TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

15’inci Birleşim

18 Kasım 2014 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.-   İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu'nun, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.-                  Çorum Milletvekili Tufan Köse'nin, Çorum ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.-            Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek'in, Samsun ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek'in, Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan'ın, Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in Danışma Kurulu önerisi üzerinde yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubu eski Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in Danışma Kurulu önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında Halkların Demokratik Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, Taksim Kışlası Projesi’nin yeniden gündeme getirilmesinin gerekçesini ve Gezi eylemlerinde hukuk desteği veren 4 avukatın polislerle ilgili şikâyetlerinin ne aşamada olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, hayatını kaybeden Profesör Doktor Uluğ Nutku’yu saygıyla andığına ilişkin açıklaması

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Orman Bölge Müdürlüğünün Artvin’de orman katliamı yapmak istediğine ilişkin açıklaması

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, mevsimlik işçilerin kadroya alınmaları konusunda Bakanlığın çaba göstermesi gerektiğine ve Profesör Doktor Rennan Pekünlü’ye verilen hapis cezasına ilişkin açıklaması

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’daki olimpik yüzme havuzunun ve Emniyet Genel Müdürlüğü Termal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinin ne zaman halkın hizmetine sunulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, çözüm sürecinin temel belgesi olan Oslo Mutabakatı’nın içeriğini öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’a, eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediklerine ilişkin açıklaması

8.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek'in, Lüleburgaz’da Ramuze Tekstil ve Şişe Cam’a bağlı fabrikalarda çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

9.-                        Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin, Samsun’a yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması

10.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, 4 siyasi parti olarak kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin araştırılması konusunda bir araştırma komisyonu kurulması kararı aldıkları için bu konudaki grup önerilerini geri çektiklerine ilişkin açıklaması

11.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan'ın, değişik illerde yaptığı görüşmeler sonucunda vatandaşların kendisine ilettikleri sorunlara ilişkin açıklaması

12.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan'ın, MEMUR-SEN’e bağlı tüm sendikaların Hükûmet tarafından özel olarak korunduğunu düşündüğüne ilişkin açıklaması

13.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, AK PARTİ Grubu olarak, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’a, eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediklerine ve Ahmet Kaya’nın 14’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

14.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’a, eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediklerine, Ahmet Kaya’nın 14’üncü ölüm yıl dönümüne ve Dersim olaylarında idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla andıklarına ilişkin açıklaması

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 21/11/2014 tarihinde Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenecek “Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTI Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması” konulu seminere katılması Genel Kurulun 4/11/2014 tarihli 9’'uncu Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1625)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanovski ve Arnavutluk Parlamentosu Başkanı Ilir Meta’nın vaki davetlerine icabet etmek üzere 23-25 Kasım 2014 tarihleri arasında Makedonya’ya ve 25-26 Kasım tarihleri arasında Arnavutluk’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1626)

3.- Avrupa Konseyi İtalya Başkanlığınca 20-21 Kasım 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek olan İstihdam, Araştırma ve Yenilik Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1627)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Gürcistan Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Tedo Japaridze’nin vaki davetine icabetle Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Parlamentoları Dışişleri Komisyonları Ortak Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1628)

B) Önergeler

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/212)

2.-      Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Adalet Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/213)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, (2/203) esas numaralı 05.02.1972 Tarih ve 1586 Sayılı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın Ölüm Cezalarının Yerine Getirilmesine Dair Kanunun Yürürlükten Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/211)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve 27 milletvekilinin, doğu ve güneydoğu illerinde zoraki göçlere maruz kalmış vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1114)

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, AKP’'nin Suriye politikalarındaki yanlışların Türkiye’yi götürdüğü çıkmazların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1115)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 22 milletvekilinin, hayvancılık ve tarım sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1116)

D) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 76’ncı sırasında bulunan 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemin 6’ncı sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 18 Kasım 2014 Salı günkü birleşiminde 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Millî Savunma Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2.- Adalet Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

B) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna üye seçimi

X.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Göle’nin su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/135) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

2.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bazı askeri personelin maaşlarına yapılan son zamma ilişkin sözlü soru önergesi (6/1736) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, astsubayların özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3052) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, askeri okullardan atılan veya kendi isteğiyle ayrılanların ödedikleri tazminatlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3565) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, asker intiharlarının önlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3635) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık tarafından kiralanan taşınmazlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3906) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki askeri hastanenin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3907) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık tarafından kiralanan araçlar ile diğer taşınır mallara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3939) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen taşınır mal satışlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4046) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık personelinin görev yeri değişikliklerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/4124) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık kadrolarına ve personel durumuna ilişkin sözlü soru önergesi (6/4125) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2013 yılları arasında Bakanlıkta hizmet alımı yoluyla veya sözleşmeli olarak çalıştırılan personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/4151) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

13.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, celp dönemlerinin lisans mezuniyet dönemleriyle uyumlu hale getirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/4344) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, çözüm süreci boyunca terör örgütüne katılımların arttığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4604) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, çözüm süreci kapsamında ülke dışına çıkan teröristlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/4607) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

16.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, boşaltılan karakollarda PKK bayrağı açıldığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4661) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, il merkezlerindeki askeri birliklerin taşınmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4663) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da Er Eğitim Birliği açılıp açılmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4691) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde dış kaynaklı oluşabilecek tehlikelere yönelik alınan tedbirlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/4692) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

20.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/4693) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

21.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan iline yönelik işbirliği ve ticari anlaşma amaçlı yabancı heyet ziyaretlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/4774) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

22.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun, Anka uçaklarının Suudi Arabistan’a TSK’dan daha ucuza satıldığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4882) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

23.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/5209) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

24.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, 8 Ekim 1996 tarihinde Sakız Adası açıklarında düşen uçağın enkazı ile pilotun naaşına ulaşılması için çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5407) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

25.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, arşiv belgelerinin tercüme edilmesi çalışmalarına ve bu çalışmalarda erlerden faydalanılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5665) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

26.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Lice'de Türk Bayrağının indirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/5730) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

27.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından açılan disiplin soruşturmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5838) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

28.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından taşeron işçilerin çoğunun işten çıkarıldıkları iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5864) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

29.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bazı kamu görevlilerine mobbing uygulandığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5891) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

30.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bazı kamu görevlilerinin emekli olmaya zorlandığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5914) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bazı kamu görevlilerinin istifaya zorlandığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5949) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

XI.-               KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

4.- İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/758) (S. Sayısı: 640)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 33 Milletvekilinin; Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/2374) (S. Sayısı: 652)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/766) (S. Sayısı: 464)

XII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 464) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı'nın oylaması

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan medya ve tanıtım hizmetlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/53215)

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, Kocaeli'nin Kartepe ilçesinde bulunan bir taş ocağının neden olduğu sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/53216)

3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, Bursa'da Bakanlığa bağlı kurumlardaki engelli merdivenleri ve tuvaletlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/53217)

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Van, Adıyaman ve Siirt'te bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş memur ve işçi kadrolarına,

Şırnak, Hakkari ve Muş'ta bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş memur ve işçi kadrolarına,

Bingöl, Bitlis ve Batman'da bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş memur ve işçi kadrolarına,

Ardahan'da bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş memur ve işçi kadrolarına,

Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt'ta bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş memur ve işçi kadrolarına,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/54091), (7/54092), (7/54093), (7/54094), (7/54095)"

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşlarca gerçekleştirilen medya, tanıtım ve reklam harcamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/54322)

18 Kasım 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.04

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Dağoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin kürsüde sözünüzü açmadan evvel, sayın milletvekilleri, ayaktan olanlar, sohbette olanlar ben Sayın Dağoğlu’nu dinlemek istiyorum. Sükûneti temin edebilirsek çok iyi olacak.

Buyurunuz Sayın Dağoğlu.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu'nun, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün yani 17 Kasım tarihi Dünya Prematüre Günü’ydü. Prematüre demek, erken doğum demek ve dolayısıyla bu erken doğumun sonunda doğan küçük bebekler demek. Bugün Türkiye'de 1 milyon 300 bin çocuk doğmaktadır canlı olarak ve bu 1 milyon 300 bin çocuğun yüzde 12’si de prematüre olarak doğmaktadır. Dünyada ise her 10 bebekten 1’i prematüredir.

Hani yeni doğan bebek ölümleri diyoruz ya, hani her doğan canlının yaşama hakkı vardır ve doğanın insanlara vermiş olduğu en tabii haktır diyoruz ya işte, bu yeni doğan bebek ölümlerini önleyebilmek için bizim prematürelerdeki yaşam şansını artırmış olmamız lazım.

1990’lı yıllarda, üniversiteler, kendilerinden beklenen bu görevi en güzel şekilde yerine getirmişlerdir çünkü prematüre bebeklerin bakımı her yönüyle fevkalade zordur. Hem çağın teknolojik gelişmelerini sağlayacaksınız hem bilimselliği ortaya koyacaksınız ve bütün bunların yanında da bu küçük doğmuş, erken doğmuş bebekleri sağlıklı bir biçimde yaşatmaya katkı sağlayacaksınız. İşte, 90’lı yıllarda ellerinde bulunan bütün imkânları seferber ederek üniversitelerin yeni doğan bölümleri bu katkıyı sağlamış ve prematüre çocukların sağlıklı bir biçimde topluma kazandırılmasında lokomotif olmuşlardır. Üniversitelerden beklenen görev de zaten budur ve devlet hastanelerinde, arkadan, Sağlık Bakanlığının buna el atması nedeniyle, Sağlık Bakanlığının çağın teknolojisine uygun bir biçimde yeni doğan ünitelerini kurması ve onun arkasından, bunlara uygun yüksek teknolojiyi kullanan elemanlar yetiştirmesi nedeniyle Türkiye’de yeni doğan bebek ölümleri, bugün -her zaman gündeme getirdiğimiz- binde 8 gibi bir değere düşmüştür ve bu çok büyük bir başarıdır.

Benim her vesileyle bu kürsüden dile getirdiğim, çocuklarla ilgili dünyadaki en büyük kuruluş olan UNICEF… Son yıllarda Türkiye çocuklar konusunda, çocukların sağlığı konusunda çok mesafe katetmiş ve artık bu konu gündemine, rayına Türkiye’de oturmuştur.

Prematüre bakımı fevkalade pahalı bir iştir. Hem ünitelerin kurulması çok pahalıdır hem de bu çocukların yaşama tutunmaları çok zordur. O nedenle, ekonomik açıdan toplumu, ülkeleri çok düşündürmektedir. Bu nedenle, gelişmiş ülkeler, bugün bu konuda ne yapalım, nasıl yapalım ve bunun önüne nasıl geçelim diye tartışmalar yapmakta ve ortaya birtakım düşünceler atmaktadır. Bunların hem uzun vadede hem kısa vadede hem de ekonomik olarak hem kendilerine hem de ülkeye, memlekete yapmış oldukları ekonomik yükleri göz ardı etmemiz mümkün değildir, bunları göz önünde bulundurmamız şarttır. İşte bu nedenle bütün her yerde eğer biz bu konuya el atmak istiyorsak, bunun daha güçlenmesini istiyorsak bu çocukların yeni doğan uzmanlarının bulunduğu yerde doğmalarını sağlamalıyız. Sadece bununla yetmez, önemli olan, kuyunun kapağını çocuk düşmeden kapamak gerekir. Dolayısıyla sorun nedir? Gebeliklerin erken bitimini ve bu çocukların erken doğmasını önlemektir. O zaman ne yapmak lazım? Ailelere ve sivil toplum kuruluşlarına iş düşmektedir. Dolayısıyla -her yerde anne çocuk sağlığı ve kadın sağlığı merkezleri vardır- gebe olan kadınların, aileleriyle birlikte, eşleriyle birlikte bu konunun ehemmiyetini bilip takiplerini mutlaka yaptırmaları lazım.

Değerli milletvekilleri, yani sonuçta hem ülkemizde hem de dünyada önümüzdeki yıllarda çocuk sağlığı alanında giderek büyüyen ciddi bir sorun olması muhtemel olan bu konunun bir an evvel halledilmesi hepimizin en önemli sorunlarından biri olmalıdır.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum, sözlerime son veriyorum ve bütün prematürelere de sağlıklı bir yaşam diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, Çorum’un sorunları konusunda söz isteyen Çorum Milletvekili Sayın Tufan Köse’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Çorum Milletvekili Tufan Köse'nin, Çorum ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, tüm Türkiye’de geçici işçilerin –şeker işçilerinin- sorunları Çorum’da da canlı bir şekilde yaşanıyor, geçici işçilerin sorunlarının bir an evvel çözülmesini burada yürekten diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, 14 Kasım 2014 Cuma günü saat 21.30 sıralarında bir evdeki elektrik kontağından çıkan alevle Bayat ilçemizin Çukuröz köyünde 29 tane evimiz yanmıştır. Evlerin tamamı ahşap ve köy evidir, bunların içerisinde köyün ortak alanı olan bir ev de bulunmaktadır. Yangının bu kadar tahribat yapmasındaki en önemli sebep, evlerin ahşap olmasının yanı sıra, kışlık odun ihtiyaçlarını evlerinin bahçesine depolamalarından kaynaklanmaktadır. Bunun da yangının büyümesinde çok büyük rolü olmuştur. Buradan Çukuröz köyünün yoksul halkına, Bayatlılarımıza ve Çorumlularımıza geçmiş olsun diliyorum.

Buradaki en büyük tesellimiz, gerek insan bakımından gerekse hayvanlar bakımından herhangi bir can kaybının olmamasıdır. Yine, devlet bütün olanaklarıyla köyüne şefkat elini uzatmış ve yaralarını sarmaya başlamıştır. Bu anlamda Çorum Valiliğine, yine beraber sabahın erken saatlerinde köyde birlikte çalışma yaptığımız iktidar partisinin milletvekillerine, AFAD görevlilerine, itfaiye görevlilerine ve Kızılay görevlilerine buradan huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Devletimiz doğal afetlerde yurttaşlarımıza şefkat elini uzatıyor. Peki, devletin yaptığı tahribatlarda ya da iktidarın yaptığı tahribatlarda oluşan bu tahribatı nasıl gidereceğiz? Bunu düzeltmek inanın çok daha zor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Çorum’da iktidar hem Çorum’un sosyal barışını hem sanayisini hem de sağlığını nasıl tahrip ediyor? Çok kısa sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu tahribat doğanın verdiği tahribattan çok daha derin sonuçlar yaratıyor ve gelecek kuşaklara da sirayet ediyor maalesef.

Şimdi, Çorum’da ve bütün ülkemizde olduğu gibi “Toplum Yararına Çalışma” denilen bir şey var, İş Kurumu il müdürlükleri bunu düzenliyor, düzeltiyor. Şimdi, İş Kurumu İl Müdürlüğü bir dağıtım yapmış, Çorum’da bundan yararlanan -toplam 134.600 kişinin yaşadığı- belediyeler var. Buralara, 311 tane, toplum yararına çalışan işçi kontenjanı ayırmışlar ama bunu nasıl ayırmışlar? AKP’li belediyenin olduğu yerde, iktidar partisinin belediyelerinin olduğu yerde 89.700 nüfus var ve 311’den 287 tane kontenjan almışlar. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde 11.300 nüfus var, toplamı 11. Milliyetçi Hareket Partisinin 34.200 nüfusun yaşadığı belediyeleri var, onlara da verdikleri sayı toplam 10.

Şimdi, örnek olsun diye söylüyorum: 1.200 nüfuslu AKP’li Boğazkale Belediyesi 23 tane “Toplum Yararına Çalışma” kontenjanı almış, 33 bin nüfuslu MHP’li Sungurlu Belediyesi toplam 5 tane “Toplum Yararına Çalışma” kontenjanı alabilmiş. Yine, 5 bin nüfuslu CHP’li Mecitözü Belediyesi 5 tane kontenjan alabilmiş, 5 bin nüfuslu AKP’li Kargı Belediyesi toplam 28 tane alabilmiş. Bunun neresinde adalet, soruyorum hepinize.

Yine, değerli arkadaşlarım, Çorum’da bir devlet hastanesi inşaatı var. Devlet hastanesi inşaatı önce 400 başladı, sonra 600 oldu, 800 oldu, hâlâ, iki yıldır -temeli atıldı- daha temel aşamasında duruyor. Bu yapılırken mevcut devlet hastanesinde de deprem riski olmasına ve bu yapıldığında yıkılacak olmasına rağmen poliklinik binaları inşa ediliyor milyonlarca lira harcanarak. Acaba bunun paraları nereden gidiyor, hangi müteahhitler kayrılıyor? Bunun yanı sıra, mevcut inşaatın, yapılan inşaatın ihale şartnamesinde -ki Çorum toprak sanayisi Türkiye’de 1 numaradır- dış duvarların örülmesini gaz beton olarak belirlemişler. Yani, Çorum sanayisinin, Çorum istihdamının göz bebeği olan toprak sanayisinin tuğlasından yararlanılmayacak. Bu nasıl kabul edilebilir bir durumdur? Çorum sanayicileri diyor ki: “Önemli değil, biz parasında değiliz. Biz onu, o hastaneye hibe de ederiz ama bu bir itibar sorunu, bu bir onur sorunu.”

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bülent Arınç İskilip’e gitti, İskilip Devlet Hastanesinin temelini attı. Tıbba ne hizmeti varsa, İskilipli Atıf Hoca’nın adını verdi! İnşaat şu anda yarım. Malları, malzemeleri kapanın elinde kalıyor. Yine, gitti, orada dedi ki: “Ben Tosya yolunu yapacağım, Çankırı’nın yolunu yapacağım.” Daha yapılan en ufak bir çalışma yok Çankırı yolunda da.

Sayın Bülent Arınç size buradan sesleniyorum: İskilipli Atıf Hoca’nın tıbba bir hizmeti yok. Onun adını oralara verene kadar, attığınız temellerin takipçisi olun, verdiğiniz sözlerin takipçisi olun.

Yine, her giden, Cumhurbaşkanı, Başbakan, AKP’nin temsilcileri “3 çocuk, 5 çocuk yapın. Bu memleket için lazım.” diyorlar. Şimdi “5” diyorlar. Sungurlu Devlet Hastanesinde ürolog yok, Sungurlu Devlet Hastanesinde çocuk doktoru yok. Neyle 3 çocuk, 5 çocuk yapacak bu insanlar?

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. ((CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köse.

Gündem dışı üçüncü söz, Samsun’un sorunları konusunda söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Cemalettin Şimşek’e aittir.

Buyurunuz Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek'in, Samsun ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel olarak tarihte ve ayrıca cumhuriyetimizin kuruluş tarihinde de çok önemli bir yere sahip olan, Karadeniz’in sosyal ve ekonomik olarak en büyük kenti, güzel Samsun’umuzun sorunlarını sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu beş dakika içerisinde Samsun’un tüm sorunlarını sizinle paylaşmam maalesef mümkün değil. Çünkü bugün ülkemizde olan sosyal, sosyoekonomik, ekonomik her türlü sıkıntıyı Samsun da fazlasıyla yaşamaktadır. Samsun, gerek coğrafi konumu gerek iklimi ve tabiat güzellikleri gerekse Kızılırmak ve Yeşilırmak gibi iki nehrin oluşturduğu verimli ovası bulunmasına rağmen Türkiye ölçeğinde istenen gelişmeyi gösteremediği gibi, birçok parametrede de Türkiye genelinden daha az gelişme gösteren bir ilimizdir.

Aslında Samsun, kara, deniz, hava ve demir yollarıyla her türlü ulaşım imkânı olan, Karadeniz’i Anadolu’ya bağlayan önemli bir konumdadır. İklimi her türlü tarım ve hayvancılığa müsaittir. Samsun, güzellikleri ve tarihî yerleriyle turizm alanında da potansiyeli olan bir şehirdir. Ulaşım imkânlarıyla ise önemli bir ticaret ve sanayi merkezi olmaya adaydır.

Ancak Samsun, 2002 yılında 342.453 hektar toplam işlenen tarım alanına sahipken, 2012 yılında rakam 288.095 hektara gerilemiştir. Köyler boşalmaktadır, vatandaş ektiğinin karşılığını maalesef alamamaktadır. Bafra ve Çarşamba ovalarında yetiştirilen ürünler ve hayvancılık sektörü, iklim ve coğrafi şartların uygun olmasına karşın, Hükûmetin yanlış politikaları sonucu istenen düzeye bir türlü ulaşamamakta, çiftçilerimiz her geçen sene bankalara daha çok borçlanarak gittikçe üretemez hâle gelmektedirler. Tarım ve hayvancılıkta bugün en önemli sorun, mazot, gübre, ilaç, yem gibi girdi maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır. Ayrıca, bilhassa sebze ve meyve üreticilerimizin, ürününü saklama ve pazarlama gibi bir sorunu vardır. Bazı seneler yok satan bir ürün, başka bir sene üreticinin elinde kalmakta veya değerinin çok altında satılmaktadır.

Sağlık hizmetlerindeki sorun, Türkiye genelinde olduğu gibi nitelik sorunudur. Samsun’da hastaneler her gün dolup taşmakta, bir hekim, sözde, 100-150 hasta muayene etmektedir. Bu durumdan hizmet sunucuları da ayrıca -özellikle de hekimler- memnun değildirler.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi gibi önemli bir üniversiteye sahip olan Samsun’da tıp fakültemizde sistemden kaynaklanan sorunlar vardır. Fakültede eğitim ve araştırma yapılamamakta, bir genel hastane gibi hasta muayene edilmektedir. Değerli bir öğretim üyesi arkadaşımın ifadesine göre, Amerika’dan fakülteyi ziyarete gelen bir öğretim üyesine servisi gezdirmiş ve öğretim görevlisinin servisi gezdikten sonra kendisine “Bu konuda üçüncü dünya ülkelerinden de geridesiniz.” dediğini söylemektedir. İşte, çağ atlayan sağlık da bu durumdadır.

Samsun genel ortaöğretimde derslik başına 36 öğrenciyle yüksek sayıdadır.

Değerli milletvekilleri, köylerin yol, su, kanalizasyon gibi altyapı durumu çok kötüdür. Bu konuda Mahallî İdareler Genel Müdürlüğü rakamları doğru değil. Asfalt gibi gösterilen birçok köyün yolunda asfaltın yerinde yeller esmektedir. Suyu olmayan köy sayısı yüksektir. Oradan buradan taşımayla, su ihtiyaçlarını sağlıksız şekilde temin etmeye çalışmaktadırlar.

Elektrik dağıtımı YEDAŞ’a verilerek özelleştirilmiş, yetersiz trafo ve dağıtım şebekeleri nedeniyle bilhassa köylerde sık sık elektrik kesintileri yaşanmakta ve vatandaşın elektrikli aletleri zarar görmektedir. Arıza ekibi ise çok yetersizdir.

Çarşamba ve Bafra Ovaları Sulama Projesi bu dönemde de yeterli destek bulamamış ve hâlen bitirilmeyi beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, Samsun’da tüm ekonomik, sosyal, demografik, ticaret ve sanayi göstergelerinde Türkiye ölçeğinde bir gerileme söz konusudur. Samsun kalkınmada öncelikli yöreler bakımından 3’üncü sırada iken etrafında iller, Ordu, Sinop, Tokat 5’inci sırada, Amasya ve Çorum’un 4’üncü sırada yer alması yatırımların bu çevre illere kaymasına sebep olmuştur. Samsun artık, net göç veren bir şehir olmuştur.

Samsun, nüfus başına aldığı yatırım teşvik belgesi, sabit yatırım tutarı ve nüfusa düşen istihdam bakımından Türkiye ortalamasının altındadır. İstanbul Sanayi Odasının yapmış olduğu Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşu içerisinde Samsun’dan sadece 4 firmanın olması düşündürücüdür. Türkiye genelinde iş gücü istihdam…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - …ve iş gücüne katılım oranı yükselmekte, Samsun’da ise düşmektedir. İşsizlik Samsun’da TÜİK değerlerinin çok çok üzerindedir. İş imkânlarının gittikçe daraldığı Samsun’da yükseköğrenimini tamamlayan gençlerin geri dönmedikleri görülmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu konudaki sorumluluk, kamu yatırımlarında yeteri kadar teşvik desteği alamayan, Samsun’a sağlayamayan iktidar milletvekillerine aittir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, ben iktidar milletvekiliyim.

BAŞKAN – Evet…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkanım, sorumluluğun bizde olduğunu söyledi, söz istiyorum yani sorumluluğun bizde olduğunu söyleyerek kamuoyuna yanlış bilgi vermiş oldu Sayın Başkanım. Müsaade ederseniz…

BAŞKAN –Evet, şimdi, hangi maddeye göre istiyorsunuz? Şimdi zaten buraya girmişsiniz…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkanım, o başka.

BAŞKAN – Bir dakika, anladım da…

AHMET YENİ (Samsun) – Sataşma yaptı.

BAŞKAN – Nasıl sataştı?

AHMET YENİ (Samsun) – Samsun’da yapılmış olan işleri yapılmamış göstererek Samsun milletvekilleri ki özellikle iktidar milletvekilini…

BAŞKAN – Kaç milletvekilisiniz siz?

AHMET YENİ (Samsun) – 6.

BAŞKAN – “Milletvekilini” dediği için diyorum, siz kendi üzerinize mi aldınız?

AHMET YENİ (Samsun) – Kendi üzerime aldım efendim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Böyle olmaz ki.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Hükûmet cevap verir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hükûmetin cevap vermesi gereken bir soruya bir milletvekilinin cevap vermesi doğru mudur?

BAŞKAN – Alındı arkadaş üzerine.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar milletvekili olarak bugün saat on ikide Samsun’daydım, dört gündür Samsun’un birçok ilçesini tek tek dolaştım. Sağlık alanında -Sağlık Bakanımız geçen hafta içerisinde Samsun’daydı- Samsun’da muhteşem gelişmeler var. Muhalefet milletvekili arkadaşlarım ne zaman Samsun’a uğruyor, ben onu bilemem.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sataşma var, sataştı.

AHMET YENİ (Devamla) – Ama onların da bizim bu çalışmalarımızı yerinde görmelerini istiyorum. Samsun’da sağlık alanında muhteşem gelişmeler var; duble yollarda, ulaşımda… 2002 yılında 100 civarında Samsun’dan uçak kalkarken bugün 10.600 uçak kalkıyor. Samsun muhteşem gelişmesiyle Karadeniz’in ve kıyısı Karadeniz’e yakın olan ülkelerin incisi durumundadır. Bunları öne çıkarmak varken Samsun’u kötülemenin bir muhalefet milletvekiline de yakışmadığını söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Yok, Sayın Yeni, Samsun’u kötülemedi canım, sizi kötüledi, arada fark var; sizi kötüledi, tamam.

AHMET YENİ (Devamla) – Evet, biz orada görevimizi yapıyoruz.

Değerli kardeşim, Samsun’un ilçelerinde beraber olalım. Daha dün Bafra’daydım. Muhteşem hastanelerimizi bir gidin görün.

Değerli kardeşlerim, bakın, Samsun’un Bafra ilçesinde -aynı köylerdeniz- 291 yataklı devlet hastanesi yaptık. Bir vatandaş, bir hanımefendi hastaneye gidiyor ve kızı götürüyor, diyor ki: “Yavrum, bu hastanede, bu odada bizi yatırmazlar, bu başhekimindir, başkasınındır.” O heyecan içerisinde tekrar geri gidiyor, diyor ki: “Hemşire hanım, bu odada bizi yatırmazlar.”

Bakın, değerli kardeşlerim, muhteşem hastanelerimizle, sağlık ocaklarımızla, sulama tesislerimizle bir gidin görün Samsun’u. Samsun’da değil de Ankara’da, başka yerlerde yaşıyorsak Samsun’u görme şansına sahip olamazsınız.

Daha dün Samsun Fuar ve Kongre Merkezi’nin açılışını yaptık muhteşem bir şekilde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Devamla) – İktidar milletvekillerinden başka kimse yoktu.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Yeni.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yüzde 65 mi oy aldık Ahmet Ağabey?

AHMET YENİ (Devamla) – Oy oranı da yüzde 65’in üzerinde.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bitti. Millet takdir ediyor, yüzde 65 oy verdiler, değil mi Ahmet Ağabey, tamam.

BAŞKAN – Sayın Yeni, teşekkür ederim.

AHMET YENİ (Devamla) – Önümüzdeki dönem Samsun’dan 9-0 milletvekiliyle gelmeyi hesap ediyoruz.

BAŞKAN – Muhterem Yeni, bitti, bitti.

AHMET YENİ (Devamla) – 17 ilçenin 16’sında AK PARTİ var Sayın Başkanım, Büyükşehir dâhil.

BAŞKAN – Tamam canım, bir şey demiyoruz.

AHMET YENİ (Devamla) – Çok teşekkür ediyor, sevgi ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hepimize sataştı.

BAŞKAN – Evet, şimdi hepinize birden söz veremem tabii. Dolayısıyla, şimdi Sayın Şimşek, buyurun, siz buyurunuz.

2.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek'in, Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bir defa baştan şunu ifade edeyim: Samsun’u kötülemedim. Samsun hâlâ Türkiye’nin önemli bir metropol kentidir ama son yıllarda Samsun’un devlet yatırımlarından, kamu yatırımlarından aldığı paya baktığımızda, oransal olarak Türkiye geneline dağıttığımızda...

AHMET YENİ (Samsun) – 5’inci.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - Hayır, orada resmî veriler var, doğru değil, Samsun’da bir gerileme söz konusu. Samsun hani büyük kent olmuştu, gelişmişti. Samsun, sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında 33’üncü sırada; resmî veri bunlar yani ben kendim söylemiyorum bunları, resmî verilerle söylüyorum. Samsun, maalesef, kalkınmada öncelikli yöreler sıralamasında,-siz biliyorsunuz bunu- bakın, 3’üncü sıradadır…

AHMET YENİ (Samsun) – Doğru, öyle olması gerekir.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - …ve çevre iller 5’inci, 4’üncü sırada olduğu için yatırımcı Samsun’dan ayrılmakta, Samsun’a yatırım yapmamaktadır.

Sağlıktaki dediğiniz şey şu: Nicelik olarak arttı, bakın, burada değerli hocam var, sayısal olarak arttı; hastaneler her gün dolup boşalıyor, bugün bu hastaneye giden ertesi gün öbür hastaneye gidiyor,

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sizin yüzünüzden hasta olduk.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Ama, esas olan neticedir sağlıkta; sağlıkta nitelikli hizmettir, az çok sağlığın kenarına bulaşmış birisi olarak biliyorum. Ben bunu biliyorum, burada hekim arkadaşlarımız var. Sağlıkta ön kapıdan girip arka kapıdan çıkmak değildir tedavi olmak, esas olan nitelikli hizmettir. Herkese “Hurra, hastaneye gidin.” demek sağlık hizmeti sunmak demek değildir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Millet kaç oy verdi millet, yüzde kaç oy verdi millet? Yüzde 65 oy verdi.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - Bunu söylediniz, bunu yaptınız. Vatandaşı kandırıyorsunuz, sağlık alanında da kandırdınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Milet inanıyor, millet kandırılmaz. 17 ilçesinin 16’sını aldık.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - Evet, sağlıkta memnuniyet arttı ama doğru bir sağlıkta memnuniyet artışı değil, radikal bir memnuniyet değil. Bunları bilin.

AHMET YENİ (Samsun) – Yaşıyor, inanıyor ve oy veriyor millet.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yüzde kaç oy verdi, yüzde kaç?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - Her şeyi oya bağlıyorsunuz, bu da doğru değil.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet inanarak veriyor.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - Bakın, bu zamana kadar burada iktidar olan partilerin hepsi çok oy alarak geldi.

AHMET YENİ (Samsun) – Duble yollarla gidiyorsunuz.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - Sizin ifadenizle onlar yanlış yaptıysa sizin de yanlış yapma ihtimaliniz var. Bunu unutmayın diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Millet yüzde 70 oy verdi sayın vekilim, yüzde 70.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – İşte, her şeyi oya bağlarsanız yanlış yaparsınız yanlış. Tam da yanlış orada. Bakın, sizden önceki iktidarlar da çok oy alarak geldi ama yanlış yaptılar.

AHMET YENİ (Samsun) – Yüzde 70 oy… Yanlış yaptı değil mi bu millet? Memnuniyetin ifadesi bu, memnuniyetin. Cemalettin Bey, millet akıllı davranıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Millet işi biliyor millet, yüzde 65 oy verdi.

BAŞKAN – İşitemiyorum maalesef.

Sayın Şimşek…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bırak, sarayı anlatsınlar; otur buraya, bırak sarayı anlatsınlar onlar ya.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, aynı nedenle, aynı gerekçeyle Sayın Ahmet İhsan Kalkavan, Samsun Milletvekilimize söz talep ediyorum, sataşma nedeniyle.

BAŞKAN – Hadi bakalım, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan'ın, Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Plan Bütçedeydim, oradan indim, Samsun’la ilgili şeyleri televizyondan dinliyordum.

Samsun bundan otuz yıl önce güzeldi, öyle mi Ahmet Ağabey? Karşılıklı konuşmak istemiyorum, belki Hocam da biliyor. Ama maalesef ve maalesef Samsun’un bir kozmopolit yapısı vardır. Bu kozmopolit yapısından dolayı Samsun çok geri kaldı.

AHMET YENİ (Samsun) – Allah Allah…

AHMET İHSAN KALKAVAN (Devamla) – Samsun’da bulunan, Samsun’u temsil eden geçmişteki değerli büyüklerimizin Samsun’dan fazla etnik hemşehricilik yönünden bağlı oldukları illere karşı yaptıkları hizmetler daha fazla olmuştur; bu inkâr edilemez, bu inkâr edilemez ama son dört yıldır da belediyecilik hizmetleri yönünden Samsun’a darbe vurulmuştur, darbe vurulmuştur. Her zaman batıda, kıyı kenar çizgisi tabir edilip kollanan yerler Samsun’da bitmiştir değerli arkadaşlarım.

Bakın, en basiti -yarın bir gün, hangi partiden olursa olsun, misafirimiz olacaksınız, misafirim olacaksınız, buyurun Samsun’a gelin- Samsun’un en son yıllarda gelişen ilçesi dediğimiz Atakum ilçesinde maalesef ve maalesef, denizin kumu, kumu, denizin karayla birleştiği kum, İstanbul’da Haydarpaşa Garı’nın önündeki, Haydarpaşa Limanı’nın önündeki mendirek gibi…

AHMET YENİ (Samsun) – İhsan Bey, hiç belediyeniz var mı, CHP belediyesi var mı Samsun’da, neden bahsediyoruz?

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

AHMET İHSAN KALKAVAN (Devamla) – Ahmet Ağabey bu seçimlerde olunabilir, önemli olan belediye hizmetlerinin yaptığı şeyleri tarihin yargılamasıdır. Bugün hakem belki sizin çoğunlukla iktidarınızdı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET İHSAN KALKAVAN (Devamla) – …ama ben isterdim ki belediyelerimiz…

AHMET YENİ (Samsun) – Hiç yok, hiç yok ama. Yani bir tane de olsa…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Devamla) – Neden biliyor musunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – İhsan Bey, bir tane de belediye alamaz mı insan?

AHMET İHSAN KALKAVAN (Devamla) – Biz belediyelerimizde gelecek seçimleri düşünerek değil, gelecek nesilleri düşünerek hizmet etmişiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalkavan.

60’ıncı maddeye göre pek kısa söz talepleri vardır.

Şimdi, arkadaşlarımıza 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Öğüt…

VI.-AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, Taksim Kışlası Projesi’nin yeniden gündeme getirilmesinin gerekçesini ve Gezi eylemlerinde hukuk desteği veren 4 avukatın polislerle ilgili şikâyetlerinin ne aşamada olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Hatırlayacaksınız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Gezi Parkı Projesi’yle ilgili olarak Gezi Parkı Projesi’nden vazgeçildiğini açıklamış, “Bir AVM kesinlikle düşünülmüyor, otel ve rezidans yok" demişti. Ne var ki belediye meclisinin dün gerçekleştirilen bütçe görüşmelerinde Taksim Kışlası Projesi’nden vazgeçilmediği, projenin hazırlanan 2015-2019 yıllarını kapsayan stratejik planda satır arasına sıkıştırıldığı CHP'li üyelerce ortaya çıkarıldı. Mahkeme kararıyla iptal edilen bu projenin yeniden gündeme getirilmesinin gerekçesi nedir? Hükûmet, yaşanan onca acıdan, kaybedilen gencecik çocuklardan da mı ders almamıştır?

Ayrıca Gezi eylemlerinde birçok kişiye hukuk desteği veren 4 avukatın dayak yedikleri polislerle ilgili şikâyetlerinde hiçbir gelişme yaşanmazken polislerin şikâyetleri üzerine başlatılan soruşturmanın tamamlandığı ve darp edilen avukatların yargılanmasına bugün başlandığı kamuoyuna yansımıştır. Polislerle ilgili şikâyetin ne aşamada olduğu toplum vicdanı adına bir an önce açıklanmalıdır.

Bakanı göreve davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüzel…

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, hayatını kaybeden Profesör Doktor Uluğ Nutku’yu saygıyla andığına ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Meclisten önceki gün Mersin’de hayatını kaybeden Profesör Doktor Uluğ Nutku’yu anmak istiyorum. Uluğ Nutku, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde başlayan bilim ve akademik hayatında bir felsefe hocası olarak sayısız öğrenciyi yetiştirmiş, âdeta bir gezginci olarak İstanbul’dan Çukurova’ya birçok üniversitede öğrenciler yetiştirmiş, hayatı, insanlığı yeniden yorumlamıştır. Özellikle 12 Eylül döneminde bilimsel çalışmalarını sürdürürken insanlık dışı uygulamalara karşı direniş göstermiş, aydınlıktan yana, ülkesini seven bir hoca olarak her zaman yüreklerimizde yaşayacak, saygıyla sevgiyle onu anacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Orman Bölge Müdürlüğünün Artvin’de orman katliamı yapmak istediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AKP iktidar olana kadar -daha önceden- vatandaş ormanı keserdi, orman idaresi bu kesimi engellerdi. Şimdi yeni bir moda başladı, vatandaş ormanı koruyor, orman dairesi ormanı kesmeye çalışıyor. Artvin Cerattepe’de Orman Bölge Müdürlüğü ormanı kesmeye çalışıyor, vatandaş orada nöbet bekliyor. Olacak bir iş değil! Rize İdare Mahkemesinin bugünlerde kararı açıklamasını bekliyoruz. Ama ne aceledir ki aynı Yırca köyünde olan bir cinayet Artvin’de işlenmek isteniyor. Orman Bakanına bunu söyledim, dinlemedi. Dün akşam İçişleri Bakanına söyledim, dedim ki: Artvin’de devleti vatandaşla karşı karşıya getirmeyin. Onu da başardılar. Hükûmeti tebrik ediyorum. O açıdan, bir kere daha sesleniyorum, bütün Türkiye’ye ilan ediyorum: Artvin’de Orman Bölge Müdürlüğü orman katliamı yapmak istiyor, vatandaş ormana sarılmış, ağaç kesimini engellemek istiyor. Böyle bir garabeti Türkiye’ye şikâyet ediyorum. Orman Bakanını da Türkiye’ye şikâyet ediyorum, İçişleri Bakanını da Türkiye’ye şikâyet ediyorum. Böyle bir ayıp olmaz Sayın Başkan.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz.

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, mevsimlik işçilerin kadroya alınmaları konusunda Bakanlığın çaba göstermesi gerektiğine ve Profesör Doktor Rennan Pekünlü’ye verilen hapis cezasına ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bugün Uşak Şeker Fabrikasında mevsimlik işçi olarak çalışan işçi arkadaşlarımızdan birisi telefon etti, dedi ki: “Kadro çalışmaları varmış, şeker fabrikalarında biz bu altı aylık çalışmayı tamamlama konusundaki süremiz yetmediği için daha önce kadroya alınamamıştık. 25 şeker fabrikasında 2.500 civarında mevsimlik işçi var. Kadro çalışmaları varmış. Bizlerin unutulmamasını istiyoruz.” dedi. Onlar gibi, aynı zamanda, diğer kurumlarda da mevsimlik işçiler var. Bakanlığın bu arkadaşlarımızın kadroya alınması konusunda gereken çabayı göstermesini biz de diliyoruz. Onların adına ben burada dile getiriyorum.

Diğer yandan, Rennan Pekünlü Hoca Anayasa Mahkemesi kararlarını uyguladığı için, sadece türbanla üniversiteye girmek isteyen öğrenciye tutanak tuttuğu için -derse girmesini engellemediği hâlde- iki yıl bir ay ceza almıştır ve cezasının ertelemesi bitmiştir, yarından sonra cezaevine girecektir. Bu olabilecek bir şey değildir. Var olan yasaları sadece uyguladığı için, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uyguladığı için bir kimseye ceza verilmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz.

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz'ın, Afyonkarahisar’daki olimpik yüzme havuzunun ve Emniyet Genel Müdürlüğü Termal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinin ne zaman halkın hizmetine sunulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“Kul hakkı haramdır”, “Beytülmala el sürmek haramdır”, “İsraf haramdır” edebiyatı yapıla yapıla on iki yıllık devriiktidarınızda her türlü israf yapılmakta, her türlü kul hakkı yenilmekte, kamu kaynakları çarçur edilmektedir. Gerek yerelde gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden defalarca dile getirdim, Mısır’daki sağır sultan duydu, maalesef yetkililer hâlâ duymadı. Seçim bölgem olan Afyonkarahisar’da, üstelik turizm bölgesinde on üç yıl önce yapılmış ve bir hilkat garibesi gibi duran olimpik yüzme havuzunda şu ana kadar kimse maalesef yüzemedi.

