TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 21’inci Birleşim

                                                                                              2 Aralık 2014 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan'ın, Denizli’de konut sektöründeki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık'ın, Erzincan’da sağlık ve diğer alanlarda yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz'ın, İstanbul hakkında genel bir değerlendirmede bulunmaya ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/221)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/2272) esas numaralı Toplumsal Mutabakat Komisyonu ile Ortak Akıl Heyeti Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/222)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 23/10/2011’de meydana gelen Van depreminin ardından Vanlıların yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1155)

2.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, nefret suçlarını önlemek amacıyla dünyadaki mevcut yasaların ve Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için yapılması gereken düzenlemelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1156)

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, 6085 sayılı Sayıştay Yasası’yla kamu kurumlarının denetiminin önemli ölçüde ortadan kaldırılmasının sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için özeti (10/1157)

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

V.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Millî Savunma Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2.- İçişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve Isparta Milletvekili Recep Özel ile 52 Milletvekilinin; Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın; 1512 Sayılı Noterlik Kanunun 59. Maddesinde Noterlerin Hastalıkları Halinde Yapılacak İşlemlere İlişkin Sorunların Giderilmesi Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile 33 Milletvekilinin; Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Elazığ Milletvekili Şuay Alpay ile 1 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/2397, 2/2101, 2/2209, 2/2380, 2/2418) (S. Sayısı 655)

4.- 176 Sayılı Maden İşyerlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/976) (S. Sayısı: 650)

 

VII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 655) Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve Isparta Milletvekili Recep Özel ile 52 Milletvekilinin; Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın; 1512 Sayılı Noterlik Kanunun 59. Maddesinde Noterlerin Hastalıkları Halinde Yapılacak İşlemlere İlişkin Sorunların Giderilmesi Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile 33 Milletvekilinin; Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Elazığ Milletvekili Şuay Alpay ile 1 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin oylaması

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın, Erzurum'daki Türk Telekom Atlama Kulelerinin heyelan nedeniyle çökmesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/48685)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gençlere sanatın çeşitli dallarının sevdirilmesi adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49256)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, branşlarına göre Ankara ilinde bulunan sporcu sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49257)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından çevre konusunda yürütülmekte olan çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49258)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, bedensel engelli sporcuların desteklenmesi adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49259)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, taşınır ve taşınmaz kiralamaları nedeniyle yapılan harcamalara,

Tanıtım ve reklam harcamalarına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49260), (7/49777)

7.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk'ün, Erzurum'da kullanılamaz hale gelen bir spor tesisine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49514)

8.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu'nun, Trabzon'un Yomra ilçesinde bulunan spor salonundaki sorunlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49517)

9.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak'ın, Gençlik ve Spor Bakanlığının İstanbul'daki yatırımlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49778)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, spor kulüplerinin tesislerinin denetlenmesinden sorumlu olan kurumlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49779)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, kadın futbol ligleri, sporcuları ve takımlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49780)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Erzurum'daki tesislerde çöken atlama kulelerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/49782)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık ile Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan yabancı ülke vatandaşlarının sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50106)

14.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu'nun, başarı kazanmış millî sporcuların atanmaları kapsamında yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50107)

15.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık ile Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından vergiye tabii olmayan kimselerden satın alınan mal ve hizmetlere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50108)

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık ile Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar bünyesinde yapılan ihaleler için verilen kurum içi ihale eğitimlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50109)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlığa ait bir arazinin tahsisi için bir vakfın talepte bulunduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50342)

18.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, belediyelerin sporu teşvik amacıyla yapacakları nakdi yardımlara sınırlama getirilmesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50344)

19.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, akaryakıt ve akaryakıt ürünleri alımlarına,

2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından yurt dışından satın alınan mal ve hizmetlere,

2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların seyahat giderlerine,

2002 - 2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan yemek hizmetlerine,

2002 - 2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan medya ve tanıtım hizmetlerine,

2002 - 2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan lobi ve tanıtım hizmetlerine,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50345), (7/50611), (7/50612), (7/50832), (7/50833), (7/50834)

20.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan insan kaynakları hizmetlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50831)

21.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar personelinden maaşında icra takibi ve haciz olanlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50837)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların yurt dışında istihdam ettiği personeller için yaptığı tüm giderlerin tutarına,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların yurt dışında istihdam ettiği personellerin ülkelere göre dağılımına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50840), (7/50848)

23.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların hizmet alım sözleşmesi imzaladığı firmalara yaptığı ödemelere,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların tüm temsil ve ağırlama giderlerinin toplam tutarına,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların teknik malzeme ve teçhizat alımları için yaptıkları ödemelere,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların tamir ve tadilat işleri için hangi firmalara ne kadar ödeme yaptığına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50841), (7/50842), (7/50846), (7/50847)

24.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 1 Ocak 2002 tarihi itibarıyla bağlı kurum ve kuruluşların sahibi olduğu taşınmazların listesine,

30 Haziran 2014 tarihi itibarıyla bağlı kurum ve kuruluşların sahibi olduğu taşınmazların listesine,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/50844), (7/50845)

25.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, 2013-2014 yılları arasında Bakanlık ile üniversiteler arasında gerçekleştirilen projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/51043)

26.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın, Erzurum'da kayakla atlama tesislerinin çökmesinin nedenlerine ve inşaatı yapan şirkete ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/51390)

27.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan yabancı ülke vatandaşlarının ve çifte vatandaşların sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/51723)

28.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel'in, 2005-2014 yılları arasında Spor Genel Müdürlüğü tarafından engelli bireylerin spor yapabilmelerini sağlamak üzere gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/51983)

29.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık tarafından gerçekleştirilen insan kaynakları hizmet alımlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/52285)

30.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, yazılı soru önergelerine ve bunların cevaplandırılmasına,

Sözlü soru önergelerine ve bunların cevaplandırılmasına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/52288), (7/52289)

31.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, KKTC'li gençler için yapılan projelere,

KKTC ve Türkiye'de gençlik ve spor alanında faaliyet gösteren STK'lar arasındaki iş birliğinin artırılmasına yönelik çalışma ve projelere,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/52995), (7/52996)

32.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, Bursa'da Bakanlığa bağlı kurumlardaki engelli merdivenleri ve tuvaletlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/53220)

33.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz'ın, 2014 yılı itibariyle Adana'da bulunan spor kulübü ve lisanslı sporcu sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/53221)

34.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, Osmaniye ili ve ilçelerinde yapılması veya kiralanması planlanan yurt projelerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/53222)

35.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Sülfirik Asit ve Borik Asit Fabrikalarının özelleştirileceği iddiasına,

Haydarpaşa Projesi’nin özelleştirileceği iddiasına,

BOTAŞ'ın iletim hatlarının özelleştirileceği iddiasına,

TEİAŞ'a ait kamu hisselerinin yüzde 49'unun özelleştirileceği iddiasına,

TPAO'nun halka arz yoluyla özelleştirileceği iddiasına,

Haydarpaşa Projesi’nin özelleştirileceği iddiasına,

Spor Toto'nun özelleştirileceği iddiasına,

Ölçü ve ayar hizmetlerinin özelleştirileceği iddiasına,

İlişkin soruları ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/54219), (7/54220), (7/54221), (7/54222), (7/54223), (7/54224), (7/54225), (7/54226)

36.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşların 2014 yılı bütçe ödeneklerine ve bütçe gerçekleşmelerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/54323)

37.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı tarafından 5’inci ve 6’ncı derece gazilere verilen yardımların kesilmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/54324)

38.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu'nun, IŞİD'den petrol satın aldığı iddia edilen işadamlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54389)

39.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Bakanlık ve bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşların 2014 yılı bütçe ödeneklerine ve bütçe gerçekleşmelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54390)

40.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Bakanlık ve bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşlarca gerçekleştirilen medya, tanıtım ve reklam harcamalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54391)

41.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, altın üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54392)

42.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, traverten üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54393)

43.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, granit üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54394)

44.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, 2002-2014 yılları arasında elektriğe ve doğalgaza yapılan zamlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54395)

45.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 2011-2014 yılları arasında madencilik sektöründe gerçekleşen üretim verilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54396)

46.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, iş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54397)

47.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 2011-2014 yılları arasında madencilik sektörü ithalat ve ihracat verilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54398)

48.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 2011-2014 yılları arasında madencilik sektörü yatırım verilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54399)

49.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, uranyum üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54400)

50.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, toryum üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54401)

51.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, trona üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54402)

52.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, trona üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54403)

53.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bentonit üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54404)

54.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, mermer üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54405)

55.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, feldspat üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54406)

56.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, pomza üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54407)

57.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, manyezit üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54408)

58.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, alçıtaşı üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54409)

59.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, perlit üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54410)

60.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, stronsiyum üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54411)

61.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, kalsit üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54412)

62.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bor üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54413)

63.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, biyogaz üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54414)

64.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, hidrolik enerji üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54415)

65.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, nükleer güç santrallerinin yapımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54416)

66.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, hidrojen enerjisi üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54417)

67.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, jeotermal enerji üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54418)

68.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, rüzgâr enerjisi üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54419)

69.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, biyodizel ve biyoetanol üretimi ve kullanımına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54420)

70.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, enerji yatırımlarına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54421)

71.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Sanayide Enerji Verimliliği Proje Yarışması’na ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54422)

72.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, enerji verimliliğinin arttırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54423)

73.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile enerji işbirliği anlaşmaları yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54424)

74.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Bayburt'ta kaçak elektrik kullanımına ve elektrik hizmetine erişimde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54425)

75.- Manisa Milletvekili Sakine Öz'ün, Manisa'nın ilçelerinde jeotermal kaynak arama ve işletme ruhsatı verilen arazilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/54426)

76.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, taşınır ve taşınmaz kiralamaları nedeniyle yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/54558)

77.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, terör örgütünün son dönemdeki bazı faaliyetlerine dair istihbarat ve güvenlik birimleri tarafından hazırlanan raporlarda yer aldığı iddia edilen çeşitli tespitlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/54700)

78.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak'ın, 17 Aralık 2013 tarihinden itibaren görevden alınan bürokratlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/54716)

79.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan özel kalem müdürlerine,

2010-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan basın ve halkla ilişkiler müşavirlerine,

2010-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan müşavirlere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/55268), (7/55269), (7/55270)

2 Aralık 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Denizli’de konut yatırımlarına ilişkin gelişmeler hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan'ın, Denizli’de konut sektöründeki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Denizli’de konut sektöründeki gelişmeler hakkında söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

2003-2013 yılları arasında toplam 58 bin yapı ruhsatı, 67 bin yapı kullanım izin belgesi Denizli’de alındı. 2013 Ocak-Ekim döneminde 10.312 konut satıldı, 2014 Ocak-Ekim döneminde ise 10.376 konut satıldı, aynı dönemde kredili satışlarda 1.250 adet daire azalmış.

Daha önce Sayın Erdoğan Denizli’de apartlarla ilgili konuştu, o zaman Başbakandı, apartlarla ilgili kötü şeyler söylendi. Olay büyüyünce AKP genel başkan yardımcılarından birisi bu olayı Denizli Emniyet Müdürlüğündeki bir rapora dayandırdı. Biz İçişleri Bakanına sorduk ancak bu raporla tanışmadık. Sorduğumuz o Bakan böyle bir rapor olmadığını söyledi, istifa eden Bakan. Ya Bakandan rapor saklanıyor ya da doğru, millete söylenmiyor.

Şimdi de bir belediye başkanı kameraların önünde “Girmediğimiz apart kalmayacak.” diyor. Hangi amaçla söylüyor bilemem. Eğer kastedilen öğrencilerin güvenliğiyse bu emniyetin görevi; eğer başka bir şeyse kimsenin el âlemin çoluğu çocuğuna kötü gözle bakılacak bir şekilde ifade kullanmaya hakkı yok. Hem de çocuklara niye kötü gözle bakılıyor? Herkes haddini bilsin. Olayın hukuki tarafını bizim Büyükşehir Belediye Meclisi Grup Başkanı Yusuf Garip Bey yeterince ifade etti. Apartlarla ilgili sıkıntılı bir durum varsa emniyet orada. Ayıptır Denizli’yi bu şekilde gündeme getirmek.

Denizli’de ahlak polisinin denetim yapacağı daha önce köşe yazılarına konu oldu. Eskiden sanayisi ünlü olan bir memleketi AKP ne hâle getird! Bu apartlar AKP döneminde yapıldı, ruhsatı onlar döneminde verildi, işletme ruhsatı yoksa onlar döneminde kaçak çalışıyor, inşaat ruhsatı yoksa onlar döneminde yok, yapı kullanım izni yoksa yine onlar döneminde yok, kötü kullanılıyorsa AKP’nin yönettiği idarede kötü kullanılıyor.

Şimdi, olayı böyle değerlendirdiğimizde şunu ifade etmek mümkün: apart problemi varken olanlar Denizli’de yüksek binalara izin verince olmayacak mı sanıyorsunuz? Son zamanlarda Denizli’de imardaki bu tür düzenlemeler, yoksa apartların yanlış algılarını yok etmek amacıyla birilerine kıyak çekmek için mi veriliyor? Bunlar da açıklansın. Rantlar belediye başkanlarını rahatsız etmiyor mu? Denizlili iş adamı niye aparta para yatırıyor? Adamın cebinde “cash” para var ama yatırım yapmak istiyor, AKP’ye güvenemiyor. Nereye yatırsın? Sanayiye yatıramıyor. Sanayi Odası Başkanı neyi söylüyor? On yıldır yeni yatırım için çivi çakılmadığını söylüyor Denizli’ye. Maden izinlerinde sorun yaşandığını MÜSİAD söylüyor; yapılan başvuruların yüzde 5’inin sonuca ulaştığını söylüyor, bunun ekonomik açıdan çok büyük kayıp olduğunu söylüyor, elektrik kayıp kaçak kullanımının onlara yüklenmesinin maliyetleri artırdığını söylüyor. Yoksa, elektrikte bu kayıp kaçakların maliyetinin Denizlililere yüklenmesi Oslo mevzuatınızda mı vardı? Bunun Denizli’ye söylenmesi, açıklanması gerekir. Yani başkasına kıyak, Denizliliye maliyet. Böyle bir rezillik olamaz.

Belediyelerden alınan ruhsatlarda başvurular aylarca bekliyormuş. Bunu MÜSİAD söylüyor. Şantiye suyu depozito bedeli yüksekmiş. Bürokratik engellerin kalkmasını istiyorlarmış. Yatırımcının önünü açmıyormuş AKP; üstelik, teşvikten sorumlu Bakanımız da Denizli’den. “Kamu-sanayi diyaloğu artsın.” diyor MÜSİAD ama Denizli’de kamu-konut sektörü diyaloğunun neticelerini görüyorlar.

“Apartlar neden artmış Denizli’de?” Kimse kimsenin çocuğunu lekeleyebilecek ve o anlama gelebilecek ifadelerle, üstüne farz olmayan işlere bulaşmasın, Başbakana benzemesinler. Yeterli yurt olsa zaten çocuklarımız apartta kalmazdı. Hem beceremiyorsunuz hem de kötü konuşuyorsunuz.

Başbakan da MHP ile SHP’nin Sivas olaylarında iktidarda olduğunu söyleyip iftira atıyor. Böyle bir şey… Eğer iftira atmak istemiyorsa özür dilemesi lazım.

Yüce heyete saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, sağlık sorunları hakkında söz isteyen Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık'ın, Erzincan’da sağlık ve diğer alanlarda yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Erzincan’da yaşanan sağlık sorunları ve diğer sorunlarla ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ayın 22’sinde, 22 Kasımda Sayın Başbakan Erzincan’a geldi, 200 yataklı hastane sözü verdi ve gitti. Bu söz 2012’de verilmişti, 2014’te Kalkınma Bakanımız geldiğinde de verilmişti, şimdi Sayın Başbakan da geldi verdi. Zaten bu araştırma hastanesiyle ilgili verilen söz daha önce verilip ve projesi çizilen ancak mahkemeden dolayı yapılamayan yerdi ama yine söz verdiler. Yine biz, Sayın Sağlık Bakanının “Nüfusu ne ki Erzincan’a bu kadar hastane yapalım.” demesinden dolayı şüpheliyiz, inşallah yapılır. Ama asıl verilen sözler oraya yapılan hastane için değil, devlet hastanesinin yıkılan acil kısmı için verilen sözlerdi. Biz, siyasilerin -o zaman kullandığı deyimleri özellikle burada söylemek istemiyorum ama- o zamanki verdiği sözleri tutmalarını ve Erzincan’daki devlet hastanesinin acil kısmının oraya hastane yapılmasını bekliyoruz.

Sayın Başbakan geldiği zaman dedi ki “Erzincan’a on iki yılda 5 katrilyon yatırım yapılmış.” Çok güzel, teşekkür ediyoruz ama nereye yapılmış, onu söylemedi. Erzincan’a yapılan yatırımın, o 5 katrilyonluk yatırımın yüzde 80 ilâ 90’ı yollara gitti. Hangi yollara gitti? E-80 yoluna gitti. Bu yol uluslararası bir yol, yapılması gereken bir yol. Ama bu para harcanırken ne yazık ki çok bilinçsiz bir şekilde harcandı. Bu yol yapılırken “Sansa” dediğimiz bölgede defalarca sökülüp yeniden yapıldı. “Sakaltutan” dediğimiz kesimde yol tam dört sefer değişti, yol yapılıyor, bitiyor, tekrar yol yapılmaya başlanıyor. Köroğlu Deresi’nde yine aynı şekilde yol yapılıyor, bitiriliyor, hizmete açılıyor, tekrar o yollar bozuluyor. Yani, ben bazen düşünüyorum, bu Ulaştırma Bakanlığında hiç mühendis yok mu, hiç gelip incelemiyorlar mı? Giden bu paranın çoğu boşa gitti ne yazık ki. Ama bunu Erzincan’a hizmet olarak göstermeyi de doğru bulmuyorum çünkü Erzincan’a hizmet verilecekse Sayın Başbakan şöyle bir müjde verebilirdi: “Değerli Erzincanlılar, Şeker Fabrikasını kapatmıyoruz, Şeker Fabrikasını özelleştirmeye sokmuyoruz. Şeker Fabrikasının eski parayla 12 trilyonluk bir ihtiyacı var, o parayı hemen gönderiyorum, Erzincan Şeker Fabrikasını yeniliyorum, pancar ekicilerine bu müjdeyi veriyorum.” demesini beklerdik. Ama nerede, onu hiç söylemedi. Söylediği laflar yine daha önce söylenen, yapılması mümkün olan yerleri söylemesi.

Erzincan’da bir CANPİ’miz vardı tavuk üretiminde, 2006 yılında üretime başlamıştı, 2004’te almıştı. 2006’daki o krize rağmen yine devam ettirmişti ama ne yazık ki 2009 yılında CANPİ kapandı, iflas etti, o zaman yaklaşık 200’e yakın çiftlik de iflas ettikleri için bunlar kapandı, Erzincan büyük bir zarar gördü. 2012 yılında burayı biz de destekleyerek Et Balık Kurumuna verdik. Et Balık Kurumu 2012’den beri burayı hizmete açmaya çalışıyor. En son aldığım bilgilere göre, ayın on beşinde makinelerin ihalesi yapılıp daha sonra açılacak, bu da yaklaşık olarak herhâlde bir seneyi daha bulacak. Tabii, o zamanki siyasi arkadaşlarımız, Erzincan’daki CANPİ açıldığı zaman yaklaşık 250 kişinin çalışacağını söylüyorlardı, en az 250 kişi ama benim öğrendiğim, en fazla çalışacak kişinin, bütün memurlarıyla, müdürleriyle, bekçisiyle beraber 200 kişiden fazla olmayacağını biliyoruz, bu da Erzincan’a yatırım için bir şey değil.

Artı, Erzincan’da eski ismi “ERSAN Ünlüer” olan bir et kesim kombinamız vardı, o zamanki parayla 12 milyon dolar para harcayıp burayı yapmışlardı. O zaman, tabii, sebeplerine girmek istemiyorum ama sahibini Ergenekon’da da suçladılar, içeri de attılar, perişan ettiler velhasıl; orası kapandı, o 12 milyon dolarlık tesisler şu anda yatıyor. Sayın Başbakan geldiği zaman keşke deseydi ki “Bu ERSAN’ı yeniden canlandıralım, yeniden bunu harekete geçirelim.”

Erzincan’da yapılan şey, daha önceki zamanda yapılan, deprem sonrası yapılan bir tesisin çağrı merkezi olarak yapılması. Çağrı merkezinde yapılan şey, zaten orada çalışan çocukların psikolojini bozarak ama işsizlikten dolayı mecburen çalışmaya mahkûm edilmeleri. Bu iş var, Erzincan’a yapılan başka hiçbir yatırım yok, kimseyi kandırmamıza gerek yok ama her seferinde gelip “Erzincan’a şunları, şunları, şunları yaptık.” deyip, sıralayıp gidiyoruz ama Erzincan’a baktığımız zaman 5 katrilyon paranın nereye gittiğini biliyoruz. 5 katrilyon para, dediğim gibi, yollara gitti, Erzincan’a yatırım yok.

Bu sene Erzincan’a KÖYDES’in ikinci dilimi gelmediği için Erzincan’da hiçbir iş yapılamadı. Özel İdarede çalışan arkadaşlar verdiği sözleri tutamadığı için muhtarlara karşı mahcup oldular, muhtarlar köylülerine karşı mahcup oldular. Velhasıl, yatırım dediğimiz zaman, yatırım bir tek göz boyamayla geçiyor. Keşke tarımı canlandıracak, hayvancılığı canlandıracak bu kombinalar açılsaydı Erzincan için daha iyi olurdu diye düşünüyorum ama dediğim gibi, her seferinde gelinip bir göz boyama yapılıyor Erzincan’da ama Erzincan halkı artık bunlara inanmıyor. Erzincan, dediğim gibi, boğuldu, iyice daraldı. Bunun çözüm yolu Erzincan’a gerçekten yatırım yapmaktan geçer. İlk önce de Erzincan’a yapılacak şey Şeker Fabrikasının kapatılmaması için söz verilmesi; biz böyle söz bekliyoruz, bu sözü verirlerse Erzincan için samimi olduğunu düşünürüz.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, İstanbul hakkında genel bir değerlendirmede bulunmak için söz isteyen İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’a aittir.

Buyurun Sayın Boyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz'ın, İstanbul hakkında genel bir değerlendirmede bulunmaya ilişkin gündem dışı konuşması

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan İstanbul ilimiz hakkında genel bir değerlendirmede bulunmak üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Tabii, dünyanın en güzel, en muhteşem ve en görkemli şehridir İstanbul. Yüzyıllar boyunca yerleşim birimi olmuş, medeniyetlere başkentlik yapmış; ticaretin, saltanatın, ihtişamın, zarafetin ve rüyaların başkenti olmuştur İstanbul. Yedi kıtanın yedi tepeli incisidir İstanbul. Üstat Necip Fazıl’ın ifade ettiği gibi “O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.” dizeleriyle şairlerin aşkı olmuştur İstanbul. Onun şiir kokan semtleri, tepeleri, sokakları ve caddeleri… Bir mozaiktir İstanbul, her taşında dünyanın binbir rengini barındıran renklerin başkentidir İstanbul. Siyahı, beyazı, mavisi, kırmızısı, yeşiliyle usta bir ressamın muhteşem bir tablosudur İstanbul. Bu tabloda kimler yok ki: Bir tarafta dimdik duran Galata Kulesi, bir diğer tarafta her dem kaş göz ettiği Kız Kulesi zarif zarif süzülüyor Üsküdar’da. Bir kilimdir İstanbul, ilmik ilmik, nakış nakış işlenmiş kilim. Anadolu’nun her rengini bağrında barındıran bir şehirdir İstanbul. Farklı melodileri bir şarkıda buluşturan, her noktasında coşku, her noktasında heyecan, çok sesliliği zenginlik kabul edip tek ses hâline getiren bir şehirdir İstanbul. Bir sanattır İstanbul, usta sanatçıların dudaklarını uçuklatan, dünyada eşi ve benzeri bulunmayan bir sanat; duyguları besleyen, insanı düşündükçe kendisine hayran bırakan bir sanat. Mimarinin, müziğin, şiirin, musikinin membasıdır İstanbul. Her bestede onun adı, her bestede onun şanı, Sinan’ın ayak sesleri, Itrî’nin besteleri, Nedim’in nağmeleri, Baki’nin dizelerini duyarsınız İstanbul’da. Bir aşktır İstanbul, öyle bir aşk ki kendisine tutsak eden “Ölüm kaderde var, üzüntü vermiyor/ Lakin İstanbul’un ayrılığı, acısı zor.” diyecek kadar bir aşk. “Sana dün bir tepeden baktım ey aziz İstanbul/ Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer/ Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul/ Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.” Sade bir semtini sevmenin bile ömre yeteceğini söyleyen Yahya Kemal ama biz diyoruz ki “Yetmiyor bize.” Her karış toprağını, her caddesini, sokağını seviyoruz İstanbul’un. Gece-gündüz demeden, dur durak bilmeden İstanbul’a hizmet ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz.

Tabii, geçmişe şöyle bir gitsek “Haliç” desem ne gelirdi aklınıza? Şimdilerde modern salonları, kongre merkezleri olan, onlarca balık türünün yaşadığı Haliç. Ya “yıllar önce Haliç” deseydim aklınıza ne gelirdi? Yüzünüzü ekşitecektiniz ve “Temizlenmez.” denilen Haliç’in kesif kokusunu gelecekti burnunuza. Oysa şimdilerde Boğaz’ın temiz ve oksijenli suyu Haliç’e akıyor. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, onlarca balık türü yaşıyor. Haliç temiz, deniz temiz, çevre temiz.

1993 yılında üniversite eğitimi için geldiğim İstanbul’da -ki Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olan bu şehirde- güleni şöyle dursun ağlayanı bahtiyar olan bu şehre milletvekili olarak hizmet etme şansı nasip olduğu için Allah’a şükrediyorum.

“90’lı yıllar” demiştim biraz önce, Haliç’i söylemiştim. Ah o 90’lı yıllar… Rabbim bir daha o günleri yaşatmasın İstanbul halkına. O dönemdeki İstanbul’u değil çocuklarımız, torunlarımız ve onların torunları dahi görmesin. Ümraniye’de patlayan çöp dağları, ölen onlarca insanımız; çöplerin toplanmadığı, her sokağın, her caddenin çöp dağlarına dönüştüğü; suların içilmediği, bırakın suların içilmesini, suların bulunmadığı, her sokağında benzin istasyonu gibi su istasyonlarının açıldığı, gaz maskelerinin dağıtıldığı İstanbul. Rabbim bir kez daha İstanbul halkına o yılları yaşatmasın diyorum. Bence, bugünlerde İstanbul’u doya doya hissetmelerini, doya doya yaşamalarını istiyorum. Fatih’in karadan gemileri yürüterek fethettiği İstanbul’u, torunları da denizin altından gemileri yürüterek… Asya ve Avrupa’yı bütünleştiren, birbirine bağlayan, bir hayali gerçekleştirmenin haklı gururunu yaşayan kadrolar burada.

Saygıdeğer milletvekilleri, sözlerimi -tabii, zaman çok dar- üstat Necip Fazıl Kısakürek’in bir şiiriyle ifade etmek istiyorum: Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından/ Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından./ Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar; / Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar… / Gecesi sümbül kokan / Türkçesi bülbül kokan, / İstanbul, İstanbul… (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır, okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/221)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Meclis Soruşturma Komisyonu bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yapamayacağı, Komisyonun adli niteliğinin yerine siyasi yönünün belirleyici hâle geldiği ve gerçekleri ortaya çıkarma gibi bir işlevinin kalmadığına kanaat getirdim.

Şöyle ki:

1) Parti kimliği dışında, bağımsız ve tarafsız olması gereken, bir adli komisyon işlevi gören Meclis Soruşturma Komisyonu daha ilk toplantısında bunun aksine kararlar alarak tek bir partiden gelen (AKP) üyelerden başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçerek talihsiz bir başlangıç yapmıştır.

2) Komisyon üyelerinin bütün ısrarlarına rağmen, şüphelilerin avukatlarına verilen soruşturma konusu dosyalar bizlere verilmemiştir.

3) Tanıkların seçimi Başkanlıkça yapılmış olup hiçbir tartışma yapılmadan önümüze konulmuştur. Seçilen tanıklar özellikle ya şüphelilerin tanıklıktan çekinebilecek yakın akrabalarından ya da bu dosyada şüpheli olarak ifadesine başvurulan tanıklıktan çekilme hakları olanlardan seçilmiştir. Nitekim bunların önemli bir kısmı tanıklıktan çekilme haklarını kullanmışlardır. Bunun tasarlanmış olduğundan hiçbir şüphem yoktur.

4) Oluşturulan alt komisyonunun görevini İstanbul’da takipsizlik verilen yeni dosyaların incelenmesi ve bu incelemeden sonra dinlemesi gereken yeni tanık ve şüpheli varsa onları da dinlesin diye belirledik. Özellikle ad vererek "Rıza Sarraf ve diğer bilinen önemli tanıklar Ankara'da Komisyonun tamamı tarafından dinlensin." dedik. Çünkü bu delillerle doğrudan doğruya temas etmenin bir gereğiydi. Toplantı sırasında bu belirlemenin aksi bir görüş belirtilmemesine rağmen alt komisyon bu iradeyi yok farz ederek İstanbul'da Rıza Sarraf, Ali Ağaoğlu gibi tanıkları da dinledi.

5) Komisyonumuz bir savcılık işlevi yerine getirdiğinden elbette soruşturmayı etkileyen konularda karar alabilir. Mesela, soruşturmanın gizliliğini ihlal veya bazı tedbirler alınmasını mahkemeden talep etme hakkı vardır. Bu talep Komisyon üyelerince toplantıda tartışılır, karar altına alınır. Ancak Komisyon Başkanımız kendisini Komisyonun yerine koyarak karar alabiliyorsa zaten bize ihtiyaç yoktur. Biz üyeler olarak Başkanın aldığı kararı basından öğrenmemeliydik.

