26 Haziran 2014 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşimini açıyorum.

 

 

lll - Y O K L A M A

 

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 14.03

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

 

lll - Y O K L A M A

 

 

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, yoklama işlemini yineleyeceğim.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İstanbul Tuzla’da yaşanan fırtına ve hortumun bölgeye ve bölge esnafına verdiği zarar ziyan hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

19 Haziran 2014 tarihinde İstanbul ili Tuzla ilçesinde meydana gelen hortum, kasırga ve fırtına nedeniyle Tuzla bölgemizde oturan esnaflarımız hakikaten büyük bir zarar ve ziyan görmüşlerdir.

Bu fırtına ve kasırga, hortum nedeniyle Tuzla’da 22 taneye yakın tekne batmış, çok fazla sayıda esnafımız büyük zararlar görmüştür. Esnafımızın tabii ki bu zararları kendisinin karşılama imkânı yoktur. Bu açıdan devletin şefkat duygularına ihtiyacı vardır. Ancak, devletin en azından buraya el atarak, burada oturan hem esnafımızın hem bölgede, Tuzla’nın uzantısı anlamında Pendik ilçemizde bulunan vatandaşlarımızın maddi anlamda oluşan zararlarını karşılaması lazım. Aksi takdirde buradaki mağduriyeti vatandaşın kendi imkânlarıyla karşılaması çok zor ve mağdur durumda.

Aynı zamanda, Tuzla ilçemizle ilgili hangi sorunlarımız?

Orada arıtma tesislerinin bulunmaması Tuzla’yı etkilemekte, büyük pis kokular oluşmaktadır.

Tuzla’da deniz ulaşımı açısından iskele var ancak vapur yanaşamıyor, iskele restoran olarak kullanılmakta.

Aynı zamanda, Tuzla ilçemizin mahallelerinin genelinde, çoğunda hem mülkiyet sorunu var hem imar sorunu var. Uzun süreden beri Tuzla’da AKP’den belediye başkanı olan arkadaşlarımızın hepsi seçim beyannamelerinde “Tuzla’nın imar sorununu, Tuzla’nın mülkiyet sorununu halledeceğiz.” dedikleri hâlde, bugüne kadar Tuzla’nın imar sorunu, mülkiyet sorunu çözümlenmemiş, Tuzla’nın hem imar sorunu hem mülkiyet sorunu sürekli artmakta.

Aynı zamanda, Tuzla’da deri sanayisi içerisinde bulunan arıtma tesisleri zaman zaman çalıştırılmıyor. Tabii, deri sanayisi içerisinde bulunan arıtma tesislerinin çalıştırılmasının herhâlde bir maliyeti var, bu açıdan çalıştırılmayarak çevreye pis kokular saçılmakta, vatandaşımız bundan rahatsız olmakta.

Tuzla ilçemizin Mimar Sinan ve Şifa Mahallelerinde yine gecekondu sorunu var, vatandaşlarımızın gecekondularla ilgili mülkiyet sorunu var, imar sorunu var. Bugüne kadar, bu iki mahallemizle ilgili hem imar sorunu hem mülkiyet sorunu Büyükşehir Belediyesi tarafından, Tuzla Belediyesi tarafından ve iktidar tarafından halledilmemiş, vatandaşlarımız aynen mağdur durumda.

Aynı şeklide, yine Tuzla ilçemizin Aydınlı Mahallesi’nde bulunan yeşil alan benzin istasyonu yapılmış durumda. Tabii ki, bu malum çevreler tarafından yine bu yeşil alan benzin istasyonuna çevrilmiş durumda.

Yine, Tuzla sahilde bulunan Tuzlaspor Çay Bahçesi… Bu hafta içerisinde yapılan ihaleyle sahilde bulunan yeşil alanlar özel sektöre devredilmiş ve kamunun yararlanabileceği sahil kesimindeki yeşil alan da yok edilmeyle karşı karşıya.

Tuzla ilçemizde bulunan devlet hastanesinde araç gereç yetersiz, doktor yetersiz, hemşire yetersiz, yatak kapasitesi yetersiz. Bu anlamda Tuzla halkı mağdur durumda.

Tuzla’da aynı şekilde son zamanlarda uyuşturucu çetesi var. Okulların önünde uyuşturucu satılmakta. Emniyet yetkilileri bu konuda herhangi bir tedbir almamakta. Son birkaç gün öncesi yani bu hafta içerisinde 13 yaşında bir kardeşimiz, hakikaten, bu şekilde bir uyuşturucu komasıyla vefat etmiş durumda. Yani, bu açıdan Tuzla’nın çok büyük sorunları var. Mevcut olan iktidar uzun süreden beri burada hem mahallî anlamda belediye kendilerinde olduğu hâlde, büyükşehirde belediye kendilerinde olduğu hâlde Tuzla’nın ne imar sorunu ne mülkiyet sorunu ne uyuşturucu çeteleriyle ilgili mücadelesi, bunların hiçbirisi halledilmedi.

Şu anda biz yaz ayındayız. Tuzla’dan Taksim’e gelen otobüslerin hepsi eski. Eski olması nedeniyle klimaları yok, klimaları çalışmıyor ve yetersiz. Ve, aynı zamanda bu otobüsler periyodik olarak, servis açısından da uzun süreyle kalkmakta. Periyodik olarak, düzenli olarak kalkmadığı için vatandaşlarımız da servis yetersizliğinden dolayı, belediye hizmetinden dolayı mağdur durumdadırlar. Hele hele geç vakitlere kadar misafirliğe giden vatandaşlarımız geri dönemiyorlar. Ulaşım açısından da Tuzlalılar mağdur durumdadır.

Mümkünse buradan iktidara ve belediyelere sesleniyorum: Tuzla’nın bu mağduriyetini gidermelerini arz eder, hepinize saygılarımı sunarım. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Gündem dışı ikinci söz, “Balkanlarda ramazan ve kardeşlik” hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Balkanlarda ramazan ve kardeşlik konusunda gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan evvel, rahmet ve mağfiret ayı mübarek ramazan ayının ülkemiz, milletimiz ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, barış ve birlik getirmesini diliyorum. Sizlerin de mübarek ramazanınızı en iyi dileklerimle kutluyorum.

Balkanlar, coğrafi, siyasi ve ekonomik açıdan olduğu kadar, tarihî, kültürel ve insani bağlar bakımından da Türkiye için öncelik taşımaktadır. Coğrafi olarak Türkiye'nin Avrupa kıtasına uzantısını teşkil eden Balkanlar, Türk ulusunu şekillendiren tarihî süreçteki özel konumu, bölgesel bütünleşme ve tüm bölge ülkeleriyle paylaştığımız Avrupa Birliği üyelik hedefi bağlamında geleceğe dönük içerdiği potansiyeliyle de büyük önemi haizdir.

Bir bölge ülkesi sıfatıyla Türkiye, Balkan ülkeleriyle ikili ilişkilerine büyük önem atfetmekte ve bölge ülkelerinin tümüyle iyi ilişkilerini sürdürmektedir. İkili ilişkilerimiz, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı ve içişlerine karışmama prensipleri üzerine kurulmuş, tarihî bağlarımız ve iyi komşuluk ilkesi ışığında daha da gelişmiştir.

Değerli milletvekilleri, yerel bazda bir örneğinden bahsetmek gerekirse: İstanbul Bayrampaşa Belediyesi olarak 2005 yılında dönemin belediye başkanı ve şu anda Meclis çatısı altında hizmetlerine milletvekili olarak devam eden değerli kardeşimiz, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Bürge’nin başlattığı Balkanlarda Ramazan, Kardeşlik Sınır Tanımaz Projesi, Balkanlarla Türkiye arasında gönül köprüleri kurmuş en büyük kültür, dostluk ve kardeşlik projesidir.

Balkanlar, kültürel birleşmemizin ve kardeşliğimizin yanı sıra, maalesef, ayrışmanın ve çatışmanın da merkezi olmuştur. Balkanlarda Ramazan etkinlikleriyle ayrışma birleşmeye, düşmanlıklar dostluğa dönüşmüştür. Bölgede kanlı ellerin açtığı yaralar Kardeşlik Sınır Tanımaz Projesi’yle sarılmıştır. Dokuz yıl boyunca Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Yunanistan ve Bulgaristan olmak üzere toplam 9 Balkan ülkesinin her bir şehrinde ve Bayrampaşa’da ayrı ayrı iftar sofraları kurmak zoru başarmaktır. Bu zoru başaran Belediye Başkanımız Sayın  Atilla Aydıner’e ve ekibine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Tarih şahittir ki Balkanlardaki kardeşlerimizle asırlarca yan yana yaşadık, onlarla komşu olduk, akraba olduk, kaynaştık ve bütünleştik. Bazen aynı bazen de farklı siyasi sınırlar içinde yaşasak da bu gerçek hiçbir zaman değişmemiştir. Bölge ağır savaşlara ve kanlı zulümlere rağmen mimarisiyle, kent dokusuyla, sanatıyla, edebiyatıyla, folkloruyla, sosyokültürel bütünlüğünü korumuştur. Dünden bugüne uzanan köklü bağlarımız ve Osmanlıların kültürel mirası Türkiye’nin Balkanlara yönelik proje üretmesine vesile olmuştur. Bu yıl, Balkanlarda, Ramazan ayında  10’uncusu gerçekleştirilecek olan “Kardeşlik Sınır Tanımaz Projesi” kapsamında bereket konvoyumuzu 21 Haziran Cumartesi günü Bayrampaşa’dan selametle uğurladık. İnşallah, 9 ülkede 21 farklı şehirde 10 binlerce kardeşimizle tekrar iftar yapmayı ve buluşmayı planlıyoruz, hayırlı olsun.

Bu projeyi büyüterek geliştiren Belediye Başkanımız Sayın  Atilla Aydıner’i bir kez daha tebrik ediyorum, Başkanımıza ve ekibine başarılar diliyorum.

Sözlerime son verirken değerli kardeşimiz Sayın  Cemil Yavuz’un şu dizelerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Anadolu’ya Anadolu ile Balkanları birleştiren bir damar vardır,

Dicle’nin Fırat’ın kardeşi Tuna, Neretva, Vardar vardır,

Akıncıların atlarını sulamış pınarlar vardır,

Dedelerimin nasırlı elleriyle yapılmış duvarlar vardır,

Ecdadıma beşik vermiş çınarlar, huzurla uyuduğu mezarlar vardır,

Balkanlardan kardeş kokusu getiren rüzgârlar vardır,

Her bayramda kulağı Balkanlar’da gençler, ihtiyarlar vardır,

Mezarı Anadolu’da makamı Balkanlar’da evliyalar vardır,

Ayrılığın bile ayıramadığı, ayrılığın bile ayıramadığı ruhlar vardır.”

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın  Ünal.

Gündem dışı üçüncü söz, Erzincan’ın sorunları hakkında söz isteyen, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Işık.

 

 

 

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Erzincan’ın sorunlarıyla Türkiye’nin sorunları arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum. Erzincan’da yaşanan sorunların 80 ilde de aynen yaşandığını düşünüyorum. Tabii, biz sorunları dile getirdiğimiz zaman, özellikle iktidar tarafı bizim hayal gördüğümüzü düşünüyor ama gerçekler ortada.

Bu çağda suyu olmayan, su gitmeyen ya da HES’ler yüzünden su verilmeyen köyler var. Örneğin: Üzümlü’nün Sölperen köyünde, Esenyurt köyünde; Kemah’ın Karacalar köyünde; Tercan’ın Kuzuören köyünde şu anda susuz bir şekilde yaşıyorlar.

Kuraklık dolayısıyla tarlasını sulayamayan, perişan olan çiftçilerimiz var. Bütün sorumluluğu sulama birliklerine atarak kurtulmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Her seçim öncesi “Erzincan’a cazibeli su getireceğiz.” diye halkı kandıran bir iktidarla karşı karşıyayız.

“Bana oy vermedi.” diye ayrım yapılan, hizmet götürülmeyen köylerimiz var. Şunu anlarım, belki derim ki: “Bir köyde hiç oy çıkmamış, bir şey yapılmasın.” Ama Erzincan’da Göyne köyü diye bir köyümüz var. Bu köy, Erzincan’a 29 kilometre uzaklıkta bir köy. Boydan boya yürüdüğünüz zaman 1.000 metre, yukarıdan aşağıya yürüdüğünüz zaman 1.000 metre olan bir köy. Bu köyün bir özelliği var: Köyün üst tarafında yani kuzeyinde olan yerde AKP’ye oy çıkar, alt tarafta kalan yerde yani güneyde kalan yerde CHP’ye oy çıkar. Bu köyü bir görmenizi isterim. Üst tarafta kalan yerin hepsi asfalt, her şeyi bitmiş; alt taraftaki yere kaba bir beton bile çekilmemiş, kum bile çekilmemiş durumda duruyor. Sırası gelince, tabii, hiç ayrımcılık yapılmadığı söyleniyor. AKP’li olunca asfaltları yapılan, AKP’li olmayınca 1 metre bile çakıl verilmeyen beldelerimiz var maalesef.

İşçi alırken yapılan ayrımcılıklar diz boyu. Aras Elektrik’te işe başladı ama referans bölümünde benim ismim yazıldığı için on dört gün sonra işten çıkarılan genç var.

Özel şirkete bile liste verilerek “Şu, şu kişileri işe alacaksın.” şeklinde verilen talimatlarla yaşıyoruz. “Sıkıysa benim dediğimden başka birini işe al da göreyim!” diye tehdit eden “Hemen sözleşmeni fes ederim.” diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. En küçük hak arayışında ses çıkaranları hemen bastıran, baskı kuran bir iktidarla karşı karşıyayız, Erzincan’da da bunlar oluyor yani.

“HES’ler yüzünden ağaçlarımız kurudu, tarlalarımız kurudu, biraz sesimizi çıkaralım.” diye ufak bir toplantı yapmaya çalışanlara hemen baskı kuranlar var devlet imkânlarıyla, kendi partileri aracılığıyla.

Üzümlü ilçemizde -HES yüzünden Üzümlü de zarar gördü- oradaki halk “Muhalefet milletvekilini de çağıralım, belki sesimizi duyururuz.” diye bir toplantı yapmaya kalktı. Yapılan baskı hiç kimsenin başına gelmesin.

Meclis üyeleri biraz ses çıkardı diye meclis toplantılarında ve geride, meclis üyesinin boynundan tutup yukarı kaldıracağını söyleyecek kadar ileri giden, ayrımcılık yapan zihniyetle karşı karşıyayız.

İlçe başkanları aracılığıyla köy muhtarları ilçe başkanlıklarına çağrılıyor. “Ne ihtiyacınız var?” diye sorulduktan sonra “Eğer Cumhurbaşkanlığında oy vermezseniz size kesinlikle hizmet götürmeyeceğiz.” diye tehditler bugünden başlamış durumda.

TOKİ yaptırılırken tüm eziyeti çeken muhalefet belediyeleri. Yeri tespit ediliyor, geliyor oradan işlemleri yapıyor, bütün işleri bitiriyor ama ne hikmetse TOKİ çekilişi yapılacağı zaman, kuralar çekileceği zaman, belediye başkanını sırf MHP’li olduğu için çağırmayıp, orada bırakıp sonra baskının üzerine –utanma belası- davetiye gönderen bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Tabii, Erzincan’daki en önemli sorun şu anda kuraklık. Erzincan’da, ne yazık ki şu anda özellikle Fırat’ta su yüzde 10’lara düşmüş durumda ama önlem alınması için hiçbir çaba gösterilmiyor.

Erzincan’da 3 tane büyük sulama birliğimiz var: Akbulut 80 bin dönüm araziyi sulamak için görevli. Altınada’da 36 bin dönüm arazi var. Sol Sahil’de 65 bin dönem arazi var. Ama şu anda bunların hepsi kurumuş durumda, bir sefer bile su verilmeyen yerlerimiz var.

HES yapılacağı zaman bütün imkânlar sağlanıp bütün derelerdeki suların bir yere toplanmasına izin verilirken sulama birlikleri tek başlarına bırakıldılar; hiçbir tedbir alınmıyor, hiçbir destek verilmiyor. Özellikle dile getirdiğimiz zaman “Sulama birliklerine işler verildi, biz artık buna karışmıyoruz.” diye bırakılıp sulama birlikleri vatandaşla karşı karşıya bırakılıyor.

P-2 pompası elektrikle çalışıyor. Altınada’da bir kısım yerler elektrikle çalışıyor. Elektrik özelleştikten sonra gününde ödenmediği zaman zaten hemen elektriği kesiyorlar. Onlar da borç geleceği için çalıştırmıyorlar.

Şu anda burada sulama birlikleri başkanları gelmiş, toplantı yapıyorlar ama toplantıdan hiçbir sonuç çıkmayacağını biliyoruz çünkü baştan beri söylenen şey şu özellikle doğuda: “Ekim yapmayın, hiçbir iş yapmayın, doğuyu terk edin, başka yerlere göçün.” Biz oradaki madenleri, suları değerlendirip oradaki birilerine peşkeş çekeceğiz zihniyeti var.

Türkiye’de ve özellikle Erzincan’da bu sene kuraklıktan dolayı yapılan bu zulmü bir an önce durdurmak, oradaki çiftçinin karşılaştığı sorunları çözmek için önemle tedbirlerin alınması istiyoruz. Bu konuda Hükûmeti de göreve çağırıyoruz.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerine birer dakika söz vereceğim.

Önce, grup başkan vekilinden başlayacağım.

Sayın Vural…

 

 

 

OKTAY VURAL (İzmir) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maalesef, Kerkük’te Irak Türkmen Cephesi Yürütme Kurulu üyesi ve Kerkük Merkez İlçe Meclisi Başkanı Münir Kafili, kalleşler tarafından şehit edilmiştir. Cenab-ı Hak’tan rahmetler diliyorum, başımız sağ olsun. Ama, işte, beslenen, bu noktaya getiren IŞİD terör örgütünün Türkmenlere yürüttüğü bu süreç içerisinde, maalesef, Kerkük’te de Türkmen varlığı tehdit altına alınmıştır. Bu, küresel bir projenin Türkmenler ve Türkiye üzerinde devam ettirildiğini ortaya koyuyor.

Ayrıca, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, milletvekilleri olarak AKP Grup Başkan Vekili Sayın Mahir Ünal’ı, kendisini gerçekten bu mutlu gününde kutluyoruz, Allah mutlu etsin. Bütün milletvekillerimiz olarak kendisine Cenab-ı Hak’tan iki cihan saadeti vermesini niyaz ediyoruz.

Tekrar, Sayın Mahir Ünal’a mutluluklar diliyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Yeniçeri…

 

 

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP önünde esnaf bir vatandaş canhıraş bir biçimde şu sözleri söylüyor: “İşte, bizi mağdur eden Tarım Bakanı budur, benim çoluk çocuğumu perişan etti. Beni kovalıyorsun, elli senelik esnafım, 50 kişi elimden ekmek yiyordu, bu Hükûmet döneminde mağdur oldum, Allah’ta sizi mağdur etsin.” Vatandaş daha ne desin! Bu vatandaşın çığlığı ve sitemi duyulmasın diye vatandaşın ağzı korumalar tarafından kapatılıyor.

Ey AKP! Vatandaş sözünü de söyleyemeyecekse, hıçkırıklarını dile getiremeyecekse o vatandaşın yüzüne nasıl bakacaksınız? Sizin uyguladığınız ekonomi politikanızın ülkeyi getirdiği yer burasıdır. AKP Hükûmeti, samandan angusa kadar her şeyi ithal ederek çiftçiyi, esnafı perişan etti; esnafının değil, alışveriş merkezlerinin Hükûmeti oldu; üretmeyip tüketen, ihraç etmeyip ithal eden bir iktidar hâline geldi; Türkiye’yi ticaret ve tüketim toplumuna çevirdi; sonuç da ortada.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Sarıbaş…

 

 

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, Yüce Atatürk’ün mirası olan Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılmakta olan Başbakanlık binası, kongre merkezi, düğün salonu ve spor kompleksi inşaatı, Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile birlikte 5 meslek odasının Danıştaya açtığı davada durdurma kararı çıkmasına karşın tüm hızıyla sürmekte, Atatürk Orman Çiftçiliği talan edilmektedir. Atatürk Orman Çiftliği’nin talan edilmesine göz yumup yasaları ayaklar altına alan hukuk tanımaz birinin Cumhurbaşkanı adayı olma cesareti göstermesi Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde hak, hukuk ve yasaları tanımayacağının ip uçlarını vermiyor mu? Böyle bir kişinin Cumhurbaşkanı adayı olmasına nasıl bakılıyor? “Ahmet ve Mehmet önemli değil, davamız önemlidir.” diye sürekli beyanatlar veren Recep Tayyip Erdoğan, bu davaların ne olduğunu halkımız merak ediyor, yoksa Anayasa’dan, cumhuriyet ilkelerinden, laiklikten vazgeçen bir devlet anlayışından mı bahsediyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Demir…

 

 

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mahir Ünal’ı ben de kutluyorum.

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde Uludüz ve Aşağı Oylum Mahallelerinde sulama projesinden kaynaklı yeni tapulaşma, paylaşım çalışmaları yapılmaktadır. Ancak, sulama projesini yapan yetkili firma çiftçilerin görüşüne dahi başvurmadan, hatta vatandaşın onay imzasını dahi almadan, köylere bile uğramadan yeni tapular tahsis etmiştir. Hüyükyanı Mahallesi’nde tapulaşma çalışması esnasında da kavga çıkmış, 1 kişi ölmüş, 1 kişi de yaralanmıştır. Yapılan adaletsizliklerle insanlar birbirine düşürülmüştür. Sulama projesi ihalesini verdiğiniz şirket halka hizmet değil, zulüm yapmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak Valilik, Gıda, Tarım ve Hayvanlık Bakanlığı yöre halkının hakkını ve malını gasbetmek için mi yandaş şirketlere görev vermiştir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

         BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Erdemir.

 

 

 

 

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yıl 6’ncı yılına giren Türkiye Küçük Millet Meclisi, Haziran ayında Türkiye’deki 19 farklı ilde toplandı. Bu toplantılara 12 meslek odası, 30 sendika, 151 dernek, vakıf ve sivil girişim temsilcisi katıldı ve bu toplantının ortak payda raporunun sonuçlarını kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum. 3 maddede özetlenebilir.

1) 176 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi imzalanmalı ve her sektörde taşeronlaşma yasaklanmalı.

2) İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili mevzuat yazılı metin olarak kalmamalı, uygulamaya geçmeli.

3) Mevcut her iş dalı için ilgili denetim birimleri, eğitimli ve bağımsız olmalı, kadro sayısı olarak da düzenli denetim yapabilecek yeterlilikte olmalı.

Hükûmeti sivil toplumun ortak aklının sesi olan Türkiye Küçük Millet Meclisi ortak payda raporuna...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Akar...

 

 

 

 

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, daha önce defalarca belirttiğim gibi, Kocaeli Türkiye'nin sanayi başkentidir. Kocaeli, sanayi başkenti olmasına rağmen üretim yapan büyük sanayi kuruluşlarının genel merkezleri İstanbul’dadır. Bu durumda vergiler İstanbul’daki Büyük Mükellefler Vergi Dairesi’ne yatmaktadır. Bu nedenle Kocaeli kendi ürettiği vergiden alacağı paydan mahrum bırakılmakta ve büyük hak kaybına uğramaktadır.

Sanayicinin işlerinin daha hızlı çözülebilmesi için Kocaeli’nin hak kaybının önlenebilmesi için Kocaeli ilinde büyük mükellefler vergi dairesi açılması ve üretim tesisleri Kocaeli’de olan sanayi kuruluşlarının vergi dairelerinin Kocaeli’ye taşınması gerekmektedir. Sanayi Bakanını da buradan uyarıyorum ve hatırlatıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Dedeoğlu...

 

 

 

 

 

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş, tarihî ve  doğal güzellikleri olan sayılı şehirlerimizden biridir ama gün yüzüne çıkartılmamış tarihî eserleri bulunmaktadır. Bunlardan sadece bir tanesi Kahramanmaraş’ta hâlâ yer altında bulanan Germenicia Antik Kenti’dir. Kahramanmaraş bu tarihinin Türk ve dünya turizmine açılması noktasında gerekli çalışmaların yapılması, ilgili kurumların ve Bakanlığın derhâl devreye girerek buraya bütçe ayrılmasını önemle rica etmekteyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Sayın Kaplan…

 

 

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gebze bölgemizde ve Tuzla’nın da içinde bulunduğu, Şişecam Topluluğuna bağlı 10 iş yerinde, Kristal-İş’e bağlı işçiler greve gitmiştir, bugün beşinci günü. İşçilerin toplu iş sözleşmesinden doğan hakkını kullanarak talep ettikleri şu: 60 dereceye varan sıcak ortamda çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve iş güvenliği tedbirlerinin alınması, ortalama bu sıcaklıkta 1300 Türk lirası olan ücretlerinin iyileştirilmesi ve Türkiye’deki açlık sınırının altına inmemesi ve çalışanlar arasında ücret ayrımının ortadan kaldırılması gibi talepleri var. Bunların makul ve kabul edilebilir bu haklı taleplerine rağmen, yetkililerin bu konuda uzlaşmaz tutumunun ilgili yetkililer ve Bakanlık tarafından bir uzlaşıyla bu grevin sona erdirilmesi konusunda yardımcı olmalarını bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Demiröz…

 

 

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bursa’mızın güzel ilçelerinden biri olan, barışla, sevgiyle, turizmle özdeşleşen, tarihe ışık tutan Mudanya’mızın Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz’dır. Sosyal demokrat bir belediyenin gereklerini yapan, kapılarını halka açan, Mudanyalı hemşehrilerimizle bütünleşen Belediye Başkanımız bir saldırıya uğramıştır. Bu saldırıyı kınıyorum. Soru önergelerine çok kısa cevap vermeyi alışkanlık hâline getiren İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala’nın faillerini de en kısa zamanda adalete teslim edeceği düşüncesiyle saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Işık…

 

 

 

 

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Mayıs ayı başında ödenmesi gereken tarımsal desteklerin bugüne kadar ödenmemiş olması nedeniyle ülkemizin değişik bölgelerinden çok sayıdaki çiftçimiz bu soruna çözüm getirilmesini beklemektedir. Zaten, büyük sıkıntılar içerisinde ayakta durmaya çalışan çiftçilerimizin ciddi mali sorunlar yaşadığı hepimizin malumlarıdır. Bir yanda hayali üretimler nedeniyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı desteklerini alan çiftçiler varken diğer yanda gerçek üretici durumundaki çiftçilerimizin yasal haklarının verilmemesi manidardır. Hükûmeti, daha fazla gecikmeye yol açmadan hakkı olan tarımsal destekleri hak etmiş çiftçilerimize bu desteklerini ödemeye davet ediyor, mağduriyetin giderilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Bayraktutan…

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin’de Cerattepe mevkisinde çıkartılmak istenen madenle ilgili olarak, ilgili firma en başta 38 hektarlık alanla ilgili olarak kapalı galeri usulüyle bakır madeni çıkartılmasıyla ilgili başvuru yapmış, bu ÇED raporuna karşı açılan dava hâlen devam etmektedir. Ama aradan zaman geçtikten sonra aynı yerde 19,8 hektarlık alan için daha önceki iddialarından vazgeçerek, kapalı galeri işletme usulüyle maden çıkartmasına ilişkin iddiasını geri alarak, bu sefer yüzde 60-70 eğimli olan kentin üzerinde açıkça bir cinayet işleyerek açık alan usulüyle altın madenciliği yapmak istemektedir. Bu konuda idareye ÇED raporu için başvurulmuştur. Valilik makamı da ÇED raporunun gerekli olduğunu ileri sürmüştür.