Bu arada, aynı bölgede on üç yıldır bir türlü tamamlanamayan Emniyet Genel Müdürlüğü Termal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinin üç ay önce nihayet geçici kabulü yapıldı deniliyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının helal vergileriyle yapılan bu iki tesisi ne zaman halkın hizmetine sunacaksınız? 2002 yılından beri kahir ekseriyetle iktidardasınız. Bu iki tesisin mevcut durumundan memnun musunuz? İlgilileri ve yetkilileri yüce Meclisten tekrar göreve davet ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, çözüm sürecinin temel belgesi olan Oslo Mutabakatı’nın içeriğini öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

6-7 Ekim günlerinde PKK tarafından başlatılan ve 50’ye yakın insanın hayatını kaybettiği sokak olayları PKK’nın Hükûmete bugüne kadar yaptığı en ağır şantajdı. Bu şantajın neticesinde AKP Hükûmeti süreci devam ettirme kararı aldı. Adına “İmralı” deseler de asıl muhatabın bebek katili Öcalan olduğu hepimizce malumdur. Başbakan ve İçişleri Bakanının ifade ettiği sürecin temel belgesi olan Oslo Mutabakatı’nı öğrenmek istiyoruz. Bu mutabakatta teröristlerle hangi konularda anlaşıldı? Anayasal statü mü, resmî dil mi, özerklik mi, bebek katiline af mı? Hükûmet bize ve milletimize yalan söylemeyi bırakıp doğruları, gerçekleri paylaşmalı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’a, eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediklerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz cumartesi günü 16 Kasım 2014 tarihinde, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Oktay Vural’ın muhterem eşi Profesör Doktor Tuba Vural Hanımefendi yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, makamı cennet olsun, nur içinde yatsın. Değerli arkadaşımız Oktay Vural Bey’e, ailesine ve bütün aile efradına sabırlar niyaz ediyoruz Cenab-ı Allah’tan, başları sağ olsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Dibek…

8.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek'in, Lüleburgaz’da Ramuze Tekstil ve Şişe Cam’a bağlı fabrikalarda çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, seçim bölgem Lüleburgaz’da işçilerimizin iki noktada yaşadığı önemli sıkıntıyı hem kamuoyunun hem yetkililerin bilgisine sunmak istiyorum. Birincisi şu: 100’den fazla işçinin çalıştığı “Ramuze Tekstil” isimli bir fabrika, işçilerin ücretlerini yaklaşık üç ay ödememişti. Buna karşın, hafta sonu birden bire fabrikadaki tüm çalışma araçları tırlara yüklenerek oradan uzaklaştırıldı ve yaklaşık işte 100’ü aşkın işçimiz hem alacaklarını alamamanın hem de ne yapacaklarını bilememenin sıkıntısını yaşıyorlar. Tabii ki yargı yoluna başvurdular ama Bakanlık yetkililerini de buradan bu konuda uyarıyorum.

Diğer konu şuydu: Haziran ayı başında biliyorsunuz Şişe Cam’a bağlı fabrikalarda işçiler greve gitmişti ve bu grev Bakanlar Kurulu kararıyla ertelenmişti. Kırklareli’nde de Şişe Cam’a bağlı olan Trakya Cam bünyesinde işçilerin grevi neticesinde, yapılmayan işleri içerideki idari personel yani sendika üyesi olmayan idari personelin yapmasını istemişti işveren. Bu idari personelden 20 tanesi soruşturmaya maruz kalmıştı ve bunlardan 9 tanesi maalesef geçtiğimiz günlerde işveren tarafından iş akitleri feshedilerek işsiz bırakıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yeni…

9.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin, Samsun’a yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Dün Samsun’da, TÜYAP Samsun Fuar ve Kongre Merkezinin açılışını yaptık ve Oto Show Fuarı’nın da Samsun’da açılışını yaptık.

Samsun’umuzda gerçekten muhteşem gelişmeler oluyor. Sağlık alanlarında, eğitimde, sporda, duble yollarda, Samsun’un sahil çalışmalarında, hava ulaşımında, üniversitede ve Bafra Ovamız’ın saha ve sulama kanallarını bitirmek üzereyiz.

Şimdi hedefimiz, inşallah Samsun’u hızlı trenle buluşturmak ki o konuda da epey mesafe kat ettik.

Değerli Başkanım, sizi Samsun’a davet ediyorum Samsun’u görmek için. Siz Samsun’a ne zaman geleceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Buldan…

10.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, 4 siyasi parti olarak kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin araştırılması konusunda bir araştırma komisyonu kurulması kararı aldıkları için bu konudaki grup önerilerini geri çektiklerine ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri ülkemizin de en yakıcı sorunlarından bir tanesidir. Çoğu “namus ve töre cinayeti” olarak adlandırılan kadın cinayetleri toplumda olağan karşılanan bir olgu hâline gelmiştir. Kadına yönelik şiddet, ayrımcılık ve cinayetler her yıl bir önceki yıla göre artarak devam etmektedir.

Halkların Demokratik Partisi olarak bu konuda vermiş olduğumuz 15 adet araştırma önergemiz ve 2 adet de kanun teklifimiz vardır. Bugün yine bu konuda Genel Kurula, Halkların Demokratik Partisi olarak bir grup önerisi sunmuştuk. MHP’nin de aynı mahiyette vermiş olduğu bir grup önerisi vardı. Ancak grup önerisi görüşmelerine başlamadan önce, gerek iktidar partisi gerekse diğer muhalefet partileriyle yaptığımız istişareler neticesinde, önümüzdeki hafta 4 siyasi partinin ortaklaşa vereceği önergelerle bir komisyon kurulması kararını almış bulunmaktayız. Halkların Demokratik Partisi olarak bu komisyonun kurulmasını büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz ve bu komisyonun kurulması amacıyla da bugünkü grup önerimizi haftaya görüşülmek üzere geri çekiyoruz ve teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

11.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan'ın, değişik illerde yaptığı görüşmeler sonucunda vatandaşların kendisine ilettikleri sorunlara ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Meclis çalışmaları dışında, dolaştığımız Burdur, Ankara, Balıkesir, Çanakkale, Antalya illerindeki vatandaşlarımızdan aldığımız sorunlar:

1) Mazot, gübre ve elektrik fiyatlarından şikâyetler çok aşırıdır.

2) Ziraat ve tarım kredi dönem borçlarının ödendiği bugünlerde yer yer aşırı yağışlardan veya kuraklıktan ve de doludan zarar görenler ürünleri uygun fiyata satamadıklarından faizsiz erteleme beklemektedirler.

3) Emekliler bu bütçeden seyyanen zam beklemektedirler.

Yine, 65 yaşlılık maaşı olan 250 liradan sigorta primi kesilmesinden büyük şikâyet etmektedirler.

Atama bekleyen üniversite mezunu işsizler, her platformda; öğretmenler, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler, jeologlar, biyologlar, iktisatçılar, endüstri mühendisleri Hükûmetten istihdam anlamında bir değerlendirme beklemektedirler.

Yine, emeklilerimiz enflasyon oranında seyyanen bir artış beklemektedirler; bunları paylaşıyor, Hükûmeti uyarıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özcan…

12.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan'ın, MEMUR-SEN’e bağlı tüm sendikaların Hükûmet tarafından özel olarak korunduğunu düşündüğüne ilişkin açıklaması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bir süredir Türkiye'de okul müdürlerinin belirlenmesine dönük bir süreç yaşandı. İlk etapta, gerekli ve yeterli 70 puanla ilgili ben çok çarpıcı bir iddiada bulunmak istiyorum. Örneğin benim seçim bölgemde bu 70 puanlık baremi geçen 29 okul müdürü vardı. Bunların 26’sı MEMUR-SEN Konfederasyonuna bağlı EĞİTİM-BİR-SEN üyesi, 2’si sendikasız, sadece 1 tanesi de KAMU-SEN’e bağlı TÜRK-EĞİTİM-SEN sendikası üyesi. Bu bir tesadüf müdür? Elbette değil. Yani burada MEMUR-SEN’e bağlı tüm sendikaların Hükûmet tarafından özel olarak korunduğunu iddia ediyorum. Artık burada ölçü kaçtı, her alanda olduğu gibi. Artık belli illerde MEMUR-SEN yöneticileri neredeyse oradaki devlet kurumlarını yönetir hâle geldiler. Hükûmeti bu konuda tedbir almaya davet ediyorum. Yarın ikinci bir paralel yapıdan söz etmesinler.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

13.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, AK PARTİ Grubu olarak, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’a, eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediklerine ve Ahmet Kaya’nın 14’üncü ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

MHP Grup Başkan Vekili Sayın Oktay Vural’ın değerli eşleri Profesör Doktor Tuba Vural’ın vefatı dolayısıyla, grubumuz adına başsağlığı ve taziye dileklerimizi iletiyoruz. Merhumenin mekânı cennet olsun, nur içinde yatsın. Sayın Tuba Vural’la Gazi Üniversitesinde de beraber çalışmıştık. Kayıp sadece Grup Başkan Vekilinin eşi değildir, aynı zamanda akademik hayattır. Tuba Hanımın katkılarını biliyoruz. İnsan olarak da zarif kişiliğine şahsen şahit oldum. İnsanın aklına doğrusu şu şiir geliyor: “Canlar çekilip Hazret-i Mevla’ya giderler; /Cûylar gibi kim canibi deryaya giderler. /Defn olur ise zir-i zemîne ne gam ebdan; /Ervah geri onlar, âlemi bâlâya giderler.” Hakikaten Tuba Hanım da âlemi bâlâya gitmiş olan bir insandır. Grubumuz adına taziyelerimi iletiyorum.

Bir başka husus, izin verirseniz: 16 Kasım 2000 yılında Paris’te hayatını kaybeden Ahmet Kaya’nın 14’üncü ölüm yıl dönümündeyiz. Ahmet Kaya’nın müziğine, fikirlerine, orada temsil ettiği değerlere yakın durabiliriz, uzak durabiliriz, karşı olabiliriz, yanında olabiliriz ama halk katında Ahmet Kaya’nın müziğinin ve orada terennüm ettiği duyguların, sözlerin bir karşılığı olduğunu biliyoruz. “Üstelik müzik evrenseldir.” diye hepimiz biliriz. Siyasal bir kişiliği olmasına rağmen Ahmet Kaya’nın müziği, siyasal sınırları aşarak çok farklı kesimlerden insanlar tarafından zevkle dinlenmiştir. Müziğin gücü budur. Ahmet Kaya farklı bir insandı. Farklılıklara tahammül edemeyen bir Türkiye'de yurt dışına kaçmak durumunda kaldı. Ülkelerin gelişmişliklerini ve medeniliklerini tayin eden, mutlaka onların farklı kültürel ve estetik değeri olan insanları da bağırlarına basma kapasitesidir. Allah’a şükür ki bugün böyle bir Türkiye var.

BAŞKAN –Teşekkür ederim, iki dakika da geçirdik.

Sayın Baluken…

14.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural’a, eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediklerine, Ahmet Kaya’nın 14’üncü ölüm yıl dönümüne ve Dersim olaylarında idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla andıklarına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Oktay Vural’ın eşinin yakalandığı hastalık neticesinde yaşamını yitirmesi vesilesiyle bizler de hem kendisine hem ailesine başsağlığı diliyoruz.

Aynı zamanda, 16 Kasım 2000 yılında sürgünde, Paris’te yaşamını yitiren Ahmet Kaya’yı burada rahmetle ve büyük bir saygıyla anıyoruz. Ahmet Kaya sadece müziğiyle değil, topluma duyarlı gerçek sanat kimliğiyle de sanatçı kişiliğiyle de örnek birisiydi. Türkiye’de demokrasiyi, özgürlüğü, farklı halkları, Kürtleri reddedenler tarafından siyasi ve fiziki lince maruz kalan Ahmet Kaya, bu ülkeyi terk ettiğinden beri bu ülkede sanat hep eksik kalmıştır. Ahmet Kaya’nın eksikliğini her geçen gün daha fazla hissettiğimizi buradan tekrar vurguluyoruz. Mücadelesini Halkların Demokratik Partisi olarak devam ettirdiğimizi ifade etmek istiyoruz.

Türkiye’de bir başka siyasi tarih gerçekliği ve acının adresi de Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesidir. Özellikle, Seyit Rıza’nın darağacına giderken ifade ettiği “Evladı Kerbelayıh, bihatayıh, ayıptır, zulümdür, cinayettir.” yakarışının Kürt ve Alevi halkının yetmiş yedi yıllık gerçekliği olduğunu buradan tekrar vurguluyoruz. Seyit Rıza’yı ve Dersim katliamında yaşamını yitiren bütün canları buradan saygıyla anıyoruz. Bu katliamın siyasi propagandalara malzeme edilmeden bir an önce devlet tarafından Dersim halkına kapsamlı bir özürle ele alınmasını, Seyit Rıza’nın ve birlikte darağacına giden öncü kadroların mezar yerlerinin Dersim halkına iade edilmesini ve Alevi halkının bütün taleplerinin de bir an önce yerine getirilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 524, 1417, 1740, 1789, 1994, 1995, 2021, 2106, 2171, 2172, 2192, 2362, 2594, 2597, 2645, 2646, 2673, 2674, 2675, 2743, 2832, 3119, 3308, 3565, 3628, 3724, 3749, 3775, 3797 ve 3831’inci sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 21/11/2014 tarihinde Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenecek “Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTI Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması” konulu seminere katılması Genel Kurulun 4/11/2014 tarihli 9’'uncu Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1625)

17 Kasım 2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 21 Kasım 2014 tarihinde Arnavutluk'un başkenti Tiran'da düzenlenecek "Temel Haklar, Ayrımcılık Yasağı ve LGBTI Dâhil Olmak Üzere Hassas Grupların Korunması" konulu seminere Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması Genel Kurulun 04/11/2014 tarihli ve 9'uncu Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Ziver Özdemir                                          Batman

Binnaz Toprak                                          İstanbul

Ruhsar Demirel                                       Eskişehir

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyonlardan istifa önergeleri vardır, okutuyorum.

B) Önergeler

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/212)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                Mesut Dedeoğlu

                                                                                                                                Kahramanmaraş

2.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Adalet Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/213)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı seçilmem nedeniyle Adalet Komisyonu üyeliğimden istifa etmekteyim. Gereğini saygılarımla arz ederim. 18/11/2014

                                                                                                                                   İlknur İnceöz

                                                                                                                                       Aksaray

                                                Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve 27 milletvekilinin, doğu ve güneydoğu illerinde zoraki göçlere maruz kalmış vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1114)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin birçok ilinde özellikle doğu ve güneydoğu illerimizde çeşitli sebeplerden dolayı oluşan zoraki göçlere maruz kalmış vatandaşlarımızın karşılaştığı bürokratik uygulamalar, uğradıkları haksızlıklar ve yaşadıkları sorunların tüm boyutları ile araştırılarak, mağduriyetlerin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınması hakkında Anayasa’nın 98’inci TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Muharrem Işık                                                      (Erzincan)

2) Sakine Öz                                                            (Manisa)

3) Hülya Güven                                                        (İzmir)

4) Mehmet Ali Ediboğlu                                             (Hatay)

5) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

6) Dilek Akagün Yılmaz                                             (Uşak)

7) Refik Eryılmaz                                                      (Hatay)

8) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

9) Haluk Ahmet Gümüş                                             (Balıkesir)

10) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

11) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

12) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

13) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

14) Arif Bulut                                                           (Antalya)

15) Yıldıray Sapan                                                    (Antalya)

16) Hasan Akgöl                                                       (Hatay)

17) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

18) Aytun Çıray                                                        (İzmir)

19) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

20) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

21) Mehmet Şeker                                                    (Gaziantep)

22) Veli Ağbaba                                                       (Malatya)

23) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

24) Aytuğ Atıcı                                                         (Mersin)

25) Hasan Ören                                                        (Manisa)

26) Osman Aydın                                                      (Aydın)

27) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

28) Umut Oran                                                          (İstanbul)

Gerekçe: Türkiye'nin birçok ilinde özellikle doğu ve güneydoğu illerinde çeşitli sebeplerden dolayı göçler olmuş ve köyler boşaltılmıştır. Terör, heyelan, sel, deprem gibi sebeplerden köyler boşalmış ve buralarda yaşayan insanlar başka illere veya şehir merkezlerine zorunlu göç yapmışlardır. Halen sel, heyelan gibi sebeplerden dolayı tehlike altında olan köyler vardır. Bu köylerde yaşayanlar daha sağlam ve güvenli bölgelere ama köyünü terk etmeden taşınmak istemektedirler. Ancak, yasal zorluklar, maddi imkânsızlıklar nedeniyle bu gerçekleşememektedir. Öyle ki sel yatağında olan bir ev için risk taşıyor raporu verilirken, karşısında olan ev için risk taşımamaktadır raporu verilmektedir. Köylüler borçlanarak köylerinde sağlam ve sağlıklı evlere sahip olmak istemektedirler. Bu konuda kolaylaştırıcı tedbirlerin alınması gerekmektedir. Ancak, ne yazık ki bu konuda ciddi hiçbir çalışma yapılmamakta yalnızca torpili çok kuvvetli olanların işleri yapılırken geri kalanlar mağdur edilmektedirler. Büyük şehirlerde yaşayıp da köyünde borçlanarak ev sahibi olmak isteyenlerden ise nüfusa kayıtlı olma şartı istenerek adrese dayılı sistemden dolayı hak sahipliği verilmemektedir.

Terör mağduru vatandaşlarımız ise 17/08/2005 tarihli Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi’nden faydalanmak istemelerine rağmen birçok sıkıntı ile karşı karşıya kalmaktadır. En önemli sıkıntıları ise güvensizlik ve gerekli yardımların yeterli şekilde yapılmamasıdır. Köylerin yeniden eski canlılıklarını kazanmaları ve terör mağduru olan köylülerimizin eski yerlerine dönmeleri için çalışmalar yapılması gerekiyor. Özellikle, TOKİ bu konuda asli görevini yerine getirmelidir.

Yeni yerleşim yerleri açılırken bu konudaki bürokratik engellerin kaldırılması için gerekli çalışmalar bir an önce yapılmalıdır. Bu konularda yaşanan zorlukların araştırılması ve en kısa zamanda çözülmesi için gerekli araştırmaların ve yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle halkımızın hakkı olan atalarının mezarlarının olduğu topraklara dönmeleri sağlanacaktır.

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, AKP’'nin Suriye politikalarındaki yanlışların Türkiye’yi götürdüğü çıkmazların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1115)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

15 Mart 2011 tarihinden itibaren Suriye'de başlayan çatışmalar hâlen devam etmektedir. Bir yandan Esad'ın insanlık dışı uygulamalarla ortaya koyduğu katliamlar, diğer yandan ise Özgür Suriye Ordusunun katliamları arasında devam eden çatışmalarda otuz binden fazla insan hayatını kaybetti. Türkiye Hükûmeti çatışmaların başlamasından kısa bir süre sonra Esad yönetimine cephe aldı ve Suriye Ulusal Konseyinin bileşeni olan Özgür Suriye Ordusuna her anlamda destek verdiğini açıkladı. Özgür Suriye Ordusuna Hatay Reyhanlı ilçesinde kurulan kamplar tahsis edildi. Özgür Suriye Ordusunun İnternet sitesinden deklare ettiği üzere, söz konusu örgütün merkezi Türkiye'de konuşlandırıldı. Yine, güçlü iddialara göre AKP Hükûmeti tarafından Özgür Suriye Ordusuna istihbari ve maddi destek sunuldu. 1 Nisan'da İstanbul'da yapılan Suriye'nin dostları toplantısında Esad'a karşı savaş yürütenlere maaş bağlanması kararlaştırıldı, finansörlüğünü de Katar'ın, Suudi Arabistan'ın ve Türkiye'nin üstlendiği birçok farklı kaynaktan kamuoyuna yansıdı. Yabancı bir ülkeye savaş açma durumunu yansıtan bu iddialar ve Suriye'ye yönelik gerek iç çatışmalarda taraf olmanın gerek doğrudan müdahale etmenin mali külfetlerinin gerekse de AKP'nin Suriye politikalarındaki yanlışların Türkiye'yi götürdüğü çıkmazların belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

    İdris Baluken

            Bingöl

                                                              BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

15 Mart 2011 tarihinde Suriye'de başlayan çatışmalar nedeniyle bölgemizde ciddi istikrarsızlıklara yol açacak gelişmeler yaşanmaktadır. Sorunun çözümü için uluslararası kamuoyu henüz bir karara varmamışken Türkiye alelacele hâlinde Suriye Ulusal Konseyinin oluşturulması için destek sağlamıştır. Türkiye'nin başını çektiği bazı güçler kuruluşunda yer aldıkları Suriye Ulusal Konseyine geçici hükûmet misyonu biçmişti. Suriye Ulusal Konseyine biçilen misyonla Suriye halklarının talepleri görmezden gelinerek, yeni Suriye'nin kendilerine göre şekillenmesini isteyen bir tutum öngörülmüştür. Bu anlamda uluslararası alanda toplantılar düzenlenerek konsey desteklenmeye çalışılmıştır. 1 Nisanda İstanbul'da yapılan Suriye'nin Dostları Toplantısı’nda muhaliflerin maaşa bağlanması kararlaştırılmış, Türkiye sağladığı kaynakları kamuoyuna açıklanmamıştır. Özgür Suriye Ordusu adlı, Suriye Ulusal Konseyinin bileşeni silahlı grupların Hatay'daki kamplarda eğitim gördükleri kamuoyuna yansımıştır. Yine Türkiye'nin Özgür Suriye Ordusuna her türlü silah ve mühimmat desteği sağladığı da güçlü iddialardan bir diğeridir. Türkiye, Özgür Suriye Ordusuna verdiği bu destek ile Suriye'nin iç işlerine müdahale eden bir konuma gelmiştir. İran'ın 48 vatandaşının Özgür Suriye Ordusunun elinde esir olduğu ve müzakerelerin Türkiye üzerinden yürütülmek istendiği göz önünde bulundurulduğunda Özgür Suriye Ordusunun elinde esirler Türkiye'ye başvurularda bulunarak, vatandaşlarının serbest bırakılmalarını talep etmeleri de Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Türkiye, Suriye'de esir değişimini gerçekleştirmek için konumlanmış bir sivil toplum kuruluşu değildir. Bu anlamda, esir pazarlığı için kendini adres gösteren bir noktaya gelmiştir. Suriye'nin iç işlerine bu kadar müdahil olmak ve bu konuda hiçbir şekilde TBMM'yi bilgilendirmemek hukuk ve siyaset açısından anlaşılabilir değildir. Hükûmetin bu politikalarının tamamı, bu ülkenin geleceğinin düşünülmesinden uzak bir noktada durmaktadır. TBMM kararı olmadan, Hükûmetin Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı örgüte silah ve mühimmat desteği vererek iç işlerine müdahil olması, TBMM'yi hiçe saymak demektir. Türkiye'nin savaşı içeriye taşıyan bu politikalarının araştırılması, Özgür Suriye Ordusuna verilen desteğin ekonomik ve stratejik olarak ne boyutta olduğu, kamplarda ne tür yaşam koşulları olduğu ve kamp kurallarının araştırılması, toplumun güvenilir bilgiye ulaşması, Türkiye'nin Suriye'deki rolüne ilişkin iddiaların araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması gerekmektedir.

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 22 milletvekilinin, hayvancılık ve tarım sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1116)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de hayvancılık ve tarım sektöründe yaşanan sorunların araştırılması, gıda sektöründeki tekelleşmenin ortaya çıkarılması, uluslararası kuruluşlarla yapılan anlaşmaların tarıma etkilerinin tespit edilmesi, daha verimli üretimin yapılması, çiftçinin, üreticinin haklarını gözeten ve her insanın hakkı olan temiz, ucuz ve sağlıklı gıdaya erişim hakkının sağlanması için uygulanan yanlış politikaların, bu konuda çalışan sendikalar ve uzmanlarla birlikte incelenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Sebahat Tuncel                                                    (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

23) Leyla Zana                                                         (Diyarbakır)

Gerekçe:

Dünyada Dünya Gıda Günü olarak kutlanan 16 Ekim günü uluslararası gıda örgütleri açıklamaları, giderek derinleşen gıda krizine işaret etmektedir. Küresel nüfusun giderek gıda arzının gerisinde kaldığı vurgulanarak, son yirmi yıldır küresel gıda üretimi yılda yüzde 2'den fazla artarken nüfusun büyüme oranı yüzde 1,14 olduğu belirtilmektedir. Bu veriler, dünyadaki gıda üretiminin nüfus büyümesinden daha fazla olduğunu göstermektedir. Görüldüğü üzere, küresel gıda fiyatlarının yükselme nedeni üretim yetersizliği değil, adil paylaşımın olmamasından kaynaklanmaktadır. Gıda üretimi olmasına rağmen, dünya genelinde yaklaşık 3 milyar insan yeterli gıdaya erişememektedir. Dünyadaki açların sayısı 1,02 milyara ulaşmış durumdadır.

ÇİFTÇİ-SEN, gıda fiyatlarını arttıran, insanların açlığına neden olan gıdanın egemenliğini ele geçiren tekel konumundaki küresel gıda şirketlerinin olduğuna işaret etmektedir. Tarımsal piyasalarda küresel gıda şirketlerinin tekelciliğinden dolayı, tahıl ticaretinin yüzde 80'ine yalnızca 3 tekel, dünya mısır tohumu sektörünün yüzde 65'ine yalnızca 2 tekel egemen durumdadır. Küresel zirai ilaç piyasasının yüzde 75-80'ine 6 şirket, küresel muz ticaretinin yüzde 80'ine 5 şirket hükmetmektedir. Tekeller çiftçilere girdi satarken tekelci, üretilen ürünleri satın alırken de tekelci konumundadır. Tekelci konumlarından yararlanarak girdi fiyatını yüksek belirlerken, ürünlerin alımında çiftçileri aşırı fiyat kırmaya zorlayarak çiftçiler sömürülmektedir. Türkiye’de de bu olumsuz tabloya rağmen, Hükûmet uyguladığı küresel şirket yanlısı politikalardan kaynaklandığı bilinmesine rağmen uygulamaya tüm hızıyla devam etmektedir. 1980’de 83 milyon 400 bin hayvanına saman bulabilen ancak şimdilerde 37 milyon hayvanına saman bulamayan yani hayvanını aç bırakan, temel gıda maddelerinde kendine yetmekten çıkarılan insanları açlık riski ile karşı karşıya getiren, toprağında kullandığı kimyasal girdiler ile toprağını ve suyunu kullanılamaz hâle getiren tarım politikaları Türkiye’de hayvancılığı ve tarımı yok etmiş bulunmaktadır.

Türkiye’de 2000’li yılların tarım politikalarının temeli, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ile yapılan anlaşmalar ile atılmıştır. Türkiye’nin 3 Ekim 2005 tarihinde AB ile imzaladığı Müzakere Çerçeve Belgesi (MÇB), tarım sektörü ile ilgili aşılması neredeyse olanaksız hükümler getirmiştir. Türkiye, AB ile bütünleşme sürecini diğer aday ülkelerde görülmemiş bir şekilde AB kaynaklarından anlamlı bir katkı almadan sürdürmektedir. Tarıma girdi sağlayan ve tarım ürünlerini işleyen kamu iktisadi teşekkülleri tekel oluşturdukları gerekçesiyle özelleştirilirken, aynı alanlarda yerli veya yabancı şirket tekelleri yaratılmasından kaçınılmamıştır. Örnek olarak kamunun çekildiği sütte yerli ve yabancı az sayıda şirket piyasaya hâkim olurken, tütün alanında meydan sadece yabancı sigara devlerine kalmıştır. Dünya Bankasıyla yapılan anlaşmalara bırakılan tarım sektörüne yapılan sübvansiyon oranları GSMH’ye göre yüzde 3,2’den yüzde 0,5’e kadar gerilemiştir.

Uzmanlar dünyada gıda krizine dikkat çekerken, Türkiye’de tarımdan yana bazı politikaların değiştirilmesi üzerinde durmaktadır. Çiftçilerin, üretimden pazarlamaya zincirin tüm halkalarına tüketicilerle birlikte sahip kılınması, şirket tarımcılığı yerine küçük aile çiftçiliği hükûmetler tarafından merkezî politika olarak benimsenip uygulanması ve temel gıda maddeleri uluslararası ticarete konu edilmemesi, temel gıda maddelerinde kendine yeterliliği esas alacak politikalar geliştirilmesi yönünde öncelikli adımların atılması gerekmektedir. Dünyada yaşanan gıda kriziyle birlikte Türkiye’de hayvancılık ve tarım sektöründe yaşanan sorunların araştırılması, uluslararası kuruluşlarla yapılan anlaşmaların tarıma etkilerinin tespit edilmesi, daha verimli üretimin yapılması, üreticinin haklarını gözeten ve her insanın hakkı olan temiz, ucuz ve sağlıklı gıdaya erişim hakkının sağlanması için değiştirilmesi gereken politikaların incelenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

D) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de birer üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 24 Kasım 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanovski ve Arnavutluk Parlamentosu Başkanı Ilir Meta’nın vaki davetlerine icabet etmek üzere 23-25 Kasım 2014 tarihleri arasında Makedonya’ya ve 25-26 Kasım tarihleri arasında Arnavutluk’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1626)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek Başkanlığındaki heyetin; Makedonya Meclis Başkanı Trajko Veljanovski ve Arnavutluk Parlamentosu Başkanı Ilir Meta’nın vaki davetlerine icabet etmek üzere 23-25 Kasım 2014 tarihleri arasında Makedonya’ya ve 25-26 Kasım tarihleri arasında Arnavutluk’a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/03/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Tamam, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.19

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın tezkeresinin yapılan oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi ikinci kez oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.34

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın tezkeresinin yapılan ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi üçüncü kez oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

3.- Avrupa Konseyi İtalya Başkanlığınca 20-21 Kasım 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek olan İstihdam, Araştırma ve Yenilik Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1627)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Konseyi İtalya Başkanlığınca 20-21 Kasım 2014 tarihlerinde İtalya'nın başkenti Roma'da "İstihdam, Araştırma ve Yenilik Komisyonları Başkanları Toplantısı" düzenlenecektir.

Söz konusu toplantıya katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam.

Oylamadan önce bir yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Öğüt, Sayın Ediboğlu, Sayın Yılmaz, Sayın Haberal, Sayın Ağbaba, Sayın Kaplan, Sayın Dibek, Sayın Serter, Sayın Küçük, Sayın Akova, Sayın Akar, Sayın Işık, Sayın Özdemir, Sayın Loğoğlu, Sayın Aldan, Sayın Ayata, Sayın Demir, Sayın Kaleli, Sayın Özkan…

Evet, yoklamayı başlatıyorum, iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı.)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

3.- Avrupa Konseyi İtalya Başkanlığınca 20-21 Kasım 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek olan İstihdam, Araştırma ve Yenilik Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1627) (Devam)

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Gürcistan Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Tedo Japaridze’nin vaki davetine icabetle Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Parlamentoları Dışişleri Komisyonları Ortak Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1628)

18 Kasım 2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin Gürcistan Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Tedo Japaridze’nin vaki davetine icabetle Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan Parlamentoları Dışişleri Komisyonları Ortak Toplantısı’na katılımı öngörülmektedir.

Anılan heyetin söz konusu toplantıya katılımı, 29.3.1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                  Başkanı

 

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun verilmiş bir önerisi vardır okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 76’ncı sırasında bulunan 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemin 6’ncı sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 18 Kasım 2014 Salı günkü birleşiminde 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Danış Kurulu Önerisi

18/11/2014

Danışma Kurulunun 18/11/2014 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıda önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

          Mehmet Naci Bostancı                                                                            Mehmet Akif Hamzaçebi

       Adalet ve Kalkınma Partisi                                                                          Cumhuriyet Halk Partisi

           Grubu Başkan Vekili                                                                                 Grubu Başkan Vekili

               Yusuf Halaçoğlu                                                                                         Pervin Buldan

          Milletçi Hareket Partisi                                                                         Halkların Demokratik Partisi

           Grubu Başkan Vekili                                                                                 Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 76’ncı sırasında bulunan 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemin 6’ncı sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun 18 Kasım 2014 Salı günkü birleşiminde (bugün), 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

önerilmiştir.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi lehinde ilk söz, Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Makedonya, Balkanlarda en son terk ettiğimiz topraklardan birisi. Muhakkak ki Balkan coğrafyası, Türkiye için son derece büyük bir önem taşımaktadır. Bununla ilgili, zannediyorum, önümüzdeki, engelliler sözleşmesinden sonraki, Makedonya’yla ilgili bir uluslararası sözleşmede gerekli konuşmayı yapacağız. Bununla beraber, bunların, bu gibi uluslararası sözleşmelerin ön plana alınmasında yarar gördüğümüzü de özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu arada, Danışma Kurulunda kabul ettiğimiz, sunduğumuz önergelerimizden bir tanesi olarak kadına yönelik şiddetin artmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması önergesi vermiştik. Bu önergemizi, gerek iktidar partisi gerekse diğer muhalefet partileri tarafından da uygun görüldüğünden, onlar da aynı mealde önergeler hazırlamış olduklarından, ortak bir önerge hâline getirmek suretiyle önümüzdeki salı günü Meclis araştırması komisyonu oluşturulması söz konusu edildiğinden geri çekmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla, Salı günü bu konu gündeme gelecektir.

Değerli milletvekilleri, bu arada bir iki konuya değinmek istiyorum: Bunlardan birincisi, gündem, Türkiye’de sürekli olarak farklı şekillerde farklı yönlere çekilmektedir. Hepiniz biliyorsunuz ki Atatürk Orman Çiftliği’nin bulunduğu bölgede, Beştepe’de bir saray yapıldı, “ak saray” ismi verilen bir saray yapıldı ve bin odalı bu sarayın şu anki harcamalarının 1 milyar 370 milyon TL’ye mal olduğu belirtiliyor ve bundan sonra da bütçe görüşmelerine bakacak olursak yeni harcamalar yapılacağı da öngörülüyor. Değerli milletvekilleri, bu sarayın aylık elektrik gideri 700 bin TL. Bütçeye bununla ilgili ayrıca bu sarayın masrafları olarak 300 milyon TL kondu, 300 trilyon kondu. Dolayısıyla, beş sene sonra, harcanan paradan daha fazlaya mal olan bir gidere sahip olan bir sarayla karşılaşacağız. “Selçuklu mimari tarzında” denmesine rağmen, Gotik mimari tarzında yapılmış bir saray. Selçukluyla hiçbir alakası yok maalesef, maalesef yok. Ankara’nın girişinde kapılar yapıldı, buralara da “Selçuklu mimarisi” dendi, maalesef onlar da Selçuklu değil. Dolayısıyla 2 tane şekil çizmekle Selçuklu olunmaz, bunların çok iyi bilinmesi gerekir.

Şimdi, asıl mesele, işte, bu sarayların halk nazarında sürekli olarak konuşulması ve gündemi işgal etmesidir. Bu sebeple de Kerbelâ’yla Dersim’i eşdeğer tutan bir söylemle ortaya çıkıldı. Dersim’le Kerbelâ’nın aynı kategoride tutulması söz konusu bile olmaz. Çünkü Kerbelâ’da, Peygamberimizin Torunu Hazreti Hüseyin Efendimiz, yanındaki ailesiyle birlikte, 70 kişi, katledildi maalesef ve bunlar, savaşmaya giden insanlar değildi. Kûfe’ye gitmekte olan bu kafile, Muaviye’nin oğlu Yezid tarafından büyük bir orduyla yapılan saldırı sonrasında katledildi. Ve 10 muharrem günü, -tesadüf, 10 Ekime geliyor o da, 680’e gelir-. yapılan bu saldırıyı, eline silah almış, devlete karşı çıkmış ve 6 aşiretten meydana gelen bir saldırı ekibiyle eşdeğer tutamazsınız. Her ne kadar “Seyit Rıza” dense de, seyitlikle Rıza’nın hiç alakası yoktur, çünkü Rıza’nın Arap olması gerekir seyit olması için, hâlbuki Seyit Rıza, Türkmen’dir. Dolayısıyla, Alevi olduğu için de bu saldırı, Dersim harekâtı söz konusu edilmemiştir, çünkü Alevilere saldırı olacak olsaydı… Orada daha başka Alevi aşiretler varken onlara o saldırı yapılmamış, sadece 6 aşirete yapılmıştır. Dolayısıyla bunların da silah gücü ve ayaklanma durumları söz konusudur.

Her ne kadar İhsan Sabri Çağlayangil, Singeç Köprüsü yakınındaki karakola yapılan saldırıda 33 erin şehit edilmesiyle bağlantı kurmuşsa da ondan çok daha önceye bağlı olan bir süreçtir bu. Nitekim, daha 1935’te Suriye’de 2 Teşrinisanide Halep’te, 3 Teşrinisanide Kamışlı’da İtalyanlar Kürtlerle Ermenileri bir araya getirmiştir. Bu toplantılara Türkiye’den katılan kişiler bellidir, Ermenilerden katılanlar bellidir ve Basmacıyan’ın evinde yapılan saat 19.00’dan 22.00’ye kadarki toplantının tutanakları da bellidir ve nasıl bir tavır takınılacağı… Ve daha sonra Hoybun Cemiyetinin -ki Hoybun Cemiyeti de Ermeni ve Kürtlerden teşekkül etmiştir- bunlara nasıl silah gönderecekleri, Suriye’den askerî birlikler göndererek nasıl destek verecekleri belirlenmiştir. Çünkü o sıralarda Hatay meselesi vardır. Hatay meselesi dolayısıyla… Bunların hepsi cumhuriyet arşivinde var, gidip görebilirsiniz, yani zor bir şey değil. Dolayısıyla, bunlar ortada dururken, orada bir bilmem nelerin yapıldığını söylemek yani isyan etmeyen masum halkın üzerine sanki saldırı yapılmış gibi bir biçimde ortaya çıkılması son derece yanlıştır.

Ben buradan sesleniyorum: Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi, gerçekten Dersim meselesini gün yüzüne çıkarmak istiyorsa –işte, hemen burada destek veriyoruz- bir komisyon kuralım, bu komisyon İtalyan, Fransız, İngiliz ve Rus arşivlerini incelemek suretiyle, bütün arşivleri incelemek suretiyle bir sonuç elde etsin. Bakın, hodri meydan. O zaman o devletlerin aldığı kararlar, kimlerle hangi ajanların Dersim bölgesine geldiği, onlara kimlerin silah getirdiği, hangi subayların bu olay içerisinde yer aldığı, bunları ortaya çıkaralım; çok basit bir şey söylüyorum.

Bakın arkadaşlar, 1921’de Koçgiri İsyanı vardır, 1925’te Şeyh Said İsyanı vardır, 1927 ile 1930 tarihleri arasında 3 kere Ağrı İsyanı vardır; bunların içerisinde Seyit Rıza da vardır. Dolayısıyla, bakın, bunları görmezden gelemezsiniz. Orada meydana gelen olayların içerisinde hoşa gitmeyecek olaylar olmuş olabilir, bunları da kabul ediyorum ama bunu tümüyle gayrimeşru saymak, PKK’yı yarın meşru saymakla eş değer hâle gelecektir. Hem gündemi değiştirmek hem de bunlarla ilgili yeni bir zihniyet ortaya çıkarmak düşüncesiyle bunlar ortaya atılıyor. Lütfen, bunları aslında siyasete alet etmeyelim.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Taksim’deki Halil Paşa Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesiyle ilgili bir karar alınmış olduğunu görüyoruz. Ancak, şurasını söyleyeyim: Biliyorsunuz, daha önce, bu Gezi olayları sırasında veya sonrasında, İstanbul 1. İdare Mahkemesi tarafından, şehircilik prensiplerine, koruma-kurtarma kararı ilkeleri ile planlanma esaslarına uygun bulunmadığı için bu iptal edilmişti.

Şimdi tekrar ediyorum: Bakın, gerçekten, sanat tarihçileri, tarihçiler veya mimarlar bunu çok iyi bilirler, bir binayı orijinal şekliyle inşa etmek istiyorsanız, muhakkak o binanın rölövesine ihtiyaç vardır. Rölövesi olmadan o binayı yapamazsınız ancak benzerini yapabilirsiniz ve tarihî hiçbir özelliği olmaz. Dolayısıyla, bunda neden ısrar edildiğini bir türlü anlamıyorum.

Bakın, ben bir teklifte bulunuyorum. Eğer gerçekten buna hizmet etmek istiyorsanız, tarihî eserlere hizmet etmek istiyorsanız hemen onun yanı başında, biraz ilerisinde İTܒnün kullandığı bir Taşkışla var, Taşkışla’yı adam yapın, onu onarın, onu kullanın. Neden Taksim’in şu anki siluetini bozmaya çalışıyorsunuz? Zaten, yeni meydanlar kazandıracağız diye Taksim eski hâlini tamamen kaybetmiştir. Bizdeki bu hastalıktan vazgeçmemiz lazım.

Bakın, bugünkü Dolmabahçe Stadyumu’nun yerinde, İnönü Stadyumu’nun yerinde “Has Ahırlar” vardır, bunların rölövesi de vardır. Eğer illaki yapacaksanız, tarihî dokuyu ortaya çıkarmak istiyorsanız bunları yapın. Dolayısıyla, bunu yapmazsanız…

Bakın, “Her canlı, ölümü tadacaktır.” demiştik ya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – …şair şöyle söylüyor:

“Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.”

