18 Haziran 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşimini açıyorum.

                                                        

                                                  YOKLAMA

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; Genel Kuruldaki uğultuyu hafifletirsek gündem dışı söz vereceğim arkadaşlarımıza.

Gündem dışı ilk söz, Bartın’ın Amasra ilçesinde kurulması planlanan termik santral projesi hakkında söz isteyen Bartın Milletvekili Sayın Muhammet Rıza Yalçınkaya’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Yalçınkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Bartın ilimizin çok önemli bir sorunu olan, Amasra’ya kurulması düşünülen termik santralle ilgili, bir kez daha bu konuyu gündeme getirmek için gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, “Burası neresi?” diye sorarsanız, burası Bartın ilinin Amasra ilçesi. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet, Amasra’yı Cenevizlilerden almak için sefere gittiğinde, Amasra’yı ilk gördüğünde “Lala, Lala, çeşm-i cihan bu mu ola?” diyerek dünyanın gözü niteliğindeki bir güzelliğe hayran kaldığını belirtmiştir. 3 bin yıllık tarihî geçmişi ve doğal güzellikleriyle Bartın’ın göz bebeği, Karadeniz’in incisi Amasra’ya termik santral kurulmak isteniyor ve gerçekten, ülkemizin çok önemli bir turizm cazibe merkezi olan Amasra, kurulacak olan termik santralle ortadan yok edilmek isteniyor, Amasra’ya kıyılmak isteniyor, Amasra’ya karşı bir cinayet işleniyor. Dolayısıyla -bugünkü konuşmamdaki ana tema- Amasra’ya kurulacak bu termik santralin kurulmaması konusunda sizlerin desteğini ve katkınızı istemek için karşınızda bulunuyorum. Yapılan usulsüzlükler var, yapılan hatalar var, yapılan yanlışlıklar var, bu yanlışlıklardan bir an önce dönülmesi gerektiği hususunda ilgililere buradan seslenmek istiyorum.

Son olarak geldiğimiz noktada, projeyi hazırlayan Hema Endüstri Anonim Şirketinin ÇED başvuru dosyaları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2009, 2010, 2013 yıllarında 1/100.000 ölçekli              Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Çevre Düzeni Planı’na aykırı olduğu gerekçesiyle iade edilmesine rağmen, 8 Mayıs 2014 tarihinde yapılan son inceleme ve değerlendirme komisyon toplantısında ÇED süreci nihai hâle getirilmiştir. ÇED raporunun nihai olarak kabul edilip inceleme ve değerlendirme sürecinin sona erdiğine ilişkin karar ise, 10 Haziran 2014 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İnternet sitesinde yayınlanmış ve on günlük itiraz süreci başlatılmıştır. Bu sürecin bu güne gelmesi, gerçekten, 1/100.000’lik çevre düzeni planına göre imkânsız olması gerekirken maalesef Bakanlık kendi yaptırdığı plana saygı duymayarak, daha önce almış olduğu kararları hiçe sayarak Amasra’ya termik santral kurulma konusunda ısrarla bu aşamayı bitirme noktasına gelmiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Amasra için yaptırmış olduğu 1/100.000’lik çevre düzeni planında, Amasra’nın mutlak korunması gereken bir alan olduğu, tarihî ve arkeolojik değerleri açısından, turizm için önemli bir merkez hâline getirmek için, sürekli kalkınma planlarıyla turizm anlamında hedefe doğru getirilmesi gerektiğini dile getiren plan hükümlerini bu planı yaptırırken içerisine koymuştur ama maalesef, maalesef Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Amasra için yaptırmış olduğu bu planları geçersiz sayıp, Amasra’da termik santral kurulmaması konusunda açık ve net hüküm olmasına rağmen, usulsüz ve hukuksuz bir şekilde Amasra’ya termik santral kurma girişimlerine hızlı bir şekilde devam etmektedir.

Amasra ve Bartın halkı termik santral konusunda büyük bir direniş, büyük bir mücadele göstermektedir. Amasra ve Bartın halkı 1/100.000’lik çevre düzeni planına uyulması gerektiğini dile getirmektedir ve bunun için 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Amasra halkı el ele bir zincir oluşturarak Amasra’ya termik santral kurulmaması konusunda tepkilerini dile getirmiştir. Şimdi de 30 bin itiraz dilekçesiyle Çevre Bakanlığına başvurmak üzeredir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, Amasra’ya termik santral kurulması konusunda, lütfen, bir kez daha alınan kararların gözden geçirilmesini temenni ediyorum ve sizleri Amasra’ya davet ediyorum. Amasra’nın balığını yemeye, Amasra’nın salatasını yemeye, Amasra’nın ballı cevizli manda yoğurdunu yemeye davet ediyorum. Amasra’nın güzelliklerini görmeye davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçınkaya.

Yalnız, bir şey soracağım: Şimdi herkesi davet ettiniz. Toplanıp gelirsek siz ödeyecek misiniz?

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Biz öderiz, bakarız.

BAŞKAN – Tamam, peki.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ben öderim Başkanım, ben öderim.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) - Amasra halkı olarak bakarız.

BAŞKAN – Ya, o zaman siz de dâhilsiniz, peki, tamam. Sayın Yalçınkaya, Sayın Tunç’un davetlisisiniz.

Gündem dışı ikinci söz, tarım arazileri ile meyve ve sebze bahçelerine doğal afetlerin verdiği zararlar hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçimizin tarım arazilerini, meyve ve sebze bahçelerini vuran doğal afetlerle ilgili gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, Irak'ta yaşanan gelişmelerden kısaca bahsetmek istiyorum. Türkmeneli'nden gelen haberler Türk milletinin yüreğini dağlamaktadır. Türkmenler göz göre göre soykırıma maruz kalmaktadır. Maalesef dünya bunu seyretmektedir, en kötüsü de AKP iktidarı bunu seyretmektedir. Yıllardır kurusıkı atan Başbakan nerededir? Türkiye'nin toprakları işgal edilmiş, bayrağı indirilmiş, insanları rehin alınmıştır. Tereyağından kıl çekmekle uğraşan Başbakan, IŞİD'e “terörist” bile diyememiş, dememiştir. Türkmenler, vicdansızca, alçakça canından olurken, Başbakan ve Hükûmet  suya sabuna dokunmayan açıklamalarla oyalanmaktadır.

Türkmenler Türk milleti için onur, şeref ve namus meselesidir. Kerkük'ün, Musul'un, Telafer'in, Tusurmatu’nun güvenliği Türkiye'nin güvenliğidir, Türkmeneli güvensiz olursa Türkiye güvensiz olur. AKP Hükûmeti Türkmeneli'nin imdat çağrısını karşılıksız bırakmamalıdır, Türk askeri bugünler için vardır. Başbakan ve Hükûmeti kararlı bir tutum izlemeli, korkak, aciz, sünepe ve pısırık politikaları derhâl terk etmelidir. Türkiye'nin fiilî askeri gücüne de dayanan etkili bir caydırıcılık stratejisini tümüyle hayata geçirmelidir

Değerli milletvekilleri, ekim ayından mayıs ayına kadar yaşanan kuraklığın ardından, son aylarda arka arkaya meydana gelen don, aşırı yağış, dolu ve sel afetlerinden üreticilerimiz büyük zarar görmüştür. Çiftçimiz uzun yıllardır karşılaşmadığı boyutta doğal afetlere maruz kalmıştır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği tarafından hazırlanan rapora göre, doğal afetlerin oluşturduğu zarar, illere göre farklılık göstermekle birlikte, fındık, kayısı, elma, çay ve kivide yüzde 20 ile yüzde 100, buğdayda ise yüzde 50 düzeyindedir.

Türkiye’nin en büyük buğday üreticisi konumunda bulunan ve geçen yıl 2 milyon 292 bin ton üretim yapılan Konya'da, bu yıl üretimin yüzde 40 kayıpla 1 milyon 375 bin tona gerilemesi öngörülmektedir. Tarım kesiminde çalışan milyonlarca vatandaşımızın feryatları dalga dalga yükselmektedir. Çitçilerimiz çaresiz kalmış, devletinden bir yardım eli uzatılmasını beklemektedir. Çiftçimizin kaderine terk edilmemesi; tarıma dayalı, tarıma yönelik acilen bir destek paketi uygulamaya konulması konusunda verdiğim soru önergesine Tarım Bakanınca daha geçen hafta verilen 6 Haziran 2014 tarihli cevapta, tarım sektörünün iyi durumda olduğundan bahsedilmekte ve 2014 yılı ilkbahar döneminde görülen yağışların tarımsal üretimimize önemli katkı sağladığı söylenmektedir. Tarım Bakanı, bu cevapla tarımdan bihaber olduğunu ve çiftçinin sorunlarına kayıtsız ve duyarsız kaldığını açıkça ortaya koymuştur.

Ürettiği ürünü değerinde satamayan ve başta mazot ve gübre olmak üzere tarımsal girdilere gelen yüksek zamlarla beli bükülen, bankalara olan kredi borçları katlanarak artan çiftçimiz, şimdi de kuraklık, don, dolu, sel ve taşkın felaketi nedeniyle perişan durumdadır. Ancak AKP Hükûmeti, ne çiftçinin ne de Türk tarımının durumunu dert edinmektedir. AKP Hükûmeti çiftçi ve köylüye destek vermek yerine köstek olmaktadır. Nitekim, çiftçimiz elektrik borçlarına kolaylık getirilmesini beklerken, AKP Hükûmeti tam tersine elektrik borcu nedeniyle tarımsal desteklerin verilmemesini kararlaştırmıştır. Hükûmet bu süreçte, yine ithalata sarılmış, Toprak Mahsulleri Ofisine sıfır gümrükle buğday, arpa, pirinç, mısır ithal görevi vermiştir. Hükûmet, “Çiftçinin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarını bir yıl erteledik.” diyor. Hâlbuki ürünleri, hayvan varlıkları, tesis veya seraları en az yüzde 30 oranında zarar gören çiftçilerin borçları yüzde 3 faizle ertelenmektedir. Doğal afetten dolayı elde avuçta bir şeyi kalmayan çiftçilerin borçlarına hâlâ faiz yükü bindirmek insafsızlıktır.

Hükûmet, mağduriyet yaşayan üreticilerimize muhakkak yardım eli uzatarak, şefkat ve iyi niyetini göstermelidir, ancak Hükûmet tarafından Meclise sevk edilen ve “Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı af yasası” diye adlandırılan torba tasarıda çiftçimizin sorunları niye görmezden gelinmiştir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.18

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Günden dışı üçüncü söz Muş’un sorunları hakkında söz isteyen Muş Milletvekili Sayın Faruk Işık’a aittir.

Buyurunuz Sayın Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

FARUK IŞIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

20’inci yüzyılın tüm dünyada estirdiği “ulus devlet” anlayışı birbirinden farklı birçok coğrafyada olduğu gibi bize de çok büyük acılar yaşatmıştır. İnsan fıtratına ters, ceberutluğa ulaşmış otoriter devlet anlayışı toplumun her kesiminde maalesef derin izler bırakmıştır. Ülkemin her rengi, her bölgesi ve her ırkı, kavmi bunu en acı şekilde yaşamıştır. Fakat, bu acılar Vekili bulunduğum coğrafyada farklı aktörlerin devreye girmesiyle çok daha acı bir hâl almıştır. En yanık ağıtlar, en ağır trajediler, en insafsız muameleler, faili meçhuller, hukuka hasret mahkemeler, işkenceler, yasaklar, inkârlar, asimilasyonlar ve daha nicesi bölgemize koca bir cehennem yaşatmıştır. Çok şükür ki AK PARTİ’nin kurulduğu 14 Ağustos 2001 tarihi, ülkem için, milletim için, fakirliğin, geri kalmışlığın, güvensizliğin, cesaretsizliğin, kinin, nefretin, asimilasyonun ve ötekileştirmenin son bulduğu tarih olmuştur.

Şimdi, bu bahsettiğim tarihin Muş’ta nasıl hissedildiğini anlatmak istiyorum. Devasa büyüklüğe sahip, cennet gibi mümbit ovasıyla, kıvrım kıvrım akan Murat ve Karasu Irmaklarıyla, ağustos ayında bile üzerinde kar bulunduran Kürtik Dağı’yla, hepsinden önemlisi Türklerin ve Kürtlerin birlikte neler yapabileceklerini tüm dünyaya haykırdıkları Malazgirt’in şirin ve güzel Muş’undan bahsetmek istiyorum.

Muş ilimiz, son on yılda hemen hemen her alanda fiziki altyapı eksikliklerini hızla tamamlayan, eğitim, sağlık, ulaşım, çevre ve sosyal donanımlarıyla gerçek bir şehir hüviyetine her geçen gün biraz daha bürünen bir süreci yaşıyor. Bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte öyle inanıyorum ki şimdiye kadar maruz kaldığı kayıplarını hem de fazlasıyla telafi etme imkânı bulacaktır. Nitekim, AK PARTİ iktidarları döneminde kaydedilen başarılarla cumhuriyet tarihi boyunca açık ara önde olduğu net olarak görülmektedir. Bu süreçte, özellikle son üç yılda yaklaşık 800 milyon TL yatırımın Muş’a aktarıldığını rahatlıkla ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunların yanı sıra ülkem, bölgem ve şehrim için belki de en önemli yatırım, en önemli proje çözüm ve barış projesidir. Şöyle ki, son otuz yılda batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine, Kürt’ünden, Türk’ünden, Arap’ından, Laz’ından, Çerkez’ine on binlerce çocuğumuzu, gencecik bedenleri toprağa verdik. Kısacası, binlerce yıllık müşterek tarihimize, bizi hem neseben hem de dinen kardeş kılmış dinimize, ortak yaşam kültürümüze rağmen her birimizi yekdiğerinin katili veya maktulü kılmış kahrolası bir zaman mağarasından geçtik ama adını “çözüm veya barış süreci” koyduğumuz yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Öyle ise gelin, hiçbir siyasi kaygı ve çıkar, istismar ve önyargıya izin vermeksizin bu tarihî fırsatı akıl, vicdan ve hakikat ışığında değerlendirip gerek bölgesel gerek küresel çapta daha itibarlı bir gelecek inşa edelim.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimizin başladığı çözüm süreci üzerinden tam on dokuz ay geçti. Tam on dokuz aydır bu meseleden dolayı hiçbir genç hayatını kaybetmedi, hiçbir anne gözyaşı dökmedi, hiçbir çocuk yetim kalmadı. Bu sürecin en büyük kazanımı budur. Dün yaşayan gençlerin bugün de yaşayabilmesi, bugün hayatta olan gençlerimizin yarın da hayatta tutabilmektir. Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç barış müzakerelerinden sonra attığı imzada bir gazeteciye verdiği mülakatta şunu söyler: “Bu imza, şüphesiz, Bosna için fevkalade bir anlaşma ima etmez ama eğer bu imzayı o an atmamış olsaydım bugün hayatta olan birçok Boşnak şu an toprak altında olurdu, birçoğu da açlıktan ölmüştü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK IŞIK (Devamla) – En azından, şu an Boşnaklar yaşıyor ve Bosna davamız sürüyor.

Çok değil, çözüm süreci bir yıl önce başlamış olsaydı bugün toprağın altında olan binlerce gencimiz hayatta olmuş olacaktı.

Değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık, bitti.

FARUK IŞIK (Devamla) - Bir saniye efendim.

BAŞKAN – Yok, bir saniyemiz yok ki. Siz konuşursunuz ayrı, ona bir şey diyemem.

FARUK IŞIK (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ne çok da alkış aldınız.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sen de en önemli şeyi en sona bırakmasaydın yani.

BAŞKAN – Hiç!

Evet, on arkadaşımıza pek kısa söz vereceğim.

Sayın Yeniçeri…

 

 

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

PKK yirmi dört gündür Diyarbakır-Bingöl yolunu kapatacak, eşkıya yollara hendek açacak, köprüler tahrip edecek, kimlik kontrolü yapacak ve siz seyredeceksiniz. PKK yirmi dört gün sonra insafa gelip yol kesmeye son verecek, yola 100 metre mesafede çadırların içerisinde hazır bekleyecek ve siz Hükûmet olduğunuzu ve egemen olduğunuzu iddia edeceksiniz. Ortada iktidar yok, yol açan, yol kapatan terör örgütü var. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk milletinin egemenlik hakkını PKK’nın kullanmasına izin vermekten suçlusunuz. Türkiye’de fiilen iki otorite yaratmış durumdasınız. Türk halkının can ve mal güvenliğini sağlamaktan aciz bir iktidar olarak tarihteki yerinizi aldınız. Devleti ve milleti aciz ve çaresiz bıraktınız. Gezi’de şahin, Kandil’de güvercin oldunuz. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehlikeye attınız. Hükûmetsiniz, hükmedemiyorsunuz; iktidarsınız, muktedir değilsiniz. Halkla değil PKK’yla birliktesiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Havutça…

 

 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir Susurluk’ta 2009 yılından 2012 yılına kadar Cumhuriyet Halk Partisi belediyeyi yönetti ve çalışanlar barış içerisinde, kardeşçe, hiçbir ayrım gözetmeksizin büyük bir iş barışıyla çalıştılar.

30 Mart seçimlerinden sonra CHP’den AKP’ye geçen Susurluk Belediyesinde yeni gelen belediye yönetimi derhâl, sendikasız çalışmayı kabul etmeyen 80 işçimizi kapının önüne koydu. Bugün, Susurluk’ta şu anda belediyenin önünde 80 işçi kardeşimiz hakları için mücadele ediyorlar.

Sayın Bakan, işçi kıyımı sadece Soma’da olmuyor. Bakın, Soma’da katliamdan sonra 301 yurttaşımızla, hayatını kaybeden yurttaşlarımızla ilgili bugün büyük bir mücadele yürütüyoruz ama işçi kıyımı sadece madenlerde değil, AKP’nin iktidar olduğu her alanda işçi kıyımları var. Bakın, bugün Susurluk’ta 80 işçi kardeşimiz işini, aşını, ekmeğini, çocuklarının ekmek parasını kaybetti. Bu ızdırabı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru…

 

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Irak Türkmenlerine yapılan terör saldırılarını şiddetle kınıyorum. Irak’taki hainlere, katillere karşı topraklarını, namuslarını korumaya çalışan Irak Türklerini saygıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinden selamlıyorum, onların yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum.

Ayrıca, Tokat ili son on beş yıldan beri “Kırım Kongo kanamalı hastalığı” denilen, kene ısırmasından bulaşan bir hastalıktan dolayı çok büyük bir tehlike altındadır. Yaklaşık 50 kişi bu hastalıktan vefat etmiş, 100’lerce insan da hastanede yatarak tedavi görmüştür. Ancak, halk bu hastalıktan dolayı büyük tedirginlik yaşamaktadır. Bu yıl da 9 kişi hastalıktan ölmüştür. Köylü, çiftçi, tarlasına, bahçesine giderken büyük tedirginlik yaşamaktadır. Sağlık Bakanlığı acil olarak, başta Tokat ili olmak üzere, bu hastalığın olduğu illeri karantinaya almalı, başta aşı olmak üzere de koruyucu hekimlik noktasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

 

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sizin aracılığınızla İçişleri Bakanına sormak istiyorum. Daha önce -ben il özel idaresinden emekli olmuş bir mühendisim- il özel idaresi mülkiyetinde bulunan taşınmazlarla ilgili soru sordum. Kurumun, zannediyorum, bununla ilgili hazırlıklarına rağmen Sayın İçişleri Bakanı bize “Efendim, oluşturulan Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu kararı doğrultusunda, ilgisine göre kurum ve kuruluşlara paylaştırılarak devredilmiş.” diye çok kısa bir cevap yazıyor. Buradan İçişleri Bakanını kınıyorum ve İçişleri Bakanı, milletvekillerine bu şekilde olabilmesi için bürokrat olarak özellikle mi seçildi, onu da sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

 

 

ALİ HALAMAN (Adana) Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, son zamanlarda, özellikle Adana bölgesinde siyasi bir huzursuzluk var. Dolayısıyla, ticari huzursuzluk da var. Portakal döneminin, narenciye döneminin piyasası oluşmadı, iyi gitmedi, narenciye aşağıda kaldı. Buğday hasat oldu, iklim şartlarından mütevellit o da iyi olmadı.

Şimdi, gündeme ayçiçeği geliyor, karpuz geldi. Şu siyaseti temsil eden, bu işle ilgili olan Sayın  Bakanımız hiç olmazsa şu ayçiçeğiyle ilgili bir şey söylesin yani bunların tanzimi noktasında biraz alakadar olsunlar.

Ben teşekkür ederim, bunu söylemek istedim.

BAŞKAN – Sayın  Kaplan…

 

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın  Başkan.

Irak’ta konsolosluğumuza yapılan hain saldırıdan yaklaşık bir hafta geçti, bugün sekizinci gün. Konsolosluğumuzla beraber Irak’ta yaşanan hadiseler ortada. Yaklaşık 100’ün üzerinde vatandaşımız tutsak ve rehin. Ancak, Hükûmetin hiçbir yetkilisinden, özellikle Sayın  Dışişleri Bakanından bir tek ses çıkmıyor. Ses çıkmadığı gibi Türkiye’de “Biz bunu çözeceğiz.” deyip, medyayı susturup yasaklayan anlayış, Türkiye Büyük Millet Meclisinde -ne yazıktır ki- milletvekillerine de hâlâ bir bilgi vermiş değil. Vatandaşlarımızla ilgili ne önlem aldıklarını merak ediyorum. Sayın  Hükûmet yetkililerinden, şu anda Hükûmet saflarından bulunan Sayın  Bakanımdan açıklama bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın  Öğüt…

 

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul)  – Teşekkür ederim Sayın  Başkanım.

İstanbul’da 2 bin dönümlük 71 taşınmazın özelleştirilecek olmasıyla ilgili tebliğin 8 Mayısta yürürlüğe girmesi büyük ve haklı tepkilere neden olmuştur. Özelleştirilecek yerler arasında sit ve arkeolojik alanlar, dere yatakları, yollar, yeşil alanlar, askerî bölgeler bulunmaktadır. Özellikle, Erenköy’deki Tarım İl Müdürlüğü binası ve arazinin özelleştirilme kapsamına alınması büyük bir vurgundur. Burası bölgenin en büyük yeşil alanıdır ve satışı hâlinde bu alan yapılaşmaya açılacaktır. Daha önceleri de araziyi imara açmak adına birçok adım atılmış ancak hukuken engellenmiştir. Kaldı ki Hükûmetin başı 2009 seçimleri öncesi Kadıköy’de yeşil alanların kalmadığını söylemiş, söz konusu arazinin yeşil alan yapacağını duyurmuştur.

Sata sata nefes alınacak alan bırakılmayan İstanbul’da, Erenköy’deki araziye göz dikilmesinin sebebi nedir? İlaveten, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Üsküdar’da devreye soktuğu yeni imar planı da büyük bir talandır. Acıbadem’deki tek parkın yapılaşmaya açılması Burhaniye-Altunizade arasındaki yeşil alanların…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

 

 

 

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Güneydeki iki komşu devlet, Irak ve Suriye’nin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu kanlı bir süreç yaşanmaktadır. IŞİD, Musul’u ele geçirmesinin ardından ilerleyişini sürdürmektedir. Sayıları 3 milyonu aşan Türkmenler başta olmak üzere, bölgedeki milyonlarca masum Müslüman ahalinin mezheplere dayalı radikal örgütler ve barbar IŞİD terör örgütünün insafına terk edilmesi karşısında, “Gücümüzü test etmeyin.” demekten öteye gidemeyen Dışişleri Bakanını ve Hükûmeti istifaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

 

 

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan; Işıtan Önder, İzmit Gazi Anadolu Lisesinden birincilikle mezun olmuş ve mezuniyet kürsüsünde yaptığı konuşmanın son kısmında kendisi gibi öğrenci olan, öğrenim hakları katiller tarafından ellerinden alınan, 15 yaşındaki Berkin Elvan ve Eşkişehir’de yaşam hakkı elinden alınan Ali İsmail Korkmaz’ın Gezi eylemleri sırasında öldürülmelerine vurgu yaparak, anayasal hakkı olan ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle mezuniyet töreninden sonra okul yönetimi tarafından disiplin kuruluna sevk edilmiş ve okul birinciliği elinden alınmıştır. Ortaöğretim Kurumları Ödül ve Disiplin Yönetmeliği’nin 163, 164, 165 ve 166’ncı maddelerinde olmamasına rağmen, bu öğrencimize bu cezayı veren tüm korkakları kınıyorum.

Işıtan Önder’i ve böyle özgürce düşüncelerini ifade eden bir evlat yetiştirdikleri için de ailesini tebrik ediyorum. Belki…

BAŞKAN – Sayın Susam…

 

 

 

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) Sayın Başkanım, aracılığınızla Tarım Bakanına bir soru sormak istiyorum. Tarım arazileri doğal afetler nedeniyle çok ciddi zararlar gördü, köylümüzün ürünleri ya daha oluşmadan ya oluşmuş aşamada dolu ve diğer felaketler nedeniyle zarar gördü. Bu zararın telafi edilmesi konusunda Hükûmetin tavrı, TARSİM sigortası olanların borcunun ertelenmesi dışında hiçbir alternatif gösterilmemiştir. Bu anlamıyla da köylü çaresiz; ürününü elde edip parasını alamadığı gibi, ürününde doğal zararı telafi etme noktasında da bir şey yapamamaktadır. Çok acilen -burada bulunan Değerli Kalkınma Bakanına da söylemek istiyorum- köylünün, çiftçinin bu doğal afetten gördüğü zararı giderme noktasında Bakanlar Kurulunun önlem almasına, köylünün üretimden kaynaklanan zararlarının giderilmesi için destek verilmesine, sadece…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – …borçlarının değil, üretim yapabilmesi için yeni desteklere ihtiyaçları olduğunu sizlere hatırlatıyorum. Sizleri göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

2’nci sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

 

 

21/6/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) Yayınlama Özgürlüğü Raporu’na (Haziran 2011-Haziran 2012) göre muhalif düşüncelere sahip oldukları ve bunları sözlü veya yazılı ifade ettikleri için hapse düşen düşünür sayısında ciddi artış vardır. Rapora göre, 2011 yılında pek çok yazar, çevirmen ve çizer, eserlerinden ve çalışmalarından dolayı yargılanmış, yayıncıların yayınlama haklarına yönelik engelleyici karar ve uygulamalarla karşı karşıya kalmıştır.

BİA Gözlem Raporu’na göre ülkemizde mart sonu itibarıyla 100 gazeteci, 35 dağıtımcı tutukludur. Mart 2011 Ahmet Şık'ın “İmamın Ordusu” kitabının taslağına el konulmuş ve toplatılmıştır. Aralık ayında ise Harun Gürek'in “Belediye İhale Dalavereleri” kitabı toplatılmıştır. Ocak 2012'den itibaren Musa Anter'in Aram Yayınlarından çıkan kitaplarına yasak gelmiştir. Zülfü Livaneli'nin “Engereğin Gözündeki Kamaşma” kitabının çizgi roman versiyonunu hazırlayan Destek Yayınevinin kitabının kapağı müstehcen bulunduğu için İstanbul metrosuna asılmasına izin verilmemiştir. Sansürlenen kapak sonrasında afişler metroya asılmıştır.

TYB raporuna göre Aydınlık dergisinden Deniz Yıldırım, Cumhuriyet gazetesinden İlhan Taşçı, Hürriyet gazetesinden Ali Dağlar, Radikal gazetesinden İsmail Saymaz ve Hanefi Avcı yazdıkları kitaplar yüzünden, Metis Yayınevi yayınladığı ajanda yüzünden, Penguen dergisinden Bahadır Baruter çizdiği karikatür yüzünden, Do Yayınevi yayınladığı kitaplar yüzünden davalık olmuşlardır.

Chuck Palahniuk'un Ölüm Pornosu kitabını yayınlayan Ayrıntı Yayınlarına ve çevirmenine, William S. Burroughs'un Yumuşak Makine kitabını yayınlayan İrfan Sancı ve çevirmenine müstehcenlik yüzünden dava açılmıştır. Dünyaca ünlü iki yazar ve kitaplarının edebi eser olup olmadığı ve çevirisinin doğru yapılıp yapılmadığı üzerine dava devam etmektedir.

Yine rapora göre, Ankara'da öğrencilerine Mina Urgan'ın Bir Dinazorun Anıları kitabını öneren öğretmene soruşturma açılmıştır.

Rapor, birçok davada kitapların suç delili olarak dava dosyalarına girdiğini de ortaya koymaktadır. Ülkemizde yasak olmayan yüzlerce kitap iddianamelerde suç delili ve örgüt üyeliğinin kanıtı olarak yer almıştır.

Cezaevlerinde ise durum daha da vahimdir. Cezaevlerine, yasak olmayan, piyasada satılan birçok kitabın girişi mevzuata aykırı olarak yasaktır. Tutuklu ve hükümlülerin okuma özgürlükleri yoktur.

AKP, iktidara geldiği günden beri, yazarlar, çizerler, yayıncılar, basın mensupları üzerinde yoğun bir baskı kurmuştur. Düşünen ve bunu ifade eden bireyler davalarla korkutulmaktadır. Bu durum düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engelin mevcut iktidar olduğunun kanıtıdır. AKP iktidarında kitaplar yasaklanmış, toplatılmış; yayıncılar, gazeteciler, yazarlar, düşüncelerini açıklayan aydınlar hapse atılmış; gazeteler, İnternet siteleri kapatılmıştır. Yaşananlar AKP iktidarının muhalif hiçbir sese tahammülü olmadığının kanıtıdır.

Düşünce, ifade ve yayınlama özgürlüğünün önündeki sorunların tespit edilmesi ve bu sorunların çözümlenmesi amacı ile Anayasa’mızın 98’inci maddesi, İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Turgut Dibek                                                            (Kırklareli)

2) Ahmet İhsan Kalkavan                                               (Samsun)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                          (İstanbul)

4) Sedef Küçük                                                             (İstanbul)

5) Kamer Genç                                                             (Tunceli)

6) Ali Sarıbaş                                                               (Çanakkale)

7) Mehmet Hilal Kaplan                                                 (Kocaeli)

8) Ramazan Kerim Özkan                                              (Burdur)

9) İhsan Özkes                                                             (İstanbul)

10) Muhammet Rıza Yalçınkaya                                     (Bartın)

11) Mehmet Şeker                                                         (Gaziantep)

12) Candan Yüceer                                                       (Tekirdağ)

13) Sakine Öz                                                               (Manisa)

14) Mehmet Ali Susam                                                  (İzmir)

15) Mehmet S. Kesimoğlu                                              (Kırklareli)

16) Hasan Ören                                                            (Manisa)

17) İlhan Demiröz                                                         (Bursa)

18) Ali Haydar Öner                                                      (Isparta)

19) Ali Özgündüz                                                          (İstanbul)

20) Durdu Özbolat                                                        (Kahramanmaraş)

21) Ali Rıza Öztürk                                                        (Mersin)

22) Aylin Nazlıaka                                                        (Ankara)

23) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                            (İstanbul)

24) Ali İhsan Köktürk                                                    (Zonguldak)

25) Celal Dinçer                                                           (İstanbul)

26) Malik Ecder Özdemir                                               (Sivas)

27) Vahap Seçer                                                           (Mersin)

28) Hülya Güven                                                           (İzmir)

29) Ayşe Nedret Akova                                                  (Balıkesir)

30) Mahmut Tanal                                                         (İstanbul)

31) Hurşit Güneş                                                          (Kocaeli)

32) Haluk Ahmet Gümüş                                                (Balıkesir)

33) Bülent Tezcan                                                         (Aydın)

34) Ensar Öğüt                                                                 (Ardahan)

 

 

(x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’de yaklaşık 2 milyon, dünya genelinde ise 200 milyondan fazla çocuk işçi bulunduğu bilinmektedir. Türkiye’de küçük ölçekli iş yerlerinde kayıt dışı çalışan çocuklar göz önünde bulundurulduğunda ortaya büyük sayısal veriler çıkmaktadır. Çocuk işçiliği emek sömürüsünün en kötü hâli olmakla beraber, milyonlarca çocuk, ruhsal, psikolojik, duygusal, fiziksel olarak sömürülmektedir. Ekonomik krizin, Türkiye’de çocuk işçiliğinin artışına neden olması yüksek bir ihtimaldir. Hükûmetin uyguladığı 4+4+4 diye adlandırılan kanun değişikliği sonucu oluşan yeni eğitim politikasıyla bu oranların daha da yükseleceği aşikârdır. Bu nedenle oluşan bu sorunların tespiti ve çözüm yollarının bulunması için Anayasa’nın 98’inci; TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Celal Dinçer                                                                (İstanbul)

2) Ensar Öğüt                                                                   (Ardahan)

3) Ramazan Kerim Özkan                                                  (Burdur)

4) Mehmet Hilal Kaplan                                                    (Kocaeli)

5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                             (İstanbul)

6) İhsan Özkes                                                                 (İstanbul)

7) Mehmet S. Kesimoğlu                                                   (Kırklareli)

8) Candan Yüceer                                                             (Tekirdağ)

9) Ali Özgündüz                                                               (İstanbul)

10) Mehmet Şeker                                                            (Gaziantep)

11) Hasan Ören                                                                (Manisa)

12) İlhan Demiröz                                                            (Bursa)

13) Hülya Güven                                                              (İzmir)

14) Sakine Öz                                                                  (Manisa)

15) Ali Haydar Öner                                                          (Isparta)

16) Durdu Özbolat                                                            (Kahramanmaraş)

17) Muhammet Rıza Yalçınkaya                                         (Bartın)

18) Ali Rıza Öztürk                                                           (Mersin)

19) Aylin Nazlıaka                                                            (Ankara)

20) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                                (İstanbul)

21) Ali İhsan Köktürk                                                        (Zonguldak)

22) Malik Ecder Özdemir                                                   (Sivas)

23) Vahap Seçer                                                              (Mersin)

24) Ayşe Nedret Akova                                                     (Balıkesir)

25) Mahmut Tanal                                                            (İstanbul)

26) Hurşit Güneş                                                              (Kocaeli)

27) Haluk Ahmet Gümüş                                                   (Balıkesir)

28) Bülent Tezcan                                                            (Aydın)

29) Hasan Akgöl                                                               (Hatay)

30) Ahmet İhsan Kalkavan                                                (Samsun)

Özet Gerekçe:

BM'ye bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) "Çocuk İşçiliğinde Sona Doğru Ulaşılabilir Bir Hedef” raporunda, 2000-2006 yılları arasındaki 6 yıllık dönemde, 246 milyon olan çalışan çocuk sayısının 216 milyona düştüğüne dair verilere yer verilmiştir.

Çocuk işçiliği, dünya gündeminde en üst sırada yer alması gereken ve acil çözüm bekleyen en önemli sorundur. Dünyanın çeşitli yerlerinde, milyonlarca çocuk, fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal, eğitsel ve kültürel gelişimlerine zarar veren ve ulusal yasalarla uluslararası standartlara uygun olmayan koşullarda çalışmaktadır.

Konuyu dünya çapında ele alan Uluslararası Çalışma örgütü (ILO), 1992-1993 yıllarından itibaren "Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı" (IPEC) adında, çalışan çocukları korumayı, çocuk işçiliği sorunuyla mücadeleyi ve bu soruna son vermeyi amaçlayan bir çalışma programı oluşturmuştur. IPEC'in uzun vadedeki hedefi çocuk işçiliğine son verilmesini sağlamak iken, kısa ve orta vadede ise çocukların korunması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini hedef almakta, ayrıca belirli aralıklarla, dünyadaki çocuk işgücünün genel durumuna yönelik araştırmalar yaparak veriler yayınlamaktadır. ILO katkısıyla Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen Ekim 1999 Çocuk İşgücü Anketi temel göstergelerine bakıldığında Türkiye genelinde 6-17 yaş grubu arasında bulunan 16.088.000 çocuğun içerisinde ekonomik faaliyette bulunanların oranı yüzde 10,2 (1.635.000 kişi) olarak tahmin edilmiştir. Zaman içinde çocuk işçi sayısının düşüş göstermesinde etkili olan en önemli faktörlerden biri de 8 yıllık zorunlu eğitimin uygulamaya geçirilmiş olmasıdır. Bu faktör çocuk işçiliğine bir çözüm sunmamakta, sadece ertelemeyi getirmekte, Hükümetin uygulamaya koyduğu 4+4+4 eğitim sisteminin ise çocuk işçi sayısını tekrar arttıracağı endişesini öne çıkarmaktadır. Çocukların çalıştırılması sorununun ortadan kaldırılması gibi çok yönlü bir konuda kalıcı çözümler elde edebilmek, ancak sorunun ulusal politika haline getirilmesi ve ilgili tüm kurum ve kuruluşların katılımlarının sağlanması ile mümkündür. Dünya çapında yürütülen çalışmaların yanı sıra, ulusal bazda da çözüm önerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. İş teftiş kurullarıyla birlikte ilgili bakanlıklar, yerel yönetim kuruluşları, gönüllü kuruluşlar, işçi ve işveren örgütleri, araştırma kuruluşları ve üniversiteler ile iş birliği içinde çalışılacakları mekanizmalar istenen sonuca ulaşılmasında etkili olacaktır. Ülkemizde çocuk haklarını her yönüyle kavrayacak, çocukları yaşanan bu sorunlardan hakları kapsamında koruyup, çekip çıkaracak bir çocuk politikasının bulunmayışı, çocuklara dair tüm alanlarında bir sorun ve büyük bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu nedenle oluşan bu sorunların tespiti ve çözüm yollarının bulunması için Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırmasının uygun olacağı düşünülmüştür.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Meslek hastalıkları başta olmak üzere, iş kazaları ve bağlantılı hastalıkların tespit edilebilmesi, yaralanmaların ve çalışanlara yönelik risklerin azaltılabilmesi veya ortadan kaldırılabilmesi" için gerekli önlemlerin alınabilmesi amacıyla, Anayasamızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Ruhsar Demirel                                                    (Eskişehir)

2) S. Nevzat Korkmaz                                               (Isparta)

3) Cemalettin Şimşek                                               (Samsun)

4) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

5) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

6) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

7) Mustafa Kalaycı                                                    (Konya)

8) Mehmet Günal                                                      (Antalya)

9) Oktay Vural                                                          (İzmir)

10) Muharrem Varlı                                                   (Adana)

11) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

12) Ali Öz                                                                (Mersin)

13) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

14) Alim Işık                                                            (Kütahya)

15) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

16) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

17) Ali Halaman                                                       (Adana)

18) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

19) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

20) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

21) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

Gerekçe:

İş güvenliği uygulamalarında sağlık, iş güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte; iş güvenliğinin temel felsefesi çalışanların ve iş sağlığının korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Ülkemizde, kayıtlı çalışanlar üzerinden yapılan bir araştırmaya göre her 2 çalışandan 1’i iş kazasına uğramakta ve kayıt dışı çalışanlarda bu oranın daha da yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

Çalışma şartlarının çalışanlar üzerindeki sağlık ve güvenlikle ilgili olumsuz etkilerini en aza indirecek şekilde; işyerinin tasarımı, iş ekipmanlarının seçimi, çalışma şekli ve saatleriyle hizmet ve üretim yöntemlerinin gelişen teknolojiyle sürekli uyumlu hâle getirilmesi, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili diğer faktörlerin de etkilerini kapsayan genel bir önleme politikasının geliştirilmesi gerekmektedir.

Çalışanın güvenliği; ülkemizde ilk kez 1969 yılında İSGÜM'ün ILO'yla yaptığı sözleşmelerle mevzuatımızda yer almaya başlamış, ancak hiçbir zaman kendine ait bir yasası olmamıştır. İstanbul Deklarasyonu’nun altyapısını oluşturan ve 2008'de Seul'de imzalanan deklarasyonda açıkça belirtildiği gibi, "...Çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak amacıyla güçlü ve etkin bir iş denetimi sistemini de içerecek şekilde tam ve uygun sağlık ve güvenlik standartlarını yürürlüğe koymak hükûmetlerin görevidir".

Tahminlere göre 1 milyon çocuk çalışanın olduğu ve bu çocukların 600 binden fazlasının ağır işçi olarak çalıştığı, tüm kayıtlı çalışanların yüzde 71'inin mutsuz olduğunu ifade ettiği ülkemizde, yüklenen toplumsal ortak sorumluluk çerçevesinde sadece iş kazalarının önlenmesi değil, çalışanların iyilik ve refahının artırılacağı, ekonomik ve sosyokültürel altyapının oluşturulması gerekmektedir. Çalışanların sağlık ve güvenlik endişesinin olmaması şüphesiz verimliliği artıran en büyük etmenlerdendir.

Araştırmanın genel amacı, "Çalışanların sağlık ve güvenliğiyle ilgili kamuoyu farkındalığının artırılabilmesi, risk yönetimi, çalışma koşullarının düzenlenmesi ve denetim yöntemlerinin belirlenmesi" amacıyla gerekli önlemlerin alınabilmesidir.

Araştırmanın alt amaçları:

1) Kayıtlı ve kayıt dışı çalışanlar ile çocuk işçilerin sayıları ve çalıştıkları işkollarını belirlemek,

2) İş kazaları sonucunda yaralanan, hastalanan ve hayatını kaybeden çalışan sayısını ve olguların nedenlerini belirlemek,

3) Oluşan meslek hastalıklarının ve iş kazalarının iş kollarına göre dağılımlarını belirlemek,

4) Meslek hastalıkları, iş kazaları ve bağlantılı hastalıkları ve çalışanlara yönelik riskleri belirlemek,

5) Çalışanların refah seviyesi, moral ve motivasyonun artırılmasına yönelik oluşturulacak sosyoekonomik altyapıyı belirlemek,

6) Meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesine yönelik denetim yöntemleri ve sıklığını belirlemek,

7) Ülkemizde, meslek hastalıkları ve iş kazalarına yönelik imzalanan uluslararası sözleşmelere uyumda yaşanan problemleri belirlemek.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/06/2014 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    İdris Baluken

                                                                                                                                         Bingöl

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan 10/87 "Arıcılık ve bal üreticilerinin içinde bulunduğu olumsuz durumun tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 18/06/2014 Çarşamba günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Zozani. (HDP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Esasında bu konuşmayı 1 Haziran seçimlerinde Ağrı Belediye Başkanı seçilen Milletvekilimiz Sayın Sırrı Sakık yapacaktı. Ancak belediye başkanlığı mazbatasını almış olmasından dolayı Meclis Başkan Vekilimizin de takdirleri nedeniyle Sayın Sakık bu konuşmayı yapmaktan vaz geçti, iş bana düştü. O nedenle önerge üzerine ben konuşacağım.

Sayın Sakık’a yeni seçildiği görevinde başarılar diliyorum. Umut ediyorum ki grup olarak, ülke olarak kendisiyle gurur duyacağımız hizmetlere Ağrı’da imza atacaktır. Kendisine çalışmalarında şimdiden başarılar diliyoruz.

Şimdi, Türkiye’de esasında yoğun karmaşa içerisinde, yoğun gündemler arasında, Türkiye’de yaşayan üreticilerin, esnafın, çiftçinin sıkıntıları hep ötelenir oldu, hep konuşulamaz oldu maalesef. Biz de bu grup önerimizi, bir nebze Türkiye'nin asli gündemine, Türkiye'nin asli sorunlarına Meclis kayıtsız kalmasın, Meclis bu sorunları unutmasın diye gündeme getirdik.

Arıcılar sorunu bizim açımızdan çok önemli çünkü Türkiye'nin dört bir yanında geleneksel yöntemlerle arıcılık yapan pek çok sayıda insanımız var ve bu insanlarımızın, bu üreticilerimizin ürettikleriyle, geleneksel yöntemlerle ürettikleriyle Türkiye’yi dünya klasmanında 4’üncü sıraya yükseltiyor. Neredeyse 5 milyona yakın arı kovanı ve yıllık 81 bin, 82 bin ton bal üretimi var Türkiye’de ama bu konuda arıcılara, bu anlamdaki üreticilere yol gösterici mekanizmalar, bilimsel mekanizmalar yok denecek kadar azdır. Bu mekanizmalardan bir tanesi Bitlis ilimizdeydi, Arıcılık ve Araştırma Enstitüsü adı altında kurulmuştu, bir nebze özellikle bölgede arıcılık yapan insanlara rehberlik eden bir mekanizmaydı, bilimsel bir mekanizmaydı ancak bu da daha sonra kapatıldı ve bu enstitünün kapatılmasından sonra bölgede, özellikle Bitlis yöresinde yoğun arı ölümlerine tanıklık ediyoruz. Geleneksel yöntemlerle arıların korunamadığı, arı üreticiliğinin, bal üreticiliğinin yapılamamış olmasından kaynaklı sıkıntılar yaşanıyor. Hem arıcıların sıkıntılarına işaret etmek için hem de bu anlamda yapılması gereken bilimsel çalışmalara, bu anlamda üretim yapan insanlara katkı sunacak, destek sunacak, veri sunacak bilimsel çalışmalara işaret etmek, o ihtiyaca işaret etmek için bunu bugün burada konuşuyoruz. Dolayısıyla hem Bitlis açısından hem bir bütün olarak bölge açısından, Türkiye'nin geneli açısından son derece önemli bir sorundan söz ediyoruz. Bu alana eğilindiği zaman, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu konuda ön açıcı politikalar, projeler geliştirdiği zaman esasında Türkiye’yi bu alanda ihraç ürünü elde eden bir ülke durumuna getirebilir. Ama maalesef, bunlardan hiçbirini görmüyoruz.

Söz Bitlis’ten açılmışken bir garabeti de buradan sizinle paylaşmak istiyorum, garabet şu: 2009-2010 yıllarında, TEKEL özelleştirildiğinde, daha önce 950 hissedarın müştereken “Bitlis’te fabrika kurulsun.” diye fabrika alanı olarak hibe ettiği 127 dönüm arazi, TEKEL özelleştirmesinden sonra belediyeye kamu yararına kullanılmak üzere hibe edildi. Belediye, geride bıraktığımız beş yıl içerisinde bu arazi üzerinde itfaiye binası, sosyal yardımlaşma binaları vesaire yapılaşmasına gitti; beş yılda kullanıldı. Ancak 30 Mart seçimlerinde belediyenin el değiştirmesi nedeniyle bir garabete tanıklık ettik. Seçimlerden bir buçuk ay sonra, Başbakanın ve 4 icracı bakanın imzasıyla belediyeye hibe edilen TEKEL arazileri 12 Mayısta geri alındı. 14 Mayısta Başbakanın ve 4 icracı bakanın altında imzası bulunan karar Resmi Gazete’de yayınlandı. 16 Haziranda geri alınan araziler, belediyeye hibe edilen araziler… 14 Mayıstan hemen sonra, Diyarbakır Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yetkilileri kararın hemen arkasındaki gün, 15’inde Bitlis’e gidiyorlar, tapu müdürlüğüne başvuruyorlar, tapuyu kendi üzerlerine alıyorlar; 16’sında da tapular tamamıyla çevrilmiş oluyor.

 

Şimdi, Mardin Belediyesinde de benzer sıkıntılar var ama özellikle bu garabeti dikkatinize sunmak istiyorum. Ne oldu da beş yıl belediye o arazileri kullandı?  Oradaki vatandaşların arazisi bu. 950 hissedarın bedelsiz olarak hibe ettiği bu arazi beş yıl belediyede kaldıktan sonra belediye yönetimi el değiştirince neden geri alma ihtiyacı duyuldu? Ne yapacaksınız bu araziyi, kime peşkeş çekeceksiniz? Kime fabrika alanı yapacaksınız bu arazileri? En başta iktidar partisinin Bitlis Milletvekilinin çıkıp buna isyan etmesi gerekirdi, “Böyle bir garabet olamaz.” demeleri gerekirdi ama zannediyorum, bu karardan menfaat umulmuş olmalı ki dut yemiş bülbül gibiler, bu konuya hiç eğilmezler.

Mardin Belediyesinde de benzer bir sıkıntı var. Dünyanın başka bir yerinde olsa bu skandal hükûmetlerin el değiştirmesine bile sebebiyet verir. Mardin Büyükşehir Belediyesi, şu anda çadır belediyesidir, binası olmayan belediyedir. Sebebi de şu: Seçimlerden bir gün önce Mardin Büyükşehir Belediyesinin, daha önce Mardin Belediyesinin kullandığı bina alt kademe belediyelerden bir tanesine, Artuklu Belediyesine devredildi. Orası Artuklu Belediyesinin binası hâline getirildi. Sebep şuydu: Niye Artuklu Belediyesi? Anketlerde “Belki biz kazanırız Artuklu Belediyesini.” beklentisi vardı, kazanamayınca bu beklenti de boşa çıktı ama bina bu defa Artuklu Belediyesinde kaldı. Mardin Büyükşehir Belediyesi el değiştirdikten sonra baktılar ki içinde oturacakları bir bina yok, belediye eş başkanlarının oturacakları bir odaları yok. Artuklu Belediyesinin şu anda kullandığı hizmet binası büyükşehir belediyesiyle ortaklaşa kullanılıyor. Mardin Büyükşehir Belediyesi Artuklu Belediyesinin hizmet binasında işgalci pozisyonundadır. Bunu ben söylemiyorum. Artuklu Belediyesi bir dilekçeyle valiliğe başvuruyor, “Benim binam büyükşehir belediyesi tarafından işgal edilmiş.” Boşaltılmasını talep ediyor.

Garabet bununla bitmiyor yani tezgâhlanan oyun bununla bitmiyor. Mardin’de bütün ilçe belediyelerinin borçları büyükşehir belediyesine yazıldı ama Büyükşehir Belediye Yasası’yla büyükşehire geçmesi gereken varlıkların tamamı da valiliğin tasarrufuna bırakıldı. Yani, borçları belediye ödeyecek ama varlıkları, kullandıkları araçlar dâhil, il özel idaresinin araçları dâhil     -normalde yasal olarak bunların tamamının belediyelere geçmesi gerekiyordu- hepsi valiliğin tasarrufuna bırakıldı. Bu garabeti, bu ucubeliği, bu keyfîliği birilerinin çıkıp burada izah etmesi gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç.

Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Halkların Demokratik Partisi adına 21 milletvekili arkadaşımızın arıcıların ve bal üreticilerinin sorunlarıyla alakalı bir Meclis araştırma komisyonu kurulması önerisinin aleyhinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, öncelikle arıcılık ne anlam ifade ediyor bizim açımızdan, ülkemiz açısından, dünya açısından kısaca onun hakkında bazı bilgiler verdikten sonra, araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik soruları da cevaplayacağım inşallah.

Türkiye, dünya arıcılık üretiminde, özellikle arıcılık ürünlerinden birisi olan bal üretiminde ikinci sırada. Sayın Zozani “Dördüncü sırada.” dedi ama son yıllardaki gelişmelere dikkat etmemiş galiba. Şu anda bal üretimimiz 95 bin ton civarında, kovan varlığımız dünyada Çin’den sonra ikinci sırada ve Türkiye, dünyada bal üretimi noktasında ikinci sırada, Türkiye’nin nüfusu dünya nüfusunun yaklaşık 1,1’ine tekabül ederken, bal üretimimiz dünyada yüzde olarak 5,5-6 civarındadır. Yani aslında baktığınız zaman bal üretimi noktasında Türkiye oldukça iyi bir durumdadır ancak Türkiye daha fazlasını üretebilir mi? İnsanlarının gelir seviyesini, arıcılıkla uğraşanların gelir seviyesini daha fazla yükseltebilir mi? Elbette bunun imkânı var, olanakları var.

Aşağı yukarı Türkiye’de 20 bin köyde arıcılık yapılıyor ve bu 20 bin köyde aşağı yukarı 80 bin aile -ortalama 4’er kişiden sayarsanız bunu 320 bin kişi- bizzat arıcılık yapıyor, bal üretiyor, diğer arı ürünlerini üretiyor ve aile yaşamına, geçimine katkıda bulunuyor, yaşam standartlarını bununla belirliyor. Ve yine bir rakam: Türkiye’de kişi başına tüketilen bal miktarı 1,26 kilogram. Bu, dünya ortalamasının çok fazla üzerinde olan bir rakam arkadaşlar çünkü dünyada bal tüketimi kişi başına 0,2 kilogram sadece. Bu noktadan da baktığımızda aslında iyi bir yer olduğumuz kesin. Ama genel çerçeveyi çizdiğiniz zaman özellikle tarımsal üretimde çeşitliliğin arttırılması, topraksız alanlarda üretim yapılabilmesi, küçük sermayelerle işletmeler kurulup aile bütçesine katkı sağlanmaları noktasında düşündüğünüz zaman, Türkiye gibi tarım ülkesi olan ülkelerde, asla vazgeçilmemesi gereken, çeşitlendirilmesi, arttırılması, desteklenmesi gereken bir alan olarak karşımızda duruyor.

Türkiye, bu genel  kabulden sonra neler yapmıştır geçmişte? Bugün arıcılıkla alakalı, bal  üreticilerinin sorunlarıyla alakalı neler yapmaktadır? Yapılan yeterli midir? Daha fazlasına mı ihtiyaç vardır? Bir de o pencereden bakmak bence daha doğru bir değerlendirme alanı oluşturacak diye düşünüyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, aslında, Türkiye’de -Anadolu-Trakya, bu bölge var olduğu süreden beri- endemik bitki çeşitliliğinin, floranın oldukça zengin olması sebebiyle arıcılık hep önemli bir üretim alanı olmuş, halk elinde bu yetiştiricilik ve üreticilik hep yapılagelmiş. Ancak, son yıllarda daha modern anlamda bir arıcılık yapılması faaliyetleriyle beraber, kovan varlığımız modern kovanlara dönüştürülmüş, bal üretimimiz kısmen kovan başına artırılmış -tabii beklenen seviyelerin hâlâ altında olduğunu itiraf etmek lazım- ve insanlarımız -özellikle arıcılıkla uğraşanlar- bir kayıt sistemi altına alınmış -efendim, arıcılık kayıt sistemine dâhil  edilmiş- her ilde arıcıların oluşturduğu birlikler kurulmuş, merkez birliğine dönüştürülmüş ve bugün hemen hemen arıcılık faaliyeti yapan, bal üreten, diğer arıcılık ürünlerini üreten insanlarımızın tamamı bu kayıt sistemi altına dâhil  edilmiş. Bunlara, 2003 yılından başlamak üzere, çeşitli kalemlerde destekler verilmiş ve bu destekler artırılarak devam ediyor. 2000 öncesinde var mıydı, 2003 öncesinde var mıydı? Yoktu. O zaman, AK PARTİ, aslında, arıcılığın bilinçli olarak desteklenmesini ve geliştirilmesini başlatan parti. Aslında, burada, buna teşekkür etmek gerektiğini de düşünüyorum.