6) Komisyon Başkanı hangi tarihte, saat kaçta tanık ve şüphelileri dinleyeceğine karar veriyor. Bu kararı verirken de örneğin çarşamba günü saat 16.00'da yurt dışına çıkacak olan sayın Erdoğan Bayraktar’ı aynı gün saat 14.30’da ifadeye çağırabiliyor. En uygun ifade alma gününü ve zaman aralığını şüphelinin yurt dışına çıkacağı gün olarak takdir etmiştir. Bu durumu “maddi gerçeği arama” faaliyeti olarak değerlendirebilir miyiz?

İrademin etkili olmadığı bir Komisyonda çalışmaya devam etmeyi doğru bulmadığımdan Komisyon üyeliğinden istifa ediyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim.

Bengi Yıldız

Batman

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

3'üncü sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni tutanak dergisinde yer alacaktır.

Okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 23/10/2011’de meydana gelen Van depreminin ardından Vanlıların yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1155)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

23 Ekim 2011’de meydana gelen Van depreminin üzerinden bir yıl geçmiştir. Depremde 644 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, binlercesi yaralanmış ve on binlerce insan evsiz kalmıştır. Depremin ardından yaşanan konut, okul, sağlık hizmetleri ve altyapı alanlarında yaşanan sorunlar hâlâ devam etmektedir. Depremin ardından ne konteyner ne de çadır ihtiyacı karşılanabilmiştir. Deprem kış şartlarında meydana geldiği için olumsuz sonuçları daha fazla olmuştur. Depremin ardından Vanlı yurttaşların yaşadığı olumsuzlukların, Van'a Türkiye'nin diğer yerlerinden yapılan yardımların akıbetinin ve Vanlı depremzedelere yardım konusunda Hükûmet yetersizliklerinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken

BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Depremin neden olduğu en son yıkım bir yıl önce 23 Ekim 2011'de Van'da yaşanmıştır. Van depremi 644 yurttaşımızın yaşamına mal olmuş, evler yıkılmış, kış şartlarına denk geldiği için yüz binlerce insan başka şehirlere göç etmiş, insanların barınabilecekleri mekânlar kalmamıştır.

Van Depreminin ardından ortaya çıkan yaraların sarılması için ellerindeki sınırlı kaynaklarla hizmet üretmeye çalışan belediyelerimiz Hükûmet tarafından engellenmek istenmiştir. Ayrıca, merkezî Hükûmet temsilcileri BDP'li Van yerel yönetimleriyle ilişkisini sınırlı tutarak halka hizmetten çok BDP'li belediyelerin işlevsiz kılınmasını amaçlamıştır. Hükûmet, deprem gibi doğal bir felakette bile sahip olduğu dışlayıcı bakış açısını bir kenara bırakmamıştır. Van'a özellikle üniversite öğrencilerinin gönderdiği yardımlar, gözaltı, tutuklama ve bir kriminalizasyon süreci olarak önlerine çıkarılmış, Van halkına yönelik ırkçı söylemlerde bulunan, hizmet ve yardımları engelleyen sivil ve kamu kesimleri deyim yerindeyse yaptıklarıyla kalmışlardır. Türk Kızılayı ise Van depremzedeleri için gerekli yardımları yapmada yetersiz kalmasına rağmen, Suriye'den göç eden Suriye vatandaşlarına konteyner kentleri zaman geçirmeksizin kurarak, akıllarda yeni soru işaretlerine sebep olmuştur.

Bu olumsuz tabloya rağmen Türkiye halklarının sessiz çoğunluğu seferber olmuş ve Van halkıyla elinden geldiğince dayanışma içine girmiştir. 1999 Marmara depreminin ardından toplanan vergilerin AKP Hükûmeti tarafından duble yollara harcandığının ortaya çıkmasına rağmen, Van için toplanan yardımların nerelere akıtıldığı henüz bilinmemektedir.

Yaşanan bu tabloda, yüz binlerle ifade edilen göç meydana gelmiş, Van hayalet kent olma yolunda ilerlemiştir. Van'da kalanlar kış şartlarında, çadırlarda, derme çatma kulübelerde, samanlıklarda ya da naylondan yaptıkları çadır benzeri yapılarda hayatlarını sürdürmeye çalışmıştır. Böyle bir ortamda soğuktan donan bebekler, çıkan yangından hayatını yitirenler olmuştur.

Yerel yönetimlerimizin dayanışması ve ürettiği hizmetler sonucu yaraların sarılmasıyla beraber, depremin ardından kentin Belediye Başkanı Bekir Kaya cezaevine atılmış, kent âdeta cezalandırılmıştır. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Van'a yaptığı ziyarette, Vanlıların kendilerine oy vermesi gerektiğini söyleyerek, insanları âdeta tehdit ederek Hükûmetin asıl amacının siyasi rant olduğunu ortaya koymuştur.

Depremden uzunca zaman sonra yapılan 70 metrekarelik konutlar 70 bin TL'ye satılarak depremzede bir halk üzerinden TOKİ ve müteahhitler zenginleştirilmeye çalışılmakta, depremin üzerinden ikinci kış gelmesine rağmen hâlâ yaraların sarılması noktasında doğru yaklaşımlar ve politikalar ortaya konulamamaktadır. Van'da konut sorunu, altyapı sorunu, okulların durumu, sağlık hizmetlerinde yetersizlik hâlâ devam etmektedir. Bu bağlamda, depremin ardından geçen bir yıllık sürede Van halkının yaşadığı sorunların, Hükûmetin kriminalize edici uygulamalarının, Van halkına yapılan yardımların nerelere kanalize edildiğinin belirlenmesi ve var olan yaraların bir an önce sarılmasının önünün açılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz.

2.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, nefret suçlarını önlemek amacıyla dünyadaki mevcut yasaların ve Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için yapılması gereken düzenlemelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1156)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de nefret suçlarına dair istatistiki verilerin oluşturulması için gerekli çalışmanın yürütülmesi, nefret suçuna maruz kalan kesimlerin özellikle tespit edilmesi, nefret suçlarını önlemek amacıyla dünyadaki mevcut yasaların karşılaştırmalı olarak incelenmesi, Türkiye'de nefret suçlarının önlenmesi için acil olarak yapılması gereken düzenlemelerin tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Sebahat Tuncel                                                    (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe

Türkiye'de giderek artan militarist ve milliyetçi ortam, nefret söyleminin yoğun olarak karşımıza çıkmasına ve nefret suçlarının artmasına neden olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10’uncu maddesi herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 3’üncü maddesi de adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesini koruma altına almakta, 76’ncı maddesi soykırım suçunu yasaklamakta, 122’nci maddesi ayrımcılığı, 216’ncı maddesi ise halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılamayı suç saymaktadır. Bu Anayasa ve kanun maddelerine rağmen şu ana kadar hiç kimse ırkçılık veya ayrımcılık yaptığı ya da nefret suçu işlediği için yargılanmamıştır. Aksine, nefret suçlarını önlemeye çalışan akademisyenler ve insan hakları savunucularına yönelik kullanılmaktadır. Türkiye'de nefret suçları, uzun süredir devam eden, trans bireylere yönelik nefret cinayetleriyle gündemde durmaktadır. Ancak bunun dışında, farklı etnik kimliğinden ya da inancından, kültüründen ve bulunduğu sınıftan dolayı saldırıya uğrayan, darp edilen, ayrımcılığa maruz kalan pek çok kişi bulunmaktadır. Yasal düzeyde ise mevcut yasalar açık bir şekilde nefret suçlarını yasaklamamaktadır. Mevcut yasal düzenlemeler eksik olduğu kadar teknik açıdan da sorunludur. Mevcut yasal düzenlemeler keyfî uygulamalara son derece açıktır ve kötüye kullanılabilecek niteliktedir.

Türkiye, nefret suçları konusunda kapsamlı bir tanım yapan AGİT üyesi 56 ülkeden, yasal düzenlemenin olmadığı 22 ülke arasında bulunmaktadır. Üstelik, Türkiye bu alanda istatistiki bilgi derleme yükümlülüğünü yerine getirmediği için de kategorilere göre işlenen nefret suçları tam olarak bilinememektedir. Bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının medya ve davalardan çıkardıkları bilgilere göre en yoğun olarak nefret suçunun işlendiği kategoriler, din ve inanç, etnik köken, cinsel yönelim ya da cinsel kimlik ve diğer diyebileceğimiz farklı alanları içeren kategorilerdir. Çok kültürlü ve kimlikli bir yapıya sahip olmasına rağmen Kürtlere, Araplara, Alevilere, translara, çingenelere ve pek çok farklı gruba yönelik nefret suçları yoğunlukla işlenmektedir. Sonuç olarak, Sünni, Türk ve erkek olmayan herkes ayrımcılığa maruz kalmakta ve nefret suçlarına maruz kalmaktadır.

Türkiye’de mevcut yasal düzenlemelerde ayrı bir nefret suçları yasası olmadığı gibi, bu konuyla ilgili tek madde olan TCK 216’ncı madde ise hiçbir zaman nefret suçlarını önleyici olarak uygulanmamıştır. Bu, tam tersine, devlete karşı herhangi bir tehdidi, sanki devletin milletine karşıymış gibi gösterip fikir beyan edenleri cezalandırmak için kullanılmıştır. Tüm bu eksik noktalar göz önünde bulundurularak Türkiye’de nefret suçlarına dair istatistiki verilerin oluşturulması için gerekli çalışmanın yürütülmesi, nefret suçuna maruz kalan kesimlerin tespit edilmesi, nefret suçlarını önlemek amacıyla dünyada mevcut yasalar incelenerek karşılaştırmaların yapılması, Türkiye’de nefret suçlarının önlenmesi için acil olarak yapılması gereken düzenlemelerin tespit edilmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, 6085 sayılı Sayıştay Yasası’yla kamu kurumlarının denetiminin önemli ölçüde ortadan kaldırılmasının sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için özeti (10/1157) (*)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yeni Sayıştay yasasıyla askerî harcamaların denetimlerinin yetersiz oluşu ve bu harcamaların denetimsizliğinin sonuçlarıyla ilgili olarak Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Altan Tan                                                             (Diyarbakır)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

 

Gerekçe Özeti:

Demokrasilerde Meclisin en önemli görevlerinden biri, vatandaşlardan toplanan vergilerle gerçekleştirilen kamu hizmetlerinin doğru amaçlar için kullanılmasını sağlamaktır. Kamu harcamalarını, Meclis adına denetleme görevi ise Sayıştaylara verilmiştir.

Sayıştayın denetimini yapmakla yükümlü olduğu kamu kurumları arasında askerî kurum ve kuruluşlar da yer almaktadır. Güvenlik ve savunma sektörünü oluşturan asker ve kolluk kuvvetlerinin sivil denetiminin sağlanması, demokratikleşme sürecinin sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yeterince şeffaf olmayarak yolsuzluk iddialarına açık hâle gelen savunma harcamaları, güvenlik sektörü kurumlarının etkinliğini ve verimliliğini düşürecek bu kurumların güvenilirliğini de azaltacaktır. Tüm bunlara karşın Sayıştayın askerî harcamalara ilişkin denetimi, denetimini yaptığı diğer kamu kuruluşlarından farklı olarak oldukça sınırlandırılmıştır.

Askerî harcamaların şeffaf ve hesap verilebilir olması, aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyelik müzakereleri çerçevesinde yerine getirmesi gereken demokratik kriterler arasında da yer almaktadır.

Ülkemizde savunmaya ayrılan kaynaklara baktığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: Bütçe içi ve bütçe dışı kaynaklar. Bütçe içi kaynaklar, Maliye Bakanlığı bütçe verilerinde savunma hizmetleri kalemi olarak geçer.

Millî Savunma Bakanlığı bütçesi, bütçe içi savunma harcamalarının yaklaşık yüzde 80'ini oluşturmaktadır. Maliye Bakanlığındaki Millî Savunma Bakanlığı bütçesini, Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerine ayrılan ödenekler oluşturmakla birlikte, bu ödenekler mali yılı bütçe tablolarında ayrı ayrı gösterilmemektedir. Bütçe içi savunma harcamaları kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetlerine Millî Savunma Bakanlığı üzerinden tahsis edilen ödeneklere ek olarak önemli bir kısmı henüz denetlenemeyen bütçe dışı kaynaklar da bulunmaktadır. Bu kaynaklar arasında Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ve bu vakfın hissedarı olduğu 18 askerî firma, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve silah tedariki için alınan dış askerî krediler gibi kalemler bulunmaktadır. Kısıtlayıcı yasa hükümleri nedeniyle yıllar boyunca denetlenemeyen askerî harcamalar, ülke ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Askerî harcamaların bütçe içindeki yerini anlatmak için son mali bütçe yasasına göz atılmalıdır. Buna göre, Aralık 2011'de TBMM'de kabul edilen 2012 Bütçe Yasası’na göre ülkenin güvenlik ve asayişinden sorumlu olan kurum ve bakanlıklara aktarılan kaynak, yaklaşık 39 milyar TL ile bütçenin yüzde 11,1'ini oluşturmaktadır.

2012 yılı bütçesinde en fazla ödeneğin ayrıldığı bakanlıklardan biri Millî Savunma Bakanlığıdır. "Terörle mücadele" adı altında bugüne kadar savunma ve güvenlik için ayrılan kaynaklar net olarak bilinmemekle birlikte, zaman zaman yapılan açıklamalar harcanan paraların çok yüksek boyutlarda olduğunu göstermektedir. Son olarak AKP, 6085 sayılı Sayıştay Yasası'nın 35’inci maddesinde değişiklik öngören kanun teklifini 18 Haziran 2012 tarihinde (2/679) esas numarasıyla TBMM Başkanlığına sunmuştur. Bu teklif, muhalefetten gelen tepkilere rağmen 29 Haziran 2012 tarihinde TBMM'de yasalaşmıştır.

Özetle, Hükûmetin 6085 sayılı yeni Sayıştay Yasası'nda yapmış olduğu bu son değişiklik, kamu kurumlarının Sayıştay tarafından denetiminin etkinliğini önemli ölçüde ortadan kaldırmış, Sayıştayın varlık nedeni olan bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine de darbe indirmiştir. Yapılan değişikliklerle yasada denetçilerin denetim yetkisi demokratik standartlarla artık bağdaşmaz hâle getirilmiştir. Bu nedenle, Sayıştayın fonksiyonlarının uluslararası denetim standartlarına uygun hâle getirilmesini sağlayacak bir düzenlemenin yeni anayasada yer alması daha da önem kazanmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeleri, sırası geldiğinde yapılacaktır.

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN.- Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de 1 üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 8 Aralık 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

A) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/2272) esas numaralı Toplumsal Mutabakat Komisyonu ile Ortak Akıl Heyeti Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/222)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/2272) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Sezgin Tanrıkulu

İstanbul

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen teklif sahibi Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu teklifi Genel Kurulun gündemine getirmemizin nedeni tarihe not düşmek. Çünkü bu kayıtlar burada kalacak ve ileride kim barıştan yana, kim çözümden yana, kim gerçekten de sürecin ve barışın ruhuna uygun bir teklif vermiş inceleyenler anlasınlar diye bugün bu teklifi İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca gündeme aldırdık.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin otuz yıldan daha fazla bir süre bir çatışmayla boğuştuğu bir zaman diliminde, Genel Başkanımız, 6 Haziran 2012 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezini ziyaret ederek dönemin Başbakanı Erdoğan’a bir teklif sundu. Bu teklif, Meclis zemininde bir komisyon kurulması ve bu komisyona bağlı da ortak akıl heyeti kurulması teklifiydi. Ama, bu teklif maalesef anlaşılmadı ve siyasi ranta ve siyasi gündeme kurban edildi. Daha sonra, Genel Başkanımız, 5 Ocak 2013 tarihinde CHP Genel Merkezinde parti meclisi toplantısında barışla ilgili olarak da AKP Hükûmetine ve Genel Başkanına açık çek verdi belli koşullarla. Ancak iki gün sonra bu girişim de AKP tarafından elinin tersiyle itildi. Genel Başkanımız 20 Haziran 2014 tarihinde Diyarbakır’da çözümün nasıl olacağı konusunda da çok esaslı bir manifesto ortaya koydu, bu da dikkate alınmadı. En son olarak da 29 Kasım 2014 tarihinde, keza yine Diyarbakır’da başka bir çerçeveyi de ortaya koyduk. Bugün burada, yürüttüğünüz sürecin yöntem olarak barışı, esaslı bir barışı sağlayamayacağı noktasındaki görüşümüzü dile getirmek amacıyla bu teklifi gündeme getiriyoruz. Eğer gerçekten barışı toplumsallaştırmak istiyorsanız, barışı, kalıcı barışı Türkiyeleştirmek istiyorsanız ve barışı rehin tutmak istemiyorsanız kendi ellerinizde, gelin, bugün, burada eş zamanlı bir süreci Türkiye Büyük Millet Meclisinde başlatabilecek bir zemini yaratalım. Biz, açıkça, Türkiye Büyük Millet Meclisi zeminini barışın kalıcı olması ve toplumsallaştırılması bakımından elzem görüyoruz. Yüzde 60’la barış olmaz. Kamuoyu yoklamalarında yüzde 60 bir destek olduğu söyleniyor ve bu size yetiyor ancak biz de biliyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisinin tabanında büyük bir kırılma var, CHP’lilerin bu sürece desteği var. Eğer gerçekten bu süreci kalıcı hâle getirmek istiyorsak, yüzde 80’lere, 90’lara çıkarmak istiyorsak ve 6, 7, 8 Ekimdeki gibi bir ortamı yaratmak istemiyorsak çözüm süreci Meclis odaklı yürümelidir, eş zamanlı yürümelidir ve Meclisin atayacağı ve seçeceği ortak akıl heyetinin yürüteceği bir zemin olmalıdır. Bu süreç, Adalet ve Kalkınma Partisinin elinde rehin tutulmamalıdır.

“Barış süreci” adı altında ya da “çözüm süreci” adı altında büyük bir algı yönetimi yönetilmeye çalışılıyor. Algı yönetimi yeni Türkiye'nin kavramı. Eskiden bunun adı kandırmaydı, toplumu kandırmaydı; şimdi yeni adı, yeni Türkiye’de, algı süreci oldu. Biz bu algı süreciyle bu sürecin yürüyemeyeceği konusunda düşüncemizi ortaya koyduk ve gerçekten de Türkiye'nin geldiği nokta, Orta Doğu’daki durum, yeni dünya düzenini dikkate aldığımızda, Türkiye'nin, bu sorunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde ve bütün bileşenleriyle ele alıp mümkün olan en büyük bir mutabakatla çözmesi noktasında bir zemini yaratması lazım. Bu imkân elinizde. Ben Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine sesleniyorum, bugüne kadar 8 yasa teklifini İç Tüzük 37’ye göre gündeme getirdim, tümü reddoldu ama bu yeni bir imkân sunuyor. Bu imkânı değerlendirmenizin Türkiye'nin kalıcı barışı için elzem olduğunu düşünüyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir milletvekili adına söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce Genel Başkan Yardımcımızın ifade ettiği kanun teklifi önemlidir, değerlidir. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizin bir kanayan yarasını teşkil eden, doğuda, güneydoğuda pek çok ölümlere ve insan kaybına neden olan Kürt sorunuyla ilgili olarak gerçekçi bir çözümden yanadır. Bu konuda partimizin çok uzun yıllardan beri temel konularda ürettiği fikirler parti programında ve bildirgeler hâlinde yer almıştır. Bu konu, bütün dünyada çatışmasızlık örneklerine baktığınız zaman, iktidarın muhalefete bilgi vermek, onun desteğini almak ve en geniş konsensüsü oluşturmak suretiyle çözülmüştür. İngiltere’ye baktığınız zaman IRA örneğinde, Güney Afrika’ya baktığınız zaman Mandela’da ve dünyanın pek çok yöresinde böyle sorunların, devasa sorunların çözüm merkezi iktidarın ve muhalefetin ortak duygu ve düşüncelerinin bir noktada buluşmasıyla gerçekleşmiştir. Bu konuda biz samimi olarak çok ciddi önerilerimizi ortaya koyduk ve Cumhuriyet Halk Partisi diğer başka ülkelerdeki örneklerde görülmediği kadar da iktidar partisine bir kredi verdiğini, açık destek verdiğini ama belli şartları olduğunu da ifade etmiştir. O şartlarda, Genel Başkanımız iktidar partisine seslenerek “Söz veremeyeceğin angajmanlara girme. Süreci şeffaf yürüt. Kamuoyunu ve özellikle ana muhalefeti bilgilendir.” diyerek belli görüşlerini ifade etmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugün gelinen noktada iktidar partisi Kürt sorununda, kendisinin “çözüm süreci” adını koyduğu bu süreçte ne yazık ki zemini elinden kaçırmıştır. Az önce arkadaşım “iktidar partisinin rehin aldığı” diye ifade etti, ben de bir başka açıdan değerlendirmek istiyorum, iktidarı da rehin alan bir süreçle karşı karşıyayız. Bu süreç şeffaf yürütülmemiştir. AKP’nin pek çok bakanının, milletvekillerinin bilmediği, Mecliste muhatap olarak alınan partinin dahi yetkililerinin bilmediği, yol haritasının ne olduğu konusunda kimsenin bilgi sahibi olmadığı bir durumla karşı karşıyayız. Böyle bir durum söz konusu olamaz.

Türkiye'nin bütün coğrafyasının değişik hassasiyetleri vardır, bu hassasiyetlerin her birinin her parti tarafından dile getirilmesi ve Mecliste büyük bir uzlaşmanın sağlanması gerekmektedir. Meclisin denetiminde ve Meclisin şeffaflığında bu konu çözülebilirse çözülecektir. Yoksa iktidar partisinin yaklaşan seçimlere göre, konjonktürel duruma göre, “Ben çözüm istiyorum.” diye öne çıkıp bu sorunu çözme şansı maalesef yoktur.

Kaldı ki bu sorunu çözmek açısından Türkiye'nin demokrasisini ve insan haklarını da en iyi seviyeye getirmek durumundayız. Oysa bugünlerde iktidar partisinin Meclise ardı ardına getirdiği bütün yasalarla Türkiye’deki demokratik ortam, yargı, emniyet, silahlı kuvvetler, Türkiye’deki insanların demokratik hakları, insan hakları birer birer geriye doğru götürülmek istenmektedir. İşte, birazdan da konuşacağımız yargı paketiyle AKP’nin yargısı, Meclise sevk edilen iç güvenlik paketiyle AKP’nin emniyeti… O paket öyle yasalaşırsa İçişleri Bakanının tayin edeceği il jandarma alay komutanları, bölük komutanlarıyla, AKP’ye yandaş bir jandarma teşkilatıyla siz ülkede demokrasi olacağını mı zannediyorsunuz? Bu süreçler her zaman demokrasinin ve insan haklarının geliştiği iklimlerde çözülebilir. Şimdi, siz insanların elinden bu hakları alacaksınız, “Ben çözüm getiriyorum.” diyeceksiniz; söz konusu dahi olamaz. Türkiye'nin 74 milyon insanının her birinin ayrı ayrı özgürleşmediği, insan haklarından en üst boyutta yararlanmadığı bir dönemde bu sürecin başarıya ulaşma şansı yoktur.

Bu nedenle, verilmiş olan teklifin çok iyi değerlendirilmesi ve Meclis denetiminde bütün partilerin konsensüsüyle yürütülmesi en uygun çözüm yoludur diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.46

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşimin İkinci Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilen bir doğrudan gündeme alma önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı, şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

V.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Millî Savunma Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Şimdi, bazı komisyonlarda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen üyelikler için seçim yapacağız.

Adayları okuyorum:

Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan üyelik için Bursa Milletvekili İsmail Aydın…

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- İçişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

İçişleri Komisyonunda boş bulunan üyelik için Hatay Milletvekili Adem Yeşildal…

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve Isparta Milletvekili Recep Özel ile 52 Milletvekilinin; Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın; 1512 Sayılı Noterlik Kanununun 59. Maddesinde Noterlerin Hastalıkları Hâlinde Yapılacak İşlemlere İlişkin Sorunların Giderilmesi Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile 33 Milletvekilinin; Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay ile 1 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve Isparta Milletvekili Recep Özel ile 52 Milletvekilinin; Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın; 1512 Sayılı Noterlik Kanunun 59. Maddesinde Noterlerin Hastalıkları Halinde Yapılacak İşlemlere İlişkin Sorunların Giderilmesi Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile 33 Milletvekilinin; Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Elazığ Milletvekili Şuay Alpay ile 1 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/2397, 2/2101, 2/2209, 2/2380, 2/2418) (S. Sayısı 655)(X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin, 27/11/2014 tarihli 20’nci Birleşime, ikinci bölümünde yer alan 37’nci maddesi kabul edilmişti.

38’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 38 inci maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan “ders verdikleri günlerde” ibaresinin “ders verdikleri günlerde ders saatleri müddetince” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                              Sırrı Süreyya Önder                             Sebahat Tuncel

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

               Ertuğrul Kürkcü                                     Erol Dora                                       Hasip Kaplan

                      Mersin                                              Mardin                                               Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 38. maddesinin b) bendindeki "başkanın talebi üzerine" ibaresinden sonra gelmek üzere "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

           Dilek Akagün Yılmaz                          Ömer Süha Aldan                                 Turgut Dibek

                        Uşak                                                Muğla                                             Kırklareli

              Ali İhsan Köktürk                                     İsa Gök                                       Ali Rıza Öztürk

                   Zonguldak                                           Mersin                                              Mersin

                  Sinan Aygün

                      Ankara

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 38. maddesinin Anayasaya aykırılık sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                             Kemalettin Yılmaz

                       Konya                                              Kayseri                                       Afyonkarahisar

               Mustafa Kalaycı                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                       Konya                                             Kütahya                                          Kastamonu

BAŞKAN – Komisyon, Anayasa’ya aykırılık önergesine katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu hafta Dünya Engelliler Günü… Engelli kardeşlerimizin önündeki engellerin kaldırılması dileğiyle, onlara hayatlarının kolaylaştırılabileceği bir düzenin sağlanmasını temenni ediyorum.

655 sıra sayılı kanunun 38’inci maddesindeyiz. 38’inci maddeyle, Adalet Akademisinde görev verilecek olan öğretim üyelerine müfredat programı ve ders günleri itibarıyla -bu görevler verildiği takdirde- ilgili kurumlarda görev yapan öğretim üyelerinin izinli sayılacağı hükmü getirilmektedir. Adalet Akademisinde hukukla ilgili dersler görülür ağırlıklı olarak ve genellikle de Yargıtayda veya kürsüde bulunan hâkimler ve savcılar, bu akademide ders veren öğretim üyeleri olarak vazife görürler.

Şimdi, akademi, idari bir organdır, hele hele Akademi Kanunu’nda yapılan son değişiklikle, tamamen Adalet Bakanlığının inisiyatifi dâhiline girmiş bir hâldedir. Yani, Adalet Bakanlığının doğrudan etkisi altında bulunan bir organ hâline gelmiştir.

Burada görev yapacak kişilerin hâkim ve savcı olduğunu varsaydığımız takdirde, yargı yetkisinin elinden alınabilmesi için, ilgili kurumunun izin vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde, hâkimin ve savcının yargı yetkisi, idari bir organın alacağı kararla elinden alınmış olur ki bu, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesini ihlal eder. Bu yönü itibarıyla da hukuk devleti ilkesini ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkesini ihlal eder.

Önergemiz, gayet halisane bir şekilde yargıya müdahale alanlarını kesmek amacıyla verilmiştir. Yarın öbür gün zülfüyâre dokunan bir hâkim ortaya çıktığında -örneğin, 5. İdare Mahkemesinin hâkimleri böyle bir talepte bulunduğu takdirde-, akademide görev verilir ve verilecek bu görev itibarıyla da Adalet Akademisi, müfredat programını ve ders çizelgesini buna göre düzenler, onu 5. İdare Mahkemesindeki işinden uzaklaştırabilmenin yolu açılmış olur.

Dolayısıyla bu, Anayasa’ya aykırıdır. Bu aykırılığın giderilmesinin yegâne mercisi Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Meclisin böyle abesle iştigal eden ve yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ortadan kaldıran bir kanun teklifine onay vermesi, izin vermesi, hukuk devletinde düşünülemez.

Dolayısıyla, yüce Meclisin bu hususu dikkate almasını temenni ediyoruz, önerimize destek vermesini talep ediyoruz. Ancak gelişmeler, o hâle gelmiştir ki, artık Türkiye’de yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını telaffuz etmek bile rutin olaylardan ibarettir. Oysa bu, demokratik değer olarak hukuk devletlerinde korunması gereken en yüce değerdir fakat her gün herkes bir şey söyleyebilmekte.

Bugün de Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin -ismini vermiyor ama- Sayın Başkanına söylemediği laf bırakmamaktadır. Bir gün önce de “Adalet arıyorum.” diye çıkıyor, meydan meydan, kürsü kürsü konuşuyor, asıl, adaleti arayanların nidalarına, çığlıklarına kulaklarını tıkıyor ve adaleti AKP’nin organı hâline getirmek çabalarına, onun inisiyatifinde kurulmuş olan AKP Hükûmeti de yol veriyor.

Değerli arkadaşlarım, gidişat, doğru değildir. Bu gidişata gün geldiğinde güvenli bir liman olarak sığınma mecburiyetinde kalacaksınız. Gelin, öyle bir durum hasıl olduğunda sizin de “Türkiye’de hâkimler var.” diyebileceğiniz bağımsız ve tarafsız bir yargıyı birlikte inşa edelim diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 38. maddesinin b) bendindeki "başkanın talebi üzerine" ibaresinden sonra gelmek üzere "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun görüşü alınarak" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin, özellikle yargı mekanizmasında, yargının teşkilat yapısında, örgüt yapısında sık sık başvurduğu değişiklik aslında iyi bir hukuk arayışından ya da Türkiye’de adaleti sağlama arayışından kaynaklanmıyor, tam tersine, artık oluşturduğu polis devletinin yasalarını yapmaya başlıyor. Aslında hem yargının ilk derece mahkemelerinin yapısında hem de Yargıtay ve Danıştayın yapısında sık sık değişiklik yapma, kural olarak sürdürülemez bir durumdur ama Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, bunu bir alışkanlık hâline getirmiştir ve kural hâline getirmiştir. Burada adalete teslim olma erdemi adaleti teslim alma hedefiyle âdeta devşirilmiştir.