Hepimiz, o musalla taşına belki de uğramadan geçebiliriz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde ilk söz, Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde belirli bir gündemi görüşecekken başka bir gündemle ilgili değişiklik yapma ihtiyacıyla yeni bir konuyu Danışma Kurulu önerisiyle önümüze getiriyoruz.

Şimdi, bakın, bugün, sadece buraya gelmeden önce 28 tane telefon aldım; saydım özellikle bugün 28 kişi, sadece iş arayan, iş isteyen 28 vatandaşımız aradı. O, bugünkü, açabildiğim telefonlar ve eminim –sekreteryaya daha bakamadım- sekreteryada da en az bir o kadar vardır. Bir muhalefet milletvekili olarak 28 vatandaş bugün beni arıyorsa eminim iktidar milletvekillerini 128 kişi arıyordur.

Bugün, on iki yılda, doksan yıllık Cumhuriyet Dönemi’ndeki hiçbir hükûmetin kullanmadığı kaynağı kullanan bir iktidar, bugüne kadarki bütün kaynakları kullanan bir iktidar, cumhuriyet hükûmetlerinin tamamının kullandığı kaynaktan daha fazla kaynak kullanan bir iktidar, ne yazık ki Türkiye’de hâlâ her 5 gençten 1’i işsiz. Üniversite mezunlarına baktığımızda bu oran daha da vahim bir hâl alıyor, her 4 üniversite mezunumuzdan 1’i işsiz değerli arkadaşlar.

Bakın, açlık sınırı 1.065 lira olmuş, yoksulluk sınırı 3.465 lira olmuş, 13 milyon insanımız yoksul. Yani, Türkiye’nin büyük bölümü yoksulluğa mahkûm edilmiş. En temel iki problem işsizlik ve yoksulluk; Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletvekillerinin çözmesi gereken, hükûmetlerin çözmesi gereken en temel problem. Bunları çözmek için çaba harcamak yerine ne yapıyoruz? Her geçen gün yoksullaşmayı teşvik ve tahrik edecek adımları atan uygulamalarla karşı karşıyayız.

Bakın, Aydın’dan vatandaşlar arıyor. Tarımda yoksullaşmanın doruk noktasına çıktığı bir dönemdeyiz. Pamuk üreticisi artık maliyetini karşılayamaz durumda. Narenciye bitti, bahçeden toplayamaz durumdalar. Narenciyenin işçi yevmiyesini, amele yevmiyesini ödeyemeyecek durumdalar. Hayvancılık yapanlar aldıkları hayvanların borçlarını, kredisini ödeyemeyecek durumda; “kasaplık hayvan” diye satacak, para etmiyor. Traktörü haczedilmemiş köylü yok, tarlası ipotek edilmemiş köylü yok. On iki yılda girdi maliyetleri yüzde 400 arttı, 400 misli arttı; yani, bu, köylünün, çiftçinin 400 kat yoksullaşması demek. 1 milyon çiftçi üretimi bırakmış arkadaşlar, 1 milyon çiftçi. Pamuk, mısır, incir, zeytinyağı, şeker pancarı, tütün, ayçiçeği, neyi sayarsanız sayın… “Bu sene incir para ediyor.” Diyorlar. Doğru, incirin fiyatı yükseldi ama mahsul, rekolte yarı yarıya düştü. Niye? Çiftçinin üretime ayıracak parası yok; tarlaya yatırım yapacak, bahçeye yatırım yapacak, para yok. Üretim yarı yarıya düştü. Yine el elde, baş başta çıkacak çiftçi bu dönemde.

Bakın, geldiğimiz nokta ne: Eğer tarımda yoksullaşma bu noktaya gelirse bunun sonucu nedir? Soma’da olduğu gibi, Ermenek’te olduğu gibi, açlık ya da ölüm pazarlığı içerisinde güvencesiz çalışmayla yerin altında 300’er 300’er, 20’şer 20’şer, 50’şer 50’şer kendi evlatlarımızı öldürdüğümüz bir çalışma düzeni kurduk.

Değerli arkadaşlar, bakın, bugün, her gün, günde 5 kişi iş cinayetinde ölmektedir. Yıllık 1.500 kişiyi veriyoruz iş cinayetlerine kurban. Böyle bir düzen var, böyle bir sistem var. İşçi yer altında iş cinayetine kurban gidiyor ama bakanlar hâlâ koltuklarını koruyor. Hiçbir demokratik, çağdaş, uygar ülkede böyle bir sistemi anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, bugün gelinen düzen çalışma yaşamında şantaj düzenidir. 2 milyon kamu çalışanı taşeronluğa mahkûm. Devlet bunun parasını ödüyor. Yahu, taşerona kâr ettireceğinize, o işçinin sırtından, 2 milyon çalışanın üzerinden taşerona kâr vereceğinize onları güvenceli çalışma sistemine getirin, alın. Herkes güvenceli, sosyal güvenliği olan bir çalışma sistemi içerisinde çalışsın.

Değerli arkadaşlar, bugün, bakanların “Sana iş bulduğumuza dua et.” dediği bir anlayış, sistemi buraya getirmiştir. Hatırlayın, bir bakan çıkıp “İş bulduğuna dua et.” demişti yani şantaj düzeni, “ya açlık ya ölüm” düzeni bugün çalışma hayatına hâkim olmuştur.

Şimdi, bakın, dünkü gazetelerde bir fotoğraf… Ermenek’te, donmamak için bir bacımız, bir teyzemiz madenden çıkarılan molozların içerisinde kömür topluyor. Altındaki ifade çok çarpıcı, vicdanları yaralayacak bir ifade. Bakın ne diyor: “16 evladımız orada ama bizim de yakacağa ihtiyacımız var.” Bin odalı saray orada, 16 evladımız Ermenek’te toprağın altında. Molozların içinden, kendi evlatlarının çamur molozlarının içerisinden kömür toplamak zorunda kalan kadınlara reva gördüğümüz bir sistem. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, Hatay’dan İstanbul’a gitmiş bir vatandaşımız, 67 yaşında bir amca, Hatay’dan çıkmış, üçüncü köprü inşaatında çalışacak, hani o övünülen, anlatılan üçüncü köprü inşaatında. Şeker hastası, çalışması mümkün değil mevzuat gereği, doktora yalvarıyor: “Aman beni çalıştır çünkü çocuklarım, torunlarım var 2 tane, oğlum öldü, gelinim var, 2 torunum var, aç kalacaklar.” Doktor diyor ki: “Amca, çalışırsan ölürsün.” Amca diyor ki: “Bırak, ölünceye kadar hiç olmazsa çalışayım.”

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; bir gazimiz -güneydoğuda gazi olmuş vatan için- protez parası olmadığından dizleri yara, protez takamadan geziyor; düştü basına. Bir tarafta, 1,5 katrilyonluk, bin odalı kaçak saray; öbür tarafta, topal gezmek zorunda kalan, ayağına protez taktıramayan gazimiz; öbür tarafta, küllerin arasından kömür toplayan vatandaşımız, torunları için ölünceye kadar hiç olmazsa bir ekmek parası bulacağım diye çalışmaya mahkûm edilen bir vatandaşımız. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye'nin geldiği nokta budur, on iki yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği nokta budur.

Yolsuzlukla yoksulluk el eledir, kardeştir. Eğer bir yerde yoksulluk bu noktaya gelmişse biliniz ki bunun arkasındaki temel sebep o ülkedeki yolsuzluktur. Bugün, Türkiye, yolsuzlukta 1’inci ligde 1’inci sırada ne yazık ki ve bir ülkede yolsuzluk bu noktaya gelmişse hiç şüphe yok ki orada hukuksuzlukla el ele yürüyor demektir.

Bakın, 17 Aralık, 25 Aralık, Türkiye'nin yolsuzlukla ilgili tarihinde hiç yaşamadığı tecrübeleri yaşadığı bir dönem ama soruşturma savcısı hem tehditle hem teklifle… Yani yükselme, tayin, terfi teklifi ve hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturmasını aklama teklifi ve tehdidiyle 17 Aralık soruşturması göz göre göre kapatıldı. Şimdi, basına düşüyor, Rıza Sarraf’ın kuryesi diyor ki: “Ben her seferinde bavullarla Ankara’ya para getirdim.” O savcıya soruyorum: Bu paraların izi nerede? Bunu takip etmek senin görevin değil mi? Rıza Sarraf’ın saatçisi diyor ki: “Her yıl 1 milyon liralık saat getirirdim.” 1 milyon liralık saat… Böyle bir tabloda Türkiye'de dönüp yolsuzlukların kapatıldığı, yolsuzluk, yoksulluk ve işsizliğin el ele, üçüz kardeş olarak yürüdüğü bir sistem yaratıldı.

Bakın, değerli arkadaşlar, bütün bu hukuksuzlukların içerisinde Türkiye'nin dünyaca tanınmış en önemli astrofizikçilerinden Rennan Pekünlü 20’sinde, iki gün sonra hapse girecek. Niye? Çünkü yargıya talimatla verilen, yargının intikam aracı olarak kullanıldığı bir düzende…

Değerli milletvekilleri, kendi bilim insanlarımıza sahip çıkmak zorundayız. Parlamento, Rennan Pekünlü’nün özgürlüğünü sağlamak için gündemdeki kanunu ittifakla çıkarabilir. Şimdi Parlamentonun sınavı, en azından önünde duran sınav, bir bilim insanına sahip çıkıp çıkmama sınavıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Danışma Kurulu önerisinin lehinde Çorum Milletvekili Sayın Cahit Bağcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu yoksullukla ilgili Meclis araştırması açılması önergesi üzerinde görüşlerimi paylaşacağım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, bizim öyle bir önergemiz yok.

BAŞKAN – Sayın Bağcı, Danışma Kurulu önerisi üzerinde konuşuyorsunuz.

CAHİT BAĞCI (Devamla) – Peki, Danışma Kurulu önerisi üzerinde konuşuyorum. Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli arkadaşlar, az önce konuşan hatibin konuşmasını dikkatle dinledim. Konuşmasında, özellikle yoksullukla ilgili değerlendirmelerini ifade ederken kullandığı cümleleri hayretle takip ettim.

Yoksulluk sosyolojik bir hadisedir, bir olgudur. Yoksulluğu ele alırken, incelerken kullanmamız gereken birtakım göstergeler olmalıdır. Bu göstergelerin neler olması gerektiğini de biz yeniden icat edecek değiliz.

OECD yoksulluğu ekonomik, insani, politik ve sosyokültürel kabiliyetlere erişimle alakalı olarak tanımlamaktadır. Yani birtakım göstergeler üretilmiştir, bu göstergelerde insani kabiliyet, sağlık, eğitim, beslenme, barınma, temiz suya erişim gösterge olarak kullanılmıştır. Yoksulluğu oluşturan ve belirleyen temel faktörler ise bölgesel, toplumsal, hanehalkı ve bireysel olarak tanımlanmaktadır.

Yoksulluk ölçülebilir bir olgudur. Biz artık çok boyutlu insani yoksulluğu ölçebilmekte ve buna göre de politika ve araçlarını tespit edebilmekteyiz.

Yoksulluğu tanımlarken, eğitim süresi, çocukların eğitime devamı, çocuk ölümlülüğü, beslenme, elektrik, kanalizasyon, temiz içme suyu, konut temini, mutfakta kullanılan enerji ve varlıklar belirlemektedir.

Değerli arkadaşlar, burada, konuşmacı, ifadeleri içerisinde özellikle “açlık sınırı” ve “kişi başı millî gelir” tanımlamalarını kullandı, ben bu rakamları tekrar dikkatinize sunmak istiyorum. Sosyolojik olarak bir tanımlama yapabilmeniz için karşılaştırmaları da kullanmak durumundasınız. Yoksulluk, münferit bir hadise değildir. Günümüzde gelir ve harcama bazlı yoksulluktan öte, artık mutlak, göreli ve öznel yoksulluk tanımları kullanılmaktadır. Yoksulluğu tanımlarken gıda yoksulluğu yani açlık sınırında yaşayan nüfus tanımlanmaktadır. Rakamlar nedir, tekrar hatırlamakta yarar var. Açlık sınırında yaşayan nüfus oranı 2002’de nüfusumuzun yüzde 1,35’ine tekabül ederken bu rakam 2009’da 0,48’e, 2013’te ise sıfıra indirilmiştir. Kişi başı 1 doların altında yaşayan nüfus 2002’de binde 2 iken 2005’te binde 1, 2013’te yine sıfırdır. Kişi başı günlük 4,3 doların altında yaşayan nüfusumuz, değerli arkadaşlar, yüzde 30’du.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Açlığın tarifi var mı, açlığın?

CAHİT BAĞCI (Devamla) - Nüfusun yüzde 30’u 4,3 doların altında bir gelire sahipken bugün bu rakam yüzde 2,7’dir. Hedef, Orta Vadeli Program döneminde kişi başı 4,3 doların altında yaşayan bir nüfusun kalmamasına yönelik politika ve enstrümanların geliştirilmesidir.

Değerli arkadaşlar, önergede “Milyonlarca yurttaşımız sefalete ve yoksulluğa mahkûm edilmektedir.” ifadeleri de söz konusu. Ben, izninizle, son yıllarda yapılan sosyal politikaları, kalkınma hamlelerini ve ortaya koyulan enstrümanları da dikkatinize sunmak istiyorum. Meslek kazandırma programları, iş yeri kurma kredileri, KOBİ destekleri, SODES, bölgesel kalkınma idareleri, kalkınma ajansları, cazibe merkezleri ve en son, sizlerin de yakından takip ettiği hem Orta Vadeli Program’da hem Onuncu Kalkınma Planı hedefleri çerçevesinde belirlenen öncelikli dönüşüm programlarıdır. Yoksullukla mücadele bir eylem planı ortaya koymakla ancak giderilebilir. Yoksullukla mücadele politikaları artık, lokal ve ulusal olmaktan öte, evrensel bir boyuta taşınmıştır.

Birleşmiş Milletlerin 2000 yılında gerçekleştirdiği zirvede bin yıl kalkınma hedefleri belirlenmiş ve bu çerçevede 189 ülke tarafından imzalanan Binyıl Bildirgesi söz konusudur. Burada, bu bildirgede temel amaç, aşırı yoksulluğu ve açlığı sonlandırmaktır ki Türkiye şu anda ortaya koyduğu politikalarla hem açlığı hem de yoksulluğu azaltmış ve ortadan kaldırmak üzere çalışmaktadır.

AK PARTİ hükûmetleri ve iktidarları bir taraftan yoksullukla mücadele programları uygularken diğer taraftan yoksulluk içinde olan vatandaşlarımıza yönelik olarak koruma, destekleme politikalarını, uygulamalarını devreye sokarak kurumsal bir sistem inşa etmiştir. Hem sosyal yardımlar hem de sosyal hizmet politikaları ile kimsesizlerin kimi olunmuştur.

Sosyal harcamaların gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı 2002’de sadece 0,5 iken 2014 yılında yüzde 1,5’a ulaşmıştır ki 26,5 milyar lira sosyal harcamalara ve sosyal politikalara harcanmaktadır.

En hassas olduğumuz konu, değerli arkadaşlar, yoksulluktur. Bu konu bütün hükûmet programlarımızın en temel politika alanlarından birisi olmuştur. Biz, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunan kesimlerin fırsatlara erişimlerinin kolaylaştırılması, ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının artırılması, yaşam kalitelerinin yükseltilmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesini temel amaç edindik. Bu kapsamda yoksulluğa bütünsel yaklaştık, yoksulluğun nesiller arası aktarımını önlemek için temel kamu hizmetlerine erişimi fırsat eşitliği olarak gördük. Yoksul kesimin istihdam edilebilirliği ve üretken duruma gelmesi için de politikalar geliştirdik.

Yoksulluğu tanımlarken konut kalitesi açısından da bakmak gerekir. Kullanılan rakamlar elbette konut kalitesinin sorunlu olduğunu göstermektedir. Ancak, AK PARTİ hükûmetlerinin en büyük politikalarından birisi olan konutta, TOKİ aracılığıyla, bugün, 600 bine yakın insanımızın nitelikli konutlarda ve 5 bine yakın sosyal donatıdan yararlanarak nitelikli bir yaşam içerisinde olmaları sağlanmıştır. Artık insanlarımız kendi evlerinde oturarak kira öder gibi evlerinin taksitlerini ödemektedir. Bu projeler için bugüne kadar 60 milyar TL’ye yakın kaynak harcanmıştır. Kişi başına günlük harcaması 4,30 doların altında olan nüfusu yüzde 30’lardan yüzde 2’lere düşen, kişi başı millî geliri 3.600 dolardan 10.500 dolara çıkan, kendi evinde oturma oranı yüzde 67’ler seviyesine ulaşan, bütün dünyada küresel mali krizin etkileri devam ederken son yıllarda büyümede dünyada ilk 3’e giren, kabuğunu kırmış, büyüyen, gelişen ve demokratikleşen bir Türkiye, Nisan 2009-Temmuz 2014 arasında 5,7 milyon kişiye de istihdam yaratmıştır.

Bu duygu ve düşüncelerle görüşlerimi sizlerle paylaşma fırsatı buldum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bağcı.

Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Levent Tüzel.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Danışma Kurulu önerisi üzerine ben de söz aldım. Benden önce konuşan milletvekilleri gibi ben de gündemdeki konulara değineceğim elbette.

Öncelikle, MHP Grup Başkan Vekilinin değindiği Dersim konusuna değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, Seyit Rıza’nın asılmasının yıl dönümü nedeniyle birkaç gündür Türkiye kamuoyunda yer ediniyor. Ancak burada ifade ediliş biçimi hiç de katılınacak gibi değil. Grup Başkan Vekili “hoşa gitmeyecek olaylar” şeklinde… Yani 70 bine yakın insanın zehirlenmesini, katliama uğramasını, kurşuna dizilmesini, uçurumlardan atılmasını, o zamanki devlet anlayışının Türkleştirme ve Sünnileştirme politikasının bir parçası olarak çok açık bir katliama dönüşen bu operasyonu “hoşa gitmeyecek olaylar” şeklinde ifade etmek, gerçekten hem o güne dair hem de bugüne dair ne olduğunu anlamamak ve doğru dersler çıkarmamak olacaktır. O gün bu operasyonu yapan devlet aklıydı, devlet zihniyetiydi ve şimdi o akıl, o zihniyet hâlen, ne yazık ki devam ediyor. O nedenle, Kürtlerin ve Alevilerin uğradığı bu katliamdan hem özür dilemek, böyle bir basiret göstermek hem de bugünkü taleplerine yanıt vermek gerekir diye düşünüyorum.

Bir diğer konu, tabii ki yine, diğer vekil arkadaşların dile getirdiği, Türkiye'nin ekonomisi, halkımızın yoksulluk sorunu ve Mecliste bugünlerde Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen bütçenin, ekonomik göstergelerin verileri. Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Başbakan Avustralya’da G20’ler toplantısındaydı, oradan mesajlar verdi ve bu gelişmiş ülkeler arasında olmanın mutluluğu içerisinde, gelecek yıl ülkemizin ev sahipliği yapacağından övünmekte ama rakamlar, 2015 göstergeleri ve Hükûmetin hazırladığı Orta Vadeli Program, yeni ekonomik eylem planı âdeta bütün bu vaatleri hayale dönüştürmekte ve yalanlamakta. Rakamlar çok çarpıcı. Yine, her bütçe döneminde olduğu gibi işçi konfederasyonu açıklıyor: “4 kişilik ailenin açlık sınırı 1.190 lira, yoksulluk sınırı 3.876 lira.” Yine bu rakamlara göre, ülkemizin 12 ila 17 milyon arasındaki yurttaşı yoksul, aç, açıkta. 2002 yıllarında bu Hükûmetin ilk iktidara geldiği zamanları hatırlayalım, ne söylenmişti? “Yoksullukla mücadele, yolsuzlukla mücadele, yasaklarla mücadele.” O zaman da yalandı, yalan olduğunu on yıl içerisinde gördük.

Değerli arkadaşlar, yukarıda, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüyor. Orada mega projelerden söz ediliyor, kilometrelerce otobanlar, kara yolları, raylı sistemler, deniz ulaşımı, hava ulaşımı, uzay ajansı, üçüncü köprüler, üçüncü hava alanları, yollar, köprüler, hanlar, hamamlar ama bütün bu mega projeler ne yazık ki halkımızı, emekçileri yoksulluktan çekip çıkartmıyor, yine birileri zengin oluyor, birilerinin kasası ve cepleri büyüyor. Ülkemizde o küflü peynir, tezgâh altı sebze, veresiye çay, sıvasız evler, buralarda yaşayan yurttaşlar, bunlar, bu görüntüler silinmedi. Size gazete kupürlerinden örnekler vermek istiyorum: Bakın, işte Erzurum’da “Kıyma için birbirlerini ezdiler.” haberi. Yoksul insanlarımıza 5 kiloluk kıyma dağıtılıyor ve insanlarımız birbirini ezerek bu yardım paketini alıyor. Adana’da bir yoksul ailenin manzarası, 6 yaşındaki çocuğumuz çıplak ayakla ilkokula gidiyor. Bu Türkiye'nin gerçekliği bu, Türkiye'nin gerçekliği mega projeler değil. Mega projelerden ve yine o “ak saray” adı altında kaçak saraylardan bin odalı saraylar -1,5 milyar liraya yapıldığı söylenen- yetmiyor, ardından 300 odalı hizmetli binası; yetmiyor, ardından makam araçlarının yenilenmesi ve birçok bu şekildeki kamu harcamaları ülkedeki çarpıklığın, adaletsizliğin… Gelir adaletsizliğinde bakın, dünya listelerine girmişiz. Yine, gelir adaletsizliğinde, gelir dağılımında en bozuk 3’üncü ülke durumundayız. İşte Türkiye'nin manzarası budur; bir tarafta sıvasız evler, bir tarafta kaçak saraylarda itibar arayanlar.

Şimdi, bu bütçe açıkları neyle kapanacak? Bu bütçe görüşmelerinde, vergi artışları yüzde 10’ları bulacak, bu yüzde 10 artışları… Bir taraftan bu sarayların harcamaları nereden karşılanacak? Tabii ki özelleştirme gelirlerinden, rantlarından ve bu yüzde 10’luk vergi artışından sağlanacak yani cezalardan, harçlardan, KDV, ÖTV’lerden. Vergiyi ödeyecek kimler? Milyonlarca alt gelir grubu yani bizim yoksul insanlarımıza yine fatura ediliyor.

Bu tarımı, bu çevreyi, bu insanı yok eden kapitalist düzen çarkının nasıl işlediğini en çarpıcı şekilde Soma Yırca köylülerinde gördük. Termik santral zeytinlik alanına… Yine bu, devletin acele kamulaştırma eliyle şirketlere sunuluyor, Kolin grubuna sunuluyor ve orada yürütmeyi durdurma kararını duyan patron bir gecede 6 bin zeytin fidanını tahrip ediyor. Oradaki üretici köylü madende ve termik santralde çalışmaya zorlanıyor. İşte bunların Orta Vadeli Programı bu, işte bunların kapitalist gelişme programı bu, yoksullukla mücadele programı budur yani insanı tarımından, ürününden edeceksiniz, yerin yedi kat dibinde madenlerde çalıştıracaksınız, karın tokluğuna, yarım günlü toplum yararına çalışma, istihdam bürolarında çalışma, buna benzer programlarla ulusal istihdam stratejisini yürüteceksiniz, sonra “İşsizliği yüzde 7’ye böyle düşürdüm.” diye övüneceksiniz. Ama insanlar… İşte bugün 2015 hedefi kaç? 922 lira asgari ücret. Hükûmet bundan utanmalıdır. Günde 1 lira artışla 891 lirayı 922 lira yapacak ama Türkiye zengini bir patron var, Ülker patronu, sendikal özgürlüğünü kullandığı için 8 tane işçiyi… Yani asgari ücret karşılığı on iki saat çalışan ve o ağır çuvalları taşıdığı için iskelet sistemi bozulan işçiler “Sendikal özgürlük istiyoruz, bu koşullarda çalışmak istemiyoruz, sendika hakkımızı arasın.” diye örgütlendiler, 8’i “verimsiz” diye kapıya konuldu. Bakın, Türkiye zengini, dünya 3’üncüsü Ülker patronu 2014’ün 9’uncu ayında tam 2 milyar 123 milyon lira gelir sağlamış, net 187 milyon kârı var, çalıştırdığı işçilerin hâli de ortada. Türkiye nüfusunun ezici çoğunluğunun manzarası budur.

Aile Bakanı 2013’te rakamlar vermiş. Genel sağlık sigortası primini ödeyemediği için 10 milyon insanımız muhtaç. 1,5 milyon yurttaşımız sosyal yardımlarla geçiniyor, 2 milyonu kömür yardımı alıyor. Yoksulluğu fırsata çevirmedir bu politikanın adı. “Şükredin, biat edin, bundan iyisi yoktur, bizi destekleyin, bizi iktidar yapın.” Zannediyor ki o insanlarımız da AKP bu yardımları verir, başka da hiçbir şey olmaz.

Bu yıkılası kara düzenin karşısında mücadele eden Ülker işçisini, toprağına sahip çıkan, zehirli hava solumak istemeyen Yırcalı köylülerini buradan selamlıyorum. Bu kapitalist düzenden kurtulmak lazım. İşte, kurtulmak için mücadele eden işçiler Meclise dönük imza topluyorlar, diyorlar ki: “Bizler yoksulluk, yolsuzluk, rant ve savaş bütçesi değil halk için bütçe istiyoruz.” Talepleri de şunlar sayın milletvekilleri, bunlar için iş yapmalıyız, görev yapmalıyız: Emekçiler üzerindeki vergi yükü azaltılmalı, kurumlar vergisi artırılmalı, servet vergilendirilmeli ve asgari ücret artırılarak vergi dışı bırakılmalıdır. İşçi ve emekçilerin gelirleri sabit bir orandan -o da yüzde 10- vergilendirilmelidir. Temel tüketim maddelerinden ve hizmetlerinden KDV alınmamalıdır. Ali Babacan’ın övündüğü, “Zam yapmayacağız.” dediği doğal gaz, elektrik, ulaşım zamları geri alınmalı, temel tüketim mallarının fiyatları indirilmeli ve ulaşım ücretsiz olmalı, akaryakıtta indirime gidilmeli. Her yurttaşa sigorta ve emeklilik hakkı, eğitim ve sağlık hizmetleri kolay ulaşılır olmalı. İşçi ve emekçilerin borç faizleri silinmeli, işçi ve emekçilerin tüm ek ödemeleri temel ücrete yansıtılmalı ve emeklilik hesaplanmasına dâhil edilmeli. Ve çokça konuştuğumuz iş cinayetleri, işçi cinayetleri. Sürekli artan işçi cinayetlerini durduracak tedbirler alınmalı, iş yeri denetimleri artırılmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirini almayanlara ağır yaptırımlar ve cezalar uygulanmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – İşte Türkiye’nin gündemi, işte Türkiye’nin gerçekliği.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, benim ilime sataşma var yani hem Sayın Halaçoğlu ve hem de biraz önce konuşan arkadaş var...

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sataşma yok Sayın Genç, gerçeklikler var, Türkiye’nin tarihi var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Müsaade ederseniz, kendi ilime sataşılmasından dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Olur.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in Danışma Kurulu önerisi üzerinde yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, efendim, iki dakika verdiniz ama bu, çok önemli bir olay, beş dakika verirseniz memnun olurum.

BAŞKAN – Yok, beş dakika veremem de bir dakika eklerim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, şöyle arkadaşlar: Ahmet Davutoğlu Hacıbektaş’a gitti, dedi ki: “Dersim katliamı modern bir Kerbelâ’dır.” Şimdi, Ahmet Davutoğlu bekçibaşı değildir, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanıdır.

OSMAN ÖREN (Siirt) – Bravo! Aferin sana!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunun anlamı şudur: “Benim Başbakanı olduğum Türkiye Cumhuriyeti devleti katil bir devlettir ve katliam yapmıştır.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Doğru konuşsun efendim, doğru konuşsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ey Ahmet Davutoğlu, eğer sende haysiyet, onur varsa bir önerge verelim, ondan sonra Dersim’de ne olmuş, onu bir tespit edelim, ondan sonra çıkıp da bunu millete “Efendim, burada katliam oldu…”

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Yazıklar olsun ki siz Dersimlisiniz! Yazıklar olsun size!

KAMER GENÇ (Devamla) – Biraz önce, HDP’li arkadaş diyor du ki: “Efendim, 70 bin insan öldürüldü.” Kaç tane adam öldürüldü, kaç insan öldürüldü, olayın özünü aydınlatalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O tarihte Dersim’in nüfusu 65 bin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, bizim, bu olayla ilgili olarak daha önce, 2007’den itibaren verdiğimiz önergeler var. Peki, şimdiye kadar uyuyor muydunuz, neden bunları şey etmiyorsunuz? Getirdiniz, kaçak saraya 2 milyar lira para harcadınız, Tayyip Erdoğan 1 milyar liraya uçak aldı, Tayyip Erdoğan Çamlıca’da 1 milyar liraya kendisi için cami yapıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen oğlunun dairelerine gel, oğlunun dairelerine! Oğlunun dairelerinin hesabını ver!

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, Vahdettin Köşkü’nü aşağı yukarı 1 milyara şey ediyor... Yani, Tayyip Erdoğan bu milletle alay ediyor ve 5 katrilyon lirayı kendi şahsı için harcıyor ve gündemi değiştirmek için Dersim’i atıyor ortaya. Biz, Dersim’in, o memleketin insanları olarak bu konunun aydınlığa kavuşması için hepinizden şey ediyoruz. Buyurun, hodri meydan, araştırma önergesini verelim. Maalesef, bazı partiler de bu oyuna gelerek, Tayyip’in gündem değiştirmesine alet olarak, Tayyip’in yaptığı bu israfı, bu milletle alayını, alay etme durumunu da bir tarafa iterek bu oyuna geliyor.

Arkadaşlar, Dersim’de yaşayan, Tunceli’de yaşayan insanlar da en az sizin kadar vatanseverdir. Bizim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, bir dakika daha verirseniz…

BAŞKAN – Sağ olun, çok teşekkür ederim.                                     

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sağ olasınız, teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, sayın konuşmacı, hakarette bulunmuştur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hakaret etmedi ya! Nerede hakaret etti? Hiç hakaret cümlesi mi var içinde adamın ya! Ne alakası var?

BAŞKAN – Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubu eski Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, Kamer Bey her zamanki gibi bir konuşma yaptı. İki dakika içerisine sayısız konuyu sığdırmaya çalıştı; fasih Türkçesiyle, anlatım yeteneğiyle, meselelere vuzuhlu bakışıyla bizleri yine büyüledi. Esasen, biz kendisini çok seviyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sevme beni!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ne kadar sevdiğimizi bilemez. Gerçekten, kendisiyle onur duyuyoruz. Onu asla, asla, kötü, rezil, haysiyetsiz, alçak bir adam olarak görmüyoruz. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler ve alkışlar) O, namuslu, faziletli ve düzgün bir insandır.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Ne kadar ayıp!

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Ne kadar ayıp ya! Yakışıyor mu bu konuşmalar ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ne zaman konuşsa bizim sevgi dolu duygularımıza muhakkak temsil edici bir şekilde burada konuşmalar yapıyor. Her konuştuğunda arkadaşlarımız o kadar onu sevme arzusuyla doluyorlar ki kürsüde konuşurken bile gelip öperek kendisini kutlamak istiyorlar ama zannediyorum, öperek kutlamak da İç Tüzük’e aykırı olabilir. Tabii ki, kürsüde… (CHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ne biçim konuşuyorsun!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Saygısız!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne terbiyesiz adamsın sen be! Utanmaz adam!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …konuşmacıya yönelik hakaret, aşağılama yanlış bir iştir ama öperek kutlamak, bilemiyorum İç Tüzük’e aykırı mıdır? (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Çok saygısız bir yaklaşım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Git kendini düzelt gel sen, git! Yamulmuşsun sen, git kendini düzelt gel! Her tarafın yamulmuş senin! Yamuk adam!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kendisine duyduğumuz derin sevgi ve saygı her türlü takdirin üzerindedir. Bu kadar sevgi dolu sözler söylerken yerinde niçin kızıyor Kamer Bey, onu anlamakta da zorlanıyorum.

Kamer Bey, sizi seviyoruz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Seni öpsünler mi, seni!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen git, kendini düzelt gel, düzelt! Yamuk adam! Utanmaz adam! Ne utanmaz adamsın sen be! Terbiyesiz adam! Sana o unvanı verenleri kahretsinler!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, az önce benim Dersim’le ilgili söylediklerime karşı, 70 bin…

BAŞKAN - Buyurun.

6.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in Danışma Kurulu önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sağ olun.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bence Türkiye Büyük Millet Meclisinin seviyesini bu kadar düşürmemek gerekiyor. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Herkes kendi seviyesini muhakkak ki burada gösterir ve hiç kimse başkasını rezil edemez ancak kendi kendini rezil eder. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi burada bazı gerçekleri dile getirmek gerekir. Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Eğer Dersim’de o tarihte 70 bin insan ölmüşse… 1927 sayımlarında Dersim’in nüfusu 76.290’dır, 1935 yılında 107.723’tür, 1940 yılındaki sayımlarda da 94.639’dur. Şimdi bana söyleyin, eğer 13.806 kişi -ki Başbakan, sabık Başbakan 13.806 kişi demişti öldürülen kişi diye, bir belgede geçer, o da farklı bir resmî olmayan belge- ölmüşse, 11.683 kişi de sürülmüşse ne yapar? 25.489 yapar. Niye nüfus birbirini tutmuyor, söyler misiniz?

Şimdi, arkadaşlar, ben bir teklifte bulundum, diyorum ki: Bakın, bu konunun birtakım siyasete alet edilmemesi için, polemiğe sebep olmamak için, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda bir komisyon kursun; söylediğim gibi, hem Türkiye’deki arşivler hem İtalya, Fransa, İngiltere ve Rusya’da –ki hepsinin parmağı var bunun içerisinde- bu arşivleri araştıralım, sonucu ortaya koyalım. Herkes ne olduğunu görsün, ak mı, kara mı? Yok 70 bin mi öldü, yok 13 bin öldü? Kaç kişi öldüyse ortaya çıksın ama birtakım çarpıtmalarla kendi amaçlarına ulaşmak için bu türden söylemler son derece yanlıştır ve Türkiye Büyük Millet Meclisine de yakışmamaktadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz ben bu konuda bir açıklık getirmek istiyorum. Hem sayın hatip, hem de Kamer Genç “Gündem değiştirmek konusunda…” dedi. Böyle bir niyetimiz yok, ne o zamanki Başbakanın ne de bizim böyle bir niyetimiz yok. Bir de rakamlar meselesinde bir açıklık getirmek istiyorum müsaade ederseniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Başbakan adına niye konuşuyorsunuz?

BAŞKAN – Şimdi, bunu yerinizden getirin, girsin şeylere...

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır “çarpıtma” dedi Sayın Başkan. “Çarpıtma” diyerek sataşmada bulundu.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, açıkça çarpıtılıyor, başka dilden de dile getiriliyor deniyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani Sayın Tüzel cevap vermezse ben çıkıp grup adına cevap vereceğim.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Müsaade edin, buradan ifade edeyim.

BAŞKAN – Buyurun.

7.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında Halkların Demokratik Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dersim katliamı meselesi, Türkiye’nin tarihinde bir gerçekliktir; o zamanki devlet adamları İhsan Sabri Çağlayangil’in ifadeleri dahi, sayın ana muhalefet partisi başkanının da o zamanki bilgileri dâhilinde kayıtlara geçmiş, bunlar Türkiye’nin tartıştığı olaylar. Ne zamanki mayıs ayı olur, ne zamanki kasım ayı olur, Seyit Rıza’nın idam edildiği tarih gelir, Dersim katliamı gündeme gelir. Şimdi, bunu ülkeyi bugün yönetenler dile getirdi diye bunu gündem değiştirmek olarak ifade etmek doğru değil. 70 bin-25 bin… Yani şimdi biz bu sayılarla mı uğraşacağız? Evet, o zamanki arşivler açılmalı, Genelkurmay arşivleri açılmalı, Meclis komisyonu bir araştırma yapsın. Bizim ihtiyacımız ne, değerli milletvekilleri? Bu ülkenin barışa ihtiyacı var, eşit, onurlu, özgür yaşayan yurttaşların yaşadığı bir ülkeye, böyle bir geleceğe ihtiyacımız var. Kürt sorunu da, Alevi sorunu da, tarihte işlenmiş katliamlar da bütün bunların aydınlatılması hepimiz için bir ihtiyaç değil mi? O zamanki yaşayan insanların çocukları bugün hâlâ o acılarla yaşıyorlar. Bunun, sayılarla örtüşebilir ya da bugünkü siyasi bir konu hâline getirilmesi o acıları ortadan kaldırabilir mi? Eğer Kürtler’e, Aleviler’e, başkaca azınlıklarla, başkaca milliyetten, inançtan insanlarımızla bir arada yaşayacaksak, o zamanki devlet aklının, devlet zihniyetinin bunu yok etmeyle çözme anlayışının hiçbir şekilde sonuç vermeyeceğini görerek ilerlememiz gerekiyor. Bugün konuştuğumuz barış, çözüm, müzakere ve buna benzer konulardaki yapılacak şeyler öncelikle Dersim’den, Seyit Rıza’dan, Koçgiri’den, birçok bastırılmış isyanların aydınlatılmasından geçiyor. O nedenle, sayılara takılmamak…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sizin amacınız aydınlatmak değil, sizin amacınız cumhuriyetle hesaplaşmak.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - …net sayılar şudur ya da budur diye konuşmak değil, o yaşananları bugün torunları hâlâ dile getiriyorsa bunun üzerine hep birlikte gitmemiz gerekiyor. Evet, ben de katılıyorum, Meclis bunu aydınlatmak istiyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - …bir komisyon kursun ve üzerine gitsin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

VI.-AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, buradan bir açıklama yapmak istiyorum.

Şimdi, bakın, İhsan Sabri Çağlayangil’in hatırasını veya hatıratını hemen herkes ele alıyor, işte “Mağaralarda fare zehriyle nasıl fareler öldürülürse öyle öldürüldü.” gibi iddialar söz konusu ediliyor. Ama İhsan Sabri Çağlayangil’in yine kendi kitabında anlatılan, 1937’de, Singeç Köprüsü’nün bulunduğu yerdeki karakolda -daha bu olaylar yokken- 33 askerin ve teğmenin şehit edilmesine “Bu doğru değildir.” deniyor. Yani siz hatıratın bir kısmına inanacaksınız bir kısmına inanmayacaksınız.

Kaldı ki, bunların dışında, bakın, Türkiye Cumhuriyeti arşivlerine göre -burada tarihi de var, her şeyi var- Tunceli vilayeti dâhilinde Ovacık kazası jandarma birliğine tabi Diztaş karakoluna 4/2/1938 tarihinde Kalan aşireti tarafından yapılan taarruz neticesinde 20 asker ve subay öldürülüyor.

Şimdi, bakın -ben onun için söylüyorum- tarih, öyle, kişilerin kendi duygusallığı veya kafalarından uydurulacak bir bilim dalı değil, belgelerle ortaya koyarsınız. Hatırat birinci el kaynak sayılmaz, başka belgelerle onaylamak zorundasınız. Siz de tarihçisiniz, bilirsiniz. Onun için diyorum ki: “Bir komisyon kuralım. Hodri meydan! İtalyan arşivlerini, Fransız arşivlerini, İngiliz arşivlerini, Rus arşivlerini görelim. Bakalım bu arşivlere buradaki aşiretlerle ilişki kurulmuş mu, kurulmamış mı devlete karşı; yıkmak veya bölmek istiyorlar mı, istemiyorlar mı? Hodri meydan!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, yani bunlara bir cevap vermemiz lazım.

BAŞKAN – Ay, Allah rızası için ya! Bu nasıl bir şeydir, ben bunu anlayamadım gitti.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, şimdi, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yani, bakın, o kadar çok bu konu…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani burada…

BAŞKAN – Anladım da, bir saniye, ben de iki kelime…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …o dönem yapılmış olan…

BAŞKAN – Ben de iki kelime söyleyebilir miyim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – ...bir katliamı meşru göstermeye çalışan bir çaba var. Bilmem kaç askerin öldürülmesi üzerinden formüle eden bir anlayış var, bunun doğru olmadığını kürsüden ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, bunun doğru olmadığını siz söylediniz, sizin doğru olmadığınızı Sayın Halaçoğlu söyledi. Şimdi, bunun sonu yok Sayın Baluken, sonu yok.

O zaman ben birleşime on dakika ara veriyorum. Böyle şey olmaz.

