8 Temmuz 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçeceğiz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Burdur’un güncel sorunları hakkında söz isteyen Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’a aittir.

Sayın milletvekilleri, lütfen sessizliğimizi koruyalım.

Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; göller, güller ve gönüller diyarı Burdur milletvekili olarak hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.

Burdur’un 6 “T”sini sizlerle paylaşmak isterim.

Burdur ilimiz, tarım ve hayvancılığın başkentidir. Burdur ilimiz, taşta yani doğal taşta, mermerde, travertende öncü bir şehirdir. Burdur ilimiz, tarım alet ve makinelerinde öncü bir ildir; taşımada öncü bir ildir; turizm ve tarihte öncü bir ildir; ticarette, hayvancılık borsası, süt borsası anlamında da öncü bir ildir. Ancak, bunlarda sorunlar yaşanmaktadır.

Bizim 3 beyaz altınımız var. Bunlardan biri bir ilde var, birinde yok ama biz de bu güzellikleri paylaşıyoruz. Endüstri bitkilerinin en güzeli; haşhaşı, anasonu, tütünü, pancarı bizde yetişmektedir. Ancak, pancar üreticilerimiz kotalardan dolayı muzdariptir. Mermerimiz, Burdur beji…

BAŞKAN – Sayın Konuşmacı, bir dakika, Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Efendim?

BAŞKAN – Bir dakika, sürenize ekleyeceğim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Tabii.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşmacı kürsüde. Lütfen, sessizlik içinde dinlemenizi rica ediyorum hepinizden.

Buyurun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Türkiye’nin gelir ve getiri kaynaklarını sizlerle paylaşmak istiyorum arkadaşlarım. Bunlar Türkiye’nin beyaz altınları, bunlar Burdur’da var. Bej mermerimiz bugün Amerika’nın New York kentinde, havaalanında, yerlere ev sahipliği yapmaktadır. Burdur Şeker Fabrikası, pancarımız bir markadır ama pancar üreticisi muzdariptir. Pancar fiyatından, enerji girdisinden, mazot girdisinden, sulamadan yeterli gelir ve getiriyi elde edememektedir. Şeker pancarına ve şekere sahip çıkmamız gerekiyor.

Yine, hayvancılığımızda sütümüz bir markadır, 15 marka olarak. Sütümüz bir marka olmasına rağmen, süt üreticisi de şu anda mağdurdur. Şu anda Bakanlık et ithalatı yönünde bir girişimde bulunmuş, ona şiddetle karşıyız. Damızlık, besi olarak alınabilir, 250’ye 250 anlamında bir değerlendirmesi var ancak yurt dışından canlı hayvan getirilişine, besi ve düve anlamında, karşıyız. Popülasyonumuz vardır. Et ve Süt Kurumunu dengeli bir şekilde çalıştırmanız gerekiyor.

Bu, mermerimizdeki sorunlar… Burdur “MERİH” diye bir proje yaptı arkadaşlar. 353 hektarlık bir alanda OSB’miz var şu anda, MERİH, mermer ihtisas organize sanayi bölgesi olarak. Bu bölge yaklaşık 2,5 milyarlık bir yatırımla en az 30 iş adamımıza ev sahipliği yapacak, burada binlerce insanımız yaşayacak. İş adamlarımızı buraya davet ediyoruz. Ancak, Burdur’umuz OSB anlamında 3’üncü, kalkınma anlamında 4’üncü sırada.

Burdur çalışan bir yer. Burdur’a verilenleri zaman zaman duyuyoruz, Tarım Bakanlığı yetkililerinden duyuyoruz. Değerli arkadaşlarım, Burdur’a geçen yıl tarımsal anlamda destek 91 milyon ama sadece Burdur üreticisinin yemden ve sütten verdiği KDV 120 milyon. Yani, biz Burdurlu olarak, üretici olarak 30 milyondan, sadece süt ve yemden verdiğimiz KDV’den alacaklıyız. Mazotu saymıyoruz. Bakın, diğer, kumaşı, traktörü, vergileri saymıyoruz.

Taşıma dedim. Değerli arkadaşlarım, yollarımız, Burdur’umuzun yolları Çendik’ten başlayarak Karamanlı’ya kadar olan hattımızda Çendik var, Suludere’miz var, Kuruçay’ımız var, Akyaka’mız var, Yassıgüme’ümüz var, Hacılar’ımız var. Bu köylerde, bu yol üzerinde cenazesi çıkmayan bir köyümüz yok. Yine, aynı şekilde Düğer, Hacılar, Yarıköy, Yazıköy hatlarımız var. Bu hatlarda da duble yol yapılmadığı için her gün ölümlü kazalar oluyor. Burdur’da Ulaştırma Bakanlığının bir an önce bu konuya eğilmesi gerekiyor çünkü Burdur’dan günlük 10 bin araç geçiyor. Taşımacılarımız, kamyoncularımız 10 numara yağla ömür tüketiyor, onlar nakliye bulmakta, arabalarının R1, R2, K1, K2 belgelerini ödemekte güçlük çekiyorlar.

Yine, aynı şekilde mermercilerimiz enerji girdisinden muzdaripler. Sahalarındaki saha açmada zorluk çekiyorlar. Sahaların uygulaması sadece Başbakanlığa geldi. Maden Dairesini çalıştırmanız gerekiyor, orada imzalarda gecikmeler oluyor. Zaten bu üretimi yapan insanlarımız -enerji, mazot, dağlarda çoban ateşi gibi- ülke ekonomisine katkı koymak için çalışıyorlar. Onların da çevre duyarlılığı içinde çalışmaları için o yasamızın çalışmasını talep ediyoruz.

Yine, süt hayvancılığımızda, değerli arkadaşlarım, bakın, yem yine aldı başını gitti. Bu sene saman kıtlığı çekeceğiz. Tarım Bakanlığının bir an önce yem ve samanda rekolteyi dikkate alıp bu ürünlere sahip çıkması gerekiyor. Silaj aldı başını gitti, sulama aldı başını gitti.

Bu enerjideki KDV’yi bir türlü 18’den 1’lere düşürmediniz. Enerji KDV’si en büyük girdimiz. Mazottaki özel tüketim vergisi yüzde 65. Yani, çiftçimiz bugün traktörüne 100 liralık mazot aldığı zaman devletimize 65 lira katkı yapıyor ama çiftçim sattığı hiçbir ürünün kilosundan veya litresinden 3,5 lira gibi bir para kazanmıyor. Bunu çiftçimize layık görmeyin, çiftçimizin elinden tutun.

Bakın, bu sene Türkiye genelinde, bölgelerimizde dolu olayı oldu, yağışlar oldu, aşırı yağışlar oldu, bundan çiftçilerimiz zarar gördü. Şu anda Ziraat Bankası ve Tarım Kredilerde bir yapılandırma bekliyorlar. Ancak Hükûmet yüzde 3 faizle bir erteleme söz konusu yapıyor, bu yeterli değildir. Zaten vatandaş ürününü alamamış, gelecek yılın tohumluğunu elinde bulunduramıyor. Bu vatandaşlarımızın tohuma ihtiyacı vardır. Toprak Mahsulleri Ofisini çalıştırmanız gerekiyor.

Bakınız, buğday üretimi bitmek üzere, hâlâ bir taban fiyat politikasını, buğday taban fiyatını açıklamadınız. Üreticimiz, tüccarın elinde kaldı. Toprak Mahsulleri Ofisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkan.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Saygılar sunarım. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, TEOG ve KPSS sınavlarında yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Alim Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, son yıllarda Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi yani ÖSYM tarafından yapılan hemen hemen her sınavda bir skandalla karşı karşıya kalmaktayız. Önceki yıllarda olanları bir tarafa bırakıp bugün de ÖSYM’nin en son yaptığı 2 sınavda yani birisi “Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı” olarak bilinen, “TEOG” olarak isimlendirilen sınavda, diğeri de üç gün önce Kamu Personeli Seçme Sınavı yani KPSS’de yaşanan sorunlar hakkında sizlerle sıkıntıları paylaşma adına söz aldım. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından daha önce uygulanan SBS yerine 2013-2014 eğitim-öğretim yılı başında uygulamaya konulan TEOG sınavları kapsamında, 8’inci sınıf öğrencilerinin girdiği ilk ortak sınav 28-29 Kasım 2013 tarihlerinde yapılmıştı. Bu sınavlarda yanlış hazırlandığı gerekçesiyle, sınav sonucunda, matematik dersinden 2, fen ve teknoloji dersinden de 1 soru iptal edilmiş, daha sonra da 4 sorunun daha iptal edilmesi gerekçesiyle Ankara 13. İdare Mahkemesine dava açılmıştır. Açılan bu dava sonucunda toplam 4 sorunun hatalı olduğu gerekçesiyle 1 Temmuz 2014 tarihinde yürütmenin durdurulmasına, 7 Temmuz 2014 tarihinde de sınav sonuçlarının iptaline karar verilerek sonuçların yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda, bu sınavda hatalı soru hazırlanan testlerdeki kalan her sorunun puanı artmış ve bu sorulardan yanlış verilen her cevap nedeniyle hesaplanan kayıp puanı da artmış olacaktır. Bu da öğrencilerin başarı puanını düşürecek, sorumluların cezalandırılması yerine, ÖSYM tarafından yapılan yanlışın faturasının öğrencilere yüklenmesine yol açacaktır. Bu mağduriyetin önlenmesi için, iptal edilen her sınav sorusunun sınava giren tüm öğrenciler tarafından doğru yapıldığı kabul edilerek hesaplamanın yapılması ve yaşanacak mağduriyetlerin önlenmesi gerekmektedir. Çünkü, anılan sınavlara katılmadığı için, daha sonra mazeret sınavına giren yaklaşık 46 bin dolayındaki öğrencinin sınav testlerinde yanlış soru olmadığı için onlar tam puan üzerinden değerlendirilmeye tabi tutulmuş, diğerleri ise eksik sorularla puan hesaplamasına tabi tutulacaktır. Bu haksızlık mutlaka önlenmelidir.

Yine, TEOG sınavlarının 2’ncisi 28-29 Nisan 2014 tarihlerinde yapılmıştır. Bu sınavlarda ise ikili kopya skandalı yaşanmış, yaklaşık 1 milyon 200 bin öğrencinin girdiği bu sınavda, iptal edilen soruların yanı sıra, aynı sınıfta sınava giren fakat aynı soruya yanlış cevap veren 2 öğrenci kopya çektiği gerekçesiyle bilgisayar tarafından değerlendirme sırasında o testte tamamen puanı sıfırlanmıştır. Böylece, binlerce öğrenci bundan mağdur olmuş ve eksik sınavla lise tercihine girecek duruma gelmişlerdir. Bu nedenle, ikili kopya sisteminin mutlaka iptal edilmesi ve diğer soruların da yine öğrenciler tarafından tam yapıldığı dikkate alınarak puanlamanın yeniden yapılması gerekmektedir. Nitekim, Kütahya Cumhuriyet Ortaokulundaki Kemal Göçer isimli öğrencimiz çok başarılı bir öğrenci olmasına rağmen, aynı sınıfta bir başka kız öğrenciyle kopya yaptığı gerekçesiyle sıfır puanla matematikten değerlendirilmesi yapılmış, tüm itirazlarına da Millî Eğitim Bakanlığının ilgili daire başkanlığından “Yapılacak bir şey yok, matematik testiniz sıfır olarak değerlendirilmiştir.” şeklinde cevap gelmiştir. Böyle bir şey olamaz, kabullenilmesi de mümkün değildir.

Bir diğer önemli konu, ÖSYM’de skandalların yaşadığı KPSS sınavları konusudur. 2012’de yapılan KPSS’de master soru kitapçığının bina dışına çıkartılarak bazı illerde PKK terör örgütüne gelir elde etmek için sınav öncesi satıldığı iddiaları henüz cevaplanmamışken maalesef 5-6 Temmuz 2014 tarihinde yapılan 2014 KPSS lisans sınavında da ÖSYM’nin daha önce sınav kılavuzunda ilan ettiği sınav konularından soru sormadığı, sınavdan belirtilen, kılavuzda belirtilen ağırlık ortalamalarına uymadığı ve siyasi içerikli bazı sorularla siyasi propaganda yapıldığı iddiaları da kamuoyunun gündemindedir. Bir taraftan, soruların açıklanmadığı daha önce ÖSYM tarafından belirtilmiş, dolayısıyla, şu anda bu iddiaların doğru olup olmadığı da gerçekten tartışma konusudur. Özellikle, bu konunun mutlaka gündeme alınması ve Millî Eğitim Bakanlığıyla Hükûmetin konunun üzerine giderek yaşanan mağduriyetleri önlemesi gerektiğini belirtiyor, hepinize tekrar saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Gündem dışı üçüncü söz, Başbağlar katliamının 21’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle’ye aittir.

Buyurun Sayın Karakelle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizi ve milletimizi derin bir yasa boğan, insanlık tarihinin utanç tablosu Başbağlar katliamının 21’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet sevdasıyla Osmanlı İmparatorluğu’na yıllar yılı uç beyliği yapmış, dağların avucunda Anadolu’muzun cennet köşesi Başbağlar köyümüze gözü dönmüş canilerce yapılan menfur saldırının üzerinden yirmi bir yıl geçti. Geçen yirmi bir yıla rağmen acılar tazedir, yüreklerdeki sızı dinmemiştir. Köyü ateşe veren, camiyi ve okulu yakan gözü dönmüş caniler Başbağlar’ımızda ezanın susmadığını, ay yıldızlı bayrağın da inmediğini ilelebet de inmeyeceğini elbette görmüşlerdir. Başbağlar yakılmış, tarih sahnesinden silinmek istenmiş, analar evlatsız çocuklar öksüz kalmış yine de 33 şehidine rağmen Başbağlarlı hemşerilerim devletine küsmemiş, “Vatan sağ olsun.” demişlerdir. Onlar sadece Sivas’ı gündemlerine alıp da Başbağlar’ı unutanlara gönül koymuşlardır. Anadolu’muzun bağrında kurtuluş mücadelesi vermiş, et ile tırnak gibi birleşmiş milletimizin zenginliği olan küçük farklılıklarımızı bölüp parçalama adına kullanmak isteyen art niyetli, provokatif zihniyetler geçmişte olduğu gibi günümüzde de, gelecekte de asla amaçlarına ulaşamayacaklardır.

780 bin kilometrekare vatan topraklarında yaşayan 77 milyon insanımız ortak tarihimizin, ortak kültürümüzün… Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Abaza’sıyla bizi kardeş ilan eden bin yıllık bu coğrafyada bizim birlik ve beraberliğimizi bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da yedi düveli dize getiren atalarımız bu topraklarda koyun koyuna yatarken bizlere emanet edilen vatanın her karışında birlik ve beraberlik nidaları yükselmelidir, bu bizim tarihî bir sorumluluğumuzdur. Çünkü terörün insanlığa söyleyeceği bir söz, gösterebileceği bir hakikat yoktur. Zira, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir fikir ve ideal terörle, şiddetle amacına ulaşamamıştır. Bu yaşananları ülke ve millet bütünlüğüne, dirlik ve düzenine yapılan saldırılar olarak görmek ve birbirinden ayırt etmemek, bir arada düşünmek gereklidir.

Bütün bunlar, maalesef, Sivas’ta şairlerin, ozanların, sanatkârların, Başbağlar’da ise savunmasız masum köylülerin, kadınların, çocukların kanı üzerinden yapılan bir hesap, bir provokatif eylem olarak görülmelidir. Sivas’ı Başbağlar’dan, Başbağlar’ı Erzurum Yavi’den, Yavi’yi Maraş’tan, Maraş’ı Çorum’dan ayırt etmeden menfur saldırıları şiddetle kınıyorum.

Üzerinden yirmi bir yıl geçmesine rağmen Başbağlar’da, Sivas’ta evlatlarını kaybeden analar hâlâ ağlamaktadırlar. Başbağlar’da hunharca katledilen 13 yaşındaki İbrahim Baltacı ile Sivas’ta 12 yaşındaki Koray Kaya ve 15 yaşındaki Menekşe Kaya’nın birbirlerinden ne farkı var? Bunlar bizim evlatlarımız değil mi, bunların anaları bizim analarımız değil mi? Terör örgütü tarafından kandırılarak dağa çıkarılan, piknik yaparken kaçırılan çocukların anaları da bizim analarımız değil mi? Diliyor ve inanıyorum ki çözüm süreci tüm anaların göz yaşlarının dinmesine, evlatlarıyla kucaklaşmasına vesile olacaktır. Âşık Veysel’in deyimiyle:

“Değil miyiz hep bir kardaş

Bizi yakar bizim ataş

Söndürmektir tek çaresi”

Sivas’ı her fırsatta gündemlerine alıp da Başbağlar’ı göz ardı edenleri bir kez daha vicdan muhasebesi yapmaya ve bu konuda daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Yirmi bir yıl önce ebediyete uğurladığımız Başbağlar’daki şehitlerimize ve terör kurbanı tüm şehitlerimize rahmetler diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçmeden önce söz talep eden…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Başbağlar’ın katili kim? Onu da bari söyleyin.

BAŞKAN – Laf atmayın lütfen!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Malum, PKK terör örgütüdür.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Başbağlar’ın katili PKK terör örgütü.

BAŞKAN – Sayın Oğan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Adını bile anamıyorsunuz be!

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Bugün Mecliste aklamaya çalıştığınız PKK terör örgütü.

BAŞKAN – Gündeme geçmeden önce grup başkan vekillerinden söz talebi varsa onlara söz vereceğim.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

 

 

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Başbağlar köyünde çocuk, kadın, ihtiyar demeden 33 kişiyi hunharca katleden PKK örgütünü şiddetle kınıyorum. Bu tür olaylar aslında silahsız insanlara yönelik ilk hareketlerden bir tanesi olmuştur ve onların acılarını paylaşıyorum. Bugün onlarla masaya oturanların yarın onları nasıl durduracaklarını da çok iyi düşünmeleri gerekmektedir.

Bu vesileyle, bugün Başbağlar köyünde yaşayan bütün insanlara başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum. Allah tümüne rahmet eylesin. 

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Müsaade ederseniz grubumuzun meramını Sayın Ali Özgündüz aktaracak Genel Kurula.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, evet, Başbağlar katliamının yıl dönümü, aynı zamanda Madımak’ın da yıl dönümüydü bir iki hafta önce. Biz her ikisini de kınıyoruz. Madımak’ta hayatını kaybeden canlara da, Başbağlar’da hayatını kaybeden yurttaşlarımıza da -onlara- Allah’tan rahmet diliyoruz, katillerini lanetle, nefretle anıyoruz

Aynı zamanda dün akşam tehlikeli bir gelişme oldu. İstanbul Esenyurt’ta bulunan bizim Caferi yurttaşların ibadet ettikleri Muhammediye Camisi’ne gece yarısı bir sabotaj düzenlendi. Daha önce de, yaklaşık bir ay önce de bir başka camiye sabotaj düzenlenmişti. Bu, çok tehlikeli bir gelişmedir, son zamanlarda ülkede yaygınlaşan ne yazık ki bu Vahabi, Selefi anlayışının bir sonucudur. Adam, zaten gelerek kendisinin Selefi olduğunu ve bu camiye yakacaklarını bildirmiş.

Burada Hükûmete önemli görev düşüyor. Hükûmete ve Diyanete önemli görevler düşüyor. Allah korusun, böyle bir mezhepsel çatışmanın, bölgede yaşanan çatışmanın ülkemize sirayet etmesi hepimiz için bir felaket olur. Dolayısıyla, buradan ben Hükûmeti, başta İçişleri Bakanlığını göreve çağırıyorum. Bu olayın failleri bir an önce bulunup yargı önüne çıkarılmalıdır. Bu bir provokasyondur. Biz incinsek de incitmeyeceğiz, bu provokasyona gelmeyeceğiz ama Hükûmet de üzerine düşeni yapmalıdır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Başka söz talebi yok sanıyorum.

Gündeme geçiyoruz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Var, var, Başkanım, var.

Başkan, sisteme girmiştim ama sorun var galiba.

BAŞKAN – Gündeme geçmeden önce söyleseydiniz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sıkıntı var herhâlde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biz de sisteme girmiştik, mümkün mü Sayın Başkan?

BAŞKAN – Geç kaldınız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Peki, tamam, sonra ifade edeyim.

BAŞKAN – Evet, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'deki cezaevlerinde doluluk oranı dünya ortalamasının çok üstündedir. 1 Nisan 2012 tarihi itibarıyla; cezaevlerinde 77 bin 587 hükümlü, 36 bin 273 tutuklu, 18 bin 509 hükmen tutuklu olmak üzere toplam 132 bin 368 kişi cezaevlerinde kalmaktadır. Kapasitelerinin neredeyse 2 katına yakın tutuklu ve hükümlü barındıran cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlüler insanlık onuruna yaraşmayan koşullarda yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Özgürlüklerinden mahrum bırakılan mahkumlar, cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlalleri yüzünden dayanılmaz koşullara maruz kalmaktadırlar. Cezaevlerindeki doluluk oranının, yaşanan hak ihlallerinin araştırılıp gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasanın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1)    Erol Dora                                     (Mardin)

2)   Pervin Buldan                               (Iğdır)

3)    Hasip Kaplan                               (Şırnak

4)    Sırrı Sakık                                   (Muş)

5)    Murat Bozlak                                (Adana)

6)    Halil Aksoy                                  (Ağrı)

7)    Ayla Akat Ata                               (Batman)

8)    İdris Baluken                               (Bingöl)

9)    Hüsamettin Zenderlioğlu              (Bitlis)

10)Emine Ayna                                  (Diyarbakır)

11)Nursel Aydoğan                            (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                     (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                  (Hakkâri)

14) Esat Canan                                  (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                      (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                            (Kars)

18) Ertuğrul Kürkcü     (Mersin)

19) Demir Çelik                                 (Muş)

209) İbrahim Binici                            (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                   (Van)

22) Özdal Üçer                                  (Van)

23) Leyla Zana                                  (Diyarbakır)

Gerekçe:

Cezaevlerindeki doluluk oranı ve yaşanan hak ihlalleri hemen her gün bir gazete haberine konu olmaktadır. Buralarda kalan tutuklu ve hükümlü yurttaşlar, en doğal insani haklarından mahrum bırakılmaktadırlar. 12 Eylül dönemi cezaevi koşullarının bile günümüz koşullarından görece daha iyi olduğuna dair söylemler mevcuttur. 300 kişilik kapasitesi olan Mardin Cezaevinde 900'ün üzerinde mahkum kalmaktadır ve çeşitli hastalıklara kapılmaktadırlar.

Son örneğini Urfa Kapalı Cezaevinde yaşanan isyanda gördüğümüz cezaevlerindeki hak ihlalleri gerçeği artık dayanılmaz boyutlara ulaşmış durumdadır. Mahkumlar kendi hayatlarından bıkacak kadar her şeyi göze almış durumdadırlar. Böyle giderse ve gerekli tedbirler alınmazsa, önümüzdeki aylarda başka cezaevlerinde mahkumların isyan edecekleri gün gibi ortadır. Devletin görevi, özgürlüklerini zorla elinden aldığı yurttaşlarını cezaevlerinde bir kere daha cezalandırmak değil, bilakis mahkumların insan onuruna yaraşır biçimde cezalarını çekmelerini sağlayacak koşulları yaratmaktır.

Türkiye'de cezaevlerindeki doluluk oranın dünya ortalamasına oranla bir hayli fazla olmasının temel nedenlerinden biri tutukluk hâlinin istisna hâli olmaktan çıkarılıp adeta bir cezaya dönüştürülmüş olmasıdır. Oysa tutukluma istisna bir hâldir. Birçok dava için tutuksuz yargılama mümkünken hiçbir yere kaçması mümkün olmayan seçilmiş belediye başkanları, parti meclis üyeleri, il ve belediye meclis üyeleri, gazeteci ve aydınlar olmak üzere binlerce kişi, içeride özgürlüklerinden mahrum bırakılmaktadırlar. AKP Hükümetinin Kürt sorununa karşı almış olduğu güvenlik konsepti binlerce kişinin en ufak bir muhalefette içeriye atılmasını öngörmektedir. Siyasetin yargısallaşması sorunuyla karşı karşıya kalınmıştır. Hükûmet yetkililerinin yaptıkları açıklamalardan hemen sonra operasyonlar olmakta, “KCK operasyonları” adı altında muhalif kesimler baskı altına alınarak cezaevlerine tıkıştırılmaktadır.

Mahkûmlar cezaevlerinde son derece kötü muamelelerle karşı karşıya bırakılmışlardır. Mahkemeye gidiş gelişlerde ve revirlerde işkence devam etmektedir. Mahkûmlar verilen sağlıksız yemeklerden zehirlenmekte, kapasitesinin bazen üç katından fazla mahkûmun kaldığı cezaevlerinde âdeta hayatta kalma savaşı vermektedirler. Bir tuvalet ve lavaboyu 30-40 kişi ortak kullanmakta, yemekhaneye atılan yer yataklarında yatmak zorunda kalmaktadırlar. Şu anda yüzlerce mahkûm ölümcül hasta olmasına rağmen, "Cezaevinde tedavisi mümkün değildir." raporlarına rağmen böylesine kötü koşullarda yaşamak zorunda kalmaktadır.

Hükûmetin cezaevi koşullarını düzeltmek için hiçbir projesi yoktur; aksine, koşullar her geçen gün ağırlaşmaktadır. Hükûmet insani olmayan koşulları düzeltmek yerine yeni cezaevleri yaparak sorunu çözmeye çalışmaktadır. Oysa çözüm, yeni cezaevleri yapmak değil, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasından geçmektedir.

Bu sorunlardan hareketle, cezaevlerinde var olan doluluk oranlarının ve yaşanan ciddi insan hakkı ihlallerinin araştırılarak iyileştirmelerin yapılması ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması talep ediyoruz.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplu Konut İdaresi (TOKİ), AKP iktidarı döneminde yakın ve yandaşlara rant ve kaynak aktarımının en önemli aracı hâline gelmiştir. Dar ve orta gelir grubuna yönelik yaygın sosyal konut üretimi görüntüsü ardında, kentsel dönüşüm ve gelir paylaşım projeleriyle müteahhit ve iştirakçi yandaşlara aktarılan büyük rantlar gölgelenmektedir. Bu dönemde dar ve orta gelir grubu için yapılan sosyal konutların hemen tamamı, idarenin daha önceki dönemlerde yaptırmış olduğu benzer konutlarda görülmeyen pek çok sorunla iştirakçilere teslim edilmektedir. Zor durumdaki iştirakçilere tüketici hakları ve temel hukuk kurallarına aykırı hükümler ihtiva eden sözleşmeler imzalatılmak suretiyle onların mağduriyetlerine sebep olunmakta ve hak arama yolları engellenmektedir. "Alt yapı, peyzaj, yol ve çevre düzenlemesinin tamamlanmamış olması nedeniyle hak talep edilmeyeceği", "Site yönetiminin TOKİ tarafından atanacak gerçek veya tüzel kişilerce yapılacağı" gibi hükümlerin hukuka aykırılığı TBMM Dilekçe Komisyonu tarafından da tespit edilerek idareden düzeltilmesi talep edildiği halde idare bu hususlara kayıtsız kalmaktadır.

Gelir paylaşım projeleri ise yandaş müteahhitlere çıkar sağlama yanında siyasi iktidarın akraba ve yakın çevresine ucuza gayrimenkul temininden başka bir anlama gelmemektedir. Ankara Erler Projesi’nde olduğu gibi bu tür projelerin pazarlanmasında kamuoyuna duyuru yapılmadan “talep örgütlemesi” adı altında yandaşlara ve bir kısım bürokrata tahsis yapılmaktadır. Bu tür projelerin sözde gerekçesi dar gelirlilere yönelik konut projelerine finansman temin etmek olarak ifade edilmekteyse de asıl amacın kentlerin yüksek rantlı kesimlerinde yandaşlara konut yapımı olduğu, aynı kentteki sosyal konut projeleri ile gelir paylaşımı amaçlı prestij konutlarında aynı büyüklükteki konutlardan elde edilen gelirlerin karşılaştırılması suretiyle kolayca görülebilecektir.

2008 yılında başlayan küresel ekonomik kriz sonrasında iki yıla yakın bir süre konut ve inşaat sektöründe TOKİ müteahhitlerinden başka anlamlı bir inşaat faaliyeti görülmemiştir. Çünkü, AKP iktidarı döneminde sosyal konut finansman ve üretiminden ziyade, sosyal donatı, bakanlık hizmet binası ve neredeyse AYM yapımına kadar faaliyet alanı genişletilen TOKİ aracılığıyla ekonominin en dinamik sektöründeki bütün rantların kontrolünün iktidar çevresine bağlanması amaçlanmıştır.

TOKİ bu dönemde akraba ve yandaş istihdamı ile büyümüş, hantallaşmış, doğu-batı, kuzey-güney, dağ-ova, sıcak-soğuk gözetmeden ülkenin bütün yöreleri için masa başında sosyal konutlar için üretilen tek tip projelerle çağdaş mimari ve kentleşme anlayışının çok gerisinde kalmıştır. Nitekim, kamuoyunda artık TOKİ sosyal konutları için "F tipi" yakıştırması yapılmaktadır.

TOKİ, sosyal konutların site yönetimlerini kat maliklerine uzun yıllar devretmeyerek, Emlak Yönetim Hizmetleri A.Ş aracılığıyla buraları iktidar çevresi için yeni bir rant kapısı olarak kullanmaktadır. Şehir merkezinden 20-25 km uzakta, konut geri ödemelerini zar zor denkleştirmeye çalışan iştirakçilerden her ay, şehir merkezlerinde lüks sitelerde oturanlardan daha fazla aidat ve yakıt parası tahsil edilmektedir.

Yasal görev ve yetkisi dışına çıkan, ihaleleri hep belirli firmalara bağlayan, sosyal konut projelerinde altyapı ve çevre düzenlemelerini konut tesliminden yıllar sonraya bırakan, hukuka ve öz yönetim ilkesine aykırı bir şekilde site yönetimlerini uzun süre devretmeyerek toplu yaşamı çekilmez hâle getiren, gelir paylaşımı projelerini hep iktidar çevresine tahsis yönünde kullanan, işe alımda ihtiyaç ve ehliyet yerine iktidar çevresinin referansını arayan, TBMM Dilekçe Komisyonunun taleplerini yerine getirmeyen TOKİ işlemlerinin araştırılması amacıyla, Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

 

1) Oğuz Oyan                                                           (İzmir)

2) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

3) Rahmi Aşkın Türeli                                               (İzmir)

4) Ali İhsan Köktürk                                                  (Zonguldak)

5) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

6) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

7) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

8) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

9) Özgür Özel                                                           (Manisa)

10) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

11) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

12) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

13) Musa Çam                                                          (İzmir)

14) Hasan Ören                                                        (Manisa)

15) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

16) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul

17) Melda Onur                                                        (İstanbul)

18) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

19) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

20) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

21) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yoksulluk ve işsizlik sorunu, yıllardır söz verildiği hâlde çözmek yerine her geçen gün daha da sömürülen konular olmaktadır. 2002 yılında AKP tarafından yoksulluk ve işsizlikle mücadele edileceğine dair sözler verilmesine rağmen ülkemizin yoksulluk ve işsizlik rakamları büyümekte ve oy kazancı hırsı ile bu sorunlar istismar edilmektedir.

AKP tarafından konunun istismar edildiği, konunun çözümüne yönelik politikalarının yetersiz kaldığı ve samimiyetten uzak olduğunu Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve sivil toplum kuruluşları verileri ispatlamaktadır.

Ülkemizin ekonomik açıdan büyüdüğüne dair Hükûmet kanadından açıklamalar yapılmasına rağmen maalesef ülkemizin refah seviyesi yerine işsizlik ve yoksulluk rakamları artmaktadır. Resmî rakamların ifade ettiği yoksulluk rakamlarının gerçeği yansıtmadığını daha öncesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanarak yoksul yurttaş sayısının resmî rakamların daha da üstünde olduğunu paylaşmıştır. Ayrıca genç işsizlik oranı ve diplomalı işsizler oranı azalmak yerine artmaktadır. Her yeni doğan çocuğumuzun umutsuz ve işsiz yarınlarda yaşama olasılığı artmaktadır.

Dolayısıyla ülkemizdeki yoksul vatandaşlarımızın sayısını azaltmak ve onların insan onuruna yakışır, asgari geçim standartlarının üzerinde yaşamalarını sağlamak için hangi politikaların uygulanacağını belirlemek amacıyla Anayasa’nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

2) Özgür Özel                                                           (Manisa)

3) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

4) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

5) Rahmi Aşkın Türeli                                               (İzmir)

6) Hasan Ören                                                          (Manisa)

7) Ali İhsan Köktürk                                                  (Zonguldak)

8) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

9) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

10) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

11) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

12) Musa Çam                                                          (İzmir)

13) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

14) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

15) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul

16) Melda Onur                                                        (İstanbul)

17) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

18) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

19) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

20) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

21) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

22) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

Genel Gerekçe:

Yoksulluk ve işsizlikle mücadele devletin asli ve birincil görevleri arasındadır. Ülkemizde yoksulluk sorunu çözülmek yerine istismar edilmekte ve sorun üzerinden fayda sağlanmak istenerek âdeta yoksulluk yönetilmektedir. Yoksullukla mücadele sivil toplum kuruluşlarına, yerel yönetimlere ve hayırsever yurttaşlara bırakılarak soruna yönelik planlı ve samimi politikalar geliştirilmemektedir.

Yoksulluk kısaca, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamama durumudur. Aynı zamanda bireylerin gıda, giyim ve barınma gibi olanaklarının yaşamlarını devam ettirmeye yettiği hâlde toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmasını ifade eder. Türkiye'de yoksulluğu, yolsuzluğu ve işsizliği bitireceği iddiasıyla iktidar olan AKP, söz konusu sorunların hiç birini çözemediği gibi halkı yoksulluğa alıştırarak yoksulluğu yönetme gayesi gütmektedir. Yoksulluğu yönetme amacıyla birlikte halkın onuru ile oynanmakta ve yoksulluk üzerinden nemalanmaktadır. Ayrıca yapılan yardımlar ile ilgili yolsuzluk iddiaları bulunmakta olup iddiaları çürütecek veya iddiaların aksini ispatlayacak ne bir çalışma ne de bir kanıt bulunmaktadır.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikası (DİSK) tarafından hazırlanan raporun sonuçlarına göre, 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 1.047 TL, yoksulluk sınırı ise 3.312 TL olarak gerçekleşmiştir.

Araştırmanın sonuçlarına göre sağlıklı beslenmek için yetişkin bir kadının yapması gereken günlük harcama tutarı 9,01 TL olurken bu rakam yetişkin bir erkek için 9,28 TL, 15-19 Yaş erkek çocuk için 9,82 TL, 4-6 yaş bir kız çocuğu için 6,80 TL'dir. Buna göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için yapması gereken günlük gıda harcaması 34,92 TL'dir.

Aynı hesaplamaya göre 4 kişilik ailenin sağlıklı beslenmek ve insanca yaşayabilmek için yapması gereken asgari harcama tutarı ise aylık 3.312 TL'dir. Söz konusu ailenin gereksinimlerini karşılamasında gıda, içecek vb. için ayırması gereken tutar 1.047, giyim ve ayakkabı için ayırması gereken tutar 207 TL'dir.

Diğer harcama kalemleri ve ayrılması gereken tutarlar ise şöyledir: kira, su, elektrik vb. için 937 TL, mobilya, ev bakımı vb. için 190 TL, sağlık için 74 TL, ulaştırma için 323 TL, haberleşme için 142 TL, eğlence ve kültür hizmetleri için 73 TL, eğitim için 65 TL, lokanta, yemek, otel vb. için 137 TL, çeşitli mal ve hizmetler için 117 TL'dir.

DİSK'in verilerine göre, geçtiğimiz yılın aynı ayına göre açlık sınırı 84 TL, yoksulluk sınırı ise 265 TL artış göstermiştir. 2012 yılında asgari ücrete yapılan zam sonucunda, asgari ücret ile açlık sınırı ve yoksulluk sınırı arasındaki fark iyice açılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından genç işsizlik üzerine yapılan araştırma sonuçları da geleceğe yönelik umut yerine umutsuzluk vermiştir. Araştırmada genç işsizlik oranının yüzde 18, diplomalı işsizlik oranının ise yüzde 30 olduğu tespit edilmiştir. Diplomalı işsiz genç erkeklerde bu oran yüzde 24, genç kadınlarda ise yüzde 35,6 olduğu belirtilmiştir.

Yukarıdaki açıklamalar gösteriyor ki işsizlik ve yoksulluk üzerine kalıcı, planlı ve sorunu çözme yönünde bir eylem bulunmamaktadır. Yoksulluk ve açlık sınırı altından belirlenen çalışan maaşları bulunmakta olup ailelerin kıt kanaat okuyarak meslek sahibi olmaları yönünde umut beslediği gençlikte de oranlar umut yerine umutsuzluk ve mutsuzluk vermektedir. Sonuç olarak gelinen noktada, yoksulluğu azaltmak ve insanların asgari geçim standartlarının üzerinde yaşamalarını sağlamak için hangi politikaların izlenmesi gerektiğinin belirlenmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

 

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de 1 üyelik düşmektedir. Bu Komisyonlara aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 14 Temmuz 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

08/07/2014

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 08/07/2014 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                              

                                                                               Mihrimah Belma Satır

                                                                                         İstanbul

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3’üncü sırasına, yine bu kısımda bulunan 615, 240, 565, 387 ve 464 sıra sayılı kanun tasarılarının ise yine bu kısmın sırasıyla 4, 5, 6, 7 ve 8’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 11, 12, 13, 14, 18, 19 , 20 ve 21 Temmuz 2014 Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günleri saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimlerinde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

8 Temmuz 2014 Salı günkü (bugün) birleşiminde 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

9 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşiminde 240 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

10 Temmuz 2014 Perşembe günkü birleşiminde 387 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

11 Temmuz 2014 Cuma günkü birleşiminde 163 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

12 Temmuz 2014 Cumartesi günkü birleşiminde 244 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

13 Temmuz 2014 Pazar günkü birleşiminde 590 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

14 Temmuz 2014 Pazartesi günkü birleşiminde 104 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

15 Temmuz 2014 Salı günkü birleşiminde 458 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

16 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşiminde 440 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

17 Temmuz 2014 Perşembe günkü birleşiminde 267 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

18 Temmuz 2014 Cuma günkü birleşiminde 202 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

19 Temmuz 2014 Cumartesi günkü birleşiminde 121 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

20 Temmuz 2014 Pazar günkü birleşiminde 140 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

21 Temmuz 2014 Pazartesi günkü birleşiminde 432 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

22 Temmuz 2014 Salı günkü birleşiminde 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

23 Temmuz 2014 Çarşamba günkü birleşiminde 455 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

24 Temmuz 2014 Perşembe günkü birleşiminde 377 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi;

615 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

615 Sıra Sayılı

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun Tasarısı

(1/937)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 27’nci maddeler arası

27

2. Bölüm

28 ila 51’inci maddeler arası (Çerçeve 32’nci madde ile 2547 sayılı Kanuna ihdas olunan Geçici 66; Geçici 67; Geçici 68’inci maddeler ile Tasarının Geçici 1’inci maddesi dahil)

27

Toplam Madde Sayısı

54

 

BAŞKAN – Sayın Vural, sisteme girmişsiniz, bir şey mi söyleyecektiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Görüşmelerden sonra efendim, şeyi bölmeyelim.

BAŞKAN – Peki.

Adalet ve Kalkınma Parti Grup önerisi lehinde olmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; grubumuzun önerisi lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, grup önerimizde Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8 Temmuz yani bugünden 24 Temmuza kadar olan çalışma gün ve saatlerine ilişkin bazı öneriler yer almaktadır. Yine, gündemdeki bazı kanun tasarı ve tekliflerinin sıralarının değiştirilmesi de teklif edilmektedir. Buna göre 629 sıra sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin 3’üncü sırasına alınarak yani bugün eğer grup önerimiz yüce Genel Kurul tarafından kabul edildiği takdirde görüşmelerine bugün başlanması önerilmektedir.

Yine, 615 sıra sayılı Sağlık Bakanlığımız için oldukça önemli Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın da 4’üncü sıraya alınarak bu 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimini müteakip onun da görüşmelerinin yapılması önerilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, bir kısım uluslararası sözleşmeler ön sıralara çekilmekte ve görüşülmesi önerilmektedir. İnşallah, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun yaklaşık bir buçuk aydır sürdürdüğü yukarıdaki çalışmalar da nihayete erdirilip sıra sayısını rapor alıp bu hafta sonu gündemimize gelirse tabii ki onun da görüşmeleri bu 24 Temmuza kadar olan süreç içerisinde yapılacaktır el birliğiyle.

Grup önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinde aleyhinde ilk konuşmacı Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grubunun vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu grup önerisine baktığımızda yine AK PARTİ kendi bildiğini yapıp bu Meclisin önüne bir gündem dayatmak şeklinde yine bildiği bir yolu işletiyor. Başından beri, biz, bu yöntemle Meclisin çalıştırılmasını hep bu kürsüden eleştirdik ve bununla ilgili AK PARTİ’yi,  diğer muhalefet partileriyle birlikte, halkın gerçek gündemini Meclise getiren ve Meclisi olması gerektiği konular üzerinde çalıştıran bir planlama üzerinde çalışmaya davet ettik ama, maalesef, bugüne kadar bu konuda muhalefetten çıkan hiçbir şey iktidar parti tarafından dikkate alınmıyor. Yaklaşık iki üç hafta içerisinde Meclis tatile girecek ama en temel sorunları, dağ gibi önümüzde olan sorunları hâlâ çözümsüz bir şekilde halkın gündemini meşgul etmeye devam ediyor, halka acılar yaşatmaya devam ediyor, Türkiye’nin temel problemleriyle ilgili bir beklenti durumunun ötesine geçmeyen bir toplumsal algıyı maalesef hâlâ aynı şekilde devam ettiriyor.

Biz, başından beri bu Meclisin bu süreç içerisinde Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin çözümüyle ilgili çok kapsamlı çalışmalar yapması gerektiğini, bu yasama yılının heba edilmemesi gerektiğini, Orta Doğu’da bu kadar büyük karışıklıklar varken bu Meclisin inisiyatif alarak Türkiye’nin yüz yıllık meselelerini çözmesi gerektiğini defalarca ifade ettik.

Bugün bir çerçeve yasası Meclise gelecek; bunu anlamlı buluyoruz ancak bu getirilen çerçeve yasasının yaratmak istediğiniz algıdan uzak olduğunu da ifade etmemiz gerekir. Yani, gelecek çerçeve yasasıyla birlikte Türkiye’de Kürt meselesi çözülecek veyahut Türkiye, ertesi güne demokratikleşmiş bir ülke olarak uyanacak gibi bir algı doğru değildir. Bu, aslında çözüm süreciyle ilgili, bir buçuk yıl önce başlatılmış olan bu süreçte ilk yapılması gereken iş olarak bugün önümüze geliyor. Bir buçuk yıllık bir süreçte -geciktiğimiz için- çözüm süreci bugüne kadar istenen aşamaya gelmemiş, bu süreç içerisinde de demokratik hakkını kullanan gençlerin can kaybı, yaşam kaybı maalesef yine yüreğimizi yakmıştır.

Biz bununla birlikte, bu çerçeve yasasının burada yasalaşmasıyla beraber aslında Meclis gündeminde çok kapsamlı demokratikleşme yasalarının görüşülmesi gerektiğini ifade etmişti, bugün de aynı görüşlerimizi burada tekrar ifade ediyoruz. Bu Meclisin kapanmadan önce çok temel sorunlarda, özellikle Kürt meselesi ve demokratikleşme konusunda yapması gereken çok ciddi çalışmalara ihtiyaç var ve önümüze getirmiş olduğunuz bu planlamada da maalesef bu çalışmalarla ilgili çok fazla bir şeyi Meclis gündemine getirmediğinizi üzülerek buradan ifade etmek istiyoruz.

Bir buçuk yıllık süre içerisinde 76 milyonun bizden beklentisi bir yol temizliği yapmaktı ve bu yol temizliğiyle beraber bir demokratik anayasa oluşturmaktı. Anayasa Uzlaşma Komisyonunda Meclis oturumları başlamadan önce de bu şekilde büyük bir toplumsal talebin yükseldiğini bizzat Komisyon üyeleri kendileri sahaya giderek gözlemlediler ama maalesef ne Anayasa Uzlaşma Komisyonundan bir sonuç çıktı ne de bu bahsetmiş olduğumuz yol temizliğiyle ilgili bu Meclis inisiyatif alarak demokratikleşmenin önünü açacak adımları attı. Hâlâ Terörle Mücadele Kanunu olduğu yerde duruyor. Düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller duruyor. Basın özgürlüğü önündeki engeller maalesef hâlâ önümüzde duruyor. Siyasi Partiler Kanunu’ndan tutalım da Seçim Kanunu’na kadar antidemokratik pek çok yasal mevzuat hâlâ önümüzde, demokrasi önünde, özgürlükler önünde bir engel olarak  durmaya devam ediyor.

Bugün, işte, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili bir maratona girildi. 3 Sayın Cumhurbaşkanı adayı yarışacak ama bu demokratikleşme yasaları çıkmadığı için, bununla ilgili bir kültür oluşturulmadığı için bu yarış da son derece adaletsiz koşullarda, olağanüstü eşitsiz koşulların olduğu bir ortamda gerçekleşecek. Sayın Başbakan, Başbakanlık imkânlarından faydalanacak şekilde bu süreç içerisinde Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasını yürütecek. Yine diğer 2 siyasi partimiz de bu konuda aslında kendilerine bir özeleştiri sorusunu sormaları gereken bir konumdalar çünkü yıllarca hazine paylarından BDP’ye ya da HDP’ye ya da bizim ardılı olduğumuz siyasi geleneğe bu şekilde adaletsizlikler yapılınca YSK’ya başvurma gibi bir yolu bugüne kadar hiç işletmemişlerdi. Şimdi, haklı olarak, onlar da bu adaletsiz uygulamayla karşı karşıya gelince bundan şikâyet eder bir durumda halka açıklamalarda bulunuyorlar. Biz bu Meclisin aslında bugüne kadar bu eşitsiz koşulları, siyasi partiler arasındaki bu eşitsiz koşulları tamamen ortadan kaldırması gerektiğini defalarca söylemiştik ama maalesef bu yasama yılı da bu açıdan, son derece zamanın heba edildiği ve ortaya somut bir çözümün çıkmadığı bir pratikle noktalanacak.

Özellikle Meclisin halkın gerçek gündemini takip etmesi ya da gerçek gündemiyle ilgili burada bir planlama yapması konusunda, son bir ay içerisinde Orta Doğu’da yaşanan baş döndürücü gelişmelere karşın, bu Meclisin bir kez olsun bile toplantı yapmamış olması başlı başına mevcut tabloyu ortaya koyuyor. Orta Doğu’da yirmi dört saat içerisinde sınırlar değişiyor, ülkelerin geleceğiyle ilgili tarihi değiştirecek tartışmalar gündemleşiyor ama bu Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu gelişmeleri kendi gündemine alarak, milletvekillerini bilgilendiren ya da milletin iradesinden gelen milletvekillerinin önerileriyle politika belirleyen bir konumda olmaktan maalesef son derece uzakta bulunuyor.

Bu, son, IŞİD çetelerinin Musul’daki konsolosluğa yapmış olduğu baskın ve oradaki konsolosluk görevlilerini rehin almasından sonra iyice gün yüzüne çıktı. Düşünün ki, onlarca konsolosluk çalışanı rehin alınmış, onlarcasından haber alınamıyor, yine onlarca tır şoförü, bu ülkenin vatandaşı rehin alınmış ve bu ülkenin Meclisi bu gündemle bir bilgilendirme toplantısıyla muhalefet partisinin bu konudaki önerilerini alma gereği bile duymuyor. Bu konuda Dışişleri Bakanının buraya aslında bugüne kadar defalarca gelip bilgi vermesi, bilgilendirme yapması ve bu konuda muhalefet partilerinden gelen önerileri dikkate aldığını bütün 76 milyona burada söylemesi gerekirken, biz, maalesef, tam tersi bu gündemle ilgili hiçbir toplantı yapmamış, hiçbir tartışma tüketmemiş bir Meclis pratiğiyle bu yasama yılını bitireceğiz. Böyle olduğu için de hâlâ Orta Doğu üzerindeki IŞİD terörü tehlikesi acımasız bir şekilde devam ediyor ama Türkiye’nin gündeminde sanki böyle bir sorun hiç yokmuş gibi ne iktidar partisinden ne de bizim dışımızdaki muhalefet partilerinden bir ses çıkmıyor.

Bugün IŞİD çeteleri Kobani’nin tamamında hem güneyinde hem doğusunda hem batısında tam bir katliam yapma amacıyla, Musul’dan elde ettiği silahlarla birlikte çok kapsamlı bir saldırı dalgası başlatmış durumda. Kobani’nin pek çok köyü sivillerin can kaybı kaygısı nedeniyle sivillerin tahliyesini öngörecek şekilde bir insanlık dramına sahne olmakta ama Türkiye siyasetinde, Türkiye’nin siyasi konjonktüründe böyle bir konu maalesef hak ettiği yeri bulmamaya devam etmekte. Biz her şeyden önce bu tavrın Türkiye’ye zarar veren, Türkiye’nin Orta Doğu politikasına zarar veren bir tavır olduğunu ifade etmek istiyoruz. Halkların Demokratik Partisi olarak ve yine bölgede Barış ve Demokrasi Partisi olarak, Kobani’deki bu saldırılara karşı biz gereken demokratik kitlesel eylemselliklerimizi ortaya koyacağız. Bu konuda yarın seçilmişlerimiz ve halkımız Suruç’ta, Kobani kapısında gerekli demokratik tepkiselliği, eylemselliği ortaya koyacaklar. Bu eylemsellik aynı zamanda Hükûmete bir uyarı olacak. Rojava politikası, Kobani politikası ve Orta Doğu politikasıyla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …Hükûmetin buradan gelen uyarıları dikkate alması ve buna göre yeni bir politika belirlemesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Eğer dikkate almayan, Kobani’deki çığlığa kulak tıkayan, bölgedeki Kürt’ün sesine hiçbir şekilde kulak vermeyen bir pozisyon olursa önümüzdeki günlerde tabii sıkıntılı ve sancılı bir süreç yine önümüze gelecektir.

BAŞKAN – Sayın Baluken, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Devamla – Biz, yol yakınken, AK PARTİ Grubunu da Hükûmeti de halkın gerçek gündemine davet ediyor, Meclisin de halkın gerçek gündemiyle tartışmalar yürütmesini buradan tekrar öneriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde son konuşmacı Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, AKP’nin vermiş olduğu bu önergeyle 24’üne kadar, ramazan ayında cumartesi, pazar, pazartesi dâhil olmak üzere bitimine kadar süreyle çalışacağız Allah nasip ederse.

 

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii ki, ramazan ayında normal olarak Meclis her zaman tatile girerdi ama çalışma konusunda bir karar almış bulunuyor tek taraflı olarak AKP. Çalışmaktan gocunmayız, çekinmeyiz ama bu kadar acele etmelerinin sebebinin ne olduğunu iyi anlamak gerekir. Yani hangi sebeple konuları bu kadar öncelikle Meclisin tatile girdiği bir dönemde devam ettirip bitirmek isteniyor, bunu çok iyi değerlendirmek lazım.

Şimdi gündeme baktığımız zaman: Bir, terörle ilgili bir yasa getiriliyor “terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi” adı altında. Aslında kiminle mücadele edecekleri de yazmıyor burada, PKK terörü müdür, başka bir terör müdür, belli değil. Yani DHKP-C midir, Hizbullah mıdır, bu da belli değil. Ama onun ötesinde sağlıkla ilgili bir yasa tasarı geliyor. Ardından da 168 maddelik -herhâlde yanılmıyorsam, yeni ekler yapılmamışsa- bir torba yasa getiriliyor. Artık torbanın ötesine geçmiş durumda, herhâlde “harar” deniyor bunun ismine.

Şimdi, değerli milletvekilleri, niye bu kadar acele ediliyor? Yani terörle ilgili, terörün sona erdirilmesiyle ilgili yasa o kadar zaman geçti, o zamanlarda dile getirilmedi bugün neden getiriliyor? Şöyle bir baktığımızda Özgür Gündem’in 27 Haziran 2014’te KCK Eş Başkanı Cemil Bayık’la yapılan bir röportajda, Cemil Bayık açıkça şöyle diyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girmeden yasa çıkmazsa süreç bitmiştir.” Yani açıkça tehdit ediyor ve o tehdit çerçevesinde de bir yasa getiriliyor.

Şimdi, yasanın içeriğini bundan hemen sonrasında zaten yasa geleceği için orada uzun uzadıya tartışacağız, orada onunla ilgili ne kadar Anayasa’ya aykırı olduğu, kanuni, teknolojiye uymadığı, uluslararası hukuk teamüllerine uymadığı meselesini zaten dile getireceğiz, onları ayrıca değerlendireceğiz ama burada hakikaten enteresan… Yani Cemil Bayık burada 6 maddelik yasa tasarısından da söz ederek Hükûmeti şöyle tenkit ediyor veyahut da suçluyor veya tehdit ediyor, diyor ki: “Hükûmet ve devlet sadece yasal zemini oluşturacak ortamı oluşturmaz ve zamana yayarak zaman kazanmak isterse ve bununla Cumhurbaşkanlığını kazanmayı hedeflerse biz bunu kabul etmeyeceğiz ve o zaman süreç sona erecektir.”

Şimdi, önümüzdeki günlerde o zaman bu kanun tasarısının Meclisten geçtiğini düşünelim. Hemen bununla ilgili hangi tedbirleri alacağınızı veya Cemil Bayık’ın sözlerini hangi ölçüde yerine getireceğinizi göreceğiz. Eğer bunun bağlantısı olarak bunu çıkarmadığınızı, bu yasayı getirmediğinizi söyleyecek olursanız onu da göreceğiz. Hâlbuki, Anadolu’nun güneydoğusunda neler oluyor, bunu hiç akla getirdiniz mi, hiç düşündünüz mü? Mesela, Enerji Bakanımız Sayın Yıldız açıkladı, Güneydoğu’da elektrik kesintilerini değerlendirirken şöyle dedi: “Güneydoğu’da ödeme oranı yüzde 10.” Evet, “Yüzde 10.” diyor. Şimdi, siz, eğer orada güçlüyseniz, devletseniz yüzde 10 ödemeye karşı birtakım tedbirler almış olmanız gerekirdi ama neden bu tedbirleri alamıyorsunuz, yüzde 10’da kalıyor ve onun dışında ödeyen halkın üzerine neden birtakım “ek vergiler” adı altında, işte “kaçak bedeli” ve “sair” adı altında yükleme yapıyorsunuz? Yine, dolayısıyla PKK’nın da bu konuda, elektrik faturalarının ödenmemesi konusunda halka telkinde bulunduğu ve baskı yapıldığı belirtiliyor.

Şimdi, gerçekten Güneydoğu’da neler oluyor? Güneydoğu’da yollar kesiliyor, bayraklar gönderden indiriliyor. Sadece askerî birlikteki bayrak da indirilmedi, diğer resmî dairelerdeki bayraklar hakikaten yerinde duruyor mu durmuyor mu, bir ona bakın.

