TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  26’ncı Birleşim

                                                                                        11 Aralık 2014 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem'in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yerinden sarf ettiği bazı sözler sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, usul görüşmesi açılması talebinin reddedilmesine ilişkin açıklaması

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir'in, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

8.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil'in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, bazı gazete yazarlarına operasyon yapılacağı yönünde sosyal medyada yer alan haberlerle ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

16.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı'nın, Başkanlık Divanı olarak, darbe sonucu Cumhurbaşkanı olmuş kişiler hariç olmak üzere, başta Mustafa Kemal Atatürk ve diğer bütün cumhurbaşkanlarına saygı ve sevgilerini sunduklarına ilişkin konuşması

 

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan medya ve tanıtım hizmetlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/53301)

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, hacdan dönen milletvekili ve Meclis personelinin MERS hastalığına karşı sağlık kontrollerinin yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/54294)

3.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu'nun, Giresun'da esnaf ve sanatkâr olarak çalışan işyeri sayısına, yeni açılan ve kapanan işyerlerine ve SGK prim borçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/54537)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Halkalı Gümrük Müdürlüğüne dair iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/54546)

5.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, Kozak Yaylası'nda çam fıstığı üretiminde yaşanan sorunların çözümüne ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/54664)

6.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in, Bergama'daki çam fıstığı alanları ile üretim ve satış rakamlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/54666)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, taşınır ve taşınmaz kiralamaları nedeniyle yapılan harcamalara,

2010-2014 yılları arasında Bakanlıkta görev yapan özel kalem müdürlerine,

2010-2014 yılları arasında Bakanlıkta görev yapan müşavirlere,

2010-2014 yılları arasında Bakanlıkta görev yapan basın ve halkla ilişkiler müşavirlerine,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/54667), (7/55501), (7/55502), (7/55503)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt illerinde asal orman ağaçları ile yan ürün veren bitkiler konusunda envanter çalışması yapılıp yapılmadığına,

Kars, Iğdır ve Ağrı illerinde asal orman ağaçları ile yan ürün veren bitkiler konusunda envanter çalışması yapılıp yapılmadığına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/54668), (7/54669)

 

 

9.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak'ın, orman mühendislerinin istihdamına,

17 Aralık 2013 tarihinden itibaren görevden alınan bürokratlara,

Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü tarafından 25.09.2013 tarihinde gerçekleştirilen iş tanımı ve birim zaman analizi işine ait ihaleye,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/54891), (7/54892), (7/55504)

10.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan'ın, son 12 yılda AB fonlarından hibe yoluyla sağlanan kaynaklara ve Çevre Operasyonel Programı kapsamında kullanılan miktara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır’ın cevabı (7/55023)

11.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, 2003-2014 yılları arasında gümrüklerde ve sınırlarda işlem gören İsrail menşeli ürünlere ve bu ürün ve hizmetlerden alınan gümrük, harç ve benzeri tutara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/55121)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarca yurt dışında yapılan kira harcamalarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/55123)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarca satın alınan bakım ve onarım hizmetlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/55199)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında Bakanlıkta görev yapan özel kalem müdürlerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/55366)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında Bakanlıkta görev yapan basın ve halkla ilişkiler müşavirlerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/55367)

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında Bakanlıkta görev yapan müşavirlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/55368)

17.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, 3’üncü Havalimanı ve 3’üncü Köprü Projeleri için kesilen ve dikilen ağaçlara, ekolojik köprülerin kurulmasına ve arsa spekülasyonlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/55741)

11 Aralık 2014 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün birinci turdaki görüşmeleri yapacağız.

Birinci turda Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kamu Denetçiliği Kurumu, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Türkiye İnsan Hakları Kurumunun bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (x)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (x)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır.

Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir. Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Bilgilerinize sunulur.

Birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına; Atila Kaya İstanbul, Mehmet Şandır Mersin, Oktay Öztürk Erzurum, İsmet Büyükataman Bursa, Mustafa Erdem Ankara milletvekilleri konuşacaklardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına; Atilla Kart Konya, Ali Haydar Öner Isparta, Hüseyin Aygün Tunceli, Rıza Türmen İzmir, Ali İhsan Köktürk Zonguldak, Dilek Akagün Yılmaz Uşak, Kamer Genç Tunceli, Mehmet Şeker Gaziantep, İhsan Özkes İstanbul, Aylin Nazlıaka Ankara, Mahmut Tanal İstanbul milletvekilleri konuşacaklardır.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına; Sırrı Süreyya Önder İstanbul, Adil Zozani Hakkâri, Ayla Akat Ata Batman; Altan Tan Diyarbakır, Gülser Yıldırım Mardin milletvekilleri konuşacaktır.

AK PARTİ Grubu adına; Hilmi Bilgin Sivas, Nevzat Pakdil Kahramanmaraş, Fahrettin Poyraz Bilecik, Şuay Alpay Elâzığ, Mustafa Kemal Şerbetçioğlu Bursa, Adem Yeşildal Hatay, Ali Ercoşkun Bolu, Bülent Turan İstanbul, İdris Şahin Çankırı, Murat Göktürk Nevşehir, İsmail Aydın Bursa, Cem Zorlu Konya, Hasan Karal Rize, Ömer Faruk Öz Malatya, Mehmet Sarı Gaziantep, Mehmet Kerim Yıldız Ağrı milletvekilleri konuşacaktır.

Şahıslar adına, lehinde olmak üzere Zülfü Demirbağ Elâzığ, aleyhinde Malik Ecder Özdemir Sivas milletvekilleri konuşacak.

Hükûmet adına ise Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç konuşacaklardır.

Şimdi ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Atila Kaya’da.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on bir dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ATİLA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesine ilişkin Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte olduğumuz 2015 merkezî yönetim bütçesinin milletimiz için, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Cenabıhakk’tan niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdiki Cumhurbaşkanının selefini defalarca eleştirmiş, bu eleştirilerimi Cumhurbaşkanlığı bütçesi hakkında yaptığım konuşma ve kamuoyuyla paylaştığım şahsına hitaben yazılmış açık mektupta dile getirmiş bir milletvekiliyim. Yedi yıllık Cumhurbaşkanlığı boyunca “Abdullah Gül Kardeşim” hitabına sadakatin ötesine geçemeyen sabık Cumhurbaşkanından daha kötüsü olamayacağına inanmıştım, bugün ise yanıldığını anlamış bir milletvekili olarak huzurlarınızdayım.

Değerli milletvekilleri, görevinden ayrıldıktan sonra Suudi El Hayat gazetesine bir röportaj veren önceki Cumhurbaşkanı Gül “Hapis de yattınız, muhalefette de bulundunuz, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde de yaşadınız, hangisi daha zordu?” şeklindeki bir soruya “Cumhurbaşkanlığı Köşkü en zoruydu. Herkesi temsil ediyorsunuz, bunun farkında olursanız Cumhurbaşkanlığı en zorudur; farkında olmazsanız kolaydır.” yanıtını vermişti. Selefi Gül’ün tarafsız Cumhurbaşkanlığının zorluğuyla ilgili uyarılarını dikkate alan Sayın Erdoğan bu zorluğu kendi usulünce ortadan kaldırmıştır yani tarafsız olmayı denemek yerine AKP Genel Başkanı gibi davranmaya devam ederek. Anayasa’nın 103’üncü maddesi gereğince, tarafsız olacağına namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş olmayı ise belli ki önemsiz bir teferruat olarak görmüştür.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanı namusu ve şerefi üzerine ettiği yemine rağmen, kendini değiştirme gereği duymamıştır. Eğer ettiği yemin ve geldiği makam onu değiştirmemişse, eskisi gibi olmak azim ve kararındaysa bize düşen de onu eskisi gibi görmeye devam etmek olmalıdır. Bir an olsun hatırımızdan çıkartmamalıyız ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmadan önce neyse yine odur. Yani, yine kutuplaştırıcı, yine ayrımcı, yine mezhepçi, yine ötekileştirici, yine kişisel çıkarları için millî çıkarları hiçe sayan, yine dini değerleri kullanmaktan çekinmeyen, yine ne yargı bağımsızlığını ne de basın özgürlüğünü önemseyen, yine her eleştiriyi nefsine yapılmış bir saldırıymış gibi kibriyle boğmak isteyen kişidir.

Feleğin işine bakın ki “Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim.” diyen insan, “Gerekirse papaz cübbesi bile giyerim.” diyen insan, “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanıyım.” diyen insan, Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren ABD askerleri için “Kahraman Amerikan askerlerinin ülkelerine dönmeleri için dua ediyorum.” diyen insan, “Terör örgütüyle hiçbir zaman görüşmedik, görüşmeyiz de. Bunu söylemek şerefsizliktir.” deyip de çözüm ortaklığı yapan insan, ülkenin itibarını ayakkabı kutularına sığdıran ve “Sıfırla oğlum.” repliğiyle hafızalarımızda kalacak olan insan Cumhurbaşkanı olmuş, biz de bütçesi üzerine konuşuyoruz.

Feleğin işine bakın ki kendini Türk tarihine ait hissetmeyen biri, büyük Türk milleti ve tarihi huzurunda namusu ve şerefi üzerine yemin ederek Cumhurbaşkanı olmuş da bütçesi konuşuluyor.

Hepimiz biliyoruz ki, bu şartlar altında, köşkte veya sarayda oturması da, bütçesinin yüzde 50 veya yüzde 100 artırılması da, Sayıştay raporları Meclise gelmediği için bu bütçenin nereye gideceğini bilemeyecek oluşumuz da artık sadece bir teferruattır.

Sayın milletvekilleri, kamuda israfın önlenmesi için Hükûmetin etekleri tutuşmuşken, kamu kurumlarının ödeneklerinde ancak yüzde 4-4,5 civarında bir artış öngörülmüşken, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin önceki yılla kıyaslandığında neredeyse ikiye katlanmış olmasının nedeni, bu bütçenin Cumhurbaşkanlığı makamı için değil, o makamda oturan zat için yapılmış olmasıdır. Amaçlanan, Cumhurbaşkanlığının ihtiyaçlarının karşılanması değil, Cumhurbaşkanının ihtiraslarının tatminidir. Bu ihtirasların en bilindik tatmin mecrasının da miting alanları olduğu malumunuzdur.

Üzerinde konuşmakta olduğumuz şey, gerçekte, Sayın Erdoğan'ın 2015 yılı için kendisine hazırlamış olduğu seçim bütçesidir. "Tarafsızlık" gibi bir derdi olmayan Sayın Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanlığı makamında ciğerlerine doldurduğu nefesi AKP'nin yelkenlerini şişirmek için kullanmak istemesi kimseyi şaşırtmayacaktır. Başbakanlık makamını emanet ettiği kişinin bu durumu sindirebilmesi ise öncelikle onun hazım kapasitesini göstermesi bakımından anlamlı olacaktır.

Bununla birlikte, Cumhurbaşkanına yönelteceğimiz şu sorunun yanıtını aramak her birimiz için siyasi bir vecibe addedilmelidir: "Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanlığındaki tarzınız doğru ise, Başbakanlığınız dönemindeki Cumhurbaşkanının sizin şimdi davranmakta olduğunuz gibi davranmasına neden izin vermediniz? Başbakanlığınızın doğru örnek olduğunu düşünüyorsanız, neden şimdiki Başbakanın da öyle davranmasına izin vermiyorsunuz?” Cumhurbaşkanının bu sorulara vereceği yanıtın "Halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı." vurgusunu taşıyacağı artık herkesin malumudur. Herkesin malumu olmayan şey ise, bu vurgunun gerçekte ne anlatmak istediği ve asli muhatabının kim olduğudur. Muhatabına had bildiren bir mesaj taşıyan bu ifadeler, aslında Cumhurbaşkanının değil, Başbakanın durumunu vurgular niteliktedir. “Ben halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanıyım.” demek, gerçekte, “Sen sadece benim tarafımdan seçilmiş Başbakansın” demektir. Muhatabının haddini bildiği ise, partisinin istişare toplantısında, Sayın Erdoğan'dan bahsederken “Devlet Başkanı” demesinden bellidir. “O hâlde sen necisin?" sorusuysa konumunu muhafaza ettiği sürece Sayın Davutoğlu’nun peşini bırakmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, kendisi bundan utanç payı mı yoksa övünç payı mı çıkarır bilmem ama şimdiki Cumhurbaşkanından söz ederken saray merakına değinmezsek Sayın Recep Tayyip Erdoğan portresi tamamlanmış sayılmayacaktır. Bilindiği gibi, ısınma turlarını Dolmabahçe ve Beylerbeyi saraylarında tamamlayan Sayın Erdoğan, Ankara’da şanına layık bir Osmanlı sarayı bulamayınca kendisine 1,5 milyarlık bin odadan fazla bir saray yaptırmıştır. Bu sarayın, yolsuzluk dâhil, maliyeti kadar, yapının hukuksuzluğu da çok tartışılmıştır. Başbakanlığının ilk yıllarında Üsküdar'da oturduğu evin kaçak olduğunu kendisi söyleyen birinin, ister gecekondu isterse saray olsun, konutunun hukuka uygunluğunu dert etmeyeceği belliydi.

Yapım işindeki usulsüzlük ve yolsuzluk söylentilerine gelince, bu söylentileri sonlandırmakta yani sıfırlamakta güçlük çekmeyeceklerine inanmak için artık yeterince tecrübeye sahibiz. Engels "İnsan kulübede başka sarayda başka düşünür." demişti. Belli ki bu tespit Sayın Erdoğan için geçerli değilmiş. O, gecekonduda da, sarayda da zihniyetini yaşatmayı iyi biliyor.

"Zihniyet" demişken, bu saray düşkünlüğünün Sayın Erdoğan'ın şahsından çok, mensup olduğu zihniyetten kaynaklandığı unutulmasın. Bilindiği gibi kendilerinden önceki Cumhurbaşkanı da Dolmabahçe Sarayı’ndaki beğendiği eşyaları Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne taşıtmak istemiş, bir süre de bunu tartışmıştık. Şimdiki Cumhurbaşkanı sadece bu zihniyetin müşahhas bir timsalidir. Ama hakkını da yemeyelim, mensup olduğu zihniyeti öyle bir azimle hayata geçirmektedir ki Topkapı Sarayı'nda oturup Gülhane'yi kupon arazi olarak görmediği için ne kadar şükretsek yeridir.

Değerli milletvekilleri, hepsi de birbiriyle bağlantılı olan yolsuzluklar, yargıyı yürütmenin emrine sokmak için yapılan hukuksuzluklar, teröristbaşının çözüm ortaklığında yürütülen çözülme süreci, sınırlarımızı cehenneme çeviren dış politika, kindar nesil yetiştirmek uğruna geleceğimizi öğüten Millî Eğitim politikaları, sadece usulsüzce değil, arsızca da yaratılan iktidar zenginleri ve onlara kurdurulan havuz medyaları ve daha niceleri Sayın Recep Tayyip Erdoğan iktidarının eseridir ve bu iktidar devam etmektedir.

O, bütün bunları "Yeni Türkiye" adı altında sahiplenmekte ve kendisine bir gurur payı çıkartmaktadır. Gerçekte başını döndüren şey, her şartta kendisine biat eden kitlenin varlığıdır. Dinî söylemi, önceki uygulamaların kişilerde yarattığı kin duygusunu ve maddi çıkarı harmanlayarak evde zor tuttuğunu söylediği kitleyi oluşturmuştur.

Toplumsal cehaleti hem üretmesi hem de örgütleyebilmesi, evet, üstesinden gelinmiş bir iştir, ne var ki övünülecek bir iş değildir. Belli sayıda bir seçmen kitlesinin onun söylediklerini her şartta onaylıyor oluşu onu “Git Ali'ye söyle, Muaviye'nin erkek deveye dişi deve diyen on binlerce adamı var." sözünü söyleyen kişiden daha doğru bir insan yapmaz.

Unutmasın ki bu sözleri barındıran anekdot övünme payı çıkartılabilecek bir duruma örnek olsun diye anlatılmaz diyor, bu vesileyle yüce Meclisi bir kere daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İkinci konuşmacı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, madde 67’ye göre temiz bir dille konuşma hususunda sayın konuşmacı madde 67’ye uymayan bir konuşma yapmıştır. O çerçevede, cevap hakkı talep ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Neresi temiz değil ya? Ne hakaret var, ne bir şey var.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bu uyarıyı biz Divan olarak yapmak durumundayız. Şahsınıza veya grubunuza ait herhangi bir sataşma varsa ancak size söz verebilirim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, bu Meclisin bir parçasıyız. Meclisin içinde yapılan konuşmalar madde 67’ye göre temiz bir dille olmak durumunda. Burada sayın konuşmacı konuşuyor, biz de dinliyoruz, konuşmanın muhatabıyız. Dolayısıyla, söylenen sözlerin kime olursa olsun, CHP’ye de olsa, MHP’ye de olsa, HDP’ye de olsa sonuçta belli bir üslup içerisinde olması gerekir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dün Başbakana hatırlatsaydın ya bunu, Başbakana! Sayın Başbakana hatırlatsaydın aile meselelerine girerken. Niye orada sustun?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – O çerçevede, Meclisin diline ilişkin bir İç Tüzük maddesidir. O çerçevede, söz hakkı istiyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz, kararımı bildireyim.

Ben konuşmacıyı iyice dinledim. Sizin kastettiğiniz anlamda temiz bir dille konuşma ikazını ancak ben ve Divan olarak verebiliriz. Elbette ki bu Meclisin parçasısınız, bu konuda herhangi bir itirazımız yok ama şahsınıza ve grubunuza bir hakaret söz konusu değil, bu kanıdayım. Ancak, şimdi ben başka bir konuşmacıya söz vereceğim ve tutanakları getirteceğim. Eğer tabii ki, doğal olarak gözümden kaçmış herhangi bir şey varsa değerlendirip size bilgi vereceğim.

Teşekkür ederim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Baştan sansür koyuyorlar.

İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Daha yeni başlıyoruz.

BAŞKAN – Efendim. Başkanla ilgili bir şey söylendi ama.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Baştan” dedi, “Başkan” demedi.

BAŞKAN – Peki, alınganım herhâlde bugün biraz.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Sayın Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay Başkanlığı ve Kamu Denetçiliği Kurumunun 2015 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım, öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin egemenlik hakkını millet adına kullanan tarihî şahsiyeti ile bizatihi kendisi ve kullandığı yetkiyle sistemin üç temel unsurundan en önemlisi olarak cumhuriyetimiz ve demokrasimiz açısından vazgeçilmez, çok önemli, temel bir millî kurumdur. Kullandığı yetki kurucu hukuktan kaynaklanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir millî mücadele sonrasında bedeli atalarımızın kanlarıyla ödenerek kurulan bir devlettir. Bu millî mücadeleyi başlatan ve başaran ve bu devleti kuran, mensubu olmakla şeref duyduğumuz, onur duyduğumuz bu Meclistir. Egemenlik hakkını millî mücadeleyle kazanan bu Meclis bu yönüyle tüm mazlum milletlere örnek ve umut ışığı olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi devlet kuran ve devletin kurucu hukukunu tanzim eden bir Meclis olarak kendi hukukunu ve temsil ettiği milletin hukukunu korumak mecburiyetindedir. Bu hukuk, Lozan Barış Antlaşması’yla uluslararası düzlemde ve 1924 Anayasası’yla kendi toplumuyla yaptığı bir sözleşmeyle tescil edilmiş, artık değişmez vasfını kazanmıştır.

Devletler hukukunda kurucu hukukun müktesebi vardır ve dokunulmazdır. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’yle kurucu hukuk, temel hak ve özgürlükler karşısında korunmuştur. Ülkelerin bölünmez bütünlüğü, kimliği, bayrağı ve egemenliği dokunulmazdır. Kaldı ki Türkiye devleti bir imparatorluk devamı olmasına ve Orta Doğu coğrafyasında yaşamasına rağmen, hiçbir komplekse kapılmadan, çağdaş medeniyet değerlerine ve evrensel hukuk kurallarına dayalı olarak kurulmuştur. İnsan haklarına ve özgürlüklere dayalı muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı da bir millî hedef olarak kabul etmiş ve bunu başarmaya çalışmıştır. Bu devlet bu Meclisin eseridir.

Değerli milletvekilleri, böyle bir Meclisin bütçesini görüşüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugün yaşatılıyor olmasını, açık olmasını milletimizin başarısı olarak görüyor ve çok değerli buluyorum ve mensubu olmaktan sizlerle birlikte gurur duyuyor, onur duyuyorum. Bunun sorumluluğunda öncelikle birkaç hususu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum.

Hepimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve onu var eden, adına yetki kullandığı milletin hakkını, hukukunu ve onurunu korumak mecburiyetindeyiz. Değerli milletvekilleri, bu devletin kurucu hukukunu ve milletin kimliğini elinden alamayız, alınmasına müsaade edemeyiz. Burada “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” derken adına egemenlik kullandığımız milletin adını koymak bir anayasal zorunluluktur. Bu milletin adı “Türk milleti”dir. Epey zamandır yok sayılan ve aşındırılmaya çalışılan millî kimlik bu Meclisin varlık sebebidir ve varoluş kaynağıdır. Bu kimliği kabul etmeden burada bulunmak mümkün olamaz, meşru olamaz, Anayasa’nın 81’inci maddesi buna amirdir.

Değerli milletvekilleri, bilirsiniz, öznesi olmayan cümlenin yüklemi bir anlam ifade etmez. Bir ortak payda olarak, bir millî kimlik olarak kabul edilmeyen ve içselleştirilmeyen yani adı olmayan bir milletin devleti güçlü olabilir mi? Güç, yalnız rakamlara takla attırmak değildir. Bize göre, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tüm farklılıklarımızla birlikte kurduğumuz devletimizin kurucu hukukuna göre Misakımillî hudutları içinde yaşayan halkın adı “Türk milleti”dir. Türk milleti, bir millî kimlik olarak Lozan Barış Antlaşması’yla uluslararası hukukta ve 1924 Anayasası’yla iç hukukta tanımlanmış ve tescil edilmiştir. “Türk milleti” ismi, birilerinin iddia ettiği gibi ve gayretlerine, niyetlerine gerekçe olarak gösterdikleri gibi bir ırkın, bir soyun adı olarak kullanılmamaktadır. “Türk milleti” bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olanların adıdır, bu topraklarda yaşayan halkın adıdır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, “Türk” adını, Türkiye ötesi tüm dünyada ve tarihin, binlerce yıllık zamanın süzgecinden, imbiğinden geçerek süzülmüş bir millet olarak kabul ediyoruz, buna samimiyetle de inanıyoruz. Ancak burada söz konusu olan “Türk milleti”, bu devleti kuran ve bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin ortak adıdır. Bunun böyle kabul edilmesi ve sahiplenilmesi gelecek açısından, herkesin geleceği açısından çok gerekli ve zorunlu bir mecburiyettir. Türk milletini kabul etmemek bir anlamda Türkiye devletini reddetmektir. Milletsiz devlet olmaz, adı olmayan da millet olmaz.

Sayın Genel Başkanımız 4 Mayıs 2005 tarihinde, tüm siyasi partilere, alt kimlik-üst kimlik tartışmalarının yoğun yaşandığı bir süreçte “Geliniz, bu Türk milletini tarif edelim, bir mutabakat sağlayalım.” diye bir davette bulundu ama hiçbir parti, başta iktidar partisi, bu davete yanaşmadı. Şimdi, Türk milleti kimliğini tartışmaya açan bir siyasetin, bir zihniyetin tahribatının endişesi içerisindeyiz.

Değerli milletvekilleri, dünyanın küreselleştiği, kıtaların, ülkelerin birtakım ortak değerler etrafında bir araya geldiği bir süreçte, aslında zenginliğimiz olan etnik ve inanç farklılıklarımızı kimlikleştirerek bu milletin ayrıştırılmaya çalışılmasını asla haklı, iyi niyetli ve doğru bulmuyoruz. Bu, her anlamda bölücülüktür. Bunun bu ülkeye ve bu ayrışmanın peşinde koşanlara hiçbir faydası olmayacaktır, başarılabilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu topraklarda yaşayan, bu toprakların ekmeğini yiyen, suyunu içen herkesin bir sorumluluk olarak, atalara bir borç olarak bu milletin kimliğini sahiplenmesi ve bunun övüncünü duyması bana göre bir zorunluluktur.

Bu konuda etnik bölücülerle müzakere yapan, “alt-üst kimlik” diyerek bu yolu açan, Türk milleti kimliğini tartışmaya açan AKP iktidarını yaptıklarından dolayı milletim adına kınıyorum. PKK’nın talepleriyle “Kürt” diye bir millet, “Kürdistan” diye bir vatan yaratılması ve egemenlik paylaşımı için çözüm süreci başlatılması, örneği komşularımızda yaşanan yıkıma dönüşecektir. Sizleri uyarıyoruz, bir daha uyarıyoruz, “çözüm süreci” diye sürüklendiğiniz bu yol çıkmaz bir sokaktır. Çıkmaz sokaklar isteseniz de istemeseniz de dönüşü olmayan yok oluşlar getirecektir. Devletin kuruluş hukukunu ve milletin kimliğini değiştirmeyi amaçlayan zihniyet ve gayretler, tarihen sabittir ki Allah’ın ve milletin lanetiyle kahrolacaktır. 1856 Islahat Fermanı’yla Osmanlı Devleti’nin kuruluş hukukunu değiştiren Sadrazam Mehmet Emin Ali Paşa’nın akıbetini bir daha okumanızı ve düşünmenizi tavsiye ederim.

Değerli arkadaşlar, bedeli çok ağır ödenmiş, çok büyük acılara mal olmuş, tarihte yaşanan birtakım olayların günümüzdeki benzer örneklerinin hangi sonuca ulaşacağını lütfen düşünün ve gelecekte, tarihte hain olarak anılanların durumuna düşmeyin diye tavsiye ederiz.

Değerli arkadaşlar, buradan bir hüküm cümlesi olarak söylüyorum, hepimizin soyu, boyu, inancı kendine aittir ve saygıya layıktır ancak hepimiz birlikte Türkiye’yiz ve Türk milletiyiz. Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle, Türkiye binbir renk ve kokulu çiçek bahçesidir. Bu size niye ağır gelmektedir de Türkiye’yi kimliğinden ve birliğinden kopartmaya çalışıyorsunuz? Unutmayınız ki müzakere ettiğiniz bu bütçe Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türk milletinin bütçesidir, Türk milletinin Meclisinde konuşuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasamanın yapıldığı, hukukun kurulduğu ve bütçeyle hükûmete tahsis edilen kamu kaynaklarının kullanılmasının denetlendiği bir Meclistir. Bize göre, yasamanın doğru ve hızlı yapılması esastır çünkü ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına gereken hukuku burada birlikte kuruyoruz. Yasamanın hızlı ve doğru yapılması kadar, kalitesi, bağımsızlığı, hukuka uygunluğu ve toplumsal faydayı önceliklemesi vazgeçilmez bir kural olmalıdır. Yaptığınız iş şekil şartına uyabilir, Anayasa ve İç Tüzük’e uyabilir ama demokrasiye uygun olup olmadığını, meşru olup olmadığını, kamu vicdanında adalet duygusunu geliştirmekte midir, yoksa birtakım “Ben düşündüm, ben söyledim, oldu.” dayatmasıyla mı gerçekleşmektedir, bunu sorgulamak gerekiyor. Burada bir ortak akıl kurabiliyor muyuz? Bu konularda, AKP’nin çoğunlukta ve iktidarda bulunduğu bu dönemde büyük sorunlar yaşandığını ve her geçen gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin yürütmenin vesayetine girdiğini düşünüyoruz ve bundan büyük endişe duyuyoruz.

Değerli milletvekilleri, hukuk kurmak görevi hepimizin ortak görevidir ama ileri demokrasi iktidar eliyle değil muhalefet eliyle kurulur. Muhalefete bu konudaki görevini yapmasına fırsat verildiğini çok düşünmüyorum. Özellikle son zamanlarda AKP Grubunun yasamanın bir parçası olarak değil yürütmenin sahibi olarak bu Meclise dayatmasının demokrasimiz açısından çok tehlikeli birtakım gelişmelere sebep olacağını düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bir muhalefet partisi olarak ilk günden bu yana diyaloğa açık, uzlaşmacı, hoşgörülü, çözüm üreten bir yaklaşımla ama millî konularda, ülkenin birliği ve dirliği konularında yanlış olanlara itiraz eden bir muhalefet siyasetini ortaya koyduk ve bunu ısrarla takip ettik.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin millet adına yaptığı önemli bir görevi de denetimdir değerli milletvekilleri. Bütçeyle tahsis edilen kaynakların nasıl kullanıldığını bütçe müzakerelerinde denetlemek gerekir, bunun için Sayıştay görevlidir. AKP iktidarı döneminde Sayıştayın Meclis adına denetim görevini sağlıklı bir şekilde yapabildiğini söyleyebilmek mümkün müdür? Muhalefet partilerinin muhalefet şerhlerine bakınız, orada Sayıştayla ilgili, son dönemlerde, özellikle son bütçelerde raporlarının içinin boş olması ve Meclise gönderilmemesiyle ilgili çok ağır iddialar ve ithamlar bulunmaktadır. Bunların cevapsız bırakılmasının demokrasimiz açısından çok ciddi tehdit ve tehlike teşkil edeceğini düşünüyorum.

Özellikle iktidar partisi grubu milletvekillerine seslenmek istiyorum: Akıllı bir iktidar, hesabı günü gününe veren iktidardır. Hesabı geleceğe erteleyen, hesabı ahirete bırakan, birtakım iddia ve ithamların cevabını vermeden cevabı yüce divana bırakan bir iktidar, kendi hesabına akıllı davranmıyor demektir.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay raporlarıyla ilgili mutlaka Hükümetin de söyleyecekleri var ama ısrarla söylendiği gibi, geçmişle mukayese ederek Sayıştay raporlarının içinin boşluğu, boşaltıldığı ve gereğinin yapılmadığı konusunun cevaplandırılması gerekiyor. Bir iktidar kamu kaynaklarının kullanımında bu kadar çok hukuk çıkarmak gereğini duyuyorsa doğal olarak insanın aklına gizlenen, saklanan, verilemeyen hesaplar ve yolsuzluk iddiaları gelir. 17, 25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları yargı üzerinden bir sonuca ulaştırılmalı, suçlular cezalandırılmalı ve kamu vicdanı rahatlatılmalıdır. Yoksa bu, devlet üzerinde, rejim üzerinde, demokrasi üzerinde çok ağır bir yük olarak geleceğe yansıyacaktır.

Değerli milletvekilleri, kamu kaynaklarının kullanılmasında devleti, iktidarı, idareyi denetleyecek bir başka anayasal kurumumuz Kamu Denetçiliği Kurumudur. Kamu Denetçiliği Kurumu, yargıya intikal etmemiş, vatandaşların şikâyetiyle, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını insan haklarına dayalı adalet anlayışı içerisinde hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmak amacıyla bizim de desteğimizle kurulmuştur. Kamu Denetçiliği Kurumu Başkanının talebim üzerine nezaket gösterip gönderdiği bilgi notuna göre, 2014 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla 5.974 şikâyet başvurusunun 4.549 adedi cevaplandırılmış, ilgililer uyarılmış ve şikâyet edenlere bilgi verilmiştir. Bunu önemli bir gelişme olarak görüyorum. Bu kurumun, AKP iktidarı tarafından, diğer kurumlarda yaşandığı gibi vesayet altına alınması yoluna gidilmez diye ümit ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Meclisimizin, yönetiminde başta Sayın Meclis Başkanı ve çalışanlar olmak üzere birçok konuda yoğun bir gayret içerisinde olduklarını biliyoruz ancak özellikle Anayasa, İç Tüzük ve milletvekilliğinin özlük haklarıyla ilgili konularda bir sonuç alınamamış olmasını da üzüntüyle karşılıyorum. Özellikle bu dönemde yani milletin adına yasama yetkisini kullanan milletvekillerinin anayasal bir zorunluluk olarak özlük haklarının hukuka bağlanmamış olmasını bir nakisa olarak görüyorum ve bunu bu dönemde tamamlamayı ümit ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Meclisimizin çalışanlarının birçok sorunu var, her defasında konuşmamıza rağmen bir türlü çözülmüyor. Eğer adalet duygusu önemliyse Meclis çalışanları arasındaki bu adaletsiz uygulamaların bir şekilde ve bir an önce bitirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, özellikle 4/C’lilerin ve genel idare hizmetleri kapsamına alınmayan Meclis personelinin sorunlarını her gün dinliyoruz. Bize hizmet eden bu insanların emekleri için de helalleşmek mecburiyetindeyiz. Bu insanların sorunlarının çözülmesi çok zor değildir, sayıları da çok fazla değildir ama aynı işi yapan insanlar arasında bir adaletsizlik varsa, bir hak yeme intibası, duygusu varsa bunu çözmek Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı, yöneticileri ve biz parti gruplarına düşer diye düşünüyorum, çözülmesini ümit ediyorum.

2015 yılı bütçesinin hazırlanmasında emek veren tüm bürokrasiye ve başta partimin Plan Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlar olmak üzere tüm Komisyon üyelerine harcanan emeklerinden dolayı teşekkür ediyor, bütçenin ülkemize, milletimize hayırlı sonuçlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Sayın Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi dakika Sayın Öztürk.

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüş ve önerilerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa yargısı organları genel olarak devlet iktidarının, özelde ise siyasi iktidarın denetlenmesi ve dengelenmesi işlevini yerine getirmektedirler. Bu bağlamda kanunların Anayasa’ya uygunluğunun, yargısal denetiminin insan haklarını güvence altına alan Anayasa’nın yasama çoğunluğuna karşı etkili bir biçimde korunması ihtiyacından kaynaklandığını söylemek mümkündür. Demokratik hukuk devletinde anayasa yargısının temel amacı, Anayasa’nın üstünlüğünü özellikle yasama çoğunluğuna karşı etkili bir biçimde sağlamaktır. Bu ihtiyaç, yasamanın çoğunluk oyuyla Anayasa’ya aykırı kanun çıkarması ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Çoğunlukçu demokrasi anlayışından çoğulcu demokrasiye geçmeden önce yani anayasa yargısının varlığından önceki dönemde kanun bir anlamda ulusal iradenin açıklanması niteliğinde olduğundan, kanunun Anayasa’ya aykırı olmasının düşünülmesi söz konusu olmamıştır. Ancak siyasi partilerin doğuşu ve siyasi partilerde antidemokratik eğilimlerin ortaya çıkmasıyla birlikte siyasi azınlıkların yasama çoğunluğuyla çıkarılan kanunlara karşı hukuki ve etkili bir koruma görmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu duruma modern devletin yaşamın karmaşıklaşan pek çok alanını düzenleyebilmek amacıyla teknik konularda çıkarmak zorunda kaldığı ayrıntılı kanunlar da eklenince kanunların Anayasa’ya uygunluğunun etkili bir biçimde denetlenmesi ihtiyacı çok açık bir biçimde kendini göstermiştir. Tüm bu gelişmeler neticesinde modern anayasacılığın önemli gereklerinden biri olarak sınırlı iktidarı gerçekleştirme amacı ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaç, 20’nci yüzyılda kanunların anayasaya uygunluğunu denetleyecek merkezî anayasa yargısı organları olan anayasa mahkemelerinin, önce Kıta Avrupası’nda ve daha sonra Türkiye’de kurulmalarıyla sonuçlanmıştır. İşte tam da bu noktada yasama çoğunluğuna sahip olan siyasi iktidarın yaptığı kanunların anayasa mahkemeleri tarafından iptal edilerek yürürlükten kaldırılmaları söz konusu olmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tepesindeki şemsiyedir, yasama yetkisinin kullanımında ciddi bir denetleme ve inceleme mekanizmasıdır, yargıyı yürütmenin baskısına karşı koruma altına alırken hak ihlallerine karşı “dur” deme makamıdır.

Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler, Anayasa yargısı ile yasama çoğunluğu ve dolayısıyla Hükûmet arasındaki gerilimi gözler önüne sermektedir. Hükûmetin hazırladığı kanunlar ve yapmakta olduğu kanun tasarısı ve teklifleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmekte, bunun sonucu olarak Anayasa Mahkemesi Hükûmet tarafından sert bir biçimde eleştirilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi çoğunluğun Anayasa’ya aykırı yasama tasarruflarının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve kamu gücünün eylem, işlem ve ihmallerinden kaynaklanan hak ihlallerinin giderilmesi Anayasa Mahkemesinin başlıca görevidir, Anayasa Mahkemesi verdiği kararlarında bu hususu her daim göz önünde tutmak zorundadır. Özellikle yasama çoğunluğunun, hukuk devleti ilkesi ve temel hak ve özgürlükleri hiçe saydığı durumlarda Anayasa Mahkemesinin bu işlemleri engellemesi demokratik bir toplum düzeninin devamı açısından bir zorunluluktur.

Ülkemizde de özellikle Hükûmetin son dönemde yapmış olduğu hukuk tekniğine ve Anayasa’ya açıkça aykırı kanunlar Türk Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmektedir. Bunun yanı sıra, Anayasa Mahkemesi Başkanının da çeşitli vesilelerle gerçekleştirdiği konuşmalarda Hükûmete eleştiriler yönelttiği görülmektedir. Mahkeme Başkanı son dönemlerde Hükûmete yönelik eleştirilerini oldukça artırmıştır. Bu meyandaki en önemli demeçlerinden birini Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52’nci yıl dönümünde gerçekleştirdiği konuşmada veren Anayasa Mahkemesi Başkanı şu ifadeleri kullanmaktadır: “Bir ülkeyi hukuk güvenliği testinden geçirebilmek için öncelikle yazılı hukuk kurallarının daha sonra da bunu uygulayan hâkim, savcı, adli personel ve adli kolluğun ne durumda olduğunun tespiti gerekir. Sisteme dâhil unsurlar ahenk içinde birbirini engellemeden adalete ulaşmaya hizmet ediyorsa sorun yok demektir. Haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişikliklerin toplumda hukuk güvenliğini sağlayabileceğinden bahsedilemez.

Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel hayatı altüst edecek yasal düzenlemelerin öngörülebilir olmaması bireylerin hukuka olan güveninin tükendiği yerdir. Esasen, hukuk güvenliğini sağlayacak olan unsurlar, bağımsızlık ve tarafsızlık sorununu çözmüş olan yargı organları ile yasama ve yürütme organlarının insan haklarını özne kabul eden uygulamalarıdır.

Hukuk devletinin temel direği olan yargı, aynı zamanda devletin vicdanı olarak da tanımlanır. Bu vicdanın siyasi ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle toplum hayatına verilen zararların acı örnekleri hafızalardan henüz silinmemiştir. İşgal devam ettiği sürece de bunları yaşamaya devam edeceğiz. Yargının vicdanını işgal edenlerin kimliği, düşüncesi ya da kutsalları ne olursa olsun, bu sonuç değişmeyecektir. Dün hak ihlaline uğramış mağdurlarla bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması bu bakışımızı asla etkilemeyecektir. Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur. Zira, barışın teminatı olan farklılıkların birlikte yaşamasını ancak başkalarının hak ve özgürlüklerini savunan onurlu insanlar hayata geçirebilirler. Bugün itibarıyla, bırakınız ceza davalarını, en basit alacak davasına ilişkin kararlar bile tartışmaya açılmış ve yargıya olan güven ağır yara almıştır. Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır. Gerek yargıda, gerekse yürütme organı içinde var olduğu iddia edilen bu kişilerin başka illere tayin edilerek ya da yerlerini değiştirerek sorunu çözmenin anlamsızlığı açıktır.

Görevi maddi gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı “vicdan yolsuzluğu”dur. Bunun için yapılması gereken açıktır. Hukuk devletine yakışan yöntemler uygulanmak suretiyle gerçekliğinin ispat edilmesi hâlinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.” Yani Hükûmet üyeleri ve yandaşları hukuka aykırı tutum ve davranışlardan dolayı anayasal ve yasal çerçevede adil olarak yargılanmaları ve suçlarının cezalarını çekmeleri gerekmektedir. Burada sorulması gereken önemli sorulardan biri şudur: Yakın geçmişte çok sıkı yol arkadaşı olanlar ne olmuştur da bugün birbirine hasım hâline gelmişlerdir? Özellikle AKP’nin kapatılma davası evresinde kol kola gezen, hatta AKP’nin âdeta kurtarıcısı olarak görülen şahsiyetler neden acaba bugünün düşmanı ilan edilmektedirler? Açıkça görülmektedir ki, Hükûmetin gerçekleştirdiği hak, hukuk tanımaz tavır ve faaliyetlerine yol arkadaşları bile isyan etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle de kamuoyu önünde birbirlerine düşmüş durumdadırlar. Hükûmet partisi mensupları unutmasınlar ki bu devran böyle devam etmez, edemez, etmemelidir de. Eğer AKP Hükûmeti bu konuda ısrar ederse devletin ve milletin dengesini bozmuş olacaktır. Anayasa Mahkemesi taraf değildir, tarafları incelemez. Anayasa Mahkemesi, iktidarın ya da muhalefetin can simidi olmadığı gibi diğerine karşı birinin silahı ya da baskı gücü de değildir. Bugün AKP iktidarı, geçmişte iktidar partisinin kapatılması davasında nasıl adaletine sığındıysa, kendi anayasa çizgisi dışına taşma çabaları karşısında da Anayasa Mahkemesinin adaletine biat etmek ve onun kararlarına uymak zorundadır. Anayasa Mahkemesine ve onun kararlarına karşı iktidar gücüyle savaş ilan edemezsiniz. Ederseniz, savaşı, yürütme gücü olduğunuz devlete ve Anayasa’nın şemsiyesinde huzur bulmuş halkınıza karşı yapmış olursunuz. Öte yandan AKP iktidarının sözde paralel yapılanma iddiasının ardına düşmesi için hukuk devletini tahrip etmesine de gerek yoktur. Anayasal düzen, istihbarat birimleri, kolluk kuvvetleri ve bağımsız yargı bu iddiaları kılı kırk yararak araştıracaktır. Bu konudaki endişeyi anlamakta güçlük çekiyoruz.

Yargıda kadrolaştığını iddia ettiğiniz paralel yapının yaptığı bir tahribat var ise bunu bir başka tahribata meydan vererek düzeltme çabanız sizi hüsrana götürür. Bu hüsranla devlete ve özellikle hukuk devletine büyük zarar vermiş olursunuz. Devleti tahrip etmenize de, hukuk devletini sekteye uğratmanıza da Milliyetçi Hareket Partisi olarak müsaade etmeyeceğiz. Egemenliğin asıl sahibi olan Türk milletinin bu mukaddes çatısı altında uyarılarımıza kulak vermeniz milletimizin de devletimizin de yararınadır.

On iki yıllık geçmişinizde kadrolaşmalarına ve devlet mekanizmalarında yapılanmalarına göz yumup izin verdiğiniz sözde paralel yapının bir bumerang misali iktidarınıza zararını görünce hukuk devletini tahrip etmek pahasına saldırgan pozisyona geçemezsiniz. “Paralel yapıyla mücadele” adı altında yolsuzluk soruşturmalarının üstünü kapatmak, bu soruşturmalara gizlilik kararları aldırmak, yolsuzluk iddialarını ortadan kaldırmayacaktır. Yolsuzluk iddialarını kapatmak için paralel yapıyla mücadeleye sığınmak, Anayasa Mahkemesini iktidar peyki yapmak için paralel yapıyla mücadeleye sığınmak, hukuk devletini tahrip ederken paralel yapıyla mücadeleye sığınmak… Bu sığınma nereye kadar devam edecek, bu yanlışlar ne zaman sona erecektir?

Yanlışlarınızdan dönmenizi tavsiye ediyoruz. Hukuk devletini tahrip etmekten vazgeçin ve Türk milletinin adaletine sığının, herkesin sığındığı gibi. Elbette ki çağın gerekleri doğrultusunda ve kurumların ihtiyaçlarına uygun yasal düzenlemeler yapılabilir ama ne yazık ki iktidarınız döneminde yapılan çoğu yasal düzenleme, kurumların bağımsızlıklarını ellerinden almak ve iktidarın emrinde kurumlar yaratmak amacına hizmet etmenin ötesine gitmemiştir. İktidarınızın bu hukuk tanımaz ve saldırgan yürütme üslubu, anayasal bir yürütme üslubu değildir. Millet oyuyla gelmekle övünen iktidarınız, ne yazık ki milletten aldığı destekle Anayasa’nın dışına taşmıştır. Bu taşkın, önüne milletimizi almış ve uçuruma doğru sürüklemektedir. Bu taşkın, milletimizin umutlarını köreltmektedir. Bu taşkın, devletin dengesini, balansını bozmaktadır.

Bu mukaddes çatı altında AKP iktidarını bir kere daha uyarıyoruz: Hukuk devletini daha fazla zedelemeyin, Anayasa Mahkemesinden ve yargıdan elinizi çekin, yargının bağımsızlığına dokunmayın. “Yargının bağımsızlığına dokunmayın.” diye uyarıyoruz çünkü ne yazık ki devriiktidarınızda Türk yargısı itibarını yitirmiştir. Yayınlanan anketlerde yargıya güvenin yüzde 17’lere düştüğü tespit edilmektedir. Bu oran sadece Türk yargı tarihinin değil demokrasi ile yönetilen ülkelerin yargı tarihinin en düşük oranıdır ve bu bir felakettir. On iki yıldır kabarmış olan suç dosyalarından dolayı yargılanma ihtimaline tedbir olarak adaletle bu kadar oynayıp yargıyı bu kadar kontrol altına almaya çalıştığınız vakit bu felaket tablosu zaten kaçınılmazdır. Nitekim yargı, bir toplumda herkesin hak aramak için çalacağı son kapı, bu nedenle de bireyin, toplumun, kamu düzeninin ve nihayet hukuk devletinin sigortası ve teminatıdır. Kültürümüzde “Adalet mülkün temelidir.” sözüyle ifade edilen de esasen budur. Literatürde yargıya güven yüzde 50’nin altına düşen toplumlarda sosyal çalkantı ve çatışmaların yaşanacağı varsayılır. İnsanlar haksızlığa uğradıklarını düşündüklerinde güvenmedikleri bir yargıya başvurmak yerine haklarını bizzat alma yoluna giderler ve bu da anarşizmi, kaosu doğurur. Bir hukuk devletinin üç temel ögesi vardır: Kanuni idare, idarenin yargısal denetimi ve bağımsız yargı. Devletin tüm organları, kurumları ve kamu görevlileri bütün işlemlerini kanuna uygun olarak yapması kanuni idaredir. Kanuna uygun yapıp yapmadıklarının incelenmesi ise idarenin yargısal denetimidir. Bu denetimi yapacak organ olan yargının da bağımsız olması gerekmektedir. Son yıllarda torbalarla yapılan yasaların kısa süreler içerisinde değiştirilmesi, yenilenmesi daha açıkçası siyasi iktidarın hukuk sisteminin genleriyle oynaması hukuki güven ve istikrarı bozmuştur. Yapılan yasalara idare başta olmak üzere kurumların ve kişilerin uymama eğiliminin güçlenmesi, yargının uyma yolundaki kararlarının etkisizleştirilmesi ve nihayet yargının karar verme süreçlerinin hukukilikten uzaklaşması yargıya güveni hızla aşağıya çekmektedir. Bu noktaya gelinmesinde diğer faktörlerin rolü göz ardı edilmese de esasen yargıya güvenin dibe vurmasında bizatihi yargı kurumunun etkisi olduğu da bir gerçektir. Avrupa Birliği normlarına uyum bağlamında hukuk hayatımızda yoğun değişimlerin yaşandığı 2000’li yılların başından bu yana Anayasa ve yasalarımızda yapılan değişiklikler ne yazık ki yargı örgütümüzce gereği kadar anlaşılıp uygulanamamış, eski geleneklerini de yok eden bir arabesk anlayışın sevk ve idaresinde hukuksal bir keşmekeşe neden olunmuştur. Yüksek yargı kararlarındaki hukuki yanlışlıklardaki büyük oran yanında kamuoyunda gündemi işgal eden davalardaki hukuk skandalları da toplum nezdinde yargıya güven erozyonu oluşmasında etken olmuştur. Yüksek yargı yanında bir dönemin özel yetkili hâkim ve cumhuriyet savcıları da aynı şekilde belli bir mensubiyet kriterine göre atanmışlar ve özellikle dinlemeler konusunda toplumda bir paranoyaya sebebiyet vermişler, hukuka aykırı delil ve gizli tanıklar ile toplum üzerinde hegemonya oluşturmaya çalışmışlardır. Nitekim, bunda, azımsanamayacak derecede başarılı olmuşlardır.

Yargının sevk ve idaresini yapan 2010 yılında yapılan referandumla Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişiklikle düzenlenen HSYK'dan sonra, önceki dönemlerin tümünde yüzde 50’lerin altına hiç düşmeyen yargıya güven reformist olarak millete yutturulan değişimlerden sonra, ne yazık ki, bugün yüzde 17’lerdedir. Bunun en temel sebeplerinin başında, yargıyı ele geçirme düşüncesiyle önce itibarsızlaştırıp sonra da istediği gibi dizayn etmek isteyen AKP’nin eski liderinin kendi ağzıyla meydanlarda açık açık “Ben bu yargıya güvenmiyorum.” demesi gelmektedir. Esasen bu mantık “Ben seçildim her şeyi yaparım.” mantığı değil midir? Yapmış olduğu Anayasa değişikliği ile yargıyı dizayn edeceğini ve önünde son engel olarak gördüğü yargı erkini de kontrolü altına alacağını sanan eski lider, 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması ortaya çıkınca, güya dizayn ettiğini sandığı yargı kendisine, ailesine ve suç ortaklarına yönelince yanlışını anlamışsa da artık çok geç kalmıştır. Zira, artık, yargı siyasallaşmış, artık tuz kokmuştur. Yargıya güvensizlik kamu düzeni için ciddi tehlikeler içeren bu boyutundan kurtulamazsa yasa dışılık meşrulaşır ve anarşizm başlar ve bu anarşizmin en önemli müsebbibi AKP zihniyetidir.

Sayın milletvekilleri, konuşmamı kısa ama tarihî bir anekdotla bitirmek istiyorum: “Kanuni Sultan Süleyman, aynı zamanda süt kardeşi olan Yahya Efendi’ye sorar: Bir devlet hangi hâlde çöker? Sultanım, bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de ‘neme lazım’ deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa işte o zaman devlet çöker.”

Devleti çökertmeye çalışanların tarihten ders alacak kadar ihtiyatlı davranmalarını, aksi hâlde tarihin ihtiyatsızlar için acımasız olduğunu hatırlatır, bu vesileyle hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Sayın İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on sekiz dakika.

MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2013 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Başbakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce, vefatının seneidevriyesinde ömrünü Türk milliyetçiliği fikrine adamış, dava adamı Hüseyin Nihal Atsız Bey’i rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Vaktiyle bir Atsız varmış, iyi ki de varmış, o günlerden bugünleri görmüş, âdeta bugünleri anlatmış, “Sen, Yahudi bir sarrafın maliye bakanı olmasına da ses çıkarmazsın, kendi kesesini doldurmasına ve İsrail’e transferler yapmasına rağmen bütçeyi kabartacağı için sevinç bile duyarsın, hatta Kürt devleti kurmak için bunca Türk’ün kanına giren Şeyh Sait’in torunlarından birinin başbakan veya devlet bakanı olmasına da ses çıkarmazsın.” demiş. Ne kadar manidardır ki sarraf var, bölme çabaları var, bölücü Şeyh Sait zaten artık sözüm ona millî kahraman. Nur içinde yat Atsız Bey, bugünleri görmüşsün. Ama bir de “Milliyetçi Hareket” var ve asla bölücü zihniyetlere geçit vermeyecek.

Değerli milletvekilleri, 2015 yılı merkezî yönetim bütçesi ağır ekonomik ve toplumsal şartlar içerisinde görüşülmektedir. Ekonomide borçluluk, işsizlik ve enflasyon artmakta, yapısal meseleler derinleşmektedir. Hükûmet kamu düzeninin sağlanması için terör örgütlerinden yardım ister hâle düşmüştür, devletin itibarı kalmamıştır. Toplum kamplaşmanın ve kutuplaşmanın içine atılmaktadır. Ekonomi ise tüm bu kargaşanın içinde çökmekte, AKP’nin kendi bakanları dahi “İnşaat yapmakla bu iş olmaz.” sözleriyle üretemeyen Türkiye’yi eleştirmektedir ve ne hazindir ki milyar TL’leri Suriyeli sığınmacılara hesapsızca dağıtan AKP iktidarı 2014 yılında memura zam veremez hâle gelmiş ve bunun suçunu da yandaşı olan sendikaya yüklemiştir.

2015 bütçesi sosyal ve adaletli değildir. Adaletsizlik ve vicdansızlık sadece vergi toplamada değil, bütçenin dağılımında da kendini göstermektedir. Sosyal ve demokratik devletlerin asli görevi sosyal ve kamu hizmetlerini halkına eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir bir şekilde sunmak iken AKP Hükûmeti vergilerimizi kamu hizmetlerine aktarmak yerine yandaşlarına aktarmayı amaçlayan bir bütçe yapmayı hedeflemiştir. Gelir dağılımındaki uçurum ve adaletsizlik her geçen gün artmaktadır. Zengin daha zengin olurken fakir her geçen gün daha zor şartlarda hayatını idame ettirme gayreti içerisine girmektedir.

Değerli milletvekilleri; AKP, PKK için kanlı çekilişten çıkmış bir ödül gibidir. İmralı ve Kandil arasında tam bir pazarlık hattı kurulmuş, Türkiye’nin akıbeti buraya zincirlenmiştir. Başbakanın, kalemini millet aleyhine kullanan kalben gayrimillî bir danışmanı katıldığı bir televizyon programında PKK’nın süreç boyunca çok şey kazandığını açıklamıştır. Bu bizim için yeni bir şey değildir. Bu danışman dikişi patlayan yama gibi açıldıkça açılmış, kamu düzeninin bölgede şu anda devlette değil, PKK’da olduğunu keyif içinde bir telaş ve kaygı hâli göstermeden ilan etmiştir. Ancak ve ancak cehenneme odun olabilecek bebek katilinin, Türk milletinin bir parçası olan Kürtlerin lideri olduğunu kabul etmek gerektiğini söylemesine sahibi Başbakan ses çıkarmadığına göre bu sözleri Başbakanın söylediğini kabul etmekteyiz. İşte gerçek Türkiye tablosu budur ve çözülme sürecinin hangi badirelere yol açtığı ortaya çıkmıştır. Daha sonra panikle inkâr edilse de itiraf yarışına İçişleri Bakanı da katılmış ve “Alan hâkimiyetini kaybettiğimiz zamanlar oldu. Kırsalda terör baskısı arttı, terör şehirlere inmeye başladı.” demiştir. AKP cenahından ne söylenirse söylensin, bizim tespit ve müşahedelerimiz ihanet sürecinin Türkiye'yi çöküşe götürdüğüdür. PKK mahkemeler kurmakta, yol kesmekte, haraç toplamakta, özerklik ilan etmekte, kanlı eylemlerini sıklaştırmaktadır. Doğu ve güneydoğu kamu gücünden arındırılmaktadır. Devlet otoritesi sıfırlanmaktadır. PKK, meseleyi uluslararası platforma taşımak için son kozlarını kullanmakta, uluslararası güçlerin, mesela Amerika Birleşik Devletleri’nin sürece dâhil olmasını istemektedir. Aynı ABD, PKK’nın Suriye koluna yardımlar dağıtmakta ve tarafını basiretsiz AKP iktidarından yana belirtmektedir.

Türkiye çözülmeyle, kanlı savaş tehditleri arasına sıkıştırılmıştır. Kırmızı Kitap’ı kaleme alanlar Türkiye'nin üzerine kırmızı kalem çekmek üzeredir. Teröristbaşının 15 Ağustos 2009 tarihinde hazırladığı 156 sayfalık sözde yol haritasıyla ihanet sürecinin bağ ve bağlantısı var mıdır? Erdoğan ve Davutoğlu, Öcalan canisinin yabancı servisler tarafından eline tutuşturulan kanlı planlarına çözüm mü demektedir? AKP milletvekillerinin bilmediği, Bakanlar Kurulu sıralarında oturan şahısların birçoğunun öğrenemediği bu çözüm süreci nedir?

Burada tarihe not düşmek adına söylüyorum: Adalet ve Kalkınma Partili değerli arkadaşlar ve bakanlar, bu yol, yol değildir. Bu yol dipsiz bir kuyudur. Muhtevasını bilmediğiniz bu yoldan bir an evvel dönünüz. Aksi hâlde, bu ağır sorumluluğun vebalini ödeyemezsiniz. Bu ihanet ve bölünme projelerinin parçası olanlar mutlaka adil yargı önüne çıkacak ve yargılanacaktır. Yol yakınken dönün ve aziz milletimizden özür dileyin.

Değerli milletvekilleri, şu anda musibetin ve melanetin bir numaralı kaynağı olan çözülme sürecinin, olumlu atmosfer ve huzur ortamı yarattığını, buna karşılık, provokatif olaylara karşı kamu düzeni ve güvenliğini koruma kararlılığını açıklamak Millî Güvenlik Kurulunun Türkiye gerçeklerinden koptuğunu işaret etmektedir. Türkiye’nin güvenliğindeki açık ve tahribatlar bu Kurul üyeleri tarafından ciddi ve görüşmeye değer bulunmamıştır.

Güneydoğuda asker ve polislerimize yönelik suikast eylemleri artarken PKK’nın şehir yapılanmasının, Diyarbakır’da görev yapan güvenlik görevlilerimizin oturdukları ev ve apartmanları yakın takibe alması güvenlik sorunu olarak ne yazık ki görülmemiştir. Hatta, eşinin yanında, çarşıda şehit edilen asker ve polis, evleri kurşunlanan, şehit edilen korucular yok sayılmıştır. AKP milletvekili, AKP il kongresinde PKK’nın yaptığı katliam ve zulümleri iki yıldır anlattığını ama kimsenin kendisini dinlemediğini söylemektedir. Kapalı kapılar ardında ağlaşmayı bırakıp kendilerini buraya, milletin kürsüsüne çıkmaya ve gerçekleri haykırmaya davet ediyoruz. Bilinmelidir ki bugün ülkemiz için en ciddi güvenlik sorunu, bölücü ve emperyalist komplonun yanında AKP’nin bizatihi varlığıdır, kendisidir.

İktidara tavsiyemiz şudur: Bölücülüğe ve her türlü ayrışmaya karşı icraat yaparak açılım politikalarından vazgeçmek gerekir. Teröre karşı topyekûn bir mücadele başlatılmalıdır. Türk milletinin her cephede ve doğrudan doğruya hedefte olduğunu idrak ederek millî güç unsurları takviye edilmelidir. Millet ve devlet bekasına yönelik saldırılar bertaraf edilmelidir.

İstihbarat eksikliklerimize dair pek çok şey söylemek mümkünken, Oslo batağı bir kenarda dururken merak ettiğimiz şudur ki istihbarat birimlerimizin bütçesi bu derece artarken istihbaratımızın kuvvetlenmesi gerekmez miydi? Yoksa Sayın Başbakan istihbarat servislerini sadece vatandaşı, rakiplerini ve gazetecileri dinlemek için mi finanse etmekte ve kullanmaktadır?

Değerli milletvekilleri, Millî Güvenlik Kurulu, devleti bütün organlarıyla yüksek moralli, her hâl ve şartta hazırlıklı tutar. Ama, etkinliği yok edilmiş, acze ve bedbinliğe itilmiş, vizyon ve misyonu tüketilmiş bir Millî Güvenlik Kurulundan ne beklenebilir? Millî Güvenlik Kurulu, devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulamasıyla ilgili konularda tavsiye kararları alır, koordinasyonun sağlanması için görüş tespit eder, tavsiye kararını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir ama, maalesef, Millî Güvenlik Kurulu asli görevini yerine getirmekten acizdir. Merak ediyoruz, 15 üyeli Millî Güvenlik Kurulunda rüşvetin ve yolsuzluğun, millî güvenliğin, millî ruhun ve millî bekanın en büyük düşmanlarından birisi olduğu gerçeği ne zaman hatırlanacaktır? Bu Millî Güvenlik Kurulu yapısıyla güvenliğin millî boyutunu kavramak ve samimiyetle savunmak nasıl mümkün olacaktır? Bir tek “terör” kelimesinin geçmediği, bölücülük tehdidine bir tek atıf yapılmadığı, PKK’nın ise hiç hatırlanmadığı Millî Güvenlik Kurulunun açıklamalarına kim inanacak, kim güvenecektir? Millî Güvenlik Kuruluna bakarsak Türkiye sanki güllük gülistanlıktır, ufak tefek sıkıntılar dışında ve paralel hayalet haricinde hiçbir sorun da yoktur. Milli güvenliğin siyasetini oluşturmak ve olgunlaştırmak, ayakkabı kutularına para yığanların, banka müdürüyle iş birliği yapanların, ihale kesintileriyle havuz medyası kuranların, “Zarrab” denilen rüşvet simsarının kuklası olanların harcı da değildir. Milli güvenliği hakikaten dert etmek için önce millî olmak lazımdır.

Değerli milletvekilleri, Dışişleri Bakanlığı yapan ve bugün artık Başbakan olan Sayın Davutoğlu'nun, uluslararası siyaset sahnesinin üniversite kürsülerinden farklı olduğunu anlamasının zamanı gelmiştir. Yıllardır bir türlü dikiş tutturamayan sıfır sorun retoriğinin bizi getirdiği nokta ortadadır. AKP’nin dış politikada yola çıkarken iddiasında bulunduğu dünyayla entegrasyon, uyum ve karşılıklı iş birliği, yerini değerli yalnızlık komikliğine bırakmıştır. Davutoğlu’nun danışmanları savunmak mecburiyetinde olduğumuz hak ve menfaatleri düşünmeyi bırakmış, bütün mesailerini Davutoğlu’nun saçmalıklarına kılıf aramaya, tumturaklı isimler koymaya harcamaya başlamışlardır. Bölgesel ve küresel aktörlerle düzeyli, dengeli, karşılıklı iyi niyet ve hürmete dayalı ilişkiler kurulamamıştır. Hayalperest ve maceracı özellikleriyle kurguladığı dış politika, çelişkiler yumağı hâline gelmiş ve çözülmeye çalışıldıkça daha da düğümlenmiştir. Kendisi gerçek Başbakan değil, sadece saltanat naibidir. Bu hâliyle Sayın Davutoğlu, Erdoğan’ın kötü bir kopyasıdır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarıyla bugün, ülkemiz, bir devlet krizi yaşamaktadır. Sokak eylemleriyle devlete meydan okumalar karşısında Hükûmet sessiz kalmaktadır, Hükûmet devletin ve milletin birlik ve huzuruna yönelik saldırıları önlemek için bir gayret ortaya koymamaktadır çünkü ne Erdoğan’ın ne de Davutoğlu’nun durduğu ve baktığı yer doğru ve millî değildir.

Binlerce yıllık Türk askerî geleneğini mahvettiniz. Bu bozgunculuğa, ayrımcılığa, fitneye ve teröre örtülü amaçlarla hizmet eden iş birlikçilere Millî Güvenlik Kurulunda karşı çıkmayacaksınız da ne yapacaksınız? Kışlanın içerisinden bayrak indirenleri seyredip, sonra sözüm ona kınama mesajları yayınlayarak mı Türk milletine hizmet edeceksiniz? Yardım bahanesiyle ağır silahlı peşmergelere Türk vatanı çiğnetilirken, büyük milletimiz bir kez daha küçük düşürülürken ellerinde PKK paçavraları, cani posterleri ve sözde Kürdistan paçavraları olan kalabalık yığınlar peşmerge konvoyuna eşlik ederken siz sıcak evlerinizde rahat rahat bu görüntüleri nasıl izlediniz? Kahraman Türk ordusuna layık gördüğünüz bu tutumla Mete’nin, Attila’nın, Alparslan’ın, Fatih’in, Yavuz’un ve Mustafa Kemal’in kemiklerini sızlattınız.

