24 Haziran 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşimini açıyorum.

 

 

Y O K L A M A

 

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’mıza göre milletvekillerinin göreve başlamadan önce ant içmeleri gerekmektedir.

Şimdi, ant içmemiş olan İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan’ı bu birleşimde ant içmek üzere kürsüye davet edeceğim.

Kendisinin ant içerek milletvekilliği görevine başlayacak olmasından dolayı mutluluğumuzu belirtiyorum, kararın bu kadar gecikmesinden dolayı da üzüntümü bildiriyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Alan. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

(İstanbul Milletvekili Engin Alan ant içti)

(MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Alan.

Hayırlı olsun.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Zonguldak’ın kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümü nedeniyle söz isteyen Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ulupınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Zonguldak topraklarında milat öncesinden başlayarak dört bin yıla yakın bir geçmişin ve çeşitli uygarlıkların izlerini görürüz. 1848’de başlayan kömür üretimiyle birlikte farklı kültür ve yaşam biçimi olan Rum, Ermeni, Yahudi, Fransız, İtalyan, Hırvat kökenli insanlar kentimizde yaşamışlardır.

Zonguldak ilk dönemlerden başlayarak bir emek kenti olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle “emeğin başkenti” olarak adlandırılmıştır. 1900’lü yılların başlarında, özellikle cumhuriyet döneminden sonraki yıllarda iş ve ekmek arayan insanların ilk adresidir. Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlı idaresinde olan Zonguldak, 8 Kasım 1829 tarihinde taş kömürünün bulunmasıyla önem kazandı. Taş kömürü, zamanın en değerli madeni olduğu için yabancı sermayenin de ilgi odağı hâline geldi.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemiz, tarihinin en ağır koşullarını içeren anlaşmayı imzalamak zorunda bırakılarak düşman işgali altında  kaldı. Zonguldak ve çevresi, zengin taş kömürü kaynağı olduğu için, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransızlar tarafından işgal edildi. Amaç Fransız şirketlerin haklarını korumaktı.

Şüphesiz en değeli hazine vatan toprağıdır. Vatanımıza beslenen düşmanca duygulara karşı her zaman tek yürek ve tek  yumruk olmayı başarabilen ulusumuz, Anadolu’da Atatürk’ün önderliğinde ulusal kurtuluş ve bağımsızlık hareketi başlatmış, uzun süren mücadeleler vermiştir. Müdafai hukuk cemiyetlerine bağlı güçlerin direnişi sonucunda ülkemiz için son derece önemi olan ilimiz, 21 Haziran 1921’de düşman işgalinden kurtulmuştur.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin 1 Nisan 1924 tarihinde kurduğu ilk il  olan Zonguldak tam bir cumhuriyet kentidir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti, ilk büyük eğitim atılımı için Zonguldak’ı seçmiş, ilk üniversitesini 1924 yılında “Maden Mühendis Mekteb-i Âlisi” adıyla burada kurmuştur. Yüz seksen yıllık sanayi ve üretim kültürü olan kentimiz, demir ağlarla anayurdun dört baştan örülmesine katkı sağlamıştır.

 Zonguldak, kömür madenleriyle enerji ve ısı, Çates Elektrik Santraliyle ışık vererek, Erdemir ve Karabük Demir Çelik Fabrikalarıyla demir çelik üreterek Anadolu’nun imar edilmesinde, demir yollarının Anadolu’yu kucaklamasında önemli bir görevi yerine getirmiştir.

Zonguldak’ta ilk işçi örgütlenmesi sayılan Amale Birliği 1921’de, Ziraat Sandığı 1913, Ticaret ve Sanayi Odası 1919, Baro 1927, Halkevi 1932’de, Maden Kömürü Havzası İşçileri Sendikası 1946’da kurulmuştur. Çalışanların örgütlenmesi açısından Zonguldak ülkemizin önde gelen illeri arasındadır. Zonguldak ülkemizin tüm illerine kara yolu, hava yolu, demir yolu ve deniz yolu ulaşımı olan ender illerimizden birisidir.

Taş kömürü üretimiyle birlikte 1925 yılında Türk Antrasit Fabrikası, 1948 yılında Çatalağzı Termik Santrali, Filyos Ateş Tuğla Fabrikası, 1968 yılında Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları ve Çaycuma SEKA Kâğıt Fabrikası kuruldu. Zonguldak bu tabloyla kömür üretiminin yanı sıra sanayi kimliğini de kazandı.

Ulu önderimiz ilimizin ülkemiz için olan önemini cumhuriyetin kuruluşunun ardından Zonguldak’ı ziyareti sırasında şu sözlerle ifade etmiştir: “Zonguldak’ın derin toprakları altındaki madenler ne kadar kıymetliyse bizim nazarımızda da Zonguldak o kadar kıymetli bir vilayetimizdir.” Her bir metrekaresi alın teri, şehit kanı ve mücadele olan ilimiz Atatürk’ün de dediği gibi taşı toprağıyla kıymetli bir ilimizdir. Özellikle, çok uzun yıllardan beri, yeryüzünün metrelerce altında zor şartlara karşı büyük çaba sarf ederek ülkemizin kalkınması adına yapılan işte önemli bir yere sahip olan madenci kardeşlerimizin emeği göz ardı edilemez.

Karadeniz Ereğli’nin elpek bezi, çeliği ve Osmanlı çileği, Devrek’in el emeği göz nuru bastonu ve mis kokulu gevrek simidi, Alaplı’nın fındığı, Çaycuma’nın yoğurdu, Gökçebey’in tavuğu, Filyos vadi projesi, doğu harikası mağaraları, denizi ve taşkömürüyle özdeşleşmiş ilimizin yemyeşil doğasıyla vazgeçilemez olduğu bir gerçektir.

AK PARTİ Hükûmeti olarak bizler de ilimizin kalkınması, tanıtılması ve modern görünüme kavuşması için çalışmalarımızı bütün hızıyla sürdürüyoruz. Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere millî mücadelede şehit ve gazi olan tüm askerlerimizi, taşkömürünü bularak ülkemizin ve ilimizin kalkınmasında önemli katkıları bulunan Uzun Mehmet’i ve taşkömürünü alın terleriyle canları pahasına çıkarırken şehit düşen bütün madencilerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ulupınar.

Gündem dışı ikinci söz, cevaplandırılmayan soru önergeleri hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; açıklık, şeffaflık ve denetim, yolsuzlukları caydıran en önemli süreçlerdendir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin İçtüzüğü iktidarı denetleyecek çok sayıda mekanizma öngörmüştür. Bunlardan biri de soru önergesidir. Oysa, Hükûmet üyeleri soru önergelerine cevap vermemekte, cevap vermiş gibi yapmakta ve denetimden kaçmaktadır. Meşru ve yasal iş yapmayanlar, usulsüzlük, haksızlık ve yolsuzluk yapanlar ancak soru önergelerine doğru cevap vermezler. Saklayacak bir şeyi olmayanların sorulara cevap vermemesi düşünülemez. Cevaplandırılamayan ya da geçiştirilen sorular cevap verilemeyecek vahim durumların olduğunun da kanıtıdır.

Özellikle, İçişleri Bakanlığına dışarıdan atanmış olan Efkan Ala, bir devlet adamı ciddiyetiyle bağdaşmayan şekilde soru önergelerine yaklaşmakta, soru önergelerine cevap veriyor gibi soru önergelerini geçiştirmekte, âdeta dalga geçmektedir. Kendisine ait olduğu iddia edilen ve İnternet’e düşen ses kaydında da yasama gücünün yasa dışı işleri yasal hâle getirmekte kullanılabileceği söylemleri vardır. Ala’nın kendisine ait olduğu iddia edilen ses kaydında “Yüzde 50 oyumuz var, yaptığımızı suç olmaktan çıkarırız.” diyor.

Değerli milletvekilleri, soru önergeleri, millî iradenin temsilcileri olan milletvekillerinin iktidarı denetleme araçlarıdır. İçişleri Bakanlığına yönelik olarak verdiğimiz soru önergelerine İçişleri Bakanının verdiği cevaplar millî iradeyle alay eden, saygısız, ciddiyetsiz sorumsuzluk örnekleridir.

Millet adına İçişleri Bakanlığına yönelik olarak yönelttiğimiz soru önergelerinde özet olarak şunu sorduk: Belediye şirketlerinin sattığı ve kiraladığı taşınmazların sayıları, satış yöntemi, bu satışla elde edilen gelirler ve bu gelirlerin nerede harcanmış olduğu, sorusu. Belediye şirketlerine satılan ve kiralanan taşınmazlardan hangileri, hangi bedellerle üçüncü kişi, şirket, kurum ve kuruluşlara satılmış ya da kiralanmıştır? Soru önergelerinin tarihi 9/7/2013’tür. Belediyelere yönelik 169 soru önergesi on ay sonra, 15/05/2014 tarihinde Efkan Ala imzalı olarak cevaplandırılmıştır, daha doğrusu, cevaplandırılmamıştır. Bakan Ala, ibretlik yanıtında, belediyelerin satış ve kiralama işlemlerinin hangi mevzuat ve hangi yasal çerçevede yapıldığından söz etmiştir. Bu satışlarla elde edilen gelirlerin nerelere harcandığına yönelik soru ise belediyelerin türlü hizmet ve yatırımlarında kullanıldığı şeklinde yanıtlanmaktadır. Ey Efkan Ala, sen bizim zekâmızla dalga mı geçiyorsun! Herhâlde, bu Efkan Ala, sorduğumuz soruyu anlayamamış, sorulara cevap vermemiş, formaliteyi yerine getirmiştir. Madem bu soruların cevabı bu kadar basitti, yarım sayfalık cevap için on ay neden beklediniz Sayın Efkan Ala? Efkan Ala, kendisine yönelik olarak sorduğumuz bütün soruları geçiştirmekte, doğru cevap vermemekte ve bulunduğu makamın gereklerine uygun bir biçimde davranmamaktadır.

Ala’nın sorduğumuz soru önergelerinden birkaçına verdiği ibretlik cevaplar şöyledir:

Soru: 17 Aralıktan bugüne kadar Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görevden alınan, yeri değişen sivil memurların sayısı, görevleri ve görevden alınma gerekçeleri nelerdir?

Cevap: İlgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde görevlerden alınmışlardır.

Soru: Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından satın alınan bazı mal ve hizmetler nasıl, kimlerden, hangi usullerle alınmıştır? Diğer teklifler nelerdir?

Cevap: Soru önergesine konu edilen malzemelerin alımı Kamu İhale Kanunu’na göre yapılmıştır.

Sorular, yolsuzluğun ve yozlaşmanın boyut ve çapını ortaya koyduğu için cevaplandırılamamış ve geçiştirilmiştir. Denetimsiz yerel yönetimler, satış, kiralama ve rant amaçlı imar değişiklikleri, ahbap çavuş yöntemiyle milletin serveti yolsuzluk ve yozlaşma aracı olarak kullanılmaktadır.

Bize gelen bilgilerden, İçişleri Bakanlığının soruları belediyelere gönderdiği, belediyelerin bunlara cevapları verdiği ve Bakanın, bu cevapları kamuoyunun haberdar olmasının infial yaratacağını bildiği için durumu geçiştirdiği...

Efkan Ala, soru önergelerini geçiştirerek sorumluluktan kurtulamazsın. Kaçtığın yere kadar seni kovalayacağız. Millet adına, yaptığının hesabını sizden sormak bizim görevimiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Gündem dışı üçüncü söz, ülkemizin birçok kentinde yaşanan işten çıkarmalar hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Geç de olsa Sayın Engin Alan’ın aramızda bulunmasından mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum.

Anayasa’mızın 49’uncu maddesine göre “Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek, çalışanları korumak ve çalışma barışını sağlamak için gereken tedbirleri almak zorundadır.” der. Hükûmetinizin iktidara geldiği günden bu yana tam tersi bir politika izlenmiştir. Gerek kamuda gerekse özelde hızla taşeronlaşma  ve güvencesiz çalıştırma âdeta bir yaşam hâline gelmiştir. Özellikle, tehlikeli iş kolları olan madencilik, enerji ve inşaat sektörü gibi alanlarda çalışmanın ağır koşulları nedeniyle iş kazaları meydana gelmekte ve bu nedenle de dünyada en çok iş kazalarının olduğu bir ülke konumuna geldik. İktidara geldiğinizde 2002 yılında taşeron işçi sayısı yaklaşık 400 bindi, bugün 2,5 milyon. Bugün sadece kamusal alanda, kamu alanında çalışan taşeron işçi sayısı 600 bin. Avrupa Birliği ülkelerinin tümünü göz önünde bulundurduğumuzda yaklaşık 4,5 milyon taşeron işçinin üçte 1’inin Türkiye’de olması sizce, Hükûmetinizce ayrıca düşünülmesi gereken bir nokta.

Değerli milletvekilleri, torba yasa Komisyonda görüşülüyor. Görüşülüyorken gelin, kamuda taşeronlaşmayı ortadan kaldıralım. Eğer kamuda yapmakta zorlanıyorsanız gelin, ağır ve tehlikeli iş kollarında taşeronlaşmayı ortadan kaldıralım. Böylelikle iş kazalarının ve günde ortalama 3 işçimizin yaşamını yitirmesinin önüne geçmiş oluruz. Biliyorsunuz, daha önce burada, Kocaeli milletvekilleri olarak verdiğimiz maden iş kolundaki taşeronlaşmayı ortadan kaldırma önce olumlu bir yaklaşım içinde bulundunuz ama şimdi gündeme gelmemesi için bir gayret içerisindesiniz. Samimiyetimle söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz bu kanun teklifini eğer ağır ve tehlikeli iş alanlarının tümünde taşeronlaşmayı kaldırmayı düşünüyorsanız biz yeniden gözden geçirmeye razıyız.

Değerli milletvekilleri, işçiler ne istiyor, nedir bu taşeronlaşma diye her defasında sokakta, fabrikada insanların dilinden düşmeyen olay nedir? İşçiler, verilmeyen özlük haklarının verilmesini istiyor, keyfî uygulanan uzun çalışma saatlerinin ortadan kaldırılmasını istiyor, gerekçesiz ve patronun keyfiyle işten atılmalarına son verilmesini istiyor, sendikal faaliyetlerde bulunmanın, örgütsel yapıların içerisinde bulunmanın işten atılma nedeni olmamasını istiyor, yıllık izinlerin ve ücret zamlarının keyfî olarak uygulanmasına “dur” diyor, ayrıca, kıdem ve ihbar tazminatının güvence altına alınmasını istiyor. İşte istedikleri konu bu. Şimdi soruyorum size: İşçilerin çocuklarına gelecek vadetmeleri için güvenceli ve sağlıklı bir ortamda çalışma istekleri çok mu? Neden buna karşı bu kadar direniyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, Kocaeli, Türkiye'nin sanayisinin en önemli olan kentlerinden biri. Şöyle bir algı var: Kocaeli’nde sanayinin, fabrikaların çok olması nedeniyle sanki burada işsizlik yok. Belirtmek istiyorum, dikkatinizi çekmek istiyorum, Türkiye’deki işsizlik oranlarının 1,5-2 puan üstünde Kocaeli’nde bir işsizlik var. Bölgemizde işçi kıyımları keyfî olarak uygulanmakta, âdeta insanlara, işçilere, çalışanlara zulmedilmek isteniyor. Size örnek vermek istiyorum: Son altı ay içerisinde TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi’nden 240 işçi sorgusuz sualsiz işten atıldı. İş daraltılması nedeniyle Feniş Alüminyum’da 640 işçi sokağa bırakıldı; dokuz ay geçmiş olmasına rağmen, hâlâ kıdem tazminatlarını alamadılar. M.T Reklam Şirketinde çalışan 45 işçi sendikal faaliyetlerde bulunma gerekçesiyle işten atıldı. Kocaeli Tıp Fakültesi Hastanesinde 6 işçi arkadaşımız sendikal faaliyetlerde bulunma gerekçesiyle kapının önüne kondular. Son günlerde, Yıldız Sunta’da 47 işçi küçülme gerekçe gösterilerek aslında, örgütsel ve sendikal faaliyetlerde bulunma gerekçeleriyle gerekçesiz olarak  sokağa bırakıldılar, kapının önündeler. İzmit Belediyesinde seçim öncesinde Roman vatandaşlara verilen sözlerde durulmadı, 30 işçi sokağa bırakıldı.

Değerli milletvekilleri, şunu vurgulamak istiyorum: Soma’da yaşanan iş cinayetlerinden sonra gelin, bu millete verdiğimiz sözü yerine getirelim, taşeronlaşmayı kamudan kaldıralım. Eğer bunu yapmakta muktedir değilseniz ağır ve tehlikeli iş kollarındaki alt işvereni ortadan kaldıralım. Torba yasa görüşülüyorken gelin bu konuda önlem alalım.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz işçilerin lehine yapılacak olan düzenlemelerde her zaman size destek vermeye hazır olduğumuzu belirtir, yüce heyeti tekrar saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Gündeme geçmeden önce sistemi girmiş sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Önce Grup Başkan Vekili olarak Sayın Altay, buyurunuz.

 

 

 

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan’a ve Parlamentomuza, Milliyetçi Hareket Partisine geçmiş olsun diyorum.

12 Haziran 2011 seçimleriyle oluşan 24’üncü Dönem Meclisimiz üç yıl boyunca ayıplı, fireli ve defolu olarak çalıştı. 8 üyesi tutsak olarak göreve başladı. Süreç içerisinde üyeler birer, ikişer özgürlüklerine kavuştu ve nihayet en son Engin Alan da özgürlüğüne kavuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizim için memnuniyet verici bir olaydır ancak bu olay göstermiştir ki kuvvetler ayrılığı prensibinin muhafazası gerçekten Türkiye için yaşamsal değer ve önem taşımaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasi dışı yollara tevessül edenlere karşı ne kadar dik durmalıysa yargının siyasallaşmasına karşı da o kadar dik durmalıdır diyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan’ın yemin ederek görevine başlamış olması nedeniyle son derece mutlu olduğumu ifade ediyorum. Cezaevine tutuklu veya hükümlü olarak bulunan milletvekillerinden sonuncusu olan Sayın Engin Alan’ın çok gecikmiş bir şekilde de olsa Türkiye Büyük Millet Meclisinde yemin etmiş olması son derece önemlidir. Bu yeminle birlikte Silivri mahkemelerinde yaşanan hukuksuzluk bir kez daha gözler önüne serilmiştir. İnanıyorum ve diliyorum ki Türkiye Cumhuriyeti bir daha böyle hukuksuzlukları yaşamayacak, bu hukuksuzlukları yapanlar da mutlaka yargı önünde yapmış oldukları hukuksuzluklar nedeniyle yargılanacaktır.

Yine, bir ikinci konuda duygularımı ifade etmek istiyorum. Eski Hatay Milletvekilimiz Sayın Murat Sökmenoğlu’nun rahmete intikal etmiş olması nedeniyle kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine, yakınlarına ve Hataylılara sabır diliyorum.

BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Demir…

 

 

 

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de İstanbul Milletvekilimiz Engin Alan’ın ve bütün balyoz kumpasından, esaretinden serbest kalan kahramanları buradan selamlıyorum.

Özellikle de Ortacalı yazar Yadigar Sarı’nın Engin Alan ve kahraman askerler için yazdığı şiiri burada okumak istiyorum:

Sen üzülme millî kahraman Engin Alan.

Herkes asaletini gösteriyor, bunlar plan.

Esaretten kurtulduk, cumhuriyetti kalan.

İftiradır, ihanettir, bunların hepsi yalan.

Vatan, millet, cumhuriyet için koştun.

Canını yok saydın, hain peşine düştün.

Sen hırsız, arsız değil, orduya baştın.

Cumhuriyetten intikam bunlar, yalan.

Osmanlıda zindan var, bizde Kemal var.

Bilmez miyim o yürek oraya nasıl sığar?

Karanlıklar korksun, elbet güneş doğar.

Cumhuriyete saldırı bunlar, hepsi yalan.

Sen bir cansın, geç bunları, önce vatansın.

Yüreğinde cesaret dolu, eşsiz kahramansın.

Aslanlar kükreyin, kurtuluş yeniden yansın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Halaçoğlu…

 

 

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle 21’inci Dönem Milletvekilimiz merhum Murat Sökmenoğlu’nun ailesine, bütün camiamıza başsağlığı diliyorum. Allah rahmetini esirgemesin.

Tabii, bu arada, muhterem babaları Tayfur Sökmenoğlu’nu da anmadan geçemeyeceğim. Hatay Cumhurbaşkanımız olan ve Türkiye’ye Hatay’ın katılımında çok önemli bir rol oynayan Tayfur Sökmenoğlu’na da rahmetler diliyorum.

Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla son tutuklu mahkûm olan Engin Alan Bey’in de aramıza katılmasından dolayı da bütün camiamıza ve Türk milletine minnet ve şükran duygularımı iletmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

Sayın Kaplan…

 

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son dönemlerde ülkemizde ve Kocaeli’nde sıkça da sözü edilir bir noktayla karşı karşıyayız: Bonzaiden ölüm vakaları. Kocaeli’nin Gebze ilçesinde ve Kocaeli merkezde -İzmit’te- 2 olmak üzere, bir de iki gün önce Bursa’da bonzaiden dolayı gençlerimizin ölümüyle karşılaştık. Uyuşturucu gençlerimizin hayatını karartmak noktasındadır. Dikkatinizi çekmek istediğim asıl sıkıntı, bunun esrar, morfin gibi uyuşturucu olarak kabul edilmemesi, 182 siteden yedi gün yirmi dört saat satışının yapılıyor olması ilginç bir nokta. Bununla ilgili alınması gereken tedbirlerden yetkilileri uyarmam gereken bir başka nokta da, uyuşturucuyla ilgili mücadelede AMATEM gibi merkezlerden randevu almak için ne yazık ki anne ve babalar sekiz ay, bir yıla yakın bir randevu sistemiyle karşılaşmak zorundalar. Gençlerimizin önünü ve yaşamını karartmamak adına yetkililerin bu konuda, hem AMATEM konusunda hem de gençlere verilecek olanlar konusunda önlem almalarını istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Atıcı…

 

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin küçük misafirleri vardı. Bu misafirler kızamık hastalığına yakalanmış ve daha sonrasında beyin erimesi olmuş olan, tıbbi adıyla “subakut sklerozan panensefalit” yani SSPE hastalığına yakalanmış olan çocuklar ve aileleriydi. Bu dramı Türkiye Büyük Millet Meclisine aktardılar ve Sağlık Bakanlığından çok küçük istekleri vardı, diyorlardı ki:

“1) Bütün çocukları kızamık aşısıyla aşılayın, kızamık olmasınlar, SSPE hastalığına -beyin erimesi hastalığına- yakalanmasınlar.

2) Buna rağmen yakalanan çocuklar olursa bunları tedavi ediniz, rehabilite ediniz ve hastaneler bunları geri çevirmesin.”

Dertlerini anlatıyorlardı.

“3) Bu konuda yapılacak olan araştırmalara fon ayırın ki bu çocuklara tedavi imkânı sağlansın.” diyorlar, ben de iletiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Değirmendereli…

 

 

 

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Edirne’de son aylarda meydana gelen yoğun yağışlar ve etkili dolu, özellikle buğday üretimine büyük zarar vermiş durumdadır. Edirne Lalapaşa ilçemizin Dombay, Tuğla, Demirköy, Hüseyinpınar köylerinde; İpsala’nın, yine, Paşaköy, Balabancık, Sultan beldesinde büyük zarar vardır.

Çiftçinin büyük mağduriyetini biraz olsun hafifletmek için Tarım Kredi ve Ziraat Bankasına olan borçlarının ertelenmesi talebi vardır çiftçilerimizin.

Ayrıca, zarar görmeyen bölgelerdeki buğday hasadı hızla yapılmaktadır. Ancak taban fiyatı da belli değil. Ofis açılmamıştır. Bir an önce taban fiyatının belirlenip ofislerin buğday alımına geçmesi talep edilmektedir.

Ayrıca, çeltik üreticileri de arazilerinin uçakla ilaçlanmasına izin verilmesini talep etmektedirler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Değirmendereli.

Sayın Öğüt…

 

 

 

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İstanbul’da aile hekimlerinin boş olan 123 kadrosu için ilan verildi geçen hafta, fakat ancak 10 tanesi dolabildi. 10 müracaat var, geri kalan 113 aile hekimliğinin kadrosu boş. Bu 113 kişi burada 113 olarak belki algılanıyor olabilir ama 450 bin kişilik bir popülasyona bakıyor, 450 bin kişinin doktorluğunu yapıyor. Şu anda 450 bin kişinin koruma önlemleri alınmıyor, aşılama sistemine geçilmediği için 450 bin kişi korumasız durumda.

Sağlık ocağı basamağını bozar, tüm sistemin sıkıntısını aile hekimlerine yüklerseniz sistem her yerinden böyle patlayacaktır. Buna bir an önce önlem alınması gerekmektedir.

Bir de Kadıköy’de Kurbağalıdere iki haftada 3 kere taşmış, bölgedeki tüm parklar ve evlere su basmıştır, onlarca araç pert hâline gelmiştir, Kuşdili Parkı yok olma tehlikesindedir. Burada bilinçsiz bir şekilde bir düzenleme yapılmaktadır. Buranın bir an önce düzenlenmesi gerekip Kadıköy…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Yeniçeri…

 

 

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Irak’ta kan gövdeyi götürüyor. Orta Doğu’da sınırlar yeniden çiziliyor. Stratejik kör AKP iktidarı yüzünden Türkmenler fiziki ve siyasi soykırıma uğruyor. Davutoğlu Türkmenleri oyalıyor, peşmergeye teslim olmaya zorluyor. Böylece, Türkmen bölgeleri de peşmerge denetimi altına giriyor. IŞİD katilleri sadece Türkmenleri ve bölge halkını değil, İslam’ı da katlediyor. 125 bin Telaferli Türkmen çöl ortasında “İmdat!” bekliyor. Bunlar olurken Davutoğlu, “Kerkük’ün barış ve huzur şehri olması istiyoruz.” gibi suya sabuna tirit konuşmalar yapıyor, Türkmenlerin çığlıklarına kulaklarını kapatıyor. Türkiye, Türkmenlerin sığınabilecekleri güvenli bölgeleri zaman geçirmeden oluşturmak zorundadır, aksi takdirde yarın geç olacaktır, dökülen Türkmen kanlarından AKP doğrudan sorumlu tutulacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Varlı…

 

 

 

MUHARREM VARLI (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu IŞİD’in yaptığı hadiselerle ilgili yayın yasağı getirildi. Dolayısıyla, şu anda kaçırılan şoförler ve konsolosluktaki rehin tutulanlarla ilgili kimsenin bir bilgisi yok çünkü yayın yasağı var. Ancak oradaki şoförlerin yakınları bize ulaşıyorlar, feryat figan içerisindeler. Buradaki insanların durumu ne olacak? Hükûmet bununla alakalı nasıl bir çalışma yapıyor? Bu insanlar ne zaman serbest kalacaklar? Bununla alakalı kamuoyunun hiçbir bilgisi yok, Hükûmetin bununla alakalı net bir bilgi vermesi lazım; bu insanlar bizim insanlarımız, bizim ülkemizin insanları. Orada IŞİD’in tehdidi altında, güneşin altında aç susuz bir şekilde günlerden beridir bekletiliyorlar ve Hükûmet bunlarla ilgili hiçbir şey yapmıyor.

Bir an önce, Hükûmeti bunları kurtarmak adına bir gayret içerisine çağırıyorum, davet ediyorum ve oradaki Türkmenlerin de bir an önce imdadına yetişilmesi lazım. Yüz binlerce Türkmen çölde aç ve susuz Türkiye Cumhuriyeti devletinden yardım bekliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Sayın Şimşek…

 

 

 

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Türkiye çok önemli bir dönemden geçiyor. Önemli sınır komşularımız olan 2 ülke bölünmek üzere. Birkaç yıldan beri Türkiye muhaliflere yardım ederek bu bölünme politikalarının üzerine benzin dökmektedir. Türkiye'nin güneydoğu sınırından kimin gelip kimin geçtiği belli değildir.

Bir sayın bakan geçenlerde Türkiye'deki Suriyeli göçmen mülteci sayısının 1 milyonu geçtiğini ifade etmiştir. Bu sınırlarımız her bakımdan Türkiye için bir tehdit oluşturmaktadır. Bir taraftan PKK istediği gibi sınır ötesi ve berisine geçerek aklına gelen her eylemi yapmakta, diğer taraftan bazı terör örgütü grupları ise Hatay’da ve Konya’da eylemler yaparak insanlarımızı öldürmekte, Hükûmet ise 1 milyon Suriyeliyi ağırlayarak büyük devlet olma iddiasını sürdürmektedir. Bunun yanında ise Irak’ta yerlerinden yurtlarından olan 120 bin Türkmen’e sınırlarımızı kapatarak yerinde yardım yaptığını söylemektedir. 1 milyon Suriyeliyi ağırlamakla övünen Türkiye, Türkmen kardeşlerimize sınırı kapatarak ne yapmak istemektedir? Bir an önce bu Türkmen kardeşlerimizin bu sorunlarına, eğer Türkiye’ye iltica etmek istiyorlarsa bunları yapması gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Sayın Özkan…

 

 

 

 

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın aramıza katılmasını tebrik ediyorum, başarılar diliyorum.

Günümüzde küresel ısınmadan dolayı ülkemizin birçok yerinde, başta Burdur olmak üzere, Yozgat, Edirne, Gaziantep, Kocaeli, Geyve, Sakarya, Kastamonu, Zonguldak, Bartın, Ankara, İzmir, Antalya, Isparta, Konya gibi birçok ilimizde dolu ve sel felaketleri olmuştur. Bakanlık mesaj geçmiştir üreticilerimize: Faizli bir erteleme söz konusudur fakat vatandaş bitaptır, faizsiz bir erteleme düşünmektedir. Ayrıca, özel bankalara olan borçları için kamu bankalarından kendilerine bir destek ve tohumluk ürüne ihtiyaçları vardır, tohumlukları kalmamıştır. Buğday gibi, nohut gibi, diğer mercimek gibi ürünlerde tohum sıkıntısı çekmektedirler. Ben şimdiden Bakanlığı uyarıyorum.

Ayrıca, hayvancılık konusunda da samana ihtiyaç duyulacaktır. Şu anda biçim başlamıştır. Gerekli tedbirlerin, gerekli depolamanın yapılması gerekmektedir ülkemizde. Değişik yerlerde ürün vardır. Bakanlığı ve Hükûmeti duyarlılığa davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkan.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, biliyorsunuz, bu sene Türkiye'de ve Erzincan’da çok büyük kuraklık var. Şu anda Fırat’ta ayakların ıslanmadan karşıdan karşıya geçebilirsin. Sulamanın kaderi yalnızca sulama birliklerine bırakılmış, sulama birlikleri bu konuda hiçbir şey yapamıyor. Hükûmet, durmadan HES’lerin yapılması için izin verirken sulamalarla ilgili hiçbir şey yapmıyor. Biz burada seçmene selam gönderirken Hükûmet üç maymunu oynamaktadır. “Kredileri erteledik.” diyor ama önündeki asıl tehlike olan samanın ithal edilmesi, çiftçilerin perişan durumunun görüşülmesi gerekerek, bu konuda çalışma yapılması gerekir diyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Şandır…

 

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle, Murat Sökmenoğlu Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Ona, Yüce Allah’tan rahmetler, acılı ailesine başsağlığı diliyorum.

Murat Sökmenoğlu özel, önemli bir şahsiyetti. Hatay Cumhuriyeti devletinin kurucusu Tayfur Sökmen’in oğlu ve Meclisimizde çok önemli görevler yapmış önemli bir siyaset adamıydı. Ona yüce Allah’tan rahmetler diliyorum.

İkinci olarak da, 24’üncü Dönem, Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan’ın bugün yemin ederek milletvekilliği görevine başlamış olmasını tebrik ediyorum, memnuniyetimi ifade ediyorum. 21’inci yüzyıla yakışmayan, Türk demokrasisine, Türk yargısına yakışmayan, milletin oyuyla seçilmiş bir milletvekilinin üç yılı geçkin bir süre hapiste tutulmuş olması bugün sona ermiştir. Böyle ayıptan kurtulmuş olmayı da Meclisimiz, demokrasimiz açısından önemli bir kazanım olarak görüyor, tekrar tebrik ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Işık…

 

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geçen hafta da gündeme getirdiğim bir konuyla ilgili yeni gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, geçen yıl 18 Haziran 2013 tarihinde Kütahya Seyitömer Linyit İşletmeleri ve Termik Santralinin birlikte özelleştirilmesinin ardından işçi kıyımı son haddine ulaşmıştır. Dün itibarıyla yaklaşık 530 civarında işçinin işine son verilen bu işletmede ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu işletmelerin özelleştirilmesi sürecinde işçilere verilen sözlerin tutulmasını, işletme sahiplerinin ihale sözleşmesi dışındaki isteklerinin yeniden değerlendirilerek sözleşme hükümlerine aykırı davranışlarının mutlaka engellenmesi gerektiğini belirtiyor, bu konuda Hükûmeti acilen çözüm bulmaya ve göreve davet ediyorum.

Size de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Gündeme geçiyoruz.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır; okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Türkiye'de kamu hizmetleri alanında, sendikal örgütlenme özgürlüğünün güvencesi ve demokratik sendikal muhalefetin en güçlü sesi ve temsilcisi olan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna yapılan operasyonların düşünce ve örgütlenme özgürlüğü açısından araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzüğün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                               İdris Baluken

                                                                                   Bingöl

                                                                  HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

2009 yılından bu yana KCK adı altında yürütülen operasyonlarla yaklaşık 8 bin kişi gözaltına alınıp çoğu tutuklandı. Bu kişiler arasında BDP/Blok'un 6 milletvekili, 2 eş genel başkan yardımcısı, 17 MYK üyesi, 52 PM üyesi, 32 belediye başkanı, 16 belediye başkan vekili ile yardımcısı ile çok sayıda BDP parti yöneticisi ve üyesi bulunmaktadır. Operasyonlar BDP'ye yönelik başlamakla birlikte zamanla toplumsal muhalefetin tümünü; gazetecileri, avukatları, sendikalıları da kapsayacak şekilde genişletildi. Şu an bu operasyonlar nedeni ile 35 avukat, 37 gazeteci ile birlikte, yüzlerce Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi kamu emekçisi tutuklu bulunmaktadır.