Onun dışında, polis ve asker karakollara ve kışlalara çekilmiş durumda. Herhangi bir işe müdahale edemiyor. Karakol yapımı protesto ediliyor ve bunun üzerine, askerlerin üzerine, polislerin üzerine, güvenlik güçlerinin üzerine molotoflar vesaire atılıyor. PKK yol kesiyor ve kimlik kontrolü yapıyor, hem de güvenlik güçlerinin 250 metre ötesinde yapıyor bunları. Jandarma kendisine saldıran PKK’lılara cevap vermiyor, verenler hakkında soruşturma başlatılıyor ve silahlarına el konuluyor. PKK insanlardan “vergi” adı altında haraç alıyor, mahkeme kuruyor. PKK şehirlere silah ve militan yığmaya devam ediyor, bunu Hükûmet de biliyor, istihbarat da biliyor ama emir yukarıdan geldiği için valiler ve de güvenlik güçleri herhangi bir şekilde ses çıkaramıyorlar. Askerler kaçırılıyor, yol yapan makineler yakılıyor, korucular katlediliyor ama Hükûmet “çözüm sürecinin devam etmesi” adı altında bunları göz ardı ediyor ve ölenleri insan yerine koymuyor ve açıklamalarda da “Bugüne kadar hiç ölüm olmadı.” deniliyor.

Yine, PKK yollara hendekler açıyor, Diyarbakır-Bingöl yolu yirmi dört gün kapalı kalıyor ve trafik başka güzergâhtan gidiyor Elâzığ’a vesair yerlere. Yani böyle bir durum Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde veya Amerika Birleşik Devletleri’nde olsaydı ne olurdu? Bir gözünüzde canlandırın, yirmi dört gün iki il arasındaki yol kapalı kalabilir miydi veya böyle bir harekette ne kadar bulunabilirlerdi? Ama bu çerçevede Hükûmet hâlâ sessiz. Hatta iş adamlarının paraları gasbediliyor PKK teröristleri tarafından ama güvenlik güçleri bunları takip etmiyor ve “Aman, sürece zarar gelir.” diye bunlar izlerini kaybettiriyorlar.

Şimdi, teröristbaşı 1999’da tutuklandığında aynen şunları söylemişti: “Bana müsaade edin…” Barış için çalışacağını, dağdan üç ayda bütün PKK terörist gruplarını indireceğini açıklamıştı. Yıl 2013, 23 Şubatta şöyle bir açıklama yapıyor teröristbaşı: “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Başarılı olursak ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak, ölen ölecek, ben karışmıyorum.” Şimdi, bu kadar aleni olarak isyan hazırlığında olduğunu söyleyecek teröristbaşı ve neler yapıldığını, neler yapılması gerektiğini söyleyecek ve Hükûmet sessiz kalacak. Nasıl bir devletsiniz? Nasıl bir Hükûmetsiniz? Neyi yönettiğinizi zannediyorsunuz? Böyle ülke mi yönetilir? Böyle bir demokrasi mi olur? Bütün bunlar hangi zaman diliminde gerçekleşti? 2003 yılından başlayarak 2014 yılına,  geldiğimiz zamana kadar geldi on iki yıl içerisinde.

Şimdi, hiç zannetmeyin ki bunlar bu şekilde Meclisin tozlu raflarında kalacak. Yarın, tarih yazarları, sizin -Sayın Başbakan da dâhil- söylediklerinizin hiçbirini kale almayacak, o yazılı belgelere başvurarak tarihi yazacaklar, sizin hakkınızda da yazacaklar. Hiç unutmayın ki tarihte hiçbir şey gizli kalmıyor, eninde sonunda ortaya çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, aslında tasarının bu şekilde gelmesi, Meclisin bu şekilde çalıştırılmaya çalışılması, önümüzdeki 10 Ağustosta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sayın Başbakana birtakım oyların kazandırılmasından öte başka bir şey değildir ama şurasını hiç kimse unutmasın ki diğer taraftan, yurt dışında birtakım olaylar oluyor, Türkiye’yi ilgilendirmiyor zannediliyor. IŞİD’i şöyle bir göz önüne alın, ne gariptir ki IŞİD’in halife olarak ilan ettiği Ebubekir El Bağdadi iki yıl boyunca Amerikan kamplarında esir olarak kalmıştır, tutuklu olarak kalmıştır. Ne yapmıştır bu dönemde, ne yapmamıştır? İsmi neden değiştirilmiştir? Bütün bunları göz önüne aldığınızda, şu an enteresan değil midir ki IŞİD, o bölgelerde peşmergeyle hiçbir zaman çatışmıyor, sadece Türkmen bölgelerine doğru harekette bulunuyor?

Bunların hepsinin bir anlamı olması gerektiğini düşünüyoruz ve dolayısıyla, bizim -her ne kadar lehinde almışsam da- aleyhinde olduğumuzu beyan ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde son konuşmacı Sayın Engin Altay, Sinop Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Temmuz sıcak, temmuz ayı Türkiye için talihsiz anılarla da dolu. Ben de hem 2 Temmuz Sivas Katliamını hem 5 Temmuz Başbağlar Katliamını kınıyorum, telin ediyorum. Sorumluların, bugüne kadar gerçek anlamda ortaya çıkmayan sorumluların bir şekilde kanun önünde, kamu vicdanı önünde hesap vermesini bekliyorum ve temenni ediyorum ki Türkiye böyle acı olayları bir daha yaşamasın.

Tabii Türkiye’nin böyle acı olayları yaşamasının birçok sebebi var ama bana sorarsanız önemli sebeplerinden biri dünyanın çok, daha doğrusu en jeostratejik noktasında bulunan bu topraklarla ilgili hesap yapmayan ülke yok. Dolayısıyla, bu kadar önemli, hassas, stratejik bir coğrafyada konuşlanmış olan ülkemiz üzerinde herkes, sinsice, haince, şu veya bu şekilde hesap yapar. Benim onlara bir itirazım yok da önemli olan bu ülkenin vatandaşlarının, bu sinsi hesaplara bilerek ya da bilmeyerek alet olmaları meselesidir. Burada tabii biz siyasetçilere önemli görevler düşüyor.

Sayın milletvekilleri, Türkiye, gerçekten kıymetini iyi bilmemiz gereken bir ülke, büyük bir ülke, tarihiyle iftihar ettiğimiz bir ülke; Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Arap’ıyla, Arnavut’uyla, Boşnak’ıyla hep birlikte yıllardır, yüzyıllardır huzur içinde, barış içinde yaşadığımız bir ülke. Bu ülkenin, bu iç barışının muhafazası her şeyin üstündedir. Hiçbir siyasi amaç, hiçbir kutsal amaç bu topraklarda yaşayan bu insanların birliğinden, beraberliğinden, barışından ve ülkenin iç huzurundan daha değerli değildir.

Şimdi, iktidar partisi, daha doğrusu Hükûmet, 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı bugün, 48 saat geçmeden Genel Kurulun gündemine alınmasını ve müteakiben de çeşitli kanunlarla Genel Kurulun gündeminin 24 Temmuz 2014 Perşembe gününe kadar çalışmasını bize öneriyor. Çalışalım, hiç mesele değil fakat sizin niyetiniz üzüm yemek değil. Sizin niyetiniz samimi olsa, iyi olsa, Soma’da bu acı yaşanmışken, daha çok sıcakken, Soma faciasının, Soma katliamının acısının üzerinden getirdiğiniz torbaya bir sürü siyasi, değişik hedeflerinize, birileriyle hesaplaşmalarınıza kolaylık getirecek, hukuku arkadan dolanacak kanunları eklemezsiniz.

Sayın milletvekilleri, Plan Bütçe Komisyonu üyeleri bir aydır çalışıyor. Bu, insan haklarına da, çalışma ilkelerine de aykırıdır. Dedik ki: “Soma’yı getirin, yarım saatte çıkaralım; vergi aflarını, prim aflarını getirin, yarım saatte çıkaralım.” “Yok, biz Soma’nın içine yargıyı, hukuku baypas eden, hukuk devletini ortadan kaldıran bir tek maddede koyacağız. Geçerse ikisi de bir, geçmezse o da geçmesin, bu da geçmesin…” Böyle iktidar olunur mu? Böyle Meclis olur mu? Bu Meclisin birinci görevi, milletin çıkarına, menfaatine, yararına kanun çıkarmaktır. İyi niyet görmüyoruz grubunuzda, partinizin yöneticilerinde. Bu sebeple, bu grup önerisi parmak çoğunluğuyla buradan geçebilir. Karar yeter sayısı da isteyeceğiz, arkadaşlara hatırlatıyorum; burada, 24 Temmuza kadar bu koltuklarda 184 kişiyi tam, eksiksiz istiyoruz, sonra kavga etmeyelim. Yazık günah, milletvekillerinize de günah. Biz burada 15 kişiyle idare ederiz, MHP 10 kişiyle idare eder, HDP 2 kişiyle idare eder; milletvekillerinize de günah. Böyle bir anlayış olabilir mi?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Niye milletvekili oldular o zaman?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yani, Soma’da, Soma faciasında, Soma katliamında ağzını açmış, elini açmış, devletten gelecek haberi bekliyor insanlar. Siz diyorsunuz ki: “Ben memuru görevinden alırım, o mahkeme karar verse de ben onu iki sene oraya oturtmam.” Niyete bak, derde bak. Burada ne samimiyet aranır ne iyi niyet aranır. Bu bakımdan, sayın milletvekilleri, grup önerinizi olumlu karşılamıyoruz ve bu grup önerisinde sağlık enstitülerini… Geçen de konuştuk, hani bu ekime kalacaktı Sayın Bakan? Şimdi, bunu da getiriyorsunuz “Perşembe günü görüşelim.”. Burada, muhalefetin bildiğim kadarıyla –Sayın Halaçoğlu’yla da konuştum- çokça çekincesi var, bizim de çokça çekincemiz var. Siz babanıza, biz babamıza kanun yapmıyoruz; millete kanun yapıyoruz. Samimiyseniz dersiniz ki: “Ey muhalefet, çekinceniz nedir kardeşim?” “Şudur.” Otururuz, konuşuruz; ya siz ikna olursunuz ya bizi ikna edersiniz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Alt komisyonda konuşuldu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama bir Mecliste her şey de kavgayla, uyumsuzlukla olmaz ki. Meclisin görevi millet için, buradaki herkes millî iradenin temsilcisi. Millî irade sadece siz değilsiniz ki, muhalefet de millî irade. Yani, biz keyfimizden mi karşı çıkıyoruz sayın milletvekilleri, sayın grup başkan vekilleri, Sayın Bakan? Biz,  getireceğiniz kanuna,  iyi de, sırf iş olsun diye mi karşı çıkıyoruz?

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Bir gün “evet” verin, bir gün “evet” verin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şüphesiz getirdiğiniz pakette olumlu şeyler de var.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Onlara “evet” deyin.

BAŞKAN – Laf atmayın lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama yanlış diyoruz, doğru değil, hakkaniyet yok diyoruz, Anayasa’ya aykırı diyoruz, hukuka aykırı diyoruz; anlatamıyoruz, dinletemiyoruz.

Bu anlayışla -burada söylüyorum, ben açık sözlü bir adamım- ne sağlık geçer… Yani, geçer de çok zorlanırsınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – O ne demek ya?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hayır, hayır, geçer tabii ki. Yani, biz İç Tüzük’ün…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Millî iradeye nasıl böyle bir şey söylersiniz? Gayet de güzel geçer.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekilim, biz İç Tüzük’ün bize verdiği bütün hakları kullanırız, siz de kullanırsınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kullanın, Allah Allah!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başkanlığın görevi de adil, yansız, tarafsız bir şekilde Genel Kurulu idare etmektir. Bu konuda kararlıyız. Gelin, ortak akılda uzlaşalım. Şu torbanın içinde milletin beklediği bir sürü şey var. Plan Bütçede bir ayı geçti. Ya, ne ayıp! Milletin nezdinde Meclisin itibarına halel geliyor sayın milletvekilleri.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Saatlerce konuşan milletvekillerinize söyleyin siz onu Sayın Başkan, kitap okuyan milletvekiline söyleyin siz onu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Çıksanız da şu torbayı bir düzeltsek, hukuk devleti ilkelerini askıya alan, yok sayan maddeleri çıkarsak, şuradan geçirsek, gitseniz Anadolu’nun dört bir yanına “Ey vatandaşım, bak sizin için bunu yaptık.” deseniz fena mı olur? Ne diyeceksiniz şimdi millete? Ne diyeceksiniz madencilere? “E biz yapacaktık, muhalefet engelledi.” mi diyeceksiniz?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Aynen öyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ayıp edersiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Aynen öyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ayıp edersiniz.

İSMAİL AYDIN (Bursa) - Aynen öyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ayıp edersiniz, millet bunu yemez, millet her şeyin farkında.

Gelelim 629’a. Çözüm; evet dedik. Barış; evet dedik. Gene söylüyoruz: Çözüme varız, barışa varız, bu akan kan durmalı ya da bir yıldır akmayan kan bir daha akmamalı. Kürtlerin varlığı, kültürel hakları, insan hakları… Sadece Kürtler için değil, Türkiye’de yaşayan herkes için eşitlik, eşit yurttaşlık istiyoruz, olmalıdır ama…

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – “Ama” yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …bunu yaparken buna rağmen iş olmaz. Hukuk devleti ilkesini ayaklar altına alamazsınız.

“Efendim, biz bunu yaparız; nasıl olsa CHP de tasarıya olumlu bakacak, geçiverir, gidiverir.” Velev ki öyle oldu. Bu Parlamentonun hiç yapmayacağı bir şey varsa, bunu çiğnemektir. Buna aykırı, Anayasa’ya aykırı kanun yapmak -işin hukuki boyutu ayrı da etik olarak da bir değil, iki değil, üç değil, on değil, yirmi değil- olmaz.

Çözüme evet, yapalım, bu barış sağlansın. Bakıyorum, tarihte -demin söyledim- isyan, isyan, isyan… Şimdi, Kürt sorunu kaynaklı bir terör sorunu: Kan, kan, kan… Cenaze, cenaze, cenaze… Bu millet bu acıyı hak etmiyor. Bu sorun bitsin ama bunu yaparken bu demiş ki: “Bir tek Cumhurbaşkanı sorumsuzdur yaptığı işten.” Anayasa’nın sadece Cumhurbaşkanına verdiği sorumsuzluğu, siz Bakanlar Kuruluna devredemezsiniz ve Bakanlar Kurulu istediğini sorumsuz tutamaz. Yani hukuki, idari, cezai sorumsuzluk verme yetkisini, Meclis, Bakanlar Kuruluna bu şekilde veremez.

Zaten bu tasarı şu: Bir genel çerçeve, Hükûmete bir çerçeve yetki veriyor. Orada da şunu söylemek lazım: Benim bildiğim çerçeve iki maddeden yapılır, hatta üç; tahtadan, metalden, plastikten. Başka çerçeve yapılan madde var mı, bilmiyorum ben. Sizin bu çerçeveniz lastikten. Lastik bir çerçeveyi Bakanlar Kuruluna vereceksiniz, nasıl kullanırsan kullan... Ya, tek kullansın, tek sorunu çözsünler, eyvallah ama buna bağlı kalarak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Son söz, Kürt sorununun çözüm mercisi Meclistir, Mecliste kurulacak bir komisyondur, Başbakanın iki dudağının ucuna verilecek bir yetki değildir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

 

 

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım ama yoklama talebi var.

Sayın Vural, Sayın Bal, Sayın Adan, Sayın Halaçoğlu, Sayın Doğru, Sayın Çınar, Sayın Erdoğan, Sayın Erdem, Sayın Topcu, Sayın Belen, Sayın Alan, Sayın Özensoy, Sayın Şimşek, Sayın Kalaycı, Sayın Oğan, Sayın Yeniçeri, Sayın Bulut, Sayın Kutluata, Sayın Türkkan, Sayın Uzunırmak.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.18

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olabilir miyiz.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/318) esas numaralı Kanun Teklifi’min TBMM İç Tüzüğü’nün 37’nci maddesine göre Genel Kurulda görüşülmesini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Veli Ağbaba

                                                                                                                                        Malatya

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

BAŞKAN – Lütfen sessiz olalım.

Buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bundan üç yıl önce yani Hrant Dink’in beşinci ölüm yıl dönümünde nefret suçlarıyla ilgili kanun teklifi vermiştik.

Değerli arkadaşlar, bir suçun nefret suçu olabilmesi için faalin, suçu bir ön yargı ve nefret saikiyle yani din, dil, ırk, mezhep, etnik köken, siyasi görüş, cinsiyet ve cinsel yönelim farklılığı gibi nedenlerle işlemesi gerekir. Tarihimizde maalesef nefret suçlarıyla ilgili cinayet ve katliamların örneği çoktur. Örneğin; Hrant Dink cinayeti, Sivas katliamı, Maraş katliamı, geçtiğimiz günlerde anmasını yaptığımız -bizim de bulunduğumuz- Başbağlar katliamı, Çorum katliamı bu katliamlara bu nefret suçlarına örnek olarak gösterilebilir. Diğer yandan, yanı başımızda, insanlık adına utanç duyduğumuz, içimizi aynı acıyla kavuran, ölüme tapan El Kaide ve türevi çetelerin din ve mezhep adına işlediği cinayetler. Bunlara herkesin dikkatle bakmasını istiyorum değerli arkadaşlar. Bunlar, maalesef, din adına işlenen cinayetler ve bunlar da nefret suçu saikiyle işlenen cinayetlerdir.

Değerli arkadaşlar, işte, nefret suçu kavramı, ülkeler, halklar ve insanlık bu hâle gelmesin diye bütün çağdaş ülkelerde uygulanıyor ve bütün çağdaş demokrasilerde nefret suçları -ile ilgili kanunlar- bütün kanunlara girmiş durumda.

Değerli arkadaşlar, biz de din, mezhep, siyasi görüş ayrımı yapan iktidara dur diyebilmek için, bir an olsun onların önünü alabilmek için böyle bir teklif hazırladık ve maalesef siyasi iktidar nefret suçunu devamlı işlemektedir. Kendisi gibi olmayan, düşünmeyen her kesimi düşman ilan eden bir hükûmet var, kendi gibi düşünmeyenlerden öldüresiye nefret eden bir hükûmet var.

Değerli arkadaşlar, on dört yaşındaki Berkin Elvan’ı terörist ilan edenler ve gecenin karanlığında tek suçu o caddeden geçmek olan Ali İsmail Korkmaz’a “terörist” diyenler ve maalesef CHP milletvekillerini zaman zaman terörist olmakla, terör örgütlerine destek vermekle suçlayanlar… Bakın, 16 yaşında çocuğu boğazlayanları, gözlerini kapatarak boğazlayanları, gece gündüz kelle kesenleri, çocukları katledenleri, sadece mezhebi farklı anne babadan doğduğu için çocukları katledenleri -burada örnekleri çok- terörist ilan edememekte, “terörist” diyememektedir.

Değerli arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun, bir bakın. Bu mu terörist, bu suçu işleyenler mi? Bu mu terörist, değerli arkadaşlar, bu mu terörist, bu mu terörist?

(Hatip tarafından kürsüde birtakım fotoğraflar gösterildi)

VELİ AĞBABA (Devamla) – AKP Hükûmeti ve başta Başbakan olmak üzere bu çocuklarımıza, bu gençlerimize “terörist” demekte ve maalesef hâlâ bu eli kanlı katillere, eli kanlı teröristlere “terör örgütü” diyememektedir ve bunları “terörist” olarak niteleyememektedir.

İşte tam da AKP’nin bakışını gösteren iki tablo elimizde. 14 yaşında, eline ömründe silah almamış, ekmek almaktan başka suçu olmayan bir Berkin Elvan ve miting meydanlarında “terörist” diye yuhalatılan bir Berkan Elvan ve karşısında, mezhebinden dolayı çoluk çocuk demeden kelle koparan insanlar ve maalesef bunların tamamı AKP’nin hamilinde, AKP’nin korumasında yapıldı. Ve maalesef, bunlara giden silahların, bu insanların katledilmesine neden olan olayların destekçisi de AKP Hükûmetidir, AKP’dir.

Değerli arkadaşlar, bakın, artık görmemek için kör olmak lazım. Reyhanlı’da açıkça ayrımcılık yapıp “53 Sünni yurttaşımız öldü.” diyen, Yargıtayda birkaç hâkimin mezhebini kastederek “Yargıtayı dedeler yönetiyor.” diyen, Alevinin cemevine “cümbüş evi” diyen, Alevinin cemevine “terörist yuvası” diyen, savcıları mezhebine göre ayıran ve ”Bunların geni bozuk, meşrebi bozuk.” diyenler, bugün Irak’ta, Suriye’de eli kanlı terör örgütlerinin destekçisidir.

Ve değerli arkadaşlar, ülkemizin, tarihinde yaşamadığı kadar bir iç çatışma riskiyle, istikrarsızlıkla karşı karşıyayız. AKP döneminde siyasi davalarda da nefret suçları açıkça işlenmiştir ve maalesef AKP iktidarı döneminde, kendi gibi düşünmeyen, kendinden olmayan herkesi terörist ilan etmiştir.

Bu kanun teklifinin kabul edilmesini, çağdaş ülkelerdeki gibi bir yasamız olmasını diliyor hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bir milletvekili adına Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepiniz saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, bu yasa teklifini gönül ister ki, keşke kabul etseniz de nefret suçlarını işleyenlerin gerekli cezaları almaları sağlansa.

“Nefret suçu” dediğimiz zaman aklımıza ne geliyor? Irk ayrımcılığı yapmayı, etkin kökende ayrımcılık yapmayı, cinsiyette ayrımcılık yapmayı, zihinsel geriliği olanların üzerinde ayrımcılık yapmayı ya da dinsel tercihlerinden dolayı horlananları, toplumda linç edilmelerinin önlenmesini anlamamız lazım. Kadına yönelik şiddetin nefret suçu olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, tabii “nefret suçu” dediğimiz zaman aklımıza gelen siyasi cinayetler var, bunlar ülkemizde fazlasıyla yaşandı. Ayrıca toplu katliamlar var; Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Başbağlar’da, Uludere’de, Reyhanlı’da olan toplu katliamlar aklımızda olanları.

Tabii, Sivas Başbağlar derken öncelikle şunu söylemek isterim: Sivas’ta yaşanan acı bizim yüreğimizi nasıl parçaladıysa, insan olan herkesin yüreğini nasıl parçaladıysa Başbağlar’da yaşanan olay da insan olan herkesin yüreğini parçalar. Ve her zaman şuna karşı oldum, karşı da olacağız: Başbağlar’ı Sivas’ın intikamını almak için göstermek, buna çalışmak hiçbir zaman için kabul edilecek bir şey değildir. Eğer biz bunu kabul edersek, o zaman Başbağlar’a kılıf uydurmuş oluruz. Ve hiçbir zaman için de Sivas’taki olayları gündeme getirirken Başbağlar’daki olayları gündeme getirmemek gibi bir zihniyeti kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz de.

Başbağlar’da yaşanan olay, oradaki insanların katledilmesi bizi nasıl yürekten yaraladıysa diğerlerinin de aynı şekilde yaralanmış gerekiyor diye düşünüyoruz. Ve hiçbir zaman için de bunları siyasi rant olarak görmedik, görenleri de nefretle kınıyoruz.

Bu, ülkemizde her zaman gündeme getirilir: Dindarlara yapılan haksızlıklardan dolayı sürekli işlenen söylemler vardır ama her ne hikmetse hiçbir zaman için Alevilerin taleplerinin yerine getirilmesi için bir şey yapılmaz. Başbakan kalkar, cemevine “cümbüş evi” der; Diyanet İşleri Başkanı kalkar, fetva verir, hiçbir zaman cemevlerinin, onların yasal statüsüne kavuşmamasını söyler; onun yanında, milletvekili kalkar, Başbakan kalkar “Cemevinde terörist yetiştiriliyor.” diye söylemde bulunur; “Ali’siz Aleviler” diye bir söylemi kendilerinden uydurup Alevileri birbirine düşman ettirmeye çalışır ve kendilerini hedef göstermeye çalışırlar. Bunları yaparlar, nefret suçu işlerler ama sırası geldiği zaman da “Biz çalıştaylar yapıyoruz, çalıştaylarla Alevilerin, diğer görüşte olan insanların hakkını vereceğiz.” diye söylerler ama hiçbirisi de doğru değildir. Sırf Aleviler mi? Diğer inanç gruplarının da aynı şekilde, şimdiye kadar haklarının hangisi verildi? İşte, Avrupa Birliğine şirin görünmek için birkaç tane dinî örgütün hakkı verildi ama onlar da geçici olan şeyler.

17 ve 25 Aralık yolsuzluğundan sonra bu ülkede tamamen nefret suçu işlendi. Kalktı, “yüzde 50-50” diye, insanları birbirine kutuplaştırmak, birbirine kırdırmak için söylemlerde bulunuldu. Bu nefret suçu değildir de nedir?

Gezi olaylarında nefret suçunun en kötüsü işlendi. Biraz önce Veli arkadaşım söyledi, Berkin Elvan’ı miting meydanlarında terörist diye suçlayıp annesini yuhalattılar. Bu, nefret suçu değildir de nedir? Ali İsmail Korkmaz için aynı şeyler yapıldı. Onu öldüren katil polisler hâlen bulunmazken Berkin Elvan’ı vuranın kim olduğu da ortaya çıkmadı. Ethem Sarısülük’ü öldüren katil polisin bir zahmet dün -artık nasıl olduysa, bir yerlere selam göndermek için mi, ne olduysa anlamadık- tutuklanmasına karar verildi. Öyle bir beslemişsiniz ki katil polisi -rahat ettirmek için buradan Urfa’ya gönderdiniz- katil polis silahı çektiği zaman ipince, dün orada gördük, beslenmiş, iyi bakılmış. 

GÖKÇEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Aa, çok ayıp!

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Ayıp olan bir şey yok. O ilk gün tutuklanması gerekiyordu. Polislere yapılanlar keşke o ölen insanlara da yapılsaydı.

Sivas katliamında 26 avukat, sizin çeşitli organlarınızda bakan olarak, milletvekili olarak, müdür olarak ya da bir kurumda yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı mı, almadı mı? Hepsi aldı. Sivas’taki o cani katillerden bir tanesi yıllarca Sivas’ta yaşamış ama ne hikmetse öldükten sonra haberiniz oldu. Polonya-Almanya sınırlarında yakalanan yine aynı şekildeki katil bulunamadı.

Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Başbağlar benim başım üstünde, her zaman için Başbağlar’a gideriz, oradaki insanların acısını paylaşırız, oy bekleme kaygısıyla değil, insanların acısını paylaşmak için gideriz. Biz her şeyi biliyoruz, kimin kime nerede oy vereceğini ama önemli olan bu nefret suçlarına dur demek, bu insanların gerçekten bu ülkede barış içinde yaşamasını sağlamak; yüzde 50, 50 bölerek değil, kardeşçe, dostça yaşamalarını sağlamaktır.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.  (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

BAŞKAN – Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan ve siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için Ankara Milletvekili Nazmi Haluk Özdalga aday olmuştur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

BAŞKAN – Şimdi, Genel Kurulun 5/5/2014 tarihli ve 84’üncü Birleşiminde kurulması kabul edilen (9/8) esas numaralı, Ekonomi eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan, İçişleri eski Bakanı Muammer Güler, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış ile Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkındaki Meclis Soruşturması Komisyonunun üye seçimini yapacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın  Başkan, efendim…

BAŞKAN – Şu okuduklarımı bir bitireyim, sözümü kesmeyin isterseniz. Seçim kısmına geçmeden sizi dinleyeceğim, sözümü kesmeyin, rica edeyim, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, efendim, siz de benim sözümü kesmeyin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim anlayışınızdan dolayı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz de benim söz talebimi zamanında cevap verirseniz memnun olurum efendim.

BAŞKAN – Size ben söz verdim, “Daha sonra konuşacağım.” dediniz Sayın  Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, ondan sonra, söz talebim oldu.

BAŞKAN – Şu işlemimi bitireyim, tabii ki, size söz vereceğim.

Meclis soruşturması yürütecek Komisyonun üyeleri Anayasa’nın 100’üncü maddesine göre siyasi partilerin güçleri oranında verecekleri üye sayısının 3 katı olarak gösterdikleri adayları arasından ad çekmek suretiyle tespit edilecektir. Bu Soruşturma Komisyonunda Adalet ve Kalkınma Partisi 9, Cumhuriyet Halk Partisi  4, Milliyetçi Hareket Partisi 1 ve Halkların Demokratik Partisi 1 üyelikle temsil edilecektir.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili daha sonra söz talebim var ama öncelikle Meclis Başkanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini engelleme görevini başarıyla yaptığını ifade etmek isterim.

5 Mayıs 2014 tarihinden bu yana, maalesef, Meclis Başkanlığı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuyla beraber, birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinin karar verdiği Meclis soruşturmasına ilişkin Komisyonun kurulmasını engellemiştir. Bu, millî egemenliği yok saymaktır; bu, Parlamentoyu yok saymaktır. Huzurlarınızda, kasıtla -Sayın Bülent Arınc’ın ifadesiyle- AKP Grubunun kastıyla yapılan bu engellemeyi Türk milletine ve iradesine, Genel Kurulun iradesine bir hakaret olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Bunu belirtmek için söz istedim şu anda.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

(9/8) esas numaralı Meclis soruşturması Komisyonu üye seçimine başlıyoruz.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Siyasi partilerin kendilerine düşen üyelikler için 3 katı olarak gösterdikleri adayların adlarını okutacağım.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkanım, Sayın Vural’ın ifade ettiği konuyla ilgili olmak üzere, benim de şahsımla ilgili olmak üzere, Sayın Meclis Başkanı bir yazı göndermiştir. Bu yazıya göre, bizim, Meclis soruşturma Komisyonuna üye olamayacağımız bildirilmiştir. Bu konuda yüce Meclisi bilgilendirmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şu anda böyle bir şeye uygulama yapmamız mümkün değil çünkü seçimlere başlıyoruz Sayın Bal.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu uygulamayla ilgili usul tartışması açmak istiyorum. 

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Müsaade ederseniz ben de konuşayım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, efendim, ben…

BAŞKAN - …cümlemi tamamlayım.

OKTAY VURAL (İzmir) –Efendim müsaade edin!

BAŞKAN – E, siz bana müsaade etmediniz ama Sayın Vural!

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, orası konuşma yeri değil mi, orası izahat yeri. Konuşacak olan biziz!

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu konuda yapılan bu uygulamayla ilgili usul tartışması açmak istiyoruz. Bu konuda…

BAŞKAN – Yani, bu soruşturma Komisyonunun kurulma sürecindeki uygulamalar nedeniyle mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Geciktirilerek zamanında yapılmaması…

BAŞKAN – Ben şu anda bir… Bakın, bu konuyla ilgili hiçbir tasarrufta bulunmadım, sadece okuyorum.

FARUK BAL (Konya) – Bana söz hakkı vermediniz ama!

BAŞKAN – Bildiğim kadarıyla da, siz de biliyorsunuz ki usul tartışmaları Meclisi yöneten başkan vekili veya Meclis Başkanının bir tasarrufu üzerine yapılır. Ben sadece okuyorum. Neyin üzerine usul tartışması açacaksınız, anlayamadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, zaten bu okuma işleminizle ilgili. Başkanın tasarrufunu, bu tasarrufunu…

FARUK BAL (Konya) – Başkanın tasarrufu…

BAŞKAN – Ben bir işlemde bulunmadım, sadece süreci tamamlıyorum Sayın Bal.

Buyurun.

FARUK BAL (Konya) – ­Efendim, Başkanın tasarrufu Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırıdır. Siz onun tasarrufuna dayalı olarak benim söz hakkımı reddediyorsunuz dolayısıyla tutumunuz hatalıdır. Tutumunuz hakkında görüşme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bal, İç Tüzük’ü biliyorsunuz. İç Tüzük’te, söz talepleri belli bir şekilde usule bağlanmıştır. Siz burada çok uzun süre milletvekilliği yapmış, görev yapmış bir milletvekilimizsiniz. İstediğiniz zaman, istediğiniz yerde konuşma diye bir serbestliğimiz İç Tüzük’te yok.

FARUK BAL (Konya) – Bugün, biraz önce, zatıaliniz konunun Meclis…

BAŞKAN - Sizlerden özellikle şunu rica edeceğim: Lütfen, rica ediyorum, ben bir işleme başladığım zaman o işlemi bitireyim, sonra söz taleplerinizi alayım, ona göre karar vereyim. Özellikle bunu rica ediyorum.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, siz rica edebilirsiniz de tam zamanıdır.

BAŞKAN – Çünkü, bir işleme başlarken söz talebinde bulunuyorsunuz ve benim işlemim yarım kalıyor.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, ­hayır efendim, geçemezsiniz, tam zamanıdır çünkü siz Meclis Soruşturması Komisyonuyla ilgili bir işlem yapıyorsunuz. O işlemle ilgili olmak üzere, benim şahsen bu Komisyona üye olamayacağıma dair bir yazı geldi. Bu konudan Genel Kurulun haberi yok. Ben eksikli bir milletvekili miyim? Niçin Komisyona üye olamıyorum?

BAŞKAN – O zaman, böyle bir açıklama yapsaydınız da… Size yerinizden bir açıklama hakkı vereyim.

Buyurun, yerinizden…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen, Engin Bey. Şimdi Faruk Bal’a açıklama için söz veriyorum bir dakika, size geleceğim sonra.

Buyurun Sayın Bal, bir dakika.

 

 

 

 

FARUK BAL (Konya) – Bir dakikada neyi açıklayacağım ben Sayın Başkan? Vermeseniz daha iyi ama başlayayım ve sözümü kesmeyin lütfen.

BAŞKAN – Lütfen, başlar mısınız.

FARUK BAL (Devamla) – ­Burada bulunan 550 milletvekilinin iki tane görevi vardır: Biri siyasi görevdir, diğeri hukuki görevdir. Siyasi görev, ortaya çıkan yolsuzluğu, hırsızlığı milletin temsilcisi olarak halka anlatmaktır, ben bunu yaptım. Dolayısıyla, bunu yapmak benim görevimdir, siyasi görevimdir.

Diğer taraftan, hukuki olarak da bunun denetimini yapmak parlamenter sistem içerisinde yine milletvekilinin görevidir. Ortaya çıkmış 15, 17, 25 Aralık soruşturması hakkında eğer bir milletvekilinin eleştirisi lehte veya aleyhte yoksa o milletvekili görevini yapmamış demektir. Dolayısıyla, İç Tüzük’teki 69’uncu madde Anayasa’ya aykırı bir maddedir. Bu Anayasa’ya aykırı maddenin lafzından hareketle Meclis Başkanının şahsımı komisyon üyeliğine kabul etmemesi onun yetkisi dâhilinde değildir. 69’unca madde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Konya) – …milletvekiline hâkim görevi vermemektedir. 69’uncu maddeye göre, soruşturma komisyonunun üyesi…

BAŞKAN – 69 mu, 109 mu Sayın Bal?

FARUK BAL (Konya) – Efendim, bir tamamlayayım lütfen.

…bir savcının yetkisi kadar dahi yoktur. Savcının yardımcısı muhakkik gibi bir işlem yapacaktır. Dolayısıyla, orada görev yapacak milletvekilinin hâkimin reddi müessesesine tabi kılınması Anayasa’ya aykırıdır, dolayısıyla Anayasa’ya aykırı olan İç Tüzük hükmüne göre Sayın Başkanın bu işlemi hatalıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Oktay Vural benim anladığım kadarıyla sizin şu anki tutumunuzla ilgili bir usul tartışması talep etmedi; Sayın Vural, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in 5 Mayıs tarihinde kurulmasına karar verilen Komisyonun an itibarıyla altmış dört gün sonra burada kuralarının çekilmesiyle yani bu altmış dört günlük gecikmeyle ilgili bir usul tartışması talep etti. Kaldı ki eğer bu konuda bu Mecliste usul tartışması açılmayacaksa, on iki yıllık tecrübemle söylüyorum, bugüne kadar yapılmış bütün usul tartışmaları usulsüzdür. Yani, böyle bir konuda usul tartışması açılması elzemdir. Kaldı ki İç Tüzük de Başkanlığa bir tasarruf bırakmamaktadır. Talep olursa, hele hele ki grup başkan vekillerinin böyle bir talebi olursa Başkanlığın sadece konuşma süresini bir dakikayla on dakika arasında ayarlamak gibi bir görevi vardır.

Arz ederim Sayın Başkanım.

Açarsanız da aleyhte söz talep ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

BAŞKAN – Sayın Altay, ben “Usul tartışması açmayacağım.” dedim mi de bu açıklamayı yapıyorsunuz?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Öyle dediniz, ben öyle anladım.

BAŞKAN – Öyle bir şey demedim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lehte ben de istiyorum.

BAŞKAN - Biraz yanlış bir açıklama oldu ama.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Meclis Başkanının bu idare beyanı aleyhinde, böyle bir irade beyanı aleyhinde bir usul tartışması, bu beyanın oluşumu hakkında bir usul tartışması açılmasını istirham ediyoruz.

BAŞKAN – Peki.

OKTAY VURAL (İzmir)- Aleyhte.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aleyhte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lehte.

FARUK BAL (Konya) – Aleyhte.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Lehte.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Lehte.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehte.

BAŞKAN – Bir dakika, arkadaşlar, henüz açacağım, açmayacağım demedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, efendim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir dakika, arkadaşlar, lütfen…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, ben de Sayın Meclis Başkanı tarafından komisyonda…

BAŞKAN – Tamam, usul tartışması açacağım Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bir dakika efendim. Komisyonda görev alması engellenmiş bir milletvekiliyim. İzin verirseniz bu konuda…

BAŞKAN – Hayır.

Şimdi, usul tartışması açacağım, iki lehte, iki aleyhte söz vereceğim

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, şimdi, bakın…

BAŞKAN - Sonradan tartışmaya neden olmasın.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bal’a böyle bir yanıt verip bana vermemiş olmanız sizin tutumunuz açısından demokratik bir anlayış değildir.

BAŞKAN – Sayın Serindağ, lütfen…

Sayın Vural, usul tartışması açacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lehte Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aleyhte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

BAŞKAN – Lehte Ahmet Aydın, Doğan Kubat.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Sayın Başkan, lehte ilk ben söyledim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, niye burayı görmüyorsunuz? Herkesten önce el kaldırdım.

BAŞKAN – Ben grup başkan vekillerine sorarak yaptım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – E, tamam, niye iki söz hakkını verdiniz oraya?

BAŞKAN – Eğer aranızda anlaşma yaparsanız, hayhay, uygularım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimlere söz verildi şimdi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, oraya niye ikisini verdiniz, benden önce mi el kaldırdılar?

BAŞKAN – Sizi duymadım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hayır, hayır, en önce burası.

BAŞKAN – Bir dakika… Ben şimdi okuyacağım, bir sıkıntı, bir rahatsızlık varsa…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkanım, kabul etmiyorum, olmaz böyle bir şey! Olur mu böyle bir şey ya!

BAŞKAN – Bir dakika, Haydar Bey.

Arkadaşlar, “özgürlük” diyorsunuz ama bir dakika müsaade edin, ben de özgürce ifade edeyim durumumu lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, 4 grup başkan vekili kabul ederse kabul ederim, yoksa olmaz.

BAŞKAN - Şimdi, bir dakika… Ben kaldırılan eller doğrultusunda lehte ve aleyhte olanları okuyacağım, bir anlaşma olursa aranızda, hayhay, değiştiririm.

Lehte, Ahmet Aydın, Doğan Kubat; aleyhte, Oktay Vural, Engin Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, herkes şahit, Allah şahit, Haydar onlardan önce istedi.

BAŞKAN – Kim? Yanılmış olabilirim.

Arkadaşlar, yanılmış olabilirim. Bir dakika… (Gürültüler)

Ben şu anda hiçbir şey duymuyorum yalnız, biliyorsunuz değil mi? Hepiniz bağırıyorsunuz aynı anda.

Problem yoksa Sayın Doğan Kubat, Haydar Bey’e vereceğim Doğan Kubat.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Grup başkan vekilinin yanında oturan adam, birisi aleyhte birisi lehte istiyor, rezillik bu Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kendisi daha önce...

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Yan yana oturanlar, grup başkan vekili aleyhte istiyor, onun yanındaki milletvekili arkadaşı lehte istiyor. Böyle bir anlayış olabilir mi!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sana ne!

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, lütfen...

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu, ciddiyetten yoksun çalışmadır, olmaz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Her gün yaptığınız şey.

BAŞKAN - On dakika ara veriyorum. Aranızda anlaşın.

Kapanma Saati: 16.58

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Bundan evvelki oturumda usul tartışması açtığımı söylemiştim. Konuşmak isteyen vekiller arasında bir anlaşmazlık oldu. Sanıyorum, bir uyuşma sağlandı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sağlanmadı.

BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla söz vereceğim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kimler konuşacak? Lehte ben istemiştim milletvekilleri adına.

 

BAŞKAN – Sayın Ahmet Aydın, Sayın Oktay Vural, Sayın Haydar Akar, Sayın Engin Altay. Tutanağa bakarak hazırlandı bu.

Lehte olmak üzere Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

 

 

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlar, tabii, usul tartışması talep edilen konu çok garip. Burada özellikle bir milletvekili arkadaşımız İç Tüzük’ün Anayasa’ya aykırılığını iddia etti, tabii bunun üzerine konu usul tartışmasına geldi. Dolayısıyla, aslında, eğer mevcut, yürürlükte olan bir İç Tüzük’ün Anayasa’ya aykırılık iddiası varsa İç Tüzük’ün Anayasa’ya aykırılık iddiasının gideceği merci de bellidir, ki muhtemelen gitmiştir kesinleştiğine göre. Şu anda elimizde mevcut olan Anayasa, yürürlükte olan İç Tüzük neyse, Meclis Başkanlığımız onu uygulamak durumunda, onu uygulamak zorunda. Yok “Ben bu Anayasa hükmünü Anayasa’ya aykırı görüyorum.” yok “İç Tüzük maddesini Anayasa’ya görüyorum...” Kendi başına böyle bir iddiayla yola çıkıp “Ben bunu uygulamayacağım.” diyebilme şansı yoktur hiç kimsenin. Dolayısıyla, bu iddianın incelenme mercisi, soruşturma mercisi ya da bir şekilde araştırma mercisi veya götürülecek olan mercisi burası değil. Birincisi bu.

İkincisi: Değerli arkadaşlar, Soruşturma Komisyonu yargısal nitelikli bir görev ifa ediyor. Gerek Anayasa’mızın 100’üncü maddesi gerekse de İç Tüzük’ümüzün ilgili maddelerine baktığımızda, 107 ve devamında, özellikle de 109’uncu maddesine baktığımızda aynen şöyle ifade ediyor: “Ceza Muhakemeleri Usul Kanununa göre hâkimlerin davaya bakmasına veya karara katılmasına engel oluşturacak durumlarda bulunan, Meclis soruşturması önergesini veren veya daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde ya da dışında bu konudaki görüşünü açıklamış milletvekilleri, bu komisyona seçilemezler.” Yani, yargıçlarda olduğu gibi, ihsasıreyde bulunan yargıç, savcı nasıl ki davaya bakamıyorsa “Bu Komisyona seçilecek olan milletvekili de bu Komisyonda görev ifa edemez.” diyor; bu çok açıktır. Yargısal nitelikli bir görev ifa ediyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İki aydır mahsus yaptınız. Milletten gizlemek için yaptınız Ahmet, herkes biliyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu Komisyonun kurulmasını talep eden grup AK PARTİ’dir...

KAMER GENÇ (Tunceli) – İki aydır mahsus beklediniz, mahsus!

AHMET AYDIN (Devamla) – ...ve bizler, varsın araştırılsın, soruşturulsun dedik. Kimin ne suçu varsa, ne iddia varsa, bütün bu iddiaları kapsayan konuları soruşturma komisyonunda görüşülsün ve soruşturma komisyonunda bağlasın diyen biziz. Niye bundan imtina edelim? Ama bunu yaparken de usulen isim vermek değil, didik inceledik, tek tek inceledik, milletvekillerimiz arasında bu işte lehte ya da aleyhte kimsenin görüş ifade etmemesi lazımdı. Bunun için milletvekillerimiz üzerinde, hem “Google” üzerinde bütün konuşmalarını tarayarak biz liste bildirdik. Dolayısıyla, muhalefetten bildirilen listeye de itirazlar oldu, itirazları da haklı bulundu yani hem önergenin altına imza atacaksın hem de soruşturma komisyonunun kurulmasını talep edeceksin. Bu, ihsasırey değil mi?

Yine, aynı şekilde İç Tüzük’ün 111’inci maddesi Meclis soruşturması komisyon yetkilerine baktığınızda “Komisyon, naip veya istinabe yolu ile adlî mercilerden yardım isteyebilir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Komisyon, hâkimlerin, savcıların yapabileceği her şeyi yapıyor.

Dolayısıyla, ben Meclis Başkanlık Divanının tutumunun lehinde olduğumu ifade ediyor hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu iki ay daha beklesin, iki ay daha beklesin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aleyhte olmak üzere…

ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkanım, Sayın Aydın, Genel Kurulu, partimizi de töhmet altında bırakarak yanlış bilgilendirdi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, hiç bahsetmedim Allah aşkına ya!

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Komisyonun kurulmasını biz talep ettik.” dedi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, evet.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bu işi herkes bilir; (9/3), (9/4), (9/5), (9/6), sizin yanlış verdiğiniz (9/7); siz önce talep etseydiniz sizinki (9/3) olurdu. Bunlardan buradayken tutuyorsunuz “Biz talep ettik.” diyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yahu Sayın Başkan, zaten söz hakkı vardı…

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, söz hakkımı da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru beyanda bulunmuyor mübarek ramazanda, herhâlde bu yanlışı düzeltin.

BAŞKAN – Sayın Altay, sizin söz hakkınız var zaten, siz konuşacaksınız, o zaman belirtirsiniz.

Aleyhte olmak üzere Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, buyurun…

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, efendim, ondan önce sayın hatip konuşmasını yaparken benim yaptığım konuşmaya atıfta bulunarak bunun Anayasa’ya aykırı ve İç Tüzük’e uygun olduğunu ifade etti, dolayısıyla yanlış bilgi verdi, onunla da ilgili olmak üzere de cevap hakkımı kullanmak üzere söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bal, şu anda usul tartışması yapıyoruz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmayı sonra, tamam, anlaşıldı sonra.

BAŞKAN – …sizin şahsınıza yönelik bir sataşmayı ben duymadım. Yanlış bir bilgi verdiyse üç dakikayı size vereceğim, onu da söyleyebilirsiniz.

Buyurun, aleyhte olmak üzere üç dakika…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben Meclis Başkanının lehinde derken bunu diyeceğim tabii, bunun araştırma yeri burası mıdır, İç Tüzük’ün Anayasa’ya aykırılığını burası mı araştıracak?

OKTAY VURAL (İzmir) –Bak, mübarek ramazanda sen önce vermedin, onu bence düzelt.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir konuyu düzeltmek istiyorum. Bunu ilk talep eden grup AK PARTİ Grubudur diyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ya insaf! Allah’tan kork, Allah’tan!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, Meclis olağanüstü toplantıya çağrıldığında, sabah biz yazılı olarak dedik ki: “Meclis soruşturma komisyonunu biz talep edeceğiz.” Bizim bu sözlerimiz üzerine onlar talepte bulundu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – “Özür dilerim.” de, düzelt.

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ederim. Konuşmacı kürsüde.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ortada bir fotoğraf var ve çok net. 17, 25 Aralık tarihlerinde operasyonlar neticesinde Hükûmetin 4 bakanının yakınlarının yatak odalarında para kasaları, ayakkabı kutularında milyon dolarlar, bakanların kolunda saatler ortaya çıktı. Bu bir hükûmet sorumluluğudur ve Türkiye Büyük Millet Meclisi de bunu araştırmak ve soruşturmak ile mükelleftir demokrasinin ve rejimin gereği. Bununla ilgili olmak üzere muhalefet partilerinin vermiş olduğu soruşturma önergelerini AKP Grubu reddetti. Kendileri suretihaktan görülmek suretiyle bir soruşturma komisyonu kurulması teklif olarak Meclisin huzuruna getirildi ve kuruldu ancak aradan altmış dört gün geçti, bu altmış beşinci gün. Niçin altmış beş gündür bu isimler verilmedi de bugün veriliyor? Önümüze baktığımız zaman fotoğrafın netliğini çok rahat bir şekilde göreceğiz çünkü kurulacak bu komisyon her ne kadar AKP’lilerin, AKP’li üyelerin vicdanlarını AKP Genel Merkezine danışarak kullanacakları bir komisyon olsa da raporunu iki ay sonra vereceğine göre İç Tüzük’e göre, iki ay sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri bitmiş olacaktır. İşte, mesele de buradadır.

17, 25 Aralık tarihlerinde ortaya çıkan sıfırlanamamış milyon dolarlarla, milyon eurolarla ilgili olmak üzere, Cumhurbaşkanı adayı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı milletin Meclisinde sorgulatmamak, milletin indinde sorgulatmamak, yolsuzlukla, hırsızlıkla, kara para aklamayla, altın kaçakçılığıyla ilgili olmak üzere hukuk karşısındaki sorumluluklarını milletten gizlemek amacıyla bugüne kadar ertelenmiştir. Bunun hesabını elbette ki millet soracaktır. Bunlar gizlenemez çünkü bunların hepsini burada bilenler olduğu gibi bir bilen daha var, Ondan hiçbir şey gizlenemez, O da Cenab-ı Zülcelal’dir. Burada sizin parmaklarınızın akılla değil biat kültürüyle kalkmış olması Yüce Yaratan’ın bunu bilmesine ve bunun karşılığını vermesine engel olmayacağı gibi, önümüzdeki süreçte milletimizin de bunu doğru bir şekilde takdir edeceğine delalettir.

Bu açıdan, Sayın Meclis Başkanının birçok milletvekiliyle ilgili göndermiş olduğu yazıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Milletvekili olup da milyon dolarlarla ilgili yolsuzluk ortaya çıktığında eğer bir konuşma yapmamış ise o milletvekilinin siyasi sorumluluğunun gereğini yerine getirmediği anlamını taşır, dolayısıyla eksikliktir. Hukuken de, değerli milletvekilleri, Mecliste soruşturma komisyonunda görev alacak milletvekilinin görevi bir rapor hazırlamaktır, bu savcılık görevi bile değildir. Savcılık görevini Genel Kurul verecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Bir saniye Sayın Başkan.

Dolayısıyla, hukukumuzda hâkimin reddi müessesesi vardır ama savcının reddi müessesesi yoktur. Anayasa’nın 100’üncü maddesine İç Tüzük’ün 109’uncu maddesi bu açıdan aykırıdır. Biz yargı huzurunda hesap görmek üzere bir dava açacağız.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lehte olmak üzere Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar konuşacak.

Buyurun, süreniz üç dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet Sayın Başkan, teşekkür ediyorum bir yanlışlığı düzelttiğiniz için. Doğru yaptığınızı belirtmek için lehte konuşma talep etmiştim. Doğru, usul tartışması açmanız doğru bir karardı ve bunun için de, yanlışı da düzelttiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.

Evet, bu soruşturmaya nasıl geldik, neler oldu, bir bakmak lazım aslında.

Evet, Hükûmetin yolsuzluklara, rüşvete bulaşmış 4 bakanı hakkında önce bir fezleke hazırlandı yine devletin savcıları tarafından, Meclise yollandı. Hatırlayın o günleri, Meclis Başkanı yine aynı tutumunu sürdürmüş ve ne yapmış? Bu fezlekeleri saklamıştır. Kimden saklamıştır? Milletvekillerinden saklamıştır, milletten saklamıştır bu fezlekeleri. Daha sonra ne yaptı? Daha sonra da Meclis Başkanı bu fezlekeleri geri yolladı. Niye? Usulüne uygun olmadığını iddia ederek geri yolladı ve Hükûmetin değiştirmiş olduğu savcılar yani iki yıldır, üç yıldır bu soruşturmayı yürüten savcılar değil, değiştirmiş olduğu savcılar tarafından yeni bir fezleke hazırlanıp nereye yollandı? Meclise yollandı. Yine yetmedi, bu yetmedi, Meclis Başkanı bir süre daha bu fezlekeleri sakladı ve işi geciktirerek, Cumhurbaşkanlığı seçimine sıkıştırarak ne yaptı? Daha sonra görüşülmesi için Meclis soruşturma önergeleri verildi. Yine, grup başkan vekilinin dediği gibi, AKP yanlış bir Meclis soruşturma önergesi verdi, bunun yanında Cumhuriyet Halk Partisi ondan çok daha önce, diğer siyasi partiler de ondan çok daha önce Meclis soruşturması açılması için gerekli çalışmaları yaptılar.

Bu kürsüde doğru söylemek lazım, vatandaşı kandırmayacaksınız. Hırsızlıkları, yolsuzlukları saklamak için, Cumhurbaşkanlığından sonra görüştürmek için bunu yapmayacaksınız. Meclis Başkanı tarafsız olmak zorunda. Meclis Başkanı bu olayda tarafsızlığını yitirmiştir, milleti aldatmıştır, milletvekillerini aldatmıştır. Buradan söylüyorum, Meclis Başkanını bu tutumu nedeniyle kınıyorum ayrıca.

17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmasını kimse unutturamayacaktır. Kimse, bakanların evlerinde bulunan, çocukların evlerinde bulunan kasaları, milyon dolarları unutmayacaktır, banka müdürünün evinde bulunan milyon dolarları unutmayacaktır, kimse, bakanların kolundaki 700 milyarlık saatleri unutmayacaktır, unutturamayacaksınız bunu. Bugün parmak çoğunluğunuzla belki bu komisyonlarda da aklayacaksınız ama gün gelecek bunun hesabını millete vereceksiniz. Milletten kaçış yok, kaçamayacaksınız. Seçim yapabilirsiniz, “Sandıktan millî irade…” diyebilirsiniz ama sonuçta bu hesabı vereceksiniz; dünyada örnekleri olduğu gibi, kimse bu işten kaçamamıştır.

Sayın vekilime de katılıyorum, bir milletvekili 17 ve 25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluk davası nedeniyle fikir beyan etmemişse o, vatandaşın kendisine verdiği görevi de yerine getirmiyor demektir, lehte ve aleyhte eğer konuşmamışsa bu görevi yerine getirmiyor demektir. Vatandaş sizleri buraya biat edin, ellerinizi, parmaklarınızı bir kişi için kaldırın diye yollamıyor; vatandaşın parasını, milletin pulunu korumanız kollamanız için yolluyor diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Dayattılar İhsanoğlu’nu, kabul ettiniz, ne iradesinden bahsediyorsun sen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Şimdi biraz önce, sayın hatip Ahmet Aydın Bey Genel Kurula yanlış bilgi verdi; o da şu: “Bu, bir savcılık işlemidir.” dedi; doğru, katılıyorum. “Bunun reddi gerekir, tarafsızlığı gölgeye düşüyor.” dedi. Burada, bizim kanunlarımızın hiçbir yerinde –kendisi de hukukçudur, siz de hukukçusunuz- savcının reddi müessesesi hukukumuzda yoktur, savcı reddedilemez.

BAŞKAN- Sayın Tanal, Sayın Tanal, usul tartışması yapıyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Reddedilecek olan bir kişi varsa mahkeme heyeti olur. Buradan milletvekillerinin reddi müessesesi işletilemez.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - İşletilecek olan bir husus ancak Genel Kurulla ilgili olabilir.