Saygıdeğer milletvekilleri, AKP on iki yıllık iktidarı süresince yolsuzluk tarihini yeniden yazmış, yolsuzluk ve rüşvette yeni bir AKP ekolü ortaya koymuştur. AKP iktidarının her dönemine damga vuran harcamaların başında örtülü ödenek gelmektedir. AKP Hükûmetleri döneminde örtülü ödenek harcamaları sürekli bir artış göstermektedir. 2003-2013 yılları arasında 3,5 milyar TL örtülü ödenek harcaması yapılmıştır. 2013 yılında 624,1 milyon TL örtülü ödenek harcaması yapılırken 2014 yılının ilk dokuz ayında Maliye Bakanlığının açıklamalarındaki gizli hizmet giderlerine göreyse 840,9 milyon TL harcama yapılmıştır.

Başbakanlık faaliyet raporlarında açık olan harcamalar kalem kalem yazmaktadır ancak 5018 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesine tabi giderleri yani örtülü ödenek harcamaları dikkat çekicidir. 5018 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesine göre; örtülü ödenek, kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili hükûmet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir. Kanunlarla verilen görevlerin gerektirdiği istihbarat hizmetlerini yürüten diğer kamu idarelerinin bütçelerine de örtülü ödenek konulabilir. Örtülü ödenek, bu amaçlar dışında ve Başbakanın ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamaz. Ancak Maliye Bakanlığının bütçe verilerine göre, gizli harcamalar kaleminden Cumhurbaşkanlığı seçim dönemini ifade eden temmuz ve ağustos aylarında 299 milyon TL harcama yapılmıştır. Bu rakam önceki iki aya göre yüzde 126 oranında bir artışı ifade etmektedir. Temmuz ve ağustos aylarındaki bu olağanüstü artışın tek açıklaması Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Bu durum kanuna aykırı harcama yapıldığını ortaya koymaktadır. Örtülü ödenek harcamaları Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık görevinde bulunduğu yıllarda rekor seviyede artmıştır. Örtülü ödenek harcamalarının bu denli yüksek miktarda oluşu AKP’nin denetimden kaçan harcama kalıplarını göstermektedir.

Örtülü ödenek konusundaki bir diğer husus, örtülü ödenek harcamalarının denetimidir. Ancak Hükûmetin bu konudaki tavrı demokratik yönetimlerde olmayacak bir tutumdur. Sayıştay Başkanının örtülü ödenek harcamalarının denetimi için Başbakanlığa yaptığı başvuru cevapsız kalmıştır. Sayıştay denetimleri Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, diğer bir ifadeyle, milletin iradesi adına yapılmaktadır. Başbakanlık, milletin ödediği vergilerle toplanan parayı yine millet iradesinin denetiminden kaçırmaktadır. Anlaşılan o ki AKP milletten kaçırmak istediği, millete izah edemeyeceği bir harcama içerisindedir.

Sözlerime burada son verirken 2015 bütçesinin aziz milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce heyetinizi en derin saygı, hürmet ve muhabbetlerimle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi adına son konuşmacı Sayın Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili.

Süreniz on yedi dakikadır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Diyanet İşleri Başkanlığı, İnsan Hakları Kurumu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığımız ülkemizin en değerli, en önemli kurumlarından birisidir. Sahip olduğu manevi sorumluluk, teşkilat kadrosu, yaptığı hizmetler vesilesiyle ülkemizde her türlü saygıya, ilgiye ve korunmaya muhtaç bir alan olarak görülmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Diyanet İşleri Başkanlığımızın her türlü ihtiyaçlarının yanında, taleplerini destekler mahiyette ve isteklerini karşılıksız olarak vermeye hazır olduk ve bundan sonra da hazır olmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Diyanet İşleri Başkanlığının şu anda uygulayageldiği bazı hususlarda rahatsızlığımızın da var olduğuna özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyoruz.

Ülkede sendikal faaliyetlerin yürürlükte olduğu bir dönemde, Hükûmetin, icra organının, siyasilerin, sendikaların kontrolüne girdiği bir alanda yandaş sendikaların verdiği malumatlarla Diyanet gibi güzide bir kurumda ehliyetin, adaletin, liyakatin esas alınması gerektiği hâlde yakın çevrenin, iş birlikçilerin, yandaşların veya kendilerine istikbale matuf birtakım katkıları olanların dikkate alınması Diyanetin üstlenmiş olduğu manevi sorumlulukla, onun hizmet anlayışıyla ve yüce Türk milletinin bu kuruma bakışıyla doğrudan alakasız olarak görülmekte ve tarafımızdan rahatsızlık olarak ifade edilmektedir.

Teşkilatın bugüne kadar uygulayageldiği mahkeme kararlarında tarafgir davrandığı ve bir anlamda, mahkeme kararlarını uygulamaya yanaşmadığı gözükmektedir.

Yine bunların yanında bir başka husus vardır ki Diyanet İşleri Başkanlığında yine liyakat ve adalet ilkelerinin hiçe sayıldığını gözler önüne sermektedir. Dışarıdan teşkilata getirilen sözleşmeli personel, merkezdekilerin işlevlerini kuşatmış ve onlara, deyim yerindeyse siyasi iktidarın taleplerini uygulattıran veya siyasi iktidarın doğrudan onlarla ilişki kurmasına vesile olan bir yapılanmaya doğru gitmiştir. Ama, bütün bunların yanında Diyanet İşleri Başkanlığında birtakım görevlilerimiz, birtakım sorumlulukları olanlar vardır ve bunlar bugün ilgiye, hizmete, desteğe de muhtaçtır. Nitekim, murakıplarımız il denetim elemanı olma haklarına sahip ve bu manada diğerlerinin almış olduğu 3.600 ek göstergeden yararlanmak isterken ve en azından merkezlerdeki şube müdürlerinin haklarına sahip olmayı isterken bugün bunlara bu hak maalesef verilmemiş ve verilmemektedir.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığını geçen sene bu kürsüden de uyarmıştım, rotasyon uygulamaları gerçek anlamda bir rahatsızlık sebebi olmaktadır. Parçalanan aileler, zamansız yapılan rotasyon uygulamaları personeli, deyim yerindeyse bırakın hayatından hatta ve hatta dininden bezdirir hâle getirmiştir. Bunu buradan rahatsızlık olarak gördüğümüzü ve şiddetle kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

Bir başka husus da burada çok önem arz etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığımız AKP iktidara geldiği günde camileri hayır toplama kurumu olmaktan çıkaracağını vadettiği bir günden bu tarafa maalesef cerciliğin resmî makamları hâline getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, hem bu paraları toplamak durumunda kalan din görevlileri hem de camiye haraç ödemek gibi bir sorumlulukla gitmek durumunda kalan cemaatimiz bundan rahatsızlık duymaktadır. Kaldı ki bu toplanan paraların kimlere, nerelere, ne zaman verildiği ayrı bir sorulması gereken husustur. Bugüne kadar Diyanet Vakfıyla alakalı hususlarda da gündeme getirmem gerekirken, söz gelimi şurada ifade etmek istiyorum: Diyanet İşleri Başkanlığımızın veya Türkiye Diyanet Vakfının topladığı paralardan bugün herhangi bir bankada vadeli hesabı var mıdır, yok mudur, ilgililerin bunu burada açıklaması lazım. Şayet siz “Herhangi bir amaca matuf olarak bizim paralarımız vadeli hesapta var.” diyorsanız, acilen toplanan ve belli amaca yönelik olarak toplanması gereken bu paraların niçin amacı dışında kullanıldığı hususunun izaha muhtaç olduğunu dikkatlerinize arz etmek istiyorum.

Arakan’da birtakım olaylar oluyor para toplanıyor, Irak’ta birtakım sıkıntılar yaşanıyor para toplanıyor, dünyanın her yerinde mazlum milletlere yardım adına para toplanıyor ama giden paraların toplananın yüzde kaçı olduğu ve kalanların hangi amaca matuf olarak nerelerde kullanıldığı hususu gerçekten ilgililer tarafından araştırılmaya ve gerçekten bu millet tarafından bilinmeye muhtaç hususlardır diye düşünüyorum.

Bir başka hususa daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı tarihinin hiçbir döneminde Diyanet çalışanlarının ve toplumda Diyanete ilgi ve saygı duyanların ortak ifadesi siyasallaşmamıştır. Soruyorum sizlere: Biz ehli diyanet miyiz yoksa ehli siyaset mi? Eğer siyasetse zaten AKP’nin siyasi temsilcileri burayı boş tutuyorlar, o zaman Diyanet çalışanlarını getirelim, şu boşlukları doldursun; burada edepleriyle, irfanlarıyla, bilgi ve birikimleriyle gelsin, bu milleti tenvir etsinler ama bir başka kurumun çatısı altında, caminin kubbesi altında siyaset yapmak durumunda kalanlar başkalarına kulluk etmek suretiyle Yüce Allah’a olan kulluk görevlerini sakata götürüyor ve bir manada da başkalarının aracı veya bir şekilde iletişim unsuru olduklarını kamuya ifade etmek durumunda kalıyorlar. Bunu da buradan yadırgadığımı özellikle vurgulamak istiyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığının sendikalara itibar ederek veya siyasi yandaşlığa yönelerek Diyanet çalışanlarına karşı uygulamış olduğu tarafgir tutumu da kınıyorum. Diyanette çalışanlar -adı üstünde, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığıdır- sadece ve sadece -hangi partiye oy verirse versin, hangi sendikanın üyesi olursa olsun- Müslümandır. Eğer Müslümanlar arasında bir tefrik yapılıyor, Müslümanlar arasında bir adalet ihmali söz konusu olabiliyorsa o zaman hangi amaçla orada dini ve Diyaneti temsil ettiklerini ilgililer buradan söylemeli ve insanlar buna da bir şekilde itibar etmelidir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının bir başka hususa daha özen göstermesi lazım. AKP içerisinde Türk olmayan, Türklükten rahatsızlık duyan veya bir şekilde Türk olduğunu söyleyemeyen zavallılar olabilir, Diyanet İşleri Başkanlığı da bundan dolayı rahatsızlık duyabilir ama biz Türk milleti olarak dinimizi kitaplardan okumaktan öte kulaktan duyarak ve hoca efendileri, imam efendileri, müftüleri dinleyerek öğrendik. Şimdi gelin görün ki bu görsel alanda bizim kendimize mahsus dinî ritüellerimiz, bizim kendimize mahsus dinî makamlarımız var. Bunu ısrarla da sordum, bugün Vahabiliğe mi, Selefiliğe mi veya adını bilmediğim bir başka hizbe özenti mi, yoksa Türk milletinden nefret duyup bir başkalarına benzeme arzusu mu bunun takdirini Diyanetçilere bırakıyorum. Ama Tayyar Altıkulaç, bizim Abdurrahman Gürses merhum, Aşıkkutlu merhum ve İsmail Biçer merhumun bize emanet etmiş olduğu bir Kur’an-ı Kerim okuma biçimi ve Müslüman camilerinde kıraat olunan uygulaması vardır. Hangi haklarla, hangi gerekçelerle bunlardan vazgeçiyoruz? Ve netice itibarıyla, her gün birbirini tutmayan bir Mekke imam özentisi, her gün birbirine benzemeyen bir Medine ezan özentisiyle bu milletin tarihî geleneklerini ve bugüne kadar insanlığa ve İslam’a yapmış olduğu medeni hizmetleri reddimiras olarak görmek bir Diyanete veya Diyanette çalışana yakışır mı, bunun da takdirlerini sizlere arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığımızda Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri vardır. Bunlar, namazı bozacak meseleler, abdesti bozacak meseleler veya buna benzer dinin muamelatla ilgili hususlarında fetva veriyorlar. Ama, toplumsal ahlakı bozacak, hırsızlığı meşrulaştıracak, rüşveti mübah kılacak, bu milletin ve devletin dibini oyacak meselelere geldiğinde Diyanet İşleri Başkanlığı, hizmet alımı şeklinde fetvaları profesyonel fetvacılardan almakta ve onunla bu toplumun manevi yapısını inşa etme durumunda kalmaktadır. Ben utanıyorum, Diyanet İşleri Başkanlığı, diyanetimizin, dinimizin en az kendi kurumsal kimliklerini korudukları kadar savunucuları olmak durumundadır ama gelin görün ki ikballeri ve istikballeri doğrultusunda kurumun kurumsal kimliğine sahip çıkanların bu topluma dinini öğretmek ve o dinin ilelebet yaşayabilmesi için savunuculuğunu yapmak gibi bir sorumlulukları var mıdır, yok mudur? Şayet “yoktur” derseniz bu, zaten kendimizi “reddetmek” demektir ama “var” derseniz o zaman size soruyorum: Bu toplumda Uludağ’ın eteklerinden birisi çıkıp “Bir beşere dokunmak ibadettir.” derken, Diyanet İşleri Başkanlığı nerededir? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Konuş Hocam, konuş. Bravo!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Tekrar soruyorum: Uludağ’ın arkasındaki bunu yaparken Bolu Dağı’nın dibindeki bir milletvekili, hem de bu sıralarda milletvekili olmuş birisi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hocam hiç yakışıyor mu? Çarpıtıyorsunuz hep ya.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – …Allah’ın bütün vasıflarının toplandığı bir şahıs olarak bir beşeri gösterirken Diyanet İşleri Başkanlığı bunun neresindedir?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Onun açıklamasını yaptı. İyi niyetli değilsin, iyi niyetli olsan bunu söylemezsin.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Efendim, zırva tevil kabul etmez.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O arkadaşlarımız onun açıklamasını yaptı Hocam. İyi niyetli olun biraz, art niyetlisiniz.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Zırva tevil kabul etmez. Lütfen… Lütfen… Diyanet İşleri Başkanlığı yapsın bunun savunmasını, siz değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Açıklamasını yaptı o arkadaşlarımız, onların haklarını ihlal etmeyin.

BAŞKAN – Lütfen, laf atmayın Sayın Tunç. Sayın Tunç…

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Başka bir şey daha söylemek istiyorum: Bakan olmuş, milletvekili olmuş birisinin…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kul hakkına giriyorsun Hocam, olmadı.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – …Yüce kitabımız Kur'an’a hakaret etmesi, deyim yerindeyse vahyi ilahiye hakaret etmesi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından eleştiri konusu olmayacak da, bunu benim gibi bir garip bu Mecliste mi ifade edecek? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O arkadaşlarımız açıklamayı yaptı. Hocam, o arkadaşlarımız buradan açıklamalarını yaptı.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam, kul hakkına giriyorsun, kul hakkına. Kul hakkına giriyorsun şimdi.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, bakın, bu konuda…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çok ayıp, çok. Dediğiniz çok ayıp.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Bakın, hayır, lütfen… Ayıp değil, rahatsızlık duymayın bundan.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ayıp değil, şirk, şirk yapıyor.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığımızın bu konulara sahip çıkması lazım gelir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kul hakkına giriyorsun Hocam, kul hakkına giriyorsun. O arkadaşlarımızı dinlemediniz, açıklama yaptılar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hangi kul hakkına giriyor?

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Beyler, şunu ifade etmek istiyorum: Üç günlük dünya için ebedî olan ahireti göz ardı edebilecek bir din ve diyanet mensubu olduğunu da kabul etmiyorum. O zaman siyasi baskıların AKP iktidarı değiştikten sonra biteceğini ama yarın, Allah’ın huzurunda ebedî âlemde baş başa kalacağını idrak eden birilerinin, Allah adına, Allah’ın dinine sahip çıkması lazım geldiğini düşünüyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Böyle mi sahip çıkacaksın? İftira atarak.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ne iftirası… Videosu bile var ya.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, vakıflar konusuna da bir iki cümleyle işaret etmek istiyorum.

Rahatsızlık duymanıza gerek yok, bakın ben kızmıyorum. Konuşmam heyecanımdan ve imanımın ikrarından başka bir şey değildir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İftira atıyorsun Hocam, iftira.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Siz nasıl kabul ederseniz edin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İftira atıyorsun. Böyle bir şey olmaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kul hakkına giriyorsun.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – İftira atmıyorum, basını dinleyin.

Değerli temsilciler, değerli vekiller, vakıflar konusuna da dikkatinizi çekmek istiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Burada kul hakkı var ya, helallik alman lazım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıyı dinleyelim.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Vakıflar konusu da ülkemizin içler acısı bir durumu. Orada çalışan personelin de aynı şekilde rotasyondan, aileleri bölünmüş konumda, hizmet içerisindeki adaletten ve netice itibarıyla mahkeme kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan mağduriyetleri vardır. Ama bir başka husus daha vardır ki bir Türk insanı, bir evladı fatihan hayranı ve Osmanlının asrımızdaki temsilcisi olarak beni rahatsız ediyor.

ALEV DEDEGİL (İstanbul) – Hocam, bağırmayın ya!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Şimdi, bakın, kulaklarınızı rahatsız etmiş olabilir ama ne hikmetse “Rencide olur dide-i huffaş ziyadan” diye bir Ziya Paşa’nın sözü vardır. Hakikatin söylenmesi sizleri rahatsız etmesin. Burada hakikati aramak, burada tespitleri doğru yapmak durumundayız.

Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi’nde 1914 yılında yıkılan bir kilise çanını AKP iktidarı döneminde, 2010 yılında ihya eden AKP iktidarının, yüz elli sene sonra, daha doğrusu yüz sene sonra Moskova’dan 150 kilo çan getirip takmasına “Bu ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman'ın/Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!” demiştik.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu nasıl Müslümanlık Hocam?

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Rahatsız olmayın, onu söyleyeceğim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Avrupa’ya yaptığımız camilere bak Hocam!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Bakın, rahatsız olmayın, onu söyleyeceğim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dünyanın değişik yerlerine yaptığımız camilere bak, Almanya’da yaptığımız büyük camilere bak! Onlardan da mı rahatsızsın?

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Daha bir hafta oldu Ohri’den geldim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dünyada en büyük camileri yapıyoruz, onlardan bahsedin!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Bir dakika, bir dinler misiniz…

BAŞKAN – Sayın Tunç….

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Niye konuşuyorsunuz, niye rahatsızlık duyuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Tunç, konuşmacıyı dinleyemiyorum, lütfen…

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Ohri’den geldim. Burada Ermeni kilisesinin çan kulesini inşa edenler Ohri’de ecdat mirası caminin minaresinin kırıklığından zül duymuyorsa ben ne yapayım size? (MHP sıralarından alkışlar) Gidin oraya bakın. Batı Trakya’da, Balkanlarda ecdat yadigârı eserlerin bir şekilde hâke yeksan olduğunu, Ohri Kalesi’nde ecdat emaneti mezarların haç ablukası altına alındığını gördüğümüzde bizim ne yapmamız lazım?

Bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekilleri. Sayın Cumhurbaşkanımız Papa cenaplarını Türkiye’ye davet ederken “Katolik âleminin ruhani liderliği görevini üstlendiğiniz tarihten bu yana dünya barışı ve insanlığın kardeşliği ve huzuru için göstermekte olduğunuz değerli gayretlerinizi takdirle belirtmeliyim. Çalışmalarınızın katkı ve etkilerini Birleşmiş Milletler himayesinde sürdüren Türkiye’nin de eş başkanlığını yürütmekte olduğu Medeniyetler İttifakı sürecinin hedeflerine erişmesi bakımından dua ediyorum. İnsanlık adına, İslam adına, medeniyet adına bir tek taşa bile tahammül edemeyen İspanya’yla eş başkan olanları medeniyet adına da, ittifak adına da kınıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Büyük Ortadoğu Projesi veya Medeniyetler İttifakı projesini uygulayanların ne hâle geldiğini görüyoruz. Size buradan hatırlatmak istiyorum ki, vatana sahip çıkmak devlete sahip çıkmak, devlete sahip çıkmak şerefe ve namusa sahip çıkmaktır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuşmacı sözlerinin içinde “AKP içinde Türk olmayan, Türklüğünü söyleyemeyen zavallılar…” şeklinde bir ifade kullanmıştır.

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – “Türklüğünü söyleyemeyen zavallılar.” dedim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Bu ifade… Bakın “Türk olmayan zavallılar, Türklüğünü söyleyemeyen zavallılar…” Ben bu çerçevede söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika söz veriyorum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biz tabii, Mustafa Hoca’mızı tanırız, kastının ayrıştırıcı, bölücü olmadığına inanmak isteriz. Bu ülkede insanların kökenlerine, milliyetlerine ilişkin tartışmaların ne kadar tehlikeli olabileceğine dikkat çekmek isterim. Burada tabii, şifahi bir şekilde konuşurken belagatin baştan çıkartıcılığı içinde söz nereye gidiyor hesap etmeden insan konuşabilir ama söylediği sözün neticede o çok hassas olduğumuz millî birlik ve dirlik meselesinde nereye ulaştığını akleden bir dikkat, bir hassasiyet her daim gerekir. Bunu değerli hocama hatırlatmak isterim her şeyden önce.

“AKP içinde Türk olmayan, Türlüğünü söyleyemeyen zavallılar” ifadesi çok yanlıştır ve ümit ederim ki benim söylediğim ve hocanın kastının böyle olmadığına dair yapmış olduğum açıklamayı kendisi de tashih eder, kendisi de ifade eder.

Bir kere, o “zavallı” ifadesi de uygun bir ifade değil. Yani, benzeri bir cümle kursam ben, “MHP’nin içindeki bilmem ne zavallılar” desem, herhâlde çok alınırsınız. Uygun değil, uygun değil.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Yok ki, yok ki…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vardı, ayrıldılar. Onlar tutunamadılar; vardı, ayrıldılar. Ayrıldılar, koptu gittiler.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Onlar AKP’nin kanatları altına girdiler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Buna “yapıbozum” derler.

Yani, bakın, bir gruba karşı kullandığınız ifadeler bağlam değiştiğinde, oraya sizin özneniz geçtiğinde çok yaralayıcı geliyorsa, aynı ölçüde yaralayıcıdır; buna dikkatinizi çekmek isterim.

Bu Uludağ’daki arkadaşların konuşması meselesi: Onlar sonradan tashih ettiler. Eğer iyi niyetli bir yaklaşım olsa bu insanların tashihi dikkate alınır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya elli tane tashih olmaz ki, ya bir tanesi yanlış, iki tanesi yanlış… Siz bir güruh hâline gelmişsiniz ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama yani sürekli aynı ifadenin üzerine, tabiri caizse, atlayarak buradan bir siyasal netice elde edilebileceğini zannetmek yanıltıcıdır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Aynı gruptan on tane tevil çıkmaz. On tane ayrı ayrı beyan. Güruh olmuşsunuz, güruh!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Başkalarına adaletten, hakkaniyetten bahsederken, kendimiz adil ve hakkaniyetli olmalıyız.

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Erdem.

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Müsaade ederseniz, benim ifadelerimin çarpıtıldığından dolayı söz hakkı istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çarpıtmadım, zabıtlarda var.

BAŞKAN – Sizin ifadelerinizi çarpıtmadı, sadece “Hocama inanıyorum, bu ifadelerini tashih edebilecektir.” dedi, çarpıtmadı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Tashih edebilir.” dedim.

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Efendim, ben, müsaade ederseniz tashih etmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Sataşma değil, yerinizden vermem gerekiyor ama daha yeni başladık.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Olur mu? Sataşma var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, sataşma olduğu için, yanlış bağlama oturttuğu için. Doğru yaptınız efendim.

BAŞKAN – O bağlamı başka bir durumda söyledi Sayın Vural.

2.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem'in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, tekrar söylüyorum: İçinizde veya sizin ifadenizde, AKP içerisinde Türk olmayan, Türklüğünü ifade edemeyen veya Türklüğünden rahatsızlık duyan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Benim ifadem değil, sizin ifadeniz Mustafa Hocam, “Türk olmayan.” dediniz.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Orada ifadem şudur: Türk olmadığından değil…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok öyle birisi bizim içimizde, yok!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Herkes herkes olabilir. Ama Türklüğünü söyleyememek durumunda kalan zavallılardan söz ettim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok öyle birisi, yok!

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Bunu bir şekilde ifade ediyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim o, kim?

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Onu siz söylüyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim, adını söyle, adını söyle! Yok öyle birisi! İftira atıyorsun hep ya, bir de hoca olacaksın!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kul hakkıyla gidiyorsun be!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu bir tashih değil efendim, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekiliniz söz istedi, lütfen.

Buyurunuz Sayın Bostancı, talebiniz nedir?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, sözlerini tekrar etmiştir, “AKP içinde Türk olduğunu söyleyemeyen zavallılar” ifadesini yeniden kullanmıştır. Bu bir sataşmadır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İftira atıyor.

BAŞKAN – Sayın Erdem, siz Adalet ve Kalkınma Partisi içinde mi Türklüğünü söylemeyen zavallılar var dediniz?

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Evet efendim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sözünü geri alsın Sayın Başkan, özür dilesin gruptan.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Biz Zaza’yız, şahsen ben Zaza’yım arkadaşım, kimse bana zorla Türkleştirme yaptıramaz.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika.

3.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii, böyle genelleyici ifadeler kullanıldığında kime söylediğiniz de muallak olur. Şimdi Mustafa Bey’e çok önemli bir görev düşüyor. Acaba kim, Türklüğünü söyleyemeyen bu zavallı kim? (MHP sıralarından gürültüler)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Cumhurbaşkanı başta, Cumhurbaşkanı!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Türk milleti yoktur.” diyen senin milletvekilin! İçinizde “Türk milleti yoktur.” diyen bir milletvekili var!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Mustafa Bey gelecek, o kim, kimin Türk olduğunu söyleyemeyen zavallı olduğunu ismen söyleyecek. Kim acaba, kim? Öyle genel sözle olmaz, genel sözle olmaz. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söylüyorum bak, söylüyorum: İçinizde “Türk milleti yoktur.” diyen bir milletvekili var.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Nevzat Bey, siz oturun yerinize, oturun yerinize.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bak, söylüyorum, söylüyorum!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Otur yerine be! Söz mü aldın sen?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söylüyorum: “Türk milleti yoktur.” diyen milletvekili var. İşte, örnek veriyorum size.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söyledim, söyledim! Evet, söyledim, hadi! Hadi bunu tevil et bakayım, haydi söyle!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi söyle!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Burada konuşan Mustafa Bey, sizin hoplamanıza gerek yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bak örnek istedin, örnek verdim sana. Sana örnek verdim, örnek! Örnek verdim sana!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Mustafa Bey kimi kastediyorsa, gelecek ve kimmiş, bu kendisi Türk olduğu hâlde söyleyemeyen zavallı kimmiş, ismen söyleyecek.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya kardeşim, “Türk milleti diye bir millet yoktur.” diyen bir vekilin yok mu senin? Senin yok mu vekilin? Soruyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Böyle genelleme olmaz, bu şekilde konuşma olmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senin yok mu vekilin? Soruyorum!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Nevzat Bey, bas bas bağırıp durma, otur yerine.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, lütfen Genel Kurula hitap edin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Türk milleti diye bir millet yoktur.” diyen bir vekilin yok mu?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, söz sizde değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Buna cevap ver! Buna cevap ver, cevap!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Burada, AK PARTİ Grubu, Türk milleti konusunda da, millî kültür konusunda da işin lafını yapmaktan çok icraatını yapmıştır, pratiğini yapmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, bu konuşmayı Yasin Aktay yapmadı mı? Bu konuşmayı Yasin Aktay yapmadı mı? Soruyorum size.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Gidin, Balkanları dolaşın, Orta Doğu’yu dolaşın, orada ecdadın eserlerine AK PARTİ’nin nasıl sahip çıktığını görürsünüz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kuru kuru bir şey olmuyor, kuru kuru!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Cevap versene Hocam! Hocam cevap versene! Yasin Aktay demedi mi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kuru kuru olmuyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yasin Aktay bunu demedi mi? Soruyorum size!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Türk milleti yoktur, Türk milleti diye bir millet yoktur.” demedi mi kardeşim?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Atın dışarı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Türk milleti yoktur.” demedi mi kardeşim?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama biz soru soruyoruz, cevap istiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Örnek istedin, örnek verdim.

BAŞKAN – Tamam, sonra konuşurlar, kendi aralarında konuşsunlar. Böyle bir üslup var mı?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Örnek istedin, örnek verdim, tevil et işte.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

Sayın milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne oldu? Bu örnek karşısında ezildiniz mi? Niye cevap veremiyorsunuz? Niye cevap veremiyorsunuz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne örneği be! Ne örneği! Ne örneği ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye cevap veremiyorsun? Var mı cevabın?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Efendim, atın dışarı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Var mı cevabın?

BAŞKAN – Sayın Vural, müdahale eder misiniz. Biraz önce benden ricada bulunuyordunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili bir şey söyledi, “Bir isim verin.” dedi, Sayın Korkmaz da isim veriyor.

BAŞKAN – Tamam, şu anda böyle bir üslubumuz yok. İsmi daha sonra kendisi de verebilir. Ben şu anda Meclisin Tüzük’e göre çalışmalarına devam etmek zorundayım. Daha sonra siz söylersiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Korkmaz… Böyle bir usul yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İsmi istiyorlar, isim söyleniyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Veremezler ki. Altında kaldılar, o sorunun altında kaldılar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Naci Bostancı’nın, Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan Sayın Atila Kaya’nın konuşması üzerine bir itirazı söz konusu olmuştu. Ben de tutanakları getirttim, tutanakları okudum. Elbette ki Sayın Cumhurbaşkanı eleştirilecektir, diğer kurumlar da eleştirilebilir. Burası milletin kürsüsüdür. Elbette eleştirilerinizi dile getirme hakkınız vardır ve sonsuz da saygı duymaktayım ancak Anayasa’nın 104’üncü maddesinde belirtildiği gibi, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eder. Bu nedenle, burada, diğer kurumlara da olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığı bütçe ve kesin hesabıyla ilgili değerlendirmelerde bulunurken Sayın Cumhurbaşkanına yönelik ifadelerin daha üsluplu, Anayasa’da tarif edilen, düzenlemede verilen bilgiye uygun olarak, nezih bir dille dile getirilmesini sizlerden rica ediyorum. Bu ricam, bütün bütçe konuşmalarında eleştirilerinizi yaparken, eleştirilerinizi yaptığınız her kurum için de geçerlidir. Bütçe görüşmelerinin karşılıklı saygı ve sevgi içinde olmasını temenni ediyorum.

Rahatsızım, sesimden dolayı da şimdiden sizlerden özür dilerim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dinlendirelim sizi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Çok isterim ama olmuyor.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun konuşmaları sona erdi.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dinleyeceğiz.

İlk konuşmacı Sayın Atilla Kart, Konya Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sahtecilikten mahkûm olan Maksut Serimler ile başlayan bir örtülü ödenek yolculuğu, 11 Temmuz 2003 tarihli Sabah gazetesinde “Erdoğan’ın Özel Timi” başlığıyla ortaya konulan hedefler, Cargill’ler üzerinden Ocak 2004 tarihinde Beyaz Saray’da sağlanan ve teyit edilen güvenceler, Ekim 2004 tarihli Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulunun 81 sayfalık İnsan Hakları Raporu’ndaki “Başbakanlıkçı sistem” tespiti ve akabinde bir yıl içinde bu kurulun lağvedilmesi, 3 Temmuz 2005 bir pazar günü Cumhuriyet Halk Partisinin yokluğu fırsat bilinerek Meclise yürüme mesafesindeki özel karargâhtan sevk edilen ve çıkartılan TİB Yasası, AKP Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay’ın meşruiyet uyarısı, bu yasayı tamamlayan Aralık 2007 tarihli Tanık Koruma Yasası, bu iki düzenleme esas alınarak gerçekleştirilen Silivri süreçleri ve Bülent Arınçlar üzerinden gerçekleştirilen, uygulamaya sokulan “Kozmik Oda” senaryoları.

“İhlas mağdurlarının parası ne olacak? Yazık değil mi? Günah değil mi? Bu işin öbür tarafı, ahireti yok mu? Söyle Enver Bey’e…” diye 2001 yılında kükreyen dönemin AKP Genel Başkanı, 30 Mayıs 2009 günü Bingöl meydanından sesini duyurmaya çalışan İhlaszede Gazal Polatların ve yüz binlerce holdingzedenin feryatlarını on iki yılın sonunda duymaz hâle gelmiştir.

TELEKOM, Seydişehir ETİ Alüminyum, Balıkesir SEKA, Kuşadası, Çeşme TÜPRAŞ özelleştirmeleri, bir ülkenin iletişimiyle, güvenliğiyle, istihbaratıyla kuşatılmasını gösteren bir fotoğraf, özelleştirmelerin yolsuzluklar için araç ve yöntem olarak kullanılmasını gösteren bir fotoğraf… Bağlı olarak Sabah-ATV’ye, TMSF eliyle Halkbank ve Vakıfbanktan sağlanan, cumhuriyet tarihinin en büyük kamu kredisi 750 milyon dolarla el konulması ve havuz medyasının temellerinin atılması; Yasin El Kadılar, Mustafa Latif Topbaşlar, Cengizler, TÜRGEV’ler ve benzerleri üzerinden yaratılan 17 Aralık aktörleri, kuşatılmış, baskılanmış kamu yönetimine rağmen 17 Aralık aktörleriyle doğrudan çıkar ilişkileri içinde olduğu ortaya çıkan bakanlar; KPSS’ye rağmen binlerce kişiyi eş, ahbap, dost ilişkileri içinde devlet yönetimine yerleştiren, nepotizmi esas alan, ÖSYM sorularını öğrencilerden gizleyen bir devlet yönetimi anlayışı; 2.586 soruşturma dosyası için Temmuz 2012’de örtülü af çıkarmak suretiyle seçim güvenliğinin yok edildiği bir ülke, Uluslararası Şeffaflık Örgütünün 2014 Raporu’na göre 11 sıra gerileyerek yolsuzlukta 64’üncü sıraya düşen bir ülke…

Değerli arkadaşlarım, kronolojik olarak hazırladığım bu listenin onlarca örneği ifade edilebilir. Bir yönetim anlayışını, yönetim karakteristiğini ortaya koyuyorum. Bakın, münferit ve mevzi uygulamalardan söz etmiyorum; bir siyasi kadronun kurumsal anlayışını anlatıyorum. Nedir bu anlayış? Bu anlayış şudur: Devleti yönetmek değil, devleti ele geçirmek anlayışı. Maalesef, kabul etmek gerekir ki Adalet ve Kalkınma Partisi bu noktada ciddi bir mesafe almıştır. Sorun şudur: Bu mesafe ne pahasına alınmıştır, bunun bedeli nedir? Toplumun inançlar, kimlikler, yaşam tarzları üzerinden ayrıştırılması, toplumsal barışın sabote edilmesi, sosyoekonomik anlamda gelir dağılımı adaletsizliğinin uçurum boyutlarına varması. Türkiye Cumhuriyeti’nin artık anayasal kurumları işlevini kaybetmiştir bunun devamında. Bunun devamında yine Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının tümünün temel hak ve özgürlükleri tehdit altındadır. Bu tablo sebebiyledir ki değerli milletvekilleri, Somalar, Ermenekler, Uludereler, TÜRGEV’ler sorgulanamaz ve denetlenemez hâldedir. Türkiye, kanunsuz emir ve talimatlarla yönetilen, etkili başvuru yollarının idari ve adli anlamda tükendiği bir ülke hâline gelmiştir.

Dramatik ve vahim olan durum şu, bütün bunların devamında fiilî durum şu: Bu tablonun asli faili ve sorumlusu olan Sayın Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin artık Cumhurbaşkanıdır. Türkiye'de anayasal sistem Erdoğan üzerinden kuşatılmıştır, kilitlenmiştir. Sistem Erdoğan’ın kişisel ve siyasi çıkarlarıyla uyumlu olduğu ölçüde işlemektedir. Parlamenter sistemin işlemez hâle geldiği, kanunsuz emir ve talimatlar yoluyla fiilen anayasal darbenin gerçekleştirildiği bir dönem Türkiye'de yaşanmaktadır. Bu tablonun sorumlusu olan Sayın Erdoğan, bütün bu sürecin sonunda kaçak saraya sığınarak kendisini ve kadrosunu korumaya almak istemektedir. Ancak, unutulmaması gereken tarihî ve sosyolojik gerçek şudur: Türkiye’yi Kabataş ve Valide Sultan Camii olayları, Ali İsmail Korkmazlar, Berkin Elvanlar, Uludereler üzerinden ayrıştırmak isteyen bir siyasetçi cumhurun başkanı olamaz. Bunu bir yere not edin değerli arkadaşlarım.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yüzde 52 mi dedin?

ATİLLA KART (Devamla) – Türkiye artık kaçak saraylardan kayıt ve yaşa dışı yönetilen bir ülkedir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Yüzde 52 mi dedin?

ATİLLA KART (Devamla) – Maden ocaklarında 1.800 yaşam odasını, on binlerce madencinin can güvenliğini sağlayacak olan bir bütçenin tartışılır bir yönü olamaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Çalış senin de olur. Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.

ATİLLA KART (Devamla) – Bu, bütçe kavramına haksızlık olur.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çalışın, çalışın! Çok çalışmanız lazım.

ATİLLA KART (Devamla) – Böyle bir bütçenin teknik değerlendirmesi yapılamaz.

Esasen bu tartışmayı Ermenekli Emiş Baha, Ayşe ve Recep Gökçeler yapmış, sonlandırmış ve adını koymuştur. Emiş Baha isimli kadınımız haykırıyor, ne diyor? “Önce ekmeğimizi çaldılar, emeğimizi çaldılar, sonra da canlarımızı aldılar.” diyor. Emiş Bahaların haykırışı, “Oğlum yüzme bilmezdi.” diyen Ayşe Gökçe’nin masumiyeti ve dile getirdiği insani değerler, yırtık lastik ayakkabısıyla vakur bir duruş sergileyen Recep Gökçeler, en başta Sayın Cumhurbaşkanına ders vermiş, görevini hatırlatmış, insani ve sosyal uyarılarını yapmıştır.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir etik ilkeyi tanımayan siyaset anlayışıyla da Sayın Cumhurbaşkanı aslında anarşist bir siyaset anlayışına -bunu felsefi anlamda söylemiyorum, pragmatik anlamda söylüyorum- sahiptir. Bu yönetim anlayışı sürdürüldüğü takdirde örtülü ödenek ve sahtecilikle başlayan yolculuğun kaçak sarayın dehlizlerinde son bulması kaçınılmazdır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Halkın sarayı.

ATİLLA KART (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, Cumhurbaşkanına rağmen, sivil itaatsizlik ve meşru direnme hakkı dâhil olmak üzere, meşru ve anayasal yollardan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

ATİLLA KART (Devamla) – …hem toplumsal barışa sahip çıkacaklar hem de cumhuriyetin kazanımlarını ve demokrasiyi yeniden hep birlikte inşa edeceklerdir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Halkın sarayı.

ATİLLA KART (Devamla) – Bu değerlendirmelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi adına ikinci konuşmacı Sayın Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan, millî iradenin temsilcileri sayın milletvekilleri; 656 sıra sayılı 2015 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nı görüşüyoruz. Sizlerle, CHP Grubu adına, TBMM ve Sayıştaya ilişkin görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, 2015 yılı bütçesi 24’üncü Dönemin son bütçesidir. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Döneminin bir bütün olarak irdelenmesi sanırım zorunlu ve yararlı olacaktır.

24’üncü Dönem olumsuzluklarla başladı. Millî irade olgusuyla seçilen bazı arkadaşlarımız demir parmaklıklar arkasında, beton zeminli odada tutsaktılar. CHP olarak millî iradeye saygı duruşu sergiledik. Ancak, ne Hükûmetten ne de TBMM Başkanlığından destek bulamadık. BDP’den Sayın Gülser Yıldırım, Selma Irmak, Faysal Sarıyıldız, İbrahim Ayhan ve Kemal Aktaş KCK davasından; CHP’den Sayın Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal Ergenekon davasından; MHP’den Sayın Engin Alan Balyoz davasından tutuklu idiler. İlgililer, yetkililer “Millî iradeyle seçilen milletvekillerinin tutuksuz yargılanması esastır.” dediler, sözlerinde durmadılar.

TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek de Başkanlık duruşu sergileyemedi. Sadece o konuda mı? TV yayınları kısıtlandı, günde yirmi dört saat olan sürede sadece haftada on dört saat yayına izin verildi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı halkın bilgi edinme hakkına saygılı tavır sergilemedi.

Mecliste yasalar, hukuk ve yasa dışı yöntemlerle çıkarıldı. Komisyonlardaki zorbalıklar görmezden gelindi. Teklif ve yasalar Anayasa’ya aykırılık yönünden yeterince irdelenmedi, tali komisyonlarda görüştürülmedi. Komisyonlarda bakanların reklamları görüntülenerek yayınlanırken, muhalefetin eleştirileri ekranlara yansıtılmamak üzere kameralar dışarıya çıkartıldı.

TBMM Başkanı kayıplardaydı, anlaşıldı ki ilk on dokuz ayda 20 yurt dışı gezisi yapmaktaydı, belli ki uzaktan kumanda cihazını da yanında götürmemişti.

Son marifet de medya mensuplarına otopark yasağı getirmek oldu. Partilileri ağaçları, çimleri yok ederken, basın otoparkına çim ektirdi. Hani basın-yayın organlarının faaliyetlerini kolaylaştırma, halka yansıtmayı yaygınlaştırma? Gezi olayları, yolsuzluk dosyaları yayın yasaklarıyla halkımızdan gizlenmeye çalışıldı. Hangi konuda kendisine başvurulsa TBMM Başkanı “Yetkim yok.” dedi. Bu kadar etkisiz ve yetkisiz Meclis Başkanı görülmedi. Zira, Sayın Başkan kendini hiç TBMM Başkanı hissetmedi, dönemin Başbakanının başmuavini kimliğinden kendini kurtaramadı. Meclis kampüsünde sit alanına AVM gibi bir halkla ilişkiler binası konduruldu. 130 milyonu aşan maliyet yerine 20 milyonla eski bina yenilenecekken bundan uzak durdu, oraları yıkmaya kalkıştı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz de oturuyor musunuz orada, yerleştiniz mi?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Birçok önerge Hükûmet temsilcisi gibi değerlendirildi, işleme konulmadı. Meclisin milletvekillerinin bütçe hakkını millet adına kullanmaları kısıtlandı, TBMM’nin onca yıllık milletvekilliği ve bakanlıklar yapmış Başkanı hiç oralı olmadı. Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu, 12 ilde 13 defa toplantı yapıldı, yenildi içildi; sonuç fiyasko. İç Tüzük değiştirilmeye kalkışıldı, sonuç yine fiyasko.

Sayın Başkanın yaptıkları da var…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yeni binaya geçtiniz mi siz Sayın Valim?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Yeterince vaktim yok Sayın Tunç.

Sayın Başkanın yaptıkları da var, hakkını yemeyelim. Başkanlık konutunu kısa sürede yaptı. Muhterem Hanımefendisi ve ailesiyle güle güle otursunlar. Personel otoparkı güzel oldu. Tutanak Hizmetleri Başkanlığı ve stenograflarımız güzel çalışıyorlar, diğer iyi çalışanlarla birlikte kendilerine teşekkür ediyoruz. Ancak, Sayın Genel Sekreterin Anayasa Mahkemesi hakkında konuşmasına nasıl izin verdi, şaşmamak elde değil. Etik mi, uygun mu, geleneklere sığar mı?

Sayın TBMM Başkanı “Anayasa Mahkemesi Başkanı mimli.” demiş. Kendisinin ilgilenmediği milletvekilleri “adil yargılanma hakkından yoksun” kararı çıktığı için tahliye oldu diye mi kıskanıyor? Kendisi Turgut Özal tarafından genç yaşta Anayasa Mahkemesi Başkanlığına atanan Sayın Haşim Kılıç’ı bakanken de mi mimlemişti? Duyarlı ve sorumlu davranmayarak Anayasa’ya aykırı çıkan yasalar Anayasa Mahkemesince iptal edildiği için mi bu sonuca vardı?

Saray yolsuzlukları da var, Sayın Malik Ecder Özdemir açıklayacak, ayrıntıya girmeyelim. Ama, sonradan AKP’li bir Soylu’nun yakınına, çocuk doğmadan don biçilmiş, kasaptaki ete soğan doğranmış misali, kurulmamış şirkete konsinye usulü ihale verilmiş.

Gelelim Sayıştaya: Dünyada bütçe hakkını gerçek anlamda kullanmayan tek sayıştay bizim Sayıştayımız. Dürüst ve namuslu denetçilerin raporlarını kuşa çevirmek üzere Rapor Değerlendirme Kurulu oluşturuldu, raporların içi boşaldı. Buradan Sayın Vecdi Gönül ağabeyime saygılar sunuyorum. Nerede Vali Vecdi Gönül dönemindeki Sayıştay, nerede Vali Recai Akyel dönemindeki Sayıştay?

Sayın Başkanın burada İç Tüzük’ün 62’nci maddesi doğrultusunda söz hakkı var. Bir şeyi bilmek istiyoruz, pek çok şey var da: Ayakkabı kutusunda milyon dolarlar yakalanan Halk Bankası Genel Müdürünün avukatlığını banka mı üstlendi? Ayakkabı kutusunda dolar saklamak bankanın görevi mi? Bu konudaki rapor ne oldu?

Sayın vatandaşlar, milletvekillerinden ve Sayıştaydan hayır yok, söz sizde. Verdiğiniz yetkileri yerinde kullanan, özgür iradeyle hareket eden sayın milletvekillerine ve aziz yurttaşlarıma saygılar sunarım. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Sayın Hüseyin Aygün, Tunceli Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birkaç gündür, Hrant Dink’in yedi yıl evvel katledilmesine dair cemaat polislerini hedef alan yeni bir kampanyayla karşı karşıyayız. Yedi yıldır dosyadaki görüntülerde katil Samast’ın arkasında bulunan 2 kişi her nasılsa tespit edilmemiş, ifadeleri alınmamış. Bunlar meğerse İstanbul Emniyetine bağlı paralel yapı mensuplarıymış ve savcı, Samast’ın hapishaneden gönderdiği mektuptan sonra bu polislerle ilgili soruşturma yapmaya karar vermiş.

Hrant Dink’i şu yüzden anlatıyorum arkadaşlar: Bugün anlatacağım Kamu Denetçiliği Kurumunun başındaki Nihat Ömeroğlu Kamu Denetçiliği Kurumu büyük reklamlarla kurulduktan sonra Başkan olarak atanmıştı ve hemen ardından da bu Ömeroğlu’nun altında imzası bulunan karar ile Hrant’ın ölüme gittiği kanıtlanmıştı. Kurum kurulur kurulmaz, Ömeroğlu’nun bu imzası nedeniyle baştan şaibeli hâle düşmüştü.

Ömeroğlu’nun macerasını biraz Kamu Denetçiliği Kurumunu anlatarak anlamak ve izah etmek mümkün. Çünkü bu olayla ilgili sorulara cevap verdi ve “Attığım imzadan dolayı vicdanım sızlamıyor, vicdanım rahat." dedi. Biliyorsunuz, “Türklüğe hakaret etti.” diye Hrant mahkûm oldu, “Bu ülkede yaşayamam." dedi, bir dizi kampanyanın ardından katledildi ve bir ara Ergenekon’a falan da bağlanmaya çalışıldı bu Hrant Dink davası. Şimdi, bugün öğreniyoruz ki paralel yapının yani cemaat polislerinin işiymiş.

Yani cemaati savunmak benim gibi bir adama kalmaz, ben cemaatin de, AKP’nin de ne olduğunu, insanları nasıl komplolarla tutukladığını, devrimcilerin evlerine nasıl sahte deliller koyduğunu, Oda TV’ciler ile eski bir işkenceciyi nasıl aynı davada bir araya getirdiğini bilenlerden biriyim, eminim Türkiye'deki çok geniş bir kesim biliyor. Ama yani bu kadar vicdansızlık, bu kadar haksızlık, paralel yapı denen canavarı yok etme adına bu kadar zorlama bir hukuk rejimi ancak Türkiye'de olabilir diyorum ve Kamu Denetçiliği Kurumuyla ilgili, bu kurumun da nasıl Nihat Ömeroğlu’nun Başkan olmasından sonra insan hakları alanında hiçbir şey başaramadığını size, bu konu bana verildiği için anlatmak istiyorum.

Şimdi, bu kurumu burada kurduğumuzda İnsan Hakları Komisyonu üyeleri de çok konuşmalar yaptılar. Mesela, bakanlar buraya 7 üye atamamalı, insan hakları örgütlerinden bu kurumlarda çalışacak gönüllüler yer almalı ve sivil örgütlerle iş birliği yapılmalı dendi. Bunların hiçbiri dikkate alınmadı. Neticede 14 Haziran 2012’de kurumun kanunu Resmî Gazete’de yayınlandı ve kurum faaliyetlerine başladı.

Bu bütçeyle, bu kuruma 15 trilyon 368 milyar lira ödenecek ve bu kurumun 246 personeli var. Tahmin ediyorum burada bu oturumu dinleyenlerden bir bölümü de bu kurumun çalışanları. Tabii, bu kadar büyük para veriyoruz; 15,5 trilyon gibi bir para, personel atamışız, acaba bu iki yılda bu kurum ne yapmış, nelerle uğraşmış, kısaca bir özetlemek gerekiyor.

Bu kuruma sadece 4 kişi –inanılmaz ama- iki yılda sadece 4 yurttaş hak ihlali nedeniyle başvurmuş. Bir tanesi demiş ki: “Ben Hristiyan’ım, din dersi almak istemiyorum.” Öbürü demiş: “Otizmliyim, sınav bana göre yapılmadı.” Başka biri demiş, ilkokul öğrencisi: “Öğretmenlerim çok sık değişiyor, eğitim hakkım ihlal ediliyor.” Yine bir vatandaş da “Sabıka kaydım silindiği hâlde GBT’de görülüyor ve bu hak ihlali yaratıyor.” diye başvurmuş. Bu 4 başvuruda kurum olumlu karar vermiş ve ilgili kurumlara tavsiyede bulunmuş. Bu arada, yasa gereği sunması gereken 4 raporu -sadece iki yılda 4 rapor hazırladı bu kurumlar- TBMM’ye sunmamışlar ve yayınlama yükümlülükleri olduğu hâlde de bugüne kadar yayınlamamışlar.

Bu 4 insan hakkı başvurusu haricinde kurum şu ana kadar 7 bin küsur civarında idari başvuruyu sonuçlandırmış. Çok ilginç. Yani belediyelerle şu sorunum var, park sorunum var, değişik şeyler. Yani idari bürokrasiye ilişkin, devletin yaptığı insan hakları ihlallerine dair değil idari mekanizmanın işleyişine dair 7 bin küsur başvuruda bulunulmuş ve bunlarla ilgili de komisyon ilginç kararlar vermiş.

Aslında bu 7 bin başvuru doğrudan siyasal insan hakları ihlalleriyle ilgili değil. Mesela, kurum, geldiğinde, Sayın Ömeroğlu’na da çok yakışan, Hrant Dink’in katledilmesinde imzası olan Değerli Başkana yakışan çok şaheser bir rapor hazırlamıştı. Onu geçen yıl burada anlattım. Gezicileri, mesela, bu kurum, tıpkı Erdoğan’ın nitelediği şekilde “darbeci” diye tanımlayan bir rapor yazmış, kurumun arşivinde duruyor. Sanırım, ileride, insan hakları hareketinin tarihi yazıldığında, bu kurumun Gezi’ye “darbe” diyen bu raporu herhâlde yeni nesillere öğretilecek.

Arkadaşlar, yani benim gördüğüm, son yıllarda en büyük insan kaybı Kobani protestolarında oldu, 50 kişi öldü iki günde. 6 ve 7 Ekimde tam 50 kişi, Türkiye'nin her şehrinde, İzmir, İstanbul, Diyarbakır, Bitlis, her tarafta insan öldü, oluk oluk kan aktı. Kobani’ye IŞİD’in ilerlemesi nedeniyle Kobanililerin direnişine destek vermek isteyen güçler ile bazı yerlerde HAK-PAR üyeleri, bazı yerlerde karanlık birtakım eller silah kullandılar ve 50 insan öldü. Bu 50 insanın ölümüyle ilgili hangi soruşturmalar yürütülmüş, kim kimi öldürmüş, tetiği kim çekmiş, hiç kimsenin bilgisi yok ve bizim Kamu Denetçiliği Kurumumuz ve Türkiye İnsan Hakları Kurumumuz yani bu yasayla kurulan iki kurum Kobani konusunda veya 6-7 Ekimde ölen 50 kişiyle ilgili hiçbir araştırma yapmamış. Bir İnsan Hakları Kurumu düşünün, Türkiye’de iki günde 50 kişi ölüyor, bunu kendisine dert edinmiyor; çok enteresan bu.

Arkadaşlar, bu kuruma gelen başvuruların idari mekanizmalarla ilgili olduğunu söyledim, izin verirseniz somut olarak söyleyeyim. Sosyal güvenlik ve TOKİ meseleleriyle ilgili vatandaşlar başvurmuş yani vatandaş kurumun o kadar güvenilmez, Hükûmet paralelinde anlamsız bir kurum olduğunun farkında ki hiç insan hakkı ihlalini götürmüyor. Mesela yaralanan, uzun süre hapishanede kalan, dayak yiyen, hakkı ihlal edilen hiç kimse bu kuruma başvurmamış. Dolayısıyla, kurum herhâlde bu tablodan dolayı kendisiyle ne kadar övünse azdır. Onu kuranlar, tam da böyle çalışsın, görüntüde dursun, 246 personel boşu boşuna maaş alsın ve “Türkiye’de bir sivil insan hakları denetim mekanizması var.” şeklinde algı yaratılsın diye kurdular. Gördüğüm kadarıyla da Sayın Nihat Ömeroğlu ve yanındaki 246 arkadaş bu beklentiye, bu misyona uygun davranıyorlar, onları ne kadar tebrik etsem azdır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 14.00’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.02

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Rıza Türmen konuşacak.

Buyurun Sayın Türmen, süreniz yedi dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin bütçesiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Anayasa Mahkemesi niçin vardır? Anayasa Mahkemesi her şeyden önce iktidarı sınırlamak için vardır, iktidarın kullanılmasının Anayasa’nın çizdiği, hukukun çizdiği sınırlar içinde kalmasını sağlamak için vardır. O nedenle, Anayasa Mahkemesi iktidarın yetkilerinin sınırını çizer, o sınırlar içinde kalmasını sağlar. Bu önemli bir şey çünkü iktidarın demokratik meşruiyeti de bundan kaynaklanır, o sınırlar içinde kaldığı sürece o meşruiyete sahip olabilir. Eğer iktidar Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımazsa, yargıyı bağımsızlıktan uzaklaştırırsa, yargı kararlarını tanımazsa, o zaman bu meşruiyet zedelenir, iktidarın meşruiyeti zedelenir. Meşruiyeti sadece seçimlere bağlı olarak görmek tabii ki artık, günümüzde geçerli olmayan bir anlayıştır.

Şimdi, işte Türkiye’deki problem de bundan kaynaklanıyor, tam da böyle bir meselemiz var Türkiye’de. Yani, iktidar yargının çizdiği sınırlar içinde kalmak istemiyor, yargının kendisinin yetki sınırlarını çizmesini kabul edemiyor. Bunun pek çok örneği var. Örneğin, işte bu Atatürk Orman Çiftliği, sarayla ilgili olarak Danıştayın yürütmeyi durdurma kararı vardı. O zamanki Sayın Başbakan diyor ki: “Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Yürütmeyi durdurdular, bu binayı durduramayacaklar. Açılışını da yapacağım, içine de girip oturacağım.” Ya da Anayasa Mahkemesinin Twitter kararıyla ilgili olarak gene o dönemin Sayın Başbakanı diyor ki: “İki gün önce Anayasa Mahkemesinin direkt kendilerine başvurmak suretiyle böyle bir karar almasını ben doğrusu millî bulmuyorum.” Şimdi, arkadaşlar, Anayasa Mahkemesinin kararları “millî” ya da “gayrimillî” diye kategorize edilmez, millî karar vermez, hukuka uygun karar verir Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya uygun karar verir. Ya da gene dönemin Sayın Başbakanı diyor ki HSYK kararıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin: “Herkes yetkisini, konumunu ve sınırını bilmeli. Ne yaptığına, ne söylediğine dikkat etmelidir. Ben her zaman söylüyorum, siyaset yapmak isteyen koltuğundan kalkar.”

Şimdi, hâkimler tabii ki iktidarın beğendiği kararları vermek zorunda değiller. Tabii ki iktidar ile yargı arasında, Anayasa Mahkemesi olsun, başka yüksek yargı organları olsun böyle bir gerginlik olması da doğaldır. Ama, doğal olmayan şey iktidarın böyle açık bir şekilde “Kararları ben tanımam, bu kararlar beni ırgalamaz.” demesi. Bunun, tabii, en iyi örneklerinden birini Sayın Elitaş’ın bundan bir süre önce söylediği sözlerde görüyoruz, diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan bir düzenlemenin bu kanunun 550 milletvekilinin belki 300’ü Anayasa’ya uygun olduğunu ifade ediyor, Anayasa Mahkemesinin 17 üyesi ‘Uygun değildir.’ diyor. Böyle şey olur mu?” Tam da böyle şey olmalıdır işte yani burada 550 kişinin de “evet” dediği bir kanun olsa bile, Anayasa Mahkemesinin 17 üyesi bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu ya da bireysel bir hakkı ihlal ettiğini söylüyorsa bu odur, o zaman bu kanun demek ki Anayasa’ya ya da hukuka uygun değildir efendim, Anayasa Mahkemesi bu görevi yapar zaten.

Tabii, şimdi, bu böyle olunca ortaya şu çıkıyor: Anayasa yargısı ile iktidarın düşüncesi arasında böyle kuramsal bir uyuşmazlık var yani o kuramsal uyuşmazlığı aşabilmek lazım ki Türkiye’de demokrasi olsun, hukuk devleti olsun ve iktidarın demokratik meşruiyeti zedelenmesin. Yani bu zihinsel, bu kuramsal uyumsuzluğu aşmadan Türkiye’de böyle bir hukuk devletinden söz etmek mümkün olmayacak.

İki şey daha söylemek istiyorum Anayasa Mahkemesiyle ilgili olarak: Anayasa Mahkemesi bu bireysel başvurularda çok iyi bir performans gösterdi doğrusu. Yani, gerçekten demokrasiyi koruyan, özgürlükçü, insan haklarını koruyan, demokrat bir tutum sergiledi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını da benimsemiş bir tutumdu bu. O içtihadı içselleştirmiş Anayasa Mahkemesi görülüyor yani olaya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi perspektifinden bakabiliyor ki bu çok önemli. Bu, Türkiye’de pek daha önce rastladığımız bir şey değil ve bunun, tabii, büyük bir önemi, büyük bir etkisi de var çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarındaki ilkeleri de Türk yargı sistemine monte etmektedir Anayasa Mahkemesi. Fakat, bir problemi var Anayasa Mahkemesinin benim gördüğüm, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’da deniliyor ki: “Yasama işlemleri ve düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamaz.” Oysa Anayasa’nın 148’inci maddesinin –kuruluşu kanununda da var- söylediği şey şu: Kamu gücü tarafından yapılan ihlaller bireysel başvuru konusu olabiliyor. Yani şimdi, yasama işlemleri olsun ya da düzenleyici idari işlemler, yönetmelik gibi işlemler olsun, kamu gücü yok mu bunların arkasında, kamu gücünden kaynaklanmıyorlar mı? Yani, burada, Anayasa’daki ilke ile kuruluşu kanunundaki bu ilke arasında -148’inci maddesi Anayasa’nın- bir çelişki var, bu çelişkiyi giderebilmek lazım.

Bir başka konu da Yüksek Seçim Kurulu kararları. AGİT seçim gözlem heyetinin son Cumhurbaşkanlığı seçiminde yazdığı raporda söylediği şey şu: “AGİT taahhütleri ve diğer uluslararası yükümlülüklerle uyumlu değil Yüksek Seçim Kurulu kararlarına karşı bir yargı mercisine başvurulamaması ve Anayasa Mahkemesine bir düzenleme gerekir ki Yüksek Seçim Kurulu kararlarına karşı bir başvuru makamı yaratılabilsin.” Bunu Anayasa Mahkemesi de AGİT heyetiyle yaptığı görüşmede olumlu görmüş, uygun görmüş. Bu yolda bir düzenlemeye gerçekten büyük ihtiyaç var.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz Sayın Türmen.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun beşinci konuşmacısı Sayın Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili.

Buyurun, süreniz yedi dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 bütçe görüşmelerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına Yargıtay üzerine söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Yargıtay, Anayasa’mızın 154’üncü maddesine göre adliye mahkemelerince verilen ve kanunla başka bir adli yargı mercisine bırakılmayan karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir; aynı zamanda yine kanunla belirlenen bazı davalarda, belli davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Bu bağlamda, bağımsız yargının yüksek bir mahkemesi olarak Yargıtay, yargı bağımsızlığının, hukuk devletimizin, temel hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olmak ve aynı zamanda, ülkemizde adalet duygusunu hâkim ve sürekli kılmak görev ve sorumlulukları altındadır. Ancak, AKP’nin yaptıkları, yaşattıkları ve yargı alanındaki sürekli müdahalelerle adalet duygusunun alabildiğince örselendiği ülkemizde, bugün, maalesef, hukuk devletinden de, yargı bağımsızlığından da söz edebilme olanağı bulunmadığı gibi, yüksek mahkemelerimizin, Danıştayın ve Yargıtayın da bu alandaki görevlerini, üzerine düşen sorumluluklarını gereği gibi yerine getirdiklerini söyleyebilmek olanaklı değildir.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadarki uygulamalarıyla görülmüştür ki AKP’nin hedefi güçlü, adil ve etkin bir yargı düzeni oluşturmak değildir, tam tersine, AKP’nin kuvvetler ayrılığı ilkesini ve yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak yürütmeye bağlı yandaş bir yargı düzeni oluşturmak hedefinde olduğu açıkça görülmektedir. AKP’nin bu hedefinden ve bu hedefe yönelik müdahalelerinden yargının tüm kurumları, bu arada yüksek mahkemelerimiz de üzerlerine düşen payı oldukça ağır biçimiyle almıştır ve almaktadır. Nitekim, iktidarın kurulduğu günden bu yana Yargıtaya yönelik uygulamalarına baktığımızda, Yargıtaydaki iş yükünün olabildiğince arttığı, dosyaların incelenemeyerek zaman aşımından düştüğü bir dönemde, 2008 yılının Şubat ayında Yargıtaydaki üye sayısını 150’yle, daire sayısını 20’yle sınırlayan bir düzenleme Adalet Komisyonu gündemine getirilmiş ve sadece bununla da yetinilmeyerek Yargıtaydaki üye sayısı 150’nin altına düşmediği sürece üye seçiminin yapılamayacağına dair bir hüküm de bu tasarıya yerleştirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Komisyonda o dönemde yaşanan yoğun tartışmalar, iç-dış hukuk çevrelerinden gelen yoğun baskılar üzerine bu tasarıyı yasalaştıramayacağını gören Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, bu defa, Yargıtay Kanunu’nun 29’uncu maddesinin açık hükmüne yani Yargıtaydaki boşalan üye sayısının 10’u bulması hâlinde iki ay içerisinde Yargıtaya üye seçimi yapılmasına dair hükme ve yine, 250 üyeli Yargıtayda 34 üyeliğin boşalmasına rağmen Yargıtaya üye seçimini engelleyerek o zaman kontrol edemediğini düşündüğü ve hasım olarak gördüğü Yargıtayı kilitleme çabası içine girmiştir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin bu çabası, Yargıtaya üye seçimini engellemesi ta ki 2010 referandumuyla HSYK’nın yapısını değiştirinceye dek sürmüştür. 2010 yılında yapılan referandumdan sonra AKP, Adalet Bakanlığı ve hepimizin bildiği, malum müttefikinin müdahaleleriyle oluşturulan ve Adalet Bakanlığının âdeta ikinci müsteşarlığına dönüştürülen HSYK’dan sonra ise bu kez 150’ye düşürülmesi talep edilen Yargıtaydaki üye sayısı 387’ye, 20’ye düşürülmesi istenen daire sayısı da 38’e çıkartılarak Yargıtayda büyük bir kadrolaşmaya gidilmiştir. Aynı dönemde, ayrıca, bu kadrolaşmanın devamı olarak kumpaslar ve düzmece delillerle açılan ve hukuka aykırı bir şekilde sürdürülen yargılamalara, aydınlarımızın, öğrencilerimizin, öğretim üyelerimizin uzun ve haksız tutukluluklarla cezaevlerinde çürütülmesine, temel hak ve özgürlüklerimizin ortadan kaldırılmasına sadece seyirci kalmayıp destekleyen AKP, aynı zamanda Yargıtayı da kullanarak Balyoz örneğinde olduğu gibi hukuka aykırı kararları onatarak meşrulaştırma çabası içerisine girmiştir.