2003 yılından 2008 yılına kadar, arkadaşlar, ana arı üretimine ve süzme bal üretimine verilen destekler ve teşvikler 2008’den itibaren kovan başına bir destek hâline getirilmiş ve bugün,  arıcılık kayıt sistemine dâhil  olan bütün arıcılara arı kovanı başına 10 lira, 10 TL destekleme yapılmaktadır. 10 TL az bir rakam mıdır? Elbet artırılabilir, daha fazlası yapılabilir ama, arkadaşlar, bir arı kovanının, arılı bir kovanın zaten Türkiye’deki fiyatı aşağı yukarı  200 TL civarındadır, yani o noktadan baktığınızda yüzde 5’ine tekabül eder her yıl. Bu da çok azımsanacak bir rakam değildir. Daha fazlası verilebilir mi? Elbette ülke imkânlarıyla alakalı verilebilir.

Daha önemlisi, arkadaşlar, arıcılık sektörü dedik ki: “Sermaye birikimi az olan insanların yaptığı bir uğraş.” Dolayısıyla, arıcılık işletmelerinin geliştirilmesi, ürünlerinin çeşitlendirilmesi adına Ziraat Bankası, tarım kredi kooperatifleri, Avrupa Birliği destekli IPARD Projesi, kırsal kalkınmanın yapmış olduğu desteklerle yüzde 50’lere varan hibe oranlarında, ciddi miktarlarda, 1,5 milyon euroya kadar, işletme kurdukları takdirde destekler alabilmekte ve Ziraat Bankasında, tarım kredi kooperatiflerinde sübvansiyonlu krediler alabilmektedirler. Özellikle, elli kovanın üzerinde işletmeleri olanlar buradan çok rahatlıkla yararlanabilmekte, eğer “Ben işletmemi büyütmek istiyorum ve elli kovanın üzerine çıkarmak istiyorum.” diyenler de yine bu sübvansiyonlu kredilerden yararlanabilmektedir.

Bu, arıcılığımızın son yıllarda daha bilinçli yapılmasına, daha ayakları yere basar bir hâlde yapılmasına, geleceğini biraz daha net olarak görebilmesine yönelik faaliyetler. Arıcılar, arıcılar birliği aslında bunun farkında ama ülkemizde bununla bitmiyor. Tabii, arıcılığın başka, çözülmesi gereken, başlanmış olan, daha geliştirilmesi gereken, ilerletilmesi gereken problemlerinin olduğunu da biliyoruz. Özellikle, bunlardan göçer arıcılık noktasındaki yapılan desteklerin artırılması ve bu göçer arıcıların kışı geçirebilme alanlarının oluşturulabilmesine katkı sunulması, özellikle tarımsal arazilerde, bitkisel üretim yapılan alanlarda arıcılık yapılan noktaların Tarım Bakanlığıyla istişare edilerek ilaçlama, özellikle pestisit kullanımının, belli zaman aralıklarında kontrol altına alınması… Bu toplu arı ölümlerinde bahsedildi, bunun önüne geçecek en önemli olay budur, pestisitlerin bilinçsiz, zamansız kullanımlarıdır. Bu, dünyada da, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde arı kolonilerinin topluca ölümlerinin ana sebebi olarak gösterilmektedir. Bu noktada, ülkemizde hâlâ yapılması gereken, atılması gereken adımlar vardır ama şunu da bilmek lazım: AK PARTİ döneminde Türkiye’de kullanılan, bitkisel üretimde kullanılan pestisit oranı yüzde 80 oranında azaltılmıştır arkadaşlar. Yüzde 80 çok önemli bir rakamdır ve havadan ilaçlama yerine artık yerden ilaçlama başlatılarak bunun kalıcı etkisi de önemli oranda artırılmıştır.

Türkiye’de aynı zamanda 2002 yılından bu yana kovan sayısında arkadaşlar, yüzde 57’lik bir artış olmuştur; bu modern kovana geçiş anlamında aynı zamanda. Bu, çok önemli bir rakamdır. Aynı zamanda Türkiye’de bal üretimi, yine 2002 yılına göre baktığınız zaman 75 bin tondan 95 bin tona çıkmıştır ki bu da yüzde 27’ye tekabül eden bir artıştır. Önemli bir artıştır aslında ama şu noktadan baktığınızda Türkiye, hâlâ bunun birkaç katı kadar bal üretebilir. Bal üretebilir ve Türkiye şu anda bunun yollarını arıyor. Tarım Bakanlığı bu manada ciddi destekler veriyor, özellikle işletmelerini büyütme noktasında ciddi destekler veriyor. Yaz aylarında şeker kullanımının önüne geçebilmek için, aynı zamanda Tarım Bakanlığı, arıcılık yapanlara bu manada talep ettikleri takdirde sübvansiyonlu krediler veriyor.

Şimdi, bir de Bitlis’teki bal üretim istasyonunun, arıcılık üretim istasyonunun kapatılmasıyla alakalı Sayın Zozani şikâyette bulundu. Aslında arkadaşlar, orası kapatılmadı, orası daha rantabl bir üretim alanına dönüştürülmek için Millî Emlak’a devredildi. Tarım Bakanlığına bağlı bir kuruluştu  Millî Emlak’a devredildi. Daha sonra Millî Emlak, burayı Bitlis İli Arı Yetiştiricileri Birliğine devretti ve bununla da bırakmadı tarımsal, kırsal kalkınma fonlarından buraya çok ciddi destekler verdi ve burayı bal paketleme tesisi ve balmumu üretim tesisi hâline getirdi ve bölge arıcılığına da eğitim verebilecek bir merkez hâline getirdi. Şu anda Türkiye’deki arıcılığa ve dünyadaki arıcılığa katkı yapacak çok medeni, modern bir kuruluş hâline gelmesine de ciddi bir destek verildi aslında Bitlis’te. Ben bekliyordum ki Sayın Zozani bu manada Hükûmetimize teşekkür edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) -  Belki yeniden söz alırsa bu teşekkürü, bu gecikmiş teşekkürü yapar diye düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde Çanakkale Milletvekili Sayın Ali Sarıbaş.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, Türkiye'de tarım ve tarımcılığın dışında diyemeyeceğim ama içinde en önemli konulardan bir tanesi de arıcılıktır. Arıcılık aslında günümüzde Türkiye’nin en önemli konularını işgal eden ve Türkiye’nin her yerinde bol yetiştiricisine sahip olan bir sektördür ancak son on iki yıl içerisinde Türkiye'de, az önce konuşmacı arkadaşımın söylediği şekilde, arıcılıkta bal üretimi dünyada ve Türkiye'de haklı yerini alamamıştır. Bunun başlıca sebepleri sadece arıcılığın desteklenmesi ve Türkiye'deki koşullarının iyi olması yönünden değil. Aslında baktığımızda, on iki yıldır arıların yetiştirildiği doğa koşullarının Türkiye'de yok olmasından kaynaklandığını görüyoruz. Onun için burada yapılan tüm düzenlemelere baktığımızda, meralar, çevre, dağlar, madencilik ve kullandığımız diğer ilaçlarla birlikte, arıcılığın gün geçtikçe şekil değiştirmesiyle birlikte -kendi öz yapısında- ve kendi öz cinslerini değiştirmesiyle birlikte arılarımızın gün geçtikçe yok olduğunu görüyoruz ve özellikle oğul yapmakta ve üretimini, kendileri yenilemekte zorluklar çektiğini görüyoruz.

Bu yıl içerisinde, özellikle az önceki arkadaşım hiç konuşmasında değinmedi ama bu sene üretimde çok büyük bir düşüş var. Öncelikle dolunun çok olması bahar balının Türkiye genelinde üretiminin düştüğünü gösteriyor, yağmurun olmaması bunun düştüğünün baş göstergesi. Özellikle bölgemizde bahar balı bu dönem içerisinde hiç yoktur ve bu anlamda da üreticilerimiz bu dönem içerisinde mağdur durumdadır. Türkiye’nin 50 bin kapasitesine sahip arıcılık kovanı içerisinde olan ve ciddi bir nüfusun geçimini sağlayan arıcılık sektörü maalesef ilgililer içerisinde “tarım” deyince, “Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı deyince çok gündeme gelmeyen bir konudur. Ancak benim bölgem de dâhil olmak üzere Türkiye'de Türkiye’nin büyük bir kesiminin özellikle geçim kaynağı olan arıcılıktır. Bu anlamda, tarımda, Türkiye'de “arı sektörü” deyince biliyorsunuz ki en önemli 5 tane arının özel cinsi vardır -ki bu Türkiye'ye aittir- bunların korunması da çok önemlidir bal yapımında. Dünyada koloni başına bal verimi ortalama 24 kilogram/koloni iken ülkemizde… Az önce de dedi ki: “2’nciyiz.” Hayır, bu değer ülkemizde 16 ve 17 kilogram/koloni civarındadır. Özellikle…

YUNUS KILIÇ (Kars) – Dünyadaki bal üretimi açısından…

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Efendim, sorularınız varsa daha sonra özel söyleyebilirim. Dinleyin siz sadece.

Onun için, ben, arıcılık konusunda bu anlamda sorunları dile getirmekte ve bunlarla ilgilenmekte gerçekten ciddi yarar görmekteyim. Bu anlamda da bu 50 bin kişinin, arıcılıktan fiilen geçimini sağlayan insanlarımızın sırasıyla sorunlarını sayacak olursak:

1)   Yeteri kadar Türkçe kaynak bulamamaları sorundur.

2)   Türkiye'de üretimde karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik olarak danışacakları başlıca kurum ve kuruluşların yetersizliği söz konusudur.

3)   Belli bir standardın oluşmaması ve üretimde yerleşmemesi sorunları vardır.

4)   Ürettikleri bal pazarlanırken karşılaştıkları sorunlar çok önemlidir.

5)   Arıların hastalıklarıyla mücadele konusunda karşılaştıkları problemleri sıralayabiliriz.

Onun için, bu ana problemlerin çözümü konusunda da Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu konuyla yeteri kadar ilgilenmediğini, özellikle arı yetiştiricileri birlikleri ve bölgemizde kooperatifçilerin sıkıntı içerisinde ve pazarlama konusunda sıkıntılar içerisinde olduklarını biliyorum. Özellikle, bu bal üretiminin, bu sonbahar üretimiyle birlikte -çıkamamasının konular içerisinde- bunların bu yıl içerisinde desteklenmesi gerektiğini de ayrıca kendileri bize ifade etmişlerdir.

Bal bakımından, az önce de ifade ettiğim gibi, koloniler arasında ortaya çıkan farklılığın yüzde 85’inin çevre koşulları, yüzde 15’inin genotip farklılıklardan kaynaklandığı göz önüne alınırsa, ülkemizin bal verimliliği en yüksek ülkelerden birisi olması beklenirken arıcılığın genel yapısı ve sorunlarıyla -arı ürünlerinin üretimi ve ticaretine ilişkin veriler ve son derece potansiyel kaynak olmasına rağmen- yeterince ilgilenilmediği için Türkiye’de arıcılığın gelişmediğini görmekteyiz.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, pazarlama konusunda -bugünkü yasalar çerçevesinde, Tarım Bakanlığının verileri çerçevesinde- bugünkü koşullar, paketleme ve ihracat konusunda, arıcılarımızın kendi içerisinde sorunlarını çözmek için bir kooperatifleşmeye yöneldiklerini görüyoruz. Ancak, kooperatifleşmeye yönelmelerine rağmen kendi sorunları için finansman kaynaklarının yetmediğini ve desteklenmeleri gerektiğini özellikle belirtiyorlar. Bu konuda da özel yasalar çıkarılarak Tarım Bakanlığının bu yasalarla birlikte arıcılığımızı desteklemesi gerektiğine inanıyoruz.

Bu vesileyle, dünyada ballı bitkilerin yüzde 70’i Anadolu’da üretilmekteyken bunun yüzde 40’ının da endemik bitkilerden olduğunu söyleyerek Türkiye’deki endemik bitkilerle yetiştirilen bu balın kalitesi açısından da Türkiye’nin dünyada yerini almadığını gene defalarca kez söylemeye devam ediyorum.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, özellikle arıların doğaya yani günümüzdeki doğa koşullarına bağlı kaldığını unutmamalıyız. Burada arıların taşınmasında mazot girdileri Türkiye’de bal üreticilerinin birinci talepleridir, birinci faktördür. Onun için:

1) Mazot fiyatları arıcılık yapanlar için mutlaka indirilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar) Mazot fiyatı indirilmediği sürece ana girdisini düşüremeyiz.

2) Kovan alımlarında da -bugünkü bilimsel anlamda yapılan kovanlar anlamında- kooperatiflerin desteklenmesini ve pazarlama konusunda da özel bir indirimle bu kovanların kooperatiflerimize ve birliklere sağlanmasının ön koşul olduğunu sizlere hatırlatmak isterim arkadaşlar.

Yine, burada, arıcılığın pazarlanması ve paketlenmesi konusunda, entegre tesis anlamında yasaların verdiği zorlukları aşması için, uluslararası şirketlerle rekabet edememesi nedeniyle küçük köylümüze, arıcılık yapan çiftçimize, özellikle bu konuda da -entegre tesis yapma konusunda- KOBİ’ler ve krediler konusunda da daha ucuz ve uzun vadeli kredilerin verilmesinin doğru olduğuna inanmaktayım ve bu konuda da desteklenmeleri gerektiğine inanıyorum. Onun için de burada öncelikle çevre koşullarının iyileştirilmesi mutlaka elzemdir.

Son yapılan Mera Kanunu da dâhil olmak üzere, Mera Kanunu’nda yapılan değişikliklerle meralarımızın inşaat alanına dönüştürülmesi, özellikle çevreye olan duyarlılıkla birlikte, buradaki, çevremizdeki ağaçların ve özellikle de çok ilaç kullanımıyla birlikte bitkilerin doğada yok olması, endemik bitkilerin yok olması arıcılığın başlıca önemli sorunlarından bir tanesidir.

Yine, ülkemizde arıcılığın sorunları içerisinde gelen en önemli konulardan bir tanesi de biliyorsunuz ki ilaç kullanımıdır. Maalesef, Türkiye'de çiftçimiz ucuz ilaç kullanmak zorunda kalıyor ve zehirli ilaçları kullandığı için de doğaya zarar vermektedir. Bu anlamda da bütün tarım üreticileri, çiftçiler, daha bilimsel, doğaya zarar vermeyecek, üniversitelerimizin önderliğinde yetiştirilen tarım ilaçlarına yönlendirilmeli, tarımdaki ilaçlar desteklenerek, bu arada zehirli ilaç kullanımları önlenerek, bu anlamda da zirai ilaçlar ucuz verilerek çevredeki arılarımızın ölmemesi sağlanmalıdır.

Dünyadaki ısıyla birlikte gelişmesinden çok, arılarımız öldüğünde, arılarımız yok olduğunda tüm canlıların ve tüm dünyadaki bitki dokusunun yok olacağını unutmamalıyız. Arıların yaşamasının insanların yaşamıyla ve doğada olmasıyla eş değerli olduğunu unutmamalıyız. Arı yaşamın bir parçasıdır, doğayı tamamlayan bir parçadır, doğayı dönüştürebilen bir canlıdır. Bu anlamda da, Türkiye'de özellikle çiftçiye verilen değer anlamında, AKP mutlaka arıcılığa da mazot desteği ve ucuz kredi desteğini sağlamalı ve dünyadaki bal sektörü anlamında da ikinci derecede dediği izni mutlaka almalıyız diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhine söz aldım.

Grup önerisiyle Türkiye’deki arıcılık ve bal sektörünün içinde bulunduğu sorunların araştırılması…

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Ya, insanların sorunları… Arıların sorunları mı kaldı sırada? Arıya mı geldi sıra ya?

RECEP ÖZEL (Devamla) – …bununla ilgili bir komisyon kurulması ve çözüm önerilerinin getirilmesi… Tabii ki her konuda talepte bulunulabilir, araştırma komisyonları kurulabilir. Eğer muhalefet tarafından verilmiş olan bütün talepler yerine getirilmiş olsa herhâlde bizim burada milletvekili sayımız yetmez, komisyonlar çalışmaktan kendini alıkoyamaz, Genel Kurulu çalıştıramayız diye düşünüyorum.

Tabii, arıcılıkla ilgili de, çok eski yıllardan beri bir gelenek olarak yapılagelen arıcılık genellikle ülkemizde sosyal, ekonomik bir faaliyettir. Türkiye FAO arıcılık 2011 verilerine göre, dünya bal üretiminin, Çin’den sonra 6 milyon koloni varlığı ile 100 bin tona yaklaşan üretimiyle Türkiye 2’inci sırada bulunmaktadır. Hem kovan varlığı hem de bal üretimi bakımından dünyanın en önemli ülkeleri arasında Türkiye yani ülkemiz bulunmaktadır.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – 2’inci sıradayız, 2’inci sırada.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Avukat arıdan anlar mı ya?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Hem dünya bal ticaretindeki payımız hem de koloni başına bal üretimimiz dikkate alındığında, ülkemizin sahip olduğu mevcut arıcılık potansiyelinden yeteri kadar faydalanamadığımız da ortaya çıkmaktadır.

Diğer yandan, ülkemizde bal dışında diğer arı ürünlerinin üretimi ve bal arılarının bitkisel üretimde yeterli tozlaşmanın sağlanması amacıyla kullanılmaları da yaygın bulunmamaktadır.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Isparta’ya dolu yağdı. Isparta’daki doludan bahset.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Kovan başına bal üretiminin artırılması, bal üretimi yanında diğer arı ürünlerinin üretilmesi ve bal arılarının bitkisel üretimde daha yaygın kullanılması durumunda mevcut potansiyelimizi daha iyi değerlendireceğimiz açıktır. İlkel ve geçit kovanlardan modern kovanlara geçiş büyük ölçüde tamamlanmış, koloni başına ortalama bal üretiminde artışlar sağlanmaktadır.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Nerede yapmışsınız ya? Bu modern kovanlar nerede, bize de gösterin?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ülkemizin ekolojik ve sosyoekonomik yapısı gereği her yerinde arıcılık yapılabilirken, en çok Ege, Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri üretim payı bakımından, arıcılık için en önemli bölgelerimiz arasında yer almaktadır. Arıcılık için çok uygun şartları haiz olan ülkemizde, arıcılığın geliştirilmesi ve istenilen üretim ve ihracata ulaşmak için gerekli ıslah çalışmaları da yapılmaktadır. Geçmiş yıllarda Avrupa Birliğinin ülkemizden bal ithalatını durdurmayı düşünmesi gibi kararlarını da burada sizlere hatırlatmak durumundayım. Bugün ise böyle bir durum söz konusu değildir.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Arıyı nasıl ıslah edecek? Arı ıslah edilir mi ya?

RECEP ÖZEL (Devamla) – İktidara geldikten hemen sonra, 2003 yılından itibaren…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Okumadan söyle.

RECEP ÖZEL (Devamla) - …200 arıcıyla başlanılan desteklerimiz, şu anda 40 bini aşmış arı yetiştiricimiz ile 5 milyonun üzerindeki koçan ile 45 milyon TL civarında ödeme, hibe -karşılıksız- şeklinde arı üreticilerimize verilmiş bulunmaktadır.

Görüldüğü üzere, tarım ve hayvancılık alanında çiftçilerimizi ve üreticilerimizi hiçbir zaman mağdur etmedik…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Islahatları anlat, ıslahatları.

RECEP ÖZEL (Devamla) - …ve etmeyeceğiz de.

Bir başka uygulama da, Orman ve Su İşleri Bakanlığımız, ormanlar içerisinde bal ormanları kurarak bu sektöre gerekli desteği, bu zamana kadar yapılmayan desteği, Sayın Seyfettin Bey’in bir zamanlar bürokrat olduğu Bakanlıkta kendisinin yapamadığı icraatı şu anda yapmakta, bal ormanları kurarak…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bir açıklasana nedir bal ormanları? Bal ormanı nereye kurulmuş, nedir bal ormanı?

RECEP ÖZEL (Devamla) - …bal çiftçilerimize, bal üreticilerimize gerekli desteği vermektedir.

Şimdi, sizlere unutulmaya yüz tutmuş…

SİNAN AYDIN  AYGÜN (Ankara) – Kaç tane kraliçe arı vardır? Söyle bakalım.

RECEP ÖZEL (Devamla) - …bir atasözümüzü sizlerle paylaşarak sözlerime son vermek istiyorum. O atasözü de şu: “Asil azmaz, bal kokmaz, kokarsa da yağ kokar, aslı ayrandır.” diyorum.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kraliçe arıdan bahset, kraliçe arı ne demek…

RECEP ÖZEL (Devamla) - HDP grup önerisi aleyhinde oy kullanacağımı bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel .

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                                

 

                                                                                          18/6/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18 Haziran 2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla

                                                                               Yusuf Halaçoğlu

                                                                                      Kayseri

                                                                    MHP Grup Başkan Vekili

 

10 Haziran 2014 tarih ve 6158 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz MHP Grup Başkan Vekili ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ile MHP Grup Başkan Vekili ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun “1953 yılından bu yana siyasi literatürümüzde ‘millî dava’ olarak nitelenen ve kabul edilen Kıbrıs meselesiyle alakalı son dönemlerde dikkat çekici gelişmeler yaşanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 12 Mayıs 2014 tarihli kararında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Kıbrıs'ın 1974 Barış Harekâtı'nı takiben bölünmesi ile ilgili olarak 90 Milyon avro tutarında manevi tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Evrensel hukuk prensipleriyle doğrudan ve derinden çelişen bu karar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında hâlihazırda yürütülen müzakere sürecine tesir etmeye yöneliktir. Ayrıca, 21 Mayıs 2014 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın GKRY'ne yaptığı ziyaret esnasında Kıbrıs meselesine ilişkin sarf ettiği ifadeler de müzakerelerin geleceği açısından Türk kamuoyunu kuşkuya sevk etmiştir. Tüm bu hadiselerin etraflıca ve kapsamlı biçimde değerlendirilmesine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında faaliyet gösteren siyasi partilerin dünya kamuoyuna ortak bir irade beyan etmesine fırsat sunmak amacıyla" genel görüşme açılması önergemizin 18/6/2014 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi lehinde, Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hepinizin malumu olduğu üzere, Kıbrıs millî davamızdır. Bu millî davanın bugün karşı karşıya olduğu meselelerin bu Meclis çatısı altında detaylı bir şekilde görüşülmesi gerekir. Bu nedenle, grup başkan vekillerimiz bu konunun Genel Kurula bir Danışma Kurulu önerisi olarak gelmesini önerdiler ancak kabul edilmedi. Burada, muhalefetin getirdiği genel görüşme teklifleri iktidar partisi tarafından hep gereksiz bir konu ve gündemi saptırmak olarak algılanmaktadır ancak geçtiğimiz aylarda Cumhuriyet Halk Partisi Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel’in Soma’yla ilgili girişimlerinin ve geçtiğimiz günlerde Musul’daki gelişen olaylarda Iğdır Milletvekilimiz Sayın Sinan Oğan’ın gündeme getirdiği konular açıkça ortaya koymuştur ki muhalefetin gündeme taşımak arzusunda olduğu konular en az iktidar partisinin kadar, hatta onun çok daha üzerinde önemi haiz meselelerdir.

Değerli milletvekilleri, hepinizin malumu olduğu üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 18 Mart 2014 tarihinde, terörist başıyla alakalı Dante’nin İlahi Komedya eserine atıf yapan bir karar vermiştir. Söz konusu kararın ayıbı tazeliğini korurken, aynı merci bu defa da Yunan’ın iki yüz yıllık Megali İdea’sına meşruiyet kazandırmaya yönelik bir adımda bulundu. Bilindiği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 12 Mayıs 2014 tarihinde, Türkiye’yi 1974’te yaptığı Kıbrıs Harekâtı nedeniyle Rum tarafına 90 milyon Euro tazminat ödemeye mahkûm etti. Kararın, hâlihazırda yangından mal kaçırırmışçasına ve en hafif tabiriyle şüpheli bulduğumuz bir hız ve baskıyla yürütülen müzakerelere denk gelmesi de ayrıca düşündürücüdür. Burada yeni olan, sadece Sayın Başbakanın ümitsizce hayalini kurduğu yeni Türkiye'nin, daha doğru bir tabirle AKP Türkiye’sinin Kıbrıs’a olan bakışıdır. Cumhuriyet tarihimizde ilk defa bir iktidar, aziz şehit kanlarıyla sulanmış topraklardan vazgeçmeye bu denli hazır ve isteklidir. Öyle ki AKP iktidarı bu defa Batı’dan dahi erken davranmış ve bu meselede ön almıştır. Bu vesileyle, “Babalar gibi satacağım.” mantığının bugün Kıbrıs’la ete kemiğe büründürüldüğünü ve can bulduğunu ifade etmeliyim.

Değerli milletvekilleri, Kıbrıs denilince ister istemez şöyle bir geçmişe bakıyoruz neler oldu, neler yaşandı diye, bakınca da hatırlıyoruz. Mesela Başbakan Erdoğan’ın her fırsatta istismar etmeye çalıştığı merhum Menderes’in Kıbrıs yaklaşımından zerre kadar dahi olsa nasiplenmesini öylesine arzu ederdik ki.

Kıbrıs, Türkiye Cumhuriyeti devleti için 1953 tarihinden bu yana millî davadır. 1955 ve 1957’de merhum Adnan Menderes tarafından kurulan 22’nci ve 23’üncü Hükûmetlerin programlarında, Kıbrıs konusundan, konunun milletimize mal olduğunu gösteren ifadelerle bahsedilmiştir.

Her vesileyle rahmetle andığımız merhum Menderes, 1955 yılının Ağustos ayında “Kıbrıs Anadolu’nun bir devamından ibarettir ve onun emniyetinin esas noktalarından biridir.” şeklinde beyanat vermiştir. Gerçekten de merhum Menderes 1955 yılında Kıbrıs’la alakalı olarak iç bünyede öylesine güçlü bir millî hava estirmiştir ki merhum İnönü, 25 Ağustos 1955 tarihinde bir demeç vererek, “Dış politikamızın Kıbrıs’la meşgul olacağı bugünlerde, iç politikamızın havasının da Kıbrıs’la dolu olduğunu dünyaya göstermek vazifemizdir.” demiştir.

Keza merhum Bölükbaşı, aynı tarihlerde “Kıbrıs meselesi ve oradaki kardeşlerimizi tehdit eden yakın tehlike hakkında, Hükûmetimizin bütün gazetelerde okuduğumuz ve çoktan beri beklediğimiz enerjik beyanatını büyük bir memnuniyetle karşıladık.” ifadelerini kullanmıştır.

Millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu şerefli kürsüsünden vakti zamanında milletin davasına sahip çıkan merhum Menderes’i, Merhum İnönü’yü, merhum Bölükbaşı’nı bu vesileyle bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyorum.

Türkiye’nin tarihinde Kıbrıs bağlamında milleti ve milletin temsilcilerini bu derece bölen bir siyasi zihniyet daha yoktur. Kıbrıs davamız ile ilgili bu kürsüden “Kesin müzakereleri, durdurun. Amerika’nın hoşuna gitmezmiş, bana ne Amerika’dan!” diyen ve burada coşkulu ve hararetli nutuklar atan, Kıbrıs konuşmalarından sonra kan ter içinde kalan merhum Necmettin Erbakan’ı hatırlıyor ve rahmetle ve hayırla yâd ediyorum. Elbette merhum Bülent Ecevit’i anıyor ve düşünüyorum. “Kıbrıs’a savaş için değil, barış için gidiyoruz.” diyerek Türk milletinin ve askerinin bir harekât esnasında dahi insanlığını unutmadığını ve unutmayacağını ortaya koyan merhum Ecevit’in millî duruşunu hatırlıyorum. Allah hepsinden razı olsun ve hepsine gani gani rahmet eylesin.

Bunları niçin anlatıyorum? Demokratik hayatımızda, Menderes’ten Ecevit’e uzanan büyük devlet geleneğimizde, her yönetici mevzu bahis Kıbrıs olduğunda içteki ihtilafları rafa kaldırmayı bilmiş ve olabildiğince geniş bir millî mutabakat arayışına girişmiştir. Bunda da büyük ölçüde hepsi başarı sağlamıştır. Menderes ile İnönü’yü, Ecevit ile Erbakan’ı, Demirel ile Türkeş’i, bu büyük insanları bir araya getiren neydi biliyor musunuz? Millî dava Kıbrıs’ın, Kıbrıs Türkü’nün ve dahi Anadolu’nun kayıtsız şartsız müdafaasıydı.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidara geldiği 2002’den bu yana millî değerlerimiz o kadar çok tahrip edildi, Türkiye’ye içeriden o kadar çok zarar verildi ki artık ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına, ne bayrağımızın askerî birlikten indirilmesine ne de başka bir şeye şaşıramıyoruz. AKP iktidarı, dış dünyada Türkiye karşıtlarına yönelik öyle tavizkâr bir tutum sergilemekte ki bu durum sonunda küresel güçler nezdinde Türkiye’ye istediğimizi dayatabilir, ondan her şeyi alabiliriz.” intibası uyandırılmaktadır. Görünen odur ki aynı AKP iktidarı son dönemlerde Arap dünyasında olan bitenle, ihvancı kardeşlerinin akıbetini düşünmekle o kadar meşgul olmuştur ki Türk dünyasını ve Kıbrıs davasını irdelemeye vakit bulamamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararının açıklanmasının ertesi gününde kabinenin 2 bakanından iki çelişkili açıklama geldi. Bu manzara, Kıbrıs meselesinin ne son Bakanlar Kurulunda ne de son Millî Güvenlik Kurulunda ele alınmadığı yönündeki iddiamızı teyit etmektedir. Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu kararı incitici bulurken, Sayın Atalay söz konusu kararın müzakereleri etkilemeyeceğinden bahsetmiştir. Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki konuşmamın başında merhum devlet adamlarımızın örneklerini kulağa hoş gelsin diye ya da zaman geçirmek için vermedim. Tarih bize Türkiye Büyük Millet Meclisin yekvücut olduğunda ülkemizin nelerin üstesinden gelebileceğini, milletimizin neleri başarabileceğini net kesitlerle açıkça göstermektedir. Buradan AKP Hükûmetine çağrımızdır: Cesaretinizi toplayın ve Kıbrıs’ta süren ve Kıbrıs Türkü’nün ve Türkiye’nin hiçbir şekilde yararına olmayan bu müzakereleri derhâl durdurun, askıya alın. Bu yüce çatı altında yer alan tüm partiler bir araya gelelim ve bir ortak bildiriye imza atalım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin siyasi ve Helenist kararını kınayalım ve uluslararası hukukun Türkiye aleyhtarlığı ile şekillendirilmesinin yanlış olduğuna işaret edelim. Ayrıca bu vesileyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 21’inci yüzyılda evrensel hukukun objektif kriterleriyle karar yetisinin olup olmadığının da tartışılmaya açılması gerektiğine inanıyorum. Nihai karar noktası olan böyle bir kurumun tarafgir kararlarının olması hâlinde bunların nasıl değerlendirilmesi gerektiği de tartışılmalıdır.

Evet, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkeş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Turan.

Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Kıbrıs’la ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı vesilesiyle vermiş olduğu grup önerisi aleyhine AK PARTİ Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle belirtmek isterim ki bizim için İstanbul ne kadar kıymetliyse, Ankara, İzmir, Konya, Kayseri ne kadar kıymetliyse Magosa da, Lefkoşa da, Lefke de, Karpaz da, Girne de o kadar kıymetlidir. Bizim için Eyüp Sultan ne kadar anlamlıysa, ne kadar değerliyse, bizim için Hacı Bayram ne kadar kıymetliyse, ne kadar anlamlıysa Hala Sultan da, Ümm-i Hiram Anne’miz de, Kıbrıs’taki bütün değerlerimiz de aynı derecede kıymetlidir, anlamlıdır.

Bizim Kıbrıs’la bağımız bugün ya da 1974’te ya da 1573’te başlamış değil. Hazreti Peygamber’in rüyasıyla, Hazreti Osman’ın emriyle, Hala Sultan’ın orada şehadetiyle başlamıştır.

1573, II. Selim, Lala Mustafa Paşa tarihteki en önemli hamlelerimizden bir tanesidir. 1974 belki de bu coğrafyada hep geriye çekilmemizin, hep kaybetmemizin kırılıp ilk defa taarruza geçerek bir adım attığı, cumhuriyetimizin en önemli başarılarından bir tanesidir.

Değerli arkadaşlar, Kıbrıs’ın jeopolitik konumu hakkında şimdiye kadar söylenmeyen kalmadı, yazılmayan kalmadı, okumadığımız makale kalmadı. “Kıbrıs’a hâkim olan Doğu Akdeniz’e hâkim olur.” dendi. Amerikalıların Deniz Hâkimiyet Teorisi paylaşıldı, söylendi. “Yüzemeyen bir savaş gemisidir.” dendi, paylaşıldı. Ancak, tüm bunların üzerinde son birkaç yılda ekstra birtakım jeopolitik önemler ortaya çıkardılar. Örneğin, doğal gaz bu siyasi sorunu farklı bir yere getirdi. Örneğin, Türkiye'nin büyük bir hamleyle, 105 kilometre, Anamur’dan Kıbrıs’a tüm Kıbrıs’ın içme suyunu çözecek olan, Kuzey Kıbrıs’ımızın Mesarya Ovası’nı -ki şu an kullanılamayan hâlde âdeta- ayağa kaldıracak olan hayat suyu projesi oraya bambaşka bir anlam kattı. Yetmedi, yine Mersin’den Girne’ye döşenecek olan, tüm çalışmaları yoluna girmiş olan elektrik temini projesi Kıbrıs’a ayrı bir jeopolitik anlam atfetti. Üniversite sayısının her gün artması, 65 binden fazla üniversite öğrencimizin olması, 100’e yakın ülkeden binlerce yabancı öğrencinin Kuzey Kıbrıs’ta olması, bir anlamda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin fiilen de olsa tanındığı anlamına gelmeye başladı. İmar, ulaşım, benzeri yatırımlar, sanat faaliyetleri son yıllarda Kıbrıs’ta çok farklı bir Türk tarafını, çok farklı bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tekrar gündeme getirmeye başladı. Ancak, Kıbrıs, sadece Kıbrıslılar için değil, Kıbrıs Türkleri için değil, bizim için de çok önemli. Bazen, zaman zaman, hepimizin dil sürçmesiyle “yavru vatan” diye ifade ettiği, hatta haddini aşarak bazılarının “Bize Kıbrıs yük oluyor.” demesi kabul edilebilir değil. Kıbrıs, yavru falan değil; Kıbrıs, vatandır, bayrağıyla, toprağıyla bir devlettir. Önce bunu biz tanımak durumundayız. Eğer yavruysa şimdiye kadar büyütmeyenler de, şimdiye kadar gerekli adımı atmayanlar da bunun sorumlusudur. Kıbrıs bizim vatanımızdır, Kıbrıs vatandır, öyle bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, grup önerisine konu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı bugünlerin konusu değil, AK PARTİ’den çok önce de bu siyasi sorunun çözümü için önemli adımlar atıldı, bununla ilgili eski iktidarlar da çalışmalar yaptı. Ancak, hepimizin bildiği bir şey var, bu karara gerekçe olan asıl başvuru, çok önceleri yapılmakla beraber, 1994 yılındaki  -3’üncü kez olmak üzere- başvurudan sonra AİHM’ce gündeme alındı. O zamana kadar “Mağduriyetler tespit edilemiyor.” deniyordu ya da “Mağduriyetler karşılıklı olduğu için gündem olamaz.” deniyordu. Ancak, siyasi birtakım sebeplerle, biliyorsunuz, farklı bir hukuk zemini oluşturuldu, âdeta Avrupa Birliğine haksız şekilde başkan yapılan, dönem başkanı yapılan, üyeliğe kabul edilen Rum tarafı, tüm dünyaca ve özellikle Türkiye tarafından tanınmak zorunda olsun diye bu gayrihukuki karar verilmiş oldu.

 

Değerli arkadaşlar, gönül isterdi ki eksiğiyle fazlasıyla şimdiye kadar bu sorunu bitirseydik. Biz ne zaman Türkiye olarak uluslararası arenada ciddi bir adım atsak önümüze iki büyük sorun getirildi: Bir, “Kürt sorunu” dendi; iki, “Kıbrıs sorunu” dendi. Hamdolsun, Hükûmetimizin güçlü iradesiyle “Kürt sorunu” diye ifade edilen Türkiye'nin kadim problemi büyük ölçüde çözülmüş oldu. İnşallah, çözülecek. İsteriz ki Kıbrıs sorununda da Türkiye'nin iradesiyle, Kıbrıslı Türklerin iradesiyle çözüm sürecine erişilmiş olsun.

Eksiğiyle fazlasıyla  Annan Planı bugün geçmiş olsaydı, bu önergeyi değil, başka konuları konuşuyor olacaktık. Ancak, üzülerek gördük ki o zaman bizim muhalefetimiz de o zaman Rum tarafı da olur olmaz bahanelerle bildiğiniz gibi o süreci âdeta sabote etti. O gün o plan kabul edilse bugün bu sıkıntıları yaşıyor olmayacaktık. Ama, bugün AİHM’in kararı önümüzde, “Güney Kıbrıs’ı tanıyın.” diyen baskısı önümüzde, bambaşka bir sürece başladık. Fakat, değerli arkadaşlar, o kanunun, o AİHM kararının hukuki sürecine baktığımızda şu birkaç konunun altını çizmek isterim. Bir tanesi şu: Biliyorsunuz, 1994’te başvurulduğunda esasa ilişkin karar vermekle beraber o zamanki AİHM “Mağduriyet var ama tazminatı sonra görüşeceğim.” demişti, yıl 1994. Aynı işlem devam etti. Bunun üzerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hatalı bir istem olmasın, hatalı bir karar verilmesin diye tedbir alarak Kuzey Kıbrıs’ta Taşınmaz Mal Komisyonunu kurdu ve mağduriyetlerinin burada çözülmesini talep etti. İlginçtir, AİHM de bu Komisyonun iç hukuk anlamında bağlayıcı olduğunu ve AİHM’e başvuru için de gerekli şart olduğunu kabul etti. Bu, çok olumlu bir adımdı. Ancak, 2010 yılına gelindiğinde Rum tarafı anlaşılmaz bir şekilde bu Komisyonun yetkisini gasbederek tekrar AİHM’e başvurdu. Fakat, daha da anlaşılmaz olanı -şimdiye kadar Mısır’da, Avrupa Birliğinin dönem başkanlığını üstlendiren süreçteki AB'nin tavırlarında- Rum tarafında yaptığı adımlarla, her türlü farklı demokrasi sınavında iki yüzlülüğüne şahit olduğumuz Avrupa Birliği, bu konuda hiç ses çıkarmadı ve AİHM’in önüne gelen bu karara 2014 yılının Mayıs ayında Türkiye’yi AİHM mahkûm etti, anlaşılmaz bir kararla kendi içtihatlarıyla çelişti, defaten vermiş olduğu kararları ayağının altına aldı, defaten reddettiği, “İki tarafın mağduriyeti var.” dediği meseleyi kabul etmiş oldu. Fakat daha da vahimi, AİHM’in her hukukçunun bileceği bir temel prensibi var. Kişilerin başvurusu esas olmasına rağmen, devletler hukuku nezdinde farklı değerlendirmeler olmasına rağmen bu kararında Rum tarafının başvurusunu kabul etti ve daha da vahimi tanımadığını iddia ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tazminat ödemeye hükmetti. Bunun birçok hukuki gerekçesi var. Vaktim olmadığı için ayrıntıya girmeyeceğim. Ancak bu karar siyasi bir karardır; bunu verenler de biliyor, bunu bizler de biliyoruz. Bu siyasi kararın bizim nezdimizde bir bağlayıcılığı yok, hukuk dünyasında karşılığı yok, o yüzden çok büyük ses getirmedi zaten. 90 milyon avronun kime verileceği, başvurucular adına yapılan işlemin geçerli olup olmadığı, kimlerin hayatta olup olmadığı, Türk tarafındaki mağduriyetlerin ne olacağının bilinmediği bir süreçte tek başına bu kararın hukuk dünyasında bir karşılığının olması mümkün değil. Bir kere, bu tazminat kararının dokuz sene sürüp tekrar müzakerelerin başladığı zamanda sonuca bağlanması aslında bize niyetleriyle ilgili önemli bir ipucu veriyor. Dokuz sene bekleyeceksiniz, dokuz senenin sonunda gelip tekrar görüşmelerin başladığı, tekrar iki tarafın da iyi niyetli yaklaşımlarının ortaya konduğu bir süreçte bu kararı vereceksiniz. Bunun iyi niyetten, hukuktan çok uzak bir adım olduğu çok nettir diye düşünüyorum. Kaldı ki şimdiye kadar Güney Kıbrıs’ın istenen belgeleri, ölenlerin kim olduğunu, onların hayatta olup olmadığını, birtakım dosyada teknik gereklilikler olarak istenen bilgileri, belgeleri vermemiş olması da zaten bu tartışmanın devam ettirilme niyetinden kaynaklandığını gösteren bir süreçtir.

Ben, muhalefetiyle iktidarıyla Kıbrıs gibi millî sorunlarımızda çok daha fazla bir araya gelerek, birbirimizi daha iyi anlayarak, nasıl ki Türkiye ayağına bağ olan birçok temel sorununu çözme iradesini göstermişse, Kıbrıs’ta da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tüm dünya tarafından tanındığı, saygın bir devlet olduğunu hepimizin çalışmasıyla, Kıbrıs’taki Türklerin gayretiyle ortaya koyarız diye ümit ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Osman Taney Korutürk, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, benden önce, Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan değerli milletvekili arkadaşıma söylediği konulardan dolayı teşekkür ediyorum. “Bir araya gelelim, bu konuları mümkün olduğu kadar konuşalım, tartışalım aramızda ve belli bir çizgiye gelelim.” dedi. Biz de bu fikirdeyiz, bizim de arzumuz bu ve anladığım kadarıyla, Milliyetçi Hareket Partisinin de sunmuş olduğu genel görüşme önergesinin amacı bu.

Hakikaten, biz bu gibi önemli konuları, millî konuları Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak destekleyebilmeliyiz, destekleriz de. Yurt dışına gittiğimiz zaman, partilerimiz arasında birçok siyasi konuda değişik görüşler varken millî konularda birleşebiliyoruz. Bu da bu birleşeceğimiz ve birleşmemiz gereken konulardan biri. Ama şimdi ben eminim, ben bu konuşmamı yaptıktan sonra, belki başka bir arkadaşımız daha konuşacaktır, ondan sonra oylamaya konulacak ve oylamada bu genel görüşme talebi reddedilecek. Niçin reddediliyor? Reddedilmemiş olsa, Dışişleri Bakanı buraya gelse, Dışişleri Bakanlığının personeliyle birlikte burada yapmış oldukları hazırlık çerçevesinde biraz önce konuşan Adalet ve Kalkınma Partili sayın hatibin söylediği gibi, bunun, siyasi bir karar olduğunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının, bunun şu açıdan bu konuya zarar verdiğini, bu zararı telafi etmek için Hükûmetin ne öngördüğünü, nereye gitmek istediğini, ne yapmak istediğini bizlere anlatsa, bizler de sizlere destek olsak çok daha düzgün, çok daha millî, çok daha şuurlu bir pozisyon takınmış olmaz mıyız? Bizim istediğimiz bu. Biz ama… Ben şimdiye kadar çok çıktım bu kürsüye. Araştırma önergeleri, genel görüşme talepleri, bunların hepsi muhalefetten geldiği için reddediliyor. Neyi saklamak istiyorsunuz, onu anlamıyorum. Yani ne gidiyor? Gizli kapılar arkasında ne konuşuluyor, ne görüşülüyor? Halktan hangisi saklanıyor? Şimdi saklanır, gizli yapılır, yürütülür, arkasından da hayırlı bir netice gelir, biz de deriz ki: Evet, şunun için yapmışlar ama bak, neticesini de almışlar. Maalesef bu gizli hareketlerin arkasından hayırlı bir şey de gelmiyor arkadaşlar. Her gizli hareketin arkasından olmadık bir şey çıkıyor. Her gizli hareketin arkasından istemediğimiz pozisyonlara Türkiye olarak düşüyoruz. Hâlbuki, biz diyoruz ki: İşte, bunları hep beraber şurada konuşalım, tartışalım. Biz de fikirlerimizi katalım, siz de fikirlerinizi katın, millî bir pozisyon alarak çıkalım bunu her tarafta savunalım. Bakın, şimdi göreceğiz işte, burada zaten az bir katılımla bu toplantıyı yapıyoruz, “Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.” denilecek, başka bir şeye geçilecek, biraz önceki sayın hatibin, benim de katıldığım, çok iyi niyetli ve doğru temennisi tahakkuk etmemiş olacak.

1963 yılında başlayan Kıbrıs sorunu, aradan geçen elli yıla rağmen, adil, hakça, kalıcı bir çözüme kavuşturulamamıştır. Burada Kıbrıs Türk tarafı hakikaten mağdurdur. Bakın, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, onu destekleyen Türkiye, Kıbrıs sorununun çözülmesi için şimdiye kadar elinden gelen her türlü gayreti her zaman göstermiştir. En son 2004 yılında adanın kuzey ve güney kesimlerinde, Türk ve Rum kesimlerinde yapılan referandumla Kıbrıs Türk tarafı iki kesimli bir federasyon çözümünü, o zamanki ismiyle Annan Planı’nı kabul etmiş, Kıbrıs Rum tarafı bunu reddetmiştir. Kıbrıs Rum tarafı bunu reddettiğinde sanki reddeden tarafı mükâfatlandırır gibi, hemen aynı yıl, hemen bunun arkasından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi -ki adanın sadece bir bölümüne hâkimdir, diğer bölümünde ne hukuki ne fiilî bir yetkisi bulunmamaktadır- “Kıbrıs” adı altında, adanın bütününü temsil ediyormuş gibi Avrupa Birliğine dâhil edilmiştir. Avrupa Birliğinin yapmış olduğu bu tek taraflı hareket Kıbrıs sorununu tamamen felç etmiştir. Çünkü artık Kıbrıs Rumlarının elinde bu sorunu iki taraflı, iki bölgeli, iki eşit kurucu halkın kurucu iradesinden kaynaklanan bir yeni ortaklık olarak kurmaya yönelmek için hiçbir teşvik edici -eski tabirle müşevvik- unsur yoktur. Şimdi bekledikleri, Kıbrıs Rum Kesimi’nin bugün her yönüyle yararlandığı Avrupa Birliği nimetlerinin Kıbrıs Türk tarafınca da iştiyakla görülmesi ve Kıbrıs Rum tarafının giderek o tarafa iltihak edip zamana yayarak bunu geçiştirmesi ve neticede Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliği üyeliğinin... Kıbrıs sorununun Türk halkının, Kıbrıs Türk halkının menfaatleriyle tam bağdaşmayan bir şekilde çözülmesi. Bekledikleri bu.

2011 yılında Kıbrıs’ın güneyinde deniz yataklarının içerisinde petrol, ciddi doğal gaz bulunduğu ortaya çıktı. Bu ciddi doğal gaz varlığı Kıbrıs sorununun hem stratejik hem ekonomik önemini bir anda katladı ve bugüne kadar Kıbrıs sorunu bir siyasi sorun diye bakılırken -hatta bir parça da savunma sorunu- bölgede bunun işte bir sabit uçak gemisi gibi kullanılabileceğinden bahsedilirken bu defa artık Kıbrıs bu bölgede çok ciddi bir stratejik ve ekonomik alan hâline geldi, o zaman buraya karşı da ilgi arttı ve Amerika Birleşik Devletleri çok uzun bir zamandır ilk defa olarak bu konuya direkt müdahil oldu ve 11 Şubat 2014 tarihli açıklamayla canlanan yeni müzakere süreci başlamış oldu. Bu müzakere süreciyle demin benden önce konuşan iki hatibin de bahsetmiş oldukları Avrupa İnsan Hakları kararı çelişiyor. Çünkü bir yandan müzakere yapıyorsunuz, sorunu çözmeye kalkıyorsunuz; öteki taraftan da işgal diye bir varit olmayan gerekçeyi öne sürerek çok yüksek bir tazminat hükmüyle işi hukuki yönden başka mecralara getiriyorsunuz.

Şimdi bizim istediğimiz bu iki çelişen unsuru Hükûmet müzakere sürecini desteklemek açısından nasıl bağdaştırıyor? Bize bu konuda bilgi vermesi lazım. Bu iki unsur aynı zamanda masanın üzerinde olabilir mi?

Onun dışında dünya çok başka konularla ilgilenirken, Orta Doğu yangın hâline dönmüşken, orada Türkmenler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, Şiiler, Asuriler çok ciddi tehlikeler altındayken kapalı kapılar arkasında gibi bir Kıbrıs müzakeresine de girmek ne kadar doğru Hükûmet açısından, onu da bilmiyoruz. İstenmeyen tavizler, tek taraflı tavizler gündeme gelir mi, gelmez mi, gelirse ne olur, bilmiyoruz.

Kıbrıs meselesi, Kıbrıs Türk halkının olduğu kadar Türkiye’nin de sorunudur hem manevi açıdan hem maddi açıdan. Bu konuda yapılan müzakere sürecinin içerisinde iki tarafı ilgilendiren; paylaşılan egemenlik anlayışı, iki kesimlilik, siyasi eşitlik, iki tarafın kurucu devlet anlayışı hangi ölçüde değerlendirilmektedir? Avrupa Birliğinin birincil hukuk düzeyinde geçerliliğinden bahsediliyor ama mevcut vatandaşlık statülerinin korunması, doğal gaz ve diğer tabii kaynakların adil paylaşımı ilkeleri ne şekilde yer alıyor, bunları görmemiz lazım. Türkiye için de bu sadece artık manevi bir şey değil -demin söylediğim gibi- maddi yönü de olan bir şey. Hem enerji kaynakları, enerji güvenliği, savunma, bölgedeki siyasi gelişmeler karşısında adanın önemi Türkiye için de son derece önemli. Bu konuları bu Mecliste bir genel görüşme kapsamı içerisinde etraflı bir şekilde tartışmamız lazım.

Kıbrıs -demin arkadaşımızın da bahsettiği gibi- ayrı bir devlet tabii, Türkiye tarafından tanınan bir devlet. Eğer bu Kıbrıs Rumlarıyla Kıbrıs Türkleri arasında bir anlaşma olamayacak noktaya gelirse bunu sonuna kadar sürüncemede bırakmak da çok doğru mudur, değil midir, onu tartışmak lazım.

Eski İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw’un yazmış olduğu birkaç makalede öne sürdüğü bir fikir var, diyor ki: “Çok daha küçük devletler de var, olmuyorsa iki ayrı devlet olur, iki ayrı devlet sonra kendi aralarında, kendi menfaatlerine, çıkarlarına uygun görürlerse birleşirler. Bu konuyu da Türkiye’nin artık biraz dillendirmesi lazım.

Benim size biraz önce söylediğim, Kıbrıs Rum tarafının Avrupa Birliğine girmesiyle ortadan kalkan teşvik edici unsuru belki böyle bir olasılığın ortaya çıkması suretiyle yeniden ikame etmemiz, yanına koymamız mümkün olur. Ama bütün bunları konuşmak, görüşmek için bizim burada bir genel görüşmeye ihtiyacımız var.

Bu düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisi tarafından teklif edilen genel görüşme talebini destekliyorum.

O genel görüşme talebinin içerisinde gözden kaçmaması gereken önemli bir nokta da var. Orada bir de Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ortak beyanda bulunmasından bahsediyor. O da sizin demin bahsetmiş olduğunuz birliği ve beraberliği sağlayabilecek çok önemli bir unsur olabilir diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korutürk.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Kırıkkale Milletvekili Sayın ramazan Can, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Dışişleri Bakanımız Cidde’de devletimizi, Hükûmetimizi, milletimizi ilgilendiren önemli bir toplantıda. O toplantıya iştirak ettiğini beyan ediyorum.

Diğer taraftan, Değerli Milletvekilimiz Bülent turan tafsilatlı, güzel bir konuşma yaptı, gerçekten Genel Kurulu bilgilendirdi. Huzurlarınızda Sayın Turan’a da teşekkür ediyorum.

Diğer taraftan, Korutürk’ün beyanlarına da iştirak ediyorum. Gerçekten o da memleketimizi ve milletimizi ilgilendiren ulusal bir konuda siyasetten uzak, daha doğrusu memleketimizin menfaatine yönelik bir konuşma yaptı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim korkum şudur ki verilen bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu bu karar tabii ki hukuki değildir, tabii ki bağlayıcı değildir, siyasi bir karardır. Yalnız, kararı incelediğimiz kadarıyla burada verilen tazminat manevi tazminat. Dolaysısıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Rum kesiminin iddialarına yönelik 14 eylemde tespit etmiş olduğu ihlalde işkence ve mülkiyet iddialarına ilişkin ihlali kabul etmiştir. Dolayısıyla, yirmi yıl geçtikten sonra, 1994 yılında açılan davayla birlikte 2001 yılında verilen kararda tazminat ötelenmiş olmakla birlikte eylemler ile ihlal edildiği sübuta ermiştir. Burada, 12 Mayıs 2014 yılında verilen kararın manevi tazminata yönelik bir karar olduğunu değerlendiriyorum ben. Korkarım ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu bakış açısını el birliğiyle gerek mukayeseli hukuk açısından gerek uluslararası hukuk açısından gerekse memleketimizde bütün siyasi gruplar birlikte hareket ederek hukuki ve lojistik anlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini bu kararından sarfınazar etmek noktasında gayret sarf etmeliyiz. Maazallah, burada, ileriye yönelik, mülkiyet hak iddialarına yönelik maddi tazminat davaları açıldığında 90 milyon avronun çok küçük, sembolik bir miktarda kaldığını, memleketimizi ileriye yönelik sıkıntılara sokacak maddi tazminatlarla karşı karşıya kalabileceğimizden endişe etmekte olduğumu belirtmek istiyorum.

Bu kararın tahliline gelecek olur isek 2001 yılında karara bağlanmış, maddi gerçekler sübuta ermiş, tazminat açısından ise ileride muhtemel tazminatları değerlendirme noktasında karar verelim diye mahkeme tazminata yönelik duruşmasını ötelemiştir.

