17 Haziran 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşimini açıyorum.

                                                        

                                                  YOKLAMA

 

 

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerinse yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içeresinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Seyitömer Linyit İşletmesi ve Termik Santralinde yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; daha önce değişik vesilelerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşıyarak gerek sizleri gerek sorumluları gerekse kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla ele aldığım bir konuyu, maalesef, son dönemde yaşanan bazı toplumsal olaylar nedeniyle bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi ve bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, Kütahya İli merkez ilçesi sınırları içerisinde faaliyet gösteren Seyitömer Linyit İşletmesi ve Seyitömer Termik Santrali, maalesef, AKP hükûmetlerinin iş başına gelir gelmez başlattıkları özelleştirme furyasının bir halkası olarak geçen yıl birlikte özelleştirildi. Geçen yıl, tam bir yıl önce, 18 Haziran 2013 tarihinde yine bu kürsüden bir başka gündem dışı konuşmayla bu özelleştirmenin yanlış olduğunu ve bu şekliyle yapılan özelleştirmenin ileride çok sayıda çalışana mağduriyet getireceğini ifade etmiştim ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla da ilgilileri göreve davet etmiştim. Ancak o günün şartlarında işletmenin satılması gerektiğini ilgili bakan geldi burada çok hırslı bir şekilde savundu, hatta bizi iş bilmemekle de suçlayarak kârlı olan bir işletmenin satışını âdeta yüce Meclise çok iyi bir satış olarak gerçekleştirdiklerini ifade ederek açıklamada bulundu.

Değerli milletvekilleri, bu işletmelerin özelleştirilmesinin ardından öncelikle dışarıya yapılan kömür satışının ihale kapsamı içinde olmaması nedeniyle bazı işçilerin işletmeyi alan iş yeri sahipleri tarafından çalıştırılacak alan bulunamadığı gerekçesiyle önce İŞKUR’a 300’e yakın kişinin işten çıkarılması gerektiği yönündeki taleplerini ilettiler ve arkasından 109 işçinin işine son verildi. Bu olay üzerine 17 Nisan 2014 tarihinde işletmede çalışan işçiler, maalesef, hiçbirimizin tasvip etmediği ve arzu etmediği toplumsal olayların yaşanmasına neden olan bir protesto eylemine giriştiler ve bu olayların  bastırılmasının ardından olay tabii ki savcılığa yapılan suç duyurularının ardından yargıya intikal etti ve yargı süreci devam ederken 109 işçinin geriye iadesi kabul edildi iş yeri tarafından ve arkasından eylemlere karıştığı gerekçesiyle, önce 20 işçinin, ardından da 18 işçinin işine son verilmesiyle beraber on gün önce olaylar yeniden patlak verdi ve işletmede çalışan işçilerin tamamı oturma eylemine başlayarak on gündür işten çıkarılan arkadaşları işe iade edilmediği sürece işe gitmeyeceklerini ve bu işçi kıyımlarının durdurulması gerektiğini ileri sürerek oturma eylemlerini sürdürmektedirler. İki gün önce işletmede eylemi yapan işçiler ve ailelerini ziyarete gittim ve tesadüf, gider gitmez de çok yoğun bir yağış altında işçilerimizle bu sıkıntıların çözümü konusunda ne yapabileceğimizi onlarla konuşurken yıldırım düşmesi sonucunda da bir arkadaşımız yaralandı, birçok arkadaşımız da bundan etkilenerek o olaylar da yaşandı ve bu mağduriyet devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu işletmelerin satışı sırasında işçilerin mağdur edilmeyeceği sözünü veren siyasiler ve aracı olan yetkililer şimdi kulaklarını tıkadılar, “Burada ne oluyor?” diye bakmıyorlar. Şimdi, sizlere bu konuyla ilgili yapılması gerekeni bir kez daha paylaşıyor ve Hükûmeti, özellikle de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Maliye Bakanlığını, sorumlu bakanlıkları bu sorunun çözümüne davet ediyorum.