Değerli milletvekilleri, iktidar ve iktidar dışı güç odağının bu birlikte yargıyı ve Yargıtayı dizayn etme çabaları hepimizin bildiği gibi ta ki 17-25 Aralık soruşturmalarına kadar sürmüştür. Ucu iktidarın en tepesine kadar uzanan bu asrın en büyük yolsuzluk soruşturmalarından sonra dünün müttefiki düşman olmuş ve bu yargıdaki paralel yapılanmayı “Yargı yoluyla Hükûmete darbe yapılıyor.” feveranları arasında tasfiye etmek için hem emniyette hem yargıda büyük bir tasfiye operasyonu başlamıştır. Yine, bu operasyonun devamı olarak Yargıtayın yapısını değiştiren bir yasal düzenleme geçtiğimiz ay Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaştırılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu yasayla, bu düzenlemeyle 2008 yılında yani Yargıtaya 1 milyon 500 bini aşkın dosya geldiği dönemde 150’ye düşürülmesi gereken üye sayısı bu defa 387’den 516’ya, 20’ye düşürülmesi gereken daire sayısı da 38’den 46’ya çıkartılmıştır. Yani, bununla da yetinilmemiş, yine yeni atanacak üyelerle ve yeni oluşturulacak Başkanlık Kuruluyla, daire başkanlarının, üyelerinin ve tetkik hâkimlerinin hangi dairelerde görev yapacakları ve uyuşmazlıklara hangi dairede bakılacağını münhasıran yeniden belirleme yetkisi Birinci Başkanlık Kuruluna verilmiştir. Ayrıca, yine bununla yetinilmemiş, Yargıtay savcılarının atanmasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, tetkik hâkimlerinin atanmasında da Yargıtaydaki Birinci Başkanlık Kurulunun inisiyatifi elinden alınarak Yargıtay tamamen devre dışı bırakılmış, Yargıtayın iç işleyişine müdahale edilerek dâhilî bağımsızlık tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, söylenecek çok şey var ancak zamanımız az. Sonuç olarak söylemek gerekir ki; demokrasi ve hukuk devletinin temel dayanağı bağımsız yargıdır ancak bütün bu anlattıklarımızdan çıkan sonuç, bugün ülkemizde demokrasinin olmadığı gibi, yargı bağımsızlığından söz etmenin de mümkün olamayacağıdır. Bugün artık ülkemizde, demokrasinin yerini parti devletini de aşan tek adam diktatörlüğü, bağımsız yargının yerini de tek adam diktatörlüğüne hukuki koruma sağlayan, yolsuzluklarına kalkan oluşturan AKP yargısı almıştır ve dolayısıyla, böyle vahim bir tablo karşısında demokrasinin yeniden kurulabilmesi, ülkemizdeki bağımsız yargının yeniden kurulabilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köktürk.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – …sadece bütçe uygulamalarıyla değil, aynı zamanda AKP iktidarından kurtulmak da hukuk devletine inanan, adalet duygusunu yitirmemiş, yolsuzluklar için yargıyı kalkan olarak kullanmayan halkçı yeni bir iktidarın kurulmasıyla mümkündür.

BAŞKAN – Sayın Köktürk, süreniz bitti.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Bu iktidarı halkımızla hep birlikte yaratacağımıza inanıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSA ÇAM (İzmir) – Haziranda inşallah, haziranda. 2015 Haziranında inşallah.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinden altıncı konuşmacı Sayın Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili.

Buyurun, süreniz yedi dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2015 yılı Danıştay bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Ama, yine, her zaman söylediğim gibi, böylesine önemli bir bütçe hakkında konuşulduğu bu salonda, AKP Grubundan özellikle, milletvekili arkadaşlarımızın yok denecek kadar az olması gerçekten bizleri, yasama faaliyeti yürüten milletvekilleri olarak üzmektedir. Bu konuda sayın grup başkan vekilleri herhâlde gereken önlemi alacaklardır diye düşünüyorum.

Danıştay, Şûra-yı Devlet olarak 1868 yılında kuruldu hepimizin bildiği gibi. Aynı zamanda, 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında da yeniden düzenlendi. En son olarak, 1982 tarihli 2575 sayılı kuruluş kanunuyla hâlen Danıştay Kanunu yürürlüktedir.

2013 yılı Danıştay Başkanlığı bütçesi için Sayıştay denetim raporlarında ne diyor? Onlara şöylesine bir baktığımda, şunları gördüm sevgili milletvekilleri, diyor ki Sayıştay: “Harcama sonrasında yasal uygunluk denetimi yapmak, soruşturma açılmasını gerektirecek durumları üst yöneticiye bildirmek gibi görevleri olan iç denetim birimi Danıştayda yok.” Yine “Stratejik plan ve bilişim sistemlerini de kapsayan risklere yönelik eylem planı yok.” diyor. Bilişim sistemleri artık tüm yargı organları açısından çok önemli olduğu için -UYAP sistemi gibi- böylesine riskleri yönetecek dahi bir birimin hâlen daha Danıştayda olmaması gerçekten doğru bir yaklaşım biçimi değil. Sonuç olarak, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca olması gereken birimler ne yazık ki Danıştayda yok. Bu yüksek mahkemeye yakışmamıştır, en kısa zamanda bu eksikliklerin giderilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunun yanında, yakışmayan başkaca şeyler de var, onları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Anayasa’mızın 9’uncu maddesi “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” der. Yine, madde 125 “İdarenin her türlü eylem işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” der. Madde 155’teyse “Danıştayın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.” demektedir. Ancak, tüm bu anayasal düzenlemeler ne yazık ki 12 Eylül 2010 referandumundan sonra hiçe sayılmış, yok sayılmış ve bu düzenlemelerin tam aksine yasal düzenlemeler yapılmıştır. Son olarak, Danıştay Kanunu’nda 9 Şubat 2011, 8 Ağustos 2011 -hatta kanun hükmünde kararnameyle, yasal düzenleme de değil bu - 2012 ve 2013 yıllarında değişiklik yapılmış, en son da 2 Aralık 2014 tarihinde yeniden bir düzenleme yaptık Anayasa ilkelerine aykırı bir şekilde. Yargı bağımsızlığı ve doğal hâkim ilkesi bu düzenlemelerle, özellikle en son düzenlemeyle tamamen yok edilmiştir. 2011 yılında Danıştayda, yeniden dizayn edilmek amacıyla, yeni daireler oluşturulmuş, 61 yeni üye atanmıştı, şimdi ise üye sayıları artırılıyor. Bu 2011 yılında yapılan dizayn çalışmalarında ne yazık ki yeni alınan 61 üyenin çoğunluğunun cemaatçi çıkmış olması nedeniyle AKP Grubu dizayn çalışmasını yapamamış ve suç ortaklığı ayrıştığında da yeniden dizayn çalışmalarını yapma girişimlerine devam etmiştir. Son olarak, bu dizayn çalışması, Danıştayın tamamen yürütmeye bağlanmasına ilişkin çalışma 2 Aralık 2014 tarihli yasayla düzenlenmiştir. Bu yasada daire sayısı 15’ten 17’ye, üye sayısı 156’dan 195’e çıkarılmış yani Başkanlar Kurulunun yetkisi çok geniş, bütün daire başkanları, başkan vekilleri ve Danıştay Başkanından oluşan geniş bir kuruldan alınmış, sadece 7 üyeden oluşan Başkanlık Kuruluna bırakılmıştır. Bunlar 3 Danıştay üyesi, 3 daire başkanı ve bir de Danıştay Başkanıdır. Bunun doğal sonucu, kararlar 4 kişiyle alınabilecektir. Bu kurul ne kararları verecektir, 4 kişiyle karar alan kurul ne kararları verecektir? Şuna bir bakarsak: Yeni, son düzenlemeyle özellikle daire başkanlarının, üyelerin, tetkik hâkimlerin görev yerlerini belirleyecek ve değiştirebilecektir oysaki Anayasa madde 155/4 daire başkanlarının dört yıl için seçileceğini ve o daire başkanı olarak seçileceğini belirtmişken Anayasa ihlal edilmiştir. Bu, aynen şöyle bir şeydir sevgili milletvekilleri: Seçilmiş büyükşehir belediye başkanlarının görev yapacağı illerin İçişleri Bakanlığına bırakılması gibi o kadar aykırı bir olaydır ama ne yazık ki bu geçmiştir, bu Meclisten geçmiştir, AKP’nin oylarıyla geçmiştir. Yine, dairelerin baktığı davaları da belirleyebilecek ya da değiştirebilecek bir şekilde Başkanlık Kuruluna yetki verilmiştir. Bu, doğal hâkim ilkesine aykırıdır. Bir davaya bakılırken Başkanlık Kurulu o davanın dairesini değiştirebileceği gibi, o davanın hâkimlerini de değiştirebilecektir. Yine, daire başkanları ve üyelerin hakkında disiplin kovuşturmasına da karar verebilecektir. Aynı şekilde, Başkanlık Kurulunun kararları kesin olacaktır oysaki önceki uygulamada Genel Kurula itiraz hakkı vardı. Son değişiklikle, Cumhurbaşkanının seçmiş olduğu hukukçu olmayan üyeler dava dairelerinde görev alabilecek. Bunun anlamı, her dairede bir Tayyip Erdoğan militanı ve gözlemcisi olacak demektir.

Şimdi, bunların hepsi neden yapılmaktadır? Şöyle bir bakalım isterseniz uygulamadaki davalardan: Kaçak saray için durdurma kararı verilmesin diye, Galataport ihalesi iptal edilmesin diye -biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan vatan hainliğiyle suçlamıştı bu kararı veren hâkimleri ve mahkemeleri- yolsuzluk, talan ve yok etme amacı güdülen özelleştirmeler iptal edilmesin diye, ölüm makinesi hâline gelen madenlerin özelleştirilmesi iptal edilmesin diye; nükleer santraller, HES’ler, rüzgâr santralleri, siyanürlü altın madenlerinin ÇED’leri iptal edilmesin diye, haksız ve hukuka aykırı bir şekilde yapılan memur atamaları iptal edilmesin diye.

Sonuç olarak, yargının bu şekilde dizaynı tek parti diktatörlüğünün, yolsuzluğun, rüşvetin, talanın, laiklik ilkesine aykırı düzenlemelerin, cumhuriyeti yıkma projesinin önünde engel olmasın diye yapılmıştır. Bunun farkındayız sayın AKP milletvekilleri. Buna izin vermeyeceğiz. Cumhuriyeti yıkamayacaksınız. Laikliği ortadan kaldıramayacaksınız. Özelleştirmelerle ülkemizin bütün değerlerinin, Cumhuriyet Dönemi’nde kazanılmış değerlerinin yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Nasıl Yatağan işçileri direndiyse, nasıl bugün Türk Mimar ve Mühendis Odaları direniyorsa, Barolar Birliği direniyorsa hep beraber bu direnişimizi bundan sonra da göreceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Sizin bütün o metal coplarınız da, sizin bütün çıkardığınız yasalar da bizim bu mücadelemizi asla engelleyemeyecektir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akagün Yılmaz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Hak eden milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi de sıra Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşacak olan Sayın Kamer Genç’te, Tunceli Milletvekili.

Süreniz sekiz dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütçesini görüşüyoruz. Aslında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütçesini görüşmüyoruz, Tayyip Erdoğan ve ailesinin bütçesini görüşüyoruz çünkü bu bütçenin her kuruşunda Tayyip Erdoğan’ın emriyle harcama vardır.

Düşünün, 35 katrilyon liralık fon var, denetim dışı. 36 milyar liralık ödenek üstü harcama var. Bir Sayıştay var, Allahlık bir Sayıştay, tamamen Tayyip’in emrine uymuş bir Sayıştay, hiçbir denetim yapmıyor dolayısıyla bir inceleme yapmıyor. Tayyip Erdoğan oturmuş, hangi konuda hangi harcamayı yapmaya karar veriyorsa o harcanıyor.

Bir de, sayın milletvekilleri, bunlar kendilerine göre, Hayrettin Karaman diye bir fetvacı bulmuşlar. Bu Hayrettin Karaman geçmişte şöyle bir fetva verdi, dedi ki: “Efendim, siz herhangi birisine devlet dairesinde… Yani, belirli kişilere menfaat sağlarsanız o menfaatin yüzde 30’unu almak helaldir.” Ne yaptılar?

Bakın, Denizbankı bunlar tuttular Zorlu Holdinge 69 milyon dolara sattılar. Zorlu Holding kısa zaman sonra bunu 2,4 milyar dolara sattı; geldi, Karayolları arazisini aldı; orada 386 bin metrekarelik kaçak inşaat yapıldı. Hayrettin Bey’in bu fetvasına istinaden, birileri araya girdi ve orada o 386 bin metrekareden yüzde 20’lik hissesini aldı, o kaçak inşaat kaldırıldı.

Tayyip Erdoğan bir genelge yayımladı. Biliyorsunuz, İstanbul’da çok kıymetli bir kupon arazi vardı, o kupon araziyi satınca Tayyip Bey kızdı. “Ulan, bu memlekette devletin bütün arazilerini benim satmam lazımken sen nasıl benim emrim dışında arazi satarsın?” dedi ve genelge yayımladı: “Bundan sonra hazinenin 1 metrekare arazisini satarsanız benim haberim olacak.” E, tabii, çünkü çok kıymetli araziler var arkadaşlar. Şimdi, Tayyip Bey’in ve ailesinin mülkiyetine girmesi gereken araziler var, bunlar emri dışında satılırsa olmaz. Düşünebiliyor musunuz yani bu kadar keyfî, bu kadar hukuk tanımayan bir kişi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, öyle bir bütçe ki burada Sayıştay denetimi yapılmıyor. Bakın, KİT Komisyonundayız. KİT Komisyonunda yapılan denetimler çok sathi geçiyor. Halk Bankası getiriyor, bir firmaya 575 milyon dolar kredi veriyor, teminat aldığı arazilerin bir kısmı hazine arazisi ve banka kredisi batıyor. Halk Bankası Genel Müdürünün evinde bulunan 5 milyon dolar için diyorlar ki: “Efendim, devletin parası değil.” Kim diyor bunu? Tayyip Bey diyor.

Yine, bir banka kredi veriyor; bilirkişi 214 bin liralık değer tespit ediyor, buna 20 milyon lira üzerinden teminat alıyorlar ve kredi veriyorlar. Yani, devletin her tarafı laçkalaştırılmış arkadaşlar, her tarafı laçkalaştırılmış.

Şimdi, biz Ahmet Davutoğlu’na diyoruz ki: Kardeşim, bakın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasası’nın 112’nci maddesine göre devletin genel siyasetini düzenlemek ve bunu da yürütmek Başbakana aittir ve bakanlarla beraber sorumlusunuz. Şimdi, sen Başbakan mısın, yoksa Tayyip Bey mi Başbakan? Onu evvela bir öğrenelim. Şimdi, eğer sen Başbakansan Tayyip Erdoğan çıkıp da senin adına her gün konuşuyor…

BAŞKAN - Sayın Konuşmacı… Sayın Konuşmacı, sözünüzü kesmek durumundayım.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, hayır…

BAŞKAN – Ekleyeceğim sürenize. Siz herhâlde burada yoktunuz, ben bir ikazda bulunmuştum, Anayasa’nın 104’üncü maddesini hatırlatmıştım. Orada…

KAMER GENÇ (Devamla) – Süreme ilave ederseniz size cevap vereceğim.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz… Sürenize ekleyeceğim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, şimdi, bu Başkan Vekili bilmiyor.

BAŞKAN – Keser misiniz sözünü.

(Mikrofon Başkan tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra birden bir yemin etti…

LEVENT GÖK (Ankara) – Kamer Bey, bir saniye…

BAŞKAN – O açıklamamda demiştim ki: Sayın Cumhurbaşkanı…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Niye sözünü kesiyorsunuz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sözünü kesemezsiniz.

KAMER GENÇ (Devamla) – …bu yemini de doğru dürüst yapmadı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - …Türkiye Cumhuriyeti’nin…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Niye sesini kesiyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Kesiyorum…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ekleyecek süresine.

BAŞKAN - …Devlet Başkanıdır ve Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmektedir.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Tarafsız olması gerekir.

BAŞKAN – Ve yine demiştim ki: Cumhurbaşkanlığı makamında her kim olursa olsun hem Cumhurbaşkanlığı makamına hem diğer makamların sahip ve temsilcilerine saygılı bir dil kullanalım. Size, temiz bir dil ve saygılı bir dil kullanmanızı rica ediyorum ve böyle bir davette bulunuyorum.

Süreyi sürenize ekleyeceğim.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, süre başlamadan önce, sayın hatibin yaptığı değerlendirmelerde herhangi bir maddi hata yoktur. Yani, böyle, konuşmasını keserek bu uyarıyı yapmanız bence son derece yanlış olmuştur. Yani konuşmasında bir hakaret yok.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Hakaret yok bir defa, hakaret yok!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Nasıl hakaret yok? Açık bir şekilde iftira ediyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, benim anlayışıma göre Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden bir kişiye…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Milletin vekilinin sözünü kesiyorsunuz!

BAŞKAN - …Millet Meclisinde görev yapan herhangi bir milletvekiline ön adıyla hitap edilmez.

TURHAN TAYAN (Bursa) – Hadi canım!

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Yapmayın Allah aşkına!

BAŞKAN - Benim terbiyemde ve saygı anlayışımda böyle bir gerçeklik vardır, ondan hareketle böyle bir şey söyledim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, burada rastlamadığımız bir uygulama yaptınız ve konuşmacının konuşmasını kestiniz.

BAŞKAN – İç Tüzük’ten bu yetkimi alarak sözünü kesebilirim. Kestiğim süreyi de konuşmacının süresine ekleyeceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kürsünün özgürlüğü vardır ve bütünlüğü vardır. Yani arkadaşımızın konuşması bitmeden onun belli konuşma üslubunu ve…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan İç Tüzük 66’yı uyguladı. Sayın Gök 66’yı okursa…

BAŞKAN - Sayın Gök, lütfen… Böyle bir yetkim var, onu uygulamak zorunda kaldım.

LEVENT GÖK (Ankara) - …hitabını kesmek hatalıdır. Yani bu yaptığınız tutumu kınıyorum.

BAŞKAN – Tekrar ediyorum: Burada herhangi bir kişiye karşı taraflı davranma diye bir şeyim söz konusu değil.

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir şey… Çok nutuk çektin de…

BAŞKAN - Benim önümde bir tüzük var, İç Tüzük var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Meclis tarihinde böyle bir durum yok ama.

BAŞKAN – Lütfen yerinize milletvekilleri.

66’ncı maddeyi lütfen bir kez daha okuyun. Ben sadece Cumhurbaşkanına değil, Başbakana da, bakanlara da, burada görev yapan bütün milletvekillerine de sadece ön adıyla hitap etmeyi saygı çerçevesi içinde değerlendiremiyorum, itirazım buydu.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Bu gerekçeyle mi söz kesiyorsunuz?

BAŞKAN - Söz kesmemi de İç Tüzük’ün 66’ncı maddesine göre yaptım, lütfen okuyun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama ona uyan bir durum yoktu ortada, onu söylüyorum.

BAŞKAN – Lütfen, buyurun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, tabii, siz daha yeni geldiniz, alışmadınız oraya.

Bakın, birkaç defa buradan konuştum, dedim ki: Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra burada bir yemin yaptı. O yeminde “Atatürk ilke ve inkılaplarına” kelimesini, “Atatürk ilke ve enkılaplarını” dedi.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Ya, geç artık!

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben burada 7 dönem yeminleri dinledim. O yemin usulüne göre yapılmamıştır. Usulüne göre yemin yapmayan Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı statüsünü kazanmamıştır. Bunu, buradaki, TRT’deki yemin metnini alırsanız bu çıkar ortaya. Ben itiraz ettim, Meclis Başkanı Cemil Çiçek daha bana cevap vermedi. Bakın, sorumu şey ettiniz.

Şimdi, arkadaşlar, diyor ki: “Kimseye ismiyle hitap etmeyin.” Benim her zaman ismim Kamer Genç’tir. Kendi ismimden utanmıyorum ki. Başkaları eğer isimlerinden utanıyorlarsa... Ben onlara isimleriyle hitap ediyorum. Ben, birileri bir makama gelmişse, o makamın hakkını vermiyorsa onlara o makamı yakıştırmadığım için, onları o makamdaki insanlar olarak görmediğim için isimleriyle hitap ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Kimin nereye yakışacağına sen mi karar vereceksin?

KAMER GENÇ (Devamla) - Dolayısıyla, benim hitap tarzım böyle efendim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Millet karar veriyor, millet!

KAMER GENÇ (Devamla) - Benim hitap tarzım böyle. Hayır, efendim...

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen karar veremezsin kimin nereye yakışacağına!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, şimdi, Tayyip Erdoğan’a Cumhurbaşkanı demiyorum çünkü Cumhurbaşkanı statüsünü kazanmamıştır. Mahkemeye de vereceğiz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Onu millet Cumhurbaşkanı yaptı! Bu kararı sen veremezsin!

KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, bakın, şimdi, siz biliyorsunuz, yolsuzluklar almış yürümüş, bunları burada dile getirmemizi istemiyorsunuz.

Şimdi, bugün eğer öyle temiz dille hitap edilmesi gerekiyorsa Ahmet Davutoğlu dün burada “CHP’liler siz darbecisiniz.” dediği zaman, böyle bir hitap olur mu? O zaman Meclis Başkanlığı kürsüsüne oturan Cemil Çiçek, niye Ahmet Davutoğlu’na bir uyarı cezası vermedi?

Arkadaşlar, koskoca bir siyasi partiye “Sen darbecisin.” denilebilir mi? Kim darbeci? Darbeci olabilir mi?

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Darbeye taraf olan herkes darbecidir!

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Siz darbecisiniz, siz!

KAMER GENÇ (Devamla) - Ondan sonra yani hitap etmesini bilmeyen bir…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bal gibi darbecisiniz!

KAMER GENÇ (Devamla) - Aslında orada uyarması ve sözünü kesmesi lazım.

Siz iktidar partisisiniz ya, sayın AKP’liler, ben utanıyorum ya, üzülüyorum...

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - CHP’li olduğun için utan, evet!

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) - Kendine bak, kendine!

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben defalarca burada sizin yaptığınız yolsuzlukları, hırsızlıkları dile getirmekten utandım, sizinkiler yapmaktan utanmadı ya. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) - Aynaya bak!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, bakın, bugün Hayrettin Karaman ne diyor? “Yolsuzluk, hırsızlık değil.” diyor, şey veriyor. Neden biliyor musunuz? 17 Aralık ve 25 Aralıkta hırsızlık yapılmış yani sizin emrinizle o fetvayı veriyor: “Yolsuzluk, hırsızlık değil.” diyor. Ne demek yani? Yolsuzluk yapılmış. Bakın, 17 Aralıkta, 25 Aralıkta AKP’nin bakanları hırsızlık ve yolsuzluk yaparken suçüstü yakalandılar. Tayyip Erdoğan o gün oğluna telefon etti: “Oğlum, paraları sıfırlandın mı?” “Hayır babacığım, sıfırlamadım, orada daha 30 milyon euro var.” dedi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kasetle, montajla konuşma! Montajla konuşma!

KAMER GENÇ (Devamla) - O paralar nereye gitti? Niye bu savcılar şey etti? Ondan sonra, Bekir Bozdağ bütün savcıları görevden aldı, hâkimleri görevden aldı. Böyle bir adalet olur mu? Böyle bir devlette hukuk olur mu? Bakın, Amerika’da adamlar şey ediyorlar. Hukukun olmadığı yerde barış olmaz, hukukun olmadığı yerde yaşama hakkı olmaz.

Bir de şu çözüm süreci... Bu çözüm süreci nedir? Çözüm süreci eğer Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmekse biz buna karşıyız ama eğer çözüm süreciyle demokrasinin standartlarını yükseltiyorsanız, hayhay.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aklın yetmez senin, aklın yetmez!

KAMER GENÇ (Devamla) - Niye gizliyorsunuz? Gelin burada... Bu memleketin bölünmesi hâlinde herkesi ikaz ediyorum, görevini yapmaya davet ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aklının erdiği konularda konuş.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, arkadaşlar, özellikle batıda birçok yerde bunu bekleyen birtakım insanlar var, “Böyle bir olay olsun da orada, ondan sonra, doğu, güneydoğudaki insanların mallarını ellerinden alalım.” diye bir iç isyan çıkarmanın peşine çıkan insanlar var; bunları ikaz etmek durumunda kalıyorum. Onun için, hepimizin menfaati laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğündedir. Türkiye’de demokrasinin standartlarını yükseltelim, herkes düşüncesini özgürce konuşsun ama bu memleketi bölmeye kalkmayalım.

Şimdi Tayyip Erdoğan zengin olmuş, ondan sonra saraya da sığınmış, orada 5 bin polis getirmiş, zannediyor ki orada rahat edecek. Bu memlekette iç savaş çıktığı zaman en başta onun başı gidecek. Herkesin bunu bilmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - İç savaş çığırtkanlığı yapma!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Bu nasıl bir ifade Sayın Başkan ya? İç savaş çağrısı yapıyor ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ben iç savaş çağrısı yapmıyorum. Bakın...

BAŞKAN – Sayın Konuşmacı, süreniz bitti.

KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, vermediniz süreyi.

BAŞKAN – Ekledim, ekledim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Görmedim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - İç savaş çağrısı yapıyor! Utanmaz! İç savaş çağrısı yapıyor!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ben iç savaş çağrısı yapmıyorum.

BAŞKAN - Sayın Konuşmacı, süreniz bitti, ekledim sürenizi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, 6-7 Ekimde Türkiye’de 50 vatandaş öldü, devlet daireleri bu kadar tahrip oldu...

BAŞKAN – Sayın Konuşmacı, süreniz bitti.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ayıp, ayıp o kürsüye ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kamer, sen cellatsın!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen Türkiye’yi Suriye yapmak istiyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) - ...Onların hesabını kim verecek?

BAŞKAN – Sayın Konuşmacı, süreniz bitti.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ama Sayın Başkan... (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Kestim, sürenizi ekledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sen herkesin kellesini uçuruyorsun Kamer. Cellat Kamer!

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın Konuşmacıya bir şey açıklamak istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Herkesin kellesini uçuruyor.

BAŞKAN – Sayın Elitaş...

Konuşmacıya bir şey açıklamak istiyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Anlamaz ki.

BAŞKAN - Biraz önce bir açıklama yaparken ben şunu kastetmiştim: Sayın Genç’i hiç tanımıyorum, bir merhabam bile yok sekiz senedir ama buna rağmen, elbette ki görevim gereği buraya çağırırken ve teşekkür ederken de “Sayın Kamer Genç.” diyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Deme canım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Değmezsin zaten.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen de çık git o zaman!

BAŞKAN – Bunu beklemiştim sizden.

Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) - Size de “sayın” diyebilir miyiz?

BAŞKAN – Sizin terbiyenize kalmış olan bir şey.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, az önce sayın hatip kürsüde konuşurken...

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - Özür dileyeceksin adına herhâlde iç savaş çığırtkanlığı yaptığı için.

LEVENT GÖK (Ankara) – ...mikrofonu kapatarak sözünü kestiniz, ben bu yaptığınız uygulamayla ilgili bir usul tartışması açmak istiyorum ve aleyhinizde söz istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, peki.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Lehte...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Siz Sayın...

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - İç savaş çağrısı için mi usul tartışması açıyorsun?

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın konuşmacı, grubumuza dönerek “Sizin yolsuzluk ve hırsızlıklarınızı ben anlatıyorum ama siz bunlardan vazgeçmiyorsunuz.” diyerek suçlamada bulunmuştur, hakarette bulunmuştur. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı iki dakika veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin konunuzu da değerlendirmeye alacağım.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Kamer Bey’in söylediği suçlamaları külliyen reddediyorum. Böyle genel, kaynağı belirsiz, spekülasyon dolu konuşmaların bir anlamı yok, siyasi bir değeri de yok. Önce bunu belirteyim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kaynak belli de genellemesi doğru değil.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Türkiye’de kurallar var, hukuk var, devlet mekanizması işliyor, suç işleyen var ise cezasını görür.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Savcılar var değil mi Hocam, polisler var!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama, Kamer Bey ne söylerse söylesin, biz her zaman onun veciz ve güzel konuşmasını -biraz önceki örnekte de olduğunuz gibi- heyecanla izliyoruz ve çok duygu doluyoruz oturduğumuz yerden. Yine bizi aynı şekilde duygulandırdı, çok teşekkür ediyoruz Kamer Bey’e(!)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Duygulandığını fark ettim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Goebbels, biliyorsunuz, Nazilerin Propaganda Bakanıydı. Goebbels’e diyorlar ki: “Niçin aynı şeyleri tekrar edip duruyorsunuz?” O da cevap veriyor: “2 bin yıldır Credo hep aynı şeyleri tekrar etti; bakın, Hristiyanlık sürüyor. Biz de aynı çizgide gidiyoruz.” diyor. Sanıyorum, Kamer Bey de Goebbels’ten ilhamla, hep aynı şeyleri söyleyerek bir netice alacağını sanıyor. Bunu geçiyorum.

Tabii, Kamer Bey’le aramızdaki sevgiyi, muhabbeti hiçbir şey bozamaz, bunu kendisine de ifade etmek isterim. Ama, Allah hayırlara tebdil etsin, dün gece bir rüya gördüm. İnsan Mecliste bu kadar olunca rüyalarına da giriyor Meclis. Rüyamda Kamer Bey’in suretine girmiş olan bir konuşmacı, maalesef çok rezil, çok pespaye, çok kötü, hiçbir insani normla uyuşmayan konuşmalar yapıyordu. Kâbus içinde uyandım, dedim ki: Bizim Kamer’imizle aramızı bozmak için rüyalarıma kim giriyor? Acaba, MİT mi rüyalarıma giriyor, karışıyor diye düşündüm. Uyandığımda da tabii, Allah’a şükür dedim, öyle bir durum olmayacak, Kamer’le muhabbetimiz, Kamer Bey’le muhabbetimiz devam edecek.

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Çok veciz konuştunuz(!)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gök, sizi dinleyeyim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben az önce arz ettim. Konuşmacımız Kamer Bey konuşurken...

BAŞKAN – Konuşmacının sözünü kesmemden dolayı…

LEVENT GÖK (Ankara) – …bir usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN - …usul tartışması açıyorsunuz.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehinde, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar, açmaya karar verdim mi? Vermedim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Çünkü uyguladığınız maddeye uyan bir durum olmadığından dolayı ben usul tartışması…

BAŞKAN – Peki, 67’nci maddeyi okudunuz mu akabinde?

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, siz 66’ya göre işlem yaptığınızdan bahsettiniz.

BAŞKAN – 66, 67. Şimdi, bakalım, ben bunlara uygun işlem yaptım.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Nezaketten bahsediyorsunuz, kürsüdeki bir konuşmacının sözünü kesmeniz nezaket kurallarına uymuyor, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Şimdi, usul tartışmasıyla ilgili gerekçelerini söylüyorum: “Görüşmeye yer olup olmaması…” Bununla ilgili bir şey yaptım mı? Hayır. “…Başkanı gündeme veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet…” İç Tüzük’e uygun davrandım. “…Bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konular…” Böyle bir eylemde de bulunmadım. Konuşmacıya saygı çerçevesinde, o burada olmadığı zaman bir açıklama yaptığımı, saygı çerçevesinde, kişilere ön adıyla hitap etmemesi gerektiğini söyledim.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – “Bey” dedi, bey, bey!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Saygının kuralını siz mi koyacaksınız, saygının tarifini siz mi yapacaksınız?

BAŞKAN – Dolayısıyla, usul tartışması açma niyetinde değilim Sayın Gök.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 63’ü okur musun Sayın Başkan?

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – 63’e gelir misiniz Sayın Başkan?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yani orada yazıyor mu saygıyı Meclis Başkanının tarif ettiği?

LEVENT GÖK (Ankara) – Arkadaşlar, bir saniye, rica ediyorum…

BAŞKAN – Bilmiyorum, kimi dinleyeceğim sizin grubunuzdan?

LEVENT GÖK (Ankara) – 63’üncü maddeye göre, bir usul tartışması talebi geldiği zaman bunu değerlendirmek hakkına sahip değilsiniz, açmak durumundasınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, efendim, birinci fıkraya göre açar.

BAŞKAN – Hayır, usul tartışması açmaya karar vermek tamamıyla benim uhdemde olan bir şey…

LEVENT GÖK (Ankara) – Takdir hakkınız yok bu konuda.

BAŞKAN – Ve ben şimdi usul tartışması açarsam esas usulsüzlüğü o zaman yapacağım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır Sayın Başkan, bu konu önemlidir.

BAŞKAN – Bunu yapmaya mecbur mu bırakıyorsunuz beni?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Israr ediyoruz, oylamaya sunarsınız, şu anda AKP Grubu da azınlıkta Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Milletvekilimizin sözü kesilmiştir.

BAŞKAN – Bunu yetkime dayanarak yaptım, şimdiye kadar ilk defa da yapmadım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu uygulamanız da yanlıştır, bu uygulamanız son derece hatalıdır.

BAŞKAN – Uygulamam da yanlış değil, özür dilerim, usul tartışması da açmayacağım çünkü usul tartışmasının açılmasına neden olan hiçbir kural yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Usul tartışmasında takdir hakkınız yoktur Sayın Başkan, talep hâlinde açmak zorundasınız.

BAŞKAN – Hayır, hiç böyle bir zorunluluğum yok, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama bu şekilde olmaz, rica ediyorum, bu yaptığınız da usule aykırıdır.

BAŞKAN – Böyle bir zorunluluğum yok. Sayın Gök sizi kırmak istemem ama lütfen… Bu konunun usulsüzlük anlamında değerlendirilmemesi gerekiyor. Eğer bu talebiniz üzerine ben usul tartışması açarsam usulsüzlük olur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, 63’e göre takdir hakkınız yoktur. Bakın, “Usule ait konular diğer konulardan önce görüşülür.” diyor. Bunu bugüne kadar hep böyle uyguladık zaten.

ATTİLA KART (Konya) – Takdir yetkiniz yok Sayın Başkan. “Görüşülür.” diyor, “Konuşulur.” diyor.

BAŞKAN - Şimdi, bakın öyle bir şey söylüyorsunuz ki o zaman her elini kaldıran bir usul tartışması açar. Böyle bir çalışma düzeni söz konusu olabilir mi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Usulle ilgili konuları tartışmak durumundayız elbette. Tüzük’ün 63’üncü maddesi çok açık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu saate kadar bitmişti zaten. Siz işi uzattınız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bakın Sayın Gök, sizinle tartışmak istemiyorum ama size usul tartışması açılmasının nedenlerini okudum. Bunlara uymayan hiçbir davranışım yok. Başkanın İç Tüzük’te yazılan maddelerden dolayı konuşmacının sözünü kesme hakkı var. Bunu yaptım, kestiğim süreyi de konuşmacının süresine ekledim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onları kararınıza dercedersiniz Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, zaten tartışma konusu konu, konuşmacımızın mikrofon kapatılarak sözünün kesilmesidir. Yani...

BAŞKAN – Söz başka nasıl kesilir? Bakın, ben söz kestim. Söz kestim, konuşmacı, konuşmasına devam etti.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, bakın, orada da ama... Sayın Başkanım siz...

BAŞKAN - Sayın Gök, lütfen...

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, siz usul tartışması açmamak suretiyle de usule aykırı davranıyorsunuz.

BAŞKAN – Haklısınız, siz de bu talepte bulunmakta haklısınız, grup başkan vekilisiniz ama lütfen beni usulsüz davranmaya mecbur etmeyin, lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdiye kadar reddedilen bir usul tartışması olmamıştır bu Meclisin içerisinde.

BAŞKAN - O zaman herkes elini kaldırsın, usulsüz tartışma yapalım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Herkes” değil, Grup Başkan Vekilidir Sayın Başkan. Nasıl “herkes”?

LEVENT GÖK (Ankara) – Usul önceden gelir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, gündeme devam edelim. Şu anda gündeme devam etmemek İç Tüzük’e aykırı hareket etmektir.

BAŞKAN - Sayın Gök, ben İç Tüzük’ü nasıl uygulayacağım, nasıl uygulayabilirim? Buradaki yorumlara ve teamüllere göre değil mi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, biz maruzatımızı arz edelim, siz değerlendirmenizi yaparsınız.

BAŞKAN - Buyurun yerinizden bir dakika vereceğim o zaman size.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama efendim, biz bunu tartışmadan olmaz.

BAŞKAN - Açmayacağım usul tartışması, hayır. Açıklama için yerinizden bir dakika vereceğim, buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bir taraftan açıklama bekliyorsunuz, bir taraftan açmama kanaatinizi belirtiyorsunuz; o zaman niye açıklama istiyorsunuz?

BAŞKAN – Ben Grup Başkan Vekilinize bir dakikalık açıklama için söz verdim. Size de sormadım, kendi inisiyatifimle verdim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, kararınız buysa o zaman niye açıklama istiyorsunuz kardeşim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu kadar keyfîlik olur mu?

BAŞKAN – Size ne?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ne demek “Size ne?”

BAŞKAN – Sayın Gök buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Senin öyle bir şey söylemeye hakkın var mı? Ne demek “Size ne?” Sizin yaptığınız saygısızlık değil mi milletvekiline?

BAŞKAN – Evet, size ne? Grup Başkan Vekilinize söz verdim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – “Size ne?” diyor! Demeye hakkın var mı senin? Nasıl saygı bekliyorsun o zaman milletvekilinden? Önce saygıyı hak edeceksin!

BAŞKAN – Beklemiyorum sizden saygı.

Buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Biz de sizden beklemiyoruz.

BAŞKAN – E, ne güzel, anlaştık o zaman.

Buyurun Sayın Gök.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Saygıya değer bulmuyoruz sizi!

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, usul görüşmesi açılması talebinin reddedilmesine ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Meclisimizi İç Tüzük’e uygun yönetmek elbette sizin en başta gelen görevlerinizden bir tanesi. Şu ana kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde ben usul tartışması istenip de Başkanlık Divanı tarafından reddedilen hiçbir konu hatırlamıyorum. Ayrıca bu tutumunuz da bir usul tartışması doğuruyor. Şu ana kadar bize bu konuda söz verseydiniz biz maruzatımızı arz ederdik ama önemli olan, Başkanlık olarak kürsüye çıkan her konuşmacının kürsü özgürlüğünü korumak sizin en başta gelen görevinizdir.

Sayın konuşmacı kimseye hakaret etmedi, elbette bir Başbakanlık bütçesi üzerine konuşuyor. Ve dün de Sayın Başbakan Cumhurbaşkanıyla olan münasebetlerinin ölümden sonra da devam edeceğini söyleyerek çok ciddi bir bağ kurmuştur. Doğaldır ki bundan kısa bir süre önce Başbakanlık yapan bir şahsın burada konuşulması kadar doğal bir şey olamaz. Bu nedenle bu usul tartışması talebimizi biz tekrar yineliyoruz. Lütfen konuyu değerlendirin, usul tartışması açmamak suretiyle vermiş olduğunuz karar da ayrıca bir usul tartışmasını gerektiriyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Ben gerekçelerimi söyledim, devam ediyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sekizinci konuşmacı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Bostancıoğlu bana sataşmada bulundu, dedi ki: “Ben rüyamda Kamer Genç gibi birisini gördüm, orada pespaye gibi konuştu…”

BAŞKAN – Bir dakika, sizi dinliyorum, ne dedi? “Gördüm.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Elitaş…

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, bu Bostancıoğlu’nun zaten huyu, yiğitçe çıkıp da bana cevap vermiyor, böyle dolandırıyor.

BAŞKAN – Ne dedi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Diyor ki: “Rüyamda bir kişi gördüm Kamer Genç’e benziyordu, pespaye konuşmalar yaptı.” dedi, benim konuşmamı…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Milletin rüyalarına girmeye başladın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kâbus, kâbus!

KEMALLETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Ya gerçek oldu. Şaka gibisin, şaka!

BAŞKAN – Evet, buyurun iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, tabii ki rüyalarınıza gireceğim çünkü sizin yaptığınız yolsuzlukları, hırsızlıkları, rüşvetleri her gün buraya getirmekten bıkmayacağım…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Kendine bak.

KAMER GENÇ (Devamla) – ...çünkü bu millete karşı benim bir vicdani borcum var. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, siz Türkiye’yi bitirdiniz.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Aynaya bak, aynaya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İsim söyle, kim yolsuzluk yaptı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, 6-7 Ekim olaylarında bu memlekette 50 vatandaş öldü, yüzlerce vatandaş yaralandı, Türkiye Cumhuriyeti devleti diye bir devlet kalmadı. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar) En sonunda gittiler Abdullah Öcalan’a rica ettiler, Abdullah Öcalan’dan bir rica mektubunu getirdiler ve sokaktaki olaylar önlendi. Yani, şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devleti artık Türkiye Cumhuriyeti devleti olmaktan çıktı, Abdullah Öcalan’ın emrine girdiniz. Abdullah Öcalan eğer yarın öbür gün tekrar “Sokağa çıkın.” derse yine sokak kan gölüne döner. Siz Türkiye’yi bu duruma getirdiniz. Dolayısıyla, hâlâ bunu söylemiyorsunuz. “Faili meçhul cinayet yok.” diyorsunuz. Peki, 50 tane vatandaş öldü; kim öldürdü, kimler öldürdü, çıkın söyleyin. Yüzlerce devlet dairesi tahrip edildi, güvenlik kuvvetleri öldürüldü. Yahu siz iktidar olma inisiyatifini kaybetmişsiniz, direniyorsunuz. Şimdi, zannediyorsunuz ki yarın öbür güne... Bu çözüm süreci nedir, çıkın buradan söyleyin yahu, nedir? Türkiye Cumhuriyeti devletini bölmek mi istiyorsunuz, yoksa demokratik hak ve özgürlükler yönünden mi gideceksiniz, bunu çıkın söyleyin. Yani, Türkiye Cumhuriyeti devletinin güneydoğusu elden gitmiş, yok böyle bir devlet artık orada. Orada devletin polisi sokağa çıkmıyor, askeri, polisi sokağa çıkmıyor, devlet tamamen... İşte, bakın, sizin Bülent Arınç ne diyor: “Efendim, Öcalan’ın itibarıyla oynuyorsunuz.” Tamam da yani yağ çekiyor Öcalan’a, diyor ki: “Öcalan’ın itibarıyla oynamayın çünkü bu bizim babamız, dedemiz yerindedir. Yarın öbür gün sıkıştığımız zaman gidip bunun elini öpeceğiz.” Bu duruma getirdiniz Türkiye’yi yahu.

Tamam, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bu dil...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, konuşmacı -kayıtlara geçmesi için diyorum- bunu kasıtlı olarak yapıyor. Bu bütçe görüşmelerini sabote etmek için Sayın Bülent Arınç’a kasıtlı olarak sataşıp yalan ifadeler kullanıyor ki sataşmadan Sayın Başbakan Yardımcısı söz alsın, bütçe görüşmeleri karışsın. Görevi “mix”, mikser kendisi, provokatör!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana “provokatör” dedi ya!

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi adına sekizinci konuşmacı Sayın Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana “provokatör” dedi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Evet, dedim, dedim; öylesin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sataşma var.

BAŞKAN – Konuşsun, dinleyeceğim sizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?

BAŞKAN – Konuşsun, dinleyeceğim, ismini söyledim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz bir cümle söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Şeker, kusura bakmazsanız...

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Estağfurullah.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı söz istiyorsunuz Sayın Arınç?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Bir cümle...

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Ya Levent Gök, az dur da konuşsun, az sulh bulsun şurası be!

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, elbette, Sayın Arınç konuşabilir ama konuşmacımızı kürsüye davet ettiniz.

BAŞKAN – İzin istedim kendisinden Sayın Gök.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Mehmet Bey, bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN – Bir cümle söyleyecekmiş, kendisinden izin istedim lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Şeker’den rica ediyorum, bir cümle söyleyeceğim.

Mahir Bey, Kamer Genç’in konuşmasındaki asıl maksadı açıkladı. Ama, bu rezil konuşmayı cevapsız bırakmayacağım, bana ayrılan süre içinde cevap vereceğim.

Sayın Başkanım, arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şeker, buyurun süreniz yedi dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bak o da “rezil” dedi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Başka kelime bulamadım.

BAŞKAN – Vereceğim sonra size söz.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, hepsini birleştirin, bir kerede verin.

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle yaptığınız süre içinde size söz vermem, lütfen…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Ne demek keyfinize göre mi Sayın Başkan? Sayın Bakan nasıl “rezil” diyebilir?

BAŞKAN – Bir dinleyelim sonra, sizin talebinizi alacağım.

Buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya bir bakan, milletvekiline “rezil” diyor, siz orada gıkınızı çıkarmıyorsunuz. Hani nerede nezaket? Hani nerede deminki nezaket arayışın senin?

BAŞKAN – Sayın Genç’i dinleyeceğim dedim; iyice dinleyin beni, beni iyice dinleyin.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bir bakan bir milletvekiline “rezil” diyor. Bakanın sözünü size iade ediyorum Başkanlık Divanı olarak. Ayıptır!

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Hani nerede nezaket?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Konuşma rezil” dedi.

BAŞKAN – Sayın Genç’e, söz vereceğim, Sayın Genç’in talebini dinleyeceğim. Tekrar edeyim mi? Sayın Genç’in talebini dinleyeceğim. Oldu mu?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Neyi nerede dinleyeceğinize doğru karar vereceksiniz, saygılı davranacaksınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kürsüde hatip var, hatibe saygısızlık yapmasınlar.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, oturun lütfen.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şeker.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Milletvekiline “rezil” demedi Sayın Ecder, “rezil konuşma” dedi.

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Sayın Başkanım, bir sükûneti sağlar mısınız? Süremi de tekrar başlatır mısınız?

BAŞKAN – Tabii, yeniden başlatalım.

Buyurun yedi dakika…

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Millî İstihbarat Teşkilatının ve Millî Güvenlik Kurulunun bütçesiyle ilgili grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Millî İstihbarat Teşkilatının ana sayfasında şu yazı var: “İstihbaratta gaye, doğru haber almak ve devleti bir sürprizle karşı karşıya bırakmamaktır.” Çok güzel bir ibare, haklı bir ibare ama maalesef Uludere’de üstüne bomba yağdırılan vatandaşlarımızı düşünürsek, Gaziantep’te kent meydanında patlayan ve 10 kişinin hayatını kaybettiği olayı düşünürsek, Cilvegözü Sınır Kapısı’nda ve Reyhanlı’da patlatılan bombaları düşünürsek Millî İstihbarat Teşkilatı bu görevini yerine getirmemiştir ve Türkiye’yi acı sürprizlerle karşı karşıya bırakmıştır diyebiliriz.

Millî İstihbarat Teşkilatının zaafları bununla da bitmiyor değerli arkadaşlar. Bakın, Suriye’de rejime muhalif olan bir grup, Gaziantep’in en işlek mahallesinde, caddesinde, kimine göre bir Başbakanlık binası, kimine göre de bir organizasyon binası kurdu. Bu binanın etrafında güvenlik kuvvetleri tedbir aldı. Bu kürsüden söyledim, Gaziantep’in en işlek yerinde, caddelerinde yirmi dört tane Suriye’ye ait, muhalif Suriye gruplarına ait kuruluşlar var; bunların yarın bir gün terör saldırısıyla ya da bunların içindeki insanların yapacağı saldırıyla Gaziantepli karşı karşıya kalabilir diye burada çok kez bahsettim ama maalesef dinlenilmedi. En son, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği bir açıklama yaptı: “Gaziantep’teki bu binalara aşırı gruplar tarafından -kimlerse- terör saldırıları olabilir.” dedi. Maalesef, yine MİT’ten ses çıkmadı.

Peki, Millî İstihbarat Teşkilatı bizim vatandaşlarımızın can güvenlikleri için ne yaptı? Maalesef bununla da ilgili herhangi bir şey yaptıklarını görmedik. Suriye sınırında uyguladıkları açık kapı politikasıyla kimin ülkeye girdiği, ne zaman girdiği, neler getirip götürdüğünü maalesef hiçbir zaman takip etme hakkımız ya da şansımız olmadı. Ve dolayısıyla şu anda ülkemizde bulunan 1,5 milyonu aşkın, 2 milyona yakın -kimi kayıtlara göre- Suriyelinin nerede olduklarını, nasıl olduklarını, ne iş yaptıklarını da maalesef bilemiyoruz.

Geçen mart ayında -hatırlarsanız- bir “tape” vardı; burada Dışişleri Bakanı ve Müsteşarı, MİT Müsteşarı ve bir orgeneral arasında geçen konuşmalar vardı. Bu kayıtta, tüm bu uyarıların ve söylemlerin kabul edildiği fakat hem siyaseten hem de işin ucu kaçtığı için Hükûmet ile İstihbarat Teşkilatı, ülkenin, vatandaşın güvenliğini sağlayacak önlemi alamaz duruma gelmiştir diye konuşmalar oluyordu. Bakın o kayıtta MİT Müsteşarı ne diyor? “IŞİD’e karşı bir operasyon yaparsak Türkiye'nin çoğu yerinde bombalar patlar.” diyor. Sayın Müsteşar, bu bombaların patlayacağını biliyorsanız, nerede olduğunu da biliyorsunuz, kimler olduğunu da biliyorsunuz; o zaman tedbirinizi alın. Millî İstihbarat Teşkilatının başka bir görevi var mı? Bu tedbirleri almak, vatandaşın can güvenliğini sağlamak ve bunun için de gereğini yapmak. Ama maalesef, bizim bütün bu açıklamalarımıza rağmen, bunlar bir türlü yapılamadı.

Yine burada defaatle konuştum, açıkladım, pek çok tır yakalandı, Suriye’ye Kilis üzerinden giden tırlar yakalandı, içinde silah ve mühimmat vardı. Kara Kuvvetleri Komutanlığından bana -daha doğrusu Bakanlığa yazmıştım- “Biz bu maddeleri aldık, evet, silah ve bomba yapımında kullanılan maddelerdir ve bu silah ve bomba yapımında kullanılan maddeleri de ortadan kaldırdık, imha ettik.” diye bir yazı gönderdiler. Ben, imha edildiğini sormadım. Bu silahlar kime gidiyordu, hangi ülkenin malıydı, kimlerin eline gidiyordu, hangi Müslümanın kanını akıtmak için oraya gidiyordu; ben onları sordum ama maalesef bunlara da yanıt alamadık. Söz konusu kayıtlarda 2 bine yakın tırdan bahsediliyor. Bunların kime gittiği belli değil. Hep açıklamalarda Türkmenlere gittiği iddia edildi ama Türkmenler de “Biz, böyle bir silah almadık, herhangi bir yardım almadık.” dediler.

MİT’le ilgili çok ciddi bir sıkıntı daha var değerli arkadaşlar, onu da sizinle paylaşmak istiyorum. Her çıkan kürsüye, televizyona Kürt sorununun çözümünden bahsediyor, çok güzel. Sorunu çözeceğiz, gerekeni yapacağız; orada bir sıkıntımız yok. Peki, Kürt sorununun çözümünde aktif rol oynayan yapılardan birisi de Millî İstihbarat Teşkilatı.

Değerli arkadaşlar, 9 Ocak 2013 tarihinde Fransa’nın başkentinde, Paris’te Kürt Enformasyon Bürosu’na düzenlenen silahlı saldırıda 3 kadın hayatını kaybetti. Kimdi bunlar? Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez. Bununla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı. Fransız istihbaratı ve Millî İstihbarat Teşkilatı bazı şeyleri paylaştılar. Bir kişiyi gözaltına aldılar, tutukladılar ve o kişinin aslında, daha doğrusu, cinayetin tetikçisi Ömer Güney’in cinayeti MİT’in bilgisi dâhilinde işlediğini iddia eden bir “tape” vardı, kayıt vardı. Eğer böyle bir şey olduysa değerli arkadaşlar, gerçekten işimiz çok sıkıntılı ve zor. Bir sorunu çözmeye çalışırken öldürülen 3 kadının failini bulamayan bir istihbarat örgütü varsa ya da faillerin kim olduğunu biliyor da bunları kamuoyuyla paylaşmıyorsa ciddi sorunlar var demektir. Gerçekten ülkemiz açısından gerek sınır kapısında yaşananlar gerek yurt dışında yaşananlar gerekse ülkemizden başka bir ülkeye geçen silah ve mühimmatlar konusunda, burada defaatle konuştuğumuz hâlde, herhangi bir açıklama gelmemesi de maalesef, şunu çok rahat söyleyebilirim, demek ki birtakım bilgilerin üstü örtülüyor ya da bunların arkasında Türkiye’den birileri var. Eğer bu 3 kadının hangi gerekçeyle öldürüldüğü açıklanmıyorsa bunun arkasında ya bizim ülkemizden ya başka bir yerden birileri var ve bunu da en iyi bilen Millî İstihbarat Teşkilatı. Ama bugüne kadar hiçbir açıklama bu konuda yapılmadı ve bu aydınlatılamadı. Ve bu silahlar da maalesef pek çok Müslümanın hayatını kaybetmesine, insanların orada hayatını kaybetmesine neden oldu.

Bu vesileyle bir kez daha söylüyorum, Millî İstihbarat Teşkilatı, en azından, Parlamentoya görüşlerini, düşüncelerini ve bu yaşananları anlatmak, bizleri bilgilendirmek zorundadır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç’e söz vereceğim demiştim, Sayın Genç’e söz vereceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) - Tamam, peki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç, talebinizi alayım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bülent Arınç dedi ki: “Rezilane konuşmasını…”

BAŞKAN – Sayın Bülent Arınç dedi ki…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani “sayın” demek şart değil, o da bana “sayın” demesin canım.

BAŞKAN – Ne dedi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dedi ki: “Rezilane konuşmasına…” Benim konuşmama “rezilane” dedi.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yerinden sarf ettiği bazı sözler sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Bülent Arınç’ı tanırım. Bir bakarsın yalancıktan çıkar ağlar, bir bakarsın yani sanki haktan, adaletten yana görünür ama esas karakterini ben biliyorum.

Şimdi, Bülent Arınç sana soruyorum: Sen Fethullah Gülen’in yanına kaç defa gittin? Hangi medetleri umdun?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Haddine mi, ne biçim konuşuyorsun sen?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Sana ne?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ne oldu da bu Fethullah Gülen’in şimdi yanına gitmiyorsun? Ve ondan sonra… Peki, 17 Aralık… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Devamla) – Allah Allah! Yani ben konuşmayacak mıyım burada?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük hükümlerine göre… İç Tüzük’ü hatırlatır mısınız?

BAŞKAN - Sayın konuşmacı, İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre kaba ve yaralayıcı sözler söylüyorsunuz. Sizi temiz bir dille konuşmaya davet ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Rezil bir üslup, rezil, rezil! Pespayesin, pespaye.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam, ben temiz dille konuşuyorum.

Yani diyorum ki Bülent Bey, “Bülent Arınç” diyeyim, zaman zaman bir göz yaşları döküyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sana ne ya, sana ne!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, tuttu, “Bana ordudan tuzak kurulmuş.” dedi. Ondan sonra getirdiler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Burada hakaret yok, muhatabı orada.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen, ben gerekli ihtarımı yaptım.

KAMER GENÇ (Devamla) – …Türkiye Cumhuriyeti devletinin ordusunun en gizli sırlarının saklandığı Kozmik Oda’yı arattırdı. Orada elde ettiği bilgiler nerede şimdi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya sen oğlunun, ailenin hesabını vermeyerek bir de burada hesap mı soruyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, sana o zaman eğer tuzak kurulduysa niye bunun sonucunu sormuyorsun?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rezil, rezil bir konuşma yapıyorsun, rezil!

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer burada o subaylara iftira attınsa burada Türkiye Cumhuriyeti devletinin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Şahsiyatla uğraşmayın lütfen. Israr ederseniz 67’nci maddeyi uygulamak zorunda kalacağım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rezil, rezil!

KAMER GENÇ (Devamla) – …ordusunun sırlarını niye aldınız da getirdiniz? Kimlere verdiniz? Bunun baş sorumlusu Bülent Arınç. Peki böyle bir şey olur mu? Yahu bunlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rezil ve pespaye bir konuşma!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle üslup olur mu Başkanım ya?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rezil bir konuşma yapıyorsunuz, rezil!

KAMER GENÇ (Devamla) – Reziller, kendisini rezil zannediyor ve zannediyorlar ki –kendilerinin rezil konuşmaları- başkalarının yaptığı konuşma da rezil.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ve size çok yakışıyor bu rezillik! Size çok yakışıyor bu rezillik!

KAMER GENÇ (Devamla) – Hâlbuki rezilliği yapan kendileri. Benim konuşmam çok terbiyelidir, Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını korumaya yöneliktir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Bu konuşmalar sanki seni yansıtıyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rezile rezillik yakışır!

KAMER GENÇ (Devamla) – Türk ordusunun sırlarını getirmiştir, sırf başkasına vermek için bir sahte ihbar yapılmıştır. Onu da açıklasın çıksın burada.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rezil bir konuşma, rezil!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben burada Parlamento görevimi yapıyorum arkadaşlar, ben rezillik yapmıyorum.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Süre bitti, süre bitti.

KAMER GENÇ (Devamla) – Rezillik yapan kendileri rezil! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rezil ve pespaye bir konuşma! Size çok yakışıyor!

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dokuzuncu konuşmacı Sayın İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika Sayın Özkes.

CHP GRUBU ADINA İHSAN ÖZKES (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılı Diyanet bütçesi hakkında CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hafta başında yapılan 5’inci Din Şûrası’nın açılışında sevgi, hoşgörü, dostluk, kardeşlik yerine, kin, nefret, ayrıştırma, kutuplaştırma öne çıkmıştır. Neredeyse Din Şûrası kin şûrasına dönüştürülmüştür. Atatürk’ün kurduğu Diyanetin düzenlediği bu toplantıda Atatürk’ün şükranla anılması gerekirken o döneme dair haksız eleştiriler yapılmıştır. Maalesef Diyanet organizesindeki kimi toplantılar iktidarın borazanlığına çanak tutar hâle gelmiştir. Dışişleri Bakanı iken Van Ulu Cami’de belediye başkan adayını tanıtan Davutoğlu Başbakan iken neler yapmaz? Camileri propaganda merkezi yapmak için mi Diyaneti doğrudan Başbakanlığa bağladı acaba?

Kayseri Talas ilçesinde protokol masası kuruluyor, cami mihrabına konulan kürsüden belediye başkanı propaganda yapıyor.

Yine, Üsküdar ilçe başkanlığına seçilen bir kişiyi -bir ilçe başkanı seçiliyor- o kişiyi tebrik için cami duvarına pankart asılıyor. Allah “Mescitler, camiler Allah’ındır.” buyuruyor ama iktidar camileri ve mescitleri seçim bürosuna çeviriyor.

İSMET SU (Bursa) – CHP’nin yıktığı mescitler nerede?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Çanakkale Bayramiç Kaykılar köyünün imamı IŞİD saflarında savaşmaya gidiyor. Diyarbakır Kayapınar Fidan Mescidi’nin din görevlisi IŞİD’e destek hutbesi okuyor.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Nereden çıkardın bunları ya, Allah Allah?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Yirmi beş yıldır Kutlu Doğum Haftası düzenleyen Diyanet yirmi dört yıl bu amblemi kullanmıyor ancak IŞİD’in ortaya çıktığı 2013 yılının Kutlu Doğum Haftası’nda bu amblemi kullanıyor. Amblemi kullanma zamanlamasına dikkat çekmek istiyorum.

İktidar çalıştaylarla Alevileri oyalıyor. Alevi bir bakanı, Alevi bir valisi olmayan iktidar Alevi köylerinin yollarını da yapmıyor. Bu ülkede devlet cami, kilise, sinagog, havra onarımını yapıyor, bu mabetlerin elektrik paralarını ödüyor, Alevilerin cemevlerini yasal olarak tanımıyor bile. Aleviler kendi vergilerinin de bulunduğu bu Diyanet bütçesi için “Hakkımız haram olsun.” diyor. Diyanet Başkanı aşure yemeğine dedeleri davet ederek…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Haram olsun!

İHSAN ÖZKES (Devamla) – …Diyanet bütçesindeki Alevilerin hakkını sadece dedelere aşure yedirmek olarak mı görüyor acaba?

Diyanetin 2015 bütçe tasarısında ne bir “Alevi” kelimesi ne bir “Caferi” kelimesi ne de bir “cemevi” geçiyor. Alevilerin Allah’ı aynı Allah değil mi? Kitabı aynı kitap değil mi? Peygamberi aynı Peygamber değil mi? Ehlibeyti aynı ehlibeyt değil mi? Nedir bu Alevilere yapılan haksızlıklar ve zülüm? (CHP sıralarından alkışlar) Müslümanlıksa Müslümanlıkta hak yemek yoktur; demokrasi ise insan haklarına riayet vardır. Yeter artık, cemevlerine yasal statü verilmelidir.

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – İbadethane mi olsun; onu söyle?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Allah Kur’an’da “Hırsızın elini kesin.” buyuruyor, Hazreti Muhammed “Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa elini keserim.” buyuruyor; Diyanet Başkanı ise “Hırsızlık kötü bir şeydir ancak maneviyatı çalmak çok daha kötü şeydir.” diyerek İslam tarihinin talihsiz en büyük fetvasını veriyor.

Yüce dinimiz İslam’ın genleriyle oynanıyor. Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin, devlet malını aşırmanın, yalanın, iftiranın, zulmün, şiddetin âdeta meşrulaştırıldığı nevzuhur paralel bir din oluşturuluyor. Allah’ın dini iktidarın icraatlarına göre uyarlanmaya çalışılıyor.

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluklar operasyonu nedeniyle 20 Aralık 2013’te okunacak rüşvetle ilgili hutbeden vazgeçildi. Hutbede “Rüşveti alan da veren de melundur.” hadisinin okunması engellendi. Camilerde bir yıldır hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk, kul hakkı yemek, devlet malını aşırmak gibi konularda ayet ve hadislere âdeta sansür uygulanıyor.

Müslüman geleneğine göre devlet işinde “hediye” adı altında alınan rüşvettir, hıyanettir. Rüşvete “hediye” diyen Müslüman olamaz. “Bakara makara” demek küfürdür. Harama haram, hırsıza hırsız, yolsuza yolsuz, israfa israf denilemiyorsa, iktidar korkusu Allah korkusuna galebe çalıyorsa bu ülkede din özgür değildir. Din iman istismarıyla, din vesayet altına girmiştir. Haram parayla hac ve umreyi Allah’ın kabul etmeyeceğine dair Hazreti Muhammed’in hadisini okudum diye eski bir bakan beni mahkemeye verdi. Aslında mahkemeye verilen ben değilim, ben sadece hadisi naklettim, aslında dava edilen hadisi şeriftir, Hazreti Muhammed’in ta kendisidir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle şey olur mu Hoca ya?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Hoca değil belam ya!

İHSAN ÖZKES (Devamla) – 2011 yılında hac hesaplarında yapıldığı iddia olunan 14 milyon 500 bin Suudi Arabistan riyali kadar yolsuzlukla ilgili 26/3/2012 tarihli soru önergemin cevabını otuz üç aydır bekliyorum.

AKP’li bir milletvekili “Eş cinseller de imam olacaklarsa imam olurlar.” fetvası veriyor. Şayet bunu bir CHP’li kazara söylemiş olsaydı neler olurdu?

Haftada bir gün izin yapan din görevlilerinin her ay kullanamadıkları dört günün ücreti maaşlarına yansıtılmalıdır.

