TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  5’inci Birleşim

                                                                                         16 Ekim 2014 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, Kocaeli’nde yaşanan sağlık sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Orta Anadolu Bölgesi’ndeki büyük kuraklığın sonuçları ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı

3.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'in, kız çocukları ve savaşa ilişkin gündem dışı konuşması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya cevabı sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı’nın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubu eski Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in, Bursa’nın İnegöl ilçesindeki mobilya üretimine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, son günlerde yaşanan toplumsal olaylarda hayatını kaybedenler için başsağlığı dilediğine ve halkı âdeta provoke eden bir politika ve yönetim anlayışının terk edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 16 Ekim 2014 Çarşamba günkü 4’üncü Birleşimde yaptığı açıklamasına ilişkin açıklaması

4.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, son yıllarda Türk sporunda yaşanan başarısızlık ile skandalların toplumumuzu derinden üzdüğüne ve Hükûmetin bu konuda tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’da orman vasfını kaybetmiş bölgelerin durumuna ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramı nedeniyle başta Türkiye olmak üzere bütün dünyanın ayağa kalkması gerektiğine ve Çin devletinin saldırılarını kınadığına ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, memur ve emeklilere enflasyon farkı ödenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten'in, Kobani olayları nedeniyle Diyarbakır’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

10.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar'ın, Bafa Gölü’ndeki kirlilik, Bodrum Su Projesi ve Dörttepe Ovası’ndaki tuzlanmayla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, Mersin’in Aydıncık ve Gülnar ilçelerinde meydana gelen doğal afetlere bağlı olarak çiftçilerin yaşadığı mağduriyete, okul müdürü atamalarına ve yurt bulamayan öğrencilerin durumuna ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’ne ilişkin açıklaması

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, birçok ilde yer altı madeni veya kömürü çıkaran işletmelerin kapatılması nedeniyle işçilerin işsiz kaldığına ve bu konunun çözümü için Hükûmeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan'ın, İstanbul’da yapılması planlanan kanal projesiyle ilgili Orman ve Su İşleri Bakanının düşüncelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli'nin, Ergene Havzası’yla ilgili son gelişmeleri öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, Atatürk Orman Çiftliği içerisinde yapılan ve Cumhurbaşkanlığınca kullanılan binaların maliyeti ve kesilen ağaçlarla ilgilli bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

17.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş'ün, Kaz Dağlarında yapılması düşünülen HES projelerine ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın'ın, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’ne ve Türkiye’deki su yönetimine ilişkin açıklaması

19.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat'ın, Kobani olayları nedeniyle Diyarbakır’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

20.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Artvin Orman Bölge Müdürlüğünün Artvin’de yapılacak maden çıkarma çalışmasının ormana ve bitki örtüsüne zarar vereceğine ilişkin yazısının değiştirilmesiyle ilgili soruşturma açılıp açılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında, Cumhurbaşkanına hakarette bulunmadığına ve böyle bir düşünce ve duygunun da aklından geçmediğine ilişkin açıklaması

22.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı’nın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı'nın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Manisa Milletvekili Uğur Aydemir’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 20 milletvekilinin, 28 Şubat 1997 sürecinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1067)

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 20 milletvekilinin, benzin, doğal gaz ve elektrik başta olmak üzere tüketim ürünlerine yapılan yüksek zamların gerçek sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1068)

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, Mardin Artuklu Üniversitesinin seçmeli Kürtçe dersi tezsiz yüksek lisans programına kesin kayıt yaptıran 500 adayın kontenjan sayılarının 250’ye düşürülmesi ve formasyonu olmayan adaylara formasyon izni verilmeyecek olmasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1069)

B) Tezkereler

1.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, 3/6/2014 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan, 6/6/2014 tarihinde de tali komisyon olarak Adalet Komisyonuna, esas komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/2209) esas numaralı, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince Adalet Komisyonunun ihtisas alanıyla ilgili olduğundan Adalet Komisyonuna havale edilmesini arz ettiğine ilişkin tezkeresi (3/1606)

2.- (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, görev süresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 105’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 21/10/2014 tarihinden itibaren bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1611)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından, yüz on altı yıllık geçmişi olan Kürt basınının 20’nci yüzyılın son çeyreğinde halkların doğru haber almasının mahkemeyle, öldürmeyle, toplatmayla engellenmesi ve ülke tarihinin karanlık sayfaları arasında yer alan Kürt basın emekçilerinin katledilmelerinin araştırılması amacıyla 24/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşları tarafından, elektrik ve doğal gaz zamlarının olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 14/1/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 26 milletvekili tarafından, çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/454) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 Milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

4.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can'ın, Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/2282) (S. Sayısı: 641)

5.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240)

6.- Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye’de Bir DSÖ Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/879) (S. Sayısı: 578)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/391) (S. Sayısı: 31)

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 578) Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye’de Bir DSÖ Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı'nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Fethullah Gülen Cemaatine karşı hazırlandığı iddia edilen eylem planı kapsamında yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/48227)

2.- İstanbul Milletvekili Celal Adan'ın, Edirne'nin ekonomik gelişmişlik seviyesinin artırılması adına yürütülen çalışmalar ve yapılan yatırımlara ilişkin Başbakan'dan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/48262)

3.- Burdur Milletvekili H. Hami Yıldırım'ın, İstanbul'da Afete Yönelik Acil Eylem Planına uygun hareket edilmediği iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/48691)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında işsizlik sigortası için başvuruda bulunan kimselerin eğitim durumlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/48950)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında işsizlik sigortası için başvuruda bulunan kimselerin sayısına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/48951)

6.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, gazilik haklarından faydalanamayanlara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/49969)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Yunanistan'ın Ege'deki bazı adalara karakol kurduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/50199)

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Ege Denizi'ndeki egemenliği belirsiz adacık ile kayalıklara ve Yunanistan'ın bunlar üzerindeki faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/50201)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları arasında başka şirketler üzerinden yurt dışında istihdam edilen personelin ülkelere göre dağılımına,

2004-2014 yılları arasında yurt dışında istihdam edilen personel için yapılan giderlere,

2004-2014 yılları arasındaki otopark kiralama giderlerine,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/50263), (7/50270),(7/50272)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 1 Ocak 2002 tarihi itibarıyla bağlı kurum ve kuruluşların sahibi olduğu taşınmazlara,

2004-2014 yılları arasında tamir işlerine ödenen tutarlara,

30 Haziran 2014 tarihi itibarıyla bağlı kurum ve kuruluşların sahibi olduğu taşınmazlara,

2004-2014 yılları arasında kiraya verilen binalardan elde edilen gelirlere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/50264), (7/50265), (7/50266), (7/50271)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları arasındaki temsil ve ağırlama giderlerine,

2004-2014 yılları arasındaki teçhizat alımlarına,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/50267), (7/50273)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları arasında hizmet alım sözleşmesi imzalanan firmalara ve ödenen tutarlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/50269)

13.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı'nın, Konya'da Suriyeli sığınmacılardan kaynaklanan sorunlara ilişkin Başbakan'dan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/50494)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından yurt dışından satın alınan mal ve hizmetlere,

2002-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların seyahat giderlerine,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/50502), (7/50503)

15.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan medya ve tanıtım hizmetlerine,

2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan insan kaynakları hizmetlerine,

2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan yemek hizmetlerine,

2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından alınan lobi ve tanıtım hizmetlerine,

- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, 2011-2013 yılları arasında Bakanlık ile bağlı ve ilgili kuruluşların Ankara'da gerçekleştirdikleri yatırımlara,

- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2002-2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar personelinden maaşında icra takibi ve haciz olanlara,

- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, Osmaniye ilinde tarım sigortası yaptıran çiftçi sayısına ve tarım sigortasından yararlanmak için yapılan müracaatlara,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/50851), (7/50852), (7/50853), (7/50854), (7/50855), (7/50857), (7/50858),

16.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, belediye statüsünü kaybederek mahalleye dönüşen beldelerden kaç tanesinde Bakanlık, bağlı ve ilgili kuruluşların şubesi ve alt birimi olduğuna ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/50856)

17.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın, kaçak zeytinyağı kullanımı ile ilgili denetimlere,

- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun bir personel alım ilanını iptal etmesine,

- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, gıda fiyatlarındaki artışa,

- Amasya Milletvekili Ramis Topal'ın, Toprak Mahsulleri Ofisinin üreticiyi zor durumda bıraktığı iddiasına,

- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların kiraya verdiği binalardan elde ettiği gelirlerin toplamına,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların otopark alanları kiralanması için gerçek kişilere ve firmalara yaptığı ödemelere,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların teknik malzeme ve teçhizat alımları için yaptıkları ödemelere,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların tamir ve tadilat işleri için hangi firmalara ne kadar ödeme yaptığına,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların tüm temsil ve ağırlama giderlerinin toplam tutarına,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların hizmet alım sözleşmesi imzaladığı firmalara yaptığı ödemelere,

1 Ocak 2002 tarihi itibarıyla bağlı kurum ve kuruluşların sahibi olduğu taşınmazların listesine,

30 Haziran 2014 tarihi itibarıyla bağlı kurum ve kuruluşların sahibi olduğu taşınmazların listesine,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların yurt dışında istihdam ettiği personeller için yaptığı tüm giderlerin tutarına,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların yurt dışında kiraladığı gayrimenkullere,

2004-2014 yılları arasında bağlı kurum ve kuruluşların yurt dışında istihdam ettiği personellerin ülkelere göre dağılımına,

- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, 2011-2014 yılları arasında Bakanlık tarafından gerçekleştirilen iletişim ve haberleşme giderlerine ve makamlara tahsis edilen cep ve araç telefonlarına,

2011-2014 yılları arasında Bakanlık tarafından kiralanan binalara,

2013-2014 yılları arasında Bakanlık ile üniversiteler arasında gerçekleştirilen projelere,

- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki elektrik kesintilerine ve çiftçinin zarar gördüğü iddialarına,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/51044), (7/51045), (7/51046), (7/51047), (7/51048), (7/51049), (7/51050), (7/51051), (7/51052), (7/51053), (7/51054), (7/51055), (7/51056), (7/51057), (7/51058), (7/51059), (7/51060), (7/51061), (7/51062)

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Ankara'nın Elmadağ ilçesinde meydana gelen sel sebebiyle zarar gören üreticilere,

- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan'ın, ziraat fakültesi mezunlarının istihdam sorununa ve Bakanlıkta çalışan ziraat mühendisi sayısına,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/51255), (7/51256)

19.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, temel gıda ürünlerine zam yapılacağı iddiasına,

- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, Bursa'nın İznik ilçesindeki çiftçilere mahsul kayıplarına rağmen devlet desteklemesi yapılmadığı iddiasına,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/51392) (7/51393)

20.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu'nun, 2013 yılında Türkiye'nin yardım yaptığı ülke ve gruplara ilişkin Başbakan'dan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un cevabı (7/51495)

21.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin'in, üzüm üreticilerinin sorunlarına ve şarap satışından alınan vergilere,

- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan'ın, Bakanlığa on bin yeni atama için kadro verilmesine,

- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Toprak Mahsulleri Ofisine verilen buğday, arpa, mısır ve pirinç ithal etme yetkisine,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/51539), (7/51540), (7/51541)

22.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, soru önergeleri ile ilgili çeşitli verilere ve soru önergelerine verilen cevapların uygunluğuna ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/51849)

23.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, TBMM yerleşkesindeki binalarda görme engelli ziyaretçilerin karşılaştığı bir soruna ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/51851)

24.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, sözlü soru önergeleri ile ilgili çeşitli verilere ve sözlü soru önergelerinin cevaplandırılmamasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/51853)

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, yazılı soru önergeleri ile ilgili çeşitli verilere ve yazılı soru önergelerinin cevaplandırılmamasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/51854)

16 Ekim 2014 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma saati:14.04

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin ikinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini yineleyeceğim.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kocaeli’nde yaşanan sağlık sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, Kocaeli’nde yaşanan sağlık sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kocaeli 1 milyon 650 bin nüfusuyla 14 organize sanayi bölgesine sahip, Türkiye’de sanayinin başkenti durumundadır. Bu konumuyla İstanbul’dan sonra ulusal gelire en çok katkı veren ildir. Sağlık alanında; 1 tıp fakültesi, 3’ü A sınıfı olmak üzere 12 özel hastane, 1’i eğitim ve araştırma hastanesi olmak üzere 10 adet devlet hastanesi vardır.

Değerli milletvekilleri, bunu neden anlatıyorum, neden bunları sıralıyorum? Bazı illere nispet olsun diyerek değil. Ağustos ayında, tüm bu yukarıdaki olanaklara rağmen, hepimize ibret olabilecek bir sağlık skandalını yaşadık Kocaeli’nde, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kartepe ilçemizde 11 yaşındaki bir çocuğumuzun bisikletiyle oynarken parmağını bisikletin zincirine sıkıştırması sonrası, parmağı kopuyor. Üzücü olan taraf şu değerli milletvekilleri: Bu parmağı demin saydığım özelliklerden dolayı Kocaeli’nde diktiremedik. Hasta, kopan parmağıyla önce Kocaeli Devlet Hastanesine, yaklaşık bir-bir buçuk saat bekledikten sonra ilgili uzman doktorun olmayışı nedeniyle Tıp Fakültesi Hastanesine, bir-bir buçuk saat burada bekledikten sonra aynı gerekçeyle -ilgili uzmanın olmayışı nedeniyle- hasta kendi kaderine terk edildi. Gece yarısı hasta sahipleri beni aradı. Tıp Fakültesi Hastanesini, Gebze’de bulunan özel 2 tane hastaneyi; Medical Park ve Anadolu Sağlık Merkezi hastanesinin yetkililerini bu saatte aradım. Ne yazık ki bana verdikleri yanıtta “El cerrahisi yapacak uzman hekimle şu anda iletişim kuramadık.” dediler. Aradan on-on iki saat geçtikten sonra bu hastamızın, bu çocuğumuzun parmağını, ne yazık ki İstanbul’da, Anadolu’nun karşı tarafında, Avrupa Yakası’nda bir özel hastanede diktirmek zorunda kaldık. Sayın Bakana ve sayın iktidar partisinin Kocaeli milletvekillerine soruyorum: Bu kentte, bu olanaklar dâhilinde bir parmağı diktiremiyorsak… Bu, önce sizin ayıbınız, sonra hepimizin ayıbı. Adamın parası olmasa bu parmak dikilmeyecek.

İki yıl önce Sayın Sağlık Bakanıyla bir görüşme yaptım. Sayın Bakana dedim ki: Gebze bölgesi sanayinin yoğun olduğu bir yer. Bu bölgede iş kazaları nedeniyle -iş kazaları sık oluyor- uzuv kopmaları sık oluyor; bu uzuv kopmaları ve yaralanmalardan dolayı, bu bölgede, mikro el cerrahisinin olabileceği bir ünitenin kurulmasını istiyoruz. Aradan iki yıl geçti -Sayın Bakan yok burada, gerçi Orman ve Su İşleri Bakanımız var- ama hâlâ, Kocaeli’nde, bir parmağı yerine dikebilecek bir mikrocerrahinin olmaması hepimiz adına üzücü.

Sayın Bakanım -üzülerek ifade ediyorum- bu çocuğun parmağı geç dikildiğinden dolayı tutmadı, çocuğun bir parmağı eksik. Size soruyorum değerli milletvekilleri: Bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu… Bu, öyle, Bakanlığın, devlet hastanesinin o günkü nöbetçi hekiminin bir inceleme başlatarak geçiştirilecek bir konu değil. Konu, hekimin olup olmayışı değil, bir sistem olayıdır. Bu sistemin ve organizasyonun ne yazık ki başı Sağlık Bakanlığıdır, eksiklik varsa önce Bakanlığın kendini gözden geçirmesi gerekiyor.

Çocuğun yaşadığı psikososyal travma da ayrıca bir başka noktadadır.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu konuda bir kanun teklifi verdim. Kocaeli bölgesinin özellikle Gebze bölgesinde sanayinin yoğun olması nedeniyle bu bölge mikrocerrahi ünitesinin de olabileceği, özellikle meslek hastalıkları hastanesinin oluşması açısından bir kanun teklifi verdim. Bununla ilgili bir yer sıkıntımız yok. Gebze’de bulunan 940 dönüm askerî arazi, askerin çıkmasıyla boşaldı, binasıyla beraber duruyor. Hükûmet yetkililerine ve Sayın Bakana buradan öneride bulunuyorum: Yeter ki bu konuda bir irade gösterin; gelin… Bu bölgede acil kazalarda, uzuv kopmalarında, fabrikalarda çıkan yangınlarda yananların, tekrar, yeni bir olumsuzluk yaratmaması açısından, meslek hastalıkları açısından bir hastanenin olması son derece zaruridir.

Sayın Bakana… Bir başka konu da, Kocaeli’nin özellikle önemli sorunlarından bir tanesi de acillerin durumu. Gebze ve diğer ilçelerde bulunan devlet hastanelerinde, bir doktor bir günde ortalama 1.000-1.500 hastaya bakmaktadır. Geçenlerde Fatih Devlet Hastanesine gittim, hastanede bir doktorla görüşeyim dedim. Hastalar sedyede, yerlerde, doktora ulaşmak mümkün değil. Kendimi doktorun yerine koydum, bir çaresizlik içinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, vaktimin olmayışı nedeniyle, Kocaeli’yle ilgili sağlık sorunlarını daha başka bir zaman anlatmaya devam edeceğim.

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Gündem dışı ikinci söz, Orta Anadolu Bölgesi’ndeki büyük kuraklığın sonuçları ve alınması gereken tedbirler hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Reşat Doğru’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Orta Anadolu Bölgesi’ndeki büyük kuraklığın sonuçları ve alınması gereken tedbirlere ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım, önce söz verdiğiniz için teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; küresel ısınmalara bağlı kuraklıklarla ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Küresel ısınma dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkisi altına almıştır. Küresel ısınmadan en fazla etkilenen illerin başında Tokat, Sivas, Çorum, Amasya, Yozgat, Kastamonu, Ankara gibi Orta Anadolu Bölgesi’ndeki iller gelmektedir.

Küresel ısınma ve sonucu kuraklık yıllar önce başlamış olup önümüzdeki yıllarda da bazı bölgelerde etkisini daha fazla artıracaktır.

Bölgemiz ırmakların, derelerin varlığıyla su zengini gibi görünse de geçtiğimiz yıllar ve bu yıl yaşanan su sıkıntısı, sonuçta kuraklık ve üretim düşüklüğü herkesi mutlaka iyice düşündürmelidir.

Küresel ısınmadan dolayı düzenli yağmur ve kar yağışı olmamaktadır. Ayrıca su kaynakları yeterli oranda değerlendirilemiyor. Doğal yapı bozuluyor. Kaynaklar da hoyratça ve hovardaca kullanılmaktadır.

Uzun süren kuraklıklar ve iklim felaketleri eski zamanlarda birçok uygarlığın sonunu da getirmiştir. Küresel ısınma değişikliklerinin etkisiyle büyük can ve mal kayıplarına yol açan meteorolojik afetler son elli yıl içerisinde maalesef 3 kat artmıştır. Ülkemizde birçok yerde seller, hortumlar, ani yağmur yağmaları, ani yıldırım düşmeleri ve sonucunda susuz kalınması gibi olaylarla karşı karşıyayız.

İklim değişiklikleri mevcut afetlerin sayısını, süresini ve şiddetini artırıyor. Meteorolojik afetlerden dolayı ekonomik kayıplar da katlanarak artıyor. Bu afetlerden dolayı sigorta kayıpları son yılda 15 kat artmıştır. Giderek daha fazla sel ve kuraklıkla karşılaşacağımız ortadadır. Daha fazla orman yangını, böceklenme olacak. Örneğin, sıcaklıkla beraber kene gibi böcek türlerinde çok ciddi manada artışlar görülüyor. Sivrisineklerin taşıdığı vektörel hastalıklar eskiye oranla daha fazla artmıştır. Ancak en tehlikelisi de afet ve kuraklıktır. Kuraklık sonucu tarım arazileri sulanamamakta, hatta evlerimizde kullanacak su bile bulamamaktayız. Ayrıca, nüfus ve sanayi, iklim değişikliği, kirlilik ve su havzalarında yapılanma nedeniyle su kalitesi bozulmaktadır. Sonuçta, kuraklık gelecekte bölgemizi ve ülkemizi büyük problemlerle baş başa bırakacaktır.

Bütün bunlar için de başta yerel yönetimler olmak üzere hükûmetler kuraklıkla mücadele planları hazırlamalı ve uygulamaya geçmelidir. Uygulamada hiç taviz verilmemeli, devlet politikası hâline getirilmelidir. Tarımda kullanılan sulama yöntemleri mutlaka ama mutlaka değiştirilmeli ve özellikle tasarrufa azami şekilde önem verilmelidir. Bunun için zaman kaybedilmeden çeşitli önlemler alınabilir. Yerel yönetimler su bütçeleri hazırlamalı, kuraklığı meteorolojik, hidrolojik, sosyoekonomik ve tarımsal yönüyle mutlaka yakından izlemelidir. Su tasarrufunu herkese anlatmalı, öğretmeliyiz. Ayrıca nüfus-su oranına göre yeni yerleşim merkezleri mutlaka kurulmalıdır. Ülkemizde cazibe merkezleri oluşturulup büyük şehirlere yığılmalar mutlaka önlenmelidir.

Ülke olarak iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını mutlaka azaltmalıyız. Türkiye olarak imzalamış olduğumuz konusu çevreyi koruma olan KYOTO Protokolü mutlaka ama mutlaka uygulanmalıdır. Uygulama ülke geleceği için tavizsiz ama tavizsiz olmalıdır.

İklim değişikliği ve kuraklıktan en fazla yoksullar, fakirler etkilenmektedir. Kuraklıktan en çok Orta Anadolu'da yaşayan dar gelirli çiftçiler, sellerden en fazla şehirlerdeki yoksullar etkileniyor. İklim değişikliği, kuraklık gıda fiyatlarını kat be kat artırıyor, hatta bazı yerlerde bulunmaz duruma getiriyor. 21’inci yüzyılda beslenme yetersizliğinden birçok ailenin çok şey kaybedeceğini ve özellikle çocuklarımızın gıda yetersizliğinden, yeterince beslenmemesinden dolayı ölümlerle karşılaşabileceğimizi de buradan söylemek durumundayız. Yani sonuçta dolayısıyla artık hükûmetlerin, karar vericilerin bu tehdidi göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Bunun hiçbir surette mazereti yoktur. Derhâl harekete geçerek çok şey değiştirebiliriz yani iklim değişikliği ve kuraklığın etkisinden korunmamız mümkün olur. Sonuçta bu, insanların ve bizlerin elindedir. Her şey insan sağlığı ve güzel ve kaliteli bir yaşam için olduğuna göre özellikle belediyelerimiz, tarım bakanlıklarımız, Devlet Su İşleriyle ilgili olan bakanlıklarımız, onlar bu konuyu her mahfilde gündeme getirmeli ama hepimize de düşen görev olarak suyu en iyi şekilde, kaliteli bir şekilde kullanmalı ve tasarrufu da yapmalıyız diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tokat Milletvekilimiz Sayın Reşat Doğru’nun özellikle konuşmasına cevap vermek üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, özellikle tabii biz Su Yılı olarak 1 Ekimden başlıyoruz. Bizim Su Yılı yılbaşından başlamıyor, 1 Ekimden başlıyor, öbür yılın 30 Eylülüne kadar devam eden bir süre. Su Yılı diyoruz. Hakikaten geçen seneye baktığımız zaman yani geçen sene 30 Eylülden itibaren bilhassa ekim, kasım, aralık, ocak, hatta şubat aylarında kurak bir dönem yaşadık. Hatta yağışlarda bu dönemde maalesef yıllık uzun devreli ortalamanın yüzde 30’u, hatta bazı yerlerde yüzde 40’ı kadar bir azalma oldu. Ancak, daha sonra yağışlarda bir iyileşme oldu. Bilhassa bildiğiniz gibi mart, nisan, mayıs, haziran, hatta temmuz aylarında ve şimdi yağışlarla bu yüzde 33’lük oran yaklaşık olarak yüzde 6 civarına düştü, açıklık yani su azlığı.

Yani burada şunu özetle vurgulamak istiyorum: Her ne kadar iklim değişikliğinin, küresel iklim değişikliğinin etkisi varsa da genelde Türkiye’ye baktığımız zaman Türkiye yarı kurak iklim bölgesinde ve bazı yıllar, benim hatırladığıma göre mesela, 1972 yılında kuraklık oldu. Sonra 1989, ben İSKİ Genel Müdürü olduğum zaman 1994’te büyük kuraklık vardı. 2000, 2001 yıllarında, daha sonra 2007, 2008 yıllarında, 2014 yıllarında kuraklıklar oldu. Yani, aşağı yukarı, zaman zaman sulak dönem ve zaman zaman, genelde yedi sekiz yılda da bir kurak dönem oluyor, bazen şiddetli kuraklıklar yaşanıyor.

Peki, bunun için ne yaptık sayın milletvekillerim? Bunun için tabii, su neye ihtiyaç? Bir kere, içme ve kullanma. Şehirlerin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak için, gerçekten zaten biz bunu bildiğimiz için, bilhassa 2007 yılında 1053 sayılı Kanun’da değişiklik yapıldı ve DSİ daha önce nüfusu 100 binden büyük şehirlerin içme ve kullanma suyunu temin ederken bu 100 bin kriteri kalktı. Dolayısıyla biz -ben o zamanda yeni Çevre ve Orman Bakanı olmuştum- çok hızlı bir şekilde bütün 81 ilimize ait 2040, 2050, 2060 yıllarına kadar bir eylem planı, İçme ve Kullanma Suyu Eylem Planı hazırladık. Gerçekten bunun çok büyük faydası oldu, onu özellikle arz etmek istiyorum, o kadar büyük fayda sağladı ki. Çünkü biz burada ne yaptık? Bütün illerimizin, bütün şehirlerin mevcut su kaynakları, gelecekteki su kaynakları, mevcut nüfus, gelecekteki iki kademeli, on beş yıl sonraki, otuz, kırk yıl sonraki nüfuslarının hepsini hesap ettik ve bu nüfuslara göre acil olan 76 tane şehrimizde su sıkıntısı vardı o yıllarda ve biz bu eylem planı çerçevesinde içme suyu problemini halletmek için başta İstanbul, Ankara, İzmir, Mardin, Kızıltepe, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kars yani aşağı yukarı 76 şehrimize barajlar, dev isale hatları, arıtma tesisleri, depolar inşa ettik. Bunlardan birkaçını…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalnız Hilvan’da hâlen su yok, içme suyu yok Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Müsaade edin ben söyleyeyim de… Müsaade et ben söyleyeyim, ondan sonra siz sorunuzu sorarsınız.

Bu konuda, gerçekten, içme suyuna yaptığımız bu yatırımlar bu sene aşağı yukarı hiçbir şehirde su sıkıntısının yaşanmamasına vesile oldu. Bu gerçekten her türlü takdirin üzerindedir.

Hatta ben şunu ifade edeyim: Macaristan’da Birleşmiş Milletlerin tertiplediği büyük bir Dünya Su Zirvesi yapıldı. Ben pek yurt dışına gitmek istemiyorum çünkü Türkiye’de işimiz fazla. Dolayısıyla, ısrarla takip ettiler. Ben orada “Böyle kurak dönemlerde büyük şehirlerdeki su meselesi nasıl aşılır?” diye gerçekten güzel bir konuşma yaptım. Yani hakikaten Türkiye bu konuda pek çok ülkeye örnek oldu, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Birkaç misal vereyim: Mesela, İzmir’de su yoktu. Biz Gördes Barajı’nı inşa ettik ve bu 100,5 kilometre uzunluğunda tüneli olan, 2 metre çapında dev isale hattı olan borularla İzmir’e su verdik. Mersin’de su yoktu, isale hatları inşa ettik. Mardin Kızıltepe’de su yoktu. Biz orada Beyazsu’dan, tam altmış yıldır konuşulan Beyazsu’dan Mardin Kızıltepe’ye, Selim Barajı’ndan Kars’ımıza, Edirne’ye vesaireye yani velhasıl 81 şehrimize su götürdük.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Urfa Hilvan’da yok, köylerinde yok. Kuyu suyunu içiyorlar Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hatta, son kuraklık sebebiyle bazı illerimizde sıkıntı vardı, misal Yalova’da, Yalova’da da hemen duruma vaziyet ettik ve orada bir dereyi Kurtköy derivasyonuyla Yalova’ya bağladık. Yeteri kadar içme suyu kuyusunu açmak suretiyle Yalova’nın da su sıkıntısını tamamen kaldırdık. Hangi şehri sorarsanız sorun, 76 şehirde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şanlıurfa Hilvan ilçesini soruyorum. Bu çağda içme suyu yok Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Nerede?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Belediye Başkanı da AKP’den. Arayın, deyin “Var mı, yok mu?” Anlarsınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tamam. Yoksa onu da tamamlarız kardeşim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yok işte.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, biz -sadece DSİ’nin, bizim inşa ettiğimiz, Bakanlığın- 2.515 kilometre isale hattı yapmışız bu şehirlere su getirmek için. Sadece içme suyu isale hatları yani bu dünyada yok. Ağrı’da Yazıcı Barajı… Aydın susuzdu bir kere, Aydın’a suyu biz getirdik İkizdere Barajı dev isale hatlarıyla, arıtma tesisleriyle. Aydın, Çankırı, Çorum, Hatay, Karaman, Mardin, Siirt…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hilvan’a kim getirecek, Hilvan’a?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yani özellikle şunu ifade edeyim: Biz bir kere bu kuraklığa rağmen… Yani, lütfen, marifet iltifata tabidir. Lütfen, gerçekten, muhteşem bir su yönetimiyle şehirlerde büyük bir sıkıntı çektirmedik. İstanbul’da su kesilecek dediler, suyu verdik; diğer illerde kesilecek dediler, suyu tamamen verdik, vermeye de devam edeceğiz. Bakın bunu özellikle vurgulayayım.

Sulamaya gelince. Efendim, hakikaten Reşat Bey’in dediği husus çok önemli, teşekkür ediyorum. Biz suyumuzun yüzde 70-75’ini mevcut sulamada kullanıyoruz. Maalesef geçmişte sulama sistemleri hep iptidai sulama sistemiydi. Biz 2003 yılında karar aldık. Ben o zaman DSİ Genel Müdürüydüm ve bütün sistemleri, mümkün olan, hatta projesi hazır olup da inşaata başlanmamış olanlar dâhil, proje değişikliği yapmak suretiyle “kapalı sistem” dediğimiz basınçlı boru sistemlere dönüştürmek için gayret sarf ettik. Daha önce, bizden önce borulu sistemlerin oranı yüzde 4 iken, şimdi projelerle beraber yeni yapılan inşaatlarda yüzde 85-90’lara yükseldi. Bu, gerçekten Reşat Bey’in söylediği husus çok önemli, biz buna önem veriyoruz çünkü tasarruf yapılacak en önemli sektör sulamadır, bunun farkındayım.

Bir de şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Biz şu ana kadar 268 tane büyük baraj yaptık. Yani değerli milletvekillerim, şunu özellikle sizlere arz etmek istiyorum: Bu konuda tabii tenkitler varsa, tavsiyeler varsa çok mutlu oluruz, memnun oluruz. Sizlerin fikirleri, hepinizin fikirleri bizim için çok kıymetlidir, bunu özellikle arz ediyorum ve mutlaka herkesi dinliyorum, burada not alıyorum. Bir eksikliğimiz varsa bunu geliştirmek bizim boynumuzun borcudur zaten. Bu bakımdan sizlerin yapıcı tenkitlerine son derece teşekkür ederim.

Hakikaten, şimdi, Türkiye yarı kurak iklim bölgesi olduğu için, efendim, bizim su ihtiyacımızın yüzde 70-75’i sulamada kullanılıyor. Peki, ne yapacağız o zaman, yazın da yağmur yağmıyor? Evet, dolayısıyla sulama kışın yok, yazın. Suyu biriktirip ancak yazın kullanmak için mutlaka biriktirme yapılır dediğimiz barajlar, göletler, yer altı depolaması yapmamız gerekir. Türkiye için bu lüks değil, bir zarurettir. Yani biz bunu, barajları, herhangi bir şekilde lüks olsun, keyif olsun diye yapmıyoruz. Türkiye'nin yarı kurak iklim bölgesi olmasından dolayı bir zarurete mebni olarak bunu yapıyoruz, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Şimdi, 268 büyük baraj yaptık ama -şu anda, biliyorsunuz- sizler de tavsiye etmiştiniz, ben teşekkür ediyorum, “Artık göletlere başlayın...” Yani yüksekliği 30 metreden düşük olanlara gölet diyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Sapanca kurudu.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Hatta, biz tatbikatta bunu 50 metreye kadar çıkardık...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hiçbir şey yapmadınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) -...ve şu anda “Bin Günde Bin Gölet”i yapmak için büyük bir hızla çalışma yapıyoruz. Gerçekten çok muhteşem bir çalışmadır bu “Bin Günde Bin Gölet.” Değerli milletvekillerim, şu anda, hakikaten, bu “Bin Günde Bin Gölet”in çoğu bitti. İnşallah, yıl sonuna kadar da -az önce de bu konuda toplantı yaptım- yapacağız.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Bursa’da kaç tane?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bizim dönem dâhil olmak üzere 2011 yılı sonuna kadar elli yedi yılda yapılanın 2 katından fazla...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Toplasan bir baraj yapmıyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Elli yedi yılda... Ben yanlış anlaşılmasın diye bizim 2011 yılını da dâhil ediyorum. DSİ’nin kuruluş yılı 1954. 1954’ten 2011 yılına kadar sadece 461 tane gölet yapabilmişiz, bir kısmının da sulaması eksik. Ama biz 1 Ocak 2012’de ilan ettik, söz verdik bin tane gölet ve sulamasını yapalım diye. Hatta 1 tanesini de Kıbrıs’ta yapacağız, 1.001 tane. Az önce de bu konuda arkadaşlarımla toplantı yaptım, inşallah 1.001 tane yapılacak. Özellikle bunu vurgulamak istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Türkiye kuraklıktan yıkılıyor, binbir gece masalları gibi anlatıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İnşallah, bu hayat verecek. Bunların da...

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Bursa’da kaç tane yaptın?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Sapanca Gölü ne oldu, Sapanca Gölü? Kurudu, kurudu.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sapanca Gölü...Tamam, onu da söyleyeyim, müsaade edin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nereler, adresleri belli değil, kimden ihale alındığı belli değil, bulamadım. Ne sizin Bakanlığınızdan bulabildim ne de başka yerden bulabildim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Öyle bir usul yok, bir dakika... Bizde her şey şeffaftır, her şey açıktır bakın.

BAŞKAN- Lütfen karşılıklı konuşmayınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Kimin ne aldığı ilan edilir. Biz tamamen Devlet İhale Kanunu’na göre açık ihale yapıyoruz. Alnımız açıktır. Bu şekilde provoke etme lütfen. Varsa bir cevabın...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben provoke etmiyorum. Çok rica ediyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, dolayısıyla şu anda şunu ifade edeyim: Bin günde 1.001 gölet yapıyoruz. Bakın, 1954’ten 2011’e kadar olan süre zarfında yapılanın 2,5 katı kadar gölet ve sulama yapıyoruz. Bunların tamamı da tamamen kapalı sistem boru, cazibeli sulama. Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum. Siz isterseniz her ile yapılanları da teker teker anlatırım, o ayrı bir şey.

Bir de özellikle şunu vurgulamam lazım: Şimdi, sulama maksatlı göletlerin durumu nedir, ne kadar suyumuz var? Bakın, sulama maksatlı 214 barajımız var göletlerin dışında, şu anda doluluk oranı yüzde 31,4. Yani hâlâ, dönemin sonu olmasına rağmen -bizim göletlerdeki, barajlardaki en düşük su seviyesi eylül, ekim, hatta bazen kasımın 10’una, 15’ine kadar gider- en düşük zamanda dahi şu anda bizim üçte 1, yüzde 31,4 oranında bir doluluk var. Ayrıca, enerji barajlarımızda da şu anda yüzde 32,3 doluluk var. Keza içme suyu barajlarımızda –“ortalama” diyorum- bu doluluklar var, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Tabii, bunun dışında bir de biliyorsunuz, sudan elektrik üretiyoruz. Bu konuda da yaptığımız çalışmalar gerçekten muhteşem. Bu hidroelektrik enerji temiz, yenilenebilir, kendi kaynağımız ve de aynı zamanda taşkından koruyor, çok maksatlı sulama suyu olarak kullanıyoruz, sadece suyun gücünden istifade ediyoruz. Su kullanımı katiyen söz konusu değil başka maksatla. Dolayısıyla, bu HES’lerde 2003 yılında, ben DSİ Genel Müdürü olduğum zaman kullanılabilir olan, işletmede olan 26 milyar kilovatsaatlik bir üretim vardı, bunu biz 82 milyar kilovatsaate kısa zamanda çıkardık. Bu gerçekten muhteşemdir. Şunu ifade ediyorum: HES’ler elektriğin sigortasıdır, bunu da özellikle vurgulamak istiyorum. Bununla ne fayda sağladık? Bununla doğal gaza yılda 15 milyar dolar döviz ödemekten kurtulduk yani. Bunlar gerçekten çok önemli ama bunlarda sizlerin çok değerli katkıları var.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Elektriğin hâlâ yüzde 44’ü doğal gaz santrallerinden temin ediliyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum, bütçeyi hazırlarken bu konuda çok büyük destekler verdiniz, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Sapanca’ya gelince. Sapanca Gölü’nü kontrol ediyoruz sürekli, herhangi bir problem yok, bir. Marmara Bölgesi için şunu arz edeyim: Marmara Bölgesi Türkiye’de nüfusun en yoğun olduğu bölgedir. Dolayısıyla, biz burada sadece bir ili değil, Düzce’den ta Edirne’ye kadar, Kırklareli’ne kadar bütün illeri kapsayan muhteşem entegre su yönetimi master planı hazırladık. Bakın, size bununla ilgili bir iki kısa bilgi arz edeyim çünkü nüfus burada çok fazla, sadece İstanbul’un nüfusu 15 milyon. Tabii, bizim şu andaki nüfusu değil gelecekteki, 2050, 2060 yıllarındaki nüfusu dikkate almamız lazım. Öbür taraftan bakın Düzce var, Yalova, Sakarya, Kocaeli, İstanbul, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne. Bunlar için gerçekten çok büyük bir master planı hazırladık ve herhangi bir ilde veya bir şehirde su sıkıntısı olursa başka bir yerden takviye için çalışmalar yapıyoruz. Misal olarak şu anda Melen Barajı inşa ediliyor, gelecek sene ilan ettiğimiz tarih ve saatte bunun açılışını yapacağız.