Bu konuda Artvin’i silahla mı yok edelim, bombayla mı yok edelim arasında bir tercih yapılmaktadır. İlgili firmanın yapmış olduğu bu girişim bir hukuk cinayetidir. Artvinliler bu girişime şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Bütün duyarlılığımız, bu maden çıkartma işleminin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Atıcı…

 

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Millî Eğitim Bakanlığı yaklaşık olarak bir yıl kadar önce bazı yöneticileri bazı görevlere atadı. Bu atamaları da yaparken insanlara dedi ki: “Bakın, hem yazılı yapıyorum hem de mülakat yapıyorum.” Sonra yazılı sınavlarını hiç dikkate almayarak mülakatlar üzerinden atamalarını gerçekleştirdi. Tabii ki olay yargıya taşındı ve Danıştay bu uygulamayı doğal olarak iptal etti.

Ancak dün bir utanç yaşadık. Dün, bu uygulamanın geriye dönük olarak uygulanmasını öngören bir yasa tasarısı, bir yasa maddesi komisyonda kabul edildi ve geçmişe yönelik olarak yapılan, hukuksuz olduğu Danıştay tarafından ispat edilen, gösterilen, karara bağlanan atamaların kanun yoluyla geçerli olduğunu AKP Hükûmeti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – …yeniden gündeme getirdi, bu skandaldır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Ünüvar…

 

 

 

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Bugün 26 Haziran Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’dür. Bugün vesilesiyle, uyuşturucu problemiyle mücadele eden bütün görevlileri şükranlarımı sunuyor, bu illetten mustarip vatandaşlarımıza sağlık diliyorum.

Yarın 27 Haziran 1998 Ceyhan depreminin 16’ncı yıl dönümü. Bu depremde hayatını kaybeden 145 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralanan 1.500 vatandaşımıza uzun ömürler diliyorum. Hükûmetimiz depremle ilgili pek çok tedbiri alıyor ama vatandaşlarımızın da depremle ilgili kendi üzerine düşen vazifeleri öğrenmesi gerektiğini bu vesileyle vurgulamak istiyorum.

Ayrıca, 28 Haziran Cumartesi günü başlayacak olan ramazanı şerifin milletimize ve İslam âlemine hayırlar getirmesini diliyor, son olarak da bugün evlenecek olan Grup Başkan Vekilimiz Mahir Ünal’a iki cihan saadeti diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünüvar.

Sayın Öğüt…

 

 

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İstanbul’da İSKi son üç yılda tüketici fiyat endeksi yüzde 26 arttığı hâlde vatandaşa sattığı suyun fiyatını yüzde 33 artırmıştır. Yani tüketici fiyat endeksinden yüzde 6-7 daha fazla satmaktadır.

Aynı şekilde, mübarek ramazanın yaklaştığı şu günlerde pide, kuru gıda ve et fiyatlarının da insafsızca arttığını görmekteyiz. Fakir halkın yanında olmamız gerektiğini düşünerek bu önlemlerin bir an önce alınmasını hatırlatıyorum.

Ayrıca, İstanbul’da susuzluğa karşı önlemin daha fazla zam olarak alınmaması gerektiğini düşünüyorum, daha başka önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Dibek…

 

 

 

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Az önce Sayın Kaplan da dile getirdi ülke genelindeki çok sayıda fabrikada, Şişecam Grubuna bağlı Kristal-İş üyesi yaklaşık 5.800 işçi grevde. Bu işçilerin 2.200’e yakını da Kırklareli’nde, benim ilimdeki Şişecam fabrikalarında çalışıyorlar.

Sayın Başkanım, işçilerimizin çok haklı, makul taleplerin dahi karşılanmamasının yanında gördüğüm kadarıyla işveren, gerek toplu sözleşmeden gerekse yasaya aykırı bir şekilde içerideki malları dışarıdan taşeron ya da farklı kişilerle çıkarmaya çalışıyor. Ben buradan bizi dinleyen Bakanlık yetkililerini de uyarıyorum. Orada bir iş barışının ortadan kalkması -çünkü az önce de görüştüm, baktım orada polis var, jandarma var- söz konusu olabilir. Bakanlığın derhâl konuya müdahil olması ve oradaki sorunu gidermesini buradan talep ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Son olarak, Sayın Karakelle…

 

 

 

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biraz önce gündem dışı konuşma yapan Erzincan Milletvekilimiz Muharrem Işık Bey, Erzincan’da AK PARTİ ilçe başkanlarının muhtarları çağırarak “Eğer Cumhurbaşkanlığı seçiminde AK PARTİ’nin adayına oy vermezseniz hizmet gelmeyecek.” şeklinde ifade kullandı. Kendisini ispata davet ediyorum. Seçmene selam konuşmaları bu kürsüden yapılmaz.

Bir diğeri: İl genel meclis hizmetlerinin ayrımcılık yapılarak… Oysa, eğer gider incelerse, inceleme fırsatı bulursa bugüne kadar il genel meclisimizin aldığı kararlar oy birliğiyle alınmıştır muhalefetiyle iktidarıyla. Oraya da davet ediyorum, o hizmetlere de bakmasına.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) – Bir diğer konu da sulama birlikleriyle ilgili. Erzincan’ımızda 3 tane sulama birliği vardır. Bunlar hakikaten mevcut imkânlar ölçüsünde üzerlerine düşeni yapıyorlar. Hiçbir çiftçimize ayrım yaparak “Şuraya suyu verdik, buraya vermedik.” gibi bir durum yoktur. Bizim artık bundan böyle konuşmalarımız bu milletin birlik ve beraberliğini sağlamaya yönelik olmalıdır diyorum. Seçmene selamla bu işleri elbette düzeltmemiz mümkün değil.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yakın dönemde Ortaca'dan başlayarak, Hekimhan, Kırıkhan, Çorum, Malatya, Sivas, Erzincan, Maraş, Sivas Madımak, Gazi ve Ümraniye katliamları ile Başbağlar gibi çok sayıda "kitlesel katliam" yaşanmıştır. Büyük çoğunluğu Alevilere yönelik olan bu katliamlar, toplumumuzun sağduyusu ve geleneksel barışçı tavrı sayesinde karanlık odakların amaçladığı çatışmalara dönüşmemiştir. Yaşanan bu katliamlar, ülkemizdeki toplumsal vicdanı tatmin edecek biçimde araştırılmamıştır. Ülkemizde farklı etnik ve inançsal kesimlerin toplumsal barış içinde, özgürce ve kardeşçe yaşaması amacıyla sorunlarımızla yüzleşmek, karanlıkları aydınlatmak için çaba göstermek zorundadır.

Ülkemizde büyük acılara neden olan bu kitlesel katliam zincirini tüm boyutları ile incelemek amacıyla bu konu ile ilgili olarak Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 25/06/2012

1) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

2) Hülya Güven                                                        (İzmir)

3) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

4) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

5) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

6) Yıldıray Sapan                                                      (Antalya)

7) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

8) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

9) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

10) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

11) Özgür Özel                                                         (Manisa)

12) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

13) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

14) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

15) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

16) Rahmi Aşkın Türeli                                             (İzmir)

17) Ali İhsan Köktürk                                                (Zonguldak)

18) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

19) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

20) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

21) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

22) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

 

Gerekçe:

Ülkemizde yakın dönemde Ortaca'dan başlayarak, Hekimhan, Kırıkhan, Çorum, Malatya, Sivas, Erzincan, Maraş, Sivas Madımak, Gazi ve Ümraniye katliamları ile Başbağlar gibi çok sayıda kitlesel katliam yaşanmıştır. Büyük çoğunluğu Alevilere yönelik olan bu katliamlar toplumumuzun sağduyusu ve geleneksel barışçı tavrı sayesinde karanlık odakların amaçladığı çatışmalara dönüşmemiştir.

Yaşanan bu katliamlar, ülkemizdeki toplumsal vicdanı tatmin edecek biçimde araştırılmamıştır. Yargı süreçlerinde gerçek nedenler ve sorumlular ortaya çıkarılamamış, toplumumuz bu kitlesel katliamlarla henüz gerektiği gibi yüzleşememiştir. Mevcut durum bu iken 13 Mart 2012 tarihinde “Madımak Katliamı” ile ilgili davayı gören mahkeme Madımak katilleri için "zaman aşımı kararı" vermiştir. Başbakan'ın, "zaman aşımı kararı" sonrası, "Bu karar Türkiye'ye hayırlı uğurlu olsun." demesi ise zaman aşımı kararından daha yaralayıcı olmuştur. Bu katliamlar, nedenleri ve sonuçları ile yeterince açıklığa kavuşturulmadıkça, gerçekler ortaya çıkarılmadıkça, harcanan çabalara rağmen demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile işlemesinin önünde birer engel olarak kalmaya devam edeceklerdir.

Ülkemizde farklı etnik ve inançsal kesimlerin toplumsal barış içinde özgürce ve kardeşçe yaşaması amacıyla sorunlarımız ile yüzleşmek, karanlıkları aydınlatmak için çabalar göstermek zorundadır.

Ülkemizde büyük acılara neden olan bu kitlesel katliam zincirini tüm boyutları ile inceleyecek bir TBMM Araştırma Komisyonunun en kısa zamanda oluşturularak faaliyete geçirilmesi gereklidir.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezinin (ÖSYM) yapmış olduğu her sınavın skandalla sonuçlanması, bu konuda siyasi irade tarafından bugüne kadar bir önlem alınmaması milyonlarca insanının geleceğini ve kariyerini olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. ÖSYM tarafından yapılan yanlışların ve hataların nedenleriyle birlikte tespit edilmesi, bunların önlenmesine yönelik politikaların oluşturulması ve Kurumun yeniden güvenilirliğinin sağlanması amacıyla TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Aytuğ Atıcı                                                           (Mersin)

2) Ali İhsan Köktürk                                                  (Zonguldak)

3) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

4) Arif Bulut                                                             (Antalya)

5) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

6) Bülent Tezcan                                                      (Aydın)

7) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

8) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

9) Haluk Ahmet Gümüş                                             (Balıkesir)

10) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

11) Selahattin Karaahmetoğlu                                   (Giresun)

12) Ramis Topal                                                       (Amasya)

13)Orhan Düzgün                                                     (Tokat)

14) Kemal Değirmendereli                                        (Edirne)

15) Muharrem Işık                                                    (Erzincan)

16) Ümit Özgümüş                                                    (Adana)

17) Vahap Seçer                                                       (Mersin)

18) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

19) Osman Oktay Ekşi                                               (İstanbul)

20) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                        (İstanbul)

21) Mustafa Moroğlu                                                 (İzmir)

22) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

23) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

24) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

Gerekçe:

Ön lisans, lisans ve lisansüstü öğretime öğrenci yerleştirme, akademik personel seçimi, kamu kurum ve kuruluşları veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından talep edilen mesleğe giriş, yeterlilik, görevde yükselme, yabancı dil bilgi düzeyinin ölçülmesi gibi oldukça geniş bir yelpazede sınav hizmetlerini yürüten, sınavları değerlendiren ve sonuç belgelerini düzenleyen Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), geçtiğimiz yıla kadar en güvenilir kurumlardan biri olma özelliğini korumaktaydı.

Özellikle son iki yıl içinde Kamu Personeli Seçme Sınavı'nda (KPSS) kopya, Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda (YGS) şifreli ve hatalı soru kitapçığı basma gibi ardı arkası kesilmeyen skandallar, ÖSYM'nin profesyonelliğinin ve yaptığı sınavların gizlilik, eşitlik, adalet gibi prensiplere ne kadar uyduğunun sorgulanmasına neden olmuştur. Örneğin, 2010 yılı KPSS sınavında 300'ü aşkın kişinin 120 soruda 120 net yapması, bu kişilerin aynı evde yaşayan evli çiftler, kardeşler veya arkadaşlar olması sınavdan önce soruların sızdırıldığının en büyük kanıtıdır. 2011 yılında, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Girişi Sınavı’na (ALES) giren yaklaşık 500 kişiye, eksik, tekrarlı, hatalı ve bazı sayfaları boş olan soru kitapçıkları dağıtılması sonucu sınavın oldukça geç başlaması ve adayların sınavlarını stres altında tamamlamaları da ÖSYM'nin bu konudaki yetersizliğine en önemli örneği teşkil etmektedir. 29 Mayıs 2011'de yapılan Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denkliği İçin Seviye Tespit Sınavı'nın Tıp doktorluğu 2'nci aşama kitapçığındaki 100 sorudan 75'inin bir önceki sene yapılan sınavdakilerle aynı olması ortaya çıkan başka bir skandaldır. 2011 İdari Yargı Hâkim Adaylığı Sınavı'nda, bazı kadın hâkim adaylarının sınav giriş belgelerine erkek adayların fotoğrafları yerleştirilerek başka bir kaos ortamına zemin hazırlanmıştır. Koordinasyon konusunda da eksik ve hatalı davranan ÖSYM, Hükûmet yetkilileri tarafından durdurulan ve seçim sonrasına bırakılan KPSS puanı ile memur alımlarına ilişkin 2011 Tercih Kılavuzu'nu İnternet sitesinde önce yayımlamış, sonra da yayından kaldırmıştır. 2011 LYS'de, orta öğretim başarı puanlarının yanlış hesaplandığının son anda ortaya çıkması ve bu hatanın 5 binin üzerinde öğrencinin sıralamasını ve tercihlerini etkilemesi de ÖSYM'nin sınav değerlendirme konusundaki güvenilirliğine gölge düşürmüştür.

İmza attığı tüm bu hata ve skandallara rağmen devletin en üst düzeyinden destek görmesi ve kuruluşundan bugüne kadar yapmış olduğu sınav ihalelerini alan tek firmayla sağlıksız ilişkilerinin saptandığı Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporlarının göz ardı edilmesi de ÖSYM'nin hatalarının artarak devam etmesine neden olmaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye'de milyonlarca insanımızın kariyerini, gençlerimizin geleceğini ilgilendiren sınavların bundan sonra ÖSYM tarafından yapılıp yapılamayacağının belirlenmesi, bugüne kadar yapılan hataların nedenlerinin tespit edilmesi, bunlara yönelik çözüm yollarının ve politikaların şimdiden oluşturulması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulması kaçınılmazdır.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul-Bursa-İzmir Otoyolu Projesi, otoyol güzergâhıyla ilgili olarak pek çok yerleşim alanlarında itirazlar bulunmaktadır. Otoyol Projesi’nin Bursa geçiş güzergâhında, gözlerden kaçırılan, Türkiye ve Bursa'nın geleceği adına çok önemli kusurlar yer almaktadır. Otoyol Projesi’nin Bursa ili geçiş bölümünde Uluabat Gölü'nün güney ve kuzeyinden geçen; Gebze-Orhangazi, Orhangazi-Gemlik güzergâhları ayrıntılı bir şekilde ele alınıp incelenmemiştir.

Uluabat Gölü güneyinden geçecek otoyol güzergâhı, tarımsal alanlar, çevrenin ve sulak alanların korunması, ülke ekonomisi, devlet hazinesi, millî servetler, teknik olarak yapılabilirlik, yakıt tüketimi, bakım ve işletme maliyetleri gibi tüm kamu menfaatleri açısından daha uygun görülmektedir.

Ancak otoyol kuzey güzergâhının ise, tarımsal ve çevresel etkileri ile kamu yararı açısından incelendiğinde, Uluabat Gölü’nün güneyine alınması Bursa sivil toplum kuruluşları, belediye başkanları, Bursa Otoyol Platformu, Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) ve bölgede yaşayan vatandaşlarımız tarafından zorunluluk olarak görülmektedir.

Ayrıca Orhangazi ve Gemlik Ziraat Odası başkanlarının açıklamalarına göre bölgelerinde 100-150 bin zeytin ağacının, Bursa genelinde ise 200-250 bin zeytin ağacının yok olacağı tespit edilmiştir. Bununla beraber Orhangazi geçişiyle ilgili olarak daha önceden hazırlanan alternatif bir güzergâh ve proje olmasına rağmen, Orhangazi ilçesi ile İznik Gölü söz konusu alüvyal alanlarda yapılacak 5-10 metre yüksekliğindeki dolgular nedeniyle Çin Seddi gibi bir engelle birbirlerinden koparılacaktır.

Otoyolun Bursa geçiş güzergâhı olarak düşünülen kuzey güzergâhı, Bursa'nın ve Türkiye'nin en verimli tarım alanlarını bünyesinde barındıran Karacabey ve Mustafakemalpaşa ovalarındaki tarıma büyük zarar verecektir. Ayrıca, maliyet ne olursa olsun, heba edilen, tahrip edilen toprağın tekrar geri kazanımı mümkün olmayacaktır. Kaybedilecek tarım toprakları nedeniyle, gelecekte ülkemizin de gıda kaynakları sorunlarıyla karşı karşıya kalması mümkün olacaktır.

Otoyol projesinin Bursa Uluabat Gölü güney geçişi alternatifi olarak sunulan yeni kuzey güzergâhta otoyol alansal genişliği 670 hektardır. Otoyol koruma bandı genişliği 45 metre+55 metre üzerinden olup arazi koşullarına göre bu alan arttırılabilmektedir. Ayrıca viyadük, gişeler, park, hizmet ve bağlantı yolları alanları ise 139,4 hektar -1.394 dekar- olarak saptanmıştır. Otoyolun kuzey güzergâhı sırasında kullanılan toplam tarım arazisi alanı 809 hektar, 8.090 dekardır.

İstanbul-Bursa-İzmir Otoyol Projesi’nin, otoyol çevresinde tarımsal alanlar, tarımsal ürün kaybı, kalite düşüşü, tarımsal alanların parçalanması, çevresel olumsuz etkileri, arazi zemini ve taş ocakları bakımından, depremsellik durumu göz önüne alınarak, su baskınları oluşturma riskleri, kamu kaynaklarının israfı, kamulaştırma bedelleri ve devlet hazinesine zararı, teknik yönlerden uygunluk ve yapılabilirliğine yönelik bugünkü sorunların ve daha sonraki yıllarda ortaya çıkabilecek sorunların bu günden tespit edilerek gerekli önlemlerin alınması için Anayasa’mızın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1)               İlhan Demiröz      (Bursa)

2)               Aykan Erdemir     (Bursa)

3)               Sena Kaleli                                      (Bursa)

4)               Doğan Şafak                                    (Niğde)

5)               Namık Havutça    (Balıkesir)

6)               Sakine Öz                                        (Manisa)

7)               Veli Ağbaba                                     (Malatya)

8)               Selahattin Karaahmetoğlu               (Giresun)

9)               Sedef Küçük                                    (İstanbul)

10)            Nurettin Demir     (Muğla)

11)            Candan Yüceer    (Tekirdağ)

12)            Hurşit Güneş        (Kocaeli)

13)            Aytun Çıray                                      (İzmir)

14)            Turhan Tayan      (Bursa)

15)            Mahmut Tanal      (İstanbul)

16)            Engin Özkoç                                     (Sakarya)

17)            Uğur Bayraktutan                             (Artvin)

18)            Recep Gürkan      (Edirne)

19)            Kazım Kurt                                       (Eskişehir)

20)            Musa Çam                                        (İzmir)

21)            Müslim Sarı                                      (İstanbul)

22)            Gürkut Acar                                      (Antalya)

23)            Ali İhsan Köktürk                              (Zonguldak)

24)            Turgut Dibek                                    (Kırklareli)

25)            Mehmet Ali Susam                           (İzmir)

26)            Osman Aydın       (Aydın)

27)            Özgür Özel                                       (Manisa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                                                                 Kapanma Saati: 15.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulmuş bulunan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 İzmir Milletvekili Rıza Mahmut Türmen ve 25 Milletvekilinin; MHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 Milletvekilinin; Ak Parti Grubu adına Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 Milletvekilinin ve BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/74, 471, 472, 473, 474, 475) (S. Sayısı: 489) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı önerge sahibine aittir; daha sonra İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre siyasi parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca istemleri hâlinde Komisyon ve Hükûmete de söz verilecek, bu suretle Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.

Konuşma süreleri komisyon, Hükûmet ve siyasi parti grupları için yirmişer dakika, önerge sahipleri ve şahıslar için onar dakikadır.

Komisyon Raporu 489 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum önerge sahipleri olarak: Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, Denizli Milletvekili Bilal Uçar, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Gruplar adına: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç; Komisyon olarak Yozgat Milletvekili Yusuf Başer; Hükûmet adına Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık.

Şahısları adına: İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, İzmir Milletvekili Hamza Dağ konuşacaktır.

Şimdi ilk konuşmacıyı kürsüye davet ediyorum, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı.

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu üzerinde söz almış bulunuyorum. Kumpas kültürünü desteklemeyen, bu işe aracı olmayan, sözünü yiğitçe söyleyen, başkasının ne konuştuğunu merak edip gözetlemeyen, kendisinin ne konuştuğuna güvenen herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yasal olmayan telefon dinlemeleri Türkiye'de büyük bir hukuksal ve toplumsal sorun niteliğini kazanmıştır. Hesabına geldiği zaman yasa dışı dinlemelere sessiz kalan, hesabına gelmediği zaman ise feryat figan eden Hükûmet ise bu konunun tek sorumlusudur diyebilirim.

Değerli arkadaşlarım, bu sorunların araştırılması amacıyla bir komisyon kurulmasına yönelik ilk teklif İzmir Milletvekilimiz Sayın Rıza Türmen tarafından verilmiştir ve tarih Haziran 2011’dir. 2011 Haziranında feryat eden Cumhuriyet Halk Partisi, “Telefon dinlemeleri yasa dışıdır, Hükûmet de bunun içinde olabilir.” diyen Cumhuriyet Halk Partisinin feryatları duyulmamış, ne zamanki ucu azıcık Hükûmete dokunmaya başlayınca Ocak 2013 tarihinde yani bir buçuk yıldan daha fazla bir zaman sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kurulmasına karar verilmiştir ve bu Komisyon çalışmalarını 2013 yılında yani 12 Haziran 2013 tarihinde tamamlamış ve raporunu Başkanlığa sunmuştur. Üzerinden bir yıldan daha fazla bir zaman geçtiği hâlde, Hükûmet de bas bas bağırıp “Ben de bu telefon dinlemelerinden mağdurum. Ben de böceklerden mağdurum.” dediği hâlde bugüne kadar bu raporun konuşulması ertelenmiştir çünkü bu rapor da -birazdan göreceğiniz üzere- yine Hükûmet ve Başbakan tarafından istismar edilecektir.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan partisinin bir grup toplantısında “önlenemediği için utanılması gereken bir hukuksuzluk” olduğunu söylemiştir yasa dışı dinlemelerin. Evet, doğru; evet, siz, eğer yasa dışı dinlemeleri önleyemiyorsanız bu ayıptır ve utanmanız gerekir ancak bunu söyleyen Başbakan hemen arkasından dönüp Genel Başkanımızın attığı her adımın izlendiği ve takip edildiğini de büyük bir onurla, gururla söylemiştir. Ancak, ne zaman ki Başbakanlık ofisindeki böcekler ortaya çıktı, iktidarın kirli işlerinin deşifre olma ihtimali yükseldi, o zaman herkesin etekleri tutuştu, hele ki 17 Aralık 2013’te ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluklar nedeniyle bu işin ucu Hükûmete dokunmaya başladı ve konu gündeme getirilmeye başladı.

Tabii, bu konu aslında çok daha önce gündeme getirilebilirdi. Niye bugün getirildi, niye bugüne kadar bekletildi? Çünkü önümüzde bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var, AKP her zaman olduğu gibi “Neyi istismar ederim?”in peşinde. Burada Başbakanın meydanlara çıkıp yine mağdur edebiyatı yapmasını ben bekliyorum, göreceğiz, bakacağız. Bu rapor burada konuşulduktan sonra Sayın Başbakan Cumhurbaşkanlığı için çıktığı meydanlarda acaba “Ben de dinleniyordum, benim de ofisime böcekler koydular. Ah bunlar ah, ah bu paralel, vah.” deyip propaganda yapacak mı? Bütün bunların hepsini birlikte göreceğiz ve değerlendireceğiz.

Bugüne kadar siyaseten çıkarınıza ne geldiyse onu gündeme aldınız, bugün de siyaseten bu, çıkarınıza geldiği için bunu gündeme aldınız. Hâlbuki rapor biter bitmez gündeme alsaydınız biz de bu şekilde bir düşünceye kapılmayacaktık ve sizi bu şekilde itham etmeyecektik. O nedenle, değerli arkadaşlarım, bu konu istismar konusu edilecektir diye de endişe ediyorum. Evet, biz endişe ediyoruz ama Başbakanlıkta oturan istismar uzmanı zat da yavaş yavaş yeniden dinlemelerden şikâyet etmeye başladı, bu da bizim söylediklerimizin doğru olduğunu ifade ediyor.

Peki, değerli arkadaşlarım, acaba bu dinlemeler, iktidarın işine yarayan bu dinlemeler size bir atasözünü hatırlatıyor mu? Hatta bu atasözünü biraz daha modifiye edebiliriz, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diye bir söylem var, size dokunmadığı sürece, hatta bu atasözünü “Bana hizmet eden yılan bin yaşasın.” diye de değiştirebiliriz sizin sayenizde. Ne zamanki size dokunmaya başladı, bu durumda etekleriniz tutuştu.

Peki, komisyon çalıştı, bir rapor hazırladı. Bu rapor doğrultusunda acaba neler yapılmalı, şimdi bu konuya biraz zaman ayırmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, çok basit işler yapacaksınız, hep birlikte yapacağız. Dört tane önemli noktayı hep birlikte dikkate alalım ve üzerinde çalışalım.

Eğer bir dinleme hukuka aykırı ise bununla mutlaka mücadele edilmelidir. Bunun için de, 2011 yılından beri yine Sayın Rıza Türmen’in verdiği bir kanun teklifi var, CMK 174’e bir ekleme yapıyor ve diyor ki: “Mahkeme, hâkimin iddianameyi kabul etmeyerek iddia ettiği durumlar konusunda, bunlardan birisi olarak hukuka aykırı delilleri de koyuyor.” Yani, siz hukuka aykırı bir dinleme yaptıysanız, hukuka aykırı bir delil elde ettiyseniz bunu kesinlikle kullanmanız mümkün değildir diyor. Yasa teklifi rafta, tozlarını silkeleyip indireceksiniz, hemen geçireceğiz eğer bu raporu istismar etmeyecekseniz ve samimiyseniz. İlk yapacağınız şey bu. Hukuka aykırı olan dinlemelerden hepimizin derhâl kurtulması lazım.