KCK Operasyonlarının temel amacı, Kürtlerin örgütlü olduğu bütün demokratik zeminleri dağıtmak ve demokratik siyaset alanlarını Kürtlere kapatmak olsa da bu operasyonlar ile Türkiye'deki demokratik muhalif güçlerle Kürtlerin birlikteliği de hedef alınmaktadır. Bu durumu akademisyenleri, yazarları, gazetecileri, insan hakları savunucularını hedefleyen operasyonlarda gördüğümüz gibi toplumsal yaşamın vazgeçilmez örgütlü gücü olan sendikalara yönelen müdahalelerde de açık bir şekilde görüyoruz.

28 Mayıs 2009 tarihinde 35 sendikalının gözaltına alınmasıyla başlayan sendikal alana yönelik müdahaleler günümüze kadar genişleyerek devam etmiş, 13 Şubat 2012'de KESK ve bağlı sendikalardaki kadın örgütlenmesini hedef alacak boyuta ulaşmıştı. 25 Haziranda ise bu durum artık hukukla bile açıklanamayacak pervasızlık düzeyine çıkarak, 250 bin üyesi olan ve sendikal mücadelenin asıl gücü olan KESK'in Genel Başkanı başta olmak üzere, bağlı sendikaların yöneticileri ve üyeleri KCK operasyonu adı altında gözaltına alındı. Genel merkezleri ve şubeleri güvenlik güçlerince basılıp arşivlerine el konuldu. Gözaltına alınan sendikacılardan bazılarını sıralarsak, durumun vahameti daha net olarak anlaşılacaktır; KESK Genel Başkanı Lami Özgen, TÜM BEL SEN Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, TÜM BEL SEN 2 no.lu Şube Başkanı Devrim Kahraman, TÜM BEL SEN 2 no.lu şube yöneticileri Yılmaz Yıldırımcı, Ferruh Çelik ile EĞİTİM SEN Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik, EĞİTİM SEN MYK üyeleri Abdullah Kahraman, EĞİTİM SEN Kadın Sekreteri Sakine Eryılmaz, SES Genel Sekreteri Sıddık Akın. Bu sendikacıların ortak bir özelliği sendikal mücadelede en önde yer alan Kürt yurttaşlarımız olmalarıdır. Bu operasyonda sendikal mücadele içerisinde yer alan Kürt yurttaşlarımızın hedef tahtasına konulduğu çok açıktır. Durum artık hukuki bir soruşturmanın ötesinde "Kürt avına" dönüşmüştür ve bu durumun hukuki gerekçelerle açıklanamayacağı ortadadır.

Sendikal alana yönelik KCK operasyonun diğer bir özelliği de KESK'İ etkisizleştirmektir. Bu operasyonun gerçekleştirilme nedeni KESK'in ve KESK'li sendika yöneticilerinin antidemokratik yasalara karşı grev ve toplu sözleşme hakkı için gösterdiği direniştir. 21 Aralıktaki büyük grev, 28 Mart'ta “4+4+4” yasasına gösterilen güçlü direniş ile toplu sözleşme sonrası yapılan grevlere yönelik müdahaledir. KESK Genel Başkanı şahsında 23 Mayıs'ta greve çıkan yüzbinlerce emekçi cezalandırılmak istenmektedir.

 

KESK bu ülkede emekçiler tarafından sokakta kurulan, demokrasi kültürünün ve hukukun üstünlüğünün yerleşmesinde kilit bir öneme sahip olan bir kuruluştur. Türkiye'de kamu emekçilerinin örgütlenerek demokratik mücadelelerini yürüttükleri, örgütlenme özgürlüğünün güvencesi olan bir konfederasyondur. Kamu emekçilerinin örgütlenme özgürlüğü ve örgütlenme hakkının korunması, Türkiye'nin de onay verdiği ILO sözleşmeleriyle güvence altına alınmıştır. Hiçbir gücün, kamu emekçilerine sendikal çalışmalarından dolayı müdahale etmeye hakkı yoktur. Bu durum Anayasa’nın 51'inci maddesiyle de güvence altına alınmıştır. Fakat bugün tüm bunlar yok sayılarak, özel yetkili mahkemeler aracılığıyla KCK operasyonları adı altında, KESK ayrıştırılarak kamu emekçilerinden tecrit edilmek ve tasfiye edilmek isteniyor.

Türkiye'de kamu hizmetleri alanından sendikal örgütlenme özgürlüğünün güvencesi ve demokratik sendikal muhalefetin en güçlü sesi ve temsilcisi olan KESK'e yönelik operasyonların düşünce ve örgütlenme özgürlüğü açısından araştırılması elzemdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

444'lü hatları kullanarak mal ve hizmet üreten kuruluşlar tüketicinin milyonlarca liralık kayba uğramasına neden olmaktadır. Vatandaşlarımızın sorunlarını çözmeden almış oldukları haksız kazancın önüne geçilmesi ve sorunların giderilmesi için Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını talep ederiz. 21/06/2012

1)  Lütfü Türkkan                                                      (Kocaeli)

2)  Alim Işık                                                             (Kütahya)

3)  Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

4)  Oktay Vural                                                         (İzmir)

5)  Hasan Hüseyin Türkoğlu                                      (Osmaniye)

6)  Mustafa Kalaycı                                                   (Konya)

7) Ali Öz                                                                  (Mersin)

 8) Sümer Oral                                                         (Manisa)

 9) Ali Halaman                                                        (Adana)

10) Muharrem Varlı                                                   (Adana)

11) S. Nevzat Korkmaz                                              (Isparta)

12) Yıldırım Tuğrul Türkeş                                         (Ankara)

13) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

14) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

15) Adnan Şefik Çirkin                                              (Hatay)

16) Celal Adan                                                         (İstanbul)

17) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

18) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

19) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

20) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

Gerekçe:

Bugün Türkiye'de yoğun şekilde kullanılmakta olan ve tüketicileri her gün milyonlarca liralık zarara uğratan 444'lü telefon hatlarına müdahale edilmesi gerekmektedir. 444'lü hatlara ait ücretlerin, normal hatlardaki ücretlerle eşit düzeye getirilmesi, tüketiciyi korumamakta sadece zararlarının kısmen azalmasına yardımcı olmaktadır.

Tüm bankalar, tüm hava, deniz ve kara nakil araçlarının irtibatlanma birimleri, paralı televizyon kanalları ve hastaneler dâhil halka yaygın hizmet veren diğer kurum ve kuruluşlar, 444'lü hatlardan kendilerine ulaşılması gereken bütün seçenekleri yani normal telefon hatlarını (ve de faksla ulaşma olanaklarını) devre dışı bırakarak, elektronik posta ile ulaştığında bile, yurttaşlarımızı yine 444'lü hatlara yönlendirmektedirler.

Bu hatlar bekleme süresi çok uzatıldığı için çok pahalı hatlardır. Bu hatlar yurttaşlarımızı saatlerce kendilerinin belirlediği seçenekler arasında dolaştırıp duruyorlar ve bu hatları kullanmanın ödemelerini de yurttaşlara fatura etmektedirler.

Diğer bir konu ise; tüketicileri sinir küpü hâline getiren bu uygulama, belki 15-20 dakika, monoton bir müzik ve arada bir müşteri temsilcisinin ha bire, "Şu anda, tüm operatörlerimiz meşguldür. Lütfen hatta kalın ya da daha sonra tekrar deneyin." sözleriyle tüketiciyi bloke ederek bütün hatta kalma süresinin ödemesini de tüketiciye yüklemektedirler. Tüketici eğer uzun süre hatta bekliyorsa ya hat kesilmekte ya da hattan düşmek suretiyle hizmetleri kesilmiş olmaktadır.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinin tümünde, tüketicilerin kendileriyle irtibatlanmalarında, görüşme ücreti, mal veya hizmeti satan tüketici tarafından ödenen 800'lü hatlar kullanmaktadırlar. Bu uygulama hem bir uygarlık göstergesi hem de tüketiciye saygılı olmanın bir gereğidir. Malınızı veya hizmetinizi satmak istiyorsunuz, karşılığında para kazanmak istiyorsunuz. O hâlde tüketicinin cebine el atarak işe başlama diye bir yöntem bulunmamaktadır. Kısaca yurttaşlarımız göz göre göre soyuluyor. Soyulmaları karşılığında da işlerinin çözümlenmediği de bilinmektedir.

444'lü hatların vatandaşlarımızın sorunlarını çözmeden almış oldukları haksız kazancın önüne geçilmesi ve uygar ülkelerdeki 800'lü bedava hatların devreye sokularak sorunların giderilmesinde alınması gereken önlemlerin tespiti için, Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını talep ederiz.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hava iş kolunun ülkemizde özellikle son yıllarda büyük önem kazandığı ortadadır. Bu önem çerçevesinde çalışanlara yönelik koruyucu düzenlemeler de yapılması gerekirken aksi uygulamalar yaşanmaktadır. Bunun en bariz örneği 30 Mayıs 2012'de hava iş koluna grev ve lokavt yasağı getiren kanundur. Grev yasağının getirilmesi ile birlikte hava iş kolunda daha şimdiden ciddi sıkıntılara neden olmuştur. 29 Mayıs 2012 günü grev haklarını kullanan THY çalışanlarının yaşadıkları sorun ve mağduriyetlerinin araştırılması ve hava iş kolundaki mevcut sıkıntıların tüm yönleriyle araştırılıp ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

                                                                                   İdris Baluken

                                                                                        Bingöl

                                                                               Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Hava iş kolunun gelişen teknolojiyle birlikte ülkemizde ulaşımda önemli bir yer tuttuğu gözlemlenmektedir, buna bağlı olarak bu iş kolunda çalışanların sayısı artmaktadır. İş koşulları gereği çalışanlarının niteliğinin ve yaşam koşullarının çok önemli olduğu bu sektörle ilgili ne yazık ki gerekli düzenlemeler yapılmamıştır, aksine 29 Mayıs 2012'de meclise havacılık sektörüne grev ve lokavt yasağı getiren kanun THY çalışanlarının grevi ardından yasalaşmıştır.

Bu, siyasal iktidarın çalışanlardan intikam alma politikasının gereği olmuştur. Fakat, trajik olan, mevcut hakları olan grev hakkını kullandıkları gerekçe gösterilerek yaklaşık 400 THY çalışanının işine son verilmesidir. Havacılık sektörüne grev ve lokavt yasağı getiren yasa henüz yasalaşmadan haklarını kullanan işçilerin işten hukuksuz bir şekilde çıkarıldıkları tüm kamuoyunun takdiridir, işten çıkarılma usulü de halkın vicdanında derin bir kırılmaya neden olmuştur. Cep telefonlarına gönderilen mesajlarla işçilere işten çıkarıldıkları bildirilmiş ve bunun hangi gerekçeyle olduğu bildirilmemiştir. Bu yöntem tüm THY çalışanlarına yönelik bir tehdit olarak algılanmıştır. İşten çıkarılan işçilerden birçoğu o an orada olmadıklarını ya da çalışma saatleri olmadığını bildirmelerine rağmen herhangi bir gerekçe kabul edilmemiştir, oysa işçilerden çoğunun elinde o gün izinli olduklarına dair resmi belgeler bulunmaktadır.

THY çalışanı olarak grev hakkını kullandıkları için işten çıkarılan işçilerin durumu, hiçbir gerekçenin anayasalarda güvence altında olan hakların kullanılmasına engel olmaması ilkesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. THY yönetimi Anayasa ve yasalara aykırı bir karar almıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir kurumu, sınırlar içinde faaliyet gösteren hiçbir özel veya kamu şirketi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı faaliyet gösteremez.

Yasaların bağlayıcılığı esasını hiçbir kurum ve kuruluş kendi yönetimi tarafından bozamaz, ihlal edemez, oysa maalesef THY çalışanlarının işten çıkarılması bizce tamda böyle bir durumdur. Kimlerin greve katılıp kimlerin katılmadığına bakılmaksızın, HAVA-İŞ Sendikasına üye olanlar, şahsi kanaatler gereği cep telefonu mesajıyla işten çıkarıldılar. Bir çalışan ise işten çıkarıldığında yurtdışı seferinde görevli olduğu için o ülkede bırakılmıştır. Bunlar, hava iş kolundaki hükümranlığın, pervasızlığın hangi boyutlara ulaştığının göstergesidir.

İşçilerimize sahip çıkılması ve onların mağduriyetlerinin giderilmesi, sosyal devlet ilkesi gereği Meclisin görev ve sorumluluğundadır. Bu nedenle HAVA-İŞ kolu ayrıntılı bir şekilde incelenmesi, sorunlarının araştırılması, yapılması gereken düzenlemelerin yapılması ve geçmişe dönük mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla bu Meclis araştırmasının hayati olduğunu düşünmekteyiz. Toplumdaki hiçbir kesimi öteleme, onlara sağır kalma gibi bir durum asla olmamalıdır. Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel tüm mağduriyetlerin giderilmesi elzemdir. Bu, her an her yerde yüz yüze olduğumuz halkımıza karşı sorumluluğumuz gereğidir. HAVA-İŞ kolundaki sorunlar da toplumumuzun önemli sorunlarından biridir. Bu nedenle, çalışanların sorun ve mağduriyetlerinin araştırılması için Meclis araştırma komisyonu gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Avrupa Birliği Uyum komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de bir üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen, siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 30 Haziran 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerine sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna hakkında tanzim edilen ve ilgi (a) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (b) yazı sureti ve eki ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                Beşir Atalay

                                                Başbakan Yardımcısı

BAŞKAN – Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan (3/280) esas numaralı Dosya Hükûmete geri verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Muş Milletvekili Sırrı Sakık 1 Haziran 2014 tarihinde yapılan mahallî idareler seçiminde Belediye Başkanı seçilerek mazbatasını almıştır.

Sayın Milletvekilinin Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un 17’nci maddesi gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuş olduğu yazıyı okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

30 Mart 2014 tarihinde yapılan mahallî idareler genel seçiminde Ağrı ili Belediye Başkanı seçildim. Belediye Başkanı seçilmiş olduğuma dair mazbata örneği ektedir.

Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun'un 17'nci maddesinde yer alan "Milletvekilliği, belediye başkanlığı, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliği ile muhtarlık bir şahıs uhdesinde birleşemez. Bu görevlerin birisinde bulunanlardan bir diğerine seçilenler, seçim sonuçlarının kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde tercih haklarını kullanırlar.” hükümleri uyarınca 09/06/2014 tarihinde tarafıma tebliğ edilen mazbatayla belediye başkanlığı görevini tercih ediyorum. 23/06/2014

                                                                                                                                    Sırrı Sakık

                                                                                                              Muş

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu tercih karşısında Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği, belediye başkanlığını tercih ederek göreve başladığı tarih itibarıyla, daha önceki uygulamalara da uygun olarak kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Komisyondan istifa tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Parti yönetiminde görev almamdan dolayı, üyesi bulunduğum TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonundan istifa ediyorum.

Gereğini bilgilerinize arz ederim. 24/06/2014

                                                                                                                                   Aytun Çıray

                                                                                                             İzmir

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                              18/06/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca Dominik Cumhuriyeti Meclisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolar arası dostluk grubu kurulması hususu Genel Kurulun tasvibine sunulur.

                                                                                             Cemil Çiçek

                                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                Başkanı

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                                      Kapanma Saati: 15.54

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik yapalım, itiraz var.

İki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.13

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin yapılan ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım, elektronik olarak bu oylamayı yapacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Tezkere kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

Danışma Kurulu Önerisi

24/6/2014

Danışma Kurulunun 24/06/2014 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                            Ayşe Nur Bahçekapılı

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                  Başkanı Vekili

                Mustafa Elitaş                                                        Engin Altay                           

       Adalet ve Kalkınma Partisi                              Cumhuriyet Halk Partisi                        

           Grubu Başkan Vekili                                          Grubu Başkan Vekili

               Yusuf Halaçoğlu                                                     İdris Baluken

        Milliyetçi Hareket Partisi                            Halkların Demokratik Partisi

           Grubu Başkan Vekili                                          Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun; 24 Haziran 2014 Salı günkü (bugün) birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi, bu birleşimde 381 ve 489 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu raporlarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalşımalarını sürdürmesi, önerilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet.

Buyurunuz Sayın Genç. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; getirilen Danışma Kurulu kararıyla bugün soruların sorulmaması ve iki tane Meclis araştırması komisyonu raporlarının müzakere edilmesi istenilmektedir.

Değerli milletvekilleri, yüzlerce soru soruyoruz ve bu sorulara bakanlar olarak Hükûmet üyeleri doğru dürüst cevap vermiyorlar, hep yanlış cevap veriyorlar, hep gerçekleri inkâr ediyorlar.

Ayrıca, İç Tüzük’ümüzde haftada iki gün, çarşamba ve salı günleri soruların cevaplandırılması öngörüldüğü hâlde, bugüne kadar -bu Meclisin çalışması üç sene oldu- daha çarşamba günü soruların cevaplandırıldığı bir gün olmadı. Şimdi, böyle bir Meclis olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzüğü fiilen işlemez haldedir.

Değerli milletvekilleri, aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi fonksiyonunu kaybetmiştir, bence yapması gereken şeyleri yapmamaktadır, Anayasa askıya alınmıştır.

Bakın, 17 Aralık ve 25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluk olayları nedeniyle, evvela Tayyip Erdoğan “Bana darbe yapıldı.” dedi. Peki, sana darbe yapıldıysa Tayyip Bey, bu senin grubun, 17 Aralıkta ve 25 Aralıkta yapılan yolsuzluk ve hırsızlıklarla ilgili,  “Bunlar yolsuzluktur, hırsızlıktır.” diye niye soruşturma önergesini verdi? Demek ki siz de bunun bir darbe değil, bir yolsuzluk ve hırsızlık olduğunu kabul ettiniz, bunu yapan bakanların da suçlu olduğunu kabul ettiniz. Arkasından 3 bakan istifa etti, 1 bakanı da azlettirdiniz. Yani bir bakanın azledilmesi çok önemli bir olay. Daha önce, bakanlar azledildiği zaman Yüce Divana gitti ve Yüce Divanda yargılandı.

Şimdi, 5 Mayısta, aşağı yukarı iki ay önce soruşturma komisyonu kurulması kabul edildi. Şimdi, AKP, iki aya yakın bir zaman geçmiş, soruşturma komisyonuna üye vermiyor. Ya arkadaşlar, Anayasa’nın 100’üncü maddesine göre soruşturma komisyonunun en geç iki ay içinde -yani göreve başladığı tarihten- görevini yapması, bitirmesi ve bitirmediği takdirde de iki ay ek süre istiyor. E, şimdi, bunun amacı nedir? Hırsızlık ve yolsuzluk yaptığı itham edilen kişilerin uzun zaman hırsızlık ve yolsuzluk ithamı altında kalmaması ve bunlarla ilgili iddiaların en seri şekilde araştırılarak ortaya çıkması ve bunlar suç işlemişlerse ceza görmesi, eğer masum ise aklanması gerekir ama AKP vermiyor. Meclis Başkanı burada gündem belirlerken, her gün sunuşlarda “Ey Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, bakın, bu AKP kendisi bakanlarının yolsuzluk ve hırsızlık yaptığı yolunda soruşturma önergesi verdi, bu soruşturma önergesi soruşturma komisyonu kurulmak suretiyle kabul edildi ama işi oyalıyor, iki ay geçmesine rağmen bunu bildirmiyor.” demesi lazım ki bu halk da bilsin. E, halk bilmeyince… Şimdi, Cemil Çiçek aslında Meclis Başkanı değil, AKP’nin yolsuzluklarını ve hırsızlıklarını örtmeye çalışan tam bir görevli; oraya gelmiş. Onun için, böyle bir Meclis… Anayasa açıkça ihlal ediliyor. Anayasa’yı ihlal eden bir Meclisin fonksiyonu da kalmamış demektir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Meclis Başkanına hakaret ediyor, siz de duyuyorsunuz!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarımız, her gün birtakım yalanlarla karşı karşıyayız. 2011 yılında Tayyip Erdoğan dedi ki: “Benim evime böcek koymuşlar, büroma böcek koymuşlar.” 2011 yılında bu böcek meselesi araştırıldı fakat bir şey yoktu, kapatıldı. Fakat, ne zaman ki 17 Aralık ve 25 Aralıkta hırsızlık ve yolsuzluk ortaya çıkınca “Efenim, bana darbe yapıldı, paralel devlet var.” dedi şimdi de bunları tekrar, yine çıkarıyor ortaya. Aslında ortada bir şey yok. Zaten, olsaydı, o zaman savcı bunun hakkında gerekli soruşturmayı yapardı. Ama, arkadaşlar, sıkıştığı zaman gündemi değiştirmek için “Vay efendim, benim telefonlarımı dinlediler, ailemi dinlediler…” Ya, kimsenin senin telefonunu falan dinlediği yok. Fakat, her gün muhakkak bir yalan atıyor ortaya.

Şimdi, mahkemeler incelemiş, bunun suçsuz olduğuna dair, bu kişilerin tutuklanmasını gerektirecek bir durum yok,  bunları tahliye etmiş. “Vay efendim, sen nasıl tahliye edersin?” Ya, Tayyip Erdoğan, sen hâkim misin? Hâkimsen hâkimlerin görevine son ver, de ki: “Kararları ben vereceğim arkadaş. Hâkimler görevinden çekilsin.” Böyle bir şey olmaz sayın milletvekilleri.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O, tahliye değil, adli kontrol; sen de bilmiyorsun bunu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir memlekette Başbakanlık makamında oturan kişinin o Başbakanlık makamının gerektirdiği sorumluluk ve dürüstlükte hareket etmesi lazım.

İdari karar veriyor, Atatürk Orman Çiftliğinde kendisi için yaptırdığı sarayın hukuka aykırı olduğuna dair bir karar veriyor, yürütmenin durdurmasına karar veriyor, Tayyip Erdoğan diyor ki: “Ben kararı tanımam ya. Yiğitlerse gelsinler, yıksınlar.” Bunu kime söylüyor biliyor musunuz? Bu Meclise diyor. Diyor ki: “Ey Meclis, ben seni tanımıyorum. Bak, yargı kararını da tanımıyorum..” Ya Tayyip, sen eğer yargı kararını tanımıyorsan ben seni hiç tanımam.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya Başkan, bu nasıl konuşma, böyle bir konuşma olabilir mi? Niye uyarmıyorsunuz?

KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü, arkadaşlar, yargı Anayasa’dan kaynaklanan bir güç. Eğer bir kişi Anayasa’yı tanımıyorsa biz de onu tanımıyoruz. Bugün Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı meşruluğunu kaybetmiştir çünkü “Ben yargı kararını tanımıyorum.” diyor arkadaş. Yargı kararını tanımayan insan Başbakanlık makamında oturur mu?

Şimdi, getirmişsiniz… Bakın, geçen hafta burada bir kanun çıktı. Bekir Bozdağ Adalet Bakanı olarak, 17 Aralık ve 25 Aralıkta, mahkemelerin dinleme kararları üzerine tespit edilmiş yolsuzluk iddialarıyla ilgili belgelerin ortadan kaldırılması ve soruşturmayı kapatmak için tuttu, İzmir Başsavcılığına ve Adana Başsavcılığına telefon etti. “Git, o belgeleri ortadan kaldır, soruşturma evraklarını ortadan kaldır, savcıyı da değiştir.” dedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Orada mıydın sen?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra da onunla ilgili fezleke geldi Meclise. Meclis Başkanı, tabii, Meclis Başkanı değil ki Meclis Başkanı demek için bin şahit lazım. Bunları tutuyor, iade ediyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, niye uyarmıyorsunuz? Temiz bir dille konuşsun!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, eğer bir memlekette bir Meclis yargı kararlarını uygulamayan bir yürütme gücüne karşı eğer sessiz kalıyorsa orada artık Meclisin hükmi şahsiyeti yok. Dolayısıyla onları uygulamadı ve geri gönderdi. Hâlâ da şimdi…  Kanun getirildi, Ceza Kanunu’nda değişiklik yaptınız. Efendim, dediniz ki: “Soruşturma aşamasında yargıya müdahale etmekten dolayı ceza kesilmez.” Şimdi de yine bir torba kanunla bir hüküm getiriyorsunuz: “Efendim, mahkeme kararlarını uygulamayacağız, idari yargının kararlarını uygulamayacağız.” Peki, bu neyin anlamıdır beyler? Eğer bir memlekette mahkeme kararlarını uygulamıyorsanız bu kadar hâkim ve savcıya niye maaş ödüyorsunuz? Niye bu vatandaşlar mahkemeye dava açıyorlar, davada o kadar masraf ediyorlar, avukat tutuyorlar? Bunlar Türkiye’nin geleceğini karartan ve körelten durumlardır.

Şimdi, önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Cumhurbaşkanlığı seçiminde eğer Tayyip Erdoğan aday olursa yüzde 99 değil, yüzde 100 istifa etmesi lazımdır. Çünkü Cumhurbaşkanı… Sizin çıkardığınız kanun, okuyun çıkardığınız kanunu. Bu kanunda diyor ki: “Tüzel kişiler cumhurbaşkanı adayına yardımda bulunamaz.” Tayyip Erdoğan devletin uçağını kullanıyor, devletin bürosunu kullanıyor, devletin arabasını kullanıyor. Bu, açıkça Anayasa’yı ve yasayı ihlaldir. Dolayısıyla istifa etmediği takdirde, Yüksek Seçim Kurulu da… Zaten, maalesef, hâkimler Tayyip Erdoğan karşısında yargı görevinin gerektirdiği tarafsızlık ve kişiliği göstermiyorlar, göstermek durumunda kalırsa Tayyip Erdoğan’ın istifa etme zorunluluğu ortadadır. Benim şahsi kanaatime göre Tayyip Erdoğan aday olamaz, aday olabilmesi için mal bildiriminde bulunması lazım. Tabii, çok devasa servetleri var. Bu servetlerin içinde yurt dışında olanlar var. Bunların hepsini beyan edemez. Beyan etse bunlar hemen ortaya çıkar ve bunu da kendisi biliyor ve Mal Bildirimi Kanunu’na muhalefetten dolayı kendisi de yüzde yüz mahkûm olacaktır. Tabii, bunları biliyor. Göreceğiz tabii zaman içinde.

AHMET YENİ (Samsun) – Boş hayaller kurma.

KAMER GENÇ (Devamla) – Benim hayalim mayalim değil.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen mi garipsin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, AKP’liler, bugün bu memlekette yapılan yolsuzlukların, hukuksuzlukların baş sorumlusu sizsiniz, Hükûmetiniz. Yarın, çocuklarınız size yapılacak saldırılara cevap veremezler, toplum içinde utanç içinde gezerler.

AHMET YENİ (Samsun) – Sen kendini düşün!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, memleket elden gitmiş; efendim, Musul Konsolosluğu birileri tarafından işgal edilmiş, o Musul Konsolosluğunu işgal eden kişilere silah veren sizsiniz, sizin Hükûmetiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Hâlâ yalan konuşuyorsun, yalan!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bugün 80 küsur Türk vatandaşı on beş gündür tutukludur, tutsaktır fakat kimse kendi vatandaşlarına sahip çıkmıyor. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunlar gerçekten utanç verici şeyler. Aslında, sizin…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, bu kişiler niye sırtlarını dönmüşler?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sana ne!

BAŞKAN – Onu bilemem efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben çıkınca niye sırtlarını döndüler?

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunların biraz utanmaları lazım.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

Teşekkür ediyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Niye sırtlarını dönmüşler? Sizin müdahale etmeniz lazım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sana ne!

BAŞKAN – Onu bilemeyiz efendim, niye döndüklerini.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lehinde konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce, siyasi parti grup başkan vekillerine teşekkür ediyorum. Dün yaptığımız görüşme çerçevesinde bugünkü programı ayarlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerinin oylarıyla kurulan komisyon raporları görüşüldükten sonra, Türk milletine mal olması amacıyla yaptığımız komisyon toplantılarının burada görüşülmesini sağlamaktı. Ama, burada konuşan kişi hem kendi partisinin hem diğer partilerin grup başkan vekillerinin gruplarının aldığı kararların hilafına ve çok çirkin bir şekilde yaptığı konuşmayla hepimizi rencide etmiştir, üzmüştür. Kişinin “Ben temizim.” demekle, “Ben şöyle dürüstüm.” demekle, “Namusluyum.” demekle namuslu olması mümkün değildir. Çamur ne kadar çamurluğunu bilirse ancak o kadar güzel olur. Lağım çukurunun “Ben temizim.” dediği sürece temiz olması mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkanım, özellikle, bakın, arkadaşlarımız uyardı, itiraz ettiler. O itiraz çerçevesinde, siz, İç Tüzük’ümüzün 161’inci maddesinin 3’üncü fıkrasını derhâl uygulamak zorundaydınız. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına hakaret eden bir kişinin İç Tüzük’ümüzün 161’inci maddesinin 3’üncü fıkrasına göre alması gereken müeyyide bellidir. Meclis Başkanını beğenmiyor olabilirsiniz, ayrı partiden olabilir. Ama, siz Türkiye Büyük Millet Meclisinin hukukunu korumakla görevliyseniz, orada Meclis Başkanı adına görev yapıyorsanız burada konuşan kişinin Meclis Başkanına hakaretini derhâl sözünü kesip ve İç Tüzük’ün 161’inci maddesinin 3’üncü fıkrasını uygulamanız gerekir ve sizi İç Tüzük’ü uygulamaya davet ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

Danışma Kurulunun önerisini oylarınıza sunacağım…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana sataştı. Lağım çukurunu bana atfetti ve çok çirkin konuştuğumu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Lağım çukuru ‘Ben temizim.’ derse temiz değildir.” dedim, sen lağım çukuruysan kalk konuş.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, ben sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, burada Meclis Başkanlığını yöneten kişilerin, Meclis başkan vekillerinin, milletvekillerinin düzgün bir Türkçeyle ve eleştiriyi düzgün bir şekilde yapacağını önceden biliyor olmaları gerektiğini düşünürüz. Şimdi, burada hakaret etmeden eleştirmeyi bütün milletvekillerinin yapmasını rica ediyorum. Birbirinize karşı eleştiri tabii ki yapılacaktır, her makam eleştirilebilir ama hakaret içeren sözcüklerle yapılamaz bu eleştiriler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben hakaret etmedim ki.

BAŞKAN - Onun için eleştirinin hakaret içermeyecek şekilde yapılmasını sayın milletvekillerinden rica ediyorum. Bunu da kürsüde olan milletvekilini uyararak yapmanın onlara ayrıca yakışmadığını düşünüyorum. Ve kürsüye çıkan her milletvekilinin de sözüne dikkat etmesini düşünüyorum. Ve hakaret olduğunu eleştirerek tekrar hakaret edilmesini de uygun görmüyorum.

Lütfen, o zaman, Sayın Genç, şahsınıza yönelik hakaret yapılmış olarak düşünüyorsanız, cevabınızı verirken lütfen hakaret içermeden konuşmanızı hassaten rica edeceğim.

Buyurunuz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, efendim, tamam.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, sormanız lazım, ne dedi de sataşma yapıldı. Sataşma sebebini niye sormuyorsunuz Başkanım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lağım çukuru olduğunu kabul ettiğinden dolayı mı hakaret olarak kabul ediyor?

BAŞKAN – Kendisini dinleyelim, demek ki üstüne o  şekilde...

Buyurunuz.

 

 

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şurada, şu memlekete yapılanları herkes görüyor.

Ben Meclis Başkanına hareket etmedim. Ben diyorum ki: Ey Cemil Çiçek soruşturma komisyonu kurulmasını sağla. Sağlamıyorsan Anayasa suçunu işliyorsun. Birinci Anayasa’yı ihlal suçunu sen işliyorsun, ikinci buradaki Mustafa Elitaş işliyor, bu grup işliyor, Tayyip Erdoğan işliyor. Yahu soruşturma komisyonu kurmuşsunuz, niye gizliyorsunuz? Demek ki alnınız temiz değil, arkanızda hesabını veremeyeceğiniz derecede ağır lekeler, ithamlar, hırsızlıklar var. Alnı açık olan adam çıkar: “Efendim, buyurun, biz soruşturma  komisyonu kurduk, hadi bakalım şey edelim.” Sizin amacınız Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bu konuyu gündeme getirmemek.

Ayrıca da bakın, ben KİT Komisyonu üyesiyim. KİT Komisyonu çalıştırılmadı bu sene. Niye? Çünkü çok büyük yolsuzluklar var. Mesela Türkiye Denizcilik İşletmesi. Tayyip Erdoğan’ın oğlu bir kadını ezdi, oğlunun aleyhine önce beşte 3 rapor verildi, sonra birisi çıktı: “Tayyip Erdoğan’ın oğlu yüzde 100 suçsuzdur.” diye rapor verdi.  Şimdi, onu, Türkiye Denizcilik İşletmesinin başına getirmişler. O kadar devasa yolsuzluklar var ki onları burada ayrıca zamanım olmadığı için, dile getirmiyorum.

Peki, siz bu kadar yolsuzluk yapıyorsunuz. Kendi soruşturma önergeleriniz de ortada. Musul’da elçimiz, elçi mensuplarımız içeride. E, biz bunları söylemeyelim mi? Sizin Başkanınız Tayyip Erdoğan her  gün çıkıyor, yüzlerce yalan söylüyor ya. Biz artık utanıyoruz bunun yalanlarını dinlemeye. Bunları dile getirmek temiz dille değil midir? E, nasıl, hırsıza hırsız demeyelim mi arkadaşlar? Talan edene talancıdır demeyelim mi?

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, ne zaman uyaracaksınız? Ne zaman uyaracaksınız?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yalancıya yalancı demeyelim mi? E, nasıl ifade edelim?

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, görevinizi yapın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben köyden gelmiş bir adamım arkadaşlar, hırsıza ancak hırsız dersem ifademi sağlamış olabilirim, yalancıya yalancı demekle ancak ifademi sağlayabilirim.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Elitaş’ın söylediğini kabul ediyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben bundan daha nazik bir ifadeyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – …karşı tarafı tarif edemem ki.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşmadan söz almak istemiyorum, sadece İç Tüzük’ün 67’nci maddesinde sizin görevleriniz var biliyorsunuz. Konuşma üslubun… Burada, ilk konuşmasında Sayın Meclis Başkanına hakaret ederken siz konuşmasını kesebilirdiniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana bir ceza verin efendim rahatlatmak için. Bana bir ceza verin ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …kaba dille konuşmasını engelleyebilirdiniz; engellemediniz, bitimine kadar devam ettirmek istediniz. O zaman, ben size İç Tüzük’ün 161’inci maddesinin 3’üncü fıkrasını uygulamanızı teklif ediyorum.

