TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                   2’nci Birleşim

                                                                                          2 Ekim 2014 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı'nın, 24’üncü Dönem Beşinci Yasama Yılının ülkemize, milletimize ve tüm milletvekillerine hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin konuşması

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz'ın, sınır güvenliğine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in, Beşinci Yasama Yılına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Diyarbakır’ın 7 ilçe belediyesindeki eş başkanlık uygulamasıyla ilgili Diyarbakır 3. İdare Mahkemesinin verdiği yürütmenin durdurulması kararına ilişkin açıklaması

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Adana eski milletvekili Recai Yıldırım’ın vefatına ilişkin açıklaması

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde muhalefet parti temsilcilerinin konuşmalarından sonra mı Genel Kurula geleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Manisa Milletvekili Recai Berber’in, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığı tarafından 29-30 Eylül 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenmiş olan Ekonomik ve Parasal Birlik, İstikrar, Koordinasyon ve Denetim Antlaşması’nın 13’üncü maddesiyle ilgili Parlamentolar Arası Konferans’a katılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı başkanlığında siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan toplantıda alınan 20/8/2014 tarihli karara ilişkin tezkeresi (3/1581)

2.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşik Meksika Devletleri Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesine ilişkin tezkeresi (3/1582)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin, 23-25 Eylül 2014 tarihlerinde Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de düzenlenecek olan RACVIAC-Karar Almada Mutabakat: Strateji ve İkilem Semineri'ne katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1583)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonundan bir heyetin, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca düzenlenecek Tarım, Endüstriyel Kalkınma ve Küçük-Orta Ölçekli Teşebbüsler Komitesi Başkanları Toplantısı’na katılmak üzere 26-27 Ekim 2014 tarihleri arasında İtalya’nın başkenti Roma’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1584)

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve İzmir Milletvekili Mahmut Rıza Türmen’in, 13-14 Ekim 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek olan Temel Haklar Komiteleri Başkanları Toplantısı’na katılmalarına ilişkin tezkeresi (3/1585)

6.- Başbakanlığın, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair tezkeresi (3/1580)

 

 

B) Önergeler

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliği ve Komisyon Başkanlığı ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/199)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve 21 milletvekilinin, zorunluluk hâlindeki askerlik yükümlülüğü kapsamındaki sıkıntıların ve yasal mevzuatta yapılabilecek değişikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1058)

2.- HDP Grubu adına Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in, Şırnak’ın Güçlükonak (Basa) ilçesine bağlı Yağızoymak köyünde 1993 yılında korucu ve askerler tarafından 3 köylünün öldürülmesi olayının ve bölgede geçmiş dönemlerde yaşanan faili meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1059)

3.- HDP Grubu adına Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in, ülkemizde yaşanan çatışma ve şiddet ortamına son verilebilmesi ve barış sürecine ışık tutması açısından dünya ülkelerinin müzakere süreçlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1060)

D) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

2.- Başkanlıkça, Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 60 milletvekilinin vermiş olduğu Genel Kurulun 6/8/2014 tarihli 130’uncu Birleşiminde okutulan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılmasına dair (9/10) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Sinop Milletvekili Engin Altay ile Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin vermiş olduğu Genel Kurulun 12/8/2014 tarihli 131’inci Birleşiminde okutulan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında verilen (11/37) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin konusuz kaldığından işlemden kaldırıldığına ilişkin duyuru

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı gerekli tedbirleri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek amacıyla Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmete bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 14 Ekim 2014 Salı günkü birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmemesine ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi’nin gündeme alınmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında

X.- OYLAMALAR

(3/1580) Başbakanlığın, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair tezkere'nin oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, bir araştırma komisyonu raporundaki önerilere ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın cevabı (7/47785)

2.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, esnaf ve sanatkârların sorunlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli'nin cevabı (7/47832)

3.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in, Soma'daki esnafın sorunlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli'nin cevabı (7/47833)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, patent hukuku ile ilgili girişimcilerin bilinçlendirilmesi adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın cevabı (7/48323)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, BİT sektöründeki vergi oranlarının düşürülmesi adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/48440)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Sakarya Nehri'nden İstanbul'a yapılan içme suyu ikmaline,

Park Orman ve Hacet Deresi Tabiat Parkının imara açılması kararına,

Orman yangınları ve orman işletme müdürlükleri ile ilgili çeşitli hususlara,

2002 - 2014 yılları arasında Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşlar personelinden maaşında icra takibi ve haciz olanlara,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/48494), (7/49077), (7/49377), (7/50929)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, teşvik kapsamındaki illere yapılan yatırımlara ve bu illerde kurulan organize sanayi bölgelerine ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın cevabı (7/48590)

8.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın, Soma Maden Faciasından ekonomik anlamda etkilenen bölgelerdeki esnaf ve sanatkârlara kredi desteği sağlanmasına ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın cevabı (7/48591)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında TBMM ile bağlı kurum ve kuruluşlarınca satın alınan eğitim hizmetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/48670)

10.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz'ın, bir SGK il müdürlüğü tarafından bazı vatandaşların emekliliklerinin iptal edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/48932)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, sağlık turizmindeki yatırımcılar ile işletmelerin mali yüklerinin azaltılması konusunda yürütülmekte olan çalışmalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/49065)

12.- Manisa Milletvekili Sakine Öz'ün, Manisa'nın ilçelerinde sağlanacak KOSGEB kredisine ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın cevabı (7/49496)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında gerçekleştirilen akaryakıt ürünleri harcamalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/49550)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında vergiye tabi olmayan kimselerden satın alınan mal ve hizmetlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/49552)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Diyarbakır'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Çankırı'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Bitlis'te tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Bingöl'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Bilecik'te tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Bayburt'ta tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Batman'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Aksaray'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Ağrı'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Adıyaman'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Kastamonu'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Kars'ta tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Karaman'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Iğdır'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Hakkâri'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Gümüşhane'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Erzurum'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Elâzığ'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Düzce'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Nevşehir'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin sayısına ve borçlarına,

Siirt'te tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına,

Rize'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına,

Osmaniye'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına,

Şanlıurfa'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına,

Van'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına,

Şırnak'ta tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına,

Yozgat'ta tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına,

Karabük'te tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin borçlarına,

Kilis'te tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin borçlarına,

Kırıkkale'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin borçlarına,

Kırşehir'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin borçlarına,

Kütahya'da tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin borçlarına,

Mardin'de tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin borçlarına,

Muş'ta tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanan abonelerin borçlarına,

İlişkin soruları ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/49920), (7/49921), (7/49922), (7/49923), (7/49924), (7/49925), (7/49926), (7/49927), (7/49928), (7/49929), (7/49931), (7/49932), (7/49933), (7/49934), (7/49935), (7/49936), (7/49937), (7/49938), (7/49939), (7/49943), (7/49945), (7/49946), (7/49947), (7/49948), (7/49949), (7/49950), (7/49951), (7/50168), (7/50169), (7/50170), (7/50171), (7/50172), (7/50173), (7/50174)

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında yapılan yemek ve ikram hizmetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/50487)

17.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın'ın, Gaziantep'te tır parkı olarak kullanılan boş bir arazide kaçak akaryakıt satışı yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli'nin cevabı (7/50619)

2 Ekim 2014 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı'nın, 24’üncü Dönem Beşinci Yasama Yılının ülkemize, milletimize ve tüm milletvekillerine hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sevgili çalışanları ve sayın basın emekçileri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Dönem Beşinci Yasama Yılının başlangıcında sizleri saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz dönem, yoğun bir gündemle ve hepimizin ortak gayretleriyle yürüttüğümüz önemli çalışmalarla geçti. 10 Eylül 2014 tarihinde sona eren Genel Kurulumuz, çok kısa bir ara vererek, çalışmalarına kaldığı yerden devam etmek üzere bugün yeniden toplandı. Yeni çalışma yılımızın yasama ve denetim faaliyetlerimiz açısından verimli geçmesini diliyorum. Benimseyeceğimiz üslubun demokratik anlayış ve kurallar çerçevesinde, sorumluluğun bilincinde, karşılıklı hoşgörü ve saygı temelinde şekilleneceğine yürekten inanıyorum.

Sayın milletvekilleri, bugün itibarıyla, terörün yarattığı bir insanlık dramı yaşanıyor. Gördüğümüz fotoğraflar, aldığımız haberler canımızı acıtıyor, yüreğimiz daralıyor. Türkiye’nin, ülkemizin, bu insanlık dramına seyirci kalması düşünülemez. Çünkü, Türkiye’nin, inancı, etnik kimliği, düşüncesi ne olursa olsun, her zaman mağdurun ve mazlumu yanında olmak gibi bir zorunluluğu ve sorumluluğu vardır. İnancım odur ki Gazi Meclis içinde hiç kimsenin terörün yanında olabilmesi asla mümkün değildir. Her şey barış içinde olmalı, her şey kardeşlik hukukunun gereklerini yerine getirmek olmalı ve aynı yürekle teröre karşı durulmalı.

Sayın milletvekilleri, bu vesileyle Meclisimizin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm başkanlarımızı saygıyla anıyorum, Meclisimizde görev yapan devlet ve siyaset adamlarını saygıyla selamlıyorum, hepimizin ağabeyi Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nu sevgiyle anıyorum ve yüce Meclisimizin Beşinci Yasama Yılının ülkemize, milletimize ve tüm milletvekillerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana’nın sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Ali Halaman’a aittir.

Buyurun Sayın Halaman. (MHP sıralarından alkışlar)

Son yasama yılımızın ilk konuşmacısı Sayın Ali Halaman.

Buyurun.

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz sessizlik rica ediyorum, lütfen.

ALİ HALAMAN (Devamla) – Adana’nın ve ilçelerinin sorunlarını gündeme getirmek için söz aldım. Önce, söz veren Başkanımıza teşekkür ederim, hepinizi, milletimizi saygı ve sevgiyle selamlarım.

Yine, hafta sonu aramızdan ayrılan, Adana’da iki dönem milletvekilliği yapan, Milliyetçi Hareket Partisinden dava arkadaşımız Recai Yıldırım’a Hakk’a kavuşması nedeniyle Cenab-ı Hak’tan rahmet dilerken kederli ailesine de başsağlığı diliyorum.

Şimdi, Adana, uzun dönem Türkiye’de çok önem arz eden, bu memleketin en iyi, en değerli, en toplu, sanayisi, tarımı çok yükseklerde olan bir ildi ama son zamanlarda, özellikle Hükûmetin politikasından kaynaklanan ve son gelişmelerden dolayı Adana sanki dışarıdan işgal edilmiş gibi yani fukaralığı yaşayan, fukara insanların olduğu yerde sorunların çok olduğu, problemlerin çok olduğu ve cami önlerinde, sokak aralarında, caddelerde, trafikte “Yok mu bana yardım eden?” diyen insanların yığın yığın yoğunlaştığı ve her karesinde, her kademesinde şiddeti içeren, emeği yok sayan, alın terini kabul etmeyen dolayısıyla yolu olmayan, suyu olmayan köylerine tankerle su çekilen ve tarımda düşüşü yaşayan ve tarımdan dolayı üretimin azaldığı yani bugünün şartlarında domates fiyatlarının bile 3 lira, 4 lira olduğu bir Adana. Bundan dolayı Adana’yla ilgili, ilçelerle ilgili zaman zaman  burada gündeme getirdiğimiz, soru önergesi verdiğimiz, kanun teklifi verdiğimiz bir sürü ekonomik ve sosyal konular olmakla beraber bu Hükûmet tarafından bir tanesini icra hâline getiremedik. Bir misal vereceğim: Adana’nın Kozan ilçesi  var, arası 55 kilometre. “Yeni bir yol yaptık.” denildi.  Üç yıldır çok sık olağanüstü kazalar olmasına rağmen  bir ışıklandırmasını, kavşağını yaptıramadık.

Yine, Kozan’ın uzun süre tarımsal beslemesini yapan tarımsal amaçlı sulama dediğimiz barajın önüne  bir HES kurarak, HES… Şimdi, doğal gazın, mazotun, elektriğin yüzde 9 niye zamlandığı bunlarda yatıyor. O baraj tarımsal sulama amaçlı baraj olmasına rağmen önüne elektrik üretimiyle ilgili küçük bir HES kuruyor. Kim kuruyor? Mevcut siyasetin yanında duran, önünde duran insanlar. Kış yağmurlu geçiyor, akarsular akıyor ama barajın suyu hiç kesilmediği için tarımsal amaçlı baraj yok oluyor ve Adana topraklarında, Kozan’da -hiç kimse- ikinci ürün ekmeye müsaade etmiyor. Dolayısıyla, ikinci ürün, sebzede, yaş meyvede bir üretim olmadığı için… Kendi bölgenizde belki marketlere gitseniz, manavlara gitseniz domatesin kilosu 3 lira; yaş meyve, sebze fiyatları almış başını gidiyor. Gerekçesi: Bu üretimin olmayışından, iklim şartları, kuraklık… Belki ilave söyleyebilecek sözlerimiz var ama Türkiye’deki tarımın aşağı çekilmesinden kaynaklanan sıkıntıdan oluyor. Bundan dolayı, köylerindeki içme suları kurumasına rağmen tankerle, taşımayla su taşınarak insanların ihtiyaçları karşılanmaya zorlanan bir Adana, bütün yolları sanki Suriyeliler tarafından “çadır kent” diyerek işgal edilmiş bir Adana. Eğer bu gelenlere yardımcı olamıyorsanız, fiziki şartlarını oluşturamıyorsanız içinde yaşayan Adanalıya “Sen çek git, buraya başkaları gelecek.” demenin ne anlamı var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ HALAMAN (Devamla) - Bu Hükûmetin bu politikalardan vazgeçmesini, ciddi, rasyonel, mantıklı bir ekonomik modeli çağdaş bir anlayışla getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaman.

Sayın milletvekilleri, uğultu hâlinde gürültü geliyor, bu, konuşmacıya da saygısızlık, dinleyenlere de saygısızlık oluyor, lütfen rica ediyorum, bu ikazı tekrarlamama neden olmayınız.

Gündem dışı ikinci söz, sınır güvenliğiyle ilgili söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Refik Eryılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Eryılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz'ın, sınır güvenliğine ilişkin gündem dışı konuşması

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sınırlarımızda yaşanan güvenlik sorunuyla ilgili olarak -şahsım adına- gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Birazdan terör gruplarına karşı mücadele etme adı altında Suriye ve Irak’a asker göndermek dâhil, bunları da içeren bir tezkereyi oylayacağız. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bu tezkerenin kabulü ve askerlerimizin Suriye ya da Irak’a gönderilmesi hâlinde telafisi ve geri dönüşü mümkün olmayan bir yola girileceğini burada ifade etmek istiyorum. Küresel güçler, bu tezkereyle Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Türkiye'yi karıştırmak ve bölmek isteyen bu güçler, Türk ordusunu bir şekilde Orta Doğu bataklığına çekmeye çalışmaktadır. Bu tezkerenin kabulüyle birlikte Türkiye'nin birtakım provokatif eylemlere de maruz kalabileceği konusunda Hükûmeti uyarmak istiyoruz. Başbakan Davutoğlu, CHP’nin tezkereye ret oyu vermesi hâlinde IŞİD’e destek veren bir parti konumuna düşeceğini buyurmuştur. Hani bir söz vardır: “Dinime küfreden Müslüman olsa.” Davutoğlu’nun bu açıklamasını biz hiçbir şekilde ciddiye almıyoruz çünkü üç buçuk yıldır IŞİD dâhil Suriye’de mücadele eden bütün silahlı muhalif gruplara açıkça destek veren bugünkü AKP Hükûmetidir.

Değerli milletvekilleri, Davutoğlu’nun bu açıklamasını biz, âcizliğin ve tükenmişliğin bir dışa vurumu olarak değerlendiriyoruz. AKP Hükûmeti, özellikle son üç buçuk yılda uyguladığı yanlış dış politikanın günahlarına ve yanlışlarına Cumhuriyet Halk Partisini ortak etmenin çabası içindedir. Biz, bu kirli politikalara, Suriye’de ve Irak’ta işlenen suç ve günahlara asla alet olmayacağız. Hükûmetin “Suriye yönetimini devireceğim.” diye üç buçuk yıldır IŞİD dâhil Suriye’de savaşan radikal, köktenci, selefi gruplara silah dâhil her türlü lojistik desteği sağladığını, koruyup kolladığını, çatışmalarda yaralanan militanları devlet hastanelerimizde tedavi ettirdiğini, beş yıldızlı otellerde ağırladığını çok iyi biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi bütün bu iş birliği ve dayanışma ortada iken, Hükûmet çıkmış sözüm ona “Suriye’de IŞİD’le mücadele edeceğim.” diye önümüze tezkereyi getiriyor. Adana’da ve Reyhanlı’da durdurulan tırlarda Suriye’de savaşan gruplara nasıl füze ve bombaların gönderildiğine ilişkin hazırlanan iddianameyi, bununla ilgili mahkeme kayıtlarını inceleyen oldu mu? Bize “Hükûmetin Suriye’de mücadele veren ya da savaşan terör gruplarına destek verdiğine ilişkin elinizde belge var mı?” diyorlar, biz de “var” diyoruz. Bu belgelerin tamamı da resmîdir. Gidin, Reyhanlı’da ve Adana’da durdurulan tırlarla ilgili hazırlanan iddianamede ilgili tarafların, şoförün ve diğer tanıkların beyanlarını bir okuyun. Orada, bu tırlarda füzelerin taşındığı açıkça mahkeme kayıtlarına girmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu, sadece mahkeme kayıtlarına girmedi. Hatay Valisi, şu  anda Emniyet Genel Müdürü yaptığınız Celalettin Lekesiz’in İçişleri Bakanlığına göndermiş olduğu bir rapor var. Bu rapor basına yansıdı ama bu raporu bugüne kadar ne Sayın Valimiz ne de hiçbir Hükûmet yetkilisi reddetmedi. Bu raporda IŞİD’in bölgemizi ve ülkemizi nasıl açıkça kullandığı, nasıl organize olduğu, hangi sınırımızdan hangi köyümüzden giriş yaptığı ve ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğu açıkça ifade edilmiştir. Biz bunları söylediğimizde bizi Baasçı ilan ettiler. Oysa geldiğimiz noktada Türkiye’nin çok ciddi bir terör tehdidiyle karşı karşıya kaldığını ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eryılmaz.

Gündem dışı üçüncü söz, Beşinci Yasama Yılı nedeniyle söz isteyen Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç’e aittir.

Buyurun Sayın Bilgiç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

3.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç'in, Beşinci Yasama Yılına ilişkin gündem dışı konuşması

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Dönem Beşinci Yasama Yılı münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Beşinci Yasama Yılının ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz ve bizler, milletvekilleri için hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, başarılı bir çalışma yılı diliyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – Torba kanun var mı?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Şimdi geliyor, biraz sabredeceksiniz Sayın Çam.

Doksan dört yıl önce kurulduğu 23 Nisan 1920’den bu tarafa millî iradenin simgesi ve temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Büyük Önder Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ilkesi doğrultusunda ülkemize ve milletimize hizmet etmektedir. Bu yüce Meclis, aziz milletimizin faziletine yürekten inandığı ve her türlü iç ve dış müdahalelere maruz kalan demokrasimizi yaşatmada ve daha da geliştirmede en büyük teminatı teşkil etmektedir. Meclisimiz milletimize, ülkemize ve demokrasimize ait tüm meselelerin tek çözüm yeridir. Meclisin ve millî iradenin dışındaki her türlü arayış ve vesayet sistemleri ülkemizi karanlıklara taşımaktan başka bir işe yaramamıştır. Sorunlara siyasetin ve Meclisin dışında çözüm aranması millî iradeye saygısızlıktır ve kabul edilemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz ve milletimizin demokratik hayatının daha da güçlendirilmesi, özgürlük alanlarımızın genişletilmesi ve kardeşlik hukukumuzun daha da güçlendirilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde, milletimizin refah seviyesinin yükseltilmesinde ve ülkemizin ekonomik ve siyasi açılardan daha da güçlendirilmesinde Meclisimize büyük görev düşmektedir. Umuyorum ki yeni sivil anayasa çalışmalarımız da yüce Meclis tarafından en kısa sürede sonlandırılacak ve ülkemiz ve milletimiz darbe dönemi Anayasa’sından kurtarılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, milletimize doğrudan hesap verme sorumluluğu ve zorunluluğu, anayasal kurumlar içerisinde sadece siyaset kurumuna, siyasi partilerimize ve biz milletvekillerine düşmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde, önümüzde bekleyen sorunlara acil çözüm oluşturmak adına yasama süreçlerindeki kaliteyi artırmak da en önemli sorumluluk alanlarımızdan bir tanesi olmalıdır. Bunun için Meclis çalışmaları esnasında karşılıklı sevgi, saygı, nezaket ve hoşgörüyü en üst seviyeye çıkartmamız gerekmektedir.

Aynı şekilde, yasama süreçlerindeki kaliteyi daha yukarı seviyelere çıkartmak için Meclis İç Tüzük çalışmalarının süratle tamamlanması gerektiğine olan inancımı sizlerle paylaşmak isterim.

Sayın Çam, torba yasa buradaydı.

Yeni iç tüzükle beraber, zaman zaman yaşanan gerginliklerin de minimize edilebileceğine yürekten inanıyorum.

Bir kez daha yeni yasama yılının ülkemiz, milletimiz, bizler ve tüm Meclis çalışanları için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, huzurlu ve hayırlı çalışmalar diliyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçmeden önce sisteme giren grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Buyurun Sayın Buldan.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Diyarbakır’ın 7 ilçe belediyesindeki eş başkanlık uygulamasıyla ilgili Diyarbakır 3. İdare Mahkemesinin verdiği yürütmenin durdurulması kararına ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi, Diyarbakır’ın 7 ilçe belediyesindeki eş başkanlık uygulamasıyla ilgili yürütmenin durdurulmasına karar verdi. 3. İdare Mahkemesi Çınar, Hani, Silvan, Bismil, Lice, Sur ve Bağlar ilçe kaymakamlıklarının belediye meclislerince alınan Eş Başkanlar Çalışma Yönetmeliği Kararı’nın iptali ve yürütmesinin durdurulması yönündeki başvuruyu değerlendirdi ve mahkeme, yaptığı incelemenin ardından eş başkanlık uygulamasının hukuka uygun olmadığını kararlaştırdı.

Fakat biz şunu ifade etmek istiyoruz: Parti olarak eş başkanlık sistemini zaten fiilen uygulayan bir partiyiz. Nitekim, demokratikleşme paketinde de Mecliste kabul edilen bir sistemdir ve biz katılımcı demokrasiyi esas alıyoruz. Bunun gereği olarak, toplumun dinamiklerinin belediye meclisinde, yönetiminde ve bütçede uygulanmasını isteyen siyasal anlayıştan geldiğimizden yaşamın cereyan ettiği her yerde toplumun kendi kendini yönetmesine fırsat veriyoruz. Dolayısıyla, Türkiye genelinde merkeziyetçiliği aşamıyorsak hiç olmazsa katılımcı demokrasinin gereğini yerine getirmek gerektiğine inanıyoruz.

Yasalar toplumun gerisindedir. Toplumun temel esas alanı meşru olanıdır ve bu yüzden eş başkanlığı uygulamaya aldık. Bu uygulamadan da vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha bu mikrofondan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Halaçoğlu, buyurun.

 

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun, Adana eski milletvekili Recai Yıldırım’ın vefatına ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İki dönem milletvekilliği yapan Genel Başkan Yardımcımız Recai Yıldırım Bey geçen cumartesi Hakk’ın rahmetine kavuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunu dile getirmek istedim. Allah rahmet eylesin, Allah kalanlara sağlık, afiyet versin.

BAŞKAN – Biz de kendisine rahmet diliyoruz.

Başka konuşma yok.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Manisa Milletvekili Recai Berber’in, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığı tarafından 29-30 Eylül 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenmiş olan Ekonomik ve Parasal Birlik, İstikrar, Koordinasyon ve Denetim Antlaşması’nın 13’üncü maddesiyle ilgili Parlamentolar Arası Konferans’a katılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı başkanlığında siyasi parti grup başkan vekilleriyle yapılan toplantıda alınan 20/8/2014 tarihli karara ilişkin tezkeresi (3/1581)

                                                                                                      01/10/2014

                        Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığı tarafından 29-30 Eylül 2014 tarihlerinde İtalya'nın başkenti Roma'da düzenlenmiş olan Ekonomik ve Parasal Birlik İstikrar, Koordinasyon ve Denetim Antlaşması'nın 13’üncü maddesiyle ilgili Parlamentolar Arası Konferansa Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Manisa Milletvekili Recai Berber'in katılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı başkanlığında siyasi parti grup başkan vekilleri ile yapılan toplantıda alınan 20 Ağustos 2014 tarihli Karar, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 11'inci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                    Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Başbakanlığın kanun tasarısının geri alınmasına dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

2.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşik Meksika Devletleri Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesine ilişkin tezkeresi (3/1582)

                                                                                                      18/9/2014

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi:    13/6/2014 tarihli ve 31853594-101-974-2639 sayılı yazı.

İlgide kayıtlı yazımız ekinde Başkanlığınıza sunulan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşik Meksika Devletleri Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim.

                                                                                     Ahmet Davutoğlu

                                                                                           Başbakan

BAŞKAN – Dışişleri Komisyonunda bulunan tasarı Hükûmete geri verilmiştir.

Komisyondan bir istifa önergesi vardır, okutuyorum:

 

B) Önergeler

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliği ve Komisyon Başkanlığı ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/199)

                                                                               02/09/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Grup Genel Kurulumuzun 01/09/2014 Pazartesi günü yaptığı seçimlerde Grup Başkan Vekili seçilmem nedeniyle Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyeliğinden ve Komisyon Başkanlığından, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Bilgilerinize arz ederim.

                                                                               Mehmet Naci Bostancı

                                                                                         Amasya

                                                       AK PARTİ Grup Başkan Vekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına dair üç önerge vardır, okutuyorum:

 

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve 21 milletvekilinin, zorunluluk hâlindeki askerlik yükümlülüğü kapsamındaki sıkıntıların ve yasal mevzuatta yapılabilecek değişikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1058)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tarihî, sosyolojik ve hukuki arka planı dikkate alındığında geçerliliğini ve işlevselliğini tartışabileceğimiz, zorunluluk hâlindeki askerlik yükümlülüğü kapsamındaki sıkıntıların tespiti, yasal mevzuatta yapılabilecek değişikliklerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederim.

1) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Leyla Zana                                                           (Diyarbakır)

8) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

18) Erol Dora                                                           (Mardin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

18’inci Yüzyılda sınırlarını nispeten belirginleştiren, ulus devlet niteliği ile yönetim ve idarede merkezi boyut kazanan oluşumlar yeni bir dünya yaratmıştır. Zamanın ve şartların dayattığı değişimlere direnen veya olgunlaşan gerçekliği hayata uygulamakta geciken Osmanlı, bedelini çok ağır ödemiştir. İhtişamını sınırları ile ihya eden ve askerî başarılarıyla cihanı âdeta tek başına yöneten dev imparatorluk, gelişmelere gereken uyumu gösterememiş ve yalnızlaşmıştır. Açık bir hedef hâline de gelen Osmanlı, artık yeni dünya için ölmesi beklenen bir adam değeri taşımaktadır.

Ulusun örgütlenmesi adına ideolojik bir araç olarak kullanılan zorunlu askerlik uygulaması, yenilik isteyen kimi reform hareketleriyle bölünme yaşamıştır. Bu durum Osmanlı'da Islahat Fermanı’yla gayrimüslimler için askerlik hizmetinin bedelli olması talebinde kendini göstermiş ve bu hak tanınmıştır. Bu talep daha sonraları, çoğunlukla Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını gören Avrupa toplumları için askere katılma haz ve isteklerinin eksilmesi sebebiyle artık kimi grupları muaf tutmak ile değil, askerlik hizmetinin ifasında gerekli azim ve isteği duyan kişilerce icra edilmesinde vücut bulacaktır. Ulus devletleşme sürecinde kendini hissettiren ciddi sınır kaygıları zorunlu askerlik uygulamasını anlaşılır kılarken bu sürecin kendi koşullarında tamamlanması, söz konusu uygulamanın yığınla askerî ihtiyaç doğuran hangi yoğun sürecin nesnesi olarak gördüğü akli ve vicdani muhasebenin sonrasında netlik kazanacaktır.

Tarih, bir toplumun kendi gerçekliğini ve bu anlamda siyasi tercih ve çizgilerini sorgulama noktasında öğrenilmesi birinci dereceden önem arz eden akademik bir alandır. Dolayısıyla "Kendi tarihinden ders çıkarmasını bilmeyen bir toplum, geleceğini de göremez." çıkarımı, haklı ve bilimsel bir tespittir.

Kurtuluş Savaşı, tarihî ve anıları itibariyle resmî söylem ve törenlerle ritüel hâli alacak ya da şovenist söylemlere indirgenecek bir dönem değildir. Genel siyasetin güvenlik eksenli politik geleneğin yatıştırıcı hapı niteliği kazanmış tutumuna konu edilen bu dönem, yoksul uğurlanan ve yalnız ölen evlatların nişanesi sayılabilecek bir hesap değildir. Cephede kaybettikleri eşlerinin acısına onlarsız büyüttükleri evlatlarının acısını da ilmekleyen kadınların şanlı tarihten payelerini çoktan aldıklarını düşünmekteyim. Devlet ideolojisini ayakta tutmak adına dine dair, savaşa dair ne kadar ayrıcalıklı ön kabul varsa dişlilerine eklemekte sakınca görmeyen bu mekanizma virajlarını tüketme noktasına gelmiştir.

Erkek, şiddet mefhumunun karakter oyuncusudur. Fakat kişinin mizacı, fikri ve kanaatleri gereği katlanamayacağı disiplin ve çatışma ortamında bulunmasının psikolojik birtakım sorunları da beraberinde getirdiği, soru önergemin de konusu olmuştur. Bu açıdan disiplinin kişiye münhasır özel muamelelerle uygulanması, sorunun daha da fazla tırmanmasına ve neticenin travmatik ve trajik bir şekilde sonuçlanmasına sebep olmaktadır.

Zorunlu askerlik uygulamasının geleneksel kaygılar bir tarafa bırakılarak gerek dünyadaki örneklerinin araştırılması gerekse savunma harcamalarının tetkik ve tespit edilmesi suretiyle kaydedilecek tasarrufun diğer millî menfaatlere aktarılması yasama organı olan TBMM'nin vazifesidir. Yapılacak düzenlemenin önünde yasal hiçbir engelin olmadığını, demokratik ortam dâhilinde kurumların revize edilmesi ihtiyacını samimiyetle ifade etmemde vesile olan bu talebin ehemmiyeti yasal mevzuatta yapılabilecek değişikliklerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını gerektirmektedir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, on dakika ara vermek zorundayım çünkü ses tesisatında bir problem var, onun düzeltilmesi gerekiyor.

Kapanma Saati: 15.29

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Diğer araştırma önergelerini okumaya devam ediyoruz.

 

2.- HDP Grubu adına Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in, Şırnak’ın Güçlükonak (Basa) ilçesine bağlı Yağızoymak köyünde 1993 yılında korucu ve askerler tarafından 3 köylünün öldürülmesi olayının ve bölgede geçmiş dönemlerde yaşanan faili meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1059)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Tutuklu Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın talebi üzerine Şırnak'ın Güçlükonak (Basa) ilçesine bağlı Yağızoymak köyünde 1993 yılında korucu ve askerler tarafından öldürülen 3 köylünün faillerinin bulunması, olayda sorumluluğu bulunanların cezalandırılması ve olayın açığa çıkartılarak bölgede geçmiş dönemlerde yaşanan faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına yönelik olarak Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

                                                                             İdris Baluken

                                                                     HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe

Kürt sorunu geçtiğimiz son yüzyılın ve günümüzün en büyük sorunlarından biri olarak karşımızda duruyor. Bu sorunu demokratik ve barışçıl yollarla çözmek yerine savaşı ve güvenlikçi konsepti tercih eden iktidarların politikalar neticesinde Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı bölge illeri başta olmak üzere Türkiye genelinde savaş bütün yakıcılığıyla insanları etkiledi. Sorunu askerî yöntemlerle çözmeye çalışan hükûmetlerin uyguladığı bu politikaların en ağır bedelini ise Kürt halkı ödedi. Özellikle Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde bir "güvenlik" önlemi olarak uygulamaya geçirilen OHAL döneminde binlerce yurttaş faili meçhul cinayetlere kurban gitmiştir. Kürtler üzerinde on yıllardır uygulanan inkârcı ve asimilasyonist politikalar binlerce insanın ölmesine, birçok köyün boşaltılmasına, binlerce insanın yaşadığı coğrafyadan kopartılarak göç ettirilmesine neden olmakla beraber bu politikalar günümüzde de hâlen devam etmektedir.