12 Mayıs 2014 tarihine geldiğinde ise maalesef Karpaz bölgesinde yaşayan Rumlarla ilgili ve Kıbrıs’ta harekâttan sonra kaybolan insanlarla ilgili, Rum kesimiyle ilgili verilen tazminat da 60 milyon+30 milyon, 90 milyon avro. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 17 üyeli yönetiminde 16 üye bu tazminatın kabulü yönünde, 1 üye ise -Işıl Karakaş- aleyhine, ret oyu kullanmıştır ve muhalefet şerhi vermiştir. Muhalefet şerhini inceleme zamanımız olmadı, inceleyip oradan da istifade etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Tabii ki küresel güçlerin her zaman uluslararası hukukta, uluslararası stratejik durumlarda kararları etkileyebilecek durumları var. Biliyorsunuz ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararı verirken hukuki olmaktan ziyade siyasi mülahazalarla hareket etti. Her ne kadar kararın hukuki bağlayıcılığı olmasa da, kararın icrai kabiliyeti, uygulanabilme kabiliyeti olmasa da çözüm sürecini, barışa, çözüme yönelik süreci psikolojik anlamda bir sıkıntıya uğrattığı da aşikârdır diye düşünüyorum ben.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demin de belirttiğim üzere kesinlikle uluslararası hukuk bağlamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu kararı bağlayıcı değildir. Evrensel hukuk açısından sakıncalı, hatalı bir karar olduğu gibi, kararın zamanlaması da manidardır. Kıbrıs’ta müzakerede kapsamlı barış çerçevesinde ciddi gelişme yaşanırken, uzun uğraşlardan sonra Türkiye’nin öncülüğünde yeni bir barış süreci gelişirken, uluslararası kamuoyu buna yönlenirken böyle bir çözüm engelleyici karar alınması ve başmüzakerecinin garantör devletler olan gerek Türkiye Cumhuriyeti gerekse Yunanistan’la ilgili görüşmelere devam etmesi, bir neticeye varılacak ortamda verilen böyle bir karar maalesef süreci de olumsuz etkilemiştir.

Netice itibarıyla, bu grup önerisinde dile getirilen hadiselerde, muhalefet partileri olarak da aynı hassasiyeti paylaşmaktayız. Gerek dışişlerimiz gerekse Hükûmetimiz kararı yakinen takip etmektedir. Bu karar siyasi bir karardır, hukuki bir karar değildir. Hukuki bir karar değil değil, bu siyasi süreci de bırakmak doğru değildir.

Demin de belirttiğim üzere, maddi tazminata yönelik davalar muhtemeldir, bunun önünü kesme noktasında gerek iç hukuk gerekse mukayeseli hukuk anlamında üzerimize düşeni el birliğiyle yapmamız gerektiğine inanıyor, grup önerisinin gündemin yoğunluğuna müteallik ret oyu kullanacağımızı belirtiyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gerçekten çok istifade ettiğim konuşmalar yapıldı. Kişisel olarak teşekkür ederim. Bir de böyle itiş kakış olmadan…

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/06/2014 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                            Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Manisa Milletvekili Sakine Öz ve 31 milletvekili tarafından, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden kazasında yaşamını yitirenlerin aileleri ile bu kazadan sağ olarak kurtulanların yaşadığı travmanın etkilerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 23/05/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (1379 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18/06/2014 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN –  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Manisa Milletvekili Sayın Sakine Öz konuşacaklardır.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın  Başkan, değerli milletvekilleri; Soma maden faciasının yol açtığı ve etkileri her geçen gün derinleşen bireysel ve toplumsal travmaların araştırılması, bölgeye Meclis eliyle yeni ve acil bir elin uzanması konulu araştırma önergemizin üzerine söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çalışma hayatımızın en derin acısını yaşadığımız Soma’da, kâr hırsı ve özelleştirme yıllardır insanlık dışı  bir seyir izlemektedir. Biz, Manisa milletvekilleri olarak 13 Mayıs tarihinden önce tam 13  defa Hükûmeti uyardık, madencilerin çalışma haklarından ağır ve uzun mesailere, sosyal güvencelerden birikmiş tazminatlara ve denetim sorunlarına, yanık tedavi merkezinden Soma’da maden nedeniyle ağır tehlike altındaki evlere kadar her konuda dikkatinizi çektik. Her konuya “Ben bilirim dinlemem, ne söylesen kabul etmem.” tepkisini gösteren Hükûmetin açıkça meydan verdiği bu facia, üzerinden otuz altı gün geçmesine karşın kalıcı çözüme ulaşmamıştır. Madencilerimizin maaşları, kömür paketleme tesisinde birikmiş alacakları, esnafın ve nakliyecilerin durumu, ölüm aylıkları, eşini oğlunu yitiren ailelerimizin yaşadığı derin travma, devletin ilgisizliği ve çareden uzak duran tutumu nedeniyle daha da derinleşmiştir.

Üzülerek söylüyorum Sayın milletvekilleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının il müdürlüklerinin açıkladıkları sayıların hepsi elimizde. Ancak bu sayılar, oğlu faciada vefat eden bakıma muhtaç annelerin ve erken doğum yapan kadınların sosyal güvencesinin kesilmesini, hastane kapısından eli böğründe bekleyerek dışarı edilmesini, devlet ayıbını asla örtemiyor. Acısını çocuklarının buruk karne gününe katan annelerimizin birçoğu geleceğe umutsuz gözlerle bakarken, istihdam ve çocuklarının gelecek kaygısını taşırken kadınların yaşadığı travmanın en yakın dert ortaklarından biri olarak şunu görüyorum: Devletin sadece soğuk yüzü Soma’ya hâkim olmuş. Oyalayan ama net konuşmayan, travmayı ve yas sürecini hatalı adımlarla uzatan kötü bir yönetim var karşımızda. Bakanlık 30 ailenin psikolojik desteğe muhtaç olduğunu açıklamakla birlikte, vardığımız evlerin, paylaştığımız sorunların çok büyük bölümünde ekonomik sorunlarla iç içe geçmiş, geçim ve gelecek derdiyle birleşmiş yüzlerce derin öykü var.

Devleti yönetenler kadınların ve çocukların Soma’da yaşadıkları büyük sorunları aşmak adına, acıyı bir nebze dindirmek amacıyla hâlâ somut bir adım atamadı. Önümüze getirdikleri kanun tasarısıyla Soma’yı açıkça büyük şirketlerin taşeron hevesine, alacakları yeni işçiden kesilecek İşsizlik Sigortası Fonu’na terk etti. 61 maddeyle önümüze gelen tasarı 106 maddeyi aştı. Soma bu koca tasarının içinde ufaldıkça ufaldı. Madencilerin eş ve çocuklarının, ailelerinin bakımı için önerdiğimiz olumlu, sorun çözmeye odaklanmış adımlar alt komisyonlarda çoğunlukla reddedildi.

Değerli milletvekilleri, biz, sendikalarla ve sivil toplumlarla birlikte Soma için ayrı bir kanun yapalım diyoruz. AKP sıraları Soma acısını da zenginler ve iktidara yakın kadrolar için fırsata dönüştürmenin peşinde. Acıyı birlikte aşmayı reddedenler bugün, yukarıda, komisyon masasına getirdikleri ek maddelerle Soma’ya çözüm değil, bambaşka konularda yandaşlarına arpalık dağıtmanın, cemaatle 17 Aralık hesaplaşmasına devam etmenin, taşeronu her alana yaymanın derdine düşmüştür. Biz, Soma’daki alacakların, devlet ve şirket sorumlularının peşine düşmüşken AKP sıraları, 45 ek maddeyle madencilerimize hak değil, zenginlere seçim öncesi vergi affı hediye etmektedir. Hükûmet, Soma’daki acıyla hiç ilgisi yokken HES projeleri, sağlık personeline ek nöbet, mahkeme kararlarına set çekmeye adanmış özelleştirme hükümleri, Demiryolu ve PTT’ye para bulma derdi, mahkemeye düşen RTÜK yayın ihalesini arka kapıdan kaçıran düzenlemeleri getirmektedir. Soma’nın yasına hakaret edercesine torba yasada okul müdürlerinin, polis, hâkim ve savcıların açacağı davalarda göreve iade kararı aldıkları takdirde bu kararları iki yıl bekletme, kararı uygulamayan kişilerin ise kovuşturma ve soruşturmadan muaf olma hükmü yazılmaktadır. Soma’daki travmayı hafife alan, emeği için meydanı inleten madenciye kulak tıkayanlar, Ankara’da madenci temsilciliklerine verdikleri sözü tek tek terk etmektedirler.

Bugün, madenci ailelerinin yüzüne bakamayan AKP sıraları, önce size soruyorum: Bir aydır neyin hesabını yapıyorsunuz? Torba yasalarla işleyen Meclis’te Soma niye öncelikli gündeminiz olmadı? Bilmenizi isterim, Somalılar attığınız her adımı gün gün izliyor, sizi hiç ama hiç unutmuyor çünkü siz, madenci maaş bordrolarına yazılan “sıfır çocuk” karşısında sustunuz, “Mitinglere baretli madenciler parayla ve zorla taşınıyor.” diyen işçilerimize bağırdınız. 432 yetim çocuğumuzun annesine bakacak yüzünüz kalmadı. Oğullarını toprağa veren böbrek hastası babanın, sara hastası annenin, erken doğum yapan eşin sosyal güvencesini kesme kararına seyirci kaldınız. Dün maaş günü geldi, “Başbakanım neredesin?” pankartı açan madenciye yanıt verecek Somalı bir siyasetçimiz yoktu ama Soma’nın artık sabit bir TOMA’sı oldu.

Koca bir ekmek ocağı, kadınların acılı yuvası, çocuklarımın uzağa bakan güzel gözleri, iki gün aynı gömleği giyen Bakanın otuz altı gündür Soma’da atacağı adımı bekliyor. “Soma’daki madenlerde esaslı denetimler olmadan madenlere inilmesin.” dediğimizde sizler yine sustunuz. Dayıbaşının, şirketin işe çağırma yazıları karşısında bir kenara çekildiniz. Madenden sağ çıkan ama 486 kişilik listeye yazılmadığı için kaymakamlık yardımından yoksun kalan madenci aileleri günlerdir sizden haber bekliyor. Yoksullukla acısını birleştiriyor ama kulak tıkıyorsunuz. Biz “Bu sayı 486 değil, onlarca kişi eksik ve listeler elimizde.” dedikçe “Hayır, şirketin listesini esas alırız.” dediniz. Prim gün sayısı dolmamış 67 madencimizin durumu hâlâ kanunun geçmesini bekliyor, acele etmiyorsunuz. Siz sadece kendi sözünüzü yalanlamakta ustalaştınız sayın milletvekilleri. Önce “Madende otuz altı saat mesai olacak.” dediniz, geçen hafta ise kanun tasarısını değiştirdiniz. Madene inme ve çıkma süresini, molaları otuz altı saatin dışına attınız. “Soma’da sekiz saat mesai istiyoruz.” diye işçilerden yazılı dilekçe almaya çalıştınız, işçiden zorla imza alanların yanında saf tuttunuz.

Sayın milletvekilleri, ölümün ve yoksulluğun, yanına asla uğramayacağından bu kadar emin, krizi fırsata çevirmeyi siyasetin özü sayan bu yoz anlayış bugün Soma’ya çok daha büyük bir acı yaşatmaktadır. Biz Soma’da kadınların ve çocukların geleceğine çok daha dikkatle eğilmeliyiz. Bu travmayı aşma görevini bakanlıklarla sınırlı tutmamalıyız. Kurulmuş olan Soma Komisyonunun öncelikli gündeminde ailelerin yaşadığı travma yoktur. Bu yüzden, kadın ve çocuk sorunlarına ayrıca hassasiyetle eğilmeliyiz. Madenci yakınlarımızın, özellikle kadın ve çocuklarımızın kamu kaynaklarından karşılıksız yararlanması, yas sürecine yön verecek kalıcı çözümler için harekete geçecek bir komisyon çok daha etkin, tarafsız, kapsayıcı ve hızlı sonuçlara ulaşmayı sağlayabilecektir. Çalışanların, tüm toplum bileşenlerinin ve uzmanların katkısıyla birlikte şekilleneceği, gerçek talep, beklenti ve ihtiyaçların Soma’daki madenci yakınlarımızın odağa alınarak çözüme kavuşacağı, yaralara merhem olma amaçlı bir komisyon için olumlu oylarınızı bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Cumhuriyet Halk Partisi grubu önerisinin aleyhinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Tabii, bu İç Tüzük’ü değiştiremedik, böyle lehinde, aleyhinde konuşma diye olay… Bunun üzerinde konuşulur arkadaşlar. Soma deyince içimiz yanıyor. Burada defalarca araştırma önergeleri verdik, konuşulması gerektiğini, maden ocaklarını, grizuyu… Maden Araştırma Komisyonu olarak Soma’ya gittik, Soma’da incelemelerde bulunduk, rapor verdik Meclise. Attılar bir kenara. 2010 Maden Araştırma Komisyon Raporumuz bu Mecliste görüşülmedi arkadaşlar. Görüşülmüş olsaydı bu facia yaşanmayacaktı Türkiye’de. Yaşandı. Peki, devlet ne yapıyor? Hükûmet ne yapıyor? Yani 10 gündür bir torba yasayla boğuşuyoruz. “Bu torba yasada Soma’daki yaşamını yitiren 301 maden işçisiyle ilgili düzenleme yapıyoruz.” diye kamuoyu ha bire yanıltılıyor. Ne olacak? Çalışma saatleri indiriliyor, emeklilik süresi 50’ye indiriliyor, çalışma haftada 36 saate indiriliyor. Peki kardeşim madende, yer altında, kömürde, kromda, bakırda her alanda yer altında çalışan 50 bin işçimiz var ve bunların en zor koşullarda çalışanı kömür ocaklarında çalışıyor. 2010 raporunda grizu felaketinin derinlere indikçe artacağını rapor etmemize rağmen niye önlem alınmadı? Alınmadı. Şimdi, torba kanunla ne yapılmak isteniyor? Küçük bir, iki düzenleme, arkasından da bu acıları fırsata çevirmek, torba kanuna partizanca kadroları yerleştirmek, istismar etmek ve bunu da Meclise torba olarak getirmek, üstelik de, bunu, Soma’daki 301 yurttaşımızın acıları üzerine yapmak, bu, ahlaki bir duruş değil arkadaşlar.

Bakın, her gün iletişim kuruyoruz Soma’yla.  Aradan geçen süre otuz altı gün. Sadece 485 kişi kurtulan. Kaymakamlık, 460 TL kişi başına para vermiş, 460 lira arkadaşlar.  Ölenlerin ailelerine aylık bağlanması ve hak ettikleri hakların teslimi konusunda bu torba kanunu, bu torba kanunun içine bir şeyler koymayı hedefleyen bir Hükûmet var. On gündür söylüyoruz “Bu torba kanunda Soma işçilerini, maden işçilerini ayırın, ayırın getirin iki günde çıkaralım.” diyoruz, Hükûmeti ikna edemiyoruz.

Bakın, yukarıda -maden komisyonu- Soma’yla ilgili torba kanunda çalışıyoruz -alt komisyonda çalıştım, şimdi üst komisyondayız- önergemiz var. Buradan çağrıda bulunuyorum Hükûmete: Eğer 301 işçimizin acısını yüreğinizde hissediyorsanız, Soma maden işçileriyle ilgili düzenlemeyi ayırın, getirin, iki günde bu Mecliste yasalaştıralım, bu kadara açık.

Yevmiyesini almayan işçiler var, arkadaşlar, biliyor musunuz. Çocuklarına mama alamayan işçiler var, Allah'tan korkun, on bir gün, on beş gün çalışmış yevmiyesini alamamış. Şimdi, bu işçilere, kaymakamın, Sosyal Yardımlaşma Fonu’ndan verdiği 460 lira dışında, şu ana kadar… O insanlarımıza,  Allah aşkına, bu devlet, şefkatle eğilmeli, yurttaşının acısını sarmayı, dayanışmayı, sosyolojisini, psikolojini, ailelerin durumunu, bütün bunları… Evet bir şeyler yapıyor Bakanlık, sivil toplum kuruluşları, baroların da heyetleri gidiyor, platformlar da var ama yetmiyor. Bu Meclisin bir görevi olması lazım, sadece kanunsa bu kanunu çıkaralım diyoruz ama bu Meclisin İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, soruyorum, gitti mi Soma’ya arkadaşlar? Çalışanların, grizuda paramparça ölenlerin, kömür alevlerinde parçalanan bedenlerin, can verenlerin insan hakları yok mu? İşçinin insan hakkı yok mu? Bu Meclisin İnsan Hakları Komisyonunun ilk gün gitmesi gerekmez miydi oraya? TOMA hakkı mı var arkadaşlar, hak arayınca gazlama hakkı mı var sadece devletin? Bu acımasızlık insanı iflah ettirmez.

Bakın, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun konusuna giriyor; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun kapsamına giriyor. Meclisin bu Komisyonunun, hepsinin yönetimi sizin elinizde, başkanlık divanları AK PARTİ’nin elinde. Hiç mi birinizin alanına girmiyor da buradan bir heyet oluşturup oraya gidelim demiyorsunuz? Soma’ya gitmiyorsunuz.

Ben size Şırnak’ta olanları anlatayım mı? Türkiye Kömür İşletmeleri, havzalarının hepsini valiliğe redevans karşılığı verdi. Valilik -bakın, dikkat edin- aldı redevans karşılığı bu kömür havzalarını, önce özel şirketlere verdi, sonra termik santrallere verdi. 2 ünite, 3 ünite, 4 ünite yetmedi 7 tane başvuru oldu. Şimdi 2 şirket daha termik santral izni aldı Avgamasya’da. Peki, on gün içinde 5 tane işçi Şırnak’ta kömür ocaklarında hayatlarını kaybetti. Enerji Bakanı oraya gitti mi? Çalışma Bakanlığı oraya gitti mi, denetledi mi; kaçak mı ruhsatlı mı, baktı mı? Peki, bir şey sorayım: Köyleri yakıldı o insanların. Göç ettirildiler. Şimdi de yüz metre, iki yüz metre halatla, bidonla, çıkrıkla ölüme indiriliyorlar ve cesetleri çıkrıkla bidonlardan yukarı çıkarılıyor. İlkel ocak olayı 1800’lerdeki budur.

Bu devlet, TKİ başta olmak üzere, Türkiye Kömür İşletmeleri yani devletin işletmelerini taşerona vermiştir. Redevans karşılığı vermiştir. Redevansta kirli işler dönmüştür. Milyarlarca para alınmıştır. Vatandaşın milyarca parasına el konulmuştur. O vatandaşın cenazesini çıkaracak bir kurtarma ekibi, bir gaz maskesi olmamıştır. İşte öyle kömür çıkıyor. O kömür gidiyor termik santrallere. Termik santraller şirketlerin, patronların cebine kâr akıtıyor. O koşullarda kömür çıkarılıyor. O koşullarda enerji sağlıyorlar. O koşullarda kirletiyorlar çevreyi. O koşullarda kâr ediyorlar. Devletin TKİ’si, Hükûmetin emrinde, bu taşeron firmalara vererek bu termik santraller, enerji santralleriyle kirli iş birliği içindedir, ortaklık içindedir arkadaşlar. Bu vahşi bir kapitalizmdir.

Taşeronlaşmayı bu düzenlemeyle kaldırmak zorundayız. Eğer siz bunu kaldırmazsanız, bu sömürü düzenini kaldırmazsanız Şırnak’ta, Zonguldak’ta taş kömüründe her yerde insanlar ölmeye devam eder.

Bakın, sabah görüştüğüm Somalı işçiler diyor ki: “Evimize, çocuğumuza süt alamıyoruz, süt.” Allah aşkına… En son Başbakanın eşinin, Hanımefendi’nin gittiği bir miktar para yardımında bulunduğu duyumu aldık. Ne derece… Manisa milletvekilleri daha iyi bilir.

Peki, devlet, sosyal devlet mi, asosyal devlet mi Allah aşkına? Bu devlet maden ocaklarının derinliklerinde neden biter? Neden işçi ölümlerinde, emekçi ölümlerinde bu devletin sosyal devlet özelliği biter? Neden bu kadar vurdumduymazdır? Otuz altı günde atılacak adım bu kadar mıdır?

Bakın, torba kanununu görüşüyoruz. On gündür sorumlu bakanlardan bugün Çalışma Bakanı geldi -tabii, sağlık sorunu vardı, mazereti- on gündür Enerji Bakanını bekledik; bu torbada gelsin de, ona iki söz edelim. Göndermediler, bürokratlarını gönderdiler oraya.

Böyle şey olmaz arkadaşlar. Biraz vicdan ve bu konuda hepimiz insanlık borcu olarak, Meclis olarak vebal altındayız. Açıkça söylüyorum, hepinize çağrımızdır, bu konuda adım atalım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu Soma maden kazasında yaşanan travmaların araştırılmasına ilişkin Meclis araştırma önergesi üzerinde lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 13 Mayısta, Soma’da, hepimizin tanık olduğu ve bildiği üzere büyük bir facia yaşandı. Bu facia, sadece Soma’yı ve Manisa’yı değil, bütün Türkiye’yi, bütün insanlarımızı ve milletimizi derinden sarstı ve o sarsıntı hâlen devam etmektedir. Bu, millet olarak hepimizin ortak acısıdır.

Şunu da ifade etmek isterim ki Manisa Milletvekili olarak: Şimdi, Soma üzerinde konuşuyoruz ama bilinsin ki ve anlaşılsın ki aslında bütün Türkiye’de ve en son da Şırnak’ta yaşanan maden kazası ve faciası üzerine de konuşuyorum. Ancak Soma’da yaşanan ve 301 insanımızın hayatına mal olan bu facia bugüne kadar bütün Türkiye’de yaşanan, başta maden kazaları olmak üzere, bütün iş kazaları ve faciaları hakkında bir turnusol görevi görüyor ve bunun üzerinde konuşmalar ve çalışmalar yapıyoruz. Ve bu yaşanan acılar başta aileleri olmak üzere, onların yakınları ve o kazanın yaşandığı belde ve vilayetler olmak üzere, bütün Türkiye’de yüreklerimizin bir köşesinde acı bir hüzün olarak ve bir hatıra olarak da yaşayacaktır.

Değerli arkadaşlar, milletler hafızası olan topluluklardır ve bu acılar da bizim millî hafızamızda çok derin izler bırakacaktır. Şimdi, biz sağ kalanlar ve biz sorumlular, bütün aziz millet fertleri, başta Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olmak üzere, en başta Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olmak üzere, bütün devlet sorumluluğunu omuzlarında taşıması gerekenler ve taşıyanlar, bütün kurumlarımız, bütün siyasi partilerimiz, meslek odalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, medyamız, bütün ekonomik aktörler, iş adamları ve iş dünyası, herkes ortak aklını çalıştırıp millî refleksimizle senkronize bir şekilde bir taraftan bu yaraları sarmaya çalışırken, diğer taraftan da bu faciaların bir daha hiç yaşanmaması için gereken önlemleri ülke olarak almamız gerekir ve bu önlemleri alabilecek, yaraları mümkün olduğunca sarabilecek bir ülke ve millet olduğumuza yürekten inanıyorum.

Madencilerimizin eşleri, çocukları, anne babaları, yakın çevreleri ve Türkiye’deki bütün madencilerimiz bu büyük facianın psikolojik, fiziksel, tıbbi ve sosyolojik bakımdan ve ayrıca ekonomik yönden de en ağır şekilde travmasını yaşamaktadırlar. Şu anda insanlarımız bu acıları aşma yolunda, maalesef, büyük bir karamsarlık içindedirler çünkü kazanın yaşandığı 13 Mayıstan sonra yaşanan olaylar bu karamsarlığı beslemektedir. Yapılan vaatler, verilen sözler ve bugüne kadar gördüklerimiz maalesef bu karamsarlığı gidermekten uzaktır.

Dün haber aldık, çok basit bir örnek vermek istiyorum değerli arkadaşlar. Manisa’da bir endüstri meslek lisesinde 40 öğrenci devamsızlıktan sınıfta bırakılıyor. Bunların bir kısmı normal bir öğrenci devamsızlığıdır mutlaka fakat önemli bir kısmı da bu maden faciasının yarattığı etkiyle… Kimi yakınını kaybetmiş ve o ilçede de büyük bir acı var, bunun da etkisinin olabileceği düşünülmeliydi. Yani her şey mutlaka bir emir komuta içerisinde cereyan etmez. Oradaki bir okul müdürü veya idareciler, öğretmenler bunun kolaylıkla tedbirlerini alabilirlerdi.

Dün maden işçilerimiz maaşlarını alamadılar ve bu da haklı ve ciddi tepkilere neden oldu. Bu, bütün uyarılara rağmen oldu. Daha kaza meydana geldikten hemen sonra bunu hepimiz sorduk, işçiler de sordu: “Ne olacak bizim durumumuz? Maaşlarımızı alabilecek miyiz? Acaba güvenlik tedbirleri ne durumda olacak?” Ama üzülerek gördük ki Hükûmet sadece seyirci kaldı. 4 Haziranda bir torba tasarı şeklinde geldi, hâlâ görüşmeleri devam ediyor. Muhalefet partileri olarak âdeta yalvarırcasına, defaatle, defalarca “Bu önemli, acilen çıkması gereken maddeleri bir an evvel Genel Kuruldan çıkartalım.” ısrarımıza rağmen hâlâ iktidar ayak sürümekte devam ediyor. Yani illa dünkü maaş ödenmemesi gibi başka sıkıntıların da mı çıkması gerekiyor?

Yardımların nasıl yürütüldüğü… Maalesef biz derli toplu somut bilgilere de şu an itibarıyla sahip değiliz. İnanın, yurdun dört bir tarafından hatta yurt dışından pek çok vatandaşımız, yüzlerce, binlerce vatandaşımız Soma’ya akın ederek bu yaraların sarılması, vatandaşlarımıza maddi manevi destek olunması için büyük bir gayrete girişti. Bazı devlet yöneticilerinin, Sayın Başbakanın, sayın bakanların eşleri de Soma’yı ziyaret ettiler, onların da bazı yardımlarda bulunduklarını da biliyoruz ama Hükûmet ne yapıyor? AFAD ne yapıyor? Şu an itibarıyla ne yaptı, bugüne kadar ne yaptı? Bu işler hayır hasenatla yürümez. Devlet, devlet olarak üzerine düşeni bir an evvel yapmak durumundadır.

Kaza esnasında yaşanan kurtarma faaliyetleri, kazada hayatını kaybedenlerle ilgili birtakım haberler, yapılacak yardımlar, madencilere verilecek ücretler, maden ocaklarının tekrar açılmasıyla ilgili çelişkili haberler, kazada hayatını kaybedenlerin aileleri ile kazadan yaralı kurtulan madencilerimizin ve ailelerinin psikolojisini son derece olumsuz etkilemiş durumda. O acının üstüne şimdi de bir karamsarlık bulutu vardır.

Kaza sonrası Sayın Başbakanın söylemleri de aslında bu karamsarlığı tetiklemiştir. “Ölüm, madenciliğin fıtratında var.” açıklamasının, ondan sonra Enerji Bakanı Sayın Yıldız ile “Facebook”ta resimlerini gördüğümüz bazı özel kıyafetli cemaatçi kişilerin, kazada hayatını kaybeden madencilerin aileleri üzerinden birtakım mesajlar vermeye çalışmalarının bu aileler üzerinde de ciddi manada olumsuz etkisi olmuştur. Çünkü, bu kişilerin telkinlerini vatandaşa, kazadan mağdur olanlara değil devlet yetkililerine, maden sahiplerine ve yöneticilerine o telkinlerde bulunmaları gerekirdi. Çünkü, kazada hayatını kaybeden hiçbir madencimizin ailesi kadere isyan etmemektedir, etmemiştir. Bu ailelerin isyanı yapılan ihmallere, vurdumduymazlıklara ve bu ihmallere göz yumanlaradır, isyanlar bunadır.

Soma’daki maden kazasında hayatını kaybeden bir madencimizin ailesinin Soma Kömür İşletmelerine dava açması üzerine bu şirketin bütün mal varlığına el konulduğu için maaşları ödenemiyor. Dünkü yaptığımız düzenleme de çok çok geçici bir düzenlemedir ve daha pek çok yapılması gereken şeyler vardır. O nedenle, hem bu Soma’yla ilgili hem de bütün şehirlerimizde meydana gelen bu maden kazalarıyla ilgili bir Meclis araştırması önergesinin de ele alınıp, derli toplu organize bir şekilde çalışmaların yapılmasında büyük fayda görüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Manisa Milletvekili Sayın Muzaffer Yurttaş, buyurunuz.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Soma maden kazasında vefat eden 301 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, kalanlara başsağlığı diliyorum.

Olayı haber alır almaz Sayın Enerji Bakanımızla birlikte, bütün bölge milletvekilleriyle, bakan yardımcılarımızla olay bölgesindeydik. Meclisimizde kurulan ve 17 milletvekilinden oluşturulan Araştırma Komisyonunda görev yapan bir Manisa Milletvekili olarak, bugüne kadar bakanlıklarımızın, kurumlarımızın yapmış olduğu çalışmalar hakkında da bilgiler vereceğim.

Maden Kazalarını Araştırma Komisyonumuz Soma’yı ziyaret etti, madencilerimizi, şehitliğimizi ziyaret etti, taziyelerde bulundu, kurtulan işçiler ve diğer işçi temsilcileriyle görüştü ve onların da talep ve isteklerini aldı. Kazanın olduğu andan itibaren devletimiz tüm imkânlarını orada seferber etti, sivil toplum kuruluşları seferber oldu; ulusal medikal kurtarma ekibi, AFAD, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, Sağlık Bakanlığımız, özel ve diğer kuruluşlardaki kurtarma ekipleri de bu çalışmalar içerisinde yer aldılar. Toplam 2.743 personel bu çalışmalarda görev yaptı. 258 kara aracı ve 9 hava aracı da kişilerin kurtarılmasıyla ilgili gayret gösterdi. 787 işçimizin 486’sı kurtarıldı, 301’i de vefat etti. Kurtarma çalışmalarında bulunanlar, kurtulanlar ve yaralı kurtulanlara psikososyal destekle ilgili çalışmalar da devam etmektedir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın il müdürlükleri tüm ailelere, 301 ailenin yakınına ulaşarak onların kaç çocukları vardır, çocuklarının eğitim durumları, borçları, ihtiyaçları, talepleri, ekonomik durumlarıyla ilgili bilgiler aldı ve şimdi o bilgiler analiz ediliyor. Ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü her aileye, yakını vefat eden ailenin her birine 1000’er lira yardımda bulundu. Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız da her aileye 465 lira yardımda bulundu.

Bugüne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar sayesinde 301 vatandaşımızın 234’ünün 580 hak sahibine ölüm aylığı, 254’ünün 632 hak sahibine de ölüm geliri bağlanmıştır. Kalan 67 ölen yakınına ise, aylık bağlanmasıyla ilgili bir kanuni düzenleme gerektiğinden, o kanuni düzenleme de önümüzdeki hafta torba yasayla Meclisimizde bulunacaktır.

AFAD tarafından yardımlar toplanmaktadır. Bu toplanan yardımlar ölenlerin yakınlarına, yaralı kurtulanlara, mağdur olanlara maddi yardım şeklinde eşit ve adil şekilde ulaştırılacaktır.

Soma Maden Kazalarını Araştırma Komisyonumuz hızla çalışmalarına başlamış, tüm karanlıkta kaldığını düşündüğümüz noktalara ışık tutacak, kamu vicdanını tatmin edecek sonuçlar ortaya çıkana kadar çalışmalarına devam edecektir.

Kurulmuş olan komisyonun iki önemli görevi var: Bu kaza neden olmuştur, kazanın nedenleri, ihmaller var mıdır, bunları ortaya koyacak.

İkinci olarak da bundan sonra yapılacak olan çalışmalar, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili çalışmalar, bundan sonra madencilikte ne tür önlemler alınacak, gelişmiş ülkelerdeki teknolojiler; bunları ortaya koyacaktır madencilik komisyonumuz.

Kamuoyunun komisyonumuzdan büyük bir beklentisi bulunmaktadır. Basının, mağdurların ve yakınlarının, halkımızın gözü komisyonumuzun üzerinde olacaktır. Çalışmalarımızı da kılı kırk yararak yürüteceğimizden herkes emin olmalıdır.

Önemli bir problemle karşı karşıyayız. Bu problemleri çözmeye odaklanmamız gerekiyor. Ön yargılardan ve peşin hükümlerden sıyrılarak objektif ve şeffaf bir çalışma yürütmeliyiz. Konuyu aceleye getirmeden ama fazla da geciktirmeden komisyonumuz tüm detaylarıyla ortaya koyacaktır.

Kısa ve orta vadede yapılması gereken pek çok düzenlemeler vardır. Dün gece Meclisimizde, acil ve kısa vadede yapılması gereken düzenlemelerden birisi geçirilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik öneren kanun teklifinin içerisinde bir madde, bütün iktidar ve muhalefete ait milletvekilleri tarafından imzalanmış ve bu madde sayesinde… O bölgede Soma Madenlerine ait Işıklar, Eynez ve Atabacası madenlerinde şu anda iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri eksik olduğundan ve gerekli düzenlemeler eksik bulunduğundan bu madenlerin üretimleri durdurulmuştur. Dolayısıyla, 5.800 civarındaki işçimizin aylıklarının ödenmesi konusunda görevli olan maden şirketi ödemesini yapmadığından, şimdi, dün verdiğimiz teklifle birlikte bu işçilerin ücretleri İşsizlik Fonu’ndan ödenecek ve ödenen bu ödenekler patrondan, maden şirketinden faiziyle birlikte rücu ettirilecektir. Bu konuda düzenlemeye katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.

Orta vadede yapılması gereken düzenlemeler önümüzdeki hafta “torba yasa” diye ifade ettiğimiz yasanın içerisinde yer alacaktır. Neler var bunda? Emeklilik yaşının 50’ye indirilmesi, hayatını kaybedenlerin yakınlarından 1 kişinin kamuda istihdam edilmesi. 67 vatandaşımıza aylık bağlanamadığından bahsettik. Bir gün dahi olsa bu madenlerde çalışırken iş kazası neticesi vefat edenlerin emekli aylıklarının alınabilmesiyle ilgili de düzenleme torba yasanın içerisinde bulunmaktadır. Böylelikle maaş bağlayamadığımız 67 kişiye de maaşları bağlanabilecektir.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Vatandaşların psikolojisinden bahsedin.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Ayrıca, yer üstünde geçen sürelerin yer altında çalışıyormuş gibi gösterilmesiyle ilgili düzenlemeler de bu konunun içerisinde yer almaktadır.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Ben bu önergeyi onun için veriyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz, lütfen, lütfen, lütfen…

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Buradan hepimizin çıkaracağı dersler var. Madencilik sektörü yeniden ele alınacak ve masaya yatırılacaktır. Belki sadece kömür madenleri, çünkü özellik arz ediyor madenlerin içerisinde kömür madenleri ve yer altı kömür madenciliği, onunla ilgili bir düzenlemenin yapılması yararlı olacaktır. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili hususları yerine getirmeyen müesseselerin üretimi durdurulacaktır. Bugüne kadar 114 madenin kapatılması sağlanmıştır. Şu anda faaliyette bulunan 160’a yakın madenin de iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili denetlemeleri hızla devam etmektedir, bunların da eksiklikleri tespit edildiğinde üretimleri durdurulacaktır.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Önergeyi kabul ediyor musun etmiyor musun, onu söyleyin.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Yaşam odaları ya da oksijen maskeleriyle ilgili de -inşallah- düzenlemeler önümüzdeki dönem içerisinde kısa sürede yapılacaktır.

Manisa Milletvekili olarak burada bir konuyu daha özellikle gündeme getirmek istiyorum. Manisa’mızda 8 tane organize sanayi bölgesi var, pek çok madenimiz var. Bu bölgede çalışanların meslek hastalıklarına yakalanmaları ve onların tanı ve tedavisiyle ilgili Türkiye’de şu anda 3 tane bulunan meslek hastalıkları hastanesine bir ilave de Manisa’da kurulmasıyla ilgili çalışmalarımızı bakanlığımıza ilettik, inşallah herkesten bu konuda destek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, geride kalanların üzüntü ve hüznüne karşı söylenecek her söz sakil kalır. Ancak bilinmelidir ki, millet olarak onların emanetlerinin yanındayız. Bugüne kadar yaptığımız çalışmalar madencilerimizin, madencilerin… Madenin kapatılması çok kolay bir konu. Önemli olan, gittiğimizde orada iktidar, muhalefet milletvekillerine herkes şunu ifade etti: “Biz çalışmak istiyoruz. Madenleri güvenilir hâle getirin, biz buralarda çalışmak istiyoruz.” Hepimizin üzerine düşen de bu madenleri iş sağlığı ve güvenliği konusunda güvenli hâle getirmek ve Türkiye’nin madenciliğine, madencilik sektörüne bu konuda katkıda bulunmak, önünü açmaktır. Yerin yüzlerce metre altında çalışan işçilerimizin aldıkları ücret, son noktasına kadar alınlarının hakkıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurttaş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Söyledikten sonra olmaz ki.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sözünüz bitmedi ki.

BAŞKAN – Zaten ara verecektim, fark etmez de yani…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Zaten var.

BAŞKAN – Evet, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

2 arkadaşımız anlaşamadılar, elektronik cihazla oylama yapıyorum,.

İki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.07

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim,  5 Mayısta Türkiye Büyük Millet Meclisi hırsızlık yapan 4 bakan hakkında soruşturma önergesini kabul etmişti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan,  bakanlar hakkında böyle bir konuşma yapmaya hakkı var mı “Hırsızlık yapan” diye?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika ya!

Ne demek yok!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ü uygulamanızı isteyeceğim.

Böyle şey olur mu ya! Mahkeme misin? Hâkim misin? Savcı mısın?

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, 5 Mayıstan bugüne kadar, bugün 18 Haziran, soruşturma komisyonu kurulmamış. Anayasa’nın 100’üncü maddesine göre soruşturma komisyonunun en süratli şekilde kurulması, yani iki ay içinde kurulması, iki ay içinde görevi yapamazsa -iki ay sonra da bunu şey etmezse- iki ay daha süre verilmesi lazım.

BAŞKAN - Anladım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı gruplara yazı yazıyor ve bu gruplar soruşturma komisyonuna üye vermiyorlar.

BAŞKAN - Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi ne olacak?

İç Tüzük’ün 109’uncu maddesinde soruşturma komisyonuna -hangi grup yani- grupların üye bildirme süreleriyle ilgili bir hüküm yok ama diyor ki, bu kadar süre içinde şey eder.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Bey diyor ki… Tabii, Cemil Bey bu hırsızlıkları ve yolsuzları örtmek için çalışan bir insan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan ne hırsızlığı? İç Tüzük’ü uygulayın, böyle konuşamaz

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika efendim, usul tartışması…

BAŞKAN - Anladım da…

Sayın Genç, şimdi, benim oturduğum yerden…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır, görevinizi hatırlatacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının her birleşim açılışında Türkiye Büyük Millet Meclisine şu sunuşu yapması lazım: “Ey, Türkiye Büyük Millet Meclisi; ey, Türk halkı, bakın, soruşturma komisyonu 5 Mayısta kurulmuş fakat AKP bu soruşturma komisyonuna üye vermiyor.” Bu sunuşu yapmadığı için, 63’üncü maddeye göre gündemin düzenlenmesiyle ilgili usul hakkında tartışma istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Usulle alakası yok Sayın Başkan.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir şey var mı ya?

BAŞKAN - Peki, ben de o zaman usul hakkında tartışmayı oylarınıza sunayım, açalım mı açmayalım mı diye.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır, sunmayın efendim, oya sunamazsınız efendim.

BAŞKAN - Bir saniye…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Usul tartışmasını oya da sunma hakkım yokmuş hukuken.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet. Ancak açmak zorundasın.

BAŞKAN - Dolayısıyla,  açma hakkı… Yok, benim tutumumla ilgili bir durum olmadığı için açma hakkım da söz konusu değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, 63’üncü maddede diyor ki “Meclis Başkanının gündeme riayetiyle ilgili gündeme uygun usul tartışması açılabilir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gündem belli, gündemi icra ediyor Meclis Başkanlığı. Şu anda gündemi icra ediyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, Ahmet sen şimdi konuşma…

BAŞKAN – Gündemde böyle bir konu yok Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır, bakın…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, neye görüşüyor Allah aşkına! Her seferinde…

BAŞKAN – Ne yapayım şimdi ben Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama her seferinde çıkıp yerinden…

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum. Yeter artık ya!

                                                                               Kapanma Saati: 17.36

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – …ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 156) (2/242, 2/80)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim bir talebim oldu efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun.

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Kamer Genç’in, Meclis soruşturma komisyonunun kurulması konusunda Adalet ve Kalkınma Partisinin bugüne kadar üye bildirmemesi nedeniyle bir usul tartışması talebi oldu. Tabii, konu doğrudan sizi ilgilendiren bir konu değil kişi olarak, Sayın Meral Akşener olarak veya Başkan Vekili olarak sizi ilgilendirmiyor ama Meclis Başkanının bu konuda inisiyatif almamış olması nedeniyle bu soruşturma komisyonu bugüne kadar kurulamamıştır. Dolayısıyla, bu konuda Sayın Kamer Genç’in talep ettiği usul tartışmasını bir açalım efendim, bu konuyu bir tartışalım çünkü bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bu üyeleri bildirmemek suretiyle komisyonun kurulmasını engellemiştir.

BAŞKAN – Şimdi, hukuken…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hesap, önümüzdeki hafta sonuna kadar da bunu bildirmeyerek soruşturma komisyonunu kurmaksızın Meclisi tatile sokmak.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, şimdi, ben, bu Meclis çatısı altında hiçbir milletvekilini kırmamaya, incitmemeye gayret eden bir insanım; söz kesmemeye gayret ederim, konuşmalarına müdahale etmemeye gayret ederim, birincisi bu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tabii, tabii.

BAŞKAN – Usul tartışması açmayla ilgili de bugüne kadar bütün talepleri yerine getirdim fakat hukuken benim ne usul tartışması açma ne de -hatta ben oylayalım dedim- ne de oylama yetkimin olmadığı bana hukukçu arkadaşlar tarafından bildirildi. Dolayısıyla, şimdi benim de yapabileceğim bir şey yok. Yani, niye vermiyor musunuz arkadaşlar…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, şimdi, Meclis Başkanlığı komisyon üyelerini bildirmiş olsaydı bu, Meclis gündeminde yer alacaktı. Bu gündemi, o isimleri Meclis Başkanı bildirmemek suretiyle oluşturmuştur. Yani, olması gereken, soruşturma komisyonu üyelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna okunması şeklindeki bir gündem maddesidir. Bu gündem maddesinin gündemde yer alması engellenmiştir. Usul tartışmasını bu nedenle açıyoruz efendim. 63’üncü madde gayet açık efendim.

BAŞKAN – Anladım da bula bula beni buldunuz! Peki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim onlara sormayın, onlar bilmezler.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Her şeyi Kamer Bey bilir!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gündeme riayet etmiyor Meclis Başkanı.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Hamzaçebi, normalde usul tartışması açamıyorum fakat bu konu üzerinde usul tartışması…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, özür diliyorum ama…

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdi, Sayın Başkanım, usul…

BAŞKAN – Nur topu gibi bir problemimiz oldu.

Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama, problem olmaması gereken bir konu Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Neyse. Sinirlenmeden, sinirlenmeden, tamam.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Problem var, olur mu, problem var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdi, Sayın Başkanım, her konuyla alakalı bir usul tartışması açılabilir mi, böyle bir imkân var mı, İç Tüzük buna müsaade ediyor mu? Hayır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, sunuşlarda söylüyor Sayın Başkan, sunuşlarda.

BAŞKAN – Şimdi, ben sizi dikkatle dinledim, Sayın Hamzaçebi’yi de dinledim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İç Tüzük madde 63 çok açık. Gündem belli. Gündeme dair bir konuyla alakalı olarak istenebilir. Kaldı ki biz gündem dışıları bitirdik ve gündeme geçtik. Gündemimiz belli. Gündemle alakalı bir konu değil; bir.

İkincisi: İddia edildiği gibi bir konu söz konusu değil. Kaldı ki Cumhuriyet Halk Partisi de usulüne uygun, Anayasa’ya uygun, İç Tüzük 109’a uygun zaten isim vermemiş ve hukuken onlar da isim vermemiş sayılır. Çünkü, buna ilişkin itirazlarımız oldu, Meclis Başkanlığı bu itirazları uygun buldu, gerekçeleriyle birlikte iletti. Dolayısıyla, onların da vermiş olduğu isimler zaten hukuken geçerli isimler değil. İsim vermemiş gibiler şu anda.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen nereden biliyorsun ya?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

Çünkü, İç Tüzük 109 çok net: “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre hâkimlerin davaya bakmasına veya karara katılmasına engel oluşturacak durumlarda bulunan, Meclis soruşturması önergesini veren veya daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde ya da dışında bu konudaki görüşünü açıklamış milletvekilleri, bu komisyona seçilemezler.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – O ayrı şey ama!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Görüşlerin beyan eden milletvekillerini verdikleri için biz onlara itiraz ettik, haklı itirazlarımız haklı görüldü ve dolayısıyla zaten Cumhuriyet Halk Partisi de hukuken isim vermemiş durumda şu anda, isimlerini yenilemedikleri için.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O ayrı bir konu.

BAŞKAN – Şimdi… Yani, uzuyor ben açacağım da.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ondan önce bir şey söyleyeceğim. Usul tartışması talebimiz ayrı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, usul tartışması talebi yerine getirilemez Sayın Başkanım. Hukuka uygun değildir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ahmet Aydın grubumuza sataşmada bulunmuştur efendim. Yani, soruşturma komisyonuna bizim bildirdiğimiz isimlerle ilgili bir değerlendirme yaptı. Grubumuz sanki hiç isim bildirmemiş gibi gerçeğe aykırı bir şey söylemiştir. Ben 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben kürsüde konuşmadım, yerinde konuşuyor zaten efendim.

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Anladım ben sizi de lafımı… Yani, bir tutum açıklayacağım da. Şimdi ben tutumu mu açıklayayım, bu sataşmayla ilgili meseleyle bu iş kapanıyor mu?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, usul tartışmasını ayrıca açalım ama bana sataşmada bulundu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Allah aşkına, doğru bir şey mi? Yani, her şeyi söyleyecekler. Ben kürsüde konuşmadım üstelik.

BAŞKAN – Tamam, size de sataşılır şimdi, size de kürsüden verilir. Hayırlısıyla başladık. Hasbinallah veni’mel vekil!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama yani usul bu olmamalı.

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aydın, size sataşacağım, söz hakkı doğacak size. O nedenle, siz de buraya çıkarsınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yo, yok, sataşmanıza gerek yok. Öyle konuşma meraklısı değilim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bir şeyi Sayın Aydın açıklıkla söyledi, ben kendisine teşekkür ederim. Biz Meclis Başkanlığına soruşturma komisyonunda görev almak üzere 12 isim bildirdik. Aydın diyor ki: ”Biz o isimlere itiraz ettik.” Sayın Aydın, bu isimler Meclis Başkanlığıyla bizim aramızda, siz nereden biliyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne demek “Nereden biliyorsunuz?”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Meclis Başkanı gereği için size mi gönderiyor bu isimleri “Bir bakın, bunlar ihsasıreyde bulunmuş mu, bulunmamış mı?” diye?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Basından takip etmiyor musunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Basından takip etmiyor musunuz?

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Basında vardı, basında.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Suçüstü yakalandınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına!

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Gazeteler yazdı ya, çarşaf çarşaf yazdı gazeteler.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, biz bu isimleri bildirdik, Meclis Başkanlığı dedi ki: “İhsasıreyde bulunmuş olanlar var.” Demek ki sizin takibinizle, sizin kontrolünüzle bu isimleri bize bildirdiği anlaşılıyor. “Hayır, Genel Kurul aslında buna yetkilidir. İhsasırey varsa da bunu değerlendirecek olan Genel Kuruldur.” dedik. Yine ısrar etti görüşünde. “Peki.” dedik sizin elinizden o silahı almak için. O isimleri de Meclis Başkanlığına bildirdik. 12 ismimiz Meclis Başkanlığında duruyor ama Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu daha bir tane isim bildirmiş değil. Kaçıyorsunuz, kaçmıyorsanız gelin, söyleyin buradan, deyin ki: Biz de yarın bu isimlerin hepsini bildireceğiz. Var mısınız? Diyemezsiniz.

Şimdi, bakın, bunu diyemeyeceğinizi söyleyerek size bir söz hakkı yaratmış oluyorum. Bekliyorum Sayın Aydın, eğer Meclis soruşturma komisyonunun kurulmasından korkmuyorsanız “Biz bu isimleri yarın bildireceğiz.” cevabını sizden bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Önergeyi biz verdik, önergeyi sizden önce biz verdik.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir defa, 17 Aralıktan, işte, 5 Mayıs tarihine kadar birtakım iddialarda bulunacaksınız, yerli yersiz, hukuklu hukuksuz bir sürü iddiada bulunacaksınız ve sayınız yetmesine rağmen soruşturma komisyonu talep etmeyeceksiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Korkmuyorsanız, bu iddia ise niye ispatlamadınız?

AHMET AYDIN (Devamla) - Bizim önerimiz üzerine, bizim talebimiz üzerine ve ilk defa AK PARTİ olağanüstü toplantıya geldikten sonra, 19’unda “Soruşturma komisyonunu biz kuracağız.” dedik ve soruşturma komisyonu kurulması yönündeki talebi ilettik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Korktunuz, gelemediniz…

AHMET AYDIN (Devamla) – Ve, bu soruşturma komisyonunun kurulmasını talep eden, bu komisyonun kurulmasına vesile olan AK PARTİ’dir, sizin ona yüreğiniz yetmedi. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama hâlâ isim vermiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Sadece dedikodularla, iftiralarla hareket ettiniz, hiç kusura bakmayın. Eğer bizim korkumuz olsaydı… (MHP sıralarından “Ayıp, ayıp!” sesleri)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - Kaçma Ahmet, kaçma!

AHMET AYDIN (Devamla) - “Yanlışı olan varsa, kim yapıyorsa yapsın yanlışın yanında durmayız.” Dedik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsızları korumayın, hırsızlığı savunmayın.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bunu biz talep etmedik mi? Biz talep ettik.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – 300 küsur tane milletvekiliniz var, milletvekilleri görevini yapsın.

AHMET AYDIN (Devamla) - İkincisi: İç Tüzük çok açık, kimler soruşturma komisyonuna üye olabilir, kimler olamaz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bak, Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken hırsızları koruyarak gidiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Siz bu İç Tüzük’ü çiğneyerek ihsası reyde bulunanları talep ettiniz ve bunları basın çarşaf çarşaf yazdı. Bu gizli bir şey değil, bilinmeyecek bir şey değil. Dolayısıyla, biz şunu dedik: Ya, doğru dürüst İç Tüzük’e uygun isim vereceksiniz.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ahmet, isim bildirdin mi? İsimleri söyle, isimleri!

AHMET AYDIN (Devamla) - 313 tane milletvekilimiz var; tek tek, didik didik bütün milletvekillerimizi araştırıyoruz, kim bu konuyla ilgili ihsası reyde bulunmuşsa onu dışarıda tutuyoruz. Biz yaptık mı sağlam yaparız, işimizi düzgün yaparız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hırsızlığı da güzel yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu konuyla ilgili ihsası reyde bulunmayanları çağırırız, koyarız; sizin gibi sembolik olarak, sizin gibi usulsüz bir şekilde, bir iş yapıyormuş görüntüsü altında iş yapmayız. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Biz yaptık mı doğru yaparız, bunu kamuoyu da takdir ediyor.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ahmet, hırsızları savunmak sana yakışmıyor Ahmet.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yavuz hırsız ev sahibini kovarmış.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen vakıf üyesi misin Ahmet? Sen de bir vakıf üyesisin.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ne saygısız adamsınız ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen de mi vakıf üyesisin yoksa?

BAŞKAN – Şimdi, bu arada, usul tartışmasını tamamlıyoruz.

Buyurun.

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis soruşturma komisyonu kurabilmesi amacıyla fezlekelerin okunması için 19 Mart 2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisini Cumhuriyet Halk Partisi  Grubu olarak, Milliyetçi Hareket Partisi, Halkların Demokratik Partisi ve bağımsız milletvekillerinin de katılımıyla olağanüstü toplantıya çağırdık.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Niçin çağırdınız? Toplantı talebiniz neydi? Soruşturma komisyonu değildi, biz açtık.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Kaçtınız, giremediniz, toplantıya giremediniz. Çoğunluk sağlamayız diye kapıda beklediniz, ne zaman çoğunluk sağlandı içeri girdiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hangi taleple topladınız Meclisi?

BAŞKAN – Sayın  milletvekilleri lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Aynı gün 4 bakanla ilgili Meclis soruşturma önergesini verdik.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hangi taleple topladınız Meclisi açıklayın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Aynı gün o önergeleri verdik. Siz de telaşla verdiniz. Sonra bu önergeleri… Sizin önergeniz İç Tüzük’e de uygun değildi, yalan yanlış. Bu söyledik burada, o tarihte söyledik, önergeniz yanlış, usulüne uygun değil, İç Tüzük’e aykırı. Telaşla sonra onu değiştirdiniz, o önergeyi değiştirdiniz, dediğimize geldiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Siz önerge vermemiştiniz o zaman. Siz toplantıya çağırdınız da önergeniz yoktu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Soruşturma komisyonu kurulması bir toplantıda burada kararlaştırıldı ama o tarihten beri Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak soruşturma komisyonuna üye vermekten kaçıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kaçmıyoruz. Hakiki, sağlam, gerçek üye vereceğiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) –  Bakın, size Sayın  Aydın biraz önce buradan çağrı yaptım, çıkın mertçe burada söyleyin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Araştırıyoruz, vereceğiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) –  Eğer kaçmıyorsanız, bu isimleri yarın bildiriyoruz deyin. Hadi size yarın değil, pazartesine kadar süre veriyorum, hadi verin. Bizim bütün isimlerimiz, 12 ismimiz orada duruyor. Meclis Başkanı dedi ki… Yanlış bir şeyle ihsasıreyde bulunmuştur, katılmıyoruz aslında ama katılmıyoruz deyip bu Meclisin kuracağı soruşturma komisyonun kurulmasında bir engel oluşturmak istemiyoruz. Onun görüşüne katılmıyoruz ama dediğini yaptık, 12 ismi de bildirdik, Meclis Başkanında duruyor. Daha bir isminiz yok, bildiremiyorsunuz, burada da onu söylemiyorsunuz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın  milletvekilleri…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın  Başkanım, şurada sadece  tutanaklara geçsin diye söylüyorum.

Birincisi: Az önce de ifade ettim, 313 milletvekilimiz var, didik didik inceliyoruz, biz bu işten kaçmayız. Sağlam, İç Tüzük’e uygun üye vereceğiz.

İkincisi: Meclisi olağanüstü toplantıya çağırma gerekçeleri bu değildi, olağanüstü toplantı esnasında AK PARTİ olarak biz söyledik “Soruşturma komisyonunu siz kurmuyorsanız biz kuracağız.” dedik. Onun üzerine onlar da sonradan talep etti. AK PARTİ arkasında duracak, bu komisyon kurulacaktır efendim. Komisyon kurulacaktır, biz de üye vereceğiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, usul tartışması açtınız mı efendim?