Ve bugün, polis devleti uygulamalarını artık sık sık televizyonlarda izliyoruz. Bugün saat 11.00 gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dikmen kapısında Cumhuriyet Halk Partisi gençlik kolları, düzenledikleri -basın açıklamasına yönelik- protesto gösterilerinde polis müdürlerinin tahriki ve saldırısıyla karşılaşmıştır. Düşünün ki bu ülkenin polisi, vatandaşların Anayasa’da tanımlanan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını kullanmalarını sağlamakla yükümlüdür. Gerek Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nda gerekse de Anayasa’mızda toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak, bir hak olarak tanımlanmıştır. Bu hakkın kullanımını sağlamak da devletin görevidir, adaletin görevidir, başta polisin görevidir. Hele hele o polislerin, polis müdürlerinin bizim gözümüzün önünde gençlere tahrik edercesine saldırmaları kabul edilemez bir durumdur.

Aslında bu, münferit, bağımsız bir olay değildir. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının Türkiye’de kurduğu diktatör yönetimin uygulamalarından sadece birisidir. Bu görüşmekte olduğumuz yargı paketi de aslında her ne kadar “demokratikleşme” adı altında ya da yargının sorunlarını çözme, “yargıyı hızlandırma” adı altında da yapılsa da çok açıkça görülmektedir ki, bunun, güzel bir hukuk arayışından değil, yargıya egemen olma anlayışından olduğunu artık herkes bugün bilmektedir. Hatta bu teklifi getiren arkadaşlar da bunun böyle olduğunu bilmektedirler.

Öyle bir yasa yapma tekniğiyle karşı karşıyayız ki, Sayın Başbakan, bu gelen paketin sekiz saat Bakanlar Kurulunda görüşüldüğünü söylüyor ama bu teklif, tasarı olarak gelmiyor. Eğer sekiz saat Bakanlar Kurulunda görüşülmüş ise, o zaman niye milletvekili arkadaşların imzasıyla bu sunuluyor. Komisyonda gördük arkadaşlar; yani bir yandan ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınmadan komisyonlara getiriliyor, ama öbür yandan komisyonda önergeler, bakanlık bürokratlarının hazırladığı önergeler havada uçuşuyor ve önergelerin açıklanması istenildiğinde, o imzayı koyan arkadaşlarımız bile, çok haklı olarak o önergeleri açıklayamıyorlar ve bakanlık bürokratları, o önergeleri açıklamak zorunda kalıyor. Öncelikle, Meclis Başkanının da dediği gibi, bu yasa yapma konusundaki yol, yöntem ahlaklı değil, bırakın hukuka ve yasaya uygun olmasını, ahlaklı değil.

Değerli arkadaşlarım, demokrasinin nimetlerini kullanarak iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, şimdi, demokrasinin tanıdığı bu imkânlardan yararlanarak demokrasiyi yok etmiştir. Bu ülkede hukuk devleti kurumuştur. Artık “otoriterleşmeye gidiyoruz, polis devleti oluyoruz.” gibi lafların hiçbir geçerliliği yoktur. Türkiye, hukuk devleti olmaktan uzaklaşmıştır. Türkiye, bugün, bir polis devletidir, diktatör bir yönetim vardır bu ülkede. Bu yasalar da diktatör yönetimin kalıcı olması için getirilen yasalardır, fiilî durumu hukukileştirmekten ibarettir.

O nedenle, bu getirilen teklif de böyledir. Adalet Akademisi, zaten, Sayın Faruk Bal’ın da söylediği gibi, Adalet Bakanlığı tarafından yönetilip ve yönlendirilmektedir. Şimdi de buraya bu düzenlemeyi getiriyorlar. O nedenle, önergemizin kabulünü istiyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 38 inci maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan “ders verdikleri günlerde” ibaresinin “ders verdikleri günlerde ders saatleri müddetince” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, yüzde 10 seçim barajını cuntacılar, Kenan Evren koydu. Bu yüzde 10 seçim barajı, o dönem kurdukları bir “horoz partisi” vardı, o, tek başına iktidar olsun diye getirilmişti. Ayrıca, bazı kesimlerin seçilmesinin ve iradesinin Meclise yansımasının engellenmesi öngörülmüştü. Bu süreç içinde otuz dört yıl geçti, bu seçim barajları kaldırılmadı. Adil temsil ve milletin özgür iradesinin önünde bu barajlar durdu.

2007’de biz bağımsız olarak seçimlere girdik ve Meclise gelip grup kurduk. O zaman, hatırlıyorum, bağımsız olarak seçimlere gireceğimiz için, 2002’de Mecliste iki parti vardı -AK PARTİ ve CHP- ikisi hemen birleşip bağımsız oy pusulalarının listede yer alması yönünde bir kanuni düzenleme yapmışlardı ve bizim seçimde uygulanmıştı. Arkasından, 2011’de seçime girdik, bağımsız oy pusulasında bizim adımız, soyadımız dokuz puntoyla, yani okunamayacak, mercekle okunabilecek düzeyde küçük yazılıyordu. Oysaki, şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, 2002 seçimlerinde, yasaklı olduğu için seçimlere girememişti. 2001’de Anayasa’nın 67’nci maddesinin son fıkrasına bir hüküm konmuştu, “Seçimlerden bir yıl önce bu yasalar değiştiği takdirde seçimlerde uygulanmaz.” diye. Bunun ilk istisnasını CHP ve AK PARTİ 2002’de uzlaşarak, Sayın Erdoğan için özel bir yasa yaparak, istisna yaparak Anayasa’ya geçici bir madde olarak koydular. Bu geçici madde, 27/12/2002’deydi ve şöyle yazıyordu: “Anayasa 67’nin son fıkrası, 22’nci Dönem içinde yapılacak ilk ara seçimlerde uygulanmaz.” Bu kadar.

Şimdi biz yüce Meclise şunu söylüyoruz: Gelin, millet için, bu seçim barajlarını kaldıralım. Bu seçim barajlarını kaldırırsak milletin iradesinin özgürce Meclise yansımasını sağlarız. Sıfır baraj olsun, milletvekili olabilecek oyu alan herkes, bu Meclise gelebilsin ve kendisini seçenleri temsil etsin ama anlaşılıyor ki…

Biliyor musunuz arkadaşlar, hırsızlıkların en kötüsü oy hırsızlığıdır. Oy hırsızlığından daha kötü bir hırsızlık yok: Milletin iradesini çalmak. Burada 100 oyla milletvekili olup baraj nedeniyle gelip bu kürsülerde oturan yüzlerce milletvekili gördük. Gelin, bu haksızlığa son verelim. Bu haksızlığa son verirsek milletin iradesinin çalınmasını engellemiş oluruz, 2015’te demokratik bir seçim yapmış oluruz. Bu çağrımız sizedir.

Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dün bir karar verdi, “Alevilere ayrımcılık yapıyorsunuz.” dedi. 21’inci yüzyılda ayrımcılıktan, din, inanç… Bakın, dikkat edin, “cins, ırk, inanç vesaire” diyor, ayrımcılık yasağı var. 10 Aralıkta Dünya İnsan Hakları Günü var.

Evet, “Dinî merkez değildir.” dediğiniz için cemevlerine elektriği parayla veriyorsunuz ama camilere, kiliselere, sinagoglara bedava veriyorsunuz. Bir vakıf başvurmuş ve Türkiye mahkûm oldu. Yakıştı mı şimdi 21’inci yüzyılda inançlar arasında, ayrımcılıktan hele hele milyonlarca yurttaşınızın Alevi olduğu, cemevlerini dinî ibadet yeri olarak gördüğü Türkiye’de mahkûm olmak, vicdanınıza sığıyor mu? Siz bundan memnun musunuz? Türkiye, hâlâ, 21’inci yüzyılda ayrımcılıktan mahkûm oluyor, inanç özgürlüğünden mahkûm oluyor! Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9 ve 14’üncü maddelerinin ihlalinden mahkûm olunan bu ayıbı da, Adalet Bakanlığı artık bakıyor bu işlere, inşallah düzeltir diyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 39. maddesindeki “bir ay” ibaresinin “iki ay” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                          Ömer Süha Aldan                                 Turgut Dibek

                        Uşak                                                Muğla                                             Kırklareli

              Ali İhsan Köktürk                                     İsa Gök                                       Ali Rıza Öztürk

                   Zonguldak                                           Mersin                                              Mersin

                  Sinan Aygün                                    İlhan Cihaner

                      Ankara                                              Denizli

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir; okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 39 uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                              Sırrı Süreyya Önder                             Sebahat Tuncel

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

 

                    Erol Dora                                      Hasip Kaplan                                  Ertuğrul Kürkcü

                      Mardin                                              Şırnak                                               Mersin

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                               Mustafa Kalaycı

                       Konya                                              Kayseri                                              Konya

 

                     Alim Işık                                   Kemalettin Yılmaz                                  Emin Çınar

                     Kütahya                                      Afyonkarahisar                                    Kastamonu

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim bir hemşehrim vardı; adı, Didem Yaylalı’ydı. Hukukçu olmak idealiydi, hâkim olmak da en büyük arzusuydu. Hukuk fakültesini bitirdi, hâkimlik sınavına girdi, kazandı; gerekli eğitimleri aldı, staj yaptı ve hâkim olarak göreve başlamayı beklerken bir türlü göreve başlatılmadı. Sonuç itibarıyla, ağır bir psikolojik baskı altında idealine kavuşamamanın üzüntüsü içerisinde intihar etti. Bu, Türkiye'de AKP Hükûmeti uygulamaları içerisinde insan hayatını tehdit eden hak ihlallerinin en önemli örneklerinden bir tanesiydi. Hak ihlalleri o derecede ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştı ki hakları korumakla görevli hâkimlerin dahi hakları ihlal edilmeye başlanmıştı, hem de özlük hakları.

Değerli arkadaşlar, bunun sebebini, hikmetini hepimiz biliyoruz. Bu, 2010 Anayasa değişikliğiyle yargının kendi içerisinde var olan denge ve denetim araçlarının ortadan kaldırılması ve yargının, beraber yüründüğü günlerde ittifak içerisinde bulunduğunuz bir gruba teslim edilmesiydi. Kendi kendini kontrol etme ve kendi kendini denetleme imkânlarından yoksun olan yargı, elbette ki “dediğim dedik, çaldığım düdük” noktasından hareketle bu hak ihlallerinin bir numaralı mihrakı hâline gelmişti.

Şimdi bu hak ihlallerinden bir tanesini ortadan kaldırmak için bir kişilik kanun çıkarıyorsunuz. Oysa hukukun temel prensibi açıktır ve nettir: Kanunlar, eşitlik ilkesi, genellik ilkesine göre çıkarılır, kişiye mahsus kanun çıkarılamaz. Demek ki siz o derecede hukuk düzenini tahrip etmişsiniz ki siz bile vicdanen o tahrip edilmiş düzen sonunda mağdur olan bir kişiye kanun çıkarma ihtiyacını hissediyorsunuz. Ya gerideki milyonlar, hakkı ihlal edilen milyonlar? Ya size ulaşamayan, “adalet” diye çığlık atanlar, bunlar? Bunlara bir cevap yok.

Değerli arkadaşlarım, işte, gelinen noktada AKP’nin Türkiye’yi getirdiği hâl budur. Bu hâlin üzerine, şimdi, siz, bir suçlu arıyorsunuz, asıl suçlu, kendiniz olmanıza rağmen. Bu konuda yargı düzenini, hukuk düzenini altüst eden 2010 Anayasa değişikliği nedeniyle hesap vermeniz ve kendi kendinizle hesaplaşmanız ve yüzleşmeniz gerekirken suçu başka tarafa atıyorsunuz. Suçu başka tarafa attınız, bununla yetinmiyorsunuz, ona karşı bir istiklal mücadelesi veriyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, istiklal mücadelesi bu kadar basit, istiklal mücadelesi bu kadar kolay, istiklal mücadelesi bu kadar ağza gelindiğinde telaffuz edilebilecek ucuz bir laf mıdır? İstiklal mücadelesi nasıl verildi, Türk milleti biliyor, Kuvayımilliye ruhu nasıl inşa edildi, biliyor. Eğer bir istiklal mücadelesi verecekseniz, Kuvayımilliye ruhuyla inşa edilmiş Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde bugün hâkimiyet paylaşımı talebinde bulunan PKK terör örgütü var. O hâkimiyet unsurunun başlı başına örnek davranışları olarak mahkeme kuruyor, asker alıyor, vergi topluyor, bayrak dikiyor, okul yapıyor; bunların hepsi, hâkimiyet alanıyla ilgili. İstiklal harbi verecekseniz, buna karşı vermeniz lazım.

Dolayısıyla, gittiğiniz, yol değil. Bu yoldan bir an önce dönmenizi tavsiye eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın milletvekilleri, önümüze iki üç tane madde gelecek. Benim önerim, AK PARTİ’nin bütün hukukçu milletvekilleri ön sıraya gelsin. Ön sıraya gelin ve hep beraber bu teklifinizin arkasında ellerinizi kaldırarak durun. Yani sizi davet ediyorum: Buraya gelin, avukatların dosya evrakını incelemesini yasaklayan bu maddeyi önce buradaki avukat milletvekilleri ellerini kaldırarak kabul etsin. Madem, teklifin sahibisiniz, arkasında yiğitçe duracaksınız. Ben açık söylüyorum: Şurada bir fotoğraf verme cesaretiniz varsa öne gelin ve avukatlığı, savunma hakkını, kutsal olan savunma hakkını, kendi mesleğinizi kendi ellerinizle nasıl boğduğunuzun resmini verin. Bu, bizden uyarı size.

Geçen sefer de konuşmuştuk, yine söylüyorum: Siz ya avukatlıktan, mesleğinizden istifa edin ya da el kaldırmayın ya da el kaldırırsanız bunu cesaretle yapın. Tanısın sizi bütün barolarınız, tanısın; bu, bir. Bu, çok vahim bir olay. Çünkü, buradaki teklifin altında, gerçekten, baktığım zaman, avukatlar da var.

Şimdi, bu teklifin altında, kendi kendine yasak koyan milletvekilini ilk defa görüyorum ben. Savunma hakkı sınırlansın, dosya evrakını incelemesin; iddia makamı ile savunma savcı ile avukat eşit olmasın diye, Avrupa Mahkemesi kararına -demin okudum- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne rağmen burada gelip en ön safta oturup kaldırsınlar ellerini, yakışır. Yanlış da olsa duracaksın arkasında ve bunun savunmasını vereceksiniz; bu, bir.

İkincisi: Allah sizi “makul şüpheli” yapmasın. Bakın, önümüzdeki madde makul şüphedir. “Makul şüphe” diye bir duruma Allah sizi düşürmesin, çocuklarınızı düşürmesin, amcalarınızı, dayılarınızı, teyzelerinizi “makul şüpheli” durumuna düşürmesin. O zaman anlarsınız, bir güvenlik görevlisinin, bir jandarmanın, bir polisin ona makul şüpheli gibi davranıp, keyfî olarak alıp, istediği saatte evini basıp, istediği saatte gözaltına alıp, istediği saatte sorgusuz sualsiz getirip, istediği saatte aracını durdurup “Aç kaputu, aç motoru!” deyip üzerini aramasının, motorunu saatlerce aramasının acısını çekeceksiniz; ailecek çekeceksiniz, AKP camiası olarak çekeceksiniz. “Yüzde 50 oy aldık.” diyorsunuz, yüzde 50’ye de çektireceksiniz. Yüzde 50’ye çektirdiğiniz zaman insanlar dönecek size “Siz bu yasaları niçin çıkardınız?” diyecekler, bu bir yanı.

İkinci yanı: El koyma, Hükûmeti eleştiren her vatandaşın mal varlıklarına el koyma olayı. Robespierre giyotin kanununu çıkarmıştı biliyorsunuz, giyotinde kafa uçuyordu. Şimdi IŞİD, DAİŞ var ya, DAİŞ biliyorsunuz bıçak yöntemini getirmiş, onlar giyotin. Kendi çıkardığı giyotin kanununda kendi kafası giyotinde gitti. Bu kanun maddeleri… Dokunulmazlığınız kalkacak, 2015 seçimlerine beş ay kaldı, çok kalmadı, biz de normal vatandaş gibi sokakta yürüyeceksiniz. 300 bin polis, jandarmayla beraber 700 bin, onların içinde de sizin görüşlerinizi beğenmeyen insanlar olabilecek ve sizi şüpheli görecekler. O zaman ne yapacaksınız? “Allah sizi korusun.” diyeceğim ama başınıza geldikten sonra çıkardığınız kanunun size nasıl dolandığını göreceksiniz.

Bu üç dört tane kanunla ilgili… Ben birazdan İstanbul’a gideceğim ama oradan takip edeceğim. Fotoğrafçılara da söylüyorum, lütfen, özellikle hukukçu milletvekillerini el kaldırırken, “Evet” derken çekerseniz sevinirim. Ben, gerçekten bunu barolarınıza götüreceğim, bunu da burada size söylüyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri).-. Karar yeter sayısı…

BAŞKAN.- Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı istenmişti, arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.32

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

655 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesi üzerinde aynı mahiyetteki iki önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağız. Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.43

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

655 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesi üzerinde aynı mahiyetteki iki önergenin yapılan ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 39. maddesindeki “bir ay” ibaresinin “iki ay” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İlhan Cihaner (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İlhan Cihaner, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Cihaner. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN CİHANER (Denizli) – Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Uygulayıcıların bir yasa metnini yorumlarken en çok kullandıkları bir motto, bir kavram vardı: “Yasa koyucu abesle iştigal etmez.” Tabii, özellikle bu dönemde Hükûmetin çıkardığı bir sürü yasayla ilgili bu tespiti yapmamız çok doğru olmayacak ama bu madde niye geldi yani bir abes söz konusu değilse? Bu madde özellikle Adalet Akademisinde örgütlenmiş olan bir yapının yarattığı haksızlıklar nedeniyle bir telafi maddesi. Haksız yere Adalet Akademisi sürecinde başarısız sayılan hâkim, savcılarla ilgili sorunun çözülmesi için. Prensip olarak bu maddeye katılıyoruz ama bu konuda mağdur olanların mağduriyetlerini gidermek için, girecekleri sınava daha iyi hazırlanabilmeleri için bir aylık sürenin iki aya çıkarılmasını istiyoruz.

Ama burada göz ardı edilen bir şey var: Bu süreçten, Hükûmet de en az o Adalet Akademisinde örgütlü olan yapı kadar sorumlu. O nedenle, özellikle Hükûmetin son zamanlarda çok kullandığı bir kavramı gündeme getirmek istiyorum, “özür” kavramını. Bu kadar hâkim, savcıyı mağdur etmişsiniz, bu kadar hâkim, savcı fişlenmiş, hak etmedikleri birtakım cezalara, birtakım soruşturmalara uğramışlar. Hatta Didem Yaylalı arkadaşımız Adalet Akademisindeki fişleme sonucunda mesleğe kabul edilmemiş ve intihar etmek durumunda kalmış. Bunun gibi, Tolga Onur, Nebi Salgınkaya isimleri ilk aklıma gelen isimler.

Örneğin, Adalet Bakanlığı bu isimlerden bir özür dilemek ister mi? Mademki bu kadar çok kullanıyorsunuz bu şeyi, bu kişilerin ailelerinden, kendilerinden, bunlar adına üzülen insanlardan bir özrün çok zorunlu olduğunu düşünüyorum çünkü siyasi sorumluluk sizdeydi. Bunu Fethullah Gülen cemaatine atarak gideremezsiniz, en azından manevi ve siyasi sorumluluğunu.

Tam da bununla ilgili olarak başka bir hususu vurgulamak istiyorum: Adalet Akademisi, fakültede teorik eğitimini alan hâkim, savcıların pratiğe, mesleğe hazırlanmak için girdikleri bir yer. Sınavla giriyorlar ve çıkışında da bir sınav var ve ideali, bu Adalet Akademisinde hâkim, savcıların meslek etiğine, adaletin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin hukuki nosyonu almalarına ilişkin bir eğitime tabi tutulmaları. Ancak Adalet Akademisi, özellikle 2010 referandumundan sonra hâkim, savcıları tek tipleştirmek, memurlaştırmak için âdeta bir torna makinesi olarak kurgulandı ve hâkim, savcılar burada yaşam tarzlarına göre, siyasi görüşlerine göre fişlenir hâle geldi. Tam da bu amaçla, 2011 yılında ilk yapılan sınavda, belki de Türkiye, hatta dünya tarihinde görülmemiş bir şey oldu, sınava giren 314 kişi başarısız sayıldı. Oysa önceki Adalet Bakanlarından birisi tarafından tam da bu olayın sorumlusu olarak kodlanan, “Muaz Bin Cebel” takma adlı bir Yargıtay imamından bahsedildi, tam da bu olayların sorumlusu olan. Ancak bu yapıyla ilgili olarak, ne Adalet Akademisinde ne Yargıtayda ne de Adalet Bakanlığında etkin, adil, hızlı bir soruşturma gerçekleştirilmedi.

Onun için, bu yapılan şeylerin çok bir önemi olmayacağını düşünüyoruz. Eğer gerçekten bir telafi düşünülüyorsa, gerçekten hâkim, savcıların adalet ve hukuk savaşçıları olması isteniyorsa, Adalet Akademisinin bir torna makinesi, âdeta bir güvenlik akademisi gibi değil, hâkim, savcıların bağımsızlığının korunacağı, tam da bunların öğretileceği bir yapıya dönüştürülmesi gerekir.

Gene bununla ilgili olarak, biliyorsunuz, Türkiye’de hâkimler ve savcıların meslek örgütlenmesi önünde çok önemli engeller var. Birkaç gün önce Ankara Valiliği Yargıçlar Sendikasıyla ilgili bir kapatma davası açtı. Oysa, Hükûmet, Avrupa Birliği ilerleme raporunda, Yargıçlar Sendikasına izin verildiğini ve bu sendikanın kurulduğunu bir demokratikleşme adımı olarak ileri sürmüştü. Ancak hâlâ Yargıçlar Sendikası Hükûmet tarafından tanınmış değil, tam tersi, Hükûmetin valisi bir fesih ve yokluk davası açmış durumda. Eğer Adalet Akademisinin o gücü eline geçiren kişilerin kullanacağı bir torna makinesi olmasını istemiyorsak, hâkim, savcıların mutlaka kendi öz örgütlenmelerini, mesleki örgütlenmelerini sağlamak zorundayız. Zaten ILO Sözleşmesi ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesi de hâkim ve savcı sendikasına izin vermektedir. Aksi takdirde bu tarz yasaları daha çok çıkarırız diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

40’ıncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 40. maddesiyle, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrasına eklenen 3. cümlesinde bulunan;

"daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez." ibaresinin; "işbölümü itirazında bulunulamaz, mahkemeler resen bu işbölümü sebebiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez." şeklinde değiştirilmesini arz teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                             Kemalettin Yılmaz

                       Konya                                              Kayseri                                       Afyonkarahisar

               Mustafa Kalaycı                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                       Konya                                             Kütahya                                          Kastamonu

             S. Nevzat Korkmaz

                      Isparta

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 40 ıncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                                Ertuğrul Kürkcü

                        Iğdır                                               İstanbul                                             Mersin

            Sırrı Süreyya Önder                                  Erol Dora                                        Demir Çelik

                     İstanbul                                             Mardin                                                Muş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                               Ali Rıza Öztürk

                    Kırklareli                                             Muğla                                               Mersin

               Candan Yüceer                                 Orhan Düzgün

                     Tekirdağ                                              Tokat

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik. (HDP sıralarından alkışlar)

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Hâkimler Savcılar Yüksek Kuruluna ilişkin kanun değişikliğinin biraz yorumlamaya değer bir konu olduğundan hareketle söz almış bulunmaktayım.

Her şeyden önce yasama, yargı ve yürütme; demokrasinin işlerliği için erklerin bağımsızlığı açısından önemle üzerine titrememiz, sahip çıkmamız gereken konulardır. Yasama toplumun temel ihtiyaçlarının karşılanması için kanun yapıcı gücüne dayanarak yasama faaliyetini yürütürken, yürütmenin yasamanın verdiği görevi yerine getirmeyle, onu icra etmeyle mükellef olmaktan öte bir sorumluluğu yoktur. Ancak, günümüz demokrasisinin bu geçer akçe olan uygulamasına karşın AKP Hükûmetinin on iki yıldır yaptığı ve görünen o ki önümüzdeki dönemlerde de yapmaya çalıştığı, yasama ve yargıyı yürütmeye tabi bir mekanizmaya dönüştürerek yürütmenin hükümranlığına hizmet eden totaliter rejimin alt yapısını, zeminini hazırlamaya çalışıyorlar.

Dün ya da evvelsi gün Anayasa Mahkemesinin yüzde 10 seçim barajına ilişkin önümüzdeki günlerde konunun gündeme geleceğini dile getirmelerine rağmen ilgililerin, bakanların, sıradan AKP milletvekillerinin tepkileri anlaşılmazdır.

Anayasa Mahkemesi ilgili maddenin Anayasa’ya uygunluğunu görüşmek üzere Anayasa’dan aldığı görevi icra etmekle mükelleftir ama onun vereceği kararı tanımayacağından tutun, geçersiz olacağından ileri gelen belirlemeleri kendisine hak gören şahsiyetlerle, siyasetçilerle karşılaştık. Eğer tanımayacaksanız, eğer hükmü yoksa Anayasa Mahkemesi niçin vardır? Anayasa Mahkemesi Hükûmetin üzerinde de değilse, bakanın da üzerinde değilse varlığına niçin katlanıyoruz? Biz demokratik bir hukuk devletinde var olan faaliyetleri yürütmeyi esas mı alıyoruz, iddiamıza rağmen demokrasi dışı antidemokratik uygulamalarla toplumu ceberut, otoriter devlet zihniyetiyle tahakküm altına mı almaya çalışıyoruz?

Görünen o ki Sayın Cumhurbaşkanının başlatageldiği on iki yıllık AKP pratiği giderek antidemokratik uygulamalarıyla diyaloğa, müzakereye açık olması gereken demokrasi geleneğinden uzaklaşan, totaliterizme, sultanlığa soyunan bir konumda kalmıştır. Artık onun gözünde yargının, yasamanın bağımsızlığı, erklerin paralel ve birbirini bütünleyen anlayışı yerine, her şeyin tek kişide, tek merkezde buluştuğu, buluşturulduğu bir anlayış söz konusudur ki bu, ülkemiz için de ülkemizdeki halklar için de toplumumuz için de büyük risktir.

Orada özgürlük olmayacak, barış olmayacak, adalet olmayacak. Adaleti dağıtmakla mükellef olan yargı, ilgili bakanlar tarafından hükümsüz görüldükten sonra vatandaş olarak bizler kime, nasıl güveneceğiz? Mahkemenin kararının hükümsüz olduğu bir ülke demokratik yönetiliyor iddiasına sahip olabilir miyiz? Aynı şeyi biz Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümünde de görüyoruz, Alevi sorununa yaklaşımda da görüyoruz.

Bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bundan bir ay öncesinde, zorunlu din dersiyle ilgili Türkiye’yi mahkûm eden bir açıklamada, bir kararlaştırmada bulunmuştu. Bugün itibarıyla, cemevleri başta olmak üzere, Alevilerin ibadet, inançlarını yerine getirmede devlet tarafından ayrımcılığa tabi tutulduğunu içeren bir kararlaştırmaya vardılar.

On iki yıldır iktidarda, 8 çalıştayla Alevi sorununu çözeceği iddiasında bulunan AKP yeni çalıştaylarla Alevilere umut olmanın, onların sorunlarını çözebileceğine dair umut tazelemenin ötesinde bir adım atmamışlardır. Cemevi Aleviler için ibadetin yerine getirildiği bir mekândır. Onlar da öteki dinler, inançlar, kültürler için birlikte, barış içerisinde yaşamanın olmazsa olmazı noktasında gördükleri değerleri, inançları, kültürel yaşamları için vardır. Devlete düşen, Hükûmete düşen eşit, özgür vatandaş anlayışıyla Alevileri de Kürtleri de kadını da genci de yoksulu da emekçiyi de kucaklamaktır; onların birikmiş tarihsel, siyasal, sosyal sorunlarını çözüme kavuşturmaktır.

Yapılması gereken adaletse bundan öte bir anlamı yok diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekilimiz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeyle ceza yargılama alanında yeni özel yetkili mahkemeler ihdas ediliyor. Aslında, büyük bir gürültüyle kaldırılan özel yetkili mahkemeler, sessizce, tekrar faaliyete geçiriliyor. Her ne kadar ceza yargılama alanında ihtisaslaşma gerekçe gösteriliyor ise de burada ihtisaslaşmanın amaç olmadığı ve mahkemelerin karar oluşturmada gerçekten uygulama birliği içerisinde olmayacağı çok açıktır. Aslında bu düzenlemeye bu açıdan bakıldığında amacın gizli bir şekilde özel yetkili mahkemeler oluşturmak olduğu açıkça bellidir.

Şimdi, biz, daha önce 14/4/2013 tarihli 6460 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesiyle aynı kanunun 5’inci maddesinde bir değişiklik yapmıştık, orada hukuk mahkemeleri arasında bir ihtisaslaşmaya gitmiştik. Örneğin sulh hukuk mahkemeleri kendi içinde, asliye hukuk mahkemeleri kendi içinde, ticaret mahkemeleri kendi içinde, bakmakta oldukları davalar açısından seçilecek dava türleri dikkate alınarak belirli davalara bakmakla görevlendirilmişti. Konuyla ilgili olarak aynı kanunun geçici maddelerinde HSYK’ya altı aylık süre içerisinde düzenleme yapma görevi verilmişti ama bugüne kadar bu konuda herhangi bir düzenleme hâlen yapılmadı. Ceza mahkemeleri açısından o dönem hukuk mahkemeleri yönünden yapılan düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olacağı nedeniyle doğal hâkim ilkesinin zedeleneceği dikkate alınarak bu yönde bir düzenleme yapılmasının uygun olmayacağı değerlendirilmiş ve ceza alanında düzenleme yapılmamıştı.