Şimdi, dışarıya kömür satışını iptal ettiyseniz bu işçilerin de orada çalışması gerektiğine hepimiz inanıyorsak -ki inanıyoruz- bu çözümü Hükûmetin bulması gerekiyor. İş yeri sahiplerinin mağduriyetine ve işçilerin mağduriyetine yol açan bu yanlış uygulamanın bir kez daha yaşanmaması gerekiyor ama yaşanan olaylardan ders almayan Hükûmetin, en son, Yatağan’daki ısrarlı tavrını bir kez daha gördük. Orada da buna benzer olaylar yaşanacak. Arkasından Kütahya Tunçbilek Termik Santrali ve Garp Linyit İşletmeleri özelleştirme kapsamına alındı, yine o olaylar orada devam edecek.

Gerekli tedbirlerin alınmasını tekrar talep ediyor, ilgilileri göreve davet ediyorum ve sizi de tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Gündem dışı ikinci söz, Bursa’daki dolu ve aşırı yağış nedeniyle çiftçilerimizin yaşadığı sorunlar hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın İlhan Demiröz’e aittir.

Buyurun Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa’da yaşanan dolu ve aşırı yağış nedeniyle çiftçilerimizin yaşadığı sıkıntılara ilişkin gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli çiftçilerimizi ve vatandaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde 2014 yılı tarımsal üretim dönemi, 2013 yılı son aylarında beklenen yağışların olmaması nedeniyle kurak geçmiş, 2014 Mart ve Mayıs ayları içerisinde de ülkemizin belli bölgelerinde don ve dolu olaylarının yaşandığı doğal afetlerle başlamıştır.

Bursa’mızın yüzde 35’ini verimli arazilerin oluşturduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak, iktidarın izlediği yanlış tarım politikaları ve uygulamaları sebebiyle çiftçilerimizi, tarım arazilerimizi, su kaynaklarımızı, doğamızı ve kültürel varlıklarımızı birer birer kaybetme noktasındayız. 

Buna son aylarda yaşanan iklimsel felaketleri de eklediğimizde, Bursa’nın Osmangazi, Gürsu, Mustafakemalpaşa, Karacabey, Keles, Kestel, Mudanya, Gemlik, İznik, Orhangazi gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu ilçelerimizde çiftçilerimizin yüzde 80 ile yüzde 100 arası zarar gördüğünü ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, bir örnek vermek istiyorum. Bursa Karacabey ilçemizde yaklaşık 80 dönüm arazisi olan ve üretim yapan bir çiftçimizin düştüğü borç sarmalı sebebiyle tüm arazisini kaybettiğini ve SRC belgesi alabilmek için yardım istediğini sizlerle paylaşmak isterim. Bu çiftçimiz sulama birliğine verdiği taahhüt nedeniyle kışa hapiste yatmaya hazırlanıyor. Arazileri ipotekli ve “Çiftçilikte bu yıl son senemiz.” diyor. Çiftçilerimizin içinde bulundukları bu durumun ne kadar ciddi ve üzüntülü olduğunu belirtmek isterim. Ancak buna rağmen Plan ve Bütçe Komisyonuna 61 madde olarak girip, oluşturulan alt komisyondan 106 madde olarak çıkan ve komisyonda şu anda görüşülmekte olan torba kanun tasarısında çiftçilerimizin içinde bulundukları borçlarına yönelik bir tek kanun maddesinin bulunmamasının nedenini ilgili bakanın çiftçilerimize ve bizlere açıklamasını talep ediyoruz.  

Hâl böyle iken sorun ve sıkıntılarını demokratik bir eylemle dile getiren ve çare arayan Diyarbakır’da, Mardin’de, Şanlıurfa’da, Siverek ve Viranşehir’deki çiftçilerimiz yine gaz, su, copla cezalandırılmışlardır.  Sayın Bakan kendi seçim bölgesinde yaşanan bu feryatları dahi duymamış ve üreticiye olan vurdumduymaz tavrını sürdürmüştür. Sayın Bakan konuşmalarında, Türk tarımının kendilerinin döneminde ayağa kalktığını, milyarlarca kredi verdiklerini, kredilerin geriye döndüğünü, ihracat yaptıklarını ifade eder, ithalata değinmeden bitmek tükenmek bilmeyen bir övünme içerisindedir.  Ancak çiftçilerimiz bakanın bu her yerde övündüğü rakamları hiç anlamadıklarını, başta girdi maliyetleri olmak üzere ürettikleri ürünün karşılığını alamadıklarını, doğal afetler nedeniyle gerekli desteklerin sağlanmadığını, topraklarının ellerinden çeşitli yasalarla alınmak istendiğini ifade ederek, bunlarla nasıl baş edeceklerini bilmediklerinden dövünmeyle yaşamaktadırlar.  Şimdi buna bir de devlet eliyle dövünmeleri eklenmiştir.