BAŞKAN – Aleyhte olmak üzere…

Sayın Tanal, usul tartışması yapıyoruz

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anladım ama yani teknik…

BAŞKAN – Ve son konuşmacıya söz vereceğim, lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, yani Genel Kurula yanlış bilgi veriliyor, kamuoyuna yanlış bilgi veriliyor; bunu siz de biliyorsunuz.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz konuşacak şimdi, söyler aynı düşünceleri.

Aleyhte olmak üzere Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay’a söz veriyorum.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, müsaadenizle söz hakkımı Sayın Ali Serindağ’a devretmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Ali Serindağ, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekilimize de ayrıca teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, keşke Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek burada olsaydı da yaptığı işlemin sonucunu kendisinin yüzüne karşı ifade edebilseydik. Sayın Cemil Çiçek’in devri idaresinde maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisi itibar kaybetmiştir, işlevsizleştirilmiştir, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir formalitenin yerine getirildiği bir kurum hâline dönüştürülmüştür. Bu, hayırla anılmayacaktır ve Cemil Çiçek de hayırla ayrılmayacaktır.

Bakınız, sizin milletvekilleriniz toplandılar, Bakanlar sunum yaptılar. Peki, o zaman, siz nasıl milletvekilleri arasından bildirimde bulundunuz? Biraz evvel de, benden önceki konuşmacıların ifade ettiği gibi asrın en büyük yolsuzluğu olan 17 ve 25 Aralık yolsuzluklarını ve operasyonları biz dile getirmeyecek miydik? Sayın Meclis Başkanı veto etmiştir; hâlbuki veto 12 Eylül döneminde kalmıştı. Biliyorsunuz Kenan Evren de milletvekili adaylarını veto etmişti. Sayın Cemil Çiçek de şimdi komisyonda görev alacak olan milletvekillerini veto ediyor. Bakın, nereden nereye geldik, eserinizi görüyor musunuz? Aslında buna sizin karşı çıkmanız lazım. Yani bu yolsuzluk iddialarını biz göreve geldiğimiz için dile getirmeyecek miydik?

Bakın, ben ne demişim, dikkatinize sunuyorum, demişim ki, yani kanıt olarak bunu bana göndermiş: “Şu anda başta yargı ve emniyet olmak üzere devlet kurumlarına sızmış bir örgüt, amirinden değil, örgüt yöneticilerinden emir ve talimat alarak hareket etti.” diyor. Kim diyor? Sayın Başbakan diyor. “Peki, daha önce Sayın Başbakan ne demişti? ‘Kuvvetler ayrılığı ayak bağıdır. O nedenle o yapı kimdir, adı nedir, nasıl olmuştur, kimler bu yapının ortaya çıkmasına veya oluşmasına yardımcı olmuştur?’ sizin bunu açıklama göreviniz  var. Aksi hâlde siz yolsuzlukları ve rüşveti önlemek için bu teklifi getirmiş olma algısından kurtulamazsınız.” demişim.

Değerli arkadaşlarım, burada görüş açıklama var mı? Vicdanınıza sığıyor mu, siz bunu hoş görüyor musunuz, siz bunu millete nasıl izah edeceksiniz? Sayın Cemil Çiçek, Türkiye Büyük Millet Meclisini töhmet altında bırakmıştır. Sayın Cemil Çiçek, fezlekelerin milletvekilleri tarafından incelenmesine de fırsat vermemiştir. Sayın Cemil Çiçek, yolsuzlukların üzerini örtme çabası içerisinde olmuştur. Bu, bir Meclis Başkanına kesinlikle yakışmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, sizin öncelikle bu işe karşı çıkmanız lazım. Sizin Meclis Başkanından hesap sormanız lazım. Biz, hepimiz milletvekilleri olarak ve halkın temsilcileri olarak görev yapıyoruz.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bir ricamı yerine getirmek istiyorum. Sayın Serindağ, “Sayın Cemil Çiçek burada olsaydı yüzüne karşı bütün bunları söylerdim.” dediniz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Daha iyi olurdu.

BAŞKAN – Doğru, katılıyorum.

Ama Sayın Çiçek burada değil ve söyleyeceklerini ifade etme şansı da yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıdır, bu konuda biraz daha hassas olunmasını bilginize sunarım.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Daha nasıl hassas olacağız ya!

OKTAY VURAL (İzmir) - Başkan oldu da amirimiz değil ya.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 109’uncu maddesinde soruşturma önergesinde imzası bulunanlar ile Meclis içinde veya dışında…

KAMER GENÇ (Tunceli) – AKP’nin hırsızlıklarını örtüyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – …soruşturma konusuna ilişkin açıklamada bulunan milletvekillerinin komisyona seçilemeyeceği ve seçim işleminin Başkanlıkça yapılacağı belirtilmiştir. Meclis Başkanlığı…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, efendim, hangi sözüme istinaden…

BAŞKAN – Müsaade ederseniz işlemimi tamamlayayım.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – …hangi sözcüklerime istinaden…

BAŞKAN – Size söz vereceğim. Lütfen, rica ediyorum, size söz vereceğim, sözümü kesmeyin.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, şimdi rica etmenize gerek yok. Siz hangi sözüme dayanarak böyle bir söylemde bulundunuz?

BAŞKAN – Meclis Başkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin adli bir görev hâlinde olması, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan adil yargılanma hakkı,  tarafsızlık ve vicdani kanaate göre karar verme gereği, iddianamenin iadesi prosedürü yoluyla, Yüce Divan nezdinde ileride yapılabilecek olan olası itiraz ve değerlendirmeler ile İç Tüzük’ün 109’uncu maddesinin amir hükmü gereğince geçmiş uygulamaları da dikkate alarak basın, sosyal medya ve Meclis tutanakları üzerinde yapmış olduğu incelemeler neticesine göre verilmiş, seçilme şartlarını haiz olmadığı tespit edilen adaylara ilişkin siyasi parti gruplarına gerekli bildirimlerde bulunmuştur. İlgili siyasi parti grupları da yeni adaylarını bildirmişlerdir.

Meclis soruşturması açılması 5 Mayıs 2014 tarihinde Genel Kurulda kabul edilmiştir. Başkanlıkça Komisyona üye bildirmeleri siyasi partilerden 12 Mayıs 2014 tarihinde talep edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi ve Halkların Demokratik Partisi grupları 13 Mayıs 2014 tarihinde adaylarını bildirmişlerdir. Cumhuriyet Halk Partisi ise 15 Mayıs 2014 tarihinde adaylarını bildirmiştir. Başkanlıkça 26 Mayıs 2014 tarihinde AK PARTİ Grubuna aday bildirme hususu tekit edilmiştir. Başkanlık, İç Tüzük’ün kendisine verdiği, adayların taşıması gereken niteliklerin gözetilmesi hususunda yaptığı değerlendirmeler sonucunda, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi gruplarından üye olmalarına engel görünen durumları belirlenen adayların yerine yeni aday bildirimlerini yazıyla 2 Haziran 2014 tarihinde talep etmiştir. 17 Haziran tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi, 20 Haziran tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi gruplarınca yeni isimler bildirilmiştir.

AK PARTİ Grubu ise 26 Haziranda aday bildiriminde bulunmuştur. AK PARTİ Grubundan üye olması engel görülen adayların yerine yeni aday bildirilmesi, Başkanlıkça 30 Haziranda talep edilmiş; 3 Temmuz 2014 tarihinde de yeni adaylar bildirilmiştir. Görüldüğü üzere aday bildirim sürecini Başkanlık yazışmalarla yürütmeye, İç Tüzük hükümlerini yerine getirmeye gayret etmiştir.

Birleşimi yöneten Başkan olarak sürecin bu şekilde gerçekleşmiş olmasına karşı yapabileceğim bir husus bulunmamaktadır. Geldiğimiz nokta itibarıyla üye seçimi şu an yapılacaktır.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, (9/8) numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu üye seçimine başlıyoruz.

Siyasi partilerin kendilerine düşen üyelikler için 3 katı olarak gösterdikleri adayların adlarını okutuyorum:

(9/8) Esas Numaralı Meclis Soruşturması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

Adı Soyadı                                                                                                                        Seçim Çevresi

 

Adalet ve Kalkınma Partisi (27)

Mehmet Şükrü Erdinç

Adana

İlknur İnceöz

Aksaray

Mehmet Naci Bostancı

Amasya

Fatih Şahin

Ankara

Semiha Öyüş

Aydın

Yılmaz Tunç

Bartın

Fahrettin Poyraz

Bilecik

Hakan Çavuşoğlu

Bursa

İsmet Su

Bursa

Mustafa Kemal Şerbetçioğlu

Bursa

Bilal Uçar

Denizli

Şuay Alpay

Elâzığ

Adem Yeşildal

Hatay

Mehmet Doğan Kubat

İstanbul

Hamza Dağ

İzmir

Hakkı Köylü

Kastamonu

Ramazan Can

Kırıkkale

Muzaffer Aslan

Kırşehir

Ayşe Türkmenoğlu

Konya

Harun Tüfekci

Konya

Kerim Özkul

Konya

Mustafa Akış

Konya

Ebubekir Gizligider

Nevşehir

Ali İhsan Yavuz

Sakarya

Hilmi Bilgin

Sivas

Mehmet Altay

Uşak

Yusuf Başer

Yozgat

 

Cumhuriyet Halk Partisi (12)

Namık Havutça                                                                                                              Balıkesir

Kemal Ekinci                                                                                                                  Bursa

Haluk Eyidoğan                                                                                                             İstanbul

Ercan Cengiz                                                                                                                 İstanbul

Erdal Aksünger                                                                                                              İzmir

Oğuz Oyan                                                                                                                      İzmir

Rıza Türmen                                                                                                                   İzmir

İsa Gök                                                                                                                            Mersin

Vahap Seçer                                                                                                                  Mersin

İdris Yıldız                                                                                                                        Ordu

Ömer Süha Aldan                                                                                                         Muğla

Emre Köprülü                                                                                                                 Tekirdağ

Milliyetçi Hareket Partisi (3)

Mesut Dedeoğlu                                                                                                            Kahramanmaraş

Mustafa Kalaycı                                                                                                             Konya

Mehmet Erdoğan                                                                                                          Muğla

Hakların Demokratik Partisi (3)

Bengi Yıldız                                       Batman

Erol Dora                                           Mardin

İbrahim Ayhan                                    Şanlıurfa

BAŞKAN – Ad çekmeye Adalet ve Kalkınma Partisinin gösterdiği adaylardan başlıyoruz.

9 üye seçeceğiz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Divan kâtibi çeksin de size versin, siz öyle okuyun. Divan kâtibi çeksin okusun, ondan sonra size versin efendim.

BAŞKAN – Hakkı Köylü, Kastamonu Milletvekili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önceden belirlenmiştir. Güvenimiz yok sana.

BAŞKAN – Mustafa Akış, Konya.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Divan kâtibine de gösterin o zaman. Hayır, görsün efendim yani. İsimlerin önceden belirlenmediği ne malum?

BAŞKAN – Yusuf Başer, Yozgat.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Torbada kalanları gösterin bize.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Divandaki arkadaşına saygın olsun.

BAŞKAN – Mustafa Kemal Şerbetçioğlu, Bursa.

Bilal Uçar, Denizli.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutumun hakkında söz istiyorum. Taraflı hareket ediyorsun, onları tarafsız çekmiyorsun.

BAŞKAN – İlknur İnceöz, Aksaray.

Ayşe Türkmenoğlu, Konya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Belli, burada, herhalde  Hakkı Köylü’yü başkan olarak önceden belirlemişsiniz, o çıksın.

BAŞKAN - İsmet Su, Bursa.

Yılmaz Tunç, Bartın.

FARUK BAL (Konya) – Kalanları da okuyun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, diğerlerini de okuyun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle kura olmaz Sayın Başkan, böyle kura olmaz. Taraflı hareket ediyorsun.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Divandaki arkadaşına saygın yok ya! Divandaki üyeye saygın yok, kendi arkadaşına.

BAŞKAN – Çok ayıp bir şey oluyor ama yapacağım.

Kalanları okuyorum: Mehmet Naci Bostancı, Amasya…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Gerçekten çok ayıp. Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hamza Dağ, İzmir.

Benim bir şeyden korkum yok, o yüzden yapıyorum.

Adem Yeşildal, Hatay.

Hilmi Bilgin, Sivas.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yazıklar olsun.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Herkesi kendisi gibi düşünüyor.

BAŞKAN – Mehmet Doğan Kubat, İstanbul.

 

Fatih Şahin, Ankara.

Kerim Özkul, Konya.

Muzaffer Aslan, Kırşehir.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Yapalım… Belki biraz rahatsız olurlar sonuç çıkınca.

Fahrettin Poyraz, Bilecik.

Mehmet Şükrü Erdinç, Adana.

Ramazan Can, Kırıkkale.

Şuay Alpay, Elâzığ.

Ali İhsan Yavuz, Sakarya.

Hakan Çavuşoğlu, Bursa.

Ebubekir Gizligider, Nevşehir.

Mehmet Altay, Uşak.

Harun Tüfekci, Konya.

Semiha Öyüş, Aydın.

Oldu mu? Tamam.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne oldu? Ne oldu?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ayıp ya! Yazıklar olsun!

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Ayıp” bir şey yok ya!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Arkadaşına saygın yok, arkadaşına!

BAŞKAN - Peki, diğer partiye geçelim şimdi.

Cumhuriyet Halk Partisi adayları arasından kurayla 4 üye seçimi yapacağım:

Rıza Mahmut Türmen, İzmir.

Erdal Aksünger, İzmir.

Haluk Eyidoğan, İstanbul.

Namık Havutça, Balıkesir.

Diğerlerini de okutayım mı arkadaşlar?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerek yok Başkanım, biz inanıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun “Diğerlerini okumayın.” diyenlere.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi adayları arasından kurayla 1 üye seçimi yapacağım:

İsa Gök, Mersin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika efendim, bir dakika…

BAŞKAN – “İsa Gök” çıktı. Bakın isterseniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam da, İsa Gök’ün bizim torbada ne işi var efendim?

BAŞKAN -  CHP’nin içinde kalmış, dökülürken herhâlde çıkmadı. (Gürültüler)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz çatı işini fazla abarttınız ya.

BAŞKAN – Arkadaşlar, her şey şeffaf bir şekilde, herkesin gözü önünde oluyor. (Gürültüler)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başkan, çatıdan torbaya mı geçildi, nedir?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizimkinin orada olmadığı ne malum? Orada fazladan olmadığı ne malum?

BAŞKAN – Torbayı döndürürken içinde kalmış bir tane arkadaşlar, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman diğeri eksik girmiş demektir efendim.

BAŞKAN – Hayır, aynı torbayı dökerken orada kalmış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim adaylarımızı tekrar okuyun lütfen.

BAŞKAN – Ben okuyayım.

 Milliyetçi Hareket Partisinin adaylarını boş torbaya okuyarak atacağım.

Adayları okuyarak içine atıyorum: Mehmet Erdoğan, Muğla; Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş; Mustafa Kalaycı, Konya.

Şimdi karıştırayım biraz.

Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi adayları arasından bir kişiyi tespit edeceğiz.

Okuyorum adaylarınızı: İbrahim Ayhan, Şanlıurfa; Bengi Yıldız, Batman; Erol Dora, Mardin.

Bengi Yıldız, Batman.

(9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Komisyonunun üye seçimi tamamlanmıştır.

Bu Komisyona seçilmiş bulunan sayın üyelerin 9 Temmuz 2014 Çarşamba günü yani yarın saat 16.00’da Ana Bina, 2’nci kat, 387 numaralı Meclis soruşturması komisyonları toplantı salonunda toplanarak başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.

Toplantı gün ve saati elektronik ilan panolarında da ayrıca yer alacaktır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.41

 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

 

1.-Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 629 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde görüşmelere başlayacağız.

İlk konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; aslında 2011 seçimlerini hatırlarsak bütün siyasal partiler yeni bir Anayasa sözü vererek bu Meclise gelmişlerdi.

Yeni bir anayasaya niye ihtiyaç vardı? Yeni bir anayasa, esas olarak barışımızı sağlamak ve bu barışın önündeki faşist cunta yasalarından kalma yasal ve anayasal engelleri kaldırmak olarak söylenebilirdi. Yeni anayasayı yapamadık ama bu hususta denenecek bütün yol ve yöntemler denendi. Bütün kurumlar, kuruluşlar ve şahıslar bu konuda olumlu ya da olumsuz inisiyatif aldı, bir tek en yüksek yasama ve egemenlik yetkisini kullanan Meclis bu çabanın içerisine dâhil olmadı, ne acıdır. Bugün, büyük Meclisin bu konuda inisiyatif alacağı gündür. Emeği geçen, katkı sunan, önerilerde bulunan herkese teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Önümüzdeki yılların neler göstereceğini bilmiyoruz ama bu ülkeyi eşitliğe ve özgürlüğe kavuşturacak bir yasama süreci istiyorsak, Türkiye'de eşitlikçi, demokratik, herkesi kucaklayan bir toplum sözleşmesi oluşturmak istiyorsak bugün burada toplanmamıza vesile olan bu yasa tasarısını doğru ele almamız gerekiyor. İnsanlara barış sözümüzü tutabilmek için önümüzdeki yasa tasarısını en doğru biçimde bu Meclisten geçirmek ve  barış için adım atmak gerekiyor. Çünkü, bu yasa tasarısı, gelmesini hepimizin arzuladığı barış için, en az çözüm süreci görüşmelerinin başlaması uğrunda verilen mücadele kadar büyük bir önem taşımakta. Tam da bu nedenle “çözüm” ve “barış” kavramları arasındaki bağı incitmemeye özen göstermeliyiz.

Hükûmetin imzasıyla önümüze gelen metin, gerekçe ve önerilen yasa maddeleriyle birlikte, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin değil, Orta Doğu’nun yakın geleceği bakımından da ciddi bir önem taşıyor. Bu yüzden, her kelimesi ve her kelimenin anlamı ayrı ayrı bir ilgiyi hak etmekte.

Yasa teklifinin gerekçesinde sıklıkla başvurulan “terör” kavramı günümüz Türkiye’si ve Orta Doğu açısından değişen konjonktür ve mücadele biçimleri ışığında değerlendirildiğinde, hem teknik olarak yeterince açıklayıcı değil hem de Türkiye’nin tekçi ulus yapısından kalma darbelerle güçlendirilmiş devletçi ideolojinin, tekçi ideolojinin söylemini yenilemektedir. Oysa, çözüm süreci ve toplumun çözüm sürecine gösterdiği teveccüh de ortaya koymuştur ki Türkiye’deki Kürt meselesinin adı bir “asayiş problemi” yahut “terör problemi” olarak konulamaz. Adlı adınca bu ulusal bir sorun olarak ortaya konmalıdır. Buna “Kürt sorunu” ya da “Türk sorunu” demek de tek başına yetmemektedir. Ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik olmak üzere birçok boyutlarıyla toplumun yaşadığı kimlik bunalımının toplumdaki tüm paydaşları etkilediği göz önüne alındığında, bugün önümüze konan yasa tasarısının ve onun ele aldığı çözüm sürecinin Türkiye’nin kendini yeniden tanımlama, tarif etme döneminde rehberlik işlevi göreceğini hatırlamalıyız. Bu bağlamda, özellikle, gerekçede sorunun tanımlanma biçiminin yeterince tatmin edici olmadığını ancak çözüm yasa tasarısına ilişkin yapılan açıklama amaçlı konuşmalardaki iyi niyetin de kesinlikle ihmal edilemeyeceğini söylemem gerekiyor. Eminiz ki çözüm sürecinin yasallaşma sürecinde sorunun adının konması ve esasına yönelik bu tür önemli tanımlama hataları çözülecektir.

Bilindiği gibi, iktidar ile Kürt siyasal aktörler arasında yürütülen çözüm süreci ve görüşmelerle eş zamanlı olarak hem Türkiye’de hem Orta Doğu’da birçok şey yaşandı ve değişti. Başta KCK operasyonları ve Kürt halk önderi Öcalan’ın tecridi de olmak üzere birçok insanın acı çekmesine neden olan gelişmeler yaşanmış, çatışmaların sürdüğü dönemde evlatlarımızı yitirmişiz. Bilindiği gibi, gerilla Türkiye topraklarından kısmen de olsa çekilmiş, kendileriyle yapılan röportajlarda onurlu bir barışa dönük açık iradelerini bildirmiş, Kürt özgürlük hareketinin ve Kürt diasporasının en önemli figürleri de çözüm sürecinin ve barışın yanında duran ifadeleriyle süreci açıkça dile getirmişlerdir.

Bunu dile getirmemizin nedeni, gerekçe metninde yalnızca devletin tek taraflı eforları biçiminde anlatılan sürecin tüm öznelerinin bu konudaki niyet ve tasarruflarını açıklığa kavuşturmak, özellikle de Kürt özgürlük hareketinin lideri Öcalan’ın bu konudaki soğukkanlı tavrını ve 2013 Nevroz’unda Mezopotamya’ya yaptığı barış çağrısının yarattığı miladı vurgulamak ve bir hakkı teslim etmek bakımındandır. Bu bağlamda, çözüm yasa tasarısının altında Hükûmetin imzası olsa da çözümün ve barışın tüm paydaşlarının çözüm sürecini yasallaşma noktasına getiren bu yolda atılan her adımdaki emeğini göz ardı etmememiz gerekiyor.

Bu çok muhataplı süreçte taraflara düşen sorumluluklar da bu yasa teklifinde belirginleşmektedir. Gerekçe metninde açıkça dile getirilen “şiddetin ve silahın aradan çıkarılması” ifadesi, tüm muhataplar için geçerlidir. Örneğin, Hükûmetin de kendi askerî ve hukuki güçlerini denetleyerek durdurması önemli bir gereksinimdir çünkü barış Hükûmetin ya da gerillanın tekelinde olmaktan ziyade, bu sürece dâhil olan herkesin, bütün yurttaşlarımızın ortak sorumluluğundadır.

Bu noktadan sonra yasanın maddelerine bir göz atmak gerekiyor. Paketin amacı ve kapsamı açıklanmaya çalışılırken sorunun adının konulması konusundaki yetersizlik burada da ortaya çıkıyor. Adını koymakta yetersiz kaldığımız bir sorunu çözemeyeceğimiz bilinmelidir. Toplumsal entegrasyonun sağlanması konusunda Hükûmetin yetkilerini en doğru biçimde kullanması, akil insanlar sürecinde olduğu gibi, hızlı ve yetki sınırları yeterince belirlenmemiş taktiklerle değil, toplumsal anlamda kabulü kolaylaştıracak ve yaygınlaştırabilecek yöntemler üzerinde yoğunlaşılması gerekmektedir.

Hükûmet, silahsızlanmayı olduğu kadar, başta kalekollar olmak üzere bölgede sürdürdüğü devletin baskı aygıtlarına dayanan politikalarını da gözden geçirmeli, Kürt halkının hak ve özgürlüklerine duyduğu saygıyı yalnızca beklentilerle değil, aktif olarak, ortaya koyduğu iradeyle de göstermelidir. Unutulmamalıdır ki talep edilen şey, spesifik bir düzenleme değil, ülkemizin, ortak vatanımızın bir bütün olarak demokratikleşmesidir.

Hükûmetin, silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleriyle sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için öngördüğü taktik ve stratejileri, sık sık “rehabilitasyon” olarak adlandırması, her ne kadar genel terminoloji üstünden savunulsa da özellikle Kürt halkında büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Zira, toplumun bütün kesimleri bu savaş sürecinin bir paydaşıydı ve barış için de aynı durum geçerlidir. Eğer ille de bir rehabilitasyondan söz edilecekse, geçmişten bu yana silahı ve imhayı bir çözüm olarak görenler üzerinde de Sri Lanka modeli uygulamak için fırsat kollayanlar üzerinde esas olarak uygulanması yerinde olur. Dünyadaki barış süreçleri de göstermiştir ki barış, yalnızca eline silah alanları değil, aynı zamanda savaş sürecinde etki altında olan tüm insanlara hitap etmeli, tümünü etkilemeli ve ikna etmelidir.

Çoğunlukla hastalık ve travmalar için kullanılan “rehabilitasyon” kelimesinin yerine “karşılıklı uyum ve entegrasyon” kavramlarının kullanılması daha doğru ve sürece daha uygun olacaktır. Zira, tedavi edilmesi gereken, sorunun etkilediği insanlar değil, sorunun ortaya çıkmasına neden olan devlet ideolojisi ve sistemidir.

Eğer bunun için ayrıca bir rehabilitasyon uygulanacaksa, adını vurgulayarak söylemeye ve devletin sistematik problemlerinin çözümü için katkı sunmaya hazır olduğumuz da tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir.

 

Silahlı mücadele öznelerinin barışın tesisi sürecinde negatif bir şekilde statülendirilmemesi, “rehabilitasyon” olarak adlandırılan süreç yerine pozitif ayrımcılığa dayalı bir entegrasyonun mümkün kılınması gerekmektedir.

Hükûmetin sorumlu adımlar atarak, sorunun adını doğru koyarak, sorunun paydaşlarına yönelik hukuki tasarruflarına dair ciddi ve detaylı bir plan ortaya koyması da bir başka zorunluluktur. Zira, 2’nci maddede belirtilen “kamuoyunun bilgilendirilmesi” hadisesi çözüm süreci bakımından da ardından gelmesini umduğumuz barış bakımından da tarihî bir önem arz etmektedir.

Ana muhalefet partisi de dâhil olmak üzere Türkiye’deki birçok siyasi özne çözüm sürecinin şeffaflaşması konusundaki taleplerini dile getirmişledir. Olumlu katkı sunan herkese bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Hükûmet, bu bilgilendirmenin yapılmasını sağlamaktan sorumlu olmanın yanı sıra, eksiksiz yapılmasını da sağlamak zorundadır. Genel gerekçe metnindeki tek taraflı efora dayanan dildeki tekliğin yerini daha saydam, tarafsız siyasi gözlemcilerle de denetlenen açık bir iletişim mantığı almalıdır.

Hükûmet, sürecin taraflarının ve sürecin itibarını korumak adına şeffaf, topluma olabildiğinde açık bir yürütme uygulamak durumundadır. Ancak bu şekilde geniş ve tüm paydaşları kapsayan bir barışa ulaşılabileceği unutulmamalıdır.

Çözüm süreci, dâhil olmak isteyen tüm siyasi aktörlerin başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün ana aktörleriyle görüşebildiği bir şeffaflığa kavuşturulmalıdır.

Yine aynı şekilde, bu siyasi öznelerin önüne gerekli fırsatlar konmalı, barış sürecinin en önemli paydaşlarının toplumun farklı kesimlerinden gelen temsilcilerle yapacağı görüşmelerin önü açılarak, sürecin toplumsallaşması sağlanmalıdır.

Yasanın mevcut hâlinin en büyük eksikliği, bundan daha evvel başlamış bir sürecin bugün itibarıyla yasal güvence altına alınmasını sağlayacak olmasıdır. Bu da, çözüm süreci dâhilinde, bugüne dek Hükûmetin bilgisi dâhilinde görev almış herkesin bugüne kadar yaptıklarının güvenceye alınmaması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, geçmişe dönük bir düzenleme yapılarak süreç ve sürecin paydaşlarının tamamı yasal bir güvence altına alınmalıdır. Bu, sürece yönelik olası hukuki suikastlerin engellenmesi açısından da önemli bir adım olacaktır. Zira, hiç kimse, toplumun barış için kendine ve verdiği sorumluluğu yerine getirirken güvenliğinden ve geleceğinden kuşku duymamalıdır.

Barış İçin Kadın Girişimi “Kadınlar Çözüm Sürecini Konuşuyor Barışta Israr Ediyor” isimli bir konferans yapmış ve bir sonuç bildirgesi hazırlamıştır. Bize kalırsa, kanunun hazırlanması ve kapsamı sürecine dair çok anlamlı tespitler içeren rapor, kadın inisiyatiflerinin de sürecin paydaşlarıyla görüşmelerini gerektiriyor. Zorla erkekleştirilmiş, militaristleştirilmiş bir düzende kadın aklı -hele böylesi bir süreçte- kadınların katılımı ziyadesiyle gereklidir.

Süreç Yasası, tek başına yeterli değildir. Büyük Millet Meclisi ve Hükûmet, bugün itibarıyla ve geçmişe dönük olarak çözüm sürecinin odaklandığı Kürt sorunu ve etrafındaki problemlerin çözümüne yönelik inisiyatif almak durumundadır. Zira, çözüm sürecinin yasallaşmasının ardından mevcut yasama sürecinin de bu onurlu sürecin ruhuna uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Örneğin, 5 Temmuz tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’te “Özel okullara yalnızca belli bir anlam taşıyan Türkçe bir ad verilmesi şarttır.” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme, genel gerekçede, Sayın Başbakan tarafından övülen demokrasi paketinin içeriğindeki ana dilde eğitim yapacağı düşünülen özel okulların ana dilinde isimlendirilememesi gibi mizahi bir sonuç ortaya koyacaktır. Bu, belki küçük ama genel olarak, Türkiye’nin genel yasama süreçlerinin ruhuna yansımış olan tekçi mantığın bir tezahürüdür. Bu mantığa ilişkin yasalar ayıklanmadıkça, hele hele yapılmaya devam edildikçe çözüm sürecinin kendisinin tek başına hiçbir işe yaramayacağı, çözüm sürecinin yasalaşmasının tek başına yeterli olamayacağı kabul edilmelidir.

Türkiye ve Orta Doğu halklarının tarihi açısından kayıtlara geçecek olan bir oturumdayız. Bu oturum, bugün geçecek olan yasa, tıpkı dünyadaki diğer barış süreçlerinde olduğu gibi ileride ders olarak okutulacaktır. Bu yasanın çerçevesi ve çözüm sürecinin yasal durumu, belki de ileride başka çözüm ve barış süreçlerinde model alınacaktır. Bu salonda olanlardan en büyük isteğimiz, barış için,  çözüm için atılan bu adımı eleştireceklerse de, karşı çıkacaklarsa da bunu 3’üncü sınıf ilkokul seviyesi ya da 12 Eylül hapishanelerinin duvarlarından kalma ezberlerle yapmaktan kaçınmalarıdır. Ortak demokratik bir cumhuriyet, ortak demokratik bir vatanı nasıl ileriye taşıyacağımız sorusunu sormak yerine çözüm sürecine dâhil olanları nasıl cezalandıracaklarını düşünenler, “Şu süreç bir yalpalasa da bunları yargılasak.” diye bekleyenler tarih karşısında mahcup olacaklardır.

Çözüm süreci, Mecliste temsil edilmeyen partiler, sivil toplum kuruluşları, uluslararası kanaat grupları gibi paydaşları da içermeli ve herkese açık olmalıdır. Zira, barış için emek vermeyen, barış için sokağa çıkmayan, barış için bir imza atmaktan dahi korkanlar, ölümün ve savaşın vebaline ortak olmuş olacaklardır. Eminiz ki, bu süreçte emeği olan herkes bu yasa tasarısının ve bu yasa tasarısındaki çerçevenin ulaşacağı formun öneminin farkındadır. Çözüm yeni bir Orta Doğu’nun, yeni bir Türkiye'nin kurulması konusunda görünen tek ufuktur. Bu toprakların savaşla yazılmış kaderini barışla değiştirmek elimizdeyken, bunu olabilecek en akılcı biçimde yapmak da bu Meclisin görevidir. 12 Haziran 2011’de halkın bize verdiği bu yetkiyi toplumun kendisine dönecek bir silah olarak kullanmak, demokratik siyasetin sesini kısıp, çözmek isteyenlerin önünü kesmek, asla kabul edilemeyecek bir davranıştır.

 Asker ve gerilla annelerinin aynı masada oturup bitmesini bekledikleri, uğruna gözyaşı akıtmaktan pınarlarının kuruduğu barış, bu barıştır. Bu barış, Avrupa Birliği süreci de dâhil olmak üzere, Türkiye'nin önündeki birçok kritik adımın atılmasındaki en önemli unsurdur. Orta Doğu’daki tek ve gerçek barış cumhuriyetini inşa etmek, artık bugün bizim ellerimizdedir.

İşte, önümüzde böyle bir çerçeve yasa var. Bu resme emek koymayı, renklerini oluşturmayı yapmak da bizim elimizde; ne kadar çok katkı sunarsak geleceğe dönük o kadar olumlu ve hayırlı bir iş yapmış olacağız.

Son söz olarak, unutmamalıyız ki barışa el verenin eli asla kirlenmez, iki cihanda da yüzü ak olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin en temel sorunu olan terörün bitirilmesi ve Kürt meselesinin barışçıl yollarla çözülmesi halkımızın önemli taleplerinden biridir. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak toplumsal barışın birey odaklı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaklaşımla sağlanabileceğini düşünüyor, ana muhalefet partisi olarak bu yönde çaba ve gayretlerimizi sürdürüyoruz. Ancak, Sayın Başbakan ve partisi, Kürt meselesinin çözümü konusunda bugüne kadar izlemiş oldukları yol itibarıyla tutarsız, çelişkilerle dolu ve güven vermeyen, genellikle siyasi ve kişisel çıkar amaçlı bir yol izlemişlerdir. AKP bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisini dışlayarak sorumluluktan uzak bir şekilde süreci yürütmeye çalışmıştır.

Sorun, önce “Kürt Açılımı”, daha sonra Milli Birlik ve Beraberlik Projesi, daha sonra da “Çözüm Süreci” olarak adlandırılmıştır. Başbakan bazen Öcalan’ı asmaktan bahsetmiş, bazen BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağını ifade etmiş, bazen “Tek millet, tek vatan, tek dil, tek bayrak.” demiş, bazen de her türlü milliyetçiliği ayakları altına aldığını ifade etmiştir.

Bu sorunla ilgili olarak Hükûmetin “İşte çözüm önerimiz budur.” diyebileceği elimizde bir metin yoktur, sizin de elinizde öyle bir metin yoktur. Oysa Cumhuriyet Halk Partisi bu sorunla ilgili olarak zaman içerisinde raporlar hazırlamış, kurultay bildirgelerinde ne tür bir çözüm önerdiğini açıkça belirtmiştir. Aslında, bu sorunun ve ülkemizde var olan diğer sorunların tartışılacağı demokratik bir ortamın olmayışı bu sorunların çözümünün önündeki en büyük engeldir. Türkiye’de demokratik bir tartışma ortamı sağlanmadan diğer sorunlarda olduğu gibi Kürt meselesinin de çözümü konusunda sağlıklı bir sonuç almanın zor olduğunu düşünüyoruz. O hâlde, Başbakan Erdoğan ve Hükûmet öncelikle Türkiye’nin her yerinde demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlediği demokratik bir ortam yaratmalıdır. Ancak, üzüntüyle belirtmek gerekir ki Hükûmet böyle bir anlayıştan uzak bir politika izlemektedir. Hatta Başbakan Erdoğan gittikçe daha da otoriter bir yönetim sergilemektedir. 23 Nisanda temsilî olarak yerine oturan çocuğa söylediği “Sen artık Başbakansın, ister asar, ister kesersin.” anlayışını egemen kılmaya çalışmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde sergilediği tutum, tek adam hayali içinde olduğunu açıkça göstermektedir. Devlet imkânlarını nasıl hoyratça kullandığını milletimiz ibretle izlemektedir. Rakipleriyle demokratik bir yarışı bile göze alamayan bir şahsiyetten demokrasiyi geliştirmesi ve demokratik bir ortam sağlaması, doğrusu, beklenemez. Şayet Sayın Erdoğan cumhurbaşkanı seçilirse Türkiye daha büyük bir kaosa sürüklenecektir, demokrasinin kalan tortuları da yok olacaktır. Zaten Sayın İçişleri Bakanı da İçişleri Komisyonunda “Mevcut Anayasa’yı referans alarak sorunları çözemeyiz.” demiş ve genel bir anlayışı ortaya koymuştur.

Sayın milletvekilleri, bu, doğrudan bir Anayasa darbesidir. Bakın, Türk Dil Kurumunun sözlüğünde darbe nasıl tanımlanıyor? Gerçi 17-25 Aralık tarihlerinden sonra, operasyonlarından sonra Türk Dil Kurumu, biliyorsunuz, darbenin de tanımını değiştirdi. Değişiklikten sonraki anlamını okuyorum: “Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi“ darbe olarak tanımlanmaktadır. Sayın Erdoğan’ın konuşmalarından, cumhurbaşkanı seçildiği takdirde rejimi değiştirmeye çalışacağı açıkça anlaşılmaktadır. Anayasa’yı rafa kaldıracağını söylediği sözler gözler önüne sermektedir. Oysa cumhurbaşkanının yetkileri Anayasa’da belirtilmiştir. Herkes, Başbakan Erdoğan dâhil bu lazımeye uymak zorundadır.

Bakın, Anayasa’nın 11’inci maddesi ne diyor sayın milletvekilleri, 11’inci maddesi: “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” demektedir. Sayın Erdoğan söz ve eylemleriyle Anayasa’yı açıkça askıya alacağını ifade etmektedir; bu bir darbedir.

Sayın milletvekilleri, dünya ülkesini ve dünyayı felakete sürükleyen ve seçimle iş başına gelen diktatörleri hâlâ unutmamıştır. Öyleyse, yapılması gereken nedir? Yapılması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisini güçlendirmektir çünkü bu Meclis egemenliği padişahtan alan ve millete veren bir Meclistir, çünkü bu Meclis millî mücadeleyi yürütmüş olan bir Meclistir, çünkü bu Meclis gazi Meclistir, çünkü bu Meclis cumhuriyeti kuran Meclistir, çünkü bu Meclis aydınlanma devrimini yapan Meclistir, çünkü bu Meclis Türkiye’ye çağdaş uygarlığa gidişin yolunu açan bir Meclistir. O nedenle diyoruz ki: Tüm sorunların çözüm yeri bu Meclistir.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu sorunun çözüm yeri de bize göre Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Ancak üzüntüyle görüyoruz ki son yıllarda bu Meclis işlevsiz bir hâle getirilmiş, fezlekelerin milletvekillerinden gizlenmesi suretiyle bu Meclis yolsuzlukların üstünü örtme aracı olarak kullanılan ve bir formalitenin yerine getirildiği bir kurum hâline getirilmiştir. Elbette bunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının büyük payı vardır. Bu dönem Meclis Başkanı açısından hiç de hayırla anılmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Kürt meselesinin kalıcı çözümü için atılacak, samimi ve sağlıklı sonuçlar verecek olan adımları destekleriz fakat özel çıkar amaçlı, siyasi hesaplara dayanan, samimiyetten uzak aldatmacalara da itibar etmeyiz çünkü biz kalıcı, sürdürülebilir bir toplumsal barıştan yanayız.

Sayın Başbakan ve Hükûmet bugüne kadar terörü ve Kürt meselesini toplumsal değil, siyasi hesaplara indirgenmiş bir AKP meselesi olarak görmüş, soruna bütün toplumu kapsayan bir gözle bakmamış, Hükûmete ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a siyasi kazanım getirecek bir mesele olarak yaklaşmıştır. Bu tasarının Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığının açıklandığının ertesi günü komisyonumuzda görüşülmüş olması, bu kaygı ve endişelerimizi doğrulamaktadır. Oysa biz, sayın milletvekilleri, ülkemizin coğrafi ve ulusal bütünlüğü ile güvenliğini koruyarak demokratik, sosyal, toplumsal uzlaşmaya dayalı ve sürdürülebilir bir çözümü öngörmekteyiz. Hükûmet bu süreci PKK’nın çekilmesi ve silahların susması noktasına indirgemiştir. Silahların susması elbette önemlidir, toplumda geçici de olsa bir rahatlık sağlamıştır ancak bu yeterli görülmemelidir. Yeterli olan, sayın milletvekilleri, PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı her türlü terör ve şiddet eyleminden vazgeçtiğini ve silahlarını teslim edeceklerini açıklamalarıdır. Sorunun çözümü için bunun hayati önemde olduğunu belirtmek isteriz.

Ayrıca, şunu belirtmek istiyorum ki kapsayıcı, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşmanın ön şartı yöntemin doğru belirlenmesidir. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi “iki ayaklı yöntem” önerisini Haziran 2012’de AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan’a yazılı olarak iletmiştir. Bu önerinin birinci ayağı Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Toplumsal Mutabakat Komisyonu” kurulması, ikinci ayağı ise Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında ancak bu komisyona bağlı olarak çalışacak bir akil insanlar grubunun oluşturulmasıydı. Cumhuriyet Halk Partisi bu öneriyle sorunun çözüm yerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu ve toplumsal uzlaşmayla çözülebileceğini vurgulamak istemiştir fakat Sayın  Erdoğan ve Hükûmet bu önerileri dikkate almamış, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir dil kullanmaya devam etmişlerdir.

Sayın  Erdoğan, üyeleri Hükûmet tarafından belirlenen, Hükûmetin talimatları doğrultusunda hareket eden ve çalışma sonuçlarını da Hükûmete rapor eden bir akil adamlar heyeti kurmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisini çözüm üretme ve karar süreçlerinden dışlamıştır. Ne yazık ki olanı biteni ancak Öcalan’la görüşen HDP’li milletvekillerinin açıklamalarından öğrenebildik. Bu, üzüntü verici ve düşündürücüdür. Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu demokratikleşme, özgürlükler ve insan hakları alanında çok sayıda yasa teklifi AKP tarafından hiç dikkate alınmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi 12  Eylül darbe yönetimi döneminde çıkarılmış kanunları değiştirmek istememiştir. Bu yoldaki taleplerimiz göz ardı edilmiştir. Sayın  Başbakan, âdeta, 12 Eylül hukukuna sığınmıştır hatta yapılan bazı değişikliklerle daha da geriye gidilmiştir. Toplumsal barış ve yurttaşların tam eşitliği için demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve özgürlüklerin esas alınması gerektiğini savunuyoruz. Bireysel hak ve özgürlükler, demokrasinin, eşitliğin, üniter devlet yapısının harçlarıdır. “Kolektif haklar” kavramının ise toplumsal ayrışmanın bir ön habercisi olduğunu düşünüyoruz.

Sayın  milletvekilleri, size Sivaslı bir genç kızın söylediklerini, aktarmak istiyorum, Sivaslı bu genç kızın söyledikleri, Sayın Cumhurbaşkanının 1999 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini açış konuşmasında da yer almıştır: “Bir tane Türkiye vardır, o bizim vatanımızdır, her şeyimizdir ve hepimizindir.

Mustafa Kemal ateşi ile karanlıkları delip dev atılımlarla onu yüceltmek, en uzak yıldızlara gururla adını yazdırmak, inan baş görevimizdir. Mutluluğu, her topraktan çok hak etmiş anamızdır.”

Evet, sayın milletvekilleri, bu ülke hepimizindir. Bu cumhuriyet hepimizindir.

Bu yasa tasarısının Komisyonda görüşülmesi sırasında da Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekilleri ve Hükûmet, her zaman olduğu gibi, muhalefete mensup milletvekillerinin eleştirilerini dinlemekle yetinmişler, önerilerin dikkate alınmaması yaklaşımını da sürdürmüşlerdir.

Esasen bu tasarıyla getirilen düzenlemelerin önemli bir bölümü 5952 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da yer alan düzenlemelerdir. Ayrıca, Hükûmetin zaten yapmakla yükümlü olduğu, başka bir ifadeyle yapmak zorunda olduğu görevler, bu tasarıyla Hükûmete ikinci kez görev olarak verilmektedir. Örneğin, Hükûmetin kamuoyunu doğru ve zamanında bilgilendirmesi, gerekli mevzuat çalışmalarını yapması gibi tasarı metninde yer alan düzenlemeler, zaten Hükûmetin olağan görevleri arasındadır. Tasarı metnine, “Hükûmetin kamuoyunu doğru bilgilendirmesi” hükmü konduğuna göre, demek ki Hükûmet, kamuoyunu bugüne kadar doğru bilgilendirmediğini zımnen kabul etmektedir. O hâlde, bu tasarıya neden gerek duymuştur Hükûmet? Hükûmet bu tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine niçin şimdi getirmiştir? Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine girilen bir dönemde, bu tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmiş olması acaba sayın milletvekillerine manidar gelmiyor mu, manidar değil mi bu zamanlama? Meclise sunulduğu tarih de adaylık ilanından hemen öncedir. Siyasi kazanç hesaplarının yapıldığı ne yazık ki ağırlık kazanmaktadır. Çünkü, AKP ve Sayın Erdoğan bugüne kadar sorunları çözmek yerine her zaman olduğu gibi sorunları kullanma yoluna gitmişlerdir. Kaldı ki bu tasarı Parlamento gündemine getirilmiştir ama öyle anlaşılıyor ki Hükûmet ve Erdoğan hâlâ halktan ve Parlamentodan çok şeyi gizlemektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi genel tutumuna uygun olarak şeffaflıktan ve saydamlıktan uzak bir politika izlemeye devam etmektedir. Komisyon da söz alan bazı milletvekillerinin sözleri de bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Tasarıyla Hükûmete belli olmayan, belirsiz, ucu açık görevler verilmekte, bu görevlerin ne olduğu, yerine nasıl getirileceği bilinmemektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi gene devre dışı bırakılmaktadır. İstanbul Milletvekili Tanrıkulu tarafından verilen ve mutabakat komisyonu ile ortak akıl heyeti kurulmasını öngören kanun teklifi de Komisyonda bu tasarıyla birleştirilmemiştir.

Bu tasarının 4’üncü maddesinin ikinci fıkrası hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır sayın milletvekilleri. Anılan fıkrada “Bu Kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari ve cezai sorumluluğu doğmaz.” hükmü yer almıştır. Kanunun verdiği görevleri yapmak zaten suç oluşturmaz. Kanunun verdiği görevleri yapmak ne zamandan beri suç olmuştur ki tasarıya böyle bir hüküm eklenmiştir? Ancak, kanunun verdiği görevleri yaparken görevini kötüye kullanan, görevini ihmal eden ve benzeri eylemler suç oluşturur ki bu suçları işleyenlere de dokunulmazlık ve sorumsuzluk tanımak hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmaz, Anayasa’mıza da aykırıdır. Bu tür bir düzenleme daha önce “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu”nda öngörülmüş ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bu hususu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

Bu fıkrayla getirilen düzenleme yeni faili meçhullerin, karanlık birtakım ilişkilerin, toplumda infial yaratan birtakım olayların gündeme gelmesine yeniden sebep olacaktır veya bugüne kadar meydana gelmiş bu tür olayların üstünü örtmede de bir gerekçe olarak kullanılacaktır, yeni çeteleşmelere sebebiyet verebilecek kontrol dışı oluşumlar yaratabilecektir. Öyle anlaşılıyor ki bu düzenleme, sayın milletvekilleri, cemaat korkusuyla yapılıyor. Cemaat, Başbakan Erdoğan’ı ve Hükûmeti fena hâlde korkutmuş, öyle anlaşılıyor. Çünkü, 17 Aralıktan sonra yapılan tüm mevzuat düzenlemelerinde cemaatin gölgesini görmek mümkün, tüm düzenlemelerde cemaatin gölgesi var. Başbakan ve Hükûmet cemaatten o kadar çekindiklerine göre cemaatin nelere muktedir olduğunu da biliyorlardır demektir çünkü bir kişiyi en iyi arkadaşı bilir. E, bugüne kadar beraber ülkeyi yönetiyorlardı, âdeta koalisyon ortağıydılar. Hatta, Sayın Başbakan Başbakan Yardımcısını Pensilvanya’ya göndermiş, Fethullah Gülen’in talimatlarını almıştır. Bunu Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç kendisi ifade etmiştir. Ama, şimdi meydan meydan dolaşıyor “Pensilvanya” diyor, başka bir şey demiyor. E, peki, daha düne kadar siz     -Sayın Başbakanın deyimiyle söylüyorum- beraber iş tutuyordunuz, ne oldu? İşin sırrı nerede biliyor musunuz, 17 ve 25 Aralık operasyonlarında. Sayın Erdoğan ve Hükûmet bundan yararlanarak, bu Pensilvanya hikâyesinden yararlanarak yargıyı da kendisine göre dizayn etmek istemiştir ama şu bilinmelidir ki daha önce de öyle düşündü ama düşündüğü gibi çıkmadı.

Sayın milletvekilleri, bu sorun, özel çıkar ve siyasi amaçlara dayanmadan hukuk devleti ilkelerine ve kurallarına uygun olarak Hükûmetin de içinde yer alacağı geniş ve kapsayıcı toplumsal bir mutabakat doğrultusunda demokrasi, insan hakları ve özgürlükler gibi boyutlar göz ardı edilmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi, muhalefet ve kamuoyu dışlanmadan ele alınmalıdır diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural konuşacak.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün burada görüştüğümüz kanun tasarısının adı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” olarak konmuş ama aslında terörün siyasi amaçlarına ulaştırılması ve toplumsal bölünmenin derinleştirilmesi kanun tasarıdır. Dolayısıyla, zarfı bu olmakla birlikte, içerisi, muhtevası, hedefi, siyasi amaç ve hedefleri kesinlikle terör örgütünü meşrulaştırmak, terör örgütünün siyasal amaçlarını kabul ederek yeni bir politik yapılanmayı, devlet ve millet yapılanmasını gerçekleştirmek, bu şekliyle Orta Doğu’da günümüzde yaşanan etnik ve mezheplere dayalı bir toplumsal ve devlet yapılanmasını gerçekleştirmektir. Bu bakımdan, bu tasarının adı budur değerli milletvekilleri. Bakın, hepimiz beraber, birlikte bu milletin egemenliğini kullanıyoruz. Bugün burada kullanacağımız oylarla, bu tasarıyla Hükûmete verdiğiniz desteğin hangi amaçlar için kullanılacağını bilmek, o amaçların meşruluğunu sorgulamak her milletvekilinin görevdir. Bu milletin egemenliğini kullananlar, bu milletin millî iradesini kullananlar sadece burada vatandaşın verdiği oylarla bir millî iradeyi değil ama bizi millet olarak yaşatanların, bize cumhuriyeti kuranların ve millî mücadeleyi gerçekleştirerek buralara getirenlerin iradesini temsil ettiğini de unutmaması gerekiyor. Onun için bu konularda oyun oynamaya gerek yok. Bu konularda bu tehlikeleri görmek ve bu tehlikeler karşısında, bu dayatmalar karşısında tavır almak bu milletin asıl görevidir. Huzurlarınıza, sürekli olarak mutasyona uğrayan, işine geldiği zaman “açılım”, işine geldiği zaman “millî birlik, kardeşlik projesi”, işine geldiği zaman “toplumsal bütünleşme”, işine geldiği zaman “Analar ağlamasın.” diye millete karşı bir psikolojik hareket uygulamak suretiyle PKK terör örgütünün silahıyla milletine darbe yapmak isteyen bir siyasal zihniyetin getirdiği bir tasarıdır. Bir kere bunu böyle görmek gerekmektedir.

Bugün burada oylarınızla, ey milletvekilleri, bu oylarla neye “evet” neye “hayır” denileceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Acaba bugün bu tasarının arkasında bulunan siyasi irade devleti ve milleti nasıl şekillendirmek istiyor, nereye götürmek istiyor? Böyle bir siyasi idare nasıl bir çözüm öneriyor ki bu sürece “evet” diyeceksiniz? Sonu nereye varacak olan bir sürece “evet” demek bu milletin kaderini açıkçası karanlığa götürmek demektir.

Her şeyden önce, burada bu iradeyi sergileyenler bu iradeyi neden istediklerini yüreklice, açıkça, mertçe gündeme getirmelidirler. Niye saklıyorlar, niye anlatmıyorlar?

Adım adım Türkiye’nin hangi noktaya getirildiğini gayet açık ve net görmemiz gerekiyor. Önümüze getirilen bu tasarıyı tarihsel bağlamından, siyasi amaçlarından, günümüzde Orta Doğu’da oynanan oyunlardan arındırarak bakmamız kesinlikle mümkün değildir. Onun için, bu tasarıyı getirenlerin arkasındaki proje nedir, amaç nedir, bunu sorgulamak lazım.

Burada terörün bitmesinin istemeyen hiç kimse yoktur. Lanet olsun terörü yapanlara, kundaktaki bebekleri öldürenlere, lanet olsun kan dökerek siyasi amaçlarına ulaşmak isteyenlere ama bu, siyasi amaçlarına ulaşması doğrultusunda terörü araç olarak kullananları meşrulaştırmak, yaptıklarını meşrulaştırmak olmaz mı acaba? Onun için, her milletvekili bugün burada temsil ettiği millî iradeyi, bizi biz yapan, bizi buraya getiren iradeyi, milletimizi ve cumhuriyetimizi kuranları idrak etmeli ve düşünmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti’yle yüz yıllık hesaplaşmaları, Şark Meselesi’ni, Sevr sevdalılarını, Büyük Orta Doğu Projesi’ni, PKK’nın dayatmalarını dikkate almadan böyle bir tasarı hakkında görüş ifade edebilir miyiz?

On iki yıllık süre içerisinde yaşadıklarımız, terör örgütüyle girişilen ilişkiler, bunun arkasında yatan sebepler, bütün bu süreç içerisinde gerçekten PKK terör örgütünün adım adım muhatap alındığı, müzakere edildiği, silahlarıyla birlikte var olduğu, terör örgütlerinin “masum”, sivil toplumunsa “terör örgütü” olarak nitelendirildiği bir ortam içerisinde Türkiye’nin nasıl bir sinsi plan dâhilinde “çözüm süreci” adı verilen ihanet sürecine adım adım ilerlediğini görmezden gelemeyiz değerli kardeşlerim. Evet, bugün bütün bunları görmezsek tasarının adındaki “bütünleşme”, “terörü bitirme” yalanına, zarfına inanmış olursunuz.

Evet, terör bitsin ama Türkiye bitmesin; terör bitsin, kardeşliğimiz bozulmasın; terör bitsin, Diyarbakırlı Ankara’dan, Diyarbakırlı İzmir’den, İstanbul’dan ayrılmasın, kopmasın. Ne yapacağız, ne diyeceğiz?

Değerli kardeşlerim, Mehmet Akif Ersoy “Bizden istenen canımız değil, başımızdır, devletimizdir.” diyordu, “Kürdistan meselesi düşman parmağıyla çıkartılmış oyunlardır.” diyordu. Bugün kim geldi de dün reddettiklerimizi bugün “Türkiye’de bir  Kürt meselesi vardır.” diye Lord Curzon’nun istekleri doğrultusunda, Sevr’in istekleri doğrultusunda yeniden gündeme getirerek çözüm aramaktadırlar? Ne oldu? Savaş mı kaybettik? Gazi Meclisin milletvekilleri bunu dikkate almalıdır.

Evet, bugüne kadar Millî Mücadele’miz ve milletimizi var eden değerler üzerinde çok oyunlar oynandı. Biraz önce söyledim, Mehmet Akif Ersoy “düşman parmağıyla” dedi. Peki, bugün “Kürt meselesi vardır.” diyerek… Vatandaşın arasında problem yok,  Kürt kökenle kardeşlerimizle vatandaşlar arasında problem yok. Anadolu’nun her yerinde beraber, birlikte yaşıyorlar ama bu şekilde, devletimizi ve milletimizi yeniden tanımlayıp etnik kimliklere göre devletin güç paylaşımını yaptığınız andan itibaren Anadolu’nun her yerinde herkes huzursuz olacaktır. Çözüm olarak adlandırılan… Irak’ta yaşananlardan, Suriye’de yaşananlardan herkes ibret almalıdır.

