TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  8’inci Birleşim

                                                                                         23 Ekim 2014 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana ve ilçelerindeki güncel olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray'ın, muharrem ayı ve Alevi vatandaşlarımızın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kilis Milletvekili Fuat Karakuş'un, Kilis’e yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın, öğrenci affıyla ilgili yasa tasarısının bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, İstanbul Üsküdar’daki Validebağ Korusu’nun durumuna ilişkin açıklaması

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki oylamalarda mükerrer oy kullanılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, kamu düzeninin sağlanması için devlet otoritesi dışında başka bir otoritenin olmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, 18-21 Ekim tarihlerinde Mersin’in Gülnar ilçesinde çiftçilerin rüzgâr nedeniyle oluşan zararının giderilmesi için Hükûmetin duyarlılığını beklediğine ilişkin açıklaması

6.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın, Çan-Çanakkale ve Çan-Biga kara yollarının ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar'ın, şeker pancarı üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz'ın, besilik canlı hayvan ithali ve 2014 yılındaki arpa ve buğday rekoltesiyle ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 550 milletvekilinden yalnız 58’nin Genel Kurul çalışmalarına katılmasının büyük bir israf olduğuna ve İstanbul Üsküdar’daki Validebağ Korusu’nun durumuna ilişkin açıklaması

10.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın termik santrallerle ilgili sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, meme kanserinin giderek yaygınlaşmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1076)

2.- HDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, gizli tanıklık sisteminin yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1077)

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 21 milletvekilinin, ülkemizin önümüzdeki dönemde ihtiyacı olacak insan gücü ve mesleklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1078)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı Ahmet Berat Çonkar ve Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca 5-7 Kasım 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Parlamentolar Arası Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1612)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından, 9/10/2014 tarihinde Bingöl İl Emniyet Müdürü ve ekibine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı ve iki saat sonrasında Genç ilçesinin girişinde bir aracın taranması olaylarının araştırılması amacıyla 17/10/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz ve arkadaşlarının, şeker pancarı ve şeker üretimiyle ilgili sorunların araştırılarak yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/364) görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 50 milletvekili tarafından, Artvin’in Murgul ilçesinde yapılması planlanan siyanür havuzuyla ilgili sorunların tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan'ın, Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz'ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın 240 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır'ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 Milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

4.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240)

5.- İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/758) (S. Sayısı: 640)

 

X.-YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, 2011-2014 yılları arasında hakkında inceleme ve soruşturma başlatılan personele ve çözüm süreci çalışmaları nedeniyle personele baskı yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/48692)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Türkiye'nin savunma harcamalarının GSYİH'ye oranına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/48815)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, terör örgütü aleyhinde ifadelerde bulunan veya yapılan usulsüz iş ve işlemlere karşı çıkan personel üzerinde baskı yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/48931)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında kamu sektöründe istihdam edilen kimselerin sayısına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/48948)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2002-2014 yılları arasında görev yapan özel kalem müdürü, müşavir ve basın ve halkla ilişkiler müşavirlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/49018)

6.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın, elektrik borcunu ödemeyen çiftçilerin destekleme primi alamamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/49019)

7.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu'nun, tarımsal üretimde kullanılan enerjiden kaynaklanan giderlerin azaltılması yönündeki çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/49020)

8.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu'nun, Hatay ili özelinde tarımsal sulamadan kaynaklı elektrik borçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/49021)

9.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu'nun, Kuzey Irak petrolünün Türkiye üzerinden İsrail'e satıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/49022)

10.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün, ev, bağ ve bahçelerine elektrik bağlatma konusunda sorun yaşayan vatandaşlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/49023)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, YAŞ kararlarıyla görevlerine son verilen personelin sorunlarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/49068)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Soma'da kaza yaşanan maden ocağında gerçekleştirilen denetimlere ve bu denetimler kapsamında uygulanan idari para cezalarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/49190)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından satın alınan temizlik hizmetleri kapsamında yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/49366)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlatılan kamu spotlarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/49542)

15.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, Diyarbakır 2’nci Hava Kuvvet Komutanlığının lağvedilmesine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/49972)

16.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, 2003-2013 yılları arasında yeraltı maden işletmelerinde gerçekleştirilen usulsüz fazla çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/50314)

17.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya'nın, Paris'te düzenlenen bir fuarda Makine Kimya Endüstrisi envanterine kayıtlı bir silahın çalındığı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/50703)

18.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı mevzuatları arasında farklılık olduğu için mağduriyet yaşandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/50994)

19.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında gözaltı ve tutuklulukta geçen süreleri için prim kolaylığı sağlanmayanlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/50995)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Botan Çayı'nın yükselmesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara,

Siirt'teki bir barajda yaşanan taşkın vakasına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51037), (7/51180)

21.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Siirt'te Botan Çayı üzerinde kurulu Alkumru Barajı'ndan su bırakılması sonucu yaşanan ölümlere,

Siirt'te Botan Çayı üzerinde kurulu Alkumru Barajı'ndan su bırakılması sonucu yaşanan ölümlere,

Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde Dicle Nehri’nin kum ocakları tarafından tahrip edildiği iddiasına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51039), (7/51185), (7/51601)

22- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray'ın, büyükşehirlerdeki içme sularının denetimine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51178)

23.- İstanbul Milletvekili Melda Onur'un, Siirt'in Tillo ilçesinde Alkumru Barajı'nda yaşanan taşkında DSİ'nin sorumluluğuna ve barajın teknik özelliklerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51181)

24.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in, 2001 yılı öncesi vergi mükellefi olup kendi hesabına bağımsız süreleri bulunanların bu süreleri tescil ettirememesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/51236)

25.- Van Milletvekili Nazmi Gür'ün, Van'ın Muradiye ilçesinde DSİ'ye ait sulama kanalında hayatını kaybedenlere ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51316)

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Siirt'te Botan Çayı üzerinde kurulu Alkumru Barajı'ndan su bırakılması sonucu meydana gelen ölümlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51473)

27.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Irak'tan kaçan Ezidilere yönelik olarak AFAD'ın yardım sağlamadığı iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/51519)

23 Ekim 2014 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini; buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.04

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – Açılışta yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana ve ilçelerindeki güncel olaylar hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’a aittir.

Buyurun Sayın Halaman. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana ve ilçelerindeki güncel olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. Adana’nın güncel konularını gündeme taşımak için gündem dışı söz verdiğiniz için de teşekkür ederim. Yüce heyetinizi, Türk milletini saygı, sevgiyle selamlarım.

Adana, güncel noktasında çok sorunlu, problemli bir memleket hâline geldi.

Adana’nın Saimbeyli ilçesi vardır. Adana, millî mücadelenin soluk aldığı bir yer olması dolayısıyla… Seksen senedir Saimbeyli’nin kurtuluşu kutlanır. Ben Saimbeylilerin kurtuluş bayramını kutluyorum. Yani 1918 yılında Adana’ya Mersin Limanı’ndan, İskenderun Limanı’ndan Fransız askerleri gelmişti, o bölgeleri işgal etti.

Güncel olarak bugün baktığımızda, bugünkü Hükûmetin de vesile olduğu, Adana’nın etrafında değişik değişik ülkelerin askerlerini görme imkânımız var. Adana, bu Hükûmet döneminde büyümesi gerekirken küçülen, işsizliği çoğalan, üretimin düştüğü, emeğin, alın terinin kaybolduğu, sanayisinin, tarımının, nakliyesinin bittiği, taşımacılığın, terörün, dolayısıyla şiddetin çok yoğunlaştığı bir coğrafya parçası hâline geldi. Bundan dolayı bizim sık sık Adana’nın sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme getirip, Türkiye Büyük Millet Meclisini vesile ederek, icrada bulunan bakanların Adana’nın sorunlarıyla ilgili yani toplumsal sorunlarla ilgili, yani sırf nemaya dayalı, müteahhide dayalı, sırf kişisel işlere dayalı Adana’nın sorunlarını halletmekten ziyade, Adana’nın temel sorunlarını aşağı çekip iyileştirme noktasında tekliflerimiz oldu.

Son zamanlarda, Adana’da pamuk hasat dönemi olmasına rağmen, kütlü pamuğun kilosu 1.200 lira. Dolayısıyla, koca Adana tarafında bu dâhilde işleme belgesi alan 12 tane un fabrikası varken bugün 1 tane var. Dolayısıyla, “Dâhilde işleme belgesi alarak ihracata dayalı ihracat yapacağız.” diyerek Türkiye’de, Adana’da özellikle, pamuğu işletip, ilk piyasada satıp vergi iadesi alan fabrikalara Adana teslim edildi. Bundan dolayı pamuk fiyatları da artmıyor.

Diğer bir iş, bizim Kozan’ın bir barajı vardı. Kozan’ın yukarısı dağlık bölge, ormanlık, alt tarafı da ova. Genelde sulu tarım yapılır. Sulu tarımdan dolayı narenciye bahçesi çok. Dolayısıyla, pamuğu, soyası, mısırı çok olmakla birlikte, bu kuraklıktan ve iklim şartlarından mütevellit, epeydir bu baraj su olarak dolmuyor, dolayısıyla ikinci ürün ekilmesine müsaade edilmiyor. Ben muhtarlar kanalıyla, bu Kozan Barajı’nın beslenmesiyle ilgili muhtarlara dilekçe verdirtip yukarısında akan ırmaklar üzerinde kurulan HES’lerden bir pay çıkararak -bu Kozan Barajı’nın “ters akan” dediğimiz, üst tarafta, suyu cazibeli bile gelebilir- bunların bu bizim baraja aktarılması noktasında… Yani, Orman ve Su İşleri Bakanlığına zaman zaman halkla, sulu tarım yapanlarla ilgili teklif, dilekçe verdirmemize rağmen bölge müdürlüklerinde “İmkânımız yok, dolayısıyla sonra düşünelim, şimdilik bunu yapamayız.” denilerek sürekli olarak alta çekme var.

Ben buradan, Meclisten bir defa daha sesleniyorum: Yani, bizim bu Kozan’daki sulama dediğimiz tarımsal amaçlı barajın, sudan dolayı beslenmesi için bu Bakanlığın bu konuşmamızdan dolayı duyarlı olmasını bekler; hepinize saygı, sevgi sunar; hoşça kalın derim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaman.

Gündem dışı ikinci söz, muharrem ayı ve Alevi vatandaşlarımızın sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Sabahat Akkiray’a aittir.

Buyurun Sayın Akkiray. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray'ın, muharrem ayı ve Alevi vatandaşlarımızın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

SABAHAT AKKİRAY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, muharrem ayı ve Alevi halkının talepleri konusunda söz almış bulunuyorum.

Yarın muharrem ayının ilk günü yani bin üç yüz otuz dört yıldır Müslüman topluluğu için matem günlerinin başlangıcı. Neden matem günü? Hazreti Muhammed’in öz torunu Hazreti Hüseyin ve Hazreti Muhammed’in ailesinden 72 canın alındığı kara günler olduğu için. Niçin katledildi Peygamberimiz’in ailesi ve neden bin üç yüz otuz dört yıldır sanki dün yaşanmış gibi acı veriyor? Acı veriyor çünkü Kerbela’ya akan kan Peygamberimiz’in kanı; Peygamber ailesi iktidar uğruna, zenginlik uğruna, kabilecilik adına, Müslüman halkı parçalamak pahasına katledildi. Bin üç yüz otuz dört yıldır oruç tutuluyor, gözyaşı dökülüyor ve yas çekiliyor.

İktidarın uygulamalarıyla Alevi olmaksa artık neredeyse suç; ibadethaneleri yok sayılıyor, Alevilere don biçeceğiz demek yetmeyince devletin tüm imkânlarıyla saldırıyorlar. Mecburi din dersleri yetmeyince sözde mecburi olmayanıyla saldırıyorlar. Öğretmen atamalarını bile buna göre ayarlıyorlar. İnanç özgürlüğünü sadece kendi inancı için istemek en büyük zulümdür, zulüm. Sizin gibi inanmayan ve ibadet etmeyen vatandaşlarınızı yok sayamazsınız. Bugün parmak hesabıyla yapacağınız her engelleme, gelecekte daha büyük ayrışmalara, çatışmalara, bölünmelere yol açacaktır. Bunu engellemeye çalışıyoruz.

Peki, iktidar neden Alevilere karşı acımasızca ayrımcılık uyguluyor, taleplerini yok sayıyor? Çünkü mezhepçilik yapıyor, kendisi gibi olmayanı devletin imkânlarıyla asimile etmeye çalışıyor. KPSS’de başarılı olan Alevi çocuklar mülakatları geçemiyor. Bunlarla ilgili yüzlerce şikâyet ortada. Yıllardır soruyorum, hâlâ cevap vermediniz: Sizin kamuda, bürokraside Alevi olan kaç vatandaşınız var? Askerî üst düzey görevlerde, valiliklerde, kaymakamlıklarda, üniversitelerde, belediyelerde kaç Alevi görev yapıyor? Millî takımda oynayan futbolculardan birisi için bile “Alevi’dir, Hataylıdır.” diye ayrımcılık yapılmadı mı? İktidar, Alevileri kamunun dışına, açlığa, yoksulluğa, ötekileştirmeye terk etti. Bunu da sistematik olarak yapmaya devam ediyor. Bu da başka bir yönüyle katliam değil mi?

Ülkemizde kimsenin dinimizle sıkıntısı yok. Sıkıntı, din tüccarlarıyla, din adına, iktidar adına Peygamber ailesini katledenlerle, “Bugün Kerbela olsaydı biz Yezid’den yana oluruz.” diyenlerledir, IŞİD’e sesini çıkartmayıp sırtını sıvazlayanlarladır. Kerbela mı arıyorsunuz? Hama’ya, Lazkiye’ye, Telafer’e bak; Kobani’ye, Şengal’e bak. Kerbela orada hâlâ yaşanıyor, insanlar ölüyor, kadınlar pazarlarda satılıyor, çocuklar katlediliyor. Kobani’yi de, Hama’yı da, Şengal’i de korumak her şeyden önce insanlık görevimizdir.

Zalimin karşısında durmak İslam’ın en önemli emri değil mi? Bugün zamanın Yezidleri coğrafyamızı kana buluyor, yaptıkları şiddet Türkmen, Kürt, Arap, Ezidi dinlemiyor. İslam’la en ufak bir alakası olmayan bu iğrençlik, nefret, çirkinlik sona ermeli.

Alevi halkının diğer halklar gibi devletin uygulamalarından payını alması için ne gerekiyorsa yapmak bizim görevimizdir. Bunu mezhepçilik için, particilik için, ötekileştirmek için yok sayanlara son söz olarak şunları söylemek isterim: Alevi halkının bir sözü vardır: “Her devrin Yezid’i varsa, her devrin Hüseyin’i de vardır. Zalimin karşısında durmak için ihtiyacımız olan tek güç Hazreti Muhammed’in, Hazreti Ali’nin, Hazreti Hüseyin’in yolundan yürümektir.” İktidar mensubu bazı bazı vekiller ne diyordu? “Bugün Kerbela olsa biz Yezid’den yana olurduk.” ve bugün Kerbela olsa -ben buradan söylüyorum- biz Hüseyin’den yana olurduk, biz Hüseyin’den yana olurduk, yine Hüseyin’den yana olurduk.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkiray.

Gündem dışı üçüncü söz, Kilis’e yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Kilis Milletvekili Sayın Fuat Karakuş’a aittir.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Kilis Milletvekili Fuat Karakuş'un, Kilis’e yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

FUAT KARAKUŞ (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kilis’e yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sahabeler şehri, ensar şehri Kilisli hemşehrilerim başta olmak üzere aziz milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ ülkemize büyük bir gelişim ve değişim süreci yaşatmıştır. 2013 yılı itibarıyla on yılda Kilis’e 1,6 milyar TL yatırım ve destek sağlanmıştır. Yatırım ve desteklerin dağılımı şöyledir: Ulaştırma ve haberleşme 79 milyon TL, eğitim 82 milyon TL, sağlık 60 milyon TL, adalet 6 milyon TL, orman ve su işleri 143,5 milyon TL, enerji ve tabii kaynaklar 35,7 milyon TL, çevre ve şehircilik 92 milyon TL, TOKİ 179 milyon TL, İlbank 252,5 milyon TL; gıda, tarım ve hayvancılık 124 milyon TL, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 155,8 milyon TL, gençlik ve spor 92 milyon TL, kültür ve turizm 20,7 milyon TL, vakıflar 5,7 milyon TL; bilim, sanayi ve teknoloji 45 milyon TL, KOSGEB 1,2 milyon TL, KÖYDES 45 milyon TL, Kalkınma Ajansı 7,7 milyon TL, üniversite 94,5 milyon TL.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okul ve kurum sayısını 143’ten 241’e yükselttik, derslik sayısını 138 artırdık. 2013’e kadar 6.500 öğrencimize 10 milyon TL destek sağladık. 2.373 adet bilgisayar, 179 akıllı tahta, 1.289 -genişletilmiş pilot- tablet gönderdik. 2008 yılında 2.170 olan öğrenci sayısı 2014 yılında 8.500’e ulaşmıştır.

200 yataklı Merkez Devlet Hastanesi, Kilis Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesi, halk sağlığı laboratuvarı, Elbeyli Aile Sağlığı Merkezi, 5 aile sağlık merkezi, 5 yataklı Musabeyli Hastanesi, 50 yataklı prefabrik hastane, gençlik ve kültür merkezi, kapalı yüzme havuzu ve spor salonu, 2 adet sentetik çim yüzeyli futbol sahası yaptırmış olduk. Yurtların konfor ve kapasitesini artırarak kapasitemizi 432’den 2.390’a çıkardık.

Kara yolu ağını 148 kilometreye ulaştırdık. Bölünmüş yolu 2 kilometreden 34 kilometreye çıkardık. PTT yatırımlarını 1,3 milyon TL ile 52 kat artırdık.

Sosyal güvencesiz 1.133 kadınımıza maaş bağladık. Şartlı eğitim yardımıyla 6.820 öğrencimize destek sağladık, 181 engellimizi istihdam ettik. Evde bakım ve rehabilitasyon için 34,6 milyon TL ödenek sağladık.

96 dar gelirli vatandaşımızı konut sahibi yaptık. 2050 yılına kadar yetecek olan içme suyumuzu temin ettik. 13,1 milyon yeni fidan diktik. TOKİ öncülüğünde 1.152 konut, 2 lise, 6 ilköğretim okulu, 1 kreş, 1 sağlık ocağı, 2 aile sağlık merkezi, 5 cami, 2 ticaret merkezi yaptırdık.

Köy yolu ağının yüzde 47’sini asfalt ve betonla kapladık. 880 kilometre asfalt yol yaptık.

Tarımsal destekleri 5,1 milyon TL’den 18,7 milyon TL’ye çıkardık. 16 milyon TL prim desteği sağladık. Hayvancılık desteğini 5 milyon TL ile rekor seviyeye çıkardık. 8,1 milyon TL hibe desteğiyle 39 yeni tarımsal sanayi tesisi kurduk. 1.927 adet yeni makine ekipmanıyla 8 milyon TL hibe desteği verdik. 20 kooperatife 20,2 milyon TL kredi desteği sağladık. Kilis’i doğal gazla tanıştırdık. Vakıf eserleri restorasyonu için 5,7 milyon TL harcadık. Atık su arıtma tesisini açtık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devam eden yatırım projeleri ise şöyledir: Polateli-Şahinbey Tekstil İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Projesi, Musabeyli, Yukarı Afrin ve Doğanpınar Barajları, gölet ve sulama projeleri, taşkın koruma tesisleri, yeni cezaevi, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü kompleks hizmet binası, Kilis-Gaziantep kara yolu, Kilis-Hatay kara yolu, 115 yataklı hastane ek hizmet binası, 112 çağrı merkezi, spor salonları, kapalı yüzme havuzu, Tapu ve Kadastro Müdürlüğü hizmet binası, yıllık 75 bin tonun üzerinde zeytin üretimi olan Kilis’te organik zeytinyağının tanıtım ve markalaşması projesi bunlar arasında sayılabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar yapılan hizmetleri yeterli görmüyoruz. Ülkemizin, milletimizin ve ilimizin refah ve mutluluğu için gece gündüz demeden tüm gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz. “Durmak yok, çalışmaya devam.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakuş.

Gündeme geçmeden önce 10 arkadaşımıza 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Havutça…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın, öğrenci affıyla ilgili yasa tasarısının bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; kamuoyunda “üniversite öğrenci affı yasası” olarak bilinen yasa tasarısı komisyonda gündeme gelmeyi bekliyor ve Genel Kurul gündemine gelmesiyle ilgili burada benim tarafımdan verilen üniversite öğrencilerinin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili Meclis araştırma önergesi görüşülürken o dönemin Millî Eğitim Komisyonu Başkanı öğrencilere buradan söz vermişti, “Evet, ekim ayı içerisinde biz bu öğrenci affı yasasını çıkaracağız.” demişti. 2011 yılında çıkan öğrenci affı yasasından sonra yaklaşık 200 bin öğrencimiz şu anda herhangi bir şekilde, sağlık sebepleri, ailevi sebepler, devamsızlık gibi, herhangi bir suça bulaşmamış öğrencilerimizin gözleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde. 200 bin gencimizin üniversite kapılarında örgün eğitimin dışına bırakılması, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir sorunu değil midir? O nedenle, ben buradan çağrı yapıyorum iktidar milletvekillerine ve Millî Eğitim Komisyonu üyelerine: Gençlerimizin hayatını karartmayalım.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

2.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, İstanbul Üsküdar’daki Validebağ Korusu’nun durumuna ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu Validebağ Korusu’nun etrafındaki olaylar üç aydır, dört aydır sürekli devam etmekte, Üsküdar Belediyesi ve iktidarın desteğini alan yapılar orada bu koruyu yok etmenin peşindeler. Orada halk direniyor, onun için Validebağ’dan şimdilik geri çekildiler. Validebağ’ın yanında 1.000 metrekarelik bir alanda 450 metrekare üstüne bir dinî tesis kurmaya çalışıyorlar, inşaata açıyorlar. Sabah beşte dozerlerle giriyorlar, ruhsat yok, tabela yok, hiçbir şey yok, insanlar saçlarından sürükleniyor. 2.500 metrekareden aşağı olmaması gereken dinî alana 600 metrekare bir dinî alan yapmaya çalışıyorlar. Bu bölgede 500 metre içinde 4 tane dinî alan var, depremde toplanma merkezi yok. Buralar otopark olmasın yeşil alan olsun istiyoruz, herhangi bir inşaata açılmasın istiyoruz. İSKİ olumsuz rapor veriyor, trafik olumsuz rapor veriyor, bilir kişiler olumsuz rapor veriyor, 7 mahkeme devam ediyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki oylamalarda mükerrer oy kullanılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dikkatini çekmek istediğim bir şey var. Dün, 312 sandalyeye sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisi toplantı yeter sayısını birinci yoklamada bulamadı, ikinci yoklamada da 181 elektronik oy, 3 pusula geldi ve o 3 pusuladan bir tanesi tespit edildi ki bir milletvekili arkadaşımızın hem elektronik yoklamaya girip hem de oy kullandığı. Dolayısıyla, bu Meclis acı günler de yaşadı, belki geçmişle bağdaştırarak “İşte, geçmişte de oluyordu bunlar.” diye savunma getirebilir arkadaşlarımız ama bu işin savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Eğer hem elektronik oy girmeyi hem de oy pusulası göndermeyi beceremeyecek arkadaşımız varsa gitsin tarlada çift sürsün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde halk iradesini temsil etmesin. Halk iradesi bir oyla falan kandırılarak burada toplantı yeter sayısı sağlanıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

4.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, kamu düzeninin sağlanması için devlet otoritesi dışında başka bir otoritenin olmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birkaç gündür kamuoyunu meşgul eden, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen bazı tasarılarla ilgili değerlendirmeler var. Sayın Başbakan bu tasarılarla ilgili, özellikle yargı ve güvenlikle ilgili tasarıları kastederek, kamu düzenini sağlamak gayesiyle bazı değişiklikler yapacağını ifade ettiler.

Şimdi, bu kamu düzeninin sağlanması noktasında herkes, özellikle, 6-7-8 Ekimde olan olaylardan sonra, mutabık. Ancak, bu kamu düzenini sağlarken hangi merkezin, hangi kaynağın otoriteyi kullanacağı da çok önemli. Biz, devlet otoritesinden başka bir otoritenin olmayacağına inanan bir siyasi partiyiz. Bugünkü gazetelere yansıdığına göre, kısa bir mesafede asker, polis ve PKK’lılar tarafından kimlik kontrolü yapılan gazeteciler olmuş. Sayın Başbakan bu otoritenin devlet otoritesi dışında başka bir otorite olmayacağını da vurgulamalı ve onun için de çalışmalı, gayret göstermeli diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

5.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, 18-21 Ekim tarihlerinde Mersin’in Gülnar ilçesinde çiftçilerin rüzgâr nedeniyle oluşan zararının giderilmesi için Hükûmetin duyarlılığını beklediğine ilişkin açıklaması

 

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

18-21 Ekimde Mersin’in Gülnar ilçesinde rüzgâr hızını devletin yetkili organları -orman ve meteorolojinin verileri olarak baktığımızda- 84 kilometre/saat olarak belirtmişler. Sizin zamanınızda Hükûmetiniz tarafından kurulmuş olan, çiftçinin zararını tazminle sorumlu olan TARSİM, çiftçinin mağduriyetini gidermeme adına, akreditasyonu olmayan başka yerlerden hava raporunun sonuçlarını alarak bu rüzgârın hızını 35 kilometre/saat olarak rapor etmiş, 62 kilometre/saatin altında olduğu için de çiftçinin zararını ödeme cihetine gitmemiştir. Bu konuyla alakalı Hükûmetiniz tarafından duyarlılık beklediğimi ifade etmek istiyorum.

Yine, Mersin Erdemli ilçesinde Güzeloluk-Güneyli-Sarıaydın-Kırobası-Ayrancı yol güzergâhı kara yolları yol ağı içerisine alınmış, Ulaştırma Bakanından da 2015 yılı yatırım programına dâhil edilmesini, Mersin’i Karaman’la birleştirecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

6.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın, Çan-Çanakkale ve Çan-Biga kara yollarının ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yapımına on dört yıl önce başlanıp yılan hikâyesine dönen Çan-Çanakkale arasındaki kara yolu aradan onca yıl geçmesine karşın ve yetkililerin 2013 yılında bitirileceğine dair ifadeleri ve sözlerine rağmen hâlâ bitirilememiştir.

Yapımına on dört yıl önce başlanan Çan-Çanakkale, Çan-Biga kara yolunun son durumu, ne zaman bitirileceği kamuoyunca özellikle beklenmektedir. Ayrıca, Çanakkale savaşlarında yapılmış ve ondan sonra ele alınmayan Çan-Bayramiç-Ezine kara yolunu yapmak düşünülüyor mu? Her seçim boyunca bunun için söz veriliyor ama hiçbir şekilde seçimden sonra da ele alınmıyor. Programa sokmaya düşünüyor musunuz?

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çınar…

7.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar'ın, şeker pancarı üreticilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türkiye genelinde şeker pancarı üreticilerinin kampanya dönemi başladı. Seçim bölgem olan Kastamonu’da da üreticilerimiz üretmiş oldukları şeker pancarlarını fabrikalarına teslim etmekteler. Yalnız, bu sene gerek bölgemde gerekse diğer şeker pancarı üreticilerinin yer aldığı diğer illerde şeker oranları çok düşük seviyede seyretmektedir. Bunun sebebinin, gerek iklim şartı gerekse şeker pancarı üreticilerinin zaman içerisinde ürettikleri şeker pancarının yaprağında meydana gelen hastalığın zamanında tedavi edilmemesinden kaynaklandığı ortaya konulmaktadır. Bundan dolayı çiftçimizin ürün bedelleri alımı noktasında ciddi bir mağduriyeti yaşayacakları söz konusudur. Tarım Bakanlığının bununla alakalı gerekli çalışmayı yapıp en azından taban fiyat uygulamasını bütün üreticilere yansıtmasının çiftçilerimizin mağduriyetinin giderilmesi noktasında önemli bir çalışma olacağını düşünüyor, bunu buradan duyurmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz'ın, besilik canlı hayvan ithali ve 2014 yılındaki arpa ve buğday rekoltesiyle ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

 

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; kamuoyunda besilik canlı hayvan ithali konusunda ciddi bir bilgi kirliliği vardır. Konuya açıklık getirmeyi düşünüyor mu Hükûmet? Küçük besiciyi çok zor durumda bırakacak, hayvancılığımıza ciddi darbe vuracak olan bu ithalat olacak mı, olmayacak mı? Bu konuda bazı büyük şirketlere söz verilmiş midir, verilmemiş midir? İthal edilecekse hangi ülkelerden ve ne kadar besilik canlı hayvan ithal edilecektir?

Ayrıca, 2014 yılında ülkemizde arpa ve buğdayda rekolte ne olmuştur, ne kadar gerçekleşmiştir? Stratejik ürün olan bu ürünlerde ihtiyacımızı karşılayabilecek durumda mıyız? Toprak Mahsulleri Ofisi bu dönemde çiftçimizden ne kadar arpa ve buğday satın almış ve buna karşı ne kadar para ödemiştir, ithalata ihtiyacımız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 550 milletvekilinden yalnız 58’nin Genel Kurul çalışmalarına katılmasının büyük bir israf olduğuna ve İstanbul Üsküdar’daki Validebağ Korusu’nun durumuna ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Başkan, şu anda Mecliste Adalet ve Kalkınma Partisinden 14 arkadaşımız, Cumhuriyet Halk Partisinden 23, Milliyetçi Hareket Partisinden 15, HDP’den 4; toplam, 58 milletvekili Parlamentoda var. 550 milletvekilinin bulunduğu yerde 58 kişi çalışmaya katılıyor. Bu, büyük bir israftır. Meclis Başkanlığının bir an önce bu hususu dikkate almasını istirham ediyorum.

İkinci bir konu: Üsküdar ilçemiz Validebağ Korusu’nda mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı olduğu hâlde iktidar ısrarla mahkeme kararlarına uymamakta. Anayasa’mızın 2’nci maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir hukuk devletidir.” Hukuk devletini bu iktidar ihlal etmekte, Anayasa suçu işlemekte, Anayasa’nın dışına çıkmakta. Lütfen, iktidarın Anayasa’nın sınırları içerisinde hareket etmesini bekliyor ve Validebağ Korusu’ndaki o TOMA’ların kaldırılmasını istirham ediyoruz. Vatandaşa yeşil alanın terk edilmesini istiyoruz.

Saygılar.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

10.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın termik santrallerle ilgili sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan Taner Yıldız’ı az önce burada görmüştüm. Onun için bu soruyu sormak istedim ama zannediyorum kendisi ayrıldı. Bir gazeteye verdiği demeçte “Termik santraller kömür yataklarının olduğu bölgede yani yerinde kurulmalıdır.” şeklinde bir ifadesi var. Bursa Demirtaş Organize Sanayi yani DOSAB’da kurulacak termik santral kömür kaynaklarının yerinde mi? Acaba Bursa’nın Yunuseli ve DOSAB’ın altında kömür kaynakları var mı? Bunu Sayın Bakandan öğrenmek istiyordum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, meme kanserinin giderek yaygınlaşmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1076)

 

Türkiye Büyük Mille Meclisi Başkanlığına

Meme kanserine dikkat çekerek, risk altında olsun olmasın tüm kadınları bilinçlendirmek ve bu amaçla hastalığa erken tanı sağlayacak olan Toplum Tabanlı Tarama Programı’nı hayata geçirmek başta olmak üzere, meme kanserinin giderek yaygınlaşmasının sebeplerinin tespit edilmesi ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

1) Mülkiye Birtane                                                     (Kars)

2) Pervin Buldan                                                       (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                           (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                        (Batman)

8) Hasip Kaplan                                                        (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                            (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                         (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                             (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                   (İstanbul)

17) Erol Dora                                                            (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                   (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

Kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseridir. Bu oran Meme Sağlığı Derneği olan MEMEDER tarafından yüzde 24,1 olarak tahmin ediliyor ve bununla birlikte bu alanda kapsamlı bir çalışma olmadığından kesin istatistiklerin de olmadığı vurgulanıyor. Bu nedenle, uzun süreli izlemeye ve topluma dayalı bir meme sağlığı tarama programına ihtiyaç olduğu sıkça dile getiriliyor. Ancak birçok ülkede hayat bulmuş bu programın Türkiye'de henüz olmadığı görülüyor. Oysa böylesi bir programla, her yıl onlarca kadının, göğüs kanseri konusunda bilgi yoksunluğu, imkânsızlık ve tedavi için geç kalmışlık nedenleri yüzünden hayatını kaybetmesi önlenecektir. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan kadınların çoğunun hastalık ancak öldürme aşamasına geldiği zaman doktora gittikleri gözlenmiştir. Toplum tabanlı tarama programının oluşturulması kadınları bu riskten büyük ölçüde kurtaracaktır. Kent merkezlerinden başlanarak tüm ilçe, köyler ve beldelerde periyodik olarak taramalar yapılmalıdır. Bunun için yerel yönetimler, il sağlık müdürlükleri başta olmak üzere, programın hayata geçirilmesini kolaylaştıracak tüm unsurlar, projenin yürütülmesinde görev ve sorumluluk yüklenmelidir. Sağlıklı istatistiklerle Türkiye'de meme sağlığı ve sorunlarının boyutu ve kapsamı ortaya çıkarılarak, erken teşhis mümkün kılınacak, bu sağlık sorununun çözümü kolaylaşacak ve ölüm oranları azaltılabilecektir. Bu anlamda acil olarak bir toplum tabanlı tarama programı oluşturulmalıdır. Araştırmalara göre, meme kanseri şüphesiyle doktora giden kadınların 3/4'ü o bölgede fark ettikleri bir kitle nedeniyle doktora başvuruyor. Meme sağlığı tarama programında, risk altındaki kadınların ayrıntılı öyküleri alınacak, hekim tarafından fizik muayeneleri yapılacak ve yanında ücretsiz mamografi ve gerektiğinde ücretsiz ultrasonografi çekilecektir. Kadınlara kendi kendine meme muayenesi yapabilme becerisinin kazandırılacağı eğitimler, genel bilgi aktarılacak konferans, seminer ve eğitimler yürütülecektir.

Akciğer kanserinden sonra, dünyada görülme sıklığı en yüksek olan meme kanseri yalnızca kadınlarda değil, erkeklerde de görülebiliyor. Türkiye'de henüz düzenli bir meme kanseri kayıt programı olmadığından, kesin sıklığının belirlenmesi de mümkün olmamıştır. Bazı üniversitelerin yaptığı araştırmalarda, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 20/100.000, Batı bölgelerinde ise 40-50/100.000 oranında bir sıklığın olduğu öne sürülüyor. Yine aynı araştırmada, bu bölgesel farklılığın eğitim, kültürel, ekonomik nedenler, muayene ve mamografi olanaklarının daha fazla olması, menopoz klinikleri ve halkın öncelikleriyle ilgili olabileceği üzerinde durulmuştur. Türkiye'de genel cerrahi uzmanı, patoloji uzmanı, medikal onkolog, radyasyon onkoloğu yetersizliği ve ülke genelindeki dağılımın her bölgede, her şehirde nüfusa orantılı olarak yapılmış olmaması meme kanseri vakalarının erken tanı ve tedavi imkânı bulmasını engelliyor. Türkiye'de özellikle medikal onkolog sayısı belirgin olarak azdır. Sonuç olarak, meme kanseri riski altında olan herkesin erken tanı ve zamanında tedavi imkânı bulması için sağlık alanında gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla da Toplum Tabanlı Tarama Programı oluşturulmalıdır. Aynı zamanda, kanserli hastaların düzenli bir şekilde kaydedilmesi, standart ve modern tedavi ve takip programlarının uygulanması için gerekli koşullar oluşturulmalıdır. Bu alandaki ihtiyaçların ne düzeyde olduğunun ve gerekli önlemlerin belirlenmesinin tespiti için Mecliste bir araştırma komisyonu oluşturulmasını Genel Kurulun takdirine sunuyoruz.

2.- HDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, gizli tanıklık sisteminin yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1077)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tutuklu Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım'ın talebi üzerine Hakkâri'de 2009 yılından itibaren neredeyse bütün KCK operasyonlarında gizli tanık olarak dinlenen ve verdiği ifadelerle yüzlerce insanın cezaevine girmesini sağlayan, “Oyun Bozan” kod adlı gizli tanığın Muş Cezaevinden yazmış olduğu mektubunda geçen iddialarla ilgili gizli tanıklık sisteminin tespiti ve yol açtığı sorunların giderilmesi amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince "Meclis araştırması" açılmasını saygılarımla arz ederim.

Pervin Buldan

Iğdır

HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Son yıllarda, hukuka aykırı olduğu hâlde, neredeyse bütün siyasi davalarda, "gizli tanıklık sistemi" sistematik olarak uygulanmaktadır. Adil bir yargılamanın ön koşullarından biri olan şeffaflık ilkesi, bu uygulamayla tamamıyla devre dışı kalmaktadır. 2009 yılından beri yoğun tutuklamaların olduğu Hakkâri'de, gizli tanık olarak kayıtlara geçen, "Oyun Bozan" adlı şahsın Muş Cezaevinden gönderdiği mektup, insanların ülkemizdeki hukuk sistemine ve adalet ilkesine olan güvenini yerle bir edecek nitelikte açıklamalardır. M.E. en son 27 Temmuz 2012 tarihinde Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmasında, Oyun Bozan kodunun kendisi olduğunu ve verdiği ifadelerin tümüyle gerçek dışı ve polis zoruyla verdiği ifadeler olduğunu beyan etmişti.

Söz konusu şahsın mektubunda geçen ifadeler şunlardır:

"2009 yılında Hakkâri'de gözaltına alındım. TEM Şubede Murat ve Şahin adlı 2 polisin tehdit ve şantajlarına maruz kaldım. Korktuğum için 'gizli tanık' olmayı kabul ettim. Bana baskı uygulayanlar arasında Hakkâri Savcısı da vardı. Bundan sonra birçok kişi hakkında ifadeler verdim, ancak hiçbir ifadem doğru olmadığı gibi bunların tamamı polisler tarafından hazırlandı." İfadelerini tamamen Hakkâri Emniyetindeki sorgu ekibinin hazırladığını ve bu kirli senaryoların bir parçası olduğunu mektubunda dile getiren M.E., "Hiç tanımadığım, bilmediğim kişiler ve Kürt siyasetçileri üzerine ifade verdim. Aslında söz konusu kişilerin hepsi de Hakkâri polisinin tutuklamak isteyip de tutuklama için delil bulamadığı kişilerdi. Bu kişiler için düzenlenen komplolara alet edildim. Ben böyle bir onursuzluğa imza attıktan sonra düşürülmüşlüğün sınırsızlığı içinde kendimi kaybedip, tanıdığım bazı kişilerin üzerine de iftirayla ifadeler verdim. Bütün bunları işkence görmeme, tutuklanmama karşılığında yaptım." diye aktardı.

İfade verip gizli tanık olmayı kabul etmediğinden dolayı tutuklandığını da belirten M.E., "Tutuklandım, önce Van F Tipi, ardından Muş E Tipi Cezaevine gönderildim. Cezaevinde gün geçtikçe, içine girdiğim onursuzluğu düşündükçe psikolojim bozuldu. Bu nedenle mahkemeye dilekçe yazıp, pişmanlık yasası ve gizli tanık olmaktan vazgeçtiğimi söyledim. Mahkemeye verdiğim dilekçenin ardından, 'Duruşman var.' denilerek, Van Adliyesine götürüldüm. Mahkemeye gittiğimde, dönemin Van Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı D.Y., Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi B.K. ve 4. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi -adını bilmediğim ancak Ağrılı olduğunu bildiğim hâkim- benimle konuştular. Benden Hakkâri Emniyetinde bana imzalatılan ifadeleri kabul etmemi ve bundan vazgeçmememi istediler. Aksi takdirde benim ve ailemin zor durumda kalacağını söyleyerek, tehdit ettiler. Ancak ben kabul etmedim, ifadeleri reddettim. Bundan kısa süre sonra tehditlerini yerine getirip, iki kardeşimi tutuklayıp cezaevine attılar. Cezaevinde olan bir kardeşim ‘Üye olmakla beraber örgüt adına suç işlemek’ maddesinden yargılanıyor olmasına rağmen, tamamen hukuksuz bir şekilde, alakası olmadığı hâlde ‘KCK’ adı altında 'örgüt üyeliği' cezası verildi. Bu durum, aynen resmî yargı mahkemelerinin dediği gibi ailemi ve beni zor durumda bırakma tehditlerin sonucuydu.”