Şimdi, daha önce sulh ceza hâkimleri ihtisas edilmek suretiyle yargı zaten siyasallaştırıldı, burada getirilen yasayla şimdi de bu siyasallaştırma çabalarının bir başka yansıması olarak ceza muhakemesinin ihtisaslaştırma yolunda yapılması öngörülen bu düzenleme, önceki devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler ve terör mahkemelerinin yeniden ve daha dar bir daire şeklinde düzenlenmesinden başka bir şey değildir.

Değerli milletvekilleri, gerçekten bu tip bir uygulamayla genel bir kanunun içerisine ilave bent veya fıkra eklemek tamamen kanunları dolanma ve bu konuda hileli yollara başvurma amacından başka bir şey değildir. Böylece siyasi aktörler de devre dışı bırakılacak, Anayasa’nın öngördüğü kanunların denetimine ilişkin tüm yollar dolanmış olacaktır. Aslında, bu yargı paketinde yapılmak istenilen değişiklikler ne yargının hızlandırılmasına ilişkin ne de yargıdaki sorunların çözülmesine yöneliktir. Bu bir intikam paketidir.

Daha önce, paralel yapı dediğiniz Fethullah Gülen cemaatiyle birlikte devleti işgal ettiniz, ele geçirdiniz, bir sürü hukuksuzluklar yaptınız. Şimdi, devlet içerisinde kendi elinizle yerleştirdiğiniz, besleyip büyüttüğünüz ve sizin tarafınızdan paralel yapı denilen kişilere karşı, hâkimlere karşı, savcılara karşı, polislere karşı yapmak istediğiniz operasyonun altyapısını oluşturan yasal düzenleme yapıyorsunuz. Bu, bu kadar açık.

Değerli milletvekilleri, aslında intikamla, hasmane duygularla yasal düzenlemeler yapılmaz ve özellikle mahkemelerin –demin de söyledim- teşkilat yapısıyla bu kadar oynamak ve bunu kural hâline getirmek kabul edilebilir bir şey değildir. Bu, teşkilat yasalarındaki düzenlemeler aslında uzun ömürlü olmalıdır ama sizin ihtiyaçlarınız, iktidarın ihtiyaçları her gün değiştiği için bir bakıyorsunuz bugünkü ihtiyaca uygun olarak yaptığı düzenleme yarınki ihtiyacı farklı olduğu zaman taban tabana zıt olabiliyor. Hatta aynı yasa düzenlemelerine, aynı milletvekili arkadaşlarımız imza atabiliyorlar. Yani önce komisyonlarda ne dediklerini, kanun teklifinde neyi öngördüklerini bile dikkate almadan tekrar, onun tamamen zıttı bir teklife imza atabiliyorlar. Ben bunu hukukçu kimliğiyle ve hukukçu ahlakıyla da bağdaştırmadığımı söylüyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 40. Maddesiyle, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrasına eklenen 3. cümlesinde bulunan;

"daireler, iş bölümü gerekçesiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez." İbaresinin; "işbölümü itirazında bulunulamaz, mahkemeler resen bu iş bölümü sebebiyle dosyaları diğer bir daireye gönderemez." şeklinde değiştirilmesini arz teklif ederiz.

S. Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, devlet teşkilatını ne milyar dolarlık bütçeler ne kuvvetli ordular ne de sahip olunan tanklar, toplar, tüfekler ayakta tutar. Elbette, bunlar bir devlet için ve bir devletin yaşaması için önemli şeyler ama devleti ayakta tutan en önemli güç adalettir. Tarihçiler, altı yüz yıl ayakta kalan Osmanlı Devleti’nin en önemli vasfını adalet kurumuna vermiş olduğu öneme bağlarlar.

Vatandaşlarının, devletinin adil olduğuna ve kendisine de hakkaniyetle davranıldığına olan inancı, bir devletin yaşaması için en önemli şeydir. Zaten bu yüzden “Adalet mülkün temelidir.” deniyor. Mülkün yani devletin temeli, sahip olunan milyar dolarlık kaçak saraylar, 200 milyon dolarlık özel uçaklar, milyarlarca liralık makam araçları değildir, devlet bunlarla itibar kazanmaz. Üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya’yı diz çöktüren şaşaa, debdebe değil, Gandhi’nin tevazusudur, herkes için adalet istemesidir. Oda sayısıyla itibar kazanılmış olsaydı değerli arkadaşlar, o zaman sormamız lazım, bin oda yerine niye 2.bin oda yapmadınız?

Sayın Erdoğan da “Adalet istiyorum.” diyor. Âdeta nalıncı keserinin kendisine yontması gibi, herkes adaletsizlik altında inim inim inlerken sessiz kalıyor, 17-25 Aralık tarihinden sonra da sesi yükseliyor ve adalet aklına geliyor.

2010 Anayasa değişikliğini yaparken “Hukukun üstünlüğünü getiriyoruz.” demediniz mi, bunun için milletten oy istemediniz mi? Üzerinden tam dört yıl geçti, bırakın bu iyileştirmeyi sağlamayı, daha da kötü bir sonuç ortaya çıkmadı mı? Sayın Erdoğan “Adalet istiyorum.” derken aslında kendisini şikâyet ediyor, yargıyı ne hâle getirdiğini anlatıyor. Cumhurbaşkanının adaletten şikâyet ettiği bir ülkede sokaktaki vatandaş derdini kime anlatsın? Bu ülkede adalet kurumuna olan güven yüzde 28’lere kadar gerilemişse devletten söz edilebilir mi? Şu anda sokaktaki vatandaşta, maalesef, haklının değil, güçlünün haklı olduğuna dair kuvvetli bir inanç var. Bunun en büyük sebebi, 17-25 Aralık yolsuzluk hadiselerinden sonra Hükûmetin adalet mekanizmasını tahrip eden, mahkemeyi hakir gören, hâkim, savcıya müdahale eden yaklaşımlarıdır.

TÜSİAD’ın iş dünyasında yaptırdığı bir anket var değerli arkadaşlar. Ülkede yolsuzluk ve rüşvet olmadığını düşünenler sadece yüzde 22 yani yüzde 80’i “Ülkede rüşvet de var, yolsuzluk da var.” diyor. İşte AKP’nin yönettiği devletin vatandaş tarafından algısı bu.

Bu ankete göre yolsuzluğa sebep olan nedenlerden birisi de -hakikaten dikkat çekici ve üzüntü verici- yasal mevzuatın uygulanmadığı yönündeki kanaat. Yani, değerli arkadaşlar, insanlar Meclisimize diyor ki: “Sen hangi düzenlemeyi yaparsan yap uygulanmıyor.” Vatandaşın devletin meşru gücüne olan inancı kalmamış. Yani, anlayacağınız değerli arkadaşlar, villalarda sıfırlanan sadece servetler değil, sıfırlanan adalet olmuş.

Bu ankete göre yolsuzluğun en çok ulaştırma sektöründe olduğuna inanılıyor. Vatandaş, hızlı trenler, Marmaray, havaalanları, duble yol inşaatlarının, Marmaray ihalelerinin, ulaşım, iletişim, haberleşme alanındaki satın almaların, özelleştirmelerin temiz olmadığını düşünüyor değerli arkadaşlar, düşünmüyor, hatta bunu görüyor. Yolsuzluğun olduğunu görüyor da niye ihbar etmiyor? Evet, bu da çok ilginç. Çünkü, ihbarın sonuç vermeyeceğini düşünüyor, kimliğinin ifşa edileceğini düşünüyor. Bu gerekçenin meali şu kıymetli arkadaşlarım, vatandaş şöyle diyor: “Balık baştan kokmuş. Tepedekiler temiz değildir ki kimi kime şikâyet edelim? Ne çare ki ipin ucu birilerinin elinde.” Gördünüz mü arkadaşlar? Adaleti katlettiniz, devleti bitirdiniz derken kastettiğimiz tam da bu.

Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakana ve AKP’ye bir kez daha sesleniyoruz: Yargıdan elinizi çekin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

41’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 41. Maddesindeki “makul” ibaresinin “yeterli” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                          Dilek Akagün Yılmaz

                    Kırklareli                                             Muğla                                                Uşak

                      İsa Gök                                       Ali Rıza Öztürk                                  Orhan Düzgün

                      Mersin                                              Mersin                                               Tokat

                                                                        Candan Yüceer

                                                                             Tekirdağ

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 41’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                              Sırrı Süreyya Önder                             Sebahat Tuncel

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

                    Erol Dora                                     Ertuğrul Kürkcü

                      Mardin                                              Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                             Kemalettin Yılmaz

                       Konya                                              Kayseri                                       Afyonkarahisar

                   Emin Çınar                                         Alim Işık                                     Mustafa Kalaycı

                   Kastamonu                                         Kütahya                                              Konya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 41’inci maddesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 41’inci maddesiyle, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116’ncı maddesinde yer alan “somut delillere dayalı şüphe” ibaresinin “makul şüphe” şeklinde değiştirilmesi öngörülmektedir. Böylece, 17- 25 Aralık soruşturması sonrasında Hükûmetçe alelacele yapılan değişiklikten vazgeçilerek önceki hâle geri dönülmüştür. Başka bir söyleyişle, Hükûmet tarafından organize edilen ve yeniden yapılandırılan HSYK ile daha da teminat altına alınan sulh ceza hâkimliklerinin daha kolay bir biçimde arama kararlarını verebilmesinin yasal zemini oluşturulmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye yargı tarihi, yargıçların neleri makul bulabildikleri yönünde müstesna örneklerle dolu iken bu yöndeki bir değişiklik, haklı olarak özel hayatın korunması açısından kaygı yaratmaktadır. Bu kanun değişikliğini daha da ironik kılan ise yasaya “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” ifadesini, bundan daha dokuz ay önce, 21 Şubat 2014’te kabul edilen kanunla yine AK PARTİ Hükûmetinin koymuş olmasıdır.

17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının gündemin başında olduğu dönemde AK PARTİ Hükûmeti yasanın bir önceki hâlinde bulunan “makul şüphe” ifadesini yeterli bulmamış ve arama yetkisini sınırlamak için “somut delile dayalı kuvvetli şüphe” şartını eklemişti. 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmalarının kapatılmış olmasıyla dokuz aylık “somut delil” uygulamasının sonuna geliniyor ve böylece, 21 Şubat öncesine tekrar geri dönüyoruz.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz şubat ayında AK PARTİ Hükûmetince bu konuyla ilgili olarak Meclise sunulan kanun teklifinde şu ifadelere yer verilmişti: “Anayasa’nın 19’uncu maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ceza muhakemesi işlemleri sırasında ihlalinin önlenmesi amacıyla yapılan önemli bir düzenleme de gözaltı, tutuklama, arama ve el koyma gibi koruma tedbirlerine başvurulabilmesi açısından somut delil kriterinin getirilmiş olmasıdır. Bu şekilde, bu koruma tedbirlerine soyut birtakım şüpheler nedeniyle başvurularak kişi hürriyeti ve güvenliği ile mülkiyet hakkının zedelenmesinin önüne geçilecektir. Soruşturma için zorunlu olması hâlinde sadece kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına dayanarak basit bir şüpheyle kişilerin gözaltına alınması uygulamada pek çok mağduriyetlere ve hak ihlallerine yol açabilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 91’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle gözaltına almaya ilişkin kararların verilebilmesi, suçun işlendiğini düşündürebilecek emarelerin yerine suçun işlendiğini gösteren somut delillerin varlığına bağlanmaktadır. Böylece cumhuriyet savcısı, soruşturma için zorunlu olması hâlinde sadece kişinin bir suçu işlediğini düşündürebilecek emarelerin varlığına dayanarak gözaltı kararı veremeyecek, gözaltı kararı verebilmek için bir suçun işlendiğini gösteren somut delillere dayanmak zorunda kalacaktır.”

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz şubat ayında Hükûmetçe verilen kanun teklifinin gerekçesinde bu ifadeler yer almaktaydı. Hükûmet, dokuz ay önce insan hak ve hürriyetlerinin sözüm ona hamisi kesilmiş ancak şimdi geldiğimiz noktada antidemokratik uygulamalara geri dönmekte bir beis görmemiştir. Bu bakımdan, AK PARTİ Hükûmeti, halkta demokrasi ve insan hakları konularında beklenti ve umut yaratıp daha sonra bu umutları ters yüz edecek uygulamalara girişmiştir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, insan hak ve hürriyetlerine ilişkin temel sözleşmeleri imzalayıp onları onaylamış, ayrıca insan hakları ihlallerinin yargısal denetimini öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını tanımış bulunmaktadır. Belirtilen hususlar Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre de iç hukukun doğrudan uyulması zorunlu kuralları hâline gelmiştir. Bu doğrultuda, Hükûmet yönünü antidemokratik uygulamalar yerine, çağdaş, evrensel hukuk normlarına ve uygulamalarına dönmelidir. İmzalamış bulunduğu uluslararası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını göz önünde bulundurarak yasalaşmalara gidilmesi gerektiğini belirtiyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Aldan. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz şubat ayında yaptığımız değişikliğe geri dönüyoruz. O zaman yaptığım konuşmada şöyle bir ibareye yer vermiştim: “Ceza muhakemesinde ‘basit’, ‘makul’, ‘yeterli’ ve ‘kuvvetli şüphe’ kavramları vardır.” Bir örnekle de açıklamıştım: “Polise ihbar gidiyor, bir kadının çantası çalınmış, eşkâli veriliyor çalan kişinin; polis, koltuğunun altında bir nesneyle koşan eşkâle uygun birini buluyor. İlk ihbar basit şüphedir; bu kişiyi polisin görmesi makul şüphedir. Kişi yakalanıyor, yakalandıktan sonra: ‘Filanca teyze çantasını evde unutmuştu, ben bu çantayı ona götürüyordum.’ diyor; bu yeterli şüphedir ama ne zaman ki kişi karakoldaki ifadesinde ‘Evet, ben bu çantayı çaldım.’ diyorsa, o, somut delillere dayalı kuvvetli şüphedir. Dolayısıyla, eğer siz böyle bir anlayışı kabul ederseniz suçla mücadele edemezsiniz.” demiştim.

Keza, şubat ayında, orada aynen vurguladığım konu şuydu: “Suçla mücadele ile bireyin hak ve özgürlüğü arasında her zaman bir denge olmalıdır.” demiştim ama bu türlü karşı çıkışlarımıza rağmen değişiklik yapıldı, şimdi eskiye dönülüyor. Kamuoyunda bu “makul şüphe” tanımlaması oldukça tepki gösterilen bir tanımlama oldu, herkes tepki gösteriyor. Bu noktada “makul şüphe” kavramının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince de kabul edilen bir kavram olmasına rağmen, Türkiye’deki yanlış pek çok uygulamayı da gözeterek bu “makul” ibaresinin “yeterli” olarak değiştirilmesini teklif ediyoruz. Bu, hem aramalarda gereken özenin gösterilmesi açısından önemli hem de suçla mücadele açısından önemli. “Yeterli şüphe” kavramı eğer uygulamada da yerleşirse, bu takdirde Türkiye’de insan hak ve özgürlüklerine dayalı müdahalelerin de önemli derecede önüne geçmiş oluruz. Keza, “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” kavramı uygulamada yine yeterince yerine getirilmemiştir. Bir örnek vermek gerekirse, pek çok polisin evinde sabaha karşı aramalar yapılmıştır, o polislerin yüzde 90’ı şu anda serbesttir, o zaman haklarında somut delillere dayalı kuvvetli bir şüphe yok demektir. Türkiye’de en büyük sorunlarımızdan bir tanesi de uygulamadır. Siyaset, yürütme yargı üzerinde ne kadar etkin olursa o denli şekilde aramalar yapılır ya da yapılmaz. Keza, 25 Aralık döneminde verilen arama kararları geri alınmıştır, “makul şüphe” kavramı ortada olmasına rağmen geri alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu tip yasal düzenlemelerle ilgili hep bu tip konuşmalar yapılırken 17 Aralık, 25 Aralık kavramları dile getiriliyor. Aslında bu düzenlemelerin hiçbiri 17 Aralık için yapılmamıştır. 17 Aralık soruşturmasına tabi tutulanların evi aranmıştır, gözaltına alınmışlardır, tutuklanmışlardır, onlarla bağlantılı olan 4 eski bakan şu anda Yüce Divan kapsamında soruşturmaya tabi tutulmaktadırlar. Aslında, bu yasal düzenlemeler 25 Aralık için yapılmıştır. Doğru koymak lazım her şeyi. 25 Aralık günü verilen arama kararları yerine getirilmemiştir, 1 kişi için yerine getirilmemiştir, 1 kişinin ailesi için yerine getirilmemiştir, 1 kişinin zenginleştirdiği kesim için yerine getirilmemiştir. Bunu çok iyi görmemiz gerekiyor.

İLHAN CİHANER (Denizli) – Kim o?

ÖMER SÜHA ALDAN (Devamla) – Bu darbe marbe değildir. Bu denli yasal düzenlemeyi, bu Meclisin günlerini, aylarını, biz sadece bir kişinin bekası için yaptık, bunu bilelim.

İLHAN CİHANER (Denizli) – Kim o? Merak ediyorum.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – O bir kişiyi tanıyor muyuz?

ÖMER SÜHA ALDAN (Devamla) – O kişiyi hepiniz tanıyorsunuz.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 41 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Emin Çınar (Kastamonu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifinin en önemli maddesine geldik.

Şubat 2014 tarihinde, hukukumuzda var olan ve uluslararası hukukta da var olan tutuklama, arama gibi tedbirlerle ilgili ölçeği ortaya koyan “makul şüphe” kavramını Türkiye terk etti, onun yerine “somut delile dayalı kuvvetli şüphe” kavramına geçti. Ne vardı, ne oldu da böyle oldu? Olan şuydu: 17-25 Aralık operasyonlarında bakanların çocuklarına, çocukların yatak odalarına, ayakkabı kutularına, bavullara, sırt çantalarına sıkıştırılmış milyon dolarlarla ilgili operasyon başladı. Bu operasyon, AKP Hükûmetinin 4 bakanı, onların çocukları ve o dönemin Başbakanına kadar uzanıyordu. Ani bir telaş, büyük bir korkuyla AKP, züccaciye dükkânına girmiş bir fil gibi hukuk düzenini tarumar etmeye başladı. İlk olarak Adli Zabıta Yönetmeliği’ni değiştirdi, doğrudan bakanların, bakan kontrolündeki kişilerin bu dosyalara ulaşması sağlandı; içindeki delillerin ne olduğu belirlendi, muhtemel şüpheliler belirlendi, ondan sonra arkası arkasına operasyonlar geldi. Bu operasyonlardan -isimleriyle sıralamak istiyorum zamanı iyi kullanmak üzere- polisler darmadağın edildi, savcılar darmadağın edildi, hâkimler darmadağın edildi, bunların uygulayacağı hukuk kuralları darmadağın edildi. Ceza Muhakemesi Kanunu değiştirildi, İnternet Kanunu değiştirildi, HSYK Kanunu değiştirildi, torba kanunların içerisine bu operasyonu engelleyecek maddeler konuldu, bu hâlde züccaciye dükkânında kırılmadık dökülmedik bir şey kalmadı. İşte, kırılan dökülenlerden bir tanesi de makul şüpheydi. O zaman niye değiştiriyorsunuz diye sorduk. Cevap makul değildi, makul şüpheyi değiştirmek için verilen cevap makul değildi, çünkü niyet halis değildi. Çünkü amaç, bugünün Sayın Cumhurbaşkanını, onun paralarını sıfırlamakla talimat verdiği oğlunu ve diğer bakanları ve çocuklarını korumaktı. Bunun için de, yargının gerek zabıta olarak gerek savcı ve hâkim olarak elini kolunu bağlayabilmek için kuvvetli şüphenin somut delile dayanmış olması hâlini getirdiler. Bu takdirde hiçbir şeyin olmayacağı belliydi, işte, siz de buraya geldiniz, hiçbir şey olmuyor. Ama sizin amacınız, normal şüphelilere zabıta hiçbir şey yapamıyor, onun için bunu değiştirelim değil.

Şimdi, siz bu operasyonlarla bütün yetkileri elinize aldınız; adli zabıtayı değiştirdiniz, hâkimi, savcıyı değiştirdiniz, kanunları düzenlediniz, yargıyı -ta Danıştayına, Yargıtayına, HSYK’sına kadar- düzenliyorsunuz bu kanunlarla, sulh ceza hâkimliklerini düzenlediniz, buradan sonra da saldıracağınız bir kitle var, Fethullah Gülen cemaati. Fethullah Gülen cemaatine karşı istiklal harbi ilan ediyorsunuz, onlar makul şüpheli hâlde tutulacak ki, sizi koruyan kuvvetli şüphenin somut delille desteklenmiş olması hâlinden yararlanamayacak. Bu hak mı? Bu reva mı? Her kim suç işlemişse adil bir şekilde yargılanma hakkı var, sizin yararlandığınız haktan elbette ki herkes yararlanacak. Sen yararlandın, sırası bitti, testim doldu, bu çeşmeden başka kimse su içemez, böyle bir şey olabilir mi? İşte, bu kanun bu kadar demokratik meşruiyetten yoksundur, bu kadar siyasi ahlaktan yoksundur, insan hak ve hürriyetlerinin AKP elinde ne hâle geldiğini ortaya koymaktadır.

Şimdi, bu mantık içerisinde demokratik meşruiyeti olmayan, siyasi ahlakı olmayan, kişinin özgürlüklerini AKP politikalarına alet eden hâlin yarattığı durum bir tehdittir; tehdit altındaki temel hak ve hürriyetlerdir ve tehdit altındaki demokratik toplum gerekleridir. Bu tehditten koruyabilmek için toplumu ve demokrasiyi bu maddenin yürürlükte kalması gerekmektedir.

Bundan sonraki maddelerde yürürlükte kalacak olan somut delile dayalı kuvvetli şüphenin ölçülerini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

42’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum ve işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 42. Maddesiyle, değiştirilen 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (17) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“17- Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı Ceza Kanunun 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 maddelerinde yazılı suçların cebir ve şiddetle işlenmesi hallerinde”

      Faruk Bal                                    Mustafa Kalaycı                               Yusuf Halaçoğlu

         Konya                                               Konya                                              Kayseri

       Alim Işık                                   Kemallettin Yılmaz                                 Emin Çınar

       Kütahya                                      Afyonkarahisar                                    Kastamonu

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 42 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

  Pervin Buldan                              Sırrı Süreyya Önder                             Sebahat Tuncel

          Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

      Erol Dora                                     Ertuğrul Kürkcü                           Abdullah Levent Tüzel

        Mardin                                              Mersin                                             İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                               Ali Rıza Öztürk

      Kırklareli                                             Muğla                                               Mersin

Candan Yüceer                                 Orhan Düzgün                                   Ali Özgündüz

       Tekirdağ                                              Tokat                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Levent Tüzel.

Buyurun Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, kamuoyunda çokça tartışılan, yargının sorunlarını çözmek üzere iktidarın getirdiği bir yasa teklifini görüşüyoruz. Aslında, tabii, epey bir zamandır, Hükûmetin yargının sorunlarını çözmekten öte kendi sorunlarını çözmek için bu düzenlemeleri getirdiği çok açık. Bildiğiniz gibi, yürüyen düzen, mevcut devlet yapısı, özellikle yargıda ve yüksek yargıda son derece siyasi tartışmaların ve buna bağlı olarak da müdahalelerin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Özellikle, burada bu konuya değinen diğer milletvekili arkadaşların da söylediği gibi, Hükûmet ve kimi bakanlar üzerindeki yolsuzluk iddialarının ayyuka çıkması, burada bu bakanlar hakkındaki yolsuzlukları soruşturmak üzere kurulan komisyonun çalışmalarına dahi yayın yasağı getirilecek şekilde yargıya bir müdahale yapılmış olması karşısında, Hükûmet, çok açık bir şekilde, yargıdaki elini güçlendirmek istiyor ve güçlendirmenin de yolunu hâkim ve savcıların özlük haklarını iyileştirme, tazminat verme, kimlik ve silah benzeri düzenlemeler adı altında böyle bir teklifle karşımıza geliyor. Ama, çok iyi biliyoruz ki esas olan şey, bir taraftan yargıdaki kendi görüşü dışındaki muhalif unsurları tasfiye etmek, onları azınlığa düşürmek ve yüksek yargıda Hükûmet çizgisindeki, anlayıştaki yargı sınıfını güçlendirmek ama diğer taraftan da toplumsal muhalefeti bastırmak, özellikle Gezi’den sonra, hazirandaki halkın öfkesinden, tepkisinden sonra, demokrasi ve özgürlük arayışından sonra, bütün bunları yani sokaklardaki halk hareketini provokasyon ve Hükûmete karşı bir kalkışma olarak değerlendirdikten sonra, bundan sonra sesini çıkartanın, kılını kıpırdatanın, bir sözü olanın derhâl zapturapt altına alınacağı, derdest edileceği bir yargıya ihtiyaç duyuluyor. İşte konuşulan, geçmişte iktidarın ihtiyaç duyduğu makul şüpheyi şimdi sokakları zapturapt altına almak üzere yeniden kuvvetli şüphe kavramından vazgeçmesi, yolsuzluk soruşturmaları döneminde ihtiyaç duyduğu kuvvetli şüphe ve mahkeme kararlarından uzaklaşıp çok kolaylıkla işleri savcılara, sulh ceza mahkemelerine havale edip gözaltıdan tutuklamaya, aramadan teknik takibe, dinlemeden istihbarat faaliyetlerine, her şeyi Hükûmetin istediği gibi bir çizgiye çekmesinin sebebihikmetini burada aramak gerekiyor. Hükûmet, devlet adına işlediği bütün insanlık suçlarından, topluma karşı suçlardan azade kılınmak ve bir koruma mekanizması geliştirmek istiyor. İşte bu yasanın mantığının tümünde olan şey budur. Demokrasiyi kendilerine göre yorumlama ve kendilerine yönelen demokrasi mücadelesini bastırma, başka hiçbir şey değil. Yargıdaki kadro takviyesi yani, avukatlardaki beş yıl şartını aramayıp onu iki yıla düşürmek ve avukatlardan hâkim, savcı sınıfına geçişleri kolaylaştırmak, idari yargıda benzer paralel düzenlemeler yapmak ve bunu darbecilerle, komplocularla, paralel devlet yapılanmalarıyla mücadele olarak sunmak, bu aslında toplumda giderek yükselen, Hükûmetin özellikle yolsuzluk ve yoksulluğu büyüten bu yasaklarla birlikte örtüşmüş bu düzeni korumak adınadır ama hiçbir şey, bütün bu görünen, giderek yükselen muhalefeti ortadan kaldıramayacaktır.

Sizin 1,5 milyar üzerindeki rakamlarla yapmış olduğunuz sultanlık sarayları, başkanlık sarayları halkın gözüne batmaktadır. İnsanlar aç, açık, sefil, yırtık ayakkabılarla… İşte Soma’da 3 bin madenci sokağa atıldı. Hükûmet ne yapıyor? Bütün bu adaletsizlik, bu uçurum, bu dengesizlik olduğu sürece yargıç, savcı sınıfını ne kadar çoğaltırsanız çoğaltın, Yargıtaydaki dairelerinizi ne kadar artırırsanız artırın bu toplumdaki yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara karşı isyan, öfke bitmeyecektir. Bu yasalar, bu yasa teklifleri sizleri temize çıkartmayacaktır diyorum. Ve bu sultanlık rejimlerini, bu başkanlık heveslerini, bu tekçi yönetim anlayışlarını terk etmediğiniz sürece halk güçleri, işçiler, emekçiler size muhalefet etmeye devam edecek diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üzerinde söz aldığım teklifin 42’nci maddesi, taşınmaz hak ve alacaklara el koymayla ilgili bir madde. Ne diyor, ne getiriyorsunuz? Hükûmete karşı darbe girişimi diyelim -halkın anladığı dille- böyle bir suç olduğu zaman bu şüphelilerin taşınmazlarına, deniz, kara, hava ulaşım araçlarına, kıymetli evraklarına, hak ve alacaklarına, kasalarına, mal varlıklarına el konulabilecek. Sizin zaten 17, 25 Aralıkla birlikte Hükûmete bir darbe paranoyanız var, paranoya yaşıyorsunuz. Dolayısıyla, yarın herhangi bir şekilde muhalif bir harekette, efendim, işte “Bu, Hükûmete karşı darbe girişimidir.” Yarın başka bir bakanınız bir yolsuzluğa bulaştığı zaman, onunla ilgili bir soruşturma başladığı zaman “Efendim, Hükûmeti devirmek istiyorlar, Hükûmete karşı darbe girişimidir. Hadi bakalım, soruşturmaya başlıyoruz; mallarına, alacaklarına el koyuyoruz.” Siz, şimdi, bu mantıkla…

Biliyorsunuz, Gezi olaylarında Çarşı Grubu, Hükûmetin yanlış uygulamalarını, Hükûmetin despotik uygulamalarını protesto etmek için halkla birlikte, Türk milletiyle birlikte sokaktaydı, protesto etti. Çarşı’yla ilgili, Hükûmeti devirmeye teşebbüsten iddianame yazıldı. Bu mantıkla, yarın, onu yazan savcı, Çarşı’nın da mal varlığına el koymaya kalkacaktır. Ama sizi uyarıyorum, bu döner, sizi vurur; yarın iktidardan gittiğiniz anda birileri gelir, ondan sonra, sizin cumhuriyete karşı, devletin anayasal düzenine karşı bir yapı, bir örgütlenme içinde olduğunuzu söyler; hepinizin, çocuklarınızın -kızlarınızın çeyizi dahi olsa- mal varlığına el koyar. Bunlar tehlikeli işlerdir, bu işleri yapmayın, kendinize güvenin, şeffaf olun.

Efendim, “paralel yapı” falan filan… Düne kadar besleyip büyüttüğünüz, zenginleştirdiğiniz kişilerin -şu anda aranızda problem çıktığı için- mal varlıklarına, onun medya organlarına, gazetesine el koymak için böyle bir düzenleme getiriyorsunuz. Tehlikelidir. Bu işleri aşın değerli arkadaşlar, kendinize güvenin. Eğer herhangi bir şekilde kendinize güveniyorsanız, yasaya, Anayasa’ya aykırı bir işlem yapmıyorsanız sorun yok, açın her şeyi, şeffaf olarak, bu Türk milletinin önünde, gözü önünde, herkes görsün, suç işleyenin de yanına kâr kalmasın.