Değerli kardeşlerim, ne oldu? Ne oldu Türkiye’de? Dün yırtıp atmıştık; Büyük Ermenistan, Büyük Kürdistan, bu projeleri reddedip atmıştık. Kürt kökenli kardeşlerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisine telgraf çektiler, dediler ki:  “Kürtlerin kaderi Türk birliğinden geçmektedir. Kürtlüğün Türkiye Büyük Millet Meclisinde ayrı bir unsur olarak temsilini kabul etmiyoruz.” Bugün, o gün “Kürdistan meselesi yoktur.” diyen doğu ve güneydoğudaki insanlarımızla hep beraber, birlikte ne oldu da “Türkiye’de bir Kürdistan meselesi vardır.” diyerek kabul ediyoruz? Lord Curzon’un Kürdistan muhtariyetinden bahsetmesini protesto etti Diyarbakır’daki insanlar, telgraf çektiler ve şunu söylediler: “Kürtler ancak kendi ailesinden olduğu Türk milletinin kurtarıcılarına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetine kendilerini teslim etmişlerdir.” Bugün ne oldu da “Türkiye’de bir Kürt meselesi vardır.” demek suretiyle Kürt kökenli insanlarımızın iradesini milletin tamamının iradesinden onların yaşadığı bölgelerde de özerk, otonomi denilecek süreç içerisinde, üniter devlet yapısından kopartılacak bir siyasi projeyi destekleyen bu heyete hangi yetkiyi vereceksiniz? Bu yetkiyi verdiğiniz takdirde, bu yetkiyi verenler bu yetkiyi kötüye kullananlar kadar mesul olurlar. Bunu tarihin huzurunda bu şekilde hep beraber, birlikte paylaşmamız gerekir. Ne oldu Wilson Prensipleri’nin ortaya koyduğu gibi, “Anadolu’da bizleri bir cumhuriyete ama diğerlerini Anadolu’da özerk cumhuriyetlere ayırmamız gerekir, özerklik vermemiz gerekir.” diyerek çağdaş bir şekilde Wilson Prensipleri’ni kabul edebilecek bir noktaya Türkiye Büyük Millet Meclisi nasıl gelebilir, nasıl bunu yapabiliriz?

Bugün, geldiğimiz bu noktada 1918 yılında İngilizlerin hazırladıkları raporun, 1992’de ABD’nin hazırladığı raporun adım adım Türkiye’de millî kimliği, millî bilinci ve millî devleti ortadan kaldırmaya yönelik nasıl sinsice planlandığını, 36’ncı paralelin kuzeyinden tutun da Türkiye’de millî kimlik tartışmalarına, teröre, siyasi çözüm bulma çalışmalarına kadar hepsinin adım adım nasıl planlandığını ortaya koyuyoruz. Evet, bugün geldiğimiz bu noktada “ABD’yle beraber birlikte mücadele edeceğiz.” diyen William Fallon aynen şunu diyor: “Siyasi bir çözüm için biz bu mücadeleyi kabul ettik.” Odierno “Hükûmetin PKK’yla, teröristlerle oturması, konuşması için beraber birlikte olduk.” diyor. Şimdi, geldiğimiz bu noktada çözüm süreci denilen bu projenin kimler için, hangi amaçla getirildiğini gayet açık ve net ortaya koymuyor mu?

Değerli kardeşlerim, bunu ben söylemiyorum sadece. Bakın, değerli kardeşlerim, teröristbaşı verdiği ifadelerde diyor ki: “Büyük ülkeler taşeron kullanır, ben de taşeron olarak kullanıldım.” Yunanistan televizyonuna verdiği demeçte diyor ki: “Ben içeriden Türklere saldırdım, sen niye dışarıdan saldırmadın da Ege adalarıyla ilgili sorunu halletmedin?” Bu zihniyet böyle. Marksist, Leninist, bölücü bir zihniyetle karşı karşıyayız ve dış güçlerin kullandığı bir zihniyet. Bu zihniyetin Kürt kökenli kardeşlerimizin iradesiyle ne alakası olabilir, ne alakası olabilir? Kürt kökenli insanları bölmek isteyenler Kürt kökenli insanlara ihanet ediyor demektir. O bakımdan, PKK terör örgütü Kürt kökenli insanların temsilcisi değildir. Bugün geldiğimiz bu noktada ne hazindir ki bu tasarı Kürt kökenli kardeşlerimizin temsilcisi olarak PKK’yı görmektedir, tablo budur. O bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada bugünkü iktidar mensuplarının başından itibaren PKK terör örgütüne ve uzantılarına sıcak baktığını, ikinci cumhuriyet tartışmalarında millî devlete karşı gerçekleşen PKK bölücü hareketini açık ve kapalı dilde meşrulaştırdığını, 1990’lı yıllarda hazırlanan doğu raporlarında olduğu gibi raporlar olduğunu gayet iyi biliyoruz. O bakımdan açılım olarak ortaya atılan sürecin devamıdır. Evet, bugün yeni Türkiye modeliyle rejimi değiştirme, cumhuriyeti dönüştürme fikrine açılımı da eklemiştir. Yeni Türkiye ultra liberal, bölücü, muhafazakâr soslu bir koalisyonun projesidir, bu milletin millî değerlerinden ve manevi değerlerinden uzak olanların projesidir. Farklı gerekçeler üzerine inşa edilen, ayrıntıları bir kenara koyarsak, işin özünde açılım, yeni Türkiye’yi ilan etmenin, ülkeyi federatif bir yapıya dönüştürmenin resmî tarihî cumhuriyetle hesaplaşmanın adıdır. Bu tasarının arkasındaki siyasi iradenin kim olduğuna bakarsak, açılım üzerinden terör meselesini çözme iddiasının ve pratiğinin millî devletin kuruluş esaslarını ve kurumlarını elemek üzerine odaklandığı, millî devleti yok etmek üzere kullanıldığını apaçık görüyoruz. Bu, “çözüm süreci” olarak adlandırılan ucubenin, açılımın amacının terör meselesini çözmek değil etnik ve mezheplere dayalı farklılıklar üzerinde yeni bir rejim arayışını belli bir modele bağlamak olduğunu görebiliriz.

Ayrımcıların geçmişte ortaya koyduklarına, düzen arayışına, yeni bir model inşa etme faaliyetini içeren metinlerine bakılır, açılım edebiyatının içeriği tahlil edilirse AKP iktidarının ve “Kürt sorunu” başlığı altında içlerine aldıkları terör örgütü ve uzantılarının taleplerinin kesiştiği görülmektedir. Bunların aynı dağın yeli, aynı yolun yolcusu olduğu açıkça görülmektedir. AKP’nin ideolojisinde ve AKP kılavuzları ve taleplerinde düzen arayışları farklı gerekçelere eşlik etmesine karşın açılım söylemi ortak paydaya eşlik etmektedir. Millî devlet modelinin dini ve etnik farklılıkları dışladığı gerekçesine yaslanarak tasfiyeden bahseden ve taleplerini ateşledikleri namlularla topluma dayatan terör örgütü ve uzantıları muhafazakâr düşünceyi taşıdığını iddia eden AKP iktidarı ile açılım edebiyatı üzerinden bir ortaklık kurmuştur. İşte, asıl bu zihniyet bu milletin muhafazakâr değerlerini içten içe kemiren ve bunları gönüllü bir muhtedi hâline dönüştüren bir zihniyettir.

Dolayısıyla bugün geldiğimiz noktada, aslında siyasi iktidarın beraber, birlikte çözüm ve barış süreci ortağı olduğunu söylediği PKK, bölücü, Marksist, Leninist bir örgüttür; nihai amacı bu coğrafyada emperyalist amaçlar doğrultusunda, küresel güçlerin güdümünde etnik kimliklere dayalı, milleti ve devleti ayrıştırarak devlet içinde devlet, millet içinde millet oluşturma amacı gütmektedir. Teröristbaşı millî devlete ve milliyetçiliğe karşıdır. AKP’nin kılavuzları da millî devlete karşı olduklarını, millî devletin sorun olduğunu ortaya koymuşlardır. Bununla ilgili açıklamalar Ahmet Davutoğlu tarafından yapılmıştır, Ömer Çelik tarafından yapılmıştır. Teröristbaşının 2007 yılında yaptığı konuşmayla AKP sözcülerinin aynı eksende buluşması, aslında küresel bir patronajın var olduğunu da ortaya koyuyor. Ortak hedef, millî devlet yerine, Türkiye Cumhuriyeti yerine etnik ve mezheplere dayalı bir Türkiye kurmak. Siyasal Kürtçülük açışından açılımın söylenen tarafı federasyondur, söylenmeyen tarafı ise federasyon üzerinden bağımsız Kürdistan’a geçiştir.

Değerli kardeşlerim, bakın, bunlarla ilgili açıklamalar, her şey ortada. Terörist başı diyor ki: “Bağımsızlıktan vazgeçmedik. En uygulanabilir noktaya geldik.” Kimi kandırıyorsunuz? Adım adım bu noktaya getirildi. Bunlarla ilgili bu süreç içerisinde bu tasarının tarihî arka planında bunlar vardır. Dünün senaryolarının yeni versiyonları karşımızdadır. Dün, değerli kardeşlerim, o mektupları yazanlar, 308 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararıyla “Türk milleti Anadolu’da hem haricî düşmanlarına karşı kıyam etmiş hem de o düşmanlarla birleşip millet aleyhine harekete geçmiş onlarla mücadele etmiştir.” diyor. “Hâkimiyet Türk milletinindir.” Ve bunun yerine yeni ve millî bir Türkiye devleti kuruldu.” diyor. Hangi güç çıkartacak, kaldıracak bu millî devleti? Hangi güç Türk milletinin egemenliğini bu coğrafyadan silebilecek? Kime teslim olduk da adımızdan, andımızdan, cumhuriyetimizden vazgeçme noktasını bir çözüm olarak kabul edecek noktaya geldik. Tablo budur değerli milletvekilleri. Onun için her şeyi burada açıkça şey yapmak lazım. Şu heyet, çözümün ne olduğunu söylesin; Oslo’da, İmralı’da neler görüştüklerini, millî devlet konusunda, üniter devlet konusunda neler yaptıklarını anlatsın. Niye sizlere anlatmıyorlar? Değerli milletvekilleri, İmralı’daki protokolleri niye anlatmıyorlar? Niye sizlere söylemiyorlar? Çünkü “olmaz” dersiniz değerli kardeşlerim. Ama, işte geldiğimiz bu süreç içerisinde bu getirilen tasarı, aslında, değerli kardeşlerim, ne hazindir ki millî iradeyi temsil eden Hükûmet tarafından getirilmemiş, getirtilmiş. PKK terör örgütü başı diyor ki: “Çözüm sürecinde yapılan işlerin hepsi kanunsuzdur. Ben başta söyledim, Parlamento izni olmadan hepiniz vatana ihanetle yargılanırsınız dedim. Bizim silahımız bu.”

Ey değerli milletvekilleri, bir terör örgütü silah kullanıyor. Bu silah karşılığında buraya bir tasarı geliyor ya. Niye geliyor? Bu zamanda niye geliyor? Cumhurbaşkanlığı öncesindeki hangi pazarlıkla geliyor? Elinizi vicdanınıza koyun. Bu Parlamento gazi Meclis, Polatlı’da top mermileri duyulurken bile bu milletin egemenliğini korumaya, bağımsızlığını korumaya ant içmiş.

Peki, değerli kardeşlerim, bir terör örgütü dayatıyor… Hep böyle yaptılar. Geçen sene de “15 Ekime kadar yasalaştırmazsanız silahlı eylem başlar.” dediler, yine Parlamentoya getirdiler. Açlık grevleriyle tehdit ettiler değerli kardeşlerim.

Terör örgütünü meşrulaştırırsanız, terörün meşru bir araç olarak başkaları tarafından da kullanılmasını sağlarsınız. Böyle bir şey demokraside olmaz değerli kardeşlerim. Sizler buralara silahın egemenliğiyle değil millî iradeyle geldiniz. Millî iradeyle gelenler kendi iradesini silaha teslim edemez, silahın dayatmalarına teslim edemez.

Evet, değerli arkadaşlarım, bütün bunlarla ilgili geldiğimiz süre içerisinde milletimize karşı bir psikolojik harekâtla karşı karşıyayız. “Analar ağlamasın”, “Eğer bunlar olmazsa kan dökülür…” Milleti tehdit ediyor, PKK terör örgütü silahıyla, Hükûmet de silahı bırakma karşılığında tehdit ediyor analarımızı.

“Çözüm süreci” dediler, Diyarbakır’daki anneler ağlamadı mı? Ağladı. “Nedir bu çözüm süreci? Nereye götürüyorlar bizi?” dediler. Oradaki insanlar, aileler, bugün Hükûmetin nereye götürdüğünün daha fazla bilincindeler.

Ne enteresandır ki bu tasarı gelmeden PKK terör örgütünü meşrulaştırarak bu tasarı gelmeden önce anneler üzerinden bir psikolojik harekât. Yine bu tasarıyla ilgili “Şehit ailelerine, gazi yakınlarına iş imkânı getiriyoruz.” diye yine gazetelerde var. Milleti kandırıyorlar. PKK terör örgütüne iş bulmak için yasa tasarısı getirirken şehit, gazi ve yakınlarını da bu işe ortak kılıyorlar.

Yine aynı şeyler başladı: “Dağdan iniyorlar, iniş başlayacak.” E, hani iki yıl önce başlamıştı, hani iki yıl önce gidecekti? Milleti aldatıp kandırmaktan başka bir şey yok değerli  kardeşlerim.

Bizim sizden istediğimiz, bu milletin millî egemenliğini temsil eden milletvekilleri, millî devlete, demokrasiye, özgürlüğe sahip çıkmanızı, yemininizdeki unsurları taşıyan yemininizin unsurlarına sahip çıkarak Hükûmetin aslında PKK terör örgütüyle girdiği bu gayrimeşru ilişkiyle PKK’nın siyasi amaçlarını meşrulaştıran bu sürece karşılık Türk milletinin egemenliğini temsil eden milletvekilleri olarak Hükûmeti bu konuda, bu yetkiyle donatmamanızı istirham ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın konuşacak.

Buyurun. (AKP sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 629 sıra sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni Türkiye yolunda ortak geleceğimizi inşa edebilmek adına hep birlikte buradayız ve bu tasarıya katkı sunmak üzere çalışmalarımızı üretiyoruz. Bu sorunun çözümüne hep birlikte de katkı sunmak durumundayız ve ben, katkı sunan herkese şimdiden çok teşekkür ediyorum. Zira, bu sorun sadece AK PARTİ’nin, sadece bölgenin sorunu değil; bu sorun tüm Türkiye'nin sorunu, sorun devletin sorunu, muhatabı 77 milyon insan ve bu sorundan herkes doğrudan ya da dolaylı bir şekilde zarar gördü.

Değerli milletvekilleri, Türkiye 2002 yılından bu yana, atılan adımlar ve daha önce “Yapılamaz, hatta düşünülemez.” dahi denilen gelişmelerle âdeta üstündeki ölü toprağını artık atmıştır. Barışın ve kardeşliğin bu topraklara egemen olması için mücadele etme azmiyle yürümeye kararlılıkla devam etmektedir. İktidarımız süresince gerçekleştirilen demokratik değişim ve normalleşme süreciyle milletini kucaklayan devlet, devletini sahiplenen millet şiarıyla hareket edilmiştir. En başta temel hak ve özgürlükler alanında yapılan çalışmalarla toplumun her kesiminin takdirini kazanan yasal düzenlemeler yapılmıştır. Hükûmetimiz Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’yle toplumsal barışı ve vatandaşların arasında bin yıldır var olan kardeşliğin pekişmesini sağlamıştır, terör sorunu ile demokratik taleplerin birbirinden ayrımının yapılmasının önünü açmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu topraklarda son otuz beş yılda hiç durmadan akan bir kan var, esasen bizim aklımızın almadığı, yüreğimizin kabul etmediği de bu kandır. Nasıl olur da bin yıldır bu topraklarda yan yana yaşayan, aynı yoldan gidip aynı kıbleye yönelen, aynı suyu içen bu insanlar, aynı vatan toprağında, aynı amaç uğruna koyun koyuna yatan bu insanlar karşı karşıya gelir de birbirinin kanını nasıl da dökmeye başlar? Hangi vatanseverin ve hangi milletperverin içine sindirebileceği bir durumdur bu, sormak isterim. Ocaklara düşen bu ateşi söndürmek gayesiyle milletimizi bu karanlıktan kurtarmak için üzerimize düşen ne varsa hep birlikte yapmak mecburiyetindeyiz.

Evet, biz “çözüm” diyoruz ve çözmekten yanayız, bu akan kanı durdurmak için de her türlü ezaya, cefaya da razıyız. Bakınız, son on dokuz, yirmi aydır -neredeyse iki yıla yaklaşacak- artık evlerimize şehit cenazeleri gelmiyor. Hayatını kaybeden gencecik insanların kefenlere sarılı körpe bedenleri toprağa girmiyor, şiddet yok, ölümler yok.

Değerli milletvekilleri, artık toprak bile bu taze fidanları, bu gençlerimizi kabul etmiyor, kabul edemiyor. Toprak artık kan ağlamak istemiyor. Lütfen vicdanımızın sesine kulak verelim, ağlayan anaların, babaların, kardeşlerin, topyekûn bir milletin sesine kulak verelim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Duygu sömürüsü yapma! Gerçeklerden bahset!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Özcan sus, Özcan!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, işte, bu amaçla biz, halihazırda kurumların mevzuatları çerçevesinde yürütülmekte olan bu sürecin devlet politikası olarak benimsenip yasal zemininin hazırlanması gayesini taşıyoruz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Otoriten yok, otoriten!

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu tasarıyla yine çözüm süreci çok daha güçlü bir yasal dayanağa kavuşacaktır, bu tasarıyla normalleşme, demokratikleşme için yine çok büyük bir adım atılmış olacaktır. Bunun yanında, güvenliğimizden, üniter yapımızdan asla taviz verilmemiştir, verilmeyecektir. Ancak, özgürlükler de askıya alınmayacaktır. Yine bu tasarı, 2002 yılından bu yana elde edilen kazanımların üzerine vatandaşlarımızın talep ve beklentileri dikkate alınmıştır. Terörün ve şiddetin sona erdirilmesi için siyaset yapılması gereğini üzerine bina edilmiş bir tasarıdır.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının mutlak amacı, kendini daha çok güvende ve özgür hisseden vatandaşların oluşturduğu güçlü bir ülke özlemidir. Tasarının başlığında, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair olduğu yazıyor. Aslında burada değerli arkadaşlar, ulaşılmak istenen hedef, amaç gayet net bir şekilde ifade ediliyor. Buna kimin itirazı olabilir acaba?

Değerli arkadaşlar, tarihî olduğu kadar vicdani ve ahlaki sorumluluk taşıyoruz. Çatışma ortamının son bulduğu bugünlerde etkin bir koordinasyonla süreci, çözümü oluşturma noktasında gelinen bu nokta, kaçınılmaması gereken tarihî bir fırsat olarak karşımızda durmaktadır.

Özellikle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde gelinen son durum itibarıyla vatandaşlarımız, bu normalleşme ve iyileşme kapsamında oluşan huzur ve güven ortamında, ülkesine ve milletine daha da sımsıkı sarılma arzusu içindedir. Ekonomik canlılık hayatın her alanında kendini hissettirir ölçüde gelişmektedir, göstermektedir. Halkımız çözüm sürecini artık satın almıştır, zira huzurun tadına varmıştır.

FARUK BAL (Konya) – Kaça satın aldı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu amaçla çözüm sürecinin daha güçlü bir yasal zemine ve dayanağa kavuşması maksadıyla hareket etmekteyiz. Süreç, dinamik bir yapı arz etmektedir. Devlet kurumlarının etkin iletişimi, ferdî ve kitlesel dayanışma ile sivil toplum kuruluşlarının da sürece aktif katılımı bu manada büyük bir önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, biz bu süreci yeni başlatmıyoruz. Zira AK PARTİ iktidarı, 2002’de göreve geldiği ve Hükûmet olarak yerini aldığı günden bu yana, bahsini ettiğimiz demokratikleşme, normalleşme ve millet ile devletin kucaklaşması için pek çok adım atmıştır. Daha on iki günlük AK PARTİ Hükûmeti, bu anlamda ilk çalışmasını olağanüstü hâli kaldırarak yapmıştır. 18 Kasım 2002’de Hükûmet kuruluyor, 30 Kasım 2002’de de olağanüstü hâl kaldırılıyor.

Devlet güvenlik mahkemelerini hukuk sistemimizden çıkardık. Temel haklara ilişkin uluslararası anlaşmaları iç hukuk sistemimizde üstün bir konuma taşıdık. TRT Şeş ile özel radyo ve televizyonların yerel dilde yayın yapmaları sağlandı. Farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için özel kursların açılmasına olanak verildi. Farklı dil ve lehçelerde siyasi propagandalar da kullanıma açıldı, serbest hâle getirildi. Üniversitelerde enstitüler kuruldu. Yerel dil seçmeli olarak eğitim sisteminde var olmaya başladı. Özel okullarda ana dilde eğitim yapılması imkânı geldi. İşkenceye sıfır toleransıyla Türkiye artık faili meçhullerle, yargısız infazlarla, işkence ve kötü muameleyle anılmıyor. İnsana saygı esasına dayanan tüm mevzuatı bu manada yeniledik; insan onuruna, insan haysiyetine yakışır bir şekilde mevzuatlarımızı yeniledik. Ötekileştirilen, gayrimüslim, Alevi ve diğer farklı etnik gruplara mensup insanlarımız ile mütedeyyin vatandaşlarımız lehine birçok iyileştirmeler yapıldı. Ret, inkâr ve asimilasyon politikalarına son verildi. Daha nice demokratik adımlar 2002’den bu yana atıldı, atılmaya devam ediyor.

Peki, tüm bunlar yapılırken de eski tek tipçi yapı özlemleriyle, altı boş fikirlerle “istemezük” denmedi mi? Denildi, maalesef denildi. Buna ilişkin hıyanetle, ihanetle suçlanmadık mı? Maalesef suçlandık.

Değerli arkadaşlar, bizler artık dayatmacı, inkârcı, reddiyetçi bir bakış açısıyla bakamayız ve bakmadık da. Peki, burada bu yapılanlardan bugüne kadar kazanan kim oldu?

FARUK BAL (Konya) – PKK oldu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Burada kazananın kim olduğunu müsaadenizle ifade edeyim.

Değerli arkadaşlar, bu yapılanlardan, 2002’den bu yana atılan adımlar, çözüm süreci, bütün bu AK PARTİ icraatlarıyla birlikte, batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine büyük bir millet kazandı, güçlü Türkiye kazandı, milletimiz kazandı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ahmet Bey, 2002’de sıfırdı, sıfırdı terör, sayenizde bugüne geldi. Ne kazancı ya?

AHMET AYDIN (Devamla) – Âdeta sessiz devrim niteliği taşıyan bu köklü meselelerin çözümünde bugüne kadar gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kurulan araştırma komisyonu gerek anayasal ve yasal düzenlemeler gerek akil insanlar heyeti gibi çalışmalarla gelinen nokta milletimizin teveccühüne de mazhar olmuştur.

ALİM IŞIK (Kütahya) – AKP kazandı, cepler doldu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Herkesin tabii ki çözüm konusunda farklı görüşleri ve düşünceleri olacaktır ama hepimizin üzerinde ittifakla duracağı yegâne konu da akan bu kanın durmasıdır, acıların son bulması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasıdır. Hakkın ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde, ileri bir demokrat zihniyetle bu konuyu ele alarak silahı, çatışmayı, ölümü değil, siyaseti ve demokrasiyi önemseyen bir anlayışla elimizi değil, gövdemizi değil, başımızı taşın altına koyduk.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vay anasına! Başınız ezilmedi mi daha?

AHMET AYDIN (Devamla) – Hamdolsun, on dokuz aydır bunun meyvelerini alıyoruz; gençlerimizin kanının akmasına imkân tanımıyoruz, bütün bir ülkede normalleşmenin azami bir şekilde yerleşmesi için gayretlerimizi sürdürüyoruz.

Değerli milletvekilleri, çözümünü beklediğimiz sorun pek tabii ki çok kolay değildir, yaklaşık yüz yıllık geçmişi olan, aynı zamanda farklı sorun alanlarını içinde barındıran büyük bir sorundur. Bu sorunun büyüklüğünün farkındayız ama büyük devletlere, büyük liderlere de yakışan büyük sorunlara el atmaktır. Bu sorunda 40 bin canımız gitti arkadaşlar, 40 binin üzerinde canımızı kaybettik. Bu ne dilimize kolay ne yüreğimize ne de aklımıza. Ekonomik, sosyal ve siyasal kayıpların neler olduğunun da hepimiz idraki içerisindeyiz. Sadece bugünümüzü değil, yarınlarımızı da ciddi manada tehdit eden, içeride ve dışarıda, bölgemizde huzur ve güvenliğimizi hedef alan terör, geleceğimiz için de ağır faturaların ödenmesine zemin hazırlamaktadır.

Evet, değerli arkadaşlar, bu ülkenin dün akla gelmeyen ama on iki senedir de aklından çıkmayan bir hedefi ve bir vizyonu var artık; 2023 ve 2071 hedefimiz var. Bu ideallerimiz uğruna milletimize bu bedeli ödettiremeyiz ve bu bedeli de bu büyük milletin ödememesi için biz kararlıyız. Ta en başından, 14 Ağustos 2001’de AK PARTİ’yi kurarken parti programına aldığımız terörün sona erdirilmesi ve çözüm için o günden itibaren yoğun bir mücadele vermekteyiz. Bizler bu akan kana, anaların gözyaşlarına seyirci kalamazdık ve kalmadık. Sosyal, siyasal, psikolojik ve ekonomik bir boyutu olan bu soruna, herkesin sorumluluk içinde davranarak ve elini taşın altına koyarak yaklaşması gerektiğini savunduk.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu çok net bir şekilde görmeliyiz: Bu topraklardaki kardeşlik hukukunu çiğnetmemeliyiz. Bin yıllık bu birlikte yaşama kültürümüzü, akrabalığımızı, bu kutsal yapımızı yeri geldiğinde tek vücut olarak yedi cihana duruşumuzu, kaynaşmış ve birbirinden koparılamaz bu birlik ve beraberliğimizi çiğnetmemeliyiz. Sevinçte ve tasada beraber olmuş, birlikte ağlayıp birlikte gülmüşüz. Geçmişimiz nasıl ki beraberdir, ortak geleceğimizi de beraber inşa etmek durumundayız.

Türkiye bugün çok daha yüreklidir, çok daha güçlüdür, çok daha ümitlidir, çok daha kararlı ve yaşanabilir bir Türkiye kurmak için birlikte çalışma arzusundadır. Bu topraklar çok zulümler, çok yasaklar, çok acılar gördü. Sadece etnik kökenler değil, inançlar, değerler, kitaplar, şiirler, türküler yok sayıldı, görmezden gelindi.

Değerli arkadaşlar, millî mücadelede biz neysek, nasıl bir ruh ve inançla ayağa kalktıysak bugün de tekrar o öz kardeşliğimizi tesis etmeliyiz. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılırken tasavvur edilen büyük Türkiye idealiyle hareket etmeliyiz. Bizim tek bir gayemiz var: Dışlanmamış, hor görülmemiş, zulmedilmemiş, inkâr edilmemiş bir millet ve bu temeller üzerine kurulan büyük ve güçlü Türkiye. Herkesin bir olduğu, birinci sınıf vatandaş olduğu bir Türkiye. İşte bu Türkiye’nin ve bu cumhuriyetin yükselmesinin ve güçlenmesinin aslolan değeri de bu kardeşliğin güçlenmesidir. Korkuların ve acıların bittiği, karşılıklı güven ve kardeşlik temelinde bir Türkiye. Türkiye’de terörün bitmesiyle kardeşliğimiz, birliğimiz, ekonomimiz içeride ve dışarıda siyasal gücümüz zayıflar mı, yoksa perçinlenip güçlenir mi? Meseleye eğer buradan bakabilsek emin olun doğru yolu bulabileceğiz.

Her seferinde ve her ortamda gereksiz ve mesnetsiz ithamlarla da maalesef karşı karşıya kalıyoruz. Çözüme karşı olanlar âdeta korku cumhuriyeti yaratarak milleti aldatma yoluna dahi gidebiliyorlar. Sadece ve sadece “Türkiye bölünecek.” iddialarıyla çözümden ve mantıksal bakış açısından uzak bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı yaklaşım sadece milletimize zarar veriyor. İşte bunun içindir ki, yarınların büyük ve güçlü Türkiyesi’nin ve onun müreffeh vatandaşlarının önündeki son ve en önemli engel olan işte bu konuştuğumuz sorundur. Bu sorunun neden olduğu tüm olumsuzlukların bilinciyle, milletimizin mutluluğu, huzur ve refahı için Türkiye’nin bütünlüğü ve üniter yapısı çerçevesinde kalıcı bir şekilde kökünden çözülmesinden yanayız.

Tek bir amacımız var: Şanlı ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde bir bütün olarak kardeşçe yaşamak. Onun için, biz, burada, bu yüce Mecliste grubu bulunan veya bulunmayan tüm siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarından, milletimizden, bu süreçte herkesten ama herkesten, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesten ciddi manada katkı ve destek bekliyoruz ve her geçen gün de sevinerek bu desteğin, bu katkının arttığını görüyoruz.

Biz, çözümü önemsiyoruz ve sizlerle birlikte Türkiye'nin bu tarihî fırsatı kaçırmamasını temenni ediyoruz. Biz umutluyuz. Bu umudu boşa çıkarmamak, bu tarihî fırsatı heba etmemek istiyoruz çünkü bu fırsatı heba edenler tarih ve millet karşısında bunun hesabını verirler. Bunun vebaline de katlanırlar.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Siz de vereceksiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bulunduğumuz bu güzel topraklarda, dünyanın en güzel coğrafyası olan Anadolu’da çatışmanın ve felaketlerin olmadığı, anaların çığlıklarının son bulduğu, evlatların genç yaşta toprak olmadığı bir ülke hayaliyle yaşıyoruz.

Değerli kardeşlerim, hiç şüphesiz, hep birlikte bu ülkenin birliği ve dirliği için çalışıyoruz. Bu ülkenin güçlü olması için bütün siyasi partiler       -ben düşünüyorum- o şekilde hareket ediyor, o şekilde hareket etmek durumundayız. Hiçbirimizin ülkemiz aleyhine, milletimiz aleyhine girişilebilecek bir olayın yanında olacağını tahmin dahi etmem, edemem. Dolayısıyla, bu sorumluluk, bu misyon, bu sürecin nihai bir şekilde sona ermesi anlamında hepimizin katkı vermesi lazım.

Değerli arkadaşlar, bakın, yöntem değişti artık. Salt askerî yöntemlerle, salt birtakım operasyonlarla eğer bu işler çözülmüş olsaydı, ölmeyle, öldürmeyle, ölümlerle salt bu işler çözülmüş olsaydı…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Askeri PKK’nın önüne attınız. Bu da size namus borcu olarak yeter.

AHMET AYDIN (Devamla) - …1990’lı yıllarda biz bunu çözerdik. 1990’lı yıllarda, yılda 4 bin, 5 bine yakın insanımızı kaybettik.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Asker diz çöktü, siz meyvesini yediniz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Eğer bu şekilde bu iş çözülmüş olsaydı o zaman çözülürdü ama şu anda yirmi aya yakındır, iki yıla yakındır eğer bir şiddet yoksa, eğer ölümler gelmiyorsa, şehit haberi almıyorsak…

ALİM IŞIK (Kütahya) – PKK’nin haraç aldığını bilmiyor musunuz? Yol kestiğini…

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli kardeşlerim, bu, hepimizi mutlu eder, hepimiz bunu arzu eder. Bir tek insanın hayatı dahi bütün siyasetlerin üstündedir. Siyaseti de bir tarafa bırakalım, bu mesele, öyle siyasi, ideolojik bakışla yargılanabilecek bir mesele değil. Bu, bir milliyetçiliktir, aslı milliyetçilik budur. (MHP sıralarından gürültüler)

ALİM IŞIK (Kütahya) - Milliyetçiliği ağzına alma.

AHMET AYDIN (Devamla) - Asıl milliyetçilik, millete hizmet etmekle olur, bir ve beraber olmakla olur.

Onun için, kardeşlerim, artık baldıran... (MHP sıralarından gürültüler)

Bakın, bu sorunu çözmek adına kararlı ve güçlü bir irade ortaya koyan bir Hükûmet ve onun lideri var. Baldıran zehri içmeye hazır, güçlü ve kararlı bir lideri var ve “Acılara son.” diyen bir milletle bizim bunu başaracağımıza da inancımız tamdır.

İyi niyetlerle, temiz duygularla, sevgiyle baş koyduğumuz bu yolda emek veren herkese teşekkür ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Komisyonumuza, Sayın Başbakan Yardımcımız başta olmak üzere tüm milletvekillerine bu tarihî süreçte vermiş olduğu katkılardan dolayı da bir kez daha teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Aydın

FARUK BAL (Konya) – Keşke katkı vermeseymiş(!) Bize etme, biz katkı vermedik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Alkışlayın, alkışlayın, bu millet seyrediyor bu alkışları, haberiniz olsun. Yarın seçim bölgenizde soracaklar hesabını, bu alkışların hesabını soracaklar size. Hesap vereceksiniz.

BAŞKAN -  Grup adına konuşma…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Türkkan… (MHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, önemli bir görüşme yapıyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve TBMM televizyonunun…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili söz istedi, konuşuyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Bakanı kürsüye çağırmışsınız.

BAŞKAN – Ben kimseyi çağırmadım Sayın Bakanım, çağırmadım kimseyi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Bakanım, bir dakika, geçmeyin, bir dakika.

BAŞKAN - Hayır, yok, çağırmadım daha

Buyurun Sayın Altay…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Heyecanlanma Bu vatana ihanet ediyorsunuz.

BAŞKAN – Susar mısınız lütfen.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Şimdi, on dakika önce, Meclis Televizyonu yayını kesildi ama protokole göre, Başkanlığın talep etmesi hâlinde, Meclis Televizyonunda bu görüşmelerin yayınlanması mümkündür. Uygun görürseniz, böyle bir talepte bulunmanızı talep ediyorum. Bu görüşmeler milletten gizli yapılmamalıdır, bu konuyla ilgili, bu sorunla ilgili bütün siyasi partilerimizin anlayışımızın -zaten milletten saklamadık- bilinmesinde fayda var diye düşünüyorum.

Arz ederim.

BAŞKAN – İletirim, teşekkür ederim.

Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay söz istedi

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli bir yasayı görüşüyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu, yasa değil ki, ihanetin belgesi bu, ihanetin belgesi; yasa başka bir şey.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada görüşülen yasa üzerinde değerli fikirleriyle katkı veren, eleştiren arkadaşlara teşekkür ediyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teslimiyet belgesi bu, teslimiyet belgesi; tasarı falan değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Gerçekten, Parlamentomuzun zenginliğidir bu. Bunu Komisyonda da söylemiştim, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunda artık, her şeyin bütün detayıyla, açıklığıyla, ülkemizin bütün sorunlarının hiçbir korku, endişe olmadan, hiçbir tabu olmadan konuşuluyor olması bile büyük bir kazanımımızdır ve bugün böyle bir konuyu açıklıkla konuşuyoruz. Onun için de bütün milletvekillerimizin düşüncelerini en açık şekilde söylemesi bizim için de memnuniyet vericidir. İnşallah, ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Bildiğiniz gibi, uzun süredir böyle bir yasa üzerinde çalıştığımızı ifade etmiştik, akil insanlar raporunda da yer almıştı bir çerçeve yasa…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hain insanlar, akil değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …ve Meclis Komisyonumuzun da, bu konuda kurulan Komisyonun da bu konuda ifadesi vardı ve biz de işte, 26 Haziran Perşembe günü Meclise tasarı olarak bu yasayı sevk etmiş olduk, 4 Temmuz Cuma günü de İçişleri Komisyonunda tamamlanmış oldu.

Burada Grup Başkan Vekilimiz rica etti, kısa konuşayım diye, benim aslında yirmi dakikalık bir konuşma hakkım var ama programa yetişmesi için, iftardan önce bitmesi için çok kısa bir açıklama yapacağım ve kısa bir açıklama yapacağım, kısa keseceğim. Zaten Değerli Kardeşim Ahmet Aydın grubumuz adına önemli hususlar ifade etmiş oldu.

Önce şunu ifade edeyim: Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, biz bu konuda taa partimizin kuruluşundan beri farklı düşünüyoruz. Yani her partinin farklı bakışları vardır, biz AK PARTİ olarak partimizi kurarken bu konularda farklı yollar izleyeceğimizi, ülkemizin her sorununa alışılagelmişlerin dışında çözümler arayacağımızı ifade etmiştik. Yani baştan sona bir paradigma değişikliği yaptık ve bu on iki yıldır bunu herkes zaten görüyor. Yani bu getirdiklerimiz yeni şeyler değil, bizim şu on iki yıllık icraatımızın bir devamı. Doğrusu, mümkün olabildiğince Türkiye'nin her bölgesinin, her kesiminin sorunlarını kucaklayan politikaları hayata geçirmeye çalıştık ve Türkiye'yi sivilleştirmek, normalleştirmek suretiyle, sivil siyasetin önünü ne kadar açarsak o kadar etkili olur diye düşündük ve doğrusu dokunulmayan konulara dokunduk ve pek çok kronik sorunları da bu şekilde çözdük, işte, bu da onlardan birisi.

İster Kürt sorunu deyin ister terör sorunu deyin, aklınıza ne gelirse, ama biz bu soruna da alışılmış, sadece güvenlikçi yöntemlerle değil çok farklı bakışları getirerek, hem toplumsal hem insani bakışları getirerek çözümler bulacağımızı söyledik ve hamdolsun sabırla bu konu üzerinde çalışıyoruz.

Burada özellikle şunu ifade etmek istiyorum, çözüm süreci önceki çalışmalarımızın bir devamı ve bugün çözüm süreci bir olgunlaşma safhasındadır, biz Hükûmet olarak buna inanıyoruz ve artık bir sona doğru gittiğimize inanıyoruz bu sorunların çözümünde. Bundan sonraki başlıca hedefimiz örgüt mensuplarının silahlarını bırakması, devletin de bu insanların evlerine, normal hayata dönmeleri için gerekli çalışmaları yapmasıdır. Esasen çözüm sürecinin ana hedefi de zaten budur.

 Biz, doğrusu -bunu samimiyetle söylüyorum, komisyonda da söyledim- her şeyi söyleyebiliriz, her şeyi tartışabiliriz, ama bu sürecin, bu konunun partiler üstü bir konu olduğunu, hepimizin bu konuda yardımlaşmamız gerektiğini, burada bir defa daha ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, çözüm süreciyle ilgili şunu ifade edeyim büyük bir memnuniyetle, son iki yıl içinde, hamdolsun, hem can kayıpları olmamış ve bölgeye huzur gelmiş hem de bölgedeki ekonomik hayat canlanmıştır. İnsanlarımızın on yıllardır özlemini çektiği normalleşme görüntüleri ortaya çıkmıştır.

Nitekim, ilk defa anneler dağdaki çocuklarının geri dönmesi için seslerini yükseltebilmektedir. Terörle, şiddetle varılacak bir yer olmadığı açıkça görülmüştür. Bütün çabamız, bu huzur ve normalleşme ortamını kalıcı hâle getirmektir ve bu, daha fazla barış, kardeşlik, insan hakları ve demokrasi için çaba demektir. Biz zaten bugüne kadar, demokratikleşme anlamında, bütün bölgelerimizde, her kesimde yaşayan vatandaşlarımızın hak ve hukukunu gözetme olarak, demokratikleşme adımları olarak çok mesafeler aldık. Sessiz devrim diye niteliyoruz onları. O konuda bütün vatandaşlarımızın devlete güvenini sağlamak için büyük çaba sarf ettik. Doğrusu, eskiden yanlışlar yapılmıştı ve devlete güven pek çok kesimde sarsılmıştı. Ha, şimdi bunu biz artık daha nihai bir safhaya getirmiş olduk.

Önce şunu ifade edeyim: Bu çerçeve yasa, çözüm süreciyle ilgili Parlamentoya gelmiş ilk yasadır, önemi budur ve bu bir çerçeve yasadır. Bu soyut bir yasadır, bu somutluklar taşımıyor. Sadece çözüm sürecinin yasal olarak ismini koyuyor ve Parlamentoyu devreye sokuyoruz ve bu çözüm süreci yasasının, bu şemsiye yasanın altında Hükûmete pek çok görevler veriliyor. O görevleri Hükûmet yapacak, kurumları görevlendirecek, kişileri görevlendirecek ve yeni yasal hazırlıklar belki gerekecek, o yasalar yine buraya gelecek.

Ve burada getirdiğimiz önemli bir husus şudur: Şeffaflığı çok önemli görüyoruz. İnşallah, çözüm süreciyle ilgili-şunu burada açıkça söylüyorum- hem Parlamentonun hem de bütün milletimizin gelişmelerden haberdar edilmesi sürece katkıyı kolaylaştıracaktır ve milletimizin desteğini artıracaktır. Samimiyetle ne yaptığınızı millete anlattığınızda millet size daha fazla destek veriyor. Biz de bundan sonra daha fazla bilgilendirme yolunda çaba sarf edeceğiz.

Şunu ifade edeyim: Burada, şu anda üzerinde çalıştığımız husus, bu yasadan sonra, somut bir yol haritasıdır. Yol haritası hem somutluk taşıyor hem de zamanlı. Bunun üzerinde çalışıyoruz, buna göre bir eylem planı ortaya çıkacak ve belki orada yeni yasalar gerekecek. O çalışmalar da, yine, Meclis huzuruna getirilecek.

Ama ben sizlere, bu vakitte, mübarek vakitte şunu ifade edeyim: Kendimin de Hükûmet olarak da bizim umudumuz fazla. Süreç olgunlaşıyor. İnşallah, ülkemizin birliği, bütünlüğü için, huzur içinde bütün vatandaşlarımızın bu güzel ülkede yaşaması için bir çalışma yapıyoruz. Yaptığımız sadece budur. Ülkemizin birliğine, bütünlüğüne leke getirecek, zedeleyecek hiçbir çalışmanın içinde olmayız. Aksine, AK PARTİ bu ülkenin birliğinin, bütünlüğünün çimentosudur. Bunu hep söylüyorum. Ülkemizin her kesiminde biz varız ve bu ülkenin bütünlüğü bizim en önemli hedefimizdir. Bu çalışmalar yapılmazsa o tür sorunlar olur. Bunları öyle görelim.

Burada bir son hususa değinerek bitiriyorum. Yani buradaki görevler vesaire, yasanın içinde; bunlar Hükûmete verilmiş görevlerdir, yetkilerdir ve Hükûmet görevlendirmeler yapacaktır. Burada bir konuya değiniyor arkadaşlarımız: Yani özellikle 4/B’yle ilgili “Burada bir sorumsuzluk getiriliyor.” deniliyor. Ona özellikle değinmek isterim. Değerli arkadaşlar, önce şunu söyleyeyim: Değerli milletvekillerimiz, biz bu konuda bu yasayı madde madde düzenlerken hem Adalet Bakanlığından arkadaşlarımızın hem bizzat Adalet Komisyonu, Anayasa Komisyonu Başkanlarımızın görüşlerini aldık. Hukukçuların öngördüğü bir metindir ve onlar bize bunun diğer yasalarda ve diğer ülkelerde de bu şekilde uygulanır olduğunu ifade ettiler. Ve burada, asla, bunların suç işlemesini teşvik anlamında falan bir şey değil bu. Görevlerini yerine getirmelerinden dolayı bunların bir tehdit altında olmaması.

Değerli milletvekillerimiz, bunların daha önce örneklerini gördünüz. Başbakan MİT Müsteşarına talimat veriyor, “Git, örgüt mensuplarıyla şu görüşmeleri yap.” diyor. O görüşmelerden sonra bir savcı o MİT Müsteşarını sorguya çağırıyor “Sen suç işledin.” diye.

Tabii, bürokratları bu şekilde çalıştıramazsınız ve bu her ülkede geçerli ve ayrıca şunu da özellikle ifade ediyorum, bakın, Anayasa’mızın 137’nci maddesi: “Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.” Ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 24’üncü maddesi de aynı paraleldedir. Bunlar bizim üst mevzuatımızdır, bunlar bağlayıcıdır. Buraya tekrar bunları koymamıza gerek yok. Yoksa hiç kimse konusu suç teşkil eden emir veremez, o emri alan da asla yerine getirmez. Sadece bu yasadaki -bu yasanın 2’nci maddesidir bunlar- bu yasadan doğan, verilen görevleri sırf bu görevi yerine getiriyor diye kişiler suçlanamaz anlamında onları güvence altına almaktır, amacı budur.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Suç teşkil etmese zaten gerek yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Tekrar, olan ve olacak katkılarınız için çok teşekkür ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, şimdi şahsı adına…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, kısaca bir konuyu… Sayın Bakan dedi ki: “İşte, efendim, MİT Müsteşarı gidiyor, görüşüyor MİT mensupları, sonra soruşturma açılıyor, bunun için getirdik.”

Sayın Başkan, bu konuda MİT Yasası değişmedi mi ya?

Değerli milletvekilleri, MİT Yasası bunun için değiştirilmedi mi?

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Örnek verdi sana, örnek.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sadece MİT mi görüşecek?

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi aynı şeyi getirip bunun için kullanıyoruz ya! Yani ne yaptığını bilmeyen bir Hükûmet, neyi ne için getirdiği belli değil ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Şahsı adına ilk konuşmacı Mustafa Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1/941 sayılı Yasa’yla ilgili olarak şahsım adına görüş bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten de önemli bir mevzuyu, önemli bir konuyu, Türkiye’nin tarihsel bagajını ve bugüne geldiği durumu bir yasa çerçevesinde konuşmak üzere bugün toplanmış bulunmaktayız. Önemli bir gün, önemli bir yasa tasarısı, umuyorum ki bu yasa tasarısı Türkiye’de Türkiye’nin Kürt meselesinin kalıcı bir toplumsal barışla sonuçlanmasına neden olur. Bu temenniyle konuşmalarıma başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin Kürt meselesi son otuz yılın meselesi değil son yüz meselesidir. Ama son otuz yıl çatışmayla, ölümle, birçok insan hakları travmasıyla geçmiş bulunmaktadır ve bugün de bu meseleye zemin olabilecek bir yasa tasarısını burada konuşuyoruz. Eksiği var, yanlışı var ve zamanlaması konusunda bizim itirazlarımız var ama her şeye rağmen bu yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşuluyor olması bizce önemli ve değerli. Niye önemli ve değerli? Çünkü Türkiye’de son yirmi aydır yurttaşlarımız ölmüyor, bir çatışma olmuyor ve hiçbir cenaze Türkiye’nin hiçbir yerine gitmiyor. Bu bakımdan, Türkiye’nin bugün geldiği nokta önemli ve değerlidir ve biz her şeyden önce, bu yasadan bağımsız olarak bu durumu, hiç kimsenin ölmediği bu ortamı korumakla, hiç kimsenin yaşamını yitirmediği bu ortamı korumakla mükellefiz. Ve iki yıldan bu yana bizim ısrarla tarif ettiğimiz yer…

Susar mısın ya! Susar mısın!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sana söylemiyorum ya.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – İki yıldan bu yana ısrarla tarif ettiğimiz yer de burasıdır. Ama iki yıldan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin bizim tarif ettiğimiz noktaya gelmiş olmanız da önemlidir.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’nin bu meselesinin adı terör meselesi değil.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen yarattığın sorundan dolayı özür dile.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Terör, çatışma, silahlı şiddet Türkiye’nin Kürt meselesinin sonucudur, bundan sonra ortaya çıkmıştır. Bize düşen görev, tam da bu dönemde, bir daha bunların olmayacağı bir ortamı Türkiye’ye sağlamaktır. O nedenle ısrarla söyledik, bu meselenin konuşulacağı yer Meclistir ve Mecliste mümkün olan büyük bir mutabakatla bu sorun çözülmelidir.

Şimdi, bu yasa tasarıyla önümüze geldiniz. Evet, bu yasa tasarısı eksik. Bu yasa tasarısı bir şey tarif etmiyor. Bu yasa tasarısı zaten Hükûmetin görevi olan işleri bir yasaya almış, içinde başka bir şey yok. Bir takvim dayatmasıyla karşı karşıya kaldınız ve bunu bugün getirdiniz. Takvim dayatması ne? Bir taraftan görüşme var, o takvim dayatması; diğer taraftan da Cumhurbaşkanı seçimleri var, o takvim dayatması. Bunu getirdiniz.

Biz her şeye rağmen, bakın, “her şeye rağmen” kendi üzerimizdeki algıyı başka bir tarafa itmemek nedeniyle Komisyon görüşmelerinde ve öncesinde “Evet, biz bu yasa tasarısına karşı çıkmayacağız, eksiklerini söyleyeceğiz, yanlışlarını söyleyeceğiz ama çıkması için de gerekli gayreti göstereceğiz.” dedik, bugün o gayret içerisindeyiz. Bakın, iki yıldır bu Meclis çatısı altında değerli arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun, hangi yasa tasarısını buraya getirdik ve siz hangisini reddettiniz? Bir hafızanızı yoklayın lütfen. Bakın, biraz sonra tümünü okuyacağım ve burada AKP Grubu tarafından hepsi reddedildi. Bunlar bu sürecin moral adımlarıydı ama anlamadınız, anlatamadık sizlere, maalesef anlatamadık ve burada ezbere “ret” dediniz. Neydi bunlar mesela? Diyarbakır Cezaevi. Neydi mesela? Nevroz. Neydi mesela? Halepçe. Neydi mesela? Dersim asileri. Bütün bunları biz buraya getirdik.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Cumhuriyet Halk Partisine anlatacaksın onları.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Neydi mesela? Yüzde 100 seçim barajı. Neydi mesela? Hazine yardımı. Neydi mesela? Siyasi partilerin demokratik yapılanması. Bütün bunları bu yasa tasarısıyla buraya getirdik, görüşülmesini istedik ama “hayır” dediniz. Ama ne olacak? Bu yasa tasarısından sonra, Sayın Bakanın tarif ettiği şekilde bunlar önümüze gelecek. Peki, yirmi aydır neden bunlar yapılmadı? Hangi engel vardı? Ana muhalefet partisi bunu getirmişti buraya. Diyarbakır Cezaevinin müze olması Kültür Bakanlığının bir idari işlemiyle olur ama biz biliyoruz ki Diyarbakır Cezaevi bu sorunun başlaması noktasında, silahlı çatışmaya dönüşmesi noktasında bir travma nedenidir. Keşke geçtiğimiz yıl bizim getirdiğimiz yasaya “evet” deseydiniz, geçmişle bir hesaplaşma, yüzleşme meselesini burada beraber halletseydik. Bu Meclis o yasa kapsamında Diyarbakır Cezaevinde, Mamak Cezaevinde, Metris Cezaevinde 12 Eylülden sonra işkence gören herkesten özür dilemiş olsaydı. Niye “yok” dediniz değerli arkadaşlar? Ama bakın size söylüyorum: Gelecek, Nevruz, evet, idari bir kararla bayram olabilir, oldu zaten ama bunu bu yüce Meclisin kararıyla bayram ilan etseydik ne olacaktı yirmi aylık süre içerisinde? Bu süreci güvence altına almayacak mıydık, moral adım olmayacak mıydı değerli arkadaşlar?

16 Kasım 2013 tarihli tutanaklara bir bakın değerli arkadaşlar. Hasta tutuklularla ilgili bizim orada teklifimiz var, bizzat ben konuştum hepinize hitaben. Şimdi neyi konuşuyorsunuz görüştüğünüz yerlerde? Bunu konuşuyorsunuz ama 16 Kasım 2013’te burada yasa teklifi getirdik “Gelin, arkadaşlar, bakın, bir süreç başlamış iyi veya kötü. Bu sürecin adımları var, içeride insanlar ölüyor, Metris’te de ölüyor, Sincan’da da ölüyor, Diyarbakır’da da ölüyor. Gelin, bunları güvence altına alalım, idarenin takdirine bırakmayalım.” dedik. Burada yasa teklifi getirdik, “Gündeme alınsın.” dedik ama sizler hiç bilmeden el kaldırdınız, “hayır” dediniz. Bu gündeme gelmeyecek mi şimdi? Gündeme gelecek.

Şunu söylemeye çalışıyorum değerli arkadaşlar: Bakın, bir programınız yok. Bir takvim dayatmasıyla karşı karşıya kaldığınız zaman bu tür yasalarla karşımıza geliyorsunuz, takvim dayatmasıyla değerli arkadaşlar.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sizin programınıza uymaz da, bizim programımız var.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bunu yapmayın. Türkiye'nin bu Kürt meselesi takvim dayatmasıyla olmaz, zihniyetle olur. O da bu meselenin adını koymakla olur. Bu meselenin adını doğru koyacaksınız. Bununla olur, cesaretle. Hayır, neden çekiniyorsunuz, bu kadar büyük çoğunluğunuz var, neden adını koymuyorsunuz, adından başlamıyorsunuz? Hangi korkunuz var? Hâlen daha adını koyma konusunda tereddüt gösteren bir iktidar var, adını koyma konusunda. Tamam, sizin çoğunluğunuz var, bizim yok, siz koyun, muhalefet etsinler size, madem bu kadar gerçekten içtenlikli bir biçimde bu sorunu çözmek istiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, Cumhuriyet Halk Partisi ve sosyal demokratlar bütün dünyada çatışmayı çözen taraf olmuşlardır bu tür meselelerde.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Keşke burada olsa sosyal demokratlar.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biz, bakın, hafızanızı yoklayın değerli arkadaşlar, 6 Haziran 2012 tarihi, Mayıs 2012 tarihine bakın, ortalama 100 kişi ölüyordu, 100 kişi. Başbakan elinde iple dolaşıyordu, Kürtlere “Zerdüşt” diyordu, Kürtlere “hain” diyordu ve iple dolaşıyordu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kürtlere demiyordu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Tam da o koşullarda biz 6 Haziranda Başbakana gittik, tam da bu nedenle çözümün yeri Meclis olsun diye. O gün bize AKP genel merkezini tarif edenler bugün Meclise iki yıl sonra geldiler. Bugün de söylüyoruz, bu yasa teklifiniz eksik, bu yasa teklifinizde yanlışlar var, gelin beraber daha doğrusunu daha ileriye taşıyalım. Bu sorunu tarif eden, Mecliste mekanizma kuran eş zamanlı çalışacak ve toplumsal mutabakatı herkese yayacak başka mekanizma üreterek burada çalışalım, çalışmaya çalışalım. Gelmeyenleri ikna etmeye çalışalım. Bakın sokağı teşvik edenlere buradan cevap verelim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen imzadan çekindin, imza atamadın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Evet, 35 bin yurttaşımız yaşamını yitirdi, bunların 7 bin kişisi kamu görevlisi. 21 bini örgüt üyesi. 35 bin kayıtlara geçen rakam. 3 milyona yakın insanımız göç etti, binlerce faili meçhul cinayet var, bu ağır travmayı burada konuşuyoruz. Bu nedenle bu sorunun özüne, bu sorunun ruhuna uygun bir çaba içerisinde olmalıyız.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen imzana sahip çıkamadın imzana!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Biz her şeye rağmen yasanın 4’üncü maddesindeki eksiklik dışında, yanlışlık dışında bu yasanın geçmesi konusunda irademizi ortaya koyuyoruz. Çözüm konusunda, barış konusunda adaletle özgürlükle, eşitlikle, demokrasiyle Kürt meselesinin çözümü konusunda biz varız, hodri meydan.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Sayın Mehmet Naci Bostancı, Amasya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli bir yasa tasarısı inşallah burada müzakere edilecek ve hayırlısıyla geçecek. Çözüm süreci bakımından da bir milat. Zamanlamasını manidar bulanlar var Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak halka mesaj verme şeklinde değerlendirenler var. Esasen, çözüm süreci çok daha önce başladı, bu Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündemde yoktu -2009’u hatırlayın- ama Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik bir mesajı olsa bile bunu demokratik teori içerisinde makul görmek gerekir. Amaç zaten halkın desteklediği kararları sahaya çıkarmak, pratiğe taşımak değil midir? Demek ki çözüm sürecine ilişkin bu yasa tasarısının anlamı da halk tarafından destek görecektir, destek göreceğini ifade eden bir yaklaşımın o eleştirinin arkasında olduğunu belirtmek için söylüyorum.