M.E.'nin iddiaları, göz önüne alındığında, gizli tanıklık uygulamasının nasıl geliştirildiğini de somut olarak gözler önüne sermektedir; her gün tutuklanan insanların gizli tanık ifadelerine göre tutuklanmasının birer senaryodan ibaret olduğunu göstermektedir. İnsanları korkutma ve şantajla tanık hâline getirmek hukuk devletine yakışır bir uygulama olamaz. Demokratik hukuk devletlerinde büyük bir siyasal ve adli krize yol açabilecek bu denli önemli bir iddiayla ilgili, hiç kimse hakkında bir soruşturma yürütülmemesi de adalet duygusunu zedelemektedir. Vatandaşın hukuka olan güvensizliğine yol açan bu hususa bir son vermek, olayda sorumluluğu bulunanların cezalandırılmasını sağlamak, gizli tanık uygulaması ve bu sistemin neden olduğu zararları tespit etmek amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

3.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 21 milletvekilinin, ülkemizin önümüzdeki dönemde ihtiyacı olacak insan gücü ve mesleklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1078)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin önümüzdeki dönemde ihtiyacı olacak insan gücü ve mesleklerin araştırılarak, bu konuda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca araştırma açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz. 09/10/2012

1) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

2) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

3) Bülent Belen                                                        (Tekirdağ)

4) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

5) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

6) Tunca Toskay                                                       (Antalya)

7) Ali Halaman                                                         (Adana)

8) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

9) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

10) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

11) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                     (Osmaniye)

12) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

13) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

14) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

15) Faruk Bal                                                           (Konya)

16) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

17) Sadir Durmaz                                                     (Yozgat)

18) Cemalettin Şimşek                                              (Samsun)

19) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

20) Alim Işık                                                            (Kütahya)

21) Münir Kutluata                                                    (Sakarya)

22) Celal Adan                                                          (İstanbul)

Gerekçe:

Bütün dünyada tarihin her döneminde insan gücü, kalkınmanın motoru ya da belirleyicisidir. Başka bir deyişle, bir ülke nüfusunun mal ve hizmet üretebilecek kesimini oluşturmaktadır.

İnsan gücü kavramı, herhangi bir zamanda ülke nüfusunun fiilen çalışan kısmını ifade eden "iş gücü" kavramından farklıdır. İnsan gücü planlaması ise belli bir dönemde ekonomik ve toplumsal kalkınmanın ihtiyaç duyduğu ekonomik kaynak olan insan gücünü temin etme çalışmasıdır. İşe alınmaları, eğitimi, terfileri, iç transferleri, fazla iş gücünü ve emeklerini planlamak ve kontrol etmek, teknoloji düzeyi, iş düzeni, eğitimi ve davranışsal faktörler gibi insan gücü etkinliğini artırıcı faktörler üzerinde önlemler almaktır.

Kamu iş gücünü planlamanın temeli, uygun personelin uygun zamanda ve yerinde kullanımını sağlamak, onların niteliklerini hizmet içi kurslarla geliştirmeyi sağlamakla elde edilebilir.

İnsan gücü planlamasını, makro ve mikro insan gücü planlaması olarak ikiye ayırmak mümkündür. Makro açıdan insan gücü planlaması, ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu iş gücünü nicelik ve nitelik açısından belirlemek ve belirlenen hedeflere ulaşmak için yapılmaktadır.

Bu planlamayla başarıya ulaşabilmek için;

- İnsan gücü talep ve arzının tespiti,

- Kamu personelinin yerinde istihdam edilmesi ve bu personelin verimliliğin yükseltilmesinin amaçlanması gerekmektedir.

Mikro açıdan insan gücü planlaması ise kurum ve kuruluşun gayelerine ve görevlerine uygun olarak personel istihdamını gerçekleştirmek ve personelden diğer kaynaklara orantılı hatta onlardan daha fazla verim elde etmeyi amaçlamaktadır.

İnsan gücü planlamasını ayrıca kısa dönemli (en fazla bir yıla kadar), orta dönemli (bir, üç yıllık süreler için) uzun dönemli (genellikle beş, on yıl arası) olarak da yapmak gerekmektedir. Böylece ilgili kamu örgütünün hedefleri ile görevlerini gerçekleştirirken elindeki iş gücü materyalini bilmesi sağlanmış olacaktır. Ancak ülkemizde uzun zamandan bu yana böyle bir planlama olmayıp bugün birçok meslekten gençlerimiz işsiz durumdadırlar.

Bu yüzden Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu alandaki sorumluluğunu yerine getirmesi için ülkemizin önümüzdeki dönemde ihtiyacı olacak insan gücü ve mesleklerin araştırılarak, bu konuda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı Ahmet Berat Çonkar ve Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca 5-7 Kasım 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Parlamentolar Arası Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1612)

22/10/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca, 5-7 Kasım 2014 tarihlerinde İtalya'nın başkenti Roma'da düzenlenecek Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Parlamentolar Arası Konferansı'na; Dışişleri Komisyonu Başkanı Ahmet Berat Çonkar'ın ve Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Sadık Yakut

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından, 9/10/2014 tarihinde Bingöl İl Emniyet Müdürü ve ekibine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı ve iki saat sonrasında Genç ilçesinin girişinde bir aracın taranması olaylarının araştırılması amacıyla 17/10/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

23/10/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/10/2014 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

İdris Baluken

Bingöl

Grup Başkan Vekili

Öneri:

17 Ekim 2014 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen (867 sıra no.lu), "9 Ekim 2014 tarihinde Bingöl İl Emniyet Müdürü ve ekibine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı ve iki saat sonrasında Genç ilçesinin girişinde bir aracın taranması olaylarının araştırılması" amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/10/2014 Perşembe günlü Birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken.

Buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmem gerekiyor: Gerek AKP’nin çözüm süreciyle ilgili zamana yayan, oyalamacı tavrı gerekse de üç tarafı kuşatma altında bulunan Kobani’yle ilgili mevcut politikaları, maalesef, son birkaç hafta içerisinde ülkeyi çok gerilimli bir ortama ve bir kriz durumuna getirmiştir. Özellikle bu gerilimli ortamda ve kriz ortamında birtakım karanlık merkezlerin ve darbe mekaniğini harekete geçirmek isteyen güçlerin fırsat kolladığını ve bu konuyla ilgili iş başına geçtiklerini buradan ifade etmek istiyorum. Bu karanlık merkezler ve darbe mekaniğini yönlendirmek isteyen güçlerin en fazla şu anda faaliyet içerisinde bulundukları alanın Bingöl ili olduğunu, Bingöl coğrafyası olduğunu buradan hepinizin dikkatine sunuyorum.

Ben konuyla ilgili görüşlerimi aktarmadan önce son birkaç hafta içerisinde gerek Emniyet Müdürüne yapılan suikast gerek bu olayla hiçbir bağlantısı olmayan Genç’te 4 yurttaşımızın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan yargısız infaz gerekse de son iki hafta içerisinde Karlıova ilçesinde 2 HÜDA PAR’lı yurttaşımızın yaşamını yitirmesi olaylarının tamamının karanlık bir provokasyon olduğunu buradan belirtiyor ve bu olayları yapanları Bingöl Milletvekili olarak buradan kınıyorum.

Burada özellikle Bingöl’ün geçmişine de hepinizin dikkatini çekmek istiyorum. Bingöl geçmişten beri bu derin yapıların ve karanlık merkezlerin iş başında olduğu bir coğrafya olarak görülmelidir. Geçmişte de bölgede devreye konulan pek çok karanlık planlamalar, pek çok gladyo tarzı örgütlenmeler ve özellikle çözüme yaklaşıldığı dönemde devreye konan pek çok karanlık hadisenin merkezi olarak Bingöl’ün ciddi bir şekilde ele alınması gerektiğini düşündüğümü ifade etmek istiyorum.

Son iki hafta içerisinde gelişen bahsettiğim olaylarda aslında gelişmesi muhtemel daha büyük olaylar için birileri tarafından bizim önümüze getirilen işaretler olarak değerlendirilmesi gerektiğini yine buradan aktarmak istiyorum. Bingöl, açıktır ki şu anda bir merkez olarak seçilmiştir. Bu merkezden çok karanlık tezgâhlar devreye konmak isteniyor ve bu karanlık merkezlerin devreye koymak istediği tezgâhlarla da başta çözüm süreci olmak üzere ülkenin demokratik geleceğiyle ilgili pek çok planlamanın sabote edilmek istendiğini buradan tekrar vurgulamak istiyorum.

Özellikle, bu son iki hafta içerisinde Karlıova’da yaşamını yitiren 2 HÜDA PAR’lı yurttaşımızla ilgili neyin planlandığını burada sizlerle paylaşmak istiyorum: Bildiğiniz gibi 1990’lı yıllarda büyük acılara neden olan kanlı bir hesaplaşmanın, Kürt halkının gündemine getiren bir hesaplaşmanın, bir kanlı hesaplaşmanın tekrar bu Karlıova olaylarıyla beraber devreye konmak istendiğini açık bir şekilde vurguluyorum. Bu konuyla ilgili Kürt hareketinin bütün bileşenleriyle yapmış olduğumuz toplantılarda HÜDA PAR ya da çevresine yönelik herhangi bir çatışma zemini asla istemediklerini, böyle bir strateji içerisinde olmadıklarını, HÜDA PAR çevresini sorunun bir parçası değil, çözümün bir parçası olarak görmek istediklerini net olarak bize ifade ettiklerini buradan aktarmak istiyorum.

Yine, aynı görüşler doğrultusunda, HÜDA PAR merkez yöneticileriyle arkadaşlarımızın yapmış olduğu görüşmelerde de merkez yöneticilerin HÜDA PAR’ın böyle bir çatışma zeminini istemediğini, yeniden 90’lı yıllara gidecek bir kanlı hesaplaşmanın herkese zarar vereceğini ifade ettiğini yine buradan sizin bilgilerinize sunuyorum. Dolayısıyla, bu konuda her iki tarafın görüşleri ortadayken ve her iki taraf arasında bir görüşme trafiği yürütülürken bu cinayetlerin, infazların ortaya konmuş olması, özellikle Bingöl üzerinden bütün bölgeye yayılacak yeni bir çatışma döneminin devreye konmak istendiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Yöntem aynı, kullanılan araçlar 90’lı yıllarla ilgili hafızayı canlandırıyor. Bu konuda, Karlıova gibi küçük bir yerde saldırganlar ellerini kollarını sallayıp hemen kaçıyorlar, eş zamanlı olarak BDP’li yöneticilerin evlerine baskınlar yapılıyor, olaylar birbiriyle ilişkilendirilmek, bağlantılandırılmak isteniyor ve bütün bunların ışığında da özellikle HÜDA PAR’lı ailelerin, bu yaşamını yitiren HÜDA PAR’lı ailelerin neredeyse tamamının HDP’li olduğu noktası da özenle, dikkatle seçiliyor. Yani, her tarafı çok profesyonelce planlanmış olaylarla karşı karşıya olduğumuzu vurgulamak istiyorum.

Şimdi, sadece bu bahsettiğim kesitten bile Meclisin bu olayı araştırması, bu olayı derinliğine ele alması gerektiği ortadadır; bir komisyonun kurularak daha büyük olayların yaşanmaması için inisiyatif alma gerekliliği ortadadır.

Şimdi, gelelim Emniyet Müdürüne yönelik yapılan suikast ve Genç’te yargısız infaz edilen 4 yurttaşımızla ilgili duruma.

İlk gün söyledik, ilk gün söylediğimiz ne varsa doğru çıktı. Biz, bu iki olayın birbiriyle bağlantılı olmadığını, bu konuda mevcut MOBESE kayıtlarından cep telefonu incelemelerine kadar, balistik incelemelere kadar bütün bu bilgilerin kamuoyuna aktarılması gerektiğini ifade ettik. Bizim bunları ifade ettiğimiz saatlerde maalesef bu ülkenin Başbakanı “Güvenlik güçlerimiz bir iki saat içerisinde bu teröristleri cezalandırmıştır.” açıklaması yapıyordu. Cumhurbaşkanı aynı şekilde bu olayla ilgili “Bu adice, alçakça girişimi yapanları bulup güvenlik güçlerimiz hak ettikleri cezayı vermişlerdir.” diyordu.

İçişleri Bakanlığı, Bingöl Valiliğinden yapılan açıklamaları da biliyorsunuz. Şimdi burada biz “Hodri meydan.” diyoruz. Madem bu kadar kendinize güvenerek bu açıklamaları yaptınız, o zaman gelin bu iki olayın bağlantılarıyla ilgili hangi bilgiler, hangi veriler elinizde var bu Mecliste açıklayın. Biliyoruz ki, eminiz ki bu iki olay birbiriyle tamamen alakasız, bağımsız; her ikisinin de yapanlarının hâlâ açığa çıkmadığı bir tezgâhla karşı karşıyayız.

Bakın, bu Bingöl olayıyla ilgili bazı çelişkileri size ifade edeyim. İlk gün bize söylenen şuydu: “Emniyet Müdürüne suikast yapan araç ile Genç’te yargısız infazın yapıldığı araç aynıdır.” denildi. Yalan çıktı, bu iki aracın birbiriyle ilgisi olmadığı görüldü. “Emniyet Müdürü o saatte camları kırılmış esnafları ziyaret ediyor.” denildi Valilik açıklamasında, İçişleri Bakanlığı açıklamasında. O sokakta tek bir olayın olmadığı, tek bir camı kırılan esnafın olmadığı, âdeta, Emniyet Müdürünün bilinçli bir şekilde o saatte oraya götürüldüğüyle ilgili pek çok yerel veri ortaya çıktı. Silahların aynı silahlar olduğu, Genç’te ele geçirilen silahlar ile suikastta kullanılan silahların aynı silahlar olduğu ifade edildi, balistik incelemeler tamamen bu silahların ayrı olduğunu ortaya çıkardı. Bingöl Valiliğinden yaşamını yitirdiği söylenen 4 insanın kimlik bilgilerinin tamamı yanlış çıktı. Bu araçta vurulanlardan Ali Bozan’ın ailesi -Ali Bozan ki Millî Eğitim Müdürlüğünde çalışan sivil bir memurdu- Emniyet Müdürüne suikast olayından kırk beş dakika sonra Ali Bozan’ın kendileriyle telefonla görüştüğünü ve bu olayla herhangi bir ilgisinin olmadığı kanaatinin zaten ailede mevcut olduğu bilgisini bizimle paylaştılar.

Bütün bunlarla beraber, Bingöl’de tam üç gün boyunca tam bir hukuksuzluk örneği sergilendi, hukuk askıya alındı. Gözaltına alınanların tamamına yoğun işkenceler yapıldı. Bu işkenceler sonucunda bazı gözaltına alınan partili arkadaşlarımız ameliyat edilmek zorunda kaldılar. Ameliyat edilen işkence altındaki bu insanların hiçbirisi avukatlarıyla, aileleriyle görüştürülmedi. Bu olay o insanların üzerine yığılmak istendi. Hâlâ bu insanların, 2 tutuklama var, bu 2 tutuklamada mevcut olan arkadaşlarımızın aileleriyle ve avukatlarıyla görüşmelerine bile doğru dürüst izin verilmiyor. Bütün bunları ifade etmemize rağmen ne Adalet Bakanlığı ne İçişleri Bakanlığı bu konuları soruşturmak üzere bir heyeti Bingöl’e göndermemiştir. Olayların arka planını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …açığa çıkarmak için bir gayret içerisinde olmamıştır. Dolayısıyla, bu konuda Hükûmetin yapmadığını bu Meclis yapmak zorundadır. Meclis, Bingöl’de yaşanan bütün bu olayların arka planını çıkarmak üzere bir komisyonu derhâl görevlendirip Bingöl’e göndermek zorundadır. Hem demokratik geleceğimiz acısından hem daha büyük provokasyonların ortaya çıkmaması açısından bunun elzem olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu…

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; HDP Grubunun Bingöl’de meydana gelen terör saldırılarında şehit olan polis amirleri ve yaralanan Bingöl Emniyet Müdürü ve polis memurlarıyla ilgili olaya ilişkin araştırma önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

9 Ekim 2014 tarihinde Bingöl Emniyet Müdürü Atalay Ürker ve yanındaki yardımcıları ile polis memurları önceden planlandığı anlaşılan bir suikasta maruz kalmışlardır. Olayda Emniyet Müdür Yardımcısı Atıf Şahin ve Hüseyin Hatipoğlu şehit olmuş, Atalay Ürker ve polis memuru Uğur Adlı yaralanmıştır. Bu vesileyle, yaralı Emniyet Müdürümüz Atalay Ürker’e ve polis memuru Uğur Adlı’ya bir kez daha şifa dileklerimi tekrar etmek istiyorum, şehitlerimize ise yüce Yaradan’dan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Bu olay meydana geldikten sonra yetkili mercilerin yaptığı açıklamalara göre bu saldırının failleri olarak tespit edilen kişilerin Bingöl-Genç arasındaki bir noktada güvenlik güçleriyle girişilen çatışmada öldükleri ifade edilmiştir. Konuya ilişkin soruşturmaların devam ettiği, mahkeme kararıyla yayın yasağı konulduğu hepimizce malumdur. Polislerimize silahla saldıran, onları şehit eden, yaralayan terör örgütü mensuplarının cezalandırılması çok önemlidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak hukuk içerisinde bu cezanın verilmesini yürekten istiyoruz ve takip edeceğiz. Bunun için de yargılama sonucunun beklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Herkes gibi biz de yargının vereceği kararı bekleyeceğiz.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; esnaf ziyareti yapan, esnafın bazı terör eylemlerinden dolayı zarar görmüş olmasından dolayı geçmiş olsuna giden İl Emniyet Müdürü ve ekibine bu kadar yakından saldırı düzenleyebilen terör örgütünün bu hâle nasıl getirildiğini irdelemek gerekmektedir. Terör örgütü PKK otuz yıldan bu yana huzurumuzu, millî birliğimizi, toprak bütünlüğümüzü ve kardeşlik hukukumuzu hedef almıştır. Otuz yıl boyunca terör örgütü, en başta masum Kürt kökenli insanlarımız olmak üzere 40 bine yakın insanımızın katlinden birinci derecede sorumludur. Bu terör örgütünün kuruluş gayesi bağımsız birleşik Kürdistan’dır. Bu örgüt, haşa “Allah ile kavgamı verdim ve ben onu yendim.” diyebilecek kadar ruh hâli bozuk, “Öldürelim, otorite olalım." diyecek kadar da vahşi bir kişi olan İmralı’daki bebek katili tarafından yönetilmektedir. Örgütün bu otuz yıllık süre içerisinde doğu ve güneydoğuda yaptığı eylemlerde 400’den fazla bebeği katlettiğini düşünürseniz vahşetin boyutları daha da netleşecektir. “Öldürelim, otorite olalım.” derken temel stratejisi, örgüt saldırıları düzenledikçe devletin daha sıkı tedbirler alacağını biliyordu. Terörü önlemek için yoğun tedbir alan devletle karşı karşıya gelen halkın kendi tarafına kayacağının hesabını yapıyordu. Şehit edilen her Mehmetçiğin ailesi ile etkisiz hâle getirilen her teröristin ailesini karşı karşıya getirmek suretiyle millî birliği ve sosyal barışı ortadan kaldırmak istiyordu. Otuz yıl boyunca örgüt bu hedefle stratejilerinden asla vazgeçmedi ancak bu otuz yılın maalesef Türk milleti için en bahtsız dönemi son on iki yıldır, AKP iktidarı dönemidir. 1999 yılından 2005 yılına kadar, terör örgütünün başındaki bebek katilinin İmralı’daki kodese tıkılmasından sonra örgüt ciddi bir dağılma sürecine girmiş, mağlup olmuş, silah bırakmayı tartışmaya başlamış idi. Ancak AKP’nin dışarıdaki partnerleriyle beraber örgütü canlandırma projesi, örgütü muhatap alarak müzakere etme anlayışı bizleri bugünlere taşımıştır.

Elinden silahı bırakmayan, pişman olduğunu söylemeyen, aksine devleti ve Türk milletini tehdit etmeye devam eden PKK terör örgütü, bir yandan AKP Hükûmetiyle müzakerelerde bulunmakta, diğer yandan terör eylemlerine devam etmektedir.

2009 yılında Polis Akademisinde bir toplantıda başlatılan ihanet sürecinin bir parçası olarak Habur’dan eli kanlı katiller davullarla, zurnalarla Türk topraklarına giriş yapmışlardır. Pişman olduğunu söylemeyen teröristlere seyyar mahkemelerde pişmanlık hukuku uygulanmıştır. O günden bugüne PKK terör örgütünün istediği bütün düzenlemeler yapılmıştır. Terörle Mücadele Kanunu’nda, ceza kanunlarında, belediye kanunlarında, eğitim kanunlarında PKK ne istemişse AKP bu Meclisi de alet etmek suretiyle gereğini yapmıştır.

AKP, sözde “barış süreci”, “açılım” dediği bu dönem içesinde “Şehit gelmiyor.”, “Kan akmıyor.” söylemleriyle toplumu oyalarken PKK terör örgütü eleman toplamakta, vergilendirme yapmakta, asayiş timleriyle kimlik kontrolü uygulamakta, Türkiye'nin her coğrafyasında -ihtiyaç duyduğunda- eylem koymakta, yolları kesmektedir. Yani PKK bir otorite hâline gelmekte, kendine göre bir düzen tesis etmektedir.

AKP hükûmetleri bu tabloyu bir başarıymış gibi topluma sunmakta ve siyasi rant elde etmeye çalışmaktadır. Her seçimden önce de, AKP ile PKK arasında yapılan anlaşmayla operasyonlar durdurulmakta, terör eylemlerine ara verilmektedir. Antrparantez, 2015 seçimleri öncesinde de aynı atmosfere girmek üzereyiz.

AKP-PKK arasındaki ortak girişim bu şekilde devam ederken 6, 7 ve 8 Ekim 2014 tarihinde meydana gelen olaylar, akıl ve vicdan sahibi herkesin görebileceği şekilde, bu girişimin iflas ettiğini göstermiştir.

AKP hükûmetlerinden aldığı izinle şımarmış olan PKK’nın Ayn-el Arap çatışmalarını bahane ederek Türkiye’de bir ayaklanma denemesi yaptığı herkes tarafından görülmüştür. Asıl talimat, Kobani çatışmaları bahane edilerek insanları sokağa dökme talimatı İmralı’daki bebek katili tarafından verilmiş, bu emir HDP yöneticileri tarafından da tekrar edilmiştir. Bu olaylar sırasında birçok şehirde asayiş bozulmuş, can ve mal kaybı ortaya çıkmıştır. 38 insanımız hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Bu olaylar da göstermiştir ki teröristin anladığı tek dil vardır ve siz o dilden konuşmaz iseniz terörist size zarar verir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; PKK bir terör örgütüdür. PKK KCK yapılanmasının Türkiye’deki koludur. KCK yapılanmasının İran’daki kolu PJAK, Irak’taki kolu PÇDK ve Suriye’deki kolu ise PYD’dir. Bugünlerde Tayyip Erdoğan’ın da, Davutoğlu’nun da söyledikleri beylik sözleri bir kenara bırakarak U dönüşü yaptıkları Kobani’ye yardım meselesi aslında PKK’ya yardımdır. “PKK, PYD, IŞİD terör örgütüdür. Bunların hepsi birbirine denktir.” diyen Tayyip Erdoğan ve Hükûmet yetkilileri bugün PKK, PYD ile aynı saftadır. İşin daha da ilginci Beşar Esad da Kürt gruplarla birlikte olduğunu söyleyerek AKP ile aynı safta buluşmuştur.

Şimdi bir moda olarak PYD’nin mağdur olduğu, IŞİD karşısında zulme uğradığı gibi yazı ve yorumlar yapan sözde yazarlar ortaya çıkmıştır. Mağdur olan PYD veya PKK değildir; mağdur olan, Suriye’de, Irak’ta yaşayan Arap, Türkmen, Kürt başta olmak üzere masum insanlardır. Eğer bu yazarlara göre IŞİD İslamcı olduğu için kötü bir örgüt, PKK laik olduğu için iyi bir örgüt ise bu arızalı bir değerlendirmedir. IŞİD Vahabi bir terör örgütüdür, PYD ve PKK Kürtçü bir terör örgütüdür; ikisi de terör örgütüdür, ikisi de insanlarımızı katletmektedir.

Dolayısıyla, kimse kimsenin aklıyla alay etmeye kalkışmasın. Nicolas Sarkozy’nin ifadesiyle nasıl ki kediye kedi denilmesi gerekiyorsa PYD ve PKK’ya da terör örgütü demek zorunluluktur. Bugün, 6-7-8 Ekim tarihlerinde meydana gelen olayların sebebi olarak gösterilen Kobani’deki çatışmalar aslında orada yaşayan Kürt kökenli insanların başına bir şey gelmesinden, onların sıkıntı çekmesinden daha çok, Kobani’nin PKK terör örgütü için ifade ettiği bazı anlamlar yüzündendir. Kobani, diğer 2 kantonla beraber, PKK’nın özerk yönetim denediği modellerden biridir. PKK o yüzden Kobani için ayağa fırlamaktadır. Kobani İmralı’daki bebek katilinin Şam’daki inine giderken Suruç’tan yürüyerek gittiği şehir olduğu için PKK için önemlidir ve Kobani Suriye’deki PKK’lı teröristlerin ikamet yeridir. Osmaniye’de, Hatay’da PKK eylemlerini yapan ve Suriye’den geçen teröristlerin üssüdür Kobani. “Fehman Hüseyin” diye bilinen ve PKK bünyesinde en ağır eylemlerin faili olan terörist Kobanilidir.

Şimdi PYD’ye yardım eden Hükûmet, aslında PKK’ya yardım ettiğini gizlemek ya da mazur göstermek için kendine yakın kalemleri medyada devreye sokmakta, toplumu bir kez daha kandırmaya çalışmaktadır.

Hatırlarsanız, geçen hafta sonu Ahmet Davutoğlu Akillerle yaptığı toplantıda Türk milletini nasıl kandırdıklarını itiraf etmişti. Şimdi de yeni bir aldatma ve kandırmayla karşı karşıyayız.

Bu düşüncelerle HDP Grubunun önerisi karşısında olduğumuzu arz ediyor, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu ifade edeyim: Şimdi, 6 Ekimde başlayan, 12 Ekime kadar devam eden olaylarda yaşamını yitiren, bir sayıya göre 38, diğerine göre 42 ve İnsan Hakları Derneğinin verilerine göre 46 olan bütün yurttaşlarımıza ben buradan Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Hâlen tedavisi devam eden Emniyet Müdürüne, polis memuruna ve diğer tüm yaralılara da acil şifalar diliyorum.

HDP Grubunun önerisinin lehinde söz almış bulunmaktayız ve bu önerinin de desteklenmesi gerektiği görüşündeyiz. Başbakan, Cumhurbaşkanı, Adalet ve Kalkınma Partisinin söz alan bütün sözcüleri bunun bir karanlık olay olduğunu, bir provokasyon olduğunu ifade ettiler. Dolasıyla, eğer, bir karanlık olay varsa, bir provokasyon varsa Meclis bunu araştırmalıdır. Eğer, gerçekten buna inanıyorsanız biz hazırız, oy verelim, beraber bir Meclis komisyonu kuralım ve Meclis komisyonu bunu araştırsın.

Şimdi, bütün bunları bir tarafa bırakarak -yani bu komisyon önerisine destek verdiğimizi de belirterek- bugünlere nasıl geldik, yani 6 Ekimden önceki süreç ne, 9 Ekimde Bingöl’de bu olaylar nasıl gelişti, bunları bilmemiz lazım. Yani, niye bu noktaya geldik?

Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu ifade edeyim: Kobane, Kürtlerin ve bütün toplumun vicdanıdır, böyle bilinmesi lazım ve bizim ortak vicdanımız olmak zorundadır. Cumhurbaşkanının dediği gibi “Rize’nin, Diyarbakır’ın, Hakkâri’nin, Van’ın ne ilgisi var?” denemez, bizim ortak vicdanımızdır. Kürtlerin “…”(*)dediği tren rayının altındaki akrabalarımızdır, kardeşlerimizdir, yakınlarımızdır. Dolayısıyla, yanı başımızda olan ve küresel bir vahşet örgütü olan IŞİD’in katliamına maruz kalma tehlikesi geçiren bu yurttaşlarımızın, bu arkadaşlarımızın, bu dostlarımızın, bu akrabalarımızın bir vahşete tanık olmasına, bir vahşete uğramasına biz razı olmamalıyız. Dolayısıyla “Kobane neresidir?” dediğiniz zaman, evet, benim de vicdanımdır, Cumhuriyet Halk Partisinin de vicdanıdır, Türkiye’nin de vicdanı olmak zorundadır ama bu vicdan -açık söylüyorum- Adalet ve Kalkınma Partisinin vicdanı olamamıştır. Ve şunu ifade edeyim: 7 Ekimde Kilis’te Sayın Cumhurbaşkanı konuştuğu zaman da âdeta gözlerinden sevinç dökülerek, yüzünden bir sevinç ifadesiyle “Kobane düştü, düşecek.” demiştir ve daha sonra da yaptığı konuşmalarda değerli arkadaşlar “Bize ne?” demiştir.

Şimdi, insanları sokağa çağırırsanız, sokağı tahrik ederseniz sokaktaki insanları toparlayamazsınız. Bu kadar açık ve net. Bizzat Cumhurbaşkanı ve daha sonra Başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisinin sözcüleri sokağın bu hâle gelmesinin müsebbibidirler. Bütün bu olayları izleyen, değerlendiren birisi olarak ben 42 yurttaşımıza da buradan -veya 46 yurttaşımıza, bunu da açıklayın- başsağlığı diliyorum, Yasin Börü’nün ailesine de başsağlığı diliyorum, bütün yurttaşlarımıza da başsağlığı diliyorum değerli arkadaşlar.

Bakın değerli arkadaşlar, 2 polis memuru öldükten sonra, yaşamını yitirdikten sonra Sayın Cumhurbaşkanı ne söyledi: “Bütün bunlara karşı polisimiz ne yapacak? Hâlâ kalkan mı tutacak? Kusura bakmasınlar, kimse de bu konuda bize akıl vermesin. Artık ne polisimizin ne askerimizin kalkanla bu işin önüne geçmesi mümkün değil. Gereği neyse askerimiz ve polisimiz onu yapacaktır.” Biz, Erdoğan’ın bu sözlerinin benzerini martta, 2006 yılında Diyarbakır’da da duymuştuk, aynen şunu söylemişti, size de söylüyorum: “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır.” ve o olaylarda aralarında küçük çocukların da olduğu 10 kişi yaşamını yitirmişti.

Yine aynı Erdoğan Gezi olayları sırasında “Benim polisim destan yazdı.” demişti ve 11 yurttaşımız da yaşamını yitirmişti. Bunlar bu cumhuriyetin yurttaşları.

Dolayısıyla, sokağı bu hâle getirmekte bu Hükûmetin ve başta da yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanının birinci derecede sorumluluğu var değerli arkadaşlar, birinci derecede.

O nedenle, eğer yüreğiniz yetiyorsa, gerçekten bu işte sorumluluğunuz olmadığını hissediyorsanız gelin, burada, Mecliste bir komisyon kuralım, bu işleri araştıralım yani “Bu işlerde karanlık devlet var, provokasyon var.” diye geçiştiremezsiniz.

Ne oldu daha sonra değerli arkadaşlar? Ne oldu daha sonra? Aynı cümleleri İçişleri Bakanı kurdu, “Misliyle karşılık olacaktır.” dediler, misliyle… Bir içişleri bakanı acaba bu cümleyi kurabilir mi hukuk devletinde değerli arkadaşlar? Davutoğlu ne söyledi peki? “Cezalandırıldılar.”

Bakın değerli arkadaşlar, anlayışınız şu: Cezalandırıldılar. Cezayı hukuk devletinde kim verir değerli arkadaşlar? Kim verir? Polis mi verir, yoksa, hukuk devletinin kuralları içerisinde adil yargılama yaparak mahkemeler mi verir değerli arkadaşlar?

Bakın, şimdi, neden bu olayların olduğu… Adana’da bir gazete dağıtıcısının beyninden vurulduğu, Suruç’ta Cumhuriyet Halk Partisi eski belediye başkanının ve oğlunun öldüğü, Kızıltepe’de başka bir yurttaşımızın öldüğü, Karlıova’da önceki gün HÜDA PAR’dan 2 yurttaşımızın öldüğü bir ortam yaratıldı. Kime yaradı? Sizin güvenlik devletinize yaradı değerli arkadaşlar, sizin güvenlik devletinize. Bakın, ondan sonra güvenlik devleti ve polis devleti ilkelerini esas alacak yasa teklifini getirdiniz. Bu devlette bu kurallar içerisinde dinlenenler dinlenmeyenlerden daha fazla.

Bingöl gibi bir ilde, akşam saat 21.15’te hangi saik Emniyet Müdürümüzü orada o toplantıya veya esnaf ziyaretine götürdü? Saat 21.15’te hangi istihbaratla gitti değerli arkadaşlar? Bunu soralım kendimize, hangi istihbaratla gitti? 21.15’te esnaf ziyaretinin olduğu bir yer biliyor musunuz siz? Kim gönderdi onu oraya? Kim onları bulundukları yerden Bingöl’e tayin etmişse eğer, aynı eylemi saat 21.15’te planlayanlar da onlardır, bu kadar açık. Varsa yüreğiniz, varsa cesaretiniz bu Mecliste kuralım komisyon ve bu karanlık olayı araştıralım, varsa eğer cesaretiniz.

Soruyorum size: Niye savcılık gizlilik kararı verdi, kimden neyi gizliyorsunuz, kimden neyi gizliyorsunuz, niye şeffaf yürütmüyorsunuz bütün bu süreçleri, sizlere soruyorum.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Ölümlerden sorumlusun, ölümlerden.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, sizlere soruyorum: Bütün bu olayların müsebbibi, bu olayları ilk önce yaratan, sözlerinizle, davranışlarınızla, yürüttüğünüz şeffaf olmayan süreçle sizlersiniz, bizzat Cumhurbaşkanıdır, bizzat Başbakandır.

Bakın, ben burada konuşan bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak söylüyorum: Kobane benim vicdanımdır, oradaki bütün yurttaşlarımız benim kardeşimdir, bizim halkımızdır, hepsi.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yasin senin vicdanın değil mi? Yasin senin vicdanın değil mi?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bununla ilgili bir Cumhurbaşkanı “Kobane neresidir?” diyemez. Letonya’dan hâlen konuşuyor, “Kobane’den bize ne?” diyor. Kobane bizim vicdanımızsa Cumhurbaşkanının da vicdanı olacak, Başbakanın da vicdanı olacak ve sizlerin de vicdanı olacak.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Bireylerin vicdanıyla devletin vicdanı farklıdır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, son olarak söyleyeyim: Dün Davutoğlu katıldığı bir toplantıda…

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Yasin Börü senin vicdanın değil mi?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – O da benim vicdanımdır.

Dün Davutoğlu konuştuğu bir toplantıda şunu söyledi “Ben Türkiye’nin ortak vicdanıyım.” dedi. “Ortak vicdanıyım.” dedikten hemen sonra Suat Eroğlu adlı yönetmen, bir sendikanın toplantısından çıkarken aynı sendikanın üyeleri tarafından yumruklandı ve gözü falan hasar aldı. Ortak vicdan insanları yumruklatmak mıdır değerli arkadaşlar?

Şunu da ifade ediyorum: Ben Kobane vasıtasıyla 6 tane “tweet” attım, 6 tane, kayıtlara geçmesi için söylüyorum, bir tanesi şu: “Gezi’de yaratılan vicdan ortaklığının Kobane’de yaratılamaması Hükûmetin IŞİD lehindeki politikalarına cesaret veriyor.”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp, ayıp!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Sonra attığım 5 “tweet”i de tutanaklara geçsin diye okuyorum:

Bir: “Kobane meselesi insani, vicdani olarak bir halkın onur mücadelesidir. IŞİD küresel bir cihat ve vahşet örgütüdür.”

İki: “IŞİD’e yapılan desteklerden, bugün gösterilen hoşgörüden vazgeçilmeli. AKP IŞİD’e karşı içeride ve dışarıda etkin bir mücadele vermelidir.”

Üç: IŞİD’e ve AKP politikalarına tepkiler şiddet içermemeli, kişilerin can ve malına zarar veren provokatörler teşhir edilmelidir.”

Dört: “Atatürk heykellerine yönelen saldırılar tek merkezlidir ve ortak vicdanın engellenmesini hedeflemektedir. Yapanlar teşhir edilmelidir.”

Beş: “Kobane için en doğru tutum her ortamda bu süreç bakımından herkesin sağduyulu olmasıdır.”

Bu “tweet”lerimden dolayı Cumhurbaşkanı Rize’de, Başbakan Amasya’da beni hedef gösterdi. Buradan son olarak söylüyorum: Eğer bana ve yakınlarıma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - …bu tehditlerden dolayı, bu hedef göstermeden dolayı tırnağıma bir zarar gelirse Sayın Başbakan ve beni hedef gösterenler bundan sorumludur siyasi ve kişisel olarak. Kayıtlara geçirdim, benim için yeterli arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yasin Börü senin vicdanın değil mi? Basra harap olduktan sonra başsağlığı dileme.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Sinop Milletvekili Sayın Mehmet Ersoy’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ersoy. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekillerimiz; Halkların Demokratik Partimizin, 9 Ekimde Bingöl’de meydana gelen ve il emniyet müdürümüzle korumasının yaralandığı, emniyet müdür yardımcımız ve bir başkomiserimizin de şehit olduğu menfur olayla ilgili verdiği araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Tanrıkulu’nu dinleyene kadar, o olayla ilgili olarak Hükûmetimizin, devletimizin ne yapması gerektiğiyle, neler yaptığıyla ilgili aslında daha sakin, daha makul, daha ortamı yumuşatıcı bir konuşma yapmayı tercih ediyordum. Çünkü, HDP’nin grup önerisinde de ifade edildiği gibi, her şeyden önce çözüm sürecini hedeflediğini düşündüğümüz ve provokasyon koktuğunu, önceden planlandığını her yönüyle gördüğümüz bir olayla ilgili olarak, elimizdeki sadece görünür bilgilere dayalı olarak birilerini suçlamak, hatta suçlu aramak, devlet katında suçluları aramak bize hiçbir şey katmayacaktır. Ama, maalesef ki hâlâ bu yaklaşımların devam ettiğini üzülerek görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, Kobani bahane edilerek ülkemizde yaşatılan olaylarda …yaklaşık 2.100 bina ve iş yeri yakıldı yıkıldı, yaklaşık 600 kamu binası yakıldı yıkıldı, binin üzerinde polis aracı, devlet aracı, ambulans yakıldı yıkıldı. Neyi protesto ediyorsanız edin, neyi ifade ediyorsanız edin, bu protestoları destekleyebilirsiniz de… Demokratik ülkelerde bunlar ancak ve ancak hukukun izin verdiği ölçülerde yapıldığı takdirde makbuldür. Ama, siz, Kobani olaylarını bahane ederek kafalarına maske takan, üzerlerine entari giyen, etek giyen insanların savunmasız, korumasız, çaresiz insanlara erkeklik taslayarak ortalığı yakıp yıkmasını kınamak yerine, bunlara sebep olan, bunlara meydan veren olayların bir daha olmaması için ortak akıl yürütmek yerine hâl⠓Cumhurbaşkanı şunu dedi de suçlu, Başbakan bunu dedi de suçlu.” derseniz bir yere varamayız. Kobani sizin vicdanınız da bizim vicdanımız değil mi? Bütün Anadolu’nun vicdanı ama sadece Kobani değil -ayrıldığımız nokta burası- Bayırbucak da bizim vicdanımız, Kerkük de bizim vicdanımız, Musul da bizim vicdanımız, Halep de bizim vicdanımız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün bizim vicdanımız olduğu için Kobani’de bir tek…

FARUK BAL (Konya) – Karatepe’ye de gir o zaman; Karatepe’de şimdi katliam var, IŞİD güçleri katlediyor, Karatepe’ye de gönder.