Kapanma Saati: 17.43

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 76’ncı sırasında bulunan 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemin 6’ncı sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 18 Kasım 2014 Salı günkü birleşiminde 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi üzerinde konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi öneriyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Ayaydın, Sayın Altay, Sayın Genç, Sayın Özdemir, Sayın Özkan, Sayın Öztürk, Sayın Güler, Sayın Haberal, Sayın Kaleli, Sayın Küçük, Sayın Serter, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Güven, Sayın Yılmaz, Sayın Çelebi, Sayın Ağbaba, Sayın Işık, Sayın Havutça, Sayın Tunay.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 18.01

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 18.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Danışma Kurulu oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 76’ncı sırasında bulunan 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemin 6’ncı sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 18 Kasım 2014 Salı günkü birleşiminde 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, (2/203) esas numaralı 05.02.1972 Tarih ve 1586 Sayılı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın Ölüm Cezalarının Yerine Getirilmesine Dair Kanunun Yürürlükten Kaldırılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/211)

19/04/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/203 sıra sayılı Kanun Teklifimin iç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca işlem yapılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                               Ali Rıza Öztürk

                                                                               Mersin

BAŞKAN - Sayın Öztürk, buyurunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük ozan “Kıllı, siyah örümceğe benzeyen bir çingenenin eli geçirecekse ipi boğazıma, son sabahında korkuyu görebilmek için boşuna bakacaklar Nazım’a” demiş. Gerçekten, 6 Mayıs 1972 şafak vaktinde, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın gözünde korkuyu görebilmek için egemen güçler boşuna baktılar. Onların ayakları titremeden dar ağaçlarına çıkarken aldıkları güç halka olan, devrime olan inançlarıydı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 1968 sürecinde Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinde üniversite gençliğinin demokratik ve özerk üniversite mücadelesiyle başlayan, daha sonra işçi köylü gençliğe sıçrayan bir hareketin, bir uyanışın, bir direnişin ürünüydüler. 1968 süreci denildiği zaman akla Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gelir. Bugün Türkiye'de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı inanıyorum ki bilmeyen yoktur fakat onlar hakkında idam kararını veren ve idam kararını uygulayanları bugün Türkiye'de hatırlayan dahi yoktur. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 günü neden asıldılar, Onlar Anayasa’yı ihlal ettiler mi, hangi eylem ve işlemlerinden dolayı Anayasa’yı tağyir, tebdil ve ilgayla yargılandılar ve daha doğrusu yargılanmış gibi yapıldılar ve arkasından şafak vakti apansız darağacına çekildiler?

Değerli milletvekilleri, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, ülkenin, gerçekten sömürüsüz, eşit, özgür bireylerin yaşadığı bir Türkiye olmasını istiyorlardı. Onun için esas olarak o dönemdeki hareketin temel karakteri antiemperyalist, antifaşist bir mücadeleydi yani Deniz Gezmişler hareketinin temel hedefi Türkiye’nin bağımsız bir ülke olmasıydı. Onlar gerçekten de emperyalizm ve iş birlikçilerine karşı mücadele ederken Türkiye’nin bağımsız olacağına inanıyorlardı, Türkiye’nin sömürüsüz, eşit bir toplum olmasına inanıyorlardı ve bunun için de öncelikle, ülkeden emperyalistlerin ve iş birlikçilerinin kovulmaları gerektiğine inanıyorlardı. Onlar, aslında “1961 Anayasası uygulansın.” dediler ama 1961 Anayasası’nı tağyir, tebdil ve ilga etmekten yargılandılar. Onlar, aslında 1961 Anayasası’nın uygulanması için Samsun’dan Ankara’ya kadar yürüyüş yaptılar. Ve o dönem, 1968’de başlayan demokratik ve devrimci mücadeleyi bastırabilmek için egemen güçler, 12 Mart 1971 Balyoz hareketini yaptılar. Ve bu Balyoz hareketinin temeli, toplumda yükselen muhalefeti sindirmekti değerli milletvekilleri. Daha sonra, tıpkı 12 Eylül 1980’deki darbede olduğu gibi, yine ülkenin yurtseverleri, aydınları birer birer katledildiler, kimisi de ipe çekildi. Avrupa’da o devrimci mücadelenin önderleri, bugün o ülkeleri yöneten kişiler oldu ama bizim o kuşaktaki insanlarımız bugün yer altındalar, mezardalar.

Değerli milletvekilleri, o nedenle, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının yürürlüğe konulmasına ilişkin 05/02/1972 tarih ve 1586 sayılı Yasa’nın yürürlükten kaldırılması için bu kanun teklifini verdim. Bu kanun teklifini 1/11/2011 tarihinde verdim, 20 Aralık 2011 tarihinde Adalet Komisyonuna sevk edilmiş, hâlen Komisyonun raflarında bekliyor.

Darbelerle hesaplaşmak öncelikle darbenin yarattığı hukuku ortadan kaldırmakla mümkündür. Darbenin kurduğu kurumları ortadan yok etmekle mümkündür. Darbenin yarattığı hukuk kurumlarını ortadan kaldırmadan, o hukuku yok etmeden, hatta darbenin yarattığı kurumlardan medet umarak yaşamı sürdürmek darbelerle hesaplaşma anlamına gelmez. O nedenle, bu kanunun yürürlükten kaldırılmasını talep ediyoruz. Bu bir itibarın iadesi değildir çünkü Denizlerin itibarlarının iadesine ihtiyacı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu, darbe hukukunun, hukuksuzluğunun Parlamentoca tespit edilip bunun gündeme alınmasını talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Bir milletvekili olarak, Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ın hakkındaki idam kararlarının kaldırılmasına ilişkin teklifimiz üzerine söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, bu teklifimiz, bir iadeyi itibar teklifi değildir. Türkiye ve dünya devrim tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Çünkü Deniz Gezmiş demek demokrasi demektir, özgürlük demektir. Deniz Gezmiş demek tam bağımsız Türkiye demektir. Deniz Gezmiş demek halkların kardeşliği demektir. Deniz Gezmiş demek yurtseverlik demektir. Deniz Gezmiş demek devrimcilik demektir. Gözünü kırpmadan idealleri için idam sehpasına gitmek yine de boyun eğmemek ve dimdik durmak demektir. Deniz Gezmiş demek köylüye toprak, işsize iş, işçiye özgürlük, halka hürriyet demektir; yoksulluğa, emperyalizme, köleliğe isyan demektir. İşte bu yüzden Deniz Gezmiş, ezilenlerin, yoksulların, gençlerin, ayrımcılığa uğrayanların göz bebeğidir.

Sayın milletvekilleri, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Amerikan filolarını saygıyla selamlayanlara karşı “Yankee go home." dediler. Bugün İsrail’i korumak için Malatya’ya füze kalkanı kuranlara karşı Filistin halkının yanında olmak için Filistin’e gittiler, Filistin için savaştılar. Bu ülkenin kardeşliği için Zap Suyu’na Devrimci Gençlik Köprüsü kurdular. Bu gençler, bu devrimciler, tam bağımsız Türkiye için Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda yürüyüş düzenlediler. Deniz Gezmiş ve o dönemdeki arkadaşlarının bu idealleri ve bu duruşları birilerini çok rahatsız etti. Egemen güçleri, bazı güçleri huzursuz etti çünkü Denizlerin halkın sevgilisi olduğunu görenler, emperyalizme uşaklık edip yoksul halkımızın sırtına basarak iktidar olanlar, faşist cuntacılar korkuya kapıldılar. Türkiye'de uzun yıllar sürecek bir yol haritası işte o zamanlardan başlayarak egemen güçler tarafından çizildi, uygulamaya konuldu. Deniz Gezmişlerin karşısına kanlı pazarlıklarla emperyalist güçlere yakın gruplar çıkarıldı. Deniz Gezmiş ve düşüncesine sahip olan insanlar, gençler, devrimciler, solcular ezilmeye çalışıldı, öldürülmeye çalışıldı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan idam sehpalarında, Mahir Çayanlar devlet kurşunlarıyla, İbrahim Kaypakkayalar işkencehanelerde katledildiler, yok edildiler. Egemen güçlerin çizdiği bu yol haritası sonucunda Deniz Gezmiş ve arkadaşları yok edilirken, o dönem teşhir ettiği Amerikancı öğrenciler daha sonra iktidara getirildiler. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını efsane kılan şey halkın mutluluğu ve özgürlüğüne adadığı hayatı ve tertemiz yiğitçe duruşudur değerli milletvekilleri.

Deniz Gezmiş’i yaşatan, onu var eden şey inancıdır, cesaretidir, kararlılığıdır. Onu bugün yaşatan, bugün hâlâ var eden, bugün sadece Türkiye coğrafyasında değil, dünya coğrafyasında sevgili yapan şey idam sehpasında boynuna ilmek takılırken titremeden, korkmadan “Yaşasın tam bağımsız Türkiye, yaşasın halkların kardeşliği.” diyen yüreğidir.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, Deniz Gezmiş gibiler ve arkadaşları yok edildiler ancak maalesef o dönemki olaylar devam ediyor. Bugün Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük gibi gençler idam sehpasında değil ama maalesef güvenlik güçlerinin kurşunlarıyla öldürülüyor, yok ediliyor ve emri, maalesef emri Cumhurbaşkanı veriyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var? Ayıp bir şey ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değişen bir şey yok şu anda. Hüseyin İnan’ı öldüren zihniyet, Ankara’nın göbeğinde Ethem Sarısülük’ü vuran zihniyetle aynıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yusuf Aslan’ı idam eden zihniyet, Ali İsmail Korkmaz’ı sokak ortasında öldüren katillerdir, katiller; Ali İsmail Korkmaz’ın katilleridir, aynı kafadandır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kaç CHP’linin imzası var?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Berkin Elvan’ın ailesini yuhalatanlar, Deniz Gezmiş’i idam edenle aynı kafadandır. Deniz Gezmiş’i, Hüseyin İnan’ı, Mahir Çayan’ı katledenlerle Berkin Elvan’ın annesini yuhalatanlar aynı zihniyettir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Aynen sizsiniz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ali İsmail Korkmaz’ı öldürenler ile Deniz Gezmiş’i asanlar aynı zihniyettir, bunu bilesiniz. Bu aynı katil zihniyettir, aynı eli kanlıdır. Nasıl ki onlar sokağa çıkamıyor bugün, Berkin Elvan’ı, Ali İsmail Korkmaz’ı, Ethem Sarısülük’ü öldürenler de yarın sokağa çıkamayacak. Bunu tarih yazacak arkadaşlar.

Bizim itibarını iade ettiğimiz şey, Deniz Gezmişlerin itibarı değildir, bu Meclisin itibarının iade edilmesi gerekiyor, bu kararın kaldırılması gerekiyor.

Teşekkür ederim, katillere sunulur. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Partinizin milletvekilleri attı imzayı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – İmza atanları bir tenkit edin siz kendi partinizde.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı geçmişte yaşanan olayları değerlendirirken güncel iktidar ilişkileri üzerinden de demagoji yapmıştır. Buna ilişkin söz istiyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Kimlerin imzası var, açıklarız burada

BAŞKAN – Sataşma olduğunu mu söylüyorsunuz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, sataşma olduğunu söylüyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Önce parti kararı alın, onları kınayın; önce kendi partililerinizi kınayın, ondan sonra bize konuşun.

AHMET YENİ (Samsun) – Daha Dersim’in hesabını veremediniz ya!.

BAŞKAN – Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı'nın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Ağbaba görüşlerini açıkladı. Ne kadar öfkeli bir biçimde açıklanırsa açıklansın her türlü görüş saygıdeğerdir ve Sayın Ağbaba’nın kanaatlerini ifade eder.

Bizim bu konulara ilişkin kanaatlerimiz son derece farklı; geçmişe ilişkin de öyle, bugüne ilişkin de öyle. Türkiye’nin sokaklarını savaş alanına çevirenlerin yaşanan insani dramlardan payı ve sorumluluğu vardır. Başkalarına suç atmak, sonuçta, insanların nihai olarak nasıl öldüğüne ilişkin bir muhakeme yapmak yerine, o zincirin içerisinde “Bizim sorumluluğumuz nedir?” diye düşünmek bence daha adil, daha hakkaniyetli bir muhakeme biçimi olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Deniz Gezmişlerin, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve geçmişte yaşanan idamlara ilişkin elbette bizim kanaatlerimiz de darbe dönemlerinin hukukunun kabul edilemeyeceğidir. Orada vesayetçi kafa, ki o vesayetçi kafayı aslında iyi bilmek gerekir, arkasındaki siyasal ilişkileri de iyi analiz etmek gerekir, o vesayetçi kafayla siyasal ortaklıkları da hesaba katmak gerekir. Bir şeye itiraz ederken başka tür bir akrabalığı olumlu görmek de yanlıştır, askerle sivil iktidarlar arasındaki o gönül bağını kastediyorum. “Yusuf Aslan’ı, Hüseyin İnan’ı astınız, kötüsünüz ama darbe yaptınız, iyisiniz.” şeklindeki bir yaklaşım kabul edilemez…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kim söylüyor böyle bir yaklaşımı? Nerede böyle bir yaklaşım var?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …ya olumlu bakarsınız ya olumsuz bakarsınız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendiniz söylüyor, kendiniz inanıyorsunuz, böyle bir şey yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ayrıca, Deniz Gezmiş -Allah rahmet eylesin- ailesine bıraktığı mektupta -bakın, o mektubu hatırlayın- kardeşinin bilim adamı olmasını ister. “Ey kardeşim, ben devrim yolunda mücadele ettim, şimdi silahı sen eline alarak devam et.” dememiştir. O vasiyet aynı zamanda Veli kardeşimedir.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı konuşmasında bize yönelik olarak, Sayın Veli Ağbaba’nın da konuşmasına atfen, bir darbe, darbeci suçlaması yaptı. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bostancı akademik kariyeri olan bir arkadaşımız. Biraz önce, buraya Sayın Kamer Genç’in konuşması üzerine çıktı, ben kendisinden Sayın Kamer Genç’in konuşmasına bir cevap bekliyordum. Kendisi farklı bir üslup benimsedi doğrusu, her şeyden önce o çirkin üslubu ben kendisine iade ediyorum. Kendisi akademik kariyere sahip olduğu için bu kürsüden bir entelektüel birikim sunma iddiasıyla farklı cümleler kurmaya çalışıyor ama kurmuş olduğu bütün cümlelerle entelektüel birikimini deterjan olarak birilerinin hizmetine sunmayı amaçladığını görüyoruz. (CHP sıralarından alkışlar).

RECEP ÖZEL (Isparta) – Cevap veremeyince böyle bir…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayırlı yıkamalar size; bu akademik kariyerinizle, bu entelektüel birikiminizle deterjan olarak ne kadar pisliği yıkayabileceksiniz, bakalım, onları göreceğiz.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Akrabalığı anlat yani.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, kendisi bir vesayet lafı etti burada, bir vesayet lafı etti. Burada sık sık böyle laflar eder. AKP kongresi yapılıyor, Sayın Davutoğlu’nun Genel Başkanlığa seçildiği kongre. Bir akreditasyon uygulaması yapılmış, birtakım gazeteler bu kongreye alınmamış; Cumhuriyet gazetesi, Aydınlık gazetesi, Yeni Çağ gazetesi, Yurt gazetesi, bunlar alınmamış. Kendisine televizyonda soruluyor: “Ne diyorsunuz?” “Efendim, gayet tabii ki olabilir bu akreditasyon. Geçmişte Genelkurmay akreditasyon uygulamıyor muydu? Bazı gazeteleri Genelkurmaya sokmuyordu.” Yani, vesayetten biraz önce şikâyet eden, birilerini “vesayetçi” diye eleştirenler, Genelkurmayın tutumunu sahipleniyor, özgürlük karşıtı tutumu sahipleniyor.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – “Ordu göreve” diyen kimdi?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – İdam imzasına bir gelseniz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bir cümle daha söylüyor.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Kaç CHP’linin imzası var, onu bir açıklasanıza.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bir cümle daha söylüyor: “Onlar isterse televizyonlardan izleyebilirler kongreyi.”

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Şu idamla ilgili imzaya gelseniz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İşte, özgürlükçü anlayış budur, özgürlükçü anlayışı sizlere sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, kaç CHP’linin imzası var, bir açıklasanız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Millî Savunma Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Millî Savunma Komisyonunda boş bulunan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- Adalet Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Adalet Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Konya Milletvekili Sayın Gülay Samancı aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

B) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna üye seçimi

BAŞKAN – Şimdi, 6532 sayılı Kanun’la kurulan Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna üye seçimi yapacağız. Komisyon üyelikleri için siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesini İç Tüzük’ün 20’nci maddesine göre okutup oylarınıza sunacağım.

Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Üye Sayısı (17)

Adı ve Soyadı                          Seçim Bölgesi

Adalet ve Kalkınma Partisi (10)

Fatoş Gürkan                                             Adana

Semiha Öyüş                                             Aydın

Harun Karaca                                            İstanbul

Şirin Ünal                                                 İstanbul

Ahmet Kutalmış Türkeş                              İstanbul

Ramazan Can                                            Kırıkkale

Alpaslan Kavaklıoğlu                                 Niğde

Hasan Karal                                              Rize

Mehmet Altay                                            Uşak

Fatih Çiftci                                                Van

Cumhuriyet Halk Partisi (4)

Ahmet Toptaş                                            Afyonkarahisar

Mehmet Şeker                                           Gaziantep

Ali Haydar Öner                                         Isparta

Ömer Süha Aldan                                       Muğla

Milliyetçi Hareket Partisi (2)

S. Nevzat Korkmaz                                     Isparta                                 

Mustafa Kalaycı                                         Konya

Halkların Demokratik Partisi (1)

Abdullah Levent Tüzel                               İstanbul

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun toplanarak İç Tüzük’ün 24’üncü maddesine göre başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtibini seçmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, 18 Kasım 2014 Salı günü (Bugün) saat 19.30’da yeni halkla ilişkiler binası, komisyonlar bloku, 4’üncü kat, 7 no.lu toplantı salonunda toplanacaktır.

Komisyonun toplantı gün ve saati ayrıca plazma ekrandan ilan edilecektir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

X.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Göle’nin su sorununa ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/135) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

2.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bazı askeri personelin maaşlarına yapılan son zamma ilişkin sözlü soru önergesi (6/1736) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, astsubayların özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3052) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, askeri okullardan atılan veya kendi isteğiyle ayrılanların ödedikleri tazminatlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3565) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, asker intiharlarının önlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3635) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık tarafından kiralanan taşınmazlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3906) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki askeri hastanenin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3907) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık tarafından kiralanan araçlar ile diğer taşınır mallara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3939) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen taşınır mal satışlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4046) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık personelinin görev yeri değişikliklerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/4124) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık kadrolarına ve personel durumuna ilişkin sözlü soru önergesi (6/4125) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2013 yılları arasında Bakanlıkta hizmet alımı yoluyla veya sözleşmeli olarak çalıştırılan personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/4151) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

13.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, celp dönemlerinin lisans mezuniyet dönemleriyle uyumlu hale getirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/4344) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, çözüm süreci boyunca terör örgütüne katılımların arttığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4604) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, çözüm süreci kapsamında ülke dışına çıkan teröristlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/4607) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

16.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, boşaltılan karakollarda PKK bayrağı açıldığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4661) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, il merkezlerindeki askeri birliklerin taşınmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4663) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da Er Eğitim Birliği açılıp açılmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4691) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde dış kaynaklı oluşabilecek tehlikelere yönelik alınan tedbirlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/4692) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

20.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/4693) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

21.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan iline yönelik işbirliği ve ticari anlaşma amaçlı yabancı heyet ziyaretlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/4774) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

22.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun, Anka uçaklarının Suudi Arabistan’a TSK’dan daha ucuza satıldığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/4882) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

23.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/5209) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

24.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, 8 Ekim 1996 tarihinde Sakız Adası açıklarında düşen uçağın enkazı ile pilotun naaşına ulaşılması için çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5407) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

25.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, arşiv belgelerinin tercüme edilmesi çalışmalarına ve bu çalışmalarda erlerden faydalanılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5665) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

26.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Lice'de Türk Bayrağının indirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/5730) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

27.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından açılan disiplin soruşturmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5838) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

28.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının ardından taşeron işçilerin çoğunun işten çıkarıldıkları iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5864) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

29.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bazı kamu görevlilerine mobbing uygulandığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5891) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

30.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bazı kamu görevlilerinin emekli olmaya zorlandığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5914) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bazı kamu görevlilerinin istifaya zorlandığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/5949) ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, “Sunuşlar” bölümünde belirttiğim üzere, birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini cevaplandırması için, Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz’ı kürsüye davet ediyorum.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde yer alan soruları cevaplandırmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Sayın Başkan ve milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/135) esas numaralı sözlü soru önergesi için… Ardahan ili Göle ilçesinde içme suyu şebekesinin yenilenmesiyle ilgili olarak İller Bankası aracılığıyla kesin proje çalışması tamamlanmış ve ihale aşamasına gelinmiştir. İhale süreci tamamlandıktan sonra problem çözüme kavuşturulacaktır.

Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz’ün (6/1736) ve Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/3052) esas numaralı sözlü soru önergelerini birlikte cevaplandıracağım.

Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarıyla ilgili çalışmalar personel ayrımı gözetilmeksizin bir bütün olarak yürütülmektedir. Bu kapsamda, teklifler, hâlen görevde bulunan subay, astsubay ve diğer personelin özlük hakları ile bunların emekli maaşlarında iyileştirme yapılmasını içerecek şekilde, ihtiyaca göre muhtelif zamanlarda hazırlanmaktadır.

Son dönemde yapılan maaş artışları aşağıdaki şekildedir:

İç güvenlik faaliyeti icra edilen bölgelerde görevli personele verilmekte olan operasyon tazminatıyla -aylık 524 Türk lirası- ilgili olarak tazminat verilen personel ve birlik sayısında artış yapılmıştır. Bu doğrultuda, Hatay birinci derece kritik iller grubuna dâhil edilerek, bu ilde görev yapan personelin daha yüksek operasyon tazminatı alması sağlanmıştır; sözleşmeli erlerin operasyon tazminatı alması sağlanmıştır; erbaş ve erlerin operasyon tazminatı 148 Türk lirasından 200 Türk lirasına yükseltilmiştir; jandarma koruma birlikleri, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İHA birlikleri ve dört ildeki hava radar birliklerinin erbaş ve er dâhil tüm personeli ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı seyrüsefer subayları operasyon tazminatı kapsamına dâhil edilmiştir.

Ayrıca, birinci derece kritik illerde -Hakkâri, Şırnak, Siirt, Hatay gibi- görev yapan personele hâlen ödenmekte olan 524 Türk lirası operasyon tazminatına ilave olarak, tüm subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erleri de kapsayacak şekilde, tabur ve aşağı seviyedeki hudut birlikleri, operasyon icra eden tabur ve aşağı seviyedeki birlikler ile ilçe jandarma komutanlıkları ve bağlı karakollardaki personele aylık sabit 626 Türk lirası, kritik illerde operasyonu icra eden diğer birlikler ile havacılık unsurlarına operasyona iştirak edilen gün ile orantılı olarak günlük 10 ila 40 lira ilave operasyon tazminatı ödenmesine başlanmıştır.

Yine, muharip sınıf personeli komutanlık görevlerine özendirmek, emsallerine göre daha zorlu şartlarda görev yapanları ve mesleki gelişim için personeli teşvik etmek, mahrumiyet bölgelerinde görev yapanlar ile risk seviyesi yüksek görevlerde bulunanları motive etmek maksadıyla harp akademileri eğitimi, komutanlık ve karargâh subaylığı eğitimi ve astsubay üst karargâh hizmetleri eğitimi alan personele -subay ve astsubaya- belediye sınırları dışındaki jandarma karakol komutanlıklarında görevli personele -subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erlere- patlayıcı madde imhası görevinde çalışan personele –subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erlere- ilave tazminat verilmesi sağlanmıştır.

2629 sayılı Kanun kapsamında uçucu, paraşütçü, denizaltıcı, dalgıç ve kurbağa adam gibi niteliklere sahip personelin tazminatlarında ortalama yüzde 5 ila yüzde 20 oranında artış yapılmıştır. Yapılan çalışmalar belirli bir kesime yönelik çalışmalar değildir. Söz konusu artışlar, iç güvenlik bölgesinde operasyon icra eden birliklerde görevli tüm personele, uçucu, paraşütçü, denizaltıcı, dalgıç ve kurbağa adam gibi niteliklere sahip personele harp akademileri eğitimi, komutanlık ve karargâh subaylığı eğitimi ve astsubay üst karargâh hizmetleri eğitimi alan personele de benzer şekilde düzenlenmiştir.

Silahlı Kuvvetler personelinin özlük haklarında iyileştirme yapılması yönündeki çalışmalar ihtiyaca göre muhtelif zamanlarda hazırlanmaktadır. Bu kapsamda, iç güvenlik bölgesinde operasyon icra eden birliklerde görevli tüm personel, uçucu, paraşütçü, denizaltıcı, dalgıç ve kurbağa adam gibi niteliklere sahip personel harp akademileri eğitimi, komutanlık ve karargâh subaylığı eğitimi ve astsubay üst karargâh hizmetleri eğitimi alan personel ve buna benzer özellik arz eden görevler, görev yerleri için hazırlanan teklifler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ihtiyaç duyulan alanlara ve personele yönelik düzenlemeler ise aşağıdaki şekildedir.

Mali konularda tamamlanan iyileştirme çalışmaları şunlardır: Astsubayların 1’inci derecenin 4’üncü kademesine yükseltilebilmesi imkânı sağlanmıştır. “Barışı Destekleme ve Koruma Harekâtı” kapsamında Afganistan’da görevli personelin gündeliklerinde 30 ila 32 dolar, Bosna Hersek, Kosova, Arnavutluk gibi ülkelerde görev yapan personelin gündeliklerinde 5’er dolar artış sağlanmıştır. MİT, emniyet hizmetleri sınıfı personeli emeklilerinde olduğu gibi makam tazminatı almayan emeklilerin maaşlarına 100 Türk lirası iyileştirme yapılmıştır. Haklarında kamu davası açılmış Türk Silahlı Kuvvetleri personeline de beraat etmeleri durumunda avukatlık ücretlerinin ve dava masraflarının ödenmesi imkânı sağlanmıştır. Sözleşmeli subay, astsubaylara sözleşmeleri sona erdiğinde ödenen tazminatlardan gelir vergisi kesintisi yapılmayacaktır. 45 yaşını doldurduğu hâlde emeklilik hakkı kazanamamış uzman erbaşlara sivil memurluğa geçerek emekli olabilme imkânı getirilmiştir. Derecelerine göre astsubaylara verilen ek göstergenin üçte 2’sinin uzman erbaşlara da verilmesi sağlanmıştır.

Mali konularda devam eden iyileştirme çalışmaları şunlardır: 1’inci dereceye yükselmiş ve 3600 ek göstergeyi hak etmiş olan binbaşı ve başçavuşlara da –emekliler dâhil- görev tazminatı verilmesi, yaklaşık 450 Türk lirası; 2003 yılı ve öncesi göreve başlamış olan astsubaylarımızın bir üst dereceye intibak işlemlerinin yapılması; özellikle düşük rütbeli personelin maaşlarına yüzde 20, diğer personele ise yüzde 7 ila 12 aralığında artış yapılması; Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarının tek gösterge tablosuyla düzenlenmesi; lojman tahsis edilmeyen Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yaklaşık 460 Türk lirası artış getirilmesi; nöbet, atış, tatbikat, eğitim gibi nedenlerle fazla mesai yapan personele aylık yaklaşık 700 Türk lirasına varan fazla mesai ücreti ödenmesi; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde görev yapan personele ödenmekte olan tazminatın Ada’daki hayat pahalılığı nedeniyle yarbay ve daha alt rütbedeki subay, astsubay, uzman erbaş ve sivil memurlar için artırılması; 2’nci dereceden emekli olmuş personelin 1’inci dereceye intibak işlemlerinin yapılarak emekli aylığı hesabında kullanılan yüzde 70 oranının yüzde 130 oranına çıkarılmasına yönelik teklifler yapılmış ve ilgili bakanlıklarla koordinesi devam etmektedir.

Mesleki gelişime yönelik yapılan çalışmalar ise şunlardır: Türk Silahlı Kuvvetleri Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi 2010 yılından itibaren verilmeye başlanmış ve müteakiben eğitim gören personele yönelik iyileştirmeler yapılmıştır. Astsubayların yurt dışı sürekli görev (NATO ve ataşelik) kadrolarında yüzde 63, yurt dışı geçici görev kadrolarında ise yüzde 26 artış sağlanmıştır. Astsubayların azami yüzde 15 olan astsubaylıktan subaylığa geçiş kontenjanı 2012 yılından itibaren yüzde 25’e çıkarılmıştır. Mecburi hizmet süresi on beş yıldan on yıla düşürülmüştür. Belirli şartlarda astsubayların askerî okulların uygun görülecek öğretmen kadrolarında görevlendirmelerine imkân sağlayacak kanun değişikliği yapılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı astsubay kadrosu ihdas edilmiştir. Ayrıca, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığına ilave olarak Kara Kuvvetleri Komutanlığında da kuvvet astsubaylığı uygulaması başlatılmıştır. Askerî ataşeliklere atanacak personele bedelinin yüzde 60’ı bütçeden karşılanmak üzere yurt içinde mahallî dilde eğitim verilmesi imkânı sağlanmıştır. Yaş haddinden erken emekli olmak zorunda kalacak olan uzman erbaşlıktan astsubaylığa geçen personelin mağduriyetlerinin önlenmesi için yaş hadleri üstçavuşlar için 46’dan 52’ye, başçavuşlar için 49’tan 54’e çıkarılmıştır. Sosyal hakların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar kapsamında hastanelerde, polikliniklerde muayene öncelik sırası uygulaması değiştirilerek statü ayrımı kaldırılmıştır. 75 kişilik OYAK Temsilciler Kurulunun 27’si astsubay, Temsilciler Kurulu tarafına OYAK Genel Kurulundaki 20 üyenin 8’i astsubay olarak seçilmiştir.

Oda ve göz hapsi cezaları dolayısıyla da disiplin ceza ve tutukevleri kaldırılmış, amirlik görevinin en önemli yetkilerinden birisi olan disiplin cezası verme yetkisi sicil amiri konumundaki bütün astsubaylara tanınmıştır.

Sözleşmeli subay, sözleşmeli astsubay, uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş ve erlerden uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren, hastalığa yakalananların belirli koşullarda tedavi, istirahat ve hava değişimine tabi tutulmalarına imkân sağlanmıştır.

İç Hizmet Yönetmeliği’nde düzenleme yapılarak nöbet muafiyeti uygulamasında iyileştirmeler yapılmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri personeli için mazeret izinlerinin Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan iyileştirmelere paralel hâle getirilmesi de sağlanmıştır.

Tokat Milletvekili Doktor Reşat Doğru tarafından verilen (6/3565) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: 2000-2014 yılları arasında toplam 5.655 öğrenci askerî okullardan ayrılmıştır. Ayrılma sebeplerinin veli isteği, akademik başarısızlık, disiplinsizlik ve sağlık olduğu tespit edilmiştir. Tazminat miktarlarında, 30 Haziran 2010 tarihli ve 27627 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6000 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la personel ve amortisman giderleri çıkarılmış, 25 Şubat 2011 tarihli ve 27857 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la ödemeler yapılandırılarak faizler düşürülmüş, 12 Temmuz 2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6353 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la da öğrenci harçlıkları, ilaç ve tedavi giderleri ile kitap ve kırtasiye giderleri çıkarılmıştır.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (6/3635) esas numaralı sorusuna cevabımız: Türk Silahlı Kuvvetlerinde meydana gelen her türlü vefat olaylarında mutlaka sorumluluk sahasına göre yetkili askerî savcılar tarafından adli soruşturma yapılmakta, akılda herhangi bir şüphe kalmaması için üstün gayret sarf edilmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, insan hayatına mal olacak kaza ve olaylar ile disiplinsizlikleri önceden tespit etmeye ve önlemeye yönelik olarak uyguladığı çeşitli tedbirlerin yanında, tüm dünyada artan intihar vakalarının azaltılması için gayret sarf etmekte, özellikle sorumlu personelin önceden tespiti ve koruyucu ruh sağlığı hizmetine ilişkin tedbirleri hassasiyetle uygulamaktadır. Vefat eden personelin kötü muameleye maruz kalması, içinde bulundukları ortam sebebiyle böyle bir eylemi gerçekleştirmiş olması ve etnik kimliğini vurgulayan çıkarımlar herhangi bir araştırma ve bilimsellikten uzaktır. Meydana gelen her türlü intihar vakası, önceden başlamak üzere adli ve idari yönden soruşturulmakta, herhangi bir kusur veya ihmali tespit edilenler hakkında gerekli yasal işlemler yapılmaktadır. Yalnızca intihar olaylarında değil, ölümle sonuçlanan tüm olaylarda savcılık tarafından adli soruşturma mutlaka yapılmaktadır, olay bütün yönleriyle incelenmektedir, varsa sorumlular hakkında yasal işlem gerçekleştirilmektedir. Bugüne kadar kayıtlarımızda adli ve idari yönden tahkikatı yapılmamış, ölümü şüpheli olan bir vaka bulunmamaktadır. Ayrıca, ailenin verilen bilgiler dışında belge talep etmesi hâlinde -otopsi raporu dâhil- adli soruşturmanın yapıldığı makamın iletişim bilgileri de verilmektedir. Alınan tüm önlemlere rağmen vefat ile sonuçlanan ecel, hastalık, intihar, silah iş kazası, iç güvenlik olayı ve buna benzer olaylarda personelin ölüm sebebinin zihinlerde hiçbir soru işareti bırakmayacak şekilde açıklanması maksadıyla garnizon komutanlıklarınca vefat haberinin alınmasını müteakip emniyet ve kaza önleme konularında tecrübeli silahlı kuvvetler mensupları tarafından bir subay ve bir tabipten oluşan bir heyet teşkil edilmekte ve anılan heyet personeli bizzat ilgilinin evine giderek, ailesiyle yüz yüze görüşerek olayla ilgili bilgi verilmektedir. Vefat haberinin verilmesini müteakip askerî alay, tugay ve eşiti birlik komutanınca aileye başsağlığı dileğinde bulunulmakta olup, özlük işlemlerinin tamamlanmasına kadar aile ile irtibatın sürdürülmesi sağlanmaktadır. Aile, ilgili birlik komutanlığınca kaza veya olayın meydana geldiği birliğe davet edilmekte, davetin aile tarafından kabul edilmesi durumunda aile, tabur, alay veya tugay komutanı veya eşiti, adli müşavir, personel şube müdürü ve tabip personelden oluşan mihmandar heyet tarafından karşılanarak bizzat heyet başkanı tarafından bilgilendirilmektedir. Özellikle olaya şahit olan kişiler, birlik komutanları ve arkadaşlarıyla görüşmeleri sağlanmaktadır.

Verilen bilgiler dışında belge talep edilmesi hâlinde talep edilen belgelerin adli makamlardan talep edilmesi konusunda aile bilgilendirilmektedir. Ailenin olay yerine gelmek istememesi durumunda ailenin bilgilendirme isteği dikkate alınarak olay hakkında ayrıntılı bilgilendirme ilk hafta içinde aile yakınlarının katılımıyla ailenin evine en yakın konuşlu askerî birlikte garnizon komutanlığı ve ilgili birlik komutanlığı koordinesinde birliğinden asgari binbaşı rütbesinde bir heyet başkanı, adli müşavir, tabip ve ihtiyaç duyulan diğer personelden teşkil edilecek bir heyet tarafından yapılmaktadır.

Ayrıca, yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilecek bir tasarıyla asker kişilerin kıta, karargâh ve kurumlarda ya da görev esnasında veya görev yerlerinde ölümü hâlinde soruşturma ve kovuşturma süresince yasal mirasçılarını temsil etmek üzere kendilerinin seçtiği bir avukatın vekil olarak görevlendirmesi yönünde düzenleme yapılacaktır. Görevlendirilen avukat savcılıkla yapılacak olay yeri inceleme, ölüm muayenesi ve otopsi ile tanık ve bilirkişi dinlenmesi işlemleri ile dava açılması hâlinde duruşmalar sırasında hazır bulunacak olup ilgili bakanlığın bütçesinden konulacak ödenekten de bu avukatın ücreti ödenecektir.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/3906) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Bakanlığımızca şahıslardan taşınmaz kiralaması yapılmamakta, kullanımına ihtiyaç duyulan taşınmazların sahibi kamu kurum ve kuruluşlarıyla varılan mutabakata göre kiralanmış olan binalar hakkında yıllık kira artışları Üretici Fiyatları Endeksi oranında yapılmaktadır. Bu çerçevede, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında kiralık olarak kullanılan hizmet binaları için 2013 yılı yıllık kira bedeli 957,19 Türk lirasıdır. Bakanlığımıza bağlı Savunma Sanayii Müsteşarlığında hizmet binası kira bedeli olarak 2011 yılında 3 milyon 532 bin 732 Türk lirası, 2012 yılında 1 milyon 164 bin 230 Türk lirası ödeme yapılmış olup 2012 yılının Mayıs ayından itibaren Savunma Sanayii Müsteşarlığı kendi mülkiyetindeki hizmet binasına taşınmıştır. Söz konusu Müsteşarlık binası şirketlerden değil gerçek kişilerden kiralanmıştır.

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu ile Orta Doğu Teknik Üniversitesinin iş birliğini daha işlevsel hâle getirmek amacıyla teknopark alanında bir ofisin Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunca kiralanması sebebiyle 2011 yılı için 5.280 dolar kira bedeli artı yüzde 20 gelir vergisi stopajı ödenmiş, 2012 yılı için 5.280 dolar karşılığı kira bedeli Türk lirası olarak fatura karşılığı ödenmiştir. 2013 yılı için 440 dolar kira bedeli ödenmiştir.

Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığında kiralık olarak kullanılan hizmet binaları ve ek hizmet binaları için 2011 yılında 266.311,75 TL, 2012 yılında 292.159,74 TL ve 2013 yılı Haziran ayı itibarıyla 149.392,90 TL kira bedeli ödenmiştir. Bu da Mehmetçik Vakfına ödenmiştir.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/3907) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Asker hastanelerinin dönemsel performans değerlendirmeleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının yanı sıra, bölgesel özellikler, sivil sağlık kuruluşlarının durumu, tıbbi cihaz ve sağlık personelinin durumu, ulusal sağlık sistemi ve mevzuatındaki gelişim ile bunların Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık sistemine olan etkisi de dikkat alınarak yapılmaktadır.

Kütahya Asker Hastanesinde yılda ortalama 50 bin ila 55 bin erbaş-er ağırlıklı olarak birinci basamak seviyesinde poliklinik hizmeti almaktadır. 2012 yılına kadar, yüzde 10 sivil hasta kontenjanı olmasına rağmen ancak yarısına yakını kullanılabilmiştir. Kütahya ilinde hâlihazırda 2 kamu, 2 özel ve 1 üniversite hastanesinin mevcut olması, askerî personel ve ailelerinin de ulusal sağlık mevzuatı kapsamında bu imkânlardan faydalanmaya başlaması da değerlendirmede dikkate alınan önemli kriterlerdendir. Bu değerlendirmeler çerçevesinde, Kütahya Asker Hastanesi kapatılmamış ancak bünyesinde ağırlıklı olarak birlik ihtiyacına uygun birinci basamak sağlık hizmetlerinin verildiği, uygun branşlarda uzman tabiplerin de görev yaptığı, yataklı tedavi, laboratuvar imkânlarıyla güçlendirilmiş sağlık merkezine dönüştürülmüştür. Kütahya Asker Hastanesinin E1 grubu hastaneye dönüştürülmesi sonucunda, kadro fazlası durumundaki askerî personel ihtiyaçlar doğrultusunda diğer askerî birliklere atandırılmış, sivil personelin ise kendi atama talepleri de dikkate alınarak ihtiyaç duyulan askerî ve sivil kurumlarda istihdam edilmeleri planlanmıştır.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/3939) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Bakanlığımızca personel ve yük taşıma hizmet alımı kapsamında kiralanan servis araçlarına ödenen miktar 2011 yılında 12 milyon 5 bin 545,09 Türk lirası, 2012 yılında 11 milyon 238 bin 580,36 Türk lirası, 2013 yılında 15 milyon 553 bin 622,22 Türk lirasıdır.

Şirketlerin seçiminde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na göre ihale yapılmış ve en düşük teklifi veren firma ihaleyi kazanmıştır. Yapılan bütün alımlarda başa baş noktası veya fayda/masraf analizlerinden ziyade, Millî Savunma Bakanlığı Fiyat ve Maliyet Analiz Yönergesi’ne göre yaklaşık maliyetlerin hesaplanması ile birliklerden gelen talepler göz önünde bulundurularak bu doğrultuda kiralama yapılmıştır.

Bakanlığımıza bağlı Savunma Sanayii Müsteşarlığınca sürücülü hizmet aracı ve personel servis araçları kiralama ihalesi kapsamında ödenen miktar 2011 yılında 1 milyon 380 bin 529,50 TL, 2012 yılında 1 milyon 744 bin 920 TL, 2013 yılında 1 milyon 819 bin 889,74 TL’dir. Söz konusu kiralama işlemleri 4734 sayılı Kanun’a göre açık ihale usulüne uygun olarak yapılmıştır.

Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığında hizmet alımıyla kiralanan personel servis aracı sayısı 2011 yılında 86, 2012 yılında 92, 2013 yılında 94 adet olup bunların dışında kiralık araç bulunmamaktadır.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğünde hizmet aracı ve personel taşıma hizmeti kapsamında yapılan araç kiralamalarına ödenen miktar 2011 yılında 5 milyon 149 bin 554,29 TL, 2012 yılında 5 milyon 462 bin 151,60 TL, 2013 yılında 5 milyon 634 bin 235,14 TL’dir. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun Genel Müdürlüğü ve fabrika/işletme müdürlüklerinde kullanılan kiralık taşıtlar, personel taşıma hizmeti için olanlar dâhil 4734 sayılı Kanun’a göre açık ihale usulüyle ihale edilerek ekonomik açıdan en avantajlı bedeli teklif veren firmalardan kiralama yapılmıştır.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/4046) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: 2002-2013 dönemindeki taşınır satışları Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri birimlerince 3212 sayılı Silahlı Kuvvetlerin İhtiyaç Fazlası Mal ve Hizmetlerinin Satış, Hibe, Devir Ve Elden Çıkarılması; Diğer Devletler Adına Yurt Dışı ve Yurt İçi Alımların Yapılması ve Eğitim Görecek Yabancı Personel Hakkında Kanun ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerince yapılmakta olup ağırlıklı olarak ikili anlaşmalar gereği yabancı ülke birlik ve personeline verilen akaryakıt ile yiyecek ve benzeri malzemelerden oluşmaktadır. Bu kapsamda, 2002 yılı için 24 milyon 656 bin 364,75 TL, 2003 yılı için 43 milyon 469 bin 218,12 TL, 2004 yılı için 21 milyon 71 bin 680,96 TL, 2005 yılı için 30 milyon 700 bin 788,08 TL, 2006 yılı için 30 milyon 250 bin 658,31 TL, 2007 yılı için 19 milyon 24 bin 015,05 TL, 2008 yılı için 43 milyon 983 bin 936,88 TL, 2009 yılı için 11 milyon 939 bin 596,94 TL, 2010 yılı için 13 milyon 441 bin 888,90 TL, 2011 yılı için 26 milyon 801 bin 167,16 TL, 2012 yılı için 25 milyon 682 bin 606,43 TL, 30 Haziran 2013 tarihi itibarıyla 4 milyon 871 bin 310,06 TL olmak üzere toplam 295 milyon 893 bin 231,65 Türk lirası gelir elde edilmiştir. Sağlanan bu kaynaklar Genelkurmay Başkanlığınca tespit edilen ilke, öncelik ve ana programlara göre savunma sanayisinin geliştirilmesi, araştırma ve geliştirme hizmetleri ve silahlı kuvvetlerin ihtiyacı bulunan silah ve malzemenin tedariki için Millî Savunma Bakanının vereceği yetkiye dayanılarak kuvvet komutanlıklarınca kullanılmaktadır.

Bu satışlar Türkiye’deki kamu veya özel kurum ve kuruluşlar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin dış siyasi tutum ve menfaatlerine aykırı olmadığının Dışişleri Bakanlığı mütalaasıyla belirlenmesi şartıyla dost ve müttefik devletlere yapılmakta olup ilgili kanun ve alt mevzuatına istinaden yetkilendirilmiş makamlar tarafından karar verilerek onaylanmaktadır. Taşınırların satışlarından dolayı Bakanlığımıza iletilmiş bir dava da bulunmamaktadır.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/4124) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Millî Savunma Bakanlığında 2002 ila 2013 yılları arasında kadrolaşma amacıyla istekleri dışında ataması yapılan personel bulunmamaktadır.

Bakanlığımıza bağlı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri ANT İşletme Başkanlığında 2002-2013 yılları arasında kendi isteği dışında 3 personelin görev yeri değiştirilmiş olup bu sebeple 3 personel ANT İşletme Başkanlığı aleyhine dava açmıştır. Açılan bu davalarda 1 personel eski görev yerine iade edilmiştir.

Makine ve Kimya Endüstrisi kurumunda 2002-2013 yılları arasında kendi isteği dışında 18 personelin görev yeri değiştirilmiş olup bu sebeple 15 personel Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu aleyhine dava açmıştır. Açılan bu davalarda 4 personel eski görev yerlerine iade edilmiştir. Siyasi kadrolaşma saikiyle hiçbir atama yapılmamıştır.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/4125) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: 1 Ocak 2002 tarihi ile 2013 yılı Temmuz ayı arasında Millî Savunma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı kadrolarından istifa, emeklilik, ölüm ve buna benzer nedenlerle ayrılan sivil memur sayısı 1.991’dir. Boşalan kadroların 2002-2005 yılları arasında yüzde 75’i, 2006-2013 yılları arasında ise yüzde 50’si kadar alım yapılmıştır. 1 Temmuz 2013 tarihi itibarıyla Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında istihdam edilen personel sayısı 6.131 olup boş bulunan sivil memur kadrosu 869’dur.

Millî Savunma Bakanlığına bağlı Savunma Sanayii Müsteşarlığında 2002 yılında 4, 2003 yılında 3, 2004 yılında 3, 2005 yılında 5, 2006 yılında 1, 2007 yılında 2, 2008 yılında 8, 2009 yılında 2, 2010 yılında 5, 2011 yılında 10, 2012 yılında 2, 2013 yılında 1 personel istifa, emeklilik, ölüm gibi nedenlerle görevlerinden ayrılmış olup boşalan kadrolara her yıl Bütçe Kanunu’yla Savunma Sanayii Müsteşarlığına tahsis edilen kontenjan çerçevesinde istihdam yapılmıştır.

Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığında 1 Ocak 2002 tarihi ile 2013 yılı Temmuz ayı arasında istifa, emeklilik, ölüm gibi nedenlerle boşalan işçi ve memur personel kadro sayısı 1.097’dir. ANT Başkanlığında hâlen işçi ve memur kadrolarında toplam 1.806 personel çalışmaktadır.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğünde, 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde personel istihdam edilmektedir. Kadrolu memur personeli söz konusu kararnamenin (I) sayılı cetveline tabidir. Sözleşmeli personelin ise kadroları yerine pozisyonları vardır.

31 Aralık 2000 tarihi ile 2013 yılı Temmuz ayı arasında Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunda istifa, emeklilik, ölüm ve buna benzer nedenlerle boşalan (I) sayılı cetvele tabi memur kadrolarının yıllara göre dağılımı da şöyledir: 2002 yılında 27, 2003 yılında 52, 2004 yılında 34, 2005 yılında 23, 2006 yılında 15, 2007 yılında 33, 2008 yılında 9, 2009 yılında 18, 2010 yılında 19, 2011 yılında 19, 2012 yılında 18 ve 1 Temmuz 2013 tarihinde 13 olmak üzere toplam 280’dir.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/4151) esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabı: Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatı ile Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıklarında geçici işçi vasıtasıyla veya hizmet alımı yoluyla 2004-2013 yılları arasında gerçekleştirilen faaliyet giderleri toplam 204 milyon 729 bin 982 lira 09 Kuruştur.

Savunma Sanayii Müsteşarlığında değişik pozisyonlarda 2002 ila 2013 yılları arasında 1.051 personelin istihdamı yapılmıştır. Bu personelin ücretleri Maliye Bakanlığının onayı alınmak suretiyle 2010/285 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde ödenmektedir.

Bakanlığımıza bağlı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığında 2002-2012 yılları arasında hizmet alımı yapılan taşeron firma çalışanlarının sayısı 2.702 olup 2005-2012 yılları arasında hizmet alımı yapılan firmalara ödenen toplam tutar 43 milyon 297 bin 883 lira 47 Kuruştur. Yapılan hizmet alım sözleşme hükümleri gereği personel alımı firma yetkisinde bulunmaktadır.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunda 2005-2013 yılları arasında hizmet alımı yapılan taşeron firma çalışanlarının sayısı 8.791 olup 2005-2012 yılları arasında hizmet alımı yapılan firmalara ödenen toplam tutar 126.776 Türk lirasıdır. Yeterli sayıda kadrolu personelin olmaması ile birlikte ana hizmet ve üretim birimleri dışındaki yardımcı hizmetlerin kadrolu personel ile yapılması hâlinde maliyetlerde ortaya çıkacak yüksek artışı önlemek amacıyla hizmet alımına gidilmiştir.

İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in (6/4344) esas numaralı soru önergesine cevabımız: Yedek subay aday adayları, yıl içindeki yedek subay kaynağı dikkate alınarak dört celp dönemi arasında dengeli bir planlama yapılarak silah altına alınmaktadır.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/4604) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Kara Kuvvetleri Komutanlığına mensup birlikler tarafından sorumluluk bölgelerinde, teröristlerle mücadelede kolluk kuvvetlerine sağlanan destek kapsamında, bölücü terör örgütü mensuplarının tespit edilmesi hâlinde 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/d maddesi gereğince il valiliklerinin talepleri doğrultusunda tüm müdahaleler tereddütsüz yapılmaktadır.

Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/4607) esas numaralı sözlü önergesine cevabımız: 2’nci Ordu Komutanlığı sorumluluk bölgesinde hudut emniyeti, hukuki mevzuat çerçevesinde eksiksiz yerine getirilmektedir. Yasa dışı sınır geçişlerine karşı, kaçakçı geçişleri dâhil, gerekli tüm tedbirler alınmakta olup, bölücü terör örgütü mensuplarının tespit edilmesi hâlinde hukuki mevzuat çerçevesinde gerekli müdahaleler tereddütsüz yapılmaktadır.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/4661) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Soru önergesinde belirtildiği şekilde askerî karakollara PKK’lılar tarafından PKK bayrağı asıldığına ilişkin bir olay tespit edilmemiştir.

Adana Milletvekili Ali Halaman’ın (6/4663) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesel ve küresel güvenlik ihtiyacına, teknolojik gelişmelere ve değişen risk ve tehdit durumuna göre değerlendirmeler yaparak mevcut kuvvet yapısını ve birliklerin konuş durumunu sürekli gözden geçirmektedir. Bu kapsamda ihtiyaç duyulan düzenlemeler, Tük Silahlı Kuvvetlerinin plan ve programlarına dâhil edilerek yapılmaktadır. 2033 yılına yönelik olarak bir yeniden yapılandırma çalışması da devam etmektedir.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (6/4691) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgesel ve küresel güvenlik ihtiyacına, teknolojik gelişmelere ve değişen risk ve tehdit durumuna göre değerlendirmeler yaparak mevcut kuvvet yapısı ve birliklerin konuş durumunu sürekli gözden geçirmektedir. Bu kapsamda ihtiyaç duyulan düzenlemeler Türk Silahlı Kuvvetlerinin plan ve programlarına dâhil edilerek yapılmaktadır. Bu çerçevede, 2033 yılına yönelik olarak yeniden yapılandırma çalışması devam etmektedir.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (6/4692) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Suriye hududunda yasa dışı geçiş ve kaçakçılık faaliyetlerinin artması üzerine bölgede görev yapan hudut birlikleri personel, malzeme ve teçhizat yönünden takviye edilmiştir. Bu kapsamda olmak üzere, hudut birliklerinin personel destekleme oranı artırılarak tank, zırhlı araç ve gece görüş teçhizatıyla takviye edilmeleri sağlanmıştır. Ayrıca, hudut hattının gerekli görülen kesimlerine tel engel, hendek, toprak set ve modüler beton duvar tesis edilmek suretiyle sınırdaki fiziki güvenlik tedbirleri artırılmıştır. Alınan tedbirlerin sonucu olarak, Suriye hududunda, 21 Mart 2011 ila 21 Ağustos 2014 tarihleri arasında, sınırı yasa dışı yollarla geçmeye çalışan ve tamamına yakını yabancı uyruklu olan toplam 148.965 şahıs yakalanmış, yerinde imha da dâhil 3.529 ton kaçak akaryakıt, akaryakıt kaçakçılığında kullanılan 311 kilometre boru ve 11.881 bidon ele geçirilmiştir.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (6/4693) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Bakanlığımıza bağlı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı ile Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğünün Ardahan ilinde herhangi bir birimi olmadığından, 2014 yılı bütçesinden bu ilde yeni iş sahaları açılmasına yönelik bir ödenek ayrılması da planlanmamıştır.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (6/4774) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Bakanlığımız ile bağlı kurum ve kuruluşlarında, son on yıl içinde, uluslararası anlaşma akdedilmek üzere gerçekleştirilen resmî ziyaretler kapsamında Ardahan’da düzenlenen herhangi bir faaliyet kaydı bulunmamaktadır. Benzer şekilde, Türkiye ile muhtelif ülkeler arasında ikili bazda icra edilecek faaliyetlerin kontrol ve koordinesini sağlamak maksadıyla hazırlanan 2014 Yılı Yurt Dışı Geçici Görev Uygulama Planı’nda da Ardahan’a herhangi bir heyet ziyareti yer almamaktadır.

Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun (6/4882) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: ANKA İnsansız Hava Aracı Sistemi’nin Suudi Arabistan’a satışına ilişkin imzalanmış bir sözleşme bulunmamaktadır.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/5209) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Bakanlığımıza bağlı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığının Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımları bulunmamaktadır. Adana ilinde konuşlanan ünitesiyle ilgili bir sorun ve personel açığı da bulunmamaktadır. Başkanlığın görev alanı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin akaryakıt ve madenî yağ stoklarını muhafaza etmek, askerî birliklere ulaştırmak, tesislerin işletme, bakım ve onarımını yaptırmak ve tesisleri çalışır hâlde bulundurmaktır. Bu göreviyle bölgeye istihdam sağlanmaktadır.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun Adana ilinde herhangi bir birimi, projesi ve yatırımı bulunmamaktadır.

İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli’nin (6/5407) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: 8 Ekim 1996 tarihinde Yunan jetleri tarafından açılan ateş sonucu Ege Denizi’ne düşen F-16 uçağının enkazı ile Şehit Hava Pilot Yüzbaşı Nail Erdoğan’ın naaşını, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı imkânlarıyla, 13 Nisan 2014 tarihinde başlayan arama faaliyetine 5 Mayıs 2014 tarihinde saat 23.59’da son verilmiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından bahse konu görev kapsamında iki mayın avlama gemisi, bir kurtarma gemisi, bir hücumbot görevlendirilmiştir. Mayın avlama gemileri Amasra ve Akçakoca 13 Nisan 2014 tarihinde, kurtarma gemisi Işın ise 17 Nisan 2014 tarihinde uçağın muhtemelen denize düştüğü noktaları kapsayan sahalarda arama, tespit ve teşhis faaliyetlerine başlamıştır. Görev öncesinde çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda tesis edilen ve bilahare yeni bilgilere göre genişletilen sahalarda 13 Nisan 2014 tarihinden itibaren, mayın avlama gemileriyle toplam 614 saat seyir yapılarak, 420 saat süreyle sonar araması, 19 saat uzaktan kumandalı görüntü alma yeteneğine sahip insansız su altı cihazıyla dalış; Işın kurtarma gemisiyle toplam 260 saat seyir yapılarak, 48 saat uzaktan kumandalı, görüntü alma ve malzeme çıkarma yeteneğine sahip insansız su altı cihazıyla –ROV- dalış, 5 saat ADS-1200 -içerisinde dalgıç bulunan atmosferik dalış sistemi- ile dalış icra edilmiştir.

Avlama gemileri tarafından su altında tespit edilen ve enkaza ait olabileceği değerlendirilen toplam 101 adet temas, PAP, ROV ve ADS-1200 cihazı sistemleri/kullanılarak teşhis edilmiştir.

Teşhis edilen 101 adet temasın büyük kısmının dip tabiatı -kayalık, yükselti- ve amfora -eski testi, çömlek- olduğu, tespit edilen ve su üstüne çıkarılan metal, bez parçaların ise Hava Kuvvetleri Komutanlığı uzman personeliyle birlikte yapılan inceleme neticesinde, uçağa ait olmayan parçalar olduğu tespit edilmiştir.

Mevcut bilgilere istinaden belirlenen sahalarda, mevkilerde icra edilen arama faaliyetleri sonlandırılmıştır. Uçak enkazı ve naaşın mevkisine ilişkin yeni bir bilgi temin edilmesi durumunda yapılacak değerlendirmeye istinaden arama faaliyetine yeniden başlanabilecektir.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (6/5665) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Tüm arşivlerde uygulandığı şekilde, gerek Bakanlığımız arşivinde gerek Genelkurmay Başkanlığı arşivinde belgeler tasnif edilerek hizmete sunulmaktadır. Tasnif faaliyetinin son aşamasında hazırlanarak basımı yapılan kataloglar, mesleki birikime sahip, Osmanlıca bilir arşiv uzmanları tarafından oluşturulmaktadır. Yapılan faaliyet mesleki literatüre, terminolojiye, kelime anlam bilgisine, tarihî olaylara hâkimiyeti ve tecrübeyi gerektirmektedir. Ayrıca, arşivlerdeki belgelerin hukuki niteliğinin de bulunması nedeniyle hatalı okumaya sebebiyet verilmeyecek şekilde okunması gerekmektedir. Arşivlerde çalıştırılması önerilen yedek subay veya kısa dönem erlerin bu hâkimiyet ve tecrübeye kısa sürede sahip olamayacağı değerlendirilmektedir.

Ayrıca, arşiv tasnif süreci ve tercüme işlemleri genel paylaşıma açık olmayan hassas ve kritik bilgileri de kapsadığından, söz konusu faaliyet kurumda sürekli görev alacak personel ihtiyacını zorunlu kılmaktadır.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in (6/5730) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Diyarbakır’daki 2’nci Hava Kuvvetleri Komutanlığında meydana gelen bayrak indirme olayı hakkında 2’nci Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Savcılığının 2014/466 esas sayılı soruşturma dosyası üzerinden soruşturmaya devam edilmektedir.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın (6/5838) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını takiben Bakanlığımız merkez ve merkez dışı teşkilatı -Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları hariç- ile bağlı kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve Bakanlığımıza bağlı askerî iş yerlerinde istihdam edilen işçiler hakkında açılmış bir disiplin soruşturması bulunmamaktadır.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın (6/5864) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: 2014 yılı içerisinde olmak üzere Bakanlığımız bünyesinde sözleşmesi feshedilen işçi bulunmamakta ve taşeron işçi çalıştırılmamaktadır. Bakanlığımıza bağlı kurum ve kuruluşlardan Savunma Sanayii Müsteşarlığında Aralık 2013 tarihinden bu yana işten çıkarılan personel bulunmamaktadır.

Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığında merkez teşkilatta 2 taşeron işçisi 2014 yılında kendi isteğiyle işten ayrılmıştır. Kendi istekleriyle işten ayrılan bu işçiler tazminata hak kazanmamış olup maaşlarını aldıklarını dilekçeleriyle beyan ederek işten ayrılmışlardır. Merkez dışı teşkilatta ise 1 taşeron işçisi disiplinsizlik nedeniyle işten çıkarılmıştır. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Genel Müdürlüğünde 2014 Temmuz ayı sonu itibarıyla kadrolu olarak çalışan 1 işçinin iş akdi üç gün göreve izinsiz gelmemesi nedeniyle feshedilmiştir. İş akdi feshedildiğinden tazminat ödenmemiştir. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından işten çıkarılan taşeron işçisi de bulunmamaktadır.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın (6/5891) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: 17-25 Aralık 2013 tarihlerindeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını takiben Bakanlığımız merkez ve merkez dışı teşkilatı ile bağlı kurum ve kuruluşlarında görev yapan personelden kendisine psikolojik taciz veya mobbing uygulandığı gerekçesiyle dava açan personel bulunmamaktadır.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık tarafından verilen (6/5914) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Bakanlığımızda 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde yapılan operasyonların ardından Bakanlığımız bünyesinde herhangi bir emeklilik talebi tespit edilmemiştir. 2014 yılında, toplam, Millî Savunma Bakanlığı merkez ve merkez dışında 100 devlet memuru emekli olarak görevinden ayrılmıştır. Emekli olan personelin tamamı Millî Savunma Bakanlığı ve bağlılarından emekliye ayrılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları personeli bu sayıya dâhil değildir. Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kara, Hava ve Deniz Kuvvet Komutanlıklarından toplam 544 işçi emekli olarak görevinden ayrılmıştır. Yukarıda emekli olarak belirtilen personelin tamamı kendi isteğiyle emekli olmuştur. Millî Savunma Bakanlığı ve bağlılarında emekliliğe zorlanan personel bulunmamaktadır.

Bakanlığımıza bağlı kurum ve kuruluşlardan Savunma Sanayii Müsteşarlığında isteğe bağlı veya yaş haddinden ve malullük gibi nedenlerden dolayı belirtilen sürede görevlerinden ayrılan personel bulunmamaktadır. Görevinden çekilmiş ve görevden çekilme sonucu yargıya intikal etmiş herhangi bir dava da bulunmamaktadır.

Yine, Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığında 2013 yılı Aralık ayından sonra 15 personel emekliye ayrılmıştır. ANT Başkanlığında 2013 yılı Aralık ayından sonra emekliliğe ayrılan 15 personelden biri 65 yaş sınırı nedeniyle, 5’i 6000 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun gereğince, 9’u hizmet yılını ve emekli yaşını doldurması sebebiyle emekliye ayrılmıştır. NATO ANT Başkanlığı aleyhine dava açmış bir personel yoktur. Makina ve Kimyadan kendi isteğiyle emekliye ayrılan personel sayısı ise 55’tir.

Makina ve Kimyadan emekliye ayrılan personelin tamamı yasal mevzuatça yaş haddinden veya istekleri üzerine emekliye sevk edilmişlerdir.

Sayın Başkanım, son olarak Sayın Kütahya Milletvekili Alım Işık’ın (6/5949) esas numaralı sözlü soru önergesine cevabımız: Bakanlığımız merkez ve merkez dışı teşkilatlarında çalışırken kendi isteğiyle istifa eden memur personel sayısı 17, Millî Savunma Bakanlığına bağlı askerî iş yerlerinde çalışırken kendi isteğiyle sözleşmesi feshedilen işçi sayısı ise 26’dır. Belirtilen tarihler, 17-25 Aralık tarihleri sonrasında Millî Savunma Bakanlığı merkez ve merkez dışı teşkilatları ile Bakanlığımıza bağlı askerî iş yerlerinde baskı yapılarak istifaya zorlanan veya istifa eden personel kaydına rastlanılmamıştır. Millî Savunma Bakanlığında emeklilik, ölüm, istifa gibi nedenlerle ortaya çıkan personel açığı bütçe kanunu kapsamında verilen kontenjan dâhilinde ve 190 sayılı Genel Kadro Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre karşılanmaktadır.

Bakanlığımıza bağlı kurum ve kuruluşlardan Savunma Sanayii Müsteşarlığında isteğe bağlı veya yaş haddinden ve malullük gibi nedenlerden dolayı ayrılan personel bulunmamaktadır belirtilen tarihler arasında. Devlet memurlarının görevlerinden çekilmelerindeki usul ve esaslar gereğince yargıya intikal etmiş herhangi bir dava da bulunmamaktadır.

Akaryakıt İkmal ve NATO POL Başkanlığında 2 personel istifa talebinde bulunmuş, 2’sinin de istifası kabul edilmiştir.

Yine, bu konuyla ilgili açılmış bir dava da yoktur.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi ben sizi şöyle alayım, soru sormuş olanlar soru soracaklar, takip edebilirseniz.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, verdiğiniz cevaplar için teşekkür ediyorum her ne kadar biraz geç de olsa. Ama, ciddiyetle soruları analiz etmeniz tarafımızdan da tespit edilmiştir.

Sayın Bakanım, Kütahya 1’inci Hava Er Eğitim Tugayının başka bir ile taşınacağı yönünde son günlerde Kütahya kamuoyunda ciddi endişeler yer almaktadır. Bu söz konusu kurumun başka bir ile taşınması gündemde midir?

İkincisi de siz de yakından takip ediyorsunuz, Hava Mania Uygulama Planı nedeniyle Kütahya merkez ilçede bulunan birçok mahallemizde yeni ruhsatlar verilememektedir. Bu sorunu ne zaman çözebileceğiz, Bakanlığınızın bununla ilgili çalışması var mıdır, varsa ne aşamadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, sorularımıza cevap vermenizden dolayı teşekkür ediyorum ben de.

Askerî okullardan çeşitli sebeplerden dolayı ayrılan veya atılan öğrencilerin velileri ve aileleri çok büyük mağduriyet yaşamaktadırlar. İstenilen tazminatları gelir durumu düşük olan aileler ödememekte veyahut da zorlanmaktadır veyahut da tarlasını, evini satmak durumuyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Sonuçta, evladı okuldan ayrılmıştır, bir de maddi yük ortaya çıkınca çok büyük mağduriyetler yaşanmaktadır. Bunların önlenmesi için okuldan ayrılan öğrenciden minimum tazminat alınması ve ödemenin de öğrencilerin iş sahibi olduğu zaman şahsı tarafından olması daha uygun veyahut adil olabilir diye düşünüyorum. Bu konudaki bu yönde değerlendirmenizi almak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun, on beş dakika süre veriyorum.

Buyurunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Alim Işık’ın: Kütahya’daki Hava Er Eğitim Tugayının bir başka ile taşınması söz konusu mudur? Kesinlikle, çok net söylüyorum, Kütahya’daki Hava Er Eğitim Tugayının bir başka ile taşınması söz konusu değildir.

İkinci husus da hava mania ile ilgili: Bir bakanlığımızca çalışma yapıldı ve tamamlandı, bunu da ben Kütahya’ya gittiğimde de açıkladım.

Şimdi, sadece gölgelendirmeyle ilgili olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın ilgili birimlerinin bir çalışması var. Yani olayın esas kısmı çözüldü ancak tali unsuru kaldı. Çok kısa bir zamanda, sadece Kütahya’da da değil, işte ortak kullanılan havaalanlarından -öyle diyelim- veya tamamıyla askeriyeye ait olanların… Birkaç yerde de var, Malatya’da da var; sırf askerî amaçla kullanılanları biz yapıyoruz, ortak kullanılanları ise Ulaştırma Bakanlığı yapıyor. Ama buradakini biz yaptık, tamamlandı, gölgelendirme işlemlerini de en kısa zamanda Hava Kuvvetleri Komutanlığımız tamamlayacaktır.

Sayın Doktor Reşat Doğru’nun da, askerî okullardan ayrılanlardan minimum tazminat alınması fikrine ben de aynen katılıyorum. Hem, dediği gibi, evladı yıllarını kaybetmiş -çok net söylüyorum- hem de tutmuş üzerine bir tazminat alınmasının, yani aileye zarar verecek şekilde bir tazminat alınmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Ancak, bu son dört yıllık dönemde, bizim olduğumuz dönemde, iki sefer kanun çıkartılarak hem faizlerinden vazgeçildi hem kitap bedellerinden hem sağlık bedellerinden; bir iki kanunla bu tazminatları mümkün olduğu kadar düşürdük. Ha, bundan sonra da, dediği gibi, makul olanları hep beraber el birliğiyle gerçekleştiririz diye düşünüyorum.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

Alınan karar gereğince diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Sayın Avni Erdemir ile 79 milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/758) (S. Sayısı: 640)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş ve Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can ve 33 Milletvekilinin Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 33 Milletvekilinin; Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/2374) (S. Sayısı: 652)(*)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 652 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Haluk Eyidoğan.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evrensel hukuk ilkelerini benimseyen ülkeler kadınlar, azınlıklar, etnik topluluklar, çeşitli mezheplere tabi bireyler, cinsel yönelimleri ya da engel durumları sebebiyle dışlanan bireyler ya da bunun gibi tüm dezavantajlı grupların ekonomik ve sosyal yaşamlarında fiilen yaşanan eşitsizliğin giderilmesi için özel önlemler geliştirmektedirler.

Tarihsel süreç içerisinde, engellilere yönelik tanım ve yaklaşımlar dönemden döneme değişimler göstermiştir. Bu bağlamda, öncelikle tıbbi model benimsenmiş, daha sonra sosyal model anlayışı kabul görmüş, bunun ardından ise bugün dünyanın birçok yerinde uygulanmaya başlanan insan hakları temelli modele geçilmiştir.

Türkiye tarafından da imzalanan Birleşmiş Milletler engelli kişilerin haklarına ilişkin sözleşme, engellilere yönelik ayrımcılığın önüne geçerek engellilerin daha iyi şartlarda yaşam sürmelerine olanak sağlamayı hedeflemektedir. Korunmalarını güvence altına almak üzere “savunmasız gruplar” olarak adlandırılan bu gruplar için ek haklar tanımlanmıştır. Tıbbi ve sosyal modelin “engellilik” kavramına getirdiği açıklamalarda eksik kalan yönler insan hakları modeliyle kapatılmaya çalışılmıştır. İnsan hakları temelli modelde engellilik sorununun kaynağı sadece toplum ya da sadece birey kaynaklı gösterilmemiştir. Bu modelde, engellilerin içerisinde yaşadıkları toplumla her açıdan bütünleşmesine, temel hak ve özgürlüklerine vurgu yapılmaktadır.

Türkiye'nin son yirmi beş yıllık süreci incelendiğinde 1990’lı yıllarda gittikçe artan bir şekilde önce toplumun, ardından devletin engellilerin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatının her alanında yaşadığı sorunları fark ettiği yadsınamaz bir gerçektir. Dünyada engelli bireylere yönelik farkındalık ve gelişen yaklaşımlarla da birleşen bu süreç, özellikle 1997 yılından bu yana Türkiye'de devleti hukuki ve sosyal değişimler yapmaya yönlendirmiştir.

1997 yılından 2014 yılına kadar engelliler konusunda çıkarılan mevzuat bir ilerleme getirmekle birlikte, kimi hâllerde tanınan hakkı, getirdiği tedbiri ya da sağladığı korumayı öteleyen, hatta kimi hâllerde geriye götüren düzenlemeler de çıkarılmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun ayrımcılık suçlarına yönelik olarak düzenleme getiren 122’nci maddesindeki değişiklikler ile engellilere yönelik erişim düzenlemeleri konusundaki düzenlemeler bu saptamaya verilecek iki örnektir.

Bazı olumlu gelişmelere rağmen, engelli bireylerin eğitim, istihdam, sağlık hizmetlerine erişim, kamu idaresine katılım, seçme ve seçilme hakkının etkin kullanımı gibi birçok konuda sorun yaşadığı yadsınamayacak bir gerçektir.

Türkiye’de yaşayan engelli bireylerin ekonomik ve sosyal profillerini ortaya koymak için her şeyden önce engellilerin demografik özelliklerinin ortaya konabilmesi gerekmektedir. Ancak, engelli sorunlarını ele alan her araştırma ve analiz bu bağlamda ciddi bir eksikliğin eşliğinde yola koyulmak durumunda kalmaktadır. Her şeyden önce kaç engelli bireyin yaşadığı, bu engelli bireylerin engel gruplarına göre dağılımlarının ne olduğu konusunda güncel bilgilere sahip değiliz. Bu konuda yapılmış en kapsamlı araştırma, Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı tarafından 2002 yılında yapılan araştırmadır. Bu araştırma sonucunda, engelli olan nüfusun toplam nüfus içerisindeki tahmini oranı yüzde 12,29 olarak belirlenmiştir.

Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlülerin oranı yüzde 2,58’ken süreğen hastalığı olanların oranı yüzde 9,7’dir. Engelli nüfusun cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde engelli kadın nüfusunun genel nüfus içerisinde tuttuğu yüzde 13,45 oranın, yüzde 11,1 olan erkek nüfusa oranına göre daha fazla yer tuttuğu görülmektedir. Söz konusu bu engelli nüfus engelli oluş durumuna göre incelendiğinde, ortopedik engellilerin yüzde 73,3’ünün, görme engellilerinin yüzde 76,32’sinin ve işitme engellilerinin yüzde 67,1’inin sonradan engelli olduğu ortaya çıkmaktadır. Genel olarak, bu özellikleri gösteren engelli bireylerin engel türü, bölge ilişkisi içerisinde irdelendiğindeyse, ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlü olanların oranı yüzde 3,22’yle en yüksek Karadeniz Bölgesi’nde, yüzde 2,23’le en düşük Marmara Bölgesi’nde yaşadığı ortaya çıkmaktadır. Süreğen hastalıklara bağlı engelliliğinse yüzde 10,9’la en yüksek Marmara Bölgesi’nde, yüzde 7,18’le en düşük Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde görüldüğü anlaşılmıştır.

Engelli ve Yaşlılık Hizmetleri Genel Müdürlüğünde kayıtlı bulunan özürlü bireylerin günlük yaşam içindeki sorun ve beklentilerinin ölçüldüğü çalışmaya göre, engelli bireylerin en yüksek yüzdelerde muzdarip olduklarını beyan ettiği sorun alanı erişim ve ulaşım olanakları konusundadır. Yani, erişebilirlik. Erişebilirlik engelli bireylerin bağımsız yaşayabilmelerini ve yaşamın tüm alanlarına tam ve etkin katılımını sağlamak ve engelli bireylerin engelli olmayan bireylerle eşit koşullarda fiziki çevreye, ulaşıma, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemleri dâhil olacak şekilde bilgi ve iletişim olanaklarına, hem kırsal hem de kentsel alanlarda halka açık diğer tesislere ve hizmetlere evrensel tasarım ilkesiyle erişiminin sağlanmasıdır.

Erişilebilirlik, bu tariften de anlaşıldığına göre, çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Tüm kamusal alan, eğitim kurumları, sağlık tesisleri, kültür merkezleri, yollar, kaldırımlar, kavşaklar, alt ve üst geçitler, parklar, lokantalar, sosyal tesisler, spor merkezleri, ibadethaneler, toplu taşıma araçları, bilgi sistemleri, iletişim sistemleri ve teknolojileri ile acil hizmetler erişilebilirliğin konusu içinde değerlendirilmektedir.

Erişilebilirlik yalnız engelliler için değil, çocuk ve yaşlılar için de gereklidir. Sadece 0-5 yaş arası bebek ve çocukları, 60 yaş üzeri kişileri ve engelli bireyleri düşündüğümüzde, toplam nüfusun yüzde 30'undan fazlasını erişilebilirlik konusu ilgilendirmektedir. Yaşlı anne ve babaları da ilgilendirmektedir, özellikle burada herkesin yaşlı anne ve babasının ve akrabalarının erişilebilirlik konusunda da sıkıntıları olduğu açıktır.

İlgili veri tabanına kayıtlı olan engelli bireylerin yüzde 66,9'u kaldırımların, yaya yollarının ve yaya geçitlerinin engelli bireyin kullanımına uygun olmadığını, yüzde 66,3'ü oturdukları binanın, yüzde 59,5'i dükkân, market, mağaza ve lokantaların, yüzde 58,4'ü kamu binalarının, yüzde 55,4'ü postane, banka ve benzeri yerlerin engelli bireyin kullanımına uygun olmadığını belirtmişlerdir.

Araştırmaya göre, kayıtlı olan engelli bireylerin yüzde 30,9’u kendi başına toplu taşıma aracı kullandığını, geri kalan yüzde 69,1’i ise toplu taşıma aracını kendi başına kullanamadığını beyan etmiştir.

Toplu taşıma aracını kendi başına kullanamama nedenlerini incelendiğimizde, yüzde 89,6'sı refakatçisiz dışarı çıkamadığını, yüzde 12,9'u toplu taşıma araçlarının engel durumuna uygun olmadığını, yüzde 6,7'si özel araç kullandığını belirtmiştir. Bu son oranlarda bir husus özellikle dikkat çekmektedir. Bu husus, engelli bireylerin yüzde 89,6’sının refakatçisiz dışarı çıkamayacağı yönündeki geri bildirimidir. Bu bildirim, engelli bireyin dış mekânlarda bağımsız hareket edemediğinin ifadesidir ve Türkiye'de gerçekten engellilerle ilgili erişilebilirliğin önemli bir sorun olduğu bu istatistiklerden de bellidir. Engellilerin sağlık hizmetlerine erişim sırasında sorun yaşadıkları konusundaki bildirim oranları da oldukça yüksek yüzdelere tekabül etmektedir.

Yukarıda ifade edilen kamusal hizmetlere erişim konusunda yaşanan sorunlar, engelli bireylerin Anayasa'nın 10’uncu maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi çerçevesinde haklarını kullanamadıklarını, ayrımcılığa uğradıklarını ortaya koymaktadır. Türkiye'de uzun yıllardan bu yana engelli politikalarına yön verecek mevzuat yapma çalışmaları, kesin ve güvenilir referanslar sağlayacak somut, olgu temelli, ölçülebilir bilgi üretememe sorunu bulunmaktadır. Bu tabloyu değiştirmeyi hedefleyen araştırma ve üretilen bilgiler de analitik bir bütüne işaret etmemektedir. Engellilere yönelik politikaların üretilmesi ya da mevzuat çıkarılmasında sürekli revizyon ihtiyacı gündeme gelmesi de işte bu yüzdendir. Türkiye'de ise “erişilebilirlik” kavramı 1997 senesine kadar hukuki metinlerde yer almamış, söz konusu düzenleme ise etkisiz ve denetimsiz olması sebebiyle uygulanamamıştır. Sonrasında ise, 2005 yılında 5378 sayılı Engelliler Kanunu’nda kamunun hizmetine sunulan eski yapıların, kentsel alanların ve toplu taşıma araçlarının erişilebilir hâle getirilmesi için yedi yıllık süre tanınmış, ancak söz konusu sürenin dolmasına günler kala yedi yıllık süre 1+2 yıl şeklinde uzatılmıştır. Üstelik, dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı defaten verdiği beyanatlarda söz konusu sürenin uzatılmayacağını bildirmiştir. Hemen arkasından adı geçen kanunda 19 Şubat 2014’te yeni bir değişiklik daha yapılmış, hem erişilebilirliğin kapsamı genişletilmiş hem de sistem dışında kalanlar –örneğin, yolcu gemileri, turizm taşımacılığı yapan araçlar, şehirlerarası otobüsler, minibüsler, personel ve öğrenci servisleri- sisteme dâhil edilmiş ve söz konusu sisteme dâhil edilen araçların dönüşümü için, bu kanunda da gündeme geldiği gibi, 2018 tarihine kadar süre verilmiştir.

Geçmişten günümüze kadar hukuki düzenlemelerde yapılan bu sık değişiklikler, yasa koyucunun erişilebilirlik konusunda planlı, bilinçli ve bilgili gereksinimleri karşılayacak donanımda ve durumda olmadığını ortaya koymaktadır. Zira, yeni gelişen her olay ya da durum karşısında yeni bir düzenlemeye gidilmesi, sorunun tam olarak bilinmediğine işaret etmektedir.

Elbette, erişilebilirliği düzenleyen hukuki metinlerin eksik oluşturulmasında yıllarca süren tıbbi yaklaşım ve yardım modelinin etkisi çok büyüktür. Meselenin insan hakları merkezinde olamayışı sadece erişilebilirlik hakkını değil, diğer tüm temel hak ve özgürlükleri de olumsuz yönde etkilemiştir. Tıbbi yaklaşım ve yardım modeli, sadece Hükûmet ya da idare makamınca değil, engelli bireylerin haklarını savunma iddiasında olan STK'lar tarafından da benimsenmiş ve birçoğu hâlen insan hakları modeline geçememiştir.

Engellilerin ulaşım hakkının tesisi için Meclisten çıkacak yasaların ivedi ve net, öngörülebilir yönetmeliklerle, sivil toplumun ve sorunların gerçek sahiplerinin dâhil edileceği bir kamu politikası eş güdümüyle izlenmesi, somut bir politika takip sisteminin oluşturulması gerekmektedir.

Bu amaç için yasada çıkması öngörülen yönetmeliğin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından en geç altı ay içinde düzenlenmesi gerekmektedir. Mevcut ve kullanılmakta olan otobüs ve minibüslerin yaşları dikkate alındığında, söz konusu dönüşümün dört yıl içinde gerçekleşmesi, inandırıcılığı tartışmalı bir durumdur. İşleten firma ya da şahıslar bakımından söz konusu yenilenme ve tadilat masraflarının, herhangi bir teşvik ve başkaca bir önlem alınmaksızın 2018 senesine kadar yapılmasını planlamak gerçekçi değildir. Gerek merkezî ve yerel yönetimlerin gerekse sanayi kuruluşları ve esnafımızın yeni sürece uyumu için, maliyetle karşılaşacak olan kişi ve kurum, kuruluşların masrafları için KDV ve ÖTV istisnasının getirilmesinin yararlı olacağını belirtmek istiyoruz ve bunu öneriyoruz.

Son yasal düzenlemeler yapılırken, gerek araç üreticileri gerekse de işletme sahipleriyle ne kadar müzakere edildiği ya da edildiyse bu müzakerelerin hangi kapsamda olduğu bilinmemektedir.

Komisyon görüşmeleri sırasında, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından verilen önergeyle, şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlardan erişilebilir olmayanlara yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin veya ruhsat verilmeyeceği hükmüne ek olarak, şehir içi yolcu taşıma hizmeti ve servis hizmeti veren araçların engelli erişilebilirliğine uygun tadil edilmesinde veya üretilmesinde kullanılan aksam, parça, cihaz ve tertibatların katma değer vergisi ve özel tüketim vergisi gibi vergilerden muaf olmaları sağlanarak, taşımacılık sektöründe engelli erişimine uygun araç üreten şirketlerin ve taşımacılık sektörüne tadilat hizmeti veren şirketlerin maliyetlerinin azaltılması amaçlanmıştır.

İkinci fıkranın devamında, şehir içi yolcu taşıma hizmeti ve servis hizmeti veren araçlara verilen motorinin, araçların engelli erişilebilirliğine uygun tadil edilmiş veya üretilmiş olması şartıyla katma değer vergisi ve özel tüketim vergisinden muaf olması da önerilmiştir.

