daha mutlu yaşamasını, daha refah içinde yaşamasını, huzur içinde yaşamasını sağlamakla görevlidirler. Ancak, geldiğimiz noktada, incelediğimiz bütçede de benim ilim olan Balıkesir ilinin geçim kaynağı, saygıdeğer milletvekilleri, hayvancılıktır, turizmdir, zeytinciliktir. Hayvancılığın sorunlarını ve çözüm önerilerini ayrı bir madde konusunda inceleyip –hakikaten, sıkıntılar vardır bu konuda- ayrıca bir dile getirmek lazım.

Ancak, turizmciler de çok dertlidir. Bizim, kıyı belediyelerinde, turizm ilçelerinde yazlık nüfus oranlarımız ile kışlık nüfus oranları arasında çok farklar vardır. Burhaniye ilçesinin kışın nüfusu 40 bindir, yazın nüfusu 150-200 bindir. Yine, Ayvalık öyle, Edremit öyle, Erdek öyle. Hakikaten, Marmaris, Bodrum, başka illerde, ilçelerde de bu sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu konuda, kış ve yaz nüfuslarının ortalaması alınmak suretiyle veyahut da hane sayısı, ev, konut sayısı tespit edilerek mutlaka yasada bir değişiklik yapılmak suretiyle bu kıyı belediyelerinin, turizm ağırlıklı belediyelerin devletten aldıkları paylar, kadrolar ve İller Bankasından aldığı paylar konusunda bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

Zeytincilik konusunda, zeytinci çok dertlidir. Ben kendim de zeytin üreticisiyim. Kürsüye her çıktığımda zeytincinin derdini söylemekten vazgeçmiyorum, vazgeçmeyeceğim. Maliyetler çok yüksektir. Biz zeytin üreticileri diyoruz ki: Nasıl pırlantada, incide KDV muafiyeti getiriliyor; biliyorsunuz hepiniz, ÖTV alınıyor, KDV alınmıyor pırlanta ve inciden. Yine, balıkçı tekneleri ve ticari yük ve yolcu taşımacılık işi yapan yatlara verilen mazot da ÖTV’den muaf. Bizim, çiftçilerin, zeytincilerin traktöründe kullandığı mazottan da ÖTV alınmaması, bir muafiyet getirilmesi talebimiz vardır. Bu konuda bütçede bir iyileştirme görmedik.

Yine, zeytin yağına verilen devlet desteğinde bir iyileştirme görmüyoruz, tane zeytine devlet desteğinde bir iyileştirme görmüyoruz.

AKP iktidarı, iktidara gelirken 3Y’yle mücadele etme sözü vererek halktan güven oyu aldı ve iktidar oldu. Neydi bu 3Y? “Yolsuzlukla mücadele edeceğim. Yoksulluğu gidereceğim ve yasakları kesinlikle önleyeceğim.” Şimdi, içinde bulunduğumuz 17-25 Aralık tarihinde, yolsuzluk ve rüşvetle mücadele haftasında, yolsuzluk ne safhada arkadaşlarımız bunu her konuşmalarında dile getirdiler.

2013 yılında Türkiye'de 21 milyon 923 bin yoksul bulunmaktadır. Nüfusumuzun üçte 1’i yoksuldur, nüfusun yüzde 15’i yoksulluk riski altındadır, 2013 yılında sürekli yoksulluk riski altında olanların oranı yüzde 13’tür. Yine, maddi yoksunluk oranı 2013 yılında yüzde 49,7’dir. Bu çok önemli bir orandır. Halkımızın yarısı, hakikaten, sayın milletvekilleri, ciddi bir maddi sıkıntı yaşamaktadır.

AKP kendisine kaçak saray yaparken vatandaş -dün de gördük EĞİTİM-İŞ’te- yasal hakları olan bir gösteriyle Anayasa’nın kendilerine yasal olarak tanıdığı hakkı kullanırken copla, gazla müdahale edilmiş, şiddet görmüşlerdir, yaralanmışlardır. Vatandaşa da reva görülen muamele gaz, şiddet ve coptur.

Bir başka konu da yine açlıktır, yoksunluktur; yine zeytincilerin zeytinliklerinin kesilmesidir.

Sayın Bakan Faruk Çelik “Asgari ücretle geçinilebilir, büyük para.” diye söyledi. Saygıdeğer milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı bütçesi, 445.567 asgari ücretlinin bir aylık maaşı demektir, 37.131 asgari ücretlinin de bir yıllık maaşı demektir. Asgari ücret bu kadar büyük para ise Cumhurbaşkanlığının bütçesi niye bu kadar fazla? Bunun da zaten Sayın Bakan tarafından hiç dile getirilmediğini görüyoruz.

Yine, kaçak sarayın inşaatına harcanan para da hâlen belirsizliğini korumaktadır. Sayın Bakan Şimşek “1 milyar 370 milyon.” demektedir, ancak TOKİ “Açıklarsak ekonomi zarar görür.” demektedir, yine bazı kuruluşlar tarafından da 5 milyar lira değerinde olduğu ifade edilmektedir. Yine, gazetelere ve açıklamalara göre bir aylık elektrik faturası da dudak uçuklatan bir rakamdır, 700 milyar lira değerindedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Çankaya Köşkü 11 cumhurbaşkanına yetti ama Erdoğan’a yetmedi. Kaçak saray, Sayın Şimşek’in dediği maliyete çıktıysa bu parayla her ilimize en az 8 okul, toplam 700 okul yaptırılırdı.

Yine, kendisine sarayları layık gören Sayın Erdoğan vatandaşın evinin durumunu biliyor mu? Yine, nüfusun yüzde 40’a yakını, konutunda sızdıran çatısını ve nemli duvarlarını, binalarını tamir edememektedir. Yine, yüzde 78,5’i evden uzakta bir hafta tatil yapamamıştır. Yine, yüzde 49’u beklenmedik harcamalarını karşılayamamaktadır. Yüzde 75,5’i yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileyememektedir. Bu rakamlar çok acı ama demek ki her yıl otomatik olarak buradan onaylanan bütçeyle bizler yoksulluğu çözmüyoruz, yoksulluğu sürekli hâle getiriyoruz. Bir kere bunun altını çizmek lazım. Bu nedenle de diyoruz ki: AKP iktidarının bütçesi gelir eşitsizliğine çözüm üretmiyor, refah yaratmıyor, yoksulluğa kesinlikle çözüm üretmiyor.

Değerli milletvekilleri, bir yıl önce Türkiye yolsuzluk algı endeksinde 53’üncü sıradayken bugün, maalesef, 64’üncü sırada olduğunu görüyoruz. Yine, Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi’nde AKP Hükûmeti döneminde 2004’te 145 ülke arasında 81’inci sırada olduğunu görüyoruz. Yine, bu dönemde de yolsuzluklarda rekorlar kırıldığını görüyoruz. Yolsuzluk giderilmediği gibi yoksulluğun da giderilemediğini görüyoruz. Neyi giderdi? Dedi ki: “3 Y’den birisi olan yasakları gidereceğim, çözeceğim, yasaklarla mücadele edeceğim.” Ancak hatırlamamızda yarar olduğunu düşünüyorum, sadece madde başlıklarıyla hangi yasaklar ile ne yaptıklarını bir tekrar konuşmak, sizlere anlatmak istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Twitter kafasına göre yasak -AKP’nin yasaklarını sayıyorum- Internet kullanımı kontrollü yasak, normal doğum yasak, alkol yasak, yayınlar yasak, heykel yasak, basılmamış kitap yasak, dershane yasak, Cumhuriyet Bayramlarında ve 19 Mayıs törenlerinde kutlamalar yasak, törenlerde çelenk koymak yasak, 10 Kasımda Atatürk’ü anmak dahi yasak, anıtlara çelenk koymak yasak, öğrencilerin parasız eğitim istemeleri yasak; gazetecilerin muhalif yazı yazmaları yasak, tabii bu televizyon kanalları için de geçerli; HES ve nükleerlere karşı eylemler yasak, mayo ve bikini reklamları yasak, Başbakanı proteste etmek kesinlikle yasak, stadyuma özgürce giriş yasak, Taksim’e çıkmak da yasak; Var olan bir şeyin, bir durumun var olduğunu iddia etmek de yasak; fezleke incelemek de yasak, komisyon çalışmalarını yayın yapmak da yasak.

AKP, yasaklarda, hakikaten, saygıdeğer milletvekilleri, ustalık dönemini yaşıyor, hani diyorlar ya “Ustalık dönemini yaşıyoruz.” Ancak gördüğümüz kadarıyla yasaklarda ustalık dönemlerini yaşamaktadırlar. Kısaca AKP’ye dalkavukluğun dışında her şey yasak.

Yine AKP’nin yayın yasaklarının bazılarını dile getirmek istiyorum: PKK’nın Dağlıca ve Aktütün baskınlarıyla ilgili yayın yasakları; futbolda şike davası yayın yasağı, KPSS’de kopya skandalı, Gezi Parkı direnişine canlı yayın yasağı; Reyhanlı saldırısı, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu, Reza Zarraf ve Ebru Gündeş için yayın yasağı, MİT Yasası için yayın yasağı -biliyorsunuz Adana’da yakalanan MİT tırlarıyla da ilgili yayın yasağı var- Dışişleri Bakanlığındaki dinlemelerle ilgili yayın yasağı, 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasıyla ilgili yayın yasağı, IŞİD’in Musul Konsolosluğunu basarak 40 diplomatı rehin almasıyla ilgili yayın yasağı, Bingöl Emniyet Müdür Yardımcısı Atıf Şahin ile Başkomiser Hüseyin Hatipoğlu’nun şehit oldukları saldırılarla ilgili konuşma yasağı, Soruşturma Komisyonu çalışma dönemi için bile yayın yasağı konuldu.

Değerli milletvekilleri, OECD’nin 2014 yılı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NEDRET AKOVA (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Bütçenin hepimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akova.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.

Şahsınız adına da söz talebiniz vardır, birleştiriyorum talebiniz üzerine.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2013 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde söz aldım, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, kesin hesap kanununda mutlaka gelir tahminlerinin nasıl tutup tutmadığına bakılması lazım, inceleniyor ama en azından üzerinde konuşulması lazım. Ama Türkiye'nin gelir politikasında, özellikle bütçede çok arızalı bir durumun olduğu ortada.

Bunu niçin söylüyorum? Dolaylı vergilerin yüzde 70’lere tırmandığı bir ortamda adil bir vergilemenin olduğunu söylemek mümkün değil. Bir kere vergi yükü artıyor. 2002 yılında, sosyal güvenlik dâhil, yüzde 22’lerden 2014 yılında yüzde 28’lere yükseliyor. Sosyal güvenlik hariç baktığınızda, yüzde 17,6’dan yüzde 20,5’e yükseliyor aynı dönemde. Dolaysız vergiler de yüzde 35’lerden yüzde 29,5’a düşüyor. Dolaylı vergiler de yüzde 65’lerden yüzde 70’in üzerine tırmanıyor.

Bu tür bir gelişmenin gerçekten vergilendirme açısından adil olduğunu söylemek bir kere mümkün değil. Vergi tabanı genişlemiyor, vergi oranları düşmüyor, ödeme gücüne dikkat edilmiyor, vergi politikasının sosyal amacı gözetilmiyor. Vergi esnekliği yüksek olanlar ayrı.

Petrole baktığınız zaman –dün, zaten Sayın Müsteşardan aldım, sağ olsun- 2002 yılıyla mukayese ettiğinizde, nereden bakarsanız bakın, 94 oktanlı benzinden 1,14 lira vergi alınırken 2,82 liraya çıkıyor yani 2 lira 82 kuruş. Bunu böyle söylemekte fayda var, oranlar düştüydü arttıydı demenin bir anlamı yok. Ne kadar? 1 lira 14 kuruştan 2 lira 82 kuruşa çıkmış. Vergi bu. Bunu azaltsanız motorin fiyatı daha önceden azalırdı. Başka ne var burada? Motorine baktığınız zaman, 2002 yılında 76 kuruş vergi alınıyormuş, şimdi 2 lira 18 kuruş alınıyor. Yani bu 2 lira 18’e oransal olarak bakacağınıza 76’da bıraksaydınız, fevkalade, vatandaş bu işten kaç senedir ne yapıyor olurdu? İstifade ediyor olurdu.

Şimdi, dolaylı vergilerde ne oluyor? Dolaylı vergilere doğru daha çok yöneliniyor. Sık mevzuat değiştiriyorsunuz. Mükellef önceden öngöremiyor bu vergileri, yatırım yapmakta mütereddit oluyor. Ödemeyeni avantajlı hâle getiriyorsunuz. Mevzuat anlaşılmaz ve karmaşık. Denetimde etkinlik yok. Diğer taraftan, kayıt dışı vergilendirmede problem var, orası da sıkıntılı. Vergilendirmede istisna, muafiyet adaleti zorlaştırıyor, vergilemede uyum zorlaşıyor, vergi adaleti yok. Mükellefin iyisi -biraz önce söyledim- cezalandırılıyor. Çalışanlar umutsuz. Kayıt dışılık ve kaçakçılıktaki vergi de meydanda.

Biz üç dört gündür belki defalarca sormamıza rağmen, bir Maliye Bakanının yatırımları hızlandırmadan nereye ne kadar kaynak tahsis edildiğini bilmemesi bizi son derece bizar etti. Bilmemesi durumunu düşünmek istemiyorum, mutlaka biliyordur, bilmiyorsa zaten ayıp. Ama bize “Bilmiyoruz, kesin hesapta vereceğiz.”, “O çıkınca vereceğiz.” vesaire demesine de hiç gerek yok. “Ben bundan sıkıntı duyuyorum. Açıkladığım takdirde problem olur. Bunun için veremiyorum.” diyecek kadar basit bir şeydi. “Bunu, ben, kesin hesapta vereceğim.” dediği zaman “Şu anda elinde ne varsa onu ver.” dediğimiz hâlde onu veremiyor ise inanın bir Maliye Bakanı arkasındaki bürokratlara kendini güldürdükten sonra ne yapar? Onlar gülüyor anlamında söylemiyorum. Onlar, bu işi Sayın Bakanın bilebileceğini fevkalade iyi bilirler.

Şimdi “Ben toparlayamadım.” demenin bir anlamı “Kalkınma Bakanlığından bunu temin edemedim.”dir. Cuma günü sorduk, bir bakanın bir bakanı arayıp… Ben şimdi arasam, oradan sanırım ben temin ederim yani “Nedir bu kaynak?” dediğim zaman eğer bir talimat yoksa. Neden bundan kaçıyor, neden bundan korkuyor? Bir Maliye Bakanının korkması, bu duruma düşmesi bir ülke açısından çok sıkıntılı, zül bir iştir. Bunu özellikle ne yapmak istiyorum? İfade etmek istiyorum.

Şimdi -biraz önceki konuşmamda da değindim- vergisini ödeyemeyenlere imkân tanıyorsunuz. Tanınsın. Bunun anlamı, ekonomi iyi değil, millet vergisini ödeyemiyordur; açık ve net. Peki, buna rağmen, bu imkânı tanıdınız, ödeyenler ne olacak? Biz onu defalarca sorduk komisyonlarda. Peki, ödeyenlere de şimdi bir imkân sağlamaya çalışıyorsunuz. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Onlara da ya oransal indirim ya taksitlendirme vesaire.

Biraz önce Sayın Bakanın kendisine söyledim. Ya, yurt dışında bir iktisadi kuruluşa gitseniz “Biz vergiyi toplayamıyoruz, burada bir sıkıntı var. Dolayısıyla her sefer ödeyemeyene bir imkân sağlıyoruz. Onlar da her sene ödeyemiyor, gidiyor ama öbür tarafta da ödeyenlere de ayrı bir imkân sağlayamaya çalışıyoruz bu kadar seneden sonra.” deseniz, hakikaten yurt dışında iyi bakmazlar adama ekonomik çevreler; hele bir de “Benim ekonomim iyi.” falan diyorsan. Şimdi, bu olay gerçekten sıkıntılı.

Merkezî yönetim bütçesine zaten baktığınız zaman, özelliklerine “Enflasyonla mücadele kararlılıkla devam edecek.” diyor. Kararlılıkla devam ettiğiniz bu enflasyonla mücadele, fiyat istikrarı kimin görevi? Merkez Bankasının. Peki, Merkez Bankası ne diyor? “Sizin politikalarınız, mali politikalar eğer uygun giderse ben o enflasyonu dizginlerim.” diyor. Onların açıkladıkları bu. Onlar Maliyeye dönmüş, bakıyorlar, ifadeleri bu; mantıklı söyledikleri zaten, orada bir anormallik yok.

Şimdi “Cari işlemler açığını tedricî olarak düşüreceğiz.” diyorsunuz. Düşürün. Büyümeyi de 9’dan 3’e düşürüyorsunuz, 3’ün altına düşürüyorsunuz. Onun endikasyonlara etkisinin ne olduğunu zaten fark edemeyecek kadar da bu işten uzak değilsiniz. Biliyorsunuz ama buraya yazmak mecburiyetinde hissediyorsunuz, başka çareniz yok.

Şimdi, petrolden, vesaireden birtakım avantajlar gelecek diye düşünebilirsiniz ama bu konjonktürel geliş gidişlerin sürdürülebilir bir şeyi yoktur, kalıcı bir durumu yoktur. Zaten bu sene eğer ona bel bağladıysanız şu anda bu bütçenin içinde o yok zaten, bu bütçenin içinde o yok; sıkıntıya girersiniz, sakın öyle söylemeyin.

“Büyümenin potansiyel seviyesine çıkarılması için gerekli olan politikaları uygulamak.” Demek ki büyüme potansiyel seviyesinde değil, sizin bu ifadenizden o anlaşılıyor.

“Ekonominin verimlilik düzeyini yükseltmek.” Zaten özelleştirmenin amacı verimliliği falan artırmak ama sizin özelleştirmede falan böyle bir amaç güttüğünüzü değil… “Elimizden çıksın, para gelsin, sonra bir yerden alan yandaşa biz bir şekilde kaynak sağlarız.” Bu, Dicle Elektrik olayı gibi. Yani gayet, böyle -ne diyeyim- ciddi olmayan işler.

Bir de bu “Yatırım için tasarruf seviyesini artırmak.” Rezil ettiniz ya, yüzde 24’lerden 12’lere düştü, özel kesiminki millî gelirin yüzde 9’larına düştü. Şimdi, bu olayı böyle yorumladığınız zaman… Bakan Bey’e de söyledim. Ben bunu ilk söylediğim zaman kinayeli bir şekilde oradan alkışlıyordu, hiç unutmam. Düştüğü durum bugün fevkalade kötü, sıkıntılı. Bu tasarrufları öyle kısa zamanda artırmak falan mümkün değil. Çırpınıyorsunuz, artmıyor işte öyle hadi dediğiniz zaman. Bir kere, aldığınız -hem de bu ifadeyi çok seviyorsunuz siz- makroihtiyati önlemlere rağmen, burada bir düzelme falan yok yani doğru dürüst bir düzelme yok. Komik bir olay oluyor.

Şimdi “Dünya ekonomisinde yaşanmakta olan belirsizlik ortamının ülkemize etkilerini asgari düzeyde tutmak.” Bu sizden kaynaklanmıyor. Putin geliyor, “Ben size bir iyilik yapayım.” diyor, o bir farklı, oraya bakıyorsun; öteki geliyor… Serbest piyasa rejiminde böyle bir şey olmaz zaten.

“Faiz dışı harcamaları kontrol altında tutmak.” Dün, evvelki gün rakamları verdim. Son bütçe rakamları uygulama sonuçlarına baktığınızda tam tersi olmuş, geçen seneye göre tersi bir gelişme var.

Şimdi, bunların dışında “Bütçe harcamalarını sağlam gelir kaynaklarıyla karşılamak ve kaynak-harcama dengesini göz önünde bulundurmak.” Doğru; şimdi, baktığınız zaman, bu özelleştirme, milletin bu kadar yıldır biriktirdiklerini topladınız, harcadınız; olan biten belli, açığın geçen seneye göre nereye geldiği belli. Bunları tek tek her seferinde anlatmak şey değil.

Biraz önce söyledim, ak saraya ne ayırdığınızı bile topluma anlatmaktan sıkıntı duyuyorsunuz. Maliye Bakanını ilk etapta tebrik ettim, bütçede açıkladı Komisyonda, fakat öyle bir fren yaptırdılar ki burada ağzını bıçak açmıyor, “Kesin hesap çıkacak.” diyor, öyle diyor. Bu işi burada bilenler ile arkadaki bürokratlar muhtemelen gülüyorlardır, yani bunun ne olacağı belli.

Şimdi, devam ediyor: “Hesap verebilirliği ve mali saydamlığı güçlendirmek.” diyor. Hadi, işte, güçlendirelim. Şu yatırımları hızlandırmadan yedek ödenekten ne gitti; bir bakalım, mali saydamlık nasıl oluyor? Bunlar uzuyor, gidiyor.

Şimdi ama burada şu var, bakın: “Bütçe yönetiminde saydamlığın arttırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe uygulamaları konusunda daha iyi bilgilendirilmesi amacıyla mahallî idareler ve sosyal güvenlik kurumlarının bütçe büyüklükleri, döner sermayeler ile bütçe dışı fonlara ve bütçeden yardım alan kuruluşlara ilişkin bilgiler…” diyor. Ben Sosyal Güvenlik Bakanına söyledim, bütçe transferlerini falan açık kabul etmiyor. Öbür türlü sosyal güvenlik sistemi… Oradan giden nereden gidiyor? O da oradan gidiyor. Kalkınma Bakanlığının -eski DPT’nin- hazırladığı rapora bakarsan 80 milyar TL’ye gelmiş cari açık. Onun da savunulur bir tarafı falan yok. Hakikaten ne? Problemli.

Diğer taraftan, bakıyorsunuz, enerji KİT’leri zaten eski hâline gelmiş. Yani o dövizle ödemelerde falan sıkıntıları gidermek için Hükûmet birtakım tedbirler almaya çalışıyor. Orada da öyle bir problem var.

Bunun dışında, finans kesiminde sıkıntı var. Neden? Merkez Bankasına hem “Faizi düşür.” diyorsunuz hem “Krediyi arttır.” diyorsunuz ama öbür taraftan “Makroihtiyati önlemlerle buna bakın.” diyorsunuz, “Yumuşat.” diyorsunuz. O ne yapsın ya, kaynak maliyeti yüksek. Kamu bankası ile diğerleri arasında haksız rekabette korkunç bir şey var, teknolojiye ayak uydurmada bir sıkıntısı var, sıcak para girişi olarak nitelendirilen yabancı sermaye girişinin yarattığı belirsizlik var. Ne zaman, ne kadar gireceği belli olmuyor; geldiği zaman seviniyorsunuz, gittiği zaman şey oluyor. Şimdi, bir de Türk bankacılık sistemi yabancı para birimlerindeki dış fonlamaya bağımlı hâle geldi. Bu da çok tehlikeli bir şey buna baktığınız zaman.

Bankalar projelerin kredilendirmesinde projeye ortak olarak katılamıyor ve kredi fiyatlandırmaları sektörel bazda maliyetlerden kaynaklı olarak yapılamıyor. Orada da birtakım sıkıntılar devam ediyor.

Zaten Hükûmetin 2023 hedeflerine baktığınız zaman -Hükûmet programında ortaya koyuyor- 2 trilyona millî gelirin ulaşacağı söyleniyor -2 trilyon dolar bu tabii- kişi başına millî gelirin 25 bin dolara ulaşacağı söyleniyor. Ama 2017 hedeflerini Sayın Başbakana söylettiniz. 2017 yılı hedeflerine baktığınız zaman, orada çok sıkıntılı bir şeyin ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Bir daha tekrar etmekte kayıtlara geçmesi açısından fayda var. 1,3 trilyon dolar diyorsunuz 2018’de, 2017’de söylediğiniz rakam da 970 milyar dolar. İkisi arasında yaklaşık yüzde 35 civarında mı… Şu anda bölseniz arkadaşlar bulurlar. Herhâlde bunu dünyada hiçbir yere izah edemezsiniz. Hem de bunu G20 toplantısına giderken Sayın Başbakana söylettiniz. Orada biri hakikaten sorsaydı Başbakan ne yapardı? Çok zor durumda kalırdı.

Şimdi, diyorsunuz ki: “Bütün bunları yapacağız ama…” Ne zaman yapacaksınız? Şu Orta Vadeli Program zaten kepaze oldu sizin elinizde. Çıkardınız, tarihlerini değiştirdiniz, yine uyum sağlayamadı, Orta Vadeli Mali Plan’la tarihleri uyuşmadı. Aynı gün hepsini yayınladığınız oldu bütçe çağrısıyla beraber. Hakikaten bu komik bir durum. Bunu Sayın Babacan açıklamaya çalışıyor ama açıklanacak bir tarafı yok. Böyle bir rezillik zaten açıklanmaz. Hele bir “mali kural” dedi, getirdi, “Avrupa Birliği istifade edecek, bizden yararlanacak, OECD yararlanacak.” falan. Kişi başı geliri 30-40 bin dolar olan ülkenin senin programına ne ihtiyacı vardı da bu hâle getiriyorsun, kendini komik duruma düşürüyorsun?

Yukarıda, temmuz ayına gelirken zorla görüştürdü; herhâlde altı yedi sene oldu, hâlâ öyle duruyor. Rezilliğin daniskası. İnsan bir de çıkar, söyler “Ya, biz de bunları yapamadık, özür diliyoruz.” Biz nasıl sizin yaptıklarınızı tebrik ediyoruz, takdir ediyoruz; bundan da korkacak bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Ancak Sayın Bakan benim hâlâ sorularıma cevap vermedi, korkak bir Maliye Bakanı olarak niteliyorum.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İsmini tutanaklardan çıkarsınlar, “korkak Bakan” olmadı Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakan gelsin, cevap versin, seni ilgilendirmiyor.

BAŞKAN – Bursa Milletvekili Canan Candemir Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çelik.

CANAN CANDEMİR ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı görüşmeleri üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sizleri ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirtmek isterim ki iktidara ilk geldiğimiz 2002 yılından bugüne kadar geçen sürede hükûmetlerimiz eliyle Bursa’ya yönlendirilen kamu yatırımları 15 milyar Türk lirası civarındadır. Bu rakam, dolaylı katkılarla çok rahat bir şekilde 20 milyar Türk lirasının üzerine çıkmıştır. İşte, bu devasa kamu yatırımları, kentin tüm ekonomik göstergelerini geçen sürede 3’e, 5’e, 10’a katlayarak kentimizde muazzam bir büyümeye ve kalkınmaya vesile olmuştur.

Değerli milletvekilleri, farklı düzeylerdeki yatırımcılara verilen desteklerle Bursa’nın dış ticaret hacminde 4 kat artış sağladık. Yapılan kamu yatırımlarıyla Bursa, üreten, ürettiğini dünyaya pazarlayan bir dünya markası olma yolunda ilerlemektedir. Her şeyden önemlisi, Bursa millî bütçeye 2002’de 1,4 milyar dolar katkı sağlarken bu rakam 2013 yılında 6 milyar dolara yükselerek 5 kat artmıştır. Görüldüğü üzere, ulusal bütçeden kentimize ayrılan her kamu yatırımı 5 kat fazlasıyla millî bütçemize geri dönebilmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, ruhen ve bedenen iyi yetişmiş nesiller yetiştirme hedefiyle eğitim alanında ilklere imza attık. Bursa’ya son on iki yılda yaklaşık 1,2 milyar Türk lirası eğitim yatırımı yaptık. İnsan hayatını her şeyden çok önemseyen sağlık politikalarımızla şehirlerin sağlık personeli ihtiyacını gideriyoruz, yeni hastaneler kazandırıyoruz. Bu anlamda, Bursalı vatandaşlarımızın sağlığı için 2002-2013 yılları arasında yaklaşık 574 milyon Türk lirası üzerinde yatırım yaptık. Yapılan bu görülmemiş miktardaki yatırımlarla hastane sayıları arttı. Yatağa bağımlı hastaların hastanede yapılması zorunlu olmayan tıbbi bakım ve rehabilitasyonlarının ev ortamında yapılması ve hastane kalış sürelerinin kısaltılması amacıyla 2010 yılında evde sağlık hizmeti uygulamasını başlattık.

Kentimizdeki tüm kara yollarını yeniden yapılandırdık. Bursa’nın kara yolu ağını 1.179 kilometreye ulaştırdık. Türkiye’nin kalbi olan Bursa’yı diğer şehirlere bağlayan devlet yollarını 494 kilometreye; ilçe, belde ve köyleri şehir merkezine bağlayan il yollarını 611 kilometreye uzattık. Böylece Bursa’ya erişimi daha hızlı ve güvenli hâle getirdik.

Değerli milletvekilleri, aile ve sosyal politikalar kapsamında 873 milyon Türk lirası yatırım yaptık. Etkin, verimli ve daha hızlı hizmet sunmak amacıyla sosyal yardım ve hizmet alanındaki bütün kurum ve kuruluşlarımızı, Bakanlık bünyesinde tek çatı altında birleştirdik. Bakanlık çatısı altında, kadınları, çocukları, yoksulları, şehit yakınlarını, gazileri, yaşlıları ve engellileri kapsayan çalışmaları birbiriyle ilişkili ve bütüncül bir bakış açısıyla gerçekleştiriyoruz. Bütün çocuklarımızın hakkı olan aile sıcaklığı için, yetiştirme yurtlarından ziyade aile yanında bakım modelini tercih ettik. Evden uzaklaşan çocukların, ailelerinin yanına dönüşünü sağladık. Ayrıca, vatanı için canını veren evlatlarımıza vefa borcunu ödeyen bir Türkiye olmak için, şehit yakınları ve gazilere tanınan istihdam hakkını 1’den, 2’ye çıkardık ve bu hakkı kullanabileceklerin içeriğini genişlettik.

Sonuç olarak belirtmek isterim ki: On iki yılda, iktidarlarımız döneminde başkaları için hayal gibi görünen nice hedeflere ulaştık ve ulaşmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, ilimize millî bütçeden ayrılan her kuruşun ülkemizin kalkınması ve gelişmesi yolunda büyük katkı sunacağını bir kez daha belirtmek ve vurgulamak isterim.

Bu vesileyle tüm milletvekili arkadaşlarımızı, aziz milletimi ve güzel Bursa’mın güzel insanlarını en içten duygularla selamlıyor, 2013 yılı bütçesinin vatanımıza, milletimize hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Soru-cevap bölümüne geçmeden önce, Sayın Metiner’in kısa bir söz talebi vardır, bir dakika ona söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Metiner.

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner'in, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 20/12/2014 tarihli 35’inci Birleşimde 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dün Genel Kurulda, Cumhuriyet Halk Partili Tanju Özcan arkadaşımız, söylemediğim bir şey üzerinden bir eleştiri getirmiş. Tutanaklara geçmesi için düzeltme talebinde bulundum.

Ben, Genel Müdürün evine paraların polisler tarafından konulduğunu söylemedim; ayakkabı kutularının bir mizansen olduğunu, bir algı operasyonu çerçevesinde kullanıldığını belirttim. Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne farkı var?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Paraların sahipleri bellidir. Önemli bir kısmı alınmıştır, diğerleri de alınacaktır. Dolayısıyla, Tanju Özcan arkadaşımızın, bir daha dinlerken çok daha dikkatli dinlemesini salık veririm.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Metiner.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

BAŞKAN – Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Akar...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, paraların oraya konduğunun mizansen olduğunu bilen, aynı zamanda alınacağını da biliyor, demek ki senaryoyu kendisi yazıyor. Biraz sonra -cevap hakkı doğdu- yine cevap verir. Bu paraları, kol saatini, para kasalarını nasıl tarif edeceğini merak ediyorum. Elini öpmek için sıra bekledikleri hocaları bugün düşmanları oldu ama burada gidip de bunları düzeltme gereği duyuyorlar, anlamış da değilim.

Tabii, bu arada sorum da gitti.

Şimdi, Sayın Bakan, on iki yıllık iktidarınız döneminde, akaryakıt fiyatlarının, petrol fiyatlarının sürekli tavanda olduğu dönemler de oldu, düştüğü dönemler de oldu. Hızlı sorayım sorumu. Tavan dönemlerinde, en tavanda petrol ürünlerinin satış fiyatları neydi, şimdi dip yaptığı dönemde petrol satış fiyatlarınız nedir; o tavan ile dip arasındaki fiyat farkı nedir? Petrol ürünlerinin satış fiyatlarındaki, benzindeki, mazottaki taban fiyatı ile minimum fiyatı arasındaki satış farkınız nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Akova…

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kurtuluş Savaşı’mızın kazanılmasında en önemli kişilerden biri olan İsmet İnönü’yü yıpratmak için bir sürü yalan servis edilmektedir. Cumhuriyet düşmanı kesimlerin bu yalanları artık şehir efsanesine dönmüştür. İnönü için “Cami kapattı, yıktı.” deniliyor, asıl şimdi sizin iktidarınız AVM için cami yıkıyor.

Bir sorum var: Çankaya Merkez Camisi’nin İnönü ailesi tarafından finanse edildiğini biliyor muydunuz? İnönü ailesinin yapılmasını sağladığı Çankaya Merkez Camisi’nin yıkılması için bir plan yapılmakta mıdır? Çünkü, İnönü kendi birikimiyle cami yaptırmıştır, bu camiyi İnönü kendi şahsi parasıyla yaptırmıştır ancak dini siyasete alet etmemek için de bunu açıklamamıştır. Şimdi, mimari kimliğiyle öne çıkan bu Çankaya Merkez Camisi küçük diye yıkılmak isteniyor. Kim bilir bu alan kimlere rant kapısı yapılacaktır, neler yapılacaktır? Bunu sormak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akova.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, öncelikle eleştirilerimizi kötü niyetli yapmadığımızı, bazı yanlışları, yanlış uygulamaları düzeltmek amacıyla yaptığımızı belirteyim. Dolayısıyla, 1940’tan beri yapılan tamamlayıcı ödenek konusu, yedek ödeneklerin ve ödenek üstü harcamanın bu kadar anormal olması, ek bütçe gerektirdiği hâlde yapılmaması, bütün bunlar bunlara gerekçe olamaz. Bunları bir şekilde düzeltmek lazım, siz de bunun düzeltilmesi gerektiğini gayet iyi biliyorsunuz, sadece bu amaçla bunları yapıyoruz.

Ben şimdi bu Maliye Bakanlığı kesin hesabının 263’üncü sayfasındaki görev zararlarını sormak istiyorum. 2 milyar 800 ve 4,6 milyarlık, toplam 7 küsur milyarlık bu zararlar neyle ilgilidir? Onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarihte bugünler incelendiği zaman Türkiye’deki yolsuzluklara en büyük yardım ve yataklık yapanın Mehmet Şimşek olduğunu göreceklerdir.

Şimdi ben -biraz önce- bir şey soruyorum: Bu Çalık’ın üzerindeki ATV ve Sabah gazetesinin mülkiyetinin değiştirilmesi için Binali Yıldırım, Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 630 milyon dolar toplamış. Bunu diyorum ki vergi hukuku yoluyla incele. Diyor ki “Ortada bir delil yok.” Ben ihbar ediyorum; böyle bir şey var, bunu incele. Bunu veraset vergisine mi tabi tutacaksın, bu haraç mıdır, el mi koyacaksın? Onu şey et.

İkincisi, Bodrum’da 687 dönüm devletin en kıymetli arazisini Mehmet Cengiz ile Rixos otelleri sahiplerine 150 milyon dolara verdiler ve arkasından da gittiler Ziraat Bankasına, 180 milyon dolar aldılar. Şimdi, devletin en azından 1 milyar dolar civarında değeri olan bu arsasını niye bu kadar ucuz fiyatla veriyorlar? Devletin Ziraat Bankasından gidip buna kredi alıyor.

Daha çok şey var da söyleyeceğim, sırasıyla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, 2 tane sorum var, lütfen bu sorulara cevap verin.

Birincisi: 10 milyon 700 bin dolayında olan emekli vatandaşımızın maaşlarının yüzde 50 artırılarak yaşam koşullarının iyileştirilmesini sağlayacak mısınız?

İkinci sorum: İllerimizin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında en son il 81’inci sırada Muş’tur. Son on iki yılda Muş’un sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ileri gitmemiştir, daha da geri gitmiştir. Bu Muş ilinin ve ilçelerinin yolsuz, asfaltsız, elektriksiz, okulsuz köylerine niye hizmet götürmüyorsunuz? Şu anda ulaşılamayan köy var mıdır? Onu sormak istiyorum.

Antalya milletvekiliyim ama Anayasa’ya göre Türkiye’nin her yerinin milletvekiliyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaptan.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Müsaade ederseniz son sorudan başlayayım.

Sayın Kaptan’ın tabii ki Muş’un sorunlarına ilgi duyması bizi de sevindirir. Doğrusu, Muş’la ilgili olarak bizim dönemde yapılan hizmetleri ben çıkartırım. Şu anda kar veya başka bir sebeple hani erişimin zor olduğu bir köy var mı, bilmiyorum. Ama bütün o bilgileri valilikten talep eder, pazartesi günü gönderirlerse bana, kendisiyle paylaşırım. Ama Doğu Anadolu Kalkınma Proje’miz var, Muş onun merkezinde. Gerek altyapı gerek eğitim noktasında hiçbir ayrım gözetmeksizin hem doğuda hem güneydoğuda hem batıda birçok yatırım yaptık. Bunlara da tabii ki gerekeni yapacağız.

Bakın, bir rakam önüme geldi; sadece KÖYDES projesi kapsamında 2005-2014 yıllarında tahsis edilen ödeneğin coğrafi bölgelere dağılımı geldi bana. Burada, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 14 ilimiz var. Yani 2 milyar 25 milyon 59 bin 460 lira; bütün Türkiye’ye gönderilen paranın yüzde 22,3’ü yani Türkiye’de en çok para alan ikinci bölge. Birinci bölge Karadeniz, 2 milyar 636 milyon 62 diye gidiyor, yüzde 29,1. İkinci sırada Doğu Anadolu var, yüzde 22,3. Dolayısıyla, KÖYDES kapsamında, sizin bahsettiğiniz hususlar da KÖYDES kapsamına girer.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Doğu Anadolu’yu sormuyorum, Muş’u soruyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Muş da Doğu Anadolu’da olduğu için muhtemelen Muş da gereğinden fazla payını almıştır ama Muş’un da rakamlarını çıkartırım.

Şimdi, “Emeklilerimizin maaşlarını yüzde 50 artıracak mısınız?” diye soruldu. Ülkemizde imkânlar arttıkça emeklilerimizin maaşlarını artıracağız. Yüzde 50 değil, maaşlarını yüzde 250 ile yüzde 800 arasında artırdığımızı, bir önceki seansta, soru-cevap kısmında emeklilerimizle ilgili rakamları ben verdim.

Sayın Genç, Türkiye bir hukuk devletidir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Eğer bir yanlışlık yapılmışsa savcılar soruşturur, o konuda gerekeni yaparız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye incelemiyorsun? Maliye olarak niye incelemiyorsun?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ben dedikodu üzerine inceleme yapmam, dedikodu üzerine inceleme yapamam.

Şunu da söyleyeyim, hiç kimseye bir arazi verilmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bodrum’daki verilmemiş mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Türkiye’deki bütün satışlar ihaleyle yapılır, açıktır, şeffaftır, herkese açıktır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Siz de buyurun katılın. Dolayısıyla, o konuda en ufak bir tereddüt yoktur.

Sayın Kuşoğlu, ben eleştirilerinizi çok değerli buluyorum; Plan Bütçe Komisyonunda da çok faydalandım, bunu samimi olarak söylüyorum. Onun için, hiçbir şekilde eleştirinizde ben bir sıkıntı görmüyorum. Teşekkür ediyorum. Yapıcı yani rehberlik yapan; onun için çok da takdir ediyorum. Şimdi, ama bu tamamlayıcı ödenek meselesi hakikaten bütçe var olduğundan beri zaman zaman olan bir olaydır yani ilk defa bu dönemde olan bir durum değildir. Şimdi, sorunuza gelince, arkadaşlar çıkartabilirlerse bu “görev zararı” diye geçen kalemin dökümünü verecekler, ben sizinle herhâlde bir sonraki soru-cevap seansında paylaşırım memnuniyetle.