İki: Eğer dinleme kararı bir hâkim tarafından verilmişse yani şeklen hukuka uygunsa, o zaman yapılacak olan işlem hâkimin verdiği kararın ne kadar hukuka uygun olduğunun araştırılmasıdır yani öyle hâkimler gördük ki, kendi telefonunun dinlenmesi için de altına imza atmış; öyle işler gördük ki “terör suçu” diyerek hâkimin önüne bazı evraklar getiriliyor, imzadan sonra başka telefon numaraları ekleniyor. Neden? Çünkü, burada bir katakulli yapılıyor ve hâkime sunulan telefon numaralarının karşısında isim yok, bir gizlilik ibaresi var. Bu nedenle, hâkim kim için dinleme kararı verdiğini dahi bilmiyor. O yüzden, bunun önüne geçmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin dinleme kararlarında olması gereken nitelikleri derhâl bizim iç hukukumuza almamız gerekiyor, zor bir şey değil. “Biz bu işi istismar etmeyeceğiz, biz gerçekten hukukun üstünlüğünü savunuyoruz ve samimiyiz.” diyorsanız -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunun için size yol göstermiş, biz de bir teklif vermişiz- buyurun, hemen yasalaştıralım. Ne diyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi? Diyor ki: “Bir hâkim eğer bir dinleme kararı verecekse suçun niteliği dinleme kararında açıkça yazılmalıdır.” Yani, hangi kişi o suçtan yargılanacaksa bunu mutlaka yazmak gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ayrıca, mutlaka dinleme süresini yazacaksınız kardeşim diyor. İlanihaye dinleme olmaz, terör suçu yazdın, dinlemeyi uzat babam uzat, uzat babam uzat! Böyle bir şeyi söz konusu bile edemezsiniz diyor ve ne yapacağınızı size gösteriyor. Hemen gelin, bu kararları çıkaralım ve iç hukukumuza bunları aktaralım.

Üçüncü olarak yapmamız gereken en önemli şey, suç ile ilgili konuşmaların ayıklanmamasını mutlaka ortadan kaldırmamız lazım. Yani, hâkim bir dinleme kararı veriyor ve bu dinleme kararını evrensel hukuka, uluslararası hukuka ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önerileri doğrultusunda veriyor ve siz bu insanları dinliyorsunuz ancak bu dinlemeler arasında suçla ilgili olmayan konuşmalar var. Yani, o kişi eşiyle konuşuyor, o kişi bir başkasıyla konuşuyor, suçla bir ilgisi yok. Bunun mutlaka mutlaka ayıklanması gerekir, bunun için de Ceza Muhakemeleri Kanunu’na özel bir hüküm eklemek yeterlidir ama yine istismar etmeyecekseniz. Sayın Başbakanın “Bunun neresi özel kardeşim, genel, genel.” dediğini “tape”lerden çıkarıp sizin de dikkatinize sunmam mümkündür. Çözüm için adım atmayan, sadece meydanlarda “paralel”, “paralel” diye söyleyip bunu da istismar eden “tape”leri de yine dikkatinize sunarım.

Dördüncü olarak yapmamız gereken belki de en önemli şeylerden bir tanesi, dinleme ile basının ilişkisini kurmaktır. Bakın, bir hâkim kurallara uygun bir şekilde, AİHM kurallarına uygun bir şekilde karar verdi 1’inci, 2’nci maddede önerimize göre. Sonra, bu 2 kişi arasındaki suçla ilgili olmayan konuşmaları ayıkladınız ve işleme başladınız. Ancak, basın bir şekilde bunu ele geçirdi ve yaymalı mı, yaymamalı mı… İşte, burada basın özgürlüğünü mutlaka demokratik toplumlarda ele almak zorundayız ve demokratik toplumlarda basının özgür olduğunu ve bu bilgileri kullanabileceğini ancak kişisel hakları ciddi anlamda istismar eden konularda da bazı engellemeler getirilebileceğini yine karara bağlamamız lazım. Bunu söylerken de siyasetçilerin eleştirilmesinin normal insanlara göre değerlendirilemeyeceğini hatırlatmam gerekiyor.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, çok önemli bir konuda, çok önemli bir değerde Meclisimizin kurduğu araştırma komisyonunun raporunu tartışıyoruz. Ancak, bu manzarada tartışıyoruz. Bir konunun ne kadar değerli olduğu, muhataplar tarafından nasıl algılandığıyla ölçülür.

Bu konuyu yani özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesiyle ilgili Türkiye’de çok sık yaşanan olayların sebep ve sonuçlarının araştırılmasıyla ilgili kurulan komisyonun raporunu bugün, şu sebeple tartışıyoruz: Sayın Başbakanın geçen hafta itibarıyla Başbakanlık ofisinin dinlenmesine, dinleyenlerin yargı tarafından serbest bırakılmasına isyanı üzerine bu komisyon raporunu görüşmeye aldık, müzakere ediyoruz. Halbuki bu konu yeni değil. 2013 tarihinde, 2013’ün birinci ayında, Ocak ayında kurulmuş bir komisyon. O zaman da Sayın Başbakanın ofisinin dinlendiğiyle ilgili iddialar vardı. Hatta gazetelere yansıdığı kadarıyla söyleyeyim, Türkiye’ye, Türk milletine yakışmaz bir komiklikte, Başbakanın ofisinde böcek arayan polisler tarafından yerleştirilen böcekler yakalanıyor bu defa. Bunları koyan polisler soruşturuluyor, yargı suçsuz buluyor, salıveriyor savcı ve hâkim. Akabinde Sayın Başbakan diyor ki: “Başbakanın ofisi dinlenecek ve Başbakanın ofisinin dinlenmesini, ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu bütün bilgileri toplayacak ama yargı bunları serbest bırakacak.” “Nasıl serbest bırakırsınız?” diye de yargıya çıkışıyor. İşte, bu rapor ondan sonra geliyor.

Bu sebeple, bir garabet, acınacak bir durumumuzu bu vesileyle tespit etmek fırsatını buluyoruz.

Değerli arkadaşlar, özel hayatın gizliliği konusu, medeni olmanın, demokrat olmanın, hukuk devleti olmanın, insan hak ve özgürlüklerine bağlı bir hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz şartı. Anayasa’mızın ilgili maddelerinde bu konu çok net olarak tanımlanmıştır.

Ayrıca, yalnız bizim Anayasa’mızda değil… Anayasa’nın 20’nci, 21’inci ve 22’nci maddelerinde özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı ve haberleşme hürriyeti, vazgeçilmez bir temel hak ve özgürlük alanı olarak belirlenmiş.

Aynı konu İnsan Hakları Evrensel Belgesi’nin 12’nci maddesinde, yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesinde de bir “ortak değer” olarak tanımlanmış ama Türkiye’miz, maalesef Başbakanın ofisini bile dinlemeyi… Ki Başbakanın ifadesiyle söylüyorum: “Sayın Cumhurbaşkanı hakkında da düzenlenmiş dosya var, Sayın Genelkurmay Başkanı hakkında da düzenlenmiş dosya var.” diye feveran ediyordu. Anlaşılıyor ki Türkiye’de Cumhurbaşkanından, Genelkurmay Başkanından yani sade vatandaşa sıra geldi mi bilmiyorum ama…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ona da gelmiştir.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …Türkiye'nin her yeri dinlenmiş, izlenmiş, dosyalanmış, birilerinin kasalarında, birilerinin çekmecelerinde bir tehdit ve şantaj unsuru olarak, bir baskı aracı olarak kullanılmayı bekliyor. Türkiye’yi bu noktaya getirdik. On iki yılın sonunda Sayın Başbakanın bu serzenişi bir acziyetin ifadesidir. Türk milletine yakışmayan, Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışmayan, zamana yakışmayan… Sayın Başbakan yargıya sesleniyor, diyor ki: “Sizin evlerinizi, yatak odalarınızı izleseler, dinleseler ne yaparsınız?” Sayın Başbakan, Sayın Bakan; Türkiye’yi siz yönetiyorsunuz, Türkiye’nin geldiği noktaya kızmak değil, üzülmek konumunda olan en çok sizlersiniz yani üzülmek değil -bana göre doğru kelime- utanmak durumunda olan sizlersiniz. Türkiye’nin geldiği durum bu. Böyle bir devletin uluslararası düzlemde bir ağırlığı olur mu?

Değerli arkadaşlar, bu önerge, bu önergeler, bu araştırma komisyonu kurulsun talepleri 2013 yılı öncesine dayanıyor ama 2013 yılının birinci ayında komisyon kurulması kararı çıkıyor, haziran ayında da raporunu veriyor. Rapor üzerinde ayrıca konuşmak gerekir. Ben uzun müddettir bunları takip eden bir arkadaşınız olarak, örneği çok görülmemiş bir rapor örneğiyle karşı karşıyayız. Bu araştırma komisyonu raporları, Meclis raporu, dolayısıyla bir ortak rapor olma özelliğinde. Hâlbuki, burada her grup muhalefet şerhi yazmış. Bizim partimizden iki sayın milletvekilimizin yazdığı 3-4 sayfalık muhalefet şerhinde çok ağır, sıkıntılı iddialar var, hatta 14 tane de önerme var. Dolayısıyla, rapor, bir sorunu çözmek için ortak aklı oluşturmak amacı gütmemiş anlaşılan. 2013 Haziranında tanzim edilen bu rapor, çok sayıda uzman kişiyi, kuruluşu dinleyerek oluşturulan öneriler anlaşılıyor ki ya tutarsızdı ya da hiç Hükûmet tarafından dikkate alınmadı ki tam bir yıl sonra, 2014’ün Haziranında Sayın Başbakanın ofisinde yine böcek yakalanıyor, koruma polisleri tarafından konulan böcekler yakalanıyor ve Başbakan çığlık çığlığa “Benim ofisimi dinlediler.” diye toplumun önünde yine bir mazlumiyet, bir mağduriyet seremonisi geçiyor. Buna hakkınız yok değerli milletvekilleri. Türkiye’yi içine getirdiğiniz, içine düşürdüğünüz bu durumdan, geldiğimiz bu noktadan dolayı en azından milletten özür dilemeniz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, toplumda dinlendiği, gözlendiği, yatak odasının izlendiği güvensizliği oluşursa bu devlete sadakat kalmaz, devlete güven kalmaz, huzur kalmaz. Benim evime hırsız girdi, polise sordum “Evi mi satayım, evi mi değiştireyim, yatak odasını mı değiştireyim?” diye çünkü biliyorum ki o hırsız bir şey çalmak için girmemişti, bir şeyler yerleştirmek için girmişti.

Değerli arkadaşlar, bazı değerleri dikkatlice savunmamız lazım. Birilerine yapılınca görmemezlikten gelmek, gün olur senin de kapını çalabilir. Milliyetçi Hareket Partisinin ve Cumhuriyet Halk Partisinin maruz kaldığı bu izleme ve dinleme haysiyetsizliğine Hükûmet, AKP Hükûmeti gerekli tepkiyi koyabilse, tedbiri alabilseydi bugün bu dinlenme ve izlemeden şikâyet etmez, Türkiye bu noktaya gelmezdi. O gün, biraz önce sayın milletvekillinin söylediği gibi…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bir de kullandılar onu, bir de kullandılar.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) –…partiler aleyhinde bir istismar aracı, bir suçlama aracı, bir seçim propaganda aracı olarak kullanırsanız bugün aynı zillet sizin kapınızı da çalabilir. Olan, ülkemize olmaktadır.  Çok temel hürriyetlerimizde, haberleşme hürriyetinde, özel hayatın gizliliğinde eğer bir güvenlik duymuyorsak, güvenemiyorsak Türkiye’de yaşamanın onuru, sevinci, kıvancı kalmaz. Türkiye’yi yaşanmaz hâle getirdiniz. Sizi milletimize şikâyet ediyorum.

Bu rapor hiçbir derde çözüm olmayacaktır. Rapor yetersizdir, rapor gayriciddidir. Bu rapor, bir başka amaç için kullanılmış ve zamanlama da ona göre seçilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yasak savma…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu rapora, grubumuz ne karar verir bilmiyorum ama, destek vermeyeceğimizi düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan geçen gün, feryat figan “Benim böceklerimi koyanlar serbest kalıyor. Böcek koyan 5 kişi vardı, bırakılmışlar.” dedi, sonra bir baktık, akşama “böcek koyanlar” diye, birileri tutuklandı. Acaba, diyorum ki, bu ülkede gizli dinleme kurbanı olmak için veya kaset, şantaj mağduru olmak için veya en mahremine girip, telefonlarının, evinin yatak odasına kadar gözlenmesi, dinlenmesi, izlenmesi, kayda alınması için, bu ülkede faillerin yakalanması için illa bir başbakan olmak mı gerekir? Arkadaşlar, bu ülkede 1 Başbakan var yani 77 milyon nüfus var, diğerleri ne olacak?

Bakın, geldiğimiz günden bu yana, Mecliste uyardık: “Darbeciler bunu yaptı.” dedik. “Çeteler yaptı.” dedik. “Gladio yaptı.” dedik. “Derin devlet yaptı gizli dinlemeleri.” dedik. “Kontrgerilla yaptı.” dedik. Teknoloji, İnternet, iletişim gelişmiş. Böcekler piyasada beleş satılıyor, beleş, 50 liraya dinleme böcekleri alabiliyorsunuz, bu kadar basit -ve dedektiflik büroları var, özel güvenlik 500 bin sınırında- herkes herkesi dinleyebiliyor. Genelkurmay istihbaratı daha önce ayrıydı, Jandarmanın istihbaratı ayrıydı, Emniyetin istihbaratı ayrıydı, bir de GES Komutanlığı vardı biliyorsunuz, bütün bunlar dinleme yapabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama Meclis dinleyemez, dinlemez.

HASİP KAPLAN (Devamla) – TİB, yeni kuruldu, herkes dinleyebilir… Meclisteki milletvekilleri de dinlemeden şikâyetçi oluyor ama kendileri dinlemiyorlar.

Şimdi, hava sıcak, dışarısı güzel, bahçede çiçekler, gölge var, çay kahve de geliyor, hiçbiri dinlemiyor. Niye? Çünkü dertleri değil, onlar için ancak kapıya dayanınca dinleme…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Biz buradayız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizler buradasınız, burada olanları takdir ediyorum ben, kusura bakmayın, yani yüzde 5 oranında var burada insanlar.

Şimdi, burada, mikro ses kayıt cihazlarından dijitale, ses telefon kayıt cihazlarından casus kaleme, gözlüklerden anahtarlıklardan kameralardan mikro kulaklardan  dinleme sistemlerine, GSM ortam dinlemeden bilgisayar dinlemeye, izlemeye her türlü cihaz sokakta.

Ben, kendim, Araştırma Komisyonu üyesiydim, Emniyet ve Jandarma istihbarat müdürlerine sordum, dedim: “Bu cihazlar piyasada satılıyor, haberiniz var mı?”, “Yok.” dediler, “Kaç kuruş?” dedim, “Yok.” dediler. Ben, İnternet’ten açtım, bir yeri gördüm, aradım, onların önünde canlı canlı pazarlık yaptım “60 liraya ağabey, en iyisinden dinleme cihazını kargoyla hemen gönderiyoruz sana, ne zaman istersen.” dedim  “Ya, bu suç muç değil mi?”, “Yok, kardeşim, yer şeyi yasal.” Yani ben Meclis Komisyonunda bunu canlı canlı yaptım arkadaşlar.

Şimdi, burada, geldiğimiz noktada, siz, kişilik haklarından, özel hayatın dokunulmazlığından, mahremiyetinden bahsedebilir misiniz? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan bir ülkeyiz. 2001 Anayasa değişikliklerinin içinde haberleşme hürriyeti, konut dokunulmazlığı, aileye saygı olayı, bütün bunlar anayasal hüküm altına alındı ama her ne hikmetse, Cumhurbaşkanı dinleniyor, Başbakan dinleniyor, Anayasa Mahkemesi, üst yargıçlar dinleniyor, bu ülkede dinlenmeyen kalmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hepsini Başbakan dinliyor.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, sorduk soruşturduk, bu önergeyi verdik ve bu önergeden sonra Komisyon kuruldu, biz de hasbelkader bu Komisyonun üyesi olduk. O zaman, Barış ve Demokrasi Partisi adına bu Komisyonla beraber arkadaşlarla incelemeler yaptık ve gittik Emniyet İstihbarata, dedik ki: “Arkadaşlar, siz şöyle nasıl dinliyorsunuz, bize bir anlatın bakayım.” Bizimle dalga geçtiler arkadaşlar, bize bir bilgisayar ekranı gösterdiler, bir oda, o odaya kartla giriliyormuş, kartla çıkılıyormuş –şimdiki Meclis odaları gibi, şimdi Meclis odalarına da biliyorsunuz, artık kartımızla giriyoruz, çıkıyoruz ya- sonra, bir tane fare vardı, bir de ekran vardı, dediler ki: “Biz buradan dinliyoruz.” O kadarını biliyoruz, bilgisayarda nasıl dinleme olduğunu, TİB üzerinden yaptığınızı. Sonra, şunu sorduk: “Nasıl dinleme?” İki türlü dinleme var; bir: Adli dinleme var. Adli dinlemede mahkeme kararı gerekiyor. Mahkeme kararı için başvuruluyor ve bunun örneklerini çıkardım, Komisyona verdim, hâkim kendi telefonunun altına imzayı çakmış. Kendi telefonunu yazmışlar “hâkimin dinlenmesine” diye, hâkim kendi telefonuyla ilgili dinleme kararı yazmış arkadaşlar. Bunu ben Komisyona verdim. Sonra, gazeteciler kod adlarıyla yazmışlar, Pastör, Pastör’ün telefon numarası, Mehmet Altan’ın ve diğerlerinin, diğer gazetecilerin, onların da dinlenme kararı verilmiş. Milletvekilleriyle ilgili kararlar var. Arkadaşlar, milletvekilinin dokunulmazlığı var bu ülkede, dinlenmez; bunu herkes bilir ama bir Bakan, İçişleri Bakanı geldi, şu kürsüde dedi ki: “Ben milletvekillerini dinledim.” Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, herkes biliyor yani. Şimdi, o İçişleri Bakanı yeni İçişleri Bakanına diyor ki: “Sen bizi dinliyorsun ‘paralel maralel’ diyerek.” Eski İçişleri Bakanına cevap veriyor yeni İçişleri Bakanı, diyor ki: “Oo, senin zamanında ne dinlemeler gördük.”

Arkadaşlar, özel yetkili mahkemelerin gizli tanık, gizli dinleme, gizli savcılık, gizli soruşturma, gizli dosyalarıyla bu ülkede binlerce insan içeri konuldu, hapsedildi, uzun süre tutuklandı, üç sene mahkemeye çıkarılmadı. Bu ülkeyi uzun tutukluluk belası sardı, adil yargılanma hakkı ihlal edildi, adaletin olmadığı kaygısı ortama hâkim oldu. Ne oluyor şimdi? Bakıyoruz, Anayasa Mahkemesi birer birer ihlal kararları veriyor, Ergenekon, Balyoz, ondan sonra sporda şike olayı.

Şimdi, bakıyoruz arkadaşlar, uzun tutukluluk, adil yargılama, KCK davasında belediye başkanı ve siyasetçiler tutuklu. Onlarla ilgili niye karar verilmiyor? Yok, çifte standart var bir kesime, Kürt oldu mu yurttaş değil sanki, bir ayrımcılık…

Peki, dosyalarda ne var? KCK davalarının dosyalarını incelediğimiz zaman, adli dinlemenin dışına çıkıldığını gördük arkadaş.

2937 sayılı Kanun’da önleyici dinleme diye bir hüküm var. Bu önleyici dinleme, MİT’in de zaman zaman yaptığı… Gerçi bu son MİT Yasası’yla artık MİT her şeyi yapabilir, yani onun yetkisi, sınırı, her şeyi verildi. Önleyici dinlemelere her ilde, vali, emniyet müdürü ve komutan karar verebiliyor arkadaş. İlçelerde kaymakam, müdürler düzeyine düşen bir önleyici dinleme var. Bu önleyici dinlemelerin bir kısmı TİB üzerinden yapılıyor, bir kısmı GSM şirketlerinin üzerinden yapılıyor, bir kısmı yerinden yapılıyor, bir kısmının dinleme araçları var. Sonra soruşturduk, 11 tane dinleme aracı kayıp. Bu devletin demirbaşları nerede? Kimisi diyor ki “Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının garajındadır.”, kimisi bilmem, nerede diyor. 11 tane koskoca dinleme aracı kayıp; uçtu mu, buharlaştı mı, sanki son Malezya uçağı gibi birdenbire kayboldu; hâlâ bu ülke bulamadı. Hâlâ bu ülke Baykal’ın kasetini çıkaranı bulamadı, hâlâ bu ülke MHP’ye yönelik bir seçim operasyonu olan o kasetleri, o şantajcıları yapanı, dinleyeni… Bir kişilik bir olay değil, örgütlü bir güç olayıdır bu. Eğer bu yüzlerce kişi üzerinde yoğunlaşıyorsa, çok sistemli, siyasi, ahlak dışı suç teşkil eden örgütlü bir harekettir ve bulunamadı. Nasıl oluyor bulunamıyor? Birileri yapıyor, birileri koruyorsa bulunmaz arkadaşlar. Bu böyledir, fail bulunmaz. Eğer failin arkasında devletin yetkisini, gücünü kullananlar varsa onlar bulunmaz. Buradan açıklıkla söylüyorum, biz çok net söylüyoruz. Öyle böcek möcek peşine düşenlere şunu söylemek istiyorum ben: Çok çeşit böcekler var; kapalı devre böcekler, telefon hattı böcekleri, şehir böcekleri, açık devre cihazları, optik böcekler, ultrasonik böcekler, radyo frekansı, “wifi” böcekleri, 3G böcekleri ama en kötü böcekler var ya, bu böcekleri koyan böceklerdir. Asıl bu böcekleri temizlemeye başlamak lazım. O zaman önleyici dinleme sağlanır.

Buradan, bu araştırma raporunda imzası olan bir arkadaşınız olarak -şimdi bir görüşmemiz var, Yüksek Seçim Kuruluna gidip geleceğiz- size çok çok daha teknik nasıl önlenebilir, öyle hava civa değil… Bu ülkede istenirse Meclis bir haftada bu gizli dinlemeyi bitirebilir. Bunun bütün örneklerini burada anlatacağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurunuz Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 489 sıra sayılı Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış buluyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanuna aykırı biçimde yapılan ve adına ise ister önleme ister adli ister ortam dinlemesi densin, netice itibarıyla muhaberatın gizliliği esası ortadan kalkmış durumdadır.

Son yıllarda hukuka aykırı düzenlemeler artmış, bu durum son birkaç yıldır tüm eleştiri ve hukuka aykırılığın giderilmesi adına yürütülen çabalara rağmen devam etmektedir. Önceleri Adalet Bakanlığı bu dinlemelerden haberdar olduklarını ve dinlemelerin hukuka uygun olduğunu belirtmişken, hâlihazırda durumun kontrolden çıktığı malumdur.

Değerli milletvekilleri, demokratik bir hukuk devletinde delil elde etme soruşturmanın temel amacı ve kolluğun görevi olmakla birlikte, bu amaç ve görev insan hakları ihlallerini meşrulaştırıcı ve hukuka aykırı davranmanın bir mazereti olamaz. Nitekim, Anayasa’nın 22’nci maddesi kural olarak “Herkes, haberleşme özgürlüğüne sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.” der. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dâhil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 8’inci maddesinde de herkesin, haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kurala bağlanmış. Bu hakka bir kamu otoritesinin müdahalesinin ancak, ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması,  suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de, seçilmişler, atanmışlar, medya mensupları, politik mücadele yürüten yurttaşlar, neredeyse herkes dinlenebilmekte, bu hâliyle haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği hakkı âdeta ortadan kalkmış bulunmaktadır. Nitekim, KCK operasyonlarında Barış ve Demokrasi Partisi milletvekillerinin dinlendiği bizzat İçişleri eski Bakanı Sayın İdris Naim Şahin tarafından itiraf edilmişken, geçen iki yıla yakın sürede “Selam” terör örgütü adı altında, toplamda 7 bin kişinin dinlendiği bilgisi de gazete manşetlerine yansımıştır.

Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi, aslında, ülkemizde yıllardır gündemleşmesi gereken bir konu iken, AK PARTİ mensuplarının gizli dinlemelere maruz kalmaları sonucu böyle bir komisyonun kurulmuş olması, özgürlükler konusunda Türkiye’de yaşanan bencil siyasi tutumların önemli bir göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarı, özel yetkili mahkemeler örneğinde olduğu gibi, özgürlüklerin kısıtlanması, engellemeler ve siyasi tasfiye girişimleri kendi iktidarına yönelene kadar her türlü hukuksuzluğa sessiz kalmış, hatta yaşanan hukuksuzlukları “Efendim, adli mercilere müdahale etmemiz uygun değildir.” sloganlarıyla geçiştirmek suretiyle alkışlayabilmiş, ancak benzer girişimler kendi iktidarlarına yöneldiğinde, sözüm ona demokrasi ve özgülük hamisi kesilebilmişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmişte olmasa da bugün gizli dinlemelerle ilgili itham edilen ve adına “paralel yapı” denilen organizasyona ilişkin, bu organizasyonun gerçekleştirdiği hukuksuzluklarla ilgili Hükûmet yetkilileri her ortamda yüzeysel ifadelerle büyük tehlikelerden söz etmektedirler ancak Hükûmet yetkilileri bu paralel yapılanmanın ne gibi cürümler işlediği, bu cürümleri işlerken nereden, hangi kişi ve kurumlardan cesaret ve destek aldıkları, bu destekleri hangi biçimlerde aldıkları, bu “paralel yapı” olarak adlandırılan organizasyonu kim ya da kimlerin himaye ettiğiyle ilgili gerek Parlamentoyu gerekse kamuoyunu aydınlatacak bilgiler vermekten de özenle kaçınmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, tüm siyasi partiler, tüm milletvekilleri ve tüm siyaset yapan bireyler “demokrasi” kavramını oldukça yoğun biçimde kullanmaktadırlar. Ancak şu soruyu sormak gereklidir diye düşünüyorum: Bizler demokrasiyi ve özgürlükleri, temel hakları yalnızca bir zümre, belli bir siyasi grup, bir etnik ya da dinî kimlik için mi istiyoruz yoksa Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan herkes için ve tüm farklı siyasi eğilimler için eşit ölçüde mi istiyoruz? Bu soruya vereceğimiz yanıt aslında demokrasi algımızı, özgürlükler algımızı, adalet algımızı gözler önüne serecektir.