Güneş gibi herkesin üzerine doğan, Mevlâna gibi herkesi kucaklayan din görevlilerimize yürekten saygılıyız. Diyanetin ancak siyaset üstü olmasıyla saygınlığını koruyacağına inanıyoruz.

Teşekkür ederim, saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Belam sensin, sen! Belam sensin!

BAŞKAN – Sayın Özkes, teşekkür ederim.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Kim diyorsa o! Belam sensin! Terbiyesizlik etmeyin.

BAŞKAN – Sayın Özkes… Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Şuraya çıkıyorum, konuşamıyorum be! Allah korkusu yok mu sizde? Sabahtan beri laf atıyorsunuz ya.

BAŞKAN – On dakika ara...

Kapanma Saati: 15.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Aylin Nazlıaka konuşacak.

Buyurun Sayın Nazlıaka. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

CHP GRUBU ADINA AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, vakıfların amacı nedir? Vakıflar genel anlamda toplumda yardımlaşmayı, dayanışmayı yeşertmek amacıyla kurulur, değil mi? Ama içinde bulunduğumuz dönemde AKP iktidarı tüm kavramların ve kurumların içini boşalttığı gibi vakıfların da içini boşaltmış durumdadır. Bakın, nur topu gibi yeni bir vakfımız daha oldu, Deniz Feneri’nden sonra bir de dünya çapında tanınan bir TÜRGEV’imiz oldu. Tabii, Bilal oğlanın TÜRGEV’inin yanı sıra Sümeyye Erdoğan’ın KADEM’ini de unutmamamız gerekiyor.

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Kaçak su kullananı da! Su parasını öde.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – İşte, sizin içinde bulunduğumuz dönemde neler akılda kalacak biliyor musunuz?

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Kaçak su parası.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – İçinde paraları olan ayakkabı kutuları, para sayma makinaları…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sen git su paralarına bak, kaçak suya bak.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Oturduğun yerden, oradan konuşma provokatör! Oturduğun yerden konuşma!

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Kaçak suya bak sen, senin konuşmaya hakkın yok. Git Melih Gökçek’e cevap ver.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – …boyum büyüklüğündeki kasalar, işte bunlar hatırlanacak.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Kaçak suya bak, kaçak suya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, laf atmayalım lütfen.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Kendisi laf atıyor.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Gençlerin, çocukların, madencilerin, işçilerin, emekçilerin ölümünün fıtrat olarak kabul edildiği bir dönem olarak tarihe geçeceksiniz sizler. Sizin döneminizde rüşvetin adı bağış, vakıfların ve derneklerin adı ise bağış toplanan ve bu rüşvetlerin âdeta yok edildiği birtakım kurumlara dönüşmüş durumda maalesef.

Buradan, Sayın Arınç’ın utanma duygusu olduğu için, mahcup olduğu için ona bakmadan konuşuyor ve sorularımı Sayın Başbakana yöneltiyorum. Sayın Başbakan her fırsatta dürüst siyasetten bahsediyor. Eğer kendisi gerçekten de bu konuda samimiyse, dürüstse o zaman TÜRGEV’e kimler bağışta bulunmuş, hangi kamu arazileri bu vakfa peşkeş çekilmiş açıklasın. Bakın, ben basına yansıyanların bazılarını sizinle paylaşayım: Taşyapı firması 1,5 milyon TL, Kalyon İnşaat 500 bin TL, Cengiz İnşaat 1 milyon TL, Mapa İnşaat 6 milyon TL, SİNPAŞ 5,5 milyon TL. Bunlar bağış yapan firmalardan sadece bazıları.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hayırsever, hayırsever!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Bakın, hukuk devletlerinde, demokrasilerde idarenin iş ve işlemleri denetime tabidir yani şeffaflık ve hesap verebilirlik demokrasinin olmazsa olmazlarından birisidir.

Tabii, denetimlerin ne kadar baskı altına alındığını hepimizin çok iyi bildiği bu dönemde, gelin, bakın, Sayıştay raporlarında 2013 yılında neler yazılmış Vakıflar Genel Müdürlüğüyle ilgili olarak. Detaylı okumayacağım ama özetle, yapılan ihalelerde ihale yönetmeliğinin yok sayıldığı birçok iş ve işlem yapıldığından bahsediliyor. Gene, iş artışı gerektiren durumlarda ilave işlerin yönetmelik ve şartname hükümlerine göre yapılmadığına dikkat çekiliyor. İş yapma biçiminde ciddi usulsüzlükler olduğunun vurgusu yapılıyor.

Şimdi, yüce Meclis huzurunda soruyorum: Bu ihalelerin tutarı nelerdir? Böyle kaç tane ihale tespit edilmiştir? Bu ihaleler kanalıyla kurum ne kadar zarara sokulmuştur? Bu ihaleleri yapan bürokratlarla ilgili olarak herhangi bir iş ve işlem yapılmış mıdır, yapıldıysa soruşturma sonuçları ne olmuştur? Bütün bunları öğrenmek, bu milletin hakkıdır değerli milletvekilleri.

Gene, Sayıştay raporlarında bazı taşınmazların ya devir yoluyla yani idarenin bilgisi ve yazılı onayı olmadan ya da ihaleye çıkmadan kiraya verildiği söyleniyor, üçüncü kişilere hava parası karşılığında kiraya verildiğinden bahsediliyor. Kim bilir kimlere rant sağlanıyor bu kurumlarımız zarara sokulurken. Hemen bir örnek vereyim, mesela, Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğünde 114 adet taşınmaz, Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğünde 34 adet taşınmaz ihaleye açılmadan, işgalden sözleşme veya protokol yapılarak tüzel kişilere kiraya verilmiş. Yine Tokat’ta devir yoluyla 233 taşınmaz, Kayseri’de 334 taşınmaz kiraya verilmiş. Sorarım size: Nereden alıyor kamu görevlileri bu cesareti? Tabii, balık baştan kokuyor değerli arkadaşlar.

Bakın, kültürel miraslarımızı koruyamadığımız dönemde kaçak sarayı özel komandolar koruyor. Demek ki yeni Türkiye’den kastedilen buymuş diye anlıyoruz.

Tabii, bir de Plan ve Bütçe görüşmeleri esnasında, arkadaşlarımızın da bahsettiği gibi, Vakıfbankın hisselerinin, yüzde 58,5 oranındaki hissesinin Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek bir bedel karşılığında Hazine Müsteşarlığına devredilmesi konusu var yani 1954’ten bu yana faaliyet gösteren Vakıfbankın özelleştirilmesinden bahsediyoruz. Sayın Arınç’a, tekrar, 2000 yılında Manisa Milletvekiliyken özelleştirmeye karşı, Vakıfbankın özelleştirilmesine karşı olan sözlerini hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, TÜRGEV’e yurt dışından 99 milyon 999 bin 990 dolar bağış yapılmış. Gene, KADEM’e 4 milyon 440 bin TL’lik hibe yapıldığı yönünde bazı iddialar var. Hani, tırnak içinde söylüyorum, büyük düşünmeyi siyaset yapma biçimi hâline getirenler için bu rakamlar küçük rakamlar olabilir ama bu rakamlar hayat kurtaran rakamlar. “İtibardan tasarruf edilmez.” diyenler, öyle görünüyor ki madencilerden tasarruf edebiliyor; işçiden, yoksuldan tasarruf edebiliyor.

Bakın, size sokakta yaşayan çocukları söyleyeyim: 3 bin. Sokakta çalıştırılan 500 bin çocuk var, dilendirilen 10 bin çocuk var, yoksul 4,5 milyon çocuk var, işçi 1 milyon çocuk var. İşte, bütün bu rakamların arkasında bu çocukların çığlığı yatıyor.

Kaçak saraylarla, hukuk tanımazlıklarınızla, ölümü fıtrat gören zihniyetlerinizle bu ülkenin tarihine kara harflerle geçmiş bulunuyorsunuz. Biz rüyalardan değil, gerçeklerden bahsediyoruz değerli AKP milletvekilleri. Sizlere Nihal Kemaloğlu’nun sözünü hatırlatmak isterim. Diyor ki Nihal Kemaloğlu: “Zalimsiz saray, dalkavuksuz zalim olmaz.” Sayenizde zalimi de dalkavukları da, sarayı da görmüş olduk.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Hadi oradan be!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hadi oradan, hadi!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, bu yaptığı saygısızlık değil mi?

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizi işaret ederek dalkavuklukla suçladı. Bu, saygısızlık değil mi?

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Metiner, sen üzerine alınma. Metiner, üzerine alınma. Niye alınıyorsun üzerine?

BAŞKAN – Grup başkan vekilleri eğer sataşma olarak görürse ve talep ederse söz veririm. Bu durumda benim yapabileceğim bir şey yok. Lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ama bu saygısızlık hanımefendiye çok yakışıyor. İçtiği kaçak su belli ki ahlakını da bozmuş.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı Sayın Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Metiner, niye üzerine alınıyorsun, dalkavuk musun sen?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kaçak su ahlakınızı bozmuş, haram su.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – “Sayın Tayyip Erdoğan’dan lider olmaz.” deyip sonra…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Metiner, sen dalkavuk musun?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Balım” sen konuşma hele “balım”.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Metiner, sen dalkavuk musun? Niye alındın?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Balım”sın sen, “balım”, “balım.” Sen “balım”ı “Belam” diye anlıyorsun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Niye alınıyorsun Metiner?

BAŞKAN – Sayın Metiner…

Sayın Grup Başkan Vekili, Sayın Gök, sizden de rica ediyorum…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Metiner, dalkavuk musun, niye alındın?

BAŞKAN - Biraz önceki konuşmacı için, Sayın Şeker için gösterdiğiniz hassasiyeti Sayın Tanal için de gösterin. Lütfen Sayın Gök…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Niye alındın?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin aklın ermez Hoca efendi, senin aklın ermez. Aklın ermez senin Hoca efendi.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Dalkavuk musun, niye alındın?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen git Belam’lığa devam et.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

Sayın Tanal, sürenizi yeniden başlatıyorum; süreniz yedi dakikadır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, televizyonları başında bizi dinleyen sayın vatandaşlar; hepinizi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu üzerinde konuşuyoruz. Türkiye İnsan Hakları Kurumunun görevleri: İnsan haklarının korunması, insan haklarının geliştirilmesi ve insan haklarının ihlaliyle ilgili önlemlerin alınması ve bununla ilgili çalışmalar yapması gerekiyor. Şu anda, tabii, biz İnsan Hakları Kurumunun bütçesini konuşurken bürokratların da içerisinde, almış olduğum liste uyarınca -tabii, beni dinlemiyor bürokrat arkadaşımız- Başkan Yardımcısı burada temsilen bulunuyor.

Peki, baktığımız zaman, İnsan Hakları Kurumu ne için kuruldu? Türkiye'deki insan hakları ihlallerinin en aza indirilmesi ve bununla ilgili eğitim çalışmalarının yapılması ve bunun önüne geçilmesi, önlenmesi amacıyla kuruldu. Peki, kaç yılında kuruldu? 2012 yılında kuruldu. 2012 yılından bugüne kadar Türkiye'de İnsan Hakları Kurumu ihlal edilen insan haklarıyla ilgili ne tür bir çalışma yaptı? 5 tane raporu var. Yetkililer burada gayet rahat, ellerini şeylerine koyarak dinliyorlar.

Peki, 10 bin insan Gezi olaylarında yaralandı; 10 bin insanla ilgili, güvenlik güçleriyle ilgili açılan kaç tane dava var? 2 tane dava var: Biri Antalya’da, diğeri İzmir’de. Peki, bu 10 bin insan yaralandı, 10 bin insanın yaralanmasıyla ilgili cezasızlık nedeniyle, cezasız kalması nedeniyle.. Emniyet güçleri insanların üzerine sürekli saldırarak öldürme ve yaralamaya sebebiyet veriyor mu? Veriyor. Peki, ey İnsan Hakları Kurumu, siz maaş almak için mi kuruldunuz, bunlarla mücadele etmek için mi kuruldunuz? Bu bir.

İki, bugüne kadar hep şunu söyledik: İnsan Hakları Kurumu kuruldu, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler kurumuna bugüne kadar akredite olamadı. Geçen sene dediniz ki: “Biz hazırlık yapıyoruz.” Şu anda sizin sitenize girdiğim zaman hâlâ hazırlığınız bitmemiş, yine “Hazırlık yapıyoruz.” diyorsunuz. Sizin akredite olmanız için kaç yıla ihtiyacınız var? Lütfen, söyleyin. Eğer, orada iletişimi sağlayamıyorsanız Cumhuriyet Halk Partisi olarak size iletişim kurmaya da hazırız. Personel azlığınız varsa gönüllü olarak da çalışmaya hazırız. Onun için, lütfen, bu işi geçiştirmeyin. İki senedir hâlân hazırlık yapıyorsunuz.

Geliyoruz… Tabii, her kürsüye gelen arkadaşımız maden ocaklarıyla ilgili konulardan bahsederler. Hafta içerisinde Milliyetçi Hareket Partisinden sayın konuşmacı arkadaşımız “Soma’da maden işçisi istihdam edilmenin şartı, mutlak suretle AKP’ye üye olması gerekiyor, üye olmadan siz işe almıyorsunuz.” dediğinde Adalet ve Kalkınma Partisinin sıralarında bir feveran, itiraz ettiler: “Siz bunu nereden çıkarıyorsunuz…”

Değerli arkadaşlar, onun üzerine, yine, AKP temsilcisi arkadaşımız çıktı dedi ki: “Efendim bunu bizimle ilişkilendirmeyin.” Şimdi, değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, Değerli Başkan; maden ocaklarında çalışmanın ön koşulu AKP’ye üye olmaktan geçer. Siz eğer AKP’ye üye olmazsanız maden ocaklarında çalışamazsınız. AKP’ye üye olduğunuz zaman da parti disiplini uyarınca AKP’ye karşı gelemiyorsunuz. Netice itibarıyla orada sendikaya üye olamıyorsunuz ve öğle yemeğini, medeni, uygar ihtiyacı olan öğle yemeğini dahi yerin altında yiyorsunuz, gün ışığına, güneş ışığına çıkamıyorsunuz. Bu neyi getiriyor? Maden ocaklarında köleleştirmeyi getiriyor.

Ey İnsan Hakları Kurumu, sizin burada göreviniz yok mu? Bakın, size resmî belgeler veriyorum. Bu resmî belgelerle ilgili olarak hak ihlali açısından İş Kanunu ne diyor? Ayrımcılığı yasaklıyor. Anayasamızın 10’uncu maddesi ayrımcılığı yasaklıyor, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesi ayrımcılığı yasaklıyor, Borçlar Kanunu hükümleri ayrımcılığı yasaklıyor. Peki, mevzuatta eksiklik mi var? Denetim eksikliği var, denetimi İnsan Hakları Kurumu yapmıyor. Bakın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Siyasi Partiler Sicil Bürosundan almış olduğum belge. Bu belgeye göre Soma’da AKP’ye üye olan işçi sayısını okuyorum, resmî belge: 1.716 kişi siyasi partilere kayıtlı, bunun 1.370 üyesi AKP üyesi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Helal olsun AK PARTİ’ye. Bravo!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Zaten o kadar oy alıyoruz…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, devam ediyorum.

Burada, bakın, insanları nasıl köleleştiriyorsunuz. Allah rahmet eylesin, nur içerisinde uyusunlar; o rahmetli olan ve köleleştirdiğiniz o işçilerimizin, o 301 kişinin arasında kayıt yaptığınız kaç kişi var? Yani o insanları işe alırken “Sen AKP’ye üye olmazsan seni işe almıyoruz.” İşe almanın önkoşulu AKP’ye üye olmaktan geçiyor. Orada kaç kişi var? Orada da 84 rahmetli vatandaşımız var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Diğerleri CHP’li miydi?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz bunları köleleştiriyorsunuz.

İnsan Hakları Kurumu olarak siz bu görevinizi ne zaman yapacaksınız Allah rızası için? Gezi’den söylüyorum, Soma’dan söylüyorum.

Burada, kamu kurumlarından yolsuzlukla ilgili… Bakın, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 59’uncu maddesi istisnai olarak memur atamayı getiriyor. Bu, peki, ne oldu?

Bakın, Sayıştayın, 4/4/2005 tarihli 5119/1 Sayıştay Genel Kurulu kararı uyarınca istisnai memur atamak kanunu dolandırmaktır, kayırmacılıktır, liyakat ilkelerine aykırılıktır, eşitlik ilkesine aykırılıktır, sınavda başarısız olan ve sınavı baypas eden bir uygulamadır. Bu, devlet içerisinde AKP’nin paralel bir örgütlemesidir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – CHP’li belediyeler…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Burada paralel bir örgütlemeyi AKP, 59’uncu maddeyi uygulayarak yapmaktadır.

Yolsuzluk demek hırsızlık demektir, demokrasi düşmanlığıdır, insan hakları düşmanlığıdır, yoksulluktur. Yolsuzluk demek yoksulluktur. Yoksulluk demek eğitime kavuşamama, sağlığa kavuşamama, bunların hepsini kendisiyle beraber getiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ey İnsan Hakları Kurumu, size düşen görev, mevcut olan Anayasa’dan almış olduğunuz yetkilerinizi, Anayasa’mızın 10’uncu maddesi…

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz bitti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İş Kanunu’nun 5’inci maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesi uyarınca, lütfen, bu görevlerinizi yapmaya davet ediyorum; aksi takdirde, orada maaş alan bir memur konumundan öteye gidememiş olacaksınız.

Ben sabrınız için Sayın Başkanım, size ve sayın Genel Kurula teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sağ olun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasında madenlerde çalışmak için mutlak surette AK PARTİ’ye üye olunması gerektiğini…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Belgesini verdim. Belgesini veriyorum. Buyurunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Mahmut Bey, izin verir misiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Resmî belgesini verdim Değerli Hocam.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir iddiada bulunmuştur. Bu sataşmadır, bu çerçevede söz istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bunun neresi sataşma?

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Neresi sataşma Sayın Başkan bunun? Takdirlerinize saygı duyuyoruz Sayın Başkan(!)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli üyeler….

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Üye yapmadan işe almadınız.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …Mahmut Bey İnsan Hakları Komisyonunda beraber çalıştığım, beraber çalışmaktan da çok mutlu olduğum bir arkadaşımızdır. İnsan haklarına ilişkin hassasiyetini de biliyorum. Bu hassasiyet de çok önemli. Komisyonda iyi çalışmalar da yaptık, çok katkıları da oldu. Ancak, bu hassasiyet bazen iktidar için yol gösterici olmakla birlikte aynı zamanda iktidara yönelik yanlış anlamalara ve töhmet altında bırakacak zanlara da yol açabilir, bu çerçevede söz aldım. Şöyle ki: Mahmut Bey madenlerde çalışan işçilerle parti üyeliği arasında bağ kurarken 1.700 işçinin, Soma’da, 1.300’ünün AK PARTİ’li olduğunu söyledi. Demek ki 400 tane işçi de orada çalışırken aynı zamanda başka partinin üyeleri. Başka partinin üyesi olmak orada çalışmaya mâni değil, birincisi bu.

İkincisi, AK PARTİ müthiş bir üyelik kampanyası yapıyor bütün Türkiye’de.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Evet, sahte. CHP’lileri AKP’li yapıyorlar bilgisayardan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu çerçevede çok çeşitli meslek gruplarından, elbette hukuka uygun bir şekilde, insanları üye kaydetmesi olağandır. Milyonlarca üyesi olan, 21 milyon oy almış olan bir siyasi partinin elbette madenlerde de üyeleri olacaktır. Eğer 1.700 işçinin tamamı da AK PARTİ’den gelmiş olsa idi o zaman Mahmut Bey’in iddiası doğru olurdu ama yüzde 50 oy almış, 21 milyon oy almış, bir üyelik kampanyası yürütmüş siyasi partinin her yerde yüksek oranda üyesinin olması olağandır.

Bu arada şu hususu da belirteyim: Zaman zaman muhalefet partisinin değerli üyeleri bize yönelerek, vekillere nasıl davranılacağına ilişkin ahlaki birtakım normları hatırlatıyorlar. Ben de, kürsüden dönüp dalkavuk diye işaret etmeyi bu arkadaşlarımız nasıl görüyorlar bunu belirtmek istiyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, “dalkavuk” suçlamasına cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar…

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, sayın konuşmacı sataşma nedeniyle söz aldı. Benim telaffuz etmediğim cümleleri sarf ederek bana sataşmada bulundu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç öyle bir şey yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yok öyle bir şey Sayın Başkan, dinledik hep beraber.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İzin verirseniz, ben, takdir edeceğiniz süre içerisinde söz istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika vermek zorundayım.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, ne söyledi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne demiş?

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Türkiye’de mevcut olan maden ocaklarının tamamının sahibi aşağı yukarı Adalet ve Kalkınma Partisinin ya direkt, doğrudan üyesi veyahut da onun gönüllüleri.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yani bu maden ocakları sahipleri, AKP’li olan maden ocakları sahipleri Adalet ve Kalkınma Partisine üye olmadan kimseyi almıyorlar işe. Yani bugüne kadar “Belge.” diyordunuz. Ben, sizinle, bakın, gayet rahat, hem rahmetli olan 301 kişinin içerisinde ve aynı zamanda Soma’da maden ocağında çalışanlarla ilgili resmî belgeyle konuşuyorum. Yani gönül isterdi ki, gelip burada “Biz baskı uygulamıyoruz, işverenler Adalet ve Kalkınma Partisinin üyesi değil…”

Bakın, Soma’daki maden ocağının oradaki Genel Müdürü Sayın Ramazan Doğru’nun eşi Sayın Melike Doğru Hanımefendi AKP belediye meclis üyesi 1’inci sırada ve oradaki Genel Müdürün eşi sizin 1’inci sırada belediye meclis üyesi ve işe alırken iş sırasında bu baskıları vatandaşa uyguluyorlar değerli arkadaşlar. Yani oturup…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, beyefendi, laf atmak için orada… İkide bir laf atmana gerek yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Eee…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bu…Yani şimdi ağır konuşacağım, terbiyem müsait olmuyor.

Benim sayın grup başkan vekillerinden istirhamım şu: Beyefendi buraya her gelen hatibe laf atıyor. Yani bu bir insan hakkı ihlalidir. Bu konuşma adabı Meclisin adabına uymuyor. Benim sizden istirhamım: Yani burada laf atmak için, lütfen, sizden istirham ediyorum…

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

Bu açıdan benim Sayın Meclis Başkan Vekilimizden de istirhamım şu: Bu sürekli laf atan arkadaşlarımızın, yani âdeta sanki Mecliste laf atmak için görevlendirilmiştir. Sizden istirham ediyorum.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gerekli uyarıyı yapıyorum Sayın Tanal. Zaman zaman siz de söz atıyorsunuz maalesef.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner, sizi dinleyeyim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Dalkavukluk suçlamasında bulundular.

BAŞKAN – Şahsınıza ilişkin değil.

RECEP ÖZEL (Isparta) – İşaret etti, eliyle işaret etti.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Oradan her iki milletvekili de eliyle işaret ederek, ismimi zikrederek “Mehmet Metiner, dalkavuksun.” diye…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, ortaya attı.

BAŞKAN – Kürsüden değil…

MUSA ÇAM (İzmir) – Dalkavuklar için dedi. Kendisi dalkavuk mu?

BAŞKAN – Sayın Metiner, kürsüden söylenmedi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Demin Grup Başkan Vekilimiz ne dedi de siz iki dakika söz verdiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben Sayın Metiner’e bir şey söylemedim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Metiner, onu ben takdir ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Tamam, takdire gidin o zaman.

BAŞKAN – Lütfen… Bu, kürsüden söylenmiş bir şey değil, oradan söylenen bir şeyi de ben duymadım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, üzerine alındıysa verin söz.

BAŞKAN – Müsaade edin arkadaşlar, konuşuyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Eğer öyle düşünüyorsa verin söz.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Başkanım, kayıtları alın, bakın.

BAŞKAN – Sizi ilgilendirmiyor benim ne yapıp ne yapmayacağım arkadaşlar. Gelin, hep beraber oturalım burada.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Kayıtları isteyin, bakın Başkanım ya.

BAŞKAN – Zaten kayıtları devamlı takip ediyorum şu anda.

Şimdi, bir şeyi açıklamak zorundayım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ben…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ayşe Hocam, grubumuzdaki vekillere diyorlar bunu ya!

BAŞKAN – Açıklama mı yapacaksınız?

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Bir dakika, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben 60’a göre çok kısa bir söz aldım.

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Az önce konuşan konuşmacımızın konuşmasının içeriğinde bahsettiği konu gerçek ve doğrudur. Kendisi bunu belgeleriyle orada zaten Meclisimize anlattı.

Burada sıkıntı şu: Elbette herkes her partiye üye olabilir, bunda hiçbir tereddüt yok, bu konuda kimsenin kimseyi zorlama hakkı da yok. Ama eğer bir işe girme koşulu bir partiye üye olma koşuluna bağlanıyorsa işte tartışmamız gereken konu tam da budur. Ne yazık ki pek çok maden ocağında böyle bir durum söz konusudur. Kişilerin ihtiyaçlarını gidermek, ailesine yardımcı olmak için zorunlu olarak bir işe girme ihtiyacı, bir partiye üye olmasından sonra gerçekleşmektedir. Bu çok vahim bir tablodur ve çok da yaygın olarak uygulanan bir olaydır.

Arkadaşımızın bahsettiği konunun tamamına ilişkin belgeler elimizdedir. İsterlerse tüm Meclise dağıtabiliriz bunları.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum.

Bundan önceki konuşmalar esnasında kulağımıza bir cümle geldi, tutanakları getirttik. Şöyle bir şey var, yorumlamadan söylüyorum ve yardım da talep edeceğim: Konuşmalar esnasında -isimleriyle okuyorum- Malik Ecder Özdemir: “Ya, bir bakan milletvekiline ‘rezil’ diyor, siz orada gıkınızı çıkarmıyorsunuz. Hani nerede nezaket, hani nerede deminki nezaket arayışın senin? Bir bakan bir milletvekiline ‘rezil’ diyor. Bakanın sözünü size iade ediyorum.” Eğer kastınız Divansa, Sayın Özdemir, sizden rica ediyorum, herhâlde bu konuda bir özür dilemek zorunda hissedersiniz kendinizi idare amiri için. Eğer buraya yanlış geçtiyse bir açıklama için size söz vereceğim.

Buyurun.

Sadece bir açıklama rica edeceğim sizden.

3.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir'in, yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkanım, iki dakika söz verdiyseniz lütfedin, izin verin, tahammül gösterin, ne söyleyeceğimi bana bırakın.

BAŞKAN – Ben sadece… Siz de tahammül edin. Ben “Sizden rica ediyorum.” dedim. Siz de buna tahammül gösterin lütfen.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – İki dakika tahammül edin Sayın Başkan.

BAŞKAN – İki dakikayı, süreyi baştan aldırıyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Bakın, Sayın Başkan, ben iki dönemdir milletvekiliyim, sekiz yıldır bu Meclisteyim, sataşmadan dolayı bu kürsüye ilk defa çıkıyorum, sayenizde çıkıyorum.

Şimdi, herkesi çocuk gibi azarlayarak nasıl konuşacağını tarif etmeye sizin hakkınız yok. Burada milletvekili çıkıyor, milletvekili olmuş bir insan hangi konuda ne söyleyeceğini bilecek düzeydedir. Sayın Bakan Kamer Genç’e oturduğu yerden “Bu rezil adama -ben öyle algıladım en azından- cevabını ben bana verilen sürede vereceğim.” dediğinde gerçekten -herhâlde bütün milletvekilleri benimle aynı duyguyu taşıyorlar- Kamer Genç’e gösterdiğiniz müdahalenin onda 1’ini… Sayın Bakana açıkça demeniz gerekiyordu ki, ister şahsına desin, isterse “rezil konuşma” kelimesine desin, Sayın Bakandan özür diletmeniz gerekiyordu, benden değil. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir şey söyleyeyim: İlk defa bu kürsüden konuşuyorum Sayın Başkan. Gerçekten, samimiyetle söylüyorum, saygı insanların oturduğu makamın, koltuğun yüksekliğiyle mütenasip değildir, ölçü değildir; saygıyı insanlar tutum ve davranışlarıyla, hukuka davranışlarıyla kazanırlar. Biraz sonra konuşacağım burada. Bugünkü tutum ve davranışınızla gerçekten saygın bir davranış içerisinde olmadığınızı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Malik Ecder Özdemir...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Tutanak burada.

Özür diliyorum. Sürem var.

Tutanağı okumak için getirmiştim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, sizin süreniz bitti.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın Başkan söylüyor tutanakta, diyor ki: “Size saygı duymuyorum.” Milletvekiline saygı duymayan bir Meclis Başkanına milletvekilinin saygı duyma hakkı yoktur.

BAŞKAN – Sayın Özdemir... Siz İdare Amirisiniz Sayın Özdemir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Önce siz milletvekiline, Genel Kurula saygı duymak zorundasınız.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, siz İdare Amirisiniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Ben İdare Amiriyim, ben görevimi biliyorum ama lütfen siz de görevinizi tam uygulayın.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Örnek olmanız lazım, örnek.

BAŞKAN – Maalesef bilmiyorsunuz.

Size dedim ki: “Eğer bizim anladığımız gibiyse size söz hakkı veriyorum. Eğer yanlış anladıysak da yine size söz hakkı veriyorum.” Sizi itham etmedim. Size sadece soru sordum, bunun cevabını istiyorum sizden.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, bakın, bu Parlamentoda ilk defa bütçe görüşmeleri bu kadar tartışmalı geçiyor; sayenizde. Objektif davranmayışınızın sonucu bu tartışmalar. Bana görevimi hatırlatmayın.

BAŞKAN – Ne mutlu, görevimi yapıyorum demek ki.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İdare Amirisiniz, örnek olmanız lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bana “Saygı duymuyorum.” diyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özdemir...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Milletvekiline saygı duymayan Meclis Başkanına kimse saygı duymaz. Tutanak burada.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, ben, İdare Amiri olarak size, eğer Başkanlık Divanına “Rezil” demiş iseniz...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ne fark ediyor? Ben demiyorum. “Rezil” diyen Bakanı...

BAŞKAN – İdare Amiri olarak size İç Tüzük’ü uygulamayı ayıp görüyorum!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, hâlâ tarafsızlığınızı yitirmişsiniz.

BAŞKAN – Ayıp görüyorum! Ayıp görüyorum!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sizin yaptığınız ayıp!

BAŞKAN – Siz İdare Amirisiniz, gerisi önemli değil.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ben diyorum ki: “Sayın Başkan, bakın, Sayın Bakan ‘Rezil’ diyor ya da ‘Rezil düşünce’ diyorsa bunu düzeltmek sizin göreviniz.”

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin konuşmaları sona ermiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına konuşmalar gerçekleşecek.

Sayın Elitaş, söz istemişsiniz, görmedim.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük 60’ıncı maddeye göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika.

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Kürsüde yapılan konuşmalarda, milletvekillerinin, bu devletin Cumhurbaşkanını, Başbakanını, herhangi bir kişiyi eleştirmeleri muhakkak ki herkesin hakkıdır ama ölçüleri kaçırmadığımız sürece, hakaret etmediğimiz sürece, kişiliklerle oymadığımız, şahsiyatlarla oynamadığımız sürece. Hiç kimsenin elinde delili, belgesi olmadan başkasını bir yaftayla, ithamla suçlamadığı sürece herkes, her şey serbesttir. Fakat, biraz önce arkadaşımızın gösterdiği hassasiyeti ki siz burada şahsiyatla…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Yoksa diyor…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, hâlâ… Sayın Tanal’a havale ediyorum, siz kimseniz bilmiyorum, Sayın Tanal’a havale ediyorum.

BAŞKAN – Ben dinliyorum sizi Sayın Elitaş. Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biraz önce Sayın Tanal bana bir uyarıda bulundu, ben onu Sayın Tanal’a havale ediyorum, bana oradan laf atan arkadaşı.

Burada siz görevinizi yapıyorsunuz; şahsiyatla uğraşmak, nedensiz, belgesiz meselelerle birilerini itham etmek konusunda İç Tüzük’ün size verdiği yetkiyi uygulayarak görevinizi yapmaya çalışıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, Sayın Arınç’a…

BAŞKAN – Bir dakikanız doldu Sayın Elitaş.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ecder Bey’e iki dakika süre verdiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – “Açıklama yapacağım yerimde.” dedi.

Sayın Elitaş, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Arınç’a söylediği, ağza alınmayacak, bir insanın nezaket kuralları içerisinde söylemeyeceği bir sözü söylediğinde Sayın Arınç dedi ki, tarif etti konuşmayı: “Benim hakkımda yapılan rezilce konuşmaya sürem içerisinde cevap vereceğim.”

BAŞKAN – Tamam, Sayın Arınç cevap verir süresi içinde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama, burada Sayın Özdemir’den şunu beklerdim…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bak, hiç müdahale etmiyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ Grubunu, herkesi dalkavuklukla suçlarken Sayın Özdemir’in aynı hassasiyeti göstermesini beklerdim.

BAŞKAN – Maalesef böyle hassasiyetler aidiyetlerle ölçüşüyor…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama, maalesef, maalesef…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, Sayın Başkan, bakın, bu son cümleniz bile sizi saygın olmaktan uzaklaştırıyor.

BAŞKAN – …maalesef hassasiyetler ait olduğunuz kişiler konusunda söz konusu oluyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yani, hangi aidiyetten bahsediyorsunuz siz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Benim, görevimi İç Tüzük’e uygun yaptığım…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Size nasıl saygı duyacağım ben?

BAŞKAN – …konusunda içim son derece rahat. (CHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi aidiyetten bahsediyorsun?

BAŞKAN – Başkanın İç Tüzük gereğince…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sizin aidiyetinizi herkes biliyor!

BAŞKAN – …sözü kesme hakkı vardır, bunu yerine getirdim…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi aidiyetten bahsediyorsun?

BAŞKAN – …bilmeyen arkadaşlar İç Tüzük’ü okuyabilirler.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Efendim, bu arkadaş İdare Amiri ya! İdare Amiri bunu mu yapar ya?

BAŞKAN – Bunu yerine getirirken de kimseye hakaret etmedim, hele Divanda görevli olan bir kişiye hiç hakaret etmedim, sadece görevimi yaptım.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – “Herkes aidiyetine göre davranır.” demek hakarettir. Önce kendi aidiyetinize bir bakın, ondan sonra başkasına söz söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, sizden, üyesi bulunduğunuz Başkanlık Divanını herkesten çok daha fazla hassas bir biçimde korumanızı temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Önce saygıyı hak edeceksiniz, saygıyı hak edeceksiniz. O koltukta saygıyı önce hak edeceksiniz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tarafsız olun.

BAŞKAN – Bak, burada düzeltilmiş hâli var.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bende de var, burada, bende de var.

BAŞKAN – Bunu iki saattir biz dinliyoruz, defalarca bu dinlendi.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bende de var Sayın Başkan. Hâl⠓sayın” diyorum size, hak etmediğiniz hâlde “sayın” diyorum size.

BAŞKAN – Ben Başkanlık Divanı olarak bu tutumunuzdan dolayı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Her konuda yorum yapıyorsunuz ya!

BAŞKAN – …size, Başkanlık Divanı üyesine İç Tüzük hükümlerine göre yaptırım yapılmasından dolayı hicap duyuyorum, ayıp olarak görüyorum ve sizi İç Tüzük’ün disiplin hukuku gereğince de yaptırımla karşı karşıya bırakmıyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tehdit mi ediyorsun Sayın Başkan?

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi adına ilk konuşmacı Sayın Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tarafsız olacaksın Sayın Başkan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Böyle bir şey olmaz ya! Böyle bir yönetim mi olur ya?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Bu ne tarz ya? Kendinizi mi gösteriyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, iki dakika yerimden söz istiyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tehdit ediyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, saatlerce ben burada nezaketen “Sayın Başkan, Sayın Başkan” diyorum, siz yüzümüze bakmıyorsunuz. Özür diliyorum…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gündeme geçelim Sayın Başkan, bir çalışalım ya.

BAŞKAN – Bakın, sizin gruptan en aşağı 5 kişi ayakta.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, size söz verdim; sataşmadan dolayı söz istediniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz nezaketle bir dinler misiniz?

BAŞKAN – Sayın Gök söz istediyse ona da verdim, Sayın Gök de konuştu. Ama her ayağa kalkan kişiye söz verirsem Meclisi idare edemem.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, zaten Meclisi idare edemiyorsunuz. Bakın, Sayın Elitaş benim adımı telaffuz ediyor.

BAŞKAN – Benim Meclisi tarafsız olarak idare etmem sizin sıralarınızdan ayağa kalkan her kişiye söz vermekle gerçekleşmiyor, bunu da lütfen anlayışla karşılayın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şu Meclisi şu konuma getiriyorsunuz Sayın Başkan ya. Bütçeyi görüşüyoruz burada.

BAŞKAN – Her insan kendisini de biraz eleştirirse daha sağlıklı sonuca varırız diye düşünüyorum.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Siz de eleştirin.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, zabıtlara geçmesi açısından söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Burada bugün çıkan tartışmalarda İç Tüzük’ün uygulanması konusunda son derece usul hatası yaparak bir oturum yönetiyorsunuz. Kimi zaman duygusallığa kapılıyorsunuz.

BAŞKAN – Olabilir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Muhalefet olarak elbette konuşmacılarımızın tümünün ülke gerçeklerini dile getirmesi ve iktidardan hesap sorması zaten bu konuşmaların genel bütün içinde en olağanıdır. Buna iktidar tahammüllü olacaktır çünkü ortada bütün dünyanın izlediği yolsuzluklar var, kapatılmaya çalışılan birçok antidemokratik uygulama var ve kaçak saray gibi kamu vicdanını yaralayan bir saray var.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niçin söz aldı Sayın Başkan?

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, böyle konularda muhalefet elbette kamu adına denetim yapacaktır ve eleştirileri de sert olacaktır.

BAŞKAN – Ama hakaret etmeyecektir, değil mi Sayın Gök?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sert olacaktır.

Arkadaşlarımızın tümü kamu kaynaklarını kollamak ve Türk milleti adına denetlemek adına burada görev yapıyorlar.

BAŞKAN - Elbette, elbette…

LEVENT GÖK (Ankara) – Burada bütçe konuşuyoruz. Bu nedenle, burada söylenen her sözün belgesi vardır, her söz doğrudur ve dün de Sayın Başbakan bunların hiçbirini yalanlayamamıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir şey olmadı ya.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu nedenle, arkadaşlarımızın…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sokakta polise küfredecek, burada vekile küfredecek… Böyle şey olur mu Sayın Başkan ya?

LEVENT GÖK (Ankara) – …gösterdiği bu çabayı sizin de usul hükümleri çerçevesinde değerlendirmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizi gösterdiğiniz tutumunuzdan dolayı kınıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gök, çok teşekkür ederim ama istenilen her söze, İç Tüzük’e uysa da uymasa da söz vermek durumunda değilim. İç Tüzük hükümlerini bir kez daha okumanızı diliyorum.

Buyurun Sayın Buldan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, Sayın Başkan, bu kürsüde milletvekilinden çok konuşuyorsunuz ya! Az konuşun, az!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hep Haydar konuşacak.

BAŞKAN – Sizinle yarışamam ki Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Allah aşkına, az konuşun ya. Bu işi bitirelim.

BAŞKAN – Bir yarışsam sizinle var ya, galip gelirsin ama ne yazık ki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu ne ya? Beş dakika milletvekili konuşuyor, on dakika Başkan konuşuyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sadık Yakut sizden daha iyi yönetiyor.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Buldan.

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi adına kürsüde konuşma yapan Sayın Aylin Nazlıaka, konuşması sırasında Sayın Mehmet Metiner tarafından bir sataşmaya tabi tutuldu. Sayın Metiner Sayın Nazlıaka’ya “Hanımsın hanım; hanımlığını bil.” şeklinde bir ifade kullandı.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yok öyle bir şey.

PERVİN BULDAN (Iğdır) –Biz Halkların Demokratik Partisi olarak…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yok öyle bir lafım ya! Nereden çıkarıyorsunuz?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biz Halkların Demokratik Partisi olarak cinsiyetçi yaklaşımı kabul etmediğimizi… (CHP sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Nereden ne çıkarıyorsun ya.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – …ve bir kadın milletvekiline böylesi bir yaklaşımı doğru bulmadığımızı…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne zaman demişim?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – …biz kadın milletvekilleri en azından bugün burada rahatsız olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Siz ondan değil de Mehmet’ten rahatsızsınız, anlaşılıyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ayrıca, Sayın Başkan, siz de bir kadın Meclis Başkan Vekili olarak Sayın Metiner’i uyarmadığınız için Halkların Demokratik Partisi olarak sizi eleştirdiğimizi ve bu tutumunuzu da doğru bulmadığımızı ifade etmek istedim. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Buldan, çok teşekkür ederim böyle bir ikazınızdan dolayı.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle bir ifadem yok benim yani.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Var. Tutanakları isteyebiliriz.

BAŞKAN – Sayın Buldan…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yani rahatsızlığını başka türlü ifade ederse…

BAŞKAN – Sayın Metiner, şimdi ben konuşuyorum, bir dakika.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Niye bağırıyorsunuz Başkanım bu tarafa?

BAŞKAN – Sayın Buldan, bu ikazınızdan dolayı, bu düşüncelerinizden dolayı sizlere çok teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Rahatsızlığınızı başkaları üzerinden ifade etmeyin.

BAŞKAN – Ama samimiyetime inanacağınızı bildiğim için söylüyorum, böyle bir şeyi gerçekten duymadım.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tutanakları isteyelim Sayın Başkan.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İşinize gelmeyeni duymuyorsunuz, işinize geleni duyuyorsunuz.

BAŞKAN - Şimdi Sayın Metiner’e soruyoruz, buyurun.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben böyle bir şey söylemedim.

Sayın Buldan’dan ben rica ediyorum, Mehmet Metiner’e yönelik rahatsızlığını başkaları üzerinden bu şekilde ifade etmesin.

BAŞKAN – Böyle bir şey söylemediğini söyledi.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tutanakları isteyelim Sayın Başkan.

BAŞKAN - İsterseniz tutanaklara bir bakalım, ona göre karar veririz.

Ben tekrar size teşekkür ediyorum Sayın Buldan.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına konuşmaları dinleyeceğiz.

İlk konuşmacı Sayın Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasama döneminin son bütçe görüşmesi vesilesiyle, bu yasama döneminin başından beri bizlerden daha fazla sıkıntı, efor, emek sarf eden Meclis emekçisi bütün arkadaşlarımıza, bütün Meclis çalışanlarına teşekkürlerimizi ve bir parça mahcubiyetimizi beyan ediyorum. Kavas arkadaşlar başta olmak üzere, taşeronlaştırılan işçiler konusunda bütün grup başkan vekillerinin mutabakatı, rızası olmasına rağmen sorunlarının hâlen devam ediyor oluşunu da bu Meclisin bir üyesi olarak, kendimizin bir eksiği ve telafi edilmesi gereken bir eksiği olarak dileyerek, bunu belirterek konuşmama başlamak istiyorum.

Şimdi, bütçenin teknik yönleriyle ilgili, her siyasal partiden birçok arkadaşımız ayrıntılı değerlendirmeler yaptılar. Bir karakteri var bütçenin. Bu bütçe, yoksuldan yana, mazlumdan yana, ötekileştirilenlerden yana bir bütçe olma niteliği taşımıyor. Yönelimine baktığımız zaman da bu ülkede gelir dağılımındaki eşitsizliği, adaletsizliği ortadan kaldırmaya dönük bir niyet ve fotoğraf içermediğini de hep birlikte görüyoruz. Onun için, bunun aslında Hükûmet de farkında. Bir anlamda, bunu bir acziyet ya da zaruret bütçesi olarak değerlendirmek haksızlık olmaz. Hâldeki durum bu. Yatırımlara dönük hiçbir gelişme ya da irade söz konusu değil, spekülatif para hareketleriyle bu ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan ve büyük risklere gebe bir kırılganlık içeriyor.

Dolayısıyla, özellikle çözüm süreci başladığından beri müzakere heyetinde yer alan bir arkadaşınız olarak biraz yüce Meclisi süreç hakkında bilgilendirmek istiyorum. Çünkü “süreç eşittir demokrasi” olarak ifade ediyoruz. Dolayısıyla, demokratikleşmeyen bir ülkenin bütçesinden de bunu beklemek akla aykırı.

Son gelişmelerde, özellikle bu kürsüye çıkan birçok arkadaşımız da 6-7 Ekim ve Kobani olaylarından başlatarak çözüm sürecine dönük eleştirilerini dile getiriyorlar. Ben size Kobani’den başlayarak kamu güvenliği anlayışına gelen noktaya dair birkaç değerlendirme söyleyeceğim. Müzakere süreci nedir, ne oluyor; bundan yakınan arkadaşlarımız var, onlara, müzakere sürecinde neler oluyor, çözüm sürecinde neler oluyor onlara dair bilgi vermeye çalışacağım; bir de özerklik meselesini açıklamaya çalışacağım.

Şimdi, Kobani’de ne oldu da 6-7 Ekim gibi bir olayın içinde bulduk kendimizi? Kobani’de olan şuydu arkadaşlar: Bir halk, yapay sınırlarla ayrılmış akrabalarının, gözü önünde katliam tehdidi altında olduğunu gördü. Bunu biz, başta parti yetkili kurullarımız ve özellikle İmralı heyeti olarak defalarca devlet ve Hükûmet nezdinde yapıcı öneri ve uyarılarımızla birlikte aktarmaya çalıştık. Fakat, o katliamda akrabalarını kaybeden -bakın, halklar bahsinden de ele almıyorum- ya da orada çetelere karşı savaşan evladı olan aileler Kobani sınırına, Suruç’a yığıldılar. Kolluğun yaklaşımı şu oldu oraya biriken insanlara: Bilaistisna, jandarma ve emniyet güçleri her geleni gazladılar ve o alandan uzaklaştırmaya çalıştılar. Biz, Sayın İçişleri Bakanıyla orada bir ortak kriz merkezi kurma ve gelenlerin oradan sağlıklı haber almasını sağlama önerisini yaptık ve bu önerimiz bir miktar kabul de gördü. Fakat, daha bu öneri hayata geçmeden orada o kadar şedit uygulamalar gündeme geldi ki, halkta şu izlenim doğdu: “Burada bizim görmemizi istemedikleri şeyler yapıyorlar, burada gözden kaçırılmaya çalışılan bir şeyler oluyor.” Bu böyle olunca, biz uyarılarımızın dozunu can havliyle artırmaya başladık. Çünkü, mutabık kaldığımız ortaklaşma prosedürleri, yani bu işi sulh içinde, bu işi karşılıklı anlayış çerçevesinde ve insanların zarar görmeyeceği bir zeminde yürütme çabalarımız artık bir duvara çarpıp bize geri gelmeye başladı. Orada da kardeşlerimiz göz göre göre katlediliyordu; nasıl ki Gazze’de katlediliyorsa, nasıl ki Halep’te katlediliyorsa, nasıl ki dünyanın herhangi bir yerinde zalimler eliyle öldürülüyorsa, aynı dikkatle, aynı rikkatle halkımızı bu sorumluluğa sahip çıkmaya ve Hükûmetin de bu konuda dikkatini daha yoğun bir şekilde çekmeye çalıştık.

Hayatını kaybeden onlarca yurttaşımız oldu -hiçbir siyasal anlayış ayırmadan söylüyorum- hiçbirini kabullenmek mümkün değil, hiçbirine yanmamak mümkün değil fakat bütün kalbimle ve sürecin içinde birisi olarak söylüyorum ki bir insan, bir parlamenter, bir grup, bir parti bu işe ne kadar insani temelde yaklaşabilirse o kadar yaklaştık. Ondan sonra olanlar Hükûmette şöyle bir reflekse yol açtı: Tutturdular bu süreci kamu güvenliği gibi ne olduğu konusunda hiç kimsenin mutabık kalmadığı….

Yeni anayasa yazım komisyonundaydım ben, bizimle birlikte çalışan her partiden arkadaşlar vardı. Yeni anayasa yazım komisyonunun en çok tartıştığı meselelerden birisi -Sayın Kart da burada, bakıyorum başka arkadaşlarımız var mı- kamu güvenliği ve kamu düzeni nedir, neye benzer, sınırları nedir, içeriği nedir, nerelerde sınırlanabilir, bu. Temel haklar söz konusu olduğunda iktidarın temel haklara anayasal bazda yaklaşımı da hep şu refleksle sürüyordu: Bir hak veriliyor; sınırlama gerekçesi olarak kamu düzeni, kamu güvenliği, genel ahlak; bu üçü fennî gübre gibi bütün temel hak maddelerinin arasına serpiştiriliyordu. Bunun tartışmasıyla geçti bizim yeni anayasa çalışmamız.

Bugün, gelinen noktada kamu güvenliği için buraya getirilen yasalara baktığımızda, Hükûmetin bundan anladığı, ben “Kamu güvenliği konusunda farklı düşünüyoruz.” diye televizyonlarda da söyledim, bu farkı açmaya bir vesile olsun, meseleye bir asayiş meselesi olarak bakıyorlar. Asayiş meselesi olarak bakarsanız bu memlekette asayişi çerçeveleyen, asayişi düzenleyen gerek yasal düzenlemeler gerek kolluğun sayısı dünyanın bütün diğer ülkelerine rahmet okutacak bollukta. Dolayısıyla, demek ki bu bir asayiş meselesi değil, kamu güvenliği meselesi başka bir teori üzerinden tartışılmaya muhtaç. Ne geldi karşımıza? Ne anladıklarını biz de bilemiyoruz çünkü bir Başbakandan bu beklenmez yani kamu güvenliğini bir asayiş çerçevesine hapsetmesi beklenmez; bunun arkasındaki sosyal, kültürel, ekonomik ve bir dizi başka meselenin neşet ediş biçimi olarak bunu bu kavrayışla ele almadığınız zaman buradan bir yere varılması mümkün değil. Sorun doğru tanımlanmamış olur, çözüm diye de gele gele önümüze -sıkıyönetim yasaları demeyi çok isterdim- sıkıyönetim yasaları da değil darbe yasaları getiriliyor. Meseleye asayiş meselesi olarak bakarsanız geliştireceğiniz çözümün de böyle olması kaçınılmaz. Buradan sayın Hükûmet üyelerine ya da buradaki hazıruna, arkadaşlarımıza şunu belirtmek istiyorum: Bu, Kürt’ün olağan şüpheli, makul bile değil, makbul şüpheli sayıldığı dönemleri biz çok yaşadık. Bu ülke, bu ülkenin egemenleri düşman icat etmeden yönetebilme hüner ve kabiliyetine ne sizin zamanınızda ne sizden önce hiçbir zaman sahip olamadılar. Bir zaman, mürteci bu düzenin karşıtıydı, düşmanıydı; bir zaman, komünistler bu düzenin düşmanıydı; bir gün geldi, “bölücüler” adı altında Kürtler bu ülkenin düşmanı oldu; bir gün geldi, sizin yıllarca birlikte bir iktidar paylaştığınız insanlar bu ülkenin düşmanı oldu; yarın siz olacaksınız çünkü bu bir çarkıdevran yani ilanihaye bir düşman icat etmek zorunda. Niye? Demokrasiye bir türlü güvenemiyor. Demokrasiye yaklaşımı, insan haklarına ya da ekonomiye ya da çalışma hayatına yaklaşımı gibi. Orayı dayıbaşlarıyla yönetiyorlar. Dayıbaşıyla yönetilen bir çalışma düzenini demokrasiye de getirip uyguluyorlar. “Birkaç tane dayıbaşı buluruz, bunu hallederiz.” diyorlar. Bu güvenlik yasasının hazırlanışının, içeriğinin bundan başka bir açıklaması yok. Peki ne oldu? Bu ülkede direnen, itiraz eden, hakkını talep eden insanlara baktığınızda bu düzenlemelerin sadece şu sonucu olmuş: Direnenleri çoğaltmış. Eğer siz Kürt halkının direnişini, itirazını güvenlik yasalarıyla, iç güvenlik paketleriyle gerileteceğinizi düşünüyorsanız bu büyük bir yanılgı olur. Sadece 92 Cizre Nevrozu’na bakın, bugün sizin getirdiğiniz o “makbul şüpheli” yaklaşımı var ya, o gün o askerin elindeydi. İnsanlar köşe, kuytu, bucak -evlerinden alınıp gerekirse- infaz ediliyorlardı. Kürt olması olağan şüpheli, makbul şüpheli olmasına yetiyordu. Ne oldu? O gün 400 bin kişiydi, bugün 4,5 milyon oldu. Siz güvenlikle Kürt’e yaklaşamazsınız, yaklaşmamalısınız. Savaşa hazırlanarak barışa gidemezsiniz. Bu, eşyanın da, fıtratın da, aklınıza gelen bütün diğer insani ve demokratik şeylerin de yapısına ters.

Kolluk, yargı ve iktidar ilişkisi bu ülkede sadece… Herhangi bir siyasal partiden, ister iktidar ister muhalefet, herhangi bir vekilimiz şuraya gelip “Ben bu cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne değin, şu yıl aralığında verdiği mahkeme kararlarının adaletinden mutmainim, kaniyim, adildir, tartışmaya muhtaç değildir.” derse, yok böyle bir şey. Toplumda adalet duygusu ortadan kalkmışsa, siz burada “Var.” diye diretemezsiniz. Bir şey tartışılıyorsa, baş ağrısı gibidir yani varsa vardır, konuşulur; yoksa konuşulmaz. Siz hiçbir Batı ülkesinde, Batı demokrasisinde demokrasinin temel meselelerinin tartışma konusu olduğunu gördünüz mü? Burada günümüz bunlarla geçiyor. Niye? Bir sorun var demek ki.

Bu ülkede sorun -adaletsizlik duygusuyla- bir Fenerbahçeliyi çevirin “Adalet hakkında ne düşünüyorsunuz?” deyin. Sarf edeceği sözler adaletin hükmi şahsiyetinden yargılanmayı gerektirir. Bir Trabzonsporluyu çevirin -bakın, hiç siyasete girmiyorum- aynı şekilde konuşur. Beşiktaşlısı… Kimi unuttum? Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Fenerbahçe, Şanlıurfaspor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kocaelispor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şırnakspor, Amedspor, bunlardan hangisini çevirseniz size böyle diyecek. Peki bir tane “Biz bu adaletten razıyız.” diyen bir futbol takımı bulabilir misiniz? Bulamazsınız.

Çalışanlara sorun. Taşeronlaştırdığınız ve dayıbaşının olmayan vicdanına, merhametine teslim ettiğiniz insanlara sorun. Birisi “Bu adaletten ben razıyım, adil bir şey yürüyor.” diyebilir mi? Diyemez.

Emekçiler isyan hâlinde, itiraz hâlinde. Değişik inanç sahipleri isyan hâlinde. Alevilere sorun. Bugün, bu Hükûmet geldi geleli -inşallah Kürtlerin akıbeti benzemez- Alevi çalıştayı yapıyor. En az üç dört tanesine ben katıldım vekil olmadan önce. Hâlen çalıştayla… Kimse şu meselenin temel bir insan hakkı meselesi olduğu alfabesinden başlamak istemiyor. Eğer sizin demokrasiyle bir derdiniz varsa can acıtan ve can yakan bir şeydir. Değilse büyük bir öz güvenle yaklaşmanız gereken bir meseledir. Bu meselede siz “kamu güvenliği” dediğinizde bizim aklımıza hep kolluk, yargı ve iktidarın bu cumhuriyet tarihi boyunca sorunlu ilişkisi gelir. Şahit olarak da sizleri gösteriyorum. Sizler, dün türlü, çeşitli ithamlarla “paralel” dediğiniz insanlara, KCK sanıklarına, ondan sonra “Ya, biz yanılmışız, hani bunlara zulüm edilmiştir…” Ergenekon yargılamalarına böyle dediniz. Sonra, bir gün geldi, onları birlikte yargıladığınız insanları yargılamaya başlıyorsunuz. Ben bunların ayrı ayrı patolojisini yapacak değilim. Demek ki yargı meselesinde siz de ferah ferah bir noktada değilsiniz, onun için şahit olarak sizi tutuyorum. Dolayısıyla, yarın neyden şikâyet edeceğiniz konusunda insanlara güven telkin edemiyorsunuz çünkü dün de bu cümlelerle itham ediyordunuz, bugün de. İkisinden birinde bir arıza olduğu muhakkak.

Güvenlik yasaları dediğinizde, bu ülke hep bununla idare edilmiş, emin olun buna. 27 Mayısta başlamış. Bugün getirdiğiniz güvenlik paketine bakın, daha o darbeyle Anayasa arasında geçen sürede 27 Mayısın hukuku neyse bugün getirdiğiniz o, 12 Martta neyse bugün o, 12 Eylülde neyse o, 28 Şubatta neyse o. Hukuk, kimsenin babasının keyfine göre eğip bükeceği bir şey değildir, evrensel kriterleri vardır, genel ilkeleri vardır. Bunlara yaslanmayı bir kez kabul ettiğinizde bu ülkedeki tartışma alanlarının yüzde 80’inden tasarruf etmiş olacağız. Bu dirayeti, bu açık sözlülüğü ve bu öz güvenli yaklaşımı bir türlü geliştiremiyorsunuz. Onun için, bu da bir fayda getirmeyecektir, sadece sorunu ve direnenleri çoğaltmaya yarayacaktır, hem vallahi hem billahi. 27 Mayısı çıkın, tevellüdüm ona müsait değil, bu ülkenin diğer bütün darbe dönemlerini görmüş, bir kısmında da bedel ödemiş birisi olarak söylüyorum, iyi kötü merak eden, ortalama insandan daha fazla araştıran birisi olarak söylüyorum.

Gelelim özerklik meselesine. Öyle bir algı oluşturuldu ki “Müzakerede özerklik mi konuşuluyor…” Ne mâni? Bunun antagonisti ne yani karşıtı ne? Hâlihazırdaki merkeziyetçi tutum. Ben özellikle sosyal demokrat arkadaşlarımızın ya da belli kalemlerin buna gösterdiği tepkiyi hele hiç anlayamıyorum. Bugün artık yerel yönetimin güçlendirilmesi, bunun adı özerkliktir. Yerel yönetimin kendisi hakkında karar vermesi özerkliktir. Karar süreçlerine etkin olarak katılması özerkliktir, biz buna bir de demokratik olma vasfını eklemişiz. Fakat bu ülkede kanın sürmesini isteyen, barışa hazırlıklı olmayan herkes özerkliği bir bölünme paranoyasıyla eşit hâle getirdi, bunun üzerinden bir siyaset geliştirmeye çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Özerklik, tam tersine, bihakkın, demokrasi ve ortak vatanın teminatı demektir. Bunu da belirtiyorum. Eğer özerk olsaydık, özerklikle yönetiliyor olsaydık ne Ermenek ne Soma’yı yaşamazdık.

BAŞKAN – Sayın Önder, teşekkür ederim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Benim iki dakikamı verin Sayın Başkanım.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Başkanım, çok seyrek çıkıyorum.

Özerklik sadece bu toprakların, bize değil, üstünde yaşayan…

BAŞKAN - Sayın Önder, bir dakika…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - Benden iki dakika verebilirsiniz Sayın Hatibe.

BAŞKAN – Tamam, peki. İki dakika veriyoruz, Sayın Zozani’ye on üç dakika kaldı.

Buyurun, devam edin.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Karar süreçlerine etkin katılmanın nesi var? Bu, bir ülkeyi niye bölsün? Oradaki, orada yaşayan halkların sosyal, kültürel bütün yönelimlerine, tercihlerine ve kökenlerine dair kendilerinin kendi bütçelerinden istediklerini yapmalarına ne mâni? Eğer, Soma, Ermenek özerk olsaydı, Soma’yı söyleyeyim, oralarda o zeytin ağacını söktürtmezdi o insanlar. Ankara’dan oraya ahkâm kesmeye kalkınca bunlar oluyor. Onun için, sadece bu işi Kürt meselesi gibi ele almayın, eksik kavramış olursunuz. Bu, tam da bütün bu demokratik sorun alanlarının, demokrasimizde yaşanan sorun alanlarının çözümünün, biricik, bugüne kadar geliştirilmiş en yetkin yoludur. Üstelik, biz bunu gizli saklı da demiyoruz; Anayasa teklifimizde var, bu, bizim parti programımızda var. İçinde bölünmeye hizmet edecek ya da bölünmeyi tetikleyecek bir tek cümle söyleyenin de alnını karışlarım. Bugün, buyursun, getirsin, desin: “Bakın, sizin tüzüğünüzde şu var. Bu, eğer çözümün zemini olursa buraya gider.” Onun için, artık söyleyeceğimiz sözleri de aman süreç zarar görmesin diye özenle, kırk kantarda tartarak söylemek zorunda kalıyoruz. Müzakere böyle olmaz. Bütün diğer muhalefet partilerinden bu sürece katılarak katkı sunmalarını, ister eleştiriyle...

TURGAY DEVELİ (Adana) – Parlamentoya getirin, Parlamentoya. Parlamentoda bunu zorlayın.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) –Parlamentoya getirdik, üye vermediniz. Ne oradan ahkâm kesiyorsun?

TURGAY DEVELİ (Adana) – Hadi, hadi, boşver.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Çözüm Komisyonu yaptık, üye verdiniz mi? Kaldık biz AK PARTİ’yle baş başa.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Parlamentoya getireceksiniz. Gizli pazarlıklarla bu iş çözülmez.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Verdiniz mi üye? Çözüm Komisyonu yaptınız. Oradan öyle parmak sallamak kolay.

BAŞKAN – Sayın Konuşmacı, lütfen...

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Şurada sana düzgün düzgün anlatıyorum. Sosyalist Enternasyonale üye değil misin? Git, bak bakalım şeyine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Git bak, sizin Sosyalist Enternasyonal bağlamıyor mu sizi? “Parlamentoya getirin...” Aha, getirdik Parlamentoya. Çözüm Komisyonu orada. Adamı raydan çıkarıyorsunuz.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Gizli pazarlıklarla sizi de çuvala koyarlar.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Üye vermediniz Sayın Gök, lütfen hatırlayın.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Az önce Sayın Önder ile arkadaşımız arasında geçen tartışmada Sayın Önder “Sosyalist Enternasyonal üyesi olarak ne yaptınız?” diye sordu. İsterseniz, ben iki dakika o konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Evet, sizin çözüm sürecine üye vermediğinizi söyledi parti olarak.

Buyurun iki dakika.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kürt sorunu gibi çok önemli, devasa bir sorunda, Cumhuriyet Halk Partisi, başından beri, çok samimi duygularla bu sorunun çözümü konusunda her türlü katkıya hazır olduğunu her yerde beyan etmiştir. Bu konu gündeme ilk geldiği gün Genel Başkanımız zamanın Başbakanına “Bu konuyu çözün, ben size açık kredi veriyorum.” şeklinde bir söz söylemiş ama bu söz elinin tersiyle itilmiştir. Bizim bu konunun çözümü açısından…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Deminden beri Kamer Bey bölücülük edebiyatı yapıyor, hangi çözümden bahsediyorsunuz ya? Biraz ilkeli olun ya.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir dur da dinle.

LEVENT GÖK (Devamla) - …uygun gördüğümüz yöntem şudur: Bu konu çok önemlidir, bütün Türkiye'nin hassasiyetleri bulunmaktadır. Mecliste grubu bulunan bütün partilerin içinde bulunacağı bir komisyonla Meclisin denetiminde, Meclisin bilgisinde ve şeffaf olarak, bu sorunun, tüm hassasiyetler giderilerek, demokrasimizi, insan haklarımızı geliştirerek çözüleceğine inanıyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi bu önerdiği modelin arkasındadır ama şu anda içinde bulunduğumuz süreçte, AKP’de laf atan arkadaşlarımızın bilmediği, bakanların bilmediği; sadece birkaç kişinin bildiği…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Laf atmak yanlışsa grubuna sahip çık, sabah akşam laf atmasınlar.