Sayın İnönü’nün yaptığı cami konusunda benim bir bilgim yok, cami yaptıysa Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz ama yıkılmak istendiği konusunda da herhangi bir bilgim yok. Eminim, muhatabı kimse oraya sorarsanız cevap verirler.

Akaryakıt konusuna gelince, şöyle, değerli arkadaşlar, akaryakıt konusu, bir, petrol ithal ettiğimiz bir üründür. Bu, şu demektir: Onun fiyatını kur belirler, sadece petrol, fiyatı belirlemez yani petrolü dolar cinsinden ithal ediyoruz. Kur, mesela, örnek olarak söylüyorum, 2008’de diyelim ki 1 küsurdur, şimdi 2 küsur olmuş, onu da dikkate almamız lazım. Ama şunu çok net olarak hatırlıyorum, verebilirim bu rakamı size, diğer detayları da sizinle paylaşırım, zaman açısından sınırlı kaldı: 2002 yılında 95 oktan benzinde vergi yükü yüzde 70’in üzerindeydi, şu anda, hâlâ, bu çok yüksek dediğiniz hâlde bile yüzde 64 civarıdır yani vergi yükünde bir artış olmamıştır. Tam aksine, aslında nominal petrol fiyatındaki, TL cinsinden varil başına petrol fiyatındaki artış benzinin litresindeki artıştan daha fazladır. Zaten bu da onu göstermektedir ama ben bütün rakamları detaylarıyla da çıkartıp size göndereceğim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Cari açık kapanacak.” tezinizi çürütüyor o zaman.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biraz önce HDP Grubundan İbrahim Binici konuşma yaparken “Kıbleniz para olunca cellat gibisiniz.” gibi ifadeler kullanmıştır grubumuza yönelik olarak. Sataşma dolayısıyla söz hakkı talep ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir saat geçti aradan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Zabıtlar ancak geldi.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Zaman aşımına uğradığı için…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben uyarmasam cevap da vermeyecektiniz siz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ya, siz ortaksınız Hocam!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …biz taş atana da gül atmaya çalışan bir geleneğin sahibiyiz. Burada da bunu yapıyoruz.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Çocuk öldürdünüz, daha çocuk!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O geleneği değiştirdiniz, dolar atıyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Zaman zaman attığımız gülün dikenleri batıyor olabilir ama gül atmaya çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O gelenek değişmiş.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – İkincisi, iktidar icraat yapar. İktidarın icraatı konuşur, dünyanın her yerinde ve ülkemizde muhalefet sadece konuşur ama zannediyorum konuşmasına bir icraat etkinliği katmak için…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Muhalefet sadece demokrasilerde konuşur.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –…bazen kelimeleri keskinleştiriyorlar ve daha can acıtıcı hâle gelmek için dil oyunları yapıyorlar. Tabii, dil oyunları yapma konusunda rekabete girersek söylenecek çok söz var ama biz o rekabete girmeyelim. Bu bütçeyi çıkartmak da bir icraattır. Sağ salim bütçeyi çıkartmaya çalışıyoruz. O yüzden boğazımızda dokuz boğum. Nasıl olsa millet yapılanı da görüyor, konuşulanı da görüyor.

İbrahim Bey kibar bir insan, zarif bir insan fakat çok kanlı canlı bir metinle gelmiş buraya. Gerçi grubumuza karşı konuştu ama başını da metinden kaldırmadığı için bir bakıma metne karşı da konuştu diye düşünebiliriz. “Kıbleniz para olunca” diyor, ben de bir kelime oyunu yapayım benzeri şekilde. “Kıbleyi acaba sadece para kelimesiyle birlikte mi hatırlıyor arkadaşlar?” diyebilirim mesele kelime oyunu ise. Tabii, bu da can acıtıcı olur.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – O seni ilgilendirmez!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – İkincisi, bu cellat mellat… Yani, bu kelimeler üzerinden konuşmaya başlarsak burada herkesin söyleyeceği o kadar çok söz var ki bunları hatırlatmamakta ve memleketin geleceği için, bir çözüm süreci için uhulet ve suhuletle yürümekte fayda var. Kanaatim o ki İbrahim Bey Kobani’den yeni gelmiş, öyle öğrendik.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Üç aydır, dört aydır…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Gelirken bu metni okumaya fırsat bulamamış. Ben eminim ki eğer metni bir kere okumuş olsaydı gelip burada en azından bazı kelimeleri telaffuz etmezdi diye düşünüyorum çünkü İbrahim Bey’in kişisel tarzıyla çok da uyuştuğu kanaatinde değilim.

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi B cetvelinin genel toplamlarını okuyup oylarınıza sunacağım.

B cetvelini okutuyorum:

(B) C E T V E L İ

                                                                                                                                                                               (TL)

      Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                               393.920.654.000,00

      Tahsilat                                                                                                                                    419.653.761.555,03

      Ret ve İadeler (-)                                                                                                                        42.311.550.554,27

      Net Tahsilat                                                                                                                               377.342.211.00,76

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi (B) işaretli cetveliyle beraber oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde (B) işaretli cetveliyle birlikte kabul edilmiştir.

Şimdi, 3’üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3- (1) 2013 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri toplamları arasında, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 19.932.920.827,73 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 1.506.018.294,19 Türk Lirası bütçe gelir fazlası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 247.144.461,36 Türk Lirası bütçe gelir fazlası,

gerçekleşmiştir.

(2) 2013 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gider fazlası 18.542.575.085,25 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2013 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, eğer bir bütçenin vergi gelirleri neredeyse yüzde 70 oranında dolaylı vergilerden oluşuyorsa, eğer bütçenin 12 milyarı özelleştirme gelirlerinden oluşuyorsa, eğer bir bütçede idari para cezalarından ve trafik para cezalarından dahi medet umuluyorsa, eğer bir bütçede yatırıma, üretime yeterince katkı verilmiyorsa, eğer Atatürk Orman Çiftliği’nde bir taraftan 16.500 ağaç kesilirken diğer taraftan 280 tır ağaç ithal ediliyorsa, israf varsa, denetim yoksa, hesap verilemiyorsa hangi dengeden bahsedeceğiz? “E, dengesizlik de bir dengedir.” diyorsanız, onu bilemeyiz.

Ağır ve üstü örtülemez vahim iddialar var. Burada sayın milletvekilleri defaatle bu yolsuzlukla ilgili iddiaları dile getiriyor, sayın bakanlar “Bunlar iddiadır.” diyor. E, bunlar yenilip yutulmayacak, altında kalınmayacak vahim iddialar. 630 milyon Türk liralık medya için havuz oluşturulduğu, salma salındığı iddia ediliyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dolar, dolar.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Dolar… Siz bunları “Bunlar iddiadır.” diyerek geçiştiremezsiniz. Maliye Bakanı olarak ne yaptınız? Üzerinize düşen vazifeler var, Hükûmet olarak ne yaptınız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yaptılar, muhasebe hesaplarında düzeltme yapabilmek için kanun çıkarttılar.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bunların cevabını vermek zorundasınız. Artık, kesinlikle, halkta ve bizlerde uyanan kanaat, bu yolsuzluk iddiaları birer gerçektir; bir cürmümeşhut hâline dönüşmüştür.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 200 milyon dolarını da Ziraat Bankasından kredi olarak aldılar paraları çıkmadığı için, bir telefonla.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Evet.

Şimdi, hesap veremeyen, hesap vermekten kaçan bir iktidarın kesin hesabı sağlıklı olabilir mi? Tamamlayıcı ödeneklerle ilgili sorular soruluyor, cevap alınamıyor; yatırımları hızlandırma ödenekleriyle ilgili bilgiler soruluyor, cevap alınamıyor. Eğer bu soruların cevabı alınamıyorsa bu kesin hesap nasıl görülecek veya şeffaflık, saydamlık nasıl sağlanacak? İlla hesap sorma meselesi değil, bir de şeffaflık var, bilgi almak istiyoruz. Demek ki, dengede, Hükûmetin iki yakası bir araya gelmemiş, dağılmış, dün de değimiz gibi Hükûmetin şakulü kaymış.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay denetimi diyoruz. Değerli Komisyon üyesi arkadaşımız Sayın Bilgiç, bütçenin ilk görüşme gününde -ben çok iyi hatırlıyorum- konuşmasında “Muhalefet yanlış şeyler söylüyor ‘Efendim, Sayıştay denetim yapmıyor.’ diyor.” dedi. Muhalefet “Sayıştay denetim yapmıyor.” demiyor. Sayıştayın denetim raporları Meclise getirilmiyor ve Sayıştayın denetim yapma imkânları kısıtlanıyor, dediğimiz bu. Bizim söylediğimiz doğru, iktidar mensuplarının söylediği yanlış.

İşte “Ödenek üstü harcama, bakanların yetkileri dâhilinde kullanılmıştır.” diyor. Bana birisi anlatsın bakalım, 5018 Sayılı Kanun’da hangi bakana ödenek üstü harcama yetkisi verilmiş? Ödenek üstü harcama yetkisi diye bir şey de yok. Onun istisnası, millî savunma ve güvenliğe ilişkin hususlarda yüzde 15 ödenek üstü sarfiyat yapılabileceği öngörülüyor, ödenekler sınırlarında bu yetkilerin kullanılacağı ifade ediliyor yani iktidar sahiplerinin bunları da bilmemesine doğrusu hayret ediyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi, rant ve yolsuzluk üçgeninde ülkenin temel meselelerini bırakmış, günübirlik idareimaslahatla hareket ediyor ve temel sorunlar da derinleşerek devam ediyor. Ülkemizin kaynakları, milletimizin refahı, huzuru ve kalkınması için değil, bir avuç yandaşın zenginliği ve kendi çıkarları için kullanılmaktadır. Kamu harcamalarında bir denetim olmadığını defaatle de belirtik.

Bütçenin bir ayağı harcama yetkisi ise diğer ayağı da denetimdir. Hükûmete harcama yetkisi veren Meclis, aynı yetkinin devamı olarak harcamaları denetleme yetkisini de haizdir. Bu anlamda bütçe hakkı, aynı zamanda bir denetleme hakkıdır; yetkiyi veren, aynı zamanda denetim hakkına da sahiptir ancak yetkiyi ben alayım, hiçbir şeyden de sorumlu olmayayım. Her konuda olduğu gibi, Hükûmet her şeyde muktedir görüyor kendisini, “Ben her şeye muktedirim, her şeyi yaparım, her şeye yetkim var. Ben millî iradeyi temsil ediyorum.” diyor. Millî iradeyi de temsil etmiyor da… Millî irade bir küldür, bütündür, bir bütün hâlinde temsil edilir. Fakat her şeye yetkili gören Hükûmet, kendisini de hiçbir şeyden sorumlu görmüyor. Yetkiyi kullanan, aynı zamanda sorumludur.

Meclis adına, millî irade adına denetimleri Sayıştay yapıyor. Sayıştay sadece bir denetim mekanizması da değil, aynı zamanda Türkiye'nin demokratik ve şeffaf niteliklerini de ifade etmesi gereken bir kurumdur. Sayıştayın etkin bir denetim süreci ortaya koyabilmesi yolsuzlukları büyük ölçüde engelleyecektir. İşte, bu yaşadığımız süreçte, maalesef, Sayıştayın pasifize edilmesi ile yolsuzluk hadiselerinin bir yanardağdan fışkıran volkanlar gibi ortaya çıkması arasında da bir paralellik vardır. O yüzden, diyoruz ki: Bir yerde etkin denetim yoksa yolsuzluk vardır. Bu, “2; 2 daha 4 eder” bir kuraldır.

Bir yıldır tartıştığımız ancak kökleri on iki yıllık geçmişinden de evveline, 1990’lı yıllara kadar giden… Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekleyen dokunulmazlık dosyalarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi faaliyetleriyle ilgili raporlarda, açık açık, bir cürüm işlemek amacıyla suç teşekkülü oluşturulduğu ortaya konulmuş, bunlar bekliyor. Ee, peki, bunlar konuşulmazsa, bunlar yargıya gitmezse, bunlar denetlenmezse bunlar bir yanardağın volkan patlamaları gibi devam edecek demektir.

Yolsuzlukların ortaya çıkmasını istemeyen Hükûmet, on iki yıldır Sayıştayı bir tabela kurum hâline getirmek için çabaladı. Örneğin, 1996 yılından 2010 yılına kadar kamu kaynaklarının kullanımında performans denetimi de yapan Sayıştay, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’yla yüzeysel bir performans ölçümüne indirgendi, kanunuyla yüzeyselliğe indirgendi.

Yine, kamu kaynaklarıyla kurulan belediye şirketlerinin Sayıştay denetiminden kaçırılması da bu niyetin bir ürünüdür. İktidarın tek hedefi, hesapsız, kitapsız bir şekilde denetimden kaçarak harcamaktır. “Ben harcamaya yetkiliyim, istediğim gibi de harcarım.” ama sorumluluk yok, denetim yok, şeffaflık yok; o zaman, yolsuzluk vardır, kirlenmişlik vardır ve bugüne kadar konuştuğumuz sorunlar vardır.

Şimdi, AKP neden bu yaklaşım içerisinde? Demek ki kamuoyunun bilmesini, milletin bilmesini istemediği bazı faaliyetleri var. Madem sen millî irade adına görev yaptığını iddia ediyorsun, madem millî iradeyi temsil ettiğini söylüyorsun, yaptığın faaliyetleri neden milletten gizliyorsun, saklıyorsun, açık açık bunların hesabını veremiyorsun? Kaç defadır soruyorum Maliye Bakanına: 2012 Hazirandaki Başbakanlık Genelgesi’yle devlete ait, devletin hüküm ve tasarrufundaki gayrimenkullerin satışı, kirası, devri, irtifak hakkı tesisi gibi işlemlerin Başbakanın uhdesine alınmasının amacı nedir? Bugüne kadar sonucu nedir? Kaç talep bekliyor, kaç talep geldi? 50 defa soruyoruz, Maliye Bakanlığından ve Hükûmetten cevap alamıyoruz. Burada işte apse var değerli arkadaşlar, burada kirli ilişkiler var. O yüzden cevap da veremiyorsunuz. İddia ediyorum, burada yolsuzluk var. Bu iddiaların altında da kalmaya mahkûmsunuz, bunların pek çoğu da iddia değil, tespite dönüşmüş durumdalar.

Diğer görüşlerimizi de bundan sonraki maddelerde dile getirmek üzere hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Özdal Üçer.

Buyurunuz Sayın Üçer. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Değerli arkadaşlar, sizleri grubumuz adına saygıyla selamlıyorum.

Bütçenin gelir-gider dengesi üzerinde konuşuluyor. Tabii, rakamlarla dengeleri kâğıt üzerinde sayabilmek ya da onu hesaba oturtabilmek mümkün ama gelir-gider dengesinin toplumun dengesini ne kadar bozduğunu düşünmek üzerinde biraz kafa yormak lazım. Kâğıtlar üzerinde milyarlarca liralık bütçenin gelir-gider dengesi oturtulmuş ama bu ülkede aç yatan insanlar varken akşam yemeklerinde devletin kamu olanaklarını kullanarak, misafirhanelerini ya da kamu bütçesini kullanarak milyonlarca lira harcayıp kendi çocuklarını doyuranlar da var. Tabii, kendisi tokken açın hâlini anlamayanlar, devlet gücüyle, iktidar gücüyle, hiçbir emek vermeden kendi çocuklarına yatlar, katlar, kotralar, şilepler alanlar var ama kendi çocuklarına oyuncak gemi alamayanlar da var. Şimdi, bu dengesizliği kâğıt üzerinde nasıl oturtacaksınız bilmek lazım. Çadırlarda yaşayan aileler var ama 1.001 odalı sarayı olan başkanlar da var. “Bu saraylarda kimleri konuk ediyorlar kardeşim?” deyip daha sonra o kardeşlerine ilişkin nasıl hamleler yapıyorlar, nasıl dengesiz duruşlar sergiliyorlar, bunları tartışmak lazım.

Bu toplumsal dengesizlikleri saymak günlerimizi alır. Eğitim bütçesiyle ilgili dengesizliği, sağlık bütçesiyle ilgili dengesizliği, Adalet Bakanlığı bütçesiyle ilgili, ticaretle ilgili, turizmle ilgili, sanatla ilgili…Yani, milyonlar, milyarlar havada uçuşuyor ama halk gariban, perişan. Milyonlarca kredi kartı borçlusu var, milyonlarca insan geçim derdi çekiyor, elektrik faturasını ödeyemedi diye elektriği kesilen on binlerce, yüz binlerce aile var ama elektrik şirketi kurup milyonlarca liralık bütçeyi HES’ler ya da HES şirketlerine ortaklık yaparak kazanan siyasiler var. E tabii, milyarlarca lirayı havada uçuranların kıblesiyle ilgili bizim birtakım söylemlerimiz olacak. Yani “‘Kıble’ deyince aklımıza para mı geliyor, ‘Kıble’ deyince para mı anlıyoruz?”u tartışmak da çok etik değil.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Böyle bir söylem olur mu ya?

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Kıble ile parayı karıştırma ya!

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, temiz dile davet ediniz.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Kıblenin ne olduğunu bilseydiniz, eğer kıbleniz doğru olmuş olsaydı bu Hükûmetiniz süresi içinde milyarlarca lira havada uçmazdı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Nasıl konuşuyorsun ya? Bu nasıl bir…

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sadece yazıklar olsun ya!

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Size yazıklar olsun.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Yakışmıyor kardeşim ya!

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Siz çıkıp da “Kürsüde her sözü söyleyeceğiz, kimse bize itiraz etmesin.” diyorsanız “Yazıklar olsun.” kelimesinin “Kıbleniz doğru değildir.”den daha ağır olduğunu bilmek zorundasınız.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bütçeyle ilgili konuş varsa.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Daha ağır olduğunu bilmek zorundasınız.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Hiç yakışmadı.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Ve “Biz istediğimizi söyleriz. Siz bize hiçbir şey söyleyemezsiniz.” diyorsanız onu da siz varın, kendi kendinize hüsnükuruntu edinin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Onu siz diyorsunuz.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Biz doğruyu söylüyoruz. Muhalefetin işi de zaten budur. Demokrasi sistemlerinde aklı olan bilir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ama hakaret etme.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Aklı olan haklı bulur. Biz bu konuda… Demokrasi sistemlerinde elbette muhalefet konuşur, önerir, eleştirir ve bu değerlendirilir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Konuş kardeşim, hakaret etme.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Söylediklerimin içerisinde hakaret içeren hiçbir şey yok.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Nasıl yok? “Kıbleniz” diyorsun ya.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya, teşbih var, teşbih. Çıkar, cevap verirsiniz. Ne öyle laf atıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Sayın Başkanım, süremin, arkadaşlar konuşma yapacaklarsa…

BAŞKAN – Siz devam ediniz.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Temiz dile davet etme hakkımız var.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Ama sizin de sorumluluğunuz Genel Kurulu beni dinlemeye yönlendirmek.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ama temiz bir dil kullan.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Başkana görev mi öğreteceksin?

BAŞKAN – Sayın Üçer, siz kendinizi dinletiniz.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Sayın Başkan, arkadaşların… Eğer hukuktan bahsediyorsak sayın hatip çıkıp “kıble” ve “para” kelimesini gerekçe yapıp söz istedi. Ben de aynı gerekçeyle söz isteyecektim, bana söz vermediniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İstemedi, istemedi, söz istemedi Başkanım.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - Ben bu tutumunuzun da antidemokratik olduğunu, bana söz yetiştirmek yerine Genel Kurulu hatibi dinlemeye yönlendirmenizin daha doğru olacağını düşünmekteyim. Lütfen Meclisi…

BAŞKAN – Sayın Üçer, o konuşmayı siz yapmadınız.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Evet, ama…

BAŞKAN - Burada, konuşmanın muhatabı orada dururken sizin söz isteme hakkınız pek olmaz zannımca.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Grubumuzu genelleyerek…

BAŞKAN - Şimdi, siz konuşuyorsunuz, buyurunuz.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Sayın Başkan, grubumuzu genelleyerek şey yaptıkları için…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Özdal Bey, konuşmanızı yapın.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - Evet, ben konuya dönmek açısından yeni bir giriş yapayım.

Şimdi, bütçenin gelir ve gider dengesinin hesaplar üzerinde, kâğıtlar üzerinde birleştirilmesinin mümkün olduğunu görebiliyoruz tabii. Maliye Bakanımızın da en büyük başarısı aslında bu, kâğıt üzerinde bir başarı.

Şimdi, eğitim bütçesine bakın. Öğretmenler memnun değil -eğitim bütçesinin ana hedefi öğrenciye iyi eğitim sunmak- öğrenciler memnun değil, idareciler memnun değil. Peki, eğitim kurumunda üç hedef kitleniz vardır: Öğrenciler, eğitim emekçileri -öğretmenler, bütün eğitim emekçileri- ve idareciler. Bunların hiçbiri memnun değil ama eğitimle ilgili özel şirketlerin, servislerin, efendime söyleyeyim, güvenlik şirketlerinin memnuniyeti üst düzeyde.

Sağlıkta, yine, hastalar memnun değil, hasta yakınları memnun değil ama kendi çocuklarına özel hastane kuranlar, ona tıbbi cihaz satanlar, ilaç deposu sahibi olanlar memnun. Böylesi bir dengesizlik kabul edilebilir bir şey midir?

İlaçtan bahsetmişken; adaletten bahsediyorsunuz, doğrudan bahsediyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı çıkıp “Kobani, Cizir, Afrin kantonları birleşirse çok büyük bir tehlike olur.” diyor. Bu ne öngörüsüzlüktür, bu ne yanlış bir anlayıştır; yanlış bir düşmanca zihniyettir!

Bugün güney Kürdistan Federal Bölgesi’yle dünyada en kârlı ticareti yapan Türkiye’dir. Peki, güney Kürdistan federal yönetimi olmadan önce Sayın Barzani, Sayın Talabani bu ülkeye geldiğinde medyada ne kadar hakaret edildiğini hatırlasanıza, neler neler söyleniyordu. Ama bugün Türkiye'nin en büyük ticari ilişkisi orayla ve Türkiye'nin en kârlı ticari ilişkisi orayla. Yarın bu, Kobani için de mümkündür, Cizir için de mümkündür, Afrin için de mümkündür ama şu an Kobani’de IŞİD vahşetinden kaçmak zorunda kalan çocuklar eğer orada Nazi kamplarını aratmayacak AFAD çadırlarında ölüme terk ediliyorsa yarın onların yüzüne bakabilecek miyiz, bunun tartışılması lazım. Biz aynı coğrafyada birlikte yaşayacağız. Bu çocuklar perişan, sadece Kobani çocukları değil, sadece Kürtler değil, oradan gelen halkların hepsi, 2 milyon insan mülteci ve sen mültecilik yasasını bile kabul etmemişsin. Sadece senin gemilerinde 3.600’ü aşkın insan, bu ülkeden kaçmak, Avrupa’ya mülteci olmak için giderken insan kaçakçılarının avı olmuş, denizde boğulmuş ve onların etini balıklar yemiş; İstanbul’da balıklar avlanmış, İstanbul’un dört başı mamur restoranlarında balıklar servis edilmiş milyar dolarlarca, hangi saraylarda kimlere ikram edilmiş. Bu dönemde o balıkları yemek neleri neleri anımsatır, çağrıştırır insana. Şimdi, bunları düşünmeyeceksiniz, göç idaresinin bütçesini, AFAD’ın bütçesini yolsuzluklara havale edeceksiniz, konteynerler Van’da çürüyecek, 10 bin konteyner Van’da çürütülecek, bekletilecek ve orada Suriye’den gelen Kürt, Arap, Asuri mülteciler için siz çadırı bile çok göreceksiniz. Bu mudur gelir-gider dengesi? Bir devlet, devlet olmanın gereği ne olursa olsun, kendi gücünü göstermek istiyorsa bile bunu yapmak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - Eğer birileri ölsün, birileri yaşasın ve bunun adı da denge olur diyorsanız varın siz istediğiniz gibi düşünün, halk gereken yanıtı gerektiği zaman verecektir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Üçer konuşurken AFAD kamplarını Nazi kamplarına benzetmiştir. Bu benzetme doğru, haklı bir benzetme değildir. Nazi kamplarının ne olduğuna ilişkin Sayın Üçer’in de bilgisinin olması gerekir. AFAD’ın yapmış olduğu kamplarda insanlar, 2 milyona yakın göçen Suriyeliye aş vermeye çalışıyorlar; yiyecek, giyecek vermeye çalışıyorlar. Orada onların hayatlarının idamesi ve Suriye’deki vahşetten kurtulup hayatlarını sürdürebilmesi için bir imkân sağlamaya çalışıyorlar. Birleşmiş Milletlerin Türkiye'nin yapmış olduğu bu çalışmalara yönelik övgü dolu açıklamaları vardır. Sayın Üçer o kampları ümit ederim ziyaret etmiştir. Ettiyse oradaki kampların durumuna ilişkin bu benzetmenin yanlışlığını kendisi de görecektir, ancak bu benzetme biraz siyasal bir arzuyla dili keskinleştirme ifadesinin bir neticesi olabilir. Bunu arz etmek için söz aldım.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Meclisi doğru bilgilendirmek açısından ben kısa bir söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN - Söyleyiniz efendim, söyleyiniz, tutanaklara geçsin.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum. Herkes tarafından da biliniyor ki 2 milyonu aşkın insan o sınırdan ülkemize gelmiş bulunmaktadır. AFAD’ın o “misafirimizdir” denilen insanlardan sadece 14 binini barındırdığını devletin resmî makamları ifade etmektedir ve Kobani için bu sayı böyle. Geriye kalan 2 milyonun üçte 2’sinden fazlasının akıbetinin ne olduğunu AFAD bile bilmiyor ve burada şu soruyu sorarsak AFAD’ın Nazi kampından farksız olmadığını görmek mümkündür. Neden milletvekillerinin görmesine izin verilmiyor? Orada gizlenmeye çalışılan şey nedir? Neden orada insanlara onuru rencide edici tutumlar sergileniyor? İnsanın onurunu rencide eden şey Nazi’dir, Nazi politikasına benzer. Bazen ölmek yaşama tercih ediliyor ya, insanların çoğu ölmeyi tercih ediyorlar. Neden? Çünkü kendi onurunu ezdirmek istemediği için. İnsanların büyük bir çoğunluğu… Depremde de aynısı oldu, AFAD’da. Bir çok gence gidip söylüyorduk. Gençler diyordu ki: “Keşke ben depremde kurtulmamış olsaydım, keşke ben ölmüş olsaydım, bu günleri görmemiş olsaydım.”

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Bizler bu tür diyalogları gören insanlar olarak bu şekilde söylüyoruz. Yoksa söz sanatı yapmak gibi bir gayemiz yoktur, gerçekleri söylemekten başka.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, tek cümle, kayıtlara geçsin.

Sayın Üçer kesinlikle Nazi kampının ne olduğunu bilmiyor, kesinlikle bilmiyor.

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu.

Buyurunuz Sayın Ediboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, bütçe dengesi üzerine konuşmak için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılında olduğu gibi 2014 yılı da durgunluğun, enflasyonun, işsizliğin ve borçların tırmandığı bir yıl olarak bitmek üzeredir. 2015 yılındaysa vatandaşımızı bu basiretsiz ekonomik anlayış ve öngörüsüz dış politika nedeniyle benzer ve zor günler beklemekte.

2014 enflasyon hedefini yüzde 5,3 olarak öngören iktidar, neredeyse 2 katı gerçekleşen enflasyon karşısında ücret artışlarını frenleme yoluna gitmiş ve çalışanları enflasyona ezdirmek durumunda kalmıştır.

2015 yılında, çalışanların ücretlerinde ilk altı ayda yüzde 3, ikinci altı ayda yüzde 3,63 oranında artış yapılması da öngörülmektedir. Yani daha bugünden, kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin gelirleri enflasyon karşısında erimiş durumdadır.

Sosyal ve ekonomik sorunların en tehlikelisi olan işsizlik giderek yükselmekte, fiilî işsizlik yüzde 17’leri aşmış, işsiz sayısı ise 5,5 milyonu geçmiş durumdadır. 2013 yılı itibarıyla resmî rakamlara göre 20 milyon civarında insanımız yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Bütün bu veriler Türkiye'nin durumunu gözler önüne sermekte, yokluğun, yoksulluğun, işsizliğin ve dışa bağımlı ekonominin resmini çizmektedir.

Değerli milletvekilleri, bütün bu yolsuzluk, hırsızlık, işsizlik, ayrıca ekonomik olarak devlet ve halkının sıkıntılı bir süreçten geçmesinin yanında, özel olarak seçim bölgem Hatay’da esnaf, tüccar, sanayici, köylü, turizmci, nakliyeci, ihracatçı, çiftçi, emekli, ev kadını, öğrenci, üniversiteli işsiz gençler, atanamayan öğretmenler, taşeron işçiler, yoksul halk kesimleri AKP Hükûmetinin dışa bağımlı ekonomi ve sıfırcı dış politikası nedeniyle âdeta sıfırı tüketmiş, kan ağlamakta. Erzin, Dörtyol, Payas, İskenderun, Arsuz, Belen gibi ilçelerimizde narenciye para etmiyor, portakal, mandalinalarımız dalında çürümeye terk edilmiş. Bu ilçelerimizde nakliye sektörü ve demir çelik sanayisi Orta Doğu'daki yanlış politikalarımız nedeniyle can çekişiyor, ihracatta büyük sıkıntılar var, işsizlik hızla artıyor, esnaf kepenk kapatıyor. Bölgede çok sayıda yazlık ev bu sorunlar nedeniyle birkaç yıldır kapalı, yazlıkçılar evlerine gidemiyor, turizm sektörü zararda. Durumun daha vahim olduğu Amik Ovası’nda yetişen binlerce ton pamuk, geçen yılki fiyatın yarısına dahi satılamıyor. Dolayısıyla, Reyhanlı, Kırıkhan, Kumlu, Hassa gibi ilçelerimizde 300 binden fazla vatandaşımız borç batağı içinde yüzmekte, gelecek yıl tarlalarını ekmemeyi bile tartışır hâle gelmişler. Reyhanlı, Altınözü, Yayladağı ilçelerimiz Suriyeli sığınmacıların istilası altında Hükûmetten gördükleri korumacı anlayış nedeniyle başta bu 3 ilçemiz olmak üzere Suriyelilerin yüzlerce iş yeri açması, ticaretle uğraşmaları nedeniyle de bölgede binlerce vatandaşımız işsiz kalmış durumda. Hatay’da bulunan, Türkiye'nin en büyük tır filoları sınırların kapalı olması nedeniyle işsiz kalmış, Antakya’da devasa satılık tır pazarları oluşmuş. Antakya’nın ticaret merkezi tarihî Uzunçarşı esnafı ekonomik durgunluk nedeniyle kepenk kapatma durumuna gelmiş, ekonomik durgunluk yetmiyormuş gibi, şehir merkezine açılan 2 tane AVM ve yine Suriyelilerin ruhsatsız işyeri açmalarına göz yumulması küçük esnafımızı bitirmiştir.

Bir zamanlar Türkiye’nin önemli yaş sebze meyve üreten ilçeleri Defne ve Samandağ’da üretim durma noktasında, buna bağlı olarak nakliye sektörü de yok olmayla karşı karşıyadır.

Sonuç olarak, son dört yılın faturası emeğiyle geçimini sağlamaya çalışan Hatay halkına çıkmış, gelir hızla gerilerken, ilimizde para kazanacak sektör maalesef ki sadece ve sadece kaçakçılık olmuştur; evet, sadece kaçakçılar Hatay ilimizde para kazanır hâldedir.

Hataylı hemşehrilerimi aylardır çileden çıkaran ilginç bir konu da bir süredir çözümlenemeyen elektrik kesintileri. Trafolardaki kedi yuvalarının bir an önce yok edilmesini istiyorlar.

Değerli milletvekilleri, bir önemli konudan daha bahsedeceğim. Türkiye, izlediği taşeron dış politika nedeniyle Pakistanlaşmaya, Hatay ise Peşaverleşmeye adım adım sürükleniyor. Birazdan yapacağım karşılaştırmada nasıl da benzerliklerin olduğunu göreceksiniz.

Bildiğimiz gibi daha geçen gün Pakistan Peşaver'de bir okul baskınını haberlerde izledik. Bu baskında Taliban militanları, bir askerî okulda 500 -çoğu çocuk- öğrenciyi rehin aldı. Bu baskında da 150 -yine çoğu çocuk olmak üzere- çocuğu katlettiler.

İnsanlık dışı Taliban, Afganistan iç savaşı sırasında, hem de Pakistan’ın kucağında doğdu, bunu biliyoruz; tıpkı ÖSO’nun yani Özgür Sureyi Ordusu’nun Türkiye’de doğduğu gibi. Pakistan'ın basiretsiz, öngörüsü olmayan siyasetçileri tarafından kurulmasına yardım edilen Taliban, çatışmalar sonunda Yontma Taş Devri’ne dönen Afganistan’da iktidar da oldu bir dönem. Ortaçağ’da bile olmayan baskıcı uygulamalara imza attı Afganistan’da. Tıpkı bugün Suriye’de sözde ÖSO gibi ılımlısı, IŞİD, Nusra gibi radikali olan örgütlerin kendi kontrolündeki bölgelerde yaptıkları uygulamalar gibi.

Zamanın Pakistanlı yöneticileri, ABD’nin başrol oyunculuğunda komşuları Afganistan’da rol kapmak istediler. Tıpkı Orta Doğu’da rol kapacağız diye Türkiye’deki stratejik derinliği olmayan, bir koyup üç alacağız kolaycılığı ve Neoosmanlı soslu sığ politikalar gibi.

Afgan iç savaşı nedeniyle Pakistan'a milyonlarca mülteci yerleşti, tıpkı Türkiye'ye taşınan 2 milyon Suriyeli ve Iraklı sığınmacı gibi. Başta Taliban olmak üzere birçok silahlı örgüt kümelendi Pakistan'ın kuzeybatı topraklarına, onlarca ülkenin istihbarat örgütünün ajanları da cirit attı yıllarca o topraklarda, tıpkı Türkiye'nin güney sınırlarına yerleşen terör örgütleri ve çeşitli ülkelerin ajanlarının güney illerimizde cirit attıkları gibi. Bu süreçte Pakistan iç barışını yitirdi, toplumsal düzeni altüst oldu, eğitim sistemi çöktü. Eğitim, radikal örgüt ve cemaat tipi örgütlerin kendi siyasal amaçlarına uygun duruma getirildi. Okullardan bilim yok edildi, hurafe egemen kılındı, tıpkı Türkiye’de bugün yaşadığımız süreç gibi. Tüm bu olanlar yüzünden Pakistan ekonomisi altüst oldu. Yolsuzluk her geçen gün arttı, Afganistan sınırı yolgeçen hanına döndü, güvenlik ortadan kalktı, tıpkı bugün Türkiye'de yaşanan süreç gibi.

Pakistan güvenlik güçleri, ülkesinde yuvalanan Taliban teröristlerine karşı operasyon yapması neticesinde Taliban güçleri son Peşaver saldırısını öç alma adına gerçekleştirdi. Bu saldırı Pakistan'da Taliban örgütünün gerçekleştirdiği terör saldırılarının sadece sonuncusu ve devam edeceği de herkesçe biliniyor. İşte, Pakistan gibi koca bir ülke terör üssü olmanın bedelini çok ağır ödedi yıllar boyunca. Bu da gösteriyor ki Pakistan, komşu ülke Afganistan'ın iç işlerine karışmanın bedelini çok ağır ödemekte, ödemeye devam da edecek gibi görülmekte.

Değerli milletvekilleri, Pakistan'da yaşananlar Türkiye'ye ders olmalı ancak ders alacak yetkin bir dış politika uygulamasını ne yazık ki bu Hükûmette göremiyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu kürsüden tarihe not düşme adına Hükûmeti uyarıyorum: Suriye, Türkiye'nin Afganistan'ı olma yolundadır; dolayısıyla Türkiye de Pakistanlaşma yolunda ve benim güzel ilim Hatay da Peşaver olma yolunda. Cilvegözü, Reyhanlı patlamaları ve istihbarat sayesinde engellenen birçok terör eylemi bunun açık işareti.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda bölgemizde yaşananlar maalesef Pakistanlaşma ve Peşaverleşme tespitimi doğrulamaktadır. AKP Hükûmetinin dışarıdan dayatmayla aldığı eğit-donat projesiyle örgütlerin eğitilip donatılması geri dönüşü olmayan bir yoldur, gelin bu çıkmaz yoldan bir an önce geri dönün. Çünkü IŞİD, Nusra ve El Kaide gibi, kadın, çocuk, yaşlı, sivil demeden öldüren, elleri titremeden kör bıçaklarla kafa kesen teröristler ile Hama İkrime’de ilkokul öğrencilerini katleden ÖSO gibi sözde ılımlı teröristlerin hiçbir farkı yoktur. Daha bugün CIA’nın açıklaması basına düştü, eğitip donattıkları 2 bin ÖSO militanının IŞİD saflarında savaştığını bugünkü haberlerden okuyabilirsiniz. Daha önce de ÖSO’ya gönderdiğimiz silahların IŞİD’in eline geçtiğini de defalarca haberlerde okuduk.

Emperyalistler kendi çıkarları için İslam ülkelerini bölüp parçalamakta, bölgeyi istikrarsızlaştırmakta, sömürgeleştirmekte, bir varil petrol için 10 binlerce insanın kanı akıtılmaktadır. Gelin bu konuda ABD’nin ve İsrail’in değirmenine su taşımayalım, bunun vebali büyüktür. Bu nedenle, Atatürk’ün bağımsız akılla ortaya koyduğu “Yurtta barış, dünyada barış.” anlayışına ivedilikle gereksinim vardır. Atatürk’ün ortaya koyduğu bu anlayışa dönüş hem ülke barışı hem de bölge barışı için önemlidir.

Son olarak şu gerçeği de açıklamak durumundayız: Bölgede emperyalistlerin çıkarları için Truva atı olmak ne bölge halkları için ne de Türkiye halkı için hiçbir yarar sağlamaz, tarih bu gerçeği bizlere defalarca göstermiştir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ediboğlu.

Şahsı adına Tunceli Milletvekili Kamer Genç.

Buyurunuz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi, denge kanunu üzerinde söz almış bulunuyorum şahsım adına. Hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Hükûmet 2007 yılına kadar ek ödenek için kanun çıkarıyordu fakat 2007’den sonra ek ödenek için kanun çıkarmıyor ve ödenek üstü harcama yapıyor. O zaman, bütçeye ne gerek var? Niye çıkarmaktan vazgeçtiniz? İşte, Maliye Bakanına soruyorum. Çünkü diyor ki: “Yahu, arkamızda zaten 330 milletvekilinin parmağı var, biz her türlü kanunsuzluğu da yaparız, usulsüzlüğü de yaparız, yolsuzluğu da yaparız ama bu grup zaten bizi aklıyor, niye kanun çıkaralım, yorulalım?” Yani burada arkadaşlar, bir bütçe müzakere etmiyoruz, gerçekten, tamamen -bütçenin tümü üzerinde yaptığım konuşmada da- Tayyip Erdoğan’ın ve ailesinin bütçesini müzakere ediyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlar, ben bir iki tane suistimal iddiasını söyleyeyim. Bakın, Halk Bankası “Meksan” adındaki bir şirkete bir kredi veriyor ve karşılığında Pendik Ballıca köyünde 5 milyon metrekarelik arazi alıyor. 2009 yılında bu Meksanın iflasını istiyor, Halk Bankası 137 milyon alacağını tutuyor –bu teminatı paraya çevirmesi gerekirken- getiriyor, “Akabe” diye bir şirkete 27 milyon liraya devrediyor, teminatı da devrediyor. Yani teminatı paraya çevirse o parayı alacak. Bu Akabe’nin ortakları kim? Abdullah Tivnikli ve Topbaşlar. Şimdi, bunlar da bunu alıyorlar, bilirkişiye değerini tespit ettiriyorlar, 195 milyon değeri var fakat sonradan bunu bir güvenilir maden şirketi kanalıyla satıyorlar 110 milyon liraya. Yani böylece devlet, Halk Bankası burada 110 milyon alacağından vazgeçiyor. Bunu tabii, ayrıntılı anlatmak da istemiyorum, izah edebilirsiniz.