Tüm bu gelişmeler ışığında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını göreve çağırıyor, sektörün tüm paydaşlarıyla bir araya gelerek sıkıntılara, sorunlara çözüm bulmasını talep ediyoruz, ilçe ziraat odalarımızın Marmarabirlik’in bölgesindeki hasarla ilgili oran ve raporlarını dikkate almasını istiyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen torba kanun tasarısına derhâl çiftçilerimizin iklimsel nedenlerden dolayı afet kapsamına alınarak zararlarının karşılanmasını, tarım kredi kooperatiflerine, elektrik dağıtım şirketlerine, sulama birliklerine ve Ziraat Bankasına olan borçlarının faizlerinin silinerek ana paranın uzun vadede tekrar yapılanmasının sağlanmasını talep ediyor, yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demiröz.

Gündem dışı üçüncü söz, Bingöl’deki saldırılarla ilgili söz isteyen Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir.

Buyurun Sayın Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

13 Haziran 2014 tarihinde yani geçtiğimiz cuma günü Bingöl’de BDP il binasına yönelik yapılan saldırıyla ilgili Genel Kurulu bilgilendirme amacıyla söz aldım.

Değerli milletvekilleri, Diyarbakır’da sahneye konmak istenen bayrak provokasyonunun bir benzeri cuma günü Bingöl’de devreye konmak istendi. Aralarında, korucuların, kontra yapıların ve derin ilişkiler içerisinde olan bazı çevrelerin olduğu 40-50 kişilik bir grup tarafından “Lice’ye gidiyoruz.” bahanesiyle yapılan etkinlik Genç ilçesinde polis tarafından engellenmiş ve bu grup Bingöl merkeze yönlendirilmiştir. Bingöl merkeze gelen bu grup, günler öncesinden İçişleri Bakanlığının haberi olmasına rağmen, Bingöl Valisinin, Bingöl Emniyet Müdürlüğünün günler öncesinden haberi olmasına rağmen kent içerisinde ellerinde Kalaşnikof silahlarla, pompalı silahlarla konvoy yapmak suretiyle âdeta Bingöl’ü karanlık bir planın içerisine koymak istemişlerdir. O gün Bingöl’de yaşananlar, Teksas filmlerini aratan sahneleri maalesef önümüze getirmiştir. Bu, ellerinde Kalaşnikof ve pompalı silahlar olan grup, Barış ve Demokrasi Partisi binasının önüne kadar büyük bir rahatlık içerisinde gelmişler, il binasının önüne geldiğinde de ellerindeki silahlarla çevreye rastgele ateş açmışlardır. Gerek parti binasında gerekse de yakınında bulunan bir banka şubesine isabet eden kurşunlar, çok büyük bir tesadüfle insanlara isabet etmemiş ve can kaybı Allah tarafından korunarak yaşanmamıştır.