Değerli milletvekilleri, 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonları kapsamında gözaltına alınan ve birer yetişkin olmalarına rağmen kamuoyuna “bakan çocukları” biçiminde yansıtılmak suretiyle dramatize edilen tablolar karşısında Hükûmet yetkilileri bu durumu “paralel yapının iktidarı tasfiye girişimi” sayabilmiş, binlerce polis ve onlarca hâkimin görev yerleri değiştirilmiştir. Ancak geçtiğimiz haftalarda Adana’da henüz 15 yaşında olan İbrahim Aras adlı bir çocuğun, polisin yakın mesafeden attığı bomba nedeniyle kafatası bedeninden ayrılmış ve kafatası parçalanmış ve İbrahim yaşamını yitirmiştir. İbrahim Aras için Hükûmet yetkilileri, bakan çocuklarının bir süre gözaltında tutulmaları karşısında gösterdikleri tepkinin yüzde 1’ini dahi gösterememişlerdir veya Hükûmet yetkilileri 17 ve 25 Aralık operasyonları kapsamında gözaltına alınanlarla ilgili sürekli dillendirdikleri “masumiyet karinesi” kavramına dair tutumlarını kendi Hükûmetleri döneminde haksız yere cezaevlerinde yıllarca tutuklu olarak bekletilen diğer tutuklularla ilgili de takınamamışlardır. Dolayısıyla, görmekteyiz ki Hükûmet, demokrasi, hukuk devleti ve kişi hürriyeti gibi kavramları ancak iktidarında bir çatlak oluştuğunda önemsemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; haberleşme özgürlüğü, evrensel hukukta da karşılığını bulduğu üzere, engellenmemelidir. Haberleşme hürriyetinin engellenmesine dönük her türlü girişim elbette hukuk devleti dairesinde karşılığını bulmalıdır. Diğer taraftan, ayrıca belirtmek gerekir ki haberleşme hürriyetinin engellenmesine yönelik tartışma konusuyla 17 ve 25 Aralık benzeri yolsuzluk operasyonlarının kapsamları da farklı kategorilerde ve titizlikle ele alınmalıdır. Haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliği ilkesine aykırı davrananların yanında, yolsuzlukla mücadele ve yolsuzlukların açığa çıkarılması kapsamında kurumsal yetkilerin yarattığı nüfuzu kullanmak suretiyle kamunun zarara uğratılması ve haksız şahsi kazanç elde edilmesi, yolsuzluk, rüşvet biçiminde cürüm ve cüretlerin faillerinin de ivedilikle ve adil bir biçimde araştırılması ve adaletin önüne çıkarılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik mücadelede gösterilen performans, yolsuzluk ve rüşvetle mücadelede de gösterilebildiğinde belki ilke açısından siyasi bir tutumdan söz edilebilir. Aksi takdirde, haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine dönük yasal düzenlemeler, yolsuzluk ve rüşvetle ilgili yürütülen soruşturmaları perdelemek niyetinde yürütüldüğünde yönetimin şeffaflığı ilkesinden bahsedemeyiz. Mesele, birilerinin tutuklanıp birilerinin serbest bırakılması değildir. Bizler de bütün yurttaşlar gibi adaleti referans alan yasalar, adaleti sağlamaya çalışan yargıçlar ve bunlara saygı duyan bir iktidar ve hükûmet istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; komisyon raporu vesilesiyle Halkların Demokratik Partisi ve şahsım adına altını çizerek belirtmeliyim ki bizler, Türkiye’de kişi hak ve özgürlüklerinin evrensel hukuk standartları çerçevesinde sağlanabilmesi için her türlü meşru mücadeleyi, bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da vermeye devam edeceğiz. Aynı biçimde, altını çizerek belirtmem gereken bir nokta da şudur ki: Bir hükûmetin hesap verebilmeye, denetlenebilmeye açık ve hazır olması, bir iktidarın demokratlık ve şeffaflık karnesinde önemli noktaları işgal etmektedir. Zira, bir iktidarın denetlenebilir olması ya da olmaması iktidarın diğer alanlardaki politika ve icraatlarının da bir aynası niteliğindedir.

Bu temelde, komisyon raporunun, muhalefet şerhlerinin bir bütün olarak AK PARTİ iktidarı tarafından dikkate alınarak gereken adımların atılması elzemdir diyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın  Dora.

Antalya Milletvekili Gürkut Acar.

Buyurunuz Sayın  Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonu hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu rapor aslında Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmayan bir rapordur. Tamamıyla yasak savma kabîlinden getirilmiştir ve oyalamaya, aldatmaya yöneliktir. Özellikle, insan yaşamının en önemli bölümü olan özel hayatın gizliliği konusunda bu rapor hiçbir şey taşımamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, yıllarca bu gizli kayıtlardan şikâyet edildi ama siz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak hiçbir adım atmadınız. Muhalifler dinlendiği için hiç şikâyet etmediniz. Başbakan seçim meydanlarında bunları kullandı, Adalet Bakanı adaleti sağlaması gereken Bakan, yasa dışı dinlemelerden medet umdu. Şimdi, Başbakan böcekten şikâyet ediyor, buna hakkı var mı? Bunların sorumlusu, bunları besleyip büyüten Adalet ve Kalkınma Partisi değil midir, Sayın  Başbakan değil midir?

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu raporda yer alan bazı konuları hep birlikte görelim. Burada, bu raporda, bu Komisyonun dört ay çalıştığı söyleniyor ancak bu Komisyon bu kadar çalışmamıştır. Çalışmaların devamı için de ek bir süre tanınacağı beklenirken bir aylık süre uzatımı rapor yazım süresi için kullanılmıştır. Çalışmalar sırasında, iki haftadan fazla sürede alt komisyon başkanlarının programları gerekçe gösterilerek çalışma yapılmamış, neredeyse bir buçuk aylık bir süre heba edilmiş, Komisyon çalışmaları engellenmiş ve kamuoyundan kaçırılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, özellikle, Komisyonda talep edilmesine rağmen, muhalefet parti temsilcilerinin Komisyona bilgi verilmesini istedikleri kişi ve kuruluşlar getirilip burada dinlenmemiştir, Komisyona çağrılmamıştır; çağrılan kurum ve kuruluşlar ise, Komisyona yeterli bilgi ve belgeyi vermemiştir.

Değerli arkadaşlarım, burada, ülkemizde yaşanan yasa dışı dinlemelerle ilgili suç ve suçlulara karşı yetkili kuruluşların neden görevlerini yerine getirmedikleri bu raporda yer almamıştır. Sınırlı bilgi ve yetkiye sahip kurum temsilcilerinin Komisyonda sunum yapması nedeniyle bir çok konu açıklığa çıkarılmamıştır. Burada, gizlilikler, gizli dinlemelerle şeffaf hâle getirilmiştir; her türlü edep ve etik duygudan yoksun bir şekilde itibarsızlaştırma, suçlama ve dışlama vesilesi yapılmıştır. Bu gizli dinlemelerden dolayı ağır mağduriyetler yaşanmıştır.

Komisyona sunum yapan eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Eraslan’ın, kaybolduğu iddia edilen 11 dinleme aracıyla ilgili olarak yaptığı bilgilendirmede; İsrail, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri firmalarından veya Almanya’da bazı firmalardan temin edildiği bildirilen bu araçların hangi ülkelerden alındığı, hangi amaçlarla nerede kullanıldığı, ithalatları yapılırken hangi prosedürün uygulandığı, paraların nasıl ödendiği, bunların amacı dışında bir büyükşehir belediye başkanının dahi bu araçlardan kullandığı iddiaları araştırılmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, çok ilginç, Türkiye’ye dışarıdan bazı tırlar giriyor, girişi belli ama çıkışı belli değil. Bazı tırlar kayboluyor. Bu tırlarda ne olduğu araştırılırken bu sefer Türkiye’ye dinleme araçları geliyor, ithal ediliyor ama dinleme araçları Türkiye’de kayboluyor. Nerede olduğu belli olmayan dinleme araçları var.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, TTNET-Phorm, Türk Trust konuları da raporda yer almış olmasına rağmen, Türk Trust şirketinin ürettiği, insanların tüm kişisel hesap hareketlerine, banka bilgilerine, elektronik postalarına, yazışmalarına kadar müdahale etme yetkisine sahip iki adet hatalı sertifikanın bir tanesinin EGO Genel Müdürlüğü tarafından kullanıldığının tespit edilmesi gözlerin Ankara Büyükşehir Belediyesine çevrilmesine neden olmuştur ve buna rağmen bu sertifikanın nerelerde kullanıldığı, hangi işlemlerin yapıldığı, alt sertifikaların üretilip üretilmediği tespit edilmemiştir.

Komisyona sunum yapan Sabri Uzun’un, Türkiye’de yapılan yasa dışı işlemlerin tamamının devlet görevlileri tarafından yapıldığına ilişkin sözleri, kurumlardaki insanların izni ya da iradesi olmadan böyle bir şeyin gerçekleştirilemeyeceği iddiası Hükûmetin bu konuda da sorumlu olduğunu göstermektedir. Değerli arkadaşlarım, bütün bu dinlemeleri yapanların resmî kişiler olduğu açıkça ortada olduğu hâlde, bugün Adalet ve Kalkınma Partisi bu resmî kişilerden bir tekini bile tespit etmemiştir. Komisyon raporunda bu konu da üstü kapalı şekilde geçmiştir.

Öncelikle, Türkiye’de özellikle son on yılda yaşanan yasa dışı izleme ve dinlemelerin kimler tarafından yapıldığı, hangi amaçlarla yapıldığı, kimlere servis edildiği, harcamaların nereden ve nasıl karşılandığı, örtülü ödeneklerinin kullanılıp kullanılmadığı bu raporda yer almalıydı, almamıştır.

Türkiye’de hangi yabancı istihbarat örgütlerinin bulunduğu, eleman sayıları, bunların çalışma alanları, Türkiye’de hangi faaliyetlerde bulundukları, Türkiye’de ne kadar süre daha kalacakları, masraflarının nasıl karşılandığı, örtülü ödenek kullanıp kullanmadıkları, yaptıkları faaliyetlerden Türk Hükûmetinin haberinin olup olmadığı konularında da bu raporda hiçbir şey yoktur.

Değerli arkadaşlarım, Komisyon üyelerinin dinlenecek kişiler ve kurumlarla ilgili talepleri karşılanmamış, gerek şahıs olarak Komisyona başvuranlar gerekse Komisyon üyelerinin dinlemesini istediği kişilerle ilgili başvuruları sonuçsuz kalmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu rapor, tamamıyla, bu işin âdeta örtbas edilmesi için, yasak savmak için yapılmıştır ve bu rapordan ağır şekilde yararlanması gereken kimse yararlanamamıştır.

Bakınız, raporda, Türkiye'de dinleme yapmaya yetkili kuruluşların hangi araç ve gereçleri kullandıkları, bu araç ve gereçlerin envanterlerinin olup olmadığı, nasıl ithal edildikleri, nerelerde hangi amaçlarla kullanıldığı da yer almamıştır ve özel hayatın gizliliği tümüyle ihlal edilmiştir. Türkiye'de büyük acılar yaşanmıştır, fişlemeler yapılmıştır, fişleme sorumlularından da hesap sorulmamıştır. Özel hayatın gizliliği ağır şekilde ihlal edilmiştir. Kişisel bilgiler, veriler yayınlanıyor, bu bilgilere şifreli ulaşma yetkisi olanlar “Şifre benim ama ben sızdırmadım.” diyor ama bu dinlemelerden gelen bütün bilgiler basında yer alıyor ve bu gizli dinlemeler itibarsızlaştırma, insanları önceden suçlama ve ondan sonra da onlar hakkında adli işlemlerin yapılmasına sebebiyet veriyor.

Değerli arkadaşlarım, raporda “log” kayıtlarının tutulmasının önemi vurgulanırken Hrant Dink cinayetinde “log” kayıtlarının nasıl ve kimler tarafından, hangi amaçla değiştirildiğinden bahsedilmemiş, özellikle taklit baz istasyonları konusu yer bulmamış, A15, A25 araçlarının envanterleri ve nerelerde kimler tarafından hangi amaçla kullanıldıkları, hangi verilerin elde edilerek kimlere servis edildiği konusu da raporda yer almamıştır.

Siyasi parti yöneticilerine karşı yapılan itibarsızlaştırmalarla ilgili operasyonların nasıl, kimler tarafından hangi yetkilerle yapıldığı, elde edilen bulguların kimlerle paylaşıldığı konusu da raporda yer almamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bir partinin genel başkanı hakkında onun istifasına sebebiyet verecek olan, bu konuda özel hayatını deşifre eden kasetlerin bugüne kadar nereden, kim tarafından nasıl basına servis edildiği, nasıl sızdırıldığı, özel hayatın böylesine acımasızca nasıl ilan edildiği konusunda da maalesef bu raporda hiçbir şey yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu raporda aslında bütün bunların cevaplarını bulması gerekirken raporda hiçbir şey yer almamıştır. Yasak savma kabîlinden bu rapor ortaya konulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi herkesin hakkını koruyacak, herkesin güven duyduğu, herkesin kendi hakkı ihlal edildiği zaman yardımına koşacak, ona sahip çıkacak bir kurum olmaktan böylece çıkmaktadır. Türkiye’de maalesef insanlar hakkını teslim edecek herhangi bir makam bulamıyor. Siyasetçiler objektif hukuk kurallarını bir yana bırakıp “Sandık bizi akladı.” anlayışına gidiyor.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinde çoğunluk olmak her şeyi örtbas ederek kendisinin aleyhinde olan her konuyu ötelemek değildir. Keser döner, sap döner, gün gelir burada bu emirleri verenler ortaya çıkar ve bugün iktidarda oldukları için hesap veremeyenler yarın hesap verir duruma gelecektir.

Hepinizi bu düşüncelerle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Denizli Milletvekili Bilal Uçar.

Buyurunuz Sayın Uçar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BİLAL UÇAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerinde önerge sahibi olarak söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kişinin can ve mal emniyeti kadar önemli bir konu da bireyin kendi iç dünyasıdır, özel hayatıdır. Kişilerin özel hayatı da canı ve malı kadar önemlidir ve dokunulmazdır. Özel hayatın mahremiyeti, dokunulmazlığı Anayasa’da düzenlenmiş, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere evrensel hukukta da koruma altına alınmıştır. Özel hayatın korunması ne kadar yasal teminata bağlansa da bilişim çağında gelişen teknoloji karşısında bundan korunmanın pek mümkün olmadığı maalesef bir gerçektir. Dünyanın her yerinde, başta siyasetçiler olmak üzere, pek çok kişinin haberleşme özgürlüğünün ihlali yoluyla mağdur edildikleri herkesin malumudur. Bu öyle bir mağduriyet ki kişinin özel hayatının, gizli hâllerinin, kendi iç dünyasında yaşadıklarının gizlice kaydedilmesi ister basın yoluyla isterse sosyal medyada ya da üçüncü bir kişinin yanında ifşa edilmesi, cana kast gibi etki yaratmakta, kişinin toplum içinde onurunu yok etmekte, insan içine çıkamaz hâle getirebilmekte, âdeta yaşarken öldürmektedir. Hangi sebeple olursa olsun, kişilerin özel hayatının ihlal edilmesi asla kabul edilemez. Kime yapılırsa yapılsın, böyle bir durumda herkes ilkeli davranmalı, değil rakibine, düşmanına karşı bile yapılsa tevil yoluna bile gitmeden karşı çıkılmalıdır.

Buna rağmen, İnternet  çağında kişilerin özel hayatı bugün çok daha büyük bir tehdit altındadır. Tehlikeyi bir yandan cebimizde taşıyoruz. Kişilerin özel hayatının ses ve görüntü olarak kayıt altına alınması çok kolay. Yanımızdan ayırmadığımız cep telefonları bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer yandan da özel hayatımıza bir tehdit olarak her daim hazır vaziyette.

Özel hayatın korunması noktasında devlet her türlü tedbiri mutlaka alacaktır, yaptırımların caydırıcı olması da önemlidir. 2012 yılında Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle özel hayatın gizliliğinin ihlalinde verilecek cezalar artırılmıştır. Bunu basın yoluyla gerçekleşmesi hâlinde de yine aynı ceza, basın için geçerli hâle getirilmiştir. Ancak bu konuda toplumsal bir duyarlılık, bir bilinç oluşturmak gerektiğine inanıyorum. Daha anaokulundan başlamak üzere eğitim kurumlarında bu konu işlenmeli, başkasının özel hayatını ihlalinin büyük bir suç ve günah olduğu mutlaka öğretilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada en önemli görev siyaset kurumuna düşmektedir çünkü özel hayatın ihlaline en fazla siyasetçiler maruz kalmaktadır. Aslında siyaset kurumunun burada iyi bir sınav verdiği de söylenemez. Doğru olup olmadığı anlaşılmadan, yasal olup olmadığına bakılmadan, özellikle bir yerlerden servis edilen telefon dinlemelerinin çarşaf çarşaf afişe edilmesi, sırf rakiplerini yıpratmak için sahip çıkılması siyasi çürümüşlüğün göstergesidir. Geçmişte “Şu şuna karşı yaptı da işte, bugün bu böyle oldu.” diyerek hiçbirimiz bu konuda mazeret üretmemeliyiz. Nereden ve kimden gelirse gelsin, ilkesel bir duruşla karşı çıkmalıyız.

Bununla birlikte, kişilerin gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının görüntülü veya sesli olarak saptanması ve kaydedilmesi suçtur. Ülkemizde tüm bu yasal düzenlemelere ve etkin ceza yaptırımlarına rağmen, gerek yasal düzenlemelerden ve gerekse uygulamadan kaynaklanan bazı sorunların olduğu görülmektedir. Yasa dışı biçimde konuşmaların dinlendiği, kayda alındığı ve bu kayıtların kimi zaman basın yoluyla hukuka aykırı bir şekilde kullanıldığı, buradan siyasi bir sonuç alınmak istendiği yakın zamanda Türkiye'nin yaşadığı acı bir gerçek olmuştur. Özellikle kamu görevi yapan bazı şahısların görevlerini kötüye kullanarak yasa dışı dinlemelerin içinde olmaları vatandaşın gözünde devleti töhmet altında bırakacak bir sonuç çıkarmıştır. Çünkü yasa dışı dinlemelerin devlet imkânlarıyla yapıldığı yolunda çok ciddi iddialar eskiden beri mevcut idi. Komisyon üyeleri olarak inceleme yaptığımız bazı kurumlarda bize anlatılanlardan bu noktada çok da tatmin olmamıştık. İşte, 17 ve 25 Aralık olaylarında yasa dışı dinlemelerin devlet içine sızan bir ihanet şebekesi tarafından yapıldığı ortaya çıktı. Daha geçenlerde basına da yansıyan bir dinleme skandalı bu konunun ne kadar ciddi olduğunu bize göstermektedir. Birçok siyaset adamının farklı isimlerle ve bazı terör örgütleriyle irtibatlandırılarak mahkeme kararıyla dinlendikleri belirtilmektedir. Buna benzer bir hadisede binlerce, belki de on binlerce insanın sahte isimlerle dinlendiği ortaya çıkmıştı. Hukuki süreç bu konuda devam etmektedir. Bu ahlaksızlığı yapanlar elbette yargıda bunun hesabını vereceklerdir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dün alkışlıyordunuz ama!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Beraber kucak kucağa geçti on bir sene!

BİLAL UÇAR (Devamla) – Özellikle bu noktadan sonra yeni bir düzenleme yapılması ihtiyacı elzem olarak görüldüğünden Ceza Muhakemesi 135’inci maddede değişiklik yapılarak dinleme kararı verilmesi çok ağır şartlara bağlanmıştır.

Dinleme kararları sadece ağır ceza mahkemeleri tarafından oy birliğiyle verilecektir. Toplumun tamamına yakınında “Dinleniyor muyum acaba?” şeklinde bir endişenin bulunması demokratik hukuk devletinde kabul edilemez. En kısa zamanda bu algının ortadan kaldırılıp başkasının hak ve özgürlüğünü ihlal etmeyen, kişi ve özgürlüklerinin korunmasına ve mahremiyetine saygı gösterilen, güvenli, şeffaf, kanunlara uygun ortamların oluşturulması gerekmektedir. Kişilerin özel hayatının ve gizliliğinin korunması için mevcut cezaların bu tarz suçların işlenmesinde caydırıcı olması da önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tüm siyasi parti gruplarının ortak iradesi ve mutabakatıyla kurulmuştur. Böyle bir Komisyonun kurulması kamuoyunda büyük bir ilgi uyandırmış, sorunun çözüm yollarının ve alınması gereken yasal, istihbari ve gerekli diğer idari tedbirlerin tespiti noktasında bir beklenti oluşturmuştur. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan iktidar ve muhalefet partilerinin tamamının ortak iradeleriyle kurulan Komisyonumuz çalışmalarını tamamlamış ve bugün görüştüğümüz rapor ortaya çıkmıştır.

Komisyon çalışmaları esnasında iktidar ve muhalefet milletvekilleri büyük bir özveri, uyum içinde çalışmış, rapora her bir Komisyon üyesi çok ciddi katkı sağlamıştır. Muhalefete mensup milletvekillerinin muhalefet şerhlerinde de dikkate alınması gereken hususlar bulunmaktadır. İşte bu noktadan sonra özel hayatın gizliliğinin korunması, haberleşme özgürlüğüne yönelik ihlallerin ortadan kaldırılması amacıyla aynı ortak irade ve kararlılığın devam etmesi gerekmektedir. Rakiplerine karşı yapıldığında ses çıkarılmadığı zaman günün birinde kendilerinin de böyle bir tehlikeye maruz kalabileceği unutulmamalıdır. Bu konu toplumun genel bir hassasiyetidir. Özel hayatın korunması için alınması gereken tüm tedbirler alınmalıdır.

Bu raporun, bu ihlallerin son bulması noktasında gelişmelere vesile olmasını diliyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uçar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz…

Buyurunuz Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanunsuz dinlemeler için kurulan Meclis araştırma komisyonunun raporunun görüşülmesinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kürsü, milletin kürsüsü, milletin sorunlarının dillendirildiği bir platform olmalı tabii ki. Millet aldatılmaz. Burada yapılan tüm konuşmalar samimi olmalı ve sonuç odaklı olmalı. “Dostlar alışverişte görsün.” tavrıyla zaman kazanmak ya da iş yapmayıp da yapıyormuş gibi görünmek, bir kere, millî iradeye saygısızlık.

 Ortada muhalefetin yıllarca söylediği, ancak 17-26 Aralık yolsuzluk hadiselerinden sonra da iktidarın can havliyle sıkça dillendirdiği bir suç var: İnsanların anayasal hakkı olan haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden gayrimeşru dinlemeler. İddia olmaktan çıkmış. Ülkenin yönetiminden sorumlu Başbakan Cumhurbaşkanından Meclis Başkanına, şahsından ailesine ve çocuklarına kadar dinlenmedik kimsenin kalmadığını itiraf ediyor.

TİB 2012-2013 yıllarında 510 bin kişinin mahkeme kararıyla dinlendiğini açıklıyor. Bu sayı kanunsuz dinlemeler hariç. TİB’deki 2012 öncesi kayıtlar silinmiş değerli arkadaşlar. Tarih manidar. 2011 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisine kurulan gayrimeşru dinleme tuzaklarının ve faillerinin hâlen daha bulunamadığını, bu ahlaksız tezgâhı ortaya çıkarmak namus borcu olduğu hâlde AKP’nin bu olaylarla ilgili kulağının üzerine yatmış olduğunu hatırlatmama bilmem gerek var mı?

Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz’ın 510 bin kişinin dinlenmesine vicdanı müsaade etmemiş olmalı ki “Bu sayı makul değil, ölçü kaçmış.” diyor. Evet değerli milletvekilleri, ölçü kaçtı ki ne kaçtı. Şu sıralarda oturup da dinlenmediğinden emin olan var mı merak ediyorum. Vatandaş tedirgin, toplum huzursuz. Bir paranoya oluşmuş toplumda. Herkes kendi telefonlarından, bilgisayarlarından korkar hâle gelmiş. Evet, ey AKP, nereden nereye.

Herkesin bildiği gibi rüzgâr eken fırtına biçermiş. 2011’de Milliyetçi Hareket Partisini Meclis dışında bırakmak için kurulan bu namussuz dinleme tezgâhına karşı eğer ülkeyi yöneten Başbakan ve AKP sözcüleri adam gibi bir tepki koysalardı, bir muhalefet lideri hakkında ortaya sürülen CD ve kasetlere zevkten dört köşe olmuş bir hâlde “Efendim, eline beline diline sahip olacaksın.” denmeseydi ve “Ne özeli kardeşim, genel genel.” diye vicdanları sızlatan naralar atılmamış olsaydı bugün yaşanan kaos ve karmaşa bu boyutlara ulaşmayacaktı, AKP’nin en azından söyleyeceği bir şeyleri olacaktı. Maalesef Hükûmet, bu ahlaksız senaryoları hayata geçirenler karşısında âdeta onay verircesine sessiz kalmış, hatta alkışlamıştır.

Tekrar edelim ki buradaki dramatik sorun, iktidarın bu kanunsuz dinleme ve gözetlemelerin engellenmesi ve sorumluların ortaya çıkması için gayret sarf etmemiş olmasıdır. Oğluyla yaptığı konuşmalara İnternet yasakları getiren Başbakan, Milliyetçi Hareket Partisine kurulan ahlaksız kumpaslara ve günlerce dizi film gibi İnternet’te yayınlatılmasına göz yumarak, gerekli tedbirleri üretmeyerek âdeta destek vermiştir ve bu işin açıkça siyasi sorumlusudur. Bunu onur meselesi yapıp istifa eden milletvekili adayları için Başbakan alacağı 3 tane oy için onların şeref ve haysiyetlerini, aile yapılarını düşünmeden meydanlarda istismara yönelmiştir; bugün bumerang gibi kendisini, ailesini ve bakanlarını vurmuştur. “Özel hayatım” dedikçe insanlar koro hâlinde “Ne özeli, genel genel.” diye bağırmaktadır. Bu konuda söylenecek çok şey var.

Değerli milletvekilleri, bu meselelere “Oh olsun!” demeden milletin huzuru için acilen çözüm üretmek lazım geldiğini biliyoruz. Bu Komisyon da bunun için kurulmuştu. Maalesef, bu ahlaksız dinlemeler, gözetlemeler kendilerini vurduktan sonra AKP’nin aklı başına gelmiştir, bu rezillikler ayyuka çıkıp ayağa düştükten sonra. Keşke işin başında AKP muhalefetin rahatsızlıklarına kulak verip bu rezaletin üstüne gitme hususunda birlikte çalışmaya razı olsaydı. Tıpkı Soma Maden Ocağı olayında günah çıkarmak için araştırma önergesini reddedip on beş gün sonra kabul etmesi gibi, dinlemeler bir başka partinin başına geldiğinde keyif çatan AKP, kendi başına gelince “Bizi dinliyorlar.” diye feryat figan etmiştir. Şimdi de bir yerleri suçlayarak kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır. AKP deneme-yanılma yoluyla doğruları görmektedir. Bu arada onurlar ayaklar altına alınmış, ahlaki değerler pazara çıkarılmış. Bunun hiçbir önemi yoktur Başbakan için, yeter ki siyaseten oya tahvil edilsin, yeter ki muhalefet zor duruma düşürülsün.

Sayın milletvekilleri, çoğunluğunu AKP’li vekillerin oluşturduğu bu Komisyon Raporu bugün Genel Kurulda müzakereye açılmıştır; maalesef, Mecliste 3-5 milletvekilinin bulunduğu bir Genel Kurul önünde. Genel Kurulda müzakereye açılmış ama maalesef -tekrar ediyorum- AKP milletvekilleri, ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıyan AKP Grubu Meclis sıralarını boş tutmuştur. İncelendiğinde görülecektir ki hem çalışma yöntemleri hem de meselenin asıl sebeplerini ortaya koyma açısından bugün Meclis Genel Kurulu gündemi önüne getirilen rapor yetersizdir.

205 sayfalık raporun 180 sayfası uluslararası hukuk, anayasal ve yasal mevzuatla ilgili, kitabi bilgiler. Bu ahlaksız dinlemelerin sorumlularının kimler olduğu ya da olabileceği hiç tartışılmamış, sanki Komisyon çoğunluğu bir zülfüyâr endişesi taşımış gibi, “Sorumlular kimdir?” “Amaçları nedir?” sorularını Komisyon kendisine hiç sormamıştır. Hâl böyleyken yani bu kanunsuz dinlemeleri yapanlar ortaya çıkarılıp cezalandırılmadığı için bu çalışmaların bir netice vermesi mümkün değildir. Üstü âdeta kapatılsın, gitsin istenmiştir AKP tarafından. Mevcut mevzuatta aslında bu ihlalleri yapanlar hakkında gerekli yaptırımlar vardır. Burada bir eksiklik yok ama tatbik edende bir sıkıntı var değerli arkadaşlar.