Peki, Sayın Bakan, yani bu 110 milyon Halk Bankası alacağını bu suretle bir özel şirkete devrediyor ve vazgeçiyor. Bunu kim araştıracak? Bize diyorsunuz ki: “Savcılara gidin.” Ya, savcı görev yapmıyor ki, Sayıştay görev yapmıyor ki kardeşim.

Şimdi, Çalık’tan bir adam getirdiniz, Sayıştay Başkanı yaptınız. Adam, Sayıştay Başkanlığı dışında her şeyi yapıyor kardeşim, tamamen sizin emrinizde. Raporlar geliyor, o inceleme komisyonunda, ne kadar usulsüzlükler varsa hepsi çıkarılıyor, ondan sonra öyle geliyor. Demin sordum, Bodrum’da 687 dönümlük çok kıymetli bir arsa, 1 milyar dolar değerindeki bir arsa getiriliyor Rixos Oteliyle Mehmet Cengiz’e 150 milyona veriliyor.

Arkadaşlar, bu Özelleştirme Yüksek Kurulu başlı başına bir suistimal kaynağı. Kanun tanımıyor, denetime tabi değil, üyelerinin her birisi bir yerde yönetimde, büyük maaşlar, paralar alıyorlar, denetimi yok. Bunların yaptıkları da denetim değil ve bu… Bakın, 1 milyar liralık o araziyi 150 milyona satıyorlar, hemen iki gün sonra gidiyor, Ziraat Bankasından 180 milyon dolar kredi alıyor. Yahu, devlet bu kadar hor kullanılabilir mi arkadaşlar? Böyle bir şey olur mu? Yani devleti talan ettiniz, talan ettirdiniz.

Şimdi, biraz önce ben size yerimden söyledim. Geçmişte bugünleri inceleyenler Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu ülkede yapılan yolsuzlukların ve suistimallerin tamamen yardım ve yataklık eden kişi çünkü Tayyip Erdoğan’ın bütün keyfîliklerine siz şey ediyorsunuz. Devletin arazileri… Arkadaşlar, siz çanak tutuyorsunuz yani bir dirayet göstermiyorsunuz. Size soru soruyorum yani Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra on beş gün o görevde kaldı, kaç lira örtülü ödenek harcadı? Bunu söyleyin diyoruz çünkü orada usulsüz -yani Başbakanlık sıfatını kaybetmişti- ve aşağı yukarı herhâlde bir 20 milyona yakın da örtülü ödenek harcadı. Biz yarın onu mahkemeye vereceğiz, sizi de bundan sorumlu olarak tutacağız yani bu kişi Başbakan sıfatını kaybettiği hâlde nasıl oluyor da bu örtülü ödenekten para veriyorsunuz? Bunun baş sorumlusu da sizsiniz. Hazine arazilerini bedava veriyorsunuz, hiç engel olmuyorsunuz.

Yahu, şimdi, geçen gün Tunceli’den bir vatandaş gelmiş, bir taş ocağı var. Taş ocağının oradaki orman mühendisi gitmiş, demiş ki: “Bunun şu kadar ufak şeyi ormanın.” Taş ocağını durdurmuşlar. Efendim, ormandan kiralamış, altı aydır buraya müsaade istiyor. Gelmiş, Orman Genel Müdürlüğü Başbakanlığa yazmış. Başbakanlığa soruyoruz: Yahu yazık bu adama, teminat taahhütleri var; “Efendim, Sayın Başbakanımızın takdiridir, onun için şey ediyoruz.” Yahu, şimdi bunu neden Başbakanlığın iznine bağladınız? Çünkü hazine arazileri satılırken TÜRGEV’e bağış alacaksınız, bütün mesele bu yani bundan daha başka bir izahat tarzı var mı? Tabii, zamanımız yetmediği için söyleyemiyoruz yani Türkiye’yi talan ediyorsunuz ve bunun yarın da hesabını çok ağır ödeyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - Sizin cebinize bir şeyin girmemesi önemli değil ama en büyük yardım ve yataklığı yapan sizsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hükûmet taş olsa çatlar bu iftiralar karşısında ya.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Denizli Milletvekili Nurcan Dalbudak.

Buyurunuz Sayın Dalbudak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURCAN DALBUDAK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın hemen başında, 2015 yılı bütçe tasarısının hazırlanmasında Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek’e ve Sayın Bakanım sizin nezdinizde tüm arkadaşlarımıza, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz.

Bütçe görüşmeleri ikiye ayrılıyor değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetlerinden önceki faiz bütçeleri ve AK PARTİ hükûmetlerinden sonraki millet eksenli hizmet bütçeleri diye.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Borç bütçeleri, borç!

NURCAN DALBUDAK (Devamla) – On iki yıl önce, çalışanlarımızdan, şirketlerimizden ve çiftçimizden, kısacası toplumun tüm kesimlerinden toplanan vergilerin yüzde 86’sı yani 100 liranın 86 lirası devletin iç ve dış borç faizine giderken, şimdi 100 liralık verginin neredeyse 87 lirası hizmete dönüşüyor; yol oluyor, okul oluyor, hastane oluyor.

Günlerdir burada özelleştirme uygulamalarına ilişkin eleştiriler getiriliyor. Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bir, her hükûmet döneminde özelleştirme yapılmıştır. İki, hiçbir dönemde olmadığı kadar bu süreçte şeffaf, rekabete açık bir çerçevede uygulanmaktadır. Üç, özelleştirme diye bilinen birçok varlık sadece işletme hakkı devridir, örneğin TÜRK TELEKOM gibi; satılmamıştır, 2026’da tekrar devlete geri dönecektir. Keza, elektrik dağıtım şirketleri de bir süreliğine şirketlere devredilmiştir. Aynı şekilde havaalanları da devlete geri dönecektir.

Yine, günlerdir burada, yoksulluğun arttığı, gelir dağılımının bozulduğu gibi söylemlerde bulunuldu. Biraz sonra söyleyecek olduklarımızı biz söylemiyoruz arkadaşlar, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası raporları söylüyor. Şöyle ki: Bugün maalesef dünyada günlük 1 doların altında 1 milyar insan varken Türkiye’de bu oran sıfırdır. Günlük 2 dolar 15 sentin altında yaşayan vatandaşımız da kalmamıştır çok şükür. Günlük 4 dolar 30 sentin altında olan nüfusumuzun yüzde 30 olan oranı şimdilerde yüzde 2,2’ye kadar düşmüştür. Ulaşımda, sağlıkta, eğitimde ve bunun gibi birçok alanda bütçeler artırılarak insanımıza hizmete dönüşmektedir. Aklını kininde kaybedenler için yapacak bir şeyimiz yok ancak ezcümle milletimize şunu söylüyoruz: AK PARTİ hükûmetleri bütçeleri hedeflerini tutturmuştur. Bütçe açık hedefi 33,4 milyar iken muhtemelen yılı 25 milyarlık bir açıkla kapatacağız.

Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi, güzel Denizli’mizde de yatırımlar devam etmektedir. Denizli’yi Antalya’ya bağlayacak olan yolda dağları delerek toplam 2.520 metre tüp tünel yapıyoruz; sağda 152, solda 77 metre olmak üzere toplam 229 metre tünel kazısı yapılarak sadece bu hizmet için 2014’te 2,1 milyon TL harcanmıştır. Yenicekent İletim Kanalı’yla Cindere Barajı’ndan tüm Pamukkale Ovası’nın sulanması için kanal projesinin sonuna doğru gelinmiştir. Diş hastanemiz bitmek üzere, Denizli’ye yapılacak olan bölge hastanemizin de ihale aşamasına gelmiş bulunmaktayız.

Tüm bu hedefler, yapılan hizmetler, doğru politikalar nelere rağmen; 2 seçim atlatmış olmamıza rağmen, Orta Doğu’da bu kadar çalkantılı bir süreç olmasına rağmen, Rusya krizine rağmen, hâlâ devam eden AB krizine rağmen, bizden gibi görünen ama dış bağlantılardan emir alan hainlere rağmen, Türkiye istikrarını ve büyümesini koruyacaktır.

Gelişmiş ve zengin ülkelere tüm dünya sadece ve sadece bakarken Türkiye, bölgesine, bu coğrafyaya ve tüm dünyaya yardım ve şefkat elini uzattı, uzatmaya devam ediyor. OECD ülkelerinde en çok kalkınma yapan ülke olmanın gurunu yaşıyoruz, bunu hep beraber yaşayalım arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Medeniyetimizin kadim değerleri, inancımızın güzellikleriyle çağdaş değerleri harmanlayacak asırlık dev projelerle, hizmetlerle bu ülkeyi hak ettiği noktalara taşıyacağız; bundan kimsenin kaygısı, şüphesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle 2015 yılı bütçemizin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dalbudak.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, AKP hükûmetleri döneminde uygulanan yanlış enerji politikaları sonucu dışa bağımlı hâle getirilen enerji politikalarının sonucunda, taş kömürüyle üretimde elektrik maliyeti 19,4 kuruş; linyit kömüründe 15,95 kuruş -özellikle buraya dikkat çekmek istiyorum- doğal gazda 28,24 kuruş. Biraz evvel konuşan arkadaşlar da dinlesinler: Hidrolikte elektriğin maliyeti 1,91 kuruş. 2014 ortalaması 13,97 kuruş olmasına rağmen, vatandaşa bu elektriği niye 38 kuruşa satıyorsunuz? Birinci soru bu.

Bu bağlamda, 2015 yılı bütçesinde yatırıma ayrılan paydan enerji üretimi için yüzde kaç ayırdınız? Yatırım içinde enerjiye ne kadar pay ayrıldığını söyleminizi rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün sorduğum bir soruya 613.977 dava olduğuyla ilgili bir cevap vermiştiniz. Tüm davalar 7 milyonun üzerinde tahmin ediyorum ama bu 613 bin dava, diğer mahkemelere de, üst mahkemelere de şamil olunca, belediye ve KİT’leri, diğer kamu kuruluşlarını dâhil edince çok önemli bir bölümünün kamudan kaynaklandığını görüyoruz davaların. Bunlarla ilgili Muhakematın, Maliyenin bir çalışması var mı? Yani, dava sayısının bu kadar çok olması kamudan kaynaklanıyor özellikle. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı azaltma yolunda?

Bir de, 2013 bütçesi 396 milyardı, gelirler de 362 idi, 34 açık vardı. Yeni rakamları görüyorsunuz 20’ye düşürmüşsünüz açığı ama ödenek üstü harcama 10’a yakın. 38 milyarlık yedek ödenek var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kürsüden de söyledim, 2007 yılına kadar ek ödenek için kanun çıkarıyordunuz fakat 2007’den sonra ek ödenek için kanun çıkarmadınız; bunun sebebini izah eder misiniz?

İkinci sorum: Şu anda döviz rezervimiz ne kadardır? Buna göre bu sene ödemek zorunda kaldığımız kısa vadeli borç miktarı ne kadardır? Bu döviz rezerviyle bu kısa vadeli borcu ödeyebilecek miyiz, ödemeyecek miyiz? Bunları öğrenmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, iki gündür hem gazetelerde hem sosyal medyada Hükûmetin, İmralı’da yatan bebek katili Öcalan’dan kamu düzeninin sağlanması için yardım istediği iddiaları dolaşmaktadır. Şu ana kadar Hükûmet yetkililerinden bu konuda herhangi bir açıklama gelmemiştir. Bu işin aslı astarı nedir? Parlamento ve milletimizi bilgilendirirseniz sevinirim.

Bu bütçenizde portakalını, limonunu 25 kuruşa satamayan narenciye üreticisi için herhangi bir müjdeniz var mıdır?

Yine bütçeden önce çıkartılan yargı paketiyle hâkim ve savcıların özlük haklarında bir iyileştirme yapıldı ama içlerinde sizin sınıf arkadaşlarınızın da bulunduğu mülki idare amirleri sizin iktidarınıza kadar hep hâkimlerden fazla maaş aldılar. Şimdi bunlar ile hâkimler arasında makas çok açıldı. Hiç olmazsa mülki idare amirlerinin maaşlarını hâkimlerle eşitlemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Sayın Şafak…

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Karayollarında çalışan sizce geçici sayılan 8 bin işçiye mahkeme daimî işçi kararı vermiştir. Mahkeme kararına rağmen dört yıldır neden kadroya alınmıyor? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Şafak.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, “Tuhaf bir insansınız.” Bu benim sözüm değil, bu Reza Zarrab’ın sözü. Telefonda diyor ki sizin için “Tuhaf bir insan. Söyleyeyim sana, diğerleri gibi değil.” ve ekliyor: “Onlar biliyorsun Ali Babacan’la hani şeyler ya, o aynı kafa yapısındalar.”

Siyasi kariyeriniz bittiğinde bence bu iki cümleyi çerçeveletin ve odanıza asın çünkü bu gerçekten sizin gurur madalyanız ama bir de öz eleştiri rica edeceğim. Dani Rodrik’le girdiğiniz bir polemik vardı, hatırlarsınız, “Gayrisafi millî hasıla hesabı reel mi yoksa cari mi yapılır?” diye. Bu da size yönelik en büyük eleştirilerden biri oldu bu dönemde. Madalyanızın yanında bir öz eleştiriyle de bu konunun üzerine gitmek ister misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Müsaade ederseniz ben de sorulara cevap vermeden önce bir hususa değinmek istiyorum. Yani bana kalırsa hiçbir vicdan Türkiye’deki mülteci kamplarını Nazi kamplarına benzetemez. Bakın, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiseri ocak ayında Türkiye’de idi, ocağın ortasında ve şöyle diyor: “Büyük acılar çeken Suriye halkının belki de tek ve en büyük şansı Türkiye gibi komşulara sahip olmasıdır.” Yine, yakın bir dönemde bölgeden sorumlu, mültecilerden sorumlu Birleşmiş Milletler temsilcisi -sadece bölgeden sorumlu olan- diyor ki: “Türkiye, olağanüstü bir iş yapıyor.” Yani doğrusu hani siyaset yapalım, eleştirelim ama Türkiye’deki Türkiye’nin bu çabalarını bu kadar çarpıtmak hakikaten hiçbir vicdana sığmaz.

Çok teşekkür ediyorum.

Şimdi müsaade ederseniz sorulara cevap vereyim.

Enerjide dışa bağımlılık konusu: Takdir edersiniz ki doğal gaza yatırımlar özellikle 1990’lı yıllarda çok yoğundu çünkü petrol fiyatları çok düşüktü, doğal gaz fiyatları da genelde petrolle link yani ilişkilidir, o dönemde çok cazip göründü. Ama ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Şu anda inşa hâlindeki santralların yüzde 75’i yenilenebilir enerjidir ve muhtemelen 5 ile 7 yıl arasında bunların tamamlanmasıyla yenilenebilir enerji -ki bunun içinde HES de var, uluslararası tanımlar farklı olabilir- toplam enerjinin muhtemelen yüzde 50’sine yakın olacak. Ben de tabii ki yerli yenilenebilir enerji kaynaklarının harekete geçirilmesi gerektiği kanısındayım. Elektrik fiyatlarını incelemem lazım; özellikle Avrupa’yla nasılız, Türkiye’de nasıl bir gidişat seyretmiştir.

Sayın Kuşoğlu’nun sorusu, yine, çok anlamlı. Gerçekten kamunun vatandaşla olan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yatırım var mı, yok mu söylemediniz. Bütçesinden ayrılan pay nedir?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şöyle, artık yatırımları özel sektör eliyle yapıyoruz, doğrudur, böyle bir trend var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yani biz bir şey yapmıyoruz devlet olarak.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, gerçekten bu konunun incelenmesi lazım yani devletle vatandaş arasında ihtilafa sebep olan temel konuların ortadan kaldırılması lazım. Dolayısıyla, bu yönde ciddi bir çalışma yapılması lazım. Arkadaşlar bir not verdiler. 2011 yılında yürürlüğe giren 659 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’yle uzlaşma ve sulh ile vazgeçme hükümleri getirilmiş; bu çerçevede özel ve tüzel kişilerle kamu arasındaki ihtilafların davaya dönüşmeden uzlaşma ve sulh ile sonuçlandırılması hedeflenmektedir. Bunun teşvik edilmesi, tabii ki, belki bu dava sayısını azaltacaktır. Ama bu konuda hakikaten detaylı bir çalışma yapmamız gerektiği de ortada.

Sayın Genç, az önce bana bir soru sordunuz -detayları geldi- müsaadenizle, önce ona cevap vereyim, sonra da son sorduğunuz soruya cevap vereyim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Bodrum-Gölköy’de bulunan 678.963,072 metrekare yüz ölçümlü arsa 16/08/2012 tarih vesaire sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla 277 milyon lira bedelle özelleştirilmiştir. Bu özelleştirme…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Müsaade edin lütfen.

Bu özelleştirme, bakın, şeffaf, televizyon ekranlarından naklen verilerek herkese açık bir şekilde yapılmıştır. Şimdi, daha sonra, devirden sonra, Danıştay yürütmeyi durdurdu ve davanın esastan görüşülmesi devam ediyor. Mahkemenin yürütmeyi durdurma gerekçesi, arazinin bir kısmının sit alanında olması ve söz konusu satışın verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamayacağından dolayı, 4046 sayılı Kanun’un amacına uygun olmayacağından kaynaklanıyor.

Şimdi, zaten burasının bir kısmı -tamamı değil- sit alanı olduğu için inşa yapılamaz; yani, yer büyük…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hemen değiştirirler canım, Hükûmet onların emrinde. Sit alanından çıkarırlar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ama, Sayın Genç, bakın, şunu tekrar edeyim: Bakın, Özelleştirme İdaresi yıllardır bu işleri yapıyor. Şeffaflık noktasında, bu işin herkese açık olması noktasında, yani burada bir eksiğimiz varsa, bakın, mahkemeye gitmişler, bundan dolayı iptal edilmemiş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İşte, Cengiz gitti, 180 milyon dolar Ziraat Bankasından bu arazi için kredi aldı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, bunun değerini ben tespit edemem, bunun değeri onun imarıyla ilişkilidir, onun statüsüyle ilişkilidir. Bakın, burada, bir kısmı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dönen oyun tabii, biliyoruz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi sizin esas sorunuza, müsaade ederseniz, cevap vereyim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bizdeki kısa vadeli borcun çok büyük bir kısmı bankaların sağladığı ticaretin finansmanı niteliğindeki kredilerdir. Yani, dışarıdan mal satılıyor, Türkiye’ye ithal ediyorsunuz, onun finansmanı için döviz gerekiyor, kredi gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz doldu.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bana birkaç dakika verirseniz bütün soruları cevaplandırırım.

BAŞKAN – İki dakika veriyorum.

Buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, dolayısıyla Türkiye’de, aslında, bu, ticaretle ilişkili, dış ticaretle ilişkili kredilerin çevrilmemesi ihtimali son derece zayıftır ama sorunuz şu: Bizim yaklaşık 132-133 milyar dolar -en son rakam ne bilmiyorum- civarında rezervimiz var. Yaklaşık bir o kadar da kısa vadeli borcumuz var, yaklaşık olarak söylüyorum. Fakat Türkiye’nin bir yıl içerisinde çevrilmesi gereken borcu aslında kısa vadeden daha fazla çünkü orta-uzun vadeli alınmış borçlar var, onların da vadesi bir yıl altına inmiş olan kısmı var. Bir de cari açığı eklerseniz muhtemelen bu 200 milyar doların üzerinde bir rakam ama bugüne kadar bunların çevrilmesinde bir sıkıntı yaşanmadı. Nedeni de şu: Türkiye’de -siz de biliyorsunuz- bir sabit kur rejimi yok. İkincisi: Bizde, evet, bir cari açık sorunu var ama biz bütçe açığı noktasında gerçekten -burada bütçeyi görüştüğümüz için de söylemiyorum- şu anda gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırın, petrol zengini ülkelerle karşılaştırın, en iyi, en güçlü mali yapılara sahip ülkelerden bir tanesiyiz.

Şimdi, narenciye üreticisine ilişkin bir şey var mı? Tarım destekleri var, o konu da doğrusu Tarım Bakanlığımızın inisiyatifinde. Yine, dış ticarette destekler Ekonomi Bakanlığımızın inisiyatifinde olan konulardır.

Hâkim-savcı-mülki idare amirleri arasındaki makas açıldı, bu noktada muhtemelen haklısınız ama şu an itibarıyla bir çalışmamız yok.

Sayın Şafak’ın 8 bin Karayolu işçisiyle ilgili sorusuna gelince, şu anda Ulaştırma Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı bu konuyu çalışıyor. Ümit ediyorum ki bu konu da bir çözüme kavuşturulur.

Şimdi, Dani Rodrik’le bizim polemiğimizde aslında bir yanlış anlaşılma var. Ben orada şunu söyledim, dedim ki: “Bütün uluslararası karşılaştırmalarda nominal dolar cinsinden kişi başına millî gelir karşılaştırması yapılır. Hatta bakın Birleşmiş Milletlere, Dünya Bankasına, kimse çıkıp sabit fiyatlarla kişi başına millî gelir rakamından bahsetmez.” Orada benim söylediğimle kendisinin söylediği arasında çok bir fark yok. Reel olarak ben Türkiye’de kişi başına millî gelirin sabit fiyatlarla tabii ki 3 kat artmadığını biliyorum. Bunu da geçen seneki bütçe metnine özellikle koydum. Yani benim bütçe metnime bakarsanız, satın alma gücü, paritede 2,1 kat artmış, reel olarak yüzde 45 artmış ama nominal dolar cinsinden evet 3-3,5 kat artmıştır. Ama ben uluslararası karşılaştırmaların nominal dolar kuru üzerinden yapıldığını söyledim. Dolayısıyla oradaki yani polemikte de aslında bizim bakış açılarımız, perspektifimiz farklı olabilir ama onun söylediğinde de haklılık payı var, benim de söylediğimde haklılık payı var. Dolayısıyla Dani Rodrik, Türkiye’nin yetiştirdiği çok önemli bir ekonomist ve kendisiyle Harvard’da da bir kez karşılaştım. Onun için, değer verdiğim bir insan ama o polemikte tamamen bir yanlış anlaşılma söz konusu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek

MADDE 4- (1) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinin ilgili sütununda gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2013 yılı içinde harcanmayan toplam 428.025.714,23 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2013 yılı içinde harcanmayan toplam 22.989.756,95 Türk Lirası,

ödeneği ertesi yıla devredilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 2013 yılı içinde kullanılan ve ertesi yıla devredilen özel ödenekler dışında kalan ödeneklerden, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin toplam 21.235.289.745,26 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin toplam 4.285.538.964,53 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların toplam 308.193.415,81 Türk Lirası,

ödeneği iptal edilmiştir.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, kamu idarelerinin 2013 yılı ödenek üstü giderlerini karşılamak üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için toplam 9.284.415.318,31 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler için toplam 59.213.292,08 Türk Lirası,

tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Müsaadenizle biraz evvelki konuşmamdan devam etmek istiyorum. Şimdi, 17-25 Aralık yolsuzluk hadiseleri başladıktan sonra kamuoyuna bazı sözler yansıdı ve bunlardan birisini hatırlatmak istiyorum.

Dönemin Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili ve şimdi Gümrük ve Ticaret Bakanı olan Sayın Nurettin Canikli 2012 Sayıştay raporlarının Meclise gelmemesinden bahisle şu ifadeleri kullanmıştı: “İyi ki gelmedi çünkü raporlar çok berbat.” Yani “Çok berbat.” demek ne demek bir iktidar partisi grup başkan vekili bakımından? Demek ki çok sağlam, ciddi birtakım sıkıntıya sokacak hususlar gelmiş. Yani “Hükûmeti ciddi anlamda…” diyor. Bu ifadelere dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü “Buna bir çözüm bulmak lazım Başkanım.” cevabını veriyor ve Sayın Grup Başkan Vekili de “Beyefendi talimat verdi.” diyor. Beyefendi kimse, kim talimat vermişse bilmiyoruz, onu Meclisin takdirine bırakıyoruz. “…talimat verdi. Şimdi, var ya, bu raporlar gelmiş olsaydı Hasan Bey…” demişti, “…duman oluruz.” ifadeleri kullanılmıştı ve şimdi, bu münferit bir hadise değildir; bir zihniyeti, bir oluşumu, olanı, bir ruhu, bir özü ifade ediyor değerli arkadaşlar.

En son örnek de şimdiki Ulaştırma Bakanı Sayın Lütfi Elvan’a ait. 4 Aralık 2014’te Sayıştay Başkanını ziyarette bir diyalog, bir konuşma geçiyor aralarında. Nedendir bilinmez, bu görüşmede Bakanlığın harcama ve ihalelerini denetleyen Sayıştay Ulaştırma Grubu denetçileri de yer alıyor. Ulaştırma Bakanı Sayıştay Başkanını ziyaret ediyor; bu ziyarette Ulaştırma Bakanlığının hesaplarını inceleyen Sayıştay denetçileri, ilgili daire başkanı vesaire de bulunuyor. Neden bulunur? Bu nasıl bir ziyarettir? Bakan Elvan görüşmede şu cümleyi kullanıyor, ben yalanlandığını görmedim: “Kanuna aykırı davranabiliriz, bizi bazen idare edin.” Bunların hepsi birer çürümüşlük ifadeleridir. Hiç kimse kusura bakmasın, ifade ağır gelebilir ama bu bir gerçektir. “Kanuna aykırı davranabiliriz, bizi bazen idare edin.” Siz, neden kanuna aykırı davranıyorsunuz, neden idareimaslahat peşindesiniz? Doğru düzgün yapamaz mısınız? Ya kanunları siz çiğnemek için mi çıkartıyorsunuz?

Bir başka husus, denetim yapan personelle ilgili yani Sayıştay denetçileriyle ilgili. Sayıştay dergisinin 92’nci sayısında “Sayıştay Denetçilerinin Denetimle İlgili Algıları, Beklentileri ve Görüşleri Üzerine Bir Anket Çalışması” başlıklı bir yazı var. Bu yazıda Sayıştay denetçilerinin yüzde 54’ü baskı altında denetim yaptıklarını ifade ediyorlar. Yani yüzde 54’ü baskı altındayız. Kimin baskısı altında? Elbette iktidarın ve Sayıştay üst yönetiminin. Ankete katılanların yüzde 21’i “Denetim yapılırken etki altında kalınıyor.” diyorlar ve yüzde 33’ü kısmen etki altında kaldıklarını ifade etmiş. Peki, denetim yapılırken nasıl etki altında kalınır? Soruşturma yapılırken nasıl etki altında kalınır? Değerli arkadaşlar, eğer haklarında rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla bakanlar istifa etmişse ve istifa eden bakanları otobüste, balkonda, miting meydanlarında halka el sallatmışsanız bütün herkese selam veriyorsunuz ve etki altında bırakıyorsunuz demektir; yargıyı etkiliyorsunuz, görev yapan görevlileri etki altında bırakıyorsunuz demektir ve yapılan yanlışlıkların da arkasındayım demektir bu. Başka türlü örnek verilemez.

Sayın bakanların çocukları gözaltına alınınca “Bir şey çıkmaz.” denildi. “Bir şey çıkmaz.” mesajı bile etki altına almaya yöneliktir polisi, hâkimi, savcıyı. Yani “Bir şey yok.” diyemedi arkadaşlar, “Bir şey çıkmaz.” dediler. Şimdi, bir şey çıkmaması için de hakikaten çok büyük bir gayret içerisinde.

Ve bu ankete katılanların yüzde 67’si, Sayıştayın, bütçenin uygulama sonuçlarıyla ilgili düzenli aralıklarla kamuoyunu bilgilendirmediğini ifade ediyor. Şimdi, bu, bir taraftan bakanların skandal ricaları, diğer taraftan Sayıştay denetçilerinin baskıdan şikâyetleri; işte, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının yönetim anlayışı budur.

Devlet yönetimini milletin verdiği bir emanet değil de aile şirketi gibi görüyor. Siz ülkeyi tapulu malınız gibi görmeye başladınız bu on iki yıllık rahat iktidarınız döneminde ve bu iktidarın getirdiği kibirle birlikte. Ama, şunu unutmayın: Bu ülke iktidarın tapulu mülkü değildir.

Şimdi, bugüne geldiğimizde, Sayıştayın 2013 için hazırladığı raporlardan 148’i merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerine, 2’si sosyal güvenlik kurumlarına ve 7’si diğer kamu idarelerine ait olmak üzere toplam 157’si Meclise sunulmuş. Bunların dışında 243 rapor ise gereği yapılmak üzere ilgili kamu idarelerine gönderilmiştir. Bu raporlarda neler yazıyordu, hangi tespitler var, bunları bilmiyoruz. Bu durum, Meclisin kendi yetki ve sorumluluklarını yerine getirememesine sebep olmaktadır. Bu konunun, bu işin bir numaralı faili de Hükûmettir.

Değerli arkadaşlar, işte, yaşanan bu süreçte, mevcut iktidarın, tarihimizin hiçbir döneminde -ne Selçuklu’da ne Osmanlı’da ne cumhuriyet tarihinde- hiçbir devresinde böyle şaibeli, böylesine fazilet ve adaletle ters düşmüş bir Hükûmet görülmemiştir. Bu dönemde yani Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde yolsuzluklar bir virüs gibi ülkeyi sarmış, sosyal ve ekonomik dokuyu tahrip etmeye başlamıştır. Yolsuzluğun bulaşmadığı bakanlık, kurum, kuruluş neredeyse kalmadı gibi bir şey. Deniz Feneri, özelleştirmeler, ihaleler, belediyeler; kamu bankalarından yandaşlara verilen, hortumlanan krediler; Enerji Bakanlığında, Sağlık Bakanlığında ve diğer bakanlıklardaki yolsuzluklar ve gayrikanuni işlemleri burada saatlerce anlatmamız gerekir. Sadece, Türkiye Kömür İşletmelerinin maden üzerine yaptığını, sadece Soma maden ocaklarındaki usulsüzlüklerini burada saatlerce tartışmamız gerekir.

Sayıştay denetim yapamaz hâle getirilmiş, teftiş denetim kurulları felç edilmiş, Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nda 170 defa değişiklik yapılıyor ve 64 konuda Kamu İhale Kanunu muafiyeti getiriliyor. Bize göre de bu yolsuzlukların önü de büyük ölçüde bu düzenlemelerle açılmıştır.

TOKİ’ye verilen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen imar yetkileri üzerinde, iktidar mensubu kişilerin ve Hükûmetin tekrar bir gözden geçirmesi ve öz eleştiri yapması gerekir.

Dün, Sayın Maliye Bakanı Kamu İhale Kanunu’yla ilgili değişiklikleri izah etmeye çalıştı. Ancak, yaşanan hadiseler maalesef bu izahı geçersiz kılmaktadır.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Ramis Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Topal.

CHP GRUBU ADINA RAMİS TOPAL (Amasya) – Bütçe görüşmelerinin kesin hesap kanununun 4’üncü maddesi devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenekleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı bütçesinin Amasya üzerinden Türkiye’deki görünümünü değerlendireceğim. Geçtiğimiz yıllardaki bütçelerden Amasya’ya ne kadar kaynak aktarılmış bunu incelersek, cevabı kocaman bir sıfırdır. Hükûmet Amasya’dan vergisini almış ama yatırımını yapmamış. Peki, bu sıfıra karşılık Amasya halkı AKP’ye nasıl bir mesaj verdi? On beş yıl sonra Merzifon, on yıl sonra Gümüşhacıköy belediyelerini alıp Cumhuriyet Halk Partisine kazandırdı. Bu uyarı 2015 genel seçimlerinde de devam edecek.

Amasya’da yapılan ya da yapılamayan, daha doğrusu, yıllardır eksik yapılan yatırımları sizlerle paylaşacağım, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sorunlara getireceğimiz çözüm önerileri sunacağım. Aşkın ve sevdanın şehri, Osmanlıya şehzadeler yetiştirmiş, cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı bu tarihî şehrin dar olan yollarından tırlar, kamyonlar, iş makinaları, yolcu otobüsleri geçmekte olup yoğun bir trafik yaşanmaktadır. Yağmurlu havalarda ve bayramlarda, özel günlerde bu trafik yoğunluğu daha da artmaktadır. Bu trafik sorununu rahatlatacak çözümse çevre yolunun acilen bitirilmesi. AKP Hükûmeti, on yıldır bir greyder bir kamyonla çevre yolu bitirmeye çalışıyor. Defalarca soru önergesi verdim Bakanlığa. Bu verdiğim önergelere Ulaştırma Bakanı alay edercesine bir tarih veriyor “Şu tarihte, bu tarihte bitecek.” diyor ama dört yıldır bırakın bitirilmeyi, bir arpa boyu yol gidilemedi. Amasya da artık bu çevre yolunu AKP iktidarının bitireceğine inanmıyor. Sözümüz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu çevre yolunu bir yıl içerisinde bitirip Amasyalıyı trafik çilesinden kurtaracağız.

Yine, Orman ve Su İşleri Bakanının görkemli bir şekilde temelini attığı Aydınca Barajı, ihale problemleri yüzünden senelerdir bitmedi, bitecek gibi de gözükmüyor. Bu barajı ve sulama kanallarını dâhil, iki yıl içinde bitirip öz köylerimizin su sorununu çözeceğiz, sulama sorunlarını çözeceğiz. Amasya’nın bütün köylerinin sulama sorunlarını çözeceğiz. Bütün tarım alanlarını sulanır hâle getireceğiz. Tarımda zarar eden değil, kâr eden köylü, çiftçi olacak.

Köylüyü, çiftçiyi bankalara mahkûm ettiniz, boğazına kadar borç batağına soktunuz. Tarlasını, traktörünü, evini bankalara ipoteklediniz. Biz köylüyü borç batağından kurtarıp yine milletin efendisi yapacağız.

Amasya Belediyesi Amasya’nın tartıştığı bir yere otogar yaptı. Otogara giriş çıkışlarda her gün kazalar oluyor. Otogara giriş çıkış sağlayacak güvenli bir kavşak bile Amasya’ya yapamadınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorunlar saymakla bitmiyor. Bir kavşak problemi ise Amasya-Tokat yolu üzerindeki köylerimizin bağlantı yollarında. Burada da sürekli can ve mal kaybı olan trafik kazaları yaşanıyor. Bu köylere sözümüz, iktidarımızda bu köy yollarımızın ana yola olan bağlantıları gözden geçirilecek, kazaların yaşanmayacağı kavşaklar yapacağız.

AKP’nin Amasya’ya en büyük hizmeti de belde belediyelerini kapatmak oldu. Muhtarlarımızı çöpçü yaptınız, beldelerin mallarına el koydunuz, iş makinalarını aldınız özel idare depolarına koydunuz, orada da çürütmeye terk ettiniz. Hiç düşünmediniz, bu muhtarlar bu beldelere nasıl hizmet verecek, su arızalarını nasıl giderecek, cadde ve sokakları nasıl temizleyecek, kanalizasyon arızalarını nasıl giderecek, çöpleri nasıl alacak ya da bunları yaptırmak için kaç gün bekleyecek.

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözü, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında belde belediyelerimizi yeniden açacağız. Hizmeti Amasya merkezden değil, kendi yerinden, kendi beldesinden alacak.

AKP'nin Amasya'ya başka bir hizmeti de HES’ler oldu. Taşova’nın can suyu olan Yeşilırmak Vadisi’ni HES’lerle doldurdunuz, tarımla uğraşan Taşovalının suyunu kestiniz, geleceğini kararttınız. O dünya markası olmuş tütününden sonra şimdi de bamyayı yok etmek üzeresiniz. Taşova’ya hiçbir yatırım yapmadınız. Taşova’nın bütün sokaklarını kazdınız, ne yapacağınızı bilmeden kazdınız. İnsanlarımızı çamura, toza mahkûm ettiniz. “Adnan Menderes Köprüsü’nü tamir edeceğiz, bakım yapacağız." dediniz, pisliğe mahkûm ettiniz.

Sağlık Bakanlığı Taşova Devlet Hastanesini görmezden geliyor. Başta kadın doğum, ortopedi, çocuk ve dâhiliye doktorlarımız yok. Atanan doktorlar ya izin alıyor ya rapor alıyor göreve başlamıyor. Taşova’da sağlık Allah’a emanet. Hükûmetiniz Taşova’ya üvey evlat muamelesi yapıyor. Taşova da size bu genel seçimlerde cevabını verecek hiç merak etmeyin.

Göynücek ve Hamamözü ilçelerimizi Hükûmetiniz kaderleriyle baş başa bıraktı. Bu ilçelerimizin her tarafı virane, yıkık dökük, bakımsız bir köy görünümünde. İlçelerimizdeki kamu kuruluşlarını kapattınız. Niyetiniz bu ilçelerimizi de kapatıp köye dönüştürmek galiba. On iki yıllık iktidarınızda bu ilçelerimize en ufak bir yatırım yapmadınız, kat kat vergileri aldınız.

Genel seçimlerde hangi yüzle bu köylere gideceksiniz, ilçelere gideceksiniz, ne diyeceksiniz, nasıl oy isteyeceksiniz merak ediyorum.

Suluova Amasya’mızın en verimli arazilerinin bulunduğu, hayvancılığın en yaygın yapıldığı ilçemiz. Tarımı ve hayvancılığı burada da bitirdiniz. Besici ve köylüyü boğazına kadar borç batağına soktunuz. Kâr eden değil, zarar eden besici, çiftçi yarattınız.

Siz iktidara gelmeden önce dünyada tarımda kendisine yeten 8 ülkeden biriydik. Şimdi buğday, arpa, mısır, nohut, mercimek, canlı et, cansız et, daha da kötüsü saman ithal eden ülke konumuna getirdiniz. Bir de yetmezmiş gibi Suluova’yı zehirli gazlara maruz bırakacak termik santral için kolları sıvadınız. Suluova halkı ile beraber sizin yandaşınıza bu termik santrali yaptırmayacağız.

Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözü: “Köylüye, çiftçiye, tarımla uğraşanlara mazotu 2 TL’den vereceğiz, mazottan ÖTV, KDV almayacağız.” Amasya ve Suluova besici ve çiftçilerine kâr ettirip borçlarını ödemesini sağlayacağız. Güçlü çiftçi, güçlü Türkiye yaratacağız.

Merzifon ve Gümüşhacıköy’ün CHP belediyelerine geçtikten sonra sosyal belediyeciliğin nasıl olduğunu sadece Merzifon ve Gümüşhacıköy’e değil, bütün Amasya’ya gösteriyorlar. Her iki başkanı da tebrik ediyorum.

Sağlık Bakanlığı diğer ilçelerimizde olduğu gibi hem Merzifon hem Gümüşhacıköy devlet hastanelerimizi de görmezden geliyor. Başta kadın doğum, çocuk, ortopedi, dâhiliye, beyin cerrahı doktorlarımız hastanelerimizde yok. Hastalarımız kaderleriyle baş başa bırakıldı burada da. Burada da hastalar Allah’a emanet. Bizim iktidarımızda bu hastanelerimizin tıbbi cihaz, sağlık araç gereç eksikleri giderilecek, bütün doktorlarımız atanacak. Bundan kimsenin şüphesi, kuşkusu olmasın.