İki: Ballıkaya Barajı’nı inşa ediyoruz, bu o bölgeye hayat verecek. Ballıkaya çok hızlı gidiyor şu anda, sürekli kontrol ediyorum. Hatta değerli milletvekillerim, ben o kadar hassasım ki çok büyük barajları kendi odamdan hatta şantiyede takip eden bir kişiyim ben, sürekli ezbere bilirim her şeyi. Ballıkaya Barajı da şu anda inşa ediliyor. Ballıkaya hem Sakarya şehrimizin ve civarının cazibeyle tamamen… Artık Sapanca’dan pompajla su çekilmeyecek, memba suyu kalitesinde Sakarya ilimize su vereceğiz. Ayrıca Sapanca’yı da oradan destekleyeceğiz. Bu iki. Şu anda bu inşa hâlinde, çok hızlı gidiyor Melen gibi.

Bir de efendim, bir müjde veriyorum ilk defa burada. Bilhassa Yalova ile Karamürsel arasında İhsaniye ve Avcıdere Barajlarının inşasının talimatını verdim, proje yapılıyor, bizzat da takip ediyorum. Proje bittiği anda o bölgenin artık elli altmış yıllık su ihtiyacı problemi tamamen biteceği gibi aynı zamanda Sapanca Gölü’ndeki su seviyesi de daima kontrol altında olacak. Bu müjdeyi de vereyim.

Tabii, Tekirdağ tarafında Naipköy Barajı’nı yapıyoruz, o da çok hızlı inşa ediliyor. Tekirdağ’ın şu anda suyu var ama gelecekteki su ihtiyacını da inşallah Naipköy Barajı’ndan karşılayacağız. Edirne’de zaten…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ergene ne zaman temizlenecek, o müjdeyi de verirseniz Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) –Ergene için 15 paket var, eğer Başkanım zaman verirse ben yarım saatte Ergene’yi bütün detaylarıyla anlatırım.

ALIM IŞIK (Kütahya) – Onu ayrı bir toplantıda tartışalım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ayrı bir toplantıda, hatta şöyle olabilir: Ergene’yle ilgili bizim kapımız daima açık, milletvekillerimiz Ergene’yle ilgili, buyursunlar...

ALIM IŞIK (Kütahya) – O konuda verilmiş Meclis araştırma önergeleri var, onları işleme alalım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İşleme alalım, hayhay, hayhay. Bana gelenlerin cevabını tamamen veriyorum.

Bakın efendim, Ergene Eylem Planı çerçevesinde sırf Bakanlığımız 3,2 milyar TL harcıyor. Bakın, bütün belediyelerin atık su arıtma tesislerini biz inşa ediyoruz; Kırklareli, Uzunköprü, Çorlu, Keşan vesaire, aşağı yukarı 12 tane büyük belediyenin atık su arıtma tesisini en son teknoloji... Hatta bunun da kitabını yeni yazdım “Atık suların arıtılması” diye, arzu eden varsa onu da size takdim edebilirim.

ALIM IŞIK (Kütahya) – Bize gönderin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İsterseniz, hayhay. Ergene değil bu, bu ders kitabı yalnız, istiyorsanız...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olsun, gönderin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) –Tamam, memnuniyetle Milletvekillerime de hem su tasfiyesi hem atık su tasfiyesi genel olarak. Bir de Ergene Eylem Planı göndereyim ama bu konuda da tavsiyeleriniz varsa çok mutlu olurum. Özellikle ağaçlandırma, erozyon, kontrolü, zirai mücadele ilaçlarının hatta gübrelerin kontrolü ve toprağa uygun gübrenin verilmesi, dere ıslahları tamamen bitti. Şimdi sanayi için de bizim Bakanlık, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tekirdağ Valiliğinin yürüttüğü sanayideki bütün arıtma, organize sanayi bölgeleriyle ilgili iyileştirme yaptık. Hatta yüce Meclis kanun çıkardı, bunlar bir araya toplandı, bunların arıtma tesisleri de şu anda inşa ediliyor, onun da müjdesini vereyim.

Sürem kalmadığı için, izin verirseniz ben bununla ilgili, bütün vekillerime Ergene Eylem Planı’nı, ayrıca tensip buyurursanız iki kitaptan birer tane, başka kitap varsa, KOP, Çoruh Projesi, o kitapları da yazdım, arzu ederseniz onları da göndereyim efendim.

Ben tekrar teşekkür ediyorum. Hakikaten bu şekilde sizlerin tenkitleri, tavsiyeleri çok yerinde oluyor, çok teşekkür ediyorum. Başta Reşat Bey’e cevap verdim. Gene, tavsiyeleriniz olursa bunları almaktan, sizlere yardımcı olmaktan, sizlerle beraber problemler çözmekten büyük mutluluk duyarız.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum efendim.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eroğlu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan buradan Sapanca Gölü’yle ilgili birtakım şeyler söylediğimde provoke ettiğimi söyledi. Ben de provoke etmediğimi, doğruları söylediğimi belirtmek istiyorum müsaade edersiniz.

BAŞKAN – Etmediniz efendim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tavsiyelerinden, tenkitlerinden dolayı teşekkür ettim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Efendim, benim provoke ettiğimi söylüyor Sayın Bakan. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Nasıl?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşma değil, kayıtlara geçti Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yani, şimdi siz provoke etmediğinizi söylediniz, orada kayıtlara geçti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söylemek istiyorum efendim, provoke etmediğimi, nelerin doğru olduğunu söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Söylediniz efendim ama…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söylemedim efendim gerekçelerini.

BAŞKAN – Buyurunuz iki dakika… (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya cevabı sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakana Sapanca Gölü’nde henüz bir tedbir alınmadığını belirtmeme rağmen, oradan olayı provoke ettiğimi, onun konuşmasına izin vermediğimi, çarpıttığımı ifade etmeye çalıştı. Ben provoke etmiyordum aslında. Gerçekten Sapanca Gölü kuruyor, son gelen yağışlarda da Sapanca Gölü’nde ciddi bir artışın olmadığını gözledik. Bir defa, Bakanın Sapanca Gölü’yle ilgili söylediği ifadeler de yanlış. Başka bir kanaldan Sakarya’ya su çekmekle kurtulamaz Sapanca Gölü, bu da mümkün değil. Sapanca Gölü’nde, derelerin tümünün üzerinde bir tane su akmıyor, derelerin tümünün üzerinde su fabrikaları mevcut.

Ben Bakanlığınıza sordum, bir kısmı belediyelere ait olduğu için İçişleri Bakanlığına sordum, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sordum. Birkaç tane bakanlığa sormama rağmen, kimlere ait olduğu, ne kadar süreyle kiralandığı konusunda tek bir kayıt yok; bir bilgi alamadım. Eğer gerçekten, şimdi, benim provoke ettiğimi düşünüyorsanız bu bilgileri bana yollarsınız. Sapanca Gölü’ne akan derelerin kimler tarafından kaç yıllığına kiralandığını, kiralayanların hangi AKP milletvekili arkadaşların da akrabaları olduğunu belirtmeyin, onu ben daha sonra açıklarım.

Sayın Bakan, Binbir Gece Masalları gibi masallar anlatıyorsunuz.

Bakın, bundan bir yıl evvel bir kitapçık dağıttınız, dediniz ki… Yanlış hatırlamıyorsam sayısı 176 mıydı bilemiyorum, baraj.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Genel Kurula hitap et Haydar.

BAŞKAN – Lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sayısını hatırlamıyorum ama üşenmedim topladım. O barajların su tutma kapasitelerini topladım, Kocaeli’ndeki bir tane Yuvacık barajı yapmıyor. Yani, büyük kitapçıklar bastırmışlar,burada herkese dağıttılar bu kadar baraj yaptırıyoruz diye. Su tutma kapasitelerine baktım -üşenmedim topladım- Kocaeli’ndeki bir tane Yuvacık Barajı kadar yapmıyor.

Sayın Bakan, HES’lerle ilgili söyleyeceğim: Evet, doğru, bir tesisiniz var. HES’ler elektriğin sigortasıdır; bunu gidin Enerji Bakanına anlatın. Bu HES’lerin elektriğin sigortası olduğunu lütfen Enerji Bakanına anlatın çünkü tarihin en büyük borcunu doğal gaz anlaşmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti'ne yaptıran Enerji Bakanıdır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Gündem dışı üçüncü söz, kız çocukları ve savaş hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e aittir.

Buyurunuz Sayın Pavey. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'in, kız çocukları ve savaşa ilişkin gündem dışı konuşması

ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Teşekkürler Sevgili Başkan.

İnsanın iyi yaşamasını dert edenler, bitip tükenmez vahşi hırsımızın enkazını takip ederler. Bu hırsın yarattığı felaketler ilk önce ve en çok kız çocuklarını vurur. Ayrıca buradan hangi masalları anlatırsanız anlatın her türlü felaket ve her türlü enkazın gerçeği her zaman ortaya çıkar; buna doğa katliamları da dâhil. Her savaş göçüğünün altında en çok kız çocuklarının hak ihlalleri gizlidir. Felaketler, erkeği 1 kat, yoksul erkeği 2 kat, kadını 4 kat, erkek çocuğu 6 kat, kız çocuğu 8 kat, yoksul bir kız çocuğu ise 16 kez vuruyor. Geometrik bir keder katlaması bu. Güçlüye tapan gelenekler önce en savunmasız olanı tarumar ediyor. Bir kız evladı olduğunda doğuma gitmeyen babalardan, sofradaki tavuk budunu oğluna, artıkları kızına veren bir anlayışın topluluğuyuz biz. Bu pespaye miras, şiddet, cinsel şiddet, ensest olarak kız çocuklarına dönüyor. Buna toplumsal damgalanma da eklenince, suçlu değil, suça maruz kalan çocuklar cezalandırılıyor.

Harfiyen uyacağız diye imzaladığımız BM Çocuk Hakları Sözleşmesi bile bizi yola getiremedi. Derin kültür, cinsiyet ve yaş eşitliği için yapılan bütün çabalara yıkılmaz bir direnç gösterdi. Yönetenler ise bu kültürü sistematik olarak ödüllendirip güçlendirdiler. Ve biz çocuklarına kötü davranan, kız çocuklarına ise daha kötü davranan bir ülkeyiz. Buna rağmen, 2011’de BM Genel Kuruluna 11 Ekimin Dünya Kız Çocukları Günü olarak kabul edilmesine ilişkin tasarıyı Kanada ve Peru ile birlikte sunduk. Şaka gibi.

Cinsiyet ayrımcılığı için her türlü düzenlemeyi en katı biçimde yerleştirip, kız çocuklarının okula, sağlık hizmetlerine ve özgür büyümeye ulaşmaması için her türlü engeli koyup, sonra da, “Kız çocuklarının haklarına dikkat çeken bir gün olsun.” demek! Yaman çelişki.

İstatistikler, karşılaştırmalar vermek istemiyorum sizlere. Küresel ahlak hassasiyetine sahip olanlar vahameti zaten dikkatle izliyorlar. Kaldı ki, istatistikler kalbimizde sızı yaratsaydı son on yılda kız çocuklarının mecbur bırakıldığı tabloya karşı gür bir itiraz duyardık bu sıralardan.

Kız ve oğlan çocuklarımızın arasındaki okullaşma farkı kızlar aleyhine 600 bin. UNICEF temel eğitimde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını gerekli gördüğü 25 ülke arasına Türkiye’yi de koydu. Dünyaya kız çocukları gününü teklif eden ülkeye yani.

Gürsel Tekin’in açıklama beklediği; “İleride size tehdit olmasın diye kız ve oğlanları eğitimde birbirinden ayırma ve bilim yerine sadece din öğretme.” politikasını belirleyen paralel Millî Eğitim Bakanı Bilal Erdoğan’ın konuşmasına açıklama bile yapmadınız. Cevaba tenezzül etmezseniz duyulmaz sanıyorsunuz.

Dünyanın kız çocuklara en kötü davranan 6’ncı ülkesiyiz. Bugün dünyanın ulusal geliri en haksız bölüşen 2’nci ülkesiyiz. Sizinle nasıl ilerlediğimizi anlıyor insan. İllüzyon tutulması hâli bu. Demek ki siz sağırmış gibi yapsanız da dünya duyuyormuş. Demek ki devekuşu stili kepazeliği kapatamıyormuş.

Ülkedeki bütün kız çocuklarının başını bağlamak için, evlerden ırak takiye sabrınız, bunca Acem oyununa eren aklınız, sıra bu çocuklara hak ettikleri kaliteli hayatı sunmaya gelince donup kalıyor. Sadece Esad’ı devirme hırsınız için ödenen bedel: Binlerce kız çocuğunun öldürülmesi, binlercesinin sakat kalması, binlercesinin seks kölesi olarak satılması. Yüz binlercesi evsiz, yurtsuz, okulsuz savruldu gitti, isimlerinden, akıbetlerinden bile haberdar değiliz.

Komşunun ocağını başına yıktığımız yetmedi, yıktığımız ocağın yerine kız çocuklarını seks kölesi olarak kullanıp pazarda kurbanlık hayvanlar gibi satan bir komşu yarattık, onu yarattık. Neden? Çünkü Esad mezhepdaşınız değil.

Bu dehşetli Orta çÇğ felaketinin aktörü sizsiniz, ana aktörü. Ne yazık ki doğru sayılar veremiyorum çünkü bu insanlık suçunun failleri dünya kamuoyu gerçek tabloyu algılamasın diye rakamları ayırarak ve dağıtarak sunuyorlar.

Olur ya yaptıklarınız niyetinizden değil, bilmemektendir. Atalarımız “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp.” demişler. Bu konuda emek veren Uçan Süpürge ve diğer STK’lar çözüm önerilerini sundular, bir göz atsanız diyorum.

Hiç umudum yok, ama belki ömrünüzde bir kez gözlerinizi yumup bu kızların sizin kızınız olduğunu varsayarsanız bir ihtimal yarattığınız felaketi hissedersiniz. Ne de olsa herkesin sınav kâğıdı kendi çocuğudur. Bizim içinse herkesin çocuğu bizim çocuğumuzdur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pavey.

Gündeme geçmeden önce sisteme girmiş sayın milletvekillerimize bir dakika süre vereceğim.

Buyurunuz Sayın Şahin.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin'in, Bursa’nın İnegöl ilçesindeki mobilya üretimine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bugün, size, Türkiye’mizin yeşil incisi Bursa’nın mobilya üretim merkezi olan ilçesi İnegöl’den bahsetmek istiyorum. İnegöl’de 2 binin üzerinde mobilya imalatçısı -iri, orta ve büyük ölçekli olmak üzere- Türkiye’nin her yerinde insanımızın evlerinde rahat yaşaması için konforlu mobilyalar üretmektedir. Mobilya üretim merkezi İnegöl, tasarımla da bu üretimini birleştirerek dünyanın 110 ülkesine ürettiği mobilyaları ihraç etmektedir. Türkiye’mizin mobilya ihracatı geçen yıl 1 milyar 820 milyon dolar seviyesinde. Bunun yüzde 20’sini de İnegöl ilçemiz gerçekleştirmekte, 350 milyon doların üzerinde ihracatı da tek başına İnegöl ilçesi sırtlamaktadır. Her geçen gün yeni yatırımlarla modern mobilyalar üreten İnegöl, kendine ait mobilya fuar merkeziyle bu yıl 32’ncisini düzenleyeceği mobilya fuarında bütün vatandaşlarımızı, tüketici vatandaşlarımızı İnegöl’e beklemekte, en yeni üretim teknikleriyle üretilmiş modern mobilyaları sergilemekte ve onların beğenisine sunmaktadır. Ben, aracılığınızla, bütün milletvekillerimizi ve Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızı 4-8 Kasım tarihleri arasında İnegöl Mobilya Fuarı’na beklemekte olduğumuzu belirtiyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Sayın Tüzel…

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel'in, son günlerde yaşanan toplumsal olaylarda hayatını kaybedenler için başsağlığı dilediğine ve halkı âdeta provoke eden bir politika ve yönetim anlayışının terk edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, son on günde toplumsal hareketlerde yaşanan 40’a yakın insanımızın kaybından ve son olarak Azadiya Welat gazetecisi Kadri Bağdu’nun öldürülmesinden dolayı halkımıza başsağlığı diliyorum, bu cinayetleri işleyen sorumluların yargılanmasını talep ediyorum.

“Sokakları kim kışkırttı, şiddeti kim körükledi?” sorusunun yanıtını Hükûmetin söylem ve politikasında aramak gerekir. İki yıldır barış ve çözümü süründürmek, “Kobane düştü, düşecek.” demek, alakasını kuramamak ve “Misliyle cevap ve bedel ödeteceğiz.”, “Cezalandırdık.” deyip yargısız infazlar, en son olarak da şimdi, hukuku, temel hak ve özgürlükleri rafa kaldıracak düzenlemeler bu kaosu büyütecektir. Halkı âdeta provoke eden bir politika ve yönetim anlayışı terk edilmelidir. Hükûmet yöneticileri bir kez olsun silah, pala, şiddetle saldıranlara söz söylememiş, göstericiler “Vandal”, saldırganlarsa “vatansever” sayılmıştır. Lafı getirip bütün muhalefet güçlerini darbecilikle, ihanetle suçlamak, halkı söylemleriyle terörize etmek toplumsal barışa zerrece katkı sağlamayacaktır. AKP Hükûmetine seslenmek istiyorum: “Çözüm süreci” dediğimiz halkların demokrasi beklentilerini şantaja dönüştürmekten vazgeçin, özgürlükleri fiilî OHAL uygulayarak gasbetmekten vazgeçin, Suriye’de rejim değiştirme sevdasından vazgeçin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Sayın Satır…

3.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 16 Ekim 2014 Çarşamba günkü 4’üncü Birleşimde yaptığı açıklamasına ilişkin açıklaması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünkü oturumda Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Akif Hamzaçebi bir konuyu gündeme getirdi ve bir soru sordu, buna cevap vermek için söz aldım.

Dün, Sayın Akif Hamzaçebi, Mısır’ın başkenti Kahire’de Gazze’nin yeniden inşa ve imarı için uluslararası bir konferans düzenlendiğine, bu konferansta Türkiye Cumhuriyeti’nin temsil edilmediğine, Sayın Ahmet Davutoğlu’nun, Başbakanımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konferansa duyarsız kaldığına dair bir görüş ileri sürdü ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bu konferansa neden katılmadığını sordu. Ayrıca bir hüküm tesis etti, katılmamış olduğumuzu özellikle söyledi.

Bu konuda Başbakanlıktan aldığımız bilgiyi açıklamak istiyorum: Evet, Mısır’da böyle bir konferans düzenlenmiştir. Kahire’de “Gazze’nin yeniden inşası ve Filistin” konulu, 12 Ekim 2014 tarihinde düzenlenen uluslararası bu konferansta, Türkiye Cumhuriyeti, genel müdür seviyesinde –Dışişleri Bakanlığından bir genel müdür seviyesinde- temsil edilmiştir. Konferansta, katılımcı ülkeler tarafından toplam 5,4 milyar dolar tutarında bağış taahhüt edilmiştir. Katar’ın 1 milyar dolar, Suudi Arabistan’ın 500 milyon dolar ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 220 milyon dolar bağış açıkladığı konferansta ülkemiz 2014-2017 dönemi için 200 milyon dolar tutarında taahhütte bulunmuştur. Aynı meblağı açıklayan Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle birlikte en yüksek taahhütte bulunan 4’üncü ülke durumundayız. Türkiye’nin sözü geçen konferansa iştiraki ve Gazze’nin yeniden imarı bağlamında açıkladığı yardım gerek ulusal gerek uluslararası basında yer almıştır, pek çok haberde bu konu gündeme gelmiştir.

Eksik bilgiyi kamuoyuyla paylaştığı için Sayın Akif Hamzaçebi’ye tekrar bilgi vermek istedim.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Satır.

Sayın Türkoğlu…

4.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, son yıllarda Türk sporunda yaşanan başarısızlık ile skandalların toplumumuzu derinden üzdüğüne ve Hükûmetin bu konuda tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son yıllarda Türk sporunda yaşanan başarısızlık ve skandallar toplumumuzu derinden üzmektedir. Doping skandalları, taraftarlar arasındaki gergin ve çatışmalı ortam, kulüp yöneticilerinin sorumsuz yaklaşımları, şike kâbusu, siyasete alet edilen federasyon yönetimleri söz konusu olunca, sonuçta, tabii olarak, sporda başarısızlık gelmektedir. Özellikle futbol millî takımımızın aldığı başarısız sonuçlar, ekonomik sıkıntı, işsizlik, terör gibi konulardan bunalan insanımıza bir parça teselli olmaktan çıkmıştır. Ayda 300 bin avro ücretle çalıştırılan bir hocanın yönetimindeki Millî Takım silah taşıyan ve tehdit eden futbolcularla anılır hâle gelmiştir. Çarşı taraftar grubunun darbecilikle suçlanması da son derece trajikomik bir hadisedir.

Hükûmete sporu siyasete alet etmek yerine, insanımıza spor aracılığıyla bir nefes alabileceği ortam yaratmak için tedbirler aramasının uygun olacağını hatırlatmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Sayın Halaman…

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’da orman vasfını kaybetmiş bölgelerin durumuna ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Orman Bakanımız burada, ben ona istinaden de söyleyeceğim.

Adana’nın birçok ilçesinde yani orman tarafında genelde orman vasfını kaybetmiş bölgelerde çok köy var. Yani Kozan’ın işte Doğanalanı, Aydın köyü.

Şimdi, önümüz kış; dolayısıyla -Kurban Bayramı da geçti- “Orman vasfını kaybetmiş bölgelerdeki köylerin önünde odun var.” diyerek, yani orman muhafaza memurları, jandarma marifetiyle sürekli o bölgelerde zabıt tutulup, köylüler adliyeye sevk ediliyor.

Şimdi, Adana’da “Kobani düşerse Adana düşer.” diyerek bütün kamu mallarını tahrip eden, sokaklarını, yollarını, okullarını yıkan ve bütün legal, illegal siyasi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Demiröz…

6.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz'ün, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’ne ilişkin açıklaması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun kuruluş yıl dönümü olan 16 Ekim Dünya Gıda Günü, her yıl dünyada olduğu gibi ülkemizde de kutlanmaktadır.

FAO, her yıl bir ana tema başlığı altında açlık ve yoksullukla mücadele, gıda güvenliği, yeterli beslenme, kentsel ve kırsal kalkınmada yaşanan farklılıklara dikkati çekmek üzere bir konu ele almaktadır. 2014 yılını da “Aile çiftçiliği, dünyayı besle, yeryüzünü önemse” olarak belirlemiştir. Umarım, kendi çiftçisinin ve siyasetçisinin sesini duymayan bu iktidar ve ilgili bakan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun bu önerilerini duyar ve gerekli adımları atar diyor, Dünya Gıda Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Doğru…

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık dramı nedeniyle başta Türkiye olmak üzere bütün dünyanın ayağa kalkması gerektiğine ve Çin devletinin saldırılarını kınadığına ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün dünyada bir insanlık dramı da Doğu Türkistan’da yaşanmaktadır. Doğu Türkistan altmış yıldan beri Çinliler tarafından ağır baskı ve saldırılara uğramaktadır. 35 milyon Uygur Türkü göçe zorlanıyor, soykırıma maruz kalıyor, katliamlara uğruyor. Son olarak 13 Ekim 2014 tarihinde 27 Uygur Türkü’ne daha idam cezası verilmiş, ayrıca 9 Uygur Türkü ömür boyu hapse, 20 Uygur Türkü de yirmi yıla varan ağır cezalara çarptırılmıştır. Verilen bu cezalar ne ilk ne de sondur. Ancak, bütün dünyanın gözü önünde Müslüman Türklere saldırılar oluyor, katliamlar yapılıyor. Doğu Türkistan kan ağlıyor. Çin devletinin bu saldırılarını şiddetle kınıyor, başta Türkiye olmak üzere bütün dünyanın artık ayağa kalkmasını istiyoruz. “Nerede insan hakları, nerede sivil toplum kuruluşları, nerede Birleşmiş Milletler?” diyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinden sesleniyorum: Doğu Türkistan’da Türklerle beraber olduğumuzu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REŞAT DOĞRU (Tokat) - …onlarla beraber olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bir gün mutlaka hak yerini bulacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Atıcı…

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, memur ve emeklilere enflasyon farkı ödenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP Hükûmeti ile AKP sendikası MEMUR-SEN arasında yapılan anlaşmayla 2014 yılı için memurlara aylık net 123 Türk lirası zam yapılmıştır. Bu oran memurların maaşına göre yüzde 3 ila 7 arasında değişmekte, ortalama yüzde 5,7’ye denk gelmektedir. O dönemde Hükûmetin tahmin ettiği enflasyon yüzde 5 civarındaydı, ancak bu oran tam 2 kat artarak yüzde 10 civarında olmuştur. Hükûmetin bu öngörüsüzlüğü ve ekonomiyi iyi yönetememesinin faturası asla memurlara ödetilemez. Ciddi mağduriyet yaşayan memur ve emeklilere enflasyon farkı mutlaka ödenmeli ve Hükûmet öngörüsünde ciddi bir şekilde yanıldığı için de bu kesimden özür dilemelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın İçten…

9.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten'in, Kobani olayları nedeniyle Diyarbakır’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bayramın 3’üncü günü 9 peygambere ve 572 sahabeye, 33 medeniyete ev sahipliği yapan şehr-i Diyarbekir'de vahşiler tarafından şehirde terör işlenmiş, Kur'an-ı Kerimler, okullar, kütüphaneler, Kürtlerin iş yerleri, evler ve insanlar yakılmıştır. Kobani’de terörist IŞİD’e karşı savaşmaktan korkanlar, Meclis iradesi tanımayan caniler, güvendikleri serserileri sokaklara davet ederek, 16 yaşındaki Yasin Börü’nün, 19 yaşındaki Hüseyin Dakak’ın küçücük bedenine sığmış kocaman yüreğinden korkan alçaklar onları kurban eti dağıtırken katletmişlerdir. Bizler için Filistin neyse Kobani de odur. Nasıl ki zalimin dini, dili, ırkı ve mezhebi yoksa, mazlumun da dini, dili, ırkı ve mezhebi yoktur.

FARUK BAL (Konya) – Türkmenler hangi dilden, hangi ırktan oluyor? Türkmenler insan oluyor mu, Türkmenler?

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – IŞİD Kobani’de, YPG Suriye’de, PKK Türkiye’de Kürtleri ve insanlık onurunu katlediyor. Diyarbekir’i savaş alanına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – …çeviren ve masum insanları katledenleri şiddetle kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İçten.

Sayın Çandar…

10.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar'ın, Bafa Gölü’ndeki kirlilik, Bodrum Su Projesi ve Dörttepe Ovası’ndaki tuzlanmayla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanımız buradayken sormak istiyorum, defalarca bu Bafa Gölü’yle ilgili konuştuk: Bu Menderes Irmağı’na akan o atık suları, atıkları ne zaman önleyeceksiniz? Bunun için bir proje çalışmanız var mı? Çünkü, bu atık önlenmediği sürece Bafa Gölü’ndeki kirlilik ortadan kaldırılamıyor.

Ayrıca, geçenleriniz varsa görmüştür, Bafa Gölü’nün kenarında artık “Balık tutabilirsiniz.” diye ilanlar asılmış. Bunu neye dayanarak verdiniz? Yani, bugün bu bölgede bir salgın oluştuğunda bunun hesabını kim verecek?

Ayrıca, bu yılan hikâyesine dönen Bodrum su projesinde yanlış boru seçimi yüzünden devlet milyonlarca dolar, yüz milyonlarca dolar zarara uğratılmıştır. Bunun zararını kimden tazmin etmeyi düşünüyorsunuz?

Dörttepe Ovasına 2 kilometrelik bir boru döşeyemediğiniz için tuzlanma yüzünden neredeyse tarım yapılamaz hâle gelmiştir. Bu konuda bir girişiminiz olacak mı? Bana bu konuda somut cevap verebilecek misiniz?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çandar.

Sayın Öz…

11.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, Mersin’in Aydıncık ve Gülnar ilçelerinde meydana gelen doğal afetlere bağlı olarak çiftçilerin yaşadığı mağduriyete, okul müdürü atamalarına ve yurt bulamayan öğrencilerin durumuna ilişkin açıklaması

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz iki hafta içerisinde Mersin’in Aydıncık ve Gülnar ilçelerinde meydana gelen doğal afetlere bağlı olarak çiftçiler yine büyük oranda mağduriyet yaşamışlardır. Özellikle bu TARSİM sigortasının özendirilmesinin artırılması yanında, alanının mutlaka genişletilmesi gerektiği kanaatindeyim. Hükûmetiniz olarak bu konuda duyarlılık göstereceğinize inanıyorum.

Bir de, Millî Eğitim Bakanlığının, son çıkan yasayla okullardaki yeni müdür atamaları sonucunda okullar artık tamamen işlevsiz bir hâle geldi. Kim çocuğunu hangi okula kaydettirecek; nerede, hangi sınıfta öğretim görecek, okulun müdürü kim, müdür yardımcısı kim; gidenler kim; sayenizde her şey birbirine karıştı. Bu konuda yeniden bir önlem almak, bir düzen getirmek, eski idarecilerin haklarını geri iade etmek gibi bir anlayışınız olup olmadığını merak ediyorum, bunu da sormak istiyorum size.

Yine, daha önceki açıklamalarınızda “2014-2015 öğretim yılında yurt bulamazsa bile çocuklar sokakta kalmayacak, otelde bırakacağız.” diyordunuz ama çocuklar sokakta kaldı haberiniz olsun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Tanal…

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’ne ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün ülkemizde yüksek puanlar alarak üniversiteyi kazanıp başarıyla mezun olan ama devlet kadrolarının iş erbabı olmayanlar tarafından doldurulması, gıda güvenliğimizin uzmanlara bırakılmaması nedeniyle ataması yapılmayarak işsiz kalan gıda mühendislerimizin; elektrik borcunu ödeyemediği için suyu kesilen, bu yüzden tarlasını sulayamayan, borç içinde yüzen, o nasırlı elleriyle gece gündüz çalışıp koca bir ülkenin sofrasını kuran bu ülkenin asıl sahipleri, efendileri çiftçilerimizin Dünya Gıda ve Tarım Günü’nü kutluyorum.

Ayrıca, Birleşmiş Milletlerin çalışmasına göre her dört saniyede 1 insanın açlıktan öldüğü açıklandı. Hiç kimsenin açlıktan ölmediği bir dünya diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Işık…

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, birçok ilde yer altı madeni veya kömürü çıkaran işletmelerin kapatılması nedeniyle işçilerin işsiz kaldığına ve bu konunun çözümü için Hükûmeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bilindiği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinin en son çıkarttığı torba yasada yer alan bazı düzenlemelerle yer altı maden işletmelerine bazı ek yükümlülükler getirilmiş ve var olan bazı yükümlülükleri de ağırlaştırılmıştır. Ağırlaşan bu şartlar ve ortalama yüzde 50 oranında artan maliyetler nedeniyle Zonguldak, Kütahya ve Manisa illeri başta olmak üzere birçok ilimizde yer altı madeni veya kömürü çıkartan işletmeler kapatılmış ve son bir ay içerisinde 10 binden fazla işçimiz işsiz kalmıştır. Hem işçileri hem de Türkiye’yi sıkıntıya sokan bu konunun bir an önce çözülmesi konusunda başta Hükûmet olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve davet ediyorum. Türkiye’yi ithal kömür cenneti yapmak isteyenleri de uyararak bu soruna çözüm bulmayı hep birlikte yapmamız gerektiğini söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Eyidoğan…

14.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan'ın, İstanbul’da yapılması planlanan kanal projesiyle ilgili Orman ve Su İşleri Bakanının düşüncelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımız buradayken, biraz önce de su havzalarıyla, suyla, barajlarla, göllerle ilgili de konuşma yapmışken birkaç şeyi sormak istiyorum.

Şimdi, konu su havzaları olunca, biliyorsunuz, Sayın Bakan, İstanbul’da birkaç yıldır bir kanal projesinden bahsediliyor. Bu tamamen Karadeniz’le Marmara arasında su havzalarını yaran, kesen bir proje gibi gözüküyor. Ayrıca, kentsel dönüşüm adına rezerv alan ilan edilen, havaalanı dâhil Küçükçekmece Gölü’ne kadar 40 bin hektarlık bir alan; bu da içinde Sazlıdere Barajı olan ve Terkos’a kadar tüm su havzalarını imara açan bir proje. Şimdi, hâl böyleyken, İstanbul’un su geleceği açısından su havzalarını tahrip edecek, etmesi çok muhtemel olan bu proje hakkında ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Sayın Değirmendereli…

15.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli'nin, Ergene Havzası’yla ilgili son gelişmeleri öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yine, Sayın Bakan buradayken Ergene’yle ilgili son gelişmeleri sormak istiyorum. Üç buçuk yıl önce “Şafak Harekâtı” adı altında başlayan eylem planıyla ilgili -gelişmeleri- altı aylık periyotlarda ilgili taraflarla bir araya gelerek bilgilendirme yapılıyor idi, ancak bu toplantılar bir buçuk yıldır yapılmadı. 2015 yılında da Ergene’de balık tutacaktık, bu söz verilmişti. Evet, yani ıslah OSB’leri planlandı ve Marmara’ya derin deşarjla ilgili projeler planlandı ancak hâlen Çorlu Deresi’nden simsiyah su akıyor ve büyük Ergene bölgesindeki üreticiler mallarını satamamaktan şikâyetçiler. 80 bin dönüm arazi Ergene kirliliğinden ötürü ekilemez durumda.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Değirmendereli.

Sayın Acar…

16.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, Atatürk Orman Çiftliği içerisinde yapılan ve Cumhurbaşkanlığınca kullanılan binaların maliyeti ve kesilen ağaçlarla ilgilli bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Atatürk Orman Çiftliği arazisinde yapılan binaların 29 Ekim törenleriyle birlikte açılacağı, Cumhurbaşkanlığından gönderilen davetiyelere göre de buranın Cumhurbaşkanlığı Beştepe binası olduğu belirtilmektedir. Tüm kurumların teşkilat yapıları ve sembollerinin değiştirilmesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin simgeleri de birer birer yok edilmektedir.

Bu çerçevede, Atatürk Orman Çiftliği içerisinde yapılan ve Cumhurbaşkanlığınca kullanılan binalar için yapılan toplam harcama ne kadardır? Binaların yapımında hangi firmalar görev almıştır? Bu firmalara yapılan ödemeler ayrı ayrı ne kadardır? Söz konusu alan için de Orman ve Su İşleri Bakanlığına bir ödeme yapılmış mıdır? Miktarı nedir? Yollar dâhil ne kadar alanda yapılaşma olmuş, ne kadar ormanlık alan betonlaştırılmıştır? Kaç adet ağaç kesilmiştir? Kesilen ağaçlar için Orman ve Su İşleri Bakanlığına ne kadar ödeme yapılmıştır? Atatürk Orman Çiftliği içerisinde yapılan ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – …Cumhurbaşkanlığınca kullanılan binalar hangi kurumun bütçesinden yapılmıştır? Kaç adet ağaç kesilmiştir? Atatürk Orman Çiftliği’nde ne kadar orman kalmıştır Sayın Bakan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Gümüş…

17.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş'ün, Kaz Dağlarında yapılması düşünülen HES projelerine ilişkin açıklaması

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, yeni 100.000’lik plana göre Balıkesir’de Kaz Dağlarında, bizim duyduğumuz, 8’e yakın HES projesinden bahsedilmektedir, bu 5 de olabilir. Bu projeler gerçek midir, yani bu tür projeler var mıdır? Bu projeler konmadan önce Kaz Dağlarında oranın rutubet yapısı -çünkü aynı zamanda burası koruma alanı, millî parklar içine girmektedir- endemik bitkiler vardır dünyanın hiçbir yerinde olmayan, bunların nasıl etkileneceği, oradaki ekolojik yapının nasıl etkileneceği araştırılmış mıdır, yoksa Hükûmetiniz “Ben yaptım, oldu.” politikasına devam mı etmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gümüş.

Sayın Günaydın…

18.- Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın'ın, 16 Ekim Dünya Gıda Günü’ne ve Türkiye’deki su yönetimine ilişkin açıklaması

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 16 Ekim Dünya Gıda Günü. Türkiye dünyada neolitik devrimin başladığı topraklar olması itibarıyla maalesef net açlık çeken bir ülke konumuna gelmiştir. Yılda tarım ve gıda ithalatına Türkiye’nin ödediği para 25 milyar liranın üzerindedir. Türkiye Yunanistan’dan pamuk, Arjantin’den soya, Amerika’dan mısır, Ukrayna’dan buğday ve Gürcistan’dan saman ithal etmek zorunda, bunlara muhtaç olmak durumunda olan bir ülkedir. AKP döneminde 30 milyon dönüm alanı çiftçi işlemekten vazgeçmiştir.

Şimdi ben Sayın Bakana soruyorum. Muhteşem bir su yönetimi yaptıklarını söylüyor. Türkiye’nin 4 milyon hektar alana ihtiyacı var, yılda 400 bin hektar alanı sulamaya açsanız on yılda bunun sınırlarına ulaşırsınız. Yılda 40 bin hektar bile açamıyorsunuz, bu gidişle yüz yıla ihtiyacınız var. Muhteşem su yönetimi bu mudur?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günaydın.

Sayın Eronat…

19.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat'ın, Kobani olayları nedeniyle Diyarbakır’da yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bayramın 4’üncü günü Diyarbakır’da meydana gelen olaylarda on milyonlarca lira zarar olmuştur. Ayrıca, güneydoğuda 30’dan fazla insan olaylarda hayatını kaybetmiştir.

Ama bunlardan daha vahimi, bizim erkek çocuklarımıza eylem uğruna etek giydirtilmiş, eşarp bağlattırılmıştır. Erkek çocuklarımızda şahsiyet kırılmasına sebep olan bu hareketleri yaptıran partiyi ve liderini şiddetle kınıyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eronat.