İç Tüzük 161’inci maddenin 3’üncü fıkrası: “Görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına, Başkanlık görevini yerine getiren Başkanvekiline hakarette bulunmak, sövmek veya onları tehdit etmek yahut Türkiye Cumhuriyeti veya onun Anayasa düzenine sövmek” yapan kişi bu konuda gerekli cezayı, Meclisten çıkarma cezasını hak etmiş demektir. Siz, biraz önce yaptığınız konuşmada, eğer bu kişinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına hakaret ettiğini düşünüyorsanız bu maddeyi uygulamanız gerekir.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, Sayın Genç demin kürsüye geldiğinde hakaret etmediğini ve hakaret maksadı olmadığını söyledi ve oradaki sözcüklerde hakaret sözcükleri değildi. Eleştiriyor, bunu neden yapmadınız diyor. Ben de burada bir hakaret görmüyorum. Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama bunun bir tarzı var, üslubu var Sayın Başkan.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – “Hırsız” diyor.

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir tarzı var, üslubu var, ona bakmıyorsunuz ama siz.

BAŞKAN – Üslubunu defaatle uyarıyorum efendim, defaatle uyarıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –Hayır, uyarmadınız hiç.

BAŞKAN – Üslubunu, bütün milletvekillerinin -tekrar yineliyorum- lütfen, eleştiri üslubunu düzgün bir şekilde kullanmanızı rica ediyorum hepinizden. Burada da lütfen… Çok rica ediyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, hakaret etti mi, etmedi mi Meclis Başkanına?

BAŞKAN – Etmedi efendim, eleştirdi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay, siz neden istiyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O zaman, ben sizinle -biraz sonra getirteceğim- aynı kelimelerle konuşacağım.

BAŞKAN – Bakalım efendim o zaman. Ben eleştiri olarak gördüm, onun için, bakarız efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tamam, peki, Sayın Başkanım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – O zaman, hırsızları koruyor musunuz siz? Başkanım, siz hırsızları koruyor musunuz?

FATİH ŞAHİN (Ankara) – “Yalancı” demek eleştiri mi Sayın Başkan? “Hırsız” demek eleştiri mi?

BAŞKAN – Sayın Altay, siz ne söylüyorsunuz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, siz hırsızları koruyor musunuz?

BAŞKAN – Karşılıklı konuşamam efendim.

Sayın Altay, siz ne istiyorsunuz?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Elitaş…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Soruma cevap verir misiniz?

BAŞKAN – Çok rica ederim… Burada karşılıklı konuşma durumunda değilim.

Buyurunuz Sayın Altay.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Siz hırsızları koruyor musunuz?

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Hayır, cevap vereceksiniz, milletvekillerine cevap vereceksiniz. “Hırsız” demek hakaret mi değil mi? “Yalancı” demek hakaret mi değil mi? Lütfen, bunun cevabını verin.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hakaretse tazminat davasında alırsın paranı ya! Hayret bir şey ya! Hadi, gidin Divana yürüyün bari! Yürüyün Divana! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Onu siz bilirsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz oraya yürümeyiz hiçbir zaman.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Bize cevap vereceksiniz! Bize cevap verin.

BAŞKAN – Cevabını… Siz herhangi bir söz varsa çıkıp buna cevabını verirsiniz. Sayın milletvekilleri, bu kürsüde konuşan…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Cevap vereceksiniz!

BAŞKAN – Bağırmayınız, lütfen, bağırmayınız.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – “Yalancı” demek hakaret mi, değil mi? “Hırsız” demek hakaret mi değil mi buna cevap vereceksiniz. Cevap verin.

BAŞKAN – Bu kürsüde konuşan her milletvekiline ben müdahale edemem, çok rica ederim. Eğer cevap vermek gerekiyorsa onu sayın milletvekilleri verir. Lütfen…

Buyurunuz efendim.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – “Hırsız” demek hakaret mi değil mi, buna cevap verin.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bu Meclis dün kurulmadı. Bu kürsüden söz söyleyen milletvekili…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Neyi savunuyorsunuz bir de!

ENGİN ALTAY (Sinop) – …bedelini mahkemede varsa bir şey zaten öder.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, milletvekillerine cevap verin. Görevinizi yapın.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Burada bu çoğunlukla, bu kuru gürültüyle hem iktidar partisi grubunun Divanı taciz etmesini yadırgadığımı belirtmek isterim; bir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüye yürümemiştir iktidar partisi, sadece, milletvekili olarak hakkını kullanıyor, kimseyi tehdit etmedi.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ediyor parmağıyla, bağırarak yürüdü.

ENGİN ALTAY (Sinop) – İkincisi: Bu kürsüden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı da eleştirilir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hakaret edilmez ama.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Genç’in eleştirileri bu çerçevededir. Biz de parti olarak Sayın Meclis Başkanını…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bu eleştiri mi? Hakaret ediyor ama. Eleştiri mi o?

 

BAŞKAN - Sayın Altay...

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, tarafsızlığınızı yitirdiniz!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hayret bir şey ya!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kamer Genç’in burada söylediği her şeyin altına imza atıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Altay... Lütfen sakin olunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yazıklar olsun sana!

 

 

 

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyorum Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, görevinizi yapın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce şurada, kürsüde söylediğimin hepsini buna iade ediyorum, aynısını söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Tamam efendim.

Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.51

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı, şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar sayısı yok gibi görünüyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vardır efendim, kâtiplere sorsanız...

BAŞKAN – Ben  “yok” diyorum, onlar “var” diyor.

Elektronik cihazla yapacağız, iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/336) esas numaralı Kanun Teklifi’m kırk beş gün süre içerisinde görüşülmediğinden İç Tüzük 37 gereğince TBMM Genel Kurulunda görüşülmesini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              Sırrı Süreyya Önder

                                                                                                                                       İstanbul

 

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder.

Buyurunuz Sayın Önder. (HDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; faşist darbelere karşı bu toplumun her kesiminden ses yükseldi, itiraz yükseldi, bir tek egemenlik hakkını gasbettiği Meclisten… Bugüne kadar, faşist darbelere dönük, çocuklarımıza ve bu ülkenin gelecekte yaşayacak olan bütün insanlarına yüz akı olarak sunacağımız herhangi bir Meclis tavrından bahsetmek mümkün değil. Meclis bu konuda hiçbir inisiyatif olmadı. Ne yapabilirdi? Bu inisiyatifin en önemli göstergesi hâlen önemli ölçüde onların döneminde yapılan Anayasa’yla yönetiliyor olmamız hazmedilemezdi, yeni bir anayasa yapabilirdik, Meclis bu anayasayı yapabilirdi, cevap vermenin bir şekli bu olabilirdi; bunu yapamadık Meclis olarak çünkü faşist darbe Anayasası’nın ilk 3 maddesini neredeyse vazgeçilmez kabul eden, bunu cuntadan daha büyük bir imanla savunan siyasal partilerimiz oldu. “3 maddesine dokundurtmayız, 5 maddesine dokundurtmayız, şurasına elletmeyiz, burasına bulaştırmayız.” denen bir tutum Meclisin tarihî bir fırsatını heba etmesine yol açtı. Şimdi bu darbe liderlerinden ikisi müebbet hapse mahkûm edildiler.

Ben diyorum ki: O dönemin bütün sorumluları, o dönemin bütün tasarrufları yok sayılmalıdır; Meclis işte bu konuda egemenlik hakkına sahip çıkmanın onuruyla böyle bir davranış geliştirebilir, böyle bir tutum geliştirebilir.

Biz evrensel değerlere inanmış insanlarız. Bu mahkûm olan cunta lideri demişti ki çocukların yaşını büyütüp idam sehpasına gönderirken: “Asmayalım da besleyelim mi?” Biz şimdi kendisinin yaşının küçültülerek asılmasını talep edemeyiz, biz evrensel insan değerlerine bağlıyız ama beslemeyelim de. Bu unvan, bu ülkenin çocuklarının rızkından bu darbe liderine her ay verilmeye devam etmemeli maddi manevi. Onunla da sınırlı kalmamalı. Gelin, bu maddeyi Meclis olarak gündemimize alalım, bunun, bu mahkûm olan insanın darbeden kaynaklı bütün unvanlarını, gayrimeşru olan unvanlarını ve imtiyazlarını elinden alıp millete iade edelim. Ondan sonra da o dönem bütün görev yapanlar, o dönemin işkencecileri, o dönemin Danışma Meclisi üyeleri; bunların tümünün bugün utanç verici bir şekilde, bizler gibi, halkın oylarıyla gelmiş, seçilmiş milletvekilleri gibi yararlandıkları parlamenterlik imtiyazlarına da son verelim. Bugüne kadar onlara ödenen bütün maddi şeyleri de tazmin edelim geri, bu yetimin hakkını yetime, ülkenin hakkını ülkeye iade edelim.

Bugün yaşanan birçok kötülüğün, birçok sıkıntının kaynağında bu darbe ve bu darbecilerin geliştirdikleri uygulamalar, onların vücut buldurduğu kurumlar yapmıştır. Vebali, sorumluluğu onların boynundadır.

Eğer egemenlik haysiyetine -bundan daha büyük bir şey yok. Millet bize vermiş, biz egemenlik yetkisini kullanıyoruz- saygı duyuyorsak, o katlettikleri insanların anılarına bir nebze kendimizi borçlu hissediyorsak bu kanunu gündeme alırız. Meclis egemenlik hakkına sahip çıktığını ve düşkün olduğunu gösterir. Yoksa bu utanç, darbecilerden çok bizim boynumuza asılır. Tarihe karşı bunun sorumluluğu vardır. Bu vebali gelin üstlenmeyelim.

Ben arzu ederim ki… Bu Mecliste neredeyse 12 Eylülde cezaevi arkadaşım olmayan siyasal parti grubu yok. Hepsinden bir insanla ya işkencehanesinde işkence görmüşüz ya hapishanesinde yatmışız.

Gelin, oy birliğiyle bu hakkımıza sahip çıktığımızı gösterelim diyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Önder.

Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Toptaş.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylül 1980 darbesinden sonra çıkardığı Anayasa’nın olanaklarıyla Cumhurbaşkanı seçilen Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığından kaynaklı tüm haklarının geri alınmasına dair kanun teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül darbesini, demokrasi, insan hak ve özgürlüklerine vurduğu darbe ve halk üzerinde yarattığı travma açısından ve benzeri birçok noktadan yola çıkarak değerlendirmek mümkün. Zaten bu araştırma ve değerlendirmeler o günden bu güne enine boyuna yapılıp tartışılagelmiştir. Elbette bu araştırmalar yapılacak, 12 Eylül bütün kirli yönleriyle ortaya serilmeye devam edecektir.

Rahmetli Emil Galip Sandalcı’nın deyimiyle tam bir yüz karası olan insan hakları dosyamızı ortaya serip içimizdeki yüz karasını kusmazsak özgür, demokrat, hakça bir toplum iddiasını sürdüremeyiz. Eğer toplum olarak ikiyüzlülükten, suskunluktan ve ürkeklikten kurtulmak isteğindeysek ve de yılların acısına, gözyaşına ve ölülerine saygılıysak bu karanlık dönemin yüz karası insan hakları dosyasını açmak ve bu yüz karası lekeyi gelecek kuşaklara bırakmamak zorundayız.

Öyleyse öncelikli olarak bu kirli, yüz karası dosyanın takrizini yazan ve “Cumhurbaşkanı” sıfatıyla cumhuriyetin bir dönemini kirleten Kenan Evren ve insanlıktan nasibini almamış şürekâsı ile ona uşaklık, halka işkence eden tüm yanaşma kadroların dosyalarını açmalıyız. Bu cümleden olarak geçici 15’inci madde kapsamına giren darbeciler ve oluşturdukları suç örgütü üyesi halk düşmanlarının, 12 Eylülün faşist valilerinin, 12 Eylülün halk düşmanı emniyet genel müdürlerinin, 12 Eylülün halk düşmanı sıkıyönetim komutanlarının, işkence gören, işkencede ölen binlerce insana sahte sağlam raporu veren insanlık düşmanı doktorların; cezaevlerini işkencehaneye çeviren, insanda aranan hiçbir özelliği taşımayan cezaevi müdür ve personelinin; faşist cuntanın halk düşmanı politikalarında aktif rol alan gazeteci, yazar ve politikacıların; 12 Eylüle hararetle destek veren ve onu meşrulaştırmaya çalışan çanak yalayıcı üniversite yönetici ve hocalarının; hukuk kuralları yerine faşist cuntanın emirlerine göre karar veren askerî mahkeme hâkim ve savcılarının bütün kirli dosyaları açılmalı, gerçek suçları ortaya çıkarılmalıdır. Bizler bu kirli dosyaları ortaya çıkarmazsak, faşist katillerin işkencede öldürdükleri, idam ettikleri, gözaltına aldıkları, yargıladıkları, işinden, evinden, okulundan ayırdıkları milyonların vebaliyle birlikte bu ayıplı insan hakları dosyalarını kendi çocuklarımıza, torunlarımıza miras bırakacağız demektir. Yaşanabilir bir dünya umudu bırakmak yerine çocuklarımıza yüz karası bir insan hakları dosyası bırakmak yakışıyorsa size, torunlarımızın –unutmayın- bunun hesabını mutlaka soracaklarını söylüyorum.

Size faşist cuntanın emrindeki mahkemenin yasaya aykırı olarak henüz 17 yaşında idama mahkûm ettiği ve Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi?” dediği ve idam ettiği 17 yaşındaki bir çocuğun, bir gencin, bir yiğit insanın annesine mektubunu okuyacağım 12 Eylül faşizminin kirli yüzünü iyice görün diye.

“Sevgili anneciğim, uzun zamandır mektup yazamadım. Kusura bakma.

Ana, neden mi buradayım? Neden mi evimde değilim? Neden istediğim zaman yatıp kalkamıyorum? Niye istediğim kitabı, evdeki kanepeye oturup okuyamıyorum, düşünemiyorum, yazamıyorum? Ne mi arıyorum dört duvar arasında? ‘O sözler ki kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız. O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan, uğruna asılırız.’

Baharın karın altından fışkırdığı bugünlerde içeride olmak, çiçek kokusunu alamamak, geniş yeşilliklerin güzelliğini görememek insanda anlatılması zor bir duyguyu yaratıyor. Ama bu duygu öyle karamsarlığın, yılgınlığın, bitkinliğin ve vaz geçmişliğin bir belirtisi olmuyor. Aksine, bu duygu beni daha biliyor, daha hırçınlaştırıyor, bir yerlerden uzaklaştırıyor, bir yerlere yakınlaştırıyor. ‘Ne yapmalı? Nasıl savaşmalı?’ sorusuna cevaplar arıyorum günlerce.

Sizi de düşünüyorum. İçeriye düşmeden önce anlatmak istediklerimi ama anlatamadıklarımı herhâlde şimdi daha iyi anlayacaksınız. Bizi anlamayan analara, babalara, bacılara, eşe, dosta, herkese ama herkese anlatın henüz geç kalmamışken, daha vakit erken. Vaktimiz az da olsa var ve eğer biz değerlendirmesini bilirsek yeter de artar bile. Bu işi hep beraber yürütürsek ancak kazanabiliriz omuz omuza, birbirinden güç alarak, birbirine güç vererek. Ve anam, bu savaşı ne pahasına olursa olsun kazanmalıyız, kazanacağız. Kazanacağız ki çiçekli, mutlu günleri hep beraber görelim, senin torunların görsün ve çocukların görsün.

Bizim karşımızdakiler gibi bir avuç değiliz. Biz halkız. Bak sana bizden olanları iyiyi, güzeli, haklarını isteyenleri sayayım: Ben varım, babam var, sen varsın, kardeşlerim var, ablam bacım var, sonra köydeki dayılarım, şehirdeki amcalarım ve onların akrabaları, komşuları var, onların arkadaşları, onların oğulları, kızları, benim okul arkadaşlarım, onların arkadaşları, onların akrabaları, amcaları, dayıları var ve yine onların saymakla bitmeyeceği kadarız biziz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TOPTAŞ (Devamla) - Gördün mü ak saçlı boncuk gözlü anacığım saymakla bitiremiyorum. Yeter ki omuz verelim birbirimize, yeter ki destek olalım ortak mücadelemizde.

Gelecek görüşte bana özgürlüğü, özgürlüğün tohumlarını getir ve demir parmaklıklara bütün bu yazdıklarımı düşünerek gözyaşlarını, mahzun bakışlarını bırakmadan git; boynun bükük olmasın, giderken gözün arkada kalmasın, arkana bakma, dışarıda da hep öyle ol. Sana ve soranlara devrimci selamlar.

Anne, benim anlatmak istediklerimin hemen hemen hepsi bu mektupta var. Bu da cezaevindeki tüm devrimcilerin düşüncelerinin, yaşamlarının ve mücadelelerinin aynı olduğunu gösterir.

Bu yazdıklarımın yanı sıra sağlığınıza da dikkat edin ki yaşamın zorluklarına göğüs gerebilesiniz.

Size, akrabalara ve tüm arkadaşlara devrimci selamlar. Ellerinizden öperim.

-Yiğit- Erdal Eren.”

Erdal Eren’in anısı ve onun devrimci arkadaşlarının önünde huzurunuzda saygıyla eğiliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toptaş.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağım, tartışmaya mahal olmasın lütfen.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Kenan Evren çok üzülür aman ha, bak, üzmeyin Kenan Evren’i! “Yok.” deyin! Onun için ne kadar çok insan “Yok.” derse o kadar iyi! Kenan Evren çok üzülür! Çok üzülür Kenan Evren!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Önder, geçici 15’inci maddeyi değiştiren Anayasa teklifine “hayır” dediniz. “Şu anda çıktığınız oylarınızla Kenan Evren yargılanmaz.” diyordunuz. Yargı yargıladı ve sizin kanun teklifinizi aldı. Kenan Evren yargılandı ve şu anda rütbelerinin sökülmesine karar verildi. Anayasa’ya “evet” deseydiniz burada başınız dik bir şekilde konuşurdunuz. Anayasa’ya “hayır” dediniz. Kenan Evren size teşekkür etmiştir!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Meclis olarak yap sen!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sen Meclis olarak ne yaptın!

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Konuşamazlardı böyle “evet” demeseydik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya, mahkeme karar verdi kardeşim, mahkeme karar verdi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Mahkemenin arkasına sığınma. Meclis olarak ne yaptın!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Siz, “Cumhurbaşkanı olarak anılmaya devam etsin, milletin parasını yesin, benzinini yaksın, maaşını alsın.” diyorsunuz. Hadi egemenlik hakkınıza sahip çıkın, gasbettiği sizin hakkınızdır.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İşkenceciler nerede Elitaş, işkenceciler nerede? Asanlar, mahkeme kararı verenler nerede?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya, arkadaş, şu kanun ne işe yarar ya?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Meclisin namusunu temizlemeye yarar Elitaş. Ne işe yarayacak! Meclisin onurunu yerden kaldırırsın. Bundan kıymetli bir şey mi var!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – O zaman neredeydiniz?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) - O zaman cezaevindeydik, işkencehanelerindeydik. O zaman cezaevindeydik biz ve direniyorduk.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – İstanbul’da film çekiyordu o zaman, 2010’da!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sizin gibi “Benim babam müftü.” deyip “Fetva verdim.” arkasından koşturmuyorduk! Bu grubun en az üçte 2’si 12 Eylülün zindanındaydı o zaman.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.19

 

 

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilen doğrudan gündeme alma önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve tartışmaya mahal vermemek için de elektronik cihazla oylamayı gerçekleştireceğim ve karar yeter sayısı arayacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilen doğrudan gündeme alma önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunmuştur ve kabul edilmemiştir.

Şimdi, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1’inci sırasında yer alan, Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla, Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 381 sıra sayılı Raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.

 

 

 

 

 

1.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın; Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 21 Milletvekilinin; Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 20 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 20 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve 27 Milletvekilinin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 27 Milletvekilinin ve Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 20 Milletvekilinin; Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) (S. Sayısı: 381)(X) 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz hakkı önerge sahibine aittir; daha sonra İç Tüzük’ümüzün 72’nci maddesine göre siyasi parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir. Ayrıca istemleri hâlinde Komisyon ve Hükûmete de söz verilecek, bu suretle Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır.

Konuşma süreleri komisyon, Hükûmet ve siyasi parti grupları için yirmişer dakika, önerge sahibi ve şahıslar adına onar dakikadır.

Komisyon Raporu 381 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Kütahya Milletvekili Alim Işık, Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar, İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel.

Gruplar adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal Aksünger; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Yıldırım Mehmet Ramazanoğlu; Komisyon adına Adana Milletvekili Necdet Ünüvar; Hükûmet olarak Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık.

Şahıslar adına: Antalya Milletvekili Gökçen Özdoğan Enç ve Kocaeli Milletvekili Haydar Akar konuşacaktır.

Şimdi ilk konuşmacıyı kürsüye davet ediyorum.

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, buyurunuz efendim.  (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu rapor dört parti grubunun birlikte araştırma komisyonu kurarak yaptığı bir çalışma, kolektif bir çalışma.

Buraya geldiğimiz zaman, 2007’de milletvekili olduğumda ilk aklıma gelen, uluslararası hukuk boyutuyla çalışmalarımdan da kaynaklı, fikir ve sanat eserleriyle ilgili hak kayıplarının, özellikle İnternetin gelişimiyle, teknik cihazların gelişimiyle müzik endüstrisinin çöküşünü, sinemanın, sinema endüstrisinin çöküşünü, bütün bunların hem CD hem DVD hem albüm hem uluslararası piyasada dolaşımı konusunda çok büyük hak ihlalleri olduğunu görmüştük. Bundan yola çıkarak bilgi toplumu olma, İnternetin bilgiye erişimin aracı olarak kullanılması, yani toplumda kötüye yönelik erişim amaçlı olmaktan çıkarılması, aksine bilgi toplumu olmak için daha yararlı nasıl bir şeyler yapılabilinir, bunun da üzerinde durmuştuk. Tabii gelişmeler, olaylar, maalesef siyasi hayatımıza şantaj kasetleri olarak giren gelişmeler oldu biliyorsunuz ve onunla ilgili gerçekten de hâlâ kabul edilemeyen, ki bugün Meclis gruplarında da dile getirildi. Bunu yapanların da bir an önce ortaya çıkarılması gerekir. Bu araştırma komisyonlarının bir noktada da görevi oydu. Ama, maalesef, rapora baktım, yani raporda bunu hakikaten tespit edebilmek mümkün mü? Kim yaptı bunları? Yani TİB’dekiler mi yaptı, başka istihbarat, başka emniyet, jandarma -başka alanlarda da istihbarat var- istihbarat ajanları mı girdi devreye, yabancı ajanlar, provokatörler mi yaptı, yani dikeyler mi, paraleller mi, yani bunlara girmek istemiyorum. Ama bir şey vardı, kişinin kişilik haklarının ihlali, özel hayatın dokunulmazlığı, haberleşme hürriyetinin ihlali, bunlar evrensel haklardır. Ve bunları, biliyorsunuz, uluslararası sözleşmeler boyutuyla Türkiye kabul etmiş. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, daha sonra da “ikiz sözleşmeler” olarak anılan Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşme’nin kabulüyle Türkiye, Anayasa 90’ıncı maddesini 2004’te hayata geçirerek bu konuda önemli bir adım atmıştı. Ama bunu yeterli olmadığını gördük. Hakikaten İnternet’te bu kadar fütursuzca birilerinin servis edebilmesi, bunun yakalanmaması, failin yakalanıp hesap verememesi, yakalansa yasalarımızdaki cezaların azlığı karşısında -yine bir hukukçu olarak grubumuzda arkadaşlarımızla da paylaştık- ben iki ara kanun teklifi verdim.

Verdiğim bu kanun teklifleri özellikle gizli dinleme, İnternet, haberleşmenin gizliliğinin ihlaliyle ilgili Türk Ceza Kanunu’nun 132, yine kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınmasıyla ilgili madde 133, özel hayatın gizliliğinin ihlaliyle ilgili 134, en önemlisi kişisel verilerin kaydedilmesiydi, bununla ilgili müeyyideler, verilen hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirilmesi durumundaki müeyyide, kontrol, denetim yani bunun sağlanması ve “nitelikli ihlaller” dediğimiz bölüm, verileri yok etme veya etmeme, yani bu iki biçimiyle ayrıca hukuken cezalar boyutu var ve en vahimi, şunu gördüm arkadaşlar: İnternet’le birisinin hayatını mahvediyorsunuz, ailesinin hayatını mahvediyorsunuz, bütün bir yaşamını mahvediyorsunuz -çevresini, dostlarını, işlerini, kariyerini, geleceğini- çok rahatlıkla İnternet’e bir flash diskten bir veri yükleyerek yapıyorsunuz ama bu suç şikâyete bağlı, şikâyete tabi bir suç. Böyle bir şey olabilir mi yani kamu düzenini temelden sarsan bir olayda? Bununla da ilgili bir düzenleme önerdik.

140’ıncı maddede tüzel kişilerle ilgili önerdik ve yine, o zaman… Tabii, şimdi hepimiz Halkların Demokratik Partisindeyiz, öncesi grup döneminde verdiğimiz bu teklifler yine daha sonraki maddelerde de özellikle sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, ses ve görüntü kaydı alınması, özel işaret ve kıyafetlerin usulsüz kullanılması, işte, resmî kurumlar vesaireyle ilgili maddeler.

Bu 20’ye yakın maddeyi kabul edelim ki ilk yargı paketi, üçüncüde sanıyorum Hükûmet aldı ve büyük ölçüde bunları olduğu gibi kabul ettiler. Bir iki yerde cezaları bizim istediğimiz caydırıcılıkta değildi, eksik bulduk. Eğer o olsaydı, resmî makamların kendi elindeki kudreti kullanırken işlediği suçlarda biraz daha caydırıcı bir ceza öngörüyorduk.

Şimdi, bunun aslında Meclisteki en sağlıklı çalışma ortamı, çalışma biçimi, kolektif, muhalefet olarak bizim “katılımcı muhalefet”, yani “yapıcı muhalefet” dediğimiz bu işte yani biz burada… Diyorlar ki: “İşte, HDP Grubu geliyor, aynı konuda, aynı konuda, aynı konuda konuşuyor.” Biz araştırma önergelerimizi çıkardık, kanun tekliflerimizi çıkardık, bölge sorunlarıyla ilgili olan yüzde 8 arkadaşlar. Araştırma önergelerimiz ve kanun tekliflerimizin yüzde 73’ü sosyal, ekonomik, kültürel, çevre, doğa ve ekonomiyle ilgili. İşte, nedense medya bunları görmek istemiyor, yazmak istemiyor. İşte, bu kanun teklifleri böyle.

Demin bir tartışma yaşandı 12 Eylül hukukuyla ilgili. Ben biliyorum, 35’inci maddeye dayanarak darbe yapılmıştı ve bu teklifi 4-5 defa getirdim buraya. AK PARTİ’li arkadaşlar teklifi reddettiler. Sonra bizim teklifi kopyalayıp verdiler Meclise, kendileri kaldırdı, biz kaldırmış olduk. Bu doğru bir yaklaşım değil.

Yine, şunu söylemek istiyorum: Yani şimdi, şeklî bir yargılama, çakma bir dava, 2 tane 97 yaşında ihtiyar generale müebbet hapis vermişsiniz ama bir taraftan diğer binlerce suç duyurusunda zaman aşımı işliyor. Oysa ki insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı yoktur. Biz bunu Türk Ceza Kanunu’nun 77’nci maddesine koyduk. Bunu bilmek lazım.

Bu Meclisi kapatanlara karşı dahi birlik olamadığımızı gördüm bugün. Üzüldüm buna, açık söylüyorum. Bu Meclisi kapatıp üniformalarıyla gelip burada milletvekillerinin yerine oturup iradesine el koyanlara karşı, sürgüne gönderenlere karşı, zincir bozanı sürenlere karşı bizim verdiğimiz kanun teklifinin, sadece, Halkların Demokratik Partisi verdi diye, muhalefet verdi diye bu kanun teklifinin görüşmesi, ön görüşmenin kabulü bile reddedildi.

Biz birbirimizi nasıl anlayabiliriz arkadaşlar? Biz demokrasiyi nasıl anlayacağız? “Kenan Evren’e müebbet verdik, darbecileri yargıladık.” diye meydanlara mı çıkacağız? Kenan Evren’in 12 Eylül Anayasası hayatta değil mi? O anayasayla bu Meclis işlemiyor mu? Kenan Evren’in seçim sistemi, Siyasal Partiler Yasası hayatta değil mi? Seçim barajları hayatta değil mi? Sansür, sürgün kararnameleri hayatta değil mi? 1402’yle üniversitelerin bütün hocaları alındı, 10 bin tane mülteci Avrupa’da yaşıyor; 12 Eylülün ürünü değil mi arkadaşlar? Bu mevzuat, bunca kanun, bunca hukuk, hepsi darbe hukuku. Kenan Evren üç gün sonra ölecek, Kenan Evren müebbet alsa ne yazar, onun hukuku yaşıyor, onun koyduğu kanunlar yaşıyor, onun anayasası yaşıyor. Onun düşünce, örgütlenme özgürlüğü, sendikal hak ve özgürlükleri, bu ülkede demokrasi adına, sendika adına, dernek adına, parti adına ne varsa örgütlü toplumu dağıtan o diktatöryal yanı birilerinin iktidar olmasının yolunu açabilir ama Türkiye’yi asla demokratik bir ülke yapmaz.

Arkadaşlar, 2 tane ihtiyar generale müebbet verdik diye 12 Eylülü yargılamış sayılmayız. Otuz dört senedir 12 Eylülün Anayasa’sı, İç Tüzük’ü ve kanunlarıyla bu Meclis yürüyor hâlâ. 12 Eylülün darbe Anayasa’sıyla yürüyen bir Meclis “Biz 12 Eylülle hesaplaştık.” diyemez; kargaları bile kandıramaz, kimseyi kandıramaz. Dürüst olmaya davet ediyorum herkesi, bir daha gözden geçirmeye davet ediyorum.

Hepinizi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel…

Buyurunuz Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, salonda bulunan çok az sayıdaki milletvekiline seslenme imkânı buluyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi adına daha sonra konuşma yapılacak, ben önerge sahibi olarak şahsım adına fikirlerimi ifade etmek istedim bu Meclis araştırma komisyonu raporuyla ilgili.

Evet, ben de Meclis araştırma önergesi vermiş milletvekillerinden biriydim, hatta bir tanesinin ilk imza sahibiydim. Verirken çok umutlarımız vardı “Ne olacak?” diye ama sonrası biraz tatsız oldu.

Efendim, bilgi toplumu olma yolunda bilişim sektöründeki gelişmeler ile İnternet kullanımının, başta çocuklar, gençler ve aile yapısı üzerinde olmak üzere, sosyal etkilerinin araştırılması konusunda bir komisyon kuruldu. Sanıyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde en uzun isimli Meclis araştırma komisyonlarından biri ya da birincisi, 26 kelime. O yüzden, basın da şöyle yaptı: “İnternet Komisyonu” dedi. Biz yine de daha bilimsel olsun diye “Bilişim Komisyonu” diye söyledik kendi aramızda ama bu kadar uzun bir komisyon adı neden oldu? Aynı torba kanunlar gibi oldu; bir yerinde “İnternet”, bir yerinde “bilişim”, bir yerinde “teknoloji” geçen bütün Meclis araştırma önergeleri toplandı, bir yere konuldu. Hani limon gibi, çaya, çorbaya, hastalığa, sağlığa, her şeye iyi gelir ya, adında ne varsa alındı ve bir torbaya konuldu. Torba yapılan o Komisyonunun sonucunda 1.023 sayfalık bir rapor çıktı. Kaç taneniz okudu bilmiyorum, 42 sayfa da öneriler kısmı vardı. Sanıyorum ilgili Komisyonunun Başkanı Sayın Necdet Ünüvar ve ekibi de fark ettiler ki sonra bir özet kitapçık yayınlandı. Kitapçığın üzerinde “Ocak 2013” yazıyor ama bize daha sonralarında ulaştırıldı.

Başka bir şey daha söyleyeyim: Bu Komisyon 15 Mart 2012 günü çalışmaya başladı, Haziran 2012’de de çalışmalarını tamamladı. Yani, yaklaşık iki yıldan bahsediyoruz, teknoloji konusunda, bilişim konusunda iki yıllık bir süreden bahsediyoruz. Teknolojide iki yıl önce hiç konuşmadığımız tanımlar var, mesela “selfie”. Türkçesi de yapıldı, “özçekim”. Oysa, şu anda biz “bilişim”, “teknoloji”, “İnternet” denildiğinde öyle farklı kavramlar kullanıyoruz ki. Bunu şunun için söylüyorum: Dünya dönüyor, zaman akıyor, teknoloji çok hızlı gelişiyor, çok hızlı kendini yeniliyor ama biz iki yıl önce çalışmış bir Komisyonu, iki yıl önce rapora bağlanmış bir Komisyonu -ki Komisyonun ilgi konusu bunlar, bilişim, İnternet ve teknoloji- bugün daha konuşma çabası içindeyiz.

Bu Komisyonun raporlarında neler var? Bu Komisyonun raporunda Anayasa’dan ikincil hukuka, mahkemelerden adli takibe, adli tıptan normal sağlıkla ilgili konuşmalara her şey var. Bakın, birkaç tane madde okumak istiyorum ben bu 42 sayfalık önerilerle ilgili: “Bilgiye ve İnternet’e erişim Anayasa’da temel bir hak olarak düzenlenmelidir.” diyor. Aslında doğru söylüyor. 2011 yılının Haziran ayında Birleşmiş Milletler bir hak olarak tanımladı İnternet’i. 2011 yılının Haziranında tanımlanan bu hakkı Birleşmiş Milletler ilgili ülkelere söylerken, biz bunu daha kâğıtlar üzerinde tutabiliyoruz.

Bilişim Bakanlığının kurulmasını da önerdi 42 sayfalık önerilerinde ama hemen arkasından da ülke gerçekleriyle yüzleşen bir komisyondu bu Komisyon, şunu söyledi: “Zaten böyle bir şey pek olamaz, o zaman yapısı en uygun bakanlığı dönüştürelim; mevcut bakanlıklardan uygun olanı yeniden yapılandıralım.” diye daha düzgün bir cümle kurdular, benim az önce söylediğim gibi olmadı.

“Türkiye Büyük Millet Meclisinde daimî bir ihtisas komisyonu kurulsun.” denildi. Evet, çok güzel bir öneri gibi geliyor ama ben aynı zamanda Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun da üyesiyim, yasayla kurulmuş bir komisyon, her şeyin talisi gelir; kadınla ilgili konunun da talisi gelir, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili konunun da talisi gelir, aileyle ilgili konunun da talisi gelir, hep bir tali komisyondur. O yüzden, böyle bir ihtisas komisyonu kurulursa ne olur bilemiyorum ama hoş bir öneri olarak geliyor insana.