LEVENT GÖK (Devamla) - …muhatap alınan partinin dahi yöneticilerinin bilmediği bir süreç içerisindeyiz, bu tehlikeli bir gidiştir. Bu konunun şeffaf olması, konunun sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve gerçekten bu sorunun gündemden kalkması hepimizin çıkarınadır. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda çok değerli bir duruş sergiliyor, bu konuyu çözmeye hazırız ama Parlamento çatısı altında, şeffaf olmak kaydıyla diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çözdünüz yani bayağı çözdünüz!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, sadece yerimden bir açıklama, buradan bir açıklama…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Önder.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Levent Gök’e bütün kalbimle çok teşekkür ediyorum.

Bizim de talebimizdir, buyurun siz de Mecliste bu mekanizmaların içerisinde yer alın, bütün partiler de yer alsın. Parlamentoda bu komisyonlara katılmak, önerilerimize, tezlerimize katılmak anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, muhalefet eden, itirazı olan, katkı sunacağına inanan kim varsa, ne kadar çok katılırsa biz de bu defans hâlinden o kadar çok çıkarız.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de sizlere teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Metiner, böyle konuşulur işte, öğren. Orada laf atmakla olmuyor bu işler.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Laf atmak yanlışsa sabah akşam atmayacaksınız, o dilinize sahip çıkacaksınız.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yani bir öğren önce.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – E, sen laf atıyorsun.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Her türlü lafı edeceksiniz…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ayla Akat Ata konuşacak, Batman Milletvekili.

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarıları hakkında, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı ve Danıştay Başkanlığı bütçeleri hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Halkların Demokratik Partisi adına hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kurum ve kuruluşların kamu hizmeti yapabilmeleri için bütçe zorunlu bir unsurdur ve Türkiye Büyük Millet Meclisi her bütçe görüşmesinde bütçe aracılığıyla yürütme organını denetler bir pozisyondadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki yargının bütçesi hazırlanırken yürütme ve yasamanın yargı üzerindeki baskı ve etkisini azaltabilmek için yargının bütçesinin öncelikle ilgili kurum, kuruluşlarla ve diğer siyasi aktörlerle, kamuoyuyla, ilgili kesimlerle paylaşılarak hazırlanması gerekir ve bu konuda bu baskıya sebep olmayacak bir özenin gösterilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, tarafsız ve bağımsız, her türlü siyasi etkiden uzak bir yargı ertelenemez bir ihtiyaçtır. Bu, etkin bir adalet sistemiyle yaşayabilecek demokratik bir toplum için hayati önemdedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında bağımsızlık, mahkemenin başka bir kişiden emir almamak, özellikle yürütme erki ve davadaki tarafların etki alanı dışında olmak şeklinde tanımlanmaktadır. Tarafsızlık ise davanın çözümünü etkileyecek bir ön yargı yokluğu özellikle mahkemenin veya mahkeme üyelerinden bazılarının taraflar düzeyinde onların leh ve aleyhine bir duyguya, bir çıkara sahip olmaması olarak açıklanmaktadır. Tarafsızlık ve bağımsızlık konusunda bu kürsüden benim tanık olduğum sekiz yıl içerisinde çok şey söylendi ama bir bütçe görüşmesi vesilesiyle tekrar bu Parlamentoda tarafsızlık ve bağımsızlık tanımı yapmak durumunda kalmanın Türkiye’nin somut gerçeğiyle bağlantılı olduğunu belirtmek istiyorum.

Yargıtay, kararlarıyla yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle hep çatışma içinde olmuştur. Resmî devlet ideolojisiyle, siyasi iktidarla, askerî ve sivil bürokrasiyle karşılıklı etkileşim içerisinde bir yargı kurumunun yargı bağımsızlığı ilkesiyle bir arada düşünülmesi mümkün olmadığı gibi, devleti korumak misyonunu üstlenen bir yüksek yargı makamının tarafsız kalabilmesi de olanaksızdır. Yargıtay, geçmişte olduğu gibi bugün de Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların, kadınların ve tüm ötekilerin taraf oldukları davalarda, daima, tartışmalı olmaktan öte insan haklarının açık ihlaline yol açan kararlara imza atmıştır.

Yargıtay tarafından, kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve tecavüz davalarında kadın aleyhine ayrımcı kararlar verildiği kamuoyunca bilinmektedir. Daha dün Kütahya’da Nursel Ateş, Aydın Nazilli’de Ayşegül Kurtuluş ve Mersin’de Yasemin Çetiner, eşleri ve erkek arkadaşları tarafından katledildi. Kadın katliamlarında yargının tutumu ve faillerin cezasız bırakılması, kadına yönelik şiddeti derinleştirmektedir. Yine, Ermeni, Rum vakıf mallarıyla ilgili geçmişte verilen kararlar ile Hrant Dink kararı Müslüman olmayanlara yönelik sayısız kararların tipik örnekleri olarak hafızalarımızda yerini almıştır.

Günümüzde, özellikle Kürtlerin yargılandığı davalarda bu yaklaşımın kural hâline geldiğini görüyoruz. Devletin güvenlik güçlerince işlenen cinayetler, Yargıtayın karar ve içtihatlarıyla tam bir cezasızlık şemsiyesi altına alınmaktadır. Güvenlik güçlerince sivillere, gençlere, çocuklara karşı işlenen cinayetlerden hemen hiçbirinin failleri cezalandırılmamaktadır. Kürt sorunu, Kürt kimliğinin korunmasıyla ilgili her türlü ifade ve açıklamalar, Yargıtayın içtihatlarıyla evrensel insan hakları standartlarına açıkça aykırı olarak kriminalize edilmekte, dava konusu yapılmakta ve ifade sahipleri cezalandırılmaktadır.

Yargıtay, yasamanın bilinçli olarak esnek ve muğlak tanımlamakta ısrar ettiği yasa maddeleri -ki Türk Ceza Kanunu’nun hâlâ yürürlükte olan 220’ye 6,7,8; bir kısmı değiştirilmiş bile olsa ilgili maddeleri bunun en açık örneğidir- ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2008’de vermiş olduğu kararla sorun daha da derinleşmiştir. Yargıtayın karar ve içtihatlarıyla biliyoruz ki bu davalarda sorun daha da derinleşmiş ve cezasızlık durumu devam etmiştir.

Bizler, özellikle Kürt sorunu bağlamındaki davaların görüldüğü Yargıtay 9. Ceza Dairesinin karar ve içtihatlarıyla, Kürtlerin siyasi faaliyetlerinin hemen tümünün yasa dışı örgüt tanımı içerisinde hapsedildiğini düşünmekteyiz. 9. Ceza Dairesinin yapısı, davaların burada görülme sebebi, seçilen üyelerin kimliği ve hâkimlik kariyerleri konularının aydınlatılması gerekmektedir. Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesiyle, görevli ilk derece mahkemeleri kapanmış olduğu hâlde onların temyiz organı olan 9. Ceza Dairesi hâlen açıktır. Özel yetki ve görevlerle donatılmış mahkemelerin insanlık onuruyla bağdaşmayan uygulamalarda bulunduğuna Türkiye tarihi boyunca tanıklık edilmiştir. Demokrasi, insan hakları, bağımsız bir hukuk ve adil bir yargılama için, neredeyse, özel yetkili mahkemelerle aynı işlevi gören Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kapatılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Danıştay, Türkiye Cumhuriyeti’nin yürütme organlarına yardımcı bir inceleme, danışma ve karar organı olup yönetimin yargı yoluyla denetlenebilmesi görevini yapan bir yargı kuruluşudur. Ancak, ne yazık ki verdiği kararlarla, kamuoyunda, bu görevi yerine getirirken adil, tarafsız davrandığı noktasındaki yargı her geçen gün azalmaktadır. Son olarak, Soma Yırca kararı, 28 Ekimde verildi ancak on gün sonra bu karar tebliğ edildiği için -hukukta çok kullanılan bir kavramdır- telafisi imkânsız zararlar ortaya çıktı. Geciken adalet, adalet olmadığı gibi, aradaki şeffaflık süresini de gözetmek gerekiyor. Kararın verildiği tarihten kararın tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre içerisinde, evet, belki ilgili avukatlar karara ulaşamadılar, başvuru yapanlar karara ulaşamadılar ama muhtemelen, iş takibi yapanlar ulaştılar; muhtemelen, Hükûmetin yanındaki iş sahipleri orada o zeytin ağaçlarını keserek zeytinin, zeytin ağacının insanlığa hatırlattıklarını, anımsattıklarını yerle bir etmeyi düşünenler, evet, başardılar. 6 bin zeytin ağacı kesildikten bir gün sonra karar tebliğ edildi. Bu kararın başvuruculara bir gün sonra ulaşmış olması, evet, bir gün önce ortaya çıkan manzaraları ne yazık ki ortadan kaldırmadı. Köylülerin hepsinin, zeytinleri için ayaklandığını, onlara sarıldığını, onları korumak için canlarını ortaya koyduğu gerçeğini herkes, tüm Türkiye büyük bir üzüntüyle izledi. Ancak henüz bu konudaki şeffaflık noktasında atılması gereken adımların atılmamış olması, ciddi bir eksiklik olarak karşımızda durmaktadır.

Peki, durum bu kadar vahimken siyasi iktidarın yoğunlaşması, Danıştay ve Yargıtay üzerine yoğunlaşması ne üzerinedir? Tabii ki yargıda kadrolaşma üzerinedir. Bu amaçla, yöntem olarak daire ve üye sayılarının artırılması benimsenmiştir. Yeni yargı paketiyle, 38 daire ve 387 üyesi olan Yargıtay, 8 daire ve 129 üye daha ilave edilerek 46 daire ve 516 üyeden ibaret hâle gelmiştir. Danıştay, 14’ü dava, 1’i idari, 15 daire ve 156 üyeli iken 1’i dava ve 1’i idari, 2 daire ve 36 üye ilave edilerek 17 daire ve 195 üyeli hâle getirildi. Oysaki, biliyoruz ki bu, çözüm değil çünkü bunun yapılmasının altındaki neden ne? Daha fazla daire, daha fazla kadro, daha fazla üye. Peki, sonuç itibarıyla ortaya konulan gerekçe ne? Dava yükünün azaltılması, Yargıtay ve Danıştayın dava yükünün azaltılması. 2010 referandum sürecinden sonra da benzer bir yöntem benimsenmişti, daire ve üye sayıları artırılmıştı ama geçen yılın verilerine baktığımızda görüyoruz ki daire sayılarının artırılması ne yazık ki davaların daha kısa sürede görülmesine ve daha hızlı bir şekilde sonuçlanmasına etki etmemiş, hâlâ aynı yük Yargıtayın ve Danıştayın omuzlarındadır.

Buradan biz ne söyleyebiliriz peki? Şunu söyleyebiliriz Hükûmete: Cemaatin özel yargısıyla mücadele etmenin yolu, bir başka özel yargı inşa etmek değildir ve siyasi iktidar, geç de olsa, bu yöntemin doğru bir yöntem olmadığını anlayacak ve kavrayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’da yazılı temel hak ve özgürlükleri korumak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan yasaların, başvuru üzerine, Anayasa’ya uygun olup olmadığını denetleyen Anayasa Mahkemesi de son günlerde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç tartışılmadığı kadar tartışılır durumdadır. Anayasa Mahkemesi, 12 Eylül 2010’da yapılan değişiklik referandumunun kabul edilmesinin ardından mahkeme ve üye sayısı artırılarak bireysel başvuru yapma hakkına da kavuşmuştur ve bireysel başvuru almaya başladıktan sonra, sonuç: Türkiye toplumunun yaşamış olduğu tüm gerçeklik bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine intikal etmişti iç hukuk yolları tüketildikten sonra, şimdi Anayasa Mahkemesine gidiyor ve belki bugüne kadar hiçbirimizin bilgisine intikal etmeyen AİHM’nin vermiş olduğu kararlar, artık Türkiye toplumunun bir bütün bilgisi dâhilinde görülüyor. Ben de buradan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular noktasında kendi yargılama usulünü ve takdir yetkisini kullanırken ortaya koymuş olduğu hukuki hassasiyeti, Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve normlarına uydurma noktasında göstermiş olduğu gayreti gördüğümü belirtmek istiyorum.

En çok tartışılan kararlar, biliyorsunuz ki, baraja ilişkindi. Bizler şunu söyleyebiliriz: Seçim Yasası’nın 33’üncü maddesinde yer alıyor baraj, en çok da bizi ilgilendiriyor çünkü biz baraj aşarak Parlamentoda grubumuzu kuramadık; bizler bağımsız girerek Parlamentoda grup kurma hakkını kazandık çünkü çoğumuz, seçim bölgemizde bir barajla karşı karşıya değildik. Barajı çok fazlasıyla aşarak, yüzde 50’lerin üstüne çıkarak Parlamentoya bağımsız da olsa milletvekilleri gönderme şansını yakaladık. Peki, yüzde 10’luk barajın bir örneği var mıydı? Evet, defalarca söyledik, böyle bir örnek Batı demokrasisinde yok, dünyada da sadece Seyşel Adalarında var. Başka bir yerde yüzde 10’luk baraj yok.

Biliyorsunuz, değerli milletvekilleri, 1995 değişiklikleriyle Anayasa’ya, seçim kanunlarının temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleriyle bağdaştırılacak şekilde düzenlenecekleri ilkesi getirildi. Peki, temsilde adalet ve istikrar kavramı birbirini dengeledi mi? Hayır. İstikrar adına temsilde adalet görmezden gelinebildi, yok sayılabildi. Bu nedenledir ki en somut sonucu olması itibarıyla söylüyorum: 2002 seçimlerinde AKP tek başına iktidara geldi ama ülke nüfusunun neredeyse yarısı Parlamentoda temsil edilemedi. 2007 ve 2011’de oy kullanan seçmenin Parlamentoya kendini taşıyabilme oranı eğer arttıysa, bu, partimizin vermiş olduğu bağımsız milletvekilleriyle Parlamentoya girme kararından kaynaklıdır; aksi hâlde yüzde 10’luk seçim barajı ne yazık ki temsilde adaleti sağlamamaktadır. Ama istikrar, evet, bu dönemde istikrar eşittir tek parti olarak algılanmaktadır; oysaki istikrar sadece tek partiyle sağlanabilecek bir unsur değildir.

Bizler barajın kaldırılmasının; halkın yönetime katılma oranına verilen değerle eşdeğer olduğunu düşünüyoruz. Öyle bir sonuç çıkıyor ki ortaya 12 Eylülün en büyük hediyesi oluyor baraj tüm siyasi iktidarlara. 12 Eylülden bugüne, 1980’den bu yana iktidara gelen tüm siyasi partiler için en büyük hediye oluyor. İktidarın dışındayken, muhalefetteyken kaldırılması için çaba harcayan ama iktidara geldikten sonra onunla birlikte yaşamayı ve yaşatmayı da zorunlu kılan bir anlayış gelişiyor.

Şimdi, buradan ancak şunu söyleyebiliriz: Halkın yönetime katılması önemlidir çünkü halk oy deposu değildir. Halk, yönetime fikriyle, tercihiyle, öncelikleriyle katılabilmelidir. Bizler de bunun gerçekleşebilmesi için Türkiye toplumunun temsilde adaletin sağlandığı ve bununla beraber istikrarlı bir yönetimin yaşandığı günlere erişebilmesi için mutlaka ama mutlaka barajın düşürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu, bir yargı kararıyla mı olur? Bu, gerçekten bir zihniyet devrimiyle olur. Biz parti olarak bir zihniyet devrimiyle olmasından yanayız ama şu da bir gerçektir: Bugün eğer ihlal boyutu Anayasa Mahkemesinin önüne gitmiş, geçmişte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne gittiği gibi ve bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu karardan dolayı Anayasa Mahkemesi “Evet, ben o takdir marjımı kullanıyorum, bu konuda söz söyleyebilirim.” noktasındaysa biz hem ihlal kararı verebileceğine hem de iptal kararı verebileceğine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurular boyutuyla son olarak şunu söylemek gerekiyor: Bu başvuruların ne şekilde ve ne kadarlık bir süre içerisinde neticelendirileceği hususu oldukça önem arz etmekteydi. Zira mahkemenin, kararları geciktirmesi yahut evrensel hukuk kurallarına aykırı karar verebileceği endişesi de taşınmaktaydı çünkü yüksek mahkeme, bilhassa parti kapatmalara dair verdiği kararlarla olumsuz bir sicile sahipti. Ancak son bir yıl içerisinde vermiş olduğu birçok karar, her ne kadar belli çevrelerce siyasi bir hesaplaşma içerdiği yönünde eleştirilse de netice itibarıyla olumluydu. Örneğin, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen tutuklu milletvekillerinin tutukluluk hâllerinin, seçilme hakkını ihlal gerekçesiyle sonlanması ve uzun tutukluluk sürelerinin beş yılla sınırlanmasıyla başlayan önemli kararların devamı da geldi. Nitekim Twitter’in kapatılması, kamuoyunca tartışılmış ve önemli bir gündem yaratmıştı. Anayasa Mahkemesi, tam da bu noktada herkes tarafından olumlu karşılanan bir tutum sergiledi ve buna ilişkin olumlu bir karar verdi. Yüksek mahkeme, yerel seçimler öncesi hukukun bağımsızlığı tartışmalarını derinleştiren Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla ilgili düzenlemeye dair Adalet Bakanının yetkilerini artıran hükümlerin kaldırılmasına dair de bir karara imza attı.

Anayasa Mahkemesi son dönemlerde verdiği kararlarla toplumun geniş bir kesimini rahatlatırken Hükûmet cephesinin de tepkilerine maruz kalmıştır, ki bu, doğaldır çünkü iktidarı sınırlayan bir rol ve misyonu vardır. Nitekim, AKP kapatma davasıyla ilgili AKP’nin kapatılmaması yönünde verdiği kararla Hükûmet tarafından övgülere mazhar olan yüksek mahkeme, Başbakanın gözünde, birdenbire Twitter yasağının kaldırılmasına dair vermiş olduğu kararla “gayrimillî kararlar alan bir yapı”ya dönüşüvermişti. Başbakanın bu söylemleri, “Bugün o cübbe sizi güçlü gösterebilir ama bu ülkeye zarar verir.” şeklindeki ifadesi, hukukun meşruluğunu iyiden iyiye sorgulatır hâle gelmiştir.

Hâlihazırda ülke gündeminde ardı ardına gelen gelişmeler, “tape” kayıtları, paralel yargı tartışmaları yargı erkine olan güveni sarsmış iken bu noktada Hükûmetin, Anayasa Mahkemesini karşısına alması tehlikelidir. Zira, hukukun meşruluğunu yitirmesi, yargının işleyişinin bozulması, adalet anlayışının gerilemesi, kısaca, hukukun bozulması, toplumsal ekonomik kazanımları geriye götüren bir etki doğuracaktır. Bu anlamda, Anayasa Mahkemesi toplum nezdinde bir güvence teşkil ederken siyasi iktidar tarafından bu yapının hedef alınması oldukça tehlikelidir.

Sonuç olarak, değerli milletvekilleri, siyasi iktidar hukuk, yargı ve adalet meselelerine samimi, dürüst ve tutarlı bir şekilde yaklaşmak ve çözüm aramak durumundadır.

Yargının olmadığı toplumlarda, herkesin kendi adalet arayışının ön plana çıktığı toplumlarda yaşanan kaotik ortam, tüm dünyanın mücadele tarihi içerisinde çoğu ülke için ibret verici noktaları da içinde barındıran bir noktadır. İşte, bugün yapılması gereken, o ibret verici noktalardan ders çıkarmaktır. Ne yargı aracılığıyla ne de yargı olmadan toplumun muhalefet eden tüm kesimlerini ötekileştirmek, yok saymak, hak ve hukuklarını kullanabilecekleri mekanizmaları ortadan kaldırmak, bugüne kadar sonuç vermediği gibi bugünden sonra da sonuç vermeyecektir.

Bu amaçla, diğer partiler ve aktörlerle birlikte olabildiğince geniş bir uzlaşı temelinde, toplumun tüm kesimlerinin olabildiğince yaygın ve ortak rızasını kazanabilecek, iğdiş edilen adalet duygusunu onarabilecek adil, demokrat ve insancıl bir yargının inşasına yönelik adımlar acil bir şekilde atılmalıdır. Biz bu aciliyetin farkındayız ve üzerimize düşen tarihî rol ve misyonu oynamaya hazırız.

Bu duygularla sayın Parlamentoyu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi adına dördüncü konuşmacı Sayın Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili.

Süreniz on dakikadır. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu, 3’üncü bütçedir Diyanet İşleri Başkanlığı ve vakıflarla ilgili huzurlarınıza gelmiş bulunmaktayım. Ancak, maalesef, bu üç yıldır tekrarladığımız, dile getirdiğimiz konularla ilgili hiçbir ciddi düzenleme olmadı.

Kamuoyunun önünde, böylesine ciddi bir dönemde, bütçe konuşmalarında polemik yapmak yerine, ben görüşlerimi mümkün olan en makul şekilde sizlere arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinde durmak istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığının statüsü Türkiye’de yıllardır tartışılıyor ve biz şu an AK PARTİ sıralarında olan bazı arkadaşlarımızla birlikte, Hükûmet üyesi olan bazı arkadaşlarımızla birlikte, Yeni Zemin dergisinde din-devlet ilişkilerini işlediğimiz vakit, yıllar önce, bu konuyu bütün ayrıntılarıyla bugünkü entelektüel tartışmalara bile ön açacak bir şekilde ele almıştık. Gönül isterdi ki bugün icranın başında olan, Hükûmette olan arkadaşlar ve iktidar sıralarında oturan arkadaşlar, bu görüşler çerçevesinde Diyanete yaklaşsınlar ve Diyanetle ilgili düzenlemeleri de yine yirmi yıl önceki bu incelemelerimiz, yirmi iki yıl önceki bu incelemelerimiz doğrultusunda düzenlesinler.

Şimdi, nedir bu değerlendirmeler değerli arkadaşlar? Diyanet İşleri Başkanlığına iki açıdan bakabiliriz: Bunlardan birisi, İslam dininden gelen uygulamalar yani Hazreti Peygamber, Hazreti Muhammed Mustafa (SAV)’den itibaren Dört Halife Dönemi, Emevi, Abbasi uygulamaları ve büyük mezhep imamlarının bu konuyla ilgili verdikleri fetvalar; ikinci olarak ise, laik cumhuriyetin paradigmalarıyla laisizm üzerinden tartışabiliriz.

Değerli arkadaşlar, İslam hukuku açısından baktığımız vakit, dinin, -İslam’ın, ulemanın- melikin, sultanın, imparatorun emri altına girmesi haramdır; yanlış bir şey bu. Yani, bu konuda İslam tarihinde onlarca fetva var, uygulama var. En önemli örneklerinden birisi de İmamıazam Ebu Hanife’dir. O günkü sakallı, sarıklı ve namaz kılan, oruç tutan Abbasi halifesinin emrine girmeyi reddetmiştir; din, devletin emrinde olmamıştır. Çünkü, yöneticiler adil olabilir, zalim olabilir, yeterli olabilir, yetersiz olabilir. İslam adına hüküm veren âlimlerin -ki bizde bir ruhban sınıfı da yok, biliyorsunuz, İslam’da din adamları sınıfı da yok- ulemanın ancak Kur’an’dan, hadisten, içtihatlardan ve kendi idraklerinden elde ettikleri görüşleri serdetme yükümlülükleri vardır. Bu, hiçbir şekilde siyasi bir otoritenin veya bir melikin, sultanın, gasıbın emri altına sokulamaz, yönetimi altına sokulamaz. Bu, İslam’ın çok açık bir hükmü.

Uzun uzadıya bir İslam tarihi açıklaması veya Eşâri’nin, Matürîdî’nin, İmamıazam’ın, Malik’in, Hanbel’in, Şafii’nin bu konuyla ilgili yorumlarını, İmamı Gazzalî’nin uygulamalarını anlatacak değilim. Mesela, İmamı Gazzalî bu işi öyle bir noktaya getirdi ki ömrünün son döneminde sultanların sofrasına oturmayı da kendi nefsine yasakladı. Zaten çok meşhur bir söz var İslam tarihinde “Ulemanın akıllısı, samimisi, dindarı, sultanın sofrasından uzak durur; sultanın akıllısı da âlimlerle beraber oturur kalkar.” diye bir meşhur değerlendirme var. Bunu burada noktalayayım.

Peki, laiklik açısından konu ne? Laiklik açısından da, yine, laik devlet -Batı demokrasilerinde de bu böyle, Amerika’sında, Fransa’sında, Almanya’sında- dini kendi kontrolü altında tutmaz yani din ile devlet işleri birbirinden ayrılmıştır -ilkokulda bize öğretildiği şekliyle, formatıyla anlatıyorum- dolayısıyla laik bir devlette, laik bir cumhuriyette de devlet toplumun inancına ve dinî hayatına karışmaz. Bu, ister Müslümanlık olsun ister Hristiyanlık olsun ister başka bir fikir olsun, mezhep olsun, ne olursa olsun.

Şimdi, Müslümanlık açısından da bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığının durumu garip, laiklik açısından da garip. Şu an Başbakanlığa bağlı bakanların altında bir genel müdür seviyesinde bir statüsü var. Tayinle geliyor, tayinle gidiyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bakanların üstünde.

ALTAN TAN (Devamla) – Hayır, hayır, üstünde değil.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Protokol listesi değişti, üstünde.

ALTAN TAN (Devamla) – Şimdi, böyle bir düzenlemede dinin, İslam’ın hükümlerini öğreten âlimlerin, cami imamlarının kendi anladıkları şekliyle, bazen iktidarları da kızdıracak şekilde veya hesaplarına gelmeyecek şekilde konuşabilmeleri veya o görüşlerini serdetmeleri bu şekliyle, bu hiyerarşik yapıyla mümkün değil. Ha, nasıl olur? Konuşur, beyan eder, bir müddet sonra görevine son verilir yani en iyi ihtimalle son verilir, artık, öbür adli, hukuki takibat ondan sonra gelen bir şeydir.

Değerli arkadaşlar, bizim bu arkadaşlarımızdan beklediğimiz şu: İster laik devlet paradigmasını benimsemiş olsunlar ister İslami hassasiyetleri olsun Diyanet İşleri Başkanlığını bu olması gereken statüye kavuşturmaları yani Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurumun olmaması, esası bu. Dinin sivil topluma bırakılması, tamamen mezheplere göre, inançlara göre, artık, ne şekilde toplum inanıyorsa, ne şekilde örgütleniyorsa, tekke, tarikat, medrese, zaviye ve cemevlerinin de açılacağı bir yeni sivil toplumun inşası, doğru olan bu.

Şimdi, tabii, sürekli gelen bir diğer eleştiri “Tamam, doğru söylüyorsun, hoş söylüyorsun da işte, bugün 40 binin üzerinde cami var, birkaç yüz bin personellik bir Diyanet İşleri Başkanlığı var, biz bunu nasıl lağvedeceğiz, nasıl kaldıracağız, nasıl bir anda tasfiye edeceğiz, bu fiilen mümkün değil, üstelik böyle bir durum, çok daha farklı enfeksiyonlara sebebiyet verebilir.” Bu, siyasi bir cevap bir sefer, yani ilmî, bilimsel bir cevap değil. Peki, siyaseten bunun -hani, bir tabir var- velev ki anlaşılabilir olduğunu kabul edelim, o zaman Diyanet İşleri Başkanlığı şu an neden tek bir inancın, tek bir mezhebin yani İslam dininin Sünni inancına göre –ki ben de Sünni’yim, Şafii’yim, yedi sülalem de öyle- bunu tekçi bir yapıya oturtuyor? Yani yine bu, İslam hukukuna da uymuyor, laik hukuka da uymuyor. O hâlde bütün inançları eğer inançlarla ilgili bir düzenleme, devletin bir ön açıcılığı, bir yardımı, desteği olacaksa -ki tekrar tekrar söylüyorum, bunu geçici bir süre için belki kabul edebiliriz, ta ki tamamen sivil topluma terkedilene kadar- o hâlde cemevleri de açık olacak, tekke, tarikat ve zaviyeler, medreseler de açık olacak, Tevhid-i Tedrisat Kanunu da kalkacak vesaire, vesaire, vesaire. Bunu kaldırana kadar da cemevlerine de yine Sünni Müslümanlar camiyi nasıl ibadethane kabul ediyorlarsa Alevi vatandaşlar için bir ibadethane olması hakkı tanınacak, maaş veriliyorsa onlara da verilecek, belki papazın ve hahamın da maaşını yine devlet verecek. Yani bir işin doğruluğunu, yanlışlığını tartışırken ilkesel olarak tartışmamız lazım.

Dediğim gibi, dokuz on dakikalık bir meselede bu kadar geniş bir konuyu daha ayrıntılı bir şekilde anlatmak mümkün değil, keşke mümkün olsaydı ben de anlatabilseydim.

Vakıflarla ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Vakıflar bizim medeniyetimizin temelidir, yani İslam medeniyetinin övüneceği en önemli kurumlarından birisi vakıflardır ama maalesef bugün vakıfların da büyük bir kısmı yine devletleştirilmiş yani topluma hizmet etmesi gereken, yüzü topluma dönük olması gereken bu sivil toplum kuruluşları da devletin zapturaptına alınmış. Peki, devlet hiç mi iyi bir şey yapmamış? Bu kadar restorasyon, vakıf, kervansaray, han, hamam, cami, medrese, tamam bunlar güzel şeyler ancak bizim toplumumuzda bir de şahıs vakıfları, aile vakıfları var -ki vakıfların büyük bir ekseriyetini bunlar teşkil ediyor, padişah vakıfları bile öyledir, bu işin uzmanları bilir- ancak bunlar da bugün bu ailelerin elinde, mütevellilerin elinde oyuncak hâline gelmiştir. Sadece Diyarbakır’dan bir örnek vereyim: Bir aile vakfının 5 milyon metrekare arazisi imara girmiştir; 3 milyon metrekare, 3 bin dönüm arsa ortaya çıkmıştır. Bunun hepsini yüzde 20’den, yüzde 25’ten aile, devletle de iş birliği içerisinde yöneticilerle, müteahhitlere vermiştir; açıktan yüz milyonlarca doları da alıp dışarıya transfer etmiştir. Bunun da engellenmesi lazım.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Halkların Demokratik Partisi adına dördüncü konuşmacı Sayın Gülser Yıldırım, Mardin Milletvekili.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA GÜLSER YILDIRIM (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan yasa tasarısının Türkiye İnsan Hakları Kurumu bütçesi hakkında Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi 10 Aralık tarihi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildiğinin 66’ncı yıl dönümüydü. Bu anlamlı günün hemen ertesinde ülkedeki insan hakları, temel hak ve özgürlükler gibi temel sorunlara dair olumlu şeyler söylemeyi çok isterdim fakat üzülerek belirtmeliyim ki ülkedeki temel insan hak ve hürriyetleri üzerine yapacağım bu kısa konuşma son derece olumsuz bir tablo çıkarmaktadır. Öncelikle, dünyada ve ülkemizde, bu anlamlı günde, insan hakları, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren tüm insanları saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, insan hakları kurumlarının dün kamuoyuyla paylaştığı bir raporlama çalışmasında Türkiye’nin bir yıllık insan hakları karnesi açıklandı. Raporda sadece 2014 yılı içerisinde 2 bin insanın, insan hakları ihlalleri sonucu yaşamını yitirdiğini belirtmektedir.

Başta maden ocaklarında olmak üzere yaşanan iş kazaları ve iş cinayetleri, Suriye ve Orta Doğu’da sürmekte olan savaşlar yüzünden yaşanan göçler ve göçmenlerin yaşadığı sorunlar, Kobani direnişini sahiplenme amacıyla yapılan kitlesel gösterilerde insanlara uygulanan polis şiddeti 2014 yılının öne çıkan insan hakları ihlallerindendir.

“Yeni bir Türkiye” sloganıyla iktidara gelen ve özellikle son birkaç yıldır iyice otoriterleşip bütün devlet kurumlarını âdeta kendi tekelinde birleştirmeye çalışan AKP iktidarı, yeni güvenlik paketiyle zaten bir kangrene dönüşen temel hak ve özgürlükler alanını iyice daraltıp muhalefeti soluksuz bırakmaya çalışmaktadır.

Ülkemizde 2014 yılında işlenen 2 bine yakın cinayetin tümü insan yaşam hakkının ihlali kapsamına girer. Yaşam hakkı ihlali sadece devletin güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen öldürme olayları değil, üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin etkin bir önleme ve koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek neden olduğu ihlalleri de kapsamaktadır.

2014 yılında birisi Türkiyeli, birisi Afgan, birisi Ukraynalı, birisi Rojavalı olmak üzere toplam 5 kişi gözaltında yaşamını yitirmiştir. Kolluk güçlerinin yargısız infazı, “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle ya da rastgele ateş açması sonucu 39 kişi yaşamını yitirmiş, 61 kişi yaralanmıştır. Yine, aynı şekilde kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösterilere müdahalesi sonucu 21 kişi, köy korucuları tarafından işlenen cinayetlerde 5 kişi, faili meçhul cinayetlerde 50 kişi, cezaevlerinde 38 kişi, zorunlu askerlik görevini yaparken şüpheli biçimde 35 kişi yaşamını yitirmiştir. Erkek şiddeti sonucu 294 kadın yaşamını yitirmiş, 458 kadın yaralanmış, 142 kadın taciz ve tecavüze uğramıştır. Nefret cinayetleri, ırkçı saldırılar ve linçler sonucu 11 kişi, iş kazaları ve cinayetleri sonucu 1.723 emekçi yaşamını yitirmiştir. Sadece Rojava sınırında seken kurşunlar, patlayan bombalar ve sınırı geçmeye çalışan insanlara güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucu, 4’ü çocuk olmak üzere, 27 kişi yaşamını yitirmiş, 85 kişi yaralanmıştır.

Türkiye İnsan Hakları Vakfına 2014 yılının ilk on bir ayında işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 726 kişi başvurmuş, başvuranlardan 257’sinde işkence ve kötü muamele gördükleri raporlarla ispatlanmıştır.

Yine, aynı şekilde 2014 yılının ilk on bir ayında, 64’ü çocuk olmak üzere, toplam 1.018 kişi güvenlik güçleri ve köy korucuları tarafından işkence gördükleri iddiasıyla İnsan Hakları Derneğine başvurmuştur.

Değerli arkadaşlar, 2014 yılına birçok insan barış ve demokratik çözüm süreci adına büyük umutlar yüklemişti. Fakat, maalesef, bu yıl da geçmiş birçok yıl gibi demokrasi, özgürlük, barış ve adalet adına heba edilmiş bir yıl olarak ülkenin siyaset tarihine kaydedilmiştir. İnsan hakları ve demokrasi sorununun kilit noktası olan Kürt sorununda herhangi bir ilerleme sağlanamadığında, kadın, emek, demokrasi ve bir bütün olarak insan hakları alanında bir ilerlemenin sağlanması mümkün değildir.

2014 yılında barış ve müzakere sürecinde Hükûmetin çabaları beklentilerin çok altında kalmış, Hükûmet süreci tek taraflı bir kontrol altında tutmaya çabaladıkça kamuoyunun şüpheleri artmış ve barış sürecine dair umutları yavaş yavaş tükenmeye başlamıştır. Süreci hukuksal bir zemine oturtmada Hükûmetin takındığı isteksiz tavır ve Hükûmetin gittikçe otoriterleşip bütün sorunu kamu düzeni ve güvenlik eksenine sıkıştırması sürecin önünü ciddi anlamda tıkamıştır.

Dünyadaki bütün barış ve müzakere süreçlerine baktığımızda, toplumların hafızasında derin yaralar bırakan çatışmaların ancak samimiyet, değişim isteği ve cesaretle mümkün olabileceğini göstermektedir. Geçmişle yüzleşme, hakikat ve adalet komisyonlarını bile kurmakta tereddüt eden bir devlet aklı bugün çözüm sürecini en çok sekteye uğratan ve ağırdan alan taraf hâline gelmiştir. Tüm bunların üstüne, son birkaç aydır KCK adı altında yürütülen soruşturmalar, tutuklamalar, TMK’da değişiklik yapan 6008 sayılı Yasa’da geçen “Gösterilerde gözaltına alınan 18 yaş altı çocuklar örgüt üyeliğinden yargılanamazlar.” hükmüne rağmen çocuklara örgüt üyeliğinden açılan onlarca dava barış sürecini ciddi anlamda riske etmektedir.

2014 yılının ilk on bir ayında, önceki yıllarda başlatılan KCK davalarında 643 kişi tahliye edilirken, aynı dönemde 2.380 kişi gözaltına alınmış, 377 kişi tutuklanmıştır. Gözaltına alınan 2.380 kişiden 1.887’sinin ve tutuklananlardan 377 kişiden 187’sinin eylül, ekim ve kasım aylarında gerçekleşmesi manidardır. Yani, devlet, cezaevinin bir kapısından insanları bırakırken öbür kapıdan tekrar içeriye doldurmaktadır.

2014 yılının ilk on bir ayında, 410’u çocuk, toplam 8.405 kişi gözaltına alınmış, 68’i çocuk olmak üzere 803 kişi tutuklanmıştır. İnternet ve basın üzerindeki sansür ve baskı devam ederken 2014 yılında yasaklanan toplam etkinlik sayısı 82’ye ulaşmıştır. Sadece cezaevlerinde kalan toplam tutuklu ve hükümlü insan sayısının bir istatistiği ortaya çıkarıldığında durumun vahameti kendini göstermektedir. Kasım 2014 yılı itibarıyla cezaevlerinde 154.197 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. AKP iktidara geldiğinde bu sayı sadece 59.429 idi. Oysa bizim ülkemiz hariç dünyanın diğer bütün ülkelerinde ileri demokrasi ile cezaevlerinde kalan insan sayısı ters orantılıdır. Bugün bu ülkenin cezaevlerinde 1.984 çocuğun yatıyor olması bu devletin en büyük ayıplarından birisi olarak karşımızda durmaktadır. Dünyanın standartlarını ölçü aldığımızda yargılanan sanıklardan 3 kişiden 1’i tutuklanırken Türkiye’de her 2 sanıktan 1’i tutuklanmaktadır. Tutuklama oranı ve tutuklu sayısının bu kadar yüksek oluşu dünya standartlarının neresinde olduğumuzu da ortaya çıkarmaktadır. Bu oranın düşürülmesine yönelik olarak çalışmalar yürütülmüş ise de yargı paketlerinin de bu soruna ilaç olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Son yıllarda sürekli gündemi meşgul eden tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile ilgili olarak yargının hızlanması gerekmekte ve mağduriyet oluşmaması için yargı organlarına büyük iş düşmektedir. 1970’li yıllardan beri politik baskılardan dolayı sürgünde yaşayan insanların bir an önce ülkeye dönmeleri için yasal düzenlemelerin çıkarılması gerekmektedir. AKP döneminde başta Roboski katliamı, Diyarbakır’da gerçekleşen ve 2006 Mart olayları olarak hafızalarda yer alan ve en son 6-7 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen ve onlarca insanın yaşamına mal olan, bizzat devlet güçleri tarafından işlenen sivil cinayetler olmak üzere gerçekleşen yüzlerce yaşam hakkı ihlalinin etkin bir soruşturma ile yürütülmesi ve suçluların yargı önüne çıkarılması gerekmektedir. İnsanın en temel hakkı olan yaşam hakkına karşı gerçekleşen bu fiillerde fail, devlet adına bile suç işlemişse gerçek bir hukuk devletinin görevi bu insanları yargının korumasından çıkarıp bizzat yargılamasıdır.

Geçtiğimiz yasama döneminde kamuoyunun gündemini meşgul eden ana dilde savunma hakkını düzenleyen bir dizi yasal düzenleme de derde deva bir çözüm olmamış, dertleri derinleştirmekten öteye gidememiştir. Ana dilde savunma hakkını sınırlı kullanıma indirgeyen o paket içerisinde yer alan hasta tutuklulara ilişkin düzenleme dahi hayat bulmamıştır.

Buradan özellikle Hükûmet çevrelerine seslenmek istiyorum: 2013 yılında 657 hasta mahpustan 243’ünün durumu ağırdı. İnsanların inatçı çabaları ve direnişi sonucu 73 kişi tahliye edildi ve 3 kişi maalesef tahliye edilemediği için cezaevinde yaşamını yitirdi. Bugün hâlen 581 hasta mahpustan 230’unun durumu ağırdır. Bu insanlardan bazılarının ailelerinin tek isteği “Eğer öleceklerse bile bizim aramızda ölsünler.” isteğidir. Bu mesele siyasal bir mesele olmaktan çok insani bir meseledir, bir vicdan ve insanlık meselesidir.

Bir taraftan insan kaçakçılarının istismarına maruz kalan, öbür taraftan barındıkları kamplarda ağır koşullarda yaşam mücadelesi veren mültecilerin sayısı neredeyse 2 milyona varmıştır. Suriye’den gelen mülteci ve sığınmacıların 220 bini göreli de olsa iyi koşullarda yaşarken geriye kalan milyonlarca insan, başta yiyecek ve barınma sorunları olmak üzere en temel insani yaşam koşullarından uzak yaşamlar sürmektedirler. Âdeta kölelik koşullarında çalıştırılan ve bir kısmı dilenciliğe mahkûm edilen sığınmacılar için geri gönderme merkezleri oluşturulmamış ve bu insanların hukuksal statüsünü belirlemeye yönelik herhangi bir yasa henüz çıkarılmamıştır. Özellikle Şengal, Ninova ve Kobani’den gelen ve çadır kentlerde ağır kış koşullarında yaşam mücadelesi veren yüz binlerce kadın, yaşlı ve çocuk, Suriyeli sığınmacılara tanınan geçici koruma statüsünün kendilerine de tanınmasını beklemektedirler.

Yapılan son yasal düzenlemelerle temel hak ve hürriyetler alanında yapılan tüm iyileştirmeler ve reformlar bir anda ortadan kaldırılmıştır. Bütün bu düzenlemelerin Avrupa Parlamentosuna, Avrupa Konseyine, Ekonomik ve Sosyal Komiteye ve Bölgeler Komitesine sunulan 8 Ekim 2014 tarihli Türkiye 2014 Yılı İlerleme Raporu’ndan sonra yapılması dikkat çekicidir. Aynı şekilde daha önce de çıkarılan dördüncü yargı paketinin yarım sayfalık genel gerekçesinde, değişik tabirlerle, 3 defa, tasarının getirilme amacının ülkemizin uluslararası toplumdaki olumsuz görünümünü düzeltmek olduğu ifade edilmiştir. Eski Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin de paketin amacının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki mahkûmiyetlerin sayısını indirmek olduğunu ısrarla belirtmiştir. Tasarının, düşünce ve ifade hürriyeti ile örgütlenme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLSER YILDIRIM (Devamla) - …haklarının gereğini yerine getirdikleri için yıllarca hapiste tutulan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

GÜLSER YILDIRIM (Devamla) – Ben de teşekkür ederim, sizleri saygıyla selamlıyorum. Her ne kadar bitirmemiş olsam bile. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Anlamadım?

GÜLSER YILDIRIM (Devamla) – Her ne kadar bitmemiş olsa bile, olsun, teşekkürler.

BAŞKAN – Olsun, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gülser Hanım kaç yıl cezaevinde kaldı, söz hakkı…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Eskiden alacakları vardı Sayın Başkanım, teessüf ederiz yani.

BAŞKAN – Peki, bir dahaki sefere onu dikkate alalım.

GÜLSER YILDIRIM (Mardin) – Benim saklı haklarım kaldı aslında.

BAŞKAN – Sayın Buldan bir açıklama yapacak sanıyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce bir açıklama yapmıştım, hem Sayın Mehmet Metiner’in hem de Sayın Başkanın, Metiner’in ifadelerinden dolayı duyarsız kaldıklarını ifade etmiştim. Fakat biraz önce hem tutanakları hem de ses kaydını dinledik. Bir yanlış anlaşılma var, yanlış anlama var daha doğrusu. Sayın Metiner, Nazlıaka’ya değil Sayın Özkes’e hitaben “balım” kelimesini kullanmış. Biz bu “balım” kelimesini “hanım” olarak anladık. Dolasıyla, bundan dolayı sözlerimi geri alıyorum. Fakat bu konudaki hassasiyetimizin devam ettiğinin de bilinmesini istiyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası Sayın Adil Zozani’de, Hakkâri Milletvekilleri.

Konuşma süreniz on üç dakika. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay bütçesi üzerinde bir değerlendirmede bulunacağım çünkü konuştuğumuz bütçenin en önemli unsurlarından bir tanesi bu bütçenin denetlenebilir olmasıdır. Bu bütçe denetlenebiliyor mu denetlenmiyor mu; Sayıştay, Parlamento adına, bizler adına, hepimiz adına bütçenin denetimini hangi ölçülerde yapabiliyor; bunun, kanımca enine boyuna tartışılması gerekiyor.

Geçen sene de tartışma konusu olmuştu. Geçen sene burada yaptığımız tartışmalarda, esasında, yaptığımız tartışmalar, yaptığımız değerlendirmeler bir teamül niteliği taşıyacağı için -çünkü bir ilk rapor değerlendirmesini içeriyordu geçen sene yapılan değerlendirmeler- onların kayda geçmesi ve bir teamülün oluşması için önemli olduğunu ifade etmiştik ve görüşlerimizi ifade etmiştik. O nedenle, geçen sene burada kayıtlara geçirdiğimiz değerlendirmelerimizde yaptığımız önerilerde, hem Sayıştay Yasası’nda hem de 5018’de yapılması gereken değişiklikleri, önerilerimizi sıralayarak ifade etmiştik ve devamında şunu söylemiştik: “Plan ve Bütçe Komisyonunun, Sayıştay raporlarını -ki geçen sene hiç gelmemişti, bu sene kısmen geldi- bu raporları enine boyuna, hakkaniyetle ya da hakkınca değerlendirme şansı yoktur. İş yükü nedeniyle Plan ve Bütçe Komisyonunun böyle bir şey yapma şansı yoktur.” demiştik. Bugün de aynı şeyi tekrarlıyoruz ama bu öneriyi geçen sene yaptık. Geçen sene dedik ki: “En azından bir kesin hesap komisyonunun kurulması gerekir.” Parlamentonun, Sayıştayın raporlarını değerlendirmek üzere kesin hesap komisyonunun mutlaka ama mutlaka kurulması gerektiğini, kurması gerektiğini ifade etmiştik.

Bir yıl geride kaldı. Bir yıl sonra bakıyoruz aynı noktayız çünkü bu konuda yapılan hiçbir öneri dikkate alınmadı. İktidar partisi mensupları da, esasında, bu konuda çok mesafeli değiller. Kesin hesap komisyonunun kurulması gerektiğine ilişkin, iktidar partisi mensubu milletvekillerinin de Komisyon çalışmaları esnasında bu konuda olumlu görüşleri olmuştur. Ancak, iktidar partisinin bu konuda öncülük etmesi gerekir ve bu komisyonu kurması gerekir.

Türkiye’de Sayıştay raporlarının, esasında, Parlamentoya gelip değerlendirme yapma geleneği çok eski değildir, yenidir, 2010’dan sonra başlamış, 2011’de yasası çıkmış ve uygulamaya konulmaya çalışılan bir uygulamadan söz ediyoruz. Ancak, yarım yamalak bir denetim mekanizmasından sonuç alma şansı yoktur, kesin hesap komisyonunun kurulması gerekiyor ve kesin hesap komisyonunun muhalefet partilerinin ağırlıkta yer alacakları bir komisyon olarak görev alması gerekiyor. Yani, burada oluşturulacak kesin hesap komisyonunun muhalefet ağırlıklı bir komisyon olması gerekir. Dünyada da böyledir, kesin hesap komisyonunu kuran bütün ülkelerde, ileri demokrasilerde kesin hesap komisyonlarının başkanlığı bile muhalefet partisi mensupları arasından seçilir ki komisyon çalışmalarını yeterince denetleyebilsin, parlamento çalışmalarını denetleyebilsin, Sayıştayın yaptığı denetimlerin hakkını verebilecek bir pozisyon oluşabilsin. Geride bıraktığımız süre içerisinde bu konuda maalesef adım atılmadı.

Değerli milletvekilleri, hepinize 656’ya ek cetveller geldi, her milletvekilinin bürosuna gönderildi, geçtiğimiz cuma gününden itibaren her milletvekilinin bürosuna geldi. Ben, 657’ye ek muhalefet şerhleri de dâhil olmak üzere, Parlamentoda herhangi bir milletvekilinin bu ekler üzerinden bir inceleme yapmış olabileceğine inanmıyorum, mümkün değil çünkü. Yani, milletvekilinin böyle bir şey yapmak istemediğine inandığım için ifade etmiyorum, mümkün olmadığı için ifade ediyorum.

Bakın, arkanızda duruyor bu ek cetveller Naci Bey. Siz de bakmamışsınız, arkanızda kitaplar duruyor, koymuşsunuz. Buradan bakınca onların büyüklüğünden arkadaki koltuk görünmüyor. Toplam kaç sayfa biliyor musunuz? 15.916 sayfa doküman gelmiş her milletvekilinin odasına. 15.916 sayfa doküman gelmiş milletvekillerinin önüne. Hangi milletvekili inceleyebildi? Hiç kimse inceleyememiştir Plan ve Bütçe Komisyonunun üyeleri de dâhil. Bu kadar dokümanı inceleme şansına sahip değildir. Yapabileceğiniz tek şey vardır: Bürokrasinin önünüze servis ettiği bu dokümanı ya kabul edersiniz ya da reddedersiniz. E, çok da reddetme şansınız yok, kabul edeceksiniz. Şimdi, bunun adı “denetim” olabilir mi? Bunun adı “denetim” olmaz.

Sayıştay raporlarından haberiniz var mı? Sayıştay raporlarında aklanan unsurlar, pirüpak olan unsurlar Meclisin gündemine geliyor. Yargıya intikal eden raporlar Meclis denetimine tabi değildir. Sayıştay, evet, Parlamento adına denetim yapıyor ancak yargıya intikal eden hususlar konusunda öyle bir yasa yapılmış ki Sayıştay “Ey milletvekili, sen kim oluyorsun? Sana bilgi vermiyorum.” diyor. Sorduk, cevabımızı bu şekilde aldık. Bakın, sorduk, cevabımızı bu şekilde aldık.

Kesin hesabı konuşacağız, 2013 yılı kesin hesabını. Kaç milletvekili burada değerlendirme şansına sahip? 2013’ü aklayacağız. On iki gün sonra burada sorulacak, kürsüden okunacak. 2013 yılı kesin hesabını burada aklayacaksınız. Neye göre aklayacaksınız? Aklamamanız gerekiyor çünkü 2013 yılı hesapları içerisinde yargıya intikal edenler var. Yargının nasıl bir sonuç vereceğini, nasıl bir karar vereceğini nereden bileceksiniz? Ama aklayacaksınız. Yargı kararını vermeden Parlamento hükmünü verecektir. Böyle bir denetimden söz edilebilir mi? Bunun adı denetim olabilir mi? Bunun adı denetim değildir.

Ankara’nın çok dehlizlerinden söz edilir, Ankara’nın çok karanlıklarından söz edilir de bu Parlamento, Ankara’nın dehlizlerini aydınlatmak için sadece Genel Kurul salonunda kaç ampul kullanıyor biliyor musunuz? Sayın Başkan da, Divan da herhâlde merak etmemiştir. Sadece bu Genel Kurul salonunda Ankara’nın karanlığını biraz aydınlatmak için 1.832 ampul kullanılmış ama birbirimizi görmüyoruz. Afaki bir rakamdan söz etmiyorum, sayabilirsiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Saydın mı?

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Sayın; 1.832 ampul kullanılmış ama hâlâ karanlık, hâlâ karanlık.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Patlak ampuller dâhil mi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Şimdi, bu durumda, böyle bir tabloda siz hangi denetimden söz edebileceksiniz?

Bakın, Sayıştay denetiminin dışında olan kalemler var, harcama kalemleri var. “Gizli hizmet giderleri kalemi” olarak geçer bunlar, “örtülü ödenek” diye bahsediliyor ya. 5 ayrı kurumun gizli hizmet gideri var ve biz bunu bilmiyoruz: Başbakanlığın, Millî Savunma Bakanlığının, Millî İstihbarat Teşkilatının, Genelkurmay Başkanlığının, Emniyet Genel Müdürlüğünün ayrı ayrı gizli hizmet gideri var ve bunların hiçbirisi Sayıştay denetimine tabi değil.

Sayıştay benim adıma neyin denetimini yapıyor Allah aşkına? Soruyorum, Sayıştay bizim adımıza neyin denetimini yapıyor? “Askerî harcamalara dokunmayacaksınız.” diyor. Askerî harcamalarla ilgili olarak 6085’in 44’üncü maddesinde, bir kere, yasaklama hükmü konulmuş. Önerdik, geçen sene geldik burada dedik ki: “Buraya bir fıkra ekleyelim, askerî harcamaların da açık denetime tabi olduğunu burada ifade edelim.” “Uluslararası bir faciaya sebebiyet verecekse bunların kontrollerini, açıklamalarını gizlilik esasına göre de yapın.” dedik. Bunu ifade ettik ama bu konuda da adım atılmadı, bir şey yok.

Bakanlar, Başbakan burada efelenerek, bağırarak açıkladılar, dediler ki: “Ey efendiler, biz en fazla sağlığa ve eğitime ödenek ayırıyoruz.” Kusura bakmayın, doğru değil. Kesinlikle doğru değil. Siz nereden en fazla eğitime yatırım ödeneği ayırıyorsunuz Allah aşkına ya? Siz inanabiliyor musunuz buna? Siz bu rakama inanabiliyor musunuz? Yani, siz gerçekten eğitime en yüksek yatırım bütçesini ayırdığınızı mı ifade ediyorsunuz? Gerçekten buna inandığınızı şu an bile ifade ediyorsanız size söyleyeceğim bir şey yok. Kesinlikle doğru değil. Asla ve asla doğru değildir.

RECAİ BERBER (Manisa) – Niye, Komisyonda değil miydiniz?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Sayın Başkan, siz de çok iyi biliyorsunuz.

RECAİ BERBER (Manisa) – Rakamları siz de biliyorsunuz, Komisyondaydınız.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Evet, rakamı biliyorum, eğitim bütçesi içerisinde yatırıma ayrılan pay yüzde 3,6. Siz memurunuzun maaşını veriyorsunuz.

RECAİ BERBER (Manisa) - En büyük yatırım.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Memura maaş verirken niye konuşuyorsunuz? Peki, aynı şekilde diyoruz ki: “Diyanet İşleri Başkanlığına niye bu kadar veriyorsunuz?” “İmamın maaşını vermeyecek mi bu devlet?” diyorsunuz. Öğretmenin maaşını bu devlet vermeyecek mi? Sizin verdiğiniz, eğitime ayırdığınız bütçe, devletin memuruna ödediğiniz maaştır, yatırım bütçesi değildir. Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçe içerisinde yatırıma giden pay, bütçesi içerisinde yüzde 3,6’dır.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Önceki dönemlerde ne kadar?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Peki, askerî ve güvenlik harcamaları kalemi içerisinde yatırıma ayrılan pay ne kadardır? Yüzde 13,5’tir. Siz nerede…

RECAİ BERBER (Manisa) – Askerlere de verilen maaşları…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Hayır, maaşlarını bir tarafa koyuyorum, askerî yatırım harcamalarında maaşlardan arındırarak bir yüzde söylüyorum, millî eğitim açısından da maaştan arındırarak ifade ediyorum. İki kalemde de maaşlardan arındırarak ayrılan pay millî eğitimde yüzde 3,6’dır, askerî yatırımlarda yüzde 13,5’tir. E, çıkıp halkı aldatmayın lütfen, ayıp oluyor, yani bu kadar da olmuyor! Gerçeği bu kadar ters yüz ederek Türkiye kamuoyunu, insanlarımızı bu kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …aldatmaya kalkışmayın, çok ayıp oluyor, yakışmıyor size!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

RECAİ BERBER (Manisa) – Plan ve Bütçe Komisyonumuzda da aynısını…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Doğruları söyledim Sayın Başkan, yanlışsa size sataşayım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Sayın Başkan, Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının adını zikrederek kendisine sataştım, doğru rakamları verecek Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bana da sataştınız, sözümü kestiniz, ben ne yapacağım?

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, o bize sataştı.

BAŞKAN - Benim de sözümü kestiniz, bana da sataştınız, ben ne yapacağım?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Hayır, hayır, Sayın Başkan…

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, isim vererek bana sataştı.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Sataştım Sayın Başkan.

RECAİ BERBER (Manisa) – Yahu, sataşmayı bile doğru dürüst yapmadın yalnız ha!

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Böylelikle Halkların Demokratik Partisi Grubu adına yapılan konuşmalar da sona erdi.

Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına yapılacak konuşmalara geldik.

Yalnız, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.29

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk söz talebi Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin’e aittir.

Buyurun Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında, Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlarım.

Anayasa’mıza göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Milletin birliğini ve beraberliğini temsil eder. Cumhurbaşkanlığı makamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek temsil ve idare makamıdır. Hâl böyleyken, geçmişte maalesef milletin büyük bir kısmını yok sayan, milleti ayrıştıran, ötekileştiren, anlamayan cumhurbaşkanlarını bu aziz millet görmüştür.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kimmiş onlar ya? Bir açıklayın da, merak etmesinler!

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Geçmişe dönüp baktığımızda, ülkemizde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hep sancılı olduğu görülecektir. Çağdaş demokrasiyi benimsemiş toplumlarda rutin bir hadise olan cumhurbaşkanlığı seçimleri ülkemizde hep krizlere neden olmuş, askerî ve sivil vesayetin müdahalelerine açık olmuştur. Peki, bu durum normal midir? Neden Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep krizlere neden olmuştur? Cumhurbaşkanlığı makamı milletin birliğini, beraberliğini temsil eden bir makam iken neden millete rağmen yetkilerin kullanıldığı bir makam olmuştur? Bu sorulara verilecek cevapların temelinde millet iradesini yok sayma, milleti ikinci sınıf görme, “Millet bilmez, millet anlamaz, millet karar veremez.” yaklaşımları vardır ancak bu anlayışta olanlar kaybetmeye mahkûmdur. Bu anlayış, milletin vicdanında ve tarih nezdinde hep kaybetmiştir. İşte onun içindir ki bu millet, Adnan Menderes’i, Turgut Özal’ı, Necmettin Erbakan’ı rahmetle ve minnetle anmakta, onlara zulmedenleri ise tarihin çöplüğüne atmaktadır. Bu noktada siyasete düşen görev, bu anlayıştan sıyrılarak milleti anlamaya çalışmaktır. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki millet, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayıracak en güçlü hakemdir. Milletimiz mümeyyizdir. Milletimizin asla ve asla vasilere, velilere ihtiyacı yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eski Türkiye’de millet iradesine dayanmayan iktidar yetkisini bir kısım anayasal kurumlar ve Cumhurbaşkanlığı makamıyla sağlama arzusu ve bu şekilde statükoyu ve vesayeti devam ettirme anlayışı vardı. Vesayet odakları, milletten almadıkları yetkiyi milletin aleyhinde kullanmaktan çekinmemişlerdir. Bunu da maalesef bir kısım anayasal kurumlar ve Cumhurbaşkanlığı makamıyla yapmışlardır. Vesayet odakları, askerî ve sivil bürokrasi kendilerini devletin gerçek sahibi, milletin hamisi olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı da bu kesimlerden çıkan, bu anlayışa sahip, vesayetten ve statükodan yana biri olabilirdi, milletin değerlerine, hassasiyetlerine saygılı, milletimiz gibi düşünen, yaşayan Anadolu evlatları Cumhurbaşkanı olamazdı, hasbelkader olursa gereği yapılırdı. İşte bu seçkinci, elit askerî ve sivil bürokrasi ilk defa 2007’de kaybetmiş, âdeta duvara toslamıştı. Bir millet hareketi olan, milletiyle birlikte yol yürüyen AK PARTİ, öncelikle e-muhtırayı yok saymış, hukuk garabeti olan 367 kararını milletin hakemliğiyle ortadan kaldırmış, millet iradesine dayalı olarak Cumhurbaşkanını seçmiş ve bundan böyle cumhurun başkanını seçme yetkisi, iradesi, 2007 referandumuyla cumhurun kendisine verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kendi başkanını seçme yetkisini ve iradesini alan aziz milletimiz, 10 Ağustos tarihinde yapılan seçimde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak büyük bir teveccühle ilk turda seçmiştir. Bu seçimler, milletimiz ve demokrasimiz açısından büyük önem arz etmektedir. Bu seçimle birlikte Türkiye, Cumhurbaşkanını milletin doğrudan seçtiği bir döneme girmiştir. Bu vesileyle, her türlü siyasi mühendisliğe, her türlü algı operasyonuna rağmen, ferasetiyle, kadirşinaslığıyla 10 Ağustosta milletin adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a büyük bir destek vererek ilk turda seçen aziz milletimize bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz. Bu seçimler bir kez daha milletin terazisinin şaşmayacağını göstermiştir.

Yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı, yeni Türkiye'nin ruhuna ve karakterine uygun olarak kendi içinde gerekli görülen yeniden yapılanma sürecini gerçekleştirerek devletimizin onuruna, milletimizin değerlerine ve beklentilerine yakışır şekilde hizmetlerine devam edecektir. Yeni Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı, toplumsal taleplere devletin en üst düzeyde cevap vereceği etkin bir yapılanma içerisinde, Anayasa'nın vermiş olduğu yetkileri en verimli ve en etkin şekilde kullanacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız, halkın doğrudan teveccühünden aldığı güçle milletine hizmet etmeye devam edecektir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanlığı teşkilat yapısı da seçilmiş Cumhurbaşkanı ve büyüyen, gelişen Türkiye vizyonuna uygun olarak güçlendirilecektir. Devletin en yüksek temsil ve idare makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamı için harcanan her rakam ülkenin huzuruna, büyümesine, gelişmesine, uluslararası saygınlığına ve ekonomik refahına katkı sağlayacaktır.

Bu vesileyle, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın konuşmacı konuşmasında, milleti temsil etmeyen cumhurbaşkanlarının görev yaptığını ifade etti. Ayrıca, 2007’den beri milleti temsil eden cumhurbaşkanının göreve geldiğinden bahsetti.

Az önce, siz, bizim partimize mensup konuşmacılar konuşurken sözlerini kestiniz ve onları uyardınız. Şimdi, bu sayın konuşmacının, şu ana kadar milleti temsil etmeyen Cumhurbaşkanları kimdir, bir, açıklamasını istiyorum.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) - Millet biliyor Levent Bey.

İSMAİL AYDIN (Bursa) - Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı mı olarak görüyorsunuz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir saniye, bir saniye, açıklarsanız öğreniriz.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, dinliyorum.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Darbeyle gelenler var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bilemem ben hangisini kastediyor? Ama “2007’den beri milletin evlatları Cumhurbaşkanlığı yaptı.” dendiğine göre, bu cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, partimizin kurucu Genel Başkanıdır; İsmet İnönü partimizin Başkanıdır, onlar da Cumhurbaşkanlığı yapmıştır; ben onlara yapılan bu sataşmadan dolayı söz istiyorum.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Ben öyle bir şey demedim Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Aynen öyle söylediniz, hiç…

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Benim söylediklerim çok açık.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, ben not aldım.

BAŞKAN – Sayın Gök, bir dakika müsaade eder misiniz?

Sayın Bilgin’den bir açıklama alabilir miyiz? Sayın Bilgin, böyle bir kastınız var mıydı?

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkanım, ben öyle bir şey söylemedim, Sayın Grup Başkan Vekili neye itiraz etti, onu anlamadım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kasti, sözü aynı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika. Diyor ki: “2007’den öncesi…”

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sataşmadan söz verin geçsin Başkanım, işin içinden çıkamazsınız.

LEVENT GÖK (Ankara) – “2007’den beri bu ülkenin evlatları Cumhurbaşkanlığı koltuğu makamına gelmiştir.” diyor.

BAŞKAN – “Milletin Cumhurbaşkanı değildi.” diye bir söz sarf etmişsiniz…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet, aynen söyledi.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika müsaade edin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Arkadaşlarım zaten doğruluyor.

BAŞKAN – Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü de aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, Meclisin seçtiği, milletin vekillerinin seçtiği değil mi Cumhurbaşkanı? O zaman biz de milletin vekili değiliz.