1990'lı yıllar bu politikaların en şiddetli hissedildiği dönemdir. Bu dönemde insanlar köylerinden, evleri, iş yerlerinden alınıyor, sokaklarda yakalanıp kaçırılıyor, kimilerinden bir daha haber alınamıyor, bazılarının ise cansız bedenleri yol kenarlarında bulunuyordu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş de dağlarda da yoğun çatışmaların olduğu bu sürece "topyekûn savaş" diyordu. İşte bu topyekûn savaş döneminde 17.500 faili meçhul cinayet yaşanmıştır. Bununla birlikte hak ve adalet arayışları hâlen devam eden binlerce aile, yitirdikleri yakınlarının değil faillerinin bulunması, başına gidecek bir mezar taşına bile sahip değildir. Bu mağduriyetin sorumlularının bir an önce yargı önüne çıkartılması ve cezalandırılması bir nebze de olsa yaşanan bu acıları hafifletecektir.

Yaşanan binlerce olaydan biri de 1993 yılında Şırnak'ın Güçlükonak (Basa) ilçesine bağlı Yağızoymak köyünde yaşandı. Köyde askerler ve korucular tarafından gözaltına alınan 3 köylü bir uçurumdan atılarak katledildi. Görgü tanıklarının verdikleri bilgiye göre, 1993 yılında asker ve korucuların, havadan ve karadan gerçekleştirdikleri operasyonda köyleri olan Hirareş'e girdi. Anlatımlara göre, bütün köy halkı okulun bahçesindeki meydanda iki gün boyunca bekletilip işkenceye maruz kaldı. Yine görgü tanıklarının ifadesine göre, asker ve korucular, köylülerden Beşir Baskak, Sait Şen, Abdullah Güler ve Ahmet Güler'i bütün köy halkının gözü önünde gözaltına alıp beraberinde götürdü. Yağızoymak köyü Jandarma Tabur Komutanlığına “ifadeleri var” diye götürülen köylüler, Hirareş ve Ziving köyleri arasında bir noktada uçurumdan atılıp ve üzerlerine çatışma süsü verilerek el bombası atılır. Olay anında Beşir Baskak, Sait Şen ve Abdullah Güler ölürken, Ahmet Güler isimli köylü ise arkadaşlarının cenazesinin altına saklanarak kurtulur. Daha sonra askerlerin ve korucuların bölgeden ayrılmasını bekleyen Güler, iki saat yaralı bir şekilde Ziving köyüne ulaşarak köylülere durumu anlatır ve diğer arkadaşlarının orada öldüğünü, cenazelerin olay yerinde olduğunu söyler. Bunun üzerine köylüler olay yerine gider ve Sait Şen, Beşir Baskak ile Abdullah Güler'in cansız bedenleriyle karşılaşır. Köylüler cenazeleri alıp Yağızoymak köyü yakınlarındaki Jandarma Tabur Komutanlığına yakın bir yerde defneder.

Yapılan başvurular sonucunda Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısının talimatıyla 29 Ocak 2012 tarihinde Küpeli Dağı bölgesinde yer alan Yağızoymak Jandarma Tabur Komutanlığı yakınlarındaki dağlık alanda yapılan kazılarda elbiseleriyle birlikte aynı mezar içinde yan yana gömülmüş 3 cenaze bulunmuştur. Kazı çalışmalarını izleyen kayıp yakınları, cesetleri elbiselerinden teşhis etmiştir. Teşhis edilen kişilerden Sait Şen, Beşir Baskak ve Abdullah Güler'in yakınlarından DNA testi için kan örnekleri alındı. Bulunan kemiklerin kime ait olduğunun belirlenmesi amacıyla gerekli olan DNA testi için İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderildi. DNA testinin sonuçlanmasının ardından Sait Şen, Beşir Baskak ve Abdullah Güler'e ait kemikler torbalara konularak Cizre Cumhuriyet Savcılığı tarafından 25/9/2012 tarihinde ailelerine teslim edildi.

Yaşanan bu insanlık dışı katliamın ardından hiç kimse hakkında bir soruşturma yürütülmemiştir. Bu anlamıyla korucu ve askerler tarafından öldürülen 3 köylünün faillerinin bulunması, olayda sorumluluğu bulunanların cezalandırılması ve olayın açığa çıkartılarak bölgede geçmiş dönemlerde yaşanan faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına yönelik olarak bir Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

 

3.- HDP Grubu adına Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in, ülkemizde yaşanan çatışma ve şiddet ortamına son verilebilmesi ve barış sürecine ışık tutması açısından dünya ülkelerinin müzakere süreçlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1060)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de devam eden çatışma ortamı büyük can kayıplarına, insan hakları ihlallerine, ekonomik krize ve daha bir çok kayıplara yol açmaktadır. Sorunun şiddet yöntemleriyle çözülemeyeceğinin anlaşıldığı ülkelerde barış görüşmeleri başlatılmış ve müzakereler sürdürülmüştür. Nitekim, bu şekilde yıllarca süren çatışma ortamını sonlandırıp barışı sağlayan ülke örnekleri de vardır. Ülkemizde yaşanan çatışma ve şiddet ortamına son verebilmesi ve barış sürecine ışık tutması açısından, dünya ülkeleri müzakere süreçlerinin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   İdris Baluken

                                                                                                                                        Bingöl

                                                                                                                          HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Ülkemizin en önemli sorunlarının başında Kürt sorunu gelmektedir. Bu sorunun temeli Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde başlamakla beraber, en can yakıcı dönemi son otuz beş yıldan bu yana yaşanmaktadır. Bu dönemde, illegal örgütlerce gerçekleştirilen ve ülkenin doğu ve güneydoğusunu daha çok kapsayan eylemler sonucunda büyük can kayıpları yaşanmıştır. Bu örgütlerin başında gelen ve daha çok halk desteği sağlayan PKK (Kürdistan İşçi Partisi) 1978 yılında kurulmuş, 1984’te eylemlerine başlayarak bu eylemleri 90’lı yıllarda artırarak devam ettirmiştir. Otuz beş yıldır devam eden bu süreçte, kesin olmamakla beraber resmî açıklamalara göre, 40 binden fazla vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Doğu ve güneydoğu on beş yıl olağanüstü hâl ile yönetilmiş ve bunun sonucunda, 4.500 köy boşaltılmış, 5 milyona yakın kişi köylerinden göç ettirilmiş, 3 binden fazla kişi faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş, binlerce kişi işkence mağduru olmuş ve cezaevleri siyasi mahkûmlarla dolup taşmıştır. Bu süreçte sorunun çözümü yönünde değişik aktörlerce çözüm yolları üretilmiş fakat sorunun muhataplarınca kabul görmemiştir. Özellikle de son iki yılda çatışma ve operasyonların 90’lı yıllardan daha yoğun bir biçimde yaşanması neticesinde artan ölümler, sorunun askerî yöntemlerle çözülemeyeceğini, demokratik kanalların zorlanması gerektiğini, uzlaşma ve müzakerelerin artık acil bir biçimde yürütülmesini zorunlu kılmıştır.

Bu sorun yalnızca ülkemize özgü bir sorun değildir. Birçok ülkede, kimi zaman kültürel, kimi zaman ulusal, kimi zaman ise toplumsal taleplerle silahlı isyan başlatan örgütlerle devletler arasında uzun erimli çatışma dönemleri yaşanmıştır. Çatışma ve toplumsal ayrılıkları sona erdirmek üzere, taraflar arasında müzakere yolları denenmiş ve İngiltere-IRA örneğinde olduğu gibi, on üç yıl sürmekle beraber müzakere süreci silahların susmasını sağlamıştır. İngiltere-IRA örneği yanında, İspanya ve Bask görüşmeleri, Latin Amerika'da Meksika ile Zapatalar ve Guatemala ile URNG arasındaki müzakere süreçleri de önemlidir. Güney Afrika, Asya ülkeleri barış süreçleri de dikkate alınacak örneklerdir. Bunun yanında, Kolombiya Hükûmeti ile FARC arasında elli yıldır süren silahlı mücadelenin sonlandırılması için 5 Ekim 2012'de barış görüşmelerine başlanacağı taraflarca açıklanmıştır. Bu bağlamda, ülkemizdeki çatışmaların, ölümlerin ve acıların son bulması, barışın sağlanması açısından fayda sağlayacağı düşüncesiyle, dünya ülkelerinin uzlaşma ve müzakere süreçlerinden yararlanma, ülkemizdeki sorunun çözümü açısından yol gösterici olacaktır. Bu amaçla bir komisyon kurularak dünya barış süreçlerinin araştırılmasının gerekli olduğu kanaatindeyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

D) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de birer üyelik düşmektedir. Bu komisyonlarda aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 13 Ekim 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

 

2.- Başkanlıkça, Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 60 milletvekilinin vermiş olduğu Genel Kurulun 6/8/2014 tarihli 130’uncu Birleşiminde okutulan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılmasına dair (9/10) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Sinop Milletvekili Engin Altay ile Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin vermiş olduğu Genel Kurulun 12/8/2014 tarihli 131’inci Birleşiminde okutulan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında verilen (11/37) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin konusuz kaldığından işlemden kaldırıldığına ilişkin duyuru

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 60 milletvekilinin vermiş olduğu, Genel Kurulun 6/8/2014 tarihli 130’uncu Birleşiminde okutulan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında Meclis soruşturması açılmasına dair (9/10) esas numaralı Önerge ile Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Sinop Milletvekili Engin Altay ile Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin vermiş olduğu, Genel Kurulun 12/8/2014 tarihli 131’inci Birleşiminde okutulan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında verilen (11/37) esas numaralı Gensoru Önergesi konusuz kaldığından işlemden kaldırılmıştır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

A) Tezkereler (Devam)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin, 23-25 Eylül 2014 tarihlerinde Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de düzenlenecek olan RACVIAC-Karar Almada Mutabakat: Strateji ve İkilem Semineri'ne katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1583)

5/9/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

23-25 Eylül 2014 tarihlerinde Hırvatistan'ın başkenti Zagreb'de düzenlenecek olan "RACVIAC- Karar Almada Mutabakat: Strateji ve İkilem" seminerine Sakarya Milletvekili Şaban Dişli'nin katılması hususu, 28.3.1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                           Cemil Çiçek

                                                     Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğerini okutuyorum:

 

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonundan bir heyetin, Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca düzenlenecek Tarım, Endüstriyel Kalkınma ve Küçük-Orta Ölçekli Teşebbüsler Komitesi Başkanları Toplantısı’na katılmak üzere 26-27 Ekim 2014 tarihleri arasında İtalya’nın başkenti Roma’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1584)

                                                                               5/9/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi İtalya Başkanlığınca düzenlenecek "Tarım, Endüstriyel Kalkınma ve Küçük-Orta Ölçekli Teşebbüsler Komitesi Başkanları Toplantısına" katılmak üzere 26-27 Ekim 2014 tarihleri arasında Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonundan bir heyetin İtalya'nın başkenti Roma'ya resmî bir ziyarette bulunması hususu, 28.3.1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi                                                                                   Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğerini okutuyorum:

 

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve İzmir Milletvekili Mahmut Rıza Türmen’in, 13-14 Ekim 2014 tarihlerinde İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek olan Temel Haklar Komiteleri Başkanları Toplantısı’na katılmalarına ilişkin tezkeresi (3/1585)

                                                                               1/10/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

13-14 Ekim 2014 tarihlerinde İtalya'nın başkenti Roma'da düzenlenecek olan "Temel Haklar Komiteleri Başkanları Toplantısı"na; Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve İzmir Milletvekili Mahmut Rıza Türmen'in katılması hususu, 28.3.1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi                                                                                   Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı gerekli tedbirleri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek amacıyla Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmete bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 14 Ekim 2014 Salı günkü birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmemesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 02.10.2014 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından; İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                               Mustafa Elitaş

                                                                                    (Kayseri)

                                                                AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun, 02 Ekim 2014 Perşembe günkü (Bugün) birleşiminde Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı gerekli tedbirleri almak, Irak ve Suriye'deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek amacıyla Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca Hükümete bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, 14 Ekim 2014 Salı günkü birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek saat 21.00'e kadar; 15 ve 16 Ekim 2014 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde ise 14.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk konuşma İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’a aittir.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. AK PARTİ grup önerisinin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Grup önerimizin özünde, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sesiniz anlaşılmıyor Sayın Hatip.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Tamam.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, söyledik…

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Tezkerenin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar Genel Kurulumuzun çalışması önerilmektedir. Keza, dün aldığımız kararla önümüzdeki hafta 8-9-10’unda Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmamasına karar vermiştik. Yine önerimizde, 14 Ekim Salı, 15 ve 16 Ekim Çarşamba ve Perşembe günlerinin çalışma sürelerine ilişkin bir öneri yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa'nın 117’nci maddesinin ikinci fıkrasında, millî güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulunun sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır.

Yine Anayasa'nın 92’nci maddesinin birinci fıkrasında, milletlerarası hukukun meşru saydığı hâllerde savaş hâli ilanına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası anlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği hâller dışında Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışında yabancı ülkelerde asker bulundurmasına veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu emredici şekilde hükme bağlanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu nitelikteki izinleri bir Parlamento kararı şeklinde uygulamaktadır. Bu kararların taşıması gereken özellikler, yine Anayasa'nın 92’nci maddesinin birinci fıkrasında milletlerarası hukukun meşru saydığı hâl kavramı -ki Birleşmiş Milletler Konseyinin bu konuda alınmış kararı vardır- diğer özellikler ise istenen yetkinin sebebi, amacı, kapsamı ve süresinin belirtilmesidir. Bunlar kararın geçerlilik koşullarıdır.

Değerli milletvekilleri, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen Başbakanlık tezkeresinde bu yetki isteminin gerekçeleri ayrıntılı biçimde dile getirilmiştir.

Bilindiği üzere, Türkiye’nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğimize yönelik ciddi tehdit ve riskler yaşanmaktadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin getirdiğin öneriyle ne ilgisi var kardeşim ya!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Yine, Suriye ve Irak’ta terör örgütlerinin sayısı ve ortaya koyduğu şiddet faaliyetlerine, terör faaliyetlerine ilişkin tehditlerin de önemli ölçüde arttığı gözlemlenmektedir. Nitekim, bu nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2014 yılında 2170 ve 2178 sayılı Kararlarla Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını teyit etmek şartıyla bu ülkelerdeki terör faaliyetlerini kınamış, IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı üye ülkelerinin gerekli tedbirleri alması noktasında da bir çağrıda bulunmuştur. İşte önümüzdeki tezkere de bu konudaki tedbirler kapsamında yüce Genel Kurulun onayına sunulmakta ve Hükûmete bir yıl süreyle izin verilmesini öngörmektedir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tezkerenin müzakeresine başlamadık ki kardeşim, tezkere başka bir olay.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bilindiği üzere, 2007’de çıkan Irak tezkeresi 6 defa uzatılmış ve Suriye tezkeresi de 2012’de yine bir yıl süreliğine verilmiş bir tezkereydi, onun da süresi dolmuştur. Şu anda millî güvenliğimiz açısından son derece önemli bu tezkerenin inşallah bugün görüşmelerinin yapılıp -o görüşmeler sırasında da değerli muhalefet elbette ki eleştirilerini, önerilerini, tavsiyelerini sıralayacaktır, biz de onları zevkle dinleyeceğiz- bu görüşmelerin bugün tamamlanmasından sonra da Genel Kurulun çalışmalarına ara vermesini öngörmekteyiz.

Önerimize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de yeni yasama yılının hayırlı olmasını diliyor, Meclisimizin bu yeni yasama yılında Türkiye kamuoyunun, Türkiye’de yaşayan halkların lehine, toplumsal yaşamı rahatlatıcı, demokrasiyi geliştirici kararlar alması dileğiyle konuşmama başlamak istiyorum.

Bu grup önerisinin aleyhindeyiz çünkü Türkiye’nin sınırlarının hemen ötesinde hatta sınırlarının içerisinde de yansıyan biçimiyle devam eden bu toplumsal olaylara karşı, bu savaşa karşı tepki verebilmesi, tepki ortaya koyması bir tezkereye bağlanamaz, tezkere konusu edilebilecek bir durum değildir.

Hükûmete sormak isteriz: Geçtiğimiz sene bu Parlamentonun onayladığı tezkereler var; Suriye tezkeresi var, Irak tezkeresi var. Suriye tezkeresinin gereğini bugüne kadar niye yapmadınız? Yaptınız, bir şey yaptınız, oradaki çeteleri besleyerek yaptınız. Doğrudan ya da dolaylı olarak, bilerek ya da bilmeyerek siz Suriye’deki çetelerin beslenmesinde, palazlanmasında pay sahibisiniz. Şimdi bir yıl daha bu sürenin uzatılmasını istiyorsunuz. İki tezkereyi birleştirerek sanki yeni bir şey yapmış olacaksınız. Hayır, siz yürürlükteki tezkerenin karşılığını koyamamışsınız. Eğer koymuş olsaydınız Türkiye bu fotoğrafı görmüş olmayacaktı.

Burada, Türkiye sınırının hemen üzerinde görünen IŞİD çeteleridir. Sivilleri katleden, çocukları kesen IŞİD çeteleridir. Askerinize 100 metre mesafededir. Polisinize 100 metre mesafede bunu yapıyorlar. Niye müdahale etmediniz? Dün neredeydiniz? Hükûmetin yetkisi yok muydu? Var. Tezkere çıktı bu konuda, geçen sene bu konuyla ilgili olarak size tezkere yetkisi verildi. Niye gereğini yerine getirmediniz? Çünkü oradaki IŞİD çeteleri bir şekilde sizinle bir bağa sahipler. Bir şekilde palazlandırdınız onları. Silib Qeran köyünde Türkiye tırı ne indirdi, kime ne verdi? Sorduk bu soruyu. Niye cevabını vermiyorsunuz? Bakın, isim veriyoruz.

Daha on gün önce Türkiye sınırına yakın köy olan Silib Qeran köyünde, IŞİD’in kontrolündeki köyde Türkiye'nin tırlarından ne indirildi, oraya ne teslim edildi? Niye bu sorunun cevabını vermiyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir de Giresor var, Giresor da öyle aynı.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Tezkereyle tekrar bunların bir süre daha devam etmesini mi sağlamaya çalışacaksınız? Orada bir insanlık kıyımı var. İnsanlar güpegündüz evlerinde katlediliyor.

Bu tezkereyle bir şey daha yapıyorsunuz: Kendini savunan, meşru savunma hâlinde olan insanlar ile, sivil halk ile IŞİD çetelerini bir tutan bir tezkereyi karşımıza çıkarıyorsunuz. Kobani halkını IŞİD çeteleriyle, bu insanlık düşmanı vahşet çetesiyle bir tutan bir tutumu ortaya koyuyorsunuz. Sonra da çıkıp diyorsunuz ki: “Efendim, ya tezkereye evet diyeceksiniz ya da IŞİD çeteleriyle dirsek teması içerisinde olduğunuzu ifade etmiş olacağız.” Yok öyle bir yağma!

Sizin üzerinize atılı ve tespit edilmiş, sabit olan suçu başkasına yamayamayacaksınız. Çıplak gerçeklik ortadadır. Türkiye, bu çetenin, bu vahşet örgütünün palazlanmasında pay sahibidir ve günahını ortadan kaldırması için yapabileceği şey bu değildir.

“Güvenli bölge” dediğiniz şey zaten mevcuttu orada. Rojava Kürdistanı’nda halk kendini savunur durumdaydı ama Kürt halkının oradaki kazanımlarını geriletmek için bu vahşete göz yumuldu.

“Yetkimiz yoktu.” diyemezsiniz, yetkiniz vardı, müdahalede bulunabilirdiniz. Sınırınızın içindeki bu çetelere müdahale edebilirdiniz. Bırakın bunun için sınır ötesi operasyon yetkisinin alınmasını, buna da gerek yok çünkü IŞİD çeteleri Türkiye’nin güney sınırını kalbura çevirdi ve her gün oradan gelip geçiyorlar. Türkiye’deki hastanelerde tedavi edildikleri sabittir, Türkiye’deki kamplarda eğitim gördükleri sabittir. Bunlar iddia değil, verili bilgidir. Bu bilgilerin gereğini, Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı çıkıp bir karşılık koyabildi mi? Buradan, bu Meclis kürsüsünden İçişleri Bakanlığının Hatay ve Gaziantep valilerine gönderdiği talimatlar var, okundu. Gereğini yerine getirdiniz mi? “Mücahit” olarak siz bunları tarif ettiniz. Sizin tarif ettiğiniz mücahitler bugün çocuk kesiyor. Ne yaptığınızın farkında mısınız, ne yaptığınızın farkında mısınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşuyor ama Hükûmet orada sohbet ediyor. Şimdi kime konuşuyor? Yani, bu kadar çok ciddi bir konuyu tartışıyoruz.

BAŞKAN – Ben gerekli ikazı yaptım Sayın Tanal.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bugün mevcut durumda, Kürt siyasi hareketi ve silahlı unsurları, Türkiye sınırının yaklaşık 1.250 kilometresini bu IŞİD çetelerinden korur durumdalar. Afrin’den Kerkük’e kadar bu IŞİD vahşetine karşı Türkiye’deki demokratik yaşamı da, toplumsal yaşamı da bir şekilde korur pozisyondalardır. Sadece Kürtleri orada korumuyorlar, Yezidi’sinden Süryani’sine, Kürt’ünden Türkmen’ine kadar, Arap’ına kadar herkes o koruma çemberinin içerisindedir. Daha birkaç gün önce, bir ay tamam olmadı, on binlerce Ezidi Türkiye’ye geldi, Hükûmet bu konuda ne yaptı? Bir tek Ezidi’ye bir kibrit çöpünü dahi verebildi mi, yardımda bulundu mu? Bulunmadı. Üzerinde durdu mu? Durmadı.

Bir şekilde dün Sayın Cumhurbaşkanı burada bir konuşma yaptı, ben o cümlelerini bir öz eleştiri olarak, bir yanlıştan dönme olarak algıladım. Ne diyor? Diyor ki: “Sünni diyerek, Alevi diyerek, Hristiyan diyerek, Musevi diyerek; Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Laz, Çerkez, Abaza, Roman, Boşnak, Ermeni, Rum, Ezidi, Süryani ve diğerleri…” İlk defa bu isimlerin hepsini bir arada sıraladı ama burada altını çizmem gereken kelime “Ezidi”. Biz hiçbir zaman böyle bir ötelemenin içerisinde olmadık. Bu Meclis kürsüsünde de böyle bir ötelemenin olduğuna tanıklık etmedim bu kürsüyü kullanan hatipler açısından. Bu ötelemeyi şimdinin Cumhurbaşkanı, vaktin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Nerede yaptı? Ekim 2012’de Elâzığ’daki konuşmasında yaptı. Bizi neyle suçladı hatırlıyor musunuz? Bize dedi ki: “Siz Yezidi’siniz, Zerdüştlük yapıyorsunuz.” dedi. Farkında mı değildi bilmiyorum ama buradan bugün kendisine “…”(*) demek istiyorum, gerçekten “Günaydın.” demek istiyorum. Böyle bir halkın Orta Doğu’da yaşadığını, böyle bir inancın mevcut olduğunu bilmiyor idiyse biz de söylenmemiş varsayacağız, en azından bu yanlışından bugün vazgeçmiş kabul edeceğiz.

Sayın Davutoğlu’na -defalarca biz kendisiyle konuştuk Başbakanlıkta, Dışişleri Bakanıyken de konuşmalar olmuştur, bu konularda uyarılar yapılmıştır kendisine- Suriye’de örgütlenen bu vahşet çetelerinin eninde sonunda Türkiye’yi de hedef alacağını ifade ettik ama sürekli kendi doğrularından hareketle, kendi doğrularının mutlak doğru olduğuna inanarak yapılan bütün uyarıları yok saydı ama şimdi IŞİD çeteleri sizin sınırınızda, hatta içinizde. İstanbul’da İstanbul Üniversitesinde gösteri yapıyor. İstanbul’da İstanbul Üniversitesinde öğrencilere saldırı pozisyonundalar ve siz eliniz kolunuz bağlı bunları izlemek durumunda kalıyorsunuz. Şimdi geliyorsunuz, yetki istiyorsunuz. Yahu, yetkiniz vardı. Haydi, diyelim ki, sınır ötesine yetkisiniz yoktu, ki var, sınır içindekine müdahale etmiyorsunuz ki. Fatih’te gıyabi cenaze namazını kılanları, IŞİD adına gıyabi cenaze namazı kılanları siz görmediniz mi, televizyonda hiç izlemediniz mi? Niye müdahalede bulunmadınız? Niye müdahalede bulunmuyorsunuz? IŞİD içinizde, IŞİD içimizde, Türkiye’de. Müdahalede bulunmak istiyorsanız elinizi kolunuzu bağlayan bir şey yok. Dirsek temasınızı bugünden itibaren kesmeye karar veriyorsanız bu da hayırlara vesile olur diyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde ikinci konuşmacı Sayın Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle yeni yasama yılının hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan temenni ediyorum.

Önümüzdeki Kurban Bayramı’nın da tüm sizler, Türk milleti ve İslam dünyası için de hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, hemen bundan sonra tezkereyi görüşeceğiz, bir tezkere getirildi. Tezkerede tabii ki önemli birtakım hususlar söz konusu. Bunların başında, PKK terör unsurlarının varlığını sürdürdüğü… “Özellikle Irak’ın kuzey bölgesinde silahlı PKK terör unsurları varlığını sürdürmektedir.” diyor ama Türkiye’dekilerden bahsetmiyor, sanki Türkiye’de PKK terör unsurları veya silahlı gruplar yokmuş gibi. Dolayısıyla öncelikle buradan başlamak istiyorum. Yani, siz ulusal güvenliği sağlamak istiyorsanız, önce kendi bünyenizde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi toprakları üzerinde emniyeti sağlayacaksınız, ulusal güvenliği sağlayacaksınız ki ondan sonra dışarıyla daha iyi mücadele edesiniz. Burada bunu yazarken diğer taraftan PKK terör örgütüyle masaya oturuyorsunuz “çözüm süreci” adı altında ama diyorsunuz ki: “Kürt sorununu çözüyoruz.” PKK’nın Kürtleri temsil edip etmediği konusunda da sizlerin ciddi tenakuza düştüğünüzü görüyoruz. Dolayısıyla, böyle bir anlamda ortaya çıkıyorsunuz, getiriyorsunuz.

Diğer taraftan, Irak ve Suriye tezkerelerini birleştirirken IŞİD’den bahsediyorsunuz. Şurada herkes herhâlde mutabıktır, IŞİD bir terör örgütüdür ama terör örgütü olduğunu siz ancak Amerika Birleşik Devletleri’ne Cumhurbaşkanı gidip geldikten sonra söylemeye başladınız, ondan önce söyleyemiyordunuz. Şimdi, buna başladınız ama terör örgütü olduğunu biz hep söyledik, böyle söylemeniz gerektiğini de söyledik ama bugün, siz diyorsunuz ki “Ulusal güvenliğimizi tehdit ettiği için IŞİD’e karşı tezkereyi birleştirdik çünkü IŞİD hem Suriye’de hem Irak’ta faaliyet gösterdiği için tek tezkereyle bunu sunuyoruz.” Dolayısıyla, böyle bir anlam içerisinde bir tezkere hazırlamışsınız ama hazırladığınız tezkere, enteresandır ki bunlarla alakası olmayan, terör örgütüyle alakası olmayan Suriye devletiyle de ilgili konular içeriyor. Yani siz, eğer Türkiye sınırlarında bir güvenlik koridoru oluşturmak istiyorsanız bunun artık Suriye’yle bir alakası kalmamış bir pozisyonda olduğunu bilmeniz gerekir.

Diğer taraftan, diyorsunuz ki “Türkiye’ye büyük bir göç dalgası meydana geldi.” Evet, yeni değil bu, Türkiye’ye 1,5 milyon civarında Suriyeli geldi ve bugün, Türkiye'nin her tarafına dağılmış durumda ve kontrol edemiyorsunuz, hangi hastalıkları taşıdıklarını bilmiyorsunuz, hastaneler dolup taşıyor; sokaklarda dilencilerden, cami kapılarında dilencilerden geçilmiyor ve siz -ancak aklınız başınıza geliyor- bir güvenlik koridorundan, bölgesinden bahsediyorsunuz. Bunu daha olayın başlangıcında yapıp göçmenleri burada muhafaza etmeniz gerekirdi ve gerekli desteği buradan vermeniz lazımdı ama bugün, Türkiye’de asayiş sorunlarıyla birlikte bunlar ortaya çıkıyor.

Diğer taraftan, “Aynül Arap” dediğimiz, asıl ismi “Aynül Arap” olan ama “Kobani” dediğiniz bölgede… Diyorsunuz ki “IŞİD saldırılarından bunları kurtarmamız lazım.” Peki, daha önce, Afrin’deki Türkmenler için, yine Telafer’deki, Tuzhurmatu’daki Türkmenleri IŞİD boğazlarken, keserken, bugün bu Mecliste bulunan bazı kesimler de, siyasiler de neden hiç seslerini çıkarmadılar ve -tek taraflı- bugün gördükleri meseleyi o zaman görmediler? Yani Türkmen olunca bunlar insan değiller miydi? Aynı tepkiyi, “Kobani” dediğiniz bölgeye gösterdiğiniz tepkiyi neden Türkmenlere göstermediniz?

Bir de şöyle bir sözle açıklıyor: Efendim, “Türkmenleri biz koruyoruz.” biz koruyoruz.” Türkmenleri kimsenin koruduğu yok, Türkmenler bugün Bağdat’ın güneyine çekilmek zorunda kaldılar. Bir kısmı Türkiye sınırlarına geldi ve buradan Türkiye'ye girmek istediklerinde pasaport soruldu. Peki, Ezidileri veyahut da Kürtleri neden pasaport sorup almıyorsunuz da sadece Türkmenler için pasaport soruyorsunuz? Bunların cevaplarını nasıl vereceksiniz merak ediyorum.

Diğer taraftan, güvenlik boşluğundan söz ediyorsunuz. Aslında, Suriye'nin istikrarsızlaşmasına en büyük katkıyı siz Hükûmet olarak yapmadınız mı? Eğer bir devlet kendi sınırlarının hemen yanındaki komşularının istikrarını sağlama yönünde çaba göstermezse, o kaos ortamı yarın kendilerine dönüp kendilerini tehdit altına alır, nitekim aynı şey olmuştur. Eğer Suriye'de bugün istikrar olsaydı, siz Esad, Esed, sonra tekrar Esad oldu ama… Bununla bağlantılı, hep anlaşma, uzlaşma yoluyla, kan dökülmeden bu işleri halledelim derken PKK’yla, Esad’la da aynı şekilde kan dökülmeden orada demokratikleşme konusunda çabalarınız hangi ölçüde kaldı? Birlikte Bakanlar Kurulu topladığınızı biliyoruz, birlikte kahvaltı yaptığınızı da biliyoruz ama birdenbire bir gün içerisinde nasıl oldu da Esad Esed’e döndü ve birdenbire düşman oldunuz? Aslında, herkes biliyor, siz de biliyorsunuz, bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıydı. Hâlbuki, aslında, en doğru yaptığınız, dış politikada en doğru karar aldığınız konu Suriye'yle ticaret anlaşması yapmak ve vizeleri kaldırarak sınırları açmaktı. En doğru yaptığınız politika buydu ama birdenbire ne olduysa bu politikadan, bu doğru politikadan vazgeçtiniz. Bunu Batılılar bile tenkit etmişti “Türkiye acaba mecrayı mı, kulvarını mı değiştiriyor?”