Son olarak Sayın Bayraktutan…

20.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Artvin Orman Bölge Müdürlüğünün Artvin’de yapılacak maden çıkarma çalışmasının ormana ve bitki örtüsüne zarar vereceğine ilişkin yazısının değiştirilmesiyle ilgili soruşturma açılıp açılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Artvin madeni, Artvin’de çıkartılmak istenen Cerattepe’yle ilgili olarak ÇED raporu Orman Genel Müdürlüğünden, Artvin’deki Orman Bölge Müdürlüğünden istenmiştir. Aldığım bilgiler somut bilgilerdir, doğru bilgilerdir. Artvin Orman Bölge Müdürlüğü, Artvin’de çıkartılacak maden çalışmasının ormana ve tabiat bitki örtüsüne zarar vereceğine ilişkin ilk önce bir yazı yazmıştır. Arkasından -muhtemelen arayan kişi Orman Genel Müdürüdür aldığımız bilgilere göre- Orman Genel Müdürü bu yazının yeterli olmadığını, bu yazı cevabıyla maden çıkartma faaliyetinin sekteye uğrayacağını, o nedenle yazının değiştirilmesi gerektiğine ilişkin Artvin Orman Bölge Müdürüne talimat vermiş ve yazı değiştirilmiştir Sayın Bakan; dikkat etin, bakın, yazı değiştirilmiştir. Bu talimatı veren ilgili Orman Genel Müdürü hakkında, Orman Genel Müdürlüğü bürokratları hakkında herhangi bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz? Çok ayrıntılı bilgiler var elimde. Telefonla talimat verildi “Bunu lütfen değiştirin.” diye. Artvin Orman Bölge Müdürü de çaresiz kaldı, talimat yukarıdan gelince.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Bu yeni yazılan yazıda olumlu rapor verdiler. “Madende problem olmayacak.” diye olumlu yazılar verdiler. Bunu nasıl açıklarsınız?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 20 milletvekilinin, 28 Şubat 1997 sürecinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1067)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

28 Şubat 1997 sürecindeki siyasi yargı kararlarının iptal edilerek yeniden muhakeme yolunun açılması ile ilgili olarak Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Altan Tan                                       (Diyarbakır)

2) Pervin Buldan                                (Iğdır)

3) İdris Baluken                                 (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                     (Muş)

5) Murat Bozlak                                  (Adana)

6) Ayla Akat Ata                                 (Batman)

7) Hasip Kaplan                                 (Şırnak)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                (Bitlis)

9) Emine Ayna                                   (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                            (Diyarbakır)

11) Adil Zozani                                  (Hakkâri)

12) Esat Canan                                  (Hakkâri)

13) Sırrı Süreyya Önder                      (İstanbul)

14) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

15) Mülkiye Birtane                            (Kars)

16) Erol Dora                                     (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkcü                            (Mersin)

18) Demir Çelik                                 (Muş)

19) İbrahim Binici                              (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                   (Van)

21) Özdal Üçer                                   (Van)

Gerekçe:

28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu söylenen, ordu ve bürokrasi merkezli bir süreçtir. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve bu kararların uygulanması sırasında Türkiye'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar “postmodern darbe” olarak da adlandırılmıştır.

28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında hukuk dışı yapılanmalar eliyle yargı kurumlarına ve sivil siyasete müdahale edilmiştir. “Batı Çalışma Grubu” adlı illegal oluşum tarafından kontrol ve koordine edilen yargı mensuplarının 28 Şubat sürecinde verdiği bütün kararlar siyasi olduğundan, hukuka aykırı ve şaibelidir. Bu sebeple, binlerce insanın hayatını karartmış olan 28 Şubat sürecinin aydınlatılması ve 28 Şubat sürecindeki siyasi yargı kararlarının iptal edilerek yeniden muhakeme yolunun açılması gerekmektedir.

Bu karanlık dönem içerisinde birçok gazeteci andıçlanmış, bağımsız yargı mensuplarına brifing ve talimatlar verilmiş, görevlerini yapan bir kısım hâkim ve savcılar hakkında soruşturmalar açılarak bu kişilere gözdağı verilmiştir. Bu dönemde verilen idari ve yargı kararlarının çoğu hukuki olmaktan uzaktır. Verilen bu kararlar neticesinde binlerce vatandaşımız, başta orduda bulunan askerler olmak üzere, işinden atılmış, sürülmüş veya işlemediği bir suçtan dolayı hapis yatmak zorunda kalmıştır. Keza bu süreçte irtica yaygarası kopartılarak İslami kimlik ve sembollere karşı acımasızca ve gayriahlaki bir tarzda saldırılmıştır. Başörtüsüne yönelik yasak ve dışlanma yoğun bir şekilde uygulama alanı bulmuştur. Başörtüsünden dolayı üniversitelerde okuyan binlerce öğrenci ve çalışan mağdur edilmiş, halkın oylarıyla seçilen milletvekili dahi Büyük Millet Meclisinden keyfice dışarı atılmıştır.

28 Şubat 1997 tarihinde Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında hukuk dışı yapılanmalar eliyle yargı kurumlarına ve sivil siyasete müdahale edilmiştir. Ergenekon soruşturması kapsamında 28 Şubat postmodern darbesinin tüm failleri, devlet içinde meşru hükümete karşı direnenler, şehir merkezinde tank yürüterek balans ayarı yapanlar, savcı ve hâkimlere, idari yönetim kademesindeki zevata askerî mahallerde brifingler verdirenler, 28 Şubata açıkça destek veren o dönemin devlet ve hükûmet başkanları, sendika ağaları ve şahısların da yargılanmaları gerekmektedir. Bugün o süreçte yer alan generallerin yargılandığı göz önüne alınırsa, 28 Şubat sürecinde yargılanan tüm insanların da yeniden yargılanması gerekmektedir.

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 20 milletvekilinin, benzin, doğal gaz ve elektrik başta olmak üzere tüketim ürünlerine yapılan yüksek zamların gerçek sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1068)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Benzin, doğal gaz, elektrik başta olmak üzere tüketim ürünlerine getirilen yüksek zamların gerçek sebeplerinin ortaya çıkarılarak kamuoyuyla paylaşılması, rutin bir hâl alan zamların engellenmesi ve gerçek ekonomik istikrarın sağlanması için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mülkiye Birtane                                                    (Kars)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

7) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                          (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Erol Dora                                                           (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

18) Demir Çelik                                                        (Muş)

19) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                                          (Van)

21) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

2012 yılının ilk sekiz aylık dönemindeki bütçe açığı 8 milyar 520 milyon lirayı bulmuştur. Bu açığın halka yansıması ise yıl boyunca artarak gelen yüksek oranlardaki zamlardır. Türkiye'de zamlar rutin ve olağan bir durumu teşkil ediyor. Hükûmetin en büyük iddiası olan tek haneli enflasyon oranı, bir ürüne her yıl birden fazla tek haneli ancak toplamda yüzde 40’lara varan zam oranları olarak hayata geçiriliyor. Son aylarda yapılan zamlar daha önce yapılan zamları 2’ye 3’e katlıyor. Benzin, doğal gaz, elektrik ve daha birçok ürüne yapılan zam oranları yoksulu, işsizi, düşük ücretli memuru, köylüyü, orta ve dar gelire sahip kesimleri ciddi şekilde zorluyor. 2002 yılında asgari ücret açlık sınırının 2 katıydı. Bugün ise 914,14 lira olan açlık sınırı, asgari ücreti aşmış durumdadır. Mali disiplin adı altında bir önlem olarak halka sunulan bu zamların gerçek sebepleri ise ileri sürülenden farklı nedenlere dayanıyor. Halk, yıl içinde yapılan yüksek zamların geri alınacağını umut ederken bir anda ortaya çıkan enflasyon patlamasının nedenleri üzerinde durmak, bu anlamda yeni çözüm yolları aramak zorunlu hâle gelmiştir.

Dünyanın en pahalı benzinini kullanan ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer alan Türkiye, 2002 yılında litresi 1,5 lira olan benzin fiyatını on yılda son yapılan zamla 4,82 liraya çıkartarak, bu sıralamada 1’inci olmuştur. 2002 yılından bu yana her ürünün yüzde 400 ile yüzde 1000'i aşan oranlarda zamlandığı görülüyor. 2002 yılında 15 lira olan mutfak tüpü 2012 yılı itibarıyla 75 lira olmuştur. Konutta kullanılan elektriğin kilovat saati 2002 yılında 11,480 kuruş iken son olarak yapılan yüzde 9,8 oranındaki zamla 35,71 kuruşa çıkmıştır. Aynı şekilde, her yıl yüksek oranlarda doğal gaza zam yapılmaktadır. Sadece ekim ayı içerisinde yapılan zam oranı yüzde 9,8'dir. Doğal gaza yapılan yüzde 9,8 zam oranıyla, bir yıla tekabül eden zaman içerisinde tüketiciye yansıyan toplam zam oranı yüzde 48'i geçmiştir. Üretim alanında da temel girdi olarak kullanılan doğal gaz ve elektrik zamları tüm mal ve hizmetlerin fiyatlarına yansımaya başlamıştır. Söz konusu zamlar gıda ürünlerine de yansıyor. Buna karşın, kamu işçilerinin ücretlerindeki artış yüzde 4 ve emekli maaşlarındaki artış da yüzde 1,95 düzeyindedir.

Türkiye'ye ekonomik güç kaybettiren, kaynaklarının heba olmasına sebep olan güvenlik harcamalarının bu zamlara katkısının ne olduğu irdelenmeli ve bu, kamuoyuyla açıkça paylaşılmalıdır. Olağan ve rutin bir hâl almış zamların, Kürt sorununa bağlı çatışmalı süreçle olan ilişkisi açıktır. Demokratikleşme ve insan hakları alanında ciddi bir ilerleme kaydedemeyen Türkiye’nin güvenlik harcamalarına her geçen gün daha çok kaynak aktardığı, bütçe açığının sebepleri arasında güvenlik harcamalarının önemli bir yer tuttuğu açıktır. Kaynaklara göre, çatışmaların yoğunlaştığı temmuz, ağustos aylarında bütçeden silah araç ve gereçlerine yapılan harcamalarda yüksek oranda bir artış olduğu göze çarpıyor. Bu aylarda, bütçeden silah ve mühimmata yapılan harcamalar, yılın ilk altı ayında yapılan toplam harcamaları aşmıştır. Ocak-haziran döneminde, güvenlik ve savunmaya yönelik mal, malzeme ve hizmet alımları tutarı, toplam 732,7 milyon lirayken, temmuz ayında 473,5; ağustos ayında ise 372,4 milyon lira olmuştur. Bu rakam toplamda ise 846 milyon liradır. Kısacası son iki ayda yapılan güvenlik harcamaları, yılın ilk altı ayında yapılan toplam harcamalardan 113 milyon lira fazladır.

Resmî kaynaklara göre, ocak-haziran döneminde toplam 431 milyon lira olan örtülü ödenek harcaması, temmuz-ağustos aylarında 156,5 milyon lirayı bulmuştur. Temmuzdaki harcama 127,7 milyon lira olmuştur. Güvenlik ve silah harcamalarına aktarılan bütçe ile altüst olan ekonominin yeniden toparlanması, demokratikleşme ve insan hakları alanında tutarlı ve kalıcı adımların atılmasına bağlıdır. Bu nedenle yapılan zamların gerçek sebeplerinin kamuoyu ile paylaşılması ve Mecliste bir çözüm arayışı içine girilmesi için Meclis araştırması açılmasını Genel Kurulun takdirine sunuyoruz.

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, Mardin Artuklu Üniversitesinin seçmeli Kürtçe dersi tezsiz yüksek lisans programına kesin kayıt yaptıran 500 adayın kontenjan sayılarının 250’ye düşürülmesi ve formasyonu olmayan adaylara formasyon izni verilmeyecek olmasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1069)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mardin Artuklu Üniversitesinin seçmeli Kürtçe dersi tezsiz yüksek lisans programına kesin kayıt yaptıran 500 adayın kontenjan sayılarının 250'ye düşürülmesi ve formasyonu olmayan adaylara formasyon izni verilmeyecek olması ile ilgili olarak Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105 'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Altan Tan                                      (Diyarbakır)

2) Pervin Buldan                                (Iğdır)

3) İdris Baluken                                 (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                     (Muş)

5) Murat Bozlak                                 (Adana)

6) Halil Aksoy                                    (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                 (Batman)

8) Hasip Kaplan                                 (Şırnak)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                (Bitlis)

10) Emine Ayna                                 (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                           (Diyarbakır)

12) Özdal Üçer                                  (Van)

13) Adil Zozani                                  (Hakkâri)

14) Esat Canan                                  (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                     (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                            (Kars)

18) Erol Dora                                    (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                            (Mersin)

20) Demir Çelik                                 (Muş)

21) İbrahim Binici                              (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                   (Van)

Gerekçe:

AK PARTİ Hükûmeti birkaç ay önce Kürtçe dersinin ilköğretim sınıflarında seçmeli ders olarak okutulması ile ilgili bir çalışma başlattı ve bunun sonucunda ilkokul 5’inci sınıflara Kürtçe dersini seçmeli olarak alma imkânı sundu. Bu dersin sadece 5’inci sınıflarda alınabilecek olmasını da çalışmanın henüz yeni olduğuna ve yeterli düzeyde Kürtçe eğitimini verecek öğretmenin olmamasına bağladı. Hükûmet bu konuda eleman ve kitap eksikliği gibi yetersizlikleri belirterek önümüzdeki dönemlerde bu eksikliklerin giderileceğini vurgulamıştır.

Kürtçe seçmeli derslerle ilgili birçok üniversite görev almış ve önümüzdeki dönemlerde öğretmen olarak görev yapabilecek kadroları yetiştirmek için çalışmalarını başlatmıştır. Bu çalışmalarda Bingöl Üniversitesi, Tunceli Üniversitesi ve Mardin Artuklu Üniversitesi başta olmak üzere, diğer özel üniversiteler de çalışmalarını başlatmıştır. Üniversitelerimiz konularla ilgili Talim ve Terbiye Kuruluyla görüşmeler yapmış ve yaz dönemlerinde öğretmenlik yapabilecek yüksek lisans sınavları açmıştır. Bu konuda en ciddi çalışmaları Mardin Artuklu Üniversitesi yapmıştır. Seçmeli Kürtçe tezsiz yüksek lisans eğitimi için verdikleri ilana müracaat eden 2.528 adayı, ÖSYM il sınav biriminin koordinasyonu altında, 10 ayrı okulda bilim sınavına tabi tutarak, objektif bir değerlendirme neticesinde, 500 kişinin kesin kayıt ve yerleştirme işlemlerini yapmıştır. Bu adayların büyük bir kısmı yurtiçi ve yurtdışındaki işlerini bırakıp, kimisi bireysel kimisi de ailesiyle beraber Mardin'e yerleşmişlerdir. Bütün çalışmalar üniversite tarafınca bitirildikten, imtihanlar usulüne uygun olarak yapıldıktan sonra, YÖK, daha müracaat süreci devam ederken, bu 500 kişilik kontenjanı 250 kişiye düşürdüğünü ilan etmiştir. Bunların formasyonu olmayanlara formasyon verilme kararını da iptal ederek, kayıtları tamamlanan kişileri ciddi anlamda mağdur etmiştir.

Mardin Artuklu Üniversitesinin konuyla ilgili bir açıklama yaptığını ve 500 kişinin imtihanları geçerli sayılmazsa ve bu kadronun verilmediği takdirde süreçten çekileceklerini açıklamışlardır. Yüksek lisans yapmak için Mardin'e gelen 500 kişi, kontenjanların düşürülmesi sonucu ortada kalmışlardır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının İç Tüzük’ün 34’üncü maddesi uyarınca verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, 3/6/2014 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan, 6/6/2014 tarihinde de tali komisyon olarak Adalet Komisyonuna, esas komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/2209) esas numaralı, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince Adalet Komisyonunun ihtisas alanıyla ilgili olduğundan Adalet Komisyonuna havale edilmesini arz ettiğine ilişkin tezkeresi (3/1606)

16/10/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

3/6/2014 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan, 6/6/2014 tarihinde de tali komisyon olarak Adalet Komisyonuna, esas komisyon olarak da Komisyonumuza havale edilen 2/2209 esas numaralı İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın "2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin", İç Tüzük’ün "Görüş alma, görüş bildirme" başlıklı 34’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Bir komisyon, kendisine havale edilen tasarı veya teklifi, başka bir komisyonun ihtisası dâhilinde görürse, gerekçeli olarak tasarı veya teklifin o komisyona havale edilmesini isteyebilir." hükmü gereğince, Adalet Komisyonunun ihtisas alanıyla ilgili olduğundan, Adalet Komisyonuna havale edilmesini arz ederim.

                                                                               Recai Berber

                                                                                  Manisa

                                                                  Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı

“Teklifin yargı erkine ilişkin olması düşüncesiyle uygundur.”

                                                                                                      16/10/2014

                                                                 Ahmet İyimaya

                                                                       Ankara

                                                        Adalet Komisyonu Başkanı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, okunmuş bulunan tezkeredeki Plan ve Bütçe Komisyonunun talebi Adalet Komisyonunca da uygun bulunduğundan, bu istem İç Tüzük’ün 34’üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca yerine getirilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Manisa'nın Soma İlçesinde Başta 13 Mayıs 2014 Tarihinde olmak Üzere Meydana Gelen Maden Kazalarının Araştırılarak Bu Sektörde Alınması Gereken İş Sağlığı ve İş Güvenliği Tedbirlerinin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, Komisyon görev süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

2.- (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, görev süresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 105’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 21/10/2014 tarihinden itibaren bir ay uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1611)

15/10/2014

TBMM Başkanlığına

4/6/2014 tarihinde çalışmalarına başlayan Komisyonumuzun 23/7/2014 tarihli toplantısında aldığı karar gereğince, görev süresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü' nün 105'inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 21/10/2014 tarihinden itibaren bir ay uzatılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                               Ali Rıza Alaboyun

                                                                                       Aksaray

                                                                               Komisyon Başkanı

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 105’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir aylık kesin süre verilir.” hükmü gereğince Komisyona bir aylık ek süre verilmiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından, yüz on altı yıllık geçmişi olan Kürt basınının 20’nci yüzyılın son çeyreğinde halkların doğru haber almasının mahkemeyle, öldürmeyle, toplatmayla engellenmesi ve ülke tarihinin karanlık sayfaları arasında yer alan Kürt basın emekçilerinin katledilmelerinin araştırılması amacıyla 24/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 16/10/2014 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                               Pervin Buldan

                                                                                                     Iğdır

                                                                                          Grup Başkan Vekili

Öneri:

24 Haziran 2014 tarihinde, Iğdır Milletvekili Grup Başkan Vekili Pervin Buldan tarafından verilen (381 sıra no.lu), "yüz on altı yıllık geçmişi olan Kürt basını 20’nci yüzyılın son çeyreğinde, halkların doğru haber almasının mahkeme ile, öldürme ile, toplatma ile engellenmesi ve ülke tarihinin karanlık sayfaları arasında yer alan Kürt basın emekçilerinin katledilmelerinin araştırılması" amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 16/10/2014 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehine Hakkâri Milletvekili Adil Zozani.

Buyurunuz Sayın Zozani. (HDP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maalesef bu önerge üzerine konuşmayı yine bir basın emekçisinin cenazesine katıldıktan sonra gelip yapmak durumunda kalıyorum.

İki gün önce Adana’da gazetelerini dağıtırken arkadan yanaşan bir kalleşin kurşunlarına hedef olan Kadri Bağdu aynı günün akşamı kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Başta ailesine, Kürt basın camiasına, Kürt halkıyla kalbi atan, bu ülkede zulme karşı baş kaldıran, zulme dur demek için alanlara çıkan bütün halklarımızın, bütün insanlarımızın başı sağ olsun.

Kadri Bağdu on yedi yıldır aynı gazeteleri dağıtıyordu. Dağıttığı gazetelerden bir tanesi Türkiye’de ilk ve tek günlük Kürtçe gazete olan Azadiya Welat gazetesiydi. Dün mezarına Azadiya Welat gazetesi serildi, kendi gazetesi serildi. Dilerim ki Kürt basın camiasının son şehidi olsun Kadri.

Yıllarca beraber çalıştığım bir çalışma arkadaşımdı aynı zamanda Kadri Bağdu. Buradan hamaset nutukları atan insanların bu kayıpların yüreklerimizde yarattığı sızıyı hissetmelerini arzu ederim. Yıllardır bu şiddete, bu baskıya, bu vahşete karşı direnen bir geleneğin temsilcisiydi Kadri Bağdu. Evet, Ape Musa’nın generaliydi, Ape Musa’nın kalem taşıyıcısıydı, Ape Musa’nın kelamını günlük olarak insanlara taşıyan bir insandı ve iki gün önce bir kalleşin kurşunlarına hedef durumuna geldi. Buradan bir insanın çıkıp buna “Bu kadar da olmaz.” demesini beklerdim, en azından basın camiasına başsağlığı dilemesini beklerdim, olmadı.

Şimdi bir araştırma önergesi verdik. Bakıyorum, AKP sıralarında 15-20 milletvekili var, muhtemelen dün olduğu gibi yine tekerrür edecek, karar yeter sayısı olmayacak ve Meclis bugün de kapanmış olacak. Bu insanların faillerinin ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz. 1990 yılından bugüne kadar bu talebi dillendiriyoruz. Kadri Bağdu, sayısını unuttuğumuz şehitlerimizden, basın şehitlerimizden bir tanesi oldu. Ancak, bugüne kadar burada dillendirdiğimiz hiçbir talebe olumlu karşılık bulamadık. Sonradan, birileri yüzleri kızarmadan, burada çıkıp sokakta olup bitenlerin, özellikle Kürt sokağında olup bitenlerin sorumlusu olarak bizi gösteriyor. Acaba Kadri Bağdu’yu katleden silahı o katil hangi silah kaçakçısından almıştır? Bilmek isteriz bunu, araştırıp bilmek isteriz bunu ancak bu sorunun sorulduğu yerde bu sorunun cevabını vermek için hiç kimse ortaya çıkmaz, hiç kimse bunu üzerine almaz. Buna pişkinlik denir işte. Bakın, çok açık, net söylüyoruz, soruyoruz: Bingöl’e provokasyon diyorsunuz ya, evet, Bingöl bir provokasyondu. Mumunuzun yatsıya kadar yanmadığını da gördük, yalan ortaya çıktı, fail dediğiniz insanları infaz ettiğiniz ortaya çıktı ancak “Faili bulun.” dediğimiz yerde susuyorsunuz. Bingöl olayını gerçekleştiren insanlar kim? Çıkarın ortaya, çıkarın ortaya. Kim Başkomiser’i katletti? Kim Emniyet Müdürünü yaraladı? Çıkarın ortaya, soruyoruz, açık soruyoruz, kimse, çıkarın ortaya. Fail diye lanse ettiklerinizin fail olmadığı ortaya çıktı, balistik raporlarıyla ortaya çıktı. Kendi ayıbınızı örtmek için, kendi suçunuzu örtmek için bir başka yerde bir infaz gerçekleştirdiniz, bir yargısız infaz gerçekleştirdiniz. Cevabını size soruyoruz: Kim bu insanlar, Kürt sokağını kim kana buladı? Dargeçit’te basın açıklaması yapan insanların üzerine kurşun yağdıran o güruhu ortaya çıkardınız mı? 4 insanı katlettiler. Daha Amed’de hiçbir şey yokken bu oldu. Niye faili ortaya çıkarmıyorsunuz? Size soruyorum: Hiç kafa yoruyor musunuz bu meselenin üzerinde? Kim bu failler? Dargeçit’te insanları tarayan korucuların sizin bir belediye başkanınızla ilgileri var mı, yok mu çıkın, burada söyleyin. Belediye başkanınızın yakın akrabaları olup olmadığını çıkın, burada söyleyin, Türkiye kamuoyunun önünde söyleyin.

Kürt’e vurmak çok kolay olmuştur. Her türlü olayın müsebbibi olarak Kürt’ü göstermek, mazlum Kürt’ü göstermek, şiddete, baskıya maruz kalmış Kürt’ü göstermek çok kolayınıza geliyor. Yok öyle yağma, bu kadar kolay yapamayacaksınız. Cevapsa misliyle cevabınızı alırsınız, çözümse misliyle de karşılığını bulursunuz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Daha fazla yakıp yıkmaktan mı bahsediyorsun Adil Kardeşim?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Yakıp yıkan sizsiniz. Çıkıp, bir babayiğidiniz desin ki: “Ey Cumhurbaşkanı, Antep’te yaptığın konuşmayla Kürt’ün sokağını ateşe verdin.” Demeliydi.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Bunu öngöremediniz mi sokağa çıkarırken?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Cumhurbaşkanı öngörecekti, eskimiş Başbakanınız öngörecekti.

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Öyle bir şey olmadı.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ona göre şey yapacaktı.

Misliyle cevap vermek hangi kanunda yer alıyor? Katledilen, İstanbul Esenyurt’ta çırılçıplak soyulup çeteci bir güruha teslim edilen o gencin hesabını kim verecek? Kim verecek?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Daha fazla yakıp yıkmak mı istiyorsunuz? Doğru mu bu şimdi yani? Misliyle mukabele bu mu? Öyle bir şey doğru olur mu?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bakın, oradan atıp tutmakla, savunma mekanizmalarınızı, savunma kalkanlarınızı açarak bu sorulara cevap veremezsiniz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Bir hata yaptınız, bir sürü insan öldü, binlerce bina yakıldı. Doğru mu bu şimdi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Varsanız, gelin bakın, işte burada, bir araştırma önergesi veriyoruz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Misliyle mukabele… Böyle bir şey olur mu? Yazık değil mi bu ülkeye?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bir araştırma önergesi veriyoruz burada. Eğer varsanız, samimiyseniz “Evet.” dersiniz…

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Yapmayın, yapmayın…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …yarın birlikte araştırmaya başlarız.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sorumlu siyasete davet ediyoruz, yapmayın.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Kadri Bağdu’yla, Kadri Bağdu’nun failini de…

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Bir hata yaptı Selahattin Demirtaş, sokaklar kana boyandı.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne hatası yaptı gene?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …Diyarbakır’daki hatanın da, Kerboran’dakinin de, Bingöl’dekinin de cevabını birlikte burada buluruz. Varsanız, samimiyseniz, bunu yaparsınız

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İğneyi önce kendinize batırın, hem suçlu hem güçlüsünüz.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ancak Kürt’ün cenazesi üzerinden Kürt’e timsah gözyaşı dökmek sizin kolayınıza geliyor.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Ayıp oluyor, gerçekten ayıp oluyor.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Yok öyle yağma!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Dargeçit’ten başladı ölümler.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Gerçekten ayıp ediyorsunuz…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Dargeçit’in hangi saatte olduğunu biliyor musun? Sayın Vekil, Dargeçit’in neresi olduğunu biliyor musun? Biliyor musun?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Ben, bölgeyi çok iyi biliyorum. Van hâkimliğim var Adil Bey, Elâzığlıyım ve bölgeyi çok iyi biliyorum. Lütfen…

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız lütfen.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bence hâkimliğinizden söz açmayın, sicilinizi açmaya başlarız.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hemen, istediğin zaman açabilirsin.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Van hâkimliğinizden söz etmeyin, siciliniz ortaya çıkar. Lütfen, o konulara hiç girmeyin.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hâkimliğimi de adil yapmış bir insanım. Ne demek bu şimdi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Hiç o konuya girmeyin. Olumlu bir karşılığınız yoktur burada, olumlu bir karşılığınız yoktur. Hâkimliğinizden söz ederseniz olumlu bir karşılığınız olmaz burada.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Varsa bir bildiğin söyle. Adam gibi hâkimlik yaptım, hodri meydan!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bakın, size hodri meydan diyoruz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Adam gibi hâkimlik yaptım.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Dinlerseniz söyleyeyim.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Adam gibi hâkimlik yapmışım. Ne demek şimdi bu?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Adamsanız dinlersiniz siz de.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Gerçekleri söyleyince şaşırıyorsunuz. Ne demek şimdi bu?

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Burada çok açık bir şey söylüyoruz, size “Hodri meydan.” diyoruz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Ayıp ama!

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Başta Kadri Bağdu’nun faili olmak üzere son olayların tamamının…

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sokakları yakıp yıktınız?

ADİL ZOZANİ (Devamla) - …araştırılması için bir Meclis araştırma komisyonu kuralım, hepsini araştıralım.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Yapmayın Allah aşkına!

ADİL ZOZANİ (Devamla) Var mısınız? Var mısınız buna?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hâkimliğimle ilgili bir tek şey biliyorsan söyle! Bu ayıplı bir iftiradır yoksa.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Bakın, var mısınız buna? “Hodri meydan.” diyoruz.

Başta Kadri Bağdu olmak üzere 42 vatandaşımızın yaşamını yitirmesiyle ilgili olarak burada bir Meclis araştırma komisyonu kuralım, yarın çalışmaya başlayalım, failler kimse ortaya çıkaralım. Var mısınız bu konuda?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Bu millet gündemi yakından takip ediyor. Yakışmıyor sana Adil Bey!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Var mısınız bu konuda?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) - Bak, ben bir şey söylüyorum. Bana “Yok, hâkimliğin böyle…”

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Bakın, var mısınız bu konuda?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Yapma lütfen!

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Bir soru soruyorum size: Var mısınız bu konuda? Bakın, biraz sonra sol elinizi kaldırıp kaçacaksınız, onu biliyoruz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Ya, bunlar ayıp!

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Ayıpsa sizin yaptığınız ayıptır. Siz o ayıbı çok işlediniz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hiç kusura bakmayın.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Alın işte diyoruz: Fail kimse birlikte araştıralım. Bir Meclis araştırma komisyonu kuralım yarın. Bugün bu Meclis araştırma komisyonuna “Evet.” deyin, yarın komisyonu kuralım, 42 vatandaşımızın da failini ortaya çıkaralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Sadece Kadri Bağdu’yu söylemiyorum. Var mısınız buna? Varsanız gelin buraya.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hiç kusura bakmayın!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Biz parti olarak varız buna.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hiç kusura bakmayın. Size hiç yakışmadı!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Varsanız gelin bunu yapın.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Adil Bey, hiç yakışmadı. Ben hâkimliği adam gibi yapmışım. Hâkimliğime laf… Varsa bildiğin şey, onu konuşuruz. Ama doğru bir şey söyleyince hemen “Sen de şöyleydin.” falan deyip… Bu yanlış! Varsa bildiğin bir şey söyle.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kayıtlara girmesi açısından bir şey söylemek istiyorum. “Kürt sokağı” veya “Amed” diye bir yer yok Türkiye’de, onun kayıtlara girmesini istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Kürt sokağı” Diyarbakır’dır, “Amed” de Diyarbakır’ın kadim adıdır. Bu da kayıtlara tekrar girsin.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Amed” Diyarbakır’dır Başkanım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Resmî olarak Türkiye haritalarında böyle bir şey söz konusu değil.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ya, Sayın Halaçoğlu çok haritadan söz etti, her defasında altında kalıyor. Kendisinin bildiği haritalarda da vardır Amed.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, aleyhinde.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

HDP grup önerisi, 1992 yılı içerisinde Kürt kökenli basın mensuplarının öldürülmesiyle ilgili olayların araştırılması için verilen Meclis araştırma önergesinin bugünkü Genel Kurul gündemine alınmasına ilişkin bir öneridir.

Araştırma önergesinde bahsedilen olaylar bundan tam yirmi iki yıl önce olmuştur. 90’lı yılların terör olaylarının, faili meçhul olayların en yoğun yaşandığı yıllar olduğunu, hatta terörün zirveye çıktığı 92 ve 93 yıllarını unutmamız mümkün değildir.

Özgür Gündem gazetesinin yayın hayatına başlaması da 30 Mayıs 1992 tarihine denk gelmektedir. Gazete, yayın hayatına başlarken ilk manşet olarak da “Egemenlik kayıtsız şartsız DGM’nindir.” diyerek başlamıştır.

90’lı yılların kaos günlerinde çok sayıda gazeteci hayatını kaybetmiştir. Araştırma önergesinde bahsedilen Kürt kökenli gazetecilerin yanı sıra, farklı görüşten gazeteciler de yine bu dönemde suikastlara maruz kalmışlar. Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Turan Dursun, Musa Anter ve Ahmet Taner Kışlalı gibi birçok gazeteci bu karanlık dönemde suikastlara uğrayarak hayatlarını kaybetmişlerdir.

90’lı yıllar, hem terörün zirveye çıktığı hem de ülkemizin ekonomisinin dibe vurduğu yıllar olarak tarihe geçmiştir. 90’lı yılların kaos ve kriz günlerinde milletimiz çıkış yolu aramış ve AK PARTİ’nin kurulmasıyla birlikte ülkemiz yeni bir döneme adım atmıştır. AK PARTİ, 2001 yılında daha kurulurken programının adını “Demokratikleşme ve Kalkınma Programı” olarak koymuştur. İktidara geldiğinde ülkemizin demokrasi çıtasını yükselteceğini ve kalkınmışlık seviyesini artıracağını taahhüt etmiştir. İktidara geldiği 2002 yılından bu yana on iki yıllık süre içerisinde de milletimize vadettiği bu iki ana başlık üzerinde büyük reformlara imza atmıştır. Büyük kalkınma hamlesi bakımından tarihimize altın harflerle geçen bu on iki yıllık dönem, demokrasimizin sağlam bir zemine oturtulması, her kesimden insanın temel hak ve özgürlüklerden en geniş şekilde yararlanması açısından önemli adımların atılmasına sahne olmuştur. Atılan bu demokratikleşme adımları devlet ile toplum arasındaki mesafeyi kısaltmış, milletimizin devletine güvenini pekiştirmiştir. Daha önceki süreçte güvenlikçi bakış açısı ve vesayet kurumları nedeniyle hak ve özgürlükler başta olmak üzere talepleri duymazdan gelinen halkımızın sesine kulak verilmiş, güvenlik ve özgürlük arasındaki denge yakalanmış, aralarında hiçbir ayrıma gidilmeksizin insanlarımızın meşru taleplerinin en geniş şekilde karşılanmasına çaba harcanmıştır. AK PARTİ Hükûmetleri tarafından bu süreçte atılan adımlar, geleceğin büyük ve güçlü Türkiye’sine ulaşılması noktasında tarihî bir dönemeçten geçildiğine işaret etmektedir. Etnik, kültürel, dinî ve siyasal farklılıklarına bakmaksızın tüm vatandaşlarımıza eşit mesafede duran ve hepsini ülkemizin eşit ve özgür vatandaşları olarak gören bir anlayışla demokratikleşme alanında düzenlemeler yapılmış ve geçmişin yaralarının sarılmasına da büyük önem verilmiştir.

Ülkemizde bu dönemde güvenlik paradigması değiştirilmiş, önemli yargı reformları gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, devlet güvenlik mahkemelerinin ve ardından özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’nin başlatılması ve ardından çözüm süreci olarak devam ettirilmesi ve otuz yıl süren terörün sona erdirilmesinin amaçlanması, vatandaşlıktan çıkarılanlara haklarının iadesi, gündelik hayatın kolaylaştırılması ve bürokrasinin azaltılması, yerleşim birimlerine eski isimlerinin verilmesi ülkemiz için önemli reformlar ve kazançlar olarak tarihe geçmiştir.

Son on iki yıl insan haklarının geliştirilmesi açısından da önemli reformlara sahne olmuştur. İşkenceye sıfır tolerans politikası, ifade ve basın-yayın özgürlüğünün genişletilmesi, mafya ve çetelerin çökertilmesi, faili meçhullere son verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda yeniden yargılama yolunun açılması, Bilgi Edinme Kanunu’nun çıkarılması, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, azınlık vakıflarının haklarının iadesi, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının getirilmesi, kamu denetçiliğinin kurulması, Türkiye İnsan Hakları Kurumunun kurulması, çocuk ve kadın hakları konusundaki reformlar, sanık ve tutuklu haklarının iyileştirilmesi, tutukluluk sürelerinin on yıldan beş yıla düşürülmesi, denetimli serbestlik ve adli kontrol sistemlerinin geliştirilmesi, standarda uymayan cezaevlerinin kapatılması, insan hakları konusunda son on iki yılda gerçekleştirilen önemli reformlardır. Ülkemizde demokrasi çıtasının yükselmesinden, Türkiye'nin terör belasından kurtulmasından, ekonomik kalkınmasından rahatsız olan çevreler bu on iki yıllık süre içerisinde boş durmamışlardır. Yine bu süre içerisinde çeşitli darbe girişimleri, terörü azdırma girişimleri, ülke içerisinde iç karışıklıklar çıkarma gibi olaylara tevessül etmişler ancak karşılarında AK PARTİ iktidarını ve milletimizi bulmuşlardır.

Çözüm sürecini sabote ederek yine ülkemizi bir terör ortamına sürüklemek isteyenlere, bu Mecliste siyaset yapan, grubu olan tüm partilerin karşı çıkması gerekir. Okulların bombalanması, hastanelerin bombalanması, ambulansların molotofkokteyli atılarak yakılması, yıkılması, iş yerlerinin yakılması, yıkılması ve yağmalanması kimin işine yarar? Oradaki bölge halkının işine yaramaz. O nedenle, burada, tüm siyasi görüşlerin, bütün partilerin bu konuda topyekûn görüş birliği içerisinde çözüm sürecini sabote edecek davranışlara karşı hep birlikte söz birliği etmemiz gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içeride bir kaos ortamı oluşturamayan iç ve dış mihraklar şimdi de Suriye’deki iç savaşı Türkiye’ye de taşımaya çalışmaktadırlar. Türkiye’yi hiçbir güç eski karanlık günlerine geri döndüremeyecektir çünkü iktidarda ülkemizin ve milletimizin menfaatlerini her şeyin üstünde tutan bir iktidar vardır. “Egemenlik kayıtsız, şartsız DGM’lerindir.” manşetiyle 92 yılında, yirmi iki yıl önce yayın hayatına başlayan Özgür Gündem bugün de yayın hayatına devam etmektedir. Bugün DGM’leri kaldıran bir iktidarın olduğu dönemde de yayın hayatına devam etmektedir. Basının her türü yaptığı yayınlarla sorumlu yayıncılık anlayışına uygun davranmalıdır. Toplum olarak birlik ve beraberliğe, kardeşliğe ihtiyacımız olan, en çok ihtiyacımız olan şu günlerde herkes, özellikle basın, ülkemizdeki kardeşlik ortamını zedeleyecek, ayrışmaları körükleyecek yayınlardan uzak durmalıdır. Geçmişte yaşadığımız acı tecrübeleri bu ülke insanı bir daha yaşamamalıdır. Ülkemizdeki basını Türk basını Kürt basını, sol basın sağ basın, merkez basın kenardaki basın gibi ayrışmalarla nitelendirmenin de doğru olmadığını belirtmek istiyorum. Herkes istediği şekilde yayınlarını yapabilmektedir, özgür bir şekilde yayınlarını yapabilmektedir. Bu ayrışmaların ülkemize de bir faydasının olmayacağını belirtmek istiyorum.

