TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

6’ncı Birleşim

21 Ekim 2014 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, güvenlik güçlerinin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan'ın, Çanakkale ve Balıkesir illerini kapsayan çevre düzeni planına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Erzurum Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık'ın, Parlamentolararası Birliğin 12-16 Ekim 2014 tarihlerinde Cenevre’de yapılan 131’inci Genel Kurul Toplantısı’na ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Kültür ve Turizm Bakanlığının isteği doğrultusunda Fazıl Say’ın eserlerinin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 2014-2015 programından çıkartılmasına ilişkin açıklaması

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, üniversite öğretim elemanlarının özlük haklarının iyileştirilmesiyle ilgili kanun teklifinin eksik ve yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, Başbakanın, YÖK’teki bir toplantıda üniversite öğretim üyeleriyle ilgili sarf ettiği bazı ifadelerinden dolayı özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in, barışa, kardeşliğe, huzura yelken açan bütün Bingöllülere Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altından selamlarını gönderdiğine ilişkin açıklaması

5.-              Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’da sağlık alanında yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili Sağlık Bakanlığından ve Hükûmetten duyarlılık beklediklerine ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, PKK’lıların köylerde baskınlar yaptığına ve insanları kaçırdığına ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, kiracı vatandaşların Borçlar Kanunu’ndan kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesi için hazırladıkları kanun tekliflerine destek verilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın, Gençlik ve Spor Bakanından, üniversiteli öğrencilerin yurt sorunuyla ilgili bazı konuları öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, AKP hükûmetlerinin devleti kayıt dışı alanlarda yönettiklerine ve Hükûmeti bu konuda uyarmak istediğine ilişkin açıklaması

11.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, (9/8) esas numaralı Soruşturma Komisyonu Başkanının görevini suistimal ettiğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili görevsizlik kararı verilen dosyanın tekrar ele alınarak takipsizlik kararı verilmesinin bir hukuk skandalı olduğuna ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Güney Kore Ulusal Meclisi Başkanı Chung Ui-hwa'nın vaki davetine icabet etmek üzere 19-22 Ekim 2014 tarihlerinde Güney Kore'ye resmî bir ziyarette bulunması TBMM Genel Kurulunun 14/10/2014 tarihli 3’üncü Birleşiminde kabul edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1607)

2.- (9/8) esas numaralı Meclis Soruşması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin iki ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1608)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının; Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca 26-27 Ekim 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek Tarım, Endüstriyel Kalkınma ve Küçük-Orta Ölçekli Teşebbüsler Komitesi Başkanlar Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1610)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının; Ağrı Milletvekili Fatma Salman ve Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’a, belirtilen neden ve sürelerle izin verilmesine ilişkin tezkeresi (3/1609)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, eğitim sistemi ve öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1070)

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 23 milletvekilinin, ülkemizde kayıt dışı ve ruhsatsız silah kullanımının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1071)

3.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve 22 milletvekilinin, Yatağan Termik Santrali’nin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1072)

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyurusu

 

 

D) Önergeler

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, (2/62) esas numaralı 12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yol Açtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4203)

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 645, 240 ve 640 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 4, 5 ve 6’ncı sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 21 Ekim 2014 Salı günkü Birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 30 Ekim 2014 Perşembe günü toplanmamasına; 640 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.-            KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 Milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Ali Okur ve 6 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/2301) (S. Sayısı: 645)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 645 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

X.-YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2013-2014 yıllarında Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/46597)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, bazı kamu görevlilerinin istifaya zorlandığı iddiasına,

Bazı kamu görevlileri hakkında soruşturma açılarak mobbing uygulandığı iddiasına,

Bazı kamu görevlilerinin emekliliğe zorlandığı iddiasına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/46598), (7/46599), (7/46600)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, yolsuzluk ve usulsüzlük olaylarına karıştığı gerekçesiyle haklarında işlem yapılan kamu görevlilerinin sayısına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/46601)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların hizmet alımı yoluyla yaptığı harcamaların artmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/46803)

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların yaptığı harcamaların bütçe kalemlerindeki ödeneklerle uyumlu olmadığına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/46804)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, taşeron şirketlerde çalışan işçilerin iş akitlerinin feshedildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/47534)

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, idari yargıda açılan davalara,

Bakanlık ile bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşlar aleyhine açılan tazminat davalarına,

Bakanlık ile bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluş personeli hakkında açılan ceza davalarına,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/47535), (7/47822), (7/47823)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 17 Aralık 2013 ile 1 Ağustos 2014 tarihleri arasındaki personel hareketlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/48030)

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu'nun, Bandırma 6. Ana Jet Üssü'nde sistematik bir şekilde şiddet uygulandığı iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/48228)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında TBMM ile bağlı kurum ve kuruluşlarınca satın alınan lojistik hizmetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/48671)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, tanıtım ve reklam harcamalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/49974)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlığın satın aldığı fuarcılık ve tanıtım hizmetlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/49977)

13.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli'nin, maden ocaklarına yönelik denetimlere ve 176 no'lu ILO Sözleşmesi'nin imzalanmamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/50315)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, bir gazeteye yönelik yapılan vergi incelemelerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/50386)

15.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, Orman Genel Müdürlüğünün bir yönetmeliğinde yapılan değişikliğe ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/50417)

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında gerçekleştirilen insan kaynakları hizmet alımlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/50484)

17.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, tarımda istihdam edilenlerin önemli bir bölümünün sigortasız çalıştırıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/50997)

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, 17 Aralık sonrasında yer değiştiren personele ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51177)

19.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan'ın, Şanlıurfa'nın Hilvan ilçesindeki içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51179)

20.- Van Milletvekili Özdal Üçer'in, Van'ın Özalp ilçesinde Morçiçek Barajı'ndan su gelmemesi sonucu üreticinin mağdur olduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51315)

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş'ın, personele hukuksuz olarak rotasyon uygulandığı iddialarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/51474)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2010-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan yabancı ülke vatandaşlarının ve çifte vatandaşların sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/51731)

23.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, TBMM'de görevli iken görev süreleri dolmadan tayinleri çıkartılan polislere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/52191)

 

21 Ekim 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Sayın ve değerli milletvekili arkadaşlarım, gündem dışı söz vermeden evvel, Genel Kurulumuzda ciddi bir uğultu var, sükûneti sağlayabilirsek…

Gündem dışı ilk söz, güvenlik güçlerinin yaşadığı sorunlar hakkında söz isteyen Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, güvenlik güçlerinin yaşadığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; güvenlik personelinin sorunlarına ilişkin hususları dile getirmek üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu fırsatı veren Sayın Başkana ve yüce heyetinize saygılarımı sunuyorum.

Güvenlik ve esenlik içinde yaşayabilmemizin en önemli sebebi güvenlik güçlerimizdir. Güvenlik güçlerinin görevlerini başarıyla yerine getirebilmesi için şüphesiz, onların eğitimli, donanımlı, disiplinli ve sorunlarının giderilmiş olması gerekir. Türk Silahlı Kuvvetlerinden polise, jandarmadan köy korucularına varıncaya kadar, ister ülke isterse toplumun güvenliği için çalışan her kurumun personelinin önce kendisi mutlu ve huzurlu, moral ve motivasyonu yüksek olmalı ki toplumda huzur ve esenliği sağlayabilsin. AKP hükûmetlerine, bu kürsüden defalarca, dilimizde tüy bitercesine bu sorunları, hatta önceki Başbakan Tayyip Erdoğan ve diğer Hükûmet yetkililerinin verdiği sözleri gündeme taşıdık ancak bir netice almak mümkün olmadı.

Astsubayların ve uzman çavuşların askerî hiyerarşi içindeki sorunları, polislerin ek gösterge talepleri, fazla çalışma saatleriyle ilgili ve diğer sorunları öylece durmaktadır. Emekli astsubay ve polislerimiz fakirliği bırakın, açlık sınırı altında yaşam mücadelesi vermektedirler. Emekliliklerini, dinlenerek geçirmek yerine güvenlik elemanı olarak ya da işportacılık yaparak sağlamaktadırlar. Köy korucuları terörle mücadele için kanlarını akıtıp canlarını vermişken hâlâ terör örgütü tarafından şehit edilmekte, rehin alınmaktadırlar. Daha geçen hafta 2 korucumuz yine PKK terör örgütü tarafından kaçırılmıştır. Hükûmet, bırakın korucuların statüsünü düzeltmeyi, özlük haklarını iyileştirmeyi, bu korucuların can ve mal emniyetini teminden âcizdir.

Kabaca özetlemeye çalıştığım bu tablo tüm güvenlik güçlerimizi üzmektedir. Ancak, güvenlik güçlerimizi asıl üzen ve kahreden, moral ve motivasyonu yok eden, AKP Hükûmetinin PKK terör örgütüyle muhatap olmasıdır. Yıllardır, doğu ve güneydoğuda yaşayan Kürt kökenli insanlarımız başta olmak üzere, asker, polis, korucu, kamu görevlisi, sivil vatandaş ayrımı yapmadan herkesi katleden bu kanlı örgütün muhatap alınması güvenlik güçlerimizi kahretmektedir. Ülkemizi bölme hedefinden bir an bile vazgeçmeyen bu örgütle, üstelik elindeki silahı bırakmamışken müzakerede bulunulması tüm toplumla beraber güvenlik güçlerini de moral ve motivasyon açısından olumsuz etkilemektedir. “Açılım zarar görmesin.” safsatasıyla, arkadaşlarını şehit eden katillere müdahale edememek, hele hele bunun hukuksuz ve kanunsuz bir emirle yerine getirilmesi güvenlik güçlerini manen bitirmektedir.

Yıllardır, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, silahlarını bırakmayan teröristle müzakere olmaz, Kürt kökenli insanlarımızın temsilcisi bu katiller olamaz; bu, Kürt kökenli vatandaşlarımıza hakarettir, bu insanları PKK’nın inisiyatifine bırakmayın demiştik, bize “kandan beslenen” imasında bulunulmuştu. 6-7 Ekim olaylarında da herkes gördü ki asıl PKK canavarının beslenmesi için kan ve korku gerekmektedir. Yıllar önce PKK’ya “2-3 çapulcu” diyen yanlış anlayışın, 6-7 Ekim olaylarında “3-5 sokak serserisi” diyerek yeniden tezahür ettiğini görmekteyiz. AKP’nin PKK’nın bir terör örgütü olduğunu unutturup o canilerden bir melek çıkarma politikası iflas etmiştir. Ancak, ortada, PKK’nın silahlı baskısı ve şiddetine maruz kalarak tehditle yönlendirilen bir kısım insanımız ve gençlerimiz kalmıştır. İşte güvenlik personeli bu tabloya kahrolmaktadır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sınır güvenliğinden asayişe, özel hayattan can ve mal güvenliğine kadar her alanın tehditle dolu olduğu bugünlerde AKP’nin öncelikleri içeride paralel yapı, dışarıdaysa Esad’tır. Devletin tüm kurumlarında, özellikle güvenlik birimlerinde “paralelle mücadele” adıyla başlatılan uygulamalar maalesef cadı avına dönmüştür. “Paralelci” yaftası, asılsız ihbar ve şikâyetlerle terfi ve tayinlerde belirleyici olmuştur. Özellikle görevden alınan personelin yerine getirilen vasıfsız personel istihbarat, suçun önlenmesi ve takibinde ciddi zafiyetlere sebep olmaktadır. Önceki Başbakan Tayyip Erdoğan “Bu paralelciler bana geldiler.” dediğine göre ve onları tanıdığına göre, onlarla ilgili bir işlem yapmak yerine tüm kamu personelinin zan altında bırakılması arızalı bir anlayışın ürünüdür. Daha bir yıl öncesine kadar, tayin ve terfilerde cemaatin mutlak sözünün geçtiği emniyette birçok personelin cemaatten referans araması hiç de garip değildir. Garip olan, emniyetin böyle bir yapıya teslim edilmesidir. Hükûmetin, devletin dışa karşı güvenliğinde, içeride ise…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – …asayiş ve düzenin sağlanması için, barışın temini için atması gereken önemli adımlar vardır.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, Çanakkale ve Balıkesir illerini kapsayan çevre düzeni planı hakkında söz isteyen Çanakkale Milletvekili Sayın Mustafa Serdar Soydan’a aittir.

Buyurun Sayın Soydan. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan'ın, Çanakkale ve Balıkesir illerini kapsayan çevre düzeni planına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çanakkale ve Balıkesir illerimizi kapsayan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Kentlerin anayasası olan çevre düzeni planlarında şehirlerin geleceklerine ilişkin mekânsal ve sektörel kararlar belirlenmektedir. Balıkesir ve Çanakkale illerini kapsayan ve 2040 yılını hedefleyen Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, bölgemizde yaşayan yaklaşık 1 milyon 700 bin kişinin yaşamını direkt olarak etkilerken bölgeyi dünyanın dört bir yanından ziyaret eden milyonlarca kişiyi de dolaylı olarak etkilemektedir.

Çevre düzeni planları hazırlanırken alınan tüm mekânsal ve sektörel kararların temelini hedef yılı için belirlenen nüfus projeksiyonları belirlemektedir. Balıkesir ve Çanakkale illerini kapsayan ve 2040 yılını hedefleyen planda, bölgenin nüfusunun yirmi beş yıllık bir projeksiyon içinde yaklaşık 3 kat artması ve artışın büyük bir bölümünün de kentlerde gerçekleşmesi öngörülmektedir.

Önemli tarım ve orman alanlarının bulunduğu bir bölgede kırsal yapıdan uzaklaşmayı planlamak, üreticiyi ve çiftçiyi yok ederek şehirlerin varoşlarına göçe zorlamaktır. Biga Ovası’nın verimli topraklarında üretim yapan Biga çiftçisi artık Kozçeşme-Selvi biberi üretemeyecektir. Çeltik, pirinç, kaynarca fasulyesi üreten çiftçimiz bölgesini terk etmeye zorlanacaktır. Biga etini yemek, Biga sütünü içmek artık hayal olacaktır.

Hazırlanan planla doğal açıdan hassas alanlar, özellikle de bölgenin oksijen deposu Kaz Dağları ve tarım alanlarının yoğun olduğu bölgeler sanayi, enerji ve maden tesislerinin tehdidi altında kalmaktadır. Hükûmetin öngördüğü plansız ve çarpık sanayileşmeden Kaz Dağları ve Biga Ovası başta olmak üzere, tüm bölge olumsuz etkilenecektir. Verimli tarım alanlarından yerleşim alanlarına kadar çok geniş yaşam alanlarında telafisi mümkün olmayan çevre sorunlarıyla karşı karşıya kalacağız.

Bu anlayış ve kararla, Hükûmetin dünyanın eşsiz doğa mirası, oksijen deposu Kaz Dağlarını uluslararası maden şirketlerine peşkeş çektiğini ve çekmeye de devam edeceğini görmekteyiz.

Sayın milletvekilleri, planla Bozcaada'nın güney kıyıları konut alanı olarak imara açılmakta, tüm tarım alanları “bağevi” adı altında ikinci konut yapımına uygun hâle getirilmektedir. Bu durum, büyük bir kısmı sit alanı olan ve önemli ölçüde üzüm üretilen adanın tamamen tarımsal üretimden koparılarak turizm ve inşaat sektörüne teslim edilmesidir. Gökçeada'da mahkeme kararlarıyla yasallığı ortadan kalkan Bademli köyündeki otel alanının plana işlenmiş olması bile, tek başına, planın nasıl rant odaklı olduğunu göstermektedir.

Sayın milletvekilleri, planın amacında “doğal değerlerin korunması” ifadesi bulunmasına rağmen, uygulama ve hazırlıklar belirtilen ifadenin tamamen tersi yönündedir. AKP, önümüzdeki yirmi beş yıl içerisinde Çanakkale ve Balıkesir’de ekolojik dengeyi yok ederek koruma ve kullanma dengesini kullanma, talan ve yok etme olarak belirlemiştir.

Çevre Komisyonunun Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak Bozcaada’da yaptığımız çalışma ziyareti sonrası Sayın Bakanın açıkladığı “Bozcaada için referandum yapalım.” önerisi, en kibar ifadeyle, olayı geçiştirmektir. Sorunun sadece Bozcaada’da yapılacak referandumla çözülmeyeceğini Sayın Bakan çok iyi bilmektedir. Sorun sadece Bozcaada’yı değil, Çanakkale ve Balıkesir’i de kapsamaktadır. Sayın Bakan ivedilikle planı geri çekmeli ve iptal etmelidir. Plan, bölge halkının görüş ve önerileri doğrultusunda, demokratik, katılımcı ve bilimsel verilere dayanarak yeniden hazırlanmalıdır.

Bizler, Çanakkale’deki dünyanın sayılı tarih ve kültür miraslarını, verimli topraklarımızı uluslararası maden şirketlerinin, demir çelik, çimento ve termik santral işletmecilerinin inisiyatifine bırakmayacağız; şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış toprağımıza, suyumuza ve havamıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Aklın ve bilimin söylediği, Çanakkale halkının istediği, yaşadığımız eşsiz coğrafyanın korunup kollanmasıdır, Çanakkale'nin doğal zenginliklerinin dünya kültür ve turizm sektörünün hizmetine sunulmasıdır.

Unutmayalım ki havasını, suyunu ve toprağını kaybettiğimiz yaşam alanlarında medeniyetten söz etmek mümkün değildir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soydan.

Gündem dışı üçüncü söz, 12-16 Ekim 2014 tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre şehrinde gerçekleşen Parlamentolararası Birliğin 131’inci Genel Kurul toplantısı hakkında bilgi sunmak için söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Fazilet Dağcı Çığlık’a aittir.

Buyurun Sayın Çığlık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Erzurum Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık'ın, Parlamentolararası Birliğin 12-16 Ekim 2014 tarihlerinde Cenevre’de yapılan 131’inci Genel Kurul Toplantısı’na ilişkin gündem dışı konuşması

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamentolararası Birliğin 12-16 Ekim 2014 tarihleri arasında Cenevre’de yapılan 131’inci Genel Kurulu ve bu kapsamda Türk Grubu üyeleri olarak yapmış olduğumuz çalışmalar hakkında bilgi vermek üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

PAB, bağımsız 163 ülke parlamentosunun üye olduğu uluslararası bir örgüt olup Birleşmiş Milletlerle yakın iş birliği içinde çalışmalarını yürütmektedir. Bu çerçevede, PAB, yılda 2 kez düzenlenen Genel Kurullarında uluslararası gündemde yer alan güncel, siyasi ve ekonomik meseleleri görüşmekte ve her Genel Kurul toplantısı sonunda da aldığı kararları dünya kamuoyunun dikkatine sunmaktadır. Türkiye olarak da 5 AK PARTİ’den, 2 CHP’den ve 1’de MHP’den olmak üzere 8 milletvekiliyle temsil edilmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; PAB’ın son Genel Kurulunda ana gündem maddesi, cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusu olmuştur. PAB üyelerine hitaben ülkemizde bu konularla ilgili yapılan çalışmaları ve gelişmeleri aktaran bir konuşma yaptım. Bu kapsamda, başta Anayasa olmak üzere, Türk Ceza Kanunu’nda, Türk Medeni Kanunu’nda ve İş Kanunu’nda pek çok düzenleme gerçekleştirildiğini ve bu düzenlemelerle 2004 yılında yüzde 20,7 olan kadın istihdam oranının 2013 yılında yüzde 27’ye yükseldiğini, kadınların siyasal katılımlarına ilişkin olarak 2002 genel seçimlerinde Parlamentodaki kadın temsil oranı yüzde 4,4 iken Haziran 2011 genel seçimlerinde temsil oranının yüzde 14,4’e yükseldiğini belirttim. Kadınların politikaya etkin katılımını göstermek bakımından AK PARTİ Kadın Kollarının oluşumunu iyi bir örnek olması açısından PAB delegasyonlarıyla paylaştım. Şu anda 3,9 milyon kayıtlı kadın üyesi bulunan AK PARTİ’nin, dünyadaki en büyük politik örgüt olma özelliğini taşıdığını ve kurumsal yapısı itibarıyla her şehirde, her kasabada ve her köyde kadınlara ulaşma şansı bulunduğunu vurguladım.

Avrupa Konseyinin Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Sözleşmesi olarak bilinen İstanbul Convention ilk olarak Türkiye tarafından imzalanmış olup ve Parlamentomuzda da oylanarak 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye uyumun sağlanması çalışmalarının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızca ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde yürütüldüğünü belirttim. PAB’ın da üyesi olduğu Dünya Gelecek Konseyi tarafından İstanbul Sözleşmesi’ne Genel Kurul esnasında da bir vizyon ödülü verilmiştir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Parlamentolararası Birliğin 131’inci Genel Kurul toplantısı için önerilen 6 acil gündem maddesi üzerinde yapılan oylama sonucunda, Zambiya ve Belçika delegasyonlarının ortak olarak verdiği “Ebola Salgınına Uluslararası Müdahalede Parlamentoların Rolü” acil gündem maddesi olarak kabul edilmiştir. Türkiye de bu gündem maddesine tam oy vererek destek olmuştur. Malumlarınız olduğu üzere, geçtiğimiz aylarda Batı Afrika’da ortaya çıkan Ebola salgını birçok insanın ölümüne sebep olmuş; özellikle de kadın, çocuk ve yaşlıları tehdit etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden, uluslararası barış ve güvenliğe tehdit olarak kabul ettiği Ebola salgını için acil müdahale grubu kurulması kararı çıkarılmıştır. PAB üyesi ülkeler, gecikmeden uluslararası desteğin sağlanması yönünde bu kararı büyük bir çoğunlukla desteklemiştir.

Ayrıca, ülkemizin büyük bir hassasiyet gösterdiği Gazze için verilen “Filistin Halkının Haklarının Dünyada Tanınması İçin Parlamentoların Girişimleri” konulu acil gündem maddesini tam oyla grubumuz desteklemiştir ancak Ebola salgınıyla ilgili madde kabul edilmiştir.

Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2011 yılındaki Genel Kurulda PAB Başkanı seçilen Fas Temsilciler Meclisi Başkanı Sayın Radi’nin dört yıllık görev süresi bittiğinden bu Genel Kurulda da PAB Başkanlık seçimi yapılmıştır. Seçimlere, Asya-Pasifik bölgesinden Endonezya, Maldivler, Bangladeş ve Avustralyalı adaylar katılmıştır. Başkanlık seçimini, Türkiye'nin de destek verdiği Bangladeş adayı Sayın Chowdhury kazanmıştır.

Bu vesileyle, yüce Parlamentomuza çalışmalarımızı aktarmaktan memnuniyet duyduğumu belirtir, aziz milletimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çığlık.

Gündeme geçmeden, 60’ıncı maddeye göre 10 arkadaşıma birer dakika söz vereceğim.

Sayın Tüzel…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Kültür ve Turizm Bakanlığının isteği doğrultusunda Fazıl Say’ın eserlerinin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 2014-2015 programından çıkartılmasına ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Osmanlının torunları, günümüz hükümdarları, despotluk ve baskılardan vazgeçmiyor. Bu kez hedefte, dünyanın tanıdığı, onur duyduğumuz piyanist Fazıl Say var. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 2014-2015 programında yer alan Fazıl Say eserleri, Bakanlığın isteği doğrultusunda çıkartılmıştır. Sanatçının 3 eseri “İstanbul Senfonisi”, “Su” piyano konçertosu, “Yunus Sırtındaki Çocuk-Hermias” eserlerinin, açılış konseri öncesi Bakanlıkça bildirimde bulunularak, programdan çıkartılması hâlinde onay verileceği söyleniyor. Ambargo, sansür, görevden alma, bu Hükûmetin kültür ve her alanda topluma yaklaşımıdır. Devlet Tiyatrosu Genel Müdürleri de istenmeyen insan ilan edilmişti. Kültür Bakanlığının sevdiği eserler, sanatçılar, sevmedikleri var. Hani, kimsenin görüşüne, hayatına, felsefesine karışılmayacaktı? Ama hem karışırlar hem de halkla buluşmasını engellerler. Baskıların, yasakların, sansürün adı olan AKP rejimi artık son bulmalı diyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, üniversite öğretim elemanlarının özlük haklarının iyileştirilmesiyle ilgili kanun teklifinin eksik ve yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

On iki yıllık AKP hükûmetleri döneminde unutulan üniversite öğretim elemanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi konusu nihayet on iki yıl sonra yüce Meclisin gündemine gelmiş bulunmaktadır. Ancak gelen teklif, maalesef, eksik ve yetersiz gelmiştir. Özellikle akademik personel içerisinde yer alan uzmanlar, eğitim öğretim planlamacıları ve çevreciler bu iyileştirmelerden mahrum bırakılmışlardır. Bu eksikliğin giderilmesi için Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak verdiğimiz kanun teklifinin dikkate alınarak bu konunun gündeme alınmasında yarar olduğunu yüce Meclisle paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Atıcı…

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, Başbakanın, YÖK’teki bir toplantıda üniversite öğretim üyeleriyle ilgili sarf ettiği bazı ifadelerinden dolayı özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan dün YÖK’teydi; hani, şu kaldırmayı vadettikleri ancak arka bahçeleri hâline getirmeyi tercih ettikleri YÖK’te. Kendisi de öğretim üyesi kökenli olan Başbakan, üniversitelerin bütün sorunlarını öğretim üyelerine yükleyerek bir AKP klasiğine imza atmış ve kendi meslektaşlarına ihanet etmiştir. On iki yılda üniversite sayısının 73’ten 184’e çıktığını belirten ve bununla gurur duyan Başbakan, üniversitelerin içini boşaltmak için yaptıklarını unutmuşa benziyor, öğretim üyelerini “niteliksiz” olarak tanımlamaktan da geri durmuyor.

Sayın Başbakan, öğretim üyeleri arasında niteliksiz olanlar varsa sizin siyasi olarak atadığınız jet profesörlerdir. Sizi tüm öğretim üyelerinden acilen özür dilemeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

4.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in, barışa, kardeşliğe, huzura yelken açan bütün Bingöllülere Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altından selamlarını gönderdiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz hafta sonunu, bir sebeple, Doğu Anadolu’muzun güzel, huzur, barış ve kardeşlik şehri Bingöl’de geçirme fırsatım oldu. Bingöllü hemşehrilerimizin, Bingöllü kardeşlerimizin misafirperverliğini alabildiğine yaşadığım iki günü geçirdim orada. Yaklaşık iki hafta önce yaşadığımız elim hadiseden dolayı şehit edilen 2 polis memurumuzla ilgili Bingöllü hemşehrilerimize, Sayın Valimize ve Emniyet Müdürümüze de geçmiş olsun dileklerimizi iletme fırsatımız oldu. Son on iki yılda merkezî Hükûmetimizin, belediyemizin ve özel idaremizin yatırımlarıyla yarınlara hazırlanan Bingöl’ün, yeşeren umutlarını yeniden karartmaya çalışanlara prim vermediğini, taviz vermediğini bizatihi gördüm ve müşahede ettim.

Buradan, barışa, kardeşliğe, huzura yelken açan bütün Bingöllü hemşehrilerime ve kardeşlerime Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altından selamlarımızı gönderiyor, onlara daha güzel günler diliyorum.