Mesela “İhtisas mahkemeleri kurulsun.” diyor. Ülkemizde çocuk mahkemeleri de var ama sayıları yeterli olmadığı için çocukların nerelerde yargılandığını hepimiz biliyoruz.

Mesela diyor ki: “Bilişim ve elektronik haberleşme hukukunun bağımsız bir bilim dalı olarak kabul edilmesi ve yükseköğretim müfredatında yer verilmesi ve bu konuda çalışma yapılsın.” Dediğim gibi, güzel, hoş önerilerle dolu bir şey.

Kısacası, bilişimin, teknolojinin İnternet’le ilgili adı nerelerde geçiyorsa bütün Meclis araştırması komisyonlarının içine konulduğu bir torba Meclis araştırması komisyonu da gördü bu Meclis devri iktidarınızda. Eğitimden ticaretine, hukukundan adli takibine, İnternet kafelerinden sağlığına kadar, medyasından vergisine her şeye el süren, her şeyi şöyle bir panoramik geçen bir Meclis araştırmasının torba komisyonuydu bu Komisyon.

Mesela bu Komisyon diyor ki -hep beraber de imza attık işin enteresan tarafı- önerilerinde: “Elektronik haberleşmenin ve İnternet’in doğal afetler ve olağanüstü hâller nedeniyle aksaması riskine karşı alternatif haberleşme altyapılarının kurulması, özellikle kablosuz mobil ve uydu sistemlerine yatırım yapılması gerekmektedir.” Şimdi, niye iki yıl önce kuruldu, hâlâ, bugün yeni yeni görüşüyoruz diyorum? İki önce kuruldu ama yine aynı yerdeyiz, hiçbir şey değişmedi. Çünkü, 24 Mayıs Cumartesi, yaklaşık bir ay önce, Yunanistan merkezli bir deprem oldu biliyorsunuz. O deprem olduğu gün ben İstanbul’daydım ve telefonlar çalışmıyordu. İki sene önceki öneride -tekrar okumak istiyorum- şu diyor: “Elektronik haberleşmenin ve İnternet’in doğal afetler ve olağanüstü hâller dışında olabilecek hâller nedeniyle aksaması riskine karşı…” Bu olağanüstü hâl aslında bizim ülkemizde değildi -tekraren ifade etmek isterim- Yunanistan merkezli bir depremdi, Türkiye’de belli bölgeler etkilenmişti ama İstanbul’da, Türkiye'nin en büyük nüfusunun yaşadığı şehirde, Türkiye’de neredeyse her 5 kişiden 1’inin yaşadığı bir şehirde telefonla iletişim sağlayamadık biz, bu raporun yazıldığından iki yıl sonrasında bile.

Mesela bu rapor hoş bir şey söylüyor, çok güzel bir şey söylüyor: “İnternette fikir ve düşüncelerin yayılmasında büyük rol oynanan web 2.0 sitelerinin toplumda çok sesliliğin bir parçası olarak algılanmasının sağlanması.” Söylemde çok güzel, yazıda bile görünce insanın içi açılıyor ama ülkemizde çok sesliliğe ne kadar tahammül var? Çoğunluğun sesine, gürültüye, kalabalığa mı bakıyoruz? Çok seslilikten ne anlıyoruz bilemiyorum. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan, hani, özellikle de 17-25 Aralıkta cereyan eden olaylar nedeniyle sosyal medya üzerinde yapılan karartmaya bakınca, çok seslilikten ne anladığımız… Bilmiyorum, belki de yalnızca müzikal bir şey diye düşünüyoruz.

Evet, bilişim nedir? Bilişim aslında bilginin sınırsız erişimidir ama biz burada bilgiyle, bilimsel bilgiyle malumatı ayırabilecek farkındalığı insanlara çocukluğundan itibaren yetişkinlik sürecinde de algılatacak bir düzenin, bir eğitimin, bir öğretimin,  bir sosyal algının yaratılması maksadıyla bu komisyonlarda görev aldık ve çalıştık bütün Komisyon üyeleri olarak ve Komisyon bu raporu yazarken bütün iyi niyetiyle yazdı. Tek bir kusuru vardı bu Komisyonun -dediğim gibi- torba komisyon olması. Meclis literatürüne bu girsin bence, hakikaten bir torba komisyondu; bir hamlede 26 kelimeden oluşan adını bile söyleyemeyeceğiniz bir komisyondu.

Fakat, şunu dile getirmeden bu konuşmayı tamamlamak doğru olmaz: Bilişim otoriter yapılarda bayağı bir etkiler yaptı. Özellikle kapalı toplumları dünyaya açtı, dünyanın farklı coğrafyalarında olan olaylardan anında haberdar olmamızı sağladı bilişim. İşte, bu olaylar bazı ülkelerde olumlu gelişmelere sebep oldu, bazılarında olumsuz. Tekrar söylüyorum ki 17 ve 25 Aralıkta olanlar itibarıyla Türkiye’de çok seslilik, bilişim üzerinden bilgilenme bilgiyi çok hızlı yaydı; kimileri doğru, kimileri yanlıştı bunların şüphesiz ki ama bu, şunu getirmez: “Yasaklayalım, kimse iletişim kurmasın, herkes haberleşme hürriyetinin dışında kalsın.” deme hakkını kimseye vermemeliydi. Oradaki ayrımı yapabilmek de işte bu Komisyon raporundakilerin gereğini yerine getirmekle mümkün olabilecekti ama şöyle de bir hâl var tabii, onun da getirdiği bir sonuç oldu: Bu, bilimsel gelişmelerle beraber, o büyük katılımlı mitingler biliyorsunuz anlamsızlaştı. İnsanlar artık teknoloji aracılığıyla, o, edilgen seçmen durumundan kurtuldular; soruyorlar, sorguluyorlar, o mitinglerdeki tek taraflı dinleyip “Hm, çok da doğru söylüyormuş.” durumunda değiller. Artık sorgulayan bir toplum var, o yüzden, gelişen teknoloji bazı toplumlarda daha fazla sorgulayan, daha fazla cevap arayan, bulduğu cevaplardan hoşlanmayan kitleleri de yaratmış olabilir. İşte, bu hoşnutsuz kitleler de -eğer çok sesliliği toplum kaldırmıyorsa- bazen sokaklara taşabiliyorlar, bazen meydanlara. O bakımdan, toplumdaki bu gelişmeyi de göz ardı etmemek gerekiyor.

Bu arada, tabii, “Raporda çok şeyler vardı.” dedim, mesela, onlardan biri de, yerli yazılımın desteklenmesi konusuydu ama yerli yazılımı desteklemenin tam da aleyhinde bir çalışmaya imza atıldı, İstanbul Borsası sanıyoruz yabancı bir yazılım şirketine belli bir yüzde oranında devredildi.

Bunun ötesinde, bilişim teknolojileri öğretmenleri çok muzdaripler, Hükûmet kanadından bir cevap bekliyorlar “Bilişime bu kadar öncelik veriyorsunuz, madem komisyon da kuruyorsunuz, bari biz bilişim öğretmenlerine bir kolaylık sağlasanız.” diyorlar ama bunu yapmadınız.

Ben son cümle olarak, Irak Türkmen Cephesi Yürütme Kurulu Üyesi Münir Kafili’nin şehadeti nedeniyle kendisine Tanrı’dan rahmet, bütün Türkmenlere kolaylıklar diliyorum, Allah onları selamete erdirsin inşallah.

Çok teşekkürler ediyorum

(MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

İzmir Milletvekili Erdal Aksünger… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Aksünger.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ruhsar Hanım gerçekten çok güzel bir konuşma yaptı, Komisyonda da, beraber çalıştığımız dönemde de çok iyi çalışmalara bence imza atmıştı, kendisini tebrik ediyorum.

Son söylediği kelimeden başlayayım: Türkiye'de bilişim konusunu tartışırken, dünya nereye gidiyor Türkiye nereye gidiyor diye baktığımız zaman, Ruhsar Hanım biraz önce söyledi, İstanbul Borsasıyla ilgili yazılım konusu gerçekten bir vahşettir ama tabii, bunu algılayacak beyinlere ihtiyaç var, öyle insan kaynaklarına ihtiyaç var, öyle vizyonu olan insanlara ihtiyaç var. Neden?  NASDAQ’ın altyapısını yapan yazılım şirketine İstanbul Borsasının yüzde 15 hissesi karşılığında altyapısını yapmasına izin verdiler. Bu ne demektir? Ekonomik olarak baktığınız zaman, bir kere, sizin ne kadar âciz olduğunuzu gösterir, geldiğiniz noktayı gösterir. Devamında ne olur? İşte, yeni dünya düzeninin aslında bir parçasıydı bu; yeni dünyada yeni emek, yeni sermaye, yeni terimlerin düzenleri kurulurken, Orta Doğu’da birtakım yerler şekillenirken, aslında 1970’lerden itibaren İnternet’in liberalleşmesiyle birlikte dijital dünyanın insanı “cover” edeceği belliydi.

Aslında “1970’lerde İnternet nereden geldi?” diye baktığınız zaman çoğu bilmez. Aslında, “İnternet” dediğiniz bu mecra NASA’nın kendi intranetiydi, aldı bunu, daha sonra liberalleştirdi, biz de aldık bunu keyifle kullanmaya başladık ama aslında dünyadaki bir sürü düzeni konsolide etmeye başlamıştı. Bakın, aslında, bütün dünyada altyapılar kurulmaya başladığı zaman ekonomik terimlerin üzerinde bir şey tezgâhlandı: Emek ve sermayenin değeri ne kadar olacaktı? İşte, niye bunun bilişimle alakası var? 1970’lerden itibaren dünyanın dijitalleşeceğini bir vesileyle öğrenen emperyalistler tüm bu yapıyı elde tutmaya çalıştılar. Nasıl olacaktı? Bütün veri transferleri öyle veya böyle ciddi bir “data center”larda ve dünyanın en büyük çöllerinin altında toplanacaktı. Ne için toplanacaktı? Bütün verileri konsolide etmeye ve “Dünyanın neresinde hangi veri bize lazım ve bize neyi getirecek?” tarzındaki verileri ellerinde tutmak amacıyla yapacaklardı. Ne oldu? Evet, Nevada’nın, Teksas’ın çöllerinin altında inanılmaz veri depoları, veri merkezleri kuruldu. Bugün, Ankara coğrafyası kadar büyük bir şekilde Google’ın kendi altyapısı var.

Siz diyorsunuz ki: “Son on beş yılda kendi, yerli yazılımlarımızı destekleyeceğiz.” İşte, İstanbul Borsası örneğinde olduğu gibi… İşte FATİH Projesi, biraz sonra anlatırız; FATİH Projesi’nde nasıl çuvallayacağınızı zaten anlatmıştık iki sene önce. Neler yapabileceğinizi, ihtimallerin neler olacağını da anlatmıştık. Bunları komplo teorisi gibi görenler bugün geldikleri noktaya bir baksınlar. “10 milyon, 15 milyon tablet dağıtacağız.” diye yola çıkanlar 40 bin tablet dağıttılar ve altyapılarını kurmadıkları işten dolayı, FATİH Projesi bugün aslında kadük olmuştur zaten, bitmiştir. Neden bitmiştir? Böyle bir şeyin örneği, zaten çok kötü bir örnek vardı önünüzde. Bu raporda biz onu söyledik zaten, hepsi şerhlerimizde var. Bunu, ben iyi niyetli görüyorum, Necdet Bey’i, bunların hepsini yazdı pratikte oraya ama uygulamada sıfır olduğu için söylüyorum. 2005-2006 yıllarında 32 bin tane bilişim sınıfı kurdunuz, 8 dersliğin üzerindeki her okulda bilişim sınıfları oluşturuldu. Peki, bu arada ne yapıldı? Bunların aslında akademik kariyeri olacakları da yetiştirmek üzere üniversitelerde bölümler açtınız. Çok doğru bir adım, ben de katılıyorum. Gerçi orada aldıkları eğitimin bu ülkeyi kalkındırabilecek şekilde yeterli olmadığını düşünüyorum. Bunları çocukların bugün tercihlerinden dolayı zindan hayatı yaşadıkları için söylüyorum. Bu 32 bin tane okula 5 milyar dolar para harcadınız. Bugün geldiği noktada, 2010 yılında, bütün 32 bin tane okul tamamen İnternet  kafeye döndü ve orada bir şey öğretecek öğretmen de kalmadı, yok, çünkü hepsini tarumar ettiniz. Bilişim öğretmenlerini oralarda, üniversitelerde yetiştirdiniz -ki yetiştirdiğinizi zannediyorsunuz, o çocuklara hiç acımadınız, o kadar ailenin parasını çocuklarını okutmak için oraya buraya yatırttınız, onlara yurt tuttular, akşamları çocuklarını aradılar “Okulunuz nasıl gidiyor?” diye, “Biz yetişeceğiz, geleceğin teknolojisine ulaşacağız ve geleceğin sektöründe meslek yapıyoruz.” dediler, hepsini bir kenara bıraktınız, FATİH Projesi’ni peydahladınız arkasından, bu 32 bin tane sınıf bir yerde kaldı artık, İnternet  kafe, kapıları açılmıyor, örümcek bağladı her taraf, FATİH Projesi çıkarttınız. Bu arada FATİH Projesi uygulansın diye de bu öğretmenlere kadro vermediniz, itibar da etmediniz, dediniz ki “Yüz saat bilişim eğitimi alacak olanı öğretmen olarak oraya tayin edeceğim.” Yani orayı da bir taşeronlaştırma işine döndürdünüz.

Şimdi, dışarıda bekliyorlar. Hatta şimdi unuttum, masanın üzerinde duruyor, çok önemli bir reklam yapmışlar, oradan göstereyim olmazsa. Öğretmen çocuklar para toplamışlar, Başbakana mesaj vermek için, gitmişler bir tane billboard kiralamışlar farkındalık yaratmak için. Ya siz kendi çocuklarınızı bu hâle düşürecek kadar gerçekten de insafsız mısınız? Ne yaptınız bu çocuklara şimdi? Bütün hayalleri, gelecekleri bitti bunların hepsinin. Ama şöyle bir durum da vardı: Gelselerdi, orada gerçekten de bu ülkenin altyapısına uygun bir şekilde o çocukları eğitebilirler miydi? Müfredatınız inanılmaz bir şekilde rezalet. 3-4 tane Millî Eğitim Bakanı geldi, son gelene de ben hani bakıyordum bazen komisyonlara gittiğimde, ya mutlaka bu bir şeyler yapar diyordum, bu da onların trenine bindi, bu da onların trenine bindi. Ben zaten bakıyorum, eğitimde, bir anne ile baba çocuğunu hangi sınava götürür ve ne için götürür? Ne yapması gerektiğini biliyorsa ben hiçbir şey bilmiyorum. Ya sınavların isimlerini bilmiyor millet. Kaldı ki siz bu toplumu bilişim altyapılı bir toplum hâline döndüreceksiniz. Zaten sorun da şurada yatıyor: Teknolojik olunmaz. Teknoloji öyle bir şeydir ki insan hayatını kolaylaştırmak için sadece ve sadece bir araçtır, amaç değildir. Siz bunu bir amaç hâline döndürdünüz. “Biz 10 milyon tane tablet alırız, biz teknolojik bir ülkeye döneriz, altyapımızı yaparız.” Yapamazsınız. Çünkü niye? 2 tane bakanlığınız bile birbiriyle datayı konuşturamıyor. İstediğiniz kadar gidin bakın, gidin bakın! Ama bu arada kendi halkınızın verilerini bile kollayamıyorsunuz, koruyamıyorsunuz. Öyle bir rezalet var ki ortada… İşte Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulunu koymuş devreye, bakmış insanların gerçekten verileri güvenli mi değil mi diye. Aslında o rezaleti görmüş ama biz de kendisine hatırlattık, ya sizin baktığınız yerler yanlış, buralar doğru yerler değil, başka yerlerde başka şeyler yapıyorlar diye. “E, bir inceleyelim orayı.” dedi, iki buçuk sene geçmiş aradan. E, bu da öyle. 2002’den beri iktidar değil misiniz? Geldiğinizde Türkiye’de mesela Pardus gibi yeni projeler vardı diyelim, şimdi ne halde? Bir tane adam var Pardus’ta, parayı adama veriyorsunuz ki bunu geliştirsin diye. Ya öyle bir şey değil ki bu. Yani milletle dalga mı geçiyorsunuz? Açık kaynak kodlu yazılımlar dünyanın her yerinde anonim bir iştir yani “anonim” derken her yerde, hangi ülkede olursa olsun bunu geliştirmek üzere insanlar bir kaynak yapısı oluşturur, onu internete atar, insanlar da bedava kullanır bunu. “Açık kaynak kod” dediği buradan. Yoksa, bunu şöyle algılamasın millet… “Açık kaynak kodlu, ya bunun güvenliğinde problem var.” diye algılamasın.  Kaynağın açık olmasının şeyi sadece şudur: Taban yazılımlarıyla ilgili olarak alacağınız şey size özgü olur artık. O yüzden “özgür yazılımlar” deniyor bunların hepsine ama bundan haberi olan bakanınız var mı? Pek zannetmiyorum, çok fazla bununla ilgilenen arkadaş yoktur bence çünkü Pardus’la ilgili projeyi bile 1 adama ihale etmişsiniz, 1 tane adam var ya, 1 tane adam. Üstelik, bundan dolayı da FATİH Projesi’nde dediniz ki… Hadi diyelim, biz bunların hepsini aldık, kenara bıraktık, 5 milyar dolar harcadığınız, çöpe attığınız paraları bıraktık bir kenara, Pardus Projesi’nde kullanacaktınız. “Canı isterse uluslararası, Microsoft gibi firmalarınkini kullansın veya Pardus kullansın.” dediniz, hiçbirisi zaten Microsoft dışında bir şey kullanmıyor. Akıllı tahtaların hepsinde aynı şey var.

Çok detaylı bir iş bu tarafından baktığınızda ama şöyle bir şey söyleyeceğim: Şimdi, sosyal medyayla ilgili konu olduğunda dünyanın şöyle bir korkusu var; tabii, bu sizin korkunuz da ondan, öyle oluyor zaten, dünyada diktatörleşen bütün yönetimler aslında bunu yapıyor, Amerika da bunu yapıyor: İnsanlar -hani, bu raporda da yazdığımız için söylüyorum bunu- çok seslilik, dünyada çok seslilik konusu… Dünyada çok seslilikten emperyalistler korkuyordu, burada da siz korkuyorsunuz zaten. Çünkü, ne olacaktı? İnsanlar birbiriyle sosyal mecralar üzerinden, sosyal medya üzerinden diyalog kuracaklardı. Teknoloji o kadar çok gelişmişti ki aslında sizin bir insanla diyalog kurmanız için o dili bilmeniz gerekmiyordu artık ve bunu bütün emperyalistler biliyordu, onu engelleyebilme teknolojik altyapısını kurdular. Siz de “Bunu nasıl önleriz?” derken  sosyal medya yasakları getirdiniz. Çünkü, dünyanın en büyük partisi şu anda sosyal medya üzerinde. 120 milyon kişi bir sosyal medya üzerinde, 6 tane önemli yaşamsal duyguyla ilgili mutabık durumdalar. Böyle bir parti dünyada yoktur. O yüzden rapor güzel yazdık.

Teoride sıfır olduğunu bildiriyor, hepinizi saygılarla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksünger.

Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilgi toplumu olma yolunda bilişim sektöründeki gelişmeler ile İnternet  kullanımının başta çocuklar, gençler ve aile yapısı üzerinde olmak üzere sosyal etkilerinin araştırılması amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bilişim teknolojileri ve sunduğu hizmetler, nitelikleri gereği sadece ülkelerin millî düzenlerini değil tüm uluslararası toplumları etkilemektedir. Modern dünyadaki ülkeler ve uluslararası örgütler bu alanda iş birliğine hızla giderek hızla gelişmekte olan bu yeni ortama uyum sağlamak için çalışmakta, aynı çabalar birçok ülke tarafından da takip edilmektedir.

Günümüzde bilgi teknolojilerine ait ürünler bireylerin günlük hayatını etkilemekte olup, başta bilgisayar olmak üzere İnternet’e bağlanabilen cep telefonları, İnternet  üzerinden gerçekleştirilen bankacılık işlemleri ve çeşitli kamu hizmetlerinin de İnternet  üzerinden verilebilir olması yaşamımızı kolaylaştırmakta ve çok büyük imkânlar sunmaktadır.

İletişim teknolojilerinin kullanımı çocuklar ve gençler tarafından giderek artmaktadır. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki İnternet’in genel anlamda haberlerin izlenmesi, sosyal medya kullanımı ve eğlence amacıyla kullanıldığını göstermektedir. E-devlet uygulamaları nüfusun her kesiminin giderek yaygınlaşan oranda İnternet ve çeşitli mobil uygulamaları kullanmasını bir ihtiyaç hâline getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bilgi iletişim teknolojilerinin gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası olduğu günümüzde tartışmasız bir hâl almıştır. 36 milyonun üzerinde İnternet  kullanıcısı bulunan Türkiye 35 milyon “Facebook” kullanıcısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından dünyada 2’nci sırada yer almaktadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İyi bir tüketiciyiz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Evet, doğru.

Dünyada 1 milyarın üzerinde insan dijital oyun oynamaktadır. 75 milyar doların üzerinde devasa bir sektöre sahip olan dijital oyun sektörü insanlar arasında giderek daha küçük yaşlara, hatta 5’li, 6’lı yaşlara kadar inmektedir. Ülkemizde 28 binden fazla İnternet kafe bulunmakta olup İnternet kafelerde en çok dijital oyun oynanmaktadır. Yabancı kaynaklı şiddet içerikli oyunlar, çocuklar üzerinde saldırgan duygu, düşünce ve davranışların gelişmesine neden olmaktadır. Ayrıca, dijital oyunlar çocukların ders çalışma, okuma, spor yapma gibi aktivitelere daha az zaman ayırması ve çok oyun oynamanın neticesinde çocuklarımızın asosyalleşmesine neden olduğu izlenmektedir.

Türkiye’de dijital oyun sektörü her geçen gün artmakta, yabancı kaynaklı bu oyun sektörünün özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu ve bu risklerin azaltılması gerektiği gözlenmektedir. Dijital oyunların yüzde 95’ini yabancı oyunlar oluşturmaktadır. Kendi kültürümüze uygun eğitici ve öğretici oyunların geliştirilmesiyle ülkemizin tanıtımına ve ihracatına katkı sağlanacak şekilde çalışılması üzerinde durulmalıdır.

Bilgi iletişim teknolojileri, uzun süreli kullanımlarda bağımlılık ve dikkat dağınıklığı gibi psikolojik, göz bozukluğu gibi fiziksel rahatsızlıklara da neden olmakta, zaman kaybını da beraberinde getirmektedir. Bir diğer olumsuz tarafı da İnternet oyunlarından sanal para alabilmek maksadıyla  maddi kayıplara neden olmasıdır. Bu olumsuzlukların asgariye indirilmesi konusunda uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bilgiye ulaşım, bunun istismarı, kötüye kullanımı gibi konuların ceza hukukuyla ilgili boyutu bulunmakta ve bu konu üzerinde ciddiyetle durulması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, sorun, bilgi teknolojilerinin kendisi değil, bunların nasıl kullanıldığıdır. Bütün bu konuların araştırılmasıyla ilgili olarak, işin ceza hukuku boyutu, müeyyideler boyutu, eğitim boyutu, psikolojik boyutu, teknolojik boyutu incelenmeli ve bunların getireceği sıkıntıların, alınacak tedbirlerin bir devlet politikası hâline dönüşebilmesi bakımından gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan bilgi teknolojilerinin daha geniş kapsamda imkânlarının ve risklerinin araştırılması, bu teknolojilerin daha faydalı bir biçimde kullandırılmasının sağlanması ve konu ile ilgili gerekli bilgilendirmenin yapılarak doğru bilgiye kısa zamanda ulaşmanın altyapısının oluşturulması gerekmektedir.

İnternet hizmet sunucuları, çocuklar ve gençlerin zihinlerini olumsuz yönde etkilemekte; İnternet aracılığıyla, elektronik posta yoluyla izinsiz reklam, video ve görüntüler yoluyla çocuklara cinsel istismar uygulamaktadır. Bilişim aracılığıyla oluşan bu yeni kavram ve yeni alanlar mevcut sistemin ve mevzuatla çözümlenemeyen yeni sorunların ve bu doğrultuda hukuk kurallarının revize edilmesi ihtiyacını doğurmaktadır.

Son yıllarda büyük gelişme gösteren bilişim sektörü, faydalarının yanında beklenmedik olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. İnternet, çocuklara araştıracakları ve keşfedecekleri bir bilgi ortamı, yeni kültürler ve yaşamlar ile ufuklarını genişletme imkânı sunarken bunun yanında çeşitli tehlikelere maruz kalmalarına da sebep olmaktadır. Bu hizmet sunucularından bazıları gösterdikleri ilgi, nezaket ve kullanıcılara sunmakta oldukları hediyelerle çocukları kandırmakta ve hedef aldıkları çocuk kitlesinin aklını çelmeyi başarmaktadırlar.

Bu kişiler zamanla çocukların güvenini kazanarak çocukların kendilerini korumak için koydukları yasakları yumuşatmayı başarıp mesajlarını cinsel içerikli boyuta taşıyor, çocukların açık içerikli görüntülerini toplayıp bu konuların ticaretini yapmaya başlıyorlar. Önümüzdeki süreçte sınıraşan organize suçların işlenmesinde, terör   ve   terörizmin   yaygınlaştırılmasında   sosyal   medya   daha fazla kullanılacaktır ve kullanılmaktadır.        

Sosyal medyanın sadece kişilerin sosyalleşmesine yardımcı olmadığı, aynı zamanda ciddi suçların organizesinde ve işlenmesinde de etkin olarak kullanıldığı görülmektedir. İncelemeler göstermektedir ki suç ve terör örgütleri sosyal medyayı bir araç olarak kullanmaktadır. Özellikle Türkiye'de sosyal medya kullanımı, suç ve terör örgütlerinin bu alana olan ilgisini göstermektedir. Son yıllarda, toplumda infial oluşturan tüm olayların ardından özellikle sosyal medyada mesajlara sıkça rastlamak sıradan bir durum hâline geldi. Yaşanan ister basit bir sokak kavgası olsun ister büyük bir terör saldırısı olsun bir anda kitleleri harekete geçirmeye yönelik kışkırtıcı mesajlar sosyal medyadan hızla yayılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıl seçim bölgem olan Gaziantep'te bayramın 2’nci günü yaşanan terör saldırısı sonrasının hemen arkasından özellikle sosyal medya üzerinden yalan yanlış bir sürü haber farklı şekilde yayıldı. O gece, özellikle Twitter'dan atılan bazı mesajlara bakınca kimilerine göre o gece Gaziantep'te ikinci bir bomba patlamış, ölü sayısı 50'leri bulmuş, 200'ü aşan yaralılara ise kan bulmak mümkün olmamış. Bazı mesajlara göre şehir içinde binlerce insan tekbir sesleri eşliğinde ayaklanıp yürüyüşe geçmiş, bazı evler ve iş yerleri kundaklanmaya başlanmış ve şehir de sanki bir kargaşa havası estirilmişti. Kısa süre sonra tüm bu olayların aslında birer yalan olduğu ve yaşanan bazı münferit olayların kimilerince gereğinden fazla abartıldığı ortaya çıktı.

Terör örgütleri, tıpkı telefon, telsiz, gazete, dergi ve televizyon gibi çeşitli iletişim araçlarını kullandıkları gibi, sosyal ağları da kullanıyorlar. Tabii ki “Bu tip haberleri paylaşan herkes terör örgütü taraftarıdır.” demek de doğru bir yaklaşım olmaz çünkü bazı anlarda insanlar, bir panik havasıyla doğru sandıkları manipülatif mesajları hızla etrafına yayabiliyorlar.

Kısaca, 2012 yılının Şubat ayında kurulmuş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu olarak hazırlamış olduğumuz bir rapor vardı ve bu raporda elde ettiğimiz bulguları biraz önce sizlerle kısmen paylaşmış oldum.

Ben, bu çalışmaların bilişim teknolojimize katkı sağlamasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ve şahsı adına Kütahya Milletvekili Alim Işık.

Buyurunuz Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan 4 siyasi partiye mensup milletvekillerinin vermiş olduğu toplam 7 farklı araştırma önergesine istinaden kurulan Komisyonun raporu üzerinde grubum ve şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlamak istiyorum.

Tabii ki söz konusu önergeler benden önceki değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi, temelde bilişim sektörünün sorunları, İnternet kullanımının çocuklar ve aileler üzerindeki etkileri ve bu sektörün düzenlenmesine yönelik temel ihtiyaçların belirlenmesini amaçlayan önergelerden oluşmakta. Ayrıca, müzik, sinema, tiyatro ve benzeri gibi alanlardaki telif haklarında yaşanan sorunların belirlenmesi, diğer taraftan on-line ya da çevrim içi İnternet oyunlarının yol açtığı sorunların ve buna yönelik önlemlerin ortaya konulması, İnternet kullanımının çocukların yanında aile bireylerine olan olumsuz etkilerinin ve sağlık üzerindeki etkilerinin belirlenmesi, İnternet kullanımında ortaya çıkan güvenlik sorunlarının ortaya konulması ve bilgi, iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin yol açtığı imkânlar ve risklerin belirlenerek gerekli düzenlemelerin yapılmasını amaçlayan; yine sosyal paylaşım sitelerinin özellikle son dönemde yaygınlaşması üzerine bunun da aile yapısı üzerindeki etkilerinin ortaya konularak Meclisin bu konuda alması gereken önlemlerin neler olduğunu belirlemek amacıyla komisyon çalışmalarını yapmış ve gerçekten çok önemli bilgilerin derlenip toplandığı güzel de bir çalışma raporuyla Meclisin değerlendirmesine sunmuştur. Ancak, komisyonun bu raporu Haziran 2012’de tamamlanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş olmasına rağmen, iki yıl sonra böyle önemli bir konuda ve her geçen gün giderek büyüyen bir sektör üzerinde ciddi önerilerin yer aldığı bir konuda ancak müzakere yapılabiliyor olması da tabii, bu Meclisin ayrıca değerlendirmesi gereken önemli bir konudur diye düşünüyorum.

Şimdi, rapor çok kapsamlı ve birçok önerinin yer aldığı bir rapor. Tabii, raporun birinci, ana bölümünde bilişim sektörünün genel durumu ve ekonomik boyutu ele alınmış. Ardından, İnternet kullanımının bireysel ve toplumsal boyutlarına yönelik veriler derlenmiş. Yine, bilgi güvenliği ve bilişim suçları konusu ayrı bir bölüm olarak ele alınmış ve son bölümde de bilgi toplumu ve e-dönüşümle İnternet medyasının gidişi ve bununla ilgili temel veriler toparlanmış. Hakikaten değerli veriler var, konu üzerinde çalışacak olan birçok arkadaşa önemli ipuçları verecek değerli bilgiler toplanmış.

Yapılan bazı tespitleri ve bu sektördeki başka kaynaklarda da yer alan bazı konuları sizlerle özetle paylaşmak istiyorum. Bir defa, bilişim teknolojileri sektörünün Türkiye dış ticareti üzerindeki etkisi önemli. Yaklaşık 15 milyar dolara yakın ithalatımıza karşılık, ancak yine yaklaşık 3 milyar dolarlık ihracatımız var. Yani, bu konuda dış açık veren bir ülke konumundayız. O zaman, hızla, mutlaka Türkiye’de yerli ürün üretimini, hizmet üretimini destekleyecek bir politikaya ihtiyacımız var. Bir başka deyişle, bu sektörün teşvik edilmesi gereği ortaya çıkıyor. Eğer siz sadece bu sektörde yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık bir açık yaratıyorsanız bunun tedbirini ülke olarak almak zorundasınız. Önemli konulardan birisi bu. Onun için, bu sektörün bu anlamda da iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Yine, bilgi teknolojileri ve iletişim sektörünün hizmet ihtiyacı içindeki payına baktığımız zaman, yüzde 1 ile 2 arasında değişiyor, veriler onu gösteriyor. Tüm hizmet sektöründe ihracatta bu kadar az bir paya sahip olan bu sektörün ülkemizde payının artırılmasıyla ilgili gerekli teşviklerin sağlanması ve düzenlemelerin mutlaka yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Özellikle sektördeki girişimci sayıları ve dağılımı incelediğinde, bu sektördeki girişimcilerin –örneğin, en son veri 2008 yılına ait- 13.320 girişimcinin 12.600 civarına yani yüzde 95’ine yakını küçük işletme, 1 ila 19 kişi çalıştırıyor. O zaman, bireysel üretim yapan işletmeler veya kişiler dâhil olmak üzere özellikle yazılım sektöründe ciddi bir desteğe ve oradaki KDV’nin kaldırılmasına ya da çok küçük bir boyuta düşürülmesine ihtiyaç var. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak kanun teklifimiz de var ama üç yıla yakın süredir maalesef bu konuyla ilgili Hükûmetin bir adım atmadığını da gerçekte yaşayan birisi olarak görmekteyiz. Yani, sektörün hem desteğe ihtiyacı var hem bu sektörde çok ciddi para harcıyoruz hem gerekli tedbiri almıyoruz, yasal düzenlemeyi yapmıyoruz.

Diğer taraftan, sektördeki istihdama baktığımızda -ciddi bir rakam- 175 binden fazla kişinin bu sektörde istihdam edildiği görülüyor. Özellikle üniversite mezunu işsizlerin oranının her geçen gün arttığı ve günümüzde neredeyse 3 üniversite mezunundan 1’inin işsiz dolaştığı ülkemizde, en iyi istihdam alanlarından birisi olan  bu alana kaynak aktarmaktan çekiniyoruz, bu sektörü desteklemekten geri duruyoruz. Onun için, istihdamdaki yeri açısından da bu sektörün ciddi anlamda desteklenmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Büyüme, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin çok üzerinde, sanayi sektörünün büyüme oranlarının üzerinde, yıllık ortalama yüzde 10’luk büyüme olan bir sektör. O nedenle sektörün iyi takip edilmesi ve yöneliminin doğru belirlenerek buna göre katkıların da mutlaka artırılması gerektiğini düşünmekteyiz. Gayrisafi millî hasılaya katkısı açından baktığımızda yine, sektörün oldukça küçük bir pay, yüzde 1-2 arasında bir payla ülkemizde bugüne kadar yer aldığını görüyoruz, o nedenle bu payın da artırılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Önündeki engeller ne var yani ciddi sorunlar nedir diye baktığımızda, en önemli sorunlardan birisi, bu sektördeki vergi yükünün çok yüksek olduğudur. Yüzde 45-50 gibi, toplam vergi yüküyle Türkiye, dünya ülkeleri arasında -eğer yanlış görmediysem- birinci sırada yer alıyor.

 HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru görmüşsün.

ALİM IŞIK (Devamla) – Dolayısıyla, buradaki sıkıntıyı aşmanın yolu, diğerlerinin de ortalama AB ülkelerinde yüzde 19,5 oranında olan bu vergi yükü, Türkiye’de 3 katına yakınsa bir taraftan Avrupa Birliğiyle entegre olan bir ülke olacaksınız, diğer taraftan bu konuyla ilgili hiçbir tedbir almayacaksınız veya çalışma yapmayacaksınız. Bu da doğru değil, onun için bu  vergi yükünün azaltılması konusu önemlidir, sektördeki çalışanların ya da işletmelerin genelde küçük işletmeler olduğunu da dikkate alırsak özellikle KDV’nin sıfırlanması yönündeki tekliflerin ciddi olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Tabii, abone sayıları da her yıl giderek artıyor. İnternet kullanımı giderek artmakta, dolayısıyla bu artışla beraber bir taraftan bilgiye çok hızlı ulaşılan bir sektörde buna ihtiyacımız var, diğer taraftan da bu İnternet kullanımındaki yoğunluğun getirdiği ekonomik yükle beraber çocuklar ve gençler başta olmak üzere tüm bireylerde yarattığı olumsuzluklar da karşımızda. Özellikle bu on-line oyun sektöründe ciddi paralar dönmekte. İlkokul, ortaokul ve lise çağındaki birçok gencimiz sanal kahraman yaratmak için ve yarattığı bu sanal kahramanı paraya dönüştürerek satmak ve kendinden bahsettirmek için ciddi anlamda mesai harcıyor ve kayıt dışı bir sektörde de bu konuyla ilgili ciddi paraların dönmesine yol açmakta. Özellikle, bu konudan haberdar olan pek çok İnternet korsanı, yani “hacker” denen kişiler özellikle süper kahraman sahibi olan oyuncuların şifrelerini kırarak süper kahramanı çalmakta ve yine İnternet  üzerinden belirli bir ücret karşılığında arzu edenlere satabilmektedirler. Yine cep telefonu, mobil telefonlar üzerinden kontör transferiyle bazen bu karşımıza çıkmakta,  bazen de nakit para alışverişiyle karşımıza çıkabilmekte. Denetim ve kontrol konusu gerçekten bu sektörde çok önem arz etmekte.

Değerli milletvekilleri, tabii ki bu sektörün kurumsal muhatabı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı veya Telekomünikasyon Kurumu. Bunlara baktığımızda yani Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu dediğimiz kurumsal yapıda da sıkıntılar var. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun 17 Şubat 2010 tarihli ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 2006, 2007 ve 2008 yılları faaliyetleri ve işlemlerinin denetlenmesiyle ilgili denetim raporunda çok ciddi tespitler var, öneriler var, hukuki ve yasal bazda alınması gereken tedbirler var, güvenlik bakımından alınması gereken tedbirler var. Aradan dört yıl geçmiş, bu arada 2012 yılında bu rapor hazırlanmış, bugün 2014 Haziranındayız ne Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunun önerilerinde ne de bu raporda yer alan önerilerde bir adım gelişme yok. O zaman bu kadar mesaiyi Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu başta olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok sayıda milletvekilinin görev aldığı araştırma komisyonu ve diğer kurumlardaki çalışanlar neden harcıyorlar? Eğer bu öneriler yerine gelmeyecekse, bu önerilerin uygulamaya geçmesi konusunda yürütme organı bir sorumluluk hissetmiyorsa, bu ciddi önerilere tedbir almam gerekir diye kendisinde bir hareket oluşturmuyorsa gerçekten bu harcanan zamanlara acımamız gerektiğini düşünüyorum. Ama aynı Hükûmet bazı konularda çok hızlı bir şekilde tedbir alabiliyor. Örneğin 2011 genel seçimleri öncesi, İnternet üzerinden -özel hayatın gizliliğiyle de ters düşecek- kasetlerin yayınlanmaya başlandığı bir süreçte Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu Başkanlığı sıranın Adalet ve Kalkınma Partisine mensup üst düzey yöneticilere geldiğini duyar duymaz hemen çıktı, kurumun önünde yirmi dört saat nöbet kararı alabildi. Peki, diğer siyasi partilere veya siyasi kimliğe sahip şahıslara bu haksızlık yapıldığında bu kurum neden kendisini görevli hissetmedi de iktidar partisine sıra gelince bir anda bu nöbeti alma kararı aldı ve seçimlere kadar yirmi dört saat bu kurum görevlilerini bu amaçla çok rahat kullanabildi?

Diğer taraftan, yine son dönemde, 17 Aralık ve 25 Aralık tarihlerinde kamuoyunda yolsuzluk ve rüşvet operasyonları olarak gündeme gelen ve ciddi iddiaların yer aldığı soruşturmalarla ilgili İnternet ortamında ve medyada yayınlanan ses kayıtları bir anda ilgili kurum tarafından alınan kararlarla sitelerden alınabildi, yayınına erişim yasaklandı. Yine, başvurular üzerine birçok siteye erişim yasağı konulabildi.

Şimdi, iktidara dokunan bir İnternet uygulaması varsa bu resmî kurum tedbiri alacak, onun dışında kime dokunursa dokunsun kulağını tıkayacak, gözünü kapatacak. Olmuyor. O zaman işte bu öneriler sadece kitaplarda ve raporlarda yazılı kalıyor. Gereği yerine getirilmediği için de emek, zaman ve para kaybıyla Türkiye sürekli karşı karşıya kalabiliyor.

Değerli milletvekilleri, tabii ki bu sektörün gelişmesi, insan sağlığı açısından zararlı etkilerden çocuklarımızın kurtarılması, ailelerimizin korunması eğitimle ilgili bir konu; bu sektörde görev alacak eğiticilerin donanımlarıyla da ilgili bir konu.

Bir taraftan Fatih Projesi adı altında bir proje için bilişim sektörünün gelişmesi ve çocuklarımızın bu konuda eğitilmesi için buradan özel kanunla, Kamu İhale Kanunu kapsamında bir proje uygulamaya koyacaksınız, bununla ilgili ciddi yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını göz ardı edeceksiniz; diğer taraftan, bu eğitimi verecek olan bilişim teknolojileri öğretmenleriyle ilgili atamada gerek kontenjanı kısıtlı tutacaksınız gerekse Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren okullarınızdaki ders sayılarını azaltacaksınız. O zaman bu iş nasıl oluyor? Bir taraftan, milyarlarca lira kaynak aktarılan bir projeye özel kanunla destek veriyorsunuz; diğer taraftan, bu proje kapsamında çalıştırılması öngörülen öğretmenleri, özellikle bilişim teknolojisi öğretmenlerini atama zamanı geldiğinde görmeyeceksiniz, bilgisayarla ilgili dersleri azaltacaksınız, derslere ücretli öğretmen adı altında, piyasada bu konuda gerekli donanımı olmayan kişilere ihtiyaca binaen ders verdireceksiniz ve bazı bölgelerde, özellikle güvenlik sıkıntısı olan bölgelerde de bu dersleri veren kişiler terör örgütü elemanı olacak. İşte, bu sıkıntının çözümü yine bu yüce Meclis tarafından geliştirilmek ve gerekli tedbirler bu Meclis tarafından alınmak zorunda.

Teşvik sistemini iki yıl önce değiştirdik, sektörün teşvik edilmesi, desteklenmesi gerektiği tüm raporlarda var ama getirilen teşvik sistemine bakıyorsunuz, bu konuya özel bir destek getirecek hiçbir önlem alınmamış. Türkiye altı bölgeye ayrıldı. Bölgelere bakıyorsunuz, desteğin verildiği bölgelerde bu yatırımı yapacak kişiler yok, yapılması gereken bölgelerde bu sektöre, bu sektördeki yatırımcılara destek yok. Onun için mutlaka bu sektörün -özellikle yazılım sektörü başta olmak üzere- ve bireysel dahi olsa bu sektörde istihdam edilen insanların desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Ayrıca, e-dönüşüm ve e-devlet uygulamalarına ciddi anlamda kafa yormamız gerektiğini düşünüyoruz ama maalesef bu konuda da söylemde çok şey yer almasına rağmen uygulamada bugüne kadar ciddi bir adımın atılamadığı gerçeğiyle de karşı karşıyayız.

Diğer taraftan, değerli milletvekilleri, özellikle Türkiye’de Türk Telekom’un özelleştirilmesinin ardından sektörle bağlantılı olarak ciddi sorunlar yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Kasım 2005’ten bu yana           -sözleşme imzalanmasından bu yana- bu sektörde ciddi yolsuzluklar, ciddi usulsüzlükler sürekli iddialarla kamuoyunun gündemine geliyor. Bununla ilgili, ilgili bakanlıklara verdiğimiz soru önergelerinin hiçbirisi maalesef bugüne kadar cevaplanmadığı gibi cevaplananlar da “Bakanlığımızla ilgisi yoktur, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından bu veriler geldiğinde size ulaştırılacaktır.” deniyor ama ne hikmetse o Bakanlığa bu bilgiyi verecek olan kurum bu bilgileri vermiyor.

TTNET AŞ’nin Phorm Solution isimli şirket aracılığıyla Türkiye’deki bireysel verileri gezinti programı adı altında pazarladığı iddiaları yargıda da karşılık bulmuş, bu konuyla ilgili soruşturma açılmış ama bugüne kadar ne hikmetse bir sonuç elde edilememiştir. Yani bu sektör her türlü usulsüzlüğe açık bir sektör, sıkıntıya açık bir sektör.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – Bu raporda yer alan öneriler doğrultusunda, inanıyorum ki Hükûmet bunun gerekli tedbirlerini alır, bir daha bu konuda burada yine bu olumsuzluklardan bahsetmek zorunda kalmayız diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sosyal medya yasaklarıyla ilgili 127 maddelik, aslında, torba kanun geldiği zaman gerçekten bir şoka uğramıştım. Niye? Biz aslında bu Komisyon Raporu’nda onları yazmıştık iki sene önce. Orada da tavsiye kararlarından bir tanesi şuydu: “Bu şartlar altında Türkiye’de İnternet gerçekten mecra olarak doğru insanlar tarafından yönetilmiyor ve hor kullanılma ihtimali var. O yüzden yasakların çoğunun buradaki mahkemelerden dönebilme ihtimalinden ziyade Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden Türkiye aleyhine mahkûmiyet kararları çıkıyor.” diye. O zaman da hiç unutmuyorum bakın, madde önerilerinin 77’ncisine koymuşsunuz. “Site yerine içerik engelleme ve cevap hakkı mekanizmalarının tesis edilmesi.” Gerçi burada güzel olmuş ama sonuna…

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Postada gecikmiş.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Niyetinizden şüphem yok ama sonradan geldiği için de, böyle olduğu için de biraz serzenişte bulunayım size karşı Necdet Bey.

İyi olmuş, o yüzden, hani hangi blok görmek açısından. Ama şimdi, şöyle bakıyorum, çok komik işler oldu gerçekten bu Komisyonlarda Mecliste. Bu 17 Aralıktan önce başka şeyler konuşuluyordu ama 17 Aralıktan sonra Türkiye’deki bütün özgürlük kavramları yeniden tartışılır hâle geldi. Aynı, dünyada 2001’den önce başka özgürlük kavramları vardı Amerika’yla ilgili, ondan sonra başka özgürlük kavramları vardı. Şimdi, bakalım 15 tane madde getirdiniz 127 madde içerisinde ki bu Araştırma Komisyonu bununla ilgili konularda çok ciddi çalışıp gerçekten “Hangi mecralarda sorun var? Halk nasıl bilinçlendirilmeli? Dijital okuryazarlık nasıl olmalı?” diye çok çalışmalar yaptı. Takdir ettiğim bir sürü insan oldu orada, arkadaşların da iyi niyetinden şüphem yoktu. Ya, bunlar böyle teorikte güzel, hoş, bunları alıyorlar herkes bir şeylere yazıyor da… Ben de geldiğimde, ilk milletvekili olduğumda zannettim ki gerçekten bu komisyonlarda bir şeyler yazılıyor, çiziliyor; birileri de arka planda gidiyor, iktidar var mesela bu yürütmeyi yapan, o da gidiyor bunlara bakıyor tek tek, bunları okuyor, buradan bir şey çıkarıyor, kurullar oluşturuyor ve “Yanlışlarımızı gördük, düzeltelim.” diyor. Bunlar hayalmiş tabii. Hani inanmıştım yani devlet diye bir kademe var ortada, kurumları var devasa, deve dişi gibi kurumlar bunlar. Kurumların birbirinden haberi olmadığını sonra anladım. Bu yasa geldiğinde Plan ve Bütçeye, konuştuk bununla ilgili.

Burada yazıyor, diyor ki: “Sitelerin kapatılmaması üzerine yeni bir düzenleme yapılması lazım, içeriğin engellenmesi lazım.” İçerik ne demek? İnternet’e girdikleri zaman, gördükleri sayfada sakıncalı bir şey varsa, bir mahkeme kararıyla engellenmesi diye… İyi de daha önce “Bunları kanunlaştıralım, bunları engelleyelim.” derken siz buna bir kanun getirdiniz, bunları önlediniz, sonra yerel seçimler sürecinde Recep Tayyip Erdoğan meydanlarda konuşurken diyordu ki bu kanun çıktığı hâlde: “Biz ‘Twitter’ı, ‘Facebook’u yasaklarız.” Ama ne zaman? 30 Marttan sonra. Neden öyle? Çünkü mevcut kanunlar “Twitter” veya “Facebook”u site olarak kapatmaya izin vermiyordu. Ne yapılması gerekiyordu? Kanunda yeniden düzenleme yapılması gerekiyordu ama onu da bir kenara bıraktım, bir hafta kala, kanunda yeri olmamasına rağmen, sosyal mecradaki, Başbakanın iki dudağı arasından çıkan kelimelerle yasakladınız, kanunsuz iş yaptınız, kendiniz söylediniz. Komisyonlarda beraber konuştuk. Bu ülkede Anayasa gerçekten ayaklar altına o gün alındı yine tekrar, her zaman yaptığınız gibi.

Sonra Erişim Sağlayıcıları Birliği kuruldu. Arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok diyordum, İngiltere’yi örnek gösterdiniz, İngiltere’deki örneğin bu olmadığını size ispat ettik. Şimdi, Erişim Sağlayıcıları Birliğiyle ilgili yaptığınız gerçekten korkunç bir şey. TİB, 12 tane Erişim Sağlayıcıları Birliğinin ismini yazmış, bunlara tüzükle ilgili imza attırmış, 112 tane Erişim Sağlayıcıları Birliği kendisi tüzük yapıyor. 112 kişi. Bakın, çok önemli bir şey söylüyorum. Türkiye’deki İnternet’i sağlayan erişim sağlayıcılarının 112 tanesi tüzük yapıyorlar, TİB’e gönderiyorlar ama siz, kendi elinizle tayin ettiğiniz 12 kişiye yaptırdığınız -bir tanesi de hâkim olan TÜRK TELEKOM- tüzüğü bu memlekete dayatıyorsunuz; Bunun adına da “sivil toplum kuruluşu” diyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Kimi kandırıyorsunuz ya siz? Orada duruyor. 112 kişi birden bir tüzük hazırlamış, size göndermiş. İşinize gelmiyor. İşinize gelmediği için 12 tane… Ama oradaki mesele şu: TÜRK TELEKOM hâkim olduğu için bu işe o ne diyorsa o olur. TÜRK TELEKOM da kiminse o ne diyorsa o olur veya kime peşkeş çekilmişse o ne diyorsa o olur.

Bakın, TÜRK TELEKOM’la ilgili bir şey söyleyeceğim: TÜRK TELEKOM’a aynı ölçekte tekel olan aynı ölçekteki ülkelere gidin bakın, böyle hizmetleri elinde bulunduran, altyapıyı elinde bulunduran bir şirketin bedeli kaç kuruştur kardeşim? 35 milyar dolardır. 6,5 milyar dolara sattınız, parayı bile almadınız neredeyse; kazandıklarından kendine göre ödedi. 11 milyar dolar da yatırım yapacaktı. Ne yaptıysa? TÜRK TELEKOM -yirmi beş yıllık anlaşması var- mülkleri sattı ya! Bağıra bağıra bütün mülkleri sattırdınız. Sonra diyorsunuz ki: “Türkiye’deki bilişim gelişecek.” Nasıl gelişecek ya? Dünyanın en kazık İnternet’ini satıyorsunuz. En kazık İnternet’ini satıyorsunuz. Türkiye’de kaç tane böyle yazılım firmaları, donanım firmaları var da dev olmuş? Yok ki öyle bir şey. Olamaz da zaten. Normalde bunların çoğu… Ben o sektörün bağrından geldim, ciğerinden geldim. Yirmi sene önce zaten kimse sermaye bulamıyordu. Son yirmi yıldır da sermaye bulamıyor. Niye bulamıyor? Türkiye yabancıların burada cinnet geçirdiği bir yer hâline geldi. Hiçbirini bırakmadılar. Siz de buna yardımcı oldunuz. İşte son Fatih Projesi, aldınız, yabancılara peşkeş çektiniz. O kadar da anlattınız: “Yerli yapacağız.” Nerede yapacaksınız ya yerliyi? Nerede yapacaksınız yerliyi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Anca monte edersin.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Ya, Bakan çıktı –kendisi biraz önce buradaydı, gördüm kendisini- dedi ki: “Biz yerli yapacağız tableti, sadece camı getireceğiz.” Ya, “cam” diyen bir bakan mı olur kardeşim ya? Sanayi Bakanı mı olur, Teknoloji Bakanı mı, böyle bir Bakan mı olurmuş yani Teknoloji Bakanı? “Cam” diyor buna, “LCD” desene şuna. Orada yok mu o hikâye?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hangi bakan?

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – O Bakan değil, öbür Bakandan bahsediyorum ama onun da bir sürü suçu var, onu da söyleyeceğim şimdi, onun da var, sırayla söyleyeceğim şimdi hepsini.

Ya, adam, bir LCD fabrikası kurmak için 10 milyar dolara ihtiyaç var ama bırak onu, kursan da senin öyle bir pazarın yok, kimse sana vermez. “Yerli yapacağız.” Nasıl yapacaksınız? “Televizyonu yerli yapıyoruz.” Nerede yapıyorsunuz ya? Milleti niye kandırıyorsunuz. Kentler kuruyorsunuz, bina dikerek “Kent kurdum.” Altyapı? Yok, sıfır, buna benziyor. Altyapın yok ki senin, “know-how”un yok, altta bir şey yok, bir hikâye yok yani çocuklar yok. Biraz önce anlattığım bilişim teknolojileriyle ilgili öğretmenlere yaptığınız zulüm, bu memlekete yapılan en büyük zulümlerden bir tanesi. Böyle altyapı yok ya. Zaten olan ve bunu geliştirebilecek olan üniversitelerle sizin aranız bozuk, bozuk aranız. On iki yıldır bunlarla aranız yok zaten.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Vardı da biz mi yıktık?

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Bunlarla aranız yok. Zaten siz gelmeden önce sanki dünyada, her tarafta bilişim cirit atıyordu. Cirit mi atıyordu dünyada? Yoktu ki öyle bir şey. 2000’den önce penetrasyon dünyada da belli, yeni yeni filizlenen bir işti zaten. Öyle attıkları gibi “Kuzey Afrika’da, işte, efendim, şöyle oldu, bahar oldu, Twitter üzerinden oldu.” Bunların hepsi yalandır. Orada bir kere Tunus gibi bir yerde bilgisayar penetrasyonu kaçmış ya? Yalan, bu emperyalistlerin gelip orada örgütlemesinden kaynaklanıyor. Bakın, yüzde 3,5-4 bilgisayar sahibi oranı olan bir yerde siz bütün o 17 milyon, 20 milyon insanı bir sosyal medya üzerinden örgütleyebilir misiniz? Bu, komple bir yalan. Komple yalan çünkü 100 bin kişiyi bile orada örgütleyemezsiniz, mümkün değil, öyle bir penetrasyon yok.

Aynı bu yalanlarla Türkiye’de böyle kandırıldı. İşte, Başbakan alanlarda bahsediyordu, söylüyordu: “Türkiye olarak sosyal medyayı en iyi kullanan dünyanın üç, dört ülkesinden biriyiz.” Çok güzel, çok iyi. “Avrupa’nın da senede 15 milyon telefon alan ülkesiyiz.” 15 milyon ya, yüzde 60, 70’i de akıllı telefon, harcadığın paraya bak, sıfır bilinç, sıfır bilinç. Ya Iphone kullanıyor, öbürü akıllı telefon kullanıyor. Ya yüzde kaçını kullanıyor bu insanlar? Havaya cıvaya… Öyle bir tüketim toplumu yarattınız ki o yüzden şu anda: Bir, yabancı sıcak parayla; iki, inşaat sektörünün fiktif işlerinden Türkiye’yi ayakta tutuyorsunuz. Nerede bilişimde…

Ben sektörel bakıyorum, arkadaşlarımızın çoğu, yirmi otuz yıllık arkadaşlarımızın çoğu şu an telef durumda, yabancıların taşeronu olmuş vaziyette. Yani diyorlar ki artık: “Onun altyapısını kullanalım, biz bir şey üretemedik.” Onların altyapısını kullanıyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Silikon vadisi açacaklardı, Facebook’u, Microsoft’u getireceklerdi.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) - Arkadaşlar gerçekten öyle, devasa arkadaşlarımız vardı yani Batı’dan Doğu’ya, Doğu’nun en ucundaki arkadaşlar da aynı mecraları kullanıyordu. O zaman bir dezavantaj konusu yoktu zaten çünkü sermayesi zaten herkesin yoktu. Öyle dezavantajlı bir durum yoktu o zaman. Şu anda dev yazılım şirketlerinin, o büyük büyük yazılım şirketlerinin taşeronluğunu yapıyor şu anda. Yazık yani bu çok üzüntü verici bir şey. O yüzden hani bu dediklerinizin öyle çok elle tutulur tarafları yok.

Şimdi, bir örnek daha versin birisi de ben de rahatlayacağım. Türk Telekom modunda bir şirketi mesela, hangi ülkede özelleştirmişler, nasıl özelleştirmişler? Bana bir örnek verin yani, bir örnek istiyorum. Aynı şeyi şimdi PTT’yle ilgili yapıyorsun. İlk yapılan iş “Ya bunu bir tekel yapalım, bir kere bu lojistik sektörünü bir bitirelim, öldürelim bunların bir hepsini, buna bir değer katalım, sonra bundan parayı alalım.” Ee ondan sonra? Memleket öldü, iyi günler, 3 tane adama verdiniz. Şimdi, buna benzer İskandinavya örnekleri var, Finlandiya’nın eğitim sistemiyle ilgili konuya iyi bakılsın, Norveç’in özelleştirme politikalarına iyi bir bakılsın, ne diyor acaba adamlar? Adam diyor ki: “Ben yirmi beş sene çalışmasam benim bütün toplumum, benim elimdeki kaynaklarla hayatını ikame ettirebilir.” Yirmi yıl, yirmi beş yıl diyor yani. Şimdi, sen bakıyorsun buraya, ortaya bakıyorsun: Kredinin üzerinde zavallı insanlar, yarını nasıl çıkartacağını bilemiyor. Çünkü üretimden düşmüş, hepsi birden tüketim olan tarafında ne yaparız, borcu nasıl çeviririz havasına dönmüş.

Hayır daha rahat örnekler verebiliriz, yirmi yıldır, otuz yıldır yazılım sektöründe arkadaşlar var. Büyüklerini topla hepsinin komple, Türkiye’deki yazılım sektöründeki arkadaşları topla -ne yazık ki diyorum, ne yazık ki- “Google”un yirmide 1’i yapmaz, ellide 1’i yapmaz, yüzde 1’i yapmaz. Neyse, “Facebook”, “Google” veya buna benzer… İşte mesela, en son Rusya’nın “Yandex”i var yani onun da ellide 1’i yapmaz, yüzde 1’i yapmaz yani yapmaz, o da burada çünkü. Şimdi onun taşeronluğuna soyunuyor insanlar para kazanmak için. Ne yapsın? Ben de bir şey demiyorum tabii, ne yapacak? Adamın öyle bir mecrası yok, oradan bir şey çıkmayacağını biliyor.

Çok önemli konulardan bir tanesi -çok ilgimi çektiği için söylüyorum- kişisel verilerin güvenliğinin yasası yoktu, bunu yönetmelikle yapıyorlardı. Çok garip bir şekilde bir yönetmelik çıktı. Birisi çıksın açıklasın orada niye öyle yazmış diye. Mesele şöyle yazmıştı oraya: “Kişisel verilerin gizliliği konusunda yurt dışına altı ay süreyle izin veriliyor, ondan sonra izin verilmeyecek.” Yani, altı ay süreyle bu veriler yurt dışına çıkarılabilir -bunun anlamı bunu getiriyor- ondan sonra çıkarılamaz. Peki, kim çıkaracak bu altı ay boyunca? Birisi açıklasın ya, hangi verileri çıkaracak? Ya, “altyapı” diyoruz, “güvenlik” diyoruz, “siber saldırı” diyoruz, şu diyoruz, bu diyoruz. Güzel bunlar, güzel terimler, güzel.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sağlık Bakanlığı satmadı mı bunları?

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Kim çıkaracak, kim? Türkiye'deki bazı verileri altı ay dışarıya kim çıkaracak?

Şimdi Alim Bey söyledi, ben o konuyla çok ilgilenmiştim Phorm konusuyla. Sayın BTK Başkanı da burada. Gerçi ilgi gösterdi, o dönemden kendisinin hakkını yemeyim ama herhâlde yukarıdan başka talimatlar geliyor, ellemiyorlar. TÜRK TELEKOM’dan kaynaklı oluyor, onlara baskı kuruyorlar da ondan oluyor. Ne yapsınlar? Bürokratların hepsinin kafasına dayamışlar şeyi “Keseriz.” diye.

Şimdi, öyle bir konuydu ki o, facia ya. Adam kendisi kabul etti, 6,5 milyon İnternet abonesinin bütün kişisel verilerini aldığını kabul etti, adamı fişlediğini kabul etti. Yani, seni incelemeye başlayınca -“Debian” dedikleri bir program var- altta milyarlarca datayı aslında konsülte ediyor. Attığın milyarlarca maile -hangisinden konuşuyorsun, hangi sayfaya giriyorsun, kime bakıyorsun- bunlara bakınca diyor ki: “Bu adamın inancı bu, siyasi tercihi bu, cinsel tercihi bu, ekonomik durumu bu, şunlarla konuşuyor, bunlarla konuşuyor.” Bunu alıyor, seni böyle komple bir fişliyor. Ya, bu itiraf edildi bu ülkede. Adama -1 milyon mu, 2 milyon mu ne- milyarlarca dolarlık ceza kestiler. İşte, adam da baktı keyfine, “Tamam, ben o cezayı da öderim, sizin gibi adamlar varken ben her ülkeyi sömürürüm.” dedi. Acaba hangi verilerin gittiğini kimse de bilmiyor yani böyle bir rapor da çıkmadı, diyen de doğru söylemiyordur yani. Diyen doğru söylemiyordur, biliyorum yani çıkmaz bu.

Bu memlekette bilim kuruluşları var, var ama öyle bir hâle getirdiniz ki, öyle bir bilim kuruluşu var ki, bütün Türkiye’deki bilimsel işleri yapacak bir kurum var, TÜBİTAK. Ama, adam altı-yedi aydır, sekiz aydır montaj mı, montaj mı, onunla uğraşıyor yani altı aydır bir işle “montaj” diye uğraşmaya çalışıyor ya. Bundan ne olur ya? Bir montajı altı ayda çözen bir kurumdan ne olur ki kardeşim ya?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayvanat Bahçesi Müdürünü TÜBİTAK’ın Genel Müdürü yaptı.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Ya, genel müdür yapmadı, onu başka bir yere getirdi ama önemli bir yerdi orası yani Hayvanat Bahçesi Müdürünü, doğru, BİLGEM’in Genel Müdür Yardımcılığına getirdiler. Şimdi, genel müdür deyip hakkını yememek lazım. Genel müdür yardımcılarının hepsini postaladılar zaten. Bu getirdikleri adam da orada nereye geldi? Üniversiteler arasında bilgi transferleri olan önemli bir yer orası aslında, çok önemli bir yere getirdiler. Onu geçiyorum, ondan söylemiyorum da 200-300 tane adamı postaladınız buradan…

Hatta, bizim bu dinleme komisyonunda da çalıştığımız bir arkadaş vardı. Amerikan ulusal güvenlikle ilgili konuştuğumuzda, gerçekten, Hasan Bey çok ciddi, çok önemli bilgiler vermişti bize, çok iyi şeyler anlatmıştı, çok şeyler biliyordu adam, hatta mahkemeye gitmiş şimdi. Adamı attınız, neyle ilgili attınız? “Ya, bizim bu montaj raporunu yazmazsan seni şuraya göndeririz.” diye attınız, doğrusu budur, doğrusu budur ya, başka bir doğrusu yok bunun.

Şimdi, ben son birkaç senedir bakıyorum, ne var TÜBİTAK’ta ya? Türkiye’nin bilimsel altyapısı fışkırıyor mu, bir yerlerden bir şeyler mi geliyor? Yok bir şey ya. İşte dedim ya, adam yedi-sekiz aydır uğraşıyor “Acaba bu montaj mı, değil mi…” Bir de açıklama yapıyorlar, diyorlar ki: “Herkesin İnternet üzerinde bulacağı bir programla yaptık bunu.” Yok ya! Kime yediriyorsunuz bunu ya? Böyle bir şey olur mu ya? Hem TÜBİTAK’ın bu işiyse, o gönderdiğiniz adamların yazacağı rapora niye inanmadınız o zaman?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Büyük keşif, büyük keşif buldu, satarlar dünyaya.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Aynı şekilde, TÜBA içler acısı ya, içler acısı. Bakın, bilişimden konuşuyoruz, İnternet’ten, teknolojiden konuşuyoruz. Türkiye Bilimler Akademisi yerle bir olmuş, rezalet bir durumda. Dünyada bu konuyla ilgili -Avrupa, Amerika da dâhil, hepsi, bütün yani Uzak Doğu’dakilerde dâhil olmak üzere- bilimler akademileri bize gerekli olan bütün uyarıları yaptılar. İnce bir kıl noktası var, orada duruyoruz, postalıyorlar bizi zaten, üç yüz yıllık bilimler akademileri bunlar. Ne yaptınız? “Ya, bir şey demeyeyim şimdi, adam imanlıdır falan da gelsin, ben adamlara imanından bir şey söylemiyorum…” Ya, kardeşim, bir yerin, Asosiye üyelerinin yüzde 50’si Diyanet, ilahiyat, bilmem ne, şu, bu ilişkili olur mu? Tamam getir, bir şey söylemiyorum, öbürleri nerede?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İmam olacak ki hissetsin.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) –Ya olsun, tamam kardeşim de o da gitsin başka bir şeyle uğraşsın yani onun yeri yok mu? Diyanette yeteri kadar peşkeşlik yer var, açın oraya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Buraya alıyorlar, oradan yolluyorlar oraya, yöntem o.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Zaten bütçesine baktığın zaman hepsini kabul edebiliyor, komple.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – KPSS’ye falan ihtiyaç yok orada.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Ya, bu mantığın içerisinde nasıl yürüyebilirsin? Kim var? Şimdi onlar da gittiler, İstanbul’da kendilerine… Hatta bakın, Amerikan Bilimler Akademisi ve Avrupa Bilimler Akademisinin üyeleri -bak böyle bir şey ilk defa oluyor belki dünyada, nadir şeylerden bir tanesi- gittiler bağımsız bir bilimler akademisi kurdular kendi aralarında, gittiler oralara başvurularını yaptılar, kendi çabalarıyla, maaşlarından artırdıklarıyla birlikte Türkiye’nin bilimine katkı koymaya çalışıyorlar. Kimsenin haberi olmayabilir, arada bir gidip konuşuyorum, içler acısı durum. Türkiye’yle ilgili raporlar hazırlıyorlar yine bu kurumlara göndermek üzere. Yani, yine de vatanına, milletine sevdalı adamlar, dışarıda bir şey anlatmaktan ziyade, içeriye götürmeye de meraklılar böyle. Dinleyen yok, ayrı bir konu.

Yani, sorun zihniyet sorunu, yoksa burada yazılan raporda her şey var, ben de aynı şeyi iddia ediyorum. Var tabii yani iyi niyetle bir sürü şeyler yapılmış vaziyette ama sorun zihniyet sorunu, nasıl uyguladığın sorunu. Aynı dediğim gibi, kentleri yaparsınız ama altında bir kent olmadıktan sonra bir şey çıkmaz. E gittiniz, işte “Çamlıca’nın oraya bilmem ne yapalım, karşı tarafı da Zorlu’ya verelim.” Yani, vizyonu sıfır olan hikâyedir bu tabii. Zaten oranın altyapısı kaldırıyor muydu ki böyle?

Fiberoptik… Neymiş? “Avrupa’nın en büyük fiberoptik ağına sahibiz.” E sahipsiniz, ne oluyor? Senin mi? Senin değil ya. Senin değil de kimin bilgisi kime gidiyor ya?

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Açıkla bilelim o zaman.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Ya böyle bir şey var mı? Zaten kime peşkeş çekmişseniz onun. “Efendim, bununla övüneceğiz.” Yok ya. Bu verileri bizde konsolide edecek bir şey var mı?

Bir de kriptolu işlerden bahsedildiği zaman, çok komik ya. BTK Başkanı burada, kriptolu bir telefon geliyorsa BTK Başkanına kodlarını vermeden kriptolu telefonu kim kullanabilir zaten? TÜBİTAK veriyorsa onun da şeyi var, isteyen arkadaş varsa ithalatını yaptırsın ama onun kodlarını buraya verecek ki… BTK Başkanı burada, ona verecek. Niye verecek? Doğru olan o. Onunla ilgili mahkemelik bir konu olduğu zaman, kriptolu olduğu için, iki kişi arasında dinlenirken sorun olmasın diye BTK kodları alır, onları dinler, yasal olarak -“yasal” diyorum- TÜBİTAK'takiler ne yapmışlar? Ne bileyim, siz koydunuz onları da oraya. O TÜBİTAK'taki kriptolu telefonları da onlar yaptı. Demek ki yasal olarak mahkeme bir karar mı gönderdi, değil mi, çıksın biri açıklasın. TÜBİTAK'taki adamın bunu nasıl yaptığını o açıklasın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Oğluyla konuşacağını düşünememiş oradakiler.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Yani, o kadar basit bir şeyler değildir de bunlar sonuç itibarıyla. Mahkeme kararları varsa hepsinin arkasında durmak lazım. Bu memlekette neler gördük biz, Komisyonda neler dinledik. Ben anlattım bir sürü şeyi, bana komplocu diye baktı bütün milletvekili arkadaşlarım. Baktın da altı ay sonra bir tane Amerikan ajanı Rusya’dan açıklayınca öyle olmadı ama. Adam söyledi, “Sizi dinledik, her şeyini yaptık.” dedi. İşte, Yunanistan, Pangalos açıkladı, “Biz Ankara’yı dinledik.” dedi. Biz de çıt yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizi dinlemeyen kalmamış Erdalcığım, bir tek seni dinlememişler.