Aslında, Türkiye 1918’den, 1917’den sonra -Suriye'nin elimizden çıkmasından sonra, Osmanlı topraklarının dışına çıkmasından sonra- âdeta Fransız işgalindeki, sömürgesi olan… Fransa’yla kulvarımız hakikaten bozulmuştu ve siz ilk geldiğinizde bu yöndeki politikanızı, en doğru politikanızı yapmıştınız ve vizeleri kaldırmıştınız, ticareti geliştirmiştiniz ve gerçekten, bir kucaklaşma meydana gelmişti, hem Suriye halkı hem Türkiye halkı birbiriyle âdeta kardeş gibi ticaret yapıyorlardı, birbirlerine gidip gelebiliyorlardı, hatta komşuluk, akşam oturmalarına geliyorlardı. Ne oldu da bu güzel tabloyu birdenbire değiştirmek ihtiyacını hissettiniz? Yani 10 bin kilometre öteden gelen ve buradaki petrollere göz dikenlerin birtakım çığırtkanlıklarını görmediniz mi? Yani Irak Savaşı’nda kimyasal silahlardan bahsederek gelen ve orayı bombalayan 1 milyona yakın insanın, bir Müslüman’ın hayatını kaybetmesine sebep olan bir politikanın zaten gözünüzün önünde değil miydi yanlışları? Onları görmezden gelerek neden aynı şekilde Suriye’de de o politikayı izlediniz? Bugün Suriye’de ölen -“Esad öldürdü.” diyorsunuz ama- 200 bin Müslüman’ın aslında kanının vebali de sizin üzerinizde.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Hadi oradan!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – “Hadi oradan!” değil. Siz anlamaya çalışırsanız böyle olduğunu görürsünüz.

Her şeyden önce, bir vebali siz kabul etmeseniz de yarın huzurumahşerde o vebalin altında kalacaksınız ne kadar direnirseniz direnin. Birazcık düşünmeye çalışın. Bakın, Kur’an-ı Kerim’de  düşünmek ve fikretmek üzerine 500 ayet vardır. Siz bu ayetleri bile görmezden geliyorsunuz. Biraz düşünün, bırakın siyaseti, yanlış yapıldığını görürsünüz. Biz sürekli düşünüyoruz, düşündüğümüz için bunları söylüyoruz. Yani burada politika üretmek birtakım gerçekleri örtbas etmek anlamına gelmez. Dolayısıyla, bu tezkerenin, bizim konuşmacımız muhakkak daha pek çok çeşitli yönlerine değinecektir ama şunu özellikle belirteyim: Keşke, mademki böyle bir tezkere getirecektiniz bu gerçekten gerekli miydi? Gerekliydi. Bu tezkere gerekliydi. O zaman yapmanız gereken çok önemli bir şey vardı. Bu bir millî meseleydi, Türkiye’nin güneyinde meydana gelmiş ateşin söndürülmesine yönelik bir tezkere olduğuna göre, olacağına göre Türkiye’nin bu ateşle bağdaşmayacak bir pozisyona getirilmesi düşünülüyorsa yapmanız gereken şey şuydu: Muhalefetle de görüşseydiniz bu tezkere için ve ortak bir şekilde bu tezkere getirilmiş olsaydı Meclise zannediyorum ki birtakım vebal altında da kalmayacaktınız ve kendinizi de kurtaracaktınız.

Tekrar ediyorum, bakın, Türkiye'de eğer IŞİD’le mücadele edecekseniz, önce Türkiye'dekilerle mücadele edin.

Bakın, burada, Ankara Ulucanlar’da, Sosyal Güvenlik Kurumunda  bir şahıs bütün yazışmalara IŞİD’in logosunu koyarak… Efendim, neymiş? Peygamber Efendimizin mührüymüş. Yani şimdiye kadar Peygamber Efendimizin mührünü bütün resmî belgelere mi koyuyorlardı? Ama IŞİD ortaya çıktıktan sonra bunları neden koyuyorlar? Burada İnternet‘te var, yazışmalarda da var, dolayısıyla mührü basmışlar. Yani biz Peygamber Efendimizin mührünü böyle her yere, olağanüstü yerlere basarak aşağılamak zorunda mıyız? Dolayısıyla kimse kimseyi aldatmaya kalkmasın.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yeni yasama yılının Türkiye Büyük Millet Meclisine ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Yine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, tüm milletvekillerimizin ve vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı şimdiden kutluyor, kendilerine sağlıklı ve mutlu bir gelecek diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihî günlerinden birisini yaşayacak, bir tezkereyi görüşeceğiz.

Şunu ifade etmeliyim ki Türkiye'nin komşularıyla, özellikle de Suriye’yle yaşamış olduğu sorunlarda, Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin yürütmekte olduğu “komşularla sıfır sorun” politikasının çok büyük rolü vardır. Maalesef, bu politika Türkiye'yi bugün komşusuz bırakmıştır ve dış politikada bir açmazın içine sürüklemiştir. Dış politikada, Avrupa Birliğine tam üye, demokratik ve özgürlükçü bir Türkiye hedefi yerine, mezhepsel bir anlayışla İslam dünyasının liderliğine oynama ve bu anlayış çerçevesinde komşu ülkelerin yönetimlerine müdahale etme, onları devirme çabası, Türkiye’yi çok büyük sorunların içine sokmuştur. Bugün görüşeceğimiz tezkerenin gerisinde yatan temel neden budur. AKP’nin komşu ülkelere, Suriye’ye yönelik olarak bu ülkenin yönetimine müdahale etme, onu devirme çabasıdır. Bunu dün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bu kürsüden Başbakan sıfatıyla yaptığı konuşmada kullanmış olduğu bir cümle çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Erdoğan’ın dün kullandığı cümle şudur: “Şam yönetiminin derhâl uzaklaştırılması önceliğimiz olmaya devam edecektir.” Tezkerenin özeti buradadır. Şam yönetiminin derhâl görevden uzaklaştırılması Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun öncelikli hedefidir. Hiç kimse başka bir şey aramasın. Tezkere metni burada. 2007 yılından bu yana her yıl Irak için getirilen bir tezkere vardır burada, her seferinde yenilendi; 2012 yılından bu yana da Suriye ile ilgili gelen bir tezkere vardır, 2013’te yenilendi, şimdi iki tezkere birleştirildi, her iki ülkeden Türkiye’ye yönelen tehdit aynıdır gerekçesiyle birleştirildi ve tek bir metne dönüştürüldü. Tezkere metni burada. Toplam 12 paragraftan oluşuyor. İlk 2 paragraf genel değerlendirme, son paragraf Türkiye Büyük Millet Meclisinden istenen yetkiyi tarif ediyor. Geri kalan 9 paragrafın 1 paragrafı Irak’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapıyor; Irak’ın toprak bütünlüğü, onun millî birliğinin korunması, istikranın korunması Türkiye’nin öncelikli hedefidir değerlendirmesi yapılıyor. Kalan 8 paragrafın 7’sinde Suriye’deki Esad rejimi eleştiriliyor. Hedef Esad, Esad yönetimi. Esad’la Cumhuriyet Halk Partisinin bir alıp veremediği yok. Esad, demokratik olmayan, halkına baskı uygulayan, zulüm uygulayan bir devlet başkanıdır. Tezkerede IŞİD sadece bir yerde geçiyor. Bir yerde bir kelimeyle PKK geçiyor, bir kelimeyle de IŞİD geçiyor. Sokağa çıkalım, bütün dünyayı dolaşalım, televizyonlara bakalım, her yerde IŞİD teröründen bahsediliyor. IŞİD’in kafa kesen, vahşi, insanlık dışı uygulamalarından herkes rahatsız, bütün kamuoyu rahatsız. Buna gerçekten “Dur.” demek gerekiyor. Türkiye’nin uluslararası koalisyonda yer alarak IŞİD’in bu terörüne son vermesi lazım, bertaraf etmesi lazım. Modern dünyadaki bu koalisyonda elbette Türkiye Cumhuriyeti de yer almak zorundadır ama Sayın Erdoğan’ın dün ifade ettiği “Şam yönetiminin derhal uzaklaştırılması bizim öncelikli hedefimizdir.” cümlesi doğrultusunda hazırlanmış olan bu tezkere IŞİD’le mücadeleyi değil, emperyal yayılmacı hedeflerle, Suriye’de Türkiye’nin işgalci bir politikasının olacağını bize anlatmaktadır. Bunun gerçeği budur. Hiç kimse başka bir şey aramasın değerli arkadaşlar.

IŞİD neden bu duruma geldi? Türkiye Suriye’nin iç işlerine müdahale etmiştir, Suriye’de açıkça taraf olmuştur, Suriye’deki rejim muhaliflerinin yanında yer almıştır, onları silah, mühimmat ve lojistik yönden desteklemiştir. Suriye’deki rejim karşıtı örgütlerin, oluşumların, silahlı güçlerin Türkiye’de kampları vardır. Bu insanlar, bu birlikler, kuvvetler Türkiye’de eğitilmekte, Suriye’ye gidip savaşmakta, geri gelmektedir. Türkiye bunlara silah desteği yapmıştır, mühimmat desteği yapmıştır. Oraya giden silah dolu tırlar yakalanmıştır, bu tırların aranması engellenmiştir ve Türkiye’nin vermiş olduğu silahlar IŞİD’in eline geçmiştir. Bu iddianın aksi bugüne kadar Hükûmet tarafından kanıtlanabilmiş değildir. Şimdi, Hükûmet IŞİD’den şikâyet ediyor görünüyor. IŞİD’e asker sevkiyatı Türkiye üzerinden yapılıyor.

Daha bir hafta önce beni Trabzon’dan bir büyüğüm aradı, tanımadığım bir ağabeyim. “Benim torunum Almanya’dan Trabzon’a uçakla geldi, onu buradan aldılar, daha evine bile uğramadan, Suriye’ye, IŞİD’e götürdüler.” dedi. İstanbul’da camilerde, IŞİD’in hedefi doğrultusunda hayatını kaybedenler için gıyabi cenaze namazları kılınmaktadır.

Sayın Davutoğlu, dün diyor ki: “Sayın Kılıçdaroğlu, bugün sınavdan geçecek.” Sayın Davutoğlu, siz, IŞİD için demiyor muydunuz ki: “Bunlar öfkeli, dışlanmış gruplardır. Yani, öfkeli ve dışlanmış gruba ne yapmak lazım? Bunlara anlayışla yaklaşmak lazım.” Siz, bu anlayışı ortaya koydunuz; bizim sınava gireceğimizden söz ediyorsunuz. Biz, bu sınavın bir benzerini 1 Mart 2003 tarihinde burada onurla verdik, alnımızın akıyla verdik bu sınavı. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu yine tarihe onurla geçecektir. Biz, bu mücadeleyle, bu tutumumuzla onur duyacağız.

Sayın Davutoğlu’nun, Davutoğlu-Erdoğan ikilisinin emperyal, yayılmacı, İslam dünyasının liderliğine oynama uğruna Türkiye’yi ateşe sürüklemesine izin vermek istemiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Niyet tamamen budur, tamamen budur. Erdoğan, suçüstü yakalanmıştır.

Dünkü konuşmasıyla “Şam yönetiminin derhâl uzaklaştırılması bizim hedefimizdir.” diyor. Nerede bu tezkerede IŞİD, nerede? Suriye’deki rejimin meşruiyetini kaybettiğini tartışıyorsunuz. “Irak’ın toprak bütünlüğü, ulusal bütünlüğü, istikrarı bizim için önemlidir.” diyorsunuz, aynı cümleyi, Suriye için söyleyemiyorsunuz. Suriye’nin toprak bütünlüğü, istikrarı, ulusal bütünlüğü, Türkiye için önemli değil mi arkadaşlar? “Kitlesel göç.” diyorsunuz gerekçeye. Elbette göç önemli. Peki, bugüne kadar Suriye’den Türkiye’ye 1,5 milyon insan geldi; bu, neden bir müdahale nedeni olmadı o zaman, madem “Şimdi.” diyorsunuz?

“Süleyman Şah Karakolu’na, oradaki Saygı Karakolu’na yapılacak saldırı.” diyerek millî duygulara oynayamazsınız; bunu kimse yutmayacak. Sayın Arınç öyle söyledi, dedi ki: “Süleyman Şah’a saldırı yakınlaştı, tehlike var.” Sayın Erdoğan, dün akşam Türkiye Büyük Millet Meclisinde dedi ki: “Nereden çıktı? Yok böyle bir şey.” Esase, Süleyman Şah’ı buraya niye yazıyorsunuz? Orası, Türkiye Cumhuriyeti toprağıdır. Oraya bir saldırı vukuunda hiç tezkereye gerek yok, Türk Silahlı Kuvvetleri gider, oraya müdahale eder. Genelkurmay Başkanı Sayın Necdet Özel bugün bunu söyledi. Bu, tezkerenin gerekçesi olamaz, kimseyi kandıramazsınız. Samimiyseniz, getirin, IŞİD terörünü hedef alan gerekçenizi buraya koyun, bununla sınırlayın.

Bakın, o reddedilen 1 Mart tezkeresinde bile o zamanki Hükûmet daha onurlu bir duruş sergilemişti, demişti ki: “Şu kadar -62 bin- Amerikan askeri, şu kadar uçak, şu kadar helikopter ve Irak’ın kuzeyinde olacak.” Burada bölge ayrımı yok, silah ayrımı yok, yabancı silahlı kuvvet ayrımı yok. Yabancı silahlı kuvvetler Türkiye’ye gelecek, konuşlanacak, gidecek. Türkiye'nin nerede duracağı belli değil. Türkiye’yi maceraya sürüklemeye, Mehmetçik’in kanı üzerinden bu ülkeyi felakete sürüklemeye hakkınız yoktur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Grup Başkan Vekili, biraz önceki konuşmasında Grup Başkanımız hakkında, emperyal niyetler beslediğiyle ilgili, hiç alakası olmayan tezler ileri sürmüştür, eleştirmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, tezkere eleştirisi bu yani… Hükûmet konuşacak efendim, Hükûmete yönelik bir eleştiri Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O konuda bizim görüşlerimizle ve tezkerenin tamamen dışında, AK PARTİ Grubunu hedef alan bir konuşma yapmıştır. İzin verirseniz iki dakika içerisinde cevaplayayım.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Hamzaçebi, tezkereyi özetledi, paragraf sayılarını da saymış, bakmış, en son hükümde de hüküm cümlesi olduğunu ifade etmiş, son sayfasının son paragrafında. Burada asıl meselenin, bataklığın kaynağının ne olduğunu bilmeden, ortaya koymadan, IŞİD terör örgütünün ne zaman ortaya çıktığını ortaya koyup tahayyül etmeden bu tezkereyi eleştirmek açıkça bir zafiyettir. Suriye’de ortaya çıkan rejimin, kendi insanını katlettiği, Irak’taki rejimin kendi insanıyla yaptığı ve bölgesinde, ülkesinde yaşayan insanlara zulmettiği dönemde terör örgütü beslenme imkânını bulmuştur.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Siz beslediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakıyorum, Sayın  Hamzaçebi’nin bu konuşması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde alkış aldı Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinden ama inanıyorum, eminim Suriye Parlamentosunda yapsaydı bu konuşmayı, Sayın Hamzaçebi herhâlde çok daha büyük bir alkış alırdı diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Sanki siz Türkiye Cumhuriyeti’nde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi gibi değil, Esad rejimini savunan bir milletvekili pozisyonuna, maalesef, şu anda düştünüz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ayıp be!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, Esad rejiminin hem kendi ülkesinin insanını hem başka ülkenin insanlarını ve IŞİD gibi bir terör örgütünü, cani bir örgütü besleyen, olgunlaştıran altyapıyı ortaya çıkaran rejimle ilgili yapılacak eleştirileri dile getirmeniz gerekirken, siz bu konuda Esad’ın yaptığı bütün cinayetleri, yaptığı bütün yanlışlıkları göz ardı ederek Esad’ı koruma noktasına gelmişsiniz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Cinayetin ortağı sizsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben, Sayın  Hamzaçebi adına ve Trabzon’daki hemşehrileri adına üzüntülerimi ifade ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın  Elitaş, beni Esad rejimini müdafaa etmekle, suçlamak suretiyle, gerçek dışı, söylemediğim bir şekilde bir beyanda bulunmuştur. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim eleştirilerim gayet açıktı. Gönül isterdi ki Sayın  Elitaş gelsin, bu eleştirilere cevap versin. Başka bir şey söylüyor. Konuşmamda şunu açık ifade ettim: Esad, halkına zulmeden, baskı uygulayan bir devlet başkanıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bravo!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bunu esasen kendisi de duydu da söyleyecek herhangi bir şeyi yok, onun için bocalıyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, Davutoğlu’nun yayılmacı, emperyal isteklerinin aleti olacak bir ülke değildir. Onun Panislamist yayılmacı, İslam dünyasının liderliğine oynayan bir Türkiye hedefi, Türkiye’yi maceraya, Türkiye’yi içinden çıkamayacağı kargaşanın, savaşların içine sokmaktadır. Burada savaş çığlığı görüyorum, IŞİD’e yönelik bir mücadeleyi görmüyorum burada.

Uluslararası koalisyon… Uluslararası koalisyon ne yapıyor? Bunların ülkeler itibarıyla neler yaptığını size tek tek söyleyeyim, burada listesi var, arzu ediyorsanız hepsini verebilirim. ABD Dışişleri Bakanı Kerry: “Hayır, biz kara harekâtı istemiyoruz.” diyor. Yine, Beyaz Saray sözcüsü, aynı açıklamayı yapıyor: “Asla, bu, bizim kırmızı çizgimiz.” diyor. Ne yapıyor diğer ülkeler? “Hava harekâtı” diyor, “insani yardım” diyor, efendim “diplomatik destek” diyor, işte “ilaç desteği” diyor, bunları söylüyor. Hiçbiri “Ben, kara harekâtına girerim.” demiyor, bunu doğru bulmuyorlar; hiç kimse. Eğer bunu doğru buluyorsanız gelin, açıklayın ama yapamazsınız. Sizin niyetiniz, IŞİD terör örgütüyle mücadele etmek değil, Şam yönetimini devirip –Sayın Erdoğan dün bunu söylüyor: “Şam yönetiminin devrilmesi öncelikli hedefimizdir.”- Şam yönetimini devirip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …oraya, Türkiye'nin kuklası olacak bir Hükûmeti getirmektir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Türk Silahlı Kuvvetlerini bunun için savaşa sürüklemek istiyorsunuz.

Teşekkür ederim, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2 Ekim 2014 Perşembe günkü birleşiminde Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı gerekli tedbirleri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek amacıyla Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmete bir yıl süreyle izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 14 Ekim 2014 Salı günkü birleşiminde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmemesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 92’nci maddesine göre, Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

6.- Başbakanlığın, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair tezkeresi (3/1580)

Sayı: 31853594-165-22                                                        30/9/2014

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğimize dönük risk ve tehditler, son dönemde yaşanan gelişmeler neticesinde ciddi biçimde artmıştır. Irak'ın kuzey bölgesinde silahlı PKK terör unsurları varlığını sürdürmektedir. Öte yandan, Suriye ve Irak'ta diğer terör unsurlarının sayısı ve ortaya koydukları tehditte de önemli artış gözlenmektedir. Nitekim, bu nedenle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararlarıyla Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını teyit etmiş, bu ülkelerdeki terör faaliyetlerini kınamış, IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı Birleşmiş Milletler üyesi tüm ülkelere 1373 (2001) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve uluslararası hukuk çerçevesindeki sorumluluklarına uygun şekilde gerekli tedbirleri alma çağrısında bulunmuştur.

Bütün bu faktörler göz önüne alındığında, daha önce ilk olarak 2007 yılında çıkan ve altı defa uzatılan Irak tezkeresi ve 2012 yılında çıkan ve bir defa uzatılan Suriye tezkeresini zaruri hâle getiren risklerin devam etmesi ve yeni unsurların da devreye girmiş olması dolayısıyla Irak ve Suriye'deki güvenlik boşluğundan kaynaklanan tehdit ve tehlikelere karşı ilave tedbirler almamız ulusal güvenliğimizin gereği olduğu kadar uluslararası hukuktan kaynaklanan bir yükümlülüğümüz hâline de gelmiştir.

Komşumuz Irak'ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve istikrarının korunmasına büyük önem atfeden Türkiye, terör gruplarının Irak'taki mevcudiyetine ve bunun doğurduğu tehditlere karşı askerî, siyasi ve diplomatik tedbir ve girişimlerini artırarak sürdürmek durumundadır.

Diğer taraftan, Suriye'de rejimin, dördüncü yılına giren şiddet politikalarının insani, bölgesel güvenlik ve istikrar bakımından yol açtığı risk ve tehditler artmaktadır. Rejim, sivillere yönelik saldırılarını ayrım gözetmeksizin ve her türlü ağır silaha başvurmakta beis görmeksizin sürdürmektedir. Ayrıca, meşruiyetten yoksun iktidarını idame ettirebilmek amacıyla terör gruplarına destek vermekte, etnik ve mezhepsel aidiyetleri istismar etmek suretiyle toplumsal farklılıkları fiilî çatışmaya dönüştürmeyi hedefleyen bir siyaset izlemektedir. Suriye rejiminin özellikle ülkemize yakın bölgelerde faaliyette bulunmalarını teşvik ettiği terör gruplarının, nüfuz arayışları çerçevesinde gerçekleştirdikleri eylemlerin neden olduğu güvenlik bunalımı derinleşmiştir.

Esad rejiminin desteği ve iş birliği sayesinde Suriye'deki faaliyetleri için uygun zemin bulan söz konusu terörist gruplar eylemlerini Irak'a da taşıyarak bu ülkeyi kaos ortamına ve istikrarsızlığa sürüklemiştir. Dolayısıyla, Suriye rejimi kaynaklı tehditlerin kapsamı terör tehlikesiyle birlikte genişlemiş, bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrara yönelik ciddi bir tehdit hâline gelmiştir.

Türkiye, anılan risk ve tehditleri artan oranda ve en fazla hisseden bölge ülkesidir. Bu çerçevede Türkiye'nin bu risk ve tehditlere karşı kayıtsız kalması beklenemez.

Bugüne kadar Suriye kaynaklı saldırılarda çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Rejimin şiddet politikası ile terörist unsurların baskısı arasında sıkışan sivil halkın güvenli bir sığınak arayışı çerçevesinde ülkemize yönelme istidadı devam etmektedir. Suriye'deki çatışma ortamının seyrine bağlı olarak göç hareketinin kapsamının genişleyerek kitlesel boyuta ulaşması ihtimal dâhilindedir.

Suriye rejiminin, balistik füzeler dâhil olmak üzere, ağır silahlarla yapmakta olduğu saldırıların yol açtığı tahribat ağırlaşmakta, ülkemizi hedef alan saldırgan politikaları sürmektedir. Rejim, elinde bulundurduğu kimyasal silah stokları ve üretim tesislerinin imha sürecini 2118 (2013) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’na uygun şekilde sonuçlandırmamıştır. Buna ilaveten, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü bünyesindeki Veri Toplama Misyonu tarafından hazırlanan raporda Suriye'de klor gazının sistematik biçimde ve müteaddit defalar kullanıldığının tespiti ile Birleşmiş Milletler Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu’nun raporunda da rejimin saldırılarında klor gazına başvurduğunu kayda geçirmesi, bunun yanında rejimin 200 binden fazla insanı konvansiyonel silahlarla öldürmüş olması ülkemizin ulusal çıkarlarına yönelik tehdit düzeyini göstermektedir.

Öte yandan, uluslararası hukuk uyarınca Türk toprağı kabul edilen Süleyman Şah Saygı Karakoluna dönük güvenlik riski de artmıştır.

Yukarıda belirtilen tüm gelişmeler, Türkiye'nin rejimin ve terör gruplarının gerçekleştirebileceği her türlü saldırıdan, ayrıca Suriye'deki belirsizlik ve kaos ortamından en fazla etkilenebilecek ülke konumunda olduğunu teyit etmektedir.

Bu çerçevede, ulusal güvenliğimizi tehlikeye atabilecek her türlü tehdide ve eyleme karşı, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız doğrultusunda gerekli önlemlerin tespiti ve uygulanması önem taşımaktadır.

Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye'deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması, bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesini arz ederim.

Ahmet Davutoğlu

                                                                           Başbakan

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hükûmetin Meclis gündemine sevk ettiği bu tezkere, Anayasa’nın 92’nci maddesine aykırı bir tezkeredir, dolayısıyla, gündeme alınamaz, düzeltilip ancak Anayasa’nın…

BAŞKAN – Duymuyorum, biraz sesinizi yükseltebilir misiniz.

“Anayasa’ya aykırı bir tezkeredir.” Evet…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Anayasa’nın 92’nci maddesine alenen aykırı bir tezkere olduğundan, bu tezkerenin bu hâliyle gündeme alınamayacağını dikkatinize sunmak istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu biraz sonra görüşeceğimiz tezkere, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı olacak bir Hükûmet istemidir, Hükûmetin izin talebidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesine bu konuyla ilgili çeşitli zamanlarda müracaat yapılmış ama Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı içerisinde bulunmadığından dolayı… Zaten Anayasa’nın 92’nci maddesinin birinci fıkrası açık ve net yazıyor: “Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir.” Yani, bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia etmek ve bu konuda usul tartışması açmak usule aykırıdır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Meclis, yetkisini devredemez Hükûmete, o açıdan tabii ki Anayasa’ya aykırı, arkadaşımız haklı.

BAŞKAN – Sayın Tanal, ben, Sayın Zozani’yle konuşuyorum.

MUHMUT TANAL (İstanbul ) – Özür diliyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş tezkereyi okumamış olabilir, mazur karşılarız, “Hükûmet imzalamıştır, okumak durumunda değildir.” derim ama bu tezkerenin tüm cümleleri dikkatlice okunduğunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına devrettiği yetkiler, bu tezkereyle alınıp Türk Silahlı Kuvvetlerine devredildiği için Anayasa’nın 92’nci, 11’inci, 7’nci, 8’inci ve 124’üncü maddelerine aykırı bir tezkeredir. Dolayısıyla, bu durumun düzeltilerek ancak bu tezkerenin görüşülebileceğini ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Zozani farklı maddeleri dile getirerek bu Anayasa’ya…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi anladım, meseleyi anladım. Ben de bir açıklama yapmak istiyorum.

Bu tezkere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına geldi, gelen kâğıtlar listesinde yayımlandı, işleme alındı ve gündemin “Sunuşlar” bölümünde yer aldı. Tezkereyi okuduk. Bu aşamada tezkerenin Anayasa’ya aykırılığı gibi, işlemden kaldırılması gibi bir yetkisi bulunmamaktadır ne Meclis Başkanının ne de bugün Divanı yöneten benim, Divanın. Bu nedenle, biraz sonra tezkereyi görüşmeye geçeceğiz, buradaki düşüncelerinizi söyleyebilirsiniz. Nihayetinde bu tezkere oylanacak ve Genel Kurul tarafından kabul edilecek.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Nereden biliyorsunuz?

BAŞKAN – Benim sizin önerdiğiniz gibi, Divan olarak bu şekilde bir yetkim yok.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, kabul edilip edilmeyeceğini Başkanlık Divanı tayin ediyorsa ona bir itirazımız yok. Bence bu cümlenizi düzeltmelisiniz.

BAŞKAN – Kabul edilecek veya edilmeyecek.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hayır, “kabul edilecektir” dediniz.

BAŞKAN - Dil sürçmesi olmuştur, özür dilerim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Şimdi, Başkanlık Divanının dikkatinden kaçmış bir hususu biz şu anda dikkatinize getiriyoruz: Bu tezkerenin 2’nci cümlesinde Parlamentonun kanun yaparak bir kuruma devrettiği yetkiler tezkereyle oradan alınıyor. Biz, tezkereyle kanun yapmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Zozani, sizi çok iyi dinledim, iyi de anladım ama şu talebinize ilgili, olumlu cevap verebilmek gibi bir yetkim yok.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tutumunuzda ısrar ediyorsanız usul tartışması talep ediyoruz.

BAŞKAN – Bu tezkere geldi, gelen kâğıtlar listesinde yer aldı, “Sunuşlar” bölümünde yer aldı ve Anayasa’ya aykırılıkla ilgili -tekrar ediyorum- ne Meclis Başkanlığının ne de bizim, benim, şu anda Meclis Başkan Vekili olarak yönettiğim Divanda bu konuyla ilgili yetkimiz yok. Bu nedenden dolayı işleminizi ele alacak bir durumum, sorumluluğum söz konusu değil.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, bakın, defalarca bu, burada tekrarlanmıştır. Daha önceki görüşmelerde de bu tarz itirazlar oldu ve dikkate alındığına tanıklık ettik sizin Başkanlığınızda.

BAŞKAN – Dikkate alınıp ne yapıldı mesela Sayın Zozani?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Mesela, işlemden kaldırıldı.

BAŞKAN – Divan mı kaldırdı işlemden, kaldırma işlemini Divan mı yaptı?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Önerge sahibinin bu önergeyi geri çekmesini sağlayabilirsiniz, bunu söylüyorum.

BAŞKAN – Bunu yapamam ki ben. Hükûmet burada, Sayın Bakan burada, konuşacak.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ama Anayasa’ya açıkça aykırı bir...

BAŞKAN – Şu anda ben bunu işlemden kaldıramam. “Yapıldı.” diyorsunuz, örnek soruyorum size. Ben Divan Başkanı olarak burada ne yapabilirim? Böyle bir yetkim yok.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, siz tutumunuzda ısrar ediyorsanız usul tartışması talep ediyorum.

BAŞKAN – Tamam, bir dakika.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz zaten açıklamanızı yaptınız. Bu tezkere görüşülecek. Anayasa’da nasıl görüşüleceğiyle ilgili usul ve esaslar belli, İç Tüzük de bunu saymış. Tüm siyasi parti grupları konuşacak, yirmişer dakika konuşacaklar, iki tane de sayın milletvekili bu konuyla ilgili görüşlerini beyan edecek, Hükûmet, açıklamasını yapacak.

BAŞKAN – Evet, açıklayacağım biraz sonra.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunun geriye alınması ancak yüce Meclisin iradesiyle mümkündür. Yüce Meclis reddederse bu tezkere zaten gündemden düşmüş olacak, Yüce Meclis kabul ederse tezkere devam etmiş olacak.

BAŞKAN – Aynı şeyleri söyledim, evet.

Sayın Zozani, yapılacak bir şey yok.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, görüşmelere geçelim efendim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Anayasa’ya aykırı bir hususta ısrar ediyorsunuz Sayın Başkan, tutumunuz hakkında usul tartışması talep ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi usul tartışmasını açacağım ama söylediğiniz cümleyi kabul etmiyorum. Benim yapacak bir yetkim yok, siz beni ısrarla itham ediyorsunuz, lütfen.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclis, abesle iştigal etmez, sonucu değişmeyecek şeyin ne usulünü tartışacağız!

BAŞKAN – Sayın Kacır, boşverin, bırakın.

Açayım mı usul tartışması, istiyor musunuz?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Evet, istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, usul tartışması açıyorum.

MUSTAFA DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte.

BAŞKAN – Şimdi her partiye bir söz vereceğim. Lütfen, itiraz da olmasın, demokratik bir şekilde bu işi halledelim.

Sayın Adil Zozani, aleyhinde; Sayın Yusuf Halaçoğlu, lehinde; Sayın Akif Hamzaçebi, aleyhinde.

Sayın Mustafa Elitaş, siz mi, Doğan Kubat mı konuşacak lehinde?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben konuşacağım.

Lehte konuşmak üzere Sayın Mustafa Elitaş’ı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun, süreniz üç dakikadır.