Tekrar, aracılığınızla teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

5.-              Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’da sağlık alanında yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, son zamanlarda özellikle bizim Adana tarafında hastanelerin önünde daha çok kuyruk oluyor yani bir yığınlaşma, yoğunlaşma var. Bu yoğunlaşmanın gerekçesi de bu 65 yaş üzerindekilerden, bir de emeklilerden alınan payın –“katkı payı” diyorlar buna- çok yüksek tutması. Sağlıkta iyi olduğunu söyleyen iktidarın milletvekilleri, bürokratları Adana’da bu konuya biraz ilgi duysalar da bunu bir düzeltseler olmaz mı Sayın Başkanım?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili Sağlık Bakanlığından ve Hükûmetten duyarlılık beklediklerine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sağlık çalışanı son on yılda çok büyük kayıplara uğramıştır. Özellikle ülkemizde emekli olan doktor aylık gelirinin yüzde 75’ini, hemşire ve ebe yüzde 55’ini, diğer sağlık çalışanları da yüzde 42’sini almaktadır; çalışanların ancak yüzde 1’i emekli maaşlarıyla geçinebilmektedir. Sağlık Bakanlığının bu konuda acil çalışma yapması gerekmektedir yoksa sağlık çalışanı emekli olmaktan korkmakta, emekli olmamaktadır. Sağlık çalışanının hayatının zehir olmaması ve emekli olunca da yaşamını sıkıntı çekmeden devam ettirebilmesi için özlük haklarının mutlaka iyileştirilmesi gerekmektedir. Sağlık Bakanlığından ve Hükûmetten bu yönlü duyarlılık bekliyoruz diyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri...

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, PKK’lıların köylerde baskınlar yaptığına ve insanları kaçırdığına ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Muş Bulanık Kurganlı köyünde İrfan Sucu evinden PKK’lılar tarafından alınarak dağa kaldırılmıştır. Vatandaşın ellerini kelepçeleyerek işkence yapmışlar, alınan fidye sonunda da serbest bırakmışlardır. Kurganlı köyüne PKK’lı teröristler tekrar baskın yapmış, bu defa Hayrettin Acer’i kaçırmak istemişlerdir. Silahlı çatışma çıkmış, vatandaş kaçarak izini kaybettirmiştir. Şu anda PKK’lılar bu vatandaşı ele geçirmek için Sarıpınar köyünde kimlik kontrolü yapmaktadır. Vatandaşlar köylerini bırakarak bölgeden kaçıyor. PKK her evden bir kişi kaçırarak fidye istiyor. Malazgirt Yozbaşı köyü Kördegür mezrasını PKK basıyor, Ahmet Acar’ı kaçırıyor, işkence yapıyor; vatandaş 110 bin lira ödeyerek canını kurtarıyor. Aynı mezra on gün sonra tekrar baskına uğruyor, Mustafa Acar PKK’lı teröristlere karşı koyuyor, sonra da köyünü terk etmek zorunda kalıyor. Şu anda bu mezradan PKK’nın elinde 15 kişinin olduğu ifade ediliyor. PKK fidye istiyor. Bölgedeki yetkililerle görüştüm, durumu doğruladılar, ellerinden bir şey gelmediğini söylediler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal...

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, kiracı vatandaşların Borçlar Kanunu’ndan kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesi için hazırladıkları kanun tekliflerine destek verilmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Bakanın burada olması sevindirici, kendisine teşekkür ediyorum geldikleri için.

Borçlar Kanunu’nun 347’nci maddesi diyor ki: On yıllık kiracı olan bir kişiyi herhangi bir sebep ileri sürmeksizin mal sahibi derhâl tahliye eder. Değerli Bakan, bu, hakikaten adaletsiz bir uygulama. On yıldan beri kiracı olan tüm kiracılar bu Kanun nedeniyle mağdur durumda. Bu mağduriyetin giderilmesi için Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir kanun teklifi verdik, sebep olmaksızın insanların mevcut olan yerden çıkarılmamasına ilişkin. Sizden istirham ediyorum, bu mağduriyetin giderilmesi için bu kanun teklifimize destek veriniz. Mevcut olan kiracı vatandaşlarımızın bu mağduriyetinin bir an önce giderilmesini ve desteğinizi bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –Sayın Sarıbaş...

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın, Gençlik ve Spor Bakanından, üniversiteli öğrencilerin yurt sorunuyla ilgili bazı konuları öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, Gençlik ve Spor Bakanıma sizlerin aracılığıyla aşağıdaki soruları sormak istiyorum:

Bu sene Yurtlar Kurumuna başvuran öğrenci sayısı ne kadardır?

Bunlardan ne kadarı yurtlara yerleştirilebilmiştir?

Açıkta kalıp şu anda eş dost ve tanıdıklarının yanına sığınan, her an yurt çıkabilir umuduyla bekleyen bu öğrencilerimiz yerleştirilebilecekleri bir yurt bulabilecekler midir yoksa “Umutlanmayın, başınızın çaresine bakın.” mı denilecek?

On iki yıldan beri “Ülkeye çağ atlattık.” diyorsunuz. Siz daha üniversiteli öğrencilerin yurt sorununu çözemediniz, neyin çağını atlattınız?

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

10.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, AKP hükûmetlerinin devleti kayıt dışı alanlarda yönettiklerine ve Hükûmeti bu konuda uyarmak istediğine ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP hükûmetleri devleti kayıt dışı alanlarda yönetmektedir. İhaleler ve havuzlar perde arkasında ayarlanmakta, yolsuzlukları kapatan savcı ve hâkimler karanlık odalarda tespit edilmekte, imar rantları toplumdan gizli dağıtılmakta, Barzani “PYD’ye yardım ettik ama AKP kimseye söylemememizi tembih etti.” demekte, Joe Biden perde arkasında konuşulanları anlattığı için özür dilemekte, Danimarka Hükûmeti vatandaşını vuran IŞİD’çinin Türkiye’den kayıt dışı kaçırıldığını söylemekte. AKP Hükûmetine devleti daha fazla kayıt dışına çıkarmaması hususunda uyarıda bulunmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Güney Kore Ulusal Meclisi Başkanı Chung Ui-hwa'nın vaki davetine icabet etmek üzere 19-22 Ekim 2014 tarihlerinde Güney Kore'ye resmî bir ziyarette bulunması TBMM Genel Kurulunun 14/10/2014 tarihli 3’üncü Birleşiminde kabul edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1607)

16/10/2014

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek'in, Güney Kore Ulusal Meclisi Başkanı Chung Ui-hwa'nın vaki davetine icabet etmek üzere beraberinde bir Parlamento heyetiyle 19-22 Ekim 2014 tarihlerinde Güney Kore'ye resmî ziyarette bulunması TBMM Genel Kurulunun 14/10/2014 tarih ve 3’üncü Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2’nci maddesi uyarınca heyetimizi oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen isimler Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

Adı Soyadı:                                                   Seçim Çevresi:

1) Kemalettin Yılmaz                                     (Afyonkarahisar)

2) Mine Lök Beyaz                                         (Diyarbakır)

3) Ünal Kacır                                                 (İstanbul)

4) Mehmet Hilal Kaplan                                 (Kocaeli)

5) Faruk Nafiz Özak                                       (Trabzon)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

3’üncü sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni tutanak dergisinde yer alacaktır.

Okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, eğitim sistemi ve öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1070)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de eğitim sisteminin sorunlarının tespit edilmesi, öğretmenlerin yaşadıkları sorunların araştırılması, öğretmenlerin kendi mesleklerini icra etmede gerekli koşulların belirlenmesi ve sözleşmeli, kadrolu öğretmen istihdamının eğitim sistemimize verdiği zararların tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Sebahat Tuncel                                  (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                    (Iğdır)

3) İdris Baluken                                     (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                         (Muş)

5) Murat Bozlak                                     (Adana)

6) Halil Aksoy                                        (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                     (Batman)

8) Hasip Kaplan                                     (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                    (Bitlis)

10) Emine Ayna                                     (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                               (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                         (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                      (Hakkâri)

14) Esat Canan                                      (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                          (İstanbul)

16) Özdal Üçer                                      (Van)

17) Mülkiye Birtane                                (Kars)

18) Erol Dora                                         (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                                (Mersin)

20) Demir Çelik                                     (Muş)

21) İbrahim Binici                                  (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                        (Van)

Gerekçe:

Türkiye mevcut eğitim sistemindeki yapısal sorunlarla ve 4+4+4 sisteminin getirdiği sorunlar birlikte sorunlu bir eğitim öğretim dönemine başlamıştır. Okullaşma oranları, fiziksel şartlar, müfredattaki sıkıntılar, eğitim bütçesinin yetersizliği ve eğitim alanında en önemli görevi üstlenen öğretmenlerin sorunları hâlen varlığını korumaktadır. AKP Hükûmetinin eğitim sisteminin ticarileştirme yönündeki yaklaşımından dolayı öğretmenler sosyal güvencelerinin altı boşaltılarak pek çok çalışma haklarından yoksun bir şekilde çalışır hâle gelmiştir.

2011 yılında yayınlanan Dünya Bankası Eğitim Raporu’nda Türkiye'de eğitim sisteminin nasıl ticarileştirildiği gözler önüne serilmiştir. Raporda, sınav odaklı sistemin dershane ve özel dersi körüklediği belirtilirken Türkiye'de dershane sayısının genel lise sayısıyla neredeyse eşit olduğu belirtilmektedir. Rapora göre dershanelerin öğrenci başına yıllık harcamaları 400-10 bin ABD doları arasındadır. Dershaneler gayrisafi gelirin yıllık yaklaşık 1 milyar dolarlık bölümünü oluşturmaktadır. Türkiye'de çocukların on yaşından itibaren özel ders almaya başladığı belirtilen raporda, bu durumun yoksul ailelerle geliri yüksek ailelerin özel ders alma derecelerinin farklılaşmasından dolayı eğitimde eşitsizliği daha da derinleştirdiği vurgulanmaktadır. Türkiye'deki aileler çocuklarının eğitimi için ortalama bir OECD ailesine göre gelirleriyle kıyaslandığında 2 kat daha fazla para harcamaktadır. Macaristan ve Türkiye ortaöğretime 4 bin dolar verirken, buna rağmen Türkiye Macaristan'daki öğrencinin iki okul yılı gerisindedir. En zengin yüzde 20 ile en fakir yüzde 20'nin arasında eğitim harcamaları bakımından 14 kat fark bulunmaktadır. Aileler gelirlerinin yüzde 1 ile yüzde 1,5'ini eğitim harcamalarına ayırmak zorunda kalmaktadır. OECD ülkelerinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ortalama 17 iken, Türkiye'de 26 öğrenciye çıkmaktadır. OECD ülkeleri içerisinde Türkiye, Meksika ve Macaristan gibi ülkelerle birlikte öğretmenlerin en düşük ücret aldığı ülkeler arasında bulunmaktadır. Ancak, bu kıyaslamalar kadrolu öğretmenlerin durumuna göre yapılmıştır. AKP Hükûmetiyle esnek çalışma koşullarının getirildiği öğretmenlik mesleğinde, ücretli öğretmen sayısı 116.317 öğretmen açığı olmasına rağmen, 52.616'ya çıkmıştır. Ücretli öğretmenler kadrolu öğretmenlerin dörtte 1 maaşını alırken, pek çok sosyal ve çalışma haklarından da mahrum bırakılmaktadır. İş güvencesinin olmadığı ücretlerin yetersizliğinden dolayı öğretmenleri ikinci bir işte çalışmaya iten bu uygulama sosyal devlet anlayışından uzak durmaktadır.

Bugün olan öğretmen açığına rağmen, öğretmenlerin atamalarının yapılmaması ve esnek istihdam uygulamalarıyla çalıştırılması eğitimin piyasalaştığının göstergesidir. Diğer yandan, iş güvencesi ve devlet memuru olarak çalışamayan öğretmenlerin, keyfî olarak işten çıkarılmalarına, aldıkları ücretlerin asgari ücret düzeyinde iken geçim kaygılarından dolayı yaptıkları görevi sağlıklı bir şekilde icra etmelerinin önünde engel görülmektedir. OECD ve diğer kuruluşların yaptığı araştırmalar Türkiye'de eğitimin ticarileştiğini açıkça gösterirken öğretmenlik mesleğinin geldiği vahim durumu da göstermektedir. Türkiye'de eğitim sisteminin sorunlarının tespit edilmesi, öğretmenlerin yaşadıkları sorunların araştırılması, öğretmenlerin kendi mesleklerini icra etmede gerekli koşulların belirlenmesi ve sözleşmeli, ücretli öğretmen istihdamının eğitim sistemimize verdiği zararların tespit edilmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

2.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 23 milletvekilinin, ülkemizde kayıt dışı ve ruhsatsız silah kullanımının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1071)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’de cinayetler, soygunlar, adam yaralamalar, sokak ortasında meydana gelen çatışmalar her gün medyada geniş bir biçimde yer almaktadır. Bu durum vatandaşlarımızı iyice tedirgin etmiş, kendi güvenliğini kendi sağlama isteği ile vatandaşlarımızın tabancaya olan ilgisi her geçen gün artmıştır.

Türkiye de 1 milyon 120 bin kişinin ruhsatlı tabancası olduğunu, yaklaşık 8 milyon civarında da ruhsatsız silah bulunduğunu medyadan öğreniyoruz. Bireysel silahlanmaya karşı büyük mücadele veren Umut Vakfı'nın rakamlarına göre ise Türkiye’de ruhsatlı silah sayısı 2,5 milyondur.

Silah teminindeki zorlukların, insanları, ruhsatsız, kayıt dışı silaha yönlendirdiğini ve ruhsatlı silahlarla beraber Türkiye'nin silah cenneti olduğunu artık rakamlarla ve yaşanmakta olan olaylarla görüyoruz. Suç oranlarındaki artışın nedenlerinden en önemlisi vatandaşlarımızın artık silahın gölgesine sığınması olmuştur.

Kaygı verici bu durum nedeniyle insanlar her an bir cinayete veya serseri bir kurşuna yenik düşebilmektedir. Şu söylenebilir ki, bireysel silahlanma beraberinde daha çok silahlanmayı ve daha çok ölüm getirmektedir. Türkiye’de özellikle düğünlerde ve spor müsabakalarından sonra sevinç amacıyla atılan silahlar maalesef kazalı ölümlere neden olmaktadır.

Her yıl yaklaşık 20 bin kişinin silahlandığı ülkemizde, Makine Kimya Endüstrisi Kurumu da kampanyayla silah satışları yapmakta, aynı zamanda silah ithal etmektedir. Kurum, 2005 yılında 18.577, 2006 yılında 18.575, 2007 yılında 19.994, 2011 yılında ise 19.575 silah satmıştır. Yine, 2011 yılında 5.881 adet tabancayı da ithal etmiştir.

Türkiye’de üretilen silahların yaklaşık yüzde 80'i ihraç edilmesine rağmen ve üretilen bu silahlar birçok dünya ülkeleriyle rekabet edebilecek düzeyde olmasına rağmen, maalesef Makine Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından silah ithaline devam edilmektedir. Bu durum ülkemiz ekonomisi açısından da oldukça düşündürücü olup, millî servetimize ve sektöre sahip çıkamadığımızın en büyük kanıtıdır. Ürettiği silahı satmak isteyen üretici güvenlik kuvvetlerinin yerli silah kullanmasını istemektedir. Bu sağlanamadığı takdirde bu defa ortada kayıt dışı silahlar dolaşmaya başlamaktadır.

Ülkemizde kayıtlı ve kayıtsız oldukça fazla miktarda silahın bulunması maalesef insanların yaşamlarından ürkmesine neden olmaktadır. Bu sebeple silaha erişimle ilgili oldukça önemli adımların atılması, eğitim programlarının hayata geçirilmesi ve yeni düzenlemelerin yapılması gerekmekte olup, ülke ekonomisi düşünülerek, yerli silah kullanımına geçilmeli, sektör geliştirilmeli ve kayıt dışı kullanımın önüne geçilmesi gerekmektedir.

Güvenli bir toplum, güvenli bir yaşam için devletin silah konusunda gerçekçi kararlar alması ve toplumun huzurunu, güvenini en iyi şekilde, bireysel silahsızlanmayla sağlaması gerekmektedir.

Yukarıda kısaca özetlenen nedenlerle, Türkiye’de kayıt dışı ruhsatsız silah kullanımının önüne geçebilecek nedenlerin araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri ile Anayasa’nın 98’inci maddesi gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

 

1) Muhammet Rıza Yalçınkaya                                   (Bartın)

2) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

3) İhsan Özkes                                                          (İstanbul)

4) Mahmut Tanal                                                       (İstanbul)

5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

6) Ahmet İhsan Kalkavan                                           (Samsun)

7) Özgür Özel                                                           (Manisa)

8) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

9) Doğan Şafak                                                         (Niğde)

10) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

11) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

12) Mehmet Şeker                                                     (Gaziantep)

13) Namık Havutça                                                    (Balıkesir)

14) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

15) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

16) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

17) Candan Yüceer                                                   (Tekirdağ)

18) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

19) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

20) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

21) Hasan Ören                                                        (Manisa)

22) Haydar Akar                                                        (Kocaeli)

23) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

24) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

3.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve 22 milletvekilinin, Yatağan Termik Santrali’nin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1072) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Muğla'nın Yatağan ilçesini tehdit eden termik santralin atık küllerinin depolandığı Kapubağ köyünde çevre felaketi yaşanmaktadır. Yatağan kül dağı ıslahında kullanılan suyun olumsuz etkileri ile ilgili olarak köylülerimiz mağdur durumdadır. Kül bastırma suyunun bölge zeminini yumuşatmasından ve oluşturduğu basınçtan dolayı taşkın oluşturarak kül göletindeki suyun Kapubağ köyüne boşalması yakın zaman içerisinde gerçekleşebilecek bir felakettir. Doğanın ve köylülerin korunması ve mağduriyetlerin giderilmesi" amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca "Meclis araştırması" açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

 

1) Nurettin Demir                                                      (Muğla)

2) Özgür Özel                                                           (Manisa)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

4) Doğan Şafak                                                         (Niğde)

5) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

6) İlhan Demiröz                                                       (Bursa)

7) Mehmet Ali Ediboğlu                                             (Hatay)

8) Umut Oran                                                            (İstanbul)

9) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

10) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

11) Haydar Akar                                                        (Kocaeli)

12) Mehmet Şeker                                                     (Gaziantep)

13) Aytun Çıray                                                         (İzmir)

14) İhsan Özkes                                                        (İstanbul)

15) Namık Havutça                                                    (Balıkesir)

16) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

17) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

18) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

19) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

20) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

21) Hasan Ören                                                        (Manisa)

22) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

23) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

Gerekçe özeti:

Yatağan Termik Santrali, 1982 yılından bu yana faaliyet göstermektedir. Eskihisar, Tınaz, Bağyaka, Yeşilbağcılar bölgelerinden Türkiye Kömür İşletmeleri Güney Ege Linyitleri Kurumu tarafından santrale sağlanan düşük kalorili, yüksek kül ihtiva eden ortalama 15.000 ton/gün kömürün yakılmasıyla elektrik enerjisi elde edilmektedir. Üretilen enerji, Ege Bölgesi'nin birçok yerleşimine iletilmektedir. Santral, Yatağan İlçe merkezine 4 kilometredir. Termik santralden kaynaklanan küller santralin 2 km güneybatısında, Yatağan ovasının bittiği yerde Kapubağ Köyü'nün 1 km kuzeybatısında Alazeytintepe, Bakacaktepe, Peynirlitepe'nin oluşturduğu vadi içerisinde bulunan "kül dağı ıslah alanına" boşaltılmaktadır

Kül üzerine, termik santralin soğutma suyu, sızıntı suları verilmektedir. Yani kül bastırmada kullanılan su, zaten "kirleticiler" içermektedir. Zaten kirli olan su, kül üzerine boşaltıldıktan sonra daha çok kirlenerek gölet suyuna karışmaktadır. Kül dağı ıslah çalışmaları neticesinde milyonlarca metreküp su kül üzerine dökülerek alana verilmiştir. Önemli sorunlardan birisi, kül dağı ıslah çalışmalarında kullanılan milyonlarca metreküp suyun yer altı suyundan karşılanmasıdır. Yıllar boyunca yeraltından çekilen milyonlarca metreküp su termik santralde kullanılmış ve bu alanda depolanarak bir göl oluşturulmuştur. Yer altından çekilen bunca suyun, "1. derece deprem bölgesi" olan Yatağan Ovası’nı olumsuz yönde etkileyeceği, hafif sarsıntı hâlinde taşkın olabileceği ve Kapubağ Köyü'nün milyonlarca metreküp su ile boğulacağı ve verimli tarım arazilerine sahip Yatağan Ovası’nın sular altında kalacağı aşikardır.

Yatağan Ovası’nda tarımsal faaliyetlerde yer altı suyu kullanılmaktadır. Bölgede güçlü bir yeraltı su rezervi mevcuttur. "Kül dağı ıslah çalışmaları" neticesinde oluşan gölet çevresinde, daha önce açılmış sondaj kuyularından zeminin "geçirimli" olduğu anlaşılmaktadır. Ve uzmanlar tarafından yapılan gözlemler ve araştırmalar neticesinde, kül göletindeki suyun yer altı suyuna karıştığı ispatlanmaktadır. Netice olarak, kül göletini oluşturan su içerisinde "kadminyum, kurşun, mangan, demir" gibi ağır metaller ve bunun yanında eser miktarda da olsa "siyanür" tespit edilmiştir.

Aynı zamanda yapılan analizler sonucunda suyun pH değerinin 12 civarında (bazik) olduğu gözlemlenmiştir. PH'sı 12 olan acı bir su, ne içmek için ne de tarımsal sulama için uygundur.

Yüksek pH'lı sıvılar, bırakın insan vücudunu metallerde bile tahriş edici özelliktedir. Su pH'sının yüksek olması su içerisinde aynı zamanda amonyak ve amonyum bulunduğunun işaretçisidir. "Amonyak", gümüş takımların temizlenmesine, kumaş lekelerinin çıkarılmasına yarar. Tıpta yakıcı olarak kullanılır. İçmek veya tarla sulamak için kullanılmaz.

Köy halkı, bölgede açılan kuyulardan su ihtiyacını karşılamaktadır. Parası olan arıtma cihazı (osmoz) kullanarak su içmektedir. Köy alanında bile su içmek için arıtma cihazı kullanılması, köylünün su içebilmek için para ödemesi bu ülkenin hâlini ortaya koymaktadır. Cihaz kuramayan fakir köylü ise hastalıklarla boğuşmaya belki yavaş ve acılı bir ölüme mahkûm hâle gelmiştir. Gerek bizim tarafımızdan ve gerekse uzmanlar tarafından bölge halkı ile yapılan görüşmelerde, su içerken metal tadı aldıkları, suyun şişkinlik yaptığı, dilde yanma, kramplar ve benzeri şikâyetler yaşadıklarını ifade etmektedirler. Sadece su içerek bu zehirli maddeleri vücuda almayız. Buranın suyu, Yatağan Ovası’nın tarımsal sularına da karışmaktadır. Bitkiler de insanlar gibi bu maddeleri vücutlarında biriktirmektedir. İnsanlar ve diğer canlılar da bu bitkileri yediklerinde doğal olarak bu maddeleri bünyelerine alır ve biriktirirler.

Bu bilgiler ışığında, Muğla'nın Yatağan ilçesini tehdit eden santralin atık küllerinin depolandığı Kapubağ Köyü'nü ziyaretimizde yaptığımız incelemeler ve uzmanların görüşleri neticesinde, burada bir çevre felaketi yaşandığını tespit etmiş bulunmaktayız. Yatağan ve bölge halkı tehlikededir. İvedilikle kül gölünde önlem alınması ve bu konuyla ilgili bir "Meclis Araştırması" açılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

(9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşması Komisyonu Başkanlığının Komisyonun görev süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

A) Tezkereler (Devam)

2.- (9/8) esas numaralı Meclis Soruşması Komisyonu Başkanlığının, Komisyonun görev süresinin iki ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1608)

16/10/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

09/07/2014 tarihinde çalışmalarına başlayan Komisyonumuzun 16/10/2014 tarihli toplantısında aldığı karar gereğince görev süresinin Anayasa’nın 100’üncü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 110’uncu maddeleri uyarınca 27/10/2014 tarihinden itibaren iki ay uzatılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    Hakkı Köylü

                                                                                                                                    Kastamonu

                                                                                                                               Komisyon Başkanı

 

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 110’uncu maddesinde yer alan “Soruşturmayı iki ay içinde bitiremeyen komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir.” hükmü gereğince komisyona iki aylık ek süre verilir.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de bu konuda 60’ıncı maddeye göre yerimden kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, (9/8) esas numaralı Soruşturma Komisyonu Başkanının görevini suistimal ettiğine ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aşağı yukarı bir buçuk ay sonra bu 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve hırsızlık olaylarının üzerinden bir sene geçmiş olacak. Bu olayları örtbas etmek için başta Cemil Çiçek görevini suistimal ederek, savcıların gönderdiği fezlekeleri gizleyerek bu yolsuzluk ve hırsızlıkları örtmeye çalıştı. Arkasından, bir soruşturma önergesi geldi, AKP uzun zaman bu soruşturma komisyonunu çalıştırmamak için üye vermedi. Arkasından, bu soruşturma komisyonu kurulduktan sonra şimdi süre uzatmak isteyen Köylü görevini suistimal ederek gelen fezlekeleri sırf milletvekilleri görmesin… Temel amaç 30 Mart seçimlerini atlatmak, 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimini atlatmaktı ve bunda da başarılı oldular. Bu Köylü en büyük yolsuzluğu yapmış ve görevini suistimal etmiştir, suç işlemiştir. Gelen fezlekelerde dizi pusulası olduğu hâlde “Dizi pusulası yoktur.” diye dosyaları savcılara iade etmiştir. Savcılar da - kendilerine göre buldukları savcılar da- bu dosyadaki belgelerin bir kısmını yok etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Hayır, daha açmadım. Nedir konu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Konu –pardon- bu oylamaya sunacağınız tezkereyle ilgili…

BAŞKAN – Oylamaya sunma yok, bilgilerinize sunduk.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bilgi açısından… Onunla ilgili 60’ıncı maddeye göre ufak bir açıklama yapacaktım.

BAŞKAN – Size ben daha evvel 60’ıncı maddeye göre verdim ama şimdi de veriyorum bir söz. O 60’ıncı madde işi bitti.

Veriyorum sözünüzü, buyurunuz.

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili görevsizlik kararı verilen dosyanın tekrar ele alınarak takipsizlik kararı verilmesinin bir hukuk skandalı olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, teşekkür ederim Değerli Başkanım, saygılarımı sunuyorum.

Bu tezkereyle ilgili, takdir edersiniz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı verdi. Bu görevsizlik kararı nedeniyle Cumhuriyet Başsavcısı olaydan el çekmiş iken dosya buraya, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi. Ancak, görevsizlik kararı verildiği hâlde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili -bir güç, nerede, hangi güç dediyse- o dosyayı tekrar ele aldı ve takipsizlik kararı verdi geçen hafta cuma günü.

Netice itibarıyla bu tam bir hukuksal skandaldır. Sayın Bakan da bir hukukçudur. Yani bir Cumhuriyet Savcılığı ve bir mahkeme görevsizlik kararı verip eğer dosyadan el çekmişse bir daha o dosyayı ele almaması lazım ve bu tezkere şu anda Mecliste.