Biz, bu olayın derin bir provokasyon olduğunu biliyoruz. Günler öncesinden uyarmamıza rağmen tedbir almayan Bingöl Valisinin ve Bingöl Emniyet Müdürünün ve bu provokasyonu devreye koyanlara yardımcı olan Bingöl polisinin direkt olarak sorumlu olduğu bir karanlık planlama olduğunu buradan paylaşmak istiyoruz. Bu provokasyonu ortaya koyanlara yardım ve yataklık eden, başta Bingöl Valisi ve Bingöl Emniyet Müdürü olmak üzere, ilgili sorumlular hakkında derhâl bir adli ve idari soruşturma açılmasını ve bu sorumluların da derhâl görevden el çektirilecek şekilde bir sürecin Bingöl kamuoyuna, Bingöl halkına aktarılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Daha önce de bu Meclis kürsüsünden bahsetmiştik: Bir buçuk yıl önce de yine Bingöl’de BDP il binasına silahlı saldırı şeklinde bir provokasyon ortaya konmuştu. O dönemde, tamamen polisin yönlendirmesi ve yardımıyla yapılan o saldırılarda yine can kaybı büyük bir tesadüf neticesinde yaşanmamıştı. O gün yaşanan hadiselerden sonra bugüne kadar maalesef ne bir adli soruşturma ne bir idari soruşturma açıldı, ilgililer hakkında tek bir görevden alma durumu bile yaşanmadı. O durum yaşanmadığı için Bingöl’de BDP İl Binası âdeta devlet tarafından bilinçli bir şekilde hedef hâline getirildi ve AKP’li seçilmişlerin de bilgisi dâhilinde olan o planla ilgili herhangi bir soruşturma süreci yürütmeyen AKP, âdeta bugünkü saldırıya da bir davetiye çıkarmış oldu.

Biz şunu açıkça belirtelim: Bingöl halkının, artık, bu uygulamalarınıza ve bu işletmiş olduğunuz adalet sistemine güveni kalmamıştır. 18 yaşındaki  bir lise öğrencisini sahte iddianamelerle müebbet hapse mahkûm eden, 16 yaşındaki bir kız çocuğuna yıllarca tecavüz ve cinsel istismarda bulunan askerleri koruyan, kollayan bir yargı sistemi elinde Kalaşnikof silahlarla parti binalarına saldıran, rastgele ateş açanlar hakkında bir işlem yapmamışsa, orada artık adaletten bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla, ortaya çıkan bu durum, halkın kendi adaletini kendisinin araması şeklinde bir fiilî durumu beraberinde getirmiştir. Biz, bunun tehlikeli bir boyuta gideceğini buradan tekrar ifade etmek istiyoruz. Yapılması gerekenin, bu saldırganları ve bu provokatörleri bir an önce yargı önüne çıkarmak olduğunu, Bingöl Valisi ve Bingöl Emniyet Müdürü başta olmak üzere, sorumlular hakkında da derhâl idari soruşturmalar başlatılarak gerekli takibatın yapılması gerektiği olduğunu belirtiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

10 arkadaşımıza birer dakika kısa söz vereceğim.

Sayın Özkan…

 

 

 

RAZAMAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Geçtiğimiz perşembe günü, Bartın Milletvekilimiz Rıza Yalçınkaya ve Yozgat Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı ve yöneticileriyle Yozgat ilinin Merkez, Lök, Büyükincirli, Sırçalı, Yamaçlı, Çakmak, Dereçepni, Yoğunhisar, Abdilli, Yapalak, Yenikışla, Karakuyu köylerindeydik. Bu köylerde yaklaşık 80 bin dönüm buğday, mercimek, nohut ve pancar ekili arazi yüzde 100 hasar görmüştür. Üreticilerimize faks geçilmiştir, fakslarında yüzde 3 faizle erteleme söz konusu yapılmıştır. Ziraat Bankasına, tarım kredi ve özel bankalara faizsiz bir erteleme istenmektedir.

Ayrıca, buradaki üreticilerin tohumluğa ihtiyacı vardır. Önümüzdeki dönemde tarlalarına tohum atabilmeleri için Hükûmet yetkililerinden tohum talep etmektedirler. Ayrıca, finans kaynağına ihtiyaçları vardır, şu anda hiçbir şeyleri kalmamıştır. Bu konuda Hükûmeti duyarlılığa davet ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

 

 

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş tekstili ve sanayisiyle gelişmekte olan bir ilimiz. Yıllarca, havaalanımızın uluslararası standartlara ulaşması konusunda çok büyük mücadeleler verdik. Havaalanının birçok bölümünü Kahramanmaraşlılar olarak kendi imkânlarımızla yaptık. Havaalanında uçaklarımızın rahat inip kalkabilmesi için eksik olan cihazların bir an önce yapılması, ayrıca Ankara-İstanbul uçuşlarının ve saatlerinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili ilgili bakanlıktan bunu rica ediyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

 

 