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi’nin gündeme alınmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İşin bu noktaya gelişinin esası şudur: Dün, bizim, sayın grup başkan vekilleriyle yaptığımız görüşme çerçevesinde denildi ki: Bu konuyla ilgili bir usul tartışması açmak istiyoruz ama eğer uygun görürseniz grup önerisiyle bu işi yapalım. Nitekim, sizin de partinizden arkadaşlarımızla, Milliyetçi Hareket Partili, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızla aldığımız karar gereğince bugünkü yaptığımız AK PARTİ grup önerisinin görüşülmesinin esası, usul tartışmasına yönelik olarak bir centilmenlik çerçevesinde aldığımız bir karardır.

Bakın, değerli milletvekilleri, Sayın Zozani; Anayasa Mahkemesine bu konuyla ilgili zaten müracaat edilmiş. Bu, Anayasa’nın 92’nci maddesinde yapılan düzenleme, 1961 Anayasası’nın 66’ncı maddesindeki düzenlemenin (1)’inci fıkrasının aynı düzenlemesi. Bu konuyla ilgili müracaat yapılmış ve Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararlar, Anayasa Mahkemesinin incelemesinin dışındadır.” Seçim kararı alırsınız, Anayasa Mahkemesine müracaat edemezsiniz, Anayasa’nın 92’nci maddesine göre, bu yetki, doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen bir yetki olduğundan dolayı, münhasıran, sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılabilecek bir yetki ve bir karar olduğundan dolayı, bunu Anayasa Mahkemesine götürdüğünüz takdirde… Nitekim Anayasa Mahkemesinin (1990/31) esas sayılı, (1990/24) sayılı kararıyla resmîleşmiş, teyit edilmiş ve Anayasa Mahkemesi, buradaki son hükmünde ifade etmiştir. Nitekim literatürde de doktrinde de yurt dışına, başka ülkelere, yabancı ülkelere Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesi veya yabancı ülkelerin silahlı kuvvetlerinin Türkiye’de bulunmasıyla ilgili kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı olduğu, yetkinin sadece ve sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğuyla ilgili hüküm açık ve nettir. Bu konuda bizim az önce, Sayın Başkan usul tartışması açmazdan önceki ifade ettiğimiz itirazımız şudur: Bu konuyla ilgili usul tartışmasının da açılması zaten mümkün değildir. Niye? Bütün siyasi partiler burada konuşmalarını yapacaklar, görüşlerini beyan edecekler. O görüşlerinin beyanları doğrultusunda, siz görüşlerinizi ifade edeceksiniz -Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, AK PARTİ Grubu- ve Hükûmet, tezkeresini savunacak. Bu konuda milletvekillerinin bağımsız ve hür iradesi doğrultusunda bu tezkere kabul olunacak veya reddolunacak. Nitekim, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin üstünde bir iradenin olmadığı, Anayasa’nın 92’nci maddesinde, İç Tüzük’ümüzün 130’uncu maddesinde açık ve net bir şekilde düzenlenmiştir.

Başkanlık bir nezaket gösterdi, bu usul tartışmasını açtı. Aslında bu usul tartışmasını açmak dahi usulsüzdür.

Başkanlığın tutumunun doğru olduğunu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hiç kimseye yaranamıyorum. Açıyorum, eleştiriliyor; açılmıyor, eleştiriliyor.

Aleyhte olmak üzere Sayın Adil Zozani’ye söz veriyorum.

Buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Elitaş, Anayasa’nın 92’nci maddesini siz de, zannederim, şimdi bir kez daha okudunuz, ben de okudum. Anayasa’nın 92’nci maddesi, yurt dışına asker göndermeye, yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlanmasına olanak sağlamaya dönük bir maddedir. Ancak, bizim burada Anayasa’ya aykırılık iddiamız buna dayalı değildir. Siz bu Parlamentonun kanun çıkararak yetkilendirdiği bir kurumun yetkilerini oradan alıyorsunuz, Türk Silahlı Kuvvetlerine, yetkili olmayan başka bir kurula veriyorsunuz.

Anayasa’nın 124’üncü maddesi, yönetmelik yapma yetkisini belirliyor; 11’inci maddesi de bu yetkilerin nasıl kullanılacağını, kimlerin yetki kullanacağını, ne şekilde kullanacağını açıkça ifade ediyor. Bu yönetmelikte, mesela, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının yönetmeliğinde, sizin bu tezkerede “kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı” diye ifade ettiğiniz görevleri tarif ediyor. Dolayısıyla, bir kurumda olan yetkileri ancak siz yasa yaparak o kurumdan alıp başka bir kuruma devredebilirsiniz. Siz, bu Parlamentonun yaptığı bir kanunu yok sayamazsınız. Sizin yaptığınız izahlar bunun cevabı değildir. Alenen, bir kurumda olan bir yetkiyi alıp buraya yerleştiriyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Zozani, Hükûmete verilen yetkidir bu. Olur mu öyle şey! 

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Hayır, bakın, burada -siz okumamış olabilirsiniz ama dikkatinize sunuyorum- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının 5902 sayılı Yasa’ya dayalı olarak çıkardığı yönetmelikte, 6’ncı maddenin (ç) bendinde, bir bakın, “Ulusal ve uluslararası insani yardım ve müdahale faaliyetlerini koordine etmek” diye bir ifade  vardır orada, siz bu ifadeyi yok sayamazsınız.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yani biz yönetmeliğe aykırı mı davranıyoruz burada?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bu yasayı, bu yönetmeliği yok sayarak getirip usule aykırı, Anayasa’nın 92’nci maddesine aykırı bir düzenleme yapıyorsunuz burada. Ancak bu tezkereden bu ifadeleri çıkarmak suretiyle siz, Anayasa’nın 92’nci maddesine uygun hâle getirebilirsiniz. Mevcut durumda Anayasa’nın 92’nci maddesine aykırıdır. Bakın, Anayasa’nın 92’nci maddesini hatırlamıyorsanız, bilmiyorsanız, isterseniz ben de okuyayım ama zaman yetmiyor buna.   

İkincisi; ayrıca, 11’inci maddeyi size anımsatayım, 11’inci maddede ne diyor: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kanun değil.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bakın, kurum ve kuruluşların yetkilerini alıyorsunuz, başka bir kuruma veriyorsunuz yasa yapmadan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Biz şu anda bu tezkereyle yetki vermek suretiyle kanun mu yapmış oluyoruz?

BAŞKAN – Sayın Zozani, teşekkür ederim.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Geçici bir yetki veriyorsunuz ama bir kurumun kanunla belirlenmiş yetkilerini, görevlerini yok sayıyorsunuz, alıp başka bir kuruma devrediyorsunuz.

Dolayısıyla, Sayın Başkan, sizin dikkatinizden kaçmış olabilir, evet, Anayasa’ya aykırı bir işlemi şu anda burada yapmaya çalışıyorsunuz. Bu yanlıştır, bunu ifade ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Zozani, sürenizi doldurdunuz, teşekkür ederim.

Lehte olmak üzere Sayın Yusuf Halaçoğlu konuşacak, Kayseri Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar).

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bir kavram kargaşası var zannediyorum. Yönetmelikte yer alan göçmenlerle ilgili, ilgilenilecek mesele apayrı bir meseledir. Onunla, ilgili kurum ilgilenecek. Ama, burada, bir ulusal tehdide karşı yetki isteniyor. Bu yetki Hükûmete veriliyor ve Hükûmet bunu nasıl kullanacaktır? Türk Silahlı Kuvvetleriyle kullanacağını söylüyor. Kimin kontrolündedir Türk Silahlı Kuvvetleri? Hükûmetin kontrolünde. Öyleyse buradaki kavram kargaşasını ortadan kaldırmak lazım. Yani, Türkiye’ye gelen göçmenlerin buradaki hâl ve davranışları veya onların idareleri, sevkleri doğrudan doğruya Türk Silahlı Kuvvetlerine verilmiyor ki, buraya gelecek olan göçmenlerin önlenmesiyle ilgili tedbirlerin alınması yani oradan gelecek göçmenlerin önlenmesiyle ilgili; buraya gelmiş olanlarla ilgili yetkiyle alakası yok.

92’nci madde tamamen açık ve nettir: “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” Başka hiçbir mercinin değil. Şimdi, burada herhâlde sıkıntı şuradan kaynaklanıyor: Türk Silahlı Kuvvetlerinin güvenlikli bölge oluşturması hâlinde oradaki bölgelerin işgal edileceği iddia ediliyor ve bundan dolayı sıkıntı duyuyor zannediyorum bazı arkadaşlar. Bundan kaynaklanan bir tepki var.

Şimdi, Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar eğer orada bu güvenlik… Biz şöyle tenkit ediyoruz: Bugüne kadar çoktan yapılması gereken bir hadiseyi bugüne bıraktılar yani iş işten geçtikten sonra… Türkiye’ye bu kadar göçmen geldikten sonra ve ortalık karıştıktan sonra, oradaki Türkmenler başka yerlere sürüldükten sonra… Yani açık söyleyeyim, Halep’ten itibaren Bab veyahut da Azaz taraflarındaki Türkmenler nerede bugün? Hiçbir tanesi yok. Başkaları tarafından işgal edildi oralar ve ondan sonra kantonlar oluşturuldu. O kantonların bugün ortadan kalkacağı endişesi bu tepkiyi ortaya çıkarıyor. Yani, düşünceleri şu: Orada Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi bağımsız bir Kürdistan kurmak düşüncesi var hedefte. Bundan dolayı burası engellenir, burası Türk Silahlı Kuvvetlerinin kontrolüne girerse biz bunu yapamayız hedefi var bunun içerisinde.

Mesele bundan ibarettir, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

Aleyhte olmak üzere…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, Sayın Halaçoğlu…

BAŞKAN –  Bir dakika, bir usul tartışması yapıyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ben kimseye bir şey söylemedim. Tepki verecek, hiç kimseye bir şey söylemedim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hayır, bakın ama Sayın Halaçoğlu, bizim hiçbir şekilde ifade etmediğimiz, ifade ettiğini düşünmediğimiz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN –  Sayın milletvekilleri…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ben hiç kimseye sataşmadım, isim de zikretmedim.

BAŞKAN –  Tekrar eder misiniz lütfen.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Silahlı Kuvvetlerinin, orada, bir yerlerde tampon bölge oluşturacağı kaygısından böyle bir tepki verildiğine ilişkin beyanları yanlıştır, sataşmadır; cevap vermek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Olur mu öyle şey?

BAŞKAN –  Şimdi, bakın, usul tartışması yapıyoruz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ama, 69’uncu maddeye göre bir sataşma vardır.

BAŞKAN – Sizin şahsınızla ilgili bir sataşmada bulunmadı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Fikrimi söyledim ben.

BAŞKAN –  Verdiği bilgiler üzerine, yanlışlık var diyorsanız, daha sonra, usul tartışması sonrasında size söz vereceğim açıklama anlamında.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hayır Sayın Başkan… Sayın Başkan, benim ifade etmediğim… Lütfen ama ya… Ama Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Şimdi, usul tartışması yapıyoruz ve şahsınızla ilgili hiçbir sataşma olmadı Sayın Zozani. Çok iyi dinledim, lütfen…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Özellikle dikkat ettim sataşma olmasın diye.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, benim ifade etmediğim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizi ifade etmedi ki zaten, sizi söylemedi.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İsmimi doğrudan zikretmemiş olabilir.

BAŞKAN –  Ee…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ama kendisinden önce, bu tezkerenin Anayasa’nın 92’nci maddesine aykırı olduğu iddiasını gündeme getiren benim.

BAŞKAN –  Evet…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ve dolayısıyla, bu iddiaların gündeme gelmesinin şu şu sebeplerden kaynaklı olabileceğine ilişkin ithamların muhatabı benim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçti Sayın Başkan, zaten kayıtlara geçti.

BAŞKAN –  O da kendi düşüncesini söylüyor Sayın Zozani. Siz Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri  sürebilirsiniz…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, niye bu kadar…

BAŞKAN – … bir diğer konuşmacı da bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığını söyleyebilir. Bunda sataşacak bir şey yok, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kayıtlara geçti zaten Sayın Zozani’nin açıklaması.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – 69’uncu maddeye göre sataşmadan söz…

BAŞKAN –  Lütfen, lütfen… Herkes düşüncesini özgürce burada ifade etme özgürlüğüne sahip.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan ama… Ben görüşlerini ifade etmesin demiyorum, ben de görüşümü ifade edeyim.

BAŞKAN –  Size sataşma olmadı.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ama bir itham var orta yerde Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz kendi düşüncenizi söylediniz, Sayın Halaçoğlu da kendi düşüncesini söyledi. Lütfen…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, siz Sayın Halaçoğlu’nu savunmak zorunda değilsiniz. Bana karşı bir itham var.

BAŞKAN –  Hiç savunmuyorum. Ben doğru olanı yapmaya çalışıyorum. Lütfen…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Doğru olanı yapmış olsaydınız, bunun Anayasa’ya aykırılığını görmüş olurdunuz.

BAŞKAN – Ona da ben karar veriyorum, siz yönlendirmeyeceksiniz beni, lütfen.

Aleyhte olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’yi kürsüye davet ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre yönetmeyi bilmiyorsun, ısrar ederse Genel Kurulun onayına sunulur; bilmiyorsun ki orayı yönetmeyi, yönetmeyi bilmiyorsun, ısrar ederse Genel Kurulun onayına sunacaksın.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tutanakları talep ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce bu kürsüye geldiğimde, zaman yetersizliği nedeniyle, ifade edemediğim bazı konuları bu usul tartışmasının vermiş olduğu fırsat üzerine burada ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında, Anayasa’nın 92’nci maddesi uluslararası meşruiyeti arar. Milletlerarası hukukun meşru saydığı hâllerde Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla bir başka ülkeye asker gönderilmesi mümkündür. Milletlerarası hukukun meşru saydığı hâller sınırlıdır.

Birincisi: Ya ülkeye bir saldırı söz konusudur… Bu durumda, o ülkenin meşru müdafaa hakkı vardır, ki burada Meclis kararına gerek yoktur. Biraz önce, Süleyman Şah Karakolu’na yapılan saldırıyı buna örnek olarak verdim. Oraya yapılacak bir saldırı olması hâlinde, Meclis kararı olmaksızın Türk Silahlı Kuvvetleri buna doğrudan cevap verme, müdahale etme imkânına sahiptir. Bir kere, tezkerede böyle bir gerekçe olmasını ben doğru bulmuyorum yani bu, gerçekçi bir şey değil.

Milletlerarası hukukun meşru saydığı ikinci hâl: Barışa ve güvenliğe yönelik bir tehdit olması hâlinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmalı. Barışa ve güvenliğe yönelik bir tehdit var ise bu durumda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla elbette müdahale etme imkânı, kuvvet kullanma imkânı mevcuttur. Bizim Anayasa’mız “savaş” der ama uluslararası hukuk artık “savaş” kavramı üzerine inşa edilmiyor. Birleşmiş Milletlerin kurulmasından bu yana, Birleşmiş Milletler “Ülkelerin savaş yetkisi vardır.” demiyor, “Kuvvet kullanma yetkisi vardır.” diyor. Bunun da şartları bellidir.

Bu tezkere, maalesef, bir savaş tezkeresi; bir IŞİD tezkeresi değil. Kimse kimseyi yanıltmasın.

Biraz önce, diğer ülkelerin ne yaptığına ilişkin çok kısa bir bilgi vermiştim, onu biraz daha açmak istiyorum. 22 ülkeye ilişkin bir liste var elimde, uluslararası koalisyona giren ülkeler ne yapıyor? Bu 22 ülkenin toplam 6 tanesi hava harekâtı yapıyor veya “Yapılacak olan hava harekâtına destek veririm.” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kim onlar, kim onlar?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Diğer 16 ülke –bakın, hiçbirinde kara harekâtı da yok- “Ben insani yardım yaparım.” diyor, “Lojistik destek veririm.” diyor, “Muhalifleri eğitirim.” diyor, “Medya desteği veririm.” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 16 ülke kim, 16 ülke?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Örneğin İspanya diyor ki: “Ben askerî operasyona girmem. İç kamuoyunda zaten Amerika’nın bulunduğu her şeye bir tepki var, ben buna giremem.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İspanya’nın sınır komşusu değil Suriye.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Almanya yine benzer yönde bir gerekçeyi ifade ediyor. Suudi Arabistan diyor ki: “Ben medya desteği veririm size. Size para benden.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Biz Esat yönetimini devirmek için Mehmetçik’i oraya sürmeye hazırız gördüğüm kadarıyla.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri, tutumumda herhangi bir değişiklik olmamıştır. İşleme devam ediyorum.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

6.- Başbakanlığın, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair tezkeresi (3/1580) (Devam)

BAŞKAN - Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım. Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim. Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için on dakikadır.

Tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini söylüyorum: Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Faruk Loğoğlu, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Emrullah İşler; şahsı adına İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk ve İstanbul Milletvekili Şirin Ünal.

Konuşmalara başlamadan önce on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.10

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Tezkere üzerinde ilk söz, Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yılmaz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı gerekli her türlü tedbiri uluslararası hukuk çerçevesinde almak, Irak ve Suriye'deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı ülkemizi hazır kılmak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin menfaatlerini etkin bir şekilde korumak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması, bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılmasını teminen, Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir yıl süreyle izin alınması için Meclisimize sunulan tezkerenin gerekçelerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Bu vesileyle Sayın Başkan ve Meclisimizin üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime başlarken ülkemizin birliği ve huzuru için bu ülkenin vatandaşlarına ve canlarını kurtarmak için ülkemize sığınan kültür coğrafyamızın insanlarına gece gündüz demeden hizmet eden tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyor, bu uğurda hayatlarını kaybeden şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğimize yönelik risk ve tehditler son dönemde yaşanan gelişmeler sonucunda ciddi biçimde artmıştır. Komşu iki ülkeden kaynaklanan risk ve tehditlerle ülkemiz karşı karşıyadır. Sorulması gereken soru şudur: Bu bölgedeki risk ve tehditler geçen yıla göre artmış mıdır, artmamış mıdır? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden karar çıkartılması da göstermiştir ki bu bölgedeki risk ve tehditler artmıştır. Bu risk ve tehditlerin en çok etkilediği ülkelerin başında Türkiye  gelmektedir. PKK terör unsurları varlığını sürdürmektedir, IŞİD tehdidi her iki güney komşumuzda da apaçık ortadadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk halkının huzuruna, güvenliğine ve millî birliğine yönelik bir terör saldırısıyla yıllardır mücadele edilmektedir. Bu tehdit, bölgede son dönemde meydana gelen gelişmelerin de etkisiyle farklı bir boyut kazanmıştır. Her ülkenin teröre karşı gereken tedbiri alması uluslararası hukukun gereğidir. Bu vesileyle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 24 Eylül 2014 tarihli ve 2178 sayılı Kararı’nda belirtilen hususlara dikkatinizi çekmek isterim: Terörizm, ne tür ve ne görünümde olursa olsun, uluslararası barışa ve güvenliğe en büyük tehdittir. Terör eylemi bir suçtur ve faili, bahanesi ne olursa olsun, bu suçu hiçbir zaman ve hiçbir  yerde haklı çıkaramaz. Bu suça karşı, Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin birlikte mücadele vermesi ve terörle mücadelede iş birliği yapması bir görevdir. Terör, her geçen gün dünyanın birçok bölgesinde hoşgörüsüzlük ve aşırıcılığın etkisiyle yayılmaktadır. Tüm ülkeler terörün artan bir tehdit olduğunu görerek kararlılık içinde ortak hareket etmelidir. Altını çizerek belirtmeliyiz ki terörizm herhangi bir dinle, milletle veya medeniyetle ilişkilendirilemez. Bütün ülkeler uluslararası hukuka ve özellikle evrensel insan hakları hukukuna, temel hak ve hürriyetlere ve hukukun üstünlüğüne uygun olarak teröre karşı mücadele için her türlü tedbiri alacaktır. Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler, teröristlerin bir ülkeden diğer ülkelere geçişlerini, terör eylemlerine katılmasını önlemekle ve bu eylemlere katılanları yargı önüne çıkarmakla yükümlüdürler.

Komşumuz Irak, yıllardır PKK’lı teröristlerin sığınağı olmuştur. Irak, yıllardır ülkesindeki bu teröristleri ne engellemekte ne de bunları yargı önüne çıkarmaktadır, uluslararası hukuku ihlal etmektedir. Türkiye  olarak, Irak’taki terör örgütlerinin ülkemize yönelik saldırılarına son verilmesini sağlamak amacıyla her türlü tedbiri almaktayız. Bu tezkere de bu tedbirlerin bir parçasıdır.

Hükûmet olarak göreve başladığımız ilk günden bu yana, terör tehdidinin ortadan kaldırılması için kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz; terörü, terörün istismar ettiği sorunları, bölgenin sorunlarını bir bütün içinde ele alarak bitirmek istiyoruz. Bir yandan terörle mücadele sürerken diğer yandan demokrasinin çıtasını yükselttik, özgürlükleri genişlettik. 77 milyonu bir ve kardeş bilerek birlikte Türkiye olduğumuzun bilinciyle Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’ni uygulamaya koyduk.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce alınan yetki tezkeresi çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından hava harekâtı, hava keşif uçuşu, topçu ateşi ve kara harekâtı gerçekleştirilmiştir. Tezkerenin tek hedefi bu ülkenin huzuruna saldıran teröristlerdir, bundan sonra da bu uygulamaya devam edilecektir.

Terör tüm milletimizin ortak sorunudur. Terörle mücadelenin başladığı tarihten bu yana görev alan tüm hükûmetlerin öncelikli gündemi terörle mücadele etmek olmuştur. Bu ortak sorunun çözümünde elde edeceğimiz başarı ülkemizin başarısı olacaktır. Demokrasimizi güçlendirirken uygulayacağımız çok boyutlu ve kapsamlı tedbirler içeren bu süreç içerisinde lüzumu hâlinde ve caydırıcılık çerçevesinde askerî önlemler alınması, terörle mücadelemizdeki bütüncül yaklaşımı tamamlayacaktır. Nihai hedefimiz, bu tür tezkerelere artık bir daha hiç ihtiyaç duymayacağımız şekilde bir güven ortamının tesisidir. Bu doğrultuda, Hükûmetimizce başlatılan ve artık devlet politikası hâline gelen çözüm süreci güçlü ve kararlı bir şekilde devam etmektedir. Bu sorunu da terörle mücadeleden taviz vermeden daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok refah, daha çok vatandaşlık hakkı ve hukukuyla çözeceğiz. Toplumun her kesiminin sahip çıktığı bu süreci devam ettirerek çözümün ivedilikle sağlanması için gerek duyulan yeni yöntemleri devreye sokmaya ve gerekli çalışmaları yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; IŞİD terör örgütünün 5 Haziran 2014 tarihinde Musul kırsalında ve civar vilayetlerde başlatmış olduğu eylemler sonrasında 10 Haziran tarihinde Musul’un kontrolünü tamamen ele geçirmesi, Irak’ta başta güvenlik olmak üzere hemen hemen her alanda sıkıntılı bir süreci başlatmıştır.

IŞİD ve bağlantılı unsurların saldırısını müteakip Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, başta Kerkük olmak üzere Merkezî Irak Yönetimi ile sorunlu olan tartışmalı bölgeleri kontrol altına almıştır.

IŞİD saldırılarıyla birlikte Irak Kara Kuvvetleri önemli miktarda personel kaybına uğramış, bu bölgedeki birliklerin bulundukları yerleri terk etmeleri neticesinde Irak ordusuna ait çok sayıda silah ve mühimmat da IŞİD’in eline geçmiştir. Musul, Anbar, Selahattin ve Kerkük’ün önemli bir bölümünde, Diyala’nın da bazı bölgelerinde IŞİD terör örgütü alan hâkimiyetini tesis etmiştir. 10 Haziran 2014’te 31 Türk şoförünün rehin alınması, 11 Haziran 2014’te Musul Başkonsolosunun IŞİD terör örgütü mensuplarınca ele geçirilmesi Irak’tan kaynaklanan tehditleri apaçık ortaya koymuştur.

Irak’ta yaşanan olaylar, Suriye’de olduğu gibi ülkemize yönelik sığınmacı hareketine neden olmuştur. Nitekim,  IŞİD saldırılarından kaçarak ülkemize sığınan Ezidilerin sayısı eylül ayı sonu itibarıyla 22.250’ye ulaşmıştır.

Ayrıca, önümüzdeki süreçte, Irak ordusunun terk ettiği silahların ve özellikle Avrupa ülkelerinden Irak’a verilen askerî malzemelerin bir kez daha terör örgütlerinin eline geçmesi ve bu gücün Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne ve Türkiye’ye tehdit oluşturma ihtimali de mevcuttur.

Irak’taki gelişmeler, bölgedeki çatışma ve insani trajedi daha bütüncül ve kapsamlı bir strateji geliştirme ihtiyacını ortaya koymuştur. Uluslararası toplum kararlı bir adım atmadığı sürece bölge daha geniş bir çatışmanın içine sürüklenecektir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak ve Suriye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü teyit ederken, IŞİD ve El-Nusra cephesi gibi terör örgütlerinin Irak ve Suriye’deki faaliyetlerini kınayan, IŞİD’in terör faaliyetlerine karşı Birleşmiş Milletler üyesi tüm ülkelere 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı çerçevesinde ve uluslararası hukuka bağlı kalarak, sorumluluklarının gereği olarak terörizm ve aşırıcılıkla mücadele için 15 Ağustos 2014 tarihli 2170 sayılı Kararı’yla gerekli tüm önlemleri alma çağrısında bulunmuştur. 5 Eylül tarihli NATO Galler Zirvesi’yle Irak ve IŞİD tehdidinin detaylı şekilde ele alındığı çok taraflı toplantılarla başlayan süreç, 11 Eylülde Cidde’de, 15 Eylülde Paris’te yapılan toplantılarla devam etmiştir. Ülkemizin de iştirak ettiği toplantılarda uluslararası toplumla birlikte hareket edileceği belirtilmiştir. IŞİD’in Irak’taki varlığına karşı mücadele verilmesi, Irak’taki yeni Hükûmete destek olunması, bu doğrultudaki uluslararası çabaların siyasi, güvenlik ve insani boyutlar ekseninde yürütülmesi hususunda mutabakata varılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Birleşmiş Milletler verilerine göre yılbaşından bu yana Irak genelinde yaklaşık 7 bin kişi çatışmalar neticesinde hayatını kaybetmiştir. 1 milyon 800 bin kişi yerlerinden edilmiştir. IŞİD ve destekçilerinin haziran ayında Musul’da başlattığı saldırılar sonrasında Irak’ta tırmanışa geçen güvenlik krizinden en olumsuz etkilenen kesimlerden biri de Türkmenler olmuştur. IŞİD’in ilerlemesiyle yerlerinden edilen on binlerce soydaşımız Erbil, Kerkük ve Duhok’un yanı sıra Necef, Kerbela ve Bağdat gibi güney vilayetlere göç etmiştir. IŞİD, ağustos ayı başlarında Telafer’den göç etmek zorunda kalan soydaşlarımızın sığındığı Sincar ilçesini de ele geçirmiştir. Türkiye, IŞİD’in Irak’ta yerlerinden ederek mağdur ettiği herkese ayrım gözetmeksizin yardım etmektedir.

Irak’ta güvenlik krizinin tırmanışa geçtiği haziran ayından itibaren AFAD koordinasyonunda TİKA ve Kızılay, çatışmalardan etkilenerek yerlerinden edilen Türkmenler de dâhil olmak üzere tüm Irak halkına yönelik insani yardımda bulunmaktadır. 29 Eylül 2014 tarihi itibarıyla gıda, yatak, çadır, temizlik malzemesi ve ilaç gibi muhtelif yardım malzemelerinden oluşan 277 tır insani yardım malzemesi Duhok, Kerkük, Sincar, Zaho, Erbil, Telkaif, Telafer’e gönderilmiş ve dağıtımları sağlanmıştır. Ayrıca Duhok’a 57 tır, barınma merkezi altyapı malzemesi de ulaştırılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AFAD’dan bir ekip Zaho’da, Türk Kızılayından bir ekip ise Erbil’de çalışmaktadır. Zaho Deberun’da 5 bin kişilik bir çadır kent kuran AFAD, Zaho Bersiva’da 10 bin kişilik, Duhok Sharya’da 20 bin kişilik iki ayrı kamp kurma çalışmalarını sürdürmektedir. Necef, Kerbela ve Bağdat başta olmak üzere Irak’ın güneyindeki vilayetlere göç eden soydaşlarımıza da insani yardım ulaştırılması konusunda ilgili kurumlarımız arasında gerekli koordinasyon sağlanmaktadır.

Irak’ın kurucu unsuru olan Türkmenlerin güvenliklerinin temini ile Irak Anayasası’yla çizilen çerçevede hak ve menfaatlerinin garanti altına alınması Türkiye’nin Irak politikasının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Türkmen kardeşlerimizin menfaatlerinin korunması ve söz konusu krizin bu ülkedeki soydaşlarımıza olumsuz etkilerinin giderilmesi bizim için son derece önemlidir. Ülkemiz her zaman olduğu gibi önümüzdeki dönemde de Türkmen toplumunun en büyük destekçisi olacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Suriye’deki ihtilaf 4’üncü yılındadır. Hâlihazırda söz konusu ihtilafın bölgesel güvenlik bakımından ortaya çıkardığı risk ve tehditler giderek artmakta ve Suriye’deki insani duruma etkisi ağırlaşmaktadır. İhtilafın yol açtığı güvenlik tehditleri çok boyutludur. Rejimin kimyasal silah dâhil her türlü saldırı aracını halka karşı kullanmakta tereddüt göstermediği ve buna yönelik kararlı bir uluslararası tepkinin henüz ortaya konulmadığı düşünüldüğünde söz konusu tehditler varlığını artırarak sürdürmektedir. Rejim tarafından kimyasal silah kullanılması Birleşmiş Milletler Araştırma Misyonu nihai raporunda 12 Aralık 2013’te teyit edilmiş ve uluslararası hukukun ciddi bir şekilde ihlal edildiği kayıt altına alınmıştır.

Birleşmiş Milletler ve Kimyasal Silahların Yayılmasının Önlenmesi Örgütü yetkililerinin çabalarına rağmen, Suriye’deki tüm kimyasal stokların imha edilmesi de dâhil olmak üzere, Suriye rejimi tarafından uluslararası topluma beyan edilen hiçbir taahhüt yerine getirilmemiştir. Birleşmiş Milletler Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonunun son raporunda rejimin 8 farklı bölgede klor gazı kullandığı kayda geçirilmiştir. Aynı şekilde, Kimyasal Silahların Yayılmasının Önlenmesi Örgütü bünyesindeki Veri Toplama Misyonunun 10 Eylülde açıklanan raporunda da 2014 yılında Suriye’de klor gazının sistematik bir biçimde ve defalarca kullanıldığı teyit edilmiştir. IŞİD’in saldırıları ve rejimin halka uyguladığı kuşatma strateji ve saldırıları da devam etmektedir. IŞİD’in, Irak ordusundan oldukça gelişmiş silah ve malzeme elde etmesi ve bu malzemeyi Suriye’ye taşıması etkinliğinin artmasına neden olmuştur. IŞİD’in gücünün bu şekilde artması sonucunda bazı radikal örgütlerin de IŞİD’e katılmasından endişe edilmektedir.

Suriye’de süregiden kaos, istikrarsızlık ve yıkımın yegâne sorumlusu rejimdir. Uluslararası toplumun ataletinden yararlanan rejim, halkın meşru talep ve beklentilerini şiddet yoluyla bastırmaya devam etmekte; ağır bombardıman da dâhil olmak üzere katliamlar sürmekte, halka karşı kimyasal ve balistik füze kullanılmaktadır. Bu ana kadar kullanılan balistik füze sayısı 421’dir.