Yasaları uygulayan idaredir ve yargının siyasi sorumluluğunu da Hükûmet taşımaktadır. Bu raporda laf olsun torba dolsun anlayışıyla âdeta bir kitap neşretmek üzere 180 sayfa mevzuat kısmına ayrılır iken uygulamadaki sorunlara yani Hükûmetin sorumluluğuna hiç değinilmemiştir. Bu alanda görev ve sorumlulukları bulunan Emniyetin, Jandarmanın, MİT’in TİB’in görevini yapmadığı ya da yapamadığı ve suçluların neden tespit edilemediği hususlarına hiç dokunulmamıştır. Cumhuriyet savcıları ve yargı neden olaya müdahil değildir, neyi beklemektedirler bu konu hiç ele alınmamıştır. Bu kadar soru cevapsız kaldığı için de tüm bu kurumların siyasi sorumluluğunu taşıyan Hükûmetin kanunsuz dinlemelere karşı karartma yaptığı şüphesi hasıl olmuştur. Hukuk devletlerinde tabii ki bu şüphelerin aydınlatılması zarureti vardır.

Değerli arkadaşlar, hukuksuz dinleme ve özel hayatın gizliliğine müdahaleler, üç şekilde olabilir: Ya yasal dinleme olabilir, ancak dinlemeyi yapan kamu görevlisinin amacı aşan uygulamaları vardır; ya bu yasal kurumlar yasa dışı amaçlarla kullanılabilirler ya da istihbarat örgütlerinin işlemiş oldukları hukuksuz dinleme suçu olabilir.

Mevzuatta fazlaca bir sıkıntı olmadığına göre kanun dışı dinlemelere ülkemizde neden sıkça rastlanmaktadır? Bu soruya doğru cevap verebilmek için üçlü sacayağına dikkat etmek lazımdır; ya dinleme kararı veren mercilerdir ya teknolojidir ya da dinleme yapan kurumlardaki ihmal ya da kasıtlardır suçlu.

Sayın milletvekilleri, özel hayata müdahale etmek veya hukuksuz dinlemeler yapmak üzere birçok yöntem vardır. Elbette bu konuda şehir efsaneleri de vardır. Herkes dinlendiğine inanmaktadır ve 76 milyon insan dinleniyor olarak kendini görüyor ise burada da bir sıkıntı var demektir. Bir toplum bu noktaya gelmişse ülkeyi yönetenlerin bunda çok büyük payı vardır. Çağdaş ülkeler kılı kırk yararak aslolan özel hayata müdahale etmemek, haberleşme hürriyetine saygı duymak derken biz de işin kolayına kaçılmıştır. Hemen dinleme kararı alınması, hemen uygulamaya konulması herhâlde büyük bir ilkellik olsa gerektir.

TİB 2005 yılında kurulmuş, bir yıl sonra da dinlemeler başlamıştır. Dinleme işlerinin tek bir çatı altında toplanması ve bu işlerin mevzuat dahilinde, hukuka uygun olarak yapılıyor olması beklenir 2006 ve 2010 yılları arasında ihlaller hızla artmış, hukuksuzluklar âdeta yasal bir kisveye büründürülerek toplum hayatına bir kâbus gibi çökmüş, milletin neredeyse tamamında bir korku imparatorluğu oluşturulmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisinin daha önce verdiği araştırma önergelerinde Hükûmetin gerekli tedbirleri üretmediği, ihmal ve savsaklamalarla olayı örtbas etmeye çalıştığı vurgulanmış, 2011 seçimleri öncesinde Milliyetçi Hareket Partisine kurulan tuzakların müsebbiplerinin ortaya çıkarılmasında Hükûmetin isteksizliği ve ihmaline sık sık vurgu yapılmıştır.

Hukuksuz dinlemelere karşı hiçbir şey yapmayan Başbakanın, dinleme ofisinde ortaya çıkan böceklerle bu minvalde koparılan fırtınaların daha sonra dillendirilecek paralel yapı iddialarının  âdeta altyapısını oluşturmak üzere kamuoyuna servis yapıldığı yönünde ciddi şüpheler, ciddi kaygılar vardır. Nitelik Başbakan Erdoğan’ın makamına böcek konulduğu iddiasıyla ilgili 11 şüphelinin tamamının mahkemede ilk etapta serbest bırakılması bu tahminleri güçlü kılmaktadır. Ondan sonra hepinizin bildiği üzere bir hâkim Başbakanın isteğini, arzusunu yerine getirmek üzere grup konuşmasında verdiği talimatı yerine getirmiş, 5 tanesini akşamüzeri yeniden tutuklamıştır.

Üstelik Erdoğan’ın “Ülkenin Başbakanını dinlemişlerse  vatandaşa kim bilir neler yapmışlardır.” sözleri de komikliktir, acizliktir. Evet, Sayın Başbakan, senin yönettiğin ülkede vatandaşa neler yapıldı neler? Şayet bostan korkuluğu değilse işlevin, niye engel olmadın, niye vatandaşlarını koruyamadın? Başbakanlık çözüm makamıdır, sızlanma yeri değildir. Hele hele devletin en üst makamı olan Genelkurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı, efendim, siyasi partilerin genel merkezlerinin dinlenmesi gibi aslında ülke güvenliğini yakından ilgilendiren iddiaları önce ortaya atıp sonra da bir daha ağzına almaması şayet planlı bir şey değilse daha sonra yapılacak operasyonlara bir altyapı hazırlandığı şüphesini uyandırmaktadır. Çünkü Başbakan, iddiaların peşine düşme, sorumluları ortaya çıkarma hususunda yine her zamanki gibi kulağının üzerine yatmış görünmektedir. Bugünlerde bu vahim iddialar vuzuha kavuşturulmadan, değerli milletvekilleri, orta yerde durmaktadır. Bu iddialarla ilgili ne söz konusu makamlar ne de Başbakan kamuoyunu aydınlatacak bir adım atmamışlardır. Bu konuda Sayın Başbakan bildiklerini kamuoyundan niçin gizlemektedir? Acaba bu iddialarla Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, her seçim öncesi yaptığı gibi, istismarla, istismarlarla bazı siyasal avantajlar yakalamak ya da kimi rakip güçlere mesajlar vermek kurnazlığıyla mı hareket etmektedir? Her iki taraf için de onlarca kuşku ve soru uyandıran bu iddialarla vatandaş nezdinde AKP’nin yine kaset siyasetine soyunduğu gibi bir iddia dillendirilmektedir. Asıl kaygı ve üzüntü verici olan, değerli milletvekilleri, dinlemeler ve gözetlemeler üzerinden siyaset üretilmesi, âdeta on iki yılık AKP yönetimlerinde bir siyaset aracı olarak topluma kanıksatılmıştır.

Komisyon, kanunsuz dinlemeler hususunda bir müddet disiplinli çalışıyor gibi bir intiba verdikten sonra, son dönemlerinde işlevsizleştirilmiş, somut bilgiler veren sunumlar yapan uzmanlar susturulmuş, aforoz edilmiştir. Çünkü bu uzmanlar zülfüyâre dokunmuştur; “Kitlesel dinlemelerin bu kadar organize bir biçimde yapılabilmesi Hükûmetin bilgisi dışında gerçekleştirilemez.” yani “Hükûmet sorumluluğu var.” dedikleri için.

 “Delilden sanığa gitme” gibi bir ilke dururken “önce sanık yarat, sonra delil topla” gibi bir hukuk dışı zemine kayılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerine kumpas kurulması iddiası üzerinde durulmamıştır. Hükûmet bu rezaleti hiç üzerine almamış, merak dahi etmemiştir. Savcılar ve hâkimler de Başbakanın hemen yanı başında yer alan, aynı zamanda bir milletvekili olan iddia sahibini bir dinleyelim dememişlerdir. Bildikleri bir şey var da söylemiyor ise hukuk devletinin katledilmesidir bu ama bilmeden, cahilce suçluyorsa da hâkim ve savcıların, hiç olmazsa kendi onurlarını koruma açısından, bu şahsı yargının huzuruna çıkarmış olması gerekmez miydi? Ama maalesef Hükûmet, kör, sağır ve dilsizleri oynamış, yargı gözlerini kapamıştır.

Anayasa’nın 20 ve 22’nci maddeleri ile Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun ilgili maddesinde yer alan düzenlemeler aslında AB standartlarından aşağıda değildir. Ne çare ki sorun -biraz önce de söylediğim gibi- uygulayıcılarda, sorun hükûmettedir. Hükûmetin kanunsuz dinlemeler karşısında suçluları ortaya çıkarıp cezalandırmak yerine hiçbir adım atmaması, sessiz kalması, bu hukuksuzluğa zımni onay verdiği anlamına gelmektedir. Bu tutum da kanunsuz dinleme yapmak isteyenlere cesaret vermektedir. “Her alanda muktedir bir Başbakan ve güçlü Hükûmet” naraları atanlar, her ne hikmetse bu alanı gördüklerinde sus pus olmakta ve başı önde mahcup delikanlı rolünü oynamaktadırlar. Bu meselenin daha fazla konuşulmasının, Pandora’nın  kutusunu açacağı gibi bir kanaat oluşmasına yol açmaktadır Başbakanın ve AKP’nin bu tavrı.

AKP’li komisyon üyeleri, hukuk devletinde dinlemenin istisnai olduğunu, mümkünse hiç başvurulmaması lazım geldiğini unutarak, acaba sürekli dinlemeleri nasıl yasal bir mevzuata kavuştururuz arayışı içine girmişlerdir. Hâlbuki 17-25 Aralık yolsuzluklarında konu Erdoğan ve kendi bakanları mevzubahis olunca mahkeme kararıyla yapılan yasal dinlemelere dahi karşı çıkmışlardır. Yani onlar, dinlemelerin yasal ve makul olup olmadığıyla değil de Başbakan ya da AKP’yle ilgili yapılıyor olup olmamasına bakmaktadırlar.

Milliyetçi Hareket Partisi, CHP için hukuksuz dinlemeler yapılırken suskun kalan, hatta bundan siyaseten bir takım elbise çıkarmaya çalışan Erdoğan ve AKP, ayağına basılınca arşıâlâya fırlamıştır. Başbakan, siyasal görevi denetim olan muhalefete yüklenerek muhalefetin, Mecliste denetim işlevini yerli yersiz kullandığını tekrarlamaktadır. Bu dinlemelerin müsebbibini de ortaya koymadığına göre, bugüne kadar mağdur muhalefet hiç kale alınmamış sonucu ortaya çıkmaktadır.

Muhalefet bu ahlaksız dinlemeleri soruşturmak için yüzlerce soru sormuş, cevapsız kalmıştır. Onlarca araştırma önergesi vermiş, Mecliste çoğunluğu olan AKP tarafından yeterince destek bulmamıştır.

TİB’in dinleme kapasitelerinin ne olduğu, yetki aşımlarına nasıl müdahale edildiği bilgileri dahi kamuoyundan gizlenmiş, gizemli ve korku veren bir kurum imajı yaratılarak rejim umacıları peydahlanmıştır. Bugün TİB, özellikle son dönemde yapılan düzenlemelerle telli ya da telsiz tüm iletişimi kontrol etme hususunda tek yetkili kuruluştur ama herhâlde dünyada tek örnektir ki muhalefet denetimine kapalıdır ve millet bu kurumun işini hukuk sınırları içerisinde yapıp yapmadığından kaygı duymaktadır.

Ülkemizdeki toplam 75 milyon cep telefonunun görüşme ve mesajlaşmaların tespiti ve bu yetkinin mahkeme kararlarıyla üçer aylık periyotlarla âdeta otomatikman hukuki bir zemine çevrilmesi kaygı vermektedir. Artık, Türkiye’de demokratik ülkelerde olanın aksine dinleme normal ve sıradandır.

Ülkeyi yöneten AKP, bu hususlarda demokratik ve sorgulanabilir zemin yaratmak yerine, bu dinlemelerden ahlaki olsun olmasın nasıl yararlanacağının peşine düşmüştür. AKP döneminde neredeyse yüzlerce dinleme skandalları oluşmuştur. Başbakanın beyanıyla bütün kurumlar, binlerce üst düzey görevli, siyasi idare dinlenmektedir. Trajikomik olan, bu ülkeyi itiraf sahibi AKP yönetmektedir. Sözde karar makamında oturmaktadır ama hiç üzerine almamaktadır.

Terör, uyuşturucu, cebir ve tehdidi engelleme amacıyla yapılan önleme dinlemeleri ile millî güvenliğimiz için önemli olan dinlemeler kullanılarak yapılan gayrimeşru dinlemelerin mutlaka durdurulması gerekmektedir. Yetkililerin ve kararı veren hâkimlerin bu hususta bireysel sorumlulukları da dâhil, mutlaka ek tedbirler üretilmelidir. Siber güvenlik planlarına ihtiyaç vardır ülke güvenliği açısından. Dinleme kararı veren ve uygulayanların çoklu denetim mekanizmalarına tabi olması hayati önem taşımaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu hususun maalesef ortaya konan bu raporla açıklığa kavuşturulması, suçluların ortaya konması mümkün değildir. Dolayısıyla bu raporu yetersiz bulmaktayız Milliyetçi Hareket Partisi olarak.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

On beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.36

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

489 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyon Raporu üzerindeki genel görüşmeye devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi sıra Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’e ait.

Buyurunuz Sayın Cihaner. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAN CİHANER (Denizli) – Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, hem teknik yönüyle hem hukuki yönüyle benden önce konuşan milletvekili arkadaşlar söylenecek çoğu şeyi söyledi. Ben, değinilmeyen, tekrara düşmemek için… Zaten şurada 15-20 milletvekiliyiz, Mecliscilik oynuyoruz ama herhâlde izleyen yurttaşlarımız vardır. Onun için, benden önce özellikle AKP adına konuşan arkadaşımızın söylediği -en hafif tanımıyla- yanlış olan bir iki şeye vurgu yapacağım.

Bir kere, “Komisyon uyum içinde çalıştı.” dedi; uyum içinde falan çalışmadık. Biz bazı şeyleri açığa çıkarmaya çalıştık, çözüm önermeye çalıştık; AKP üstünü örtmeye çalıştı. Onun için, böyle “Uyum içinde çalıştık.” falan diye hamaset yapmaya gerek yok. Bu bir yalandır.

İkincisi: Bunun en net ispatı, bu raporun içerisinde kanun dışı dinlemelerin, hukuka aykırı ihlallerin asıl kaynağı olan, daha doğrusu en önemli kaynağı olan yargıya ilişkin hiçbir şey yok. Biz sorduk: Kimler vermiştir bu kararları? Bu kararların verildiği özel yetkili mahkemelerin hâkimleri, savcıları, en azından Ankara’daki, İstanbul’daki sorumlular gelsin bilgi versinler, sorunlar nedir? Kaç karar verildi, kimler tarafından verildi, hiçbirine ilişilmedi. Zaten, komisyon raporunun görüşüldüğü, bu kadar önemli bir raporun görüşüldüğü gündeki bu koltukların boşluğu da gösteriyor.

Şimdi, raporun tam adı “Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu.” Ne kadar fiyakalı bir ad. Halkın daha çok “dinleme komisyonu” ya da “böcek komisyonu” dediği bir komisyon bu, adı çok fiyakalı ve çok da önemli. Gerçekten çok önemli çünkü güvenlik kaygısının küresel bir paranoyaya, teknolojik gelişmelerin sağladığı sonsuz olanaklarla bir izleme hatta dikizleme ve özel hayatın yok edilmesine yol açtığı günümüzde, dünyada bu sorun gerçekten tüm boyutlarıyla tartışılıyor, tartışılmalı da ama bizim tartışma zeminimiz ve argümanlarımız çok farklı, detaylandıracağım.

Öncelikle, ben size bu raporu çöpe atmanızı tavsiye ediyorum çünkü rapor bu soruna dair hiçbir gerçek hususa temas etmediği gibi, teknik yöntemlere de, teknik boyutuna da çok doyurucu şeyler söylemiyor. Zaten teknik boyutu da çok önemsiz. Eğer siyasi irade isterse, samimi bir arzu içerisinde olursa bu olay çok rahatlıkla tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılır ve tüm sorunlar çözülürdü. Bunu istemedikleri çok açık.

Raporu çöpe atmamızın gerekçesi tek bir cümlede bile açıklanabilir, o da raporun sonuç kısmında diyor ki: “Komisyonumuz yaptığı çalışmalar sonucunda, her ülkede olabileceği gibi ülkemizde de haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelen somut, şahsi, bazen de organize tehditlerin var olabildiğini tespit etmiş ancak kamuoyunda yerleşmiş olan ‘Hepimiz dinleniyoruz, izleniyoruz.’ algısının teknik olarak mümkün olamayacağı sonucuna da ulaşmıştır.” Bu bile yeterlidir bu raporu çöpe atmamıza çünkü ne diyor rapor? “Her ülkede olabileceği gibi ülkemizde de…” Türkiye’de olanlar yani dinleme, izleme işinin polisiyle, savcılarıyla, yargıçlarıyla bir cemaatin insafına terk edilmesi ve onların da bunları arşivleyip işlerine geldiği gibi servis etmeleri her ülkede olabilirmiş. Keşke bir ülke örneği verselerdi, daha önceden böyle olmuş bir ülke.

Gene ne diyor raporun ruhunu taşıyan cümle? “Tehditlerin var olabildiği…” Yani, somut bir olay yok, böyle bir tehdit var olabilir. Yani, somut tek bir vaka olsaydı, herhâlde analiz ederlerdi. Ama, biz biliyoruz ki daha önceden, Anayasa Mahkemesi üyelerinden başsavcılara, başsavcılardan kuvvet komutanlarına kadar bir sürü insanın konuşması dinlendi ve servis edildi. Bunların hiçbirini görmemiş raporu yazanlar, karşı oy yazanları ayrık tutuyorum tabii ki. Ve bu verilen örneklerin, yapılan dinlemelerin hiçbiriyle ilgili de zaten yasal bir karar yoktu ve hukuksuz dinlemeler servis edilmişti. Tabii, bunlar görünen kısmı. Biz bu özel hayatın ve konuşmaların tespit edilerek kimlerin tehdit edildiğini belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz; kimin, hangi bürokratın, hangi yargıcın, hangi savcının bu özel hayata ilişkin hukuksuz elde edilmiş bilgilerle tehdit edildiğini belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Bu haberlerin, bu tarz elde edilen kayıtların hepsi de belli gazete ve web sitelerine, belli medyaya aynı anda servis edildi, buna da çok dikkat etmemiz gerekir ve hepsi de Hükûmete muhalif kişi ve kuruluşları hedef alan konuşmalardı.

Şimdi, bu kadar olay varken bunlar yokmuş gibi davranılması zaten raporu kökten anlamsız hâle getiriyor. Bir kere dinleme ve izlemeler söz konusu olduğunda hemen bir edebiyat şaheseri gündeme gelir. George Orwell’ın “1984” romanı… Tabii, “1984” romanı, toplumu tüm boyutlarıyla kontrol altına almak isteyen, modern toplumları çok önceden teşhis edip bunun edebî bir şekilde dile getirilmesi bakımından çok önemli ama bizim şu anda yaşadığımız koşullar yani AKP Türkiye’si, bu romanı katbekat aşmış durumdadır, gerçeklik, edebiyatı aşmış durumda. O romanın özeti sayılabilecek “Büyük birader seni izliyor.” sözü gerçek olmuş ve “ileri demokrasi” adı altında bizlere her türlü telefon konuşmasının, mail yazışmasının, sosyal medya mesajının dinlendiği, izlendiği, okunduğu baskıcı bir rejim kurulmuştur. Yani, AKP’lilerin sık sık kaldırmaya çalıştığı Türkiye Cumhuriyeti kısaltması olan T.C’nin “Telekulak Cumhuriyeti” olarak yapılması yerinde olur bu gidişle.

Ama bu sınırsız, devasa izleme makinesi ne hikmetse iktidarın sorumlu olduğu cinayetlerde hiçbir işe yaramıyor. Ethem Sarısülük’ün katlinde MOBESE gözlerini başka yere çevirdi; Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Abdullah Cömert cinayetlerinde tamamen kör olmuş bu kameralar. Ve bu görüntüler, birkaç namuslu gazeteci ve hukukçunun çabalarıyla ortaya çıkarılmıştır. Nedense, polisin yurttaşların güvenliği için kurduğunu iddia ettiği, Hükûmetin yurttaşların güvenliği için kurduğunu iddia ettiği MOBESE’lerin hiçbirinden bu soruşturmalarda faydalanılamamıştır.

Ancak bizim yaşadıklarımız, özellikle bu dönem, ki iktidarın Fethullah Gülen cemaatiyle balayı dönemine denk geliyor bu, iktidarların doğasında var olan, toplumu denetim altına alma arzularından, isteklerinden çok daha farklı dinamiklere sahip. İşte, raporun göz ardı ettiği, üstünü örttüğü, görmediği, aslında görmediği değil, gizlediği gerçeklik de bu, sorunun gerçek kaynağına değinmemiştir. Öyle ki AKP 17 Aralık 2013’e kadar onun gayriresmî koalisyon ortağı gibi hareket eden cemaat, yargı ve emniyet içerisindeki güçlerini kullanarak, onlarla birlikte yasa dışı dinlemeler gerçekleştirmiş, bunları medyaya servis etmiş, haysiyet cellatlığına girişmiştir.

Albay Ali Tatar ve Albay Berk Erden, bu hukuk dışı servisler nedeniyle, izlemeler nedeniyle onur intiharında bulunmuş iki subayımızdı, ikisini de burada saygıyla anıyorum.

Bir dinleme komisyonunda yaşanan süreçle ilgili en doğru bilgileri alabilmek için bunların ilgili kurumlarına ziyaret yapmak en mantıklısıydı. Nitekim Komisyon, Emniyet Genel Müdürlüğünü, Jandarma Genel Komutanlığını, MİT'i, İletişim Başkanlığını ve Bilgi Teknolojileri Kurumundan gelen uzmanları dinledi, buraları ziyaret etti ancak bu uzmanlar, sorduğumuz soruların hiçbirine tatmin edici cevaplar vermedi, âdeta hiçbir şeyden haberleri yokmuş gibi cevap verdiler. Çok kritik bir iki noktada bilgi aldık. Bunların da üzerine, maalesef AKP’li üyeler nedeniyle gidilemedi.

Tüm uzmanlar -çok somut bir örnek vereceğim- “A1 ve A2 5 cihazları” denilen “sahte baz istasyonu” olarak sisteme kendini tanıtıp, o bölgedeki tüm telefon trafiğini takip eden cihazlar için “Biz duymadık, adını bile duymadık.” dediler ama ne hikmetse, cemaatle papaz olduktan sonra bu cihazlar birdenbire herkes tarafından bilinir oldu ve bu cihazların kaçırılmış olduğu tespit edildi ve birçok medyanın, havuz medyasının manşetlerine bile konu oldu ve peşine düşüldü. Daha ne dehşetengiz birtakım iddialar gündeme getirildi bu çerçevede.

Onun için, çok sık paralel, paralelci arayan Hükûmet, eğer gerçekten paralel ve paralelci arıyorsa, bu gerçeklikleri göz ardı eden, gizleyen bu komisyondaki üyelerine ve bu komisyonda gerçekleri gizleyen kamu görevlilerine, orada doğru bilgi vermeyen kamu görevlilerine baksa çok iyi olacaktır.

Gene, dinlemelerden medet uman, dinlemelerle iktidar olan, dinlemeleri siyasetin merkezine yerleştiren iktidar, koalisyon ortağıyla araları bozulduğunda “Zamanı gelince.” denilerek, dinlenenlerin zamanının geldiğini acı bir şekilde öğrenmiş, dinlemeler, iktidar partisine bir bumerang misali dönmüştür.

Emin Arslan çok ilginç şeyler anlattı komisyonda, eski Emniyet Genel Müdür Yardımcılarından. Aynen -tutanaklara geçen konuşmasından alıyorum- bir soruma şu şekilde cevap verdi: “Geçmişte sahte baz istasyonu olarak kullanılan yüksek teknolojik cihazları emniyete aldık. Bu cihazlar emniyet, jandarma ve MİT’te vardır. ‘Yok.’ diyen varsa yalan söylüyordur.” Komisyonun tamamında gelen uzmanlar “Yok.” dedi.

Burada tabii Meclis İç Tüzük’üne de bir göndermek yapmak lazım: Eğer Meclisi gerçekten işlevsel kılmak istiyorsak -denetleme olanaklarını- Meclis komisyonlarından bilgi saklayan ya da yanlış bilgi veren kamu görevlilerini de yaptırım altına almak gerekir, hatta bir suç olarak tanımlanması gerekir diye düşünüyorum.

Emin Arslan konuşmasına şöyle devam etti, “Ben yıllarca bu iki dairenin yöneticiliğini yaptım, bunların Emniyete getirilmesine katkı sağladım, iyi veya kötü. Bu birimlerde kullanılan cihazlar, son iki yıldır örtülü ödenekten alınıyor ve envantere kaydedilmiyor. Demirbaş kaydı yapılmaması için örtülü ödenekten alınıyor. Bazı büyükşehir belediye başkanlarının bile bu araçları yıllardan beri kullandıklarını biliyoruz.” diyerek itirafta bulunmuştur. Bu büyükşehir belediye başkanının kim olduğu da geçmiş arşiv araştırılırsa, Ankara’da Yargıtay’ın önünde o büyükşehir belediye başkanının şoförünün bu cihazların bulunduğu bir araçla suçüstü yakalandığını da biliyoruz ama bunların hiçbiri yok bu raporda.

İşin en yetkin isimlerinden biri, yıllarca dinleme faaliyetlerinin merkezinde bulunmuş bir polis şefi, Komisyona verdiği ifadede, devletin sahte baz istasyonları üzerinden yasa dışı dinlemeler yaptığını itiraf ediyor. Bizzat kendisinin bu cihazların alımına katkı da sağladığını söylüyor. Son iki yıldır Emniyette kullanılan cihazların envantere kaydedilmediğini bildiriyor ve bunların örtülü ödenekten alındığını söylüyor. O zaman bizim sormamız gereken birtakım sorular olması lazım. Bu raporda ne bu sorular ve ne de bunların cevabı var.

Şu soruyu sormamız lazım: Böylesi bir devlete “hukuk devleti” diyebilir miyiz? Bu kadar delile rağmen gereğini yapmayan Meclise “Meclis”, soruşturmayan yargıya “yargı” diyebilir miyiz? Böylesi bir ülkede anayasal hak ve hürriyetlerin güvence altına alındığından söz edebilir miyiz? Kuşkusuz, bu soruların cevabının hepsi “Hayır.”dır ve muhatabı, çözüm bulması gereken de iktidar partisiyken, iktidar partisi “ileri demokrasi hikâyeleri” adı altında, tam tersi, bu hukuk dışı delilleri kullanıyor.

Trajikomik olan gene başka bir durum var, Sabri Uzun da benzer şeyleri dile getirdi. Özellikle üstünü örtmeye çalıştığı bu gerçeklikleri açık bir şekilde ortaya koydu o da ve çok kısa bir sürede bunu yapanların teknik olarak açığa çıkarılabileceğini her iki eski polis şefi de dile getirdi.