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Irak’ta kan gövdeyi götürüyor, katiller, caniler ve zalimler Türkmenleri katlediyor, AKP iktidarı olanı biteni seyrediyor. Türkmenlerin feryatları arşıâlâyı sarmıştır. Türkmenler, Telafer ve Tuzhurmatu’da evlerinden sökülüyor, yurtlarından kovuluyor ve katlediliyor. Türkmenler insanlık dramı yaşıyor. Şu anda Telafer’den canını kurtarmak için yollara düşmüş 200 bin insan peşmergeyle IŞİD arasında sıkışmış kalmıştır. IŞİD, Türkmenleri katlediyor, kovuyor, peşmerge soyuyor, AKP seyrediyor. Türkmenler Türkiye’den feryat figan can güvenliklerinin korunmasını istemektedir. AKP iktidarı Türkmenlerin dramına ölüm sessizliği içerisinde bakıyor; Başbakan sessiz, Hükûmet sessiz, bakanlar sessiz, AKP sessizce Türkmenlerin ölümünü seyrediyor. AKP, Türkmenlerin yurtlarında katledilmesinden, sürülmesinden ve kovulmasından sorumludur. Türkmen katliamını seyretmek katillere destek olmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru…

 

 

 

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de Irak Türklerine yapılan IŞİD saldırısını şiddetle kınıyorum, acil olarak Hükûmetin desteğini beklemekte olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, Tokat ili Reşadiye ilçesi Yolüstü beldesinde bulunan Zinav Termal Turizm Merkezi, burada faaliyet gösteren taş ocaklarının çevreyi bozmasından dolayı tehdit altındadır. Burası dünyanın en güzel yerlerinin başında olup gölü ve Zinav Kanyonu’yla müstesna bir yerdir. Burada bulunan taş ocaklarının turizm bölgesi sınırları içerisinde olması doğal dokunun bozulmasına, güzelliklerin kaybolmasına sebep olmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığının daha önce verdiği kararlar doğrultusunda taş ocakları tesislerinin kapatılmaması bölge halkını huzursuz etmektedir. Devletin yetkililerinin bu karara uyması, alınan kararın uygulamaya konulması için gereğinin yapılmasını bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Varlı…

 

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu anda Musul’la ilgili haberlerin yayınlanmasına bir tedbir konuldu ama buna rağmen orada IŞİD tarafından rehin alınan şoförlerin bir kısmı bize ulaşıyorlar telefonla ve çok kötü durumda olduklarını ifade ediyorlar.

Bugün, orada, Adana’nın Ceyhan ilçesinden iki tane şoför var rehin tutulan şoförler arasında; birisi Tahsin Sürer’in oğlu diğeri Kızıldere köyünden. İkisi de feryat figan ediyorlar, “Sıcağın altında aç susuz burada bekletiliyoruz ve IŞİD para verilmezse bizi öldürecek.” diyorlar. Ama Hükûmete baktığınız zaman, onlara göre hiçbir şey yok, sanki bu rehineler bir anda serbest bırakılacakmış gibi bir ifade kullanıyorlar.

Hükûmetin bir an önce bu rehinelerle ilgili tedbir almasını ve insanlarımızın ailelerini, onları bekleyen insanları rahatlatmasını ve orada rehin tutulan insanlarımızı da bir an önce kurtarmasını, aynı zamanda Türkmenlerle ilgili de bir çözüm üretmesini bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

 

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün, İstanbul’un birçok semtinde yıllardır başarılı bir şekilde hizmet veren ve bölge halkının taleplerini karşılayan okullar, öğrenci ve velilerin talep ve tepkileri göz ardı edilerek birer birer imam hatibe dönüştürülmektedir.

Özellikle Üsküdar’da ve Kadıköy’de geçtiğimiz eğitim öğretim yılından beri imam hatip açığı olduğu söylenerek bu dönüşümler yapılmaktadır. Son olarak, Üsküdar’da mülkiyeti bedelsiz olarak ilkokul yapılmak üzere il özel idaresine devredilen ve “Ata 2 İlkokulu” olarak hizmete başlaması öngörülen orta okulun imam hatip ortaokulu olarak açılacağı dile getirilmiştir.

Yine İstanbul Üsküdar’da bulunan III. Selim İlköğretim Okulunun imam-hatip okuluna dönüştürüleceği kararı, öğrenci ve velilerin tepkisine neden olmuştur.