Şimdi, bir yandan tezkere Mecliste, bir yandan aynı savcılık görevsizlik verdiği kararı bir daha ele alıp takipsizlik kararı vermekte. Bu skandalın sonlandırılması açısından, hani deriz ya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …”Adalet devletin düzenidir.”, bu düzenin sağlanması açısından mümkünse Hükûmetin tekrar, yine, bu konu üstüne eğilmesini istirham ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyurusu

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de birer üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen, siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 3 Kasım 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır; okutup, oylarınıza sunacağım:

A) Tezkereler (Devam)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının; Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca 26-27 Ekim 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek Tarım, Endüstriyel Kalkınma ve Küçük-Orta Ölçekli Teşebbüsler Komitesi Başkanlar Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1610)

16 Ekim 2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca 26-27 Ekim 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek “Tarım, Endüstriyel Kalkınma ve Küçük-Orta Ölçekli Teşebbüsler Komitesi Başkanlar Toplantısı”na Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın katılması hususu, 28/03/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                               Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bazı sayın milletvekillerinin izinli sayılmalarına dair bir tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının; Ağrı Milletvekili Fatma Salman ve Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’a, belirtilen neden ve sürelerle izin verilmesine ilişkin tezkeresi (3/1609)

21/10/2014

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Aşağıda adları yazılı milletvekillerinin belirtilen süre ve nedenlerle izinli sayılmaları, Başkanlık Divanının 13 Ekim 2014 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.

Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                               Sadık Yakut

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                               Başkanı Vekili

Ağrı Milletvekili Fatma Salman, mazereti nedeniyle 06/05/2014 tarihinden itibaren 19 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz, mazereti nedeniyle 03/04/2014 tarihinden itibaren 14 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 645, 240 ve 640 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 4, 5 ve 6’ncı sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 21 Ekim 2014 Salı günkü Birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 30 Ekim 2014 Perşembe günü toplanmamasına; 640 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

21/10/2014

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 21/10/2014 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                               Sadık Yakut

                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                               Başkanı Vekili

 

      Mahir Ünal                                                         Engin Altay

Adalet ve Kalkınma Partisi                    Cumhuriyet Halk Partisi

    Grubu Başkan Vekili                            Grubu Başkan Vekili

 

     Yusuf Halaçoğlu                                                  Pervin Buldan

Milliyetçi Hareket Partisi                     Halkların Demokratik Partisi

Grubu Başkan Vekili                                 Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 645, 240 ve 640 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının bu kısmın sırasıyla 4, 5 ve 6’ncı sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

21 Ekim 2014 Salı günkü (bugün) Birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu birleşiminde 645 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

22 Ekim 2014 Çarşamba günkü Birleşiminde 240 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

23 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde 640 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00’te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi,

30 Ekim 2014 Perşembe günü toplanmaması,

640 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

640 Sıra Sayılı İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı

(1/758)

 

Bölümler

 

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

 

1 ila 9’uncu maddeler arası

9

2. Bölüm

 

10 ila 18’inci maddeler arası (Geçici 1’inci madde dâhil)

10

Toplam Madde Sayısı

19

 

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisinin lehinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz’ün.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Danışma Kurulunun lehinde söz aldım ancak malum Türkiye’nin gündeminde olan 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili takipsizlik kararı hakkında konuşarak Genel Kurula bilgi vermeyi bir milletvekili olarak, dosyayı bilen birisi olarak görev kabul ediyorum.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyet savcısı verdiği takipsizlik kararında diyor ki: “Efendim, bu menfaat temin etme işleri vardır, ancak rüşvet anlaşması… Yani, bakanlarla, hakkında soruşturma komisyonu kurulan 4 bakanınız ile bu mama dağıtan Rıza Sarraf arasında bir iş yapılması ya da yapılmaması için, bir rüşvet anlaşması olmadığı için rüşvet suçunun unsurları oluşmaz.” bir. İki: “Efendim, mahkeme tarafından verilen teknik takip ve izleme, dinleme kararları usulüne uygun olmadığı için ben bunları da delil saymam.” Bu, tabii, ikinci argümanı çok tehlikeli bir argüman. Mahkeme kararları yanlış dahi verilmiş olsa uygulanmak zorundadır hukuk devletinde, aksi takdirde kaos olur. Yarın başka bir savcı başka bir mahkeme kararını, bir mahkûmiyet kararını “Siz usule aykırı davrandınız, savunma hakkını ihlal ettiniz.” diyerek ben bunu infaz etmiyoruma götürebilir.

Gelelim, efendim, bu gerçekten sadece dinleme midir, dinleme kararları mıdır? Değil arkadaşlar yani size daha önce göstermiştim. Şimdi, sizin kendi bakanınız Zafer Çağlayan 700 bin liralık saat meselesini de zaten kabul ediyor, diyor ki: “Ben bu saati beğendim, Rıza Sarraf aldı, bana gönderdi, ben parasını ödedim kendisine -işte, bir de evrak gösterdi buradan- bu da mal beyanım.” 300 bin frank değerinde bir saat. O zaman bunun sorulması gerekmiyor mu? Bakan Bey, Zafer Bey, sen 300 bin frangı “cash” olarak cebinde mi taşıyorsun ya da bankada bir frank hesabın mı var? Hangi hesaptan ne zaman transfer ettin? Bunun bir dekontunu göster. Ya da kolundaki bu saati, TL hesabından 700 bin liralık saati oradan mı aldın? Tekrar göstereyim. Meşhur bu saat, 700 bin liralık saat. E, bunun sorulması lazım. Bunlar tespit edilmiş mi, özel kalem müdürüne teslim edilmiş mi? Evet, kesin, kendisi de kabul ediyor.

Değerli arkadaşlar, bu paralar çıktı mı Halkbank Genel Müdürünün evinden? Çıktı. “Bunlar yok.” demiyor ki savcı. Yani, sizin baştan beri dediğiniz, Hükûmetin daha doğrusu, sizin değil, ben grubunuzu tenzih ediyorum, bir kısım Hükûmet üyelerinin ve bu işe bulaşanların. Hükûmet üyelerinin tümü de değil.

Daha önce de söylemiştim, yine Rıza Sarraf bir konuşmasında diyor ki: “Ya, bu Mehmet Şimşek ile Ali Babacan diğerlerine benzemiyor, bunlar tuhaf adam.” Bu nedenle de ben bu olaya bulaşmadıkları için, temiz oldukları için Mehmet Şimşek ve Ali Babacan’a da teşekkür etmiştim. İki bakanınız, onlar da sizin bakanınız ama yolsuzluğa, hırsızlığa karışan adama da sahip çıkılmaması gerekir diyorum.

Dolayısıyla bu paralar var mı? Var, bu kesin. Bu valizle bu para gitti mi; 2 milyon dolar, 2 milyon euro, 1,5 milyon TL? Gitti. Savcı “Bu yok.” mu diyor, “Dublaj, montaj.” mı diyor? Hayır. “Bu gerçek, ancak bu parayı alan bakan görev alanına giren bir iş için bunu almadığı için rüşvet verme suçu oluşmaz.” diyor. Kim açısından? Rıza Sarraf açısından rüşvet verme suçu. Niye? Rüşvet konusunda anlaşma, özel anlaşma olmadığı için. “Olursa başka suçlar olur.” diyor. Yani, işte, efendim, usulsüz hediye alma ya da işte nüfuzu suistimal, görevi kötüye kullanma gibi bir değerlendirme.

Şimdi, burada, özellikle şu anda bakanlarla ilgili kurulan bu Meclis Soruşturma Komisyonunun, bugün de görev süresi iki ay uzatılan bu Komisyonun buna dikkat etmesi lazım. Bu olayı… Yani, efendim, bu görev alanına mı giriyor…

Yani, örneğin Egemen Bağış. Egemen Bağış’ın evindeki hizmetçi Marina’ya hani çikolata kutusunda teslim edilen 500 bin dolar var ya! Deniyor ki savcı tarafından: “Egemen Bağış’a niye verildi bu? Çünkü, işte, efendim bir haber, Rıza Sarraf hakkında, aleyhinde çıkacak bir haberin önlenmesi ya da bir yerle ilgili bir ihale işi var ya da işte efendim babasına vize alınmasıyla ilgili. Bu konular Egemen Bağış’ın görev alanına girmediği için rüşvet suçu oluşmaz çünkü göreviyle ilgili bir konu değil.” E, o zaman ne olur? Görevi kötüye kullanma olur, nüfuzu suistimal olur, ne olursa… Bunu kim değerlendirecek? Bunu yargı değerlendirecek. Savcının verdiği takipsizlik kararı bakanlara ilişkin “suçsuz” demiyor arkadaşlar, iyi okuyun. Bunlar var, bunlar sabit ama suç unsurları yönünden, rüşvet suçu açısından… Çünkü, bakanları soruşturan savcı değil. Savcı kimi soruşturuyor? Bakan çocuklarını, Rıza Sarraf’ı, Halk Bankası Genel Müdürünü. Halk Bankası Genel Müdürünün evinde çıkan bu paralara diyor ki: “Yardım Toplama Kanunu’na muhalefet.” Hani demişlerdi ya: “İmam-hatip lisesi yaptıracağız, yardım topluyoruz.” Yardım Toplama Kanunu’na muhalefetten, oradan devam edecek. Şimdi, komik yani, tabii, haram parayla yardım toplama. Ne yapacaktı, efendim, makbuz mu kesecekti?

Değerli arkadaşlar, Gana’dan gelen 1,5 ton altın olayı var mıdır? Evet, vardır. Doğru mudur? Kesinlikle doğrudur. Kim diyor? Sizin Bakanlığınız diyor. Sizin Gümrük Bakanlığınızın müfettişleri diyor ki: “Gana’dan -müfettişlerin raporu var dosyada- 1,5 ton ‘mineral sample’, değersiz maden, numune olarak yurda sokulan, Atatürk Havalimanı’na gelen ve yapılan kontrolde altın olduğu anlaşılan, daha sonra 1.208 kilosu dışarıya çıkan…” Yani 292 kilosu içeride. Nerede bu 292 kilo altın? 16 milyon 500 bin TL borsa değerinde altın yok. Sabit midir? Sabittir. Sizin Bakanlığınız diyor, Hükûmetinize bağlı müfettişler diyor. Bu altınlar ne oldu, 292 kilo altın? Kaçakçılık Kanunu’na muhalefet yok mu? Var. Efendim, niye gitti bu altınlar, nasıl gitti? İşte sahte belgelerle, bakanların girişi, bir Bakanlığınızın, Gümrük Bakanlığınızın Müsteşarının devreye girmesi, Zafer Çağlayan’ın Özel Kalem Müdürünün devreye girmesi ve usulsüz evraklarla bu tekrar Dubai’ye gönderildi ama giderken 1,5 ton olarak gitmedi, 1.208 kilo olarak gitti, 292 kilosu şu anda kayıp, yok. Bundan dolayı da ilgili firmaya Bakanlığınız ceza kesti, sabit.

Efendim, ben uzun süre savcılık yaptım biliyorsunuz. Savcılık yaparken hırsızlar karşımıza gelince biz hırsızları ikiye ayırırdık. Bir: Basit, adi hırsızlar yani gitmiş yankesicilik yapmış, vatandaşın cebinden parasını çalmış; arabanın camını kırmış, teybini çalmış; evine girmiş, şey yapmış. Bu insanlar geldiği zaman boynu bükük yani suçunu kabul eder bir şekilde adalete teslim olurdu. Genelde de itiraf ederlerdi yani “Yaptık işte.” falan derlerdi. “Parmak izi senin mi?” “Benimdir.” Yapacak bir şey yok. Basit, adi hırsızlar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Namussuz hırsızlar var!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bir de, biz, beyefendi hırsızlar, beyaz yakalı hırsızlar gördük. Adam gelir grand tuvalet, kravatlı, beyefendi “Efendim, ben işte bu kadar ihracat yaptım, -ben bu kadar vergi- bu ülkeye bu kadar döviz kazandırdım…”. İşte, hayali ihracat yapmış, haksız yere vergi iadesi almış, “Efendim, ben bu kadar istihdam yaratıyorum.” diyerek, kendilerini böyle pazarlarlardı. Şimdi, Allah bu tür hırsızlardan bu ülkeyi korusun. Bu ülkenin başına ne geldiyse bu tür hırsızlardan geldi. Asıl problem buradadır, basit hırsızlıkta değildir, bu hırsızlardadır. (CHP sıralarından alkışlar) Şu anda bu yüce Meclisin de bu tür hırsızlardan bu Meclisi kurtarmaları gerekiyor.

Diyor ki bu adam: “Bakanlara mama vermek lazım.” Şimdi, savcı hediye olarak nitelemiş ya, “Efendim, görevine girmiyor, rüşvet anlaşması yok, bu nedenle de bu rüşvet suçunun unsurları oluşmaz.” diyor ya; Rıza Sarraf ne diyor burada: “Nenem derdi ki: ‘Oğul, memurla bilmem kimin bahşişini peşin ver.’” Böyle görüyor sizin bakanlarınızı. Sayın savcım, sen bunu mu hediye kabul ettin, bunun için mi “Hediyedir.” dedin?

Yine -bir bakanınızın kayınbiraderinin oğlu yanında ya, çalışıyor- Bakan olarak atandığı zaman -şimdi ismini söylemeyeyim- diyor ki: “Gücümüze güç geldi.” Maşallah! “E, bunları baştan mamayla beslemek lazım, beslemek lazım.” diyor ve savcı arkadaş bütün bu delilleri görmüyor, daha doğrusu farklı bir yorum yapıyor, “Deliller var.” diyor, “Bunlar sabit.” diyor, “Okey, ancak rüşvet suçu için bu kişiler arasında özel anlaşma olmadığı için, bu nedenle suçun unsurları oluşmadığından ve usulsüz mahkeme kararları olduğundan dolayı takipsizlik kararı veriyorum.” diyor. Fakat bu Meclis bu kararla bağlı değildir. Soruşturma Komisyonu üyelerinin görevini hakkıyla yapacağına inanıyor, Meclisi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu; buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Başkanım.

Ben şunu söyleyeyim: Kur’an-ı Kerim basılır, satışa sunulamaz, fiyat biçilmez biliyorsunuz, “hediyesi” diye yazar sadece. Dolayısıyla “hediyesi” denir ama aslında satılır, satılmış olur. Bu işler de ona benziyor galiba. Ama ben bunların üzerinde durmak yerine başka bir konu üzerinde durmak istiyorum.

Her ne kadar “aleyhinde” diye yazıyorsa da, imza attığımız için aleyhinde değiliz tabii ki Danışma Kurulu önerisinin. Fakat şunu özellikle belirtmek istiyorum: Şimdi, son bu Kobani meselesinde peşmergelerin Türkiye üzerinden geçişleriyle ilgili açıklamalar yapıldı ve Dışişleri Bakanı da bunu resmen teyit etti.

Biliyorsunuz daha önce bu konuda bir tezkere geçmişti ve tezkerede aynen şunlar yazıyordu: “Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca…” Ki 92’nci maddeyi biliyorsunuz açık ve nettir. Şöyle söylüyor: “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” Yani Türk Silahlı Kuvvetlerinden bahsederken… “Yabancı silahlı kuvvetler” dendiği zaman da yine, burada, devletlere ait, meşru devletlere ait silahlı kuvvetlerden söz edilmektedir. Nitekim tezkerede de şöyle söylüyor: “Türk Silahlı Kuvvetlerinin, gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması…” Türkiye’den geçirilmesi değil, Türkiye’de bulunması.

Şimdi, değerli arkadaşlar, birkaç gündür Kobani’deki IŞİD’le olan çarpışmalar dolayısıyla büyük problemler yaşıyor Türkiye. 6-10 Ekim tarihleri arasında 113 binanın yakıldığı ve tahrip edildiği; yine 1.177 aracın yakıldığı; 220 okulun kundaklandığı ve yakıldığı; kan merkezlerinin ve birtakım çocuk yuvalarının yakıldığı, yıkıldığı ve resmî kayıtlara göre de 36 insanımızın hayatını kaybettiği bir süreç yaşadık.

Tabii, bu süreç içerisinde bahane olarak ortaya atılan konu Kobani’ye Türkiye'nin yardım etmemesi üzerine oturmuştu ve bundan dolayı bir ayaklanma provası gerçekleştirildi; ortalık kan gölüne döndü, yakıldı, yıkıldı ve tahrikler meydana geldi.

Değerli arkadaşlar, biz tezkereye onay verirken Türkiye'nin bir şekilde dışarıdan gelebilecek etkilerini azaltmak, işte, gerekiyorsa göç ve göçmen meselelerini çözebilmek için Suriye cihetinde, tarafında güvenli bölgeler oluşturmasına onay vermek üzere tezkereyi onayladık; Türk Silahlı Kuvvetlerini rahatlatmak için, Türkiye Cumhuriyeti’ni rahatlatmak için. Ama Hükûmete ait bir Başbakan Yardımcısı çıktı “Türkiye tarafında güvenli bölge oluşturabiliriz.” gibi bir söz sarf etti. Türkiye tarafı güvenli bölge değil midir? Yani…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Öyle bir şey söylemedi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bilmiyorum, gazetelerde… Tekzip edilmediği için söylüyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Şöyle söyledi: Aynı açıklamayı yaptı, 19 kişi doğru anladı 1 kişi yanlış anladı!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım, tekzip edilsin o zaman, tekzip edilmesi gerekir.

Dolayısıyla böyle bir söz söylendiği belirtiliyor basında.

Şimdi, diğer taraftan, bugün Dışişleri Bakanı açıklama yaptı, herhâlde bu da yanlış değil. “Peşmergelerin geçişine izin verdik ve bir kısım peşmergeler de Türkiye topraklarını kullanarak geçti.” dedi. Buna izin verdiğini söyledi.

Şimdi, az önceki okuduğum Anayasa maddesine, 92’nci maddeye ve tezkereye tamamen aykırı bir durum söz konusudur ve Anayasa suçu işlenmiştir bu hareketle çünkü Anayasa doğrudan doğruya devletleri muhatap almaktadır; birtakım güçleri, silahlı güçleri değil. “Türk Silahlı Kuvvetleri veya yabancı silahlı kuvvetler” diyor. Şimdi, Anayasa maddesine göre ve tezkereye göre, Irak devletine ait bir ordu birliğinin Türkiye üzerinden geçişine veya Türkiye’ye gelişine izin verilebilir ama devlete ait olmayan bir silahlı gücün Türkiye üzerinden geçirilmesine müsaade edemezsiniz.

Kaldı ki hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan yaptığı açıklamada PYD’yi PKK’nın eş değeri ve bir terör örgütü olarak nitelendirdi. Öyleyse bir terör örgütüne -yardım etmek için- Türkiye yardım ve yataklık mı yapıyor? Bunun anlamı nedir? Bunun altından nasıl kalkacaksınız? Bunları göz önüne almak zorundasınız çünkü bir gün önce, bir saat önce, iki saat önce PYD’nin de PKK gibi terör örgütü olduğunu söyleyeceksiniz, Obama’dan gelen telefonla işin rengi değişecek. Neymiş efendim, Amerika Birleşik Devletleri Kobani tarafına 14 ton silah atmışmış.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 20 ton.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – 20 mi? 14 ton diye okudum ben, öyle söylüyorum.

Şimdi, arkadaşlar, Amerika Birleşik Devletleri PYD’yi muhatap alıyorsa PKK’yı da muhatap alıyor anlamına gelir. Siz o zaman kiminle iş birliği yapıyorsunuz ve kimin sözleriyle hareket ediyorsunuz? Bunların açıklığa kavuşması gerekir. Dolayısıyla, bu yürüttüğünüz operasyonda, maalesef, geçmişte olduğu gibi, dış politikada yine büyük hatalar içerisine düşmüş durumdasınız, ne yapacağınızı şaşırmış durumdasınız.

Esad’ı ön plana çıkararak IŞİD’e müdahale etmemek veya Kobani’ye müdahale etmemek gibi bir politikanız, ABD’yi ve Avrupa Birliğini nasıl olsa Esad’a karşı harekete geçiremeyeceğinizi düşünerek böyle bir gerekçeyle ortaya çıkmanız aslında tutmamış; farklı bir siyasetle, farklı bir politikayla aslında Amerika Birleşik Devletleri âdeta Türkiye’yle oyun oynamıştır. Dolayısıyla, buna bağlı olarak sizin şu sırada yarın kime döneceğini bilmediğiniz bir silahlı gücü Türkiye sınırında PYD’ye destek verir hâle getiriyorsunuz. Açıklamalara bakacak olursak, efendim, Suriye’de alınmış ve yetiştirilmiş peşmergeler tarafından Suriyelilerin buraya gönderildiği… Eğer böyleyse daha da kötü bir duruma düşmektesiniz, yok, Irak üzerinden, Iraklı Kürtlerin, peşmergelerin eğer bu bölgeye naklini söz konusu ediyorsanız -ki bunlar şu açıklamayı yapıyor: “Birleşmiş Milletlere kayıtlı olan silahlarla gidemeyiz, gitmiyoruz.”- yarın o silahları orada bırakmayacaklarını nasıl garanti edeceksiniz o zaman, kayıtlı silah değilse? Orada bıraktığında bunların PKK’nın eline geçmeyeceğini nasıl garanti edeceksiniz? Bunları edemezsiniz. Yarın iş Türkiye’ye döndüğü takdirde bunun altından da kalkamayacağınızı düşünüyorum. Dolayısıyla bu konuyu tekrardan gözden geçirmenizde büyük bir fayda vardır. Ama yine üzerinde özellikle durmak istiyorum: Anayasa’nın 92’nci maddesi peşmergenin Ceylanpınar üzerinden de olsa, nereden olursa olsun Türkiye topraklarına girmesine ve bunun üzerinden geçmesine asla müsaade etmemektedir ve kesinlikle bunun karşılığında Anayasa suçu işlenmektedir ve bunun hesabını eninde sonunda vermek zorunda kalırsınız. Bu bakımdan, sizleri özellikle uyarmayı bir görev addediyorum, yanlış yapmayın arkadaşlar.

Bakın, bugün Suriye’den Türkiye’ye girmiş 1 milyon 800 bin kişi arasında kaç IŞİD militanının olduğunu, kaç PYD militanının olduğunu, genel anlamda ne kadar terörist olduğunu nasıl tespit edeceksiniz? Yarın bombalar patlamaya başlarsa Türkiye’de bunun hesabını kim verecektir, bunun altından nasıl kalkacaksınız? Ve tezkerenizde belirttiğiniz gibi IŞİD’in ve PKK’nın dışında “Suriye’deki diğer terör örgütleri” olarak isim vermeden belirttiğiniz terör örgütlerinin kaç tane olduğunu ve bunların ne kadarının Türkiye içerisinde yer aldığını bilemezsiniz. IŞİD bir terör örgütüdür, PYD bir terör örgütüdür ve PKK’nın uzantısıdır. Zaten flamalarında da bunlar görülmektedir. Öyleyse, iki terör örgütünün çarpışması sırasında ve ikisini de terör örgütü olarak nitelendiriyorsanız terör örgütlerinin birine yardım ederek hangi işlemi yaptığınızı, nasıl kanunsuzluk içerisine düştüğünüzü görmeniz gerekir ve siz “terör örgütü” dediklerinizle masaya oturuyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Danışma Kurulu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu önerisi lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, dört siyasi parti grubumuzun ortak önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu haftaki çalışma takvimi düzenlenmiştir. Buna göre, inşallah bugün Kocaeli Milletvekili Mehmet Ali Okur ve arkadaşlarının vermiş olduğu YÖK kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifini, Gebze’mize, Kocaeli’mize Gebze Teknik Üniversitesinin kazandırılmasına ilişkin teklifi görüşeceğiz. Ben şimdiden bu üniversitenin Kocaeli’ne, eğitim camiamıza ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Yarın, 22 Ekim Çarşamba günü Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın gündeme alınarak görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına Meclisin devam etmesi önerilmektedir. Yine bu kanun da, biliyorsunuz, teknolojinin gelişmesi karşısında, özellikle İnternet ortamında yapılan alışverişe ilişkin hukuki altyapı eksikliklerinin giderilmesine yönelik çok önemli ve acil kanunlardan biridir. Bunun da inşallah yarın görüşmelerinin yapılması, 23 Ekim Perşembe günü de İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu Tasarısı’nın görüşülerek Meclisimizin çalışması önerilmektedir. Önerimize desteklerinizi bekliyor yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan, buyurunuz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün en önemli gündem maddelerinden birisi 17 Aralık sürecinde başlayan yolsuzluk operasyonunun üstünün örtülmesi. Değerli arkadaşlar, “Vardı, yoktu.”, “İftiraydı, düzmece bir plandı.”, “Paralel yapının bir tezgâhıydı.”, “İşte, bunca kasetlerin tamamı montajdı, eklemeydi.”, “Ciddi bir belge vardı, yoktu.”, bütün bunları Türkiye yaklaşık on aydır tartışıyor. Yüzlerce yazı yayınlandı, yüzlerce makale, yorum, televizyon programı yapıldı ama neticede kamuoyunun önüne açık, net, mahşerî vicdanı rahatlatacak bir netice ortaya konulamadı. Ben bu teferruatlara girmek istemiyorum yani “Ne yazıldı, ne çizildi?”, “Ne oldu?”, “Kim ne dedi?” fakat cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk iddialarında geldiğimiz nokta sadece kamuoyu açısından büyük bir tatminsizliktir. Tekrar ediyorum: “Vardı, yoktu.”, “Doğruydu, yanlıştı.” iddialarının ötesinde gelinen en önemli nokta bu dosya şeklen kapanmış olabilir ama ne zaman olsa, hangi tarihte olursa olsun bir gün Türkiye tekrar bu dosyaları açacaktır.

Tabii, hiçbir şey yoktu ise 4 bakan neden istifa etti? Yani öncelikle bu 4 bakan eğer hakikaten aklandılarsa tekrar bir günlüğüne bile olsa görevlerine iade edilmeleri lazım. İkincisi: Yine aynı tarihte istifa eden bir Bakan, Sayın Erdoğan Bayraktar televizyonların karşısına çıktı. “Biz -kendimce, bence- yanlış bir şey yapmadık ama ne yaptıksa bunları -o tarihteki Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adını vererek- onun talimatıyla yaptık.” dedi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir demokratik devlette, üstelik de 80 milyonluk bir devlette –yani 1 milyonluk, 2 milyonluk, 3 milyonluk aşiret devletleri var dünyada, düzmece demokrasilerle yönetilen devletler de var- ve bölgesinde örnek olma, lider olma iddiasında olan bir devlette bu iddiaları bu kadar basitçe geçiştiremezsiniz. 1 milyar doların varlığından bahseden telefon konuşmaları ve yine aynı şekilde bu işlerin içerisinde yer almış sözde bir iş adamının “tape”leri bu kadar basit bir şekilde geçiştirilemez. Bu Meclis kürsüsünde de Türkiye’de de hiç kimse, en fazla bu parasal ilişkilerin içinde olan, tabiri caizse, devletin kasasını elinde bulunduran Sayın Mehmet Şimşek ve Ali Babacan’la ilgili tek kelime itham edici bir ifadede, beyanatta bulunmadı. Niye bulunmadı? Yine bu operasyonların içinde adı geçen ve “tape”leri yayınlanan sözde iş adamı beyanatlarında “Ya bu adamlar çok acayip adamlar, bir türlü nüfuz edemedik.” dedi kendi “tape”lerinde.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu mevzu hakkında da böyle çok fazla gidip gelmeden evvel, üzerinde fazla konuşmadan evvel ve sonrasında da ilk ve son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Değerli arkadaşlar, her şeyi bir yana bırakın yani bu işlerin doğruluğunu, yalanlığını bir tarafa bırakın; Allah’ınızı severseniz bu çoluk çocukla ne işiniz var? Bunlarla VIP’lerde ne işiniz var? Bunlarla devlet protokolünde yan yana otururken ne işiniz var? Yani siz kendinize bakıp taşıdığınız sıfatlara, devlet adamı sıfatlarına ve oturduğunuz makamların önemine bakarak kendi kendinize sorun, Allah’ınızı severseniz bu insanlarla ne işiniz var? Hani kişiye soruyorlar, diyorlar ki: “Bana arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim.” Gezdiğiniz insanlar, oturup kalktığınız insanlar, yemek yediğiniz insanlar, şakalaştığınız insanlar, bir dönüp bakın eğer sizin bulunduğunuz yerin ağırlığıyla mütenasip değilse, hele hele bu kadar karanlık ışık içindeyse, bu kadar magazin dünyasının içindeyse sizin bırakın bunlarla yan yana oturmayı, kilometrelerce kaçmanız lazım.