Suriye’de yaşanan son gelişmeler ülkedeki insani trajediye yeni ve dehşet verici bir boyut kazandırmıştır. İnsani baskı kaygı verici noktaya ulaşmıştır. Rejim, ülke genelinde 250 binden fazla kişiyi gıda ve ilaçtan mahrum bırakmaktadır; halka “açlıktan öl ya da teslim ol” stratejisi uygulayarak insanlık suçu işlemektedir. Nüfusun yarısı, yaklaşık 10 milyon 800 bin kişi umutsuzca yardım beklemektedir. Yerlerinden edilmiş kişilerin sayısı 6,5 milyona, komşu ülkelere sığınan Suriyelilerin sayısı 3 milyona ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu aziz milleti diğerlerinden farklı kılan hasletler cömertlik, diğergamlık, yardımseverlik ve ensar olma anlayışıdır. Bu topraklarda “Komşudaki yangından bize ne!” diyen olmaz. Milletimiz biliyor ki insan olmak başkasını düşünmekle başlar. Milletimiz kendi kapısına geleni hiçbir zaman geri çevirmedi, her zaman kapısı açık oldu, himayesi altına aldı, insana hizmeti Hakk’a hizmet olarak gördü. Bu düşünceyle insanımız her mülteciye ve her muhacire ensar oldu. Türkiye’ye, tarih boyunca, çeşitli nedenlerle toplu veya bireysel olarak iltica edenler oldu. Bu ülke, her zaman, mazlumların, yerinden edilenlerin, ülkesi işgale uğrayanların sığındıkları bir huzur adası olmuştur. Dün de böyleydi bugün de böyledir. Yıldırım Beyazıt döneminde Karakoyunlu Kara Yusuf’un, 1700’lerde Osmanlıya sığınan Macarların –Thököly Imre bunlardan biri- 1800’lü yıllarda Macar Prensi Kossuth’un, 1850’de Polanyalı Konstantin Borzecki’nin –ki Nazım Hikmet’in büyük dedesidir- İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ın, Kafkas Kartalı Şeyh Şamil’in, Sovyet devrimi liderlerinden Troçki’nin, Doğu Türkistan Hükûmeti Genel Sekreteri İsa Yusuf Alptekin’in ve İran’dan sürülen Humeyni’nin de sığındığı ülke Türkiye olmuştur.

Yine, sadece kişiler değil, halklar da Türkiye’ye gelmiştir. İspanya zulmünden kaçan Yahudiler, Rusya’dan sürülen Ahıska Türkleri, Rus işgalinden ve baskısından kaçan Azeriler, Afganlar, Beyaz Ruslar, Çerkezler, Gürcüler ve Kırım Tatarları, Çin işgali sonrası Uygurlar, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’ye gelen 30 binin üzerinde Yunanlı, Saddam’ın zulmünden kaçan Kürtler -bu kaçış, aynı zamanda, Çekiç Güç’ün de Türkiye’de istihdamına yol açan Kuzey Irak’taki güvenli bölge yaratılmasına, oluşturulmasına neden olmuştur- ve şimdi de Suriye’den gelen Araplar, Türkmenler, Kürtler ve Irak’tan gelen Ezidiler -aileleri için, evlatları için Türkiye’yi güvenli görerek- yine bu topraklara sığındılar.

Hâlihazırda ülkemizin barınma merkezlerinde misafir edilen ve şehirlerde kendi imkânlarıyla ikamet eden 1 milyon 300 binin üzerinde Suriyeliye ev sahipliği yapmaktayız. 18 Eylül 2014 tarihinden itibaren, son gelişmelerle birlikte, Şanlıurfa Suruç bölgesinden ülkemize ilave olarak –dünkü sayıyı veriyorum- 163.208 Suriyeli sığınmacı Kürt kardeşimiz giriş yapmıştır.

AFAD’ın 29 Eylül 2014 tarihli raporuna göre 220.623 Suriyeli ülkemizdeki 10 ilde 22 barınma merkezinde misafir edilmektedir, geriye kalan 1 milyondan fazla kişi yurdumuzun çeşitli bölgelerinde yerleşmiştir. Bu bağlamda yaptığımız harcamalar 4 milyar dolara ulaşmıştır.

İnsani vazifemizin gereği, ülkemize sığınmak durumunda kalan bölge halkı için elimizden gelen her şeyi yapmaktayız. Türkiye 2013 yılında acil ve insani yardımlarda tüm ülkeler arasında millî gelire oranla dünyada birinci, miktar olarak ABD ve İngiltere’den sonra dünya üçüncüsü olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz toparlayacağım.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bütün konuşmacılarda geçerli olmak üzere artı üç dakikalık ek bir süre veriyorum.

Buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Ben de kısaltarak konuşmama devam edeceğim.

Söz konusu insani yardım faaliyetlerinde, gelen sığınmacıların din, dil, ırk ve mezhep ayrımı yapılmaksızın tamamına insan odaklı bir yaklaşım sergilenmektedir. Ancak üzülerek belirtelim ki bütün bu gayretlerimize rağmen, her şeyi istismar etmeye alışmış grupların bu yardım faaliyetlerini engellemeye, yardımı yapan kamu görevlilerine saldırmaya ve toplumun huzurunu bozmaya yönelik eylemleri de devam etmektedir. Sadece bir arkadaşımız söyledi “Ezidilere ne yapıldı?” diye. 20 binin üzerinde Ezidi geldi, Mardin’de kamp gösterdik, “Burada Araplar kalıyor.” diye kendileri kalmak istemediler. Bizim inancımızda mazlumun kimliği sorulmazdı. Bekledik ki canını kurtarmak için Türkiye’ye gelenler kendisine gösterilen yerlerde kalırlar. Ancak bunlar Araplarla birlikte, canlarını kurtarmak için gelen Araplarla birlikte kalmayı kabul etmediklerinden, şimdi Mardin bölgesinde 20 bin kişilik ilave yerleşim yeri açıyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yine, Suriye halkının desteklediği Suriye muhalefetine destek olunması aşırılık yanlısı grupların çekim merkezi olmasını da önleyecektir ve mevcut durumun istismarını da önleyecektir. IŞİD başta olmak üzere, aşırılık yanlısı grupların Suriye’de artan etkinlikleri ulusal güvenliğimize yönelik doğrudan ve ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Kaos ortamından ve rejimin politikalarından beslenen bu gruplar faaliyet alanlarını sürekli genişletmektedir. IŞİD hâlihazırda Türkiye-Suriye sınırındaki üç sınır kapısının Suriye tarafında kontrolünü elinde bulundurmaktadır. IŞİD’in Türkiye-Suriye sınırına 37 kilometre mesafede bulunan Süleyman Şah Saygı Karakolu bölgesindeki mevcudiyeti ulusal güvenliğimize yönelik apaçık bir risk, apaçık bir tehdit oluşturmaktadır. Türk ana vatanının ayrılmaz bir parçası olan Süleyman Şah Saygı Karakolunu korumak devletimizin asli vazifesidir. Türkiye Cumhuriyeti bu sorumluluğunun gereğini yerine getirme konusunda hiçbir tereddüt göstermeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış politikamızın esası hukuktur, hukukun üstünlüğüdür, adalet ve barıştır. Adalet zulme engel olmaktır. Zulüm, kimden gelirse gelsin zulümdür ve engellenmelidir; barış da her hâlükârda iyidir, hayırdır.

Bu tezkerenin amacı, mümkün mertebe, sınırlarımızda yaşanmakta olan çatışmaların ülkemize olan olumsuz etkilerini azaltmaktır. Savaş yüzünden her şeyini kaybetme noktasına gelen, canını bile zor kurtarma durumuna düşen insanlara kapılarımızı açtık. Ancak sadece kapılarımızı açıp canını kurtarmak için gelenlere kucak açmakla bu meselenin çözülemeyeceği de görülmektedir. Suriye’de halkın büyük bir kısmı baskı görürken, bu baskı görenler terör örgütüyle eklemlenirken, demokratik bir Türkiye'nin uluslararası toplumla beraber mazlum ve mağdur insanların yanında yer almaması Türkiye’ye yakışmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime son verirken, bu tezkere için sayın Meclisimiz nihai kararı verecektir, Meclisimizden tezkeremize destek bekliyoruz çünkü bu destekle birlikte, inşallah, Türkiye bu bölgede demokrasi yanlısı olanların, insan haklarına saygılı olanların, uluslara saygılı olanların yanında yer alacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan kürsüdeki konuşmasında bazı politikaların devlet politikası olduğundan bahsediyor. Devlet aygıtını doğru tanımlayarak, bu tanımı yerinde kullanmak gerektiği kanaatini taşıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Acaba bilgisizlikten mi yoksa devlet kanalıyla, tanımıyla bir baskı kurmaktan mı kaynaklanıyor? Sayın Başkan, bir saniye…

BAŞKAN – Dinliyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şimdi, yürütme ve yasama organının çoğunluğunu ele geçirerek birtakım kararları…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, siz açıklama mı yapmak istiyorsunuz, sataşmadan dolayı söz mü istiyorsunuz?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Efendim? Ne yapmak istiyorum?

BAŞKAN – Açıklama mı yapmak istiyorsunuz, sataşmadan dolayı söz mü istiyorsunuz?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bir şeyi düzeltmek istiyorum. Yani burada bir siyasi parti…

BAŞKAN – O zaman, lütfen, yerinize oturun, ben size bir dakikalık süre vereyim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Peki.

BAŞKAN – Lütfen, bir dakika…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Devletin anayasal kurumlarından Genelkurmay Başkanının dahi bilgi sahibi olmadığını söylediği bir politikayı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde birkaç grubun katılmadığı bir politikayı yasama çoğunluğunu ele geçirerek, yürütme organında olarak “devlet politikası” diye lanse etmek çok yanlış bir tanımdır, çok yanlış bir tabirdir. Bu devlet bizim devletimizdir, biz de bu devletin bir parçasıyız ve bu açılım politikasını tasvip etmiyoruz. Dolayısıyla, bu politika Hükûmet politikasıdır, bu politika devlet politikası değildir, bu devlet bizim devletimizdir. Bunu bilmelerini ve bundan sonra bu tanımları doğru kullanmalarını kendilerinden istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hamzaçebi, siz de mi açıklama yapacaksınız? Yerinizden size de bir dakika vereyim.

Buyurun, bir dakika süreniz var.

 

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan Hükûmetin yürütmekte olduğu bu politikanın bir devlet politikası olduğunu söylemiştir. Devlet politikası dediğiniz zaman sadece Hükûmeti değil, muhalefet partilerini, devletin tüm kurumlarını, tüm milleti kapsayan bir politika demektir. Böyle bir politika da Genelkurmay Başkanının, konuyla ilgili bürokratların, Dışişleri Bakanının sadece Hükûmete değil, gelip muhalefet partilerine de –başta ana muhalefet partisi olmak üzere- bilgi vermesi gerekir.

Sayın Millî Savunma Bakanı konuşmasını normalde siyasi parti gruplarından sonra yapacaktı çünkü öyle bir öneri geldi. Ben “Hayır.” dedim, önce konuşsun ki bilgi versin. Bakın, orada dahi Hükûmetin bilgi verme düşüncesi yok, muhalefet partilerinin konuşmasına cevap vermek üzere en son konuşmayı planlıyor. Bu sadece ve sadece Hükûmet politikasıdır, öyle de dememek gerekir, Davutoğlu-Erdoğan ikilisinin Türkiye’yi maceraya sürükleyecek, savaşa sürükleyecek bir politikasıdır efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

6.- Başbakanlığın, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair tezkeresi (3/1580) (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü konuşacak.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, Başkanlığınızın Anayasa’nın eşitlik ilkesine uygun olarak milletvekili için de “prompter” hizmeti sunmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, bir şey sormak istiyorum size.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Buyurun.

BAŞKAN – Sesinizde bir rahatsızlık varsa mikrofonun sesini açabiliriz, bir hastalık varsa?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Prompter istiyor!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Estağfurullah, yok bir şey. İyiyiz, iyiyiz, bir problem yok.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ben prompter istiyorum, mikrofon değil. (CHP sıralarından gülüşmeler, alkışlar)

BAŞKAN – Daha önce söyleseydiniz yerine getirirdik.

Buyurun, yeniden başlatıyorum sürenizi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çankaya’ya çıktığında inşallah.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Prompter ucuz bir şey, Çankaya’yla ne alakası var.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok beklersin.

BAŞKAN – Buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, biz bugün burada bu tezkere hakkında konuşurken Kobane’de on binlerce insan çevrelerini kuşatmış olan IŞİD canilerine karşı, cellatlarına karşı haklarını, hayatlarını, onurlarını, namuslarını korumak üzere mücadele hâlindeler. Buradan Halkların Demokratik Partisi adına Kobane’de haklarını, onurlarını, hepimizin insanlığını savunanlara bin kere selam söylüyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Ama ne yazık ki elimizdeki tezkere, Başbakanın bu tezkereyi savunmakla IŞİD’e karşı olmayı özdeşleştirdiği kadar Kobane’deki halkın hakkını ve hayatını savunmuyor. Savunmaktan uzak ama bize, bu tezkereye oy verebilmemiz için, vermeye bizi davet etmek için IŞİD’le mücadele, Kobane halkıyla dayanışma için bunun bir imkân olduğu safsatası söyleniyor. Tezkereyi adım adım inceleyeceğiz ve göreceğiz ki her bir unsuruyla uluslararası hukuka aykırı, Anayasa’ya aykırı, bölgede ortaya çıkmış olan demokratik ihtiyaçlara aykırı, sadece ve sadece bir bölgesel egemenlik, bölgesel güç gösterisi için asker kullanma yetkisini bizden isteyen bir tezkeredir. Bunun için de IŞİD belası bir vesile olarak ortaya konmaktadır.

Hükûmetin gerçekte IŞİD diye bir meselesi, bir davası Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama sesini çıkarıncaya kadar yoktu. Hükûmet şimdi darda kalınca “Bizim böyle bir meselemiz vardı.” diye 2013 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararına müracaat ediyor. Bu Bakanlar Kurulu kararı El Kaide bileşenleri arasında sayılmakta olan Irak ve Şam İslam Devleti’nin banka hesaplarının dondurulmasına ilişkin yüzlerce kurum, kuruluş ve bağlantı arasında sayılan bir addan ibarettir. Ne 2013 tezkeresinde IŞİD’in adı sayılmıştır ne de devletin, Hükûmetin herhangi bir belgesinde “IŞİD” diye bir tehditten söz edilmektedir. O nedenle, Hükûmet şimdi bize boşuna bunları söylemeye çalışmasın. Siz IŞİD’e karşı herhangi bir önlem almıyordunuz, IŞİD’e karşı herhangi bir güvenlik önlemi sürdürmüyordunuz; IŞİD’le beraberdiniz, onların sınırlarımızdan geçip Suriye’de Kürtlere karşı, Türkmenlere karşı, Araplara karşı giriştikleri katliamları seyrediyordunuz ve onların Türkiye'de asker toplamasına sessiz sedasız seyirci kalıyordunuz. Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini harekete geçirince mırıldanmaya başladınız “‘IŞİD’ diye bir şey var.” diye ama hem Güvenlik Konseyinin kararına aykırı olarak hem bugün Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesinin aldığı karara aykırı olarak, bütün meseleyi IŞİD üzerinde somutlayan, uluslararası harekâtı katbekat aşan gerekçelerle bu tezkereyi buraya getirdiniz.

Diyorsunuz ki: “Tezkeremizin gerekçesinde Şam rejimi var.” Diyorsunuz ki: “Tezkeremizin gerekçesinde PKK var.” Diyorsunuz ki: “Tezkeremizin gerekçesinde El Nusra var, El Kaide var.” Diyorsunuz ki: “Tezkeremizin gerekçesinde PYD ve YPG var yani Kobane’deki direnişi örgütleyenler, bunun için mücadele edenler var.” Nihayet, tenezzülen IŞİD’e de lafı getiriyorsunuz.

Siz aslında IŞİD’e karşı bir mücadele başlatmak arzusu ve niyetinde değilsiniz, böyle bir amacınız ve hedefiniz yok. Bu tezkereyi bizim önümüze getiriyorsunuz, Kobane’deki direnişi terörizme mal ediyorsunuz ama kokteyllerde diyorsunuz ki: “Halkların Demokratik Partisi bu tezkereye onay vermez ise IŞİD’e destek vermiş olur.” IŞİD’e desteği siz verdiniz, IŞİD’e hâlâ destek vermeye bu tezkereyle bile devam ediyorsunuz. Niye mi? Uluslararası harekâtın, koalisyonun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının gerekçesinde IŞİD’den başka hiçbir şey sayılmıyor. Siz bu tezkerenin meşruiyetini bu karara dayandırıyorsunuz. Okuyayım mı? Buna gerek yok. Sadece ve sadece IŞİD’i, onunla bağlantılı olan unsurları, El Kaide’yi, El Nusra’yı sayıyor. Bakanı burada dinledik, bu kararı şöyle yorumluyor: “Bu, terörizme karşı bir genel mücadele kararıdır. O yüzden biz her türlü terörizme buna dayanarak mücadele açıyoruz.” Öyle bir şey yok, bu kararın gerekçesinde sadece IŞİD var, hedef olarak tespit edilen güç sadece IŞİD’dir. Siz, mücadelenin, müdahalenin hedeflerini dörde, beşe dağıtarak aslında IŞİD üzerindeki baskının beşte 1’ini ancak uygulamaya talip olduğunuzu söylemiş oluyorsunuz. O nedenle samimi değilsiniz, ciddi değilsiniz, üstelik bir de Kürt halkının haklarını savunanlara, Türkmenlerin, Arapların haklarını savunanlara, “Ya, bu işin bu meseleyle alakası yok.” diyenlere de şantaj yapıyorsunuz “IŞİD’cisiniz.” diye. Sizsiniz IŞİD’ci. IŞİD’le beraber hareket ettiniz bugüne kadar, bunu saklayamazsınız, saklamanız mümkün değildir, binlerce kanıtı var. (CHP sıralarından alkışlar)

Daha dün ulusal ölçekte yayın yapan bir televizyon, İMC televizyonu, IŞİD unsurlarının silahla Suruç’tan Kobane’ye geçtiğinin videosunu çekti ve yayınladı, gıkınız çıkmadı. Başbakan bunu araştıracakmış, araştırın Sayın Başbakan, inşallah bulursunuz; sağa sola bakmanıza çok gerek yok, IŞİD mührüyle evrak damgalayan memurlarınız arasında aramaya başlayın önce IŞİD’i.

Sevgili arkadaşlar…

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ne bağırıyorsun?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Duyasın diye bağırıyorum.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bağırmana lüzum yok, duyuyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Aslında bu tezkereyle amaçlanan şey, tezkerenin mahiyetine baktığımız zaman çok iyi görülüyor ki bu bir bölgesel egemenlik, bölgede pazı gösterme, kendini bir bölge devleti olarak ilan etmek için şimdi uluslararası ve yerel hassasiyetlerin biriktiği bir anda durumu bir fırsata çevirmek ihtiyacıyla ortaya konulmuş bir askerî harekât planıdır.

Bakın, bizden artık ülkesi tanımlanmış bir biçimde asker gönderme yetkisi istenmiyor. Yabancı ülkelere yani bu tezkerenin buradan geçtiği günden başlayarak Hükûmet nereye isterse oraya bu tezkereye dayanarak asker gönderebilir; Lübnan’a gönderebilir, Ürdün’e gönderebilir, Kıbrıs’a gönderebilir. Diyeceksiniz ki: “Bir de prensip kararı var.” Ama tezkere prensip kararını içeren bir karar değil. Biz, bu tezkereyi çıkarıyoruz.

Bu kadar belirsiz bir kararı niçin vereceğiz ve Türkiye’de barındırılacak askerî güç neyin gücüdür? O da belirsiz. Hangi devletin askeri, hangi yabancı ülkenin askeri, hangi uluslararası kapsamda bir güç olarak Türkiye’de konuşlanacak? Ama bu tezkereden ayrı olarak, Başbakana yakın gazetecilerin, medya kaynaklarının yayınladıkları bilgilere bakacak olursak Türkiye aynı zamanda Suriye’deki ihtilafa, Suriye’deki muharip güçlerin bir bölümünü eğitip donatmak üzere de dâhil olmak azmindedir.

Şimdi, “milletlerarası hukuk” diye bir şey var mı yok mu? Siz savaş ilan etmediğiniz, milletlerarası hukuka göre hâlâ Birleşmiş Milletler üyesi olmaya devam eden, bütün ihtilaflara, içerideki bütün vahim insan hakları ihlallerine rağmen milletlerarası hukukun bir parçası olmaya devam eden bir komşunuza karşı Türkiye’de ordu eğiteceksiniz, öyle mi? Sonra bunu oraya göndereceksiniz, savaştıracaksınız ve sonra diyeceksiniz ki: “Bu tezkere milletlerarası hukuka göre çıkmıştır.” Hayır arkadaşlar. O açıdan, Anayasa’nın 92’nci maddesine aykırıdır, milletlerarası hukukun meşru gördüğü bir hâl değildir burada olmakta olan.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı kararda bir kara harekâtı esası yoktur, sadece hava saldırıları vardır; amacı bellidir, hedefi bellidir, kapsamı bellidir. Bunun dışındaki bütün her şey politik kararlara bağlanmak üzeredir. Oysa siz politik bir meseleyi askerî yolla çözmeye çalışıyorsunuz.

Aslında dediğimin doğru olduğunu ispat etmeme gerek bile yok. Sayın Cumhurbaşkanının dün Mecliste yaptığı konuşmada söylediği sözlere dikkatinizi çekmek isterim. Merhum Turgut Özal 1 Eylül 1990’da bir konuşma yapmış Meclisin açılışında, ona atıfta bulunuyor Cumhurbaşkanı: “Körfez bunalımında çekingen, kararsız, başkalarının karar vermesini bekleyen bir tutum ittihaz etmemiz düşünülemez. Aksi takdirde, Türkiye'nin ali menfaatlerinin söz konusu olduğu bir meselede tesirli bir ülke olmanın imkânını büyük ölçüde kaybedeceğimiz aşikârdır.” Yani, Özal’ın “1 koy, 3 al.” stratejisinin aslında doğru olduğunu Cumhurbaşkanı söylüyor. Hatırlayalım, aslında 3 koymuş 1 bile alamamıştı Özal. Şimdi büyük devlet adamı buymuş.

Şimdi, büyük devlet adamı hakkında 30 Ocak 1991’de Sayın Tayyip Erdoğan’ın ne söylediğini merak ediyor musunuz? Ben size okuyayım: Gayesinden saptırılan bir savaş için Türkiye'nin Birleşmiş Milletler kararına uyduğunu ifade ederek “ABD’ye yardımcı olması milleti aldatmaktır. Özal’ın milletin çoğunluğunu karşısına alıp Anayasa ve kanunları sürekli çiğneyerek Türkiye’yi savaşa sokmak istemesi vahim bir olaydır. Türkiye’deki üslerin NATO maksatları dışında kullanılamayacağı, yasaların hükmüdür. Bu üslerin sadece komünist ülkelerden gelecek saldırılara karşı savunma amacıyla kullanılması gerekir fakat bugünkü uygulamada bu üsler NATO’ya değil, ABD’nin emrine verilmiştir. Irak’ı ezmek…” vesaire diye devam ediyor.

Şimdi hangisine inanalım? 1991’deki tutum mu uluslararası anlamda Sayın Erdoğan’ın görüşünü ifade ediyor yoksa bugün söylediği mi? O günkü Özal’ı bugün başka türlü görüyorsa hiç değilse Özal’ın hatırasına hürmeten “pardon” demesi beklenir. Ama bir insan on iki yıl içerisinde bu kadar hızlı bir pozisyon değiştiriyorsa, aslında gerçekten Özal hakkında dediği şeyi kendisi yapıyor demektir. Evet, büyük devletlerin çizgisinde ama onlarla rekabet hâlinde Orta Doğu’da bir yer kapma savaşıyla ilgilidir.

Sayın Davutoğlu’nun ve Sayın Erdoğan’ın aslında bu tezkereyle yetki aldıktan sonra yapmak istedikleri şey, “restorasyon” dedikleri hamlenin tamamlanması bakımından askerî araçları, askerî imkânları da kullanmakla ilgilidir. Yani kasıt şudur: Restorasyon, sadece ve sadece devletin kimi işlevlerinin yeniden eskisi gibi işler hâle getirilmesiyle ilgili değildir. Restorasyonun siyasi tarihteki karşılığı bir devrimden önceki duruma iade olmaktır yani Osmanlı Devleti’nin eski hinterlandına Türkiye’yi iade etmek, burada hâkimiyet ve nüfuz alanları aramak, burada bayrak göstermek, buraya asker sokmak. Ve bunu niçin yapmak? Bunu aslında dar, gerçekle ilgisi olmayan, toplumun, milletin çıkarıyla ilgisi olmayan bir genişleme hedefiyle yapmak. Türkiye böyle bir maceraya girmemelidir; bu tezkere bunun başlangıcıdır, IŞİD bunun sadece vesilesidir. Kobane’ye destek bunun ufkunda bile yoktur Kobane savunmasını düşman ilan ettikten, terörist ilan ettikten sonra. O nedenle, sevgili arkadaşlar, bu tezkere gerçekte Davutoğlu, Erdoğan’ın dış politikasını, dünya politikasını, dünyaya dair davranışlarını ve hedeflerini ifade eden bir ibret belgesi niteliğindedir.

Peki, o zaman hiçbir şey yapılmasın mı, hiçbir şey yapmayalım mı, olan biteni seyredelim mi? Tabii ki seyretmeyelim. Tabii ki seyretmekle kalmayacağız. Her şeyden önce ve her şeyden önce Irak ve Suriye halklarına siyaseten destek olmak durumundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasi için, özgürlük için, eşit haklar için, kadınların hakları için, laik bir eğitim için, insan haklarına dayalı bir yeni rejim için mücadele edenlere manevi desteğini açmalıdır. Partiden partiye ilişkiler kurmak pekâlâ mümkündür, mutlaka ve mutlaka asker kullanma zorunluğu yoktur. Ama denecek ki Kobane’de kriz var ve siz diyorsunuz ki aslında buraya müdahale gerekir. Evet, doğru, müdahale gerekir ama biz müdahalenin şöyle olmasını talep ediyoruz: Birincisi, IŞİD’e yönelik bütün destek ve manevi himaye tedbirlerinin tamamına son verilmelidir. Türkiye’nin IŞİD’e güç gösteren, mücahit devşiren bir istasyon ülke olmasına, cephe gerisi olmasına son verilmelidir. İkincisi, sınırlar derhâl kontrol altına alınmalıdır. Göç eden yoksul insanları denetlemek için değil, göçle alakası olmayan, bu göçlere bizzat yol açmış olan saldırgan, şiddet dolu bir saldırganlık içerisinde halkları taciz eden, yerinden yurdundan edenlerin lojistik ve personel geçişlerinin önlenmesi için sınırlar kontrol altına alınmalıdır. Kobane’yle dayanışma son derece önemlidir çünkü Hükûmetin çözüm stratejisi bakımından Kobane’nin teşkil ettiği yeri Hükûmetin kendisi itiraf etmesi gerekirken bunu kendisine anlatmak bize düşmüştür. Size bugünden söylüyorum: Eğer Kobane düşecek olursa, burada bir katliamla karşı karşıya kalacak olursak, Türkiye’nin Kürtleri de, Irak’ın Kürtleri de, İran’ın Kürtleri de ayağa kalkacaktır.

Siz şöyle bir şey yapabilir misiniz: Bir yandan burada kendileriyle çözüm için müzakere ettiğiniz bir gücü öte yandan terörist olarak ilan edeceksiniz; burada hakları için yeni tedbirler almaya çalıştığınızı söylediğiniz bir halkın sınırın öte tarafındaki evladının katledilmesine seyirci kalacaksınız, onlar katledildikten sonra da “Aslında Türkiye’de çözüm istiyorduk fakat ne yazık ki tezkeremiz olmadığı için sınırın öbür tarafında hiçbir şey yapamadık.” diyeceksiniz ve Kürtler buna inanacak, “Ne güzel Hükûmetimizle el ele yürüyoruz.” diyecekler. Arkadaşlar, bundan eğer böyle bir hayal görüyorsanız ümidinizi kesin.

Eğer okumadıysanız, dün heyetimizle görüşen Abdullah Öcalan’ın Kobane ile müzakere süreci arasındaki ilişki bakımından söylediklerini hızlıca aktarmak isterim: “Ciddiyetle ve büyük fedakârlıklarla bu noktaya getirmeyi başardığımız sürecin geleceği ve selameti atılacak adımların hızı ve ciddiyetiyle doğrudan bağlantılı hâle gelmiştir. Nitekim Orta Doğu'nun JİTEM'i olarak da ifade edebileceğimiz IŞİD gibi vahşi bir örgütün neler yapabileceğine bütün dünya tanıklık ediyor. Kobane kuşatması sıradan bir kent kuşatması olmanın çok ötesinde, sadece Kürt halkının demokratik kazanımlarını hedeflemekle kalmayıp Türkiye'yi de yeni bir darbe sürecine sokacaktır. Bu katliam girişimi amacına ulaşırsa hem süreci sonlandıracak hem de yeni ve uzun sürecek bir darbenin temellerini atacaktır. Kobane ve Rojava meselesini doğru anlamak isteyen herkes bu gerçekliği iyi kavramalıdır. Türkiye'de sürecin ve demokrasi yolculuğunun çökmesini istemeyen herkesi Kobane'ye gereken ciddiyet ve sorumlulukla sahip çıkmaya çağırıyorum. Devlet içinde de hâlen çözüm odaklı davrananlarla imha sığlığından medet umanlar arasında bir gelgit yaşandığı gözlenmektedir.

Çözümden yana olanların sürece ve sorunlara zamanında ve aktif müdahaleler geliştirmesi hayati önemdedir. Bu itibarla Kobane gerçekliği ile sürecin ayrılmaz bir bütün olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatarak, herkesi büyük bedellere mal olan bu demokratik yolculuğumuz ve insanlık mücadelemizi sahiplenmeye çağırıyorum.”

O yüzden sevgili arkadaşlar, sakın ola ki “Tezkeremizin geçmesi Kobane’yi görmemizin biricik imkânıdır. Tezkere geçmezse Kobane’yi görmeyiz.” diye bize yönelmeyin, bize böyle şeyler söylemeye yeltenmeyin. Kimseden bir şey dileniyor değiliz. Adaletin, hakkın, demokrasinin, halkların özgürlüğünün ve kendi kendilerini yönetme, kendi kaderlerini tayin hakkının gereği olarak bir şeyi ya yaparsınız ya yapmazsınız. Kimse, diz çökecek, yalvaracak, haklarından vazgeçecek, Anayasa’ya, uluslararası anlaşmalara, insan haklarına ve teamüllere aykırı bir tezkerenin geçmesi için el kaldırmaya razı olmayacaktır. Böyle bir onursuzca seçimi biz yapacak değiliz. Kobane halkı kendi kaderini tayin edecektir.

Halkların Demokratik Partisi milletvekilleri bayramı Kobane halkının yanında geçireceklerdir. Aynı kaderi onlarla paylaşmaya razıyız, hazırız ama asla ve asla zorbalık karşısında, ikiyüzlülük karşısında, şiddet karşısında boyun eğmeyeceğiz, asla ve asla kendi özgürlük hedeflerimizden, birlikte yaşama azmimizden, Türkiye'nin tamamı için bir gelecek anlamına gelen demokratik cumhuriyet ve demokratik özerklik çağrımızdan vazgeçecek değiliz.

Türkiye'nin bütün öteki halkları da bu macerada hiçbir faydaya sahip değildir. Türkiye'nin bütün halklarına, oğulları asker yaşında olan bütün herkese buradan sesleniyorum: Oğullarınızın kanı üzerinden, onların hayatları üzerinden girişilecek bir fütuhat macerasına “evet” demeyiniz, destek vermeyiniz. Halklarımızın geleceği, dünyanın geleceği, Orta Doğu’nun geleceği Kobane direnişindedir. Kobane’yi sahiplenin, Kobane’yi omuzlayın, kendinize yapacağınız en büyük iyiliği, çocuklarınıza en büyük iyiliği yapacaksınızdır mutlaka.

Yaşasın halkların kardeşliği! Yaşasın Kobane’nin kurtuluşu! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ben de Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeni yasama yılının hayırlara vesile olmasını, başarılı geçmesini, tüm siyasi parti gruplarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum.

PKK etnik bölücü terör saldırılarında ve Suriye’de, Irak’ta yaşanan iç savaş nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve tüm insanlara Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Irak’tan beslenen PKK terör örgütü saldırılarına karşı 7’nci, Suriye’de yaşanan iç savaşın ülkemize yansımalarına karşı 3’üncü Hükûmet tezkeresini birleştirerek görüşüyoruz.