Kanun teklifinin 1’inci maddesinin ikinci fıkrasında şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan fakat erişilebilir olmayan araçlara verilmeyeceği belirtilen yetki, izin veya ruhsatlara bu hususta izlenecek usul ve esaslara ilişkin yaptırımların ayrıntılarına yer verilmeyerek, olası bir idari boşluğa yol açılmıştır. Kanunun yürürlüğü hâlinde böylesi bir kanun boşluğunun yaşanmaması için, idari işlem ya da eylemin kanuni dayanağının sağlanması adına, kanun maddesinde yönetmeliğin hangi süre içinde çıkarılacağının net biçimde belirtilmesi yerinde olacaktır.

Kanun teklifinin 1’inci maddesinin üçüncü fıkrasında, şehirler arası ve şehir içi yolcu taşıma hizmeti ile şehir içi servis ve turizm taşımacılığının engelliler açısından ivedi olarak erişilebilir hâle getirilmesi ve farklı bakanlıklarca çıkarılacak yönetmeliklerin yayımı sürecindeki olası gecikmelerin de önüne geçilmesi sağlanmalıdır.

Erişilebilirlik sorununun insan onur ve haysiyeti çerçevesinde çözülebilmesi için atılması gereken önemli adımlar hâlâ beklenmektedir ve önünde ciddi engeller bulunmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, iktidar olduğumuzda bu konuda yapacaklarımızı şöyle sıralayabilirim:

Mevcut yapı stoku, toplu taşıma sistemleri, kentsel alanlar ve bilgi iletişim teknolojileri bakımından bir istatistiki envanter yapılacaktır. Dolayısıyla, erişilebilirlik sorunu hakkında önlem alabilmek adına ne kadar bütçe ve insan kaynağı ayrılması gerektiği konusu daha iyi bilinecektir.

Erişilebilirlik sorununun önündeki en önemli engellerden biri olan anlayış ve uygulama tarzını değiştireceğiz. Ne yazık ki yapılan ya da yapılacak olan düzenlemeler bir lütuf olarak görülmektedir.

Yapılacak olan yeni düzenlemeleri insan hakları çerçevesinde ele alacağız.

Belediyelerin denetim mekanizmaları yeniden düzenlenecektir.

Teknik kadrolara sürekli ve kalabalık olmayan gruplar hâlinde eğitimler verilecektir.

Engellilere hizmet üretiminde ortak bir dil ve yöntem kullanılacaktır.

Standartlar ihmal edilmeyecektir.

Erişilebilirlik konusunda çalışma yapan, mal ve hizmet üreten ya da o mal ve hizmetlerden yararlanacak tarafların bir araya gelmesini sağlayacak organizasyonlar yapacağız.

Belediyelerin, kamu binalarının, kentsel alanların gerekse de toplu taşıma sistemleriyle hizmete erişilebilirlikleri noktasında izleme çalışmalarına dâhil olmaları sağlanacaktır.

Belediyenin başta teknik ekipler olmak üzere, diğer tüm çalışanlarına erişilebilirlik üzerine eğitimler verilecektir.

Tüm yapıların dönüşümü için takvime ve ülke gerçeklerine dayalı bütçeler eşliğinde çalışmalar süratle başlatılacaktır.

Erişilebilirlik düzenlemeleri, işitme, görme, psikososyal engelliler ile dikkat eksikliği yaşayan bireyleri kapsayacak şekilde ele alınacaktır.

Bilgi sistemleri ve teknolojileri ile iletişim yöntemleri ise erişilebilirliğin kapsamı içinde değerlendirilecektir.

STK’lar ile çok daha sık ilişkiler kurulacak, ortak çalışma platformları oluşturulacaktır.

Erişilebilirlikle ilgili tüm mevzuat metinleri arasında bir bütünlük oluşturulması gerekmektedir, onu yapacağız.

Toplum kamu spotu ve bilgilendirme toplantıları ile daha fazla bilgilendirilecektir. Gerçekten bu konuda önemli eksiklikler vardır.

Hukuki düzenlemeler yeniden gözden geçirilecektir.

İllerde izleme ve denetim komisyonları profesyonel hâle getirilecektir.

Erişilebilirlik düzenlemelerinin hem sosyal sorumluluk projeleri kapsamından çıkarılması hem de pilot çalışmalardan arındırılarak genel politika kapsamına alınması gerekmektedir.

Erişilebilirlik konusunda çalışma yapan, mal ve hizmet üreten ya da o mal ve hizmetlerden yararlanacak tarafların bir araya gelmesini sağlayacak organizasyonlar yapılacaktır.

Gerek hukuki gerekse de idari düzenlemeler yapılmadan, önce alanda çalışan STK'ların görüşü alınacak, alınan görüşlere göre politikalar belirlenecektir.

Erişilebilirlik konusunda iyi ürünler, hizmetler ve imalatlar yapan kurum ve kuruluşlara yönelik ödül ve teşvik edici yöntemler uygulanacaktır.

Birçok engelli birey erişilebilir kentler, mekânlar, toplu taşıma sistemleri, bilgi ve iletişim teknolojileri ve yöntemlerinin yeterince hayat bulmaması sebebiyle hayata tam ve etkin katılamamakta, amiyane bir tabirle evlerinde hapis hayatı yaşamaya mecbur bırakılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu size sunduğum metni hazırlarken faydalandığım birçok yayın ve makale olmuştur. Bunlardan iki tanesini söyleyeyim: Bir tanesi, 20 sivil toplum kuruluşunun katılımı, Bilgi Üniversitesi ortaklığı ve Sabancı Vakfı desteğiyle Engelli Hakları İzleme Grubu tarafından Türkiye’de engellilerin bugün yaşadığı ifade edilen sorunlara, doğru, kapsamlı bir projeksiyon sunmaya katkı sağlamak amacıyla hazırlanan Mevzuattan Uygulamaya Engelli Hakları İzleme Raporu. Diğerleri -biraz önce ifade ettim- ilgili kamu kuruluşlarınca, ilgili kamu kurumları tarafından yapılan bazı çalışmalar, istatistikler. Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisi için, yerel yönetimler için yaptırdığımız bir çalışma da bunun içerisindedir.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. İyi günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 652 sıra sayılı Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifiyle kanun gerekçesinde belirtildiği biçimiyle servis ve turizm taşımacılığı yapanlar dışında, şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlardan erişilebilir olmayanlara yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin veya ruhsat verilmemesi, şehirler arası yolcu taşıma hizmeti yapan araçlar ile şehir içi servis ve turizm taşımacılığı hizmeti veren araçların erişilebilir hâle getirilmesi için usul ve esasların yönetmelikle düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Kara yoluyla turizm taşımacılığı yapan veya şehirler arası toplu taşıma hizmeti veren gerçek ve tüzel kişilerin taşıma hizmetini sağlama yükümlülüğüne ilişkin yaptırımların düzenlenmesi öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engellilik son derece heterojen grupları bünyesinde barındıran, aynı zamanda, sosyolojiden ekonomiye, biyoetikten hukuka pek çok farklı disiplinin alanına girebilen bir konudur. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre dünya nüfusunun yüzde 10’u engelli bireylerden oluşmaktadır. Yine, ortaya konulan bir diğer nokta, engellilik ve yoksulluk arasındaki ilişki ve buna paralel olarak kalkınmakta olan ülkelerdeki engelli nüfusun sayıca fazlalığıdır. Bu bağlamda, kalkınmakta olan ülkeler kategorisinde olan Türkiye’de engelli yurttaşların oranı yüzde 12’ler seviyesindedir.

Değerli milletvekilleri, tarih boyunca engelliler, kendileri gibi dezavantajlı gruplar olan, kadınlar, çocuklar, etnik ve dinsel azınlıklar gibi grupların da kaderi olan toplum dışına itilme, ayrımcılık, damgalanma, birey olarak kabul görmeme biçimindeki haksız tutum ve uygulamaların muhatabı olmuşlardır. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan iş hayatına ekonomik ve sosyal her türlü alanın dışında bırakılmanın yanı sıra, toplumsal sürece katılımdaki demokratik haklar ve en temel insan haklarından da büyük ölçüde mahrum bırakılan engelliler, meselenin sosyal bir olgu olarak algılanmaması sebebiyle ancak vicdani duygularla üzerinde durulan hayırseverlik faaliyetlerinin konusu olmak durumunda kalmışlardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de de engelli bireylerin durumlarının insan haklarıyla olan ilişkisine dair imzalanan sözleşmelere çoğunlukla yüzeysel ve popülist açıdan yaklaşılmakta, yardım eli uzatma biçimindeki yaklaşım, devlet, toplum ve bireysel algılar açısından büyük ölçüde devam etmektedir. Engelliliği kişisel bir trajedi olmaktan çıkarıp bu konuda devlet kurumlarının ve toplumun dayattığı engelleri merkeze koyan bir bakışa acilen ihtiyaç vardır. Çünkü engellilik kişinin sadece medikal anlamdaki yetersizlikleri neticesinde değil, çevresel faktörler yani fiziksel ve sosyal engellerle karşılaştığında şekillenip ortaya çıkan bir durumdur. Engel dediğimiz şey, bir açıdan da -tırnak içinde- sadece “normal” kabul edilen insanlara hitap eden yapılar ve düzenlemelerin ortaya çıkardığı bir durumdur. Bu durum ise açıkça bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılıktır. Ne yazık ki sadece medikal yaklaşımlarla değerlendirilen engelli kişi, ister fiziksel ister zihinsel olan engelliliği dolasıyla tedavi edilmesi, tamir edilmesi, normalleştirilmesi bakımlarından topluma uyum sağlaması beklenen kişi olmuştur. Bu durumda, egemen topluluk kendi algı ve ihtiyaçlarına göre tasarladığı düzenlemeler çerçevesinde yaşantısına devam ederken engelli kişiden ise sanki bu durum sadece onu ilgilendiren bireysel bir problemmiş gibi engelliliği aşabildiği ölçüde bu egemen hayata dâhil olması beklenmiştir.

Değerli milletvekilleri, engellilik durumuna ilişkin medikal yaklaşımdan ziyade sosyal yaklaşım modelinin altını özellikle çizmek istiyoruz. Engellilik olgusuna sosyal yaklaşım ilkesinde esas olan, engelli kişilerin toplumdaki diğer bireylerle eşit olduğu ve olası bir adaptasyonun engelli kişiler tarafından değil, bizzat toplumun diğer kesimleri tarafından yapılması gerektiğidir. Daha şeffaf bir ifadeyle, engellilik yükünü engelli bireylerin omuzlarından alarak toplumsal alanda hep birlikte paylaşmamız gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, kişiler ne ekonomik bir değer ne de işe yararlılıkları bakımından değil, sadece ve sadece insan olmaları bakımından bir anlam ifade ettikleri için değerlidirler. Bu durum engelli bireyler için de kaçınılmaz olarak böyledir. Elbette toplum farklı farklı bireylerden oluşan, bu nedenle de farklılıklara iyi ev sahipliği yapması gereken bir kurumdur. Ulaşımdan iletişime, eğitimden çalışma hayatına kadar her türlü alanda yaşanan eşitsizlik ve ayrımcılıkları gidermek yönündeki çalışmalar öncelikli görevimiz olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, dünya genelinde gerçekleşen engelli hareketlerinde göze çarpan sloganlardan birisi de şudur: “Biz olmadan bizimle ilgili hiçbir şey olamaz.” Bu ilkeden yola çıkarak Türkiye’de de engelli bireylerle ilgili yapılacak her türlü yasal ve fiilî düzenleme aşamasında engelli bireyler de mutlaka yer almalıdır. Türkiye, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni 2008’de onaylamış bir ülke olarak sözleşmenin gerektirdiği düzenlemeleri zamana yaymadan, süratle hayata geçirmelidir. Dolayısıyla Türkiye’de engelli yurttaşlarımızın günlük yaşamlarını kolaylaştıracak kapsamlı ve nitelikli kanuni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Şu anda görüştüğümüz yasa teklifi örneğinde olduğu gibi tek maddeyle spesifik bir konu üzerinden geçiştirilecek veya torba yasalar içerisinde yüzeysel ve popülist yaklaşımlarla engelli yurttaşlarımızın sorunlarına yapısal çözümler getirilmesi olanaklı değildir.

Değerli milletvekilleri, insan haklarının ayrılmaz parçaları olan kişi olabilme, bağımsızlık, insan onuru, kendi hayatına yön verme gibi ilkelerin yaşamın her alanında hayata geçirilmesi ve içselleştirilmesi çok önemlidir. Engelli yurttaşlarımızın tatminkâr, üretken ve mutlu bireyler olarak yaşamlarını sürdürebilmeleri için olanaklarının eşitleştirilmesi, erişilebilirliğin önündeki engellerin kaldırılması, engelliliğe dayalı negatif ayrımcılıkla mücadele gibi ertelenemez birçok konu vardır. Öncelikli olarak yapılması gerekli düzenlemelerden biri engelli yurttaşlarımıza yönelik ayrımcı ve rencide edici söylemlerin kanun metinlerinden çıkarılmasıdır. Örneğin 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda hâkim ve savcı adaylarının niteliklerinin belirtildiği 8’inci maddenin (g) bendinde “Hâkimlik ve savcılık görevlerini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya sakatlığı, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi özürlü durumları bulunmamak.” şeklinde bir ifade yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette bir görevin tanımı veya o görevi ifa edecek kişilerde belirli niteliklerin aranması söz konusu görevin etkin bir biçimde yerine getirilmesi açısından kimi meslek gruplarında bir zaruret olabilir ancak görevin gerektirdiği nitelikleri haiz kimseleri tanımlamak isterken engelli yurttaşlarımızı rencide edebilecek ve onlara karşı bir ayrımcılık uygulandığı duygusunu yaratacak ifade ve üslupların bir kanun metninde yer alması kabul edilebilir değildir. Bu örnekten hareketle bir kamusal alan olan yasaların tümünün gözden geçirilerek her türlü ayrımcı, dıştalayıcı, ötekileştirici söylemlerden ayıklanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan, her yıl Engelliler Günü’nde yayınladıkları mesajlarda engellilere yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerektiğini ifade eden bakanlar, her siyasi partiden politikacılar, valiler ve belediye başkanları bulunmasına rağmen Türkiye taraf olduğu insan hakları sözleşmeleri komitelerine sunduğu devlet raporlarında “Ülkemizde ayrımcılık yoktur.” söylemini sürekli tekrar eder durumdadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrımcılığı önlemek için etkili yasal düzenlemeleri yapmak, erişilebilir ve etkin başvuru mekanizmaları kurmak, etkili ve bağımsız izleme kurumları oluşturmak yerine Birleşmiş Milletler komiteleri ve Avrupa İnsan Hakları kurumlarında “Türkiye’de ayrımcılık yoktur.” savunması yapması ayrımcılığı ortadan kaldırma iradesinin eksikliğini göstermektedir. Yasama organı ve kamu otoritesinin ayrımcılığı yok saymak yerine dezavantajlı tüm birey ve gruplar için etkili hukuksal güvenceler ve başvuru mekanizmaları yaratmaları gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engellilerin insan haklarından yararlanmasını engelleyen en temel sorun erişebilirlik sorunudur. Kamusal mekânlar ve hizmetler çoğunlukla engelli bireyleri yok sayan bir bakış açısıyla planlanmakta ve sunulmaktadır. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesi engelli bireylerin erişebilirliğinin artırılmasıyla ilgili yol gösterici bir perspektif sunmaktadır. Sözleşme, engellilerin hizmetlere erişimi konusunda taraf devletleri gerekli her türlü önlemi almak, erişebilirlik standartları oluşturmak ve gelişmeleri izlemekle yükümlü kılmaktadır. Türkiye’deki uygulamalara göz attığımızda kanun hükümlerine uymayan kurum ve kuruluşlara yönelik herhangi bir ciddi müeyyide bulunmaması da önemli bir eksikliktir. Müeyyide eksikliği kurum ve kuruluşları erişebilirlik düzenlemelerini yapma konusunda ertelemeci davranmaya sevk etmektedir. Örneğin 5378 sayılı Yasa’yla engelli bireylerin hizmetlere erişebilirlik düzenlemeleri için kurumlara yedi yıllık bir süre tanınmıştır. Söz konusu yasanın öngördüğü yedi yıllık sürenin dolmasına üç gün kala yasanın uygulanması 2015’e ve toplu taşıma araçlarının engellilere göre düzenlenmesi 2018 yılına ertelenmiştir.

Değerli milletvekilleri, İnsan Hakları Derneğinin hasta mahkûmlar verilerinden derlenen bilgilere göre, cezaevlerinde bulunan engelli, tutuklu ve hükümlülere yeterli tedavi olanağı sağlanmamaktadır. Türkiye’de cezaevlerinde engelliler için gerekli şartların oluşturulmamış olması nedeniyle, hükümlü engelli yakınlarından engelli hükümlünün bakımını yapmak üzere savcılık izniyle cezaevine giren insanlar bulunmaktadır. Basına da yansıyan bir vaka haberini paylaşmak istiyorum. Habere göre, işlediği bir suçtan dolayı çarptırıldığı on yedi yıl hapis cezasını çekmek üzere konulduğu Isparta E Tipi Kapalı Cezaevinde merdiven boşluğuna düşmesi sonucu felç olan ve nefes alma dışında hiçbir işini kendisi yapamayan hükümlü 24 yaşındaki Özgür Uygun’a cezaevine gönüllü olarak izinli giren ağabeyi 26 yaşındaki Soner Uygun bakmaktadır.

Değerli milletvekilleri, engelli bireylere yönelik işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaya maruz kalma konusu da Türkiye özelinde irdelenmesi gereken bir konu başlığıdır. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 15’inci maddesinde işkence ve kötü muamele yasağı düzenlenmektedir. Engellilere yönelik tespit edilebilen aşağılayıcı muameleme vakalarına örnek olarak, Türkiye’de engellilere yönelik Ayrımcılık ve Hak İhlalleri Raporu’na da giren eski Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ’ın 2011 yılında Batman’daki incelemeleri sırasında Bölge Devlet Hastanesinde engelli bir çalışanın Sayın Bakana hitaben: “Asgari ücretle çalışıyoruz, koşullarımızın düzeltilmesini istiyoruz.” demesine sinirlenerek “Gözlerin görmediği hâlde sana iş vermişiz, daha ne yapalım.” biçiminde yanıt vermesi bir Hükûmet temsilcisinin konuya yaklaşımını göstermesi bakımından üzerinde durulması gereken bir noktadır. Bu bağlamda, başta kamu görevlileri olmak üzere, engelli bireylerin birer merhamet nesnesi değil de hak sahibi özneler olduklarının göz önünde bulundurulması büyük önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, demokratik standartları gelişmiş olan bir ülkede, engellilik durumunu engelli kişinin problemi olarak gören genel algıya karşı duruş olarak konunun toplumsal, mimari, hukuki bir sorun olduğuna işaret eden ve bu bakımdan, engelli kişiyi toplumun karşısına değil, mevcut toplumsal düzenlemeleri engelli bireyin önünde engel gören sosyal anlayışlar gelişmiştir. Bu yaklaşımda esas olan noktalar, engelli kişilerin toplumdaki diğer bireylere eşit olduğu ve olası bir adaptasyonun engelli kişiler tarafından değil toplum tarafından yapılması gerektiğidir.

Buradan hareketle, basit bir örnek vermek gerekirse, kaldırım seviyelerinin yüksek oluşu, bireylerin engelini gözle görülür hâle getirmekte ve engelli bireylere de gerek fiziksel anlamda gerek duygusal anlamda zarar vermektedir. Oysa tersinden düşünüldüğünde, kaldırım seviyelerinin tekerlekli sandalyelerin hareket alanını dikkate alarak planlandığı bir kentte bireyin ulaşım konusunda engelli olma durumu ortadan kaldırılmış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, eşitlik, engellilik ve insan hakları ilişkisinde hem başlı başına hem de diğer unsurların daha iyi anlaşılabilmesi adına büyük önem taşıyan bir kavramdır. Sözünü ettiğimiz eşitlik kavramı, modern anlamda da egemen olan "eşit fırsatlar" ilkesinden hareketle zikrettiğimiz bir eşitlik anlayışıdır. Son derece farklı gurupları bünyesinde barındıran engelli bireyler dikkate alındığında, yaratılması gereken eşit fırsatlar da ulaşımdan iletişime, eğitimden çalışma hayatına her türlü alanda yaşanan çeşitli eşitsizlik ve ayırımcılıkları gidermek anlamına gelecektir.

Bu bağlamda "engelliliğe dayalı ayırımcılık" kavramı öne çıkmaktadır. Ayrımcılık, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alandaki tüm insan hak ve temel özgürlüklerinin diğerleriyle eşit bir şekilde kullanılması veya bunlardan yararlanılması imkânını ortadan kaldıran veya bunu engelleyen her türlü ayrımın, dışlamanın veya kısıtlamanın engelliliğe dayalı olarak yapılmasıdır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık, makul uyumlaştırmanın yapılmaması dâhil her türlü ayrımcılığı kapsar. Esasen, engelli bireyler bakımından ayrımcılık söz konusu olduğunda bunun en sık karşılaşılan hâli, makul uyumlaştırmanın elverişli ortamın sağlanmaması yoluyla yapılan dolaylı ayrımcılık noktasındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli bireylere yönelik ayrımcılık uygulamaları konusunda Türkiye’de önemle üzerinde durulması gereken bir alan eğitim alanıdır.

Bilindiği gibi, her Türkiye yurttaşının eğitimden eşit fırsatlarda yararlanma hakkı yasalarla güvence altına alınmıştır. Uygulamalara bakıldığında ise engelli bireylere yönelik eşitsiz yaklaşım daha erken çocukluk döneminde başlamakta ve her ne kadar yasal düzenlemelerle erken çocukluk döneminde bulunan engelli bireylerin okul öncesi eğitimden faydalanmaları önünde bir engel yokmuş gibi görünse de uygulamada böyle değildir.

Bilindiği gibi, 36-72 ay arası çocukların okul öncesi eğitimden faydalanma hakları bulunmaktadır. Ancak engelli bireylere yönelik gerekli sayıda eğitimci ve personel görevlendirilmemiş olması, ayrıca derslik alt yapılarının buna uygun hâle getirilmemiş olması engelli çocukların okul öncesi eğitimden faydalanmalarını engellemektedir. Ayrıca, okul olmayan köylerde ikamet eden okul öncesi çağda bulunan engelli çocukların da fiilen okul öncesi eğitimden faydalanmaları imkân dâhilinde değildir. Bu çocukların taşımalı eğitimle ilçe merkezlerine götürülmesi gibi bir hizmet tam anlamıyla bulunmadığı gibi engelli çocukların kırılgan sağlık durumları da taşımalı eğitime uygun değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim konusunda engelli çocukların ayrımcılığa maruz bırakıldıkları bir diğer konu da özel alt sınıf uygulamasıdır. Engelli olmayan çocuklar ilkokuldan itibaren kendi yaşıtlarıyla aynı sınıflarda eğitim görme imkânına sahip iken ilkokul ve ortaokul çağındaki engelli çocuklar, yaş esasına göre dikkat edilmeksizin belli okullarda oluşturulmuş özel alt sınıflarda farklı yaş gruplarıyla aynı sınıfta eğitim görmeye mecbur bırakılmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığının engelli çocuklara yönelik bu ayrımcı politikasından vazgeçmesi ve özel alt sınıfların da tıpkı diğer sınıflar gibi yaş esasına göre oluşturulması konusunda gerekli alt yapı ve eğitimci ve yardımcı personel sorununu gidermesi gerekmektedir.

Engellilere yönelik tarih boyu var olan sosyal, ekonomik ve hukuki engellemeler ve ayrımcılık politikaları elbette salt hukuki belgelerle aşılamayacak kadar çok yönlüdür. İnsan haklarının ayrılmaz parçaları olan kişi olabilme, bağımsızlık, kanun önünde eşitlik, insan onuru, kendi hayatına yön verme gibi ilkeler bu sözleşmenin de pekiştirdiği üzere, engelliler için hayatın her alanında dikkate alınıp hayata geçirilecek ilkeler olmak durumundadır. Bu bağlamda, Türkiye’de de engelli bireylere yönelik geçici, yüzeysel ve lokal yasal düzenlemeler yerine kapsamlı, derinlikli ve çağın bilimsel standartlarına uygun düzenlemelerin yapılması gerekmektedir diyor, bu duygu ve düşüncelerle tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Dora.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Durmuş Ali Torlak. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA D. ALİ TORLAK (İstanbul) –Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, engelli vatandaşlarımız, yaşadıkları toplum içinde psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlarla devamlı karşılaşmaktadırlar. Bu sorunlar engelli ve ailesinin bu durumla yüz yüze gelmesiyle başlamakta, zaman geçtikçe içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Engelli bireyin yaşadığı sıkıntılar ve zorluklar hem aile hem de sosyal çevresinde kendisini göstermektedir. Örneğin, engellilerin üretime katılamaması dolayısıyla işsizlik sorunu yaşaması en temel sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, temel insani hizmetler olan eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvenlik ve istihdamdan fırsat eşitliği temelinde yeterince yararlanmamalarında önemli bir ayrıcalık söz konusu olmuştur.

Değerli milletvekilleri, devletimizin sağladığı her imkân ve hizmeti toplumumuzu oluşturan tüm kesimlere sunmak, kuşkusuz sosyal devlet olmanın bir gereğidir. Hepimizin birer engelli adayı olduğu günümüzde engelli bireylere daha hoşgörülü davranarak onlara her türlü hizmette pozitif ayrımcılık yapmamız gerektiğine sanırım hepimiz inanıyoruz. Bu kapsamda, kamu kurumları ve belediyeler yaşam alanlarını, sağlık, eğitim, kültür, ulaşım ve diğer hizmet alanlarındaki binaları ve sosyal alanları engelli vatandaşlarımızı da göz önünde bulundurarak planlamalıdırlar. Çünkü dünya ölçeğinde bir toplumun gelişmişliği engellilere sağladığı sosyal imkânlarla ölçülmektedir. O nedenle, her bakanlık ve yerel yönetimin her birine, kendi sorumluluk alanında, engellerin kaldırılması noktasında çok önemli görevler düşmektedir. Yaklaşık 9 milyon engelli vatandaşımızın yaşadığı sorunlar sadece kendilerinin değil tüm insanların ortak sorumluluğu olarak görülmelidir. Bu temel sorunların çözülmediği bir ortamda toplumsal adalet duygusunun tesis edilmesi mümkün değildir. Bugün ülkemizde engelli vatandaşlarımızın sadece yüzde 45’i temel eğitim olanaklarından yararlanmaktadır. Yaklaşık yüzde 80’i işsizlik sorunuyla yaşam mücadelesi vermektedir. Bütün tarafların, engellilerin tüm hayatın içerisinde olması için çaba sarf etmesi gerekmektedir. Eğer üzerimize düşeni yapmaz isek, engelli bir ülke ve engelli bir toplum olmaktan öte gidemeyeceğimiz açıktır.

Değerli milletvekilleri, günümüz kent yönetimi anlayışında, kentlerde yaya dolaşımını kısıtlayan, taşıtlara öncelik tanıyan, taşıt trafiğini hızlandırmayı amaçlayan uygulamaların öncelik aldığını görmekteyiz. Buna karşılık, toplu taşımacılıkta engellilere yönelik düzenlemelerde bütüncül yaklaşımlar yerine bazı özel ve yetersiz çözümler getirilmektedir. Araç kullanan engelli vatandaşlarımız devamlı park yeri sorunuyla karşılaşmaktadırlar. Kent içerisinde engelli kullanımına ayrılmış park yerlerinde engellilerin kullanamadığı araçlar fütursuzca park etmektedir.

Kaldırım yüksekliği standartların üzerindedir ve tüm kaldırımlarda rampa bulunmamaktadır. Engelli bireylerin kaldırıma iniş ve çıkışları oldukça zor olmaktadır. Ayrıca, kaldırım genişlikleri her zaman bir tekerlekli sandalyenin sığabileceği boyutta da değildir. Kaldırım üzerinde bulunan oturma banklarının keyfî denilebilecek karmaşayla yerleştirilmiş olması kaldırım üzerinde engellilerin erişimini zorlaştırmaktadır. Kaldı ki, kaldırımlarda bulunan otobüs durakları, büfeler, belediye hizmet alanları yalnızca engelli bireylerin değil, tüm kentlilerin ulaşımını engellemektedir.

Değerli milletvekilleri, 2005 yılında yürürlüğe giren 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, yürürlüğe girdiği tarihten bu yana defalarca değişikliğe uğramıştır. 2012 yılında uygulamaya koyulması gereken hükümler tam uygulanma tarihinde değiştirilmiş, 2014 yılında 2 kez değişikliğe gidilmiş ve üçüncü değişiklik için Genel Kurulun gündemine getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, kanunlar uygulanmak için çıkarılan hukuk kurallarıdır. Hukuk, devletçe konulan ve toplum hayatını düzenleyen kurallar bütünüdür. Hukuk devleti ise yönetimde hukuk kurallarının üstün tutulduğu, herkese eşit haklar veren devleti ifade eder. Hukuk devletinde kurumlar yetkilerini hukuk kurallarından alır. Bu nedenle, hukuk kurallarının milleti temsil eden milletvekilleri tarafından halkın yararı gözetilerek eşitlik ilkesiyle çıkarılması gerekir. Devletin ve toplumun devamını sağlayan hukuk kuralları, herkes tarafından benimsenmesi ve geçerli olması amacıyla birçok kuruluş tarafından denetlenebilir ve düzenlenebilir. Dolayısıyla, yasalar toplumun ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanır, zamana ve ihtiyaca göre de değişebilir.

Ancak, AKP hükûmetleri döneminde, birçok yasal düzenlemelerde olduğu gibi, görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifinde de engellilerin ihtiyaçlarından çok, güçlü lobi faaliyeti yapanların talepleri dikkate alınmıştır. 1 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5378 sayılı Engelliler Kanunu’ndaki düzenlemeye göre, “Mevcut özel ve kamu toplu taşıma araçları bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde engelliler için erişilebilir duruma getirilir.” hükmü yer almaktadır. Yani 1 Temmuz 2012 tarihine kadar mevcut özel ve kamu toplu taşıma araçlarına süre verilmişti. Ancak 4 Temmuz 2012 tarih ve 6353 sayılı Kanun’un 34’üncü maddesiyle bu maddede yer alan “yedi yıl” ibaresi “sekiz yıl” şeklinde değiştirilerek kanunun bazı hükümlerinin uygulanması bir yıl ötelenmiştir.

6/2/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanun’un 75’inci maddesiyle bu fıkrada yer alan bazı ibareler tekrar değiştirilerek fıkranın yürürlüğe girdiği tarihi takip eden altı aylık süreden sonra üretilen sürücü koltuğu hariç 9 veya daha fazla oturma yeri olan araçlardan erişilebilir olmayanlara şehir içi ve şehirlerarası yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin veya ruhsat verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Ancak bu da yetmemiş, en son görüştüğümüz 6552 sayılı torba kanununun 144’üncü maddesiyle, görüşmekte olduğumuz kanunun geçici 3’üncü maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Aradan iki ay geçmeden tekrar bir düzenleme yapılmak üzere bu kanun teklifi gündeme gelmiştir. Dolayısıyla kanun maddesinde yer alan önceki düzenlemeler devamlı değişikliğe uğratılarak sorunun çözümünden çok ötelenmesi sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu madde değişikliği engelli vatandaşlarımızın taleplerini karşılamaktan çok uzaktır, engellilerimizin problemlerini çözme noktasında yetersizdir. Söz konusu kanun teklifinde şehirlerarası yolcu taşımacılığı ile servis ve turizm taşımacılığı yapan araçların yeni üretileceklerinin neden şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlar gibi değerlendirilmediği düşündürücüdür. Hâlbuki Sayın Bakan geçtiğimiz şubat ayında 6518 sayılı Kanun’un yasalaşmasından sonra aynen şunu ifade etmiştir: “Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden altı aylık süreden sonra, üretilen araçların ruhsatında artık erişilebilirlik aranacaktır. Sürücü koltuğu hariç 9 veya daha fazla oturma yeri olan araçlardan erişilebilir olmayanlara şehir içi veya şehirlerarası yolcu taşımacılığı hizmeti için yetki belgesi, izin veya ruhsat verilmesi yasaklandı.” demiştir. Ancak 2014 yerel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimi biter bitmez bu hüküm 6552 sayılı torba kanunuyla kaldırıldı. Dolayısıyla, bu kanun teklifinde getirilen hükümlerin de uygulanacağına dair şüphelerimiz artmıştır.

Ancak her şeye rağmen Milliyetçi Hareket Partisi olarak, engelli vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü noktasında gündeme alınacak her türlü olumlu düzenlemeye destek vereceğimizi beyan ediyor, bu kanunun öncelikle engelli vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm, ülkemize ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torlak.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.17

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

652 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına başka söz talebi yok.

Şahıslar adına söz talebi yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, kişisel konuşma varsa ben konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, engellilerle ilgili bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Ben biraz önce burada bir konuyu dile getirirken Naci Bostancı insan haysiyetiyle bağdaşmayan birtakım ifadeler kullanmış. “Efendim, biz Kamer Genç’e rezil, alçak demiyoruz. İşte, o konuştuğu zaman bizim arkadaşların duyguları canlanıyor, neredeyse gidip kürsüde öpecekler.” Tabii, kendi seviyesini gösteren bir konuşma tarzı.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – “Alçak” diyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, ben de size alçak demiyorum, ben de size namussuz demiyorum, demiyorum işte.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Niye alınıyorsun ya, niye alındın?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, o zaman… Yani diyor ki: “Ben Kamer Genç’e rezil, alçak, namussuz demiyorum.” E, ben de ona alçak, rezil, namussuz demiyorum.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ama taklit yakışmıyor sana!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, taklit değil, bunda bir hakaret var; o hakareti o anlar, sen anlamazsın ama o anlar!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yok, ben anlamam, doğru!

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam mı? Onun için…

Yani, şimdi burada bizim istediğimiz yani burada konuşulan şeylere eğer çıkıp da cevap verme gücünü, niteliğini kendisinde bulmuyorsa o zaman konuşmasın. Ama tabii, bizim, sade bir milletvekili olarak bunun karşısında her zaman konuşma hakkımız yok. İşte, maalesef, Meclis başkan vekillerimiz, efendim işte milletvekillerine burada konuşma hakkını çok nadir hâllerde veriyorlar. İşte, grup başkan vekilleri sataşmadan söz istedikleri zaman onların isteklerini yerine getiriyorlar ama diğer konularda pek fazla isteklerini yerine getirmiyorlar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Bakanlıkla ilgili, Fatma Şahin bu bakanlıkta otururken ben kendisine bir soru sormuştum o zaman, demiştim ki: Senin şu anda kiraladığın Bakanlık binası, daha önce Sağlık Bakanlığına bina sahibi gitmişti, bunu 300 bin liraya kiraya vermek istemişti. Sağlık Bakanlığı bu binayı “Yok, 300 bin lira buraya pahalı gelir.” demişti ve kiralamamıştı, ama sonra birileri araya girmişti, Fatma Şahin bunu 1 milyon 200 bin liraya aylık tutmuş; bakın, 300 bin liraya Sağlık Bakanlığına teklif ediyorlar, o zaman tutmuyor, 1 milyon 200 bin liraya tuttunuz. “Doğru mudur, yanlış mıdır?” dedim, bana cevap vermedi, hâlâ cevap vermedi. Sonra, işte, istismar etti, benim bu soruma cevap vermemek için işleri başka tarafa çevirdi. Neyse, yine soruyorum ben: Şu anda bu Bakanlığın oturduğu bina kime aittir, ayda kaç lira kira verilmektedir, onu öğrenmek istiyorum, özellikle bina sahibini de öğrenmek istiyorum.

Şimdi, diğer bir konu da sayın milletvekilleri, nedense bu AKP Hükûmeti sıkıştığı zaman hep Atatürk dönemini, 1938 Dersim olaylarını öne atıyor. Şimdi arkadaşlar, daha 6-7 Ekimde, yani daha dün işte Türkiye’de bir kalkışma oldu, Türkiye Cumhuriyeti devleti ortadan kaldırıldı ve 40’a yakın adam öldürüldü, binlerce devlet binası tahrip edildi, kimse dışarıya çıkamadı yani Türkiye Cumhuriyeti devleti diye bir devlet kalmadı. Şimdi, bunun hesabını, ortada, vermek varken burada hesap vermiyorsunuz. Yine Tayyip Erdoğan… Bakın, Tayyip Erdoğan’ı ben Cumhurbaşkanı olarak kabul etmiyorum. Neden biliyor musunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi be!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hadi be! Sen kabul etsen ne olur, sen kimsin!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bir dakika…

Şimdi, adamın burada okuduğu yemini getirin inceleyin, bakın. Yaptığı Cumhurbaşkanlığı yeminini yanlış yaptı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, hangi yasayı konuşuyorsun sen, hangi yasayı konuşuyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Orada, Cumhurbaşkanlığı yemininde “Atatürk inkılâplarına” kelimesini “Atatürk ankılaplarını” dedi. Bunu zaten Cemil Çiçek de biliyordu. Şimdi, bunu hesabına geldiği zaman yarına kullanılacak, “Kardeşim, tamam da, ben Cumhurbaşkanlığı yemini yapmadım ki. Yapmadığım için ben o yeminin gereğini yerine getirmiyorum.” diyecek. Ben Meclis Başkanına resmen müracaat ettim bu kişi Cumhurbaşkanlığı yeminini yapmadığı için Cumhurbaşkanı statüsünü kazanmamıştır diye.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan! Sen mi öğreteceksin? Hadi oradan!

KAMER GENÇ (Devamla) – Senin aklın ermez buna, senin aklın ermez de…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hadi oradan!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, beni “Hadi oradan!” demek de şey etmez de…

Dolayısıyla, o, gelip bu kürsüde Cumhurbaşkanlığı yeminini usulüne uygun olarak yapmadığı sürece ben ona “Cumhurbaşkanı” demem, dolayısıyla ona “Tayyip” veyahut da “Recep” diye hitap ederim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ya, desen ne olur demesen ne olur?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk halkına o kadar küçümseyici bir gözle bakıyor ki. Arkadaşlar, bakın, hemen getirdi Atatürk Orman Çiftliği’nde bir kaçak saray yaptı. Bu kaçak sarayı nasıl vermiş biliyor musunuz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bilmiyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Kaçak sarayı kendi yandaşları bir müteahhide maliyet artı kâr usulüne göre vermiş.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen oğlunun dairelerinin hesabını ver, oğlunun dairelerinin hesabını.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra, maliyet artı kârda o kadar fahiş bir vurgun var ki. Mesela, Türkiye’de en büyük şey naylon faturacılık. Şimdi, getirip müteahhit 100 liralık masraf yapsa, bin liralık, 2 bin liralık fatura alıyor. Bir de, tabii artı 20… Düşün, 100 liralık masraf yapıyorsun, 2 bin liralık naylon fatura alıyorsun naylon fatura alınca, bir de ona yüzde 20 kâr alıyorsun.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen bu işleri iyi biliyorsun. Nereden biliyorsun bu işleri?

KAMER GENÇ (Devamla) – İşte, aşağı yukarı 100 liraya 300 lira alıp cebe koyuyorsunuz. Dolayısıyla, burada bu halka değer vermiyor, verse…

Bakın, arkadaşlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeliğine kendi avukatının ağabeyini atadı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başka bir yalan var mı konuşacağın?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben bu avukatla iki tane duruşmaya girdim ve bu duruşmada yüzde yüz haklı olduğum hâlde hâkim aleyhime karar verdi.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Tabii canım, hep sen haklısın yani!

KAMER GENÇ (Devamla) – Hâkime de dedim ki: “Ya, Hâkim Bey, o zaman burayı kapatın.”

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hem hâkimsin hem de avukatsın!

KAMER GENÇ (Devamla) – “Biz yargı diye, mahkeme diye gelip burada dava açıyoruz ama siz tamamen AKP’nin hâkimleri olmuşsunuz, en haklı davaları reddediyorsunuz.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İlker Mahallesi’nde kaç dairen var? Konuş açılmışken.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, bakın, yine de gitti kendisi 435 milyon lira vererek bir uçak aldı, yalnız gövdesini.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Senin İlker Mahallesi’nde kaç dairen var, İlker Mahallesi’nde? İlker Mahallesi’nde kaç dairen var? Konuş.

KAMER GENÇ (Devamla) – Getirdi bunu, içini tefriş etti, ondan sonra boyadı, 1 milyar liraya mal oldu. Bakın, 2 milyar kaçak saraya, 1 milyar buraya.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerine gel, oğlunun dairelerine.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra, şimdi, Çamlıca’da aşağı yukarı 800 milyon lira harcanarak bir cami yapılıyor; kendisini, çoluk ve çocuğunu güya o caminin avlusuna gömecek. Şimdi, o camiyi yapmadan önce, biliyorsunuz, burada bir kanun çıkardı bu AKP’liler.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Seni gömelim oraya. Onları geç, seni gömelim oraya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Orada denildi ki: Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri beyan ettikleri kazancını istedikleri takdirde devlete vergi olarak vermeyecekler, onu ibadet yerlerine bağışlayacaklar. Düşünebiliyor musunuz, bir kurum, bir şirket 5 trilyon…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerine gel, oğlunun dairelerine.