Mesel şu: Türkiye bu Kürt meselesi ve dolayısıyla toplumsal ve politik kriz yaşıyor. Bu kriz sadece PKK’yla başlamadı, bu işin geçmişi de var, 1984’ten sonra daha farklı bir evreye yöneldi. Gerçekten de bu ülkenin insanları büyük bedeller ödediler. Kaybedilen bütün canları, ödenen bütün bedelleri, sonuçta geniş bir ufukla baktığımızda, bu ülkenin maliyetleri olarak görmek gerekir. Eğer derdimiz bu ülkenin içindeki insanları, gerçek insanları, doğuda, batıda yaşayanları bir araya getirmekse onların acılarını hesaba katmaksızın, onların kayıplarını hesaba katmaksızın, onların çektikleri dertleri ve ıstırapları hesaba katmaksızın bunu sağlayamayız.

Bu kürsüden kollarımızı uzatarak bütün Türkiye’yi kucaklayamayız ama bu kürsüden konuşma yaparken sözlerimizle bu ülkenin farklı yerlerinde yaşayan insanları kucaklayabiliriz. Diyarbakır’da yaşayan, Hakkâri’de yaşayan, İzmir’de, İstanbul’da yaşayan insanlar da eğer burada ifade edilen sözler içinde kendi hikâyelerini bulurlarsa, kendi acılarını bulurlarsa, geleceğe ilişkin birlik ümitlerini bulurlarsa işte o zaman manevi olarak da kollarımızla bütün bu insanları kucaklamış oluruz, millî birliği de ancak bunun üzerine kurabiliriz.

Değerli arkadaşlar, demokrasi güzel şey hakikaten. insanlar –görüyorsunuz- geliyorlar, korkularından bahsediyorlar, kaygılarından bahsediyorlar, endişelerinden ve umutlarından bahsediyorlar. Bütün bunlar birer veridir. Eğer birileri kendilerini güvensiz görüyorsa yaşanan  süreç dolayısıyla, bu bir veridir. İktidar olan akıl bunları da hesap ederek yoluna devam eder. O yüzden burada söylenen her bir söz değerlidir, önemlidir. Problemi çözme konusunda bir karşılığı vardır. MHP’nin de HDP’nin de CHP’nin de söylediklerini biz elbette dikkate alarak yolumuza devam edeceğiz ama dikkate almak, denileni aynen yapmak anlamına gelmez. Dikkate almak demek, toplumdaki bu konuya ilişkin, çözüme ilişkin, duyarlılıklarının neler olduğunu hesap eden ve mümkünü gerçekleştiren bir yaklaşımdır. Bismark’ın o lafını bilirsiniz:  “Siyaset mümkünün sanatıdır.”

Toplumsal ve politik krizleri öyle herkesi bir anda aynı çizgiye getirerek, saf tutturarak  çözemezsiniz. Ara dönemler yaşanır, kafa karışıklıkları olur, güvensizlikler olur, alacakaranlığın getirdiği problemler olur ama güçlü ve cesur bir irade bütün bunlara rağmen, bütün bunları aşarak bu ülkenin birliğini ve dirliğini sağlayabilir. Birtakım problemlerin yaşanması, süreç içerisinde kimi eleştirilecek konuların ortaya çıkması, çözüm iradesinin sonuca varmayacağı, bu işin tamamlanamayacağı anlamına gelmez. Hiç kimse bu tür problemleri tereyağından kıl çeker gibi çözemez. Gerçek insanlardan bahsediyoruz, yaralı insanlardan bahsediyoruz. Birtakım repliklerin, birtakım sözlerin kendilerine hitap etmediği, karşılık bulmadığı insanlardan bahsediyoruz. Mesela “Et ile tırnak gibiyiz.” diyoruz. Değil mi, çok kullanılan sözlerden birisi ama bazı insanlar ne anlıyor biliyor musunuz? Diyor: “Evet, ben tırnak gibiyim ama travma yemiş, kanamış ve artık parmaktan düşen bir tırnak gibiyim.” Böyle hissettiğini anlayacaksın. Eğer birileri böyle hissediyorsa “et ile  tırnak” sözü o insana batıyorsa, niçin  battığını anlayacaksın. Bunu anlamadan, yeniden o tırnağı yerli yerine oturtmadan, o kanamayı durdurmadan “et ile tırnak” sözünün ne kadar işe yaramayan, aslında aynı zamanda provoke eden bir söz olduğunu hatırlayarak davranacaksın, bunları halletmeden birliği sağlayamazsın. Biz, evet, kardeşliği kurmak istiyoruz, bu coğrafyada hep beraber bir geleceği inşa etmek istiyoruz. Mesele sadece Türkiye’nin barışı da değil. Yaşadığımız coğrafyayı görüyorsunuz. Bu coğrafyada sayısız kimlik var, sayısız inanç var.

Amin Maalouf’un “Ölümcül Kimlikler”ini okuyanlar bilirler. Lübnan’ın dağlarında küçük bir köyde 13’üncü yüzyıla dayanan ailesinden bahseder. “Biz Hristiyan’dık. Osmanlı sayesinde Hristiyan olarak kalabildik. Eğer aynı dönemde, mesela İspanya’da olsaydık bu mümkün olmazdı.” der. Isabel ve Ferdinand’ı hatırlayacak olursanız, o dönemin uygulamalarını, evet, mümkün olmazdı.

Kastım şu: Her kovukta, her köşede, her yerde kimliklerin, inançların harman olduğu bir coğrafyada, siz belli bir kimliğin, özellikle 19’uncu yüzyılda inşa edilmiş şekliyle belli bir kimliğin ısrarı üzerinden birlik sağlayamazsınız, 19’uncu yüzyıl ulus devlet mantığıyla birlik sağlayamazsınız. 19’uncu yüzyıl ulus devlet mantığı -Claude Levi-Strauss vardır, Fransız antropolog- yutma ve kusma esasına dayanır; yutma asimilasyondur,  kusma da nüfus mübadelesidir. Bütün ulus devletler, bu iddiada olanlar hem kendilerinin hedef kitlesi olan milletleri dönüştürmek için hem de diğerlerini dönüştürmek için yutma ve kusmayı yapmaya çalıştılar ama olmadı. 20’nci yüzyıl ulus devletlere şunu gösterdi: Hem demokrasi, insan hakları hem de ulus devlet nasıl olacak? Kendini farklı hissedenleri, sen, bu ulus devletin birer vatandaşı olarak o aidiyet duygusunu ne üzerine kuracaksın? Hem demokrasi hem insan hakları hem kendilerini ifade etme hem özgürlükler hem de homojenleştirme devlet marifetiyle, bu ikisi bir arada olmaz. O zaman vatandaşla barışacaksın, gerçek insanlarla barışacaksın, onlar kendilerini nasıl tanımlıyorsa, nasıl tanımlıyorsa, nasıl düşünüyorsa öylece siyasete ve müzakerelere katılabilecekler, konuşabilecekler, örgütlenebilecekler. Senin tanımladığın biçiminde olmayacaklar, onlar da seni tanımlamayacaklar. Demokrasinin ve özgürlüklerin bize öğrettiği bu. Biz de şimdi, çözüm süreci marifetiyle böyle bir Türkiye’yi inşa etmeye çalışıyoruz.

Birilerinin koku ve kaygı içinde olmasını anlayabiliyorum. Geçmiş herkes için çok yaralı. Biraz önce rakamlardan bahsetti Sayın Tanrıkulu. 23 bin PKK’lı öldürülmüş arkadaşlar; 8.300 kamu görevlisi hayatını kaybetmiş, şehit olmuş; 5.600 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş. Bu yöntemle devam edersek bunları katladığınızı düşünün. Kanın olduğu yerde barış olmaz. Önümüzde de iki yol var, başka yol yok. Ya barışacaksın ya dövüşeceksin. Dövüşmek çözüm değil, o zaman barışacaksın. Akıllı olan insan kendi toplumuyla dövüşmez, kendi toplumunu anlamaya çalışır, ona nüfuz edecek bir dil geliştirmeye çalışır. Bunun için de bir toplumsal ve politik iklim inşa etmek gerekir. Akıl sınırlıdır ama akılsızlığın sınırı yoktur, çılgınlığın sınırı yoktur. Bazen hamasi nutuklar da önemlidir ama bazen hamasi nutuklar izolasyonun ve belli bir kimlik hapishanesinin içinde gelişir. İnsanlarla ilişki kurdukça, başka yerlerde de mukabil hamasi nutukları öğrendikçe insan daha normalleşir. Bir laf vardır: “İnsan biyolojik ilişkiyle, insanlık da toplumsal ilişkiyle kurulur.” Başkalarını dinleyeceksin, başkalarıyla konuşacaksın, onların konuşmalarını, dertlerini hesaba katan bir akılla davranacaksın. İşte AK PARTİ, Türkiye’nin her yerinde oy alırken aynı zamanda bu insanların akıllarını, fikirlerini, duyarlılıklarını kendi çatısında toparlıyor, karar ve iradesini de bu coğrafyanın gerçekliğinden çıkartıyor, kendi hayallerinden değil. Çözüm süreci de bunun neticesidir  ve inşallah barış yolunda başarılı olacaktır.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, millî devletle demokrasinin bağdaşmadığını söyleyen zihniyet demokrasiden bahtını almamış bir bedbahttır.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.42

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

 

 

 

BAŞKAN - Biraz önce Sayın Engin Altay’ın bir talebi olmuştu, ilettik.

Gelen cevabı okuyorum size: “Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve TRT arasında Meclis televizyonu yayınlarına ilişkin olarak düzenlenen protokole göre yayınların saat 19.00’dan sonra TRT 3 üzerinden sürdürülmesi imkânı bulunmadığı, uzatma yönündeki taleplerin karşılanmasının mümkün olmadığı ve bu şekildeki taleplerin karşılanamadığı ancak İnternet ve akıllı telefon uygulamalarından Meclis Televizyonu yayınlarının saat 19.00’dan sonra da izlenebildiği.” şeklinde bilgi ulaşmıştır tarafımıza. Umarız, yakın vadede televizyon yayınları noktasındaki bu sınırlılık da TRT imkânlarının elvermesiyle giderilir diye düşünüyorum.

 

 

 

 

 Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, tasarının tümü üzerinde, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tasarının tümü üzerindeki görüşmelere devam edilmesini İçtüzük 72. Md. ye göre arz ederim. Saygılarımla.

 

                                                                                                                                    Oktay Vural

                                                                                                                                         İzmir

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

 

Gerekçe:

Zamanlaması itibarıyla Cumhurbaşkanı seçim sürecinde ittifak arayışlarının sonucu olan, bölücü PKK terör örgütünün tehdidiyle TBMM gündemine getirilen ve PKK'yı meşrulaştıran, PKK terör örgütünü Hükûmetin yasal ve eşit muadili hâline getiren, PKK ile siyasi bir irade olan Hükûmetle doğrudan görüşme zemini oluşturan, milletin egemen iradesini temsil eden Hükûmetin silahı temsil eden PKK terör örgütünün, terör örgütlerini devletin meşru muhatabı hâline dönüştüren, PKK terör örgütünün siyasi amaçlarını kabul için bir taahhüt ve garanti sözleşmesi mahiyetindeki, millet egemenliğini silah zoruyla değiştirmek isteyen terör örgütünün siyasal amaçlarına ulaşma sürecini meşrulaştıran, yabancı devlet ve kurumların devlet işlerine müdahalesini meşrulaştırarak devletin bağımsızlığını zedeleyen, millet iradesi yerine silah iradesine, düşünce ve ifade hürriyeti yerine silahlı propagandaya prim tanıyan, terör örgütü yöneticilerine yargı muafiyeti, teröristlere af taahhüdünü içeren, millî devlet yapısını bozmayı amaçlayan, suç işlemeye özgürlük alanı tanıyarak suçlulara yargı muafiyeti getiren, hukuk devletinin esasını yok sayan, Anayasa'nın ruhuna ve lafzına aykırı olan bu tasarı hakkında Anayasa’nın 81’inci maddesi uyarınca göreve başlarken "Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim." yemini içen milletvekillerinin bu yemin muhtevasını zedeleyecek düzenleme hakkında daha fazla bilgilendirilmesi amacıyla görüşmelerin devam etmesi önerilmiştir.

 

 

 

 

 

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Yoklama istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar!)

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne oldu, hayırdır? Hayırdır, zorunuza mı gitti!

BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Yeniçeri, Sayın Bal...

OKTAY VURAL (İzmir) – Eğlence mi düzenliyorsunuz? Bir elinizde ayna, bir elinizde cımbız mı var!

BAŞKAN - İşlem yapıyorum lütfen.

FARUK BAL (Konya) - Oraya konuşun Sayın Başkan, oraya.

BAŞKAN – Sayın Işık, Sayın Yılmaz, Sayın Erdoğan…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne yapacağımızı onlardan mı talimat alacağız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Göbek atıyorlar efendim alkışla! Milletvekiline yakışır mı? (AK PARTİ sıralarından ıslık sesi)

BAŞKAN – Kim ıslık çalıyor? Lütfen…

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne yaptıklarını bilmiyorlar ki.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Ahırda, ahırda, Mecliste değil! Islık çalınır mı burada ya!

BAŞKAN – Sayın Doğru, Sayın Oğan, Sayın Çınar, Sayın Öz, Sayın Topcu, Sayın Bulut, Sayın Adan, Sayın Şimşek, Sayın Ayhan, Sayın Kutluata, Sayın Torlak, Sayın Öztürk, Sayın Şandır, Sayın Aydın.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, ıslık çalındığını siz söylediniz. İşlem yapmayacak mısınız ıslık çalan milletvekili hakkında?

BAŞKAN – Tespit edemedim, etsem yapacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Şerefi, haysiyeti olan, ıslık çalan kalkıp “Ben yaptım.” desin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, iki dakika süre…

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Sayın Başkan, o ıslık çalanın şerefi, haysiyeti varsa kalksın “Benim.” desin. Varsa şerefi kalksın “Benim.” desin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hangi haysiyetsizse çıksın söylesin, “Ben çaldım.” desin, hangi haysiyetsizse! Delikanlıysa çıksın hadi! Eksik delikanlılar!

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

3.- Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati:20.04

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

629 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, birleşime bir saatten fazla ara verilemez.

BAŞKAN – Dokuzu on geçe diye biliyordum.

OKTAY VURAL (İzmir) – 9.04’tü efendim. Dolayısıyla, bundan sonra ne yapacağımızı -lütfen ara verin- ona göre şey yapın. 9.04’tü.

BAŞKAN – Ben dokuzu on geçe diye aldım. İçeride oturuyorduk Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – 9.04’tü efendim.

BAŞKAN – Bir kasıt yok bunda gerçekten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, oturup oturmadığınızla ilgili değil. Milletvekillerim 9.04’te buradaydı, siz olmayınca ayrıldılar.

BAŞKAN – Yapmayın Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Belki Divanı oluşturmama gibi bir niyetiniz olabilirdi.

BAŞKAN – Yok, öyle bir niyetimiz yok. Ben, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerinin isimlerini okuyacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, usul tartışması açmak istiyorum tutumunuzla ilgili. Çalışma usullerine davet ediyorum.

BAŞKAN – Peki, açalım bakalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Aleyhte.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lehte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Oğan, Sayın Vural; lehte Haydar Akar, Doğan Kubat.

Peki, şimdi, lehte ilk söz Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar’ın.

Süreniz üç dakikadır.

 

 

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri diyeceğim, diyemiyorum çünkü AKP Grubunun…

ABDURRAHİM AKDAĞ (Mardin) – Burada milletvekili var, var.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Peki, AKP Grubuna bir…

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – Bizler de buradayız Haydar Bey, bak, biz de buradayız.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Söyleyeceğim, söyleyeceğim, Ramazan Bey, üzülmeyin, söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıya müdahale etmeyin.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz tane… 311 bildiğim kadarıyla, 311 milletvekili arkadaşımızdan 8 milletvekili arkadaşımız burada. Bakıyorum, muhalefet grubunda daha fazla milletvekili arkadaşımız var.

Bu usul tartışması niye açıldı? Bir saatlik bir ara verdi Sayın Başkan ama bir saat normalde dokuzu dört geçe dolmuş olmasına rağmen… MHP Grubundaki arkadaşlar Meclise geldiklerinde Meclisin açılmadığını görünce, onların da gitmek ve terk etmek zorunda kaldığını ifade ediyor Grup Başkan Vekili.

Evet, sadece Meclise oylama zamanı gelen bir grup olduğu zaman, bir iktidar partisi milletvekilleri olduğu zaman sonuç böyle oluyor maalesef çünkü bu arada bir oylamamız yoktu. Eğer gerçekten bir oylama yapılmış olsaydı, verilen talimatlar doğrultusunda ya da grup başkan vekilinin işaret edeceği şekilde ya kabul ya ret oyu vereceklerdi çünkü onlar için çıkan kanunun çok önemi yok. Böyle olunca da maalesef Meclisin çalışma düzeni bozuluyor. İktidar partisi “Gece yarılarına kadar Meclisi çalıştıracağız.” diyor ama iktidar partisi milletvekillerinin Meclis Genel Kurulunda değil, daha çok bahçede sohbet ettiğini, odalarda sohbet ettiğini, Meclise de gelmediğini görüyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kendine bak Haydar sen.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – İftar saati yani.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, ama bu bir realite, bu bir realite.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ya, birazcık saygınız olsun, iftar saati, insanlar geliyor. Çok ayıp ya!

HAYDAR AKAR (Devamla) –Her şeye çok saygımız var, sizden fazla da bu işlere saygımız var. Niye sizden fazla saygımız var biliyor musunuz? Sizin belirttiğiniz şekilde dini hiçbir zaman siyasete alet etmiyoruz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ne alakası var? İftar saati herkes için aynı saat. Ne alakası var ya?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Yaşantınızın tüm alanında yaptığınız her işe alet ediyorsunuz, burada da saygı bekliyorsunuz. Saygıyı millete göstereceksiniz, zamanına uyacaksınız, geleceksiniz, sizin belirlediğiniz çalışma takvimine uyacaksınız. Bunları yapmazsanız “Bize saygı gösterin.” deme lüksüne sahip değilsiniz, bizi bununla suçlamaya sahip değilsiniz.

Sayın Başkan, zaten bu Meclisin çalışma usulünün ne olduğunu anlamak mümkün değil. Eski milletvekili arkadaşlarımız, tecrübeli milletvekili arkadaşlarımız söylüyor. Biz de yeni ama üç yılı doldurduk, dördüncü yıldan gidiyoruz. Artık öğrendik ki bu Meclis Genel Kurulunun bir çalışma takvimi veya bir çalışma saati yok, herkes kafasına göre istediği şeyi getiriyor, “herkes” demeyeyim, özellikle iktidar partisi aldığı talimatlar doğrultusunda istediği şekilde bu Meclise getiriyor, istediği kanunları, yine, çoğunluğa bakarak çıkarıyor. Bu arkadaşların ramazanmış, bayrammış, hiç dertleri yok. Yeter ki aldıkları talimatları yerine getirsinler, başka bir şey istemiyorlar çünkü bunu yerine getirirlerse aferin var, bir dahaki dönem milletvekilliği var diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aleyhte ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben bir usul tartışmasını sizi Meclisin çalışma usullerine uymaya davet amacıyla istedim. Biliyorsunuz, Meclisi yöneten Başkan Vekili ancak bir saat ara verebilir. Aslında, şunu da ifade etmeliyim ki geldiğinizden önce ben buradaydım ama tabii bugün mübarek ramazan, iftarlarını açıyor milletvekillerimiz. Burada milletvekillerimizin, muhalefetin bir soru sorma imkânı var. Bekledim ki… Siz 9.04’te açmanız gerekeni daha sonra açtınız ama hiç olmazsa milletvekillerimizin, iftarını yapan milletvekillerimizin, soru hakkı olan milletvekillerimizin gelmesi için de bir istişareyle yeniden bir ara vermenizi beklerdim.

BAŞKAN – Verecektim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Doğru olan buydu.

BAŞKAN – Verecektim ama fırsat vermediniz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ama, yani, hayır, vermediniz işte. Ben bununla ilgili maalesef öyle bir eğilimi görmedim. “Şimdi, soru sorma şeyleri olanları okutturacağım.” diye başladınız, öyle başladınız ama gönül isterdi ki yani müsaade edin de milletvekillerimize, hiç olmazsa iftarını açan milletvekillerimize, onlar orada bu görevini ifa etmişken burada da gelip millet adına sorularını sorma imkânı vermenizi arzu ederdim. Aslında usul tartışması açmamın temel sebebi, bu konuda milletvekillerinin… Çoğunluk partisinin soru soracak hâli yok zaten, soru sormuyor. Muhalefet partilerinin bu konuda bir zemin oluşturmaları gerekirdi. Bununla ilgili eğer bir arayışınız olsaydı, memnun olacaktık, olmadı. İç Tüzük’ten imkânları kullandık. Bu bakımdan, belli bir süre daha, milletvekillerinin, soru sorma hakkı olan milletvekillerinin gelmesini beklemek amacıyla bunu yaptık ama gerçekten istirhamımız da şudur: Meclis başkan vekillerinin -genellikle oluyor- belli bir süre “Ara veriyorum.” dedikten sonra, gruplarla istişare etmeden bu süreyi uzatmaması gerekiyor çünkü milletvekilleri kimsenin memuru değil, milletin vekilidir; milletin vekilini burada keyfî bir şekilde bekletmek yakışmıyor. Bu, zaman zaman çok sıklıkla uygulanan bir uygulama.

O bakımdan, Başkanlık Divanından istirhamımız, özellikle ara verdiği sürelere riayet etmesidir. Velev ki partilerle görüşerek, nezaketen milletvekillerimizi haberdar etmek şartıyla elbette milletvekillerimiz bu bakımdan bekleyebilirler ama habersiz bir şekilde beklemeleri, milletvekillerimizin varlığına, açıkçası saygısızlık, nezaketsizlik olarak adlandırılabilir. Benim bir usul tartışması açmamdaki murat buydu.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ama kısa bir açıklama yapmak zorundayım.

İnanırsınız veya inanmazsınız, o sizin bileceğiniz Sayın Vural. Ben kürsüye çıktım, oturumu açtım, buradaki isimleri okuyacaktım, burada olmadıklarını görüp on beş dakika ara verecektim -on dakika da değil, on beş dakika ara verecektim- ama bunu bana söyleme fırsatı vermediniz, usul tartışması açtınız ama benim gerçek niyetim buydu. Benim vicdanım bu konuda rahat, gerisiyle ilgili bir şey söylemek durumum da değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederiz; eğer böyle düşünmüşseniz teşekkür ederiz, sağ olun.

BAŞKAN – Gerçekten, samimiyetime inanmanızı isterim; aynen bu şekilde yapacaktım ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir de, önceden bu konuda haberdar edilirse, o konudan, bakın, böyle bir tartışmaya da gerek kalmazdı.

BAŞKAN – Ama siz, ben sözümü tamamlamadan, işlemimi yapmadan usul tartışması açtınız, bu sonucu yaşıyoruz ama ben tekrar ediyorum samimiyetle: İsimleri okuyacaktım, sayın milletvekilleri burada görünmüyor, “Bir on beş dakika ara verelim.” diyecektim. Benim niyetim buydu ama olmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, Sayın Başkan, sizin orada görevliler gelip komisyon burada mı değil mi, çoğunluk var mı yok mu diye kolladıktan sonra giriyorsunuz. Hep öyle yapılıyor. O zaman ben de diyorum ki keşke önceden yapsaydınız bunu, “Yapacaktım, edecektim.” olmaz.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, bunu sadece ben yapmıyorum Sayın Vural, bu bir teamüldür, bu herkes tarafından yapılıyor ama öyle bir biçimde sundunuz ki sanki bunu sadece ben yapıyormuşum gibi oldu, bu da doğru bir şey değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, hayır, ben Meclis Başkanlık Divanına söylüyorum.

BAŞKAN – Neyse ben açıklamamı yaptım, benim o anlamda vicdanım rahat ama devam edelim yine.

Lehte İstanbul Milletvekili Sayın Doğan Kubat, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Açılan usul tartışmasının maksadının ne olduğunu Değerli Grup Başkan Vekili Sayın Vural izah ettiler ama madem bu konuya ilişkin usul tartışması açıldı, buna ilişkin de görüşlerimizi ifade edelim. Şimdi, değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün 1’inci maddesinde birleşimin ve oturumun tanımları yapılmış. Bu 54’üncü maddesinde İç Tüzük’ün Genel Kurulun toplantı günleri ve çalışma saatleri de açıkça düzenlenmiş. Yine 55’inci madde birleşimin açılması ve kapanmasına ilişkin emredici bir düzenleme getirmiş. 68’inci madde gürültü ve kavga sebebiyle Genel Kurulun çalışmalarına en fazla bir saate kadar ara vereceği hükmünü amirdir. Yani, bunun dışında, İç Tüzük’te “Oturuma şu saatten fazla ara verilemez.” diye emredici, yasaklayıcı bir hüküm yok. Ki, Sayın Başkanım, çok iyi hatırlar, burada gece sabahladığımız bazı zamanlarda gruplar arası uzlaşmayı yakalamak için bir saat yirmi dakika, kırk dakika hatta arkada sürenin uzatıldığını biliyoruz. Biz de demin aslında, Sayın Başkanım yalnız görünce, aynı kimi zaman burada grup konuşmaları yapılırken sıralar boş olduğu zaman ben kendim -yani bunu söylemekten de aslında utanıyorum- arkadaşlarımızın söz hakkı zayi olmasın diye muhalefet kulisine gidip onları davet ettim, hatta bazı zamanlarda Başkanımdan ara vermesini ben de rica ettim. Bunlar gayet insani, doğal şeyler, olması gereken şeyler, övünülecek şeyler değil. Maksadının da bu olmadığını Başkanım söyledi. Dolayısıyla, tahmin ediyorum saat sekizi yedi geçe ara verdi Başkanım. Yani, 7 geçe açılması gerekirken 11 geçe açıldı, 4 dakika bir gecikme oldu ama bu, çalışmalara engel bir mani durum oluşturmamakta İç Tüzük gereğince de. Dolayısıyla, Başkanımızın şu anda çalışmaları sürdürmesi yönündeki tutumu gayet yerindedir çünkü buna ilişkin açık bir yasaklama yoktur. Teamüller de bu şekildedir.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aleyhte Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan.

Buyurun.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, burada zaman zaman sahura kadar, özellikle komisyon çalışmalarında çalışıyoruz, bunda bir sorun yok ama eğer milletin hayrına, şehit ailelerinin hayrına birtakım şeyler getireceksiniz sabahlara kadar çalışalım ama sorun, ne hikmetse hep PKK’yla ilgili, hep açılımla, saçılımla ilgili yasaları sabahlara kadar çalışıyoruz.

Siz “Ben geldiğimde söyleyecektim aslında böyle bir ara vereceğimizi.”  diye ifade ettiniz ama Sayın Başkan, biz burada defalarca şahidiz ki birçok defa sizin “Ben artık söze başladım, dolayısıyla geç kaldınız.” dediğinizi hatırlıyoruz. Onun için hangisine güveneceğiz, şimdi söylediğinize mi güveneceğiz? Yoksa, daha önce “Ben artık söze girdim, sizin söz isteme hakkınız veyahut da bu şekilde davranma hakkınız yok.“ dediğinizi biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu fırsattan istifade ederek bir hususta Meclisimizi bilgilendirmek istiyorum. Son iki sene içerisinde Somali’de büyükelçiliğimize ve vatandaşlarımıza yönelik El Şebab örgütünün silahlı saldırıları oldu, roketli ve suikast saldırıları oldu. Şimdi aldığımız habere göre orada başkanlık sarayına dönük bir saldırı var, Somali başkanlık sarayına dönük bir saldırı var ve elçilik mensuplarımızla ilgili de herhangi bir haber yok, gelişme yok. İnsan ister istemez, Musul’da yaşananları gördükten sonra endişe ediyor. Özellikle kaç gündür ben takip ediyorum IŞİD hesaplarını, sosyal medya hesaplarını. Somali’ye dönük birtakım mesajların orada net bir şekilde verildiğini görüyoruz. Dolayısıyla, Somali’de şu an durum çok iyi değil. İnşallah bu defa “Atma kardeşim, nereden biliyorsun?” demez arkadaşlar, gereğini yapar, devlet oradaki vatandaşımıza sahip çıkar. Yoksa, aksi, Musul’da olduğu gibi yine insanlarımızın, vatandaşlarımızın ve diplomatlarımızın rehine olması durumuyla karşı karşıya kalabiliriz. İnşallah bu defa böyle bir şey yaşamayız.

Bu arada, Musul’dan da birkaç insanımızın bırakıldığına, diplomatımızın bırakıldığına dair birtakım haberler geliyor. İnşallah bu da doğru olur ama bir inşallah daha diyeyim, inşallah bu tür şeyleri cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Sayın Başbakan kullanmaz.

Saygılar. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, çalışma şekil ve yöntemlerimizi düzenleyen İç Tüzük’ümüzün 55’inci maddesine göre, başkan birleşimi yönetirken oturumu açma ve gerekirse kapatma yetkisine sahip bulunmaktadır. Malumunuz, oturum, bir birleşimde ara ile bölünen kısımdır. İç Tüzük’ümüzde bu konuda genel bir hüküm olmayıp gürültü veya kavga nedeniyle çalışma düzeninin kurulmadığı durumlarda en çok bir saat ara verileceğine ilişkin 68’inci madde hükmü bulunmaktadır. Bu hükümden hareketle, diğer ara vermelerde de sürenin bir saati geçmemesi yönünde bir uygulama oluşmuştur. Ara vermelerde belirtilen ara verme süresi dolduğu hâlde kimi zaman çeşitli nedenlerle gecikmeli açılış olduğu da bilinen bir gerçektir.

Ben, bu konudaki açıklamamı biraz önce yaptım. Vicdanımın tekrar çok rahat olduğu bir kez daha belirterek tutumumda herhangi bir değişiklik olmadığını söylüyorum ve gündemdeki görüşmelere devam ediyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, açıklamanız doğru değil çünkü İç Tüzük 57’nci maddede aynen “Oturum en geç bir saat sonrasına ertelenebilir.” denilerek, yoklama olmadığı zaman en geç bir saat sonrasına erteleneceğine ilişkin orada da bir hüküm vardır.

Dolayısıyla bu konuda, İç Tüzük uyarınca, emredici bir hüküm vardır, bu sadece uygulamadan değildir. Keyfî olarak bu konuda bir uygulama yapılamaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, sadece kavga ve gürültüyle ilgili değil…

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ederim.

Ben, bu konudaki niyetimi söyledim ama yine bir usul tartışması çıktı, tamam hallettik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama efendim, siz “İç Tüzük’te yoktur.” diyorsunuz, var, 57’nci maddede var diyorum. 

BAŞKAN – O genel değil ama özel bir duruma yönelik bir şey Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim var, burada, bir saat konusu geneldir.

BAŞKAN – Genel bir hüküm değil o.

OKTAY VURAL (İzmir) - Geneldir. O amaçlarla ara verebilirsiniz zaten.

BAŞKAN – Şimdi bunun tartışmasını yapmayalım, ben tutumumda bir değişiklik yapmıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani genel değil, keyfinize mi bağlı olacak?

BAŞKAN -  Bir İç Tüzük ihlali olduğu düşüncesinde de değilim.

OKTAY VURAL (İzmir) – On saat ara ver o zaman. Meclisi kapatma hakkını nereden haizsiniz?

BAŞKAN - Kişisel olarak da iç huzuruna, iç vicdanına sahibim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru bilgi vermiyorsunuz Meclise.

BAŞKAN -Görüşmelere devam edeceğiz.

 

 

 

 

 

- Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629)--------(Devam)

BAŞKAN - Şimdi, isimlerini okuduğum sayın milletvekilleri lütfen sisteme giriniz. Sisteme girdiğiniz zaman, daha sonra bir yoklama olduğu için sistemde bir silinme oldu. İsmini okuduğum sayın milletvekilleri lütfen sisteme giriniz.

Sayın Vural, Sayın Işık, Sayın Kaplan, Sayın Erdoğan, Sayın Bulut, Sayın Doğru, Sayın Türkkan, Sayın Bal, Sayın Oğan, Sayın Şimşek, Sayın Halaçoğlu, Sayın Bayraktutan, Sayın Yılmaz, Sayın Özcan, Sayın Dilek Akagün Yılmaz, Sayın Uzunırmak.

Bu ismini okuduğum sayın milletvekillerinin sisteme girmesini rica ediyorum lütfen.

Şimdi, soru-cevap işlemine başlayacağız. Süremiz yirmi dakika; on dakikasını soru bölümünü ayıracağız, on dakikasını da Sayın Bakanın cevaplarına ayıracağız.

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, benim sualim Irak’la ilgili. Irak’ın kuzeyinde Barzani yönetiminin bağımsızlık ilan edeceğine ilişkin birtakım açıklamaları var. İsrail de “Bağımsız Kürt devletini tanıyacağım.” dedi. Daha sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü de buna benzer bir açıklama yaptı. Barzani, Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada da Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye'nin de bağımsız Kürt devletine karşı çıkmayacağını ifade etti.

Hükûmetiniz Barzani’ye bağımsız Kürt devletini tanımak konusunda bir taahhüt vermiş midir? Bağımsız Kürt devleti ilanına nasıl bakıyorsunuz? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Alim Işık… Yok.

Sayın Hilal Kaplan... Yok.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, “Artık, analar ağlamıyor, şehit cenazeleri gelmiyor.” dediniz. Son bir buçuk senede yıllardır bölücülere karşı mücadele eden kaç korucumuz kalleşçe şehit edilmiştir? Korucuları şehit eden failler yakalanıp adli işlem yapılmış mıdır? Diyarbakır’da bayrağımızı indiren hain yakalanmış mıdır? Daha önce de zatıalinizden çok açılım masalları dinledik ama sonuçta bu açılımlar sadece teröristlere yaradı, sadece onların burnu kanamadı. Bu sefer başlattığınız açılım masalının sonu nasıl bitecek, bununla ilgili bir öngörünüz var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hasip Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu çözüm tasarısının Mecliste görüşülmesi tarihî bir olaydır, çünkü ilk kez, Meclis, Türkiye'nin en can alıcı sorununu konuşmaya başladı. Tabii ki, bu, bir çerçeve yasa tasarısı, yetki veriyor. Bu konuda -geçtikten sonra- en kısa dönemde ne tür bir çalışma düşünülüyor? Anayasa, demokratikleşme yasaları, seçim yasaları konusunda bir sormak istiyorum.

Bir de, Kobani’de iki-üç gündür IŞİD saldırısının organize olarak arttırıldığını, oradaki Kürtlere saldırıların arttırıldığını ve Türkiye'nin de yardım ve desteğini alan gruplarla birlikle bu saldırının yapıldığını görüyoruz. Böylesi bir çözüm sürecinde, Hükûmetin bu konudaki dahli nedir, böyle bir yardım iddiası var mıdır, bu yapılan açıklamalara karşı Hükûmet ne düşünüyor? Bunun çözüm sürecindeki riski nedir, onu merak ediyoruz, soruyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakan, “yaklaşık on dokuz aydır” diye ifade ettiğiniz, “çözüm süreci” adını verdiğiniz bu süreçte güvenlik güçleri, alanı terör örgütüne terk etmiş olduğu hâlde, bugüne kadar terör örgütü tarafından kaçırılan asker, polis, güvenlik görevlisi, korucu, devlet memuru var mıdır? Varsa bunlardan kaçı bugüne kadar kurtarılabilmiş, ailelerine teslim edilebilmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son üç ayda Hakkâri ili merkez ve Yüksekova ilçesinde kaç siyasi olay olmuş, kaç polis ve vatandaş yaralanmıştır? Kaç kişi emniyete alınmış, kaç kişi suçlu bulunarak tutuklanmıştır?

İkinci sorum olarak: Son iki yılda PKK terör örgütüyle devlet yetkilileri kaç kez, nerelerde görüşmüştür? Görüşme yapan devletin yetkilileri hangi kurum mensubudur?

Üçüncü sorum: Ülkemizde son altı ayda hangi bölgelerde ne miktar uyuşturucu yakalanmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sorum Sayın Bakana, Sayın Bakandan net bir cevap istiyorum: PKK terör örgütü müdür, değil midir Sayın Bakan? Onu net cevaplamanızı istiyorum.

Sonra, yarın Kandil’dekiler serbestçe aramızda dolaşırken, İmralı canisi örgütü ve militanlarını serbestçe yönetirken, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda fiilen ortadan kalkmış devlet otoritesini nasıl sağlamayı düşünüyorsunuz?

PKK’nın ve siyasi kanadının ortadan kaldırmaya azmettiği bir arada yaşama kültürü, ayrışmayı bir adım daha ileri götürecek bu yasayla nasıl sağlanacaktır?

Aynı milletin fertleri arasında AKP’nin yarattığı güven bunalımını nasıl aşacaksınız?

BAŞKAN - Sayın Bal…

FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Başbakan Yardımcısına sormak istiyorum: Oslo görüşmeleriyle güvenlik güçlerimiz alandan ayrılmıştır ve onların operasyonları siyasi emir altında bulunan vali ve kaymakamların iznine bağlanmıştır. İzin de verilmediği için dağdaki PKK militanları silahlarıyla beraber mezralara, köylere, beldelere, ilçelere inmiş ve orada vatandaştan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarından “PKK’ya vergi” adı altında haraç, “PKK’ya asker toplama” adı altında dağa adam kaldırma, asayiş kontrolü yapma ve mahkemeler kurma gibi dört tane önemli devlet görevini ifa ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Konya) – Bu çerçeve içerisinde fiilî bir oluşum vardır. Bu oluşum, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuyla ilgili olmak üzere, millet hâkimiyetini, üniter devlet yapısını ve millet bütünlüğünü bozmaktadır.

Bu tasarıyla, pazarlık edeceğiniz, müzakere edeceğiniz, masaya oturacağınız PKK terör örgütüne Lozan kapsamında neleri vermeyi düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Bakandan bunun cevabını hakikaten almak istiyorum, çünkü hiçbir sorumuza Komisyonda cevap alamadık.

Biliyorsunuz, Sayın Başbakan daha sonra cami imamı tarafından yalanlanmasına rağmen, hâlâ meydanlarda “Camilerimize ayakkabıyla girdiler.” diye propaganda yapıyor, ama İstanbul’da iki tane cami yakıldı. Bildiğiniz yakıldı, Sayın Başbakandan şimdiye kadar çıt yok. Acaba, onun yerine Sayın Bakan bu konuda bizi aydınlatır mı? Bu cami yakılırken İstanbul’da vali var mıdır? İstanbul Emniyet Müdürü görevinde midir, yoksa “paralel” diye alındı mı? İstanbul’un bütün polisleri sürüldü mü, yoksa hâlâ İstanbul’da görev yapıyor mu? İstanbul’da camiler yakılırken Hükûmet nerededir, doğrusu merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Cemalettin Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yasanın genel gerekçesine baktığımızda, terör sorunuyla mücadelede bir paradigma değişikliğinden bahsedilmiş ve bunun çözüm perspektifinin önünü açtığı ifade edilmiştir.

Ayrıca, “Terör sorunu ile vatandaşların meşru ve demokratik talepleri birbirinden ayrılmış, tüm toplum kesimlerinin sorunlarına karşı daha duyarlı bir yaklaşım benimsenmiştir.” denilmektedir.

Şimdi, paradigma değişikliğinden neyin kastedildiğini, bu paradigma değişikliğinin terörle mücadeleyi bırakıp terörle müzakereye, bizzat da teröristbaşıyla başlandığının ifadesi midir?

Bir de toplum kesimlerinin ne gibi sorunlarına çözüm getiriyor bu yasa, bunun cevabını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu?

Yok herhâlde.

Sayın Bayraktutan?

O da yok.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Buradayım Başkanım!

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Küresel güçlerin Irak’ı, Suriye’yi ve Türkiye’yi içine alan bir bölgedeki büyük Kürt devletinden bahsettiği bir süreç içerisinde AKP kongresine şeref konuğu olarak davet ettiğiniz Barzani “Bağımsızlığımızı ilan edeceğiz.” dedi ve İsrail de tanıyacağını ifade etti. Suriye’de bir Kürt devleti kurma hazırlıkları yoğun bir şekilde devam ediyor. Abdullah Öcalan İmralı’da “Bağımsızlık iddiamızdan vazgeçmedik, en uygun ortama geldik.” diyor. Bütün bu gelişmelerin olduğu ortam içerisinde getirdiğiniz bu kanun tasarısıyla Kürt devletinin kurulmasının kilometre taşlarının döşendiğini düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakan, on dakika süreniz var, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Soru soran arkadaşlarımıza da teşekkür ederim.

İlk soru, Barzani yönetiminin açıklaması vesaire: Türkiye’nin öyle bir sözü, taahhüdü, herhangi bir şeyi yoktur.

İkinci soru: Bayrak indiren kişi tespit edildi ama henüz yakalanamadı maalesef.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kandil’de.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Kaç korucu yaralandı vesaire: Onların sayısını tespit edip size şey yapayım.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Vesaireyi bırak, vesaire ne ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ama korucuyla ilgili -kaç korucu veya vatandaşımız- burada elimde o rakamlar olmadığı için onları tespit edip vereyim size.

Sayın Kaplan “Kısa dönemde ne gibi çalışmalar yapılacak?” dedi. Bir de IŞİD’le yardımlaşma var mı?” dedi.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi IŞİD bir terör örgütüdür bizim açımızdan ve IŞİD’le bizim -Türkiye Cumhuriyeti’nin- en küçük bir yardımlaşmamız söz konusu değildir, önce onu ifade edeyim.

“Kısa dönemde ne gibi çalışmalar yapılacak?”la ilgili de… Biraz önce ifade ettiğim gibi, bu bir çerçeve yasa. Bu çerçeve yasa içinde Hükûmetimiz kurumlara görev verecek ve şu anda da yürüttüğümüz bir yol haritamız var yani çalışıyoruz üzerinde, bir yol haritası üzerinde çalışılıyor, bir eylem planı. Daha takvimli, daha zamanlı, daha somut bir eylem planı üzerinde çalışıyoruz. Şu anda söyleyebileceğim bu ama belki bu çerçevede yeni yasa teklifleri de olabilir, tasarılarımız da olabilir Meclise. O çalışmalar geliştikçe Meclise sunulacaktır. Tabii, burada yapılması gereken çok çalışma var. Yanı bildiğiniz gibi , kökleri derinde olan sorunlar bunlar. Biz neticede bu sorunları çözmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. İnşallah, ülkemiz bu sorunlardan kurtulursa memnun olacağız. Yani o manada sabırla, dikkatle çalışmak gerekiyor.

Sayın Bulut’un sorusu… “On dokuz aydır, güvenlik güçleri alanı terör örgütüne terk etti.” gibi bir şey… Sayın bulut, değerli arkadaşlar, tabii, güvenlik güçlerimizin bölgedeki sayısında falan bir azalma yok, aksine arttı. Biz o konuda çok tedbirliyiz. Ben Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun başkanlığını yapıyorum. Kurulumuz düzenli toplanıyor ve biz örgütle ilgili… Örgütün yanlışlıkları olabilir, orada, yine, vatandaşımızı rahatsız eden gelişmeler olabilir ki bazı şeyler oldu. Güvenlik güçlerimize talimatımız şudur, burada da bunu söylüyorum: “Bunlar asayiş olaylarıdır ve siz nerede bu tür sorun varsa müdahale edeceksiniz. Bunların çözüm süreciyle falan ilgilisi yoktur. İstanbul’da varsa bir asayiş olayı, nasıl mücadele ediyorsanız, başka yerde de buna müdahale edeceksiniz.” O konuda en küçük bir endişe olmasın. O konuda bizim en küçük bir tereddüdümüz söz konusu değildir.

Tabii, Sayın Doğru’nun da sorusu o çerçevede. Hakkâri ve Yüksekova son iki ayda, işte, özellikle bölgedeki hareketlilik falan… Biz de farkındayız değerli arkadaşlar. Orada istemediğimiz bazı şeyler oluyor ama şunu önemli görüyoruz: Bir yandan çözüm sürecini yürütüyoruz, bir yandan da o tür olaylar olduğunda en şiddetli şekilde müdahale ediliyor. Bundan sonraki yol haritamız da, bizim düşüncemiz, tabii, daha zamanlı ve herkesi bağlayan eylem planı olacak. Bundan sonra bu konularda da daha farklı gelişmeler olabilir. Yani bu konularda bölgede olan rahatsızlıkları biz gayet yakından takip ediyoruz.

“Son iki ayda örgütle görüşmeler…” diyor. Yani örgütle görüşmelerden ziyade, biliyorsunuz, MİT Müsteşarımız ve MİT ekibi İmralı’yla görüşüyorlar. Sürecin yürümesi o şekilde. Biz siyasi heyetler olarak burada BDP, HDP heyetleriyle görüşüyoruz ve görüşme trafiği bu şekilde devam ediyor arkadaşlar. Yani bundan sonra da çalışmaların yürümesi bu şekilde olacak. Onlar zaten şeffaf şekilde herkesin bildiği şeyler.

Yine diğer bir soru, fiilen ortadan kalkmış devlet otoritesi, güven bunalımı vesaire. Bir güven bunalımı da yok, ortadan kalkmış bir devlet otoritesi de yok. 90’lı yılları falan herkes bilir yani o bölgelerde hayatın nasıl olduğunu, bir yerden bir yere gidişin ne kadar planlanarak yapıldığını vesaire. Türkiye’de, şu anda, değerli arkadaşlar, ülkemizin her köşesinde herkesin rahatça gidebildiği bir hayatı yaşıyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, “PKK terör örgütü mü?” diye sordum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Hangi köye isterseniz rahatça gidebilirsiniz, hiçbir sorun olmaz. Burada devlet otoritesi kalkmış falan gibi bir şeyi kabul etmiyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – PKK terör örgütü mü, değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – PKK terör örgütü müdür? PKK terör örgütüdür. Bu, bizim de, Avrupa’da da birçok ülkenin terör örgütü olarak tanıdığı terör örgütüdür.

“Oslo görüşmeleriyle güvenlik güçleri ayrıldı.” falan gibi Sayın Bal’ın, yine aynı soru. Güvenlik güçleri hiçbir yerden ayrılmadı, güvenlik güçlerimiz bizim aynı şekilde yerlerinde duruyor. Evet, vali ve kaymakamların iznine bağlı, doğrudur. Yani bizim, biliyorsunuz, geçen dönem benim İçişleri Bakanlığım döneminde, Sayın Bal, Emasya Protokolü’nü kaldırmıştık. Emasya Protokolü direkt askerlere o konuda yetki veriyordu. Şu anda bir sivil otorite, yani bir yerde bir şey varsa ona müdahale valinin veya kaymakamın emriyle veya izniyle oluyor, onda haklısınız ama bu asayiş olaylarıyla ilgili bu konuda izin vermeme falan diye bir şey de tabii söz konusu olmaz.

FARUK BAL (Konya) – Jandarma karakolunun 250 metre ötesinde PKK karakolu var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani şöyle şeyler: Ülkemizi biliyoruz Sayın Bal. Yani, işte, orada vergi koyma vesaire. Biz iyi takip ediyoruz. Yani orada yanlışlık yapan varsa onların üzerine gidiliyor ama zaten derdimiz bu sorunları çözmek, yani bunları bitirmek.

Şunu da biliyoruz, bakın -vakit de az kaldı- şu anda Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölgesi hem oradaki insanlar için hem başka yerden gidenler için en huzurlu dönemini yaşıyor arkadaşlar.

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Başka yerden giden var mı Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ve gerçekten hem ekonomik hayat canlanıyor hem insanlar “Artık şiddet olmasın.” diye başkaldırılarda bulunuyor hem o bölgenin gerçekten daha yaşanır bir hâle geldiğini hepimiz görüyoruz. Yani insanlar bu çözüm sürecinden çok umutlu ve bizim de gayretimiz, o bölgede bu saydığınız şeyler de olmasın, “Onların önüne nasıl geçeriz?” diye uğraşıyoruz.

Allah’ın izniyle, üniter yapımız falan konusunda, arkadaşlar, yani çözüm sürecini konuşurken üniter yapının falan gündeme gelmesi üzüyor bile bizleri. Konuşmamda da ifade ettim, yani bunlar hepimizin ortak hassasiyeti.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Emasya Protokolü varken de, Sayın Bakan, vali ve kaymakamlardan izin alınıyordu. O konuda da bilgi verin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bu, camilerle ilgili bilgi bende yok, bilgiyi aldığımda vereyim ben.

Yani burada Sayın Şimşek “Toplum kesimlerinin hangi sorunları çözüldü?” derken tabii, şu: Değerli arkadaşlar, biliyoruz ki toplumumuzun belli kesimleriyle devletin sorunları olmuş geçmişte, yanlış uygulamalar olmuş, devlet adına yanlışlıklar yapılmış, vatandaşımızın devlete güveni azalmış. Yani bizim yaptığımız demokratikleşme adımları falan aslında tekrar yani hem Kürt kesiminin hem dindar kesimin, Alevi kesimin, bütün kesimlerin devlete güvensizliğini gidermek, devlete güvenini artırmak. Yani devletle vatandaş arasında sorun kalmasın. Bunları çözdüğünüzde terörün zeminini de büyük oranda şey yapmış oluyorsunuz.

Başka bir soru yok, Sayın Yılmaz’ınki var ama yani küresel güçler, vesaire tabii, herkes her yorumu yapabilir. Elimden geldiğince cevaplamaya çalıştım.

Çok teşekkür ediyorum yani eksik kaldıysa bir sonraki soru-cevapta tekrar tamamlarım.

Sağ olun arkadaşlar.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, şimdi de Emasya Protokolü var mı şu anda?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Hayır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Var var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Onu kaldırdık.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, yeniden yaptınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yok, yapmadık.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Şimdi olmadı bu iş, o iş olmadı.

Siz lütfen, İçişleri Bakanlığına sorun Sayın Bakanım var mı, yok mu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sorayım peki.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesi oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

629 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının maddelerine geçilmesinde açık oylama yapılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Celal Adan, İstanbul? Burada.

Lütfü Türkkan, Kocaeli? Burada.

Oktay Vural, İzmir? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla? Burada.

D. Ali Torlak, İstanbul? Burada.

Seyfettin Yılmaz, Adana? Burada.

Sinan Oğan, Iğdır? Burada.

Emin Çınar, Kastamonu? Burada.

Mustafa Erdem, Ankara? Burada.

Reşat Doğru, Tokat? Burada.

Koray Aydın, Trabzon? Burada.

Ahmet Duran Bulut, Balıkesir? Burada.

Zühal Topcu, Ankara? Burada.

Münir Kutluata, Sakarya? Burada.

Oktay Öztürk, Erzurum? Burada.

Özcan Yeniçeri, Ankara? Burada.

Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş? Burada.

Mehmet Şandır, Mersin? Burada.

Ali Uzunırmak, Aydın? Burada.

Engin Alan, İstanbul? Burada.

Sümer Oral, Manisa? Burada.

Emin Haluk Ayhan, Denizli? Burada.

Ali Öz, Mersin? Burada.

Edip Semih Yalçın, Gaziantep? Burada.

BAŞKAN – Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                         : 215

Kabul                                               : 187

Ret                                                 :   28 (x)

    Kâtip Üye                                Kâtip Üye

Muharrem Işık                           Fehmi Küpçü

    Erzincan                                   Bolu”

Tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

Terörün Sona Erdirilmesi Ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine

                                           Dair Kanun Tasarısı

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarın bugün Meclisin önüne getirdiği yasa tasarısı hukuk sakatlıklarıyla malul. Bunun, seçime bir ay kala gelmesi ve altı, yedi yıldır sürdürülen ve bundan sonra sürdürüleceği anlaşılan müzakerelere yasal dayanak hazırlamak ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Kürt siyasi hareketinin desteğini arkasına almak için bir siyasi manevra olarak samimiyetten epey yoksun bir biçimde önümüze geldiğini görüyoruz.

1’inci maddede belirtilen, terörün sora erdirilmesi ve toplumsal bütünleştirmenin güçlendirilmesi amacı bizim CHP olarak karşı çıkabileceğimiz bir amaç değildir. Ancak, böylesine muğlak, soyut ve kapalı bir tanım yapılamaz. Bu tanım açıkladığından fazlasını gizlemektedir; bu, yasama usulüne aykırıdır. Bizim bugüne kadarki sürece temel itirazlarımız çözüme değil, yöntemine karşı olmuştur. Meclisten ve Bakanlar Kurulundan dahi kaçırılarak sürdürülen müzakerelerin şekli kadar bu müzakerelerdeki muhataplık sorunları, başlangıçta müzakerelerin yabancı bir ülkede, yabancı ülke temsilcisinin varlığıyla yapılmış olması gibi konular itirazlarımız arasındadır. Ne alıp ne verildiği konusunda Başbakan dâhil bir dörtlünün, bir kuartetin inisiyatif kullandığı, Meclisi dışladığı bir müzakere biçimi kabul edilemez. Şimdi, getirilen tasarı bu boşlukları doldurmaya çalışırken hukuk dışılığa savrularak yeni sorun alanları yaratmaktadır.

CHP olarak bizim çözüm konusunda beş temel başlangıç ilkesi çerçevesinde önerilerimiz vardır; eğer bu öneriler çerçevesinde bir süreç başlatılırsa bunun doğru sonuçlar verebileceğini düşünüyoruz. Nedir bu temel ilkeler?

Birincisi bir kere, ülkede demokrasi olmadan bir bölgeye veya bir etnik topluluğa demokratik çözüm getirmek tasavvuru ham hayaldir, kalıcı sonuç vermesi olanaksızdır; Gezi direnişi bunu bir kez daha göstermiştir. Ülkede demokrasi isteniyorsa hemen atılabilecek adımlar bellidir. Seçim barajını kaldırmaktan başlayacaksınız, özel yetkili terör mahkemelerini bütün sonuçlarıyla ve yeni peydahlanan türevleriyle lağvedeceksiniz, toplantı ve gösteri hakkını tam güvenceye alacaksınız, faili meçhul cinayetlerin üzerine gideceksiniz, Uludere gibi katliamların sorumlularını ucu hangi tepelere giderse gitsin yargılayacaksınız, hukuk devletine ve medya özgürlüğüne saygı göstereceksiniz, haksız tutukluluklara ve Gezi sonrası artan polis ve yargı şiddetine derhâl son vereceksiniz, düzmece delillerle iddianame düzenleyenleri ve onlara kol kanat gerek siyasileri yargılayacaksınız, yalan iddialarla mahkûm edilenlere yeniden ve adil biçimde yargılanma hakkını tanıyacaksınız; bunlar bizim 17 maddelik demokratikleşme paketimiz içinde vardı.