Tezkerenin gerekçesinde son derece önemli tespitler bulunmaktadır. Tezkereye göre, devletin ilgili kurumlarının bilgilerine göre, bölgedeki gelişmeler ve bunların muhtemel sonuçları, milletimizin ve ülkemizin geleceği açısından ciddi riskler ve tehditler oluşturmaktadır. Ayrıca, Irak’ın kuzeyinde Türkiye’ye saldırılarda bulunmak için hazır bekleyen PKK terör unsurları bir tehdit olarak varlıklarını devam ettirmektedir. Tezkereye göre yapılan tespit budur yani öncelikle son zamandaki gelişmelerle ülkemizin ve milletimizin geleceği ve güvenliği tehdit ve tehlike altındadır. Bunlar için zamanında ve yeterince tedbir geliştirebilmek ve dinamik bir politika takip edebilmek için Hükûmete her türlü kararı almak ve gereğini yapmak üzere bir anayasal zorunluluk olan Meclis izninin verilmesi tezkereyle istenmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, ifade edilen bu gerekçelerden dolayı Hükûmete bu iznin verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu izin, AKP Hükûmetine yeni bir yetki vermekten öte, bir görev, bir sorumluluk yüklenmesi olacaktır. Milliyetçi Hareket Partisinin Hükûmet tezkerelerine verdiği destek millî hassasiyetlerimizden kaynaklanmaktadır. Devletimizin egemenliği, milletimizin geleceği tehdit ve tehlike altında ise Milliyetçi Hareket Partisinin -bize göre herkes- buna bigâne kalmaması gerekir. Ülkemize bir saldırı ihtimali varsa tüm imkânlarımızla buna karşı koymak bir vatan savunmasıdır. Bize göre, dış politika ve millî güvenlik bir Hükûmet politikası olmaktan daha çok bir devlet politikasıdır ve devlete ve millete sahip çıkmak bize göre bir millî meseledir. Bu tavrımız AKP Hükûmetinin politikalarını tasvip ettiğimiz ve desteklediğimiz anlamı taşımaz, tezkerede ifade edilen tehlikelerin oluşmasında ve bölgede yaşanan olayların önlenmesinde Hükûmetin sorumluluklarının olduğunun hatırlatılması ve Hükûmetin uyarılması hassasiyetini taşır; Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği desteğin anlamı budur. Bize göre, bu tezkere, on iki yılını tamamlayan AKP iktidarının PKK bölücü terörü karşısındaki acziyetinin, İmralı’yla yapılan müzakerelerin bir aldatmaca, çözüm sürecinin bir çözülme süreci olduğunun ve Orta Doğu bölgesinde yaşanan gelişmelerin bugüne kadar doğru okunamamış olduğunun Hükûmetçe itiraf edilmesidir, tezkere bunun belgesidir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, AKP Hükûmetinin dış politika anlayışı ve uygulamalarının yanlış olduğunu, bölge ve ülkemizin geleceği açısından büyük tehlikeler oluşturacağını her zaman ve her zeminde söyledik ve söylüyoruz. Ayrıca, birtakım önerilerde de bulunuyoruz. Mesela, Sayın Genel Başkanımız 7 Ekim 2008 tarihinde “Güvenlikli bölge kurulsun.” hatta, daha yakın, 6 Ağustos 2012 tarihinde “Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrin’i doğu ucu Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir.” önerisinde bulunmuştu. Daha birçok önerimizle birlikte, “Güvenlikli bölge kurulsun.” önerimizi değerlendirmeye maalesef almadınız. Neden almadığınızı, niye alamadığınızı da tenezzül buyurup ne bize ne kamuoyuna açıklamadınız. Bugün, bu kadar ölümden sonra, tampon bölge veya uçuşa yasak bölge teklifinizi müttefiklerinize kabul ettirmeye çalışıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bakınız, PKK’nın ülkemizi ve milletimizi bölmek ve bölgede bir Kürt devleti kurmak için ülkemize saldırdığını, silahları asla bırakmayacağını, silahlarını bırakmayan terör örgütüyle müzakere değil anladığı dilden mücadele edilmesi gerektiğini, başlatılan müzakere sürecinin bir yıkım projesi olduğunu, bu yolla bölücü terörün bitirilemeyeceğini, yapılanların bölücülük olduğunu ve alenen suç işlendiğini ısrarla söyledik; bizi kandan beslenmekle suçladınız. Suriye olayları başlarken “Aman dikkat ediniz, Suriye’nin istikrarsızlaştırılması bölgeye ve ülkemize felaket getirir.” dedik, bizleri politikanızı anlayamamakla, acziyetle suçladınız.

Allah aşkına, bugün gelinen bu noktada bir vicdan sorgulaması yapıyor musunuz? On üç yıl tek başına iktidar ol, sonra da hâlâ PKK terörünün tehdidinden bahset, sözde Kürt sorununa siyasi çözüm bulmak hayalleri kur, terörün başıyla “şerefsizlik” diye nitelendirdiğiniz görüşmeleri yap, PKK’yı muhatap al, müzakere yap, sonra da buraya gel “Hâlâ, PKK bir tehdit unsuru olarak varlığına devam ediyor.” de. Buna hakkınız var mı? Tarih sizi hangi nitelemeyle anacak, inanınız ki merak ediyorum.

Buradan soruyorum: Bir fırsattır, geliniz, burada bu Kürt sorunu denilen şeyden ne anladığınızı bize anlatınız Sayın Hükûmet, Sayın Başbakan. Kürt soylu vatandaşlarımızın diğer vatandaşlarımızdan farklı bir sorunu var da biz mi bilmiyoruz, bu Meclis mi bilmiyor? Eğer sorun vatandaşlarımızın sorunu olsaydı, müzakereyi ve çözümü bu vatandaşlarımızla ve onların siyasi ve sivil örgütleriyle yapmanız gerekmez miydi? Kürt sorununu çözmek için PKK’yla müzakere yaptığınıza göre bu, PKK’nın dikte ettirdiği Kürt sorununu çözmek için çözüm süreci başlattığınız anlamı taşımaz mı?

Değerli milletvekilleri, PKK’nın ortaya koyduğu Kürt sorununun içeriği nedir? Bir Kürt devleti kurmak için bundan otuz yıl önce Türkiye'ye saldıran, Eruh’un kaymakamlık binasına kurşunla “Kürt devleti kuracağız.” yazan PKK değil miydi? Bunun için kundaktaki bebekleri, başta Kürt soylu vatandaşlarımız olmak üzere binlerce, on binlerce insanımızı katleden PKK değil miydi?

Evet, nedir “Kürt sorunu” dediğiniz şey ve nasıl çözeceksiniz, gelin, burada dürüstçe anlatın. Eğer bazılarının söylediği gibi sorun vatandaşlarımızın demokrasi sorunu ise, çözümü neden PKK’yla müzakerede arıyorsunuz?

Aranızda çok değerli ilim adamları var. Bir farklılığı özne yaparak sorun tanımlaması yaparsanız, bulacağınız çözümün toplumu ayrıştıracağı ve çatıştıracağı bir ilmî gerçekliktir, bunu bilmiyor musunuz?

Kürt sorununu çözdünüz, diğer etnik grupların, diğer farklılıkların sorunlarını nasıl çözeceksiniz? Küreselleşen dünyada farklılıkları kimlikleştirerek toplumu ayrıştırmak kimin yararına olacaktır? Tüm farklılıklarımızla eşit vatandaş bağlamında birlikte yaşamak, tek devlet, tek vatan ortak paydasında tek millet olmak, ortak gelecek ülküsü ve kardeşlik hukukuyla birliğimizi güçlendirmek, çevremizde yaşanan acılardan sonra bir mecburiyet değil mi?

Türkiye'ye ve Türk milletine yakışır hareket etmek gerekiyor. On iki yıl sonra, hâlâ Irak’ın kuzeyinde Türkiye'yi tehdit eden PKK unsurlarının varlığından şikâyet ederken, çözüm sürecinden bahsetmeye hakkınız var mı? Kendinizle çelişmiyor musunuz? Çözüm sürecini devlet politikası olarak ifade etme hakkını nereden alıyorsunuz? Bu devlet yalnız sizin devletiniz mi?

Burada Sayın Başbakan yok, Sayın Başbakana iletilmek üzere soruyorum: Stratejik Derinlik kitabında Sayın Başbakan diyor ki: “Debisi yüksek, hızlı akan bir nehre…” Dünyadaki değişimi ona benzetiyor. Günümüz dünyasındaki değişimi ve dönüşümü Türkiye’yi değiştirerek dönüştürmek, yönlendirmek iddianız. Sayın Başbakan, bunun için belirlediğiniz derin stratejiniz ve övündüğünüz vizyonunuz -bir sonuç olarak söylüyorum- bugün maalesef Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, kısacası tüm Orta Doğu’da insan ölümlerini ve yıkımları önleyebildi mi, önledi mi? PKK’nın tehdit unsuru olmasını bitirebildi mi?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Bizden habersiz Orta Doğu’da yaprak kımıldamaz.” diyordu.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Hükûmetin Suriyeli sığınmacılara sağladığı imkânları azımsamıyorum, her defasında, bu kararı veren siyasi iradeye, özellikle Suriye Türkmenleri adına teşekkür ediyorum. Bunu biliyorsunuz ancak partimiz sözcüleri tarafından politikalarınıza yöneltilen tenkitlere karşı da beni şahit göstererek maalesef yaptıklarınızla övünüyorsunuz. Hâlbuki büyüklük, güçlü olmak bu insanları yerinde, yurdunda tutabilmekti, koruyabilmekti, koruyabildiniz mi? Bugün, ülkemizde 1,5 milyon, Arap’ıyla, Türkmen’iyle, Kürt’üyle Suriyeli sığınmacı… Mülteci değil, Sayın Hükûmetin dikkatine sunuyorum, mülteci değil, sığınmacı. Onur kırıcı bir niteleme. İnsanları bu duruma düşürüp arkasından büyüklük taslamak, bununla övünmek yakışmıyor Sayın Başbakan. Telafer’i, Kerkük’ü, Halep’i, Humus’u koruyabildiniz mi, IŞİD’i önleyebildiniz mi? Soruyorum: Orta Doğu bölgesi siz iktidara geldiğiniz günden bugün daha mı iyi durumda? “Olanların sorumlusu biz miyiz?” diye sorabilirsiniz, haklı da olabilirsiniz ancak elinizi vicdanınıza koyun.

Sayın Başbakan, bugün bir sonuç olarak, ülkemizde ve bölgemizde yaşanan olayların bu noktaya geleceğini en azından öngöremediniz. Bunu kabul etmek durumundasınız.

Sizin ifadenizle söyleyeyim, yine Stratejik Derinlik kitabından; Orta Doğu’nun tasvirini iyi yapamadınız, tasvirin açıklamasını, anlamayı, anlamlandırmayı ve dolayısıyla, yönlendirmeyi yanlış yaptınız. Bugün bu tezkereyle bunu kabul etmek, itiraf etmek durumundasınız. Öngördüğünüz ve ifade ettiğiniz hiçbir husus maalesef gerçekleşmedi. Barzani’yle kucaklaştınız; İmralı’yla, yabancıların gözetiminde, kapalı kapılar arkasında gizli müzakereler yaptınız; şimdi gelmiş “Irak’ın kuzeyinde PKK terör unsurları devam ediyor.” diyorsunuz. Hatta, Avrupalı dostlarınıza Türkiye’nin PKK’yla mücadelesine destek vermedikleri için sitem ediyorsunuz. “Esad gidecek.” dediniz, gitti mi? Basra harap olduktan sonra gitse ne olur, gitmese ne olur! 200 bin insan öldü, yaralıların sayısını bilmek mümkün değil. 10 milyon insan yerinden yurdundan sökülüp atıldı. Şam, Humus, Halep şehirleri harabeye döndü. Suriye, meşruiyetini kaybetmiş, kendi halkını acımasızca katleden bir zalimin saldırıları altında tahrip edildi. Ne yapabildik, ne yapabildiniz Sayın Başbakan, Sayın Davutoğlu? Dost acı söyler Sayın Hocam. Öngörüleriniz doğru çıkmadı, politikalarınız yanlıştı ve sonunda, bu tezkereyle, Haçlı ordusunu bölgemize yeniden davet etmek mecburiyetinde kaldınız; işin ifadesi budur. Sizi Müslümanlar affetmeyecek.

Irak’ta, Libya’da, Bosna’da yapılanları ne kadar çabuk unuttunuz? Bu duruma düşmüş olmanızdan ve Türkiye’yi bu duruma getirmiş olmanızdan dolayı gerçekten bir dost olarak büyük üzüntü duyuyorum.

Değerli milletvekilleri, Beşer Esad’ın kısa sürede diğerleri  gibi yıkılacağı varsayımına dayalı tavrınız maalesef bugünkü yıkımı getirdi. Zalimin ekmeğine ve de küresel güçlerin projelerine zemin hazırlanmış oldu.

Öznesi olmayan Orta Doğu’da, nirengi noktası belli olmayan bir politikanın Orta Doğu’da hiçbir ağırlığı ve hiçbir karşılığı olmaz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Hükûmeti’nin Orta Doğu’da öznesi ne? İyi niyeti sorgulamıyorum ancak öngörünüz yanlıştı, stratejiniz yanlış Orta Doğu tasvirine göre çizilmişti. Orta Doğu bölgesini demokratikleştirmek iddianız     -ne yazık ki yanıldınız- mümkün olmuyor.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de Orta Doğu ülkelerinin demokratikleşmesini istiyoruz. Suriye halkının buna layık olduğunu söylüyoruz ancak bunu kendi iç dinamikleriyle gerçekleştirmeleri gerekir. Dış mihrakların, dış müdahalelerin demokrasi değil kaos getireceğini bundan önce birçok dönemde ve dünyanın birçok bölgesinde yaşayarak gördük.

Orta Doğu gerçeğini ne yazık ki -tekraren söylüyorum- dikkate almadınız veya doğru okuyamadınız. “Rimland teorisi” diyor Sayın Bakan; Sayın Başbakan. Bununla Orta Doğu’yu tanımlayamazsınız. Orta Doğu’nun tarihini ve bu tarih içerisinde Türk milleti gerçeğini ve müktesebini yok sayarak, merkeze almadan Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak Orta Doğu’ya bakarsanız bugün başka güçlerin, başka küresel güçlerin projelerine taşeron olmak için kapılarda kalırsınız, maalesef.

Bana göre yaşananları anlamak için, anlamlandırmak ve yönlendirmek için yaşananları zaman ve mekân bütünlüğünde değerlendirmek lazım. Zaman yeni bir yüzyılın ilk çeyreği; dünyanın yeniden paylaşıldığı bir tarih, zaman dönemi. Mekânsa Orta Doğu; Türk ve Müslüman coğrafyası; Hristiyan, Haçlı batının bin yıldır gözünün olduğu bir  coğrafya. Bu coğrafyaya karşı politikalarınız gerçekten doğru olmak mecburiyetindeydi. Tabii ki demokrasi, zamanın gerçeği bu ama demokrasi milletleşmeyi tamamlamış topluluklarda mümkün, yaşatılabilir.

Değerli milletvekilleri, Araplık bir ırktır, bir millet değil. Orta Doğu’da bir millet bulamazsınız. Dolayısıyla, burada ortak yaşamı, birlikte yaşamı sistemleştirecek bir demokratik yapıyı kuramaz, devam ettiremezsiniz. Kurmaya kalkarsanız kan akar, kaos olur. Evet, demokrasinin arkasında durmak bir fazilettir ama bunun bu kadar ağır bedelle ödenmesine hiç kimse teşebbüs etmemelidir. Toplumların farklılıklarını kimlikleştirerek ayrıştırmak, bu ayrışmayı özgürlük adına, insan hakları adına desteklemek, emperyalizmin klasikleşmiş bir hegemonya metodudur. Ne yazık ki Türkiye’yi de buna sürüklediğinizin farkında bile değilsiniz. Küresel güçler, tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde “parçala-yut” politikalarıyla insanları birbirine kırdırarak hâkimiyetlerini sürdürmek istemişlerdir.

Değerli milletvekilleri, Suriye’de yaşanan iç savaş bugün bir bölgesel mezhep savaşına, hatta küresel güçlerin de müdahil olmasıyla bir uluslararası soruna dönüşmüş olmasının ötesinde, Türkiye için bir millî güvenlik sorunu hâline gelmiştir. Komşudaki yangın Türkiye’yi ve insanımızı yakmaya başlamıştır. Bugün Orta Doğu kıyameti yaşamaktadır. Suriye ve Irak iç savaşının en büyük mağduru, değerli milletvekilleri, Türkmenlerdir. Özellikle Humus -ki bir zamanlar Humus’ta gezen bir insan Türkçe bilmiyorsa “Humuslu değildir.” diye nitelendirilirdi- Türk şehri, bütün Türkmen varlığı sökülüp atıldı. Halep, kırsalı, Türkmen şehir ve köyleri IŞİD örgütünün kontrolünde. 200 bine yakın Türkmen Türkiye’ye sığınmış bulunmakta; 1 milyondan fazla Türkmen, köylerinden, yurtlarından sökülüp atıldı. Aynı çileyi Suriye’nin diğer halkları da yaşıyorlar, Irak Türkleri bundan daha perişan.

Burada şu soruları sormak ve cevabını dinlemek istiyorum:

Değerli Hükûmet, bu tezkere Suriye ve Irak Türkmenlerinin derdine çare olacak mı? Türkmen bölgeleri için güvenlikli bölge kurulacak mı? IŞİD’in boşaltacağı Türkmen bölgelerini PYD’nin, PKK’nın  işgal etmesini önleyecek tedbirler alacak mısınız? Kurulacak uluslararası koalisyon güçleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye tehdit unsuru olarak varlığını devam ettirdiğini iddia ettiğiniz PKK terör örgütüne karşı da bir operasyon yapacak mı? “Yabancı silahlı kuvvetler” diyorsunuz, “yabancı devletlerin silahlı kuvvetleri” demiyorsunuz; bir yanlışlık mıdır yoksa bilinçli bir tercih midir öğrenmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın  Şandır, üç dakikalık ek sürenizi veriyorum.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – “Yabancı silahlı kuvvetler” derken neyi kastediyorsunuz yani peşmerge güçlerinin de Türkiye’de konuşlanmasına imkân verecek misiniz?  Bunu burada açıklamanız lazım. Açıklayın, tutanaklara geçsin ki Türk Silahlı Kuvvetleri de öyle davransın. Ümit ederim ki Hükûmet bu soruların cevabını gelip bu kürsüden verecektir.

Milliyetçi Hareket Partisine göre, IŞİD, PYD, PKK küresel projelerin taşeronu olarak dört parçalı büyük Kürdistan’ın duvarlarını örmek, çatısını kurmakla görevlidir. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü bize göre vazgeçilmezdir, buna Hükûmet de dikkat etmelidir. Türkiye için IŞİD ne kadar gayrimeşru ise PYD, PKK da o kadar gayrimeşru, yasa dışı ve uluslararası hukuka aykırı insanlık düşmanlarıdır. Hepsi Türkiye’nin millî güvenliğini tehdit eden terör unsurlarıdır. Tehdit, direkt ve doğrudan Türk milletine yöneliktir. Hükûmetin birinci önceliği Türkiye’nin güvenliğini sağlam esaslara bağlamak olmalıdır, bu maksatla ne gerekiyorsa yapmalıdır. Türk devleti, Misakımillî sınırları boyunca sahnelenen fitne kampanyasına karşı tüm millî güç unsurlarıyla göğüs germelidir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’yi namuslu görmektedir ve tercihini Türk milletinden yana yapmaktadır. Bahse konu olan Türkiye’nin güvenliği, tarihî hak ve çıkarlarıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk milletini, Türk vatanını, Türk Bayrağı’nı ve bin yıllık kardeşlik hukukunu kutsal bir emanet gibi savunulmasını şart görmekteyiz. Bunun için her göreve hazırız.

Değerli milletvekilleri, “Söz konusu vatan savunması ise gerisi teferruattır.” diye bir söz var. Milliyetçi Hareket Partisinin durduğu yer burasıdır. Hiçbir şey bitmemiştir değerli milletvekilleri, tarih henüz hükmünü de vermemiştir. Zaman her şeyin ilacı, millet iradesi her şeyin devası, Yüce Allah’ın himmet ve himayesi her şeyin üstündedir. Yüce Allah Türk milletini ve tüm insanları bu terör belasından kurtarsın. Mübarek Kurban Bayramı öncesinde Milliyetçi Hareket Partisi camiası olarak gönülden bu duayı yapıyoruz ve sizlerin ve aziz milletimizin Kurban Bayramı’nı kutlayarak yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Faruk Loğoğlu konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin Meclise sunduğu Irak ve Suriye tezkeresi konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarken bugünden başlayarak yeni yasama döneminin, ülkemizin içinde bulunduğu gerginlik ve savaş ortamından kurtulması doğrultusunda sağduyulu kararlara tanık olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün tarihî bir kavşaktayız. Ülkemizin ve bölgemizin geleceğini etkileyecek bir karara birazdan imza atacaksınız. O nedenle, partili olarak değil, halkımızın fikri hür, vicdanı hür vekilleri olarak hareket edeceğinizi umuyor ve temenni ediyorum. İnanıyorum ki partilerüstü bir meseleyi tartıştığımızın ve buradan çıkacak yanlış bir kararın ülkemizi telafisi imkânsız acı ve kayıplara sürükleyebileceğinin farkındasınız.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizi bu tezkereyi görüşme noktasına getiren dış politika hatalarını bugüne kadar eleştirilerimiz ve somut önerilerimizle birlikte defalarca gündeme getirdik.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sessizlik Sayın Başkan...

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Duyamıyoruz.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir dakika, müsaade eder misiniz. Ben de duydum.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Bu nedenle, Hükûmetin izlediği maceraperest...

BAŞKAN - Sayın Loğoğlu, bir dakika.

Lütfen, telefonla konuşmayınız. Kim konuşuyorsa lütfen dışarıda bunu yapsın ve birlikte de sohbet etmeyiniz, lütfen.

Buyurun Sayın Loğoğlu, kaybettiğiniz süreyi ekleyeceğim size.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Sağ olun Sayın Başkan.

Şöyle diyordum: Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizi bu tezkereyi görüşme noktasına getiren dış politika hatalarını bugüne kadar eleştirilerimiz ve somut önerilerimizle birlikte defalarca gündeme getirdik. Bu nedenle, Hükûmetin izlediği maceraperest ve mezhepçi bir anlayışa yaslanan dış politikanın geneline yönelik eleştirilerimizi bugün tekrarlamayacağım.

Bugün, önce, tezkere metni ve gerekçesinde yer alan muğlak, hatalı, çelişkili ve tehlikeli unsurlara odaklanacağım. İkinci bölümünde ise size antiterör koalisyonuna katılım ve katkılarımıza ilişkin somut bir öneri sunacağım.

Değerli milletvekilleri, şu gerçeği baştan saptayalım: Önümüzdeki tezkere, tutarsız, başı sonu olmayan, amaç ve hedefleri muğlak bir tezkeredir. “Ne olur ne olmaz, buna da, ona da ihtiyaç olabilir.” düşüncesiyle Hükûmetin aklına gelen her şeyi içine doldurduğu bir torba tezkeredir. Evet, bu, stratejiden yoksun, bütünlükten ve tutarlılıktan yoksun bir torba tezkeredir. Kapsam, şümul ve zaman bakımından birçok belirsizlikler içeren bu tezkere beceriksiz bir yönetimin elinde kontrolsüz bir silaha rahatlıkla dönüşebilecektir.

Şimdi bu torbanın içinde neler var teker teker bakalım. İlk olarak, tezkerenin gerekçesinde bahsedildiği gibi PKK bir terör örgütü ve tehdit unsuru mudur, yoksa PKK, iki yıldır Meclise ve halkımıza bilgi vermeye tenezzül edilmeden, Hükûmet tarafından çözüm süreci çerçevesinde müzakerelerde muhatap alınan meşru bir kuruluş mudur? Bu vesileyle vurgulamak isterim ki PKK’nın silah bırakması ve terörden vazgeçtiğini ilan etmesi ön koşul olarak sağlanamadığından çözüm süreci sakat doğmuştur ve bu nedenle hedefe varamamaktadır.

Gerekçede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını teyit ettiğini belirtenler komşularımızın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını en fazla ihlal eden ülkenin Türkiye olduğunu da elbette biliyorlardır. Irak petrollerini Bağdat’ın onayı olmadan ve Irak Anayasası’na aykırı olarak Türkiye’ye taşıyanlar, Özgür Suriye Ordusunun aylarca Hatay’ı, İstanbul’u karargâh olarak kullanmasına göz yumanlar ve her iki ülkeyi çöküşe götüren IŞİD’in ülke içindeki faaliyetlerine -en hafif ifadeyle- sessiz kalanlara soruyorum: Hangi eyleminizle Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına sahip çıktığınızı iddia edebilirsiniz? Söyleminiz ile eylemleriniz birbirini maalesef hiç mi hiç tutmuyor.

Bölgede devam eden risklere yeni unsurların da eklenmesini tezkereye gerekçe yapıyorsunuz. Doğrudur, ülkemize yönelik tehditlere yeni unsurlar eklenmiştir. Bunlardan en tehlikelisi de Cumhurbaşkanı ve Hükûmetin bu tezkereyle kapıldığı 1 koyup 3 alma hesaplarıdır. Birinci Körfez Savaşı sırasında merhum Turgut Özal’ın izlediği politikaya öykünmek bu hezeyanın kanıtıdır. Yanlış hesabın Bağdat’tan döndüğünü asla unutmamanız lazım.

Tezkerenin gerekçesinde uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerimizden bahsedenler, ilgili güvenlik konseyi kararlarına bugüne kadar uymuş olsalardı ne bölgede 100 binlerce insan ölecek ne de burada bu tezkereyi bugün görüşüyor olacaktık.

Değerli arkadaşlar, Irak’ın bağımsızlığını millî servetleri olan petrollerini istismar ederek, Irak’ın millî birliğini Bağdat’ı dışlayarak ve Irak’ın istikrarını seçimlerine dahi karışarak ihlal edenler Irak’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bağımsızlığına saygıdan bahsedemezler. Daha da önemlisi, tezkerenin gerekçesi üzerinde yapılacak bir içerik analizi Hükûmetin esas derdinin IŞİD olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Gerekçede “IŞİD” kelimesi, mecburen, bir defa kullanılırken “Suriye rejimi” ifadesine defalarca yer verilmesinin anlamı nedir? Anlamı açıktır, Hükûmet bölgedeki gelişmeleri Suriye rejimiyle sıcak çatışmaya girmek için bir fırsat olarak görmekte ve gerçek niyetini gizlemek için IŞİD’i kılıf olarak kullanmaktadır. Irak’ta doğan ve gelişen IŞİD’le mücadele edeceğini söyleyen Hükûmet tezkere gerekçesinde Suriye rejimini hedef tahtasına oturtmuş, Irak’taki kaotik duruma ve insanlık dramına tek satır yer vermemiştir. AKP’nin “Esad gitsin de ne olursa olsun.” saplantısı tezkere gerekçesinin belkemiğini oluşturmaktadır. Hükûmet, Suriye’deki rejimin meşru olmadığını düşünebilir ama bu düşüncesine o ülkeye müdahale nedeni olarak bu tezkere metninde yer veremez, bunu yüce Meclise dayatamaz. Bir rejimin meşruiyetine o ülkenin halkı karar verir, Birleşmiş Milletler doktrin ve müktesebatı da bu doğrultudadır.

Değerli arkadaşlar, demokratik ve uluslararası hukuka saygılı devletler kendilerine yönelik bir tehdit varsa bunu kanıtlara dayalı olarak ortaya koyar ve uluslararası hukuk kuralları içinde söz konusu tehditleri bertaraf etmeye çalışırlar fakat tezkere gerekçesinde yer alan, tırnak içinde, “Suriye rejiminin ülkemizi hedef alan saldırgan politikaları” ifadesinin gerçek hayatta bir karşılığı yoktur. Gerçek olan, IŞİD başta olmak üzere Suriye, Irak ve Türkiye’de faaliyet gösteren terör örgütlerinin ülkemize yönelik tehditleridir.

Süleyman Şah Türbesi’ndeki güvenlik riskinin tezkereye gerekçe yapılması da ucuz politikadır. Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik herhangi bir saldırıda Birleşmiş Milletler Yasası’nın 51’inci maddesinde öngörülen meşru savunma hakkı çerçevesinde Türkiye bir tezkereye ihtiyaç olmadan, olsa bile dakikalar içinde bu Meclisten çıkacak olan bir yetkiyle Birleşmiş Milletlere bilgi vererek gereken karşılığı verir ve toprağını savunur. Ayrıca, “Bir müttefike yapılan saldırı bütün müttefiklere yapılan bir saldırı olarak kabul edilir.” diyen NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesi de bu kapsamda işletilir.

Değerli milletvekilleri, tezkereye baktığımızda ise ilk dikkat çeken açık uçlu ifadelerle bezenmiş metnin Hükûmete son derece geniş yetkiler verecek şekilde düzenlenmiş olduğudur. Bu tezkereyle Hükûmet Türk Silahlı Kuvvetlerini Orta Doğu’da oynadığı kumarın bir figüranı kılmakta, tamamen soyut ve yoruma açık ifadelere dayanarak askerlerimizi savaş sahalarına süreceğinin işaretini vermektedir. Hepimiz biliyoruz ki komşu ülkelere asker gönderme niyetinin altında Suriye’de güvenli bölge ve…

Lütfen, Sayın Başkan… Sayın Başkan…

Sayın Başkanım, dikkatim dağılıyor arkadaşlar ön sırada konuştukları için.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, “Sessiz olalım.” ricasını söylemekten gerçekten sıkılıyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ara verelim efendim.

BAŞKAN – Lütfen, beni bu zor durumda bırakmayın.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Size hiçbir saygısızlık yapmadık.

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurun Sayın Loğoğlu.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Hepimiz biliyoruz ki komşu ülkelere asker gönderme niyetinin altında Suriye’de güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge yaratma arzusu yatmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri birilerinin güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge fantezilerinin uydusu değildir, uygulayıcısı değildir, olmamalıdır. Suriye Hükûmetinin rızası ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararı olmaksızın kuracağımız güvenli bölge ve uçuşa yasak bölgeler komşu ülkeye saldırı ve işgal anlamına gelecek, ülkemizin güvenliğini tehlikeye atacak ve Türkiye’nin bölgesindeki konumu onarılmaz bir şekilde sarsılacaktır. Herhangi bir müdahale Türkiye’yi hem içeride hem dışarıda içinden çıkılmaz bir bataklığa sürükleyecek; nasıl 2 milyona yakın sığınmacıyla baş başa bırakıldıysak Mehmetçik de komşu ülkelerin topraklarında yalnız bırakılacaktır.

Değerli arkadaşlar, tezkere, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına da onay vermektedir. “Yabancı silahlı kuvvetler” ifadesi sadece IŞİD karşıtı koalisyona dâhil olan ülkelerin askerlerini değil, devlet dışı sektörlere, aktörlere bağlı silahlı güçleri ve birtakım örgütleri de kapsayabilir. Zira Hükûmet, peşmerge ve Özgür Suriye Ordusuna da bu kapsamda yabancı silahlı kuvvetler muamelesi yapabilir. Tezkere buna açıktır. Hükûmet bu yetkiye dayanarak Türkiye sınırları içinde yabancı militanlardan teşekkül eden silahlı bir güç oluşturup Cumhurbaşkanının zikrettiği “eğit-donat” formülünü hayata geçirebilir ve topraklarımız hızla bölgemizdeki çatışmaların bir üssü hâline dönüşebilir.