BAŞKAN – Açmadım daha.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama açın yani.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, ben hiç kimseye emir kipi kullanmadım bugüne kadar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Estağfurullah.

BAŞKAN – Ha bire emrediyorsunuz ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Talep ediyorum.

BAŞKAN – Talep ediyorsunuz da, bakın, ben daha ağzımı açamadım ki!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, açmayın peki.

Yani, ben size talep ediyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu nedir Allah aşkına!

BAŞKAN – Bilmem, ne olduğu hakkında bir fikrim yok!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, ben size talep ediyorum, teklifte bulunuyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisi siz mi yönetiyorsunuz, vekil mi yönetiyor canım?

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, benim ne dediğimi biliyor musunuz şu anda?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yeter artık ama! Allah, Allah!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki efendim, ben bekleyeyim.

BAŞKAN - Bilmiyorsunuz, niye yorum yapıyorsunuz!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, tamam.

BAŞKAN – Daha, ancak birbirlerine sataşmaya cevap verdiler, daha gelemedik oraya.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, efendim.

BAŞKAN – Muhterem!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – A, yazık etti, muhterem kelimesine!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Hamzaçebi’nin belirttiği husus, gündemimizde bulunan bir işe ilişkin değildir. Gündeme bağlılık ilkesi gereğince, gündemde olmayan bir hususa ilişkin usul tartışması açılamamaktadır. Soruşturma komisyonu üye adaylarının belirlenmesi hususundaki işlemler başkanlıkça yürütülmektedir. Bu konuda usul tartışması açılmasının mümkün olmadığı yönündeki tutumum üzerinde usul tartışması açıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte.

BAŞKAN – Tamam, tamam. Aleyhimde olduğunuzu biliyorum canım, bu Mecliste de en eski ben tanıyorum kendisini. En eski dostluğu olan iki kişiyiz ama…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Lehte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Lehte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, usul tartışması açma gerekçesi olağanüstü güzeldi, sizi kutluyorum efendim.

BAŞKAN – Yani, ben uzman oldum hukuk bükmekte iki gündür.

Şimdi, lehte Doğan Kubat, Ahmet Aydın, Yusuf Halaçoğlu, Alim Işık…

Aleyhte söz isteminde boşluk var.

ALİM IŞIK – Ben konuşabilirim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, Alim Işık aleyhte konuşacak.

Sayın Kubat ve Sayın Aydın lehte; Sayın Genç, Sayın Işık aleyhte.

Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aslında tutumunuz doğru bir tutumdu. Şöyle ki: Gündemde olmayan bir konuyla alakalı, görüşmediğimiz bir konuyla alakalı, olmadık bir konuyu buraya, huzura getirip gündemi savsaklatmaya çalışan birtakım taleplerle karşı karşıya kaldınız. Evet, gündemde olmadığı için bunun usul tartışmasına konu olmaması lazımdı ama keşke böyle usulü olmayan bir işlemin de burada gene usul tartışmasını açmamış olsaydık diye düşünüyorum. Çünkü usulün usulünü tartışıyoruz şu anda, aslında bizim tartıştığımız o, sadece usul tartışması değil, usulün usulünü tartışıyoruz. Dolayısıyla bu, ileride bizi nereye kadar götürür meçhul ama ben bunu son kez olsun diye söylüyorum. Bundan sonraki süreçte... Çünkü burada teamüllere de gerek yok. İç Tüzük’üzümün 63’üncü maddesi çok açık, mevcut gündemdeki konu ile alakalı “Görüşmeye yer olup olmaması, Başkanı gündeme veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konular, diğer işlerden önce konuşulur.” diyor. Burada ne gündeme ilişkin bir konu var ne Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine davet var ne de başka bir şey var.

Dolayısıyla burada, Başkanlık Divanının, daha önce Danışma Kurulu kararıyla gündemine aldığı, işte Çanakkale Gelibolu Yasa Tasarısı’nı görüşeceğiz. O tasarıyla ilişkin görüşmelere aslında bizim çoktan geçmiş olmamız lazım. Kaldı ki siz zaten bu konuyla ilişkin gündeme geçtiniz, gündeme geçmeden önce de olmadı. Gündeme de geçtiniz, gündeme geçtiğinizi de ifade ettiniz ama maalesef, işte bir arkadaşımız Kamer şeref Genç sağ olsun, böyle bir arkadaşımız, her durumda, her dönemde bu şeref Genç olan arkadaşımız, Kamer Genç arkadaşımız, her seferinde, olmadık bir konuda, olmadık bir durumda, olmadık bir zamanda böyle, birtakım tartışmaları gündeme getiriyor, Meclisi aksatmaya çalışıyor, hakaret dilini konuşuyor, bütün insanlara, buradaki tüm milletvekillerine, halkımızın nezdinde tüm milletvekillerine de maalesef yakışmayacak tarzda edep dışı laflar kullanıyor. Onun için, öncelikle, aslında uyarılması gereken ilgili şahsın kendisi. Eğer uyarıyla da vazgeçmiyorsa, İç Tüzük’ü işleteceksek ilgili cezai müeyyidelerin de uygulanması gerekiyor. Biz burada Anayasa’ya, İç Tüzük’e ve Meclis teamüllerine göre bunu yürütmek durumundayız, bunu yönetmek durumundayız. Eğer Anayasa’yı hiçe sayarsak, İç Tüzük’ü rafa kaldırırsak, teamüller de olmazsa o zaman bu Meclisi idare etmek gerçekten çok zor olacak.

Değerli arkadaşlar, iktidarıyla muhalefetiyle milletin Meclisi, övündüğümüz gazi Meclis, Türkiye’yi yöneten Meclis, tüm sorunların çözüm yeri olan Mecliste hepimizin hâl ve hareketlerimize dikkat etmemiz lazım diyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Aleyhte olmak üzere Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, ben aleyhte değil… Evvela, bana sataşma yaptı, “Edep dışı konuştu.” dedi. İsterseniz aleyhte arkadaşımız konuşsun, ben sataşmadan söz istiyorum ama sonra aleyhte konuşacağım. Bana çok ağır hakaretlerde bulundu Sayın Başkan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdi, Sayın Başkanım, “Hırsız!” diyecek, şunu diyecek, bunu diyecek. Bunların hiçbir şeyi yok da…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, “edep dışı konuşmak”…

Siz neler söylüyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, sizden rica ediyorum, evvela sataşmadan sözü alayım, sonra arkadaş aleyhte konuşsun, ben sonra konuşayım ama bana sataştı efendim. Ya, kusura bakmayın Sayın Başkan…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, 550 milletvekilini 1 milletvekiline mahkûm ediyorsunuz ya!

BAŞKAN – Ben size bir dakika ilave edeceğim, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki efendim.

BAŞKAN – Aleyhte konuşuyorsunuz, bir dakika ilave edeceğim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bir milletvekiline mahkûm ediliyoruz, olur mu öyle bir şey!

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın…

Yine üç dakika verdiniz, neyse…

BAŞKAN – Hayır, bir dakika ilave edeceğim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben otuz küsur senedir bu Parlamentoda çalışıyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yazık, yazık!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak, Ahmet, şimdi, sen “Edep dışı” dedin.

 

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, arkadaşlar, şimdi, Anayasa’nın 100’üncü maddesinde diyor ki…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Meclisi bu kadar aşağıya çekmeyin ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bir dinle be! Dinle, bir öğren be!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Dinlemiyorum. Dinlemek zorunda mıyım? Yeter!

KAMER GENÇ (Devamla) – Anayasa’nın 100’üncü maddesinde diyor ki: “Soruşturma komisyonu iki ay çalışır, iki ayın sonunda da raporunu bitirir ve bitirmezse iki ay süre verir.” diyor. Ayrıca, İç Tüzük’ün 107, 108 ve 109’uncu maddeleri soruşturma komisyonunun kurulmasını şey ediyor ve nasıl çalışacağı, nasıl rapor vereceğini belirtiyor.

Peki, şimdi, soruşturma komisyonuna grupların üye vermesine ilişkin bir süre yok. Ne yapacağız arkadaşlar?

HARUN KARACA (İstanbul) – Tüzük’ü değiştireceğiz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Soruşturma komisyonuna gruplar eğer üye vermezlerse iki sene bekleyecek miyiz? Soruşturma komisyonu çok önemli bir kurumdur. Bu kurumda ne oluyor? Bakanlar hırsızlık yapmış, Başbakanlar hırsızlık yapmış; bunlarla ilgili ciddi iddialar var, Türkiye Büyük Millet Meclisi “Bunlar hırsızdır.” diyor, “Yolsuzdur.” diyor. “Ceza Kanunu’na göre bunlar hakkında bir karar verilmesi lazım.” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, temiz bir dille konuşmaya davet eder misiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Meclis onu demiyor, “Araştırılsın.” diyor, “Soruşturulsun.” diyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada, bu yolsuzluk ve hırsızlık meselesinin en kısa zamanda  Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuracağı bir komisyon kanalıyla tespiti gerekir. Şimdi, bakın, 5 Mayısta soruşturma komisyonu kurulmuş, bugün 18 Haziran, iki ay geçmiş, AKP üye vermiyor. Meclis Başkanı diyor ki: “Benim topum tüfeğim mi var?” Hayır, topun tüfeğin yok. Burada, Cemil Çiçek, sen AKP’nin militanı gibi hareket ediyorsun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ya, böyle bir üslup olur mu ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Meclis Başkanlık Divanına da hakaret ediyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer AKP’nin militanı gibi hareket etmiyorsan her gün burada, getirdiğin gündemde Sunuşlar’da diyeceksin: “Ey milletvekilleri, ey Türk halkı; bu Türkiye Büyük Millet Meclisi şu 4 bakan hakkında soruşturma önergesini kabul etmiş ama AKP bu soruşturma komisyonuna üye vermiyor.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – AKP kadar, kafana taş düşsün!

KAMER GENÇ (Devamla) – Buradan anons edeceksiniz, Sunuşlar’da bunu söyleyeceksiniz. Ey halk, bu AKP soruşturma komisyonuna üye vermiyor. Bu halk duysun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen söylüyorsun ya, sana itibar etmiyorlar herhâlde.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama saklıyor Cemil Çiçek, gündeme koymuyor. Benim burada usul tartışması açmamdaki maksat… Cemil Çiçek de diyor ki: “Benim elimde top tüfek yok.” Senin elinde top tüfek yok ama sen AKP’nin hırsızlıklarını, yolsuzluklarını örten bir militansın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika efendim, bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Genç, bakın, “edep dışı” dendiği için söz aldınız ya, yapmayın…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra, bunları söyleyeceksin ki, millet diyecek ki: “AKP bu soruşturma komisyonuna üye vermiyor.” anlatsın.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Edebini takın, edebini.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, gereğini yapın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, AKP’nin buraya, soruşturma komisyonuna üye vermediğini milletin bilmesi lazım.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Her çıktığın zaman böyle konuşuyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü bunların bir hedefi var: Cumhurbaşkanı seçimine kadar bu yapılan yolsuzlukları, hırsızlıkları milletin gözünde örtbas etmek.

Peki, siz namuslu ve şerefli bir grup olarak soruşturma önergesini verdiniz mi, kabul ettiniz mi?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yahu namusu, şerefi, öyle kelimeleri ağzına alma be adam ya! Hayret bir şey ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Niye komisyona üye vermiyorsunuz, niye iki ayı geçtiği hâlde bu komisyona üyeler vermiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sende namusu, şerefi ölçecek çap yok, yok.

KAMER GENÇ (Devamla) – Demek ki hırsızlıkları örtmeye çalışıyorsunuz, hırsızlıklara arka çıkmak istiyorsunuz, milletin gerçekleri öğrenmesini istemiyorsunuz. Komisyona üyeleri bildirin. İki ayda bildirilmez mi yahu? Neye çekiniyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bu hakaretleri duymak zorunda değiliz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü hırsızlıklarınız tescil edilmiş, çünkü suçlusunuz, çünkü milletin karşısına çıkacak bir yüzünüz yok.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Allah Allah!

KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü bu ahlak kurallarına aykırı. Dolayısıyla, burada komisyon üyelerini bildirmemekle hırsızlıkları, yolsuzlukları örtmek için ayak diretiyorsunuz ve Meclis Başkanı da size yardımcı oluyor, Cemil Çiçek de zaten bu iktidardan büyük rant sağlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne konuşuyorsun ya!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yahu nasıl konuşuyorsun ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer istiyorsanız açıklayalım onu, şey edelim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, şimdi bir saniye.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Ben size söz vereceğim ama Sayın Işık da konuşsun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben bunun üzerine bir şey ifade etmem lazım Sayın Başkanım, bu tamamlanmadan.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Yani, mümkünse cevap verilmeyecek bir konuşma yapın, bir an evvel şu işi bitirelim.

 

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, öncelikle tabii bütün kamuoyu izliyor, arkadaşın neler söylediğini sizler de takip ediyorsunuz.

Bakın, bir defa burada Meclis Başkanlık divanını, Meclis Başkanlık makamını korumanız lazım. Bu söylediği… İç Tüzük’ün 161’inci maddesinin üçüncü bendi çok açık ve ben bunu sizden talep ediyorum. Görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına, Başkanlık görevini yerine getiren Başkanvekiline hakarette bulunmak, sövmek veya onları tehdit etmek yahut Türkiye Cumhuriyetine veya onun Anayasa düzenine sövmek geçici çıkarma cezasını gerektirir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Lütfen Sayın Başkan.

AHMET AYDIN (Devamla) – Meclis Başkanına “militan” diyor, Meclis Başkanına ismen birçok hakarette bulunuyor, bütün gruba hakarette bulunuyor. Dava hakkımız saklı kalmak üzere AK PARTİ Grup Başkan Vekili olarak İç Tüzük’ü işletmenizi ve en az üç gün geçici çıkarma cezasıyla cezalandırmanızı talep ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Gerçekleri söyledi.

ALİ ÖZ (Mersin) – Sizden başka kimse gelmesin. Verin komisyona üyelerinizi bitsin bu iş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ayıp ya! Ağır eleştiri mi ya! Bırakın Allah aşkın ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, Ahmet, senin şirketlerini açıklayacağım ha.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne yapıyorsan yap ya!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, izin vermeyin böyle bir üsluba.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sanıyorum siz bir değerlendirme yapacaksınız çünkü öyle bir açıklama yapmıştınız ama Sayın Aydın öncelikle söz talep edince ona söz verdiniz. Meclis Başkanlık makamıyla ilgili olarak gerekli açıklamayı, değerlendirmeyi yapmak Sayın Meclis Vekiline düşer. Ayrıca Sayın Kamer Genç Meclis Başkanına yönelik olarak sert bir eleştiride bulunmuştur. Bu eleştiri sert eleştiriydi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yazık ya, yazık ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hakaret kelimesi varsa, ben kaçırmış olabilirim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Hırsız” diyeceksin, hakaret edeceksin, “militan” diyeceksin…

RECEP ÖZEL (Isparta) – A’dan z’ye hakaret, hepsi hakaret.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakın, hakaret kelimesini kesinlikle hoş görmem, kesinlikle hoş görmem. Bakın, hakaret kelimesini eden bir kişi kendi parti mensubum da olsa korumam ama ben konuşmalarındaki cümleleri sert eleştiri olarak aldım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, Meclis Başkanına “militan” diyor, Meclis Başkanına.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Eğer farklı bir görüş varsa, tabii ki siz değerlendirebilirsiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “AKP’nin yardımcısı, AK PARTİ’nin yardımcısı, militan” diyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Meclis Başkanına yönelik olarak “militan” kelimesini kullanmıştır. Militan sert bir eleştiri kelimesidir, bir hakaret ifade etmez.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nerede yazıyor sert olduğu?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bence “militan” hakarettir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ceza verin ya, ben istiyorum, ceza verin ya.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sert bir hakaret.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İç Tüzük’e göre hareket edilmesi isteniyorsa arkadaşlar İç Tüzük’e uysunlar, soruşturma komisyonuna adam versinler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim sataşma hakkım, yani sataşmadan sonra…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Otur yerine be!

BAŞKAN – Şimdi, bakın, artık ben yani şu andan itibaren istiap haddim doldu. Şu işi bitireyim. Ondan sonra da bir açıklama yapacağım. Sonrasında, lütfen… Yani iyi niyetimi herkes istismar ediyor canım!

Sayın Işık, buyurun.

 

 

 

 

 

 

 

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tutumunuzun usulen aleyhinde söz aldım ancak lehinde konuşacağım gibi Meclis Başkanının tutumunun da aleyhine konuşmak zorunda olduğumu ifade etmek istiyorum.

Bilindiği gibi, 17-25 Aralık tarihlerinde kamuoyunun gündemine “yolsuzluk ve rüşvet operasyonları” olarak gelen konu üzerine 4 eski bakanın adının karıştığı fezlekeler Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gelmiş ve yerel seçimler nedeniyle Meclisin tatil olduğu bir dönemde muhalefet partilerinin talebiyle fezlekelerin Mecliste okunması amacıyla olağanüstü çağrıyla Meclisimiz 19 Mart tarihinde toplanmıştı. O zaman AKP’li Meclis üyeleri dışarıda beklediler, gelmediler; muhalefet çoğunluğu sağlayamasın, fezlekeler okunmasın, bu yerel seçimler öncesinde yapılan usulsüzlükler ve yolsuzluklar…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biz buradaydık, ben buradaydım.

ALİM IŞIK (Devamla) – Dışarıdaydınız…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ben buradaydım.

ALİM IŞIK (Devamla) – …veya yeterli çoğunlukta burada değildiniz.

Dolayısıyla muhalefet çoğunluğu sağladı, Meclis açıldı, bu konularla ilgili müzakereler maalesef fezlekelerin okunmaması yönünde AKP’li Meclis üyelerinin gizli oylama sonucunda reddedildi. Dolayısıyla tüm milletvekilleri olarak sizler ihsasıreyi o gün zaten burada ortaya koydunuz, hiçbiriniz soruşturma komisyonu üyesi olamazsınız. (MHP sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Siz soruşturun o zaman.

ALİM IŞIK (Devamla) – Dolayısıyla sizler suç işlediniz, siz suç işlediniz.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Ne suçu bu?

ALİM IŞIK (Devamla) – Çünkü o oylamalarda, bu iddialarla ilgili, burada fezlekenin oylanmaması, okunmaması yönünde oy kullandınız. Onun için şu ana kadar üye veremiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz de kullandınız, siz de veremezsiniz. Böyle bir mantık olmaz. 

ALİM IŞIK (Devamla) – Biz muhalefet partisi milletvekili olmamız nedeniyle buradaki olayların denetim görevi gereği açıklama yapmak zorundayız, yapacağız, yapmaya da devam edeceğiz. Hırsızlıkla, yolsuzlukla ilgili bu iddiaların Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılması konusundaki görüşlerimiz her zaman devam edecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı kendi görevini kötüye  kullanmıştır çünkü muhalefet partilerinin vermiş olduğu isimlerle ilgili yaptıkları açıklamaların bu Meclis soruşturma komisyonunda üye olamayacağı yönündeki bir kararı bu Genel Kurul verir, Meclis Başkanı veremez. Çünkü bu irade, Anayasa’da ve İç Tüzük’te Genel Kurula verilmiştir, Meclis Başkanının böyle bir görevi yoktur, olamaz. AKP’nin talebi üzerine muhalefet partisi gruplarının üyelerini reddetme hakkı yoktur. Bu konuyla ilgili yargıya başvurumuzu yapacağız. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu üyelerinden birisi olarak konuşuyorum. Dolayısıyla daha bizim fikrimizin ne olduğu ortaya çıkmadan Meclis Başkanı, benim komisyon üyeliğimi reddedemez, böyle bir görevi yoktur. Dolayısıyla Meclis Başkanı görevini kötüye kullanmaktadır.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.16

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, yasama faaliyetlerimizi belirlenmiş gündemimize göre yürüttüğümüz malumunuzdur. Gündem konularının değişikliğine ilişkin siyasi parti grup önerileri de gündemin “Sunuşlar” kısmında işlem görmüştür. Gündemimizin dışında bir konuyu görüşemeyeceğimize dair tutumumuzda bir değişiklik olması mümkün değildir. Gündemimizde bulunan konular üzerindeki çalışmalarımıza sağlıklı bir şekilde devam edebilmemiz için, İç Tüzük’ümüze uygun bir şekilde işlemleri gerçekleştirmemiz, söz taleplerimizi buna göre yapmamız, konuşmalarımızda temiz ve yapıcı bir dil ve üslup kullanmamız önem taşımaktadır. Bu Meclisin her bir üyesinin şahsında Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını gözetme ve sağlama yükümlülüğü olduğunu hatırlatmak isterim. Bu andan itibaren tartışmalarımızı geride bırakarak Çanakkale Savaşları gibi tarihimizin önemli bir olayının yaşandığını yerlerle ilgili düzenlemenin görüşmelerine geçmemizin uygun olacağını değerlendiriyorum.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.-  Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı:287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

 

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bu Meclisin saygınlığını, mehabetini korumak bütün milletvekillerinin görevidir. Özellikle ilgili milletvekiliyle alakalı olarak bir ceza talebimiz olmuştu. Temiz bir dil kullanması noktasında İç Tüzük’ün amir hükümleri var ve bunun karşılığında cezai müeyyideler var. Tabii, biz milletvekilinin ceza almasından hoşnut olmayız, lakin bir milletvekili ısrarlı bir şekilde “Ben ceza almak istiyorum.” diyorsa ve ısrarlı bir şekilde bu Parlamentodaki Başbakanımız, Meclis Başkanı dâhil olmak üzere, tüm milletvekillerine âdeta hakaret eder bir dil kullanıyorsa ben bunu Meclis Başkanlık Divanım ve aynı zamanda CHP Grup yönetiminin de takdirlerine sunuyorum. Cezamızda da ısrarcı olduğumuzu ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu benim dediğimi anlamamış.

BAŞKAN – Artık yeter.

3’üncü sırada yer alan, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

 

 

3.-  Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik, ve Spor Komisyonu Raporu (1/927) (S. Sayısı: 601) (x)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Komisyon Raporu 601 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın Mülkiye Birtane.

Buyurunuz Sayın Birtane. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasayla ilgili konuşmama başlamadan önce her gün, hatta her saat değişen Irak’taki durumla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Musul’a yapılan IŞİD çetelerinin saldırıları esnasında Hewler’deydim. Irak’taki durumun vahameti, halkın söylem ve tavırlarından açıkça görülmekteydi. Çocuklar “Bu çeteler gelip başımızı kesecek.” diye uyumuyor, kadınlar tedirgin, bir bütün olarak toplum “Yarın ne olacak?” diye geleceğe karamsar bakıyor. Yıllardır Suriye’de ve Rojava’da Kürt halkı bu çetelere karşı muazzam bir mücadele verip direnirken ve katliamdan geçirilirken kimsenin sesi çıkmıyordu. Kürtler dört yıl önce bu çetelerin hiçbir insani ölçüyü tanımadan insanları inanç ve etnik kimliklerinden dolayı katlettiklerini ve tüm Orta Doğu halkları ve ülkeleri için tehdit unsuru olduğunu söylemiş ancak hiçbir şekilde dikkate alınmamışlardır. En son bu çetelerin Musul’a girişleri birçok kesime söz söyleme hakkı vermiş gibi her gün onlarca kişi bu konuda yorum yapmaktadır. Hükûmet ise ne yazık ki konsolosluğunda bayrağın indirilmesine ve onlarca çalışanı ve vatandaşı alıkonulmasına rağmen ses çıkarmamış veya çıkaramamış aksine Sayın Başbakan basın-yayın kuruluşlarının sessiz kalması gerektiğini vurgulamıştır. Acaba, dedikleri gibi asıl amaç oradaki rehineleri korumak mı yoksa Suriye’ye tırlar dolusu silah gönderilirken IŞİD’le olan ilişki ortaya çıktığı hâlde sessiz kalarak desteğini devam ettirdiğini mi göstermeye çalışıyor merak ediyoruz. O silahların iddia edildiği gibi Türkmenlere gitmediği de açıklığa kavuşmuştur. Varsayalım ki o silahlar Türkmenlere gönderildi, bu, düpedüz Suriye’ye müdahaledir, hiçbir şekilde kabul edilemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son gelişmeler de göstermiştir ki Türkiye’nin, AKP iktidarının yıllardır izlediği dış politikasında özellikle de Kürt politikasında acilen değişiklik yapması gerekmektedir. Kürtleri karşısına alarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barış ortamına kavuşması hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısına ilişkin olarak görüşlerimizi de şöyle paylaşmak isterim: Evet, her zaman dile getirdiğimiz üzere, Türkiye birçok medeniyetin ana vatanı olduğu topraklar üzerinde kurulmuştur. Ancak, ulus devletçi yapılanma kimlikleri, kültürleri, inançları, çoğulculuğu reddeden bir anlayışın ürünüdür ve Türkiye’nin de bu süreci katliamlar, sürgünler, göçler, asimilasyon, imha, yok sayma ve daha birçok baskı ve inkâr politikalarıyla doludur.

Çanakkale’de yan yana savaşan halklara reva görülen Türk Sünni olarak var olma ya da yok olmaydı. Türkiye’de ulus devlet yapılanması sürecinde dinler, diller, kültürler yok sayılmıştır. Burada, medeniyetlerin, tarihin en kesin ispatı olan tarihî yapılar, eserler, resimler, mezarlıklar, anıtlar, surlar, kaleler, kiliseler yok edilmiştir. Türkiye, üzerinde kurulduğu medeniyetlere ait tarihî kalıntıları, yapıları ya yok etmiş, yağmalamış ya da kendi milliyetçi anlayışına göre yeniden dizayn etmiştir.

Özünden, gerçek kimliğinden, gerçekliğinden, tarihinden, yaşanmışlığından koparılan bu topraklarda elbette inkâr ve imha önce halkların tarihlerine karşı başlatılmıştır. Tarihi yok edilen halklar bu ülkede birer mülteci, sığınmacı olarak yaşamıştır. Hayatta kalabilmek için dillerini, dinlerini gizleyerek yaşamışlardır. Türkiye, medeniyetlere ait tarihi yok sayıp kendisine, tarihî gerçeklikle ilgisi olmayan bir resmî tarih oluşturmuştur. Bu durumsa doğal olarak bugüne kadar Türkiye’yi gerçek demokrasiye kavuşturmayan en önemli neden olmuştur. Aslında Türkiye, başkalarına ait dilleri, tarihî, inancı yok sayıp yeryüzünden silmeye çalıştıkça kendi tarihini de yok etmiştir. Bugüne kadar gelmiş kuşaklar Türkiye’nin gerçek tarihini bilmeyerek yaşamıştır. Zoraki yaratılan bir tarih elbette beraberinde başka halklara, dillere, inançlara düşmanlığı yaratmıştır. Çok kültürlü, çok dilli, çok dinli topraklar tek din, tek millet, tek dil dayatmasıyla kan gölüne dönüştürülmüştür. Bugün hâlâ bunun ceremesini Türkiye halkları çekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin dört bir yanını sarmış tarihî yapılar şimdi yok olmakla karşı karşıyadır. Türkiye, büyük bir enerjisini ya bu yapıları yok etmek için harcamış ya da değiştirerek Türkleştirmiştir. Tarihî yapıları, başka medeniyetlere ait bir tarihi bile Türkleştirmek, herkesi Türk saymak üzerine kurulmuş bu anlayış bugün ise tarihî yapıları kendi kaderine terk etmekle yetinmektedir. Türkiye, hiç olmazsa bundan sonra gerçek tarihiyle yüzleşmelidir. Çünkü tarihî yapıların her biri bir inancı, bir kültürü, bir dili yani bir halkı temsil ediyor ve kabul etmeliyiz ki onların da bu topraklarda dillerini, dinlerini, kimliklerini yaşamak gibi bir hakları vardır.

Çanakkale savaşlarının cereyan ettiği alanın bütünsel bir bakış açısıyla ele alınarak açık hava müzesi olarak yeniden düzenlenmesine ve yönetilmesine ilişkin faaliyetleri yürütecek Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı kurulmasına yönelik hazırlanan bu tasarının Türkiye’deki tüm tarihî yapıların tarihî gerçekliğine uygun bir şekilde korunması için uyumlaştırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Çanakkale savaşlarının yaşandığı Kumkale beldesindeki alan ve Gelibolu Yarımadası UNESCO Dünya Mirası Geçici Liste’sine de alınmıştır. Bizler savaşların değil bu savaşların hangi gerçeklik üzerinden yaşandığı, gerçek tarihinin ne olduğu, halkların bu savaşlarda ne yaşadıklarının öne çıkarılması, gerçek tarihine uygun bir bakış açısıyla faaliyetlerin yürütülmesinden yanayız. Başka halkların nasıl yok edildiği, savaşı yücelten, özendiren bir anlayışla değil Türkiye’nin hiçbir dönem yapmadığı, başaramadığı kabul etme, gerçekle yüzleşme, hakikati topluma ulaştırma anlayışıyla toplumla, sivil toplum örgütleri ile aydınlar, tarihçilerle ortaklaşarak doğayı tahrip etmeden, yapaylıktan oldukça uzak durarak bir gerçekliği ortaya çıkarma fikrini hayata geçirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu tasarı hazırlanırken ST֒lerin, tarihçilerin, çevrecilerin ve ilgili olan bilim insanlarının görüşleri alınmamıştır. AKP iktidarının her zaman yaptığı gibi değişikliği de oldubittiye getirdiğini düşünüyoruz. Ayrıca tasarıda geçen, bu alanda çalıştırılacak işçilerin hangi koşullar altında iş yapacağı da başka bir konudur ve Hükûmetin bu konuya da bir açıklık getirmesini bekliyoruz. Aynı şekilde, yereldeki halkla, orada yaşayan vatandaşlarla nasıl bir ortaklaşma yapıldığını bilmiyoruz. Bu alanın bu şekilde düzenlenmesinin orada halkı nasıl etkileyeceği, buna rıza göstermeyecek halkın sorunlarının bilinmesi ve 4533 sayılı Yasa’yla yerel halka tanınan avantajların yer alıp almayacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Kültür ve Turizm Bakanlığının UNESCO’ya yaptığı başvuru neticesinde Dünya Miras Merkezi’nce yapılan değerlendirme sonucu hayata geçecek bu proje aslında geçiştirilecek bir proje olmayıp bir tarihin yaşandığı alanın doğasına uygun bir şekilde korunmasını öngörüyor. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinin yapıldığı yerler de Gelibolu Yarımadası içinde yer alıyor. Batık gemiler, toplar, siperler, kaleler, burçlar ve savaşla ilgili kalıntılar, savaşta hayatını kaybedenlerin mezarları, Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız askerlerinin mezarları ve anıtları da yer alıyor. Bu alanın bu şekilde düzenlenmesi savaş ruhuna değil barışı, çoğulculuğu, hoşgörüyü, eşitliği, bütün halkların aynı değerde olduğunu, her halkın dilinin, sembollerinin, kimliklerinin saygıyı hak ettiğini vurgulayan bir anlayışı temsil etmelidir. Türklüğü, Türk’ü tek başına ve kazanımları sadece Türk’e ve Türklüğe mal eden yaklaşımdan özenle kaçınılmalıdır.

Demin de ifade ettiğim gibi, Türkiye, tarihi ile olduğu gibi doğa ile de barışmalıdır çünkü doğa ve tarih iç içedir. Çanakkale savaşlarına ait kalıntılar korunduğu gibi Kars Ani Ören Yeri, Kars tarihî Rus evleri, Diyarbakır surları, tarihî Efes kenti, aynı özenle korunmalıdır. Örneğin, kendi seçim bölgem olan Kars’ta yüzlerce tarihî yapı vardır. Bu vesile ile de dile getirmek isterim ki Kars’ta bulunan bu yapılar yok olmak üzeredir. Sosyoekonomik açıdan en geri kalmış iller arasında bulanan kent, dünyaca ünlü Ani antik kenti ve Kars Kalesi gibi büyük tarihî miraslara da sahiptir. Tarihin çok eski devirlerine uzanan antik kalıntıları bulunan kent, Yontma Taş Çağı’ndan itibaren kesintisiz bir yerleşim yeridir. Kentte birçok tarihî ev, konak, cami ve Paleolitik Dönem eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, Urartulardan, Selçuklulardan, Roma ve Bizans dönemlerinden kalma sayısız taş ve madenî eser mevcuttur. Ani Antik Kenti, yabancı turistlerin merak ve ilgiyle ziyaret ettiği merkezlerdendir. Ayrıca, Modern Kars Müzesi, günümüzde arkeolojik, etnografik ve taş eserlerin sergilendiği önemli müzeler arasında yer almaktadır. Bu zengin tarihî miras, ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle yok olmak üzeredir. Tarihî ve kültürel varlıkların çoğu tahrip olmuş ve ilin turizme elverişli mekânları hiçbir şekilde değerlendirilememiştir. Kars'ta tarihî mirası ve kültürel değerleri yaşatmaya ve tanıtmaya yönelik çalışmalar yok denecek kadar azdır. İlde kültür ve turizm alanında kayda değer herhangi bir yatırım bulunmamaktadır. Tarihî eserlerin tanıtımı yapılmıyor, ile gelen turistlere rehberlik edecek bir görevli bulamıyorlar.

Ani Antik Kenti korunmadığı için kale çevresinde ve içinde altın araması yapılmış, içeride koca çukurlar açılmıştır. Aramalar Kilise duvarlarına da yapılmış, duvar taşları içi oyularak yerinden çıkarılmış, duvarların hepsi tebeşir veya taşlarla çizilmiştir. Ani Antik Kenti çok geniş bir alanı kaplamaktadır ve tam olarak gezilmesi için bir günlük bir zaman ayrılması gerekir. Buna karşın, antik kentin çevresinde herhangi bir şekilde dinlenme tesisinin bulunmaması ciddi problemlere neden olmakta ve mekân cazibesini yitirmektedir. Kars merkezde yer alan Kars Kalesi de aynı durumdadır. Bütün tarihî yapılar için restorasyon ve koruma çağrısı yaparken Ani Antik Kenti, tabyalar ve Kars Kalesi için ise ayrıca bir çağrı yapma ihtiyacı duyuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca belirtmek isterim ki Türkiye, ulusçu bir yaklaşımla kendisine ait gördüğü tarihi yüceltirken Hasankeyf’i sular altına gömmekten, Hakkâri’de “Kela Mîran” yani Mir Kalesi’nin askerler tarafından kullanılması politikalarından ve Dersim, Zilan ve benzeri birçok bölgede yaşanan tarihin izlerini silmekten el çekmelidir. Tarihî yapıları korumak için çaba sarf edecekse doğa katliamı yapmaktan vazgeçmelidir. 21’inci yüzyılın çoğulcu, demokratik, çevreci ve barışçı anlayışını esas alarak doğayla da yeniden barışmalıdır. HES’lerle, barajlarla, betonlarla nehirleri, dereleri, ormanları ve tarihî mekânları yok etmekten vazgeçmelidir. Kirlilikle yok olmak üzere olan Bafa Gölü, Ankara Çayı, Kars Çayı, kuruyan gölleri de içinde yaşadığımız ve geleceğe devredeceğimiz çevremize yaptığımız diğer haksızlıklar olarak görüyoruz ve acil tedbirlerin alınması gerektiğini vurguluyoruz.

Tabii ki burada bu kanun tasarısıyla ilgili olarak yapılması gerekenleri yukarıda sıraladık. Bunlarla ilgili olarak, 4533 sayılı Yasa’nın aslında değiştirilmesiyle ilgili bir kanun teklifi olduğunu da düşünerek düşüncelerimizi burada sonlandırıyor ve hepinize saygılar sunuyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, evet, Türkler Anadolu’ya 1056’dan itibaren ikinci kere geldiler. Karşılarında sadece Bizans İmparatorluğu vardı yani Doğu Roma İmparatorluğu vardı ve hâliyle karşılarında onu buldular, onlarla mücadele ettiler ve Anadolu’yu kendi topraklarına kattılar, bir Türk yurdu hâline getirdiler.

Türkler hiçbir zaman bulundukları coğrafyada diğer milletlere karşı herhangi bir asimilasyon işine girişmemişlerdir. Zaten girişmiş olsalardı bin senedir Anadolu topraklarında başka herhangi bir ırkın yaşaması mümkün değildi. Fransızlar bile Cezayir’de yüz otuz senede bütün Cezayir’i Fransız hâle getirdiler, dillerini değiştirdiler. Balkanlarda beş yüz sene kalan Osmanlı Devleti, Balkan ülkelerinin hiçbirinde ne dinlerini ne dillerini değiştirmiştir. Aslında, Anadolu’da meydana gelen olaylar içerisinde ilk defa Bizanslılar Ermenileri ortadan kaldırmıştır. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne gittiğiniz zaman Frigleri, Lidyalıları, Asurluları, Hititleri ve buna benzer onlarca devleti ve medeniyeti görürsünüz. Bunlar, çoğu zaman Bizans tarafından ortadan kaldırılmış devletledir, medeniyetlerdir.

Osmanlı Devleti kurulduktan sonra da Anadolu’da herkese saygı gösteren, bütün dinlere saygı gösteren, onların vakıflarına saygı gösteren bir politika izlemiştir. Nitekim Anadolu’nun en büyük istilasını Haçlılar gerçekleştirmiş ve Anadolu’da Bizans döneminden kalan birçok eseri ortadan kaldırmıştır. Özellikle 1204 yılında İstanbul’u işgal eden Latinlerin İstanbul’u yağmaladıkları, bütün İstanbul’daki Ortodoks kilisesine ait olan bütün eserleri tahrip ettikleri bir gerçektir. Justinyanus’un heykeli bulunan Çemberlitaş’ı bile ortadan kaldıran yine Latinlerdir. Genelde Bizans döneminden kalma gözleri oyulmuş heykellerin hemen hepsi, tamamen Türkler öncesinde meydana gelmiş olaylardır. Çünkü Hristiyanlıkla bağlantılı olarak meydana getirilmiştir, paganizmin sonrasında kurulan Hristiyanlık bunları tahrip etmiştir. Eğer Türkler Anadolu’da bulunmasalardı zannediyorum ki Anadolu medeniyetlerinden hiçbir izin Türkiye’de, Anadolu’da kalmadığını görürdünüz. Bugün bile Anadolu’da hâlâ o kadar fazla mimari yapı vardır ki bunun hesabını hiç kimse neredeyse bilemez. Zaten Hıristiyan dünyasının ortaya çıkışında, Hıristiyanlıktan önce var olan Paganizmin Hıristiyanlığı baskı altına aldığı için Hıristiyanların birtakım mağaralarda ve gizli yerlerde ibadethaneler kurduklarını hepiniz bilirsiniz. Hatta ve hatta, yer altı şehirleri bu dönemlerde kurulmuştur. Dolayısıyla, herhangi bir tahribi Türklere mal etmek zannediyorum ki bilgisizliğin en zirvesine çıkmış hâlidir.

Değerli milletvekilleri, tabii ki Çanakkale’den söz ediyoruz. Çanakkale’nin bizim açımızdan, Türk tarihi açısından önemi son derece büyüktür. Zira, burada meydana gelen savaş, aynı zamanda emperyalizme verilen savaşın ta kendisidir. Binlerce kilometre öteden gelen insanların Türkleri, Doğu Roma’yı yıktıkları için cezalandırmaları ve tekrar İstanbul’u ele geçirmelerinin bir göstergesidir. Dolayısıyla, böyle bir yasayla Gelibolu Yarımadası’nın bir bütün hâlinde tarihi dokusunun korunmasına yönelik bir çalışmanın yapılması bizim tarafımızdan da son derece doğru olarak bulunmaktadır, görülmektedir.

Muhterem milletvekilleri, Mart ayının 18’i geldi mi içimizi farklı duygular kaplamaktadır, kaplar. Biraz buruk, biraz iftihar dolu, biraz hüzünlü ama bir o kadar da gururla dolu duygular hâkim olur. Zira, insanlığın kıyamete kadar dönüp dönüp bakacağı, bakıp da ders alacağı, tarihe unutulmaz bir not düşülmüştür. Çanakkale’de biz, tarihin şeref levhalarına ecdadının yapıp ettikleriyle iftihar edecek, tarihi okuyup anlatırken yüzü kızarmayacak, yeryüzünde nadide milletlerden biri olarak ibretle bakacak bir geçmişe sahibiz.

Bugün tarihin tozlu raflarından çıkarılıp insanlığın önüne serilen birçok doküman Çanakkale’de akıl almaz hadiselerden bahsediyor. Şimdilerde bunlar hakkında bir sürü kitap ve makaleler yazılarak o günlere bir ışık tutmaya çalışılıyor. Bu hususta samimi gayretleri olan herkesi samimiyetle alkışlıyor ve onlara çok müteşekkir olduğumu arz etmek istiyorum.

Bizim, işin bundan sonrası adına gerekli şeyi yapıp yapmadığımız hususunda ise çok iç açıcı şeyler söylenemez zannediyorum.

Çanakkale Savaşları kendi kulvarında dünyanın en büyük olaylarından birisidir. Yokluk varlığı, iman küfrü, tevazu ve mahviyet kuru gururu perişan etmiştir. Mevzuya böyle yaklaşıldığında Çanakkale’den çıkabilecek pek çok ders vardır, bunlardan bazıları şunlar olabilir: Her şeyden evvel Çanakkale’nin savaş yoluyla geçilemeyeceği bütün dünya tarafından görülmüş ve kabul edilmiştir. O dönemin süper güçleri İngiliz ve Fransız ordularının, onların isimlendirmesiyle “Yenilmez Armada” olarak bilinen orduların dahi yenilebilir olduğu bütün dünyaya ispat edilmiştir. Tarihin hemen her döneminde dünyanın dört bir tarafında problem çıkaran, baş ağrıtan, âdeta çıbanbaşı durumundaki İngiltere, tarihindeki en büyük hezimet ve asker kaybıyla büyük bir prestij kaybına uğramıştır. Çanakkale geçilemeyince Birinci Dünya Harbi uzamıştır. Sıcak denizlere inme, yıkılan Osmanlı pastasından pay alma ümidiyle ittifak devletlerinin safında savaşa katılan Çarlık Rusyası, Çanakkale'den geçip kendisine ulaşacak ittifak kuvvetlerinin yardımını elde edemediği için, içindeki iç karışıklıkların üstesinden gelememiş ve Bolşevik İhtilali'ne sahne olmuştur. Doğusundaki son karakolda kardeşlerinin ölüm kalım mücadelesine seyirci kalan Âlemiİslam, Türk ordusunun muzafferiyetiyle bayram etmiştir. Tarihin felsefesini yapanlar bundan daha çok netice ve ders çıkarabilirler.

Sayın milletvekilleri, Çanakkale’yi geçilmez yapan, Çanakkale Savaşı'nda şehit olan insanların torunları olan bizler, bu savaşın tarihî, siyasi, askerî ve diplomatik yönlerini iyi bilmeli, günümüze ulaşan etkilerini iyi değerlendirmeliyiz. Çanakkale cephesindeki savaşlar sonucu Anadolu'daki her 3 evin 1'inden şehit çıkmıştır, 3 kadından 1'isi ise dul kalmıştır. Arıburnu ve Conkbayırı'nda şehit olan üniversite öğrencilerinin büyük kısmı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi -o zamanki ismiyle Darülfünun Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane- öğrencisidir. Fakülte, öğrenciler ordu hizmetine alındığı için 1915’te mezun verememiştir.

Çanakkale cephesinin deniz harekâtı kuşkusuz sıradan bir askerî harekât ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar, konumu ve tarihî önemi itibarıyla, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı olarak geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte mütalaa edilmiş ve edilmektedir. Her iki boğaz klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil, Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş Kanalı ile de bütünleşerek dünyanın büyük denizlerini ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamda jeopolitik konumuyla dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerinde olan etkilerini bugün de korumaktadır. Bu nedenledir ki Türk Boğazları uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır. Gerçekten, tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa-Asya ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle askerî hareketler sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir. Başka bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş, ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.

Boğazların tarihin akışı içerisindeki stratejik durumu ve jeopolitik konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında Çanakkale Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler kuşkusuz daha bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi için ise büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emellerine de kısaca göz atmak gerekir.

Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın “doğuya doğru” politikası, Rusya’nın ılık denizlere ulaşma emelleri, İngiltere’nin “Denizlere egemen olan dünyaya hakim olur.” teorisine dayanarak, özellikle 19’uncu yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti hep Türk boğazlarında düğümlenmektedir.

Boğazların bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir anahtardır, İstanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır.” demekle Fransa’nın boğazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuş olmaktadır.

Rusya’nın görüşüyse, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda, 20’nci yüzyılda Rusya’nın en önemli işinin İstanbul Boğazı’nı ele geçirmek olduğuna işaretle “Osmanlı Devleti’ni boğazı Rusya’ya bırakmaya hazırlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır.” şeklinde ifadesini bulmaktadır.

Büyük devletlerin boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir. Nitekim, Rus Dışişleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının o devletin egemenliği altına girmesidir.” demekte ve bu durumun önlenmesi için İstanbul’un alınmasını önermektedir.

Öte yandan, Kasım 1911’de Rusya’nın Osmanlı Hükümeti’ne boğazlar üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen İngiltere ve Fransa, Rus isteklerini reddetmişlerdir. Keza, Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda merkez devletlerinin safına kaymasında büyük bir etken olmuştur.

İşte, boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki İngiliz ve Fransızları İstanbul’u almaya ve Ruslardan önce Karadeniz Boğazı’na el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken olmuştur. Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa savaşın sadece görünüşteki nedenini oluşturmuştur.

Böylece büyük devletlerin Türk boğazları üzerindeki tarihi emellerini ortaya koyarken, bu devletlerden İngiltere’nin bu cephenin açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını belirtmek doğru olur. Nitekim İngiliz Donanma Bakanı Churchill cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş ve etkili olmuştur. Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş mimari olmuş, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece sınırlı bir cezalandırma hareketi olarak görmüştü. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının boğazda görünüvermesiyle Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıştı. Kuşkusuz bu büyük yanılgıydı. İngilizler Çanakkale'deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup onun yüksek manevi gücünü görmezden gelerek büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç beklemedikleri amansız cevabı aldılar. Böylece, onlar zaferi, boğazda Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.

Çanakkale Zaferinin özellikle genç nesillere iyi anlatılması ecdadımıza ve şehitlerimize bir borcumuz olduğu gibi, geleceğimizin de teminatıdır. Nitekim kazanılan zafer hakkında devrin önemli liderleri şunları söylediler: Mesela Churchill “Türkler, Çanakkale’yi zorlayan, çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir." diyor. General Tawshend “Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki -bu ifadenin altını çiziyorum- Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar Türk olmasalardı yerlerinde kalamaz ve derhâl değiştirilirlerdi. Hâlbuki Türkler bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.” diyor. Sör Kombet ise “Çanakkale’de her şeyimiz kusursuzdur fakat başarılı olmadık. Zira Türkler yuvalarına girilmiş aslanların hiddet, cesaret ve kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.” diyor.

Sayın milletvekilleri, çocuklarımıza Çanakkale'yi anlatırken, Çanakkale'nin normal bir savaş olmadığını anlatmalıyız. Gerçekten de Çanakkale, tabya yerine göğüslerin düşmana siper edildiği, havada kurşunların birbiriyle çarpıştığı sıra dışı bir savaştı. Çanakkale, aynı zamanda yaralı düşmanını savaş alanından alıp, düşman siperlerine götürüp teslim edecek kadar insan olduğunu unutmayanların  savaşıydı.

 Dünyanın  en  büyük  deniz  gücüne sahip İngiltere'nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiçbir zaman hatırlarından çıkarmamalıdır. Burada, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği, başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç, azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşı’mızın Kuvayımilliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından ayrıca tarihsel bir değere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki bu dev armadalar, ateş edebileceğinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor, karadaki Türk topçusu, ona sadece 1.900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza 4 bin mermi kullanabiliyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören 4 Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu. Aslında gerçek, modern silahların, iman ve inançla savaşmasıydı. Hayalleri Kostantinopolis'i İstanbul yapanları buradan atmak ve kendilerine göre düşmanı ezmek, Bizans'ı yeniden diriltmekti. Yoksa topraklarımıza on binlerce kilometre öteden neden gelmişlerdi? Mehmet Akif merhumun dediği gibi:

“Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk.

Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...

Hani tauna da züldür bu rezil istila…”

Sayın milletvekilleri, bu yeni yasayla umut ederim ki iyi niyet, jest veya uluslararası dostluk ve kardeşlik adına Çanakkale'de, Avustralyalılara, Yeni Zelandalılara, çıkarma yaptıkları yerlerin idaresi verilmez. Millî park alanı kaldırılan yerlerde olmaması gereken bazı tasarruflara gidilmez. Zira yıllardır Çanakkale'de taraf devletler bu şekilde bir istekte bulunmaktadırlar. Bugüne kadar Çanakkale'nin “barış parkı” olarak adlandırılması gibi istekler reddedilmiş ve Çanakkale'de Çanakkale'yi geçilmez yapan şehitlerimizin aziz hatıraları korunmuştur. Böyle bir isteği kabul edecek kimler olursa olsun, hiç şüpheniz olmasın ki tarihe şehitlerin vebali ve lanetiyle geçeceklerdir. Çünkü onlar bir hilal uğruna, bu topraklar için toprağa düştüler. Onlar, son ehli salibin savletini kırdılar, Selahaddin Eyyubi'yi, Kılıç Arslan'ı kendilerine hayran bıraktılar. Onlar, makbere ihtiyaç duymayanlardı. Zira onlar Hz. Peygamber’in bayrağı altında yer buldular.

Mukaddes vatan toprakları için, canlarını seve seve vererek bir ulusun kaderini değiştiren, vatanımızı, istiklalimizi, sarsılmaz imanları, eşsiz cesaretlerine borçlu olduğumuz aziz şehitlerimiz, dünyada eşi benzeri olmayan bir destan yazmıştır. Bu destanı yazanları, ülkemizi işgal etmek isteyenleri ötekileştirmemek adına kim idiğü belirsiz kişiler gibi tanımlayan bedhahlar, huzuru mahşerde bunun hesabını şehitlerimize vermek zorunda kalacaklardır. Bu gibilerin, toplumumuz tarafından iyi bilinmesi gerekmektedir.

Bu vesileyle, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü, Çanakkale şehitlerimizi ve bugüne kadar vermiş olduğumuz tüm aziz şehitlerimizi, bir kez daha saygı ve şükranla anıyor, yüce Allah'tan rahmet diliyor hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ve çıkarılacak yasanın hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Haluk Eyidoğan.

Buyurunuz.  (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Savaşları  Gelibolu Tarihi Alan  Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi bildireceğim.

Daha önce, diğer  kanun tasarılarında da vurguladığımız gibi sık sık bu kürsüden, bu kanun tasarısı da benzer anlayışla acele şekilde Komisyona sunulmuştur. 5 tane tali komisyon adı olmasına rağmen esas komisyonda iş bitirilmeye çalışılmıştır. Alt komisyon görüşmesine gitmesi için uzun bir uğraş verildikten sonra alt komisyonda görüşülmüş ancak tali komisyonlarda görüşülmemiştir. Ancak “komisyon bilgileri” sayfasında da bu 5 tali komisyonun raporunu vermediği şeklinde bir ibare yer almaktadır. Görüşülmeyen bir kanun tasarısı raporu zaten verilemez. Yani burada sanki bilerek raporun verilmediği gibi bir ifade var; bu -sanıyorum-  dikkatinizi çekmiştir. Tali komisyona gitmeyen tasarı hakkında raporun verilmesi -gördüğünüz gibi- mümkün değil ama biz tali komisyon üyeleri olarak da bu esas komisyon çalışmalarına katıldık ve görüşlerimizi bildirdik.

Çanakkale Gelibolu Yarımadası, emperyalist devletlerin milletimizi yeni bir sömürge ülke hâline getirmek ve vatanımızı bölüp parçalamak üzere işgal sürecini başlattığı bir vatan toprağıdır. Oralar, her karış toprağı şehitlerimizin kanıyla sulanmış topraklardır. Bu ülkenin tam bağımsız ve özgür olabilmesi için, barış için, Çanakkale Gelibolu’da şehit olanların, gazilerin oralarda her toprak parçasında anıları ve hikâyeleri vardır. Kumkale Oyalama Çıkarması, Seddülbahir bölgesindeki muharebeler, Alçıtepe Kirte Çıkarması, Arıburnu bölgesindeki muharebeler, Anafartalar, Suvla Koyu çıkarması Çanakkale Kara ve Deniz Savaşlarının şeref dolu mekânlarıdır. Bugün Gelibolu Yarımadası’ndaki anıtlar, şehitlikler ve mezarlar bugüne dair önemli dersler çıkarılacak, yeni nesle mutlaka aktarılması gereken ağır, acı dolu yaşanmışlıkları hatırlatır.

Kardeşi kardeşe, dindaşı dindaşa düşüren sömürgecilerin ve iş birlikçilerinin neler yaptığını ve yaptırdığını bugün Orta Doğu’da çok acı örnekleriyle yaşıyoruz. Orada yaşananlar bize barışın, özgürlüğün ve bağımsızlığın ne kadar değerli olduğunu, bu değerlere sarılmamız gerektiğini gösteriyor. Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı da bu anlamda görülmesi ve gezilmesi gereken bir vatan toprağımızdır.

Hükûmet, ülkemizi her gün bir yenisini görmeye alıştığımız ve kabullenmeye zorlandığımız oldubittilerle yüz yüze bırakmaktadır. Millî ve manevi değerlerimizin kilometre taşlarını oluşturan hassas konularda sürekli kendi ideolojik yorumları ve saptırmaları doğrultusunda, profesyonel propaganda yolları ile kafaları karıştıran yorumlar ve uygulamalar yapmaktadır.

Bugün görüştüğümüz Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun ile de yeni bir oldubitti yaratılmak istenmektedir. 2015 yılında kutlanacak olan Çanakkale ve Gelibolu Savaşlarının 100’üncü yılı etkinliklerine yetiştirilmek kaygısıyla yazılan ancak satır aralarında çok ciddi soru işaretleri bırakan bir kanun metni ile yeni bir fiili durum yaratılmak istenmektedir. Buna özellikle dikkatinizi çekiyorum. Bu çerçevede görüşlerimizi ileteceğiz.

Hükûmet uygulamaya koymaya çalıştığı bu kanun tasarısı ile başta kurum başkanı olmak üzere, tanımı ve mesleki formasyonu bile tanımlanmamış bir yapılanmanın adımlarını atmak istemektedir. Ayrıca, bu kanun tasarısının metni üzerinde yaptığımız incelemeler bizde ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüş ve bilgisine başvurulmadığı fikrini oluşturmuştur. Kanunun daha nitelikli, bilimsel ve toplumsal uzlaşı kültürü doğrultusunda hazırlanması gerektiğine inanıyoruz. Aşağıda Komisyon tarafından dikkatle değerlendirilmesini istediğimiz tespitler şunlardır…

Sayın Başkan, sanıyorum biraz uğultu var.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan, bir saniye...