Onun için, değerli arkadaşlarım, tekrar söylüyorum: Hiçbir şey aklanmadı, hiçbir şey kapanmadı, hiçbir şey de kamuoyunun vicdanını ikna etmedi, teskin etmedi. Ne zaman olursa olsun bu dosyalar tekrar açılacak, bunun bilinci ve hesabıyla yaptıklarınızı tekrar gözden geçirin.

Değerli arkadaşlar, yine bu kürsüden defalarca sizlere hitap ettim ve gündeme getirdim; İstanbul’daki imar değişiklikleri, feryat figan bütün bir İstanbul talan edildi. İnan edin, Bizans’tan bu yana bu kadar bir talan olmamıştı İstanbul’da. Çocukluğundan beri İstanbul’da yaşayan, fiilen yirmi beş yıl oturmadan önce de bütün yaz tatillerini İstanbul’da, Boğaziçi’nde geçiren bir kardeşiniz olarak söylüyorum, benim yüreğim yanıyor, kendimi bir İstanbullu olarak hissediyorum. Ve İstanbul’da bu yapılanlarla ilgili verdiğim Meclis araştırma önergesinde çok basit bir şey istedim, dedim ki: “Ne kadar imar değişiklik dosyası varsa, 1994’ten bu yana, sizin sorumluluğunuz altında, bu imar değişikliği yapılan parsellerin, adaların, paftaların -neyse- ilk sahipleri kim? Yani, bu imar değişiklikleri yapılmadan önceki sahipleri kim, imar değişikliği yapıldıktan sonraki sahipleri kim, lütfen bunları bir açıklayın.”

Ve yine aynı şekilde “Çok doğru bir şey yapıyoruz, bunlarda hiçbir yolsuzluk yok, biz bu değişikliklerin tamamını belli bir kurala göre yaptık.” diyorsanız, o zaman buralarda oluşan rantın değeri ne kadar? Yani, imar değişikliği yapmadan önceki değeri ne, imar değişikliği yaptıktan sonraki değeri ne? Bunu da sordum.

Üç: Dedim ki: “Arkadaşlar, eğer bu yaptıklarınızdan bu kadar emin ve vicdan rahatlığı içerisindeyseniz, o hâlde gelin bir imar değişikliği rant vergisi koyalım.” Bununla ilgili de bir kanun teklifi verdim Meclise. Bir komisyon kurulsun, o imar değişikliği yapılan parselin imar değişikliğinden önceki değeri ne, sonraki değeri ne; bundan oluşacak rantın yüzde 20’si devletin hazinesine girsin.

Benim söylediklerime itiraz ettiniz ve -buradan sayın iktidar milletvekillerine sesleniyorum, az sayıda beni dinleyen arkadaşa sesleniyorum- ellerinizi kaldırarak “Hayır.” dediniz ama bugün Sayın Ali Babacan geldi, kameraların karşısına geçti, iki aydır bu rant vergisinden bahsediyor. Ama, ne zaman bahsediyor? Bütün İstanbul satıldıktan sonra.

Hiç Esenyurt’a gittiniz mi sevgili arkadaşlar? Böyle bir rezalet gördünüz mü? Orada neler oldu hiç baktınız mı? Ama döndük dolaştık, yine benim bu kanun teklifini vermemden iki yıl sonra, şu an Sayın Ali Babacan, Sayın Mehmet Şimşek bu rant vergisinden bahsetme durumuna geldiler.

Değerli arkadaşlar, yine aynı şekilde, bu “tape”lerde milletin anasına avradına küfreden iş adamıyla geçenlerde VIP salonunda yüz yüze geldim, karşılaştım, hacca gidiyormuş -tabii, VIP’ye nasıl girmiş, o da ayrı- hacca giden AKP’li milletvekilleriyle birlikte. Dedi ki: “Çok aleyhimizde konuşuyorsun.” “Hayır, siz bu hesabı verin.” dedim; bir. İki: “Siz ‘İş adamıyım, otuz beş yıllık mühendisim -böyle söylüyor, ‘İş adımıyım.’ diyor- ben bunların tamamını hakkımla aldım.’ diyorsunuz. Ben Meclis kürsüsünden Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım’a seslendim, ‘Bu Hasankeyf Köprüsü 1.090 metre, birinci Boğaziçi Köprüsü 1.070 metre, Boğaziçi Köprüsü’nden daha uzun. Yarı fiyatına ver, Diyarbakırlı iş adamları bütün bu teknik ve mali şartları da yerine getirerek buna talip.’” dedim, tatminkâr bir cevap vermedi. Döndü bana ne dedi biliyor musunuz? “Ya, zaten o köprülerden birisi 130 milyon TL. Bu da benim için iş mi? Ben bunu zaten keyfine yapıyorum.” “Sakın yorulma, keyfine de yapma. Bırak, bak bunu yarı fiyatına yapabilecek iş adamları var.” dedim.

İşte, değerli arkadaşlar, bakın kimlerle yol yürüyorsunuz, kimlerle hacca gidiyorsunuz, kimlerle iş yapıyorsunuz. Onun için, AKP içindeki milletvekillerine sesleniyorum, vicdanı olan arkadaşlara sesleniyorum: Eğer bunlara bugün “Dur.” diyemezseniz, sesinizi yükseltemezseniz, inan edin, siz de yarın az da olsa kalan vicdanınızda büyük acılar çekeceksiniz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, (2/62) esas numaralı 12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yol Açtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4203)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/62) sıra sayılı Kanun Teklifim ile ilgili İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca işlem yapılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                               Ali Rıza Öztürk

                                                                               Mersin

BAŞKAN – Teklif sahibi Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylül 1980 darbe sürecinin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin bir kanun teklifi verdik. Aslında 23’üncü Dönemde de bunu vermiştik fakat 23’üncü Dönemde Adalet Komisyonunun raflarında kirlendi. Ve 24’üncü Dönem verdik, 24’üncü Dönemin sonuna geldik. Fakat 12 Eylül 1980 darbesine yönelik halkın tepkilerini istismar etmeyi her fırsatta dile getiren Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı nedense bu teklifi görmemezlikten geldi. AKP milletvekillerinin verdiği kanun teklifleri yirmi dört saat içerisinde Komisyona gelirken, bu teklif hâlen daha raflarda.

Şimdi, bu kanunu ben çok detaylı anlatmayacağım ama 1’inci maddesi: “Türkiye Cumhuriyeti devleti, 12 Eylül 1980 darbesini demokrasiye, hukuka ve millete karşı yapılmış bir hareket olarak kabul eder. Devlet, uygulamaları, sonuçları ve yol açtığı gerek kişisel gerekse toplumsal yıkıntılar nedeniyle 12 Eylül 1980 darbe sürecinde maddeten ve manen zarar görmüş kişilerden ve ailelerinden özür diler.”

Şimdi, AKP’li vekil arkadaşlarıma soruyorum: Bu maddenin neresi size dokunuyor? Niye kabul etmiyorsunuz? Bir yandan 12 Eylül 1980 darbesinin karşıtlığını yapıyorsunuz ama bir yandan 12 Eylül 1980 darbesi ve tüm darbe hukukunu yok etmeye çalışan anlayışa destek vermiyorsunuz.

Şimdi “Sayın Başbakan -şimdiki Cumhurbaşkanı, o dönemin Başbakanı- Sayın Recep Tayyip Erdoğan 20 Temmuz 2010 AKP grup toplantısı konuşmasında ağlamaktan konuşamadı.” deniyor. 12 Eylülcülere -kendi ifadesiyle- hesap soracağını söylüyor ve diyor ki: “İşte, solcularla sağcılar denge kurmak için idam ettiler.” Mustafa Pehlivanlı’dan, Necdet Adalı’dan, Erdal Eren’den bahsediyor, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da iki gözü iki çeşme ağlıyor.

Tabii, 12 Eylül 2010 referandumunda Anayasa’ya evet dedirttirmek için bu istismarlar yapılıyor ama biz de sandık ki Sayın Başbakan samimi, 12 Eylüle yönelik böyle bir kanun teklifi verdik ve bu kanun teklifimizi, o tarihte grup başkan vekili olan Suat Kılıç’tı sanıyorum, onunla da görüştük; bugünün Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ da görmüştü. Böyle bir kanun teklifinin doğru bir kanun teklifi olduğunu söylediler ama bir türlü kabul etmediler.

Hatta değerli arkadaşlarım, bakın, bu elimdeki kitap, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın İyimaya’nın “Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu” adlı kitapçığı. Burada diyor ki yani darbelerle hesaplaşma konusunda, demokratik iradenin egemen olması konusunda Sayın İyimaya diyor ki: “Aynı konuda Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün ‘12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yol Açtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi’ (Adalet Komisyonunun 2010 t, 2/767 Esası). Teklif, bilebildiğim kadarıyla darbe dönemi sonrası rehabilitasyon alanında somut önerileri içeren ilk veya ilklerden olma özelliğini taşımaktadır.”

Sayın Mahir Ünal da dinlerse -AKP Grup Başkan Vekili- iyi olur.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ne oldu, hayırdır?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bakın, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın İyimaya’nın bu kitapta bu teklifle ilgili bahsettiği şeyi söylüyorum Sayın Ünal. Sayın İyimaya, sizin Adalet Komisyonu Başkanınız diyor ki darbelerle hesaplaşma adına: “Aynı konuda Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün ‘12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yol Açtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi.’ Teklif, bilebildiğim kadarıyla darbe dönemi sonrası rehabilitasyon alanında somut önerileri içeren ilk veya ilklerden olma özelliğini taşımaktadır.” Öztürk’ün teklifinin 1’inci maddesi tarihsel hüküm niteliğindedir. diye devam ediyor. Diyor, diyor da teklif Adalet Komisyonunun raflarında duruyor.

Şimdi, eğer gerçekten sizler darbe karşıtlığını sadece kendi egemenliğinizi kurmak için istemiyorsanız, darbe hukukundan hesap sormak istiyorsanız böyle bir kanun teklifini reddetmenizi, karşı çıkmanızı anlayamıyorum. Bu kanun teklifi siz istediğiniz zaman burada bir saatte geçer.

Yani, buradaki tarihsel hüküm şudur, bir daha okuyorum: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti; 12 Eylül 1980 darbesini; demokrasiye, hukuka ve millete karşı yapılmış bir hareket olarak kabul eder.” Bu tarihsel hükmü kabul ediyorsanız bu teklifi gündeme almamız gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi, buyurunuz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim. Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Önemli bir yasa teklifini verdi arkadaşımız. Bazılarınız dinlediniz, bazılarınız dinlemezden geldiniz. Aslında, Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk arkadaşımızın verdiği yasa teklifi sizin bugüne kadar her zaman buralarda, bu kürsüde ifade ettiğiniz değerlendirmelere yönelik bir yasa teklifiydi.

Şimdi, daha önce, biliyorsunuz, bu Mecliste yine darbeler komisyonu kuruldu. Sayın Bostancı da bu komisyonda raportörlük görevi yaptı, şimdi grup başkan vekili. Saatlerce çalıştık, günlerce çalıştık. Çok yeterli olmasa da bir rapor çıktı. Bu raporun gereğinin yapılması konusunda bu Mecliste şu ana kadar tek bir adım atılmış değil. Sayfalarca yazıyoruz. Yani, komisyonlar kurulması, raporların oluşması bu Meclis için hiçbir şey ifade etmiyor. Yazın, hazırlayın, bir tarafa atın. Bu komisyonların bunun için oluştuğunu, aslında bu darbelerle ilgili hesaplaşmak gibi bir hedefin olmadığı burada da çok net gözüküyor.

Bu kanun teklifinde ne öneriliyor değerli arkadaşlar? Bakın, burada birçok vakfın mallarını iade ettiniz. Yandaş diye tanımlayacağım artık, birçok vakfın, derneğin mallarını iade ettiniz ama TÖB-DER’in mal varlığını, yıllarca söylememize rağmen, o Darbeler Komisyonunda özel bir paragraf açmamıza rağmen, buradaki sayın bakanlar, Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, bu yasalar görüşülürken “Bunu gidereceğiz, biz bu yasadaki değişikliği en kısa zamanda yapacağız, bu haksızlığı gidereceğiz.” demesine rağmen, o sözlerin hepsi buza yazıldı ve asla ve asla o yasanın değişimine ilişkin buraya getirilen önerilerin hiçbirisi dikkate alınmadı değerli arkadaşlarım.

Şimdi, 12 Eylülle, darbelerle ilgili sürekli hesaplaşacağını ifade eden AKP iktidarının aslında -çok net söylüyorum- buradan beslendiğini, bunun yalnız politikasını yaptığını, yalnız bu konudaki yaklaşımını ortaya koyduğunu çok net bu uygulamada da göreceğiz. Biraz sonraki oylamada Ali Rıza Öztürk’ün verdiği yasa teklifine “Hayır” oylarınızla bunu bir kez daha göreceğiz, bir kez daha halkın önünde sizi teşhir etmiş olacağız.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, 12 Eylül devam ediyor. Bakın, ODTܒlü Onur Yaser arkadaşımız polis işkencesine dayanamayarak intihar etti değerli arkadaşlar. Onunla beraber annesi Hatice Can intihar etti. Niye etti? Polis işkencesine dayanamadıkları için. Polis işkencesi şu anda birçok uygulamada devam ediyor. Şu anda getirilmek istenen yasal düzenleme bu ve benzeri işkenceleri, polis uygulamalarını daha yaygın hâle getirmek ve baskı altında tutmak için yapılıyor. Bir taraftan Erdal Eren’den bahsediyor AKP, bir taraftan da 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın önündeki sorumluluğu hâlen ortadan kalkmış değil.

Bu anlamda bakıldığında şunu somut olarak öneriyorum: Gelin, en azından TÖB-DER’in mal varlığının verilmesi… İşte, burayı ihtiva ediyor bu yasa. Bugüne kadar yapılan haksızlıklar ve bizim Komisyonun, Darbeler Komisyonunun raporuna en azından grup başkan vekili olarak siz bir el kaldırın, bir sadık kalın. Gelin, bakın, bu yasa teklifi bununla ilgili. Ben şimdiki sınavınızı… Özellikle, grup başkan vekili başta olmak üzere siz el kaldırdığınızda, burada diğer Komisyon üyeleri de var aramızda onlar da el kaldırırlarsa sizin grubunuzun el kaldıracağına yürekten inanıyorum. Hayırlı bir iş yapın, gelin, bugün bir defa daha bu sınavı hayırlı bir noktaya taşıyın diyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.39

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.-            KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

İkinci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile benzer mahiyetteki bir kanun teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 Milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Ali Okur ve 6 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Ali Okur ve 6 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/2301) (S. Sayısı: 645) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 645 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Metin Lütfi Baydar, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 645 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi ifade etmeden önce gündemdeki bir konuyu hatırlatmak istiyorum.

Kişinin doğru ya da iyi olanı yapmak için kendi davranışlarını, amaçlarını ve karakterini ahlaki açıdan değerlendirmesini sağlayan şeye vicdan diyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın milletvekillerine sormak istiyorum: Şimdi sizin gibi düşünelim. Tamam, 17 Aralık bir darbe girişimidir. Tamam, 17 Aralık İran ile Türkiye arasında Halk Bankası aracılığıyla gerçekleştirilen, Hükûmetin 260 milyar dolarlık bir transferden binde 34’lük bir payla 8,5 milyar dolar kazandığı bir sürecin deşifre edilmesi ve devletin zarara uğratılmasıdır. Anladık, böyle olsun. Ancak, bu 8,5 milyar dolardan tırtıkladığı iddia edilen bakanları, çocukları ve ortadaki rüşvet iddialarını ne yapacağız? Bu tırtıklama iddialarını nasıl içimize sindireceğiz? 17 Aralık soruşturmasının başladığı günden on ay sonra bir yargılama yapılmadan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilerek dosyanın kapatılması konusunda vicdanımızı nasıl rahatlatacağız? Eğer iddia edilenler doğruysa ve kayıtsız kalmış isek yarın ruzimahşerde suallere nasıl cevap vereceğiz? Adalet ve Kalkınma Partisinin çok değerli milletvekilleri, sizleri bu konuda vicdanlarınızla baş başa bırakıyorum.

Yolculuk için arabanıza binip kontağı açtığınızda benzinin göstergesine göz atmayan neredeyse yok gibidir. Bu bakışla, depodaki benzinle ne kadar yol gidilebileceği hemen hesaplanmıştır bile. Benzin bir kaynaktır ve aracın alacağı yol mesafesi açısından önemlidir. En iyi araca sahip olunsa dahi benzin yoksa hareket mümkün değildir. Peki, bu durumu ülkeler için düşünürsek mevcut insan gücüyle nereye varılır, hangi gelişmişlik düzeyi yakalanır? Bugünkü yetişmiş insan gücü için bir hedef oluşturursak bu hedefin gerçekleşmesi ne kadar zaman alır? Sorularla aslında “Nereden nereye geldik, varmak istediğimiz hedef için gerekli olan kaynak nedir?” sorusuna cevap aramaktayız.

Önce çerçeveyi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP’nin 2014 yılı İnsani Gelişme Raporu üzerinden değerlendirelim. 187 ülkeyi kapsayan İnsani Gelişme Endeksi’ne göre en üstte Norveç, en yüksek insani gelişmişlik endeksi puanıyla ilk sırada yer aldı. Avustralya, İsviçre, Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Yeni Zelanda, Kanada, Singapur ve Danimarka ilk 10 arasına girmeyi başardı. En son 10’a gelince, hayatını artık varlığını sürdürmeyi başarmak hâline getiren, hayat şartlarının en zor olduğu Nijer, Kongo, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Sierra Leone, Eritre, Burkina Faso, Burundi, Gine, Mozambik yer almaktadır. Türkiye ise 0,759’luk değerle 69’uncu sırada yer alarak yüksek insani gelişme gösteren ülkeler arasındaki yerini korumuştur.

Ekonomik olarak ilk 20 arasında sayılan bir ülke gelişmişlik göstergelerinde 69’uncu sırada ise ülkeyi yönetenlerin şapkayı önlerine koyup bir değerlendirme yapması gereklidir.

Raporda Türkiye için doğumda ömür beklentisinin 75,3 yıl olduğu, okulda geçen ortalama yıl sayısının 7,6 yıl, beklenen eğitim süresinin 14,4 yıl olduğu tespiti söz konusudur. Az sonra aktaracağım rakamlar sözün nereye varacağını göstermesi açısından önemlidir.

Şimdi, birtakım güncel verilerle “Nereden nereye?” sorusuna cevap aramak istiyorum. Öncelikle istihdam verileri tabii ki. Bunun için elimizdeki en sağlıklı verilerin TÜİK verileri olması hasebiyle değerlendirmeleri bu göstergeler üzerinden yapalım.

2013 yılı ihracat verisi yaklaşık 150 milyar dolar. Şimdi, bu veri üzerinden bir gözlem yapmakta fayda var. Bu üretim düzeyini ve sonuçta mevcut ihracat potansiyelini yakalamak için Türkiye’de 25,5 milyon kişi çalışmıştır.

İstihdamın 1,1 milyon kişisi okuma yazma bilmemekte. 1,1 milyon kişisi okuma yazma bilir ama ilkokul mezunu değildir. 8,8 milyon kişisi ilkokul mezunu, 2,5 milyon kişisi ilköğretim mezunudur. 2 milyon ortaokul mezunu da bu sayıya eklendiğinde toplam 15,5 milyon kişinin sadece bu ilköğretim düzeyi civarında bir eğitime sahip olduğu görülmektedir. İstihdamın bu yapısı son on yılda ihracatı 50 milyardan 150 milyar dolara sıçratmıştır.

Bu rakamlar kabaca değerlendirildiğinde, Türkiye'nin bugünkü üretim düzeyine ortaokul ve altı eğitim seviyesi ile geldiği görülecektir. İstihdamın ortalama eğitim düzeyi hâlâ yedi yıl civarındadır. İstihdamdaki ilkokul civarı grubun toplam içerisindeki payı ise yüzde 65’tir.

2023 hedefini açıklayan bir ülke olarak Türkiye'nin cumhuriyetin 100’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin ihracat hedefi 500 milyar dolardır. Ancak, bir gerçek var ki istihdamın bugünkü yapısı ve bu görülen yüzüyle ancak 150 milyar doları gerçekleştirebilmiştir. Türkiye “ortalama gelir” olarak tarif edilen bir seviyeye ulaşmıştır. Ortalama geliri bu seviyeye ortalama insan kalitesi getirmiştir. Bunu daha ileri götürmek, buradaki insan faktörünü iyileştirmek, geliştirmek ve daha donanımlı hâle getirmekle mümkün olacaktır. Ortalama istihdamı ve ortalama insanı geliştirmeden ortalama geliri artırmak mümkün değildir. Sonuçta bu üretim potansiyeli ve istihdamın bu eğitim düzeyiyle gelinen nokta bellidir. Yeni mezunlar ve sayısal artışlar nitelikle desteklendiği takdirde sonuç almak mümkün olabilecektir. Yıllık 5 bin bile olmayan doktora eğitimini tamamlayanlar sayısının ülkemizi 2023 vizyonuna taşıması ne yazık ki oldukça güç görülmektedir.

Hedefi, iddiası ve amacı olan Türkiye gibi bir ülkenin sadece ekonomik göstergelerini iyileştirmesi de yetmeyecektir. Sosyal göstergelerinin, politik çevre ve demokrasi kültürüyle mezcedilmiş yapısının da bu çerçevede geliştirilmesi öncelikli olmalıdır. Kişi başına ortalama 10 bin dolar civarında olduğu ifade edilen millî gelirin 25 bin dolar seviyelerine yükselebilmesi için yatırımı gençliğe yapmamız gerekmektedir.

İnsani Gelişme Raporu’nda “yönetime ilişkin algı” konulu bir endekse de yer verilmiştir. “Ulusal yönetime güveniyor musunuz?” sorusuna “Evet.” cevabı verenlerin ülkemizdeki oranının yüzde 53 olarak çıkması gayet manidardır. Siyasi kristalleşmeyle de uyumlu bu verinin raporda bu şekilde yer alması, siyasi iktidarın potansiyel sınırlarını da göstermektedir. Gelişmişliğin göstergesi ortalama gelirle belirlenirken ortalama insanla gelinen bu aşamayı gözden uzak tutmamak gerekmektedir. Ekonomik gelişme insani gelişmeyi de beraberinde getirecektir. Ortalama gelir tuzağından çıkış, ortalama insan tuzağından kurtulup insanımıza ve gençliğimize yatırım yapmakla mümkün olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak üniversitelerimizin hem sayılarını hem de niteliklerini artırmak için atılacak her adımda bugüne kadar destek verdik ve bundan sonra da vermeye devam edeceğiz. İlk imza sahibi olduğum 30 ilde 41 tematik üniversite kurulmasını içeren kanun teklifim ise hâlâ komisyonda görüşülmeyi beklemekte ve devam etmektedir. O kanun teklifinde açılması istenen üniversitelerden birinin burada canlandığını, hiç olmazsa isim olarak canlandığını görmenin benim için ayrı bir mutluluk kaynağı olduğunu belirtmem gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, beklemeye devam eden ve ülkemiz açısından önem taşıyan 41 tematik üniversite kurulmasını içeren kanun teklifimizde neler var, kısaca hatırlatayım: Sağlık sektöründeki gerek yatırımlar gerekse sağlık politikaları sonucu Afyonkarahisar ili önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bu gelişmenin devamlılığı için Afyonkarahisar’da kurulacak sağlık bilimleri üniversitesi yerinde bir karar olacaktır.

Yine, Bursa ilimizde “sağlık bilimleri üniversitesi” adıyla bir üniversite kurulması ülkemizin doktor başta olmak üzere sağlık personeli ihtiyacını karşılayabilecektir.

İzmir Bergama’da kurulacak sağlık bilimleri üniversitesi de bölgedeki yoğun termal hareketlilik ve kaplıca turizminin gelişmişliği ve Bergama’nın antik dönemden bugüne olan misyonuyla bütünleşecektir. Bergama’ya kurulacak bir sağlık bilimleri üniversitesi bu misyonu uygulamayla birleştirecektir.

Ankara Beypazarı son yıllarda turizme dayalı projeleri hayata geçirme çabasındadır. Alternatif turizm türlerine yönelik bölümlerle uyumlu bir yapısı bulunmaktadır. Bu yapının ülkemiz turizmine katkı sağlaması Ankara Beypazarı’na bir turizm üniversitesi kurulmasıyla sağlanabilecektir.

Tokat ilimizde kurulacak bir tarım üniversitesi ilin gelişmiş tarım olanakları nedeniyle üniversiteyi gelecekteki gelişmiş tarım üniversitelerinden birisi hâline rahatlıkla getirebilecektir.

Ankara Kızılcahamam, spor faaliyetleri için uygun bir doğaya sahiptir. Ankara’ya yakınlık, ilçenin göreli avantajını teşkil etmektedir. Kızılcahamam’a kurulacak spor bilimleri üniversitesi, bölgenin tanınırlığını artırmasının yanı sıra gelişmesine de önemli katkılar sağlayacaktır.

Bursa İnegöl’de kurulacak bir tasarım üniversitesi, Türkiye genelinde hem mobilya hem de tekstil sanayisinde sözü geçen bir ilçe olmasının artılarını daha da markalaştıracaktır.

Isparta Eğirdir’de doğa bilimleri üniversitesi, Türkiye'nin meyvecilik bahçesi olması, ilçedeki katma değerin artırılması için toprağa bağlı üretim teknolojileri konusunda bir altyapının oluşturulmasını sağlayacak ve bu alandaki üretim, refah ve sosyal hareketliliği artıracaktır.

Isparta Yalvaç’ta kurulacak sosyal bilimler üniversitesi, Yalvaç’ın tarihten getirmiş olduğu birikimi, o bölgenin sosyal bilimler alanında bir cazibe merkezi olmasını sağlayacaktır.

Eskişehir’de hem askerî hem de sivil havaalanının bulunması, yüksek hızlı tren seferlerine sahip olması, kara ve demir yolu taşımacılığının birbirine bağlı bir yapıda bulunması, bu şehrimizde bir ulaştırma üniversitesinin kurulması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

İzmir’in gelişmiş şehir yapısının kurulacak bir İzmir hukuk bilimleri üniversitesinde değerlendirilebilmesi; Ankara’nın bürokratik yapısının vereceği bilgi birikimi, Ankara hukuk bilimleri üniversitesiyle sağlanacaktır.