Bizim mutlaka, mutlaka şu soruları sorup cevaplarını aramamız gerekir: Devlet, hangi gerekçeyle kanun dışı dinlemeler yapmıştır? Emniyete alınan dinleme cihazları neden kaydedilmemiştir, örtülü ödenek neden kullanılmıştır? 17 Aralık sonrası “paralel yapı” olarak adlandırılan yapılanmanın elinde bulunduğu iddia edilen cihazlarla ilgili bir girişim yapılmış mıdır? Madem iddia edildiği üzere bu dinleme cihazları yasa dışı bir yapılanmanın elindedir, devlet buna önceden neden göz yummuş ve Başbakanlık neden bunların finansmanını sağlamıştır? Bu soruların mutlaka yanıtlanması gerekir ancak bir yanıt gelmeyeceği de açık çünkü 17 Aralık operasyonuna kadar Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargâh, Oda TV gibi bütün davalarda dinlemeleri bir silah olarak kullanmış, hem davaları bu dinlemeler üzerinden kurgulamış hem de davaların toplumsal meşruiyetini dinlemeler üzerinden sağlamıştır. 17 aralık sonrasında yani AKP’yle cemaatin kavgasının başlamasının ardından ise iktidar medyasında ardı ardına dinlemelerle ilgili manşetler atılmış, cemaatin söz konusu dinlemeleri AKP’den bağımsız yaptığı gibi bir algı yaratılmaya çalışılmıştır. Geçmişte koalisyon ortaklığı yaptığı cemaatle arası bozulan iktidar partisi, rakiplerini tasfiye etmek için kullandığı dinleme silahı kendisine döndüğü anda en iyi bildiği yöntemden vazgeçmemiş, demokrasi ve şeffaflığı seçmek yerine “paralel yapılanmayla mücadele” adı altında bir istihbarat devleti kurmaya girişmiştir. 17 Aralık sonrası Meclisin gündemine gelen yasaların demokratik bir Türkiye’yle, temel hak ve hürriyetlerin iyileştirilmesiyle, yargı bağımsızlığının sağlanmasıyla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Tamamı parti devleti kurulması amacıyla kurgulanmış yasalardır. Mahkeme kararlarını “Millî değildir.” şeklinde nitelendirecek kadar da hukuktan uzaktır. Evrensel hukuk kurallarına dayanmayan bir rejim inşa eden AKP, kendini dinlemelerin mağduruymuş gibi gösterirken yapmış olduğu MİT Yasası düzenlemesiyle başta dinlemeler olmak üzere, MİT’in olası her türlü illegal faaliyetini hukuk denetiminin dışına çıkarmıştır. Kanun önünde hesap verme mekanizmalarını neredeyse bütünüyle devre dışı bırakmıştır. Artık MİT, doğrudan Başbakan tarafından kontrol edilen, önceliği ulusal güvenlik değil, Başbakanın kişisel çıkarları olan bir örgüt hâline dönüştürülmüştür. Dinlemelerden şikâyet edenlerin, paralel yapıyla mücadele ettiğini iddia edenlerin, anayasal mekanizmaların denetimi dışında bırakılmış ve âdeta gayriresmî bir olağanüstü hâl yönetiminin iç savaş aygıtı gibi görev yapacak bir istihbarat yapılanmasına gitmesini herhâlde tarih bir ironi olarak kaydedecektir.

Dinleme komisyonu da diğer komisyonlar gibi iktidarın “Dostlar alışverişte görsün.” kabîlinden uygulamalarından biridir. Nitekim Darbe Komisyonu, Uludere Komisyonu, Çözüm Komisyonu gibi, tamamen gaz almaya ya da bir görüntü oluşturmaya, algı oluşturmaya yönelik komisyonların hiçbiri doyurucu bir sonuç elde etmedi. AKP, aslında, Meclisi fiilen iş göremeyen, denetim mekanizmalarını çalıştırmayan bir kurum hâline getirmiştir. Parlamentosu işlevsizleşmiş ama adı hâlen “parlamenter demokrasi” olan rejimlerde demokrasiden, hukuktan ya da temel hak ve hürriyetlerden söz etmek mümkün olmayacağı gibi, özel hayatın gizliliği ya da haberleşme hürriyetinin dokunulmazlığı gibi özgürlüklerden de söz edilemez. Dolayısıyla sorun siyasidir, siyasi bakıştadır. Teşhisiniz yanlış olduğu gibi, bir kısmınız da suçluluğun telaşı içindesiniz.

Son olarak -bu izleme, dinleme teröründen rahatsız olan herkese- 16’ncı yüzyılda yaşamış Fransız filozof Etienne de la Boetie’nin daha 18 yaşındayken söylediği Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’den bir alıntıyla bitirmek istiyorum: “Tüm bu zarar, tüm bu kötülük, bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor. Tam tersine, öylesine yücelttiğiniz, uğrunda cesaretle savaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmediğiniz ‘o kişi’den geliyor. Size böylesine hâkim olan kişinin iki gözü, iki eli, bir bedeni var. Bunlar dışında, herhangi bir insandan daha fazla hiçbir şeye sahip değil. Sizde olmayıp da onda bulunan tek şey: Sizi ezmek için ona sağlamış olduğunuz üstünlük. Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli var? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse, bunları nereden almıştır? Sizin tarafınızdan verilmiş olmasa, üzerinizde nasıl iktidarı olabilir? Çocuklarınızı, onlara yapabileceği en iyi şey olan savaşlarına götürsün diye, katliamlara götürsün diye, onları tutkularının uşakları ve intikamlarının uygulayıcıları yapsın diye büyütüyorsunuz. Onun daha güçlü ve sert olması, böylece dizginleri daha da sıkması için kendinizi zayıflatıyorsunuz. Bunun için kurtulmaya çabalamanız gerekmez, yalnızca kurtulmak istemeniz yeterli olacaktır. Kulluk etmemeye karar verdiğiniz an, özgürsünüz demektir. Onu itmenizi ya da dengesini bozmanızı söylemiyorum size; fakat yalnızca onu desteklemeyin, işte, o zaman, onun altından kaidesi çekilmiş bir Apollon heykeli gibi tüm ağırlığıyla düşüp parçalandığını göreceksiniz.”

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Cihaner.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tunç.

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerimizin önergelerinin birleştirilmesiyle oluşturulan Komisyonumuz, dört ay gibi özverili bir çalışmanın neticesinde raporunu Genel Kurula sundu. Tabii, Komisyon çalışmalarımız sırasında, “Teknik Komisyon” ve “Hukuk Alt Komisyonu” olmak üzere 2 alt komisyon oluşturduk, çalışmalarımızı titiz bir şekilde gerçekleştirdik ve hukuki ve teknik öneriler şeklinde de raporumuza Meclis Genel Kuruluna sunacağımız tavsiyelerimizi dercetmiş olduk.

Değerli milletvekilleri, haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği, en önemli insan hakkıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve Anayasa’mızın 20 ve 22’nci maddelerinde, bu, en temel insan hakkı teminat altına alınmıştır. İnsanların, ulusal üstü belgelerle ve Anayasa’yla güvence altına alınmış olan haklarının ihlali hiç kuşkusuz kabul edilemez. Bu hakların ihlalinin önlenmesi ve de ihlali durumunda yeterli yaptırımların olması gerekir. Haberleşme özgürlüğüne müdahale olarak, özellikle, yasa dışı dinlemeler ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlaller sadece son on iki yılın konusu da değildir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, son yıllarda, bu konudaki sorunlar artmış olabilir ancak yasa dışı dinlemeler ve özel hayatın gizliliğinin korunmasına ilişkin sorunlar çok eskilere dayanmaktadır.

Komisyonumuzda dinlediğimiz eski istihbaratçılar, gazeteciler ve bilim adamlarının konuşmalarından edindiğimiz kanaate göre, yasa dışı dinlemelerin özellikle olağanüstü dönemlerde ve darbeye götüren süreçlerde yoğun bir şekilde kullanıldığını, insanların özel hayatlarına müdahale edildiğini, yasa dışı dinlemelerle insanların fişlendiğini bu Araştırma Komisyonu vesilesiyle bir kez daha gördük. Son yıllarda da yine, devlet içinde çöreklenmiş illegal yapılar tarafından yasa dışı dinlemelerin yapıldığını ve yapılabildiğini gördük.

Değerli milletvekilleri, şunu öncelikle ifade etmemiz gerekir ki, AK PARTİ’nin iktidara geldiği yıllardan itibaren, özel hayatın korunmasına ilişkin ve iletişimin denetlenmesine ilişkin önemli mevzuat çalışmaları gerçekleştirilmiştir. 2004 yılında yeni Ceza Kanunu’muzun yürürlüğe girmesiyle birlikte, “Özel hayatın gizliliğini ihlal” ve “Kişisel verilerin korunması” başlıkları altında düzenlenen maddelerde Anayasa’mızda teminat altına alınan ve uluslararası sözleşmelerin koruduğu bu özgürlüklere müdahalenin yaptırımları mevzuatımızda yerini almıştır. Mevzuatımızda yerini alan bu cezai yaptırımlara rağmen; özel hayatın gizliliğini ihlal, yasa dışı dinleme ve gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlali suçları ve bunların yaptırımlarıyla ilgili kamuoyundaki yoğun şikâyetlerin devam etmesi üzerine, 2 Temmuz 2012 tarihinde “üçüncü yargı paketi” olarak adlandırdığımız Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun’la da özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda cezalarda artışlar yapılmıştır.

Yine, son olarak, 21 Şubat 2014 tarihli, 6526 sayılı Kanun’la da Ceza Kanunu’muzda kişisel verilerin korunmasıyla ilgili; kişisel verileri kaydeden, yayan ve yok etmeyenlere verilecek cezalarda artışlar yapılmıştır. Ülkemizde iletişimin denetlenmesi 1 Haziran 2005 tarihine kadar Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu çerçevesinde gerçekleştiriliyorken, 2005 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte adli ve istihbari amaçla iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik faaliyetlerin nasıl yapılacağı hususunda mevzuatımız önemli düzenlemelere kavuşmuştur. 2005 yılında yürürlüğe giren 5397 sayılı Yasa’yla da Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kurularak, dinleme yapacak birim ile dinlenecek iletişim aracının hizmetini sağlayan kurum, operatör arasında bir denetim mekanizması oluşturulmuştur.

Tüm bu cezai yaptırımların getirilmiş olmasına, hatta zaman içerisinde bu suçlara ilişkin cezalarda artırım sağlanmasına, bir denetim mekanizması oluşturulmasına rağmen, yasa dışı dinlemeler ve özel hayatın gizliliğini ihlal eden olaylar konusunda toplumda yoğun şikâyetler artarak devam etmiş ve sonuçta bu durum Komisyonumuzun da kurulmasına neden olmuştur.

Değerli milletvekilleri, hayatımızın vazgeçilmezleri hâline gelen cep telefonu, İnternet, radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları bir yandan hayatı kolaylaştırmakta, bir yandan da bu araçlar kullanılarak en gizli alanlara kolaylıkla müdahale edilmekte ya da insanlar haberleşme, gizlilik ve hürriyetlerinden haberleri dahi olmadan mahrum bırakılabilmektedir.

Bunun yanı sıra kişilerin ya da devlet kurumlarının özel alanlarını koruma konusunda gösterdikleri ihmal bu duruma eklendiğinde, temel hak ve hürriyetleri tehdit eden bir tablo ortaya çıkmaktadır. Haberleşme ve bilgi güvenliğiyle ilgili en ufak bir zafiyet, en yüksek düzeyde güvenlik açığını beraberinde getirmektedir. Bütün bunlar ise haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik her türlü saldırıya karşı önleyici tedbir alınması gerekliliğini ortaya koyduğu gibi, çağımızın en temel hak ve hürriyetleri arasında sıralanan bu kavramlara yönelik somut saldırıların da bazen en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini de açığa çıkarmıştır. Toplumun ve devlet kurumlarının bu saldırılara karşı etkili bir biçimde korunması gerekliliği, her gün kendisini biraz daha fazla hissettirmektedir.

Yargı kurumlarınca yürütülmekte olan ve kamuoyunun yakından takip ettiği, özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallere ilişkin somut bazı soruşturmalardan olan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, Milliyetçi Hareket Partisi genel başkan yardımcıları ve milletvekili adayları ile Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yasa dışı dinlenmesi ve izlenmesi hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin, Anayasa’nın 138’inci maddesi gereğince Komisyonumuzca bir araştırma yapılamamıştır. Bu konuda devam eden soruşturmaların başarıyla sonuçlanması ve bu olayların bir an önce aydınlatılması ve sorumluların tespit edilerek gerekli cezai yaptırımlara çarptırılması kamuoyunun ve hepimizin beklentisidir.

Ülkemizde, dinleme ve izleme cihazları piyasada rahat biçimde tedavül edebilmekte; üretimi, satılmaları, taşınmaları, bulundurulmaları yasal olarak herhangi bir izne ya da ruhsata tabi tutulmayan eşya görünümü arz etmektedir. Ayrıca, ülkemizde dinleme ve izleme cihazlarıyla ilgili ithalat rejimi denetiminin oldukça zayıf olduğu, üretim ve ithalat rejimlerinin kayıtsızlığı ve denetimsizliği yüzünden bahsi geçen bu cihazların gerçek kullanım amacı dışında beyan edilen başka bir isimle ya da tamamen kaçak yollarla ülkemize sokuldukları izlenmektedir.

Yürürlükteki ceza hukukumuzda “özel hayat ve haberleşmenin gizliliği” kavramlarının sadece özel olarak dinleme, izleme kast ve amacına dönük olarak üretilmiş cihazlarla değil, cep telefonu, kamera, bilgisayar gibi asıl olarak başka amaçlarla bulundurulan tüm teknolojik cihazlar aracılığıyla ihlal edilmesi cihazlar arasında ayrım yapılmaksızın suçtur ve Türk Ceza Kanunu’nun 132’nci ve devamındaki diğer maddeleri çerçevesinde cezayı gerektirmektedir.

Kamuoyunda dinleme ve izleme cihazlarının yasa dışı amaçlarla kullanımının önüne geçebilme düşüncesinden hareketle, bunların üretim veya ithalinin tamamen yasaklanması, hatta bu eylemler için hürriyeti bağlayıcı ceza ya da para cezalarının getirilmesi gerektiği yönünde fikirler bulunduğu görülse de bazı durumlarda her yönüyle yasal nitelik arz eden kameralı, ses kaydı yapabilen cep telefonu ve benzeri cihazların da suç işleme kast ve iradesiyle birleştiğinde, rahatlıkla haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelen ciddi bir tehdide dönüşebildiği görüldüğünden bu cihazların üretimi, ithali, bulundurulması, sevkiyle ilgili olarak bu cihazların beyan edilen amaçlara uygun kullanılıp kullanılmadığıyla ilgili bir denetim mekanizmasının hayata geçirilmesinin uygun olacağı raporumuzda değerlendirilmiştir.

Bireylerin mahrem alanlarının ihlali suretiyle gerçekleştirilen eylemlerin zaten niteliği gereği gizlice işlendiği bilinmekte, şikâyet şartı yokluğu, delil yokluğu ya da yetersizliği, mağdurun işlenen suçtan habersiz olması gibi çok farklı sebeplerle ancak çok azının yargı kurumlarının önüne getirilebildiği görülmektedir. Bu yönüyle sadece yasal teminatları geliştirmek yerine, ilave olarak “özel hayat ve haberleşmenin gizliliği ve özgürlüğü”

kavramlarının en temel toplumsal bir değer olarak kabulü için daha kapsamlı çalışmalar yapılması gerekmektedir.

2010 referandumuyla Anayasa’mıza giren ve 2004 yılında da Ceza Kanunu’muzda koruma altına alınan kişisel verilerle ilgili kanun tasarısının bir an önce yasalaşması gerekmektedir. 21 Şubat 2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun’la, kişisel verilerin korunmasına ilişkin cezalarda artış sağlanmış olması olumlu bir adım olmuştur.

Dinleme ve izleme cihazları ticaretinin de diğer teknolojik ürünlerde olduğu gibi, ağırlıklı olarak İnternet üzerinden yapıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, elektronik ticareti düzenleyen bir kanun çıkarılmasının dinleme ve izleme cihazlarının alım-satımına da sınırlandırma getireceğini düşündüğümüz için, bu konuda Meclis gündeminde bulunan Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı'nın da bir an önce yasalaşmasında fayda vardır.

Dedektiflik kurumunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine yeniden taşınarak yasal bir altyapıya ve standartlara kavuşturulması ve bu konuda mesleki standartlar belirlenmesi gerekmektedir.

İzleme ve dinleme cihazlarının üretimi, ithali, bulundurulması, sevkiyle ilgili olarak İçişleri, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme, Bilim, Sanayi ve Teknoloji ile Gümrük ve Ticaret Bakanlıklarının, bu cihazların beyan edilen amaçlara uygun kullanılıp kullanılmadığıyla ilgili bir denetim mekanizması ya da duruma göre diğer bazı tedbirlerin yanında ruhsat modeli ile ilgili tedbir ve önlemleri hayata geçirmeleri gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğinin ihlalinde Komisyonumuzun en çok üzerinde durduğu konu, Ceza Muhakemesi Kanunu’muzda “Telekomünikasyon Yoluyla İletişimin Denetlenmesi ile Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme” başlığı altında yer alan, 135’inciyle 140’ıncı maddeler arasında yer alan “İletişimin Denetlenmesi” konusudur. Burada Komisyonumuzun tespit ettiği çok önemli eksiklikler vardı yasal düzenlemeler itibarıyla. Bunlar nelerdi? Yasal düzenlemelerde sınırsız dinlemeye yol açan bir düzenleme vardı Ceza Muhakemesi Kanunu’muzda. Yine, başka bir kişiye ait isimle başka birisinin telefonun dinlenmesi sorunu vardı. Örgüt suçu kapsamına sokularak katalog suçlar içerisinde yer almayan bir suçtan dolayı dinleme yapılması yoğun şikâyetler arasındaydı. Yine, soruşturmayla ilgili olmayan bölümlerin imha edilmemesine yönelik sorunlar vardı. Dinleme kararlarının kolayca veriliyor olması hep eleştiri konusu yapılmıştı. Raporumuzda da yer alan bu hususların tamamına yakınının 21 Şubat 2014 tarih ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi uyarınca kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılması ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la değiştiğini görmek hukuk sistemimiz adına memnuniyet vericidir. Raporumuz yayınlandıktan sonra, henüz Genel Kurulda görüşülmeden raporun Mecliste yasal düzenlemelere ışık tuttuğunu, rapordan esinlenildiğini, kanun koyucunun bu yönde düzenlemeler yaptığını görmek memnuniyet vericidir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’muzun 135’inci maddesinde yapılan değişiklikle yasal dinleme kararlarının kolayca alınması ve haberleşme özgürlüğüyle özel hayatın gizliliğinin ihlaline yol açacak uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Yeni düzenlemeye göre “Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda ağır ceza mahkemesi veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir." şeklinde düzenleme yapılarak yasal dinlemelerde “somut delil” kriteri getirilmiştir.

Yine, Komisyonumuzun tespit ettiği en önemli husus başka isimler altında kişilerin telefonlarının dinlendiğine yönelik husustur. Bu da çözüldü 6526 sayılı Yasa ile. Burada da yine dinleme talebinde bulunurken hakkında tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya raporun eklenmesi zorunluluğu getirilmiş; böylece, uygulamadaki suistimallerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Yine komisyonumuzun tespit ettiği en önemli sorun, sınırsız dinleme kararlarına ilişkindir. Bu sorun da yine 6526 sayılı Yasa’yla ortadan kaldırılmıştır. Tedbir kararı en çok üç ay için verilip bir defa daha uzatılarak altı aya kadar dinleme -eski mevzuatımıza göre- yapılırken yapılan değişiklikle artık iki ay için verilebilecek, bir ay daha uzatılabilecek. Geçmişteki altı aylık dinleme, yeni düzenlemeyle üç aya indirilmiş bulunmaktadır.

Sınırsız dinleme kararlarının verildiği örgütlü suçlarda da yine, yapılan değişiklikle en fazla üç ay dinleme kararı verilebilecek ve ek üç aylık süreyle beraber örgütlü suçlarda da altı ayı geçemeyecek.

 Komisyonumuz, iletişimin denetlenmesinde katalog suçların yeniden değerlendirilmesi ve keyfîliklerin önlenmesi konusunda da bir tavsiye kararı almıştır. Bu anlamda da yine 6526 sayılı Yasa bu sorunu da çözmüştür. Önceden “örgüt suçu” adı altında katalog suçlarda yer alırken bu suç, örgüt suçu, katalog suçlardan çıkarılmış; böylece, örgüt kapsamına alınarak, katalog suçta olmayan suçlarla ilgili dinlemelerin de önüne geçilmiş bulunmaktadır.

Dinleme ve izleme kararlarının kolayca alınabilmesi, komisyonumuzun, iktidarıyla, muhalefetiyle, hep eleştirdiği bir husus olmuştur. Bu kararların kolayca alınamamasını, bütün milletvekillerimiz, komisyonumuzda üye olan arkadaşlarımız hep söylemişlerdir; mevzuatımızın bu yönde düzeltilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Yine 6526 sayılı Yasa da bu hususu çözmüştür. Artık, iletişimin  dinlenmesi ve  kayda  alınmasıyla ilgili gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme kararları ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle alınabilecektir. Bu değişiklik de komisyonumuzun tavsiye kararlarına uygun önemli bir düzenleme olarak hukuk sistemimizde yerini almış bulunmaktadır.

Sayın  Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma komisyonumuz hukuk ve teknik olmak üzere iki başlık altında önemli önerilerde bulunmaktadır. Mevzuatımızda yapılması gereken değişikliklerin önemli bir bölümü hayata geçmiştir ama yapılması gereken başka düzenlemeler de vardır. Teknolojinin gelişmesi, bilgisayar ve akıllı telefonların yaygınlaşması, dinleme ve izleme cihazlarının yaygınlaşması nedeniyle bu konuda da gerekli yasal ve idari tedbirlerin alınmasına yönelik öneriler raporumuzda yer almıştır. Bunların hayata geçmesi yasal mevzuatla, idari yoldan, idari tedbirle hayata geçmesi mümkündür. İnşallah, bundan sonraki süreç içerisinde komisyon raporumuz bu yöndeki uygulamalara bir ışık tutacaktır.

Yasa dışı dinlemeler konusunda hepimiz hassasız. Ancak, son aylarda, yasa dışı dinlemeler konusunda bu derece hassas olan ve tüm siyasi partilerin önerileriyle bu konuda araştırma komisyonu dahi kurmuş olmamıza rağmen, bazı siyasilerin bu hususta hassas olmadıklarını da üzülerek görüyoruz. Yasa dışı dinleme kayıtları ve montaj olduğu iddia edilen ses kayıtlarının Meclis kürsülerinden sunulması Mecliste bu hususta komisyon kurulmasını sağlayan ortak irademize aslında ters bir tutumdur.

Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin önlenmesi ve bu konuda gerekli tedbirlerin alınması hususunda komisyon raporumuz önemli bir kaynak olarak görev yapacaktır.

Önerilerimizin hayata geçmesi dileğiyle, Komisyon çalışmalarına katılan tüm milletvekillerimize, komisyonda çalışan uzmanlarımıza, emeği geçen herkese huzurlarınızda teşekkür ediyor, raporun hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın  Tunç.

Hakların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın  Başkan.

Türkiye’de gizli dinleme, haberleşme hürriyetinin ihlali, kişilik haklarının ihlali, özel hayatın ihlali, insan hakları ihlali günlük, sıradan, rutin bir olaydır. Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Genelkurmay Başkanının, üst yargı mercilerinin, hâkimlerin, bunların dinlenmesi de günlük, rutin bir meseledir. Çünkü, bu dinlemeleri, Özel Harp Dairesinden Genelkurmaya, Genelkurmaydan tutun NATO hiyerarşisine, NATO’dan tutun emniyetimize, jandarmamıza, oradan tutun dedektiflik bürolarına, oradan tutun özel güvenlik şirketlerine, oradan tutun kişilere, mafyaya kadar herkesin herkesi dinleyebildiği, dinleme özgürlüğünün sınırsız olduğu bir Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşıyoruz. Bu kadar açık dinlemenin olduğu bir başka ülke örneğine rastlamak mümkün değil.

Şöyle bir baktım, yani, AK PARTİ’nin aklında hep “2002 öncesi ve 2002 sonrası” diye bir kıyaslama vardır. 2002 öncesi ne yapılıyordu? İstihbarat Dairesi Başkanı, dönemin Emniyet Genel Müdürlüğünde telekulak skandalıyla ilgili 3 Haziran 1999’da ifade veriyordu. Süleyman Demirel, sorgu tarihi 21 Ağustos 1998. Bülent Ecevit’in ev telefonu üzerinden sorgu tarihi… Başbakanlık Özel Kalem, Yargıtay, Dışişleri, Tuğrul Türkeş’ten tutun DYP Genel Merkezine, MHP’ye, CHP’ye, MGK Genel Sekreterliğine kadar. Bu, 2002 öncesi, sizin döneminizden önceki dönemin dinlemeleri.

Sizin döneminizde, teknik daha çok gelişti, dinleme cihazları gelişti. Artık, küçük bir düğme, bir kalem, bir anahtarlık, her şey bir dinleme cihazı, bir kayıt cihazı, bir görüntü alma noktasına dönüştü. Şimdi, bütün bu gelişmelere baktığımız zaman, Orta Doğu’da stratejik bir konumda olan Türkiye’nin, güvenlik ve istihbarat zaafının korkunç açıklarından… Ajanlar cirit atarak, yuvalanarak her alanda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde, MİT’in içinde, Emniyetin içinde, Dışişlerinin içinde cirit atıyorlar, kadro gibi çalışıyorlar. Yani o kadar rahat ki anlık görüntülerle, e-maille, anlık İnternet erişimleriyle bunu yapıyorlar. Bunların bir kısmı özel yetiştirilmiş; bir kısmı silah alım satım trafiğinde, bir kısmı enerji ve güvenlikle ilgili yatırım alanlarında, bir kısmı bazı ülkelerde karışıklık yaratmak, provokasyon yapmak, siyasi istikrarsızlığı sağlama çabası içinde. Hepsi medyayı dinliyor, gözlüyor, medya da herkesi bu kanalların üzerinden dinliyor, gözlüyor, haber yapıyor; haberi alıyor, haber ondan sonra da ertesi gün basına servis ediliyor.

Şimdi, bakın, siber güvenlik bir kenara, manuel güvenlik dahi sağlanamamış bir sistemden bahsediyoruz. Çünkü dinleme, şantaj, kaset… Allah aşkına, bana Hükûmet çıkıp “Ya, gizli telefon dinleyen filan kişiyi yakaladık, hakkında şu işlemi yaptık, ceza aldı.” diye bir kişi gösterebilir mi? En son Başbakanın böcekleriyle ilgili bir yakalama var, 5 kişi. Bu yakalama… Mahkeme ne diyecek, bilmiyoruz.