Gümüşhacıköy’de köy yollarında bağlantı sorunları var. D-100 karayolunda bağlantısı olan köy yollarımız direkt yola çıkmadan kilometrelerce ileri ve geri giderek otoyola bağlanıyorlar. Köylerimize sözümüz: Bu kavşakların, bu yolların da yapımını sağlayacağız.

İl özel idare müdürleri, köyün ihtiyaçları için kendisine gelen köy muhtarlarına iş makinası, hortum, boru malzemeleri tedarik etme yerine, köyleri fişlemiş, sümen altından seçim sonuçlarını çıkarıp “Sizin köyden AKP’ye oy çıkmamış, bütün oyları CHP’ye vermişsiniz.” diyerek asli görevi olanı yapmayıp muhtarlara “Bugün git, yarın gel.” diyor. Bunun da hesabını soracağız. Sanki AKP’nin bir il başkanı gibi, ilçe başkanı gibi, personeli gibi çalışıyor.

Bizim iktidarımızda ayrımcılık, kayırmacılık olmayacak. On iki yıldır AKP iktidarında Amasya’mızın köy yollarına asfalt dökülmedi, yamalarla geçiştirildi. Bu sene köylülerimiz arsenikli suyu içmek zorunda bırakıldı. Amasya köylüsüne sözümüz: Köylerimizin yolları sıfırdan asfaltlanacak, temiz içme suyuna kavuşacak.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak söz veriyoruz: Türk çiftçisi mazotu 2 TL’den alacak; Türkiye’nin bütün köy yolları yeniden asfaltlanacak; Türkiye’nin bütün köylerine temiz içme suyu getirilecek; kapatılan bütün beldeleri yeniden açacağız. Köylerdeki kapatılan sağlık ocaklarını yeniden açacak, sağlık memurları, ebeler atayacağız. Öğrencilerimizin yurt sorununu çözeceğiz. Bütün hastanelerimizin eksik olan araç gereçlerini tamamlayacak, eksik olan doktorları atayacak; atama bekleyen öğretmenlerimizin atamalarını yapacağız. Cemevlerimize yasal ibadethane statüsü kazandıracağız. Senetlerin protesto olmadığı, çeklerin yazılmadığı piyasalar yaratacağız. İşsiz çocuklarımıza iş imkânı sağlayacağız. Söz veriyoruz: Mutlu çiftçi, mutlu köylü, mutlu emekli, mutlu memur, mutlu esnaf, mutlu öğretmen, herkesin mutlu olacağı bir Türkiye yaratacağız.

Bütçemizin hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Topal.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tutanaklara geçsin diye ifade ediyorum. Bir önceki konuşmacı Sayın Erkan Akçay, özellikle Sayın Ulaştırma Bakanımız Lütfi Elvan ile Sayıştay Başkanı arasındaki bir diyaloğu burada ifade etti. Bazen gerekirse yasaların ihlal edileceğine dair çok haksız ve mesnetsiz bir iddiada bulundu.

Bu konuyla ilgili, hem Bakanımız Sayın Lütfi Elvan hem Sayıştay Başkanı bunu yalanlayan açıklamalar yaptı; bir. İkincisi, bu konuyla ilgili zaten hukuki süreci de başlatmış bulundular. Bunu ifade etmek istiyorum.

Yine, sayın konuşmacı, sağ olsun, tabii, ütopik bir CHP iktidarında yapacaklarını ifade ettiler. “Takdir kamuoyunun.” diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, şimdi, bir kere, kalktı Sayın Aydın söz aldı, bir başka konuda tutanaklara geçecek şekilde bir konuşma yaptı, sonra “ütopik CHP iktidarı” diye bir söylemde bulunarak bize sataştı.

Söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet efendim.

Buyurunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Takdir kamuoyunun.” dedim sadece.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ramis Topal burada güzel bir konuşma yaptı, Hükûmetin hangi konularında yetersiz olduğunu tek tek saydı. Atanamayan öğretmenlerden tarımın sorunlarına, Amasya’nın sorunlarına, Amasya’nın kara yolu ihtiyacına kadar hepsini tek tek anlattı ve “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Hükûmetin yapamadıklarını biz yapacağız.” dedi. Bundan neden rahatsız oluyorsunuz? Yani sanki bunlar yapılamaz gibi bir şey söylüyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, CHP’nin iktidar olma şansının zor olduğunu…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, atama bekleyen 330 bin öğretmenimiz var. Bakın, bunlar atama bekliyor. Her gün sosyal medyada, gazetelerde, televizyonlarda bu gençlerimiz hepimize, parti ayrımı yapmaksızın mesaj gönderiyorlar. Sayın Ramis Topal da “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında atama bekleyen öğretmen kalmayacak.” diyor. Siz de bunu “ütopik CHP iktidarı” olarak isimlendiriyorsunuz.

Bundan şunu anlıyorum: Yani, atama bekleyen öğretmenler boşuna beklemesinler, bizim iktidarımızda bunlar olmayacaktır. Ama, ben, buradan, atama bekleyen öğretmenlere Cumhuriyet Halk Partisi adına söz veriyorum: Gerçekten, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında atama bekleyen öğretmen sorunu kalmayacak ve öğretmensiz sınıf, çocuk, öğrenci kalmayacak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Özdal Üçer…

Şahsınız adına da söz talebiniz vardır, ikisini isteğiniz üzerine birleştiriyorum.

Buyurunuz, süreniz on beş dakika. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Değerli arkadaşlar, ben de grubumuz ve şahsım adına sizleri selamlıyorum.

Biz de söz veriyoruz, Halkların Demokratik Partisinin iktidarı döneminde hem ataması olmayan öğretmen kalmayacak hem de sınıfı olmayan öğrenci kalmayacak.(HDP sıralarından alkışlar)

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Olmayan dağlarımda bitmeyen sürülerim var benim!

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Sizler iktidar olmanın, tabii, heyecanını yaşadınız ama heyecanını, coşkusunu, zevkini yaşadığınız kadar keşke sorumluluğunu da yaşayabilseydiniz.

İktidar olma sorumluluğu, hani, iktidar olmaya özenirken, iktidar olmaya yeltenirken, işte “Biz Hazreti Ömer’in adaletinin temsilcisi olacağız.”, işte “Şurada, şunun hakkını savunacağız; burada, bunun hakkını savunacağız.” derken 76 milyon nüfusa karşı sorumluluğu ve dünya yurttaşlığı çerçevesinde dünya halklarına ve tarihe karşı sorumluluğu üstlenmiştiniz ama gelin görün, bu 77 milyon insana belki zorla okullarda “Ne mutlu Türk’üm…” sloganı attırılıyor olabilir ama kaç kişi mutludur, bunun hesabını yapmak lazım. Sabah beşte kakıp okula giden öğrenci mutsuz, depremde göçük altında kalıp yaşamını yitiren insanların yakınları mutsuz, maden ocaklarında göçük altında kalan insanların yakınları mutsuz, asgari ücretle geçinmek zorunda olanlar mutsuz, öğretmenler mutsuz, sağlık emekçileri mutsuz, askerler mutsuz, polisler mutsuz, polislerin vurduğu çocukların mutsuz olmaya şansı bile olmuyor.

Şimdi, böylesi bir ülkede maliye tartışılırken, bütçenin gelir-gider dengesinin, bütçenin milyarlarla ifade edilen rakamların vatandaşı mutlu ettiğini, bu konuda, işte “Birleşmiş Milletler gelmiş, AFAD’ı övmüş, efendim, şöyle şöyle demiş.” deyip kendi sorumluluğunu gözden kaybettirmenin bir âlemi yok. Sayın Bakan, Birleşmiş Milletler bir madalya takmamış size yani madalya da taksaydı biz diyecektik: “Körler, sağırlar; birbirini ağırlar.” 2 milyon insandan, 200 bin, 400 bin insandan 14 bin insana bakılmaktadır AFAD bünyesinde. Onlara da hangi tür kamp derseniz deyin, o çocukların, oradaki insanların yaşam standartları acaba onların istediği doğrultuda mıdır, değil midir demek için gidip orayı görmeye bile izin verilmiyor. Ne gizlenmeye çalışılıyor milletvekili olarak bunu soruyoruz.

Türkiye’de, bakın, sayılar bazen önemsizmiş gibi gelebiliyor. Az evvelki konuşmamda belirttim, 3.600 yani 4 bine yakın insan bu ülkeden kaçmak için denizde boğulmuş yani ölümü tercih etmiş burada kalmaktansa. Siz empati kurun…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Avrupa’ya gidiyor…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – E, Avrupa’ya gidiyorsa, bu ülke “Kardeşim, bekleyin. Van’da 10 bin konteyner var. Bu konteynerlerde kalın, biz sizi barındıramayız ama en azından yol masraflarınızı karşılayalım, güvenli bir şekilde Avrupa’ya gidin.” diye medeni bir hizmet sunulsun. Ama Avrupa’ya gidiyor diye…

Lütfen, bakın, bazı konularda…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Avrupa kabul ediyor mu?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Avrupa alıyor mu? Vizeyle mi alıyor? Nasıl alıyor?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Varsa bu konuyla ilgili görüşleriniz sayın vekilim, buyurun, kürsüde görüşün. Biz de sizin değerli fikirlerinizi dinleyelim, halk da dinlesin. Bizim söylediğimiz ne, sizin söylediğiniz ne, halk bilsin. Öyle uzaktan el kol kaldırıp da yönlendirme yapmanın bir anlamı yok. Sizin varsa bu konuyla ilgili eleştirileriniz, gelirsiniz, kürsüde konuşursunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bizler milletvekiliyiz ve milletvekili sorumluluğunu taşıyorsak eğer, biz, oy versin ya da vermesin, herkesin hakkını savunmak sorumluluğundayız. Şimdi, size yüzde 52 insan oy verdi yani hata mı yaptı? Yolsuzluk olsun, hırsızlık olsun, kimseye hesap sorulmasın; insanlar gemilerle Avrupa’ya kaçarken ölsün; askerler, polisler insanları öldürsün; efendim, okullarda eğitim yapılmasın, öğretmenler atanmasın, sağlıkçılar atanmasın; bakan çocukları köşeyi dönsün; asgari ücrete zam yapılmasın, asgari ücretle çalışanlar sekiz saat çalışsın ama bakan bin kişilik ücreti koluna saat diye taksın diye oy vermedi elbette. Tabii ki siz bu yüzde 52 oyun güvencesiyle rahat konuşuyor olabilirsiniz ama dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı, dünya Sultan Süleyman’a bile kalmadı.

Yani bazı şeyleri biz sadece birilerini kötülemek… Siz öyle zannediyorsunuz ki her şeyi dört dörtlük yapıyorsunuz, her şeyi doğru yapıyorsunuz, herkesin hakkını vermişsiniz, her türlü hizmeti yapmışsınız ve biz sadece ve sadece iktidarı kıskandığımız için gelip burada konuşuyormuşuz gibi lanse etmeye çalışıyorsunuz. Tabii, bizim sizler kadar televizyonlarımız yok. Hatta bizim kendimizi ifade edebileceğimiz özgür basının çalışanlarına ne kadar baskı yapıldığını bu on iki yılda siz hepiniz gördünüz. Bizim kendimizi ifade edebileceğimiz bu kürsülerden başka bir alan yok ve biz bu demokratik hakkımızı kullanıyoruz ve maalesef, bu hakkı kullanırken bile tahammülsüzlüğünüz üst düzeyde.

Şimdi, Sayıştay raporlarının açıklanmadığı, Meclis denetiminden uzak tutulduğu ifade ediliyor. Siz bu konuda, hayır, bu iddiada değilseniz buyurun, Sayın Başkanım Sayıştay raporlarını istetsin, Meclis Kâtibimize bütün Genel Kurula okutsun. Sayıştay hangi raporu tutmuş, bu raporlar nelerdir, hangi konuları içeriyor, hangi eleştirileri içeriyor; biz yorumsuz bir şekilde oturup dinleyelim. “Yok, efendim, Sayıştay raporunda bu vardı, bu yoktu.” tartışmasına gerek yok. Sayıştay Meclis adına denetim faaliyeti yapmıyor mu? Yapmış olduğu denetim faaliyetini getirsin, Genel Kurulda okutsun, dinleyelim ya da kitapçıklar hâlinde, broşürler hâlinde getirip bütün milletvekillerinin önüne -Meclis Başkanlığımızdan böylesi bir şeyi talep ediyoruz- koysunlar, bütün herkes o broşürlerden Sayıştay ne demiş öğrensin.

Şimdi, AKP’nin yaklaşık on üç yıllık iktidarı boyunca yapabildiği en güzel şey, yapmış olduğu kötü şeyleri iyiymiş gibi anlatmak. Tabii, bunun için çok büyük hazırlıklar yapıldı, medya üzerinde hesaplar yapıldı. Hangi gruplar kime yakındı, ne zaman gazete aldı, ne zaman televizyon kanalı aldı, hangi televizyon kanalı kime, ne zaman satıldı ve onlar hangi yayın politikasına başladı, eğer bunları incelersek Hükûmetin iktidarı için en büyük hazırlığı aslında medya alanı üzerinden de yaptığını şey yapabiliriz.

Şimdi, burada siz en doğru, en güzel şeyi söyleyin, orada gazeteciler toplanıp, basın sorumluluğu olmaz… Bakın, kürsülere bir bakın. Ne zaman Meclisi farklı gösterecek bir olay olduğunda hemen oradan koşarlar, gelirler şip şak, şip şak, şip şak. Vekilleri itibarsız kılmaya dönük bir medya oyunu yapılıyor. Dikkat ettiniz mi, basın kuruluşlarının temsilcileri bazen milletvekillerini hiçe sayıp, böyle, koridorlarda dolaşıyorlar, istedikleri hakkında istedikleri haberi yapıyorlar.

Ülkenin geleceğiyle ilgili sağlıklı haber yapan kaç medya kuruluşu var ve bunların kaçına sağlıklı ekonomik destek sunuldu? Hiçbirine. Ama bugün “cemaat” diye baskılara maruz kalan yapı daha önceden yine bu Hükûmetin desteğiyle milyarlarca liralık teşviklerden faydalandı. O zaman ortaktılar. Ama iktidar işte böyle bir şey, bir gün birine “kardeşim” diyorsun, sonra onun can düşmanı kesiliyorsun. Niye? İktidar bu. İşte, bu “iktidar” olgusunun üzerinde durmak lazım. Biz o yüzden çok da iktidar olma yanlısı değiliz. Biz Türkiye’de demokrasinin gelişmesi için, demokrasinin ilerlemesi için, hakların sözcülüğünü yapabilmek için demokratik bir muhalefet gücünü harekete geçirme taraftarıyız. Biz, yöneten olalım, iktidar olalım, bizim sözümüz geçsin, bizim dediğimizi yapsın herkes, her şey bizim kontrolümüzde olsun demiyoruz. Biz, hak olsun, halk için hak olsun diyoruz. Onun için biz iktidar hayalleri de kurmuyoruz. Tabii ki siyasi partilerin temel programında olmalıdır iktidara gelmek. Ben bu konuda iktidara gelmek amacında olan CHP’yi ya da MHP’yi ya da AKP’yi iktidar olmaya dönük çalışmalarından dolayı eleştirmeyeceğim, böyle bir hakkım da yok. Bizim de programımızda iktidar olmayı hedeflemek vardır ama illa iktidar olalım, her şey kontrolümüze geçsin hırsıyla değil. Halkı ikna edebiliyorsak zaten… Ama ülkede halkı ikna etmek yerine yoksullukla terbiye etmeye çalışıyorsunuz arkadaşlar. İnsanların büyük bir çoğunluğu mecburiyetten oy veriyor, bunu hepiniz de biliyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Evet, size de öyle.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Ben bize mecburiyetten oy veren arkadaşların hepsine söylüyorum, hiç kimse -siz öyle düşünün, ben öyle düşünmüyorum- lütfen kimse HDP’ye mecburiyetten dolayı oy vermesin, gönülden oy versin. Siz de çıkın bu kürsüde, AKP, “Lütfen kimse bize mecburiyetten dolayı oy vermesin.” diyebiliyorsanız buyurun, kürsü burada. Diyemezsiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Deriz, deriz.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Diyemezsiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, çok komik oluyor…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Ben “Bizim haksızlığımızı görürseniz bize oy vermeyin.” diyebilecek kadar yürekliyim. Siz de “Bizim haksızlığımızı görürseniz oy vermeyin.” diyebilecekseniz buyurun, kürsü burada. İşte bizim siyaset münakaşasından önce… Mecliste diyorsunuz…

Bazen dinle ilgili bir şey olunca sanki din birilerinin tapulu malıymış gibi, kimse hiçbir şey söyleyemezmiş gibi, tekelmiş gibi birilerini itham ediyor, birilerini yargılıyor. Biz farklı dinlerin, düşüncelerin, inanç özgürlüklerinin temel varlığına saygı duyuyoruz. Ama burada, bütçe demek ne demektir? Bütçe sadece matematik, hesap değil, hak demektir. Çok demagojisi yapılan, istismar edilen İslam dininin de en temel kavramlarından biri nedir? Haktır. Allah’ın anılan 99 isminden en büyük kapsamı olan, 1’inci ismi Hakk’tır. Hakk’a saygı duymayan binlerce rekat namaz kılsa ne olacak, üç yüz altmış beş gün, bir ay değil, üç yüz altmış beş gün, on iki ay boyunca oruç tutsa ne olacak? İşte, Hakk’a hizmet o yüzden söyleniyor ya. İşte, biz, din demagojisi yapmıyoruz, yapmayacağız ve bunun yapılmasına da asla izin vermeyeceğiz, tasvip etmeyeceğiz ama biz, burada, bakın, ortak kararlaşabiliyorsak gelin doğruyu koyun ortaya.

Siz asgari ücrete yüzde 500 zam yapın, eğer biz AKP’ye “Evet, doğru yapıyor.” deyip oy vermezsek o zaman gelin eleştirin ama “Avrupa’nın, dünyanın, Pensilvanya’nın şirketleri gelip 500 milyar dolar para kazansın.” derseniz, tabii hayır diyeceğiz. Siz memura yüzde 200 zam yapın, eğer AKP’ye itiraz edersek… Etmeyiz, yapın diyeceğiz ve memurlar da sizden memnun olsun, oy versin, buna da karşı çıkmayacağız. Siz işçiler göçük altında kalmasın diye tedbir alın, biz eğer sizi tebrik etmezsek, bu kürsüde çıkıp sizi alkışlamazsak hiçbir şey bilmiyoruz, inanın yaparız, ben kendi adıma söylüyorum, arkadaşlarımın da duygu, düşüncelerini bildiğim için onlara da kefilim, yaparız. Bunu AKP yapsın, CHP yapsın, MHP yapsın, kim yaparsa yapsın, bu ülkede çocuklar ölmesin diye tedbir alan her hükûmeti destekleriz, bu ülkede mülteciler Avrupa’ya kaçarken denizde boğulmasın diye tedbir alan her hükûmeti destekleriz, her iktidarı destekleriz ama bu ülkede çocuk haklarını, genç haklarını, eğitim haklarını, sağlık haklarını hiçe sayan kim olursa olsun, onun karşısında oluruz. Zaten muhalefet olarak biz böyle bir görev, sorumluluk üstlendik. Umuyorum hak kazanır.

Saygılar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, sayın konuşmacı konuşmasında, öncelikle AK PARTİ Grubunun en büyük meziyetinin, her yanlışı çok doğru yapmışçasına ifade ettiğini, bir de gelip kürsüde birtakım şeyler ifade etmesini söyledi.

Sataşmadan söz almak istiyorum efendim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Başkanım, bu iyi bir şey.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya, bu bir eleştiri yani. Sataşma değil, bir eleştiri bu ya.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bunun için söz verirseniz hepimiz söz isteriz Başkanım. Bunda ne sataşması var?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yani daha çok şey var, ben kısa özetini söyledim efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

Yeni sataşmaya mahal vermeyiniz.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Başkanım, neye itiraz ediyorlarsa ben baştan her şeyi yanlış yaptıklarını…

BAŞKAN – Yani “Yanlış yapınca doğru dediniz.” diyorsunuz, onun için.

Buyurunuz efendim.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Van Milletvekili Özdal Üçer’in 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Özdal Bey gerçi “İfade et.” dedi yani şimdi bazı şeyleri ifade etmeye gerek yok. Zaten halkımız çok iyi biliyor, kime mecburiyetten kime gönül rızasıyla oy verdiğini çok iyi biliyor, buna söyleyecek bir lafım yok benim.

İkincisi, bakın birtakım şeyleri çarpıtıyoruz. Türkiye’de sanki insanlar Türkiye’deki sıkıntıdan dolayı kaçıyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. O kaçan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı insanlar değil, transit bir geçiş olarak kullanıyor. Bakın, İtalya’ya Afrika üzerinden nasıl kaçtılar, ne dramlar yaşandığı belli. Meksika’dan Amerika’ya, aynı şekilde yaşanıyor. Birçok yerde yaşanıyor ve Türkiye’yi burada dışarıdan, belki Orta Doğu’nun başka ülkelerinden, Afrika’dan bir şekilde ya da Afganistan’dan güzergâh olarak kullananlar olabilir. Tabii ki bunlar Türkiye’deki ekonomik sıkıntı ya da Türkiye’deki başka bir şey varmış gibi değil, kendi ülkelerindeki problemlerden dolayı kaçıyor. Bir bu.

İkincisi, koca Avrupa’da barınan Suriyeli mülteci sayısı yaklaşık 120 bin. Biz sadece Kilis ilimizde 120 bin Suriyeliye ensar muamelesiyle yaklaştık, el insaf be! Nazi kamplarına benzetiyorsunuz, böyle acımasız bir yaklaşım olabilir mi?

Bakın, millî gelire oranla dünyada en çok dış yardım yapan ülke Türkiye’dir, millî gelire oranla. 4,5 milyar dolar sadece Suriyelilere Türkiye Cumhuriyeti yardım yapmış. Peki, koca uluslararası toplum toplamda ne kadar yardım yaptı biliyor musunuz? Bütün dünyanın yapmış olduğu yardım toplam 265 milyon dolar. Sadece Türkiye yaklaşık 2 milyon Suriyeliye 4,5 milyar yardımda bulundu, el insaf be!

Biraz bazı şeyleri söylerken dikkatli olalım. Tabii, bu kürsüde geçmişte de önceki dönemlerde de çok şey vadedenler oldu. İki anahtar diyenler oldu, ev diyenler oldu, araba diyenler oldu, herkesin her istediği olacak diyenler oldu ama devlet bu şekilde yönetilmez ki. Devletin belli bir yönetim anlayışı var, ekonomik kaynakları bellidir. Bu kıt kaynaklarla en iyi şekilde nasıl bir yönetim sergilenir, işte AK PARTİ iktidarı onu gösteriyor. İnsanımızın refahını nasıl yükseltiriz, demokratikleşme adımlarını nasıl anlatırız, nasıl atarız, bu reformları nasıl gerçekleştiririz, temel özgürlükler yönünde neler yapabiliriz? Dünden bugüne attığımız adımlar ortada ki, bu millet yapılan her 9 seçimde, gönül rızasıyla elini, mührü AK PARTİ’ye basıyor evelallah ya. Bunda en ufak bir endişesi yok ki. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ya, daha dün yaptığınız ortada, dün Ankara’da yaptığınız ortada.

AHMET AYDIN (Devamla) – Milyonları o mitinglere zorla getirmiyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 9 seçimdir 9 defa tuş!

AHMET AYDIN (Devamla) – O mitinglere milyonlar zorla gelmiyor, parayla gelmiyor. İnsanların gönlünde bu olmasa bu işler olmaz. Ve AK PARTİ de Tayyip Erdoğan da Ahmet Davutoğlu da her şeyden önce o insanların gönlünde tahtı kurdu, o insanların gönlüne girdi. “Benim gibi yaşıyor.” dedi insanlarımız, “Benim gibi düşünüyor, halktan biri.” dedi ve bu öz güveni sağladı. (CHP sıralarından gülüşmeler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sarayda mı? Bravo Ahmet be!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 9 defa tuş! 9 defa olimpiyat şampiyonu oldu.

AHMET AYDIN (Devamla) – İşte bu güvenle, bu istikrarla bugüne kadar 13 seçim bütçesi, 13 bütçe görüşüyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo Ahmet! Herkes sarayda, bu odaları onun için yaptırdınız değil mi?

AHMET AYDIN (Devamla) – 13 bütçenin 13’ünde de bunlar hep söylendi ama halkımız “Nafile.” dedi diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım...

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 9 defa olimpiyat şampiyonu oldu, 9 defa tuş!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Demek “Benim gibi yaşıyor.” dediler ha. Kaç odalı o saray?

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri.

Buyurunuz Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım, şu an ülkemizin ve ülkemizin içinde olduğu bölgenin kaderiyle ilgili hepimizin doğru bilgi verme sorumluluğu vardır fakat sayın hatip doğruları çarpıttığımı söyledi. Ben doğruları çarpıtmadığımı ve bunun bir sataşma olduğunu, geçersiz bir sataşma olduğunu ifade ederek söz talep etmek istiyorum doğru bilgileri aktarmak için.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Üçer.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yani, kamuoyu takdir edecek. Sayın hatibin söylediği her şey doğruysa bunu halkımız takdir edecek.

BAŞKAN – Şimdi, siz “Doğruyu çarpıttınız.” dediniz. O da diyor ki: “Siz yanlış söylüyorsunuz.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, o söyledi, biz söyledik.

BAŞKAN – Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz.

Size söz veriyorum, buyurunuz.

4.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Mecliste hepimiz millete karşı doğruyu söyleme sorumluluğundayız yani hele ki toplumsal gerçeklerle, soyut kavramlarla ilgili belki izafi değerlendirmeler yapabiliriz, kişisel değerlendirmelerimizi yapabiliriz ama toplumsal gerçeklikle ilgili istatistiki olarak verilebilecek şeyleri çarpıtma şansımız yok.

Şimdi, herkes de biliyor ki 2 milyonu aşkın Suriyeli Kürt, Arap, Türkmen, değişik etnik gruplarından insanlar ülkemize gelmiş. Ülkemizin, devletimizin ve Hükûmetimizin sorumluluğu nedir? Onların yaşam hakkını güvence altına almak ve onların insanlık onuruna yaraşır bir şekilde, ülke olanakları oranında muhafazasını sağlamak ve onlara, Türkiye’ye yerleşmek isteyenlere yerleşim hakkı vermek, yerleşmek istemeyenlerin de başka ülkelere sevkini sağlamak ve burada onların can güvenliğinden, onların haysiyetini korumaktan sorumludur. Böylesi bir sorumluluğumuz varken 2 milyon insandan kaç kişi şu an neden AFAD, neden Göç İdaresi tarafından muhafaza edilmiyor? Neden Türkiye’nin, Cenevre Sözleşmesi icabıyla tarafı olduğu mültecilik yasası tam olarak işlerlik kazanmıyor? Neden bazı konulara şerh konulmuş? Bu 2 milyon insandan siz 1 milyon 999 bin 999 kişiyi muhafaza etseniz, biz doğal olarak muhalefetten kaynaklı, 1 kişinin bile ne olduğunu sorma hakkına sahibiz çünkü “Bir âdem bir âlem.” diyor. Ama, değil 1 kişi, bu 2 milyon insandan 1,5 milyonunun akıbetinin ne olduğu belli değil ve ne konuda…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ya, ne yalancısınız!

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Muhatabım değilsiniz.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Allah Allah!

BAŞKAN – Lütfen devam ediniz, karşılıklı konuşmayınız.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Üslubunuza lütfen dikkat edin.

Şimdi, biz muhalefet olarak soruyoruz: Nereye gitti bu insanlar? Bu insanlar nasıl yaşıyor? Bu insanlar ne yiyor? Bu insanlar ne içiyor? Bu insanlar nasıl tedavi oluyor? Hükûmetin sorumluluğudur bu. Yaşam hakkını korumak için ne yaptınız? İşte, Kobani’den 400 bin kişi geldi, biz 14 bin kişiyi muhafaza ediyoruz, 2 milyon kişi geldi, 500 bini… 1,5 milyon insan nerede, bunu soruyoruz. Bunu sormak çarpıtmaksa bence çarpıtanın kim olduğu açıkça ortadadır. Kimseye hakaret etmiyoruz, kimseye zulmetmiyoruz ama kimsenin hakaretine ve zulmüne de maruz kaldığımızda tepkisiz kalacağımız anlamını da taşımasın.

Teşekkür ederim.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

 

BAŞKAN – Şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten.

Buyurunuz Sayın İçten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ’den seçilip tuzluk olan vekiller, Meclisten aldıkları maaşın hakkını verip çalışmaları gerekirken memleketi karıştırmakla meşguller. Onları protesto etmek için Meclis kürsüsüne boş bir tuzluk koyuyorum.

(Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten tarafından kürsüye tuzluk bırakılması)

CUMA İÇTEN (Devamla) – Bütçemiz, kulakları duymayan, gözleri görmeyen, kalpleri mühürlü olanların anlayamayacağı, hesap yapamayacağı, kafalarının alamayacağı bir bütçedir. 2015 yılı bütçesi, insanlık onurunun özgürlük mücadelesini veren ak kadroların dünya coğrafyasına insanlık dersini verdiği bir bütçedir. Bu bütçeyi ancak yüreğinde, kalbinde, bakışında insanlık sevgisini yaşatanlar görür. Bu bütçe, Filistin’den Arakan’a, Myanmar’dan Suriye’ye, Mısır’dan Doğu Türkistan’a tüm mazlumların hesabının bir bir sorulduğu bir bütçedir.

Bütçemiz, Suriye’de zalim Esed tarafından katledilen Kürtlerin, mazlumların hesabının sorulduğu bir bütçedir. Bütçemiz, 2 milyon mültecinin üç yıldır bizler tarafından misafir edildiği, din, dil, ırk ve mezhep ayrımı yapmadan mazlumlara kucak açan bir bütçedir.

Bu bütçede yürek var yürek, kalp var kalp, adamlık var adamlık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bütçede tuz var, tuz.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Bu bütçede Fatih Sultan Mehmet’in bakışı, Selâhaddin-i Eyyûbî El Kurdi’nin cesareti, Halîd Bin Velîd’in yüreği, Mevlâna’nın kucaklaması, Pir Sultan Abdal’ın Hak Muhammed Ali inancı, Yunus Emre’nin aşkı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın memleket hayali, Sezai Karakoç’un ahlaki, derin düşünceleri var; anlamazlar tabii.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Tevfik Fikret’in “Han-ı Yağma”sı var.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Bu bütçede terör, silahlar, kan, gözyaşı, ötekileştirmeler yok. Bu bütçede, Pensilvanya’da patronların kucağında oturup otuz yıldır akan kardeş kanından beslenen Haşhaşilerle mücadele, Haşhaşilerin PKK’yla birlikte imza attığı faili meçhul cinayetlerin hesabı var; anlamazsınız ama.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yarınız Haşhaşi sizin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen on iki senedir anlamamışsın da…

CUMA İÇTEN (Devamla) – Bu bütçe, özgürlük mücadelesini verenlerin, ülkeyi geçmişe mahkûm etmek isteyenlere hesap sorduğu bir bütçedir.

Bu bütçe, ecdadını Osmanlı olarak gören ve bundan gurur duyanların, tarihe tekrar imza atmak için gece gündüz çalışanların, ecdatlarını Marksistler olarak görenlere hesap sorduğu bir bütçedir.

Değerlerimize, kültürümüze, tarihimize sahip çıkanların, Osmanlıdan rahatsızlık duyanlara…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu bütçe, 700 milyarlık saat takanların…

CUMA İÇTEN (Devamla) – …dedelerini katledenlerin yolundan gidenlere hesap sorduğu bir bütçedir. Rahatsız olmayın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu bütçe, odalarında para sayma makinesi bulunduranların…

CUMA İÇTEN (Devamla) – Bu bütçe, “Allahu ekber” diyerek ezan sesiyle güne başlayanların, “Bismillahirrahmanirrahim” deyip besmeleyle iş yerlerini açanların, sadaka ve duayla hayata bakanların, “Komşum açken ben nasıl tok yatarım.” diyenlerin, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” diyenlere hesap sorduğu bir bütçedir.

Bütçemiz, Kürt ve Türk Baasçılarına, ülkeyi sadece doğudan ve batıdan ibaret görenlere, din ve dil milliyetçiliği yapanlara hesap sorduğu bir bütçedir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen yapıyorsun işte.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Ey ABD’deki bin küsur Beyaz Sarayı görmeyenler, Almanya’nın istihbarat binasına harcanan 1,3 milyar euroyu görmeyenler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Var onların parası, senin neyin var. Sen borçla aldın. Sen de kazan, sen de harca.

CUMA İÇTEN (Devamla) – …Gezi zekâlıların bu ülkeye verdiği 120 milyar zararı görmeyenler, nükleer santralleri, duble yolları, Marmarayı, üçüncü köprüyü…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kasaları görmeyenler, saatleri görmeyenler...

CUMA İÇTEN (Devamla) – …üniversiteleri, hava alanlarını, barajları görmeyen körler, unutmayın, millet sizi görüyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Elbise askılarını, ayakkabı kutularını görmeyenler...

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Millet sizi görüyor, sizi.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Biz gücümüzü makamlardan ve saraylardan değil, Allah’tan ve milletten alırız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çikolata kutularını görmeyenler…

CUMA İÇTEN (Devamla) – Güçsüzler ve korkaklar, güçlerini makamlardan ve saraylardan alırlar. Dolayısıyla, saraylardan korkanlar makamda değişecek olanlardır. Nefsini ayaklar altına alanlar makamlara ve saraylara şeref verirler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylüyorsun.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Çok doğru söylüyorsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo(!) Bravo(!)

CUMA İÇTEN (Devamla) – …Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımız gibi.

Mesele, makamlardan şeref alanların makama şeref vermelerini çekememesi ve kabullenmemesidir. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Devam et.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Mesele, kıskançlıktır, adam olmamaktır, adam. Mesele, ülkenin büyümesini hazmedememektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mesele, hırsızlara göz yummamaktır! Adamlık, hırsızlığa izin vermemektir!

CUMA İÇTEN (Devamla) - Mesele, millet tercihine saygı göstermemektir. Mesele, Osmanlıyı ecdat görmemendir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Görmem tabii.

CUMA İÇTEN (Devamla) - Kısaca, mesele saray değil, misyon ve vizyon sahibi olmaktır.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Atatürk’ü ağzına al, Atatürk’ü!

CUMA İÇTEN (Devamla) - Asıl mesele ne biliyor musunuz arkadaşlar? Seçilmişlerin iktidar olmasıdır.

2015 bütçemizin yeni Türkiye’ye, yeni bir medeniyete hayırlar getirmesini diler, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İçten.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, İç Tüzük gereği…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir konuya açıklık getirmek istiyorum.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, Beyaz Saray’da yalnızca 132 oda var.

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Erdemir, bir şey söylemek istiyorum müsaade ederseniz.

Burada, hepiniz biliyorsunuz ki kürsü masuniyeti vardır. Kürsüde herkes kaba ve yaralayıcı söz söylememek şartıyla bütün eleştirileri yapabilir. Ama lütfen, bu çatı altında milletvekillerinin tuzluğa benzetilmesini, böyle bir yakıştırmayı kabul edemeyiz. Bunu, doğrusu, uygun bulmadığımı belirtiyorum yani burada bütün milletvekillerine karşı yapılmış bir saygısızlık olarak niteliyorum. Lütfen, dikkat etmenizi rica edeceğim. Onu kaldırınız lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kendisine iade etsinler efendim.

BAŞKAN – Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, emeklilikte vatandaşlarımız birçok problemle uğraşırken ağır yaşam koşullarına itilen bir de emeklilikte yaşa takılanlar mevcut. Ayrıca bir de yaşını doldurup prim günü sayısı eksikliği nedeniyle emekli olamayanlar var. Kademeli geçiş ve kademeli yaş koşulu uygulamasıyla 1999 yılından önce işe başlayanların emekli olma yaşı üç ila on yıl arasında uzatılmıştır. Bu anlamda, işe başladığı tarihteki haklara göre çok sayıda vatandaşımız emekliliğe hak kazanmış olmalarına rağmen yaş koşulu nedeniyle emekli olamıyor ya da işsiz ise emekli maaşı alamıyor. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için bir çabanız, çalışmanız olacak mı yeni yasama döneminde?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Akova…

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yarbay Ali Tatar’ı ölüm yıl dönümünü de saygıyla anıyorum. Bugün de ölüm yıl dönümü nedeniyle bir hayır olduğunu biliyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok değerli bir subayının yalan, iftira ve baskıyla intihara sürüklenmesi iktidarın büyük ayıbıdır. Dün Ergenekon’un savcısı olanların bugün demokrat kesilmeleri büyük çelişkidir. Kuddusi Okkır, Ali Tatar, Murat Özenalp sahte belgeler düzenlenip bizzat hakları yenilerek ölüme sürüklenmişlerdir. Ali Tatar’ı ölüme götüren süreç, AKP’nin baskıcı süreci sonunda olmuştur. Hukuksuz Ergenekon davasına bulaştırılmak istenen Yarbay Ali Tatar ve bu davalar yüzünden ölenler için şimdi nasıl bir vicdan ve adalet muhasebesi yapılmaktadır? İktidar, bu hukuksuz davalarla birçok insanın ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin zayıflamasına, darbe almasına neden olmuştur. Bugün yol arkadaşlarıyla kavga çıkınca geçmişte “derin” dedikleri her şeyin sahte olduğu söyleniyor. Sahte delillerle yıllardır hapiste yatan aydın, asker, gazeteci, doktor, birçok vatandaşımızın hesabını kim verecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akova.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, deminki sorumu, ikinci sorumu tekrarlayacağım. Bu 2013 kesin hesabı başlangıçta 397 gider, 362 de gelir olmak üzere bir bütçe yapılmış, 34 de açık vardı ama sonuçta bu bütçe açığı 19 küsur milyara geldi. Bu 38 milyarlık yedek ödenekleri de, Sayıştayın raporunda belirttiği yedek ödenekleri de katınca 38 milyarlık, 9 küsurluk ödenek üstü harcamayı da katınca nasıl bir bütçe oluşurdu, nasıl bir açık söz konusu olurdu? Bunu uzmanlara yaptırabilir misiniz lütfen bu çalışmayı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye ile Gürcistan iki dost ülke birbirine. Özellikle benim seçim bölgemde de Sarp Sınır Kapısı iki ülke arasındaki dostluğu pekiştiriyor. Şimdi, Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri, hep gururla bahsediyoruz. Gürcistan ile Türkiye’yi karşılaştırdığımız zaman, hem gayrisafi millî hasıla açısından hem kişi başına düşen millî gelir açısından büyük bir uçurum var. Bütün bunlara rağmen –ben hukuk fakültesi mezunuyum, hukukçuyum ama ekonomi dersim iyi değildi, sizden bilgilenmek istiyorum- 2000 yılında bir Türk vatandaşı Sarp Sınır Kapısı’ndan Gürcistan’a geçtiği zaman 100 lira veriyordu, onların para biriminden 120 lari alıyordu Sayın Bakan. Yani, onların para birimi laridir, 120 lari alıyordu. Şimdi, aynı Türk vatandaşı, Gürcistan Kapısı’ndan geçiyor, 100 lira veriyor 79 lari alıyor. Madem biz dünyanın en büyük ekonomisiyiz, en büyük ekonomilerden bir tanesiyiz -Gürcistan’da da ekonomi filan yok, sanayi ülkesi falan değil- niye bizim paramız değer kaybediyor Sayın Bakanım? Yani bunu bir açıklarsanız, ben de gerçekten bilgilenir, Artvin’e döndüğüm zaman hemşehrilerime, yurttaşlarıma “Bundan dolayı oluyormuş.” derim, ben de onları ikna ederim Sayın Bakanım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, dünyanın en değerli 500 markası içinde ne yazık ki Türkiye’nin tek bir markası yok. İlk 500’de Malezya’nın 1, Suudi Arabistan’ın 2, Brezilya’nın 5, Hindistan’ın 6 markası var, Türkiye’nin ise 0. Türkiye’nin en değerli 100 markasının değerlerinin toplamı ne yazık ki bir Toyota etmiyor, bir Coca-Cola etmiyor. On yılda on dünya markası oluşturmayı hedefleyen TURQUALITY programı, ne yazık ki 2004’ten bugüne tek bir markamızı ilk 500’e sokamadı.