Geçmişte yaşanan cinayetler, grup önerisinde ifade edilen cinayetler daha önce de Meclis araştırmalarına konu olmuş, birçoğu yargıya konu olmuş olaylardır. Bahsedilen konular aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda kurulmuş olan daimî komisyonlarından olan, ihtisas komisyonlarından olan İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu tarafından her zaman araştırılabilecek hususlardır. Bu konuların o Komisyonda gündeme getirilmesinde fayda olacağı kanaatindeyim. Geçmişte de yine, çözüm ve toplumsal barış olaylarının araştırılmasıyla ilgili komisyon, Darbeleri Araştırma Komisyonu bu konularda detaylı araştırmalar yapmışlar ve bu olayların sebepleriyle ilgili raporlar oluşmuş ve şu anda Meclisimizin külliyatında bu raporlar mevcuttur.

Bu nedenle, HDP grup önerisinin bugünkü Meclis gündemi nedeniyle aleyhinde olduğumu belirtmek istiyorum, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

Lehinde Malatya Milletvekili Veli Ağbaba.

Buyurunuz Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, benden önceki sayın hatibi dinleyince, sayın AKP milletvekilini dinleyince ben farklı ülkede sayın milletvekili farklı ülkede yaşıyormuş gibi geldi. Çünkü sizin konuştuğunuz gerçeklerle bizim yaşadığımız şeyler aynı değil maalesef. Ben 2011’den beri milletvekiliyim, herhâlde bizim yaptığımız çalışmalara bakarak AKP’nin Türkiye’ye ne getirdiğini çok açık ve rahat görebiliriz. Bakın, Türkiye’de, belki bütün parlamentolardaki milletvekilleri arasında bizler dünyada en çok tutuklu gazeteci ziyaret eden, en çok tutuklu milletvekili ziyaret eden, en çok tutuklu sendikacı ziyaret eden, cezaevlerinde en çok tutuklu öğrenci ziyaret eden milletvekilleriyiz. Bunların bu kadar çok olmasının sebebi AKP’nin uygulamış olduğu politikalardır.

Değerli arkadaşlar, ayrıca, AKP iktidara geldiği zaman cezaevinde yatan insanların sayısına bakın, şimdiki sayısına bakın ve önümüzdeki dönemde 2017’deki hedefe baktığınız zaman AKP’nin ne yapmaya çalıştığını çok açıklıkla görebiliriz.

Özgür Gündem ilk çıktığı zaman “Egemenlik kayıtsız, şartsız DGM’lerin.” diye manşet atmış, şimdi de herhâlde değişen tek şey “Egemenlik kayıtsız, şartsız sulh ceza hâkimliğindedir.” demek lazım veya başka türlü düşünürsek: Bakın, karşımızda ne 12 Eylülde yaşadığımız ne 28 Şubatta sizin iddia ettiğiniz gibi yaşanan ne darbe dönemlerinde yaşanan bir şey var ki o da bugün bizim ülkemizde yaşanıyor. Bakın, ülkeyi yöneten bir adam var, biri var o her şeye karar veriyor. Kaç çocuk yapacağımıza, o çocuğu nasıl doğuracağımıza, doğurduğumuz çocuğu nasıl besleyeceğimize karar veren bir Başbakan vardı ve şimdi Cumhurbaşkanı oldu ve aynı şahıs… Hangi AVM’nin nereye yapılacağına, kaç katlı olacağına, kimin yapacağına, nasıl yapacağına karar veren birisi var. O, ülkeyi yöneten, sizin seçtiğiniz Cumhurbaşkanı… Türkiye’de siz dâhil her şeye karar veren tek bir adam var. Milletvekillerini seçen o, sadece parmaklarını seçen o, bakanları seçen o…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, sana ne kardeşim, sen konuya gel.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen liderine bak.

VELİ AĞBABA (Devamla) - …müsteşarları seçen o. Hatta bırakın onu, şimdi neyi seçmeye başladı? Bürokratlardan vazgeçtik, milletvekillerinden vazgeçtik, Başbakandan vazgeçtik şimdi okul müdürlerini atayan o, savcıları atayan o, kimin, hangi savcının mezhebinin ne olduğunu “tape”lerde konuşan o gelmiş demokrasi dersi veriyorsunuz.

Bakın, bu dönemde birçok Başbakan gördü bu memleket, Menderes’i gördü, Demirel’i gördü, Erbakan’ı gördü, bu memleket Türkeş’i gördü, Mesut Yılmaz’ı gördü ama böyle mezhepçi, böyle etnik kimlik ayıran bir Başbakan asla görmedi. Telefon kayıtlarında var, diyor ki: “Sadullah, o hâkim kim, karar vermeyen?”, “Efendim, o Alevi.” İstanbul’da sıradan, yoksul bir hâkimin mezhebini bilen bir Başbakan var. Bu söylediğimiz şeyler, bu yapılanı bir başbakanın yapması mümkün mü? Bakın, geçmişte sağcı solcu birçok başbakan gördük ama bu kadar insanları etnik kimliğinden ayıran kimine “Kürt” diyor, kimine “Alevi” diyor, kimine “Affedersiniz Ermeni” diyor, kimine “Gürcü” diyor, böyle bir başbakan var hâlâ bunu demokrasi diye yutturuyorsunuz, sizi kutluyorum. Hiç olmayan şeyleri anlatıyorsunuz sizi kutluyorum, bu konuda çok mahir olduğunuzun hakkını teslim etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin iktidara geldiği ilk beş yılında yani çıraklık döneminde, sizin de söylediğiniz gibi, demokrasi ve özgürlük kavramlarını çok sıkça kullandı. Zaman zaman sözde aydınlar, gazeteciler, yazarlar ve liberaller de bu söylemlerle sarhoş oldular. Bu iktidarın verdikleri ve söylemleriyle sarhoş olanların ayılmasının bir kısmı uzun sürdü, bir kısmı çabuk oldu. Çok şey alanların ayılması hâlâ mümkün değil, onlar hâlâ sarhoş sarhoş geziyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu iktidarın ilk beş yılda yaptıklarına baktığımız zaman…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hayal bile edemezsin, hayal bile edemezsin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – …son dönemde söylediklerinin farklı olduğunu görmek mümkün. On binlerce insan siyasi davalardan dolayı cezaevine girdi, on binlerce, insan bugün siz “Biz yapmadık o yaptı, bizim günahımız yok, o yaptı.” diyorsunuz ya -paralel diye bir kavram uydurdunuz- aslında siz işverendiniz, o paralel yapı dediğiniz de taşerondu, beraber yaptınız, beraber kanlarına girdiniz o insanların.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Şimdi de siz berabersiniz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, Balyoz davasında askerleri; Ergenekon davasında gazetecileri ve tüm öğrencileri, akademisyenleri, aydınları; Oda TV davasında gazetecileri; KCK davasında Kürt siyasetçileri; ÇHD davasında avukatları; KESK davasında sendikacıları, öğrencileri, gençleri gözaltına aldınız, yargıladınız. Devrimci Karargâh davasında solcuları ve polis şeflerini gözaltına aldınız, susturdunuz ve birçok insan bu süreçte işlerinden oldu, hastalanan oldu, ölen oldu. İlhan Selçuk gibi, Türkan Saylan gibi insanlar öldürüldü. Bugün utandığınız, zaman zaman röportaj yaptığınız, şimdi kol kola girdiğiniz bazı yazarları cezaevine attırdınız. Hikmet Çiçek gibi, Soner Yalçın gibi, Nedim Şener gibi, Tuncay Özkan gibi, Mustafa Balbay gibi insanları sadece ve sadece gazetecilik yaptıkları için cezaevine attınız ve bu süreçte AKP döneminde -övünebilirsiniz- bir külliyat oluştu, cezaevi külliyatı.

Değerli arkadaşlar, cezaevinde susturulmaya çalışılan aydınlar, gazeteciler yüzlerce kitap yazdılar. Daha önce eline kalem almayı düşünmemiş insanlar kitap yayımladı. AKP’nin bu faşist uygulamaları sonucunda Mecliste, hiç aklında yazarlık olmayan birçok insan da yazar oldu sayenizde.

Değerli arkadaşlar, bakın, bunlardan biri de bu karşınızda konuşan Milletvekili. “Balyoz” diye sayenizde bir kitap yazdık. Sadece bu değil, bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisi cezaevi dünyanın en büyük cezaevi. Şimdi, Mustafa Balbay’a, Mehmet Haberal’a, Sinan Aygün’e bakıp utanıyor musunuz bilmem çünkü o davaların hepsinde sizin parmağınız vardı.

Yine, bu dönemde yazdığımız kitaplardan birisi “Tutuklu Gazeteciler Raporu.” “Dünyanın En Büyük Gazeteci Cezaevi: Türkiye” diye bir rapor yazdık, bu raporları aslında Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri yazmadı, aslında bu raporları AKP’nin politikaları, AKP yazdırdı değerli arkadaşlar.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Daha çok kitap yazarsın.

VELİ AĞBABA (Devamla) – İnşallah, sizinle de ilgili yazarız.

Değerli arkadaşlar, en son, AKP bize bir kitap daha yazdırdı ki, bu kitap aslında on iki yıllık AKP’nin karanlık dönemini çok iyi anlatan bir kitap. “Kalemi Kırılan Gazeteciler” kitabı değerli arkadaşlar. AKP iktidarında on iki yıllık karanlık bir dönem “Kalemi Kırılan Gazeteciler” kitabı.

Umarım ve dilerim ki, önümüzdeki dönemde değerli arkadaşlar, boynu kırılan gazeteci raporunu yazmak bize nasip olmaz. Maalesef, AKP döneminde AKP hatiplerinin anlattığıyla bizim yaşadığımız şeyler arasında dağlar kadar fark olduğunu hepinizin bilmesini istiyorum değerli arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, bu kitap, bu yazdığımız kitap, demokrasinin olduğu, insan haklarının olduğu, hukukun olduğu, özgürlüğün olduğu bir ülkede yazılması mümkün değil. Bu kitap, kalınca bir kitap ancak ve ancak on iki yıllık diktatörlüklerde, faşist rejimlerde, tek adam yönetimlerinde yazılabilir.

Bu raporla bir kez daha anladık ki, AKP’nin özgür basının önüne koyduğu üç seçenek var: Ölüm, şiddet ve diğeri de cezaevi. Eğer bunların hiçbiri yoksa işsizlik.

Değerli arkadaşlar, eğer bağımsız gazeteci iseniz öldürülmediyseniz cezaevine girersiniz, cezaevine girmez iseniz, şanslı iseniz işsiz kalırsınız, eğer “Alo Fatih”lerin emrinde olursanız işsiz kalmaz, büyürsünüz, yeni yeni yatlarınız, katlarınız olur, havuz medyasına dâhil olmaz iseniz cezaevine girersiniz, eğer havuz medyasına yani haram medyasına dâhil olursanız büyürsünüz de büyürsünüz. Sekiz gazete olarak aynı manşeti atmaz iseniz ilanınız kesilir, vergi cezaları ödersiniz. Gerçekleri ortaya çıkarmaya kalkarsanız kör kurşunlara hedef olursunuz, ensenizden vurulursunuz, öldürülürsünüz.

Bakın değerli arkadaşlar -son dönemde- birkaç resim göstereceğim size… Şu göstereceğim resimler, bu göstereceğim fotoğraflar, değerli arkadaşlar, gazeteciler, bakın bunlar gazeteci. Bu insan, sadece suçu gazetecilik yapmak olan Ahmet Şık eğer bu hâle gelebiliyorsa bu sizin eserinizdir. Bakın, gazetecilerin düştüğü duruma bakın arkadaşlar, gazetecilerin düştüğü duruma bakın, bir görün. Şuna bakın arkadaşlar, sadece suçu gazetecilik yapmak.

Değerli arkadaşlar, AKP iktidarı boyunca tutuklama, işten çıkarma, şiddet gibi mekanizmalarla çalışamaz duruma gelen gazetecilerin şimdi en temel hakları yani yaşam hakları ellerinden alınıyor. Dün Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat gazetesinin Adana dağıtıcısı Kadir Bağdu’nun öldürülmesi olayının bir an önce aydınlatılması gerekiyor, bir an önce gazeteci katillerinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Bu son dönemde Hrant Dink’ten başlayarak, sizin döneminizde öldürülen Hrant Dink’ten başlayarak geçmişte öldürülen Çetin Emeç’i, Turan Dursun’u, Uğur Mumcu’yu katledenlerin ortaya çıkarılması gerekiyor. Muhtemelen bu konuya “evet” demeyeceksiniz, geçmişte faili meçhullere “evet” diyemediğiniz gibi buna da “evet” demeyeceksiniz ama bilin ki bunlar bir gün açığa çıkacak.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın hatip konuşmasında AK PARTİ’yi faşist, diktatör bir yönetim olarak lanse etmeye çalıştı. Sataşmadan dolayı söz talep ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ben “AKP faşist, diktatör.” demedim de öyle anladılar herhâlde, üzerlerine alındılar.  

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Ağbaba, eğer AK PARTİ’de faşist, dikta bir yönetim olsaydı -kusura bakma- ağız dolusu hakaretleri burada yapamazdın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Eğer AK PARTİ döneminde faşist bir yönetim olsaydı o gazeteler yazılmazdı.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) - Burası Meclis, Meclisi mi susturacaksın? Ne biçim konuşuyorsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer faşist bir yönetim olsaydı sen o yazıları, o kitapları yazamazdın.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Daha ne yapacaksınız?

AHMET AYDIN (Devamla) - Ağız dolusu hakaretler, küfürler edemezdiniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne küfrü?

AHMET AYDIN (Devamla) – Faşist bir yönetim görmek istiyorsanız, dikta bir yönetim görmek istiyorsanız…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ben sadece “Bunların olmasından faşist diktatörlük olur.” dedim.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ret-inkâr, asimilesini görmek istiyorsanız geçmişinize bakın, diyeceğim o, başka bir şey değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir bakalım, bir bakalım…

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine hâkim ve savcılarla ilgili kim etnikçi kim mezhepsel ayrım yaptı devri iktidarınızda Moğultay’ın ifadelerine açın bakın, Moğultay’ın ifadelerine bakın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz şimdi utanın, utanın; dün “Dedeleri yıkacağız” dediniz şimdi onların ipine sarılıyorsunuz. “Dedeleri yıkacağız.” dediniz ya şimdi onların eteğine yapışıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, bu memleket çok başbakan gördü, bu memleket çok iktidar gördü, ama Recep Tayyip Erdoğan gibi millet sevdalısı bir iktidar, bir yönetici, bir Başbakan, bir Cumhurbaşkanı görmedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Recep Tayyip Erdoğan ki… (CHP sıralarından gürültüler)

İyi dinleyin, iyi dinleyin…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ahmet Bey, bir dahaki dönem garanti oldu.

AHMET AYDIN (Devamla) – İyi dinleyin…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Darısı diğerlerine inşallah, onlar da yalasınlar biraz.

AHMET AYDIN (Devamla) – 2005 yılında Diyarbakır’da “Kürt sorunu vardır.” diyen ilk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Sizin Genel Başkanınız Dersimlidir, bellidir. Ama Dersim olayından dolayı….

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Senin boyun yetişmez ona.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Milletvekilliğini garantiledin hadi!

AHMET AYDIN (Devamla) – …özür dilemeyi zül addetti, özür bile dileyemedi, Dersim’in lafını edemedi. Dersim için özür dileyen kimdir? İlk Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır, ilk defa özür dileyen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. (CHP sıralarından gürültüler)

1915 olayları; “1915 olaylarında Osmanlı tebaasından dolayı hayatını kaybeden her kim için acıları paylaşırım.” diyen Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ali İsmail Kormaz’ı öldürene hediye veren de Başbakan.

AHMET AYDIN (Devamla) – Böyle bir Başbakana “Etnikçi Başbakan.” diyemezsin, “Mezhepçi Başbakan.” diyemezsin. Eğer öyle bir lider arıyorsanız onu kendi içinizde arayın. Kalkıp, Dersim için, Dersim’in dahi lafını edemeyen bir Genel Başkan, Dersimli olmasına rağmen… Ama Sayın Recep Tayyip Erdoğan Dersim olayından dolayı özür diliyorsa, “Kürt sorunu vardır.” diyorsa, “Ermeni olaylarından dolayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – …bütün Osmanlı tebaasının acısını paylaşırım.” diyorsa, böyle bir adamla ilgili, kusura bakmayın, bu ithamları, bu hakaretleri yapamazsınız. Bunları size yedirirler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Aydın konuşmasında “Eğer mezhepçi bir lider arıyorsanız kendi içinize bakın.” diyerek bize sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette ki Sayın Aydın kendi Başbakanını, Hükûmetini savunacaktır, bu onun en doğal hakkı ama bu savunmayı yaparken herhâlde ölçülü cümleler kullanmak, doğruyu söylemek şart olmalı.

Şimdi, Reyhanlı’da 52 vatandaşımız öldü, biliyorsunuz. Sizin Hükûmetinizin, Tayyip Erdoğan’ın o zamanki Hükûmetinin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun uyguladığı mezhepçi dış politika nedeniyle Reyhanlı’da 52 vatandaşımız patlamada öldü. Sayın Tayyip Erdoğan çıktı, dedi ki: “52 Sünni vatandaşımız şehit oldu.” Biz Tayyip Erdoğan’a kadar şehitlerin mezhebine göre ayrıldığını bilmiyorduk, bunu kendisiyle öğrendik. İnsanları etnik kökenine göre ayıran, “Affedersiniz, bana ‘Ermeni’ dediler.” diyen Tayyip Erdoğan’ın kendisiydi. Şimdi, “Eğer Tayyip Erdoğan özgürlükçü olmasaydı siz bu kitapları burada gösteremezdiniz, bu konuşmayı yapamazdınız.” diyor.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Doğru söyledi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, sosyal medyada şöyle şeyler söyleniyor: Hani, bir miting olsa, gösteri olsa 50 bin kişilik miting meydanında 25 bin kişi öldürülse siz diyeceksiniz ki “Tayyip Erdoğan diktatör olsa hepsini öldürürdü, yani, bak, 25 bin kişiyi öldürmüş sadece.” (CHP sıralarından gülüşmeler, alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Amma uydurdun!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sizin “özgürlükçü” dediğiniz Sayın Tayyip Erdoğan ve onun halefi, atadığı Başbakan Sayın Davutoğlu evvelsi gün Meclise getirmiş olduğu kanun teklifiyle sosyal medyaya, Twitter’a Anayasa Mahkemesi kararları nedeniyle getiremediği yasağı şimdi getiriyor.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Hiç doğru değil bu!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi getiriyor, arama kararlarında ve diğer uygulamalarında eskiye dönüyor. Özgürlüklere, AKP’ye, bu Hükûmete muhalif olanlara baskı kurmanın teklifini getirdiniz.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Hiç doğru değil bu!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Akif Hamzaçebi konuşmasında hem sosyal medyaya yasak getirdiğimizi… Aynı zamanda Sayın Başbakanımızın da -şu an Cumhurbaşkanımız ama- Başbakanlığı döneminde kullandığı bir ifadeden dolayı yanlış algılamaya sebebiyet verecek bir söz kullandı. Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Değerli arkadaşlar, çok Değerli Grup Başkan Vekilim, bakın, “Affedersiniz, bana ‘Ermeni’ diyenler oldu.” lafıyla ilgili çokça burada konuşuldu ve maalesef bile bile bunu çarpıtıyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hiç konuşulmadı, hayır.

AHMET AYDIN (Devamla) – Konuşuldu, ben kendim kaç defa cevap verdim, açın tutanakları, bakın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Tayyip Erdoğan’ın açıklaması gayet net.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Dedi mi, demedi mi Sayın Aydın? Dedi mi demedi mi? O bir şey konuşuyor, siz düzeltiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ve bile bile olayı başka yerlere çekiyorsunuz. Bakın, Kürt olursun, Türk olursun, Ermeni olursun, Laz olursun. Bu ne övünülecek bir şey ne yerinilecek bir şey; takdirihüdadandır bu. Her birimiz herhangi bir etnisitiye mensup olarak doğabiliriz. Dolayısıyla Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, Başbakanlığı döneminde öyle ağır ifadelerle Ermeni nitelemesi yapıldı ki affedersiniz, “Ermeni bilmem neyi…”

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Ermeni” hakaret mi? Hakaret mi “Ermeni”?

AHMET AYDIN (Devamla) – Kusura bakmayın, kusura bakmayın, bunu bile bile burada eğer dillendiriyorsanız; ben bunun yakışık almadığını ifade etmek istiyorum, çarpıttığınızı ifade etmek istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Erdoğan’ın dediğini hepimiz biliyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O bir şey söylüyor, siz düzeltiyorsunuz, ha bire düzeltiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – İkincisi, az önce söylediğim hiçbir şeye de cevap vermediniz. Şimdi, etnikçi, mezhepçi Başbakandan bahsediyorsunuz, işte, faşist yönetimden bahsediyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, biraz elinizi vicdanınıza koyun ya, elinizi vicdanınıza koyun ya! Hani kulağı olup da duymayanlar olabilir, gözü olup da görmeyenlere zaten bir şey göstermemiz mümkün değil, adam görmek istemiyor. Ama bu vatandaşın, bu halkın, bu milletin kulağı da iyi duyuyor, gözü de iyi görüyor, kimin ne yaptığını da çok iyi biliyor. Dolayısıyla yine bu son gelen kanunla ilgili, “Sosyal medyada, yok, Twitter’da yasaklama getireceksiniz.”, külliyen yalan, külliyen yalan! Sosyal medyayla, Twitter’la ilgili bir yasaklama yok.

Bakın değerli arkadaşlar, bir çözüm süreci başlattık. “Birlik ve kardeşlik projesi” dedik, “Türkiye’nin bütün 77 milyon insanıyla birlikte bir ve beraber olması” dedik. Ne etnik ayrım yaptık ne bölgesel ayrım yaptık ne dinsel ayrım yaptık ne mezhepsel ayrım yaptık, “İnancı ne olursa olsun, kim olursa olsun, nerede yaşarsa yasasın bir ve beraberdir, Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci sınıf vatandaşıdır.” dedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama her kim de ne suç işliyorsa “hiç kimsenin de suç işleme özgürlüğü yoktur.” diyoruz, karşılığında ne cezai müeyyide varsa onu görmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi Sayın Aydın benim söylediklerimi bir başka anlama gelecek şekilde yorumladı. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aydın, dediniz ki “Benim söylediğim birçok şeye cevap vermediniz.” Tabii ki zaman iki dakika her şeye cevap vermeye imkân bulamıyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Dersim’e bir şey diyebildiniz mi, Dersim’e?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama ben demin bir şey söyledim Sayın Tayyip Erdoğan’ın mezhepçi politikasıyla ilgili, ona cevap vermediniz. Reyhanlı’da ölen 52 vatandaşımız için “52 Sünni vatandaşımız şehit oldu.” demedi mi? Bu, mezhepçilik değil midir? Türkiye’de mezhepçilik olur mu değerli arkadaşlar? Bir insanın inancından, mezhebinden bize ne? Bizi onun insan olması ilgilendirir; mezhebi bizi ilgilendirmez, etnik kökeni bizi ilgilendirmez.

Şimdi, Twitterla ilgili söylediğimi biraz açmak istiyorum, olay şudur: Şimdi, bu getirdiğiniz teklifle muhalif olan herkesi sindirmeye, susturmaya çalışıyorsunuz. Paralel yapının üstüne gitme meselesi de değil bu. Tehdit suçunun kapsamını genişletiyorsunuz. Sosyal medyada, Twitter’da bir kişi eğer –bu milletvekili de olabilir, ben olabilirim- şunu yazarsa “Siz yaptıklarınızdan dolayı yarın yargıda hesap vereceksiniz, mahkemenin önünde hesap vereceksiniz.” cümlesini tehdit olarak algılamaya imkân veren bir düzenleme yapıyorsunuz, sosyal medyanın üzerine bu şekilde bir baskı kuruyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne alakası var?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Basit tehdit suçunun cezası altı aya kadar hapisti, şimdi onu dört yıla kadar hapse çekiyorsunuz ki sosyal medyada biri Hükûmete yönelik… Özellikle bir kamu görevlisi ise onun o tip “tweet”lerini engelleyeceksiniz. Anayasa Mahkemesi kararlarıyla kontrol altına alamadığınız sosyal medyayı şimdi bu teklifle kontrol altına almaya çalışıyorsunuz. Mal varlığına el koyma hâlini genişletiyorsunuz. Eskiden, 1990’lı yıllarda bile sadece silahlı örgüt nedeniyle mal varlığına el konulurken şimdi Balyoz davasında, Ergenekon davasında yargılananların mal varlığına el koymanın yolunu açıyorsunuz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Benim söylediklerimin doğru olmadığını söyledi. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Duyamıyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Aydın benim söylediklerimi başka bir anlama gelecek şekilde ifade etti. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz. Bunu daha fazla uzatamayacağım.

Buyurunuz efendim.

6.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, birkaç örnek vermek istiyorum Sayın Aydın’a da. Mezhepçilik yapılıyor mu yapılmıyor mu, takdirlerini size bırakmak istiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hangi dediğinizi çarpıttı?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, 2010 referandumundan önce meydan meydan gezip “Dedelerin rejimini yıkacağız.” dediniz mi, demediniz mi?

“Dedelerin yani Alevilerin yargıdaki oranı yüzde 60-yüzde 70.” diye yazı yazıldı mı, yazılmadı mı? Bugün Sabah gazetesinde yazı yazan, geçmişte değişik erotik dergilerde yazı yazan Emre Aköz bu yazıları yazdı mı, yazmadı mı?

Sizin Başbakanınız meydan meydan gezip söyledi mi, söylemedi mi? Bunları sormak istiyorum. Yine, geçtiğimiz 17 Aralıkta ne dedi? “Sadullah, Alo Sadullah, bu hâkim kim?” “Efendim, Alevi.” “Ha, Abuzer Alevi.” Bunu diyen ben miyim, Başbakan mı?

Şimdi, değerli arkadaşlar, “Dersim’le ilgili bir şey söylüyor musunuz?” diyor Sayın Ahmet Aydın. Bakın, Dersim’le ilgili söyleyeceğimiz iki şey var: Değerli arkadaşlar, biz Dersim’le hesaplaştık, Dersim’le yüzleştik. Bakın, biz -geçmişte de söyledim, şimdi de söylüyorum- Dersimli yoksul, fakir bir ailenin çocuğunu getirdik, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı yaptık. (CHP sıralarından alkışlar) “Millî irade, millî irade” diyorsunuz. Dersimli yüzde 70 oyla millî iradesini ortaya koydu, buna saygılı olmalısınız.

Şimdi size sormak istiyorum: Biz Dersimliyi Genel Başkan yaptık, siz ne yaptınız? Siz geçtiğimiz günlerde 7 bin okul müdürünü görevden aldınız. Bir tane Alevi, solcu okul müdürü kalmadı. Bir tane solcu, Alevi okul müdürü kalmadı. Size sormak isterim: Bu Alevilerin okuma yazma oranı en yüksek… Bir tane Alevi vali var mı, merak ediyorum. Bir tane Alevi kaymakam var mı, merak ediyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Biz mezheplerini sormuyoruz insanlara.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir tane Alevi polis müdürü var mı, merak ediyorum. Bırakın onu, bir tane Alevi’yi çöpçü yapıyor musunuz, onu merak ediyorum. Bir tane Alevi’yi işe sokuyor musunuz, merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu soruyorum size.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Siz sorarak mı yaptınız?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bir tane Alevi’yi bırakın, Alevi olduğu için insanları sürgün ediyor musunuz, etmiyor musunuz, insanlar sadece Alevi olduğu için memurları işten atıyor musunuz, atmıyor musunuz? Bunların cevabını vermenizi istiyorum ve bu gerçekle yüzleşeceksiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayrımcılık yapma!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bu gerçeği yüzünüze vurmaya devam edeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

MUSA ÇAM (İzmir) – Onlar sadece yakar, yakar!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Fişlemeleri kim yaptı? Elli yıldır iktidarda sizsiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Bir tek Alevi’yi bir yere sokmadınız.” diye çok ağır bir ithamda bulundu.

BAŞKAN – Ne, anlayamadım?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Bir Alevi’yi bir yere yerleştirmediniz, kasıtlı olarak bunu yapıyorsunuz.” manasında çok ağır bir ithamda…

MUSA ÇAM (İzmir) – Yakıyorsunuz, yakıyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – KPSS’yle giriyorlar. Devlet memuru nasıl olacak?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sizin gibi fişlemiyoruz.

BAŞKAN – Lütfen tekrar bir sataşmaya mahal vermeyiniz.

Buyurunuz.

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Değerli arkadaşlar, bakın, burada mezhep temelli bir siyaset yapmak çok ayıptır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ayıp bence de.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kalkıp burada birtakım kesimler üzerinden istismar siyaseti yapmak çok ayıptır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çok ayıp.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aynen öyle.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sadece sormakla bunu diyemezsin, çıkıp geçmişine bakarsın, sen ne yaptın?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bakarsın, bakarsın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ey CHP, sen ne yaptın? Bugüne kadar Alevilerle ilgili ne yaptın, Kürtlerle ilgili ne yaptın, öteki inanç gruplarıyla ilgili ne yaptın? Ne yaptınız bugüne kadar Allah aşkına?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sen ne yaptın?

AHMET AYDIN (Devamla) – Reddetmekten başka, inkâr etmekten başka, asimile etmekten başka ne yaptınız siz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Aydın, Adıyaman’da bir tane var mı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Kalkıp burada ahkam kesmek kolay ama biz her şeye rağmen “Üç temel kırmızı çizgi” dedik, “Etnik siyaset yapmayacağız.” dedik…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sivas önümüzde.

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – “Dinsel siyaset yapmayacağız.” dedik, “Bölgesel siyaset yapmayacağız.” dedik ve bütün politikalarımızın temelinde de insan var insan. “Kim olursa olsun, neye inanıyorsa inansın, nerede yaşıyorsa yaşasın benim vatandaşımdır” dedik, “Biriz, beraberiz” dedik, bu bir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yaktınız adamları, yaktınız.

AHMET AYDIN (Devamla) – İkincisi, Reyhanlı’yla ilgili. Bakın arkadaşlar, konuşmanın tamamına bakın. Reyhanlı’da bu bölgede Alevi-Sünni çatışması hedefleniyor ve bu plan ve program çerçevesinde de 53 Sünni vatandaş kaybedildi ama bu plan tutmayacaktır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hâlâ söylüyorsun ya.

AHMET AYDIN (Devamla) – “Alevi-Sünni kardeştir, bu ayrım yapılmayacaktır.” diye konuşmanın tamamına baktığınızda bunu anlayacaksınız, bu planlı, programlı bir şeydi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ya, Başbakan niye düzeltmiyor da sen düzeltiyorsun?

AHMET AYDIN (Devamla) – Kasıtlı olarak yapılan bir şeydi, kim tarafından geldiği belliydi. O Reyhanlı’ya gelen katillere yol gösterenler de bellidir, kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Aleyhinde Gaziantep Milletvekili…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, yeterince tartışıldı bu konu, herkes yeterince sözünü de söyledi, bu konuyu burada kapatıyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, yalnız, çok ağır şeyler söyledi, kayıtlara geçsin diye bir iki şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – E, söyleyin oradan.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Buradan mı söyleyeceğim? Oradan söyleyeyim.

BAŞKAN – Lütfen, yok, yeterince tartıştık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi, Sayın Başkan, Sivas davası sonuçlandığı zaman Ankara Adliyesinde tek suçları Sivas davasını izlemekte olan insanların üzerine tazyikli suyu sıkıp, akşam da “Bu davanın sonuçları hayırlara vesile oldu.” diyen Sayın Başbakan var.

Yine “Biraz da orada ölenleri değil, ateşte yakılan Sivas mağdurlarını değil, onları yakanları da düşünmek lazım.” diyen bir de Sayın Başbakan var. Tekrar soruyorum, tekrar soruyorum…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var ya?

VELİ AĞBABA (Malatya) –…tekrar soruyorum: Sivas davasında katillere avukatlık yapanlar nerede milletvekili, onları da merak ediyorum? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağbaba.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tutanaklara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kalkıp Sivas olaylarını gündeme getiriyor ama Sivas olayları olduğunda iktidarda kim vardı? Kim suç işlemişse de cezasını verseydi. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bu konuyu tekrar tartışmaya açmayı uygun görmüyorum. Lütfen, kayıtlara geçti, çok rica ederim, herkes neyin ne olduğunu net bir şekilde biliyor, toplumun hafızası çok şükür yerli yerinde.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından, yüz on altı yıllık geçmişi olan Kürt basınının 20’nci yüzyılın son çeyreğinde halkların doğru haber almasının mahkemeyle, öldürmeyle, toplatmayla engellenmesi ve ülke tarihinin karanlık sayfaları arasında yer alan Kürt basın emekçilerinin katledilmelerinin araştırılması amacıyla 24/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Aleyhinde, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin verdiği bir araştırma önergesi vesilesiyle söz aldım. Hepinizi sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Metni dikkatlice inceledim, buna ilişkin elbette ki sözlerimiz var ama -önce sizinle- Cumhuriyet Halk Partisinden, yine aynı şekilde HDP’den söz alan değerli konuşmacılar, değerli hatipler biraz da konuyu bağlamından çıkartarak farklı yerlere taşıdılar. Buna ilişkin de birkaç şeyi söylemek istiyorum, hani hep “Not düşelim.” deniyor ya biz de not düşelim: Az önce, CHP’li bir vekil söz aldı, konuştu, “O adam” diye sözünü ettiği kişi Recep Tayyip Erdoğan’dır ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve o Cumhurbaşkanı on iki yıl boyunca Adalet ve Kalkınma Partisine Genel Başkanlık yapmış ve on iki yıl boyunca girdiği 9 seçimi kazanmıştır. İşin tuhaf tarafı, bu süre içerisinde, özellikle son beş yılda girdiği 4 seçimi kaybetmiş, genel olarak da altmış dört yıl boyunca sandıktan sürekli mağlup çıkmış ve tek başına iktidar yüzü göremeyen bir siyasi partinin üyesi kalkmış burada bize siyaset dersi veriyor. Eğer, sizin, bir siyaset dersi verecek birikiminiz ve tecrübeniz var ise önce bunu kendi partinizde uygulayın; bakın, partiniz yerde sürünüyor, yerde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Göreceğiz, haziranda göreceğiz!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye…

Ayrıca, “Efendim, işte, partinizde diktatörlük var, otoriter bir yönetim var.” Önce siz kendi partinize bakın!

Bakın, daha yakın bir tarihte bir kurultay gerçekleştirdiniz. Kurultayda 974 delege Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday gösterdi, sandıklar açıldı 700 küsur oy çıktı. Peki, size şunu sormak lazım: Demek ki…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sizin de 1340’ın 1340’ı oldu, demokrasi bu mu? Demokrasi bu mu Sayın Tayyar?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye dinleyin!

MUSA ÇAM (İzmir) – 1340 delege 1340 oy, bu mu demokrasi?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye, bir saniye dinleyin!

Peki bizde ne oldu? Anlatayım.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bu mu demokrasi, bu mu?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, 1285 delege Sayın Davutoğlu’nu aday olarak gösterdi. Sandıklar açıldı, 1382 oy çıktı. Bir CHP kurultayını bir kenara koyun bir de Adalet ve Kalkınma Partisinin kurultayını koyun.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne ilgisi var?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Demek ki…

MUSA ÇAM (İzmir) – Evet, orada diktatörlük var, orada emir komuta var!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bakın, seçmenin kendisini en özgür hissettiği alan sandık başıdır. O seçmen, kendi özgür iradesini sandığa yansıtacağı, o perdelerin arkasında…

MUSA ÇAM (İzmir) – Hangi özgür irade? Siz özgür müsünüz, özgür müsünüz siz?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – …özgür iradesiyle baş başa kaldığında Kemal Kılıçdaroğlu’ndan desteğini çekti. Çekti mi, çekmedi mi?

MUSA ÇAM (İzmir) – Alakası yok!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Çekti mi, çekmedi mi, söyleyin bunu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ne alakası var, ikisi de bizim arkadaşımız!

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı tartışmayınız!

MUSA ÇAM (İzmir) – Kendi özgür iradenle Genel Başkanını seçtin mi, seçmedin mi?

BAŞKAN – Lütfen!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Şimdi, bakın, Reyhanlı’yla alakalı da bir iki şey söyleyeceğim.

MUSA ÇAM (İzmir) – Seçmedi, önüne koydular, “Oy ver!” dediler, oy verdi!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – O süreci yakından takip etmiş birisi olarak, o dönemde Sayın Başbakanımızın ifadesi tamamen bir Alevi-Sünni kalkışması, bir isyanı, bir çatışmasını önlemeye yönelik, tedbir amaçlı bir konuşmaydı. Siz bunu sulandırdınız.

MUSA ÇAM (İzmir) – Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne dedi? Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne dedi?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Bakın, siz bunu sulandırdınız.

MUSA ÇAM (İzmir) – “Ben Sünni’yim. Sen nesin?” dedi. “Sen de Alevi’sin, söyle.” dedi. Demedi mi Cumhurbaşkanlığı seçiminde?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Eğer, siz bu tezinizde haklıysanız, eğer siz her şeye rağmen bu tezinizde haklıysanız, sözcünüz buraya çıkıyor ve diyor ki: “Bir Alevi’yi emniyet müdürü olarak atadınız mı? Bir Alevi’yi vali olarak atadınız mı? Bir Alevi’yi genel müdür olarak atadınız mı?” Ya, bundan daha büyük bir ayıp olabilir mi!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hadi ya, bırak!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Hem insanları ötekileştireceksiniz hem ayrıştıracaksınız, etnik kökenlerine, mezhep gruplarına bağlı olarak ayrıştırıcı ifade kullanacaksınız, bir üslubu benimseyeceksiniz, ondan sonra da kalkıp Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanına, Başbakanına söz söyleyeceksiniz.

Eğer siz buna rağmen arayacaksanız son HSYK seçimlerine bakın. Siz orada karşı çıktınız, birçok yerde tepki koydunuz. Peki, Yargıda Birlik Platformu kontenjanından seçilmiş isimlere baktınız mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çok iyi baktım.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Sosyal demokrat var, Alevi var. Yüzünüz kızarmıyor mu peki bundan dolayı? Baktınız mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Soruşturma açtınız siz.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Yahu neye soruşturma açacak kardeşim? Neye soruşturma açacak?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz açmadınız mı soruşturma? Adamı sürmediniz mi?