Denizli’de girişimcilik ve teknoloji üniversitesi, yerel halkın sahip olduğu girişimcilik duygusunun yönetilmesi ve bu girişimci potansiyelin harekete geçmesini de sağlayacaktır.

Yine, İzmir’de kurulacak olan bir turizm üniversitesi, güzel İzmir’in geçmişindeki tarihî izleri ve deniziyle bütünleşmiş yaşam şeklini, aynı zamanda ilin gelişmiş ulaşım, eğitim ve sağlık hizmetleriyle bütünleştirerek uygulama açısından çok büyük bir avantaj sağlayacaktır.

Mersin ve Sinop’ta kurulacak denizcilik üniversitesi, Akdeniz’de ve Karadeniz’de her yönüyle güçlü bir deniz ülkesi konumuna gelmemizin eğitim altyapısını oluşturacaktır.

Zonguldak’ta yer bilimleri üniversitesi, bölgenin sahip olduğu yer altı zenginliğinin daha iyi değerlendirilmesini sağlayacaktır. Bu sayede, bölgede yaşanan maden facialarının önlenmesi için bilimsel araştırmalar ve bunlara bağlı uygulamalar rahatlıkla yapılabilecektir.

Teknoloji ve AR-GE koridorunda bulunan Kocaeli’nde bilişim teknolojileri üniversitesi kurulmalıdır.

Tekirdağ’da güzel sanatlar üniversitesi, ilin sahip olduğu çok kültürlü sanat yapısını daha rahat ifade edebilmesini sağlayacaktır.

Van’ın sahip olduğu tarım ve hayvancılık merkezli ekonomik yapı, ildeki sanayi gelişimini gıda endüstrisi patikasına yönlendirmiştir. Kurulacak doğa bilimleri üniversitesiyle bu alanda uzman olacak bir eğitim kurumu şüphesiz bölgenin kalkınmasında önemli rol oynayacaktır.

Muğla merkezli bir turizm üniversitesi, Bodrum’da güzel sanatlar üniversitesinin kurulması hem bölge hem de ülke turizmine katkı sağlayacak, yerel özelliklerinin ulusal turizm politikamıza ivme kazandırmasını sağlayacaktır.

Gaziantep’te girişimcilik ve teknoloji üniversitesi ilin hinterland özelliklerinin en iyi şekilde değerlendirilmesinin yolunu açacaktır.

Kayseri, Erzurum, Malatya, Kütahya ve Isparta’da kurulacak havacılık üniversiteleri, havacılık sektörümüzün ihtiyacı olan nitelikli elemanların yetişmesini sağlayarak ülkemize özgü bir havacılık kültürünün temellerini oluşturacaktır.

Antalya'da kurulacak olan turizm üniversitesi ve tarım üniversitesi ilimizi Akdeniz'in çekim merkezi hâline getirecek, turizm ve tarımın yaratacağı kontrollü ekonomik güç ülkemizin Akdeniz'de tek ve en büyük güç hâline gelmesini sağlayacaktır.

Aydın Nazilli'de Nazilli Sümer girişimcilik ve teknoloji üniversitesinin kurulmasıyla, Nazilli'nin Denizli ve Aydın gibi girişimciliğin yüksek olduğu iki ilin arasında bulunması ve İzmir Limanı'na yakınlığı değerlendirilecektir.

Aydın Söke'de Milet sosyal bilimler ve doğa bilimleri üniversitesinin kurulmasıyla Beşparmak Dağlarının zengin bitki örtüsü ve uygun iklim koşullarının bölgedeki tarımsal çeşitliliği artırması değerlendirilecek, bölgenin bu özelliğinin turizmle iç içe geçmiş olması doğa araştırmaları ve turizm için de bir fırsat yaratacaktır. Ayrıca, felsefenin kurucusu Miletli Thales bu üniversiteyle tekrar hatırlanmış olacaktır.

Aydın Kuşadası'nda turizm üniversitesinin kuruluşu Kuşadası'nın turizm potansiyelini artıracak ve potansiyelin geliştirilmesinde büyük bir öneme sahip olunmasını sağlayacaktır.

Konya'da kurulacak tarım ve endüstri üniversitesi, yüzölçümüyle eş değer olan Hollanda'dan Patriot istememizin önüne geçecektir.

Adana'daki tarım üniversitesi de -bereketli ovaların- hem halka hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacak, pamuğu, ithal edilen bir üründen ihraç edilen bir ürün hâline dönüştürecektir.

Yalova’da doğa bilimleri üniversitesi, süs bitkisi üreticiliği ve arıcılığın gelişimini değerlendirerek AR-GE faaliyetleri için doğal bir ortam oluşturacaktır.

Manisa Turgutlu’da kurulacak ekonomi ve endüstri üniversitesi, şehrin İzmir gibi bir metropole yakınlığını, ulaşım ağına çok yakın olmasını ve ekonomisinin canlılığını kullanarak ekonomi ve işletme alanlarında nitelikli eleman yetiştirilmesini sağlayacaktır.

Edirne’de kurulacak sağlık bilimleri üniversitesi, Balkanlara ve Trakya’ya sağlık hizmetleri sunan ilin sahip olduğu potansiyelinin geliştirilmesine ve ileri düzeyde çalışmalar yapılmasına imkân sağlayacaktır.

Son olarak, Sakarya Geyve’de bir doğa bilimleri üniversitesinin kurulması, tarımsal ürünün yetiştirilebilmesine olanak sağlayan verimli bir alanda kurulmuş olması, Geyve’yi sadece tarım ürünleri yetiştirilmesi bakımından değil, bu ürünlerin yetiştirilmesi için gerekli bilginin ve teknolojik girdinin üretimi ve analizi bakımından da önemli bir yer hâline getirecektir.

Siirt Üniversitesinde Veysel Karani tıp fakültesi kurulması için verdiğim kanun teklifimiz de hâlâ Komisyonda beklemektedir. Burada kurulacak bir üniversite hastanesi, yalnızca Siirt, Şırnak, Hakkâri, Bitlis değil, aynı zamanda Kuzey Irak’a da hizmet verebilen bir bölgesel sağlık merkezi olacaktır.

Değerli milletvekilleri, son olarak üniversitelerle ilgili tartışılmasını istediğim ve tartışılmasının başlamasını gerekli gördüğüm bazı önerilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Üniversitelerin ne yazık ki sahibi yoktur. Akademik personelin maaşları yetersiz iken, yapılacak düzenlemede uzmanlara maaş zammı unutulmuş iken YÖK’ün sesini duyan yoktur. YÖK derhâl kaldırılmalı, yükseköğretimin planlama ve koordinasyonunu sağlayacak, bütçesine sahip çıkacak bir yükseköğretim bakanlığı kurulmalıdır.

Üniversiteler torba bütçeyle ekonomik özerkliğe kavuşmalı, her yıl yetiştirdiği öğrenci sayısı ve kalitesine göre devletten bütçe almalı ve kendi yarattığı kaynakları özgürce kullanabilmelidir. Nasıl harcama ve yatırım yapacağına kendisi karar vermelidir.

İdari özerklik için devlet üniversitelerinde mütevelli heyetler oluşturulmalı ve mütevelli heyetin kimlerden oluşması gerektiği tartışmaya açılmalıdır.

Akademik özerklik güvence altına alınmalıdır.

Yükseköğretim ve gençlik seferberliği başlatılmalı, tüm devlet ve vakıf üniversite harçları devlet tarafından karşılanmalıdır.

Gençleri belirli grupların yönlendirmelerinden korumak için tüm üniversitelerdeki yurt sayıları artırılmalı ve yurtlar öğrencilere bedava olmalıdır.

Toplu taşım, tüm üniversite öğrencilerine ve öğrencilere bedava olmalıdır.

Sözlerime burada son verirken Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Gebze Teknik Üniversitesi adıyla var olan üniversitenin adının değiştirilmesini desteklediğimizi belirtir, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 645 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifiyle seçim bölgem Kocaeli’nin 2’nci büyük ilçesi Gebze’ye üniversite yapılması planlanmaktadır. Gebze 400 bine yaklaşan nüfusuyla pek çok ilimizden daha kalabalık bir ilçemizdir. Nüfusu her geçen gün biraz daha da artmaktadır. Haritaya baktığımızda Gebze, İstanbul’a en yakın ilçedir, âdeta bir geçiş güzergâhındadır. Lojistik özelliğinden dolayı yaklaşık 200 milyon araç geçmektedir Gebze’de. Gebze ve çevresinde bulunan Çayırova, Darıca, Dilovası, Körfez ilçeleri ile Gebze’ye yakın İstanbul’un ilçeleri Pendik, Sultanbeyli, Kartal ve Tuzla’da liselerden mezun öğrenci sayısı yaklaşık 500 bini bulmaktadır. Sırf bu tablo göz önüne alındığında bile Gebze’ye üniversite yapılması zorunlu bir ihtiyaçtır. Türkiye'nin nüfusuna baktığımızda nüfus olarak Gebze’den çok daha küçük illerde bile 2 üniversite vardır, Gebze üniversiteyi çoktan hak etmiştir. Ben 2013 Haziranında bir soru önergesiyle Millî Eğitim Bakanına konuyu iletmiştim, şu ana kadar herhangi bir yanıt alamadım. Bakın, o zaman kendisi de bir eğitimci olan Sayın Nabi Avcı’ya şu soruları iletmiştim: “Konya’da 5’inci üniversitenin şehre kurulması hazırlıkları yapılırken Kocaeli’nde neden hâlâ bir üniversite bulunmakta? 1 milyon 600 binden fazla insanın yaşadığı bu sanayi kentine 2’nci bir üniversite fazla mı görülmektedir? İktidar partisinin söz verdiği ancak hâlâ yapılamayan Gebze Üniversitesinden vaz mı geçilmiştir? Vazgeçilmediyse bu üniversitenin ne zaman yapılması planlanmakta, hangi eğitim öğretim döneminde öğrencilerine kapılarını açması düşünülmektedir?” demiştim, “Gebze Üniversitesinden vazgeçildiyse Kocaeli’nde bu üniversitenin yerine ne yapılması planlanmaktadır?” diye sormuştum. Az evvel söylediğim gibi, o zaman bu sorularıma ne hikmetse Sayın Millî Eğitim Bakanından yanıt alamadım ama bugün iktidar partisinin vermiş olduğu Gebze Teknik Üniversitesinin kurulmasına ilişkin kanun teklifini görüşüyoruz. Biz grup olarak daha önceden defalarca söylediğimiz ama gündeme aldırtamadığımız bu teklife destek veriyoruz ancak şu da bir gerçek ki iktidar partisi yine en iyi bildiği işlerden birini yapmıştır, güzel bir seçim yatırımı olarak kamuoyuna sunmuştur.

Gebze’ye üniversite kurulacağı sözü Adalet ve Kalkınma Partililer tarafından ilk olarak 2011 seçimlerinden sonra verilmiştir. Bu söz üç yıldır ertelenmiştir. Ne hikmetse Hükûmet seçimlere sekiz aydan az bir zaman kala bunu Meclis gündemine sunuyor. Hepimiz biliyoruz ki bu, Adalet ve Kalkınma Partililerin en güzel yaptığı işlerden biridir. İçinde bulunduğumuz yasama döneminde geçen üç yılda bu teklifi Meclis Genel Kuruluna getirmek gerçekten zor muydu? Elbette değildi ama sizin size göre çok önemli işleriniz vardı, PKK’lıları pohpohlamakla meşguldünüz, açılım zırvasıyla uğraşarak şehit analarını, şehit babalarını ağlatmakla meşguldünüz, güneydoğuyu terör örgütüne teslim etmek için uğraşıyordunuz, adaleti katletme misyonunuzu yerine getirmeniz gerekiyordu. Siz, vatan ve millet için hayırlı işler yapsaydınız ayakkabı kutularını kim dolduracaktı, paraları kim sıfırlayacaktı, “Reza” denilen o şarlatanın önüne kim yatacaktı? Yolsuzluklarınızı unutturmaya çalışıyorsunuz ama asla unutturamayacaksınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gebze’ye üniversite yapılması geç kalınsa da yerinde bir uygulamadır ama teklifin maddelerine baktığımız zaman eksiklikler olduğunu görüyoruz. Gebze’ye üniversite yapılıyorsa kesinlikle bu üniversitenin uhdesinde bir tıp fakültesi olması zorunludur. Sanayinin başkenti bir şehrin en büyük 2’nci ilçesine yapılan üniversitede tıp fakültesi olması elzemdir. Hele ki Dilovası gibi, kanser vakalarının tavan yaptığı bir ilçenin komşusuna yapılacak bir üniversitede tıp fakültesinin olması olmazsa olmazdır.

Kanun teklifinden gördüğüm kadarıyla Gebze Teknik Üniversitesinin TÜBİTAK ile yakın iş birliği yapması planlanmakta. Ben açıkçası TÜBİTAK ile iş birliği yapılmasını tavsiye etmiyorum çünkü bu iktidar, TÜBİTAK gibi güzide bir kurumu da diğer kurumlar gibi mahvetmiştir. TÜBİTAK’ın hâli içler acısıdır, son dönemde imza attığı raporlar ortadadır. Sayın Erdoğan’a ait raporlara “montaj” diyen TÜBİTAK skandala imza atmış bir kurumdur. İşin üstadı ses mühendislerinin tamamı raporu komik bulmuştur. Amerikalı ve Avrupalı uzmanlar rapor için “Montaj değil.” yorumunu yapmışlardır. TÜBİTAK’ın bağlı olduğu Sanayi ve Ticaret Bakanının hissiyatından sonra bu karar verilmiştir.

Gebze’ye yapılacak üniversitenin TÜBİTAK ile iş birliği yapmamasını istememin en büyük nedeni ise bu kuruma yapılan atamalardır. Tek bir örnek vermek gerekirse TÜBİTAK’ın Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezinin müdür yardımcılığı görevine Ankara Hayvanat Bahçesi Müdürü atanmıştır. Böyle bir atamanın ne kadar hayırlara vesile olacağı ortadır.

Ülke her geçen gün biraz daha geriye gitmektedir. OECD raporlarına göre Türkiye’nin durumu içler acısı hâldedir. Deyim yerindeyse Türkiye ölmüştür ama ağlayanı yoktur. İçeride ve dışarıda mihraklar bu duruma sinsice gülmektedirler. Rapora göre Türkiye eğitimde 34 ülke arasında en son sıradadır. Ben bu durumu içime sindiremiyorum. Eğitim seviyesi ayaklar altında olan bir ülkenin geleceği parlak değildir. Yarınlara umutla bakmak imkânsızdır ama bu duruma çok da şaşırmamak lazım. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Türkiye genelinde hiçbir gerekçe gösterilmeden okul müdürlerinin görevden alınmasının faturasının ağır olacağını söylemiştik. Bir gecede yaklaşık 7.500 milliyetçi okul müdürü görevden alındı bu ülkede. Millî Eğitim Bakanı âdeta soykırım uyguladı. Hayatlarını öğrencilere adayan bu müdürlerin görevden alınması bir Millî Eğitim Bakanının ülkesine yapacağı en büyük kötülüktür.

Yine, OECD raporuna göre, Türkiye 34 ülke arasında kendisine 31’inci sırada yer bulmuştur sağlık sisteminde. Sağlık sistemi de çökmüştür Türkiye’de. Hükûmetin sağlık konusunda yaptığı tek şey, yine yandaşlarını memnun etmek olmuştur. Yandaş iş adamları arka arkaya hastaneler açmışlardır. Güya, acil servisten giriş yapıldığında vatandaştan para alınmıyordu. Gidin, bir bakın, vatandaştan para alınıyor mu alınmıyor mu?

Kocaeli gibi sanayi kentinde iş kazaları oldukça sık yaşanmaktadır. İş kazalarının büyük bir bölümü de el, parmak kopmalarıdır. Bu yaralanmalara sadece mikrocerrahi uzmanları müdahale edebilmektedir ve Kocaelin’de mikrocerrahi uzmanı sadece bir yerde, Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesinde vardır. Ben merak ediyorum, bu muhterem izinli olduğu zaman ne yapacak Kocaelin’de yaralanan, parmağı, kolu kopan vatandaş?

Kocaeli’nin birçok köyüne sağlık hizmeti vermek üzere sağlık ocağı da açtınız. Bunların çok önemli bir kısmı kapalıdır veya hiç doktor gelmemektedir, bahçesinde ektiğiniz çiçekler kurumakta, çimler yok olmaktadır; hastalar iğne yaptırmak için bile kilometrelerce yol gitmek zorunda kalmıştır.

Türkiye, OECD raporunda çevrede de 30’uncu sıradadır, güvenlik konusunda da 30’uncu sıradadır.

“Güvenlik” deyince, Cumhurbaşkanının, Başbakanın güvenliği için söylemiyorum bunu zira kendileri âdeta birer orduyla gezmektedir, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiklerinde dahi çevrelerinde etten duvar örülmektedir. Cumhurbaşkanlığının bütçesinin Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra yüzde 97 artması sizin hiç dikkatinizi çekmedi mi? Sayın Cumhurbaşkanının bütçesi, yeni bütçesi, Türkiye’de 250 bin işçinin maaşına denk gelmektedir. Yazıktır, günahtır! Bu insanlar bu parayı sizlere haram etmektedir. İşçi, getirdiğiniz sistemde ilaç bile alamazken bu bütçe size haramdır, reva değildir. İşsizliğin olduğu bu ülkede, bu yaptıklarınızı anlamak çok zor.

Son olarak, 17-25 Aralık soruşturmalarıyla ilgili takipsizlik kararına sözü getirmek istiyorum. İşte, sözün tam bittiği yer burası, söyleyecek söz bile bulmak mümkün değil. Bu yolsuzluk iddialarına adı karışan sayın bakanlar göstermelik görevden alındılar, uyduruk bir fezleke hazırlandı, bu takipsizlik kararıyla da o fezlekeler aklınızca çöpe atılacak. Yani özetle “…ve leddâllîn. Amin.” diyeceksiniz. Nasılsa biz yol yaptık, o yüzden yolsuzluk yapmak da bize mübah diyeceksiniz. Bu kadar pişkinliğe bu millet müsaade etmeyecek. Devleti soyanlar, rüşvet alanlar, evlerinden kasalarla, kutularla rüşvet paraları çıkanlar hem kendilerince aklandılar hem de utanmadan devletten tazminat alacaklar. Bu ödenecek tazminat da ayın sonunu getiremeyen gariban vatandaşın cebinden çıkacak. Artık, mızrak çuvala sığmamaktadır. Verilen takipsizlik kararı da hırsızlığın üstünü örtmemektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de HDP Grubu olarak Kocaeli ilimizin Gebze ilçesinde bir teknik üniversitenin açılmasını memnuniyetle karşıladığımızı sözlerimin başında ifade etmek istiyorum.

Kurulacak üniversitenin, hem Kocaeli ilimize, Gebze ilçemize hem de Türkiye eğitim öğretimine olumlu katkılarda bulunacağına olan inancımızla şimdiden hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, bir üniversitenin kuruluşuyla ilgili söz almışken bu vesileyle Türkiye’deki eğitim öğretim sorunlarıyla ilgili olarak da birkaç şey söylemek isterim. Şimdi, Türkiye’de eğitim öğretim eğer sorgulama konusu yapılacaksa, eğer tartışma konusu yapılacaksa ve özellikle de üniversiteler konuşulacaksa YÖK’ten başlamak gerektiğini ifade etmek isterim. Türkiye’de artık Yükseköğretim Kurulunun yani YÖK’ün, 12 Eylül askerî darbesinin ürünü olan bu kurumun lağvedilmesi gerektiğini, ortadan kaldırılması gerektiğini YÖK Başkanının kendisi teklif ediyor, işlevini yitirdiği ve Türkiye’de eğitim öğretimin demokratikleşmesi, üniversitelerin özerkleşmesi anlamında artık bu kurumun engelleyici faktör olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade ediyor. Uzun süredir bizler de müteaddit defalar bu talebi dillendiriyoruz, YÖK’ün her kuruluş yıl dönümünde de bu konu mutlaka gündeme gelir ve tartışma konusu olur. Bugün açısından tekrar, bugün yeniden bu tartışmanın güncellenmesi gerektiğini ve özellikle üniversitelerde bilimin özerk yapısının, üniversitelerin özerk yapısının tartışma konusu olması gerektiğini ifade etmek isterim.

Tartışma konusu etmekten kastım şu: Üniversitelerin artık askerî vesayet tarzı bir uygulamayla yönetilemeyeceğini, yönetilmemesi gerektiğini bilmek gerekiyor. Bu nedenle, üniversitelerin özerk yapısına ilişkin olarak bizim artık cesaretli kararlar almamız gerekiyor, olması gereken kararları almamız gerekiyor.

Türkiye’de özellikle üniversitelerin kuruluşu ve fonksiyonları itibarıyla baktığımız zaman, birçok ilimizdeki üniversitelerin, üniversiteler bünyesinde kurulan fakültelerin işlevsiz olduğunu görmekteyiz. Siz maden çıkarılan yerde madencilikle ilgili fakülte açmanız gerekirken farklı bir üniversite, “sosyal bilimler” adı altında bir fakülte kuruyorsunuz, edebiyat bilimlerini kuruyorsunuz, madenle hiç alakası olmayan yerlerde ise madencilik fakültesi kuruyorsunuz. Dağlık arazilere sahip yerleşim birimlerinde ziraat fakültelerini kuruyorsunuz, ziraatla uğraşan, geçimini ziraat üzerine inşa eden kentlerimizde farklı fakülteler kuruyorsunuz. Dolayısıyla, üniversite aç, adı üniversite olsun da ne olursa olsun şeklinde yaklaşıldığı için, bilimsel bir perspektiften uzak yaklaşıldığı için birçok ilimizdeki, birçok üniversite maalesef işlevsiz, fakülteler işlevsiz, amaca hizmet etmiyor.

Şimdi, üniversite konusuna liseye yaklaşımla yaklaşıldığı zaman böyle sonuçlar ortaya çıkar. Esasında şu anda Türkiye’deki birçok üniversite tabeladan ibaret üniversitedir. Var, adı üniversite ama tabela üniversitesi. Hatta bazı yerlerde tabela var, bina yok. Bu üniversitelerden herhangi birisine Meclisten zarf içinde bir kutlama mesajı göndermek isterseniz göndereceğiniz bir adres yok. Rektörlüğü kirada, öğrencileri başka kentlerde okuyor ama o kentte üniversite var, adı üniversite. Tek tek isme girmek istemiyorum ama böyle üniversitelerimiz var, birçok kentte var, hem de tek bir örnek yok, birden fazla örnek var. Birçok kere dile getirdim, Millî Eğitim Bakanımız, ben bu konuyu dile getirdiğim zaman biraz alınıyor da ama örneğin Hakkâri Üniversitesine… Sayın Bakana burada defalarca söyledim, dedim ki: “Siz Hakkâri Üniversitesine bir mektup gönderseniz, nereye gönderirsiniz?” Önerdim o zaman da. Üzerinden bir yıl geçmiş, aynı öneriyi tekrar yapacağım çünkü değişen bir şey yok, bir yıl içerisinde değişen bir şey yok. Geçen sene bu zamanlar burada konuşmuştum, bunu söylemiştim. “Depin polis noktasına.” deyip ancak öyle bir şey ulaştırabilirsiniz üniversiteye. Eskiden asker mektupları şöyle gelirdi, işte bakkallara mektup gönderirlerdi, “Falan kimsenin eliyle falan kimseye.” diye mektup gönderirlerdi askerden. Şimdi üniversiteye, mesela Hakkâri Üniversitesine siz bir mektup gönderdiğiniz zaman ya Hakkâri’deki bir bakkalın adresini vermek durumunda kalırsınız ya da “Depin polis noktası eliyle üniversite rektörlüğüne.” demek durumunda kalırsınız çünkü üniversitenin, gerçekten -abartmıyorum- bir adresi yok, çünkü üniversite yok.

Öğrencileri Çukurova Üniversitesinden mezun oluyor. Şu anda Hakkâri Üniversitesinin öğrencileri bu sene mezuniyet diplomalarını Çukurova Üniversitesinden alacaklar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zozani, ortaokul binası yok mu?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Okul binası olsa adres verecekler, yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İmam hatibe vermişlerdir!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Şimdi, tabela asacak bir yer bulamadıkları için nereye yazı yazmışlar biliyor musunuz? Dağa üniversitenin ismini yazmışlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dağı taşı üniversite yapmışlar bunlar ya!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Hakkâri’ye gittiğiniz zaman, cepheden baktığınız zaman, dağın tepesine Hakkâri Üniversitesinin ismini yazmışlar, inşaat yok, bir şey yok, üniversite yok. Ama Hakkâri’deki en büyük tabela da bu, dağa yazılan yazı “Hakkâri Üniversitesi”, nereden bakarsanız bakın göreceksiniz. Bir ucube olarak o tabela orada duruyor. Bakın dördüncü yıla girdik, burada her defa, her fırsatta bunu dile getiriyoruz. Sayın Bakana söylüyoruz, diyoruz ki: “Ya, ilgilenin.” Orada üniversite yapıyorsunuz, engelleyici bir faktör yok. Herkes o üniversitenin bir an önce bitmesini istiyor ama hâlâ işler yerinde duruyor. Baharda bu konuyu gündeme getirdik, komisyonda Sayın Bakanla konuştuk. Bana oradaki inşaatın fotoğraflarını gönderdi. Birkaç gün sonra o inşaatın fotoğraflarını aynı şekliyle, bugün çekilmiş hâliyle kendisine iade edeceğim, çünkü değişen hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yapılmamış. İki yıldır TOKİ bu üniversite kampüsü alanında yapılacak olan 500 yataklı öğrenci yurdunu ihaleye çıkaracak. İki yıldır uğraşıyoruz TOKİ Başkanının kendisine giderek. Ya, parası var, ilgili bakanlık, Gençlik ve Spor Bakanlığı parayı vermiş, ihale yetkisini size vermiş, e bunu ihaleye çıkarın. İki yıldır daha oradaki, üniversite kampüsü alanındaki yurt binası ihalesi yapılacak.

Bunun dışında, rektörlük şehir merkezinde bir binada kiracı olarak duruyor. Allah’tan belediye bir bina yapmış, o belediye içerisinde, üniversitenin ilgili birimleri içinde barınıyor, belediyenin bir iş merkezinde üniversitenin ilgili birimleri barınıyor. Bunun dışında bir şey yok.

Diğer illerde durum bundan farklı mıdır? Diğer illerde durum bundan farklı değildir.

Dolayısıyla, şimdi, eğitim öğretim işine el attığınız zaman ciddiyetle ele almamız gerekir. 4+4+4’ü biz burada tartışırken de söyledik. Evet, Türkiye’de eğitim öğretim sistemi sorunlu bir sistemdir. Mevcut olandan kimse memnun değil ama muradınıza hizmet edecek şekilde düzenleme yapmak yerine bilimsel metotlarla eğitim öğretim sistemini yeni baştan inşa edelim dedik. Bugün de bu önerimiz bakidir, bugün de aynı öneriyi yapıyoruz. 4+4+4’e geçtikten sonra Türkiye’de eğitim öğretim sisteminde ne değişti? Sadece 3 tane 4’ü peş peşe koyduk, bunun dışında başka bir amaca hizmet etmedik. Murat ettiğimiz bazı amaçlar var mıydı? Subjektif bir değerlendirme içerisinde olmayacağım ama hiçbir şeye hizmet etmedi. Sadece çağrı merkezlerinin telefonlarının başındaki 3 tane 4’ten ibaret kaldı. Sistemden iyileştirme, sistemin restorasyonundan kastınız eğer buysa, bu hiçbir şeye hizmet etmedi. O 3 tane 4 çağrı merkezi telefonlarının başında da zaten vardı. Başka da bir şey olmadı burada.