KAMER GENÇ (Devamla) – …10 trilyon lira kazanç sağlıyor, onu gelir vergisi veya kurumlar vergisi olarak beyan etmesi gerektiği yerde bunu beyan etmiyor ve ondan sonra getiriyor, kendi inancına uygun bir inanç yerine bağışlıyor, işte, cami yapma derneğine. Ve ben inanıyorum ki şimdi, birçok tüccar, kurum bu sene devlete verecekleri vergiyi o Çamlıca’da yapılan camiye, oraya bağışladılar ve o cami o vatandaşın parasıyla yapılıyor.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Tamam, değiştir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, düşünebiliyor musunuz, 2 katrilyon liraya saray, 1 katrilyon liraya uçak, ondan sonra bir de Vahdettin’in köşkünü tamir ediyor, aşağı yukarı 300-400 milyon lira.

Ya, arkadaşlar, bakın, bu memlekette o kadar çok insanlardan mektup alıyoruz ki aç insanlar ya.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerine gel oğlunun dairelerine.

KAMER GENÇ (Devamla) – Öğrenciler yurt bulamıyor, aç ve insanlar evine, çoluk çocuğuna ekmek getirmediği için intihar ediyorlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun İlker’deki daireleri…

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bu memlekette bu kadar açlık ve sefalet varken bir Tayyip Erdoğan’ın bu devletin kaynaklarını bu kadar kişisel ihtirasları uğruna kullanmasını vicdanınız kabul ediyor mu? Sizin vicdanınız kabul eder, biliyorum canım.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz diyorsunuz ki: “Türkiye'nin…” Diyorsunuz ki: “Hepsini harcasın.” Ama bunu burnundan fitil fitil getirecekler, onu bilesiniz yani.

Ondan sonra, canı istediği zaman uçağa karısını, kızını, damadını, torunlarını dolduruyor, her hafta sonu bir Avrupa memleketine gidiyor. O Avrupa memleketine her uçağın gitmesi 1 milyon dolardır arkadaşlar, ben geçmişte de biliyorum. Ve ayrıca da devletin kaynaklarını da, gittiği zaman oralarda, her bir gittiği yerdeki krallara, devlet adamlarına 100 bin dolar, 200 bin dolar büyüklüğünde devletin parasından hediyeler alıyor. Karşılığında o hediyeleri de alıyor getiriyor, kesesine indiriyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerine gel oğlunun dairelerine.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Bana bak, bu kadar dürüstsen Mustafa Sarıgül’ün dosyasını bir kurcalasana.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, devlet bu kadar horca kullanılamaz. Devlet bu kadar horca yönetilemez. Ya, ben bunları söylüyorum, yiğitliğiniz varsa çıkalım, halkın karşısında konuşalım. Burada çoğunluğunuz var, konuşursunuz ama bu millete çektirdiğiniz bu acıların hesabını çok ağır vereceksiniz. Onun için, yani bu Türkiye Cumhuriyeti devleti sizin oyuncağınız değil, bu Tayyip Erdoğan bu milletle alay ediyor, bu milleti küçümsüyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerin hesabını ver oğlunun dairelerinin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer bu millete karşı en ufak bir saygısı olsa bu kadar israf içinde, bu kadar devletin kaynaklarını hunharca harcamaz arkadaşlar, bu millete yazık ya.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Namusluysan, dürüstsen oğlunun dairelerinin hesabını ver.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu aç kalan insanların günahı bunun boynuna kalacak ve yarına bunun hesabını çok pahalı olarak ödeyecek.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerinin hesabını ver.

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bu kadar dürüstse Mustafa Sarıgül’ün dosyalarını bir açıklasın.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerinin hesabını ver, dürüstlükten konuşuyorsun, çık!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, konuşmacının Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında kullandığı incitici ve yakışıksız kelimelerden dolayı kendisini kınıyor, aynen iade ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, halkın oylarıyla seçilmiş, yüzde 50’den fazla oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olmuştur. Bu nedenle, kendisinin kullandığı kelimeler ve üslubundan dolayı halk adına kendisini kınıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben sordum. Şu anda Bakanlığın oturduğu bina kimden kiralanmıştır, kaç liraya kiralanmıştır? Bu binanın daha önce bina sahibi tarafından Sağlık Bakanlığına kiraya verilmek istendiği ve aylık 300 bin lira kira istendiği fakat Sağlık Bakanlığının bunu pahalı bulduğu… Ama benim duyduğum kadarıyla bu bina Kayserili bir vatandaşın binası ve o zamanki Cumhurbaşkanı olan zatın da araya girmesiyle 1,2 milyon liraya -1 milyon 200 bin liraya- kiraya verilmiştir. Bunu açıklarlarsa memnun olurum efendim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi 5378 sayılı Yasa’nın geçici maddesi daha önce birkaç kaz ertelenerek yürürlüğü uzatıldı ancak son ertelemeden sonra ağustos ayından bu yana bu konudaki boşluk birçok mağduriyetin yaşanmasına yol açtı. Bu son birkaç aylık dönemde yaşanan mağduriyetler varsa bunların telafisi nasıl mümkün olabilecektir? Neden bu düzenlemeyi torba yasa kapsamına alamadık da bu gecikmeye yol açtık?

İkincisi ”Çıkarılacak olan yönetmelik bir yıllık süre içerisinde çıkartılacak.” diyor bazı düzenlemelerle ilgili. Bu önümüzdeki yönetmelik hazırlama sürecinde oluşabilecek mağduriyetleri nasıl önlemeyi düşünüyorsunuz?

Bir de, son sorum, bu en son çıkartılan Bedelli Askerlik Yasası’ndan dolayı toplanan paraların şehit aileleri ve gazilere harcanması gerekirken Suriyeli bazı mültecilere harcandığı yönündeki iddialara doğru mudur, doğruysa bu konuda ne kadar para, hangi amaçla harcanmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, özellikle uyuşturucu ve madde bağımlısı olan kişilerin tedavi edildiği AMATEM’lerin sayısı yetersiz bildiğiniz gibi ve özellikle bu tür bağımlı olan gençlerin, sosyal güvenlik hakkı olmayan kişilerin tedavisinde ciddi problemler çıkıyordu. Bir ara, Bakanlığınız ile Sağlık Bakanlığı arasında kimin bu konuyla ilgileneceği konusunda bir problem vardı. O problem çözüldü mü?

Bağımlı olan gençlerin ailesinin gelir durumu iyi olması hâlinde tedavilerinin yapılmadığı yönünde ciddi şikâyetler geliyor. Bu konuyla ilgili çözüm öneriniz nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Can…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Kamer Genç her kürsüye çıktığında dürüstlük abidesi, dürüstlük timsali kesiliyor. İlker Mahallesi’nde kendi adına ya da oğlu adına kaç parsel, kaç dairesi var? Açıklarsa memnun oluruz.

Teşekkür ediyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sorular Hükûmete soruluyor Ramazan Bey.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Türkiye’de ayni olarak ve nakdî olarak kaç kişi Aile Bakanlığının ayni ve nakdî yardımından faydalanmaktadır? Kişi sayısını söylerseniz sevinirim.

Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Az önce iktidar partisi grubundan bir arkadaş, olmayacak bir şekilde, Parlamento tarihinde herhâlde ilk defa bir milletvekiline soru sordu. Ben de ona karşılık, çikolata kutularıyla, çantalarla dövizler gelen bakanlara talimat verilen o paralarla… O kişilerin kaç dairesi var? O konuyu bir araştırsın diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sorulara kısaca cevap vereceğim.

Bakanlık binamızla ilgili soru: Bildiniz gibi, Bakanlığımız 2011 yılında kuruldu, 6 farklı kuruluşun birleşmesiyle meydana gelmiş bir bakanlıktır. Bakanlığımız kurulduğunda kendisine ait 6 farklı kiralık binada hizmet vermekte idi, bu, hem erişimin sağlanması, işlerin hızlı yürümesini engelleyen, bürokrasiyi son derece uzatan bir durumdu. Onun için, acilen tek bir binada birleşme zarureti var idi. Bu zaruret şu anda içinde bulunduğumuz binanın kiralanmasıyla ortadan kaldırılmış durumdadır. Binamız, bildiğiniz gibi, kiralık bir binadır, mülk sahipleri belli yüzdelerle –yüzde 45, yüzde 55 olabilir, hatırlamıyorum yüzdeleri şu anda- Bayraktar Holding ve Mustafa Arslan adlı kişiye aittir. Binamızın kirası 765 bin liradır, 1 milyon 200 bin lira değildir. Biraz önce söylediğim gibi, 6 farklı binanın kirasının ödenmesinden vazgeçilerek tek bir binada bütün birimlerimiz bu şekilde birleştirilmiştir. Ayrıca, kendimize ait bir binanın yapımı için bütün hazırlıklar tamamlanmış durumda şu anda, proje aşamasındayız, en kısa süre içerisinde bakanlık binamızı yapıp oraya taşınmayı düşünüyoruz.

“5378 sayılı Kanun’un ertelenmesiyle alakalı bir mağduriyet yaşandı mı?” diye sordu bir değerli arkadaşımız. Bununla alakalalı herhangi bir mağduriyet yaşanmadı. Şimdi getirdiğimiz maddede de, görecekseniz biraz sonra, bir yönetmelik hazırlanması söz konusu olacak, yönetmelik hazırlandıktan sonra da yine engellilerin erişimiyle ilgili bütün sorunlar erişim hizmetinin sağlanması suretiyle verilecek ve inşallah bir mağduriyet yaşanmayacak.

“Bedelli parası Suriyelilere harcandı mı?” diye bir soru geldi. Bedelli parasının nasıl harcanacağı kanunla belirlendi biliyorsunuz, onun dışında herhangi bir harcama yok, usulüne göre harcanıyor.

Bir başka arkadaşımız, Türkiye'deki AMATEM sayısının yetersiz olduğunu, Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında AMATEM’lerin açılması konusunda bir ihtilaf olduğunu, şimdi durumun ne olduğunu sordu. Herhangi bir ihtilaf yok değerli arkadaşlarım. AMATEM’ler bir sağlık kuruluşudur, açılması tamamen Sağlık Bakanlığıyla alakalı bir durumdur, Sağlık Bakanlığı bünyesinde açılır fakat AMATEM sonrası yani AMATEM’lerde tedavi olan uyuşturucu bağımlılarının bu tedaviden sonra geçirmeleri gereken bir rehabilitasyon süreci olur zaman zaman. Bu rehabilitasyon kurumlarının oluşturulması bizimle alakalı bir durumdur. Biz de bu rehabilitasyon kurumlarını süratle inşa etme yolunda çalışmalarımızı güçlendiriyoruz şu anda. “Güçlendiriyoruz.” diyorum, şunun için: Zaten 18 yaş altı bugüne kadar da rehabilitasyon sürecini bizim Bakanlığımızda geçiriyordu ama şimdi yeni yaptığımız çalışmalarla 18 yaş üstünü de acaba biz AMATEM sonrası rehabilite edebilir miyiz? diye bakıyoruz. İnşallah bunu da kısa bir süre içerisinde yapmaya çalışacağız.

Nakdî yardımları bir arkadaşım sordu, bugüne kadar. Ben şimdi arkadaşlarımın ilettiği notu size okuyorum ama bu soruya yazılı cevap vereceğim, tekrar cevap vereceğim: 2022’den 1 milyon 200 bin kişi faydalanıyor, evde bakımdan 450 bin kişi faydalanıyor, eşi vefat eden kadınlara ödenen aylıktan 250 bin kişi faydalanıyor, asker ailesi yardımlarından 60 bin kişi faydalanıyor.

Arkadaşlarıma bütün konuşmaları ve katkıları için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

ENGELLİLER HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR

KANUN TEKLİFİ

MADDE 1 - 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanunun geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen “toplu taşıma araçları, yolcu gemileri ile özel ve kamu şehirler arası toplu taşıma araçları ile turizm taşımacılığı yapılan araçlar” ibaresi “araçlarla verilen toplu taşıma hizmetleri, turizm taşımacılığı yapılan araçlarla sağlanan taşıma hizmetleri ve özel ve kamu şehirler arası toplu taşıma hizmetleri ile yolcu gemileri” olarak değiştirilmiş, mülga dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş, bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar teselsül ettirilmiş, mevcut altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “kişilerine” ibaresi “kişileri ve ikinci, üçüncü fıkralar ile beşinci fıkra kapsamında yürürlüğe konulan yönetmelikle öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmediği denetim komisyonlarınca tespit edilen gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine”, aynı fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Sürenin bitiminden” ibaresi “İkinci ve üçüncü fıkrada öngörülen yükümlülüklerini veya geçici 2 ve 3 üncü maddelerde belirtilen sürelerin bitiminden” olarak değiştirilmiştir.

“Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten sonra üretilen şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığı ile servis ve turizm taşımacılığı yapan araçlar dışında şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlardan erişilebilir olmayanlara yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin ve çalışma ruhsatı verilmez.”

“Şehirlerarası yolcu taşıma hizmeti ile şehir içi servis ve turizm taşımacılığı hizmetinin erişilebilir hale getirilmesi için usul ve esaslar Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının görüşleri alınmak suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca bu fıkranın yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Sakine Öz…

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Engellileri sadece belli günlerde hatırlayan, temel hak ve taleplerini karşılamaktan uzak duran bir kamu politikasının, yine bir yasada yama yaparak önümüze getirdiği tek maddelik düzenlemeyi görüşüyoruz. Engellilerin toplumsal yaşama uyum sağlamaları, istihdam, barınma, sosyal güvence, eğitim, ulaşım ve kamu hizmetlerinden aracısız yararlanma gibi sorunları, özünde insan hakları sorunudur.

Ben, burada, bir kadın olarak, engelli kadınlarımızın ne kadarı işsiz diye bir sorgulamak istiyorum. Yüzde 93 engelli kadınımız ne yazık ki işsiz. İşsizlik gibi erişilebilirlik sorunu da temelde, engelli bireylerin değil, onlara engel çıkaranların ayıbıdır. Erişim sorunu, ortak yaşam alanlarımızı herkes için tasarlamayanların, eşit yurttaşlık anlayışını ısrarla hayata yansıtmayanların yarattığı engelin adıdır. Engelli sorunlarını partiler üstü görebiliriz ancak bu sorunların bugüne kadar uzaması açıkça bir siyasal sorundur değerli milletvekilleri. Engelli talepleri gibi son derece hassas bir konuda iyi niyet beyanlarının ötesine geçmeyen, sorunu görmesine rağmen inatla çözmeyen, erişim özgürlüğünü kanun yoluyla yıllarca erteleyen, engelliliği aşmak yerine mağduriyeti sürdüren bir anlayış açıkça siyasaldır. Engeli siyasi rant alanı olarak gören, engelleri kaldırmak yerine yeni duvarlar ören, yaptığı sosyal yardımı gelişigüzel düzenlemelerle kesip geriye dönük binlerce lira borç çıkaran, alınacak bir sağlık raporuna, cüzi bir maaşa muhtaç bırakan anlayış açıkça kısırdır, engelli ailelerini devlet kapısında süründürmenin bir diğer adıdır.

Hükûmete engelli hakları için getirdiğimiz çözüm önerilerinin, sosyal politikaların, onlarca kanun teklifi ve önergenin şimdiye kadar dikkate alınmayışının, sırf muhalefetten geliyor diye reddedilmesinin ardında çok kısır bir siyasal anlayış var demektir.

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz hafta Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda görüştüğümüz bu kanun teklifinin içeriğine, engellilerin ulaşım hakkıyla ilgili düzenlemeye ilke olarak bizler olumlu bakıyoruz. Gelin görün ki bu tek maddelik teklifin engelliler açısından anlamı, bir bütün hâlinde görüşmemiz gereken erişilebilirlik hakkının bugüne kadar yerel yönetimler ve Hükûmet tarafından yeterince sağlanamayışı, yaşanan sorunu sürdürmektir.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Komisyonda engelli sorunlarını bir insan hakkı sorunu olarak görerek genel çözüm politikamızı size aktardık. Biz farklı sektörlere ve ulaşım hatlarına maliyeti belirlenmeden önümüze getirilen, yasalarda sürekli değişiklik yaparak göz boyayan bir anlayışın engelli sorunlarına kalıcı çözüm üretmeyeceğini defalarca aktardık, ancak dinletemedik.

Bu bütünlüklü bakışımızın devamı olarak bir kez daha sizlere söylüyoruz: Engelliler konulu düzenlemelerin farklı yasalarla ve torba kanunlar içine sıkıştırılan hükümlerle sürekli değiştirilmesi çabası yanlış bir tutumdur. Getirdiğiniz tek maddelik düzenlemeyi olumlu ancak eksik bulduk ve engelli ulaşımını zor olmaktan çıkaran yeni teklifleri bu düzenlemenin içine almayı önerdik, yine geri çevirdiniz. Komisyonda “Gerek firmaların gerekse esnafımızın ve yerel yönetimlerin araçlarının engelli ulaşımına daha az maliyetle ve hızlıca uyum sağlaması için yapacakları masraflardan KDV ve ÖTV muafiyeti, motorinde ise ÖTV indirimi yapalım.” dedik, olumlu bakmadınız. Siz engelli sorunlarını rahatlıkla çözebileceğimiz bu kanun teklifimizin içine bizim önergelerimizi de alabilirdiniz ama sırf muhalefetten geliyor diye yine sustunuz. Anlaşılan o ki şimdi oluşacak maliyetler üzerinden firmaları ve esnafımızı önce mağdur edeceksiniz, ardından yine başka bir torba yasayla bu maddeyi de değiştireceksiniz. Değiştireceksiniz, çünkü bu Hükûmetin bakanları arasında bir uzlaşma yok. Birbirinizin ne dediğinden, hangi çalışmayı yaptığınızdan haberiniz yok.

Biz bu yasa teklifindeki şehir içi servislerin, turizm taşımacılığının ve toplu taşıma araçlarının engellilere uygun düzenlenmesi maddesini Sayın Bakan Ayşenur İslam’ın da katıldığı Komisyon toplantısında çarşamba günü görüştük. Perşembe günü ise bambaşka bir hava esti ve Başbakan yeni bir ulaşım planını açıklayarak servis araçlarının kaldırılmasına dair garip bir konuşma yaptı.

Sayın Başkan, sessiz olmalarını rica eder misiniz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz okuyun. Biz haber bülteni mi dinleyeceğiz?

BAŞKAN – Hayhay, tabii ki.

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sessiz olur musunuz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, haber bülteni gibi okuyor. Mecbur muyuz dinlemeye?

BAŞKAN – Evet, buyurun.

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Siz dinlemiş olsaydınız bu kadar uğultuyu duymazdık. Nasıl sustunuz ki şu anda dinlediğinizi anlıyorum.

Perşembe günü bambaşka bir hava esti ve Başbakan yeni bir ulaşım planıyla yola çıktığını söyledi. Cuma günü rüzgâr ters yönden esti. Sayın Babacan bu sözleri de yalanladı, servis araçları ve toplu taşım konusunda milyonlarca insanımızın, ailelerin ve esnafımızın aklını karıştırdı.

Sayın milletvekilleri, öyle bir devlet düşünün ki engelli sorunlarını tek sesle çözemiyor, bizden gelen çözümleri elinin tersiyle itiyor, birbirinden habersiz bir ulaşım ve engelli politikası yazmayı deniyor. Bizi arayan engelli yurttaşlarımızın size duyduğu güvensizlik her geçen gün artarken çelişkinizi nasıl açıklayacaksınız?

Biz, engellerimizin şehir içi ve şehirler arası ulaşımını, servis taşımacılığını kolay kılmak adına atılan adımın bir an önce uygulanması için devlete düşen görevleri sıraladık ancak siz bu bütüncül yaklaşımdan yine uzak durdunuz. “Getirdiğiniz teklifin engelliler başta olmak üzere farklı birey ve sektörlere, belediyelere maliyetini hesapladınız mı?” diye sorduk, yanıt vermediniz. “Devlet hazırlayacağı yönetmelikleri en geç altı ay içinde tamamlarsa ulaşım hakkındaki sorunları daha hızlı aşabilir.” dedik, bu kanun teklifindeki önergemizi de sunduk, yine reddettiniz. Teklifin ilk hâlinde süre bile belirtmeyerek yönetmeliği çok geç bir tarihe erteleme yolunu denediniz ama bizim ısrarımız sonucunda bir yıla ikna oldunuz.

Unutmayalım ki engelliler söz konusu olunca yasaların uygulamasını sürekli erteleyen bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Uluslararası sözleşmelerde hâlâ eksiği olan, onayladığı anlaşmaları ise uygulamakta sicili bozuk olan, dünyada engelli erişiminde arka sıralara düşmüş bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Henüz 2012 yılında yapılan bir yasa değişikliğiyle engellilerin ulaşım hakkını sağlayacak tüm altyapıyı erteleyen, yedi yıldan sekiz yıla çıkaran bir yönetim sorunuyla baş başasınız. Hükûmetin tüm bu bozuk sicili önümüzdeyken, bu defa da bu kanun teklifi yoluyla engellilerin erişilebilir hizmet talebi basit bir yönetmeliğin gecikmesiyle ertelenebilmektedir.

Sayın milletvekilleri, mevcut yasalara rağmen, ne yazık ki sayısı 100 bini geçmeyen engelli çalışanımız varken, eğitim hakkından en az yararlanan grup olarak yine engelliler karşımıza çıkmaktadır. Evlerine kapanmak zorunda bırakılan, gelecek kaygısı taşıyan, umudunu kaybetmiş ve hakları için lütuf değil, engellerini kaldıran bir irade bekleyen engellilerimiz için çok daha bütünlüklü bir yaklaşım sergilemeniz gerekmektedir.

Bu konuda verilmiş kanun tekliflerimiz ve her bir ilimizdeki sorunları paylaşan, çözümü öngören taleplerimiz Sayın Bakan Ayşenur İslam’ın masasında bekliyor. Durum böyleyken Meclisin ve Hükûmetin, gecikmiş, farklı kanunlar içine parça parça dağıtılmış düzenlemelerle, eksik verilerle bu sorunları çözmeye kalkması hatalı bir tutumdur. Biz engellilerimizin toplumsal sorunlarını, AB ev ödevlerinin zorladığı gibi, bu yasalarla değil kendi gerçeklerimizle kavramalı ve çözüme işaret eden her sese kulak vermeliyiz.

Engellilerimizin erişimi için gerek özel gerek kamu kesimini teşvik eden bütüncül bir bakışla günlük, kısır siyaset çekişmelerini aşan sosyal politikaların yaşam bulması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Bakan, 18 yaşını dolduran engelli çocuklarımız, engel oranları yüzde 60’ın üzerinde ise anne babalarının sağlık yardımından yararlanmaya devam etmekte ve anne babalarının ölümü hâlinde ölüm aylığı alabilmektedir. Ancak engel oranı yüzde 60’ın altında ise bu çocuklar SGK’da malul sayılmamaktadır. Bu çocuklar 18 yaşını doldurduğunda anne babalarının üzerinden düşürülmekte, anne babalarının geliri üzerinden hesaplanan genel sağlık sigortası primi ödemek durumunda kalmakta ve daha da acısı, bu çocuklar anne babalarının ölümü hâlinde ölüm aylığı alamamaktadırlar. Zihinsel engelli, otizmli, down sendromlu gibi zihinsel yetersizliği bulunan gençler, SGK’nın engel oranını dikkate almaması nedeniyle malul sayılmamaktadır. Maluliyet oranlarıyla engellilik oranları farklı olduğundan yüzde 55 engel oranına sahip down sendromlu bir genç malul sayılmamakta ve istihdam edilemediğinden genel sağlık sigortası primi ödemek durumunda kalmaktadır. Engel oranı yüzde 60’ın altındaki bu tür çocukların anne babalarının üzerinden sağlık yardımından yararlanmaları için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Anne veya babalarının ölümleri hâlinde ölüm aylığı alabilmeleri için çalışmanız var mıdır? Engel oranının yüzde 60’ın altındaki zihinsel engelli, otizmli, down sendromlu gibi zihinsel yetersizliği bulunanların genel sağlık sigortası priminden muaf olabilmeleri için bir çalışmanız var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Az önce sorduğum soruda sayıları sormuştum, kaç kişiye yardım yapılıyor diye. Bunun bir de toplam rakamını, bütçesini söyleyebilme şansınız var mı? Onu sormak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye'nin pek çok ilinde 65 yaş üstü vatandaşlarımızın toplu taşımadan ücretsiz olarak yararlanmasıyla ilgili düzenlemeden birçok sıkıntı doğuyor. Bu, tabii, çok yerinde bir düzenleme olmakla birlikte Bakanlığınız tarafından ikincil, üçüncül mevzuat çalışmalarının yeterince yapılmaması buna sebebiyet veriyor diye düşünüyoruz. Belediyelerin olduğu yerlerde bir sıkıntı yok ama Manisa gibi özel şahısların toplu taşıma yaptığı yerlerde sürekli bir sürtüşme var. 65 yaş üzerindeki emeklilerimizin, vatandaşlarımızın bundan yararlanmaları doğru ancak bunun doğrudan özel kişilerin sırtına bırakılması yanlış. Bu konuda bir düzenleme yapmanız bekleniyor ve bu konuda pek çok arkadaşımızın verdiği kanun teklifleri de var; Bakanlığınızın da olduğu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda bekliyor. Bu konuyu gündeme almayı düşünüyor musunuz? Her geçen gün biraz daha gerilim yükseliyor, hoş olmayan diyaloglar yaşanıyor. Bu konuya bir açıklık getirmenizi bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Öz...

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Manisa ilimizde faaliyet gösteren Salihli Özel Eğitim İş Uygulama Merkezi Okulunun velileri geçenlerde beni aradı. Engelli çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitim ihtiyaçlarına yanıt veren bu okullar özel eğitim öğretmeni eksikliğinden yakınmaktadırlar. Bu okullara son günlerde Millî Eğitimin uygulamasıyla norm fazlası öğretmen ve puanı yetmeyen idarecilerden atamalar yapıldığı söylenmektedir. Siz de biliyorsunuz ki uzun süre idarecilik yapmış kişiler bu özel öğrencilere yeterli bilgi ve beceriyi sağlayamayacak niteliktedirler. Bu konuyla ilgili bilginiz var mı? Bu konuyla ilgili şu an bilginiz olduktan sonra yapacağınız bir çalışma var mı?

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli...

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Sayın Bakana sormak istiyorum, bu biraz önce yanıtladığınız, 450 bin kişiye evde bakım yapılıyor, eşi vefat eden 250 bin kişiye, asker ailelerinde de 60 bin kişiye... Yani, bir de okula giden fakir aile çocuklarına da yardım yapıldığı yönünde bir bilgi var. Yani, toplamda bu sosyal yardımlardan faydalananlar kaç kişidir acaba? Bir de bunların mali olarak portresi nedir?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 18 yaş üstü engelli çocukların özürlülük oranlarına göre nasıl haklardan faydalanacaklarına ilişkin bir soru sordu arkadaşımız. Buna çok kısaca malullük esas alınıyor diye cevap vereyim ama detaylı cevabı yazılı olarak size bildireyim.

Yardımların toplam bütçesini de yine müsaade ederseniz yazılı olarak bildireyim ama toplam sosyal yardımlarımızın 3 milyon civarında olduğunu hani şimdilik sözel olarak söyleyebilirim ama daha net bir cevap için yazılı bir cevap vereyim.

65 yaş üstü vatandaşlarımızın, şehit yakınlarımız ve gazilerimizin, engellilerimizin ve ağır engelli yakınlarımızın ücretsiz taşınmasıyla ilgili uygulamada bir sorun olduğunu söyledi değerli arkadaşımız; doğru. Bu sorunu ortadan kaldırabilmek için çalışmalarımız sürüyor, inşallah, bu yıl bitmeden bu sorunu ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz.

Salihli Özel Eğitim Okulunda öğretmen açığı olduğundan bahisle bir arkadaşımız bu konuda ne yapacağımızı sordu. Konu, Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili bir konu ama söylediğiniz şey doğru. Ben şimdi bundan haberdar oldum, Millî Eğitim Bakanlığıyla bu konuyu en kısa süre içerisinde görüşeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, buyurun.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir önceki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız bir toplantıda şunu söylemişti: “Bu yardımların dağınıklığını toparlayamıyoruz. Artık, aile kartına veyahut da aile sigortasına geçmemiz lazım.” demişti. Bakanlığın böyle bir çalışması var mı? Yani, aile kartı veya aile sigortası şeklinde, toparlama şeklinde bir çalışma var mı onu sormak istiyorum. Dağınıklıktan kurtulmanın bir yöntemi…

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Yardımlarımızın dağınık olduğunu değil ama tematik olduğunu söyleyebiliriz. Sayın Bakanımız bu manada haklılar eğer böyle bir şey söyledilerse. Bu tematik yardımların bir bütünlük içerisinde toparlanıp toparlanamayacağını düşünüyoruz, çalışıyoruz. Ama bir aile sigortası çalışması kapsamında değil bu, daha farklı birtakım çalışmalarımız var. Çalışmalar bitince, inşallah, sizi bunlardan haberdar edeceğiz.

BAŞKAN – Evet, 1’inci madde üzerinde bir önerge var, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/2374 esas numaralı Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1 inci maddesine bağlı dördüncü ve beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Sakine Öz                                       Sedef Küçük                                  Haluk Eyidoğan

                      Manisa                                             İstanbul                                            İstanbul 

                  Engin Özkoç                               Kadir Gökmen Öğüt 

                     Sakarya                                            İstanbul

“MADDE - 1 Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten sonra üretilen şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığı ile servis ve turizm taşımacılığı yapan araçlar dışında şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlardan erişilebilir olmayanlara yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin veya ruhsat verilmez. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ve sonra üretilen şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığı ile turizm taşımacılığı yapan araçlar dışında şehir içi yolcu taşıma hizmeti ve servis hizmeti veren araçların engelli erişilebilirliğine uygun tadil edilmesinde veya üretiminde kullanılan aksam, parça, cihaz ve tertibatları bu fıkranın yürürlük tarihinden itibaren katma değer vergisi ve özel tüketim vergisinden muaftır. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce üretilen şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığı ile turizm taşımacılığı yapan araçlar dışında şehir içi yolcu taşıma ve servis hizmeti veren araçlardan erişilebilir olmayanlara verilen motorin, araçların engelli erişilebilirliğine uygun tadil edilmiş veya üretilmiş olması şartıyla, bu fıkranın yürürlük tarihinden itibaren katma değer vergisi ve özel tüketim vergisinden muaftır.

Şehirlerarası ve şehir içi yolcu taşıma hizmeti ile şehir içi servis ve turizm taşımacılığı hizmetinin erişilebilir hale getirilmesi için usul ve esaslar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının görüşleri alınmak suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca bu fıkranın yürürlük tarihinden itibaren en geç 6 ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI OYA ERONAT (Diyarbakır) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi lütfen…

Gerekçe:

Bu önerge ile teklif edilen ikinci fıkrada 2/2374 esas numaralı Engelliler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Engelliler Hakkında Kanun'un geçici üçüncü maddesine eklenen dördüncü fıkrada şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlardan erişilebilir olmayanlara yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin veya ruhsat verilmeyeceği hükmüne ek olarak, şehir içi yolcu taşıma hizmeti ve servis hizmeti veren araçların engelli erişilebilirliğine uygun tadil edilmesinde veya üretiminde kullanılan aksam, parça, cihaz ve tertibatların katma değer vergisi ve özel tüketim vergisinden muaf olmaları sağlanarak taşımacılık sektöründe engelli erişimine uygun araç üreten şirketlerin ve taşımacılık sektörüne tadilat hizmeti verilen şirketlerin maliyetlerinin azaltılması amaçlanmıştır.

Bu önerge ile teklif edilen dördüncü fıkranın devamında, şehir içi yolcu taşıma hizmeti ve servis hizmeti veren araçlara verilen motorinin, araçların engelli erişilebilirliğine uygun tadil edilmiş veya üretilmiş olması şartıyla katma değer vergisi ve özel tüketim vergisinden muaf olması da, başta büyük illerimizde olmak üzere büyükşehir ve il belediyeleri bünyesinde toplu taşımacılık faaliyetinde bulunan işletme ve şirketlerin yakıt maliyetlerini azaltma fırsatı sağlayacağından bu işletme ve şirketlerin bünyesindeki araç filolarının engelli erişilebilirliğine uygun tadilatı işlemlerinin artacağı öngörülmüştür. İşletme ve şirketleri bünyesinde hâlihazırda engelli erişebilirliğine uygun üretilmiş araçları bulunanların da uygunluk bildirimlerinin yapılarak araçlarına katma değer vergisi ve özel tüketim vergisinden muaf motorin ile yakıt ikmal etmeleri amaçlanmıştır.

(2/2374) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten sonra üretilen şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığı ile servis ve turizm taşımacılığı yapan araçlar dışında şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan araçlardan erişilebilir olmayanlara yolcu taşıma hizmeti için yetki belgesi, izin veya ruhsat verilmez " ibaresinde, şehir içi yolcu taşıma hizmeti yapan fakat "erişilebilir olmayan" araçlara verilmeyeceği belirtilen yetki belgesi izin veya ruhsat konusunda izlenecek usul ve esaslara ilişkin yaptırımların ayrıntılarına yer verilmeyerek olası bir idari boşluğa yol açılmıştır.

Kanun teklifinin değiştirilerek yeniden düzenlenen dördüncü fıkrasında " şehirlerarası yolcu taşıma hizmeti ile şehir içi servis ve turizm taşımacılığı" hizmetlerinin erişilebilir hâle getirilmesi için usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş iken, ikinci fıkradaki "şehir içi yolcu taşımacılığının usul ve esaslarına dair herhangi bir yönetmelik öngörülmemiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Arkadaşlarımızın biri “var”, biri “yok” dedi.

Elektronik cihazla oylama yapıyorum.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 2’yi okutuyorum:

 

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 3’ü okutuyorum:

Madde 3.- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hadi hayırlı uğurlu olsun.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.33

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/766) (S. Sayısı: 464) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

Komisyon Raporu 464 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Ali Haydar Öner, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihî ve kültürel bağlarla derin ilişkilerimiz olan Makedonya’yla Türk kültürünü tanıtmak ve karşılıklı etkileşimlerde bulunmak üzere bir uluslararası anlaşmanın onaylanması amacıyla bir aradayız.

Türkiye tarafı Yunus Emre Kültür Vakfı aracılığıyla bu hizmetleri yürütecek, Makedonya da kendi teşkilatını kurarak Türkiye’de faaliyetlerini yürütecek. Makedonya Üsküp’teki Kurşunlu Han bu amaçla develik ve ahırlar hariç Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından restore edilerek vakfa tahsis edilecek, Türkiye’de de İstanbul’daki bir apartmanın bir katı Makedonya Cumhuriyeti’nin faaliyetleri için hazırlanacak.

Değerli milletvekillerimiz, bu faaliyetleri Yunus Emre Kültür Vakfı yapacak ama Yunus Emre Vakfı, adını aldığı Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” sözcüğüne, deyişine, öğüdüne aykırı bir yapılanmayla donatılmış. Çünkü burada sadece muhalefet değil Kültür Bakanlığı da dışlanıyor.

Vakfın kurucuları arasında Mütevelli Heyeti izninizle belirtmek istiyorum: Dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, eski Kültür Bakanı Sayın Atilla Koç, eski Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, eski Maliye Bakanı -babalar gibi satan- Sayın Kemal Unakıtan, TOBB Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu. Mütevelli Heyette Başkan olarak Sayın Dışişleri Bakanı var, Başkan Yardımcısı olarak da Başbakan Yardımcısı var. Ayrıca, eski Millî Eğitim Bakanı, şimdiki Millî Eğitim Bakanı, Maliye Bakanı, TOBB Başkanı, YÖK Başkanı, Türk Dil Kurumundan yetkililer, bazı üniversitelerden rektör ve dekanlar, bazı yazarlar var.

Yönetim Kurulunda Kültür Bakanlığımızın Müsteşarı, Sayın TİKA Başkanı, bir yazar, Millî Eğitim Bakanlığından görevliler ve bazı kurumların temsilcileri var.

Enstitü Başkanı belli görüş sahiplerinden biriyle ve yönetimiyle faaliyet gösterecek.

Denetleme Kurulu içinde de Adalet ve Kalkınma Partisi 23’üncü Dönem üyelerinden bir değerli eski vekilimiz ile Cumhuriyet Halk Partisi 22’nci Dönemden Sayın Mustafa Gazalcı var, ondan gayrı pek isim göremiyoruz. Yani 100 kişilik listede nasıl olmuşsa eski vekillerimizden sadece Mustafa Gazalcı’ya bir Denetleme Kurulu üyeliği verilmiş.

Değerli milletvekilleri, dış politika ve kültürel ilişkiler toplumun tamamını kapsamalıdır çünkü kültürel ilişkiler tarihî derinlikleri, birikimleri birbirine aktarmayı öngörür ama bu toplumun tamamının görüşlerini aktarırsa o ülkenin görüşlerini, kültürel birikimlerini aktarma anlamını taşır. Sadece iktidarın ve iktidara yandaş olanlar ile iktidara karşı ses çıkaramayanların görüşlerini yansıtırsa olmaz.

YÖK temsilcisi… Türkiye’de bunca olay oldu, YÖK’ün ağzını bıçak açmadı. YÖK üniversal bir kurum olarak her konuda toplum yararına olan görüşlerini kamuoyuyla cesaretle paylaşmasını bilen bir kurum olmalıdır. Eski Başkan giderayak “YÖK suskun kaldı.” dedi, onu dediği için de hemen değiştiriliverdi. Yeni gelen ne diyebilecek?

Diyanet İşleri Başkanı da bu kurumda yer alıyor. Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Görmez, bunca olayları, yolsuzlukları, yalanları, kul hakkı yenmeleri görmezden duymazdan geldi, hutbeleri, vaazları değiştirtti. Türk kültürü adına sadece Hükûmetin sesi olmaktan başka ne yapacak?

Diğer bazı yetkililer, temsilciler de aynı konumdalar. Türkiye Odalar Birliği Başkanı burada görev alıyor ama onun üye olduğu bir önemli kurumu Hükûmet lağvetti, iş adamlarına “Siz kendi işinize bakın, her şeye karışmayın.” dedi. Onlar ne yapabilecekler? Türkiye'nin kurumları bu kadar sessizliğe bürünürken, baskı altında tutulurken Türk kültürünü Makedonya’ya ya da uluslararası anlaşma yaptığımız diğer ülkelere nasıl tanıtacağız?

Bir başka husus, Türkiye Cumhuriyeti devleti Avrupa Birliğine girerse taşıyacağı en önemli değer kültürel değerler olacak. Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığının birleştirilmesi bu bakımdan isabetli olmamıştır. Çünkü kültür bir harstır, bir derinliktir, bir birikimdir, bir kazanımdır ama turizm daha çok ticaret, dinlenme, gezme, görme öğelerini ağırlıklı olarak bünyesinde taşır. Tez zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığının ayrılması ve kültüre verilen değerin arttırılması gerekir.

Bilinmektedir ki bazen terfiler, ödüllendirmeler yurt dışı ataşelikler, müşavirliklerle yapılmaktadır. Bazen de çok önemli görevlerde bulunan yetkililerin o görevden alınması için yurt dışında “kicking upstairs” diye tanımlanan yani “yukarıya doğru tekmeleme” diye söylenebilecek görevlendirmeler yapılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti tekelci anlayıştan vazgeçmeli, özellikle dış politika ve kültürde çoğulcu anlayışı, Türk kültürünün bütün unsurlarını, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan bütün etnik kimliklerin ve inançların ortak değerlerini yurt dışına taşıyabilmeli, tanıtabilmelidir.

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Görmez’in bir camide Sayın Başbakanın ve dönemin Başbakan yardımcılarının arkasında el pençe divan durarak bayramlaşmadan sarfınazar etmesi hâlâ içimi sızlatmaktadır.

“Ne kadar icazet alınırsa o kadar katkı sağlanacağı” bu durumda yanlış bir değerlendirme olmaz. Belirgin amaç, iktidarın görüşlerinin uluslararasında yayılması ve ideolojik konuların da bunlara dâhil edilmesidir. Türkiye Avrupa Birliğine girerken kültürel değerleri en önde taşınan değerler olacaktır. Aile yapısı, kültürel kimliği, kültürel birliği, kültür değerleri bunların başında gelmektedir.

34’üncü maddede bir husus var vakıfla ilgili. Bazı amaçları sayarken “Başka işleri de yapma” gibi genel bir hüküm konmuştur. Başka işler yapmak, diğer işler yapmak, kapsamı belirleyici olmayan faaliyetlerdir. Bu belirsizliğin de ortadan kaldırılması gerekir. O nedenle, Dışişleri Komisyonunda buna vurgu yapıp muhalefet şerhimizi koyduk. Tez zamanda 34’üncü maddeye ilişkin değerlendirmenin isabetle yapılması, bu belirsizliğin ortadan kaldırılması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, kültürel ilişkilerimizi taşımayla ilgili bir anımı paylaşmak istiyorum. Bir kurumda geceleme yaptığımızda sabah kalkıp kahvaltı salonuna indik. Orada bir bakanlığımızın Sayın Bakanı ile bakanlık yetkililerinin de kahvaltı yapmakta olduğunu gördük. Kendilerine ben ve eşim “Afiyet olsun.” dedik, her birini ayrı ayrı selamladık. Sonra yanda görevlilerin gösterdiği masada oturduk, biz de kahvaltımızı yapmaya başladık. Biz kahvaltımızı yaparken gelişte selamladığımız sayın bakan hiçbir şey demeden kalktı gitti. Ondan sonra da o bakanlığın yetkilileri aynı bakanın yaptığı şekilde kalkıp gittiler. Türk kültürünü tanıtırken bu davranış şekli Türk kültürünün belirgin bir vasfı mıdır? Türk kültürünü yaşatması gereken bir bakanlık mensuplarının sayın bakanı ve yetkilileri bu davranış içinde oldular. Eğer böyle bir anlayışı dışarıya taşıyacak ve yansıtacaksak yazıklar olsun diyorum!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öner.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Makedonya’yla daha önceden yapılan bu anlaşma gereği Makedonya’da zaten Yunus Emre Kültür Merkezi çok uzun bir süredir faaliyette. Şu anda sadece ve sadece Mecliste bunun onaylanması konusunda kanunumuz buraya geldi. Ama Makedon tarafı Yunus Emre Kültür Merkezine zaten daha önceden müsaade etmişti ve merkez ciddi faaliyetlerle devam ediyor.