Ne demek istiyorum? Şimdi -az önce Sayın Tüzel de dedi- bakanlarla ilgili yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet komisyonunda, Komisyon Başkanının, sizden olan Komisyon Başkanının talebi üzerine mahkeme bir yayın yasağı verdi. Neyi gizliyorsunuz? Yani bu komisyondan çıkan bakanınız kendisi gidiyor, beyanat veriyor, basına konuşuyor. Yani bakanınızın birisi diyor ki: “Bu ‘tape’ler montaj, dublaj.” Öbürü diyor ki: “Yok, kardeşim, benim delilimdir bu ‘tape’ler, ben suç işlemedim.” E, kendisi konuşuyor. Niye gizliyorsunuz? Bu adli tıp raporu “tape”lerin gerçek olduğunu yazdı yani herhangi bir montaj, dublaj, oynama yok. E, bunu mu gizliyorsunuz? Şu anda söylüyorum: Şu anda Meclis TV beni veriyor. Meclis TV’nin yayınını mı kestiniz? Şu anda Meclis TV, TBMM TV bu yasağa aykırı mı hareket etti? Bunun üzerine siz Meclis Başkanına ceza mı keseceksiniz, hakkında soruşturma mı açılacak ya da Meclis TV yetkilileri hakkında? Bu, anlamsız, saçma sapan bir anlayış, bir uygulama.

Korkmayın arkadaşlar yani sizden önce de bakanlar yargılandı, bakanlarla ilgili soruşturma komisyonları kuruldu. Daha önce, biliyorsunuz, basit bir olayda, 600 milyon dolarlık Kanal D’nin Türk Ticaret Bankasına satılması olayıyla ilgili olarak dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından bir telefon görüşmesi yansıdı diye ne oldu? İstifa etti, Hükûmet değişti ve bu olaydan dolayı Meclis Yüce Divana sevk etti. Yani, sadece size değil ki... O zaman kimse yayın yasağı falan demiyordu, bu “tapeler” montaj dublaj falan demiyordu. Bunu dedikçe daha çok batıyorsunuz. Bırakın, alenileşsin. Bir sonraki maddede konuşmama devam edeceğim, bazı somut şeyler söyleyeceğim. Niye kaçıyorsunuz, niye korkuyorsunuz, onu bilmiyorum.

Aslında ben iktidar partisi grubundaki arkadaşlara seslenmek istiyorum: Aslında, arkadaşlar, size haksızlık ediliyor. Sizin orada 9 tane üyeniz var. Ne kadar size bilgi aktarıyorlar bilmiyorum. Sanki yarın 15 kişilik Komisyonun raporunda, deliller olmadığı için Komisyon raporunda, size yarım yamalak bir rapor sunulacak ve siz bu rapora göre karar vermek zorunda kalacaksınız. Hâlbuki sizin istemeniz lazım. Arkadaşlar, getirin, bakalım, ne var ya? Ben milletvekiliyim, yarın oy kullanacağım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - …bu bakanları Yüce Divana göndereyim mi göndermeyim mi? Vicdanen kanaat getirmem için getirin, öğrenelim demeniz lazım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgündüz.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 42. Maddesiyle, değiştirilen 5271 sayılı Kanunun 128 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (17) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“17- Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı Ceza Kanunun 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 maddelerinde yazılı suçların cebir ve şiddetle işlenmesi hallerinde”

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128’inci maddesinde uygulanacak tedbirlerle ilgili katalog suçlara bir madde daha ilave ediliyor. Buna göre, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı Ceza Kanunu’nun şu şu şu maddeleri de katalog kapsamı içerisine girmiştir deniliyor.

Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda olduğu dönemde, herkesin güvenli bir liman olarak sığınabileceği adaletin tehdit hâline dönüştüğünü biraz önceki konuşmamda ifade etmiştim. Bu madde de o tehditlerden bir tanesidir.

Hatırlayın, Başbakanlığı döneminde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a 26 defa suikast girişimiyle soruşturma başlatılmıştır. Sayın Bülent Arınç’a -Çukurambar’da, beş yıl önce- suikast adı altında bir soruşturma başlatılmış ve bu soruşturmalarda birtakım insanlar yerinden yurdundan, yuvasından edilmiş, hakkından hukukundan edilmiş. Sonuç itibarıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde aha bu kadar milletvekili, bu kadar bakan var. Ne oldu bu soruşturmaların sonucu, bilen var mı? Kamuoyuna yansımış bir şey var mı? Yok. Demek ki adalet duygusu “Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanına soruşturma yapılmıştır.” iddiasına mermi olarak kullanılabilecek bir silah hâline getirilmiştir. İşte, bu madde de o silahlardan bir tanesidir. Değerli arkadaşlarım, anayasal düzenin işleyişine karşı suçlarda arama, gözaltına alma, tutuklama gibi tedbirlerin uygulanmasına kim karşı çıkar? Hiç kimse karşı çıkmaz. Ama Çukurambar’da “Sayın Bülent Arınç’a suikast yapılıyor.” iddiasıyla ortaya çıkan “Bir polis ağzına bir kâğıt attı.” diye başlatılan operasyonun sonunda Türkiye Cumhuriyeti devletinin ordusunun mahremine girilmiştir; seferberlik bilgilerinin, en gizli bilgilerinin saklandığı dairesine girilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu gibi bu bilgileri yenilemek, tazelemek durumunda kalmıştır. Peki, bu suçun faillerine ne olmuştur? Bilen, eden yok. Burası Uganda mı? Burası Zimbabve mi? Devletin Başbakanına bir suikast olur da halk bunun sonucundan bilgi sahibi olamaz mı, milletin vekili bilgi sahibi olamaz mı? İşte burada da “Anayasal düzene karşı bir suçtur bu.” denildiği zaman, AKP’nin tehdit hâline gelmiş olan adaletinden vatandaşın temel hak ve hürriyetini muhafaza edebilmek, müdafaa edebilmek için hiç olmazsa buna bir sınır koyalım. O sınırda cebir ve şiddet unsurunu içermesi hâlinde bu uygulansın yoksa nasıl Başbakana, nasıl Başbakan Yardımcısına uyduruk, siyasi manipülasyon, gündem yaratma veya muarızları bertaraf etmek için yapılmış uyduruk operasyonlara bu madde de bir alet olmasın.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla akla, vicdana, hakka, hukuka hitaben bir önerge verdik, makes bulmayacağına, AKP’li vekillerin hepsinin olumsuz oy kullanacağına inanıyorum, biliyorum. Ama, buna rağmen sizin günü geldiğinde bu maddelerle hizaya çekilmek için -belirli bir sürece girdiğinde- sizin buna ihtiyacınız olacaktır. Çünkü bu kadar haksızlığın, bu kadar hukuksuzluğun yapıldığı bir ülkede demokratik bir değer varsa, demokrasi varsa bu haksızlığın, bu hukuksuzluğun hesabı bu dünyada mahkemede verilmesi gerekmektedir. O zaman, gelin, siz, kendinize karşı bir saygınız varsa, hakka, hukuka karşı bir saygınız varsa, vatandaşın temel hak ve hürriyetlerine karşı bir inancınız ve bunlara bir bağlılığınız varsa, ettiğiniz yemine, milletvekili yeminine bir saygınız varsa insanları haksız ithamlarla “Anayasal düzene karşı suç işliyor.” iddiası adı altında gözaltına alınmalarını, evlerinin aranmalarını, tutuklanmalarını, yargılanmalarını engelleyebilmek için böyle bir çerçeveye destek verin diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

43’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup, aykırılıklarına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 43. Maddesiyle, değiştirilen 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendine eklenen (15) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"15. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı Ceza Kanunun 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 maddelerinde yazılı suçların cebir ve şiddetle işlenmesi hallerinde”

                    Faruk Bal                                    Mustafa Kalaycı                               Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               Konya                                              Kayseri

                     Alim Işık                                   Kemalettin Yılmaz                                  Emin Çınar

                     Kütahya                                      Afyonkarahisar                                    Kastamonu

              Mehmet Erdoğan

                       Muğla

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 43 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                             Sırrı Süreyya Önder

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

               Ertuğrul Kürkcü                                     Erol Dora                                       İdris Baluken

                      Mersin                                              Mardin                                               Bingöl

"Madde 43 - 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 135 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması

Madde 135 - (1) (Değişik birinci cümle: 25/5/2005 - 5353/17 md.) Bir suç

dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, mahkeme kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin açık kimliği, adresi, iletişim aracının türü, telefon numarası, iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/17 md.) Ancak, örgütsel faaliyet çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, mahkeme bu süreyi bir kereye mahsus olmak üzere bir ay daha uzatılabilir.

(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, (...) mobil telefonun yeri, mahkeme kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, kişinin açık kimliği, adresi, iletişim aracının türü, telefon numarası, iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bir kereye mahsus olmak üzere bir ay daha uzatabilir.

(5) Bu fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. İşkence (madde 94, 95),

4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

6.        Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

7. Parada sahtecilik (madde 197),

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, dört, beş, altı, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

9. (Ek: 25/5/2005-5353/17 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3),

10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),

11. Rüşvet (madde 252),

12.    Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),

13. Silahlı örgütlere silah sağlama (madde 315),

14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) (Ek: 25/5/2005-5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,

d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin "43. Maddesinin" teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Turgut Dibek                                    Ömer Süha Aldan                               Ali Rıza Öztürk

      Kırklareli                                             Muğla                                               Mersin

Candan Yüceer                                 Orhan Düzgün                                   Ali Özgündüz

       Tekirdağ                                              Tokat                                              İstanbul

Dilek Akagün Yılmaz                               İsa Gök                                      Ali İhsan Köktürk

          Uşak                                                Mersin                                           Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, az önce konuşmam yarım kaldı. Şimdi, 43’üncü madde üzerinde söz aldım. Yine, burada Hükûmete karşı suçlarda şüphelinin telefonunun dinlenmesiyle ilgili bir düzenleme getiriyorsunuz. Fazla bir şey değişmeyecek, bunu söyleyeyim. Yani önemli olan, anlayışın değişmesi. 17, 25 Aralıktaki dinlemeler de bu kanuna göre, meri kanuna göre alınmıştı zaten ama çıkıp “Efendim, bunlar montajdır, dublajdır.” dedikten sonra, kafayı değiştirmedikten sonra bir şeyin değişeceği yok. Bu konuların özellikle iktidar partisi grubu tarafından bilinmesi gerekiyor, aynı zamanda da kamuoyu tarafından.

Değerli arkadaşlar, şimdi, yasaklanan, yayın yasağı konan konuyla ilgili olarak bir başka belge gösteriyorum size. Burada, adam, zaten bu “tape”nin doğru olduğunu söylüyor, soruyorlar “Bu “tapeler” doğru mu?” “Evet.” diyor. “Yani Rıza aramış seni, ‘325 bini Conrad’a götür Bakan Bey’in danışmanı alacak, anket yapacaklar AK PARTİ’ye.’ Bu doğru mu?” “Doğru, evet.” diyor. Nedir bu? Danışman diyor ki: “Kardeşim, Haziran 2011 seçimlerinde Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre Merkezi’nde bir salonda bir şenlik yapıldı, söz verdik yapıyoruz. Bunun için de 325 bin lira bir masraf vardı, işte, bu ajansa verecektik, Rıza bunu gönderdi, ben de aldım, buraya verdim.” Ya, bunları siz şimdi bilmeyecek misiniz yani? Bilmeniz lazım. Kamuoyu bilmeyecek mi? Bilmesi lazım. Yani yalan mı? Rıza Sarraf, işte, meşhur iş adamı, cari açığı kapatıyor ya; nasıl kapatıyor cari açığı? Yani, affınıza sığınıyorum, cariyeyle cari açık kapatıyor. Dubai’den getirdiği, gümrük görevlilerine, 5 bin tonluk gemide 150 bin ton ihracat yapılmış diye damga vursun diye altına kadın gönderiyor, cariyeyle cari açık kapatıyor. Sizin bakanınız da çıkıyor burada “Rıza Sarraf iyi bir adamdır, cari açığı kapattı. Ben de cari açığı kapattım, bu suçsa suçluyum.” Ya, ayıp denen bir şey var yani. Ya, yap kardeşim, cari açığı kapat, ihracat yap, kimse bir şey demiyor, ticaret yap, ülkenin ihracatını artır ama çalma çırpma, rüşvet yeme, madalya verelim yani. Dolayısıyla, bunları bilmeniz lazım.

Değerli arkadaşlar, bunları bilmeniz lazım ki siz yarın -işte 27’sinde bitiyormuş Soruşturma Komisyonunun görevi- burada, buradaki kabinlerde, gireceksiniz vicdani kanaatinize göre oy kullanacaksınız; sadece, Soruşturma Komisyonunun, çoğunluğu sizden olan 9 kişinin, onun sizin önünüze gönderdiği yarım yamalak rapora göre kullanamazsınız. Size söylüyorum, tekrar söylüyorum, bakın, hangi bilgi, belgeyi istiyorsanız ben vereyim, şimdiden inceleyin, bende var arkadaşlar. “Efendim, bu dublajdır, montajdır.” değil. Şu anda Meclis Soruşturma Komisyonunda olan devletin resmî belgeleriyle bire bir, vereyim inceleyin, vicdani kanaatinize göre oy kullanacaksınız. Yasaklamalarla olmaz, bir yere varamazsınız, daha çok şüphe çekersiniz. Ya, birilerinin suçu varsa gönderin kardeşim, gitsin aklansın, yargıdır bunun yeri, burası değil. Meclis Soruşturma Komisyonunun görevi aklama paklama, suç var mı, yok mu tespit değil arkadaşlar, yine uyarıyorum. Sadece, yeterli şüphe var mı, emare var mı suç işlendiğine ilişkin, bunu gördüğü anda göndereceksin kardeşim. Göndereceksin, savunmasını Yüce Divanda yapacak. Yani sen burada karar veremezsin. “Efendim, bu ‘tape’ler usulüne uygundu, değildi, böyle dinlendi, öyle dinlenir.” diyemez Meclis Soruşturma Komisyonu, onu geçin. Emare var mı menfaat teminine ilişkin? Var.

Ya, Allah aşkına, Zafer Çağlayan milletvekili olarak kaçınızın evine misafirliğe geldi söyleyin bana Allah aşkına, sizin Kabinede? Rıza’nın evine misafirliğe gidiyor. Gittiğinde de orada piyanoyu görüyor “Çok güzel bir piyano, aa, ne güzelmiş.” falan… “Öyle mi Sayın Bakanım, beğendiniz mi? Hemen gönderelim bir tane.” Bunları söylüyor, bunlar ifadelerde var, yalan değil ki, bunları biz uydurmuyoruz. Ee, gönderiliyor. 37.500 dolar mıdır, TL midir belli değil, sadece bir taksiti piyanonun. Belki de siz gidip görmüşsünüzdür bu evde.

Arkadaşlar, bunların görülmesi, bunların kamuoyu tarafından da bilinmesi kamu yararınadır. Dolayısıyla bu şekilde kapatırsanız biz buradan, bu kürsüden -millet de dinliyor şu anda bizi- bunları yayımlarız. Yapmayın, etmeyin diyorum, tekrar sizi vicdanınızla baş başa bırakıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 43 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

"Madde 43 - 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması

Madde 135 - (1) (Değişik birinci cümle: 25/5/2005 - 5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, mahkeme kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin açık kimliği, adresi, iletişim aracının türü, telefon numarası, iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/17 md.) Ancak, örgütsel faaliyet çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, mahkeme bu süreyi bir kereye mahsus olmak üzere bir ay daha uzatabilir.

(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, (...) mobil telefonun yeri, mahkeme kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, kişinin açık kimliği, adresi, iletişim aracının türü, telefon numarası, iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bir kereye mahsus olmak üzere bir ay daha uzatabilir.

(5) Bu fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. İşkence (madde 94, 95),

4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

6.        Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

7. Parada sahtecilik (madde 197),

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, dört, beş, altı, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

9. (Ek: 25/5/2005-5353/17 md.) Fuhuş (madde 227, fıkra 3),

10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),

11. Rüşvet (madde 252),

12.    Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),

13. Silahlı örgütlere silah sağlama (madde 315),

14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) (Ek: 25/5/2005-5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,

d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 43’üncü maddede verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Genel Kurula suya sabuna dokunmayan yasalar getirdiğinizde buraya çıkıp eleştiriyoruz, bu yanlışlardan dönmeniz gerektiğini söylüyoruz, siz aynı ısrarı sürekli, her bakanlıkla ilgili yasa tasarısında devam ettiriyorsunuz ama Adalet Bakanlığıyla ilgili bunu yapma hakkını kendinizde görmemeniz lazım. Çünkü, Adalet Bakanlığının görev alanına giren konularda dağ gibi sorunlar var ve bu sorunlar birer birer çözülmeyi bekliyor. Bugüne kadar da siz de her seçim bildirgenizde, her seçim çalışmanızda bu halka “Bunları çözeceğiz.” diye söz verdiniz. Demokratikleşmeyle ilgili, özgürlüklerin genişletilmesiyle ilgili, toplumsal barışın sağlanmasıyla ilgili aslında Adalet Bakanlığının, Adalet Komisyonunun, Genel Kurulun kaybedeceği bir tek dakikası, bir tek saniyesi olmaması gerekirken maalesef, buralarda yine, dediğim gibi, toplumun genel gündemine dokunmayan yasaları getirmeye devam ediyorsunuz.

Bakın bugün Adalet Bakanlığının sorumluluğu altında cezaevlerinde hâlâ hasta insanlar, hasta tutsaklar yaşam hakları gasbedilecek şekilde âdeta ölümle cezalandırılıyorlar, âdeta idam cezasının hücre içerisindeki uygulaması bu Hükûmet tarafından bütün uyarılarımıza rağmen adım adım işletilmeye devam ediliyor. Ayıp denen bir şey var, insanda ya bir ar damarı olur ya biraz vicdan olur ya da çıkar yaptığı vicdansızlığı dürüstçe buradan savunma pozisyonu olur. Siz de hiçbiri yok. “Çözeceğiz.” diyorsunuz, Cumhurbaşkanı “Çözeceğiz.” diyor, Başbakan “Çözeceğiz” diyor, Adalet Bakanıyla defalarca görüştük, “Çözeceğiz” diyor, grupla konuşuyoruz, “Çözeceğiz.” diyorlar, hâlâ insanlar cezaevinde “Ne zaman yaşamımı yitireceğim?” diye dakikalar sayıyorlar. Kanser hastası, midesinde tüple beslenen hasta, felçli olan, sadece yemek yeme dışında hiçbir fonksiyonunu yerine getiremeyen hasta sizin Hükûmetiniz dönemdeki uygulamalarla cezaevlerinde ölümü beklemeye devam ediyor. Böyle bir şey olur mu? Bu sorunu çözmeniz gerekirken siz Adalet Bakanlığıyla ilgili sayısız yasayı buraya getirdiniz. Hasta tutsaklarla ilgili ayıp hâlâ ortada duruyor. Cezaevlerindeki kötü uygulamalar, cezaevlerindeki çıplak aramadan tutalım da yayın yasağına kadar, sürgünlerle ilgili konular, ailelerin yaşadığı mağduriyetler ortada duruyor. Bu Adalet Bakanlığı bunları çözmeyecekse, bu Meclis bunları çözmeyecekse, bunu sorgulamayacaksa buraya getirdiğiniz hiçbir yasanın dürüstlüğü, samimiyeti söz konusu bile olamaz.

Bakın, biz iktidar partisini buradan uyarıyoruz; demokratikleşmeyle ilgili yol temizliği yapacaktınız, demokratikleşmeyle ilgili Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldıracaktınız, basın özgürlüğü, düşünce, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldıracaktınız; niye gündeminizde yok? Niye bu ülkeyi demokratikleştirecek yasa tekliflerini buraya getirmiyorsunuz? Çıkıp bunu halka da söylesenize. Halka oy istemeye giderken “Biz yol temizliği de yapacağız, yeni anayasayı da yapacağız.” diye söz veren siz değil miydiniz? Şimdi, darbe hukukunun, darbe Anayasa’sının, cuntanın getirdiği yasayı, Anayasa’yı savunur pozisyondasınız. En basit örneği seçim barajı. Yüzde 10’luk seçim barajıyla burada hak etmediği hâlde oturan sayısız milletvekili var. Diğer siyasi partilere gitmesi gereken milletvekillikleri bu seçim barajı sayesinde gasbedildi ama hâl⠓Seçim barajını biz getirmedik, cuntacılar getirdi.” diye savunmaya devam ediyorsunuz. Demokratik siyasetin önünü açmanız gerekirken tam tersine demokratik siyasetin önünü kapatan barajları savunmaya devam ediyorsunuz.

Bu anlayışla bu ülkede ne demokrasi olur ne özgürlükler olur ne de adalet olur diyorum. Özellikle hasta tutsaklar ve cezaevlerinde yaşanan sorunlarla ilgili Hükûmeti de bir an önce gerekli yasal düzenlemeleri çıkarmaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 43. Maddesiyle, değiştirilen 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendine eklenen (15) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"15. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı Ceza Kanununun 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 maddelerinde yazılı suçların cebir ve şiddetle işlenmesi hallerinde”

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 655 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 43’üncü maddesinde vermiş olduğumuz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle, önce telefon dinlemelerinin sözde sınırı çizilmektedir. “Sözde sınır” diyorum çünkü burada çizilen sınır adli dinlemelerle ilgilidir. Oysa gerek MİT Kanunu’na göre gerekse diğer önleme mevzuatına göre yapılan dinlemelerde ve istihbari dinlemelerde zaten sınır yoktur. Dolayısıyla burada bu dinlemelerle ilgili olarak söyleyeceğimiz son söz, isteseniz de herkesi dinleyip kaydedemezsiniz. Yüce Mevla, siz de dâhil olmak üzere herkesin yaptıklarını eksiksiz kaydediyor, zamanı gelince kendi yaptıklarınızı da elbette göreceksiniz. Onun için bu dinleme işinden kendinizi kurtarın.

Yine bu maddeyle, “katalog suç” tabir edilen devletin birliğine, ülkemizin bütünlüğü ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların çerçevesini genişletip cezaları artırıyorsunuz. Devletin birliği, bütünlüğü ile anayasal düzene karşı işlenen suçlardan cebir ve şiddet içerenler ile cebir ve şiddet içermeyenlerin birbirinden ayrılması lazım. Vakit varken burada bu durum düzeltilmelidir. Geldiğimiz noktada burada görüşülen kanunların anlamı ve önemi kalmadı arkadaşlar. Niçin burada görüştüğümüz kanunların önemi kalmadı? Çünkü iktidar ne kanun ne Anayasa ne de mahkeme kararı tanımıyor. Mahkeme iktidarın istemediği bir karar verirse o kararı hükümsüz kılmak için bütün hukuk teorileri ve mantığı yok sayılarak kanun çıkartılıyor. Sonuç olarak mahkeme kararına uyulmuyor. Bu da yetmiyor, Hükûmetin istemediği kararı veren hâkimler, savcılar tayin ediliyor. Mahkemeler iktidarın keyfine göre yeniden dizayn ediliyor. Soruşturmayı yürüten polisler tayin ediliyor. İktidar aynı konuda şubat ayında farklı, aralık ayında farklı düzenlemeleri savunup birbirine taban tabana zıt kanunları burada görüşüp çıkartıyor. Anayasa’ya aykırı olduğunu bile bile HSYK Kanunu’nda ve birçok temel kanunda değişiklikler yapıyorsunuz. Bu uygulamaya niye tevessül ediyorsunuz? Tabii ki hangi kanunun Anayasa’ya aykırı olduğunu bal gibi biliyorsunuz. Ama herkesin bildiği gibi Anayasa Mahkemesinin kararları geriye yürümüyor. Kanunun yayınlanmasından Anayasa Mahkemesi kararının yayınlanmasına kadar geçen sürede birçok müktesep hakkı ortadan kaldıran uygulamaları gerçekleştiriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, “Adalet mülkün temelidir.” Bu mülk sizlerin birtakım yakınlarınızın yatak odalarındaki kasalarında ya da ayakkabı kutularında biriktirdikleri değildir. Bu mülk devlettir, temelleri ile oynaya oynaya çökertmeye çalıştığınız Türkiye Cumhuriyeti’dir. Unutmayın, devletin temellerini yıkarsanız devlet yıkılır, devlet yıkılırsa siz de devletle birlikte yok olursunuz ama tarih sizi hayırla yâd etmez. Hayırla yâd edilmek istiyorsanız devletimizin, milletimizin bekasını sağlayacak adil ve kalıcı kanunlar yapınız. Birilerini korumak için çıkartılan kanunlar kimseye yâr olmaz. Bakınız, Hazreti İmamı Azam’ın kendisine bir gün bir çocuk getiriliyor, çok bal yemesinden şikâyet ediliyor. Diyor ki: “Bunu kırk gün sonra getirin.” İmamı Azam, kırk gün sonra çocukla konuşuyor ve çocuk bu fazla bal yeme alışkanlığından kurtuluyor. Diyorlar ki: “Ya, o gün geldiğinizde niye bu meseleyi çözmediniz de bizi kırk gün sonra tekrar buraya kadar yordun?” Diyor ki: “Yahu, o zaman ben de bal yiyordum. Benim de yaptığım bu işlerden dolayı çocuk üzerinde vereceğim nasihatin etkili olmayacağını düşündüğüm için ben o gün nasihat etmedim. Bu işten vazgeçtikten kırk gün sonra nasihat ettim.” Ve çocuk üzerinde de etkili oluyor.”

Şimdi, arkadaşlar, kanunlara önce siz uyacaksınız, kanunlarla oynamayacaksınız. Bu kanunlarla oynamanın sonu gelmez ve yaptığınız bu her kanunla oynama size de, ülkemize de, milletimize de zarar getirir. Ülkemizin birliği, bütünlüğü için hep birlikte ortak akılla kanunlar üretelim. Bu geçici tedbirlerle bir sonuç alamayız.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

44’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır; okutup işleme alıyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 44 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                             Sırrı Süreyya Önder

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

               Ertuğrul Kürkcü                                     Erol Dora

                      Mersin                                              Mardin

 

"Madde 44- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 140 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Teknik Araçlarla İzleme

MADDE 140- (1) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir. Teknik takip kararında yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin açık kimliği, adresi, teknik aracın türü, kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir.

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (Madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),

3. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188),

4. Parada sahtecilik (Madde 197),

5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, dört, beş, altı, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),

6. (Ek alt bend: 25/05/2005-5353 S.K/19.mad) *1, Fuhuş (Madde 227, fıkra 3),

7. İhaleye fesat karıştırma (Madde 235),

8. Rüşvet (Madde 252),

9. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (Madde 282),

10. Silahlı örgüte silah sağlama (Madde 315),

11. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (Madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),

Suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları.

c) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

d) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü Maddelerinde tanımlanan suçlar.

(2)        Teknik araçlarla izlemeye mahkeme tarafından karar verilir.

(3) Teknik araçlarla izleme kararı en çok üç haftalık süre için verilebilir. Bu süre gerektiğinde bir defaya mahsus olmak üzere bir hafta daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353 S.K/19.mad)

(4) Elde edilen deliller, yukarıda sayılan suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma dışında kullanılamaz; ceza kovuşturması bakımından gerekli olmadığı taktirde Cumhuriyet savcısının gözetiminde derhâl yok edilir.

(5) Bu Madde hükümleri, kişinin konutunda uygulanamaz. "

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 44. Maddesiyle, değiştirilen 5271 sayılı Kanunun 140'ıncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (12) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"12. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı Ceza Kanununun 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 maddelerinde yazılı suçların cebir ve şiddetle işlenmesi hallerinde”

    Faruk Bal                          Yusuf Halaçoğlu                    Kemalettin Yılmaz

       Konya                                   Kayseri                             Afyonkarahisar

Mustafa Kalaycı                           Alim Işık                               Emin Çınar

       Konya                                   Kütahya                               Kastamonu

                                                Reşat Doğru

                                                     Tokat

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin “44. Maddesinin” teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali İhsan Köktürk                      Turgut Dibek                       Ömer Süha Aldan

    Zonguldak                               Kırklareli                                  Muğla

Dilek Akagün Yılmaz                     İsa Gök                             Ali Rıza Öztürk

        Uşak                                     Mersin                                    Mersin

Orhan Düzgün                        Candan Yüceer                          Tufan Köse

       Tokat                                   Tekirdağ                                  Çorum

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Tufan Köse, Çorum Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir AKP klasiğiyle karşı karşıyayız. Altı ay önce değiştirdiğimiz bir kanunu bugün yine altı ay önceki hâline getireceğiz. Nedir bunun gerekçesi?

Bir 17-25 Aralık operasyonları geçti. Bu sizde bir fobi yarattı. O dönemde hemen ne yaptınız? Makul şüpheyi kaldırdınız, somut delillere dayalı kuvvetli şüpheyi getirdiniz. Niye? Soruşturmaları engellemek için. Maalesef bunda da başarılı oldunuz. Bugün iş sizden artık kurtuldu, yeniden kanunu değiştiriyorsunuz ve makul şüpheyi yeterli hâle getiriyorsunuz. Tabii, bunu nasıl yutturacaksınız millete, haziran ayında göreceğiz. Şimdi biz bu maddenin tamamen çıkartılmasını istiyoruz ama hiç olmazsa, tamamını çıkartmayacaksanız bile -çünkü Komisyon ve Hükûmet öyle diyor- bu suç işlemek için örgüt kurmak suçunu katalog suçlardan çıkartırsak eğer, yarın kötü niyetli bir savcının eline bir koz vermemiş oluruz. Bunu değerlendirmenizi istiyorum.

Tabii, Türkiye’nin gündemi hızla değişiyor. Türkiye’nin gündeminde bugün ne var? 19’uncu Eğitim Şûrası Antalya’da toplanmış. Tabii “Niye Antalya’da?” diye de sormak lazım. Biliyorsunuz Millî Eğitim Bakanlığında ismi “Şûra Toplantı Salonu” olan bir de salon var. Bu salon dururken milyonlarca lira masraflarla beş yıldızlı otellerde kimlerin gözünü boyamak istiyorsunuz merak ediyoruz; toplum da, vatandaşlarımız da bunu merak ediyor.