MEHMET ERSOY (Devamla) – Sayın Bal, lütfen.

…Kobani’de neredeyse bir tek sivil kalmadan gönlümüzü de açtık, bağrımızı da açtık, “Gelin.” dedik. Türkmen’e ne yapıyorsak, Arap’a ne yapıyorsak, Süryani’ye ne yapıyorsak Kobani’ye de onu yaptık. Ama bizim için, insanların değerli olması için sadece Kürt olması gerekmiyor. Kürt’ün değerli olması için de sadece PKK’lı olması gerekmiyor, insan olması yeterli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve onun için de bütün insanlığa sahip çıkmak adına 2 milyona yakın Suriyeliye Anadolu’nun gönlünü açtık, bağrını açtık.

Değerli arkadaşlar, eğer siz toplumsal olayların nereye gideceğini düşünmeden, eğer siz kitlesel eylemlerden o psikolojiden ve kitlelerin kalabalığından faydalanmak isteyen provokatörlerin neler yapabileceğini hesaba katmadan, “Kobani düştü, düşüyor.” sözünü duyduk diye, bunu bahane ederek “Haydi sokağa!” derseniz, eğer siz “tweet”lerinizle “Hadi, Gezi ruhunu bir kez daha yaşatalım.” derseniz birilerinin de çıkıp o kalabalıkları, o kitlelerin heyecanını provoke etmesini, onların arasına sızarak gerçekten vicdanının sesini ifade etmek isteyen insanların da, kontrolsüz bir şekilde toplanmış insanların da bu kalabalığını istismar etmesini engelleyemezsiniz. Eğer sizin vicdanınız gerçekten samimi olarak 42 kişi için de eşit atıyorsa, ne olur, Berkin’e gösterdiğiniz ilginin yüzde 1’ini de o yavrumuza, et dağıtan yavrumuza gösterseydiniz, Yasin’imize gösterseydiniz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Göstermedik mi?

MEHMET ERSOY (Devamla) – Göstermediniz, göstermediniz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Göstermeyen alçaktır! Göstermeyen alçaktır! Senin Cumhurbaşkanın daha dün Berkin’i hedef gösterdi, Berkin’in annesini yuhalattı.

MEHMET ERSOY (Devamla) – Biz bu ülkede yaşayan her vatandaşımızın eşit ve adil bir şekilde, Anadolu’nun öz evladı olarak yaşaması için yapmamız gereken neyse onu yapmanın mücadelesini veriyoruz. Ne olur, özellikle çözüm süreciyle ilgili, değerli milletvekilleri, artık samimiyetimizi sınamaktan vazgeçin. Ha vallahi de istiyoruz, ha billahi de istiyoruz.

FARUK BAL (Konya) – Biz istemiyoruz.

MEHMET ERSOY (Devamla) – Bu kanlar akmasın, bu analar ağlamasın istiyoruz.

AK PARTİ olarak belki risklerin en büyüğünü aldık. Diyarbakır’da, Bingöl’de çözüm sürecinden bahsetmek kolaydır; ben Sinop’ta anlatıyorum bunu, Kürt’le Türk’ün kardeşliğini, Anadolu’nun birliğinin, beraberliğinin bizim için ne kadar önemli olduğunu Sinop’ta anlatıyorum, Karadeniz’de anlatıyorum.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Biz de Gümüşhane’de anlatıyoruz.

MEHMET ERSOY (Devamla) – Samimi olmasak bu riski niye alalım biz? Esas riski alan biziz ama bütün bu olayları bahane ederek, her vesileyle “Çözüm süreci şöyle, istiyorsanız böyle, istemiyorsanız böyle…” İstiyorsak, çözüm sürecinin devam etmesini istiyorsak sokak siyaseti dilinden hepimizin vazgeçmesi lazım. Kardeşliğin dili neyi gerektiriyorsa, hukukun dili neyi gerektiriyorsa, insanlığın dili neyi gerektiriyorsa ne olur onu konuşalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Canı sıkılan “Sokağa buyurun.” diyor. Peki, kamu düzenini nasıl sağlayacağız? Herkes istediği her yerde eylem yapacaksa, istediği her yerde gösteri yapacaksa, istediği meydanda toplanacak, istediği sokakları dolduracaksa, peki, biz bu gösterilere katılmayan insanların hakkını hukukunu nasıl savunacağız, kamu düzenini nasıl sağlayacağız, can güvenliğini nasıl sağlayacağız? Eğer siz siyasete verilen demokratik protesto hakkını kullanmak istiyorsanız, bütün siyasi partilerimizin her zaman belirlenen toplantı meydanlarında, gösteri meydanlarında toplantı yapma, yürüyüş yapma hakkı var, niye bunu kullanmıyorsunuz da gecenin bir vakti, gündüzün bir vakti “tweet”lerle, çağrılarla insanları sokağa döküyorsunuz? Ondan sonra da “Ölenlerden biz sorumlu değiliz.” Ya, sanki hırsızın hiç suçu yok. “Başbakan şunu dedi, Cumhurbaşkanı bunu dedi.” Kardeşim, bu insanları gece vakti sokaklara çağırırken bu eylemlerin istismar edileceğini düşünmediniz mi? Elbette ki çözüm sürecini de provoke etmek isteyen, kardeşliğimizi, birliğimizi de provoke etmek isteyen birileri bunu istismar edecek. O zaman, her şeyden önce siyaset diline dikkat etmek zorunda. Eğer kardeşliğimizi arıyorsak, eğer bundan gerçekten ümitliysek ve gerçekten samimiysek, lütfen, artık canı sıkılan hemen düdüğü çalıp milleti sokağa teşvik etmesin. Bu millet birlik içinde yaşamak istiyor, beraberlik içinde yaşamak istiyor ama huzur içinde yaşamak istiyor.

Niye eylemleri, olayları bu kadar kınıyoruz da o maskeli, entarili, erkeklik taslayan sahtekârları kınamıyoruz? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu, alçaklık değil mi? Bu, insanlık mı? Hükûmet konaklarını yakıyorlar, ambulansları yakıyorlar, et dağıtan çocukları öldürüyorlar, 3’üncü kattan atıyorlar, kafalarını taşla eziyorlar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Adını ağızlarına alamıyorlar.

MEHMET ERSOY (Devamla) – Ya, ayıptır, Allah’tan korkalım, hepimiz Allah’tan korkalım. Hepsi bizim evladımız, hepsi bu ülkenin evlatları, hepsi bizim insanımız; hepsine hep birlikte sahip çıkalım.

Kobanili olunca iyi, Kürt’ün Kobani’de yaşayanı iyi ama PKK’lı olmayınca kötü. Yok böyle bir şey. HÜDA PAR’lı da bu ülkenin insanı, HDP’li de bu ülkenin insanı, AK PARTİ’li de, CHP’li de. Hepsine aynı değeri vermek zorundayız. Onun için…

ENGİN ALTAY (Sinop) – MHP’liler değil mi yoksa?

MEHMET ERSOY (Devamla) – Estağfurullah, sayın hemşehrim, hiç bunlara gerek yok. Biz Suriye’dekilerin hepsini de aynı hassasiyetle kucaklıyoruz, ülkemizdeki vatandaşlarımızı da aynı hassasiyetle kucaklıyoruz.

Bingöl olaylarının tekniğine girmeyeceğim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Girme de zaten, giremezsin, onun dışında ne varsa konuşursun.

MEHMET ERSOY (Devamla) – Sayın Baluken, ben de hem valiyle hem emniyet müdürüyle görüştüm. Mesela “İki saat fark var.” diyorsunuz ama yarım saat fark var iki olay arasında.

Değerli kardeşler, değerli arkadaşlar; olayın ilk tazeliğiyle, o ateşli hâliyle… Düşünün ki şehir merkezinde emniyet müdürüne suikast düzenlenmiş -bunun önceden planlandığında ve bir provokasyon olduğunda hiç şüphe yok- yarım saat sonra Genç yolunda yol kontrolü yapılırken birileri durmamış, size ateş açmış.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Normal midir bu?

MEHMET ERSOY (Devamla) – Şimdi, bu olayın sıcaklığıyla yetkililerin verdiği bilgilerde eksik olabilir, tutarsızlık olabilir ama bunların sanki birilerinin göz yummasıyla olduğu gibi bir algıya da asla sebep olmamamız lazım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Niye? “Paralel, paralel” diye bağırıyorsunuz sabahtan akşama kadar.

MEHMET ERSOY (Devamla) – Bugün devletin bütün birimleri -adliyesiyle, idaresiyle- olayın ortaya çıkması için her türlü incelemeyi yapıyorlar, yapmak zorundalar. Hukuk zaten bir gizlilik kararı koymuş. Bu süreçte bir araştırma komisyonu kurmanın doğru olmadığını ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERSOY (Devamla) - …tatmin olmazsak, yetersiz olursak bir komisyonun da gerektiğinde kurulabileceğini ifade ediyor, önerinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce ayağa Sayın Tanrıkulu kalktı.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Efendim, konuşmacı adımı da anarak sözlerimi çarpıtmıştır. İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Ben genellikle konuşmacıları izleyip sataşmaya ona göre karar veriyordum ama sonra biliyorsunuz, derin itirazlar oldu illa şahısları dinleyeceksin diye, ben şimdi o talimata uyuyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Neye itiraz etti şimdi?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Derin derken…

BAŞKAN – Derin derken sizden yani hepinizden bahsediyorum, milletvekillerinden.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, şimdi, 42 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, herkese buradan Allah’tan rahmet diledik, bütün bu şiddeti kınadık. Ben 1980’li yıllarda, 1990’lı yıllarda Diyarbakır’da avukatlık yaptım, baro başkanlığı yaptım, sizlerin cesaret edemediği ortamda bile sizlerin haklarını savundum; tamam mı, yaptım.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) - Biz de doktorluk yaptık Beyefendi o tarihte, sen sokağa çıkmazken biz hasta bakıyorduk o tarihte, sen barodan dışarı çıkmazken biz hasta bakıyorduk.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ve o tarihlerde şiddete karşı çıktım, bugün değil, bugün değil. Bütün bu şiddeti, bakın, bütün bu şiddeti kınıyorum ama bunun arkasına sığınarak… Bakın, ilk önce bunu yaratacaksınız, sonra yönetemeyeceksiniz, sonra da bundan siyasal sonuç çıkartacaksınız; tamam mı, bundan siyasal sonuç çıkartacaksınız.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Sokağa kim çağırdı?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sokağa kim çağırdı?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bu siyasal sonuç size yarıyor, bakın, değerli arkadaşlar, size yarıyor. Bundan bir güvenlik devleti, bundan bir polis devleti çıkartıyorsunuz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Biz mi sokağa çağırdık, biz mi?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Biz, bakın, söylüyoruz: Ezidilere, Süryanilere, Türkmenlere ve Suriye ve Irak’taki bütün yurttaşlara, bütün halklara yapılan zulme karşı çıktık.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Nerede karşı çıktın?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Hepsine, hepsine, bakın, hepsine karşı çıktık, tümüne birden karşı çıktık.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Bunu yeni söylüyorsun, daha yeni söylüyorsun, ilk defa söylüyorsun baskıları.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Her zaman söylüyoruz, her zaman. Sizin Başbakanınız Esad’la 94 imza atarken biz Esad’a karşı çıkıyorduk. Fotoğraflarını göstereyim, eli elinin içerisinde. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, bakın, bize insan haklarını, bize demokrasiyi sizler öğretemezsiniz, sizin bin fırın ekmek yemeniz lazım, öncelikle bunu söyleyelim.

Değerli arkadaşlar, bu işin sorumlusu bu ülkeyi yönetemeyen Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetidir. Son otuz dokuz günün sorumlusu sizsiniz.

Bakın, bu ülkenin Cumhurbaşkanı New York Times’ta karikatüre konu oluyor. Hiç utanmıyor musunuz!

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sizin utanmanız lazım, sizin! Siz utanmalısınız!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen utan, sen!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Siz utanmıyor musunuz ya, sizin Cumhurbaşkanınız! Utanmıyor musunuz ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, etekle karikatürünü çiziyorlar ya! Ayıp!

Bu kadar çok dönen, bu kadar çok çarpık bir dış politika anlayışınız var, o dış politikadaki çatışmayı Türkiye'nin içine taşıdınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Türkiye otuz yılda büyük çatışma yaşamamıştı, şimdi çatışmanın hasını getirdiniz ve kendi güvenlik devletinizi kurmak için de bunu yapmaya çalışıyorsunuz. Ayıp! Sadece, bakın, ayıp ve bundan utanın!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen utan ya! Attığın “tweet”lerden sen utan, sen!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Utan! Utan!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen utan o “tweet”lerden!

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, AK PARTİ adına konuşan hatip, yaşanan ölümler ile bizim partimizin sokak çağrısı arasında bağ kurmak suretiyle ithamda bulunmuştur, ona cevap vermek istiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Senin o “tweet”lerine partindeki arkadaşların sahip çıkıyor mu?

Sayın Susam, katılıyor musun o “tweet”lere?

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Ya, sen bize karışma!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Katılıyorum.” diyebilir misin?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Genel Başkan cevabını verdi.

BAŞKAN – Buyurunuz.

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – O partinin yarısı senin “tweet”lerine karşı!

BAŞKAN – Kendimi sınıf başkanı gibi hissediyorum ya(!)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “CeHaPe” içerisindekilerin yarısı senin “tweet”lerine karşı!

BAŞKAN - Sayın Kacır…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Terbiyesizliğin lüzumu yok! Terbiyesizlik yapma!

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Terbiyesizlik yapmasın!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hadi canım sende! Ben doğru konuşuyorum, terbiyesizlik yapmıyorum!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Genel Başkanımıza burada hakaret ediyor.

BAŞKAN – Muhterem arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; bir grup başkan vekili kürsüde bekliyor.

Buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, burada ben özellikle Kobani olaylarıyla ilgili bir kesiti spesifik olarak ele aldım ve bu spesifik kesitten tümü üzerinde sonuca ulaşabileceğimize dair tespitlerde bulundum. Bizim bütün Kobani protestolarında yaşananlarla ilgili araştırma önergelerimiz var ve o araştırma önergelerimizi de buraya getireceğiz, destek isteyeceğiz.

Şimdi, madem yaşanan ölümlerle ilgili herhangi bir sorumluluğunuzun olmadığını düşünüyorsanız, bu ölümlerle ilgili sorumluluğun bir merkezde olduğunu düşünüyorsanız niye bu komisyonları kurmaktan kaçıyorsunuz? Bingöl olayıyla ilgili buraya tek bir veri, tek bir objektif belge getirmediniz. Ben burada açık bir şekilde bütün olayları verilerle birlikte ifade ettim. Bakın -zaman yetersiz olduğu için söyleyeyim- bu Kobani olaylarıyla ilgili HDP’nin o güne kadar yapmış olduğu yedi çağrı var. Bütün halkı sokağa zaten çok önceden de çağırmışız, bütün halk sınıra yığılmış. Siz bunları takip etmediniz mi? MYK’mızdan o çağrı gelmeden önce de siyaset yoluyla Hükûmetle defalarca görüşerek meseleyi çözmeye çalışmışız. Çözülmediği için de, oradaki kardeşlerimiz katliam tehlikesi altında olduğu için, kadınlar barbar, tecavüz eden çetelerin tehlikesi altında olduğu için, kafa kesen çeteler Kobani’ye doğru yürüdüğü için -şiddete çağrı yapmadık- halkımızı sokağa çağırdık, bugün olsa yine çağırırız. HDP’nin yapmış olduğu en onurlu çağrıdır. Kobani bugün aynı tehlike altında olsa, HDP aynı çağrıyı yapar.

Biz sokağı kullanan bir partiyiz. “Sokakta yakıp yıkın, şiddet olaylarına karışın, farklı bir şey yapın.” şeklinde bir ibare varsa orada, söyledikleriniz tamam. Ama sokağı kullanmak bir siyasi partinin en demokratik hakkıdır, hele hele siyaseten sonuç almamışsa bunu kesinlikle her platformda yapar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Özellikle Kobani’de olayların nasıl oraya geldiğini anlamanız için yetkililerinizin yapmış olduğu açıklamaları dikkatle biz incelemenizi tavsiye ediyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından, 9/10/2014 tarihinde Bingöl İl Emniyet Müdürü ve ekibine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı ve iki saat sonrasında Genç ilçesinin girişinde bir aracın taranması olaylarının araştırılması amacıyla 17/10/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- MHP Grubunun, Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz ve arkadaşlarının, şeker pancarı ve şeker üretimiyle ilgili sorunların araştırılarak yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/364) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/10/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23 Ekim 2014 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Oktay Vural

İzmir

MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz ve arkadaşlarının (10/364) esas numaralı "Şeker pancarı ve şeker üretimi ile ilgili sorunların araştırılarak yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis araştırma önergemizin 23 Ekim 2014 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Yozgat Milletvekili Sayın Sadir Durmaz’a aittir.

Buyurunuz Sayın Durmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şeker pancarı ve şeker üretimiyle ilgili sorunların araştırılarak yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin tespiti amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde şeker pancarı tarımı şeker pancarı üretimiyle geçimini temin eden yaklaşık 500 bin çiftçinin, diğer bir ifadeyle 3 milyon insanın yanı sıra tarım, hayvancılık yani yem, ilaç, et, süt, nakliye ve hizmet sektörleriyle de iç içe geçmiş durumdadır. Şeker pancarı çiftçiyi tarlaya ve köye bağlayan, ailenin tüm fertlerine çalışma ve istihdam imkânı sağlayan, yan ürünlerinin tamamı değerlendirilen bir bitki olmasının yanı sıra üretim ve işlenme periyodu içinde kullanılan girdilerle birçok sektörde dolaylı olarak katma değeri artırıcı önemli bir rol oynamaktadır. Alternatif tarım ürünleri olan ayçiçeğine göre 5, buğdaya göre 20 kat daha fazla istihdam oluşturmakta, buğday ve ayçiçeğine göre ise 2 kat daha fazla makineli tarımın yapılmasına imkân sağlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, dünyada şeker üretiminin yüzde 25’ini pancar şekeri, yüzde 75’ini kamış şekeri oluşturmaktadır. Kamış şekerinin maliyeti, işlenmesinin kolaylığı ve şeker kamışının yılda birkaç kez hasat edilebilmesi nedeniyle pancar şekerine göre yüzde 40-50 daha ucuzdur. Bu nedenle, dünyadaki şeker fiyatları kamış şekerine göre belirlenmektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinin tamamına yakınında pancar şekeri üretimi yapılmaktadır. Bu ülkeler daha ucuza kamış şekeri temin edebilecekleri hâlde pancar şekeri üretiminden vazgeçmemektedirler. Bunun da nedeni pancar ziraatının ve sanayisinin ülkelerine sağladığı katma değer ve sağlık konusudur. Nişasta bazlı şekerle ilgili Avrupa’da ciddi kotalar uygulanmakta ve bu şekerin kullanımının sağlığa zararlı olduğu bütün kamuoyunca izlenmektedir. Ancak ülkemizde nişasta bazlı şeker kullanımı oldukça yüksek düzeyde bulunmaktadır. Yaklaşık 500 milyon nüfusu olan Avrupa Birliğinde 720 bin ton civarında nişasta bazlı şeker kotası tahsis edilirken 77 milyon nüfusu olan Türkiye’de 250 bin ton kota tahsis edilmektedir. Bu miktarın da her pazarlama yılında Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 artırılarak uygulandığını düşündüğümüzde Avrupa Birliğinin yaklaşık 4 katı kadar kota tahsis edildiği anlaşılacaktır. AKP Hükûmeti, AB’ye uyum çalışmaları adı altında her konuda kendisine AB’yi örnek aldığını belirtmektedir. Bu son derece önemli olan konuda Hükûmetin ülke menfaatlerinin tersine hareket etmesini anlaşılır bulmak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde hâlen şeker fabrikalarında on binlerce işçi istihdam edilmekte ve yüz binlerce çiftçi ailesi pancar tarımıyla uğraşmaktadır. Şeker pancarı tarımında en yoğun kullanılan girdilerden gübre ve mazot son zamanlarda büyük artış göstermiş, üreticilerimiz artık girdi maliyetleri yüzünden topraklarını işleyemez duruma gelmişlerdir. Girdi fiyatlarının sürekli artış göstermesine karşın pancar alım fiyatları yıllardır aynı seviyede kalmıştır. Özellikle son yıllarda AKP’nin yanlış tercihleri nedeniyle pancar üretimimiz oldukça gerilemiştir. Şeker fabrikalarımız şeker üretim kotalarını dahi tamamlayamaz hâle gelmiştir. Pancar üretimindeki azalma fabrikalarımızın düşük kapasiteyle çalışmasına ve bu sebeple de şeker üretim maliyetimizin yükselmesine sebebiyet vermektedir. Çiftçimizin üzerine düşen en önemli görev ise kendini yok etmeye ve ülkemizi başka ülkelerin pazarına çevirmeye yönelik politikaları benimsemiş olan siyasi anlayışa prim vermemek olmalıdır yani kendisini yok etmeye çalışan AKP politikalarına sandıkta gereken dersi mutlaka vermelidir. Biraz sonra söz alacak olan AKP milletvekilinin ya da sözcüsünün eminim ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da “Ya, eğer çiftçimiz bu kadar sıkıntılıysa neden AKP bu kadar oy almaktadır?” dediğini duyar gibi oluyorum. İşte bu nedenle çiftçimiz AKP’ye mutlaka sandıkta bir ders vermelidir.

SONER AKSOY (Kütahya) – Dersi size veriyor hep.

SADİR DURMAZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ülkemizde pancar şekeri üreten fabrikalar ekonomik ve sosyal sebeplerle kurulmuşlardır. Nişasta bazlı şeker üreten fabrikalar ise tamamen ticari beklentiler ve kişisel kararlarla kurulmuştur. Faaliyette bulunduğu yörenin ve ülkemizin ekonomik kalkınmasına hizmet eden pancar şekeri fabrikalarının hak ve menfaatleri kişisel tercihlerle kurulmuş nişasta bazlı şeker fabrikalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Ülkemizde şeker fabrikaları nişasta bazlı şeker kotası sebebiyle optimum ölçekte çalışamamaktadır. Kotanın yüzde 15 olarak uygulanması sonucunda, son on bir pazarlama yılı itibarıyla pancar şekeri üretimine etkisi 2 milyon 500 bin ton olmuştur. Son on bir yıl içinde ülkemizin kayıplarına baktığımızda; 2,5 milyon ton şeker üretilememiştir, 320 bin hektar alanda pancar tarımı yapılamamıştır, 60 bin tarım işçisi işini kaybetmiştir; 6,3 milyon ton küspe, 800 bin ton melas üretilememiş, dolayısıyla, 200 bin ton et açığı oluşmuştur. Pancar şekeri sanayisinin düşük kapasiteyle çalışması, tabiatıyla maliyetleri yükseltmiştir.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri döneminde şeker üretiminde süreç, nişasta bazlı şeker üreticileri lehine, pancar üreticilerinin aleyhine gelişmiştir. Sorumluluk makamındaki Sayın Tarım Bakanı konuya ilişkin açıklamasında, şeker pancarı üretim maliyetinin çok yüksek olduğunu söyleyerek şeker pancarının çok su istediğini, sulama maliyetinin çok yüksek olduğunu belirtmekte, bunun sonucunda da “Türkiye dünyanın en pahalı şekerini tüketiyor.” demektedir. Bunu nişasta bazlı şeker üreticisi fabrikanın bir temsilcisi söylese elbette anlayabiliriz, kendi çıkarlarını korumak maksadıyla böyle bir değerlendirme yapıyor diyebiliriz ama maalesef bunu Türkiye’nin Tarım Bakanı söylüyor.

Sayın Bakan, sulama maliyetleri neden çok yüksek? Sizin göreviniz üretici maliyetlerini düşürmek, rekabet gücü kazandırmak değil mi? Sulamada kullanılan enerji fiyatı neden bu kadar yüksek? Yüksek fiyattan, dünyanın en pahalı girdilerini kullanan çiftçi mi suçlu? Gemiciklere verdiğiniz fiyattan pancar üreticisine de mazot verin maliyet de düşsün fiyat da düşsün, konu bu kadar basit. Bakan olarak neden vatandaşınıza dünyanın en pahalı şekerini tükettiriyorsunuz? Bir sonraki adımda da şeker pancarı üretimi maliyeti yüksek diye üretimden vaz mı geçireceksiniz? Böyle bir talepte mi bulunacaksınız? Kaldı ki dünyanın en pahalı şekerinin Türkiye’de tüketildiği iddiası tartışmalı bir konudur.

Değerli milletvekilleri, 1988 yılında 88 memur, 611 işçi çalışanıyla üretime başlayan Yozgat Şeker Fabrikası, yaklaşık 400 bin ton pancarı en kaliteli ve verimli şekilde işlemiş, bölge ekonomisine yılda yaklaşık 90 trilyon lira katkı sağlamıştır. Günümüzde, sahipsizlikten, 32 memur, 315 işçi çalışanıyla kapısına özelleştirme dayanan, üretimin durma noktasına geldiği bir fabrika hâline gelmiştir. Yozgat Şeker Fabrikasında yıllardır geçici işçi olarak çalışan 102 kardeşimize maalesef kadro verilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, pancar eken çiftçilerimizin şu sorunları mutlaka giderilmelidir: TEDAŞ’ın özelleştirilmesiyle üreticilerimiz yüksek elektrik fiyatı yüzünden tarımsal sulama yapmakta zorlanmakta, elektrik faturalarını ödeyememektedirler. Mazot çiftçinin can damarıdır. Ancak, çiftçimiz, AKP hükûmetleri döneminde traktörüne mazot koyamaz hâle gelmiştir. Mazotunu nakit alamayan çiftçimiz vade farkıyla borçlanmaktadır. Bu yıl yaşanan olumsuz iklim şartları nedeniyle şeker oranının düşük olacağı beklentisi zaten zor durumda olan pancar üreticimizi endişeli bir bekleyişe terk etmiştir. Biraz önce buraya gelmeden, Yozgat’ta pancar ekilişi çok olan Yerköy, Boğazlıyan, Şefaatli ve Yenifakılı ilçelerinden çiftçilerle görüştüm. Bu endişeyi giderecek bir fiyatı beklemektedirler. Bize göre, çiftçimizin bu endişesini giderecek fiyat ton bazında en az 1.75 TL olmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak çiftçimizin, pancar üreticilerimizin ve sektör çalışanlarının yaşadığı sorunların çözümü konusunda her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu bir kez daha söylemek istiyorum.

Bu vesileyle, pancarını hasat etmekte olan çiftçilerimize bol kazanç diliyor, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Adıyaman Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun önerisi üzerinde aleyhte söz almış bulunmaktayım AK PARTİ Grubu adına, sizleri saygıyla selamlarım.

Pancarın ülkemiz için vazgeçilmez tarım ürünlerinden olduğu bir gerçektir. Pancar üretimiyle uğraşmak zor ve meşakkatli bir iştir. Bununla uğraşan ve üreten ve ülke ekonomisine katkı sağlayan tüm pancar ekicilerine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

Ekici sayısı düşmüş olmasına rağmen, pancar üretimi yaklaşık 16 milyon 483 bin ton seviyelerindedir; 2002’de 16 milyon 523 bin ton iken 2013 yılında gerçekleştirilen oran 16 milyon 483 bin olmuş, inşallah 2014 yılında da 17 milyon ton yaklaşık hasat beklenmektedir.

Ekilen alanlara baktığımızda, toplam ekili alanımız 291 bin hektardır. Yine AK PARTİ iktidarından önce, bu üretim 372.468 hektar alanda yapılmaktaydı. Aradaki fark… AK PARTİ iktidarında üretilen alanda düşüklük varsa da AK PARTİ’yle beraber bereketin, verim artışının gerçekleştiğini bir kez daha görmekteyiz.

Dünyada her yıl 130 milyon tonun üzerinde şeker üretilmekte olup bunun hâlihazırda beşte 1’i pancardan, kalan kısmı şeker kamışından elde edilmektedir. Uluslararası piyasalarda dış ticarete konu olan şeker miktarı 50 milyon ton civarında. Şeker kamışı, tropikal bölgelerde yetişmesi nedeniyle sulama gerektirmemesi, pancardaki gibi her yıl ekim gerektirmeyip dört beş yılda bir ekilmesi, yılda 1 kez değil, ortalama 5 kez ürün alınması gibi nedenlerle pancara göre daha düşük maliyetli bir ham madde olduğundan pancar şekerinin kamış şekeriyle dünya piyasalarında rekabet etme şansı çok düşüktür. Şeker kamışı, maliyetinin çok düşük olması yanında dünya şeker üretim ve ticaretine hâkim pozisyonda bulunması nedeniyle de dünya şeker borsası fiyatlarının belirleyicisi olmaktadır.

Ülkemiz, dünya pancar şekeri üretiminde yüzde 8’lik payıyla yıllardır sahip olduğu konumunu korumuş, Avrupa Birliği, Amerika, Rusya ve Fransa’nın ardından dünyada 5’inci, AB’de 4’üncü sırada yer almaktadır.

Gıda güvenliğinin dünya genelinde giderek kritik bir konu hâline geldiği son yıllarda, şekeri pancardan üretenler başta olmak üzere tüm üretici ülkeler şeker gibi temel gıda maddeleri bakımından, ithalat iç fiyatlardan daha ucuz olsa bile, iç taleplerini ithalat yerine kendine yeterlilik politikaları çerçevesinde yerli üretimle karşılama yoluna gitmektedir. 2001 yılında yürürlüğe giren Şeker Kanunu’nun temel amacı da kendine yeterliliktir. Aynı kanunla kurulan Şeker Kurumuyla, Şeker Kanunu’nun uygulanmasının yanı sıra, sektörün rekabetçi, sürdürülebilir bir yapıya kavuşması amacıyla yetkileri çerçevesinde gerçekleştirdiği faaliyetler, düzenlemeler ve ürettiği politikalar sonucunda, sektörde yurt içi şeker talebinin yurt içinde yetiştirilen ham maddelerden, yurt içi üretimle karşılanması, üreticilere düzenli gelir sağlayacak şekilde pancar, şeker pancarı ve nişasta bazlı şeker üretiminin bir denge içinde sürdürülebilmesinin gerektiği, şeker üretim, arz ve fiyatlarında istikrarın sağlanması ve korunması gibi hedeflere ulaşılmıştır.

Kota sistemine ilişkin olarak çeşitli platformlarda sıkça dile getirilen bazı yanlış algılamalar var. Bu eleştirilerin başında, kota sisteminin ülkemizde şeker pancarı üretimini kısıtladığı ve pancar üretiminin azalmasına yol açtığı iddiası gelir. Ülkemizde, kurulu şeker üretim kapasitesi 3,1 milyon tonu pancar şekeri, 1 milyon tonu nişasta bazlı şeker olmak üzere 4 milyon tonun üzerindedir. Son yıllarda, yurt içi şeker tüketimi ortalamamız 1 milyon 800 bin ton civarındadır. Ülkemizin kurulu şeker üretim kapasitesinin ihtiyacın üzerinde olduğu, düşük maliyetli kamış şekeriyle rekabet şansı bulunmayan pancar şekerinin ihracat olanaklarının kısıtlı olduğu, şekerle ilgili olumsuz yayınların kamuoyunu şeker tüketimini azaltmaya yönelttiği dikkate alındığında, kurulu kapasite düzeyinde ya da iç talebin üzerinde bir şeker üretiminin sürdürülebilir olmadığı açıktır.

Nitekim, Şeker Kanunu öncesinde, özellikle 90’lı yıllarda yaşanan istikrarsız üretim döneminde, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen pancar fiyatının üreticilerce cazip bulunduğu yıllarda ortaya çıkan üretim patlaması sonucunda şeker stoku sorunu yaşanmış, pancar fiyatlarının tatmin edici bulunmadığı yıllarda ise üretimin iç talebi karşılamaya yetmemesi nedeniyle büyük miktarlarda ithalat yapılarak ülkemizin önemli döviz kaybına uğraması durumuna yol açılmıştır.

AK PARTİ iktidarında, dekar başına alınan ortalama ürün 5,66 kilograma ulaşmış, 2,2 milyon tonluk şeker üretimi gerçekleştirilmiştir.

Sonuç olarak, ülkemizin ihtiyacına yetecek miktarda şeker pancarı ve nişasta bazlı şeker ile şekerin ham maddeleri olan pancar ve mısırın yurt içinde üretilmesi hedeflenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı şeker pancarı maliyeti 0,10 kuruştur kilograma; fiyat, 2012 yılı 13 kuruş, 2013 yılı 15 kuruş, 2014 yılı ortalama fiyatı 146 kuruş olmaktadır kilograma. Şeker Kurumu, 2013-2014 pazarlama yılı ortalama kesin fiyatını açıklamış, 146 kuruş kilograma. 2014 yılı 11-20 Ekimde uluslararası borsalarda dünya şeker fiyatı 425 dolar/ton iken Türkiye’de, ülkemizde kristal şeker fiyatı 2.500 TL/tondur.

Tarım Bakanlığımızın tarıma verdiği destekler ve uygulamalar: Şeker pancarında 2014 yılı için dönüme 7,5 lira mazot, dönüme 7,5 lira gübre ve dönüme 2,5 lira toprak analizi olmak üzere 17,5 lira destek vermektedir, devam etmektedir.

AK PARTİ iktidarı döneminde, toplam tarımsal desteklemeler 70 katrilyonu bulmuş, bununla sadece şeker pancarı üreticilerimiz değil, bütün çiftçilerimiz, AK PARTİ iktidarından önce kendisine yapılan üvey evlat muamelesi ile AK PARTİ iktidarının tarıma, üreticiye verdiği önemin farkında olduğunu her seçimde artan oranda verdiği oy bir kez daha göstermiştir.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Dünyanın en pahalı mazotunu kullandırıyorsunuz. Biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz Mehmet Bey?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Bizim verdiğimiz bu desteklerle insanımızın, çiftçimizin her zaman yanında olduğumuzu ifade ediyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde Bursa Milletvekili Sayın İlhan Demiröz.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, şeker pancarı ve şeker üretimiyle ilgili sorunların araştırılarak önlemlerin tespiti amacıyla vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi, bizleri televizyon başında izleyen tüm yurttaşlarımızı, pancar üreticilerini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Nasıl başlamam gerektiğini şöyle ifade etmek istiyorum: Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi bir arkadaşımın, AKP milletvekili bir arkadaşımın bu konuya başlarken “şeker pancarı ve şeker üretiminin aleyhinde” söz almış bulunma ifadesini buradan çiftçilerimizin değerlendirmesini istiyorum. İşte, AKP’nin tarım politikası bu! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – MHP’nin önerisinin aleyhinde…

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Çıkıyor, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi diyor ki: “Şeker pancarı ve şeker üretimiyle ilgili aleyhte söz aldım.”

Arkadaşlar…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – İç Tüzük’ün yanlışlığından dolayı, yoksa aleyhinde değil, çok güzel şeyler söyledi. Aleyhinde değil yoksa, yanlış geçmesin tutanaklara.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar… Hayır, hayır, görünen köy kılavuz istemez. Siz müsaade edin, ben anlatacağım.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Gelin değiştirelim, İç Tüzük’teki böyle saçma ifadeleri çıkaralım.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Hayır, hayır, görünen köy kılavuz istemez çünkü Sayın Erdoğan bu ifadeleri kullanırken Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının sözcüsü olarak konuştu. Çünkü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı tarımcıların, çiftçilerin, üreticilerin yanında değil, bugüne kadar hiçbir şekilde yanında olmadı arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, 2013 yılında, toplam 54 ilde ve 2.644 yerleşim biriminde 85.700 üretici 1 milyon 771 bin 65 dekar alanda pancar ekimi yapmış. Bu rakam, daha sonra, Şeker Kanunu ve özelleştirmeleri dikkate aldığımız zaman…

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) –İlhan Bey, bizim dönemde artmış mı azalmış mı, onu söyle.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Sayın Erdoğan, sana rakamları veririm yıl yıl.

Maalesef, 492.232’den bugün düştüğümüz rakamı, nerede olduğunu hep beraber görüyoruz. Çiftçi pancardan, pancar ekiminden, üretimden uzaklaşmıştır. Neden uzaklaşmıştır? Sizin dekara verdiğiniz 7,5 lira mazot desteğinden dolayı uzaklaşmıştır. Mazota sizin döneminizde yüzde 400 zam yapılmış, siz mazot desteğini destek olarak söylüyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Pancar üretimi düşmüş mü, artmış mı?

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Bütçeye koyduğunuz 9 milyar TL’lik bir desteğin… Siz, maalesef, çiftçinin sağ cebine konulanı sol cebinden alıyorsunuz. Nasıl alıyorsunuz? Biz tarımcılar, çiftçiler yılda 3,5 milyar litre mazot kullanıyoruz. Peki, mazottaki KDV, ÖTV miktarını onunla çarptığın zaman değerli Erdoğan, bu rakamın 10 milyarın üzerinde olacağını göreceksin. O zaman, hiçbir zaman buradan çıkıp… Bizi dinleyen çiftçi vatandaşlarımız sizi telefonla arayabilir “Bize destek vermeyin, mazotu düşürün.” diyorlar. Onun için bunların destek olmadığını, pancara hiçbir destek vermediğinizi de ifade etmek istiyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Pancar üretimi düşmüş mü, artmış mı?

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Arkadaşlar, benden önceki değerli konuşmacılar şeker kamışıyla, dünya borsalarındaki şeker fiyatlarıyla ilgili görüşlerini ifade ettiler.

Ben buradan şu noktaya gelmek istiyorum: Türkiye’de 25’i kamu kuruluşu, 8’i özel sektör olmak üzere 33 şeker fabrikası var. Siz, Şeker Kanunu’yla, daha sonra onun için hazırlanan alt tabanla özelleştirmeler yaptınız ve bu özelleştirmelerin bir kısmı, 10 tanesi geriye döndü. Dileriz, bu özelleştirmeler bundan sonraki zamanlar içerisinde de yapılmaz. Şunun için yapılmaz: Şeker fabrikaları sanayisi olmayan bölgelerde bir bilgi üniversitesi oradaki tarımıyla, sosyal faaliyetleriyle, nakliyecisiyle, havasıyla. Bu bakımdan, bunların çok önemli olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Sonra, ben de şeker pancarının tarımdaki faydalarını çok kısa başlıklarla sizlerle paylaşmak isterim. Şeker pancarı çiftçisi, devlete hiç yük olmadan, 170 bin hektar kıraç tarım arazisini tamamıyla kredi yatırımıyla sulu tarıma kazandırmıştır. Devletin bu kazancının parasal karşılığı 340 milyon dolardır.

Şeker pancarı üretimi için ton başına yapılan harcama buğdaydan 3,7 kat, ayçiçeğinden 7 kat daha düşüktür; buna karşılık, birim alanda buğdaydan 3,3 kat, ayçiçeğinden 2 kat daha fazla katma değer yaratmaktadır. Şeker pancarı tarımı buğdaydan 1,5 kat, ayçiçeğinden 1,9 kat daha fazla makine kullanımına olanak sağlamaktadır.

Şeker pancarının fabrikada işlenmesi sonucu elde edilen melas maya sanayisinin ana ham maddesi olmasıyla çok önemlidir.

1 dekar şeker pancarı, taşımacılık sektöründe 5,7 ton yük sağlamaktadır.

Şeker pancarı, kendinden sonra ekilen üründe de verim artışı sağlamaktadır.

Son olarak, 1 dekar şeker pancarının fotosentez sonucu havaya verdiği oksijen ormandan 3 kat daha fazla, 6 kişinin bir yıllık gereksinimini karşılayabilecek düzeydedir. Bu kadar önemli olan bu şeker pancarına ve şeker pancarı tarımına maalesef, önem vermediğinizi bir kez daha söylemek istiyorum.