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız. Lütfen…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Sizin karşı çıktığınız o listede Alevi var mı, sosyal demokrat var mı, bunu söyleyin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Paralel yapı… Paralel yapı…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayınız.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Hayır, hayır, kim paralel yapı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Biz yapmadık onlar yaptı, paralel yapı.” diyor. Onlara hani soruşturma açılmış ya! Beraber olduğunuzda ceza verilmiş ya!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ya, ben Yargıda Birlik Platformu kontenjanından seçilmiş isimlere bakın diyorum. O isimlerin içerisinde Alevi var, sosyal demokrat var, ülkücü kökenli var, muhafazakâr demokrat var. Çoğulcu bir yapı oluştu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Mecbur kaldı, mecbur…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Kardeşim, yapınca “mecbur”, olmayınca da “Zaten siz bunları istemiyorsunuz.” diyeceksiniz. Ya, bu hikâyeleri Allah aşkına bir kenara bırakın.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 9 seçimdir tuş oldular, daha ne konuşuyorsun ya!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Bakın, Ergenekon ve Balyoz davasıyla ilgili şunu söyleyeyim: Ergenekon ve Balyoz davası bir intikam davası değildir…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Mimarlarından biri de sizsiniz.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - …bir hukuk davasıdır ve biz o gün destekledik bugün de destekliyoruz, sonuna kadar da arkasındayız. Bu konuda bizim zerre kadar bir kaygımız yok. Ama şunu söyleyeyim: “Efendim, gazetecilere baskılar yapıldı…”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hükûmetle ayrı düşüyorsun ama!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Neyse ki o sürecin kazanımlarından birisi siz de yazar oldunuz. Ne güzel. Bak siz de yazar oldunuz. Ne kadar güzel. Bizim aramıza katıldınız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizden farklı söylüyorlar.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Hayır, hayır, bir şey söyleyeyim.

Şimdi, o süreçte…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Adalet Bakanı sizden farklı diyor.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Kimsenin farklı söylediği falan yok.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız. Son defa söylüyorum, lütfen Genel Kurula hitap ediniz. Karşılıklı, sorulara cevap vermeye çalışınca olmuyor. Lütfen…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

O süreçte Ergenekon ve Balyoz’la ilgili yazı yazan yazarların üzerinde inanılmaz bir yargı kuşatması vardı. Yaklaşık 7 bin civarında gazeteciyle ilgili Ergenekon ve Balyoz soruşturması açıldı. Bunlardan birisi benim. O dönemde Star gazetesinin Ankara Temsilcisiydim. Sadece Star gazetesine açılmış dava 2 bin civarındaydı. Sadece şahsımla ilgili açılmış davalarda bana istenen hapis cezaları yüz yılın üzerindeydi. 4 davada ceza aldım. Şu anda altmış beş ay hapis cezam var. Peki, ne yaptım? Sadece Ergenekon’la ilgili yazılar yazdığım için…

Bunları yaşadık ve biz o tarihte dışarıdaydık. Sayın Başbakanımla görüştüm, dedim ki: “Efendim, bu konuda genel bir mağduriyet var. Türk Ceza Kanunu’nda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda bir değişiklik yapılabilir mi?” Bu konuda değişiklik yapılabileceğini ifade etti. Biz bunu köşemize taşıdığımızda, az önce savunduğunuz gazeteci yazar Nedim Şener çıktı, bir açıklama yaptı, dedi ki: “Biz Şamil Tayyar affı istemiyoruz. Böyle bir düzenleme yapmayın.” Peki, neden? “Ergenekon’un ve Balyoz’un üzerine giden yazarlar cezaevine atılsınlar, hapse girsinler, perişan olsunlar, kanunu değiştirmeyin.” Eğer siz ayrıştırıcı olursanız, “Falanca türden yazılar yazanları cezaevine atın, biz istediğimizi yazarız, bize dokunamazsınız.” anlayışıyla hareket ediyorsanız bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Ama şunu söyleyeyim: Eğer Nedim Şenerler, Ahmet Şıklar o tarihte buna karşı çıkmasalardı, Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılacaktı ve aleyhte inanılmaz bir kamuoyu oluşturdular.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nedim Şener, Ahmet Şık suçlu mu, değil mi?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Ama yıllar geçti, kendileri de yaptıkları yanlışın farkına vardılar. Neyse, geçelim diğer konuya.

Az önce HDP’nin sözcüsü burada kürsüye çıktığı zaman ben açıkçası bu son dönemde olup bitenlerden dolayı bir mahcupluk duygusu içerisinde, kalkıp Sayın Altan Tan gibi özür dileyeceğini umuyordum. Fakat inanılmaz pişkin çıktı, maşallah. Herkesi katil yaptı. Böyle, ağız dolusu tehdit ve şantaj içerikli konuşmalar yaptı. Beyler, kusura bakmayın, eğer bu memlekette Kobani bahanesiyle 40 kişi hayatını kaybettiyse ve insanlar öldüyse, kan aktıysa, bu kanda sizin elleriniz var. Çok açık söylüyorum, sizin elleriniz var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hep senin elin var.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hepsi senin elin. AKP’nin parmağı var, bunu unutma.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – HDP parti yönetim toplantısını yarıda kesiyor, diyor ki: “Acil, halk sokağa çıksın.” Halk sokağa çıktı, provokatörlerle beraber sokağa çıktılar. Bingöl eylemi bir PKK eylemidir, çok açık söylüyorum. PKK eylemidir ve bunun da arkasında…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Neye dayanarak söylüyorsun?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Siz neye dayanarak söylüyorsanız ben de ona dayanarak söylüyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Benim elimde bir sürü somut belge var, balistik incelemeler var.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Evet, şimdi, bakın, keşke bugün de bunu gündeme getirirken, 16 yaşında, balkondan aşağı atılmış, üzerinden arabayla geçilmiş Yasin Börü’yü de burada gündeme getirebilseydiniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Herkesi gündeme getiriyoruz, herkesi gündeme getiriyoruz.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Vicdanın sızlamadı mı Allah aşkına? Yasin Börü’nün annesinin açıklamaları karşısında vicdanınız sızlamadı mı?

Sayın Grup Başkan Vekili, yani bu acıları yaşamış, HDP Grubu içerisindeki kişilerden birisiniz. Yasin Börü’nün annesinin açıklamalarını ve adli tıp raporunu okuduğunuz zaman yüreğiniz sızlamadı mı? Selahattin Demirtaş’ın yakasına yapışıp “Ey Sayın Genel Başkan, niye bunu yaptınız? Bakın, masum insanlar hayatını kaybettiler, bunda bizim de sorumluluğumuz, bunda bizim de payımız var.” deme cesaretini gösteremediniz.

Bakın, adli tıp raporunda ne diyor: “Yasin Börü, 16 yaşında. Kurban eti dağıtmak için sokağa çıktığında hayatını kaybetti. Baş ve yüz kısmının kafatası ve yüz kemiklerinin kırılmasına bağlı deforme…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – “…görünümünde olduğu görüldü. Vücutta yanık ve is bulaşıklarıyla 15 adet kesici ve delici alet yarası tespit edildi.”

Konuşma sürem bitti, ben devam ediyorum.

Ve inanıyorum ki Altan Tan gibi, siz de bu olup bitenler karşısında…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya, Altan Tan sizin yaptıklarınızı daha fazla söyledi ya! Siz niye olayı saptırıyorsunuz?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – …bir özeleştiri noktasını geliştirir, pişkince konuşmak değil, bir utanç duygusuyla çıkar… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tayyar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sırayla dinleyeceğim taleplerinizi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisinin son kurultayında Sayın Kılıçdaroğlu’nun almış olduğu oylarla ilgili gerçek dışı değerlendirmeler yapmak suretiyle Genel Başkanımıza ve parti tüzel kişiliğimize sataşmıştır, söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet.

Sizin?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ne söylemedi ki Sayın Başkanım?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Pişkin.” dedi.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Piskin.” dedi yani her şeyi söyledi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, önce size söz vereceğim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1950 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi seçimleri kaybeder, Demokrat Parti seçimleri kazanır, dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün nasıl bir tavır alacağını herkes beklerken şöyle bir açıklamada bulunur: “Benim bu mağlubiyetim benim en büyük zaferimdir.” Çünkü, Türkiye’de tek parti döneminden sonra seçimle iktidar el değiştirmiştir, demokrasinin en büyük zaferidir.

Şimdi, Sayın Tayyar, Cumhuriyet Halk Partisi kurultayıyla ilgili bir değerlendirme yapıyor, “Bakın, bizim delegemiz bizim kongremizde Davutoğlu’nun arkasında olduğu gibi durdu, siz Genel Başkanınıza o kadar destek veremediniz.” diyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Öyle değil, öyle değil. İmza sayısından az oy çıktı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, bu, bizim partimizin demokrasi anlayışının ne kadar güçlü olduğunu gösterir.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Ya, imza, imza, hangi demokrasiden bahsediyorsun! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bizde adaylar çıkar, yarışırlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Tayyar, mezhepçi politikayla ilgili…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Hamzaçebi, imza sayısından az oy nasıl oluyor?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sus da öğren Kacır! Dinle, öğren.

…mezhepçi politikayla ilgili örnek veriyor, “Biz mezhepçi değiliz. Bakın, HSYK seçimlerinde Aleviler seçildi, ülkücüler seçildi, muhafazakârlar seçildi.” diyor. HSYK seçimlerinin değerlendirilmesi ayrı bir konu yani bunu örnek veriyor ama “Etnik kökenine ve inancına göre orada herkes var, dolayısıyla demokratik bir seçim oldu.” diyor. Ama sıra vali ve emniyet müdürü atamalarına geldi mi, “Ayıp değil mi, bizim arkadaşımıza sen mezhebine, etnik kökenine göre soruyorsun.” diyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sizden milletvekili oldu ya, valiniz de var, bilmiyor musun sen?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Tayyar, niye orada diyemiyorsunuz ki: “Evet, bizde Alevi vali de vardır.”

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Vardır, vardır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Vardır ya.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var ya, var, bir tanesi sizden milletvekili oldu ya. Valiydi milletvekili oldu sizden ya. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Mademki HSYK’yı inancına göre sayıyorsunuz, etnik kökenine göre sayıyorsunuz.

Davutoğlu ve Erdoğan ikilisinin mezhepçi politikası iflas etmiştir, toplum bunu görmüştür.

Hepinize saygılara sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Buyurunuz Sayın Zozani.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bizim dönemde vali olan, şimdi CHP’de milletvekilidir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Göstersene bir tane, gösteremezsin!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ali Haydar Öner!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Göster, ne zaman olmuş vali? Sorsana ne zaman olmuş vali? (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çok rica ederim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kartal Kaymakamıydı, Isparta’ya sürdünüz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen bu tartışmanızı sonra kendi aranızda yürütün. Yeterince tutanaklara geçti görüşleriniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bizim zamanımızda Isparta Valisi olan birisi muhalefetten milletvekili oluyorsa bundan daha büyük bir delil olur mu?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen yaptın, milletvekili de sen yaptın!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hayır, biz bürokrat yaptık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biz görmedik.

BAŞKAN – Sayın Zozani’ye söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Zozani.

9.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, lafı karambole getirip burada, kürsüde söylenilenleri unutturmaya çalışmayın.

Biraz önce Sayın Vekil -Sayın Tayyar- buraya çıktı, ilk cümlesi: “2 hatip çıktı, burada konunun bağlamının dışında konuşmalar yaptılar. Ben konunun bağlamında konuşacağım.” dedi ve konunun hiç bağlamına giremedi maalesef çünkü konunun bağlamına girerse bir şeyler söylemesi gerekir. Kendisi bir basın mensubudur. Bugün milletvekili olabilir, yarın öbür gün vekilliği bittiği zaman tekrar bir gazeteye döner yazı yazar. Gazetecilik mesleği baki bir meslektir, sonuna kadar insanın üzerinde taşıdığı bir sıfattır. Ben de o sıfatı taşıyorum, kendisi de taşıyor. Çıkıp şunu diyebilmeliydi ki: “Evet, iki gün önce Adana’da katledilen gazetecinin failleri bulunmalıdır, ben de bu öneriyi destekliyorum.” Bunu demek durumunda olacağını hissettiği için konunun bağlamına girmedi. Ancak, AKP hükûmetlerinin genel politikasıdır: Kurtla kuzuyu yer, koyunla yasını tutar. Genellikle, buraya çıktığı zaman, sürekli bir yerleri eleştirip kendini temize çıkarma gayreti vardır.

Bakın, şurada açık ve net sorduk: Kürt sokağındaki kanlı olayların başlangıcı Mardin Dargeçit’tir. Mardin Dargeçit’te korucular -ki belediye başkanınıza yakınlığıyla bilindiği ifade edilen korucular- kitleyi tarıyor ve 4 insanı katlediyor. Bununla ilgili, gelin, bir araştırma önergesi verelim. Evet, Yasin Börü de dâhil, hepsinin katledilişleriyle ilgili olarak, gelin, burada bir araştırma önergesi getirelim. Meclis olarak bir komisyon kuralım, bu meseleyi araştıralım diyoruz. Yanlış bir şey mi söylüyoruz? Hayır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ortada değil mi her şey?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bütün olayların başlangıç noktası…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …Sayın Cumhurbaşkanının Antep’te sarf ettiği sözdür. Sayın Cumhurbaşkanının Antep’te sarf ettiği sözün sebebiyet verdiği kışkırtmayı…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ne söyledi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …sebebiyet verdiği olayları…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ne söyledi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …bugün artık biliyor olmanız gerekirken…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – …bunu okuyamadığınız için yazık oluyor memlekete.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sataşma vardı demin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Cevap verdi, hepsine verdi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oylamaya geçtiniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, grubumuz adına sataşma için Pervin Hanım zaten söz isteyecek de…

BAŞKAN – Ama Sayın Zozani cevap verdi.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hayır, hayır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır, kendisine kişisel sataşma vardı, “Pişkince konuştu.” diye kişisel sataştı. Grubumuz adına Pervin Hanım söz alacak ama Bingöl olaylarıyla ilgili Genel Kurulu yanlış bilgilendirdi, ben sadece Bingöl olaylarıyla ilgili söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi, ben oylamaya geçtim sayın milletvekilleri. Bu konuda…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, biz öncesinden parmak kaldırdık ama. Ya, bunu kabul etmemiz mümkün değil, hem Genel Kurulu yanlış bilgilendiriyor hem grubumuza ağır sataşmalarda bulunuyor ve inanılmaz derecede düzeysiz iddialar dile getiriyor.

BAŞKAN – Tamam, siz şey yapın, geçin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oylamadan sonra…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, ben Bingöl Milletvekili olarak Bingöl olaylarıyla ilgili bilgilendirme yapacağım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir şey olur mu ya?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Grubumuza yönelik hakaretlere de grubumuz adına söz isteyecek diğer arkadaşımız.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bütün grup konuşsun!

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Şahsı adına alıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir kişi cevap verir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birbirinize karşı sataşmadan konuşursanız Genel Kurulda bunlara mahal olmayacak.

Buyurunuz Sayın Baluken.

10.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz adına, burada getirilen düzeysiz ithamların tamamına birazdan arkadaşımız cevap verecek. Ancak, ben, özellikle Bingöl olaylarıyla ilgili sayın hatipteki panik havasını da burada gördüm. Bingöl olaylarının birbirinden ayrı iki olay olduğunu sizin İçişleri Bakanınız ve sizin istihbarat yetkilileriniz de artık kabul ediyorlar. Emniyet müdürüne, müdür yardımcısına yönelik suikastı kimin yaptığını şu anda sizin Hükûmetiniz denetiminde bulunan bakanlıklar “Bilmiyoruz.” diyorlar. Dolayısıyla, siz böyle bir bilgi üzerinden elinizde hangi bilgi, belge, veri varsa buraya gelip söylemek zorundasınız.

Ben size bizim elimizdeki verileri söyleyeyim. Olayın oluş saati 21.15, emniyet müdürüne saldırı, Genç Köprüsü’ndeki infaz 22.30. Aradaki mesafe 10-15 kilometre ve 1 saat 15 dakika sonra; 10 dakikalık yolu 1 saat 15 dakika sonra sözde geçmişler.

“Kullanılan 2 araç aynı.” dendi, yalan çıktı. Şehir merkezindeki araçla yargısız infazın yapıldığı araç farklı.

Kullanılan silahlar: Yargısız infazda araçta ele geçirilen silahlarla emniyet müdürüne suikast yapılan silahların balistik incelemesi tamamen farklı çıktı.

“MOBESE kameralarının, güvenlik kameralarının görüntülerini açıklayın.” diyoruz, büyük bir panik havasıyla onları da açıklamıyorlar.

Gözaltına alınan 8 kişi var; tam üç gün boyunca aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmüyorlar. Ya olay onlara mal edilmek isteniyor ya olayın detayları açığa çıkarılmak istenmiyor.

Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına defalarca çağrı yapmamıza rağmen hâlâ bir heyeti Bingöl’e gönderip “Bu emniyet müdürüne suikastı kim yaptı?” diye bir heyet bile oluşturmuş değil. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bingöl halkı tabloyu net biliyor. Karanlık bir el, Bingöl’de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …çok profesyonel bir şekilde iki olayı üst üste getirerek emniyet müdürüne suikast ve 4 kişinin içinde bulunduğu araç içerisinde yargısız infaz yapmıştır.

Bütün bu veriler ortadayken, olayla ilgili hiçbir somut açıklama yokken de İçişleri Bakanımız ve Başbakan, olayla bağlantısı var gibi gösterip “4 saldırgan ölü ele geçirilmiştir.” demiştir. Dolayısıyla, onların da gelip kamuoyundan özür dilemeleri gerekir.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, grubumuz adına ben de Sayın Tayyar’ın grubumuza yönelik sataşmasından dolayı söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ne söylemişti?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Kanlı ellerinizle bu ölümlerden sorumlusunuz.” dedi, beni vicdanımla baş başa bıraktığını söyledi. “Acı çekmiş bir milletvekili olarak bunu yapmamamız gerekiyor.” dedi, buna cevap vereceğim.

HARUN KARACA (İstanbul) - Kaç kişi söz alacak Başkanım?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Buldan.

Yeni sataşmalara lütfen mahal vermeyiniz Sayın Buldan.

11.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir kere, Sayın Tayyar’a şunu ifade etmek isterim: Benim vicdanımla senin vicdanın aynı kefeye asla konulamaz; bu bir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Kesinlikle! Allah’a binlerce şükürler olsun!

AHMET YENİ (Samsun) – 40 kişiyi öldürdünüz, hâlâ konuşuyorsunuz!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Bir kere, sayın milletvekilleri, iğneyi önce kendinize… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Sokağa döktünüz milleti!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Dinleyin, dinleyin!

PERVİN BULDAN (Devamla) - …iğneyi önce kendinize, çuvaldızı da lütfen başkasına batırın. Bir kere, bu ölümlerin yaşanmasında tek sorumlu Cumhurbaşkanıdır.

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi oradan ya!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Açık söylüyorum, Cumhurbaşkanıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – 40 kişinin katilisiniz! Eliniz kan da be!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sizin her tarafınız kanda.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Kutuplaşmayı derinleştiren…

AHMET YENİ (Samsun) – 40 kişinin katilisiniz be!

PERVİN BULDAN (Devamla) - …kutuplaşmayı derinleştiren, şiddeti körükleyen açıklamalar yapmış…

AHMET YENİ (Samsun) – Utanın ya!

PERVİN BULDAN (Devamla) - …arkasından Başbakan ve Hükûmet yetkilileri…

AHMET YENİ (Samsun) – Utanmadan… Yüzünüz kızarsın!

PERVİN BULDAN (Devamla) - …Bakanlar açıklama yapmış ve bu olayların başlamasına sebep olmuştur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) O akşam Sayın Selahattin Demirtaş bu açıklamayı yapmasaydı bile halk sokağa çıkacaktı.

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi oradan! 40 kişinin katilisiniz!

PERVİN BULDAN (Devamla) - Halk sokağa çıkacaktı. Bunu bilmenizi istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Hangi yüzle konuşuyorsun? Utanın yahu!

PERVİN BULDAN (Devamla) - Ölen…

AHMET YENİ (Samsun) – Bir de utanmadan konuşuyor be!

BAŞKAN - Lütfen sakin olunuz.

PERVİN BULDAN (Devamla) – …yaşamını yitiren…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yüzünüz kızarsın! Edep ya hu, edep!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bunları susturur musunuz?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yüzünüz kızarsın!

PERVİN BULDAN (Devamla) - …40 vatandaşımızın ailesine başsağlığı diliyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Yüzünüz kızarmıyor be!

PERVİN BULDAN (Devamla) - Ben senin gibi vicdansız değilim, ölümün ne olduğunu bilen bir insanım.

AHMET YENİ (Samsun) – 40 kişinin… Sokağa döktünüz be! Utanmadan konuşuyorsun!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hepsinin katili sizsiniz.

PERVİN BULDAN (Devamla) - Yaşamını yitirmenin ne anlama geldiğini bilen bir insanım.

AHMET YENİ (Samsun) – Yazıklar olsun! Yüzünüz kızarmıyor be!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sana yazıklar olsun!

AHMET YENİ (Samsun) – Ne konuşuyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hükûmet sensin. Çık, varsa bir şeyin kürsüden söyle! Hepsinin katili sizsiniz.

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz, sessiz olunuz.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Lütfen söylediğiniz sözlere dikkat ediniz.

AHMET YENİ (Samsun) - Kana buladınız be ortalığı!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Halkı sokağa çıkaran senin politikaların.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Dikkat etmezsem ne olacak?

PERVİN BULDAN (Devamla) – Kana, kimin kana buladığı ortadadır sayın vekiller.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Tehdit mi ediyorsunuz yani?

PERVİN BULDAN (Devamla) - Sayın Selahattin Demirtaş’ı bu konuda sorumlu tutmak vicdansızlığın en büyüğüdür. En büyük sorumluluk sizdedir bu konuda.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Dikkat etmezsem ne olacak? Tehdit mi ediyorsunuz? Tehdit mi ediyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Otur yerine!

PERVİN BULDAN (Devamla) - Açık söylüyoruz: Bu ölümlerden tek sorumlu sizlersiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen sakin olunuz.

PERVİN BULDAN (Devamla) – …AKP Hükûmetidir, AKP Hükûmetidir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sensin davet eden!

BAŞKAN – On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.49

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından, yüz on altı yıllık geçmişi olan Kürt basınının 20’nci yüzyılın son çeyreğinde halkların doğru haber almasının mahkemeyle, öldürmeyle, toplatmayla engellenmesi ve ülke tarihinin karanlık sayfaları arasında yer alan Kürt basın emekçilerinin katledilmelerinin araştırılması amacıyla 24/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama talebimiz vardı.

BAŞKAN – Yoklama talebini yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Altay, Sayın Çam, Sayın Atıcı, Sayın Ayaydın, Sayın Ekici, Sayın Tanal, Sayın Acar, Sayın Öz, Sayın Günaydın, Sayın Köse, Sayın Korutürk, Sayın Ekşi, Sayın Yılmaz, Sayın Güler, Sayın Gök, Sayın Seçer, Sayın Özkoç, Sayın Küçük, Sayın Düzgün.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından, yüz on altı yıllık geçmişi olan Kürt basınının 20’nci yüzyılın son çeyreğinde halkların doğru haber almasının mahkemeyle, öldürmeyle, toplatmayla engellenmesi ve ülke tarihinin karanlık sayfaları arasında yer alan Kürt basın emekçilerinin katledilmelerinin araştırılması amacıyla 24/6/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

2.- MHP Grubunun, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşları tarafından, elektrik ve doğal gaz zamlarının olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 14/1/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 16/10/2014 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Yusuf Halaçoğlu

                                                                                      Kayseri

                                                                     MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

14 Ocak 2013 tarih ve 8397 sayı ile Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşlarının, elektrik ve doğal gaz zamlarının olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla TBMM Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergemizin 16/10/2014 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu…

Buyurunuz Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan yüksek oranlı elektrik ve doğal gaz zamları konusunda vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergemiz üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz aldım, bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin artan ve büyüyen sorunlarına her geçen gün yenileri eklenmektedir. Ülkemizde ekonomik koşullar her geçen gün ağırlaşmaktadır. Eğitim ve sağlık alanında yaşanan sorunlar içinden çıkılmaz bir hâle dönüşmüştür. Ülkemizde ve Kahramanmaraş’ta hastanelerde ve acil servislerde yabancı uyruklu hastalar nedeniyle yer bulmak, muayene olmak artık çok zor, çok güç hâle gelmiştir. Katkı ve katılım paylarına her geçen gün yenileri eklenmektedir. Ayrıca, sendikalar arasında ayrım yapılmaktadır. TÜRK SAĞLIK-SEN’e kayıtlı yöneticiler maalesef yoktur. Bu ayrımcılık neden yapılmaktadır? Böylece, Kahramanmaraş’ta çalışma barışı da kalmamıştır. Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan yeni fiyat artışıyla mide, kalp, hepatit, tansiyon ve astım gibi tedavi gruplarındaki ilaçlardan 2 katına varan oranda katkı payı alınması konusunda uygulama başlatılmıştır. Bu uygulama da yine tıpkı elektrik ve doğal gaz zammı gibi 1 Ekim 2014 tarihinden itibaren görev başındaki AKP Hükûmeti tarafından başlatılmıştır.

Sağlık alanında bunlar yaşanırken eğitim alanında da temel öğretimden ortaöğretime geçiş sistemi konusunda da büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sistem kapsamında, öğrenciler evlerinden kilometrelerce uzakta olan okullara gitmek zorunda bırakılmışlardır. Öğrenciler ve öğretmenler kalabalık sınıflarda ders yapmaktadır. Çoğu okulda ikili eğitime geçilmiştir. Öğrenciler geç saatlere kadar okullarda eğitim görmek ve sokaklarda kalmak zorunda bırakılmaktadırlar. Bu uygulamanın büyük sıkıntıları vardır.

Ülkemizde ve Kahramanmaraş’ta Türk eğitim sendikalı veya başka sendikalı başarılı ve tecrübeli, çalışkanlıklarıyla rüştünü ispat etmiş okul müdürleri, yine bu Hükûmet döneminde haksız yere görevden alınmışlardır. Sebep nedir? Ülkeyi ayrıştırmak mıdır? Çalışanları ayrıştırmak mıdır?

Ayrıca, öğretmenler ve müdür yardımcıları rotasyon konusunda kaygılı bir bekleyiş içerisindedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işsizlik ve terör konusu, ülkemizin hâlen en önemli sorunlarının başında yer almaktadır. Son günlerde sokaklarda yaşanan olaylar ve ortaya çıkan can kayıpları, ülkemizde Hükûmetin izlemiş olduğu iç ve dış politikanın ne kadar yanlış olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Hükûmet, olaylar karşısında güvenlik ve asayişi sağlayamamıştır. Hükûmet, en kısa sürede iç ve dış politikasını tekrar gözden geçirmelidir. Açılım politikalarını bir kenara bırakarak, milletimizin can ve mal güvenliğini sağlayacak, huzur ve güven ortamını temin edecek politikalara yönelmelidir. Hükûmet, bölücülerle müzakere yapmak yerine, milletimizle müzakere yapmalıdır. Terörle mücadele daha etkin bir şekilde sürdürülmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet, elektrik ve doğal gaz fiyatlarına, özellikle kış aylarında yüksek oranda zamlar yapmayı âdeta bir alışkanlık hâline getirmiştir. AKP Hükûmeti, bu kış da 1 Ekim 2014 tarihinden geçerli olmak üzere, elektrik ve doğal gaz fiyatlarına yüzde 9 oranında zam yapmıştır. Hükûmet, bu zamlarla sanayiye ve her aileye yeni bir yük getirmiştir. Elektrik ve doğal gaz fiyatlarına yapılan bu zamlardan piyasada pek çok ürünün fiyatı etkilenmeye başlamıştır. Yapılan bu zamlar, tüketim mallarının maliyetine doğrudan yansımıştır. Zamlar sadece konutlarda değil, sanayide ve üretimde maliyetlere yansıdığı için tamamen vatandaşın cebinden çıkacak hâle gelmiştir. Ülkemizde elektrik ve doğal gaza yapılan son zamlar, başta tekstil olmak üzere birçok sanayi dalını, özellikle de yoğun enerji kullanan çelik ve çimento gibi sektörleri de sıkıntıya sokmuştur. Her geçen gün ağırlaşan ekonomik şartlar karşısında bir destek beklediği dönemde, elektrik ve doğal gaza yapılan yüksek oranlı zamlar toplumun bütün kesimleri için yeni bir yük ve üzüntü kaynağı hâline gelmiştir. Elektrik ve doğal gaz fiyatlarına sürekli olarak yapılan bu zamlar neredeyse konutlarda elektrik ve doğal gaz kullanımını da imkânsız hâle getirmeye başlamıştır. Bu nedenle, emekli ve dar gelirli vatandaşlarımıza devlet mutlaka maddi anlamda elektrik ve doğal gaz yardımı veya desteği yapmalıdır. Konutlarda emekli ve dar gelirli ailelere maddi anlamda elektrik ve doğal gaz yardımını sağlayacak olan Hükûmet, sanayi kesimine de daha ucuz elektrik ve doğal gaz temin etmelidir. Bu nedenle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, yapılan zamların yeniden gözden geçirilmesini talep etmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş, 1984 yılından sonra, verilen teşviklerle büyük bir sanayi şehri, üreten bir şehir hâline gelmiştir. O dönemlerde kurulan fabrikalarda şu anda 100 bine yaklaşan personel, işçi istihdamı sağlanmaktadır. O tarihlerden sonra Kavlaklı bölgesinde kurulan ilk organize sanayi bölgemiz Kahramanmaraş’ın göz bebeğidir. 63 tane tesisimiz orada bulunmaktadır. Yaklaşık 3.500 dönüm arazinin üzerinde kurulmuş ilk organize sanayimiz. Bu organize sanayimizde tekstil ve diğer çelik eşyayla beraber, yaklaşık 10 bin kişiye iş istihdamı sağlayan göz bebeği tesislerimiz bulunmaktadır. Ama, maalesef ki bu organize sanayimizde, Kahramanmaraş’ımızda doğal gaz olmasına rağmen bu 63 tesisimizde doğal gazımız bulunmamaktadır. Kahramanmaraş’ın merkezinde doğal gaz olmasına rağmen 4-5 kilometre uzaklıkta organize sanayimizdeki bu tesislerimizde doğal gazın olmaması çok büyük bir eksiklik. Aynı zamanda, burada bulunan 63 tesisimize maliyetler açısından çok büyük yükler getirmektedir. Getirdiği en önemli yüklerden bir tanesi rekabet piyasasının içerisinde bulunamamaları ve diğer şehir merkezinde veya başka şehirlerde doğal gaz kullanan sanayi tesislerine göre geride kalmalarıdır.

Şimdi buradan sesleniyorum: Bu doğal gazı yerel yönetimler mi oraya getirecek, oraya temin edecek; 63 tesisimizi, göz bebeği tesisimizi rahatlatacak, yoksa Mersin 6’ncı Bölge Kara Yolları mı, yoksa Ankara’dan ilgili bakanlarımız mı buraya doğal gazın temini konusunda yardımcı olacak? Kahramanmaraş’ın en büyük problemlerinden bir tanesi de bu doğal gazımızın orada olmaması. Temenni ediyorum ki en kısa sürede ilgili kuruluşlar bu konuya bir önce el atar ve bu tesislerimize doğal gazın bir an önce verilmesini temin ederler.

Yine bu bölgemizde günlük 10 bin kişinin girip çıkmasına rağmen yollarımızda bozukluklar var. Özellikle elektrik sinyalizasyon sistemlerimiz trafikte olmadığı için ölümlü kazalar olmaktadır. Bir an önce yetkililerden de bu konuya bir el atılmasını temenni ediyorum.

Kahramanmaraş’ın yalnız bu problemleri yok. Birçok problemleriyle beraber, yine sağlıkla ilgili, yine eğitimle ilgili, yine kuzey kazalarımızda, özellikle Afşin-Elbistan Termik Santrali’nde doğal gazda -hava kirliliği filtrelerinin olmamasından dolayı- çok büyük sıkıntılar yaşanmaktadır.

Kahramanmaraş’ın Cumhuriyet Dönemi’nden beri devletten çok alacağı var. Birçok konularda devlet yardımını istediği şekliyle almamıştır. On iki yıldan beri de Kahramanmaraş’ın çözülmesi gereken problemleri maalesef ki çözülememiştir. Temenni ediyorum ki bundan sonra, ilk etaplarda -81 ilin içerisinde Kahramanmaraş diye de bir ilimiz var- onun problemleri de bir an önce gözden geçirilir ve buraya istenilen devlet yatırımları yapılır.

Bu vesileyle, Meclis araştırma önergemizin kabulünü dileyerek yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Aleyhinde Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurunuz Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun, yapılan yüksek oranlı elektrik ve doğal gaz zamlarının sanayide üretim ve konutlarda vatandaş üzerinde yapmış olduğu olumsuz etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin vermiş olduğu önerge üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji fiyatlarını Hükûmetin ihtiyaçları ve dağıtım şirketlerinin taleplerine göre şekillendiren Hükûmet, yanlış enerji politikalarının yanı sıra Orta Doğu’da izlediği politikaların bugün vardığı yüksek düzeyli çatışma ortamı sonucunda elektrik ve doğal gaza yaptığı zamlarla âdeta savaş bütçesi oluşturmaya başladı.

Değerli milletvekilleri, elektrik ve doğal gaz fiyatlarına yapılan zamla Hükûmet hem vergi gelirlerini artırmayı hem dağıtım şirketlerinin taleplerini karşılamayı hedeflerken, yani, dağıtım özelleştirmeleri için de kârlı ortam yaratmaya çalışıyor. Tüm bu hedeflerin bedeli ise elektrik ve doğal gaz kullanıcısına pahalı enerji olarak dayatılmaktadır. Harcamaları artan AK PARTİ Hükûmeti, kaynağı yine dar gelirli kesimlerden çıkarıyor.

Değerli milletvekilleri, bugün elektrik alanının piyasalaştırılması sonucunda oluşan karaborsa sistemi nedeniyle karşı karşıya kaldığımız bu yüksek oranlı zamlara, yarın olası petrol ve doğal gaz krizleri sonucu yeni zam dalgalarıyla tekrar maruz kalacağız.

Rekabetin mümkün olmadığı, doğal bölgesel tekel olan elektrik dağıtımı alanında yapılan özelleştirmelerin ucuzluk sağlayacağı iddiası çökmüş bulunmaktadır. Derhâl kamunun zararına olan piyasalaştırma uygulamalarından vazgeçilmeli, elektrik fiyatlarının ucuzlaması için üretim, iletim, dağıtım ve perakende olarak ayrıştırılan hizmetlerin bütünleşik bir yapı içerisinde sunumunu mümkün kılacak kamusal bir örgütlenmenin yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elektrik ve doğal gaza yapılan zamların bu enerji girdilerini kullanan tüm sektörlerde yeni fiyat artışlarına da neden olacağı ve enflasyonu daha da artıracağı gün gibi aşikârdır. Hızla yükselen enerji fiyatları nedeniyle, yoksul ve düşük gelirli grupların temel ve çağdaş bir insan hakkı olan enerjiden yararlanma olanakları yok edilmektedir. Hükûmet, yapılan zamlarla bir yandan dağıtım şirketlerinin kamu üzerinden finansmanını sağlamaya çalışmakta, diğer yandan 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının yarattığı ekonomik krizle ortaya çıkan, Türk parasının döviz karşısında ciddi değer kaybetmesiyle neticelenen ekonomik yükü halkın cebinden karşılamak istemektedir. Diğer taraftan da 30 Mart yerel seçimleri ve son olarak, geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uygulanan seçim bütçeleri nedeniyle oluşturulan açığı kapatmak için de kaynak yaratmaya çalışmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Ekim 2014 elektrik ve doğal gaz zamları neticesinde faturalar üzerinden tahsil edilen vergi, fon ve paylar da artırılmış olmaktadır. AK PARTİ Hükûmeti, bir yandan, seçim arifesinde, kamu borçlarının yapılandırılmasına ilişkin, halkın gözünü boyamaya çalışan torba yasalarla gündemi manipüle etmeye çalışmakta, seçimleri atlattıktan sonra ise halkı daha fazla borçlandırma politikalarına pervasızca devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, enerji sektörünün özelleştirilmesiyle kâr güdüsünün halka, üreticilere, çiftçilere ve tarıma ne gibi zararlar verdiğine özellikle kendi seçim bölgem olan Mardin’de geçtiğimiz aylarda çiftçileri çileden çıkaran uygulamalar üzerinden değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, kısaca “DEDAŞ” olarak adlandırılan Dicle Elektrik Dağıtım Şirketinin yurttaşlarımızı mağdur eden bazı uygulamaları ve halkımızın geliştirdiği demokratik tepkileri bizzat yerinde takip ettik. Esnafımız elektrik kesintilerinden kaynaklı iş yapamamış, çiftçilerimiz tarlasını sulayamamış, vatandaşın birçok elektronik eşyası kesintilerden dolayı kullanılamaz hâle gelmiştir. Çiftçilerimiz mazot, gübre ve zirai ilaç fiyatlarının yüksek oluşundan ötürü oldukça zor durumda bırakılmışlardır. Bu yılın kurak geçmesi ve bankalara olan kredi borçları ekonomik olarak çiftçilerin yükünü arttırmıştır. Üstüne üstlük, elektrik borçları olan çiftçilerin tarım desteklemesi almalarını engelleyen kararnameyle âdeta çiftçilere “Çiftçilik yapmayın, ekip biçmeyin.” denmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mardin, Urfa, Siirt, Batman, Şırnak ve Diyarbakır illerimizin tarımsal üretimdeki payları göz önünde bulundurulduğunda ülke ekonomisine oldukça yüksek meblağlarla yansıyan zararlar meydana gelmiştir. Yine, DEDAŞ tarafından kaçak tahakkuku düzenlenirken kaçak ve usulsüz elektrik kullanımına dair usul ve esaslara riayet edilmediği görülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir kez daha üreticilerimizin, çiftçilerimizin ve pahalı enerji kullanmak zorunda bırakılarak fakirleştirilen tüm halkımızın yanında olacağımızı, onların her türlü demokratik, hukuki tepkilerini destekleyeceğimizi belirtmek istiyorum. Şunu da belirtmek gerekir ki özel enerji firmalarına ezdirilen ve yoksullaştırılan bölge halkı son aylarda yaşanan IŞİD çetelerinin vahşi saldırıları karşısında Irak ve Rojava bölgesinden, özellikle Kobane’den gelen ve Şengal’den gelen Ezidi kardeşlerimize ve diğer komşu halklara tüm yoksulluklarına karşın kucak açmış ve evlerini, ekmeklerini paylaşmışlardır. Bu vesileyle başta bölge halkı olmak üzere, tüm duyarlı çevrelere teşekkürlerimizi buradan arz etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ Hükûmeti bu son zamlarla sosyal devlet ilkesine yeni bir darbe vurmuş ve halkın enerjiyi ucuza satın alma hakkını gasbetmiştir ve halkı daha da yoksullaştırmıştır. Bütçe görüşmeleri yaklaşırken Hükûmetin Başbakanı ve bakanları bu kürsüye çıkarak muhtemelen 1 kişinin günde 3 simit yemesinin fazla olduğunu ve günde kişi başına 2 simidin yeterli olduğunu telkin etme cüretinde bulunabileceklerdir.