Yine son yıllarda her eğitim şûrası toplanmadan önce bir iktidar yanlısı… Her iktidar yanlısı, işveren yanlısı sendika gibi sarı sendika olan EĞİTİM-BİR SEN sendikası bir açıklama yaptı. Onlar da kendi aralarında bir eğitim ve ahlak şûrası düzenlemişler. demek ki kendilerinde eksik bir şey buluyorlar.

FARUK BAL (Konya) – Hangi ahlak?

TUFAN KÖSE (Devamla) –Hangi ahlak? Çok doğru söylüyorsunuz.

Tabii Millî Eğitim Bakanı burada yok ama sormak istiyorum: Bu Millî Eğitimde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin dışında ya da EĞİTİM-BİR-SEN sendikasının üyelerinin dışında okul müdürü ya da müdür yardımcısı olacak hiç öğretmen yok mu? Tabii bunu da sorgulamak gerekiyor.

Bu Hükûmetin yancısı olan sendika bir şey söylemiş, demiş ki: “Karma eğitime son verilsin. Böyle bir talebimiz var. Şûranın gündeminde yok ama biz Şûrada bunu gündeme getireceğiz.” diye böyle bir karar almışlar. Ne demişler karma eğitime son vermek isterken? Demişler ki:“ Devamsızlık azalacak…” Başarı artacakmış, okulda da şiddet azalacakmış. Var mı bilimsel bir verisi? Yok. Var mı bir bilimsel araştırma? Yok. Hayatın içerisinde ayrı yaşamadığımıza göre okullarda ayrı zaman geçirmeyi hangi mantıkla izah ediyorsunuz acaba? Soruyorum ben AKP’li arkadaşlarıma, Hükûmet yetkililerine.

Yine kadın ve erkeği ta okul çağında birbirlerinden koparacaksak o zaman aynı iş yerlerinde de çalıştırmayalım biz bunları, aynı metroya da bindirmeyelim, otobüse de bindirmeyelim, uçağa da bindirip seyahat ettirmeyelim, Mecliste de oturtturmayalım hep beraber milletvekillerini. Yani niyetiniz ne? Niyet belli; kadınları hep birlikte eve kapatmak, kadınsız bir toplum yaratmak.

Değerli arkadaşlarım, bu toplumu çok böldünüz. Bu toplumu Kürt-Türk diye böldünüz, Alevi-Sünni diye böldünüz, başörtülü başörtüsüz diye böldünüz; hiç olmazsa, cinsiyete dayalı bir bölücülük de yapmayın, bari bunu yapmayın.

Şimdi, Mustafa Kemal Atatürk 1. Eğitim Maarif Kongresi’ni topluyor. Sene 1921 daha, daha cumhuriyet filan ilan edilmemiş. Ve kongreyi açmaya geliyor toplantı salonuna, bakıyor ki kongreyi açarken kadın öğretmenler ile erkek öğretmenleri ayrı oturtmuşlar. Öğretmenler Derneğinin Başkanını çağırıyor, “Siz ne iş yaptınız?” diyor kızgın bir ses tonuyla “Ne iş yaptınız siz?” “Ne yaptık?” falan işte, telaşlanıyorlar. “Siz toplantıya çağırdığınız kadın öğretmenleri niye erkeklerden ayrı oturtuyorsunuz? Kendinize mi güveniniz yok yoksa hanımların iffetine mi güveniniz yok?” Şimdi soruyorum ben AKP’li arkadaşlarıma: Kendimize mi güvenimiz yok yoksa hanım arkadaşlarımıza mı güvenimiz yok da 6 yaşında, 7 yaşında, 8 yaşında, 10 yaşında, 15 yaşındaki kız öğrencilerimizi erkeklerden ayıracağız? Yani bir toplumun yarısını ihmal ederek, onu toplumdan soyutlayarak, kadınları evlerine kapatarak bu ülkeyi nereye götürme şansımız var ilerletme şansımız var mı?

Buradan uyarıyorum, bu Eğitim Şûrası’ndan alınacak kararlar gelecek dört yılımızı, gelecek kırk yılımızı etkileyecektir. Bu konuyu hassasiyetle sizler de takip edin. AKP’nin kadın milletvekillerini özellikle uyarmak istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 44 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                 Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

"Madde 44- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 140 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Teknik Araçlarla İzleme

MADDE 140- (1) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir. Teknik takip kararında yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin açık kimliği, adresi, teknik aracın türü, kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir.

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (Madde 79, 80),

2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),

3. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188),

4. Parada sahtecilik (Madde 197),

5. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, dört, beş, altı, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),

6. (Ek alt bent: 25/05/2005-5353 S.K/19.mad) *1 * Fuhuş (Madde 227, fıkra 3),

7. İhaleye fesat karıştırma (Madde 235),

8. Rüşvet (Madde 252),

9. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (Madde 282),

10. Silahlı örgüte silah sağlama (Madde 315),

11. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (Madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),

Suçları.

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları.

c) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

d) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü Maddelerinde tanımlanan suçlar.

(2)        Teknik araçlarla izlemeye mahkeme tarafından karar verilir.

(3) Teknik araçlarla izleme kararı en çok üç haftalık süre için verilebilir. Bu süre gerektiğinde bir defaya mahsus olmak üzere bir hafta daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353 S.K/19.mad)

(4) Elde edilen deliller, yukarıda sayılan suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma dışında kullanılamaz; ceza kovuşturması bakımından gerekli olmadığı taktirde Cumhuriyet savcısının gözetiminde derhâl yok edilir.

(5) Bu Madde hükümleri, kişinin konutunda uygulanamaz. "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Komisyon katılmıyorlar efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erol Dora Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 655 sıra sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 44'üncü maddesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma maddesini düzenleyen 128’inci maddesine “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” bendi eklenerek anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar yani TCK'nın 309 ve 316'ncı maddeleri bu kapsama dâhil edilmektedir. Böylece, çerçevesi son derece muğlak bir kanun maddesiyle hemen her türlü muhalif, demokratik tepkinin anayasal düzene karşı suç kapsamına sokulmasıyla el koyma tedbirlerinin uygulanmasının yolu açılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinde taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma kararlarının verilmesinde çerçevesi ve sınırları açıkça belirtilmemiş, son derece yoruma açık olan ifadelere ve suç tanımlarına yer verilmesi, Türkiye'de insan hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması ve zayıflatılması yönünde bir adımdır; bu bakımdan kabul edilemez.

Söz konusu TCK 309'uncu maddede yer alan “Anayasa’yı ihlal” ve TCK 312'nci maddede yer alan “Hükûmete karşı suç” üzerinden yapılacak soruşturmalarla, kimi keyfî uygulamaların da işin içine katılmasıyla, iktidarın muhalefet üzerinde yıkıcı ekonomik sonuçlar ortaya çıkarabilecek operasyonel girişimlerine meşru bir zemin kazandırılmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, öncelikle TCK madde 302'de yer alan ve “Cebir ve şiddet şartı içermeyen ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçu kapsamında yer alan bir fiili işleyen kimse” şeklinde tanımlanan suçla birlikte uygulandığı durumlarda, el koyma tedbirinin mevcut yönetime yönelik memnuniyetsizliğini dile getiren neredeyse herkese uygulanabileceği söylenebilir.

Bu düzenlemeyle yurttaşlarca temel hak ve özgürlük taleplerinin dile getirilmesi hakkı bile ortadan kaldırılmak istenmektedir. Öyle ki temel haklar konusunda sesini yükselten kesimler kolaylıkla “Anayasal düzenin işleyişine karşı suç işlemek” adı altında kovuşturmaya uğrayabilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mülkiyet hakkını koruyan en temel ve bağlayıcı hukuki metinlerden biri de Türkiye'nin de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 1’inci Protokolü’nün 1'inci maddesidir. Sözleşmeyle koruma altına alınan mülkiyet hakkı, madde metninden de anlaşılacağı üzere, mutlak yani sınırlanamaz bir hak değildir, sözleşmede öngörülen şartlar çerçevesinde sınırlanabilir. Ancak, sözleşmede, bu sınırlamanın ilk şartı, sınırlamanın esasına ilişkin şart olan "kamu yararı" amacına matuf olmak gerekliliğidir.

“Kamu yararı” geniş bir kavram olmakla birlikte olayın şartlarına göre belirlenmesi gerektiğinden, yasa koyucu olarak devletin ve uygulayıcı olarak mahkemelerin burada tayin edici bir takdir hakkı bulunmaktadır. Ancak, her hâlükârda devlet veya mahkeme bu takdir hakkını bu hakkın özüne zarar vermeyecek biçimde kullanmak zorundadır.

Değerli milletvekilleri, kamu yararı düşüncesiyle mülkiyet hakkı üzerine getirilen kısıtlamaların hakkın özüne zarar verip vermediği ise ancak ve ancak ilgili kanunların son derece titiz bir biçimde hazırlanmasına bağlıdır. Oysa "Anayasal düzenin işleyişine karşı suç işlemek" biçiminde tarif edilen bir cürüm, net bir ifade değildir. Bizatihi bu ifade, iktidarlar karşısında muhaliflerin pasivize edilmesi adına her türlü keyfî uygulamaya kapı aralayacak niteliktedir.

Bu doğrultuda, Türkiye'nin bir an önce özgür ve politik yurttaşlardan korkan ve keyfî uygulamaların yaygınlaştırıldığı katı ve çarpık bir devlet anlayışından vazgeçerek, evrensel demokratik ilkelerin birincil referanslar olarak kabul edildiği demokratik bir cumhuriyete evrilmesi hepimizin asli görevidir diyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 44. maddesiyle değiştirilen 5271 sayılı Kanunun 140'ıncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (12) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"12. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı Ceza Kanununun 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yazılı suçların cebir ve şiddetle işlenmesi hâllerinde”

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 44’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz, uygulamada adaletsiz sonuçlar doğurabilecek tereddütlerin ortadan kaldırılması amacıyla hazırlanmış ve verilmiştir.

Kanun teklifinin 44’üncü maddesiyle “Devlet düzeni ve refleksine yönelik her türlü suç şüphesinde koruma tedbiri alıyoruz.” denilerek arama kararları, el koyma gibi fiilî işlemler yapılabilecektir. Ancak, başlangıçta kanun teklifinin tanımına göre makul, önemli bir değişiklik olarak kabul edilebilir ancak son zamanlarda hukukun partizanca ve temel insan hakları göz ardı edilerek uygulandığı göz önüne alınırsa, el koyma tedbirlerinin sınırları çizilmemiş olduğu için keyfî olarak uygulanırsa, iktidar, muhalifleri üzerinde yıkıcı, ekonomik ve siyasi sonuçlar çıkarabilir. Sonuçta temel hak ve özgürlükler darbe alacak ve büyük bir baskı unsuru da oluşturacaktır.

Son zamanlarda ülkemizde Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimize baktığımızda, devletin bütün kurumlarının nasıl yıprandığını, yok edilmekte olduğunu açık ve sarih bir şekilde görmekteyiz. Terör örgütü bölgeye tam olarak hâkim olmak üzere her türlü çalışmayı yapmaktadır. Yol kesmeler, kimlik kontrolleri, yerini vergi toplamaya, mahkeme kurmaya ve son olarak da terör örgütünce vali atamaya kadar götürmüştür. Ancak, bu olup bitenler, ülkemizin AKP iktidarında nerelere geldiğinin bariz göstergesidir. AKP iktidarı bölücülüğün önünü açmış, terör örgütünün elini güçlendirmiştir. Devlet bütün kurum ve kuruluşlarıyla iflas ettirilmeye doğru gitmektedir ve çalışılmaktadır. Sonuçta o bölgelerdeki ağır travmalardan ülkemiz ilerdeki dönemlerde çok ama çok çekecektir. Kandil ve İmralı’nın ülkeyi yönetir konuma getirilmesinin faturası çok ağır olacaktır. Sonuçta, gelinen noktada kardeşlik değil, düşmanlık yaratılmakta, insanlar birbirlerine hasımca bakmaktadırlar. Ancak, bütün bu olup bitenler karşısında adalet mekanizması sessiz bir bekleyiş içerisindedir. Adalet mekanizması, maalesef, görev yapmamaktadır. Her geçen gün gelen yeni kanun tasarılarıyla da adalet mekanizmasıyla nasıl oynandığını hep beraber görmekteyiz.

Kanun tasarıları aceleyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tam olarak incelenmeden, değerlendirilmeden kanunlaştırılmaktadır. Çıkarılan her kanun içerisine birilerini koruyup kollamak için gizli bölümler konulmaktadır. Kamuoyunun dikkatinden de kaçırılmaya çalışılmaktadır. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları unutturulmaya çalışılmaktadır. Kamuoyu vicdanı rahatsızdır. Bu konuda da yapılan bütün çalışmalar yakinen takip edilmektedir. Özellikle, kurulan komisyon çalışmalarının nerelere gelmiş olduğu ve kamuoyundan bazı şeylerin gizlenmekte olduğu da herkesin gözleri önündedir. Bütün bu olayları kapatmak için de gündem değiştirilmekle ilgili kanun tasarıları kamuoyuna sunulmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki artık kesin olarak ortaya çıkmıştır ki ülkemiz üzerindeki bölünme senaryoları bir bir gerçekleşiyor. İnsanlar üzüntü içerisinde olup biteni yürekleri yanarak takip etmeye çalışıyorlar. Ayrıca, ekonominin ağır bunalımından dolayı halkın alım gücü kalmamış, esnafı, memuru, çiftçisi, emeklisi eziliyor ama hiç kimsenin umurunda değil.

Ülkemizin ekonomik durumu gittikçe ağırlaşıyor. Esnaflar yıllardan beri, süper ve hipermarketler teklifinin Mecliste görüşülüp kanunlaşmasını istiyorlar, kanunlaşsın diyorlar ancak AKP iktidarı bu teklifin de gündeme gelmesini istemiyor. İnsanlar da bunun sonucu olarak ekmek teknelerini kapatmak mecburiyetinde kalıyorlar. Anadolu'da her mahallede, sokakta neredeyse bir süpermarket şubesi bulunuyor. Bunların bir tanesinin açılmasının da 50-60 esnafın dükkanının kapanmasına sebep olduğu, maalesef, göz ardı ediliyor. Esnaf da kaderine küsüyor, psikolojik bunalıma giriyor ve işsizler ordusuna katılıyor.

Bunun yanında, Türkiye KAMUSEN Araştırma Merkezi 2014 Ekim ayına ait asgari geçim endeksi sonuçlarını açıklamıştır. Türkiye İstatistik Kurumundan alınan Ekim 2014 fiyatlarına göre yapılan araştırmada çalışan tek bir kişinin yoksulluk sınırı 2.029 lira olarak hesaplanırken 4 kişilik bir ailenin geçim haddi ise 4.100 lira civarındadır. Yani 4 kişilik bir ailenin ortalama gıda harcamaları toplamı 1.560 liradır. Maalesef, bunları üst üste koyduğumuz zaman özellikle ücretli insanların ne kadar zor bir geçim içerisinde bulunduklarını hep beraber görüyoruz, yani yoksulluk sınırına doğru giden sosyal kesimler.

İşte bütün bunların burada gündeme getirilmesi gerekiyor. Halkın, özellikle çiftçinin, emeklinin her türlü derdinin çözülmesi gerekir diye düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde aynı mahiyette üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 45. Maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                             Sırrı Süreyya Önder

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

               Ertuğrul Kürkcü                                     Erol Dora

                      Mersin                                              Mardin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Faruk Bal                                    Mustafa Kalaycı                               Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               Konya                                              Kayseri

                     Alim Işık                                   Kemalettin Yılmaz                                  Emin Çınar

                     Kütahya                                      Afyonkarahisar                                    Kastamonu

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                               Ali Rıza Öztürk

      Kırklareli                                             Muğla                                               Mersin

Candan Yüceer                                 Orhan Düzgün                             Dilek Akagün Yılmaz

       Tekirdağ                                              Tokat                                                 Uşak

Ali İhsan Köktürk                                     İsa Gök                                          Gürkut Acar

     Zonguldak                                           Mersin                                              Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu maddenin tasarıdan tümüyle çıkartılmasını istiyoruz, çok açık bir nedenle. Burada, kanun teklifinde ifade edildiği şekliyle “müdafinin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alması yetkisi soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise” denilerek son derece geniş bir biçimde ve esasen “siyasi” dediğimiz suçlara ilişkin yargılamalarda avukatların, savunmacıların dosya içeriğine ulaşmalarının yasayla engellenmesi yolu seçilmiştir. Bunun, neresinden bakarsak bakalım, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hükümlerine aykırı olacağı açıktır. Esasen adil yargılanmanın başlıca hareket noktalarından biri olan silahların eşitliği ilkesi burada savcılık yani iddia makamı ve yargıç ile sanık arasındaki eşitliği de ortadan kaldırmaktadır. Bu bakımdan, sanık ve onun müdafi, aynı dosya içeriğinde kendilerine yöneltilen suçlamalar, bu suçlamaların mümkün kanıtları, tanıkları, çeşitli beyanlar, dosyaya girebilecek pek çok belge ve bilgi bakımından bütünüyle bilgisiz bırakılmakta ancak diğer taraf, savcılık makamı yani bu hukuki anlaşmazlıkta taraflardan biri ötekine karşı güçlü, yetkili, hâkim kılınmaktadır. Böyle bir yargılamadan adil bir sonuç çıkması ihtimali neredeyse sıfıra yakındır. Bunun, yargılamanın tehlikeye düşmesi gibi bir usule bağlanması, bir hükme bağlanması da son derece gülünçtür. Yargılamanın tehlikeye düşüp düşmeyeceği eğer suçlanan kişinin kendiyle ilgili bütün bilgi ve belgeleri bilmesi hakkının ortadan kaldırılmasına bağlı olacak ise bu durumda, aslında bir yargılanma yapılmıyor, önceden verilen bir hüküm sanığın yüzüne karşı okunmaya hazırlanıyor ancak sanığın buna itiraz yolları da daha en baştan kapatılıyor demektir.

Hangi çağda yaşadığımızı çok merak ediyorum ve bunu sormak istiyorum. Bu, Orta Çağ’daki sanığın suçsuz olduğunu ispata zorlandığı hukuk anlayışına mı uygundur -ki öyle gözüküyor- yoksa bu, faşist yargılama usullerinin ilkesi olan düşman ceza hukuku ilkesine mi uygundur? Daha çağdaş olduğu için, çağımıza daha yakın olduğu için ikincisine daha uygundur. Esasen devlete karşı işlenmiş suçlarda yargılananların, sanıkların asla bu yargılamadaki eşitlik hükmünden yararlanamayacakları, onların esasen ıslah da olamayacakları, onların bir düşman gibi duvar dibine dizilmesinden, eğer duvar dibine dizilemiyorlarsa derhâl sorgusuz sualsiz kapatılmalarından ibaret bir yargılama ilkesi bu Meclisten geçecek mi? Bunca yıl sonra, doksan yıl boyunca cumhuriyetin bütün kusurlarını tartıştıktan, bugüne kadar geldikten sonra daha 1920’lerde bile olmayan bir hükmü siz buraya koyacak mısınız? Bir yandan Dersim’deki yargısız infazlardan, sorgulamalardan, tedipten, tenkilden söz edeceksiniz, öte yandan da gelip burada, bizim karşımızda bir ceza hukuku ilkesini çiğneyerek esasen bir hukuki soykırım ilkesinin altına imza atmamızı isteyeceksiniz, bu kadarı çok fazla. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin Meclisteki çoğunluğu memleketi halkın rızasına dayanarak yönetmenin yolunu arayıp bulmalıdır. Yoksa onların yapmaya çalıştıklarını bundan önce pek çok diktatör, pek çok zorba, pek çok zalim, pek çok firavun denemiştir ama tarih, firavunlar, diktatörler, zorbalar mezarlığı olarak onların öyküsünü yazmaktadır.

O nedenle, bir an önce bu yoldan geri dönülmesini teklif ediyoruz. Sizden de bunu dikkate almanızı rica ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyeti tekrar saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz madde, yapılan soruşturmalarda gizlilik kararı verilmesiyle ilgili ve gizlilik kararı verilmiş dosyalarda avukatların delillere ulaşma imkânını sınırlandırmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bununla ilgili Şubat 2014 tarihinde bir değişiklik yapılmıştı. Şubat 2014’te yapılan değişikliğe şimdi tekrar geri dönülmektedir. Şubat 2014’te niçin bir değişikliğe ihtiyaç duyulmuştu? Çünkü 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonunda bulunmuş olan deliller, elde edilmiş olan görüntüler ve sanıklarla ilgili olmak üzere bilgilere Adalet ve Kalkınma Partisinin soruşturmaya konu bakanlarının çocuklarının vekilleri, bakanları ulaşamıyordu çünkü gizlilik vardı ve avukatlar o gizlilik kararıyla ulaşamıyordu. O zaman, bunun bertaraf edilmesi gerekirdi. Nitekim, Şubat 2014’te böyle bir bertaraf yapma işlemini AKP Mecliste başardı ve bu delillere ulaştıktan sonra da o delillerin itibarsızlaştırılmasına, suç faillerinin daha iyi savunulabilmelerine imkân sağlayan bir düzenleme yapıldı. Netice itibarıyla, buna paralel olarak, tahkikatı yapan polisler darmadağın edildi, savcıların elinden dosyalar alındı, hâkimler darmadağın edildi; yetmedi, HSYK değiştirildi, temyiz mahkemesi olarak Yargıtay, Danıştay değiştirildi, birtakım torba dosyaların içerisine konulan maddelerle 17-25 Aralık yolsuzluk olayının hukuki sonuçlarından failleri koruyabilmek için düzenlemeler yapıldı ve kendinizin anladığı şekle göre, bu işten sıyırdığınız ortaya çıktı. Nitekim, gerek 17 Aralık operasyonuna gerek 25 Aralık operasyonuna takipsizlik kararını cumhuriyet savcıları verdi. Şimdi, bunları yapan, takipsizlik kararıyla sonuçlanan soruşturmaları yapan ve sizce “Haşhaşi”, “hain” gibi sıfatlarla tanımlanan yargı mensuplarına karşı bir operasyon yapıyorsunuz ve bunun adına da “istiklal mücadelesi” diyorsunuz. İşte, onların bu mücadele içerisinde, elde ettiğiniz delillere ulaşmasını engellemek için de avukatların dosyalara ulaşması, delillere ulaşması, faillerin kim olduğunu bilme hakkını elinden alıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, insanlık tarihi boyunca ortaya çıkan insani değerlerin en önemlisi insan haklarıdır. Bu insan hakları içerisinde de en mübarek ve en mukaddes olanı da insanın kendi kendini savunma hakkıdır. Elbette ki, bu, birtakım teknik bilgilerle donatılmış olan avukatlar veya diğer tanımıyla müdafiler marifetiyle yapılacaktır. Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun, bir örneğe göre, istiklal mücadelesi kapsamı içerisinde vereceğiniz hukuki birtakım mücadeleler içerisinde kıracağınız, dökeceğiniz, paramparça edeceğiniz hukuk düzeni içerisinde bu örneğin yeri nedir?

Değerli arkadaşlarım, bundan beş yıl önce Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’a karşı bir suikast olduğu iddiası ortaya atılmıştır. Bu iddianın neticesinde Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bir operasyon yapılmış, ordunun kalbine birtakım insanlar girmiş ve oradaki bilgi ve delillere ulaşmıştır. Beş yıldır bu dosya gizlidir. Beş yıldır bu dosyanın faillerinin vekilleri delillere ve diğer bilgi ve belgelere ulaşamamıştır ama beş yıldır bu dosya sonuçlanmamıştır.

Şimdi, böyle bir uygulama “Her kim, hangi suçu işlemiş ise cezasını çekmesi gerekir.” düşüncesinin yanı sıra “Hiçbir suç cezasız kalmasın.” düşüncesinin yanı sıra, bu suçlar soruşturulurken “En tabii insan hakkı olan savunma hakkına sonuna kadar riayet edilsin.” düşüncesini nereye koymaktadır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Görülmektedir ki siz adalet değil, adaleti silah olarak kullanıp hasımlarınızla hesaplaşmayı düşünüyorsunuz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Gürkut Acar, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 655 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasıyla ilgili önergemiz üzerinde söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım “Türkiye ileri demokrasiye geçti.” diye birçok söz söyleniyor, özgürlüklerden, hukuktan dem vuruluyor ama yapılan düzenlemelerin tamamı tam tersini işaret ediyor.

Bakınız, basın özgürlüğü yerle bir edildi. Her gün birer, ikişer gazeteci kapıların önlerine konuluyor. Şimdi sıra yandaş gazetecilere geldi, onlar işlerine son verilerek kapının önüne konuluyor.

Değerli arkadaşlarım, ileri demokrasi Meclis televizyonunu vurdu, buradaki konuşmalar gitmesin diye Meclis televizyonunun günde iki üç saat yayın yapması söz konusu, ondan sonrası yok. Onu da, böylece demokrasinin bir parçasını daha orada kaybettik. Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarının çalışmalarına yayın yasağı getirdiniz, bu da bir acayip olay. Kendinden emin insanlar yasakların niye devamını istesin ve arkasına saklansın? “Benim hiçbir kirli işim yok. Canlı yayında her türlü soruyu yanıtlamaya hazırım.” demek çok mu zordur? Bunu diyecek yürek var mı? Yüreğiniz yok, çünkü ortada büyük bir yolsuzluk var. Nitekim bu yolsuzluğun en önemli kanıtları olan o “tape”lerin hepsinin gerçek olduğu da Adli Tıp Kurumu kararıyla ortaya çıkmıştır ama korkuyorsunuz, onu örtbas ediyorsunuz, sürekli halkın gözünden bir şeyleri saklamaya gidiyorsunuz. Şimdi hukuk sistemine yeni değişiklikler getiriyorsunuz. Torba torba yargı paketleri getiriyorsunuz ama bu paketlerden ne özgürlük çıkıyor ne demokrasi çıkıyor ne de hukuk çıkıyor, bol bol yasak çıkıyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Allah Allah!

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Şimdi yasak sırası avukatlara geldi. Avukatlara dosyayı inceleme yasağı getiriyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Öyle bir şey yok.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Bunu da öneren bir avukat maalesef. Tek kelimeyle ayıptır, avukatlara bir hakarettir bu getirdiğiniz madde. Çünkü, bunları kabul etmek mümkün değil.

Herkesin şunu bilmesi gerekiyor: Avukat yoksa adalet de yoktur. Avukatın yetkisi yoksa adalet de yoktur.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – 157’yi aç da oku 157’yi. Madde 157’ye bak!

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Ama burada aşama aşama bir plan yapılıyor. Bundan önceki aşamalarda, gene böyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda değişiklikler getirdiniz. Baktık ki bu değişikliklerin arkasından ordunun tasfiyesi geldi, arkasından yargının tasfiyesi geldi. Şimdi neyin tasfiyesini yapıyorsunuz? Bence demokrasinin, muhalefetin tasfiyesini yapmaya çalışıyorsunuz.

Bakınız, AKP’ye özel mahkemeler kurdunuz yeniden. Nedir bunlar? Sulh ceza mahkemeleri. Tanıdık hâkim, savcıları oralara atadınız. Baktınız ki onlar işlerini iyi yapıyor, soruşturmalarda takipsizlik kararları peş peşe geliyor. Şimdi, ikinci aşamada Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda değişiklikler yaptınız. Şimdi de suçun ve soruşturmanın mevzuatını değiştiriyorsunuz. Aşama aşama, el koyma, gözaltı kolaylaştırılıyor. Üstüne de avukatlara sınırlama getiriyorsunuz. Tam bir kıyım operasyonu hazırlığıdır bu. Özel sulh ceza yargıçları dosyaya ilişkin “Kısıtlıyoruz, inceleyemezsiniz.” diye karar verdiği zaman kamu davası açılıncaya kadar avukatın eli kolu bağlanacak. Aylarca, belki yıllarca sürecek bir süreçte o tutuklamalar geçerli olacak. Yani, eğer dosyada sahte bir belge varsa o sahte belgeyi avukat görmeyecek, hâkim kararıyla gizlenirse o sahte belgeyle insanlar tutuklanıp aylarca, yıllarca tutuklu kalabilecek. Bunun neresi adalet değerli arkadaşlarım, neyi getiriyorsunuz? Bakınız, bu şekilde açılacak yolla “devletin güvenliğine karşı suçlar” diyerek, “anayasal düzene karşı ve bunun işleyişine karşı suçlar” diyerek gözaltına alıp cezaevine atacaksınız, itiraz olmayacak; dosyadaki sahte belgelerden, bilgilerden haberi olmayacak avukatın, ondan sonra mallarına el koyacaksınız. Şimdi, sadece insanları kişisel olarak siyasi suçlardan dolayı mahkûm etmeyi değil ayrıca dışarıda kalan ailesini, çoluk çocuğunu aç bırakmayı, mallarına el koymayı da getiriyorsunuz değerli arkadaşlarım. Ne yaptığınızın farkında mısınız, ne yaptığınızın farkında mısınız? Farkına varacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Türkiye’de adalet bu. Siz bugüne kadar, bugünlerde bu sıralarda hiç gördünüz mü? Ben otuz dokuz sene bu memlekette fiilen avukatlık yaptım. O zamanlarda, benim yaptığım zamanlarda avukatlar sadece çalışmalarıyla değil, ayrıca sanığın lehinde hüküm varsa o hükümleri de savcı topluyordu ama bu ortadan kalkmıştır. Şimdi iddia, savunma ve hüküm üçgeninden avukatı çıkartıyorsunuz. Bu size iyilik getirmeyecek. Bakın, bunu kimseye bir daha yutturamazsınız. Geri dönün, bir an önce geri dönün.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, aynı mahiyetteki üç önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

46’ncı madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 46 ıncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                                Ertuğrul Kürkcü

                        Iğdır                                               İstanbul                                             Mersin

            Sırrı Süreyya Önder                                  Erol Dora                                Abdullah Levent Tüzel

                     İstanbul                                             Mardin                                             İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                             Kemalettin Yılmaz

                       Konya                                              Kayseri                                       Afyonkarahisar

               Mustafa Kalaycı                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                       Konya                                             Kütahya                                          Kastamonu

                  D. Ali Torlak

                     İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                               Ali Rıza Öztürk

                    Kırklareli                                             Muğla                                               Mersin

                  Kamer Genç                                         İsa Gök                                   Dilek Akagün Yılmaz

                      Tunceli                                              Mersin                                                Uşak

                Orhan Düzgün                                 Candan Yüceer

                       Tokat                                             Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüzel. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önceki konuşmamda da değindim, şimdi, Hükûmet, görüştüğümüz bu yasa teklifiyle sadece yargıya müdahale etmiş olmuyor, yargıda bugüne kadar kurulmuş bütün temel ilkeleri, yaklaşımları, düzenlemeleri, mekanizmaları tamamen altüst eden, bundan uzaklaşan bir tutum içerisinde. Özellikle, bu, şimdi üzerinde görüştüğümüz maddede savcıları devre dışı bırakan bir yaklaşım. Bir önceki maddede de avukatların yani yargı için vazgeçilmez olan, savunma ve müdafilik görevini yerine getiren avukatların dosyadaki delilleri inceleme ve evrak edinebilme, örneğini alabilme hakkını, gerektiğinde, soruşturmanın selameti adına, ortadan kaldıran bir yaklaşım. Bu tabii ki kabul edilebilir değil. Yani Hükûmet istediği tarzda bir yargıyı, özellikle de devlet güvenliği aleyhine ya da Anayasa’yı değiştirme gibi, aslında Hükûmet için bir düstur hâline gelmiş, kamu düzeni kavramıyla ilgili bütün halk hareketlerini, sokak muhalefetini, demokrasi ve özgürlük taleplerini bastırmak için, yargıda istediği oynamaları, keyfiyeti bu maddede de hayata geçirmek istiyor.