Bu anlaşmanın geldiği tarihte çok önemli bir şeyi hatırlatmak istiyorum size: 2015 Nisan ayında Türkiye’yi bekleyen çok önemli bir tehlike var, o da şu: Ermeni tehcirinin 100’üncü yılı münasebetiyle başta Amerika’da olmak üzere bütün Avrupa’da ve dünyada Ermeni soykırımının tanınmasıyla ilgili Türkiye’ye ciddi bir baskı uygulanacak. Bu konuda şu ana kadar Dışişleri Bakanlığının veya Başbakanlığın yaptığı ne gibi bir çalışma var bilmiyorum ama henüz Meclise ulaşan herhangi bir çalışma bize ulaşmadı.

Hazır Makedonya’yla ilgili bir kanunu konuşurken bu konuda bir şey hatırlatmak istiyorum: Dünyadaki en büyük soykırım Balkanlarda yaşanmıştır. 1912 Balkan Savaşı’ndan sonra, Birinci Dünya Savaşı’nın bitimi, 1918’e kadar Amerikalı tarihçi McCarthy’nin verdiği rakamla 5 milyon Türk yollarda katledilmiştir, öldürülmüştür. Bunu biz bütün dünyaya anlatamadık, hâlâ anlatmakta geri duruyoruz ama Ermenilerin soykırım iddialarına karşı sadece savunmada kalıyoruz. Gerçek soykırıma uğrayan soydaşlarımızla ilgili de ne bu Mecliste bir kelam edildi ne de dünya da bu konuda herhangi bir girişimde bulunuldu. Bu vesileyle de bunu hatırlatmak istiyorum.

Makedonya’da 120 bin civarında olduğu söylenen ama orada kendini Türk kabul eden 200 bin soydaşımız yaşıyor. O soydaşlarımızla ilgili de çok önemli sorunlar var. Ben, o bölgede doğmuş, büyümüş, yetişmiş, bu ülkeye gelmiş bir ailenin çocuğuyum. Orayla da hâlâ bağlarım devam ediyor. O konuyla alakalı da biraz size bilgi vermek istiyorum. Makedonya’da şu ana kadar çok ciddi anlamda TİKA’nın yaptığı yatırımlar var, gerçekten TİKA önemli işler yaptı Makedonya’da. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti bir tek şeyi yapamadı; oradaki Türkleri, bölünmüş Türkleri biraz daha böldüler, biraz daha ayrıştırdılar. Biz siyaseti Türkiye’de yapıyoruz. Makedonya’da bir tek siyasetimiz var bizim, Türkiye siyaseti ama maalesef orada da Türkler arasında Adalet ve Kalkınma Partisine destek verenler ve vermeyenler şeklinde soydaşlarımız ayrılmış durumda. Bakın, size bir örnek vermek istiyorum: Dedeli diye bir köy vardır Doğu Makedonya’da, Yörük köyüdür. Dedeli’ye zaman zaman gidiyorum ben, Yunanistan sınırında. Beni çok sevdiğini söyleyen, benim de çok sevdiğim, hürmet ettiğim, orada çobanlık yapan bir dostum var. “Lütfü Bey, ben sizi Facebook’tan takip ediyorum, çok da beğeniyorum ama beğenilerimi işaretleyemiyorum.” dedi. “Niye, yani bilgisayar mı arızalı?” dedim. “Yok, korkuyorum. Benim kızım İzmir’de okuyor, ola ki sizi beğenirsem kızımın başına bir şey gelir diye korkuyorum.” Hem vallahi hem billahi bire bir yaşadığım bir hadise bu. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Allah Allah!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hiç öyle arkadan falan da bağırmayın, bırakın bu işleri. Ben gerçeği anlatıyorum.

Bu, oradaki Türklerin ne kadar bölündüğüne dair en somut örnek. Bakın, üç tane parti var, şu anda dördüncüsü kurulmaya hazırlanıyor. Niye? Adalet ve Kalkınma Partisi kendi siyasi görüşlerine uygun, diğer etnik unsurları da kapsayan bir parti daha kurup orada siyaset yapacak. Arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi giderayak Türkiye'de siyaset yapmaya devam etsin ama Makedonya’daki bu bölünmüşlüğün üzerine biraz daha fazla giderseniz oradaki soydaşlarımıza kötülük yaparsanız onların bir arada hareket etme kabiliyetinin önüne geçersiniz. Onun için de Ohri Çerçeve Anlaşması nedeniyle yüzde 1,7 oranında kamu kurumlarında yer alması gereken Türk nüfusunun yüzde 0,01’i dahi görev almadı. Sebebi de şu: Her Türk bir başka Türk’ü kötüleyerek o kamu kurumuna girmesine engel oluyor. Bu bölünmüşlüğe bir katkı da siz veriyorsunuz, ama bilerek ama bilmeyerek, ama bilmeyen milletvekilleri, bilmeyen bürokratları götürürseniz, kuru partizanlık yaparsanız oradaki Türkleri bu hâle getirirsiniz.

Orada bir diğer sorun da Osmanlı Dönemi’nden kalan kültür ve tarih varlıklarımızın gitgide yok olması. Bakın, oranın, Üsküp’ün en önemli eserlerinden birisi Burmalı Camisi’dir. Burmalı Camisi önce yakıldı, sonra yıkıldı, yeri mevcut. O yerine şu anda kilise yapmak üzere ciddi bir teşebbüsleri var. Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konuda en ufak bir ret ifadesi yok. Kim o konuda engel biliyor musunuz? Arnavutlar. Maalesef. Oradaki Osmanlı eserinin savunucusu ne Türkiye Cumhuriyeti devleti ne de maalesef bizler. Oradaki Arnavut nüfusun birtakım eylemlerinden çekinip şu ana kadar Burmalı Camisi’nin yerine kilise yapamadılar. Ama, burada sadece ve sadece bakanlar, milletvekilleri sıkıldıkları zaman Makedonya ve Kosova’ya gidiyorlar. Avrupa’dan, dünyadan yeterince davet alınmadığı için -Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık gibi bir iki bakanlığı da vareste tutarsak- bakanlar ayağa kalktıkları zaman Makedonya veya Kosova’ya gidiyorlar. Ya, arkadaş, devletin de bir ağırlığı var, gidilecek yerin de bir zamanı zemini var. Siz canınız sıkıldıkça Makedonya’ya gidiyorsunuz.

Bana Makedonya’da hükûmette görev alan bir bakan arkadaşım dedi ki: “Bizde on sekiz gün kalan Türk bakan oldu.” On sekiz gün gelin evine kaynana gitmiyor ya. Böyle ziyaret mi olur? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) On sekiz gün bakan Makedonya’da ziyaret… Bu işi biraz daha devlet adabına uygun hâle getirin, biraz daha Türkiye Cumhuriyeti’nin ağırlığını hissettirin ki oradaki soydaşlarımız rahat etsin.

Bizim “Taşköprü” dediğimiz, Osmanlı’nın yegâne oradaki nişanesinin kitabesi yok edildi, namazgâhı yok edildi. Onun yerine şu anda hemen arkasına sinagog yaptılar. O kitabeyi oraya yerleştiremedik, iğreti bir kitabe konuldu ama Osmanlının kitabesi değildi o. Osmanlının eserlerine orada sahip çıkmak zannetmeyin ki sadece mimari eserlere sahip çıkmak, Osmanlının orada bıraktığı bakiyeye sahip çıkmaktır. O insanlar altı yüz yıldır orada sancak beyliği yapıyorlar. Biz geldik, şu veya bu sebepten geldik ama o insanlar hâlâ nöbete devam ediyorlar, uç beyleri devam ediyor o nöbete. O insanların orada kıymetini bilin, onlara değer verin, basit siyasi hesaplarınız uğruna o insanları orada kullanmayın, yazık edersiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şunu sormak istiyorum ben dış işleriyle ilişkili olduğu için: Kristof Kolomb’un Amerika’yı ilk olarak keşfetmediğine dair Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir demeci bütün dünya basınında yer aldı. Cumhurbaşkanının bir Müslüman’ın Amerika’yı Kristof Kolomb’tan önce keşfettiği konusundaki iddiasına Hükûmet iştirak ediyor mu? Ediyorsa bununla ilgili kanıtlar nelerdir? Uluslararası ilişkilerde kanıtı olmayan iddialar dünya kamuoyunda Türkiye'yi küçük düşürmüyor mu?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

Yazılı mı vereceksiniz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, sadece...

Biliyorsunuz, İstanbul’a giderseniz, Gülhane’ye giderseniz İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi diye çok mükemmel, güzel bir müze var, her arkadaşımızın mutlaka o müzeyi ziyaret etmesini isterim. Bu İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi Fuat Sezgin Hoca’nın önderliğinde, riyasetinde, yol göstermesinde yapılmıştır. Bu görüş, Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği görüş… Fuat Sezgin Hoca da 1960 darbesinden sonra 147’ler arasında olup da üniversiteden atılanlar arasında. Kendisi Türkiye’de kendi düşüncesini ifade edemeyeceğini düşündüğünden Almanya’ya Frankfurt’a gitti, Frankfurt’ta bir kürsünün başkanı oldu ve o hocanın görüşü de -gerçek bir bilim adamıdır- birçok buluşun İslam ülkelerinden veya Doğu’dan geldiğini söyler. Ancak, eski tarihlerde atıf yapılmadığından Doğu’daki kaynakların alındığını, Batı’ya geçirildiğini dolayısıyla atıf yapılması kültürünün sonradan çıktığını ifade ettiğinden… Bu bir bilim adamının görüşüdür, bazıları da bunu destekliyor, aksine olan fikirler de olabilir ama biz Fuat Sezgin Hoca’nın dediğine inanıyoruz.

Bilgilerinize.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, siz, Komisyon sırasında yerinizi aldığınızdan beri Twitter’dan soruyorlar “Bedelli askerlikle ilgili durum nedir?” diye. Sürekli birbiriyle çelişkili açıklamalar geldikçe de soruların ardı arkası kesilmiyor. O yüzden, bugün, 18 Kasım saat 22.01 itibarıyla Hükûmetinizin bedelli askerlik konusundaki son yaklaşımı nedir diye soruyorum.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Az önce de arkadaşımızın sorduğu sıkıntılı durumu bir buçuk, iki yıldır dile getiriyoruz. 800 binden fazla bakaya var şu anda, onlar sürekli tedirgin durumdalar, normal işlerine gidemiyorlar, seçimlere katılırken bile son derece tedirgin katıldılar. Bu konularda “Bu beklentiler var.” gibi, “Yok.” gibi, “Biz istiyoruz ama Genelkurmay istemiyor.” Gibi, “Aslında çekinceler var ama doğru yapıyoruz.” gibi şeyler var. Yani, daha net bir şeyler söylemenizi bekliyorlar çünkü “24” deniyor, “26” deniyor, “28” deniyor, “30” deniyor, bir de rakam konuşuluyor. Bu konuda biraz daha net bilgi verirseniz… Onlar sizin sesinizi duymak istiyorlar Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, zaman zaman Türkiye’de atomik silahlar olduğuna dair, atom bombasına benzer nükleer silahlar olduğuna dair haberler çıkıyor çeşitli yabancı kaynaklarda ve yerli, ulusal basında. Gerçekten var mıdır? Nerelerdedir? Miktarı nedir? Ne amaçla kullanılacaktır? Bilginiz varsa, cevap verirseniz memnun oluruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Fuat Sezgin Bey bu araştırmaları yaptığını söylüyor da herhangi bir kaynak göstermiyor. Şimdi, varsayımlarla tarih yazılmaz, tekrar ediyorum yani Kristof Kolomb’tan önce eğer Müslümanlar orayı keşfetmiş olsalardı, hepinizin çok iyi bildiği, dünya haritası çizen Piri Reis kaynak olarak gösterdiği eserler arasında bir Müslümandan da söz ederdi.

Bu, birtakım o tarihte giden rahiplerin Küba’da bir dağın tepesinde camiye benzer bir görüntü sezinlediğini belirtmesiyle bağlantılı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dağı camiye benzetmişler.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Onun tepesini camiye benzetmiş. Cami falan söz konusu değil orada, herhangi bir Müslüman söz konusu değil.

Bakın, Bering Boğazı’ndan, buz tuttuktan sonra, Asya’dan Amerika’ya gidenlerle ilgili arkeolojik kazılar ortaya koyuyor oradan bir geçişin olduğunu ama birtakım varsayımlarla, papirüsten yapılmış gemilerle, sallarla Mısır’dan Amerika’ya gitmeyle ilgili birtakım iddialar söz konusu. Bu iddialar üzerine bir de deneme yapılmıştır. Bu deneme çerçevesinde gidilebileceği belirtilmiştir ama gittiklerine dair en küçük bir kanıt yoktur. Şimdi, bu konuda kanıtların en önemlisi arkeolojik kazılardır. Hiçbir tanesi yok orada, öyle bir şey yok.

Bakın, ilk caminin yapıldığı tarih Abdülhamit dönemidir ve Güney Amerika’da değil, Kuzey Amerika’da, New York’ta yapılmıştır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, isterseniz oylamaya sunalım.

BAŞKAN – Vallahi, ha bire sizin anlaştığınız bilgisi geliyor, sonra da bakıyorum ki hiç de anlaşmamışsınız. Her türlü planlar, programlar altüst.

Sayın Dinçer, buyurunuz.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, konumuz Makedonya’yla ilgili sözleşme olduğu için ben sorumu Makedonya’yla ilgili soracağım.

BAŞKAN – Çok teşekkürler.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Makedonya’ya giden Türk öğrenciler orada çok büyük sıkıntılarla karşılaşmakta, özellikle vize sorunları ve polisin üniversitelere yaptığı baskınlarla öğrenciler sınır dışı edilmektedir. Bu konuda Hükûmet olarak herhangi bir girişiminiz var mıdır, girişiminiz olacak mıdır?

Bir diğer konu da, Makedonya’daki kültürel varlıkların onarılmasıyla ilgili. Örnek olarak, “Harabati Külliyesi” dediğimiz, “Harabati Dergâhı” dediğimiz dergâhı gittim, gördüm, her tarafı tam bir virane şekline dönmüş. Burada, Hükûmet olarak bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

TİKA birçok camimizi, 2 veya 3 tane de okulumuzu onardı, o küçücük okulun badanası bile oradaki insanlar için çok büyük bir mutluluk kaynağı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Hükûmet olarak buraya daha sıkı bir yardım veya onarım şeklinde destek olmanız gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Helal olsun ağabey, vallahi helal olsun.

BAŞKAN - Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kadıköy Acıbadem’de GATA Çamlıca Askerî Göğüs Hastanesi var, uzun yıllardır göğüs hastanesi olarak askeriyeye hizmet etmiş çok önemli bir hastane. Fakat son zamanlarda oranın gittikçe işlevsizleştiğini ve orada bazı kepçelerle kazı yapıldığını mahalleli bize söylemekte. Ama herhangi bir şekilde de dışarıda inşaata ait bir tabela görünmemekte. TOKİ’ye verileceğine dair veyahut da özel inşaat şirketlerine verileceğine dair söylentiler dolaşmakta. Oranın akıbetiyle ilgili bir şey biliyor musunuz? Orası o bölge için yeşil alan anlamında çok önemli bir alandır. Oradaki vatandaşlarımız da bu cevabı bir an önce beklemekte.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Muhterem Başkanım, öncelikle, Fuat Sezgin, benim ciddi bir şekilde tanıdığım, konuştuğum iyi bir bilim adamıdır. Hiç şüpheniz olmasın, Yusuf Halaçoğlu’nu nasıl bilirsek, Fuat Sezgin Hocam’ın da onun kadar bilim adamı olduğu konusunda bir fikrimiz var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kaynak göstermesi lazım, kaynağını göstersin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Onun kendi kaynakları da var, yani o kadar boş değil. Dolayısıyla Fuat Sezgin Hoca’ya söyleyeceğim, “Yusuf Halaçoğlu böyle söylüyor, ‘Kaynağı yok.’ diyor.” diyeceğim.

Hiç şüphesiz, onların… Biliyorsunuz, 15-20 cilde yakın kitabı da var, ondan bir tane size göndermesini isterim ki bu konulardaki derinliği hususunda bir tartışma söz konusu olmasın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakan, 15, 20, 25 cilt de olsa fark etmez, kaynak göstermesi lazım.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gülünç duruma düşürmeyin Türkiye’yi şu Amerika konusunda ya. Alay ettirmeyin Türkiye’yle.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hiç öyle bir durum yok, pekâlâ…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Öyle ya, açın yabancı basını.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hep ezberleri bozuyor, ezberleri bozuyor; ezberiniz bozulunca rahatsız oluyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yapmayın Sayın Bakan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye’yle alay ettirmeyin Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, hiç öyle bir şey yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, biz seni aklı başında adam biliriz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bakın, ezberler hususunda bir hususu daha söyleyeyim: Cezayirli Hasan Paşa var…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yükseltilmeye ihtiyacı yok İslam dünyasının.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hocam, biz seni aklı başında adam biliriz ya.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, Hocam…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye.

Sayın Halaçoğlu, Sayın Türkkan, lütfen…

Soruları cevaplandırırsanız…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Öyle, öyle, ben de…

BAŞKAN – Evet, yani siz de müdahalede bulunmayın.

Tamam, tarih işi bitti, lütfen.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Recep Tayyip Erdoğan söyledi diye siz de zorlamak durumunda değilsiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Efendim, yok, yok; hiç öyle bir durum yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Zorlama kendini Sayın Bakan, zorlama.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hiç şey etmeyin, biz inandığımızı söyleriz, o konudan çekindiğimiz yok.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Zorlamayın kendinizi.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir hususu söyleyeyim: Bakın, Cezayirli Hasan Paşa diye…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Zorlama ya, Türkiye’yi gülünç duruma düşürüyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, benim hiç…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Soruyu soran kendileri, cevabı veren kendileri; biz dinliyoruz, onlar bizi dinlemiyorlar.

BAŞKAN – Uyardım Sayın Bakan.

Buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başkası: Eğer ki Amerika Kongre Kütüphanesine giderseniz Amerika’nın dış ülkelerle yapılmış sözleşmeler kapsamında Osmanlıyı temsilen Cezayirli Hasan Paşa’yla yapılmış bir anlaşması var…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kaç tarihinde?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - …ve o anlaşma sadece Osmanlıca dilinde yazılmıştır, normalde iki ülke arasında sözleşme yapılırsa birinin İngilizce olması gerekir, birinin Osmanlıca olması lazım, tek Osmanlıca.

İki: Böyle bir sözleşme arasına iki tarafın da imza atması lazım, imza atan da Cezayirli Hasan Paşa değil George Washington’a imza attırılıyor. Yani geçmişte böyle ezber bozan hâller vardı, bunları da kabul etmek gerekir diye düşünüyorum.

Bir başka husus bedelli askerlikle ilgili. Plan ve Bütçe Komisyonunda da buna ilişkin sorular soruldu. Söylediğim hususu aynen tekrar ediyorum: Biz Genelkurmay Başkanlığının görüşünü aldık ve o da gazetelere yansıdı. İşte, çevremizde bir ateş çemberi var, zaten askerliğin süresini on beş aydan on iki aya indirdik, on iki aya indirmekle birlikte asker sayısı 75 bin civarında bir azalma gösterdi. Dolayısıyla da bütün bu hususları dikkate alarak destekleme oranımız da düşmektedir, nüfus artış hızı düşmektedir, üniversite eğitimi artmaktadır. 2002 yılında üniversite çağına gelmiş her 100 kişiden 14’ü üniversiteye giderken, şimdi her 100 kişiden 38’i üniversiteye gidiyor. Dolayısıyla, üniversiteye gitmesi de kısa dönem askerliği artırıyor. Askere gidişi, bir de doktora yaparsa 35 yaşına kadar erteliyoruz, yüksek lisans yaparsa 29 yaşına kadar da erteliyoruz, yani asker sayısının düştüğünü söylüyoruz. Ancak, son söz, Başbakanımız ilgili taraflardan tam görüş aldıktan sonra, bütün görüşleri aldıktan sonra bir değerlendirme yapacak, karar verecek; Başbakanımızın değerlendirmesini bekliyoruz, bunun üzerine ilave eklenecek bir husus yoktur diyorum.

Bir başka husus: “Türkiye'de atom bombası var mıdır?” Türkiye, biliyorsunuz Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olmuş, imza atmış bir ülkedir, bu statüsünden de memnundur, onu söylemek isterim.

Makedonya’daki Türk öğrencilerle ilgili, bunu Dışişleri Bakanlığından soracağım, vizelerle ilgili olan problem ne, size yazılı olarak cevap vereceğim.

Harabati Baba Tekkesi’ne ben gittim. Gerçekten gurur duyacağınız bir tekke, mükemmel bir yer. Yani Anadolu erenlerinin gücünün, etkinliğinin ne olduğunu görmek için mutlaka Harabati Baba Tekkesi’ni görmek lazım. Türkiye'de de hemen hemen öyle bir tekke de yok, içinde hem mescidi var hem ibadet yerleri var hem güzel sohbet alanları var, gurur duyacağınız bir yer. Muhakkak ki orası da boş kalan değil, sahipsiz bir yer değil, ama bizim, orada Mustafa Paşa Camisi’ni restore ettiğimiz gibi… Biliyorsunuz, ben Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarlığından gelmiştim, “Kurşunlu Han Medresesi’ni biz alalım.” dediğimizde, bana söylenen -ki orası da boş değildi, kendileri müze olarak kullanıyorlardı- “Sultanahmet Camii ne zaman ki bize verilirse, biz de Kurşunlu Han’ı size verebiliriz.” şeklinde bir görüş ifade edildiğini de biliyorum.

Dolayısıyla, şimdi, uluslararası sözleşmeye girmişse, Türkiye'nin kültürünün tanıtımının, etkinliklerinin yapılacağı bir yer hâline getirilmişse, bunu gerçekten hayırlı bir iş olarak görmek lazım.

Harabati Baba Tekkesi için de, eğer bu konuda bir talep gelirse, biz, Osmanlının… İşte, Meksika’da -biraz önce söylendi ya Abdülhamit Han döneminde yapılanlar- orada da işte saat yapılmıştı Abdülhamit döneminde, onun da yine bakımını yaptık. Dolayısıyla, Harabati Baba Tekkesi’nin de tekrar… Ben gittim, ziyaret ettim, bir eksikliğini görmedim ama eğer eksikliği var ise de kesinlikle yaparız. Çünkü, onların hepsi, o coğrafyadaki bütün Bektaşi kültürü Anadolu’nun, Hacı Bektaş’ın bir uzantısıdır ve bağlantısı burasıdır.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Tam bir çöplük hâlinde Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani, dediğim gibi, benim gittiğim dönem ile sizin gittiğiniz dönem bilmiyorum hangisi ama…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Savaştan sonra yıkıldı ve birden bir harabe hâline geldi.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Gidin görün, çok perişan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ben yeni Makedonya Cumhuriyeti kurulduktan sonra gitmiştim, ondan sonra diyeyim. Hatta orada bir de Alacalı Camisi var. İkisi de bizim “Kalkandelen” dediğimiz, onların “Tetova” dedikleri yer…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Arnavutlar “Tetova” der.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Öyle, Tetova.

Dolayısıyla, Alacalı Camisi de UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi’ne girmiş bir yer. Ama, bu da oraya girebilecek kadar mükemmel bir şey. TİKA’dan talep olursa biz bunu yapmaya hazırız diye düşünüyorum.

Askerî hastaneyle ilgili özel sektöre verileceğine ilişkin hiçbir çalışmamız yoktur çünkü Silahlı Kuvvetlerimizin kullandığı bütün arazilerin tahsisatı Millî Savunma Bakanlığına yapılmakta, Millî Savunma Bakanlığından ilgili kuvvet komutanlarımıza kullanım izni verilmekte. Dolayısıyla, Bakanlığımıza gelmiş böyle bir talep yoktur, onu da belirtmek isterim.

Teşekkür ediyorum sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan bedelli askerlik konusunda bir açıklamada bulundu ama açıklamalarını, ben, beklentileri olan kişiler açısından son derece yetersiz buldum, bu konuda bir soru sormak istiyorum Sayın Bakana.

Hükûmetinizin çıkarmış olduğu ilk bedelli askerlik yasası başarısızlıkla sonuçlandı. Kapsama giren kişi sayısı 470 bin olmasına rağmen başvuran kişi sayısı 70 binde kaldı, 400 bin kişi kapsama giremedi. Bu sayının şimdi 600 bin civarında olduğu ifade ediliyor. Daha önce bir genel başkan yardımcınız bedelli askerlik bekleyenlere yönelik olumlu bir değerlendirme yaptı, beklentileri artırdı. Daha sonra da Sayın Başbakanın “Bu konjonktürde bedelli askerlik olmaz.” açıklaması yapıldı. Siz biraz önce yine konjonktüre vurgu yaptınız ve olayı beklemeye aldınız. Yani, Sayın Başbakanın açıklamasının yarattığı olumsuzluğu gidermek amacıyla, tam bir umut da vermeyerek, bedelli beklentisinde olanlara ucu açık bir sözde bulundunuz. Bedelli askerlik çıkacak mı, çıkmayacak mı, hiçbir şey söylemediniz Sayın Bakan.

Şimdi herkesin beklediği şudur: Bedelli askerlik çıkacak mı, çıkmayacak mı? Madem Sayın Başbakana sözü bıraktınız, Sayın Başbakan bu açıklamasını ne zaman yapacak? Bunu bir seçim yatırımı olarak mı düşünecek? Bugüne kadar hep böyle yapıldı; ya referandum ya seçim ya bir başka Cumhurbaşkanlığı seçimi, hep bu seçimlere endekslendi. Siz Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce de bir açıklama yaptınız. “Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca buna bakacak, edecek, bunu yapacak.” gibi bir açıklama yaptınız. Sayın Bakanım, şimdi aynı şeyi Sayın Başbakan için söylüyorsunuz. Lütfen açık olun. Bedelli askerlik çıkacak mı, çıkmayacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Başkanım.

Şimdi, Sayın Bakanım, “bilinmeyen şeyler” dediğiniz, mesela Cezayirli Hasan Paşa, biliyorsunuz, 1789 yılında yaşamıştır…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen kanuna gelelim. Bu ne iştir ya?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – ...ve yapılan anlaşma bellidir, herkes tarafından bilinir ve Amerikan gemileri, ticaret gemileri Akdeniz’e girdiğinde Osmanlı Devleti’ne haraç verir.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Burası üniversite amfisi değil ki Allah aşkına!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yani, bilinmeyen bir şey değil o ama size sözünü ettiğimiz burada, Amerika’ya Müslümanların daha önce gittiklerine dair olan ifadede Fuat Sezgin Hoca’nın kaynakları yoktur, tekrar ediyorum, kaynakları yoktur.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Niye rahatsız oluyorsunuz ya?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yani, o kitabı biz de biliyoruz ama şunu söyleyeyim: Onun dışında, asıl, Makedonya’da eğer gerçekten bir iş yapılacaksa…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bunu savunmak size mi düştü?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – …Kültür Bakanlığına yurt dışındaki kültür varlıklarının restorasyonuyla ilgili bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – …birim kurulmasını sağlayın. Çünkü, orada TİKA’nın yaptırdığı Mustafa Paşa Camisi’nin şadırvanı yıkılmıştır ve yerine modern bir şadırvan yapılmıştır. Eğer siz bu şekilde…

BAŞKAN – Bütün süreler doldu. Cevap hakkı veremeyeceğim Sayın Bakana da kusura bakmayın, doldu hepsi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – …hanı da aynı şekle sokacaksınız hiç yaptırmayın veya Harabati Baba Tekke’sini yaptıracaksanız hiç yaptırmayın.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Bir buçuk dakika var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, onu sonradan ben ilave ettirdim. Yirmiyi geçtik yani gidiyoruz.

Şimdi üç dakika süre vereceğim size. Lütfen tamamlayın.

Evet, buyurunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Şimdi, “Kaynak yok.” diyor da en azından bugün…

BAŞKAN – Allah rızası için şu işe dönmeyin. Şimdi, siz lütfen sorulara cevap verin. Bedelli askerlik söylendi, ona cevap verin, aksi takdirde vermeyecektim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – O da bir soru efendim.

BAŞKAN – Efendim?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – O da bir soru da ondan yani, kaynak…

BAŞKAN – Hayır, o soru değildi, katkıda bulundu.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, bu bir değerlendirme. Dolayısıyla, efendim, o değerlendirmeye bir değerlendirme yaparak… Zaten soru bedelliyle ilgili, Hamzaçebi’nin var.

BAŞKAN – Tamam.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Bakanım, bedelli çok önemli, bedelliye cevap verin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tamam, vereceğim, vereceğim, hiç merak etme.

Yani, bu konu da tartışılabilir. Diyor ki: “Birkaç kaynak var. En önemlisi 896-956 yıllarında yaşamış kâşif ve tarihçi Ebu’l Hasan el-Mesudi, dilimize ‘Altın Bozkırlar’ adıyla çevrilmiş eseri Murûc Ez-Zeheb’te Mesudi Endülüs -Kurtuba- kökenli bir macera adamının okyanusu aşıp karşı kıtaya çıktığından ve değerli ganimetlerle döndüğünden söz ediyor. Mesudi’nin çizdiği haritada Amerika Kıtası görülüyor. Semerkandlı Ebu Reyhan el-Biruni’nin (973-1048) çizdiği haritada da güneyi ve kuzeyiyle Amerika Kıtası var. Sicilya'da yaşamış coğrafya dâhisi El-İdrisi (1099-1165) de okyanus ötesine otuz bir gün süren bir yolculuğu, esir düşen Müslüman denizcileri kıtanın yerlileri arasındaki Arapça bilen birinin kurtardığını anlatıyor”. Yani, dolayısıyla da Kolomb'un… 1498’den önceki durumda kayıtlar var.

Ben Küba’ya gittim. Küba’ya gittiğimde ismi “Zeynep” olanlar, ismi “Omar” olanlar yani Endülüs’ten gelenler de var. Bir kültürün oradan oraya taşındığı kesin ama hangi dönemde gitti, hangi dönemde taşındı, tartışmaya açıktır.

Sayın Akif Hamzaçebi’nin bedelliyle ilgili…

Akif Hamzaçebi, ben Hükûmetin bir üyesiyim ancak karar verici ben değilim. Hükûmet görüşleri alır, değerlendirir, en son, nihai aşamada Hükûmetin başkanı durumunda olan Başbakan karar verir. Başbakanımız Avustralya’da bu konuyla ilgili değerlemelerin devam ettiğini… Dolayısıyla da kısa bir süre içerisinde yapacak. Bu seçim yatırımı olarak değerlendirilebilir mi? Bu konuda da görüşlerde bunun oy kaybettireceğini söyleyenler de var. İşte, “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.” sözü vardır, dolayısıyla bizim arkadaşlarımız arasında bile “Bu oy kaybettirir.” diyenler vardır. Buna oy getirir veya oy kaybettirir açısından bakmadan, bir gün Sayın Bahçeli’nin de dediği gibi de veya konuşmasında dediği gibi de: “Yaşı askerlik yapabilecek o makul sürenin ötesine geçmiş, çoluğa çocuğa kavuşmuş insanların, bir şekilde bundan sonra askere gidemeyecek, hizmetini veremeyecek kimselerin bir ihtiyaç olduğundan bahisle böyle bir talep gelirse destekleyebiliriz.” Ama şunu çok net bilmek lazım: Bunun getirisi kadar götürüsü de vardır, hiç kimse sadece bunun getirisine güvenerek bir teklif yapmaz. Biliyorsunuz, daha önce, 2011’de çıkanı da, biz 2011 Haziranında seçime gittik, çıkarmadık, seçimden sonra aralık ayında çıkardık onu. Dolayısıyla da yapacağımız işlere seçimden önce veya sonra diye bakmıyoruz, gerçekten buna toplumun ihtiyacı var mı yok mu diye ona bakıyoruz.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MAKEDONYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KÜLTÜR MERKEZLERİNİN KURULUŞU VE FAALİYETLERİ HAKKINDA ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN

BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 21 Aralık 2012 tarihinde İstanbul’da İmzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Osman Oktay Ekşi.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; huzurunuza gelen kanun tasarısını, Dışişleri Komisyonu üyesi olarak, o sıradaki görüşmelerde izleyenlerden biriyim. Biz buna esas itibarıyla yani Makedonya’yla Türkiye arasında kültürel iş birliğinin artması açısından baktığımız zaman, elbette, sizler gibi, bunun artmasının gerekliliğinin yanında olan insanlarız, öyle baktık. Ama az önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına huzurunuza gelen Sayın Öner’in ifade ettiği gibi anlaşmada teknik olarak bizi rahatsız eden ve muhalefet şerhi vermemizi zorunlu kılan bir hüküm vardı. Hüküm “Bu anlaşmayla burada tadat edilmemiş hususlar da yapılabilir, taraflar bunu da yapabilir.” diyordu. Tabii, böyle ucu açık hükümler keyfî tasarrufa son derece müsait olduğu için bu ikili anlaşmanın huzurunuza gelen metnine muhalefet şerhi verdik.

Sevgili arkadaşlarım, bu anlaşmanın bugün onaylanması ihtiyacı, hepimizin bildiği gibi, Kurşunlu Han’ın orada Yunus Emre Vakfı tarafından ele alınması ve kullanılması ihtiyacı tarafları zorladığı için, bu vakıf tarafından kurulan Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Profesör Doktor Hayati Develi’nin “Anlaşmanın bir an önce onaylanması mümkün olursa bu Han da tarafımıza tevdi edilecektir. O nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisinin öne almasını istiyoruz.” diye bir başvurusundan kaynaklanıyor. Yani, biz bugün bu konuyu bu sayede öne almış durumdayız ve görüşmekteyiz.

Şimdi, bu vesileyle, bendeniz bazı hususları sizin dikkatinize sunmak ihtiyacını duyuyorum. Söz konusu anlaşmanın uygulaması, arz ettiğim gibi, Yunus Emre Vakfı tarafından yapılacak. Yunus Emre Vakfı ne zaman kuruldu? 2007 yılında, iktidarınızın oylarıyla, bir özel kanunla kuruldu. Bu Yunus Emre Vakfının görevi ne? Türkiye'nin, Türk kültür mirasının ve Türk kültürünün yabancı ülkelerde tanıtılmasına katkıda bulunmak veya bunu sağlamak.

Sizin iktidarınız işbaşına geldikten hemen sonra -sanıyorum, en az benim kadar net bir şekilde anımsayacaksınızdır- bir tasarruf ilkesi ilan etti icra planıyla birlikte. Dedi ki: “Bizden önce bu memleketi idare edenler o kadar müsrif bir anlayışla bu memleketi idare etmişler ki Hariciye Vekâletinin dışarıda teşkilatı var -kaçınılmaz bir şey- Kültür Bakanlığının var, Diyanetin var, onun var, bunun var. Biz hemen bunları azaltacağız ve Türkiye’nin ihtiyacına, gerçek fonksiyonlara uygun bir şekilde bu kadroları da küçülteceğiz.”

Şimdi gelelim buraya. 2007 yılında bu vakfı kuruyorsunuz. Niye kuruyorsunuz? Türk kültürünün dışarıda tanıtılmasını –ayrıntılara girmiyorum- sağlamak için. Peki, Kültür Bakanlığı nerede? Sevgili arkadaşlarım, Kültür Bakanlığının yurt dışında hâlen müşavirlik konumunda, bu konumda tam 43 ülkede ofisi var yani dairesi var, birimi var. Peki, arkasından bu kurduğunuz vakfın ne kadar dışarıda uzantısı var? Onlar da kültür merkezleri. Bunların da sayısı 36. Üstelik bunların bir kısmı yani daha doğrusu 16’sı Kültür Bakanlığının müşavirliğinin bulunduğu ülkelerde kurulmuş. İsterseniz bunların rakamlarının yanında isimlerini de verebilirim.

Bu vakıf nereden kaynak alacak bu işleri yapmak için? Hazineden, bütçeden kaynak alacak. Sadece onunla kalsa… Diyelim ki şu kadar tahsisat verildi. Bu memleketin bir de o ihtiyacını karşılamak için bu vakıf o faaliyeti yerine getirecek. Bakınız arz edeyim: “Vakıf tarafından Kültür Merkezlerinin kurulduğu yerlerde kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup, bu Kanunun amaçlarına uygun faaliyet gösteren birimler -yani Kültür Bakanlığının ofisleri mofisleri, her neyse onlar- araç ve gereçleri, alacak ve borçları ile birlikte bu ülkede faaliyet göstermek üzere Vakıf tarafından kurulan Kültür Merkezlerine devredilir. Devredilen birimlere ait taşınmazlar ise Vakıf tarafından kurulan Kültür Merkezlerinin bedelsiz kullanımına bırakılır.” Ne oldu? Aynı iş için devletin kurduğu ofisin bütün imkânlarını, dairelerin bütün imkânlarını bu vakfa devrettiniz. Yani, ne yaptınız? Devletin işini bu vakıf adı altında taşeron –tırnak içinde söylüyorum- bir kuruluşa aktardınız. Peki, bu devletin görevini yapacak olan arkadaşların işi ne olacak? Getirdiğiniz kanunun yarattığı vakıf, Türk kültürünü tanıtan faaliyetler yapacak. Peki, bu Türk kültürünü tanıtmak için neler yapmış? Bakıyorsunuz ki Osmanlı arşivleriyle ilgili bir sergi açmış, bir de Kâtip Çelebi’yle ilgili bir etkinlik yapmış.

Saygıdeğer dostlarım, peki, Türk kültürü sadece geriye doğru bakıp cetlerimizden, Osmanlıdan, şundan bundan bizlere kalmış olan kültürel mirastan ibaret midir? Modern Türkiye'nin, ileriye doğru bakan, Batı’yla bütünleşmeyi kendi temel felsefesi hâline getirmiş olan bu cumhuriyetin ürettiği kültür yok mu? Onlarla ilgili herhangi bir faaliyeti bu vakıf yapar mı? Hayır, yapmaz. Çünkü onun işlevi, felsefesi hiçbir şeyi buna müsait değil. O zaman ne oluyor? Kamu kaynaklarını tutuyorsunuz, “Türkiye'nin tanıtımı” adıyla tamamen ayrı bir açıdan her şeye bakan bir vakfa emanet ediyorsunuz. E, bu israf değilse bunun adı başka nedir?

Saygıdeğer arkadaşlarım, şimdi, devletin daireleri, daha doğrusu bakanlığı, birimleri, aşağıya doğru var. Onun yanına bu vakfı kuruyorsunuz. Vakıf 36 ülkede paralel bir örgütlenme modelini de o yerine getiriyor. O zaman ben sorsam: Bu paralel devlet kavramını bizzat yaratan siz olmuyor musunuz? Yani bu yapılan, devletin yanına, devletin imkânlarıyla, devletin arabasını, arazini, binasını, şusunu, busunu bir vakfa vermek suretiyle ve devletin yapması gereken görevi ona devretmek suretiyle yarattığınız şey paralel devlet iddianızın oradaki somut örneği değil mi? Şimdi, bu gerçekleri dikkate aldığımız zaman o konunun içinde saklanan, samimi olmadığını düşünmeye bizi zorlayan bir gerçek var. O gerçeğin ne olduğunu bilmiyorum, daha doğrusu hepimiz biliyoruz, ben söylemiyorum ama sizlere huzurunuzda şunu arz etmek istiyorum ki: Artık bu dünyada hiçbir gerçek saklanabilir durumda değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ekşi.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Dinçer...

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Makedonya’da bizim TÜBA benzeri Makedonya Bilimler Akademisi var. Bu Bilimler Akademisinin bahçesinde bir açık hava müzesi var. Bu müzede de bize olan sevgilerinden dolayı Büyük Önder Atatürk’ün heykeli, gene Makedon doğumlu Yahya Kemal’in heykeli ve orayı gezen Evliya Çelebi’nin heykeli var ancak çok küçük. Şu anda Bilimler Akademisinin bütçesi de çok zayıf. Biz oraya bir ziyaret yaptığımızda bizden tek dilekleri bu Açık Hava Müzemizdeki Atatürk büstünü, Evliya Çelebi büstünü ve Yahya Kemal büstünü daha modern, daha büyük bu müzemizde görmek istiyoruz, Türk Hükûmeti bize destek olsun. dediler çünkü çok küçük, sembolik heykelleri var. Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı yaptığınız dönemde görmüş olmanız gerekir. Bu konuda Hükûmetimiz bir yardım yapacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, ilgili birimlere ileteceğim talebi.

BAŞKAN – Tamam.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

Kullanılan oy sayısı                :    198

Kabul                                         : 198 (x)

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu ”

Evet, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı, uğurlu olsun.

Alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 19 Kasım 2014 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.39



(*) 652 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 464 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.