Arkadaşlar, Türkiye’de 5 nişasta bazlı firma var, 6 tane de fabrikası var. Nişasta bazlı şeker ne demek? Mısırdan tatlandırıcı üretmek. Peki, ülkemiz buna uygun mu? Avrupa Birliğine bakıyoruz, Avrupa Birliğindeki bu oranlar: Arkadaşlar, mesela Fransa’da tüm şekerin pancardan sağlanıp nişasta bazlı şekere bir kota verilmezken 2’nci sıradaki Almanya’da yüzde 2,5, Polonya’da yüzde 3,2 olmasına rağmen, maalesef bizde yüzde 10’du ve her yıl yüzde 5 artırmayla devam etti. Nereye kadar devam etti biliyor musunuz arkadaşlar? 2013-2014 pazarlama yılında, nişasta bazlı şeker, Şeker Kurulu tarafından -Resmî Gazete’de- 24/6/2014 tarihinde yüzde 25 oranında artırıldı. Yani, 244.400 ton olarak belirlenen kotayı bir de yüzde 25 artırdınız. Bu ne demektir? Sizin en az 850 bin ton pancar üretimini yok saymanız demektir; en az yüz binlerce ailenin buradan uzaklaşmasına sebep olacağınızı ifade etmektir.

Burada iki konuda bilgi vermek istiyorum. Bu konuşmayı yaptığım zaman, Bursa’dan değerli çiftçi kardeşlerim, pancar ekici arkadaşlar aradı, dediler ki: “Şu anda pancarla ilgili fiyat belli değil.” Geçen sene 144 verildi, 139 TL’ye kadar düştü. Bu sene, iklim şartları ve yapraklarda meydana gelen hastalıklardan dolayı şeker pancarındaki şeker oranı çok düşük. Eğer Şeker Kurulu, şeker fabrikaları kotasını bu nokta üzerinden belirlerse, bugün maliyeti 135 lira civarında olan -135 TL/ton olan- bu maliyetin üstünde bir rakam vermezlerse biz önümüzdeki sene şeker pancarıyla tamamen bitmiş oluruz. Neden? Siz, şeker pancarının içerisindeki bu şeker oranına göre fiyat verdiğiniz zaman, bu oranın örneğin Bursa’da 110 TL’ye düşeceğini özellikle belirtmek istiyorum.

Onun için, buradan -Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşımın da ifade ettiği gibi- 175 TL/tonla sadece çiftçinin sabahleyin bir çorba içmesine yarayacağını bilmeniz anlamında, bu fiyatın üzerinde olmasını önemle rica ediyorum.

Ayrıca, bu arkadaşlarımızın, çiftçi kardeşlerimizin bir dileği de, daha önceki yıllarda bu şeker oranıyla ilgili barem alınan 16 veya 14 baremini kendilerine uygulamamalarını istiyorlar. Yani, şeker oranına göre fiyat alırlarsa, fiyat verirlerse biz önümüzdeki sene önümüzü göremeyiz, pancar da ekemeyiz diyorlar.

Buradan, Bursa bölgesinde bir de nişasta bazlı şekerle ilgili Cargill’i söylemek istedim ama zamanım elvermedi Sayın Erdoğan’a cevap yetiştirmek için. Ama Cargill’le ilgili, inanın, Bursa’da bizim söylediklerimizin doğruluğuna geldiğini ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Burada, MHP’nin vermiş olduğu bu önergenin lehinde uygulama yapacağımızı özellikle belirtmek istiyorum çünkü yerinde ve zamanında verilmiş bir önergedir Sayın Erdoğan.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, buyurunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Benim söylemediğim bir şeyi hatip söylemişim gibi ifade etti. O konuya açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sataşma yoktu ama ismini zikrettiği için herhâlde.

BAŞKAN – Düzeltmek için söz aldı, sataşmadan söz almadı.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan'ın, Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biz, şeker pancarı üreticilerimizin de, Türk çiftçisinin de her zaman yanında olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Yaptığımız çalışmalardan bir kısmını anlattım. 70 katrilyonluk toplam nakit desteği Türk çiftçisine ödeyen AK PARTİ iktidarı oldu. Tabii ki Türk çiftçisi AK PARTİ iktidarını her zaman destekleyecek.

Türk çiftçisine gübre desteğini kaldıranları çiftçimiz unutmadı. Mazot desteğini kaldıranları, ödünç tohumluk desteğini kaldıranları, IMF’nin verdiği emirleri “şak” diye yapanları tabii ki Türk çiftçisi unutmadı. Ama, biz, iktidarımız döneminde, üvey evlat muamelesi gören Türk çiftçisini ekonominin hayırlı evladıdır diye gördük ve bu noktada gayret ettik.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Çiftçi ölüyor!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Bizim çiftçiyle olan gönül bağımıza, bizim aramızda kurduğumuz bu muhabbet ilişkisine hiçbirinizin yüreği, cesareti yetmez.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Yanlış bilgi verme. Yanlış bilgi veriyorsun. Düzeltmek için çıktın, yanlış bilgiler veriyorsun.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Her zaman doğruyu söyledik, doğruyu söylemeye de devam edeceğiz. Doğrunun haricindeki sözleri söylemeyi sizler sanat hâline getirdiniz.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yani, düzeltmek için çıktı, propagandaya devam ediyor. Ne yapalım, yapacak bir şey yok.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ama, milletimiz bize her zaman desteğini devam ettirmiştir.

Teşekkür ederim Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Nişasta bazlı şekeri niye yüzde 50 artırdınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, ben size de söz vereceğim tabii…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, size yok. Sayın Demiröz, sizin nereden çıktı ki?

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Tamam...

BAŞKAN – Şimdi, önce Sayın Durmaz ayağa kalktı, sıraya alıyoruz.

Buyurunuz Sayın Durmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

4.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz'ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Erdoğan bir AKP klasiği hâline gelmiş olan klişe laflarla, birtakım süslü ifadelerle, her zaman olduğu gibi, yanlış bilgiler vermiştir.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) - Klişe değil…

SADİR DURMAZ (Devamla) – Yani, bugün, kendileri 2006 yılında çıkardıkları Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesini okusunlar.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) - Biz dersimizi ezber yapmışız. Sen kendine bak!

SADİR DURMAZ (Devamla) – Buraya çıkarken, lütfen, bilerek çıkın. Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesinde -2006 yılında çıkardınız- diyor ki: “Çiftçiye verilecek olan destek gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.”

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Yüzde 1’i geçmişiz.

SADİR DURMAZ (Devamla) – Ama, siz, bugüne kadar ulaşamadınız. Bugüne kadar ulaşamadınız ama dolaylı rakamlarla, şişirerek, her zaman olduğu gibi, farklı bir değerlendirmeyle çiftçimize daha fazla destek verdiğinizi söylüyorsunuz.

Sayın Erdoğan, çiftçi harmandan kalktı, sizin haberiniz yok. İsterseniz -Sayın Bakana teklif etmiştim, size de teklif ediyorum- kurayla bir il çekelim. Pancar hasadı yapılıyor, beraber gidelim. Çiftçi size mi inanıyor, bana mı inanıyor, beraber bir değerlendirelim. Var mısınız?

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Yaptıklarımız da var, eksik olanlar da var. Hepsi için yapacağız. Tamam.

SADİR DURMAZ (Devamla) – Bakın, kurayla seçelim diyorum. Bütün AKP yetkililerine söylüyorum, bütün vekillerimize söylüyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) - Biz her zaman varız, halkın yanındayız.

SADİR DURMAZ (Devamla) – Bakın, hepimiz, Allah aşkına doğruları söyleyelim. Çiftçimiz gerçekten zor durumda. Başka yerlere aktardığınız kaynakları çiftçimizden esirgemeyiniz. Çiftçimiz tarlasına gidemeyecek durumda, çiftçimiz traktörüne mazot koyamıyor, çiftçimiz kahveye gidemiyor, çiftçimiz çocuğunu everemiyor; bundan emin olun. Çiftçi artık, rahatlıkla başkasının minderine gidip oturup oğluna kız isteyemiyor. Neden? “Ne iş yapıyorsun?” dediğinde “Çiftçiyim.” diyor, boynunu büküyor. Kahvede oturacak çay parası yok çiftçinin cebinde. Siz çiftçiden çok uzaklaştınız. Çiftçi olmazsa burada karnınızı doyuramazsınız. Çiftçiye hep beraber sahip çıkalım, hepimiz destek verelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, hayrola?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, biraz önce Sayın Erdoğan, hatip şöyle bir şey söyledi: “Çiftçimiz memnun.” Türkiye’de yerli tohumun satışı yasaktır. Türkiye’de İsrail tohumunun satışı serbest. Yerli tohuma, o ürünlere ancak takas usulüyle çiftçilerimiz kavuşabilmekte. Yani o yüzden, gerçekten, AKP çiftçimize zarar vermektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Bize de “Yüreğiniz yetmez.” dedi, “Çiftçiyle bizim aramıza…”

BAŞKAN – Ha, siz yüreğiniz yeteceğini söyleyeceksiniz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Başladık hayırlısıyla, hadi bakalım!

Şimdi, “Anlaşma var.” dediniz, lafın üzerine laf koymak… Hadi bakalım devam edin, bana göre üç konuşmanın sonrasında bu anlaşma berhava olur. Ben yemek söylemeyecektim öyle dendiği için bana ama ben şimdi mutfağa söyleyeceğim, “Yemek verin.” Akşam 24.00’e kadar buradayız, hadi bakalım kolay gelsin. Laf üzerine laf koymak, ya inanılır bir şey değil.

Buyurun Sayın Demiröz.

5.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Az önceki değerli arkadaşım “Çiftçilerle bizim aramıza girmeye sizin yüreğiniz yetmez.” dedi. Ben o zaman şöyle diyorum: Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu bu araştırma önergesi ne için? Şeker pancarı için ve şeker pancarı çiftçileri için. Eğer yüreğiniz yetiyorsa buna “Evet.” deyin, hep beraber bunu araştıralım. Bu yürek bizde var, biz bu yüreği her zaman, her ortamda ortaya koyarız; bunu lütfen bilin, bir. (CHP sıralarından alkışlar)

İki: Sayın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı da rakamları çok güzel atlatır, takla attırır; aynı oyuna lütfen siz de gelmeyin. Size az önce dedim ki: 4 lira 67 kuruş olan mazottaki KDV ve ÖTV’yi yılda kullandığımız 3,5 milyar litre mazotla çarptığınız zaman, sizin verdiğiniz desteği çiftçi istemiyor çünkü buradan veriyorsunuz, 9 milyar gösteriyorsunuz, cebinden sadece akaryakıtla bunları alıyorsunuz Sayın Erdoğan.

Az önce arkadaşımın da dediği gibi, “Tarım Kanunu çıkardım.” diyor Sayın Bakan ama Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesinden dolayı şu anda 40 milyar TL borcunuz var. 2007’den itibaren hiçbir zaman yüzde 1 olmak üzere, vermediniz.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Yüzde 1’den fazla veriyoruz.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Nerede fazla?

Bakın, lütfen…

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Hesap kitap bilmiyorsun!

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Lütfen, bakın… Yani bu rakamları oynatmaya ihtiyacınız yok ve sizin, çiftçilere bırakın destek olmayı, 40 milyar borcunuz var.

Diyorsunuz ki “Çiftçiler çok iyi bir durumda.” Şimdi, benim bölgemden Karacabey-Sultaniye’de bir çiftçi kardeşim 800 dönüm domates ekiyordu, vazgeçti. 63 yaşında, ağır vasıta ehliyeti almak istiyor, Ulaştırma Bakanlığından onu alamıyoruz. Biliyor musunuz arkadaşlar, çiftçiyi hangi noktaya getirdiniz? Burada ifade ederken dinlediniz, lütfen, çiftçileri de düşünerek yapın diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başkanım teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz ve arkadaşlarının, şeker pancarı ve şeker üretimiyle ilgili sorunların araştırılarak yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/364) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde söz sırası, şimdi aleyhte ve son konuşmacı olmak üzere, Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun’da.

Şimdi benim şey demem lazım: Bir sataşmaya mahal vermeden lütfen.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Evet, şeker pancarı, Türk çiftçisinin gerçekten önemli gelişim alanlarından birisi. Bu manada, özellikle Şeker Kanunu üzerinde de bugüne kadar Meclisimiz, belki Tarım Komisyonunun ilgi alanlarından biri olmasına rağmen, özellikle Sanayi, Ticaret, Enerji Komisyonunda bu konuda önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu çalışmalar, tabii ki iktidar partisiyle birlikte Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve HDP’den üye milletvekili arkadaşlarımızla beraber bir uyum içerisinde, bu konuyla alakalı tüm kurumları, kuruluşları dinleyerek belli bir aşamada gerçekleşiyor. Ben bu manadaki olumlu katkılarından dolayı hem Cumhuriyet Halk Partisinden hem de Milliyetçi Hareket Partisinden üye olan Komisyon üyelerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin, Türk çiftçisinin bu kadar önemli bir konusuyla ilgili Şeker Kanunu’nun önümüzdeki dönemde olumlu bir şekilde revize edileceğini de şimdiden söylemek mümkün.

Evet, burada ifade edilen tüm görüşlere saygı duyuyoruz ama diğer taraftan gündemimiz belli. Gene, belki bir örnek olarak Sanayi, Ticaret Komisyonunun ortaklaşa mutabakat sağlayarak gerçekleştirdiği bir kanunu birazdan görüşeceğiz. Elektronik ticaretle alakalı bu kanunu, inşallah hep birlikte burada bir mutabakat içerisinde gerçekleştireceğiz.

Dolayısıyla, gündemimiz belli olduğundan, maalesef grup önerisine katılamadığımızı bir kez daha ifade eder, bu vesileyle sizleri saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:16.42

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Şimdi bana el işareti yapmayın. İç Tüzük’e göre, yanımda oturan bu 2 arkadaşın sayması gerekiyor. Bazen ben kendim de sayıyorum. En fazla da sizin gruptan itiraz olur ben saydığım zaman yani “Görevinin dışında niye davranıyorsun?” diye. Onun için -tamam mı- arkadaşların sayması öyledir, onlara inanmak zorundayız.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Artı, saat beş, yedide televizyon kapatılıyor ve siz konuşacaksınız muhteremler yani bu iyi davranışımı alkışlamanız gerekirken itiraz ediyorsunuz ya anlayamıyorum yani. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

3.- CHP Grubunun, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 50 milletvekili tarafından, Artvin’in Murgul ilçesinde yapılması planlanan siyanür havuzuyla ilgili sorunların tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                               23/10/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/10/2014 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Engin Altay

Sinop

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 50 milletvekilinin Artvin’in Murgul ilçesinde yapılması planlanan siyanür havuzuyla ilgili sorunların tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla 2/10/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1511 sıra no.lu)Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/10/2014 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan’da.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri ve bizleri televizyonları başında izleyen özellikle Murgullular; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bütün Türkiye Büyük Millet Meclisinin Murgullu olduğunu ifade etmek istiyorum. Olay şu: Neden böyle bir araştırma önergesi verme ihtiyacı duyuldu, onu ifade etmek istiyorum değerli milletvekilleri.

Bakın, Murgul nedir? Murgul, Türkiye’de bakırın başkenti, 1987 yılında ilçe olarak kurulmuş, 11 köyü olan, yiğit insanların yaşamış olduğu, Türkiye’nin güzel beldelerinden, güzel ilçelerinden bir tanesi. Ta 18’inci yüzyıla dayanan bakır madeni işletmeciliğinin yapıldığı, 1950 yıllarından sonra gerçek anlamda modern işletmeciliğe geçildiği, 1994 yılına kadar blister bakır üretimi yapılan, arkasından izabe tesisinin Samsun’a geçtiği bir yer. Özellikle Murgul’da bakır işletmeciliğine ilişkin üretim yapılıyorken ciddi anlamda rahatsızlıkların olduğu, insanların 50’li yaşlara gelmeden öldüğü, eşlerin dul kaldığı, çocukların yetim kaldığı Türkiye’nin bir gerçeği Murgul.

Parlamentoda, Mustafa Kemal’in Parlamentosunda Murgul bu boyutta ilk olarak konuşuluyor. Bizi Murgul’da, Türkiye’nin her tarafında izleyen Murgullulara sesleniyorum: Sadece benim konuşmamı izlemeyin, benden sonra konuşacak olan milletvekillerimizin konuşmaları da çok önemli.

Murgullunun bugünlerde üzerinde bir kâbus dolaşıyordu. Bunu Türkiye’ye Parlamentodan anlatma ihtiyacını hissettik değerli arkadaşlarım. Bakın, Murgul öyle bir hâldeydi ki Murgul’daki bu madenden bakır çıkarılması nedeniyle ciddi anlamda SO2 gazlarının yayılması nedeniyle insanlar kanser oldular, hasta oldular, akciğer hastalıkları nedeniyle 50’li yaşlara gelmeden hayatlarını kaybettiler değerli arkadaşlarım.

Ama gelinen noktada şimdi bir başka belayla daha Murgullu karşı karşıya kaldı. Murgullu, geçtiğimiz günlerde gerçekten bir destan yarattı değerli arkadaşlarım. Bu ülkede destanı sadece polisler yaratmıyor. Destan yazmak için polis olmaya, güvenlik görevlisi olmaya gerek yok; gerçek anlamda Murgullu olmak da bu ülkede destan yaratmak için bir gerekçe değerli arkadaşlarım.

Niye derseniz; bakın, ben burada, Parlamentoda onlarca kez Cerattepe’ye ilişkin maden işletmeciliğini anlatmaya çalıştım. Murgul’daki bakır tesisleri özelleştirildikten sonra Cengiz Holdingin bünyesine geçti değerli arkadaşlarım. Cengiz Holding bu özelleştirmeden sonra Artvin’de kurulacak olan Cerattepe’ye ilişkin altın işletmeciliğinin siyanür havuzunu Murgul’da kurmak istedi değerli arkadaşlarım. Bakın, çok önemli bu olay. Burada siyaset yok; Murgullular siyaset gözlemlemediler, siyaseti kenara koydular, siyasi kimliklerini buzdolabına koydular, Murgullu olmanın onuruyla, dik duruşuyla bu belayı başlarından defettiler. Burada herhangi bir şekilde siyaset yapmayacağım değerli arkadaşlarım.

Ne oldu sorun? Geldiler dediler ki: “Biz burada siyanür havuzu kurmak istiyoruz.” Holdingin başıyla muhatap olmak istediler. Burada “Siyanüre hayır.” diyerek bir platform kurdu Murgullu gençler. Önce bir avuçtular, kimse inanmadı bunlara “Acaba ne yapıyor bu gençler?” diye ama arkasından koca bir ilçeyi yanlarına aldılar ve karşılarına kocaman bir holdingin patronunu aldılar, onunla görüşmek istediler. O holdingin patronu “Ben sizleri muhatap almıyorum.” dedi değerli arkadaşlarım. 26 Eylülde, Türkiye’de çevre hareketlerine öncülük edebilecek bir toplumsal direnişi Murgullu sergiledi değerli arkadaşlarım. Hep bir araya geldiler. Onlar bir araya geldikleri zaman güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelip güvenlik güçlerine silah çekmediler, kimlik sormadılar, asayiş timleri kurmadılar değerli arkadaşlarım; kendi memleketlerine, doğdukları topraklara sahip çıktılar. Murgullu olmanın onurunu tüm Türkiye’ye, tüm dünyaya ispat ettiler. Hepsinin alınlarından öpüyorum, hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Biraz sonra milletvekillerimiz de bunları anlatacaklar. Önce şirketin sahibi bunları ciddiye almadı, “Öyle bir şey olmaz.” diye düşündü. Zannetti ki bu bir münferit eylemdir, “Birkaç kişinin bağırıp çağırmasıyla… Bunun üstesinden, hakkından gelirim.” diye düşündü değerli arkadaşlarım. 26 Eylülde Murgullularla ben de o gün oradaydım, yan yana, omuz omuzaydık.

Bir ilçe düşünün, kendini yok etmeye çalışan bir canavara karşı, kurtulma saikıyla refleks gösteriyor, ona karşı ciddi bir direniş gösteriyor. Murgul’da 10 bin kişi mi vardı? 10 bin kişi de caddeye indi değerli arkadaşlarım. Murgul’daki bütün esnaf -bakın, abartmadan söylüyorum- iş yerlerini kapattı, eczane ve fırının dışında hiçbir iş yerini açmadılar. Hiçbir çocuk okullara gitmedi değerli arkadaşlarım. Cengiz Holdingin 900 işçinin çalışmış olduğu bir Eti Bakır işletmesi vardı. Holdingin sahibi tehdit etti “Burada üretime devam edin.” diye. O 900 işçi iş bıraktı değerli arkadaşlarım. O işçileri de alınlarından öpüyorum, onları saygıyla selamlıyorum. Neden biliyor musunuz? Çocuklarının, eşlerinin nafaka paralarını kenara koydular, birilerinin yaptığı gibi holdingden iş alarak paralarının üzerine para koymadılar, onurlu davranış sergilediler; onları da saygıyla selamlıyorum. Hatta, holdingin patronu onlara şunu söyledi: “Pazartesi günü sizi işten atacağım; lütfen işinizin başına dönün, fabrikayı çalıştırın yoksa sizi üç gün sonra işten atacağım.” O işçiler holding sahibine ne dediler biliyor musunuz değerli milletvekilleri? “Pazartesiyi bekleme, bizi bugün işten at.” dediler. 900 işçi fabrikayı bloke etti.

Bir ilçe düşünün; iş yerleri kapatılmış, fabrikasında kendi işçileri üretimi durdurmuş, bütün bir ilçe kadınıyla, genciyle, çocuğuyla, yaşlısıyla bu siyanür havuzuna “Hayır.” demek için yürüyor, çocuklar okula gitmiyor. Bunun sonucu ne olabilirdi değerli arkadaşlarım? Bunun sonucu şu oldu: Holdingin sahibi yapmış olduğu bu işlemin yanlış olduğunu gördü ve toprağın humuslu toprak olması, yerleşim birimlerinin ve yerlerinin siyanür havuzu kurulacak yere yakın olması nedeniyle kendisinin yapacağı bu havuzdan, toplumsal direnişi de gördükten sonra vazgeçti değerli arkadaşlarım, vazgeçti. Bu, Türkiye’deki çevre hareketi için önemli bir kazanımdır.

Murgullu onurlu olmanın, dik olmanın, yeri geldiği zaman kırılıp ama asla eğilmemenin gerekliliğini gösterdi. Bakın, yazı elimizde değerli arkadaşlarım, yazı elimizde. Eti Bakır Cengiz Holding bu yazının altına taahhütname verdi, Murgullulara dedi ki: “Ben herhangi bir şekilde orada herhangi bir tesis kurmayacağım.”

Şimdi, burada, bu başarının arkasındaki nedir? Yazılı taahhütname verdi. İktidar partisinin belediye başkanı da dik durdu -onu da tebrik ediyorum buradan- Milliyetçi Hareket Partililer, Cumhuriyet Halk Partililer, iktidar partililer, ayırmıyorum birbirinden, hepsi dik olarak durdular burada. Diğer siyasi partilerden arkadaşlarım da orada yer aldılar. Bu ne demekti? Murgullu dedi ki: “Bu siyanür havuzu çevreyi ve Murgul’u yok edecektir.”

Değerli arkadaşlarım, Cerattepe’de madene karşı olmak, aynı zamanda Murgul’da siyanürlü havuzlara da karşı olmaktır. İkisi eşittir, aynı şeydir. Başımızda bir bela var. O anlamda, Murgullunun yapmış olduğu bu davranış, bugün Parlamentoda konuşularak Türkiye’deki bütün çevre hareketlerine bir örnek olması açısından, Karadeniz’de çevreyi yok edecek felaketlere karşı bir direniş noktası olması açısından, bir çoban ateşi olması açısından çok önemlidir değerli arkadaşlarım.

Bu mücadelenin gerçekleşmesinde büyük payı olan Murgul Siyanüre Hayır Platformu’nu, gençleri, hepsini ayrı ayrı kutluyorum değerli arkadaşlarım. Onlar bu mücadeleyle, bir halkın istemediği hiçbir şeye “Evet.” denilmeyeceğini, halkın istemediği hiçbir şeye onay verilmeyeceğini hem Murgul’a hem Artvin’e hem siyanürle arama yapmak isteyen o şirkete hem de dünyaya duyurdular. O davranışlarıyla bu olayı kanıtladılar. O nedenle onları tebrik ediyorum. Onların bu onurlu davranışlarının arkasından yürüyen, “Kendi hakkını savunamayan bir insanın hakkını başkası savunamaz.” gerçeğini iyi bilen Murgul halkını da tebrik ediyorum. Kadınıyla, yaşlısıyla, çoluğuyla çocuğuyla caddelere döküldüler, “Biz Murgul’da siyanür havuzu istemiyoruz.” dediler değerli arkadaşlarım.

Dün burada Trabzon Milletvekilimiz Volkan Canalioğlu konuşurken sözlerini şöyle bitirmişti, demişti ki: “Bize her yer Trabzon.” 26 Eylülde beş gün süren direnişten sonra Murgul şunu öğretti çevre hareketçilerine, Türkiye’deki çevre dostlarına şunu öğretti: “Bize her yer Murgul.” dedi, “Bize her yer Murgul.” dedi, “Bize her yer Murgul.” dedi. (CHP sıralarından alkışlar)

O anlamda, ben bugün Parlamentoda, Mustafa Kemal Atatürk’ün Parlamentosunda, siyasal düşünceleri ne olursa olsun, hangi siyasal düşünceden gelirse gelsin, ben Murgulluları şöyle tarif ediyorum: Onlar ay yıldızlı bayrağın altında yaşayan, cumhuriyetle problemleri olmayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün evlatlarıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Onların başka bir siyasal düşünceyle bağları yoktur. Murgul’dan her türlü siyasal düşünce çıkar, bir tek vatan haini çıkmaz değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) O inanç içerisinde yer aldılar, o inanç içerisinde mücadele ettiler. O nedenle, ben o mücadele içerisinde yer alan kadınlarımızı, çocuklarımızı, hangi siyasal partiden gelirse gelsin, belediye başkanı, milletvekili, il başkanı, ilçe başkanı, belediye meclis üyesi, sıradan vatandaş, genç çocuklar, hele o işçiler, onları bir kere daha yürekten kutluyorum çünkü onların yapmış oldukları bu davranış bizim ötemizde bir umut ışığı yakmıştır. Türkiye’deki bir çevre hareketine ve Murgul’da işlenmek istenen cinayete bir anlamda “Dur.” demiştir değerli arkadaşlarım. O nedenle, bugün burada kurulacak bir komisyon, bunun Türkiye çevre hareketine örnek olması açısından bir misal teşkil edecektir, bir kilometre taşı teşkil edecektir.

O anlamda, ben, benden sonra konuşma yapacak milletvekillerimizin de aynı duyarlılığı göstereceğine yürekten inanıyorum. Onların Murgul’daki bu olaya, Artvin Cerattepe’deki altın madenciliğine ilişkin cinayete karşı duracaklarına yürekten inanıyorum çünkü onların desteğine ihtiyacımız var. Siyasi kimliklerimizi bir kenara bırakacağız, onları bir kenara iteceğiz ve bileceğiz ki başka Murgul yok, başka Artvin yok, başka güzellik yok.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, bütün Murgullulara Parlamentodan sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Söz konusu çevre olunca, doğa olunca, siyanür olunca, maden olunca, vahşi sömürü düzeni olunca, insan hayatı söz konusu olunca elbette ki HDP aleyhte konuşmaz. Usulen, söz hakkı verilirken iki aleyhte, iki lehte. Yanlış bu kardeşim! İç Tüzük’te düzelteceğiz, zaten onun çabasını gösterdik. Üzerinde konuşulur, lehte aleyhte olmaz ve biz üzerinde konuşuyoruz.

Elbette ki Artvin’in, Murgul’un… Ki orada çok müthiş bilinçli bir doğa mücadelesi var. Oradaki hukukçuları buradan selamlıyorum, çok önemli kararlar aldılar, hatta emsal kararlar aldılar. Biz maden söz konusu olduğunda elbette ki ülkemizin yer altı, yer üstü zenginliklerini dikkate alırız. Ama, bir Soma söz konusu olduğunda durur düşünürüz, “Ocaklar kapanmasın ama ocaklar da sönmesin.” deriz. Yani, bunun bir dengesinin olması gerektiğini söyleriz. Hayat o kadar basit değil. Şirketler geliyor, özelleştirmeyle madenleri alıyor. Dışarıdan geliyorlar ve o şehirlerdeki… Bunun en büyük mağduru Şırnak ilidir. Bu konuda termik santraller kömürlerle bağlantılı olarak...

Benim bir maden araştırma komisyonunda çalışan bir üye olarak da gördüklerim, altın aramasında, bakır aramasında Elâzığ’da, bırakın onu, Uşak’ta, İzmir’de -İzmir’de, efendim, çukurunda, düşünebiliyor musunuz, İzmir’in sularının tehdit altına alındığı siyanürlü bir ortamda- Bergama’da, Bergama gibi güzelim bir yerde… Bergama’dan İda Dağı’na gidin, İda Dağı ki dünyanın en güzel doğa örtüsünü, en güzel canlı türlerini barındıran ve dünyada çok az sayıda kalan yerlerden. Bütün bunları altın hırsı, bakır hırsı, kâr hırsıyla tarumar edip, orada yaşayan insanlara hayatı zehir edip, oraya zehirlerini, oraya kirlerini, oraya atıklarını bırakarak tıpkı Afyon’da, Kütahya’da, Manisa’da, Eskişehir’in birçok ilçesinde olduğu gibi denetlenemeyen siyanür çukurları bırakıyorlar. Çal Dağı’nda, başka yerlerde…

Elbette altın kıymetli, para. Altını çıkarmak çok önemli. Ama, Kanada şirketleri, Kanada’da denetim olduğu için, Kanada’da toprağı, Kanada’da böceği, Kanada’da havayı, Kanada’da insanı korudukları için o şirketler oraya yatırım yapmıyorlar, geliyorlar, Türkiye’ye yapıyorlar. Niye? Türkiye’de her şey ucuz, denetim yok, insanların hayatı sudan ucuz, insanlar çok rahatlıkla çok ağır şartlarda çalıştırılabilinir, yapılan budur. Bu tür bir madencilik anlayışı vatana ihanettir arkadaşlar. Bu tür bir kâr hırsı, bu ülkenin zenginliklerini peşkeş çekmek, yabancı sermayeyle iç içe gidip akıtmak en büyük ihanettir. İşte bu ekonomi teröristleri çevreyi de, doğayı da, hayatı da zehir ediyorlar. Siyanür zehirdir. Var mı bunun zehir olmadığını ifade eden? Bir maden araştırma komisyonu üyesi olarak gittim gözlerimle gördüm. Sardes’a giden olmuştur belki, Lidya Krallığı’nın ilk altın parasının basıldığı yere, ilkel bir altın arama yeri vardı. Oradaki madenci gösterdi ve dedi ki: “Enteresan bir şey, siyanürsüz ilk defa burada altın çıkarılıyor.” Siyanürsüz, dikkat edin, akıtma sistemiyle. Ama gittiğiniz zaman Bergama’ya, Çal Dağı’na, Uşak’a, oradan İzmir’e, koskoca alanlara hafriyatlar dökülüyor. 1 ton malzemenin içinden alınan o 2,5 gram altını çıkarmak için o alanın hepsini siyanürle serpiştirerek, siyanürle damıtarak altın, krom. bakır ve benzerlerini –ki bakır ve kromda da benzer yöntemler kullanılıyor- çözeltilerle, o mineralleri kızgın kanallara akıtıp oradan çıkarıyorlar. E, peki atıklar ne olacak? Yani bu ülkede bunu denetlemeyecek miyiz? Bu Meclis bu işi başaramayacak mı? Başka, buna benzer bizim, Halkların Demokratik Partisinin verdiği birçok araştırma önergesi var, diğer partiler de vermiş. Yani bunları birleştirip konuşamaz mıyız? Yani bu kürsü bunun için değil mi? Bu Meclis insanlar için değil mi? Bu Meclis doğa için değil mi? Bu Meclis insanların hayatını yaşaması için değil mi? Bu Meclis, burası insanların geleceğini konuşmak için değil mi? Ama, bakıyorum ki konuşamıyoruz. Gündemimize güvenlik yasaları geliyor, gündemimize baskı yasaları geliyor, gündemimize hep birileri kâr etsin diye özelleştirme yasaları geliyor, özelleştirilen yerler şirketlere peşkeş çekiliyor, işçiler sokağa atılıyor, sosyal güvencesiz, 4/C’li yapılıyor ve Etibank kapanıyor, TKİ terk ediyor. TKİ sözleşmelerle veriyor şirketlere bütün havzaları, parsel parsel satıyorlar arkadaşlar.

Elbette ki Artvin’de, Rize’de, Kaçkarlarda dünyanın en güzel balı üretilir ama siyanürle tahrip ettiğiniz zaman o doğayı o balı üretemezsiniz. O güzelim doğu Karadeniz’in yeşillikleri, Murgul örneğinde görülmüş, nasıl heder edilmiş, nasıl tahrip edilmiş. Bırakın onu, tarihî eserlere, kültüre, doğaya, ekolojik dengeye saygı yok sırf birileri, bir şirket kazansın diye. Peki, bu ülkenin bu zenginlikleri ve güzellikleri herkesin değil mi? Evet. Biz de Halkların Demokratik Partisi olarak “çevre” deyince, “insan yaşamı” deyince, “maden araştırmaları” deyince, “siyanür” deyince halktan yana yer aldık, halktan yana yer alacağız, almayanların da karşısında meydanlarda mücadelemizi sürdüreceğiz. Bunun için ben çevre hakları için mücadele eden Tortumlu teyzeyi hep hatırlarım, aynen böyle demişti yürüdüğünde jandarma gelip onu engellediği zaman: “Elbette sırat köprüsünde sizinle hesaplaşacağız.” Biz bunu sırat köprüsüne bırakmak niyetinde değiliz arkadaşlar. Bununla en tez zamanda hesaplaşacağız, hesaplaşacağız, bunun yolu yok. Bu araştırmanın yapılmasını faydalı görüyorum.

Biz nelerle uğraşıyoruz? Hâkimlerin, savcıların burada insan yaşamını korumakla uğraşması gerekir değil mi? Eğer hâkim, savcı, adalet olsaydı insan hayatını tehlikeye sokan tehlikeli bir durum vardı, el atması gerekirdi. Hayır… Bakın, hâkimler, savcılar, adalet neyle uğraşıyor? AK PARTİ’lilere soruyorum bu Taliban işaretini yaptığınız için size fezleke geldi mi? Yok. Ülkücülerin bozkurt işareti var, MHP’lilere soruyorum, hiç size geldi mi fezleke? Yok. CHP’lilere soruyorum. Gerçi sizin işaretinizi tam bilmem ama içinizde bazı solcular sağ yumruğunu veya sol yumruğunu kaldırıyor. Bakın, bana gelen fezlekeyi okuyayım mı arkadaşlar size: “Hasip Kaplan Nevruz Bayramı’nda zafer işareti yaparak örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt üyesi gibi davranmakta…” Fezleke açmışlar. Yani, ben zafer işareti yapmışım, savcılar, bir milletvekili ve otuz yıllık bir hukukçuyla uğraşıyorlar zafer işareti yaptım diye ama siyanürle insanları öldürenlerle uğraşmıyorlar. Ama vahşi kâr hırsıyla ortalığı soyup soğana çevirenlerle uğraşmıyorlar. Ama hırsızlarla uğraşmıyor, talancılarla, yalancılarla uğraşmıyorlar. Bu ülkenin ayıbı budur. Bunun kaderini değiştirmek bizim elimizdedir arkadaşlar. Değiştireceğiz, inancım ve umudum buna tamdır. İnanın bu konuda umudumun her geçen gün güçlendiğini ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Artvin ili Murgul ilçesinde kurulmak istenen siyanür havuzu hakkında bir araştırma yapılarak gerekli önlemlerin alınması amacıyla vermiş olduğu araştırma önergesinin lehinde söz aldım. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, biraz önce bu konuda gerekli açıklamaları yapan Cumhuriyet Halk Partisi Değerli Milletvekili Uğur Bayraktutan Beyefendi’yi huzurunuzda tebrik ediyor, bu konuda verdiği mücadeleden dolayı şükranlarımı sunuyorum çünkü bu konuyu yaklaşık bir ay önce yine bu yüce Meclis kürsüsünden “Eğer bu sorun çözülmezse kendimi buraya zincirleyeceğim.” diye Murgul’u bize o zaman tanıtmıştı. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün gelinen nokta itibarıyla, sayın milletvekilleri başta olmak üzere, Murgul’da yaşayan tüm vatandaşlarımızın ortak mücadelesi sonucu gelinen nokta itibarıyla konunun kısmen geriye bırakıldığı ya da o tehlikenin atlatıldığı görülmektedir. Bu konuda da emeği geçen tüm Artvin Murgullu vatandaşlarımıza, başta muhtarlar ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere tüm siyasi partilerin ilçe yöneticilerine ve mensuplarına ben de teşekkür ediyorum. Ayrıca Sayın Bayraktutan biraz önceki konuşmasında muhtarlara teşekkürü unutması nedeniyle kendi adına da bu teşekkürü iletmemi söyledi; onu da iletmiş olayım. (CHP sıralarından alkışlar) Hepsine teşekkür ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu konu Murgul’da kurulan bir platformun çabaları sonucunda ilgililerinin dikkatini çekmiş ve Eti Bakır AŞ adına 1/10/2014 tarihinde yapılan bir duyuruyla… 2014/926 sayılı Duyuru şöyle: “Murgul ilçe sınırlarında bulunan tesislerimizde başta bakır madenciliği olmak üzere özellikle 4C grubu metallerin üretimi devam etmektedir. Söz konusu tesislerimizde kıymetli metallerin -yani altın, gümüş dâhil- üretilmesi durumunda siyanürle üretim metodu uygulanmayacaktır.” şeklinde bir duyuruyla konu ertelenmiştir. Bu duyuru yani Eti Bakır İşletmelerinin vatandaşa yapmış olduğu bu duyuru, sadece altın, gümüş dâhil ağır metallerin üretilmesi durumunda siyanürle üretim metodu uygulanmayacağı yönündedir. Ancak bu işle uğraşan değerli milletvekilleri başta olmak üzere herkes bilir ki altın ve gümüşün eğer üretimi söz konusuysa mutlaka siyanürün de kullanımını beraberinde getirecektir. Bu, kamuoyundan gelen tepkiler doğrultusunda söz konusu tehlikenin sadece ötelendiğine işaret eden bir duyurudur. Buna öncelikle dikkatinizi çekmek isterim. İnşallah bundan sonraki mücadelede de yine herkes hiçbir siyasi görüş farklılığı gözetmeksizin konuya sahip çıkar ve bu sıkıntının ebediyen çözülmesine katkıda bulunur temennisinde bulunmak istiyorum.

Bu vesileyle, tabii ki madencilik sektörünün geneli içerisinde, evet, “altın, gümüş, bakır ve benzeri” gibi ağır metallerin işlendiği tesislerde çevreye verilen siyanür zararının etkisinin dışında başka sorunların da olduğunu ifade etmek istiyorum. Özellikle siyanür kullanımının kanser vakalarını artırdığı ve bunun somut delillerinin örneğin benim ilim Kütahya sınırları içerisinde bulunan yine siyanürün kullanıldığı bazı işletmeler nedeniyle resmî rakamlara da yansıdığını ifade etmek istiyorum. Kütahya’da bu konuda yaşanmış acı ve ciddi tecrübeler vardır. Diğer illerde yapılacak bu konudaki yatırımlar için de bu tecrübelerden yararlanılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii ki, bugün, madencilik sektörünün içinde bulunduğu ciddi sorunların başında hepimizin de yakından bildiği gibi özelleştirme sorunu yer almaktadır. Özelleştirmeyle birlikte arkasından gelen taşeron uygulaması maalesef her geçen gün daha da ağırlaşmakta ve birçok vatandaşımızın, özellikle maden işletmelerinde çalışan vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açmaya devam etmektedir. Bu yüce Meclisin bu konuya öncelikle bir çözüm bulmasının yerinde olacağı görüşümüzü paylaşmak istiyorum.

Mevcut taşeron uygulamasında özellikle işçilerin mali ve özlük hakları başta olmak üzere mağdur edildiği önemli sorunlara mutlaka bu yüce Meclisin bir an önce, daha fazla uzatmadan çözüm bulması gerektiğinin özellikle altını çizerek vurgulamak istiyorum.