İkili bir tutum olduğu çok açık. Hükümetin bu teklifle, yargıdaki düzenlemeler adına, getirdiği bu şeyde iki amacı var. Bir tanesi, yargıdaki muhalif düşünce sahiplerinden uzaklaşmak, onlardan kurtulmak, onlardan kurtulmak, onların yaratabileceği sorunları azade olmak, etkisizleştirmek, bunun için yargıya müdahale. İkinci boyutu da, tabii ki diğer taraftan sokaktaki muhalefeti yargıyla susturabilmek ve etkisizleştirebilmek. Yolsuzluklara, ranta, çevre ve doğa katliamına, cinsiyetçi, ayrımcı, kadın üzerindeki şiddet ve baskıya karşı isyana… Öğrenim hakkına sahip çıkan, çalışma ve örgütlenme hakkına sahip çıkan herkesi makul şüpheli yani son derece keyfî bir kavram olan makul şüpheli yerine sokmak. Burada da bir ikili tutum var. O yolsuzluk soruşturmaları döneminde sözde paralel yargının, paralel soruşturmacıların üzerine gitme adına o zaman kendilerini temize çıkartmak için yani şubat ayında, mart ayında getirilen, aranan o “kuvvetli şüphe” kavramı kendileri için elzem ama sokakta hak arayanlar, muhalifler, onların hepsi “makul şüpheli” olabiliyor. Bu şekilde ikili bir tutum ve keyfiyet. Bu, elbette kabul edilebilir değil. Bu yargı düzenlemeleriyle, şimdi, bir zaman sonra getirilecek güvenlik paketiyle aslında devlet nizamını koruma adına, kamu düzenini koruma adına peş peşe çıkartılacak olan bu paketlerle tamamen hak, hukuk, temel haklar, özgürlükler, özellikle de savunma mekanizması, hak arama hürriyeti burada olduğu gibi altüst ediliyor.

Şimdi, özellikle, bugün konuşulmakta olan anayasa yargısına müdahalenin de -anayasa yargısının- özellikle barajlar konusunda ortaya atılmış birtakım düşünceler üzerinden kıyamet kopartan bir Hükûmet tutumu görüyoruz. Hükûmet çok açıkça halk iradesine kelepçe vurmak istiyor, oy hırsızlığının devamı gelsin istiyor ama bu barajlar yıkılıp geçilecektir. Ama ben özellikle Adalet Bakanı buradayken de Berkin Elvan soruşturması… Hani o Gezi olaylarında gaz fişeğiyle kafasından vurulup üç yüz güne yakın komada kalan, sonra hayatını kaybeden 14 yaşındaki küçük Berkin Elvan’ın öldürülmesi olayındaki fail çevik kuvvet mensupları neden hâlâ yargı önüne çıkartılmıyor? Bu soruşturma niye hâlâ geciktiriliyor? Adalete olan güven, adalet beklentileri açısından biz buna yanıt arıyoruz. Önceki gün ailesiyle görüştüm. Hâlâ bu konuda bir savsaklamanın… Hâlâ devlet memurunu koruma ve cezasızlık anlayışıyla buradaki delilleri gizlemenin, saklamanın hesabı yapıldığından şikâyet ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Sayın Bakanın bu konunun üzerine giderek o küçük Berkin Elvan’ın ölümünde sorumluluğu olanların yargıya çıkartılması için bir çaba içerisinde olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Durmuş Ali Torlak, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Torlak. (MHP sıralarından alkışlar)

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 46’ncı maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1990 yılında Küba’da yapılan 8’inci Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansı’nda kabul edilen savcıların rolüne dair yönergede, savcıların görevlerini yaparken her türlü ayrımcılıktan kaçınarak yürütmeleri, kamu yararını korumaları, objektif bir biçimde hareket etmeleri, şüpheli ve mağdurun durumunu gerektiği gibi dikkate almaları ve şüphelinin yararına veya zararına olup olmadığına bakmaksızın ilgili her türlü duruma dikkat etmeleri yer almaktadır. Bununla birlikte, ellerinde bulunan bilgiyi gizli tutmaları, kamu görevlileri tarafından işlenen suçların, özellikle rüşvet, yetki suistimali gibi suçların soruşturulmasında yeterli özeni göstermeleri ve sorumlu olanların adalet huzuruna çıkarılmalarını sağlamak için gerekli tüm işlemleri yapmaları ve benzeri tavsiyelere yer verilmiştir. Çünkü savcılar adaletin sağlanmasında büyük sorumluluk üstlenmektedir. O nedenle, savcıların bu sorumluluklarını yerine getirmelerine ilişkin kurallar ile yönergede belirtilen ilkelere saygı göstermeleri ve buna uygun davranmaları büyük önem arz etmektedir. Böylece, adil ve hakkaniyete uygun bir ceza adaletine ve vatandaşların suçlara karşı etkili bir biçimde korunmasına katkıda bulunması sağlanmış olacaktır.

Diğer taraftan, Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’nde ise suç mağdurlarının uluslararası ve ulusal düzeyde adalete ulaşmaları ve adil muamele görmeleri, zararlarının giderilmesi, tazminat ve yardım için alınması gereken tedbirler tavsiye edilmektedir.

Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı Hakkında Yedinci Birleşmiş Milletler Kongresi’nin 7’nci kararında savcıların göreve seçilmelerine, ceza adaleti sisteminin düzeltici işlevine yaptıkları katkıya ve polisle yaptıkları iş birliğini artırma yollarına, takdir yetkilerinin kapsamına ve ceza muhakemesinde oynadıkları rollere vurgu yapılmaktadır.

Yani, görüştüğümüz maddede Türk hukuk sisteminde yapılacak değişiklikle asliye ceza mahkemelerindeki duruşmalara katılmamaları sağlanırken uluslararası hukuk kongrelerinde adaletin tesisi için savcıların önemine vurgu yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, savcıların görevleri yargısal fonksiyonlardan kesin bir biçimde ayrılır. Savcılar, ceza muhakemesinde, kovuşturmanın açılmasında ve suçluların soruşturulmasında, bu soruşturmaların hukukiliğinin gözetiminde, mahkeme kararlarının infaz edilmesinin gözetiminde ve kamu yararının temsilcileri olarak kendilerine verilen diğer görevlerin yerine getirilmesinde aktif bir rol üstlenmektedirler. Ayrıca, görevlerini hukuka uygun olarak adil, sürekli ve süratli bir biçimde, insan onuruna saygı gösterip koruyarak yürütürler ve bu suretle adil yargılamanın gerçekleşmesine ve adalet sisteminin düzgün işlemesine katkıda bulunurlar.

Tüm bu dile getirdiğim hususlar, uluslararası gelişmiş ülkeler hukuk sisteminde var olan ilkelerdir. Ancak ülkemiz hukuk sistemine baktığımızda ise özellikle 17, 25 Aralık yolsuzluk operasyonu sürecinden sonra adalet sisteminin Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti tarafından siyasi saik ve gayelerle yönlendirmelere açık hâle getirilmesi, iktidarın yargıyı kontrol altına alma arayışları ve istediği kararları çıkarma adına adaleti ideolojik bir araç olarak kullanma gayretleri toplumda yargıya olan güvenin iyice azalmasına neden olmuştur.

Yargı kararları, 17, 25 Aralık operasyonlarında olduğu gibi, savcıların kişilik ve kimlikleri üzerinden sorgulanır hâle gelmiştir. O nedenle, Hükûmetin, milletimize adaleti hukuk normları içerisinde dağıtacak savcı ve hâkimlere bağımsızlığını sağlayacak düzenlemeler getirmesi gerekmektedir çünkü asliye ceza mahkemelerinden savcılık makamının 2020 yılına kadar kaldırılması uygulaması sistemi yapboz tahtası hâline getirmiştir. AKP iktidarı zamanında daha önce de savcılık makamı asliye ceza mahkemelerinden kaldırılmıştı. Sürekli uygulama değişikliği olması yargı sisteminin istikrar ve güvenini sarsmaktadır.

Sonuç olarak, savcılık makamının devletin ve bireyin, özellikle de mağdurun haklarını koruması ancak mahkeme salonunda yer almasıyla mümkündür. Savcı ihtiyacı bahane edilerek böyle bir uygulama yapılması zaten kapsamı çok genişlemiş olan asliye ceza mahkemelerinde oldubittilere yol açacaktır.

Bu sebeplerden dolayı kanun teklifine, değişikliğe katılmadığımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Kamer Genç Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 46’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasıyla ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biliyorsunuz yargıda hâkim ve savcı adaleti dengede tutan temel bir kurumdur. Eğer bir yargılama faaliyetinde savcıyı olaydan dışarı çıkarırsanız, o, tek ayak üzerinde yürüyen kişiye benzer.

Şimdi, burada, tabii, beş sene asliye ceza mahkemelerinde savcı duruşmalarda bulunmaz, mütalaa veremez, katılımlara katılmaz diyor. Bunlar aslında savcıyı değil, cumhuriyete karşı oldukları için cumhuriyet savcısını çıkarmaya çalışıyorlar. Yarın öbür gün de Ahmet İyimaya ile Bekir Bozdağ da imam-hatip mezunları “Ya, bu hukuk mezunu hâkimlere ne gerek var? Kadı sistemini getirelim, Türkiye’de yargıyı buna göre yönlendirelim.” diyecek.

Değerli milletvekilleri, bu kanunların amacı, AKP, 17 Aralık ve 25 Aralıkta yaptığı yolsuzluklardan, hırsızlıklardan, rüşvetlerden suçüstü yakalandıkları için acaba bunlarla nasıl kurtulacağız diye, “Yargıyı yok edelim, ortada kendimize göre bir yargı sistemini getirelim ve kurtulmaya çalışalım.” diyor.

Arkadaşlar, bakın, dünyada bir kural var: Yaptıkları hırsızlıkları ve yolsuzlukları despotizmle ortadan kaldırmaya çalışan kişilere karşı direnme hakkını halka vermiştir genel kural olarak ve bu direnme hakkını siz göreceksiniz halktan. Arkadaşlar, bu ne demektir? Şimdi, eğer alnınız açıksa çıkın, hâkimler sizi yargılasın. Ondan sonra, hakikaten suçsuzsanız ortaya çıkarsınız.

Bakın, Tayyip Erdoğan çıkıyor, diyor ki: “Galataport ihalesini iptal eden Danıştay ihanet yapıyor.” İhanet arkadaşlar, ihanet... “Ha, bunlar herhâlde vicdan ile cüzdan arasında sıkışmışlardır.” Yani, diyor ki: “Bu Danıştay bu kararları rüşvetle verdi.” Bunun anlamı budur.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Öyle bir şey demedi, uydurma.

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bu Galataport şeyinde, bu iptalde Danıştay eğer böyle bir karar vermişse bu karar kamu yararına verilmiş karardır. Yani buna da, eğer Danıştaya rüşvet verecek kişiyse o zaman devletin olması lazım. Devletin tarafı siz olduğunuza göre bir şey var mı? Yoksa, OFER mi, Yahudi mi geldi Danıştaya, kendi aleyhine karar verdi? Olmaz arkadaşlar, o kadar mantıksızlıklar var ki.

Bütün mesele ne? Kaçak sarayı 5 milyar liraya, bakın 5 milyar liraya mal olan kaçak sarayı halkın gözünden kaçırmak. Bütün gündem öyle...

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – 5 milyar nereden çıktı ya?

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, 5 milyar olduğunu ben biliyorum çünkü maliyet artı kâr yasasına göre vermişler. Gidin onlara bakın, onların hesaplarını incelediğiniz zaman, bu maliyet artı kârda maliyetin 3 misli, 5 misli şişirildiğini söylüyorlar.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi Başkanı durup dururken bir laf attı ortaya, dedi ki: “Seçimde baraj usulünü kaldıracağız.” Ya Burhan Kuzu -bu nereden profesör olmuş, hangi yerden profesörlük almış- diyor ki: “Biz bu kararı yok sayarız, Anayasa Mahkemesini yok sayarız, kaldıracağız.” Yahu, Burhan, bu Anayasa Mahkemesi… 12 Eylülde bu Meclis Anayasa’da bir değişiklik yaptı, bu değişiklikle Anayasa Mahkemesi Meclisin yerine geçerek o Anayasa’yı, halkoyuna sunulan metni değiştirdi. Eğer sen hoca isen, eğer sen Anayasa profesörü isen, sen eğer…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Terbiyeli ol, terbiyeli, utanmaz adam, terbiyeli ol!

KAMER GENÇ (Devamla) – Hâlâ kafan çalışmıyor, kafan çalışmıyor senin, hâlâ o beynin çalışmıyor.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Yazıklar olsun sana be!

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir laf söylenir mi ya! Beynin çalışmıyor. Acaba beynin nasıl bir beyin? Olur mu böyle?

BURHAN KUZU (İstanbul) – Adam değilsin sen be!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bunlar nasıl ifadeler?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen hangi hukuk fakültesini bitirdin? Ayıp ayıp!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, diyor ki: “Efendim, Anayasa Mahkemesini kaldıracağız.” Böyle bir şey olur mu arkadaşlar ya?

BURHAN KUZU (İstanbul) – Hâkim değilsin, hukukçu değilsin, kimsin sen be!

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen nasıl Anayasa Komisyonu Başkanısın? Bir daha buraya gelme, bir daha seni burada görmek istemiyorum, hadi git. Böyle bir şey olur mu ya! Anayasa Mahkemesini ben hoşuma gitmedi diye karar şey edeceğim.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen nasıl hâkim oldun?

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sen anlamazsın o işlerden.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen hukukçu musun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Anayasa Mahkemesi de perde arkasında sizinle anlaşıyor. Yani kaçak sarayda, uçaklarda, yolsuzluklarda sıkışmış AKP, suni bir gündem yaratmaya çalışıyor. Bunlar oyuncak bulmuşlar, millete oyun etmeye çalışıyorlar. Değerli arkadaşlarım, biz bunların oyunlarını yutmayız. Bakın, siz şu memlekette öyle bir tuzaklar kuruyorsunuz ki siz ne kadar tuzak kurarsanız kurun, o lağımın içinden kurtulamayacaksınız çünkü bu işin sonu çok felakettir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan be! Yürü!

KAMER GENÇ (Devamla) – Memleketi kardeş kavgasına getiriyorsunuz, ülkeyi parçalıyorsunuz, devletin kurumlarını yok ediyorsunuz, eğitimi yok ediyorsunuz; ondan sonra, Burhan Kuzu gibi milletin karşısına çıkardığınız kişiler de öyle cahilane laflar ediyorlar ki biz utanıyoruz, bunlar nasıl hocalık yapıyor ya! Böyle bir şey olmaz ya, ben hayret ediyorum ya! (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen Dikmen’deki malların hesabını ver.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 47. Maddesine aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz teklif ederiz.

“fıkra numaralı buna göre teselsül ettirilir.”

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                             Kemalettin Yılmaz

                       Konya                                              Kayseri                                       Afyonkarahisar

               Mustafa Kalaycı                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                       Konya                                             Kütahya                                          Kastamonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin “47. Maddesinin” teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                             Muğla

           Dilek Akagün Yılmaz                                  İsa Gök                                       Ali Rıza Öztürk

                        Uşak                                                Mersin                                              Mersin

                Orhan Düzgün                                 Candan Yüceer

                       Tokat                                             Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mevcut maddenin yargılama faaliyetine olumlu bir katkısı olmadığı düşüncesinde olduğumuzdan, maddenin yasa teklifinden çıkarılmasını teklif etmekteyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 47. Maddesine aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz teklif ederiz.

“fıkra numaralı buna göre teselsül ettirilir.”

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Yüzdük, kuyruğuna geldik.” diye bir tabir var, bu kanunun da son maddelerine gelmiş bulunuyoruz. Bu maddeyle ilgili önergemiz vesilesiyle sizlerle durumu bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, açık olalım, net olalım. Belli belli, besbelli ki bütün bu düzenlemeler ve bu kanundaki akla ziyan düzenlemeler 17, 25 Aralık yolsuzluk operasyonuyla ilgili olmak üzere yargının yeniden dizaynıdır. 17, 25 Aralık operasyonunda deliller şunlardır: Birtakım görüntüler milyon dolarlarla ilgili birtakım “tape”ler çocukların bakanlarla, aracılarla, vesairelerle konuşmalarıyla ilgili, birtakım ses kayıtları.

Şimdi, bunlar bir iddiaydı, bu iddianın hukuk düzeni içerisinde savunulması gerekmekteydi ve yargılanması gerekmekteydi. Size karşı komplo mu kuruldu, size karşı bunlar üretildi mi? Bu da bir savunmadır, kim üretmişse, kim komplo yapmışsa onun hukuk düzeni içerisinde sonuna kadar gitmeniz gerekirdi. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanına birileri seslerini monte ederek montaj, görüntülerini dublaj şeklinde üreterek delil yapıp ona dayalı olarak şantaj yaparsa bu çok ağır ve vahim bir durumdur, bunun araştırılması lazım. Şimdiye kadar siz, size karşı, Hükûmetin birtakım bakanlarına karşı yapılan yolsuzluk operasyonunda montaj, dublaj ve şantaj olduğuna dair hiçbir delil ileri sürmediniz. Koskoca Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı ve bakanlarına karşı böyle bir uydurma delil olur da bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunan organlar, birimler, kurumlar, kuruluşlar tespit edemez mi? Hadi bunlar edemedi, yurt dışında bu tespit edilemez mi? Dolayısıyla montaj, dublaj ve şantaj şeklindeki savunmanın gereğini yerine getirmediniz bunun yerine yargının içine daldınız. Ne yaptınız: İlk gün Asayiş Yönetmeliği’ni değiştirdiniz, yönetmelik değişikliği ile -değerli arkadaşlarım, lütfen bunu dikkate alın- Anayasa değişikliği yaptınız. Yargının içerisine yürütme organının müdahalesini sağladınız yönetmelik değişikliğiyle. Arkasından hâkimin, savcının, polisin elinden dosyayı aldınız tabii hâkimlik ilkesini ihlal ederek yandaş olan kişilere bunları verdiniz. Yetmedi, DGM’lerden sonra, özel yetkili mahkemelerden sonra, yeni bir AKP mahkemesi ihdas ettiniz, adına “sulh ceza hâkimliği” dediniz. Oralara “Uzun yaşa uzun adam.” gibi kanaatini ortaya koymuş, siyasi fikrini ortaya koymuş, AKP lehine propaganda yapan insanları hâkim olarak atadınız ve bunlar sizin savunmakta zorlandığınız 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonuna takipsizlik kararı verdi. Ama yetmiyor. Yetmez çünkü bu orada bitmeyecek. Bu defa, başta Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu, HSYK Kanunu, ne varsa, hukuk düzeni içerisine girdiniz, hepsini buna göre şekillendiriyorsunuz. Yani, akla ziyan bir iş. Şimdi, dünyanın neresinde görülmüş 387 tane Yargıtay üyesine 129 tane daha ilave etmek? 517 üyeli bir Yargıtay var mı kardeşim? Kantarın topu kaçtı. Yani, bu terazi bu sıkleti çekmez.

Gelin, doğru bir şekilde, hukukun üstünlüğü kuralından ayrılmadan; gelin, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerinden ayrılmadan, parlamenter demokrasinin gerektirdiği demokratik toplum gereklerine saygı göstererek bu soruna bir çözüm bulalım.

Ama şu andaki son fotoğrafı ben sizinle paylaşmak istiyorum: Hukuk düzenimizi, yargıyı, hâkimi, mahkemeleri, Yargıtayı bir züccaciye dükkânına benzetin, biraz önce söylediklerimi de dikkate aldığınızda oraya girmiş bir fil gibi her şey paramparça, her şey perperişan, her şey kırılmış, dökülmüş vaziyette.

Bunun altında sadece siz değil, sadece biz değil Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milletinin bütün fertleri kalacaktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.27

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

655 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesi üzerinde Konya Milletvekili Faruk Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 48. Maddesiyle eklenen 6087 sayılı Kanunun Geçici 6. maddesinin birinci fıkrasında bulunan ”tarafından" kelimesinin "kararı ile" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                             Kemalettin Yılmaz

                  Konya                                                  Kayseri                                       Afyonkarahisar

               Mustafa Kalaycı                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                  Konya                                   Kütahya                                Kastamonu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 48. Maddesindeki "60 gün" ibaresinin “90 gün" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Turgut Dibek                            Ömer Süha Aldan                      Ali Rıza Öztürk

                     Kırklareli                                        Muğla                                     Mersin

                Orhan Düzgün                            Candan Yüceer

                        Tokat                                         Tekirdağ

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 48 inci maddesinin 2 inci fırkasında yer alan "mesleğe kabul edilmeyenler" ibaresinin "mesleğe kabul edilmeyenlerden dava açıp açtıkları davayı kazananlar" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                                     Erol Dora

                        Iğdır                                               İstanbul                                             Mardin

            Sırrı Süreyya Önder                             Ertuğrul Kürkcü

                     İstanbul                                             Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile daha evvel haksız bir biçimde mesleğe kabul edilmeyenlere hak tanınması ancak öte yandan kadrolaşmanın önlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 48. Maddesindeki "60 gün" ibaresinin “90 gün" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ömer Süha Aldan (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – İştirak etmiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Hâkim ve savcı adaylarına sağlıklı karar vermeleri açısından daha uzun başvuru süresi tanınması gerekli görülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 48. Maddesiyle eklenen 6087 sayılı Kanunun geçici 6. maddesinin birinci fıkrasında bulunan “tarafından" kelimesinin "kararı ile" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifinin kanun yapma tekniğine, kanun diline ve demokratik haklara uygun bir hâle getirilmesi için Milliyetçi Hareket Partisi olarak elimizden gelen gayreti gösterdik, önergelerle düzeltmeye, uygun bir hâle getirmeye çaba sarf ettik. Eğer bu önergemiz düzgün bir şekilde değerlendirilmiş olsaydı dil bilgisi konusundaki bilgisine itimat ettiğim Sayın Adalet Komisyonu Başkanının katılması lazımdı, Sayın Adalet Bakanının da katılması lazımdı ama muhalefet partisinden gelen bir önergeyi maalesef parti taassubu içerisinde kabul etmiyorsunuz. Dolayısıyla mesele aslına rücu ediyor.

Bu meselenin aslı, bu kanunun niçin buraya geldiğiyle ilişkilidir. Bu kanun teklifinin buraya gelmesinin sebebi hikmeti, biraz önce de ifade etmiş olduğum gibi, 17, 25 Aralık operasyonları çerçevesi içerisinde nasıl elde edilmiş delillerden kurtulabiliriz, nasıl yargıya girmiş olan bu soruşturmayı yargı organlarını dizayn ederek siyasal hormonla onları şekle şemaile sokarak bu işin içerisinden çıkabiliriz? Bütün mesele buradan ibarettir. Bunu yaparken de hukukmuş, hakmış, adaletmiş, hakkaniyetmiş, bunların hiçbirisine riayet edilmedi.

Ortaya çıkan sonuç şudur ki belki bu kanunların uygulanmasıyla, gerek HSYK Kanunu’nda gerek Yargıtay Kanunu’nda gerek Danıştay Kanunu’nda gerekse Ceza Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu’nda yapmış olduğunuz değişikliklerle şeklen hukuku manipüle ederek bu operasyonlardan paçayı sıyırabilirsiniz. Neye göre? Yerli hukuka göre sıyıracaksınız. Ancak bunun bir de öbür tarafı var. Öbür tarafta bir de mahkemeikübra var. Orada Cenab-ı Zülcelal ne yapar? O ilahi hükme elbette ki boyun eğeceksiniz. Ancak benim bahsetmek istediğim başka bir husus vardır, o da şudur: 17-25 Aralık operasyonunda baş fail olarak bilinen, sizin cari açığı kapattı diye aklamaya çalıştığınız, Türk Bayrağı’nı arkasına koyarak televizyonlara çıkardığınız Reza, uluslararası alanda kara para aklama ve İran’a uygulanmış olan, Birleşmiş Milletlerin uygulamış olduğu ambargoyu uluslararası mafya yöntemleriyle delme operasyonunun da faili olarak elbette ki bir uluslararası muhasebeye, murakabeye çekilecektir. Nitekim bunun araştırması İran’da başlamıştır, diğer yerlerde de devam edecektir. Ve sıra Türkiye’ye geldiğinde Türkiye’de Reza Zarrab ile ilişki içerisinde bulunmuş olan kişiler de onun faili olarak uluslararası alanda bir muhakemeye tabi tutulacaktır. Bu muhakeme kapsamı içerisinde “Türkiye Cumhuriyeti devletinin bağımsız ve tarafsız yargısı bu konuları incelemiştir, araştırmasını yapmıştır, soruşturmasını yapmıştır, kovuşturmasını yapmıştır, ilgililer hakkında hükmünü tesis etmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de yapılmış olan yargıyı artık uluslararası alana taşıyamazsınız.” şeklindeki makul ve hukuki olan bir yoldan hareket etmek yerine, siz, bu yasalarla kendi aleyhinize delil üretiyorsunuz. Kendi aleyhinize ürettiğiniz bu delillerle uluslararası bir mahkemede yargılanacak ve netice itibarıyla da sizin hakkınızda çıkardığınız bu yasalar kullanılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bunun bir de ikinci boyutu vardır Suriye’yle ilişkili olmak üzere ve Hatay’la ilişkili olmak üzere, Hatay’da durdurulan tırlarla ilişkili olmak üzere. Herkes herkesi biliyor artık. Türkiye’yi Almanya dinlemiş, Amerika dinlemiş, herkes dinlemiş. Dolayısıyla, MİT Müsteşarının “2 bin tır dolusu silah gönderdim.” lafı ayyuka çıkmıştır. Bu silahları göndermeyle ilgili olmak üzere, uluslararası terörizme destek vermekle ilgili, lojistik destek vermekle ilgili, karargâh hizmeti vermekle ilgili olarak yine yargılanma gibi bir risk altındadır Türkiye Cumhuriyeti devletinin yetkili makamları ve o yargılamaya, o uluslararası yargılamaya çıkardığınız bu yasalar bile delil teşkil edecektir, “Türkiye’deki adil yargılamanın, Türkiye’deki bağımsız ve tarafsız yargının önüne bu yasalar engel olmuştur.” şeklinde bir murakabeye, bir muhakemeye tabi tutulacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 49 uncu maddesinde yer alan “sırasına” ibaresinden sonra gelmek üzere “,” işaretinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                             Sırrı Süreyya Önder

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

               Ertuğrul Kürkcü                                     Erol Dora

                      Mersin                                              Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 49. Maddesindeki "müşaviri" ibaresini "danışmanı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                               Ali Rıza Öztürk

                    Kırklareli                                             Muğla                                               Mersin

                   Ali Sarıbaş                                    Candan Yüceer                                 Orhan Düzgün

                   Çanakkale                                         Tekirdağ                                              Tokat

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin 49. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                               Mustafa Kalaycı

                       Konya                                              Kayseri                                              Konya

                     Alim Işık                                   S. Nevzat Korkmaz                           Kemalettin Yılmaz

                     Kütahya                                             Isparta                                        Afyonkarahisar

                   Emin Çınar

                   Kastamonu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinize iyi akşamlar diliyorum, saygılar sunuyorum.

Ben, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’daki 2’nci maddeye dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bu maddede, bölge idare mahkemelerinin, iş hacmi ve coğrafi konum dikkate alınarak kurulacağı ifade ediliyor. Göller Bölgesi olarak bilinen Isparta ve civarındaki illerin, ne alakaysa, hepsi de istinaf merkezi olarak Konya’ya bağlanmış. Antalya, Isparta, Burdur ve Afyon özellikle, bu 4 ilin bu manada ciddi bir mağduriyet yaşadığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Antalya’nın verilerine baktığımız zaman, idare mahkemelerinde dava sayısı açısından 4’üncü sırada, vergi mahkemelerinde dava sayısı açısından 7’nci sırada, bölge idare mahkemelerine açılan dava sayısı açısından da 5’inci sırada. Dava sayıları bakımından istinaf mahkemesi olarak kurulan merkezlere baktığınız zaman, Ankara, İstanbul, İzmir hariç, Konya, Gaziantep, Bursa, Erzurum ve Samsun illerinden daha fazla Antalya’nın dosyaları. Bir de bunun üzerine, Isparta, Burdur ve Afyon’un dava dosyalarını ilave edersek, görüldüğü gibi, iş hacmi konusunda bölgemizde bir sıkıntı yok.