Sayın Bakanım, Hükûmetiniz, dünya markası üretecek ekosistemi neden başaramadı? Nerede yetersiz kaldığınızı düşünüyorsunuz? Bugün geri dönseniz neyi farklı yapardınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Akar, tabii ki, takdir edersiniz ki emekli olmak için iki koşulu yerine getirmek lazım, yani yasalarımız onu gerektiriyor. Bir, prim gün sayısını dolduracaksınız; iki, yaşı tutturacaksınız. Yaş, bütün dünyada çok temel, emekliliğin ön koşuludur. Dün de hatırlarsanız yine değinmiştim, yanlış hatırlamıyorsam, OECD’deki 34 ülkenin 30’unda 65 yaş ve üstü diye hatırlıyorum, sadece birkaç ülkede 3 veya 4 ülkede, 60-65 arasıdır. Onun altında emekliliğe izin veren tek ülke hâlâ sadece ve sadece Türkiye’dir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama yaşam koşulları garanti altına alınmıştır, onu da söyleyin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Buna rağmen, yaşa takılan meselesi diye bir mesele konuşuluyor. Dolayısıyla, hazır sosyal güvenlik sistemi bu kadar büyük bir açıkla, büyük bir finansman açığıyla karşı karşıyayken bu hususta herhangi bir düzenlemeyi ben doğru görmüyorum.

Sayın Akova, tabii ki aydınlarımıza, askerlerimize, gazetecilerimize kim zulüm yaptıysa mutlaka hesabını vermelidir.

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Bakanım, bir de milletvekillerimiz var biliyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Milletvekillerimiz de dâhil olmak üzere.

Sayın Kuşoğlu, şimdi, yedek ödeneğin olması harcama artışı anlamına gelmiyor. Şimdi, şöyle bir şey, Plan ve Bütçe Komisyonunda da çok detaylı bir şekilde rakamları da verdim, açıkladım, burada da açıklamaya çalıştım. Bakın, yıl içerisinde kanun değişti. Kanundan dolayı bir bakanlığın ödeneğini başka bakanlığa sorumluluk değiştiği için aktarmak zorunda kaldım. Şimdi, bunu yaparken bütçe kanunu yetki veriyor ama nasıl veriyor? Diyor ki: “Önce yedeğe alacaksın, ondan sonra o bakanlığa alacaksın.” Dolayısıyla, yedekteki bu büyük rakamlar aslında, yani bir harcamayı ifade etmiyor. Zaten bütçe üstü bir harcama olsaydı, takdir edersiniz ki, ne olurdu? Bütçe açığının fazla olması lazım. Haydi diyelim ki, bütçe açığı düşük kaldı -çünkü gelirler yüksek kaldı- oradaki tamamlayıcı ödenek anlamında ve bütçe üzeri harcamadaki tek kalem, en önemli kalem yatırım harcamalarıdır. Bunların tamamının detaylarını ben verdim, Sayıştay denetimine tabidir. Ha, şöyle, sizin arzunuzu da ben saygıyla karşılıyorum. Yani, bu Hükûmet bu yetkileri almasa bu bütçe kanunuyla -ki 2015’te de bütçe kanunu o şekilde geçti- onun yerine buraya gelse, ek bütçe getirse tabii ki bu da bir yöntem ama dediğim gibi, yani yaptığımızın tamamı bütçe kanununa uygundur, tamamen verilen yetkiler çerçevesinde yapılmıştır, her bir kuruşu Sayıştay denetimine tabidir, bunu sizler de çok iyi biliyorsunuz.

Gürcistan, dost bir ülke tabii ki. Şöyle bir düşünelim nasıl açıklayacağınızı. Bakın, 2000 yılının başına bir gidin, 1999, 2000’e bir gidin, Avrupa, hatırlarsanız, avroya geçti. O zamanlar neredeyse dolar/avro kuru bir ara 1’in de altına indi ama 1 varsayın, bir an için 1. Bir ara hatırlarsanız 1,37’ler; 1,4’lere doğru çıktı. Yani, koskocaman Amerikan ekonomisi dünyanın en büyük ekonomisi dolar, avroya karşı neredeyse pariteden yaklaşık yüzde 30-40 bir anlamda değer kaybetmiş; değil mi? Büyüklük ile para biriminin değer kazanması, değer kaybetmesi arasında bir korolasyan kurmak zordur, daha çok o dönemde öngörülen ekonomik performansla ilişkilidir, faiz farklarıyla ilişkilidir, risk primiyle ilişkilidir hatta politikayla ilişkilidir. Mesela, Japonlar şu anda bol bol para basıp Japon Yeninin değer kaybetmesi için çabalıyorlar, enflasyonu yaratmak için çabalıyorlar. Buna da abenomiks diyorlar. Belki yakından takip eden arkadaşlarımız vardır. Ona rağmen, maalesef Japonya işte gördüğünüz gibi hâlâ bu durumda.

Sayın Erdemir, marka konusu hakikaten çok önemli bir konu çünkü marka olunca kâr marjınız yüksek oluyor, daha çok para kazanıyorsunuz, bu her yerde böyledir.

Türkiye’de tabii, bu beşeri sermayenin kalitesiyle ilişkilidir. Bu, ekosistemle ilişkili, sermaye piyasasının derinleşmesiyle ilgili. Keşke, diyelim ki melek yatırımcı konseptini 2003’te getirseydik, bugün daha çok işler olsaydı, örnek olarak, geriye dönüp bakıp… Örneğin, girişim sermayesi hususunda keşke çok önceden… Ama bütün bu teşvikler geldi, getirdik ama son birkaç yılda oldu. Piyasaların derinleşmesi zaman alıyor. Bu, bir kültür meselesi aynı zamanda. Bu, aynı zamanda, dediğim gibi, bizim AR-GE yapma tarzımızla ilişkilidir. Aslında, AR-GE harcamalarını devlet bayağı yapıyor fakat bu, maalesef arzulanan sonuçları henüz doğuramadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Soruları cevapladınız mı efendim? Yoksa…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bir dakika daha verirseniz…

BAŞKAN – Bir dakika daha…

Buyurunuz efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Dolayısıyla, aslında AR-GE harcamalarımız devletin yaptığı AR-GE harcamasının millî gelire oranı Avrupa’dan çok uzak değil. Şirketlerimizin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapmayın Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değil arkadaşlar.

Bakın, devletten bahsediyorum, ülkeden bahsetmiyorum, kamudan bahsediyorum yani ne söylediğimi biliyorum.

Bizim özel sektörü AR-GE’ye daha çok teşvik etmemiz lazım ve o AR-GE’nin sadece “AR” kısmını değil “GE” kısmının da yani geliştirme kısmının çoğalması lazım. Bu konuda yoğun çabalar var. Biraz zaman gerekiyor. Bence, Türk Hava Yolları artık önemli bir marka hâline geldi. Belki ilk 100’de değil, ilk 500’de değil ama gerçekten, önümüzdeki sene muhtemelen Avrupa’nın en büyük taşıyıcısı hâline gelecek ve kalite açısından da son üç dört yılda en iyi hava yolu şirketi seçiliyor. Ben inanıyorum ki o noktaya doğru gideceğiz.

TURKCELL, yani isim vermek belki doğru değil, pardon, yani isimlere girdim ama… Yani sonuçta, yavaş yavaş bazı Türk firmaları hakikaten dünya liginde önemli noktalara geliyorlar, üniversiteler de geliyor. Başaracağız inşallah.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

Saat 17.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.48

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi 5’inci maddeyi okutuyorum:

Devlet borçları

MADDE 5- (1) Devlet borçlarına ilişkin cetvellerde gösterildiği üzere 2013 yılı sonu itibarıyla;

a) 403.006.952.902,24 Türk Lirası orta ve uzun vadeli Devlet iç borcu,

b) 184.013.011.787,62 Türk Lirası Devlet dış borcu,

c) 31.213.830.915,26 Türk Lirası Hazine garantili borç,

mevcuttur.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici.

Buyurunuz Sayın Binici.

HDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerinin neredeyse sonuna geldik. Günlerdir bu kürsüde pek çok konuya değinildi, bütçeyle ilgili pek çok husus gündeme getirildi. Ancak, kanımca, üzerinde daha fazla durmamız gerektiği hâlde eksik bırakılan bir konu oldu. Bu da IŞİD çetelerinin vahşetinden kaçarak Şengal’den, Kobani’den Türkiye’ye gelmiş olan sığınmacıların ihtiyaçlarına ilişkindir.

3 Ağustos 2014 tarihi itibarıyla Şengal’de gerçekleştirilen katliam ve işgalden dolayı zorunlu olarak Habur, Yekmal ve Roboski üzerinden Türkiye’ye giriş yapan Şengalli Ezidilerin sayısının 30 bin civarında olduğu bilinmektedir. 15 Eylül itibarıyla ise IŞİD saldırıları Kobani kantonu üzerinde yoğunlaşmış ve artan saldırılar sonucu katliam tehlikesiyle yüz yüze gelen yaklaşık 200 bin Kobanili kantondan ayrılmak zorunda kalarak Suruç üzerinden Türkiye’ye geçiş yapmıştır. Savaşa bağlı olarak gerçekleşen zorunlu göç hareketi toplamda 230 bin civarı nüfusun Kürt illerine yerleşmesiyle sonuçlanmıştır. Bölgedeki belediyelerimiz ve duyarlı ST֒ler yardım koordinasyon merkezleri oluşturarak sığınmacıların ihtiyacını karşılamak adına tüm kaynaklarını seferber etmiş, yardım çalışmalarının sistematize ve koordineli olarak ilerlemesi için gerekli çabayı göstermiştir. Gıda, giysi, ilaç, barınma mekânı gibi en temel yaşamsal ihtiyaçlar temin edilip göç eden halka sunulmuş, bu noktada Türkiye ve uluslararası kamuoyuna yapılan duyarlılık çağrıları sonucunda yardım kuruluşları da göç edenler için yardım sağlamıştır. Yine insani yardım kuruluşlarının desteği ve bölgedeki koordinasyon merkezlerinin organize çalışmaları sonucunda Nusaybin, Mardin, Kızıltepe, Batman, Siirt, Adıyaman, Viranşehir, Diyarbakır ve Suruç’ta ortak yaşam alanları kurulmuş, Şengal'den ve Kobani'den gelenlerin çadır kentler, mahalle ve köylerdeki uygun ev ve diğer alanlarda sağlıklı koşullarda barındırılabilmesi sağlanmıştır. Ancak, bölge belediyeleri ve gönüllü olarak yardım çalışmalarına katılan kurumlar dışında bölgeye göç eden halklar için Hükûmetten yana uzun vadeli ve kapsamlı bir politika üretilememiştir. İktidar sözcüleri mültecilere kucak açtıklarını ifade etse de sivil toplum örgütlerinin hazırladığı raporlarda da ortaya konduğu üzere, gelenlerin çok küçük bir kısmı AFAD kamplarında kalmaktadır. Şengal'den gelen ve 7 ildeki merkezlerde kalan Ezidilerin sayısı toplam 20 binin üzerindeyken, merkezî Hükûmetin sorumluluğundaki AFAD kampında yalnızca 2.840 Şengalli bulunmaktadır. Benzer bir durum sayıları kat kat fazla olan Kobanili mülteciler için de geçerlidir. 120 bin kadarı Suruç ve çevresinde olmak üzere 200 bine yakın Kobanili Türkiye'ye göç ettiği hâlde yalnızca 6.120 tanesi AFAD kamplarında kalmaktadır.

Üzerinde söz aldığım 5’inci maddeyle, bütçede öngörülmeyen hizmetler için gerektiğinde aktarma yapılmak üzere Maliye Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerinde yedek ödenek bulundurabileceği ve bu ödeneklerden aktarma yapmaya Maliye Bakanının yetkili olduğu hüküm altına alınmaktadır. Değerli milletvekilleri, bu bağlamda, daha önce de partimizce defalarca dile getirilen soruyu tekrar sormakta fayda var. Hükümetiniz, Kobani ve Şengal'den göç eden 230 binden fazla kişi için ne kadar bütçe ayırmıştır? Hükümetinizin, AFAD kampları dışında kalan Ezidi mültecilerin gıda, kışlık kıyafet, sağlık malzemesi, hijyen kiti gibi temel ve acil ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yardım çalışması bulunmakta mıdır acaba?

Hükümet, belediyeleri ve yardım çalışmalarını yürüten duyarlı kurumları ihtiyaçların karşılanması noktasında yalnız bırakmakta, koordinasyon çalışmalarını yürütenlere ek bir ödenek aktarımı yapmamaktadır. Özellikle ilçe belediyelerinin sınırlı kaynak ve yetkileri kış koşullarının da ağırlaşmasıyla beraber mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir.

Bunlarla beraber Hükûmetin bazı konulara da açıklık getirmesi gerekmektedir. Yurt dışı kurumlarından gönderilen ayni ve nakdî yardımların AFAD kampları dışındaki mültecilere ulaştırılamadığı yönünde pek çok iddia bulunmaktadır. En son geçtiğimiz hafta basına da yansıyan bir habere değinmek istiyorum. Avrupa Birliği tarafından Kobanili ve Şengalli mülteciler için kullanılmak üzere Türkiye'ye gönderilen 20 milyon avro yani 58 milyon 354 bin Türk lirası savaş mağdurlarına ulaştırılmamıştır. Avrupa Komisyonu yetkililerinin Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği tarafından hazırlanan rapora verdiği cevaptan anlaşılan odur ki mağdurların barınma, yemek ve temel bakım hizmetleri için Türkiye'ye 20 milyon avro tahsis edilmiş, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı ve Avrupa Birliği Bakanı Sayın Volkan Bozkır da konudan haberdar edilmiştir. Bu konuda Hükûmetin acilen konuyla ilgili bir açıklama yaparak gelen 58 milyon 354 bin liralık yardımın nerede ve ne şekilde kullanıldığı konusunda kamuoyunu bilgilendirmesi gerekmektedir. Yüz binlerce insan kış soğuğuna direnir, binlerce bebek ve çocuk ağır şartlarda yaşam mücadelesi verirken oldukça yüklü olan böylesi bir yardım miktarının kimler tarafından harcandığı merak konusudur. Yalnızca AFAD kamplarında kalanların ihtiyaçları için bu rakamın oldukça fazla olduğu görülmektedir.

Bir diğer nokta ise yurt dışından gelen ayni yardımlarla ilgilidir. Suruç ve çevresinde 120 bin civarında Kobanili kalmakta olduğu hâlde Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin Suruç'un köy ve mahallelerinde, ayrıca buradaki 5 çadır kentte kalanlara dair neredeyse hiçbir desteği olmamaktadır. Buna ek olarak, yurt dışından gelen büyük yardım tırlarını bir ilçe belediyesi olan Suruç Belediyesinin yetkisi olmadığı için Büyükşehir Belediyesinin gümrükten aldığı ve AFAD dışında kalan 120 bine yakın mülteciye bu yardımların ulaştırılmadığı da bilinmektedir. Pek çok uluslararası kurumun da devlet yetkilileriyle kurduğu temaslarda bölgede mültecilerin kaldığı tek merkez AFAD kampıymış gibi oraya yönlendirildiği, diğerlerinin koşullarından haberdar dahi edilmedikleri görülmüştür. Buna benzer başka bir durumsa Almanya’dan gönderilen 3 tır dolusu yardımın Alman Konsolosluğunda bekletilerek Dışişleri Bakanlığı tarafından AFAD kampına yönlendirilmeye çalışılmasına ilişkindir.

Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere, siyasi iktidar Şengal ve Kobani'den gelenlere kucak açmamış, aksine onları kaderine terk etmiştir. En son iki gün önce basına yansıdığı üzere, mültecilere herhangi bir yardımda bulunmayan Hükûmet, bölgede çalışan belediyelerin de işini zorlaştırmakta ve karşılarına birçok engel çıkarmaktadır. Suruç Belediyesi tarafından mahalle ve köylerde kalan Kobanililerin daha iyi şartlarda barınmasını sağlamak amacıyla yapımına başlanan ve altyapı çalışmalarında neredeyse sona gelinen 10 bin kişilik çadır kentin yapımı valilik tarafından durdurulmuştur. Valilik tarafından ilgililere herhangi bir resmî yazıyla haber verilmemiş, çadır kente gelen polisler içeride çalışan işçileri zorla çıkararak valiliğin çalışmaları durdurduğunu belirtmiştir. Soğuk kış şartlarındaki en acil ihtiyaçlardan olan barınma ihtiyacını karşılamak için yapılan çalışmaların önüne merkezî Hükûmetin temsilcisinin karşı durması, tıpkı yardımların yalnızca AFAD kampına yönlendirilmesi gibi kötü niyetli bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Binici.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan evvel… Bir önceki yaptığım konuşmada bu Sayıştay raporlarıyla ilgili Sayın Nurettin Canikli’nin konuşmalarına atfen dile getirdim ve daha sonra da şimdiki Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Lütfi Elvan’ın söylediği iddia edilen bir cümleyi burada dile getirmiştim. Şimdi o cümleyi tekrarlamak istemiyorum ama konunun açıklığa kavuşması bakımından söylüyorum. İddia şöyleydi: “Kanuna aykırı davranabiliriz. Bizi bazen idare edin.” Sayıştay mensuplarına söylediği. Bu konuşmadan sonra Sayın Ulaştırma Bakanı beni aradı ve böyle bir konuşmayı yapmadığını çok açık ve kesin bir dille ifade etti. Ben de Sayın Bakanın bu görüşüne itibar ediyorum ve böyle bir ifadede bulunmadığına inanıyorum. Kendisi hukuki süreci de başlattığını ifade etti. İnşallah, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna geldiğinde kendisi de bu konuda daha tafsilatlı bir açıklama yapar. Bu konu tamam, bu şekilde anladık, yalnız Sayın Canikli’nin sözleri geçen yıldan beri sürekli dile getirildi ve hâlâ ortada durmaktadır. Sayın Elvan’ın bunu söylememiş olması Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının Sayıştayla ilgili görüşünü ve tutumunu da değiştirmez, bizim görüşümüzü de iktidarla ilgili olarak değiştirmemektedir.

Değerli milletvekilleri, üzerinde durmak istediğim bir husus da ödenek üstü harcamalar. 5018 sayılı Kanun’un 20’nci maddesiyle genel veya kısmi seferberlik, savaş ilanı veya Bakanlar Kurulu kararıyla askerî hazırlığın yapıldığı olağanüstü hallerde Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına başlangıç ödeneğinin yüzde on beşine kadar harcama yetkisi verilmektedir. Yine, 5018 sayılı Kanun’da “Kamu idareleri, bütçelerinde yer alan ödeneklerin üzerinde harcama yapamaz.”, “Bütçede yeterli ödeneği bulunmayan işler için yüklenmeye girişilemez. Yüklenme süresi mali yılla sınırlıdır.” gibi hükümler de mevcuttur.

2013 yılında kanun hükümlerinin tam tersi uygulamalar görülmüştür. Ödenek üstü giderler, genel ve özel bütçeli idareler için toplamda 9 milyar 300 milyon lira olarak gerçekleşmiştir. Genel bütçeli idareler için ödenek üstü giderlerin neredeyse tamamı Millî Eğitim Bakanlığından kaynaklıdır. Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için 9 milyar 284 milyondur ve Millî Eğitim Bakanlığı ödenek üstü gideri de 9 milyar 233 milyon Türk lirasıdır.

Ödenek üstü giderler, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasındaki tamamlayıcı ödeneklerle ilgilidir. Buna göre bu harcamalar 5018 sayılı Kanun’un 20, 26, 31 ve 70’inci maddeleri ve 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 8’inci maddesi ve Kanun’a ekli (e) cetvelinin 49’uncu maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirindedir. Uygulamada bu durum, Meclisin sayısal çoğunluğunun bütçe hakkını zedelemesi anlamına gelmektedir. Bu uygulama Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini yok sayarak “Ben yaptım oldu.” anlayışıyla harcama yapma hakkını kendinde görmektedir.

Netice itibarıyla, diğer bir husus da değerli milletvekilleri, yedek ödenek kullanımıyla ilgilidir. Hükûmetin yedek ödenek uygulaması kanunu âdeta yok saymaktadır. 5018 sayılı Kanun’un “Yedek ödenek” başlıklı 23’üncü maddesinde, yedek ödenek için genel bütçe ödeneklerinin yüzde 2’sine kadar sınır konulmuştur. Yedek ödenek aktarmalarının tek sorumlusu Maliye Bakanıdır.

2013 yılı için baktığımızda, yedek ödenek için başlangıçta 948 milyon lira tespit ediliyor. Yedek ödenekten yapılan aktarmalar ise 35 milyar 900 milyon Türk lirasıdır. Üstelik bu tutarın 34,6 milyar lirası doğal olarak Maliye Bakanlığı dışına yapılan aktarmalardır, diğer kurumlara yapılan aktarmalardır. Öncelikle ifade etmek isterim ki bu rakam, 5018 sayılı Kanun yüzde 2’sine kadar cevaz verirken genel bütçeli idarelerin yıl sonu toplam ödeneğinin yüzde 8,8’ine denk gelmektedir. Dolayısıyla, Hükûmet burada kanuna aykırı bir faaliyet içerisindedir.

İkinci olarak, 5018 sayılı Kanun’a göre Maliye Bakanı bu aktarmaların nerelere yapıldığını yılın bitimini takip eden on beş gün içerisinde ilan etmelidir. Oysa 34,6 milyar liranın hangi kurumlara ve ödenek kalemlerine aktarıldığı ısrarla açıklanmamaktadır. Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün açıkladığı bilgiler sadece başlangıç ödeneği olan 948 milyon lirayı içermektedir. Bunun dışında, 35 milyon Türk lirası nereden nereye aktarıldı, nereye harcandı? Sayın Bakan bunları mutlaka açıklamak durumundadır fakat görüyoruz ki bu aktarmaların nerelere yapıldığını açıklamaktan özellikle imtina ediliyor. Burada hiç zihinleri karıştırmayalım, yapılan harcamaları değil, aktarmaları soruyoruz. Harcamayı şu aşamada belki bilemeyebilirsiniz ancak aktarma 1 lira dahi olsa bundan Maliye Bakanının haberdar olduğunu biliyoruz.

Komisyon görüşmelerinde “Kamu kaynağı ile topluma sağlanan yararlar arasındaki ilişkiyi güçlendiren, vatandaşa yönelik daha şeffaf ve anlaşılır bütçeler hazırlamayı hedefliyoruz.” ifadesi dile getirildi. Tabii, bunlarda ne şeffaflık görebiliyoruz ne de anlaşılır bir bütçe ortaya konulmuştur. Netice itibarıyla denetim yok, şeffaflık yok, hesap verebilmek yok ve harcamalarda da öngörülmeyen ve kanun dışı, mevzuata da aykırı artışlar var ve bunların da hesabı verilemiyor.

Bu düşüncelerle konuşmama burada son veriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz.

Buyurunuz Sayın Eryılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben, maddenin içeriğine geçmeden önce hemen hemen her gün karşılaştığımız Hükûmetin baskıcı uygulamalarıyla ilgili olarak son iki günde yaşadığımız iki olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

19 Aralık 1978’de başlayan ve 20 Aralık 1978 tarihine kadar devam eden ve doğrudan Alevileri hedef alan Maraş katliamının üzerinden otuz altı yıl geçti. Tarihimize kara bir leke olarak geçen Maraş katliamının yıl dönümünde AKP Hükûmeti bir kez daha baskıcı yüzünü göstermiştir. Kahramanmaraş Valiliği, Maraş olaylarının otuz altıncı yıl dönümü nedeniyle düzenlenecek her türlü basın açıklaması, yürüyüş ve eylemlerin yasaklandığını bildirerek “Ülkede katliam yapma özgürlüğü var, şehitlerinizi anma özgürlüğü yok.” mesajı vermiştir. Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizleyerek geleceğini aydınlatmak zorundadır. Acılarla yüzleşmediğimiz sürece o acı bizi rahatsız etmeye devam edecektir. Bizler, Maraş’ın toplumsal belleğimizde açtığı yarayı, demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, eşitliğe inanan kesimlerle sarabileceğimize inanıyoruz. Katliamlarla yüzleşmenin ve gerçek faillerin bulunmasının gerekliliğine inanıyor, Maraş’ın unutulması hâlinde farklı kimlik ve inançtan her insanın can ve mal güvenliğine yönelik tehditlerin artacağı, devam edeceğini görüyoruz. Tüm bu baskı ve yasaklamalara rağmen, Maraş katliamının artık 36’ncı yıl dönümünde katilleri bir kez daha lanetliyor, katliamda şehit olan insanlarımıza bir kez daha rahmet diliyorum.

İkinci bir olay da dün yaşandı değerli milletvekilleri. Türkiye'nin değişik şehirlerinden Ankara’ya Tandoğan Meydanı’na “Laik Eğitim ve Emeğe Saygı” adı altında bir basın açıklaması, miting düzenlemek üzere gelen eğitim emekçilerine karşı uygulanan baskı kesinlikle kabul edilecek cinsten değildi. Henüz basın açıklamasına başlanmadan, henüz miting alanına gidilmeden, hiçbir uyarı yapılmadan öğretmenlerin üzerinde polis aşırı bir şiddet kullanmış, öğretmenlerimizin gözüne çok yakından gaz sıkılmış, coplanmış, bununla da yetinilmemiş, 100 öğretmen arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Dün biz de bu olaylara tanık olduk. Bu, ülkemiz açısından, ülkemizin demokrasisi açısından gerçekten kaygı verici bir durum. Aslında dün yaşadığımız bu olay AKP’nin bundan sonra ülkede demokrasiyi nasıl işleteceği konusunda da bizlere önemli ipuçları veriyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de son on iki yılda AKP iktidarında bütçelerin nasıl hazırlandığını, kimlere hizmet ettiğini, kimlere neler sağladığını ve neler sağlamadığını gayet iyi biliyoruz. AKP’nin on iki yıllık iktidarında hazırlanan bu bütçelerin daha çok rant, yolsuzluk ve hukuksuzluk üzerine inşa edildiğini biliyoruz. Peki, bu sonuca nasıl ulaştık? Geçen Sayın Genel Başkanımızın bütçe görüşmeleriyle ilgili yaptığı konuşmada altını çizdiği bir tespit vardı, şunu dedi: “Hükûmetin son on iki yılda yaptığı harcamalara baktığımız zaman, 1946 yılından iktidara geldiğiniz 2002 yılına kadar geçen elli altı yıllık dönemde görev yapan bütün cumhuriyet hükûmetlerinin tamamından 1 trilyon dolar daha fazla harcama yapılmıştır.” Yaptığınız bu devasa harcamaların da hesabını veremiyorsunuz. Millî geliri artıran, ekonomiye katkı sunan, istihdam yaratacak bir tek yatırım dahi gerçekleştirilmemiştir. 1946-2002 yılları arasında yani elli altı yılda ortalama büyüme hızı yüzde 4,7 olarak gerçekleşmiştir. Ancak 2008 yılında kişi başına millî gelir 10.444 dolar iken 2014 yılında da 10.537 dolar olarak gerçekleşmiştir. Buna göre, beş yılda kişi başına düşen millî gelir sadece 93 dolar artmıştır. Buna karşılık, işsizlik oranına bakıyoruz, Temmuz 2013’te yüzde 9,2’ye ve bu yılın temmuz ayında da yüzde 10,4’e yükseldiğini görüyoruz. İktidarınız döneminde satılan kamu mallarını, fabrikaları, limanları, arazileri, köprüleri, bunları hiç saymıyoruz.

Bütçenin gerçekçi bir temele oturmadığı ve 2015 yılı bütçesinin şimdiden 21 milyar daha açık vereceğinin tahmin edildiğini görüyoruz, tabii, her zaman olduğu gibi bu hedef tutturulmayıp beklenenin aksine açık 50-60 milyar dolara ulaşmazsa. Sürekli açık veren bir bütçe, büyüme hızındaki dengesizlikler, tüketime dayalı ekonomi, bölgeler arası dengesizlik, gelir dağılımındaki korkunç uçurum, kazançtan değil tüketimden vergi alma alışkanlığı, kronik enflasyon, işsizlik, katlanan iç ve dış borçlar, kayıt dışı ekonominin korkunç düzeyi, kara delikler ve bütçenin aslan payını alan militer harcamalar.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet Millî Eğitim Bakanlığı için ayırdığı bütçeyle övünüyor. Bakıyoruz, ayrılan 62 milyar liralık bütçenin yüzde 78’inin personel harcamalarına gideceğini görüyoruz. Geriye kalan yüzde 22’lik payla nitelikli bir eğitimin verilmesinin mümkün olmadığı çok açık. Sırada atama bekleyen 300 bin öğretmenin de olduğunu hesaplarsak bunun eğitim camiasına deva olmadığı açıktır.

Dikkatinizi çekmek istediğimiz bir diğer husus da 2015 bütçesinde artan askerî ve güvenlik harcamaları. İçişleri ve Millî Savunma Bakanlıkları ile MİT, Jandarma ve Emniyet Genel Müdürlüğüne toplam 51 milyar 883 milyon lira ödenek ayrılmıştır. Örtülü ödeneği bilmediğimiz için onu hesaba katmıyoruz. Savunmaya ayrılan bu bütçenin demokrasimizin hayrına olmadığı açıktır. Aksine, bu savunma bütçesinin önemli bir bölümünün muhalif kesimleri baskı altına almak, sindirmek ve ezmek için kullanılacağı açıktır. Anlaşılan o ki ayrılan bu paralar gaz bombası, TOMA, cop, tazyikli su, gözaltı, şiddet, uzuv kaybı ve ölüm olarak halkımıza geri dönecektir. Hatta, yakında uygulamaya sokulacak eğit-donat politikasıyla birlikte Suriye’de savaşan terörist örgütlere bu savunma bütçesinden harcama yapılacağını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca, yanlış Suriye politikası nedeniyle son üç buçuk yılda bütçeden yapılan harcama 6 milyar dolar, uğranılan ekonomik kayıpları da burada saymıyoruz.

Ben son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Amerika Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin yaptığı bir açıklama var mart ayında eğit-donat politikasının devreye konulacağıyla ilgili olarak. En son iki gün önce Dışişleri Bakanlığı bununla ilgili bir açıklama yaptı ve eğit-donat politikasının mart ayından önce de uygulamaya konulabileceğini ifade etti. Sorduk bakanlara: “Bu eğit-donat politikası nedir? Kimi eğiteceksiniz, ne için eğiteceksiniz, neyle donatacaksınız, bunlar kimlerdir ve nereye göndereceksiniz?” Basına sızan haberlerden şunu anlıyoruz: AKP Hükûmeti üç buçuk yıldır uygulamış olduğu yanlış Suriye politikasının, yanlış dış politikasının bu ülkeye getirdiği maliyetle yetinmemiş, şimdi Suriye’den ve diğer ülkelerden getireceği radikal unsurları Türkiye’de eğitip, silahlandırıp, donatıp komşu ülkelere savaşmaya gönderecektir. Ben buradan Hükûmeti uyarıyorum, bu yaptığınız, bu aldığınız karar hem uluslararası ceza hukukuna hem de Türk Ceza Kanunu’muz ve Terörle Mücadele Kanunu’muzun 7, 1, 3 ve 4’üncü maddelerine açıkça aykırıdır. Burada bence Hükûmete bir komplo kuruluyor. Yarın ileride… Hükûmet terör gruplarıyla iş birliği yapmıştır, dolayısıyla bu iş birliğinden dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesinde, Uluslararası Adalet Divanında yargılanmayı dahi gerektirecek kadar tehlikeli bir işin içine girmiş bulunmaktasınız. Bu konuda Hükûmeti uyarıyoruz ve kesinlikle böyle bir şeye tevessül etmemelerini öneriyoruz. Bunun şakası yoktur, dolayısıyla biz yıllardır zaten bu konuda uyarılarımızı yapıyoruz ama bizi dinlemiyorlar, inşallah böyle bir hata yapılmaz.

Yüce Meclisi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eryılmaz.

Şahsı adına Bursa Milletvekili Aykan Erdemir.

Buyurunuz Sayın Erdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ve bizleri ekranları başında izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Dün, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi için tarihî bir gündü çünkü Cumhuriyet tarihinde ilk defa âdeta faşist bir manifesto niteliğini taşıyan bir konuşma bu kürsüden rahatlıkla dile getirilebildi. Ne yazık ki dün görev yapan Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Sadık Yakut, Anayasa’yı âdeta askıya alan ve çoğunlukçu otoriter rejimi, despotik rejimi, tek adam rejimini ilan eden bu son derece yakışıksız konuşmaya seyirci kaldı. Kuşkusuz düşünce ve ifade özgürlüğüne büyük saygımız var. Kuşkusuz kürsü dokunulmazlığına büyük saygımız var ama kimse kusura bakmasın demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü, güçler ayrılığını hedef alan faşizan siyasete saygımız yok. Kimse kusura bakmasın, bir partinin diğer partiler üzerinde, bir toplum kesiminin diğer bir toplum kesimi üzerinde, bir despotun vatandaşlar üzerinde baskı kurmasını amaçlayan hezeyanlara saygımız yok. Sosyal demokratlar olarak Hitler Almanyası’nda, Mussolini İtalyası’nda, Franco İspanyası’nda, Salazar Portekizi’nde faşist rejimlere karşı duruşumuz ne olduysa Türkiye’deki faşizan duruşlara karşı da aynı tavrı gösteririz.

Hukuk fakültesi mezunu olduğunu şaşkınlıkla öğrendiğimiz AKP’li bir vekil dün Genel Kurulda parti yetkilileri tarafından kendisine verilen notları bitirdikten sonra irticalen konuşmaya başladı ve gönlünden geçenleri, en samimi duygu ve düşüncelerini açık yüreklilikle ifade etti. Bakın, AKP’li vekil itiraf niteliğindeki hangi açıklamaları yapıyor: “Anayasa Mahkemesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerindeki varlığını sorguluyorum.”

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sorgulayamaz mıyız?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – “Sorguluyorum.” diyor, tanımıyor. Anayasa’yı değiştirebilirsiniz, Anayasa Mahkemesini kaldırabilirsiniz ama Anayasa Mahkemesi görevdeyken onu yok sayamazsanız. Bir milletvekili bu vesileyle Anayasa’yı ilga ediyor, ilga etmekle de kalmıyor, orada da durmuyor, diyor ki: “Yargı sisteminin Hükûmet üzerindeki soğuk vesayetini sorguluyorum.” Yani yargıdan bağımsız, âdeta dokunulmazlığa sahip bir Hükûmet arzu ediyor ve akabinde de bir tek adam diktasını inşa etmeye başlıyor, diyor ki: “Artık bundan sonra sorulmayanları soracağız, sorgulanmayanları da sorgulayacağız, konuşulmayanları da konuşacağız. Yakın zamanda tümüyle hizmete girecek olan Cumhurbaşkanlığı sarayımız bu ülkenin, bu devletin merkezi ve kalbi olacaktır. Kimseye de sormayacak, kimseden de izin mizin almayacak.” Yanlış anlaşılmamak için derdini daha da açıklıkla ifade ediyor, diyor ki: “Devlet kendisine bir arazi üzerinde bir bina yapıyor, bunu yargıya ve size soracak değil. Böyle devlet olmaz. Devlet yönetmek çocuk oyuncağı değil, devletin bir iradesi var.” Bununla da yetinmiyor. Asıl derdinin yalnızca kendi iktidarını kurmak değil, farklı gördüğü, öteki gördüğü, hor gördüğü kesimleri baskı altına almak olduğunu, kendisinden görmediklerine eziyet etmek olduğunu itiraf ediyor ve diyor ki: “Rahatsız olacaksınız, bundan sonra çok daha fazla rahatsız olacaksınız. Siz rahatsız olacaksınız ki millet rahat edecek.”

Yalnızca kendi partililerini milletin üyesi görenler, diğer parti üyelerini, diğer siyasi görüş sahiplerini milletin dışında görenler aslında bu ülkenin yegâne bölücüleridir. Cumhuriyet Halk Partisine gönül verenler bu milletin evlatları değil mi? Milliyetçi Hareket Partisine gönül verenler bu milletin evlatları değil mi? Halkların Demokratik Partisine gönül verenler bu milletin evlatları değil mi? Dünyanın en yüksek seçim barajı nedeniyle bu Mecliste temsil edilemeyen partilere gönül verenler bu milletin evlatları değil mi? Bu ülkedeki en büyük bölücü “millî irade” diye diye bu milleti ayrıştıranlar, bu milleti bölenler, bu milleti ötekileştirenler. Bu ülkedeki en büyük bölücüler parti devleti heveslileri. Bu ülkedeki en büyük bölücüler “Bizden olmayanlar gayrimillîdir.” diyenler. Bu ülkedeki en büyük bölücüler farklı düşüneni, eleştiri getireni milletin mensubu görmeyenler. Bu ülkenin tek bölücüleri Anayasa’daki güçler ayrılığı ilkesini reddedenler, “Kimseye hesap vermeyiz.” diyenler. Onlara İspanya’dan bir mesajım var: (…)(x) Faşizme geçit yok. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet faşizmi ne zaman yaşadı? Millet faşizmin kimin tarafından yaşatıldığını biliyor.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın Başkan, sayın hatip dün yaptığım konuşma üzerine, dün yapmış olduğum konuşmaları yanlış bir şekilde ifade etti. Bunu düzeltmek için sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – O sözleri öyle söylemediğinizi mi söylemek istiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Farklı bir anlam yükledi.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Farklı bir anlam yükledi efendim sözlerime.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Hepsi tutanaktandı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tutanaklardan okudu ama…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yorum yaptı efendim, yorum.

BAŞKAN – Anlaşılamadı diye söylüyorsunuz.

Buyurunuz Sayın Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç'in, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, hatibe teşekkür etmek lazım, dün burada yapmış olduğum konuşmanın bir kısmını tekrar etme fırsatı tanıdı, teşekkür ediyorum. Ama, şunu söylemek lazım: Başta, burada konuşma yaparken “AK PARTİ Grubu tarafından eline tutuşturulmuş metin.” gibi bir ifadeyi açıkçası sizlere yakıştıramadım. Aslında, bu, sizin ifadeniz, Cumhuriyet Halk Partisinin bizlere ve topluma bakış açısını da ortaya koyan bir yaklaşım. Siz toplumu edilgen bir yapıyla görüyorsunuz, biz toplumu etken bir hâlde görüyoruz. Biz toplumu özne görürken siz nesne olarak görüyorsunuz, yaklaşım tarzınız bu. Biz bu tarzı, bu yaklaşımı asla kabul etmiyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nereden çıkardın bunu ya? Nereden çıkardın, nereden? Suçlarken adam gibi suçla.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Devamla) – Burada fikir hürriyetinden, burada düşünce hürriyetinden bahsedenlerin dün yapmış olduğum konuşmayı tahammül sınırları içerisinde dahi değerlendiremeyecek kadar tahammülsüz olmasını da sizlerin takdirine bırakıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdinç.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, hem toplumu bir nesne olarak gördüğümüzü iddia etti hem de tahammül sınırları içinde yaklaşmadığımızı iddia etti. Edilgen gördüğümüzü…

BAŞKAN – Size de söz vereceğim Sayın Erdemir ama tekrar sataşmaya mahal vermeyiniz lütfen.

Buyurunuz.