Şimdi soruyorum… Bu ülkede herkes dinleniyorum, herkes izleniyorum kaygısını taşıyor. Herkes evimde, büromda kayıt cihazları var; elektrik fişlerinden avizelere, avizelerden kalemliklere, kalemliklerden bardaklıklara, hepsinde… Bu aksesuarlar hayatın her alanında var ve geliyor gizli dinleme, gizli takip, gizli delil, gizli soruşturma, gizli istihbarat, gizli emir. Yok devlet sırrı, yok gizlilik kaydı… Yok MİT’ti, yok özel yetkili savcıydı, özel yetkili mahkemeydi, bu ülkede herkes düşman ilan edildi, herkes özel yetkili mahkemelerde, acımasızca cezaevlerinde uzun yıllar tutuldu arkadaşlar. Belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz, siyasi parti temsilcilerimiz hâlâ içerideler. Ergenekon, Balyoz, şike davası Anayasa Mahkemesinden döndü diye bu çarkın düzeldiğini hiç kimse sanmasın. Bu çark aynen işliyor çünkü korunuyor bunu yapanlar, yapanlar tek tek biliniyor ve korunuyor. İşte, bu koruma en sonunda Hükûmete dönmüştür. İster “paralel” deyin, ister “derin” deyin, ister “resmî güçleri uhdesinde barındıran çeteler” deyin, 17 Aralıkta Hükûmetin yakasına yapışmıştır, bakanlarını, çocuklarını, Başbakanın çocuklarını dinleme kayıtlarına… Bu kayıtları da fotoğraflarıyla, teknik takibiyle basına servis edecek noktaya kadar gelmiştir.

Peki, Başbakana bunu yapanlardan, bakanlara bunu yapanlardan, bakanları sorumlu tutup istifasını sağlayanlardan, bunlardan tutuklanan var mı? Birkaç savcının görev yeri değişti, birkaç emniyet müdürünün görev yeri değişti, bunlara “paralel” denildi. Başbakan çıktı, bir düşman yarattı. Türkiye'de âdettendir, herkes bir düşman yaratır. Ya “dış mihraklar” der, ya “bölücülük” der, ya “irtica” der, ya “laiklik” der, ya bilmem ne der bir düşman yaratır; sonra kendi kendine yetmez, bir de paralel bir düşman yaratmaya başlar. Hukuk devletlerinde hukuku, yasayı çiğnemiş birisi varsa onun evrakını tutar savcılar, yargının önüne çıkarır. Hükûmetlerin görevi de budur. Eğer bir hükûmetin emrinde 2 milyon silahlı güç varsa, bunun 550 bini, 80 bin korucuyu da kattığınız zaman 630 bini kolluksa, silahlı kolluk, polis, jandarma, korucu, sahil güvenlik ve 600 binlik bir ordu Türk Silahlı Kuvvetleriyse, elinizin altında TİB Başkanlığı varsa, elinizin altında BTK varsa, elinizin altında GES Komutanlığı varsa, elinizin altında MİT varsa kim yapıyor bu dinlemeleri teker teker çıkarırsınız ortaya arkadaşlarım.

Ben size şunu açık söylüyorum: Bu, Araştırma Komisyonunun bir üyesi olarak ilk geldiğim gün verdiğim araştırma önergelerinden biridir. Şunu Komisyonda arkadaşlarıma açık açık ifade ettim: Bu dinlemeyi yapanların, kaydı yapanların, hukuku çiğneyenlerin, birilerinin hesabına çalışanların yüzde 80’i kamu görevlisidir. Bu söylediklerimizin hepsi teker teker doğru çıktı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığında bütün başkanlar ve ekibi defalarca değiştirildi arkadaşlarım. Yine, İncek’te TİB’in binasını bilirsiniz, İncek’teki TİB’in binasından kabloların başka merkezlere aktarıldığı, başka merkezlerin TİB’in bütün bilgilerini kontrol ettiği, dinlediği, depoladığı, sildirdiği basına ve kamuoyuna yansıdı, Başbakan bunun izahatını yaptı. Şimdi, sizin emrinizdeki kamu görevlisi bu dinlemeyi yapıyorsa, kayıt tutuyorsa, yayıyorsa sizin ne yapmanız gerekir? Yasal düzenleme yeridir Meclis. Burası keyif, şikâyet mercisi değil arkadaşlar.

Biz ne yaptık? Geldik, bu Meclise 20 maddelik kanun teklifi verdik arkadaşlar. Bu 20 madde bilişimle ilgili, İnternet’le ilgili, gizli dinlemeyle ilgili, bunu yayanlarla ilgili, suç işleyenlerle ilgili; bunların caydırıcı olarak cezalarının düzenlenmesini teklif ettik. Kabul edildi bu. Hükûmet “Hazır bir çalışma, bu arada da bunlar oluyor.” dedi ve kabul etti ama yetmedi. Bir şey söyledik, bu olayı kökten çözmediğimiz zaman, eğer piyasada ekmek peynir gibi satılıyorsa dinleme cihazları -lazerle dinlemelerden tut her türlü böceğe kadar- bunu denetleyemiyorsak, GSM şirketleri çok rahatlıkla yabancı güçlerin emrine girip dinlemeleri açabiliyorsa; Türkiye’de İnternet,  TTNET, TELEKOM üzerinden özelleştirilip yabancıları çektiğiniz bu alanda istediği bilgileri alıp kişisel verileri dağıtabiliyorsa dinlenirsiniz dedik. Sizi dinlerler, sizi izlerler, sizi ketenpereye getirirler, sizi rezil ederler, size her şeyi yaparlar dedik. O zaman bu ülkede hukukun işlemesi lazım. Birilerinin anlaması lazım, milletin mahremine girip, onun kasetlerini çekip, siyaseten şantaj olarak kullanmak ahlak çöküntüsüdür, arkadaşlar, rezilce bir davranıştır, çukurca bir davranıştır, kötü bir davranıştır. Bunu mahkûm etmeden hiçbir yere gidemezsiniz.

Şimdi, bu gizli dinlemenin her alana bu kadar yayıldığı ülkemizde ne cihazların hukuku var ne dinleyenlerin hukuku var  ne de dinleyenleri de dinleten bir hukuk var arkadaşlar.

Size burada, bu raporun içinde verdiğim öneriler var. Bu önerilere, bu raporda her milletvekili arkadaşımın özenle bakmasını istiyorum. Burada idari dinleme olayıyla ilgili, idari dinlemelere son verin, denetleyin dedim; sadece müfettiş, idare değil, bu dinlemeleri bizatihi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Meclis yapmalıdır.

Meclis, İç Tüzük değişikliği konusunda o aralar çalışma yapıyordu, gittiğimiz ülkelerde bunun örneği vardı. Nasıl ki MİT’in, istihbaratın denetlemesiyle ilgili bir komisyon kurduk burada... Onu da sordum, o komisyona AK PARTİ hâlâ üye vermemiş.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Verildi, verildi.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bugün verdiniz mi? Aklınıza gelmiş hele şükür. Yani bu MİT Komisyonu sizin teklifiniz olarak geldi. Bakın, arkadaşlar, şu Hükûmete o kadar beleş akıl veriyoruz ki. Verdiğimiz fikirlerin, beleş aklın hiçbirini kullanmasını bilmiyor. Dedik İç Tüzük’te bir Meclis denetimi yapalım, bir komisyon kuralım -bunu Londra’da gördük parlamentoda, Washington’da gördük, Paris’te gördük- İç Tüzük’te Mecliste her parti grubundan 2’şer milletvekilinin oluşturacağı bu gizli dinlemeleri denetleyen bir komisyon olsun Meclis adına. Yani, bu, herkesin hayatına girdi, tehlikeli bir durum, bunun hukukunu oluşturalım. Nasıl yapalım? Bu önleyici, istihbari olan konularda zaten MİT’in özel kanunları var -MİT’in “sır”dı, “devletin gizliliği”ydi, bilmem neydi kaydı altında, ayrı bir konu- ama Emniyetin, Jandarmanın, TİB’in, BTK’nın yaptığı dinlemeler, adli dinlemeler, yargı kararları hukuka uygun mu, değil mi, bu Meclis denetlesin ve buna uymayanlar hakkında gereği yapılmak üzere işlem yapılsın. Biz İnsan Hakları Kurumunu niye kurduk bu Mecliste? Ombudsmanlık kurumunu niye kurduk? İdarenin işlemlerine karşı mağdur olan vatandaşı korumak için kurmadık mı?

Şimdi, bu önleyici dinlemeler gizli dinlemelerin yüzde 70’ini oluşturuyor arkadaşlar. Yani, uzatmalı çavuş bile istediği yerde sizi dinleyebilir, bekçi düzeyine inmiş; poliste bekçi düzeyine, Jandarmada uzatmalı çavuş düzeyine kadar dinleme, kayıt olayı inmiş durumda. Bunun pervasızlığını artık siz takdir edin. Düşünün ki bunun denetimi yok ve amirleriyle ilgili dinleme yapıyorlar. Gıcıklık olsun yani bazen anlaşamayabilir insanlar.

Bu adli dinlemelerde, yine, söyledik, hakîmler mahkeme incelemiyor. Ne demek “katalog suç”? Varsa ciddi delil dinlersin, dinlediğin insanların kayıtlarını yaymazsın. Dinleme yaparsın, bunun şüphe karineleri olur, koyarsın ama bizde öyle mahkemeler var ki koskoca başkentte 8 tane ilçede üç ay boyunca dinleme kararları verdiler. Patagonya mı burası? Herhangi bir diktatörlükte, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir karar verilemez. Medya mensupları kod adlarıyla dinlediler. Mahkeme hâkimleri              -ben gözümle görmesem inanmazdım- kendi telefonunun altına dinleme kararı vermiş, niye? Efendim, örgütlü suçla mücadele, terörle mücadele... E, buna karşı çıkabilir mi? Telefonlar da üstte sıralı. Maşallah, paket paket 100 tane, 200 tane telefon yazıyorlar. “Niye dinliyorsunuz?” “Bunlar tehlikeli.” Kardeşim, bu kadar tehlikeli de Suriye savaşından bu yana üç yıldır senin sınırların kevgire çevrildi; bir taraftan El Nusra giriyor, bir taraftan IŞİD giriyor, bir taraftan El Kaide giriyor, bir taraftan herkes giriyor. “Bu ülkede sen neyi, nasıl gördün, denetledin, izleyebildin?” diye sormazlar mı? Bunu izleyen, denetleyen bir parlamentodan söz edebilir misiniz? Edemezsiniz arkadaşlar çünkü izlemenize, denetlemenize gerek yok. VIP salonlarında ara sıra şöyle bir etrafınıza bakın, o unsurlarla karşılaşırsınız.

Şimdi, arkadaşlar, çok ciddi konular var önerilerimizin içinde. Dünyanın hiçbir yerinde milletvekilleri dinlenmez ama Türkiye’de dinlenir. Bakan çıkar bu kürsüde de “Dinledim.” der, ona bir şey olmaz.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Dünya 1’incisi olmak güzel bir şey.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yani “Suç işledim.” diyor, savcısı harekete geçmiyor. Biz burada iki kelime dediğimiz an savcıların hepsi bizim için mesai yapıyor. Ne iştir, anlamadık.

Bakın, avukatların, müdafilerin sır saklama yükümlülükleri var, ülkelerde bunların dinlenmesi şarta bağlıdır ama sadece ofis telefonu hariç, üzerindeki cep telefonu, ev telefonu, hepsi dinlenebiliyor. Bazı meslekler vardır meslek sırrı gerektiren. Doktorun da meslek sırrı var, mali müşavirin de var, avukatın da var. Bunların belli bir kontrolden sonra dinlenmesi gerekir. Bunların hiçbirisi bizim hukukumuzda yok, bunu getirelim dedik. Komisyon üyesi AK PARTİ’li avukatlara söyledim. Sayın Başer kendisi burada, kendisi dinleme mağdurudur, Hukuk Komisyonunda divan görevi yaptı. Kardeşim, terzi söküğünü diker önce değil mi? Yani şimdi soruyorum size: Size bu kadar beleşten öneri verdik muhalefet olarak “Şunu yapın.” dedik, yapmadınız. Yapmadınız, 17 Aralığa takıldınız. Size dedik “Bunu yapın.” yapmadınız, 25 Aralığa takıldınız. Size dedik “Bunu yapın.” yapmadınız, Başbakanın etrafında böcekler dolaşıyor. Yahu bir şey değil, biz de canlı böcekler dolaşıyor artık, canlı canlı. Vallahi, billahi bu elektrik, bu priz miriz böceklerinden başka canlı böcekler dolaşıyor, üstleri ötüyor, her tarafları ötüyor, kimisi ağustos böceği gibi.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Karafatma.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yani onun tarihte milat öncesine ilişkin bir kutsallığından da bahsederler Mısır tarihinde. Bilmiyorum, bilen var mıdır, onu iktidar bizden iyi bilir.

Şimdi, İç Tüzük Uzlaşma Komisyonunda böyle bir denetim komisyonunun kurulması konusunda 4 parti anlaştık ama bunu kuramıyoruz. Peki, bilgilerin “save”lenmesi, korunması, keyfiyetinin önlenmesi, iletişimin denetlenmesi için yasal düzenleme. Kaç tane yasal düzenleme getirildi buraya? Yok. MİT ile ilişkilerde MİT Komisyonu kuruldu, akıl verme komisyonuna çevrildi, bizdeki Meclis MİT Komisyonu akıl verme komisyonu, denetleme komisyonu olmayacak.

Barış ve çözüm sürecinde arkadaşlar, bu dinleme olayı çok çok önemlidir. Eğer ve barış ve çözüm süreçlerinde provokasyona maruz kalmak istemiyorsanız bu çözüm süreçlerinde birilerinin birilerini denetleyerek, dinleyerek birbirinin karşısına getirerek birtakım provokasyonlar tezgâhlanmasını önlemek istiyorsanız, bu alanı kontrol edeceksiniz, bu alanda hangi ajanların cirit attığını bileceksiniz ve Hükûmetin öncelikle bunu bilip önlem alması gerekiyor. Biz bütün partiler olarak buna hazırız, raporu yazdık, fikrimizi verdik, önerimizi yaptık, gerisi Hükûmetin yapması gereken şeylerdir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.54

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 109’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

489 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyon Raporu üzerindeki genel görüşmelere devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Komisyonda.

Komisyon Başkanı Yozgat Milletvekili Yusuf Başer konuşacaktır.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(10/74, 471, 472, 473, 474, 475) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulun Meclis Araştırma Komisyonu Raporu üzerinde Komisyon adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Haberleşme özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı, Anayasa’mızın 20, 21, 22’nci maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’de güvence altına alınan, kişiye sıkı sıkıya bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel insani haklardan birisidir.

Temel hak ve özürlüklerden olan haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine Anayasa’mızın 13’üncü ve 22’nci maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesi uyarınca, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerinden biri veya birkaçına bağlı olarak ve ancak kanunla ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkelerine uyulmak şartıyla müdahalesi söz konusu olabilmektedir.

Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi sorununun çözümü amacıyla alınması gerekli yasal, idari ve diğer önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin vermiş olduğu altı önerge Genel Kurulun 22 Ocak 2013 tarihli oturumunda birleştirilerek görüşülmüş, haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmuştur. Komisyonumuz 12 Şubat 2013 tarihinde çalışmalarına başlamış, dört ay süreyle çalışmalarını gerçekleştirmiş ve 12 Haziran 2013 tarihinde raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmuştur. Komisyonumuz dört aylık çalışma süresi içerisinde, çalışmaların etkin ve verimli olması amacıyla hukuk ve teknik alt komisyon kurmuş, 13 komisyon toplantısı, 8 hukuk alt komisyon toplantısı, 4 teknik alt komisyon toplantısı olmak üzere toplam 25 toplantı yapmıştır. Komisyon olarak yerinde incelemelerde bulunmak amacıyla 10 çalışma ziyaretinde bulunulmuştur.

Komisyonumuz dört aylık çalışma süresi içerisinde konuyla ilgili tüm paydaşların görüşlerini almış, Adalet Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, Türkiye Barolar Birliği, Gazi ve Bilkent Üniversiteleriyle TÜBİTAK kurumlarından konuyla ilgili ayrıntılı bilgiler almıştır. TÜRKSAT, Türk Telekom, Avea, Turkcell, Vodafone gibi şirketlerin sunumlarını dinlemiş ve bu kurum ve şirketlerin merkezlerinde inceleme ve araştırmalarda bulunmuştur.

Yasa dışı dinlemelerde kullanılan ve kamuoyunda “böcek” diye tabir edilen cihazların yurt dışından ithaline dair uygulamalara ve alınması gereken önlemlere ilişkin Ekonomi Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığından bilgiler alınmıştır. Yürütülen çalışmalar sırasında, kişilerin arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı bir biçimde tespit edilmesi, dinlenmesi, kayda alınması, kişilerin gizli yaşam alanlarına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan özel yaşam olayının görüntülü veya sesli olarak saptanması ve kaydedilmesi, kimi zaman bunların medya ortamlarında yayınlanması gibi suç teşkil eden faaliyetlerin nasıl ve hangi araçlar kullanılarak yapıldığının, araçların nasıl temin edildiğinin, bu araçların imali, ithali ve bulundurulması konusunda yasal bir kısıtlama bulunup bulunmadığının ve yaşanan sorunların çözümü amacıyla alınması gerekli yasal, idari, istihbari ve diğer önlemlerin neler olabileceğinin tespiti amaçlanmıştır.

Komisyonumuz haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin son derece önemli bir sorun olduğu bilinciyle çalışmıştır. Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğinin en temel kişisel haklar olduğunu ve bu haklara yönelik ihlallerin kesin olarak önlenmesi gerektiği çalışmalarımızın her aşamasında özellikle vurgulanmıştır.

Komisyonun yapmış olduğu çalışmalardan kamuoyunda meydana gelen “Dinleniyor muyuz?” endişelerinin hem mevzuatımızda var olan bazı eksikliklerden hem de uygulamada ortaya çıkan sorunlardan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Bilinmelidir ki hukuk devleti olmanın başlıca yolu temel hak ve hürriyetleri güvence altına alabilmekten geçmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  komisyon çalışmaları sonucunda hukuki ve teknik öneriler olmaz üzere iki ayrı başlık altında sıralanan somut öneriler ortaya konulmuştur. Hukuk komisyonu olarak 28, teknik olarak da 24 ayrı teklif ve önerilerimizi sunmuş bulunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce konuşmacı arkadaşlardan birisi bu Komisyon Raporu’nun çöpe atılması gerektiği hususunda bir görüşte bulundu. Ben de Komisyon Raporu’muzun 273’üncü sayfasında yine muhalefet milletvekillerinin ve o sözü söyleyen milletvekillerinin raporla ilgili görüşlerinden bir iki satır okumak istiyorum: “Komisyon raporunda 28 hukuksal düzenleme önerisi bulunmaktadır. Bunların büyük bölümü komisyonumuzun kuruluş aşamasından itibaren üzerinde fikir birliği oluşan,  dünyanın başka ülkelerinde de örekleri bilinen önerilerdir. Bu düzenlemelerin tümü özgürlükleri geliştiren ve hakları sağlam güvencelere kavuşturan bir anlayışla yapıldığı takdirde yanındayız, aksi takdirde karşısındayız.” diyor ve hususu aziz milletimizin ve saygıdeğer milletvekillerinin görüşlerine, takdirlerine sunuyorum değerli milletvekilleri.

Evet, önerilerimizin bazılarını benden önce konuşma yapan değerli milletvekili arkadaşlarım söyledi, tekrara kaçmamak kaydı şartıyla onların söylememiş olduğu hususlarda görüşlerimi serdetmek istiyorum.

“Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134 ile 140’ıncı maddeleri arasında düzenlenen ceza usul hukukuyla ilgili tüm işlemlere dair kararların ihdas olunacak özel yetkili hâkimliklerce verilmesi ve izlenmesi için yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.

Kamuoyunda mevcut yasa dışı dinlemeyle ilgili kaygı ve korkunun yoğunluk düzeyi düzeltildiğinde CMK’nın 134 ile 140’ıncı maddeleri arasında düzenlenen, bilgisayarlarda yapılacak arama, el koyma, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, kararların yerine getirilmesi, iletişimin içeriklerinin yok edilmesi, tesadüfen elde edilen deliller, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme işlemleriyle ilgili görev yapacak olan, konusunda uzman, müstakil ve müstemir yetkili özel hâkimliklerin kurulması gereklidir.” diye düşünmüşüz.

“Kurulacak mahkemelerin personelinin de titizlikle ve bu konuda uzman kişilerden seçilmesi ve tüm ceza usul hukuku işlemlerinin, konusunda uzman olan hâkimlerce gerçekleştirilmesi, bu hâkimlerin ise denetimiyle ilgili özel prosedürün öngörülmesi artık zorunluluk olarak görülmelidir.

CMK 135’inci maddesine göre, kaybolan, öldüğünden şüphe edilen ya da suç neticesinde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı değerlendirilen kişilerin sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğine dair hüküm konulmalıdır.” demişiz.

Yine, “Özel hayatın gizliliğini ihlal edebilecek bilgilerin adli soruşturma ve kovuşturma dosyalarında yer almasının kısıtlanmasıyla ilgili idari ve yasal tedbirler alınmalıdır.”

CMK 138’inci maddesinde, tesadüfen delil elde edildiğinde durumu derhâl cumhuriyet savcılığına bildirme ve delilin bizzat cumhuriyet savcısınca muhafaza altına alınması yükümlülüğü getirilmelidir. “Alenileşen yargılama sırasında taraflar, delil olan kayıtlar yanında tarafların mahrem bilgilerini de öğrenebildikleri için bunun önüne geçilebilmesi amacıyla savcının iddiasını dayandırdığı deliller haricinde kalan bilgilerin dosyadan behemehâl çıkarılması gerekmektedir.”

Ülkemizde özellikle uygulamada telefonu fiilen kullanan kişi ile hat sahibi olan kişi farklı olduğunda iletişimin denetlenmesiyle ilgili tüm işlemlerde işlem sonrası yapılacak geri bildirimlerin hem fiilen dinlenen şahsa hem de hat sahibine yapılması hususunda tedbir alınmalıdır.

İnternet üzerinden yapılan iletişim gittikçe zamanımızda yaygınlaşmakta ve her geçen gün yeni iletişim biçimleri ortaya çıkmakta. İnternet’e giren kişi, arkasında kişiliği hakkında çok zengin ve detaylı bilgiler bırakmakta. İnternet üzerinden yapılan iletişimin denetlenmesi bakımından ayrıntılı düzenlemelerin yapılması, denetimin esas ve usulleriyle ilgili sınırların belirlenmesi ve özel hayatın gizliliğinin korunmasına yönelik olarak ilave düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

CMK’nın 135’inci maddesinde iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydedilmesinden söz edildiği hâlde okunmasından söz edilmemektedir. Oysa SMS veya elektronik postayla yapılan iletişim okunabilir, kaydedilmeden de okunabilir, görülebilir veya izlenebilir. O nedenle, iletişim ortamına girilmesi, iletişimin okunması, izlenmesi veya herhangi bir şekilde elde edilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetimi kapsamı altında düzenlenmelidir.

CMK’nın 137’nci maddesinde yer alan iletişimin tespitine dair kayıtların imhasına dair hükümlerin, beraat veya mahkûmiyet durumlarında nasıl davranılacağına ilişkin olarak detaylı bir düzenlenme yapılmalıdır.

Mevzuatımızda soruşturma ve kovuşturma organlarının dinleme tedbirinin uygulanması suretiyle elde etmiş olduğu delillerin, diğer soruşturma ve kovuşturma organlarının dinleme tedbirinin paylaşılmasının esas ve usullerine ilişkin düzenlemeler yapılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine raporumuzun belki de en önemli maddelerinden, çözüm önerilerinden birisini sizlerle paylaşmak istiyorum. Türk Ceza Kanunu’nun özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı işlenen suçlara verilmesi gereken cezalarla ilgili olarak cezaların artırılması yoluna gidilebileceği gibi seçenek yaptırımlar olan erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını veya paraya çevirme tedbirinin uygulanmamasını ya da bu konuda kısıtlayıcı ek, ilave tedbirlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Özellikle iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulamasında soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan kişilerin bu suçu işlemesi hâlinde cezalarında artırım yapılması ve fiillerin caydırıcılığı hususunda daha etkin olacağını düşünüyoruz.

Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetimiyle ilgili talepte bulunan, karar veren ve verilen kararları uygulayan ve tüm sıralanan safahatta rol üstlenen görevlilerinin periyodik olarak eğitilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yurt dışında bulunan içerik ve yer sağlayıcıların Türkiye’de temsilcilik ve irtibat bürolarının oluşturulması behemehâl sağlanmalıdır.

6532 sayılı Kanun’la hukuka aykırı ifşa edilmiş olan haberleşme içeriklerinin basın yayın yoluyla yayımlanması hâlinde faillerin TCK 132, 133, 134’üncü maddelerine göre ceza verilmesi imkânı sağlanmıştır. Ancak bu düzenleme, yurt dışı kaynaklı sitelerin bu tarz suçları işlemesi konusunda caydırıcı olamamaktadır. Cezalandırma yoluna gidilmesi uzun zaman almakta ve bazı durumlarda yurt dışında bu fiillerin suç olmaması nedeniyle ceza verilmemektedir. Bununla birlikte, bu tarz yayınların sadece suç unsuru içeren içeriklerine erişimin engellenmesi de teknik olarak mümkün değildir. TİB tarafından sitenin tamamına yurt içinden erişiminin engellenmesi ise kamuoyunda abartılı olarak bulunmaktadır.

Bunun önüne geçilmesi amacıyla, özellikle yurt dışı kaynaklı  “facebook” ve “twitter” gibi sosyal paylaşım sitelerinin, “youtube” gibi video paylaşım sitesinin ve “google” gibi arama motoru hizmeti sunan firmaların ülkemizde sunucuları bulunmadığından Türkiye’deki faaliyetleri nedeniyle IP adresinin paylaşımı ve kişilik haklarının korunmasını teminen içeriğin çıkarılması gibi konularda iş birliğinin sağlanması, bunların Türkiye’de temsilcilik ve irtibat bürolarının oluşturulması ve bu amaçla uluslararası girişimlerde bulunulması gerekmektedir.

Sonuç olarak, bu firmaların ülkemizde yetkili temsilcilik kurmaları, hukuka aykırı içeriklerin kısa sürede kaldırılabilmesine imkân sağlayacak, aynı zamanda da vergi kayıplarının önüne geçilmek suretiyle ülkemize ekonomik olarak da bir katkı sağlayacaktır.

Suçla mücadelede suç işlemeye yönelik motivasyonu etkili biçimde azaltacak izleme merkezleri bulunmaktadır. Özellikle Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ve MOBESE gibi, yine aynı şekilde konutlarda ve iş yerlerinde ve  AVM‘lerde bulunan kameralarla  ilgili yasal altyapının olması gerekmektedir.

Dünyada siber güvenliği tehdit altında bulunan 10 ülke içinde bulunmamız sebebiyle özellikle siber güvenlik uygulama eylem planının hazırlanması, bir yandan da siber güvenlikle ilgili yasal düzenlemelerin bitirilmek suretiyle devlete ait verilerin tek bir veri merkezi tarafından yapılması gerekmektedir.

Kritik altyapılara yönelik saldırıların birçoğunu engellemek için millî bir antivirüs programı geliştirilmesi, yüklenmesi ve bununla ilgili düzenli bir şekilde güncellenmesiyle giderilebileceğini düşünüyoruz. Uluslararası çevrelerde kabul görmüş kabiliyette bir millî antivirüs ve güvenlik duvarı yazılımının gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Telekomünikasyon şirketlerinin altyapılarının millîleştirilmesi doğrultusunda teşvikler verilmek suretiyle millî telekom sektörü oluşturulmalı ve bu alanda dışa bağımlılık azaltılmalıdır.

Bu önerilerin hayata geçirilmesi, ülkemizde yaşanan haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin önlenmesi noktasında hayati önem arz ettiğine inanıyoruz.