Geçen yıl, veli itirazlarına rağmen Kadıköy’de İntaş Lisesinde, Gözcübaba Lisesinde, Ahmet Sani Lisesinde de bu dönüşümler yapılmıştır.

Bu sebeple, mevcut okullar dönüştürülerek öğrencilerin ve ailelerinin düzeni bozulmaktadır. İmam-hatiplere ihtiyaç varsa neden yeni okullar yapılmamakta, mevcut okullar dönüştürülmektedir? Bunun, Millî Eğitim Bakanı tarafından cevaplandırılmasını istemekteyim.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

 

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, son zamanlarda özellikle, ülkemizde ülkemizin malına mülküne, bütün sıfatına, özelliklerine kasteden bir PKK terör örgütü vardı; bunlar her yerde yolu kesiyor, beli kesiyor, bayrakları indiriyor. Şimdi yine “Hükûmetten, siyasetten beslenen bir IŞİD çıktı.” diyorlar yani Hükûmetin beslediği söyleniyor. Bunu da gazetelerden, basından öğreniyoruz.

Şimdi, bu PKK yetmiyordu da bu IŞİD’i bu Hükûmet siyasi manada çıkararak yani o Musul’daki, Kerkük’teki o “Türkmen”, “Türkmeneli” dediğimiz bölgenin bu kadar imha edilmesine bu Hükûmet nasıl duyarsız kalıyor? Ben bunu sizin aracılığınızla yöneticilere söylemek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

 

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye'nin ve özellikle İstanbul’un sebze meyvesini karşılayan, kiraz, elma, şeftali ve nektarın bahçelerinin beşiği olan Lâpseki, Umurbey, Çardak ve Bayramiç ilçelerimizde yoğun yağış ve dolu yüzünden bu sene yüzde 80 civarında meyvelerimizde üretim eksikliği olmuştur. Bundan dolayı çiftçimiz perişan durumdadır, gübre, mazot ve ilaç paralarını ödeyememektedir.

Buradan Hükûmet yetkililerine duyurmak istiyorum: Burada mağdur olan bu çiftçilerimiz faizlerinin ertelenmesini ve bunlara yardım yapılmasını istiyorlar ve bu anlamda da gerekli önlemlerin alınmasını istiyorlar. Böyle giderse bir dahaki sene üretim yapılamayacağını ve ağaçları sökmek zorunda kalacaklarını bizzat kendileri ifade ediyor ve böylece İstanbul ve İzmir’in de meyvesiz kalacağını özellikle belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç…

 

 

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

17 Aralık ve 25 Aralıkta hırsızlıkları yaparken yakalanan AKP iktidarının bakanları hakkında verilen soruşturma önergesine üye vermemekle bundan kaçıyorlar. Ayrıca da bu işi örtbas etmek için anlaşılıyor ki Musul’daki Konsolosluğumuzu bunlar işgal ettirdiler gündem değiştirmek için ama orada 49 tane Konsolosluk mensubumuz şu anda tutsak, aşağı yukarı 90’a yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tutsak. Hükûmet sorumsuz, halktan ve milletten utanmadan bir gelip burada bize bir bilgi vermiyor. Bunlar bu memleketi nereye getirmek istiyorlar? Eğer iktidarı yapamıyorlarsa, güçleri yetmiyorsa, onurlu ve haysiyetli insanların yapacağı bir yola başvursunlar ve istifa etsinler. Yani, bugün Irak’ta o kadar masum insanlar öldürülüyor, bunun baş sorumlusu bu iktidar ve başı olduğu hâlde maalesef kimseden ses çıkmıyor. Yani, ille memleket isyan mı etsin, ille bu Meclisin kürsüsünde ve buralarda isyan mı çıksın, bunu mu bekliyorlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Irak’ta olağanüstü bir süreç yaşanmaktadır. IŞİD isimli örgüt kendisine bağlı kuvvetlerle önce Musul’u işgal etmiştir, Musul’da Konsolos ve Konsolosluk görevlileriyle, kamyon şoförlerimiz bu örgüt tarafından rehin alınmıştır. Şimdi, bu örgüt yine kendisine bağlı kuvvetlerle Telafer’i işgal etmiştir. Bu hareketin, işgal hareketinin, istila hareketinin nerede duracağı belli değildir, son derece kontrolsüz, güvensiz, can tehlikesi olan bir süreç yaşanmaktadır.