BAŞKAN - …yaptığı dönemde onları da kastettiniz “Milletin adamı değildir.” diye bir yoruma…

LEVENT GÖK (Ankara) – Çok ağırdır bu söz. Yani bu sözü ya tashih edecek…

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkanım, bu millet, darbe sonrası seçilen cumhurbaşkanlarını, Meclis üzerinde uçaklar uçurarak Meclisin koridorlarında, kulislerde milletvekillerini tehdit ederek seçilen cumhurbaşkanlarını görmüştür. Benim ne kastettiğimden normal bir Türk vatandaşı anlaması gerekeni anlamıştır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İyice daha karmaşık hâle geldi.

LEVENT GÖK (Ankara) – 2007’den beri…

BAŞKAN – Sayın Gök, sanıyorum, yani Türkiye’de bu cumhurbaşkanlığı süreci sıkıntılı olmuştur, bazılarında da darbelere neden olmuştur bu süreçler. Onu kastetti sanıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben şu net soruyu soruyorum… Ben sataşmadan dolayı söz istiyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bütün partilere sataşma vardır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Anlamıyorum yalnız sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – 2007’den beri seçilenler milletin evladı oluyor, ondan önceki seçilenler neyin nesidir? Örneğin, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü neyin nesidir?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Vekili kim seçiyor?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Vekili de millet seçiyor, aynen.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Parlamentoya sataşma vardır.

BAŞKAN – Bunu böyle sizin kastettiğiniz anlamda bir kasıtla söylese ben de müdahale ederdim zaten.

LEVENT GÖK (Ankara) – Aynen bu şekilde söyledi ama. Aynen bu şekilde söyledi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, aynen öyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, o anlam çıksaydı ben de müdahale ederdim Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, aynen bu şekilde söyledi. Aynen bu şekilde söyledi.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – O anlamda Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aynen o.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Aynen o efendim.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar, bir dakika… Şu anda Sayın Gök’le konuşuyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – İzin verin, bu konuyu ben lisanı münasip bir şekilde kürsüden, sataşmadan dolayı, partimizin genel başkanlıklarını yapmış kişileri de kastetmesi açısından söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul İç Tüzük’e aykırı.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Her şeyi İç Tüzük’e bağlamayın.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Gök, konuşmacı öyle bir kastının olmadığını söyledi.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bunun kasıtla alakası yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Samimiyetle ifade ederim ki ben böyle bir algı içinde olsaydım ben de müdahale ederdim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama aynen bunları söyledi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Üç grup sizin gibi öyle anlamıyor da sadece sizin grup öyle anlıyor. Olur mu öyle Başkan?

BAŞKAN – Konuşmacının kastettiği ve benim algıladığım, darbe süreçlerinin yaratılmasına neden olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bahsetti ama bu konuda bir açıklama yapmak istiyorsanız ben size yerinizden söz vereyim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, iki dakikada ben meramımı anlatırım izin verin. Şimdi sataşma olmuştur.

BAŞKAN – Ama şimdi burada bir…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir sataşma olmuştur.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Parlamentoya sataşma olmuştur.

BAŞKAN – Burada Tüzük’ün uygulanmasında bir sıkıntı var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben de tartışma doğurmayacak şekilde konuşacağım.

BAŞKAN – Açıklamanızı yapın Sayın Gök.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, yerinden 60’a göre bir dakikalık söz…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Ya, neyi kastettiğini zaten söylüyor adam.

BAŞKAN – Size söz vereyim yerinizden, lütfen, kesmeyeceğim de sözünüzü.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kürsüden hitap etmek daha uygundur Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Pazarlığa girer bu Sayın Başkan. Sataşmadan…

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı kürsüye alıyoruz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sataşma.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sataşma zaten Sayın Başkan. Zaten sataşmadan dolayı istiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kim kime sataşıyor?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Partimizin Genel Kurucusuna sataşıyor.

BAŞKAN – Sayın Gök, size yerinizden söz vereceğim, iki dakika vereceğim.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama cümle önemliydi. Yani…

BAŞKAN – Ama aynı şekilde açıklama yetkisini size veriyorum, yerinizden söz veriyorum, iki dakika süre veriyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Peki.

BAŞKAN – Söylediğinizle, İç Tüzük’te, bahsettiğiniz anlamda bir sataşmayı yorumlayabilmek mümkün değil. O yüzden buyurun, yerinizden size iki dakika süre vereceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tam da sataşılmıştır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Biz de talep ediyoruz Sayın Başkan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ben de talep ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Gök’le konuşuyorum, sonra sizin taleplerinizi alacağım.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasında aynen “Milletin evlatları 2007’den sonra Cumhurbaşkanlığı yapmaya başlamıştır.” dedi. Tabii, bu devletin bir kuruluşu var, bir kuruluş felsefesi var, verilen büyük bir mücadele var, Kurtuluş Savaşı var…

BAŞKAN – Elbette.

LEVENT GÖK (Ankara) – …ve bugün burada, bu Parlamentoda olmamızı sağlayan Mustafa Kemal Atatürk gerçeği var. AKP, sayın konuşmacı ve herkes bilmelidir ki bugün burada oturmamıza neden olan faktörler, Mustafa Kemal Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün o şanlı Kurtuluş Savaşı’ndan geçer.

Şimdi, kendi partisine mensup cumhurbaşkanlarını bir kenara ayırarak ondan öncekileri ayrı bir kefeye koymak ve özellikle Millî Kurtuluş Savaşı kahramanlarını farklı bir kefeye koymak, tam anlamıyla cumhuriyetimize, tarihimize, köklerimize, kültürümüze son derece büyük saygısızlıktır.

Ayrıca, burada, elbette darbe dönemlerini kimsenin benimsemesi mümkün değildir ama bence sayın konuşmacı, dün ve önceki günlerde kendi genel başkanları tarafından ifade edilen, örneğin Sayın Celal Bayar konusunda ne diyecektir, Sayın Süleyman Demirel konusunda ne diyecektir, Sayın Turgut Özal konusunda ne diyecektir? Bir yandan onlara sığınarak siyaset yapmaya devam edeceksiniz, bir yandan da kendinizi kalın bir çizgiyle 2007’den itibaren ayıracaksınız. Bu, çok ciddi bir handikaptır. Bu sözler söylenmiştir. Sayın konuşmacı bizzat Atatürk’ü, İsmet İnönü’yü darbe dönemlerindekileri hariç tutarak diğerlerinden ayırt etmediğini ifade etmek durumundadır, biz bunları duymak durumundayız.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Doğrudan doğruya Parlamentoya karşı bir konuşma yapmıştır maalesef arkadaşımız. Onunla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Buradan yaparsam daha iyi olur.

BAŞKAN – Buyurun.

9.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi “milletin evlatları ve millet tarafından seçilmiş” diyor arkadaşımız. Şimdi, bundan önceki cumhurbaşkanları kim tarafından seçildi? Parlamento tarafından. Parlamento tarafından seçilen kişi milletin evladı olmuyor mu? Veyahut da milletvekilleri millet tarafından seçildiğine göre onları temsil eden ve onların seçtikleri bir kişiyi siz dışlayamazsınız.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Kenan Evren’i kim seçti, Cemal Gürsel’i kim seçti?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hangi cumhurbaşkanı olursa olsun, bütün cumhurbaşkanlarına ve Parlamentoya hakaret etmiştir arkadaşımız. Parlamentonun seçtiğini milletin evladı olarak nitelendirmemesi, kendisinin de içerisinde bulunduğu bu mensuba büyük hakarettir. Bundan dolayı kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Zozani, buyurun.

10.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii ki cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi ülke demokrasisi açısından sevindirici bir gelişmedir. Bizim de öteden beri sahip çıktığımız ve dillendirdiğimiz bir talepti ve Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesi doğrudan demokrasinin bir gereğidir, bu önemlidir. Ancak doğrudan seçilmiş bir Cumhurbaşkanlığı mekanizmasının daha önceki geleneklerin, teamüllerin kötülenmesi ya da hakir görülmesi şeklinde yorumlanması talihsizlik olmuştur. Son derece açık ve nettir: Sayın milletvekilinin kullandığı dil ve üslup ayrıştırıcı bir dil ve üslup olmuştur, yakışmamıştır, doğru değildir. Ayrıca, AK PARTİ Grubuna da çağrımızdır. Biz bu konuda hem yasa teklifini verdik hem burada defalarca da Meclis kürsüsünde dile getirdik. Biz bu konuyu dillendirirken de pek çok milletvekili oradan bize el uzatarak Kenan Evren’i, Kenan Evren’in ismini anımsattı. Evet, Kenan Evren bir darbecidir, bir darbeci generaldir ve şu anda yargılanıyor. On binlerce insanın kanına eli bulaşmıştır. Gelin, birlikte -mademki öyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı mekanizmasına, o payeye yakışmayan bir isim olduğuna sizde kanisiniz- Sayın Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı payesini birlikte kaldıralım. Evet, yakışmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı mekanizmasının isminin Kenan Evren’le birlikte anılması, bir darbeciyle birlikte anılması doğru değildir. Bunu kaldıralım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

Sayın Elitaş, iki dakika…

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, Sayın Gök’ün hassasiyetine teşekkür ediyorum. Bu ülkede Cumhurbaşkanlığı yapan herkes bu milletin temsilcisidir. Nitekim, Anayasa’nın 104’üncü maddesi: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder.” Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ten bu tarafa gelen bütün Cumhurbaşkanlarını kapsayan bir ifadedir ve kapsayan bir tanımdır. Yani, Atatürk, İnönü, Celal Bayar, Gürsel ve o günden bu tarafa gelen Sayın Gül ve Sayın Erdoğan da dâhil olmak üzere. Sayın Gök’ün bundan sonraki süreçte -bugüne kadar olanı bir tarafa bırakıyoruz ama- şu andaki konuşmasını bir taahhüt olarak alıyorum. Şu anda Türk milletinin birliğini temsil eden ve devletin başı olarak Anayasa’nın 104’üncü maddesine göre görev yapmakta olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki bütün söylemlere Sayın Gök’ün itiraz etmesini beklerim.

Bakın, Sayın Gök arkadaki konuşanları da duyuyordur herhâlde, kendi grubunun arkasında konuşanları.

İki: 2007 yılında 358 milletvekilinin, bu milletin temsilcisi milletvekilinin “evet” dediği bir Cumhurbaşkanının 367 kararıyla maalesef Cumhurbaşkanlığı elinden alınmış ve arkasından 2007 seçimlerinde bu millet Cumhurbaşkanlığı elinden alınan Sayın Abdullah Gül’ün içinde bulunduğu partiye büyük bir destek vererek Cumhurbaşkanı seçilmesini gerçekleştirmiştir. Ondan sonra, Anayasa’da değişiklik yapılarak mademki Türkiye Büyük Millet Meclisine dışarıdan müdahaleler yapılmakta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bahçesine askerler getirilmekte, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstünde, semada uçaklar uçurarak milletvekilleri tehdit altında bırakılmakta, artık bundan sonra cumhur kendi reisini seçsin diye 2007 yılının Ekim ayında bir Anayasa değişikliği yapılmıştır ve bundan sonra millet kendi reisini kendi seçmeye başlamıştır.

Ben buradan şunu ifade ediyorum: Atatürk’ten bugüne kadar gelen bütün cumhurbaşkanları bu Anayasa çerçevesinde… Darbeci Cumhurbaşkanının yargılanmasıyla ilgili biz Anayasa değişikliğini yaptık, itiraz edildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Kim itiraz etti ya?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O anlamda, Sayın Gök’ün hassasiyetini Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında da Anayasa’nın 104’e göre göstermesini tavsiye ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, grup başkan vekillerinin hepsini dinledim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir cümle de ben buradan…

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı'nın, Başkanlık Divanı olarak, darbe sonucu Cumhurbaşkanı olmuş kişiler hariç olmak üzere, başta Mustafa Kemal Atatürk ve diğer bütün cumhurbaşkanlarına saygı ve sevgilerini sunduklarına ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Biz de Divan olarak bu konudaki düşüncemizi şöyle açıklamak isteriz: Darbe süreçlerine konu edilerek Cumhurbaşkanı olmuş ve bizzat darbe yaparak Cumhurbaşkanı olmuş kişiler hariç olmak üzere, başta Mustafa Kemal Atatürk ve diğer bütün cumhurbaşkanlarına saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz Divan olarak.

Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Kapatalım artık bu konuyu, lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir cümleyle kapatayım, izin verin, bir cümle.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Gök, bakın, bitirdik bu konuyu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir cümle ama…

BAŞKAN – Biz de saygılarımızı sunduk, en derin saygılarımızı sunduk. Hiç kimsenin bunun haricinde bir şey düşünmesi mümkün değildir ki biz de öyle algılamadık. Bir istisnası var bu saygı sunmamızın, onun da gerekçelerini söyledim.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi adına ikinci konuşmacı Sayın Nevzat Pakdil, Kahramanmaraş Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Başkan.

AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2015 bütçesinin milletimiz için hayırlar getirmesini Cenabıhakk’tan niyaz ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, 2011’den bugüne kadar geçen süre içerisinde bu yasama döneminde yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili olarak komisyonlar kuruldu, İç Tüzük çalışmasıyla ilgili olarak komisyonlar kuruldu, siyasi etik komisyonuyla ilgili olarak komisyon kuruldu ve çalışmalarını yürüttü ama maalesef bu komisyonlardan bir netice almak mümkün olmadı. Ümit ederiz ki, inşallah, önümüzdeki yasama dönemi içerisinde bu anayasa çalışmaları ve İç Tüzük çalışmaları netice alır. Benim temennim, İç Tüzük’ün önümüzdeki dönemde uygulanmak üzere hiç olmazsa bu dönemde bir yasal statüye kavuşturulmasıdır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, şunu ifade edeyim ki terzi söküğünü dikemez derler. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu dönem içerisinde yapılan ön çalışmalar neticesinde bütün partilerimize mensup 12 grup başkan vekilinin imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kanun teklifi sunmuştur fakat bu kanun teklifi şu anda gündemdeki yerini almış ama maalesef yasal hâle gelmemiştir ve yasal hâle gelmeyi beklemektedir.

Muhterem arkadaşlarım, şunu ifade etmek istiyorum: Önce her birimizin empati yapması lazım. Buraya yargıyla ilgili kanunlar geliyor, başka kurumlarla ilgili kanunlar geliyor. Belirli bir şeyin içerisinde, dışarıda bir kısım şeyler konuşuluyor ama burada bir kısmı -o da takdire şayandır- oy birliğiyle geçiyor. Ama soruyorum size: Milletvekilleri olarak bizim bir kanunumuz var mı? (AK PARTİ ve CHP sıralarından “Yok” sesleri) Bizim bir kanunumuz yok. Bu kanunlarla ilgili olan hususları değişik şekilde bir araya getirdik. Hepsi bir araya geldi, bütün grup başkan vekillerimiz imzasını attı. Ama “Bu yasalaşsın.” dediğimiz anda siz milletvekilleri, biz milletvekilleri, hepimiz dâhil bunun yasalaşmaması için elimizde ne imkân varsa hepsini kullanıyoruz. Şu anda bu teklifin yasalaşması için Meclis Başkanımız bütün ilgili arkadaşlarla, gruplarla konuşuyor ve yasanın çıkması için gayret ediyor. Bu hususta ben tek tek bütün milletvekillerimizden aynı zamanda Türk Parlamenterler Birliği Başkanı olarak destek arzu ediyorum.

Bakınız, arkadaşlar, bu Meclis içerisinde hanım milletvekili arkadaşlarımız, erkek arkadaşlarımız var. Doğum yapan arkadaşlarımız oldu. Memurların doğum hakkı var. Doğumdan önce ne kadar izinli olacakları, doğumdan sonra ne kadar izinli olacakları belli ama milletvekili arkadaşlarımız için böyle bir yasal düzenleme var mı? Milletvekili arkadaşlarımızın, doğum yapan kardeşlerimizin böyle bir hakkı var mı? Yok. Peki “Bu hakkı temin edelim, yasalaştıralım.” deyince niye yasalaştırmaktan kaçınıyoruz? Niye çekingen davranıyoruz?

Şimdi, bakınız saygıdeğer arkadaşlarım, şunu ifade etmek istiyorum: Arkadaşlarla da konuştuk. Diyelim ki milletvekilliğiniz bitti, Cumhuriyet Bayramı törenlerine iştirak edeceksiniz. Gittiniz, Tapu Kadastro müdürünün yeri belli, Millî Eğitim müdürünün yeri belli, defterdarın yeni belli. Peki, 22’nci, 23’üncü, şimdi 24’üncü, 20’nci, 19’uncu dönem milletvekillerinin yeri nerede? Vali  lütfederse -işte, valilik yapan arkadaşlarımız var içinizde- onlar bir yer gösterirse gidip sıraya oturacaksınız, yoksa boynunuzu bükeceksiniz. Bir kısmınız da zaten böyle bir durumla karşılaşmamak için törenlere gitmeyeceksiniz. Var mı yanlışı? Yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O zaman bunu hep beraber gerçekleştirmemiz lazım.

Bakınız, bu cenaze törenleriyle ilgili olan husus, ölümlerle ilgili olan husus. Bu teklifin içerisinde, arkadaşlar, hiçbir akçeli husus yok. Bu konuda trafikle ilgili bir düzenleme vardı, o düzenleme de çıkarılır. Sizden istirhamım şudur: Yarın ne olacağını ne biteceğini hep beraber görüyoruz. Bu yasayı çıkaralım.

Büyükelçilerimizin büyükelçiliği bitiyor, diplomatik pasaportu devam ediyor mu? Ediyor. Peki, sizin milletvekilliğiniz bittiğinde sizin statünüz ne oluyor? 3’üncü dereceye gelmiş olan hususlarla aynı husus oluyor ama herkes elini taşın altına koymaktan kaçıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bizim yurt dışına gidecek paramız yok.

NEVZAT PAKDİL (Devamla) – Bunun akçeyle ilişkisi yok, parayla ilişkisi yok. Lütfen kanunumuza sahip çıkalım ve kanunumuzu çıkaralım. Bunun arkasında olan bir Meclis Başkanlık Divanı da varken ya Meclis Başkanlık Divanında olan her partideki arkadaşlar bu konuya imza atsın yahut sayın grup başkan vekilleri imza atsın ve bunu konuşalım. Kendi aramızda konuştuğumuz zaman “Çok güzel, iyi oluyor, yapalım.” diyoruz, arkaya dönüştüğümüz zaman “Hele bir danışalım, hele bir görüşelim.” Neyi danışıyoruz, neyi görüşüyoruz yıllardır, ben bunu bilmiyorum. Lütfen altında imzamız olan bu teklife sahip çıkalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NEVZAT PAKDİL (Devamla) – İçinde milletvekillerinin özlük haklarıyla ilgili hiçbir şey yok, sadece statülerini belirlemiş olan bir kanun maddesi ve kanun teklifidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

NEVZAT PAKDİL (Devamla) – Lütfen, her birimiz bu konuya sahip çıkalım ve bunu kanunlaştıralım çünkü bu bizim aynı zamanda milletvekilleri olarak bir görevimiz. Sadece değişik kanunlarda olan hususları bir araya getirerek bir milletvekili kanunumuz lütfen olsun.

BAŞKAN – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

NEVZAT PAKDİL (Devamla) – İstirham ediyorum, bütün milletvekili arkadaşlarımızın takdirine arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Pakdil’e Meclisi yöneten Meclis Başkan Vekili olarak hem de milletvekili olarak teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım. ....

BAŞKAN - Üçüncü konuşmacı...

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım. ....

BAŞKAN – Pardon, özür dilerim.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Pakdil’in açıklamalarıyla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, şimdi Nevzat Bey bu açıklamayı yaptı ama şimdi, bütün grup başkan vekilleri de biliyor ki Meclis Başkanımızın Başkanlığında zaten grup başkanları bir araya geldiler. Bu konuları, işte hem tüzük meselesini hem milletvekili etik meselesini, kanunu hem milletvekilliği statüsüyle ilgili kanun meselesini zaten biz gündeme getirdik ve kendilerine de gönderdik Parlamenterler Birliği olarak ve biz görüşlerini de aldık kendilerinden. Dolayısıyla, zaten biz bu konuda çalışıyoruz. Yani “Ötekiler imzalasın, imzalamasın.” diye buraya çıkıp da şov yapmanın gereği yok yani, kusura bakmasınlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, bundan önce de bu tip çalışmalar oldu. Sayın Pakdil’in söylemek istediği, şu anda yapılan çalışmaların tamama ermesidir. Yoksa geçmişte de -sekiz yıldır buradayım ben- birçok kez deneme oldu ama maalesef atıl kaldı çeşitli nedenlerden dolayı. Nedenleri de hepimiz biliyoruz. İnşallah bu sefer ki sonuçlanır, tamamlanır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Tamam da yani kendilerine gönderildi ve geri alındı.

NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Başkan, buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bu konuda çalışma zaten var.

BAŞKAN – Eskiden de yapılmıştı da, o yüzden.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Olabilir ama şu an devam ediyor çalışma.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Pakdil.

NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Mikrofonu mu açacaksınız, kürsüye mi geleyim?

BAŞKAN – Açıklama mı yapacaksınız?

NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden, açayım mikrofonu.

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil'in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, saygıdeğer arkadaşlarım; iki dönem, dokuz yıl burada Meclis Başkan Vekilliği yaptım. Yaptığım çalışmaların hepsinde -burada olan arkadaşlarım bilirler- hayatım ortadadır, hiçbir zaman… Sayın Halaçoğlu, daha önceden tanışıp biliştiğimiz bir arkadaşımızsınız, “şov” kelimesi size yakışmamıştır. Hayatı boyunca şov yapmış insan değil, gerçeklerin peşinde koşmuş olan, hakikatin peşinde koşmuş olan bir insanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, istirham ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Peki, “Bize gönderildi.” diye niye demediniz? “Biz görüş bildirdik.” dediniz mi? Size gönderildi mi, gönderilmedi mi? Niye söylemediniz?

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, lütfen…

NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Halaçoğlu, ben konuşurken bütün Genel Kurula hep birlikte hitap ettim, iktidar veya muhalefet, hiçbir şey söylemedim, hepimizin üzerine bir görevdir dedim ama sizin gibi akademik hüviyeti olan, grup başkan vekili olan arkadaşımızın bu pozisyonda, yıllarca Meclisi yönetmiş bir arkadaşımıza böyle bir hitapta bulunması üzüntü verici olmuştur, teessüflerimi bildiriyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, affedersiniz, tamamlamam lazım.

Şimdi, kendilerine o dosya gönderildi mi? Ondan sonra kendileri geri gönderdiler mi, göndermediler mi? Niye açıklamadı peki?

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, yani gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Sayın Pakdil bu çalışmayı Parlamentoda görev alan bütün milletvekillerinin birlikte yapması gerektiğine inandığını söyledi. Kimseye hakaret etmedi, kimseyi eleştirmedi. Geçmişte bir pratik var, imzalanmışken atıl oldu o teklif. “Bir daha bunlara düşmeyelim.” anlamında bir konuşma yapıldı ama durum gösteriyor ki bu sene de tamamlanamayacak bu çalışma.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama hiç çalışma yokmuş gibi konuşuyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

14.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil’in 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milletvekillerinin bir kanununun olmaması önemli bir eksikliktir. Biz az önce konuşan Sayın Nevzat Pakdil’in bu konudaki yapıcı çalışmalarını takip ediyoruz ve kendisine de teşekkür ediyoruz.

Elbette bu konu toplumda siyasetçinin saygınlığıyla ilgili. Kabul edilmeli ki asgari ücretle geçinen herkesin en ufak bir artış beklediği bir dönemde milletvekillerine yönelik en ufak bir iyileştirme toplumun yoğun bir tepkisini çekiyor. Biz bu konuda milletvekillerinin akçalı olmayan konularında yapılabilecek ve kamuoyunun benimseyeceği çalışmalar içerisinde bir çalışmayı yürütüyoruz. Umarım bir olgunluğa ulaştığı zaman hep beraber bunu Meclisten geçirme şansını da buluruz.

BAŞKAN – İnşallah.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Üçüncü konuşmacı Sayın Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili.

Süreniz beş dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi en kalbî duygularımla selamlıyorum.

2015 yılı bütçesinde Sayıştay üzerine grubum adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

Evet, öncelikle klasik bir bütçe konuşması yapma düşüncem vardı ama gelinen noktada açıkçası evvelemirde Parlamenterler Birliği Başkanımızın bizimle ilgili olarak ortaya koyduğu milletvekillerinin, terzinin kendi söküğünü dikmemesi esprisi ve benzetmesini de hoş bularak ve sonuna kadar desteklediğimi de ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Hakikaten milletin derdine derman olacaksak önce kendi derdimize, sıkıntımız varsa da sıkıntımıza çözüm bulmak bizim aynı zamanda sorumluluğumuz.

Evet, Sayıştay bütçesi üzerine konuşacağız dedim. Burada açıkçası öncelikle talep etmiş olmamama rağmen üçüncü dönem bir milletvekili olarak ve Sayıştay menşeli bir milletvekili olarak Sayıştay konusunda söz veren, görev veren değerli grup başkan vekillerime çok teşekkür ediyorum, bir ahde vefa örneği gösterdiler. On bir yıl Sayıştay ve Maliye Bakanlığında çalıştım, on bir yıl rapor yazdım. On bir yıl da KİT Komisyonunda Sayıştayda yazılan raporların görüşülmesinde, okunmasında, değerlendirilmesinde arkadaşlarımızla birlikte görev aldık. Bu anlamda, yeri gelmişken şunu söyleyeyim: Hakikaten, Sayıştayda çalıştığımız o dönemde elde ettiğimiz bilgi birikiminin, tecrübenin on iki yılı aşan sürede Parlamento çalışmalarımıza ne kadar katkı sağladığını, destek verdiğini de burada ifade etmem gerekiyor. Ve bu anlamda üzerimizde emeği olan, bugün görevlerine devam eden meslek mensubu arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum, ahirete intikal edenlerine de Cenabıhakk’tan rahmet diliyorum. Yine, bu dönemde pek çok sorunla karşılaştığımızda her zaman kendilerinden yakın bir destek aldığımızı, görüşlerinden istifade ettiğimizi ifade edeyim. Ve denetim çalışmaları sırasında sistemin işleyişine yönelik olarak yapılan tespitlerin düzeltilmesi noktasında da her zaman iletişim kanallarını açık tuttuk ve onlarca örnek verebileceğimiz, sistemin işleyişindeki pek çok tıkanıklığı aşma noktasında yasal düzenlemeyi de burada birlikte yaptık.

Bu dönemde, biliyorsunuz, geçtiğimiz 2010 yılında Sayıştay Kanunu’nu çıkarttık. Ondan öncesinde altı yıl kadar uzun bir süre bu kanunun çalışmaları yapıldı ve bu kanun kabul edildi. Sayıştay denetiminin önündeki -bugün her ne kadar pek çok konuda tartışma yapılsa da- pek çok engel de kaldırılmış oldu. Bunlar bu dönemde yapıldı. Ama kanunun uygulanmasından kaynaklanan, ortaya çıkan sorunların tekrar gözden geçirilmesi anlamında 2012 yılında ilk imza sahibi olarak benim de imzamın olduğu bir kanun teklifi verildi ve bu kanun teklifinin görüşülmesine başlanmaksızın da herkesin kaygılarına, farklı düşüncelerine saygı duyuyoruz. Daha iyi olsun noktasında bu teklif hazırlanmıştı. Ama burada yeri gelmişken bir kere daha ifade ediyorum: O günkü Başbakanımız, bugünkü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımızı da arz ediyorum; o gün sürecin işlemesi gerektiği şekliyle, işlemesi noktasında talimatlandırdığı için de kendisine hassaten teşekkür ediyorum.

Burada şunu söylemek lazım: Evet, Sayıştay konusu hakikaten önemli, çok tartışılıyor ve bu tartışmanın temel noktası da… Arkadaşlar, vaktim kısıtlı olduğu için sadece birkaç noktaya değineceğim. İktidar olarak biz de zaman zaman şikâyet ediyoruz ama muhalefet partileri Sayıştayı -hatırlarsanız- her kürsüye çıktığında tartışma konusu hâline getirdiler. Peki, neden? Bence on iki yıldır iktidarda olan AK PARTİ olarak muhalefetin burada AK PARTİ iktidarını eleştirme ve bu anlamda öneri getirme noktasındaki eksikliğini ben burada tespit etmek istiyorum kendi açımdan.

Diğer taraftan tartışmanın temel noktalarından bir tanesi de şu: Az önce burada kürsüye çıkan arkadaşımız da konuştu. Değerli arkadaşlar “Sayıştay raporları, Sayıştay raporları” diyoruz ve istiyoruz ki burada yargılamaya esas raporlar da konuşulsun. E, hani yasama-yürütme-yargı ayrıydı. Hani Anayasa’da Sayıştay mali konularda denetimi yapıp, kesin hükme bağlama noktasında da yetkili bir kuruluştu. Biz istiyoruz ki, Sayıştay yargılama raporları gelsin burada tartışılsın. Peki, o zaman orada iddia niteliğinde olan, Sayıştay denetçisinin iddia niteliğinde ortaya koyduğu hususlarla haksız yere itham edilecek olan bürokratları kim koruyacak? Sayın Başkanım, bu anlamda zatıalinizin…

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin lütfen.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – …ve Sayıştayda çalışan meslek mensuplarının son derece ağır sorumlulukları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Sayıştaydaki denetçi raporlarının, yargılamaya esas raporların asla kamuoyuna sızmaması gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Kendi içinde, kendi işleyişinde tamamlanacak, kesin hükme bağlandıktan sonra bu konuların kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.

Bu temennilerle hepinizi kalbî duygularımla selamlıyorum. 2015 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Dördüncü konuşmacı…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, Sayın Poyraz benim konuşmama atıfta bulunarak, “Yargılamaya konu olmuş raporların getirilip burada tartışılmasını da talep ediyorsunuz.” dedi. Yanlış beyanda bulundu.

BAŞKAN – Siz böyle bir şey söylemediniz mi?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hayır, ben öyle bir şey söylemedim. İsterseniz ne söylediğimi tekrarlayayım müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Hayır, böyle bir şey söylemediniz de mi sataşmadan dolayı söz istiyorsunuz?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Evet Sayın Başkan. Benim söylediklerim bağlamından koparılarak yorumlandı. Bambaşka bir şeyden söz etmiştim. Müsaade edin düzelteyim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Vekilim, Sayıştay raporlarıyla ilişkili benim söylediğim şey, yargılamaya konu olmuş raporların getirilip Meclis kürsüsünde tartışılması değildir. Siz, konuyu eksik biliyorsunuz ya da sözü yarıda duydunuz öyle anladınız. Benim söylemeye çalıştığım şey şu: Yargılamaya konu olmuş hususlar netliğe kavuşmadan bir bütçenin aklanması gündemdedir. 2013 yılı bütçesinin kesin hesabını bu sene konuşacak mıyız? Konuşacağız. Aklayacak mıyız? Siz oy verirseniz aklayacaksınız. Kabul edeceğiz. Ayın 22’sinde oylamaya sunulacak, 2013 yılı kesin hesabı oylamaya sunulacak. Siz orada ya “evet” diyeceksiniz ya “hayır” diyeceksiniz, muhtemelen de iktidar partisi milletvekili olarak “evet” diyeceksiniz.

Benim de söylediğim şey şu, size hatırlatmak istediğim şey şu: 2013 yılı hesapları içerisinde yargılamaya konu olmuş kalemler var ve biz o yargılamayla ilgili herhangi bir bilgi sahibi değiliz. Siz de milletvekili olarak Sayıştaya başvurduğunuz zaman Sayıştay diyecek ki size: “Yaptığınız yasaya göre benim size bilgi verme yükümlülüğüm yok, 6085 böyle diyor.” Dolayısıyla siz o yargılamayla ilgili olarak hiçbir zaman hüküm sahibi olmayacaksınız ama buradaki raporu aklayacaksınız. Milletvekilinin yapmaması gereken bir şeydir bu. Hani “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı” diyorsun ya, orada tüyü bitmemiş yetimin hakkı var ve orada yargılamaya konu olmuş bir husustan söz ediliyor. Bunu enine boyuna tartışmadan, netliğe kavuşturmadan bir bütçenin aklanması söz konusudur.

Hatırlatmak istediğim konu budur, sizin söylediğinizle hiçbir alakası yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Poyraz, buyurun.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın konuşmacı daha sözlerinin başında benim eksik bildiğim ve bilmediğim noktasında ifadede bulunarak sataşmada bulunmuştur. Ben de takdir buyurursanız söz istiyorum iki dakika.

BAŞKAN – Peki, hadi iki dakika da size söz verelim.

Bitiriyorum, hatta kimseye söz vermeyeceğim bu konuda, baştan pazarlık.

Buyurun.

İki dakika…

11.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Saygıdeğer Başkanım, elbette kendisinin bana ifade ettiği şekliyle, eksik bilgiyle yola çıkılarak doğru hükümler, doğru sonuçlar elde edilemez, bunu kabul ediyorum ama yargılamaya esas raporların görüşülmüş olması ve görüşülecek olması ve burada kesin hesapta bunların da kabul edilmiş olması veya kesin hesabın kabul edilmiş olması yargılamadaki hususların da aklanacağı anlamına asla gelmez. Anayasa çok açık ve orada “…kesin hükme bağlar.” diyor. Yani yetkiyi Sayıştayda olan sekiz daireye vermiş. Bence temel sıkıntı, temel problem burada yargılamaya esas raporlarla Sayıştayın Parlamentoya sunmak zorunda olduğu diğer raporların karıştırılıyor olmasıdır. Yargılamaya esas rapordaki kamuda çalışan bürokrat arkadaşlarımızın savunma hakları vardır. Denetçi çıkar herhangi bir konuda bir iddiada bulunur. Tereddüdü vardır, tereddüdünü açığa çıkartır, yazıya döker ve der ki: Siz bu konuda ne diyorsunuz? Sonuçta savunmalar alınır ve ilgili sekiz daireden bir tanesi de bu konuda temyiz yolu açık olmak üzere kesin hükme varır. Yani bizim burada şu anda yargılamaya esas olan raporların konularını getirip tartışma yapmamız açıkçası en başta temel hak ve hürriyetler bağlamında savunma hakkının ihlal edilmesi anlamına da gelir. Yani bırakın Sayıştay görevini yapsın. Biz burada elimizdeki bilgi ve belgeler ve bize sunulması gereken raporlar çerçevesinde Meclis olarak görüşelim, kararı verelim. Zaten orada eğer bir hukuka aykırılık varsa, suç duyurusunda bulunması gerekiyorsa Sayıştay zaten bunu kendi içinde yapacak, yapıyor da. Dikkat ederseniz Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Sayıştay Başkanının konuşmasında da vardı. Kimler hakkında, kaç konu hakkında suç duyurusunda bulunulduğu o konuşmada da vardır. Ayrıntısını isterseniz zaten bunlar da ilan ediliyor, kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Ama ikisi birbirinden kesinlikle farklıdır. Yargılamaya esas raporla Sayıştay raporlarını asla ama asla karıştırmamak gerekir diyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Poyraz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, bazı gazete yazarlarına operasyon yapılacağı yönünde sosyal medyada yer alan haberlerle ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, sosyal medyada şöyle bir olay dolaşıyor: Yarın için Zaman gazetesinde, Bugün gazetesi, Samanyolu, Taraf gazetesi, Sözcü gazetesi ve Cumhuriyet gazetesinin bazı yazarları hakkında bir operasyonun yapılacağı ve bunların gözaltına alınacağı şeklinde sosyal medyada bir haber dolaşıyor. (Gürültüler) Acaba Sayın Başbakan Yardımcımız buradayken bu konuyla ilgili bir açıklama yaparlar mı?

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Konuyla ne ilgisi var bunun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hiç olmazsa sosyal medyanın rahatlaması açısından, 76 milyon insanımızın korkusuzca yaşaması için, eğer varsa bilgileri, mümkünse bir açıklama yaparlarsa iyi olur. Biz de rahat bir nefes alırız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Dördüncü konuşmacı Şuay Alpay, Elâzığ Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır Sayın Alpay.

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa yargısının, başta Türkiye olmak üzere, Avrupa’da, Amerika’da özellikle mahkeme tatbikatı uygulamalarında biçimsel olarak bir hukuki meşruiyetle birlikte esas itibarıyla demokratik açıdan bir meşruiyet probleminin olduğu tartışmasızdır, böyle bir mevcut problem var.

Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi ve yargısı da bu, demokratik meşruiyet, hukuki meşruiyetle ilgili olarak bundan kurtulma çabaları içerisindeyken maalesef Anayasa Mahkemesi Başkanının yapmış olduğu açıklamalarla bu iş içinden çıkılmaz bir hâle gelmiş ve daha fazla kaotik bir görünüm kazanmıştır.

Şahsen ben bu tartışmaları “demokratlık” maskesi altında, vesayetçi sistemi koruma ve sürdürme çabası içerisinde olanların maskelerinin düşmesi açısından faydalı bulduğumu ifade etmek istiyorum.

“Darbe ve darbecilik” gibi vesayet sistemi de tek bir kurum ve tek bir şahsın ürünü olmayıp kolektif bir çalışmanın ürünüdür. Bu tereddütsüz bir gerçektir. Bu itibarla da birden fazla paydaşı vardır. Mahkemelerin kendisi şüphesiz vesayetçi olmaz, vesayetçiliği de tek başına sürdüremez ancak vesayetçi sistemin aracısı olabilir.

1961 Anayasası’ndan beri maalesef özellikle bir yargısal vesayet organı olarak Anayasa Mahkemesi 1982 Anayasa darbesiyle ve darbeyle varlığını daha ciddi manada bu anlamda tahkim etmiş ve pratiğini de bu doğrultuda işletmek suretiyle vesayetçi sistemin aracısı olma gibi bir talihsizliğe uğramıştır.

Anayasa mahkemesi bütün kamuoyunun yakından takip ettiği gibi, başta başörtüsü kararı olmak üzere “367 garabeti” gibi çok sayıda yanlış, hukuki olmayan kararlara imza atmıştır ve böyle bir gerçekliğin kamuoyuna mal olmasının da yolunu açmıştır ve bu Anayasa Mahkemesi, bu kararlarıyla hem siyasete müdahale etmiş ve aynı zamanda da bu yöntemle vesayetçi sistemin aracısı olma noktasındaki misyon görevini yerine getirmiştir, bu misyonu tamamlamıştır. Ancak, AK PARTİ’yle birlikte özellikle Türkiye’de son on yılda demokratikleşme alanında çok ciddi gelişmeler olmuş, temel hak ve özgürlükler ve hukuk devleti zemininde ciddi reformlar ve yapısal değişiklikler hayata geçirilmiştir.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınmış olması da şüphesiz doğru bir adımdı; ancak Anayasa Mahkemesinin bu başvuru kapsamında kendini bir süper temyiz mahkemesi gibi konumlandırması ve böyle hareket etmeye başlaması özellikle özgürlüklerin korunması açısından önemli olan bu mekanizmanın maalesef yargısal aktivizme feda edilmesi sonucunu getirmiştir. Bu kapsamda seçim barajına ilişkin bireysel başvuruyla ilgili Anayasa Mahkemesinin ve Başkanının yapmış olduğu açıklamalar ve yaklaşımı çok manidar ve dikkate değerdir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki seçim barajına ilişkin gerek Anayasa Mahkemesinin 1995 tarihli kararı, AİHM’in 2008 tarihinde vermiş olduğu kararlar, Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 33’üncü maddesi ve gerekse Anayasa’mızın 67’nci maddesinin hükümleri yürürlükteyken bu talebi basit bir hak arayışı talebi olarak değerlendirmek kesinlikle mümkün olamaz ve buna bağlı olarak bunun yanında, özellikle genel teamüllerin de aksine Mahkeme Başkanının bir anlamda ihsası rey olarak kabul edilecek açıklamalar yapmış olması millî iradeye ve Türkiye demokrasisine yönelik bilinçli, programlı, planlı, sistematik bir mühendislik operasyonunun yapıldığını ve bir kumpas girişimiyle karşı karşıya olunduğunu da gözler önüne sermektedir; bu, bunların teyididir.

Yüce Meclisin Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki vermediği, ilgili kanunda herhangi bir boşluk bulunmadığı bu hususta bu iddianın ciddi bulunup Genel Kurula götürülebileceğinden ve daha ötesinde iptalinden söz etmek Anayasa’yı, hukuku, yüce Meclisin ve milletin iradesini hiçe saymaktan, yasama yetkisinin gasbından başka bir şey değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi Başkanının görev süresi 2015 Martında doluyor. Görev süresi bittikten sonra, emekli olup cübbeyi çıkardıktan sonra siyaset dâhil ne tür elbise giyeceği kendi takdirindedir; ancak görev süresi içerisinde ve o tarihe kadar bu milletin, bu ülkenin, hukukun topyekûn kazanımlarını geriye götürecek, temsil ettiği zeminin meşruiyetini tartışılır hâle getirecek, Türkiye demokrasisini baltalayacak ve hukukun üstünlüğünü zayıflatacak her türlü yaklaşımları ve tasarrufları gündeme getirmemesi kendisi açısından iyi olacaktır, aksi hâlde tarih ve millet affetmeyecektir.

Ben 2015 yılı bütçesinin milletimize hayırlar getirmesini temenni ederken bu bütçeye olumlu oy kullanacağımızı da bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Alpay.

Beşinci konuşmacı Mustafa Kemal Şerbetçioğlu, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Şerbetçioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Yargıtay bütçesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubumuz adına aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Partimiz, ilk günden itibaren tarafsız, bağımsız ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı bir adalet sistemi oluşturmayı hedef almış ve bu bağlamda yargının sorunlarını çözmek ve toplumun beklentilerini karşılamak üzere tedricen yapılan yasal düzenlemelerle bir yandan fiziki şartları iyileştirmiş, bir yandan daire ve üye sayısını artırmış, öte yandan çağdaş bilişim teknolojilerini uygulayarak çözüm iradesini ortaya koymuştur.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Nerede o ülke ya?

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Devamla) – Tüm bu çalışmalar yargılamanın hızlandırılması ve güven veren bir adalet sisteminin oluşturulmasını sağlamak amaçlıdır. Makul sürede adil yargılanma herkesin hakkıdır. Makul sürede yargılanma hakkı ilk yazılı anayasa olarak bilinen Magna Carta’da “Kimseye hakkı ve adaleti satmayacağız, menetmeyeceğiz ve geciktirmeyeceğiz.” sözleriyle ifadesini bulmuş ve tüm insan hakları belgelerinde istisnasız biçimde teminat altına alınarak zaman içinde sarsılmaz bir evrensel norm hâline gelmiştir. Makul sürede yargılanma hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birini teşkil etmektedir. Gerek Anayasa’mız gerekse tarafı olduğumuz uluslararası belgeler tarafından teminat altına alınan adil yargılanma hakkı ve bunun bir parçası olan makul sürede yargılanma hakkı ağır bir iş yükü baskısı altındadır. Bugün birçok ülke hatta adil yargılanma hakkı ihlallerine dayalı şikâyetleri inceleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bile benzer sorunlarla boğuşmaktadır.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 6 milyon dosya ilk derece mahkemelerinin önüne gelmektedir. 31 Ekim 2014 tarihi itibarıyla ceza dairelerinde 389 bin, hukuk dairelerinde 219 bin olmak üzere toplam 608 bin derdest dosya bulunmaktadır. Bunlara bir de hâlen Yargıtay Başsavcılığında bekleyen 350 bin dosyayı ilave edersek işin vahameti daha iyi anlaşılır.

Davaların yüksek mahkemelerde uzun süre beklemesi yargıya güveni sarsmakta ve “Gecikmiş adalet, adalet değildir.” söyleminin yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Son dört yıl içerisinde yürürlüğe konulan birçok kanunla yargının iş yükünün azaltılmasına ve yüksek yargı organlarının kapasitesinin artırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmış ise de bu düzenlemeler sorunu çözmeye yeterli olmamıştır. Yargıtayın iş yükü probleminin çözülmesi amacıyla 2011 yılında -sizlerin hatırlayacağı üzere- 2 hukuk ve 4 ceza dairesi kurulmuş ve dairelerin birden fazla heyetle çalışabilmesi için üye sayısı kısmen artırılmış ise de 31/10/2014 tarihi itibarıyla dönem sonu derdest dosya sayıları nazara alındığında 2011 yılında yapılan üye artışının biriken iş yükünü eritmeye yeterli olmadığı görülmüştür.

Tüm bu sorunların çözülmesi ve toplumda aşınan yargıya güven duygusunun yeniden tesisi amacıyla son olarak 655 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle Yargıtayda 8 yeni daire kurulmuştur. Bu sayede, 38 olan daire sayısı 23 hukuk, 23 ceza dairesi olmak üzere toplam 46’ya çıkartılmıştır. Yapılan yeni düzenlemeyle yargılamaların hızlanacağına ve birikmiş dosya sayısının, ağır iş yükünün hızla azalacağına inanıyorum.

Önümüzdeki süreçte bu değişiklere ilave olarak istinaf mahkemelerinin fiilen faaliyete geçmesiyle ciddi oranda rahatlama sağlanacağına ve Yargıtayın bir içtihat mahkemesi hüviyeti kazanacağına inanıyorum.

Bu duygu ve düşünlerle 2015 yılı bütçesinin milletimize ve Yargıtay Başkanlığına hayırlı olmasını diler, hepinize saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Altıncı konuşmacı Sayın Adem Yeşildal, Hatay Milletvekili.

Buyurun Sayın Yeşildal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılı Danıştay Başkanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, öncelikle, konuşmama girmeden önce, Sayın Zozani’nin burada ifade etmiş olduğu, özellikle, Cumhurbaşkanının artık halk tarafından seçilmesinin kendileri tarafından da istenen ve kendilerinin de desteklediği bir durum olduğunu, bunun Türk demokrasisinin geliştirilmesi adına önemli gelişme olduğunu ifade ettiler, bunun için teşekkür ediyorum. Ancak, bildiğiniz gibi, bu Anayasa değişikliği 2007 yılında, yanlış hatırlamıyorsam 21 Ekim referandumuyla hayata geçmiş oldu.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – 12 Eylül, 12 Eylül.

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) - O dönemki siyasi partilerinin kararlarını hatırlatmak isterim, nasıl bir karar aldıklarını ve o referanduma destek olup olmadıkları hususunu kendilerinin de hatırlamasına vesile olur diye düşünüyorum.

Tabii, idari yargımızın daha hızlı ve etkin çalışması adına AK PARTİ hükûmetleri döneminde önemli yasal ve anayasal değişiklikler yapıldı. Bununla ilgili meselelerin daha hızlı ve daha etkin çözülmesi için gerekli tedbirler alındı. Yakın tarihte, bu dönem, bu yasama yılı içerisinde Danıştayımızın iki dairesinin daha artırılması inanıyorum ki oradaki iş yükünü hafifleteceği gibi, inşallah sorunların daha etkin bir şekilde çözülmesine de vesile olacaktır. Burada, tabii…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, siz de inanmıyorsunuz buna!

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Yok, biz inanmadığımız şeyleri yapmayız, onu açık ve net söyleyeyim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Danıştayın böyle bir teklifi var mı?

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Hiç merak etmeyin, bu memleketin sorunları ne ise; yargıda, adalette, hangi alanda bir sorun varsa AK PARTİ onun üzerine gider.

Bu bağlamda, tabii, burada vurgulamak istediğim bir husus daha var, Danıştayı da kapsayan, yargımızın yapılanmasıyla ilgili, yakın tarihte yine HSYK seçimleri gerçekleşti. Buradan her türlü vesayete karşı duran, her türlü vesayeti reddeden, millî bir duruş sergileyen yargı camiasını da selamlıyorum. İnanıyorum ki yeni oluşan HSYK, bu memlekete, çok güzel hizmetlere vesile olacaktır. Tam bu noktada, bakınız, Değerli Adalet Bakanımızın da yeni oluşan HSYK’nın hemen seçiminin ardından, Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilanının ardından bir paylaşımı oldu, onu da hatırlatmak istiyorum. Sizin ifadenizle, milletin istediği, sizin istemediğiniz tarzda oluşan bir HSYK yapısı oluşmuş olduğu noktada bir hatırlatması oldu. HSYK seçimlerinin usulüyle ilgili yeniden düzenleme yapılması gerektiğini ifade etti. Bu, son derece anlamlı, son derece önemli, bunu da hatırlatmak istiyorum. Çünkü, yargı hepimize lazım; yargı bu milletin yargısı olması lazım, belirli odakların etkisinde, güdümünde olmayan bir yargının hep beraber gerçekleşmesini sağlamamız lazım.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Aynen katılıyorum, aynen katılıyorum.

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Adalet Bakanımızın bu samimi, dürüst ve hakikaten içten önerisini de sizlere bir kez daha hatırlatıyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Adem Bey, inanıyor musunuz siz buna?

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Tabii, bu bütçe görüşmelerinde dikkatimi çeken bir başka husus: Sayın Cumhurbaşkanımız ile bir önceki Cumhurbaşkanımız arasındaki kardeşlik hukuku üzerinden ya da Sayın Cumhurbaşkanımız ile Sayın Başbakanımızın arasındaki kardeşlik hukuku, samimiyet üzerinden burada birtakım girişimlerde bulunuluyor. Oradaki uyum, ahenk, bu millete hizmet noktasında omuz omuza vermiş bu samimi insanların bu dayanışması birilerini rahatsız ediyor.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Dayanışmanın nedenini biliyor musunuz?

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Gerçekten bunu da çok üzüntüyle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum, aziz milletimiz de aynen böyle düşünüyor. “Oradan bir çatlak bulur muyuz acaba? Bu ülkenin istikrarına oradan bir darbe indirir miyiz acaba?” diye endişe içerisinde, telaş içerisinde olanlar var.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Şu anda seni dinlemiyorlar.

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Açık ve net söylüyorum: Buradan hiç kimseye, hele hele size ekmek çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Bak, inanan da yok, 1 kişi alkışladı.

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Sayın Başbakanımızın ifadesiyle: “Bu kardeşlik dünya ahiret devam edecek, ölümle bile bitmeyecek.” dedi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, bırak kardeşliği; hukuka uygun davransınlar, yetkilerini kullansınlar. Kardeşlikle devlet yönetilmez; devlet, hukukla yönetilir, kuralla yönetilir.

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – O yüzden, bu meselelerle uğraşmak yerine milletin gerçek gündemiyle uğraşmaya davet ediyorum sizi. Artık, bu tür söylemlerin toplumda alıcısı kalmadı, toplum artık yaka silkmeye başladı.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Devlet hukukla yönetilir, aile, kardeşlikle yönetilmez; önce bunu bilin ya. Bu nasıl bir anlayış ya?

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Sayın Başbakanımızın ifadesiyle…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Başbakan söyledi diye doğru mu?

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – …aslında iktidar partisi olarak bu tür polemiklere boğulmanız bizim hoşumuza gitmeli ama gitmiyor. Bu milletin, bu ülkenin gerçek muhalefete de ihtiyacı var diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Aferin, ne güzel konuştun ya!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, bu devlet kardeşlikle falan yönetilmez, hukukla yönetilir, kanunla yönetilir, kuralla yönetilir devlet.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Kimi dinleyeyim, sizi mi, sizi mi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, “Gerçek bir muhalefete ihtiyaç var.” dedi sayın konuşmacı. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bunda ne var Sayın Başkanım? Gerçek muhalefet kabul etmiyorlar mı kendilerini?

BAŞKAN – “Gerçek muhalefete ihtiyacımız var.” dedi, bunu sataşma… Yani, gerçek değiliz mi diyecektiniz, anlamadım ki.

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yani, şu an muhalefet gerçek bir muhalefet değil, peki siz gerçek bir iktidar mısınız? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Yani, önce bunu bir tartışalım. Gerçek iktidar olmak için önce hukuk devletine saygılı -kanun devleti demiyorum- hukuka saygılı bir iktidar olmak zorundasınız. Buraya çıkıp konuşuyorsunuz, muhalefeti eleştiriyorsunuz. Önce kendinizi bir eleştirin, neler yaptığınızı, neler yapmadığınızı bir eleştirin; neler söylediğinizi, neler söylemediğinizi eleştirin. Hukuka uygun bir iktidarsanız o zaman bu problemler olmazdı. Eğer, doğru bir iktidar olsaydınız on iki yıl paralel yapılanmayla iş birliği yapmazdınız ve “Bunun farkına varmadık, yanlış yaptık.” demezdiniz. Gerçek iktidar, kiminle beraber olduğunu, ne yaptığını ve nereye gideceğini çok iyi bilen iktidar demektir. Siz bunu bilmiyorsunuz, muhalefeti eleştiriyorsunuz. Muhalefet size elli kere bunu söyledi ama siz buna dikkat etmediniz, muhalefeti bugün muhalefet olmamakla suçluyorsunuz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok iyi muhalefetsiniz, alkışlıyoruz sizi!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Muhalefetin sözünü dinlerseniz gerçek iktidar olursunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, iktidarı da muhalefeti de halk belirler. Dolayısıyla, kimin iktidar kimin muhalefet olduğu ortada.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Yedinci konuşmacı Sayın Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Cenabıhakk’a şükürler olsun ki 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana arka arkaya aynı iktidar döneminde yapılan 13’üncü bütçe görüşmelerini gerçekleştiriyoruz.

Çok değil, sadece on üç yıl önce bir Anayasa kitapçığı fırlatıldı diye hem ekonomik hem de siyasi anlamda dibe vuran bir ülkede yaşıyorduk hepimiz. “Bir ay sonra memur maaşını nasıl veririz?” diye düşünen, IMF kapısında 1 milyar dolar borç alabilmek için yatıp kalkan, avuç açan, kendi içindeki problemlerle uğraşmaktan dünyada ne olup bittiğine duyarsız…

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Bayatladı, bayatladı, taze bir şeyler söyle!

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – …bırakın dünyayı üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke paradigmasına mahkûm ama en önemlisi gelecekten ümitsiz, dağ gibi problemler karşısında çaresiz bir ülke. Evet, bu ortamda yapılan erken seçimle tek başına iktidara geldi AK PARTİ. Milletin içinden çıkan, milletle aynı duyguları, aynı heyecanı, aynı hassasiyetleri dünyaya, ülkesine, vatanına karşı aynı bakışı taşıyan birisi ve yol arkadaşları çıktı ve bugüne kadar çözülemeyen sorunlar bir bir çözülmeye, aşılamayan problemler bir bir aşılmaya başlandı.

Gayrisafi millî hasılamız 230 milyar dolarlardan 800 milyar dolarların üzerine, ihracatımız 30 milyar dolarlardan 150 milyar dolarlara…

LEVENT GÖK (Ankara) – İthalat…

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – …Merkez Bankasındaki 23 milyar dolar paramız 130 milyar doların üzerine çıktı. IMF’ye olan bütün borcumuzu ödediğimiz gibi bir de üstüne borç verebilir hâle geldik. Yerli üretime, sanayiye verilen önemle millî tankımızı, tüfeğimizi, topumuzu, füzemizi, savaş gemimizi, helikopterimizi, insansız hava aracımızı yapar hatta ihraç eder hâle geldik.

Uygulanan mali disiplin sayesinde Avrupa Birliği ülkelerinin koydukları bütün kriterleri yerine getiren nadir ülkelerden birisi olduk.

Yasakları yasaklayan uygulamaları, insanın sadece ve sadece insan olması sebebiyle hak ettiği ne kadar özgürlük varsa seçme şansı vererek bir bir hayata geçirdik. Tüm vesayetlere karşı dik bir duruş sergiledik. İnsan hak ve hürriyetleri ve tam anlamıyla demokrasi yolunda bütün zincirleri kırdık, kırmaya da devam ediyoruz.

Tabii, bütün bunlar güllük gülistanlık bir ortamda olmadı. Darbe planları, balans ayarları, tüm alanlardaki vesayetçi yapının karanlık baskıları gölgesinde oldu bu gelişmeler. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki yüzde 5’lerin altına düşen faiz oranları, üçüncü havaalanı, üçüncü köprü, nükleer tesis anlaşmalarının ve dünya çapında buna benzer birçok başarılı projenin açıklandığı bir ayda birdenbire ortalık yakılıp yıkılmaya başlandı. “Mesele ağaç meselesi değil” sloganıyla asıl maksadın ne olduğu apaçık ortaya çıkan olaylar zinciriyle, Türkiye’nin elde ettiği tüm bu kazanımlar bir anda yok edilmeye kalkışıldı. Bugünlerde Yalova’da yaşananlar meselenin gerçekten de ağaç meselesi olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor aslında. Yetmedi, 17 ve 25 Aralık darbe girişimleri, vesayetin hangi kurum çatısı altında olursa olsun bu ülke için en büyük tehdit olduğunu gösterdi hepimize. Tüm bu gelişmelerden sonra, geçmişte her biri bir kriz ortamı olabilecek değişimler yaşandı. Yerel seçimlerle, milletimiz yaşananların farkında olduğunu bir kez daha gösterdi dosta düşmana. Sonra, üç bin yıllık medeniyet tarihimizde ilk defa, milletimiz, herhangi bir aracı olmadan cumhurun başını yani devlet başkanını seçti.

Asil duruş sergilemek, kalbinde, gönlünde gerçeklerin kor ateşini muhafaza etmek tarihin hiçbir döneminde kolay olmamıştır. Dik duruş sabır gerektirir, azim gerektirir, zorluklara tahammül gerektirir ama biz bir şey biliyoruz, sabreden zafere ulaşmıştır. Bugüne kadar Başbakan olarak tüm bakanlıkların koordinasyonunu sağlayan, sadece ülkemizde değil tüm dünyada yeni bir soluk, yeni bir bakış, yeni bir ümit meydana getiren, Türkiye’mizin değişim dönüşümünün, itibarının mimarı Recep Tayyip Erdoğan, devlet başkanı olarak milletimize hizmet etmeye devam ediyor. Kendisine Başbakan olarak vermiş olduğu hizmetlerden dolayı şükranlarımızı arz ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın göreve başlamadan önce AK PARTİ Genel Başkanlığını devrettiği ve akabinde Hükûmeti kurma görevini verdiği Başbakanımız Profesör Doktor Ahmet Davutoğlu’na ve çalışma arkadaşlarına, yeni Türkiye’nin 2023, 2053, 2071 vizyonu ve hedefleri doğrultusunda üstün başarılar temenni ediyorum.

Bu vesileyle, 2015 yılı bütçesinin ülkemiz, milletimiz ve yeni Türkiye için hayırlı olmasını temenni ediyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Burada bütçe görüşmeleri yapılıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi yanıltılıyor ve Türk halkı kandırılıyor.

BAŞKAN – Mesela?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Mesela, IMF’e olan borç ödenmiştir ama Türkiye’nin genelde, kümülatif olarak özel sektör borcu dâhil 220 milyar dolardan 600 milyar dolara çıkmıştır.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, siz açıklama yapmak için mi söz talep ettiniz, sataşmadan dolayı mı?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Meclis yanıltıldığı için düzeltmek istiyorum, bilgilendirmek istiyorum.

BAŞKAN – Bunda bir sataşma, şahsınızla ilgili bir sataşma yok. Lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, her konuşmacı düzeltilecek diye bir kaide mi var? Böyle bir usul var mı?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ama bu Meclis kürsüsü bir bütçe görüşmesinde yalanla kandırılmaya layık bir Meclis değildir.

BAŞKAN – Onu düzeltmek bize düşmüyor, size düşmüyor, kimseye düşmüyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Peki.

Ben bu münafıklıkları kınıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Her milletvekili kendi sözünü özgürce bu kürsüden dile getirebilir.

Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, az önce konuşan hatibin konuşmalarındaki bahsettiği Türkiye’nin nereden nereye geldiği konusundaki bilgilerin tümü hilafıhakikattir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Allah aşkına…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Aydın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunların hepsi kayıtlara giriyor.

BAŞKAN – Talebiniz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bizim elimizdeki tüm resmî belgeler, dokümanlar…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sizdeki resmî belge de bizdeki sahte belge mi?

LEVENT GÖK (Ankara) - …az önce sayın konuşmacının anlattığının tam tersi bir Türkiye’de yaşadığımız gerçeğini ortaya koydu. Bu nedenle, konuşmacıların konuşmasını yaparken…

BAŞKAN – Herkes için geçerli olsun bu talebiniz yalnız.

LEVENT GÖK (Ankara) - …sizin de onları doğruyu ve gerçekleri söyleme konusunda uyarmanızı sizlerden rica ediyorum.

BAŞKAN – Herkes için geçerli.

Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kayıtlara girmesi açısından buradan bir açıklama yapmak istiyorum.

Ali Bey kardeşimiz at pazarlığından ve 1 milyar dolardan bahsetti. Sayın Ali Babacan -o zaman Ekonomi Bakanı- ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış Bey’in Amerika’ya gidip 1 milyar dolar Irak Savaşı için, tezkere için para istediklerinde Bush’un “At pazarlığına mı geldin?” dediklerini mi kastediyor? Onu merak ettim.

Sağ olun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, özür diliyorum...

BAŞKAN – Bir açıklama yapayım, sonra isterseniz size söz vereceğim.

Sayın Halaçoğlu, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin şu anda 7’nci konuşmacısı -beşer dakika olmak üzere- konuşmasını yaptı. Yaklaşık iki saate yakın bu konuşmaları dinliyoruz. Beşer dakikadan 7 konuşmacı… Son konuşmacının özellikle söylediği her şeyi yazdım, her şeyi yazdım, bütün satır başları burada. Hiç kimseye sataşmada bulunmadı, hiç kimseye hakaret etmedi, buna rağmen diğer konuşmacılarda olduğu gibi grup başkan vekilleri veya da diğer partililer hemen “Sataşma var.” diye söz istiyorlar, bu biraz…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ben sataşma diye söz istemedim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Açıklama istedim efendim.

BAŞKAN – Veya da bir açıklama yapıyorlar.

Sayın milletvekilleri, lütfen eşitlikçi davranalım. Lütfen, sizin katılmadığınız düşüncelerin de bu kürsüde anlatılmasına imkân tanıyalım. Rica ediyorum, lütfen…

Sayın Aydın, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, İç Tüzük hükümleri amirdir ve hepimiz çok iyi biliyoruz. Hangi durumlarda sataşma, hangi durumlarda açıklama istenir hepimiz çok iyi biliyoruz ve sizler de çok iyi uyguluyorsunuz. Şimdi, burada, sabahtan beri Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, HDP Grubunu bizler dinledik.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sizi de dinledik sabahtan beri.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşma olan unsurlarda karşılıklı sataşmalar yapılır işin içinde ve bir tahammülle dinledik. Yani, biz itiraz etmiyorsak “Muhalefetin her söylediği doğrudur.” diye bir kaide yok ya da “İktidarın her söylediğini muhalefet düzeltecek.” gibi bir kaide de yok. Muhalefet de konuşuyor, iktidar da konuşuyor ve biz de şunu diyoruz: “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Kamuoyu da takdir ediyor. Kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Aydın, aynı şeyleri biraz önce ben söyledim.

Lütfen, bütün milletvekillerine…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır söz vermeyeceğim. Sayın Tanal, lütfen…

Hangi partiden olursa olsun elbette ki sataşmadan dolayı söz istemek veya açıklama yapmak hakkımızdır, İç Tüzük’ten doğan bir hakkımızdır. Müsaade ederseniz, şu anda sizin yaptığınız gibi, bana yaptığınız gibi konuşmacı arkadaşların sözlerini kesmeyelim ve katılın veya katılmayın farklı düşüncede olan arkadaşların bu kürsüde dileklerini yerine getirmesine izin verin, ben dâhil. Rica ediyorum, lütfen Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Ahmet Aydın Bey, söz alırken Cumhuriyet Halk Partisinin adını kullandı, Milliyetçi Hareket Partisinin adını kullandı, “Halkların Demokratik Partisi” yerine “HDP” dedi.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen, dinlemeyeceğim.