6.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in, Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu ifade etmek istiyoruz: Yüce Meclisin kürsüsü elbette kürsü dokunulmazlığıyla korunan bir kürsü. Yine aynı şekilde düşünce ve ifade özgürlüğü de, bizlerin kutsal gördüğü ve çok sayıda partilimizin de bu uğurda hayatını kaybettiği bir ilke, bir değer, bir inanç. Bu anlamda elbette ki biz, hem kürsünün dokunulmazlığını hem de düşünce ve ifade özgürlüğünü savunacağız ama bu demek değildir ki, bu demek değildir ki, bu kürsü başta milletvekilleri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, tehditvari üslupla ifadeler kullanılabilecek bir kürsü olsun, bu yüce Meclisin milletvekillerine bir anlamda gözdağı verilsin, bir anlamda “Sizin görüşünüzün bir önemi yok, size soracak değiliz.” diyerek bu Meclisin otoritesi bizzat bir milletvekili tarafından burada ortadan kaldırılsın.

Cumhuriyet Halk Partisine yönelik çeşitli ithamlar var: “Toplumu nesne olarak görmek.” Kusura bakmayın ama her kim ki insanlara baktığında nesne görüyorsa, aklına “nesne” kavramı geliyorsa ben inanıyorum ki, işte asıl onlar hayata baktığında yalnızca yeşil dolarlar gören, mavi eurolar görenlerdir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var? Ne alakası var?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, ne alaka? Ne alaka?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Öyledir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alaka?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yahu, size söylemiyor kardeşim, insanı nesne olarak görene söylüyor.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Hayatı nesneleştiriyorsanız eğer, hayata nesne olarak bakıyorsanız, insanı düşününce aklınıza nesne geliyorsa elbette ki hayat sizin için maddiyattan ibaret demektir.

MEHMET ERDEM (Aydın) – Ayıp ya!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Biz, burada, dikkat ettiyseniz, “temel hak ve özgürlükler” dedik, “özgürlükçü demokrasi” dedik, “çoğulculuk” dedik. Eğer bunlar sizin aklınıza nesne getirirse, eğer bunlar sizin aklınıza madde getirirse bilin ki Cumhuriyet Halk Partisi nesnelerin, maddelerin siyasetini yapmıyor, değerlerin siyasetini yapıyor, ilkelerin siyasetini yapıyor,

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hangi değerlerin, hangi ilkelerin?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Özgürlüğün siyasetini yapıyor, demokrasinin siyasetini yapıyor.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Dönüp tarihinize bir baksanıza, o ilkelerinizin tarihine bir baksanıza…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Bunları yapıyoruz.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – O ilkelerin tarihine bir bakın, despotizmin, diktatörlüğün, faşizmin dik âlâsını tarihinizde göreceksin, tarihinizde!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Çünkü İspanya’da olduğu gibi, Portekiz’de olduğu gibi, Almanya’da olduğu gibi, İtalya’da olduğu gibi geçit vermeyeceğiz diyoruz, “…”(x)diyoruz.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) - Tek parti şeflik döneminde göreceksin onu!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Tek adam diktasına geçit yok, saraylara geçit yok, dalkavuklara geçit yok. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Onların hepsi sizin tarihinizde var!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Bu ülke millet iradesiyle ama her bir vatandaşını eşit yurttaş olarak gören, her bir vatandaşını kucaklayan, tek bir insanını dışlamayan, ötekileştirmeyen bir millet iradesiyle yönetilecek.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Opera ve balo salonlarında olanlar birinci sınıf, ayağı çarıklılar ikinci sınıf!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - O millet iradesinde bütün partilere yer var, her bir insana yer var. Dışlamaya, ötekileştirmeye, horlamaya geçit yok. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Klişe; klişe sloganlarla konuşulmaz!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, hatip konuşmasında tabii sataşmaya cevap vermek için bizim grubu da ilzam ederek “Nesne olarak siz yeşil dolarları görüyorsunuz.” dedi, başka birtakım haksız ithamlarda bulundu.

ENGİN ALTAY (Sinop) - “Siz” demedi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle demedi.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Siz” dedi… “Siz” dedi…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Tutanaklara bakalım.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hayır, “Siz” dedi Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi, tabii, sayın milletvekilleri...

ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkan, söz vermeden önce, takdir sizin, biraz önce de bir iktidar partisi milletvekili burada “Osmanlıyı ecdat saymayanlar.” dedi. Şimdi bize mi söyledi bunu? Söylemedi diye düşünüyorum. Bize söylese cevap veririm. Bizim milletvekilimiz de kesinlikle iktidar partisi grubunu falan kastetmedi, “İnsanı nesne görenin aklına dolar gelir.” dedi. Bir sataşma yoktur. Eğer varsa ben de bir önceki hatibin aynı “Osmanlıyı ecdat görmeyenler.” sözünü kendime alırım, ben de söz isterim. Aynı şey çünkü.

BAŞKAN – Sayın Altay, siz üstünüze alırsınız, almazsınız. Onlar üstlerine aldılar ve cevap vermek istiyorlar, onu bilemeyiz, takdiri kendilerinin.

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz, çok rica ediyorum.

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok değerli arkadaşlar, tabii bu kürsüde özgürlükler adına, demokrasi adına, ifade özgürlüğü bilhassa başta olmak üzere bütün bunlarla ilgili en iyi konuşmaları millet yapmaya gayret gösteriyor. Özellikle de arkadaşları dinliyoruz. Ama değerli arkadaşlar, ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz. Kimin ne yaptığını, kimin faşizan bir tutum içerisinde olup olmadığı, kimin bu milleti bütünleştirmeye çalıştığını, kimin birleştirmeye çalıştığını, kimin bölmeye çalıştığını, kimin de ayrıştırmaya çalıştığını bu millet biliyor. Hakem millettir, millettir. Siz konuşacaksınız, biz konuşacağız. Biz sadece konuşanlardan değiliz, biz icraatlarımızla halkın huzuruna gidiyoruz. Halkın her seferinde karşısına çıkıyoruz, “Ey halkım, yine seçim.” diyoruz. “Şöyle tercihler var. Hangisini tercih ediyorsunuz?” diyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de değişik bir şey söyle Ahmet ya.

AHMET AYDIN (Devamla) - Vatandaş tercihini yapıyor. Kararı millete bırakacağız. Ve bu millet bugüne kadar hep doğru karar vermiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zamanı gelince o vatandaş sana dersini verir merak etme.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu millet bugüne kadar saygılı karar vermiştir ve kimin haklı olup olmadığının da takdirini millet yapmıştır. Kim doğruyu söylüyor, kim yanlışı söylüyor; kim ak, kim kara; bunu millet belirliyor, millete bunun müsaadesini verelim.

Yine değerli arkadaşlar, evet demokrasi dediniz ama -arkadaşımızın hakikaten konuşmasını üzülerek söylüyorum- demokrasiyi içinize sindiremediğiniz belli.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, bu memlekete demokrasiyi biz getirdik Ahmet, bugün onun için oradasın sen. Allah Allah, nasıl sindirmeyelim.

AHMET AYDIN (Devamla) - Eğer sindirebilmiş olsaydınız, bu derece özgürlükçü, düşüncelerini ifade eden bir arkadaşımızın, hele ki çok daha önceleri yapılan bir konuşmaya kalkıp burada farklı anlamlar yükleyerek ifade edemezdiniz. Yani şimdi kalkacaksınız… Değerli arkadaşlar, yani yeşil dolarları, yeşil markları, euroları kimin götürdüğünü, kimin ne yaptığını bu millet bilir. Kusura bakmayın yani kalkıp burada edebiyat yapmakla, kalkıp burada birtakım ithamlarla, birtakım mesnetsiz iddialarla, hakaretlerle siyaset yapacaksanız bu millet sizi bu siyasetle iktidar yapmaz. Proje üreteceksiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ona siz karar vermeyin, ona halk karar versin.

AHMET AYDIN (Devamla) - Plan yapacaksınız, program yapacaksınız. Bu milletin hangi meselesine çözüm getirdiniz Allah aşkına ya?

MUSA ÇAM (İzmir) – Onu biz söyleriz. Onu biz meydanlarda söyleriz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bütçe konuşuluyor, “Şu şöyle dedi, bu böyle dedi, şu şunu yaptı, bunu yaptı…” Siz ne yapıyorsunuz?

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, onları biz meydanlarda söyleriz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sizin Türkiye’nin geleceğine dönük ufkunuz, vizyonunuz nedir? Biz “2023” diyoruz, “2053” diyoruz, “2071” diyoruz, sizin yarına ilişkin bu millet adına getirdiğiniz bir öneri var mı, bir proje var mı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok var, çok var. Dinlemiyorsun sen bizi galiba. Sen bizi dinlemiyorsun galiba.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ana muhalefet, o an ne varsa ona muhalefet. Ana muhalefet, o an ne varsa, o an ne görüşülüyorsa ona muhalefet. Böyle muhalefet anlayışı olmaz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen bizi dinlemiyorsun galiba.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sizden mi öğreneceğiz? Muhalefet yapmayı sizden mi öğreneceğiz Sayın Başkan?

AHMET AYDIN (Devamla) – Muhalefet de sorumlu hareket etmek durumunda, muhalefet de sağduyulu hareket etmek durumunda.

Ve yine, asıl bölücü kim biliyor musunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Asıl bölücü, Reyhanlı’da 52 vatandaşa “Sünni vatandaşımız ölmüş.” diyen.

AHMET AYDIN (Devamla) – Asıl bölücü, bu milletin karşısında olanlarla paralel hareket edenlerdir, milletin iradesini gasbetmeye çalışanlarla beraber olanlardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (İzmir) – Seçim barajını değiştirelim. Siz gasbediyorsunuz, siz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Lafım o hocayadır, kim üzerine alırsa alsın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Buyurunuz Sayın Altay.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Asıl bölücü, Reza’nın gümrükleme işlemlerini yapanlar.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın hatip grubumuzu kastederek, demokrasiyi içimize sindiremediğimizi söyleyerek çok aleni bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

Demin sayın vekillerimizden rica ettim “Yeni bir sataşmaya mahal vermeyiniz.” diye ama...

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Vekillerin hiçbir suçu yok, grup başkan vekillerine söyleyin, grup başkan vekillerinin suçu.

BAŞKAN – Lütfen… Tekrar uyarıyorum.

Buyurunuz efendim.

8.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce tartışmaya neden olan iki genç değerli milletvekilimizin polemiğinde belli hatırlatmaları yapmak ve sonra Sayın Aydın’a cevap vermek arzusundayım.

Dün konuşan sayın milletvekilimin söyledikleri, düşünceyi ifade özgürlüğünde değerlendirilebilir, makuldür, belki ben de altına imza atarım ama yanlış olan şu, eksik olan şu: Türkiye bir hukuk devleti. Bu, elimde gördüğünüz Anayasa. Bu Anayasa’ya göre de hem burada hem Hükûmette hem bürokraside hem sokakta, her yerde herkesin, Sayın Cumhurbaşkanından buradaki milletvekillerimize, validen kaymakama kadar herkesin buna uyması lazım sayın vekilim. Bunu, gelirsiniz, değiştirirsiniz, hayhay, başüstüne. Ben şunu kabul edenlerdenim: Sandıktan ne çıkarsa başımızın üstüne. Evet, bugün de biraz önce baktım, 2002’den beri bütün seçim sonuçlarına baktım. Her şeye rağmen, bizce birçok olumsuzluğa rağmen, partinize yüzde 34’le başlayan ve yüzde 49’lara kadar vuran, arada inişler çıkışlar da olan bir halk desteği var. Bu halk desteği, şu veya bu şekilde sağlanmış olan halk desteği sizin her konuda her şeyi doğru yaptığınız anlamına gelmez.

İkinci bir husus, bu Parlamentoda en eskilerden biri olarak söyleyeyim: İktidarın muhalefetin eleştirilerine karşı hoşgörülü olması Parlamentonun kurulduğu günden beri var olan bir gelenektir. Ancak zamanım az kaldı…

Demokrasiyi içimize sindirdik biz. Biz bu ülkeyi demokrasiyle tanıştıran bir partinin mensubu olmaktan gurur duyuyoruz. Hemen diyeceksiniz ki: “Tek parti dönemi.” Peşinen söyleyeyim: Bir imparatorluktan, bir savaştan, bir işgalden sonra kurulan o dönem Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetidir. O dönemde o parti demokrasiye geçiş için birinci adımdır, demokrasiye geçilmiş falan değildir. O partide rahmetli Menderes de vardı, Celal Bayar da vardı, sizlerin çok saygın -ölmüşlerse rahmet dilerim- dedeleri, ataları vardı. O, Türkiye’de yeni bir dönemin açılmasına giden yol idi. “Orada sorunlar yaşanmadı.” diyen yok. O sorunlar yaşanmadan Türkiye demokrasiyle tanışamazdı. Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılmasının çok kolay olacağını düşünenler yanılgı içindedir; bunun da altını çizelim.

Ancak, bak, şeyi sordu Sayın Aydın. Bizim vizyonumuz ne biliyor musunuz? Bizim 3 tane vizyonumuz var: Halkı ezmeyeceğiz, devleti soymayacağız, ülkeyi bölmeyeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.52

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

 

BAŞKAN – 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi şahsı adına söz sırası Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’a aittir.

Buyurunuz Sayın Fırat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 10 Aralıkta başladığımız bütçe maratonunun neredeyse sonuna gelmiş bulunmaktayız. Hükûmetimizin 2002’den günümüze kadar yaptığı yatırımların bir özetini yapmak istiyorum.

Cumhuriyet tarihimiz boyunca yapılan yatırımların toplamından daha fazlasını on iki yıllık iktidarlarımız döneminde yaptık. Her şeyden önce şunu belirtmek isterim ki son on iki yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde sağlanan siyasi istikrar ülkemizin gelişmesi açısından önemli bir zemin hazırlamıştır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Geçmiş konuşmalarınızı burada tekrarlasam şimdi size…

SALİH FIRAT (Devamla) – İktidarımızın oluşturduğu bu istikrar ve güven ortamı sayesinde kalkınmamızın önünde engel oluşturan başta enflasyon ve kamu açıkları gibi temel makroekonomik istikrarsızlık unsurları iktidarımız döneminde büyük oranda ortadan kaldırılmıştır.

Ulaştırma alanındaki yatırımlarımız ve hizmetlerimiz sayesinde mesafelerin gün geçtikçe kısaldığını, kara yolu, demir yolu ve özellikle hava yolu ulaşımının artık halkımızın bütün kesimleri tarafından rahatlıkla kullanılabildiğini görmekteyiz. Geçmişte hayal dahi edemediğimiz yüksek hızlı tren ağımız hızla ülke sathına yayılmıştır. Ankara-Eskişehir arasında başlayan hızlı tren seferleri şimdi Ankara-İstanbul, Ankara-Konya ve son olarak bu hafta açılışını yaptığımız Konya-İstanbul arasında karşılıklı olarak seferlere başlamış ve halkımız güvenli ve konforlu bir şekilde yolculuk yapmaktadır.

1975-2002 yılları arasında ülkemize yabancı yatırımcılar tarafından ancak 15 milyar dolarlık bir yatırım yapılmıştı. Son on yılda ülkemizde sağladığımız istikrar ve güven sayesinde yabancı yatırım sayısında ciddi artış kaydedilirken, 150 milyar dolara yakın yatırım yapılmıştır.

Yine 1955-2005 yılları arasında 212 baraj ve santral yapılırken iktidarlarımızda 268 baraj ve santral inşa edilmiştir.

İktidara geldiğimizde ülke genelinde sadece 5 ilimizde doğal gaz var iken günümüzde neredeyse doğal gazın girmediği il kalmamış ve bugün 72 ilimiz doğal gaza kavuşmuştur.

Vaktimizin azlığı nedeniyle sizlere seçim bölgem Adıyaman’dan da son on iki yılda yaptığımız yatırım ve hizmetlerden bahsetmek istiyorum. İktidarımız döneminde Adıyaman’ımıza ulaşımdan sağlığa, eğitimden tarıma, sanayiden ticarete, sosyal politikalardan adalete, üniversiteden kültür ve turizme, çevre ve şehircilikten orman ve su işlerine, KÖYDES’ten gençlik ve spora toplam yaklaşık 6,5 milyar TL yatırım ve destek yapılmıştır. Yine bitmek üzere olan yaklaşık 200 milyon değerinde olan Türkiye'nin üçüncü büyük asma köprüsü ve 400 yataklı eğitim ve araştırma hastanemizin miktarı buna dâhil değildir.

Ülkemizde sulanabilir arazilerin yüzde 20’sinin yer aldığı GAP kapsamında sulama yatırımlarının hızla hayata geçirilmesi için 27 Mayıs 2008 tarihinde Diyarbakır’da GAP Eylem Planı ilan edildi ve bununla birlikte ödeneklerde 7 misline varan artış sağlandı.

2003 yılında 211 milyon Türk lirası olan sulama ödenekleri 2014 yılında 1,36 milyar Türk lirasına çıkarılmıştır. Özellikle doğu bölgelerimize yapılan yatırımlar bölge halkının ekonomik ve sosyal alanda daha da gelişmesini sağlamıştır. Hükûmetimiz tarafından kararlılıkla yürütülmekte olan çözüm sürecinin, bölgedeki ekonomik istikrar ve halkın refahı düzeyinde olumlu etkisi olmuştur. Ayrıca, demokratikleşme alanında her kesimin beklentilerini karşılayacak doğrultuda âdeta sessiz bir devrim olarak nitelendirilecek adımlar atıldı. Hükûmetlerimizden önce tüm değişimlerin yukarıdan aşağıya, merkezden çevreye doğru benimsetilmeye çalışıldığını ve dayatıldığını ancak bugün ise faiz lobilerine, vaiz lobilerine ve kan lobilerine rağmen tüm değişimlerin halkın iradesine dayalı, çevreden merkeze, aşağıdan yukarıya şekillendiği bir ülke konumuna geldiğimizi hepimiz görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bundan önceki bütçelerin olduğu gibi bu bütçenin de ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fırat.

Soru-cevap bölümüne geçeceğim ama sayın milletvekilleri yok. Bir tek Sayın Akçay’ı gördüm.

Buyurunuz Sayın Akçay, sizden başlayalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Maliye Bakanına ve Hükûmete, 2012 yılında Haziran ayında, 15 numaralı Başbakanlık Genelgesi’nin uygulama sonuçlarını ve bunu şimdi Sayın Başbakanın mı yoksa Sayın Cumhurbaşkanın mı takip ettiğini ısrarla soruyoruz ve Hükûmette ısrarla cevap vermekten kaçınıyor. Bu hususta biz de tekraren ve ısrarla bu Başbakanlık genelgesiyle ilgili sorumuza devam ediyoruz. Acaba, kaç talep bekliyor? Ve Sayın Cumhurbaşkanı da “İdareyi de bırakmayacağım, Bakanlar Kuruluna da Başkanlık yapacağım.” dediğine göre ve bu akçalı işlemlere de önem verdiğine göre bu genelgenin idaresini hâlâ şimdiki Sayın Başbakan mı, Sayın Cumhurbaşkanı mı yapıyor? Bu konuda aydınlatılması gerekir Meclisimizin.

Bir de taleplerle ilgili bilgi verilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, tarım alanlarının satışıyla ilgili dün sizden cevap almıştım ancak Türkiye’nin her tarafından, Maraş’tan, Antep’ten, Denizli’den, Bursa’dan mail ve telefon alıyorum. Açık ve net, tarım alanlarının satışı için vatandaşımız ne yapsın? Tarım ilçe müdürlükleri ile malmüdürlükleri arasında gidip geliyorlar. Bir tebliğ gönderilecek mi? On gün önce gönderilen kıymet takdiri genelgesi yeterli mi? Açıklayıcı, net bir görüş bildirirseniz seviniriz. Herkes sizi izliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, İller Bankası, hepimizin bildiği gibi özel idarelere ve belediyelere kredi sağlamakta, projeleri için kredi sağlamakta. Bu krediler daha çok dış finanslarla, dışarıdan bulunan kredilerle sağlanmaktadır; bu nedenle de proje bazında destek oluyor.

Yine, bir gecede Trabzon Belediyesine projesiz 15 milyon vermiştir ama herhâlde Erdoğan Bayraktar Bakan olduğu için, onun için vermiştir 15 milyon krediyi.

Benim sormak istediğim soru o değil aslında. Bir de teminat mektubu veriyor, bankalardan aldıkları kredilere ilişkin teminat mektubu veriyor belediyelere. Bu belediyeler, bunları zamanında ödemiyor, hiç ödemiyor aslında bu teminat mektubu olan belediyeler ve İller Bankası ödemek zorunda kalıyor bu paraları. Size sorum şu: 2013 yılı ve 2014 yılında İller Bankasının belediyeler adına ödediği rakam nedir? Hangi belediyelerdir bu borcu ödemeyen?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, Bursa milletvekili olmamın yanı sıra aynı zamanda Batman’ın da gönüllü milletvekiliyim. TOKİ, Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğiyle Batman’ımıza 15 bin kişilik bir stadyum inşa ediyor. Batman’a yapılan bu yatırım bizi elbette ki çok mutlu ediyor. Batmanlı hemşehrilerimiz her şeyin en güzeline layık.

Bursa’da inşa edilmekte olan Timsah Arena söz konusu olduğunda ise Bakanlık bütçesinden herhangi bir kaynak aktarılmadığını, stadın maliyetinin tümüyle Belediye bütçesine ve Bursalı hemşehrilerimize yıkıldığını görüyoruz. Bursalı hemşehrilerimiz de Batmanlı hemşehrilerimiz gibi genel bütçeden yatırımı hak etmiyor mu? Bursasporlu sporseverler, Batman Petrolsporlu sporsever kardeşleri gibi her şeyin en güzeline layık değil mi? Bu çifte standardı nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün İzmir’de, Konak ilçesinde, Gültepe, Çınartepe Mahallesi’ne bir taziye ziyareti yaptığımda, Çınartepe Mahallesi’nde oturan 100 hanenin sorularıyla karşı karşıya kaldım. Yaklaşık otuz yıllık bir mahalle, otuz yıldır o insanlar orada yaşıyorlar. Fakat, 2009 yılından beri beş yıllık işgaliye ve ecrimisil bedeli diye evlerine 15 ve 20 milyarlık ödeme mektupları göndermişler. Gecekondu bölgesi, gerçekten insanlar geçinmek için çok zor şartlar altında yaşarlarken şimdi, almış oldukları bu ödeme planıyla birlikte oldukça zor durumdalar. Bununla ilgili nasıl bir çözüm öneriyorsunuz? Vatandaşların bu mağduriyeti nasıl giderilebilir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çam.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sosyal güvenlik çok önemli bir konu. Dün işaret ettiniz, 81 milyar 2015 için Maliye Bakanlığı tarafından, devlet tarafından SGK’ya aktarılacak.

Sayın Başbakan konuyu bilmiyor maalesef -benim de yönetiminde olduğum- Sayın Kılıçdaroğlu dönemindeki SSK açıklarının çok fazla olduğunu vesaire söylüyor. O dönemdeki SSK açıkları millî gelirin yüzde 1’i, yüzde 2’si aralığında, bugünse yüzde 5 mertebesinde. Yüzde 5, 2 katından daha fazla. Bu konuları gündeme getirmemesi gerekiyor. Norm ve standart birliği sağlanamadı, yapısal reform olarak takdim edildi, yapılamadı, çok büyük bir yönetim beceriksizliği var orada. Bunları Maliye Bakanlığı olarak nasıl görüyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu, Maliye Bakanlığının en önemli açıklarından, sıkıntılarından, sorunlarından biri. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu, Sayın Akçay’ın Başbakanlık genelgesiyle ilgili sorduğu soruya Başbakanlıktan biz bir not aldık. Şimdi, 2012/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi kapsamında, hazine taşınmazları hakkında yapılacak işlemler konusunda bugüne kadar 3.534 adet yazıyla Başbakanlıktan izin istenilmiştir. Başbakanlık tarafından bu taleplerin yaklaşık 3.400 adedine yani yüzde 96’sına olumlu, yaklaşık 30 adedine yani yüzde 1’ine olumsuz cevap verilmiş, hâlen 104 adedi yani yüzde 3’üyse normal sürecinde işlem yapılmak üzere Başbakanlıkta beklemektedir. Dolayısıyla, bu konunun bir tek muhatabı var, Başbakanlık genelgesinin, o da Başbakanlıktır. Bütün detayları böylece de vermiş oldum.

Sayın Demiröz, 6292 sayılı Kanun’un 12’nci maddesine göre hazineye ait tarım arazilerinin satışı kapsamında bugüne kadar 135 bin başvuru alınmıştır. Bunlara yönelik satışların yapılabilmesi için arazilerin rayiç bedellerinin doğru ve il ve ilçeler itibarıyla tutarlı bir şekilde belirlenmesi lazım. Bunun için de değerleme esas ve usullerine ilişkin yazıyı iki hafta önce yayınladık. Buna ilaveten herhangi bir tebliğe ihtiyaç olmayacak. Maliye Bakanlığı teşkilatımız buna göre rayiç bedel belirleme çalışmalarına başlamıştır. Rayiçler kontrol ve değerlendirmeleri sonucunda yani rayiçler belirlenecek ama biz bir de kontrol ve değerlendirmeye… Tabii tutarlılık açısından. Ondan sonra satışlara başlayacağız. Şimdi, kış şartları nedeniyle bir gecikme olmazsa muhtemelen değerlemeler en geç üç ay içerisinde biter. İş tutarlılığı anlamında merkezden de kontrol edilmesi muhtemelen maksimum bir ay alır. Yani, en geç, inşallah, mayıs ayında -belki daha önce olacak ama ben biraz temkinli davranıyorum- bu satışlar başlamış olur ve 2/B’de olduğu gibi önemli bir sorunu çözme imkânına kavuşuruz.

Sayın Akar, İller Bankasıyla ilgili olarak sorduğunuz soruya ilişkin elimde veri yok. Yani, bu pazar gününde de o verileri temin etmek imkânsız. Ama, eminim, o soruyu ilgili bakanımıza iletirseniz mutlaka size cevap verirler.

Şimdi, Sayın Erdemir, Batman’la bu ilişkinizi bilmiyordum doğrusu. Bir dahaki sefere görüşelim yani.

MUSA ÇAM (İzmir) – Batman’da buluşulsun efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Evet.

Şimdi, tabii ki Bursa yatırımların en âlâsını hak ediyor. O konuda en ufak bir tereddüt yok. Bir çifte standardın söz konusu olduğunu sanmıyorum. Biz, yanlış hatırlamıyorsam -şimdi arkadaşlara da sordum, teyit aldım- 2013 yılında Maliye Bakanlığı olarak Gençlik ve Spor Bakanlığına 50 milyon lirayı Bursa Büyükşehir Belediyesinde bu stadın yapımına yardımcı olmaları için -o parayı- aktardık. Ama Gençlik ve Spor Bakanlığına biz aktardık çünkü yetkimiz… Gençlik ve Spor Bakanlığına destek için 50 milyon lira para aktardık. Dolayısıyla bir çifte standart yok

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, kalanını da rica edelim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – 50 milyon lira da muhtemelen Batman stadından çok daha fazladır yani ben maliyetleri bilmiyorum.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – 2015 yılı bütçesine de koyalım Sayın Bakan, başka türlü Bursa stadı bitmeyecek.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Zamanım bitiyor arkadaşlar.

Şimdi, Sayın Çam, İzmir’deki soruna ilişkin biz Defterdarlıktan bilgi alalım, aldığımız bilgi çerçevesinde çözüm üretelim, çözüm önerelim çünkü şu an itibarıyla konunun tam detaylı mahiyetini bilmediğim için yorum yapmam doğru olmaz.

Sayın Kuşoğlu, tabii, sosyal güvenlik sistemine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz sona erdi ama size ek bir süre veriyorum, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, şunu görmemiz lazım: Sosyal güvenlik sistemi Türkiye'de -1990’lı yılların başına kadar- 1990’a kadar fazla veriyordu. Nüfusu genç bir ülkenin aslında sosyal güvenlik sisteminin bu aşamalara kadar yani en azından dengeye yakın olması, fazla vermesi bile makul. Mesela bugün bize benzer bazı ülkeler var, nüfusu çok genç olanlar, oralarda fazla veren sosyal güvenlik sistemleri var. Fakat Türkiye'de, maalesef, o emeklilik yaşının kaldırılmasıyla bir süreliğine -99’a kadar biliyorsunuz, 99’da bir düzeltme yapıldı- o dönemde çok ciddi bir şekilde sistemde tahribat yaşandı ve bu tahribatın bugün sonuçlarını biz aslında görüyoruz. Yani bakın, emekli sayısı 2002 yılında 6,5 milyon iken bu sene muhtemelen 11 milyon civarına çıkmış olacak. Yani normal bir sistemde bu kadar emekli sayısı artmaz. Bu şundan kaynaklanıyor: Aslında 99’da da bir adım atıldı, biz 2008’de de önemli bir reform çabası içerisine girdik fakat Anayasa Mahkemesi açık ve net olarak dedi ki: “Kazanılmış haklar var, bunları alamazsınız.” O nedenle bir geçiş dönemi öngörüldü. Şimdi, bu geçiş dönemi nedeniyle maalesef, sistemde iyileşme sağlanamıyor yani burada, dolayısıyla hani, AK PARTİ Hükûmeti döneminde açık patladı diyebilirsiniz ama öyle değil. Emekli sayısını biz kontrol etmiyoruz. Önceden var olan hakların, kazanılmış hakların, 1990’lı yılların başında getirilen düzenlemelerin bir sonucu olarak görmek lazım. Ha şunu da yaptık biz tabii ki: 5 puan indirimine gittik örneğin. Yani sanayiciyi desteklemek için sadece bir 5 puan prim indiriminin maliyeti bugün yaklaşık 9-10 milyar lira civarında bir şeydir. Yani net rakam şu anda aklımda değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başbakan bu konuyu politika malzemesi yapmamalı. Onu söyledim ben.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Grupları adına ilk konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Adil Zozani.

Buyurunuz Sayın Zozani.

HDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün itibarıyla HPG, YJA Star, YBŞ ve peşmerge güçlerinin ortak operasyonuyla Şengal’in tamamıyla DAİŞ çetelerinden temizlendiğini duyduk ve bu müjdeli haberi Meclis kürsüsünden de Türkiye kamuoyuyla da paylaşmayı bir görev addederek konuşmama başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, biz 2013 yılına ait defteri kapatıyoruz. Bir defter kapatıyoruz. Şimdi milletvekilleri diyecek ki efendim, yargıya intikal eden mevzular zaten yargı takibindedir, bizim burada yaptığımız bir aklama sayılmaz. Evet, şu anda bir aklama yapacağız ve yargıya yansımış hususları netliğe kavuşturmadan ya da netliğe kavuşturulmasını beklemeden bir aklama yapacağız. Neye göre yapacağız? Siyasi bir aklama yapacağız, siyasal sorumluluktan kurtulacak. Meclis şu anda 2013 yılına ait kesin hesabı kabul etmiş olacak demek ki. Doğru bir işlem yapmamış olacağız. Yönetimsel olarak böyle bir işlemin olmaması gerekir.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki 2013 yılına ait pek çok hesapta yargısal işlem devam ediyor. Bu yargısal işlemin sonucunu beklemeden Meclisin kesin hesapta bir aklamaya gitmesi, bunu kabul etme yolunu tercih etmesi doğru bir uygulama değildir.

Şimdi, hadi, biz “Geçmişle çok takıntılı kalmayalım, geleceğe bakalım, gelecekte ne var?” diyelim. Çünkü pek çok defa bugün sataşmalardan kaynaklı olarak Hükûmet sözcüleri, iktidar partisi sözcüleri, grup başkan vekilleri buraya çıktılar, 2023 vizyon hedefleriyle ilgili pek çok nutukta bulundular burada. Pek çok defa böyle bir propaganda dili kullandılar. Oysaki kendileri unutuyor, 2023 vizyon hedeflerinde revizyona gittiler daha on beş gün önce, bir revizyon yaptılar. Başbakan Sayın Davutoğlu çıktı, 2023 vizyon hedeflerinde bir revizyon programı açıkladı. Revizyon programını da bir eylem planı olarak açıkladılar. “Ekonomik devrim” dediler yani ona da, bu şekilde ifade ettiler.

Biraz önce, burada, Özdal Bey ifade etti, dedi ki: “Sizin en büyük meziyetiniz, iyi olmayan bir şeyi çok iyi pazarlıyor olmanız.” Bunu ifade etti, Grup Başkan Vekili Sayın Aydın çıktı dedi ki: “Ya efendim, siz bize sataşmada bulundunuz.” E alın bakın, hemen yaşıyoruz, bugün itibarıyla yaşıyoruz. On beş gün önce Başbakan çıktı 2023 vizyon eylem planında revizyona gittiklerini açıkladı, hedefleri küçülttü, geriye çekti. Siz hâl⠓2023 vizyon hedefleri” diyorsunuz.

Nedir 2023 vizyon hedefi? 2023’te 2 trilyon dolar ekonomi büyüklüğü hedefi var. Uygulanabilir mi? Benim bir şey söylememe gerek yok. 2018 hedefiniz nedir? Sayın Davutoğlu’nun açıkladığı rakamı ben de açıklayayım: 1,3 trilyon dolar. Peki, dört yılda 1,3’e ulaşacaksanız sonraki üç yılda, dört yılda nasıl 2 trilyon dolar hedefini tutturacaksınız? Bir şartla tutturursunuz; dünyanın hepsi duracak, dünya dönmeyecek, sadece Türkiye ilerleyecek. Böyle olursa siz rakiplerinizi geçmiş olursunuz. Oysaki tamamıyla rekabet içerisinde olduğumuz gelişmekte olan ülkelerin de veriler itibarıyla gerisinde bir pozisyondayız.

On beş gün önceki açıklamayı bir kenara bırakıyorum, daha iki gün önceki açıklama. Sayın Davutoğlu bir açıklama daha yaptı Türkiye kamuoyuna. Bakın, özellikle bütçe günlerine denk getirildi ki karambole gitsin, kimse hissetmesin. Hangi gün bu açıklamayı yaptı? Rusya’daki krizden bir gün sonra bu açıklamayı yaptı. Neye dönük yaptı? Ne vardı o açıklamanın içerisinde? Kemer sıkma politikası var. Vatandaşın kemerini sıkacaksınız, boğazına yapışacaksınız. Neyle yapışacaksınız? 2015’te ilk ekonomik eyleminiz vergileri artırmaktır, vatandaştan biraz daha vergi almaktır.

Bunları da geçtik, bir kenara koyduk. Şimdi, ülkedeki gelir dağılımı adaletsizliğini nasıl ortadan kaldıracaksınız? Makası daralttığınızı ifade ediyorsunuz. Tersine, Türkiye yedi coğrafi bölgeye ayrılmış bir yönetim şeması, iklim şeması içerisindedir, altı bölgeyi bir bölge için sömürge olarak kullanıyorsunuz. Altı bölgenin tüm kaynaklarını bir bölgenin kalkınması için kullanıyorsunuz. Aykan Bey’in zoruna gidebilir, bilmiyorum ama, maalesef, Türkiye'nin bütün bölgeleri Marmara Bölgesi’nin kalkınması için kullanılıyor, ifade edeyim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapma gözünü seveyim, bütün, biz size çalışıyoruz ya!

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Türkiye'nin ortalama kişi başına düşen geliri 10.500 dolar. Marmara Bölgesi’nde kişi başına düşen gelir payı itibarıyla en az 17 bindir. Marmara Bölgesi’ndeki illerde kişi başına millî gelir payı 17 bin ile 25 bin dolar arasındadır. Batman’da kaçtır? 3.500 dolardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Batman’ın aldığı yatırım ile Kocaeli’nin aldığı yatırıma bak.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ha, peki, bu kalkınmayı neye göre yaptık, neye göre böyle oldu, bu dengesizlik neye göre bu şekilde gelişti? Ee, varın düşünün. Eğer bir bölgeyi bütün diğer bölgelerin tepesine koyarsanız, bütün ülkenin tüm kaynaklarını getirip bu bölgede bir potada eritmeye kalkışırsanız böyle bir dengesizliğe sebebiyet verirsiniz. Sadece İstanbul için bu Hükûmetin ayırdığı yatırım kalemleri Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir yıllık toplam bütçesinden daha fazladır, bakın, sadece İstanbul için ayrılan yatırım kalemleri. Ya, Türkiye İstanbul’dan ibaret midir? Öyle bir noktaya getirdiniz ki İstanbul da artık yaşanamayacak bir şehre dönüştü. Üçüncü köprü, tüp geçiş, üçüncü havaalanının toplam yatırım kalemi Türkiye’nin, Fırat’ın doğusundaki toplam illerin tamamının yatırım kalemlerinden daha fazladır, tamamından daha fazladır. Böyle adaletsizlik olur mu? Siz bu makası nasıl daraltırsınız, nasıl daraltabileceksiniz? Hâlâ çıkıp burada “Biz ekonomik gelişmişlik endeksi itibarıyla iyi bir noktaya geldik.” diyorsunuz. Ee, kusura bakmayın, vallahi bu da bir safsatadır.

Dünyadaki ekonomik gelişim seyri gelişmiş ülkeler açısından artık sadece beyinsel üretime dönüştü, adam beyin üretiyor. İtalya kumaşıyla meşhurdur ama kumaş üretimini İtalya’da yapmıyor, gidiyor Çin’de yapıyor. Almanya arabasıyla ünlüdür, ağır sanayi parçasını Almanya’da üretmiyor, fabrikasını getiriyor Türkiye’ye, Çin’e götürüyor, Hindistan’a götürüyor. Neye göre götürüyor? Ucuz iş gücüne göre götürüyor.

Şimdi, biz de burada “Traktör fabrikası kurduk.” diye övündük yıllar önce. Efendim, otomobil fabrikası, montaj fabrikası kurduk, bununla övündük. Ya, bununla övünmeyelim. Biz bu uygulamalarla dünyanın varoşu olduğumuzu tescillemiş olduk. Biz şu anda ülke olarak dünyada varoş pozisyonundayız, gelişen dünyanın varoşu pozisyonundayız. Bununla neyin övüntüsü içerisindesiniz? Sizin için bir avuntu olabilir ama ülke kaynakları -özellikle ekolojik denge itibarıyla- maalesef talan ediliyor, doğamız maalesef yok ediliyor. Gelişen dünyanın çöplüğüne dönüştük. Bunu da bir övünç kaynağı olarak ifade ediyorsunuz. 2013 için de bu böyleydi, 2014 için de bu böyledir, 2015’in hedeflerinde de bu böyledir. Dolayısıyla hayırlı olsun diyeceğiz, hayırlı bir tarafı olmayan bir bütçeden söz ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, Sayın Zozani “Aykan Bey’in zoruna gidebilir.” diyerek bölgeye yatırımın benim zoruma gidebileceğine ilişkin bir isnatta bulundu, ismimi de verdi. İsim vererek sataştığı için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Erdemir.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Sayın Zozani’nin iyi niyetinden şüphe etmiyorum, o yüzden kötü niyetle söylenmiş bir söz olmadığını düşünüyorum. Aksine, söylediğim cümleyi duymamasından kaynaklanan bir yanlış anlaşılma olduğuna inanıyorum.