Gelin, bu işe sil baştan el atalım, eğitim öğretim sistemimizi olması gereken, bir daha yazboz tahtasına dönüştürülmeyecek bir noktaya taşıyalım deriz. Bunu yapalım derim. Teklifimizi o zaman da açık yaptık size. Dünyanın başka ülkelerinde iyi örnekler varsa onları alalım. Mesela bazı İskandinav ülkelerindeki modeli önerdik. Onlarda da 4+4+3 var, +4 var, +5 var. Öğrenciyi daha ilköğretimden sonra kabiliyetlerine göre yönlendiriyorlar ve üniversitelerden mezun olduktan sonra işsiz olmuyorlar. Ama bu ülkede sadece eğitim fakültesi bitirip eğitim formasyonunu tamamlamış 300 bin iş bekleyen öğretmenimiz var. Mühendisi, diğerine vesaire hiçbirine girmiyoruz. Fen-edebiyat fakültelerinden mezun olanların işleri zaten içler acısı. İş veremediğiniz için öğretmeni polis yapmak durumunda kaldınız, öğretmeni güvenlik görevlisi yapmak durumunda kaldınız, mühendisi güvenlik görevlisi yapmak durumunda kaldınız. Bugün birçok mühendis iş bulabilmek için taşeron firmalarına müracaat etmek durumunda kalıyor.

Şimdi, Gebze’deki teknik üniversitede de teknik elemanlar yetişecek. Nerede istihdam edeceksiniz? Buna ilişkin bir perspektifiniz var mı? Maalesef yok. Ama burada işi seçim reklamına dönüştürmek, seçim yatırımına dönüştürmek siyasetin mahareti gibi gösteriliyor. Bundan artık bu aşamadan sonra kimsenin kazançlı çıkamayacağını herkesin bilmesi gerekir. Bu tür işler seçim propagandasına, seçim yatırımına dönüştürüldüğü zaman ters teper. Göreceksiniz ki bunlar da ters tepecek.

Bu vesileyle bir başka konuya daha değinme ihtiyacı duyuyorum. İki gün önce Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde yabancı bir televizyon kanalının muhabiri şüpheli bir kazada yaşamını yitirdi. Bugün soru önergesiyle ilgili bakanlığa da sorduk ama bu, Lübnan asıllı Amerikalı gazetecinin ölümünden bir gün veya iki gün önce dile getirdiği iddialarla -ki o gazeteci, bağlandığı televizyon kanalında, haber bülteninde Türkiye Millî İstihbarat Teşkilatının gözetiminde Suriye’ye, IŞİD çetelerine yardım tırlarının geçtiğini iddia etmiştir, dile getirmiştir ve bir gün sonra bir mikser altında kalarak yaşamını yitirmiştir- bu kazayı bir tesadüf olarak kabul edip, es geçmek mümkün değildir. Bu olayın, özellikle de bu kazanın araştırılması gerekir. Serana isimli bu gazetecinin ölümüyle ilgili hiçbir şüpheye mahal vermeksizin, hiçbir şüpheye zemin bırakmayacak şekilde bu olayın ve onun dile getirdiği iddiaların araştırılması gerekir.

Dile getirmek istediğim üçüncü bir husus daha var: Zaman zaman, kürsüye çıkan hatiplere milletvekilleri, biz de yerimizden sataşmalarda bulunuruz, konsantrasyonunu bozucu davranışlar içerisine gireriz. Haklı ya da haksız yerinden müdahaleler bu Mecliste sık sık oluyor. Geçen hafta bunlardan bir tanesine de ben maruz kaldım. Konuşma tutanağım burada; sataşmada bulunan milletvekilimiz Sayın Şuay Alpay kendisine haksızlık ettiğimi ifade etmiştir sonrasında. Kendisini incitici bir ifadede bulunmuşsam o ifadeyi geri alıyorum ancak şu konuşma tutanağında -saydım- on dakikalık konuşma sürem içerisinde Sayın Şuay Alpay 29 defa benim konuşmama müdahale etmiş. Tek tek saydım, 29 defa buradan benim konsantrasyonumu bozucu, tahrik edici ifadelerle konuşmama müdahale etmiştir. Ben kendisine 11’inci sataşmadan sonra cevap vermişim. Tek tek saydım, tutanaklar burada. Tutanağı da kendisi bana getirdi. Buna rağmen diyorum ki eğer kendisini incitici bir şey sarf etmişsem geri alıyorum ama milletvekillerinin kendi yerinde otururken ya da milletvekili kürsüdeyken, birisi burada konuşurken sırf insicamını bozmak için, konsantrasyonunu bozmak için, sırf bir adım öne geçmek için yerinizden yaptığınız bu tarz sataşmalar, özellikle iktidar partisi milletvekilleri açısından bir sorundur. Çok talep ediyorlarsa ben, her konuşma hakkımdan, iktidar partisi milletvekillerinden kim arzu ediyorsa, her konuşmamdan konuşma süremin yarısını kendilerine veririm, buyursunlar burada kendilerini ifade etsinler, bizim dile getirdiğimiz iddialara cevap versinler.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Bu kadar mert olma, boş ver.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bu kadar açık ve net söylüyoruz ama sırf konuşma şansı bulamayıp oradan kendini göstermeye çalışmak, oradan “Bir şeyler söylemiş olayım, kayıtlara geçsin.” diye söylemek herhâlde doğru bir siyaset yöntemi değildir, bizim de burada itiraz ettiğimiz nokta burasıdır.

Zaman zaman buradan dile getirdiğimiz konuların tamamında haklı olduğumuzu iddia etmiyoruz. Bakın, Serana Shim’le ilgili biraz önce dile getirdiğim iddiayı, bak, diyorum ki kendi iddiası olarak ifade ediyorum. Yardım tırlarının görüntüsüyle ilgili olarak bir değerlendirmede bulunmuş ve bir gün sonra kazada ölmüş. Biz bunu burada dile getirdiğimiz zaman size oradan baskın çıkmanız için laf atmak düşmez, bu iddianın peşine düşmek düşer çünkü diyoruz ki “Gelin, birlikte bunları araştıralım.”

Mesela “6-7 Ekim olayları” deniliyor. Burada da bugün… Bakın, olaylar “6-7 Ekim olayları” değildir, “7-8 Ekim olaylarıdır.” Niye “7-8” değil de, “6-7” şeklinde ifade ediliyor biliyor musunuz? Sayın Cumhurbaşkanının Antep’teki konuşması karambole gitsin diye ifade böyle yapılıyor. Olaylar konuşmadan bir gün önce başlıyor. Oysaki 7-8 Ekim olaylarında ölümlü hadiseler 7’sinde ve 8’inde başlamıştır, 7’sinde ve 8’inde olmuştur. Yani bu kadar ince düşünüyorsunuz da, bu kadar ince kurguluyorsunuz da, karşınızdakilerin de bu kurguyu çözebileceklerine ihtimal vermiyor musunuz bunu merak ediyorum.

Dolayısıyla, ben demin ifade ettim. Bu kürsüden, benim tarzım değildir, hiçbir zaman, hiçbir kimseyi incitme taraftarı değilim. Birisini incitiyorsam da çıkarım burada derim ki: “Evet, söz maksadını aşmıştır.” Ama bu tablonun da görülmesi gerektiğine inanıyorum.

Sözlerimin sonunda tekrar Gebze teknik üniversitesinin Kocaeli’mize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim!

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın milletvekili ismimi zikretmek suretiyle göndermelerde bulundu. Kürsüden söz talebinde bulunuyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sataşmadı, hangi nedenle… Size sataşmadı, ben dikkatle izledim,

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye. Hatta “Yanlış bir şey söylediysem onu geri alıyorum.” gibi de sözler etti.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) - Hayır hayır, onu söyledi ancak “Sürekli tahrik ederek, taciz ederek konuşmama müdahale etti.”

BAŞKAN – Yani siz şimdi “Ben arkadaşımı tahrik etmedim.” diye mi söz alıyorsunuz?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) - Evet efendim.

BAŞKAN – Onu söyleyeceksiniz.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 645 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben öncelikle, tabii, sayın milletvekilinin sözünü geri almasıyla ilgili özrünü kabul ediyorum, bu konuda teşekkür ediyorum ancak Meclis tutanaklarından araştırılacağı üzere kişiliğimizi ispata gerek yok. Hemen hiçbir konuşmacının konuşmasına çok çok zaruret olmadıkça asla hakaretamiz laf etmeden çok mevzi şeyler söylediğimiz doğrudur ama çok nadiren yaptığımız bir şeydir. Genelde tüm milletvekili arkadaşlarımız da bu yönümüzü bilir. Ancak, Sayın Konuşmacı konuşmasını yaparken, HDP Grubu, lehinde konuşuyordu, “Misliyle mukabele ederiz.” deyince ben bulunduğum yerden “Misliyle mukabele etmekten kastınız daha fazla ölüm olsun, daha fazla yakma, yıkma mı olsun, bunu mu kastediyorsunuz?” dedim. Israrla bu konuda devam ettirince tekrar “Ölümler mi olsun, yazık değil mi, günah değil mi?” şeklinde, bu şekliyle konuşmasına müdahalem söz konusu olmuştur. Müdahalemin gerekçesi buydu. Yoksa hiç kimseye ya da başkalarına kendimizi ispat gibi bir zaruret içerisinde hiç olmadık, olmayız da. Allah’a hamdolsun, bu konuda kendimizden de eminiz, ne söylediğimizi de biliyoruz.

Ben kendisine bu konuda hatırlatmada bulunduğumda hâkimlik mesleğimle ilgili olarak bir beyanda bulundu, çok talihsizdir, kendisi o talihsizliğini kabul etti. Çünkü, Sayın Milletvekili 18 yaşındayken ben ceza hâkimi olarak onurla, şerefle, haysiyetle bu millete hizmet eden bir arkadaşınız olarak hâkimlik mesleğimi yürüttüm. Kendisi de bunu fark etti ama söylenen müdahalenin karşısında bunu söylemek durumunda kaldığını ifade etmişti. Ben bunu yüce Meclisle paylaşmak istedim.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.-     KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Ali Okur ve 6 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/2301) (S. Sayısı: 645) (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Ali Okur.

Buyurun.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ALİ OKUR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Gebze ilçe sınırlarımız içerisinde 1992 yılında Türkiye’nin sanayi alanında gelişimi ve ekonomisinin geleceği, yeni teknolojilerden yararlanılması ve bu teknolojilerin geliştirilmesinde aktif rol oynamak için özellikle teknolojik alanda yükseköğretim seviyesinde eğitim, öğretim ve araştırma yapma temel amacıyla Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü kurulmuştur.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, yaklaşık yirmi iki yıl önce bölgemizdeki sanayimize katkı sağlayacak ileri teknoloji araştırmaları yapmak ve sanayimizin problemlerine millî çözümler üreterek bölgemizdeki kalkınmanın ivmesini artıracak şekilde düşünülmüş ve sadece yüksek lisans ve doktora eğitimi verecek biçimde oluşturulmuş bir yapıdır. Ancak, bu yapı zamanla değişmiş, enstitü kuruluş amacının haricinde bir butik üniversite hâlini almıştır. Biz, gerek bölgemizin ihtiyacı gerekse dünyadaki gelişmeleri de baz alarak mevcut enstitünün yeniden yapılandırılması gerektiğini gözlemledik ve arkadaşlarımızla detaylı bir çalışma başlattık. Yapmış olduğumuz bu çalışmaları olgunlaştırdıktan sonra, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün eğitimini öğretimini Gebze teknik üniversitesi olarak devam ettirme noktasında Meclisimize kanun teklifi sunduk.

Ben, bu çalışmamızın geniş, detaylı olarak yapılmış bir çalışma olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. İnşallah sizlerin de destekleriyle yapmış olduğumuz bu çalışmayı nihai sonuca ulaştırıp bölgemizde “Gebze teknik üniversitesi” adı altında, araştırma ve geliştirme yeteneği yüksek, eğitim ve öğretim kalitesiyle saygın ve yeni kurulacak bölüm ve laboratuvarlarıyla da dünyada rekabet edebilir bir üniversiteyi ülkemize kazandırmak istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim öğretim milletimiz ve insanlık açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim alanındaki nihai hedefi insan yetiştirmektir. Dünyayı ve dünyadaki gelişmeleri doğru anlayan, yorumlayan, dünyayla barışık ama aynı zamanda bilimde, sanatta, sporda, teknolojide dünyayla boy ölçüşebilen insanlar yetiştirmektir. Çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmanın yolu eğitimden geçmektedir. Bizler, hayalleri büyük ve güçlü nesiller sayesinde medeniyetimizi geleceğe taşıyabiliriz. Eğitim alanındaki her yatırımın Türkiye'nin aydınlık geleceğine açılan bir kapı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Üniversiteler bulundukları yerler açısından bilim, kültür, sanat, eğitim, insan kaynakları, iş ve sosyal hizmetler gibi konularda önemli etkileri olan kurumlardır. Toplumun bir bütün olarak gelişmesinde üniversitelerin desteğine her zaman ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlar, Kocaeli, nüfusu 1 milyon 700 bine yaklaşmış, sanayi, teknoloji, finans, lojistik gibi konularda Türkiye'nin en gelişmiş ve her geçen gün büyümeye devam eden merkezlerinden biridir. Kocaeli’nde çok önemli bir yeri olan Gebze bölgemiz, Darıca, Çayırova ve Dilovası ilçelerimizle birlikte 600 bin nüfusu aşan büyüklüğe ulaşmış, yatırım, üretim ve teknolojinin yoğunlaştığı bir merkez hâline gelmiştir. Bulunduğu konum itibarıyla da her geçen gün daha da gelişmektedir.

Geçimini 1960’lı yıllara kadar tarıma dayalı ekonomiyle karşılayan Gebze, günümüzde önemli bir sanayi bölgesi hâline gelmiş durumdadır. 600 bini aşan nüfusu, coğrafi konumu, sınırları içinde yer alan organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren firmaları, serbest bölgeleri, teknoparklarıyla Gebze, her geçen yıl artan ivmeyle ülkeye sağladığı katma değeri de artırmaktadır.

Türkiye'nin en büyük ulaşım ağlarının merkezinde olması dolayısıyla bir lojistik merkezi hâline de gelen Gebze, Türkiye'nin en önemli sanayi kuruluşlarının yanı sıra, yabancı sermaye tarafından da tercih edilmektedir.

Günümüzde sahip olduğu değerlerin yanı sıra, ilerleyen zamanlarda yapılacak yeni yatırımlarıyla birlikte büyük bir merkez olacağı gerçeğini de ortaya koyan Gebze, ekonomik başarıların yanı sıra, bilim ve teknoloji alanında çok daha önemli bir merkez olabilme yolunda hızla ilerlemektedir.

Gebze, yapılan çalışmalarla bölgede yaşayan vatandaşların sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını da üst seviyede karşılayacak bir konuma gelmeye devam ediyor. Bölgemizde TÜBİTAK, BİLGEM, MAM, TÜSSİDE, UME gibi birimleri ve ayrıca TSE laboratuvarları da bulunmaktadır.

Yine, bölgemizde 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen Bilişim Vadisi de bulunmakta olup çalışmalara devam ediyor ve yakın zamanda faaliyetlerine başlayacaktır. Gebze ve çevresinde bulunan 9 organize sanayi bölgesi ve 2 teknoparkta birçok AR-GE merkezi mevcuttur.

Gebze bölgesi Türkiye ihracatının yüzde 2,65’ini, ithalatının ise 9,11’ini karşılamaktadır. Kocaeli tek başına Türkiye'nin dış ticaretinde yüzde 17’lik bir paya sahiptir. Gebze ve çevresinin tüm bu potansiyeli göz önüne alındığında bir üniversite ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Ülkemizin kalkınmasında, üretim ve istihdam imkânlarının geliştirilmesi ve ileri teknoloji ürünlerinin üretilebilmesinde üniversite-sanayi iş birliği önem arz etmektedir. Söz konusu kanun teklifimiz ile Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün mevcut fakülte ve enstitülerini de bünyesine alarak TÜBİTAK ile yakın iş birliği yapacak şekilde, rektörlüğe bağlı olarak temel bilimler fakültesi, mühendislik fakültesi, mimarlık fakültesi, işletme fakültesi, enerji teknolojileri enstitüsü, biyoteknoloji enstitüsü, nanoteknoloji enstitüsü, yer ve deniz bilimleri enstitüsü, ulaşım teknolojileri enstitüsü, savunma teknolojileri enstitüsü, bilim teknolojileri enstitüsü, fen bilimleri enstitüsü ve sosyal bilimler enstitüsü açarak Gebze teknik üniversitesine dönüştürülmesini öngörmekteyiz.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Gebze, tarihin geçtiği, kısa bir süre de olsa mola verdiği, konakladığı, doğanın güzelleştiği, sanayinin ise devleştiği kavşağın adıdır. Ulaşım kolaylığı, devasa sanayi tesisleri ve önemli kuruluşları bünyesinde barındırması nedeniyle 1985’li yıllardan sonra Türkiye'nin ve dünyanın hep cazibe merkezlerinden biri olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

Gebze’nin bir diğer önemli özelliği de Türkiye'nin mozaiği olmasıdır, ülkemizin hemen her bölgesinden, her il ve ilçesinden göç almasıdır. Bu nedenle de içinde her çeşit çiçeğin yer aldığı bir bahçe gibidir Gebze. Anadolu’nun farklı örf ve âdetlerinin, gelenek ve göreneklerinin birbirleriyle tanışıp kaynaştığı, birbirleriyle entegre olduğu, farklı kültürlerin el sıkışıp kucaklaştığı ve güzel bir birliktelik sağladığı bir yerleşkedir Gebze.

Değerli arkadaşlar, Allah’a hamdolsun 2002 yılında aziz milletimizin büyük desteğiyle iktidara gelen, on iki yıldır büyük hizmetler ve yatırımlar yapan AK PARTİ iktidarıyla ülkemizde çok işler yaptık, çok eserler ürettik. Milletimizin desteği ve hayır duasıyla Türkiye için, milletimiz için, insanlık için çok daha fazlasını yapmaya gayret edecek, uzun ince bu yolda gece gündüz gidecek, gece gündüz koşmaya devam edeceğiz.

Hayat ileri doğru yaşanıyor ama geriye bakınca anlaşılıyor. Bizler geçmişten ders alarak geleceğimizi inşa etmek zorundayız. Türkiye Cumhuriyeti’ni modern devletler safında en güçlü yerlere oturtmak bizim en başta gelen görevimizdir.

Ülkemizin 2023 vizyonuna ulaşma noktasında hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Daha kat edecek uzun bir yolumuz, projelerimiz ve hedeflerimiz var. İnşallah milletimizin desteği devam ettiği müddetçe de bu hedeflerimizi gerçekleştirmeye devam edeceğiz.

Sözlerime son verirken Gebze teknik üniversitemizin vatanımıza, milletimize, Kocaeli’mize, evet, heyecanla bekleyen Gebzeli hemşehrilerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Özellikle üniversitemizin kurulumunda emeği geçen başta Sayın Başbakanımıza, bakanlarımıza, Millî Eğitim Komisyonu üyelerimize, vermiş oldukları destekten ötürü iktidar milletvekillerimize ve muhalefet milletvekillerimize, özellikle tüm Kocaeli milletvekillerimize, Bakanlık bürokratlarımıza, YÖK Başkanlığımıza teşekkür eder, tüm yasama çalışmalarımıza özellikle örnek bir çalışma olarak gözükmesini temenni eder, hepinize saygılarımı sevgilerimi sunarım.

Hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Okur.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 19 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Gebze Teknik Üniversitesi

EK MADDE 19- Kocaeli'nde Gebze Teknik Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurulmuştur.

Bu üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Temel Bilimler Fakültesinden,

b) Mühendislik Fakültesinden,

c) Mimarlık Fakültesinden,

ç) İşletme Fakültesinden,

d) Enerji Teknolojileri Enstitüsünden,

e) Biyoteknoloji Enstitüsünden,

f) Nanoteknoloji Enstitüsünden,

g) Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsünden,

ğ) Ulaşım Teknolojileri Enstitüsünden,

h) Savunma Teknolojileri Enstitüsünden,  

ı) Bilişim Teknolojileri Enstitüsünden,

i) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

j) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

oluşur."

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Hurşit Güneş.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; iktidar partisinin 7 milletvekili Gebze’de bir üniversite kurulması için bir yasa teklifini Meclisin Genel Kuruluna getirmişler. Şimdi, hâliyle, bu getirilen yasa teklifinin biraz ayrıntılarına bakmakta yarar görüyorum.

14/12/2011 tarihinde Meclise bir yasa teklifi verdim Kocaeli milletvekili arkadaşlarımla birlikte; 2/1/2012 tarihinde Meclis Başkanlığına sevk edilmiş ve 29/5/2012 tarihinde Meclis Genel Kuruluna inmiş. Gebze üniversitesi kurulması için bir yasa teklifini getirmişiz, burada anlatmışız, niye böyle bir ihtiyaç olduğunu anlatmışız ve o tarihte yani bundan tam iki buçuk yıl önce Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri buraya gelip “Böyle bir yasaya gerek yok, biz zaten bir hazırlık içindeyiz, yakında getireceğiz.” dediler. Şimdi, e, tabii, içimizde merak hasıl oldu “İki buçuk yıldır bunlar ne yaptılar?” diye; ne yaptıkları ortaya çıktı. Gebze’de 1992 yılında yani Doğru Yol Partisiyle Sosyal Demokrat Halkçı Parti koalisyonu döneminde rahmetli Erdal İnönü’nün teşvikiyle ve inisiyatifiyle kurulan “Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün ismini değiştirelim, adına Gebze teknik üniversitesi diyelim, biz de bu işi yapmış olalım, bu işin de başarısı Hükûmete ve iktidar partisine ait olsun.” demişler.

Şimdi, tabii, büyük hazırlık, iki buçuk yıl sürmüş, az buz değil; bütün Hükûmet, iktidar partisi; olağanüstü bir hazırlık. Acaba ne yapıldı, içinden ne çıktı, neler içine konuldu, iki buçuk yıl önce bizim verdiğimiz teklifte ne eksik vardı da iki buçuk yıl sonra, iki buçuk yıl içinde olağanüstü hazırlıkla nasıl bir üniversite kuruldu; merak ediyoruz.

Şimdi, ben yasa teklifine baktım, ayıptır söylemesi öğretim üyesiyim de. Gerçi emekli olalı çok oldu ama bir üniversite nasıl olur biliyorum. Üniversiteler 3 hedef taşır. Bir, araştırma hedefi taşır. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün temel amaçlarından bir tanesi oydu, araştırmaydı. Bir ikincisi eğitimdir. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü eğitimi sadece yüksek lisans düzeyinde… Lisans düzeyinde de öğrencileri var ama daha ziyade teksif olduğu, kendini yönlendirdiği ve yoğunlaştığı yer yüksek lisans eğitimiydi. Ve bir üçüncüsü de vardır -Türkiye’de çok önemli, Türkiye’de özellikle önemli- kurulduğu yerlerde sosyal gelişmeye yardımcı olması, elvermesi.

Şimdi, Gebze teknik üniversitesi bu anlamda neleri sağlıyor bir bakalım. Birincisi, yeni bir üniversite asla kurulmuyor; kadro sayısı olduğu gibi aynı, fakülte sayısı Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsüyle tamamıyla aynı, hiçbir değişiklik yok. İki buçuk yıl ne yapmışlar, insan merak ediyor ya çıka çıka bu mu çıktı diye. Sadece 9 enstitü var bu sefer, enstitü sayısı artmış. Enstitüleri saymayayım; enerjiyi koymuşlar, biyoteknolojiyi koymuşlar, işte, nanoteknoloji, savunma, bilişim filan; birtakım bir şeyler koymuşlar. Enstitü kurmak zor bir şey değil ki üniversitelerde enstitü istediğiniz kadar kurarsınız, yeter ki ülkede o konuda tek enstitü olasınız.

Şimdi, diyorlar ki yasanın gerekçesinde: “TÜBİTAK ile entegrasyon sağlanamadı.” Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsüyle ilgili. Bu doğru değil, bu asla doğru değil, bununla ilgili hiçbir gerekçe, somut bir gerekçe yok. İkincisi “Üniversite-sanayi iş birliği gelişemedi.” diyorlar. İyi de sizin bu getirdiğiniz yasa teklifinde başka bir fark yok ki, aynı şey, tabelası değişmiş sadece. “Bölgenin yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç var.” diyorlar. O zaman niye bizim yasa teklifimizi reddettiniz ki? Onun içinde birçok başka şey vardı. Bakınız, bu çok önemli bir konu, Gebze’de eğer ki ayrı bir üniversite kurulsaydı Gebze’de iki üniversite olacaktı. Şimdi ne yaptınız? Gebze’nin üniversitesini teke indirdiniz. Bilahare Gebze’de ciddi bir üniversite kurulmasının da önüne ket vurmuş oldunuz. Gebzelilere aslında büyük bir kötülük yaptınız uzun vadede, çünkü Gebze’de hem Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü olacaktı hem de bir üniversite olacaktı ve o Gebze üniversitesinin içinde başka birçok alanlar daha olacaktı. Mesela, baktım ben, işletme fakültesi var, niye iktisadi ve idari bilimler fakültesi yok? Çünkü iktisadi ve idari bilimler fakültesi olduğu zaman içinde ekonomi de oluyor, siyaset bilimi de oluyor, uluslararası ilişkiler de oluyor, birçok başka sosyal alanlar da oluyor. Olsaydı kötü mü olurdu? Yani siz işletmenin altına uluslararası ilişkileri veya siyaset bilimini mi sokacaksınız? O fakültenin altına o girmez, ona YÖK de müsaade etmez zaten.

Şimdi, bakıyorum, fen edebiyat yok. Bizim yasa teklifimizde bir güzel sanatlar fakültesi vardı. Gebze’yi iyi bilenler bilir, anlaşılan AKP’li milletvekilleri Gebze’yi iyi bilmiyorlar, Gebze’nin çok tarihî bir ismi var: Osman Hamdi Bey. Dedik ki o zaman: “Gelin, şuraya, bu yasa teklifine bir güzel sanatlar fakültesi kuralım ve Osman Hamdi Bey’in de ismini taşısın.” Gebze’ye ne kadar büyük bir güzellik olurdu. Gebze’nin çok ciddi bir mimarlık fakültesine de ihtiyacı var. Evet, Gebze, biraz önce milletvekili arkadaşımın söylediği gibi, Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinden gelen insanlarla kozmopolit bir bölge ama bir şey daha var, kentsel gelişimi ve sosyal dokusu gelişmemiş bir yer. Gebze’de bir tek sinema var, bir tek sinema, başka hiçbir şey yok, o da yeni kuruldu. Gebze’de hiçbir tiyatro yok, hiçbir sosyal alan yok, hiçbir kültürel gelişme yok. Niye yok? Niye bu yeni kurulan üniversite teknik üniversite olarak kuruluyor da daha geniş bir üniversite kurulmuyor? İçinde mühendislik olsun.