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Amerikan Başkanı söylüyor, “Ben istedim de dinledik. Yunanistan’a ben söyledim, yapın bu işi.” diyor. Ya, bir yürekli adam yok mu çıksın… Daha önce Amerika’ya böyle lay lay lom ediyordunuz, şimdi sesiniz çıkmaz, bitmiş o işler çünkü.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksünger.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Dora.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 381 sıra sayılı Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Genel Kurulun 15 Mart 2012 tarihli toplantısında Komisyonda görev yapacak üyelerin seçiminden itibaren toplam üç ay çalışan söz konusu Komisyon, son toplantısını 14 Haziran 2012 tarihinde yaparak çalışmalarını tamamlamıştır. Komisyonca hazırlanan rapor, kimi eksikliklerine rağmen, elbette çok değerli bilgi ve verileri de açığa çıkarmıştır. Bundan sonra mühim olan, yasama ve yürütmenin bu rapor ışığında uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuku da referans alarak bilgi, iletişim teknolojilerinin nitelikli kullanımı noktasında sergileyeceği tutumdur.

Değerli milletvekilleri, bilgi, medeniyetin önemli unsurudur. Medeniyetin gelişimi, bilginin sürekli yeniden üretilmesiyle mümkün olmuştur. Gelişmenin, ilerlemenin, kalkınmanın olmazsa olmaz şartı, bilgiye erişim ile bilginin etkin ve doğru kullanımıdır. Dolayısıyla, bilgiyi üretme, bilgiyi edinme ve bilgiyi kullanma biçimlerimizin niteliği ölçüsünde çağdaş bir demokrasi inşa edebiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz çağa damgasını vuran unsur ise özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde insanlığın bilgiyi üretme, kullanma, işleme, saklama, paylaşma ve bilgiye erişimde giderek yaygınlaşan, hızlanan ve çeşitlenen araç ve imkânlara sahip olmasıdır. İnsanlık tarihinde az sayıda teknoloji, bilgi ve iletişim teknolojileri kadar insan yaşamını etkilemiştir. Bugün teknik olarak iletişimi ve bilgisayar teknolojilerini birlikte düşünmek mümkündür. Bilgisayar ve iletişim teknolojisindeki hızlı gelişme, üretim için her türlü bilgi akışını hızlandırıp kolaylaştırdığı gibi, zaman kullanımında sağladığı avantajlarla üretimde etkinlik ve verimliliği de artırmıştır.

Değerli milletvekilleri, raporun tekrarına düşmeden, bilgi iletişim teknolojilerinden en önemlisi olan İnternet’in çocuklar ve gençler üzerinde yarattığı bazı negatif durumların da altını çizmeyi gerekli buluyorum. Çağımızın en önemli buluşlarından olan İnternet ve diğer bilgi iletişim teknolojilerinin hayatımıza kattığı kolaylıklar şüphesiz önemlidir ancak çocuk ve gençlerimizin bu bilgi iletişim teknolojilerini ve İnternet’i kullanırken bazı risklerle karşı karşıya oldukları da bir gerçektir. Bu risklerin en önemlileri çocukların cinsel istismarı, çocukların yaşlarıyla uyumsuz görüntü ve içeriklere muhatap bırakılmaları, aşırı şiddet içeren oyunlar nedeniyle çocukların şiddete karşı duyarsızlaşması, sanal kumar siteleri aracılığıyla çocukların ve gençlerin kumara özendirilmesi biçiminde sıralanabilir.  Bunun yanında, uyuşturucu maddelerin özendirilmesi ve temin edilmesinin kolaylaştırılması, uzun süre bilgisayar başında kalmaktan dolayı çocuk ve gençlerde davranış bozukluklarının görülmesi, bedensel ve ruhsal hastalıklara maruz kalınması gibi diğer riskler de bilinmektedir. Evlerinde bilgisayarı ve İnternet bağlantısı olmayan çocuklar ve gençler, çocuklara yasak olmasına rağmen, yeterli denetimler yapılmadığından dolayı bu oyunları oynamak için İnternet kafelere gitmek zorunda kalmaktadırlar. Bu da güvenlik başta olmak üzere birçok sorunu beraberinde getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, dünya genelinde fevkalade faydaları olan ve geçen yüzyılın en önemli buluşu kabul edilen İnternet teknolojilerinin kontrolsüz kullanımı hâlinde özellikle çocuklar ve aileler üzerinde görülen olumsuz etkileri bilim dünyasının da önemli bir çalışma alanı olmuştur. İnternet’in genel kullanıcılar yönünden önemli risklerinden biri de İnternet oyunlarında, sanal alışverişlerde ve benzer sanal ticari faaliyetlerde yaşanan maddi kayıplar, çeşitli dolandırıcılık faaliyetlerine maruz kalma biçiminde olumsuzluklardır. İnternet’te gerçekleştirdiğimiz birçok işlemde kişisel verilerimizin kaybolması, çalışması ya da kötü amaçla kullanılmasını doğrudan etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Günümüzde İnternet üzerinden oynanan çevrim içi oyun sektörü, bütün dünyada, önlenemez bir şekilde büyümeye devam etmektedir. Bu oyun süreçlerinde gerçekleşen kayıt dışı sanal ticaretin ülkemizde yılda 1 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu olumsuzlukların asgariye indirilmesi konusunda gerek ulusal gerekse uluslararası yetkili teknik kurum ve kuruluşlarla etkin iş birliği önemli bir tedbir olarak işlev görecektir.

Değerli milletvekilleri, yapılan araştırmalara göre Türkiye çapında, kentsel ve kırsal bölgelerde, 9-16 yaş arası çocukların tamamına yakını İnternet’i kullanmaktadır. Araştırmaya göre, ebeveynlerin ise sadece yüzde 29’u İnternet’i kullanmaktadır. Erkek ve kadın ebeveynlerin İnternet kullanım oranları arasında oldukça büyük bir fark vardır. Erkek ebeveynlerin yüzde 49’unun İnternet kullanmasına karşın, kadın ebeveynlerin sadece yüzde 24’ü İnternet’i kullanmaktadır. Avrupa ülkelerine baktığımızda ise erkek ebeveynlerin yüzde 87’sinin ve kadın ebeveynlerin ise yüzde 82’sinin İnternet kullanıcısı olduğu bilgisini yapılan araştırmalardan edinebilmekteyiz. İnternet’i kullanmaya yetecek kadar bilgiye sahip olan çok az sayıdaki ebeveyn ve çocuklarının teknoloji kullanımı sırasında elde edeceği imkânları ve karşılaşabileceği riskleri anlamakta ne de İnternet’te onları rahatsız edecek durumlarla başa çıkmalarını sağlayacak yardımı sağlayabilmektedirler.

Değerli milletvekilleri, ortaya konulduğu üzere, sorun bilgi teknolojilerinin kendisi değil, bunların nasıl kullanıldığıyla ilgilidir. Türkiye’de özellikle devlet kurumlarının bilgi iletişim teknolojilerini kullanma düzeyleri gözden geçirildiğinde, teknik cihazlar bakımından büyük noksanlıkların bulunmadığı ancak gerek bilgisayar, İnternet başta olmak üzere, diğer bilgi iletişim teknolojilerinin kullanılması ve çalışmaları verimli ürünlere dönüştürme noktasında ve gerekse nitelikli, kalifiye personel istihdamı konusunda önemli ölçüde kurumsal stratejik ufuksuzluklar yaşandığı aşikârdır. Öyle ki, Avrupa Birliği müktesebatına göre, Türkiye’nin Bilgi Toplumu Stratejik Belgesi’ni imzalamasına karşın, bu belgenin içeriğinde yer alan hedefleri yakalama konusunda henüz çok geride olduğu bilinmektedir.

Değerli milletvekilleri, raporun başlığı ve muhtevası da göstermektedir ki; çocuklar, gençler ve aile kurumu konularında özellikle Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıklarına, ayrıca şehir planlamalarında çocukların ve gençlerin dikkate alınmaları noktasında Çevre Bakanlığı ile yerel yönetimlere önemli görevler düşmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının bu önemli görevleri yerine getirmek için gerekli olan stratejik ve felsefi ufuk geliştirme noktasında büyük zafiyetler yaşadığı ise gerçektir. Millî Eğitim Bakanlığı, öğrencilerde sağlıklı bir okuma, televizyon izleme ve bilgisayar kullanma alışkanlığı geliştirme ve bunlar arasında denge sağlama konusunda uygulanabilir bir politika belirlemelidir. Bu politikalar kapsamında ilk ve ortaöğretim süresince bilgi iletişim teknolojilerine yönelik zorunlu ders saatleri artırılmalı, okulların teknik donanımı güçlendirilmelidir. Öğrenciler için, dengeli bir kitap okuma, televizyon izleme ve bilgisayar kullanma kültürü yaratmaya yönelik programlar oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.

İlköğretim döneminde sınıf içinde sadece ders kitaplarındaki okuma parçalarıyla yetinilmemeli, nitelikli bir okuma alışkanlığının gelişebilmesi için öğrencilerin okuma yelpazesi genişletilmelidir. Öğretmenler, öğrencilerin okuma ilgilerini belirleyerek bu doğrultuda öğrencilerine okuyucu rehberliği yapmalıdırlar. Ayrıca, üniversitelerin eğitim fakültelerinde okuyan öğretmen adaylarına, bilgisayar ve televizyon gibi araçların doğru ve etkili kullanımıyla ilgili gerekli dersler verilerek bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu konuda hem mesleki hem de kişisel duyarlılık taşımak zorunda görünen öğretmenler, öğrencilerinin televizyon izleme ve bilgisayar kullanımlarının okuma alışkanlıklarına zarar vermesini engelleyecek ve öğrencilerin aktiviteleri arasında denge kurabilmelerini sağlayacak eğitim yöntemleri konusunda özel pedagojik formasyona tabi tutulmalıdırlar.

Değerli milletvekilleri, bilgi iletişim teknolojilerinden çocukları, gençleri ve eğitimcileri yararlandırmanın, popülist seçim propagandalarına sıkıştırılmış ve FATİH Projesi biçiminde kamuoyuna yansıtılmaya çalışılan yüzeysel yaklaşımlarla gerçekleşmeyeceği açıktır.

Millî Eğitim Bakanlığının bilişim teknolojilerinden faydalanma adına âdeta eline yüzüne bulaştırdığı, Bakanlığın ciddi paralar harcamasına rağmen bir türlü hayata geçiremediği başka bir uygulamaya da bu konuşmamda değinmeyi önemli buluyorum.

Bu projenin muhtevası, engelli bireylere yönelik olarak rehberlik araştırma merkezleri ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine avuç içi damar okuma sistemi kurulmasına ilişkindir. Söz konusu avuç içi damar okuma sistemi, özel eğitim merkezlerinde eğitim hizmeti alan engelli çocuklarımızın, sözüm ona bu eğitim kurumlarına devam edip etmediklerini kontrol etme amaçlı ve özel eğitim merkezlerinin yolsuzluklar yapmasını engelleme amaçlı kurgulanan bu sistem, Millî Eğitim Bakanlığınca büyük harcamalar yapılmış olmasına karşın yaklaşık iki yıldır hayata geçirilememiştir. Geçtiğimiz günlerde Millî Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle, büyük paralar harcanarak kurduğu bu sistemi, bir yıl daha atıl vaziyette bırakma kararı almıştır. İki yıldır atıl vaziyette bekleyen bu avuç İçi Tanıma Sistemi’nin Millî Eğitim Bakanlığına çok ciddi maliyetlerinin olduğu bilinmektedir. Millî Eğitim Bakanlığının bir türlü hayata geçiremediği bu uygulamanın, bütçeye ve hazineye getirdiği yükün maliyetleri konusunda Millî Eğitim Bakanlığının kamuoyuna bilgi vermesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı, okul öncesi çağdan meslek edinme çağına kadar bu ülkenin her ferdinin ana sorumluluğunu taşıyan, taşıması gereken bir kurumdur. Bilgi iletişim teknolojilerinden çocuk ve gençlerin faydalandırılması ve teknolojilerin risklerinden çocuk ve gençlerin korunmalarının salt mevzuat düzenlemeleriyle olmayacağını hepimiz açık bir şekilde bilmekteyiz.

Özel okullaşmanın özendirilmesi sonucu, devlet okullarında nitelikli eğitimin verilmesini engelleyen yapısal kararlar, fiilî sınıf mevcutlarının hâlâ Avrupa standartlarının çok üzerinde olması, okulların yeterli donanımlardan yoksun bırakılması, ülke genelinde uygulanan eğitim, sistem ve yöntemlerinin yaratıcı, öz güvenli, çalışkan bireyler yetiştirme anlayışlarından uzak oluşu, çocuk ve gençlerin okula, okumaya karşı pozitif algılarını zayıflatan sebeplerdir.

Değerli milletvekilleri, “Her ile bir üniversite” kampanyası sonucu belki her ile bir üniversite binası yapıldığı doğrudur, ancak, buralarda okuyan genç bireylerin, bu bölümleri nasıl tercih ettikleri, mezun olduklarında ne iş yapacakları ve bunun sonucunda oluşan “tahsilli işsiz gençlik ordusu” meselesi Millî Eğitim Bakanlığının plansız ve popülist politikalarının neticesidir. Hükûmetin sıkça şikâyet ettiği sosyal patlamalar ve gençliğin kriminalize olduğu biçimindeki algı, bizatihi annelere çocuk sayısı öneren anlayış ile nüfus artışı karşısında ve nüfusun yaş ortalamasının 30 yaşa düşmesi karşısında nitelikli politikalar üretmekten yoksun hükûmet kurumlarının eseridir.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede çocuk yaşta insanlar kaçakçılık yapmak zorunda kalmakta, yine bu çocuklar devletin silahlı güçleri tarafından bombalanmaktadırlar. Çok uzaklara, Hakkâri’ye, Kars’a, Rize’ye gitmeye gerek yok bizce. Sayın bakanlar Ankara’nın göbeğinde, Altındağ’a çıktıklarında, bu ülke çocuklarının ve gençlerinin yaşadığı sefaleti görebilecekleridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milyonlarca çocuk ana dilinde eğitim görememenin yarattığı travmalarla yaşamını devam ettiriyor. Milyonlarca çocuk açlık sınırının altında yaşamaktadır. Yüz binlerce çocuk ve genç, köy yakmalar, köy boşaltmalar, ekonomik sebepli zorunlu göçler neticesinde metropollerde kültürel, ahlaki kopuklukla birlikte ekonomik yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. Binlerce çocuk ve genç, otuz yıldır yaşanan savaş neticesinde savaşın ortaya çıkardığı travmalarla başa çıkmaya çalışmaktadır. Binlerce çocuk işçi bu ülkede mevcudiyetini devam ettirmektedir. Bu ülkede binlerce çocuk ve genç -Soma’da olduğu gibi- babasını iş kazalarında kaybetmenin acısıyla ve korkusuyla yaşamaktadır.

Değerli milletvekilleri, son olarak bilgi iletişim teknolojilerinin kullanımında ifade ve bilgiye ulaşma özgürlüğü konusuna da değinerek konuşmamı tamamlamak istiyorum.

Twitter’in yasaklandığı ve Anayasa Mahkemesi kararıyla açıldığı ve dünyanın en yaygın paylaşım sitelerinden biri olan YouTube sitesinin yasaklandığı ve yine Anayasa Mahkemesi kararıyla açılabildiği bir ülke yurttaşı olmak gurur verici bir durum değildir. Özerk bir kurum olması gereken Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Telekomünikasyon ve İletişim Başkanlığının Hükûmete direkt bağlı karar mekanizmalarıyla yönetiliyor olması, bu kurumların özerkliği ilkesinin yanında özellikle insan hak ve hürriyetleri, ifade hürriyeti bakımlarından evrensel hukuk normlarından oldukça geri ve kaygı verici bir uygulamadır.

Değerli milletvekilleri, ifade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’ucu maddesinde, kanaat özgürlüğüyle kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğü olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda ifade özgürlüğü, fikirlerin, kanaatlerin her türlü mecrada ve her formda dışa vurulmasını kapsamaktadır. Bu özgürlük demokrasilerin vazgeçilmez değerleri arasında yer almaktadır. İfade özgürlüğü, hem kendi fikirlerini ifade etme hem de ifade edilen fikirlere, bilgilere ulaşma yoluyla bireyin kendini gerçekleştirmesi için gerekli ortamı hazırlamaktadır. Bugün bu sebeplerle ifade özgürlüğünün temin edilmediği bir ülkede ileri demokrasi iddiası absürt kaçmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Freedom House İnternet’te Özgürlük Raporu’na göre, Türkiye kısmen özgür statüsünde yer alıyor. Rapora göre Nisan 2013 itibarıyla Türkiye’de 29 bin site engellenmiş durumda. Bugün ise şimdiye kadar engellenmiş olan sitelerin sayısı engelli web verilerine göre 40 bini aşmış durumdadır. Oldukça vurucu diğer bir istatistik ise, bu kararların yüzde 89’unun Telekomünikasyon ve İletişim Başkanlığı tarafından verilmiş olmasıdır. Raporda TİB’in özerk olmaması ve karar alma sürecinin şeffaf olmaması konusundaki eleştiriler de ifade edilmektedir.

Ayrıca, raporda 5651 sayılı Kanun’un çocukları korumak amacıyla düzenlenmiş olmasına rağmen uygulamada Atılım, Özgür Gündem, Azadiya Welat, Keditör Günlük Gazetesi ve Fırat News gibi haber sitelerinin mahkemelerce engellendiğine işaret edilerek yetişkinlerin de bilgiye ulaşımlarının kısıtlandığı belirtilmiştir.

Sınır Tanımayan Gazeteciler'in 2012 İnternet Düşmanları Raporu'na göre ise, Türkiye gözetim altındaki ülkeler arasındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, İnternet’e erişim yasakları pek çok evrensel değerle ilintili bir konudur. İfade özgürlüğü başta olmak üzere, eğitim ve öğrenim özgürlüğü, bilim özgürlüğü, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı, insan onuruna saygı, özel hayatın gizliliği, din ve vicdan hürriyeti; ayrıca, basın özgürlüğü, mülkiyet hakkı, ailenin korunması ve çocuk hakları, çalışma hürriyeti, öze dokunma yasağı, ölçülülük ilkesi gibi hak ve özgürlük değerleri İnternet’e erişim yasaklamaları karşısında dikkate alınması gereken kavramlar olarak belirtilebilir.

İdare, kolluk yetkisi kapsamında yasaklama getirirken "öze dokunma yasağı"nı ihlal etmemeli, ölçülü olmalı, tabir yerindeyse, badem çekirdeğini kırmak için balyoz kullanmamalı, uluslararası hukuk gereklerini göz ardı etmemelidir. Otorite-özgürlük tartımında demokratik hukuk devleti olmanın bir gereği olarak özgürlükten yana tercihte bulunmalıdır.

Bu anlamda, ümit ediyoruz ki bu rapor önceki raporlar gibi unutulup sadece yazılı bir belge olarak değerlendirilmez veya ilgili bakanlıklar komisyon raporunu dikkate alırlar.

Raporun tüm eksikliklerine rağmen geleceğin özneleri olan çocuklar ve gençlerin gerçek sorunlarının tespiti ve çözümü noktasında önemli bir basamak olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Sayın milletvekilleri, bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.18

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

381 sıra sayılı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerindeki genel görüşmeye devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Yıldırım Mehmet Ramazanoğlu konuşacak.

Buyurunuz Sayın Ramazanoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILDIRIM MEHMET RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

381 sıra sayılı, kısa adıyla, Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu olarak isimlendirdiğimiz Komisyonun raporu üzerinde AK PARTİ Grubunu temsilen söz almış bulunmaktayım. Saygıdeğer milletvekillerimizi ve Genel Kurulumuzu selamlıyorum.

Bu arada, öncelikle, çok değerli meslektaşım, Hocamız, Profesör Doktor Necdet Ünüvar Bey’i, özellikle Komisyon Başkanlığı sırasında hakikaten çok büyük gayretlerle, tüm Komisyon üyelerinin, tüm paydaşların görüşlerini alarak böyle bir bilimsel çalışmayı gerçekleştirmiş olmasından dolayı kutluyorum. İlaveten, tabii, Sayın Bakanımız özellikle Bakanlık görevini üstlendiğinden bu yana, hakikaten çok yoğun bir çalışma ortamı içerisinde, bizleri temsil etmek suretiyle, hatta geçenlerde kısa bir geçici rahatsızlık geçirecek kadar konulara konsantre olması nedeniyle de bu gayretlerinden dolayı kendisini tebrik ediyorum ve sağlık, sıhhat, afiyetler diliyorum. Özellikle bugün aramızda bulunan çok değerli kurum başkanlarımızı, TÜBİTAK Başkanımıza ve BTK Başkanımıza da katılımlarından dolayı, bizleri burada yalnız bırakmadıkları için ayrıca teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum ekipleriyle birlikte.

Çok değerli arkadaşlar, ben, asıl konuşma içeriğime geçmeden önce bazı eleştirileri cevaplandırmak adına, bilişim ve teknoloji alanında Türkiye'de ne kadar güzel şeyler olduğunu da ifade ederek başlamak istiyorum; ondan sonra da konumun asıl sizlerle paylaşmak istediğim içeriğine geçmek istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, biliyorsunuz, trafik sinyalizasyon sistemlerinde, MOBESE sistemlerinde Türkiye'de çok önemli ilkler gerçekleştirildi. Özellikle trafik ışıklarında geriye sayan sistem ilk defa Türkiye'de gerçekleştirildi ve ciddi şekilde bu yazılım altyapısının ve ekipmanın yurt dışına satışı sağlandı, bu, hâlen devam ediyor.

Bir başka husus, kredi kartı teknolojisinde, gerçekten Türkiye'de  yazılım mühendisleri kredi kartı yazılım altyapılarını öyle bir zirveye taşıdılar ki hakikaten dünyada örnek gösterilen bir altyapı hâline gelen bu platform, kredi kartı yazılım platformu hem yurt dışındaki paydaşlara örnek olması bakımından hem de hayretler içerisinde bırakması bakımından hepimiz için gurur kaynağı. Özellikle, “kredi kartına taksit” diyoruz, artı, “kredi kartına harcama puanları” diyoruz; bütün bunları ilk defa gerçekleştiren bizim bankacılık sistemimizin sihirbazlarıdır. Hepsini buradan kutluyorum, böyle güzel yazılım, bilişim altyapılarını bizlere kazandırdıkları için.

İlaveten, şu anda, uzayda dolaşan Türk markalı uydularımız var, haberleşme uydularımız var. Bunlar da tabii ki bugüne kadar hayal bile edemediğimiz gelişmelerin, bilişim ve teknolojik çalışmaların sonucunda ortaya çıkmış olan eserler.

Öte yandan, ATAK helikopterimiz… Hatırlarsanız, bundan bir hafta kadar önce ilk ATAK helikopterinin üretim tamamlandı ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize teslim edildi. Son derece esnek hareket kabiliyeti, son derece esnek manevra kabiliyeti olan, her yöne ateş açabilen silah ve mühimmatla teçhiz edilebilen bu kadar güzel ve modern teknolojiyle donatılmış bir helikopterin, ülkemiz Türk Silahlı Kuvvetlerine, üstelik de Türk mühendislerin üretimi olarak kazandırılmış olması, yine bilişim ve teknoloji alanımızdaki çok önemli başarılardan biridir. Öte yandan F-16 savaş sistemlerinin yazılımlarının yine Türk mühendisler tarafından yapılmış olması farklı bir başarıdır. Tabii ben aynı zamanda Millî Savunma Komisyonu üyesi olduğumdan dolayı askerî tesislerdeki bu çok önemli bilişim teknolojilerini de bizzat yerinde görmek suretiyle sizler adına şahitliğini yapmış oluyorum.

Biliyorsunuz “ANKA” ismi verilen insansız uçaklar… İnsansız, aynı zamanda silah taşıyabilen, yani Amerikalıların Predator’lerinin eş değeri olan silah ve teçhizatla, mühimmatla yüklenmek suretiyle insansız hava aracı olarak görev ifa edebilen bu uçakların da imalatı ve üretimleri sürmektedir. Hepsini bir tarafa bırakalım, özellikle özel şirkeler, tabii ki yine bilişim ve teknoloji alanında çok önemli gelişmelere imza atmaktalar. Bunlar arasında robotics teknolojisinden tutunuz, beyaz eşya üretiminden tutunuz, televizyon alanındaki üretimlerden tutunuz… Bakın, bugün Vestel bir dünya markası olmuştur arkadaşlar ve üretim fiyatlarıyla dünyada kendisiyle rekabeti çok zor bir şirket hâline gelmiştir ve satışların hemen hemen yüzde 80’i ihracatla değerlendirilmektedir.

Tabii bu arada tekstil sanayisinde çok önemli gelişmeler cereyan etmekte ve birçok özel kumaş vasıflarına sahip dokumalar şu anda gerek Türk Silahlı Kuvvetlerimizin hizmetine sunulmakta gerekse özel sektörde kullanılmakta; telefon, cep telefonu sinyali geçirmeyen kumaşlar üretilmektedir. Yakın bir gelecekte, inşallah, yine bilişim teknolojisine hizmet edebilecek, üzerinde aynen bilgisayar verilerinin paylaşımına imkân verebilecek kumaşların da ülkemizde geliştirilmesi mümkün olacak.

Tabii Turkcell’in “Geleceği Yazanlar” diye bir projesi vardı. Çocuklarımızla İnternet arasındaki ilişkiyi çok güzel kuran, kurgulayan böyle bir projeyi de alkışlamak hepimizin görevi diye düşünüyorum. Geleceği Yazanlar Projesi, çocuklarımıza 13, 14, 15 yaşlarından itibaren cep telefonlarına kod yazma ve bu suretle uygulama projeleri geliştirme ve profesyonel ekiplerle de bir arada çalışma yeteneğini kazandırma açısından önemli bir projeydi ve bu projelerin yarışmaları tamamlandı. Birinci olan takımlar, Turkcell marifetiyle, silikon vadisine, Amerika Birleşik Devletleri’ne götürülmek suretiyle orada ülkemizi temsil edecekler.

Tabii, bütün bu güzellikler, TÜRKSAT gibi, ASELSAN gibi, HAVELSAN gibi, TÜBİTAK gibi ve benzerini sayabileceğimiz çok çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ve özel sektör kuruluşları tarafından gerçekleştirildiği için, bunları tüm milletvekillerimizin vitrinine koyabilmek adına, Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu geçen yıl devam ederken -sağ olsun Başkanımız, Cemil Çiçek Başkanımız bizi kırmadı- benim bir önerim vardı, dedim ki: “Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde ilk defa bir bilişim ve teknoloji sergisi açalım. Bunu da hem tüm milletvekillerimize hem tüm vatandaşlarımıza açık tutalım.” Sağ olsunlar izin verdiler, Tören Salonunu buna tahsis ettiler. Ve Tören Salonunda -alt kat, üst kat toplam 2 kat- sekiz gün süreyle, ilk dört gün kamu kurumlarının bilişim ve teknoloji projeleri, ikinci dört gün özel sektörün bilişim ve teknoloji projeleri olmak üzere orada sergilendi. Bu çalışmaların liderliğini de, tabii ki, sağ olsunlar TÜBİTAK Başkanlığımız yaptılar. Orayı ziyaret eden tüm milletvekillerimize, genel başkanlarımız dâhil hepsine birer dijital nüfus cüzdanı düzenlediler.

Biliyorsunuz dijital akıllı kimlikler şu anda Bolu’da deneme mahiyetinde dağıtıldı, yaklaşık 220 bin vatandaşımıza dağıtıldı fakat henüz Türkiye çapında dağıtım başlamadı. Ama orayı ziyaret eden milletvekillerimize de sembolik olarak birer dijital akıllı kimlik yani nüfus cüzdanı takdim edilmiş oldu.

Değerli arkadaşlar, bu güzellikleri tabii ki görmezden gelemeyeceğimiz gibi bu güzelliklerin devamı için de aynı gayretlerimiz ve çalışmalarımız aynı süratle ve yoğunlukta devam edecek.

Tabii, ben, bunu, bir şekilde şu ana kadar hitap eden konuşmacıların bazı eleştirilerine cevap olsun diye, gerek Hükûmetimizin gerek ilgili bakanlarımızın yapmış oldukları çalışmalar sadedinde dile getirmek istedim. Şimdi asıl konuya girmek istiyorum.

Şimdi, mümkünse, sayın milletvekillerimizden ricam, şöyle bir arkalarına yaslansınlar ve ilk defa duyacakları bazı şeyleri -benden duymak suretiyle- kendileriyle paylaşmama izin versinler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, arkadaşlar çok ilgili, AKP Grubu, seni dinliyorlar oradan. Vallahi, ben can kulağıyla dinliyorum ama sizin grup bayağı ilgili yani şuraya bak.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Mevcut hazırunun burada olması yeter, nasıl olsa bunun video kaydını da paylaşabiliriz.

Bakın, Google ne diyor arkadaşlar? Google, 30 Nisan 2014 tarihinde en son güncel sözleşmeyi yayınladı. Bir seneden beri birçoğumuz farkında değiliz ama Google şöyle bir deklarasyon yayınlıyor ve bunu tüm kullanıcılarının dikkatine sunuyor ama tabii, okunmadığı için bu bilinmiyor    -çok değerli hukukçu ağabeyimiz de burada, Burhan Hoca’mız, o, özellikle bu konuyu çok daha farklı değerlendirecektir muhakkak- diyor ki Google: “Hizmetlerimizi kullanmanız size hizmetlerimizdeki veya eriştiğiniz içerikteki hiçbir fikrî mülkiyet hakkının sahipliğini vermez.” Yani “Sen benim alanımı kullanıyorsun, burada birtakım şeyleri bana yüklüyorsun, birtakım şeyleri benim ortamımda paylaşıyorsun fakat bu, paylaştığın şeylerin mülkiyet hakkını sana vermez.” diyor Google. Yani Google’a yüklediğin anda mülkiyet hakkından istifa ediyorsun ama -artı- sorumluluğu sizin üzerinize bırakmayan devam ediyor; “Bu içeriklerin tüm sorumluluğu yalnızca ilgili içeriği kullanıma sunan kişilere aittir.”

Şimdi, asıl can alıcı yere geliyoruz arkadaşlar, bakınız, Google şöyle diyor: “Hizmetlerimize içerik yüklediğinizde, ilettiğinizde, gönderdiğinizde, içerik depoladığınızda, içerik aldığınızda veya tüm bunları hizmetlerimizi kullanarak yaptığınızda, Google’a ve birlikte çalıştığımız kişi ve kuruluşlara söz konusu içeriği kullanma, barındırma, depolama, yeniden üretme, değiştirme, türev çalışmalar oluşturma, iletişimde kullanma, yayınlama, kamuya açık olarak sunma, kamuya açık olarak görüntüleme ve dağıtmaya yönelik dünya genelinde bir lisans vermiş olursunuz.” Yani bir kullanıcı olarak Google’ın herhangi bir uygulamasına girdiğiniz anda bu hakkı Google’a otomatikman vermiş oluyorsunuz, aksi hâlde uygulamaya giremiyorsunuz ama farkında olmadan hemen orada bir tıklıyoruz, “enter” yapıyoruz, giriyoruz, aslında neyi imzaladığımızın veya neyi onayladığımızın belki de farkında olmuyoruz. Bakınız ne diyor, cümlenin sonuna bakınız: “Bu lisans –yani Google’a verdiğimiz bu izin- hizmetlerimizi kullanmayı bıraksanız dahi devam eder.” Şimdi en can alıcı cümleyi okuyorum, Google diyor ki: “Otomatik sistemlerimiz, içeriğinizi -e-postalar dâhil- analiz eder ve bu analiz, içerik gönderilirken alınırken ve depolandığında yapılır.” Yani “Tüm e-maillerin içeriğine ben bakarım, incelerim istediğim gibi kullanırım.” diyor. Ayrıca “Google, istediği zaman hizmetleri size sunmayı durdurabilir veya hizmetlerini kullanmanızla ilgili yeni kısıtlamalar ekleyebilir ya da oluşturabilir.” Son cümle: “İşbu şartları veya bir hizmeti, işbu şartlar veya hizmet için geçerli olan herhangi bir ek şartı değiştirebiliriz, şartlara düzenli aralıklarla bakmanız gerekir.” Yani bu sözleşmeyi bir defa okumanız yetmiyor, bu sözleşme sık sık değişebilir. Şimdi, Google hiçbir zaman bu kadar açık deklare etmemişti yayın politikasını, hizmet politikasını. Bir yıl önce bu deklarasyonu yayınladı. Ufak tefek değişiklerle, bu deklarasyon ağırlaşarak devam ediyor.

Şimdi, arkadaşlar buradan ben bir yere gelmek istiyorum. Şimdi, İnternet nedir? Dost mudur, düşman mıdır? Arkadaşlar, İnternet, göreceli olarak eğer bir şekilde düşman olarak bakıyorsak düşmandır, dost olarak bakıyorsak dosttur ama her iki bakış açısı da yanlış. İnternet nedir? İnternet bir paydaştır, İnternet bir ortamdır. O zaman, paydaşlar arasındaki bir ilişkiyi konuşuyoruz, İnternet ve biz, İnternet ve toplum. Şimdi, o zaman acaba İnternet mi toplumu ve bireyi yönetecek? Yoksa birey mi İnterneti yönetecek, toplum mu İnterneti yönetecek?

Şimdi, şu okuduğum sözleşme metninde, farkında olmadan biz bunu “tick”leyip, ”enter”layıp geçiyoruz. Bu sözleşme metniyle Google ne yapıyor arkadaşlar? Kendisini kullanmaya teşebbüs eden herkesi yönetiyor. “Ben, senin bütün verilerine hâkim olmak zorundayım, bütün –e-maillerin dâhil- içeriklere bakarım ve bunları istediğim gibi kullanırım.” diyor. Şimdi, tabii Google akıllıysa biz Google’dan daha akıllı olmak zorundayız.