Değerli milletvekilleri, son olarak Soma işçi katliamında da net biçimde açığa çıktığı gibi Hükûmet yoksul halkın, emekçi halkın sömürülmesine ve daha fazla yoksullaştırılmasına karşın, özelleştirmelerle palazlandırılmış elektrik, kömür, inşaat gibi sektörlerin patronlarını ise daha da palazlandırmanın yollarını aramaktadır. Bu ülkede yoksul halk her geçen gün daha da savunmasız bırakılmaktadır. Zamlara karşı halkın hiçbir hukuki hak arama yolu da bulunmamaktadır. Halkın geliştirdiği demokratik tepkilere ise yine halkın vergileriyle alınan TOMA’larla, kimyasal gazlarla cevap verilmekte, demokratik tepkiler suç olarak addedilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünlerde, Hükûmetin gündeminde, sokağa çıkma yasakları, polise akıl almaz yetkiler öngören Terörle Mücadele Yasası değişiklikleri, anayasal toplantı ve gösteri hakkına idare ve polisin orantısız güç kullanmasının meşrulaştırılması, protestocuya misliyle müdahale gibi, herhangi bir hukuk nosyonuyla bağdaşmayan türlü antidemokratik önlemler var. Hükûmetin bizzat kendisinin yarattığı krizle baş etme yöntemleri, ülkede tamiri belki de olanaksız yeni kırılganlıklar oluşturmaya aday görünüyor.

Değerli milletvekilleri, IŞİD’in Kobane’yi işgali hâlinde saldıracağı hedeflerden birinin Türkiye olması olasılığı da çok yüksektir. AK PARTİ, Kobane’de sergilenen destansı direnişin Türkiye'nin iç barışını da kurtaracağını idrak etmelidir. Kendisine petrol ve ticaret imtiyazları tanıyacak bir mihver kurup Kürtlerin ulusal onurlarını ve direniş kapasitelerini kıracak bir planla yola çıkmak, milyonların hayatıyla oynamaktır. Hükûmetin müzakere etmeden gizli kapılar ardında tek elden yürütmeye çalıştığı ısrarlı politikalar, halkı düşman gören güvenlikçi yasa hazırlıkları, ülke içi barışı, komşu ülke ve halklarla barışı tesis edemez. Güvenlikçi politikalarla demokratik yaşama ulaşılamaz. Demokratik yaşama demokratik yasalarla, evrensel hukuk ilkeleriyle ulaşılabileceğine inanıyoruz. Avrupa Birliği adaylık sürecini neredeyse askıya almış bulunan Hükûmetin, antidemokratik yasalarla toplumu daha da gerecek uygulamalardan bir an önce vazgeçmesi veya toplumun genelinde yaşanan kaygı ve tedirginlikleri giderecek adımlar atması gerekmektedir.

Buradan da Kobani konusuna tekrar değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, Türkiye, çok farklı halklardan meydana gelmiştir. Bu da bize, Osmanlı’dan bizlere tevarüs eden aslında bir mirastır. Dolayısıyla, farklı etnik kimliklerin, farklı inançların bulunması bizim açımızdan bir zenginliktir. Bizim amacımız, Türkiye’nin gerçek anlamda birlik ve beraberliğini korumaktır. Dolayısıyla biz onları, Orta Doğu’da bulunan başta Kürtler olmak üzere Asuri Süryanileri, Ezidileri, Arapları, Alevileri kardeşlerimiz olarak görüyoruz. Dolayısıyla Kobani konusunda Hükûmetin politikasını bir an önce değiştirmesini ve esas anlamda Kürtlere de dostluk elini uzatarak Türkiye’nin birlik ve beraberliğine ve gelecekte çağdaş bir cumhuriyete evrilmemiz noktasında katkı sunmasını bekliyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Lehinde, Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Günaydın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, elektrik ve doğal gaza yapılan zamlar üretim maliyetlerini artırmakta ve yalnızca ticarethanelere, evlere ve sanayi tesislerine daha yüksek faturalar olarak dönmemekte, bunun yanında enflasyonu da ciddi biçimde tetiklemektedir.

Biliyorsunuz, AKP Hükûmeti 1 Ekim 2014 tarihinden başlayarak üç aylık süreyle elektriğe ve doğal gaza yüzde 9 oranında zam yapmıştır. Buradaki üç ayı önemsiyoruz çünkü -bunun anlamı- 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren yeni zamların da geleceğinin şimdiden habercisi niteliğindedir. Gerçi iktidar sözcülerine bakılırsa bu zamları yapan AKP değildir, bu zamları yapan EPDK ve BOTAŞ’tır. Yine onlar yirmi dört aydır zam yapılmadığını söylüyorlar. Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde doğal gazı en ucuz, elektriği 4’üncü en ucuz veren ülkenin Türkiye olduğunu iddia ediyorlar ve hatta asgari ücrette doğal gaz ve elektriğe yönelik satın alma gücünün dönemlerinde arttığını da söylüyorlar. Değerli arkadaşlarım, bu iddialar âdeta “yersen” cinsinden iddialardır. Ancak ciddiyetle ele alıp bunları teker teker cevaplamayı bir görev sayıyorum.

Bakınız, tarihler burada. Doğal gaza Ekim 2011’de yüzde 14,3 zam yapılmış; Nisan 2012’de yüzde 18,7; Ekim 2012’de yüzde 9,8 ve Ekim 2014’te nihayet yüzde 9. 2011’in Eylülünden bu yana doğal gaza yapılan toplu zam yüzde 67 ve AKP döneminde doğal gaza yapılan zam oranı yüzde 357’dir sevgili arkadaşlarım.

Gelin, aynı durumu elektrik açısından değerlendirelim. Benzer tarihlerde, aynı tarihlerde yüzde 9,6; yüzde 8,1; yüzde 9,8 ve yüzde 9 oranında zam yapılmış ve yalnızca 2008’den bu yana elektriğe yapılan zammın toplu oranı yüzde 109’u bulmuştur. Bu gerçekler gösteriyor ki Türkiye’de çok ciddi bir doğal gaz ve elektrik zulmü söz konusudur.

Asgari ücret için yaptıkları tanımlamayı söyleyelim. Sevgili arkadaşlarım, Avrupa Birliğinin 28 ülkesinin 7’sinde zaten asgari ücret uygulaması yoktur, geriye kalan 21 Avrupa Birliği üyesi ülke içerisinde ise Türkiye asgari ücrette düzey açısından 13’ünün gerisindedir.

Şimdi, bir de Eurostat’ın bir istatistiğini vermek istiyorum. İktisatçılar bilir ki önemli olan sadece fiyat değil, satın alma gücüdür. 100 metreküp doğal gazı satın alabilmek için kişisel bütçenizin yüzde kaçını ayırıyorsunuz? İşte mesele budur. Bakın, bir Eurostat istatistiği, Avrupa Birliği istatistiği: Sevgili dostlarım, bir İngiliz 100 metreküp doğal gaz için bütçesinin yalnızca yüzde 1,6’sını kullanıyor, Alman ve Hollandalı yüzde 1,7’sini kullanıyor ve İsveçli de yüzde 1,9’unu kullanıyor, bizim ortalama vatandaşımız yüzde 4,1’ini kullanıyor. Şimdi, bu Eurostat istatistiği. Birazdan ben size gerçek verileri ortaya koyacağım, Türkiye'nin gerçek durumunu sizlerle paylaşacağım.

Kısaca, işsizliğin ve enflasyonun iki haneli rakamlara çıktığı, dışa bağımlı ve sıcak paraya dayalı iktisat modelinizin çöktüğü bir zaman dilimi içerisinde yurttaşa dünyanın en pahalı doğal gazını ve elektriğini kullandırıyorsunuz, üstüne bir de zam yapmakta herhangi bir tereddüt görmüyorsunuz.

Bakın, gerçek Türkiye istatistikleri, sevgili arkadaşlarım, ortalama bir 4 kişilik aile ısınabilmek için ayda 125 metreküp doğal gaz kullanır. Bu, yılda 1.500 metreküp doğal gaz anlamına gelir. Ankara’da ve İstanbul’da doğal gazın metreküpü 1,2 lirayı bulmuştur. Bu şu anlama geliyor: Bir aile ayda 150, yılda 1.800 lirayı yalnızca doğal gaz faturası için ödüyor.

Benzer bir örneklemeyi elektrik için yapalım. Ortalama bir aile ayda 250 kilovat, yılda 3 bin kilovat elektrik kullanıyor. Aylık faturası 100 lira, yıllık faturası ise 1.200 lira.

Şimdi bunu asgari ücretle kıyaslayalım. Ayda 891 lira net asgari ücret alan bir vatandaşımız doğal gaza ve elektriğe ayda 250 lira para ödüyor ve bu toplam gelirinin yüzde 28’i anlamına geliyor. İşte bu Türkiye gerçeğidir. Yani ortalama bir Avrupalı yüzde 2 civarında gelirinin payını ayırırken bizde yüzde 28’ini vatandaşımız yalnızca doğal gaz ve elektrik için kullanmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlarım, dünya hızla büyüyor; 1,4 milyar nüfus artışı olacak, enerji talebi 2030’a kadar yüzde 40 civarında artacak. Amerika’nın, Rusya’nın, Çin’in, İran’ın Orta Doğu diplomasisi enerjiye dayanıyor. Üretim nerede oluyor, iletim nasıl olacak, bunları modelliyorlar. Peki, Türkiye bir Orta Doğu diplomasisi yürütüyor mu? Evet yürütüyor ama bunun enerjiyle alakasının olmadığını, insan haklarıyla alakasının olmadığını, bu diplomasinin apaçık mezhebe dayandığını maalesef hepimiz biliyoruz.

Şimdi, diyorlar ki bize: “Doğal gaza, enerjiye çok büyük ithalat paraları ödüyoruz.” Doğrudur, 2009’dan bu yana 285 milyar dolar yalnızca enerji ithalatına para ödemişsiniz ama siz bunu o kadar kötü yönetiyorsunuz ki almadığınız doğal gaza üç yılda 2,5 milyar dolar para ödüyorsunuz ve petrol fiyatları düşse dahi doğal gaz fiyatları yükseliyor. Üstelik de elektrik üretiminizin yüzde 49’unu doğal gaza bağlamışsınız, oysa bu oran on yıl evvel yalnızca yüzde 40’tı. İşte bu kötü yönetim sevgili dostlarım, bizi bir zam furyasıyla karşı karşıya bırakıyor.

Bakın, bir elektrik faturası içerisinde neler var: Bir elektrik faturasında iletim bedeli, dağıtım bedeli, sayaç okuma bedeli, elektrik enerji fonu, TRT payı, elektrik tüketim vergisi... Bunların tamamını vatandaşa yüklüyorsunuz yani yandaş basınınızı beslemek için, TRT’ye yaptırdığınız propaganda filmlerinin parasını elektrik tüketicisinden alıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Diyorlar ki: “Bütün bunlara rağmen BOTAŞ zarar ediyor, 200 milyon dolar sübvansiyon yapacak.” 200 milyon dolar az para mı? Asla az para değil, elbette çok para ama neyle kıyasladığınıza bağlı.

Bakın, 2014 Cumhurbaşkanlığı bütçesini yüzde 49 oranında artırdınız ve 397 milyon liraya çıkarttınız. Yani, buradan kestiğiniz para, buradan aldığınız para, vatandaşın cebinden aldığınız para Cumhurbaşkanlığının 2015 bütçesine gidiyor. Yetiyor mu? Yetmiyor. KDV alıyorsunuz, ÖTV alıyorsunuz hem elektrikten hem doğal gazdan. Peki, siz pırlantadan KDV, ÖTV alıyor musunuz? Almıyorsunuz. İşte, sizin yandaş ve vatandaş arasındaki farkınız ve tanımlamanız bundan ibarettir.

Devam edelim: AOǒye yaptırdığınız, Atatürk Orman Çiftliği’ne yaptırdığınız kaçak Cumhurbaşkanlığı binası için ne kadar para ödedi bu millet? 1,5 milyar lira para ödedi. 2 uçak yetmedi, “1 uçak daha alalım.” dediniz, 3’üncü uçağa da 430 milyon dolar para ödediniz. Ne etti arkadaşlarım? Toplam 2 milyar lira para etti. Demek ki mesele, Türkiye'nin, bu milletin parasının olup olmaması meselesi değil. Vatandaşa gelince doğal gazdan, elektrikten her türlü zammı alıyorsunuz ama öbür tarafta kaçak saraylar inşa etmekte hiçbir tereddütte bulunmuyorsunuz. Bakın, ben size açık söyleyeyim: Ben bu sarayları daha evvel gördüm, 1980’lerin sonunda Romanya’da Bükreş’te Çavuşesku da böyle bir saray yaptırmıştı. Kim ki halkından korkmaya başlar, kim ki halkının ihtiyaçlarının çok uzağına düşer, bir tek yapabileceği şey kalır; o büyük duvarların arkasına saklanır. Şimdi onu Recep Tayyip Erdoğan yapıyor.

Bize bir davetiye yollamış, diyor ki: “Gelin, araçlarınızı oraya park edin. Turuncu yere araç park edeceksiniz, kırmızı yerden yürüyeceksiniz…” Olağanüstü güvenlik önlemleri. Bu arazi sevgili dostlarım, Atatürk Orman Çiftliği içerisinde ağaç kesilerek yapılan arazi, eski Orman Bölge Müdürlüğünün arazisidir ve bu arazide asırlık çınarların, çamların altında yeni ağaçlar dikmiş bir kardeşinizim ben. Şimdi bana diyor ki: “Eskiden ağaç diktiğin alana ancak güvenlik önlemleri altında girebilirsin.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) – Ben buna kişisel bir cevap veriyorum ve bu davetiyeyi yırtıyorum. “Lükse ve iştihama hayır.” diyen bütün milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günaydın.

Aleyhinde Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı.

Buyurunuz Sayın Fındıklı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, elektrik ve doğal gaz fiyatlarına yapılan fiyat artışlarıyla ilgili, Milliyetçi Hareket Partisinin Meclis araştırma önergesi aleyhinde söz almış bulundum. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu zamlar son iki yıldır maliyetlerdeki artışa rağmen bunu tüketiciye yansıtmamak için elinden gelen her önlemi alan, maliyet artışını yerli kaynaklarla telafi etmeye çalışan Enerji Bakanlığımız tarafından kamuoyuna duyuruldu. Enerji sektörü için doların değerindeki artışı biliyoruz, fiyatların nasıl yapıldığını biliyoruz. Türkiye yaklaşık 22 milyar dolar yalnızca enerjiye, ithal olarak enerjiye para ödüyor. Bunun için, bu dönemde özellikle 2014 yılı içerisinde hidroelektrik santrallerde, yani yağış rejiminden kaynaklanan… Hidroelektrik santrallerinde ki bizim enerji üretimimizin yüzde 25’ini karşılıyordu, 2014 yılında bu yüzde 19’lara kadar geriledi. Bu her iki problemi de üst üste koyduğumuzda dolar artışıyla birlikte bu zamlar artık kaçınılmaz olmuştur ve bu zamlar yapıldı. Ama, değerli Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsünün de söylediği bir konu, burada açıkladı ama bunu iftiharla söylemek lazım, bizim enerji politikaları itibarıyla ve fiyatlandırma konumu itibarıyla, evet, bunu iftiharla söylüyoruz, kabul edersiniz, etmezsiniz ama bu bir matematiksel gerçektir, konutlarda elektriği en ucuz kullanan 4’üncü ülkeyiz, konutlarda ve sanayide doğal gazı en ucuz kullanan ülkeyiz ve yine sanayide elektriği en ucuz kullanan ülkeyiz. Bunu şunun için söyledim: Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsü arkadaşımız özellikle doğal gaz fiyatlarının maliyetlere yansıyacağını ve tekstil piyasasının bu konuda çok sıkıntıya gireceğini hem söyledi ama aynı zamanda bir çelişkiyi de beraber dile getirdi. Kendi bölgesinde bulunan organize sanayi bölgesine doğal gazın gelmesini çünkü maliyetlerin çok yüksek olduğunu, doğal gazı mutlaka kullanmak istediklerini söyleyerek aslında doğal gaza şu anda sanayide hâlâ ihtiyaç olduğunu ve kullanılması gerekliliğini de ifade etmiş oldu.

Bir diğer konu, Cumhuriyet Halk Partisindeki arkadaşımız asgari ücretle mukayese ederken asgari ücreti Avrupa’nın asgari ücretiyle kıyaslayıp böyle bir matematiksel oyun yaptı. Ben onu bilmem, ben mühendis kökenli bir arkadaşınızım ama ben şuna bakarım, cebimden çıkan paraya bakarım, cebime giren paraya bakarım. On iki yıl önce 200 kilovatlık enerji tüketen asgari ücretli bir vatandaşımız 2002 yılında yüzde 18’ini elektriğe ödüyordu ama bugün zamlara rağmen yüzde 8,8’ini elektriğe ödüyor. Peki, doğal gazda durum ne? Normal aylık 125 metreküp tüketim yapan bir asgari ücretlinin kendi asgari ücreti içerisindeki payı 2002 yılında yani on iki yıl önce yüzde 32’ydi yani bizden önceki dönemde asgari ücretli bir vatandaş, aldığı aylık asgari ücretin yüzde 32’sini götürüp doğal gaza ödüyordu, bugün zamlara rağmen ancak asgari ücretin yüzde 16’sı kadarını ödüyor. Vatandaşlarımızın geliri içindeki enerji faturası olarak ödediği miktar önemli ölçüde, miktar itibarıyla azalmıştır.

Son 2002 ve 2012 yılları arasında toplam enflasyon farkları da gözardı edilmezse bizim, enerji politikalarımızı zamlarla burada tartışmak yerine Türkiye’nin enerji politikasını oturup burada konuşmamızda fayda var. Enerji politikasında -Türkiye madem enerji ithal ediyor, bunu komisyon üyesi arkadaşlarımız da çok iyi bilir- bizler yerli ve yenilenebilir kaynaklara dönebilmek adına Hükûmetimizin ve Bakanlığımızın yapmış olduğu iyileştirmeleri, teşvikleri, kömüre verilen teşvikleri, bunların hepsini masaya yatırdık ve bu Mecliste bunların kanununu çıkardık. Şu anda 2 tane nükleer santral yapılıyor, bunların her biri 8 megavat değerinde. Bizim enerjiye ihtiyacımız var, büyüyoruz, sanayinin enerjiye ihtiyacı var. Rüzgâr enerjisinin, güneş enerjisinin önünü açtık, teşviklerle destekledik ve yine Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını normal devlet kurumundan AŞ’ye çevirmek suretiyle onun bir dünya oyuncusu olmasının önündeki engelleri kaldırmak suretiyle bugün gerek Şahdeniz’de gerekse diğer alanlarda Türkiye Petrollerinin ta Venezuela’ya kadar kuyu vurduğunu, kuyu açtığını ve bu politikalarla Türkiye’nin geleceğini enerji arz güvenliği açısından sağlama alma noktasındaki gayretlerini hep birlikte gerçekleştirdik.

Bölgesel olaylara baktığımızda, bölgesel olayların petrol… HDP vekili arkadaşımızın söylediği “Biz, IŞİD’i konuşurken, Kuzey Irak’ı konuşurken, bu bölgedeki Irak’ı konuşurken…” Elbette, İslami, insani, bütün bu değerlerimizi biz konuşuyoruz. Ama, şunu unutmayın ki, Petrolü konuşmadan bütün bu olan gelişmeleri izah etmemiz mümkün değil. Bugün, o bölgede önümüzdeki elli yılın petrolüyle alakalı, emperyalistlerin de bulunduğu bir ortamda bir savaş gerçekleşiyor. Bütün bu yapıların içerisinde, arkasında Avrupa’nın ve bölgenin, Avrupa’nın özellikle, enerji ihtiyaçlarıyla ilgili yapılan kavgaları yatıyor. Dolayısıyla…

MUSA ÇAM (İzmir) – Hocam, siz emperyalistlerin neresinde duruyorsunuz?

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Devamla) – Biz, burada kendi ülkemiz tarafında duruyoruz, millî bir yerde duruyoruz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Alakası yok Hocam! Yok Hocam, emperyalistlerin yanında onların taşeronluğunu yapıyorsunuz.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Devamla) - İşte, keşke CHP de bir gün bir önerge verip Türkiye’nin gelecekteki elli yıllık enerji stratejilerinde yapmış olduğu… Gerek Dışişleri Bakanlığımızın gerekse Enerji Bakanlığımızın ve Hükûmetimizin stratejilerini burada tartışmamız lazım.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Hangi strateji, onu söylesene. Doğal gaza bağladınız, doğal gaza.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Devamla) - Şunu çok açıklıkla söyleyebilirim ki, Bu bölgede yaptığımız enerji stratejileri aslında, elli yıllık bir perspektifle gelecekteki torunlarımızın ve gelecekteki Türk milletinin refahıyla alakalı; çok ciddi çalışmalar var. Bunları burada tartışmamız lazım. Buraya yüzde 9, yüzde 5 tartışmalar ve işin içerisine bir de işte, mezhepsel duruşları falan da anlatarak… Ki hepimiz bunu biliyoruz ki, dünya, enerji piyasasında bir pazarlık, bir paylaşım içerisindedir. Burada, enerjinin üzerinde oturan insanların hak ve hukukunu korumak adına Türkiye doğru bir yerde duruyor, kendi milletinin geleceğini sağlamak adına Türkiye doğru bir yerde duruyor ve bu enerji stratejilerini aslında burada oturup da tartışmamız lazım. Bu konuda bizim alnımız açıktır ve gerek Kafkas petrolleri üzerinde TANAP’ta, Şahdeniz’de yapmış olduğumuz çalışmalar, Kuzey Irak’ta aramış olduğumuz ve bulmuş olduğumuz petrol rezervleriyle ve oradan çıkardığımız petrol kuyularıyla beraber ülkemizin refahını ve geleceğini sağlama noktasında gayretlerimiz devam ediyor. Bir gün bunu bu Mecliste tartışmamız lazım. Biz komisyonlarda çok tartıştık ve göreceğiz ki, bu Hükûmetin, bu Dışişleri Bakanının, Dışişleri Bakanlığının ve Enerji Bakanlığının bu yapmış olduğu enerji anlaşmaları, TANAP’taki hisseleri itibarıyla, Şahdeniz’deki hisseleri itibarıyla ve Kuzey Irak ve enerji yolları itibarıyla bu dönemin Meclisini, bu dönemin Hükûmetini ve bu dönemin Enerji Bakanlığını yarın tarih altın harflerle yazacaktır; bundan kesinlikle emin olun. Yapılan bu Türkiye…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Zarrab’ı nereye yazacaksınız, Zarrab’ı?

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Devamla) – HADEP’li milletvekili arkadaşım bir şey söyledi “Savaş bütçesi için bu yapılıyor…” Hiç merak etme sayın milletvekili, Türkiye'nin savaşacak gücü de, yüreği de, parası da vardır; onun için herhangi bir şeye zam yapmasına gerek yok.

Bir diğer konu: “Çavuşesku gibi Recep Tayyip Erdoğan büyük duvarların arkasına saklanıyor, oraya gidiyor.” diye burada çok uygun olmayan, size de yakışmayan bir harekette bulundunuz. Sayın Genel Başkanınızın ifadelerine dikkat edin “Sayın Recep Tayyip Erdoğan meydanlara çıkıyor, meydan meydan dolaşıyor.” diyerek şikâyet eden sizin Genel Başkanınızdır. Recep Tayyip Erdoğan her zaman meydanlarda ve halkın içerisinde olacak, bu korku size yetecek. Bence bu korku duvarını sizin yıkmanız lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fındıklı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın konuşmacı konuşmasının sonunda Genel Başkanımızın Sayın Tayyip Erdoğan’ın konuşmasından şikâyetçi olduğu şeklinde bir gerçek dışı değerlendirme yaptı. Bu nedenle söz istiyorum efendim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, yanlış anladınız, öyle değil.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı’nın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Tayyip Erdoğan yapılan seçim sonucunda Cumhurbaşkanı seçildi. Biz, Sayın Tayyip Erdoğan’dan anayasal çerçevede bir Cumhurbaşkanlığı yapmasını bekliyoruz. Anayasal çerçevede bir Cumhurbaşkanlığı yaparsa Sayın Tayyip Erdoğan’a elbette saygı gösteririz ama Sayın Tayyip Erdoğan seçildiği andan itibaren kararlı ve pervasız bir şekilde Anayasa’yı çiğniyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Laflarına dikkat et, laflarına… Laflarına dikkat et, “pervasız” diye ifade kullanamazsın be Cumhurbaşkanına karşı!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Evet, askerî darbeler…

AHMET YENİ (Samsun) – Yazıklar olsun size!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Anayasa’yı ihlal edenler…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hangi Anayasa’yı ihlal etmiş?

AHMET YENİ (Samsun) – Lafa bak, şu lafa bak ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …bugüne kadar Anayasa’ya karşı teşebbüste bulunanlar askerlerdi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, nereyi ihlal etmiş?

AHMET YENİ (Samsun) – Saygısızlar… Saygısızca kullanıyorsun…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama askerî darbeler dönemi sona erdikten sonra…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen sakin dinleyiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanına “pervasız” diyemez.

BAŞKAN – Lütfen sakin dinleyiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …Anayasa’yı kararlı, istikrarlı ve pervasız bir şekilde çiğneyen kişi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanına “pervasız” diyor, siz müdahale etmiyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet.

Sayın Başkan, müdahale nedeniyle sözüm kesiliyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sözünü kesin Sayın Başkan, uyarın.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanına “pervasız” diyor, siz susuyorsunuz Meclis Başkanlığı olarak.

BAŞKAN – Siz sakin olunuz lütfen, bu kadar sinirlenmeyiniz.

Cevabını verecek olan başka grup başkan vekilleri var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, Sayın Tayyip Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa’yı çiğneme konusunda pervasızdır.

AHMET YENİ (Samsun) – Lafa bak…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Hiç tereddüt etmiyorum, gayet açık, net…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sizin kadar olamaz!

AHMET YENİ (Samsun) - Yapamaz…

BAŞKAN – Biraz sakin olunuz lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Anayasal sınırlar içerisine çekilsin. Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği budur.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz kendinize bakın ya!

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, susmayın, Meclisi temsil ediyorsunuz.

BAŞKAN – Allah Allah!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gerçekleri söylediğim zaman…

AHMET YENİ (Samsun) – Ne gerçeği be, pervasız siz konuşuyorsunuz!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda rahatsız olan milletvekilleri var.

AHMET YENİ (Samsun) – Pervasız siz konuşuyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bütün sermayesi laf atma üzerine kurulu milletvekillerinin…

AHMET YENİ (Samsun) – Boşver sen benim lafımı, sen lafına dikkat et!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - … Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda bir dahaki dönemde olmadığını ben gördüm.

AHMET YENİ (Samsun) – Boşver, üç dönemdir buradayım ben.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Tayyip Erdoğan bu konuda gerçekten başarılı uygulamalar yapmıştır.

AHMET YENİ (Samsun) – Üç dönemdir buradayım, sen beni boşver…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen kendine bak, kendine!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne saygısı ya, saygı mı kaldı?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, “pervasız” lafını geri almayacak mı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gelin siz yönetin o zaman. Lütfen sakin olunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Cumhurbaşkanına “pervasızca” dedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şov yapıyor ya!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sizin bir açıklama yapmanız lazım Sayın Başkan, Cumhurbaşkanına hakaret etti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz açıklama yapsanıza Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye efendim… Sayın Başkan… Sayın Başkan…

AHMET YENİ (Samsun) – Siz niye açıklama yapmıyorsunuz?

BAŞKAN – İç Tüzük’ü okuyun lütfen.

AHMET YENİ (Samsun) – Okudum İç Tüzük’ü, hepsini biliyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubu eski Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Aydın’a hangi gerekçeyle söz verdiniz?

AHMET YENİ (Samsun) – Boş versene…

AHMET AYDIN (Devamla) – Sayın Başkanım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Cumhurbaşkanını savunma görevi kendisine düşmez efendim. Yani, ben, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna bir sataşmada bulunmadım. Sayın Davutoğlu’na bir sataşmada bulunmadım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, lütfen, gerginliğe mahal vermeyiniz. Burada herkes… Sayın Grup Başkan Vekili de eski Başkanı için konuşmak arzusunda bulundu.

Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama ben Cumhurbaşkanlığı dönemiyle ilgili bir değerlendirmede bulundum Sayın Başkanım.

AHMET AYDIN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Az önce burada çok pervasız bir konuşma dinledik.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sen de kullandın Ahmet.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sen de kullandın “pervasız”ı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Konuştuğunuz kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ve milletin iradesiyle seçilmiş olan bir Cumhurbaşkanı ve bu Cumhurbaşkanına yönelik olarak Sayın Başkanım, sizin de, İç Tüzük gereği Meclis Başkanlığı makamını koruma hakkı ve sorumluluğunuz var, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı makamını da korumak ve gözetmek sizin sorumluluğunuzda.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Siz, Cumhurbaşkanı Vekilisiniz aynı zamanda.

AHMET AYDIN (Devamla) - İç Tüzük’ü açıp bakarsanız göreceksiniz. Dolayısıyla, burada her kimi ağzımıza alırken, herkesle alakalı istediğimiz kadar pervasızca hakaretler edemeyiz. Bu lafların aynısını, fazlasıyla, misliyle iade ediyorum.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne hakareti, hiçbir hakaret yok.

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bana bir kişi çıksın, desin ki: “Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa’nın şu maddesini ihlal etti.”

MUSA ÇAM (İzmir) – Baştan sona ihlal etti, baştan sona ihlal etti.

AHMET AYDIN (Devamla) - Neresini ihlal etti be? Neresini ihlal etti? Bu Anayasa’daki olan tüm haklarını ve yetkilerini Sayın Cumhurbaşkanımız seçime gitmeden önce “Ben kullanacağım.” diyordu ve millet de bunu bile bile, size rağmen yüzde 52 oranında oy verdi, Cumhurbaşkanı seçti.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Kanunda, Anayasa’da yazmayınca olur mu?

AHMET AYDIN (Devamla) – Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da haklarını, görevlerini, yetkilerini kullanacak ve Cumhurbaşkanı şunu dedi: “Ben Türkiye’nin sorunlarına bihaber olamam. Ben çözüm süreciyle de ilgileneceğim. Paralelle mücadeleyle de ilgileneceğim. Türkiye’nin demokratikleşmesiyle de ilgileneceğim. Türkiye’nin güçlenmesi ve zenginleşmesiyle de ilgileneceğim.”

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Anayasal görevleri, yetkileri belli ama Ahmet Bey.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ve Sayın Cumhurbaşkanının görevidir, Anayasa gereği de yapması gereken ne varsa bunu yapar ve bunu sizler de hazmetmek zorundasınız. (CHP sıralarından gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – AKP Genel Başkanı olarak devam ediyor.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Davutoğlu’na ayıp oluyor ama Ahmet.

AHMET AYDIN (Devamla) - Milletin iradesini hazmetmek zorundasınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kusura bakmayın, kendi kusurlarınızı, kendi eksikliklerinizi görmeyip, “Bu millet dokuz seçimdir niye seçiyor?” demeyip…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – AKP’nin Genel Başkanı mı?

MUSA ÇAM (İzmir) – Abdullah Gül’ün yapmadığını mı söylüyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – …”Cumhurbaşkanını bu millet niye tek turda, ilk turda seçti?” demeyip, kendi kusurunuzu görmeden başkasını karalama yöntemiyle Sayın Cumhurbaşkanına hakaret etme hakkını da kendinizde bulamazsınız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne hakareti be! Ne hakareti!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Diktatör” diyorsun. Ne hakareti be! Daha başka hakaret mi olur?

MUSA ÇAM (İzmir) – Abdullah Gül’ün yapmadığını mı söylüyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu lafları fazlasıyla, misliyle iade ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, oturtun şunu ya!

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Şahin.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Söz vereceğim ama Sayın Hamzaçebi önce istemişti. Lütfen…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın. Cumhurbaşkanından özür dilesin.

BAŞKAN – Buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında, Cumhurbaşkanına hakarette bulunmadığına ve böyle bir düşünce ve duygunun da aklından geçmediğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben ne Sayın Cumhurbaşkanına ne Sayın Başbakana ne herhangi bir Sayın Bakana hakaret etmeyi aklımdan geçirmem.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Diktatör” diyorsunuz. Daha ne diyeceksiniz ya?

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Dinle ya, dinle! Bir şey anlatıyor ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şu ana kadar da hakaret anlamında ağzımdan bir kelime çıkmadı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Pervasızca” demek ne demek?

AHMET YENİ (Samsun) – Daha ne çıkacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, “pervasız” kelimesi ne demektir? “Çekinmeyen, sakınmayan.” Açın, Türk Dil Kurumu sözlüğüne bakın, rica ederim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Pervasız” desek o zaman ne olacak size?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani bir siyasi eleştiri kelimesini amacından kopararak hakarete dönüştürmek gibi bir durumu, bir duyguyu, bir ifadeyi size yakıştıramıyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, sözünü geri almayacak mı?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Cumhurbaşkanına hiç kimse hakaret etme hakkına sahip değildir. Sayın Cumhurbaşkanını eleştirebiliriz, Sayın Tayyip Erdoğan Başbakan da olsaydı şu anda eleştirirdik, Sayın Davutoğlu’nu eleştiririm, bakanları eleştiririm, onlar için de “pervasız” kelimesini kullanacağım durumlar olabilir…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bundan sonra bizim de olur Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …ama bu bir eleştiri kelimesidir. Lütfen Türk Dil Kurumu sözlüğünü açın, bakın. Hakaret gibi bir düşünce, duygu, bir kelime aklımdan geçmez.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok pervasız konuşuyor Başkanım ya! Madem hakaret değil…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Eğer hakaret etmek gibi bir niyetle bir kelime söylesem onu geri alacak olgunluğa da sahibim. Ben hakaret etmedim, sadece Sayın Cumhurbaşkanının pervasızlığıyla ilgili bir değerlendirme yaptım efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Efendim, az önce Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü verdiğimiz birtakım bilgileri yanlış şekilde Meclise sundu, düzeltmek gerekiyor efendim.

BAŞKAN – Bilgileri yanlış sunduğunuzu söyledi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet. Yerimden düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden düzeltmek istiyorsunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet. Eğer isterseniz oradan düzelteyim.

BAŞKAN – Yerinizden de düzeltebilirsiniz.

Buyurunuz.

22.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı’nın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, asgari ücretle -ki Maliye Bakanının açıklamasını dile getirerek bir ifadede bulundular- doğal gaz fiyatlarında, asgari ücretlinin şu an çok daha ucuz doğal gaz aldığını ifade ettiler. Aslında, çok müthiş bir çarpıtma söz konusu burada.

Bakın, 2004 yılında asgari ücret 318 lira. Bu asgari ücretle alınan doğal gaz 864 metreküptür.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – 2002’de kaçtı?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 2014 yılında asgari ücret 891 liradır ve aldığı doğal gaz 768 metreküptür. Nasıl daha ucuz kullanıyor?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, 2002’yle karşılaştır, 2004’le değil.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Onun dışında, 2004 yılında elektriğin kilovatsaati 21 lira 42 kuruştu.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizin bıraktığınız yere bakın. Bizim 2004’e niye sahip çıkıyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ve 2014 yılında elektriğin kilovatsaati 46 lira 008 kuruştur. Son on yılda doğal gaza yapılan zam yüzde 215’tir, elektriğe yapılan zamsa yüzde 115’tir.

Şöyle ifade edeyim, 2002 yılında dolar kuru 1,41 kuruştu, 2014 yılında dolar kuru şu an 2,27 kuruştur. Yani, siz hem dövizin artması hem asgari ücretle alınan doğal gazın daha az olmasına rağmen nasıl ucuz kullandığınızı izah edin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sayın Başkanım, söz istemiştim.

BAŞKAN – Size kısa söz vereceğim yerinizden.

Buyurunuz.

23.- Malatya Milletvekili M. Mücahit Fındıklı'nın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sayın Grup Başkan Vekilinin konuşmasında benim verdiğim rakamlarla ilgili bir şeyi açıklamak istiyorum. Ben 2002 yılındaki asgari ücret fiyatları üzerinden bir değerlendirme yaptım. 2002’deki asgari ücreti söylemekten eğer çekindiyse, çok düşük olduğunu düşündüyse 2004 değerlerine göre bir mukayese yapmasını uygun bulmadım. Söylediğim şey şudur: 2002 yılındaki asgari ücrete göre mukayese yaptım. Tekrar hatırlatırım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fındıklı.

Buyurunuz Sayın Şahin.

24.- Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin'in, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Sayın Hamzaçebi’nin biraz önce Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili kullanmış olduğu o ifade, benim kanaatime göre, İç Tüzük’ümüzün 161’inci maddesinin üçüncü bendine girmektedir.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Herkes kanaat mi bildirecek efendim?

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Meclisten geçici çıkarma disiplin cezası uygulanabilmesi için görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına hakarette bulunmak, bir milletvekili için Meclisten geçici çıkarma disiplin suçunu oluşturur.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Size hiç yakışmıyor, çok ayıp!

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – O nedenle İç Tüzük’ü uygulamakla yükümlü olan Meclis Başkanlarımızın bu hususlara özen göstermelerini istirham için söz aldım. Bilgilerinize sunuyorum efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi kelime hakaretti, söyler misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Kendisi bu maksatla kullanmadığını beyan etti, hakaret etmek maksadında olmadığını söyledi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Pervasız” kelimesi hakaret içermez.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Türk Dil Kurumu sözlüğü önümde. Sayın Şahin’e de bu sözlüğe bakmasını tavsiye ediyorum. “Pervasız” kelimesinin anlamında üç kelime saymış: “Çekinmez, sakınmaz, korkusuz kimse.” Evet, Sayın Şahin bunları hakaret olarak telakki ediyorsa ben onun siyasi birikimiyle bunu yan yana getirmekte zorlanacağım.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Bu tamamen Meclis Başkanının değerlendirmesine, takdirine bağlıdır.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Oylamadan önce yoklama talebini yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Altay, Sayın Çam, Sayın Demiröz, Sayın Tanal, Sayın Ayaydın, Sayın Öner, Sayın Gümüş, Sayın Öğüt, Sayın Toprak, Sayın Özkoç, Sayın Ekinci, Sayın Acar, Sayın Günaydın, Sayın Köse, Sayın Öz, Sayın Moroğlu, Sayın Haberal, Sayın Baydar, Sayın Bayraktutan.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşları tarafından, elektrik ve doğal gaz zamlarının olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 14/1/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 26 milletvekili tarafından, çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/454) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 16/10/2014 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                                       İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 26 milletvekili tarafından verilmiş olan (10/454) esas numaralı Meclis araştırma önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun 16/10/2014 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Manisa Milletvekili Hasan Ören.