Bir başka konuyu söyleyeyim. Evet, yine o tarihte kurulmuştu Kocaeli Üniversitesi yani aynı koalisyonun kurduğu bir üniversiteydi, sosyal demokratların öncülük ettiği bir üniversitedir Kocaeli Üniversitesi. Orada tıp fakültesi var. Geliyorsunuz, burada anlatıyorsunuz, “100 binlerce nüfus var Gebze’de.” diyorsunuz, bir tıp fakültesi yok. İhtiyaç yok mu? İnsanlar Gebze’den, Darıca’dan, Çayırova’dan İzmit’e tıp hizmeti almaya çalışıyorlar ve ne yazıktır ki kuyruklarda bekliyorlar çünkü Kocaeli Üniversitesinin tıp hizmetleri artık Kocaeli’nin tümüne yetmiyor. Ne yazık ki bu da yok tasarının içinde.

Şimdi, bakınız, 190 memur düşünüyorsunuz, 9’uncu derece koymuşsunuz, 127 kişinin tamamı şu anda Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde çalışanlar yani bir değişiklik aslında önerilmiş değil.

Şimdi, insan hâliyle merak ediyor. Bu yasa teklifine biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak “Hayır.” demeyeceğiz elbette çünkü “Hayır.” dediğimiz takdirde gideceksiniz Kocaeli’ye “Biz getirdik Kocaelin’de bir ikinci üniversite kurulması için, Cumhuriyet Halk Partililer ve muhalefet ‘Hayır.’ dedi.” diyeceksiniz. Biz onu der miyiz? Tabii ki “Evet.” diyeceğiz, tabii ki destekleyeceğiz ama asla bu bizim istediğimiz şey değil. Biz Kocaeli'ne çok daha fazla, çok daha iyi bir şey istiyorduk. Ne yazıktır ki onu yaptırmadınız bize ve şimdi gelip geçiştirici, ortalığı yatıştırıcı, “Ya, biz verilen sözü yerine getirdik.” diyerek… Ya, hakikaten çok memnunum, gidip oradan bir liseyi seçip ismini üniversite tabelasıyla değiştirmediniz, yine Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünü seçtiniz de onun tabelasını değiştiriyorsunuz. Hiçbir değişiklik yok; hiçbir değişiklik olmayacak, yeri değişmeyecek, kadroları aynı kalacak, yapı aynı yapı, hiçbir fark yok, değişen hiçbir şey yok, sadece tabela değişiyor. Sonra ne olacak? “Biz Gebze’ye Gebze teknik üniversitesi kurduk.” diyeceksiniz. Siz Gebze’de teknik üniversite kurmuş olmayacaksınız, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün tabelasını değiştirip “üniversite kurduk” diye bu halka anlatmaya çalışacaksınız ve hemşehrilerimi de aldatmaya çalışacaksınız, bu doğru değil. Gebze’nin ciddi bir üniversiteye ihtiyacı vardır, çok daha geniş bir üniversiteye ihtiyacı vardır ve içinde tıp fakültesi bile olmalıdır. Bunun yeri bile hazırdır Gebze’de. Bunun yeri, Gebze’de, şu anda askerî bölge olmaktan çıkarılan fakat duyduğumuza göre sizin toplu konut yapmak istediğiniz, rant yeri olarak açmak istediğiniz bir bölgedir. Oraya üniversite olsaydı kötü mü olacaktı? Niye gidip de Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünü darmadağın etmeye çalışıyorsunuz?

Bakın, bir şey daha söyleyeyim: Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü aslında istisnai bir yerde değildir. California Teknik Enstitüsü vardır, MIT vardır, California Institute of Technology vardır ve dünyada bunun benzerleri vardır. Ne yazık ki bir tanesini, aslında yeni bir üniversite kurma adına katletmiş oluyorsunuz.

Biz, açıkçası -tekraren söyleyeyim, arkadaşlarım da ifade edecekler diğer maddelerde- bu üniversitenin kuruluşuna, aslında kuruluşuna değil tabela değişikliğine “Hayır.” demeyeceğiz ama doğrusunun bu olduğunu düşünmüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güneş.

1’inci madde üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan, buyurunuz.

HDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 645 sıra sayılı Yasa Teklifi bir üniversite kurulmasıyla ilgili. HDP olarak biz, üniversiteler ve okullarla ilgili gelen bütün tekliflere hem komisyonlarda hem Genel Kurulda “Evet.” dedik ama bazı noktalara da dikkat çektik. Üniversiteler kuruluyor ama o ülkenin o şehrinde altyapısı, ekonomisi, sanayisi, sosyal durumu, imkânları, hiçbirisi hesaplanmadan, inceleme yapılmadan, oranın sivil toplumu, oradaki insanlar, onların görüşleri alınmadan bölümler konuyor. Ne oluyor sonuçta biliyor musunuz? Şu an Türkiye’de işsizlik oranı içinde en yüksek işsizlik oranı üniversite mezunlarından oluşuyor. Yani, sonuçta, üniversite mezunu ve özellikle 350 binin üzerinde atama bekleyen öğretmenler ve bu bölümlerle ilgili maalesef tekrar sıkıntılar oluyor.

Peki, bunun değerlendirilmesi yapılmadan yapılan bir üniversite istenen amaca ulaşabilir mi? Bilim, öğretim eğitim konusunda eğer siz özgürlükleri sağlayıp halkın ve orada yaşayan bütün sivil toplum örgütlerinin, oranın seçilmiş insanlarının, yerel yöneticilerinin, tümünün görüşünü dikkate almadan bir kanun teklifiyle “İşte, kurdum bir üniversite.” derseniz sonra sıkıntı oluyor. Bizim burada dikkat çekmek istediğimiz konu bu.

Birçok şehirde üniversiteler açıldı, birçok vakıf üniversiteleri de açılıyor ama şöyle bir İstanbul’dan çıkıp Gebze’den geçince bir Dilovası’na doğru gidiyorsunuz ya… Türkiye’nin çevre kirliliği açısından en yoğun noktası burası, Dilovası. Her gün oradan geçiyoruz arabayla. Deniz kenarında ama orada kurulan sanayi türlerine baktığınız zaman, hakikaten orada yaşayan insanların sağlığını tehdit eden bir durum var. Şimdi, siz çevre sağlığını dikkate almadan yani kurulan sanayinin, insan yaşamını -ki temel hak ve özgürlüklerin başında gelir- dikkate almadan yapılan her çalışmanın, gerçekten, bazen faydasından çok zararı oluyor, belki birkaç şirket, birkaç kişi para kazanıyor ama üniversitelerle iş birliğini nasıl sağlayacaksınız, bütün olay burada.

Burada büyük bir kopukluk görüyoruz arkadaşlar. Ve bir şehre üniversite yaparken o şehrin görüşünü almayan anlayışa, yerel yönetimlerin, yerelin görüşünü almayan merkezci anlayışa karşı bizim burada isyanımız var, temel sorun burada. Eğer iktidarı siz hep merkezden “Ben biliyorum, iki kanunla, sayımla yaparım.” noktasına taşırsanız planlı bir büyümeden, planlı bir eğitimden, planlı bir gelişmeden ve ihtiyaca göre bir üniversiteden, ihtiyaca göre bölümlerden bahsedemezsiniz, gerçekten bunu görüyoruz.

Şırnak’ta da üniversite kuruyorlar. Şırnak’taki üniversitelere bakıyoruz, kömür ocakları var her tarafta, her tarafta santraller kuruluyor ama “Maden mühendisliği niye yok?” diye sorduğun zaman, onun önüne sosyal bilimler, ticari eğilimler falan filan konuluyor. Yani niye ihtiyaç olan alanlar değil? Veya Gebze’de kurulacak üniversitenin o çevrenin hangi temel dalda ihtiyaçlarına cevap vereceği araştırılmadı.

Bu, şöyle bir anlayış olabilir: “Bugün kuralım üniversiteyi, yarın o ihtiyaçlara göre tekrar onu da kurarız, böyle böyle gider, hep böyle olmuştur.” Bu anlayış, G-20 içinde en büyük 17’nci ekonomi olan Türkiye açısından kabul edilir bir yaklaşım biçimi değildir arkadaşlar. Üniversiteleri kurarsınız, şu an sayıları 200’e ulaştı ama dünya üniversiteleri içinde sizin kaç tane üniversiteniz sıralamaya giriyor, ilk 100’e, ona bakarsınız.

Sayın Meclis Başkanı üniversite hocası, Kocaeli’nde üniversite hocalığı yaptı, bu işleri bilir. Yani, 100 tane üniversite saymak gerektiği zaman bu üniversitelerin hangisi standart olarak ilk 1.000’in içine girebilir? Hiçbirisi girmez, sorun bu.

Şimdi, tabii, Mecliste biz bunu konuşuyoruz arkadaşlar. İşte, canlı yayın 7’ye kadar. Demin güvenlik paketiyle ilgili Adalet Komisyonun görüşmeler vardı. Asıl Türkiye gündemi orada ama Türkiye gündemi kapalı oturumda yapılıyor arkadaşlar. Komisyonda basın geliyor, görüntü alıyor ve çıkıp gidiyor. Muhalefetin sesi çıkmasın istiyorlar.

Bu ülkede şu an ekmek kadar, su kadar, hava kadar adalete ihtiyaç var arkadaşlar. Adalet, son derece hassas bir konu ve Türkiye’de en çok yıpranan, en çok değiştirilen, en çok yasası değiştirilen konu da bu. Altı ay önce biz yasa değiştirdik, zorunlu şüphe hâlini getirdik, kuvvetli şüphe hâlini. Burada AKP milletvekilleri çıkıp bu kürsüde yargı reformunu anlata anlata bitiremediler ve biz buna “Doğru bir şey.” dedik. Arkasından ne oldu? Bugün hemen onu değiştirmeye kalkıyorsunuz, makul şüpheye getiriyorsunuz. Ne demek makul şüphe? Yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafı olacak, bu Meclis çıkaracak, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni çıkaracaksınız; Ekonomik Sosyal Sözleşme’yi çıkaracaksınız, hepsinde adil yargılanma olacak, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde de “Uluslararası sözleşmeler ve çıkarılacak kanunlar bunlara aykırı olamaz.” diyeceksiniz. Sonra bakıyoruz ki bütün bunlardan sonra gelip hem Anayasa’ya hem sözleşmeye aykırı olarak, üstelik de “Avrupa’da böyle.” deyip kamuoyunu yanıltarak soruşturma başlamadan zorunlu şüphe hâlini kaldırıp makul şüpheye getireceksiniz. Makul şüphe, suç işlendikten sonraki ciddi ibareler olayı.

Şimdi burada şunu söylemek istiyorum: Bu düzenlemeyi niçin getiriyorsunuz arkadaşlar? Çok açık açık soruyorum. Bütün yasalarda, kolluk kuvvetlerinin istediği gibi arama yapma imkânı var.

Gizli dinleme olayı Türkiye’de ayyuka çıktı, dinlenmeyen kalmadı. Bu Mecliste anlattılar; cumhurbaşkanları, bakanlar, herkes dinlendi. Allah aşkına bana söyler misiniz, “Dinlenmedim.” diyen bir tane makam söyleyebilir misiniz? Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi yargıçları ve bütün milletvekilleri, hepimiz dinleniyoruz. Yetmemiş ki Hükûmet gizli dinlemede yasada olan, “önleyici dinleme” olarak geçen –bakın, dikkat edin ki yasa da var- bir uzatmalı başçavuş dahi, bir bekçi dahi gizli dinleme yapabilir bu yasaya göre. Bu var, buna rağmen yeni düzenleme getiriyor. Arkadaşlar, hukuku, evrensel hukuku allak bullak eden bu anlayışta, siz “paralel, paralel” deyip, “Bizi dinlediler, dinlediler.” deyip kıyameti koparmadınız mı? Peki, sizin getirdiğiniz bu şimdiki yeniden gizli dinleme olayı nedir, sınırsızlık. Hukuksa var, kanunsa var; istediğiniz kadar sınırsız dinleme var. Ne istiyorsunuz Allah aşkına? Zaten dinliyorsunuz, bunun ötesinde ne istiyorsunuz? Var bunlar.

Şimdi, sadece bu değil, “gizli soruşturmacı” ne demek? “Bütün muhalefeti susturacağım.” demek, “Muhalefeti susturacağım...” Cumhurbaşkanı da Başbakan da çıkıyor “Herkes haindir.” diyor, “Bütün muhalif partiler haindir.” Hain olunca makul şüpheli olmuyor mu insan? Oluyor. Makul şüpheyi de emrindeki polis, zabıta, jandarma ne yapar? Muhalefete uygular.

Arkadaşlar, biz 3 teklif verdik HDP olarak. “Avukatların dosya incelemesini artırın.” dedik, maalesef aksini getirdiler. Biz bu dikta yasalarına karşı her 3 teklifimizi de geri aldık ve bunu kamuoyuyla burada paylaşmak istedim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 645 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nun 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, on iki yıldır, gerçekten, millî eğitim alanında yapılan uygulamalar artık canımıza tak dedirtecek hâle gelmiştir. Çünkü, söyleniyor ama söylenenlerin hepsine bu iktidar on iki yıldır kulak tıkamıştır. O kadar çok şeyler söylendi ki artık biz de yorulduk ama yorulmayı bir kenara bırakıp biz söz söylemeye devam edeceğiz. Nereden başlayacağımızı bilmiyoruz ama Sayın Başbakanın dünkü Yükseköğretim Akademik Arşiv Projesi Tanıtım Toplantısı’nda yaptığı konuşmalardan, bunları baz alarak konuşmama başlamak istiyorum.

Sayın Başbakan YÖK’teki açılışta yaptığı konuşmada, on iki yıllık AKP iktidarının âcizliğini gösterirken hâlâ mağdur edebiyatı ile siyaset üslubunun sürdürüldüğünü de gözler önüne sermiştir. YÖK’te yaptığı konuşmada, yıllar önce eşinin girdiği sınavda hakarete uğramaması için kapıda beklediğini belirtirken hâlâ gizli başörtüsü mağduriyetini de dile getirmiştir. Şimdi soruyoruz: Acaba bugün üniversitelerde veya birçok kurumlarda, sokakta, kamusal alanlarda hakarete uğrayanların farkında mısınız? Bugün, işe alınmayıp bütün yeteneklerinin bir kenara atıldığının, bu insanların bütün yeteneklerinin dikkate alınmadığının farkında mısınız? Bugün, artık, iktidar kendinden olmayanları veya farklı fikir beyan edenleri hain olarak ilan etmektedir. Davutoğlu’na sormak istiyoruz: Acaba bunların farkında mısınız Sayın Başbakan?

Yine, Sayın Başbakan dünkü konuşmasında diyor ki: “Üniversitelerde her türlü fikir tartışılmalıdır veya üniversiteler bu fikirlerin tartışıldığı mekânlar hâline getirilmeli ve bu gençlere de bu ahlakı bizler yani üniversite öğretim üyeleri ve biz siyasetçiler kazandırmalıyız.” diyor. Şimdi, diyoruz ki biz de hangi ahlaktan bahsediyorsunuz Sayın Davutoğlu? Rektör atamalarındaki tercihlerde acaba hangi ahlaki kriterleri kullandınız? Atamalar yaparken, asistan alırken hangi ahlaki kriterleri kullandınız? Bunları tekrar bir gözden geçirmeniz gerektiğini ifade ediyoruz. Yıllarca eleştirdiğiniz ve darbe kalıntısı olarak ifadelendirdiğiniz YÖK’ün imkânlarını dibine kadar kullandınız.

Sayın Başbakan “Birbirinin adamı, ferdi gibi görülen bir üniversite üniversite değildir.” diyor. Bunun yorumunu milletimize bırakırken diyoruz ki şu anda AKP’nin adamı olmayanlar, AKP’liler tarafından adam kabul edilmemektedir.

Sayın Davutoğlu, üniversiteye akademisyen olmak için yaptığı başvuru sonucunda kendisine talihsizce bir ifadenin söylendiğini belirtirken ayrımcılığa uğradığını da bildiriyor. Kendisine şu ifade kullanılmış: “Ahmet Bey, uzun lafın kısası, biz burada bir ekibiz, sizin bu ekibe uyum gösteremeyeceğinizi düşünüyoruz.” Biz de Sayın Davutoğlu’na soruyoruz: Acaba şu anda üniversitelerde oluşturulan ve aleni olarak da iktidar partisinin tetikçiliğini yapan akademisyen unvanlı arkadaşlar kimin ekibinden? Bunların yine Sayın Davutoğlu tarafından cevabının verilmesini istiyoruz.

Davutoğlu’nun kendisi de akademisyen, bazı problemleri gerçekten biliyor ama bunun cevaplandırılmasında veya çözüm üretilmesinde ne kadar muktedir olduğunu da zamanla göreceğiz aslında.

Yine, temel bilimlerde bir reform yapmadan AR-GE’nin gelişmeyeceğini söylüyor Sayın Davutoğlu ama bakıyoruz ki hemen hemen bütün üniversitelerde ve yeni açılan üniversitelerde temel bilimlerin, açılmasına rağmen tercih edilmediğini, bazılarının boş kaldığını hatta bazılarının da bir tane tercihle açılış yaptığını görebiliyoruz.

Ülkemizde üniversite sayısının gittikçe artmasına rağmen öğretim üyelerinin sayılarının belirli ölçülere ulaşmadığını da görebiliyoruz.

Üniversitede çalışan akademisyenlerin özlük hakları hâlâ sorunlu ve sorunlu kalmaya da devam edecek gibi görülmektedir. Çünkü, üniversitedeki akademisyenler hâlâ açlık ve yoksulluk sınırında maaş almaktadır. Akademisyenlerin maaşlarına yönelik olarak yapılan düzenlemelerin iyi, ihtiyacı giderebilecek ölçüde olmadığını da belirtmek istiyoruz. Çünkü, yapılan akademik zamlara rağmen, elektriğe ve doğal gaza yapılan yüzde 9 zammın bu yapılan zamları büyük ölçüde alıp götürdüğünü de rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yine burada akademik zam olarak ifade edilen bu akademik zamdan, üniversitelerde akademik kadro olarak ihdas edilen, uzman kadrosuyla ihdas edilen arkadaşlarımızın faydalanamadığını görebiliyoruz. Bu hatadan bir an önce vazgeçilmesi lazım. Üniversitelerde uzman kadrosuyla çalışan arkadaşlarımızın da bu zamlardan faydalanması gerektiğini burada vurguluyoruz. Çünkü, binlerce arkadaşımız bu konuda mağdur olmuştur ve şu anda panik vaziyettedir. Bunların da aldığı maaşlara bakıldığında, gerçekten, hayatlarını devam ettirebilmeleri için yeterli seviyede olmadığını da söyleyebiliriz. Bunun da acilen düzeltilmesi ve mağduriyetlerinin de giderilmesi gerekmektedir.

Şu anda yine karşımızda önemli problem olarak duran araştırma görevlilerinin 2547 sayılı Kanun’a göre üç değişik maddeyle alındığını biliyoruz; 33’üncü, 35’inci ve 50/d maddelerine göre alınmaktadırlar. Bunların da artık hem çalışmalarında hem statülerinde -maaş farkı bulunmamasına rağmen- bu farklılığın tek kadroyla giderilmesi gerektiğini belirtiyoruz, bu problemin de gitmesi lazım.

Yine önemli problemlerden bir tanesi olan yurtlar konusu hâlâ çok büyük problem olarak karşımızda durmaktadır. Üniversite sınavını kazanıp başka şehirlere giden öğrenciler yurt ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bu konuda yaptığımız konuşmalarda ve araştırma önergelerinde, yurtlarla ilgili belirttiğimiz sorunların hâlâ giderilmediğini de görebiliyoruz. 2014 yılı Aralık ayı sonuna kadar 390 bin öğrenciye ulaşılacağı Bakanlık tarafından belirtilmiştir. Acaba üniversitelerde okuyan ne kadar öğrenci var? Bu sayıya baktığımızda, 2014 yılı itibarıyla üniversitelerde 5 milyon 470 bin öğrencinin okuduğu dikkate alındığında 390 bin yurt ihtiyaca ne kadar cevap vermektedir? Acaba, bir ara evlere muhtaç edilen çocuklar şu anda da TÜRGEV’e mi peşkeş çekilmektedir, onu söylemek istiyoruz. On iki yılda yapılan çalışmalara baktığımızda, 2002 yılında 188 bin öğrenciye yatak sağlanırken şu anda bunun çok fazla artırılmadığını da görebilmekteyiz. Üniversite sayısı 73’ten 184’e çıkarıldı ama yatak sayısının bu şekilde dikkate alınmadığını da görmekteyiz.

Yine, akademisyenlerin problemlerine baktığımızda, öğretim üyeleri derse girmekten makale yazacak zaman bulamamaktadır. Verilen maaş zammının yetersiz olduğunu söyleyebiliriz. Projeler için yeterli ödenek ayrılmamaktadır.

Ayrıyeten, işsizlik oranlarına baktığımızda, üniversite mezunları arasında bunun had safhaya çıktığını çok rahatlıkla görebilmekteyiz. Üniversite mezunlarına yeni istihdam imkânlarının yaratılması ve üniversitelerin bunlara uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini burada açıkça belirtmek istiyoruz.

Şu anda, özellikle gündemde olan ve görüştüğümüz Gebze teknik üniversitesinin hayırlı olmasını diliyoruz ama bunun da yine sorunlarla beraber, böyle bir çalışma olduğunu da burada vurgulamak istiyoruz.

Ben hepinize teşekkür ediyorum böyle bir imkân da sunulduğu için. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Şahıslar adına, Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

645 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Gebze’mize güzel bir teknik üniversitenin kurulmuş olmasından hepimiz memnun olmamız gerekmektedir. Ben de kurulmakta olan bir üniversiteyi tebrik ediyorum; hayırlı olmasını, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Tabii, bunların yanında, özellikle, ben de bir Tokat Milletvekili olarak Tokat’ımıza da, tarımın çok yoğun olduğu, kendisine mahsus Kazova domatesinin olduğu, Kelkit Vadisi’nde fasulyesiyle, her şeyiyle tarımın bambaşka bir görüntü içerisinde bulunduğu, elmasıyla, sebzesiyle, meyvesiyle farklı bir ilimize de bir tarımla ilgili üniversitenin de kurulması gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum. Yani, tarımı ilgilendiren, her noktasında tarım fuarlarının kurulduğu, tarımın her türlüsünün yapılmış olduğu ve belirli bir mesafenin alınmış olduğu tarım potansiyelinde Tokat’ımıza da bir tarım üniversitesi yakışır diye ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii, ilim adamlarının esas görevi araştırma yapmak, bilgi ve beceriyle donatılmış, vasıflı insan gücü yetiştirmektir. Ülke ve dünya sorunlarını çözecek, teknoloji geliştirecek yeni önerilerde bulunmalıdır. Bunlar bilim insanının asli görevleri içerisindedir.

Bilim insanı yirmi beş otuz senede yetişmektedir. Yetişme sırasında da ne kadar zorluklarla karşılaşıldığı unutulmamalıdır. Ancak üniversite öğretim üye ve elemanlarının birçok sorunları yanında ücret azlığı ve düşüklüğü en büyük sorun olarak karşımızda durmaktadır. Her gitmiş olduğumuz yerde üniversitedeki öğretim elemanları özellikle bu konuyu devamlı olarak dile getirmemizi ve bu konuda ciddi mesafeler alınmasını istemektedirler. Ancak üniversitelerdeki maaşların düşük olmasının en önemli sebebinin de ülkemizin bilime verdiği önemle doğrudan ilişkili olduğunu da söylemek mecburiyetindeyiz.

Türkiye 2023 yılında lider ülke olmak istiyorsa bilime ve AR-GE’ye çok önem vermeli, bilim insanı yetiştirmelidir. Öyleyse, bunları yapacak olan üniversite personeline insanca yaşayacağı maaşlar vermek de görevimiz olmalıdır. Ancak AKP’nin on iki yıllık iktidarında unutulan ve mağdur bırakılan meslek gruplarının başında üniversite öğretim üyelerinden sade memura kadar çalışanlar gelmektedir.

1.017 öğretim elemanı arasında yapılan araştırmada en önemli sorunlar şöyle sıralanmıştır: Ücret düşüklüğü yüzde 52,5; yükselme zorlukları yüzde 22,6; çalışma koşulları yüzde 16,9; prestij kaybetmesi yüzde 8 olarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan öğretim elemanlarının yarısından fazlası en önemli sorunlarının ücret düşüklüğü olduğunu ifade etmişlerdir. Ülke olarak bilim insanı yetiştirmedikçe hiçbir dünya hedefine ulaşamayacağımız gibi teknolojimiz de ülkemizde gelişemez.

Geçtiğimiz yıllarda yapılan araştırmalarda üniversite elemanlarının yoksulluk sınırı altında maaş almakta olduğu ortaya konmuş. Bugün de aynı tabloyu maalesef yaşıyoruz. Dünyadaki eş değer meslek gruplarıyla karşılaştırdığımızda ülkemizin ne kadar az maaş verdiği ve öğretim üyelerimizin ne kadar büyük sıkıntı içerisinde olduğu da görülmelidir.

Ülkemizde artık yeni bir yükseköğrenim reformu yapma zamanı gelmiştir. YÖK’ten, öğretim üyelerinden çalışanlarına kadar birçok konu artık gündemde olmalı ve sorunlar bir bir çözülmelidir. Akademik personelin maaşı, Türkiye’yle aynı ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyiyle gelişen ülkelerin verdiği oranda olmalıdır. Ek performans uygulamasına mutlaka ama mutlaka geçilmelidir. Üniversite verimliliği ve yaratıcı çalışmalar mutlaka desteklenmelidir. Öğretim üyesi, geçimini temin edemiyor diye, üniversite dışında iş aramamalıdır, üniversitesinin içerisinde kalmalı, araştırmasında, gelişmesinde ve çalışmalarında desteklenmelidir.