Şimdi, Kahramanmaraş Milletvekili bir kardeşiniz olarak ben de diyorum ki: “Google beni böyle yönetmek istiyor ama ben Google’ın beni yönetmesine izin vermem.” Ne yaparım? “Ben Google’ı yönetirim.” diyorum. Peki nasıl yöneteceğim şimdi Google’ı?

Şimdi, arkadaşlar, bakın, Google bir şey söylüyor, ne diyor bakın: “İçerik gönderilirken, alınırken ve depolandığında, ben içeriklere müdahale ederim.” Gönderilirken ve alınırken. Göndermek ve almak “iletişim” demek zaten, bir de “depola” var. O zaman, benim bilgilerim ne zaman çalınır arkadaşlar? Benim bilgilerim ya “gönder/al” yaparken yani iletilirken çalınabilir, iletim sırasında çalınabilir veya depolarken çalınabilir. Eğer ben bir verinin iletirken çalınmasına mani olmak istiyorsam, o zaman o veriyi iletmeden iletişimin çaresini bulmam lazım. 

Şimdi burada çok ilginç bir şey söyleyeceğim yani biraz basite indirgeyerek anlatmaya çalışacağım: Bir veriyi yerinden oynatırsanız bunu “sniffer” dediğimiz programlar hemen fark ediyor: “Burada bir veri, bir bilgi yerinden oynadı, bakayım bu bilgi neyin nesiymiş?” O zaman o bilgiyi yerinden oynatmayalım, o bilgiyi olması gereken yerde üretelim yani nerede üretelim? Zaten depolamak istediğimiz yerde üretelim. Ben “Google”un alanını kullanıyorum ya, o “Google”un depolama alanında, o bilgiyi ben orada üreteyim; kendi bilgisayarımda üretip de, kendi ortamımda üretip de “Google”a aktarmayım yani “upload” yapmayım. Ne yapayım? “Google”un kendi depolama alanında üreteyim ve şifreleyim, orada kalsın, hiç hareket etmesin. Çünkü, ben her ihtiyaç duyduğumda bilgiye oraya gireyim çıkayım; bu bir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – En iyisi “Google”u kullanma sen.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – İki: Arkadaşlar, bir de iletişimde en büyük problem e-maillerin deşifre olması, okunması.

Şimdi, e-mailin deşifre olmaması için e-maili de yerinden kımıldatmayacağız; e-mail buradan kalkıp oraya gitmeyecek, e-mail yerinde duracak. Nasıl duracak? Mesela, diyelim ki Mustafa Elitaş Başkanım ile ben aramda bir özel iletişim kurmak istiyorum, mailleşmek istiyorum. Bir ortak e-mail hesabı açıyoruz: “Mustafayıldırım@gmail.com” dedik. Şimdi, bu e-mail adresinin şifresini aramızda paylaşıyoruz. Dolayısıyla, ben Mustafa Elitaş Başkanıma e-mail gönderirken o ortak mailden gönderiyorum -dikkat- ama “gönder” butonuna basmıyorum. Ne yapıyorum? Taslak bölümünde bırakıyorum -dikkat- benim hazırladığım mail taslakta kalıyor, bir yere gitmiyor. Başkanım da bana bir şey iletecekse o da taslakta bırakıyor. Şifre ben de ya, ben açıyorum -onda da şifre var- “Taslağa bakayım Mustafa Başkan ne yazmış?” Bakıyorum, oradan almam gerekeni alıyorum, ondan sonra onu siliniyorum ve bu gönderdiğim… Dikkat ediniz arkadaşlar, siz siz olun hiçbir zaman düz mail yazmayın; bakın, bu çok ciddi bir güvenlik zafiyetidir. Yani, hani mailleşiyoruz ya, düz mail yazmayın. Ne yapın? Bir word…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu önerilerden hangisini yaptınız, onu anlat ya.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – O önerilerin içinde yok.

Yalnız, şimdi, bunlar üniversitelerde, kitaplarda yazan bir şey değil Sayın Vekilim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen devam et, çok güzel şeyler anlatıyorsun.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Bunlar üniversitelerde falan okutulmuyor, bilgisayar mühendislerine de ben bunun… Yücel Altunbaşak Başkanım bilir, ben bir ara TÜBİTAK’taki uzman arkadaşlara bazı konularda seminer vermiştim.

Şimdi, arkadaşlar, bakınız, bu bilgi güvenliği çok önemli. Şimdi, düz mail yazmayalım. Ne yapalım? Bir word dosyası içine, bir PDF dosyası içine bir metni koyalım, hatta bir resmin içine bile bir metni gömebilirsiniz. Ne yapalım? O dosyayı paylaşalım, o dosyayı da şifreleyelim. Ondan sonra, 128 bitlik kriptoyla ben onu şifrelediğim zaman, bakalım hangi babayiğit onu kolay kolay kırabilecek. Şimdi, tabii ki istenirse kırılabilir ama ben burada şöyle bir noktaya gelmek istiyorum: Arkadaşlar, şimdi, biz bütün iletişim ihtiyaçlarımızı ne yapıyoruz? Rutin taramaların, bir şekilde rutin gözlemlerin yani rutin “sniffer”ların faaliyet alanının dışına çekiyoruz yani rutinine yakalanmıyoruz. Ha, illa birisi kafaya takar da “Ya, kardeşim, bu Yıldırım Ramazanoğlu, Mustafa Elitaş neyi paylaşıyormuş acaba? Şunların bir mailine özel olarak girelim, kriptolarını kıralım.” derse, bu çok özel bir proje meselesidir. Yapılamaz mı, yapılır ama bu, netice itibarıyla onların bizim bilgilerimize müdahil olmalarını çok ileri derecede zorlaştıracak bir eylemdir.

Ben bunu niçin anlattım arkadaşlar? Şunun için anlattım: Şimdi, hepimiz cep telefonu kullanıcısıyız, bilgisayar kullanıcısıyız, fotoğraf makinesi kullanıcısıyız, şimdi fotoğraf makineleri bile birer bilgisayar oldu. Farkında olmadan fotoğraf makinenizden Facebook’a, Twitter’a bir defa girdiniz mi, çektiğiniz her fotoğraf otomatik Facebook’a yükleniyor, farkında değilsiniz, belki o fotoğrafın Facebook’a yüklenmesini istemiyordunuz.

Şimdi, benim Meclisteki yerim şu arkadaki köşe. Orada ben bilgisayarımı kuruyorum, hem dinliyorum hem de bir yandan çalışıyorum. Kablo çekmişim, Meclisimizin bazı zafiyetleri var -Sayın Başkanım, özür diliyorum- oturma birimlerinde priz olmadığı için oraya mecburen 5 metrelik bir uzatmayla enerji alıyoruz. Dolayısıyla, artı, tabii, devletin işini devletin elektriğiyle yapıyoruz sonuç itibarıyla, hiç kimsenin hakkı hiç kimseye geçmesin diye. Ama, demek istediğim şey şu arkadaşlar…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Keşke kimsenin hakkı kimseye geçmese.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Şimdi, bakınız, kredi kartı kullanıyorsunuz, kredi kartı numaranızı her yere giriyorsunuz. Girmeyin, sanal kredi kartı numarası oluşturabilirsiniz. Dolayısıyla, bu gibi şeyler basit gibi görünüyor ama ekstrelerinizi kontrol etmeniz…

Bu arada, özellikle, bazı önemli hususları şu “bas-konuş” ses dosyası olarak gönder… Ses dosyasının yakalanması çok zordur ve çözümü de çok zordur. Konuşmalar çok kolay yakalanır ama ses dosyalarının yakalanması son derece zordur.

Bir de özellikle, bizim Meclisimizde, benim bir ricam var…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ses dosyalarını hece hece birleştirebilir miyiz?

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Efendim?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hece hece birleştirebilir miyiz ses dosyalarını?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yıldırım Bey, sen her şeye cevap verme. Sen güzel anlatıyorsun, devam et.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam sen anlat, boşver.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Şimdi, Meclisimizde bir zafiyet var arkadaşlar. O zafiyeti de başkanlarım biliyorlar, ben daha önce bunu AK PARTİ Grubunda paylaşmıştım. AK PARTİ Grubu bana dedi ki: “Meclise dilekçe yaz.” Meclisimize dilekçe yazdım Başkanım. Şurada bir kamusal saatimiz yok, herkes kendi saatine göre hareket ediyor. Halbuki, hepimizin ittifak edeceği bir saatimiz olsa şurada, o çok isabetli olur, bir.

İkincisi, şu elektronik panoları biraz büyütsek, konuşmacının adı, soyadı, hangi kentin milletvekili olduğu, hangi partiye mensup olduğu, hangi konuda konuştuğu, konuşmanın kaçıncı dakikasında olduğu…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ramazan Ağabey, “NT 95” kullanılıyor sistem, çöktüğü zaman iş bitti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen devam et, devam et.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Şimdi, demek istediğim şey şu: Meclisimizde modernleştirmeye ihtiyacımız var arkadaşlar. Bunlarda da siz değerli milletvekillerimizin desteğine ihtiyaç duyuyoruz. Açıkçası, bilişim ve teknolojide bu kadar güzel şeyleri gerçekleştiren bir Türk milleti olarak, kendi Meclisimizi de bilişim ve teknolojisinin zirvesine çıkarmak gibi bir görevimiz var.

Ben bu duygularla, gerçekleştirilmiş olan bu doktora tezi gibi bilimsel Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu Raporu’nu kutluyorum. Neticelerinin ülkemize ve tüm çocuklarımıza, ailelerimize, toplumumuza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ramazanoğlu.

Komisyon adına Adana Milletvekili Necdet Ünüvar.

Buyurun Sayın Ünüvar.

(10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) –Teşekkürler.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kalabalık bir dosyayla geldim ama günün ilerleyen saatinde o kadar uzun konuşmayacağım. 381 sıra sayılı Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu Başkanı sıfatıyla söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; aslında burada yirmi dakika değil daha uzun süre konuşmak da bizi mutlu eder çünkü konuştuğumuz konu, ilgilendiğimiz alan gerçekten sadece bugünü değil geleceği de çok ilgilendiren bir alan ve çok önemli bir çalışma yaptık. Burada bu komisyon raporunun görüşülüyor olması başlı başına bir iştir yoksa çok uzun şeyler de konuşmak mümkün. Ben mümkün olduğunca kısa bir şekilde konuşacağım.

Ben inanıyorum ki şu komisyon raporu -1.150 sayfalık, 154 tane öneriden oluşan komisyon raporu- Türkiye’de İnternet’le ve bilişimle ilgili yapılan en kapsamlı çalışmadır.

Niye en kapsamlı? Burada beş kısım var. İnternet ’in ekonomiye, kalkınmaya, gelişmeye olan etkisini inceledik bir kısımda; bir kısımda sosyal etkilerini yani eğitimle, sağlıkla ve toplumsal hayatla ilişkilerini irdeledik; bir kısımda siber güvenlik ve bilişim suçlarıyla ilgili bölümü inceledik; bir kısımda e-Devlet’le ilgili çalışmaları inceledik; bir kısmında da İnternet medyasıyla ilgili konuları inceledik.

Herhangi bir konuyu ele alan bir çalışma, maalesef diğerlerini göz ardı etmek durumunda hissediyor. Yani bilgi güvenliğiyle ilgili bir konuyu ele alıyorsa İnternet medyasına çok fazla değinmiyor ama bizim çalışmamız, gerçekten bu çerçevede çok ciddi bir çalışma oldu.

Ben, bu çalışmaya katkı veren değerli milletvekillerimizi, değerli uzmanlarımızı, bize sunum yapan kurum, kuruluş temsilcilerini, kişileri gerçekten büyük bir tebrikle tebrik etmek istiyorum.

Komisyonumuz çok fazla yankı buldu. Ben bu komisyon görüşmelerine gelmeden önce hem Yandex’ten hem Google’dan, arama motorlarından bizim Bilişim, İnternet Araştırma Komisyonu ne kadar haber olmuş diye bir tarama yaptım. Yaklaşık 250 bin civarında bir haber olmuş. Yani, hiçbir komisyona bu gerçekten nasip olmaz.

Bizim Komisyonumuz -bazı vekil arkadaşlar da ifade ettiler- 27 kelimeden oluşan bir komisyon. Biz, öncelikle bir isimlendirme yapalım dedik yani akılda kalıcı bir terminolojiyle işe başlayalım dedik ve “Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu” dedik. Bilişim, bilgi ve teknolojinin birlikte kullanılarak üretildiği bir iş. Aslında içinde “İnternet” de var ama özellikle işin sosyal boyutlarını da aldığımız için hem “bilişim”i hem “İnternet”i kullanmak en azından konuyu daha anlaşılır kılacak diye ifade ettik. Bir de tema belirledik, “İnternet, fırsat penceresinden bakarsanız büyük bir fırsat, risk penceresinden bakarsanız büyük, ciddi bir risk” olarak temamızı belirledik ve bu çerçevede çalışmalarımıza başladık.

35 Komisyon toplantısı yapıldı. 17 milletvekilimiz, 22 uzmanımız vardı ve gerçekten her birisi en başından en sonuna kadar mükemmel bir çalışma yaptılar, hepsi ayrı ayrı teşekkürü hak ediyor. Ayrıca 3 kahvaltılı, 1 yemekli toplantı gerçekleştirdik. 14 farklı kurum ve kuruluşa ziyarette bulunduk. İstanbul’da iki gün boyunca 55 paydaşın katıldığı bir çalıştay yaptık, uzman grupla periyodik olarak görüşmeler yaptık.

Bu rapor çıkarken aynı zamanda bir de kompozisyon yarışması yaptık. Türkiye’de 10 bin kadar öğrencinin katıldığı ve 40 tane öğrencinin de ödüllendirildiği bir kompozisyon yarışması, “Bilgi Toplumu Olma Yolunda İnternet’in Rolü” diye. Gerçekten çok güzel kompozisyonlar geldi ve bir seçici kurul bunları ödüllendirdi, bunlara tablet bilgisayar verdik. Belki de Millî Eğitim Bakanlığımızdan bile daha önce tablet bilgisayarla öğrencilerimizi buluşturduk. Bu çok güzel bir çalışma oldu.

Tabii, olayı sadece bilişim ve İnternet bağlamında almak, o şekilde değerlendirmek de mümkün ama olayın farklı farklı yönleri her bir konuştuğumuz konu itibarıyla karşımıza çıktı.

Değerli arkadaşlar, bilişim esasında sadece bugünün değil, geleceğin de önündeki en önemli fırsatlardan birisi. Biz bu fırsatı hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadan bir güzel çalışma yapmayı planladık. Bakınız, geçenlerde Dünya Bankası Türkiye’nin büyüme rakamlarıyla ilgili konuyu revize etti yani büyüme hedeflerini birazcık daha yüksekte tuttu. Esasında, Türkiye her bir büyüme rakamı açıklandığı zaman beklentilerin üzerinde büyüyen bir ülke ve buna baktığımız zaman, bütün tartışmalara rağmen, bilişimin çok önemli rolü olduğunu görüyoruz. Bakın, burada uluslararası gelişmişlik göstergelerini çıkarttım ve şöyle bir radar grafik oldu. Dışarıdaki halka Türkiye’yi, içerideki halkalar da gelişmiş ülkeleri ifade ediyor. Buraya baktığınız zaman, şüphesiz beklentilerimizin gerisindeyiz ama yıllar itibarıyla baktığınız zaman, gerçekten çok önemli birtakım gelişmeler olduğunu da görebiliyoruz. Yani, gerek küresel rekabet gücü gerek yolsuzluk algısı gerek AR-GE harcamalarının gayrisafi millî hasılaya oranı gerek patent başvuruları açısından baktığınız zaman, aslında Türkiye’nin burada, bu kürsüde zaman zaman eleştirilerin çok daha ötesinde, çok daha iyi bir noktada olduğunu görmek mümkün. Bunların detaylarını daha sonraki aşamalarda görüşmemiz mümkündür. Ben bunu size göndereceğim birazdan.

Şimdi, bizler, tabii, İnternet’le ilgili konuları tartışırken şunu özellikle söylemek isterim: Her bir konuyla ilgili, konuların daha sonraki aşamada da takipçisi olduk. Yaklaşık iki yıl önce raporumuzu verdik ama burada daha önce de, Sayın Şandır hatırlayacaktır, araştırma komisyonlarının kaderiyle ilgili de konular konuşmuştuk. Araştırma komisyonları maalesef çok yoğun, kapsamlı çalışmalar neticesinde hak ettiği noktayı yakalayamayan çalışmalar şeklinde karşımıza çıkıyor. Bunu aşmak adına, ben bir defa Komisyon Başkanı sıfatımla, bize sunum yapan veyahut da bizim ziyaret ettiğimiz her bir kurumun temsilcisine ıslak imzalı bir mektupla konuyu aktardım ve daha sonra bakanlar ve kurumlar nezdinde bu konuyu takip ettim, “Acaba ne olmuş?” şeklinde konuları takip etmeye çalıştım.

Bakınız, burada detayları var; tek tek, gerçekten ince ince, her bir önerimizle ilgili “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ne yapmış?”, “Ulaştırma Bakanlığı ne yapmış?”, “Kalkınma Bakanlığı ne yapmış?”, “Millî Eğitim Bakanlığı ne yapmış?”, “BTK ne yapmış?” diye onların her birini ayrı ayrı çıkarttım. Ve bu şekilde gördük ki, esasında, tabii ki, arzu ettiğimiz nokta, buradaki önerilerin, 154 önerinin her birisinin hayata geçmesi, her birisinin bu ülkeyi kalkındıracak noktalara taşıma noktasında bir katalizör etkisi yapması. Ama yüzde 100’ü başaramamışız. Fakat, aldığım tabloda      -yine, bunu arzu eden milletvekili arkadaşlarımıza da ifade edebilirim- tek tek burada bir grafik çalışması yaptım.

Mesela Ulaştırma Bakanlığına 58 tane öneri tavsiye etmişiz, 20 tanesi uygulamaya geçmiş, 30 tanesinin üzerinde çalışılıyor, 8 tanesi üzerinde henüz çalışma yok. Yani, yüzde 34,48’inde bir çalışma söz konusu.

Millî Eğitim Bakanlığına 26 tavsiyemiz var, 18’inin üzerinde bir işlem yapılmış, 8’i üzerinde çalışılıyor ve şu anda çalışılmayan herhangi bir önerimiz yok. Yani, Millî Eğitim Bakanlığı da yaklaşık yüzde 69’luk bir oranda tavsiyelerimizle ilgili en azından bazı adımları atmış.

Bilgi Teknolojileri Kurumuna (BTK) 37 tavsiyemiz var, 14’ü üzerinde bir çalışma yapılmış, 14’ü üzerinde çalışılıyor, 9’u üzerinde henüz herhangi bir çalışma söz konusu değil; yüzde 37,84.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına 31 tavsiyemiz olmuş, 13’ü uygulama aşamasında, 13’ü üzerinde çalışılıyor, 5’i üzerinde de herhangi bir çalışma yok.

Bunları şunun için gösteriyorum: Bunları araştırma komisyonlarının o makûs talihini kırma anlamında, esasında bir yöntem olarak da arz etmek adına söylüyorum. Ben 6 komisyonda çalıştım, 3’ünde başkanlık yaptım; takip edilmeyen işlerin hayata geçmediğini gördüm. Yakinen takip ederseniz onların bir kısmının, en azından, hayata geçtiğini ifade babında söylüyorum. Aslında, bunu komisyonların kendisinin takibi değil de araştırma komisyonu raporlarının gönderildiği kurumların belli periyotlarla, tercihan altı ayda bir, Meclis Başkanlığımıza sunu şeklinde, yani “Siz şunları şunları önerdiniz, ama bunların karşılığında biz bunları bunları yaptık.” veya “Yapamadık.” veya “Yapacağız.” şeklinde birtakım ifadeleri olsun adına söylüyorum. Belki bundan sonraki araştırma komisyonlarında böyle bir yöntem belirlenirse en azından bazı şeylerin çok daha rahat bir şekilde yapılabileceğini söylerim.

Değerli milletvekilleri, bilişim gerçekten kalkınmanın lokomotifi. Kalkınan, gelişen ülkelere baktığınız zaman bilişimin ekonomideki oranlarının çok ciddi olduğunu görürüz; örneğin Amerika’da yüzde 10 civarında, Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 6 civarında, Türkiye’de yüzde 3 civarında. Japonya, Singapur, Hong Kong, Tayvan gibi ülkelere baktığınız zaman, hani, o büyüme mucizesi -tırnak içinde ifade ediyorum- oluşturmuş ülkelerdeki kalkınmanın lokomotifi bilişimdir yani onlar orta gelir tuzağını bilişimle aşabildiler. Biz 2023 hedeflerine ulaşacaksak -ki inşallah ulaşacağız- ancak bunu bilişimi daha etkin bir şekilde hayatın içine, ekonominin içine kattığımız zaman yapabileceğiz. Ama, tabii, bunun ötesinde şöyle bir tenakuzu da beraberinde getiriyor; bir yandan kalkınmanın lokomotifi öbür yandan sosyal hayatın da kabusu olabiliyor. Yani, çok enteresan, Güney Kore hem dünyada en fazla dijital oyun üreten ülke hem de dünyada en fazla İnternet bağımlılığının olduğu bir ülke yani her ikisinde de oranlar yüzde 20’ye yakın, civarında. Dolayısıyla bir yandan kalkınmayı sağlarken öbür yandan da İnternet bağımlılığı gibi ciddi risklerle de mücadele etmek gerekiyor. Bunun için, bilinçli toplum son derece önemli. Yani dijital okur yazarlık oranının mutlaka artırılması gerekiyor. Maalesef, bu konuda 2011 rakamlarına baktığımız zaman, 25 ülke arasında yapılan bilişim okur yazarlığı oranında Türkiye son sırada kalıyor. O yüzden, bizim mutlaka, çocuklarla ilgili, bilinçli bireyler yetiştirmek istiyorsak o zaman bilinçli ebeveynler hâline getirmemiz lazım yani dijital okur yazarlık oranını mutlaka ama mutlaka artırmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek ancak, bizler üzerimize düşen görevi yapmış oluruz. Hani, bir fıkravari anekdot anlatırlar, babası bilgisayarın başından kalkmayan çocuğuna “Oğlum, dışarıda da hayat var; çık, dışarıda oyna.” dediği zaman, oğlu “Baba linkini göndersene.” şeklinde ifade ediyor. Tabii, babası linkten haberdar değil, oğlu da sadece linklerle yapılan bir oyun dünyasının içerisinde. Dolayısıyla, bu tenakuzu yaşamamak adına bizim bilinçli insanlar oluşturmamız gerekiyor. Tabii, güvenlik-özgürlük dengesi son derece önemli yani bir yandan insanların özgürlüğünü kısıtlamayalım ama öbür yandan da güvenliğini tehlikeye atmayalım. Bu çerçevede Siber Güvenlik Kurulundan tutunuz da e-devlete kadar; devletimizin, kamu kurumlarının ve özel sektörün yaptığı yatırımlara kadar gerçekten, bilişim alanında her an yeni şeyler yapıldığını ve yeni şeyler yapılmakta olduğunu biliyoruz. Ama daha çok şeyin yapılması gerektiğini de biliyoruz. Gerçekten, 2023’teki hedeflerimize ulaşmak istiyorsak, o zaman, bilişimin daima ana gündem maddesi olması gerektiğini ifade edebilirim.

Şöyle bir Hükûmetin varlığından aslında hepimizin gurur duyması gerekiyor: On bir yıldır -BTYK toplantılarının bir kısmına ben de katıldım- BTYK, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu her altı ayda bir toplanıyor ve ona Sayın Başbakan en azı üç saat olmak üzere -bazıları dört saat, bazıları üç buçuk saat- Başkanlık yapıyor ve oradaki konular detaylı olarak tartışılıyor. Tabii, onların bir kısmı hayata geçiyor. Hayata geçen şeyler, esasında biraz önce ifade ettiğim Dünya Bankasının büyüme oranlarıyla ilgili, Türkiye'nin olumlu yönde revizyonuna da yol açabiliyor. Bizim daha hızlı, daha çabuk dünyayı yakalayabilmemiz adına, bilişimin her zaman gündemimizde, ajandamızda en başta olması gerektiğini çok rahatlıkla söyleyebilirim.

Ben, gerçekten, birazcık, Sayın Elitaş Başkanıma da söz verdim mümkün olduğunca kısa tutacağım diye, çok detaylı şeyler söylemek mümkün, ama konuşmamın sonunda, bu konuyla ilgili gerçekten çok duyarlı davranan milletvekillerimize, uzmanlarımıza, bu konuyla ilgili gruplarımıza, Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve BDP Grubuna -o zaman BDP’ydi, HDP değildi- ben çok teşekkür ediyorum. Meclis Başkanlığımızın çok desteklerini gördük.

Bize sunum yapan bütün kurum ve kuruluşlar, bu konuyla ilgili çalışmamızdan çok büyük bir memnuniyet duyduklarını ifade ettiler, onlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bu raporun çok önemli, çok tarihî bir rapor olduğunu zaten hepimiz biliyoruz. Bizler fani insanlarız, belki buradan gideceğiz ama bu rapor kalacak. Bu raporun yapılmış olması önemli, yazılmış olması önemli, ama hayata geçmesi çok daha önemli. Asıl hayata geçerse, biz, buradaki 17 milletvekili ve 22 uzman olarak çok daha kıvanç duyacağız.

Ben, bu duygularla Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonunun Türkiye'ye, hem bugüne hem de gelecekte bu ülkeyi yöneteceklere hayırlar getirmesi temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünüvar.

Hükûmet adına, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Fikri Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın ışık.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilgi toplumu olma yolunda, bilişim sektöründeki gelişmeler ile Internet kullanımının başta çocuklar, gençler ve aile yapısı üzerinde olmak üzere, sosyal etkilerinin araştırılması amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonunun 381 sayılı Raporu üzerinde Hükûmet adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 5 kısımdan oluşan bu kapsamlı raporun hazırlanmasında emeği geçen başta Komisyon Başkanımıza, Komisyonumuzun çok değerli üyesi milletvekillerimize, Komisyonun hazırlanmasında emek veren bütün uzmanlarımıza, sivil toplum örgütlerimize ve katkı veren herkese gerçekten çok teşekkür ediyorum.

Toplam 5 kısımdan oluşan raporun ilk kısmında, bilişim sektörü ve bu sektörün ekonomik boyutu ele alınmış. İkinci kısımda, Internet kullanımının bireysel, toplumsal boyutu üzerinde durulmuş. Üçüncü kısımda ise, bilgi güvenliği ve bilişim suçlarına yer ayrılmış. Dördüncü kısımda, bilgi toplumu ve e-Dönüşüm konularını; son kısım da ise, Internet medyası incelenmiştir.

Burada, raporda yer alan önerilere ilişkin Hükûmetimiz adına bazı değerlendirmelerimizi sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle, raporda yer alan değerlendirmelere büyük oranda katıldığımızı, hâlihazırda bu değerlendirmelere uyum gösteren önemli çalışmalar yapıyor olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Biraz önce, değerli Komisyon Başkanımız ifade etti, şu ana kadar ortaya konulan 154 önerinin 102 tanesi hâlihazırda ya hayata geçti ya da hayata geçirme çalışmaları sürüyor. İnanıyorum ki kalan kısım da en kısa zaman da bakanlıklarımız tarafından değerlendirilecek ve belki de ilk defa bir Meclis araştırma komisyonu raporunun tüm detayları Hükûmet tarafından büyük bir dikkatle ele alınmış olacak.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, 3 Kasım 2002’den bu yana, gerçekten çok önemli bir değişim ve gelişim gösterdi. Kendi kabuğuna çekilmiş bir ülke görünümünden, her alanda iddialı ve yüksek hedeflere sahip bir ülke konumuna yükseldik. 2023 hedeflerimize doğru ilerlerken en fazla önem vermemizi gereken alanların başında hiç şüphesiz bilgi teknolojileri geliyor. Bilgi teknolojileriyle ilgili yapacağımız çalışmaların iki boyutu var: Bunlardan birincisi, bu teknolojilerin ülkemizde geliştirilmesi, tasarlanması ve üretilmesidir. İkinci boyut ise, bu teknolojilerin kullanımına, bunların birey ve toplum üzerindeki etkilerine ilişkin düzenlemelerdir. Rapor, işte bu iki boyutuyla çok ciddi değerlendirmeler ve öneriler içeriyor.

Raporun ikinci önerisinde de belirtildiği gibi, bilişim sektörünü stratejik ve önemli öncelikli bir alan olarak belirlemek gerekiyor. Bu konuda, özellikle TÜBİTAK bünyesinde açılan programlarda bilişim alanını bir öncelikli alan olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.

Yine, bizim Bakanlığımız bünyesinde hazırlıklarını sürdürdüğümüz yazılım stratejisi ve eylem planıyla birlikte sektörle ilgili kapsamlı bir yol haritası oluşturuyoruz.

Günümüzde, bilginin üretilmesi, depolanması, paylaşılması ve kullanılması gibi süreçleri çok doğru yönetmek gerekiyor. Artık yeni gelişen hemen hemen her teknolojinin bilgi teknolojisi alanıyla bir şekilde münasebeti bulunuyor. İmalat sanayisinde, finans, ticaret, hizmet veya kamu sektörlerinde atılan her yeni adımda bu teknolojileri yoğun şekilde kullanıyoruz. Yüksek katma değerli ve ileri teknolojili üretim hedefimiz açısından bu sektörü önemsiyoruz.

Bilgi teknolojileri alanında üretim ve ihracat rakamlarında her geçen yıl bir gelişme yaşanıyor ancak bu ülkeyi taşıyacak seviye itibarıyla henüz geride olduğumuzu da kabul etmek durumundayız.

Biz bu alanda, özellikle gençlerimizin çığır açabileceklerine inanıyoruz çünkü yazılım, bilişim ve elektronik gibi alanlarda artık sermaye yetersizliği bir engel değil, yeter ki iyi bir iş fikri olsun. Bu sektörde çok az yatırımla, çok az personelle çok başarılı katma değer ve kârlılık oranları yüksek firmalar kurmak mümkün. Özellikle AR-GE destek programlarımızdan yararlanan projelerin yarıya yakını bu sektörde, yazılım ve bilgi teknolojileri alanlarında. Bu, gerçekten memnuniyet verici bir durum.

Teknoparklar ve bilişim vadisi gibi altyapılar sayesinde önümüzdeki süreçte bu teknolojileri ülkemizde geliştirme hususunda çok daha farklı ve iyi bir dönem yaşayacağımıza inanıyoruz. Bütün bu çalışmalar raporda yer alan yerli yazılımın geliştirilmesi, bilişim temelli AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi gibi hususlarla paralellik arz ediyor.

Yine raporda kamu alımlarıyla ilgili öneriler sunuluyor. Son zamanlarda attığımız yüzde 15 fiyat avantajı ve yeni teknolojik ürünlere iş bitirme belgesi gibi adımlarla sadece bilişim alanında değil, ileri teknolojili her alanda çalışan firmalarımız lehine düzenlemeleri de hâlihazırda hayata geçirmiş bulunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilgi teknolojileri alanında üretim kapasitemizi artırırken bu teknolojilerin kullanımına ilişkin çalışmalar da yapmalıyız ve yapıyoruz. Şu rakam çok çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: 2002 yılında ülkemizde geniş bant İnternet abone sayısı sadece 18 bin idi, mart ayı itibarıyla bu rakam 35 milyona çıktı. Sadece bu keskin değişim bile konuyla ilgili yaptığımız ve yapacağımız düzenlemelerin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Bugün İnternet’e erişim temel bir insan hakkı olarak kabul ediliyor. Raporun ilk maddesinde geçtiği üzere, bu konunun bir temel hak olarak Anayasa’da düzenlenmesinin isabetli olacağına inanıyoruz. Raporun 7’nci maddesinde de geçtiği üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bilişim alanıyla ilgili daimi bir ihtisas komisyonunun kurulmasının da konuyla ilgili yasal düzenlemelerin zamanın ruhuna uygun yapılması açısından faydalı olabileceğini düşünüyoruz.

Yine raporun 8 ve 9’uncu önerilerinde geçen bu alanla ilgili özel ihtisas mahkemelerinin kurulması, bilişim suçlarıyla ilgilenecek hâkim ve savcıların yetiştirilmesi, üniversitelerde özellikle hukuk müfredatında bilişim alanına daha fazla yer verilmesi gibi konular önem taşıyor. Adalet Bakanlığımız ve ilgili diğer kuruluşlar bu konularla ilgili önemli çalışmaları yürütüyor.

Raporda bilişim hedeflerine ulaşabilmemiz açısından kişisel verilerin korunmasına özel bir vurgu yapılmıştır. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı’nın yasalaşması bu açıdan kritik bir önem taşıyor. Yine de elektronik haberleşme sektöründeki bazı kritik hususlara ilişkin özel kanun düzenlemesi buna rağmen gerekebilir. Bu hususlara ilişkin düzenlemeleri Meclisimizin takdirine göre 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’na veya Kişisel Verilerin Korunması Hakkındaki Kanun Tasarısı’na ilave bir bölüm koyarak, hatta müstakil bir kanun şeklinde hayata geçirebiliriz.

Raporda yer verilen öneriler içinde siber güvenlik konusuna ayrı bir önem verildiğini, bu alanla ilgili 7 öneri geliştirildiğini görüyoruz. Vatandaşlarımıza daha kaliteli, hızlı ve güvenilir hizmet sunmamız için kamu hizmetlerinde bilgi teknolojilerinden azami ölçüde yararlanıyoruz. Biliyorsunuz, bugüne kadar çok önemli e-devlet projelerini hayata geçirdik, geçirmeye de devam ediyoruz. Mesela TÜBİTAK bünyesinde yürüttüğümüz ve tek kart, tek şifre mantığıyla kurguladığımız projeyle akıllı kimlik kartı uygulamasına geçeceğiz. Bu kartlarla elektronik imza atmaktan ATM’lerden para çekmeye kadar pek çok farklı işlemi gerçekleştirebileceğiz. Yine, özel sektörün faaliyetlerinde bankacılık gibi kritik hizmet alanlarında kamunun ve firmaların veri tabanlarında bilgi teknolojilerini yoğun bir şekilde kullanıyoruz. Ancak bunun teknolojilerin kullanımına bir kolaylık olduğu gibi güvenlik açısından da bir risk teşkil ettiği muhakkak.

Kamunun, özel sektörün ve bireylerin bilgi güvenliğini sağlamak açısından siber güvenlik konusu gerçekten de çok büyük bir önem taşıyor. Bu konuda Siber Güvenlik Kurulunu kurduk. Şu an Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve 2013-2014 Eylem Planı’nı başarıya uyguluyoruz. Bu plandaki en önemli eylemlerden biri olan ulusal siber olaylara müdahale merkezinin kurulması için çalışmalar sürüyor.