Öte yandan tezkere, ülkemize konuşlanacak ve ülkemizdeki üsleri kullanacak yabancı kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılmasına da onay vermektedir. Bunu asker gönderecek ülkeler nasıl ve niçin kabul edeceklerdir? Almanya kendi askerini nasıl kullanacağını Türkiye’nin belirleyeceği esaslar dâhilinde mi yapacaktır? Bu durumda ülkemizi üs olarak kullanacak yabancı güçlerin eylemlerinden sorumlu olmayı Hükûmet nasıl kabul etmektedir, hangi yetkiyle üstlenmektedir? Daha da önemlisi, terörle mücadele bağlamında Türkiye kendini korumak için yabancı askerlere ihtiyaç duyacak noktaya mı gelmiştir? Böyle bir duruma izin vermek, onay vermek hangi vatanseverlik anlayışına sığar? Mehmetçiğe sahip çıkmayan, onu sakınmayan ve yabancı askerlerden medet umanlara milliyetçi de denmez, vatansever de denmez. Kurtuluş Savaşı’nı vermiş bir ulusun evlatları ve 1 Mart tezkeresini reddetmiş bir Meclisin üyesi olarak bu muhataralı tezkerenin altına imza atmak gaflet, dalalet ve hıyanet olmayacak mıdır? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, sadece Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak değil hayatını Türk hariciyesine adamış bir insan olarak açıkça söylemek isterim: Bu tezkere kabul edilirse Türkiye bölgenin korsan devleti olur. Bunu lütfen görün.

Türkiye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik risklerine sessiz kalmamanın karşılığı bölgede korsanlık yapmak değildir. Atıf yaptığınız Güvenlik Konseyi kararlarının hiçbiri size bu hakkı vermiyor. Gerekçede üç ayrı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına atıf yapılarak öngörülen sınır ötesi güç kullanımına uluslararası meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyor. Oysa bu kararların hiçbirinin uzaktan yakından güç kullanımıyla ilgisi bulunmamaktadır. Okuyanlar görecektir ki atıf yapılan bu kararlar bir askerî müdahaleye cevaz veren, izin veren kararlar değil, terör örgütlerinin insan kaynaklarını, mali kaynaklarını ve diğer beslenme alanlarını kesmeye çağıran kararlardır. Diğer bir deyişle Birleşmiş Milletlerin bu kararları, Türkiye'nin kendi silahlı güçleriyle veya yabancı güçlerle Irak ve Suriye’ye bir askerî müdahalesine yasal bir zemin oluşturmuyor, olası bir askerî müdahaleye uluslararası hukuk bakımından meşruiyet kazandırmıyor.

Anti IŞİD koalisyonunun bölgedeki hiçbir ülkesi sizden, Türkiye’den askerî müdahale talep etmiyor, beklemiyor, istemiyor, hatta buna karşı çıkıyor. Yeni Irak Başbakanı Haydar el Abadi, Irak’ta Türkiye’den asker görmek istemediklerini Paris’te açıkça beyan etmişken, Suriye Dışişleri Bakanı güvenli bölgeyi saldırı sayarız demişken, Hükûmet hâlâ nasıl böyle bir aymazlık içinde olabilmektedir, bunu hayret ve taaccüple karşılıyorum.

Değerli arkadaşlar, günlerdir Kobani’de ve güney sınırlarımızda yaşanan insanlık dramını birlikte izliyoruz. Türkiye'nin birçok şehrinde, yaşam alanlarını IŞİD’e karşı savunan Kobani halkına verilen desteğe dikkatle bakmanızı tavsiye ediyorum ve bundan gereken dersleri ve sonuçları çıkarmanız gerektiğini düşünüyorum.

Hükûmete soruyorum: Komşu ülkelere yönelik müdahaleleriniz için meşruiyet üretmeye çalışırken içeride devlete duyulan sadakati örselediğinizin, halkın bir bölümü ile devlet arasında zaten gerilimli olan ilişkiyi bir kopuşa sürüklediğinizin farkında mısınız? Aynı şekilde, Türkmen kardeşlerimizi kaderlerine terk ederek, onları kucaklamayarak derin ve kalıcı yaralar açtığınızın farkında mısınız?

Değerli arkadaşlar, Türkiye hiç şüphe yok ki bölgemizin insan kaynağını, kültürünü, tarihsel mirasını ve demokratik kazanımlarını yok eden IŞİD’le ve bütün terör örgütleriyle mücadele etmelidir. Cumhuriyet Halk Partisi bu yaklaşımın arkasındadır ve buna sonuna kadar destek verir. Vereceği katkıyı Türkiye doğru tanımlayarak anti IŞİD koalisyonuna destek de olmalıdır. Fakat Türkiye koalisyonun askerî boyutunda hiçbir şekilde yer almamalı ve topraklarımızın askerî operasyonlar için kullanılmasına izin vermemelidir. Türkiye IŞİD’e karşı koalisyona katılmak ya da katılmamak dışında üçüncü ve bizce en doğru seçeneği uygulamalıdır. Bu üçüncü yolun iki ayağı vardır: Birincisi, Türkiye IŞİD ve tüm terör örgütleriyle ülke içinde Güvenlik Konseyi kararlarının rehberliğinde etkin bir şekilde mücadele etmelidir. Zira, Irak’ta doğan, Suriye’de serpilen ve giderek uluslararası bir kimlik kazanan IŞİD’in can damarları Türkiye’dedir. Türkiye bu damarları keserek anti IŞİD koalisyonuna en büyük katkıyı yapabilecek ülke konumundadır.

İkincisi, Türkiye IŞİD’i ve diğer terör örgütlerini ortaya çıkaran, sosyoekonomik sorunlarla mücadeleyi  de kapsayan bütüncül bir strateji oluşturmalı ve bu stratejiyi bölgede terör örgütlerine karşı verilen mücadeleye bu mücadelenin bir boyutu olarak eklemlemelidir.

Bir kısmına tezkerenin gerekçesinde de atıf yapılan Güvenlik Konseyi kararları IŞİD’le mücadelenin bütün ayrıntılarını ortaya koymaktadır. Hükûmet terör örgütlerinin listesini Resmî Gazete’de yayınlamakla yetinmeyerek işe başlamalıdır, işe koyulmalıdır. Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye ilişkin 1373, 2170, 2178 kararlarına ek olarak 1989 ve 1988 sayılı kararları da harfiyen ve zaman geçirmeden hayata geçirmelidir. 2001 yılında kabul edilen 1373 sayılı Karar’ın üzerinden on üç yıl geçmiştir. Bu on üç yılın büyük çoğunluğunda iktidarda olan AKP’nin bu kararı bugüne kadar uygulamadığı açıktır. Örnek vermek gerekirse, anılan kararın 2’nci maddesinin (g) bendinde yer alan “etkin sınır kontrolleriyle teröristlerin sınır geçişlerinin önlenmesi” hükmü uygulansaydı Türkiye'nin güney sınırları ve havaalanları IŞİD ve El Nusra örgütlerinin yolgeçen hanı olmazdı. Bahsettiğim Güvenlik Konseyi kararlarının hemen hepsinde yer alan terörizmin finansmanının önlenmesine ilişkin gerekli tedbirler alınsaydı IŞİD bugün Türkiye’deki birtakım odaklara petrol satamazdı.

Türkiye'nin sınırları, IŞİD başta olmak üzere, terör örgütlerinin çatışma bölgelerine geçiş noktası olmaktan, Türkiye toprakları bu örgütlerin lojistik destek üssü olmaktan çıkarılmalı ve bu örgütlerin ülkemizdeki ekonomik ve sosyal medya üzerinden taraftar ve kaynak toplama faaliyetleri engellenmelidir. Başka bir ifadeyle, IŞİD bataklığının ülkemizdeki boyutunu temizlemesi  Türkiye’yi anti IŞİD koalisyonunun en etkin üyesi yapacak ve biraz önce dikkat çektiğim toplumsal ayrışma tehlikesini de bertaraf edecektir.

Hükûmet IŞİD’le ülke içinde mücadele etmek yerine askerî operasyonlar yoluyla yeni maceralara girerse, ülkemiz Suriye ve Irak sorunlarının içine fiilen çekilir, bölgedeki çatışmalar genişler, derinleşir, uzar ve Türkiye bu dipsiz mücadeleyle ve terör tehdidiyle baş başa kalır. Bunu önlemek hepimizin boynunun borcudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Loğoğlu, üç dakikalık ek sürenizi veriyorum.

Buyurun.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, biraz sonra vereceğiniz oylarla sadece Türkiye'nin değil, bölgemizin de geleceğine etki yapacaksınız. Sizi ülkemizi komşularının topraklarında işgalci yapmamaya çağırıyorum, sizi Mehmetçik’i bataklığa teslim etmemeye çağırıyorum, sizi halkımızın ve ülkemizin güvenliğini tehlikeye atmamaya çağırıyorum, sizi Kürt yurttaşlarımızı incitmemeye çağırıyorum, sizi vicdanınızın sesini dinlemeye ve çocuklarınızın geleceğini düşünmeye çağırıyorum, sizi savaştan yana değil, barış ve istikrardan yana olmaya davet ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi ülkesine, bölgesine ve bütün insanlığa karşı görevini yapacak ve bu tezkereye bu nedenlerle, yukarıda saydığım gerekçelerle “Hayır.” diyecektir. Sizlerin de tarihsel sorumluluğunuzu yerine getireceğinize inanmak istiyorum, hem bu dünyada hem öbür dünyada hesap vereceğinizi sakın unutmayın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Loğoğlu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde muhalefet parti temsilcilerinin konuşmalarından sonra mı Genel Kurula geleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok önemli bir oturum gerçekleştiriyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin komşu ülkelere gitmesi, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’ye gelmesi, Türkiye üzerinden bir başka ülkeye intikal etmesi konusunda Hükûmetin yetki istediği bir tezkereyi konuşuyoruz. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu burada, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli burada, oturumu büyük bir dikkatle takip ediyoruz.

1 Mart 2003 tarihli oturumu hatırlıyorum, o tezkere oturumunda Başbakan Sayın Abdullah Gül Hükûmet sırasında oturuyordu. 1 Mart Tezkeresi ile bugünkü tezkerenin içerik olarak hiçbir farkı yoktur. Sonrasında, Sayın Erdoğan muhalefet temsilcileri konuşurken Genel Kurulda bulunmamayı adet hâline getirdi. Merak ediyorum, bu kadar önemli bir oturumda Başbakan Sayın Davutoğlu Genel Kurula gelmeyecek mi? Bu konu bu kadar önemsiz midir? Mehmetçik savaşa sevk edilirken, Türkiye’nin başı derde sokulurken Sayın Davutoğlu Genel Kurulda bulunma lüzumunu hissetmiyor mu, yoksa her zaman yaptığı gibi Sayın Erdoğan’ı takip ederek muhalefet temsilcilerinin konuşmasından sonra iktidar partisi temsilcileri konuşurken mi Genel Kurula gelecek? Bu sorunun cevaplanmasını istiyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Benim bu konuda yapabilecek bir şeyim yok, umarım cevap verecek olan vardır.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

6.- Başbakanlığın, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair tezkeresi (3/1580) (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Emrullah İşler konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve yeni yasama yılının hayırlara vesile olmasını ve başarılı geçmesini temenni ediyorum.

Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğini idame ettirmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek girişimler istikametinde Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması, bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir yıl süreyle izin isteyen Hükûmet tezkeresi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sayın milletvekilleri, yanı başımızdaki iki ülkede yaşanan kaos ve istikrarsızlık ortamının yarattığı sorunları her geçen gün daha fazla hissetmekteyiz. Özellikle, güney kara sınırlarımız boyunca ulusal güvenliğimize dönük risk ve tehditler son dönemde yaşanan gelişmeler neticesinde ciddi biçimde artmıştır.

911 kilometrelik sınırı paylaştığımız Suriye’de yaşanan ihtilafın ve insanlık dramının dördüncü yılındayız. Suriye’deki şiddet sarmalı giderek derinleşmektedir. Ne yazık ki rejim kaynaklı tehditlerin doğurduğu riskler gerek bölgesel gerekse uluslararası barış, güvenlik ve istikrarı açıkça tehdit eder bir noktaya gelmiştir.

Ülkemiz, başından beri, bu gidişatın varacağı ve bugün üzüntüyle müşahede ettiğimiz ulaştığı nokta konusunda gerekli uyarı ve ikazlarda bulunmuş, ihtilafın Suriye halkının meşru beklentileri çerçevesinde çözümü yolunda bir yaklaşım sergileyerek gereken adımları atmıştır.

Hiç kuşkusuz, Suriye’de süregiden kaos, istikrarsızlık ve yıkımın yegâne sorumlusu rejimdir. Uluslararası toplumun ataletinden yararlanan rejim, halkın meşru talep ve beklentilerini şiddet yoluyla bastırmaya devam etmektedir. Bu kapsamda, rejim, ağır bombardıman dâhil olmak üzere, ayrım gözetmeksizin katliamlarını sürdürmekte hatta kimyasal silaha dahi başvurmaktadır. Hâlihazırda, rejim tarafından fırlatılan balistik füze sayısı 421’e ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’deki ihtilafın ortaya koyduğu acı ve üzücü tabloyu sizlere hatırlatmak istiyorum: Suriye’deki şiddet sarmalı bugüne kadar 200 binden fazla can kaybına, 6,5 milyon kişinin ülke içinde yerlerinden edilmesine, 3 milyon kişinin komşu ülkelere sığınmasına ve 150 milyar dolara ulaşan ekonomik tahribata yol açmıştır. İhtilafın etkisini yakından hisseden ülkemiz, barınma merkezlerinde misafir edilen ve şehirlerde kendi imkânlarıyla ikamet eden 1,3 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapmaktadır. Bu çerçevede yapılan harcamalar 3,5 milyar dolara ulaşmıştır.

Öte yandan, bugüne kadar Suriye kaynaklı saldırılarda 82 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Sınır hattımız boyunca yaşayan vatandaşlarımız, özellikle son bir haftadır Suriye’nin kuzeyindeki çatışmalardan mağdur olmaktadırlar. Yaşanan tüm bu gelişmeler  karşısında elbette topraklarımızı ve vatandaşlarımızı korumak doğal hakkımızdır.

Hâlihazırda bölgemizdeki varlığından şikâyet ettiğimiz IŞİD tehdidinin en büyük sorumlusu Suriye rejimidir. Söz konusu rejim, halkına karşı giriştiği savaşı manipüle edebilmek için bölgede var olan terör örgütlerini kullanmaktan geri durmamış, bununla da yetinmeyerek IŞİD gibi yeni bir terör örgütünü besleyip büyütmüş ve kendi gücüyle bastıramadığı muhalefeti kırdırmak için palazlandırmış, böylece, zulüm, kan ve gözyaşı üzerine kurduğu dikta yönetimini devam ettirmek istemiştir. Bizzat rejim tarafından, Suriye, artık, terörün ve teröristlerin yuvasına dönüştürülmüştür. Bu durum doğal olarak uluslararası barış ve güvenliği tehdit edecek yeni örgütlerin bölgede neşvünema bulmasına yol açmaktadır.

Değerli milletvekilleri, son yaşanan gelişmeleri de hesaba katarak, Türkiye olarak ulusal sınırlarımız etrafındaki tüm tehditlere karşı gereken tedbirleri almalıyız. Ancak şunu unutmamak gerekir ki Suriye ve rejim kaynaklı risk ve tehditler bertaraf edilmedikçe ulusal güvenliğimiz tesis edilemeyecektir. Bugün, uluslararası toplumun Suriye’deki ihtilafın ne kadar büyük bir sorun hâline dönüştüğünü geç de olsa anlayabildiğini memnuniyetle görüyoruz.

Burada uluslararası planda alınabilecek tedbirler hakkında bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Suriye kaynaklı risk, tehdit ve istikrarsızlıkla mücadele bağlamında, bu tehditler ile sınırımız arasında güvenli bir alan tesis edilmesi ihtiyacı artık kaçınılmaz olmuştur. Kuşkusuz böyle güvenli bir alanda, Suriye tarafında çatışmalardan kaçan kardeşlerimiz barındırılacak ve her türlü ihtiyaçları kendi topraklarında karşılanacaktır. Söz konusu güvenli bölgenin bugüne kadar kurulamaması neticesinde şu ana kadar toplamda 1,5 milyonu aşkın Suriyeli ülkemize göç etmek zorunda kalmıştır. Nitekim, ülkemiz yalnızca son iki hafta içerisinde çatışmalardan kaçan 160 binden fazla Suriyeliye kapılarını açmıştır. Biz inanıyoruz ki böyle bir güvenli alan Suriye’deki çatışmalardan kaçan kardeşlerimize kendi topraklarında nefes alma imkânını sunacaktır. Haddizatında, hem IŞİD’e hem rejime karşı sahada yürütülebilecek mücadele bağlamında böyle bir alan gerekli olacaktır. Ülkemiz bu konuda uluslararası alanda yapılacak iş birliğine gereken katkıyı sunacaktır.

Değerli milletvekilleri, IŞİD’in Türkiye-Suriye sınırına 37 kilometre mesafede bulunan Süleyman Şah Saygı Karakolu bölgesindeki mevcudiyeti yalnızca karakolun değil, karakolda bulunan askerî personelimizin güvenliği bağlamında da kaygılarımızı artırmaktadır. Türk ana vatanının ayrılmaz bir parçası olan Süleyman Şah Saygı Karakolu’nu korumak Türk Hükûmetinin asli görevidir. Türkiye bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek konusunda hiçbir tereddüt göstermeyecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, öte yandan, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra kurulan hükûmetlerin izledikleri mezhepçi ve ötekileştirici politikalar bütün dostane ikazlarımıza rağmen ısrarla sürdürülmüştür. IŞİD terör örgütü bu politikaların tabii bir sonucudur. Nitekim, bugün IŞİD’e destek veren Sünni aşiretlerin bu tavrı, Maliki’nin 2006 yılından itibaren sürdürdüğü mezhepçi ve ötekileştirici politikalara ve onun güdümündeki milislerin işlediği cinayetlere karşı biriken bir öfke patlaması olmuştur.

Irak’ta cereyan etmekte olan gelişmeler bağlamında, soydaşlarımızı, Iraklı kardeşlerimizi ve bölgenin kadim halklarını hedef alan IŞİD saldırıları tüm dünya gibi bizi de kaygılandırmaktadır. Üçüncü ülkelerin aksine, hem Suriye hem Irak’la ortak bir sınıra sahip iki ülkeden biri olan Türkiye bu gelişmelerin sonuçlarının doğrudan muhatabıdır.

Bu çerçevede, bizden bölgede olup bitenlere gözlerimizi kapatmamız beklenmemelidir. Bu sorunlar gözlerimizi kapatmamızla ortadan kalkacak meseleler değildir. Nitekim şimdiden IŞİD mezalimi nedeniyle ülkemiz artan bir göç baskısı altında kalmıştır. Benzer şekilde, sınırlarımızda cereyan eden çatışmaların etkisi de hissedilmektedir. Bu şekilde devam ettiği takdirde, yarın çok daha kuvvetli bir IŞİD’in kapılarımıza dayanması kaçınılmaz olacaktır.

Diğer taraftan, IŞİD gibi örgütlerin akılcı ve insaflı davranmalarını temenni etmenin devlet ciddiyetiyle ve ülke yönetiminin sorumluluğuyla bağdaşmayacağı açıktır. Türkiye olarak, bugüne kadar, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve siyasi bağımsızlığının bu ülkeye yönelik dış politikalarımızın ana unsuru olduğunu her fırsatta vurguladık. Bu yöndeki kararlılığımızı buradan bir kez daha teyit etmek isterim.

Güçlü, müreffeh ve istikrarlı bir Irak, başta ülkemiz olmak üzere hem uluslararası toplumun hem bölge ülkelerinin hem de Irak halkının çıkarınadır. Maalesef, dün izlenen mezhepçi ve ötekileştirici politikalar ve işlenen cürümler nasıl ki Irak halkı arasında dinî ve mezhepsel aidiyetlerin fay hatları üzerinde uçurumlar oluşturduysa bugün de IŞİD saldırıları söz konusu uçurumları daha da derinleştirmektedir. Bugün IŞİD faaliyetlerine karşı önlem alınmadığı takdirde Irak’ta güvenlik bunalımı kalıcı hâle gelecektir. Eğer Irak’taki mezalime seyirci kalırsak yalnız bugün akan kanın değil yarın akacak kanın da hesabını tarih bizden soracaktır.

Değerli milletvekilleri, IŞİD’in kabul edilemez faaliyetleri yalnız sınırlarımızı tehdit etmekle kalmamakta, barış dini olan İslamiyet’i ve hoşgörüyü temel ilke edinmiş medeniyetimizi de lekelemektedir. IŞİD, bu cinayetleri, kutsal kitabında “Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” yazan bir dinin nam ve hesabına işlediğini iddia etmektedir. Dolayısıyla, IŞİD cinayetlerine seyirci kalmak, kutsal değerlere inananlar için de kabul edilemez bir durumdur.

Bütün bunlara ek olarak IŞİD, ilk günden itibaren öncelikli olarak Türkmen soydaşlarımızı ve onların yaşadıkları bölgeleri hedef almıştır. IŞİD faaliyetlerinin sarsıcı etkisi altındaki Irak’taki stratejik konumumuzun en önemli unsuru olan Türkmenler, on asırdır yaşamakta oldukları bölgelerden kaçmak zorunda kalmışlardır.

IŞİD mezalimine hayat hakkı tanıdığımız takdirde Irak’ın kuzeyindeki demografik yapı Türkmenler ve ülkemize müzahir topluluklar aleyhine değişme riski taşımaktadır. Bu saldırılar, Türkmen kardeşlerimiz arasında bugüne kadar mevcut olmayan Şii-Sünni ayrımını oluşturma riskini de barındırmaktadır. Türkmen kardeşlerimizin tek amaç etrafında toplanmaları, mezhepçilik belasıyla birbirlerinden kopmamaları yalnız Hükûmetimizin değil devletimizin de politikasıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugüne kadar IŞİD’le mücadele amacıyla NATO Güvenlik Zirvesi marjında Newport’ta, bundan ayrı olarak Cidde’de, Paris’te ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında New York’ta düzenlenen dört toplantıda bu hususları Sayın Dışişleri Bakanımız müttefik ortaklarımızla paylaşmıştır. Türkiye bu toplantıların hepsinde yer alan iki ülkeden biri oldu. Her ne kadar bilinen nedenlerle bugüne kadar bu konuda çok görünür olmamayı tercih ettiysek de Türkiye, Irak’la ilgili olarak uluslararası toplum tarafından alınan kararların önemli yönlendiricilerinden biri olmuş, Irak halkının yanında bulunmuştur. Bu çabalarımız sonucunda gelinen aşamada bahsi geçen kapsamlı stratejinin gerekliliği hakkında ortak uluslararası bir anlayışın oluşmuş olmasından memnuniyet duyuyoruz. Terörü ortadan kaldırmak için onu yaratan etkenlerin bertaraf edilmesi, önleyici tedbirler alınması, tabiri caizse bataklığın kurutulması önem taşımaktadır. IŞİD’i ortaya çıkaran etkenler siyasi niteliktedir, çözümün de esasen siyasi nitelikte olması icap etmektedir. Tek bir çatışma alanı teşkil eden Irak ve Suriye’de IŞİD’i ortaya çıkaran en önemli siyasi etkenler, Suriye’de meşruiyetini çoktan yitirmiş rejimin acımasızlığı ve Irak’taki geçmiş yönetimin mezhepçi ve dışlayıcı politikalarıdır. Bu çerçevede, nisan ayında yapılan seçimleri Irak için yeni bir başlangıç fırsatı olarak gördüğümüzü her vesileyle belirttik, eylül ayında kurulan Hükûmete de destek bildirdik. İbadi Hükûmetinin önceki yönetimden devraldığı sorunların çözümü konusunda yalnız belli çevrelerle değil, bugüne kadar dışlanan diğer kesimlerle de diyalog içerisinde ülke yönetiminde etkili olmasını ümit ediyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, ülke olarak insani yardım hususunda taraflı-tarafsız tüm vicdanların takdirle yâd edeceği çalışmalar icra ettik. Bu bağlamda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde Duhok vilayetinde yerlerinden edilmiş Arap, Türkmen, Ezidi Kürt kardeşlerimizin barındırılması için 3 adet kampın inşasını tamamlamak ve teslim etmek üzereyiz. Bu çerçevede, haziran ayından bu yana başta ilaç ve gıda maddesi olmak üzere, eylül sonu itibarıyla 287 tır dolusu insani yardımı AFAD eş güdümünde bölgeye sevk ettik. Bölgeden gelen Iraklılar, AFAD ve Kızılay yetkililerimizin IŞİD saldırılarının en yoğun olduğu dönemde, kendi güvenliklerini hiçe sayarak köy köy dolaştıklarını, ihtiyaçları tespit ettiklerini ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırdıklarını gözyaşlarıyla anlatmaktadırlar. Bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden bu görevlilerimize teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Dolayısıyla, kendimizi nasıl tanımlarsak tanımlayalım, yüce Meclisimizin çatısı altında, milletin vekilleri olarak elimizi vicdanımıza koyalım, göreceğiz ki bize kendilerini temsil etme görevi veren milletimizin güvenliği ve çıkarı ile komşumuz ve kardeşlerimiz Suriyelilerin ve Iraklıların barışı, refahı ve istikrarı bugün bizim elimizdedir. Bu, tarihin bizlerin omuzlarına yüklemiş olduğu bir sorumluluktur. Günü geldiğinde de bu sorumluluğun gereği olarak tarih ve vicdan mahkemesinde hep birlikte hesap vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz bölge ülkelerinden kaynaklanan risk ve tehditleri güvenlik, ekonomik ve toplumsal bağlamda giderek daha fazla hisseden bir ülkedir. Çevrenizde olup bitenleri analiz edip yakın ve uzak gelecekte ortaya çıkabilecek risk ve tehditler bağlamında hazırlıklar yapmak ve vakitlice adımlar atmak büyük ve çağdaş devlet olmanın gereğidir. Tabiatıyla bu adımların hukuki altyapısını da zamanlıca tesis etmek elzemdir. Suriye ve Irak’taki durum ve bu ülkelerden kaynaklanan risk ve tehditler karşısında gerekli tedbirlerin sürdürülebilmesi ve ülkemizin yüksek çıkarlarının korunması amacıyla yeni unsurlarla zenginleştirilen bu tezkerenin AK PARTİ Grubu olarak lehinde olduğumuzu belirtir, tezkerenin hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

Değerli milletvekilleri, tezkerenin gerekçesinde yazan ifadelerden hareketle bazı eleştiriler yapıldı burada. Biz defaatle hep şunu söyledik: “Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız.” dedik. Kimsenin bir karış toprağında gözümüz olmadığını defaatle söyledik. Fakat buna rağmen, hâlâ, yine aynı şekilde, bu eleştiriler maalesef tekrar edildi ve bu tezkerenin IŞİD’e karşı değil, Suriye rejimine karşı olduğu yönünde görüşler ifade edildi. Doğrusu, giriş paragrafında zaten PKK terör örgütü dâhil olmak üzere, IŞİD de zikredilmektedir. Ama biz hep şunu söyledik: “Bu IŞİD’i doğuran bataklık Suriye bataklığıdır.” Biz Suriye’de bu bataklığın oluşmaması için elimizden gelen gayreti gösterdik. 2011 yılında Suriye’deki sıkıntılar başladığında, geçmişte geliştirmiş olduğumuz iyi ilişkilerden hareketle altı ay görüşmeler yaptık. Altı ay, bakın; altı ay telefon görüşmeleri yapıldı, yüz yüze görüşmeler yapıldı, tavsiyelerde bulunuldu, “Bakın, bu yolun sonu çıkmaz sokaktır.” denildi.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – “İhvan’ı iktidar yapın.” diye baskı yaptınız.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Ve işte bizim telkinlerimize uymayanların, o gün yalanla dolanla bu politikalarını yürüteceklerini sananların sonunun ne hâle geldiğini hep birlikte görüyoruz. Suriye’nin gelmiş olduğu nokta ortada, Irak’ın gelmiş olduğu nokta ortada.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Türkiye’nin geldiği nokta da ortada.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Yalanla politika yürütenlerin akıbetinin ne olduğunu hep birlikte görüyoruz ve yalan politikacıların da ülkelerini ne hâle getirdiklerini yine birlikte görüyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bayram namazını Şam’da kılacaktınız!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Biz Türkiye olarak, her zaman bölgede demokrasiden yana olduğumuzu yüksek bir sesle, hür bir edayla söyledik. İnsan haklarından yana olduğumuzu söyledik ve barıştan, huzurdan, refahtan yana olduğumuzu söyledik ve bu doğrultuda Arap Baharı başladığı zaman da halkın meşru taleplerine kulak verilmesini ve bu bölgede de demokrasiye geçilmesinin gereğini ifade ettik. Bu politikanın neresi yanlış Allah aşkına?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Türkiye’de demokrasi yok, Türkiye’de; önce Türkiye’ye demokrasiyi getirin!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Biz bunu yaparken ama birileri ne yaptı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Türkiye’ye diktayı getiriyorsunuz, dünyaya demokrasi istiyorsunuz, böyle ikiyüzlülük olmaz.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Özellikle bölgedeki bazı ülkeler ve uluslararası güçler, Arap halklarının demokrasi talebini onlara çok görenler bu ülkeleri, Arap Baharı’nın yaşandığı ülkeleri cehenneme dönüştürdüler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Önce Türkiye’ye demokrasiyi getirin, Türkiye’ye özgürlük getirin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Daha dün, bakın, uluslararası koalisyon oluştuğunda, Sayın Kılıçdaroğlu burada, yapmış olduğu açıklama da önümüzde, ne diyordu 9 Eylülde? Dediği şu: “Türkiye savunma açısından Batı ittifakının parçası, Türkiye’nin Orta Doğu’da IŞİD’e karşı yapılacak operasyonda yer almasına karşı çıkmayız, Türkiye'nin geleceği açısından önemli bir karar olur.” Şimdi, biz bu kararı alıyoruz, Haluk Koç da buna benzer bir açıklama yapıyor, öyle değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sana ne?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) -  Ama, bakınız, burada muhalefet partileri var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen Suriye’ye savaş açıyorsun, IŞİD’e değil!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Biz o gün Cidde’deki yapılan toplantıda, malum sebeplerden dolayı, rehinelerin hassasiyetinden dolayı, onların kılına zarar gelmesin diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Metni oku, tezkere metnini oku!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - …gayet hassas bir politika yürütürken, bunları yaparken siz bizim aleyhimizde bu açıklamalarda bulunuyordunuz.(CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bayram namazını Şam’da kılacaktınız, o bitti.

BAŞKAN – Üç dakikalık ek sürenizi veriyorum Sayın İşler.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) -  Şimdi, bakınız, muhalefetin şöyle bir sorunu var: İktidarın “ak” dediğine “kara” deme politikasını izliyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İktidarın bir sorunu var: Halka yalan söylemek!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) -  Bakınız, biz şimdi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - İktidarın halka yalan söylüyor! Bu sorunu çözün.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Bakınız, biz “IŞİD’e karşı, gelin, mücadele edelim, bu tezkereyi çıkaralım.” dediğimiz zaman, tezkereye karşı geldiniz. Biraz önce Loğoğlu da söyledi, bugün tarihî bir gün, 2 Ekim 2014 tarihî, önemli bir gün ve bu tezkere Türkiye'nin geleceğinde önemli bir dönüm noktası olacak ve bu tezkere de sizler maalesef olumsuz oy kullanıyorsunuz, “hayır” diyorsunuz ve bunun hesabını da gelecek nesillere veremeyeceksiniz. Bakınız Türkiye'nin etrafı ateş çemberine dönmüştür.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayenizde!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) -   Bizim uçağımız düşürüldüğünde Sayın Kılıçdaroğlu burada ne dedi? “Niye müdahale etmiyorsunuz?” demedi mi? “Neden saldırmıyorsunuz?” demedi mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Uçağı siz düşürdünüz! Mahkeme kararlarını açıklayın! Gizli kararları açıklayın!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri… Gürültüden, Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Şerefiniz, onurunuz, haysiyetiniz varsa mahkemenin gizli kararını açıklayın!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) -  Şimdi, bakınız…

BAŞKAN – Gürültüden herkes rahatsız oluyor, sadece siz değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, mahkemenin gizli kararını açıklasınlar!

BAŞKAN - Lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Arkadaşlar, mahkemenin gizli kararında uçağı düşüren iktidardır.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Tanal.