İkinci temel mesele şudur: “Ver çözümü al diktatörlüğü” türünden bir örtülü pazarlığın toplumun büyük çoğunluğu bakımından demokrasi dışı, siyasi ahlak dışı, ilkesiz, samimiyetsiz olarak algılanması, damgalanması ve kabul edilemez bulunması kaçınılmazdır; Gezi direnişi bunu da haykırmıştır aslında. Sadece kendi tek gündemine sıkışarak teokratik faşizme yol veren anlayışlarla demokrasi, kardeşlik, toplumsal bütünleşme sağlanamaz. Düzmece Ergenekon, Balyoz, casusluk, Oda TV davalarını telin etmeden KCK davalarında hukuk aranamaz. Bu davalarda ve benzerlerinde AKP icraatlarıyla pozitif bir duygudaşlık içine girilerek ülkenin demokratik kamuoyu kazanılamaz. Ülkedeki demokratik talepleri, Gezi’yi, 17 Aralık yolsuzluk operasyonunu ve benzerlerini çözüm sürecini baltalamaya yönelik operasyonlar olduğuna dair açıklamalarla geçiştirmek veya iktidar partisini yıpratmamaya öncelik vermek bu toplumun en azından yarısının kabul edebileceği bir durum değildir.

Üçüncü olarak şunu söyleyeyim, üçüncü temel başlangıç ilkesi: Çözüm süreci kapalı kapılar ardında toplumdan ve toplumun seçilmiş temsilcilerinden gizlenerek yürütülmez. Bu Meclis Kurtuluş Savaşı’nı yürütmüştür, böylesine süreçten dışlanma kabul edilemez bir durumdur. İktidar partisinin dar kliğinin, tek taraflı siyasi sorumluluktan uzak anlayışlarla -ki bu yasa tasarısı yeniden bir tek Cumhurbaşkanına ait olan Anayasa’ya göre sorumsuzluğu, bakanlara, Bakanlar Kuruluna, Başbakana ve kamu yöneticilerine vermektedir- burada bu süreci yönetme meşruiyetine sahip olmadığını düşünüyoruz. Eğer bir çözüm süreci işleyecekse, bunun adresi Büyük Millet Meclisidir. Bu konuda bir değerli milletvekilimizin toplumsal mutabakat komisyonu oluşturulmasına dair  bir kanun teklifi vardır. Bunu niye birleştirmiyorsunuz? Eğer gerçekten samimi iseniz ve kapalı kapılar ardından çıkmayı istiyorsanız… Ama istemediğiniz çok açık.

Dördüncü olarak: Türkiye, etnik, bölgesel sorunlarını kendi ülke sınırları içinde çözebilir ve çözmelidir. Sınır dışında çözüm aramak, kontrolü elden kaçırmak demektir, maceradır, yeni Osmanlıcılıktır. Dolayısıyla, emperyalizmin büyük Orta Doğu planlarına dâhil olmak demektir ve muhtemel sonucu bölgesel savaştır. Toplumun ezici çoğunluğu tüm bu olasılıkları reddetmektedir. Ama iktidar partisi kendini birtakım hayallere kaptırarak, sınır ötesinde provokasyonlara zemin hazırlayıcı bir tavra girmiş, cihatçı terör örgütleriyle açık veya örtük iş birlikleri geliştirmiş, kendi gücünü de abartarak bölgeyi kendi emelleri doğrultusunda şekillendirmeye niyetlenmiştir. Bugünkü kaotik ortamda bile bu düşüncesinden tamamen vazgeçtiğini gösteren emareler yoktur.

Beşincisi: Kürt sorunu sadece kimlik sorununa indirgenemez. Bölgeye özgü ekonomik, sosyal sorunlara, özellikle bölgenin geri kalmışlık sorununa yönelen bir program içermeyen hiçbir çözüm arayışı kalıcı olamaz. İşsizlik ve yatırımsızlık, eğitimde fırsat eşitsizliği, cinsiyet ayırımı -had safhada bölgede- yolsuzluk, yoksulluk, Suriye göçleri sonucunda asgari ücretin altında çalışmaya itilen kitleler, kamu yönetimince partizanca -başka bölgelerde de var ama bu bölgede bir başka şekilde- dışlayıcı atamalarla veya yükseltmelerle süren kamu yönetimi anlayışları, tarımsal desteklemelerin yetersizliğinin bölgede çok daha ayyuka çıkmış olması, köye dönüş ortamının hâlâ sağlanamamış olması bu bölgenin temel sorunlarına çözüm bulunmadığını gösteriyor. Bu iktidar -unutmayalım- 2007’ye kadar yani ilk beş yılında GAP yatırımlarına kuruş harcamamış bir iktidardır ve 2007’den sonra da harcadığı kuruşların hepsi İşsizlik Fonu’ndan aktarılanlardan oluşmaktadır. Yani bütçeye bunun için ödenek bile koymamaktadır.

Dolayısıyla bu bölgede tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, sanayi ve altyapı yatırımlarının bölgeye daha fazla kaydırılması mutlaka gerçekleştirilmeli. Bakın, CHP’nin bu konuda Nisan 2011’de hazırladığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Ekonomik Kalkınma ve Stratejik Hedefler çalışması var. Bu çalışmaya göre bölgenin iktisadi potansiyellerini harekete geçirmek istenmekte ve 2023’e kadar geçecek süre içinde bölgenin yıllık büyüme oranının yüzde 9,5’a yükseltilmesi, böylece bölgeler arasındaki farkın köklü biçimde azaltılması amaçlanmaktadır. Size bir rakam da vereyim; böylece, kişi başına bugün bölgesel gelir… Türkiye ortalamasından yüzde 56’sını sadece bu bölgede insanlar alabiliyor. Yani kişi başına millî gelirin sadece yüzde 56’sı kadar bu bölgede insanlar gelir sahibi. Bizim bu bölgesel kalkınma programımıza göre bu oran 2023’te yüzde 75’e çıkabiliyor. Peki, AKP iktidarının bu konularda somut programı ve önlemleri var mıdır? Yok biliyoruz. Olsaydı görürdük. Peki, iktidar zihniyetinin, CHP’nin bu ilkelerinin ve demokratikleşme paketinin çok uzağında durduğu gerçeğini bir kez daha görmüyor muyuz? Demokratikleşme önerilerinin önemli bir bölümü bu totaliter iktidar yapısının doğrudan varlık ve siyaset yapma koşullarının ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir ve bu nedenle de bu iktidarın demokrasi yolunu seçmesi, ne ülkeye ne de bölgeye demokrasi getirmesinin beklenemeyeceğini görüyoruz. O yüzden de böyle bir zihniyetle bir demokratikleşme çözümünün kalıcı sonuçlara ulaşmayacağını düşünüyoruz.

İlginiz için teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan konuşacak.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine Grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Sayın Bakana soru sordum. Dedim ki, İstanbul’da iki tane camimiz yakıldı. Sayın Başbakan Yardımcısı “Haberim yok.” diyor. Yani insan hakikaten hayret ediyor.

İstanbul’da “Camiye ayakkabıyla girdiler.” yalanıyla bir ay siyaset yaptınız. Bırakınız ayakkabıyla girmeyi, İstanbul’da iki tane cami yakılıyor, Sayın Bakan “Haberim yok.” diyor, “Bilgim yok.” diyor.

ADNAN YILMAZ (Erzurum) – Olmayabilir.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Yani gazete de mi okumuyorsunuz? Allah aşkına, sağınıza bir müsteşarı oturtmuşsunuz, solunuza birini oturtmuşsunuz, Sayın İçişleri Bakanı burada. Yani bir telefonla… İstanbul Valisi akşama kadar tweet atıyor. Yani İstanbul’da… Bu yakılan cami İstanbul’da arkadaşlar. İstanbul’da cami yakılıyor ve siz “Benim haberim yok.” diyorsunuz ya. Sayın Cumhurbaşkanının attığı tweet’i burada tekrar edeyim: İnsan hakikaten hayret ediyor size!

Değerli arkadaşlar, şimdi, komisyon görüşmelerinde biz samimi olarak orada endişelerimizi dile getirdik. Samimi olarak bu endişelerimizi giderileceğine dair bir beklenti içerisindeydik. Sayın bakanların ve komisyondaki arkadaşların bu endişelerimize bir cevap vereceğini ve bu endişelerimizi gidereceklerine dair en ufak bir şey demelerini bekledik ama ne sorularımıza cevap verdiler ne de endişelerimizi giderecek herhangi bir şey ifade ettiler.

Buradan şu anlaşılıyor: Milliyetçi Hareket Partisi gibi bu konuda endişesi olan ve toplumun endişesini paylaşan, toplumun endişesini yansıtan bir partinin ve onu temsil eden kitlelerin endişesinin sizin için hiçbir kıymetiharbiyesi yok. Varsa yoksa, siz, PKK’nın gönlünü almak için bu kanunu getirmişsiniz. Kusura bakmayın, PKK’nın gönlünü almak için getirdiğiniz bu kanunun, biz, burada, çıkmaması için elimizden ne geliyorsa İç Tüzük çerçevesinde onu yapacağız.

Dün, akşam haberlerini izlerken bugün bu kanunun geleceği söylendi haberlerde, neredeyse hepsinde. Peşinden başka bir haber daha geçti, o da: Sayın Başbakanın şehit aileleriyle iftar yapacağı ve şehit ailelerine dönük birtakım düzenlemelerin bir an önce devreye sokulacağı söylendi.

Yahu insafınız olsun. Devlet zaten bunu yapmak zorunda. Her şeyi rüşvet olarak mı görüyorsunuz yahu? Şehit ailelerine devletin vermesi gereken bu hakları bir rüşvet anlayışı içerisinde niye getiriyorsunuz? Bunu bir ay önce getirseydiniz, iki ay sonra getirseydiniz, illa bugün bu kanun burada görüşülürken mi getireceksiniz? Yani hiç mi saygınız yok şehit ailelerine? Hiç mi vicdanınız yok sizin? O insanları ne yerine koyuyorsunuz siz Allah aşkına?

Değerli arkadaşlar, o insanlar zaten canından can vermiş. O insanları hiçbir şekilde kale almadınız. Komisyon görüşmeleri esnasında sordum: Burada şehit ailelerinin niye temsilcisi yok? Birtakım dernekleri çağırmışsınız, olsun, onlar da olsun. Ama bunun birinci derecede taraftarı şehit aileleridir, gazilerimizdir. Hiçbirini dikkate almadınız.

Bu sabah Yıldız Hemşire geldi. Eşini, gözünün önünde, çocuklarının ve babasının gözünün önünde PKK otobüsten indirip katletmişti. Siz, o PKK’yı, şimdi, Mecliste yasal bir statüye kavuşturuyorsunuz. O PKK’yla uzun zamandan beri zaten kucak kucağasınız. Bu görüşmeler yapılıyor ve siz, Yıldız Hemşire’nin acısına bir çare bulamıyorsunuz. Yıldız Hemşire’nin vicdanı hâlâ kanıyor. Onun gibi Türkiye’de binlerce şehit ailesi var. Hiçbir şekilde bunların sizin umurunuzda olmadığını bir kez daha gördük.

Değerli arkadaşlar, daha önce dört paket getirdiniz. Daha önceki dört pakette buradan bir Allah’ın kulu arkadaşımız çıkıp söyleyebilir mi? “Birinci pakette şu kadar PKK’lı indi, ikinci pakette şu kadar silah teslim edildi, üçüncü pakette terör şu kadar azaldı, dördüncü pakette Güneydoğu Anadolu Bölgemizde yol kesmeler şu kadar azaldı.” diyebilir misiniz? Diyemezsiniz çünkü çıkardığınız her paket PKK’nın daha da azmasına sebep oldu. Getirdiğiniz her yeni çözüm paketi –tırnak içerisinde ifade ediyorum- dağa çıkışları daha da artırdı. Biz, bugün, burada, bu görüşmeleri yaparken, haberlere baktım, 21 üniversite öğrencisi daha dağa gitmiş. Bu çözüm süreci safsatanızın içerisinde PKK hiç olmadığı kadar güçlendi, PKK’ya katılım hiç olmadığı kadar arttı ve emin olunuz ki, bu ne olduğu belli olmayan, başı ve sonu belli olmayan, bu elastiki çerçeve yasa dediğiniz yasayla PKK’ya katılımlar daha da artacaktır, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde PKK’nın oradaki vatandaşlarımız üzerinde baskısı daha da artacaktır.

Şimdi tutturmuşsunuz ki: “Şu kadar aydır kan akmıyor.” Keşke dediğiniz gibi olsa, keşke hiç kan akmasa ama eğer korucularımızı siz insandan saymıyorsanız, şehit edilen, infaz edilen korucularımızın sizin için hiçbir kıymeti yoksa dediğiniz doğrudur. Dağa kaçırılan insanlarımızın sizin için bir kıymetiharbiyesi yoksa dediğiniz doğrudur ve bir de Çanakkale’de niye kan aktı? 250 bin şehit niye verdik Çanakkale’de? Eğer ki İngiliz gemilerine “Buyurun, geçin.” denseydi bugün sizin yaptığınız gibi, Çanakkale’de kan akar mıydı? Eğer, askerin, polisin önünde PKK’lılar cirit atıyorsa ve PKK’nın her istediği oluyorsa, PKK bayrak indirince asker tepki göstermiyor, PKK insan kaçırınca polis tepki göstermiyorsa tabii ki kan akmaz. Siz eğer düşmanın istediğini verirseniz kan niye aksın? Ama o zaman devlet olamazsınız. Devlet olmanın birinci şartı vatandaşını korumaktır, korucusunu infazdan korumaktır ama siz korucuyu, siz bölge insanını, oradaki Kürt vatandaşlarımızı PKK’ya teslim etmiş durumdasınız. Bu getirdiğiniz yasayla kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi de alıyorsunuz ve şimdiye kadar kanunları Anayasa’nın üzerine çıkarmıştınız ama Bakanlar Kuruluna yetki vererek kanun hükmünde kararnameleri de ilk defa bu dönemde Anayasa’nın üzerine çıkaracaksınız.

Değerli arkadaşlar, buradan açıkça uyarıyorum, Komisyon toplantılarında da görüşmeler esnasında da uyarıda bulundum: İnsanları, bu yasayı çıkararak suç işleme özgürlüğüne kavuşturamazsınız, PKK’yı, PKK’lı teröristleri bu yasayla siz koruyamazsınız. 12 Eylülün kudretli generalleri çıkardıkları yasalarla kendilerini koruyamadılar. Buradan uyarıyoruz: İster Cumhurbaşkanı olsun ister Başbakan, bakan, bürokrat, asker, polis, sıradan vatandaş veya sizin bu süreç içerisinde kullanacağınız PKK’lılar olsun, hiç kimsenin bu çıkardığınız yasayla suç işleme özgürlüğü olmayacaktır ve herkes ama herkes -Anayasa’nın suç saydığı fiilleri- sizin çıkardığınız bu zırhla, bu zırha güvenerek suç işleme özgürlüğüne kavuşacağını düşünüyorsa yanılıyor. Milliyetçi Hareket Partisi iktidara geldiği gün -bundan emin olunuz ki- bu yasaya güvenerek suç işleyen, Anayasa’nın suç saydığı fiilleri işleyen, hayata geçiren kim varsa yargı önüne çıkarılacaktır, bunun da sözünü yüce Meclisin kürsüsünden veriyoruz. Dolayısıyla da hiç kimse suç işleme özgürlüğüne, hele PKK hiçbir şekilde suç işleme özgürlüğüne sahip değildir.

Değerli arkadaşlar, her seçim öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi ramazan paketi hazırlardı, birtakım paketler hazırlardı. Öyle anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde bu defa PKK’ya bir ramazan paketi hazırlanmış. Bu getirdiğiniz yasa, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde PKK’ya vermiş olduğunuz rüşvettir. PKK’ya vermiş olduğunuz rüşvetin emin olunuz ki vatandaşın nezdinde göreceksiniz hiçbir kıymetiharbiyesi olmayacaktır.

MİT Yasası burada görüşülürken hop oturup hop kalkanlar vardı. Ne diyorlardı? Hiç kimse bu zırha bürünemez diyorlardı. Ne oldu o arkadaşlar? Niye şimdi hop oturup hop kalkmıyorlar? Çünkü bu yasa aynı zamanda PKK’ya da bir zırh getiriyor. Yani MİT Müsteşarı yasayla zırha büründürüldüğünde sesini çıkaracaksın, PKK’lıya bu geldiğinde sesini çıkarmayacaksın. Bununla da turnusol kâğıdı gibi gördük, Komisyon çalışmaları esnasında da gördük. Bu yasanın kimin tarafından hazırlandığı, kimin tarafından talimatlandırıldığı ve Meclise getirildiğini gördük. Her yasada değişik partilerden bir sürü insanlar laf atardı ortalığa ama şimdi Meclis sütliman. Bir tek Milliyetçi Hareket Partisinin sesi çıkıyor ve milletimiz de bunu görüyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Sebahat Tuncel konuşacak, İstanbul Milletvekili.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinize iyi geceler diliyorum.

Gerçekten önemli bir yasayı görüşüyoruz. Türkiye siyasi tarihi açısından bir dönüm noktası olarak ifade edeceğimiz bir yasa. Her şey değil tabii ki ama bu yasanın bu Meclis kurulunda görüşülüyor olmasının kendisinin bile çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak, mesele bu yasa değil, bu Mecliste birçok yasa çıkartıldı, birçok demokratikleşme paketleri çıkartıldı… Biraz önceki sayın hatip de ifade etti, demokratikleşme paketlerinin birçoğunun sonuç vermemesinin –o başka bir noktada söylüyor ama- temel nedeni de hazırlanma zihniyetiyle alakalı bir durum.

Şimdi, biraz önce Sayın Bakan, burada PKK’ye dair bir tanım ısrarla sorulduğunda “PKK terör örgütüdür.” diye tanımda bulundu. Şimdi, eğer siz bu zihniyeti değiştirmezseniz, eğer terörizm kavramında ya da terörle mücadele konusunda ısrar ederseniz, bu meseleye terörizm perspektifinden bakarsanız kalıcı bir çözümün olması mümkün değildir. Önemli olan zihniyetin değişmesidir. Sizin “terörist” dediğinize insanlar “özgürlük hareketi” diyor; kendi dili, kimliği, kültürü için mücadele ettiğini söylüyor. Dolayısıyla, bu noktada bir zihniyet değişimine ihtiyaç var.

Bu kürsüde bütün bunları konuşuyor olmak önemli bir nokta. Ben ikinci dönemdir milletvekiliyim. “Bu ülkede savaş var.” dediğimiz için bile birçok tartışmaya neden olduk. Her defasında bu kürsüde bize dönülüp “terörist” denildi. Bu dönemleri de atlattık. Hâlâ konuşabiliyorsak, bu noktaya gelmişsek bu da tabii ki önemli bir nokta ama burada bir zihniyet değişimine ihtiyaç var.

Burada PKK’yi doğru tanımlarsanız çözümünü de doğru ifade edersiniz. Şimdi, bu sadece Kürtler açısından geçerli bir durum değil. Değerli milletvekilleri, siz Türkiye cephesine bakın, biz buradan Türkiye'ye konuşuyoruz.

Şimdi, sizin “terörist” dediğiniz, “Terörle mücadele ediyoruz.” dediğiniz örgütle konuştuğunuzda, Türkiye halkına da “Niye görüşüyorsun?” diye bir soru sorma hakkını veriyorsunuz. O yüzden bu tanımı doğru yapacağız. Bu bir terör sorunu değildir. Şimdiye kadar, bir devletin kendi yurttaşlarını, Kürt yurttaşlarının dilini, kimliğini, kültürünü yok sayması, bunun için baskı uygulaması, şiddet uygulaması… Bir terörden bahsedilecekse o zaman devlet teröründen bahsetmek gerekir. Binlerce insan yaşamını yitirdi, on binlerce insan burada yaşamını yitirdi, on binlerce faili meçhul cinayetten bahsediyoruz. Bu savaşın en büyük mağdurları kadınlar. 90’lı yıllarda yaşanan dönemde binlerce kadın tacize, tecavüze maruz kaldı. Şimdi madem bir tartışma yürüteceğiz, bütün bunları değerlendirelim birlikte.

Şimdi biz bu sorunu çözmek istiyoruz. İyi bir noktaya geldik. 21’inci yüzyılda insanlar sorunlarını kavga ederek, savaşarak daha çok kişi ölsün diye çözmüyorlar; müzakere ederek, diyalog kurarak olması gereken şey de bu. O açıdan, bugün bu yasanın görüşülüyor olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. O yüzden, İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmeleri biz önemsiyoruz, Türkiye halkı adına önemsiyoruz.

Şimdi Yıldız Hemşireden bahsediliyor. Bir daha Yıldız hemşireler olmasın istiyorsanız bile, bir daha insanlar ölmesin diye, Kürt annesi de, Türk annesi de ağlamasın, diğer halkların annesi de ağlamasın diyorsak burada yapmamız gereken şey, bu yasanın daha iyi nasıl çıkacağıdır, eleştirmek değil. Doğru, AKP iktidarı bu yasanın çıkartılması konusunda yeterince cesur davranmıyor; aslında bu, sorunu çözmez, bu bir çerçeve yasasıdır. Bize sorarsanız, bu yasayla aslında hiçbir sorun çözülmüyor, muğlaktır, ne yapılacağı belli değildir, sadece iktidarın şu sözü, “Bundan sonra yapılacak.” sözüyle karşı karşıyayız ama ona rağmen savaş olmayacak, ölümler olmayacak, insan ölmeyecek dediğimiz için önemsiyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye’nin Meclisidir, 76 milyonun sorumluluğunu taşıyorsunuz. Bugün Kürdistan ve Türkiye’de savaşın, çatışmanın olmaması, bırakalım Türkiye’yi, Orta Doğu’da barışın olması meselesi önemli. Biraz önce sayın milletvekili burada IŞİD’in yaptığı katliamları anlattı; insanların kafalarını kesiyorlar, kadınlara tecavüz ediyorlar. Şimdi, bu şey kabul edilebilir mi? Orta Doğu’da barış, dünyada barış, Türkiye’de ve kendi coğrafyamızda barış diyorsak bu perspektifle bu işe bakmak durumundayız. O yüzden, dilimizi değiştireceğiz, zihniyetimizi değiştireceğiz. Bu sorun bir terör sorunu değil, bu sorun bir hak ve özgürlük sorunudur. 76 milyon birlikte yaşayacaksa ama bir kimlikte değil, tek dil, tek millet, tek inanç, tek düşünceyle değil, çok kimlikli, çok kültürlü yapımızla bir arada yaşayacağız. Hep söylenir “Farklılıklarımız zenginliğimizdir.” diye ama şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bütün farklılıkların zenginliği gasbedilmiştir; Ermenilerin, Asurilerin, Kürtlerin, Türkmenlerin. Ama, biz farklılıklarımızla zenginliğimizi koruyacaksak yani kendi dilimiz, kimliğimiz, kültürümüz, rengimizle bu coğrafyada eşit hukuk temelinde yaşayabileceksek o zaman gelecek vadeden bir şeydir. Dolayısıyla, birbirimizin zenginliklerine el koymayalım, gasbetmeyelim ama birbirimizin zenginliklerini birlikte paylaşalım. Bu coğrafya herkese yeter, Mezopotamya, Anadolu, Trakya bütün herkese yeter, yeter ki kardeşçe yaşamasını bilelim değerli milletvekilleri.

Şimdi, tabii ki bu çerçeve yasasıyla bir başlangıç yapılıyor ama asıl bundan sonrası önemli. Örneğin, bu yasada hakikat, adalet ve araştırma komisyonu kurulmasına dair bir bölüm yok, 2’nci maddede bu tanımlanıyor. Şimdi, oysa yapılması gereken şeylerden birisi de bu hakikate ulaşmak. Hakikat neydi? Çünkü, bizim yaşadıklarımızı Batı yanlış anladı, anlatılmadı, devlet başka anlattı. Bizim savaşta yaşananların bütün boyutlarıyla açığa çıkarılması, bunun tanzim edilmesi, hakikatle yüzleşmek, gerçekle yüzleşmek gibi bir sorumluluğumuz da var.

Şimdi, adalet yoksa barış da yoktur sevgili arkadaşlar. Eğer bugün Dersim’den Sivas’a, Maraş’a, Çorum’a, Roboski’ye bütün bunların hesabı sorulmazsa… Çünkü hepsi aynı zihniyetin ürünü, hepsi Türkiye’de tek yapının, ulus devletçi anlayışın, farklılıkları yok sayan anlayışın bir ürünü olarak ortaya çıktı.

Şimdi, diğer bir konu da, mesela biz burada Kürt sorununu konuşunca bazı milletvekilleri “Aman Türkiye’nin demokratikleşmesi ne olacak?” Gezi direnişinden bahsediyorsunuz, evet, Gezi’nin taleplerine bakın. Gezi direnişi sırasında biz hep Gezi Parkındaydık, halkla birlikte olduk, kadınlarla birlikte olduk. Gezi’nin talebi de barıştı, adaletti, eşitlikti, özgürlüktü. Şimdi, bu talepler, aynı zamanda Diyarbakır meydanında 2013 Nevroz’unda Sayın Öcalan’ın mektubu okunduğunda da ortaya çıkan taleplerdi: Eşitlik, adalet, özgürlük ve barış. Aslında herkesin talebi aynı ve bu ülkede herkes barış istiyor, adalet istiyor, eşitlik istiyor ve özgürlük istiyor. Yani, Kürt sorununun çözümü sadece Kürtler açısından değil, bütün Türkiye açısından olmazsa olmaz bir durumdur, bunu buradan değerlendirmek gerekir.

Değerli milletvekilleri, o açıdan, biz bu yasayı konuşurken “Bu daha başlangıç” diyoruz, öyle olması gerekir. Bunu gerçekten güçlü bazı adımlarla pekiştirmek lazım.

Şimdi, biraz önce Sayın Bakan diyor ki: ”Bizim karakollarımız, askerî bölgedeki özellikle askerler azalmadı, arttı.” Şimdi, bu bir çelişki değil mi? Barış döneminde azalması gerekmez mi? Kalekolları niye yapıyorsunuz, güvenlik barajlarını niye yapıyorsunuz? Madem barışacağız, madem birlikte helalleşeceğiz o zaman niye oraya diyelim ki yeni güvenlik barajları yapıyoruz, yeni kalekollar yapıyoruz, yeni korucular alıyoruz? Mesela, bu koruculuk sisteminin lağvedilmesi gerekir. Korucu yapılan insanların            -insanlık suçuna bulaşmamış- başka alanlarda istihdam edilmesi... İnsanlık suçuna bulaşmış insanların bu hakikatleri araştırma komisyonlarınca tespit edilip yargılanması gerekir ama onun dışındakiler başka alanda istihdam edilebilir. Şimdi bunun lağvedilmesi gerekir, bölgedeki, özellikle Kürdistan’daki kalekolların inşaatının derhâl durdurulması gerekir.

Şimdi, bunlar olmadığı sürece, sizin söylediğiniz şeyle yaptığınız şeyin arasında böyle çelişki olduğunda insanlar size inanmıyor. Bir yandan diyorsunuz ki biz toplumsal barışı ilan edeceğiz, bir yandan diyorsunuz ki işte bu terörizmle mücadele ediyoruz, bir yandan diyorsunuz barışacağız, bir yandan askerî alımları artıyorsunuz, güvenlik şeylerini artırıyorsunuz. Dolayısıyla, böyle ikili bir politika olmaz.

Değerli milletvekilleri, gerçekten başka şansımız yok, başka çözüm noktası da yok. Şimdi, burada eğer biz birlikte çözeceksek bütün bunları, açık bir şekilde bu tartışmaları yürütelim. İktidar partisinin meselesi değil bu; ana muhalefetin de, bizim de sadece meselemiz değil, partiler üstü bir durumdur.

Savaş, herkesi öldürür sevgili arkadaşlar. Savaş, ölüm demektir, işkence demektir, zulüm demektir, ırkçılık demektir. Şimdi, o zaman barış bunların tersi demektir, barış partiler üstü bir durumdur. Sadece iktidarın, kendisine çıkar edineceği bir mesele hâline getirmesi, kabul edilebilir bir nokta değildir. O yüzden, barışı inşa edeceksek o zaman barışın nasıl olacağına dair katkılarımızı sunalım, nasıl olmayacağına dair değil.

Bu kürsüde birçok milletvekili “İşte, bunlar bu kadar kötü, bunlar bu kadar şey…” Peki, “İyisi nasıl olacak” meselesini birlikte yapalım. Yani seyrederek olmaz, içinde olarak bunu geliştirmek gerekiyor.

Umarım, bundan sonra hemen yapılacak iş, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, bu sürecin yol temizliğinin yapılması. Çünkü, bu, müzakerelerin başlangıcı açısından bir yasadır, bitmiş bir süreç değildir, ikinci aşamanın başlangıcı olarak değerlendirmek gerekir. Bundan sonra birçok yasanın çıkması gerekiyor ve demokratik bir cumhuriyeti ancak böyle inşa edebiliriz; aksi takdirde, bütün bu yaşananlardan buradaki herkes sorumlu olur diye düşünüyor, hepinize tekrar iyi geceler diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Zeynep Karahan Uslu konuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün aslında, sonda söyleneceğin başta söylenmesi gereken bir gündeyiz ve hepimizin bildiği gibi, bugün burada sadece bir kanunu görüşmüyoruz, böyle bir müzakere değil bu, aslında tarihî bir oturum ve bu ülkenin yüz yılı aşkın süredir kanayan ve kanatılan bir meselesini, on yıllarımızın, pek çoklarımız için çok zorlu ve her türlü kayıpların yaşanmasıyla geçmesine neden olan çok katmanlı bir sorun yumağını artık ve nihayet çözmeye odaklanan köklü bir ilerlemeyi müzakere ediyoruz. Elbette bu noktaya gelmek adına yürütülen gayretler sadece bugünlere ait değil. Hepimizin bildiği gibi, 1’inci AK PARTİ Hükûmetinin kurulmasından sonra, tam on iki gün sonra, 2002’nin 30 Kasımında, 1987 yılından itibaren bu ülkede tam 46 kez uzatılan ve pek çok soruna neden olan OHAL uygulamasının sona erdirilmesiyle başladı bu süreç ve o tarihten itibaren köklü demokratikleşme adımları ardı ardına atıldı. Türkiye, dünyada yaşanan değişim dalgasını yakalayarak kelimenin tam anlamıyla “sessiz devrim” nitelemesine uyan bir ilerlemeyi büyük bir sabır ve kararlılıkla gerçekleştirdi. Birey odaklı, devlet ile toplum arasındaki kopukluğu gideren, eşit vatandaşlık temelli politikalarla yola devam edildi ve toplumun önünü kesen tırnak içinde millî öcülerimize, siyasi rant elde etme adına kulaklara üflenen paranoyalara boyun eğilmedi. Bize yıllarca birileri şöyle dedi: Sakın ha, Kürt sorunu demeyin, hele çözmeye hiç yeltenmeyin. Ne olur, çözmeye kalkarsak ne olur? Aa, çok fena olur. Ne olur, ne olur? Bölünürüz elbette.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kim dedi açıkla da ona bir lanet okuyalım.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Onun sahipleri kendini çok iyi biliyor, bu ülkenin 76 milyonu da iyi biliyor.

Ve bu bölünme propagandaları bu ülkenin yıllarına mal olduğu hâlde, büyük acıların, ölümlerin sürmesine neden olduğu hâlde…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Elinizi tutan mı vardı on iki yıldır niye çözmediniz?

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – …yıllar ve yıllarca siyasi hesaplar adına sahiplenildi ve milletimize bir bölünme sendromu dayatıldı.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – On iki yıldır taviz veriyorsunuz, neyi çözdünüz?

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Ancak bu topraklarda hiçbir zaman ilanihaye dayatmalar kazanmadı ve bilsinler ki kazanmayacak. İşte, bugün Parlamentomuzda -eskilerin deyişiyle efradını cami, ağyarını mâni derler- kuşatıcı ve tümüyle hukuka, anayasal düzenlemelere uygunluk ilkesini gözeterek yeni açılımlara imkân tanıyan bir yasal düzenlemeyi tartışıyoruz. Bu yasal düzenleme dayatmalara verilen en doğru cevap olarak karşımızda. Türkiye’de tüm toplum kesimleri barışı talep ediyor ve barışa 2002’den beri atılan adımlarla, 2009 yılında başlayan Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’yle, 2012’den itibaren de çözüm süreciyle tüm dayatmaları elinin tersiyle iten bir toplumsal mutabakatla milletimiz destek veriyor ve bu desteğe binaen atılan adımlar neticesinde iki yıldır akan kanın durduğunu görebildik. Yani, Benjamin Franklin’in bir ifadesi vardır, dememiz odur ki: “Savaşın iyisi yoktur, barışın da kötüsü yoktur.” Ve yaşanan bu toplumsal iklimle memleket bölünmediği gibi, öylesine bir umut ve inanç kapladı ki artık yürekleri, işte, yıllardır örgütün dağa çıkardığı evlatları için yürekleri yansa da bir Allah’ın kulu ses çıkaramazken bu huzur ortamı annelerin yürekli çıkışına zemin oluşturabildi ve ideolojisi olmayan, siyaseti olmayan anneliğin duruşu öylesine güçlü ki tersini isteyenler olsa da önüne çıkan her engeli kaldıracak. Şehit cenazelerini istismar edenler değil, birlikte yaşama ve bu topraklarda birlikte var olma çabası kazanacak. Elbette şehit ailelerinin, şehit annelerinin, yakınlarının, evlatlarının yaşadığı acıyı unutmadık ve unutmayacağız, asla unutturmayacağız. Evladını 20 yaşında askere yollayıp sonra tabutuna sarılanlar bu ülkenin büyük bir acısı ve bu ülkenin bir gerçeği ama beyaz Toroslarla gelen birilerinin götürdükleri evlatların da bir daha evlerine dönemedikleri günler, köy yakmalar, faili meçhuller, işkenceler, Diyarbakır Cezaevi ve niceleri de bu ülkenin gerçeği ve işte, bütün bu gerçekler ki daha dün Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Cizre’de, Bingöl’de, Bitlis’te askerlik şubelerinin önünde sıraya girip gönüllü olarak Kıbrıs’ta savaşmaya gitmek isteyen bu halka ne yapılmıştır da kendi devletlerine silah doğrultmuşlardır? Bu soruyu sormayacak mıyız? Bir kez olsun başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmeyecek miyiz? “Nerede hata yaptık, neden böyle oldu?” diye sormayacak mıyız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, o öldürülen çocukları, masum çocukları kim öldürdü, güzelim insanları kim öldürdü?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Çok uzun yıllar Kürt meselesi vesayetin ve vekâletin aracı hâline getirildi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Meydanlarda katliamları yapanlar kimdi? Hiç mi gözünüz görmeyecek?

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Hükûmetler kuruldu, hükûmetler dağıtıldı ama problem o zaman da bu sorunun parçası olanlar burada olduğu hâlde paşa paşa devam etti ve bütün bunları özetleyen ana cümle de ret, inkâr, asimilasyon politikaları oldu. İmparatorluk mirasçısı bir devlet; sınıfsız, imtiyazsız, homojen bir ulus devlet kalıbına sokulmak istenerek kendi vatandaşlarını tehdit olarak gören rejim eliyle devletine küskün bir millet yaratıldı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Jön Türkler de sizin gibi düşünüyordu.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Ancak, dünde ve geçmişin acılarında kaybolup kalmayacağız.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Jön Türkler de sizin gibi düşündüler, Balkanları kaybetti Osmanlı.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Mevlana’nın dediği gibi “Dün dünde kaldı cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Osmanlı’yı nasıl kaybettiğimizi de oku.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Ama yeni şeyler söylememekte ısrar edenler…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Git Balkanları nasıl kaybettiğimizi bir daha oku, git bir daha oku.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - …geçmişe takılmak isteyenler olabilir, onlara selam olsun ama toplumsal ihtiyaçlara, hakiki karşılıklar üretmeye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, bu masum çocukları öldürenler.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - …ve hakiki karşılıklar üreterek yola devam etmeye hep beraber biz devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, bakın…

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Siyaset kurumuna düşen de budur, sorumlu siyaset dediğimiz de budur.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Babanın kemikleri sızlıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, bakın, bunlar o masum çocukları öldürenler.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Resimleri üzerinden polemik yapmak değil, gerçekten siyaset üretmek…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Baban yaşıyor olsaydı seni aforoz ederdi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu masum çocuklar, bak.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Ve herkes işitmeli ki, bu topraklarda bölünme değil, bu topraklarda kardeşlik payidar olacak. Bu topraklarda Kılıçarslan’ın torunlarıyla Salâhaddin Eyyubî’nin torunlarını hiç kimse birbirinden ayıramayacak.

Ve bu mesele, artık, parti rekabetine kurban verilmeden konuşulmalı. Yaşanan sorun, ne AK PARTİ’nin ne de mevcut Hükûmetin ne de Başbakanımızın problemi; yaşanan problem aslında hepimizin meselesi.

Ve sonuna kadar inanıyorum ki, tarihte Türklerle Kürtlerin ittifakı nasıl bizi küresel güç hâline getirdiyse bugün de artık yeni bir eşiğin önündeyiz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Öyle bir şey olmadı hiçbir zaman.

FARUK IŞIK (Muş) – Nankörlüktür bu.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Ya bu sorunumuzu çözeceğiz ya da tarihsel ve coğrafi iddialarımızı devam ettireceğiz…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Böyle bir şey hiç olmadı, tarihi yeniden oku, tarihi.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - …ya da yeni bedeller ödemeye devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yusuf Hoca, bir ders versin.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Kimin ne istediğini böylece de hep birlikte göreceğiz. Aslında buradaki tutum alış, belki de siyaset kurumunun en gerçek, en hakiki turnusol kâğıdıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Irak’a da demokrasi getirdiler, bak!

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Ve belki de tahammül edilemeyen tam da bu turnusol kâğıdıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Irak’ta bütünlük oluyordu, Irak’a da çözüm getirdiler!

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) – Ve AK PARTİ Hükûmeti bu meseleyi milletimizin kendisiyle imtihanı olarak görmektedir. Yüzyıllık parantezi kapatıp, Erzurum Kongresinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışında, 1920 Meclisinde olduğu dem ve güçle demokratik birliğimizi sağlamak, Orta Doğu’da sınırların yeniden çizildiği bir dönemde Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmemek de…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Siz kendiniz yapıyorsunuz, kendiniz.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - … ben diyorum ki, hepimizin de bu Mecliste olan herkesin de boynunun borcudur.

On iki yıllık iktidar pratiğimiz korkularımızdan başka korkacak hiçbir şeyin olmadığını göstermiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Damat Ferit böyle konuşuyordu.

ZEYNEP KARAHAN USLU (Devamla) - Tüm yakıcı yaşanmışlıklara, tüm açılara son verme adına, en açık ifadesiyle, siyasi varlığımızı riske ederek, korkusuz bir Hükûmet olarak yürütülen çabaların ardında da dürüst, cesur politikalarımızın ardında da böylesi bir samimiyet ve böylesi bir vizyon vardır.

Tarihsel olarak çözümün değil sorunun parçası olanlar ve yine umudun düşmanı olanlar bunu anlamaya dirense de Türkiye büyük bir sosyal restorasyon içerisindedir ve kendi sosyal restorasyonunu tamamlayacak, kendisini bağlayan tüm prangalardan kurtulacak, hızlı bir ekonomik gelişmeyi ve kalkınma hamlesini de sürdürmeye devam edecektir.

Ezcümle, bu yasa, ülkemizin birliğinin ve dirliğinin çimentosu olmanın yanında, yeni devlet aklındaki paradigma değişiminin de en büyük kanıtı, sorunlarımızı müzakereci siyaset yoluyla çözeceğimizin ispatıdır diyor, barışın sadece ağızlardaki mümtaz bir kelime değil, her tarihsel dönemin pusulası olduğunu ifade ederek yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar sona erdi.

Şimdi, şahıslar adına konuşmalar bölümüne geçeceğiz.

İlk konuşmacı, Sayın Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; PKK’yı meşrulaştırmak, PKK’yı mazur göstermek, Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek, ecdaddan alınan emanete ihanet etmek için çıkarılmış olan yasanın 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Öncelikle, bu yasanın çıkarıldığı zamana dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Kuzey Irak’ta, Barzani, bağımsız bir devlet kurduğunu ilan ediyor, AKP’nin sözcüsü buradan çıkıyor “Ben de onun gibi düşünüyorum.” diyebiliyor, Türkmenler şerefli insanlar, soykırıma maruz kalıyor, PKK’nın destekçisi, Kürtlerin ağababası İsrail, Amerika, Rusya, bu devletin tasdik edilebileceğini, meşru olabileceğini iddia ediyor ve biz burada kalkıyor, bir PKK yasası çıkarıyoruz. Artı, Sayın Başbakanın Cumhurbaşkanı olmaya namzet olduğu, kendilerine verdiği sözü yerine getiremediği için bir an evvel bu sözü yerine getirme gayretkeşliğinin ürünü olarak bu yasa çıkarılıyor.

Sayın milletvekilleri, bayrağımızın -hem de- askerî birlikten indirildiği, sözüm ona “bağımsız” dediğimiz Türkiye Cumhuriyeti devletinde Bingöl-Diyarbakır yolunun devamlı kapalı kaldığı, Lice’de ayaklanma provokasyonlarının yapıldığı, PKK’lı söylemcilerin “Devlet, gücü yetiyorsa gelsin, girsin.” diye meydan okuduğu, sizin çıkardığınız yasayla belediye başkanlığı sıfatını almış olan kişilerin Ağrı’da ecdadım Kazım Karabekir’in adını silmeye kalktığı, Mardin’deki belediye başkanının kalkıp, Mardin Kalesi’nden askerleri ve askerî araçları çıkaracağını iddia ettiği bir gün çıkarılıyor.

Beyler, siz, gerçekten bunlara inanıyor musunuz, yoksa bir rol paylaşımının sonucu birilerine verilen sözlerin gereğini mi yerine getiriyorsunuz?

Siz, İŞİT’in…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – IŞİD…

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Siz doğrusunu söyleyin.

…Irak’ta bir sanal devletçik kurmaya kalktığını ama bununla PKK’yı meşrulaştırıp Barzani’ye bir devlet kurdurduğunu, PKK’nın, Barzani’nin bir tek kurşun atmadan Türk milletinin yaşadığı bir yer olan Kerkük’e fiilen hâkim olduğu bir dönemde bu yasayı çıkarıyorsunuz. “Ben bu devletin mensubuyum, ben bu milletin mensubuyum, ben ecdadın emanetine sahip çıkıyorum, benim damarımda Türk kanı var.” diyen bir milletvekilinin böyle bir zillete katlanabileceğini tahmin etmiyorum. Eğer siz “Ben buna katlanabiliyorum, ben bundan razı olabiliyorum.” diyorsanız, o zaman, kim olduğunuzu, kimi temsilen burada bulunduğunuzu, hangi amaçları yerine getirmek için kimden direktif aldığınızı gelip burada şerefinizle söylersiniz.

Beyler, PKK’nın kalkıp güneydoğuda yerel yönetimlere yerel kaynakların aktarılması gerektiğini, bu Mecliste olan milletvekillerinin, petrolün kendileri için de hak talebi olarak belirtildiğini siz bu yasayla perçinlemek ve siz bu yasayla onların isteklerini yerine getirmek mi istiyorsunuz? Şu ana kadar yapılan konuşmalara baktığımızda, size samimi olarak söylüyorum, BDP’nin konuşmasına gerek yok, siz zaten onlar için yapılması gerekeni fazlasıyla yapıyor, bir tepside güneydoğuyu bölüyor, bölüyor ve takdim ediyorsunuz. Ama bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – CHP de öyle konuşuyor, siz tek kaldınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ama yine de memnun edemiyoruz yani.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Memnun edemezsiniz çünkü bu terbiyesizliğin arkasından daha çok şeyler talep edilecek.

Bir de şuna dikkatinizi çekmek istiyorum, beyler, şunu da dinleyin: Bugün, siz güneydoğuda kim olduğunu, ne olduğunu, nereden talimat aldığını, kimlerin taşeronu olduğunu bildiğiniz bir PKK’ya tamamı homojen bir Kürt bölgesi olmayan, içinde Arap’ı, Türk’ü ama tamamı Müslüman olan bir kitleyi teslim ediyorsunuz. Bu vebal size yeter.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Sayın Sayın Faruk Işık, Muş Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(MHP Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın alkışlaması)

FARUK IŞIK (Muş) – Teşekkür ediyorum, sağ olun. Hep böyle alkışlayın beni!

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Rica ederim.

Meydan senin,  bekliyorum ne söyleyeceksin, çok merak ediyorum!

FARUK IŞIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – İnşallah, sonunda da alkışlarım seni!

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, lütfen Genel Kurula hitap edin.

FARUK IŞIK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tarihten çıkaracağımız ders ve en önemli derslerden biri kanımca şudur: Yarınlarını kendileri kurgulamayanlar, başka kurguların kurbanı olmaktan kurtulamazlar. Onun için diyorum ki bu kurguların kurbanı olmama adına, yarın “eyvah” demeden, “ah vah” demeden, bugün sahip olduğumuz tüm imkânlarımızı daha iyi bir yarının inşasına teksif etmek zorundayız.

Bugünden baktığımızda, ne yazık ki yarım asır bir zamanımızı, neredeyse bir asra yakın bir zamanımızı kör bir döngüde birbirimizi tüketmekte kullandık. Belki birileri bu ülkenin sadece kendisine cennet olabileceği düşünü gördü, ama kendinize cennet olarak görebileceğiniz bir coğrafyanın bir başkasına cehennem olabileceğini düşünmediler.

FARUK BAL (Konya) – Cennet ile cehennem bir arada olmaz!

FARUK IŞIK (Devamla) – Düşünmediğiniz için de başkasına cehennem gördüğünüz şey asla size cennet olamaz. Öyleyse, gelin, bu ülkeyi gerçek anlamda cennet vatan kılalım, hepimiz için, dini, dili, ırkı vesaire ne olursa olsun bu ülkeyi hepimiz için cennet yapmak için yüzlerce gerekçemiz ve bir o kadar da imkânımız var.

Değerli milletvekilleri, “bir asır” dedik ya, gerçekten bir asır süredir iç meselelerimizle uğraşıyoruz, bu meselelerimizden asıl meselelerimizi görmezden geldik. Mevcut olan yaralarımız vardı ve sorunlarımız vardı. Bu yaraları görmemezlikten geldik, yaranın üstünü örtmeye çalıştık, kabuk bağlasın diye üzerine krem sürmeye çalıştık ama bir gün o kabuk patladı, kan aktı ve yaranın daha derinde olduğunu hissetmeye başladık. Kan akınca da askerimiz, polisimiz, öğretmenlerimiz, korucularımız, doktorlarımız, hemşehrilerimiz şehit oldular. On binlerce vatandaşımızı kaybettik. 3 bine yakın köy boşaltıldı, 3 milyon civarında insanımız göçe maruz bırakıldı. Bu ülkede 10 bine yakın faili meçhul işlendi. Milyonlarca lira mali kayıplarla karşı karşıya geldik. Sonuçta zararı bu ülke gördü, bizler gördük, bu millet gördü ama bu böyle devam edemezdi.

Ben o yıllarda mülki idare amiriydim. Ülkenin o günkü kötü yönetimlerinden dolayı, hukuk dışı yönetimlerinden dolayı gerçek anlamda bir bölünmenin eşiğine gelmişti. Ve birileri geldi “Bu ülke bölünmemelidir.” dedi, “Bu ülke bölünmemelidir ve bu millet kardeştir.” dedi. “Bölünmemelidir.” dedi “Ama aynı zamanda adalet olması gereklidir.” dedi. “Bölünmemelidir.” dedi “Ama aynı zamanda huzur, kardeşlik ve güven olmalıdır.” dedi. “Ülke bölünmemelidir ama aynı zamanda hukuk olmalıdır, eşitlik olmalıdır.” dedi. İşte bu sloganlarla AK PARTİ “Evet, bu ülke tek olarak kalmalıdır ama toplumun hiçbir katmanı, hiçbir kitlesi, hiçbir etnik yapısı, hiçbir dinî grubu hukuktan, adaletten yoksun bırakılmamalı.” dedi. “Hukuk insanlar için, herkes için geçerlidir, insanları hukuktan yoksun bırakamazsınız.” dedi. Onun için OHAL’ler, faili meçhuller son buldu. Asimilasyon, inkâr ve ret politikalarına son verildi. Yol kesmeler son buldu. Kürtler ve Kürt kültürü üzerindeki yasaklar kaldırıldı. Ama bir gün geldi -Allah’a şükür- boşalan köyler gene yerleşime açıldı, mezralar yerleşime açıldı. Köyler şenlenmeye başladı. İnsanlar yaylaya çıkmaya başladılar. Tarım ve hayvancılık gelişmeye başladı. Birlikte yaşama arzusu güçlenerek geleceğe dair emin adımlarla yürünmeye başlandı. Çözüm süreciyle birlikte iklim olumlu yönde gelişmeye  başladı bu ülkede.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

FARUK IŞIK (Devamla) – Çıkılmayan dağlara geziler düzenlendi, gidilmeyen mezralara piknikler düzenlendi.

BAŞKAN – Sayın Işık, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FARUK IŞIK (Devamla) – İş adamları bölgeye gelip yeni birtakım projeler geliştirmek istedi ama bu sizi rahatsız ediyor. Çünkü ülkenin birliğiyle, bütünlüğüyle geleceğe emin adımlar atması sizi rahatsız ediyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum (AK PARTİ sıralarından alkışlar, “Bravo” sesleri)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Madde üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır. Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tasarının 1’inci maddesi üzerindeki görüşmelere devam edilmesini İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre arz ederim.

Saygılarımla…

Oktay Vural

İzmir

Gerekçe:

Zamanlaması itibarıyla, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, ittifak arayışlarının sonucu olan bölücü PKK terör örgütünün tehdidiyle TBMM gündemine getirilen ve PKK'yı meşrulaştıran, PKK terör örgütünü Hükûmetin yasal ve eşit muadili hâline getiren, PKK ile siyasi bir irade olan Hükûmetle doğrudan görüşme zemini oluşturan, milletin egemen iradesini temsil eden Hükûmetin, silahı temsil eden PKK terör örgütünün, terör örgütlerini devletin meşru muhatabı hâline dönüştüren, PKK terör örgütünün siyasi amaçlarını kabul için bir taahhüt ve garanti sözleşmesi mahiyetindeki, millet egemenliğini silah zoruyla değiştirmek isteyen terör örgütünün siyasal amaçlarına ulaşma sürecini meşrulaştıran, yabancı devlet ve kurumların devlet işlerine müdahalesini meşrulaştırarak devletin bağımsızlığını zedeleyen, millet iradesi yerine silah iradesine, düşünce ve ifade hürriyeti yerine silahlı propagandaya prim tanıyan, terör örgütü yöneticilerine yargı muafiyeti, teröristlere af taahhüdünü içeren, millî devlet yapısını bozmayı amaçlayan, suç işlemeye özgürlük alanı tanıyarak suçlulara yargı muafiyeti getiren, hukuk devletinin esasını yok sayan, Anayasa'nın ruhuna ve lafzına aykırı olan bu tasarı hakkında Anayasa’nın 81’inci maddesi uyarınca göreve başlarken “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” yeminini içen milletvekillerinin bu yeminin muhtevasını zedeleyecek düzenleme hakkında daha fazla bilgilendirilmesi amacıyla görüşmelerin devam etmesi önerilmiştir.

 

YOKLAMA

 

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ama toplantı yeter sayısı talebi var.

Sayın Vural, Sayın Halaçoğlu, Sayın Erdem, Sayın Topçu, Sayın Öz, Sayın Doğru, Sayın Yeniçeri, Sayın Erdoğan, Sayın Şimşek, Sayın Yılmaz, Sayın Işık, Sayın Şandır, Sayın Özensoy, Sayın Dedeoğlu, Sayın Kutluata, Sayın Adan, Sayın Yılmaz, Sayın Uzunırmak, Sayın Başesgioğlu, Sayın Torlak.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

 

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

 

 Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, yine yoklama olduğu için, sisteme giren milletvekili arkadaşların isimleri silindi. Ben şimdi tekrar okuyacağım ve bu arkadaşlardan sisteme girmelerini rica edeceğim: Sayın Çınar, Sayın Doğru, Sayın Işık, Sayın Dilek Akagün Yılmaz, Sayın Uzunırmak, Sayın Özcan Yeniçeri, Sayın Bulut, Sayın Ali Öz, Sayın Topcu, Sayın Eyidoğan.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne başlayacağız. Soru-cevap bölümümüz on dakika süreli olacak. Bu sürenin beş dakikasını soruya, beş dakikasını cevaba ayıracağız.

Sisteme giren arkadaşlar var okuduğum listeye göre.

 

Evet, başlıyoruz.

Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Size ve İçişleri Bakanlığına başvurarak “Benim çocuğum PKK tarafından kaçırıldı?” diye kaç aile müracaatta bulunmuştur? Bunlardan kaçı terör örgütünün elinden kurtarılarak ailelere teslim edilmiştir? Sizce tahminen PKK’nın elinde kaç çocuk vardır?

İkinci sorum olarak, çözüm süreci içerisinde kaç PKK militanı silahlarını bırakıp yurt dışına çıkmıştır? Doğu ve güneydoğuda son bir yılda kaçakçılık yaparken yakalanıp adalete teslim edilen var mıdır, varsa kaç kişidir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Alim Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2009 yılı 1 Ağustos tarihinde bizzat koordinatörlüğünü sizin yaparak başlattığınız sözde Kürt açılımı projesi ve çözüm süreci kapsamında şimdiye kadar, PKK terör örgütü üyesi kaç kişi silah bırakarak Hükûmetinize, şahsınıza veya adalete teslim olmuştur? Eğer yoksa bu düzenlemelerden sonra, terör örgütünün silah bırakacağına inanıyor musunuz, yoksa Türk milletini kandırmaya yine devam mı ediyorsunuz?

İkinci sorum: Şimdiye kadar, kaç kamu görevlisi Hükûmetinizin talimatıyla PKK terör örgütü yöneticileriyle görüşmüş ve yasalar karşısında suç işlemiştir? Bu tasarıyla kaç kişiyi kurtarmayı planlıyorsunuz?

Son sorum: PKK’ya af getirmeyi ne zaman için planladınız, yakında bununla ilgili bir tasarı getirmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Bu yasa tasarısı kabul edildikten sonra, PKK terör örgütü mensuplarına af gelecek ve bu af edilen teröristlerle alakalı devlet tarafından onlara sosyal yaşantıda değişik haklar verilecek, bu haklar nelerdir?

Bir diğer sorum da 2014 yılı içerisinde PKK terör örgütü mensupları tarafından kamuya ne oranda zarar verilmiştir, kamu malları hangi oranda tahrip edilmiştir?

Bir de Bingöl-Diyarbakır kara yolunu kapatanlarla alakalı şu ana kadar hangi işlemler yapılmıştır, kimler gözetim altına alınmıştır?