Üniversite öğretim üyelerinin durumunun düzelmesi için AKP iktidarını yıllardır ama yıllardır uyarıyoruz ancak bir türlü ikna olmuyorlar. Şu anda da hazırlanan bir kanun tasarısı olduğunu basından öğreniyoruz. Hazırlanan kanun çok iyi değerlendirilmelidir. Belki de bu bir son şans olarak karşımızda bulunmaktadır ki eğer bu iyi bir şekilde değerlendirilmezse bundan sonra bu şekilde bir kanunun çıkması da hayal olabilecektir. Ondan dolayı da öğretim üyesinden uzmanına, okutmanına, çalışanına kadar herkesin maaşı ciddi manada değerlendirilmeli, iyileştirilmeli, artık bu konu bir kez daha gündeme getirilmemelidir çünkü her gidilen yerde, her görüşülen yerde bu konular gündeme getiriliyorsa demek ki buradaki sıkıntı had safhaya ulaşmıştır, herkes SOS şeklinde bağırmaktadır. Kanun detaylı şekilde, beklentilerine karşılık verecek konumda olmalı, artık bu insanları, ailelerini ve çocuklarını üzmekten vazgeçmeliyiz. Ülkemiz de onlara ve onların vermiş olduğu değere katma değer şeklinde karşılık verecektir diyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ilinde Kazova, Zile, Kelkit ve Artova çiftçileri bizleri arayarak bu yıl kuraklıktan dolayı ürün elde edemediklerini, üretilenlerin de değerinde satılmadığı için zarar ettiklerini ifade ediyorlar. Özellikle tarlaların önümüzdeki döneme hazırlanması için sürülmesi, tırmıklanması gerekiyor. Mazot fiyatlarının çok yüksek olması traktörlere mazotu koyduramıyor. Çiftçi kıvranıyor. Çiftçi Hükûmetten çiftçinin desteklenmesi ve zararların telafisi için ciddi, reel çalışmalar bekliyor. Bununla ilgili bir çalışmanız var mıdır? Çiftçi umutlanmaktadır. Öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bugün birçok medya organında da yer aldığı gibi, ABD Başkanı Sayın Obama’nın bir telefonuyla -Sayın Cumhurbaşkanı görüştükten sonra- Türkiye Cumhuriyeti toprakları peşmerge silahlı güçlerine açılarak Suriye’ye geçişine izin verildi. Bunu hangi yasaya ya da anayasal hükme dayanarak yaptınız? Yapılan bir Anayasa suçu değil midir? Suriye’nin kuzeyine Irak’ın kuzeyinden gelen peşmerge güçleri bir devlet gücü değildir. Dolayısıyla, bu hangi yetkiye dayanarak verilmiştir? Kamuoyundaki bu tedirginliği nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz? Yoksa, Türkiye Cumhuriyeti devletini Obama’yla Sayın Cumhurbaşkanı mı yönetmektedir? Buna cevap bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma şunu sormak istiyorum: Denklik sınavı yapıyor YÖK ÖSYM aracılığıyla zaman zaman. Bu yıla kadar, 2014 yılına kadar senede 2 defa yapıyordu. 2015 yılından itibaren bunu teke düşürdüğüne ilişkin… YÖK’ün yeni sınav programında, sınav takviminde teke düşürüldüğü görülüyor.

Özellikle diş hekimi olarak yurt dışında okuyup da denklik sınavını bekleyenler 2’nin 3, 4 olmasını beklerken teke düşürülmesiyle sukutuhayale uğradılar ve bu konuda Hükûmetten yardım için bizden ciddi derecede yardım istiyorlar. Bu konuda bir düzenleme yapılacak mı, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Vazgeçtim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Vazgeçtiniz, tamam.

Sayın Bakan, buyurunuz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sorulara yazılı olarak cevap vereceğiz, not aldım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Tamam.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

645 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. Maddesine aşağıdaki bendin eklenerek diğer bent numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz.

“b) Tıp fakültesinden”

                  Ali Halaman                                     Reşat Doğru                                    Lütfü Türkkan

                       Adana                                               Tokat                                               Kocaeli

                     Alim Işık                                      Muharrem Varlı

                      Kütahya                                             Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel yaptığım konuşmada, Gebze’de kurulacak bir üniversitede tıp fakültesinin olmazsa olmaz olduğunu söylemiştim. Burada defaten bir daha tekrarlamak istiyorum. Tıp fakültesi o bölgenin gerçek ihtiyacıdır. Kocaelin’de bir tek tıp fakültesi var, o da Umuttepe’de. Gebze’den Umuttepe’ye bir insanın gitmesi için tam iki saat yol gitmesi lazım. Bir de o Ankara yolunun kalabalığını düşünün, acil bir vakada Kocaeli Tıp Fakültesine ulaşmak mümkün değil.

Bana daha önce Sayın Grup Başkan Vekilinin söylediği bir şey vardı: “Tıp fakültelerinin üniversiteler nezdinde kurulması Bakanlar Kurulu kararıyla da mümkün olabilir.” diye bir şey söyledi. Ne kadar mümkün bilmiyorum ancak Grup Başkan Vekilinin bu ifadesini sözü olarak kabul ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz, arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’ın 1’inci madde üzerindeki önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

645 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan ve arkadaşlarının önergesinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

645 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki madde eklenmiştir.

Ek MADDE 18- Gebze Teknik Üniversitesinde kullanılmak üzere ekli (I) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek, bu kanun hükmünde kararnameye bağlı cetvellere Gebze Teknik Üniversitesi olarak eklenmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir üniversite kurma kanunuyla karşı karşıyayız. Bu kanun, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünü kapatıyor, yerine gebze teknik Üniversitesini kuruyor. Şimdi buraya nasıl geldik, ona bir bakmak lazım.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, dinlemiyorlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sükûneti sağlayabilirsek.

HAYDAR AKAR (Devamla) – 2011’de sokağa çıktığımızda hem iktidar partisi milletvekili adayları hem muhalefet partisi milletvekili adayları Gebze’de bir üniversite kurulması konusunda Gebze halkına taahhütte bulunduk. Niye bulunduk? Toplamda 642 bin nüfusa sahip Gebze bölgesi, daha sonra Büyükşehir Yasası’yla birlikte dört parçaya ayrıldı ama toplamda 642 bin nüfusa sahip bir bölge Gebze bölgesi. 81 il yaşıyor Gebze’de, herkes kendinden birini Gebze’de bulabilir. Gebze böyle bir bölge. Yine 8-9 tane organize sanayi bölgesi, 2 tane teknoparkı ve ayrıca AR-GE merkezleriyle de Türkiye’nin ve sanayinin kalbinin attığı bölge Gebze bölgesi.

Şimdi, Gebze bölgesi için bu sözleri verdik. Geldik Meclise, AKP’li milletvekili arkadaşlarımıza, bölge milletvekili arkadaşlarımıza “Siz de söz verdiniz, biz de söz verdik, gelin birlikte şu üniversiteyi kuralım Gebze’de.” dedik. Onlar bize “Hayır.” dediler. Biz de Gebze için Gebze teknik üniversitesi kurulması konusunda bir kanun teklifi hazırladık ve komisyona sunduk. Yasa gereği komisyonda kırk beş gün görüşülmediği için ve Kocaeli milletvekilleri, iktidar partisi milletvekilleri bu üniversiteyi desteklemediği için biz İç Tüzük’ün 37’nci maddesiyle Genel Kurula getirdik; yine siz AKP milletvekilleri ve Kocaeli milletvekillerinin “ret” oyuyla üniversite kurma talebimiz reddedildi. Bu üniversite kurma talebimiz orada mevcut bir üniversitenin tabelasını değiştirmek değildi. Yanlış anlamayın, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü bir üniversitedir şu anda Gebze’de. Bakın, size okumak istiyorum: “1994 yılından bu yana çeşitli disiplinlerde yüksek lisans ve doktora ve düzeyinde eğitim veren Enstitü, 2001 yılından itibaren Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinde, 2002 yılından itibaren Malzeme Bilimi ve Mühendisliği ile Matematik ve Fizik Bölümleri, 2008 yılında ise Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü, İşletme Fakültesi İşletme Bölümü, 2010 yılında da Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü İngilizce destekli lisans eğitimine başlamıştır.” Bunun anlamı, üniversite hâline dönüşmüştür.

Bugün Enstitüde 945 üniversite öğrencisi ve 1.420 yüksek lisans öğrencisi okumaktadır. Üye başına düşen uluslararası yayın sayısı bakımından da devlet üniversiteleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Bunlar, YÖK’ün sayfasında ve Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün sayfasında yer alan bilgiler.

Yani bir üniversitesinin tabelasını indiriyoruz başka bir tabela asıyoruz; Gebzelilere diyoruz ki: “Size söz verdiğimiz Gebze teknik üniversitesini açıyoruz.” Hayır, Gebze teknik üniversitesi, Gebzelilere söz verdiğimiz bir üniversite değil. Gebze’deki üniversite sayısını 1’den 2’ye çıkarmıyoruz. Gebze’deki üniversite sayısını 1’de tutuyoruz. İleride Gebze’de bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin veya siz iktidar partisi milletvekillerinin de desteğiyle gerçek bir üniversite, yani Gebze’nin tümüne hitap edebilecek, bölgeye hitap edebilecek; Tuzla’dan, Pendik’ten, Sultanbeyli’den tutun da Çayırova, Darıca, Dilovası ve Körfez ilçelere kadar hitap edebilecek -2 milyon insanın yaşadığı bir alandan bahsediyoruz- büyük bir üniversite açılmasına imkân verme olayının önünü kesiyorsunuz. Yani Gebze’de 1’e indiriyorsunuz.

Şimdi, bu milletvekili arkadaşımla çok konuştuk, çok tartıştık, çok da emek sarf etti bu işi yapabilmek için. Şimdi kanun teklifine baktığım zaman… Görebiliyor musunuz? Sarı işaretli olanlar mevcut fakülteler. Bakıyorum, yeni bir fakülte yok, sadece 5-6 tane enstitü eklenmiş. Bunun için kanun çıkarmaya da gerek yok. Bakanlar Kurulu kararıyla o Enstitüye yeni enstitüler ekleyebilirdik. Bunda bir sıkıntı yok.

Keşke arkadaşım kanun teklifini Gebze bölgesini içine alacak şekilde hazırlasaydı, Gebze’nin sosyokültürel yapısına hizmet edecek bir üniversite teklifi hazırlasaydı ve lokasyonunu da Gebze’yi kullanacak şekilde hazırlasaydı da hep beraber burada destekleyerek çıkarsaydık. Biz yine destekliyoruz bunu. Biliyorum ki gidecekler Gebze’de “Biz Gebze teknik üniversitesi kurduk ama Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri desteklemedi.” diyecekler. Bu nedenle de bunu destekliyorum. Ama bir kez daha söylüyorum: Gebze üniversitesinin, gerçek Gebze teknik üniversitesinin, ikinci bir üniversitenin önü kesilmiştir.

Şimdi, bu Enstitünün bulunduğu alana baktığımızda İstanbul’a en yakın olandır; Çayırova mevkisinde, D-100 kara yolunun altında. Ne oradaki Enstitüde çalışanlar ne hocalar ne de öğrencilerin hiçbiri Gebze’de, Çayırova bölgesinde, Darıca bölgesinde, Gebze’nin kendisinde, Dilovası’nda oturmuyorlar; hepsi İstanbul’dan gidip geliyor. Yarın bu teknik üniversite, adını değiştirdiğimiz teknik üniversitedeki öğrenci de oradan gidip gelecek, öğretim üyesi de oradan gidip gelecek çünkü yeri yanlış. O Enstitü, Türkiye’de 2 enstitüden 1 tanesiydi kapatmaya çalıştığınız. Yüksek lisans ve doktora öğrencileri vardı, daha sonra lisans öğrencisi de aldı. Araştırma ve geliştirme için kurulmuş bir Enstitüydü. Kapatılması doğru değil. O Enstitü gerçek amacına uygun çalıştırılmalıydı. Gerçekten Türkiye'nin buna ihtiyacı var ama Gebze teknik üniversitesi Gebze şehrini kapsayacak şekilde, öğrenciyi orayla ilişkilendirecek şekilde başka bir alana kurulmalıydı. O alanlar da mevcut arkadaşlar. Biraz evvel bir milletvekili arkadaşım açıkladı. 600 dönümlük, 700 dönümlük, 900 dönümlük 2 tane askerî alan boşaltıldı Gebze’de. Bunlar Kent Konuta veya bunlar TOKİ’ye rant için peşkeş çekileceğine, orada gerçek anlamda bir Gebze üniversitesi kurulabilirdi.

Gebze bölgesi şu anda gayrisafi millî hasılaya yüzde 4 katkıda bulunuyor. Bu, çok büyük bir rakam. Türkiye’deki patent sayısı, 50 ildeki patent sayısı 250’yken sadece o bölge 129 tane patent üretiyor AR-GE merkezlerinde. Böyle bakın bu bölgeye. Bu bölge gerçek bir üniversite yatırımını çok fazlasıyla hak ediyordu ama bir aldatmacayla karşı karşıyayız, bir yanlışla karşı karşıyayız. Sadece tabelasını indirip, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün tabelasını indirip “Gebze Teknik Üniversitesi” yazıp, içeriği aynı, her şeyi aynı, detayı aynı olmakla Gebze’ye bir üniversite kazandırmış olmuyoruz.

Evet, zamanım daraldı. Arkadaşlarımın bu teklifine “evet” diyeceğiz, biz grup olarak da “evet” diyeceğiz Gebze teknik üniversitesine ama Gebze’deki üniversite sevdasının ben bu teklife “evet” demekle bitmeyeceğini düşünüyorum.

Niye bu böyle olmamalı? Çünkü Gebze’de, biraz evvel söylediğim gibi, 81 il mevcut diyorum. Gebze’de illerden göç eden vatandaşlarımız şöyle yaşıyor arkadaşlar: Gebze’nin belli bölgelerinde, aynı Avusturya’daki Türklerin, Almanya’daki Türklerin yaşadığı gibi gettolar şeklinde yaşıyor. Hiç kimse “Ben Gebzeliyim.” demiyor, hiç kimse “Ben Kocaeliliyim.” demiyor. Sorduğunuz zaman “Ben Sivaslıyım.”, “Ben Bayburtluyum.”, “Ben Sinopluyum.” diyor vatandaşlarımız; Gebzelilik ruhunu yakalayamadık. Niye yakalayamadık, biliyor musunuz? Üniversiteyi Gebze’nin dışına kurarsanız -ki şu andaki mevcut yeri öyle- yakalayamazsınız. Sosyal donatı alanlarını genişletmezseniz, 600 bin nüfusun yaşadığı bir kentte bir tek sinema varsa, 600 bin kişinin yaşadığı bir kentte 1 tane tiyatro yoksa, 600 bin kişinin yaşadığı kentte akşam altıdan sonra insanları sokağa çıkarıp oturtabileceğiniz bir alan yok ise orada kentlilik bilincini geliştiremezsiniz. Bu kentlilik bilincinin gelişmesine en büyük katkıyı ne yapacaktı? Gebze teknik üniversitesi yapmalıydı ama bulunduğu lokasyonda, bulunduğu alanda, Enstitünün teknik üniversiteye çevrilmesi sadece ve sadece isim olarak kalacaktır; yine öğrencisiyle, yine öğretim üyeleriyle İstanbul’dan gidip gelmeye devam edeceklerdir; benim Gebzelim yine bir üniversite var mı yok mu kentinde, bunun farkında olmayacaktır.

Onun için, sevgili arkadaşım burada oralardaki şeyleri söylerken, “Bir özlemimizi giderdik.” derken, keşke giderebilmiş olsaydık, keşke Gebze’ye Enstitünün dışında -ki o da bir üniversitedir- ikinci bir üniversiteyi hep birlikte kazandırabilseydik, keşke bizim önerimizi reddetmemiş olsaydınız, keşke iki buçuk yıl kaybetmemiş olsaydık ve bugün, orada cıvıl cıvıl bir üniversite şehri olarak Gebze ilçemizin geleceğiyle hep birlikte övünç duysaydık diyor, hepinize sevgiler saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 645 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gebze’de bir teknik üniversite kurulmasına yönelik bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Öncelikle, bu üniversitenin Gebze’mize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

Üzerinde durulması gereken husus, bu üniversitelerde ne yapıldığıdır. Üniversitelerde bilimsel eğitim yapılır, üniversitelerde insan eğitilir. Yetişmiş insan, geleceğin ve bugünün en kıt elementidir. Yetişmiş insanı ancak eğitim yoluyla elde edebilirsiniz. İnsanın ekmekten sonra en çok ihtiyaç duyduğu şey eğitimdir. Hem birey hem de ülke için hayati öneme sahip eğitim sürecini rastlantılara bırakmak gibi bir lüksümüz olamaz. Eğitimde uygulanacak politikalar toplumların millî ve stratejik hedeflerine uygun olarak şekillenmelidir. Millî hedefler, vatanın dününü, bugününü ve yarınını ortak paydada buluşturarak garanti altına alan, o topluma has hedeflerdir.

İnsan şahsiyetinin teşekkülünde etkili olan başlıca unsurları bu vesileyle bir kez daha hatırlatmakta yarar var. Genel olarak insan şahsiyetinin teşekkülünde etkili olan başlıca faktörler genetik, aile, çevre, grup, medya ve eğitimdir. Eğitim, insan şahsiyetinin ve ülkenin geleceğini şekillendiren en önemli unsurdur. Eğitim bireyin kimliğini bilinçli olarak fark etmesini sağlar, eğitimsiz insan potansiyel değerlerini olumlu ve sistematik olarak kullanma imkânına sahip değildir. Bu yüzden, günümüzde eğitimsiz insana birçok yerde sakat muamelesi yapılmaktadır. New York’ta, on iki yıldan az okula gitmiş kişilere sakat muamelesi yapılır; işe alınmaları zordur, nasıl yaşayacaklarına onlar adına karar veren sosyal hizmet uzmanları vardır. Bu, gelişmiş ülkelerin eğitime ne denli önem atfettiklerini göstermesi bakımından önemli bir göstergedir. Üniversiteler yüksek eğitimin örgütlü mekânlarıdır. Bu kadar önemli olan insan eğitimi ve öğretiminin en üst düzeyde verildiği yer üniversitelerdir. Biz de şu ana kadar bir yüksek teknoloji enstitüsünün üniversiteye dönüştürülmesi gibi hayırlı bir konu üzerinde konuşuyoruz. Ancak, toplum yararına hayırlı olacak bu konuya girmeden önce üniversite ve akademik sorunlar üzerinde biraz durmak istiyorum.

On iki yıldır iş başında olan AKP iktidarı bol miktarda üniversite açmış ama üniversitelerin eğitim kalitesini düşürmüştür. AKP iktidarı döneminde, üniversite akademik personelinin maaş ve ücretleri utanılacak bir seviyede kalmıştır. AKP döneminde üniversiteler susturulmuştur, Türkiye’de inanılmaz gelişmeler yaşanırken üniversitelerden ses çıkmamaktadır. Bunun nedeni iktidarın baskıcı ve totaliter uygulamalarıdır. AKP iktidarı, özellikle yargı ve eğitim alanını üzerinde her türlü tasarrufu yapabileceği bir kadavra olarak görmektedir. Bu iki alanda da “Koy-kaldır, yap-boz, dene-yanıl, olmadı eskiye dön.” şeklinde bir strateji uygulanmaktadır. Bir yasa maddesiyle Millî Eğitim Bakanlığı millî eğitimin bütün deneyimlerini, bütün birikimlerini, bütün uzmanlık alanlarını devre dışı bırakmıştır. Ne yapmıştır geçen sefer çıkardığımız o dershaneler yasasıyla? Bu yasa yürürlüğe girdiği andan itibaren, bütün okul müdürlerinin, millî eğitim müdür yardımcılarının, millî eğitim müdürlerinin, müsteşarların, yardımcılarının, genel müdürlerinin, şube müdürlerinin görevleri düşmüştür. Bu, korsan bir kafa yapısıdır. Böyle bir yasa teklifi ve tasarısı, Castro’yu bilmiyorum ama Stalin dönemine has bir tasarıdır ve siz 8 bin okul müdürünü bir anda görevden alıyorsunuz. Okul müdürlüğünü herkesin yapabileceği ya da yöneticiliği herkesin yapabileceği bir iş olarak değerlendirme durumunda ve noktasında oluyorsunuz. Bunun kabul edilebilir bir yanı ve tarafı yoktur.

Diğer yandan, AKP, sürekli olarak üniversitelerle ilgili bina, yapı, inşaat ve ihale yapmış ancak üniversitelerin içinde öğretim üyesinin ve akademik personelin ücretlerini, psikolojisini ve sosyolojisini görmezlikten gelmiştir. Bugünlerde, akademik personelin ücretlerinin artırılmasına yönelik bir çalışma vardır ancak akademik personelin ücretlerine yapılacak zammın da çok küçük seviyede tutulduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca, AKP’nin teklifinde, üniversitede akademik personel arasında olan uzmanların maaş ve ücretlerinin artırılması da unutulmuştur. Akademik personele yapılacak zammın, üniversitelerden kaliteli elemanı kaçırtmayacak düzeyde olması ve uzmanların da bu ücret artışından yararlanması gerekmektedir.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsüyle birlikte, kurulan Gebze teknik üniversitesi, eğitim bağlamında doğru ve aslında ileriye doğru atılmış bir adımdır. Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün bulunduğu bölgeye bakıldığında, kara, hava, deniz ve demir yolunun kesiştiği ender bölgelerden biri olan Marmara Bölgesi’nde yer almaktadır. Mevcut tasarıyla enerji teknolojileri Enstitüsünün kurulması yararlı olmuştur ve olacaktır. Özellikle dış ticaret açığımızın en başta gelen sorumlusu enerjidir. Türkiye'nin kuracağı termik gaz, HES, rüzgâr ve hatta nükleer santrallerle bu bağımlılığın minimize edilmesi ihtiyaçtır. Doğal gaza bağlı bir elektrik üretimi sürdürülebilir durum değildir. Bu darboğazın, kendi kömür kalitemize dayalı termik ve kaynak bağımlılığı göreceli olarak çok daha düşük nükleer santrallerle aşılması şarttır.

Özellikle, TÜBİTAK’ın tecrübesi ile Gebze teknoloji enstitüsü veya Gebze teknik üniversitesi kaynaştırılmalıdır. En kısa zamanda, bu alandaki gerek akademik gerekse mevcut insan gücü yetiştirilmelidir. Kurulması planlanan fakültenin bu hedefi gerçekleştirebileceği söylenebilir.

Biyoteknoloji ve nanoteknoloji, bugün, dünyada bilimin şu an için geldiği son nokta olarak ifade edilebilir, bundan kaçış yoktur. 27’nci Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunda önümüzdeki döneminalanlarının biyoteknoloji, biyomekanik ve biyomalzeme olacağı kararı çıkmıştır. Ayrıca, nanoteknolojiyi de bundan ayırmak mümkün olmayacaktır. Artık, nano seviyelerde cihazlar, malzemeler dünyanın her tarafını sarmıştır. Bu anlamda, kurulacak fakültelerde Gebze teknik üniversitesi âdeta bir pilot üniversite olacaktır.

Yine bu tarz fakülteler, TÜBİTAK enstitüleriyle yakın iş birliği yoluyla ihtiyaç duyulan insan gücü de yetiştirebilecektir. Bu eğitimleri başarıyla gerçekleştirebilecek yegâne kurum, TÜBİTAK enstitülerinin desteğiyle kurulacak olan biyoteknoloji ve nanoteknoloji fakülteleri olacaktır. Temiz üretim, yer ve deniz bilimleri fakültesi, ulaşım teknolojileri fakültesi, yönetim sistemleri fakültesi, savunma teknolojileri fakültesi, bilişim teknolojileri fakültesi, mimarlık, tasarım ve yapı teknolojileri fakültesi kurulacak olan diğer fakültelerdir. Bu sahalarda ülkemizin ihtiyacı olan AR-GE hizmetleri büyük ölçüde TÜBİTAK enstitüleri tarafından sağlanmaktadır. Öncelikle, enstitülerin ihtiyaç duyduğu insan gücünün karşılanması ve enstitülerce üretilen bilgi ve teknolojinin sanayimize aktarılması için enstitülerle birebir koordinasyon hâlinde çalışacak eğitim kurumlarına ihtiyaç vardır, bu fakülteler ihtiyaç duyulan koordinasyonu sağlayabileceklerdir. Öğrencilerin eğitimleri esnasında gerçek problem ve projelerle uğraşması temin edilerek, tecrübelerin öğrencilere ve oradan da sanayiye aktarılması mümkün olacaktır.

Sonuç olarak, bu kurulacak yeni fakülteler ancak ve ancak TÜBİTAK ile Gebze teknik üniversitesinin entegrasyonuyla birlikte başarılabilecek bir husus olacaktır. Bu nedenle, Gebze teknik üniversitesinin ideolojik, politik, yandaşlık, paydaşlık şeklindeki rektör atamalarından azade tutularak kurulmasının memleketimize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

645 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 2. maddesi ekinde verilen Ekli (1) sayılı listede “10” olarak yer alan Doçent kadrolarının “12”, “8” olarak yer alan Yardımcı Doçent kadrolarının “10” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mehmet Ali Okur                                  Ali Halaman                                      İlyas Şeker

                      Kocaeli                                              Adana                                              Kocaeli

                 Lütfü Türkkan                                    Reşat Doğru                                        Alim Işık

                      Kocaeli                                               Tokat                                              Kütahya

             Ahmet Duran Bulut                                 Sümer Oral                                      Haydar Akar

                     Balıkesir                                            Manisa                                             Kocaeli

                  Zühal Topcu

                      Ankara

BAŞKAN – Önergeye katılıyor mu Komisyon?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Doçent ve yardımcı doçent kadrolarının artırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki madde eklenmiştir.

EK MADDE 16- Gebze Teknik Üniversitesinde kullanılmak üzere ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek, bu kanun hükmünde kararnameye bağlı cetvellere Gebze Teknik Üniversitesi olarak eklenmiştir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 4- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı cetvelin "Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri" bölümünün 39 uncu sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"39) Gebze Teknik Üniversitesi"

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

 

"39) Gebze Teknik Üniversitesi"

MADDE 5- 20/12/2013 tarihli ve 6512 sayılı 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede; Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsüne yapılmış olan atıflar Gebze Teknik Üniversitesine yapılmış sayılır.

BAŞKAN – Madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 645 sıra sayılı Kanun Teklifinin 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

 

                   Mahir Ünal                                      Haydar Akar                                    Lütfü Türkkan

              Kahramanmaraş                                      Kocaeli                                             Kocaeli

                           

                   Adil Zozani                                   İsmail Kaşdemir                               Mehmet Ali Okur

                      Hakkâri                                          Çanakkale                                           Kocaeli

Madde 5 – 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

Ek Madde 157 – 20/12/2013 tarihli ve 6512 sayılı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda, 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsüne yapılmış olan atıflar Gebze Teknik Üniversitesine yapılmış sayılır.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe

Maddeye kanun yapım tekniğine uygun olarak çerçeve eklenmiştir. Böylece düzenlemenin 2809 sayılı Kanuna ek madde olarak ilavesi sağlanmış olacaktır. Aksi takdirde maddenin “kanuna eklenemeyen hükümler” şeklinde mevzuatta yer alması sonucu doğacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 6’yı okutuyorum:

MADDE 6- 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

GEÇİCİ MADDE 45- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde kayıtlı bulunan öğrencilere verilecek mezuniyet belgeleri ile diplomalar, istekleri hâlinde Enstitünün adıyla Gebze Teknik Üniversitesi tarafından verilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte adı değiştirilen fakülte ve enstitülerin öğrencileri bu Kanunun yayımından önceki mevzuata göre öğrenimlerini sürdürürler. Bu Kanunun uygulanmasında ortaya çıkacak sorunlar Yükseköğretim Kurulu kararıyla çözümlenir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

Yalnız, bir şey söylemek istiyorum sayın milletvekilleri. Bu Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü hakkında emeği geçenler konuşuldu…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Alaettin Kurt…

BAŞKAN –…ama ben rahmetli Alaettin Kurt’u buradan anmak isterim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Eyvallah. Allah razı olsun.

BAŞKAN – Çok büyük gayretleri olmuştu Gebze’de bu Yüksek Teknoloji Enstitüsünün kurulmasında. Allah kendisine rahmet eylesin. Hepiniz adına anmak isterim.

Alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 22 Ekim 2014 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Hayırlı geceler.

Kapanma Saati: 19.19



(x) (10/1072) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x)  645 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.