Buyurun Sayın İşler.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) - Bakınız, bizim,  Türkiye'nin maceraperest olduğunu söylüyorlar, maceraperest politikalar izlediğini söylüyorlar; eğer biz maceraperest olsaydık, o zaman uçak düştüğü zaman veya düşürüldüğü zaman gerekli maceraya kalkardık ama biz aklıselimle hareket ediyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Uçağı iktidar düşürdü! Halka açıklayın. Mahkeme kararında gizlilik kararını kaldırın.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

EMRULLAH İŞLER (Devamla) -  Türkiye herhangi bir devlet değildir, Türkiye'nin devlet geleneği vardır, yüz yıllara giden bir devlet geleneği vardır ve bu devletin kurumları vardır,  Türkiye’de ortak akılla karar verilir. Çözüm süreci konusunda da, çözüm süreci sadece Hükûmetin politikası değildir, devletin bir politikasıdır, devletin bütün kurumları da bu politikanın içindedir.

Ben, bu tezkerenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Biz devletin neresindeyiz Emrullah Bey?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, sayın hatip yapmış olduğu konuşmada Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önce yapmış olduğu bir konuşmayı amacından kopararak farklı bir yere taşımak suretiyle tam aksi bir anlamda kullanmıştır. O nedenle, 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika… (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun 9 Eylül 2014 tarihinde yapmış olduğu açıklamanın arkasındayız. Ben de bu kürsüden daha önce bugün yaptığım konuşmadaki aynı şeyi söyledim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Suriye rejimini burada savunuyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - IŞİD gibi kafa kesen, vahşi uygulamaların içerisine girmiş olan bir örgüte karşı Türkiye uluslararası koalisyonda yer almalıdır ama sizin niyetiniz IŞİD’le mücadele etmek değil…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Esed kafa koparmıyor mu?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sizin niyetiniz Suriye rejimiyle, Esad’la daha önce göremediğiniz hesabı görmek. Gerçekten IŞİD’le mücadele niyetiniz olsaydı bu tezkereye Esad rejimiyle hesaplaşma iddianızı değil IŞİD’le hesaplaşma iddianızı koyardınız. Tezkerede 1 kez “IŞİD” kelimesi geçiyor, 15 kez “Suriye ve Esad rejimi” geçiyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Esedseverliğe bak!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ayrıca, uluslararası koalisyonun IŞİD’e karşı hangi yöntemle mücadele ettiğini burada yaptığım konuşmada sizlere özetledim. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Emrullah Bey bu konuşmamı dinlememiş, kendisine bir konuşma metni verilmiş veya hazırladığı konuşmayı benim verdiğim bilgileri dikkate almadan yapmış. Biz, Emrullah Bey’e ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna yardımcı olmak üzere bu konuda bir broşür hazırladık. “IŞİD Gerçeği ve Türkiye” broşüründe -sizlere de bunu dağıtalım uygun görürseniz- uluslararası koalisyonun hangi yöntemleri uyguladığı yazılı. Hangi ülke ne yapıyor? Kara harekâtı yapan tek bir ülke yok. 6 ülke “Hava harekâtına katılırım.” demiş, diğerleri “Manevi destek, siyasi destek, diplomatik destek.” diyor. IŞİD'i besleyip büyüten, bu hâle getiren sizsiniz, sizin Hükûmetiniz, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hükûmetin Suriye politikasına, dış politikasına güvenmiyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Esedseverliliğinize bravo!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Sayın Başkan, sayın konuşmacı, tekraren, devlet politikasıyla ilgili bir görüşünü ifade etti. Devlet politikasının hangi şartlarda olduğunu…

BAŞKAN - Açıklama mı yapacaksınız?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, bana niye vermediniz?

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in (3/1580) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bir politikanın hangi şartlarda devlet politikası olduğunu, hangi şartlarda hükûmet politikası olduğunu bilmemek cehaletinden mi acaba bu kavramlar üzerinden siyaset yürütülüyor, yoksa devlet kavramı üzerinden bir baskı oluşturmak için mi bu siyaset yürütülüyor?

Değerli milletvekilleri, başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere, defalarca açılım politikasının karşısında olduğumuzu ifade ettik ve eğer millet iradesinin yekûnu esassa Milliyetçi Hareket Partisi de bu Parlamentoda temsil edilen ve millet iradesinin bir kısmının temsilcisidir. Başka gruplardan da aynı ifadeleri kullananlar var. Devletin kurumlarıyla oluşturulan bir politikaysa başta Genelkurmay Başkanı daha bundan bir hafta, iki hafa önce açılım politikasının içeriğinin ne olduğunu bilmediğini ifade etti. Bütün bu şartlar altında, acaba -sayın konuşmacılar, ben vicdanlarınızda sorgulamanızı rica ediyorum- milletvekili grubunda açılım politikasının içeriğinin ne olduğunu bilen var mı? Bakanlar Kurulunun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN - Şimdi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, biraz önce sayın konuşmacı düşen uçaktan bahsetti. Millî Savunma Bakanı burada, askerî yetkililer burada.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, böyle bir şey usul yok. Her ayağa kalkan konuşacak mı Sayın Başkan?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Askerî Ceza Mahkemesinin bu konuda verdiği gizlilik kararı var. Bu uçağın niçin düşürüldüğünün sebebi orada yazılı. Yani burada askerî yetkililer biliyor, mümkünse bunu, kamuoyuna ve Meclise bilgi vermelerini istirham ediyorum.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, dinlemek zorunda değiliz.

BAŞKAN – Tamam, sonra açıklarlar Sayın Tanal, sonra bir açıklama yaparlar.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Şimdi açıklasın Sayın Başkan.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

6.- Başbakanlığın, Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre gerekli düzenlemelerin yapılmasına Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesine dair tezkeresi (3/1580) (Devam)

 

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Osman Taney Korutürk şahsı adına konuşacak.

Süresi on dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşmekte olduğumuz tezkere konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin görüşleri Adana Milletvekili Sayın Faruk Loğoğlu tarafından çok etraflı bir şekilde, çok doğru gerekçelerle Meclis zabıtlarına değil tarihe geçecek şekilde açıklanmıştır. Ben bunları yeniden tekrarlayacak değilim. Birkaç konu üzerinde duracağım, eksik kalmış noktalar değil ama daha fazla vurgulanabilecek noktalar diye düşünüyorum.

Şimdi, birincisi: Bu tezkerede ne isteniyor? Başbakan ve Cumhurbaşkanı kamuoyuna yapmış oldukları açıklamalarda bu tezkereyi “Türkiye’ye yönelik terör tehdidine karşı güvenliğimizin sağlanması” olarak izah ettiler. Tezkerenin metnini okuduğunuz zaman, bunun bir “Bakanlar Kurulu Prensip Kararı” diye bölümü var, bir de tezkerenin kendisi var, bu ikisi bir bütün. Birinci kısımda hiç öyle bir terörle mücadele izlenimi vermiyor burası çünkü yurt dışına asker göndermek... Asker göndermek, terörle mücadele yurt dışına asker göndermekle mi olacak? Terörle mücadeleyi yapmak için önce kendi sınırlarınızı tamamen kapatmanız, geçilmez hâle getirmeniz lazım. Tıbbi tabirle hermetik olarak kapatmanız lazım sınırlarınızı. Sınırlarınızdan yapılan ticareti mutlaka engellemeniz lazım, önlemeniz lazım. “Sınırlarınızdan petrol ticareti yapılıyor.” diye Fransız radyoları bar bar bağırıyor çünkü Fransa’ya satılıyormuş, burada paçal yapılıp oradaki kötü kalite petrol bizim petrolle birleştirilip buradaki rafinerilerde rafine edilip Avrupa Birliğine gidiyormuş. Bunu kesmeniz lazım. Memleketin içinde dolaşan IŞİD unsurlarını takip altına almanız lazım. Bunları kovuşturmanız, tevkif etmeniz, mahkemeye sevk etmeniz, yurt dışı edebileceklerinizi etmeniz lazım. Terörle mücadele böyle yapılıyor, yurt dışına asker göndermekle olmuyor. Yurt dışına asker göndermek ne demek? Irak’taki, Suriye’deki IŞİD belasıyla siz mi mücadele edeceksiniz oralarda, asker gönderip?

Obama açıklama yaptı, “Kara harekâtı yapmak istemiyorum.” diyor. Obama’nın yapmak istemediği harekâtı Türk askerine siz mi yaptıracaksınız? Genç genç çocukları oraya götürüp siz mi kırdırtacaksınız? Böyle bir tezkere olabilir mi arkadaşlar? Bu tezkereyi niye getiriyorsunuz?

Şimdi, bu tezkereyi düşündüğünüz zaman, bir de 1 Mart 2003 tezkeresini düşünün. 1 Mart 2003 tezkeresi, aşağı yukarı yine yurt dışına asker göndermek ama ondan da önemlisi yabancı askerlerin buraya gelmesini öngören bir tezkereydi.

Yabancı askerlerin buraya gelmesi burada da var. Nasıl var? Bakın, burada, bu tezkerenin içerisinde ne diyorsunuz: “Yabancı askerlerin Türkiye'ye getirilmesi, bunların Hükûmetin belirlediği şekilde kullanılması.” Bu kadar mı? 1 Mart tezkeresiyle ilgili olarak yazılmış tuğla gibi kitaplar var arkadaşlar, okumanızı tavsiye ederim. Amerika’yla yapılmış olan uzun müzakereleri yazıyor; bu askerler nasıl gelecek, nasıl gidecek, nerede duracak, nerede kalkacak, neye tabi olacak.

Bakın, size ben 1 Mart 2003 tezkeresinde bunlar nasıl geçmiş, bir göstereyim. Askerlerin gelişiyle ilgili olarak sayı veriyor, “60 bini geçmeyecek miktarda” diyor. Uçaklar için sayı veriyor, “255 uçak” diyor. Bunların kalış süreleri için süre veriyor, “altı ay” diyor. Bunların hiçbirisi yok burada.

“Yabancı askerler gelecek.” Niye gelecek? Hangi yabancı askerler gelecek? Hangi hukuka tabi olacak? Ne zaman gidecek? Böyle bir şey olabilir mi?

Sizin 1 Mart 2003 tezkeresine oy vermeyen milletvekili arkadaşlarınız aranızda vardır, biliyorum, burada da bunu bir daha düşünün, vicdanlarınıza hitap ederek düşünün.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Onları gönderdiler.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Bakın, geçen sene bir torba kanun geçti bir gece geç vakit, o torba kanunda Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmetler Kanunu’nun askerlik yükümlülüğüyle ilgili maddesinde bir değişiklik yapıldı. Ben çıktım, bu kürsüde size söyledim, “Çok yanlış bir değişiklik yapıyorsunuz burada.” diye, çünkü yükümlü askerlik… Orada diyordu ki: “Vatan savunması için harp sanatını öğrenme ve yapma yükümlülüğüdür.” “Vatan savunması” sözünü oradan çıkarttınız. O nasıl kaldı? Şimdi Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun içerisinde diyor ki: “Askerlik yükümlülüğü harp sanatını öğrenmek ve yapmak zorunluluğudur.” Böyle bir şey olabilir mi? Harp sanatını öğrenmek ve yapmak. Ne için öğrenmek ve yapmak? IŞİD’e karşı mücadele için taşeron sıfatıyla Amerika’nın gitmediği arazilere çıkmak, oralarda can vermek için. Bunu acaba onun için mi yaptınız? Şimdi bir şüphe doğuyor! Bu nasıl iş arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada, bakıyorsunuz, gene birtakım anlamsız şeyler var tezkerenin kendi içinde, girişinde değil. Diyor ki: “Kitlesel göç gibi muhtemel risklere karşı…” Arkadaşlar, bunu kim yazmış, şaka mı yapıyor? Kitlesel göç gibi muhtemel risk. Hangi muhtemel risk? 1,5 milyon Suriyeli Türkiye’de sürünüyor. Kırmızı ışıkta duramıyoruz arabayla, gelip camı silenden para isteyene kadar. Yazık değil mi bu insanlara, niye burada oldular? Adalet ve Kalkınma Partisi adına yapılan konuşmalarda deniliyor ki “IŞİD’in, IŞİD terör örgütünün ve diğer örgütlerin buralarda kök salmasının sebebi Suriye bataklığıdır.” Suriye bataklığının sebebi nedir?

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Esed’dir.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Esed’dir, Esed.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) - Suriye bataklığının sebebi, şu anda Başbakanınız olan eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun hayalci politikaları, yanlış politikaları, bütün o terör örgütlerini buraya getirmesi. Onu niye görmüyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

“Gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için…” Arkadaşlar, bundan daha telafisi güç bir durum olabilir mi? Şu anda içinde bulunduğumuz durumdan telafisi daha güç bir durum düşünebiliyor musunuz? “İleride telafisi güç duruma düşeceğiz.” diyorsunuz. Farkında mı değil acaba bunu yazanlar, bu nasıl iş? Dışişleri Bakanlığı benim kendi kurumum, onlara da mı göstermediniz?

“İleride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlemek için…”, “…yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması ve Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması…” Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre yabancı güçleri kullanmak çok zor. Yabancı güçler Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılamadığı içindir ki 1 Mart Tezkeresi’nde çok büyük sıkıntılar çıktı ve çok şükür ki Büyük Millet Meclisinin çok şerefli ve tutarlı bir davranışıyla bu tezkere kabul edilmedi. Şimdi bunun da kabul edilmemesi lazım arkadaşlar. Vicdanınıza sorun: Askeri dışarı göndermeye gerek var mı IŞİD’le mücadele etmek için? Yok. Koalisyon kuruldu mu? Kuruldu. Koalisyonun -demin Adalet ve Kalkınma Partisi adına izah edildiği üzere- bir güvenli bölge kurma kararı var mı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden çıkan? Yok. Böyle bir karar olmayınca nereye, kimi göndereceksiniz? Eğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi böyle bir karar çıkartırsa, siz de bu karara uygun olarak oraya asker göndermeyi düşünürseniz, burada Danışma Kurulumuz var, toplanır, on dakika içerisinde karar verir; bir saat içerisinde Büyük Millet Meclisi toplanır, bir tezkere çıkartır, oraya bunu veririz ama bugün bu karanlık tablonun içerisinde size açık çek veremeyiz. Size açık çek verenler de vicdanlarıyla baş başa kalırlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Başbakan Sayın Genel Başkanımıza hitaben diyor ki: “Kılıçdaroğlu’nu uyarıyorum, eğer Cumhuriyet Halk Partisi bu tezkereye ‘hayır’ oyu verirse tarih Cumhuriyet Halk Partisinin adını IŞİD’le beraber yazar.”

Bakın arkadaşlar, çok açık söylüyorum, ben de Başbakanı uyarıyorum: Eğer bu tezkere geçer, bu tezkere dolayısıyla yurt dışına asker gönderilir, orada bir tek askerimiz can verirse bu tarihe geçmekle bitmez; bu, Başbakanı Yüce Divana götürür. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Eğer bu tezkere geçer, bu tezkere dolayısıyla yurt dışında egemen bir ülkenin varlığına kast edecek şekilde Silahlı Kuvvetlerimiz harekete geçerse bu da tarihle bitmez, bunun da sonu Uluslararası Adalet Divanıdır, Uluslararası Ceza Divanıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bütün bu konularda Hükûmeti de uyarıyorum, sizleri de uyarıyorum. Bu tezkere çok vahim bir savaş tezkeresi, böyle bir tezkereyi kabul etmeyin arkadaşlar, böyle bir tezkereyi bırakın gitsin. Gerektiği takdirde toplanırız, bu tezkereyi, belli şartlar altında hangi asker nereye gelecek, nereden gidecek, nerede oturacak, nerede kalkacak, ne yiyecek, ne içecek ona bakarız, öyle kabul ederiz ama şu şekilde bu tezkere kabul edilemez. Ederseniz hepiniz tarih önünde ciddi surette sorumlu olursunuz. Bunlara bir kere daha dikkatinizi çekiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz tarafından yüce Meclisimize gönderilen tezkere hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yeni yasama yılının hayırlı olması temennilerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz, geçmişte olduğu gibi günümüzde de bir yandan millî menfaatlerimizi gözeten, diğer yandan bölgemizin barış ve istikrarına katkı sunan politikalar izlemeye devam etmektedir. Bugün görüşmekte olduğumuz konu da ülkemizin bu temel tutumunun bir yansıması mahiyetindedir; ülkemizde ve bölgemizde huzur ve sükûnun tesisi adına alınması gereken önemli bir kararın müzakeresinden ibarettir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğimize dönük risk ve tehditler son dönemde yaşanan gelişmeler neticesinde ciddi biçimde artmıştır. Irak’ın kuzey bölgesinde silahlı PKK terör örgütü unsurları varlığını sürdürmektedir. Öte yandan, Suriye ve Irak’ta diğer terör unsurlarının sayısı ve ortaya koydukları tehditte de önemli artış gözlenmektedir. Nitekim, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu yıl içerisinde almış olduğu 2170 ve 2178 sayılı kararlarıyla Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını teyit etmiş, bu ülkelerdeki terör faaliyetlerini kınamış, IŞİD ve benzeri terör faaliyetlerine karşı, Birleşmiş Milletler üyesi tüm ülkelere 1373 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve uluslararası hukuk çerçevesindeki sorumluluklarına uygun bir şekilde gerekli tedbirleri alma çağrısında bulunmuştur. Bütün bu faktörler göz önüne alındığında, daha önce, ilk olarak 2007 yılında çıkan ve 6 defa uzatılan Irak tezkeresi ve 2012 yılında çıkan ve 1 defa uzatılan Suriye tezkeresini zaruri hâle getiren risklerin devam etmesi ve yeni unsurların da devreye girmiş olması dolayısıyla Irak ve Suriye’deki güvenlik boşluğundan kaynaklanan tehdit ve tehlikelere karşı ilave tedbirler almamız ulusal güvenliğimizin gereği olduğu kadar, uluslararası hukuktan kaynaklanan bir yükümlülüğümüz hâline de gelmiştir.

Komşumuz Irak’ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve istikrarının korunmasına büyük önem atfeden Türkiye, terör gruplarının Irak’taki mevcudiyetine ve bunun doğurduğu tehlikelere karşı askerî, siyasi ve diplomatik tedbir ve girişimlerini artırarak sürdürmek durumundadır.

Diğer taraftan, Suriye’deki rejimin dördüncü yılına giren şiddet politikalarının insani, bölgesel güvenlik ve istikrar bakımından yol açtığı risk ve tehditler artmaktadır. Rejim, sivillere yönelik saldırılarını ayrım gözetmeksizin ve her türlü ağır silahlara başvurmakta beis görmeksizin sürdürmektedir. Ayrıca, meşruiyetten yoksun iktidarını idame ettirebilmek amacıyla terör gruplarına destek vermekte, etnik ve mezhepsel aidiyetleri istismar etmek suretiyle toplumsal farklılıkları fiilî çatışmaya dönüştürmeyi hedefleyen bir siyaset izlemektedir. Suriye rejiminin, özellikle ülkemize yakın bölgelerde faaliyette bulunmalarını teşvik ettiği terör gruplarının nüfuz arayışları çerçevesinde gerçekleştirdikleri eylemlerin neden olduğu güvenlik bunalımı derinleşmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ilgili kararları olmak üzere, uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmeye özen göstermektedir. Dört yıla yakın bir süredir komşumuz Suriye’de yaşanan gelişmeler, küresel ölçekte olduğu gibi ülkemizin de gündeminde ön planda yer almaktadır. Suriye’de büyük bir insani ve sosyoekonomik yıkıma yol açan çatışma ortamının ortaya koyduğu risk ve tehditler çerçevesinde ulusal güvenlik ve çıkarlarımızın korunması millî politikamızın esasını oluşturmayı sürdürmektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, olası gelişmeler karşısında süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak maksadıyla tezkerenin bir yıl süreyle uzatılması gerekli görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Suriye rejiminin tedhiş siyasetinin bugün ulaştığı noktanın son yarım asırda eşi ve benzeri görülmemiştir. Beşar Esad rejimi gerek Birleşmiş Milletler belgelerinde gerek birçok uluslararası örgütün açıklama ve kararlarında gerek Suriye halkının dostu ülkelerin düzenlediği toplantılarda Suriye’de insanlığa karşı işlenen suçların yegâne sorumlusu olarak tescil edilmiştir. İlaveten, Esad rejiminin desteği ve iş birliği sayesinde Suriye’deki faaliyetleri için uygun zemin bulan söz konusu terörist gruplar eylemlerini Irak’a da taşıyarak bu ülkeyi de kaos ortamına ve istikrarsızlığa sürüklemişlerdir.

Dolayısıyla, Suriye rejimi kaynaklı tehditlerin kapsamı terör tehlikesiyle birlikte genişlemiş, bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrara yönelik ciddi bir tehdit hâline gelmiştir. Çok değil, sadece bundan bir yıl önce Şam’da çoğunluğu kadın ve çocuk sivil halkı hedef alan kimyasal silah kullanımı ise rejimin gözü dönmüşlüğünün ve kitlesel imha politikalarının son ve en zalimane örneği olarak tarihe geçmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye anılan risk ve tehditleri artan oranda ve en fazla hisseden bölge ülkesi konumundadır. Bu çerçevede, Türkiye’nin bu risk ve tehditlere karşı kayıtsız kalması beklenemez, tıpkı insanlığa karşı kucak açma noktasında kayıtsız kalmadığımız gibi.

Evet, değerli milletvekilleri, Avrupa’nın tamamının Suriye’den kabul ettiği mülteci sayısı sadece 130 bindir. Türkiye’nin kapılarını açarak bağrına bastığı Suriyeli mülteci sayısı ise 1,5 milyona yaklaşmıştır. Şu ana kadar topraklarımızdaki misafirlerimiz için 4 milyar dolar para harcadık, sınır ötesi yardımlarla bu rakam 4,5 milyar dolara ulaşmaktadır. AK PARTİ olarak bununla gurur duyuyoruz ve bu harcamaların istikbale yönelik eşsiz bir dostluk ve kardeşlik iklimi oluşturacağına inanıyoruz.

Altını çizmek gerekirse Irak ve Suriye’den gelenlerin etnik kökenlerini, inançlarını, mezheplerini sorgulayan değil, muhtaçların tamamına kapılarını açan, onları doyuran, giydiren, barındıran bir Türkiye var. Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi, Şii, Sünni, Nusayri, Hristiyan, Musevi demeden, hiçbir ayrım  yapmaksızın, insana sadece insan olarak, sadece can olarak bakan, herkese elini uzatan bir Türkiye var.

Değerli milletvekilleri, biz AK PARTİ olarak bu bölgede barışı, istikrarı ve huzuru hedeflemekteyiz. Mezhepçi politikalar kesinlikle uygulamıyoruz, bugüne kadar uygulamadık, bundan sonra da uygulamayacağız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Yemin eder misin Sayın Milletvekili?

ŞİRİN ÜNAL (Devamla) – 2002’de çizmiş olduğumuz çizgimizi 2014 yılında da devam ettiriyoruz. O gün ne dediysek bugün de aynısını söylüyoruz. İlkeli, ahlaki, çıkar odaklı değil insan odaklı bir politika izliyoruz. Bu politikamızı Allah’ın izni, milletimizin de desteğiyle devam ettireceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Terör, her şeyden önce insanın en temel hakkı olan yaşam hakkına saldırıdır ve bu hakkın en ağır ihlalidir. AK PARTİ olarak, bir Müslüman’ın bir insanı “Allahuekber” diyerek öldürmesini asla tasvip etmiyoruz. Bu bağlamda, IŞİD unsurlarının İslam’la alakalarının olmadığına bir kez daha şahit olmaktayız. Ülkemizin muhtemel tehlikelere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve  sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği taktirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması, bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle tezkerenin ülkemiz ve milletimiz adına hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Kurban Bayramı’nızı en iyi dileklerimle kutluyor, hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, tezkereyi tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

 

Sayı: 31853594-165-22                                                        30/9/2014

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’nin güney kara sınırları boyunca ulusal güvenliğimize dönük risk ve tehditler, son dönemde yaşanan gelişmeler neticesinde ciddi biçimde artmıştır. Irak'ın kuzey bölgesinde silahlı PKK terör unsurları varlığını sürdürmektedir. Öte yandan, Suriye ve Irak'ta diğer terör unsurlarının sayısı ve ortaya koydukları tehditte de önemli artış gözlenmektedir. Nitekim, bu nedenle, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararlarıyla Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını teyit etmiş, bu ülkelerdeki terör faaliyetlerini kınamış, IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı Birleşmiş Milletler üyesi tüm ülkelere 1373 (2001) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve uluslararası hukuk çerçevesindeki sorumluluklarına uygun şekilde gerekli tedbirleri alma çağrısında bulunmuştur.

Bütün bu faktörler göz önüne alındığında, daha önce ilk olarak 2007 yılında çıkan ve 6 defa uzatılan Irak tezkeresi ve 2012 yılında çıkan ve 1 defa uzatılan Suriye tezkeresini zaruri hale getiren risklerin devam etmesi ve yeni unsurların da devreye girmiş olması dolayısıyla Irak ve Suriye'deki güvenlik boşluğundan kaynaklanan tehdit ve tehlikelere karşı ilave tedbirler almamız ulusal güvenliğimizin gereği olduğu kadar uluslararası hukuktan kaynaklanan bir yükümlülüğümüz hâline de gelmiştir.

Komşumuz Irak'ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve istikrarının korunmasına büyük önem atfeden Türkiye, terör gruplarının Irak'taki mevcudiyetine ve bunun doğurduğu tehditlere karşı askerî, siyasi ve diplomatik tedbir ve girişimlerini artırarak sürdürmek durumundadır.

Diğer taraftan, Suriye'de rejimin, dördüncü yılına giren şiddet politikalarının insani, bölgesel güvenlik ve istikrar bakımından yol açtığı risk ve tehditler artmaktadır. Rejim, sivillere yönelik saldırılarını ayrım gözetmeksizin ve her türlü ağır silaha başvurmakta beis görmeksizin sürdürmektedir. Ayrıca, meşruiyetten yoksun iktidarını idame ettirebilmek amacıyla terör gruplarına destek vermekte, etnik ve mezhepsel aidiyetleri istismar etmek suretiyle toplumsal farklılıkları fiilî çatışmaya dönüştürmeyi hedefleyen bir siyaset izlemektedir. Suriye rejiminin özellikle ülkemize yakın bölgelerde faaliyette bulunmalarını teşvik ettiği terör gruplarının, nüfuz arayışları çerçevesinde gerçekleştirdikleri eylemlerin neden olduğu güvenlik bunalımı derinleşmiştir.

Esad rejiminin desteği ve iş birliği sayesinde Suriye'deki faaliyetleri için uygun zemin bulan söz konusu terörist gruplar eylemlerini Irak'a da taşıyarak bu ülkeyi kaos ortamına ve istikrarsızlığa sürüklemiştir. Dolayısıyla, Suriye rejimi kaynaklı tehditlerin kapsamı terör tehlikesiyle birlikte genişlemiş, bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrara yönelik ciddi bir tehdit hâline gelmiştir.

Türkiye, anılan risk ve tehditleri artan oranda ve en fazla hisseden bölge ülkesidir. Bu çerçevede Türkiye'nin bu risk ve tehditlere karşı kayıtsız kalması beklenemez.

Bugüne kadar Suriye kaynaklı saldırılarda çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Rejimin şiddet politikası ile terörist unsurların baskısı arasında sıkışan sivil halkın güvenli bir sığınak arayışı çerçevesinde ülkemize yönelme istidadı devam etmektedir. Suriye'deki çatışma ortamının seyrine bağlı olarak göç hareketinin kapsamının genişleyerek kitlesel boyuta ulaşması ihtimal dâhilindedir.

Suriye rejiminin, balistik füzeler dâhil olmak üzere, ağır silahlarla yapmakta olduğu saldırıların yol açtığı tahribat ağırlaşmakta, ülkemizi hedef alan saldırgan politikaları sürmektedir. Rejim, elinde bulundurduğu kimyasal silah stokları ve üretim tesislerinin imha sürecini 2118 (2013) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’na uygun şekilde sonuçlandırmamıştır. Buna ilaveten, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü bünyesindeki Veri Toplama Misyonu tarafından hazırlanan raporda Suriye'de klor gazının sistematik biçimde ve müteaddit defalar kullanıldığının tespiti ile Birleşmiş Milletler Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonunun raporunda da rejimin saldırılarında klor gazına başvurduğunu kayda geçirmesi, bunun yanında rejimin 200 binden fazla insanı konvansiyonel silahlarla öldürmüş olması ülkemizin ulusal çıkarlarına yönelik tehdit düzeyini göstermektedir.

Öte yandan, uluslararası hukuk uyarınca Türk toprağı kabul edilen Süleyman Şah Saygı Karakoluna dönük güvenlik riski de artmıştır.

Yukarıda belirtilen tüm gelişmeler, Türkiye'nin rejimin ve terör gruplarının gerçekleştirebileceği her türlü saldırıdan, ayrıca Suriye'deki belirsizlik ve kaos ortamından en fazla etkilenebilecek ülke konumunda olduğunu teyit etmektedir.

Bu çerçevede, ulusal güvenliğimizi tehlikeye atabilecek her türlü tehdide ve eyleme karşı, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız doğrultusunda gerekli önlemlerin tespiti ve uygulanması önem taşımaktadır.

Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye'deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, gerektiği takdirde sınır ötesi harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması, bu kuvvetlerin Hükûmetin belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesini arz ederim.

Ahmet Davutoğlu

                                                                                      Başbakan

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tezkerenin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 143. maddesi uyarınca görüşülmekte olan Başbakanlık Tezkeresinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Engin Altay                               Mehmet Akif Hamzaçebi                         Malik Ecder Özdemir

                        Sinop                                               İstanbul                                                Sivas

             Aydın Ağan Ayaydın                                 Müslim Sarı                                       Turhan Tayan

                      İstanbul                                             İstanbul                                               Bursa

                   Aytun Çıray                                      İlhan Demiröz                                      Ali Serindağ

                        İzmir                                                 Bursa                                              Gaziantep

                   Vahap Seçer                                     Bülent Kuşoğlu                                Sinan Aydın Aygün

                       Mersin                                               Ankara                                               Ankara

               Fatma Nur Serter                                  Yıldıray Sapan                                     Ahmet Toptaş

                      İstanbul                                              Antalya                                         Afyonkarahisar

                Haluk Eyidoğan                                     Gürkut Acar                                Ramazan Kerim Özkan

                      İstanbul                                              Antalya                                               Burdur

                   Kamer Genç                                       Hülya Güven

                      Tunceli                                                İzmir

BAŞKAN – Şimdi imza sahiplerini arayacağım.

Engin Altay? Burada.

Mehmet Akif Hamzaçebi? Burada.

Malik Ecder Özdemir? Burada.

Aydın Ağan Ayaydın…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Tekabbül ediyorum.

BAŞKAN – Müslim Sarı? Burada.

Turhan Tayan? Burada.

Vahap Seçer? Burada.

Bülent Kuşoğlu? Burada.

İlhan Demiröz? Burada.

Sinan Aygün? Burada.

Ali Serindağ? Burada.

Ahmet Toptaş? Burada.

Yıldıray Sapan? Burada.

Nur Serter? Burada.

Haluk Eyidoğan? Burada.

Kamer Genç? Burada.

Gürkut Acar? Burada.

Ramazan Kerim Özkan? Burada.

Hülya Güven? Burada.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

Ayrıca vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını belirtir pusulayı da aynı süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Başkanlığa verilen vekâletleri okuyorum: Başbakan Yardımcısı Ali Babacan yerine Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ, Sağlık Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu yerine Sayın Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı yerine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yerine Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam yerine Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik yerine Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Başbakan Ahmet Davutoğlu yerine Başbakan Yardımcısı Sayın Yalçın Akdoğan vekâleten oy kullanacaklardır.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Başbakanlık Tezkeresi’nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

396

 

Kabul

:

298

 

Ret

:

98(X)

                                                              

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul

Kâtip Üye

Muharrem Işık

Erzincan”

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmek için 14 Ekim 2014 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, herkese iyi bayramlar diliyorum.

Kapanma Saati: 20.01

 

 



(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.