Buyurunuz Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergem üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

On iki yıldan bu yana ülkenin sorunları azalacağına, iktidarınız döneminde çoğalarak bir yumak hâlini almış, ne içeride ne dışarıda gerçekten huzur bulamayan, huzuru sağlayamayan bir iktidarın getirdiği ortamda dış siyaset Mecliste çok konuşuluyor, geldiği nokta belli. Türkiye geçmiş dönemdeki yakın ülkelerle olan itibarını kaybetmiş; bugün kendisinden olmayan, AKP’ye yakın durmayan her kesimi düşman ilan etmiş, ben merkezli bir siyasetle toplumu ötekileştirerek bugünkü ortama gelmiş durumdayız. Bu aslında Parlamentoda aramızda muhalefetin, iktidarın tartışmalarının da neyi gösterdiği… Bugünkü Türkiye'nin nasıl bir gergin ortamda olduğunu bu Parlamentodaki tartışmalardan da anlamak mümkündür. Adalet ve Kalkınma Partisine ne söyler iseniz hemen sert bir tepkiyle cevap verme alışkanlığını, dünün Başbakanı bugünün Sayın Cumhurbaşkanının refleksini kapmış bir grup, bir milletvekili topluluğu.

Değerli arkadaşlarım, “Dışarıda sorunlar bu kadar çok iken içerideki sorunlar az mı?” diye düşünür iseniz, toplumun her kesimi, toplumda hangi kesimi sayarsanız sayın sorunların içerisinde boğulmakta, Adalet ve Kalkınma Partisinin getirdiği ağır yükler altında ezilmektedir. Ama elinizde güçlü bir havuz medyası var, elinizde bu iktidarın getirdiği büyük enstrümanlar var; bunlarla algıyı değiştirerek, bu toplumun yörüngesini, bu toplumun düşüncelerini algı yerleştirerek değiştirmeye ve böyle yönetmeye çalışıyorsunuz.

İşçi perişan, 890 lira asgari ücret. 3 milyon kredi kartı borçlusu icraya düşmüş, 13 milyon kredi kartı borçlusu yüzde 20’sini anca ödeyebiliyor. Emekli hâlinden asla memnun değil, aldığı parayla geçinmesi mümkün değil. Çiftçi kesimine geldiğimde ise feryat ediyorlar, ne yazık ki o feryadı duyan AKP milletvekilleri de yok.

İşte Manisa’da üzüm olayı. Manisa ihraç ettiğimiz 250-300 bin ton üzümün yüzde 95’inin üretildiği yerdir. Yani ekonomiye, 158 milyar dolarlık ihracata 600 milyon dolar katkı koyan, 60 bin ailenin geçindiği -resmî rakamlara göre- ama gayriresmîsi 70-80 bin ailenin geçimini sağladığı Manisa Ovası Gediz havzasında üzüm yetiştiren çiftçilerin feryadını duymanız gerekli. Geçen yıl yine Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri Hasan Ören, Sakine Öz, Özgür Özel’in gayretleriyle İran’dan gelen üzümün engellenmesiyle 5.240 liraya çıkan üzüm fiyatları bugün 2 bin ila 2.600 lira arasında alıcı bulamamaktadır. Değerli arkadaşlarım, bu insanların geçimi çiftçilik. Manisa’da üzüm demek bütün Manisa’nın nüfusunu yakından etkileyen ekonomik koşulların hazırlanması demektir.

Ben geçenlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına soru önergesi vermiştim, bana cevap yazdılar. Sorum şöyleydi: “Bu kadar çiftçi borçluyken bu borcun kaynağı, bu borcun alınış yerleri muhakkak ki bankalar olması gerekliydi. Acaba Manisa’daki çiftçilerin arazilerinin ne kadarı ipoteklidir? Bu araziler karşılığında kaç para para alınmıştır? Ne kadar çiftçinin arazisi ipoteklidir?” ve Şehircilik Bakanlığı Tapu Kadastroya sorarak bana cevap yazdı Manisa’nın üzüm üreticisinin yüzde 60 arazisi ipotekli. Bir daha söylüyorum: Manisa’daki çiftçilerinin arazilerinin yüzde 60’ı ipotekli. Arazilerin ipotek değeri 651 milyar, yani eski parayla 651 katrilyon. Yüz bin çiftçi ailesinin arazisi falan bankaya, falan bankaya ipotekli. Devraldığınız gün 1,5 milyon insan bankalara borçluymuş, şu an 13 milyon çiftçinin bankaya borcu var. Hani çok övüyorsunuz ya bu on iki yılı, on iki yıl içerisinde, devraldığınızda 5 katrilyon -eski parayla- Türkiye’deki çiftçinin borcu var iken, şimdi, sizin o, ekonomide parlak dönemler yaşadığımızı söylediğiniz bugün 40 katrilyon, çiftçinin borcu var.

Değerli arkadaşlar, 3 bin lira maliyeti olan üzümü 2 bin liraya, 2.200 liraya, 2.500 liraya sattıran da sizlersiniz, önlemini almayan sizlersiniz. Ben Manisa milletvekillerine sesleniyorum: Niye sesiniz çıkmıyor, niye dolaşmıyorsunuz? Hani nerede “2,5 doların altında üzüm satılmaz.” diyen milletvekilleri, hani nerede, “Ekmeğin içerisine koyalım, hava yollarına satalım. 1 milyon paket hava yollarında üzüm tattırdık.” diyen milletvekilleri nerede?

Muzaffer Yurttaş, Sevgili Milletvekilim, 1 milyon üzüm hava yollarındaki yolculara yedirdiğinizde, 25 gramdan kaç kilo yapıyor biliyor musunuz? 25 gram, sizin söylediğiniz paket. 1 milyon paket 25 ton yapıyor yani 1 üreticinin bağından aldığı üzüm kadar üzümden bahsediyorsunuz. İnsanların, Manisa’da yaşayan çiftçilerin aklıyla alay etmeyin. Alay etmeyin, söylediğiniz gibi, “Eğer üzüm 3 bin liranın altında olur ise getirsinler ben alırım.” diyor iseniz şimdi deponuzun nerede olduğunu söyleyin, Manisalı çiftçi gelsin, size 3 bin liradan üzüm versin.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – 5 bin lira diyen sensin.

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, bunun üzerine kimin konuşması lazımdı? Bağcılık yaptığını söyleyen Muzaffer Yurttaş’ın konuşması lazımdı. Kim konuşuyor?

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Konuşacağım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Konuşacak şimdi, konuşacak.

HASAN ÖREN (Devamla) – Hayır, Muzaffer Yurttaş değil, başka bir arkadaş konuşuyor. Şimdi baktım ben, başka bir arkadaş konuşuyor.

Şimdi, bakınız, üzümle ilgili, siz Avrupa’daki piyasamıza İran üzümünü sokar iseniz, kendi piyasamızı kaybettirir iseniz bu üzüm para yapmaz. Siz İran’daki, Avrupa’nın kabul etmediği, kalitesi düşük olan üzümü getirip Türkiye’den, İran üzümünün şu kadar etiketini koyarak, Türkiye’deki firmalar da bu kadar etiketi koyarak Türk üzümü algısıyla benim sattığım pazarlara İran üzümünü gönderirseniz Türkiye’de üretilen üzümü yok sayarsınız, yok edersiniz. Yok ettiniz Türkiye’deki üzümü.

16 tane işletme var, Manisa bölgesinde 16 tane işletme var. Bir işletme 50 bin ton üzüm aldı, ilk önce yaygarayı bastınız, dediniz ki: “Arz fazlası üzüm var, arz fazlası üzüm var.” Arz fazlası üzüm varsa İran’dan, Afganistan’dan niye üzüm gelir? Mademki arz fazlası üzüm var, dışarıdan üzüm getirmeye ihtiyaç var mı? Şimdi, şu an hemen tedbirinizi alın. Rusya’ya ve diğer ülkelere sattığımız -Sarıgöl merkez olmak kaydıyla, Alaşehir’in bir kısmı da dâhil olmak kaydıyla- asmalarda şu an 200 bin tonun üzerinde yaş üzüm var. Eğer şu on gün içerisinde bir kırağı yağarsa, toprağa bir kırağı düşerse 200 bin ton üzüm yok olacak. Sarıgöl, Alaşehir, Salihli, Ahmetli, Turgutlu, Manisa merkez, Saruhanlı, Gölmarmara’da 60 bin çiftçi sizin bu konuda tedbirlerinizi bekliyor. Tarımsal alandaki insanları besleyemediğiniz süre içerisinde, istihdamı en fazla emen o tarımsal alanda o gençleri tutamadığınız süre içerisinde o gençlerin yapacağı şey şehirlere inmektir. Şehirlere inen gençler iş bulamazlarsa o zaman Soma’nın cehennemi olan o ocaklara gidip o ocaklarda çalışmak zorundadır. Tarımsal alana gerekli olan desteği gösterin, çiftçilerin sizden beklentilerini karşılayın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ören.

Aleyhinde Manisa Milletvekili Uğur Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Aydemir.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde son on bir-on iki yılda büyük başarılara imza attık. Çok ciddi bir sıçrama kaydettik. Bu kalkınma hamlesinden tarım sektörü de hak ettiği yeri almıştır ve almaya da devam edecektir. Bakın, bunu söylerken öyle ezbere ve hamasi bir nutuk olarak söylemiyorum, somut verilere göre söylüyorum. Tarımda nereden nereye geldiğimizi birkaç örnekle ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz, tarımsal ekonomik büyüklük itibarıyla 2002 yılında Avrupa’da 4’üncü sıradaydı, bugün ise Avrupa’da 1’inci sıraya yükseldi, dünyada da hamdolsun 7’inci sıraya yükseldi. Uygulanan etkin ve istikrarlı politikalarla tarım sektörü 2003-2013 yılları arasında son on yılın dokuzunu büyüyerek tamamladı ve son yarım yüzyılın en istikrarlı dönemini yakaladı. Tarımsal millî gelirimiz 2002’de 23,7 milyar dolarken 2013 yılında 61 milyar dolara ulaşmıştır. Yaklaşık üç kat artırmışız. Tarımda kişi başına millî geliri 1.064 dolardan 3.475 dolara çıkarttık.

Değerli arkadaşlar, tarımsal ihracatımız son on bir yılda önemli oranda arttı. Bu cennet vatanımız, artık, bölgesinde önemli bir tarımsal ihracatçı ülke konumuna yükselmiştir. Tarım ürünleri toplam ihracatımız 2002 yılında 4 milyar dolardı, 2013 yılında yaklaşık 18 milyar dolara yükseldi. Türkiye’yi 192 ülkeye 1.681 çeşit tarımsal ürün ihraç eden bir ülke konumuna getirdik, bununla da gurur duyuyoruz.

Kıymetli arkadaşlar, bizimle birlikte çiftçimizin yüzü de güldü. Tarımsal destekler kapsamında Hükûmetimiz, işletmeci ve üreticiye ayrım gözetmeksizin destekte bulunmaktadır. Örneğin, tarımsal işletme kuracaklara hibe destek programları veya uzun vadeli krediler vererek bir işletmecinin aldığı krediyle yaptığı yatırımı kendi kendine ödemesi mümkün hâle gelmiştir. Rakamlar ortada, önceden çiftçilerimiz yüzde 60 faiz oranlarına yakın oranlarda kredi kullanmak zorunda kalıyordu; bu oran, Tarım Kredi Kooperatifininkinden daha da yüksekti, kullansa da parası olmadığı için geriye ödeyemiyordu. Bakın, şu anda tarımsal kredilere uygulanan faiz oranı sıfır ile 8,5 arasındadır.

İşletme kredilerinin vadesini on sekiz aydan yirmi dört aya, yatırım kredilerinin vadesini de beş yıldan yedi yıla kadar çıkarttık. Tabii, bu durum neyi getiriyor? Yine rakamlarla söylüyorum: Çiftçilerimize verilen tarımsal kredi miktarı, 2002 yılında sadece 529 milyon liraydı, bugün ise 2014 yılında 17 milyar liraya kadar, ne yaptık? Çıkardık.

Değerli arkadaşlar, önceden, çiftçimiz, hem krediyi yüksek faizle alıyordu, hem aldığı para düşüktü ve bunu geriye öderken de çok zorlanıyordu. Geriye öderken -geri ödeme oranlarına baktığımızda- sadece kredi kullanan çiftçilerimizin yüzde 38’i parasını geriye ödeyebiliyordu. Bugün baktığımızda, hamdolsun, çiftçilerimiz yüzde 98 oranlarına varan şekilde kredilerini geriye ödemektedirler.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Uğur Bey, ihracatı söylediniz, bir de ithalatları söylerseniz çok seviniriz, bekliyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İthalatı söylerse Başbakan kızar! Eski Başbakan!

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bir de tarımsal desteklere bakalım: 2002’de tarıma ayırdığımız destek 1,8 milyar dolar iken, 2014 yılında destek miktarımızı 9,7 milyara kadar çıkarttık.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Mazottan KDV’yi nasıl alıyorsunuz?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – 2003’ten bugüne kadar çiftçilerimize yaklaşık 70 milyara yakın nakit destek verdik. Çiftçilerimize mazot desteğini ilk defa biz verdik. Kimyevi gübre desteğini doğrudan çiftçimize biz ödedik. Çiftçimize her tür destek verilmiştir. Üzüm bağı kuracak olan çiftçilerimize veya zeytin eken çiftçilerimize dekar başına prim desteğini biz getirdik, biz verdik. Mazot, gübre, toprak analizi desteğini biz verdik. Yaş üzümde yine ihracatçılarımızı desteklemeye de devam ediyoruz ve desteğimizi artırarak da sürdürüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizden önce tarımsal alanlarda genelde vahşi sulama yapılıyordu ama hamdolsun, bizimle beraber bu vahşi sulama sona ermiştir. Vahşi sulamanın yerini damlama sulama ve yağmurlamalar almıştır.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Ne kadar alan suladınız?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Vahşi sulamada sızma ve buharlaşma nedeniyle suyun yüzde 80’i kayboluyordu, bitki suyun sadece yüzde 15’ini alabiliyordu, kullanabiliyordu.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Şu anda, sulanabilir arazilerin yüzde 51’ini suluyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Damlama sulamada ise yüzde 90’ını bitki ne yapıyor? Suyunu alabiliyor. Bu durum neyi getiriyor? Verimliliği artırıyor, kaliteyi artırıyor.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – O, doğru.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bağını vahşi sulamayla sulayan kardeşimle, zeytinini vahşi sulamayla sulayan kardeşimle damlama sulama yapan çiftçi kardeşlerimin arasında 4 kat verim yönünden fark vardır, 4 kat daha verim artmıştır.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Doğrudur, doğru.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Evet, doğru, teşekkür ederim.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Peki ama damlama sulamayla ne kadar alan suladınız?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Çiftçimizin su tasarrufu yapması ve üretimini artırması için damlama ve yağmurlama sulama yatırımlarına ilk kez sıfır faizli krediyi ve kooperatiflerde de yüzde 50 hibe desteğini bizim Hükûmetimiz sağlamıştır. Ben de çiftçi bir ailenin çocuğu olarak, kardeşiniz olarak bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Şu anda Manisa’mızdaki bağ sahiplerinin tamamına yakını damlama sulamaya geçmiştir.

Peki, bütün bunlar yeter mi? Tabii ki yetmez, bununla da kalınmadı. Çiftçimizin kurduğu kooperatiflere -burası da çok önemli- yaptıkları her projeye yüzde 100 hibe desteği sağlanmıştır. Çiftçimiz bizim başımızın tacıdır; çiftçimizin yaşam kalitesini artırmak, ürününün kalitesini artırmak, verimliliği artırmak için bütün imkânlarımızı seferber yaptık.

Değerli arkadaşlar, bunun yanı sıra, çiftçimizin, tarlasını ve ürününü işlemek için alacağı tarım aletlerine yüzde 50 desteği de biz sağladık. Hükûmetimizin desteği ve çiftçimizin alın teri yine birleşiyor ve çiftçimiz, bu ekipmanlar sayesinde toprağını daha kolay ve daha güzel bir şekilde işlemeye sahip oluyor.

HASAN ÖREN (Manisa) – Üzüme ne zaman geleceksin, üzüme? İki dakikan kaldı.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, doğal afetlere karşı da çiftçimizin…

HASAN ÖREN (Manisa) – İki dakikan kaldı, hâlâ doğal afettesin ya!

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – …emeğini koruyan tarım sigorta uygulamasını da ilk defa biz getirdik.

HASAN ÖREN (Manisa) – Araştırma önergesi, üzüm.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Evet, üzüme de geleceğiz, zeytine de geleceğiz.

HASAN ÖREN (Manisa) – Hah, şimdi üzümden bahset.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Evet, üzüm de bizim, zeytin de bizim.

Değerli arkadaşlar, çiftçimiz, eğer ürününe sigorta yaptırmak isterse, yüzde 50’si devletimiz tarafından karşılanmaktadır. TARSİM’i biz getirdik, TARSİM sayesinde artık çiftçilerimiz ürünlerine sigorta yaptırıyor, doğal afete karşı, dona karşı tedbirini alıyor. Çünkü, doğal afete karşı önlem alamazsınız, doğal afeti önleyemezsiniz, ama tarım sigortasıyla çiftçimizi ne yapıyoruz? Güvence altına alıyoruz.

Hep birlikte milletvekilleri olarak, bizler siyasiler olarak, çiftçilerimizi TARSİM konusunda uyaralım, bilgilendirelim ve hepsini, çiftçilerimizin tamamını sigorta yaptırmaya çalışalım.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Çiftçinin parası yok ki sigorta yaptırsın Uğur Bey. Kaç çiftçi yaptırıyor?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Yüzde 50’sini de biz karşılıyoruz, rahat ol.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır, ne kadar çiftçimiz yapmış, oran söyle. Sigorta oranını söyle, kabul ediyorum.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Eğer AK PARTİ iktidarda olmasaydı, bugün tarımsal ürünlerde 18 milyar dolara yakın ihracatı yapamazdık. AK PARTİ sayesinde yaptık.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – AKP iktidarda olmasaydı çiftçinin yüzü gülerdi, çiftçi böyle olmazdı.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – AK PARTİ sayesinde, çiftçimiz ürününü ihraç eder duruma gelmiştir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Uğur Bey, şunu söyler misin? On yıl önce 1 ton üzümle kaç ton mazot alınıyordu, şimdi ne kadar alınıyor; bir onu söyle yeter. Çiftçiyi ne yaptığınızı millet bir anlasın. Telefonda soruyor vatandaş.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar, TAR-GEL kapsamında da, göreve başlatılan 10 bin veteriner hekim ve ziraat mühendisimizle birlikte ahırda, tarlada, bağda, bahçede, merada…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Bu sene kaç tane ziraat mühendisi alacaksınız Uğur Bey?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – …çiftçimizin ayağına kadar gidiyoruz, onlarla omuz omuza veriyoruz, onlarla birlikte çalışıyoruz. Artık köylü kardeşim, çiftçi kardeşim tarlasında ziraat mühendisiyle birlikte çalışmanın mutluluğunu yaşıyor değerli arkadaşlar.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Tarım Bakanlığı olarak ne kadar alacaksınız 2015’te?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Bakınız, bizim her konuda, gerek üzüm gerek zeytin veya hangi ürün olursa olsun…

HASAN ÖREN (Manisa) – Üzüm kaç para olacak? Vatandaş bekliyor senden bir haber.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – …hangi dal olursa olsun her alanda alnımız ak, başımız dik ve milletimiz de bizi takdir ediyor. Takdir ettiği için biz burada bugün rahat bir şekilde Hükûmet kurabiliyoruz, rahat bir şekilde, istikrarlı bir şekilde ülkemizi yönetiyoruz.

Ben buradan şunu bütün milletimin huzurunda söylemek istiyorum: Bakınız, AK PARTİ kurulmadan önce, AK PARTİ hükûmetlerinden önce, hangi Hükûmetin iyi yapıp da AK PARTİ hükûmetlerinin kötü yaptığı 1 tane örnek gösteremezsiniz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 1 ton üzümle o zaman ne alınıyordu, şimdi ne alınıyor?

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Allah’a şükür, her alanda milletimizle beraberiz, çiftçimizle beraberiz…

ALİM IŞIK (Kütahya) – 1 kilo üzümle ne kadar mazot alıyormuş çiftçi, şimdi ne kadar alıyor?

HASAN ÖREN (Manisa) – 1 litre mazot, 1 kilo üzümdü; şimdi 2 kilo üzüm, 1 litre mazot!

UĞUR AYDEMİR (Devamla) - …memurumuzla beraberiz, işçimizle de beraberiz, emeklimizle de beraberiz. Onlarla kol kola yürüyoruz, omuz omuza yürüyoruz. Türkiye’nin önü açıktır inşallah.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydemir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 1 kilo üzüme o zaman 1 litre mazot alıyordu, şimdi 3 kilo üzüme, 2 kilo üzüme ancak 1 litre mazot alıyor.

BAŞKAN – Lütfen…

Önerinin lehinde Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurunuz Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin üzüm üretiminde yaşanan sorunlara ilişkin verdiği Meclis araştırması önergesinin lehinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında bahsetmek isterim ki 2002’yle 2014’ü mukayese edecek olursak, 2002’de çiftçinin, üreticinin ve üzüm üreticisinin lehine ve bugün itibarıyla da aleyhine o kadar çok şey var ki süremiz elverdiğince bunları tabii, anlatmaya çalışacağız.

Değerli arkadaşlar, üzüm, Türkiye’mizin en önemli tarımsal ihracat ürünlerinden birisidir. Yaklaşık 460 bin hektarda yılda 4 milyon ton civarında üzüm üretilmekte; bunun yüzde 52’si kurutmalık, yüzde 38’i sofralık ve diğeri de şarap ve pekmez olarak değerlendirilmektedir ve ihracat olarak da sadece 2013-2014 sezonunda 453 milyon dolar döviz elde edilmiştir. Sadece Alaşehir’den örnek verecek olursak, Alaşehir Gümrük Kapısı’ndan 190 bin ton yaş üzüm ihracatı yapılarak 140 milyon dolar döviz sağlanmıştır. Ancak, bugün itibarıyla, sadece Sarıgöl üzüm bağlarında 400 bin tonluk rekoltenin 200 bin tonu şu anda bağda beklemektedir. Neden? Çok ciddi bir ihracat sıkıntısı var. Bu ihracat sıkıntısının sebeplerinden birisi de mevcut iktidarın Orta Doğu ülkeleriyle içine girdiği kriz durumu ve kötü ilişkilerdir. O yüzden ihracat dahi yapılamıyor, sadece Rusya’yla karşı karşıya kalınmış durumda.

Değerli arkadaşlar, her hasat dönemi öncesinde rekolte yüksek gösterilmek suretiyle üzüm fiyatlarıyla suni bir şekilde oynanmaktadır ve manipülasyon yapılmaktadır. Geçen yıl kuru üzüm rekoltesi 242 bin ton olarak açıklandı ancak rekolte 175 bin ton olarak gerçekleşti. Bu sezon da kuru üzüm rekoltesi yine 330 bin civarında açıklandı. Öyle görülüyor ki 240-245 bin ton civarında gerçekleşmekte. Yani, bu rekolte açıklamasıyla gerçekleşen rekolte arasında her yıl yüzde 28-30 civarında bir fark olmaktadır. Bu da fiyatlarda düşmeye neden olmaktadır. Bu, düpedüz bir manipülasyondur ve Hükûmet de buna sessiz kalmaktadır. 2002 yılında yaş üzümün kilogramı 70-80 kuruştu ve on iki yıllık AKP döneminde de mazot, gübre, ilaç gibi tarımsal girdiler, ortalama yüzde 400’e varan zamlar gördü ancak kilogram maliyeti bugün itibarıyla 60-80 kuruş arasında olan yaş üzüm, yine 70’le 100 kuruş arasında bir fiyata sahiptir.

Ben buradan Hükûmete soruyorum: Geçen yılki sezonda 5 lira, 5 lira 30 kuruş, 5 lira 70 kuruşa satılan çekirdeksiz kuru üzüm fiyatı, bugün itibarıyla neden ortalama 2,5 liradır? Hükûmetin, ilgili bakanların bunları açıklaması lazım. 2005 yılından beri 1 lira 15 kuruş-1 lira 40 kuruş arasında değişen sofralık yaş üzümün kilosu, bugün neden 70-80 kuruşa inmiştir? Bu fiyat inişiyle spekülatörlerin rekolte açıklamaları arasında ne gibi bir bağlantı vardır ve buna karşı neden bir önlem alınmamaktadır? Bir önlem alınması düşünülmekte midir?

Üzümler ağustos ayında toplanmaya başlıyor ancak TARİŞ, eylül ayında üzüm alım fiyatını açıklıyor. Bunda da, üzüm fiyatlarının geç açıklanması nedeniyle hem üzüm fiyatları düşük cereyan ediyor hem de üretici üzümünü yaş sofralık olarak mı, yoksa kurutmalık olarak mı değerlendireceği konusunda tereddüt yaşıyor. Bu yıl da maalesef TARİŞ eylül ayında 2,5 lira açıklamak suretiyle, İzmir Ticaret Borsasında 2 lira 70 kuruş, 2 lira 80 kuruş değerlenen üzüme 2,5 lira fiyat verildi ve bu da maalesef üreticinin aleyhine oldu ve bir mağduriyet gerçekleşti.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak 23’üncü Dönemde ve şimdi, bu dönemde de üzüm ve bağcılığın sorunları, üreticilerimizin sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması önergeleri verdik, gündem dışı konuşmalar yaptık, soru önergeleri verdik ve Hükûmeti bu konuda, üzümün desteklenmesi konusunda sürekli uyardık. Ancak, Hükûmet on iki yıldır üzümle ilgili hiçbir adım atmamıştır, üzüme özel. Biraz evvel Sayın Aydemir’in söyledikleri, genel tarımla ilgili hususlardır, onlar da ayrıca tartışılır.

Şimdi, tekrar Hükûmete soruyorum: “Havza bazlı üretim” dediniz mi? Dediniz. Peki, havza bazlı üretim nerede? Üzümle ilgili husus ne âlemde? “Gediz havzasında çekirdeksiz kuru üzüm desteklenecek.” dediniz, Gediz havzasında çekirdeksiz kuru üzüm desteklendi mi? Toplantılar yapıldı, “fiziki planlamalar ve üretim planlaması” denildi ve bunlar yapılmadı. Üretim planlaması için, altı yıl önce, içinde TARİŞ Üzüm Birliği yöneticilerinin de yer aldığı üzüm komiteleri kuruldu, sonra bu komiteler lağvedildi ve dağ, fare doğurdu.

İktidarın üzüm üreticilerine bakışıyla ilgili tipik bir örnek vermek istiyorum: Yıl 2009 Haziranı. Şimdi, 4749 sayılı Kamu Finansmanı Kanunu’na bazı geçici maddeler eklenerek, fındıktaki arz fazlasını değerlendirmek üzere Toprak Mahsulleri Ofisine 1 milyar lira nakit destek verildi. Bu kanun görüşmelerinde biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak fındığa bu desteği destekledik. Ancak, asıl arz fazlalığı söz konusu olan üzüme de 80 milyon lirayla sembolik bir destekleme yapılması için önerge verdik ancak bu, iktidar tarafından reddedildi ve TARİŞ de 2002 dönemlerine göre artık çok daha düşük üzüm alımı yapmaktadır. Eskiden, üretilen kuru üzümün yüzde 33’ü, TARİŞ tarafından alınırken, şimdi artık bu, yüzde 6’lara, 7’lere kadar düşmüştür ve TARİŞ artık üreticiyi de koruyamaz hâle gelmiştir. Yer yer bazı yerlerde de maalesef aile şirketine dönüşmüştür.

Değerli arkadaşlar, yapılması gereken, mevcut Hükûmetin mutlaka bir an evvel hayata geçirmesi gereken bazı tedbirler var, onları da Hükûmete tekrar hatırlatmayı faydalı görüyorum:

Üzüm rekoltesinin yüksek olduğu yıllarda üretici, maliyetinin altında üzüm satmak zorunda kalıyor ve ürün çoğu zaman bağda da kalabilmektedir. Öncelikle üretim planlaması yapılmalı ve fiziki planlama gerçekleştirilmelidir.

Üzüm üretiminde oluşan arz fazlalıkları için alternatif tüketim imkânları geliştirilmelidir. Öyle 25-30 ton sembolik birtakım alternatif faaliyetlerle bu, mümkün değildir.

Depolama sistemi mutlaka kurulmalı ve depolama maliyeti de desteklenmelidir ve lisanslı depoculuk hayata geçirilmelidir. Başbakanlık Tanıtma Fonu’ndan yeterli destek sağlanmalıdır.

Üzümdeki fiyat dalgalanmalarını önlemek için çiftçiler, ziraat odaları, borsalar ve ihracatçılardan oluşan üzüm müdahale kurumu kurulmalıdır.

Üzümün serbest piyasada gerçek fiyatının oluşabilmesi için ihtisas borsaları mutlaka oluşturulmalı ya da mevcut borsalara işlerlik kazandırılmalıdır. Üzüm üretiminin olduğu ticaret borsaları da artık, tescil kurumu olmaktan kurtarılmalıdır.

Üzüm, mutlaka destekleme kapsamına alınmalıdır.

Üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve üretim artışının sağlanması amacıyla, tarımsal üretimde çok önemli girdiler olan mazot, gübre, ilaç, tohum, fide gibi temel tarımsal girdilerin üzerindeki ÖTV ve KDV mutlaka kaldırılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Yine, sulamada ve tarım işletmelerinde kullanılan elektrik için de ucuz elektrik imkânı getirilmeli ve üzüm ihracatına sağlanan destek de artırılmalıdır. 130 lira gibi bir prensip kararı alınmış, şu anda 80 lira; yalnız, narenciyeye 250 lira ton başına destek verildiğini de aklımızdan çıkarmayalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Aleyhinde Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş.

Buyurunuz Sayın Yurttaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dağlarından yağ, ovalarından bal akan, şehzadeler şehri Manisa’mın güzel insanlarını da, bizleri izleyen değerli seyircileri de saygıyla selamlıyorum.

Manisa, Gediz Ovası gibi mümbit topraklara sahip, tarım denilince akla gelen, ihracatta 7’nci sırada yer alan önemli bir ilimizdir. Tarımda Manisa önemli bir yere sahip. Üzümün yüzde 85’ini Manisa üretiyor. Beyaz et üretiminin yüzde 16’sını, yumurta üretiminin yüzde 14’ünü, mısır üretiminin yüzde 9,6’sını Manisa tek başına karşılamaktadır. Türkiye’de, AK PARTİ döneminde, 90 milyondan 165 milyona çıkarılan zeytin ağacının 20 milyonu da Manisa’dadır. En güzel kiraz bizim topraklarımızda, çileğin de en kalitelisi Manisa topraklarında üretilmektedir.

Dünyada 7,5 milyon hektar alanda üzüm üretimi yapılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra, üzüm üretiminde 2’nci sıradayız, ihracatta 1’inci sıradayız. Kuru üzüm, tarımsal ihracatta ilk üç sırada yer almaktadır. Ortalama 280 bin ton civarında kuru üzümün yüzde 85’i ihraç edilmektedir. Yaş üzüm ihracatımız da yıllık yaklaşık 200 bin ton civarındadır. Bunun karşılığında da 200 milyon dolar civarında gelir sağlanmaktadır. Yaş üzümün çoğunu Rusya ve benzeri ülkelere, kuru üzümü ise İngiltere ve Almanya’ya yaklaşık 220 bin ton civarında üzüm ihracına karşılık Türkiye’ye 450-500 milyon dolar civarında gelir sağlanmaktadır. Ege’de 680 bin dekar alanda üzüm üretimi yapılmaktadır. Bunun 560 bin dekarı Manisa’da, 80 bin dekarı Denizli’de, 50 bin dekarı da İzmir alanlarında üretilmektedir.

Üzüm -doktor bir milletvekili olarak söylüyorum- başlı başına bir eczanedir. Üzümün faydaları saymakla bitmez. Manisa 16 şehzade yetiştirmiş, bunlardan 5’i padişah olmuştur. Fatih Sultan Mehmet, bu padişahlardan birisidir. Karadan kayıkları, gemileri yürüten Fatih’in keskin zekâsının kaynağında üzüm bulunmaktadır. “Manisa Tarzan’ı” diye bilinen Ahmet Bedevi’nin güç ve enerjisinin kaynağı da üzümdür.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İlk defa Umur Bey geçirdi gemileri.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Şimdi, muhalefet milletvekilleri burada “Üzüm için AK PARTİ ne yaptı?” On iki yıl içerisinde yaptıklarımızın bir kısmını Değerli Milletvekilimiz Uğur Aydemir anlattı, tarımla ilgili yapılanları. Sadece üzümle ilgili, özellikle üzüme yönelik yapılan neler var, onları bir anlatayım. Üzümün tanıtımını aktif olarak yapmaya çalışıyoruz. milletvekillerimize Değişik zamanlarda üzümü bütün milletvekillerimize de gönderiyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bize niye gelmedi ya?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Üzümlü ekmeğin tanıtımını burada Mecliste yaptık. Türk Hava Yollarında Alaşehir Ticaret ve Sanayi Odasının katkılarıyla, 1 milyon paket ücretsiz üzüm dağıttık. Buradaki amaç, tanıtımdır; yoksa 20 bin tonmuş, 25 bin tonmuş.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Alaşehir Ticaret Odası dağıttı, siz mi dağıttınız?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – 2012 yılında Ekonomi Bakanlığı tarafından, üzümü daha iyi tanıtmak için Kuru Meyve Tanıtım Grubu kuruldu. Üzüm, kayısı, incir ve fıstığın yer aldığı Kuru Meyve Tanıtım Grubunun 1 milyon dolarlık bütçesi var, yurt içi ve yurt dışında üzümün tanıtımı için çalışıyor.

Üzüm için TARİŞ Üzüm Birliği var, üzümü sübvanse eden, piyasayı dalgalanmalardan koruyan. Ne yaptık TARİŞ için? Geçtiğimiz yıl TARİŞ’in DFİF’ten kaynaklanan -eski parayla- 162 trilyon lira borcu vardı. AK PARTİ, 92 trilyon lirasını sildi, geri kalanını da on beş yıla yapılandırdık.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kaç sene oldu değişeli, “milyon” de bari, “trilyon” deme.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Bunu kimin için yaptık? TARİŞ Üzüm Birliği ve üzüm üreticileri için yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Yaş sofralık üzüme ihracat desteği veriyoruz. Geçtiğimiz yıl, bugüne kadar yaş sofralık üzüm ihracatı için ton başına 80 TL destek veriliyordu. Bu yıl bu Sayın Ekonomi Bakanımızla bu rakamı 130 liraya çıkardık.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ortada bir şey yok daha.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Enflasyonun yüzde 10 olduğu bir dönemde 130 liraya çıkardık. Çiftçilerimiz için -damlama sulamayı anlattı- göletler yapıyoruz. Manisa’da Bin Günde Bin Gölet Projesi’nden 52 göletimiz var, devam ediyor, bu yıl içerisinde 25’ini tamamlayacağız. Kelebek Barajı devam ediyor Ahmetli ve çevresini sulamak için. Alaşehir’de Kavaklıdere, Örencik ve Kemaliye; Selendi’de Ayanlar Göleti; Kula’da Bebekli ve Çelengöz, Eroğlu, Yurtbaşı göletlerimizin inşaatları devam ediyor. Bu ve benzeri göletler sayesinde Manisa’yı sulanabilir tarım arazisine kavuşturacağız.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Ne kadarını suluyorsunuz Sayın Hatip?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - TARSİM’i halkımızın yararına… TARSİM’de, afetten kaynaklanan bölgemizde geçen yıl dolu hasarı olmuştu…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – “3,5 liranın altına düşen üzümün parasını ben vereceğim.” demiştiniz, ne oldu?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - …özellikle Alaşehir ve Sarıgöl bölgesinde. Tarım Bakanımızla birlikte o bölgeye gitmiştik. Evet, TARSİM önemli bir konu. TARSİM’in yüzde 50’sini devlet karşılıyor, geri kalan yüzde 50’sini ise vatandaş ancak ürününü sattıktan sonra karşılıyor. İşte, bu, bizim verdiğimiz hizmetlerdendir.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Manisa çiftçilerinin yüzde kaçına sigorta yaptınız?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Evet, biraz önce, değerli milletvekilimiz bahsetti, Alaşehir’de gümrük var, gümrük.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Kim açtı o gümrüğü?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Gümrüğü kim açtı? AK PARTİ açtı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ döneminde üzüm üreticilerinin üzümü orada paketleniyor, hiçbir bölgede kontrol edilmeden başka bir yerde, yurt dışına ihracatı gerçekleştiriliyor.

TAR-GEL vasıtasıyla üreticilerimize destek veriyoruz. Evet, mazot, ekipman, traktör desteği, onun yanında pek çok desteklerimiz var.

Cumhuriyet Halk Partisi, kendisini üzümcünün, üzüm üreticisinin güya sahibiymiş gibi göstermeye çalışıyor. Geçtiğimiz hafta, Salihli’de bir miting yaptılar, üzümcü mitingi, üzüm mitingi. Yaklaşık 70-80 bin ailenin üzümden geçindiği söyleniyor; 4’le çarpın, yaklaşık 400 bin kişi üzümden geçiniyor. CHP’nin yaptığı mitingde kaç kişi vardı? 1.500, en fazla 2 bin kişi. Şimdi, 1.500 kişi, yani bu mu?

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Fazla söylüyorsun Sayın Vekilim, bin kişi vardı, ben oradaydım.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – “Fazla söylüyorsun” diyor Değerli Milletvekilim.1.500 kişi… Demek ki, sizin üzümcüye sahip çıkacağınıza millet, inanmıyor, inansaydı orada olurdu. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi, bu mahcubiyetinizi giderebilmek için… Manisa milletvekilleri, sanırım, Sayın Genel Başkanlarına mahcubiyetlerini giderebilmek için bir dahaki döneme acaba sıkıntı olur mu diye -mahcubiyetlerinden dolayı- şimdi buna bir önerge vermişler. Buna kimse inanmaz, millet de inanmaz bunlara.

AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi… Evet, sahada AK PARTİ var mı? Evet, sahada, her zaman sahadayız.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sen, yalancı pehlivansın, sen, yalancısın! “3,5 liraya alacağım.” dediğin üzümü üreticiden alamayan yalancı pehlivansın!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi, soruyorum 17 belediye var Manisa’da, hangi belediyeniz var? 17 belediyeden hangi belediye CHP’ye ait? Sıfır, hiçbir belediyeniz yok. 88 büyükşehir belediye meclisi üyesinden kaç tanesi? 7 tanesi, sadece 7 tanesi.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sen çiftçiye ne verdin? Sen işletmelere verdiğinizden bahsediyorsun, çiftçiye ne verdin, onu anlat.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Sizin bu problemleri çözeceğinize millet inanmıyor. On iki yıldır AK PARTİ, çözülmez zannedilen pek çok problemi çözmüştür.