Coğrafi konuma gelince, hepiniz de biliyorsunuz ki istinaf merkezinin Konya olması, Göller Bölgesi’nde yer alan Antalya başta olmak üzere, Afyon, Isparta ve Burdur’a bir dayatmadır, bir zorlamadır. Isparta, bu bölgenin merkezinde yer alan bir il olarak Antalya ve Afyon’a bir saat on beş dakika, efendim, Burdur’a da yirmi beş dakika mesafede. Bu bölgede Isparta istinaf merkezi yapılır ise hem Antalya hem Afyon hem de Burdur’un tasvibi de alınmış olacak. Sayın Bakan da burada. Hem bir taraftan “Hükûmetimiz hizmeti vatandaşın ayağına götürüyor.” diyeceksiniz hem de bölgemizin Konya’ya bağlanması dayatmasını yapacaksınız. Antalya-Konya arası, değerli arkadaşlar, dört saat, Afyon üç saat, Isparta ve Burdur da yine üçer saat. Değerli arkadaşlar, hem vatandaşa hem de bölgedeki avukatlara açıkça, amiyane bir tabirle, resmen gâvur eziyeti bu.

Sayın Bakan, siz de avukatlıktan geldiniz, dolayısıyla avukatların günlük yaşamlarını, yoğunluklarını çok iyi biliyorsunuz. Bölgedeki bir avukatın Konya’ya gidip gelmesi –duruşma saatlerini de düşünürseniz- bir gününün tamamını alıyor. Avukatlar bir günde, biliyorsunuz, birçok davayı takip etmek durumunda kalabiliyorlar. Dolayısıyla ya ilindeki davalara ya da istinaf merkezi olan Konya’da eğer duruşması varsa ona giremiyor, gidemiyor. Takdir edersiniz ki bu da ciddi hak kayıpları meselesini ortaya çıkarıyor. Aynı zamanda bir avukat olan, biraz önce söylediğim gibi, Sayın Bakanın bölgedeki baroların, avukatların ve vatandaşlarımızın bu haklı talebine soğuk bakmayacağını düşünüyorum ve kendisinden de Isparta’nın istinaf merkezi olarak yeniden kanunda bir düzenleme yapılmasını beklediğimi ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, Isparta Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekilimiz Sayın Recep Özel Bey de bir avukattır. Kendisinden de bu konuyla ilgili etkin, etken bir tutum takınmasını beklediğimi ifade ediyorum.

Yine, Sayın Bakan, bu konuyla ilgili Bakanlığınıza geçen yıl bir müracaat da yapılmış. Bu somut sorunu, vatandaşın, baroların, avukatların bu haklı talebini bizlere ulaştıran başta Isparta Barosu Başkanımız Sayın Gökmenoğlu olmak üzere, bölgedeki bütün baro yöneticisi arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla bu meselenin giderilmesi, ortadan kaldırılması için Bakanlıktan bir adım beklediğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 49. Maddesindeki "müşaviri" ibaresinin "danışmanı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turgut Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Sarıbaş. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 655 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin bunca sorunu varken AKP, torba ve çuvallara koyduğu tasarı ve tekliflerle halkımızın gözünün içine baka baka Türkiye Büyük Millet Meclisini oyalıyor ve her iki yıl, üç yıl içerisinde sürekli yasalar değiştirilerek de çok çalışmış bir Parlamento görüntüsü vermeye devam ediyor; Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok kıymetli zamanlarını da gasbediyor; kendi çıkarlarına hizmet edecek düzenlemeler yapıyor. On iki yıl içerisinde sadece Kamu İhale Yasası’nı 175 kez değiştirerek, her şeyi istisna ve muafiyet kapsamına alıp birçok maddeyi değiştirerek usulsüzlüğün ve yolsuzluğun önünü açmıştır. Ne oldu 17 Aralık, 25 Aralık yolsuzluk iddialarına, Deniz Feneri yolsuzluk iddialarına? Önce, Avrupa Birliği Bakanı ile İçişleri, Ekonomi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlarının oğullarının evlerindeki çelik kasalara ve para sayma makinelerine; Halk Bankası Genel Müdürünün evindeki ayakkabı kutularında ortaya çıkan milyon dolarlara ne oldu? Siz istediğiniz kadar yasalarda değişiklik yaparak iddiaları örtbas etmeye çalışın biz bu iddiaları unutmadık, unutturmayacağız ve takipçisi olmaya devam edeceğiz. Siz Meclisteki sayısal çoğunluğunuza dayanarak yargıyı ele geçirmek, yürütmenin emrinde bir yargı oluşturmak çabasındasınız. Her ne kadar demokrasiden söz ediyorsanız da gerçekte kendi iktidarınızı sağlamlaştırarak teokratik bir yapıya ulaştırmayı amaç ediniyorsunuz.

Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısını değiştirerek 12 Eylül referandumu sonrası Adalet Bakanlığına bağlı yeni bir HSYK oluşturdunuz. Bakanlığın yanı sıra müsteşar, müsteşar yardımcısı, personel müdürü ile Akademi müdürünü de kurula aldınız. Son zamanlarda yangından mal kaçırır gibi, alelacele çıkarılarak birbiriyle tamamen zıt olan yasalar konuyla ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınmadan, Bakanlar Kurulunda dahi görüşülmeden AKP’li birkaç milletvekili arkadaşımızın imzaladığı kanun teklifleriyle hep karşımıza geliyorsunuz. Bir taraftan bu Meclisi oyalarken diğer taraftan parmak sayısıyla dilediğiniz yasaları zamanında çıkarabilecekken Meclisi devre dışı bırakarak genelde çok başvurduğunuz kanun hükmünde kararnamelerle de bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorsunuz.

Kamu İhale Kanunu’nda her şeyi istisna ve muafiyet kapsamına alarak, birçok maddeleri değiştirerek usulsüzlüğün ve yolsuzluğun önünü açtınız. Bir yandan yargıyı tamamen ele geçirme operasyonları ve kamu kaynaklarını ranta dönüştürüp sermaye birikimi yaparken diğer taraftan emeği yok sayıp demokrasiyi, insan haklarını, halkın örgütlenme özgürlüğünü elinden alarak dikta rejimine doğru yol alıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye edip devleti ele geçirme planları başarıyla hayata geçirilirken nihai amacınıza ulaşmakta öne çıkabilecek engelleri zamana yayarak, her türlü yolu meşru sayarak bu yolda yol almaya çalışıyorsunuz.

Değerli Başkan, değerli arkadaşlarım; bu ülke hepimizin. Ülkemizin kaderini, halkımızın geleceğini AKP Hükûmeti olarak yok etmeye devam ediyorsunuz. AKP iktidara geldiği günden beri her alanda telafisi mümkün olmayan yanlış uygulamalarla ülkemizi bir kaosa sürüklemiş, kavgalı olmadığı kurum ve kuruluş bırakmadığı gibi ülkeyi parçalama sürecine sokmuştur. Ülkemizde her şey yasaktır. AKP misyonunu tamamlamıştır. Ülkemizin geleceği için AKP artık tarihin tozlu raflarında yerini alacaktır ve almaya devam edecektir. 2015 seçimlerinde bunun mutlaka hesabı halkımız tarafından sorulacaktır.

Sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 49 uncu maddesinde yer alan "sırasına" ibaresinden sonra gelmek üzere "," işaretinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

50’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 50 nci maddesinin çerçeve hükmüne "Danıştay Başkanlığına ait bölümüne" ibaresinden sonra gelmek üzere "; ekli (6) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Adalet Bakanlığına ait bölümüne" ibaresinin eklenmesini ve (5) sayılı listeden sonra gelmek üzere aşağıdaki (6) sayılı listenin teklife eklenmesini; teklife ekli (4) sayılı listeyle Danıştay Merkez teşkilatı kadrosuna genel idare hizmetleri sınıfına 4 üncü dereceden eklenen 4 adet şef kadrosunun 5 inci derece, seklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Mahir Ünal                            Mehmet Doğan Kubat                              Metin Külünk

                 Kahramanmaraş                                   İstanbul                                            İstanbul

                      İdris Şahin                            Hacı Bayram Türkoğlu                           Mehmet Öntürk

                        Çankırı                                            Hatay                                                Hatay

 

(6) SAYILI LİSTE

(1) SAYILI CETVEL

 

KURUMU

: ADALET BAKANLIĞI

TEŞKİLATI

: TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

SINIFI

UNVANI

DERECESİ

ADEDİ

TOPLAM

GİH

Hâkim Adayı

9

4.000

4.000

TOPLAM

4.000

4.000

BAŞKAN – Şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyettedir, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 50. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                                Ertuğrul Kürkcü

                        Iğdır                                               İstanbul                                             Mersin

                    Erol Dora                                 Sırrı Süreyya Önder                                        

                      Mardin                                             İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                               Ali Rıza Öztürk

                    Kırklareli                                             Muğla                                               Mersin

               Candan Yüceer                                 Orhan Düzgün

                     Tekirdağ                                              Tokat

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

               Yusuf Halaçoğlu                                    Faruk Bal                                   Kemalettin Yılmaz

                      Kayseri                                              Konya                                        Afyonkarahisar

               Mustafa Kalaycı                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                       Konya                                             Kütahya                                          Kastamonu

                                                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                                                            Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe…

BAŞKAN.- Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile kadrolaşmaya dayalı maddelerle ilgili yapmış olduğumuz öneriler ile bütünlük sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Sayın Altay, gerekçeyi mi okutayım?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mevcut maddenin yargılama faaliyetine olumlu bir katkısı olmadığı düşüncesinde olduğumuzdan, maddenin yasa teklifinden çıkarılmasını teklif etmekteyiz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 655 sıra sayılı Teklif’in 50’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 50’nci maddesi Yargıtay, Danıştay ve yurt dışı kadrolarının ihdasına ilişkin hususları düzenlemektedir. Teklifle bir yandan dünyanın en büyük, en kalabalık yüksek yargısı oluşturulurken, diğer yandan yurt içinde yeteri kadar adalet dağıtılmış gibi yurt dışında teşkilat kurulması müstehzi tebessümlere sebep olmaktadır. Üstelik, bu düzenleme için Yargıtayın, Danıştayın iş yükü bahane edilmekte, bekleyen dosya sayıları kamuoyu ve Meclisi ikna etmek için gerekçe olarak ileri sürülmektedir. Oysa, aynı gerekçe yani Yargıtay ve Danıştayın dosya sayısı istinaf mahkemeleri kurulurken de ileri sürülmüştü. İstinaf mahkemeleri ve o mahkemeler için ihdas edilen kadrolar ortadayken, yeniden, aynı gerekçeyle düzenleme yapılması israftır; israf ise inancımıza göre haramdır. İstinaf mahkemeleriyle yüksek yargının iş yükünün yüzde 90 oranında azalacağı bir yüksek yargıç tarafından ifade edilmişti.

Diğer yandan, yurt dışında teşkilat kurulması, Adalet Bakanlığından hâkim statüsünde görevlilerin olması, oradaki temsilciliklerimizde hiyerarşik yapının zarar görmesine sebep olacaktır. Üstelik, bu kadrolar ya arpalık olarak ya da pasivize edilmek istenen personel için kullanılacaktır. Böyle bir tabloda, bu düzenlemenin tekliften çıkarılması daha doğru olacaktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yargı paketleri başka bir memlekette konuşulsa duyanlar daha etkin, daha verimli bir adalet ve yargı süreci hedeflendiğini zannederler. Oysa, ülkemizde yargı paketleriyle bir kısım politikacıların oğullarının, yandaşlarının, dünürlerinin, beraber çalıştığı bürokratlarının, müteahhitlerin yargılanmasını engelleyen düzenlemeler gerçekleştirilmektedir. Bugün, Mecliste var olan Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız, reform adı verilen kandırmacayla yolsuzluk ve rüşvetten şüpheli partidaşlarının yargılanmasını engelleyen düzenlemelere “evet” demektedirler yani partilerinden layüsel bir kadro oluşturmaktadırlar.

Türkiye’de, bugün, sadece AKP’lilerden değil, başka kesimlerden de layüsel olan, yargılanamayan bir kısım insanlar vardır. Doğu ve güneydoğuda paralel devlet yapılanması içindeki PKK’lı katiller de yargılanamamaktadırlar. Doğu ve güneydoğuda PKK’lı katiller vali, kaymakam atamakta, yolları kapamakta, vergi toplamakta, asayiş timleri kurmakta, mahkemeler tesis etmekte, yakmakta, yıkmakta ama kolluk ve adli personel sadece seyretmektedirler. Onların çete reisi, İmralı’daki katil de ne KCK’nın kurucusu ve lideri olduğu için sorgulanabilmiş ve yargılanabilmiş ne de 6-7 Ekim olaylarında katil sürüsüne verdiği emirle 50’ye yakın kişinin ölümünden dolayı sorumlu tutulabilmiştir. Şimdi, bu kadrolarla adalet mi tesis edilecek? Adalet böyle mi tesis edilir? Kamu düzeni için PKK’nın kapısında bekleyen bir AKP Hükûmeti sadece yandaş hâkim ve savcılar için, partisinden ilçe başkanı olan avukatları hâkim ve savcı yapabilmek için kadro ihdas etmekte, yargı paketi getirmektedir. Böyle yargı paketi olmaz. Böyle bir paket olsa olsa bombalı paket olur ve bu bomba millî birliğimizi tahrip eder.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü yüce heyetinizden arz eder, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 50 nci maddesinin çerçeve hükmüne "Danıştay Başkanlığına ait bölümüne" ibaresinden sonra gelmek üzere "; ekli (6) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Adalet Bakanlığına ait bölümüne" ibaresinin eklenmesini ve (5) sayılı listeden sonra gelmek üzere aşağıdaki (6) sayılı listenin teklife eklenmesini; teklife ekli (4) sayılı listeyle Danıştay Merkez teşkilatı kadrosuna genel idare hizmetleri sınıfına 4 üncü dereceden eklenen 4 adet şef kadrosunun 5 inci derece şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahir Ünal (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Takdire bırakıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, Adalet Bakanlığı taşra teşkilatında görev yapacak hâkim adayı kadrosu ihdas edilmekte ve Danıştay merkez teşkilatına eklenen şef kadrolarının dereceleri değiştirilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

51’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 51 inci maddesinde yer alan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayımlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Pervin Buldan                        Sebahat Tuncel                   Sırrı Süreyya Önder

                    Iğdır                                     İstanbul                                   İstanbul

           Ertuğrul Kürkcü                           Erol Dora

                  Mersin                                    Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 51 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 51- Bu Kanunun;

a) 49 uncu maddesi 15/1/2012 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

Mehmet Doğan Kubat                            Mahir Ünal                                      Metin Külünk

                     İstanbul                                     Kahramanmaraş                                      İstanbul

          Hacı Bayram Türkoğlu                        Ahmet Tevfik Uzun                                 İdris Şahin

                       Hatay                                               Mersin                                              Çankırı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 51 inci maddesi aşağıdaki şekilde değişmiştir.

MADDE 51- Bu kanunun;

a) 35, 36, 37 ve 49 uncu maddeleri 15.01.2012 tarihinde geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

                  Gürkut Acar                                    Mahmut Tanal                                Ömer Süha Aldan

                      Antalya                                             İstanbul                                              Muğla

              Ali İhsan Köktürk                                  Veli Ağbaba

                   Zonguldak                                          Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle bazı maddelerdeki geçerlilik tarihi istisnai olarak belirtilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 51 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 51- Bu Kanunun;

a)                    49 uncu maddesi 15/1/2012 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

Mehmet Doğan Kubat (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yüksek kurulun takdirlerindedir efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı cetvelde yapılan değişikliğin geçerli olacağı tarih belirlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, biraz önce kabul edilen önergeyle teklifin 51’inci maddesi tümüyle düzenlenmektedir. Bu nedenle maddede ibare değişikliği içeren Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşlarının önergesini işleme alma imkânı kalmamıştır, önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

52’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 52. Maddesindeki "bu kanun" ibaresini "bu yasa" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Ali İhsan Köktürk                                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan

                   Zonguldak                                         Kırklareli                                             Muğla

                Ali Rıza Öztürk                                  Orhan Düzgün                                 Candan Yüceer

                      Mersin                                               Tokat                                              Tekirdağ

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 52 inci maddesinde yer alan "Bakanlar Kurulu yürütür." ibaresinin "Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                 Sebahat Tuncel                                Ertuğrul Kürkcü

                        Iğdır                                               İstanbul                                             Mersin

            Sırrı Süreyya Önder                                  Erol Dora                                                                             İstanbul                      Mardin                                                  

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 52. Maddesindeki "bu kanun" ibaresini "bu yasa" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, “kanun”un öz Türkçesi “yasa”, Komisyon ve Bakan buna dahi katılmıyor. Yani, bu da dikkatinize sunmak istediğim bir konu.

Evet, değerli milletvekilleri, ben kendimi bildim bileli Türkiye hep gelişmekte olan bir ülkedir. Hep denilir ki “gelişmekte olan ülke”, gelişmekte olan ülkeler arasında Türkiye bir türlü gelişemez. 2007’den bu yana da milletvekiliyim. Yargının sorunlarını çözmek için bir sürü paket düzenlenir. İşte, yargıda tıkanıklık vardır, dolayısıyla bu yargıdaki tıkanıklığı aşmak ve yargıyı hızlandırmak adına düzenlemeler gelir yani adı böyledir ama aslında amaç o değildir. 17 ve 25 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla yapılan soruşturma sürecine kadar bu ülkede yapılan düzenlemeler devlet içerisindeki “Ergenekon” adı verilen gizli bir yapılanmayı bertaraf etmek adına yapıldı ve orada o tarzda bir muhalefeti sindirme girişimine başlandı. Aslında, yargı siyasal kavganın zemini yapıldı ve yargı üzerinden siyasi fırtınalar estirildi. 17, 25 Aralıktan sonra yapılan düzenlemedeyse, daha önce sarmaş dolaş olduğunuz Fethullah Gülen cemaati -tırnak içerisinde- sizin de “paralel yapı” dediğiniz yapılanmayı ortadan yok etmek adına yasalar getirildi. Yani, açıkçası, her aşamada siyasi iktidar kendi günlük çıkarlarına göre kendisinin çıkarlarına uymayan kişilere diz çöktürmek, onları yıldırmak üzere yasalar yaptı. Parlamentodaki çoğunluğunu kullanarak bu tip düzenlemelere gitti. Aslında, yargıya ve adalete teslim olma erdemini gösteremedi bu Parlamento hiçbir zaman; tam aksine, kendi siyasi düşünceleriyle yargıyı teslim alma girişimlerinde bulundu.

Bu düzenleme de aslında bu anlayışın bir parçası. Aslında burada görev başındaki hâkim ve savcılara maaş artışı getirildi ama kamuda çalışan avukatlara verilmedi. Yine, adliyede bu adli faaliyetlerin esas unsurunu temsil eden, teşkil eden emekçilere, zabıt kâtiplerine, kalem mensuplarına, yazı işleri müdürüne, diğer personele hiç zam verilmedi. Yine, emekli yargıç ve savcılara zam verilmedi çünkü onlarla siyasi iktidarın işi yoktu. 12 Ekimde HSYK seçimleri vardı, HSYK’da yeniden yapılandırma olacak, bu yeniden yapılandırma üzerinden Yargıtayda, Danıştayda hatta ilk derece adli yargı mahkemelerinin yapısında yeniden düzenlemeler yapılacaktı.

Bunlar doğru şeyler değildir arkadaşlar. Konjonktüre göre yasa yapmak kural hâline getirilmemeli, Parlamentodaki çoğunluklar gerçekten yargı üzerinden siyasi hasımlardan intikam alma aracı olarak kullanılmamalıdır diye düşünüyorum. Elbette ki yasa dışı güçlere karşı hukukun temel ilkeleri çerçevesinde ve mevcut uluslararası kurallar çerçevesinde, uluslararası hukuka uygun olarak mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama sizin günlük çıkarlarınızı karşılamak üzere -“sizin” demeyeceğim- Hükûmetin günlük çıkarlarını karşılamak üzere getirdiği yasalar ve bunun kural hâline getirilmesi, sürekli başvurulan bir yöntem olması aslında Parlamentonun itibarını zedelemektedir ve Parlamentoyu yasa yapma özensizliğine itmektedir.

Gerçekten, Yargıtay, Danıştay bizim kutsal saydığımız yüce mahkemelerden birisidir. Hâkim ve Savcılar Kurulunu ele geçirerek, Yargıtayda ve Danıştayda, adli mahkemelerde teşkilat yapısında değişikliğe gitmek doğru değildir. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun, hepimiz biliyoruz ki, Yargıtay ve Danıştaydaki tek anayasal yetkisi oraya üye seçmekten ibarettir ama bunun ötesinde, HSYK’ya yasayla yeni yetkiler vererek, yeni yetkilerle donatmak Anayasa’yı dolanmak demektir, hileli yollara başvurmak demektir. Siz, 12 Eylül Anayasası’ndan sonra da HSYK’yı kendiniz sandınız, bu kürsülerde övgüler düzdünüz, ta 17-25 Aralığa kadar. Umuyorum ve diliyorum ki şimdi oluşturduğunuz HSYK’dan, tekrar, ileride şikâyet etmezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - O nedenle, hukuka, bir kere, her şeyden önce hukukçuların sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Bu yasanın elbetteki iyi yanları olmasına rağmen, genel olarak gerçekten hukuk güvenliğini zedeleyen ve dayatma bir paket olduğunu düşündüğümden dolayı, bir hukukçu kimliğiyle bu yasaya “ret” oyu kullanacağım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 41’inci madde üzerinde verilen üç adet önergenin oylamalarında bir yanlışlık olduğu Başkanlığımızca tespit edilmiştir.

41’inci maddede, işlemi sırasında, Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan ve arkadaşlarının önergesi üçüncü sırada müstakilen oylanması gerekirken yanlışlıkla Mardin Milletvekili Erol Dora ve arkadaşlarının önergesiyle birlikte oylanmıştır. Üç önergenin gerekçelerinin de önerge sahipleri tarafından Genel Kurula açıklandığı görülmektedir.

Söz konusu önergelerin oylamasında bir karışıklık olduğundan, kanunun sıhhati açısından bu madde üzerindeki önergelerin işlemini ve oylamalarını İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi çerçevesinde tekrarlayacağım. Buna bağlı olarak, söz konusu maddeyi de tekrar oylarınıza sunacağım.

Şimdi, 41’inci madde üzerindeki üç önergeyi tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 41. Maddesindeki “makul” ibaresinin “yeterli” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                 Ömer Süha Aldan                               Candan Yüceer

                    Kırklareli                                             Muğla                                             Tekirdağ

                Orhan Düzgün                                  Ali Rıza Öztürk                                            

                       Tokat                                               Mersin                                                   

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 sıra sayılı kanun teklifinin 41’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                              Sırrı Süreyya Önder                             Sebahat Tuncel

                        Iğdır                                               İstanbul                                            İstanbul

                    Erol Dora                                     Ertuğrul Kürkcü

                      Mardin                                              Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                             Kemalettin Yılmaz

                       Konya                                              Kayseri                                       Afyonkarahisar

                   Emin Çınar                                         Alim Işık                                     Mustafa Kalaycı

                   Kastamonu                                         Kütahya                                              Konya

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile mevcut düzenlemenin korunması amaçlanmıştır. Zira mevcut düzenlemede yer alan “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” ibaresi evrensel hukuk normlarına ve ceza hukuku sistematiğine uygun bir düzenlemedir. Tasarı maddesinin yasalaşması halinde hukuksuzluğa neden olacak örnekler yaşanması kuşkusuzdur.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde ile ceza ve ceza usul hukukumuzda uzun yıllar uygulanmakta olan makul şüphe kavramı 17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sebebiyle uygulanacak tedbirleri engellemek amacıyla Şubat 2014 tarihinde somut delile dayalı kuvvetli şüphe kavramına dönüştürülmüştür.

AKP'nin paralel yapı ile mücadelesinde yargı organlarında önemli mesafeler aldıktan sonra bu defa paralel yapıya karşı silah olarak kullanılmak üzere makul şüphe kavramına dönülmesi hakkaniyet ve adaletle bağdaşmaz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler…Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 655 Sıra Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına dair kanun teklifinin 41. Maddesindeki “makul” ibaresinin “yeterli” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turgut Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Arama kararının verilmesi sırasında daha özenli olunması ve kişi hakları açısından böyle bir değişikliğe gerek görülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

41’inci maddeyi yeniden oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince, oyunun rengini belirtmek için ve lehte söz isteyen Ali İhsan Yavuz, Sakarya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde, İç Tüzük 86’ncı maddeden kaynaklanan, oyumun rengini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İktidarımız döneminde gelişen, dönüşen, değişen Türkiye’mizin ihtiyaçlarını karşılamak üzere gece gündüz yasa çalışmalarını sürdürmeye devam ediyoruz. Bu kabilden reform niteliğinde yeni bir kanun teklifi daha inşallah birazdan yasalaşmış olacak.

Dolayısıyla, reform niteliğinde birtakım düzenlemeleri de ihtiva etmesini düşündüğüm bu teklifle ilgili oyumun renginin lehe olacağını belirtiyor, birazdan siz değerli milletvekillerimizin oylarıyla yasalaşacak olan bu teklifin milletimiz ve Türkiye’miz açısından hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Yine oyunun rengini belirtmek için aleyhte söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, oyunun rengini belirten milletvekili keşke hukukçu olmasaydı. Hukukçu olan bir arkadaşımızın çıkıp makul şüpheyi reform niteliğinde nitelendirmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153’üncü maddesi uyarınca dosyanın, delillerin, bilgilerin avukattan gizlenmesini bir avukatın reform olarak nitelendirmesi hukuk camiasına yapılabilecek en büyük kötülüktür. (CHP sıralarından alkışlar)

Onun için, bu yasa ne getiriyor? Bir: Bu yasa kuvvetler ayrılığını hiçe sayıyor. Bu yasa ne getiriyor? Herhangi bir suçlamayla karşı karşıya kalan insan “Efendim, benim avukatım dosyayı görmek istiyor. Cumhuriyet savcısının iddialarını çürütmek istiyor.” dediği zaman, maalesef eğer mahkeme gizlilik kararını alırsa o dosyayı o vatandaşımızın avukatı da göremez, kendisi de göremez ama avukat olan bir milletvekili bunu reform diye nitelendiriyor. Ey vatandaş, bunu bilin.

İki: Şimdi, bu dosyada ne var başka? Bu dosyada gayet rahat, bir cumhuriyet savcısı bağlı bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimine Türkiye’de 81 ilde arama, el koyma yetkisini getiriyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - O değişti.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Mahmut Bey, değişti onlar.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Bu yasa ne getiriyor? Bu yasa hak arama özgürlüğünü engelliyor. Bu yasa neyi getiriyor? Bakın, şüpheyle ilgili, delillerle ilgili, takdir edersiniz, makul şüphe var, yeterli şüphe var, kuvvetli şüphe var; buradaki şüphenin de derecelendirmeleri var. En basiti olan makul şüphe. Farz edelim ki, biraz önce, efendim, avukattan gizlenen bir dosyada veya… Laf atan bir Bursa milletvekili arkadaşımız var, avukat; orada heyecanlı vaziyette sürekli yürür o arkadaşımız. O heyecanlı yürüyüşüyle o çevrede eğer bir eylem varsa emniyet mensubu diyecek ki: “Gel kardeşim, ben senden şüphelendim. Senin gözaltına alınman için bu makul bir, şüphe olarak yeterli.” Gayet rahat karakola çekme, ifadesini alma olayı var.

Yani, bu olayda sadece ve sadece soslu madde, şekerli madde, Yargıtay üyelerinin özlük haklarının kısmen maaşla ilgili iyileştirilmesi var. Bunu destekliyoruz ama bunun dışında mevcut olan düzenlemelerin hepsi toplumun ihtiyacı olan düzenlemeler değil, gayet rahat. Emeklilik bekleyen insanların emeklilik ihtiyacına cevap vermiyor, yurt bekleyen öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap vermiyor, işsiz olanların ihtiyaçlarına cevap vermiyor, atamasını bekleyen öğretmenlerin ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Kimin ihtiyacına cevap veriyor? Arkadaşlar, bu olay sadece ve sadece siyasal iktidarın ihtiyaçlarına cevap veriyor.

Değerli milletvekilleri, Değerli Başkan, Değerli Bakan; Sayın Ahmet İyimaya, tabii, meslekte, hukukta, hukuk mesleğinde bir meslek büyüğümüz. Orada şöyle çok güzel bir söz var: Eğer yasalara saygı gösterilmesini istiyorsak önce saygı duyulacak yasaların yapılması lazımdır.

Şimdi, ikincisi, Martin Luther’in çok güzel bir sözü var: “İnsanın adil olmayan yasalara karşı gelme ve itaat etmemek gibi bir sorumluluğu olmalıdır.” diyor. Bu yasalar gerçekten adil olmayan yasalardır. Bu yasalar, saygı gösterilmesini gerektirmeyen yasalardır. Bu yasalar, siyasi iktidarın ihtiyacı için çıkarılan, toplumun ihtiyacı için çıkarılmayan yasalardır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bu anlamda, bu yasayla eğer gerçekten sırf hâkimlerin özlük haklarını düzeltiyorsak yargının bir parçası olan diğer yargı çalışanlarının özlük haklarını niye düzeltmiyoruz, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olanların özlük haklarını niye düzeltmiyoruz?

AHMET YENİ (Samsun) – Düzelteceğiz, onu da getireceğiz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yargıçlara sicil affını getirdiniz, diğer memurlara sicil affını niye getirmiyorsunuz ve yargıda çalışan personele niçin sicil affını getirmiyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Halledeceğiz, onu da halledeceğiz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bu anlamda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi gerçekten sicil affını bekleyen çok memur var. Avukatlar da sicil affını bekliyor. Yani Adalet Bakanı da önceden bir avukattı, Komisyon Başkanı da bir avukattı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Şeref duyuyorum avukatlığımdan.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yani bu anlamda, bu yasanın, bu teklifin sadece ve sadece hâkimlere ilişkin özlük haklarının dışında diğerlerine karşıyız, ret oyu vereceğiz.

Bilgilerinize arz olunur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, 655 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucunu açıklıyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı                     :    228

Kabul                                               :    211

Ret                                                    :   17(x)

                                                         

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

 

Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya

Bartın”

Böylece teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, gündemin 4’üncü sırasında yer alan, 176 Sayılı Maden İşyerlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- 176 Sayılı Maden İşyerlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/976) (S. Sayısı: 650)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Böylece, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 3 Aralık 2014 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.37

 

 



(*) (10/1157) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(X) 655 S. Sayılı Basmayazı 25/11/2014 tarihli 18’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.