Ben ne demiştim: “Batmanlı hemşehrilerimiz, Batman Petrolspor’u destekleyen taraftarlarımız yatırımların en iyilerine layıklardır.” Ben yatırımları yarıştırmadım, aksine dedim ki: “Bursa da, Batman da yatırımların en iyisine layık olsun.” Zaten, bölgesel eşitsizlikler de ancak böyle bir siyasetle çözülebilir. Mesele illeri yarıştırmak, illeri rekabet ettirmek, insanları birbirine düşürmek değil, mesele elbette ki kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanarak bölgeler arası, iller arası eşitsizliği en aza indirmek. Buradaki temel ekonomi politik soru şudur: Kamu yatırımı yapılmadığı için değil, kamu yatırımı yapılmasına rağmen neden bölgeler arası eşitsizlikler düzelmemektedir? Mesele, bir yatırım ekosistemi sorunudur. Yatırım ekosistemi sorunu da kimlik politikaları kadar –kimlik politikalarını dışlamıyorum- mutlaka ve mutlaka ekonomi politik paylaşım ve bölüşüm politikaları gerektirmektedir, sosyal demokrat politikalar gerektirmektir. Çünkü ancak sosyal demokrat siyaset, çünkü ancak bir bölüşüm ve paylaşım siyaseti gerek sınıflar arası gerek bireyler arası gerek bölgeler arası eşitsizlikleri gidererek bir ülkenin Gini katsayısını da düşürür. Ne yazık ki Türkiye son on iki yılda Gini katsayısında, değişkeninde çok ufak bir düşüş yaşadı. Yani, gelir dağılımımız, ne yazık ki doğru yönde çok ama çok yavaş ilerliyor ve benzer ülkelerin çok gerisinde.

Eğer Türkiye için hem bölgede hem sınıflar arasında önemli bir eşitsizlik sorunuyla karşı karşıyaysak o zaman Türkiye'nin ihtiyacı sosyal demokrat siyaset diyorum, Cumhuriyet Halk Partisi diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Doğan Şafak.

Buyurunuz Sayın Şafak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partisi milletvekillerinden kürsüye gelen çoğu arkadaşımız, AK PARTİ döneminde cumhuriyet tarihindeki hükûmetlerin tümünden fazla hizmet yapılmış ve o dönemler sanki hiçbir şey yapılmamış gibi bir düşünce içerisindeler. Ben, bir iki notu burada iletmek istiyorum. 1925-1950 arası Türkiye’de toplam 4 bin kilometre devlet demir yolu yapılmıştır. 1950-2004 arası Türkiye’de toplam 872 kilometre devlet demir yolu yapılmıştır.

Ayrıca birkaç notu daha söyleyip konuyu geçeceğim. Halk Bankası, İş Bankası, Sümerbank, Etibank, şeker fabrikaları, tamamı 1930’lu yıllarda amacına uygun şekilde yapılmıştır. Yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Sümerbank’ı kurarken adını “Sümerbank” yapmasının nedeni Sümerlerin tarihte tekstil sektörüyle uğraştığından dolayıdır; Etibank’ın ismini de orijinal bir isim koymuştur, Etibank da Etilerin maden sektörüyle uğraştığından dolayıdır. Bütün bankalar ve sektörler amacına uygun kurulmuştur.

Değerli arkadaşlar, öncelikle geçtiğimiz bahar ayında elma üreticilerinin yaşadığı don felaketinde aynı koşullarda mağdur olan çiftçilerimizin bir bölümüne ödeme yapılıp bir bölümüne yapılmaması Niğde bölgesinde, özellikle Dündarlı, Hacıbeyli, Sazlıca kasabalarında çok büyük sorunlara yol açmıştır. Bu mağduriyetin eşitçe giderilmesini kürsüden talep ediyorum ve maddeye geçiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir ekonomide yurt içi tasarruf ve döviz sermaye yetersizliği, istikrarlı ve hızlı bir büyüme sürecinin önündeki temel engeldir. Bunları sağlamadan sağlıklı ve istikrarlı bir büyüme hızını yakalamak mümkün değildir. Ülkemiz de istikrarlı bir büyüme sürecinden çok, oldukça büyük dalgalanmalar gösteren bir süreç içerisinde büyümekte. Dönem dönem söz konusu olan olumlu büyüme hızlarına ise kısa süreli dış kaynaklarla hızlanan iç tüketim talep ve ithalat artışı nedeniyle ulaşılmaktadır.

Ülkemizin temel bazı sorunları hâlâ çözülmemiştir. Bunlara örnek olarak, ekonominin hızlı ve istikrarlı bir kalkınmayı finanse edecek kaynakları kendi yapısı içerisinde yaratmaması, yaratılan kaynakların etkin bir biçimde kullanılmaması ve bu kaynakların sanayi yatırımlarına ve beşerî sermaye gelişimine aktarılmaması gösterilebilir.

Politik, ekonomik analizdeki kimi tartışmalar, bütçe açıklarının zararlı politik sonuçlarıyla ilgilidir. Kamu açıklarının borçlanma yoluyla finansman olanağının bulunması, Hükûmetin toplumsal refahı artırmak konusunda daha az etkin olmalarına neden olmaktadır. Politikanın kendisi bir çeşit kurumsallaşmamış bir seçmen miyopluğundan kaynaklanan sıkıntılar yaşamaktadır. Bu miyopluk büyük kamu harcamalarının faydalarının seçmenler için açık, görünür ve cebe hitap etmesidir. Buna karşın, kamu açıkları yüzünden büyüyen borçları ödemek için ileride yapılacak vergi artışlarının maliyetleri uzak ve belirsiz olduğundan çok daha küçük görünmesidir. Bunun ötesinde, henüz doğmamış ya da yaşı küçük kimseler oy kullanmamaktadırlar. İleride ulusal borçlardan kaynaklanan faizlerin ödenmesi için vergi vermek zorunda kalacak bu kişiler bugün oy kullanmamaktadırlar. “Temsil olmadan vergileme olmaz.” ilkesi gereği uzun dönemli ulusal borcun alınmaması ya da daha iyisi, ulusal borcun büyüklüğünün devletin sermaye stokunu aşmaması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, ülkemiz ekonomisi bugün sıcak paranın kıskacındadır. Sıcak para, spekülatif, kısa dönemci, aşırı dalgalanma ve alışkanlık gibi unsurlar içeren, ulusal piyasalarda faiz ve döviz kuru arasındaki dengesizliklerden kaynaklanan, arbitraj ögesine dayanan, yüksek risk, yüksek getiri özelliklerini haiz varlıklara yatırım yapan kısa vadeli sermaye akımlarıdır. Sıcak para genelde spekülatif kârların olduğu ülkelere gider. Sıcak para, uzun vadeli yatırım yapmak, fabrika kurmak, üretim yapmak için değil, faizden, kurdan ve hazine bonosu, mevduat sertifikaları, finansman bonoları gibi finansal araçlardan getiri elde etmek için ülkeler arasında kısa süreli olarak yer değiştiren paradır. Girdiği ülkeyle ilgili en ufak bir olumsuz hareket olduğunda kaçar gider. Sıcak para gittiği ülkeye rahatlık getirir fakat ülkeyi terk ettiğindeyse bu rahatlık yerini paniğe, hatta krize bile bırakır. Ülkemizde meydana gelen 94, 2001 krizleri sıcak para akımlarının yarattığı olumsuz etkilerden kaynaklanmıştır. Sıcak para bugün ülkemizde borsa-döviz-faiz üçgeninde geyik muhabbeti yapmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Merkez Bankasının 2012 yılı sonu itibarıyla yayınladığı verilerde, yabancıların son yirmi beş yılda borsa ve kamu borçlanma senetlerine yatırım için toplam 102,8 milyar dolar sermaye getirirken bu araçlardan elde ettikleri yaklaşık 42,8 milyar liralık kârı ülkelerine transfer etmişlerdir. Bu kâr transferlerinin rekor bölümü AKP Hükûmeti döneminde olmuştur. 1986-2002 yılları arasında kâr transferleri toplam 12 milyar 189 milyon olurken 2003-2012 Nisanı itibarıyla 30 milyar 641 milyon dolar olmuştur. “Çingene sermayesi” de denen bu düzenin Türkiye halkının cebinden çok şeyler alıp götürdüğünü görmekteyiz. Bunun cazibesine daha fazla kapılmamak gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, tarım sektörüne ilişkin de bazı düşüncelerimi açıklamak istiyorum. Tarım sektöründe tablo vahimdir. Türkiye, gıda alanında kendi kendine yeten bir ülke olma özelliğini kaybederek çoğu tarım ürününü ithal eden bir ülke konumuna düşmüştür. İşlenen tarım alanları 27 milyon hektardan 25 milyon hektara düşmüştür. Karşı karşıya olduğumuz en büyük problem, tarımlık arazilerin tüketilmesi, hasta edilmesi, ihmal edilmesidir. Aile çiftçiliği yok edildi, köyler üretimden koptu. Köy bakkallarında artık ekmek, yumurta, süt satılmakta, haftada bir sebze kamyonları uğramaktadır. Büyükşehir Yasası’yla 16.577 köy mahalleye dönüştü. Buralarda tarım ve hayvancılık sınırlandırılarak vergi, harç, katılım payları artırıldı. Büyükşehir Yasası’yla bir gecede, kırsalda yaşayan nüfus 10 milyon 500 binden 6 milyon 600 bin kişiye düştü. Dünyanın hiçbir yerinde bir gecede kırsal nüfustan 4 milyon kentli yaratan bir hükûmet yoktur.

Ayrıca, Türkiye GDO’lu ürünler konusunda tam bir kargaşa içindedir. ABD’nin GDO lobisinin Türkiye’deki bilinçlendirme çalışmaları WikiLeaks belgelerine yansımıştır. Türkiye yabancı, ithal tohumlara ve çoğunlukla GDO’lu gıdalara bağımlı hâle gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; turizm sektörüyle ilgili de düşüncelerimi kısaca arz etmek istiyorum. Turizm sektöründe yapısal sorunlar devam etmektedir. Giderek çevre ve deniz kirliliği Akdeniz ve Ege kıyılarını tehdit etmektedir. Yabancıların hızla yağmaladığı kıyılarımız hızla betonlaşmakta ve doğal özelliğini kaybetmektedir. Türkiye'nin fiyat odaklı turizm politikasından kalite odaklı turizm politikasına geçmesi gerekmektedir. Ülkemize gelen turistlerin yüzde 68’i orta gelir seviyesine sahip iken Türkiye’deki yatak kapasitesinin yüzde 30’una yakın bir kısmı 5 yıldızlı tesislerden oluşmaktadır. Dolayısıyla, İspanya’da gördüğümüz kapasiteyle ziyaretçi gelir düzeyi arasında tesis edilen orantılı ilişki Türkiye’de hâlihazırda tesis edilmemiştir. Üst gelir grubuna mensup ziyaretçilere yönelik tesis düzenlemesi yapan yatırımcılar hedef gruptan beklenen ziyaretçi sayısını yakalayamadıkları için çareyi fiyatları mecburen aşağı çekmekte bulmaktadır. Bunun sonucunda, sunulan hizmet kalitesiyle talep edilen ücret arasında uyuşmazlıklar meydana gelmektedir. Doyasıyla, Türkiye’de yatırım türü, ürün ve kompozisyonunun müşteri profiliyle doğrudan orantılı olmasına çalışılmalıdır. Üniversitelerde İngilizce dışında çeşitli dilleri kapsayacak dört yıllık rehberlik bölümleri açılmalı ve Turizm Bakanlığı bu konuda YÖK’le iletişime geçmelidir. Turizm firmalarının geçersiz olan ve yasal dayanağı bulunmayan sigorta mevzuatı yeniden düzenlenmelidir.

Değerli arkadaşlar, Aladağlar’a baraj, göl, orman projesi, Bolkar Dağları kış turizmi kayak projesi derhâl hayata geçirilmelidir. Kemerhisar Tyana hazinesi kazı çalışmalarının uzun süredir üstü kapanmaktadır, gün yüzüne çıkarılması gerekmektedir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şafak.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle bir bütçe maratonunun daha sonuna geldik. Burada on gündür her partinin bütçe kanunuyla ilgili görüşlerini dinledik, şimdi de en önemli maddeye geldik, yürütme maddesi. Tabii, bu da iktidarın en iyi bildiği iş ancak aziz milletimiz de AKP’nin hangi gemileri hangi denizlerde nasıl yüzdürdüğünü de çok iyi bilmektedir.

İktidar partisi mensupları ve bakanlar, her gün burada rakamlarla kendilerince şov yapmaya çalıştılar. “Türkiye ekonomisi uçuşa geçti, Türkiye yatırım cenneti, biz hiçbir tesisi satmadık, bunların belirli bir süre sonra geriye dönecek.” gibi hoş sözler söylediler. Keşke biz de bu görüşlere katılabilsek, keşke gerçekler de böyle olsa ancak gerçekler iktidar sözlerini çok doğrulamıyor. Yapılan yatırımların çoğu yap-işlet-devret yöntemi ve Hazine garantileriyle gerçekleşmektedir. Yapılan tesislerin çoğunun gerçek maliyetiyle sözleşme bedeli arasında ciddi uçurumlar vardır. Bu işleri yapan firmaların çoğu aldıkları teşvikler, teşvikli krediler ve değişik desteklerle yaptıkları işin faturasını devletimize, milletimize kesmektedir. Yap-işlet süresi dolup iş devretmeye geldiği zaman bu tesislerin çoğu ekonomik ömürlerini zaten tamamlamış olacaklardır.

Yine, iktidarın en çok konuştuğu bölünmüş yollar meselesine de bir göz atmak lazım. İktidar yaptığı bölünmüş yolları olması gerekenin kaç katına mal etti? Örneğin, ben kendi bölgemle ilgili sormak istiyorum: Muğla-Yatağan bölünmüş yolu kaç defa kazıldı, kaç defa yapıldı? Bunun için ne kadar para ödendi, başlangıçta bu iş doğru düzgün yapılsaydı bu yol kaç paraya yapılacaktı? Marmaris-Gökova bölünmüş yolu kaç defa göçtü, kaç defa yeniden yapıldı, bu yol kaça mal oldu, başından itibaren düzgün yapılsaydı kaça mal olacaktı? Bu soruları yapılan yolların önemli bir kısmı için de sormak mümkün ama burada sorulacak en önemli ve en son soru da şudur: Bu yöntemle hangi yandaş müteahhitlerinize ne kadar kaynak aktardınız, sonra da bu müteahhitlerden havuz medyasına ne kadar para topladınız?

Değerli milletvekilleri, ülkemizde çalışan insanların yarısı asgari ücretle çalışmaktadır, bir o kadar da işsiz vardır. Emeklilerin durumunu konuşmaya bile gerek yok, onlar zaten perişan durumda. Üniversiteyi bitirmiş gençlerimizin tek derdi var, hepsi “iş” diye her birinizin kapısında dolanıyorlar. Böyle bir ortamda diyorsunuz ki: “Herkes mutlu, herkes gül gibi geçinip gidiyor.” Toplumun geniş kesimlerinin mutlu olmadığını aslında sizler de çok iyi biliyorsunuz. Cinnet geçirenlerin, intihar edenlerin, boşanma oranlarının her gün arttığını ve bu sayıların da artarak devam ettiğini çok iyi bilmektesiniz. Bu da AKP’nin en büyük eseridir.

Yine devamla sormak istiyorum: Bu bütçeniz Muğla’da portakalını 25 kuruşa dahi satamayan çiftçimizin sorununu çözebilecek midir? Bu bütçe limonunu 10 kuruşa dahi satamayan üreticimizin derdine derman olabilecek midir? Bu bütçeniz narını satamadığı için nar bahçelerini söken üreticilerimizin, benim hemşehrilerimin derdine derman olabilecek midir? Bu bütçe emeklimizin geçim derdini ortadan kaldırabilecek midir? Dün bir de yeni bir şey öğrendik: 2008’e kadar, geriye dönük olarak emeklilerin maaşlarından “tedavi katkı payı” adı altında bu aralık maaşında 300 liraya varan kesintiler yapıldığını öğrendik. Bu bütçe asgari ücretlinin gelirini artırıp onun geçim derdini çözebilecek midir? Bu bütçe işsiz kardeşlerimize iş temin edebilecek midir? Bu bütçe BAĞ-KUR primini bile ödemekte güçlük çeken esnafımızın, çiftçimizin derdine çare olabilecek midir? Bu bütçe kredi kartı borçları ve tüketici kredisi borçları altında ezilen vatandaşlarımızın yükünü hafifletebilecek midir? Bu bütçe Türkiye’yi tüketim ekonomisinden kurtarıp üretim ekonomisine geçirebilecek midir? Bu bütçe cari açığı kapatabilecek midir? Bu bütçe ülkemizin enerji açığına çare olabilecek midir? Bu bütçede bunlara “evet” demeyi her Türk vatandaşı gibi ben de çok arzu ederdim ama hepimiz biliyoruz ki bu soruların hepsinin cevabı maalesef kocaman bir “hayır”dır.

Değerli milletvekilleri, tabii ki bu bütçe görüşmelerine damgasını vuran en önemli olay 17 ve 25 Aralık 2013’te ortaya savrulan asrın en büyük yolsuzluk operasyonudur. Maalesef, AKP bu yolsuzlukları ortadan kaldıracak, bunları tamamıyla ortaya koyup aydınlatacak ve suçlularını yargılayacak bir yol ve yöntem izleyememiştir. Bilakis, yayın yasaklarıyla, polis tayinleriyle, hâkim, savcı tayinleriyle ve bürokraside bu işle ilgili kurumlardaki diğer bürokratları tayin ederek, gizleyerek ve bu yolsuzlukları ortaya saçanları paralelcilikle suçlayarak olup bitenlerden kendisini sıyırıp temize çıkmaya çalışmaktadır. Ancak, minare kılıfa sığmayacak kadar büyüktür. Ne yaparsanız yapın, AKP iktidarı hafızalarda bu yolsuzluklarla birlikte yerini alacaktır. Dün beraber yürüdüklerinizle ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanı “Bunlar faili meçhul cinayetlere bile karışmışlar.” diyebilmekte, yine, “Bu paralel yapı var ya, yaptığı sınav yolsuzluklarıyla devletin bazı kurumlarını ve bazı okulları ele geçirmişler.” iddiasında bulunabilmektedir. Buradan sormak istiyorum: Eğer bu iddialar doğruysa faili meçhul cinayetler işlenirken AKP iktidarı nerede, ne iş yapmaktaydı? Eğer bu iddialar doğruysa bazı devlet kurumları ve bazı okullar bir cemaat tarafından ele geçirilirken AKP iktidarı neyle meşguldü? Siz devletin kendi kurumlarını bile iktidar olarak kontrol edemezseniz bu ülkede huzuru ve güveni nasıl sağlayacaksınız? Ayrıca, bunları söyleyen Sayın Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulunu bu olayları aydınlatmak için neden görevlendirmemektedir? Yoksa paralelciler Devlet Denetleme Kurulunu da mı ele geçirmişlerdir? Eğer Cumhurbaşkanı şikâyet ederse vatandaş ne yapacak, nereye gidecek, derdini kime anlatacak?

Değerli arkadaşlar, iki gündür birçok basın-yayın kuruluşunda Hükûmetin İmralı’daki bebek katiliyle yürütmekte olduğu kanunsuz görüşmeler sırasında İmralı canisinden kamu düzeninin sağlanması konusunda yardım talep ettiği iddiaları yer almaktadır. Bu, çok vahim bir iddiadır ve bizi çok üzmüştür. Ancak, bizi esas üzen husus da AKP iktidarının bu iddia konusundaki derin sessizliğidir. Yani, şimdi burada, AKP iktidarı, kamu düzenini bozan bozgunculardan kamu düzeninin sağlanması yönünde yardım ister hâle gelmiştir. Bu da, iktidarınızın miadının dolduğunun en büyük göstergelerinden biridir. Artık, AKP iktidarı kendisini tasfiye edecek seçime doğru hızla yol almaktadır. AKP’nin Türkiye’yi getirdiği noktayı çok iyi gören ve değerlendiren değerli vatandaşlarımız, ilk seçimde gereğini yapacak, ülkemizin aydınlığa giden yolunu açacaktır.

Eksiklikleriyle birlikte ben bu bütçenin her şeye rağmen devletimize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Şahsı adına Eskişehir Milletvekili Ülker Can.

Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde şahsım adına lehte olmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Hükûmetimizin 13’üncü bütçesi olan 2015 yılı bütçesi gerek bütçe rakamları açısından gerekse geçmiş dönemlerle kıyaslandığında Hükûmetimiz için bir başarı karnesi olarak kayıtlara geçmektedir. 2002 öncesi bütçe konuşmalarında hükûmetler, bütçelerinin başarısızlığına bahane arayan ifadelerle kürsüye çıkarken, bugün gururla ifade ettiğimiz hizmetlerimizi, milletimizin artan refah seviyesini anlatmak için kürsüye çıkan bir iktidar var.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılına kadar yetmiş dokuz yıllık cumhuriyet tarihinde Türkiye'nin eriştiği seviyeyi bu ülkeye reva görenlerin, on iki yıllık AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılan icraatları da anlayıp idrak etmesi zaten beklenemez. Yapay tartışmalarla, sanal korkularla, kendi milletini kendi devletine düşman ilan eden bir zihniyetle Türkiye 1940’lardan 2002’ye kadar -istisnai dönemler dışında- enerjisini kaybetti ancak milletine inan AK PARTİ iktidarı, bu enerjiyi tekrar milletinden alarak Türkiye’nin bükülen belini doğrultmuş, başı öne düşürülen milletin başını dik tutmayı başarmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “yeni Türkiye” kavramını bugün anlamayan, anlamak istemeyenler için de 2015 yılı bütçesi bir kılavuz niteliğindedir, eski Türkiye’nin 2002 yılı bütçesiyle yan yana koyulduğunda daha net anlaşılan bir bütçedir. 2015 bütçemizin büyüklüğü 473 milyar Türk lirası, 2002’de bu rakam 119 milyar Türk lirasıydı.

2023 vizyonu için yapılan bütçe ile faiz lobilerini zengin eden bütçe arasındaki farkı anlatan rakamları da vermekte yarar var. 2002’de toplam bütçe harcamalarının yüzde 43,2’sini faiz ödemeleri oluşturuyordu, bugün yüzde 12. 1984-2002 döneminde ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım 14,6 milyar dolar iken 2003 yılından bugüne kadar toplam 145 milyar lira oldu. 2002’de IMF borcu 23 milyar dolar iken bugün bu rakam sıfır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında milletten alınan vergi gelirlerinin yüzde 85’ini faiz giderlerine veren bu ülkede bugün bu oran yüzde 14’lere gerilemiştir. Faiz ödemeleri olarak o gün milletin cebinden çıkan para bugün milletin cebine hizmet olarak tekrar geri dönüyor. Türkiye, artık faiz lobilerini memnun eden bir yönetim anlayışından bugün millete hizmeti ilke edinmiş bir yönetim anlayışına geçmiştir. İşte tüm bu huzursuzlukların, rahatsızlıkların temelinde yatan gerçek de budur.

Türkiye, milletin adamına emanet edilmeyip 2002 öncesindeki gibi yönetilseydi bugüne kadar o günün oranlarıyla faize ödenen para fazladan 650 milyar gibi bir rakam olacaktı. İşte bu gerçekleri milletimize anlattığımız için, bu paraları milletimiz için harcadığımız için biz 13’üncü bütçemizi yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Sayın Başbakanımızın önderliğinde de biz hizmet siyaseti yapmaya devam edeceğiz, eserlerimizle milletten aldığımızı millete vereceğiz.

Ben bu duygularla bütçemizin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, bütçenin hazırlanmasında emek veren başta Sayın Bakanımız olmak üzere tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Can.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dünden bu yana emekliler yoğun bir şekilde bizi arıyorlar. Bu aralık ayı maaşlarında… 2008’den bu yana “muayene katılım ücreti” adı altında emeklilerin maaşlarından 300 liraya kadar kesintiler olduğu iddia edilmektedir. Bunun sebebi nedir? Bunu düzeltme konusunda herhangi bir çalışmanız olacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün 21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü. Kooperatifçilik Günü’nü kutluyorum. Bu bütçede tarım yok, çiftçi yok, köylü yok, emekli yok, memur yok, dul, yetim yok; kaçak saray var. Acaba kooperatifçilikle ilgili herhangi bir özendirme veya bir düzenleme var mı, onu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, 17 Aralık 2014 günü Liberal Demokrat Parti Beyoğlu ilçe binasına Hindistan’ın efsanevi Başbakanı İndira Gandhi’nin fotoğrafının da yer aldığı “indiragandhi anma haftası” pankartı asılmıştır. Bu pankart parti binasını basan polis tarafından indirilmiş, pankartı asan gençler tutuklanmak istenmiştir. Dost ve kardeş ülke Hindistan’ın tek kadın Başbakanı olan İndira Gandhi’nin posterine polisin gösterdiği bu tahammülsüzlüğü neye bağlıyorsunuz? Kolluk kuvvetlerini İndira Gandhi’nin posterine karşı harekete geçmeye teşvik eden bazı eski bakanların olduğu iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Siyasi partilerin “indiragandhi anma haftası” düzenlemesinde siz bir sakınca görüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, konuya uzak olduğunuzu biliyorum ama yine de sormak durumundayım. Artvin’in Yusufeli ilçesi, baraj altında kalacak olan, Türkiye’deki ender ilçelerimizden bir tanesidir. Yaklaşık on beş yirmi yıldır, belki çeyrek asra yaklaşan bir süredir bu Yusufeli’ndeki barajla alakalı kamulaştırma işlemlerinin ne zaman başlayacağına ilişkin bir derin tereddüt vardır. Vatandaşlar, bir yandan ev yapımlarına devam etmektedirler, bir yandan da kamulaştırmadan kaynaklanacak olan, kamulaştırmanın ne zaman başlayacağına ilişkin tereddüt giderilmemektedir.

Bu nedenle, hazineden buna ilişkin, kamulaştırmanın yapılması için herhangi bir ödenek ayrılmış mıdır? 2015 yılında Yusufeli ilçesinde herhangi bir şekilde kamulaştırma işlemi yapılacak mıdır? Buna ilişkin herhangi bir tasarrufunuz var mıdır? Bu konuda bilgi verirseniz sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, perşembe günü Sayın Başbakan sizinle birlikte yapısal reformları ve tasarruf tedbirlerini açıkladı, siz de oradaydınız. Çok önemli olduğunu söyledi, ifade etti.

Dün, burada bir milletvekili arkadaşımız Başbakanın tasarruf tedbirleri arasında çok önemli gördüğü, “Simgesel değil.” dediği plaket tedbiri için “Yılda 30 bin lira yapar.” diye bir rakam telaffuz etti. Siz bu konuda ne diyorsunuz? Ne kadarlık bir tasarruf öngörüyor bu plaketle Sayın Başbakan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, büyüme oranları düşerken işsizliği nasıl azaltacaksınız, istihdamı nasıl artıracaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu anda Sayın Maliye Bakanı yok ama Sayın Bakan, siz cevap verirsiniz sanıyorum.

Ben biraz önce Maliye Bakanına bir soru sormuştum: “10 milyon 700 bin dolayında emeklimiz var; maaşlarını yüzde 50 artırarak yaşam koşullarını iyileştirmeyi düşünüyor musunuz, sağlayacak mısınız?” diye sormuştum. Sayın Bakan da bana şöyle bir cevap verdi, dedi ki: “Yüzde 50 değil, emeklilerin maaşını yüzde 250 ile yüzde 800 arasında artırdık.” İnanamadım, tutanakları getirdim. Sayın Bakan, tutanaklar böyle, aynen de öyle. Peki, yani bu Bakan Türkiye’nin Bakanı değil mi, anlamadım ben. Yüzde 250 ile yüzde 800 arasında bu emeklilerin maaşı nerede arttı? Bu Türkiye'de değil herhâlde, değil mi Sayın Bakan? Böyle bir şey yok, yüzde 3-4 diye bir şey arttırılıyor. Onun için bu konuda lütfen bir cevap verirseniz memnun oluruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaptan.

Sayın Eryılmaz…

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özellikle Hatay’da mütekabiliyet ilkesi hiç dikkate alınmadan yabancılara ciddi anlamda bir mülk satışının yapıldığını görüyoruz. Ancak, buna paralel olarak Türkiye’nin hemen hemen her yerinde hazine arazilerinin satışına izin verilirken Hatay’da vatandaşlarımıza hazine arazilerinin satışının yasaklanmasının sebebi nedir? Bu, bir.

İkincisi de, Hatay ili Samandağ ilçesi 120 bin nüfuslu bir ilçe, turizm beldesi aynı zamanda. 1970 yılında çevre yolu projesi hazırlandı, 1989 yılında imar planına dâhil edildi. Aradan kırk yıl geçti ve hâlâ da bu çevre yoluyla ilgili herhangi bir gelişme yaşanmadı. Bunun sebebi acaba oradaki halkın siyasi tercihi olabilir mi? Herhangi bir çalışmanız olacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eryılmaz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Şimdi, birçok soruyu… Emeklilerin muayene katılım ücretiyle ilgili yükümlülüklerini Sosyal Güvenlik Kurumundan hemen sorarak bununla ilgili cevabı yazılı olarak bildirelim.

Bir de, bugün, ben de Dünya Kooperatifçilik Günü’nü kutluyorum. Kooperatifler, Türkiye’mizde, ülkemizin o gelişiminin yeni başladığı dönemlerde, bir araya gelerek güzel şeyler yapma adına çok büyük hizmetler vermiştir.

Tabii “Bu bütçede tarım var mı?” Evet, tarıma 10 milyarın üzerinde doğrudan destek var. “Emekli var mı?” Evet, emekli de var. “Bu bütçede sosyal devlet özelliklerini taşıyan ödenekler var mı?” Haddinden fazla var. Yani bütçemizin rakamlarına bakacak olursak bu devletin ilk defa bütçesi bundan önceki dönemlerle… Biraz önce değerli konuşmacılardan bir tanesi işte “Bu Hükûmet kendini Cumhuriyet Dönemi’yle kıyaslıyor.” derken… Bu Hükûmet cumhuriyet hükûmetidir, Türkiye Cumhuriyeti inşallah ilelebet devam ettikçe bu Hükûmetin hizmetleri de o cumhuriyet hükûmetleri hizmetleri içinde yerini alacaktır.

Ben, bu 17 Aralıkta İndira Gandhi posterlerini ilk defa duydum. Belki yoğun programımız içinde fark etmemiş olabiliriz. Yani burada tam olarak anlayamadım ama CHP’nin binasında değil galiba, başka…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – LDP, Liberal Demokrat Parti.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Liberal Demokrat Partinin binasına asılan İndira Gandhi posterlerinin bence bir mahzuru yok. İndira Gandhi hakikaten zulme karşı, bir ülkenin bağımsızlığı adına müthiş bir mücadele simgesidir. Türkiye'nin İndira Gandhi’den gocunacak veyahut da onu, İndira Gandhi’yi bir yerlerde yasaklayacak… Ben bir anlam veremiyorum.

Artvin Yusufeli’nin su altında, baraj altında kalmasından kamulaştırma bedelleri… Çok büyük bir ihtimalle, sanırım bu özel sektör tarafından yapılacak olan bir barajdır. Kamulaştırmada, evet, hızlı kamulaştırma kararı alındığı zaman bunun bedellerinin de özel sektör tarafından ödenmesi söz konusudur, eğer özel sektör tarafından yapılacak bir barajsa. Bunun da notunu aldık, çok daha doğru bir şekilde yani böyle daha kesin rakamlarla cevabını verelim.

Sayın Başbakanımızın ikincisini açıkladığı -önceden 9 kapsamda ve şimdi de 7 kapsamda, toplamda da 1.250 eylem planı- dönüşüm planında, “Yeni Türkiye, Güçlü Türkiye” sloganıyla çıktığımız dönüşüm planını açıklarken orada maddelerden bir tanesi… Tabii, o 7 planın içinde ithalatı azaltıcı önlemler, lüks tüketimi engelleyici çalışmalar var, onların içinde bir tane de sembolik anlamda tabii ki Sayın Başbakanımızın söylediği plaket.

Evet, doğrudur, gittiğimiz her yerde insanlar, iyi niyetli bir şekilde, gelen bakanlara veyahut da başbakanlara veya milletvekillerine veya bir kurum başkanına bir plaket, sembolik bir şey vermeye çalışıyor. Kesinlikle iyi niyetlidir ama aynı zamanda da kötü bir gelenektir, öyle söyleyelim. Bundan kurtulmamız lazım. İnsanlar orada bunu çok daha farklı bir şekilde yapabilir. Bence, manevi anlamda sevgi gösterileriyle de yapılabilir. Ne kadar tasarruf sağlanacaktır? Bunun maddi bir önemi yok ama ben manevi anlamda, sembolik anlamda bir önemi olduğuna inanıyorum.

“Büyüme oranları düşerken…” Değerli arkadaşlar, Türkiye on iki yıldan bu yana üst üste yüzde 5 oranında, son yirmi çeyrekten beri yani 2008 krizinden bu yana ortalama olarak yüzde 5,8 büyüdü ve Türkiye 2008’den bu güne kadar dünyada istihdam sayısını artırmada 1 numara oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süremizin sonuna geldik.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Dolayısıyla, Avrupa Birliğinde 6 milyon insan işini kaybederken Türkiye 7 milyon ilave iş yarattı. Bu sene etrafımızdaki, kuzeyimizdeki, güneyimizdeki ve çevremizdeki durumlara bakacak olursak toplamda dünyada ticaret aşağıya giderken, büyüme aşağıya giderken Türkiye yüzde 3,3 seviyelerinde büyüyecektir. İşsizliğimiz, istihdam sayımızı arttırmamıza rağmen yüzde 10,1’dir. Neden? İş gücüne katılım oranı yüzde 44’lerden yüzde 51 seviyesine gelmiştir. Yani, Türkiye’deki nüfusun yüzde 51’i “Ben çalışacağım.” demeye başlamıştır, iş gücüne katılım oranı çok yüksektir, sebep de bundandır. Önümüzdeki dönemlerde çok daha farklı tedbirlerle büyüme oranlarımızı yükselterek… Doğrudur, Türkiye yüzde 5’in altında büyümeyi kabul etmemelidir, yüzde 5’in üzerinde büyümelidir.

Diğer soruları da, inşallah, yazılı olarak cevaplayacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum.

MADDE 7- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Komisyonda bir ay, sonra burada on iki gün durmadan, yorucu bir çalışma yaptık. Muhalefet olarak konuştuk, iktidar partisi daha çok dinledi, bakanlar bazen de cevap verdi.

Ne değişti? Böyle baktığımız zaman, bizi izleyen yurttaşlarımız, başta emekliler, “2015’in başında bize ne zam yapılacak?”, şu an bize sordukları soru bu. Bu bütçeden zam çıkmıyor işte.

340 binin üzerinde atanamayan öğretmen soruyor, diyor ki: “Biz daha ne kadar bekleyeceğiz?” Ziraat mühendisleri, gıda mühendisleri, veterinerler, birçok iş kolu, genç işsizler, üniversite mezunları soruyorlar: “Ne olacak durumumuz?” İşsizler arıyor, işsizler diyor ki: “Biz ne zaman iş bulacağız?” Bu bütçe buna da çözüm olmuyor.

Peki, sosyal devlet olmanın gereği olarak toplumun farklı kesimleri, kadınlar, engelliler, çocuklar, hepsi soruyor: “Bu bütçe bize yeni ne getirecek?” Yeni bir şey getirmiyor.

Peki, yurttaşlarımız, 77 milyon soruyor: “Sanatta, kültürde, turizmde, ülkenin geleceğinde neler yapılacak?” Bu bütçe sanata, turizme, kültüre de bir şey vadetmiyor.

“Cari açık düşüyor.” diyorsunuz, rakamlar büyüdüğünü gösteriyor. On yıllık kalkınma planı hedeflerinizi tek tek her gün revize ediyorsunuz, tutmuyor büyüme oranları. Orta Vadeli Program tutmadı arkadaşlar.

“2023 vizyonu, kişi başına 25 bin dolar.” diyorsunuz, bu bir hayaldir. Niye hayaldir? Sizin bunu çok iyi bilmeniz lazım. Eğer İhale Kanunu yüzlerce defa bir iktidarın döneminde, çıraklık, kalfalık, ustalık döneminde değişiyorsa, 2015 seçimlerinde bu İhale Kanunu artık yönetmelikle değil, sözle değişecek duruma gelecek. Yüzlerce defa… Denetim yok.

Hazineye, beytülmale, yurttaşın kuruşuna el uzatan için bugün Ankara Kongresi’nde Sayın Davutoğlu, Başbakanınız ne diyor biliyor musunuz? Çok açık sözler söylüyor: “Eğer harama, millî hazineye yolsuzluk niyetiyle kim yaklaşırsa onun kolunu koparmaya hazırız.” Arkadaşlar, şeriatta hırsızlık yapanın eli kesilirdi, onu biliyoruz; Maide Suresi 5/38 “Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz.” diyor. Kol nereden çıktı? Kolsuz kahramanlar dolaşır, ortalık kolsuz dolar. Yapmayın arkadaşlar yani dini de doğru dürüst uygulamıyorsunuz. Yani, ona dikkat edin. Hukuku anladık, bari dindeki teraziyi kaçırmayınız. Bakın, Peygamberimiz ne diyor, bakın: “Sizden öncekiler şu sebeple helak oldular: Onlar, şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman hırsızı serbest bırakırlar, güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca onu cezalandırırlardı. İşte bu nedenle helak oldular.”

Şimdi, buraya deminden beri Sayın Aydın her fırladığında “Biz sandıktan çıktık, millî iradeyi temsil ediyoruz.” diyor. Madem bu kadar millet sizi seviyor, milletin iradesini seviyorsunuz, sandığa güveniyorsunuz, “Bize oy verecek.” diyorsunuz, ya, şu cuntanın, Kenan Evren’in, darbecinin yüzde 10 seçim barajını niye kaldırmıyorsunuz? Niye ona sığınıyorsunuz? Niye ondan rant sağlıyorsunuz? Ya, bu darbecilerin yaptığı her şeyden yararlanmak haramdır arkadaşlar, haram. Bakın, oradaki hazine yardımını bile bize çok gördünüz. İki dönemdir grubumuz bu Mecliste, beş kuruş para almıyoruz, siz 853 milyon lira aldınız. Bizim seçmenimizin vergisini cebinize koydunuz, bu helal değildir. Bizim seçmenimiz size hakkını helal etmiyor.

Eğer millî iradeye güveniniz tamsa, halka inanıyorsanız, buyurun sandığa, milletin iradesinin önündeki engelleri kaldırıp çıkalım. Biz size şunu söylüyoruz: İki dönemdir bu Meclisteyiz arkadaşlar, artık biz Halkların Demokratik Partisi olarak seçime parti olarak gireceğiz ve doğru olan budur. İki dönemdir bağımsız aday olarak barajlarınızı yıktık, “Vız gelir bize, vız!” dedik, barajlarınızı yıktık, duvarlarınızı yıktık. Şimdi, biz 2015’te…

Halkların Demokratik Partisi, sol, radikal bir birliktir, radikal demokrasiyi savunuyor. Bunun dünya örnekleri yanı başınızda var, çok uzağa gitmenize gerek yok. Bakın, Yunanistan’da en son 2’nci parti oldu, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 1’inci parti oldu. Çok uzağa gitmeye gerek yok, Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nde sizin o beğenmediğiniz küçük partiler birleşti; sol, sosyalist, demokrat, bağımsızlar oturdular, halkın güçlerini birleştirdiler, Lefkoşa Belediye Başkanlığını aldılar.

Bu saltanat ne kadar sürer? Hiçbir iktidarın sonsuz değildir arkadaşlar, sizin de değil. İnsan beşerdir, siyasi partiler de beşerdir. Sizin temsil ettiğiniz güçler var.

Bakın, size çok açık söylüyoruz: Bizim şu anki oy potansiyelimiz yüzde 15’lerde, yüzde 10 da bizim emanet oyumuz AK PARTİ’de var, açık söylüyorum. Metropollerde, İç Anadolu’da, batıda bizim seçmenimizin, emekçilerin oyları sizde emanettir. Biz ciddi bir politikayla bu emaneti geri almaya çalışacağız. Sizden yüzde 3…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – CHP’de yok mu?