Yine, eylem planı kapsamında kamu kurumlarımızın katıldığı çok ciddi siber güvenlik tatbikatları yapılıyor. Konuyla ilgili teknik bilgi birikimi oluşturmak amacıyla TÜBİTAK Siber Güvenlik Enstitüsünü açtık. TSE kamu kurumlarında çalışacak olan beyaz şapkalı “hacker”larla ilgili sertifika programlarını açtı. Yine TSE, sızma testi yapan danışmanlık firmalarıyla ilgili yeterlilik belgesi vermeye başlıyor. Bütün bu çalışmalar siber güvenlik alanında da raporun önerilerine uyumlu bir şekilde yolumuza devam ettiğimizi gösteriyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle İnternet kullanımının başta çocuklar ve gençler olmak üzere, tüm toplum üzerinde belirgin etkiler oluşturduğunu biliyoruz. Raporda İnternet kullanımının toplumsal etkileri ve bunun eğitim ve sağlık boyutuyla ilgili çok sayıda öneri var. İnternet’in bilinçli kullanımı, bu ortamın birey ve aile üzerinde muhtemel olumsuz etkilerinin giderilmesi, İnternet ortamında çocuk pornosu veya yasa dışı kumar gibi suç içeriklerine yönelik caydırıcı tedbirlerin alınması gibi konularda iktidara, muhalefete, medyaya, üniversitelere, aslında hepimize büyük sorumluluklar düşüyor.

Raporun eğitimle ilgili kısmında yer alan 11 öneride de geçtiği üzere, bu teknolojileri çocuklarımızı yüksek kaliteli bireyler hâline getirmek, yüksek nitelikli bireyler hâline getirmek için kullanmalıyız yani aslında dijital çağa çocuklarımızı hazırlamak durumundayız. Bu dijital okuryazarlığın çocuklarımızın açısından ne denli önemli olduğu aslında bu raporda bir kez daha vurgulanmış oldu, bunun da önümüzdeki süreçte çok büyük bir hassasiyetle yürütüleceğini özellikle ifade ediyorum. Bu açıdan FATİH Projesi gerçekten de ülkenin tarihinin en önemli projelerinden bir tanesidir.

Değerli arkadaşlarım, FATİH Projesi’nde 5 milyar dolar çöpe gitmiş değildir, aksine daha şu ana kadar harcadığımız rakamlar çok büyük rakamlar değil ama FATİH Projesi’nin başlamasının bile ülkeye ne denli kazanımlar sağladığını ben yakinen biliyorum. Bakın, çok basit 2 örnek vermek isterim size: FATİH Projesi’nin başlamasıyla birlikte şu anda Türkiye’de bir özel sektör firması dünya etkileşimli tahta piyasasının tek başına yüzde 55’ine hükmediyor. Bu, FATİH Projesi sayesinde oldu. Bir başka örnek vereyim, FATİH Projesi’nin en önemli bileşeni bana göre, elektronik içeriktir. Şu anda elektronik içerikte Türkiye dünyanın en iyileriyle yarışıyor ve özel sektörde bu noktada inanılmaz bir arzu var, istek var; bize hemen hemen her gün bu konuda çok güzel, çok ciddi veriler geliyor…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çalışan bir okul söyler misin Sayın Bakan?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ  BAKANI FIKRİ IŞIK (Devamla) - …ve pek çok yerde de karşılaştığımızda gerçekten ama gerçekten Türkiye’nin elektronik içerikte dünyanın en iyileriyle rekabet edecek noktaya geldiğini görüyoruz. Bakın, cumhuriyetimizin en önemli ideallerinden biri eğitimde fırsat eşitliğidir. Eğitimde fırsat eşitliği için de elektronik içerik ve dijital çağ bize çok ama çok önemli bir fırsat sunuyor. Bu konuları çok fazla siyasetin polemik alanına taşımaktan ziyade daha iyisini nasıl yaparız anlayışıyla… Değerli arkadaşlar, bakın, hepimiz geçiciyiz, baki olan ülkemizdir. Eğitim alanı herkesin özellikle tartışma alanının dışında olması lazım. Burada FATİH Projesinin Türkiye’ye açtığı ufuk Türkiye’nin bugün gerçekten dijital çağı es geçmeme, ıskalamaması açısından çok ciddi bir fırsat sundu. Gelin, daha iyisini nasıl yaparızı konuşalım ama bunu çok fazla polemik alanına dönüştürmeyelim. Şu anda, FATİH Projesi sayesinde Türkiye dijital çağın gereklerini yerine getirmede ciddi gayret gösteriyor.

Bu arada, yeri gelmişken, PARDUS’la ilgili…

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Bakanım, yapmayın ya.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şu anda, PARDUS’la ilgili sevgili arkadaşlar…

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – 5 milyar doları, bilişim sınıflarından söyledim ben. 5 milyar doları ben bilişim sınıflarından… FATİH Projesinden söylemedim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Erdal Bey, müsaade edersen, PARDUS’la ilgili… Şu anda, PARDUS bizim TÜBİTAK olarak çok önem verdiğimiz bir alan ve şu anda 8 arkadaşımız çalışıyor. PARDUS’un geliştirilmesi noktasına da çok önem veriyoruz. Bireysel kullanıcılar açısından değil kurumsal kullanıcı ve kamu kurumlarının PARDUS’u kullanmasıyla ilgili de çok ciddi çalışma yapıyoruz. Bu noktaya TÜBİTAK’ta çok özel bir önem veriyoruz, bunu bilin. Bu önemli bir şey Türkiye için.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İnşallah öyledir, inşallah yaparsınız.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Seve seve destekleriz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şu anda da 8 arkadaşımız -1 arkadaşımız değil- tam zamanlı çalışıyor.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – 8 adamdan bir iş olmaz ya! Proje olması lazım.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Hayır, şimdi, bakın, 8 kişi bu işin proje sorumlusu ama bu işin geliştirilmesi, açık yazılımın geliştirilmesinin nasıl olduğunu bilirsiniz. Artık biz PARDUS’u Türkiye'nin millî yazılımı olarak özellikle kamu kurumlarımız ve kurumsal yapıların kullanmasını önemsiyoruz. FATİH Projesinde de özellikle istediğimiz, PARDUS’un işletim sistemi olarak kullanılması.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – “Tercihli” deyince kimse kullanmıyor ama.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Göreceğiz, bunu göreceğiz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada belki birkaç konunun daha altını çizmekte fayda var. Şimdi, şu TELEKOM’un satışı konusu. Biliyorsunuz, Türkiye’de bütün ihaleler artık canlı yayınlarla şeffaf ortamda herkesin katılımıyla yapılıyor. 35 milyar dolar değerindeki bir malın, bir kurumun 6,5 milyar dolara satılması akıl kârı değil.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Bence de öyle.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Evet, 23,5 milyar dolar olduğu dönemi biliyoruz. Ne zamandı o? 1990’lardaydı. Mobil telefonların çıkmadığı dönemde, o dönemde satılmadı. O dönemde satılmayınca.. Ki o dönemde satılsaydı Türkiye’nin tüm iç borcunu kapatıyordu. O dönemde engelleyenlerin kim olduğunu biliyoruz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yine tekel TELEKOM.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ama daha sonra mobil telefonların, diğer iletişim araçlarının gelişmesinin bu TELEKOM sektörüne olan ilgiyi azalttığını da biliyoruz ama açık olan şu ki, bu ihale herkese açık, televizyonlarda canlı yayınlanarak herkesin katılımının azami ölçüde sağlanmaya çalışıldığı bir yöntemle yapıldı. Oluşan fiyat budur.

Bu arada, belki değerli arkadaşlarımızın sık sık kullandığı ama özellikle bir yanlışı veya bir yanlış anlamayı da düzelteyim. Şu bizim hayvanat bahçesinden müdür muhabbeti. Değerli arkadaşlar, insanlara haksızlık etmemek lazım. Bakın, bu ses kaydının montaj olduğuyla ilgili konuda ben ilk gün bunu hissettiğimi söylemiştim. Doğru.

CELAL ADAN (İstanbul) – Yapmayın! Ayıp ya, ayıp!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ayıp! Sanayi ve Teknoloji Bakanının…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Daha sonra savcılığın yaptığı müracaat üzerine, Ankara Cumhuriyet Savcılığının yaptığı müracaat üzerine TÜBİTAK bu konuyu inceledi ve açıkça montaj olduğunu ifade etti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İşte teknolojiyi çok merak ediyordun ya Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bir dakika… Bir dakika… Müsaade edin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, sizin teknoloji çok para yapar!

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Müsaade edin… Şimdi…

Sayın Başkan, ilave edersiniz herhâlde süreye.

Şimdi, müsaade edin…

Bu raporun altında…

BAŞKAN – Şimdi, önce bir dinleyin sayın milletvekilleri. Lütfen…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Evet, bu raporun altında 3 tane çok değerli bilim insanının imzası var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vallahi, bir de dünyada verin, çok büyük para yapar!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önce bir dinleyin. Ama bir dinleyin, sonra konuşursunuz. Lütfen, dinleyin.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi, bu raporun altında çok değerli 3 tane bilim insanının imzası var. Bunlardan 2 tanesi Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun, Amerika’da doktorasını yapmış…

CELAL ADAN (İstanbul) – Ayıp! Ayıp! Ayıp!

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) –…gerçekten dünya çapında bilimsel makaleleri olan 2 tane değerli bilim adamı.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Bakanım, sen bu işe girme.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Üçüncü arkadaşımız da, yine, Hacettepe Üniversitesinden mezun olmuş elektrik elektronik bölümünden, Londra’da doktorasını yapmış ve önemli bir akademisyenimiz. Bizim insanımız…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin gibi uzman varken…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ya, arkadaşlar, eğer söyleyecek bir şeyiniz varsa söylersiniz.

Hayvanat bahçesi muhabbeti şuradan çıkıyor. Bu Meclis kayıtlarına geçsin diye söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın bu işleri. Davayla ilgili konularda…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalakalık yap diye… Savunmak zorunda değilsin onu ya!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Çık da konuş bir şey söyleyeceksen!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, bu ifadeyi kendisine iade ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, düzgün konuşunuz. Lütfen…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bu ifadeyi kendisine iade ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu hayvanat bahçesinden TÜBİTAK’ın başına adam getirdin muhabbeti şu: Bakın, TÜBİTAK’a bağlı ULAKBİM Enstitümüz var. Bu enstitü bir müdürlük statüsünde. Burada akademisyenlere yardımcı olmakla ilgili bir dergi çıkarılması planlanıyor. Bu dergi çıkarmakla ilgili de dergicilik alanında tecrübeli isim aranıyor. Hayatının otuz yıla yakınını, iş tecrübesinin de yirmi yıldan fazlasını dergicilikle geçirmiş, ama bu arada sadece hayatının iki yılında büyükşehir belediyesinde hayvanat bahçesi şube müdürlüğü görevinde bulunmuş, iki yıl da işçi sağlığı ve iş güvenliği görevinde bulunmuş bir arkadaşımız dergiyle ilgili bir faaliyette bulunmak üzere enstitü müdür yardımcılığına atanıyor. TÜBİTAK’ın başına geçirilmemiş, enstitüye müdür dahi yapılmamış, sadece dergi alanıyla ilgili bir birime idari görevlendirme yapılmış.

Şimdi “TÜBİTAK’ın başına hayvanat bahçesinden müdür getirirsenizişte efendim böyle rapor çıkar…”

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Ben onu söyledim zaten. “Öyle değil.” diye söyledim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ayrıca, burada, değerli arkadaşlara şunu özellikle tavsiye edeyim: Bakın, arkadaşlar, o sizin, bizim işten çıkardığımız diye savunduğunuz kişi, bu Balyoz davalarında da diğer davalarda da bütün bu haltları işleyenlerin başı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz mi almıştınız işe?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Biz aldık görevden ve bu ses kayıtlarından önce aldık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İşe kim aldı?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın, ses kayıtlarından önce aldık.

Şimdi, bazı şeyleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın canım ya!

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) –  Bakın, değerli arkadaşlar, benim size tavsiyem bazı şeyleri… Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman niye sesiniz çıkmadı o sahte cd’leri hazırlarken?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bozacının şahidi şıracı. Kimi kandırıyoruz ya? Hodri meydan!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kıymetliydi bunlar, aynı Zekeriya Öz gibiydi bunlar o zaman, Zekeriya Öz gibiydi vallahi bunlar da.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Bakanım, Pardus konusunda sizi yanıltıyorlar, ciddi söylüyorum.

BAŞKAN – Şahsı adına Antalya Milletvekili Gökçen Özdoğan Enç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz efendim.

GÖKÇEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 381 sıra sayılı Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyon Raporu -gerçekten isim uzun-.üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Son yıllarda bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişmeler bilgiye doğrudan, güvenli ve hızlı bir biçimde erişebilme ihtiyacının karşılanmasını kolaylaştırmış ve insan yaşamındaki önemini ortaya koymuştur. Bu açıdan, bilgi teknolojilerinin en önemli yeniliği olarak çocukların, yaşlıların, her bireyin rahatlıkla kullanabileceği İnternet, yaşamın tüm alanlarını içine almış, birey, aile ve toplum yaşamını çok yönlü etkileyen bir iletişim aracı hâline gelmiştir.

Bilgi toplumuna dönüşüm hedefi amacıyla bilgi ve iletişim teknolojileri kullanımında en önemli göstergelerden biri de bilgi ve iletişim teknolojilerinde hızla ortaya çıkan olanakların toplumun tüm bireylerine ulaştırılması ve vatandaşların günlük ve iş hayatlarında bilgi ve iletişim teknolojilerinden etkin biçimde faydalanmasıdır. Ancak çocuk ve gençlerimizin bu bilgi iletişim teknolojilerini ve İnternet’i kullanırken bazı risklerle karşı karşıya oldukları da bir gerçektir.

Onların karşı karşıya oldukları bu riskleri en aza indirgemek ve onların güvenli bir şekilde bilgiye ulaşmalarını sağlamak ve alınması gereken önlemleri, sorunları, güvenlik tehditlerini araştırmak ve bu araştırma neticesinde önlemleri belirlemek üzere 21 Şubat 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılan görüşmelerle Meclis araştırma komisyonu kurulmasına karar verilmiştir. Üç ay boyunca gerek ilgili kuruluşlarla gerek sivil toplum temsilcileriyle gerek ilgili yetkililerle yaptığımız toplantılar ve incelemeler neticesinde elde edilen bilgilere ve görüşlere göre araştırma komisyon raporları oluşturulmuştur. Üyesi olduğum araştırma komisyonumuzun toplantılarında, Hükûmetimizin on iki yıl içerisinde gerçekleştirdiği faaliyetler de sık sık gündeme gelmiştir. Bunlardan birkaç tanesinden bahsetmek istiyorum: Özellikle, İnternet teknolojisinin getirmiş olduğu fırsat ve faydaları vatandaşlara daha rahat aktarabilmek ve İnternet üzerinden kaliteli hizmet verebilmek için modern devletin en büyük gereksinimlerinden biri olan E-Devlet Kapısı Projesi’ni gerçekleştirdik.

Türkiye’nin bilgi toplumuna geçiş sürecinde önemli bir kilometre taşı olan E-Devlet Kapısı, 18 Aralık 2008 tarihinde Sayın Başbakanımız tarafından hizmete açılmıştır. E-Devlet Kapısı’nda 18 milyonu aşkın kayıtlı kullanıcıya 1.000’e yakın kamu hizmeti verilmektedir. Yine biraz evvel Sayın Bakanımızın da bahsettiği FATİH Projesi’ni bunlardan sayabiliriz.

2010 yılında başlatılan proje kapsamında 2013 yılı sonuna kadar meslek liseleri hariç tüm lise türlerinin 84.921 adet sınıfının tamamına akıllı tahta yerleştirilmiştir. 3.657 okulumuza çok fonksiyonlu yazıcı ve doküman kamera kurulumu yapılmıştır. Yine, aynı liselerde yerel alan ağı kurulumu tamamlanmıştır. Öğrenci ve öğretmenlere 62 bin adet tablet dağıtılmıştır. Bunların yanında, gençlerimizi çok yakından ilgilendiren yurtlarda ücretsiz İnternet kullanımı dönemini biz başlattık. 81 ilimizdeki 373 yurdumuzda Yurdum Evim Ücretsiz İnternetim ismiyle, kesintisiz, güvenli, yüksek hızda ve ücretsiz İnternet projesini yine Hükûmetimiz döneminde hayata geçirdik. Kullanıma açıldığından bu yana 280 bin öğrencinin aktif yararlandığı bu hizmet, öğrencilerimiz tarafından da yoğun ilgi görmektedir.

Kıymetli arkadaşlar, geçen yıllarda başlattığımız bir diğer önemli proje de Gören Göz Projesi. Özellikle görme engelli yurttaşlarımızın yararlandığı bu projeyle birlikte ilk aşamasında 2012 yılında başlatılan Gören Göz Projesi kapsamında 7 ilde 5.000’e yakın görme engellimize ulaştık. Geçen ay dağıtımının ikinci aşaması başlatılan -19 ilde- yine 5 bin adet gören göz cihazı dağıttık.

Hızla gelişen teknoloji ve artan hizmetler, kullanım kolaylığı ve gençlerin sosyal etkileşim alışkanlarının değişmesi gibi birçok neden hane halkının İnternet’e erişimini ve kullanımını artırmaktadır.

Birçok yerde biz hep sansürcü, İnternet’in karşısında olarak suçlandık ama vereceğim rakamlar bunun aksini kanıtlar cinsten. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun dikkatle dinlemesini rica ediyorum.

2004 yılında yapılan ilk Hanehalkı Bilişim Anketi verilerine göre, hanelerin yüzde 7’sinin İnternet’e erişim imkânı mevcuttu. Bu hanelerin yüzde 83’ü İnternet erişimini kişisel bilgisayarından sağlıyordu. Yine, 2012 yılının Nisan ayında gerçekleştirilen en son Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre ise hanelerin yüzde 47’si evden İnternet erişimine sahip durumda. 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde geniş bant İnternet abone sayısı 20 bin iken, bugün yapılan milyar dolarlık yatırımlar sayesinde 34 milyona ulaşmıştır. Köydeki Ahmet Amca bile rahatlıkla İnternet’e erişmektedir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geniş banda Türkiye Avrupa’da ne zaman geçti Gökcen Hanım?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Türkiye'de toplam İnternet abone sayısı 32 milyona, mobil İnternet kullananların sayısı da 24 milyona çıkmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizinle ne ilgisi var bunun? Ne yaptınız?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Yine, fiber optik İnternet ağı 2013 sonu itibarıyla 228 bin kilometreye yaklaşmıştır. Kıymetli arkadaşlar, o yüzden biz İnternet’e karşıyız!

İnternet’e karşıyız, şöyle karşıyız, buna birkaç örnek daha vermek istiyorum: Şimdi, ilk İnternet’le ilgili “Youtube” engellemesinin tarihini Erdal Bey çok iyi bilir; 6 Mart 2007 yılında. Neden engellenmiş? Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret içeren video yüzünden engellenmiş.  Bir diğeri, yine 17 Ocak 2008 tarihinde aynı nedenden dolayı engellenmiş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Engellenmemiş, yasak konulmuş ama engellenmemiş.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Yine, 13 Mart 2008 tarihinde, Atatürk’e hakaret eden görüntüler nedeniyle Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla engellenmiş.

Devam ediyoruz; 2 Kasım 2010 tarihinde, Sayın Deniz Baykal’ın -avukatlarının aracılığıyla- başvurusu sonucu Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi aracılığıyla engellenmiş.

Devam ediyoruz; 27 Mart 2014 Perşembe günü, yine Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun Bakanlık Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın o ulusal güvenliği tehdit içerikli konuşmalarının sızdırılması nedeniyle engellenmiş. Şimdi, bizi her seferinde “sansürcü zihniyet” diye suçluyorsunuz ancak şu da bir gerçek ki, özellikle ilköğretim okulu öğrencileri için söylüyorum: Ben evimde güvenli İnternet’i kullanıyorum. Kızım ödevleriyle ilgili araştırma yaparken İnternet’e girdiğimiz zaman, gayriahlaki görüntülerin kızımın gözünün önüne gelmesini istemiyorum. Evet, bu sansürse ben sansürcü bir anneyim, anlatabiliyor muyum? O yüzden, bu aldığımız kararlar çerçevesinde, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bir kere iletişimin hiçbir türüne karşı değiliz, ancak ve ancak ulusal güvenliği tehdit eden, kişisel haklara saldıran, hakaretler içeren tabii ki videolara, görüntülere karşıyım. Bizimle ilgisi olan ya da olmayan bir yığın Twitter’da ya da Facebook’ta görüşler, düşünceler paylaşılıyor, bunlarla ilgili de bir yaptırımın olması gerekiyor. Yani, buna hanginiz katılmaz bilmiyorum ama sizin eşinizin ya da kız kardeşinizin gayriahlaki bir videosunun yüklendiğini düşündüğünüz zaman, bunun engellenmesini hepiniz istersiniz.

Bizim bakış açımız bu şekilde. Özellikle, ailenin ve toplumun korunmasıyla ilgili aldığımız kararların arkasındayız, bundan sonraki süreçte de böyle devam edeceğiz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdoğan Enç.

Şahsı adına son konuşmacı Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Evet, Haydar, şimdi biz de sana sataşalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şey serbest, gecenin bu saatinde her şeyi söyleyebilirsiniz, zaten çok fazla da arkadaş yok görüldüğü gibi sıralarımızda, burada 3-5 kişi bilişimde hazırlanmış olan bu güzel raporu görüşüyoruz.

Evet, 7 tane araştırma önergesi verildi, 7 araştırma önergesi birleştirilerek Mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu. Biraz evvel konuşan arkadaşlarım da bu araştırma komisyonunun uzun ismini okudular, ben okumayacağım ama halk dilinde, yine Komisyonda “İnternet Komisyonu” diye geçen bir komisyondu bu. Üç ay boyunca da bana göre iyi işler yaptı, iyi bir de rapor hazırladı. Aslında, sizin anlatmış olduğunuz gerçeklerin, gerçekte ne kadar abes olduğunu bu rapor ortaya koydu. Anladığım kadarıyla, AKP grubu adına konuşan arkadaşlarım da raporu hiç okumamışlar, samimi söylüyorum hiç okumamışlar. Rapordan da hiç bilgileri yok.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Okudum ben.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, üç ay boyunca çalışan bu Komisyon ne yaptı? Sivil toplum örgütleriyle görüştü, daha sonra kamu bilişim yöneticileriyle görüştü, yüzlerce kişiyle. Hatta yetmedi, bir de korsanla da görüştük, korsanla da canlı yayın yaptık. Hatta “Bir imzanı at.” demiştik. Böyle bir görüşme sürecini hep birlikte tamamladık, 1.150 sayfalık bir rapor ve içinde 154 tane öneri.

Şimdi, tabii, bu öneriye baktığımda, aslında, bu Komisyonun bilgi toplumu olma yolunda bilişim sektöründeki gelişmeler olması gerekirken, Komisyonun kuruluşuna baktığımızda, bilişim konusuyla 17 kişilik milletvekili arkadaşların içerisinde sadece 3 kişinin ilgili olduğunu, diğerlerinin daha çok doktor ve sağlık sektöründen geldiğini bu Komisyonda gördük.

Aslında Komisyon “information technology” dediğimiz bir bilgi teknolojileri komisyonuydu. Türkiye’deki bilgi teknolojilerinin yapısıyla ilgili bir komisyon kurulmuştu. Tabii, bunun içinde İnternet de vardı. “Bilgi teknolojileri” deyince veya “bilgisayar” deyince tüm insanların aklına İnternet geliyor, bilgisayar dünyasının İnternet’ten ibaret olduğu düşünülüyor ama gerçek öyle değil. Maalesef “bilgi teknolojileri” diye adlandırılıyor bütün dünyada, bunun içerisinde donanım da var, yazılım da var, İnternet de var, ağların güvenliği de var, altyapısı da var, her şey var bunun içerisinde, çok geniş kapsamlı bir konu.

Şimdi, Komisyon üyelerine bakıldığında -biraz evvel dediğim gibi- 3 tane arkadaşım bu konuyla ilgiliydi. Diğerlerinin tümü başka sektörlerden, özellikle sağlık sektöründen gelince, bu İnternet Komisyonu başlangıç itibarıyla, sanki “İnternet’i nasıl yasaklarız, çocuklarımız nasıl bundan etkilenmez?” diye bir algı oluştu.

O gün şunu söylemiştim ben Komisyonda: Eğer çocuğunuz bir şeyi merak ediyorsa, evde bunu yasaklamışsanız İnternet kafeye gider. İnternet kafede bunu göremezse, yine İnternet kafede bu yasakla karşı karşıya kalırsa mutlaka ve mutlaka arkadaşının evinde bununla yüzleşir veya başka kanalları dener. Onun için de yasaklar, hiçbir toplumda çözüm olmamıştır.

Biraz evvel “Sansürcü anneyiz…” Tabii ki sansürcü… Çocuğumuzu kontrol edeceğiz, onun doğru işler yapması, iyi bir eğitim alması, ahlaklı bir insan olarak yetişmesi için katkı sunacağız ama bunu, İnternet’i ne kadar yasaklarsanız yasaklayın, mümkün değil mutlaka o merakını bir şekilde giderecektir. Onun için de İnternet ve suç olması dışında bu komisyonun bir bilişim teknolojileri komisyonu olması için gayret gösterdik. Sağ olsun, Komisyon Başkanımız gitmedi ama buradan teşekkür de etmek istiyorum, o da bu konuda çok gayret gösterdi, gerçekten de Türkiye'nin ihtiyacı olan, bugün için ihtiyacı olan bir rapor hazırlandı.

Ha, bu rapora belki on yıl sonra baktığınızda, on beş yıl sonra baktığınızda, o gün bu raporu okuyanlara belki de çok gülünç gelecektir. Teknoloji o kadar hızla ilerliyor ki raporun içeriğine baktıklarında “Ya, bunları mı konuşmuşlar o tarihte?” diyebilirler ama bugün itibarıyla bu raporun çok önemli olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum.

Şimdi, “komisyon ve raporlar” deyince aklımıza Soma Komisyonu Raporu geliyor veya Soma’dan önce 2010 yılında verilmiş olan madenlerle ilgili bir komisyon raporu geliyor, yine 2012’deki İnternet, bugünkü rapor geliyor.

Niye söylüyorum ben bunu? O gün madenlerdeki raporlar gerçeğe uygun bir şekilde incelenip ilgili bakanlıklar ilgili tedbirleri, önerileri yerine getirmiş olsaydı bugün Soma’da o kardeşlerimizi, emekçi kardeşlerimizi kaybetmemiş olacaktık.

Yine, 2012’de hazırladığımız bu İnternet raporunu Hükûmet yetkilileri okumuş olsaydı, biz 5561 sayılı Kanun’da değişiklik yapıp Türkiye’yi bilişim konusunda sansür ülkesi hâline getirmezdik. Ki, o tarihte yapılan değişiklik, Türkiye’yi Avrupa’da ve dünyada bir sansür ülkesi hâline getirmişti.

O kanun burada görüşülürken yine fikirlerimi ifade etmiştim, “Ne yaparsanız yapın, bunları yasaklayamayacaksınız.” demiştim. “İnternet’teki beş saniyelik, üç saniyelik, bir saniyelik bile bir görüntünün yer alması demek, artık onu tüm dünyayla paylaşmışsınız demektir. Bunu engelleyemezsiniz.” demiştim. Yine ısrarla “Engelleyeceğiz.”

Daha önce çıkan kanunda, içerik sağlayıcılara sadece mahkeme kararlarını gönderiyorlardı, engelleyemiyorlardı; şimdi servis sağlayıcılarla bunu yapmaya çalıştılar ama yine o servis sağlayıcılardan kurulması düşünülen sivil toplum örgütü devletin organlarına takıldı, istedikleri gibi tüzük hazırlanmadığı için bir türlü hayata geçirilemiyor.

Ama yine de engelleyemeyeceksiniz. Twitter’i yasakladınız, o gün Türkiye’de “tweet” rekoru kırıldı, belki de en çok “tweet” atıldığı gündü. YouTube’u yasakladınız, YouTube’u herkes kullandı, Twitter’ı herkes kullandı. Siz de kullandınız, ertesi gün siz de “tweet” atıyordunuz, Cumhurbaşkanı da “tweet” atıyordu, yasaklayan Bakan da veya yasaklayan kurum da “tweet” atıyordu. Bunu bir bulut gibi düşünün. Buluta nasıl bir kapı yapamazsanız, her tarafı açıksa İnternet dünyası böyle bir şey, mümkün değil yasaklamanız.

Şimdi, bilişim teknolojilerinin hayatımızdaki yerine bakınca, her şeyimizin artık bu yüzyılda bilişim teknolojileriyle ilgili olduğunu görüyoruz. Biraz evvel Ramazan Bey burada Google’ı anlatıyordu. Ama ondan önce şu Meclis 95 NT serverlar kullanıyor hâlen, yedek parçası yok, belki de çöktüğü zaman Meclis kullanılamayacak. Arkada Sayın Başkanın kullandığı panel bilişim teknolojilerinin bir eseri. Hayatımızın her alanı, evimizde kullandığımız her cihaz artık bir bilişim teknolojisinin eseri ve bugün getirdiği nokta. Onun için hayatımızın her alanında bunu görüyoruz, bu nedenle de Türkiye’yi bu çağa, bu gelişime hazırlamak zorundayız.

Tamam, hazırlayalım da şimdi Bakan geldi, burada anlattı, “Biz şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz.”, on iki yıllık iktidarından örnekler veriyor. Biliyor musunuz geniş banda en son geçen ülkeyiz dünyada? Bilmiyorsunuz değil mi? Evet, bunu o zamanki Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım açıkladı -tutanaklarda da var- geniş banda dünyada veya “Avrupa’da” diyeyim, “dünyada” demeyeyim çünkü çok az gelişmiş ülkeler de var, Avrupa’da en son geçen ülkelerden bir tanesiyiz. Bununla da övündü? Niçin? Avrupa’daki tüm o sıkıntılar giderilmişti ve Türkiye temiz bir geniş banda geçmişti, ifadeleri böyleydi. Onun için bilmediğiniz konuda fazla yorum yapmayın lütfen, çok rica ediyorum.

Yine, bilişimde sanki dünyayı fethetmişiz gibi bir algı yaratmayın. Aynı bu, hani havaya uydu fırlatıyorsunuz, “Yazılımını gerçekleştirdik, şu kadarı yerli.” diyorsunuz. İlgisi yok ve vatandaşa sorduğumuzda zannediyor ki uzayda 4 tane uydu var, bunun 2 tanesini Türkiye fırlatmış gibi düşünüyor. Aslında uzayda 987 tane uydu var. Somali’nin de Türkiye’nin fırlattığı benzer bir uydusu uzayda şu anda yörüngede var. Onun için de kimseyi kandırmak, aldatmak durumunda değilsiniz. Bunu doğru bir şekilde hem tartışacağız, konuşacağız ve gerçekleri birlikte söyleyeceğiz.

Türkiye’de bilişim sektöründe çözülmesi gereken birçok konu var. Bunlarda bilişim altyapısı asıl önemlisi ve bununla birlikte, yazılım, donanım ve güvenlikle birlikte çocuk istismarı gibi konuların konuşulması ve görüşülmesi gerekiyor, bu problemlerin çözülmesi gerekiyor ama getirmiş olduğunuz yasaklarla bunu çözme şansınız bulunmuyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bir şey öner, ne öneriyorsun?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Önerilerim var ama zaman yetmedi, 1 dakika 20 saniye var. O kadar çok şey var ki zaten atlıyorum.

Bir de Sayın Bakana buradan birkaç şey söylemek istiyorum. Bilişim teknolojileri konusunda FATİH Projesi’yle teknoloji ürettiğimizi söylüyor. Bakın, bu konuda dünya sıralamasına bakıldığında, AR-GE harcamalarında –sizin iktidarınız döneminden bahsediyorum- 2008’de yüzde 0,72 iken 2012’de 0,9. Eğer merak eden arkadaşlar varsa gelişmiş ülkelerde bilişim teknolojisiyle ilgili AR-GE harcamalarının ne kadar olduğu bu raporun içerisinde mevcut. Yine, yüksek teknoloji ürünleri ihracatının imalat sanayiindeki ürünlere oranı… Bakın, çok önemli, üretimden bahsediyoruz, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayiindeki ürünlerin oranında yıl 2010’da 64’üncü sıradayız dünyada. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gayrisafi millî hasıladaki payına baktığımızda, yüzde 3 seviyelerinde olduğumuzu görüyoruz.

Silikon vadisiyle de… Sayın Bakan Kocaeli’nde kuruyor silikon vadisini. Kocaeli milletvekili kendisi, ben de Kocaeli milletvekiliyim. Silikon vadisiyle ilgili şunu söylemek istiyorum: Facebook’u buraya getirmeniz, Google’ı buraya getirmeniz ya da Twitter’ı, Yandeks’i buraya getirmeniz Türkiye’de bu işin gelişeceği anlamına gelmez. Bilin ki bunları üretenler, Türkiye bütçesi kadar bütçeye sahip olan bu “tool”ları üretenler ya bir garajda üretmiştir ya da arkadaşlarıyla sohbette, iki oda yan yana konuşurken üretmiştir. Silikon vadisini buraya getirip bu insanları buraya taşıyarak 876 liraya asgari ücretle orada bizim vatandaşlarımızı bir data giricisi olarak çalıştırmanız, bu işte bizim gelişeceğimiz anlamına gelmiyor.

Hepinize teşekkür ediyor, bu raporda emeği geçenlere ayrıca teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akar.

Sayın milletvekilleri, Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu üzerindeki genel görüşmeler tamamlanmıştır.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.40

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Bu kısmın 2’nci sırasında yer alan, haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/74, 471, 472, 473, 474, 475)  esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 489 sıra sayılı Raporu üzerindeki genel görüşmeye başlıyoruz.

 

 

 

2- İzmir Milletvekili Rıza Mahmut Türmen ve 25 Milletvekilinin; MHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 Milletvekilinin; Ak Parti Grubu adına Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 Milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 Milletvekilinin ve BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/74, 471, 472, 473, 474, 475) (S. Sayısı: 489) 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Böylece, alınan karar gereğince, özel gündemde yer alan konuyu ve kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 25 Haziran 2014 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.44

 



(X) 381 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

    (10/108, 155, 156, 157, 158, 159, 160) esas numaralı  Meclis Araştırması Önergelerinin ön görüşmeleri 21/02/2002 tarihli 68‘inci Birleşimde yapılmıştır.