Tabii, en son 10 Eylül 2014 tarihinde 6552 sayılı “torba yasa” adı altında İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun bu yüce Meclisin onayıyla yürürlüğe girdi. Bu kanunun yürürlüğe girmesinin ardından, özellikle Soma faciası nedeniyle bu yüce Mecliste getirilen bazı işçi hakları yönündeki iyileştirmelerle birlikte yeni sorunlar ortaya çıktı.

Özellikle konuşmamın başında, bunun işçi haklarının geriye alınması ya da işçilere verilen bazı artı getirilerin ellerinden alınması şeklinde bir önerimizin olduğu biçiminde yorumlanmamasını altını çizerek ifade etmek istiyorum. Evet, gelinen noktada, yer altı maden işletmelerinde çalışan işçilere verilecek ücretlerin 2 katına çıkartılması doğrudur, olumlu bir gelişmedir; ancak bu durumda ortaya çıkabilecek sorunların maalesef önceden tespit edilerek görülmesi gerekiyordu. Şu anda gelinen noktada, yer altı madenciliği ve özellikle de kömür işletmeciliği yapılan birçok işletme kapatılmış durumdadır. Sebep, artan maliyetlerdir. Örneğin, kendi ilimin Gediz ilçesinin Gökler beldesinde mevcut maden işletmelerinin tamamı kapatılmış ve 700’e yakın işçi bugün işsiz kalmıştır. Benzer şekilde Zonguldak’ta, Manisa’da, Konya’da kapatılan kömür işletmeleri vardır. Sebep, maliyetlerin toplamda yüzde 40-50 oranında artmasıdır. Ve dolayısıyla satış fiyatları bugünkü piyasa fiyatlarıyla maliyeti karşılamadığı için iş yerlerinin kapatılmasıyla sonuçlanmıştır. İşsiz kalan işçidir, kapatılan iş yeri sahibi, işveren de bu işten mağdurdur.

Bu konunun çözümüyle ilgili Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının medyaya da yansıyan bazı açıklamaları vardır. Ama maalesef, üzülerek ifade ediyorum ki Sayın Bakan örneğin 29 Eylül 2014 tarihli bazı medya organlarında yayınlanan demecinde bu konuyla ilgili önergeyi torba yasada yüce Meclise getirdiğimizi ancak muhalefetin itirazı nedeniyle önergenin geri çekildiğini beyan etmiştir. Değerli milletvekilleri, böyle bir önerge bu yüce Meclise gelmemiştir ve muhalefetin itirazıyla geri çekilmemiştir. Talep şudur: Artan maliyetler nedeniyle oluşan ek yüklerin kamu işletmelerinde -Sayın Bakanın da ifade ettiği gibi- devlet tarafından üstlenilmesi öngörülmektedir ama özel sektör işletmelerine de benzer katkının yapılması gereği ortaya çıkmıştır. Örneğin artan sosyal güvenlik katkı primlerinin kamu ve özel sektör işletmelerinde -yani kamu adına redevans usulüyle maden işletmeciliği yapılan işletmelerde- olacağı gibi, özel sektörde de bunun mutlaka dikkate alınması ve bu işletmelerin üzerindeki yüklerin hafifletilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde madencilik sektörü ithal kömür girişinin Türkiye'de önlenemeyeceği bir konuma gelmiştir. Bu konuyu özellikle yüce Meclisin dikkatine sunmayı bu vesileyle uygun buldum.

Diğer taraftan, maden haklarının sadece yer altı kömür işletmelerinde iki katına çıkarılmasına rağmen diğer madenlerde aynı tutulması da bir haksızlıktır, bir eşitsizliktir. Bu düzenlemelerin acilen yüce Meclisin gündemine yeniden getirilmesi gerekir. Sayın Enerji Bakanının eğer böyle bir düşüncesi var ise açıkça bu yüce Meclise bunu beyan etmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. Fakat günü kurtarma adına yanlış demeçlerle bu tür önemli bir sorunun atlatılamayacağını da ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önergesinin lehinde olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Cumhuriyet Halk Parti Grubu önerisinin aleyhinde Artvin Milletvekili Sayın İsrafil Kışla.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve arkadaşlarının Murgul’da siyanür havuzu yapılmasıyla ilgili araştırma komisyonu kurulması hususundaki önergesi hakkında AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

AK PARTİ olarak on iki yıldır bu ülkeyi yönetiyoruz ve on iki yılda ülkeyi nereden nereye getirdiğimizi bütün milletimiz yakinen takip ediyor. On iki yılda ülkemiz 4 kat büyüdü. Millî gelirimiz fert başına 2.500 dolar seviyelerinden 11 bin dolar seviyelerine geldi ise; ihracatımız 37 milyar dolardan 154 milyar dolar seviyelerine geldiyse; enflasyon, faizler tek haneli rakamlara indiyse; burada, bütün bunlar bu ülkede özel sektörle kamu sektörünün el ele vererek yapmış olduğu yatırımlar sayesinde gerçekleşmiştir.

Daha dün yine bu Mecliste nükleer santrallerin yapımı karşısında önergeyi görüştük. Maalesef, bazı kesimler 1970’li yıllardaki alışkanlıklarını hâlâ terk edememiş durumdalar ve zaman zaman da bu reflekslerle karşı karşıya kalıyoruz. Hâlâ havaalanı yatırımına karşı, hâlâ köprü yatırımlarına, baraj yatırımlarına, nükleer santral yatırımlarına, madenlerin çıkartılmasına, sanayinin kurulmasına, fabrikaların yapımına karşı çıkacaksanız bunu anlamak mümkün değil. Bu anlayışla ancak ülkeyi 70 sente muhtaç ederiz.

On iki yıldır AK PARTİ hükûmetleri hep halkımızın, milletimizin lehine olan güzel işler yaptı; milletimizin zararına ve aleyhine olacak da hiçbir şeyin içinde olmadı, hiçbir icraatı yapmadı.

Artvin’deki maden rezervi ilimizin en önemli gündem maddelerinden bir tanesi şüphesiz ki. Ülkemizin kalkınması için yer altı zenginliklerimizin ülke ekonomisine kazandırılması şüphesiz ki güzel. Ama elbette ki burada Artvinliler olarak hassasiyetimiz, hepimizin bütün kaygı ve endişeleri yatırım yapılırken Artvin’in ve Artvinlinin zarar görmemesi noktasındadır.

Bu tür yatırımlar Türkiye’de ve dünyada ilk kez yapılan yatırımlar değildir. Ülkemizde Gümüşhane’de, Bergama’da, Küre’de ve daha pek çok yerde, birçok ülkelerde de altın madeni, gümüş madeni, bakır madeni çıkartılıyor. Şüphesiz, burada kullanılacak teknoloji de son derece önemlidir, burada alınacak ÇED raporu da son derece önemlidir. Bu yatırımlar ÇED raporu olmadan yapılabilecek yatırımlar değildir. ÇED raporu, elbette ki o yapılacak yatırımın çevreye ne tür zararlarının olacağını bilimsel verilerle ortaya koyacak rapordur. Bu bakımdan, bütün kamu kurum ve kuruluşlarının elbette ki ÇED raporunun verilmesi aşamasında bu hususları hassasiyetle göz önünde bulunduracaklarına inanıyoruz ve aynı zamanda, kullanılacak teknoloji de bu tip yatırımlarda şüphesiz son derece önemlidir. O bakımdan, şirketin ne yapmak istediği, nasıl bir teknolojiyi kullanacağı ve kullanacağı bu teknolojinin, yapacağı bu yatırımın Artvin’e veya Murgul’a ne zararları olacağı ortaya konmalıdır. Bu zararlar ortaya konduğu takdirde -ki bilimsel yönüyle- bizler burada, biz de halk olarak, iktidar olarak, milletvekilleri olarak elbette ki bu yatırıma karşıyız.

Murgul halkı yıllardır madenle iç içe yaşıyor, madene yabancı değiller. Yıllardır bakır madeni çıkarılıyor ve bugün binden fazla işçi de bu madende çalışıyor. Maden özelleştirilmeden önce, bakın, Murgul’da -gidenler bilir belki- inanın dereler kahverengi akardı, bütün o tabiat da kahverengi renge bürünmüş bir vaziyetteydi. O zararını her yönüyle görmeniz mümkün ama bugün yemyeşil bir doğası var ve suları berrak ve şu andaki madenden şikâyetçi bir tane de insan göremezsiniz. Neden? Demek ki buradaki halka verilecek bu zararların önüne geçecek bir teknoloji kullanılmıştır. O bakımdan, bugün her taraf yemyeşil, dediğim gibi.

Bir önemli husus da bu meselenin, Artvin’deki meselenin sadece bir tek sivil kuruluşun meselesi olmadığı. Burada bu konu bütün Artvin’in meselesi olduğu için, doğrusu, toplumun pek çok kesimlerini bir arada bulunduran bir ortak platformun bu konunun takipçisi olması, bu konunun sahibi olması ve bu konuyu yürütmesinin doğru olacağı noktasında düşüncelerimiz var. Sağ olsun, Ticaret Odası Başkanı bu konuda geçen pazar günü bir toplantı yaptı ve böyle bir bağımsız platform kurarak inşallah Artvin’deki maden konusundaki bu gelişmeleri daha iyi bir şekilde takip etme imkânı bulunacak. Çünkü, ortada ciddi bir bilgi kirliliği de söz konusu. O bakımdan, şu anda da Murgul’da maden şirketi –demin diğer milletvekili arkadaşlarımızın da konuştuğu gibi- siyanür havuzu yapmaktan vazgeçtiğini ortaya koydu ve yapmayacağını vadetti, bunu kamuoyuna deklare etti. Eğer o bölgede, Murgul’un içerisinde tabii ki böyle bir şey Murgul halkına zararlıysa zararı olmayacak bir bölge, bir yer bulunarak orada yapılsın, halkımıza zararı olmayacak bir yerde yapılsın. Bu nedenle, böyle bir deklarasyon varken araştırma komisyonunun kurulmasını gerektirecek nedenler de ortadan kalkmış durumda çünkü siyanür havuzu yapımı eğer gündemden kalktıysa burada böyle bir komisyon kurulmasına da doğrusu gerek görmüyorum. Önergenin de anlamı kalmamıştır bu nedenle, onun için önergeyi desteklememiz söz konusu değildir.

Halkımız şu anda emin olsun, hükûmetlerimiz Artvin’de sağlık, eğitim, ulaşım, turizm ve enerji başta olmak üzere önemli yatırımlar yapmakta. Artvin gelecekte –inanıyorum ki- Türkiye'nin en modern, en huzurlu bir kenti olacak. Bugün on iki yıldır AK PARTİ iktidarı döneminde Artvin’e yapılan yatırımlar 10 katrilyonun üzerinde değerli kardeşlerim. İnşallah, bu madenle ilgili konuları da, bütün gelişmeleri de aklıselimle takip edip yerinde ve zamanında yapılacak doğru müdahalelerle Artvin’in zarara girmeyeceği, doğru bir yolun, yöntemin bulunacağına inanıyor, bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kışla.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök…

III.- YOKLAMA

 

(CHP ve MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, toplantı yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Gök, Sayın Susam, Sayın Işık, Sayın İrbeç, Sayın Ayhan, Sayın Erdoğan, Sayın Aksünger, Sayın Serindağ, Sayın Bayraktutan, Sayın Özcan, Sayın Dibek, Sayın Köktürk, Sayın Gök, Sayın Tanal, Sayın Demiröz, Sayın Öz, Sayın Oral, Sayın Işık, Sayın Çirkin, Sayın Çıray.

Üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.34

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum. Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Elektronik cihazda toplantı yeter sayısı çıktı, onun için onları okumuyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 50 milletvekili tarafından, Artvin’in Murgul ilçesinde yapılması planlanan siyanür havuzuyla ilgili sorunların tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki bir kanun teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 Milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

4.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 240 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Erdal Aksünger.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

E-ticaretin düzenlenmesi…

BAŞKAN – Sayın Aksünger, bir saniye, kapatıyorum, yeniden açacağım.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda, özellikle bakanlar sıralarında uğultu var. Rica ediyorum, bir sükûneti sağlarsak.

Sayın Aksünger, buyurunuz, yeniden açtım.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Sayın Başkanım, sizi dinlemiyorlar, o yüzden bence tekrar bakarsanız dinlemediklerini göreceksiniz.

BAŞKAN – Şimdi, ben uyardım, yani yerimden kalkıp, elime de sopayı alıp inemeyeceğime göre. Yani herkes akil baliğ olmuş insanlardan oluşuyor. Dolayısıyla bu kadar.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Memleket sopayla terbiye edilmeye çalışıldığı için bizim de aklımıza başka bir şey gelmiyor artık yani ondan kaynaklanıyor.

BAŞKAN – Sınıf başkanı gibi hissediyorum kendimi.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Aynen öyle.

BAŞKAN – Buyurun.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Şimdi, tabii, ülke gündeminde, durmadan gündem başka konularla meşgul olduğu için bu tür, ticaretin gelişimiyle ilgili çok önemli bence de bu maddenin buraya gelmesi, çok da geç kalmış aslında.

Ama tabii, baktığımız zaman, elektronik ticaretin ne ifade ettiğini, dünyada ne ifade ettiğini bir irdelememiz lazım. Dünya aslında yeni bir ekonomiyi tartışıyor, bilgi ekonomisini tartışıyor. Neden tartışıyor bunu? Artık dünyada o kadar büyük ticari kurumlar bilgi üreterek çok büyük hacimlere geçtiler ki bazı ülkelerin gayrisafi millî hasılaları kadar hacim üretebiliyorlar.

Bakın, Amerika’da bilgi üreten ve kendince dijital kütüphane gibi çalışan bazı kurumların değerleri konusunda küçük bir iki tane örnek vereyim: Mesela, Google’ın değeri, bugün Türkiye ekonomisinin toplam değerinin 2 katı kadar. Yani aslında, Türkiye’de sanayiyle uğraşan tüm dinamikleri topladığınızda 130 milyar dolarlık bir hacim oluşuyor -değer olarak söylüyorum- oysa Google’ın tek başına 275 milyar dolarlık bir hacmi var, bilgi satarak bu işi yapıyor. Türkiye’de bilgi olması için neye ihtiyaç var? E-ticarete buradan geleceğim çünkü. Bir kere, ülkelerdeki eğitim sistemleri ve o halkın hangi noktada, bilimsel olarak nasıl eğitildiği en önemli konulardan bir tanesidir. Çok bariz bir örnek vereceğim bununla ilgili, bakın; “Türkiye’de bilime dair eğitim ne kadar geriye gitmiş veya ne kadar geride kalmış?”ın çok bariz bir örneğini vereceğim size: Burada, baz alınan, dünyadaki çocukların eğitimindeki matematiktir. Sosyal zekânın gelişimi o ülkedeki ortak yaşam kültürüyle birlikte olur.

Bakın, matematik konusunda bu ülkedeki çocukların durumu nedir diye bir bakalım. Şimdi, matematik ve fen okumanın hepsinde çok iyi olanlar Şangay’da yüzde 19 -tüm eğitimin hepsinde- Singapur’da yüzde 16,5 -çok iyi denilebilecek düzeyde olanları söylüyorum- Polonya’da 6,1; Türkiye’de 1, çok iyi olanlar 1 Türkiye’de. Bu neyi getiriyor? Altyapıyı sağlamayı getiriyor. Şimdi “On iki senede şunu yaptık, bunu yaptık, Türkiye’yi teknolojiyle donattık. Şu oldu, bu oldu.” diyorsunuz da…

Bir tane çok basit örnek vereceğim: Yüksek teknoloji ihracatı baz konudur, baz planlama bunun üzerinden yapılır ne kadar yüksek teknoloji ihraç ediyorsunuz diye. 2002 yılında -baz olarak, birim olarak söylüyorum bunları- Çin’in durumu 41,7 -birim olarak söylüyorum bunu- ve 2012 yılında 505 birime çıkmış; Kore 54,3 ve 2012’de 121 birime çıkmış; Malezya 47, daha sonra 61’e çıkmış; Hindistan 2, 12’ye çıkmış; Polonya 0,8’den 9,5’a çıkmış; Türkiye 1 ve 2012’de, geçen on iki senede 1,9’a çıkmış. Yani bizim teknoloji ve teknoloji içeren herhangi bir şeyi üretip ihraç etmekte en diplerde yer aldığımız buradan gözüküyor. Tabii, dünya bu yeni ekonomiyle ilgili bazı tekelleşmeler yaşıyor. Sadece Türkiye için söylemiyorum, dünyanın her yerinde tekelleşmeler var. Yani bunu sadece Türkiye’nin kendi iç kıvrım kıvrım…

Bunu, özellikle, bu son neoliberal politikalar üzerinden getirilen ekonomiye ayak uydurduğundan da söylemiyorum. Ama dünyada bu sorunun temeli şuradan da kaynaklanıyor: Gelişmekte olan ülkeler şu anda aslında atakta, doğru. Türkiye, 2001-2002’de dünyada sıcak paranın o “Nereye gideyim de kimden ne kadar faiz alayım?” dediği hikâyeyi 2008-2009’a kadar taşıdı, ondan sonra taşıyamaz duruma geldi, şu anda üretimde ciddi bir problemimiz var.

Şimdi, bunlar olurken aslında neler elektronik ticaretin altyapısına destek oluyor? Bunlardan en önemlisi: Böyle bir altyapınız var mı? İnternet’i nasıl kullanıyorsunuz? Lojistik altyapılarınız gelişmiş mi? Örgün eğitimlerde bunlarla ilgili yapıları kuruyor musunuz, çocukları böyle eğitiyor musunuz? Bunların hepsi aslında bir vesileyle en önemli dinamikler.

Bakın, Türkiye’deki on iki yıllık iktidarınız döneminde şunu çok da rahat söyleyeyim, bunu hepimiz ezberledik: Özelleştirmeyle ilgili konuda ciddi yol aldığınızı iddia ediyorsunuz. Özelleştirmeye karşı olup olmamak meselesiyle ilgili konuşmuyorum, basit bir şey söyleyeceğim: Neden özelleştirilir bir yer? Efendim, verimli değildir, bundan dolayı özelleştirilir. Devletin ekonominin içinden elini çekmesi konusunda birileri der ki: “Ben böyle bir politika güdeceğim kardeşim, ekonominin içinde elim olmayacak, çekeceğim elimi bundan, özelleştiriyorum, buralar verimsiz.” Ama ne yazık ki görüyoruz ki özelleştirdiklerinizin çoğu aslında altın yumurtlayan tavuklar.

Mesela bir tane örnek vereyim: TÜRK TELEKOM’u özelleştirdiniz. Ya, TÜRK TELEKOM Türkiye’nin altyapısı. Ben bir tane daha örnek istiyorum, mesela gelişmekte olan ülkelerde kendi tüm altyapısını yabancılara teslim eden bir tane ülke gösterin bana, bir tane ülke gösterin bana. Kaldı ki bununla birlikte, onun yanında TRT diye bir kurum var kardeşim. Bu TRT’de herhâlde 10 bine yakın insan çalışıyor. Ya, ne iş yapar kardeşim bu TRT mesela? Ya, 200-300 kişiyle götürülen bir televizyon kanalının rakibi olarak görünüyor, reytinglere bakıyoruz, böyle bir reytingi yok, bütçelere bakıyoruz, inanılmaz bütçeler var ortada. Tamam, o zaman burada şunu diyebilirsiniz: “İstihdamla ilgili olarak bunu özelleştirmiyoruz.” Fayda-değer ilişkisinde bir çelişki içindesiniz, burada bir yanlış var ama nerede akçeli, çorbalı işler varsa özelleştirmenin altında, onlar herkes tarafından konuşuldu ama hiçbir yerde nedense faili de ortaya çıkmadı.

Şimdi, aynı şekilde PTT konusuna geleyim çünkü önümüzdeki süreçte e-ticaretin temelinde olacak en büyük, en sıkıntılı yerlerden biri ve gelişmekte olan yerlerden biri lojistik, lojistik gelişirse e-ticaret gelişecek. Şimdi, bakıyoruz -yine buna benzer bir şey- TÜRK TELEKOM özelleştirildi, bunun yanı sıra, TÜRK TELEKOM’un yanı sıra “PTT” diye bir kurum var. Bu, altyapılarda çok önemli olacak bir kurum, lojistik tarafta. Şimdi PTT yeniden dizayn ediliyor. Hani, devletin elinde kalsın, tamam kalsın ama ne yapılıyor? PTT’ye tekel hakkı getiriliyor. Peki nerede rekabet olacak? Özel sektör ile devlet rekabet edecek. “E ekonomiden çekilelim.” diyordunuz bu konuda. Rekabet edeceksiniz, PTT allı pullu bir yere gelirse zorla milletin cebindeki parayı alacak, rekabete tamamen kapatılacak o sektör belli yerlerinde, PTT büyüyecek, sonra bunu özelleştireceksiniz. Kime satacağınız da belki planlıdır, onu bilmiyorum, belki planlıdır yani. E ne oldu şimdi, hangisi mantıklı bunlardan? Bir kere bunun kendi öz eleştirisini birilerinin buradan yapması lazım.

Şimdi, İnternet diyoruz bu konuyla ilgili olarak. Ya benim gördüğüm, son bir yıl içerisinde bu iktidarın İnternet’e karşı ne kadar antipatik bir durumda olduğunu hepimiz gördük, hatta “İnternet’i kapatalım.” deniliyor. Tamam İnternet’i düzenleyelim de elektronik ticareti düzenleyeceğiz, bunun olmazsa olmazı İnternet. Burada “İnternet’i kapatalım.” diyen mantığında adamlar var. Özgürlük kavramlarını bir kenara bırakıyorum, ticaret tarafından bakıyorum, orada da bir problem olacak demektir. E nasıl ilerleyeceksiniz? Problem buradan kaynaklanacak önümüzdeki durumda. Türkiye, elektronik ticaret konusunda şu anda çok sıkıntılı yerlerde değil. Değil ama bizim en büyük sorunlarımızdan bir tanesi, dünyanın gelişkin ve gelişmekte oldukları rakamlarla bizim kıyaslamamız.

Şimdi, 2011, 2012’lerde ve 2013’lerde 40 milyar TL’ler civarında Türkiye’de bir hacim gözüküyor ama bu 40 milyar TL’lik hacmin içerisinde bankaların da destekli olan rakamları var. 2016’da Türkiye için beklentiler 50 milyar TL. İnternet üzerinden ya da e-ticaret üzerinden bir vesileyle o paranın ticarete dönüşeceği düşünülüyor. Ama gelin bir rakamlara bakalım, “Dünya nasıl gelişiyormuş, dünyanın rakamları nelerdir?” diye onlara bir bakalım. Avrupa’daki elektronik ticaret 2012 yılında 156 milyar dolar, 2016 beklentisi 280 milyar dolar. Avrupa’daki bütün ülkeleri topladığınızda 300 milyon nüfusu var, Türkiye’de de 75-80 milyon nüfus konuşuluyor. Orana baktığımızda -aslında bir felaket var önümüzde- görülüyor, çok sıkıntı var orada. Ciddi bir şekilde altyapıların halledilmesi gerektiği görülüyor.

Aynı şekilde, Amerika’daki pazara baktığımız zaman, Amerika 2012 yılında 231 milyar dolar bir hacim üretmiş e-ticarette ama bakıyorsunuz ki 2016 yılında 390 milyar dolar diyor. Bunlar fiktiftir, neden fiktif olduğunu söyleyeyim. Dünya üzerinde kurdukları şirketlerle, mesela Google gibi, Apple gibi buna benzer şirketlerle Avrupa’da bazı ülkelerde o şirketlere parayı aktardıkları için, oralarda paraları tuttukları için o rakamları Amerika’ya yazmıyor, orada değil yani o rakamlar.

O nüfus oranları, aslında ticaretin gelişkinliği ve o ülkedeki bilgi teknolojilerine verilen önemle görülüyor. Biz, Türkiye olarak, e-devlet anlayışımızda şu anda -Birleşmiş Milletlerin raporuna dayalı söylüyorum bunların hepsini, insani gelişmişlik raporlarına dair söylüyorum- 89’uncu sıradayız yani bu algı öyle. Çünkü, biraz önce çocuklarla ilgili matematikteki gelişmişliği anlattım, o aslında bilimsel altyapının kurulmasıyla ilgili insan kaynağı desteği. Üniversitelerde zaten böyle eğitimler de vermiyoruz yani. Buradaki -görülüyor ki- Çin gibi, Rusya gibi, Hindistan gibi ülkeler inanılmaz, en az 50 katı, 100 katı ileriye gitmişler; biz 1 olanı 1,9’a getirmişiz. Matematikteki sınıfta kalışımız… Dünyadaki matematik lotunda sınıftayız.

Bizim TÜBA’da bile aradığınız kriterlerin en azından -bakın TÜBA’ya, Türkiye Bilimler Akademisine kimleri üye yaptıklarını- yüzde 70’ine neredeyse imam-hatip mezunu olan adam alıyorsunuz. Ya, burası Bilimler Akademisi kardeşim, Türkiye Bilimler Akademisi, gidin, yeni üyelerine bakın, asosiye üyelerine. Dünya ne diyormuş bununla ilgili, TÜBA’yla ilgili? Ne diyormuş dünya bu konuyla ilgili? Onun da sadece ve sadece adı kaldı, kendisinin bir şey ürettiği yok. TÜBİTAK diyorsun, işte orada montaj mı değil mi, onlara bakan bir kurum hâline döndürdüğünüz için bilime bakışınız böyle bu tarafından baktığınızda.

Dünyada 7 milyar nüfusun yüzde 39’u İnternet kullanıyor. Bu, ciddi şekilde 2,8 milyar insana tekabül eder. Türkiye'de de ciddi bir oran olduğu söyleniyor. Bu rakam 37,5 milyon insana tekabül ediyor. Ben bu İnternet kullanım oranında şöyle bir problem olduğunu düşünüyorum: Bunların hepsinin, 37,5 milyonun bir vesileyle İnternet’in üzerinde dijital okuryazarlık problemleri var. Eğer biz dijital okuryazarlık problemini halledemezsek, yasakla, sopayla, onunla, bununla insanları İnternet mecrası üzerinde herhangi bir şekilde eğitemeyiz, böyle bir şey yok. Elinizde bir sopa İnternet’te kimin ne yaptığına bakar bir hâlde bu ülkeyi götürmeye çalışırsanız, oradan ne elektronik ticaretin gelişmesini bekleyebilirsiniz ne de insani gelişmişlik bekleyebilirsiniz. Bu memleketin hâli bu noktada harap, bilimsel eğitim noktasında harap; ben söylemiyorum, Birleşmiş Milletlerin raporları söylüyor, ben söylemiyorum bunu.

Mesela, e-ticaret konusunda yeni düzenlemelerle birlikte neler getirilmesi lazım? Ya, bu Türkiye’de bilim, teknoloji noktasında hangi bakanlık neye bakar ben bilmiyorum. Ya, vatandaş nereden bilsin, ticareti yapan adam nereye güvenecek? Bir kere burada en önemli konu güven problemi zaten. Şimdi, bir sürü kurum bir sürü şeye bakıyor. Acilen, tüm sorunları tek elden çözecek olan bir kurumu bir güven tahsisine oturtmak lazım, oturtamazsanız bu işi çözemezsiniz.

Bakın, size çok basit bir şey anlatacağım. Ya, her gün neredeyse bankalar, sigorta şirketleri, bir sürü adam telefonla taciz ediyor “Şöyle bir ürünümüz var, şu var, bu var.”, sabahın köründe arıyorlar bir vesileyle veya herhangi bir kurum arıyor, hiç tanımadığınız bir adam arıyor sizi “Ben bilmem kimim, şöyle bir ürün getirdik, şunun için arıyorum.” falan diye. Mail atıyorlar mı, atıyorlar; mesaj atıyorlar mı, atıyorlar; telefonla taciz ediyorlar mı, ediyorlar; sosyal medyadan taciz ediyorlar mı, ediyorlar. Ya arkadaş, bu adamlar bu verileri nereden buluyor? Ben size söyleyeyim nereden bulduğunu, TÜRK TELEKOM’dan alıyor, Turkcell’den alıyor, oradan alıyor, buradan alıyor, daha vahimini söyleyeyim, bu devletin kurumlarından alıyor. Ya, daha yeni Sosyal Güvenlik Kurumunun 65 milyon liraya dataları sattığına, gelir elde ettiğine dair olaylar ortaya çıktı, 65 milyon TL bundan gelir elde ettiğini söyledi. Şimdi, demek ki ne yapmış? Kişilerin verilerini satmış birilerine, o adam da seni arıyor küt diye telefonla. Ya kardeşim, burada biz daha bundan birkaç ay önce Kişisel Verilerin Güvenliği Kanunu’nu çıkarmadık mı? Peki, hiç kimse bu konuyla ilgili olarak bu adamı şikâyet etmiyor mu? Etmiyorsa bile bu memlekette yürütme yok mu kardeşim? Yargı yok mu? E buradan bunlara şikâyet etmiyor mu kimse? Ediyordur mutlaka ama bir kurum yok ki burada o kurum bu işleri halletsin.

Daha buraya gelmeden önce bir banka beni arıyor. “Kardeşim, benim verimi nereden aldınız siz ya, nereden aldınız bu verileri?” dedim. Bu kişisel veriler şu demektir: Adamın evini, telefonunu, profilini bilmem neyini alıyor. Demek ki adamın o üründen satın aldığını biliyor veya o ürüne ihtiyacı olduğunu bilen bir profesyonel yapı kurulmuş, o yapıda da adamı profillemişler “Bu adam şunu alır, bunu alır, şunu yapar.” filan diye. Bu suç zaten suç, suç bu. Bu adam bunları nereden almışsa oraya mutlaka yargı yoluyla birinin elinin değmesi lazım. Bu bir tacizdir, aslında vahşi bir kapitalist hikâyenin sonuçta devamıdır bu. Böyle bir şey olur mu ya? Bunun düzenlemesini tabii ki yapacağız ama bunu düzenleyen bir kuruma ihtiyaç var, bunu düzenleyecek bir kuruma ihtiyaç var. Bu 3 tane, 5 tane bakanlık tarifiyle olmaz. Dedim ya bilgi teknoloji konusunda hangi bakan, neye bakıyor ben bilmiyorum. Orada bakmak lazım girip İnternet’ten, o ona mı bakıyor, bu buna mı bakıyor, şu şuna mı bakıyor; hangi kurumdur; nedir? Böyle bir şey olmaz zaten, böyle bir şey olur mu ya?

Tüketici hakem heyetlerinin hiçbiri çalışmıyor, kim ne derse desin yalandır bunların hepsi. Ticaret odalarındaki tüketici heyetleri, işte, rakamları orada tanıtıldı, “Belli rakamlara kadar tüketici heyetleri karar verecek.” dendi. Kardeşim, çalışmıyor, çalışmıyor. Üstünde insanlar kendi haklarını savunamaz hâle gelmişler. Bunlar ciddi problemlerdir bu ülke için.

Ben ticaret hacmi konusunda, önümüzdeki süreçte, eğer bu altyapılarla ilgili, işte, TÜRK TELEKOM’daki bu rekabetin engellenmesi olayını kaldırmadığınız sürece, PTT’yle önümüzdeki süreçte tekele döndürüp rekabeti önlediğiniz sürece ve aynı şekilde bazı kurumlara müdahale etmediğiniz sürece büyük problem çıkacaktır. Çünkü neden? 2013-2014 yılında Türkiye’de e-ticaret üzerinden yapılan tüm rakamların, 40 milyar TL olan rakamın yüzde 97’sini, tüm rakamın yüzde 97’sini, 12 bin tane e-ticaret sitesinin yüzde 2,5-3’ü yapıyor. Ya, bu ne demektir? Kartelleşme olmuş orada çünkü altyapılar pahalı, İnternet’i kazıktan satıyorsun, KOBİ’lere bunu anlatmıyorsun, kavram karmaşası da diz boyu olmuş. Bankaları olanlar yapacak önümüzdeki süreçlerde veya holdingleri olanlar e-ticaretleri yapacaklar, öyle görünüyor yani.

E, teknoloji üretimi yaptığınız da yok ortada, böyle bir şey yok. Ya, buraya bir ağırlık verip yeniden, aşağıdan…

“Örgün eğitim” dedim. Örgün eğitim… Ne demek istiyorum: Üniversitelerde bu eğitimlerin bir an önce başlaması lazım, e-ticaret eğitimlerinin başlaması lazım üniversitelerde.

Neden? Şuradan geliyor aklıma: Bu 40 milyar TL’de nasıl bir mecrayı kullanarak İnternet üzerinden gelip buradan satın alma yapmış? Yüzde 39 civarındaki rakam akıllı telefonlar üzerinden gelmiş, yüzde 27’si tabletler üzerinden gelmiş, yüzde 34 civarındaki de hesaplar üzerinden gelmiş.

Şu demektir: Kardeşim, mobil uygulamalar çok önemli hâle geliyor dünyada, hepimiz bazı aplikasyonları kullanıyoruz… Çocuklarımıza mobil uygulamasını -ama altyapıyı doğru kurarak- yani kendi özgün yazılımlarımızı, özgür yazılımlarımızı öğreterek mobil uygulamaları yapıp önümüzdeki sürece hazırlıklı olmamız gerekiyor. Belli ki mobil uygulamalar üzerinden gidecek bunlar. İkisi toplandığında yüzde 70’lere yakın bir rakam yapıyor çünkü. Bu, çok değerli ve çok önemli.

Şimdi, ticaretteki bu güven duygusu en büyük problemdir İnternet’te. Ticaretteki güven problemini gidermediğiniz sürece, düzenlemeler getirmediğiniz sürece, bir kuruma “Bak, sen bunu takip hâlinde olacaksın.” demediğiniz sürece o güven problemi her zaman sıkıntı yaşar. Çünkü neden? Bir site, büyük bir holdingin veya bankanın referansı olmadan çok ciddi bir şekilde e-ticaret yapılacak bir mecraya dönmüyor. Bizde hâlâ, mesela normal ticarette bugün bakın, çeklere güven kalmamıştır. zaten ortada. Zaten o eski “söze güven” denilen mesele çoktan yerle bir oldu, çoktan aslında kemikleri bile kurudu ama bu hikâye, bir türlü… Ticaretteki, genel ticaretteki güven duygusu sağlanmadan İnternet’te, başka bir mecrada bunu yaparken güven duygusunu sağlayamazsanız, o yüzde 97 hacmi yapan yüzde 3 önümüzdeki süreçte tekelleşecek komple, aşağıda ne KOBİ’ye ne de kendine “girişimci” diyen gariban bir vatandaşa e-ticaret yapabilme bir vesile hacmi sağlamayacak. Bu çok aşikârdır yani. Bunu yapmazsanız, aşağıda bunları düzenlemezseniz, tamamen güveni tahsis edemezsiniz, bu yapıda sıkıntı çıkacağı yüzde yüzdür yani. Tabii, e-devlet’in de bunu kullanması lazım. Dedim ya, e-devlet konusunda burada “On iki yılda bunları yaptık.” diyorsunuz ama Birleşmiş Milletler gelişmişlik raporunda “Sen, 90’ıncı sıradasın.” diyor ya, “90’ıncı sıradasın.” diyor. E, teknoloji odaklı ihracatı zaten anlattık. Gerçi olumlu bir sürü şey daha öncesinden söyledik, komisyonlarda da söyledik ama dinleyen yok. Dinlemesinler, biz bu ülke için gerekli olan her türlü rapora imza attık, bundan sonra da atmaya devam edeceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksünger.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan…

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 240 sıra sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’yla ilgili olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, konuşmamın başında buradan bir teşekkür etmek istiyorum Sayın Erdal Aksünger’e. Hakikaten bu konuda verileri olduğu gibi verdi, açıklarına da değindi. Ben de bir hukukçu olarak o teknik açıkların, rahatsızlıkların, yolsuzlukların, suistimallerin, hilelerin, nitelikli dolandırıcılığın farklı boyutlarına değinerek bunu tamamlamak istiyorum.

Şimdi, böyle açtığımız zaman… Yahu, şu Avrupa Birliği olmasaydı hakikaten ne olacaktı bu Meclisin hâli? Bu Mecliste çıkan kanunların yüzde 65’ini bürokratlar hazırlıyor, yüzde 35’i de Avrupa Birliği müktesebatı gereği mecburen yaptığımız kanunlardır, bu da müktesebat gereği mecburen elektronik ticaretle ilgili. Avrupa Birliği 2000 yılında bunun kararını almış, biz şimdi hangi yıldayız? 2014 yılındayız. Yani, 20’nci yüzyılda almışlar, şimdi 2014 yılında, 21’inci yüzyıldayız ve müthiş bir teknik gelişimi var. İnternet, sosyal medya, farklı gruplar ve bunların üzerinden yapılan bütün ticaret… Sadece turizm değil, banka kartları değil, telefon reklamları değil, hayatımızın her alanında, çocuklarımızın hepsinin cep telefonlarında ve her yerde karşımıza çıkan bir sorunu konuşuyoruz. Bununla ilgili hakikaten güvenlik sağlayıcı yeterli önlem ve tedbiri kapsıyor mu bu? Tartışmalı. Bir adım mıdır? Bir adımdır. Yani pozitif yanlarını görmek, negatif yanlarını da söylemek dürüst siyasetin gereği olmalı. Keşke “Avrupa Birliği müktesebatıdır.” diye bu kanunların gerekçelerine yazılmasaydı.

Şöyle bir düşünün arkadaşlar: Sizi telefondan bankalar arıyor, diyor ki: “Sizin limitinizi 5 milyardan -eski hesapla gidelim- 50 milyara çıkarıyoruz.” Ek kartlar da var çocuklarda. “Kabul ediyor musun, etmiyor musun?” Telefonda kayıt. Dikkat ediyor musunuz? Kayıt bir tarafta var yani deliller bir tarafta var, sizin tarafta yok. Sizin ağzınızdan çıkan bir sözcük… Kazara o ara telefonunuz bir başkasının elinde veya ne bileyim, basit bir örnek veriyorum, doğal gaz servisleri var ya kombiler falan. Kombiciden arıyorlar “Üç yıllığına, taksitle bakımınızı üstlenir misiniz?” “He” dediniz mi tutacak “Hayır” dediniz mi kaydetmiyor, saklanmıyor yani şirketler kendi lehine olan verileri kayıt olarak kayıt altına alıyor, yarın yargıya intikal ettiği zaman da bu kayıtların aleyhine olanların hiçbirisini vermiyor, diyor ki: “Siz böyle bir konuşma yapmadınız.” Bunu nasıl ispatlayacaksınız? Hukukçu olarak söylüyorum: İspatlayamazsınız çünkü istediği bölümü siler, kendi bölümü kalır ve gider.

Yurt dışındasınız, yurt içindesiniz ve sürekli bu alanda bir gelişme var. Elektronik alanında en önemli gelişme nedir biliyor musunuz? İnternet çıktığı zaman en çok müzik endüstrisini vurmuştu arkadaşlar ve öyle bir şey ki, yapımcılar, albüm çıkaranlar, CD’ler, DVD’ler bir anda çöktü, müzik endüstrisi çöktü. Niye çöktü? Çünkü küçük bir cihazın içine bin tane şarkıyı rahatlıkla alabilir oldunuz ve telif hakları mücadelesi başladı sinemada, sanatta böyle bir ihtilaf gelişti.

Peki, onun dışında… Buradan turizm gayesiyle başka ülkelere gidiyorsunuz, otel rezervasyonu yapıyorsunuz, uçak rezervasyonu yapıyorsunuz, bilmem ne yapıyorsunuz. Nereden yapıyorsunuz? Bazı şirketlerden yapıyorsunuz. İnternet’ten mi yapıyorsunuz? Evet, İnternet’ten. Parayı nereye yatırıyorsunuz? Yine oradan belirtilen yerlere yatırıyorsunuz. Ne oluyor? Zaman zaman gazete haberlerinde tura çıkmak için bavulunu hazırlayan insanların ya havaalanında kaldıklarını ya şirketin toz olduğunu, yok olduğunu görürsünüz, tam tatile giderken paraları vermiş, dolandırıldığını anlar.