Telafer, Türkmenlerin Irak’ta yoğun olarak yaşadığı ikinci bölgedir. Bu bölgedeki Türkmenlerin petrol zenginliklerine el koymak amacıyla, yıllardır kendileri, bu bölgeden yıldırma, göç ettirme politikalarıyla sürülmek istenmektedirler. Şimdi, bu kardeşlerimiz Telafer’den sürülmüş, yakın bölge olan Sincar’a sığınmak istemişler ancak orası küçük olduğu için oraya alınmamıştır, arazide kalmışlardır. Sayın Davutoğlu’nun ifadesine göre 100 bini aşkın Türkmen kardeşimiz söz konusudur. Hükûmet acaba bu konuda ne yapmaktadır? Orada ciddi bir süreç söz konusudur. Sayın Bakandan bu konuda bilgi vermesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

 

 

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, tarım sigortalarının yeniden uygulamasının gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ederek, Gürsu’da 60 dönüm bir armut bahçesine dolu vurmuş. TARSİM yetkilileri burada hasat dönemine kadar bu armutlarla ilgili tekleme yapılmamasını istemişler ama çiftçi şöyle düşünüyor: Bu teklemeyi yapmadığı takdirde ateş yanığıyla bu bahçesinin elden çıkacağını. Aynı şekilde, Orhangazi, İznik, Mudanya ve Gemlik’teki aşırı yağıştan dolayı zeytinlerdeki çiçeklenme dönemi de TARSİM sigorta kapsamında değil. Bunun da dikkate alınmasını ifade ediyor  ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

 

 

 

 

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Başta Telafer’den olmak üzere, Tusurmatu’dan şu an Türkmenler tarafından çok büyük bir feryat, çağrı sesi gelmektedir. Kendileriyle direkt telefonla yaptığım görüşmelerde peşmergelere sığınanların silahlarının elinden alınmak istendiğini, onun dışında, IŞİD’in Kürkük’e doğru yürümeye başladığını ve IŞİD’in, Telafer’in  Sünni bölgelerinden Şii bölgelerine havan topu attığını, yine Tusurmatu’da büyük katliamlar yapıldığını belirttiler ve Türkiye’den yardım eli bekliyorlar. Yaklaşık 150 bin kişi Sincar’a doğru hareket ediyor ve onların yollarda çekecekleri meşakkatlerden ve sıkıntılardan bahsediyorlar ve acil olarak yardım bekliyorlar. Hükûmete bu konuda acil çağrı yapıyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

 

 

 

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Ocak 2013’ten bu yana on sekiz ay inadına arkasında durup sahiplendiğimiz demokratik çözüm süreci, AKP’nin ve iktidarın, aynı zamanda Hükûmetin duyarsızlıklarıyla yeni risklerin yaşanmasına vesile olmaktadır. Tanıklığını yaptığımız bu süreçte, nitelikli adımlarla halklarımıza onurlu bir barış kazandırması gerekenler ha bire siyasal rehine muamelesiyle halkımızı iradesizleştirip teslim almak istemektedirler. En son, 30 yaşında olan, Muş’tan Celal Çeker isminde bir partilimiz -ki on iki yıldır demokratik siyasal faaliyeti yürütmekten öte bir günahı, suçu olmayan arkadaşımız- örgüt üyeliğinden maalesef demokratik siyaseti dillendirdiği için mahkûm olmuş bulunmaktadır. Bu, bir paradokstur.