Sayın Özel, siz başta olmak üzere arkadaşlarımıza rica ediyorum, sessiz olun. Sayın Eyidoğan beni uyardı, ben de sizi uyarayım, uğultuyu keselim.

Buyurunuz.

HALUK EYİDOĞAN (Devamla) - 4533 sayılı Kanun’un neden yürürlükten kaldırıldığı ve buna neden ihtiyaç duyulduğu, 4533 sayılı Kanun’un hangi tür sorunların çözümünde yetersiz kaldığı, bu tasarıyla bunların nasıl çözüleceği, 4533 sayılı Kanun’da öngörülmeyen hangi tür ek amaçların benimsendiği gibi hususların tasarının genel gerekçesinde açıklamaları yoktur. Tasarının genel gerekçesi hamasetle geçiştirilmeye çalışılmıştır. 4533 sayılı Kanun’un genel gerekçesindeki evrenselliğe gönderme yapan barışçıl ifadeler, tasarıda yerelliğe dayalı şovenist bir retoriğe dönüştürülmüştür.

Bu kanunla kaldırılmaya çalışılan 4533 sayılı Gelibolu Milli Parkı Kanunu’nun genel gerekçesinde aynen şöyle deniliyor: “Dünya ve Türk harp tarihinin önemli bir dönüm noktasını teşkil eden 1915 Çanakkale deniz ve kara muharebelerinin yoğun cereyan ettiği sahaları kapsayan  Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkının; tarihî, kültürel ve doğal dokusunu koruyarak, Çanakkale Savaşlarında Türk Milletinin vatan sevgisini, kahramanlığını, cesaretini, azmini ve fedakârlığını Millî Parka gelen yerli ve yabancı ziyaretçilere ‘Yaşayan Tarih’ yorumu ile sunmak üzere, yeni düzenlemeler yapılması gerekmektedir.”

4533 sayılı Gelibolu Kanunu’nda amaç ise şöyle belirlenmiştir: “1915 Çanakkale deniz ve kara muharebelerinin cereyan ettiği Gelibolu Yarımadası  Tarihî Milli Parkının tarihi, kültürel değerleri ile orman ve bitki örtüsünün korunması, geliştirilmesi ve yönetimine ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesi ile Türk vatan savunmasının ve doğanın güzel bir örneği olarak uluslararası barışa hizmet etmesi için dünya uluslarına tanıtılmasıdır.”

Getirilen yeni kanun tasarısının amaç ve kapsamına dair açıklamalarıyla 4533 sayılı Kanun’un açıklamaları açısından bazı önemli farklar göze çarpmaktadır. Birinci fark: 4533 sayılı Kanun’un amaçları arasında yer alan “Türk vatan savunması” sözcükleri kaldırılmıştır. Neden? “Türk vatanı” ifadesinde bir yanlış mı var, rahatsız edici bir şey mi var? Burada bunu hamaset yapmak için söylemiyorum, dikkatinize sunuyorum. Neden bu ayrıntı, niyet nedir? Bunu açıklamak zorundasınız. Bu tür değişikliklerle maalesef daha başka değişikliklere kapı açılmaktadır. Bayraklarımızın indirildiği bu zor günlerde, TC harflerinin devlet kurumu tabelalarından kaldırıldığı bu zor günlerde gidişat bizi endişeye sevk etmektedir. Hükûmet bu endişelerimizi giderecek bir şeyler söylemelidir ve yapmalıdır. İyi niyetle yazıldığına inanmak istediğimiz bu kanun tasarısında yine bizi tereddütlere ve endişelere sevk edecek bazı girişimler karşımıza çıkmaktadır.

İkinci fark: Gelibolu Tarihî Yarımadası’nın uluslararası barışa hizmet etmesi için dünya uluslarına tanıtılması amacının madde metninden çıkarılmasıdır. Kendi tarihimizin maneviyat temelinde, menkıbeler eşliğinde, kendimize tanıtılması amacının benimsenmesi gibi bir dar görüşlülüğü onaylamıyoruz. Amaç, metninde “tanıtılması” kelimesinin yerine, “uluslararası barışa hizmet etmesi için dünya uluslarına tanıtılması” ibaresinin mutlaka eklenmesi gerektiğine inanıyoruz.

Bu kanunun amacının yeniden yazılması gerekmektedir. Bu amacı biz tekrar sizin için yazdık. Bakın, amaç için önerimiz şudur, tırnak içinde okuyorum: “Türk vatanı savunması sırasında Çanakkale deniz ve kara savaşlarının meydana geldiği Gelibolu Millî Tarihî Alanı’nın tarihî, kültürel, manevi değerleri ile doğal dokusunun korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, uluslararası barışa hizmet etmesi için dünya uluslarına tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması ve yönetimini sağlamak üzere, görev alanı tarihî alanla sınırlı ve Gelibolu Yarımadası ile Çanakkale Savaşlarının yaşandığı Anadolu Yakası sahaları hariç olmak üzere, Çanakkale Savaşları Gelibolu Millî Tarihî Alan Başkanlığı Kurulması ile görev ve yetkilerini düzenlemektir.” Bu amacı tekrar yazdık. Bu şekilde düzenlenerek  Çanakkale Savaşları Gelibolu Millî, Tarihî Alan Başkanlığının görev alanının hududu ve şümulü belli bir alanda faaliyetinin sürdürülmesinin sağlanması gerekmektedir. Bu kanun tasarısının karşımıza çıkardığı önemli bir sorun da “Tanımlar” bölümünde yer alan ve bugüne kadar hiçbir yerde resmî tanımı olmayan ve Gelibolu’ya atfen yapılmış “tarihî alan” ifadesidir. Tarihî alan olarak tanımlanacak çok yer vardır. Her yerden tarih fışkırıyor ülkemizde. Yalnız bunun, burada, tarihî alan tanımının daha dikkatli yapılması gerekiyor. Bir tanımlama yapmadan kaçamak bir yaklaşımla 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu’ndaki “millî park” ifadesi “tarihî alan” ifadesiyle yer değiştiriliyor. Madem bir değişiklik yapılacaktı o zaman yeni bir tanım yapmak gerekiyor. İlgili kanun ve yönetmeliklerimizde “tarihî sit”, “millî park” tanımlarımız vardır. O hâlde bunlardan esinlenerek geliniz bu kanun vesilesiyle yeni bir tanım yapalım. “Gelibolu tarihî alan” ifadesinin “Gelibolu Millî Park” tanımına benzer bir ifadeyle anlamını kaybetmeyecek bir biçimde tanımlayalım. Neden “Millî” sözcüğünü kaldırıyorsunuz? “Millî” sözcüğünün bir zararını mı gördünüz? Biraz önce benzer bir durumu açıklamıştım. “Türk vatanı savunması” ifadesini de kaldırıyorsunuz. Amaç Gelibolu için daha iyi bir şey yapmak mı yoksa bunu fırsat bilip başka sulara yelken açmak mı? Bu gidişme Millî Eğitim Bakanlığının adındaki “Millî” sözcüğünü de kaldıracak mısınız aynı bazı kurumların adlarından TC’yi kaldırdığınız gibi? Şimdi, biz bu tarihî alan tanımı yerine aynı koordinatlardaki alana “millî tarihî alan” başlığı altında bir tanım öneriyoruz millî  sözcüğünü de katarak. Şöyle diyoruz: “Ekli haritada ve koordinatlar listesinde sınırları belirtilen ulusal ve uluslararası açılan önemli millî olayların cereyan ettiği, tarihî ve kültürel kaynak değerleriyle mutlak koruma altına alınması gereken alan ve bu kanunla Başkanlığa tahsis edilen Çanakkale savaşları ve Gelibolu millî tarihî alanı.” Ayrıca burada tarihî alan planlarının tanımını yeniden yapıyoruz. Buna göre tanım şöyle olacak: “Bu kanun hükümlerine göre hazırlanan millî tarihî alanın korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılması, koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi, bölgenin sağlıklılaştırılması, yenilenmesi, açık alan sistemi, yaya dolaşımı, taşıt dolaşımı ve altyapı  tesislerinin tasarım esaslarıyla bölge halkının sosyal ve ekonomik yapısının iyileştirilmesi konularında hedefler, stratejiler ve kararları belirleyen ve Bakanlıkça onaylanan her tür ölçekteki planlar.” Biz, aslında, burada “koruma planları” şeklinde bir düzeltme yapmıştık “millî” sözcüğünü eklemenin yanı sıra. Ancak, şunu söylemeye çalıştık, şunu anlatmaya çalıştık: “Koruma planlarını vurgulayarak burada 5.000’lik ve 1.000’lik planlar üzerinde 1/25.000’lik ya da ona benzer daha geniş bölge planlarının yapılmasını bir şekilde engellemek açısından eğer Hükûmet, bize, bu konuda garanti verirse ‘Biz 5.000’likte, 1.000’likte kalacağız, 25.000’lik, 100.000’lik -ne bileyim- çevre düzeni planlarına karışmayacağız.’ derse biz de bu koruma planlarındaki ‘koruma’ vurgusunu kaldırabiliriz.” Eğer böyle olmazsa ne olur? Aksi takdirde, bu planlar imar planları gibi mütalaa edilerek -örneklerini Türkiye’de her gün görüyoruz- ileride önlenemez imar tadilatlarına ve dolayısıyla ihlallere uğrayacaktır ve Gelibolu tarihî millî alanı bazı vasıflarını, niteliklerini kaybedebilecektik. Buradan uyarıyorum.

Bu kanun tasarısıyla “Birçok hükmü Anayasa’mıza aykırı biçimde değiştirmeyi veya yok sayarak yeni bir uygulamayla kendi kapsamına almak.” gibi bir Anayasa ihlalinin amaçlandığını da görüyoruz. O kanunlar şunlardır: Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 98’inci maddesi, 26 Mayıs 1973 tarihli ve 6477 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, Millî Parklar Kanunu, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Park Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Orman Kanunu, Kıyı Kanunu, Kamulaştırma Kanunu, Orman Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 4848 sayılı Kanun ve 2863 sayılı Kanun. Ayrıca, bu tasarıyla kurulacak başkanlık, hiçbir kamu kuruluşunda olmayan ayrıcalıklara sahip kılınırken faaliyetin kamu hizmeti kapsamına alınması ve kamusal fon tahsis edilmesi, amacıyla bağdaşmayan ve bütün kamusal faaliyetlerin temelinde yatan kamu yararı ilkesine aykırı olan düzenlemeler de yapılmaktadır. O düzenlemeler şunlardır: 4533 sayılı Kanun’la kurulan, Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Müdürlüğünün yerine Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde merkezi Çanakkale’de bulunan, tüzel kişiliğe sahip, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı adında bir kamu kuruluşu kurulması. Diğeri, Gelibolu Yarımadası’nın 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu kapsamından ve tarihî millî park statüsünden çıkarılarak bu tasarıyla oluşturulan Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alanı kapsamına alınması. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesinde yer alan ve ita amiri sahibi Bakan olan Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı özel hesabı yerine, Kültür ve Turizm Bakanının onayıyla yürürlüğe giren ve Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alanı Başkanın yetkisinde olan, bütçe denetimi dışında -özellikle vurgulamak istiyorum, bunu alt komisyonda da tartıştık- ve dolayışla TBMM’nin yetkisi dışında yeni bir bütçe oluşturulması, başkanlığa verilen kamu görevlilerinin 4533 sayılı Kanun’da öngörülen, memur statüsü bir yana, işçi statüsünde de olmayan ve fakat iş mevzuatı hükümlerine göre yapılacak iş sözleşmesiyle istihdam edilmesi öngörülen, devlet memuriyetine atanma yeterliliğine haiz uzman personel ve destek personelle yürütülmesi. Başkanlığın, kamu kurum ve kuruluşlarıyla çalışan işçiler hariç, ihtiyaç duyduğu diğer personeli, memur ve sözleşmeli personel muvafakat aranmadan, ilgili kurumun iznini almak kaydıyla geçici görevle çalıştırılabilmesi. Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanının kamuda veya özel sektörde en az beş yıl çalışmış olanlar arasından müşterek kararnameyle atanması, Başkanlığın ana faaliyetlerine yönelik ihtiyaçlarını 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olmadan karşılayabilmesi ile bütçenin hazırlanması, uygulanması ve kontrolünde 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na, işlettireceği yerleri kiralamasında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na ve kıyıların kullanımına ilişkin olarak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na tabi olmaması.

Bu tasarıda göze çarpan bir başka nokta ise, devletin var olduğu ancak milletin unutulduğu bir taslak olmasıdır; öyle ki köy yerleşim alanlarında yerleşik veya zilyetlik bağı oluşmuş taşınmazlardaki hak sahiplerinin ekonomik ve sosyal konumu bizce pek düşünülmemiştir. Burada yaşayan Gazi köy halkı yıllardır ekip, biçtikleri topraklarını, ekili veya dikili alanlarını kaybedebilirler.

Bu kanunda belirlenen ölçütlere göre dört yıllık yükseköğretimi bitirdikten sonra veya önce özel sektörde veya kamu sektöründe beş yıl çalışmış olan herkes kamu tüzel kişiliğine sahip Tarihî Alan Başkanlığı görevine atanabilecektir. Bize göre bu düzenlemenin “Mimarlık, şehir ve bölge planlama, peyzaj mimarlığı, tarih, coğrafya veya bunlara denkliği Yüksek Öğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olup, kamu kurum ve kuruluşları emrinde en az beş yıl görev yapmış olanlar ile Genelkurmay Başkanlığı, Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı ve Askerî Müze Komutanlığı emrinde askerî tarih konularında en az beş yıl görev almış, mesleki açıdan yeterli bilgi ve deneyime sahip, mesleğiyle ilgili olarak kamuda veya özel sektörde en az beş yıl çalışmış olanlar arasından müşterek kararnameyle atanır.” şeklinde düzeltilmesi gerekiyor.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Şahıslar adına, Çanakkale Milletvekili Sayın Ali Sarıbaş.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’nin her yerini ilgilendiren, aynı zamanda tabii ki, Türkiye’nin dışında tüm dünyayı da ilgilendiren böylesi önemli bir kanunda konuşmak üzere sizleri selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin de çok iyi bildiği gibi, Gelibolu, doğal ve kültürel değerlerin yanında Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün komutanlığında, emperyalist güçleri şaşkına çeviren Çanakkale savaşlarının yaşandığı ve nice isimsiz kahramanlarımızın yattığı çok önemli tarihî olaylara tanıklık etmiş bir yerdir. Gelibolu, 2000 yılında çıkarılan yasayla, ilk defa millî park olarak özel yasayla koruma altına alınmıştır. Bu yasayla, Gelibolu Yarımadası Millî Parkı’nın tarihinin ve kültürel değerleri ile orman ve bitki örtüsünün korunması, geliştirilmesi ve yönetimine ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesi ile Türk vatanının savunmasının ve doğal, güzel bir örneği olan, uluslararası barışa hizmet etmesi için tüm dünyaya tanıtılması amaçlanmıştır.

Şimdi, bu akşam sizler ne yapıyorsunuz? İçerisinden “barış ve millî değerlerin” kelimelerini çıkararak burada savaşın bolca geçtiği, kullanıldığı bir başkanlık dönemine çıkarmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, ilk bakışta bu tasarının ranta dönük bir tasarı olduğu görülüyor. Tasarı daha Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden Anafartalar Ovası, Seddülbahir ve çevresi başta olmak üzere, bölgede arsa vurguncuları, büyük holdingler, binlerce dönüm arsayı kapatmaya başladılar bile. Bildiğiniz gibi, UNESCO, Gelibolu Yarımadası’nı Dünya Mirası Geçici Listesi’ne aldı, 25 Haziranda yapılacak Meclis toplantısında ise asil listeye geçişi görüşülecek. Bu projeyi Avustralya, Yeni Zelanda ve İngiltere de destekliyor. Bu tasarının çıkarılması için bu kadar aceleci davranmanızın sebebi UNESCO’nun Gelibolu Millî Parkı’nı Dünya Mirası Listesi’ne koyması olabilir mi? Alınacak karar sizi korkutuyor mu? Bu acelenizin sebebi nedir? Rant elde etme telaşı mıdır, yoksa altında bilmediğimiz başka nedenler mi yatmaktadır?

Meclisin ana muhalefet partisi olarak bizim görüş, öneri ve tekliflerimizi dikkate almadığınız gibi, tasarıyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüş, öneri ve düşüncelerini almadığınızı biliyorum. Aldığınız görüşler varsa biz de bilmek istiyoruz.

Bu tasarının toplumsal uzlaşı kültürü doğrultusunda, daha nitelikli ve bilimsel bir şekilde hazırlanması mümkünken siz buna gerek duymadınız. Neden? Siz bunların hiç birini yapmadığınız gibi, tasarı ile Millî Parklar Kanunu, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu’yla birlikte Kamu İhale Kanunu, Orman Kanunu, Kıyı Kanunu, Kamulaştırma Kanunu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi birçok kanunu yok sayarak, aykırı biçimde geliştiriyor, Anayasa’mızın 89’uncu ve 161’inci maddelerini de ihlal ediyorsunuz. Bu tasarıyla, özel olarak çıkarılan Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu’nu da tamamen yürürlükten kaldırıyorsunuz.

Bildiğiniz gibi, Çanakkale barışın kentidir. Tasarıyla kurmayı düşündüğünüz Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığının adının, her şeyden önce, “Dünya Barış Parkı Başkanlığı” olması orada yaşayan tüm vatandaşlarımızın ortak paydası.

Tarihî alan içerisindeki tahsisler Başkanlığın kurulmasıyla birlikte bedelsiz olarak Başkanlığa terk ediliyor. Burada bulunan işletmecilerin hakları gasbediliyor. işletmeciler mağdur ediliyor, bölgede turizme yönelik hizmet sunan, pansiyonculuk yapan ve hediyelik eşya satışıyla geçimini sağlayan köylülerin bu faaliyetleri engelleniyor. Başka da bir geçim kaynağı olmadığı için köylüler mağdur edilerek -tarımla da geçinemediklerinden ve kısıtlı hâllerinden- burada insanlar göçe zorlanma ihtimaliyle karşı karşıya kalabilirler.

“Köy yerleşim alanlarının imar planlarıyla Eceabat Belediye sınırlarıyla il mücavir alanlarına ilişkin imar planlarının hazırlanması ve mücavir alanlara ilişkin imar planlarının revizyonu başkanlığın olumlu görüşü olmadan yapılamaz.” deniliyor. Belediye başkanlarının yetkileri zaten Şehircilik Bakanlığı, Başbakanlık ve TOKİ’yle mağdur edilmişken, bir de, şimdi bu yasayla -daha çok yetkiler alınarak- mağdur ediliyor. Tarihî alanda her tür ve ölçekte planların hazırlanması, yenilenme ve değiştirme yetkisi tek başına başkana veriliyor. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ülkesinde bu kadar yetkiyle donatılan ve denetlenmeyen, tüm yetkilere haiz bir tüzel kuruluş, bir devlet erki var mıdır?

“Başkanlığın gelirleri içerisinde yer alan Çanakkale Özel İdaresi, Çanakkale Belediyesi ve Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası bütçelerinden en az yüzde 1 oranında ayrılacak paylar…” ifadesi yer alıyor, bu ifade de doğru değildir. Burada mutlaka bütçenin teknik anlamda… “Bundan önceki ve gerçekleşen bütçe üzerindeki gelirlerden pay alınması gerekir.” diye ifadenin de ayrıca düzeltilmesi doğru olur diye düşünüyorum.

Şimdi, burada, hem genel bütçedeki tüm yetkileri hızlandırarak tek Bakanlığa veriyoruz, eyvallah, bürokrasi ortadan kalkıyor… Yönetim biçimi olarak da Kültür Bakanlığına devredilmesi doğru bir anlayıştır, buraya da hiçbir şeyim yok. Ancak, burada, az önce söylediğim gibi, dikkate alınması gereken, yeni bir anlayış tarzıyla, yetkilerle donatılması ve insanların buradaki haklarını araması dâhil -kira kanunları da ortadan kaldırarak hakları araması dâhil olarak- yok edilmesidir. Bu bütçeler üzerinde baskı kurmaya devam ediliyor. Başkana âdeta bakan yetkisi verilmiş ve bu kadar geniş yetki verilmesi de ayrıca doğru mudur, tartışılır.

“Tarihi Alanda, Eceabat ve köyler dışında kalan her türlü yapılaşmanın ve yapıların kullanımının denetimi Başkanlıkça yapılır.” deniyor. Yasayla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen yetki ve 81 ilde yapılan lisanslı yapı denetim kuruluşları ile ilgili yürütülen denetim yetkisi gasbediliyor. O kadar yetkiyle donatılan kişinin -bakın, çok önemli- bu kadar yetki verdiğimiz bir insanın sadece dört yıllık yüksek okul mezunu ve beş yıl kamu ve özel teşebbüste çalışması yeterli görülüyor. Ancak, bir baktığımızda, bu kadar yetkiyle donatılan, bu kadar yetki verilen buradaki yetkili insan da donanımlı olmalıdır. Yani, bir mimar, bir mühendis olabileceği gibi ayrıca o da yeterlidir mezun olması. En az bir kıstas konmalıdır, deneyim kıstası. Beş yıl, on yıl gibi bir deneyimli insan olmasının konması gerekir. Peyzaj mimarlığı, tarih bilgisi gibi; yurt dışından mezun olup burada bununla ilgili ihtisas konularda deneyimi olan bir arkadaşın atanması çok doğru olur. Burada kimin ne yapabileceği… Bir fizikçinin dahi buraya atanabileceği bir kanun teklifinin böylece konması çok hoş değildir.

Başkanlığın en üst organı olan koordinasyon kurulunun yılda iki kez toplanarak başkanlığın faaliyetlerine yönelik plan ve programları müzakere etmek, öneri ve görüşlerini bildirmekten başka bir görevi yoktur. Acaba iki kez toplanarak buradaki yetkililer huzur alacaklarını mı takip edecekler? Başkanlığın mali hesap verme konusunda da olabildiğince sıkıntı yaratılmaktadır. Çünkü, 5018 ve diğer kanunlara baktığımızda da burada oldukça sıkıntı yaratılacağını görmekteyiz.

2015 yılı yaklaşırken Çanakkale’de 2015 Ajansı hâlâ kurulmamıştır. Bakın, yüzüncü yıl yaklaşıyor ve bununla ilgili kutlamalarda 100 bin kişilik talep olmasına rağmen hac kotası konar gibi “10.500 kişilik kotadan fazla gelemezsiniz.” diye buradaki misafirlerimizin de… Hazır hâle gelmeyen bir anlayış vardır. Bu kadar, sekiz ay gibi kalan bir süre içerisinde buradan bu yetkiyi alarak yetiştireceğimize inanmıyorum. Bunu aldınız, yetkileri de donattınız, her şeyi yaptınız ama 2015’e bu kafayla, bu anlayışla Çanakkale’deki Gelibolu Yarımadası’nın hazırlanması mümkün değildir.

Onun için, Türkiye’de herkesi ilgilendiren böylesi bir millî davada bu kanunun hayırlı olmasını diliyorken, bunların da göz önüne alınmasını dikkatlerinize sunuyorum.

Saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.

Şahısları adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmet Uçma, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMET UÇMA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyor, hepinize sevgilerimi sunuyorum.

Sevgili arkadaşlar, bugün Çanakkale gibi bir milletin birliğini, bütünlüğünü, beraberliğini ve bütün milletleri bir araya getiren tarihî bir olayı konuşuyoruz. Vatanını savunan bir milletin dünyanın bütün süper güçlerine karşı verdiği mücadeleyi konuşuyoruz. Tıpkı Hazreti Nuh’un “Rabb’im, yenildim.” dediğinde kendisine gemi talimatının verilmesi gibi, bittiğini zannettikleri bir toplumun ve milletin son anda küllerinden yeniden dirildiği bir günü konuşuyoruz ve Çanakkale’yi inşallah, hep birlikte evrensel barış üssü hâline getirmeyi tasarlıyor ve inşallah çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz.

Sevgili arkadaşlar, tarihî yerler, tarihî eserler bir toplumun tapusu mesabesindedir. Bu itibarla, tarihî mekânlarımıza, tarihî eserlerimize sahip çıkmak, gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarmak hepimizin boynunun borcudur.

Kuşkusuz, Çanakkale bir ara dönem savaşıdır. Şayet Çanakkale olmasaydı cumhuriyetimiz olmayacaktı ve kurulamayacaktı. Sanılanın aksine Çanakkale bir Osmanlı savaşıdır. Toplumun geneli cumhuriyet dönemi savaşı zannetmektedir. Hatta, 1919’da Çanakkale olmasaydı Samsun’a çıkılamayacaktı ve Necmettin Halil Onan’ın:

“Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,

Bir vatan kalbinin attığı yerdir!.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,

Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda

İstiklal uğrunda, namus yolunda,

Can veren Mehmed'in yattığı yerdir!

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,

Son vatan parçası geçerken ele,

Mehmed'in düşmanı boğduğu sele,

Mübarek kanını kattığı yerdir!...

Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin,

Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,

Bir harbin sonunda bütün milletin,

Hürriyet zevkini tattığı yerdir!...” dediği Çanakkale’yi konuşuyoruz.

Çanakkale Zaferi’nin 100’üncü yılı yaklaşırken bir büyük medeniyet tasavvurunun ayağa kalktığı bu büyük vatan toprağının her köyünden, kasabasından ve şehrinden, şehidin kucak kucağa yattığı Gelibolu Yarımadası için AK PARTİ iktidarlarına kadar, maalesef, üzgünüm, ciddi bir adım atılmamıştır. Daha doğrusu, yeterli ve kuşatıcı bir düzenlemenin yapılmamış olması milletimiz adına bir nakisa olsa gerektir.

Hatırlatmak isterim ki Çanakkale muharebelerinden sonra şehit ve gazilerimize Kurtuluş Savaşı’na katılmamışlarsa Osmanlı askerî saymamış ve bundan dolayı maaş bağlanmamıştır, sağlıklarıyla alakadar olunamamıştır. Her birimizin övünerek ve bir hamaset abidesi olarak anlattığımız fotoğraflarında sırtında 250 okkalık mermi taşıyan Seyit Onbaşı ve diğer gazilerimiz bu anlaşılmaz uygulamanın kurbanı olmuş, Seyit Onbaşı hamallık yaparak hayatını sürdürmeye çalışırken bakımsızlıktan verem olmuş ve fakruzaruret içinde dârülbekaya intikal etmiştir.

Çanakkale Muharebesi, her birimizin okuduğu tarih derslerinde Birinci Dünya Savaşı’nın bir cephesi olarak birkaç satırda anlatılıp geçilmiş, bu savaşın Türkiye, Orta Doğu, Rusya, Türk dünyası ve İslam dünyası için, hatta Batı ve itilaf devletleri için ne anlama geldiği anlatılmamış, anlatılamamıştır. Hatta, Çanakkale, Homeros’un Truva Savaşı’na konu Truva atıyla özdeşleştirilerek Gelibolu’da gerçekleşen büyük direniş gölgede kalmıştır, gölgede bırakılmıştır.

Çanakkale muharebe alanları için bir şeyler yapma zamanı AK PARTİ iktidarlarına kadar hakikaten yerine getirilememiştir. Bölgenin tarihî ihmaller ve görmezden gelmeler tarihî hâline gelmesinin bu millete, bu medeniyete, bu insanlığa karşı işlenmiş eksiklikler olarak düşünüyorum. Bir başka çarpıcı örnek, Çanakkale muharebe alanının 1970’li yıllara kadar askerî bölge olarak kalması, halka ve halkın ziyaretine yasak olmasıdır. O yıllarda askerî bölge dışındaki tarlalarını süren çiftçilerin öküzlerinin ayakları altında ezilen şehit kemiklerinden haberdar mısınız sevgili arkadaşlar? Yine, Çanakkale Savaşı sonrasında bölgedeki 7 köye Balkanlardan gelen göçmen kardeşlerimizin yerleştirildiğini ve 70’li yıllara kadar tek geçim kaynaklarının savaş mühimmatı hurdası satışı olduğunu ve pek çok mühimmatın eritilerek mutfak malzemesi yapıldığını hatırlatmak isteriz.

Şehit olanlar, onların geride bıraktığı eş, ana, baba ve yetimler ile gaziler için bu iktidar dönemine kadar hiçbir şey yapılmamış, tarihine ve ceddine hak ettiği ölçüde sahip çıkılmamıştır. Bu utancın izlerini silemesek de gelin birlikte iyi bir iş yapalım. O topraklarda yiten canlar, akan kanlar ve babalarını o topraklarda bırakmış yetim çocukların acı ve hüzünlerinden bir iftihar abidesi yükseltelim. O toprakları koruma altına alalım ve uzman kişilerin gözetiminde tarihimize sahip çıkalım. Asla unutmayalım, Çanakkale Savaşı küçücük bir toprak parçasında, Gelibolu Yarımadacığında yaşanmış küçücük bir savaş değildir, destanlara tanık bu coğrafyanın en büyük destanıdır.

Geçilmeyen, geçilemeyen Çanakkale... Çünkü savaş Anadolu insanın her bir ferdinin hanesinde, Osmanlı coğrafyasının ve ezan sesinin yankılandığı her bir karış toprakta yaşanmış bir savaştır. Erkeksiz kalan köylerde, kasabalarda çift süren kadınlarımızın, kız kardeşlerimizin, analarımızın onur ve namus savaşıdır Çanakkale. Herkes çok iyi biliyor ki İslam’ın bekçiliğini yapmış büyük devletin başkenti, son kalesi İstanbul’un alınmasıyla bir devir bitecekti ancak Çanakkale bir milletin, bir büyük medeniyetin tarih sayfasında yaşatmak için verdiği var olma mücadelesinin adı oldu.

Çanakkale bir medeniyet müdafaasıdır. Bu yasa bile İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif’in şu ifadeleri karşısında bir yetersizlik olarak kalacaktır:

“’Bu taşındır.’ diyerek Kâbe'yi diksem başına,

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına,

Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyla,

Kanayan lahdine çeksem bütün ecrâmıyla,

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan,

Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına,

Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem,

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem,

Tüllenen magribi, akşamları sarsam yarana,

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.”

Bu yasanın hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce Meclisimizi ve heyetinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uçma.

Şimdi, ben ara vereceğim, soru cevap işlemini dönüşe bırakıyorum oylama açısından da.

20.30’da toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.53

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

601 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz bu Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı 1973 yılında millî park ilan edildi. 17 Şubat 2000 tarihinde Türkiye’de ilk defa bir millî parka özel Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu çıktı ve burada tarihî millî parkın bütünsel bir bakışla tarihî alanları ve yapılacaklar için uzun devreli gelişme planı yapılmış ve uygulanmaya konmuştur, şu anda çalışmalar devam ediyor. Bu kanun devreye girdikten sonra yapılan bu master planıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Uygulamaya devam edecek misiniz, tamamen devre dışı bırakacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çanakkale Tarihî Millî Parkı’yla ilgili 2000-2001 yıllarında yapılan master planında bugüne kadar hangi değişiklikleri yaptınız? Bu kapsamda, AKP hükûmetleri döneminde söz konusu alanda kaç trilyon liralık ihale açıldı ve bu ihalelerin ne kadarı gerçekleşti?

Şu ana kadar Kültür Bakanlığı olarak kaç orijinal şehitlik yapılmıştır, kaç şehitlik yapılmayı beklemektedir? Sembolik şehitlik kalmış mıdır? Şehitliklerde daha önce şehitlerin soyadı ve nüfus yerleri kayıtlı iken son dönemde bunların çıkartılmış olmasının sebebi nedir? Neden şehitlerin soyadları kaldırılmıştır? Yıllar itibarıyla şehitliğe ne kadar harcama yapıldığı konusunda bir açıklamada bulunabilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Acar…

Gürkut Acar Bey yok mu?

Sayın Eyidoğan, buyurun.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Gelibolu Yarımadası gibi binlerce yıllık tarihi yer altında ve yer üstünde barındıran alanlarda arkeolojik araştırmalar mutlaka sürdürülmelidir. Bu konuda Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğüyle ilişkiler güçlendirilmelidir. Kültür Bakanlığı içerisinde yer bilimsel değerlerin saptanmasını, denetlenmesini ve çalışılmasını sağlayacak jeolog ve jeofizikçi kadroları oluşturulmalıdır. Aynı biçimde arkeolojik varlıkların kazı yapılmadan önce saptanmasını sağlayan ve pek çok açıdan büyük yarar sağlayacak jeofizik yöntemlerin kullanımı ve buna yönelik kadro ve bütçe planda yoktur. Bu çalışmaların gerekli standartlarının denetimini, hatta zorlayıcılığı sağlayan yasal düzenlemeleri ve bu çalışmaları yapacak birimlere de acilen gereksinim bulunduğunu da belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu, buyurunuz.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği üzere eşit işe eşit ücret prensibiyle aynı makam ve unvan ile çalışan memurların ücretleri arasındaki maaş farklarını gidermek üzere düzenlemeler yapılmaktadır. Ancak yapılan düzenlemelerle, üçlü kararnameyle ataması yapılmış olan il kültür ve turizm müdürleri arasında bir kısmı 3600 ek gösterge üzerinde maaş alırken diğer bir kısım il kültür ve turizm müdürü 3000 ek gösterge üzerinden maaş almaktadırlar. Oysa aynı işi yapmaktadırlar, aynı görevleri yapmaktadırlar. Bu arkadaşlarımızın durumlarında bir değişiklik yapmayı ve durumlarını eşit seviyeye getirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

Sayın Sarıbaş yok mu?

Sayın Moroğlu…

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, tabii, burada daha önce 600’e yakın alan kılavuzları görev yapmakta ve bu bölgeyi çok iyi tanımaktalar ama bu kanun tasarısına baktığımızda alan kılavuzlarıyla ilgili herhangi bir düzenleme yok. Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra bu alan kılavuzlarının durumu ne olacak?

Yine, bu bölgeye baktığımızda -master planda da var- mutlak koruma zonları var, sınırlı koruma zonları var, tampon zonlar var. Bu yapılacak tarihî planda bu zonlara dikkat edilecek mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Gelişen jeoloji ve jeofizik bilimleri arkeolojik alanın kazı öncesi tanımlanmasından başlayarak kazı sonrası ortaya çıkan arkeolojik nesnelerin değişik analiz tekniklerin tamamlanmasına değin süren uzun bir süreci kapsar. Jeoloji ve jeofizik bilimleri arkeolojik çalışmalar için de uygulamada yaygınlaşmaya başlamış ve saygınlık kazınmıştır.

Dolayısıyla, bu kanunla kurulacak başkanlığın bünyesinde, arkeoloji dâhil, her türlü yeraltı araştırmalarında ve afet risk yönetimi planları amaçlı etütlerde, bu kanunun 4’üncü maddesinde de belirtildiği gibi jeolojik, jeofizik ve jeoteknik araştırmaların yapılmasının ve bu yönde teşkilatlanmanın sağlanmasını talep ediyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin de gayet yakından takip ettiğiniz ve bildiğiniz gibi Trabzon Çakırgöl Kış Sporları Merkezi 2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan değişiklik sonucunda Gümüşhane Çakırgöl Kış Sporları Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. İlan edilen bu turizm merkezinde 7 mekanik tesis ve 11 kayak pistinin yapılmasının planlandığı açıklanmıştı. Trabzon Meryem Ana ve Meryem Ana-Çakırgöl arasındaki yol ve altyapı çalışmalarının 2010 yılında bitirilmesi planlanmıştı. Ancak gelişen noktada herhangi bir ilerleme kaydedilmemiştir. Çakırgöl Kış Sporları Turizm Merkezi Projesi hangi aşamadadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Çanakkale Gelibolu şehitlik alanından Anzaklara ayrılan alan ne kadardır? Bunların yeni bir alan talebi söz konusu mudur? Eğer alan talebi varsa Bakanlığınızın bu konudaki görüşü nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, şehirlerde cami, kümbet, kütüphane gibi eski tarihî eserlerin çevresine çok sundurma binalar yapılarak bu tarihî eserler görmezden gelinmekte, kaybolmakta ve dikkat çekmemektedir. O tarihî dokuya saygı noktasında, çevresinin düzenlenmesi için Belediyeler Kanunu’nda bir değişiklik, bir yaptırım yaptırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Trabzon ili Maçka ilçemizde bulunan Çataltepe Şehitliği’nde her yıl 17 Temmuzda şehitleri anma törenleri düzenlenmektedir fakat şehitleri anma törenine katılmak isteyen vatandaşlarımızın tören alanına gitmeleri için var olan 10 kilometrelik yol bozuk durumda ve zor şartlarda ulaşım sağlanmaktadır şehitliğe. Çataltepe Şehitliği’nin bozuk olan yolunun düzelmesi ve turizm yolları ağına alınması gibi bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.   

BAŞKAN – Sayın Bakan…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim. Saygıdeğer milletvekillerine de teşekkür ederim.

Şimdi, burada yaptığımız çalışmanın özünü… Bu bölgede, tarihî niteliği hepimiz için eşsiz olan bu bölgede bizim Bakanlığımızın faaliyetleri var, Millî Savunma Bakanlığının faaliyetleri var, yetki alanı var daha doğrusu, Orman Bakanlığının faaliyetleri var. Buradaki mesele, buranın tek elden yönetilmesiyle ilgili bir mesele. 

Şimdi, burada, Komisyonda da çok gündeme geldi ve arkadaşlarımızla ayrıntılı bir biçimde konuştuk. Burada millî park olmakla sahip olduğu bütün kazanımlar, bütün korumalar aynen devam ediyor. Buradaki temel yaklaşım, gerek Orman Bakanlığının gerek Millî Savunma Bakanlığının gerekse başka bir bakanlığın burada herhangi bir yetkisi varsa bu yetkilerin bu bölgenin tek elden yönetilmesi amacına matuf olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yönetilmesi. Fakat burayla ilgili yapacağımız çalışmalar esasında kabaca ikiye ayrılıyor. Birincisi, bu tarihî alanın tarihsel kimliğine, oradaki  şehitlerimizin bize bıraktığı mirasa uygun olarak yeniden diriltilmesi.  İkincisi ise milletimiz, bu büyük savaştan bütün dünyaya barış mesajı veren bir organizasyon çıkarmıştır, ülkemizi işgal etmeye gelen o günün düşman kuvvetlerinin bugün torunlarıyla birlikte bir barış projesine imza atmıştır.

Bugüne kadar olan etkinliklerin, bundan sonra daha da artarak, daha da büyüyerek devam etmesi ve her sene bu hem bizim tarafımızda olan hem karşı tarafta olan kişilerin bugün dünyada yayıldığı ülkeler yaklaşık 39 ülkeye tekabül ediyor. Bu 39 ülkenin devlet ve hükûmet başkanlarının çağrılarak her yıl anma törenleri düzenlenmesi.

Dolayısıyla, burada artık planlar tek bir elden yapılacak. Bu sorulan soruda, millî park çerçevesinde yapılan planların bu düzenlemeye uygun olanları tabii ki devam edecek, bu düzenlemeyle çatışan tarafları revize edilecek. Ama şu vardır: Bugüne kadar Çanakkale ilinde Bakanlığımızca yapılan toplam yatırım 2004-2013 arasında 21 milyon 456 bin lira yaklaşık, Bakanlığımızca devam eden yatırım toplamı 91 milyon 846 bin lira yaklaşık ve tabii, Orman ve Su İşleri Bakanlığımıza burada teşekkür borçluyuz çünkü buraya çok büyük bir titizlik göstermiştir sayın bakanlarımız ve Bakanlığımız. Toplamda 121 milyon 890 bin liralık bu yatırımlar yapılmıştır. Bundan sonrasında gerek Millî Savunma Bakanlığının yapmayı düşündüğü işler gerek Orman ve Su İşleri Bakanlığının gerek Tarım Bakanlığının yapmayı düşündüğü bütün işler tek elden bu başkanlık tarafından yönetilecektir. Aslında getirdiğimiz düzenlemenin esası burayı çok başlılıktan kurtarmak, tarihsel kimliğine uygun olarak yeniden diriltmektir.

O bölgede şimdiye kadar görev yapan, millî parklarda görev yapan alan kılavuzlarıyla ilgili yaklaşımımız şu: Bunların içerisinde görebildiğimiz kadarıyla yeterli arkadaşlarımız var fakat belirli yeterliliğe sahip olmayan arkadaşlarımız da var. Kategorik olarak bunlar aynen istihdam edilecek ya da kategorik olarak bunlardan bundan sonra faydalanılmayacak gibi herhangi bir yaklaşımımız yok. Bunların içerisinden yapılacak belli bir standardı tutturma çerçevesindeki sınavı geçenler bu bölgede değerlendirilecektir, bu sınavı geçemeyenler değerlendirilmeyecektir çünkü burada tarihsel bilgilerin doğru olması önemli, eğitimlerinin yeterli olması önemli, anlattıklarının tarihsel gerçekliğe uygun olması önemli. Dolayısıyla, oraya gelenlerin doğru bir şekilde bilgilendirilmesi bakımından bir yeterlilik sınavına tabii ki tabi tutulacaklardır ama hepsi aynı görevine aynen devam edecektir diye bir şey yok veya hepsi hiçbirinden faydalanmayacaktır diye bir şey de yok.

Çakırgöl Kış Turizm Merkezinin 1/25.000, 1/5.000, 1/1.000 ölçekli planları 2010 yılında onaylandı. Alan mera vasfında, kanuni düzenleme yapıldı. Hazine adına tescil işlemi devam etmektedir. Daha sonra ilana çıkılıp tahsis işlemi gerçekleştirilecektir.

Tarihî alan içerisinde 35 Türk anıtı, 45 Türk şehitliği, 35 yabancı mezarlık bulunmaktadır. Tarihî alan dışında da 11 Türk şehitliği bulunmaktadır. Burada şehitliklerden sorumlu bakanlık olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının da görüşleri alınarak bu şehitliklerin eksikliklerinin giderilmesi ve şehitlerimizin manevi hatıralarına uygun olarak bu şehitliklerin imarı ve diriltilmesi konusunda gereken çalışmaları yapacağız.

Bunun dışında arkadaşlarımızın sorduğu bazı sorular var, teknik sorular. O rakamlar elimde değil şu anda. O rakamları kendilerine -arkadaşlarımız not aldılar- yazılı olarak bildireceğim.

Bir de burada ifade edildi çeşitli konuşmalarda. Buranın herhangi bir şekilde ranta açılıp açılmadığı, buranın dünyaya verdiği barış mesajının yok edilip edilmediği şeklinde. Saygıdeğer milletvekillerine arz etmek isterim ki, burası hepimizin ortak değeri ve ortak hassasiyetle üzerinde bulunduğumuz bir mekân. Getirdiğimiz tasarıda şimdiye kadar olmadığı kadar mutlak bir koruma altına alınmaktadır bu mekân. Ve hem bu tasarı hem de bu tasarının atıf yaptığı kanunlar bakımından hiçbir şekilde tarihsel kimliği zedelenmeyecek şekilde mutlak koruma altına alınması bu tasarıyla gerçekleşmektedir. Tabii buranın barış mesajı verme kimliğinin zedelendiğine dair iddialar dile getirildi. Bu iddiaların, doğrusunu söylemek gerekirse tasarıda ve bizim yapmayı planladığımız işlerde bir karşılığı yok. Kuşkusuz, burası, bütün dünyaya, her sene 39 ülke devlet ve hükûmet başkanlarının toplanmasına bir barış mesajı verecek ama şunu da unutmamak gerekir ki, burada milletimiz o günün şartlarında uluslararası bir saldırıya uğramıştır. Bu saldırının neticesinde millî ruh şahlanmıştır, burası savunulmuştur ve bu büyük millet, kendisini işgal etmeye gelen kuvvetlerin mağlup edilmesinden sonra bunu bir kin davasına dönüştürmemiştir. Buradan bütün dünyaya barış mesajı çıkaracak bir iş birliği ortaya koymuştur. Dün savaştığı düşmanlarının torunlarıyla bugün bunu kutlamaktadır. Dolayısıyla, “barış mesajı verme” kimliğinin zıddı olarak hemen “Şovenizm propagandası yapılacak.” şeklindeki yakıştırmalar hiçbir şekilde doğru olmaz. Burada tarihsel olay neyse o doğru bir biçimde bu ülkenin çocuklarına anlatılacaktır. Bugün, burada, medeniyet havzamızın paydaşı olan pek çok ülkenin çocukları, dedeleri yatmaktadır. Nitekim, o günün düşmanlarının bugün torunları olan insanlarla da bir anma töreni yapmaktayız. Buradan tabii ki bütün dünyaya barış mesajı vereceğiz. Ama tarihsel kimliği açısından da, bunun, bir zamanlar, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu işgalden ve büyük mütecaviz saldırıdan sonra bu büyük milletin çıkardığı barış mesajı olduğunu da bütün dünyaya anlatacağız.

Bir de bir şey daha gündeme getirilmişti “Burada bu Koordinasyon Kurulu senede 2 kere toplanıyor.” diye. 2’yle sınırlı değil, istediği kadar toplanır ama en az 2 kere toplanacak.

Bir huzur hakkından bahsedildi. Onun herhangi bir huzur hakkı olmadığını da sayın milletvekillerine arz etmek isterim.

Arkadaşlarımızın diğer sorularına yazılı olarak cevap vereceğim.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olunuz.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, ben, siyaset üstü bir hususu dile getireceğim ve hassasiyetle, lütfen, üzerinde durmanızı istirham edeceğim.

Türkiye  Cumhuriyeti’nin en ünlü mimarı ve Osmanlı ekolünün de son temsilcilerinden olan Mimar Kemaleddin Bey’in -ki bu mimarımız Birinci Ulusal Mimari Akımı’nın öncüsüdür. Ayrıca Osmanlı Mühendis ve Mimarları Odasının ilk kurucusudur. Yine bu mimar toplu konut fikrinin dünyadaki atasıdır, babasıdır. Birçok eseri vardır ve en önemli eseri olarak da  Mescidi Aksa’yı restore eden mimarımızdır-  bu mimarımızın, maalesef, Gazi Üniversitesindeki müzesi -ki ailesinin buraya vermiş olduğu özel eşyaların sergilendiği bu müze- Gazi Üniversitesi Rektörlüğü tarafından kapatılmıştır ve eşyalar ailesine iade edilmiştir. Aynı rektörlük “Mimar Kemaleddin Salonu’nu restore ediyorum.” diye ortaya çıkmış, aslından uzaklaştırılmış bir eser ortaya koymuştur. Ben bunu konuşmamda da, soru önergelerinde de sizlere ilettim. Bu hususta lütfen ilginizi istirham ediyorum Sayın Bakan.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Cevap verebilir miyim?

BAŞKAN – Tabii Sayın Bakan, üç dakikamız var.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Bu müze Bakanlığımızın denetiminde olan bir müze değildir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Müzeyi açan da kapatan da rektörlüktür ama ben şimdi buradan ifade ediyorum, arkadaşlarımız aileyle irtibata geçsinler, aile bu eserlerin bizim tarafımızdan sergilenmesini isterse biz uygun bir müzede kendilerinin bu eserlerinin sergilenmesi için gerekli girişimi yaparız. O talimatı da vermiş oluyorum arkadaşlarımıza. Gereği yapılacak.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Soru sormadan artakalan bir zaman olduğunu görerek bu zamanı kullanmak amacıyla bir görüşümü ifade etmek için söz aldım Sayın Başkan.

Bugün Anayasa Mahkemesi Balyoz davasıyla ilgili olarak “hak ihlali” ne karar verdi. Anayasa Mahkemesinin oy birliğiyle vermiş olduğu hukuku yücelten bu kararı nedeniyle gerçekten mutluyum. Anayasa Mahkemesini, Başkan ve üyelerini kutluyorum.

Dün, burada, Sayın Engin Alan’ın Meclis tatile girmeden Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek yemin etmesi için kanun değişikliği yönünde verdiğimiz önerge iktidar partisi grubu destek vermediği için görüşülemedi. Şimdi, öyle umuyorum ki bu karar sonrasında Sayın Engin Alan tahliye olup, gelip Türkiye Büyük Millet Meclisinde yemin edecektir. İktidar partisinin çoğunluk oylarıyla sağlamadığı bu olanağı mahkeme sağlamıştır. Tabii ki sadece Sayın Engin Alan için değil, Balyozda haksız yere, hukukun ayaklar altına alındığı bir yöntemle yargılanıp mahkûm edilen tüm vatandaşlarımızı, tüm tutukluları buradan kutluyorum, selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sayın Bakana ben de taşeron sistemiyle ilgili bir şey sormak istiyorum bu artan zaman içerisinde.

Türkiye’de her şey yağmalanıyor, taşeron sistemiyle de emek yağmalanıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi  eliyle de taşeron sistemi çalışma hayatının her alanına sokuluyor; sendikasız, güvencesiz çalışma insanlara dayatılıyor. Devletin bütün işleri neredeyse taşerona havale ediliyor, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de taşeron sistemi yaygınlaştırılıyor.

Bu insanlar bizim insanlarımız Sayın Bakan, yurttaşlarımız. Asgari ücrete ve tazminatsız çalışmaya mahkûm edilirken birileri buralardan para kazanıyor; bunu kabul etmek mümkün değil. Yurttaşlarımızın hayatlarını çalan taşeron sisteminin, örgütsüz, güvencesiz çalışma sisteminin bir an önce son bulması için adım atılmalıdır. Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konuda bir rahatsızlık duyduğunu sanmıyorum ama yine de soruyorum: Taşeron sistemi en azından kamuda ne zaman son bulacaktır Sayın Bakanım?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 8’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tarihin eşine az rastlanır, en büyük destanlarından birinin yazıldığı Çanakkale savaşları hiç şüphesiz ki sadece askerî bir zafer değildir. Çanakkale, milletimizin onca yokluk ve yoksulluk içinde eşsiz bir iman ve azimle vermiş olduğu büyük bir mücadelenin adıdır. Türk milletinin belirleyici bir rol oynadığı, milletimizin kahramanlık ve fedakârlığının doruk noktasına ulaştığı bir mücadeledir. Çanakkale zaferi, sadece geçmişimizin aziz bir hatırası olarak değil, geleceğe yürüyüşümüzün en güçlü ilham kaynağı olarak da Türk milletinin hissiyatında son derece önemli bir yere sahiptir. Bu kahramanlık destanının yaşandığı topraklar Türk milleti için vazgeçilmezdir ve büyük bir anlam ifade etmektedir. Nitekim bu önemden dolayı Gelibolu Yarımadası 1973 yılında millî park ilan edilmiştir. Yine, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı, Türkiye'de ilk defa, birçok millî park olmasına rağmen, sadece burada aziz şehitlerimizin hatıralarını yaşatmak adına ve onların hatıralarını gelecek nesillere aktarmak adına 17 Şubat 2000 yılında 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu yürürlüğe sokulmuştur. Burası bugüne kadar gerek 2873 sayılı Tarihi Milli Parklar Kanunu gerekse 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu’na göre yürütülmüştür. Zaten 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu’nun amacı da 1915 Çanakkale deniz ve kara muharebelerinin cereyan ettiği Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı’nın tarihî, kültürel değerleri ile orman ve bitki örtüsünün korunması, geliştirilmesi ve yönetimine ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesi ile Türk vatan savunmasının ve doğanın güzel bir örneği olarak uluslararası barışa hizmet etmesi için dünya uluslarına tanıtılmasıdır. Belirtilen amaç doğrultusunda yapılacak çalışmalarda uyulacak esasları, alınacak önlemleri, yapılacak denetimleri, sağlanacak eş güdümü ve tabi olunacak hukuki ve cezai hükümleri da kapsamaktadır.

Ayrıca millî park alanının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi ve uzun devreli gelişme planına göre yapılaşmasında uyulacak esaslar da bu kanunla belirlenmiştir. Ayrıca bu alan 1997 yılında Uluslararası Tabiat ve Tabiat Kaynaklarını Koruma Birliği tarafından Korunan Alanlar listesine alınmıştır. Millî park alanının uzun devreli gelişme planı yapılmış ve bu plan bu kanun hükümlerine göre hazırlanan ve millî parkın korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılmasıyla ilgili planlama esaslarını, bu planla öngörülen koruma ve gelişim bölgeleri için hazırlanacak uygulama planlarının yapım esaslarını belirleyen ve Bakanlıkça onanan plandır. Millî park koruma ve gelişme bölgeleri için tasdikli hâlihazır harita üzerinde uzun devreli gelişme planı esaslarına göre, mülkiyet, koruma, kullanma, yapılaşma, altyapı ve ulaşım, dolaşım, ağaçlandırma gibi esasları belirleyen ve onanan planlar da uygulama planlarıdır.

Millî park alanı bu planlar çerçevesinde yönetilmekte ve korunmaktaydı. Şimdi önümüze bir tasarı geldi. Bu tasarıyla birlikte neler yapılmaktadır?

Şimdi, bu tasarıyla birlikte Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı’nın millî park statüsü kaldırılmaktadır. 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu iptal edilmektedir. Tasarıyla alan millî park statüsünden çıkarıldığı için 2873 sayılı Millî Park Kanunu’na da tabi olmayacaktır. Tasarıyla alanın yönetimi Orman Bakanlığından alınarak Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilecektir. Tasarıyla Orman Kanunu’ndaki izinlerin aranmayacağı, bazı görevlerin ifasında 4734  sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olmayacağı düzenlemeler getirilmiş ve birçok muafiyetler tanınmıştır. Millî park içerisindeki ormanlık alanlar dâhil, tüm alanlar bedelsiz olarak, kurulacak başkanlığa verilmektedir.

Tasarıyla alanın millî park statüsü kaldırılmaktadır. Bunun sebebi nedir? Alan 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu, 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu ve hazırlanan uzun devreli gelişme planıyla korunmamakta mıdır, yönetilememekte midir? Bu tasarıyla amaçlanan, alanın millî park statüsü kaldırılarak, 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun korumacı ve kısıtlayıcı hükümlerinden kurtulmak ve alanı istedikleri gibi yönetmek midir? Orman ve Su İşleri Bakanlığı millî park alanını koruyamamakta mıdır, yönetememekte midir ki bu alanın yönetimi Kültür ve Turizm Bakanlığına verilmektedir?

Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi, ülkemizde de millî park alanları ve diğer korunan alanlar doğa koruma ve millî parklarla ilgili genel müdürlük, kuruluş ve bakanlıklarca yönetilmektedir. Bu tasarıyla amaçlananın ise bu alanın korunması, geliştirilmesi ve sürdürülebilir yönetim olmadığı aşikârdır; bu alanı tamamen kullanıma açmak istedikleri şeklindeki yapılaşmalara göz yummak mıdır? Tasarıda yapılan düzenlemelerde bu konu çok açık olarak ortaya konmamaktadır.