Evet, üzümcünün de problemi olabilir, tarımcının da problemi olabilir, bu problemleri çözecek olan, AK PARTİ’dir. AK PARTİ’ye millet inanmaktadır.

Evet, ben, Alaşehir’de üzüm üreticisi bir milletvekiliyim, Alaşehir’de bağı olan bir milletvekiliyim. Amaç, üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu CHP, bulanık suda balık avlamaya çalışıyor. AK PARTİ’yi dövecek, AK PARTİ’ye güya laf atacak… Evet, millet bunlara inanmıyor.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sen, Manisa’ya nasıl gelebileceksin, onu anlat, onu anlat.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Değerli kardeşlerim, biraz önce Hasan Ören dedi ki: “İran üzümü…” Evet, Türkiye’ye 1 gram İran üzümü sokmamaya niyetliyiz. Evet, ispatı varsa giren üzümün, ispat edin, sokmayacağız; böyle bir şey yok.

Ayrıca, “rekolte tahminleri” denildi. Rekolte tahminlerini yapan biz değiliz. Ben, onun da karşısındayım. Dünyanın tarımla uğraşan ülkelerinde hiçbir zaman rekolte tahmini yapılmaz, ticaret borsalarından tescil edilen mal, yıl sonunda rekolte olarak gösterilir. Bu, yapılmamalı, evet, ben de buna aynen katılıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Mâni olalım.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Şimdi, “Geçen yıl üzüm 5 bin liraydı, 5 liraydı.” diye Hasan Ören milletvekilimiz söyledi. Evet, o zaman da 5 bin lirayken aynı Mecliste aynı konuşmaları yapıyorlardı, şimdi üzüm 2.500 liraya çıktı, gene aynı şeyleri söylüyorlar. Bunların amacı, üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - Üzüm bağları kalmadı.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – 5 bin lira mı büyük, 2.500 lira mı?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Biz, üzüm üreticisinin yanındayız, Manisalının yanındayız, hizmet etmeye devam edeceğiz. Üzümcünün temsilcisi, AK PARTİ’dir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yurttaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sırayla söz vereceğim niçin olduğuna.

Sayın Hamzaçebi, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisinin Manisa’da yapmış olduğu üzüm mitinginde 1.500 kişi olduğunu söyledi sayın hatip. Gerçek, öyle değil, mitingin boyutunu sayın hatip özellikle küçültüyor. Üreticinin şikâyeti, tepkisi olağanüstü yoğundu ve mitingde binlerce Manisalı vardı efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Uzunırmak, siz…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, AKP Grubu adına konuşan arkadaş, çiftçiye prim desteği ve destekle ilgili ilk AKP hükûmetleri zamanında bu işlerin başladığını söyledi. Burada çok yanlış bir bilgi vardır. Hem Türk tarımının tarihi açısından hem de 57’nci Hükûmet zamanında yapılan birtakım icraatlar da yanlış bilgidir, düzeltmek istiyorum çünkü partim, o zaman Hükûmet mensubudur 57’nci Hükûmette.

BAŞKAN – Buyurun, düzeltiniz.

Buyurunuz Sayın Uzunırmak.

26.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Manisa Milletvekili Uğur Aydemir’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, burada havanda su dövmenin bir anlamı yok, bazı kriterler vardır ki en basit bir şekilde orayı aydınlatır.

Şimdi, ben size bazı sorular soracağım. Şimdi, eskiden, o çiftçi ailesinden gelen çocuklarımız bilirler, Ziraat Bankası, köylerden mevduat toplamak için gelirdi çiftçiye. Acaba şimdi çiftçinin mevduatı nedir Ziraat Bankasında? Çiftçinin mevduatı var mı Ziraat Bankasında, borcu mu var? Acaba köylerde nöbet mi tutuluyor sarı taksi gelmesin icraya diye?

Şimdi, olayları gerçeğiyle görmek lazım. Zamanın ruhu diye bir şey var. Eskiden destekler üretici birlikleri vasıtasıyla, destek alım fiyatları veya taban fiyatları politikasıyla o fiyatın içerisinde verilirdi. Dolayısıyla, bugün bazı arkadaşlarımızın o günkü desteğin mi bugünkü desteğin mi çok olduğunu kıyaslayabilmesi için çiftçiye bakması lazım. Çiftçi memnun olduğu zaman şapkayı havaya fırlatırdı. Bugün fiyatlardan dolayı çiftçi şapkayı havaya mı fırlatıyor, kara kara düşünüyor mu?

Bir şeyi soracağım: Acaba bugün bizim çiftçilikle uğraşan vatandaşlarımızın borcu nedir? Bizim kredi kullanım oranlarındaki yerli tasarruf oranımız yüzde 12’dir değerli arkadaşlar. Kredinin yüzde 88’i yabancı para. Saman ithal ediliyor, dana ithal ediliyor, düve ithal ediliyor; bir tek emek Türk çiftçisinin. Birtakım destekler, doğrudur, evet, vardır ama prim desteği, doğrudan gelir desteği, mazot desteği gibi birtakım destekler ilk 57’nci Hükûmet zamanında verilmiştir ve planlanmış, yaygınlaşmaya başlamıştır. AKP Hükûmeti o politikaların bazılarını devam ettirmiştir. Onun için doğru yerde doğru konuşursanız, doğru fikir edinirseniz daha iyi hizmet etme imkânı olur. Elbette ki bu kadar bütçe kullanılırken birtakım doğrular yapılacaktır ama Türk çiftçisi rahat değildir.

CHP’nin önergesi doğrudur. Türk çiftçisi ürettiği maliyetlerden kârlı satışı yapamamaktadır.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan..

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Yurttaş.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Değerli hatip benim yanlış bilgilendirdiğimi söyledi, benim doğrusunu söylemediğimi söyledi. Şu anda da benim…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Sizin değil, sizin konuşmanız değil benim müdahale ettiğim.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – 69’a göre söz talep ediyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Benim müdahale ettiğim Beyefendi’nin konuşması değil, önceki konuşmacı, Uğur Bey’dir müdahale ettiğim konuşmacı.

BAŞKAN – Önceki konuşmada söylenen evet. “Bizim hükûmetimizde de olmuştu.” dediniz, evet. Onun için, sorun yok.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 26 milletvekili tarafından, çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/454) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Oylamaya geçiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yerine getireceğim yoklama talebini.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Demiröz, Sayın Demirçalı, Sayın Bayraktutan, Sayın Sarıbaş, Sayın Tanal, Sayın Ören, Sayın Gümüş, Sayın Türeli, Sayın Aldan, Sayın Acar, Sayın Kaplan, Sayın Öz, Sayın Köse, Sayın Akar, Sayın Çetin, Sayın Özdemir, Sayın Güler, Sayın Atıcı, Sayın Dudu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur. On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 26 milletvekili tarafından, çekirdeksiz kuru üzüm üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/454) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Benzer Mahiyetteki Bir Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kars Milletvekili Yunus Kılıç ve Amasya Milletvekili Avni Erdemir ile 79 Milletvekilinin; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/937, 2/2229) (S. Sayısı: 615)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can'ın; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can'ın, Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/2282) (S. Sayısı: 641)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

5.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye’de Bir DSÖ Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye’de Bir DSÖ Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/879) (S. Sayısı: 578) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 578 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 578 sıra sayılı Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Türkiye’de Bir Dünya Sağlık Örgütü Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. İnsan sağlığı üzerinden para kazanmayan ve bu zihniyetten uzak olan bütün milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Dünya Sağlık Örgütü Ofisine bir itirazımız olmaz. Dünya Sağlık Örgütü, tüm dünyada iyi bilinen, güzel istatistikler veren ve dünyanın sağlığını yönlendiren bir kurumdur. Türkiye’de de bir ofis kurulması gerçekten iyidir ve Türkiye için de yararlı olur diye düşünüyoruz. Ancak, Türkiye’de Dünya Sağlık Örgütü Ofisi kurulması anlaşmasından kısa bir süre önce bir anlaşma daha imzalanmıştı. Yine, Dünya Sağlık Örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı arasında bir anlaşma daha imzalanmıştı. Bu anlaşma, iki yıllık iş birliği anlaşmasıydı ve iki gün önce de -ancak iki gün önce- sizlerin oyuyla yine bu Meclisten onaylandı, geçti, sıra sayısı 462 idi. Peki, bu anlaşmanın gerekleri yerine getirildi mi acaba? Şöyle bir bakalım: Dünya Sağlık Örgütünün Ofisini burada kuruyorsunuz da acaba göstermelik bir iş mi yapıyorsunuz, yoksa gerçekten samimisiniz?

Bakın, iş birliği anlaşması iki yıllığına yapılmıştı. Hangi iki yıl? 2012 ve 2013 yıllarını kapsayan bir anlaşmaydı. Siz anlaşmayı ne zaman onayladınız? 2014 yılının Ekim ayında yani iş birliği anlaşması bittikten sonra, bir yıl geçtikten sonra siz bu anlaşmayı Türkiye Büyük Millet Meclisiyle dalga geçer gibi getirdiniz ve buradaki milletvekillerinin oylarıyla geçirdiniz. O yüzden, samimi olmadığınızı net bir şekilde görüyorum. Dışişleri Komisyonuna ne zaman geliyor bu anlaşma? Biraz daha geri gidelim, acaba Dışişleri görüştü de Meclis çok yoğundu onun için mi gündeme alamadınız? Bakıyorum, Dışişleri Komisyonunda 20 Mayıs 2013 tarihinde görüşülmüş yani süre bittikten sonra. Anlaşmanın gerekleri yerine getirildi mi, getirilmedi mi hiç bakılmadan, o süre bittikten sonra Dışişleri Komisyonuna geliyor ve Dışişleri Komisyonundan geçiyor.

Peki, Dünya Sağlık Örgütü burada bir ofis kuruyor. Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Cumhuriyeti devletiyle iki yıllık anlaşma yapıyor, Sağlık Komisyonunun haberi var mı bu işten?

ALİ ÖZ (Mersin) – Hiç yok, hiç!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Yok. Sağlık Komisyonu tali komisyon olarak görevlendiriliyor ve Sağlık Komisyonu bunu gündemine almıyor. Türkiye’nin sağlığını dünya sağlığıyla birlikte değerlendirmek üzere ele alması gerekirken “Bu benim işim değildir.” diyor ve Türkiye’nin sağlığını Dışişleri Komisyonuna bırakıyor. Yani, ne kadar ciddiyetsiz olduğunuzu ve sadece parmaklarınızı kaldırmak için burada olduğunuzu üzülerek, çok üzülerek size hatırlatmak zorundayım.

Tabii, bu sizin sorumluluğunuz, süresi bitmiş, tamamen kadük hâle gelmiş bir anlaşmayı siz burada ellerinizi kaldırıp onaylarsanız bu sizin sorumluluğunuz. Sizin düştüğünüz durumu ben de görüyorum, size oy veren vatandaşlar da görüyor ama bir şey daha yapıyorsunuz, bu yüce Meclisin onuruyla oynuyorsunuz. Süresi bitmiş bir anlaşmayı yüce Meclise getirmek doğru bir şey değildir. Ben buradan Hükûmete de seslenmek istiyorum. Belki burada oturan milletvekillerinin bilgisi olmayabilir ama Hükûmet yetkilileri, Dışişleri Komisyonu AKP milletvekillerini bile bu duruma düşürmemeliydi yani süresi geçmiş bir anlaşmayı -tırnak içinde- sizlere yutturmamalıydı. O yüzden, ben, ne kadar üzgün olduğumu buradan sizlere ifade etmek istiyorum. Bu da tabii sizin demokrasiden ne anladığınızı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin, özellikle de AKP Grubunun Hükûmetin emrine nasıl girdiğini bizlere anlatıyor. Yani, bu anlaşmada, birazdan size sağlıkla ilgili bazı şeyler söyleyeceğim ama ne söylersem söyleyeyim, bunların tamamı ikinci planda kalır artık. Türkiye Büyük Millet Meclisinin onurunu ayaklar altına aldıktan sonra sağlık anlaşması yapmışsınız kimin umurunda? Benim umurumda değil. Yaptığınız anlaşmalar güzel olabilir, kötü olabilir; güzelse alkışlarız, oy veririz, kötüyse düzeltmeye çalışırız ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin zedelenen onurunu düzeltmemiz çok daha uzun süre alacak. Keşke sadece Hükûmetin emrinde olsanız; sadece bir kişinin iki dudağı arasından çıkan bir emirle, maalesef, yasama iş yapıyor. Bu kişi Cumhurbaşkanı olabilir, Başbakan olabilir, bakan olabilir, umurumda değil. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hiçbir parti farkı gözetmeksizin bütün milletvekillerinin onuruyla oynanmıştır. Ben bunun altını defalarca çizmek istiyorum. Ha, bu ilk defa mı oluyor? Hayır, daha önce de bunu yaptınız, yine bu kürsüden ben size bunları anlattım.

Şimdi gelelim anlaşmanın içeriğine. Anlaşmada, 2008 ile 2013 yılları arasında Dünya Sağlık Örgütüyle bir orta vadeli program çerçevesinde anlaştınız, güzel. Gerekçeyi okuyoruz, sizin yazdığınız gerekçede diyorsunuz ki: “2008 ve 2013 dönemi için bazı önceliklerimiz var.” Bakın, arkadaşlar, siz -gerekçede bunları yazıyorsunuz- gerekçede ne yazdınız ve Türkiye'nin sağlığını nasıl yönettiniz, bunları size anlatmaya çalışacağım. Ben bu konuşmayı hazırlarken içim parçalandı, utandım gerçekten. Umarım sizin de dikkatinizi çekebilirim ve bu hataları derhâl düzeltebiliriz.

AKP diyor ki: “2008-2013 döneminde benim birinci önceliğim, Dünya Sağlık Örgütüyle beraber mutabık kaldığım birinci önceliğim koruyuculuk kapasitesinin geliştirilmesidir.” Çok güzel. Dünya Sağlık Örgütü birinci öncelik için “koruyucu hekimlik, koruyucu sağlık hizmetleri” diyor, siz de “evet” diyorsunuz. Peki, ne yapıyorsunuz? Hemen bakıyorum Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığının bütçesine, acaba koruyucu sağlık hizmetlerine ne para ayırmış. Toplam bütçe 18 milyar -küsuratı var, boş verin- yüzde 60’ı personel gideri, yüzde 30’u mal ve hizmet alımı, yüzde 9’u yatırım. Bakın yani siz birinci önceliğe koyduğunuz bir konuda Halk Sağlığı Kurumuna sadece 6 milyar lira para ayırıyorsunuz ve diyorsunuz ki Halk Sağlığı Kurumuna: “Bu 6 milyarı al halkın sağlığını koru, öncelikle personel ve araç ihtiyaçlarını karşıla.” Para artmıyor ki zaten, halkın sağlığını korusun.

Bakın, daha da vahimi, eğer AKP’nin tedavi edici sağlık hizmetlerine ayırdığı paraya bakarsak yani Çalışma Bakanlığının da SGK’ya ayırdığı paraya bakar isek, göğsünüzü gere gere söylediğiniz rakam 76 milyar liradır. Bakın, 76 milyar lirayı siz tedavi edici sağlık hizmetlerine ayırıyorsunuz yani su içerken, ekmek alırken ödediğimiz vergileri tedavi edici sağlık hizmetlerine ayırıyorsunuz. Hani önceliğiniz temel sağlık hizmetleriydi? Hani önceliğiniz koruyucu sağlık hizmetleriydi? Koskoca Sağlık Bakanlığının toplam bütçesi 18 milyar, tedavi edici sağlık hizmetlerine ayırdığınız para ise 76 milyar. Demek ki boşuna Dünya Sağlık Örgütüyle iş birliği yapıyorsunuz, demek ki boşuna Dünya Sağlık Örgütünün bir ofisini kuruyorsunuz, laf olsun torba dolsun diye iş yapıyorsunuz. Yani, bütün paranın yüzde 10’unu bile koruyucu sağlık hizmetlerine ayırmıyorsunuz. Peki neden? Çünkü, bir tek derdiniz var, sağlığın üzerinden para kazanmak. Sağlığın üzerinden para kazanmaktan başka hem vallahi hem billahi bir tek derdiniz yok; olsaydı, 76 milyar lirayı tedavi edici sağlık hizmetlerine ayırmazdınız. Bunun ne kadarı özel hastaneye gidiyor, ne kadarı ilaca gidiyor, ne kadarı yurt dışından gelen malzemelere gidiyor, hepsinin dökümlerini size verebilirim. Bundan kimin kâr ettiği, hangi hastane zincirlerinin kâr ettiği, hangi tröstlerin ne yaptığını siz de ben de çok iyi biliyoruz.

İkinci önceliği AKP Hükûmetinin, Dünya Sağlık Örgütüyle aynı masaya oturarak diyor ki: “Benim ikinci önceliğim aile hekimliği sistemine entegrasyon temeline dayalı olarak çocuk, üreme ve anne sağlığı hizmetlerinin kalitesini arttırmak ve erişimi kolaylaştırmak.” Yani okuyorum, gurur duymak istiyorum diyorum ki ne güzel, benim Hükûmetimin ikinci önceliği çocuk sağlığı -ben bir çocuk hekimiyim, gurur duymam lazım- üreme sağlığı ve anne sağlığına ayrılmış, ne kadar güzel. Ve “Hem arttıracağım sağlık hizmetini hem de erişimi kolaylaştıracağım.” diyorsunuz. E peki, madem öyle, çocuğu hasta olan bir anne, acaba çocuğunu hastaneye getirmek için kaç yerde para ödüyor? Hani erişimi kolaylaştırıyordunuz? Bir kadın, koruyucu sağlık hizmeti dışında bir tedavi edici sağlık hizmeti alabilmek için acaba kaç lira para ödüyor? Bakın, eğer sizin randevu sisteminize girerse daha telefon etmeye başladığı anda Hükûmetiniz nedeniyle para ödemeye başlıyor. İki, geldi doktora, “çocuğum hasta” dedi, doktor randevusuna yazdı, içeri aldığı anda 5 lira yazıyor. Bakın “Erişimi kolaylaştırdık.” diye yalan söylüyorsunuz. 5 lira yazıyor. Eğer doktor bir reçete yazar ise bir 3 lira daha para yazıyor. Bu doktor hikâyesi. Eğer doktor çocuğu biraz hasta görüp de 3 kalemden fazla ilaç yazarsa her yazdığı kalem için 1 lira daha para ödettiriyorsunuz. Allah’tan reva mı bu? Çocuğu hasta olan bir kadına böyle bir şey yapılır mı? Bir de utanmadan gelip burada diyorsunuz ki: “Biz sağlığa erişimi kolaylaştıracağız.” Allah’tan korkun. Reçeteyi aldı, cebine koydu kadın, çocuğuna ilaç almaya gidecek, eskiden olduğu gibi yüzde 10, yüzde 20’yi gene ödeyecek, doğru ama bir taban fiyat belirlediniz; eğer eczanede o ilaç yok ise ve doktor “İlla bu ilacı kullansın.” demiş ise, diyelim ki taban fiyat 10 lira ise, 15 liralık ilaç veriyorsa eczacı –aranızda eczacılar var, ne demek istediğimi çok iyi anlarlar- o 5 lirayı söke söke anneden alıyor eczacı maalesef. Eczacıyı da getirdiniz sizin kasiyeriniz yaptınız.

E şimdi, bir ilaç almak için, bir vitamin almak için veya bir gribal enfeksiyon için doktora giden bir anne 15-20 lira arası para öderse, bir tek grip ilacının da fiyatı 3 liraysa, bu anne doktora gider mi Allah aşkına? Gitmez. Bu anne kendi başına ilaç alır ve çocuğu da perişan olur, daha da ağır durumlar ortaya çıkabilir.

Bir sözünüzü hatırlatmak istiyorum. Dönemin Başbakanı demişti ki Sağlık Bakanıyla beraber: “Cebinize nüfus cüzdanınızı koyun istediğiniz hastaneye gidin.” Allah aşkına, biriniz deneyin çıkın. Cebinize nüfus kâğıdını koyun, gidin bakalım hangi hastane sizi kabul edecek? Bir tane hastane bulamazsınız değerli arkadaşlarım, bir tane. Ama para cüzdanınızı koyduğunuz zaman bütün kapılar size açılıyor. Nüfus cüzdanınızı unutsanız bile sakın ha para cüzdanınızı unutmayın!

Bakın, ikinci önceliğiniz anne-çocuk sağlığı demiştim. “Anne-çocuk sağlığını önceleyeceğiz.” dediniz, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerini kapattınız. Yani, ben anlamıyorum. Ben bir çocuk hekimiyim. Benim ömrüm, hayatım bebekler ölmesin diye geçti. Her türlü programda gönüllü olarak çalıştım. Bir de baktım ki ana-çocuk sağlığı -hani anne ve çocuk önceliğinizdi ya- ve aile planlaması merkezlerini kapattınız. Buradan bas bas bağırdık “Allah rızası için yapmayın. Evet, AÇSAP’lardan para kazanılmaz ama bebekler, anneler ölür.” dedik, dinletemedik.

Şimdi, maalesef, içim kan ağlayarak, içim parçalanarak söylüyorum ki haklı çıktık. Bunu ben söylemiyorum, Sağlık Bakanlığının Genel Müdürü benim yazdığım yazıya cevaben diyor ki: “Türkiye’de bebek ölüm hızı artmıştır.”

Bakın, çok net veriler vereceğim size: 2012 yılında bebek ölüm hızı binde 7,4’ken 2013 yılında binde 7,8’e çıkmış. Diyeceksiniz ki: “0,4’lük artışın ne anlamı var?” Sağlıkçı olanlar beni çok iyi anlarlar. Kırk yıldır, elli yıldır bütün sağlık çalışanlarının gayretiyle sürekli düşmekte olan bebek ölüm hızı, kırk yıldır ilk defa 2013 yılında artmıştır sayenizde. Küçük bir hesap yapalım. 0,4 arttı, bakın. Bu ülkede her yıl yaklaşık 1,5 milyon bebek doğuyor, 1 milyon 300 bin civarında. Bu bebeklerdeki bebek ölüm hızının binde 0,4 arttığını düşünürsek, sizin yüzünüzden ilk defa 2013 yılında 600 bebek fazladan öldü. Bunu ben söylemiyorum, sizin genel müdürünüz söylüyor arkadaşlar. Neden? Çünkü, ana çocuk sağlığı ve aile planlamalarını kapattınız. “Ana çocuk sağlığına, aile planlamasına öncelik vereceğim.” dediniz Dünya Sağlık Örgütüne, yalan söylediniz, öncelik vermediniz. 600 bebek sizin yüzünüzden öldü. Bunu sizin genel müdürünüz söylüyor, ben değil.

Anne ölümlerine bakalım. Kırk yıldır ilk defa, anne ölüm hızları yüz binde 15,4’ten yüz bin de 15,9’a çıktı. Bütün dünya ülkeleri bunları düşürürken…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – 2002’de kaçtı Aytuğ Bey?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, laf atmak önemli olabilir.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Peki, siz devam edin, sonra cevap verirsiniz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben burada ciddi şeyler söylüyorum. Biraz, herkesin edeplenmesi lazım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Önce hekim olarak konuşmanız lazım.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben burada diyorum ki son bir yılda sizin uygulamalarınız yüzünden 600 bebek öldü, genel müdürünüz bunu şöyle rapor etti diyorum. TÜİK verileri böyle rapor etti. TNSA verileri daha çıkmadı ama TÜİK’e, kendi genel müdürünüze güvenmiyorsanız, ben ne diyeyim? Bu kadar saklamalarına rağmen, saklayamadınız. Anneler ölüyor diyorum size. Bakın, sizin rakamınız ilk defa kırk yılda yüz binde 15,4’ten 15,9’a çıkmış. Yani, daha da düşmesi gerekirken artmış, artmış arkadaşlar. Birazcık elimizi vicdanımıza koymamız lazım.

Peki, bebek ölüm hızı, anne ölüm hızı böyle, başka sorunlarımız var mı? Var. Annelerin doğurduğu bebekler düşük doğum ağırlıklı bu ülkede. Neden? Çünkü koruyucu sağlık hizmetlerine para vermiyorsunuz. Bakın, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman, düşük kilolu doğum oranı en yüksek Türkiye’dedir maalesef ve bu bebekler ölüyor veya sakat kalıyor arkadaşlar. Neden, niye Dünya Sağlık Örgütüyle bu anlaşmayı yapıyorsunuz? Madem onların dediklerine uymayacaksınız, neden anlaşma yapıyorsunuz ve neden ülkemizi rezil ediyorsunuz? Bakın, anneler gebe kalıyor. Diyorsunuz ki: “En az 3 çocuk doğurun.” Peki, bu da bir strateji olabilir ama bakıyorum, düşükle biten gebelik sıralamasında en başlarda Türkiye OECD ülkelerinde, Avrupa ülkelerinde. Yani, annelere “Gebe kalın.” diyorsunuz ama koruyucu sağlık hizmeti veremediğiniz için bu anneler bebeklerini kaybediyorlar. O yüzden, attığımız adımlara dikkat etmemiz gerekiyor.

Diğer önceliklere bakalım: Bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele, aşıyla önlenebilir hastalıklarla mücadele. Ne kadar güzel. Be kardeşim, aşıyla önlenebilir hastalıkla mücadele ediyorsunuz da niye benim ülkemde kızamık patlıyor, neden benim ülkemde hâlâ siz çocuk felci aşısını tekrar tekrar kampanyalarla yapıyorsunuz, neden? O aşıların hepsi canlı aşılar. Neden yapamıyorsunuz aşılarınızı? Çünkü, bu işte para yok. Tedavi edici sağlık hizmetlerinde ballı börek ama koruyucu sağlık hizmetlerinde yok. Onun için, bu anlaşmalar önemli. Ama, ne olur verdiğiniz sözde durun, halkı da kandırmayın.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Efendim, “Edepsiz.” diye hitap etti.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Estağfurullah.

Sayın Başkan, ben kimseye “Edepsiz.” demedim, kayıtlara bakın.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Dediniz ama.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben kimseye, hele hele sayın milletvekiline asla demem ama konuşmak istiyorsa buyursun konuşsun.

BAŞKAN – Demedi efendim, size yönelik olarak söylemedi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Konuşmak istiyorsa buyursun efendim, konuşsun.

BAŞKAN – Onu söylemedi, size yönelik bir şekilde söylemedi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Benim konuşmasından bir çekincem yoktur ama yani…

BAŞKAN – Evet, yani çekince şeklinde değil ama hakikaten ona yönelik söylemediniz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben ona saygı duyarım. Öyle dedikten sonra tamam.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali Öz… (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 578 sıra sayılı uluslararası sözleşmenin uygunluğuna dair Kanun Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, tartışmamız gereken, aslında, önemli konulardan bir tanesi şu: Türkiye Büyük Millet Meclisinin işleyişi noktasında, esas komisyonların dışında, ilgili konuların, özellikle de dalında çok fazla sayıda uzman olmasına rağmen, oradaki milletvekili arkadaşlarımızın yok sayılarak böyle önemli konuların kendi öz komisyonlarında, ana komisyonlarında tartışılmamasının çok büyük bir eksiklik olduğunu ifade etmek istiyorum. Bu uluslararası sözleşmenin bir şekilde Sağlık Komisyonuna tali komisyon olarak da gelmesi, orada tartışılması, oradaki hekim arkadaşlarımızın… Büyük çoğunluğu hekim kaynaklı çünkü Sağlık Komisyonunda; her siyasi partiden, gerçekten, toplumun sağlık alanındaki gidişatını çok iyi bilen, objektif kriterlerle bunları gündeme getirmeyi becerebilen, iktidardan ve muhalefetten çok sayıda değerli milletvekili arkadaşlarımız var. Bunların görüşüne başvurulmasının uygun olacağı kanaatindeyim. Bunun bir eksiklik olduğunu öncelikle ifade etmek isterim.

Tabii ki on-on iki yıllık süre içeresinde yani Adalet ve Kalkınma Partisinin 2002 yılı ile 2014 yılı arasında başlangıçtan itibaren, herkese kabul ettirdiği Sağlıktaki Dönüşüm Programı’nın avantajlı tarafları olmakla beraber, geçirmiş olduğumuz on yıllık sürenin sonunda, bizim de baştan bu yana ısrarla üzerinde eleştirilerde bulunduğumuz ve günün birinde, bu gidişatla kalitenin düşeceğini, sağlıkta özellikle hekim yetişmesi noktasında çekeceğimiz kaygıları, maliyetin yükseleceğini, vatandaş memnuniyetsizliğinin artacağını üzerine basa basa ifade etmemize rağmen, hep bunları yok saydınız. Bakın, bugün geldiğimiz yerde, benden önce konuşan Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili, sözcüsü -kendisi benim de değerli bir hocamdır- bir şeye parmak basıyor ve yapmış olduğunuz uygulamalarla bebek ölüm hızında 2013 yılına kadar ciddi manada ivmeli bir şekilde düşüş olmuşken son bir yıl içerisinde bunun arttığını görmenin sağlık politikası anlamında nereye geldiğimize herkesin dikkatinin yeniden çekilmesi gereken önemli bir durum olduğunu ifade ediyor, bu görüşlerine aynen katıldığımı ifade etmek istiyorum.

Biz bir kere sağlıkta hekimlerin veya sağlık çalışanlarının bu işlerin merkezindeki, orijinindeki hizmeti veren esas unsurlar olduğu gerçeğini hep gözardı ettik. Bakın, açılmış olan, altyapısı ve eğitim öğretim kadrosu yetersiz tıp fakültelerinin bu ülkede ileride, gelecek süre içerisinde sağlık alanında çok büyük sıkıntılar çıkaracağını hiçbirimiz aklımızdan çıkartmayalım.

Eskiden, hepiniz biliyorsunuz ki bir hekim yetiştiği zaman, pratisyen hekim bile olsa ister sağlık ocağında çalışsın ister toplum sağlık merkezinde bulunsun ister aile hekimi olsun, bilgisine güvenir, rahat rahat gidip orada tedavi olabilirdiniz ama bugün bunu bitirdiniz. Bakın, ben de bir hekimim, bize tıp fakültelerinde baştan itibaren hekimliğin özü öğretilirdi, özü. Hekimliğin özünde hastayı dinlemek, onlardan öykü almak, o bildiğiniz parmakla yapılan muayene -kalın parmaklarla yapılan palpasyon muayenesi- dinleme, bugün bunların hiçbirisi maalesef hekimlerde kalmadı ve bunlar kalmadığı zaman, bunu da yok ettiğiniz zaman, o zaman iş başka yönlere doğru yönlenmeye başlıyor.

Ben şunu ihtisas yaptığım dönemlerden çok iyi biliyorum ki özellikle nöroloji uzmanlarının cebinde bir tane alet olurdu, oftalmaskop denilen bir alet olurdu. Bakın, şimdi -hekim arkadaşlarımız da var milletvekillerinden- gidin bir acile, kafa travması geçiren, sistemik bir hastalığı olan, bir kanser vakasının başka organlara metastazı olan her bir şeyi çok kolay bir şekilde gözüne ışık tutmakla tanıyabilecek olan bu insanlar, şimdi hastayla ilk karşılaştıklarında ya tomografiye gönderiyorlar ya MR’a gönderiyorlar. Hekimlik mesleğinin ruhunu yok ettiğimiz zaman bunun bize getireceği en önemli şeylerden bir tanesi, ileriki yıllarda devlet bütçesine büyük oranda maliyet getirecek olan bu külfetin altından elbette ki çıkamayacağımızdır.

Şimdi, son geldiğimiz zamanda, 1 Ekim itibarıyla Sağlık Uygulama Tebliği çıkarttınız. Hastanelerde şimdi birtakım ameliyatların yapılmadığını hepimiz biliyoruz. Doktorlar diyorlar ki: “Bu ameliyat cihazlarını bulamıyoruz.” Çünkü, Sağlık Uygulama Tebliği’nde verilmiş olan o fiyatlarla, hastanenin döner sermayesinden ihalelerle onları temin etme şanslarını ortadan kaldırdınız. Bunun mağduru kim? Burada mağdur olan kim, vatandaş değil mi? Bu mağduriyeti, bile bile, bu noktaya gelecek demiş olmamıza rağmen kendiniz yarattınız.

İlaç fiyatlarında taban fiyat uygulaması denilen bir şey çıkarttınız. Değerli arkadaşlarım, kıymetli milletvekillerim, özellikle sağlık alanında gerçekten deneyimine, birikimine ciddi manada inandığım ve güvendiğim arkadaşlarım, yani bu “jenerik ilaç” denilen hadisenin insan sağlığı üzerindeki etkisini sadece farmakolojik eş değerlilik olarak dünya kabul etmiyor. Bizde, Türkiye’de henüz laboratuvarı bile olmayan yani etken maddeli ilacı, insan vücudundaki etkisi net olarak ölçülen biyoeşdeğerlilik tanımlaması olmaksızın… Siz şimdi diyorsunuz ki: “Hindistan’dan, Çin’den sen düşük bir şekilde bu ilacın etken maddesini getir, neye mal edersen et, ben onun üzerinden fiyatlandırırım, geri kalanını cebinden ödersin.” Yani bu, insan sağlığı üzerinde gerçekten çok ciddi manada olumsuz etki yapacak bir durum. Bunlar yapılırken Sağlık Komisyonunda bunlar tartışılmıyor. Zaten benim anlamadığım şu, sizlerle paylaşmak istiyorum: Yani, bu ülkenin sağlık politikasını, sağlığı ekonomi ve ranta dönüştürdüğünüzden dolayı Sağlık Bakanlığı idare etmiyor, o sadece var olması gerektiği için orada var olan bir kurum. Kim yapıyor? Ekonomi Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. İşte personel ataması, düzenlemeler, yeni hastanelerin yapılması, yeni otelcilik hizmetlerinin iyileşmesi noktasında da Sağlık Bakanlığı görevlendirilmiş durumda. Buna bir an önce çözüm bulmak mecburiyetinde olduğumuzu hepinizin bilgilerine sunmak isterim.

İyi şeyler yapmadınız mı? Bakın bunu üzerine basa basa defaatle, tekrar söylüyoruz. Elbette ki bu ülkenin tanışmadığı, görmediği, bugüne kadar olmadığı değişik alanlarda çok ciddi manada, özellikle sağlık alanında iyi şeyler yaptığınızı biliyoruz ve bunları söylüyoruz. Mesela sağlığı tek çatı altında toplamak, Sosyal Güvenlik Kurumunu tek çatı altında toplamak önemli yaptığınız şeylerden bir tanesi ama burada, daha ileriki yıllardaki kayıplarımızın ve kazançlarımızın ne olduğu noktasına baktığımızda, iyileşen birçok şeyin,sağlıkta özellikle hepimiz için çok önemli olan kaliteyi giderek düşürdüğünü hepimizin görmesi lazım.

Bir 112 sistemi kurdunuz. Ben, eskiden Mersin’in Gülnar ilçesinde hekimlik yaparken oradaki acil bir hastayı ambulansa koyup gönderiyordum, şimdi gönderemiyorum. Oradaki hekim arkadaş, yok “Şurayı ara, kabul edildi mi…” Adam trafik kazası geçirmiş, beyin kanaması geçiriyor; onu oradan alıp başka bir yere nakletmek için saatlerce bekletilip ölen insanlar biliyorum. Bunların vebalinin, maalesef bu uygulamaları hayata geçiren bu iktidarın sırtında olduğunu da hepinizin bilmesini isterim.

Sağlıkta zaten yeteri kadar aynı şeyleri tekrar etmekten artık usandığımızı ifade etmek isterim. Muayene katılım payları, ilaç yüzdesi, jenerik farkları, reçete parası, o parası, bu parası derken, şimdi yeniden bir de ilaçlara taban fiyat uygulama getirerek, bundan geri kalan kısmını vatandaşın cebinden telafi etmeye kalkıyorsunuz. Yani, sağlıkta bir taraftan iyileştirme yapalım derken, kaliteyi düşürdüğünüz sürece, bu paraların anlamı şudur ki biz bu paraları sokağa atıyoruz.

Bakın, Tam Gün Yasası’nda bazı şeyleri konuştuk. Üniversitedeki eğitim kadrolarının, üniversitedeki öğretim kadrolarının bu ülkenin sağlığına yıllarca hizmet edecek olan hekim yetiştirilmesi noktasında bir yanlış içerisinde olduğunu ifade ettik.

Şununla övünmeyelim: Türkiye'de sağlık çalışanlarının yetersiz olduğunu, hekim sayısının az olduğunu, hemşire sayısının az olduğunu, yetmediğini biliyoruz ama öyle bir istatistikle geliyoruz ki buraya, diyoruz ki: “2,3 oranından aldık, kişilerin yıllık hastaneye gitme sayısını 8,2’ye çıkarttık, ulaştırmayı kolaylaştırdık.” İyi, güzel, kolaylaştırdınız da, Avrupa ülkelerine göre bizde daha az sayıda olan hekim sayısıyla hekimlerin daha çok hastayı görmesini siz bir iyileştirme olarak mı düşünüyorsunuz? Bu bir iyileştirme değil ki! Yılda 1 defa gitsin, 2 defa gitsin ama gittiğinde derdine derman bulsun. Koruyucu hekimliğe de mutlaka öncelik verelim. Gerçekten, tedavi edici hekimliğe ayrılan, bu ülkenin ciddi manadaki bütçesini, bir şekilde, kalitesiz bir şekilde, niteliksiz bir şekilde heba ediyoruz. Bu uygulamadan bir an önce vazgeçip ayağı yere basan, etkin, ulaşılabilir, kaliteli, sağlıklı bir hizmet sunma gayreti içerisinde olalım diyorum. Kaliteyi yükseltmezsek, niteliği artırmazsak daha bütçede çok fazla paralar harcarız. Bunun da ne bu iktidara ne bu millete ne de bu vatandaşa hayrı olur diyorum.

Sabrınızdan dolayı teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ AVRUPA BÖLGE OFİSİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYEDE BİR DSÖ ÜLKE OFİSİ KURULMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN

TASARISI

MADDE 1- (1) 17 Haziran 2013 tarihinde Kopenhag’ta imzalanan “Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye’de Bir DSÖ Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşma’nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiyede Bir DSÖ Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

192

 

 

Kabul

:

191

 

 

Ret

:

1

(x)

 

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, 7’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/391) (S. Sayısı: 31)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da görüşmelerde komisyon bulunamayacağı anlaşıldığından, sözlü soru önergeleri ile alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 21 Ekim 2014 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.00



(x)  578 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.