BAŞKAN – Sayın Dilek Akagün Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarının 2’nci maddesinin (b) fıkrasında şu söyleniyor: Gerekli görüldüğü takdirde yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla gerekli görülen kişiler görevlendirilerek görüşmelerin ve temasların sağlanacağından bahsediliyor. Bu gerekli görülen yurt içi ve yurt dışındaki kurumlar kimler, kişiler kimlerdir? Bunların arasında Kandil’deki teröristler var mıdır, İmralı’daki Öcalan var mıdır?

Ayrıca, şimdiye kadar sadece MİT elemanlarıyla yapılan ama PKK’nın bunu yetersiz görmesi nedeniyle, “Siyasi heyetler istiyoruz.” demesi nedeniyle Öcalan’la bakanlar ve diğer siyasi heyetler gidip görüşecek midir? Bu konuda onların talepleri ve onların istedikleri, Öcalan’ın istediği talepler mi yerine getirilmek istenmiştir? Görüşmeciler kim olacaktır, görüşülecekler kim olacaktır? Kısaca bunun cevabının verilmesini istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çok açık ve net, parti kurulduğunda aynı düşüncelerin taşındığı, 2009’da açılımın devlet politikası olduğu ve sene 2014, hâlen daha bunun sürdüğü ortada. Demek ki on iki yıldır bir programın uygulayıcısısınız.

Militan, iddiaları uğruna eline silah almış, ölmeyi ve öldürmeyi göze almış bir kişidir. Bugünkü bu militanlar acaba müzakerelerde Hükûmetinizin prensibi olan “win win” kazan kazanda ne kazanıyorlar, ne elde ediyorlar ki uğruna ölmeyi göze aldıkları bazı şeylerden vazgeçiyorlar? Veya ne kazanımlar elde ettiler ki iddialarından vaz mı geçiyorlar, yoksa gerçekleştirdikleri iddialar var mıdır? Ne karşılığında silahı bırakıyorlar, bırakmayı istiyorlar veya ne karşılığında bıraktırmayı düşünüyorsunuz? Ne veriyorsunuz onlara, nasıl ikna ediyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz beş dakikadır.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bizim söz hakkı vardı.

BAŞKAN – Süre doldu.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Nasıl doluyor Sayın Başkan ya!

BAŞKAN – Sayın Bakanım buyurun.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bu nasıl süreymiş ya!

BAŞKAN –Sayın Bakan, buyurun.

Beş dakikalık sürenizi başlatıyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sağ olun.

Sayın Doğru’nun sorularıyla ilgili tabii, rakamsal şeyler, onları veremiyorum şu anda.

Sayın Işık’ın sorusuyla ilgili “Silah bırakacağına inanıyor musunuz?” gibi bir şeyi var. Doğrusu bu defa biraz tam da anlayamadık soruların bir kısmını herhâlde konuşmaları. Yani silah bırakacağına inanıyor musunuz?

 Değerli arkadaşlar burada şöyle sorular da var, biraz önce son soru soran, görüşecek kişi, kurumlar vesaire. Bunlar tabi bu çerçeve yasadan sonra çalışılacak bir yol haritası ve bir eylem planı. Bu yasadan sonra bunları çalışacağız, zaten bütün bu sorduğunuz soruların cevabını bilsek bu yasaya gerek kalmazdı.

Şimdi, bu çerçeve yasa dikkat edilirse, 2’nci madde okunursa orada hemen hemen hepsi var. Hükûmet görevler verecek, Hükûmet bu görevleri verecek ve o kurumlar, o kişiler o görevleri yerine getirecekler.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalan söylüyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Bakan konuşuyor, cevap veriyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Tabii burada eylem planı, yol haritası vesaire şu anda önümüzde hazırlanmış bir şey yok, onu çalışıyoruz. Bütün bunları o şekilde değerlendirmek lazım. Yani yalan-doğru o herkesin kendi bileceği iş inanması. Biz yalan söylemeyiz, çok şeyi göze alırız ama yalan söylemeyiz. Doğrusu ben bugün, bu mübarek ramazanlık günde hiç kimseyi de incitmek istemem. Yalan hiç yapmayacağımız bir şeydir, Rabbim o yalanın zerresinden korusun. Biz çok açık konuşan, yapacağını açıkça yapın, riskleri alan, cesaret gösteren ve mertçe “Şunu yapıyoruz.” diyeniz şahıs olarak, Hükûmet olarak, parti olarak. Arkadaşlar, bunları getirdik ve burada konuşuyoruz işte, herkes en aykırı düşüncesini söylüyor. Sık sık bölünmeden bahsediliyor. Bir ülkenin bölünmesinin bu kadar kolay konuşulması sanki bölünmeyi çok arzu ediyormuş gibi… Hayretler ediyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) –Uyarmak suç mu oldu Sayın Bakan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Görüşmeyi reddetmediniz mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani, sanki sadece bu milletin bütünlüğünü falan birileri düşünüyormuş gibi. Bunlar tabii üzücü şeyler.

OKTAY VURAL (İzmir) - “Şeref ve haysiyetsizliktir.” demediniz mi? Hani yalan söylemezdiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Burada soruların çoğu genelde bu manada. Dolayısıyla, ben genel manada ifade etmiş olayım. Ama biraz önceki sorularla ilgili bir sözümü Sayın Oğan biraz yanlış ifade etti, düzeltiyorum: İstanbul’daki camilerle ilgili “detay bilgi” dedim ben yani bir konuda bilgi verirken sağlam ve detay bilgi vermek lazım. Bir milletvekilimiz  bilgi ister, biz onu ilgili yerden isteriz, detayı, teferruatı alır veririz, yanlış bilgi vermek istemiyiz. Bu bir özendir. Yani, burada mübalağa ederek “Haberim yok dedi.” falan gibi şeylere… Birbirimize bunları söylemeye ihtiyacımız yok arkadaşlar, onu ifade etmek istiyorum.

İkincisi de tabii şehit aileleriyle ilgili. Onlar bizi çok iyi anlıyor ve onlar çok destek veriyor ve diyorlar ki: “Başka ailelere şehitler gelmesin.” İnanın, toplum kesiminde çok destek var yani insanlar, aileler -doğu da, batıda,  ülkenin her kesiminde. Elimizde çok iyi kamuoyu yoklamaları da var- huzurlu bir Türkiye, artık şiddetin olmadığı, kardeşlik içinde yaşanan bir Türkiye özlemi için umut bağlamış bu çözüm sürecine ve çözüm sürecinin hedefi bu. İnşallah sizlerin destekleriyle, Meclisin desteğiyle onları gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Tekrar teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 629 sıra sayılı kanun tasarısının başlığının “Toplumsal Barış ve Müzakerelerin Güvence Altına Alınması Hakkında Kanun” ve 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Sırrı Süreyya Önder                                 İdris Baluken                                        Altan Tan

                      İstanbul                                              Bingöl                                             Diyarbakır

 

                Ertuğrul Kürkcu                                 Faysal Sarıyıldız                                     Nazmi Gür

                       Mersin                                               Şırnak                                                  Van

 

                  Pervin Buldan

                        Iğdır

"Amaç ve kapsam                              

MADDE 1- Bu Kanunun amacı; Kürt sorununun eşit yurttaşlık temelinde çözümü ile iç barış ve uzlaşının kalıcı tesisine yönelik olarak toplumsal barışın önündeki engellerin kaldırılması ve bu bağlamda sorunun taraflarının çözüme ve toplumsal barışın inşasına ilişkin mutabakata varmalarını olanaklı kılacak müzakerelerin yasal çerçevesini belirlemek ve çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları belirlemektir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/941 Esas Numaralı Kanun Tasarısının 1’nci Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Oktay Vural                                    Seyfettin Yılmaz                                 Mehmet Erdoğan

                        İzmir                                                 Adana                                                Muğla

 

                Yusuf Halaçoğlu                                    Zühal Topcu                                     Özcan Yeniçeri

                      Kayseri                                              Ankara                                               Ankara

 

                     Alim Işık                                         Bülent Belen                                        Engin Alan

                      Kütahya                                             Tekirdağ                                             İstanbul

 

                   Sinan Oğan

                        Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN MEHMET ERSOY (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Yeniçeri konuşacak.

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada saatlerce konuşuluyor. Bu konuşmalar kimi zaman duygu sömürüsüyle, kimi zaman kavram istismarıyla, kimi zaman da romantik bir edayla yapılıyor. Çok açık bir şekilde ifade etmek gerekiyor ki sizden önce de bu tip yasaları getirenler oldu hem yüzlerce yıl önce getirenler oldu. Onlar aldıklarını aldılar siz de aldığınızı alacaksınız. Tanzimat Fermanı böyle bir şeydi, Islahat Fermanı böyle bir şeydi, Andraşi Lahiyası böyle bir şeydi. Hatta hatta daha ileri, daha sonrası sizin gibi böyle “Bu tasarıyı getirdik, çok büyük bir kardeşlik, çok büyük bir çözümleme yapacağız.” iddiasıyla ortaya çıkanlar da vardı. Mesela Sevr’i imzalayanlar öyle imzalamışlardı, Mondros’u imzalayanlar öyle imzalamışlardı. Hatta o kadar mükemmel bir şekilde inanıyorlardı ki Sayın Bakanım bu imzayı atarken, orada Sevr’i imzalayanlardan Feylesof Rıza Tevfik, o imza attığı kalemini Galatasaray Sultanisi’ne götürerek hediye  bile etmişti. “Bunu saklayın, çok mübarek bir anlaşmaya imza attık.” İşte bu, geldiğiniz yer, yaptığınız iş de tamamen buna benzeyen bir iştir ve siz bu Güneydoğu’daki olayı okumaktan âcizsiniz, okuyamıyorsunuz. Hep yanlış çıkıyor, suratınız duvara çarpıyor, dönüp dönüp bir daha çarpıyor, dönüp dönüp bir daha çarptırıyorsunuz suratınızı.

Açıkça belirtelim ki bu yasa tasarısı Güneydoğu’da meydana gelen olayların ya da Güneydoğu’daki kanın durmasına yönelik bir tasarı değildir. Bu yasa tasarısı bir dayatma tasarısıdır. Bu yasa tasarısı PKK’nın dayatmasının ürünüdür. Bunu açıkça ve yüksek sesle buradan ifade ediyorum. PKK’nın ve KCK’nın üst düzey sorumluları Türkiye Cumhuriyeti’ne 1 Temmuz 2014 tarihe kadar süre tanıyıp meydan okumuşlardı. Öne sürdükleri şartlarını eğer Temmuz 2014 tarihe kadar yerine getirmemesi hâlinde silahlı eylemlere kaldıkları yerden devam edeceklerini ifade etmişlerdi. İşte, bu tasarı buna cevap olarak ortaya konan bir tasarıdır. PKK şefleri Lice’deki yolun kesilmesinin nedenini açıklarken “Bu direnişler sayesiyledir ki AKP Hükûmeti, İmralı’ya gitmek, Amed’e gelmek, önder Apo’ya ve halkımıza yalvarmak zorunda kaldı.” demişti. Demek ki sizin attığınız adımlarla PKK’nın ortaya koyduğu tehditler ve tavırlar arasında doğrusal bir ilişki var. PKK, AKP’yi Öcalan’a yalvaracak, dahası taleplerine cevap verecek duruma getirmek için eylem yapıyor. Bu eylemi ortadan kaldırabilmek için Öcalan’a gidiliyor ve sonra da Öcalan’ın ifade ettiği tarzda bunun bir hukuki altyapısını meydana getirelim deyip, böyle yasa tasarısını milletin önüne getiriyorsunuz. Sonra da bunun adına “barış, kardeşlik” vesaire gibi birtakım tevil yoluyla sonuç üretmeye çalışıyorsunuz.

Bu tasarıyla Türkiye'nin bütünlüğü Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma hırsına kurban edilmektedir. Bu tasarı AKP’nin yasa ve Anayasa dışı işlediği suçları suç olmaktan çıkartmayı amaçlayan bir tasarıdır. Bu tasarı aslında bir yenilginin itirafıdır. AKP iktidarı, PKK’yı yasa ve devlet çizgisine çekemediği için devleti ve yasaları terör örgütünün çizgisine çekmiştir, bu yasa tasarısının anlamı ve açıklaması budur.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin İmralı’daki teröristbaşıyla başlattıkları açılım sürecinin Türkiye’yi getirdiği yeri tespit edince AKP’nin yeni sürecinin Türkiye’yi nereye götüreceğini de gözümüzün önüne sermiş olacağız. AKP’nin başlattığı ve havuz medyasının “merdiven stratejisi” dediği süreçte şu aşamalar öngörülmüştü:

İlk aşamada çatışmasızlık süreci başlayacaktı. PKK, çatışmanın biçimini değiştirerek ve bu fırsattan yararlanarak kentlerde ve sivil alanda ciddi bir örgütlenmeye gitmiştir. Açılım, örgütü çözme yerine birleştirmiş, bütünleştirmiş ve kentlerde daha da etkin kılmıştır.

İkinci aşama olarak, açılım projesi PKK’lı teröristlerin silahlarını mağaralara gömerek ya da yanlarına alarak sınır dışına gitmelerini öngörüyordu. PKK silahları gömmesi bir yana çeşitli bahaneler yaratarak sınır dışına çıkmayı reddetmiştir.

AKP’nin açılım projesinin üçüncü aşaması da terör örgütünün silah bırakması, Hükûmetin de terör örgütü mensuplarının sivil ve siyasi hayata uyumu için yasal, yapısal, değişiklikler yapmasını öngörüyordu. Terör örgütü hiçbir şartı yerine getirmediği gibi sürekli olarak da örgütlenmeye, AKP iktidarını tehdit etmeye devam etmiştir. Süreç teröristlerin sınır dışına çıkmasıyla başlayacaktı, tam tersine teröristler sınır dışına değil kentlerin merkezine indiler. Teröristler silah bırakacaklardı, bırakmadılar ve sonuç ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Şimdi, bütün bu gelişmelerden bütün birinci sürecinizde, aldığınız ders ortada dururken yeni bir ders almak için bunu getirip bu Meclise dayatmanın hangi mantığı var, vicdanlarınıza sesleniyorum, onu cevaplandırırsanız çok daha faydalı olur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Ve buradan siz PKK terör örgütüne silah bıraktıramayacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, teşekkür ederim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – O örgüt zaten silah bırakmaz, onun mantığında silah bırakma diye bir şey yoktur.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen de istemezsin zaten.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Siz boşuna buradan çıkardığınız her yasa tasarısıyla onun ekmeğine yağ sürüyorsunuz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, süreniz bitti.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım.

 

 

 

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı yeter sayısı…

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı istemi var.

Sayın Vural, Sayın Halaçoğlu, Sayın Dedeoğlu, Sayın Yeniçeri, Sayın Doğru, Sayın Erdoğan, Sayın Yılmaz, Sayın Topcu, Sayın Öz, Sayın Şimşek, Sayın Çınar, Sayın Yılmaz, Sayın Işık, Sayın Şandır, Sayın Bulut, Sayın Kutluata, Sayın Başesgioğlu, Sayın Ayhan, Sayın Uzunırmak, Sayın Adan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

1.- Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629)--(Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 629 sıra sayılı kanun tasarısının başlığının “Toplumsal Barış ve Müzakerelerin Güvence Altına Alınması Hakkında Kanun” ve 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                 Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

"Amaç ve kapsam

MADDE 1- Bu Kanunun amacı; Kürt sorununun eşit yurttaşlık temelinde çözümü ile iç barış ve uzlaşının kalıcı tesisine yönelik olarak toplumsal barışın önündeki engellerin kaldırılması ve bu bağlamda sorunun taraflarının çözüme ve toplumsal barışın inşasına ilişkin mutabakata varmalarını olanaklı kılacak müzakerelerin yasal çerçevesini belirlemek ve çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları belirlemektir."

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan konuşacak.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, değerli arkadaşlar, şu resme iyi bakın, hepiniz görün, sonra ne olduğunu size anlatacağım o resmi. Yakından da verebilirim, bir görevli gelirse her dört gruba gösterebiliriz.

Şimdi, evet, burada 15 milletvekili var. Bu 15 milletvekilinin içinde 10 AK PARTİ’li, 2 CHP’li, 2 MHP’li milletvekili var. Şöyle gösterebilirsiniz. Bu gösterdiğim resim Cudi Dağı’nın tepesinde çekilmiş bir resimdir arkadaşlar, 9 Nisan 2010. İsteyen arkadaşları -Mecliste her 4 parti grubuna söylüyorum- isteyen kim varsa arkadaşları istedikleri zaman bölgeye davet ediyorum, gidebiliriz. Hatta Habur’dan geçebiliriz. Sizi Kerkük’te Türkmenler ile Kürtlerin son yaşanan olayındaki kader birliğinde, Tuzhurmatu’da, peşmerge tugaylarını koruduğu Türkmenlerin olduğu bölgeye, Erbil Parlamentosundaki 8 Türkmen milletvekilinin de olduğu Kürdistan Parlamentosuna ve her kesimle görüştürmeye hazırız.

Arkadaşlar, bizim önergemiz basit bir isim değişikliği değil aslında çünkü biz diyoruz ki mademki toplumsal barışın ve müzakerelerin yasasını yapıyoruz, Meclis tarihî bir adım atıyor, elbette ki bunun adı “terörün sona erdirilmesi” olmamalıydı çünkü devasa bir Kürt sorununu konuşuyoruz Osmanlıdan cumhuriyete yüz elli yıldır intikal eden ve demokrasi, insan hakları sorunu, tarihsel ve sosyolojik anlamda kimlik sorunu, bir kültür sorunu, anlatım bakımından dil, eğitim, sosyolojik sorunları, yönetim sorunu, temsil sorunu, hak arama sorunu, hukuksal anlamda eşit ve özgür yurttaş olma sorunu, barış, bütünlük, gelişme, kalkınma sorunu, özgür ve gönüllü birliktelik sorunu ve hak eşitliği sorunu. Evet, sizler bunları böyle bilin, bu başlıkların birkaçını açtım. Her ne kadar yasada “siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel vesaire” diyorsa da Profesör Edward Said’in şu sözleriyle size seslenmek istiyorum: “Herhangi bir siyasi eylemin terörizm olarak adlandırılması, ona siyaset, tarih, gelenek ve yorumun buluştuğu bir anlatı statüsü tanınmaması demektir. Filistin meselesinin başına gelen buydu, Kürt meselesinin başına gelen de budur; birinin gerillası, ötekinin teröristidir.” diyor. Oysaki biz son otuz yılı konuşmuyoruz arkadaşlar. Son otuz yılı konuşursak en büyük teröristler, darbe yapıp bu Meclisi kapatan, bu Meclisteki partileri kapatan, bu Meclisteki liderleri Zincirbozana koyan darbeci teröristlerdir. “Terörist” denen kendi köylüsüne dışkı yedirenlerdir, “terörist” dedikleriniz 4 bin köyü çocuklarıyla cayır cayır yakanlardır, “terörist” dedikleriniz arkasından kurşunlar sıkarak 17 bin 500 faili meçhul cinayeti işleyenlerdir, bunları artırabiliriz arkadaşlar.

Size şunu söylemek istiyorum: Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar 130 tane terörist tanımı var, Türkiye’de de 30 defa değişen bir terör tanımı var. Türküler, diller, kitaplar, şarkılar, halaylar, insanlar, yazarlar, kitaplar, bunların hiçbiri terörist değil ama bu ülkenin sıkı yönetimlerinde, DGM’lerinde ve özel yetkili mahkemelerinde hepsi terörist olarak ceza aldı, hüküm giydi, içeri girdi. Onun için, bu kavram doğru bir kavram değildir.

Tarih önünde yarın sizi pişman bırakmaması için önergemizin kabulünü diliyoruz arkadaşlar hepinizden.

Saygılarımla. (HPD sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.22

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

629 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi 1’inci maddenin oylamasını yapacağız ancak 1’inci maddenin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge var. Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, siz verdiniz herhâlde ama isterseniz bir on dakika verelim mi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Niye bekliyoruz Sayın Başkan?

AHMET YENİ (Samsun) – Beklemek zorunda değiliz Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İmza sahiplerini arıyorum:

TBMM Başkanlığına

629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin açık oylama ile oylanmasını arz ve teklif ederiz.

Alim Işık, Kütahya? Burada.

Kemalettin Yılmaz, Afyonkarahisar? Burada.

Emin Çınar, Kastamonu? Burada.

Cemalettin Şimşek, Samsun? Burada.

Ali Öz, Mersin? Burada.

Zühal Topcu, Ankara? Burada.

Münir Kutluata, Sakarya? Burada.

Seyfettin Yılmaz, Adana? Burada.

Mehmet Şandır, Mersin? Burada.

Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş? Burada.

Murat Başesgioğlu, İstanbul? Burada.

Ali Uzunırmak, Aydın? Burada.

Celal Adan, İstanbul? Burada.

D. Ali Torlak, İstanbul? Burada.

Ahmet Duran Bulut, Balıkesir? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla…

FARUK BAL (Konya) – Takabbül ediyorum.

BAŞKAN – Faruk Bal üstlendi.

Reşat Doğru, Tokat? Burada.

Özcan Yeniçeri, Ankara? Burada.

Yusuf Halaçoğlu, Kayseri? Burada.

Oktay Vural, İzmir? Burada.

Necati Özensoy, Bursa…

ADNAN ŞEFİK ŞİRKİN (Hatay) – Takabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çirkin üstlendi.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin açık oylama sonucu:

Kullanılan oy sayısı                           :                      217

Kabul                                               :                      191

Ret                                                   :                      26 (x)

   Kâtip Üye                                                                Kâtip Üye

Muharrem Işık                                                          Fehmi Küpçü

   Erzincan                                                                    Bolu

Böylelikle 1’inci madde kabul edilmiş oldu.

Şimdi, 2’nci maddenin görüşmelerine başlayacağız.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Uygulama, izleme ve koordinasyon

MADDE 2- (1) Hükümet, çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütür.

a) Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları belirler.

b) Gerekli görülmesi hâlinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirir.

c) Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alır.

ç) Bu Kanun kapsamında yapılan çalışmalar ile alınan tedbirlere ilişkin kamuoyunun doğru ve zamanında bilgilendirilmesini sağlar.

d) Alınan tedbirlere ilişkin uygulama sonuçlarını izler ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar.

e) Gerekli mevzuat çalışmalarını yapar.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına 2’nci madde üzerinde Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Böylesine önemli tasarıları görüşürken bu kadar muktedir olan, her konuda gücünü halktan aldığını söyleyen AKP iktidarı, ne yazık ki TRT’nin yaptığı protokolü tekrar gözden geçirip Parlamentoyu halkın izlemesine açmayı bir türlü beceremiyor. Her tarafta gücünüz yetiyor ama halkın iradesinin teşekkül ettiği bu Meclisin bizi seçen seçmenler tarafından izlenmesine gelince, böylesine önemli olan, Türkiye'nin en önemli konularından birisi olan Kürt sorunuyla ilgili, vatandaşların, siyasi partilerin ne konuştuğunu, düşüncelerinin ne olduğunu izlemesine fırsat tanımıyorsunuz. Bence bunda biraz kasıt var. Bu kadar gücünüz varsa, bu kadar gücü halktan aldıysanız, TRT 3’ün, bu Meclisin çalıştığı saatler içerisinde yayın yapması gerçekten zor mudur?

Bakın, Parlamentonun yarısı Almanya maçını izliyor. Niye? Çünkü konuyla ilgili, baypas ettiniz Meclisi; Meclisin görevini askıya aldınız. Sadece reisiniz, sadece padişahınız, sadece Başbakan ne söylerse aynı şeyi söylüyorsunuz. Muhalefetin bir fikri var mıdır, bu konular üzerinde uzlaşma arıyor mu, neler söylüyor, hiç bakmıyorsunuz.

HDP, gelen, 6 maddeden oluşan tasarıdan memnun değil; yeterli görmüyor, hiç net ifadelerin olmadığını söylüyor. MHP mutlu değil, memnun değil. Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa’ya aykırı olduğunu, 4’üncü maddenin kişilere, kurumlara, Bakanlar Kuruluna böylesine yetkiler verilmeyeceğini söylüyor. Sadece memnuniyet, Başbakan ve danışmanlar tarafından hazırlanmış 6 madde üzerinde AKP Grubunda var.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2012’nin sonundan itibaren güneydoğuda aylarca dolaştık milletvekili arkadaşlarımızla beraber. Bu Parlamentoda hep şunu söylediniz: “Kürt sorunuyla ilgili, güneydoğu sorunuyla ilgili çözümleriniz var mı?” Anlatmak istedik, halka duyurmamızı engelliyorsunuz. Güneydoğuya gittik, anlatmaya başladık; güneydoğuda, kavgayla girdiğimiz Şırnak’ta, 60 sivil toplum örgütüyle kol kola dışarıya çıktık.

Eksiklerimiz yok muydu? Tabii ki vardı. Çözüm süreciyle ilgili, 17 maddeden oluşan önerilerimiz vardı. Hani hep şikâyet edersiniz ya Cumhuriyet Halk Partisi hep eleştiriyor, hep eleştiriyor, çözüm ne? İşte çözüm burada. Bunları birlikte çıkaralım, çıkarmaya var mısınız dediğimizde ise paylaşmak istemiyorsunuz. Paylaşmadan sevginin büyümeyeceği gibi paylaşmadığınız süre içerisinde de Güneydoğu sorununa, Kürt sorununa çözüm bulmanız mümkün değil.

On dokuz aydır silahlar susmuş, şehitler yok, canlarımız hayatlarını kaybetmiyor, bütün partiler olarak teşekkür ediyoruz. Ama şu Parlamentoya bu konuları getirsek, bu Parlamentoda çözüm yollarını aramak neden sizi rahatsız ediyor? Bakınız, burada iki yıl önce çıkardığımız, “Bu topraklarda huzur, demokrasi ve barış isteyen herkese çağrımızdır…” diyoruz. Bunun içerisinden birlikte çıkardığımız, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması var, biz yazmışız, beraber çıkarmışız ne kadar güzel. Yeniden yargılama yolu açılsın, birlikte yapmışız, oy vermişiz. Halkın vekilleri Parlamentoya dönsün demişiz, birlikte yapmışız. Peki, gelin geriye kalan 14 maddeyi de geçirelim.

Yani, siz Kürt sorununu çözmek istiyor iseniz demokratik altyapıyı yapmadan en son sonuçlarıyla çözemezsiniz. Ben bunu Güneydoğu’da dolaşırken milletvekili arkadaşlarımla hep örnek verdim, bir ip üzerinden örnek verdim. Bu ipi inanır mısınız saklıyorum. Şu, bu düğümleri buradan başlayıp çözmeden, aşağıdaki en son haddine gelmeden Kürt sorununu çözemezsiniz ama siz bu düğümleri aşağıdan çözmeye çalışıyorsunuz. Bu düğüm buradan çözülmez, bunu yukarıdan çözeceğiz. Nasıl çözeceğiz? İşte, yüzde 10 barajını kaldıracağız, faili meçhul cinayetlerin sonuçlarını bulacağız, özgürlüklerle ilgili yolları açacağız, cemevleriyle ilgili ibadet edilmenin yolunu açacağız. Bunları sıraladığımız zaman eğer buraya geldiğimizde ana dilde eğitimi konuşacaksak konuşacağız, özerklikle ilgili bir şeyi konuşacaksak konuşacağız ama siz bunları çözmeden sadece buradan bunu çözmeye kalkar iseniz bu sorunu çözümsüzlüğe götürürsünüz. Yalnız başınıza bunu yapma durumunuz söz konusu değil. On iki yıldan bu yana katettiğiniz mesafeye bakın, var mı katedilen mesafe?

Güneydoğu’ya gittiğimizde… Geçen hafta Diyarbakır’daydık Sezgin Bey’le beraber, Genel Başkanımızla beraber. Bunları anlattık, bunları konuştuk. Oradaki insanların söylediği şu: “Cumhuriyet Halk Partisi bu işin içerisinde olmalı.” ama anlatıyoruz, AKP böyle bir ihtiyacı hissetmiyor ki. AKP “Ben yalnız yaparım, ben siyaseten yaparım.” anlayışını söylüyor. Bakınız, üç seçim öncesi üç paket getirdiniz. 2010 yılında referandum vardı, bir paket geldi. 30 Mart öncesi yine bir paket geldi. Hiç kimsenin haberi yok, Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yine bir paket geliyor. Değerli arkadaşlarım, bunları yapacak isek, gerçekten Türkiye’nin  Kürt sorunuyla ilgili meseleleri var ise ki vardır, bunu çözecek olan bu Meclis.

Metin Bey, 2002 yılı, 2003 yılında, AKP kurulduğunda acil eylem planlarınız vardı; üç aylık, altı aylık, dokuz aylık, bir yıllık, iki yıllık diye. Peki, Kürt sorunuyla ilgili bir planınız var mı, bu Parlamento bu planı biliyor mu? Bu Parlamentoda hangi ayda, hangi yılda, hangi yılın sonunda hangi noktaya geleceğimizle ilgili, halkın iradesinin teşekkül ettiği bu Parlamentoda bunları konuşmak durumunda değil miyiz? Peki, bunların, bu Türkiye’de yaşayan insanlarımızın algısını yerleştirebilmek için, Batı’da oğlunu askere göndermiş, şehit olan aileyle, Roboski’de, Günyazı’da çocuğu ölen o annenin acılarını empati yapmasına fırsat vermeyecek miyiz, bunu birlikte yapmayacak mıyız? Ama sizin yaptığınız bir tek şey var: “Biz yapacağız, yaptığımızla ilgili de biz bunun siyaseten kârını elde edeceğiz.” Doğru değil arkadaşlar. Parlamento bu konuda inisiyatif almalı, yapılacak görüşmelerin hepsi şeffaf olmalı. Eğer siz bugün Oslo’da yaptığınız konuşmaları, Oslo’da gizli yaptığınız anlaşmaları, bunları deklare etmiş olsaydınız, bunları söylemiş olsaydınız -hiç merak etmeyin- barış süreciyle ilgili, güneydoğuyla ilgili çözüm yolları arayan bir Parlamentoya bu toplumdan hiç kimse ses çıkarmazdı. En sonunda açığa çıktı, kasetler ortaya çıktı, sorumlu genel başkanlar ne söyledi? Üzerine ateşle mi gittiler? Sayın Genel Başkanım dedi ki: “Evet, bunların arasında görüşmeler olabilir ama bu gizli görüşmelerden Parlamentonun ve halkın haberi olması gerekli.”

Değerli arkadaşlar, sorunu çözmek istiyorsanız birlikte çözüm aramak durumundasınız. Ama sizlerin de haberi yok. Torba yasayı bekliyoruz, 106 maddelik torba yasa çıktı 150 maddeye. Meclis tatile çıkacak, Meclisin tatile çıkmasıyla ilgili herkes zamanı beklerken cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili çalışmaya yönleneceğimiz zaman bir torba yasa çıkardınız, 160 maddeyle görüşeceğiz. Peki, ona hazırlıklıyız, biliyoruz, bu 6 madde çıktı? Nerede konuştuk, nerede tanıştık? Biz milletvekilleri, bunu bir ay önce, on beş gün önce, yirmi gün önce bilseydik belki katkı sunardık, 6 maddeyi daha farklı bir boyutta tartışırdık ama siz yine aynı şeyi yapıyorsunuz. Yani, tornadan çıkan bir mamulde, tornanın daha ileri versiyonu olan CNC’den çıkan bir malzemede binde 1 hata oluyor, sizde hiç hata olmuyor arkadaşlar. Hepiniz yukarıda ne söylenirse aynı şekilde tekrarlıyorsunuz, ta ki partiden ayrılıncaya kadar. Eğer parti içinden ayrıldıysanız, ağızlarınız açılıyor ve özgürlüğünüze kavuşuyorsunuz. Üç yıldır söylemediğinizi ayrılan arkadaşlar şimdi söylüyor, içinizde ayrılacak olan arkadaşlar da aynısını söyleyecek.

Değerli arkadaşlarım, Parlamentoyu baypas ederek, Parlamentoyu yok sayarak, halkın gözünden gerçekleri saklayarak halkta iyi niyetli, çözüme dayalı önerileri getirip algıyı yerleştirmediğiniz süre içerisinde başarılı olma şansınız yoktur. Yaptığınız sadece siyasettir, bunun üzerinden de siyasi gelir sağlamaya çalışıyorsunuz.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ören.

Milliyetçe Hareket Partisi Grubu adına Sayın Zühal Topcu konuşacak, Ankara Milletvekili.

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 629 sıra sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başbağlar katliamının üzerinden yirmi bir yıl geçmesine rağmen, katliamın failleri hâlâ bulunamamıştır, 33 tane şehidimizin hâlâ failleri meçhul bir şekilde o toprakta yatıyor olması ve bugün de burada bu kanunu görüşüyor olmamız, aslında, bir çelişki diye görülmesi gerekmektedir.

Burada, aslında, bakıldığında, bir terör örgütüyle yapılan bir müzakere sonucunda buraya getirilen bir yasa tasarısı görüşmeleri şu anda yapılmaktadır. Aslında, dünyanın hiçbir tarafında güçlü devletlerin yaptığı böyle bir uygulama bulunmamaktadır, onu belirtmek istiyoruz. Özellikle, birçok ülkede terör olayları yaşanmakta ama bu şekilde tavizler verilerek, herhangi bir geri çekilme, silah bırakma gerçekleşmeden böyle bir müzakerenin yapılması devlet zafiyetini ortaya çıkarmaktadır, bunları belirtmek istiyoruz. Gerçekten güçlü ülkelerin hiçbiri de direkt olarak terör örgütlerini muhatap almamaktadırlar. Çözüm sürecindeki muhatabın terör örgütü olması ve muhatap alınması, aslında devlet geleneğinde de yoktur.

Şimdi, devlette özellikle silah kullanma meşruiyeti devletin belirlediği kurumlarla sınırlıdır. Bunun dışındaki bir oluşum, ülke içinde paralel bir devletin oluşmasına ve ülkenin de bölünmesine zemin hazırlayacaktır, demin Sayın Bakanın belirttiği gibi, dedi ki: “Muhalefetteki arkadaşlarımız öyle bir konuşuyor ki sanki ülke bölündü, gitti.” Aslında Sayın Bakan da akademisyen, bizler akademisyen olarak bir sonuca varmak için elimizdeki verilerden hareketle, yaşanmış tecrübelerden hareketle, sonuçta, belli bir sonuca varmaya doğru adım adım gideriz. Türkiye'de de yaşanan olaylara, otuz yıldır bir geçmişten gelen ve özellikle on iki yılda hızlanan olayların seyrine bakıldığında, evet, Sayın Bakan, diyoruz ki: Bu ülke adım adım bölünmenin eşiğine getirilmektedir. Öyle sözle ifade ediliyor ama kolay kolay bölünmez diye… Hayır, hem de sizin iktidarınızla hızlı bir şekilde bölünmenin eşiğine gelmektedir, bunu özellikle vurgulamak istiyoruz: İşte, Hükûmetin çözüm sürecindeki bu tavrıyla, âdeta “Silahınız yoksa sizi muhatap almıyoruz.” diye bir tavır sergilemektedir ve bu tavırla da böyle bir paralel yapılanmaya zemin hazırlamakta ve bu paralel yapılanmayı da güçlendirmektedir. Zaten bölgede PKK’nın dışında hiçbir enstrümanı dikkate almamış, siyasi, sosyal, ekonomik oluşumların da üzerinde durmamıştır. Kısaca, gömleğin düğmesi yanlış iliklenmiştir ve sonuç da yanlış olacaktır.

Hedefe giden, hedefe ulaşmak için her yolu mübah gören paradigmadan hareketle, Cumhurbaşkanı olmak için ülkenin içinde bulunduğu zor şartlara zemin hazırlanmaktadır ve bölünme hâli artık kaçınılmaz bir duruma gelmiştir. Çünkü İmralı canisi karşısında bölünmeye verilecek cevapları, söylenecek sözleri olmayınca Meclis ağır bir baskı altında bırakılmıştır. 25 Temmuza kadar, haftanın her günü, sahura kadar çalıştırılma kararı alınmıştır. Özellikle, dağdan, Kandil’den gelen “2 Temmuza kadar kararı aldınız, aldınız, ondan sonra olacaklardan biz sorumlu değiliz.” ifadesinin gelmesinden sonra, hızlı bir şekilde bu yasa buraya getirilmiştir. Özellikle, AKP’yi Cumhurbaşkanı adayına destek karşılığında kayıtsız şartsız teslim alan PKK ve uzantıları referandum ve bağımsızlık nutukları atarken iktidar temsilcilerinin İmralı canisiyle yaptıkları iş birliği ülkeyi bölünme noktasına getirmişti. Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yerine getirmek için Meclis baskı altında tutulmaktadır ve seferberlik ilan edilmiştir. Özellikle Komisyonda metazori olarak geçirilen, Meclis Kuruluna getirilen bölme tasarısı yasalaşırsa İmralı’daki teröristbaşı ve dağdaki katil sürüsüyle bölünme görüşmeleri yapılacaktır ve bunun için de bu görüşmeleri yapanlar hakkında hukuki, idari ve cezai sorumluluklardan kaçınmaları için de zemin hazırlanmaktadır. Bakanlar Kurulu da bu bölünme için gerekli yetkiyi alma çabaları içerisindedir.

Deminden beri belirttiğimiz gibi, gerçekten bu yasa ülkeyi bölünmeye götürecek bir yasadır ve biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak da bu yasaya karşı çıkıyoruz çünkü eğer PKK’yı mutlu olmak için emirlerini yerine getirmede sahura kadar çalışan AKP, acaba şu anda Türkmeneli’nde, Telafer’de, Kerkük’te özellikle yerlerinden, yurtlarından edilen Türkmenler için ne yapmıştır, ne yapmayı düşünmektedir? Onlar için acaba böyle bir çalışmayı, seferberliği gündeme getirmiş midir? Onların problemlerini çözmek için neler yapılmaktadır? Bunlar meçhuldür ve böyle bir seferberliği göremiyoruz.

Ve yine, özellikle indirilen bayrağımız için acaba bu iktidar ne yapmıştır? Önce, hemen 14-15 yaşlarında bir çocuk ifadesiyle gözden kaçırılmaya çalışılırken şu anda yapanın kayıp olduğu ve PKK terör örgütüne dâhil olduğu verileriyle böyle bir açıklamaya gidilmişti ve bu tasarıyla Türkiye’nin bölünmesine doğru temeller atılıyordu. Türkiye’nin güneydoğusunu PKK’ya terk eden Hükûmet, bu tasarıyla PKK’nın siyasallaşmasının önünü açmaktadır. Artık, iktidarın stratejik ortağı PKK’dır ve tasarı üzerinde de Hükûmet ile teröristbaşının pazarlık yaptığı da gün gibi açıktır. Ve bu tasarıyla da içerideki ve dışarıdaki bölücülere yardım ve yataklık edilmektedir. Artık herkes bilmektedir ki Diyarbakır Karakolu üzerinde, bir askerî kontrol noktasından 1 kilometreden daha az mesafede PKK bayrağı dalgalanmaktadır ve ateşkes sürecinin çökme ihtimalinin oluştuğu belirtilen durumlarda, teröristlerin kazandığı her hâlükârda açıktır.

Lice’de karakol, kalekol inşaatlarının durdurulduğu bilinmektedir. Her tarafta PKK bayraklarının asıldığı görülmektedir. Korucuların sahipsiz kaldığı bilinmektedir. Baharla birlikte, özellikle çözüm sürecinin gündeme gelmesiyle binlerce üniversiteli gencin dağa çıktığı görülmektedir ve yine, reform paketiyle beraber hapisteki binlerce terörist eylemcinin salıverildiği, özel okullarda Kürtçe eğitime olanak sağlayan yasaların Meclisten geçtiğini artık herkes biliyor ve yine, köylerde köy komünlerinin, şehir merkezlerinde mahalle meclislerinin, daha da sonra kent meclislerinin kurulduğunu görüyoruz.

Şimdi, buralardan geldiğimizde ve burada, yol haritasını 2009 yılında İmralı’daki teröristbaşının hazırladığını da biliyoruz ve 2009’dan beri de bu yol haritasını gerçekleştirmek için iktidarın sarf ettiği çabaları da görüyoruz.

Şimdi, Sayın Başbakana söylemek istiyoruz: Özellikle ülkeyi bölmek için anaların arkasına saklanıldı, “Analar ağlamasın.” diyerek anaların yürekleri yakıldı, “Analar ağlamasın.” diyerek ülke bölünmenin eşiğine getirildi, “Analar ağlamasın.” diyerek ortak değerler küçümsendi, “Analar ağlamasın.” diyerek farklılaştırıp ötekileştirdiler insanları, “Analar ağlamasın.” diyerek teröristbaşının sözünden çıkılmaz oldu ve eş başkan ilan edildi.

Yine, “Analar ağlamasın.” diye ve bugün Sayın Enerji Bakanının açıkladığı, PKK’nın bedava elektrik dağıtımına zemin hazırlanıldı ve bu ödeme de bizim üzerimize, faturalarımız üzerine inşa edildi, ama artık diyoruz ki anaların ağlayacak hâli kalmadı, on iki yıllık AKP iktidarında çok ağladılar ve artık diyoruz ki Anayasa’mızın 3’üncü maddesinin bize verdiği yetkiye dayanarak “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı ‘İstiklal Marşı’dır.” buna dayanarak diyoruz ki: Bu yasayı biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak reddediyoruz, kabul etmiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Topçu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken konuşacak.

Buyurun Sayın Baluken.

(HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; müzakere çerçeve yasası olarak değerlendirdiğimiz tasarı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok teorik çözümlemeler yapmaya bence gerek yok, mesele çok basit. Bu yasa tasarısı, değerli milletvekilleri “Yüz yıldır var olan bir sorunu yasayla mı çözeceğiz, savaşla mı çözeceğiz?” kararını bu Meclisin önüne, milletvekillerinin vicdanının önüne getirmiştir. Yüz yıldır biz bu sorunu savaşla çözmeye karar vermişiz. Yüz yıldır inkârı, reddi, asimilasyonu bir politika şeklinde kendi halklarımızın önüne getirmişiz ve bu inkâra, asimilasyona karşı yükselen en küçük itirazı bile zorla, baskıyla, ölümle, katliamla çözmeye çalışmışız. “Yüz yıldır yapmış olduğumuz bir yöntemden vazgeçip şimdi devlet olmanın gereği olarak, savaşla çözemedik, bundan sonra yasayla çözmenin gayreti içerisinde olacağız.” diyor bu tasarı. İsmi doğru konmamış olabilir, içeriğinde yetersizlikler olabilir, kendi içerisinde başlı başına bir meseleyi çözemiyor olabilir ama bir zihniyeti ortaya koyma açısından biz buradaki yasanın, buradaki tasarının önemli olduğunu, tarihî olduğunu düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri “devlet” dediğimiz örgütlenme, sorunları yasayla çözme becerisini gösterebildiği ölçüde devlettir. Bir devlet, var olan bir sorunu yasayla çözmekten korkmamalıdır. Tam tersine, sorun varsa, o sorunu yasalar çıkararak, yasalarda sorunları tanımlayarak, o yasalarda sorunların çözümünü tarihsel perspektif içerisinde ortaya koyarak ancak devlet olabilirsiniz. Onun dışındaki yöntemler, aslında, devlet örgütlenmelerinin başvurduğu yöntemler değildir.

İlk defa, Türkiye’de rasyonel devlet aklı devreye giriyor. İlk defa, savaş yerine; kan, gözyaşı, acı, katliam, ölüm yerine rasyonel devlet aklı “Ben bu işi müzakereyle, diyalogla, barışla çözmeye çalışıyorum.” diyor. O nedenle önemlidir buradaki yasa tasarısı. Bu rasyonel devlet aklı, bu yasa tasarısını çıkardıktan sonra da eğer eski alışkanlıklarına başvurursa, eğer bu çerçeve yasanın içeriğini çok doğru ortaya koymazsa, doldurmazsa; yöntemi, tarzı, metodolojiyi eski alışkanlıklar üzerinden inşa etmeye devam ederse; birilerinin hep buradan ifade ettiği, neredeyse özlemle dile getirdiği o acıları yaşamaya devam edeceğiz. Bunları öngörmek için kahin olmaya gerek yok. O nedenle, bizim yapmamız gereken rasyonel devlet aklının önümüze koymuş olduğu bu çerçeve yasanın içeriğini, olabildiğince bütün detayları düşünerek doğru bir şekilde doldurmak ve kalıcı barışa giden yolu, tarihî bir fırsatı heba etmeyecek şekilde kendi halklarımıza kazandırmak olmalıdır.

Bu yolun sonunda kalıcı barış varsa, bundan daha büyük bir onur var mıdır, bundan daha erdemli bir şey var mıdır? Bu yasayı savunmak eğer kalıcı barışa giden yolu savunmaksa, eğer büyük demokratik çözüme giden yolu savunmaksa, bundan daha değerli, daha önemli, daha erdemli bir duruş, bizce yoktur. Karşı çıkanları saatlerdir burada dinliyoruz, ben çok şaşırıyorum. “Yasayla çözmeyelim.” diyorsanız alternatifiniz nedir? Savaşla mı çözmeye devam edelim? Gençler ölmeye devam mı etsin? İnsanlar acı çekmeye devam mı etsin? Bir yüzyıl yeterince acı bu topraklarda yaşanmadı mı? Bir yüzyıl daha bu acıları yaşamaya bu halkların tahammülü var mıdır? Bunu soğukkanlı bir şekilde, mantıklı bir şekilde bence burada masaya yatırmak gerekiyor.

Bundan sonrası önemli. Bundan sonra da gelin bütün sorunlarımızı yasayla çözelim, Anayasa’yla çözelim. Bu ülkede Kürt’ün sorunu varsa,  Kürt’ün bir tek yasada adı geçmiyorsa bunu yasada tanımlayarak çözelim. Alevi’nin sorunu varsa, Alevi’nin sorunu yasalarla çözülmüyorsa, gelin bunu yasalarda Alevi’nin hakkını tanımlayarak çözelim. Gayrimüslimin, samimi Müslüman dindarın, bu ülkedeki herhangi bir farklılığın sorunu varsa bunu yasalar içerisinde, Anayasa içerisinde çözelim. Bütün demokratik hukuk ülkelerinin, bütün gelişmiş ülkelerin başvurduğu yöntem budur. Biz de ilk defa bir zihniyet değişimini bu Mecliste tartışıyoruz ve bunu korkmadan tartışmamız lazım, bunu korkmadan ortaya koymamız lazım çünkü inkâr dönemi, ret dönemi, asimilasyon dönemi bitti.

Bakın,  Kürt meselesinden bahsediyoruz. Siz bitirmek istemeseniz bile bitti. Güneye gidin, hiç gitmediğiniz ülkenin güneyine gidin, Irak, Suriye sınırına gidin; 1.000 kilometre Türkiye’nin sınırının karşı tarafına bakın. 1.000 kilometre ötede sizin hâlâ inkârını savunduğunuz Kürt realitesi Orta Doğu’da bir statükoyu yerle bir ediyor. Orta Doğu’da tarihî bir ulus devlet yapısını sorgulayacak şekilde dünya gündemini, Orta Doğu gündemini şekillendiriyor. Güney Kürdistan’da da, Rojava’da da sınıra kadar gelmiş olan Kürt realitesini bizim “Yasayla tanımlamayalım.” dememiz ne anlama gelir, ne kadar gerçekçi olur, bunun bir inandırıcılığı artık kaldı mı? Siz sınırın öte tarafında Türkmenlerle, Asurilerle, Süryanilerle, Araplarla, Sünni Şiilerle ortak geleceği şekillendiren Kürt realitesi ortadayken, bin kilometre sınırınızda bu realite kendini dayatmışken burada “Anayasa’ya ana dilde eğitim yazarsak ülkeyi böler mi, bölmez mi?” sığlığıyla yaklaşabilir misiniz, böyle bir anlayış olur mu?

O nedenle artık hepimizin zihniyetlerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Biz çözüm sürecinin ruhunu net ifade ediyoruz: Türkiye’nin Kürtlerle birlikte tarihî bir adım atması, tarihî bir Türk-Kürt ittifakının bütün halklarımıza, bütün Orta Doğu halklarına bir barış modeli yaratması diyoruz. Bundan korkmaya hiç gerek yok. Türkiye, bir yazarın benzetmesiyle “Bütün kasları yerinde olan büyük bir atlet.” Ama koşamıyor, halkları koşamıyor, refaha, demokratik, özgürlükçü bir seviyeye, hedefe bir türlü koşamıyor. Çünkü karnında derin bir sancı var, büyük bir ağrı var. Bu ağrıyı çözmediğiniz sürece bu atletin kasları ne kadar gelişmiş olursa olsun yol almak mümkün değildir değerli arkadaşlar. Ulusal, etnik, siyasi, kültürel, ekonomik bütün sorunlarımızı müzakere yöntemiyle çözelim. Bundan daha iyi bir şey var mı? Barıştan korkmaya gerek yok.

Sabahtandır Sayın Bakana son iki yılın istatistiki verileri üzerinden sorular soruluyor. Ben isterdim ki Sayın Bakan çıkıp da şöyle bir cevap versin… Hatta ben kendisine sorayım: Sayın Bakan, iki yıldır çözüm süreci var. Çatışmalı süreçten dolayı kaç genç yaşamını yitirmiştir çözüm sürecinde ama çözüm sürecinden hemen önceki iki yılda kaç genç yaşamını yitirmiştir bu tabloyu önümüze koyun, önceki iki yıl, çözüm sürecindeki iki yıl. Ayrım yapmıyorum, askeri, polisi, korucusu, sivili, gerillası, bu ülkenin insanını bu iki yıl içerisinde bile yaşatan bir iş yapıyorsak bunu göğsümüzü gere gere çok güçlü bir şekilde buradan haykırmalıyız.

Biz Kürt sorununun bir sonuç olduğunu düşünüyoruz, reddin, asimilasyonun, inkârın sonucu olduğunu düşünüyoruz ve bunun açılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Dünya örnekleri çok, Komisyonda da çok bahsettik, süre yetmiyor. Ama bugün bir memnuniyetimi belirteyim: Parlamentonun büyük bir çoğunluğu çözümün devamından yana, çözüm sürecinin devamından yana bir irade ortaya koyuyor. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisinin ortaya koyduğu duruşu Hükûmetin önemsemesi ve bundan sonraki süreçte de Cumhuriyet Halk Partisini de bilgilendirecek şekilde sürecin bir aktörü şeklinde kabul etmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Çözüme karşı çıkanların da bir ay sonra çözüm sürecine oy vereceğini ifade etmek istiyorum. 3 cumhurbaşkanı adayı var, her 3’ü de “Çözüm süreci devam etmeli. Savaş yerine barış gelmeli.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bugün burada konuşanların ifade ettiklerine bakmayın. Bir ay sonra Cumhurbaşkanlığı için sandık başına giden Türkiye’deki her yurttaş çözüm sürecine “evet” diyecek, barışın umuduna “evet” diyecek.

Ben de bu duygularla bu yasa tasarının kalıcı barışa vesile olmasına temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Cuma İçten konuşacak, Diyarbakır Milletvekili (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her zaman inanarak ifade ettiğimiz bir gerçekle konuşmama başlamak istiyorum. Bu ülkenin AK PARTİ öncesi ve sonrası ile ilgili gerçeği şöyle ki: AK PARTİ öncesi ülkemizdeki insanlarımızın gözyaşlarına, AK PARTİ sonrası ise ülkemizdeki insanlarımızın umutlarına bakmamız lazım.

Kan, gözyaşı, ölümler, ayrılıklar, kederler ve hüzünler, bir bir elimizden kayan hayatlar, küçücük bedenler içerisinde kocaman yüreğe sahip insanlarımızın gözyaşları… Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Çerkez’i, Laz’ı, Müslim’i, gayrimüslimi, Şafii’si, Alevi’si ile birlikte bu saydıklarım ve çok daha fazlası yaşadığımız ülkemizin tarihinde saklı. İktidarımız öncesi Kürt sorununa bakmak için, 1925’lere, Şeyh Said olaylarına, 47 dedemizin düzmece istiklal mahkemelerince yargısız infaz edilirken idam sehpasını kendi ayağıyla iterken döktüğü gözyaşına bakmak lazım. 1937 yıllarında Diyarbakır’dan kalkan uçaklar Dersim’i bombaladığında çırılçıplak bir vaziyette annesinin ölümüne şahitlik yapan çocukların gözyaşlarına bakmak lazım. 1925 ile 2001 yılları arasında sayısız köyleri yakılan Kürtlerin, bir gece ansızın traktörlere binerken dedelerinin miras bıraktığı toprakları geride bıraktıklarında hüzünle köylerine el sallayıp veda ettirilen insanlarımızın göz yaşlarına bakmak lazım. 1990’lı yıllarda sabah evinde 5 yaşındaki kız çocuğunu kucağına alıp koklayarak öpen babanın akşam eve geldiğinde kapısı önünde üniformalılar tarafından yargısız infaz edilirken kızının kokusuna hasret, sevdikleriyle helalleşmeden ölüme yürümesine bakmak lazım. Öz ninemin kışın soğuğunda çocuğunu ısıtmak için göğsüne yaslayarak ölümüne sebep olduğu için yaşadığı travmaya ve gözyaşlarına bakmak lazım.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Hikâye anlatma, hikâye anlatma.

CUMA İÇTEN (Devamla) – 1997 Çekiç Harekâtı’nda bulunduğum yıllarda 30 asker arkadaşımın ailelerinin tabutlara sarılmış gözyaşlarını dökerken televizyon ekranlarında izlediğimde yanımdaki asker arkadaşlarımızla akıttığımız gözyaşlarına bakmak lazım. Ölmüş PKK’lı Kürt gencinin boynunda asılı olan cevşen ile benim boynumdaki cevşenin aynı dinî geleneğinden olmasının yarattığı gözyaşlarına bakmak lazım. Çocuğu yuvasından koparılan bir babanın evladı dağa götürülürken içinde kopan fırtınalara, attığı sessiz çığlıklara ve gözyaşlarına bakmak lazım. “Ben senin hakkını savunuyorum. Neden Kürtlere ihanet ediyorsun?” diyerek korucu olan köylere baskın düzenleyip kadın, çocuk, yaşlı, genç ayrımı yapmadan Kürtlerin eliyle binlerce Kürt’ün gözyaşlarına bakmak lazım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ya Roboski?

CUMA İÇTEN (Devamla) – Ya devlet ya PKK denilerek tercih yapmak zorunda bırakılan ama neticede her iki tarafta da zulüm gören insanların ahlarına ve gözyaşlarına bakmak lazım. Yıllarca okulda ayrı, kendi evinde, sokağında, köyünde ayrı bir dille başka başka duygular yaşayan Kürtlerin, ne Kürt olmayı ne Türk olmayı beceremeyenlerin gözyaşlarına bakmak lazım. Dağdan çocuğunun cenazesi gelen bir annenin kendi çocuğunun nereye gömüleceğine karar verememesine ve yasını dahi tutamamasına, gözyaşlarına bakmak lazım veya dağa çıkışına pişman olup geri dönmek isterken kendi arkadaşları tarafından infaz edilirken annesinin sözleri kulağında çınlarken akan gözyaşına bakmak lazım. Şehit evlerinde duvarda asılı resimlerle her gün konuşarak büyüyen çocukların bu duruma şahitlik yapan annelerin, babaannelerinin, diğer büyük çocukların döktüğü gözyaşlarına bakmak lazım. Evet, acılarımız Kürdü ile Türkü ile o kadar çok ki hangisini birbirleriyle yarıştırmaya başlayalım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Roboski’yi de bir say ya, Roboski’yi de bir saysan. Ağzından bir Roboski çıksın.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Hangisi bir diğerinden kıymetsiz ve değersiz ki? 8 bin kamu görevlisi öldü, 22 bin PKK’lı, 20 bine yakın insanımız öldü, 50 bin insan.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hepsine tamam da bir Roboski’yi de söylesen ne olacak. Sadece Roboski’yi de söylesen ne olacak. Bir Roboski’yi de söylesen bu kürsüde ne olacak!