Tasarıyla, Orman Kanunu’ndaki izinlerin aranmayacağı, bazı görevlerin ifasında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olmayacağı düzenlemeleri getirilmiştir. Şimdi, burada Bakanlığın savunmasına baktığınızda “Burada bir eşgüdümü sağlayarak bunların tek elden yönetilmesini amaçlıyoruz.” diyorlar. Peki, öyleyse, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’na baktığınız zaman, yaklaşık 30 bin hektar alanın yüzde 53 veya 55’e yakın kısmı ormanlık alan. Burada Orman ve Su İşleri Bakanlığı, dolayısıyla Milli Parklar Genel Müdürlüğü, elli yıllık tecrübesiyle, buranın korunması, yaşatılması, değerlerine sahip çıkılması noktasında çok ciddi çalışmalar yapmıştır. Bunu Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlayana kadar, bu kanunu… Eğer amacınız burada kurumlar arasındaki birliği, beraberliği sağlamaksa, Orman ve Su İşleri Bakanlığı bünyesindeki Milli Parklar Genel Müdürlüğünü güçlendirirsiniz, organizasyonu onun bünyesinde yaparsınız. Zaten orada elli yıllık bir geçmişiyle buraya hâkim olan bir yapıya sahip. Orada kalanların birçoğu Orman ve Su İşleri Bakanlığının uhdesinde. Tasarıya baktığınızda, zaten yüzde 53’lük kısımda olabilecek bütün çalışmaların yine bu Bakanlık tarafından yürütüleceği söyleniyor.

Yine, Çanakkale milletvekilleri burada, hepiniz biliyorsunuz ki rüzgârın en güçlü olduğu yer ve o bölge Türkiye’ni yangına en hassas bölgelerinden bir tanesi. 1994 yılında yanılmıyorsam yaklaşık 40 bin dönüm alan orada yangında kaybedilmiştir ve her yıl Türkiye’deki en önemli yangınların çıktığı bölgelerden bir tanesi o bölgedir. Şimdi, siz Orman ve Su İşleri Bakanlığına güvenmiyorsunuz da bunu Kültür ve Turizm Bakanlığına ifa ediyorsunuz? Eğer Orman ve Su İşleri Bakanlığına güvenmiyorsanız -doğrudur, kendisiyle ilgili birçok iddialarda bulunduk- değiştirirsiniz, o Bakanlığı yapabilecek daha iyi birisini getirirsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz güveniyoruz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - O zaman, güveniyorsanız bu tasarıyla beraber şunu söyleyeyim: Geçen yıl dile getirdim. Bakın, niyetlerin iyi olması bir şey ifade etmiyor. Oraya biliyorsunuz, geçen yıl Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi yapıldı ve hepimiz destekledik, dedik ki: “Oranın ruhunu yaşatmak adına uygun bir şeydir.” Ama ne oldu biliyor musunuz? Orada yapılan bu çalışmaya ne yazık ki Orman ve Su İşleri Bakanlığı gölge düşürdü. Bunu ben söylemiyorum. Kendi kitabında diyor ki: “Bu ihale 58 trilyonluk bir ihale.” Değerli arkadaşlar, 58 trilyonluk ihaleye 5 firma katılıyor. Alan firma işe başlıyor ama GİNTAŞ firması dava açıyor ve sonuçta davayı kazanıyor. Davayı kazanınca ne yapıyorlar biliyor musunuz? Bunu kitaplarında yazıyor Orman ve Su İşleri Bakanı, diyor ki: “Davayı kazanan firmanın masraflarını karşılattırdık firmaya ve kâr mahrumiyetini de istedi, onu da verdik.” Peki, bu masraflar ve kâr mahrumiyeti ne kadar baktığınızda? En azından 6-7 trilyon. Sonuçta ne oluyor biliyor musunuz? Burada, sözleşmede olmayan birtakım düzenlemelere o komisyona imza atın diye memurlara baskı yapılıyor. O memurlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …bu hak edişleri imzalamadığı için hepsinin tayini çıkıyor. Buna cevap verebilecek bir tane AK PARTİ’li bakan veya yetkili var mıdır veya Bakan cevap verebildi mi? İşte güvendiğiniz Bakan bu.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Mustafa Serdar Soydan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Türk milletinin en zor şartlarda ayağa kalkarak cihana karşı durduğu “Vatan böyle savunulur.” sözünün içinin doldurulduğu, her metrekaresi şehitlerin kanlarıyla sulanmış, dünyanın geçilemez kabul ettiği topraklardır. Antik çağlardan bu yana önemini kaybetmeyen topraklar, Asya'nın zenginliklerini Avrupa'ya taşımanın en kısa yoludur. Bu özellikleri nedeniyle dünyada stratejik öneme sahip yerlerden birisidir.

1995 yılında, uluslararası bir fikir projesi yarışması açılması kararıyla birlikte bu savaş alanlarının "barış parkı" olması ve böyle anılması yönünde mutabakat sağlanmıştır.

1998'de Norveçli bir ekibin mimari projesi 1’inci olmuş, akabinde Profesör Doktor Raci Bademli Başkanlığındaki ODTÜ'lü bir ekip tarafından uzun devreli gelişme planı hazırlanmış ve 2003 yılında onaylanmıştır.

2003-2004 yıllarında bu planın stratejisi, uygulanma öncelikleri, politikaları ve ayrıntılı alt projeleri çalışması yapılarak bütüncül, bilimsel ve evrensel ilkelerle donatılmış bir teorik belge ortaya çıkmıştır.

Millî Park'ın batısı, güneyi ve doğusu sırasıyla Ege Denizi ve Çanakkale Boğazı tarafından çevrilmiş. Ancak Millî Park'ın kuzeyinde karasal sınır söz konusudur.

Çanakkale'nin Eceabat ilçesinin toplam 12 adet yerleşim birimlerinden 8 tanesi Millî Park içinde kalmaktadır.

Millî Park sınırları içerisinde şehitlikler, yabancı askerlerin mezarları, savaş alanları, savaş kalıntıları, tabyalar, kaleler, siperler, anıtlar, kitabeler, müzeler, tanıtım merkezleri, dinlenme noktaları bulunmaktadır. Bu kalıntılar sit alanları ve kültürel varlık olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Tarihî yarımada, tarihsel ve kültürel değerlerin yanında doğal güzellikleri ile görülmeye değer eşsiz bir coğrafyaya sahiptir.

2002 yılından günümüze kadar bölgede AKP hükûmetleri tarafından bazı fiziksel düzenlemeler yapılmıştır ancak ana tema olan "barış" konusunun yerine manevi değerlerin oluştuğu, yapılan tüm düzenlemelerde "barış" temasının geriye itildiği tespit edilmektedir. Alana yapılan yatırımların bütçesel karşılığı çok büyük ölçeklerde olup, bunun sevk ve idaresi büyük çoğunlukla Ankara merkezli gerçekleşmektedir. Bu kadar büyük ölçekte fiziki müdahalelerin bölge için gerekliliği ise bilim insanları tarafından hâlâ tartışılmaktadır. Millî park içerisindeki yapılaşmalar, kazılar, inşaat ve yol çalışmaları sırasında tarihî ve kültürel değerlere telafisi mümkün olmayan zararlar verilmektedir. Bölgede yaşayan insanların yaşam alanları kısıtlanmış, topraklarında üretemez hâle gelmişlerdir.

Son olarak Ağadere mevkisinde yaklaşık 3 bin şehidimizin bulunduğu bölgeye bir şehitlik yapılmasını beklenirken şehit mezarları üzerine Panorama 1915 Müzesi’nin yapılacak olması vicdanları sızlatmaktadır. Hükûmet bu konudaki çalışmalarının bilimsel değerlerden ne kadar uzak olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Gelen ziyaretçilerin bölge gezisi sonrası ne tür bir edinim oluşturduğu hiç tartışılmamıştır. Yapılan tespitlerde bu edinimlerin daha çok turistik gezi üzerine yoğunlaştığı gözlenmektedir. Ayrıca, bölgede ziyaretçi trafiğinin düzenlenmesi, disipline edilmesi konusunda ve rehber hizmetlerinde ciddi yanlışlıklar ve sorunlar yaşanmaktadır. Bölgede yaşayan insanlara mutlu ve huzurlu yaşam imkânı sunmadan bölgeyi korumak, kollamak ve gelecek nesillere kültürel ve tarihî mirası taşımak mümkün değildir.

Sayın milletvekilleri, on iki yıllık AKP iktidarı Gelibolu Millî Parkı’nda yeni bir dönem başlatmıştır. Barışçıl ve evrensel dili tercih eden anlayışların yerini savaşı, maneviyatçı ve İslami değerleri öne alan anlayış almıştır. Bölgenin tarihî, coğrafi ve kültürel miraslarını koruma ve yaşatma anlayışından uzaklaşılmış, bilimsel plan ve çalışmalara dayanmayan yol, bina, tesisler yapılarak bölgenin betonlaşması ve tarihsel ve kültürel dokuların kaybolması anlayışı hâkim olmuştur. Görüşmekte olduğumuz tasarıyla bu anlayış yaşama geçirilmek isteniyor.

Millî parka gelen ziyaretçilere gerçek dışı birçok hurafeler anlatılmaktadır. Bu tür anlatı ve hurafelerin önüne geçmek için 2003 yılında onaylanan Uzun Devreli Gelişme Planı doğrultusunda oluşturulan alan kılavuzluğu ortadan kaldırılarak, siyasi yandaş rehberlerin ve kılavuzların önü açılmaktadır.

Gelibolu Millî Parkı statüsü kaldırılmaktadır. Bu alan koruma anlamında içinde çeşitli sit alanlarının bulunduğu sıradan bölgeye dönüşmektedir.

Gelibolu Milli Parkı’nın yüz yıllık birikimi yeni önermede kendini göstermemektedir. Özellikle, 1994-2004 yılları arasında çok yoğun emekler ve bilimsel değerlerle yapılan planlama çalışmaları yok sayılmaktadır. Son yirmi  yılda toplumsal yaygınlığa ulaşan ve hukuki mevzuata giren “Barış parkı” kavramları ve “Tarihi millî park” adı taslaktan tamamen çıkarılmıştır. Yani, ne “barış” kalmış ne de “millî” kelimesi kalmış. Tasarıyla yıllardır şikâyet edilen koordinasyon eksikliği müzakere, diyalog ve iş birliğiyle çözülmek yerine, otoriter bir yapıya dönüştürülmektedir. Bölgedeki ilgili resmî kurumları sürecin dışına atan, yerel hiç bir kurum ve kuruluşu, STK  ve toplumsal kesimi sürece katmayan bir merkezî otoriter yapı oluşturulmaktadır. Bu durum, yerel katılımcılığı ve çağdaş demokratik yönetim anlayışını reddeden bir tasarı olduğunu bizlere açıkça göstermektedir. Özellikle, Çanakkale Belediyesiyle ilgili, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odasından yüzde 1 ölçeğindeki bütçe katkısı istenmesi, şaşırtıcı düzeyde yanlışlıklar içermektedir. Çünkü, bu iki kurumun bölgeyle doğrudan bir ilişkisi bulunmamaktadır. Çalışma, hizmet, alan ve sınırlarında bu bölgeler bulunmaz. Bu durumda, ilgili kurumların söz konusu alana dair para harcaması hukuksuzluğu da beraberinde getirmektedir. Ayrıca, sadece, karar ekinde bulunmayan Çanakkale Belediyesi, koordinasyon kuruluna uyarılarımız sonucu ilave edilmiştir.

Bilindiği gibi koordinasyon kurulu karar kurulu değil, sadece bir danışma kuruludur. Bu kurumların bütçesinden katılım almak, demokratik yaşam ve demokratik yönetim modeliyle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Tasarı dikkatli incelendiğinde ve Hükûmetin daha önceki koruma alanları, sit alanları ve millî parklardaki uygulamaları göz önüne alındığında ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Ayrıca,  Sayın Bakanın ve Hükûmetin tarihî millî park sınırları içerisinde yapmayı düşündüğü iyi niyetli tüm çalışmalar ve organizasyonları bugünkü kanunlar çerçevesinde yapması mümkündür. Bugün Sayın  Bakanı engelleyen ne vardır, bunu bilmek hepimizin hakkıdır. Hükûmetin doğaya, çevreye bakışı on iki yıldır bize şunu göstermiştir: Hükûmetin anlayışının, koruma kullanma dengesinin kullanma lehine değiştirilmesi yönünde olduğu unutulmamalıdır. Bu anlayışın Gelibolu Tarihi Milli Parkı’nda hâkim kılınmasına izin vermeyeceğiz. Bugün, ulusal bağımsızlığına kavuşmuş bir ulusun askerlerinin savaştığı, her karış toprağı şehitlerimizin kanıyla sulanmış vatan toprakları artık barışın, özgürlüğün, ulusal bağımsızlığın simgesi olmuştur.

Sayın milletvekilleri, Çanakkale Zaferi’nden tam on dokuz yıl sonra Atatürk bütün dünyaya şu eşi olmayan barış, hoşgörü ve uygarlık mesajını vermiştir:

“Bu  memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar, burada bir dost vatanın toprağındasınız, huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız   bizim   bağrımızdadır.   Onlar   bu   toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır." (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Çanakkale barışın kenti olmuştur. Barışın kenti Çanakkale'deki Tarihi Milli Park dünya barış parkı olmalıdır.

Görüşmekte olduğumuz tasarı geriye çekilerek, katılımcı, müzakereci ve özellikle yerel kesimleri de içine alacak bir tartışma sürecinde, Profesör Doktor  Raci Bademli başkanlığında hazırlanan, 2003 yılında onaylanan Uzun Devreli Gelişme Planı’ndan yararlanılarak yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soydan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Buyurunuz Sayın Dora.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’yla,  2015 yılında anılacak olan Çanakkale ve Gelibolu savaşlarının 100’üncü yıl etkinliklerine yetiştirilme kaygısı taşıyan yeni bir fiilî durum yaratılmak istenmektedir. Tasarının başkanlığın kuruluş amacını belirten 1’inci maddesinde millî ve manevi duygulara özellikle vurgu yapılırken, dünya barışına hizmet etmesi için dünya halklarına ve Türkiye halklarına tanıtılması yönünde bir ibarenin eklenmemiş olmasını biz büyük bir eksiklik olarak görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, biz bütünüyle savaşlara karşı olduğumuz için, Çanakkale Savaşları niteliğinde bir vakıanın dünyanın hiçbir coğrafyasında tekerrür etmemesi için, gerekli sorumlulukları göstermek için tüm devletlerin ve hükûmetlerin öncelikli görevlerinden olması gerektiğine inanmaktayız.

Bu kapsamda, kanun tasarısının 1'inci maddesinde dünya barışını vurgulayan ifadelerin yer almasını da biz gerekli görmekteyiz.

Tasarıyla oluşturulması öngörülen ve büyük önemler atfedilen başkanlık görevini sürdürecek kimsede dört yıllık lisans eğitimi mezunu olması dışında herhangi bir şart aranmıyor olması Hükûmetin hazırladığı tasarının eksikliğini yeterince ortaya koymaktadır. Bu durum, Hükûmetin sıkça yaptığı kişiye özel makam icat etme girişimlerinden birisi niteliğindedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıda göze çarpan bir başka nokta ise devletin var olduğu ancak halkın unutulduğu bir taslak olmasıdır. Öyle ki köy yerleşim alanlarında yerleşik veya zilyetlik bağı oluşmuş taşınmazlardaki hak sahiplerinin ekonomik ve sosyal boyutu hiç düşünülmemiş, âdeta burada yaşayan köy halkı üstü kapalı bir tehcir uygulamasına tabi tutulmaktadırlar. Devlet tarafından, yıllardır ekip biçtikleri topraklardan, ekili ve dikili alanlarından sökülüp atılmak istenmektedirler.

Değerli milletvekilleri; elbette kanun tasarıları tarihî, kültürel ve doğal yaşam mekânlarına dönük kapsayıcı bir nitelikle hazırlanabildiklerinde daha büyük anlamlar kazanabilirler. Korunması, geliştirilmesi, tanıtılması bakımlarından hiçbir tarihî, kültürel mekân ötekileştirmeye tabi tutulmamalıdır. Bu kapsamda, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında yaşamış ve hâlâ yaşamakta olan halklara ait ve yıkılma, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan yüzlerce yapı ve kutsal mekân bulunmaktadır. Örneğin, Türkiye'de Ermeni, Rum ve Süryanilere ait, yok olmaya yüz tutmuş yüzlerce tarihî kilise ve manastır mevcuttur. Bu kiliselerin büyük bir kısmı bakımsızlıktan, bir kısmı definecilerin saldırıları nedeniyle, bir kısmı da yeni imar alanları oluşturma gerekçesiyle yıkılmış ve yıkılmaya devam etmektedir. Öte yandan, kısmen ayakta kalabilmiş bazı kilise ve manastırların hâlâ ambar, ahır gibi uygunsuz biçimlerde kullanılmaya devam edildiği bilinmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, imzalamış olduğu Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi ve Avrupa Arkeolojik Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında, sözleşmelerin gerektirdiği hassasiyetleri yerine getirmemektedir. Bunun en canlı örneklerinden birisi Hasankeyf’tir. Yine benzer bir örnek: Güneydoğunun Efes’i olarak tabir edilen ve binlerce yıl boyunca farklı medeniyetlerce yurt edinilmiş Dara Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarına Kültür Bakanlığı tarafından gerekli özenin ve ehemmiyetin gösterilmediği de açıkça bilinmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir başka örnek, özellikle Alevi yurttaşlarımızca büyük önem atfedilen ziyaretgâhların özellikle Dersim bölgesinde baraj altında bırakmak suretiyle yok edilmesi politikalarıdır. Görüldüğü gibi, Hükûmetin doğal, tarihî ve kültürel mekânlarla ilgili izlediği yol, maden ocakları, HES’ler, barajlar, orman kıyımları konularında kamuya ait doğal yaşam alanlarını sınırsız kâr hırsıyla hareket eden sermayeye âdeta denetimsiz bir biçimde peşkeş çekmek biçiminde politikalarla biçimlenmektedir. Dolayısıyla, sadece bir halkın değil tüm Türkiye'nin, hatta dünyanın ortak kültür mirası olan ve günümüze kadar hâlâ ayakta kalabilmiş bu tarihî ve kültürel değerlerin koruma altına alınması için gereken tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamı son günlerde bölge ve dünya gündemine oturan, Irak’ta yaşanan gelişmeler üzerine sürdürmek istiyorum. IŞİD terör örgütü Musul’u işgalinden sonra bölgedeki işgal ve saldırılarına devam ederken Irak’ın yıllardır içinde bulunduğu kaos ortamının daha da derinleşmesine yol açmıştır. Uluslararası Göç Örgütü geçtiğimiz hafta itibarıyla sadece Musul’da yaklaşık 500 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıklamıştır. Bölgede yaşayan Kürtler, Araplar, Asuri, Süryani, Keldaniler, Ermeniler, Türkmenler ve Ezidiler bölgeyi terk ederek güvenli bölgelere sığınmaya çalışmaktadırlar. IŞİD terör örgütünün bölgede binlerce insanı katlettiği haberleri gelmektedir. Rehin alınan yurttaşlarımızın akıbeti konusunda ise hâlâ sağlıklı bilgilere sahip değiliz.

Değerli milletvekilleri, tarih boyunca Mezopotamya coğrafyasında savaşlar hiç eksik olmamıştır dolayısıyla günümüze kadar bu coğrafyada insanlık dramları bitmek bilmemiştir. Bu savaşlarda taraf olmamalarına karşın en fazla zarar görenler ise azınlıkta olan farklı etnik ve inanç grupları olmuştur. Bugün de Musul ve civar kentlerin IŞİD tarafından işgal edilmesine bu çerçevede bakıldığında, Asuri, Süryani, Keldani, Ermeni, Türkmen ve Ezidi halklarının tıpkı Suriye'de üç yıldır devam etmekte olan iç savaşta olduğu gibi büyük zararlar gördüğü açıktır.

Suriye'de iç savaş öncesinde 2 milyona yakın Hristiyan nüfus yaşıyorken bugün bu nüfusun yarısından fazlasının Suriye'yi terk etmek zorunda kaldığı tahmin edilmektedir. Bir yılı aşkın bir süredir Suriye'de kaçırılmış üst düzey Hristiyan din adamı, Süryani Ortodoks Metropoliti Yuhanna İbrahim ve Rum Ortodoks Metropoliti Pavlus Yazıcı'nın akıbetleri hâlâ belirsizliğini korumaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  IŞİD teröristlerinin denetiminde olan Musul ve Ninova bölgesi Süryanilerin de yoğun olarak yaşadığı bölgelerdendir. Bölgeden edinilen bilgilere göre, binlerce Süryani ve Ermeni bölgeyi terk ederek Kürdistan bölgesine kaçmaktadırlar ya da diğer güvenli bölgelerdeki kilise ve manastırlara sığınmaktadırlar. Geride bıraktıkları tarihî kilise ve manastırların bazılarının IŞİD'in eline geçtiği ve bunların bir kısmının bombalanarak yıkıldığı yönünde de basından haberler gelmektedir. Ayrıca, IŞİD örgütünün kontrol ettiği bölgelerde yürürlüğe koyduğu despot uygulamalar farklı inançlara sahip halklara yaşam alanı tanımamaktadır.

Değerli milletvekilleri; Irak'ta Saddam Hüseyin rejiminin 2003'te yıkılmasından sonra, Hristiyanlara yönelik yapılan saldırılarda, ülkede yaşayan 1,5  milyona yakın olan nüfusları yaklaşık 400 bine düşmüş bulunmaktadır. Musul'da yaşayan 35 bin Hristiyan’ın sayısının ise son on yılda 3 bine düştüğü tahmin ediliyor. Son saldırılarla birlikte bu sayının binin altına düştüğü ifade ediliyor.

Değerli milletvekilleri, Musul'da yaşayan Kürtler, Araplar, Asuri, Süryani, Keldaniler, Ermeniler, Türkmenler ve Ezidiler aynı zamanda Anadolu ve Mezopotamya’nın yerli halklarıdırlar ve Türkiye halklarıyla akraba topluluklardır. Bu temelde başta iktidar olmak üzere tüm siyasi partilerin gerek yurt içi gerekse yurt dışı politika ve söylemlerinde kültürler ve halklar arasındaki kardeşliği ve barışı özellikle vurgulayan, ayrıca hiçbir etnik kültür ve inancı ötekileştirmeyen bir yaklaşım ve tutum geliştirebilmek noktasında daha duyarlı ve eşit davranmaları gerekmektedir.

Zira, dünya insanlık ailesinde halkların kardeşliğine inanmak, uygulamalar düzeyinde de açığa çıkarılmadığı müddetçe yüzeysel birer söylemden ibaret kalacaktır. Halklar ve inançlar arasında hiyerarşik, tahakkümcü ve sömürü temelli politikalar sadece ilgili halklara zarar vermeyecek, insanlığın sosyal tarihinde, siyasi tarihinde, edebî tarihinde, sanat tarihinde büyük acılarla belleklerde yerini alacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölge özelinde son yıllarda yaşanan gelişmeler bir kez daha açıkça ortaya çıkarmıştır ki, evrensel insan hakları, demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi evrensel değerler başta Orta Doğu olmak üzere Türkiye'de hayata geçirilmesi kaçınılmazdır. Aksi takdirde, hükûmetlerin yürüttüğü istihbari ve siyasi  politikalarla  bölgede etkin bir ülke olunamayacağı da aşikâr bir şekilde bu son olaylarla da ortaya çıkmıştır.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Şahısları adına Çanakkale Milletvekili Sayın İsmail Kaşdemir.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı kurulması hakkındaki Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı kurulması gerçekten bugüne kadar hepimizin birçok ortamda dile getirmiş olduğu bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Tarihi Alan Başkanlığı bugüne kadar birçok koordinasyon eksikliğin, birçok eksikliğin tamamlanması adına Bakanlar Kurulu kararıyla Genel Kurulumuzun gündemine gelmiş bir kanun tasarısıdır. Ben bugüne kadar gerçekten Çanakkale Şehitliği’ne, Çanakkale Savaşlarının yaşandığı yere emeği büyük olan gerek Millî Park Genel Müdürlüğümüze gerekse Orman ve Su İşleri Bakanlığımıza çok çok teşekkür ediyorum.

Alan Başkanlığı bugüne kadar yapılmışlardan daha ileriye doğru atılmış önemli bir, doğru bir adımdır. O yüzden, biz Çanakkale Savaşlarının 100’üncü yıl dönümünde Çanakkale Alan Başkanlığının çok önemli bir işlev göreceğini düşünüyoruz. Çanakkale Alan Başkanlığı 1915’in 100’üncü yıl dönümünde yani Çanakkale zaferlerinin 100’üncü yıl dönümünde uluslararası arenada düzenlenecek olan faaliyetlerin Çanakkale’de toplanacağı bir yer hâline gelecektir. Sayın Kültür ve Turizm Bakanlığımızın üstün gayretleriyle ve Kültür ve Turizm Bakanlığımızın bürokratlarının üstün gayretleriyle bu kanun tasarısının çok önemli işlevler göreceğine inanıyoruz.

Tabii, burada, Çanakkale’nin bir kez daha birleştirici gücünü Mecliste de görme imkânına sahip olduk. Gerek muhalefetimizin gerek iktidarımızın bu kanuna katkısı büyüktür. Biz komisyon toplantılarımızda da iktidar partisi olarak, muhalefet partileri olarak da bu kanunun Genel Kurula indirilmesinde ve bu aşamaya gelmesinde hep beraber hareket ettiğimizi ifade etmek istiyorum ama elimizi vicdanımıza koymak gerekiyor. Tabii ki marifet iltifata tabidir. Çanakkale Şehitliklerinin olduğu yerler, Çanakkale Savaşlarının yapıldığı yerler, Çanakkale kahramanlığının yaşandığı yerler 2002 yılına kadar maalesef hak ettiği önemde ve mahiyette değildi. Sayın Başbakanımızın ve AK PARTİ iktidarlarının Çanakkale zaferlerine, Çanakkale Şehitliklerine, Çanakkale Savaşlarına ve Çanakkale ruhuna vermiş olduğu önem sayesinde bugün Çanakkale Şehitlikleri daha önce gıptayla baktığımız, imrendiğimiz yabancı şehitliklerden çok çok daha önemli ve güzel bir hâle gelmiştir. O yüzden, bu Alan Başkanlığının kurulmasıyla beraber, oradaki Alan Başkanlığının yapmış olduğu faaliyetlerle biz tarihimize yakışır, zaferlerimize yakışır, kahraman ecdadımıza yakışır, Çanakkale ruhuna yakışır bir şehitliğin ortaya çıkartılmasında sizlerle beraber çalışmak niyetinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Tabii, az önceki ifadeleri, az önceki eleştirileri olumlu manada kendime aldığımı ifade etmek isterim. Oradaki köylerimizde herhangi bir şekilde ne köylerimizin ne de köylülerimizin hak ve menfaatlerine bir halel gelmeyeceğini buradan bir kez ben de ifade etmek istiyorum. Tabii, orada az önce bir kez daha ifade edildiği gibi, alan başkanlığı denetimden ari bir makam değildir. Alan başkanlığı en önce Kültür Bakanlığının Teftiş Kuruluna, daha sonra Sayıştay denetimine ve en son tahlilde de yargı denetimine her zaman açık bir kurumdur. O yüzden bizim burada alan başkanlığının bütçesinin hiç kimseye hesap vermeden harcanacağı yönündeki iddialara katılmadığımızı bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.

Çanakkale gerçekten hepimizin ortak değeridir. Çanakkale bu milletin ortak paydası, asgari müştereğidir. Çanakkale ruhu, aziz milletimizin kalbini ve gücünü birleştirince aşamayacağı engel, bertaraf edemeyeceği bir zorluğun olmadığının göstergesidir. Çanakkale ruhu çok yüce, ari bir dayanışmadır, kaynaşmadır. Çanakkale, hiçbir ayrıma tabi olmadan tek yürek olma, ortak bir geçmişten alınan güçle ortak bir geleceğe yürüme, millet olma şuuru ve idealidir.

İşte, bizler için Çanakkale bunun için çok önemlidir. 2023 hedeflerimizi de, muasır medeniyet hedeflerimizi de gerçekleştirmemizde bize güç verecek en önemli kavramlardan biri Çanakkale ruhudur. Çanakkale en kanlı çarpışmalarda bile insani değerlerin yitirilmediği bir yerdir. Çanakkale savaşları bir centilmenler savaşıdır. O yüzden biz bir kez daha buradan ifade etmek isteriz ki bu milletin geleceğinde her zaman Çanakkale ruhu çok önemli bir rol oynayacaktır.

Buradan bir kez daha aziz şehitlerimize rahmet diliyorum, bir kez daha Allah onlardan razı olsun diyorum. Bu kanun tasarısının da Çanakkale’ye, ülkemize, milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaşdemir.

Şahıslar adına son söz, Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’a aittir.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı hakkında söz aldım.

Sayın Bakanım, bu çok teknik bir kanun. Benim ilgi alanımın da çok içinde değil teknik olması itibarıyla ama ben kısa bir soru sormak istiyorum: Bu işin içerisinde, gerçekten, daha sonra kanundan çıkan boşluklarla oradaki mevcut belediyeler bazı sahaları imara açma imkânı bulabilirler mi, sadece onu sormak istiyorum, yani var mı?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – İmkânsız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – İmkânsız.

Teşekkür ediyorum.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Milyonda bir ihtimal bile yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Yani orada belediyelerin yaptırımıyla herhangi bir imar rantı oluşursa çok üzücü bir şey olur.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Mutlak dokunulmazlığı var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Çanakkale Savaşları Birinci Dünya Savaşı içinde tarihin en kanlı bölümü olarak biliniyor. Türk’ün gerçekten sayısız zaferle, şerefle dolu tarihinin en parlak sayfası. Çanakkale Savaşlarında binlerce şehit verdik, binlerce askerimiz de yaralandı. Bugün Çanakkale’deki şehitlerimizin yattığı mezarlığı ziyaret eden her Türk’ün o anları yaşamaması, şehitlerimizin yaşadıkları karşısında gözyaşı dökmemesi imkânsız.

Çanakkale Savaşlarına birçok Kerküklü de katılmış ve şehit düşmüştür, Türkmen toprakları olan Kerkük’ten millî mücadeleye katılan binlerce Kerküklü tespit edilmiş. Şehit olanlar da nur içinde yatmaktadır.

Çanakkale Şehitliği’ne gittiğinizde 20’li yaşlarda birçok Kerküklünün ana vatan toprakları içinde bir Erzurumlu, bir İstanbullu, bir Şanlıurfalı ve Gaziantepliyle yan yana yattığını görürsünüz. 57’nci Piyade Alayı’nda vatan için canını vermekte olan Anadolu evladından geri kalmayan Kerküklülerin şimdi kemikleri sızlıyor. Doğdukları toprakları dağıtılıyor, işgal ediliyor.

Çanakkale’de yan yana, kucak kucağa yatan Kerküklü, Ankaralı, İstanbullu gibi bugün de Anadolu’da toprak için canını feda etmeye hazır binlerce gencimiz var. Birlik, dirlik, bütünlük uğruna yüce ataların şanlı orduları içinde “Allah, Allah!” diyerek bu toprakları bize emanet eden dedelerimizin emanetine mukaddes olarak bakacağız.

Sayın Başbakan ve Hükûmet yetkilileri eğer zahmet edip Çanakkale şehitlerine giderlerse, oradaki isimleri de okurlarsa bugün baskı, zulüm, haksızlık, insan hakları ihlalleri ve katliamlara maruz kalan Irak Türkmenlerinin de ecdadının Çanakkale Şehitliği’nde yattıklarını göreceksiniz. İnsanlık, adalet ve hakkaniyet adına, bugün Irak Türkmenlerinin de Gazze ve Suriyeliler gibi yaşama hakkı ve insani yardıma ihtiyaçları vardır ama bugün ne yazık ki Türkmenler kaderlerine terk edilmiş vaziyettedir. Bugün burada Musul’u, Telafer’i, orada Türkmenlere yapılan vahşeti seyredenlerin Çanakkale’yle övünmeye hakları yoktur. Türkiye’nin Irak’taki Türkmenlere gerçek anlamda vereceği destek, Türkmenleri Irak’ta ayakta tutabileceği gibi, Türkiye’nin de elini güçlendirecektir ama ne yazık ki bu yapılmamaktadır.  

Tarihe ışık tutacak olursak, bir zamanlar Türkiye’nin başına bela olan terör örgütü ASALA’nın bitirilmesinde de Irak Türkmenlerinin oynadığı aktif rolü birçok insan bilmektedir. Bu kahraman Türkmenler canlarını feda ederken o gün Türkiye zor durumdaydı. Bugün Irak Türkleri zor durumdadır ve yardıma ihtiyaçları vardır.

Peki, ana vatanları Türkiye, Gazzelilere ve Suriyelilere uzattığı yardım elini Irak Türkmenlerine yeterince sahip çıkıp yardım elini uzatıyor mu? Hayır. Türkmenleri koruyup ellerinin güçlenmesine yardımcı oluyor mu? Üzülerek söylüyorum ki hayır. Bir gece ansızın gelebilir hayalleriyle yatıp kalktıkları Türkiye tarafından bir anda kaderlerine terk edilen Türkmenler artık yalnız ve çaresizdir. Nihai bir etnik temizlik dalgasının hedefi olmayı bekliyorlar. Sonrası ise ebedî esaret. 

Yağmasa da arada sırada gürleyen bir Türkiye, üçüncü sınıf insan muamelesine tabi tutulan Türkmenler için en azından bir umut kaynağı idi. Bugün ne yazık ki Irak’ta yasal temsilcisi ve silahlı gücü olmayan tek etnik varlık Türkmenler. Bin yıllık Türkmen kentleri Musul ve Telafer, bir gece içinde, toplam sayıları 10 bini geçmeyen bir silahlı örgütün militanları tarafından işgal ediliyor. Bin yıllık Türkmen kenti Kerkük, olup bitenleri fırsat bilen peşmerge çapulcuları tarafından bir tek kurşun dahi atılmadan kontrol altına alınıyor.

Türkiye’nin yanı başında âdeta bir insanlık dramı yaşanıyor. Bütün suçları Türkçe düşünmek, Türkçe okumak, Türkçe şarkı söylemek olan Türkmenler, yaşadıkları topraklarda artık mülteci muamelesi görüyorlar. Türkmeneli ölüyor, AKP seyrediyor.

Artık gözünüzü kulağınızı biraz daha açmanızı şiddetle tavsiye ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak 2013 yılında Adana ilimize ne kadarlık bir yatırım yaptınız? 2014 yılında Adana ilimize ne kadar yatırım yapmayı düşünüyorsunuz?

İkinci sorum da, Karataş’tan başlayarak Akyatan ve Tuzla’yı da içine alan Tarsus sınırına kadar 44 kilometrelik dünyanın en güzel sahillerine sahip olan bu yerimizi turizme açmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Trabzon Çaykara ilçesinde bulunan Sultan Murat Şehitliği ile Köprübaşı ilçesinde bulunan Harmantepe Şehitliği ile ilgili bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Moroğlu…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Benim mikrofonumu açtınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, demek ki Sayın Moroğlu oradan girmiş sisteme.

Buyurun Sayın Sarıbaş.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Sayın Bakan, bundan önceki bakanımız çok kez ilan etti ve Çanakkale’de sürekli işledi. Amerika’daki gibi bir heykelin, Çanakkale girişinden itibaren Herodot heykelinin kurulması konusunda gerçekten hep söz verdiler ve Çanakkale kamuoyuyla ve Türkiye kamuoyuyla hep paylaştılar. Bunu bir soru önergemde size sormuştum, hâlâ cevabı gelmedi. Bu projenizin hâlâ arkasında mısınız, yoksa siz geldikten sonra bu devamlılık ortadan kalktı, bu projeniz gerçekleşmeyecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakan, Cem Uzanların açtığı Stockholm’de bir dava var fakat Cem Uzanlardan el konularak Enerji Bakanlığının el koyduğu Antalya’daki Kepez Elektrik Anonim Şirketinin ve Adana’daki Çukurova Anonim Şirketinin bakanlık ve Cem Uzan payları dışında kalan hissedarlarının hakları ne oldu? Buna ilişkin sorularımıza yanıt verilmemiştir Hükûmet tarafından.

Sayın Bakan, bu kadar açıkça hukukun çiğnendiği, bedeli ödenmemiş küçük pay sahiplerinin payları için “Mahkemeye gidin.” demek adil değildir. Bu pay sahiplerinin haklarını devlet olarak vermek zorundasınız. Devlet ile Cem Uzanların kavgasından hiç ilgisi olmayan küçük tasarruf sahiplerinin zarar görmesi Anayasa’nın mülkiyet hakkına aykırı değil midir? Nerede devletin adaleti, nerede insaf, nerede hakkaniyet?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum, bu tasarı yasalaştığı zaman burada çalışan teknik elemanlar, burada çalışan diğer  teknik personel, yardımcı personel şu anda Orman Bakanlığı, Orman Bölge Müdürlüğü tarafından “Emekli olun veya başka yerlere tayin isteyin.” şeklinde bir baskıyla karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Bu yasa gerçekleştiğinde acaba buradaki teknik elemanlardan yararlanacak mısınız, yoksa buradaki, millî parklardaki teknik elemanları göreve davet etmeyecek misiniz? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bilindiği üzere havra, kilise, sinagog ve cami ibadet yeri sayılıyor ama Alevilerin ibadet yeri olan cemevi ibadet yeri sayılmıyor, bunun sebebini izah edebilir mi? Cemevlerini ibadet yeri olarak kabul edecekler mi, etmeyecekler mi?

Ayrıca Çamlıca’da yapılan camiye hangi vergi mükellefi, ne kadar miktarda bağışta bulunmuştur? Biliyorsunuz, ibadet yerlerine gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından yapılan bağışların tamamı son yapılan bir vergi kanunu değişikliğiyle gider yazılabiliyor. Şimdi, Alevi vatandaşların cemevi yapılması için yapacakları bağışlar gider yazılmıyor ama kilise, sinagog ve havraya yapılan bağışlar gider yazılıyor. Bu, Alevi vatandaşlara karşı yapılan bir haksızlık değil midir? Bu konuda ne zaman çözüm bulacaklar?

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Trabzon ilimizin Düzköy ilçesinin 5 kilometre güneybatısında buluna Çal Mağarası Çalköy’ünden Çayırbağı Belediyesine giden bozuk yol üzerinde olup ama her yıl turistlerin ilgi odağı olan bir turizm merkezidir. Çal Mağarası’yla ilgili yaptığınız çalışmalar var mıdır? Çal Mağarası’nın ikinci bölümünün açılması için de proje geliştirilmekte midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, Marmaray inşaatlarının yapımı sırasında tarihî, kültürel veya antik buluntular bulunduğu ve bu buluntuların bakanlığa haber verilmeksizin birtakım kişilerce pazarlandığı iddiası doğru mudur? Bu konuda tarafınıza iletilmiş bir iddia var mıdır? Yürütülmekte olan bir inceleme, araştırma veya soruşturma var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Saygıdeğer Başkanım, teşekkür ederim.

Şimdi, defalarca gündeme getirildiği için bunun üzerine tekrar söz söylemek gerekiyor, yani “Burası bir barış parkı olarak yapılandırılsın, bir barış parkı olarak ismi koyulsun, barış parkı olarak düzenlensin.” diye. 

Şimdi, bu parkın tek amacı barış mesajı vermek değil, önemli boyutlarından bir tanesi barış mesajı vermek. Zaten burada dünyanın en ciddi  savaşlarından biri yaşanmış, milletimiz burada emperyalizme karşı bir millî kurtuluş mücadelesi vermiş, devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarih sahnesine burada çıkmış, Mehmet Akif’in “Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi” dediği bir askerlik, bir fedakârlık tarihi burada yazılmış, Muhammed İkbal’in “ümmetin namusu, şerefi” dediği bir mücadele bütün bir medeniyet havzamız adına burada verilmiş ve burada, kuşkusuz şunu unutmamak gerekir ki: Biz başka bir ülkenin toprağını işgal etmeye gitmedik. Bize karşı mütecaviz ve emperyalist bir saldırı yapıldı. Bu mütecaviz ve emperyalist saldırı karşısında aziz milletimiz, aziz Mehmetçik bu toprakları korumak adına gereken cevabı verdi. İşin önemli bir boyutu budur. Tarihimizin önemli kurucu dinamiklerinden olan bu olayı gelecek nesillere doğru düzgün bir şekilde anlatmak ve bu mekânı bu şekilde dile getirmek bizim misyonlarımızdan bir tanesi, ama tabii ki bununla sınırlı kalmıyor. Bu kadar büyük bir mücadele verildikten sonra Atatürk’ün Anzak annelerine seslenişinde olduğu gibi, bizim milletimize karşı bu mütecaviz saldırıyı gerçekleştirmek üzere topraklarımıza gelenler ve bu topraklarda ölenler artık bu topraklarda dost askerlerle beraber yatmaktadırlar ve onlar bize ebediyen emanettirler. Burada da her sene Avustralya ve Yeni Zelanda’nın millî tarihi açısından neredeyse kurucu bir öğe hâline gelen bu olayın anılması için buradan bütün dünyaya bir organizasyon düzenleyerek barış mesajı da veriyoruz. Dolayısıyla, burada yanlış anlaşılabilecek bazı cümleler kuruldu. Ben hiç kimsenin kastının bu olduğunu doğrusu düşünmek istemem ama “Barışın yerine savaşın maneviyatçı ve İslamî yönü öne çıkmaktadır, böyle bir mesaj verilmektedir.” şeklindeki cümleler doğru değildir. “Maneviyat” ve “İslam” kelimeleriyle “savaş”ın bir arada kullanılması doğru değildir. Eğer illa İslamiyet ile bu cümlede bir kelimeyi yan yana kullanacaksak biz “barış” kelimesini kullanırız. Tabii ki barışa karşı şovenist bir mesajın verilmesine biz müsaade etmeyiz. Zaten, bundan sonra yapacağımız törenlerde de bütün dünyayı, hem bizim safımızda savaşmış ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarını hem karşı safta savaşmış olan, ülkemize karşı savaşmış olan ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarını davet ederek bu anma törenlerini gerçekleştireceğiz…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Zaten gerçekleşiyor.

 

 

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – …ve buradan da bütün dünyaya daha güçlü bir mesaj vereceğiz, daha ileri bir boyuta taşımaya da elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Burası zaten Hükûmetimiz zamanında özel bir ilgi gösterilerek yapılıyor, daha büyük bir organizasyon hâline getireceğiz.

Dolayısıyla, mesele “Burada barış mesajı vermezseniz buradan şovenist mesaj çıkar.” gibi sanal bir ikilem üzerinden yürümemelidir. Hele de illa barış mesajı vermek için oranın manevi kimliğinin ve İslamî kimliğinin reddedilmesi gibisinden bir cümle de kurulmamalıdır. Yani, “Barış mesajı vermek için, barış mesajı vermek yerine maneviyatçı unsurlar öne çıkıyor.” demek paradigmatik olarak da yanlış bir cümledir, zihinsel olarak da yanlış bir cümledir, bunu özellikle vurgulamak isterim.

Onun dışında, arkadaşlarımızın  tabii bu hassasiyetine müteşekkiriz burada bu tarihî alanının sınırlarının korunması, burada herhangi bir eksiklik meydana gelmemesi için birtakım kavramlar üzerinde hassasiyetle duruyorlar. Burada açık bir şekilde söylemek isteriz ki Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı’nı ifade eden tanım ve bahse konu Bakanlar Kurulu ekinde yer alan haritanın birebir aynısı ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünden temin edilen koordinatların eklenmesi suretiyle bu yerin sınırları belirlenmiştir. Başka türlü bir tanım yapılması hâlinde bu alanda birtakım yerlerin başka amaçlarla kapsam dışı bırakıldığı şeklinde bir spekülasyon çıkmaması için tasarıda geçen “Tarihî alan” tanımı sadece bu kanunda belirtilen yerleri, alanı ifade etmek için getirilmiş bir tanımdır; sit alanı, millî park gibi genel ve hukuku tanım değildir. Dolayısıyla bu alan 1.400 noktadan işaretlendirilerek mutlak bir korumaya, mutlak bir tanıma kavuşturulmuştur.

Bir diğer husus şu: Niçin, işte orada Millî Parklar Genel Müdürlüğünün, Orman Bakanlığının, Millî Savunma Bakanlığının yetkileri kaldırıldı ve bu şekilde bir düzenleme getirildi? Zaten düzenlemenin nihai amacı budur. Burada çok başlılık var; bir yandan Millî Savunma Bakanlığı tarafından yapılan çalışmalar var, bir yandan Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yapılan çalışmalar var, bir yandan bizim tarafımızdan yapılan çalışmalar var. Fakat gelinen noktada buranın tek elden yönetilmesi ve bütünsel bir bakış açısıyla tarihî kimliğine uygun olarak yapılandırılması, korunması ve buranın hem ülkemizdeki gençlere ve yeni nesillere tanıtılması bakımından hem dış dünyada insanlara tanıtılması bakımından, burada restore edilen yerlere işlev verilmesi bakımından buranın tek elden yönetilmesi zaruret hâlini almıştır ve o sebeple zaten bu tasarı getirilmiştir.

Onların yapamadığı neydi de biz bu tasarıyı getirdik? Birincisi, çok başlılık vardı, yetki çatışması ortaya çıkıyordu. İkincisi, altyapı ve üstyapıda pek çok unsur yerine getirilmesine rağmen buraya kültürel bir bakış açısıyla işlev verilemediği için, bu işlevin verilememesi sonunda yapılmış işler tekrar başa dönüyordu. Bütün bunları tek bir elden yönetmek amacıyla bu Başkanlığın kurulmasına karar verilmiştir.

Bir diğer nokta buradaki yerleşim yerleri, özellikle gazi köylerle ilgili hassasiyet… Tabii ki, bu hassasiyeti saygıyla karşılıyoruz ama çok büyük bir yanlış anlama var ve metinde de hiçbir şekilde karşılık bulmayan bir yanlış anlama var, o da şu: Köy yerleşim alanlarıyla ilgili biz mevcudu korumuş ve herhangi bir farklılık getirmemişken, Komisyonda rapora yazılan muhalefet şerhinde “bu alanda yaşayan köylülerimizi tehcir uygulamasına tabi tuttuğumuz’ şeklinde bir ifade hiçbir karşılığı olmayan -ki bir milletvekilimiz tarafından da dile getirildi- nereden çıktığı anlaşılmayan bir ifadedir. Zaten tam tersi bir uygulama yapılıyor. Asıl biz muhalefet şerhindeki öneriyi kabul etseydik o zaman gerçekten bu köylerin yerinin değiştirilmesi gibi bir tehlike söz konusu olacaktı. Hâlbuki tasarının 4’üncü maddesi (8)’inci fıkrası (ğ) bendiyle Başkanlığa tarihî alan sınırları içinde yer alan gazi köyler halkının kalkındırılmasına yönelik faaliyetleri teşvik etme görevi verilmiştir. Başkanlığın yöre halkına bu anlamda proje üretme misyonu da vardır. Bakanlık olarak gazi köylerimizin mevcut yerlerinde muhafaza edilmek suretiyle refahları için de bu düzenleme buraya yerleştirilmiştir.

Bir diğer konu, Başkanla ilgili konu… Burada tanımı biraz geniş tutarak şöyle bir hareket sahası elde etmek istedik: Tek bir tanım getirmedik, birden çok vasfı olabilecek, pek çok fakülteyi içine alabilecek bir tanım getirdik çünkü burada, bir, kültürel kimliği ilgilendiren unsurlar var. İkincisi: Buradaki Başkanın planlar konusunda, oranın yeniden yapılandırılması konusunda buradaki formasyona yatkınlığının olması gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla bu bakımdan bu sayılan fakülteler içerisinden herhangi birini seçme şeklinde bir hareket genişliğine sahip olmayı çok önemsedik. Kuşkusuz sadece “tarihçi” deseydik kendimizi çok başka bir yerle sınırlandıracaktık veya başka bir meslekten bahsetseydik yine kendimizi sınırlandıracaktık. Buraya, çok özel bir düzenlemeyle, buranın bundan sonraki kimliğinin korunması bakımından, özel projeler gerektirdiği için, bu vasıflara sahip birini elimizden gelen en yüksek kapasiteyle bulmak için bize bu hareket genişliği veren tanımı oraya koyduk.

Sayın milletvekilleri çeşitli alanlarla ilgili özel sorular sordular. Kuşkusuz, bu, Marmaray kazılarıyla ilgili zaman zaman dile de getirildi, Marmaray kazılarında çıkan hiçbir arkeolojik buluntu kaçakçılığa konu olmamıştır. Tüm buluntular İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünce koruma altına alınmıştır.

Adana Karataş’la ilgili planlama çalışması için Adana Valiliğine yetki verilmiştir 2012 yılında. Planlama çalışması tamamlanınca kamu arazileri tahsis edilecek, özel mülkler de planlı hâle getirilip yatırıma açılacaktır.

Adana’ya 2013 yılında 6 milyon 130 bin lira altyapı yatırımı için ödenek gitmiştir.

Trabzon Çal Mağarası… Mağaraların çevre düzenlemesi valilikler tarafından yapılıyor bilindiği gibi. Bakanlığımızdan teknik ve maddi destek istenilirse mevcut imkânlar çerçevesinde yardımcı olunması söz konusu olacaktır. Eğer bu destek istenirse tabii ki bunu memnuniyetle yerine getirmeye hazırız.

Dara Ören Yeri’nde hâlen arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları Mardin Müzesi Müdürlüğünce devam ettirilmektedir.

Çanakkale’ye dikilmesi bahsedilen heykelle ilgili bizim bir projemiz bulunmamaktadır. Bu o zaman temenni edilmiştir ama bizim bu heykelin dikilmesiyle ilgili herhangi bir planımız, projemiz yoktur.

Ağadere Ağır Mecruhin Hastanesi ve Şehitliği Uygulama Projesi… Proje maliyeti 15 milyondur. Millî Parklar Genel Müdürlüğü tarafından burada jeoradar taraması yapılmış ama herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır.

Yine, soruldu, Ağadere Şehitliği’nin olduğu alanda uzun devreli gelişim planı ve koruma amaçlı imar planlarında panorama müzesi görülmektedir. Panorama müzesi kıyı kenar çizgisinde bulunduğundan ve kamulaştırma problemi bulunduğundan henüz başlanmamıştır.

Adana Arkeoloji Müzesi birinci etap uygulaması ihale edilmiştir. 20 milyon 507 bin 718 lira ödenek gönderilmiştir.

Adana Etnografya Müzesi uygulaması için 1 milyon 596 bin 735 lira ödenek ayrılmıştır.

Sayın Başkanım, cevaplarım bu kadar.

Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bizim sorular ne oldu Sayın Başkan?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Biz de soru sorduk Sayın Bakan.

BAŞKAN – “Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.” dedi, zaten zaman bitti.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – O zaman, öyle desin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam. Der misiniz Sayın Bakan? Söylediniz de hani bir kere de bağırarak söyleyin lütfen.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Tutanaklarda var, ikinci kere söylüyorum: Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.

BAŞKAN – Ben duydum da arkadaşlar da duysun.

Evet, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci maddede üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde geçen "Tarihi Alan" ibaresinin "Milli Tarihi Alan" olarak değiştirilmesini arz ve telif ederiz.

                     Alim Işık                                    Ahmet Duran Bulut                                Özcan Yeniçeri

                      Kütahya                                             Balıkesir                                              Ankara

                Seyfettin Yılmaz                                   Lütfü Türkkan

                       Adana                                               Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 1. Maddesindeki "...tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması" ibaresinden sonra gelmek üzere ", savaşın yarattığı tahribatları sergileyip, barışın gereksiniminin vurgulanması" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                   İbrahim Binici

                        Iğdır                                                  Kars                                               Şanlıurfa

                     Erol Dora                                          Adil Zozani

                       Mardin                                              Hakkâri

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Amaç ve Kapsam

Madde 1 - (1) Bu Kanunun amacı; : Türk Vatanının savunması sırasında Çanakkale deniz ve kara savaşlarının meydana geldiği Gelibolu Milli Tarihi Alanının tarihi, kültürel ve manevi değerleri ile doğal dokusunun korunması, yaşatılması, geliştirilmesi, uluslararası barışa hizmet etmesi için dünya uluslarına tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması ve yönetimini sağlamak üzere, Çanakkale Savaşları Gelibolu Milli Tarihi Alan Başkanlığının kurulması ile görev ve yetkilerini düzenlemektir.

                    Ali Sarıbaş                                      Haluk Eyidoğan                                   Namık Havutça

                    Çanakkale                                            İstanbul                                             Balıkesir

                                                                        Fatma Nur Serter

                                                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Çanakkale Savaşları Gelibolu Milli Tarihi Alan Başkanlığının görev faaliyetini sürdürmesinin sağlanması ile ilgili konularda, Başkanlığın tanıtım faaliyetlerinin uluslararası boyutunun vurgulanması ile tanımı yapılan tarihi alan ifadesinin yerine "Milli Tarihi Alan" ifadesinin kullanılması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 1. Maddesindeki "...tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması" ibaresinden sonra gelmek üzere ", savaşın yarattığı tahribatları sergileyip, barışın gereksiniminin vurgulanması" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                              Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu bu önergeye niye katılmadığınızı anlamadık. Önergeyi tekrar okuyayım ben: Savaşın yarattığı tahribatları sergileyip barışın gereksiniminin vurgulanmasını istiyoruz. Buna bir milletvekili niye karşı çıkar, niye buna karşıt bir pozisyon alır? Bunu anlamlandırmak son derece zor. Ancak, anladığımız kadarıyla sizin barış gibi bir derdiniz yok. Yani, biz burada yaklaşık bir buçuk yıldır çok önemli uyarılarda, tespitlerde bulunuyoruz ama maalesef gerek iç politikada gerekse de dış politikada barış arayışını merkeze alan bir Hükûmet pratiğiyle karşı karşıya olmadığımızı üzülerek ifade etmek istiyorum.