Peki, bu yalnız mı? Hayır. Sizin telefonlarınıza günde kaç reklam geliyor hiç düşündünüz mü? Şimdi, bu reklamlara bakıyorsunuz, artık tacize dönüşüyor gerçekten. Her alanda, tabii… Telefon bilgilerinizi -bilgi toplumuyuz ya- maşallah her taraftan veriyorlar, GSM operatörlerine, TELEKOM’a, muhtarlığa, o kayıtları 50 liraya satıyorlar arkadaşlar. Binlerce kaydı bir “flash disk”te gönderiyorlar. Şimdi açayım telefonumu, mesajların yarısı bunlarla dolu, neler neler yok, şöyle bir bakıyorum, emlakçı var, turizmci var, banka var, kredi kartları var, yani neler yok ki? Ev taşımacılığından bilmem kum taşıyıcılığına kadar var. Sonra, vatandaşların haberlerini okuyorsunuz gazetelerde, cep telefonu siparişi veriyor, açıyor kapağını kutu geldiği zaman, salatalık çıkıyor. Ee, yani dolandırıcılık bu, hem parasını alıyor hem dalga geçiyor hem de nitelikli dolandırıcılık yapıyor.

Şimdi, bu kanunda -demin Sayın Bakanla da konuştum- bin liradan 5 bin liraya kadar caydırıcı bir hüküm var. Caydırmaz, 500 tanesini dolandırır, 500 tanesini dolandırdığı zaman üstüne bahşiş kalır o kadar ceza. Yani, bu işin cezai bir de caydırıcılığının olması lazım. Cezai caydırıcılık, bu elektronik ortamda ticaret yapan şirketlerin iyi bir denetimini gerektiriyor, belli vasıfları ve kuralları olanları yapmak gerekiyor çünkü benim en son tespit ettiğim rakam e-ticarette dönen, siparişle gelen şeyler 50 milyarın üstünde. Örneğin, büyük mağazalara sebzeden meyveden tutun her türlü siparişi elektronik olarak verebiliyorsunuz, belli markalar güven telkin ediyor, insanlar onun üzerinden gidiyor. Ama, bu, büyük firmalar ve güven teşkil edenler için, onların dışına girdiğiniz zaman size paketin içinden ne çıkacağını bilemezsiniz. Peki, böyle bir durumda ne olacak? Tüketici hakları devreye girecek. Tüketici hakları ne olacak? Yani, bir şey diyeceğim ama diyemiyorum; daha bir hafta önce, siz, tüketici haklarında avukatlar hakem kurulunda avukatlık ücreti almasın diye buradan kanun geçirmediniz mi arkadaşlar? Ee, daha bir hafta önce geçirdiniz buradan. Tüketici haklarını avukat korumasın, avukatlık ücreti almasın diye buradan kanun geçirdiniz. İşte, bu tür yolsuzluklara ve dolandırıcılıklara meydan vermiş oluyorsunuz.

Peki, salt bu mu? Banka kredi kartları kullanılırken bir bakıyorsunuz 20 dolarlık bir alışveriş yapmışsınız, birisi hemen girmiş aradan 2 bin dolarlık bir alışveriş yapmış. Bir mesaj geliyor, diyor ki: “Böyle bir alışveriş yaptınızsa susun, önemli değil. Değilse bildirin.” Ne yapacak? Kartı kapatacak. Ne yapacak? Takip edebilecek misiniz buradan İtalya’daki, Almanya’daki, Belçika’daki bir şirketi? Bununla ilgili bir düzenleme var mı? Yok. Ben, eksik olan ve neden yetersiz olduğunu söylediğim şeyler…

Şimdi, bu reklam hakkıyla ilgili bu kanun, bu taciz düzeyine gelen lig maçlarından tutun da Spor Toto’dan Loto’ya, Loto’dan tutun da ya her türlü reklama, sizin cep telefonunuza gelen… Ve bu sözleşmede Avrupa Birliğinin “reddetme hakkı” olarak tanımladığı 2 kelime var, işte burada yazıyor: “Daha çok Avrupa Birliği ve Uzak Doğu ülkelerinde geçerli.” “Bu hakkımı bir vatandaş olarak kullanmak istiyorum.” derseniz, “Ya reklam gelmesin, bıktım, benim cep telefonumdaki bu reklamlardan artık bıktım, gelmesin.” derseniz, ret hakkını kullanırsanız nasıl kullanacaksanız, bana söyleyebilir misiniz? Biriniz çıkıp bana bir örnek… İşte İnternet, iletişimle ilgili uzman arkadaşlarımız var; e, ben de hukukçu olarak fena sayılmam. Bu kanuna baktığım zaman engellemiyor. Demek ki bu kanun yetersiz arkadaşlar. Yetersiz, etkili değil. Sırf Avrupa Birliğinin müktesebatını yerine getirmek için değil, tüketici haklarını da korumak gerekiyor.

Telefonda sözleşme, telefon ses kaydıyla sözleşme: Eğer bir kayıt tutuluyorsa, tek tarafta oluyorsa tek tarafı korur. Bunun müeyyidesi var mı? Yok.

Şimdi, bakın, hukukta tek taraflı kanıt olur mu? Yok. Bankalar kredi kartları için size karınca duası gibi sözleşmeler imzalatıyor mu? Evet. Telefonlar için? Evet. Alışveriş yaptığınız yerler için? Evet. O karınca dualarını kimsenin okuma şansı var mı? Yok.

Şimdi, burada, temel sorun denetimdir arkadaşlar. Denetim kurumları var mı? Yok. Denetimle ilgili tüketici sivil inisiyatiflerinin önünü kapattınız mı; avukat, hukuk yardımını kestiniz mi? Kestiniz. Peki, kişisel verileri korudunuz mu? Yok. Sayın Aksünger de açıkladı, ben de söylüyorum, kişisel verileri en çok satılan ülke Türkiye’dir arkadaşlar. Zaten, bu son nüfus cüzdanı, kimlik kartları da çıkınca çipli, damgalı gibi dolaşacağız artık. Yani o yeni kimlikleri -konuşacağız tabii buradan- üstünde taşıyanın nerede olduğu bile izlenecek artık, öyle, uydu üzerinden. Kim izleyecek? Valla, en başta NASA izleyecek, uluslararası gelişmiş ülkelerin istihbaratı izleyecek ve o numaradan, vatandaşlık numarasından ne kadar askerlik yaptınız, ne alışkanlıklarınız var, hangi hastanede tedavi gördünüz, hepsi de çıkacak. Bunun korunması var mı? Yok arkadaşlar. Peki, cezai hüküm? 1.000’den 5 bine… Şirketleri caydırmıyor. Büyük şirketlerle ilgili bir şart var, Lüksemburg Adalet Divanına gitme hakkı var. Peki, bu konuda bir güvence var mı? Türkiye Avrupa Birliği ülkesi değil ama gümrük birliğini de 1995’te imzalamış. Gümrük birliğine taraf olan bir ülke olarak Lüksemburg Adalet Divanına gidebilir mi? Gidemez.

Şimdi, bilgi toplumu olduk kardeşim. Ben bu “elektronik” deyince… Ticarette özgürlük sınırsız ama düşünceye, sosyal medyaya özgürlük gelince devletin sopasını görüyoruz, devletin yasaklarını görüyoruz, devletin dört saat içinde İnternet’i kapatmasını görüyoruz, devletin dört saat içinde Twitter’i yasaklamasını, sosyal medyayı, Facebook’u… Yani devlet bir yerde elektronik ortamda kendini var ediyor. Eğer kişiler veya sivil kuruluşlar düşüncelerini ifade ediyorlarsa devlet kendini hissettiriyor. Onun dışında, ticaret adına her türlü hırsızlık, yolsuzluk, talan ve götürmede devlet “…”(x) “Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler.” felsefesini uyguluyor. Yani rekabet, vahşi rekabet, isteyen istediğini yapabilir şeklinde uygulanıyor.

Kredi kartlarının kullanım dolandırıcılığında bu elektronik ticaretle ilgili neden Bankacılık Kurulunun da düzgün, daha sigortasal, daha güvenli, vatandaşı, tüketiciyi koruyan bir uygulaması yok? O düzenleme oranın işi. Bankaların belli bir dereceye kadar sorumluluğunun olması gerekiyor, bankaların belli bir limite kadar bu kartların sorumluluğunu taşıması gerekiyor, bankaların kendi açıklarından kaynaklanan hataların bedelini ödemesi gerekiyor ama maalesef o bedeli de vatandaşa ödettiriyorlar.

Şimdi, tasarıyla gelen en önemli şeylerden birisi de elektronik postalar, İnternet üzerinden -IP numarası, bunu herkes kullanabilir, herhangi bir bilgisayarı, Wi-Fi vesaire artık bunlar çok kolay şeyler- bir sipariş verilmesi, bunun parasının yatırılması, bunun alınması, bunun denetlenmesi denen bir mekanizma maalesef yok. Bu mekanizma, bu tür bir uzman kurulu… Bunca üniversitemiz var, boş boş insan, işsiz insan yetiştirir ama lazım olan bu alanda, bilişim alanında yetiştirdiğimiz insanların çoğu da maalesef işsiz dolaşır, böyle garip bir ülkedeyiz.

Arkadaşlar, bu kanunla ilgili söyleyecek çok şey var ama şuraya bir bakın Allah aşkına: “Avrupa Birliği-Türkiye İletişim Stratejisi.” Burada da elektronik alanda hemen anlaşmalar imzalanmış. Ne demişler: İşte elektronik iletişim ve tartışma yöntemlerini, bu ortamdaki proje formlarının oluşturulmasını, İnternet’te Türkiye’ye yönelik karalama kampanyalarını falan filan, ülkemizin tanıtımına yönelik İnternet vesaire vesaire… Dikkat edin yani yeri gelmiş Avrupa Birliğinin gereği olarak böyle broşürler basmışız ama bu broşürleri bu yasanın içine kaydıramamışız.

Şimdi, Türkiye’deki kredi kartlı ödeme sistemi. 2023’te, cumhuriyetin yüzüncü yılında yüzde 100 artacakmış diyorlar arkadaşlarımız. Böyle bir vizyona da hayran olmamak elde değil. Nasıl bir vizyon bu? Ne alakası var kredi kartının 2023’le? Diyeceksiniz “İşte bu, siyaset mantalitesini kredi kartlarına kadar taşıma olayıdır.” Güvensizlik problemine ilişkin 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun düzenlediği hükümlere ayrı bir düzenlemenin getirilmesi gerekiyor. En çok mağduriyet alanı kredi kartlardır, ek kartlardır, bir de telefon görüşmeleridir. Sektörde elektronik imza zorunluluğu olan limitlerde elektronik imza zorunlu olması lazım yani 100 liralık bir siparişle 100 milyarlık bir siparişteki imza olayını ayrı koymak lazım, mutlaka olması gereken şeylerdir.

Şimdi, ülkemizde, Türkiye’de kartlı sistem alışverişi 2011’de 265 iken 360 milyara kadar çıktı. Bunun artışını aldığımız zaman metropol kentlerdeki bu artışın hızla olacağı gözüküyor. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’yle Uzak Doğu’daki denetim sistemlerinden biraz yararlanmak lazım. Bakanlığın uzmanları vardır muhakkak. Bilişim, iletişim, elektronik konusunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının -ki bu alanda var- gidip bu alanda eğitim görmesi lazım. Bu alanlarda görüşüp, konuşup nasıl önledikleri konusunda bir çalışma yapmaları gerekiyor. Rakamlar bize bunu gösteriyor ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve benzeri kanunlarda vatandaşın, tüketicinin mağduriyetinin korunması için hukuki güvence dâhil olmak üzere ücretsiz hukuki yardımdan her türlü vatandaşın yararlanmasının da yolunu açmak gerekiyor. Eğer yurttaşımızı gözeteceksek yapılması gereken budur. Ondan sonra isteyen turizm sektöründe istediği siparişi de verebilir, başka türlü siparişleri de verebilir.

Şimdi biz, burada diğer partilerle aynı durumda, aynı konumdayız. Bir boşluk olan bir alan. Bir düzenleme geliyor. “Avrupa Birliği’nin de gerekleri.” deniliyor. Burada ne yapacağız? Çok yetersiz görüyoruz arkadaşlar, çok açık söyleyeyim, çok yetersiz. Laf olsun, formalite gereği “Müktesebatın gereğini yerine getirdik.” gibi bir anlayışla bunun çok yararlı olacağına inanmıyoruz ve yeterli bulmuyoruz, eksik buluyoruz. Kerhen, hani “zoraki destek” derler ya, o tür bir şey bizim konumumuz. Bu alanın güçlendirilmesinin bireylerin tüketim hakları açısından son derece yararlı olacağını düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 240 sıra sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle alt komisyon çalışmaları sırasında çok büyük bir uyum olmasını sağlayan Sayın Mehmet Erdoğan’a çok teşekkür ediyorum. Biz uzlaştık, orada bu tasarı hasıl oldu, neticeye ulaştı, Komisyonda görüşüldü ve daha sonra iki senedir de burada bekliyor. Hiçbir aciliyeti yok ise o gün biz bunu niye görüştük, aciliyeti var idiyse niye bekliyor? Bunu engelleyen muamma nedir? Ülkede bunun, bu hususun bir altyapısının olması gerekirdi. Öncelikle bir kere bunu ifade etmek istiyorum.

Eğer, hakikaten bu mevzuatta, buraya gelen tasarıda, görüşülmekte olan tasarıda değiştirilmesi gereken bir husus var ise -biraz sonra konuşmamda değineceğim- o zaman bunu gerçekten çok dinamik bir husus olduğu için Komisyona geri çekip bütün her şeyiyle tekrar görüşmemiz lazımdı ama en basic, en temel bir yasanın bu hususta oluşması için Milliyetçi Hareket Partisi olarak iktidar kanadına mensup arkadaşlarla bunda herhangi bir düzenlemenin yapılmaması için ne yaptık? Böyle bir hususun çıkmasına bugün kayıtsız, şartsız destek vereceğimizi ifade etmiştik. Ama, görüyorum ki yine problemler çıkıyor.

Kanunlar malzemelerini maziden tedarik ederler ve geleceği yönetirler. Sürekli gelişim içerisinde olan teknolojiyle bağlantılı alanlarda hukuki düzenlemelerin yapılması hem gerekli hem de güçtür, konuştuğumuz olay da budur. Böyle durumlarda teknolojiyle ilintili alanlarda öngörülen ya da öngörülebilecek hususlar ve sorunlara ilişkin yasama faaliyetlerinin yürütülmesinin durdurulmasına, yavaşlatılmasına ya da işlevsiz bir şekilde yürütülüyor olmasına dayanak teşkil etmez. Nitekim, e-Dönüşüm Türkiye Projesi olmasına rağmen, projeye ilişkin uygulama ve teknolojik altyapı alanında görülen gelişim ve harmonizasyon, hukuk alanı için de geçerli olduğunu söylemek maalesef mümkün değildir.

Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın gerekçesinde, elektronik ticaret ve bilgi toplumu hizmetleriyle ilgili düzenlemelerin yapılmasına ilişkin olarak iki ayrı metodun söz konusu olduğu ifade edilmektedir. İlk yöntem bugün itibarıyla kısmen terk edilmiştir. Bu yöntem elektronik ticaret alanına ilişkin ayrı ve bağımsız bir düzenleme yapılması gerektiğini savunmaktadır. İkinci yöntem ise, Avrupa Birliği tarafından benimsenen, bağımsız ve ayrı düzenlemeler yerine mevcut düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve mevcut düzenlemelere hükümler eklenmesi görüşünü savunmaktadır. Her ne kadar tasarının gerekçesinde Avrupa Birliğinde ikinci yöntemin benimsenmiş olmasının nedeninin Avrupa Birliğinin elektronik ticarete ilişkin düzenlemeler getiren 2000/31 sayılı direktifinin temel kanunlar ile düzenlenmiş birçok özel hukuk alanına ilişkin hükümler içermekte olması ifade edilmiş ise de burada göz ardı edilmemesi gereken husus, özellikle İnternet üzerinden gerçekleştirilen tüm işlemlerin artık hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiş olması, yasa koyucu ve hukukçuların bu farkındalık çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğidir.

Tasarının amaçları, AB ile ilgili direktif ile Türk hukuku arasında uyumun sağlanması, elektronik postalara ilişkin bir düzenleme olarak belirleniyor. İki alanda da düzenleme yapılıyor; bilgiyi veren ve hizmeti sunanlar için getirilen yükümlülükler bir alan, istenmeyen elektronik postalara ilişkin hususlar diğer alan.

Eski sistem ve mevzuatla çözülmesi mümkün olmayan yeni kavram ve alanlar, hukukun mevcut hâliyle çözülemediği için Avrupa Birliği ülkelerinde birtakım kanuni düzenlemelere gidildiği de gerekçede yer alıyor.

Alt komisyon Başkanının iyi niyetli çabaları ve anlayışıyla toplantıya katılan bütün sivil toplum kuruluşları ve kamu kuruluşlarının görüşlerinin belirtilmesine imkân tanınmış ve sonunda tasarı akademisyenlerin denetiminde tekrar ele alınmıştır.

Tasarıda etki analizi bulunmamaktadır. Ticarete ve ekonomiye etkisinin ne olacağına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Dış ticarete ilişkin bir hukuki yapının olmadığı da ortadadır. Tasarının ekonomik anlamda etkileri hiç ele alınmamıştır. AB direktifleri çerçevesinde hazırlanmış bir tasarıdır. Hükûmet bu işin ihtiyaç olduğunun farkında bile değildir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin tasarıyla irtibatı bu tasarıda görülmemiştir. Her AB mevzuatı değişiminde yeni kanun çıkarılmasına gidilmesi önlenememiştir. Konu gerek AB gerek diğer ülkelerde düzenlemelere tabi kılınmıştır.

Değerli milletvekilleri “Bazen kabul edilen bir yasayla yaşantıya yeni olanak ve düzen getirilir; bu, yasanın öncülüğü demektir. Bazen de yasaların öngörmediği ve tıkamak istediği düzenlemeler yaşamın ve ekonomik zorunlulukların etkisi sonunda yürümeye ve işlemeye başlar. Bu durum, yasaların arkadan yetişerek toplumun uygulamakta olduğu olgulara biçim vermesidir.” ifadeleri ve görüşü tam bu tasarıyla ilişkilidir.

Değerli milletvekilleri, kişilerin yıllık gelirinin yüzde kaçının elektronik ticarete ayrıldığına ilişkin olarak 30 ülkede yapılan araştırmada ortaya çıkan sonuç oldukça ilginç ve ilgi çekicidir. Nitekim kişilerin yıllık geliriyle yapmış oldukları elektronik ticaret arasında bir doğru orantı bulunmadığı tespit edilmiştir. Ekonomik gelirin yüksekliğinin bir gösterge olmayacağı aşikârdır. Literatürde, yapılan araştırmada “Bireylerin elektronik ticarete ilişkin olarak duydukları kaygıların genellikle ödeme yapmış olmalarında, malı teslim alıp almayacaklarında, kredi kartı bilgilerinin dolandırıcılık ve/veya başka amaçlarla ele geçirilip geçirilemeyeceğinde ve/veya kullanılıp kullanılmayacağında, satıcının fiziksel bir lokasyonunun bulunmaması, bir sorun yaşanması hâlinde, örneğin bir malın ayıplı olması hâlinde karşılarında sorunlarını doğrudan aktarabilecek bir gerçek kişi temsilcisinin bulunmamasında yoğunlaştığı gözlemlenmektedir.” Böyle ifade ediliyor.

19’uncu yüzyılda sağlık nasıl bir sınır aşan tehdit hâline dönüşmüş ve uluslararası önlemler alınmışsa, İnternet de 21’inci yüzyılın sınır aşan tehdidi hâline dönüşmüş olduğunu da göz ardı etmemek gerekir.

Şimdi, mevcut yapı ve organizasyonla bu işi Bakanlık olarak yürütemezsiniz. Dağınık bir organizasyon var kamuda, sahipsizlik var.

Diğer taraftan, sivil toplum örgütlerinin de farklı amaçlar taşımasına rağmen, asgari müştereklerde birleşememelerinin bu kanunun bu Genel Kurulda iki sene görüşülememesinin nedenlerinden biri olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Bu kanun tasarısının çalışıldığı 2011 yılından bugüne elektronik ticaret alanında çok önemli gelişmeler oldu. Bugün, elektronik ticaret ulaştığı ticaret hacmi ve çok yönlü dinamik yapısıyla önemli bir sektör hâline geldi. Artık elektronik ticareti konuşurken bir sektörden bahsetmeyeceğiz, bir sivil toplum örgütünün yetkilerini bir önergeyle diskalifiye etme amacını gütmeyeceğiz. Burası çok geniş bir alan, Hükûmete de oynayacak çok yer var.

Bu sektör yabancı yatırımcıları çekiyor. Ülkemizde elektronik ticaret konusunda yabancı yatırımcılar faaliyet gösteriyor. Büyüyen ve uluslararası boyut kazanan e-ticaret sitelerine yabancı yatırımcılar ortak oluyor veya satın alıyor.

Elektronik ticaret alanında faaliyet gösteren girişimciye “e-girişimci” deniyor. Elektronik ticaret “e-girişimci” kavramını da yarattı. Nitekim, Maliye Bakanlığımız böyle bir web sitesini açtı.

Elektronik ticaret İnternet ekonomisinin önemli alanlarından birisi hâline geldi. Bankalararası Kart Merkezi tarafından 2013 yılında İnternet’ten yapılan kartla ödemelerin 2012 yılına göre yüzde 37 büyüyerek 35 milyar Türk lirasına ulaştığı açıklanıyor.

Yine Bankalararası Kart Merkezinin verilerine göre, mektupla, telefonla, sipariş ve İnternet’le yapılan kartlı ödeme işlemlerinde son dört yılda ticaret hacmi yüzde 100 artmış.

Konunun bir de tüketici boyutu var. Bankalararası Kart Merkezi İnternet’ten alışveriş yapanların sayısının 10 milyona ulaştığını açıklıyor. Ülkemiz nüfusunun yaklaşık sekizde 1’i İnternet’ten alışveriş yapıyor. Yani, konu AB müktesebatına uyumu çoktan aşmış. Ortada reel bir ticaret hacmi mevcut. Konuyu düzenleyen kanunlara bu açıdan bakmak ve düzenlemeleri bu bakış açısıyla gerçekleştirmek gerekir. Bu çerçevede, öncelikle ekonomik önem arz eden elektronik ticaret türlerinin tanımından yola çıkmak lazım. Elektronik ticaret, işletmeler arası, işletmeden tüketiciye ve tüketiciden tüketiciye olmak üzere üç temel tanıma sahip. Kanun tasarısına konu olan ticaret türü ile işletmeden tüketiciye satış, yani bu kanun tasarısına konu olan elektronik ticaret, tüketiciye satışın esas olduğu elektronik ticaret şeklini esas almaktır. Bu nedenle, kanuna, tüketici, tüketiciye satış ve işletmeden tüketiciye satış tanımları da girilmeli ve ilgili kanunlara atıfta da bulunulmalıdır.

Diğer taraftan, kanun tasarısının “Sipariş” başlığında alıcı ve tüketici olarak iki kavrama yer verilmiş, bunlara da biraz daha açıklık getirmekte yarar vardır. E-ticaret, aynı zamanda bir mesafeli satış şeklidir. Diğer taraftan, e-ticareti konuşurken sadece yurt içi satışlardan değil, yurt dışı satışlardan da bahsediyoruz. 2011 yılı sonrası yaşanan gelişmelerden bir tanesi de, yurt içi tüketiciye yapılan satış da, yurt dışı tüketiciye yapılan satış da eklendi. Bu kapsamda, bu kanun tasarısına, yurt içi satışlar için “mesafeli satış” ve yurt dışı satışlar için “sınır ötesi ticaret” tanımlarının girmesi ve ilgili kanunlara atıfta bulunulması da gerekir.

Kanun tasarısının “Amaç ve kapsam” ve “Tanımlar” başlıkları gerçekten yetersiz. Kanunda bu konuya atıfta bulunan bir madde de mevcut değil. Hâlbuki, bu konuda mesafeli sözleşmelere dair yönetmelik mevcut. Elektronik ticaret, aynı zamanda bir perakende ticaret şekli. Bu açıdan da kanunda perakende kavramına açıklık getirilmesi de önem arz ediyor. Bu kapsamda, perakende ticaretin düzenlenmesi hakkında kanun, tasarı hâlinde olmakla beraber, tasarıda “elektronik ticarete yönelik düzenlemeler yapmak, bu konuda mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek, elektronik ticaretin gelişimine ilişkin çalışmalar yapmak ve gerekli tedbirleri almak” ifadesi de yer alıyor. Bu mevzuata şimdiden yama başladı. Biz işin o tarafında değiliz. İktidar olarak kimi, nasıl tasfiye ederiz, bunun arasına hangi önergeyi, nasıl sokarız, onun peşindeyiz. Hâlbuki -muhalefet olarak ben gerçekten- orada hangi siyasi partide olursa olsun, iktidara mensup arkadaşların da düzgün, geçici de olsa ihtiyaçlara cevap verecek bir hususun, bir mevzuatın altyapısının oluşturulmasına yönelik bir şeydi. Zaten bu iki sene öncesine göre ne yaptı? İhtiyaçları kavramayacak şekilde bir kanun, bunu da biz biliyoruz.

Şimdi “Bu kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak hazırlanır.” maddesinde yer alan kurum isimleri zaten meydanda. Elektronik ticarete bahsettiğim açılardan baktığımız zaman, 2011 yılında hazırlanan Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın yeniden gözden geçirilmesinin gerektiği, tasarının “Tanımlar” başlığı dâhil olmak üzere birçok başlıkta ilave düzenlemelere ihtiyaç olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

Bunu biraz önce söyledim, bu hâliyle de biz desteklemeye devam edeceğiz ama hakikaten Komisyonda bunun tekrar görüşülüp bu arada geçen sürenin çok dinamik olarak ortaya çıkardığı işlerin de burada monte edilmesi, ilave edilmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Elektronik ticaretin en önemli boyutu KOBİ’lerimiz açısından taşıdığı önem. Kanuna bir de KOBİ’ler açısından bakmak lazım. Elektronik ticaret, KOBİ’ler için yeni fırsatlar sunan bir ticaret şekli. Bu açıdan, kanunun Türk KOBİ’lerinin e-ticaret alanında daha rekabetçi hâle gelmesine katkı sağlayacak bir yapıda olması gerektiği bir KOBİ. E-ticaret yapmaya karar verdiğinde bunun yasal çerçevesini rahatlıkla takip edebilmeli. Bu nedenle Elektronik Ticaret Kanunu’na elektronik ticaretin geliştirilmesi açısından bütüncül bir yaklaşımla bakmak lazım. Bu açıdan bu kanun çalışmasının, elektronik ticaretin dağınık kurumsal yapısının toparlayıcı bir boyutunun da olması lazım. Elektronik ticaretin ilgili tarafı hangi kanunların kendilerini ilgilendirdiğini bilmeleri ve bu kanunları bulmaları çok zor görünüyor.

Örnek vermek gerekirse, elektronik ticaret yapmaya karar veren bir girişimci olarak düşünün: Türk Ticaret Kanunu konunun tüketicinin korunmasıyla ilgili olduğunu bilecek ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a ulaşacaksınız. E-Girişimci, Kayıtlı Elektronik-Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’i bileceksiniz, Maliye Bakanlığının E-Ticaretin Vergilendirilmesi’ni bileceksiniz, Mesafeli Sözleşmelere Dair Yönetmelik’i bileceksiniz, Posta Hizmetleri Kanunu’nu bileceksiniz, Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi ve Gizliliğinin Korunması Hakkında Yönetmelik’i bileceksiniz. Burayı delmeyin, özellikle söylüyorum.

Şimdi, tasarının 6’ncı maddesinde Komisyonda ilave edilen bir şey var. Özellikle sonradan davalara esas teşkil etmesi açısından buradan bir şey ifade edeceğim: Tasarının 6’ncı maddesinin 3’üncü cümlesinde “Kendisiyle” başlayan cümle yanlış anlaşılmasın, bu cümle bilahare kötüye kullanılmasın. Bu hükmün amacı, mal ya da hizmet tedarik edenlerin bakım, kullanım gibi hizmetleri alabilmesine kolaylık sağlamasıdır; yoksa bu reklam için kullanılamaz, hüküm yorum yoluyla bile olsa genişletilemez. Bu, Komisyonda böyle görüşüldü, iktidarın bilmesini istiyorum.

Burada uzayıp gidiyor; kanun, yönetmelik ve kurumsal yapı zinciri var, onun için bundan sonrasını saymayacağım. Sadece şunu ifade etmek istiyorum: Bu yapıyla bile bir KOBİ olarak e-ticaret yapacaksınız. Bu kanun tasarısının bir kez daha bu bakış açısıyla ele alınması gerekirdi.

Tasarının iki yıl gibi bir süre topluma hiçbir açıklama yapılmadan bir kamu kurumunun veya bir sivil toplum örgütünün iktidara baskısı, freniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesi ipotek altına alınmaya çalışılmasın. AKP iktidarının ülkeyi nasıl yönettiğini göstermesi açısından her hafta alt yazıda “Bu hafta Elektronik Ticaret Yasa Tasarısı görüşülecek.” diye geçmesine rağmen toplumla alay edilir pozisyona düşülmüştür. En azından bu konular ihtiyaç duyulan mevzuata baz teşkil etmesi açısından şimdilik koyduğumuz şartları da dikkate alarak tasarıya bu kadarıyla destek vereceğimizi tekrar ifade etmek istiyorum.

Beni dinlediğiniz için yüce heyete saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi şahıslar adına İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu akşam elektronik ticaretle ilgili bir yasal düzenlemeyi hep birlikte değerlendiriyoruz. Muhakkak ki dünyanın geldiği nokta itibarıyla elektronik ticaret vazgeçilmez bir olay, giderek de pazar içerisindeki payını yükselten bir olay. Biz de bu gelişen ticari olayla ilgili olarak bir yasal düzenleme yapıyoruz. Yaptığımız yasal düzenlemeyi bir boyutuyla partilerle komisyonlarda tartışarak ortak bir noktaya getirdik ama ben bugün şahsım adına söz alarak başka bir boyutunu burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye'de e-ticaretle birlikte ticaret ortamını beraberce konuşalım.

Türkiye'de ticaret giderek büyük oranda sınırlı sayıdaki şirketin ve gücün elinde toplanma noktasındadır. Bu olay, aynı zamanda dünyada da bu şekilde gelişmektedir maalesef.

Bakınız, bundan kısa bir süre önce Nobel ödülleri açıklandı. Nobel İktisat Ödülü’nü alan Fransız Jean Tirole ne üzerine Nobel Ödülü’nü aldı biliyor musunuz? “Regülasyon” dediğimiz, ekonomik regülasyon üzerine ödülünü aldı. Bu neyi getiriyordu? Piyasada oligopol, tekel noktasına gelen özellikle de halkın temel ticari alanlarında, elektrik dağıtımı, doğal gaz ve benzeri ticari alanlarda, oligopol yatırımcı sayısı da çok az olunca satın almalarla birlikte ciddi sayıda sınırlı firma piyasaya hâkim oluyor, istediği gibi fiyatı ayarlayabilme noktasına geliyor ve bugün Nobel İktisat Ödülü’nün buna verilmesinin nedeni Amerika’da 2008 krizi sırasında böyle bir regüle eden düzenleyici kurumların olmaması, Amerika’daki ekonominin “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” anlayışıyla egemen bir şekilde oluşmasından dolayı, 2008 krizinde düzenleyici piyasalar olmamasından dolayı, Amerikan ekonomisi büyük bir sıkıntı gördü. Bu iktisatçı da dünyada bu krizlerden de ders çıkartarak yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi.

Biz bu kanunu çıkartıyoruz ama rekabet açısından Türkiye’nin de e-ticarette bir düzenleme yapmadan bu yasal düzenlemelerin piyasada ciddi fiyat ve pazar denetimi açısından kendi kaderine terk edildiğinin altını çizmek istiyorum.

Bakınız, bu piyasada öyle firmalar var ki ürünü her aşamasında fabrikada üretiyor sanayicisi, malını pazarlıyor ve elektronik ortamda her şekilde lojistik şirketiyle satıyor.

Sayın Bakanım, siz Gümrük ve Ticaret Bakanısınız, piyasada küçük işletmelerin, ticaret yapan insanların, zaten büyük sermaye, AVM’ler ve hipermarketler aracılığıyla pazar payları gittikçe daralıyor. E-ticarette de bu firmalar ciddi bir şekilde alabildiğine güçler oluşturuyor çünkü bunlar çok büyük güç hâline geldi. Bakınız, Çinli bir firma Alibaba, New York Borsası’nda 25 milyara borsaya kote oldu. İlk açılış fiyatı 34-36 dolar, seansın kapanışı 99 dolar ve böyle bir güç hâline geldi bir Çin firması. Niye bu fiyatları buldu? Çünkü pazara hâkim oldular. Şimdi, Türkiye’de de aynı noktada ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız, ticaret zaten daralmış. Bakınız, artık vergide ilk 10’a giren sıralamaya baktığımızda parayı kazananın ilk 8’i banka, ondan sonra gelen 2 kuruluş TELEKOM’la Turkcell. İlk 10 kuruluş ticaret ve sanayi kuruluşu değil. Demek ki giderek daralan bir piyasa var, tüccar para kazanamıyor, sanayici para kazanamıyor ama giderek pazara egemen olan sınırlı sayıda tekel pazarı istediği gibi regüle ediyor. Bunun sonucu nedir? Bunun sonucu, üretimi de belirleyen bir satış organizasyonudur. Şu an eğer bu rekabet ortamını sağlayamaz ve üretimi bunların istedikleri ürünü pazara getirdiği bir noktada bırakırsanız Türk sanayisi de çöker, Türk tüccarı da çöker, Türk esnafı da çöker. Bu çöküntünün altında hep beraber kalırız. Bunun tedbirini almak zorundayız. Ben e-ticareti yasaklayalım demiyorum ama rekabeti regüle eden kuruluşları koymalıyız.

Sizin iktidarınız döneminde daha önceden piyasayı düzenleyen birçok kuruluş bağımsız kuruluş hâlindeyken, örneğin Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, örneğin EPDK ve benzeri kuruluşlar bağımsız, hükûmetten ayrı, özerk kurumlar hâlindeyken sizin döneminizde bu kurumlar siyasi kurum hâline getirildi, bütün atamaları hükûmetler tarafından yapılır hâle geldi. Yani, Türkiye’de piyasanın düzenlenmesinde bağımsız kuruluşların etkisi sizin döneminizde giderek azaltıldı, Hükûmetin denetimine bırakıldı.

Bu anlamıyla şunun altını çizmek istiyorum bugün burada: Türkiye’de ticaret giderek sınırlı sayıda güçlü firmaların eline geçiyor. Buna diyebilirsiniz ki: “Ticaret bu noktaya geldi.” Ama, ticaretin bu noktaya gelmesi üretimi de etkiliyor. Bakınız, perakende sektöründe giderek artan kendi markasını üreten satış noktaları var. Öyle satış noktaları oluştu ki bu satış noktaları, fabrikaları fason üretim merkezi hâline getirdiler. Fabrika kendi ürününü üretmiyor, bu firmalara ürün üretir hâle geliyor; bir gün fabrikaya diyor ki piyasada ürünü olmadığı için: “Benim ürünümü şu fiyattan üreteceksiniz.” üretmediği zaman fabrikasının kapısına kilit vuran noktaya geliyor. Veya anlaşamadı fiyatta fabrikayla bir kişiye diyor ki: “Bir üretim bandı kur, benim markamda üretim yapmaya başla.” Yıllarca sanayi olmuş, üretim yapmış, marka olmuş bir sanayicinin karşısına o satış noktasına fason üretim yapan hemen alternatif, yeni bir üretim mecrası doğuyor. Bunlar artık Türk sanayisini, Türk üretimini, Türk ürününü pazara, rafa sokmaya karar veren birkaç tane büyük firma oluyor. Bu, Türkiye’de de çok tehlikelidir, dünyada da çok tehlikelidir.

Bugün, aynı şekilde diğer alanlarda da, elektrik piyasasını özelleştirdiniz, aynı şey oralarda yaşanıyor. TÜRK TELEKOM’da aynı şeyler yaşanıyor. Doğal gaz piyasası ona eklemlenecek. Bütün bunlara baktığınızda, vatandaşın alım gücünü tayin eden, alacağı ürünün fiyatını tayin eden büyük oligopoller oluyor. Ve dünya bunu görmüş, Nobel İktisat Ödülü’nü bunun regüle edilmesi noktasında düzenleyici, denetleyici kurumlar oluşturulması konusunda fikir üreten bilim adamlarına vermiş. Biz bu elektronik yasayı çıkartırken bu rekabet ortamını sağlayacak düzenlemelerden uzak, ciddi bir şekilde piyasayı kendi kaderine hatta uluslararası kuruluşlara yaptık. Avrupa Birliğiyle imzaladığımız Gümrük Birliği Anlaşması da bizim bu anlamıyla ikinci bir dezavantajımız olarak bu alanda uluslararası firmaların Türk pazarını istediği gibi kullanmasına imkân sağlayacak bir noktaya gelecektir. Onun için bu kanunla ilgili bugün konuşma yaparken bu yasayla birlikte küçük tüccar, çarşılarımız, Kemeraltı’mız, Bursa Kapalı Çarşı’mız, İstanbul Kapalı Çarşı’mız, Antalya Kaleiçi’miz ve benzeri bütün çarşılarımız ciddi bir tehlikededir. Bunların elektronik ticaret yapabilmesi kendi başlarına, vereceğiniz yazılım destekleriyle mümkün değildir. Eğer lojistiği yoksa bu yapılamaz. Bu lojistik ne olabilir? Mesela PTT olabilir. PTT’yi küçük işletmelerin lojistik alt yapısında, devlet bağımsız bir kuruluş olarak onların emrine sunmalıdır ki ancak piyasa denetlenebilsin. Bu sakıncalara ve bu tehlikelere dikkatinizi çektim.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Hükûmet adına, Gümrük ve Ticaret Bakanı Sayın Nurettin Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok kısa konuşacağım, önce onu belirteyim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Çok uzun bekliyoruz. Mesela hipermarket yasasını bu Meclise getireceğinizi söylemenizi bekliyoruz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, isterseniz onunla başlayalım.

Onunla ilgili, biliyorsunuz, kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderildi, inşallah önümüzdeki günlerde onun görüşmeleri de gerçekleşecek ve inşallah yasalaşacaktır, oradan başlayalım.

Şimdi, öncelikle bu tasarının hazırlanmasında emeği geçen ilgili bakanlıkta çalışan görevli arkadaşlarımıza ve bütün siyasi parti gruplarına, milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, sürekli olarak, konuşan arkadaşlarımız da ifade ettiler, elektronik ticaret hacmi son yıllarda çok süratli bir artış gösteriyor, âdeta geometrik bir büyüme söz konusu. Hem İnternet kullanımı hem de elektronik ortamda ticaretin gerçekleştirilmesi, bunların kontrol edilmesi, bunlara ilişkin regülasyonun yapılması, kurallara bağlanması ve daha açık, şeffaf bir ticaret ortamının ve platformunun sunulması elbette son derece önemli. Bu açıdan bakıldığında, gerçekten, gecikmiş bir düzenlemedir. Belki bu düzenlemelerin daha önce yapılması gerekiyordu, ama sonuç itibarıyla bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşmelerine başladık.

Şimdi, burada, çok ciddi bir hacme, rakamlara ulaşan böyle bir ticaretin regülasyona yetkili organ tarafından bu düzenlemenin yapılmadan kendi kuralları çerçevesinde yürütülmesi, elbette birçok sorunu beraberinde getirir. Bu son derece tartışmasız bir gerçektir. Nitekim, şu anda, Türkiye’de -zaman zaman basına da yansıyor- bu konuyla ilgili önemli problemlerin yaşandığını ve bunların her geçen gün hem sayısının hem de yoğunluğunun arttığını biliyoruz.

Şimdi, gerçekten, gelişmiş ülkelerde İnternet kullanım oranı ortalama yüzde 80’ler civarında. Elektronik ticaret oranı da -yani İnternet kullananların içerisinden on-line alışveriş yapanların oranı da- yine yüzde 70’lerin -ortalama olarak söylüyorum- üzerindedir. O kadar olmasa da gelişmiş ülkelerde ve Türkiye’de bu oranlar bir hayli çarpıcı ve yüksektir.