Sekizinci konuşmacı Sayın Bülent Turan, İstanbul Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 bütçesinin Kamu Denetçiliği Kurumu bölümünde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şaka değil, 13’üncü bütçeyi görüşüyoruz. Allah’a ne kadar hamdetsek azdır diye düşünüyorum. Çok az partiye nasip olan, çok az iktidara nasip olan 13 defa bütçeyi halka götürmek, hizmet imkânı bulmak çok ayrı bir kıymet diye düşünüyorum. Ama gördüğümüz tablo, şu eleştiriler, şu yaklaşımlar gösteriyor ki bir on üç yıl daha, bir on üç yıl daha biz bu bütçeyi yapmaya devam ederiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Az önce arkadaşlarımızın söylemiş olduğu “Daha farklı muhalefet.” demesinden niye alındığınızı anlamadım. Alınacak bir şey yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz alınmadık zaten.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Güçlü muhalefet, güçlü iktidar demek. Biz isteriz ki bağıran, çağıran, kızan, laf atan değil; bizi sarssın, belgesi ile bilgisiyle bizi eğitsin, öğretsin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yahu yüz olmadıktan sonra, söylediğimiz laflardan alınmadıktan sonra, ne olacak ki yani! Yağmur yağıyor zannediyorsunuz ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Şu tablo işte, anlattığım şu tablo. Bu tabloda muhalefet olsa ne olur, olmasa ne olur!

MUSA ÇAM (İzmir) – Daha ne belge olacak! 17 Aralık belgelerini koyacaksın ortaya.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bir defa, millet devlet ciddiyeti ister.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Daha ne belgesi istiyorsun! Hâkimleri değiştiriyorsunuz, yargıyı ele geçiriyorsunuz, her şeyi yapıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Millet devlet ciddiyeti ister. Sabahtan beri konuşuyorsunuz, iki cümle söyledim, bağırmaya başladınız. Bağırmazsanız belki anlayabilirsiniz. Bağırmak acziyetin ifadesidir, sözün olmamasının karşılığıdır. Bizim sözümüz çok, hatta daha yeni başlıyoruz konuşmaya.

Bakın bir hikmetli söz vardır, derler ki: “Sizin sözünüz bitmiş olabilir ama biz daha yeni başlıyoruz konuşmaya. Sözün bittiği yerde zorun işin başlar.” Bağırmak söz olmadığındandır, bağırmak, gerginlik, kavga, söyleyecek laf olmadığındandır diyorum ve konuma geliyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bülent, Kıbrıs’tayken attığını bir çıkarsana şuraya. Kıbrıs’tayken imza attığını bir çıkarsana şuraya, nereden attın, elektronik imza mı attın?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız, neden bu konuyla ilgili gündeme gelen eleştirilere ufak da olsa cevap vermek istedim? Kamu Denetçiliği Kurumu AK PARTİ’nin yola çıkarken insan merkezli bakış açısının, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışının güzel bir yansıması. Bu konuyla ilgili çok farklı adımlar attık. İnsan Hakları Kurumu gibi, Cezaevleri İzleme Kurulu gibi, ara buluculuk müessesesi gibi bir sürü meseleyi, kurumu tekrar gündeme getirdik. Derdimiz, kavga olmadan, mahkemeye gitmeden, masraf vermeden uzlaşı imkânı sağlamak. Kamu Denetçiliğini de aynı gerekçelerle, “Bugün git, yarın gel.” anlayışı olmasın diye, “vatandaşın ensesinde boza pişirilmesi” gibi bir kötü atasözü bu milletin önünden kalksın diye bu Kamu Denetçiliği Kurumunu önümüze getirdik. Ama “neden muhalefetle ilgili sıkıntımız var”ın bir hatırlatması olsun, aynı zamanda da “On iki yıl oldu, on üç yıl oldu, neden bunu çözmediniz?” diyenlere bir cevap olsun diye hatırlatmak istiyorum: Yıl 2006. AK PARTİ iktidarı güçlü bir iradeyle beraber Kamu Denetçiliği Kurumunu Meclise getirdi, yasalaştırdı, o zamanın Cumhurbaşkanının önüne gönderdi. Kamu Denetçiliği Kurumunun -bir daha diyorum- siyasi tarafı yok, toplumsal tarafı var, vatandaş tarafı var ama hukuki olmayan gerekçelerle bu yasa Meclise geri gönderildi. Tekrar Meclis toplandı, aynı iradeyi bir daha ortaya koydu ve tekrar Cumhurbaşkanına gönderdi. Bu sefer imdada ana muhalefet yetişti ve onu, tuttu, Anayasa Mahkemesine götürdü. 2006’dan beri niyetimiz olan Kamu Denetçiliği Kurumunu bu tarz girişimlerden dolayı -dünyada 140 ülkede bulunan, İsveç’in 1710 yılında kurduğu, hatta Osmanlıdan örnek alarak kurduğu Kamu Denetçiliğini- biz maalesef 2013’te kurabildik arkadaşlar. Bir daha söylüyorum: 2006’dan beri istediğimiz bu kurumu değişik girişimlerle beraber sadece 2013’te kurabildik. İki yıl oldu. İki yıldan beri bu kurumun ne yaptığına baktığımızda, her gün etkinliğinin daha çok arttığını, bütçesinin, çalışma ortamlarının iyileştirildiğini, geçen yıl sadece 4.500 başvurunun yapıldığını, bu başvuruların da yarıdan fazlasının İnternet üzerinden yapıldığını, bunların da büyük çoğunluğunun kamu çalışanlarının tavrından, tarzından kaynaklanan eleştiriler olduğunu gördük yani iyi işler yapılmaya başlandı ama daha yolun başında.

Ümit ediyorum, zaman içerisinde sizlerin desteğiyle Kamu Denetçiliği Kurumu dünyadaki 140 örneğinin çok ötesinde, çok iyi yerde görev alacak. Bir daha diyorum: Bu kurumu biz kurarken bizim medeniyetimizde zaten ombudsmanlığın, kamu denetçiliğinin bağı olduğunu bildik. Hazreti Ömer’de vardır, Selçukluda vardır, Osmanlıda çok farklı versiyonları vardır. Bizim medeniyetimiz kamu denetçiliği anlayışına aykırı, uzak bir kültür değildir zaten.

O yüzden ben, bu kısa ve yeni kurulmasına rağmen önemli mesafe alan kurumumuzun gelecek yıllarda inşallah çok daha iyi başarılara imza atacağını düşünüyor, bu yeni bütçemizin de hayırlı olmasını ümit ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hiç sataşmadım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, sayın konuşmacı konuşmasında “Kamu Denetçiliği Kurumunu, ana muhalefet imdada yetişti, Anayasa Mahkemesine götürdü.” diyerek bizlere bir sataşmada bulunmuştur.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Başkanım, onu da mı söyleyemeyeceğim.

BAŞKAN – Böyle bir gerçeklik varsa bu bir sataşma değildir, eğer yoksa…

Bu konuda açıklama yapmak mı istiyorsunuz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet efendim.

BAŞKAN - O zaman bir dakika yerinizden, burada bir sataşma yok, açıklama yapacaksınız çünkü

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, iki dakika verin, rica ediyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, böyle bir usul yok. Anayasa Mahkemesine gitmişler, Mahkeme iptal etmiş.

BAŞKAN – Lütfen, susar mısınız siz de Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Böyle bir şey olabilir mi!

BAŞKAN – Sayın Turan, bir dakika… Siz “doğru” diyorsunuz, Sayın Gök “yanlış” diyor, açıklama yapacak partisi adına.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, gerek Kamu Denetçiliği Kurumu gerekse İnsan Hakları Kurumu, öyle AKP istedi diye getirilen kurumlar değildir, bunlar Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletlerin aldıkları tavsiye kararlarıdır. Kamu Denetçiliği Kurumundan murat edilen, vatandaşların mahkemelere gitmeden, kamu denetçisinin idareyle olan ilişkilerini çözmesi esasına dayanır. Bu konu da devletin tarafsızlığını gerektiren bir konudur. Ama, AKP’nin kurduğu Kamu Denetçiliğine getirdiği Başdenetçi, Ombudsman Nihat Ömeroğlu ve diğer atadığı 5 kamu denetçisinden -ki bunlar İnsan Hakları Komisyonu ve Dilekçe Komisyonunda ortak seçilmişlerdir- birisi AKP’nin eski milletvekili, birisi AKP’nin eski kadın kolları başkanı; hepsi AKP’yle iç içe olan kişilerden bir Kamu Denetçiliği Kurumunu getirdiler, şu anda bunların akreditesi yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunlar Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliğinin kabul ettiği kurumlar değillerdir.

BAŞKAN – Sayın Gök..

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama bakın, izin verirseniz…

BAŞKAN – Sayın Gök, teşekkür ederim, bitti süreniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir dakika, tamamlayayım.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Halk Partisinin başvurusuyla ilgili bilgi verdi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir tamamlayayım.

BAŞKAN – Söz sıranız bitti.

Siz ise bunun yanlış olduğunu belirterek bambaşka şeyler söylediniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ama niye başvurduğumuzu açıklamak istiyor.

BAŞKAN – O atamalar, o seçilmeler Anayasa Mahkemesi bu kanunu…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kanun çıktıktan sonra oluyor.

BAŞKAN – Yasa yürürlüğe girdikten sonra oldu Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir saniye efendim…

BAŞKAN – Hepimiz burada milletvekilliği yapıyoruz, bunun neyini düzelteceksiniz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Benim varmak istediğim konu şu…

BAŞKAN – Siz, Anayasa Mahkemesine iptal için başvurdunuz mu, başvurmadınız mı?

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, elbette başvurduk.

BAŞKAN – Tamam, konuşmacı da onu söyledi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Neden başvurduk? Bu başvurumuzun gerekçesi, bu kurulan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, gerekçesinin neyini açıklayacak?

BAŞKAN – Böyle bir şey olmaz. Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bakın, efendim, kurulan Kamu Denetçiliği Kurumunun arzu edilen kurum olmamasından dolayıdır ki…

BAŞKAN – Sayın Gök, böyle bir şey yok. Size söz verdim, süresi içinde başka bir açıklama yaptınız.

SADIK BADAK (Antalya) – Güveninizi istismar ediyorlar Sayın Başkan.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Dokuzuncu konuşmacı Sayın İdris Şahin, Çankırı Milletvekili, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz Beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın birinci turunda MİT Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5’inci maddesinde Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun huzur ve mutluluğunu sağlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış olup bunlarla alakalı istihbari bilgileri toplama görevinin de Millî İstihbarat Teşkilatına verildiği açıkça ifade edilmiştir.

2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve MİT Kanunu’yla Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturma görevi de Millî İstihbarat Teşkilatına verilmiştir.

Dış politika ve güvenlik algısının tamamen değiştiği bir ortamda, bugün itibarıyla, 2014 yılı Nisan ayında 2937 sayılı Kanun’la bir kısım değişiklikler yapılmıştır. Bu değişliklerle birlikte MİT’in daha bilimsel, teknolojik imkânlardan yararlanması ve daha etkin ve verimli bir şekilde çalışması sağlanmıştır. Devlet kurumlarıyla koordinasyonunun sağlanması, kişi kurum ve kuruluşlarla ilişki kurabilmesi, bilgi ve belgeler ile iletişim alt yapılarına erişiminin sağlanması, gizlilik prensibine göre çalışabilmesi imkânına kavuşması MİT için sağlanmıştır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Çok pişman olacaksınız çok.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Özellikle şunu ifade etmem gerekir ki Millî İstihbarat Teşkilatının her türlü muhalefet ve söyleminden farklı olarak hepimizin, iktidarıyla muhalefetiyle ortaklaşa koruması gereken bir kurum olduğunu düşünüyorum. Millî İstihbarat Teşkilatı ne kadar etkin olursa bu bölgede, çevresindeki pek çok dış sorunla uğraşan ülkemizde vatandaşımızın çok daha huzur ve müreffeh bir şekilde yaşayabileceğini hiçbir şekilde göz ardı etmememiz gerekir.

Millî Güvenlik Kurulunun yapısı ve kararlarının niteliği göz önünde bulundurulduğunda, dış güvenlik, terörle mücadele ve millî güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kuruluna da, yine aynı yasa değişikliğiyle birlikte MİT’e operasyonel görev verilmesi sağlanmıştır. Verilen bu yetki çerçevesinde somut adımlar atan Millî İstihbarat Teşkilatımız, Musul Başkonsolosluğunda rehin alınan konsolosluk çalışanlarının burnunun dahi kanamasına imkân vermeden ailelerine kavuşmalarına imkân sağlamıştır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Polisi, askeri şehit edeni verdiniz, nasıl…

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Bu olay dahi Millî İstihbarat Teşkilatımıza verilen yetkilerin ülkemizin hayrına ne kadar güzel bir şekilde dönüştüğünün somut bir göstergesidir.

MİT, çağın gereklerine uygun hâle getirilmek suretiyle daha etkin ve verimli çalışma imkânına kavuşturulmuştur. Ben, burada, geçmiş yıllardaki MİT çalışmalarıyla bugünü kıyaslama gibi bir davranış içerisinde asla olmayacağım. Zira aziz milletimiz bunun kıyasını en güzel şekilde yapmakta ve Millî İstihbarat Teşkilatımıza olan güvenini her geçen gün daha da artırmaktadır.

Millî İstihbarat Teşkilatı, iktidarı ve muhalefetiyle 77 milyon vatan evladının göz bebeği bir kurum olup her türlü ihtilaf ve çekişmeden müstesna tutulması gerekir. Bu nedenle, Millî İstihbarat Teşkilatının bütçesi oluşturulurken de ihtiyacı olan miktarın mutlak surette kendilerine sağlanması gerekmektedir.

Hepimizin ortak arzusu ve isteği, MİT mensuplarımızın görevlerini ifa ederken 77 milyonun huzur ve refahını, içeride ve dışarıda bir tek insanımız dahi olsa onların güvenliğini temin edebilmesi konusunda azami gayreti göstermesidir. Bu nedenle, çağdaş istihbarat örgütlerinin sahip olduğu imkân ve kabiliyetlere kavuşması noktasında Parlamento olarak üzerimize düşeni eksiksiz ifa etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle 2015 mali yılı bütçesinde, MİT Müsteşarlığı hakkındaki bütçeye olumlu oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Onuncu konuşmacı Sayın Murat Göktürk, Nevşehir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Değerli heyetinizi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliğinin tarihine kısaca bakacak olursak, Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği ilk olarak 24 Nisan 1933 tarihinde Yüksek Müdafaa Meclisi ve Umumi Kâtipliği adıyla kurulmuştur. Daha sonra, 1949 yılında Milli Savunma Yüksek Kurulu ve Genel Sekreterliği adını almış, 1961 yılında Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği ifadeleri kullanılmak suretiyle şu andaki ismini almıştır. 1982 Anayasası’nın 118’inci maddesinde Millî Güvenlik Kurulunun yanında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine de yer verilmek suretiyle Genel Sekreterlik anayasal bir kurum hâline gelmiştir. Anayasa’nın amir hükmü gereğince Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilat yapısı ve görevleri 2945 sayılı Kanun’la düzenlenmiştir. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başbakana bağlıdır. 1982 Anayasa’sında yapılan değişiklikle Millî Güvenlik Kuruluna Başbakan Yardımcıları Ve Adalet Bakanı dâhil edilmiş ve böylece, halk tarafından seçilmiş üye sayısı artırılmıştır.

Yine, 2003 yılında AK PARTİ tarafından yani partimiz tarafından yapılan değişiklikle Genel Sekreterliğin hem görev ve yetkilerinde hem de teşkilat yapısında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu çerçevede genel sekreterin orgeneral veya oramiral rütbesinde Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasından atanması yolundaki mecburiyet kaldırılarak sivil genel sekreter atanması imkânı getirilmiştir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Böyle bir mecburiyet yoktu, önce de yoktu.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Vardı efendim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sivil müsteşarlar vardı. Bakın…

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Hayır, Millî Güvenlik Kurulu…

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, Genel Kurula karşı konuşun lütfen.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Sözünüz varsa konuşma bittikten sonra…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bilmiyorsunuz, büyükelçi müsteşar değil miydi?

BAŞKAN – Sayın milletvekili laf atmayın, lütfen.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Şimdi, bakın, şu tahammülsüzlüğü yapmayın.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Siz şu tahammülsüzlüğü yapmayın AK PARTİ grubu konuşurken. CHP her şeyin doğrusunu bilmiyor. Anlaşıldı mı?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bilmiyorsunuz, bilmeyen sizsiniz.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Bizi sabırla dinlemek zorundasınız. Bu tahammülsüzlüğü yapmayın.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Öğrenmeden oraya çıkıyorsunuz.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Biz ne istiyorsak onu söyleyeceğiz, anlaşıldı mı?

BAŞKAN – Sayın Göktürk, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Başkanım, zamanımla ilgili…

Ya, bu olmaz! Yani, siz her şeyin doğrusu biliyorsunuz, biz hiçbir şey bilmiyoruz…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Evet, bilmediğin konuda ahkâm kesme!

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Bilmiyorsunuz… Bilmiyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın Göktürk, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, sizin göreviniz doğru bilgilerin aktarılmasını sağlamaktır.

BAŞKAN – Ben görevimi biliyorum. Sizin göreviniz de orada sessiz durmak konuşmacı konuşurken. Lütfen…

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Sizden öğrenecek değil kimse görevini! Her zaman yaptığınızı yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Göktürk.

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin Millî Güvenlik Kurulu kararlarıyla ilgili Bakanlar Kurulu kararları dağıtım ve takibine ilişkin özel yetkisi kaldırılmış, konuyla ilgili bir Başbakan Yardımcısı görevlendirilmiştir. Kamu ve özel kurumların Genel Sekreterliğe bilgi ve belge verme yükümlülüklerine son verilmiştir. Genel Sekreterlik kadrolarının ve yönetmeliğinin gizliliği kaldırılmıştır. Ayrıca, Genel Sekreterlik teşkilatında yapılan değişiklikler sonucu Toplumla İlişkiler Başkanlığı, Millî Güvenlik Siyasi Başkanlığı ve Bilgi Toplama, Araştırma ve Değerlendirme Başkanlığı da kaldırılmıştır.

AK PARTİ olarak yaptığımız bu değişiklikler hem demokratikleşme hem de insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi bakımından çok önemli adımlardır. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği yapı olarak 1 Genel Sekreter, 2 Genel Sekreter Yardımcısı ve 5 daireden teşkil edilmiştir. Genel Sekreterlikte toplam 308 kadro bulunmakla birlikte 232 personel görev yapmaktadır.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, gerçekten önemli görevler ifa etmektedir. Daire başkanlıklarından Sekretarya Hizmetleri, Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Dairesi, Araştırma ve Değerlendirme Dairesi, Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi, Personel ve İdari İşler Dairesi Başkanlıkları gerçekten önemli görevler ifa etmektedir.

Aslında, zamanımız alınmasaydı biraz daha şeylerden bahsedecektik ama şunu özellikle belirtmek istiyorum: Özellikle, bu son zamanda, Cumhurbaşkanlığı Sarayı üzerinden Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan saldırıları haksız ve çirkin buluyorum. Bunun üzerinden hiç kimseye bir ekmek çıkmayacak. Zaten yakında seçimler var; vatandaşımız bunun değerlendirmesini sandıkla yapacak diyor, 2015 yılının bütçesinin herkese hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Atatürk Orman Çiftliği’ni talan ettiniz, mahvettiniz!

MURAT GÖKTÜRK (Devamla) – Atatürk Orman Çiftliği bu milletin malıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Süreniz bitti.

on birinci konuşmacı Sayın İsmail Aydın, Bursa Milletvekili.

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin temelini Yüksek Müdafaa Meclisi ve Umumi Kâtipliği teşkil etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğinin sağlanması için 1933 yılında Gazi Mustafa Kemal’in emirleriyle millî seferberlik konseptine göre Yüksek Müdafaa Meclisi ve Umumi Kâtipliği oluşturulmuştur. 1949 yılında Millî Savunma Yüksek Kurulu ve Genel Sekreterliğine dönüştürülmüştür. 1961 Anayasası’yla Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği teşkil edilmiştir. Bu doğrultuda, 129 sayılı Millî Güvenlik Kurulu Kanunu’yla Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kurulmuş, görev ve yetkileri düzenlenmiştir.

Dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeler ışığında, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası yanında milletin ve bireylerin refahını da doğrudan ilgilendiren tehditlere karşı tedbirler alınması bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum millî güvenliğin yeniden tanımlanmasını, ayrıca millî güvenliğin sağlanmasında bütün bakanlıklar, kurum ve kuruluşların eş güdüm içerisinde uygulamalar yapmasını zaruri kılmıştır.

Devletin bekası yanında uluslararası alandaki menfaatlerinin de korunmasını öngören bu uygulamalar ışığında, 1982 Anayasası’nın 118'inci maddesiyle Millî Güvenlik Kurulunun görevleri yeniden belirlenmiş ve bu maddenin son fıkrasıyla "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri kanunla belirlenir" hükmü getirilmiştir. Bu suretle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği anayasal bir kurum hâline gelmiştir ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görev ve yetkilerini düzenleyen 2945 sayılı Kanun 9 kasım 1983 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Millî güvenlik, iç ve dış güvenlik ile savunma konularından oluşan güvenliğin en üst yapısı ve toplam güvenliğin şemsiyesi durumundadır. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, 2003 yılına kadar Millî Güvenlik Kuruluna ve Anayasa'nın 117'nci maddesi doğrultusunda millî güvenliğin sağlanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumlu olan Bakanlar Kurulunun millî güvenliğin temini görevlerine de yardımcı bir kuruluş olarak faaliyette bulunmuştur. Avrupa Birliğine uyum sürecinde, 7 Ağustos 2003 tarihli 4963 sayılı Kanun'la 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nda köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler uyarınca Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görev ve yetkileri yeniden tanımlanmıştır. Görevleri Millî Güvenlik Kurulunun sekreterlik hizmetlerini yürütmek ve Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek olarak belirlenmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bu görevler doğrultusunda, uluslararası, bölgesel ve ulusal güvenlik ortamını yakından takip ederek araştırma ve değerlendirme yapmakta, dokümanlar hazırlamakta, seferberlik ve savaş hâli ile kriz yönetimi konularında kanunlarla verilen görevleri icra etmektedir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği için 2015 yılı bütçesinden öngörülen bütçe rakamı 22 milyon 575 bin liradır, 2014 yılı bütçesine göre yüzde 12,34’lük bir artış söz konusudur.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Mali Yılı Bütçe Tasarısı’nda yer alan ödenekle yukarıda açıklanan faaliyetlerin yanı sıra diğer ülkelerdeki karşıtlarıyla düzenli temaslar sürdürmekte, ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli toplantılara katılmaktadır, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin, eşiti olan diğer ülkelerin millî güvenlik kurulu heyetlerini ülkemize kabul etmektedir, bu heyetlerle görüşmeler gerçekleştirmekte, önümüzdeki dönemde de yurt içinde ve yurt dışında birçok çalışmayı yapacaktır.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kanunla verilmiş olan görevleri demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde yürütmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL AYDIN (Devamla) – Bu vesileyle, 2015 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

On ikinci konuşmacı Sayın Cem Zorlu, Konya Milletvekili.

Süreniz beş dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA CEM ZORLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 136’ncı maddesindeki “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” hükmü gereği, birlik ve beraberlik, saygı ve sevgi çerçevesinde ve bu ilkelerin toplumda yaygınlaşması için görev yapan Başkanlığımız, kendisine verilen yetkiler doğrultusunda inanç, ibadet ve ahlakla ilgili konularda toplumu aydınlatmakta ve ibadethaneleri yönetmektedir.

Başta İslam olmak üzere semavi dinler insanlığın kurtuluş ve mutluluğunu, esenlik ve izzetini amaç edinirler. Esasen dinler hem iç hem de dış barışı tesis eden en kadim olgulardır. Diyanet İşleri Başkanlığımızın TÜİK’e yaptırmış olduğu son araştırmadan da gördüğümüz gibi, toplumumuzun yüzde 99,2’si Müslümandır. Toplumun birlik ve beraberliğinin en önemli çimentosu olan Başkanlığımızın yapmış olduğu faaliyetler toplumumuzca takdir edilmektedir çünkü din insanları, doğumundan evliliğine, vefatından sonraki icra edilecek merasimlere kadar ilgilendirmektedir.

Ülkemizin en köklü ve en yaygın hizmet ağına sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı cumhuriyetle yaşıt bir kurumdur. Birtakım gruplar tarafından devamlı surette tartışmanın içine çekilmeye çalışılsa da toplumda yapmış olduğu hizmetlerle, hatta yurt dışı hizmetleriyle dikkat çekmekte, milletimizin takdirini görmektedir.

Sahih İslam anlayışının toplumda öğretilmesini ve yaygınlaşmasını sağlayan Başkanlığımızın varlığı, diğer Müslüman ülkelerde İslam adına karşılaşılan şiddet, terör, anarşi ve aşırılıkların ülkemizde yaşanmamasının temel sebebidir. Çünkü, Başkanlığın insanlara sunmuş olduğu İslam ve bunu sunarken kullandığı dil herkesi kuşatıcı ve kapsayıcıdır, dışlayıcı değildir. Herkesin kendi dinini özgür yaşayabilmesinden hareketle, dışlayıcı değil içselleştirici, dağıtıcı değil bütünleştirici bir üslupla, sahih kaynaklarla dinimizi sunması milletimiz için bir emniyet sibobudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ’nin iktidara geldiği yıllarda 60-65 bin olan personel sayısı şimdilerde 130 bini geçmiştir. Buna rağmen hâlâ birçok köyümüzde kadro bulunmamakta ve bu sayı 6 binlere yaklaşmaktadır. Yine iktidarımız döneminde, Başkanlığın yurt dışı personel sayısı da önceki dönemlere oranla üçte 1 oranında artırılmıştır. Bu da şunu göstermektedir ki Başkanlığımız sadece ülke çapında hizmet etmekle kalmamakta, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza ve soydaşlarımıza en iyi şekilde hizmet götürmektedir. Diyanette görev alan din görevlilerimiz aşkla ve şevkle görevlerini ifa etmektedirler. Camileri çocukların, kadınların, gençlerin rahatça geldikleri ve sosyalleştikleri mekânlar hâline getirmeye çalışmaktadırlar, çağımızın ihtiyaçlarını dikkate alarak teknolojik imkânları da kullanarak insanlara din hizmetleri sunmaya gayret etmektedirler.

Başkanlığımız sosyal, kültür içerikli din hizmetlerine ayrı bir önem vermektedir, toplumsal sorunlar karşısında sessiz kalmamaktadır. Yaşanılan sosyal problemleri, sorunları ve sıkıntıları din hizmetlerinin bir parçası olarak düşünmekte, bundan dolayı da açlık ve kadınla alakalı sorunlarda, gençlerin yaşadığı sıkıntılarda, madde kullanımından kötü alışkanlıklara kadar, ayrımcılıktan kargaşaya, ahlaki yozlaşmaya kadar bütün bu hususlarda toplumda bilinç oluşturmaya ve yol göstermeye çalışmaktadır. Son zamanlarda Kutlu Doğum, Camiler Haftası ve ramazan gibi etkinliklerde yurt içinde ve yurt dışında bütün personeliyle birlikte bu bilincin oluşması için çaba sarf etmektedir. Diyanet TV ve Radyonun kurulmasıyla toplumu din konusunda aydınlatma görevini daha yaygın ve etkin bir şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır.

Ayrıca, kendisine ayrılan bütçeden toplumsal problemlerle ilgili bastığı eserleri, Kur’an-ı Kerim ve Siyer gibi eserleri, binlercesini toplumumuza ücretsiz olarak ulaştırma gayreti içerisindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarımız döneminde 15 binden fazla alınan öğreticiler vasıtasıyla her mahallede Kur’an kursları açılmakta ve yediden yetmişe kadar herkese sahih dini bilgiler ulaştırılmaktadır.

Ülkemizin en köklü kurumlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesinin hayırlı hizmetlere vesile olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zorlu.

On üçüncü konuşmacı Sayın Hasan Karal, Rize Milletvekili, buyurun (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2015 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere din, milletimizin kimliğini oluşturan ortak değerler manzumesidir. Din, insanın varlığını anlamlandıran ve ona hayata ve ölüme dair nihai anlam haritası sunan en doğru ve en yetkin kılavuzdur. Din, doğumundan ölümüne kadar insan hayatının her evresinde zorunlu olarak vardır, bizleri birbirimize bağlayan, bizleri kardeş kılan en temel unsurdur, toplumumuzun ortak değeri ve paydasıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2010 yılında Meclisimizin çıkardığı 6002 sayılı Kanun’la yeni yüzyılın ihtiyaçlarına göre yeniden şekillenmiştir, ülke sınırlarını aşarak küresel ölçekte hizmet sunan uluslararası bir kurum hâline gelmiştir. Söz konusu kanunla Diyanet İşleri Başkanlığının uhdesine tevdi edilen görevleri, ulusal ve uluslararası düzlemde çağın gerektirdiği talep ve beklentiler istikametinde yerine getirme imkânları daha da gelişmiştir. Buna bağlı olarak mesuliyetleri fazlasıyla artmış ve görev tanımları da değişmiştir. Bu çerçevede imam-hatip, müezzin-kayyım, vaiz, müftü gibi görevler yeniden ele alınarak daha fonksiyonel hâle getirilmiş, din görevliliği anlayışı yerine din gönüllüğü şuuru işlerlik kazanmaya başlamıştır. Bu çerçevede, son birkaç yılda 40 bin personel hizmet içi eğitimden geçirilmiştir. Yapılan bu eğitimlerle personelin niteliği artırılmış, Diyanet İşleri Başkanlığı âdeta açık bir üniversiteye dönüşmüştür.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı bugün sunduğu hizmetlerle toplumun dinî, ahlaki ve manevi değerlerini sürekli ayakta tutan, bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan, İslam diniyle ilgili her konuda referans alınan, en etkin, yetkin ve saygın bir kurum hâline gelme yolunda büyük mesafeler katetmiş, bu özelliğiyle de bütün dünyada model alınan bir kurum hâline gelmiştir. Toplumsal sorunları, sosyal problemleri din hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak gören Diyanet İşleri Başkanlığı açlık, sefalet, yoksulluk, kargaşa, kavga, mezhepçilik, hizipçilik, grupçuluk gibi konularda bir farkındalık ve bilinç oluşturmaya çalışmaktadır. Cami içinde ve dışında yürüttüğü hizmetlerle çocuk, genç, kadın, engelli ve yaşlılar, doğal afetler, çevre duyarlılığı ve aile yapısının korunması, uyuşturucuyla mücadele gibi pek çok konuda hem inisiyatif alarak hem de önemli sosyal sorumluluk projeleri üstlenerek toplumumuzun bilinçlenmesi için faaliyetler yürütmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı bilhassa ramazanlarda, Kutlu Doğum Haftalarında, Camiler Haftası’nda belirlediği temalarla, muharrem ayında düzenlediği etkinliklerle milletimizin birliğine, beraberliğine ve kardeşliğine katkı sağlayan etkinlikler gerçekleştirmiş, gerçekleştirilen etkinlikler milletimizin büyük teveccühüne mazhar olmuştur.

Yaygın din eğitimi kurumlarının en başında yer alan Kur’an kurslarını toplumsal talepler doğrultusunda çağımızın şartlarına göre yeniden yapılandırmış ve daha işlevsel hâle getirmiştir. Halkımızın istediği saatte Kur’an eğitimi almasını sağlamıştır. Toplumu din konusunda bilgilendirme faaliyetlerine özel bir önem atfetmiş, bu çerçevede, örneğin, son birkaç yılda okullara, kütüphanelere, yetiştirme yurtlarına, cezaevlerine, Kur’an kurslarına, yurt dışına yaklaşık 50 milyon adet eseri ücretsiz dağıtmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı milletimizin ortak değerlerini ifade eden Alevi, Bektaşi klasiklerini neşrederek halkımızın istifadesine sunmuştur. Toplumu din konusunda aydınlatma faaliyetlerini Diyanet Radyo ve TV aracılığıyla da yürütmeye başlamıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün gelinen noktada, sadece ülkemize ve milletimize hizmet götüren bir kurum değildir. Başkanlık ülke sınırlarını aşarak Balkanlardan Orta Asya’ya, Avrupa’dan Amerika’ya, Japonya’dan Haiti’ye, Çin’den Kanada’ya, Afrika’dan Latin Amerika ve Karayip adalarına kadar dünyanın hemen her tarafına ilgili ülkelerden gelen talepler doğrultusunda hizmet sunan bir kurum hâline gelmiştir. Doğumdan ölüme, hayatın hemen her safhasında var olan Diyanet İşleri Başkanlığı hem ülkemiz hem de bütün insanlık için bir barış, huzur ve güven vesilesidir.

Bu vesileyle ülkemizin en ücra köşesine varıncaya kadar milletimizin dinî hayatına hizmet eden Diyanet İşleri Başkanlığımızın fedakâr personelini yürekten tebrik ediyorum.

2015 yılı bütçesinin milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını yüce Yaratıcı’dan niyaz ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

On dördüncü konuşmacı Sayın Ömer Faruk Öz, Malatya Milletvekili.

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılı mali bütçesi noktasında Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Selçukludan Osmanlıya ve günümüze kadar dönemimiz, tabiri caizse vakıf medeniyeti noktasında çok zengindir. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı döneminde devlet eliyle yürütülen birçok işler, bunun içinde sağlık, eğitim, bayındırlık, kültürel alanda birçok işin vakıflar eliyle yürütüldüğü aşikârdır.

Bu çerçevede, baktığımızda, şu anda sayıları 20 bini aşkın olan tarihî abide eserler mevcuttur ve bunun haricinde de 52 bin civarında mazbut vakıf yine mülhak vakıf ve yeni vakıflar mevcuttur.

Vakıflar Genel Müdürlüğü özel bütçeli bir kurum olması hasebiyle hem ecdat yadigârı bu tarihî eserlerin, tarihî abide eserlerin restorasyon, bakım, onarımlarını hem de ecdat yadigârı yerlerin, gayrimenkullerin değerlendirilmesi noktasında bir çok önemli görev ifa etmiştir

Özellikle şunu belirtmek istiyorum: 2003 yılından önce, beş yıllık dönem içerisinde toplam 46 tarihî eser restore edilmiş iken 2013 yılına kadar on yıllık süre içerisinde restore edilen tarihî eserlerin sayısı 4 bine yaklaşmıştır. Bu tarihî eserler; cami, medrese, han, hamam, kilise ve birçok alandan oluşmaktadır. Sadece ülkemizdeki tarihî eserlerin restore edilmesiyle kalınmadı; Vakıflar Genel Müdürlüğünce, kanundaki bir düzeltmeyle, Makedonya’da, Kosova’da ve Saraybosna’da da ecdadımızdan yadigâr kalan bir çok tarihî eserin restorasyonu tamamlanmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün geliri 80 kat artmıştır. Vakıflar Bankasının yüzde 58 hissesine sahip olan Vakıflar Genel Müdürlüğü, bizden önceki dönemlerde… Ne yazık ki her yıl banka görev zararı yapıyor, görev zararını karşılamak üzere de Vakıflar Genel Müdürlüğü ecdat yadigârı bir çok tarihî eseri satıp sermaye artırımına gidiyordu. Her yıl Vakıflar Bankası zarar ediyor, mal sahibi Vakıflar Genel Müdürlüğü abide eserleri satıyor ve bankaya sermaye artırımına gidiyordu. Peki, bizim dönemde ne oldu? Aynı banka kâra geçti, her yıl 250-300 milyon lira, hatta 400 milyon lira Vakıflar Genel Müdürlüğüne para gönderdi, temettü gönderdi ve o paralarla da ecdat yadigârı tarihî eserlerin bir bir restorasyonu tamamlandı. Aynı şekilde, seçim bölgem olan Malatya’da da yüze yakın tarihî eserin restorasyonu tamamlandı. Şu anda, yine Tenekeli Camii inşallah ramazanda ibadete hazır hâle gelecek. Aynı şekilde, Toptaş Camii’nin ihalesi yapıldı, inşallah 2015 yılı sonunda tamamlanacak.

Şimdi, baktığımızda, rahmetli Atatürk 1931 yılında dönemin Başbakanı İnönü’ye bir telgraf çekiyor ve telgraftaki tarihî eserlerin restore edilmesi noktasında bir talimat gönderiyor, bir vasiyetname gönderiyor. Bir bakıyorum ki rahmetli Atatürk’ün vasiyetine sahip çıkmak AK PARTİ Hükûmetine nasip oluyor. Bu çok önemli. Hatta ve hatta 1935 yılında satılmış olan cami ve mescitlerin tekrar kamulaştırılarak ibadete açılması, restore edilmesi yani rahmetli Atatürk’ün vasiyeti çerçevesinde, yine AK PARTİ Hükûmetine nasip oluyor. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Hep beraber görüyoruz; ecdada sahip çıkmak, vatansever olmak, milliyetçi olmak bu işlerle mümkün oluyor.

Ben burada şunu belirtiyorum: Bu işlere emeği geçen başta eski Genel Müdürümüz Yusuf Beyazıt, mevcut Genel Müdürümüz Adnan Ertem ve değerli çalışma ekibine ve bundan önceki Başbakan Yardımcımız Mehmet Ali Şahin Bey’e ve mevcut Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç Bey’e bu konulardaki hassasiyetlerinden dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.

Burada bir milletvekili olarak ve İdare Amiri olarak da şunu rica ediyorum: On gün daha burada bütçe görüşmelerini yapacağız. Aynı fikirleri konuşmak zorunda değiliz, aynı konularda buluşmak zorunda da değiliz ama birbirimize karşı tahammül etmek zorundayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalan söylenmesin ya.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) - Bu noktada herkesin gerekli hassasiyeti göstereceğini ümit ediyor, yüce heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Fikre karşı çıkan yok, saptırmayın her şeyi. Yalan söylenmesin ya.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

On beşinci konuşmacı Sayın Mehmet Sarı, Gaziantep Milletvekili.

Süreniz beş dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SARI (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılı Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” hadisi şerifini kendisine rehber edinen ecdadımız Orta Asya’dan Atlas Okyanusu’na kadar her tarafa camiler, kervansaraylar, medreseler, tekkeler, köprüler, yollar, hastaneler, imarethaneler gibi pek çok hayırlı eserleri hizmete sunmuş, bu eserler geçmişte olduğu gibi şimdi de hayranlık uyandırmaya devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, günümüzde vakıf eski eserlerimizi korumak, kollamak, yaşatmak ve gelecek nesillere taşımak gibi zor bir görevi üstlenmiş durumdadır. Bu kapsamda, 52 bin adet Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait vakıf, 4.863 adet yeni vakıf, 276 adet mülhak vakfı, 166 adet cemaat vakfıyla ilgili olarak kuruluş, dağılma ve denetim işlemleri yapmaktadır.

AK PARTİ döneminde her alanda yaptığımız başarılı çalışmaları vakıf ve vakıf eserlerinde de göstermiş bulunmaktayız. Bu kapsamda, 2003-2014 yılları arasında ülkemiz genelinde 4 bin vakıf eseri restorasyonuna yaklaşık 1 milyar lira harcama yapılarak bunların hizmete açılması sağlanmıştır.

Ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü, ülkemizin dışındaki ecdadımızın yaptığı eserlere sahip çıkmış ve bu amaçla Kıbrıs, Bosna Hersek, Kosova, Bulgaristan ve Yemen’deki eserlerin envanterinin tespit edilmesi, vakıf kültür varlıklarının projelendirilmesi ve onarılması için de çalışmalar başlatmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü bir taraftan ülkemizdeki ve yurt dışındaki eserlerin canlandırılmasıyla uğraşırken bir taraftan da ihtiyaç sahibi insanlara yardım etmektedir. Bu amaçla, vakfiyelerdeki hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla 20.215 ihtiyaç sahibi aileye gıda dağıtımı, 5 bin muhtaç engelliler ile yetim çocuklarına muhtaç aylığı, 15 bin öğrenciye burs yardımı ve imarethanelerde sıcak yemek dağıtımı devam etmektedir.

Vakfedilen gayrimenkuller içerisinde akar nitelikleri olanları en yüksek gelir getirecek şekilde değerlendirmekte, bu amaçla 230 adet taşınmaz yapım karşılığı kiralama modeliyle, 216 adet taşınmaz onarım karşılığı uzun süreli kiralama modeliyle turizm, eğitim, sağlık, sosyal, kültürel ve ticari tesis olarak, 565 adet taşınmaz da kat karşılığı inşaat yöntemiyle değerlendirilerek 4.372 taşınmaz Vakıflar Genel Müdürlüğünün envanterine kazandırılmıştır.

Vakıf, medeniyetini yaşatmak için Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi Projesi’yle 10 milyon sayfa tarihî belge görüntüleri dijital ortama aktararak koruma altına almış, akademisyenlerin ve araştırmacıların hizmetine sunmuştur.

Yıllar boyunca depolarda bulunan binlerce halı, kilim, hat levha, Kâbe örtüsü, el yazması Kur'an-ı Kerim gibi eserlerin konservasyonu ve tadilatları yapılarak yeni açılan vakıf müzelerde sergilenmesine başlanmıştır.

Vakfiyelerinde eğitim şartı bulunan vakıfların amaçlarını gerçekleştirmek üzere İstanbul’da Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi; geleceğin restoratörlerini, tezhip ve tezyinat, hat sanatı ustaları ve uzmanlar yetiştirmek amacıyla İstanbul'da Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi kurulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğümüz Gaziantep ilinde de başarılı işler yapmış, Gaziantep Bölge Müdürlüğümüz son on yıl içerisinde 26 adet proje yapım işine 1 milyon 240 bin lira; 43 adet restorasyon çalışması başlatmış, 39’u bitmiş, 4 tanesi de devam etmekte olan bu işler için de 20 milyon 153 bin lira; ayrıca 3 yeni inşaat olarak yapılmış olan vakıf iş merkezlerimize de toplam 11 milyon 88 bin lira harcama yaparak bu eserleri hizmete açmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime Yunus Emre’nin şu dizeleriyle son vermek istiyorum: “Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi? / Mal da yalan, mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan.”

2015 yılı bütçesinin hayırlı olmasını dilerken vakıf eser bırakan ecdadımızı rahmet ve minnetle yâd ediyor; vakıf eserlerimizi koruyan, kollayan ve yaşatarak gelecek nesillere taşımak için çalışan başta AK PARTİ hükûmetlerimiz, milletvekillerimiz olmak üzere Vakıflar Genel Müdürlüğü mensupları ile Gaziantep Vakıflar Bölge çalışanlarımızı kutluyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun son konuşmacısı Sayın Mehmet Kerim Yıldız, Ağrı Milletvekili.

Süreniz beş dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ydü. Evet, daha dün ülkemizin de içinde bulunduğu bölgede insani trajedilerin yaşandığı, zulmün cezasız kaldığı, mazlum ve mağdurların çığlıklarına kulak tıkandığı bir Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutladık. 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’yle, insan hakları artık ülkelerin iç meselesi olmaktan çıkmış, uluslararası evrensel hak olarak insanlığın ortak amacı olmuştur.

Yeryüzünde yaşayan tüm insanlar, din, dil, ırk, renk, cinsiyet ya da başka bir nedenle hiçbir ayrım gözetilmeksizin, yalnızca insan oluşlarından dolayı eşit, özgür ve onurlu yaşama haklarına sahiptir. İnsan hakları bütün insanlığın ortak değeri, bütün uygar ülkelerin ortak paydasıdır. İnsanlar arasında hiçbir zaman ayrım yapmadan, onlara özgür, eşit bireyler olarak muamele etmek insan hakları kavramının özüdür ve demokrasinin de vazgeçilmez unsurudur.

On iki yıllık AK PARTİ iktidarı boyunca, insanımızın hak ettiği seviyeye ulaşabilmesi için, tüm hak ve hürriyetlerden tam manasıyla istifade edebilmesi için çok kapsamlı reformlar gerçekleştirdik. Bu reformları uygulamaya eksiksiz yansıtabilmek ve kalıcılığını sağlayabilmek için gerekli olan yasal düzenlemeleri hızla hayata geçirdik. Hükûmetlerimiz döneminde yapılan yasal ve hukuki düzenlemeler sayesinde devlet ile millet arasındaki kaynaşmanın sağlanması, inanç ve düşünce özgürlüğünün teminat altına alınması alanında önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

Bu kapsamda, 21 Haziran 2012’de Türkiye İnsan Hakları Kurumu kurulmuştur. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapmak üzere kurulan Türkiye İnsan Hakları Kurumu, kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip ve özel bütçeli bir kurumdur. Kurum, ülkemizin insan hakları standartlarını geliştirme hedefi doğrultusunda, insan hakları alanında kurumsallaşma çalışmaları ve “Paris Prensipleri” olarak bilinen Birleşmiş Milletler ilkelerine uyumlu bir insan hakları teşkilatına sahip olma iradesi sonucu vücut bulmuştur. Kurum, insan haklarını korumak ve geliştirmek yönünde çalışmalar yapmak, bu çerçevede insan hakları ihlallerini, iddialarını incelemek ve araştırmak, mevzuat ve uygulamayı izlemek, bilgilendirme, bilinçlendirme ve eğitim faaliyetlerini gerçekleştirmek, işkence ve kötü muameleyle mücadele etmek, gerekli yerlere ziyaretleri yanı sıra ilgili kişi, kurum ve kuruluşlara görüş, öneri ve tavsiyelerde bulunmakla görevli ve yetkilidir. Kurum, görev ve yetkileriyle ilgili olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu yılda en az 1 defa bilgilendirmekle yükümlüdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İnsan Hakları Kurumuna bazı önerilerimiz var. Bunlar: Kurumun daha aktif ve görünür olması, güncel insan hakları ihlalleriyle ilgilenmesi, ülke içinde her türlü insan hakları ihlalleriyle ilgili çözüme yönelik girişimlerde bulunması, dünyada meydana gelen insan hakları ihlallerini uluslararası her platformda dile getirmesi, Birleşmiş Milletler sisteminin eskimiş, antidemokratik yapısının ve adaletsizliğinin gündeme getirilmesi, İnsan Hakları Kurumunun varlık sebebi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Meclisi temsilen İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuyla sıkı bir diyalog ve istişare içinde olması gerekmektedir. Zaman içinde kurumun ülkemizin insan hakları standartlarının yükseltilmesi çabalarına önemli katkılar sağlayacağını ümit ediyoruz.

Eşitlik, hak ve özgürlüklerin herkes için kabul edilip yaşatıldığı bir dünyaya ulaşılması temennisiyle İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası’nı kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, birleşime…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, birleşime ara vermeden önce, biraz önce AK PARTİ Grubu adına konuşan Sayın Adem Yeşildal konuşmasının hemen başında adımı zikrederek hem Cumhurbaşkanlığının halk tarafından seçilmesine ilişkin olarak sözlerimi değerlendirdi hem de grubumuzun, 2007 yılında, söz konusu değişiklik Parlamentoda görüşüldüğünde nasıl bir tutum takındığına ilişkin benim merakıma mazhar bir soru bana yöneltti; müsaade ederseniz bu soruyu cevaplayayım.

BAŞKAN – Yerinizden açıklama için bir dakika çünkü ara vereceğim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkanım ama bu sataşma.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır, partimize sataşmada bulundu.

BAŞKAN – “Açıklama yapacağım.” dedi, “Şahsıma soru sordu, açıklama yapacağım.” dedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır. Halkların Demokratik Partisinin, Cumhurbaşkanının seçilmesiyle ilgili, daha önce ardılı olduğu siyasi partilerin oy rengini sorarak partimize sataşmada bulundu, arkadaşımız cevap verecek.

BAŞKAN – Bu soruda nerede sataşma var Sayın Baluken? Rica ederim…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yanlış bilgi verdi işte.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yanlış bilgi verdi.

BAŞKAN – “Soru sordu.” diyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Partimizin kullanmış olduğu oyla ilgili Genel Kurula yanlış bilgi verdi.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hemen sözlerini okumamı ister misiniz?

BAŞKAN – Lütfen.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “O dönem ki siyasi partilerinin kararlarını hatırlatmak isterim, nasıl bir karar aldıklarını ve o referanduma destek olup olmadıkları hususunu kendilerinin de hatırlamasına vesile olur diye düşünüyorum.”

BAŞKAN – Evet, bunda bir sataşma yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Var, var. Nasıl yok ya?

BAŞKAN – Hayır, bunda sataşma yok. Açıklama istiyorsanız bir dakika yerinizden söz vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, burada…

BAŞKAN - Lütfen, hayır… Bakın, birleşime ara vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ara veremezsiniz, şu anda bir konuyu konuşuyoruz.

BAŞKAN – Bir dakika konuşur musunuz lütfen. Burada sataşma yok.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sonra tekrar geri geleceksiniz Başkanım.

BAŞKAN – Ama “Hatırlatmak isterim.” diyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, oy rengimizi yanlış olarak hem halka hem Genel Kurula sunmuş oldu.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, ara verirseniz geri geleceksiniz.

BAŞKAN – Ben ikinizden birini nasıl dinleyebilirim aynı anda? Bakın, “Hatırlatmak isterim.” diyor, hatırlatıyor.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Yani “O dönem siz reddettiniz.” demek istiyor.

BAŞKAN – Bu bir gerçek ama.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani, hatırlamak üzüyor mu onları?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yalan bilgi ama.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiç yalan değil.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yanlış bilgi, evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İşte açıklayacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - İşte oradan açıklasın, sataşma değil ki bu. “Sataşma değil, açıklasın.” diyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Niye oradan açıklasın, kürsüden açıklayacak.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, açık bir şekilde partimizi zan altında bırakan bir sataşma var, ondan dolayı arkadaşımızın kürsüden cevap vermesini talep ediyoruz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Oylama renkleri de burada Sayın Başkan.

BAŞKAN – Nedir tutanak? Bir bakabilir miyim Sayın Zozani?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, ara verin, tutanaklara bakın.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, notlara bakın.

BAŞKAN – Peki, o zaman notları varsa bir ara vereyim, tutanağa bakayım, ona göre söz vereceğim size, söz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Nasıl yani Elitaş mı yönetiyor Meclisi ya?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Bu kadar etki altında kalmayın.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Buyurun Sayın Başkanım, bakın.

BAŞKAN – Tamam, söz vereceğim. Sayın Zozani, söz vereceğim size. Tutanağı okuyacağım ve söz vereceğim daha sonra.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.47

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi şahsı adına konuşmalar bölümüne geldik.

Birinci tur üzerinde, lehinde söz alan Elâzığ Milletvekili Sayın Zülfü Demirbağ konuşacak.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Zozani, konuşmadan sonra size söz vereceğim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce heyetinizi ve necip milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında on iki yılda yapılan büyük yatırımlardan bazılarını kısaca ifade etmek istiyorum. Bölünmüş yol miktarı 6 bin kilometreden 23 bin kilometreye, havaalanı sayısı 25’ten 53’e, yolcu sayısı 34 milyondan 150 milyona çıktı. Yıllarca tamamlanamayan ve patates depolanmak üzere soğuk hava deposu yapılması düşünülen Bolu Tüneli hizmete sokuldu. Ankara-Konya, Ankara-Eskişehir-İstanbul hızlı tren hatları hizmete sokuldu. Asrın projelerinden Marmaray hizmete girdi, Avrasya Tüneli hizmete girecek.

Değerli milletvekilleri, yapılan büyük yatırım ve hizmetlerin yanında biraz da ak saraydan bahsetmek istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın maliyeti 1,3 katrilyon, oda sayısı 1.150. Bu noktada özellikle bizi eleştiren ülkelere bakacak olursak: Pentagon için ayrılan para 1,3 milyar dolar, İngiltere’deki onlarca saraydan biri olan Parlamento Sarayı için harcanacak para 5 milyar euro. Alman istihbarat binası -devlet binası, sarayı değil- için harcanan para 1,33 milyar euro; bizim 3 katımız.

Bu rakamlara bakıldığında, iki bin yıllık devlet geleneğine sahip Türkiye Cumhuriyeti’nin temsil makamı olan, Selçuklu, Osmanlı ve modern mimariyi bünyesinde barındıran ve on gün içinde Papa, Putin ve Cameron gibi devlet adamlarını misafir eden ve daha yüzlercesini misafir edecek olan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na harcanan meblağın ne anlam ifade ettiği anlaşılacaktır. Kaldı ki 1’inci Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal, 1937’de yani yetmiş yedi yıl önce Kral Edward ile Boğaz gezisi yaparken Edward’ın açık renk elbisesinin Ertuğrul yatından çıkan duman ve isten neredeyse simsiyah olduğunu üzülerek görünce dünyanın en iyi yatlarından birinin alınması talimatını verdi. Bunun üzerine, daha önce Amerika Birleşik Devletleri tarafından Almanya’ya sipariş edilen Savarona yatı yüksek vergi nedeniyle gümrükten geri dönünce, satın alınarak Türkiye’ye getirildi. 1937’de, 20 milyon dolara, bir futbol sahasından 16 metre daha uzun yani 136 metre uzunluğunda, biri süper lüks olmak üzere her bir yatak odası 50 metrekare süit odadan müteşekkil Savarona yatı alındı ve Atatürk bir buçuk ay sonra vefat etti. Engin ufka sahip, büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal, kişi başına millî gelirin 100 doların altında olduğu bir dönemde bu yatı neden Türkiye Cumhuriyeti’ne kazandırdı? İki bin yıllık devlet geleneğine sahip bu ülkenin devlet adamları sıradan devlet adamları karşısında ezik duruma düşmesin, mahcubiyet duymasın diye aldı ve Türkiye’ye emanet etti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Neyi savunuyorsunuz, kaçak saraya gerekçe mi arıyorsunuz?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bugünkü muhalif mantalite ve bakış açısıyla düşünüldüğünde o gün Savarona yerine bir balıkçı teknesi pekâlâ bu hizmeti görebilirdi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne alakası var, böyle bir benzetme olabilir mi?

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – 10 bin liralık klozet ne için? 10 bin liralık klozet neyin itibarı için?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Muhalif kafayla, bu muhalif kafayla.

Değerli milletvekilleri, Birinci Meclis, İkinci, Üçüncü Meclise bakalım; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, eski adliye binaları ve yeni adliye sarayları ve benzer kurumların eski ve yeni binaları kıyaslandığında, temsil makamı olması hasebiyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın büyüyen, gelişen ve kalkınan büyük Türkiye için ne anlam ifade ettiği daha iyi görülecektir.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – 10 binlik klozet ne, klozet?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Aferin sana, aferin!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Sözlerimi bitirirken bütçemizin hayırlı olması dileğiyle sizlere ve necip milletimize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Hükûmet adına…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz istemiştik.

BAŞKAN – Yine unuttum, affedersiniz Sayın Zozani. Tutanaklara baktım.

Buyurun, size iki dakika söz veriyorum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın 656 ve 656’ya 1’inci Ek sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 657 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, biz daha sıralardan çıkmadan zaman başlatıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, başlatmadık.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Dikkat ediyorum, evet, ben daha oradan yola çıkmadan burada süre başlıyor.

BAŞKAN – Durun o zaman, yeniden, geri alalım.

İki dakika.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Adem Yeşildal konuşmasının başında, benim Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak yaptığım değerlendirmeye önce bir teşekkür ediyor, sonra teşekkürünü ironiye çevirerek bizim, Cumhurbaşkanlığının doğrudan halk tarafından seçilmesine ilişkin olarak partimizin o dönem destek vermediğine delalet eden beyanlarda bulunuyor.

Bu Meclisin en sevdiğim tarafı ya da beğendiğim tarafı nedir biliyor musunuz? Öksürseniz de kayıt altına alınıyor yani bu Mecliste öksürseniz bile kaydı alınıyor, iyi bir arşivi vardır. Bu beyanlarda bulunmadan önce Meclisin kayıtlarına baksa, kim ne demiş, nasıl bir tutum belirlemiş, nasıl bir tutum takınmış; bunlara bakar, ondan sonra gelir burada değerlendirme yapar.

Biz, evet, doğrudan demokrasiye inanıyoruz, doğrudan demokrasi ilkesinin işletilmesi gereği Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine de “Evet.” dedik, “Evet.” diyoruz çünkü… “Evet” referandumunda da böyledir. 2007 ile 2010 referandumunu birbiriyle karıştırmayın, iki ayrı meseleden söz ediyoruz, 2010 ayrı bir safhadır. 2007, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve milletvekilliği görev süresinin beş yıldan dört yıla indirilmesi ayrı bir safhadır, ayrı bir zaman diliminde konuşulmuş, 2010 referandumu ayrı bir zaman diliminde konuşulmuş, birbirine karıştırmayın.

Dolayısıyla, ben bu ironiyi anlamadığınızı ifade etmek istiyorum. Kendisine, teşekkürden sonra, teşekkürünü ironiye çevirmesi yakışmamıştır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/978) (S.Sayısı 656 ve 656’ya 1’inci Ek) (Devam)

2.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2013 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 157 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2013 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/949, 3/1575, 3/1576, 3/1577, 3/1578, 3/1579) (S.Sayısı: 657) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kamu Denetçiliği Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAYIŞTAY (Devam)

1) Sayıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) ANAYASA MAHKEMESİ (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Diyanet İşleri Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (Devam)

1) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç konuşacak.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz seksen dakika.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi hürmetle selamlıyorum, iyi akşamlar diliyorum. Bütçe görüşmelerimizin birinci turundayız, başarılar diliyorum, bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Bugün birinci tur görüşmeleri biraz sonra bitecek, ben de Hükûmet adına bir konuşma sırası aldım. İlk defa bir bütçede iki tur birleştirilmiş durumda, buna alışık değilim. Plan ve Bütçe Komisyonunda iki tur olarak yapıldı; Başbakanlıkla doğrudan bağlantısı olmayan kurumlar bir turda, Başbakanlık ve bağlı kurumlar bir başka turda yapıldı. Belki öylesi daha iyi ama Meclis Başkanlığımız, şüphesiz, parti gruplarının da iştirakiyle bir Danışma Kurulu kararı almış. Bu Danışma Kurulu kararıyla bugünkü birinci tur görüşmeleri bütün kurumları bir arada yapacak şekilde tanzim edilmiş. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve diğer bazı kurumlar olmak üzere doğrudan benim temsil etmem mümkün değil, onlar hakkında da eğer doğru yapabilirsem fazla konuşmamam gerekecek. Ben bunu öncelikle belirtmek istiyorum. Kaldı ki görüşmeler sırasında da notlar aldım, takip ettim; sadece birinci turda burada bulunamamıştım, bir başka görevim vardı ama arkadaşlarımızın tutanaklardan konuşmalarını da aldım. Bütün konuşmacılara teşekkür ediyorum. Kurumlarımızı çok fazla eleştirmediler, bunun bir sebebi belki dün yapılan bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler olabilir, sayın genel başkanlar konuştular, onlar önemli konular üzerinde ciddi eleştiriler yaptılar, artık bugünkü görüşmeler biraz da resmî geçit hüviyetinde. AK PARTİ Grubuna baktım, 16 kişi beşer dakika, diğer gruplar biraz daha fazla süreler verdiler. Ben 1995’te filan girdiysem Parlamentoya -evet, 24 Aralık 1995- bir, bir buçuk ay kadar sürdüğünü bilirim Genel Kurul görüşmelerinin, sonra kırpa kırpa kırpa 13 güne indirdik, belki ileride Genel Kurul bir seremoniden ibaret kalacak, bütün görüşmeler ait olunan komisyonlarda yapılacak, onda da fayda olabilir.

Tabii, seksen dakikanın hepsini konuşmak niyetinde de değilim, saat sabah on birden bu yana görüşmeler devam ediyor. Bir de şu saatlerde Beşiktaş-Tottenham maçı başladı. Ben iyi bir Beşiktaşlıyım, bu akşam bu maçı şahsen izlemek isterdim. Birincisi, son zamanlarda Beşiktaş iyi gidiyor, ikincisi de eğer Tottenham’ı yenerse Arsenal’in de acısını çıkarmış olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla Beşiktaş…

BAŞKAN – Biz de başarılar dileyelim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tabii.

MUSA ÇAM (İzmir) – Tribünlere baktınız mı Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Buyurun.

MUSA ÇAM (İzmir) – Tribünlere baktınız mı? O PASSOLİG nedeniyle tribünler bomboş.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bakamadım hiç, buraya geldim doğrudan, siz isterseniz bir çıkın, bize de haber getirin arada bir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Biz de sizi dinlemek için özel olarak geldik.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ayrı bir konu, ben onu konuşmuyorum ama Beşiktaş, bu akşam bir millî takım gibi mücadele etsin diliyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Başarılar diliyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Başarılar diliyorum, inşallah hayırlı bir haber alırız, maç bitmeden de toplantımız biterse belki son zamanlarını izleme imkânımız olabilir. Sayın Başkanımız gibi bendeniz de Beşiktaş’ımıza başarılar diliyorum, inşallah bizi mahcup etmeyecek bir sonuca ulaşır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Başkanım, bir Galatasaraylı olarak sataşmadan söz isteyeceğim birazdan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, birkaç kurum üzerinde...

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen...

Hepimiz başarılar diliyoruz, ben bir Fenerbahçeliyim ama Beşiktaş’a başarılar diliyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tabii, Nevzat Bey’in latife yaptığını biliyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bu güzel bir şeydir yani bana sorarlar, dışarıda hangi takımımız hangi yabancı takımla maç yapıyorsa ben millî takım gözüyle bakarım, formamı çıkarırım, onun yanında olurum. Eskiden Meclisimizin bir geleneği de vardı. Gerek Meclis Başkanlığım döneminde gerek biraz daha sonrasında, biz yurt dışına gittiğimizde uluslararası komisyonlar olarak karşımızda yabancılar olursa hep millî takım gibi hareket ederdik yani iktidar-muhalefet ayrımı olmazdı, birimizin dediğini öbürü de kendi açısından ama teyit edecek bir konuşma yapardı; umarım gene böyledir, bilemiyorum.

Değerli arkadaşlarım, özellikle bazı arkadaşlarımızın da eleştirileri veya temennileri olduğu için bazı kurumlarımızla ilgili müsaade ederseniz açıklama yapayım, ondan sonra da birilerinin beklediği açıklamayı en sonuna bırakayım.

Diyanet İşleri Başkanlığımızla ilgili, Sayın Özkes Hocamız ve Mustafa Erdem Bey’i dinleyemedim, tutanaklardan okudum; hem önemli bir görev yaptığından bahisle hem de bazı eksikliklerini dile getirmek suretiyle eleştirilerde bulundular, bunları takdirle karşılarız. Arkadaşlarım bilirler ki Plan ve Bütçe Komisyonunda biz gece 01.00’e kadar daha çok soru, daha çok cevapla güzel bir akşam geçirmiştik; bugün konuşulanların bir kısmı orada sorulan ve cevaplandırdığım konulardır, bir kısmı da yenidir. Dolayısıyla, izniniz olursa kısaca onlara temas etmek istiyorum.

Şüphesiz, Diyanet İşleri Başkanlığı eleştirsek de takdir etsek de cumhuriyetle neredeyse eş değer bir kurumumuzdur. Görevleri bellidir. Son zamanlarda, zannediyorum dört veya beş yıl kadar oldu, yeni bir teşkilat kanunuyla yeni bir hüviyete kavuştu. Pek çok hizmetleri yapmakla görevli. Bunların içerisinde din hizmetleri vardır, eğitim hizmetleri vardır, yayın hizmetleri vardır, yurt dışı hizmetleri vardır, personel hizmetleri vardır, hac ve umre hizmetleri vardır, strateji geliştirme hizmetleri vardır. Çok kısa olarak söylersem, 2014 Eylül ayı itibarıyla da 140.854 kadrosu, 1.401 sözleşmeli pozisyonu mevcuttur. Bütün bunlar, bu personel genişliği vesaireyle 5 katrilyonun üzerinde bir bütçe ödeneği de ayrılmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili olarak Sayın Özkes’in ve bir kısım arkadaşlarımızın sorularından daha önce cevaplandırmadıklarıma ait bazı notlar aldım.