Dış politikadaki, Ortadoğu’daki gelişmeleri hepinizi takip ediyorsunuz. Biz Ortadoğu ve Suriye politikasında mezhep eksenli bir yaklaşımın, ayakları yere basmayan neoosmanlıcı bir politikanın ve bu neoosmanlıcı politikanın derinlikten uzak, öngörüsüz stratejilerinin Türkiye’yi aslında savaşın fiilî bir tarafı hâline getirdiğini defalarca iletmiştik. Bütün uyarılarımıza rağmen ısrarla bu öngörüsüz dış politikanızı devam ettirdiniz. Suriye’de mezhep eksenli politikalarla, IŞİD çetelerine, El Nusra  çetelerine, El Kaide’yle bağlantılı örgütlere destek verdiniz ve bugün gelmiş olduğunuz aşamanın sonuçlarını maalesef ülke olarak hepimiz bu faturalarla ödemek zorunda kalıyoruz. El Nusra, El Kaide, IŞİD çetelerine destek verirken bir taşla iki kuş vurmayı amaçlıyordunuz. Bir yandan bunlar Esad’la savaşacak, Suriye rejimini zayıflatacak öngörünüz vardı, diğer taraftan da tarihî olarak korktuğunuz Kürtlere yönelik Rojava’da bunlar mücadele edecek. Böylece Kürtlerin kazanım elde etmemesi üzerine bir dış politika ortaya koydunuz ama gelinen aşama: Beslediğiniz karga bugün gözünüzü oymaya başladı. IŞİD çetelerinin bugün Musul’da, Irak’ta yaratmış olduğu terör dalgası oradaki bütün haklara tarihe geçecek katliamlar yaşatmakla kalmadı, Türkiye’yi de Orta Doğu bataklığında büyük bir savaşın, maalesef, eşiğine getirdi. Konsolosluk baskınları, işte, rehin pozisyonunda tutulan Türkiye vatandaşları, bunlar konusunda bakıyorum hem Hükûmet hem AK PARTİ Grubu son derece rahat. Düşünün ki ortada bu kadar facia bir durumla karşı karşıyayız. Hadi bırakalım, hiç konsolosluk baskını ya da bu kadar vatandaş rehin alınmamış olsun; bu kadar ağır katliamların görüntüleri bütün dünya tarafından izleniyor. Yanı başımızda bir yangın var, bu Meclis henüz bu gündemle bir oturum bile yapmadı. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı gelip, zahmet edip bu Meclisin Genel Kuruluna bir bilgilendirme bile yapmadı. Dolayısıyla, bu yönlü bir barış arayışınızın olmadığını burada vurgulamak istiyorum. Bu nedenle bu önergeye destek vermiyorsunuz.

İçeride de aynı durum var, içeride de bir buçuk yıldır yürüyen bir çözüm sürecinden bahsediyoruz. Bu çözüm sürecinin sonucunda kalıcı barışı getirme, yüzyıllık bir meseleyi çözme, otuz yıllık bir çatışmayı tamamen ortadan kaldırma gibi tarihî bir fırsatla karşı karşıyasınız. Başından beri diyoruz: Barışın ve çözümün yasasını buraya getirin, burada bu Meclis barışın ve çözümün yasasını yapsın. Biz bunu derken siz ne yapıyorsunuz? Bölgenin her tarafına kalekollar yapıyorsunuz, karakollar yapıyorsunuz, güvenlik barajları yapıyorsunuz, onlarla keşif uçuşları yaptırıyorsunuz, âdeta savaş döneminin hafızasını canlandıracak uygulamalarda bulunuyorsunuz. Açıkçası kaygılıyız, artık dışarıdaki savaşla ilgili hissetmiş olduğumuz o yakıcı sıcaklığı Türkiye'nin büyük bir iç savaşa gideceği bir iç çatışmanın sıcaklığında da hissetmeye başladık. Biz sizi uyarıyoruz. Bu tarz kanun teklifleriyle ilgili bu Meclis saatlerce mesai yapıyor. Ama barışa dair bir saatlik mesai yapmayan bir Meclis korkarız ki Türkiye’yi de yangın yerine çevirecek. O yangında da hepimizin yanıp kavrulma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesinde geçen “Tarihi Alan” ibaresinin “Millî Tarihi Alan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Lütfü Türkkan (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Şu akıllı telefonlar icat oldu, mertlik bozuldu. Hepimiz için diyorum bunu.

Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Malumualiniz, 1’inci maddede vermiş olduğumuz önergeyle “tarihî alan” kavramının “millî”yle birlikte “millî tarihî alan” olarak ifade edilmesini önerdik.

Şimdi, “millî” bir millete has, bir kültüre has, bir değerler sistemine has, bir toplumsal yapıya özgü bir anlam ifade eder. Bu yönü itibarıyla bakıldığında, Çanakkale’nin bir milletin ölüm kalım mücadelesi verdiği, bir mahşerin yaşandığı bir alan olduğu akla gelir. Böyle bir alanın -hiç kuşku yok ki- öncelikle o millete ait olduğunun ortaya konması ve ifade edilmesi aslında son derece uygun düşecektir. Fakat, bizde son zamanlarda bu “millî” kavramına karşı, “milliyetçilik” kavramına karşı cehaletten ve gafletten kaynaklanan bir karşı çıkış olduğu için bu kavram da işte bir grubun, bir kişinin veya bir anlayışın anlamı olarak değerlendirildiğinden hemen peşinen ret içerisine giriliyor.

Şimdi, mukallitlikten  gelen bir kültürde elbette millîlik yadırganan bir kavram olarak karşınızda durur. Ama şunu bilmek gerekiyor ki özgün olmayanlar özgür olamazlar. Dolayısıyla da özgürlüğün temeli özgünlükten geçer. Özgünlüğe sahip olduktan sonra ancak özgürlüğü algılayabilirsiniz.

İkincisi de: Millî ile evrenseli, sürekli bir biçimde, insanlar sanki birbirlerinin alternatifi veya birbirlerinin karşıtı kavramlar olarak düşünüyorlar ki külliyen yanlıştır. Evrensel içerisinde her milletin, her kültürün, her etnisitenin katkısı vardır ve dolayısıyla da millî olmadan evrensel olunamıyor. Durum bu olduğuna göre -millî ve evrenselin karşıtlığından değil-  aslında bir kavrama, bir algılama ve bir anlamlandırma meselesi olarak bu kavramın içerisinde tutmamız gerekiyor.

Önce şunu söyleyeyim: Bu yasa tasarısı, gerçekten, biz bu Mecliste bulunduğumuz süre içerisinde gelen bana göre en anlamlı yasa tasarısı. Çünkü, bir milletin var oluşunu, devlet kuran iradesinin zuhur ettiği bir mekânın disiplinize edilmesini, denetim altına alınmasını ve bunun nesillere aktarılması için bir çabayı anlatıyor. Onun için her türlü takdirin üstündedir, gecikmiş bir tasarıdır ve dolayısıyla bunda emeği geçen herkesi aslında kutlamak gerekir.

Biz Yahya Kemal’den bahsederken “Kökü mazide olan atiyiz.” diyerek kendimize aslında bir anlam yükleriz; geçmiş, hâl, gelecek arasında böyle bir paralellik kurmaya çalışırız. Paralelliği neyle kuracaksınız? Eğer siz bu paralelliği… Mazi, hâl, ati arasındaki bağlantıyı ancak işte mekân şuuru yaratarak, onun size yüklediği anlamı içselleştirerek ve bunları nesillerinize aktararak kurabilirsiniz. Eğer bunu layıkı veçhile ortaya koyabilirseniz yetiştirdiğiniz nesiller hem dün, hem bugün, hem yarın arasında kendi topraklarına, kendi varlıklarına, kendi tarihine, kendi kimliğine hâkim bir konuma gelecek ve dolayısıyla buradan yola çıkarak da evrensel ve aynı zamanda insanlığa da büyük katkılar ortaya koyacaklardır. Kendisine faydası olmayanın dünyaya da faydası olmaz, tarihini bilmeyenin dünya tarihini bilmesi de düşünülemez, anlaşılamaz bir şeydir. Onun için, sürekli bir biçimde bu karşıtlık içerisinde ele alınan problemi aslında bir arada ve birbirinin devamı olarak düşünmek ve bu şekilde değerlendirmek gerekir diyorum.

Zaman bitti, devamını biraz sonra ifade edeceğim. Şimdilik, bu yasa tasarısı hayırlı olsun diyorum.  (MHP, AKP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 2’de iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 2. Maddesindeki "...korunma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi" ibaresinden sonra gelmek üzere ", barış vurgusuna dair eylemlerin tasarlanması" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                   İbrahim Binici

                        Iğdır                                                  Kars                                               Şanlıurfa

                     Erol Dora                                          Adil Zozani

                       Mardin                                              Hakkâri

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 2. Maddesinin 1. Fıkrasının "e" ve "f" bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Ali Sarıbaş                                      Haluk Eyidoğan                             Mustafa Serdar Soydan

                    Çanakkale                                            İstanbul                                            Çanakkale

“e ) Milli Tarihi Alan: Ekli haritada ve koordinatlar listesinde sınırları belirtilen, ulusal ve uluslararası açıdan önemli tarihi olayların cereyan ettiği, tarihi ve kültürel kaynak değerleri ile mutlak koruma altına alınması gereken ve bu kanunla Başkanlığa tahsis edilen Çanakkale Savaşları ve Gelibolu Milli Tarihi Alanını,

f ) Milli Tarihi Alan Planları: Bu Kanun hükümlerine göre hazırlanan, Milli Tarihi Alanın korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılması, koruma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi, bölgenin sağlıklaştırması, yenilenmesi, açık alan sistemi yaya dolaşımı, taşıt ulaşımı ve altyapı tesislerinin tasarım esasları ile bölge halkının sosyal ve ekonomik yapısının iyileştirilmesi konularında hedefler, stratejiler ve kararları belirleyen ve Bakanlıkça onaylanan her tur ve ölçekteki planları,”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

Kim konuşacak?

Sayın Soydan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde söz almış bulunuyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Tasarı metninin “Tanımlar” başlıklı 2’nci maddesinde yer alan “tarihi alan” ifadesinin sadece koordinatlarla belirlenen alanlar olarak ifade edilmesi çalışmanın ne kadar özensiz ve acele yapıldığını bize göstermektedir. “Tanımlar” başlıklı kısımda “Koordinatlar dışında bilimsel ve estetik bakımdan millî ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçaları tarihî alandır.” diye tanımlanması gerekmektedir.

Ayrıca, yine, 2’nci maddenin (1)’inci fıkrasının (f) bendine göre, “her türlü ölçekteki koruma planları” ibaresi eklenerek planların aynı zamanda bir koruma planı olduğu belirtilmek zorundadır. Aksi takdirde, bu planlar uygulayıcı tarafından imar planları gibi değerlendirilir ve bu değerlendirme de ileride önlenemez ihlallerin oluşmasına neden olabilir.

Bugün bu tasarıyı görüşürken en çok rahatsızlık duyduğumuz konu, tasarının hazırlık aşamasında bizlere, yerel yöneticilere ve sivil toplum kuruluşlarına yeteri kadar bilgi verilmemesidir. Tasarı, Bakanlık koridorlarında gizlice hazırlanırken, “Kimsenin haberi olmuyor.” diye düşünülürken Eceabat ilçemizde, tarihî yarımadada birçok arazinin el değiştirdiği konuşulmaya başlanmıştır.

Tasarıyla, Bakanlığın onayıyla yürürlüğe girecek olan tarihî alan planlarında öngörülen yapılar nelerdir? Bu yapılar tarihî alan içerisinde nerelere yapılacaktır? Tüm Çanakkale halkı ve duyarlı vatandaşlarımız merak etmektedir. Bu konularda belirsizlikler ve Bakanlık inisiyatifine bırakılan yetkilerle tarihî millî park içerisindeki askerî çıkarmaların yapıldığı eşi benzeri olmayan muhteşem sahiller ve sit alanları ciddi şekilde korumasız ve tehdit altında bırakılmaktadır.

Sayın Bakan, tarihî millî parkın “millî”sini yok edip tarihî alan hâline getirerek hangi alanı daha iyi koruyacaksınız? Bugün koruyamadığınız hangi alanı daha iyi korumaya alacaksınız? Mevcut kanunların hangisi daha fazla korumanızı ve kollamanızı engellemektedir? Sizin amacınız korumak ve kollamak değildir. Şehit kanlarıyla sulanmış, ulusal Kurtuluş Savaşı’nın meşalesinin yakıldığı vatan topraklarını rant uğruna tahrip etmek, yok etmektir. AKP Hükûmeti on iki yıldır millî parka yapılan gezileri bile disipline etmeyi başaramamıştır. Beton yollar, otoparklar, binalar yaptınız ama hâlâ karmaşa ve düzensizlik devam etmektedir. Tarihî millî park içerisinde AKP Hükûmetinin yaptığı simülasyon merkezinde hiç sıkılmadan, çekinmeden, şehitlerimizin kemiklerini sızlatacak AKP’nin siyasi propagandası tüm uyarılarımıza rağmen devam etmektedir. Sizin gelecek kuşaklara anlatmanız gereken Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemal’in askeri dehasıdır. Mehmetçik’in öleceğini bilerek vatanını nasıl kahramanca  savunduğudur. Cephelerde ve cephe gerisinde yaşanan kahramanlıklardır. Anlamanız ve anlatmanız gereken, vatan uğruna, bağımsızlık uğruna ödenen bedellerdir; Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül değildir. Sizin göreviniz, bağımsızlığın hangi bedeller ödenerek kazanıldığını tüm tarihsel gerçekler doğrultusunda anlatmaktır. Göreviniz, Atatürk’ün 57. Alay’la ilgili şu sözlerini anlamak ve dünyaya anlatmaktır: “Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşlarının kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer Türk vatan ve  milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk birlik olan 57. Alay vatan sevgisinin ne olduğunu insanlığa göstermiştir. Bu kahraman alayı hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum.”

Yüce meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soydan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 2. Maddesindeki "...korunma esasları ve kullanma şartlarının belirlenmesi" ibaresinden sonra gelmek üzere", barış vurgusuna dair eylemlerin tasarlanması" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                              Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Tasarı metninin 1. Maddesinde önerdiğimiz barış vurgusuna istinaden, alanın yönetiminde barışın önemini aktaracak etkinliklerin düzenlenmesi, sanat eserlerinin sergilenmesi, çeşitli sembollerin kullanılması gibi çeşitli mekanizmaların kullanılması ve kurgulanması gerekmektedir. Bu açıdan hedeflere, stratejilere ve planlamaya ihtiyaç vardır.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum...

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Karar yeter sayısı...

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.19

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

601 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı, şimdi maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler…

Sayar mısınız?

Arkadaşımız “Var.” diyor, arkadaşımız “Yok.” diyor.

Elektronik cihazla oylama yapıyorum.

İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, kabul edildi.

601 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Madde 3’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 3. Maddesin a bendinde "...harp tarihi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile barışın öneminin anlatılması" ibaresi ile a bendinin sonuna "Ancak Koordinasyon Kurulu tarafından kabul edilen ve barış vurgusunu ön plana çıkaran sanat eseri niteliğindeki yapılar yapılabilir" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan                        Mülkiye Birtane                           Erol Dora

        Iğdır                                       Kars                                     Mardin

İbrahim Binici                           Adil Zozani

        Urfa                                     Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 3. Maddesinin 1. Fıkrasının birinci cümlesinde geçen Tarihi Alan ibaresinin "Milli Tarihi Alan" olarak ve , "d", "e" ve "ğ" bentlerinin de aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Ali Sarıbaş                     Ramazan Kerim Özkan                 Haluk Eyidoğan

    Çanakkale                                 Burdur                                   İstanbul

  Kamer Genç                            İhsan Özkes                            Gürkut Acar

      Tunceli                                  İstanbul                                  Antalya

d) Milli Tarihi Alandaki ormanların ve yabani ağaçlık alanların bakımı, korunması, yangın, hastalık ve zararlılarla mücadelesi 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Orman ve Su İşleri Bakanlığınca yürütülür. Milli Tarihi Alan için özel yangın söndürme planı yapılır ye uygulanır.

e ) Milli Tarihi Alan içinde birinci derece arkeolojik sit dışındaki özel mülkiyete konu olan tarım alanlarında, tarım ve hayvancılık konularında, geliştirilmiş tekniklerin uygulanması ve özel ağaçlandırmalar teşvik edilir. Bu amaçların gerçekleştirilmesinde ve Milli Tarihi Alanda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının görevleri kapsamında yapılacak benzer uygulamalarda adı geçen Bakanlıkça destek ve işbirliği sağlanır. Bu alanlarda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kullanımı amacı ile yapılacak yapı ve tesis kurma esasları, tarihi alan planında belirtilir.

ğ ) Milli Tarihi Alanın her tür ve ölçekte planların hazırlanması, yenilenmesi ve değiştirilmesi işlemleri Başkanlıkça yürütülür ve Bakanlığın onayı ile yürürlüğe girer.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin (e) ve (g) fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve telif ederiz.

"(e) Tarihi Alan içinde birinci derece arkeolojik sit dışındaki özel mülkiyet konusu olan tarım alanlarında, tarım ve hayvancılık konularında, geliştirilmiş tekniklerin uygulanması ve özel ağaçlandırmalar teşvik edilir. Bu amaçların gerçekleştirilmesinde ve Tarihi Alanda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının görevleri kapsamında yapılacak benzer uygulamalarda adı geçen Bakanlıkça destek ve işbirliği sağlanır. Bu alanlarda yapı ve tesis kurma esasları, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı mevzuatı ve normlarında öngörülen standartlarda olmak üzere tarihi alan planında belirtilir."

(g) İmar mevzuatına göre, Eceabat'ın belediye sınırları ile mücavir alanlara ilişkin imar planının hazırlanması ve revizyonu, bu Kanun ve tarihi alan planına aykırı olmamak üzere Belediyece yapılır."

(h) Tarihi Alandaki turizm tesisleri yatırımlarına olanak sağlamak bakımından mevcut Turizm Odak Alanlarının korunarak turizme yönelik tüm yatırımlarının bu alanlar ve Eceabat Belediyesi sınırları ile köy yerleşim alanları içerisinde planlanması esastır.

                     Alim Işık                                    Ahmet Duran Bulut                                Özcan Yeniçeri

                      Kütahya                                             Balıkesir                                              Ankara

                 Lütfü Türkkan                                   Seyfettin Yılmaz                                 Yusuf Halaçoğlu

                      Kocaeli                                               Adana                                               Kayseri

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bu kanun tasarısının en önemli gerekçesi şuydu: Sayın Kültür Bakanının hem Komisyonda hem Mecliste yaptığı açıklamalarda buradaki çok başlılığı kaldırarak buraların tek elden yönetilmesi ve Çanakkale Savaşlarının yüzüncü yılında orada güzel bir etkinliğin düzenlenmesinin hedeflendiğini ifade etmişti ama şimdi burada baktığımızda, buradaki alanın, biraz önce de söylediğim gibi, yüzde 53’ü ormanlarla kaplı, Orman ve Su İşleri Bakanlığının uhdesinde. Burada Sayın Bakanın ve Hükûmetin görüşünün tersine maddeler var.

Peki, siz burada tek elden yöneteceksiniz. Şimdi 3’üncü maddenin (d) fıkrasına baktığımızda şöyle diyor: “Tarihi Alandaki ormanların bakımı, korunması, yangın, hastalık ve zararlılarla mücadelesi 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Orman ve Su İşleri Bakanlığınca yürütülür. Tarihi Alandaki yabani ağaçlık alanların bakımı ve korunması ile yangın, hastalık ve zararlılarla mücadelede 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Orman ve Su İşleri Bakanlığınca destek ve işbirliği sağlanır.”

Yine aynı maddenin (e) fıkrasında “Tarihi Alanda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının görevleri kapsamında yapılacak benzer uygulamalarda adı geçen Bakanlıkça destek ve işbirliği sağlanır.” O zaman hani sizin nerede kaldı “Tek elden yürütülecek.” iddianız?

Şimdi, burada baktığımızda, bu Gelibolu Millî Parkı’yla ilgili 2000 yılında bir kanun çıktı. Bu kanunun maddelerine atfen burada düzenlemelerin yapıldığını görüyoruz. Şimdi burada baktığımızda, 3’üncü maddenin (c) fıkrasında “Tarihi Alandaki kıyılarda; tarihi alan planlarında belirlenmiş düzenlemeler ve müzeler dışında yapı ve tesis yapılamaz.” Yani ne eklenmiş burada diğer kanuna göre? Tarihî alan planlamalarında belirlenmiş düzenlemeler. O zaman burada siz tarihî alan planlarına neyi getireceksiniz? Buranın, Millî Park’ın ruhuna, Gelibolu Yarımadası’ndaki bu ruha aykırı işleri yarın tarihî alan planlarının içerisine yerleştirdiğinizde bunu neyle ifade edeceksiniz?

Şimdi “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun görüşleri doğrultusunda bu tarihî plan yapılır.” diyor ama ne yazık ki Kültür Ve Turizm Bakanlığında Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun sicili doğru çalışmıyor, doğru işlemiyor. Bunu hepimiz burada gördük. Siyasi baskılarla, Başbakanın veya bakanların baskılarıyla bir gecede birinci derece sit alanının üçüncü derece sit alanına nasıl dönüştüğünü hep beraber gördük. Eğer siz buna, kanunlara esneklik getirirseniz bunları yaşarsınız. Hepimizin gözü önünde, Ankara’nın göbeğinde Gazi Yerleşkesi, içerisinde yüz yıllık sedir ağaçları, ıhlamur ağaçları, on binlerce ağacın olduğu yer bir gecede üçüncü derecede sit alanına çevrildi bu kurul tarafından. Niye çevrildi? Çünkü Başbakan talimat verdi “Ben buraya Başkanlık Sarayı istiyorum.” diye. Bütün kanunlar kurullar tarafından değiştirildi ve orada bakan –kayıtlarda vardır- “Bir tane ağaç kesilmeyecek.” demesine rağmen, binlerce ağaç Ankaralının gözü önünde kesildi. Şimdi sicilinizin bu kadar karanlık olduğu noktada…

Yani, çok ileriye gitmeye de gerek yok. Defalarca söyledim. Sizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin park olarak kullandığınız yer bile Ormanın yeri. Oradaki Söğütözü Millî Parkı’na bir bakın, o AKP’nin penceresinden bir bakın, bundan on yıl önce, on iki yıl önce orası Ankara’nın ciğeriydi, Ankara’nın nefes aldığı yerdi, Söğütözü Millî Parkı’ydı. Ne yaptınız? Binanızın önüne park yaptınız, araçlarınızı park ediyorsunuz, oradaki parkı katlettiniz. Yarın bu esneklikle bu maddenin içerisinde Başbakanın, bakanın birtakım talepleriyle neleri getireceğiniz noktasındaki şüpheleri ortadan kaldırmadan bu kanun tasarısının geçmesi doğru değildir. Mevcut yasayla zaten neyi yapmak istediniz de yapamadınız?

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 3. Maddesin a bendinde "...harp tarihi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile barışın öneminin anlatılması" ibaresi ile a bendinin sonuna "Ancak Koordinasyon Kurulu tarafından kabul edilen ve barış vurgusunu ön plana çıkaran sanat eseri niteliğindeki yapılar yapılabilir" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                   Pervin Buldan (Iğdır) ve Arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı metninin 1. Maddesinde önerdiğimiz barış vurgusuna istinaden, alanın yönetiminde barışın önemini aktaracak etkinliklerin düzenlenmesi, sanat eserlerinin sergilenmesi, çeşitli sembollerin kullanılması gibi çeşitli mekanizmaların kullanılması ve kurgulanması gerekmektedir. Bu açıdan tarihi alanda uyulacak esaslarda bu düzenlenmelidir.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 3. Maddesinin 1. Fıkrasının birinci cümlesinde geçen Tarihi Alan ibaresinin "Milli Tarihi Alan" olarak ve , "d", "e" ve "ğ" bentlerinin de aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

d) Milli Tarihi Alandaki ormanların ve yabani ağaçlık alanların bakımı, korunması, yangın, hastalık ve zararlılarla mücadelesi 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Orman ve Su İşleri Bakanlığınca yürütülür. Milli Tarihi Alan için özel yangın söndürme planı yapılır ye uygulanır.

e) Milli Tarihi Alan içinde birinci derece arkeolojik sit dışındaki özel mülkiyete konu olan tarım alanlarında, tarım ve hayvancılık konularında, geliştirilmiş tekniklerin uygulanması ve özel ağaçlandırmalar teşvik edilir. Bu amaçların gerçekleştirilmesinde ve Milli Tarihi Alanda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının görevleri kapsamında yapılacak benzer uygulamalarda adı geçen Bakanlıkça destek ve işbirliği sağlanır. Bu alanlarda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kullanımı amacı ile yapılacak yapı ve tesis kurma esasları, tarihi alan planında belirtilir.

ğ) Milli Tarihi Alanın her tür ve ölçekte planların hazırlanması, yenilenmesi ve değiştirilmesi işlemleri Başkanlıkça yürütülür ve Bakanlığın onayı ile yürürlüğe girer.

                     Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Trabzon Milletvekili Sayın Canalioğlu buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, 21’inci Yüzyılın ilk çeyreğinden şöyle 1915’e gidip yaşanmış olaylardan sizlere bir örnek sunmak istiyorum ve bu savaşların nasıl kazanıldığını bir kez daha burada anımsatmak istiyorum ve gelecek kuşaklara da örnek olması açısından çok önemsiyorum.

Değerli arkadaşlarım, yıl 1915, Çanakkale’de kızılca kıyametin koptuğu günler, aylardan mayıs. Vefa Lisesi Fransızca muallimi Ahmet Rıfkı her günkü gibi mektepten içeriye girer. Koridorlarda  sessizlik hâkimdir. İlk dersi birinci sınıftadır ve aynı suskunluk o sınıfta da vardır. Talebeler başlarını önlerine eğmişler, öylece sıralarında oturuyorlardır. Selam verir Ahmet Rıfkı ama çocuklar selama bile karşılık vermezler. Ahmet Rıfkı iyice şaşırmıştır. Arka sıralarda oturanlardan biri ayağa kalkar “Hocam, mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler ama siz hâlâ buradasınız. Biz de gitmek istiyoruz fakat yaşımız tutmuyor. Söyler misiniz bize vatanımız elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar?” Ahmet Rıfkı’nın konuşacak hâli yoktur. Çocuklar elbette haklıdır ve o an kararını verir kendisi de Çanakkale’ye gitmelidir. Vatan için, Hakk ve hakikat için düşmanla çarpışmalıdır. Yaşlı gözlerle sınıftan çıkar ve mektebin idaresine dilekçesini verir. Arkadaşları ile talebeleriyle vedalaşır. Evine gelir. Ahmet Rıfkı’nın hayattaki tek varlığı yaşlı annesi Ayşe Hanım’dır ve Şehzadebaşı semtindeki evlerinde beraber oturmaktadırlar. Durumu annesine anlatır, ondan hakkını helâl etmesini ister. Ardından, mahallenin bakkalı, gün görmüş bir zat olan Selâhattin Adil Efendi'ye uğrar ve şöyle der: "Selâhattin Amca, vatanın bağrına saplanmış olan düşman hançerini Allah'ın izniyle çıkartmaya gidiyorum. Senden isteğim, anamı iaşesiz bırakma, kısmetse dönüşte borcumu öderim.”

 

Ahmet Rıfkı önce İstanbul'da kısa bir eğitim görür sonra da Çanakkale-Düztepe'deki birliğine bölük komutanı olarak gider. Çeşitli cephe ve siper savaşlarına katılır ve 19 Aralık 1915 günü şehit olur. Ahmet Rıfkı'nın şehitlik haberi kısa zamanda İstanbul'a ulaşır. Annesi haberi alır, çok üzülmesine rağmen, imanı bütün bir hanım olduğundan hadiseyi tevekkülle karşılar. Aklına veresiye yiyecek aldığı bakkal gelir. Bakkala gider ve  "Selâhattin Efendi, oğlum Çanakkale'de şehit düştü. Şehitlik künyesi, eşyaları ve ikramiyesi bir heyetle bu sabah bana ulaştırıldı. Yedi aydır senden veresiye alırız, borcumuzu verelim de oğlum borçlu yatmasın." der. Selâhattin Efendi şöyle cevap verir: "Ayşe Hanım, sen okuma yazma bilmezsin, okuma bilen bir yakınını getir de hesabını o çıkarsın." Bunun üzerine Ayşe Hanım, komşusunun kızı Gülşah'la birlikte dükkâna gider. Selâhattin Adil Efendi, "Ahmet Rıfkı" bölümünü açarak veresiye defterini Gülşah'ın önüne koyar. Kız defteri incelerken birden hıçkırıklarla ağlamaya başlar. Bu duruma Ayşe Hanım ve dükkândaki diğer müşteriler de şaşırmışlardır. Gülşah'ın yanına gelirler. Gülşah, onlara veresiye defterindeki kırmızı harflerle yazılmış satırları gösterir. Şöyle yazıyordur defterde:  "Bu hesap Ahmet Rıfkı'nın kanıyla ödenmiştir vesselam." O ana kadar hiç konuşmayan bakkal Selâhaddin Efendi yaşlı gözlerle şu sözleri söyler: "Ahmet Rıfkı bu vatan uğruna canını feda etti, biz birkaç parça mal vermekten mi çekineceğiz.  Katbekat helal olsun. Âlemi berzahta inşallah bizlere şefaatçi olur."

Değerli arkadaşlarım, 1915’te Çanakkale Savaşları’nda vatanımızı işgal eden düşmanlara karşı mücadele eden kahraman evlatlarımız bir bütünlük içerisinde, etnik kimlik ayrımı gözetmeden, hep birlikte bu vatanı düşman işgalinden kurtarmak için birlikte mücadele verdiler ve 100 binlerce insanımız orada bu vatan toprağı için şehit düştü. Ruhları şad olsun.

Şimdi, elbette ki gelecek olan bu kanunda Çanakkale Savaşları’nın geçtiği yerde Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı kurulmasını önemsiyoruz ama arkadaşlarımızın da söylediği gibi çekincelerimiz de var. Burayı mutlaka gelecek nesillere aktarmak ve günümüz insanlarıyla buluşturmak ve ona göre tasvir edip değerlendirmek durumundayız çünkü Çanakkale Savaşları hepimiz için çok önem taşımaktadır. Bu Çanakkale Savaşları’nı biliyorsunuz, dünya insanlık tarihinde çok önemli mesajlar vermiştir, Dünya Savaşı’nda önemli mesajlar vermiştir. O da şudur: Savaş esnasında her iki taraf karşılıklı istirahat hâlindeyken Türkler Fransızlara ve diğer işgal kuvvetlerine su ikram ediyorlar, onlar da buna karşılık bisküvi ve çeşitli, çikolata gibi, yiyecek maddesi ikram ediyor. Dünya tarihinde önemli ders olan bu savaşların bir daha tekrarlanmaması için bugün yapılacak kanunun hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 4’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

                                                        

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 4. Maddesindeki "... yüksek öğretim kurumlarından mezun olan" ibaresinden sonra gelen ibareler "tarihi alan yönetimi konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip, tarihi alan yönetimi konusuyla ilgili olarak kamuda veya özel sektörde en az 5 yıl çalışmış olanlar arasından müşterek kararname ile seçilir" ibareleri ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                       Erol Dora

                        Iğdır                                                  Kars                                                 Mardin

 

                 İbrahim Binici                                      Adil Zozani

                     Şanlıurfa                                             Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve 8 inci fıkrasına aşağıdaki (ı) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Bu kanunla verilen görevleri yürütmek üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, Bakanlık ile ilgili ve merkezi Çanakkale'de bulunan Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı kurulmuştur. Başkanlığın merkezi Eceabat ilçesidir."

"(ı) Alana mal olmuş şahsiyetlerin ve bölgenin simgeleşmiş turistik objelerinin standartlarının belirlenmesi, ticari olarak satışa sunulmadan önce gerekli izinlerinin verilmesi konusunda Başkanlık yetkilidir. Başkanlık bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlarla müşterek hareket eder.”

                Yusuf Halaçoğlu                                      Alim Işık                                     Ahmet Duran Bulut

                      Kayseri                                              Kütahya                                             Balıkesir

 

                 Özcan Yeniçeri                                  Seyfettin Yılmaz                                   Lütfü Türkkan

                       Ankara                                               Adana                                               Kocaeli

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 4 üncü Maddesinin 3 üncü Fıkrası, 7 inci Fıkrası ve 8 inci Fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, 8 inci Fıkrasına (ı) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Namık Havutça                                Kadir Gökmen Öğüt                                Haluk Eyidoğan

                     Balıkesir                                             İstanbul                                              İstanbul

 

                  İlhan Demiröz                                     Hasan Akgöl

                        Bursa                                                 Hatay

(3) Başkan, en az dört yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarının Mimarlık, Şehir ve Bölge Planlama, Peyzaj Mimarlığı, Tarih, Coğrafya veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olup, Kamu Kurum ve Kuruluşları emrinde 5 yıl görev yapmış olanlar ile Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı ve Askeri Müze Komutanlığı emrinde askeri tarih konularında en az 5 yıl görev almış, meslekî açıdan yeterli bilgi ve deneyime sahip, mesleği ile ilgili olarak kamuda veya özel sektörde en az beş yıl çalışmış olanlar arasından müşterek kararname ile atanır.

(7) Milli Tarihi Alanda yapılacak jeolojik, jeofizik, jeoteknik, deniz bilimleri ve diğer bilimsel araştırmaları ve etütleri yapmaya ve yaptırmaya ve bunlara ilişkin raporları onaylamaya Başkanlık yetkilidir.

ç) Tarihi Alanın her tür ve ölçekteki koruma ve çevre düzeni planlarını hazırlamak, hazırlatmak ve uygulamak.

I) Bu Kanun ile belirlenen Milli Tarihi Alanının korunan alanlarının sahip oldukları kaynak değerlerinin korunarak kullanılması, ziyaretçilerin bilgilendirilmesi, ziyaret yönetiminin sağlanması amacıyla ilgili mevzuatı çerçevesinde faaliyet gösteren Alan Kılavuzları ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, GENÇLİK, KÜLTÜR VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen...

Gerekçe:

Bu maddede Başkan'ın yeni oluşturulan Başkanlığın görev ve sorumluluğu ile bağdaşan mesleki eğitim, bilgi, görgü ve tecrübe ile donatılmış nitelikleri haiz, devlet memuru olabilme vasıflarını içeren kişilerden atanabilmesi maksadı ile belirli bir kriter saptaması yapılmıştır. Ayrıca Bu Tasarının hiçbir maddesinde bahsi geçmeyen Alan Kılavuzlarının da kanun kapsamında değerlendirilmesi imkânı sağlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve 8 inci fıkrasına aşağıdaki (ı) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Bu kanunla verilen görevleri yürütmek üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, Bakanlık ile ilgili ve merkezi Çanakkale'de bulunan Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı kurulmuştur. Başkanlığın merkezi Eceabat ilçesidir."

"(ı) Alana mal olmuş şahsiyetlerin ve bölgenin simgeleşmiş turistik objelerinin standartlarının belirlenmesi, ticari olarak satışa sunulmadan önce gerekli izinlerinin verilmesi konusunda Başkanlık yetkilidir. Başkanlık bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlarla müşterek hareket eder.”

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, GENÇLİK, KÜLTÜR VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergeyi gördünüz; zannediyorum, Komisyon da Bakan da anlamadı önergeyi. Önergede ifade edilen şey şu: Gelin, bu güzel yasa tasarısını, iyi duygularla maddelendirilmiş bu yasayı halka mal edelim. Eceabat, bu işin göbeğinde olan bir ilçe, oradaki insanlar buna sahiplik ederlerse bu alan hem kalıcı olur hem de devam ederek gelişir, gelişerek de devam eder. Halkla bütünleştirelim. Halk bir taraftan Ankara’nın, bir taraftan da yerelin müşterek hareket ettiği bir imkâna ve şarta kavuşsun dedik. Umarım bunu değerlendirir AKP’li oy verecek arkadaşlar.

Ama ben öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bir defa, bu yasa tasarısı gerçekten -biraz önce de ifade ettiğim gibi- tarihî tahayyülü disipline etmek bakımından son derece önemli. Belki birçokları geçmişte olmuş bitmişlerin bugün yeniden hikâye edilmesi veya düzenlenmesini anlamlı da bulmayabilir ama şu bilinmelidir ki: Tarih olmadan siyaset, iktisat, kültür, ekonomi ne olabilir ne de anlaşılabilir. Türkiye'nin karşılaştığı bugünkü sorunların ve tezatların temeli tarihten gelmektedir. Ancak biz geçmişi çok iyi algılayarak anlamlandırabiliriz.

Ünlü bir düşünür “İnsanların davranışını düzeltmek konusunda hiçbir şey geçmişi tanımak kadar etkili değildir.” der. Hafızalarını, hatıralarını yaşattığı sürece insanlar sağlıklıdır. Hatıralar şuurun kaynaklarıdır. Hatıralarla temellendirilmiş şuurlar kuvvetlenir. Sosyal varlık kökleri olan bütün şuurlu ve yarı şuurlu hatıralara bağlanmadıkça ve onlara en açık şeklini vermedikçe gerçek dinamik bir sosyal varlığa sahip olunamaz.

Ortega y Gasset “Milletlerin tabiatları yoktur, tarihleri vardır.” der. Tarih yoksa, tarihe saygı yoksa, tarih ihmali varsa aslında kâmil manada orada millet de yoktur; ilkellik vardır. Bunun özellikle altını çizdikten sonra, “kimlik” denilen şey de sonuç itibarıyla milletlerin tarihsel süreçte kendilerini diğerlerinden ayıran hikâyelerden ibarettir.

Yüce Meclise sunulan bu tasarının Türk tarihi konusundaki bu tür hassasiyetlerden kaynaklandığını anlamak, düşünmek isteriz. Türk milleti yönünden, devlet kuran irade olan Çanakkale ve bu savaşların geçtiği mekânların korunması ve yaşatılması yolunda atılan her adım gibi bu adım da tarihî şuurun zorunlu sonucudur.

Tasarıyla, insanların içinde yaşadıkları mekânın şuuruna ulaşması sağlanacak, mekân şuuru tarih şuurunu besleyen bir damar olarak ortaya çıkacaktır. Bu tasarıyla amaçlananın dışına çıkar ve çıkar amaçlı işlere tevessül edilirse bu da tarihe ihanet olur. Tarihî alanları rant aracı hâline getirmek için böyle bir tasarının gündeme getirildiğini de düşünmek istemiyoruz.

Kanunda adı geçen Gelibolu Yarımadası ve Çanakkale savaşları Türk tarihi ile Cumhuriyet tarihimiz açısından büyük önem arz etmektedir. Bir anlamda Çanakkale Savaşı ve kanunda anılan bölge Kurtuluş Savaşı’nın provasının yapıldığı yerdir. Kurtuluşun mümkün olduğuna dair inanç ve Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran irade Çanakkale’de mayalanmıştır. Tarih şuuruna katkı sağlayacak her düzenleme millete yapılacak katkıdır. Aslında, bu yasanın gecikmiş bile olduğunu biraz önce de söyledik, bir kez daha burada ifade etmek istiyoruz.

Ancak, bu yasa  tasarısında millet yok, devlet var; bu yasa tasarısında Çanakkale yok, Ankara var; bu yasa tasarısında yerel yok, merkez var; bu yasa tasarısında merkezden yönetim var, yerinden yönetim yok. İşte, Çanakkale Savaşı ve Çanakkale türküleriyle doğup büyüyenlerin, kendi topraklarında meydana gelen ve o bölgeyi açık hava müzesine çeviren bir alandan onların da yararlanması, onların da beyninin, zekâsının, gönlünün bu yasa tasarısının içerisine konulması gerekiyordu. Bu teklifle biz bunu getirdik. Umarım “Evet.” dersiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 4. Maddesindeki "...yüksek öğretim kurumlarından mezun olan" ibaresinden sonra gelen ibareler "tarihi alan yönetimi konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip, tarihi alan yönetimi konusuyla ilgili olarak kamuda veya özel sektörde en az 5 yıl çalışmış olanlar arasından müşterek kararname ile seçilir" ibareleri ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                     İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü madde üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 601 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’nın hazırlanmış olmasını tarihî, kültürel, manevi değerlerin korunması ve yaşatılması açısından tabii ki bizler de anlaşılır buluyoruz. Ancak, böylesi bir düzenlemeyle bir kanun tasarısı buraya getirilirken bile bu kanun tasarısının tamamını incelediğimizde, maalesef yine bir katı merkeziyetçi anlayışı burada görüyoruz. Daha çok, halkı karar süreçlerine ya da denetime katmayan, yerel yönetimlere inisiyatif vermeyen, bütün bu süreçleri merkezi Bakanlık üzerinde merkezileştiren bir anlayışın doğru olmadığını ve AKP’nin bugüne kadar hazırlamış olduğu bütün yasa tasarılarında olduğu gibi bu yasa tasarısında da maalesef aynı ruhla burada ele alındığını görüyoruz. Biz hep şunu söylüyoruz: Bu katı merkeziyetçi yapı aşılmadan, yetkileri Ankara’dan yerele aktarmadan, yerele devretmeden ne demokrasi açısından ne özgürlükler açısından ne de yönetimsel anlamda bir yol almamızın mümkün olmadığını burada tekrar ifade etmek istiyoruz.

Tabii, bu 4’üncü madde özellikle farklı bir kaygıyı da bizde uyandırıyor. Bu 4’üncü maddede, maalesef hep kendi zihniyetinize göre yapmış olduğunuz kamu kurumlarındaki kadrolaşmayla ilgili bir uygulamayı burada da devreye koyacağınızla ilgili bir kaygımız var. Maalesef artık yeterlilik ve liyakat kriterlerinden çok, partinizin kadrolaşma esaslarına göre belli işleyişleri esas alan düzenlemeler yapıyorsunuz. Burada da seçilecek olan başkanla ilgili belirlenen kriterlerin çok net olmadığını düşünüyoruz. Dolayısıyla, merkezi Bakanlığın bu konudaki kadrolaşmasıyla ilgili önünü açan bir düzenlemeden bahsedebiliriz.

Diğer taraftan, bu koordinasyon ile Başkanlık arasındaki ilişkinin şeffaflığıyla ilgili kaygılarımız var. Bunlarla ilgili, bu işlerliğin sağlanmasıyla ilgili net tanımlamaları görmediğimizi ifade ediyoruz.

Biz tabii ki bütün tarihî alanlarımız, kültürel varlıklarımızla ilgili, bütün bu konularda yapılan yasal düzenlemeleri destekleriz. Bunu Anadolu ve Mezopotamya kültürünün bir zenginliği ve bu toprakların tarihinin kadim varlığını yaşatma açısından önemseriz ama maalesef, dediğim gibi, pratik sahaya baktığımızda daha çok halka rağmen kendi bildiğini okuyan bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu hep görüyoruz. Bugün, işte, bölgenin, bizim seçildiğimiz bölgenin geneline baktığımız zaman -Hasankeyf örneği ortada- binlerce yıllık bir tarihî ve kültürel dokunun sular altında bırakılmasına ilişkin halktan doğru çok ciddi eleştiriler, tepkiler ve itirazlar olmasına rağmen hep kendi bildiğini yapan bir anlayışı, maalesef, siz esas alıyorsunuz. Bunu Peri Suyu üzerindeki, Munzur Suyu üzerindeki yapmış olduğunuz HES barajları uygulamalarında da açık bir şekilde görebiliriz. Yani, tarihî ve kültürel dokunun korunmasına yönelik halkı karar süreçlerine katan, halktan gelen itirazları kendi önüne alan, oradaki eleştirileri katkı sağlayacak bir unsur olarak değerlendiren bir anlayıştan uzak olarak, maalesef, yaklaşıyorsunuz; bu yasa tasarısında da biz bunu görüyoruz. Yerel yönetimleri dikkate almazsanız, Çanakkale halkını dikkate almazsanız, Çanakkale Savaşında yaşamını yitirenlerin torunlarının ne düşündüğünü dikkate almazsanız, “En iyisini ben bilirim, ben uygularım.” anlayışı içerisinde bir yasa tasarısını uygulamaya kalkarsanız korkarız ki bu yasa tasarısı da amacına ulaşmama durumuyla karşı karşıya kalır. O nedenle, biz bu yasa tasarısının bütün sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, oradaki yerel yönetimler ve mümkünse halkla birlikte belli ortaklaşmalar ve tartışmalar yapıldıktan sonra önümüze gelmesini isterdik. Bu konudaki eksikliklerinizi bundan sonra getireceğiniz yasa tasarılarında umarım dikkate alırsınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 5’te iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısını 5. Maddesindeki  “…Başkanlığın amaç ve politikalarına, stratejik planına” ibaresinden sonra gelmek üzere “ilgili yerel yönetimlerin” ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Pervin Buldan                                                     Mülkiye Birtane                                       Erol Dora

    Iğdır                                                                      Kars                                                 Mardin

İbrahim Binici Adil Zozani

  Şanlıurfa                                                                Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci Maddesinin 3 üncü Fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, 5 inci Fıkrasına (d) bendi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Namık Havutça Haluk Eyidoğan                          Kadir Gökmen Öğüt

   Balıkesir                                                               İstanbul                                              İstanbul

İlhan Demiröz                                                       Hasan Akgöl

    Bursa                                                                    Hatay

(b) Risk Yönetimi ve sakınım planlarının yapılmasına ve onaylanmasına ilişkin kuralları belirlemek ve izlemek, plana esas jeolojik, jeofizik ve jeoteknik etütleri yapmak, yaptırmak ve Başkanın onayına sunmak.

(d) Alan Kılavuzları ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun tasarısıyla Başkanlığa verilen risk yönetimi ve sakınım planlarının yapılması veya yaptırılması yetkisinin daha bilimsel bir platforma oturması, jeolojik ve jeoteknik etüdün yanında jeofizik etüdün de yer alması ile bu planların objektif ve bilimsel özelliklere göre yapılmasında yarar sağlayacaktır. Ayrıca Alan Kılavuzlarının iş ve işlemleri ile doğrudan ilgilenen bir birimin kanun kapsamına alınması sağlandı.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısını 5. Maddesindeki  “…Başkanlığın amaç ve politikalarına, stratejik planına” ibaresinden sonra gelmek üzere “ilgili yerel yönetimlerin” ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Tasarı çağdaş kamu yönetimi anlayışına ve Türkiye’nin ihtiyacı olan yerel yönetim reformlarına uygun şekilde düşünülmemiş ve yerel yönetimlerin rolü hafife alınmıştır. Bu açıdan alan yönetiminin ilgili mekanizmalarında yerel yönetimlerin etkisi artırılmalıdır.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 6’da üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 6. Maddesindeki "Orman ve Su İşleri Bakanlığı müsteşarları ile Çanakkale Valisi" ibaresinden sonra gelmek üzere "Kent Konseyi Başkanı" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan                                                     Mülkiye Birtane                                   İbrahim Binici

Iğdır                                                                          Kars                                               Şanlıurfa

Erol Dora                                                              Adil Zozani

Mardin                                                                     Hakkâri

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve telif ederiz.

"(1) Koordinasyon Kurulu; Bakanın başkanlığında, Başbakanlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı müsteşarları, Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu üyelerinden biri, Genelkurmay Başkanlığından bir üye, Eceabat ve Çanakkale Belediye Başkanları ile Çanakkale Valisi olmak üzere 15 üyeden oluşur. Bakanın olmadığı toplantılarda Koordinasyon Kuruluna Başbakanlık Müsteşarı başkanlık eder."

Yusuf Halaçoğlu Alim Işık                                 Ahmet Duran Bulut

  Kayseri                                                                  Kütahya                                             Balıkesir

Özcan Yeniçeri Seyfettin Yılmaz                             Lütfü Türkkan

    Ankara                                                                  Adana                                       Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 6. Maddesinin 1. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Koordinasyon Kurulu; Bakanın başkanlığında, Başbakanlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı müsteşarları, Türk Tarih Kurumu Başkanı, Çanakkale Valisi, Çanakkale İl Genel Meclisi Başkanı, Çanakkale Belediye Başkanı olmak üzere onbeş üyeden oluşur. Bakanın olmadığı toplantılarda Koordinasyon Kuruluna Başbakanlık Müsteşarı başkanlık eder.”

                    Ali Sarıbaş                                      Namık Havutça                                   Haluk Eyidoğan

                    Çanakkale                                           Balıkesir                                             İstanbul

               Fatma Nur Serter

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Milli Tarihi Alan Başkanlığının görev ve yetkileri Gazi Köylerin tarımsal faaliyetlerini özendireceği söylenirken bu konuyla ilgili Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının devre dışı bırakılması düşünülemez. Bu nedenle kurulda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının da temsili gerekmektedir. Tasarı ile Tarihi Alan Başkanlığı'nın kurulması düşünülürken bu kurulda Türk Tarih Kurumunun temsil edilmemesi büyük bir tezat oluşturmaktadır. Yapılacak değişiklik ile ilgili bakanlıkların ve tarih kurumunun kurulda temsil edilmesinin daha doğru olacağı düşünülmüştür.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin 1 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve telif ederiz.

"(1) Koordinasyon Kurulu; Bakanın başkanlığında, Başbakanlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı müsteşarları, Türk Tarih Kurumu Bilim Kurulu üyelerinden biri, Genelkurmay Başkanlığından bir üye, Eceabat ve Çanakkale Belediye Başkanları ile Çanakkale Valisi olmak üzere 15 üyeden oluşur. Bakanın olmadığı toplantılarda Koordinasyon Kuruluna Başbakanlık Müsteşarı başkanlık eder."

Özcan Yeniçeri (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; şimdi, Koordinasyon Kurulu kurmuşsunuz ama Başkanlığın kendisi burada yok Koordinasyon Kurulu içerisinde. Yani, Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı kuruyorsunuz, başkanın kendisi Koordinasyon Kurulunda yok.

İkinci olarak…

BÜLEN TURAN (İstanbul) - Bu tarafa bakın Sayın Başkan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Efendim?

BÜLEN TURAN (İstanbul) - Biz de duyalım, duyamıyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Tamam. Ses çok güzel gidiyor.

Diyorum ki yani bir Koordinasyon Kurulu var, işin başında olan başkan Koordinasyon Kurulunda yok. Yani, dolayısıyla bunun bir düzene sokulması gerekmez mi?

Diğer taraftan, bu Koordinasyon Kurulu oluşturuluyorsa muhakkak ki toplantılarında birtakım kararlar verecek, kararlar verirken yanlarında –biraz önce de söylendi ama- Türk Tarih Kurumu Başkanının veya Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinin Çanakkale’yle ilgili araştırma enstitüsü başkanının veya bölüm başkanının burada yer alması doğru olmaz mı?

Bir de burada Başbakanlığın ne işi var, onu merak ettim. Şimdi, bir bakanın başkanlığında Başbakanlığın ne işi var zaten bakan o koordineyi sağlayacak, diğer bakanlar da var, müsteşar da var?

Dolayısıyla, burada bunun bir düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum. Yani, bizimkini reddettiniz, söylediğim şeyleri ama. Yani, olmazsa kendiniz bir düzene sokun. Şimdi, hakikaten işi yürüten başkanlığın başkanı bu Koordinasyon Kurulunda yok, ne yapacak? Yani, böyle bir kurul nasıl oluşturuluyor? Bunları göz önüne almak lazım geldiğini düşünüyorum, sadece bunu söylemek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 6. Maddesindeki "Orman ve Su İşleri Bakanlığı müsteşarları ile Çanakkale Valisi" ibaresinden sonra gelmek üzere ", Kent Konseyi Başkanı" ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                      Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen…

Gerekçe:

Tasarı çağdaş kamu yönetimi anlayışına ve Türkiye'nin ihtiyacı olan yerel yönetim reformlarına uygun şekilde düşünülmemiş ve yerel yönetimlerin rolü hafife alınmıştır. Bu açıdan alan yönetiminin ilgili mekanizmalarında yerel yönetimlerin etkisi arttırılmalıdır.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Madde 7’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 7. Maddesine aşağıdaki fıkranın ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Ali Sarıbaş                                      Haluk Eyidoğan                                   Namık Havutça

                    Çanakkale                                            İstanbul                                             Balıkesir

               Fatma Nur Serter

                      İstanbul

“(13) Başkanlık bünyesinde çalıştırılacak personelin temini mümkün olduğu taktirde, Milli Tarih Alanı bölgesinde ikamet eden kişilere öncelik tanınır.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun tasarısıyla mağduriyet yaşanmasının önlenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 

Madde 8’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 8. Maddesinin1. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Millî Tarihi Alanda, köyler dışında Eceabat ve Milli Tarihi Alanda her türlü yapının inşaatı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilen yapı denetim firmaları tarafından denetlenir. Milli Tarihi Alanda yapılaşmanın ve yapıların kullanımının denetimi Başkanlıkça yapılır. Denetimle ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir.”

                    Ali Sarıbaş                                      Haluk Eyidoğan                                   Namık Havutça

                    Çanakkale                                            İstanbul                                             Balıkesir

               Fatma Nur Serter

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki KHK ve 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunundan doğan yetkilerin bir başka kuruma devri niteliği taşıdığından hareketle bu konuda bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu görülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici 1’inci madde dâhil, 9 ila 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Duran Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yer önemli bir yer, güzel bir şehir, güzel bir konu ve çok önemli bir kanun tasarısı. Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı... Bölgeyi iyi bilirim, geçmişte de çok güzel düzenlemeler yapıldı. Sayın Bakanın icraatlarından bildiğim kadarıyla, 100’üncü yıl anma programları çerçevesinde Türkiye'nin imajını da daha iyi hâle getirmek adına büyük kapsamlı bir program hazırlamaya çalışıyorlar. El birliğiyle bir daire başkanlığı şeklinde, işlerin daha iyi yürümesi, kaynakların daha iyi değerlendirilmesi adına bunu yaptıklarını düşünüyorum ve diliyorum, umuyorum, kanunda suistimale açık bir madde bulunmasın çünkü kanunun içerisinde Sayıştay denetiminden buranın çıkartılmasına ben anlam veremedim. Mutlaka bunu birinin denetlemesi lazım. İkincisi: Çanakkale’de bölge olarak konuya bakmak lazım. Çanakkale tabii ki sadece Gelibolu’dan ibaret değil; Çanakkale Türkiye'nin vitrini, medarıiftiharı. Çanakkale Saros Körfezi’yle, Gelibolu’suyla, Gökçeada’sıyla, Bozcaada’sıyla, Assos’uyla, Neandria’sıyla çok önemli bir tarih ve kültür şehri. Bizim yakın tarihimiz açısından da her Türk’ün, her Türk vatandaşının, çocuğunun elinden tutup oraya götürüp bu ülkenin nelere mal olduğunu, bedelinin ne olduğunu, kimliğini, kişiliğini kazanması açısından oraları göstermesi bir ebeveynin, yetişkinin en başta gelen görevidir.

Tabii, Çanakkale deyince, Çanakkale Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Atatürk’ün dünya tarihine çıktığı o “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum.” diye verdiği emirle dünya harp okullarında ders olarak okutulan, dünyanın en donanımlı ordularının, en güçlü ordularının, en modern silahlarının, gemilerinin, maddenin mana karşısında yenildiği bir yer. O inancın, o imanın, o Çanakkale ruhunun ne olduğunu yine Mustafa Kemal anlatıyor. Ne diyor: “Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler, yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok, okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, kelimeişahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak, cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor, işte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

Sayın Bakan, bu bölgede bu ruhu temsil ettiremezseniz, ayakta tutamazsanız, oraları ne yaparsanız yapın hiçbir anlamı yoktur. Ahmet Tüfekçi diyor ki:

“Ey Çanakkale, sen topraksan suyun kandır,

Toprak, sen vatansan sebep bundandır.