Komisyonumuzun oluşmasında ve raporumuzun hazırlanmasında görev alan, başta Komisyon üyelerimiz olmak üzere, uzmanlarımıza ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Komisyon olarak önerilerimizin bir kısmının AKPARTİ Hükûmetimiz tarafından hayata geçirildiğini görmekten memnuniyet duyduğumuzu belirtiyor, önerilerimizin tamamı hayata geçtiğinde ise ülkemizin hukuk devleti olgusunun ve ileri demokrasisinin daha da  güçleneceğine  inanıyor, Komisyon raporumuzun hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Başer.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 489 sıra sayılı Haberleşme Özgürlüğüne Ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti Ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerine Hükûmet adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, konuşmamın başında, bu raporun hazırlanmasında emeği geçen başta Komisyon Başkanı Yozgat Milletvekilimiz Yusuf Başer olmak üzere bütün Komisyon üyesi milletvekili arkadaşlarıma, Komisyonun hazırlık sürecinde emek veren bütün uzmanlarımıza, Komisyonun çalışma sürecinde Komisyonumuza katkı sağlayan bütün sivil toplum örgütlerine ve şahıslara, parti gruplarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sözlerimin başında, özellikle Komisyon raporunun tümüyle Hükûmetimiz tarafından dikkate alınmakta olduğunu, bundan sonra da büyük bir titizlikle dikkate alınacağını ifade ediyorum. Burada yapılan tüm önerilerin tek tek ele alınmakta olduğunu ve ele alınacağını bir kez daha ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütün demokrasilerde özgürlük-güvenlik dengesi çok tartışmalı bir dengedir. Pek çok ülkede “Özgürlük mü ağır basmalı, güvenlik mi ağır basmalı?” tartışması çok uzun yıllardır yapılmaktadır. Özellikle ülkemiz açısından, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısı ve 20’nci yüzyılın başında çok büyük toprak kaybı yaşayan ülkemizde devleti bekası ülkenin en önemli önceliği hâline gelmiştir ve kurulan genç cumhuriyetimizde devletin bekası, devletin devamı birinci öncelik olarak görülmüştür. O dönemdeki özgürlük tartışmalarını da dikkate alırsak özellikle tek parti dönemimizde güvenlik-özgürlük dengesinde güvenlik yönünde daha ağır basan bir yapıyı biliyoruz. Fakat daha sonra Türkiye’nin demokrasiye geçmesi, çok partili hayata geçmesiyle birlikte, sivil iktidarların özgürlükten yana ağır basan pek çok adım atmaya cesaret ettiklerini, bu konuda pek önemli çalışmalar yaptıklarını da biliyoruz. Ancak, askerî dönemler, ihtilaller ve ihtilal sonrası dönemler ve askerî vesayet dönemlerinde özellikle özgürlüğün bir kenara bırakıldığı, işte, güvenliğin çok daha ön planda tutulduğu, güvenlik için kişisel özgürlüklerin kısıtlanabileceği, bireysel hakların kısıtlanabileceği anlayışının hâkim olduğu dönemleri de yaşadık. Burada şu hükûmet veya bu hükûmet, bu ayrışmaya hiçbir zaman girmek istemiyorum. Ancak, AK PARTİ’yi kurarken, AK PARTİ iki temel hedefi önüne koydu. Bunlardan birisi özgür Türkiye, ikincisi zengin Türkiye. Adalet ve Kalkınma Partisinin aslında en özet ifadesi budur. Ve AK PARTİ 3 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte iktidara geldiği günden bugüne kadar Türkiye’nin bir taraftan kalkınmasını, gelişmesini, büyümesini sürdürürken diğer taraftan da daha özgür ve daha müreffeh bir ülke olması için gece gündüz çalıştı.

Doğrusu şunu ifade etmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Özellikle özgürlükler alanında Türkiye Büyük Millet Meclisimizin, Hükûmetimizin de bu yöndeki iradesiyle birlikte hareket edip pek çok özgürlük alanını genişleten kanunları Meclisimizde yasalaştırmasında iktidar-muhalefet birlikte çalışmasının da bu noktada önemli bir işlev gördüğünü özellikle hatırlatmak istiyorum. Belki bunun en güzel iki örneğini vermek gerekirse değerli arkadaşlar, 1999 seçimlerinden sonra, bir başörtülü milletvekili arkadaşımızın Meclise girdiğinde yaşanan tabloyla geçen yılın Ekim ayında birkaç başörtülü milletvekili arkadaşımızın Meclise girdiğinde yaşanan tablodaki fark, aslında hem demokrasimizin olgunluğunu hem de Türkiye’de özgürlüklerin geldiği noktayı çok güzel ifade ediyor. Bundan gurur duymalıyız, hep birlikte gurur duymalıyız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne ilgisi var Sayın Bakan, ne ilgisi var şimdi bunun, bununla ne ilgisi var?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – İzlenmedik, girilmedik yer kalmadı.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bunun başarısını da sadece AK PARTİ olarak biz devşirmek şeyinde değiliz. Meclisimizin tüm milletvekillerine bu konuda teşekkür ediyoruz.

Veya bundan on iki yıl önce eğer “Türkiye’de Kürtçe yayın yapılacak.” denseydi herhâlde kimse inanmazdı ama bugün artık Türkiye’de devletin kanalından Kürtçe yayın yapılabiliyor ve artık bu, toplumumuzun tüm kesimleri tarafından çok büyük oranda benimsendi.

Değerli arkadaşlarım, buraya kadar verilen mücadele gerçekten önlemli bir mücadele.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Başımız göğe erdi!

GÜRKUT ACAR (İzmir) – Sayın Bakan simitçiler bile “Dinleniyoruz.” diyorlar.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Evet.

Peki, şöyle söyleyelim: Şimdi, maalesef Türkiye’de bu vesayet anlayışıyla, maalesef Türkiye’de siyasetin ve halkın kontrol altında tutulması gereken mekanizmalar olduğu anlayışıyla, ta eskiden beri bu anlayışın gereği bazı işler yapılmış. Ama, AK PARTİ olarak…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sizinle başladı Sayın Bakanım.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bir dakika, müsaade edin, arkadaşlar, müsaade edin.

Bakın, ben büyük bir dikkatle, sabırla dinledim ve arkadaşlarımızın da özellikle nikâha katılma noktasındaki taleplerini de mümkün olduğu kadar dikkate alarak birkaç cümleyi söyleyeceğim ve konuşmamı bitireceğim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Türkiye’de maalesef bizim bu noktada değiştirmemiz gereken en başta kültür. Hiç kimsenin kimsenin özgürlük alanına müdahale etmeyeceği, kimsenin kimseyi meşru, kanuni, hukuki, bir sebep olmadan dinlemeyeceği bir Türkiye’yi birlikte inşa etmek durumundayız.

Bugün şurada, Mecliste yapılan tüm konuşmalar… Bazı eleştiriler yapıldı, katılmıyoruz, bazılarını çok haksız da buluyoruz ama bugünkü Meclis iradesi şunu ortaya koydu: AK PARTİ, CHP, MHP, HDP; evet arkadaş, hiç kimse hukuksuz yere bir başkasını kim olursa olsun dinlememeli, bunula ilgili mekanizmaları hep birlikte kurmalıyız. Yüce Meclis bu noktada atması gereken adımları hep birlikte atmalı. Şu anda kişisel verilerin korunmasıyla ilgili kanun tasarısı Meclis gündeminde. İnşallah bunu hep birlikte çıkarırız ve bundan sonra özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin korunması, hukukun üstünlüğüne yönelik her türlü ihlali birlikte değerlendirir ve bu noktada Türkiye’nin çok daha özgür, bireylerinin kendini çok daha mutlu ve mesut bir ülke olarak algılamasını sağlarız.

Ben bu duygu ve düşüncelerle bugün bu görüşmelerde katkı sağlayan tüm milletvekili arkadaşlarıma, tekrar Komisyonumuza, parti gruplarımıza teşekkür ediyor, hepinizi en içten sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Şahsı adına İzmir Milletvekili Erdal Aksünger.

Buyurunuz Sayın Aksünger. (CHP sıralarından alkışlar)

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanın dediklerini aslında biz zaten daha önce bu Komisyon kurulduğunda muhalefet şerhi olarak bu kitaba yazdık, ben yazdım; arkadaşlarımız da yazmıştır bazı şeyleri. Teorikte bunlar iyiydi ama hepsini es geçtiniz o gün çünkü böyle bir 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonu olmadığı için bu konu sizin ilginizi çekmiyordu o zaman. Niye çekmiyordu? Bak, o gün söylediklerimi bugün yine söylüyorum, o gün de aynı şeyleri söylemiştik, bizim Komisyon olarak gittiğimiz tüm kurumlarda şöyle çok, gerçekten de insanı rencide edecek şöyle gelişmeler yaşanıyordu: MİT’e gittiğimizde bize bakıp bakıp, garip garip adamları gösterip “Biz bu kerizleri uyuturuz.” tarzında, “Bu Komisyondan da bir iş çıkmaz.” tarzında bizi postalamaya çalışıyorlardı. Ya, arkadaşımız da yanınızda, ben de biliyorum neler olduğunu neler bittiğini, hep beraber çalıştık. Üstelik de yanınızda, şimdi, Sayın Başer de dâhil olmak üzere, Adana milletvekiliniz de dâhil dediler ki: “Ya, milleti dinliyorlar.” diye kendileri söyledi. Ya, onlarla ilgili işlem yapmamışsınız. Bırakın onları, yapmadınız. MİT’te, Emniyet İstihbaratta, TİB’de, BTK’da nasıl bir işlem yapmışız ya, nasıl detaylı bir çalışma yaptık? Yapamadık ki, böyle bir şey yok. Ama bunlara gerek yoktu, niye gerek yoktu? Zaten görünen köyün hikâyesi belliydi, kılavuzunun da kim olduğu belliydi. Ya, bu memlekette Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı yapmış adamlar söylediler “Hangi cihazları nereden aldık, getirdik.” diye. Ve “Bir büyükşehir belediye başkanı da bunu kullandı.” diye bu ülkedeki önemli bir teşkilatın başındaki adam söyledi. Kim kale aldı, bunların hangisi kale aldınız? Hangi  “log” kayıtlarının nasıl silindiğini, birebir bu işin başında olan, işi yapan adamlar söyledi. Hanefi Avcı neler söyledi, Emin Arslan neler söyledi, Sabri Uzun neler söyledi. E, bunlar o zamanın da görevlileriydi zaten. Peki, bunlar araştırıldı da onları yapanların hepsi mahkemede hâkimler karşısına mı çıkarıldı? Çıkarılmadı.

Bu memlekette, mevzuata baktığınız zaman, nasıl yapılması gerektiğini hukukçular çok iyi biliyorlar ama bu memlekette hukuk nasıl tarumar edildi, nasıl çiğnendi yerlerde, orada da gördük bunların hepsini. Sahte isimlerle, kod adlarıyla insanların dinlendiğini ve kolluk kuvvetlerinin savcıya getirip de adı belli olmayan adamları, telefon numaralarının kime ait olduğu belli olmayan adamları hâkimin karşısına götürüp, “Bunlar terörle ilgilidir.” deyip kod adlarıyla adamları dinlettiklerini de orada gördük zaten. O hâkimler de hepsine dinleme izni verdiler. Bu memleketin 75 milyon insanının HTS kayıtlarının alındığını o gün orada gördük. Gördük orada hepsini ve kimlerin yapıldığı konusunda detaylı bir çalışma yapıldı mı? Yapılmadı. Kim müsebbipleri bu işin, ortaya çıkarıldı mı? Çıkarılmadı.

Haklısınız, tamam, bu konularla ilgili. Benim anlattığım konularla ilgili… Bakın, çok kaba bir örnek vereyim, arkadaşlarımız da oradaydı: Amerikan Ulusal Güvenliğin bu ülkede yaptığı icraatları bizatihi anlattım o gün orada. Ondan altı ay sonra bir olay gerçekleşti dünyada ama ben o gün anlatırken bana baktıklarında diyorlardı ki arkadaşlar, AKP milletvekili arkadaşlara söylüyorum: “Komplocuya bak, gelmiş burada ne anlatıyor.” Altı ay sonra Rusya’da Amerikan bir ajanın, Snowden’in orada açıklamaları çıkınca ortaya ne oldu? “Bizi dinliyorlarmış.” dediler. Ya, bu ülkede, biraz önce arkadaşımın bahsettiği gibi, simitçiden boyacıya herkes böyle bir fobiye sahip olmuşsa “Ya, beni de dinliyorlar.” deyip… Bana telefon açtıklarında “Sayın Vekilim, seninle yüz yüze konuşalım…” “Ne var?” diyorum, “Ya, bizi dinliyorlar, ne olur ne olmaz.” diyor. Ya, bir simitçiyi niye dinlesinler kardeşim? Bu memleketin halkının geldiği hâl bu. Bugün de, merak etmeyin, aynı şey devam ediyor şu anda, aynı korku devam ediyor. Kimi çıkardınız karşısına? Hiç kimseyi çıkarmadınız ki. Böyle bir şey yok yani.

Sonra, çok ilginç bir şey yaşandı bu memlekette. Şimdi, detay çok var yani burada beş saat konuşabilirim bu konularla ilgili, çok araştırma yaptım gerçekten ama en son yaşanan bir şeyi söyleyeceğim. Aralık 2013 itibarıyla, işte, bu, özellikle, rüşvet, yolsuzluk, “tape”ler meseleleri çıkınca ortaya ocak ve şubat aylarında TİB’te bir operasyon yaptınız. O operasyonlar sonucunda size aykırı gelen herkesi oradan temizlediniz, 5 kişiyi oradan çıkarttınız, Millî İstihbarat Teşkilatı kökenli adamları TİB’e getirdiniz -iyi yani kendinize yakın adamları koydunuz- hukuk dairesinin başına hukukla alakası olmayan adamlar koydunuz. “Server”ları oradan söktünüz, götürdünüz; ne yapıldığı belli değil. Bunların hepsi inanılmaz gizlilik özelliğine sahip “server”lardır, dataları barındıran “server”lardır. Götürdünüz, imajlarını aldığınız, yetmiyormuş gibi… Adamların  yerinden “server”larını söküp götürdüler. Niye söküyorsunuz ya, niye söküyorsunuz yani? Bunun arkasında başka bir plan vardır, benim aklıma bu gelir. Diyelim bunlar da oldu… neyse bunların hepsini geçtik. Haziran ayına geldiğimizde, haziranın 2’sinde TİB’e bir operasyon yaptınız. Kimdi bu adamlar, sizin getirdiğiniz adamlardı. Niye operasyon yapıyorsunuz? Siz getirdiniz bu adamları zaten. Niye yaptığınızı ben söyleyeyim. Başka kayıtlar vardı, birilerinin bu kayıtları almış olma ihtimalî vardı, bu bütün “server”lar tekrar toplandı yeniden, imajları alınmasına rağmen “server”lar yerinden sökülüp tekrar götürüldü, tekrar geri getirildi. Niye getirildi? İçine bir şey koydunuz mu acaba? Peki, kimin kayıtlarını kim silmişti? Acaba, Başbakanın başka konuşmaları var da onu mu aldılar? Peki, içlerine ne doldurdunuz getirdiniz oraya? Yetki ve sorumluluk esasına tabi olmayan yani aslında buradaki “server”ların yetkisi bir adamdayken sorumluluğunu ona vermeyecek bir operasyon yaptınız, buyurun bakın. Ya, bu getirdiğiniz adamlar sizin adamlarınızdı zaten.

Peki, haziranda yapılan bu operasyonun bugün hâlâ yankıları ortada duruyor. Bir araştırmaya tabi değil midir? Araştırmaya tabidir tabii. Böyle bir şey olur mu?  Tabii, o kadar çok buraya şerh yazmıştık ki birkaç tanesi var. Bu şeyden bahsettim zaten, kayıp araçlarla ilgili konudan. Ben size bir şey söyleyeyim mi, bu kayıp araçların… 2010 yılından itibaren Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığında hiçbir teçhizatın herhangi bir kaydının tutulmadığını biliyor muydunuz? Arkadaşlarımız da oradaydı, bize söylediler. Emniyet istihbaratta hiçbir türlü kayıt yapılmadığını cihazlarla ilgili bize beyan ettiler bunu ya. Böyle bir şey olabilir mi, ne demek ya böyle bir şey? Ne demek böyle bir şey?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Büyükşehir belediyesine vermişler.

ERDAL AKSÜNGER (Devamı) - Tabii ki.

Böyle bir şey olur mu? Ayrıca, o araçların hangi ülkeden, Kanada’dan, Amerika’dan, Almanya’dan, hangi şehirden, hangi şirketten alındığına dair bütün belgeler varken, bütün kod numaralarına kadar, ithalat kayıtlarına kadar her şey varken bunlar araştırıldı mı? Araştırılmadı. E, yaptınız da o zaman bunları yapmanız lazımdı, öncelikli konu buydu zaten memlekette.

Ayrıca, başka bir şey, daha korkunç bir şey söyleyeyim: Sadece siyasal dizayn üzerinden dinlemeler yapılmadı bu ülkede, bizatihi itiraf edildi bunların hepsi, o komisyondaki arkadaşlar da duydu, dediler ki: “Borsayla ilgili bilgiler birilerine aktarılıyor dinlemelerle.” Kim söyledi bunu? Emniyet İstihbarat Daire Başkanı söyledi. “Aktarılıyor.” dedi. Ayrıca, sadece borsayla ilgili manipülasyon üzerinden o datalar aktarılmıyormuş. Başka ne yapılıyormuş? İhalelerle ilgili bilgilerin de aktarıldığını kendisi anlattı. Şimdi, bu kadar büyük, korkunç hikâyeler ortadayken, bu ülkedeki özgürlükten, bu ülkedeki dürüstlükten, namustan, temiz siyasetten bahsetmek biraz ayıp oluyor. O zaman, bunların aydınlatılması lazım. Tek tek, isim isim söylüyorum, adam söyledi: Hrant Dink cinayetindeki logları kimin sildiğini söyledi, isim isim söyledi. İşlem yapıldı mı? Hayır, yapılmadı ve yapılmaz da, yapılmayacak da. Bu memlekette, bunlar, aslında derin hikâyenin en derininde duran hikâyelerdi ama daha derine gönderip başka yerlere gömdünüz bu hikâyeleri veya gömmeye çalışıyorsunuz.

MİT’teki operasyonları ben şöyle tanımlıyordum, o zaman, söylediğimde, dedim ki o dönemlerdekiler hatırlar: “Siz, emniyet istihbaratı cemaate teslim etmişsiniz, MİT’i de kendi şirketiniz hâline döndürmeye çalışıyorsunuz.” Ya, böyle bir şey olur mu ya? Siz, devletin kurumlarını bu kadar hunharca kullanabilme ihtimaliniz olan insanlar olarak mı görüyorsunuz kendinizi? Ne oldu?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kurtlar Vadisi.

ERDAL AKSÜNGER (Devamı) - Tam tersine döndü hikâye. MİT’i ne hâle getirdiniz biliyor musunuz? MİT, şöyle bir operasyon yapar bir kurum hâline geldi: MİT, teknik istihbarati bir kurumken icraat yapan bir kurum hâline döndü. Yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin muadili olan bir kuruma döndürmeye çalıştınız. Yurt dışı operasyonla değil, yurt içinde yapıyordu zaten operasyonların hepsini. Efendim “3 tane çanakla aldılar, bunu yurt dışına transfer ettiler.” diyor. Bence gidip bir bakın, o 3 çanak nerede duruyor? Ya, ben oranın içinde değilim de gidin bir bakın, nerede duruyor? Hiç kurulmuş mu o çanaklar? Bir kere, o çanaklar kurulduğunda bunu iddia eden adamlar 2 çanağın birbirini görmesi gerektiğini de herhâlde biliyordur. Öbür çanak nerede kurulmuş, ona bir baksınlar. Bunlar altı boş iddialardı zaten. Bu memlekette hunharca bütün kanunlar çiğnendi, bir sürü insan şu anda fişlenmiş vaziyette bence.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) - Siyaset dizaynları buradan, finansmanları da buradan yapıldı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksünger.

İzmir Milletvekili Hamza Dağ.

Buyurunuz Sayın Dağ.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yasa dışı dinlemelerle ilgili kurulmuş olan araştırma Komisyonu üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi  sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Son zamanlarda gerek toplumda gerek siyasilerde gerekse toplumun önde gelen kişilerinde “Dinleniyor muyuz?” kaygısı bu Komisyonun kurulmasını zorunlu kılmıştır. Bu sebeple, sıkça gündeme gelen yasa dışı dinlemeler konusunda dört partinin ortak önergesiyle 12 Şubat 2013 tarihinde Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştur. Komisyonumuz dört ay boyunca çalışma yapmış ve 2013 Haziran ayında da raporunu Meclis Başkanlığımıza sunmuştur.

İletişim çağı olarak adlandırdığımız bu yüzyılda teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmekte ve her gün hayatımıza yeni iletişim organları girmektedir. Bu durum iletişimi kolaylaştırmakla birlikte aynı zamanda haberleşme özgürlüğümüzü kısıtlamakta, iletişim araçlarını ise güvensizleştirmektedir. Eskiden sadece paralel çekme ya da santraller üzerinde dinlemeler mümkünken bugün sayısız yöntem mevcuttur ve bunlara her gün bir yenisi eklenmektedir.

İktidarımız döneminde yapılan yasal düzenlemelerle haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği noktasında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Komisyonumuzca gerek yasal mevzuat gerekse uygulama alanı incelenmiş, ilgili kurumlar hem dinlenmiş hem de ziyaret edilmiştir. Konuyla ilgili, mevzuattan ve uygulamadan kaynaklı eksikliklerin tamamlanması noktasında bir dizi öneriler getirilmiştir. Yaptığımız çalışmalarla, haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğinin sağlanması noktasında getirilen bu önerilerin bir kısmı zaman içerisinde yasalaşmış ve hayata geçirilmiştir. Fakat, teknolojinin hızla gelişimi karşısında ülkemizde olduğu gibi dünyanın da bu alanda hem mevzuat hem de uygulamada yetersiz kaldığı aşikârdır.

Komisyonumuzun yapmış olduğu çalışmaların büyük bölümünü teknik çalışmalar oluşturmaktadır. Konuşma sürem müsait olmadığından bu konulara giremeyeceğim fakat konunun hukuki ve toplumsal boyutuyla, birkaç hususa değinip konuşmamı tamamlamak istiyorum.

Anayasa’mızın 22’nci maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğünün yasa dışı her yoldan engellenmesi veya gizliliğinin ihlal edilmesi hiçbir surette kabul edilemez. Bu konuda kaydedilecek en önemli ilerleme ise yasa dışı dinlemelere ve özel hayatın ihlaline olan bakış açısıdır. Medyanın ve siyasetin bunlara prim vermemesi, toplumun bu tarz yasa dışı fiillere itibar etmemesi bu konunun çözümünün temelini teşkil etmektedir. Yasa dışı dinlemeleri, kişi mahremiyetini siyasi malzeme yapmak siyaseten kimseye bir şey kazandırmayacağı gibi uzun vadede de siyaset kurumunu da itibarsızlaştıracaktır. Yasa dışı dinlemelerle siyasete ayar vermeye kalkanlara herkesten önce biz siyasetçilerin karşı çıkması, buna prim vermemesi gerekmektedir. Buna dayanarak şunu açıkça ifade etmeliyiz ki yasa dışı dinlemeleri yapanlar kadar bu dinlemeleri yayanlar ve bunlar üzerinden siyaset yapıp insanları yargılamaya kalkanlar da çok açık bir şekilde yanlış içerisindedirler. Türkiye'de son yıllarda yaşanılanlar konusunda yani yasa dışı dinlemeler konusunda en başta biz siyasetçiler olmak üzere, sorumluluk sahibi bütün aklı selim, aynı şekilde, oturup düşünmeli ve bu şekilde çalışmamızı yapmak durumundayız.

Komisyonumuz, sadece yasa dışı dinlemeler üzerine çalışma yapmamış, ayrıca kişisel verilerin korunması, dedektiflik kurumu, telefon operatörlerinin çalışma sistemi, siber tehditler, MOBESE ve güvenlik kameraları, elektronik ticaretin güvenilirliği gibi birçok teknik konuda da çalışmalarda bulunmuştur.

Burada şu hususu da özellikle vurgulamak istiyorum: Her ne önlem alınırsa alınsın, her ne kadar yasal düzenleme yapılırsa yapılsın gelişen teknolojiyle bu durumun önüne geçilebilmesi her gün daha da imkânsız hâle gelmektedir. Burada esas olan, bu konuda cezai yaptırımların artması ve illegal yollardan elde edilen her türlü verinin yayımının ve kullanımının önüne geçilmesidir. Bu tarz dataların yani verilerin değeri oldukça bu durumun önüne geçilebilmesi açıkça mümkün değildir.

Üçüncü yargı paketiyle Türk Ceza Kanunu’muza giren, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kişinin bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması, bu gizlilik ihlalinin haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşmesi hâlinde ise cezanın bir kat artırılması, ayrıca ifşa edilen bu verilerin basın yoluyla yayınlanması hâlinde de aynı cezanın uygulanacak olması bu noktada atılmış önemli bir adımdır.

Burada yeri gelmişken şunu da açıkça ifade etmek istiyorum: Hiçbir iletişim aracı sonsuz ve sınırsız bir özgürlük alanına sahip değildir. Yazılı ve görsel medya için geçerli olan hukuk kuralları aynı şekilde sosyal medya için de geçerlidir. Hukuk kurallarının işletilmesi herkes için geçerlidir. Bu konuya anlık siyasi mülahazalar üzerinden yaklaşmak, kısa vadede birilerine çıkar sağlayabilir belki ama uzun vadede toplumda telafisi mümkün olmayan birtakım problemlerin ciddi sorunları oluşturmasına da sebebiyet verme durumu bulunmaktadır.

Bunun yanında, dördüncü ve beşinci yargı paketleriyle birlikte gerek dinleme kararları noktasında gerek özel verilere el koyma noktasında önemli düzenlemeler yapılmış, “iletişimin denetlenmesi tedbirinin son çare olarak uygulanması gerektiği” şeklindeki ilkeye riayet edilmeksizin ilk başvurulan tedbir olarak uygulanmasının önüne geçilmesi sağlanmıştır.

Ülkemizde tüm bu yasal düzenlemelere ve etkin ceza yaptırımlarına rağmen gerek yasal düzenlemelerden ve gerekse uygulamadan kaynaklı birtakım problemler olduğu da görülmektedir.

Komisyonumuzun hazırlamış olduğu bu rapor, konuyla ilgili kurumların çalışmalarına ve önümüzdeki yasama dönemlerinde bu bağlamda yapılacak yasal düzenlemelere ışık tutacak önemli bir çalışma olmuştur.

Sözlerime son verirken Komisyon çalışmasında emeği geçen bütün arkadaşlarıma, Komisyon üyelerine tekrar teşekkür ediyor; hepinize saygı, sevgi ve hürmetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dağ.

Sayın milletvekilleri, böylece Haberleşme Özgürlüğüne Ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulmuş Bulunan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmıştır.

Teşekkür ediyoruz efendim.

Şimdi gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyon bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 1 Temmuz 2014 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 18.54

 



(x) 489 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(10/74,471,472, 473, 474, 475) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin ön görüşmeleri 22/01/2013 tarihli 55’inci Birleşimde yapılmıştır.