Sayın Erdem benden önceki konuşmasında, Türkiye Diyanet Vakfının kampanyalarda topladığı yardım paralarının vadesiz hesaplarda tutulup amacına uygun kullanılmadığı iddiasında bulunmuş. Türkiye Diyanet Vakfı Medeni Kanun’la kurulmuş özel hukuk tüzel kişisidir. Vakıflar Genel Müdürlüğünün teftiş ve denetimine tabidir. Bunları hepimiz çok iyi biliyoruz. Yardım Toplama Esas Ve Usulleri Hakkında Yönetmelik’in 13’üncü maddesine uygun olarak toplamaktadır yardımlarını. Yönetmelik gereği bu amaçla bankalarda açılan hesaplara yatırılmaktadır. Banka hesaplarında yardım paraları kampanya amacı doğrultusunda nemalarıyla birlikte harcanmaktadır.

Çanakkale Bayramiç ilçesi bir imam hatibinin IŞİD’e katılması hakkında sorusu var. Maalesef gerçektir. Adı geçen görevlinin, bu iş ortaya çıktıktan sonra, 25 Haziran 2014 tarihî itibarıyla görevine son verilmiştir. Az da olsa, belki başka yerlerden var mıdır bilmiyorum ama böyle bir imam hatibin böylesine bir katiller ordusuna katılmak üzere dışarıya gitmesi bizi fevkalade yaralamıştır. Umarım bunların önü alınacak çalışmaları da hep beraber yaparız.

“Kayseri Talas ilçesinde camide protokol masası kurulmuş.” Konuyla ilgili iddia üzerine tahkikat henüz sonuçlanmamış ama tahkikat açılmış.

“AK PARTİ Üsküdar ilçe teşkilatının, Üsküdar Çiçekçi Camisine ve Karacaahmet Mezarlığına astığı afişlerle ilgili ne gibi işlemler yapılmıştır?” Bunda da tahkikat devam etmektedir.

Bu soruyu cevaplandırmıştım ama önemine binaen tekrar söylüyorum: Sayın Özkes ısrarla, 17 Aralık sonrası rüşvet ve yolsuzlukla ilgili hutbelerin okunmadığını iddia etti. Plan Bütçe Komisyonunda günüyle, tarihiyle bunun karşılığını vermiştim.

Şöyle kısaca tekrarlayayım: Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde helal-haram duyarlılığı; kul, kamu hakkı; adalet, doğruluk, dürüstlük, güven, emanet, rüşvet ve yolsuzluk gibi konularda il müftülüklerimiz tarafından 2011 yılında 164; 2012 yılında 177; 2013 yılında 121, 2014 yılının ilk altı ayında 72 olmak üzere son dört yılda toplam 534 hutbe irat edilmiştir.

Yine bu konularla ilgili olarak vaizlerimiz tarafından da yurt sathındaki camilerimizin kürsülerinden 2012’de 20.890, 2013’te 39 bin, 2014’te 29 bin –küsurlarını söylemiyorum- üç yılda toplam 90.167 vaaz edilmiştir.

Ayrıca İstanbul Müftülüğü web sitesinde 20 Aralık 2013 Cuma günü okunacak hutbe konusunun rüşvet olarak belirlendiği ancak 17 Aralık 2013’te yapılan operasyonun ardından bu hutbenin değiştirilerek yerine Kur'an-ı anlamak konulu hutbenin okunduğu iddia edilmektedir. Bu iddia doğru değildir.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Doğrudur efendim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Nitekim İstanbul Müftülüğünün İnternet adresine bakıldığında rüşvet ve yolsuzluk konulu hutbenin 20 Aralık 2013’te değil, aksine 13 Aralık 2013 Cuma gününün yani söz konusu operasyondan dört gün öncesinin hutbesi olduğu görülecektir. 20 Aralık gününün hutbesi ise “Kur'an-ı okumak, anlamak ve yaşamak” isimli hutbe olup değişikliğe uğramadan kendi gününde okunmuştur.

Kış ortasında rotasyon uygulaması ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından uygulanan rotasyon işlemlerini Sayın Erdem eleştiri konusu yapmış. Bununla ilgili yönetmeliklerimiz bana maddeler hâlinde getirildi. Cami görevlilerinin rotasyon işlemleri kış aylarında yapılmayıp ilgili mevzuatta belirtildiği şekilde haziran-eylül dönemi içerisinde yapılmaktadır. Şef, müdür, ilçe müftüsü unvanlarındaki personelin rotasyon ve yer değişikliği işlemleri de 1 Haziran-31 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilmektedir. Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik hükümlerini de koymuşlar. Merak ettim baktım, kaç yılını dolduranlar rotasyona tabi olacak diye. Aynı camide yirmi beş yılını dolduranlar ile sekiz yılını tamamlayan cami görevlilerinin bir şekilde yer değiştirmesi gerektiği yönetmelikte yazılmaktadır.

Mustafa Erdem arkadaşımızın yine, Bursa Uludağ’da Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in Başbakan için “Ona dokunmak bir ibadettir.” şeklinde ifade kullandığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından cevap verilmediği iddiası hakkında da “Konuyla ilgili, Diyanet İşleri Başkanlığı 25 Mart 2014 tarihinde web sayfasında yayınladığı gündeme ilişkin basın açıklamasında aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır.” gibi dört paragraflık bir yazı var. Yani buna kayıtsız kaldığını da doğrusu söyleyemeyiz. Açıklayıcı mahiyette bir bilgi verilmiş.

Sayın Özkes Hoca’mız: “2013 yılında kullanılan Kutlu Doğum Haftası logosu IŞİD’i andırmaktadır.” Biz her yıl için bir sabit logo kullanmıyoruz. 2013 logosu “Peygamberimiz, insan onuru” onun yanında da Hazreti Peygambere ait olduğu bilinen mührün fotoğrafı yer almıştır. 2014 kutlamalarında da “Peygamberimiz, din ve samimiyet” konulu bir logomuz bulunmaktadır.

Arkadaşlarımın arasında sorularda göremedim ama ibadethanelerin elektrik giderleriyle ilgili bir bilgi notu var. Bunlarda, ibadethane sayılan cami, mescit, kilise, havra ve sinagogun elektrik enerjisi yıllık giderlerinin Diyanet İşleri bütçesine konulacak ödeneklerden karşılanmasına karar verilmiş. 30/3/2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasası Kanunu geçici 6’ncı maddesiyle “Güvenlik amacıyla yapılan sınır aydınlatmalarına ait tüketim ve yatırım giderleri İçişleri Bakanlığı bütçesinden, ibadethanelere ilişkin aydınlatma giderleri ise Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.” şeklinde değiştirilmiştir. Son bilgi şu: 2014 yılı için ibadethanelerin aydınlatma giderleri harcama tertibine konulan ve eklenen ödenek 70 milyon iken 11 Aralık –bugün- itibarıyla kullanılan 48 milyon 361 bin Türk Lirasıdır.

Değerli arkadaşlarım, vakıflarla ilgili notlarıma gelince: Bugün Türkiye’de vakıflar idaresi de esasen çoğu zaman sizin takdirlerinize mazhar olan, övülen ve hepimizi ilgilendiren bir kurum olduğu için de daha da gelişmesi noktasında önemli önermelerle karşımızda bulunan bir konudur.

Bildiğiniz gibi bugün Vakıflar Genel Müdürlüğümüz 52 bin mazbut vakfın, 271 mülhak vakfın, 4.863 yeni vakfın, 166 cemaat vakfının da bir ölçüde yöneticisi, bir ölçüde deneticisidir. Vakıf kurmak isteyenler için özgürlük vardır. Kanunda gösterilir. Amacı, gayesi doğrultusunda hazırlanan vakıf senedi asliye hukuk mahkemesi tarafından tescil edilir, merkeze tescil edilir, ondan sonra kendiliğinden çalışmaya başlar. Bazen rutin teftişler bazen de şikâyet üzerine denetimler yapılır. Şu ana kadar vakıflarımızla ilgili çok ciddi bazı ihbarlar bulunsa da, bu, 52 bin ve buna bağlı sayılar içerisinde çok küçük bir nokta olması itibarıyla vakıflarımızın iyi çalıştığını, güzel çalıştığını söyleyebilirim.

“Yeni vakıf” dediğimizde yani geçmişten kalmış, bugün Vakıflar Genel Müdürlüğünün bizzat denetiminde olan -mazbut vakıflar gibi- veya ailesi tarafından, evlatları tarafından yönetilen mülhak vakıflar gibi olmayıp, sizin, bizim, arkadaşlarımızın kurduğu veya desteklediği vakıfları kastediyorum. Buna 5 bin civarında da diyebiliriz. Sayısı ne kadar artarsa o kadar iyi olduğunu düşünüyorum.

Bizim 2003-2014 yılları arasında her zaman takdir edilen şey şudur: 4 bin eserin proje ve onarımı tamamlanmıştır. Bunlar için -bütçemiz özel bütçedir bildiğiniz gibi- 3 katrilyona yakın masraf yapılmıştır. Bu 70 bin istihdam demektir ve Türkiye’mizin her şehrinde, her ilçesinde, vakıf eseri olarak kabul ettiğimiz kültür ve tarih varlıklarını kim, nereden bize haber verirse onları bir plan dâhilinde yapmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda, Türkiye sınırları içine de hapsetmedik bu konuyu. Eski Osmanlı coğrafyasında bizimle tarihî ve akrabalık ilişkileri bulunan ülkelerin tamamında biz aynı zamanda restorasyonlar yapıyoruz. Yemen’den ta Bosna Hersek’e, bütün Balkan ülkelerine kadar, en son da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde -Sayın Gök de vardı, partisini temsilen gelmişlerdi. Bu son, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümünde birlikte olmuştuk. O gün Sayın Başbakanla bir protokol, hatta sözleşme imzaladık, Meclise gelecektir- bulunan vakıfların Türkiye Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmesi, ayağa kaldırılması konusunda, parasını da biz vereceğiz, projelerini de biz yapacağız. Başta belki Hala Sultan veya Hazreti Ömer Camisi olmak üzere veya şehir merkezindeki kültür ve tarih varlıkları olmak üzere biz bunları Türkiye’nin bir kurumu olarak inşallah ayağa kaldıracağız; ki, Kuzey Kıbrıs da bizim bir parçamızdır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Nazlıaka vakıflar konusuna girince TÜRGEV’le ilgili bazı sözler konuştu. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu konuda içimiz rahattır. Şu açıdan: Bana bu konuda zannediyorum ki 20 civarında önerge gelmiştir. Bu önergelerin hepsini cevaplandırdım. Bize verilen beyannamedeki bilanço miktarlarını, kendilerine yapılan bağışları ve gayrimenkul sahibi iseler bunun kaç tane olduğunu içinizdeki, içimizdeki bütün arkadaşlarıma bildirdim. Yani cevaplandırılmayan bir soru önergesi yok.

Yeni vakıflar içerisinde sayılmaktadır TÜRGEV. 1996’da kurulmuştur. Daha sonra yönetiminde değişiklikler olmuştur. Bugün de amaçları doğrultusunda faaliyet gösterdiğine inanıyoruz. Nereden yardım alıp almadığını soracak durumda değiliz çünkü Vakıflar Kanunu’muzda yaptığımız değişiklikle vakıflar yurt dışından da bağış kabul edebilmektedir. Bu, biraz önce söylediğim 4.863 yeni vakıf için de geçerlidir, cemaat vakıfları için de geçerlidir, mazbut ve mülhak vakıflar için de geçerlidir. Yurt dışından birisi belli bir miktarda bağış yaptığında Türkiye gündemine gelmişti, onun miktarını da ilk açıklayan benim, vakıflardan sorumlu bir Bakan olarak. Bu konuda şeffaflıktan yanayım. Adı ne olursa olsun bir vakfı peşin, ön yargıyla suçlamanın ötesinde, yaptığı çalışmaları mercek altına alıp bir kanunsuzluk, bir hukuksuzluk varsa bunlarla ilgili, önce bir denetim, sonra da mahkeme yönünü düşünebiliriz.

“Mahkeme yönü” derken şunu kastediyorum: Şu anda asliye hukuk mahkemelerinde yöneticilerinin görevden alınmasını talep ettiğimiz bazı vakıflar vardır. Bu aynı zamanda “azil” anlamına gelmektedir. Arkasından mahkeme bunu kabul ederse yapılacak şey kayyum atanması ve vakfın yeni yönetime kavuşmasıdır. Onların isimlerini vermiyorum konuşulmadığı için, “bahsi diğer” diye onları tanımlıyorum.

Sayın Altan Tan, vakıflarla ilgili -kendisi yok galiba ama önemli bir konu- Diyarbakır’da bulunan bir mülhak vakıftan bahsetti, ismini vermedi. Doğrusu da budur. Yani, bir vakfın ismini vererek burada konuşmak belki kamuoyunda farklı algılamalara yol açabilir. Söylediği şudur: “Bir de şahıs vakıfları, aile vakıfları var ki vakıfların büyük bir ekseriyetini bunlar teşkil ediyor; padişah vakıfları bile öyledir. Bu işin uzmanları bilir bunları. Diyarbakır’dan bir örnek vereyim: Bir aile vakfının 5 milyon metrekare arazisi imara girmiştir. 3 milyon metrekare, 3 bin dönüm arsa ortaya çıkmıştır; bunun hepsini yüzde 20’den, yüzde 25’ten aile devletle de iş birliği içerisinde yöneticilerle müteahhitlere vermiştir.”

“Devletle iş birliği” demeseydi belki bir şey söylemem gerekmezdi ama kendi üstüme alındım, o yüzden cevap vereceğim. Öncelikle, Diyarbakır’daki bir vakfın yüksek bir arazisinin devletle işbirliği yapılarak mı yoksa mahallî kurumlar aracılığıyla, mesela belediye diyelim, onlar vasıtasıyla mı bu hâle geldiğini sizlere birkaç cümleyle aktarmak istiyorum: “Açıktan yüz milyonlarca doları da alıp dışarıya transfer etmiştir, bunun engellenmesi lazım. ‘Baş üstüne, engelleyelim.’”

Peki gerçek durum nedir? Evet, böyle bir vakıf var Diyarbakır’da, maşallah, arazi zengini. Adı geçen vakıf 1987 tarihinden bu yana belli bir yönetici tarafından idare ediliyor. Üzerinde işlem yaptığımız için vakfın ismini vermeden -gerekirse Altan Bey’e veririm, burada konuşulmasının, tutanaklara girmesinin doğru olmadığını düşünüyorum- durumu şöyledir: Vakfın Diyarbakır il merkezinde 3 bin dönüm arazisi bulunmaktadır. Bu arsanın 700 dönümü için vakıf, Vakıflar Meclisi ve mahkeme kararı almak suretiyle satış yetkisi almıştır. Satışlardan vakfa 170 milyon gelir elde edilmiş olup, bu gelirle yurdun çeşitli yerlerinden yeni gayrimenkuller almışlardır. 1.400 dönüm için de yine Vakıflar Meclisi ve mahkemeden karar alarak taşınmazlarını kat karşılığı değerlendirmektedir. Kat karşılığı oranları yüzde 30-35 arasında gerçekleşmektedir. İnşaatlar devam etmekte olup, tamamlandığında vakfa yaklaşık 2 bin daire ve 60 bin metrekare dükkân kalacaktır; maşallah.

Adı geçen vakfın gerek arsa satışlarında gerekse de kat karşılığı gayrimenkullerin değerlendirilmesinde usulsüzlük olduğu belirtilen şikâyetler üzerine Genel Müdürlüğümüz müfettişleri tarafından yapılan incelemede mevzuata aykırı bir işlem olmadığı tespit edilmiştir. Bu husus ayrıca Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında da incelenmiş olup savcılıkta da takipsizlik kararı verilmiştir. Mal varlığına “Ooo” diyebiliriz, “Şu kadar daire sahibi olacak, vay!” diyebiliriz ama durum bu. Şimdi, Sayın Altan Tan’ın bu konuşmasını bir bakıma ihbar kabul ederek tekrar müfettiş görevlendireceğim ve konu üzerinde bu iddialar üzerinde de neler var, neler yok, tekrar bir inceleme yapılmasını isteyeceğim.

Sayın Nazlıaka konuşmasında vakıf taşınmazlarının işgal ettirildiği, daha sonra bu işgalcilerin kiracı yapıldığı yani taşınmazların ihale edilmeden işgalcilerle kira mukavelesi imzalandığını ifade etmiş. İşgalcilere kiracı sıfatını vermek veya mukavele imzalamak doğrudan doğruya mümkün değil, doğru da değil ama unutmayalım ki 6111 sayılı, 2011 yılında bir kanun çıktı. Bu kanunla, hazineye ait araziler de dâhil olmak üzere, işgalciler varsa bu araziler üzerinde vakıflar da dâhil olmak üzere bunlarla kira kontratosu imzalanması imkânı getirildi. Kanunun verdiği bir imkânı başkaları kullanırken Vakıflar Genel Müdürlüğümüz de kullanmış oldu. Tamamen kanuna uygun bir işlem tesis edildi.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye İnsan Hakları Kurumu üzerinde sadece Sayın Mahmut Tanal’ın konuşmasından bazı notlar aldım. Biliyorsunuz, 2012 yılına kadar İnsan Hakları Kurumu yok, İnsan Hakları Başkanlığı vardı. 2012 yılında bir kanunu çıkardık ve üyeleri seçimle gelen bir İnsan Hakları Kurumu kurduk. Şüphesiz, tamamen serbest, özgür, özerk olduğunu söyleyemem; yarısı resmî, yarısı da özel sayılabilecek, mevcut örnekleri içerisinde bir İnsan Hakları Kurumu oldu. Bunlar, İnsan Hakları Kurulu vardır, Cumhurbaşkanı tarafından seçilen, baro tarafından seçilen, YÖK tarafından seçilen üyeleri olduğu gibi, Başbakanlık tarafından seçilen üyeleri de vardır. Bu üyeler belli zaman içerisinde görev yapıyorlar ve 2012’de kurulan bu kurum bence önemli faaliyetler de yapıyor. Tabii, beni muhatap almadan bürokrat arkadaşımızı muhatap aldı Sayın Tanal ama ben ona bir sorumlu Bakan olarak, bana bağlı kurum şu anda, yaptığı çalışmalardan kısmen bahsedeyim yani iki senelik kurumun kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde: Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunu ziyaret. İnsan Hakları Derneğinin başvurusu üzerine, basına yansıyan bazı insan hakları ihlalleri iddialarına ilişkin incelemelerde bulunmak üzere Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu 15 Temmuz 2013’te ziyaret edilmiş.

İnsan Hakları Derneği Şanlıurfa şubesinin başvurusu üzerine yine bu kurul 1 Eylül 2013 tarihinde Şanlıurfa Siverek ilçesinde bir inşaatın temel kazısı sırasında ortaya çıkan kemiklerin kayıp kişilere ait toplu mezar olabileceği iddiasını araştırmak üzere Şanlıurfa ve Siverek’te incelemeler yapmış. Yapılan inceleme ve araştırmalar sonucu hazırlanan rapor, kurumun sayfalarında yayınlamıştır.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü etkinliği… Çalıştaylardan bahsediyor. Çalıştayın konuları: Tutuklu ve yükümlü hakları, nefret söylemi ve ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı konuları ele alınmıştır.

Sincan Gençlik ve Çocuk Cezaevinde çocuklara kötü muamelede bulunulduğu iddialarına yer verilmesi üzerine resen inceleme yapılmıştır. Bu kapsamda, 22 Ocak 2014 tarihinde Sincan Cezaevi ziyareti yapılmış, konuyla ilgili rapor hazırlanmış ve yayınlamıştır.

Hasta tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişim konusunda yaşadıkları sorunların tespiti vesairesi amacıyla Metris R Tipi Cezaevi ziyaret edilmiş 17 Ocak 2014 tarihinde. Hasta tutuklu ve hükümlülerin tedavisinin yapıldığı ceza infaz kurumu da ayrıca 19 Şubat 2014 tarihinde ziyaret edilmiştir.

Kadının İnsan Hakları Çalıştayı 6 Mart 2014 tarihinde yapılmış.

İstanbul Kumkapı Geri Gönderme Merkezi ziyareti… Kurum uzmanları, akademisyenler ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan heyet tarafından mülteci hakları incelenmek üzere 2 Mayıs 2014’te ziyaret edilmiş ve rapor düzenlenmiş.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve demokratik toplum düzeni kavramıyla ilgili çalıştay 22 Mayıs 2014 tarihinde yapılmış. Tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerine erişimi hakkında rapor 12 Haziran 2014 tarihinde hazırlanmış.

İstişare toplantıları… İnsan Hakları Kurumu, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ortak Çalıştayı,. Metris Cezaevinde inceleme ve buna bağlı bazı incelemeler, raporlar tanzim edilmiş ve yayınlanmış.

Sayın Tanal’ın “Kurum İnsan Hakları Ulusal Kurumları Uluslararası Koordinasyon Komitesine -ICC diye biliniyor- akreditasyon başvurusunda niçin bulunmadı veya bulundu mu?” diye sorusu var, gayet güzel bir soru. Bizim bu konuda başvuru hazırlıklarımız devam ediyor. Çünkü, İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İhtiyari Protokol -OPCAT- kapsamında kurumumuza verilen önleme mekanizması görevinin etkin bir şekilde yerine getirilmesi amacıyla hazırlanan kanun tasarısını Başbakanlığımıza sunduk, pazartesi günü sunumunu bizzat yapacağım, Parlamentoya göndereceğiz. İnşallah, desteğinizle İnsan Hakları Kurumunun kanununda 11 maddelik bir değişiklik öngörüyoruz; fonksiyonlarını, yetki ve sorumluluklarını yeniden tanzim edeceğiz. Destekleriniz için şimdiden teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, diğer kurumlar üzerinde doğrusu şimdilik söyleyebileceğim bir şey yok.

Türkiye Büyük Milet Meclisi bütçesi üzerinde değerli arkadaşım Nevzat Pakdil Bey bir konuşma yaptılar. Ben, Başkanlığım döneminde Sayın Pakdil’le de çalıştım, rahmetli Ali Dinçer Bey’le de çalıştım, kendisini rahmetle anıyorum, Yılmaz Ateş Bey’le de çalıştım, Ahmet Küçük Bey’le de çalıştım. Bizim dönemimiz güzel bir dönemdi, güzel bir uyum ve ahenk içinde çalıştık ve Meclisimiz için de çok şeyler yaptık.

Şimdi, bahsettiği konu üzerinde Sayın Halaçoğlu bir tepki gösterdi, ben kendisiyle daha sonra konuştum, bunlar yanlış şeyler değil ama biz bu konuda zaten fikirlerimizi ifade etmiştik. “Bunu burada söylemenin ne alemi vardı!” şeklinde bir tepki gösterdi.

Arkadaşlar, burada müsaade ederseniz bir öz eleştiri yapmak istiyorum, buna herkesten çok benim hakkım var. Siz de biz de milletvekiliyiz. Allah bize bu şerefli noktayı nasip etti, herkese nasip etmiyor. Bazen seçiliyor, ant içmeye gelirken arabası devriliyor, hayatını kaybediyor, böyle arkadaşlarımız da var. Bazen aday oluyor, seçilemiyor. Bazen aday bile olamıyor. Yani, şu kadar aday adayının bulunduğu bir yerden süzülerek milletimiz sizi, bizi takdir etmiş, buraya getirmiş. Burada görevlerimiz bittikten sonra siz ve biz, hepimiz “sayın milletvekili”yiz, milletin gözünde böyleyiz. Bu, bir dönem olsa da böyledir, benim gibi beş dönem olsa da böyledir. Üç günlük bakanlık yapsa bile bir insan, buradan gittikten sonra adı “sayın bakan”dır, Meclis başkanlığı yapmışsa “sayın başkan”dır yani millet bizi bu sıfatımızla veya bu statümüzle takdir ediyor veya bize böyle hitap ediyor. Bundan dolayı memnun olmamız lazım ama bu hitabın bize yüklediği külfetler var, mükellefiyetler var, bunları da yerine getirmemiz lazım. Seçmenle olan ilişkilerimiz devam ediyor, hâlâ sizden bazı şeyler rica ediyor olabilirler. Düğünler oluyor, davetler oluyor, açılışlar oluyor, temel atmalar oluyor, buralara gitmemiz gerekebilir, yurt dışına gitmemiz gerekebilir, sosyal tesislerden istifade etmemiz gerekebilir. Şimdi, Sayın Pakdil’in Türkiye Parlamenterler Birliği Başkanı olarak, ondan önce Sayın Hasan Korkmazcan’ın, ondan önce diğerlerimizin düşünüp de fiiliyata koyamadığı bir konu var, izin verirseniz bu konuya, Meclis bütçesi üzerinde değil ama, dönemi sona ermekte olan bir milletvekili arkadaşınız olarak birkaç şey söylemek istiyorum.

Ayağına kurşun sıkan tek grup siyasetçilerdir. Bu çok acı bir şey. Herkesin bir koruması vardır -yanımızdaki korumalar olarak söylemiyorum- ama milletvekilleri korunmasızdır ve milletvekilinin en büyük hasmı yine milletvekilidir. Çok garip bir şeydir, birbirimizi severiz ama birbirimize sahip çıkmayız. Siyasetçi, siyasetçiye sahip çıkmalı. Herkes birbirine sahip çıkarken, korurken, kollarken, biz, birbirimizi yok edecek veya gözardı edecek veya küçültecek bazı şeylerin içinde oluruz.

Ne demek istiyorum? 1995’te milletvekili oldum, herkesin ağzında bir sakız: “milletvekilinin dokunulmazlığı”, “milletvekilinin lojmanı”, “milletvekilinin maaşı.” Anadolu’ya gidiyoruz, diyorlar ki: “Sizin altınızda araba varmış, yediğiniz içtiğiniz bedavaymış, mükellef villalarda kalıyormuşsunuz.” Allah Allah, bunların hiçbirisi yok. Yerken paramızı veriyoruz, maşallah Meclis Başkanımız da her gün artırıyor zaten. Yani, burada 8 bin kişi yemek yiyor günde ama gazetelere bakarsanız “Mecliste bir ayda 400 ton et yenildi.” deniyor, sanki hepsini biz yemişiz gibi. Ulan vicdansız, ahlaksız, yazma böyle. Benim dönemimde ortalama 5 bin kişiydi. Bazen 13 bin kişi girer bu Meclise, bazen 8 bin kişi girer, bazen 5 bin kişi girer; bunlar bizim vatandaşlarımız, hepimiz yanımıza alırız. Güneydoğu milletvekillerine Allah yardım etsin, en kolayı İstanbul milletvekilleridir, çok fazla seçmenleri gelmez, bunlara bir geldi mi maşallah 20 kişi gelir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yedirirler, yatırırlar, hastaların da tedavisini yaptırırlar, yol parası verirler, uçak bileti alırlar. Ben lojmanlardan biliyorum, iki tarafımda bunlar vardı, evin hanımı intihar etmek üzereydi. Her akşam 20 tane misafir, 10 tanesi kalıyor, kendilerine yatacak yer yok. Bunları yaşadık.

Maaşımız o kadar değil, lojmanımız o kadar ahım şahım değil. Dokunulmazlığımız, onu kendi aramızda da çok konuşuyoruz ama onun da istisnaları var.

Şimdi, böyle olunca, mesela, lojmanlardan 2003 Ocak ayında çıktık. Ben de baktım yani devamlı zarar eden bir işletme. 200 kişi çalışıyor, yılda 2 trilyon civarında bizim lojmanlardan masrafımız var. O zaman AK PARTİ Grubu da bir karar aldı. Biz de Başkanlık Divanında -Sadık Bey o zamandan kalmıştır, bilir- bir karar aldık, lojmanlardan çıkacağız. İyi, lojmanlardan çıktık da nereye gidecek bu milletvekilleri? Mesela, ben Meclis Başkanı oldum. “Resmî konuta gideceksin.” dediler. “Resmî konuta gitmem.” dedim. Allah razı olsun, eşim beni ikaz etti “Milletvekillerinin kiraya çıktığı bir yerde sen nasıl konuta gidersin? ” dedi bana. Gitmem dedim, ben de kullanmayacağım dedim. Kooperatife girmiştik 1996 yılında, 2002’de bitmek üzere olduğunu söylediler, onu bitirdim, içine girdim. Ama, milletvekillerimiz perişan oldu. Yani, evi varsa evine gitti adamcağız, evi yoksa kiraya gitti veya misafirhanelerde kaldılar. Ben de dedim ki: TOKİ denilen kuruluş var, askere bina yapıyor, Millî Eğitime bina yapıyor, Sağlık Bakanlığına bina yapıyor, TOKİ bize de yapsın. Lojman değil, parasıyla bize satsın. “Ne kadar güzel.” dediler. İlan ettim. İlan ettim ama başıma gelmeyen kalmadı. “Bunlar değil miydi o zaman lojmandan çıkanlar; bak, şimdi kendilerine ev yaptırıyorlar.” Ya, yapılacak ev beş yıl taksitle, on yıl taksitle TOKİ nasıl yapıyorsa öyle yapılacak; yapmayın, etmeyin. Ama, basından korkarız biz, sevmeyiz de korkarız; sevmek başka şey, korkmak başka şey. Bir şey doğrudur ama gazeteler yazdığı zaman tüylerimiz diken diken olur, hemen yanlarına gideriz “Ben bu işte yokum ha, bilesin bak benim ismimi de yaz.” deriz. Ya ben sana lojman yaptırıyorum kardeşim, parasıyla yaptırıyorum. Bak askere yapmış, Millî Eğitime yapmış, oraya yapmış, buraya yapmış. 355 tane müracaat oldu, 351’i müracaatını geri çekti “Ben korkarım." dedi. Öyle mi? Ben de o zaman memurlara yaptıracağım dedim. İncek’te 3.500 konut yaptırdım Parlamentoda çalışanlara, bu kızlarımızdan var mı oturanlar bilmiyorum ama oraya gittiğiniz zaman Ankara’nın en güzel yerini memurlarımız, çalışanlarımız için yaptırdım. Ondan sonra akıllar başlara geldi. Benden sonra gelen Başkanımız, tabii Bülent Arınç ismini taşımayınca ona aynı tepki gösterilmedi, o da “Ben size Yenimahalle’de bina yaptırayım mı?” dedi. “Yaptır." dediler. Bir kısmımız Yenimahalle’de TOKİ’den konut aldı. Ondan sonra gelen “İncek’e yaptırayım mı?” dedi. “Yaptır." dediler. Şimdi İncek’te konutları var milletvekillerin. Onlara “evet” derken bana niye “hayır” demiştiniz? Hangisi yanlıştı, hangisi doğruydu? TOKİ, milletvekillerine konut yaptı arkadaşlar, hem de güzel yaptı, Yenimahalle biraz pahalı oldu ama şartları itibarıyla onlar da bugün ucuza geldi. Şimdi, o zaman hatırlıyorum, gözüme baka baka “Senin yaptığın doğru ama kusura bakma bizim genel başkanlar ‘Bu işe girmeyin.’ diyor. Dolayısıyla biz bu lojman işinden çıktık, buraya giremeyiz.” Siz bilirsiniz.

Sonra milletvekilleri şikâyete gelmeye başladılar. “Paramız yetmiyor Sayın Başkan, maaşımızı artıralım.” Haklısınız. O zaman bir şeyler yapmamız lazım. Öyle milletvekilleri hatırlıyorum ki “Benim ayda 300 milyon –o zamanın parasıyla- çay masrafım var.”, beriki “500 milyon çay masrafım var.” Ya nasıl olur, bu kadar masraf olmaması lazım. Mecliste çalışanlar iyi insanlardır ama şöyle bir dedikodu dolaşmaya başladı, şimdi, ben Aykan Bey, Müslim Bey orada oturduk çay içiyoruz, üçümüze de yazarlarmış mesela. Allah Allah, olacak şey mi bu? Veya şöyle şöyle yaparlarmış mesela. Kardeşim öyle bir şey olmaz, bu adamlar namuslu adam, maaşla çalışıyorlar burada, yapmayın etmeyin. Biz bunları önlemek için hesap yaptık kitap yaptık. Benim dönemimde fiks 20 lira veren isterse günde bin bardak çay içecek, çatlasın. İçemez zaten. Bir adam ne kadar çay içer? 5 bardak içer, 10 bardak içer. Kaç kilo çaydan kaç bardak çay çıkar, bitki çayı çıkar, hepsinin hesabını yaptırdım. Sonunda biz kârlı duruma geçtik. Zannediyorum kahve hariçti, diğer bu meşrubat türü şeyler hariçti, sadece çay ve benzerlerine -şimdi 30 mu oldu, 40 mı oldu bilmiyorum- benim zamanımda 20 lira verdik, bu işten kurtulduk.

Arkadaşlar, şunu söylemek istiyorum: Şimdi “Maaşlarımız az.” diye gelenler, dışarı çıktıkları zaman bir gazeteci görürlerse “Bunlar maaşları artırmak istiyor, asgari ücret bu kadarken milletvekili maaşı bu kadar olur mu? Ben bunu reddettim.” diyor. Yapma ya. Kim söyledi bunu? “Filan.” Ee, benim yanımda öyle konuşmamıştı. Benim yanımda şöyle konuşmuştu mesela: “Ayda bin lira uçak parası veriyorum Sayın Başkanım. Ayda bin lira altın masrafı veriyorum Sayın Başkanım. Ayda 500 lira çay masrafı veriyorum Sayın Başkanım. Para bitti.” Dışarı çıkan adam değişiyor kardeşim. Bu ekran kötü bir şey. “Ne diyorsun?” diyorlar. “Olur mu öyle şey? Asgari ücret 300 lira. Benim maaşım -o zamanlar- 2 bin lira. Böyle bir şey olmaz.” diyor. Çoğunu çağırdım, konuştum. “Mecburum böyle konuşmaya.” diyor. Dedim ki bak, bunun gerçeği şudur: Milletvekilliği bir görevse bu görevinin karşılığını bizim vermemiz lazım. Amerika’da böyledir, yıllık 110 bin dolar, 180 bin dolar verirler. Mahallinde bürosunu açar, şöyle yapar böyle yapar. Bizim de buna uygun bir düzenleme yapmamız lazım veya maaşa bunu aksettireceksek… Ya, bir milletvekilinin maaşının Başbakanlık müsteşarına endekslenmesi ne demek kardeşim? Emekliliğinde bir başka memurun emekliliğine endeks yapılması ne demek? Ben milletvekiliyim, ben seçilmiş bir insanım. Benim hesabım ayrı olmalı, benim hesabım ayrı olmalı. “Çok doğru söylüyorsun Başkan, bunu sen yap, biz susarız, hiç dışarıda da konuşmayız.” Ee, ama sen konuşuyorsun, ben sana inanmıyorum. Bak, genel başkanına söyle, bir tane imza koyun benim teklifime, ben bu işte varım dedim. Ali Topuz olsaydı da söyleseydi, başkaları olsaydı da söyleseydi, neler geçirdik biz. Benim yanımda “Evet.” diyenler gittiler, genel başkanları “Olmaz, kimse imza koymayacak. Ha, susmaya gelirse susalım ama onlar yapsınlar.” dedi. “Onlar yapsınlar”ı da bizim taraf kabul etmedi. “Bunlar yine bizi istismar edecekler.” dedi. Benim yaşadığım gerçek bu. Ben ayrıldım sonra. Diğer başkanlara da biz bunları hep söyledik. O zaman da yine onlar “Bütün partilerden birer imza.” dediler. MHP bu konuda bence çok dürüst davrandı. Genel Başkanıyla da, sorumlu milletvekilinin imza vermesi suretiyle de “Ben yardımcı olurum.” dedi. Keşke Hamzaçebi olsaydı da burada kulaklarını çınlatsaydık. Ama başka genel başkanlar bu konuda kesinlikle ne bir imza ne bir katkı. “Yaparlarsa yapsınlar, susarsanız ayrı ama susmazsanız da olur.” Bu yüzden, birkaç yıl öncesine kadar ne maaşlarda bir düzenleme yapılabildi ne başka bir şey.

Şimdi, sağ olsun, bu kanun teklifi Hasan Korkmazcan zamanında da vardı, biraz daha düzenlendi. Biz şunu düşünürken… Hani maaşlarda bir düzenleme yaptık ama hâlâ biz müsteşara endeksliyiz. Müsteşara endeksli olmaktan bizim çıkmamız lazım. Maaş az olur, çok olur, farklı bir şey ama ben bir statü sahibi olmalıyım. Benim özlük haklarım, benim sosyal haklarım ne olacak, bunu bilmem lazım. Buradaki öncülüğümüz de şudur: Avrupa Birliği için, müktesebat için her şeyi yapıyoruz be kardeşim, bir de bunu yapalım dedik. Bir de milletvekilleri için böyle bir düzenleme olsun. Orada var mı yok mu beni ilgilendirmez, var olan da var, yok olan da var.

Bir defa Yunanistan’a gitmiştim KEİPA zamanında. Büyükelçilikte yemek yiyoruz; Ahmet Hacıosman da orada, öbürü de… Gece 12.00 oldu. “Bize müsaade, biz Meclise gidiyoruz.” dediler. “Ne var Mecliste?” dedim. “Efendim, 2-3 tane kanun görüşüldü, onların oylaması bu gece saat 12.00’ye konuldu.” Orada usul öyleymiş, oylamanın ayrıca günü ve saati varmış. Keşke bizde de olsa. Keşke oylama için insanlar daha çok gelebilseler, düşüncelerine gerçekten ihtiyacımız olduğu kadar en azından katkıyı orada yapmış olurlar. Her yerde farklı uygulama olabilir ama Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde biz seçilmiş insanlar olarak -bakan, milletvekili, Meclis başkanı, vesaire- ne yapmamız gerekiyor, onu düşünmemiz lazım dedik.

Bakın, arkadaşlarımız ödenek ve yollukları, hak kazanma ve ödemeleri, dışarıdan atanan bakanları, emekliliği, tedavi hakkını, analık hâlini, ölüm yardımını, sosyal hakları, personel istihdamını, protokol sırasını düzenlemişler. 5 tanesini çıkaralım isterseniz, yerine 1 tane ilave edelim isterseniz ama bunları konuşalım. Dönem bitiyor ya. Ocaktan sonra seçim, kimse burada kalmaz, kimse bunları düşünmez. Bence ocak ayının 6’sına veya 5’ine kadar tatildeysek ocak ayının ilk gündemine bunu koymamız lazım. “Efendim, sizin çoğunluğunuz var, siz çıkarın.” Bu, eski usuldür. Doğrusu, hepimizi ilgilendiren bir konuda hepimizin bu işe nasıl doğru biliyorsanız onu koymak suretiyle, mutlaka bu çıksın diye demiyorum ama üzerinde müzakere edilsin, konuşulsun, ondan sonra da bunu Parlamentoya getirelim değerli arkadaşlar. Bunu yapmadığımız takdirde çok zor durumda kalırız.

Meclis Başkanlığım döneminde şunu yaşadım: İstanbul’a gidiyoruz, hâkimevi var, mükemmel; polisevi var, mükemmel; Su İşlerinin var, mükemmel; bilmem neyin var, mükemmel. Nerede kalacağım? Ben şu ana kadar, yirmi senelik parlamenterlik hayatımda ya polisevinde ya öğretmenevinde ya kendi yerlerimde kaldım. Benim otellerde kaldığım gün on günü, on beş günü geçmez, böyle bir âdetim var. İstanbul’da Florya var, çok eski bir yer, Atatürk Köşkü’nün yanında ama çok güzel bir yer. “Orayı biraz genişletelim.” dedik. İnşaat sırasında bir yol çökmesi oldu, Bakırköy Belediyesi bir el koydu, o el kalkmadı; Erdoğan Yetenç’e rağmen kalkmadı, Ali Topuz’a rağmen kalkmadı. Ben oraya 30 tane daha güzel süit oda yapacaktım, mevcutları tadilat yapacaktım. Onların yanına Büyükşehir Belediyesinden 7 dönüm kadar bir yer aldım. Şöyle bir yürüyüş yapmak isterseniz sahile doğru, oradaki dolgu bizim o zamandan aldığımız bir yerdir. Belediyeyi aşamadığımız için 30 yer yapamadım oraya. Beşiktaş’ta, daha doğrusu Balmumcu’da bir yerimiz daha var. Orası da sayısı mahdut, yemek çıkmıyor, sadece kahvaltı çıkıyor; ikisi de temizdir, ikisi de nezihtir, ben ikisinin hizmetlerinden de memnunum ama kâfi değil. “O zaman bize bir yer lazım.” dedik. Herkes özelleştirmeden, şuradan, buradan bir yer alıyor, ben de Başbakana gittim, “Bize yer vereceksin.” dedim. Beşiktaş’ta köşede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bir binası var, yerini tam tarif edemem. Onun arkasında bir ada içinde ÇAYKUR’a ait bir yer vardı, ÇAYKUR’dan o yeri aldık, 1 trilyon masraf yaptık, orayı da misafirhane hâline getirdik. Arkadaşlar, bizim Ankara’da misafirhanemiz yok. Parlamenterler Birliği’nin ta yukarıda bir yeri var, giden oluyor mu bilmiyorum. İstanbul’da yemek yiyebileceğiniz bir tek Filizi Köşk var. Bir de benim dönemimde termalde 30 odalı küçük termal bir tesis yaptırdık. Filizleri vardı, Sayın Cindoruk zamanında temeli atılmış, öylece kalmış. Bir Yalova ziyaretimde buraya da bizim emekli milletvekillerimiz, aktif milletvekillerimiz gelir, kaplıca tedavisi görür ve burası ormanın içerisinde bir yer, orada da rahat eder dedik. Sağ olsun Cemil Çiçek Bey birkaç ay önce de orayı kapattı. Tadilat düşüncesiyle kapattığını söylüyor, inşallah, sözü böyledir, o zaman bir an evvel ne yapacaksa orada yapsın. Arkadaşlar, bizim böyle yerlere ihtiyacımız var.

14’üncü Dönemin deniz kenarında villaları var, 15’inci Dönemin Kuşadası’nda var, 16’ncı Dönemin Artur’da var, 17’nci Dönemin Antalya’da var, 20'nci Dönemden sonra bir şey yok. 20’nci Dönemde biz geldik her şey bitti, “Harç bitti, yapı paydos.” dediler. Onların yaptığı doğru muydu? Eleştirebilirsiniz ama o zaman hazine tahsisleriyle hepsi yazlıklara kavuştu. Hepsi, yaz aylarında görüyorum İzmir’e giden uçağın içerisinde. Nereye gidiyorsun? Ya Çeşme ya Kuşadası veya Didim taraflarında bir yerler, bildiğimiz yerler, değil mi Musa Bey, hepsini görüyoruz bunların. Biz kendimize geldiğimiz zaman “Aman laf olur sonra.” Ne lafı olacak? Üç gün konuşurlar, dördüncü gün biter kardeşim. Kim konuşacak? Haksız bir iş mi yapıyoruz? Yanlış bir iş mi yapıyoruz?

Lojmanlardan çıkanlar yeni tesisler kuramaz, buna katılıyorum ama benim konaklama ihtiyacım var. Bursa’da da olmalı böyle bir ihtiyacımız, İzmir’de de olmalı, orada da milletvekillerimiz var, oralara da gidiyoruz. Ben arkadaşlarımı görmek isterim, bize ait bir yerde ağırlanmak isterim, kalmak isterim. Dolayısıyla böyle yerlerde arkadaşlarımızın bizim karşımıza neler getirdiğini biliyoruz. Bu dönemin bir şerefi olsun, bence milletvekillerine ait bir düzenlemeyi yapalım. Mesela ben eski Meclis Başkanı olarak belki pasaportta yine kırmızıyı kullanmaya devam edeceğim ama milletvekillerimiz 3’üncü dereceye gelmiş memur gibi aynı pasaportu kullanacak. E, bu, doğru mu arkadaşlar? Toplasanız 2.800 civarındayız; 500’ü burada, geri kalanlar da önceki dönemler. Her gün de bir cenaze merasimi oluyor zaten burada. Yani bu insanı kuyruklara sokmanın, rezil etmenin, perişan etmenin bir âlemi var mı? Bizim neyimiz eksik? “Efendim, Pasaport Kanunu’nu değiştirelim.” Değiştirelim. 10 defa oturdular, İçişleri Komisyonunda değiştiremediler. Neden? Başkaları devreye giriyor. Hâkimleri düşünüyoruz, kanun çıkarıyoruz; askeri düşünüyoruz, kanun çıkarıyoruz; akademisyenleri düşündük, kanun çıkardık hem de üç günde maşallah. E, milletvekilleri için niye çıkaramıyoruz, neden bir araya gelmiyoruz? Parlamenterler Birliği Başkanı, arkadaşın sıfatı var. Yani AK PARTİ Grubunun bir üyesi olarak onu görmeyiniz, hepimizi temsil ediyor, seçimle geldi. Dolayısıyla, ben Meclis Başkanımızdan da buna öncülük yapmasını istiyorum ve sizlerin hep beraber bu noktaya gelmek suretiyle, yardımcı olmanız suretiyle ocak ayı içerisinde bu konuyu gündemden çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bunları samimi düşüncelerim olarak ifade ettim, yanlış bulabilirsiniz, içinizden katılıyor olabilirsiniz. Ben, mümkün olduğu kadar bütün milletvekillerimin bu konuda hassasiyet göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konunun önümüzdeki dönemlerde tartışılacak bir konu olmaktan çıkması gerekir.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bununla uzaktan yakından ilintisi olan bir konuyu da söyleyeyim. Sayın Haluk Koç, birkaç gün evvelki basın toplantısında, bazı milletvekilleri veya bakanların yakınlarının kamuda KPSS aranmaksızın veya imtihan geçirmeksizin göreve alındığını iddia etti. Pek çok isim var. Bunların hepsi doğru değildir, yalandır diyemem ama bir kısmı doğrudur. Dün de Sayın Kılıçdaroğlu’nun esasen çok takdir ettim konuşmasını ve ilgiyle takip ettim, Sayın Bahçeli de kısa konuştu ama onu da takip ettim. Bir yerde bize döndü, dedi ki: “Evet, bir Recep amcaya bakın, bir de bunlara, bunların çocuklarına bakın.” Arkadaşlar, toptan suçlamak iyi bir üslup değil. Bence o konuda çok haklı olsa dahi -katılırım bazı noktalara- ama bu bizim üzerimize yüklenecek bir suç olmak değil. Şu açıdan: Şimdi, bu bakanların içerisinde, ben kendi adıma konuşayım, benim kızım var, çalışmıyor, başörtüsünden dolayı öğretmenlik yapamadı. Damadım var, evlendiği zaman doktordu, KPSS’sini bilmem, doktor nasıl oldu bilmem. Oğlum var, itiraf edeyim, bazı bakan arkadaşlarımız bana teklif ettiler, “Bir kadro verelim, oğlunuzu da böyle yapalım.” Oğlum da benim kafamda, “Baba ben özel sektörde çalışacağım.” dedi. Şu anda da altı senedir özel sektörde işçi statüsünde çalışıyor. Bunu bir tarafa koyalım, seneler sonra iki çocuğu olmuş bir bakan var, daha bir yaşını doldurmadı, çocuğu olmayan da vardır, çocuklarından hiçbirisinin devletle ilişiği olmayan da vardır. Yani bütününü suçlamak yerine “bazıları” diyebilir, “şunlar” diyebilir, “bunlar” diyebilir.

83 tane ismin içerisine beni koymasalar olmaz. Bunda başka amaçları var. Bir: Benim ismim üzerinde bir istifham meydana getirmek. İkincisi: Bu iddialarını daha da güçlendirmek amacıyla. Doktor Metin bilmem ne diye, bana söylediler; vallahi de, billahi de bu ismi tanımıyorum, hayatımda görmedim, rüyamda görmedim. Sonra, araştırın dedim. Bir ara Mecliste çalıştığını söyledikleri için, adamın şimdi, artık Google’dan mogıldan her şeyi çıkıyor ortaya, danışmanlarım buldular getirdiler. Mamak Belediyesinde çalışmış, Aile ve Sosyal Politikalarda çalışmış, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında çalışmış, bilmem nerede çalışmış; on altı yıllık memurken de TİB’e geçmiş. Peki, benimle ne ilgisi var bunun? Bir ara Mecliste geçici görevle bulunmuş. Hepiniz milletvekilisiniz, danışmanlarınızdan bir tanesi en azından geçici görevli değil mi? Kaldı ki benim yanımda çalışmamış, Meclise o zamanlar -bu yeniden yapılanma mı, belki Nevzat Bey daha iyi bilecek- bazı kurumlardan uzmanlar getirilmiş, o zaman Mecliste bir birimde geçici görevle çalışmış. Üzüldüm ve açıklama yaptım, açıklamam ne kadar yer buldu bilmiyorum. Ama bakın, size bir şey söyleyeyim: Benim hakkımda her şeyi söyleyebilirsiniz. Çoğunuzun Kamer Genç gibi düşünmediğine de inanıyorum. O bizimle onun arasındaki bir mesele oldu, herhâlde böyle de devam edecek ama ben dürüstlüğü ilke edinmiş bir insanım. Ben ikinci dönem Meclis Başkanlığına aday olacağım zaman Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Önder Sav da, Sayın Baykal da “Sen dürüst bir adamsın, istersen seni destekleyelim.” dediler. Onlara teşekkür ettim. Ben AK PARTİ Grubundan bir üyeyim, onların oylarıyla seçilmek isterim. 25 milletvekili CHP’den bana oy verdi, benim içimden vermeyenler oldu, sizden verenler oldu. Şunun için söylüyorum: Şimdi, bize yükleniyorlar, “Bakanların, milletvekillerinin çocukları şuralara, şuralara girmişler.” Bunlardan birisi mesela Türkiye Büyük Millet Meclisiyle… Ben şöyle bir baktım grubunuza bu konuşma yapılırken çok yeni arkadaşlarımı tenzih ediyorum ama eskilerinden birkaç kişiyi gördüm ki oğulları da burada, kızları da burada, üstelik gelinleri de burada, damatları da burada.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O da yanlış Sayın Bakan, o da yanlış.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Yanlış tabii, ayrı bir şey ama bana bunu söylerken kendi içinde olmadığını mı zannediyor? Zannedebilir, Sayın Kılıçdaroğlu yeni. O zaman şu hatıramı anlatayım size: Meclis Başkanıyım, Kamer Genç gibi Berhan Şimşek de bana taktı, ikide bir basın toplantısı yapıyor: “Şunu yaptı, bunu yaptı, şunu şöyle yaptı, Meclisi doldurdu.” bilmem ne. En çok hak etmediğim suçlamalar bunlar. Bir gün yine dedi ki: “Ben yarın basın toplantısı yapacağım, burada ne kadar ANAP’lı var, ne kadar DYP’li var, ne kadar AK PARTİ’li var, Fazilet var hepsini söyleyeceğim.” Önce, sabah haber gönderdim, böyle bir şey yaparsa ben Meclis Başkanıyım, bütün bilgiler elimde. İnsan Kaynaklarına girdim, bunların içerisinde CHP’lilerin, SHP’lilerin yakınları diğerlerinin 3 misli, beni söyletmeye mecbur etmeyin dedim. Ondan bir şey çıkmadı. Sayın Baykal’ı aradım –bugün yok aramızda ama sorabilirsiniz, Sayın Baykal’la da ilişkilerimiz çok iyiydi, kendisini de takdir ederdim o zaman- dedim ki: Bakın, bunların hepsini konuşabilir ama “Meclise alınanlar içinde partizanlık yapıyor.” demişse ben de buradaki isimleri açıklamak zorunda kalırım. Beni buna mecbur etmeyin. “Haklısın Başkan, ben bu işi halledeceğim.” dedi, ertesi gün de yapmadı.

Arkadaşlar, elimdeki bilgilere göre, inanın bu Meclisin her kadrosu ben geldiğimde de istisnai kadroydu. Çilingir kadrosu istisna, berber kadrosu istisna, ayakkabı boyacısı kadrosu istisna, müşavir kadrosu istisna. Ben bunu kabul etmedim, ben giderken 276 kadroyu iptal ederek gittim buradan. Emekli olanın veya başka yere gidenin yerine adam koymadım, ben burada israfı önlemeye çalıştım ama bakınız, ta geçmişten bu yıl, CHP’lisi, Anavatan Partilisi, Doğru Yol Partilisi, Adalet Partilisi, az da olsa Refah ve Fazilet Partilisi -o zamanlar daha AK PARTİ’liler içeriye adam sokamamıştı- hepsi vardı. Kimisi karısını koymuş, neden? Çünkü Meclisin imkânları çok iyiydi. Meclisten emekli oldu mu bir adam başka yerdeki genel müdürün karşılığı 6.400, bizde şefin karşılığı 5.500’dü. Herkes buraya gelmek ister, buradan gitmek istemezdi. 600 tane polisimiz vardı bizim, içlerinde on dokuz yıldır Mecliste çalışan vardı oysa en fazla altı yıl çalışabilir. Neden? Her birine 600 lira tazminat veriyorduk, sağlık imkânlarından istifade ediyordu. Buraya geçici görevle gelip de buradan gitmek isteyen bir sekreter ben düşünmüyorum. Buraya geçici görevle gelip de danışman olmaktan vazgeçen birisini görmedim. Dönem sonuna yakın kapıları aşındırırlar: “Aman beni kadroya al.” Ve kendi partinin de ötesinde her partiden gelirler, kıramayacağın insanlar: “Aman, ben gidiyorum, hiç olmazsa sekreterimi, danışmanımı al.” Bunlara karşı koyan olabilir, karşı koymayan olabilir. Dolayısıyla her dönemde Meclis başkanına yakınlığını bir şekilde kullanarak Meclise; karısını, baldızını, oğlunu, gelinini, damadını aldırmış olanlar vardır, meraklılarına takdim ederim.

Bir ikincisi: Milliyetçi Hareket Partisi benim hakkımda gensoru verdi, iki sene kadar öncedir. İki sene kadar önce bu gensoru verildiğinde çok ağır suçlamalar vardı, ben de hatta kızdım: Bu kadar ağır suçlamanın karşılığı idam, siz bana on lira para cezası istiyorsunuz, ben bunu kabul etmiyorum çünkü vatan hainliği var, ben terörle mücadeleyi engelliyormuşum, ben Kürtler var demişim, Kürtlerle olan ilişkimden bahsetmişim vesaire. Şu kadarcık da bir cümle: “Onun zamanında TRT çiftlik hâline geldi, partizanca atamalar yapıldı.” Bunu kabul edemem. Bir tane isim gösteriyorlar, benim basın danışmanım. Basın danışmanımı ben SPK’dan aldım, SPK öncesinde on altı yıllık devlet memuriyeti var. Sonra TRT’ye onu koydum, benim TRT’yle ilgili ilişkilerimi yürütsün diye. Bunu her bakan yapar, yapması da lazımdır, basın danışmanı bir yerde olacak ki kendisiyle ilişkileri daha güçlü olsun. Ama o kadar üzüldüm ki. TRT içerisinde geçmiş yıllardan bu yana hangi siyasetçinin karısı, baldızı, oğlu, gelini, damadı varsa hepsinin listesini çıkardım. O insanların bir kabahati yok. Annesinin, babasının siyasi nüfuz kullanarak yaptığı bu işlerden dolayı ben o insanları suçlayamam. O yüzden buradan isimlerini vermedim, listeyi grup başkan vekillerine elden gönderdim.

Arkadaşlar, dürüst ve şeffaf olmamız lazım. Bugün Türkiye’de bir gerçek var, her bakanlığın hemen hemen... Başbakan yardımcılıklarında yok çok şükür, benim bir müşavir atama imkânım yok. Başbakanın yardımcısı olunca bütçesi bile olmayan, hiçbir şeyi olmayan, sadece adı olan bir insan oluyorsunuz, millet de bizi bir şey zannediyor. Değerli arkadaşlarım, birisi 70 katrilyonluk bütçe götürüyor, öbürü 60 katrilyonluk bütçe götürüyor, benim param yok, Başbakanlık ne kadar verirse o kadar iş yapıyorum. Fakat bunu şunu için söylüyorum: Her bakanlıkta müşavir kadroları vardır; Başbakanlıkta vardır, Cumhurbaşkanlığında vardır, Mecliste vardır. Meclis Başkanımız en son bir kanun çıkardı, bunları kapatmaya çalışıyor, iyi de yaptı. Ben geldiğim zaman, jeoloji mühendisi danışman, “Kardeşim, ben madenci değilim, sana ihtiyacım yok.” dedim. Eczacı danışman; yahu eczane var, 12 tane de eczane var, o zaman 12 tane eczacımız vardı. “Efendim, ben şuradan geldim, ben buradan geldim.” Bitirmiş üniversiteyi, ertesi gün burada müşavir yapmışlar. Bunların hepsi olabilir. Belediyelerde özel kalem müdürleri ve birkaç makamda istisnai memuriyet var. Mahallî idareler izin verirse onlar alıyorlar. Bu istisnai kadroları kullanmak belediyeler de dâhil suç değil, kanunlar buna izin ve imkân veriyor. Sadece etik açıdan meseleye bakabiliriz, yaptığı doğru mu, etik mi, o konuda suçlayabilirsiniz. Yoksa böyle bas bas bağırarak “Buraya 80 kişi almışlar, öbür tarafta 1 milyon insan işsiz...” Bu, istismarı yapılacak bir şey değil. Dürüst olalım. Bu imkân varken bu imkânı kullananlara şu veya bu maksatla kullandın mı diye sorabilirsiniz, takdir haklarını irdeleyebilirsiniz ama yaptığın iş kanuna, Anayasa’ya, babayasaya aykırı diyemezsiniz. Diyeceğiniz şey, etik olup olmadığıdır. Bunun karşılığı da bir ağır cezalık suç değildir.

Bir de şu kötü bir şekilde yapılıyor; bundan ben de sizin gibi muzdaribim. Buralar bir istasyon gibi kullanılmaya başlandı, terminal. Filan yere yapıyorsun atamasını, bir ay sonra, iki ay sonra, üç ay sonra onu başka bir kuruma alıyorsun. İkinci bir insan için kullanıyorsun. Alıyorsun, üçüncü bir insan için kullanıyorsun. Bu, yanlış arkadaşlar, bu yanlış. Bunu yapan, bunu yapmak isteyen insanlarla ilişki… Eleştirilerinize ben her zaman saygı duyarım ama bunları “AK PARTİ döneminde şunlar şunlar yapıldı, bunların hepsi zaten hırsızdır, hepsi yolsuzdur…” Böyle bir ithama biz müstahak değiliz. Bunu yaptığımız zaman bu eleştirilerden herkes üzerine düşeni almalıdır. Ben pek çok arkadaşımızı biliyorum, onları teşhir etmek niyetinde değilim.

Değerli arkadaşlarım, dışarıdaki maçtan bir haber gelmedi ama umarım inşallah yenilmiyoruzdur.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Berabere devam ediyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bizi bekliyorlar o zaman gol atmak için.

Değerli arkadaşlarım, bir konuyu daha arz edip müsaadelerinizi alayım; o da şudur: Bir üslup tartışması yaşandı. Sayın Gök, bazı arkadaşlarımız buna katıldılar, uzun uzun müzakerelerden, münakaşalardan sonra, yanlış anlaşılmalar oldu, özür dilemeler oldu, affedildiler, çok güzel bir havaya dönüştü ama o sırada da hem zaman kaybetmiş olduk hem Sayın Başkanımız bence haksız bir şekilde itham altında kalmış oldu vesaire.

Arkadaşlar, tabii şunu iyi biliyoruz veya bilmemiz lazım: 73’ten beri Meclisimizin bir İç Tüzük’ü var, bu İç Tüzük de bize göre Anayasa hükmündedir. Defalarca değişmiştir, değiştirilmek istenmiştir ama bu Meclisteki Genel Kurul müzakerelerinin veya komisyonları da buna teşmil edebiliriz, ne şekilde olacağını İç Tüzük’ümüz tayin ediyor. Bu İç Tüzük’de var olan hükümler uygulanmak içindir; itiraf edeyim, son yıllarda da uygulanmıyor. Sadece gürültü çıkmasın diye, sadece zaman kaybetmeyelim diye, sadece vakit kaybı olmasın diye, eskilerin tabiriyle defibela kabilinden susuyoruz, söz hakları veriliyor, şu oluyor, bu oluyor ama bu Mecliste “itibar” denilen bir şey varsa bu itibarımızı biz davranışlarımızla, hâl ve tavırlarımızla da göstermeliyiz.

65’inci madde var, bunu biz getirmedik, bu 73’ten beri var. Söz kesmek, şahsiyetle uğraşmak, çalışma düzenini bozucu hareketlerde bulunmak yasaktır. Bunu tartışabilir miyiz? Peki, nedir bunlar? Bu da uygulamalardan bellidir. Hepimiz bu konularda yaşadık. Başkanın söz kesme hakkını 66’ncı madde söylüyor. 67’nci maddede konuşma üslubu, temiz dil, kaba ve yaralayıcı sözler, bunları konuşan kimseler, bununla ilgili hükümler devam ediyor. Demek ki biz bu konularda bazı şeylere dikkatli olmalıyız, birbirimize saygıyı kaybetmeden, Meclisimizin de itibarını düşünerek bazı konularda, özel hayatın gizliliğine girmeden, şahsiyet yapmadan, kişilik haklarını zedelemeden konuşabiliriz, konuşmalıyız.

Şimdi, ben, Meclis Başkanlığım döneminde bütün milletvekillerinin özel hayatlarına kadar o albümü ezberlemiştim; kaç tane çocuğu var, nerede doğmuş, hangi fakülteyi bitirmiş, bilmem ne. Şimdi bu kadar değilim, ilk defa gördüğümü zannettiğim milletvekillerine bakıyorum, onlar da belki birbirlerine öyle bakıyorlar. Hâlbuki isimleriyle, memleketleriyle, babasının ismiyle hitap ederdim. Böyle bir merakım vardı.

Şimdi bütün bu arkadaşlarıma bakıyorum: Önce Binnaz Toprak Hanımefendi, saygı duyduğum bir insan, zaman zaman da görüşüyoruz.

Levent Bey, değerli bir hukukçu arkadaşımız, geçenlerde Kıbrıs’ta da beraberdik, eşimle beraber tebrik ettik, iyi bir grup başkan vekili olacak, buna gönülden inanıyorum.

Malik Bey’e saygım var, oturmuşluğumuz, yemiş içmişliğimiz yok ama saygı duyduğum bir insan.

Aykan Bey, hemşehrim, Bursa milletvekilimiz, genç yaşında akademisyen, çok kibar, çok nazik, konuştuğunu dinleten bir arkadaşımız.

Müslim Bey’le Plan ve Bütçeden daha çok konuşuyoruz, üstadımız yani Basın Konseyi Başkanıyken çok eleştirdim ama Parlamentoda birbirimizi hiç kırmadık.

Birbirimize saygı gösteriyoruz, şurada bağırıp çağırıyoruz, dışarı çıktığımız zaman “Saygılar efendim.” diyoruz. E, bunu bu kürsüde de yapalım. Yani kabahat şu koltukların renginde midir, yoksa bu kürsünün şehveti midir, nesidir bilmiyorum. Ama kendimizden geçiyoruz kardeşim, tanıyamaz hâle geliyoruz. Mahmut Tanal Bey, bana göre altın gibi kalbi var ama yaptıklarına bakıyorum… (AK PARTİ sıralarından alkışlar, gülüşmeler) Vallahi böyle. Gönlümden geçeni söylüyorum. Birkaç defa konuştuk, her meseleyle ilgili, her meseleye kendisini görevli sayıyor. Sonra hepimizden daha cesur bir arkadaşımız kardeşim. İhsan Hoca’nın yapamadığını yaptı, translarla basın toplantısı yaptı arkadaşımız, onların hakkını savundu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, gülüşmeler) Yani Meclis kürsüsüne veya basın toplantısına herkesi çıkarmak mümkün ama böylesi cesaret ister, her kişinin kârı değil Tanal, er kişinin kârı, bak sen onu bile yaptın. Sayın Valimiz, Çankırı Valisiydi, eşimle beraber gittik, bizleri misafir etti. Yani biz birbirimizi tanıyoruz aslında, seviyoruz da. Geçen Plan ve Bütçe Komisyonunda İhsan Hoca’yla Musa Çam Bey arasında güzel bir şeyi de söyledik, CHP’de mescit açıldı arkadaşlar, kapandığını henüz duymadım! Açık, devam mı?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Açık.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Dedim: İhsan Hocam, mademki kurultaydan en yüksek oyu aldın…