Türkiye’de, 2014 itibarıyla -yani 2013’ün aynı dönemiyle karşılaştırarak- toplumun yüzde 53’ü İnternet kullanmakta, bunların da yüzde 30,8’i elektronik ortamda ticaret yapmaktadır ve hızla büyümektedir. Mesela, geçen yıl bu oran yüzde 49 ve yüzde 24 idi, yani yüzde 24’ten bir yılda yüzde 38’e çıkması, gerçekten, değişimin, dönüşümün ve gelişimin de çok hızlı olduğunu göstermektedir. Bütün bu nedenlerle, bu regülasyonun, bu kuralların mutlaka düzenlenmesi gerekiyordu.

Getirilen tasarıyla 3 temel düzenleme yapılıyor.

Bir tanesi, temel amaç, tüketicinin korunması, tüketiciye sıkıntı getirebilecek, onun yanıltılmasını sağlayabilecek ya da neden olabilecek, elektronik ortamdaki hususların kaldırılması, bu engellerin ortadan kaldırılması, temizlenmesi.

İkincisi, güvenli bir ortam sağlanması, güvenli bir ticaret ortamının oluşturulması.

Tabii, bunun için de elbette müeyyidelerin getirilmesi gerekiyor, kuralların getirilmesi gerekiyor, uyulmaması hâlinde bunlara ilişkin düzenlemelerin getirilmesi gerekiyor.

Ben çok kısa olarak, getirilen birkaç önemli düzenlemeyi başlık olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir kez, bununla ilgili iletilerde gönderici kimlik bilgilerinin tam ve doğru olması gerekiyor. Bu kayıt altına alınıyor ve mutlaka tüketicinin, kullanıcının onayına sunulması gerekiyor iletilerin. Yani, onayı olmadan, onun rızası olmadan bir ticarî ileti kesinlikle gönderilemeyecektir. Çok küçük bazı istisnalar var, onun dışında gönderilemeyecektir ve gönderilen bu iletilerde kimlik ve iletişim bilgileri çok doğru ve açık bir şekilde yer alacak, ayrıca konu, amaç ve kimin adına yapıldığı, bu iletişimin, ticaretin, iletinin kimin adına gönderildiğinin açıkça belirtilmesi gerekiyor.

Alıcılar, diledikleri takdirde, herhangi bir aşamada, daha önce onay vermiş olsalar dahi iletilerle ilgili, bunu reddedebilirler, onayı iptal edebilirler, her aşamada bu imkâna sahipler ve alıcının reddetme imkânının çok kolay, ucuz, ulaşabileceği bir tarzda sağlanması gerekiyor; yani, dolambaçlı yollarla reddedilmesi, reddetme yetkisinin ortadan kaldırılması gibi bir mekanizma kesinlikle yasaklanıyor, kural altına alınıyor ve iletinin gönderilmesinin reddedilmesinden itibaren de üç gün içerisinde bu iletilerin kesilmesi gerekiyor.

Şimdi, bütün amaç özellikle tüketicilerin ve bu elektronik ortamda alışveriş yapanların haklarının korunması olunca, elbette bu kuralların, düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor ve bunların ihlali hâlinde de buna uygun, ortadan kaldırıcı, caydırıcı nitelikte müeyyidelerin de hayata geçirilmesi gerekiyor. Gerçi bazı konuşmacı arkadaşlar getirilen, verilen bu cezaları ve müeyyideleri, eylemin, işlemin durumuna göre -1.000 lirayla 15 bin lira arasında değişen- bazı durumlarda 10 katına kadar artırma imkânı da var. Bu düzenlemelerin, bu müeyyide miktarlarının, cezaların caydırıcı olmayacağı şeklinde düşünceler oldu ama bir uygulamasından sonra, eğer gerçekten bu konuda yeterli olmadığı şeklinde uygulama sonuçlarından yola çıkarak bir durum ortaya çıkarsa, elbette bunlara ilişkin de düzenlemeler yapılabilir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, son olarak, yine, bu kanun başından beri komisyonda grupların mutabakatı çerçevesinde yürütüldü, biraz önce konuşmacı arkadaşlarımız da ifade etti. Biz de bu anlayıştan hareketle -düzenlemesine inandığımız bazı değişikliklerin yapılması hususu gündeme geldi bizim açımızdan- ve bu şekilde, bu amaçla hazırladığımız önergeyi de gruplara takdim ettik; hatta hemen başında yani kanun görüşmeleri başlar başlamaz gruplara takdim ettik. İki konuda düzenleme yapma ihtiyacı olduğuna inandığımız için o önerge önerisini, taslağını gruplara sunduk.

Bunlardan bir tanesi, bu tasarıda esasında güven işaretinin de, güven işareti mekanizmasının da yer alması gerekirdi. Yani, yine, özellikle daha şeffaf bir ticaretin elektronik ortamda oluşmasına katkı sağlayacak güven işareti kullanımına ilişkin bir husus bu tasarıda yer almamaktadır. Birinci önerimiz, bu eksikliği gidermek amacıyla bu konuda Bakanlığımıza düzenleme yapma yetkisi veren bir önerge getirmiştik, birincisi buydu.

İkincisiyse, şu anda, ticaret, gerçek ve tüzel kişiler şirket kuruluşlarını, tescillerini elektronik ortamda yapabilmekte, hatta notere gitmeden, güvenilir imzayla bu işlemleri tamamlayabilmektedirler. Şu anda mevzuatımız buna imkân sağlıyor, onunla ilgili altyapı da kısa bir süre içerisinde tamamlanacak ve kullanıma sunulacak.

Şimdi, yalnız, burada şöyle bir sıkıntı var: Bir kullanıcı, şirket kuruluşunun tescilini ya da değişikliğini elektronik ortamda, notere gitmeden, bu tercihini kullanarak güvenilir imzayla gerçekleştirdi, tamamladı, hiçbir ücret ödemeden, hiçbir yere gitmeden tamamen elektronik ortamda bu işlemi gerçekleştirdi fakat ilan için yine o basılı mekanizmaya müracaat etmesi, bir bedel ödemesi ve tescilin orada ilan edilmesi gerekiyor. Fakat bu işin gerçekten düzenlemenin özüne, mantığına açıkçası uymadığını düşünüyoruz biz; o nedenle bu öneriyi getirdik. Eğer bu şekilde bir şirket kuruluşu ya da tescili gerçekleşmiş ise yani elektronik ortamda, notere gitmeden, güvenilir imza yoluyla; ilanı da, ilan mekanizması da yine elektronik ortamda sonuçlandırılsın. Dolayısıyla önergemiz bu idi; çünkü orada da sonuç itibarıyla bir bedel ödeniyor hem bu bedel ödenmesin hem de başından sonuna kadar bütün işlemler çok kısa, bürokratik tüm aşamalar bertaraf edilecek şekilde elektronik ortamda tamamlansın idi. Yani bu, bütün dünyada uygulanıyor. Hakikaten, baktığımız zaman, elektronik ortamda hiç başka ilave bir merciye başvurmaksızın ve bir bedel ödemeksizin elektronik ortamda bu işlemler tamamlanıyor.

Şimdi, burada sanıyorum bir yanlış anlaşılma söz konusu oldu. Ha, eğer elektronik ortam mekanizmasını tercih etmeyip yine klasik yöntemi uygularsa, o zaman Ticaret Sicil Gazetesi’ne yine gidecek, bastıracak, orada parasını ödeyecek. Elektronik yöntemle elektronik ortamda bu tercihi kullanmak isterse bu imkân kendisine sağlanacaktı. Ama sonuçta, dediğim gibi, bütün grupların bir mutabakatıyla ya da bir ortak çalışmasıyla bu noktaya geldiği için bu önerimize gruplar sıcak bakmadı, o yüzden önerimizi çektik zaten. Yani getirme amacımız bu ve elbette bu şekildeki bir mutabakata da saygılıyız tartışmasız bir şekilde. Gruplar bunu kabul etmeyince biz de çektik ama kanaatimiz o yönde. Çünkü sonuç itibarıyla, bu elektronik ortamı kullanarak işlemler gerçekleştirildi, bütün her şey tamamlandı; sonra ilanı için gidecek bir merciye, bir sivil toplum örgütüne onun a, b olmasının hiçbir önemi yok. Onunla kesinlikle o noktada devre dışı bırakılması gibi bir amaç aklımızın ucundan bile geçmez. Çünkü başından sonuna kadar işlemin yürütülmesinde elektronik ortamda orada bir inkıta, bir kesinti meydana geliyor; o süreci tamamlamak gayesine matuftu ama mutabakatla geldiği için ve gruplar da bu öneriye sıcak bakmadığı için bu önerimizi de çekmiş bulunuyoruz, bunu da burada belirtmemiz gerekiyor.

İnşallah, bugün, bu akşam yasalaşır bu tasarı ve bir eksik giderilmiş olur. Ben tekrar, bugüne kadar bu noktaya getirilmesinde emeği geçen herkese, bütün milletvekillerimize, bürokrat arkadaşlarımıza ve gruplara teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına son söz Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu elektronik ticaretin görüşmelerini yaparken Komisyona başkanlık yapmıştım. Burada gerek iktidar gerek muhalefet milletvekillerinden Komisyonda görev alan ve mutabakatla çalışan tüm vekillerimize teşekkür ediyorum.

Bu yasa gerçekten çok önemli bir yasaydı çünkü son yıllarda elektronik ticaretle ilgili ticaret hacmi çok hızlı bir oranda artmaktaydı. Bugün elektronik ticaretin Türkiye'de ulaştığı oran tüm ticaret içerisinde yüzde 30’larda, bu da büyük bir rakam. Tabii, burada önemli olan şuydu: İstenmeyen iletiler… Ciddi şekilde herkesi rahatsız eden, beklemediğiniz anda onlarca, bazen daha fazla miktarda sürekli mesajlar alıyorsunuz ve bu mesajların çoğunda da ya da reklamlarda gördüğünüz mallarda, mamullerde, mamul mallarda istediğiniz malın kalitelisinin gelmediğini ya da onun değerinin üzerinde bir rakamla aldatıldığınızı görüyorsunuz. Onun için bunların tamamına tedbirler alınması ve bu kanunların düzenlenmesi ihtiyacı hissedilmişti. Ayrıca Türk mevzuatı ile Avrupa Birliği mevzuatı arasındaki farklılıkların da giderilmesi icap ediyordu.

Tabii, biz, bu noktalara geldiğimizde dünya elektronik ticaret hacmine baktığımızda 1,25 trilyon dolarlık bir hacme ulaştığını, elektronik ticaret hacminin ülkemizde yılda 34,6 milyar TL’ye ulaştığını, Avrupa e-ticaret hacminin 312 milyar euroya yani 429 milyar dolara ulaştığını görüyoruz. Tabii, bu artışlarla ilgili aldığımız tedbirlerde de hem vatandaşları korumak hem de ticaret hacminin güven içerisinde artmasını ve 2023 hedefimiz olan 500 milyar dolarlık hem ihracat rakamını hem de iç ticaret rakamlarının artırılmasını sağlamak amacıyla bu konuya el atılmıştı. Tabii, burada en önemli esas güvenin sağlanmasıydı. Bunun için de elektronik ortamda şeffaflık ilkesinin yerine gelmesi şartı vardı, bu şartın yerine getirilmesiyle ilgili tedbirler alındı. Bununla beraber, ticaret hacminin düzenli olarak büyümesinin önündeki engeli kaldırmış oluyoruz bu yasayla. Çünkü, yasa düzen içinde olmadığı zaman bir karamsarlık, bir karambol içinde bir alışveriş hacmi vardı ve bunun da artarak devam etmesiyle birlikte tüketici zaman zaman ciddi şekilde mağdur oluyordu. Maalesef, bu mağduriyette ülkemiz Avrupa ülkeleri içerisinde ilk sıralarda yer almakta. İşte, bu yasayla onu da gidermenin bir ilkini yaşamış olacağız.

Tabii, bunun yanında, İnternet kullanımı, bireylerin İnternet üzerinden de kişisel kullanım amacıyla mal veya hizmet siparişi verme ya da satın alma oranı da -demin bahsettiğim gibi- yüzde 30,8’lere çıktı. Geçen yıl, evvelki yıl, 2012’de bu kanunu görüştüğümüzde yüzde 24’lerdeydi yani bir yılda yüzde 14 birden artış gösterdi.

Yine, bu kanun tasarısıyla ilgili genel itibarıyla iki alanda düzenleme yapılıyor. İlki, elektronik araçlarla yapılan sözleşmelerde bilgi verme ve hizmeti sunanlar için de getirilen yükümlülükler. Bu yükümlülükler incelendiğinde, daha ziyade, elektronik hizmetin alıcısının satın alacağı mal ya da hizmeti tanıyabilmesi, kişiyi yanıltabilecek bilgilerin önüne geçilmesine ilişkin. Diğeri de hataların sonradan düzeltilmesine imkân verilmesi.

İkinci alan ise istenmeyen elektronik postalara ilişkin. Yine, demin bahsettiğim gibi, ülkemiz maalesef istenmeyen elektronik postaların yayıldığı ülkelerin başında gelmekte. Ticari iletilerin gönderilmesi önceden alınacak izne tabi tutulacak bu yasayla. Ancak önemle belirteyim ki esnaf ve tacirler bu hükme tabi değiller çünkü bir esnafla çalışan bir toptancı firma her seferinde ondan izin almasına gerek yok, çünkü ondan zaten izin alınmış durumda.

Yine, elektronik ticaretle belli standartlar getirmek suretiyle e-ticarete güvenilirlik niteliği kazandırılarak ticaret hacmimizi artırmak amaçlanmıştır.

Diğeri, yanlış ücret bilgileri. Örneğin, İnternet üzerinde alışveriş yaparken siparişin onaylanması aşamasında yanlış ücret bilgileri verilmekte, çeşitli bahanelerle alıcıya bildirilen ücretten daha yüksek tutar fatura edilmekte veya istenmeyen elektronik iletilerle vatandaş mağdur edilmekte. Alıcıların aldatılmasını önlemek için gerek sözleşme öncesi gerekse sözleşme yapılması aşamasında hizmet sağlayıcıya belli yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülükler, hizmet sağlayıcıların kendilerini tanıtıcı güncel bilgilerini sözleşmenin kurulmasındaki teknik adımları sunma, veri hatalarının düzeltilebilmesine yöneliktir. Ancak, bu hükümler, sektörü olumsuz etkileyecek ağır ve külfetli yükümlülükler değil, bilakis e-ticarete sağladığı güvenilirlikle sektörün önünü açacaktır.

Bu kanun tasarısıyla web sayfalarında güvenin olması sağlanacak, hizmet alıcısı bu sayfanın arkasındaki gerçek ya da tüzel kişiyi tanıyabilecek ve böylece alınan ürün veya hizmetle ilgili problemi olduğu zaman kime müracaat edebileceğini, hangi sicil numarasında ya da hangi ticaret odasında kayıtlı tacir ya da esnaf olduğunu bilebilme, adresini bulabilme imkânına sahip olacak.

Bu kanun tasarısı tüketiciler ve alıcılar için elektronik araçlarla güvenilir bir şekilde alışveriş yapabilme imkânı sağlayacak ve elektronik ticarete belli standartlar getirilecektir. Bu güvenin sağlanması için elektronik ortamda şeffaflık ve erişilebilirlik şarttır. Bu nedenle, elektronik ticaretle uğraşanlar için güvenin ve şeffaflığın sağlanması ve birtakım yükümlülüklerin getirilmesi yönünde ortaya çıkan hukuki sorunların çözümlenmesi, Avrupa Birliğinin konuyla ilgili mevzuatı ve Türk mevzuatı arasında uyumun sağlanması amacıyla bu kanun tasarısı hazırlanmıştır.

Elektronik ticaretin düzenlemesi hakkındaki kanunun ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konu şu: İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 2013/1518 sayılı numarasıyla şu anda Validebağ, Üsküdar ilçemizde bir koru var, koruda inşaat var. Bu inşaatla ilgili mahkeme yürütmeyi durdurma kararını verdiği hâlde, belediye mahkemenin bu yürütmeyi durdurma kararını dinlemiyor. Bir avukat gözaltında, bir basın mensubu gözaltında. Basın mensubunun görevi, tek bir amacı var, halkı aydınlatmak, bilinçlendirmek, olan bitenlerle ilgili kamuoyuna bilgi vermektir. Bu gazetecinin gözaltına alınmasını kınıyorum ve bu konuda sayın bakanlığın… Aynı zamanda, avukat halkın avukatıdır, hak arama özgürlüğü çerçevesinde avukat görev ifa etmektedir. Hem avukatın hem basın mensubunun göreviyle ilgili, arkadaşların gözaltına alınması gerçekten büyük bir skandaldır. Bu konuda sayın bakanlık harekete geçecek midir? Çünkü, kendileri de bildiğimiz kadarıyla o koruda çok yürüyüş yapmışlardır, spor yapmışlardır. Hakikaten, halkın nefes aldığı bir alan. Bu konudaki düşünceleri nedir?

Teşekkür ediyorum ben.

BAŞKAN – Sayın Susam, buyurunuz.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Bakana biraz önceki konuşmasında sordum. Ben sekiz yıldır bu Parlamentodayım, her gelen Ticaret Bakanına “Hipermarket yasasını ne zaman getireceksiniz?” diye sordum.” Her bakan “Çok yakında getireceğiz, çıkaracağız.” dedi. Sekiz yıl doldu, bu Parlamentoya bu yasa gelemedi. 

Şimdi bir kez daha soruyorum Sayın Canikli Bakanıma: Bu yasayı ne zaman getireceksiniz ve bu Parlamentoda bunu nasıl ve ne zaman görüşeceğiz? Bunu net bir şekilde ifade ederlerse çok memnun olacağım.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben, tabii ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Grup Başkan Vekilinin -bir avukattır- bir avukata “Avukat, terörist gibi, anarşist gibi davranmaması gerekir.” cümlesinden dolayı kendisini kınıyorum. Avukat orada görevini ifa etmekte.

BAŞKAN – Ben duymadım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Avukatların gözaltına alındığı ülkelerde despotluk, otoriterlik söz konusu. Avukatların gözaltına alınmasına, eğer, bir grup başkan vekilinin… Avukatlara bu kadar, hele hele bir meslektaş olarak bunu söylemesi kabul edilecek bir durum değil.

Benim Sayın Bakanlıktan istirhamım şu: Validebağ’daki olayların bir an önce bitirilmesi, sona erdirilmesi, halkın mağdur olmaması açısından… Netice itibarıyla o koru halkın malıdır, halkın malı olan bir korunun korunması hepimizin görevidir. Netice itibarıyla Çevre Kanunu’nun 32’nci maddesi ve devam eden hükümleri… Çevreyi korumak her vatandaş için asli bir görevdir.

Yani, benim sizden istirhamım: Bizim yaşayacak başka bir dünyamız yok; hepimizin ortak yaşamı, ortak çevresi sağlıklı bir çevredir. Sayın Bakanın derhâl bu konuda harekete geçmesini istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle, Sayın Susam’ın sorusuyla ilgili… Esasında biraz önce o soruya kürsüde cevap vermeye çalıştım. Bu tasarı 13 Ağustos 2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderildi, şu anda Başkanlığa ulaşmış durumda. Önümüzdeki günlerde -yani, tabii, bizim buradan bir takvim vermek doğru değil Meclis çalışma içeriğiyle ilgili ama- en kısa zamanda komisyonlarda ve Genel Kurulda görüşülmesini planlıyoruz. Yani, sonuç itibarıyla geldi.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sizin bu konudaki girişiminizi, desteğinizi, önderliğinizi bekliyoruz.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Elbette. Ve çok önemli düzenlemeler olduğunu da biliyorum, inşallah görüşmelere başladığımızda ortaya çıkacak ve komisyonda gerekli katkılar da sizler tarafından sağlanacak. Hatta, orada, sizin konunuzla, sorduğunuz soruyla çok yakından bağlantılı bir düzenleme var. Alışveriş merkezlerinin yüzde 5’lik bir kısmı…

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Hiç önemli değil.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama önemli bir düzenleme.

…esnaf ve sanatkâr tanımı içerisine giren insanlara kiraya verilmek zorunda. Bu yüzde 5’lik oran çok ciddi bir rakam. İnşallah, uygulanması da düşünüldüğü gibi düzenli olarak yürütülürse esnaf ve sanatkârımızın da alışveriş merkezlerinde bulunmasının, oralarda faaliyette bulunmalarının önünü açmış olacak. Gerçekten bu yönüyle… Ha, şunu diyebilirsiniz: Uygulamada ne kadar düzenli olarak uygulanır? O ayrı bir konu ama getiriliş amacına uygun bir şekilde eğer realize edilebilirse gerçekten esnaf ve sanatkârımız açısından çok önemli bir düzenleme.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Pazar yerlerinden üreticilere yer verilmesine döner o.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ayrıca, binde 2’lik kısmını da özellikle artık kaybolmaya yüz tutmuş alanlarda faaliyette bulunan esnaf ve sanatkârımıza tahsis etmek durumunda ve onlar için uygulanacak kira bedeli de rayicin dörtte 1’i oranında olmak zorundadır bu tasarıya göre.

Dolayısıyla, uzun yıllardan beri gerçekten bir türlü sonuçlandırılamayan o konuyla ilgili inşallah problemleri büyük oranda çözecektir.

Şimdi, Sayın Tanal’ın Validebağ korusuyla ilgili… Evet, gerçekten, uzun yıllar oralarda biz de yürüyüş alanı olarak o imkândan faydalanmıştık. Tabii, onunla ilgili ben açıkçası ayrıntılı bilgiye sahip değilim ancak basından takip edebildiğim kadarıyla bir bilgim var. Şimdi, arada ben ilgili arkadaşlarla görüşmeye çalışacağım ve eğer bir bilgi alırsam buradan size aktarmaya çalışacağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, tasarının 10’uncu maddesinde “Bir veya birden fazla kişi dört yıl içinde” deniliyor.

Sayın Bakan, bu yasa tekniği açısından acaba uygun mudur?

Aynı şekilde, yine tasarının 11’inci maddesinde “Yeterli tecrübeye sahip” ibaresi var. Bu kriterde net bir belirleyicilik yok. Neden bu şekilde belirleyici olmayan bir ibare kullanıldı? Bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istiyorum. Yani yasa tekniği açısından daha belirleyici olması lazım. “Yeteri kadar tecrübe…” Bu şey değil yani kriter anlamında bir belirleyicilik yok; size göre kişi yeterli olur, bir başkasına göre olmayabilir. O açıdan, onu biraz daha açarlar mı?

İşte, bir de, 10’uncu maddede “bir veya birden fazla kişiyi dört yıl için…” deniliyor, ya buna “bir” deyin veya “iki” deyin. Yani “bir veya birden fazla…” Yuvarlak kavram, kelime yasa tekniğine uygun değil; bunu düzeltmeyi düşünmezler mi?

BAŞKAN – Sayın Satır…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biraz evvel Sayın Mahmut Tanal ismimden bahsettiği için söz aldım. Validebağ Korusu ve Üsküdar benim de içinde bulunduğum, yaşadığım bir bölge. Oradaki hukuki ihtilafları biliyorum. Biraz evvel Sayın Tanal bir mahkeme kararından bahsederek Doğan Bey’e ve bana geldi, mahkeme kararının fotokopisini getirdi, inceleyip en kısa sürede kendisine cevap vereceğimi söyledim. Buna rağmen söz alarak konuyu siyasi malzeme hâline getirdi. Bazı konular vardır ki siyasi malzeme yapılamaz, özellikle mesleğimle ve kendi yaptığım işle ilgili hiç kimseye söz hakkı vermem, bu haddi de değildir hakkı da değildir. Uzun yıllar avukatlık mesleğini şerefimle yaptım ve meslektaşlarımın da savunmasını her daim yaparım.

Burası Üsküdar Belediye Başkanlığının mülkiyetinde olan bir bölgedir ve cami inşaatına başlanmıştır. Dün veya ondan evvel ki gün birtakım nümayişler yapılmıştır. Bir avukatın tutuklandığına dair benim bir bilgim yoktur, kendisinin ifadesi böyledir. Niçin tutuklandı onu bilmiyorum, tutuklandı mı içeriye mi alındı onu da bilmiyoruz. Olayları bilmediğim hâlde bunu bir siyasi malzeme yaparak gündeme getirmesini de ayıplıyorum ve kendisini kınıyorum. Bu konuda Üsküdar Belediye Başkanlığının hukuka aykırı bir işlem yaptığı kanaatinde değilim ama seçmenlerime olan saygımdan dolayı konuyu inceleyeceğim ve Genel Kurulu da bilgilendireceğim.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

İktidar partisi grup başkan vekilinin de yaptığı açıklama doğal olarak eksik bir açıklama. Nedense hiçbir tutuklamadan, gözaltından haberleri yok, her şeyi nümayiş olarak görüyorlar. Şu anda, gündüz olan şeyleri söylüyorum. Üç gündür devam eden bir olay var. Orada bir avukat gözaltına alındı, 2 gazeteci gözaltına alındı, diğerleri de saçlarından sürüklenerek, dayak yiyerek oradan uzaklaştırıldı, ağaçlar söküldü. Biz oradaki vatandaşların istediği bir tek şey var: Orası yeşil alan kalsın, ağaçlar sökülmesin. Ama her yere, 500 metre kala caminin olduğu bir alana, 4 tane alan olan yere ve Üsküdar Belediyesinin 4 cami yerini maliyeye sattığı bir yere hâlâ cami yaptırma ısrarı, vatandaşları camiye karşıymış gibi gösterme açıkgözlülüğünden başka bir şey değil. Hiç kimse camiye karşı değil. Oraya çok yakın bir bölgede büyük bir cami yapılıyor, eski Başbakanın isteğiyle, Cumhurbaşkanının isteğiyle bir cami yapılıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, sözünüzü tamamlayın.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bu, konu dışı ama.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Yakında da 500 metre içinde 4 cami var, o bölgede Üsküdar Belediye Başkanı bu işi son derece pervasızca yapmaktadır. Pervasızlığının şeylerinden biri “Bunlara yüz verdik, bunlar azdı.” anlamında şeyler söylemektedir. Bir Belediye Başkanının halkına karşı “azdılar” kelimesini kullanmasını buradan kınıyorum, Belediye Başkanının her yaptığına onay veren o Grup Başkan Vekilinin de o konuda duyarlı olmasını istiyorum, Belediye Başkanıyla konuşması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü orada çok ciddi sıkıntı var. Orada halkın…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, tekrara döndünüz yalnız, bitirirseniz…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Tamam.

Orada halka rağmen hiçbir şey yapılamayacağını AKP’liler Gezi’de anlamalıydılar, hâlâ da anlayamıyorlar. Bu milleti cami düşmanı veyahut da camisever olarak ayırmaya çalışıyorlar. Oradaki bir tek şey yeşil alan sorunudur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Tanal’ın tasarının 10 ve 11’inci maddeleriyle ilgili olarak ifade ettiği “Muğlak, birden fazla, çok farklı anlamlara gelebilir.” şeklindeki eleştirisini açıkçası… Yani orada o anlama gelebilecek bir ifadenin olmadığını düşünüyorum çünkü çok açık bir şekilde 10’uncu madde hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının sorumluluğunu düzenliyor, özetle “Bunların saklanmasından sorumludur.” diyor. “Üçüncü kişilere iletilemez, başka amaçlarla kullanılamaz.” Yani, dolayısıyla, sizin söylediğiniz ifadeyi de ben göremedim 10’uncu maddede.

Aynı şey 11’inci madde için de geçerli. Orada da sadece Bakanlığa yetki veriliyor çok net bir şekilde. Acaba başka bir maddeyle mi karıştırıldı? Olabilir. Çünkü 10 ve 11’inci maddede hiçbir tartışmaya, farklı anlamaya, muğlaklığa yol açacak bir ifade söz konusu değil. Dolayısıyla, burada o anlamda herhangi bir problem gözükmüyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Öğüt ve Sayın Tanal, tekrar sisteme girdiniz. Eğer konu Validebağ ise bu konu soru-cevap işleminin içinde yer almıyor ama ben milletvekili olarak sizlerin soru-cevap işlemi içinde konuşmanıza müsaade ettim. Normal şartlarda Validebağ’ı sadece bir dakikalık, 60’ıncı maddeye göre gündeme getirme imkânınız vardı ama fikirlerinizi beyan etmeniz için o imkânı sağladım. Şimdi aynı konuda konuşacaksanız soru-cevap işlemine girmediği için, ben de İç Tüzük’ü 5’inci, 6’ncı kere çiğnemiş olacağımdan dolayı o sözü veremeyeceğim ama -zamanımız da var- Sayın Bakana sizin, kaçıncı maddeydi, onunla ilgili söylediğinize yönelik tekrar soru tekrarlayacaksanız Sayın Tanal, size söz vereceğim, tamam mı? Yani, aksi takdirde 60’ıncı maddeye göre ancak, o da 50 kere verildiği için bitti, o açıdan söylüyorum. Beni defalarca İç Tüzük’le ilgili zor durumda bırakmayın.

Buyurunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, ben biraz önce söz alırken 60’ıncı maddeye göre söz almadım, ben normal soru-cevap anlamında aldım. Mademki bu kadar hassassınız. Ben de hassasiyetinize saygı göstererek Sayın Belma Satır’ın bana sataşmasından dolayı şimdi söze başlıyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayıysa buyurun, buraya gelin.

Şimdi, Belma Hanım’la birbirinizle…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Neye dayanarak, ne söyledim de sataştım?

BAŞKAN - Hayır, neyse, savaşma hâline geçtiniz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ne münasebet?

BAŞKAN – Tamam, şimdi siz de cevabınızı buradan vereceksiniz. Şunu söylemeye çalışıyorum her birinize sayın milletvekilleri: Şimdi, soru-cevap işlemi başka bir şey, 60’ıncı madde başka bir şey, sataşma başka bir şey.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Kürsüden sataşma olsa amenna Sayın Başkan. Kürsüden sataşma yok ki. Sataşmadan söz veremezsiniz.

BAŞKAN – Şimdi konuşsun, Sayın Satır’a da vereceğim. Herkes birbiriyle başladı. Hadi bakalım!

İki dakika, buyurunuz.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın 240 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, ama bir iş yarım bırakılıp öbürüne geçilmez ki. Olmaz böyle bir şey.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Tabii, burada, Sayın Belma Satır, birlikte, müşterek olarak, hep birlikte davalara girdik, karşılıklı girdiğimiz davalar da oldu. Ama ben gözaltı söyledim, tutuklama söylemedim. Tutuklama farklı bir kurum, gözaltı farklı bir kurum; yılların bir hukukçusunun bu kavramları ayırmasında yarar var, tutanaklar burada.

İki: Elimde benim resmî anlamda İstanbul İdare Mahkemesinin kararı var. İdare Mahkemesinin kararları Anayasa’mızın hükümleri uyarınca yasama, yürütme, yargı, herkesi bağlar. Netice itibarıyla Üsküdar Belediyesinin bu mahkeme kararını tanımaması gerçekten kabul edilebilir bir durum değil. Burada rant söz konusu, burada kâr söz konusu. Halkın iradesine rağmen, mahkemenin kararına rağmen inşaatını yapamayacağını düşünen zihniyet cami kartını halkın karşısına çıkardılar. Aslında camiye kurban olun. Gerçekten camiye ihtiyaç varsa, benim taşınmazım var, evim Üsküdar’da, ben yerimi bağışlıyorum, cami yapılsın. Yani, camiye ihtiyaç varsa bu kadar dinî bütün olan, aileden gelen insanlar olarak biz bunu canıyürekten destekleriz ama burada amaç cami değil, cami kartını çıkarıp rant hesabı yapılıyor. Nedir burada? “Bak, işte, bu insanlar camiye karşı.” Külliyen yalan. Yani, halkın iradesini yenemediler, mahkemenin kararını yenemediler, “Ne yapabiliriz? Biz ancak bunu cami ile perdeleyebiliriz.”, amaç bu. Bu, hakkın kötüye kullanılmasıdır; bu, hileli bir yöntemdir; bu, halkı kandırmadır, dini siyasete alet etmedir.

Onun için, benim sizden istirhamım şu: Avukatlara anarşist demeyiniz. Avukatlık hak arama mesleğidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Basın mensupları görevini ifa etmektedir. Basın mensuplarının da gözaltına alınması halkın öğrenme ve bilgilenme hakkının kısıtlanması anlamına gelir.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ben size ve duyarlılığınıza teşekkür ederim Sayın Başkanım, sağ olun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Geçebilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Satır, buyurunuz.

İç Tüzük’e göre uygun davranıldığı zaman sorun yok.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

7.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır'ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben şovla iktidar olmuş bir partinin milletvekili değilim. Türkiye Büyük Millet Meclisine ve sizlere olan saygımdan dolayı, Sayın Başkana olan saygımdan dolayı cevap vermeyeceğim. Hepinize iyi çalışmalar diliyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Satır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240) (Devam)

 

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, benim de bir…

BAŞKAN – Hayır, sizin öyle bir şeyiniz yok, soru-cevap işleminin dışında konuştunuz yeteri kadar ve ben 60’ncı maddeyi 5 kere…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – 8 dakika vardı ama daha…

BAŞKAN – Olur mu? Soru soracaksanız ben size söz verebilirim.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sadece soru soracağım.

BAŞKAN – Bakın, Validebağ konusu açılırsa kapatırım.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hayır, sadece soru soracağım.

BAŞKAN – Ha, soru soracaksınız, tabii, buyurun.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, hassasiyetiniz için teşekkür ediyorum. Bu Meclisin böyle işlemesi ve İç Tüzük’e göre hareket etmesi bizim de en büyük arzumuz.

BAŞKAN – En büyük eleştiri de sizin partinizden geliyor, grubunuzdan geliyor, onun için uymaya çalışıyoruz.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, sağ olun.

Sayın Başkanım, Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Üsküdar’da 4 cami Maliye Bakanlığına satılmış mıdır, satılmamış mıdır? Bir tek bunun cevabını istiyorum, o kadar.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz, bu mu sadece soru?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bu hakkım var mıdır yok mudur, bir de onu size…

BAŞKAN – Hayır, soru sorma hakkınız mevcut, çeşit çeşit sorular bugüne kadar soruldu.

Buyurunuz Sayın Bakan.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bizde şu anda yani bu konuda herhangi bir bilgi yok. Ben konuyu Maliye Bakanı arkadaşıma intikal ettireceğim ve yazılı olarak sizlere cevap vermelerini temin etmeye çalışacağım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 9’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Kanun Tasarısı hakkında söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dünyada özellikle 20’nci yüzyılın ortalarında başlayan iletişim, teknoloji, bilişim sektörü veya teknolojileri baş döndürücü bir hızla gelişiyor, takip etmek imkânsız hâle geldi ve hayatın her alanında bizi kapsamaktadır. Sağlık alanında, eğitim alanında, ticaret alanında, tarım alanında veya her alanda hızla gelişmektedir. Bugün bizim konumuz olan elektronik ticarette de gelişmeler yine aynı şekilde baş döndürücü hızla gelişmekte ve geleneksel, bildiğimiz ticaret hızla elektronik ticarete kaymaktadır.

2013 yılında devletin resmî rakamlarına göre bilişim sektörü yüzde 11,3 geliştiği hâlde elektronik ticaretin gelişme hızı yüzde 30 civarındadır. Yine yapılan tahminlere göre de 2050 yılında dünyadaki ticaretin yaklaşık olarak yüzde 80’i veya yüzde 80’i aşan kısmının da elektronik ticaretle yapılacağı öngörülmektedir.

Değerli arkadaşlar, benim de dünyayı anlamak için rehberim olan diyalektik felsefe evrenin değişim dinamiğini açıklarken altyapı kurumlarından ve üstyapı kurumlarından bahseder. Teknolojinin gelişmesi, üretim araçları altyapıyı karşılar ve ticaret, yasalar, kültür, sosyolojik davranışlar da üst yapıyı. Diyalektik felsefe der ki: “Altyapı geliştikçe yani üretim araçları ve teknoloji geliştikçe bu üstyapıyı etkiler ve değişime zorlar.” Bugün dünyada teknolojinin ve elektronik ticaretin gelişmesi bizde yasaları da değişime zorlamakta, yeni kavramları, İnternet gibi, erişim gibi, erişim sağlayıcı, hizmet sağlayıcı gibi yeni kavramları hayata soktuğu için bunların yasalarda yer alması gerekiyor. O anlamda, bu elektronik ticaret kanununun gelmesi zorunluydu.

Ama yine aynı şekilde diyalektik felsefe diyor ki: “Yasalar çıktığı andan itibaren eskimeye başlar.” Eğer bugün bu yasayı kabul edersek yarın sabahtan itibaren teknolojinin gelişimi, üretim araçlarının gelişimi durmayacağı için bu yasa yarından itibaren eskimeye başlayacak ve yetersiz kalacaktır.

Değerli arkadaşlar, Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan yeni bir süreç var, o da şu: Dünyadaki ticaretin elektronik ticarete kaymasıyla bildiğimiz klasik, yerleşik ticaret yapan firmalar, mağazada ticaret yapan firmalar, elektronik ticaretin bu rekabetine karşı yeni önlemler almakta, yeni enstrümanlar geliştirmekte. Örneğin, yine Amerika Birleşik Devletleri’nde çok uluslu bazı mağazaların şimdi elektronik ticaretin rekabetinden korunmak için geliştirdiği bazı teknolojiler var. Onlardan bir tanesi şu: Mağazaya gittiğiniz zaman elektronik ticarette o satılan malların içeriğiyle ilgili bilgi avantajını o mağazalara kaydırmak için, vitrinlerin camına dokunmatik olarak içeride satılan mallarla ilgili bilgiler, o malın evsafı, içeriği, yapılışı ve belki onun kadar önemli, daha önce bu malı kullanan insanların düşüncelerini de dışarıdan görebiliyor ya da şimdi bazı mağazalar içeride interaktif aynalar vasıtasıyla soyunma kabinlerine girmeden aynanın karşısına geçerek üzerinde kazak, elbise, gömlek deneyebiliyor.

Şimdi, biraz önce söylediğim, bu yasa yarından itibaren eskiyecek dediğim konulardan bir tanesi bu çünkü önümüzdeki süreçte yeni anlaşmazlıklar, yeni kavramlar ortaya çıkacak. Mağazaya girdiniz, interaktif aynaya geçtiniz ve gömleğinizi seçtiniz ancak uymadı. Bu, yerleşik ticarete mi girer, yoksa elektronik ticarete mi girer bu da ihtilaflı hâle gelecek ve öyle sanıyorum ki bu yasama yılında olmaz ama önümüzdeki dönemde elektronik ticarette yeni bir yasa gelmek zorunda kalacak, bu süreç böyle devam edecek.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye hızla gelişen bilişim teknolojisinin, bilişim sektörünün bir ucundan yakalamak zorunda. Türkiye sanayi devrimini ıskaladı, sanayi devrimini yakalayamadı. Şimdi, dünya, bilişim sektörüne, sanayi ötesi toplum modeline geçerken Türkiye hâlâ bir sanayi toplum modelini bile yakalayamadı. Onun için, elektronik ticareti düzenlerken kantarın topuzunu kaçırmadan bir yandan elektronik ticaretten zarar görecek tüketicileri korurken öte yandan da elektronik ticaret yapan ve bunun yazılım sektöründe çalışan firmaları da korumak zorundayız ki bir ucundan yakalayabilelim ve bu sektörü de kaçırmayalım sanayi sektörünü kaçırdığımız gibi.

Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Yasası’nda en çok tartıştığımız, alt komisyonda, komisyonda tartıştığımız konu aslında yasanın 6’ncı maddesi. Sayın Bakan biraz önce konuşurken 6’ncı maddede getirilen düzenlemenin tüketici yararına olduğunu anlatmaya çalıştı ama bana göre en sakıncalı olduğu yer de burası. Dünyada istenmeyen ticari elektronik postaların engellenmesi için 2 tane yol var: Bir tanesinde firmalar ilk defa bir elektronik postayı gönderir ve tüketicinin, kullanıcının onu reddetme hakkı var, ona ecnebiler “opt-out” diyor. İkincisi de biraz önce Sayın Bakanın da söylediği gibi, bir elektronik posta, daha doğrusu ticari elektronik posta göndermek için daha önceden izin alma hakkı, ona da “opt-in” diyorlar. Şimdi, biz burada “opt-out” sisteminin uygulanmasını istedik alt komisyonda ve komisyonlarda. Yani bir firma uğraşmış, bir ürün geliştirmişse tüketiciye, kullanıcıya ilk kez göndersin ve bunun ne olduğunu tüketici görsün ama aynı elektronik postada onu reddetme ve bir daha da almama hakkı olsun. Aslında ona da gerek yok çünkü 8’inci madde diyor ki: Tüketici, kullanıcı hiçbir gerekçe göstermeden ticari elektronik postaları almayı reddedebilir. Öyle olunca bu kadar üreten, bu kadar çalışan firmaların bir tek kez olsun yaptıkları ürünlerini tanıtma hakkı var Türkiye’de elektronik ticaretin gelişmesi için ve gelişmesi de gerekiyor. Biraz önce Sayın Susam da bahsetti Alibaba firmasından, 1999 yılında kuruldu on beş sene önce. Bugün, Alibaba firmasında 25 bin kişi çalışıyor ve 2014 yılıyla değeri 168 milyar dolar. Kuruluş amacı Çin’de üretilen malların dünyaya pazarlanması. Çok başarılı oldular, şu anda New York Borsası’na kote, 168 milyar dolar şirket değeri var. Şimdi, bizde de bizim ürünlerimizi dünyaya pazarlayacak yeni şirketlerin ortaya çıkması lazım gerek elektronik ticaret yapan şirketlerin gerek bu konuda yazılım geliştirecek şirketlerin. Yani burada bizim çıkardığımız yasa aslında tüketici yasası değil, tüketiciyi koruma yasası değil, elektronik ticaret yasası. Yasanın en zayıf, en yanlış olan yeri burası. Bazı konularda tek tük, birkaç cümle, bazı ayrıntılarda itirazlarımız oldu ama asıl temel noktası burası ve bu şekilde geçerse, 6’ncı madde değiştirilmezse Türkiye’den yeni bir dünya markası olacak elektronik ticaret firmasının çıkması mümkün değil. Burada elektronik ticaret ve yazılım yapacak olan firmalar sosyal kuruluşlar değil yani bu sektörü geliştirmek için veya kendini tanıtmak için yapacak firmalar değil, mutlaka devletin yönlendirmesi ve bu konuda teşvik etmesi gereken firmalar. Onun için eğer uygun görürseniz 6’ncı madde geldiğinde bir önergeyle orayı değiştirelim deriz.

Bilişim sektörü, elektronik ilişkiler insanın yaşamını kolaylaştırdığı gibi çok önemli bazı sakıncaları da içeriyor. Tamamının bu kanun içerisinde düzeltilmesi mümkün değil ama başka kanunlarda hızla değişiklikler yapmak gerekiyor. O da şu: İnternet ortamındaki verilerin derlenmesi ve o verilerin de ticari meta hâline gelmesi. Şu anda siz İnternet’te İtalya’da bir otele 3 defa girdiğiniz zaman 4’üncü açtığınızda İtalya’daki otellerin reklamı ya da çok lüks otomobillere baktığınızda 3’üncü açışınızda o firmaların reklamı gelir. Bu aynı zamanda insanın hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak önlemler de içerebilir, diğer yasalarda buna uygun düzenlemeler de yapmak gerekir.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgümüş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 240 sıra sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle sözlerimin başında, Sayın Bakanın hipermarketler yasası olarak bilinen yasayla ilgili en kısa sürede bunun çıkarılması yönünde vermiş olduğu sözü en azından yüce Meclise ve aziz milletimize verilmiş önemli bir söz olarak görüyorum. Çünkü, kendisinden önce bu konuda söz veren 2 Sayın Bakan, Sayın Zafer Çağlayan ve Sayın Nihat Ergün Beyefendiler Komisyonda kendilerine yönelttiğimiz soru üzerine bunun kısa sürede çıkarılacağı sözünü vermişlerdi ancak onların döneminde bir talihsizlik vardı, mahalle bakkallarının kapatılmasını isteyen bir Başbakan dönemiydi; belki ondan dolayı, Meclisin gündemine bu yasa gelememişti ama şimdi en azından böyle bir Başbakanın olmadığı bir dönemdeyiz. İnanıyorum ki Sayın Bakanın bu verdiği sözün gereği olarak bu yasa tasarısı bu yüce Meclise en kısa zamanda gelir. Nitekim, 13 Ağustos 2014 tarihinde tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına iletilmiş olması gerçekten sevindiricidir ve bu anlamda atılmış iyi bir adımdır, inşallah bir an önce bu yüce Meclis bunu yasalaştıracaktır diyorum.

Diğer taraftan, öncelikle üzerinde konuştuğumuz bu tasarı maalesef 2010 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş olmasına rağmen dört yıl sonra görüşülüyor. Her şeye rağmen bu dört yılda, tasarının Meclise sunulduğu tarihle bugün arasında geçen dört yılda gerek dünyada gerekse Türkiye’de bilişim sektöründe çok ciddi gelişmeler oldu; mevcut kanun tasarısının güncellenmesini gerektiren ciddi düzenlemelere de ihtiyaç duyulduğu açık bir gerçek. Ancak, Komisyon üyelerinin çok yoğun bir çalışması sonunda, oy birliğiyle ve hiçbir partinin muhalefet şerhi yazmadığı bir tasarı olması ve Genel Kurul aşamasında da tüm grupların üzerinde anlaştığı bir tasarı olması nedeniyle bu düzenlemelere yönelik önerge hakkımızı başka bir tarihe ertelemek zorunda kaldığımızı ifade etmek istiyorum çünkü bu mutabakatın da bozulmaması önemli bir konudur. Bu vesileyle elektronik ticaretin hem işlem sayılarının hem de bu işlemle birlikte işlem gören para hacminin her geçen gün hızla arttığı bir dünyada ve ülkemizde bu düzenlemelerin bir an önce uygulamaya geçirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yine, Türkiye'nin son bir iki yılda önemli konularından birisi olan böyle bir konuda TÜRK TELEKOM'a ait TTNET şirketinin “gezinti.com” isimli bir İnternet sayfasında biriken verileri, kişisel verileri Avrupa’nın birçok ülkesinde işlem yapması yasaklanmış olan bir şirket aracılığıyla pazarlandığı iddialarını ve yargıya yansıyan bu konunun bugüne kadar çözümlenmemiş olmasını da bir talihsizlik olarak tekrar yüce Meclisle paylaşmak istiyorum.

Sayın Bakanım, bu Phorm Solutions şirketi aracılığıyla “gezinti.com” sitesinde kişilerin özel bilgilerinin pazarlandığı yönündeki iddiaların yargıya taşınmış ama bugüne kadar sonuçlanmamış olmasının en azından sizin tarafınızdan da takip edilmesi gereken önemli bir konu olduğunu ifade ediyorum. O nedenle bu tasarının bir an önce yasalaşması ve uygulamaya geçilmesinin elzem olduğu ve birçok kişinin de birçok konuda duyduğu rahatsızlıkları giderecek bir tasarı olduğunu ifade etmek istiyorum. Çünkü özel bilgilerin izinsiz bir şekilde başkalarının eline geçmesi, başka tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Sadece ticari sırlar açısından konuya bakmamak lazım, biyolojik veriler açısından da bunun çok önemli olduğunu yani kişilerin kan grubundan anne-baba bağlantısına kadar, T.C. kimlik numarasına kadar birçok konuyla başka bilgilerin de başkalarının eline geçebileceği endişesi tüm vatandaşlarımızda vardır. Hiç olmazsa bu tasarı en azından bunlara kısmen de olsa engel olabilecek bazı düzenlemelere sahiptir.

Diğer bir konu: Tasarıda birçok yeni düzenleme ikincil mevzuatla yani yönetmeliklerle düzenlenecek şekilde atıfta bulunulmuştur. Bu yönetmeliklerin çıkartılması aşamasında hiç olmazsa güncel veriler ve gelinen konum dikkate alınarak hassas bir çalışma yapılırsa tasarıda eksik görülen birçok konuyu o şekilde çözme imkânımızın da olduğunu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii ki bilişim sektörü konusu hepimizin yakından ilgilendiği, en azından cep telefonlarımızdan tutunuz kullandığımız bilgisayarlara kadar hepimizin yakından muhatap olduğu bir konu. Böyle bir tasarıyla bazı konularda, özellikle istenmeyen bazı veriler ya da mesaj veya e-postaların kişilerin tercihine bırakılacak olması önemli bir düzenlemedir. Aksi takdirde milyonlarca şirketin her gün yüzlerce diyebileceğimiz, belki binlerce diyebileceğimiz mesajının herhangi bir kişiye ya da kişilere ulaşması ve bununla ilgili işlem yapması gerçekten hem zaman açısından sıkıntı yaratırken hem de bazı hukuki sıkıntılara yol açabilecek açıklara sahiptir. Bu tasarı en azından bu anlamda bizim için son derece önemlidir.

Diğer bir konu: Tabii ki tasarının yürürlük tarihi 2013 yılını referans gösteriyordu çünkü 2012 yılında tüm komisyonlarda, gerek tali gerekse esas komisyonda görüşmeler tamamlanmış, artık Genel Kurul gündemine getirileceği varsayılarak düzenlenmiş olan bu tasarının tabii ki 2013 yılı tarihi itibarıyla yürürlüğe girmesi öngörülüyordu. Onun da 2015 yılı 1 Ocak tarihi itibarıyla yürürlüğe konulmasının daha doğru olacağı görüşümüzü biz de sayın iktidar partisi yetkililerine ilettik. Sanırım o konuda gelecek bir önergeyle bu eksiklik de giderilmiş olacaktır.

Ben tasarının bu hâle gelmesinde emeği geçen alt komisyon üyeleri başta olmak üzere tüm parti gruplarından görevli olan tüm arkadaşlarımıza, milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Gerçekten çok ciddi katkılar kondu. Çok yoğun bir çalışma döneminin sonunda bu hâle gelmişti. Ayrıca ilgili bakanlıkların bürokratları da bu konuda hem komisyon üyelerini bilgilendirme açısından hem de birçok konuda verdikleri değerli katkılarla, görüşlerle tasarının bu hâle gelmesine sebep oldular. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Tekrar tasarının e-ticaretle uğraşan herkese, her şirkete ve tüm kesinlere hayırlı olması temennilerimi ileterek saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.58

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Şimdi, tasarının birinci bölümünde söz sırası şahıslar adına Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu’nda.

Buyurunuz Hocam. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki e-ticaret son derece önemli. Neredeyse, bugün, ciro olarak normal ticaret alanından çok daha fazla bir alan kazanmış durumda. Dolayısıyla, buna bu derece önem verilmesi çok önemli. Biz buna zaten parti olarak karşı çıkmıyoruz, hatta bunu destekliyoruz, onu özellikle belirtmek istiyorum.

Ancak, tabii, elektronik ortamın bu derece geliştiği bir durumda “hacker”lara çok dikkat etmek lazım ve bunların kontrolünü de yapmak lazım. Diğer taraftan da, elektronik olarak haberleşmeyi de çok iyi bir biçimde organize etmek gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, mesela, Sayın Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki konuşmaların da bir sürü tutarsızlıklar içerisinde olduğunu görüyoruz. Bunlar arasında da iyi bir elektronik sistem kurulmasında fayda var diye düşünüyorum. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı şöyle söylüyor! “PYD’ye verilmiş her destek PKK’ya verilmiş demektir.” diyor. Doğrudur, PKK da, PYD de aynı örgütün uzantılarıdır ve terör örgütleridir. Ama bunu söylerken bir taraftan Obama’yla yaptığı görüşmede diyor ki: “Peşmergenin Kobani’ye gitmesini ben teklif ettim.” Ama Obama da hemen arkasından yalanlıyor, “Ben.” diyor. “Kim doğru söylüyor?” diye baktığınızda şöyle düşünebilirsiniz: Şimdi, eğer PYD’ye destek vermek PKK’ya destek vermekse -ki bunu söyleyen Sayın Cumhurbaşkanı- o takdirde, peşmergenin oraya gönderilmesi de PYD’ye destek vermek demektir, yani PKK’ya destek vermek demektir. Dolayısıyla, Obama’nın doğru söylediğini düşünüyorum. Dolayısıyla, bu gibi konuların da gündeme gelmesinde ben bir yarar görüyorum.

Değerli milletvekilleri, Kobani meselesinin ABD için neden bu kadar stratejik önem taşıdığını bir türlü bilmediğini söylüyor Sayın Cumhurbaşkanı. Ama bunu bilmiyorsanız ne PKK’yla masaya oturabilirsiniz ne strateji belirleyebilirsiniz ne de bu bölgelerle ilgili dış politika yürütebilirsiniz. O takdirde orada oturmamanız gerekir. Dolayısıyla, PKK’nın ne yapmak istediği, PYD’nin ne yapmak istediği aslında bugün ortaya çıktı, bir devlet kurma kararı aldılar. Hâliyle, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de meydana gelecek -aynı Kuzey Irak’taki gibi- bir otonom devlet veya yönetim Türkiye için son derece büyük bir tehlike teşkil edecektir. Dolayısıyla, her iki bölgede kurulmuş olan bu şekildeki bölgeler muhakkak Türkiye’yi etkileyecektir. Nitekim bunun yolları açılmıştır ve teröristbaşına sekretarya sağlanmaktadır. Sağlanacak sekretaryaya Kandil’den de bir üyenin verilmesi söz konusu edilmektedir. Yani bir de kırmızı telefon bağlarsanız çok daha rahat konuşma imkânı bulabilirsiniz ve müzakere imkânı bulabilirsiniz.

Diğer taraftan, Sayın Başbakan Davutoğlu “Bu güneydoğu politikasında ince bir satranç oyunu oynuyoruz.” diyor. Şimdi, kalesi düşmüş, atı oyundan çıkmış, veziri ortadan kalkmış bir satranç oyunu oynuyorsunuz piyonlarla. Hâliyle, böyle bir ortamda satranç oyununu kaybetmemeniz mümkün değil, kaybedeceğiniz sonucu ortaya çıkıyor.

Ben tekrar Hükûmeti uyarıyorum: Anayasa’nın 92’nci maddesi çok açık ve nettir ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetlerinin veya başka silahlı kuvvetlerin Türkiye’ye gelmesi, bulunması” diyor, “Türkiye üzerinden başka ülkeye gönderilmesi” demiyor. Bu, anayasal suçtur. Buna dikkat etmenizi tekrar öneriyorum ve bir anayasal suç işlediğinizi söylüyorum ve Türkiye’nin gelecekteki en büyük tehlikelerinden birisinin de bu vesileyle meydana geleceğini ifade ediyorum.

Gerçekten, şimdi, efendim, “Peşmergeyi PYD istemiyor.” denmesine rağmen aslında Türkiye’de açık ve seçik bir şantajla Hükûmeti kontrol altına almaya çalışan bir PKK vardır ve çözüm sürecinin de bununla birlikte işe yaramayacağını özellikle belirtiyorum ve Şırnak’ta daha bugün bir binbaşı “Trafik kazası geçirdi.” adı altında… PKK tarafından kurşunlanmış olduğu hâlde, birtakım yanlış ifadelerle bunların üstü örtülmeye çalışılıyor. Buna da dikkat edilmesini diliyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Şahısları adına son söz Adana Milletvekili Sayın Turgay Develi’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Develi.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elektronik ticaretin düzenlenmesiyle ilgili yasa üzerinde şahsım adına konuşurken başka bir ticaretin kamu kurum ve kuruluşlarında almış başını gittiğine KİT Komisyonunda tanıklığımı anlatmak, ifade etmek için kürsüye geldim. Adalet ve Kalkınma Partili sayın milletvekillerinin yüce milletimizin huzurunda bu yaşanan gerçekleri dikkatle dinlemelerini salık veririm.

Geçtiğimiz günlerde İller Bankasının denetimi yapılırken, değerli milletvekilleri, yaklaşık on yıldan bu yana devam eden bir soygun düzeninin Sayıştay tarafından tespit edilmesine tanıklık ettik. Öylesine yolsuzluk, öylesine usulsüzlükler yaşanmış ki Komisyondaki AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımızın bile vicdanları kurumu savunmaya elvermedi. Bir örnek vereyim size: Yaklaşık on yıldan bu yana ihalelerde müteahhitlerden, yüklenicilerden araç isteniyor. Hiçbir işle bağlantısı olmadığı hâlde, sözleşme ve şartnamelere ihaleyi alan firmanın idareye bir araç vermesi maddesi konuluyor. Sayıştayın 2011 için tespit ettiği rakam 31, 2012’yle beraber bu 79’a çıkmış.

Bu araçları idare ne yapıyormuş biliyor musunuz arkadaşlar? İkinci kişilere, hatta tutanakla üçüncü kişilere teslim ederek, onların araç bedellerini, yakıt bedellerini, hatta trafik cezalarını dahi yüklenici müteahhitlere ödetiyorlarmış. Bunlardan 2-3 tanesinin AK PARTİ’li yöneticilere verildiği yani İller Bankasının müteahhitlerinden alınan araçların AK PARTİ’li yöneticilerin altlarına verilerek kullanımına sunulduğu Sayıştay belgeleriyle tespit edilmiş arkadaşlar. Bunun Türkçesi şu oluyor: Rüşvetle âdeta araç filosu kurmuş İller Bankası ve bunu da AK PARTİ’lilere kullandırıyor. Bunun ne demek olduğunu yüce milletimizin takdirine sunuyorum.

İkinci olay yine İller Bankasında, Ankara’nın merkezinde yaşanıyor arkadaşlar. Yine on yıldan bu yana bir firma İller Bankasının taşıma ihalesini alıyor. Her iki yılda bir buna devam ediliyor, ihale yapılıyor, her ihaleyi de aynı firma kazanıyor. Bu firmanın şartnamede 3.800 kilometre Ankara’nın içerisinde ulaşım sağlayacağı yazılmasına rağmen Sayıştayın tespitlerine göre bunun 2.200 kilometre olduğu belgeleniyor ve 1.600 kilometrelik araç bedeli, yakıt bedeli fazladan ödeniyor bu müteahhide. Sadece iki ihaleden bahsediyorum arkadaşlar, sadece iki ihaleden. Sorduk İller Bankası Yönetim Kurulu Başkanına ve Genel Müdürüne, “Ne yaptınız bu işlemlerle ilgili?” dedik. “Paralarını geri aldık yakaladıklarımızın.” dediler, Sayıştayın uyarısı üzerine. “Peki, bu suistimale göz yuman, şartnameye, sözleşmeye âdeta rüşvet maddesini koyarak onlardan araç temin eden ve bunu AK PARTİ’li yöneticilerin hizmetine sunan idareciler hakkında ne yaptınız?” dedik. “Hiçbir şey yapmadık.” dedi. Sistemin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kamu yararı...

TURGAY DEVELİ (Devamla) – O kamu yararını inşallah başka bir maddede konuşuruz. Sistemin nasıl çürüdüğünün, nasıl denetlenemediğinin çok basit bir ispatı arkadaşlar.

Bugün de Enerji Bakanlığının bakanlıklara, KİT’lere “Sayıştayın teftişlerini teftiş kurullarınıza incelettirmeyin.” diyerek Sayıştayı âdeta sansür ettiği belgesiyle karşılaştık.

Bu konularda ilerleyen maddelerde teker teker konuşacağız.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Şükür Allah’a. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm geçici madde 1 dâhil 10 ila 16’ncı maddeleri kapsamaktadır. İyi, 6 maddemiz varmış burada.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, çok uzun süredir bekleyen bir kanunu görüşüyoruz. Hatta üç dört yıldır bekliyor ama geçmişine bakarsanız 90’lı yıllardan itibaren kararlaştırılan ama bir türlü, birtakım pansuman tedbirler dışında, köklü bir şekilde düzenlenemeyen bir alan. Bildiğiniz gibi ta 1997 yılında Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu karar almış ama koordinatörler, onlar bunlar derken üç dört yıldır da Mecliste gündemde bekleyen bir tasarıydı.

Türkiye'nin en önemli sorunu olan cari açığın, yani buna bağlı olarak dış ticaret açığının kapatılması açısından önemli bir düzenleme yapıyoruz. Yani elektronik ticaret bugünün çağında çok geç kalmış bir uygulama ve bunun da alt yapısının, yasal alt yapısının, ikincil mevzuatlarının ivedilikle güncelleştirilmesi, gerekli düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bununla tabii ki olay bitmiyor, sadece e-ticaretin mevzuatını çıkarmakla bitmiyor. Bir taraftan bunu destekleyecek kanun çıkarıyoruz ama öbür taraftan teşebbüs hürriyetini yok edecek, yabancı yatırımcıyı ürkütecek bazı düzenlemeler yapıyoruz Sayın Bakanım. Siz şimdi yeni Bakansınız, hayırlı olsun ama ekonomideki en önemli şey mülkiyetle ilgili haklardır, teşebbüs hürriyetidir. Eğer onu koruyamazsanız… E, biz bir taraftan ne getiriyoruz? Hukuki düzenlemelerle, makul şüpheyle vatandaşın malına mülküne el koymayı getiriyoruz. Öbür taraftaki somut deliller ne oldu? Bunlar gitti. Açıkçası, şimdi bu şartlarda bizim yaptığımız düzenleme amacına nasıl hizmet edecek? Gelip buraya yatırım yapacağız. “Dış ticaret açığını azaltmak için yabancı yatırımcı çekelim.” diyoruz ama bir taraftan da geliyoruz bu yasal düzenlemeleri tersine çevirecek, üç ayda, altı ayda yeniden bazı düzenlemeler yapıyoruz. Maalesef, bu işte o yatırımcının ürkmesine neden oluyor, siyasi belirsizliğin yanında ekonomik belirsizliğe neden oluyor. Sonra da hep beraber çıkıp “Neden bu ‘rating’ şirketleri siyasi belirsizliği dikkate alıyor, neden bu hukuki düzenlemeleri dikkate alıyor?” diye kızıyoruz.

Bakın, buradaki temel şey hukuk güvencesidir. Bunu sağlayamadığımız zaman bu elektronik ticaretin düzenlenmesinden sağlayacağımız 1-2 milyar dolarlık artışla bu sorunu çözme şansımız yok. O nedenle, önce hukuk güvencesini hukuk devletinin vermiş olduğu imkânlarla o yurt içinden gelenlere de yurt dışından gelenlere de yabancı uyruklu olanlara da yerli olana da bu yatırım güvencesini sağlamak lazım. Vatandaş şimdi yapacak, herhangi bir gerekçeyle “Biz makul şüphe gördük, buna el koyalım.” O zaman bir anlamı kalmıyor. Dolayısıyla, bunun topyekûn bir şekilde ele alınması gerekiyor. Hakikaten, düzenlemelerde gerekli olan kısım var ama bu yeterli bir şey değil. Arkadaşlarımız alt komisyonda düzeltmişler, çıkardık, tamam, sorun çözüldü mü, dış ticaret açığımız kapanacak mı? Bir taraftan başka politikaları uygularken öbür taraftan bunları getirmeyi hakikaten ben garip gördüm yani çok garip bir hukuk uygulaması. Somut delillerin olduğu birtakım şeylerde bir anda 50 küsur kişi birden tahliye ediliyor. E, peki, öbür tarafta ne geliyor? Hiç alakasız bir kitap yazmış birisi, bir makale yazmış birisi burada makul şüphe var diye içeri alınıyorsa… Eğer o kanunlar tasarlandığı şekliyle çıkarsa yani vatandaşın mal varlığına el koyma, müsadere etme, birtakım şeyleri sorgulama, tam tersine vatandaş burada çalışırken bir anda içeriye düşerse herhangi bir somut delil olmadan… Maalesef bunları sürdürme şansımız yok.

Ben anlamıyorum, yani hakikaten hukuka olan güvenimiz yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Nasıl oluyor, burada soruşturma komisyonu devam ederken bir anda… Yani, somut ve soyut kavramlarını karıştırır oldum arkadaşlar, hukukçular bana yardımcı olsun. Somut şüphe ne demek, makul şüphe ne demek veya nasıl oldu da mart ayının başında çıkan bir kanun değişti? Yani, gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Bu paketin içerisinde, yukarıda, torbada iptal ettirmiş olduğumuz CMK 153 de var biliyorsunuz. O da yine bu konularla ilgili daha önce değiştirilen bir husus, yine mart ayında çıkmıştı. Bir anda ne oluyorsa işimize gelmediği zaman altı ay geçmeden tersine dönüyor. Yani, nasıl oluyor da, altı ay içerisinde hangi uygulama oldu da bu değişiklikleri yapma ihtiyacı hissettik, anlamıyorum. Yani, bizim gözümüzle gördüğümüz ayakkabı kutuları, para makineleri, kasalar… Yani somut değil mi? Yani rüya mı gördük biz? Ya, tamam, bunlar yine kapatılabilir ama en azından şuradaki komisyonun sonucu bir çıksın. Normal şartlarda, yine yandaş yargı da olsa onlar usulen bir yargılasın, hâkim en azından karar versin. Yani savcının gelip böyle vermesi hakikaten bizim vicdanlarımızı kamuoyu olarak yaralıyor. Değerli arkadaşlar, yani mart ayında çıkan şeyin tekrar temmuzda getirilmesi… Şimdi de bekliyor. Özellikle bekletiyorlar ki diğer maddeyle beraber işletecekler. Soruşturmanın gizliliğiyle ilgili madde gelmemişti. Ben de şaşırdım önce: “Ya, bunu hemen çıkaracaklardı.” Yukarıda biz bir gece sabaha kadar kavga ettik, sonra arkadaşlarımız çekti, tek madde gelir… Sonra jetonum düştü. Bu arada soruşturmanın gizliliği gelmeden Değerli Komisyon Başkanımız -artık şüphelilerin de diyemeyeceğiz çünkü tahliye kararı gibi artık takipsizlik verdiği için- avukatlarına götürüp bunları vermiş. Eğer kanunu erken çıkarmış olsaydık onların avukatlarına da soruşturmanın gizliliği geldiği için, sözde paralel operasyona paralel olarak, böylece o bakanların avukatlarına da çocuklarının avukatlarına da veremeyecekti. Sonra anladım ki onun için geciktirmişler o bir maddeyi de, şimdi paketle beraber gelecek. Dolayısıyla…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin jeton dikdörtgenmiş!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tabii. Yani, hakikaten, hemen getireceğiz diye o gece çıkarmayı düşünüyorlardı. Tek madde olarak getirmelerini de ben söyledim. Bu bizim ihtisas alanımız değil Plan ve Bütçe Komisyonu olarak. Dedik ki: “Götürün oradan çıkarın.”

Yani, ben anlamakta zorlanıyorum Sayın Bakanım. Siz de biliyorsunuz ki burada sizinle telefonda görüştüğümüz, komisyonda reddettiğimiz bir Kamu İhale Kanunu’na ilişkin düzenleme burada adrese teslim gidiyor. Şimdi nasıl güvenecek öbür adam. Yani, yapılmış bir ihalenin devamında birtakım düzenlemeleri sonradan yaptığımız zaman, özelleştirmelerde olduğu gibi, eğer o hukuk şeyini kaybedersek yabancı yatırımcı nasıl gelsin? Yani, geldiği zaman bir güvencesi yoksa, aldığı şartlarda farklı bir şey olmayacaksa, o zaman insanlar çekiniyor. Dolayısıyla, burada yapmış olduğumuz uygulamayı siz de gayet iyi hatırlıyorsunuz, ayrıntısını söylemiyorum. Yukarıda konuştuk “Tamam, gelmeyecek.” alt komisyonda “Tamam.” dedik, üst komisyonda yok, burada hemen maddenin içine ilave edildi. Yani, anlamakta zorlanıyorum nasıl oluyor. İki tane, üç tane firmaya doğrudan bir teslimat. Efendim burada bir mağduriyet varmış. Peki, yapıldığında yok muydu? İşte hukuk dediğimiz bu. Koyduğunuz kuralları sonradan değiştirirseniz… Hatırlarsanız “Ben böyle olduğunu bilseydim ben de girerdim.” dedi büyük patronlardan bir tanesi. Bir ihale yapılmıştı, sonrasında şartlar değişti. Vatandaş gelmiş, komisyonda arkadaşlar da aracı olmuş “Efendim, biz şu kadar zarar ettik.” Ne yapalım yani, bu işte kâr da var zarar da var. Eğer başlarken düşünmüyorsanız… Böyle bir şey olabilir mi? Gerekçe şu: Efendim, akaryakıtta ÖTV, KDV öngörülmeyen şekilde artmış, bunu fazla kullananlara verelim. Nedir? Yüzde 50’den fazla. Peki, yüzde 49 kullanan ne olacak, onun zararı ne olacak?

Bu kadar spesifik, kanunların genelliği ilkesine aykırı bir şey olabilir mi? Biz bunu yaptığımız zaman e-ticareti düzenlesek ne olur düzenlemesek ne olur? Çünkü, asıl bizim cari işlemler açığımızı, dış ticaret açığımızı kapatacak olan, imalat sanayinde yüksek teknolojili, yüksek katma değerli üretimlere doğru kaymamız lazım. Bunun için de yabancı sermayeyi fiziki yatırımlara çekmemiz lazım. Portföy yatırımlarıyla gelip sıcak para olarak girip çıkması bizim işimizi çözmüyor. O nedenle, mülkiyet hakkıyla ilgili, teşebbüs hakkıyla ilgili, hürriyetiyle ilgili hukuk güvencesini sağlamamız lazım. Aksi takdirde, bunlar gerekli olmakla birlikte bizim sorunlarımızı çözmez. Gelin yol yakınken bu somut şüphelerden vazgeçerek daha yeni getirdiğiniz şeyleri koyup makul şüpheler arayıp birilerini yaftalamaya çalışmayalım çünkü hukuk herkese lazım. Yarın, bu değiştirdiğiniz düzenlemeler sizi de vurabilir, başka şekilde sizin aleyhinize çalışabilir. Hukukun genelliği ilkesini bozmayalım. Ülkemizin temel ekonomik, sosyal sorunlarını hep birlikte burada uzlaşarak… Ki şimdi Komisyonda başka bir şeyi görüştük akademisyenlerle ilgili uzlaşarak -yetmedi ama- “evet” dedik. Bu gibi konularda gelin bunlarla vakit geçirelim. Lüzumsuz hukuksal düzenlemelerle Meclisin ve milletin vaktini çalmayalım diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam…

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. E-ticaret yasasının ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.

Bu kanunu, birçok arkadaşımızın da belirttiği gibi, oy birliğiyle komisyonlarda çalışarak bu noktaya getirdik. Aslında, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda birçok kanunda ortak kararlar alabilme, piyasanın gerektirdiği ve ihtiyaçların dayattığı koşullarda yasal düzenlemeler yapma konusunda Komisyonumuzun uyumlu bir çalışması olduğunun da altını çizmek istiyorum. Her 4 parti grubundan arkadaşlarımız da uyumlu bir çalışma göstermeye çalışıyorlar. Bu kanun da bunlardan bir tanesidir. Ama, gönül neyi arzu ediyor? Bu Parlamentonun tümüyle ülkenin ihtiyaçları ve ülkenin geleceğine ilişkin konularda objektif bir tartışma ortamının yaratılarak bu Parlamentodan işlevine uygun kararlar çıkabilmesini sağlaması gerekiyor. Sekiz yıldır bu Parlamentodayım, maalesef, gördüğüm temel eksikliğin altını çizmek istiyorum. Eğer bu Parlamentonun kendi inisiyatifi, milletvekillerinin özgür iradesi ve ülke ihtiyaçlarından kaynaklanan talepler değerlendirilerek yasal düzenlemeler yapılmasına fırsat verilirse bu Parlamentodan bu ülkenin menfaatlerine çok yasal düzenlemeler çıkabilir. Ama bu Parlamentonun iradesinin üstüne çıkarak, dışarıdan dayatılan ve Parlamentoda tartışılmasına imkân sağlamak yerine grup kararlarının uygulanmasına baskı yapılarak imkân sağlanan yasal düzenlemeler gerçekten bu ülkede yarar getirmeyen yasal düzenlemeler oluyor.

Bunun sonuçlarıdır ki birçok olumsuzlukları yaşıyoruz. Şu an Türkiye ciddi sorunlarla karşı karşıya. Şurada bulunan 550 milletvekilinin yüzde yüzü belki bunlardan rahatsız. Yani ülkenin komşularıyla girdiği ilişkiler, sınırlarımızın kevgire dönmesi, ülke içerisinde yaşanan karmaşa, bu karmaşanın yarattığı huzursuzluklar, ülkede bayrağımızdan Atatürk heykellerine kadar yakılma noktasına gelen huzursuzluk tüm bu Parlamentoyu rahatsız ettiği gibi halkımızı, vatandaşlarımızı da rahatsız ediyor. Bu rahatsızlığın bu noktalara ulaşmasında birinci sorumlu iktidardır. İktidar, ülkeyi yönetirken öncelikli olarak “istişare” dediğimiz, “danışma” dediğimiz ve ülkenin yönetim şekli olan yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrımına dikkat ederek onların koordinasyonunu sağlayıp bu ülkeyi doğru şekilde yönetmekten geçer. Ama ülkemizde, sekiz yıldır yaşadığım bu Parlamentoda bir eksikliği söyleyeyim: İktidar muhalefeti görmezden geliyor, muhalefete hiçbir şekilde söz hakkı tanımamaya özen gösteriyor, “Ben halkın oyunu aldım, Parlamentoda çoğunluğu elde ettim, ben istediğimi yaparım.” diyor. Bu çoğulcu yaklaşım, Parlamento aritmetiğine dayanan yönetim şekli doğru bir şey değildir. Bunun getirdiği çok ciddi sorunlar bu ülkede az önce saydığım karmaşaları getiriyor. Bundan dolayıdır ki, yasamanın özgür iradesini kullanamaması, yürütmenin yasamayı da kendi etkisi altına alması ve son dönemde de yargı üzerinde hâkimiyet kurma istekleri bu ülkedeki temel kargaşalardan birisidir.

Değerli arkadaşlar, “Adalet mülkün temelidir.” diye büyük önder Mustafa Kemal Atatürk söylerken mülkten kastı mal mülk, kasa, şirket, tarla tapan değildi; mülkten kastı, devletti. Devletin temeli adalettir; adaletli olacaksınız, adaletli davranacaksınız. Bugün ülkede -bakın, samimiyetle söylüyorum- hangi parti olursa olsun adaletli bir iktidar olsun canımla başımla beraber olsun. Ama adaletli olacak; yasama, yargı, yürütmenin birbiriyle eş değer yaşamasına imkân sağlayacak. Siz, adalet duygularını zedeleyen bir noktada idare ediyorsunuz.

Ticarette de bu böyle. Ticarette iktidara yakın olmadığı hissi olan insan korkuyor. Bu korkuyla yaşayan, ticaret yapan bir ortamı yaratmamalısınız, bundan üretkenlik, bundan doğru bir ticaret çıkmaz. İş yerlerine filan gazeteyi koyarsam beni Maliye memurları, Sosyal Sigortalar müfettişleri denetlemez diyebilen bir anlayışı burada egemen kılarsanız bu ülkede ticaret doğru olmaz.

Değerli arkadaşlarım, geçmişte ve bugün gittiğimiz birçok sivil toplum örgütü, meslek örgütü, iktidara haklı olarak kendi meslek grubunun eleştirilerini getirmekten korkuyor. Bu korkuyla özgürce kendi meslek sorunlarını söyleyip çözümü için ortam yaratmada Hükûmetle ortak platform noktasına gelemiyor. Bütün bunlar bu ülkeye katkı sağlamıyor, bu ülkeyi daha içe kapanan, daha üretkenlikten uzak ve dünyayla rekabet konusunda içe kapalı bir ülke hâline getiriyor.

Bakınız, giderek Türkiye orta gelir tuzağı dediğimiz olayın tam göbeğine takıldı. Neden? Çünkü değişen çağdaki bilgi, teknoloji ve yenilikçilik dediğimiz, inovasyon dediğimiz olayda geri kaldık. Bu geri kalmayla bizim ihracatımızda da üretimimizde de gelebileceğimiz nokta orta geliri aşmaz noktada ama Türkiye, bunu aşabilmesi için bilgiyi, aklı, fenni kullanan ve eğitim sistemini buna göre dizayn eden bir ülke olmalı.

Elektronik ticareti konuşuyoruz. Elektronik ticarette çok önemli firmaları yaratmak bilgi teknolojilerini kullanan genç beyinlerin işi. Biz bilgi teknolojilerini kullanan genç beyinler yetiştirebiliyor muyuz? Siz eğitim sisteminde dinî eğitim ile matematik, fen bilimlerini birbiriyle kıyaslayan noktaya getirerek doğru yapamazsınız. Din hepimizin dini, hepimizin dinî eğitim almaya ihtiyacı var, hepimiz din için gerekli zamanı, zemini, eğitim ortamlarını hem çocuklarımıza hem kendimize yaratmak zorundayız ama bilim, fen, tabiat bilgileri, tıp, bunlar okulda ve tarafsız bir eğitimle alınabilen, kazanılabilen olaylardır. Bu konuları ihmal edip eğitimi bir ideolojik insan yetiştirme noktasına dönüştürürseniz Türkiye'nin geleceğinde genç, dinamik kuşaklar yetiştiremezsiniz. Maalesef bu noktada da ciddi eksiklikleri bu iktidar döneminde yaşıyoruz.

Sizlere tavsiyem, bir dostunuz, bir arkadaşınız, sekiz yıldır aynı havayı teneffüs etmiş arkadaşınız olarak şunu söylüyorum: “Yeni bir dönem başlıyor, yeni bir dönem.” dediniz. Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu, Sayın Davutoğlu Başbakan oldu. Bu ülkede bu gerginlikleri durdurun, bu gerginlik ortamına son verin. İktidarı muhalefetiyle sınırlarımızdaki gerginlik, savaş ortamı, tezkereler… Bütün bu ortamı ortadan kaldırabilecek sağduyu oturup bunu konuşabilmekten geçer, önce diyalogdan, önce istişareden geçer. Bunun için de ben büyüğüm, ben her şeyi yaparım değil, biz birlikte, hep beraber bu ülkeyi daha iyi yönetebiliriz diyebilen bir anlayışa sahip olmanız lazım. Bu anlayışa sahip olduğunuz zaman bu ülkede adalet de o zaman iyi işler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) - Bu ülkede ticaret de o zaman iyi olur, bu ülkede sanayi daha rekabetçi olur. Onun için bu duygularımı sizlerle paylaşmak istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum, Genel Kurulu selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 15’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

Görüşülmekte olan 240 sıra sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısının 15 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mahir Ünal                               Mehmet Doğan Kubat                      Hacı Bayram Türkoğlu

Kahramanmaraş                                     İstanbul                                              Hatay

  Zülfü Demirbağ                                    Şirin Ünal

         Elâzığ                                              İstanbul

“Bu kanun 1/5/2015 tarihinde yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının Meclis Genel Kurul gündemine girmesi ile görüşülmesi arasındaki sürenin uzaması nedeniyle yürürlük maddesi yeniden düzenlenmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesinde madde 15’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 16’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

İç Tüzük 86’ya göre, tasarının lehinde İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam.

Buyurunuz.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Bu kanunun oluşumunda, bu noktaya gelişinde emeği geçen Bakanlık bürokratları dâhil Komisyondaki tüm arkadaşlarımıza ben de şahsım adına teşekkür etmek istiyorum.

Şahsım adına yaptığım konuşmadaki sakıncalar konusunda Bakanlığı göreve davet ediyorum. Elektronik ticaretle ilgili, haksız rekabeti ortadan kaldıracak yasal düzenlemeler konusunda hazırlık yapmasını ve bu konuda adım atmasını Bakanlığa bu yasada görev olarak verdik. Bu görevi en kısa sürede hem yönetmeliklerle, hem düzenlemelerle yapmasını bekliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyor, huzurlarınızı saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakan Canikli bir teşekkür konuşması yapacak, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de bu tasarının hazırlanmasında, görüşülmesinde, müzakerelerinde ve kabul edilmesinde emeği geçen herkese, başta siyasi parti gruplarımız olmak üzere, tüm milletvekillerimiz olmak üzere teşekkür ediyorum. Ayrıca, bu tasarının hazırlanmasında, mutfağında görev yapan Adalet Bakanlığı çalışanlarını ve Bilim Komisyonu üyelerini burada zikretmedik, onlara da çok teşekkür ediyorum.

Tasarının ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

5’inci sırada yer alan İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

5.- İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/758) (S. Sayısı: 640)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Kimsenin olmayacağını anladığımız için, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Kasım 2014 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.59



(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 240 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.