CUMA İÇTEN (Devamla) – Haydi, isimleri okuyarak tek tek saymaya başlayalım. Öncelikle hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

1: Şehit Piyade Er Altan Yenil.

2: Şehit Polis Ahmet Yaşar.

3: Diyarbakır Koçkar köyünde korucunun hamile olan eşi Kadriye Yatıcı.

4: 15 yaşında dağa çıkmış Zozan Arif.

5: Daha anne karnındayken ve kundağındayken kurşunlarla parçalanmış, ismi bile belli olmayan masum bebekler.

Bunları saymak ara vermeksizin sadece iki gün sürer arkadaşlar, dile kolay.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sadece Roboski ağzından çıksın.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Hepimizin acıları var. Asker, polis şehit ailelerinin acıları bizim acımız. Dağda ne sebeple olursa olsun ölen vatandaşlarımız bizim vatandaşımız. Acı hepimizin, yas hepimizin, gözyaşları hepimizin. Bu acılar ile kan ve gözyaşı ile ağıtlarla yaşadığımız tarihti. İşte bir de şimdi demin bahsettiğim gibi AK PARTİ sonrası olarak olaya bakmak lazım. Biz gelmeden ülkemiz zaten OHAL yüzünden bölünmüştü. Biz ülkemizi bölünmekten kurtardık ve bir bütün hâle getirdik. Yirmi bir saatte elimizde karneyle köyümüze giderken hesabını verdiğimiz un, şeker, çayın hesabı artık elhamdülillah sorulmuyor. Şimdi ben köyüme bir saatte gidiyorum. Babam Diyarbakır Cezaevinde hapisteyken annemle ziyarete gittiğimizde tek kelime konuşmadan sadece birbirlerine bakarak gözler ile konuşmuşlardı, ben gözyaşları içinde kaldığım o anı hayatım boyunca unutmadım. Oysa şimdi artık ana dilini konuşmak, okullarımızda öğrenmek elhamdülillah serbest. “17.500 faili meçhul.” denilen ama aslında derin devlet tarafından işlenen cinayetlerin 14.500 tanesinin failini bizim iktidarımız bulmuştur ve AK PARTİ iktidarında işlenmiş siyasi bir tane cinayet yoktur. Köye dönüşler başlamıştır ve artık topraklarımızı da ekmeye başladık.

AK PARTİ iktidarıyla Kürt sorunu bitmiştir değerli arkadaşlar. Bir Arap’ın ülkemde ne kadar sorunu varsa bir Kürt’ün de o kadar sorunu kalmıştır. Sorun, demokrasi, insan hakları ve eşit vatandaşlık sorunudur. Kan üzerinden beslenenler, eşit vatandaşlık istemeyenler, yıllarca Kürtleri sorun olarak, yük olarak görenler, ey zalimler artık bu ülkede bizler de varız, bu ülke sizin olduğu kadar bizim de ülkemiz. Bu bayrakta dedemin kanının kokusu var. Sen ne kadar haklarına sahipsen ben de o kadar sahibim. Bir Kürt olarak Edirne’den Hakkâri’ye vatan olarak gören ve ay yıldızlı bayrak altında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan onur ve şeref duyan biriyim. Ülkenin batısında olup doğusuna hiç gelemeyenler, ülkeyi sadece Antalya’dan, İzmir’den, İstanbul’dan ibaret görenler rahat olun, biz varız. Ben ve benim gibi düşünen Kürtlerin sayısı o kadar çok ki, kalabalığız ki o kadar, bu ülkeyi biz var oldukça emin olun kimse bölemez, rahat olun. Ben ve benim gibi Kürtler ayrı bir devlet, ayrı bir eyalet veya özerklik veya statü istemiyoruz. Biz, aynı bayrak altında eşit vatandaş olarak yaşamaya başladık ve birlikte yaşamaya devam edeceğiz inşallah. Bazıları “vatan millet Sakarya” deyip Bingöl’e, Hakkâri’ye, Diyarbakır’a gelip oradaki vatandaşlarımızdan oy almak istemeyebilir ama rahat olun, sizlerin adına bizler canımız pahasına orada olacağız. OHAL kalktığında, ana dilde öğrenim geldiğinde, cezaevlerinde ana dilde görüşmeler yapılmaya başladığında, Büyükşehir Yasası çıktığında sizler hep ne dediniz? “Ülke bölünecek, ülke elden gitti, bölündü.” Ee, bakın on üçüncü yıla giriyoruz, vallahi ülke bölünmedi, aksine, ülke daha da büyüdü, genişledi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karpuz mu kesiyorsun da bölünüyor hemen ya?

CUMA İÇTEN (Devamla) - Kürtler PKK’dan ve KCK’dan ibaret değildir arkadaşlar, Kürtlerin talepleri de bunların üzerinden olmamaktadır. Kürtleri PKK’yla özleştirmek Kürtlere hakarettir. AK PARTİ’nin muhatabı milletin ta kendisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kürtlerin içerisinde en büyük siyasi oluşum AK PARTİ’nin bizzat kendisidir. Var olan talepleri PKK’yla ilişkilendirmek Kürtlere hakarettir. Biz on iki yıldır doğru olduğuna inandığımız özgürlük adımlarını attık. Elbette ki kandan beslenen gerek PKK’nın içerisinde gerek hâlâ devletin içerisinde paralel yapı uzantıları sorunun çözülmesini istemeyecektir; bu doğaldır ve aslında doğru yolda olduğumuzun da ispatıdır. Üç kendini bilmez korkağın yol kesmesi ve adam kaçırmasıyla çözüm süreci baltalanamaz. Şehit anneleri dağa çıkan çocukların yanında yer alıp, PKK’ya karşı dik durabiliyorsa, ee, çözüm sürecinin bereketidir.

Bu anlamda çözüm sürecini destekliyor ve Diyarbakır’ın meydanında çocuklarını isteyen annelere selam yolluyorum. Katkısı olan, başta özgürlük mücadelesi veren Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay’a, Hükûmetimize ve destek veren siyasi partilere, milletvekillerine, kanaat önderlerine ve sivil toplum kuruluşlarına yüce Meclis önünde teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi şahısları adına konuşma bölümüne geldik.

Şahsı adına ilk konuşmacı Sayın Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, konuşmalara baktığımız zaman, toplumsal bütünleşme, kucaklaşma, barış, dağlardaki çiçekler, silahların susması, anaların ağlamaması, bu pozitif kavramlar üzerinden konuştuğunuzda insan olan hiçbir kimsenin buna karşı çıkması mümkün müdür? Kalbinde ve yüreğinde insan sevgisi olan, vatan sevgisi olan, Allah sevgisi olan hiçbir insan bu söylenenlere karşı çıkabilir mi, bunlara karşı çıkmak mümkün mü? Ama şimdi ben size buradan soruyorum: PKK terör örgütü kimdir? PKK terör örgütü askerimizi, polisimizi şehit eden, kundaktaki bebeği katleden, oradaki çocuklara eğitim vermek, bir harf öğretmek için gecesini gündüzüne katan öğretmeni katleden bir terör örgütüdür. Şimdi, Kumrularda evine giderken ölen genç kardeşimizin, askerden terhis olan 33 tane askerin katledilmesine ne diyeceğiz? Dershanesinin önünde beklerken PKK’lı teröristler tarafından katledilen o genci nereye koyacağız?

Burada barıştan, burada demokrasiden, toplumsal kucaklaşmadan bahsetmek… Bunlar güzel kavramlar, bunları hep beraber sağlayalım. Kiminle yapacaksınız bunları? Bunları eğer siz, sizin yol haritanızı çizen, bu eli kanlı terör örgütünün elebaşısı Abdullah Öcalan bu yol haritasını size dayatıyorsa ve onunla bu çözüme gidecekseniz, zaten yanlış başlamışsınızdır. Bunu kabul etmek mümkün değil. Yoksa hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisini kanın akmasını, anaların ağlamasını bekler noktada suçluyorsa en önce bu ülkeye ihanet eder.

 Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bu ülkede bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamasını istemiyoruz. Bununla ilgili ne yapılması gerekiyorsa, işte, Milliyetçi Hareket Partisi grubu burada, burada yapacağız. Ama orada nöbetinin başında görevini yapan askerî katleden sizin yol arkadaşınızsa, onunla çözüme gidecekseniz, bu çözüm olmaz. Yanlışla doğruyu bulamazsınız. Yanlışla sonuca gidemezsiniz. Yoksa toplumsal bütünleşmeyi sağlayalım, bizim bu konuda bir sorunumuz yok. Bunu nasıl değerlendirirlerse değerlendirsinler. Kürt kökenli vatandaşlarımız bizim birinci sınıf vatandaşımızdır. Kim onu ayrı görüyor? Burada diyor ki: “Kabul etmiyor.” Kim kabul etmiyor? Ya, benim sülalemde Kürt kızı almışız, Kürt’e kız vermişiz. Nereye koyacaksınız bunu, nereye sayacaksınız bunu? Et ile tırnak gibi bir araya gelmişiz. Biz biriz. Çanakkale’de hiç kimse Kürt, Türk, Alevi, Sünni, Boşnak, Çerkez demedi. Bu deyimler sizle geldi. Hepsinin tek amacı vardı: Bu vatanın korunması, bu milletin korunması. Kurtuluş Savaşı’nı biz beraber yaptık, bu mücadeleyi beraber verdik. Eğer yapılan bir eksiklik, yanlışlık varsa hep beraber sorgulayalım; kime haksızlık yapılmışsa, kime faili meçhul yapılmışsa, kiminle ilgili kamu görevlisi dâhil olmak üzere bir yanlışlık içerisinde ise bunu hep beraber sorgulayalım. Ama siz PKK terör örgütüyle yol arkadaşlığı yaparak, benim kundaktaki bebeğimi katledecek, okuluna giderken kolunun altında kitabıyla PKK’lı terörist tarafından katledilecek ve bu yasayla ne getireceksiniz? Ona af getireceksiniz; neyi sayarsanız sayın, bu yasanın içeriği bunu getiriyor. Yani o şehitler neyin mücadelesini verdiler? Bu vatanın birliğinin mücadelesini verdiler, bayrağın mücadelesini verdiler. Burada, Kürt kardeşim de Türk kardeşim de hangi etnik kökenden gelirse gelsin bu vatanın içerisinde, huzur içerisinde, güven içerisinde... Adana’da nöbet tutarken polis karakolunda PKK’lı teröristler tarafından şehit ediliyor. Şimdi, bunları görmeyeceğiz, burada lafa gelince, işte, “Dağlarda çiçek açacak, analar ağlamayacak, silahlar susacak.” Buna karşı çıkan mı var Allah aşkına? Ama bunu doğru yapın. Nereye koyacağız bu PKK terör örgütünü? PKK terör örgütü katildir, eroin kaçakçısıdır, silah kaçakçısıdır, nemalarının içerisinde birçok güçler vardır. Tehditle yasa getireceksiniz; Kandil’de diyecekler ki: “2 Temmuza kadar bu yasayı getirmezseniz ‘…’(X) adı altında ayaklanmalar başlıyor.” Bu tehditlere mi boyun eğeceğiz biz? Evet, bu vatanın birliği için ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Dün ne yapılmışsa bugün de aynısını yapacağız.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Sayın Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, tasarıya baktığımız zaman, ilk önce ben biraz havayı da soğutmak istiyorum. Teknik açıdan baktığımız zaman bu kanunla ilgili, 1’inci madde kanunun kendisi 19 kelime, gerekçesi 22 kelime. Bir bakın, kanunların hiçbirisinde… Gerekçede daha anlaşılır, daha konuyu anlatacak bir şekilde bunun kamuoyuna açık ve net anlatılması lazım.

2’nci maddede bakıyoruz, 114 kelime, gerekçesi 16 kelime. Yine anlaşılmaktan uzak. 3’üncü maddeye bakıyoruz, 25 kelime. Orada biraz daha anlatmaya çalışmışlar, 56 kelime. 4’üncü maddeye bakıyoruz, 27 kelime. Eh, burada yine gerekçeyi biraz uzatmaya çalışmışlar, 48 kelime. Yani kanun tekniği açısından baktığınız zaman, gerçekten uygulamacılar bir sıkıntıya düştüğü zaman, bunu nasıl çözebiliriz, kanunun bir gerekçesine bakalım, kanun koyucu burada neyi anlatmaya çalışmış dedikleri zaman maalesef gerekçesi kanunun kendisinden daha dar, o anlamda anlaşılabilir bir durum değil.

Peki, siyasal iktidar “Ben bu sorunu çözmek istiyorum. Benim elimde kanun yoktu, argüman yoktu, ben bunu yapamıyordum.” diyor, bunun arkasına sığınıyor. Bu gerçekten samimi midir diyeceksiniz. Külliyen yalan. Çözmek istese çözemez mi? Ben size gayet rahat… Anayasa’mızın 118’inci maddesinin üçüncü fıkrasıyla mevcut olanın 2’nci maddesini okuyun, birebir örtüşüyor. Bazı kavram farklılıkları var, bazı cümleler farklı; aşağı yukarı Anayasa’nın 118’nci maddesi birebir örtüşüyor zaten. Aynen okuyorum ben: “Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini -aynen burada 2’nci maddede “siyasetin tayini”- tespiti ve uygulamasıyla ilgili alınan tavsiye kararları -yine aynı şekilde orada geçiyor- ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki -zaten 2’nci maddede gereken koordinasyonu sağlamaya yönelik düzenlemeler var- görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Zaten gerektiğinde her türlü kararı Bakanlar Kurulunda alır.” diyor. Peki, siz on iki yıldan beri neredeydiniz sayın AKP iktidarı? Yani bu anlamda gerçekten ciddiyetten uzak. Bunu yapmak istiyorsanız da demokrasimizin hakikaten bir temel sorunu, bu bir Kürt sorunudur, evet. Uzun yıllar tabu olarak görülmüş bir sorundur. Bugün adıyla sanıyla, evet, söz edilmeye başlanması elbette önemli bir gelişmedir. Başta Kürt sorunu bütün yönleriyle ele alınmadıkça, onunla ilgili olarak geliştirilecek gerçekçi çözümler üzerinde özgür bir tartışma ortamına gidilmedikçe, daha önemlisi bu çözümler soyut bırakılmayıp yaşama geçirilmedikçe Türkiye’de demokrasi topal kalmaktan öteye geçemeyecektir.

Şimdi, bakıyoruz, tabii ki, şu aşamada, demokrasi diyoruz, güzel. Artuklu Üniversitesinde ana dil eğitimle ilgili bin tane yüksek lisans eğitimi gören Kürtolog yetiştirdiniz. Tayinini yapabildiniz mi? Nerede bu insanlar çalışıyor? İstihdam alanını yaratabildiniz mi? Yaratamadınız.

Burada, aynı zamanda, Kürtçe kitaplar basıldı. Bu kitapları niye bastınız, niye dağıtmıyorsunuz veyahut da birileri ihale kazansın diye mi bu kitapları bastınız?

Yine, aynı şekilde, peki, teşhisiniz ne? Teşhis yok. Hastalığa bir teşhis koyacaksınız, ondan sonra…

Burada “Efendim, biz, bunları rehabilite edeceğiz.” diyorsunuz. Ortada bir hastalık yok. İnsanlar inanarak -beğenirsiniz beğenmezsiniz- bir amaç uğruna dağa çıkıyor, bir amaç uğruna, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. Dağa çıkan insanları siz “Efendim, bunlar hastalıklı hâldir. Bu hastalıklı olayı tedavi edeceğiz...” Yanlış bir uygulama. Yanlış bir kavram. Doğru bir kavram değil.

Siz, Türkiye’de sokağı çıkan insanları öldürüyorsunuz, gözünü kör ediyorsunuz. Gezi olaylarında gördük. Bunun neresi barışçıl? Sizin zihniyetinizde barış yok.

Seçim yaklaştığı için bu konuyu soğutmak amacıyla, buzdolabına koymak amacıyla, halkı tekrar kandırmak amacıyla gündeme getirmiş olduğunuz bir husus. Demokrasi, özgürlük olmadan Kürt sorunu çözülmez.

Dünyada Kürt sorununu çözen partiler, soysal demokrat partilerdir. Bunu da çözecek olan Cumhuriyet Halk Partisidir ve göreceksiniz, bunu gerçekten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sizin şu andaki milletvekilleriniz 95’teki o dönemin İçişleri Bakanıydı.

Yani bu anlamda seçim olmamış olsaydı bu sorun yine gelmezdi. Göstermelik, tamamen… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sorunu yaratan sizsiniz, yaratan. Bu sorunu yaratan sizsiniz otuz senedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tasarının 2. madde üzerindeki görüşmelere devam edilmesini İçtüzük 72. Md. ye göre arz ederim. Saygılarımla.

 

                                                                                                                                    Oktay Vural

                                                                                                                                         İzmir

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Zamanlaması itibarıyla Cumhurbaşkanı seçim sürecinde ittifak arayışlarının sonucu olan, bölücü PKK terör örgütünün tehdidiyle TBMM gündemine getirilen ve PKK'yı meşrulaştıran, PKK terör örgütünü Hükûmetin yasal ve eşit muadili hâline getiren, PKK ile siyasi bir irade olan Hükûmetle doğrudan görüşme zemini oluşturan, milletin egemen iradesini temsil eden Hükûmetin silahı temsil eden PKK terör örgütünün, terör örgütlerini devletin meşru muhatabı hâline dönüştüren, PKK terör örgütünün siyasi amaçlarını kabul için bir taahhüt ve garanti sözleşmesi mahiyetindeki, millet egemenliğini silah zoruyla değiştirmek isteyen terör örgütünün siyasal amaçlarına ulaşma sürecini meşrulaştıran, yabancı devlet ve kurumların devlet işlerine müdahalesini meşrulaştırarak devletin bağımsızlığını zedeleyen, millet iradesi yerine silah iradesine, düşünce ve ifade hürriyeti yerine silahlı propagandaya prim tanıyan, terör örgütü yöneticilerine yargı muafiyeti, teröristlere af taahhüdünü içeren, millî devlet yapısını bozmayı amaçlayan, suç işlemeye özgürlük alanı tanıyarak suçlulara yargı muafiyeti getiren, hukuk devletinin esasını yok sayan, Anayasa'nın ruhuna ve lafzına aykırı olan bu tasarı hakkında Anayasa’nın 81’inci maddesi uyarınca göreve başlarken "Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim." yemini içen milletvekillerinin bu yemin muhtevasını zedeleyecek düzenleme hakkında daha fazla bilgilendirilmesi amacıyla görüşmelerin devam etmesi önerilmiştir.

 

                                               Y O K L A M A

 

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve toplantı yeter sayısı arayacağım:

Sayın Vural, Sayın Halaçoğlu, Sayın Kutluata, Sayın Yılmaz, Sayın Erdoğan, Sayın Doğru, Sayın Topcu, Sayın Öz, Sayın Bulut, Sayın Çirkin, Sayın Yılmaz, Sayın Işık, Sayın Torlak, Sayın Adan, Sayın Halaman, Sayın Uzunırmak, Sayın Başesgioğlu, Sayın Şimşek, Sayın Tanrıkulu, Sayın Özensoy.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

3.- Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine başlayacağız ama ismini okuduğum milletvekillerinin tekrar sisteme girmesini rica ediyorum.

Sayın Doğru, Sayın Işık, Sayın Uzunırmak, Sayın Öz, Sayın Yılmaz, Sayın Seyfettin Yılmaz, Sayın Halaman, Sayın Erdoğan, Sayın Dilek Akagün Yılmaz.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geldik. Süremiz on dakika; beş dakika soru sorulacak, diğer beş dakikada Sayın Bakan sorulan sorulara cevap verecek.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bugün Sayın Enerji Bakanının medyaya yansıyan açıklamalarında güney doğudaki kaçak elektrik kullanımını PKK terör örgütünün örgütlediği yönünde beyanları yer almıştır. Bu açıklamalar doğrultusunda PKK terör örgütünün bugüne kadar güney doğuda kaçak elektrik kullanımına olan etkisi ne olmuştur? Son bir yılda ne kadarlık kaçak elektrik kullanıldığı tespit edilmiştir? Kaçak elektrik kullananlara Hükûmetinizce nasıl bir yaptırım uygulanmış? Bundan sonra belirleyeceğiniz yol haritalarında kaçak elektrik kullananların affına yönelik düzenlemeler yer almakta mıdır? Bugüne kadar kullanılan kaçak elektrikleri nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsunuz, elektrik bedeli olarak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kanun tasarısının 2’nci maddesinde terörün sonlandırılması ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik ve kültürel konularda adımlar atılacağı belirtiliyor. Bu yönlü olarak Kandil, İmralı ve PKK’yla bir mutabakat sonucu mu bu madde kanun tasarısına konulmuştur? Varsa yapılan mutabakat nedir öğrenmek istiyoruz.

İkinci sorum: Terör örgütlerinin en büyük gelir kaynağı uyuşturucu ticaretidir. Terör örgütlerinin 2012, 2013 ve 2014 yıllarında uyuşturucu ticaretinden ne kadar para elde ettiğini öğrenmek isteriz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Maddede şöyle bir (b) fıkrası var:

“Gerekli görülmesi hâlinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirir.”

Bu görevlendirmelerde hakem devlet tayini ve görüşmesi veya uluslararası gözlemcilerle görüşmeler acaba bu madde içerisinde midir? Böyle görüşmeler olursa bu görüşmelerden Türkiye Büyük Millet Meclisi bilgilendirilecek midir?

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanı Eylül 2012’de yapmış olduğu bir konuşmasında “Terörle kim iç içe, bu önemli. Yani, terörle iç içe olanla ne konuşacağım? Teröristlerle yanak yanağa olan, onunla sarmaş dolaş olan bir eş başkanla nasıl olacak da ben konuşacağım? Ben bununla konuştuğum zaman, bu ülkedeki şehit anneleri -az önce söylüyorsunuz ‘Analar ağlamasın.’- peki bu ağlayan analar bir Başbakan olarak onlarla aynı masada böyle beni gördüğü zaman ne der? Kusura bakmayın, ben bir tane şehit annesinin gözyaşını bunların hiçbirine değişemem.” ifadesine kullanmıştı.

Dolayısıyla, o günden bugüne ne değişti de, şimdi PKK terör örgütünün taleplerini yerine getirmek için gecenin bu saatinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasa çıkarma gayreti içerisindesiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başlattığınız çözüm süreci içerisinde dağa çıkan genç sayısı kaçtır? Yine çözüm süreci içerisinde, PKK başta Cizre olmak üzere şehir yapılandırmasında görevlendirdiği militanlara silah dağıtmış mıdır?

Üçüncü sorum: Kandil’de, PKK’nın üst düzey yöneticilerinin katıldığı 4’üncü stratejik dönem toplantısında öz savunma birlikleriyle oluşturulan hücre yapılanmalarıyla ayaklanma hazırlıkları yaptıkları doğru mudur? Bütün bu gelişmeler ışığında, bu tasarının Kandil’den Hükûmete 2 Temmuza kadar süre vermesiyle ilgisi var mıdır? O tehdit sonucunda mı bu tasarı gelmiştir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Bir soru daha sorduralım, kısa bir sorusu olsun yalnız.

Sayın Halaman… Yok.

Peki, Sayın Bakan, buyurun.

Beş dakika süreniz var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Işık, kaçak elektrik kullanımıyla ilgili bir soru sordu. Enerji Bakanımız da buradaydı ama ayrıldı, onu bilgi aldıktan sonra size sunalım.

Sayın Doğru, tabii, uyuşturucuyla ilgili ne kadar vesaire ve miktar olarak bir şey söyleyemiyorum ama biliyorsunuz, uyuşturucuyla ilgili büyük bir mücadelemiz var. Benim İçişleri Bakanlığı dönemimde, daha öncesi, daha sonrası, Türkiye’nin yürüttüğü en önemli çalışmalardan ve sonuç aldığı çalışmalardan birisidir. Biliyorsunuz, uyuşturucuda Türkiye transit ülke konumunda yer almaktadır. Yani, Uzak Doğu’dan gelen uyuşturucu belli oranda Türkiye üzerinden Avrupa tarafına gidiyordu. Çok büyük bir mücadele yapıldı ve kuzeye doğru kaydı yani Ukrayna tarafına falan kaydı. Türkiye bu konuda hâlen de mücadelesini ciddi şekilde sürdürüyor, onu ifade etmek isterim.

Burada bir “mutabakat” kelimesini kullandı Sayın Doğru. Değerli arkadaşlar, şunu burada açıkça söyleyeyim: Bu en son soru soran Sayın Yılmaz da, işte, “Kandil süre verdi.” vesaire gibi…

Değerli arkadaşlar, bu çözüm süreci çalışmasında bu yasaya bizim ihtiyacımız var. Ve biz bunun çok uzun süredir, biliyorsunuz, sözünü ediyorduk. Seçimden sonra kendimiz açıkladık. Ben Diyarbakır Çalıştayı’nda açıkladım. Bunlar hep mayıs ayında olan şeyler. Ve doğrusu yani kendi Hükûmetini, ülkesinin Hükûmetini bu şekilde değerlendirmeyi burada sizlerin tabii şeyine bırakıyorum ben, insafına, vicdanına bırakıyorum, o sizlerin sorumluluğunuz. Ama kendi Hükûmetini bu şekilde yani burada muhalefet yapayım diye, işte, “Bilmem kim vermiş iki hafta süre de Hükûmet bunu yerine getiriyor.” falan gibi değerlendirmeleri sanki bizim Hükûmetin çalışmalarını bilmeyen birisi…

Biz, bugüne kadar bunları açık açık yürüttük, bu çalışmaları. Gizli falan çalışma yürütmüyoruz. Açıkça, Türkiye’de bu sorunları…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Her şey gizli, hangisi açık?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – …çözmek için çalışıyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Oslo açık değildi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bu sorunları çözmek için çalışıyoruz biz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oslo’da gizli gizli buluşmadınız mı ya? Aşıklar gibi buluştunuz orada ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Önce flört yaptınız, sonra nişan, şimdi evleniyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bütün bunları biz ülkemizin selameti, milletimizin geleceği için yapıyoruz.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Allah bir yastıkta kocatsın Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Burada Sayın Kızılırmak’ın bir sorusu var, uluslararası gözlemci vesaire.

Değerli milletvekilleri, yürüttüğümüz süreci Türkiye kendisi yürütüyor, uluslararası bir aracı yok. Kendimiz direkt görüşüyoruz, yöntemimiz bu ve bundan sonra da öyle yapacağız. Ve uluslararası bir mekanizmayı bu çalışmalarda devreye koymadık ve koymayacağız ve gelişmelerden de hem milletimizi hem Meclisi tabii ki bilgilendireceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten medyadan öğreniyor Meclis. Allah’ını seversen Dışişleri Bakanı uğramıyor zaten buraya. Soruları cevaplandırmıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ve ayrıca, tabii, burada herkes kendi düşüncesini söyler, soru soranlar da söylüyor biz de söylüyoruz. Bizim, Türkiye’de, Hükûmet olduğumuz günden beri izlediğimiz bir politika var, doğru bir çizgi üzerindeyiz ve o çalışmamızı yürütüyoruz. Zaten başta da söylediğim gibi, zaten farklı partileriz. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Yan gelip yatmışsınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Farklı partiler farklı düşünebilir, saygı duyarız ama iktidar partisi olarak biz böyle düşünüyoruz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Siz doğuda farklı, batıda farklı mı düşünüyorsunuz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bu konuda, ne yaparsak yapalım, ne anlatırsak anlatalım, sizin asla onaylamayacağınızı ve bu konuyla ilgili hiçbir konuyu görüşmeyeceğinizi, biz ne yaparsak yapalım eleştireceğinizi de biliyoruz. Bu da normal.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Çok ön yargılısınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Neticede, burada, Mecliste çok önemli bir konuyu görüşüyoruz. Herkes düşüncesini söyler ama suçlama olmadan -suçlama olursa cevap veririz- hakaret olmadan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani biz bunu çok önemli görüyoruz, bu konu çok önemli.

Çok teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cevap vermedi ki sorulara, cevap vermedi ki.

BAŞKAN – Lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, Sayın Başkan, bir dakika…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - …okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 629 sıra sayılı kanun tasarısının 2 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Sırrı Süreyya Önder                                 İdris Baluken                                     Pervin Buldan

                      İstanbul                                              Bingöl                                                 Iğdır

                     Altan Tan                                      Faysal Sarıyıldız                                     Nazmi Gür

                    Diyarbakır                                             Şırnak                                                  Van

"Uygulama, izleme ve koordinasyon

MADDE 2- (1) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütmek ve önlemleri almakla yükümlüdür.

a) Müzakereyi yürüten taraflarca; şiddetin sona erdirilmesi ve toplumsal barışın sağlanmasına yönelik siyasi, hukuki, sosyo-ekonomik, psikolojik, kültürel, insan hakları, ekoloji, hakikatlerle yüzleşme, karşılıklı silahsızlandırma ve de-militarizasyon sürecinin başlatılması ve bu hususlara ilişkin atılabilecek adımlar belirlenir.

b) Müzakereler; sorunun taraflarını temsil eden muhataplar ile ilgili kurumlar tarafından belirlenecek üst düzey yetkili veya yetkililer, demokratik müzakere heyetleri ve barış sürecini izlemek, taraflar arasında arabuluculuk yapmak ve sorunların çözümüne yönelik tavsiyelerde bulunup raporlar hazırlamakla görevli yerli veya yabancı kurum, kuruluş veya gerçek kişilerden oluşan bir gözlemci heyetin birlikte olduğu oturumlarda gerçekleşir. Müzakerelerin gerçekleşmesi için uygun teknik ve yöntemler kullanılır; müzakereler kayıt altına alınır ve arşivlenir.

c) Toplumsal barışın sağlanması temelinde gerçekleşen müzakerelerin yapılma sıklığı ve biçimi taraflarca belirlenir. Müzakerelere ilişkin gelişmeler hakkında hazırlanacak raporlar düzenli aralıklarla kamuoyuyla paylaşılır.

d) Müzakerenin taraflarınca gerekli görülmesi halinde; yurtiçindeki ve yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verilir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşlar görevlendirilir.

e) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi, şiddetin sona erdirilmesi ve toplumsal barışın sağlanması ve tüm yurttaşlar için demokratik ve eşit siyaset hakkının tanınmasının güvencelerini sağlar.

f) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; sivil, siyasal ve sosyal hak ve özgürlüklerin kullanımı önünde hukuki veya fiili engelleri ortadan kaldıracak önlemleri almakla yükümlüdür. Bu konuda gerekli mevzuat çalışmaları yapar.

g) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; mevzuatta yer alan ayrımcı ve ırkçı ifadelerin ayıklanması yönünde gerekli mevzuat çalışmaları yapar.

h) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; toplumsal barışın tesisine yönelik olarak çatışmalı süreç döneminde oluşturulmuş tüm paramiliter yapı ve birimlerin kaldırılmasına yönelik önlemleri alır.

i) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; silahlı örgüt üyelerinin demokratik, sivil, siyasal ve toplumsal yaşama katılması ve politik amaçları doğrultusunda demokratik mücadele zemininin yaratılması için gerekli düzenlemeleri yapar.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bu ilk sözüm size, burada milletvekilleri sizin aracılığıyla Sayın Bakana soru yöneltir. Benim soyadım “Uzunırmak”tır ve siz bana söz verirken “Sayın Uzunırmak” dediniz. Niçin Sayın Bakan bana “Kızılırmak” derken düzeltmiyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – “Kızılırmak” demedim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İki: Sayın Bakan eğer bir milletvekiline, hele hele birkaç defa muhatap olduğu bir milletvekiline acaba “Uzunırmak” diye hitap etmekten kaçınıyor mu, imtina mı ediyor yoksa hafızası bunamış mı?

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen hakaret etmeyin, insanın dili sürçebilir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hakaret etmiyorum, hakaret etmiyorum. Yani, bir bakan…

BAŞKAN – Lütfen düşüncenizi açıklarken hakaret etmeyin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bir dakika, benim sözümün bitmesini bekleyin.

BAŞKAN – Bakın, hakaret edici bir kelime kullanıyorsunuz. Gece saat bir, insanın dili sürçebilir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İsterse beş olsun.

BAŞKAN – Suistimal etmeyin lütfen.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Siz benim sözümün bitmesini beklemek zorundasınız.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum… (MHP sıralarından gürültüler)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Benim sözümün bitmesini beklemek zorundasınız.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum, buyurun.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/941 Esas Numaralı Kanun Tasarısının…”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bir milletvekilinin sözünün bitmesini beklemek zorundasınız. Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

 “...2’nci Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Oktay Vural                                                       Seyfettin Yılmaz                                 Mehmet Erdoğan

   İzmir                                                                     Adana                                                Muğla

Yusuf Halaçoğlu Zühal Topcu                               Özcan Yeniçeri

   Kayseri                                                                  Ankara                                               Ankara

Engin Alan                                                            Sinan Oğan                                          Alim Işık

 İstanbul                                                                    Iğdır                                                Kütahya

Celal Adan

 İstanbul”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Nasıl bir usuldür, nasıl bir üsluptur Sayın Başkan?

Peki, böyle yönetmeye devam edersiniz.

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan konuşacak.

Buyurun lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Geçmişte burada bu konularla ilgili düşüncelerimizi dile getirirken ben “Bu Hükûmet düşer, adaletli bir hükûmet gelirse bu Hükûmetin bundan sonraki hayatı hapishanede geçer.” diye bir ifade kullandım. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Bey çıktı, bir tepki koydu ortaya.

Emin olun, en arkada oturarak burayı seyrediyorum. Bir tiyatro seyrediyoruz. Hiç kimsenin inanarak konuşmadığı kanaatindeyim. Bir hareket –içinizde sosyal bilimciler var- nasıl başlarsa öyle devam eder. PKK terör örgütüyle ilgili bazı şeyleri söylemeye artık ihtiyaç hissetmiyoruz. İnternet’e girdiğiniz zaman, bir toplantısına katıldığınız zaman orada Türk devletinin olduğunu söyleyebilecek bir tek insan yok şurada. Bir tek talimatla milletvekilini Ağrı’ya gönderen, bir talimatla bir başka milletvekilini Mardin’e gönderen ve gücünü silahtan alan bir örgüt Türkiye’yi şekillendiremez, size bir dayatma yapamaz, böyle bir gücü yok.

 

 

Adalet ve Kalkınma Partisinden Türkiye büyüktür; Adalet ve Kalkınma Partisinden değil, hepimizden daha büyüktür. Bugün Türkiye bölünmüyorsa, büyük imparatorluk kurmuş bir büyük medeniyeti kendi içine sindirmiş büyük Türk milleti bölünmeye mani oluyor. Büyük Türk milleti büyük bir sabırla bu aşağılık iradenin, Türkiye’yi bölme noktasındaki iradenin nelere kadir olduğunu izliyor. Ama 30 Mart seçimlerinde 2 milyon 300 bin oy kaybettiniz, bunu medyada bir zafere dönüştürdünüz. Bugün seçime girseniz 1-2 milyon oy daha kaybedeceksiniz, cumhurbaşkanlığı seçiminde göreceğiz. Bugün, burada, gelip ifadelerinizi kullanırken neredeyse kendinizi izleyenleri ağlatacak, PKK terör örgütünü meşrulaştıracak dil kullanıyorsunuz.

Burada söyledim ben, geçmişte rahmetli Adnan Menderes’i astılar, onların çocukları gidip hangi kıraathanenin, hangi kahvenin camına taş attılar? Ülkücüler idam edildiler, hapishanelerde yattık, bizim hapishanede çektiğimizi burada anlatsak çok korkunç bir şey anlatırız size, Mamak Cezaevinde kaldık yıllarca. Dolayısıyla, orada, gözümüzün önünde arkadaşlarımızı öldürdüler, kaç tane ülkücü gidip bir karakola taş attı? Hangi hakla asker vuracaksın sen? İstanbul’da, Ankara’da, Bakanlar Kurulunun yarısında, Başbakanlık iradesinde söz sahibi olan cumhuriyetin, şu beğenmediğimiz, tasfiye etmeye çalıştığımız Türkiye Cumhuriyeti devletinin iradesi, Diyarbakırlıyla, Şırnaklıyla Samsunluyu eşitleyen, devletin yönetiminde değil her türlü kesimi içine alan bir kardeşlik hukukunu Adalet ve Kalkınma Partisi mi getirdi?

Hiç dünyada böyle bir parlamento yok; devletten aylık alacaksın devlete küfredeceksin, devletten aylık alacaksın millete küfredeceksin! Ya, şu Başbakanı izlerken zaman zaman emin olun “Ne oluyor Türkiye’de?” diye düşünmeden kendimizi edemiyoruz. Dağın eteklerinde PKK’nın elbiseleriyle kucaklaşan milletvekillerini Yüce Divana gönderecektiniz, onları Kandil’e gönderdiniz. 4-5 bin eli silahlı…

Biraz evvel, Orta Doğu’da bir dalganın neleri şekillendirdiğini söylüyordu bir sözcü. 1,5 milyon Müslümanın kanına giren Amerikalıların düzenlediği -oraya bir bomba koydular- yüzyıl daha insanların birbirini katledeceği bir coğrafyayı demokrasiyle tarif ediyorlar.

Bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız. PKK terör örgütünün üstesinden gelebiliriz ama burada bir ittifak görüyorum ben, herkes PKK terör örgütüne yaranmak için bir gayretin içerisinde. Bunun çözümle mözümle alakası yok.

Milliyetçi Hareket Partisinin Türkiye genelinde duruşunu bir gözden geçirin. Milliyetçi Hareket Partisinin sağduyulu, demokrasiye olan inancı, birlik beraberliğe olan inancı olmasa Tokat’ın bir kazasından 10 tane Kandil yaratırız, Türkiye'nin her tarafından büyük şeyler yaratırız ama biz milletten güç alarak, meşru zeminden güç alarak bu meselenin çözüleceğine inanıyoruz.

Bu 4-5 bin tane eli silahlı, dağın eteğinden gelirken Türkiye’yi tehdit eden, isimlerini bile kullanmaktan utanç duyduğum terör örgütü militanlarının tehditlerine kulak asan bir Türkiye manzarası yarattınız. Başbakan demokratik harekete ne diye sesleniyordu? “Elinizdeki silahı bırakın da bu kadar oy alın.” diyordu.

Dolayısıyla, uzun yıllardır iktidarda bulunan iktidarın Türkiye’de sandığı da koruyamadığı bir Türkiye manzarasıyla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Adan.

                                                                                                                                                  

CELAL ADAN (Devamla) – Yazıktır, günahtır. Aziz, mübarek ramazan günü sahura kadar, PKK’yı hoş tutmak için bu gayreti anlamakta zorluk çekiyorum ama bu süreç Türk milletinin defteri kebirine işlenmiştir. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın. Türkiye’yi hiç kimse bölemez. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce bir sayın milletvekilimiz Sayın Bakanın kendi soy ismini yanlış ifade etmesiyle ilgili, bunun kasıtlı olup olmadığına ilişkin bir ifadeyi kullanırken, sizin Sayın Bakan adına devreye girmek suretiyle, onun adına konuşmanız ve sayın milletvekilinin bu konuda söz hakkını kesmeniz doğru olmamıştır. Nezaketsiz bir davranıştır.

BAŞKAN – Ben yaptığımın doğru olduğuna inanıyorum. Ben, Sayın Bakanın yerine geçerek onun adına konuşmadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onun adına konuştunuz.

BAŞKAN – Sayın Bakanın kendisini koruma yeteneği vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Meclisi yönetiyorsunuz, siz Bakanlar Kurulu ya da kişilerin savunma makamı değilsiniz.

BAŞKAN – Ben, kullandığı lafla ilgili olarak Meclisin İç Tüzük kurallarına göre uygulamasını sağlama anlamında kullandığı kelimeye uygun olarak müdahale ettim. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz savunma makamı değilsiniz.

BAŞKAN -  Ben ne yaptığımı biliyorum, ben ne yaptığımı biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de ne söylediğimizi biliyoruz. Siz savunma makamı değilsiniz, siz Meclisi yönetiyorsunuz, siz Meclisi yönetiyorsunuz.

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) - Sen hiçbir şey bilmiyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tutumunuzla ilgili söz istiyorum, tutumunuz hakkında söz istiyorum Sayın Başkan.

                         “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 629 sıra sayılı kanun tasarısının 2 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

                                                 İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları…”

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) - Bu ne ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, burası sizin keyfî yönetiminizle olmaz.

BAŞKAN -  Müsaade eder misiniz, işlem yapıyoruz. Siz de istediğiniz zaman kalkıp konuşamazsınız Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmaz sizin keyfi yönetiminizle…

BAŞKAN -  Allah Allah…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – İstediğiniz gibi yönetemezsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekilini azarlayamazsınız orada. Milletvekilini azarlamak… Millete hakaret etmeyin.

“...MADDE 2- (1) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütmek ve önlemleri almakla yükümlüdür.

a) Müzakereyi yürüten taraflarca; şiddetin sona erdirilmesi ve toplumsal barışın sağlanmasına yönelik siyasi, hukuki, sosyo-ekonomik, psikolojik, kültürel, insan hakları, ekoloji, hakikatlerle yüzleşme, karşılıklı silahsızlandırma ve de militarizasyon sürecinin başlatılması ve bu hususlara ilişkin atılabilecek adımlar belirlenir.

b) Müzakereler; sorunun taraflarını temsil eden muhataplar ile ilgili kurumlar tarafından belirlenecek üst düzey yetkili veya yetkililer, demokratik müzakere heyetleri ve barış sürecini izlemek, taraflar arasında arabuluculuk yapmak ve sorunların çözümüne yönelik tavsiyelerde bulunup raporlar hazırlamakla görevli yerli veya yabancı kurum, kuruluş veya gerçek kişilerden oluşan bir gözlemci heyetin birlikte olduğu oturumlarda gerçekleşir. Müzakerelerin gerçekleşmesi için uygun teknik ve yöntemler kullanılır; müzakereler kayıt altına alınır ve arşivlenir.

c) Toplumsal barışın sağlanması temelinde gerçekleşen müzakerelerin yapılma sıklığı ve biçimi taraflarca belirlenir. Müzakerelere ilişkin gelişmeler hakkında hazırlanacak raporlar düzenli aralıklarla kamuoyuyla paylaşılır.

d) Müzakerenin taraflarınca gerekli görülmesi halinde; yurtiçindeki ve yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verilir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşlar görevlendirilir.

e) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi, şiddetin sona erdirilmesi ve toplumsal barışın sağlanması ve tüm yurttaşlar için demokratik ve eşit siyaset hakkının tanınmasının güvencelerini sağlar.

f) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; sivil, siyasal ve sosyal hak ve özgürlüklerin kullanımı önünde hukuki veya fiili engelleri ortadan kaldıracak önlemleri almakla yükümlüdür. Bu konuda gerekli mevzuat çalışmaları yapar.

g) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; mevzuatta yer alan ayrımcı ve ırkçı ifadelerin ayıklanması yönünde gerekli mevzuat çalışmaları yapar.

h) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; toplumsal barışın tesisine yönelik olarak çatışmalı süreç döneminde oluşturulmuş tüm paramiliter yapı ve birimlerin kaldırılmasına yönelik önlemleri alır.

i) Hükümet/Türkiye Büyük Millet Meclisi; silahlı örgüt üyelerinin demokratik, sivil, siyasal ve toplumsal yaşama katılması ve politik amaçları doğrultusunda demokratik mücadele zemininin yaratılması için gerekli düzenlemeleri yapar.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Sayın Nazmi Gür konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, önemli bir yasayı görüşüyoruz, Türkiye’nin geleceğini ve bundan sonraki gidişatını da belki belirleyecek. Küçük ama önemli bir adım. Umarım, bundan sonra da Sayın Bakanın da ve Hükûmet yetkililerinin de açıkladığı gibi barış sürecini, demokratik çözüm sürecini başarıya ulaştıracak bundan sonraki ihtiyaç duyulan yasalar da birer birer bu Meclisten çıkar, böylece Türkiye gerçek barışa, sürdürülebilir bir barışa kavuşur.

Bu tür çatışmalı sorunların çözümü için değerli arkadaşlar, çok güçlü bir siyasi iradeye ve kararlılığa ihtiyaç vardır. Dünya örneklerinde de görüleceği gibi, bilineceği gibi, bu tür sorunların çözümü sabır ister, bu tür sorunların çözümü gerçekten sağlam sinirler ister, kararlılık ister, güçlü bir irade ister, siyasi bir irade ister. Bunlar olduktan sonra ikinci bir aşama daha  vardır ki bu da son derece önemlidir, o da tarafların kullandığı dildir, birbirlerine hitabıdır, birbirlerini algılama, anlama biçimidir. Bu konuda da dünya örnekleri göstermiştir ki, özellikle dil konusunda, dil meselesinde başarı sağlandığında güven ortamı oluşturma, birbirine güvenme ve sorunu doğru tanımlama, dolayısıyla, doğru analiz etme ve çözüm önerileri konusunda da sağlıklı bir müzakere yürütmek için de dil son derece önemlidir. O nedenle, bundan sonra çıkarılacak yasa ve bu yasayla birlikte çıkarılacak bütün yasalarda bu dile de gerekli özenin gösterilmesi gerekiyor.

Diğer önemli bir konu, değerli arkadaşlar, kuşkusuz yasal zemindir. Dünyada hiçbir örneği yoktur ki yasal zemini olmayan bir müzakere süreci ya da uluslararası hukukun olmadığı, zeminin olmadığı bir müzakere süreci mümkün değildir, mümkün görülmemiştir. O nedenle, özellikle son bir buçuk yıldır sürdürülen görüşmelerin diyaloğu nihayetinde müzakereye dönüştürülmesi için atılan bu ilk adım son derece önemlidir ve umarım bu pozitif yaklaşım devam eder.

Tabii, hukuksal çerçeve yetmiyor, Türkiye sorunlarını sadece yasaları çıkararak çözmez; bu yasaların uygulanması, bu yasaların hayata geçirilmesi ve bu yasaların amacı doğrultusunda gerçekten iyi uygulanması, bizim için son derece önemli bir durumdur.

Tabii, yasal zemin üzerinde oluşturulacak mekanizmalar da son derece önemlidir. Bu yasayla Hükûmete belki bir yetki veriliyor, yasal zemin sunuluyor ve mekanizmaların oluşturulması konusunda belki bir yetki var ama bu yasal mekanizmanın mutlaka kurulması için yeni yasalara ihtiyaç var, bu çerçeve yasaların içinin doldurulması gerekiyor, yasal bir mekanizma oluşturulmadan müzakere süreçlerinin başarıya ulaşmasının imkânı söz konusu değildir. O nedenle, sürdürülebilir bir barış ve diyalog, müzakere süreci için bizim gerçekten iyi bir mekanizma oluşturmamız gerekir.

Tabii, bu mekanizma oluşurken sadece tarafların katılacağı, tarafların görüş bildireceği bir mekanizmadan söz etmiyoruz biz; toplumun bütün kesimlerinin, hatta çözüme karşıt olanların dahi katılacağı açık kanallar, açık mekanizmalar yaratmak zorundayız, sivil toplum örgütlerinin, bir bütün olarak toplumun, kadınların, gençlerin, dolayısıyla herkesin bu sürece dâhil edilmesi, mutlaka bu sürecin şeffaflıkla yürütülmesi gereklidir. Dolayısıyla, oluşturulacak mekanizmalar, tekil mekanizmalar, tek taraflı mekanizmalar değil, çok taraflı mekanizmalardır, hatta bu mekanizmalar üçüncü bir tarafın da katılmasını öngören mekanizmalar olmalıdır. Kolaylaştırıcı bir tarafın, üçüncü bir gözün, tarafsız bir hakemin de bu süreçlerde olması sorunun çözümüne kuşkusuz katkı sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu tür sorunların çözümünde en önemli konulardan birisi zihniyet değişimi ve dönüşümüdür. Önce kendimizden başlayarak… Tabii ki barışın savaş kadar kolay olduğunu söyleyemem. Savaş belki acıdır, savaşın sonuçları belki ağırdır ama emin olun zihniyet değişikliği ve barışa giden yol en az savaş kadar zordur ve belki çok fazla zordur. Bu nedenle, bu yaklaşımlarımızı gösterirken, barışa doğru adım atarken zihniyet değişikliğine de kendimizde yaratmalıyız.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. İyi geceler diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

Y O K L A M A

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Halaçoğlu, Sayın Bal, Sayın Yılmaz, Sayın Erdoğan, Sayın Doğru, Sayın Topcu, Sayın Öz, Sayın Şimşek, Sayın Çınar, Sayın Çirkin, Sayın Işık, Sayın Yılmaz, Sayın Bulut, Sayın Dedeoğlu, Sayın Başesgioğlu, Sayın Uzunırmak, Sayın Adan, Sayın Halaman, Sayın Türkkan, Sayın Ayhan.

Yoklama için iki dakikalık süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

 

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

 

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında usul tartışması talep ediyorum.

BAŞKAN – Ben tutanağı bekliyorum Sayın Vural, tutanağı bekliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyle ilgili tutanak?

BAŞKAN – Tutanak gelsin, benim nerede müdahale ettiğim ortaya çıkacak. Ondan sonra, isterseniz tekrar usul tartışması açarız.

Şu oylamayı yapalım.

Tasarının 2’nci maddesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

629 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin açık oylama ile oylanmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Alim Işık, Kütahya? Burada.

Kemalettin Yılmaz, Afyonkarahisar? Burada.

Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş? Burada.

Emin Çınar, Kastamonu? Burada.

Cemalettin Şimşek, Samsun? Burada.

Ali Öz, Mersin? Burada.

Zühal Topcu, Ankara? Burada.

Seyfettin Yılmaz, Adana? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla? Burada.

Reşat Doğru, Tokat? Burada.

Ahmet Duran Bulut, Balıkesir? Burada.

Ali Halaman, Adana? Burada.

Ali Uzunırmak, Aydın? Burada.

Murat Başesgioğlu, İstanbul? Burada.

Münir Kutluata, Sakarya? Burada.

Celal Adan, İstanbul? Burada.

Faruk Bal, Konya? Burada.

Yusuf Halaçoğlu, Kayseri? Burada.

D. Ali Torlak, İstanbul… Nerede? Göremedim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Takabbül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkkan üstlendi, tamam.

Şefik Çirkin, Hatay? Burada.

Oktay Vural, İzmir? Burada.

Necati Özensoy, Bursa? Burada.

Emin Haluk Ayhan, Denizli? Burada.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

 

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – 629 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin açık oylama sonucunu okuyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

234

 

 

Kabul

:

210

 

 

Ret

:

24

(x)

                     Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

                 Muharrem Işık                                     Fehmi Küpçü

                      Erzincan                                               Bolu”

Böylelikle 2’nci madde de kabul edilmiştir.

Şimdi, tutanaklar burada.

Sayın Ali Uzunırmak söz isteyerek buraya geldi ve şunu söyledi:

“Sayın Bakan eğer bir milletvekiline, hele hele birkaç defa muhatap olduğu bir milletvekiline acaba ‘Uzunırmak’ diye hitap etmekten kaçınıyor mu, imtina mı ediyor yoksa hafızası bunamış mı?”

Ben de Meclis Başkan Vekili olarak “Sayın Uzunırmak, lütfen hakaret etmeyin, insanın dili sürçebilir.” dedim.

Konu budur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, dili sürçebilir konusundaki irade… Belki kasten söylemiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bir dakika Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz vekâlet mi aldınız?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, burada sizin yapmanız gereken benim hakkıma sahip çıkarak Sayın Bakana konuyu düzelttirmenizdir.

BAŞKAN – Ben size söz verdim Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bir dakika, bir dakika, yok öyle bir şey.

Siz oturduğunuz makamda önce bir milletvekiline yanlış hitap edildiğini… Ben çünkü konuşmamın başında size söyledim, milletvekili sorusunu sizin vasıtanızla bakana yöneltir. Dolayısıyla öncelikli olarak sizin milletvekiline sahip çıkmanız lazım. Buradaki usul odur.

BAŞKAN – Ben size söz vermekle size sahip çıkmış olmuyor muyum Sayın Uzunırmak?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hayır, hayır, aksine…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, bunu tartışmak istemiyorum. Ben bu Meclisi şurada gördüğünüz İç Tüzük’e göre idare etme çabasındayım.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, siz milletvekilini konuşturmuyorsunuz.

BAŞKAN – Nezaket konusu söz konusuysa…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Siz milletvekilini hâlâ konuşturmuyorsunuz.

BAŞKAN - …bunu birbirimize karşı yapmak zorundayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tutumunuzla ilgili…

BAŞKAN – Nezaket tek taraflı olmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutumunuz hakkında…

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum ve…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.17

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşenur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

629 sıra sayılı Tasarı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

 

3.- Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/941) (S. Sayısı: 629)

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bakın, bununla ilgili, tutumunuzla ilgili söz talebim oldu. “Tutanaklara bakacağım, karar vereceğim.” dediniz ve bu başlamış işlemi tamamlamadan usul tartışmasıyla ilgili Sayın Bakanın yerine girip “Sürçülisan etmiştir.” demek suretiyle bir bakanın yerine Meclis Başkan Vekilinin bunu kullanması doğru olmamış ve Sayın Bakanın bunu kasten kullandığı da zımnen ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, sizin bu uygulamanız doğru olmamıştır, usul tartışmasıyla ilgili karar vermeniz gerekiyor.

BAŞKAN - Açılmasını mı istiyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Peki, usul tartışmasını açacağım. Hiç tartışmayalım, hiç tartışmayalım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehte efendim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Aleyhte.

BAŞKAN – Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Tüzük 71’inci maddeye göre usul tartışmamızın kapalı oturumda yapılmasını arz ederim

                                                               Oktay Vural

                                                                    İzmir

                                                             Milliyetçi Hareket Partisi

                                                                 Grup Başkan Vekili

BAŞKAN – Kapalı oturum önergesi verildi. Kapalı oturumda bulunabilecek şahıslar dışında herkes toplantı salonundan çıkartılacak. Salon boşaldıysa…

OKTAY VURAL (İzmir) – Boşalmadı daha efendim, boşalmadı daha.

BAŞKAN – Salonun boşaltılması için…

OKTAY VURAL (İzmir) – İdare amirlerini…

BAŞKAN - …idare amirlerini göreve çağırıyorum.

Teşekkür ederim sufle ettiğiniz için.

Sayın milletvekilleri, yeminli stenografların ve yeminli görevlilerin salonda kalmalarını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Karar yeter sayısı...

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.25

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşenur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

Kapalı oturum önergesi işleminde yeminli görevlilerin salonda kalmaları hususunun oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yeminli görevlilerin salonda kalmasını tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 01.35

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşenur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

Kapalı oturum önergesi işleminde yeminli görevlilerini salonda kalmaları hususunun yapılan ikinci oylamada da karar yeter sayısı bulunamamıştır.

Şimdi, yeminli görevlilerin salonda kalmasını tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Karar yeter sayısı üçüncü defa bulunamadığından alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Temmuz 2014 Çarşamba günü saat 14.00’de toplanmak üzere Birleşimi kapatıyorum.

Kapama Saati: 01.40

 



(x) 629 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(X)  Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.