HASİP KAPLAN (Devamla) – CHP’de de yüzde 10 emanet oyumuz var çünkü biz özgürlükleri daha radikal savunduğumuz için emekçilerin, solcuların, devrimcilerin oylarından alacağız.

İç Anadolu’da -yeni geldim Cihanbeyli kongresinden- MHP’de de baktım yüzde 2 emanet oyumuz var; Balâ’dan, Çiçekdağı’ndan, Yozgat’tan, Çankırı’dan -bakın, açık söylüyorum- Aksaray’ın köylerinden, Konya’dan, bizim tabanımızdan oy alıyorsunuz. Şimdi artık aslı çıkınca kimse fotokopiye bakmayacak. Bu hedef reel siyaset hesabıdır: Yüzde 3 AKP’den, yüzde 3 CHP’den, yüzde 1 MHP’den, yüzde 7; bizim de yüzde 9 küsur oyumuz var…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Siz iktidarsınız Hasip Bey(!)

HASİP KAPLAN (Devamla) – …bu parti en asgari yüzde 15 oyla gelecek seçimde buraya gelecek. Şu köşede oturmayacağız. Bakın, deyin Hasip Kaplan demişti, şurada sıramız olmayacak, şu ortalarda oturacağız ve iktidara ortak olacağız. İktidarı bizimle paylaşmak zorunda kalacaksınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Siz zaten ortaksınız Hasip Bey.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Birileri diyor ki: “Ya barajı aşmazsanız ne olacak?” Siz düşünün kardeşim. Adamın biri borçlu komşusuna, her gün yatamıyor, yatamıyor, uykusu kaçıyor, en sonunda çıkıyor, camı açıyor “Komşu, ben ödemiyorum borcumu, bundan sonra sen yatma." diyor. Siz yatmayın. Eğer buraya bizler gelemezsek, bu Meclise bu çözüm sürecini iktidar, siz neyle götüreceksiniz? Bu ülkenin barışını kiminle sağlayacaksınız? 77 milyon yurttaşımızı nasıl harmanlayacaksınız? Onu da siz düşünün, kusura bakmayın. Bakın, iki dönemdir buradayız, çözüm sürecini nasıl zorluklarla götürüyoruz, bu ülkeye 1,2 trilyon dolara mal olan bir süreci, bir çözüm sürecini çözmeye çalışıyoruz.

Kolay değil arkadaşlar. Biz reel siyasette iddialıyız ve hiçbir partiyle pazarlığımız yok. Açık söylüyorum, AK PARTİ’yle çözüm sürecini konuşuyoruz, CHP’yle zaman zaman bazı araştırma önergelerinde buluşuyoruz, MHP’ninki de geliyor, enerjiyle ilgili, çevreyle ilgili birlikte karar verdiğimiz şeyler oluyor ama size hatırlatırım… Bakın, Üsküdar Üniversitesi yeni bir yalan makinesi çıkarmış. Bu yeni yalan makinesi yerli olacak. Hani diyor ya Karadenizli ile Avrupalının beyni farklı çalışıyor, “tabanca” deyince o farklı refleks veriyor, o farklı veriyor ama bu yerli makineye bağlandığı zaman, “kutu” deyince, “para sayma” deyince, “ihale” deyince, “para” deyince, “kazanma” deyince, “vergi vermeme, zekât vermeme” deyince bu makine acayip çalışacakmış, bizden size uyarı.

Bu son konuşmamda şunu söylüyorum: Bir gün halkın bütçesini yapmak dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Ali Demirçalı.

Buyurunuz Sayın Demirçalı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ DEMİRÇALI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yürütme maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP’nin maliye politikasının ekonominin gereksinimlerine duyarsızlığı devam etmektedir. Öncelikler, mevzuata bağlı zorunlu kalemler ve göstermelik adımların dışında, bütçenin, kamu kesiminin hizmet kapasitesinin ve harcamalarının kısılmasıyla gelirlerinin artırılmasına hasredilmiştir. 2003-2013 döneminde reel kesim ve hanehalkı kesiminin, özellikle işçi, çiftçi, küçük üretici gibi kesimlerin gelir elde etme yeteneklerinin giderek örselendiği, bu kesimlerin finansallaşma ve gevşek kredi politikalarıyla aşırı borçlandırıldıkları ve buna bağlı olarak bilançolarının, varlık-yükümlülük dengesinin bozulduğu görülmüştür. Bununla birlikte, Hükûmetin uyguladığı maliye politikasının gündeminde bu kesimlerin yeri yoktur.

AKP, özelleştirme uygulamaları, sonuçları ve ortaya çıkardığı sorunlarıyla iktisat tarihindeki ibretlik yerini almıştır. Özelleştirme uygulamalarında fiyat üzerinden hazine menfaatlerinin gözetilmemesi, ekonominin verimlilik düzeyinin yükseltilmemesi, özelleştirilen kuruluşlarda başta teknoloji olmak üzere gerekli yatırımların yapılmaması, sektörel açıdan ileri-geri bağlantılarının zayıflaması ve işçilerin ağır mali ve sosyal sorunlar yaşaması çok sık karşımıza çıkan olgular olmuştur.

Tarım, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de gerek ekonomik gerekse sosyal bakımından en önemli sektörlerin başında gelmektedir. Taşıdığı üretim ve pazarlama avantaj ve riskleriyle dinamik bir özelliğe sahip olan tarım sektörü, beslenme için gerekli gıdaları karşılayan, sanayiye ham madde temin eden, toplam istihdamın önemli bir bölümünü karşılayan, ülke ekonomisine önemli katkıları olan son derece stratejik bir sektördür.

AKP iktidarları boyunca tarladan sofraya kadar emeği olan tüm bileşenleriyle tarım sektörü hak ettiği değeri hiç bulamamış, aksine sektör bir çöküşün içerisine doğru hızla itilmiştir. Son yıllarda uygulanan olumsuz politikalar tarım sektöründe de tüm yalınlığıyla kendini göstermektedir. Bugün ülke nüfusumuzun sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenebildiğini, bunun için gerekli olan tarım ve gıda ürünlerini uygun fiyatla satın alabildiğini ve ürünlerin zamanında tüketici sofrasına güvenli bir şekilde ulaşabildiğini, üreticilerin refahının bir önceki yıla göre arttığını söyleyebilmek mümkün değildir.

Çiftçiler ve üreticiler yoksulluğa ve çaresizliğe itilerek tarım kesimi yok edilmeye çalışılmış, tarımsal ihracat her ne kadar artıyor gibi gösterilse de ithalatı karşılayamaz duruma gelmiştir. Ekilen tarımsal alanlar azalmış, emek yoğun ve işsizliği absorbe eden bu sektörden kaçış hızlanmıştır.

Oysa ülkemizin tarım ve hayvancılığına yönelik olarak on iki yıllık AKP iktidarları sürecinde yürütülen çalışmalar ve verilen destekler hak ettiği seviyeye ulaşmamış, bu dönem üretimin ve üretenlerin âdeta cezalandırıldığı bir dönem olmuştur.

2003-2014 yılları arasında uzun vadeli, sürdürülebilir ve üretenlerin desteklendiği projelerin hayata geçirilememesi ve uygulanan çarpık, uzun vadeden yoksun politikalar sonucunda tarım ve hayvancılık büyük sorunlarla karşı karşıya bırakılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarının görevde olduğu on iki yıllık süreç cumhuriyet tarihinin önemli bir dönemini kapsamasına ve üstelik sekiz yıldır Bakanlığın aynı Bakan tarafından sevk ve idare edilmesine rağmen, tarımda yapısal değişim ve dönüşüm sağlanamamış, verilen destekler sonucunda sektörde istikrarlı bir büyüme yakalanamamıştır. Ülkenin hazinesinden verilen milyarlarca liralık destek ve başlatılan her yeni proje ne acıdır ki sektörde katma değer ve verimlilik artışı sağlayamamış, öngörüsüz uygulamalar tarımın sorunlarını ve sektörün tüm paydaşlarını hüsrana uğratmıştır. Vizyondan yoksun bakış açısıyla tarım sektöründeki potansiyel yeterince değerlendirilememiş, kırsalda yaşam seviyesi yükseltilememiş, bunun doğal sonucu olarak sürdürülebilir refah ve gelecek nesiller için bereket üretecek sektör bereketsiz bir sektör hâline getirilmiştir.

AKP iktidarı döneminde çiftçinin eline geçen gelir azalırken mazot, gübre, enerji, ilaç, tohum gibi tarımsal girdilerin fiyatlarında çok yüksek oranda artışlar olmuştur. Nitekim 2002-2014 yılları arasında gübre ve mazot fiyatlarında ortalama yüzde 300'lere varan fiyat artışı olmuştur. Aynı dönemde ürün fiyatlarındaki artış, girdi fiyatlarının çok gerisinde kalmıştır. AKP'nin iktidar olduğu ilk dönem 2002 yılında 1 litre mazot 4 kilogram buğdayla alınabilirken bugün 1 litre mazotu ancak 6 kilogram buğdayla alabilmekteyiz. Aşağıdaki tablolardan izleneceği gibi, bazı ürünlerin fiyatlarındaki artışlar yüzde 80 gibi çok düşük seviyede kalmıştır. En yüksek fiyat artışı gösteren ürünler dahi girdi fiyatlarındaki artış oranlarının gerisinde kalmıştır.

Tarım destekleme politikaları, gelişimi içinde ağırlık ve kapsamında değişiklikler olmakla birlikte, AKP döneminde düşük düzeylerde uygulanmıştır. Türkiye'nin tarımda net ithalatçı konumu nedeniyle ürün yelpazesi çeşitlenerek kalıcılaşmaktadır. Tarımsal desteklemelere ayrılan ödenekler gereksinim duyulan düzeyin çok gerisinde kalmış ve refah baskılaması yaşayan kırsal nüfusun yoksulluk düzeyi artmıştır. Çiftçilerin, köylülerin, üreticilerin refahındaki daralma kentsel nüfusun tükettiği gıda ürünleri fiyatlarına yansımamış, fiyat farklarına, ticari marjlara büyük ölçüde toptan ve perakende ticaret yapanlar -süpermarketler, halciler, bu kesimler- tarafından el konulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP, üreticiye kendi döneminde çıkarılan yasayla ödemeyi taahhüt ettiği destekleme yardımlarını dahi yapmamaktadır. 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu'nun 21’inci maddesine göre, her yıl tarımsal destekleme için bütçeden ayrılan kaynağın milli gelirin en az yüzde 1’i olması gerekirken bu rakam binde 5-6'lar civarında gerçekleşmiştir.

Yasanın 2007 yılından itibaren uygulanması hâlinde tarıma aktarılması gereken kaynağın 2007-2014 döneminde 98,9 milyar lira olduğu, buna karşılık aynı yılların tarım bütçesinin 55,5 milyar lira olarak gerçekleştiği dolayısıyla yasa hükmüne rağmen 43,4 milyar liranın tarıma aktarılmadığı ortadadır.

Diğer taraftan, sabit fiyatlarla yapılan bir analiz, üreticiye yapılan eksik ödemenin daha yüksek bir tutar oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre, 2007 yılından bu yana üreticiye her yıl yapılan ödemenin ilgili yılın tarım ürünleri üretici fiyat endeksiyle artırılarak 2014 yılı fiyatlarına çekilmesiyle yapılan hesaplamada, 2007-2014 döneminde tarıma yapılan eksik ödemenin 2014 yılı fiyatlarıyla 57 milyar lira olduğu görülmektedir.

Tablolardan da görüldüğü gibi, tarım AKP iktidarında desteklenmemiş kösteklenmiştir, hayvancılık bitmiştir. Türkiye, AKP iktidarı döneminde üretmek yerine ithalatı tercih etmiştir. AKP döneminde ilk kez saman ithal edilmiştir. AKP milletvekillerini Adana'ya çiftçilerimizle görüşmeye davet ediyorum. İster Karataş'a ister Feke’ye ister Saimbeyli’ye, isterlerse Karaisalı’ya birlikte gidelim. Çiftçilerimizin faizle nasıl ezildiğini, narenciye üreticilerimizin nasıl kan ağladığını, mandalinanın, portakalın nasıl dalında kaldığını gelsinler görsünler, belki insafa gelirler.

Bizi ekranları başında izleyen tüm Adanalı hemşehrilerime saygılarımı sunuyorum. Bu bütçenin de ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirçalı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzunca bir süredir bütçe görüşmelerini yaptık ve bugün de önemli bir kısmını tamamlamış bulunuyoruz, yarın da inşallah, tümü üzerindeki görüşmelerden sonra bütçe görüşmeleri bitecek. Sözümün başında bütçenin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye, maalesef, kurum ve kurallarıyla yönetilemeyen bir ülke hâline geldi. Türkiye, şu anda şahsi ve keyfî bir yönetim altındadır. Yasama, yargı, yürütme âdeta tek kişide toplandı, Türkiye bir polis ve parti devleti hâline getirildi.

“Millî irade” kavramını bile iktidar mensupları, maalesef, fevkalade yanlış anlıyorlar ve yanlış yorumluyorlar. Biraz evvel iktidar partisi adına konuşan değerli milletvekili arkadaşımız aynen diyor ki: “Türkiye, milletin adamına emanet edilmeyip 2000 öncesindeki gibi yönetilseydi...” Bu bile bir zihniyet tezahürüdür yani ülkeyi... “Milletin adamı”ndan kimin kastedildiği belli, bir tek kişi kastediliyor; o da Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı. “Türkiye, milletin adamına emanet edilmeyip 2000 öncesindeki gibi yönetilseydi...” demek şahsi bir yönetim anlayışının itirafıdır. Yerel seçimler sonrası -Sayın Başkan, tutanaklarda da var- 30 Mart seçimlerinden sonra, Pursaklar Belediye Başkanının havaalanına giden yol üzerinde bir teşekkür afişi ve billboardu vardı, o afişte diyor ki belediye başkanı, seçimleri de kazanmış: “Millî iradeyi seçtiğiniz için teşekkür ederiz.” Yani, muhterem kendini millî irade zannediyor ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının Başbakanında ve Cumhurbaşkanında, bazı bakanlarında da bu anlayış var; kendini millî irade zannetme anlayışı. Aslında, millî irade onu o makama, o mevkiye getiren; seçen millî irade, seçilen kendisi, seçilen kendini millî irade zannetmeye başlıyor. Bu gerçekten, tamamen yanlış bir algılamadır ve son derece, düzeltilmesi gereken bir zihniyettir.

Diğer bir husus: Adalet ve Kalkınma Partisi on iki yıl boyunca hiçbir zaman tek başına iktidar olmadı. Biz bunu hep tek başına iktidar gibi tanımladık söyledik ama bir siyasi realite bakımından Adalet ve Kalkınma Partisi, esasında, bir paralel yapılar, cemaatler, tarikatlar ve bazı çıkar gruplarının bir koalisyonundan oluşmuştur. Aslında, Adalet ve Kalkınma Partisi tek Hükûmet, çoklu bir iktidar yapısıdır; bunca birtakım çıkan sorunların, paraleldi, Haşhaşi’ydi, feryatlar figanlar, “Ne istediniz de vermedik?” sözlerinin altında yatan bu.

Şimdi, paralel yapıları sayalım: Cemaatler, KCK, en sonunda da bir sendika çıktı “EĞİTİM-BİR-SEN” diye; Türkiye’de 8 bin okul müdürünün tayinine karar veren, âdeta Millî Eğitim Bakanlığını yöneten bir güç hâline geldi. Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi bu sendikal paralel yapının sıkıntısını çekiyor, “Acaba bundan nasıl kurtulacağız?” diye. MİT bir paralel yapı hâline getirildi. Millî İstihbarat Teşkilatı Türkiye’de, bu son MİT düzenlemeleriyle birlikte bir paralel yapı hâline getirilmiştir. Şimdi de Cumhurbaşkanı Erdoğan bir paralel yapı oldu, oluyor, şimdi onun yapılanmaları söz konusu. Parti teşkilatlarına, bazı vali ve kaymakamların icraatlarına da baktığımızda bu parti devletinin icraatlarını görürüz.

Biraz evvel, değerli Bursa milletvekili arkadaşımız soru sordu Sayın Bakana, “indiragandi haftası”yla ilgili bir afiş asılmış bir siyasi partinin, polis tarafından indiriliyor. Sayın Bakanın cevabından şunu anladım, İndira Gandhi ile Mahatma Gandhi’yi karıştırdı Sayın Bakan. Söz konusu olan, “indiragandi”, orada bir ima var; Türkçede, Türkiye’de bir deyimdir, biraz da argolaşmış bir deyimdir “İndiragandi yapma.” diye.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ona da cevap veririm, sen merak etme.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Şimdi, ben burada desem ki: “Bugün hava bulutlu.”, iktidar partisi bana dava açabilir “Bize ördek dedin.” diye. “Neden?”, “Hava bulutlu, bulutlu olunca ne olur? Yağmur yağar, yağmur yağınca su birikir, su birikince göl olur, gölde ördek yüzer, ‘Ördek dedin bize.’” Şimdi, bakın, geleceği nokta şu: Yakında “kutu” kelimesi yasaklanacak, “Bilal”, “havuz”, “ayakkabı kutusu” filan deyince yasaklanacak. Vatandaş bağırıyor, feryat ediyor “Hırsız var.” diye, polisler tutup götürüyor. Ya, polis “Hırsız nerede?” diye soracağına, bunu haber verene veya tepki gösterene tepkisini gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, 17-25 Aralık tarihlerini biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yolsuzlukla ve rüşvetle mücadele haftası ilan ettik ve bu hafta etkinlikleri kapsamında da 9 günde 9 ilimizde toplantılar gerçekleştiriyoruz, programlar yaptık. Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı bu toplantılarımızdan müthiş rahatsız oldu. Rahatsız çünkü yarası olan gocunur ve gocunuldu. Her alanda, her yerde Milliyetçi Hareket Partisinin bu toplantılarının iptal edilmesi, kiralanan ve tahsis edilen salonların verilmemesi için bütün gayretleri gösteriyorlar ve toplantıları yaptırmamak için her türlü baskı ve faaliyet içerisindeler. Yolsuzluk haberlerine yayın yasakları getiriliyor. Millî iradeyle iktidara geldiğini söyleyip duran Adalet ve Kalkınma Partisi, nedense bu yolsuzlukları, rüşvet hadiselerini sadece 17-25 Aralık itibarıyla değil, geçmiş müktesebat itibarıyla da konuşulmasını istemiyor. Yani, millî iradeyle geldiğini söyleyen AKP, millî iradeden bunları saklıyor ve yolsuzluk ve rüşvet hadiselerinin soruşturmasının yapılmaması, yayınlanmaması, halkın bu konuda bilgi edinmemesi için her türlü faaliyeti yürütüyor, hatta diyebiliriz ki iktidar olarak mesaisinin belki de yüzde 80’inde, yüzde 90’ında bu örtbas etmeye, soruşturmaları yaptırmamaya yönelik gayretler içerisinde çünkü kendisinde bu hadiseler çok ciddi sarsıntılar ortaya çıkarmıştır ve âdeta, kendini bu zor durumdan kurtarmak için yapmayacağı hiçbir şeyin kalmadığı anlaşılmaktadır. Herhangi iddia ne yargıda ne Türkiye Büyük Millet Meclisinde soruşturulamaz bir hâle gelmiştir. Hükûmet yargının soruşturma yapmasını engellemek için hukuk düzenini alt üst eden, hatta hukuku yok eden uygulamalara girmektedir. Yargı takipsizlik kararı veriyor, soruşturmuyor, Meclis soruşturması engelleniyor. Ondan sonra, oylamada ne gibi bir sonuç çıkacak, doğrusu merak ediyoruz. Yayın yasağı getiriliyor. Neticede polis hırsızı kovalarken hırsızlar polisi kovalamaya başlamıştır. Böyle bir ortam içerisinde, âdeta, Adalet ve Kalkınma Partisine bütçe emanet etmek kediye ciğer emanet etmek gibi bir durum meydana gelmiştir çünkü denetim yok, şeffaflık yok, hesap verebilirlik yok ama bu yoklukların durumunda yetki var sorumluluk yok.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Cumhurbaşkanı gibi!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akçay.

Şahsı adına Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu.

Buyurunuz Sayın Karaahmetoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2003 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde aleyhte söz almış bulunuyorum. Sizleri ve emekçi halkımızı iyi akşamlar dileyerek saygıyla selamlıyorum.

On üç günlük bütçe maratonu hayırlısıyla yarın sona eriyor. Bu bütçe görüşmelerinde rakamlar havada uçuştu, rakamlar ve oranlar üzerinden herkes birbirini ikna etmeye çalıştı, ne kadar ikna ettiyse.

İlgili bakanlık, bakanlar ekonominin iyiliğinden, büyümeden ve istikrardan söz ettiler. Gerçekten, ülkede bir istikrar var, bu doğru; halkımızın sürekli yoksullaşma istikrarı içinde olduğunu biliyoruz, bu anlamdaki istikrar doğrudur.

Büyümeden söz ediliyor. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu Genel Kurulda yaptığı konuşmada, hem tarihsel açıdan hem rakamlarla on iki yıllık AKP iktidarındaki büyümenin kendinden önceki hükûmetler döneminden daha düşük seviyede olduğunu anlattılar.

Ekonomide iyilikten söz ediliyor, bunu sorgulamamız için, bu bütçenin kimler için yapıldığını ve iktidar partisinin gerçekten kimleri temsil ettiğini iyi tahlil etmemiz gerekiyor. AKP, gelenekleri, halkımızın geleneksel yaşam tarzını ve inançlarını istismar ederek kendini halktan yana göstermeye çalışarak aslında, küresel sermayenin ve onların ülkemizdeki yerli iş birlikçilerinin temsilcisi bir siyasi parti konumundadır ve bütçeye de bu mantık çerçevesinde bakmaktadır. Bir örnekle bunu anlatmaya çalışırsak: İktidara geldiklerinde ülkemizde 4 tane olan dolar milyarderi sayısı 44’tür. İktidar partisinin uyguladığı mali politikalar marifetleriyle halkımız sürekli yoksullaşarak 4 olan dolar milyarderi sayısını 44’e çıkarmış olması bunun en bariz örneğidir. Bu ekonomik yapı “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” ekonomisidir. Bir iş kolunda sürekli tekelleşme var, ekonomik olarak zayıf olanlar sürekli aradan çıkıyorlar. Bir gün öyle bir gün gelecek ki iş birlikçi sermaye bile, kendi altındaki sermaye gruplarını tasfiye ettikten sonra, küresel sermayeyle karşı karşıya gelecek ve kendi de ortadan kalkacaktır. Bunun en bariz örneği, seçim bölgem ve ilim Giresun’un temel geçim kaynağı olan fındıkta, en son bölgedeki önemli bir ekonomik kuruluş İtalyan Ferrero tarafından satın alınarak aradan çıkarılmış ve fındık ticaretinin tamamı yabancı sermayenin eline geçmiştir.

Sürekli, burada, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olmakla övünüyoruz hep beraber. Ama, gerçekten, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olan bu ülkenin halkı yaşam standartları açısından sıralamada dünyada 77’nci geliyorsa o zaman, bu bütçenin kimler için yapıldığını net bir şekilde anlamış oluruz.

Türkiye bir tarım ülkesiyken artık, tarımdan vazgeçen ve ithalatçı duruma gelen bir ülke konumunda. Geçen bütçe görüşmelerinde yaptığım konuşmada da 2 Trakya büyüklüğündeki arazide tarımdan vazgeçildiğini ve 2013 yılında gıda ve tarım ürünlerine 37 milyar dolar ödeme yaptığımızı anlatmıştım.

Konya ilinden küçük Hollanda 105 milyar dolar tarım ve gıda satarken bereketli Anadolu topraklarından ancak 17 milyar dolar bir ihracat yapmamız, iktidara gelmenin bedeli olarak tarımda yabancı sermayeye verdiğimiz tavizin göstergesidir.

Zamanım kalmadı. Bu bütçenin kimlere hayırlar getireceği bellidir. Emekçi halkımız da her zamanki gibi çile çekmeye devam edecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karaahmetoğlu.

Gaziantep Milletvekili Derya Bakbak.

Buyurunuz Sayın Bakbak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DERYA BAKBAK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

İktidara geldiğimiz günden beri, partimizin en temel prensibi millete hizmet olmuştur. 2023 hedefiyle başlattığımız kalkınma hamlemizin temel basamağı olan 2015 bütçesi, toplumun refahını artırmak, hayat standardını yükseltmek, istikrar ve güven içinde daha güçlü bir Türkiye yaratmak için gerekli her türlü ihtiyacı karşılayacak niteliktedir.

On iki yıl boyunca iktidarımızın en öncelikli konusu insan, insanda da eğitim olmuştur. 2015 yılı bütçesinde yine en yüksek payı eğitime ayırıyoruz, toplam eğitim ödeneklerini 87,4 milyar liraya çıkarıyoruz. Bu, 2002’ye göre yaklaşık 7 katlık bir artış demektir. 77 milyonun sağlığı için 81 milyar lira kaynak ayırıyoruz. OECD ülkeleri arasında bebek ölüm oranı ve doğumda gerçekleşen kadın ölüm oranlarına bakıldığında, OECD ülkelerinin otuz yılda yaptığını biz on yılda yapmışız. Bunu, biz söylemiyoruz, Dünya Sağlık Örgütü söylüyor.

Bakınız, bütçenin üçte 1’ini yani 140 milyar lirayı memur ve işçiye ayırdık. Emeklilere ise 81 milyar lira kaynak ayırıyoruz. Bu bütçe, aynı zamanda bir yatırım bütçesidir. Kamu yatırımlarını, ülkemizin rekabetini artırma, bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltma ve mahallî idarelerin gelir payını yüzde 15 artırarak 44,7 milyar liraya çıkarıyoruz.

Günlerdir bu kürsüde tekrar tekrar anlatılmasına rağmen hâlâ çiftçimizin zor durumda olduğu, devletin çiftçiyi kendi hâline terk ettiği konuşuluyor. Çiftçimize bu bütçeden 13 milyar lira kaynak ayırdık. Türkiye, tarım sektöründe dünyada 11’inci sıradan 7’nci sıraya, Avrupa’da 4’üncü sıradan 1’inci sıraya geldi. Ekonomide ise Avrupa’nın en büyük 6’ncı ekonomisi konumundayız. Dünyada en çok turist alan 6’ncı ülkeyiz. Üçüncü havalimanı, üçüncü köprü, nükleer enerji santralleri, daha nice dev projeyi hayata geçirmek üzereyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarımız süresince hedeflerimiz ve ideallerimiz doğrultusunda hareket ederken diğer modern Batılı uluslar gibi yalnız kendi menfaatimizi gözeten bir anlayışta olmadık. Evrensel kabul ettiğimiz hiçbir hakkın bir Suriyeliden, bir Filistinliden, Iraklıdan da alınmasına razı olmadık. Bu anlamda, insan haklarını kendi vatandaşına hak, diğerlerine haram görenlere insanlık dersi vermeye de devam ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî mücadelenin, vatan savunmasının destanlaşan kalesi Gaziantep’imizin kurtuluş yıl dönümü olan 25 Aralık gününe az bir zaman kalmışken sizlerle güzel Antep’imizin nereden nereye geldiğini paylaşmak istiyorum.

Son on iki yıl içinde üniversite sayımızı 4’e çıkardık, 5 bin olan derslik sayımızı 12 bine çıkardık. 7.500’ü kentsel dönüşüm kapsamında olmak üzere 21 bin yeni konut yaptık. Çiftçimize toplamda 896 milyon tarımsal destek sağladık. Şehrimizi ziyaret eden turist sayısı 2002’de 156 bin iken 2014’te 430 bini aştı. Sadece organize sanayi bölgelerimizde 120 bin kişiye istihdam sağladık. İşte, yapılan bu yatırımlar ve harcanan onca emek sayesinde Gaziantepli şu anda 6’ncı, hatta 7’nci organize sanayi bölgesi için gün sayıyor. Açılacak sanayi alanlarıyla İslâhiyeli, Nurdağılı genç, gelecek kaygısı taşımıyor. İşte bu yüzden, Zeugma UNESCO Dünya Kültür Mirası Aday Listesi’ne girebildi. Yavuzeli tarihî dokusu ve doğal güzelliğiyle, eşsiz Rumkale’siyle adını dünyaya duyurabildi. Karkamış, Türkiye’nin en çok turist çeken ilçesi olmak için çabalıyor. İşte bu yüzden, İslâhiye’nin üzümü ve kırmızı biberi tüm dünyayla buluşabildi. Nizip’in fıstığı marka hâline gelebildi. İşte bu yüzden, Oğuzelili ve Arabanlı çiftçi ürünümü nasıl sularım kaygısını düşünmüyor. İşte bu yüzden, hızla yenilenen Şahinbey ve Şehitkamil’de insanlar yeni evlerine kavuşmanın heyecanını yaşıyor. Kısacası, AK PARTİ’yle Gaziantepli geleceğe her zamankinden daha fazla umutla bakıyor. Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi “Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak lazım.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu düşüncelerle, 2015 bütçemize katkıda bulunan herkese teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakbak.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Ekonomi Bakanıyla birlikteyken bir soru sormak istiyorum. Bu son küresel ekonomideki gelişmeleri nasıl değerlendiriyor Hükûmetiniz acaba? Bunu bir yapısal sorun olarak mı, bir yapısal değişim olarak mı görüyor küresel ekonomide yoksa işte Amerika Rusya’ya yaptırım uyguluyor, petrol fiyatlarını düşürüyor, FED faizleri de bu dönemde yükselecek, işte onlardan dolayı farklı bir durum ortaya çıktı… Sizin, Hükûmet olarak bu konuyu değerlendirmeniz, bunu nasıl gördüğünüz gelecek açısından çok önemli. Bu konuda bilgi verebilirseniz çok memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 21’inci yüzyılda dünyanın ekonomik ağırlık merkezi Asya’ya kaymaktadır. Dünyanın ekonomik ağırlık merkezi 1980 yılında Kuzey Atlantik’te bulunurken 2050 yılında 9.300 kilometre doğuya, Çin’in batısına kaymış olacak ancak kendilerini “Asya yüzyılı”na iyi hazırlayan ülkeler Asya’nın sunduğu ekonomik olanaklardan yararlanıp Asya’nın oluşturduğu risklere karşı kendilerini koruyabilecekler. Avustralya’nın sosyal demokrat hükûmeti muhalefetle iş birliği içinde, Asya Yüzyılında Avustralya Raporu’nu yayımlayarak 2025 yılına kadar gerçekleştirilmesi gereken yirmi beş ulusal hedefi belirledi, Asya okuryazarlığını geliştirmeyi de içeren somut politikalar önerdi. Hükûmetiniz, son on iki yıl içinde Türkiye’nin Asya stratejisini geliştirmek için muhalefet partileriyle hangi ortak çalışmaları yürütmüştür? Bu konuda hangi raporları yayımlamıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Buyurunuz Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Evet, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu’nun söylediği, evet, bugün dünyada, dünyanın ekonomik ve ticari haritaları yeniden çiziliyor. Bakacak olursak yani Sayın Erdemir’in de dediği gibi dünyanın ekonomik merkezi Asya Pasifik’e, daha doğrusu Atlas Okyanusu’ndan, Amerika’dan, Avrupa’ya, Avrupa’dan Akdeniz’e, Doğu Akdeniz’e, Asya’ya hatta Orta Asya’ya kadar giden bir süreç izliyor.

Tabii, bunun yanında da ABD ile Avrupa Birliği arasında sürdürülen TTIP Anlaşması -dünya ticaretinin yarısı- Sadece basit bir serbest ticaret anlaşması ve ticaret anlaşması değil, bu bir ekonomik entegrasyon. Diğer taraftan, Amerika’nın aynı şekilde Japonya, Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya’yı da içine alan TPP dediğimiz “Trans Pacific Partnership”le beraber de dünya ekonomisinin üçte 2’sinin bloklaştığını görüyoruz. Yani dünya artık, ideolojik bloklaşmanın dışında ticari anlamda bloklaşmaya gidiyor. Türkiye de burada çok aktif bir şekilde bunun içinde yer alıyor. Türkiye dünyada Avrupa Birliğiyle gümrük birliği anlaşması olan tek ülke ve Türkiye Avrupa Birliğiyle birlikte TPP’in içinde “Trans Pacific Partnership”in içinde de mutlaka ve mutlaka olmak istiyor, bununla ilgili de gereğini kovalıyor ve gümrük birliğine de ABD’ye de söylenmesi gereken her şeyi söyledi. Şu anda, çok aktif bir şekilde de görüşmeler devam ediyor ve bunun yanında, Türkiye Japonya’yla serbest ticaret anlaşmasını 2015 yılı sonuna kadar bitirmeyi planlıyor, Güney Kore’yle serbest ticaret anlaşmamız yürürlüğe girdi; yetmiyor ve şu anda, hizmetlerde, tarımda ve gıdada -genişletmek üzere- görüşmelerimiz devam ediyor, Singapur’la bitmek üzere tam kapsamlı bir şekilde, Malezya’yla bitti, uygulamaya giriyor. İran’la tercihli ticaret anlaşmamız yürürlüğe girdi, Meclisimiz bunu onayladı.

Tabii, Rusya’nın önderliğinde devam eden Avrasya Gümrük Birliğiyle, Rusya, Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın da yakında katılacağı bu gümrük birliğiyle -en son Rusya Devlet Başkanının ziyareti sırasında- Türkiye’nin gümrük birliği kapsamında olmayan ürünler yani gıda, tarım, metalürji, hizmetler ve yatırımlarda serbest ticaret anlaşması görüşmelerimizi resmî olarak başlatmak üzereyiz yani şu anda onun aşamalarını yaşıyoruz. Tabii, bununla ilgili de Hükûmet muhalefetle nasıl bir iş birliği yaptı veya yapıyor siyasette? Bu, siyasetin başarısı aslında. Şu anda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle oluşmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bu görüşmelerini yapıyor, devam ettiriyor. Yani, bir zamanlar, tabii ki söylenen dönemde doğru söz olabilir ama artık Türkiye yeniden çizilen dünyanın ticari ve ekonomik haritalarını çizen ülkelerden biri olmak üzere gayret ediyor.

Bu arada, biraz önce benim şahsi hatamdan kaynaklanan… Tabii, aklımızdan öyle şey geçmiyor ki bizim. “İndiragandi” sözü bizim lügatimizde yok, olmadığı için de bizim anlamamız da biraz zor oluyor. İndira Gandhi, tabii ki 1960’lardan başlayan süreçte 1984 yılına kadar görev yapan ve suiskasta kurban giden Hindistan Başbakanı. “Gandhi” deyince tabii ki, aklımıza gelen efsane, Mahatma Gandhi. Ha, “indiragandi” sizin sözlüğünüzde olabilir. O indirmek ve kaldırmak işleri eğer size aitse onu size iade ediyorum, o anlamda kullanıldıysa da iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biraz önce atladığım bir…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Açık açık indirip kaldırırken, götürürken, yürütürken…

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – O size ait, bu Meclis buna şahit.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Size ait, size, size! Fellik fellik götürüyorsunuz. Ayıp, ayıp!

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Burada, koalisyon hükûmetleri döneminde KİT’lerin nasıl paylaşıldığı, kürsünün nasıl paylaşıldığı…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Hırsız var.” diyenleri götürüyorsunuz.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – …kamu bankalarının nasıl paylaşıldığı, Ziraat Bankasının ve Halk Bankasının…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 4 bakan niye istifa etti?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – …her birinin 20’şer milyar TL’lik görev zararı yaptığı, Ziraat Bankası, Halk Bankasının IMF’ye kapatılacağını taahhüt edenler, altına imza atanlar bellidir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hesabını sor, hesabını!

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Vakıflar Bankasının satılmasının kararını alanlar bellidir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hesabını sor, hesabını. Hesaptan kaçmayın.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Vakıflar Bankasını satışa çıkarıp da sosyete generale “750 milyon dolarlık hazineden pay aktarılırsa alırım.” denen günler bellidir. Bundan daha çok… Eğer o anlamda kullanıldıysa -ki siyasete yakıştıramıyorum- bundan daha büyük bir “indiragandi” olur mu?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Selefinle konuş sen onu. Selefine sor!

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bu memlekette iki gecede bankaların talanıyla ortaya çıkan zarar 60 milyar dolardır ve bugünkü değeri de 200 milyar dolardır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Niye hesabını sormuyorsunuz?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Soruldu ve sorulmaya da devam ediliyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sorulduysa ne konuşuyorsun?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bunların peşinden gidildi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sen önce kendi iktidarınızın hesaplarını ver.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Nereye gidiliyorsa ta oraya gidildi ve bunlarla ilgili de tek tek hesabı soruldu. Bu milletin kaynakları tek tek tahsil edildi.

Biraz önce Sayın Maliye Bakanımızın kurumundan gelen bir cevabı da sizlere aktarmak istiyorum. “Yüzde 700, 800, 400 artış oldu mu?” diye. Evet, SSK emekli aylığı 2002’de 257 lira, şimdi 1.047 lira, nominal artış yüzde 307. Tarım BAĞ-KUR emekli aylığı 66 lira, 634 lira, nominal artış yüzde 863. Esnaf BAĞ-KUR emekli aylığı 149 lira, şu anda 849 lira, artış yüzde 471. Memur emekli aylığı 377’den 1.312, artış yüzde 249.

Sayın Başkan, Sayın Bakanımızın da ilave edeceği birkaç söz var.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hükûmet hakkını fazla kullandı Sayın Başkan. Soruların hor kullanılmaması Hükûmetin bu süreyi kullanması anlamına gelmez. Beş dakika soru için, beş dakika cevap içindir. Dolayısıyla, Hükûmet cevap hakkını tamamlamıştır, bir dakika da fazla kullanmıştır.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cevap her zaman daha uzun oluyor efendim, sorular açıklık kazansın, Genel Kurul bilgilensin diye. Süresi zaten bir buçuk dakika.

Buyurunuz efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, müsaadenizle, gün içinde sorulup da cevaplamadığım bir soru kalmıştı, önce ona cevap vereyim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Akova sormuşlardı, Çankaya Merkez Camisi’yle ilgili bir sorusu vardı. Bu arada Diyanetten bize bir bilgi geldi, paylaşmak istiyorum.

Çankaya Merkez Camisi, cemaatinin çok olması nedeniyle ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı, gelen talepler doğrultusunda, caminin kapasitesinin genişletilmesine yönelik bir proje başlatmış olup ruhsat başvurusu için Çankaya Belediyesine başvuruda bulunmuş ve ruhsat izni beklenmektedir. Dolayısıyla, söz konusu caminin yıkılıp yerine ticaret amaçlı bir merkez yapılması asla söz konusu değildir, sadece ve sadece cami genişletilecektir.

Sayın Kuşoğlu’nun -eğer zamanımız varsa- sorduğu soruya ben sadece şunu ilave etmek istiyorum: Tabii, finans tarihine baktığımız zaman, 1800’lü yıllardan itibaren, bu türden çok büyük ölçekteki finans krizlerinden sonra genelde normalleşmeye dönüş on yıl kadar alabiliyor. Varlık fiyatları şişmişti, özel sektör çok ciddi sorunlar biriktirmişti, o patlak verince kamunun tabii ki ciddi sorunları ortaya çıktı, kamunun bilançosu bozuldu.

Şimdi, küresel krizle birlikte her ne kadar Amerika çok hızlı hareket edip evini düzene koyduysa da bizim için önemli olan Avrupa’da ciddi sıkıntılar devam ediyor. Hatta, Avrupa’nın Japonya tarzı bir deflasyonist sürece yani durgunluk içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, sayın milletvekilleri, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddeleri kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylama tabidir. Açık oylama yarınki birleşimde son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Böylece, programa göre, bütçenin tümü üzerindeki son konuşmaları ve 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarı ile 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın açık oylamalarını yapmak için 22 Aralık 2014 Pazartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.04



 

(*) 656 ve 656’ya 1’inci Ek ve 657 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 10/12/2014 tarihli 25’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.