 

Ey ömür, bitmişsen hayatın baharında,

Bilsin ki cihan, dünya kokmayanlar orada yatanlardır,

Çok kısasın şehidimin Çanakkale yaşında,

Uzun olur ancak Türkün vatan yaşında.

 

Ey tarih, seni yazdıran da var, yazan da,

Geçmişte yazıldın, yazılacaksın daha,

Yalnız, Çanakkale’de yazılanlar yazılamaz bir daha.

 

Ruhların düğününde inlerken yer gök,

Tekbir sesleriyle dualar orada bir başka.

 

Yoğrulan hamura bir bak, unu toprak, suyu kandı,

Ergenekon’dan gelenlere son vatandı,

Onu silmeye gelenlerin gömüldüğü bu yerde Türklükle İslam’ın öpüştüğü andı,

 Ey Çanakkale, bağrında yatanlar esareti zincir yapıp milletlere takanlara Türkün kim olduğunu anlatanlardı.”

diye ifade ediyor.

Bu anlam, bu mana, oralarda siyasi propaganda, Türkün o manevi kıblesi şeklinde, millî kıblesi şeklinde değerlendirdiğimiz o madde ile mananın birleştiği, Türklükle İslam’ın öpüştüğü, orada ölenlerin gayelerinin, amaçlarının ne olduğunun anlamının mutlaka orada belirtilmesi gerekmektedir.

Gelibolu’da Abidelerde Türk Bayrağı dalgalanır. Karşı sahilden, karşı yakadan görünür o bayrak. “Bayrak”, “vatan”, “şehit”, “Mehmetçik” bu kavramlar tabii ki eğitimle, öğretimle olur. Öğretimi okullarımız maalesef veremiyor, eğitimle de böyle gösteremiyoruz. Son on yıldır eğitim politikası olmayan AKP hükûmetleri polis gücünde yüzde 88 bir artış yapmıştır, öğretmen gücünde ise yüzde 24’lük düşüş yapmıştır. Dolayısıyla, eğitimi tekdirle yapma gibi bir metot seçmiştir. Bu şekilde “bayrak” kavramını onun yüreklerine gergef gergef nakşedemezseniz, işte çıkar o bayrağı indirir orada soytarı. Orada o bayrak için yediği kurşunlara rağmen siperlere Türk bayrağını diken Mehmetçik dururken Diyarbakır’da Mehmetçik seyreder sadece. Bununla sorumlu olan komutan, yönetici, siyasetçi herkes, kimisi ona “bir bez parçası” der, kimisi anlamsız “Süreci bozmasın.” der, bizim yüreklerimizi dağladığı gibi, Adıyaman Besni’deki Nuri Bey’in de yüreğini dağlar, bana çektiği mesajda ağlar. Çünkü o bayrak Siirtlinin, Hakkârilinin, Vanlının, Erzurumlunun, hepimizin. Bu değerleri, bu kavramları bilemezsek, kıymetini bilemezsek, işte gider Musul’da da bayrağımızı indirirler, biz otururuz ve susarız kendi kimliğimizi değerlerimizi koruyamazsak. Almanlar Almanya’dan gelip, Irak’ta operasyon yapıp bu eşkıyaların elinden adamlarını almışken, 3 tane İsrailli kendi vatandaşının kaçırılmasına karşı operasyon yapmışken biz vatandaşımızdan bu bilgileri dahi gizleyen, “Musul’la ilgili haberler yapmayın.” diyen bir yönetime sahibiz. Biz eğer kendi yüreğimizi, kendi güvenimizi, kendi inancımızı ortaya koyamazsak hep maskara oluruz.

Barış, savaşa hazırlıkla olur. Yarın kan dökmeye hazır olmayanlar yarınki barışı da elde edemezler. Gardını alacaksın, çekilecek karşıdaki. Ancak, Mehmetçik’i ezdik, polisi sürdük, insanları zorla emekli ettik, hapishanelere tıktık; ne komutan bir şey yapabiliyor ne gazeteci yazabiliyor ne millete gerçekleri gösterebiliyoruz.

Sayın Bakanım, kanununuzu destekliyoruz. Lütfen bundaki eksiklikleri düzenleyiniz. Birileri, sizden sonra gelenler bunu kötüye alet etmesinler, şahsi çıkarlar peşine düşmesinler, Napolyonculuk yapmasınlar.

Bu anlamda, yasanın milletimize hayırlı olmasını diliyor, “evet” oyu vereceğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Soydan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Tasarının “mali saydamlık ve hesap verme sorumluluğu” adıyla hazırlanan o bölüm, aslında nasıl hesap verilmeyeceğini, nasıl denetimden kaçılacağını bize göstermektedir. Alan başkanlığı kime hesap verecek, kim denetleyecek bütçesini? Alan başkanlığı Bakanlığa bağlı ilgili kuruluş olarak kamu tüzel kişiliğini haiz olacak başkanlık bütçesine genel bütçeden kaynak aktarılacak, kamu gücü kullanılarak kamu gelirleri elde etme yetkisi verilecektir. Başkanlığa Çanakkale Belediyesi İl Özel İdaresi ve Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası bütçelerinden pay aktarılacak, hatta aktarılacak pay oranlarında alt limit yüzde 1 olmak üzere, üst limit Bakanlığın yetkisine bırakılacaktır. Alan başkanlığına ilgili bakanlık “Ben yüzde 1 değil de yüzde 10 pay istiyorum.” derse buna kim dur diyecek? Kaynakları kesilen Çanakkale Belediyesi, Çanakkale İl Özel İdaresi ve Ticaret ve Sanayi Odası Çanakkaleli vatandaşlara nasıl hizmet götürecek?

Hükûmet yerel yönetimlerin bütçesinden sınır getirmeden kesinti yapma yetkisi alarak Çanakkale halkını cezalandırmaktadır. Çanakkale halkı ve yerel yöneticileri söz sahibi olmadığı, yetkisinin olmadığı ve denetleyemediği bir bütçeye katkı vermek istemiyorlar.

Sayın milletvekilleri, aynı zamanda, Hükûmet tasarıyla aktarılan ve kullanılan bütçenin hesabını millî iradeden, Türkiye Büyük Millet Meclisinden kaçırmaktadır. Hükûmetin yaptığı Millî iradenin denetleme yetkisine açıkça alenen saldırıdır, millî iradenin denetim yetkisini yok saymaktır.  Neden harcamaları Türkiye Büyük Millet Meclisi denetiminden kaçırma gereği duyuyorsunuz? Sayıştay raporlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinden kaçıranlar bugün denetimsiz bir harcama yetkisi talep ediyorlar. Doğru şeyler yaptığına inananlar, kul hakkı yemeyenler neden şeffaf, bağımsız denetim mekanizmalarından kaçtığını önce Çanakkale halkına sonra milletimize anlatmak zorundadır.

Sayın milletvekilleri, bugünlerde içinde bulunduğumuz dış politika kaosu, sınırlarımızda yaşanan savaş, yüz yıl önce yaşanan Çanakkale Savaşı’nın anlam ve önemini yurtta ve dünyada kavranamadığını bizlere göstermektedir ama asıl üzücü olan, bugün getirilen tasarıyla Çanakkale ruhunu yurtta ve dünyada daha iyi anlatmak istediğini söyleyen AKP Hükûmetinin yüz yıl sonra bile Çanakkale ruhunu anlayamadığı, kavrayamadığı ortaya çıkmıştır.

AKP tarafından ülke içinde yaratılan kutuplaşma siyaseti ve ötekine düşmanca yaklaşma anlayışı egemen kılınmaya çalışılırken ülke dışında da öncelikle “Komşu ülkelerle sıfır sorun” diye yola çıkanlar kendi yarattıkları sorunlar içerisinde boğulmaya başlamış, tüm komşularla sorunlu hâle gelmiştir. Orta Doğu’da ve sınır komşumuz olan ülkelerde yaşanan mezhep savaşlarında taraf olunmuş ve komşu ülkelerin iç işlerine müdahale edilmeye başlanmıştır.

Musul’da hiçbir ülke konsolosluk açmazken konsolosluk açılmış fakat görevlilerimiz ve bayrağımız korunamamıştır. Vatandaşlarımızı rehin alan ve dünyanın terör örgütü olarak tanımladığı örgüte Başbakan ve Dışişleri Bakanı terör örgütü bile diyemeyerek tam bir basiretsizlik örneği sergilemektedirler. Yüz yıl önceki Çanakkale bağımsızlık, özgürlük ve barış ruhunu anlayamayan, içine sindiremeyen AKP Hükûmeti bugün yaşananlardan artık ders almalıdır.

Sayın Bakan, İslami savaşçı-maneviyatçı retoriğini anlayamamış, manevi ve uhrevi değerler yerine barışçıl evrensel değerlerin anlayışının hâkim kılınması gerekir. Bugün, Orta Doğu ve komşularımız manevi değerler üzerinden manevi değerler adına oluk oluk kan döküyorlar.

Sayın Bakan “Israrla her yıl barış mesajı vereceğiz.” diyor ama cumhuriyetin kurucusu Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış.” vurgusunun barışın kenti Çanakkale’deki barış parkından verilmesini sağlayacağız diyemiyor.

Yüz yıl önce, tarihî yarımadada dünyanın en kanlı savaşlarından birisi yaşanmıştır. 500 bin kişinin kanlarıyla sulanan vatan topraklarında özgürlük ve bağımsızlık meşalesini yakan Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilkelerinden birisi olan “Yurtta barış, cihanda barış.” ilkesini dünyaya duyurmuştur. Ülkemizde ve dünyada savaşın yerine barışın, çatışmanın yerine uzlaşmanın hâkim olması ancak ve ancak Atatürk’ün “Yurtta sulh, dünyada sulh.” ilkesinin yaşama geçirilmesiyle mümkündür.

Değerli milletvekilleri, o dönemde yaşanmış bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kocadere Köyü’nde bir sargı yeri kurulmuştur. Bütün yaralılar oraya gelmektedir. Her yerde yaralanan askerlerimiz oraya gelmekte, tedavi olmaktadır ve oranın komutanı her gelen askerle ilgilenmektedir. Bir asker gelir, der ki: “Komutanım, ben Lapseki Beybaş köyünden arkadaşım Halil’den 1 Mecidiye borç aldım ama bu kargaşada onu göremedim. Bu savaşta, bu gürültüde onu görüp ona bu borcumu veremedim. Eğer şehit düşersem, görürseniz ne olur söyleyin, hakkını helal etsin.” der ve yarası ağırdır İbrahim’in, şehit düşer. Yine birçok yaralılar gelmektedir, bir yaralı gelir “Komutanım.” diye seslenir, komutanı koşar “Buyur evladım.” der, elini tutar. “Ben, Lapseki’nin Beybaş köyündenim, arkadaşım İbrahim’e savaştan önce 1 Mecidiye borç vermiştim. İnanıyorum ki arkadaşım beni aramıştım savaş yerinde ama bu gürültüde, bu karmaşada beni bulup borcunu verememiştir. Ne olur söyleyin ona hakkımı helal ediyorum.” der ve şehit düşer. Elbette ki komutanı ağlar.

Değerli arkadaşlar, bütçeyi denetlemede şehit düşen askerlerimizin ruhuna lütfen sadık olunuz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Madde 9’da iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının .9. Maddesinin 1. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Sarıbaş                            Fatma Nur Serter                     Haluk Eyidoğan

Çanakkale                                   İstanbul                                  İstanbul

Namık Havutça                 Mehmet Akif Hamzaçebi

Balıkesir                                      İstanbul

“(1) Başkanlık, mali kaynaklarının elde edilmesi ve  kullanılmasında, denetim ve saydamlığın sağlanması amacıyla kamuoyunu zamanında bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu amaçla; yıllık çalışma programıyla bütçenin hazırlanması, uygulanması ve uygulama sonuçları, raporların kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olmasına ilişkin tedbirler Başkanlık tarafından alınır.”

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı Kanun tasarısının 9. Maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Başkanlık, en az yılda iki kez çalışma programı ile bütçenin hazırlanması, uygulanması ve uygulama sonuçları ile raporları Koordinasyon Kuruluna sunar.”

Pervin Buldan                         Mülkiye Birtane                        İbrahim Binici

Iğdır                                               Kars                                   Şanlıurfa

Adil Zozani                                 Erol Dora

Hakkâri                                        Mardin

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Alan Yönetimi Başkanlığı’nın mali saydamlığının hesap verme sorumluluğunun artırılabilmesi için gerekli bilgilerin düzenli olarak Koordinasyon Kuruluyla paylaşılması gerekmektedir.

Bu nedenle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/927) esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 9. Maddesinin 1. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Başkanlık, mali kaynaklarının elde edilmesi ve  kullanılmasında, denetim ve saydamlığın sağlanması amacıyla kamuoyunu zamanında bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu amaçla; yıllık çalışma programıyla bütçenin hazırlanması, uygulanması ve uygulama sonuçları, raporların kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olmasına ilişkin tedbirler Başkanlık tarafından alınır.”

                                                              Ali Sarıbaş (Çanakkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Saydamlığın sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 10’da üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Kanun tasarısının 10. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(ç) Çanakkale İl Özel İdaresi, Çanakkale Belediyesi ve Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odasının bir öneki yıl kesinleşmiş bütçe gelirlerinden en az yüzde bir oranında ayrılacak paylar,”

                  Ahmet Aydın                                Mehmet Doğan Kubat                                  Recep Özel

                     Adıyaman                                            İstanbul                                               Isparta

                İsmail Kaşdemir                                   Mehmet Daniş                                       Fatih Şahin

                    Çanakkale                                          Çanakkale                                             Ankara

                    İlyas Şeker                                      Ali Aydınlıoğlu                                     Bülent Turan

                      Kocaeli                                             Balıkesir                                             İstanbul

            Mehmet Şükrü Erdinç                                Ramazan Çan

                       Adana                                              Kırıkkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 10. Maddesinin 2. fıkrasının "ç" bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

ç) Çanakkale İl Özel İdaresi, Çanakkale Belediyesi ve Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası net bütçelerinden yüzde biri oranında ayrılacak paylar.

                    Ali Sarıbaş                                      Muharrem Işık                                   Ali Haydar Öner

                    Çanakkale                                            Erzincan                                              Isparta

                  Turgut Develi

                       Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 10. Maddesinin ihtisas komisyonunda tekrar düzenlenmesi gerektiğinden tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                   İbrahim Binici

                        Iğdır                                                  Kars                                               Şanlıurfa

                   Adil Zozani                                         Erol Dora                                                 

                      Hakkâri                                              Mardin

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet? 

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda Alan Yönetimi Başkanlığı "Kanun ve diğer mevzuatta kendisine verilen yetki ve görevleri Bakana karşı sorumlu olarak kullanır ve yerine getirir." denmektedir. Aynı şekilde başkanlık bütçesi Bakan onayı ile yürürlüğe girmektedir.

Başkanlığın karar mekanizmalarında yerel yönetimlere yetki verilmemesine rağmen tasarıda Çanakkale İl Özel İdaresi, Çanakkale Belediyesi ve Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası bütçelerinden en az yüzde bir oranında pay ayrılması yasallaştırılmaktadır.

Hükümet birçok tasarıda bu politikasızlık çerçevesinde Yerel yönetimlere yetki vermeden, kısıtlı bütçelerini daha da kısma yoluna gitmektedir.

Tasarı metni ihtisas komisyonunda tekrar görüşülerek, ya Başkanlığın ilgili Yerel Yönetimlere karşı da sorumlu olmaları sağlanmalıdır ya da yerel yönetimlerin bütçeden pay ayrılmasına yönelik düzenleme değiştirilmelidir.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 10. Maddesinin 2. fıkrasının "ç" bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

ç) Çanakkale İl Özel İdaresi, Çanakkale Belediyesi ve Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası net bütçelerinden yüzde biri oranında ayrılacak paylar.

Ali Sarıbaş (Çanakkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle az önce İsmet Uçma Milletvekilimizin bir konuşmasını düzeltmek istiyorum. Şurada şöyle bir ifade var. Bir kere Çanakkale Gelibolu Yarımadası’nda savaşlardan bugün değin ne kadar hükûmet, gelmiş geçmiş ne kadar genel müdürlük, ne kadar devlet erkânı, ne kadar Genelkurmay başkanı varsa hepsine teşekkür ediyoruz hizmet açısından. Ancak, şu usul doğru değildir, aynen okuyorum tutanaktan: 1970 öncesi yani yıllara sari olarak köyler Çanakkale Savaşları’ndan sonra askerlerimizin bulunduğu tarihî alan parkları hiçbir zaman için gezilemiyordu, yasak anlamı. Bu çok doğru değildir. Bir kere önce bir bilgi sahibi olmak lazım. Tüm Türkiye'de, ben de dâhil, ilkokul 5 ve 4’üncü sınıftaki tüm insanlar o günkü alan kılavuzları yoktu ve tarih öğretmenleri tarafından 1970’ten önce de Türkiye Cumhuriyeti’nde askerî bölge de dâhil olmak üzere orayı hepimiz ziyaret ediyorduk. Bunu düzeltmek lazım. Bir yeri karalamak doğru değildir. Onun için, bu bilgi kirliliğini düzeltmek istiyorum yani bir haksızlık yapmayalım. Bir yeri karalamak doğru değildir. Varsa direkt hedefinizi söyleyebilirsiniz.

Ancak, orada söylemek istersek gelip orada orduyla ilgili bir sorun varsa biraz daha açalım. Orada Genelkurmay Başkanlığı bugün Bigalı köyü de dâhil olmak üzere bir sürü köye kendisi bizzat düzenlemeler yapmıştır. 1973’te çıkan o günkü yasa, kırk bir yıl önceki yasada da o günkü hâliyle yer almış, 2000’de çıkan yasalar da bugüne kadar getirilmiş ve şimdi yeni düzenlemeler yapıyor. O zaman Kültür Bakanlığı, Orman ve Savunma bakanlıkları, Genelkurmay hepsi 1970’den önce de oraya yatırım yapmıştır, halkın ayni yardımları da oraya toplanan paralarla yardım yapmıştır ama bir devri karalayarak sadece “Biz on iki yılda yatırım yapmak…” hiç doğru değildir. Özellikle bunu da öğretmek istiyorum. Özellikle de Sayın Bakanıma da buradan bir düzeltme yapmak istiyorum. “Millî” kelimesini çok güzel anlattınız ve söylemeye, vurgulamaya çalıştınız ancak niye tasarının başına “Millî” kelimesini koymuyorsunuz? Niye çekiniyorsunuz? Az önce “Bu bizim değerlerimizle, yargımızla farklı, eşleşmiyor. Onun için biz, millî olan bu duygularımızı paylaşan bu millî değerlerimizi burada kaldıramayız. Sadece barış olarak bakamayız.” diyorsunuz ama getirdiğiniz bakanlığın tasarısında “mill kelimesini başına koyamıyorsunuz. Ama Türkiye Cumhuriyetinin TC’sini, millî olan değerleri, millî olan bütün her şeyi yok etmeye çalıştığınız gibi bu kanun tasarısında da verilecek cevap size “millî” kelimesini ortadan kaldırmaktır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey yok.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Öyle, evet, kendisi söyledi, ben söylemedim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu kanunun ruhunda millilik var.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Arkadaşım, okursan… Deminden beri bütün önergelere bir bakın. Burada konuşmacıları da hiç dinlememişsiniz. Siz akşamdan beri sadece parmak kaldırıyorsunuz. Burada muhalefetin verdiği bütün konuşmaları dinlemediğinize de emin oldum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Dinliyoruz işte.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Yani onun için bu millî ruhunuz bu kadar iyiydi de niye tasarıdan “millî” kelimesini kaldırıyorsunuz? Millî parklar vardı. “Millî” kelimesini niçin kaldırıyorsunuz Sayın Bakan? O zaman bunun cevabını vereceksiniz. Diyorsunuz ki: “Barışın karşılığındaki kelimenin burada oturduğunu kabul etmiyoruz. Onun sonucunda…”

Bir düzeltme daha yapıyorum Sayın Bakan. “Biz, buraya, uluslararası törenlerde bundan sonra çağıracağız.” Bugüne kadar uluslararası Çanakkale 18 Mart törenlerine siz de çağırdınız, bundan önceki kutlamalardaki hükûmetler de çağırdı. Niye böyle kelime oyunları yapmaya çalışıyoruz ki? Bunları düzeltme  gereği hissettiğim için söylüyorum.

Gelelim asıl konuya. Bir konuda… Yerel yönetimlerle ilgili ayağını da hemen söylemeye çalışıyorum. Burada düzeltilmesi gereken konu  şu: Gerçekleşen reel gelirler üzerinden pay almak istiyorsanız gerçekleşen reel gelirler üzerinden bütçeye pay koymalısınız. Doğru olan budur. Yani burada “en az” kelimesi de doğru değildir, net koymalısınız. Bunu da özellikle söylemek istiyorum. Hem diyeceksiniz ki “Yerel anlayışı sokmak istemiyoruz.”  ve sonuçta zorla bunu kabul ettirerek alt komisyonda koydunuz, şimdi de buradan para alma konusunda da istekli olmaya devam ediyorsunuz. Bu bir çelişkidir. Onun için, orada, yerel ayağı olmayan, katılımcı olmayan, kontrolü olmayan bir yasanın yürütülmesi mümkün değildir.

Çok teşekkür ederim.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Başkanım…

BAŞKAN – Yani siz sataşmadan mı söz istiyorsunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Ya sataşma değil, açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – O zaman, buyurun, iki dakika.

Şimdi, bu güzel, gayet nazik, nezaketli, sakin, sıcak ortamı sakın bozmayın.

 

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Sevgili milletvekili arkadaşlarım, hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, sevgili konuşmacımız, büyük bir heyecanla bilgi kirliliğinden bahsetti.

Şimdi, Çanakkale bir rahmet dilidir, bir mağfiret dilidir. Dolayısıyla, bütün toplulukları temsil eden segmenttir. Herkes birbirinin segmentasyonuna saygı duyacak. Dolayısıyla, burada bilgi kirliliği yok.

1924,1936,1960,1970,1992 yıllarına ait birtakım tarihî eserlere bakarsanız, ben bir tanesini söyleyeyim.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Tutanaktan okudum.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (Devamla) –  Sadettin Özgür “Çanakkale’yi Anlamak” adlı esere bakarsanız, ki böylece binlerce…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – “İnsanlar gezemiyordu.” diyorsunuz.  Ben gezdim arkadaş.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (Devamla) –  Evet, yani hakikaten de 70’li yıllarda askerî alan olarak ilan edilmiş ve 1970’li yıllara kadar…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Yapmayın yani, yapmayın bunu. Böyle yapmayın yani.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (Devamla) –   Efendim, müsaade buyurun lütfen.

Ve ikinci bir şey neydi sevgili arkadaşlar? AK PARTİ hükûmetlerine kadar Çanakkale bu milletin değerine, tarihî dokusuna uygun şekilde değerlendirilmemiştir.” dedik. “Hiçbir kimse bir şey yapmamıştır.” demedik ve bu kanaatimi yineliyorum.

Sevgili arkadaşlar, unutmamak gerekir ki  Montrö, Mondros ve Lozan zabıtları okunmadan Çanakkale anlaşılamaz. Şu kadarını da ifade etmek isterim, son olarak şunu da söylemek isterim sevgili arkadaşlar: Şimdi, 1936’da gerçekten de İngilizler ve Anzaklar bize Çanakkale Şehitliğini kutlamayı önermişler ve gelip örneklemişler, öğretmişlerdir. O zamana kadar da başkasından almamamız gerekirdi bunu diye düşünüyorum. Bu itibarla, 1992’de çok fazla anıt yapıldı biliyorsunuz. 25 Mayıs 1992’de son şehitlik anıtımız açıldı, hâlâ yapılmaya inşallah devam edecek.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

3.-  Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik, ve Spor Komisyonu Raporu (1/927) (S. Sayısı: 601)Devam

 

 

BAŞKAN – Evet, diğer önergeyi okutuyorum ve işleme alıyorum.

                                                        

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Kanun tasarısının 10.maddesinin 2.fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(ç) Çanakkale İl Özel idaresi Çanakkale Belediyesi ve Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odasının bir önceki yıl kesinleşmiş bütçe gelirlerinden en az yüzde bir oranında ayrılacak paylar,"

                                                                                                 Mehmet Daniş (Çanakkale) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Uygulamada açıklık sağlamak amacıyla işbu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 11’de iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 11. Maddesinin 6. Fıkrası şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz;

“(6) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin sekizinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılacak mevzi ve siperlerin restorasyonuna ilişkin işlerde mevzi veya siperin uç noktalarından 20 metre uzaklığa kadar 6831 sayılı Kanundaki izinler aranmaz.”

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                   İbrahim Binici

                        Iğdır                                                  Kars                                               Şanlıurfa

                   Adil Zozani                                         Erol Dora

                      Hakkâri                                              Mardin

             

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 11. Maddesinin 4 ve 5. fıkrasının Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Ali Sarıbaş                                      Haluk Eyidoğan                             Mustafa Serdar Soydan

                    Çanakkale                                            İstanbul                                            Çanakkale

 

               Mustafa Moroğlu                                  Aykan Erdemir

                        İzmir                                                 Bursa

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, siz mi konuşacaksınız?

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Uçma eline kâğıdı, kalemi aldı.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Evet, aynen tutanaktan okuyorum.

BAŞKAN – Bir şey demiyorum; buyurun, buyurun.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Yani onun için ben bu tutanakları almadan söyleseydim belki inanırdım; düzelterek söylüyorum. Bulayım bir önce…  “1970’li yıllara kadar askerî bölge olarak kalması halka ve halkın ziyaretine yasak olmasıdır. O yıllarda askerî bölge dışındaki tarlaları süren çiftçilerin, öküzlerin ayakları altında ezilen şehitlerin kemiklerinden haberdar mısınız sevgili arkadaşlar?” Bakın, çok net. 1970’den önce askerî bölgeymiş, oraya insanlar giremiyormuş; burada söylüyorsunuz. Siz söylediniz, ben söylemedim. Ben oraya 1968, 1967, 1966 yılında ziyaret eden, o dönemde de bu duyguları yaşayan ve Atatürk sevgisinin ilk orada aşısını alan bir insanım ve komutanlıklar, o zamanki komutanlık bölgesindeki insanlar elimizden tutarak -o zaman kılavuzlar da yoktu- tarih öğretmenleri vasıtasıyla bize bilgiler verildi. Onun için lütfen -yani bunu ben söylemedim tutanaklarınızda var- bir dönemi yok saymaya gerek yok. Tekrar ediyorum: Buraya kadar orada tüm Türkiye’de ve tüm dünyada herkesin kabul ettiği ve barış hâline geldiği ve her türlü etnisite içerisinde savaşan, Türkiye’nin her yerinde savaşan insanların burada her kuruşu değerlendirilerek yapılan ayni yardımlar dâhil olmak üzere… Az önce söylüyorsunuz, oraya da gelmek istiyorum, düzeltirsiniz. Orada eski şehitliklerde yapılan, eski bakanlıklarınızın yaparak, yenileyerek anlayış farkı getiren sizlersiniz. Oraya girmek istemedim ama siz açtığınız için giriyorum. Buraya kadar -az önceki konuşmamda söyledim- her bakanlığın, her özel kuruluşun hepsine çok teşekkür ediyorum. Ortak bir değerimiz orası bizim, Türkiye’nin millî değerleri. Onun için şu “1970’den önce kötüydü...” O zaman, bir dakika… On iki yıldır siz ne yaptınız? On iki yıldır bu yasayı niye çıkarmadınız? Tam on iki yıl beklediniz Sayın Bakan, niye? Sekiz ay kaldı, 2015 ajansını kurmadınız, sekiz ay kaldı 100’üncü yıla. Niye bu zamana kadar beklediniz? Çok çalışan, çok para harcayan bir AKP Hükûmeti, rantı seven bir AKP Hükûmeti niye bekledi Sayın Bakanım?

Değerli arkadaşlarım, gelelim esas konuya; dünyanın hiçbir ülkesinde, bir bütçe ve bütçenin bütünlüğünün parça parça bozulmasına müsaade eden böyle bir Hükûmet daha görülmemiştir. Yani plan ve bütçe bütünlüğünden bahsedemeyiz, muaf, vergilerden muaf, belediye yasalarındaki gelirlerden muaf, 4734 sayılı İhale Kanunu’ndan muaf. Yahu arkadaşlar, lütfen… Muhtarlık bile deri ihalesi yapıyor, topladığı derileri ihale ediyor. Hangi devirde yaşıyoruz? Siz burada fakir fukaranın, devletin parasıyla ihalesiz niye… Nasıl hesap vereceksiniz insanlara? Böyle bir anlayış olabilir mi? 2886’dan -ben istediğim yere dükkânları kiralayacağım, hediyelik eşyaları vereceğim- siz nasıl muaf olursunuz? Türkiye'de bir kirayı iki kişinin dudağı arasında, bir başkanlığın dudağı arasında verme hakkını nereden alıyorsunuz? Yani dünyada özel kuruluşlar da dâhil olmak üzere her şeyden muaf olan bana bir tane tüzel kişilik gösterebilir misiniz?

Değerli arkadaşlarım, onun için mali yönden olduğu gibi, kültür, Kıyı Kanunu, imar kanunları, hepsinden muaf. E, buyurun, rant, çiftlik, her şey mübah. Böyle bir anlayış var mı? Denetim denen, devletin kendi organlarında denetimini sizler bize nasıl yapacaksınız?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, bu Çanakkale’ye ne kadar yatırım yapılıyor ya Ali Bey. Diyorum: Çanakkale’ye ne güzel yatırım yapılıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Teşekkür ettin.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Tebrik etsene Ali Bey, bir duyalım ya. Teşekkür et de bir duyalım hadi!

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Bu akşam sen uyumaktan başka bir işe yaramadın yani ancak uykun açılmaya başladı.

Değerli arkadaşlar, onun için tekrar söylüyorum: Gelin, bu ülkede denetimden kaçmayın. Bu ülkede bütçeyi bile burada Sayıştay raporlarını getiren anlayışın bu yasa içerisinde devam ettiğini, bütçeyi paramparça yaparak denetimden kaçmanızı kınıyorum ve bu kanuna da bu anlam içerisinde halka hesap veremeyeceğinizi hatırlatmak istiyorum ve hepinize çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 11. Maddesinin 6. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz;

"(6) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin sekizinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılacak mevzi ve siperlerin restorasyonuna ilişkin işlerde mevzi veya siperin uç noktalarından 20 metre uzaklığa kadar 6831 sayılı Kanundaki izinler aranmaz. "

                                                                                                                    Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, siz katılıyor musunuz?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı metninde mevzi ve siperlerin restorasyonuna ilişkin işlerin kapladığı alan sınırlandırılmamıştır. 6831 sayılı Kanun ormanları korumakla mükelleftir. Bu açıdan net sınırlar belirlenmeden 6831 sayılı kanunun hükümleri pas geçilemez.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, kısa bir ara verip geleceğim ama bir şey diyeceğim: Aslında ben de tarih hocasıyım, tarihçi epey var ama şimdi, hocaların hocası burada. Yani tarih üzerinde herhâlde bilirkişi Sayın Halaçoğlu’dur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 00.01

 

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

601 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Madde 12’de üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 12 nci maddesinin 1 inci fıkrasının (ç) bendinde geçen “dört kilometre” ibaresinin “beş kilometre” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Özcan Yeniçeri                                Ahmet Duran Bulut                               Seyfettin Yılmaz

                       Ankara                                             Balıkesir                                              Adana

                     Alim Işık                                      Yusuf Halaçoğlu                                   Lütfü Türkkan

                      Kütahya                                              Ankara                                               Kocaeli

                                                                     Mehmet Doğan Kubat

                                                                               İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 12. Maddesinin 1. Fıkrasıınn (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz;

“Konaklamanın yasaklandığı yerlerde gecelemek, alkol tüketiminin yasaklı olduğu yerlerde alkollü içki tüketmek”

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                   İbrahim Binici

                        Iğdır                                                  Kars                                               Şanlıurfa

                     Erol Dora                                          Adil Zozani

                       Mardin                                              Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 12. Maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“ç) Tarihi alan sınırları içinde veya bu sınırlara dört kilometre mesafede anız veya benzeri bitki örtüsünü yakmak yasaktır.”

                    Ali Sarıbaş                                      Haluk Eyidoğan                                 Fatma Nur Serter

                    Çanakkale                                            İstanbul                                              İstanbul

                                                                          Namık Havutça

                                                                              Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin bu şekilde değiştirilmesi uygun görülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 12. Maddesinin 1. Fıkrası a bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz;

"Konaklamanın yasaklandığı yerlerde gecelemek, alkol tüketiminin yasaklı olduğu yerlerde alkollü içki tüketmek"

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen.

Gerekçe:

Yasalar yapılırken özgürlüklere sınırlı alan bırakılmaz, özgürlüklerin sınırları belirlenir. Bu açıdan Tasarı Metninde bendin dili özgürlüğü yaralayıcı bir dildir.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmedi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 601 sıra sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 12 nci maddesinin 1 inci fıkrasının (ç) bendinde geçen "dört kilometre" ibaresinin "beş kilometre" olarak değiştirilmesini arz ve telif ederiz.

                            Özcan Yeniçeri (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kubat’ın da imzası var, ona göre soruyorum: Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, hiçbir önergemizi kabul etmiyorlar diyecektim. Böylece, bir önergeyi kabul ettiler. O sözü söyleyemiyorum, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu alan kılavuzu meselesi gerçekten önemli bir konu ve önemli sayıda alan kılavuzu var. Tabii, bunların yeterlilikleri konusunda tam bir bilgim yok ama şurasını söyleyeyim: En azından, bu kanun çıktıktan sonra belli bir müddet içerisinde bunların görevinde devam etmesi ve belki de bunların içerisinde görevini layıkıyla yerine getirecekleri bir şekilde istihdam etmeleri, devam ettirmelerini sağlamak önemlidir diye düşünüyorum. Çünkü, büyük bir boşluk meydana gelecek. Belki bir seminere bir kısmının da alınarak bunların işlerinin devam ettirilmesinde yarar var diye düşünüyorum. Çünkü, burada herhangi bir madde yok bununla ilgili ve büyük bir boşluk doğacak.

İkinci bir konu, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, şimdi aslında sürekli olarak şu söyleniyor: Çanakkale bir barış temsilcisi ve bir barış niteliği taşıyan bir yerdir. Şimdi, Allah aşkına, dünyanın en büyük savaşının olduğu, aşağı yukarı 500 bin insanın hayatını kaybettiği bir yere nasıl “barış” diyebilirsiniz? Kafasında hâlâ mermi parçasının durduğu iskeletler, kurşunların birbiriyle çarpıştığı    -düşünebiliyor musunuz, o alanda kurşunu birbirine nasıl çarpıştırırsınız- yüzlerce birbiriyle çarpışmış kurşunların bulunduğu bir bölgeye “barış” diyorsunuz. Adam 10 bin kilometre öteden, Yeni Zelanda’dan gelmiş, ondan sonra Anzak diye gelmiş, Avusturalya’dan gelmiş Gurka diye gelmiş. Ve o kadar uzaktan, 10 bin kilometre öteden herhâlde barış için gelmedi bu insanlar ve biz hâlâ bunu “Evrensel olsun, insanlığa hoş görünelim.” gibi birtakım düşüncelerle barış bölgesi gibi nitelendiriyoruz. Böyle bir şey söz konusu değil. Adamlar resmen geldiler, bizim namusumuza el koymaya çalıştılar, İstanbul’u almaya çalıştılar, ezanı susturmaya çalıştılar. Onlara karşı göğsünü siper etmiş insanlar varken bu kadar, bu kadar şehitlerimiz varken hâlâ bunun “barış” diye nitelendirilmesi mümkün mü?

Benim ilk gittiğim yıllarda -1968 yılıydı- inanın ki araçtan yarım saat aşağı inemedim, basamadım toprağa çünkü her karış toprağında şehit kanı vardı. Ben buna nasıl “barış bölgesi” diyebilirim? Tam tersine, bunu doğru olarak anlatmak zorundayız yani tarihi bir şekilde çarpıtırsak bunun sonuçlarının iyi olacağını zannetmeyin. Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyor: “Tarih yazmak yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Eğer biz tarihi doğru şekilde anlatmazsak gençlerimize, çocuklarımıza, yarın onlardan o Çanakkale’deki o hassasiyeti nasıl bekleyebiliriz?

Ben diğer bir şekilde şunu önermek istiyorum, bunu Kültür Bakanlığı veya Millî Eğitim Bakanlığı yapabilir: Liseyi bitiren her Türk gencinin, Türkiye’de liseyi bitirmiş her Türk gencinin muhakkak Çanakkale’yi görmesi gerekir, muhakkak Bursa’yı görmesi gerekir, muhakkak İstanbul’u görmesi gerekir. Şöyle düşünün: Hakkâri’deki bir gençle Edirne’deki bir gencin Ankara’da aynı üniversitede okurken birbirlerine anlatacakları ortak paydalar olur bunlar. İşte, birlik ve beraberliğin sağlanmasındaki en önemli adımlardan biri atılır. Dolayısıyla, ortak değerlerimiz olarak koyacağımız bir unsuru herhâlde… Zannediyorum, anlatıldığı kadarıyla, çok daha güzel hâle getirilecek, kıyılara çıkarma unsurları koyulacak.

Dolayısıyla, ben bu konuda kesinlikle birtakım sivil toplum kuruluşlarının dışında, belediyelerin dışında, doğrudan doğruya Millî Eğitim Bakanlığı veya Kültür Bakanlığının işe el atmasın ve liseyi bitiren her gencin muhakkak Çanakkale’yi görmesinin sağlanmasının -diğer saydığım yerler, Ankara da dâhil olmak üzere- önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. Tekrar, bu yasanın -bundan sonra konuşmayacağım için- hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Bu arada da şunu söylüyorum: Dün Engin Alan Paşa’yla ilgili burada bir konuşma yapmıştım. Tesadüftür belki ama AYM, Balyoz davasında sanıkların ve mahkûmların yeniden yargılanmasıyla ilgili bir karar verdi ve yarın dosya İstanbul’a gönderiliyor. İnşallah Salı günü onu aramızda görme şansına erişiriz hep beraber, hiçbir milletvekilinin de hapishanede olmadığı bir ortam ortaya çıkar.

Hepinize teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 13’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının 13. Maddesinin 2. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ali Sarıbaş         Namık Havutça                               Fatma Nur Serter                             Haluk Eyidoğan

Çanakkale           Balıkesir                                           İstanbul                                           İstanbul

 “(2) Bu Kanunda Başkanlığa verilen görevlerle ilgili olarak diğer mevzuatta Orman ve Su İşleri Bakanlığına yapılan atıflar Kültür ve Turizm Bakanlığına, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Müdürlüğüne yapılan atıflar ise Çanakkale Savaşları Gelibolu Milli Tarihi Alan Başkanlığına yapılmış sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Çok değerli milletvekilleri, bir kere, nedense bu saatlerde hep kanun yapmaya, konuşmaya da alıştık. Televizyonda hiç konuşamıyoruz. Arkadaşlarımızla kapandıktan sonra yasa yapmaya çalışıyoruz. Onun için de rahat rahat laf atmalar da çok kolay oluyor tabii uyku geldikçe.

Çok değerli milletvekilleri, ben sadece burada Sayın  Bakanımın bir konusu… Bölgemizde yaşayan tüm milletvekillerimizde siyasetle uğraşan bütün arkadaşlarımızda ve yerel yönetimlerde de dâhil olmak üzere bir kavga var. Bu kavga alan kılavuzluğu kavgası. Yani, çünkü -burada turizm rehberliği- hakikaten burada bir sıkıntı var.

Şimdi,  bu yasayla birlikte bütün oradaki arkadaşların hepsi soruyorlar, “Bu, yasa metninde var mı?” Yani, tabii ki burada belge alındı, belgeleriyle eğitime tabi tutuldu ve gerçekten de burada bu alan kılavuzluğu konusunda… Çünkü, oraya 2,5 milyon gibi rakamlarla ifade edilen ziyaretçi geliyor her yıl. Bu alan kılavuzluğu ve turizm rehberleri konusunda da o onu denetliyor, bu onların arasında,  bir yetki kargaşası. Gerçekten de -burada düzenleme yapılarak- uygulamada teknik hatalar olduğunu söylemek için söz aldım.

Sayın  Bakan, burada bir düzenleme şart, bu akşam çıkaracağımız yasada yok. Ama -göreceksiniz ki- en çok üzerinde durulması gereken,         -oradaki tesislere ne yaparsak yapalım- burada eğitilmiş -bu arada- gerçekten belge almış ve özellikle de Turizm Bakanlığı ya da buna bağlı olarak eğitilmişlerin dışında bir de müktesep hak olarak buradaki alan kılavuzlarının sorununu sormak istiyorum. Bu alan kılavuzlarının aldığı belgeler bundan sonra geçerli olacak mı olmayacak mı ya da Turizm Bakanlığı rehberlerinin sözü, mevcut yasalara göre, onlar işlerlik mi kazanacak?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Orman Bakanlığı…

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Orman Bakanlığından alınan rehberler oradan yetişti ve oradan belgeler aldılar -onu söylüyorum- alan kılavuzluğunu oradan aldılar. Bunların hakları geçerli olacak mı? Çünkü, yani bununla ilgili burada ciddi bir hak kaybı söz konusu ve sorulan sorular içerisinde bu var.

Yine, orada Turizm Rehberlik Derneği diye kuruluşumuz var, kurmuşlar ve onlarla da ilgili sıkıntıları var ve Turizm Bakanlığıyla birlikte ortak, bunları denetleme yetkisi verilmiş ve bu konuda da bir sürtüşme yaşanıyor. Buradaki sürtüşme, milli parkta, oraya giden insanları da rahatsız ediyor. Yani, oraya bir ziyaretçi gittiğinde nereye müracaat edecek, nasıl doğru bilgi alacak, nasıl gezecek? Bu sorunun karşılığını biz buradan vermek zorundayız, bu çelişkiyi yaşatmamak zorundayız. Orada insanların ben bu alan kılavuzuna gidersem böyle olur diye kafasında soru işareti var, bu turizm rehberine gitsem böyle bir soru işareti var; bu soru işaretini insanların hafızasından kaldırmak gerekiyor. Doğru bilgilendirmek, eğitilmiş şekilde bilgilendirmek gerekiyor ve bu konuda da gerçekten bu yasa düzenlemesinde de yok. Hepsi bu soruyu merak ediyorlar.

Onun için de bir kere sorunun cevabı burada netlik kazanmalı. Tabii ki alan kılavuzlarının buralardaki belgelerinin müktesep hakları olmalıdır diye düşünüyorum. Ama, tekrar eğitime tabi tutulurlar mı tutulamazlar mı onun yetkilisi ve eğitimcisi değilim. Ancak, bu konuda gerçekten bir düzenleme yapılmasının şart olduğunu biliyorum çünkü oraya Türkiye'nin ve dünyanın neresinden gelinirse gelinsin orada bir kargaşa var. Bu kargaşayı da bir şikâyet mekanizması olarak ya da orada yaşayan insanlar olarak hep yaşıyoruz, özellikle de Çanakkale’deki tüm milletvekillerimiz. Oradaki bütün insanların en çok şikâyet edildiği konulardan bir tanesi bu. Burada bu düzenleme mutlaka yapılmalıdır ve düzenleme yaparken mutlaka arkadaşlarımız oradaki hakları korumalıdır. Aynı zamanda, bu yasa içerisinde yer almadığına göre, burada çıktıktan sonra bu boşluğu nasıl dolduracaksınız? Bu boşluğu doldurmanız için ne yapmanız gerekiyor, sorusunu da sormamız gerekir diye düşünüyorum.

Herhâlde ben bundan sonra konuşma da yapmayacağım. Onun için bu kanun tasarısının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Bu vesileyle sevgili arkadaşımın millî konusundaki… Uyuyarak ama dokuzdan sonra da mutlaka kahve içmesini dileyerek en derin iyi akşamlar diliyorum.

Yasa tasarısı bütün Türkiye’ye hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 1’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/927 Esas numaralı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısının Geçiş Hükümleri başlıklı Geçici Madde 1’e aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“(7) Bu kanun yayımı tarihi itibariyle Başkanlığa tahsis edilen taşınmazlardan daha önce kiraya verilmiş olanlar veya hangi ad altında olursa olsun bu taşınmazların kullandırılmasına ilişkin sözleşmeleri bulunanlar, sözleşmelerinde belirtilen bitim tarihi itibari ile sözleşmelerinde tarih bulunmayanlar ise 31.12.2014 tarihine kadar başka bir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden sona erer ve bu taşınmazlar 2886 sayılı Kanunun 75 inci maddesine göre tahliye edilir.”

                    Ali Sarıbaş                                     Fatma Nur Serter                                  Haluk Eyidoğan

                    Çanakkale                                            İstanbul                                              İstanbul

                 Namık Havutça

                     Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçe mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe lütfen…

Gerekçe:

Bu madde ile sözleşme hukuku çerçevesinde faaliyetini sürdürmekte iken bu kanun ile beklenmedik kayıplara uğraması muhtemel gerçek ya da tüzel kişiliklere bir geçiş dönemi sağlanması maksadı ile bu değişiklik gerekli görülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Geçici 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 14’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 14. Maddesinde yer alan "tarihinde" ibaresinin "tarihinden itibaren" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                   İbrahim Binici

                        Iğdır                                                  Kars                                               Şanlıurfa

                     Erol Dora                                          Adil Zozani

                       Mardin                                              Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen…

Gerekçe:

Bu değişiklik ile kanun metninin daha anlaşılır olması amaçlanmıştır. Bu nedenle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 15’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

601 sıra sayılı kanun tasarısının 15. Maddesinde yer alan “Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür” ibaresinin “Kanunun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                   Mülkiye Birtane                                       Erol Dora

                        Iğdır                                                  Kars                                                 Mardin

                 İbrahim Binici                                      Adil Zozani

                     Şanlıurfa                                             Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET UÇMA (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen…

Gerekçe:

Bu değişiklik ile kanun metninin daha anlaşılır olması amaçlanmıştır. Bu nedenle maddenin tasarı metninde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Oyunun rengini lehte olarak belli etmek üzere Çanakkale Milletvekili Sayın Mehmet Daniş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Gerçekten de yaklaşık yedi saattir Çanakkale Savaşı Gelibolu tarihî alanıyla ilgili yasa tasarısı üzerinde çalışıyoruz. Çanakkale’yi konuşuyoruz, 1915’i konuşuyoruz yani, bizi konuşuyoruz, Türk milletini konuşuyoruz, birlik, beraberliğimiz konuşuyoruz. Çanakkale dendiğinde üzerinde tartışma olmayan, Türk milletinin bütün unsurlarının aynı duyguyla, aynı heyecanla 1915’i yaşadığı bir kavramı konuşuyoruz aslında. Çanakkale gerçeğine bakıldığında, 253 bin şehidimizin olduğu, 131 değişik askerlik şubesinden gelen şehitlerimizin bulunduğu, bunun toplam o günkü Osmanlı coğrafyasındaki 24 ülkeden gelen gençlerin, gelen insanların oluşturduğu bir grup olduğunu düşündüğümüzde gerçekten de Çanakkale bizim tarihimizdir, Çanakkale, cumhuriyetimizin önsözüdür.

Bakın, Çanakkale’de, daha öncesinde millî park olarak yönetilen alanda Orman Bakanlığımızın, Millî Parklar Genel Müdürlüğümüzün gerçekten ciddi çalışmaları oldu. Aslında 2003 yılından bugüne kadar bakıldığında sürekli 3 bakanın görevli olduğu, bir Başbakan yardımcısının veya bir devlet bakanının koordinatörlük görevini üstlendiği, çalışmaların yürütüldüğü bir alan oldu Çanakkale. Bunun sebebi de koordinasyondaki zorluklardı. Ben Sayın Bakanımıza, öncelikle Sayın Orman Bakanımıza ve onun çok değerli çalışanlarına yaptıkları bütün hizmetlerden dolayı huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Yine, Sayın Çelik’e, Sayın Bakanımıza da yıllardan beri yaşadığımız sorunları giderecek bir tasarıyı bugün önümüze getirdiği için huzurlarınızda gerçekten teşekkür ediyorum.

Aslında birçok şey konuşuldu. Çanakkale artık 2003 yılından bugüne gelindiğinde birçok şehitliğin ihya edildiği, altyapı sorunlarının giderildiği, anıtların yükseldiği bir alan. Ama buradaki en temel problemimiz alanın yönetim sorunu yani alanın gençlerimize, Türk gençliğine anlatılması, yaşatılması ve 1915 Çanakkale duygusunun gelecek nesillere taşınabilmesi duygusudur. Alan kılavuzluğunu da, alan yönetimini de, alan Başkanlığını da bizim buradan başlayarak konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Evet, Çanakkale’de 1915’te 253 bin gencimizi şehit verdik ama Türkiye Cumhuriyeti’nde, yeryüzü var oldukça, bayrağımız dalgalandıkça Çanakkale ruhu, Çanakkale gençliği yaşamaya devam edecektir ve bizim bu duyguyu yeni nesillere, gençlerimize aktarmamız gerekmektedir.

Sayın Halaçoğlu’nun da ifade ettiği gibi, 2003 yılından beri tartışılıyor, bunun adımları atıldı. Ortaöğretimi bitirmeden bütün çocuklarımız, bütün gençlerimiz Çanakkale şehitliklerini gezmeli. Ve 2003 yılında 10 bin gençle TÜRSAB’ın da destek verdiği bir kampanya bugün artık 2,5 milyonlara ulaşmış durumda. Türkiye'nin değişik... Sadece Türkiye'nin de değil, Misakımillî’nin dışından Balkanlardan dahi her yıl 2,5 milyon insanımızın, gencimizin gelerek dolaştığı, gezdiği ve yeniden birlik ve beraberlik şuurumuzun pekiştirildiği bir alan hâlindedir. Dolayısıyla, bugün Komisyonda da muhalefet partisinden arkadaşlarımızın vermiş olduğu desteklerle, katkılarla, bugün burada kabul edilen önergelerle, verilen katkılarla gerçekten bu alanın bundan sonra daha iyi yönetilebilmesi, daha koordineli bir şekilde yönetilebilmesi, gelecek nesillere Çanakkale ruhunun aktarılabilmesi anlamında çok önemli bir çalışma yaptığımızı düşünüyorum.

Ben bu çalışmaya katkı veren herkese, siz değerli milletvekili arkadaşlarımıza, Sayın Bakanımıza ve değerli çalışanlarına, bürokratlarına; huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bu kanun, gelecek nesillere, gençliğimize, birlik ve beraberliğimize bu kanunun hayırlar getirmesini temenni ediyor, Çanakkale şehitlerimizi ve tüm şehitlerimizi huzurlarınızda yad ediyorum.

Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır. Tasarının tümü açık oylamaya tabidir, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

214

 

 

Kabul

:

206

 

 

Ret

:

8

(x)

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu

Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya

Bartın”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakan, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; bu tasarıya eleştirileriyle, destekleriyle destek veren, buna katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum, yüce Meclise teşekkür ediyorum.

Ben, yüce Meclisin kayıtlarına geçsin ve bu Mecliste benden önce okunmuşsa bir kere de ben bir Kültür Bakanı olarak okuyayım diye size bir anekdottan bahsedeceğim, yüce Meclisin hatırasına arz edeceğim çünkü bunun Gazi Meclis “Gazi” sıfatını taşıyan bu Meclis için fevkalade kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Bizim topraklarımızdan değil başka bir coğrafyadan Çanakkale’ye nasıl bakılıyordu, onunla ilgili bir anekdot.

Pakistan’ın millî şairi Muhammed İkbal bir sabah uyanır, büyük Lahor Meydanı’na gelir ve halkına bir konuşma yapar. Şair Nedvi Ebul Hasan o konuşmayı şöyle anlatıyor: “Lahor’da bir meydanda ciddi bir toplantı olmuştu. Sayılamayacak kadar kalabalık vardı. Heyecan son haddine gelmişti. Trablusgarp işgal edilmişti ve Trablusgarp’ın ardından sıra Çanakkale’ye gelecekti. Lahor halkı sırtlarındaki elbiselere kadar, evlerindeki bakıra kadar çıkarıp verdiler. Verirken şunu diyorlardı: ‘Osmanlı’nın, Mehmetçik’in imdadına yetişsin.’ Vagonlarla yükleyip gönderiyorlardı. Konuşma kürsüsü hazırlanmıştı. Nazarlar bir tarafa teveccüh etti, belli ki büyük alim ve şair geliyordu. O gelen insanda bütün bir milletin ızdırabını çekmenin havası saklıydı, iki büklümdü. Konuşma kürsüsüne çıktı, çok belagatlı konuştu, insanları etkiledi; Osmanlı’ya, Müslümanlara yardım etmenin faziletini anlattı ve Muhammed İkbal Lahor’daki alanda yüz binlere şöyle anlattı rüyasını: Bu dünyadan göçmüştüm. Melekler beni rahmet ayetinin sahibi Efendimiz Hazreti Muhammed (AS)’ın huzuruna çıkardılar. Efendimiz buyurdu: ‘Ey hicaz bahçesinin bülbülü! Güller senin sözlerinin ateşiyle ısındı. Senin gönlün aşk şarabıyla coşkundur, secde ve niyazdır senin coşkunluğun. Aşağılardan, yeryüzünden göklere doğru uçtuğun zaman melekler sana yüceliğin sırrını verdiler. Cihan bahçesinden çıkıp bana güzel bir koku gibi yaklaştın. Söyle bana ne armağan getirdin?’ buyurdular. Dedim ki: ‘Efendim, dünyada huzur ve rahat kalmadı, gönlün arzu ettiği hayat ele geçmiyor. Varlık bahçelerinde binlerce gül, binlerce lale var ama vefasızdır onlar, terk eder bizi renkleri de kokuları da. Efendim, bunların yerine bir şey getirdim size, cennette bile eşi benzeri olmayan bir şişe kan getirdim. Bu senin ümmetinin namusudur, şerefidir, vicdanıdır. Bu, Trablusgarp’ta, Çanakkale’de şehit olan askerlerinin kanıdır.”

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

4’üncü sırada yer alan Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

 

 

4.- Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/410) (S. Sayısı: 90)

BAŞKAN – Komisyon yok, ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, bundan sonra komisyonun bulunamayacağı anlaşılmıştır.

Alınan karar gereğince tasarı ve teklifler ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 19 Haziran 2014 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.46

 

 

 



(x)  (10/982) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

 

(x) 601 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.