Dikkatinizi çekerek, ya siyasete yol vereceğiz ya da siyaset dışı bir kısım şiddet argümanları bir kez daha geleceğimizi çalmaya devam edeceğini hatırlatır, saygılar sunarım.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tüketime sunulan gıdalarda, gıda güvenliğinin sağlanması, üreticilerin ve satış yerlerinin sürekli denetlenerek, insan sağlığını tehdit eden katkı maddelerinin kullanımının ve hijyen olmayan koşullarda üretim yapılmasının önlenmesini kapsayan gıda güvenliği konusunda yaşanan sorunların araştırılarak tüketilen gıdaların güvenilirliği konusunda toplumun bilinçlendirilmesi ve bu alanda alınacak bütün önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mülkiye Birtane                                                        (Kars)

2) Pervin Buldan                                                          (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                           (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                               (Muş)

5) Murat Bozlak                                                            (Adana)

6) Ayla Akat Ata                                                           (Batman)

7) Halil Aksoy                                                              (Ağrı)

8) İdris Baluken                                                           (Bingöl)

9) Emine Ayna                                                             (Diyarbakır)

10) Hüsamettin Zenderlioğlu                                         (Bitlis)

11) Adil Zozani                                                            (Hakkâri)

12) Nursel Aydoğan                                                      (Diyarbakır)

13) Altan Tan                                                               (Diyarbakır)

14) Esat Canan                                                            (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                                (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                      (İstanbul)

17) Erol Dora                                                               (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                      (Mersin)

19) Demir Çelik                                                            (Muş)

20) İbrahim Binici                                                        (Şanlıurfa)

21) Özdal Üçer                                                             (Van)

22) Nazmi Gür                                                              (Van)

23) Leyla Zana                                                             (Diyarbakır)

Gerekçe

Meksika'da düzenlenen G-20 Zirvesi'nde, gıda güvenliğine ilişkin somut adımlar atılması hedefler arasında. Türkiye gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç duyacak ülkelerin başında geliyor. Gıda güvenliği, aynı zamanda, Avrupa Birliği sürecinde de en önemli başlıklardan birini oluşturuyor. Başlık daha 2010 yılında açıldı ve Türkiye'nin bu konuda Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlaması son derece zor görünüyor. Bu durumda, gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikası alanındaki AB müktesebatının uyumlaştırılması gerekiyor ancak Türkiye henüz bu hedefe oldukça uzak. Güvenli gıda tüketimi halk sağlığı açısından hayati önem taşıyor ve Avrupa Birliği sürecinde üzerinde durulan en önemli başlığı teşkil diyor. Türkiye'de ise ne hükümetler ne de işletmeler açısından gıda güvenliğinin bir önemi yok. Ayrıca, katkı maddelerine yönelik bir yasaklama da yok, içine ne katıldığı belli olmayan merdiven altı ürünler rahatlıkla üreticiye ulaşıyor; oysa ABD, Rusya ve AB ülkelerinde birçok koruyucu katkı maddesi yasak çünkü katkı maddeleri toplumun sağlığını bozarken üreticinin daha ekonomik ürün üretmesini ve ürünün rafta daha uzun süreli kalmasını sağlıyor.

"Merdiven altı" diye tabir edilen gıda maddelerinin satışının engellenmesi halk sağlığı açısından hayati önem taşıyor. Ancak Türkiye'de, genel olarak, özellikle açıkta satılan, etiketsiz, ambalajsız, son kullanma tarihi geçmiş, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı üretim izni olmayan ürün satışı ve tüketimi son derece yaygındır. Kayıt dışı ve merdiven altı gıda satışının önlenmesi için bugüne kadar alınmış etkili önlemler bulunmamakla beraber, söz konusu üretim şekillerine göz yumuluyor, halk sağlığını tehdit eden üretim şekillerine izin veriliyor.

Gıda güvenliği hakkında mevzuatta, gıda güvenliğinin ve kalitesinin temini için, gıda iş yerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartları ile gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin gıda mevzuatına uygunluğunun denetimi ve kontrol hizmetleri ile iş yeri sorumluluklarına dair usul ve esasları belirlenmiş ancak söz konusu mevzuata bağlı kalan işletme sayısı yok denecek kadar az. Aynı zamanda bu yönlü sürekli denetim ve kontroller de yok. Türkiye'de fırınlar, pastaneler, yemek firmaları ve diğer gıda üretimi yapan yerler, bir bütün olarak periyodik şekilde denetlenmeli, kâr amacı güderek sağlıksız gıda üretimi yapan ve hijyen koşulları tüketime uygun olmayan üretici firmalar kapatılmalıdır. Gıda güvenliğine yönelik olarak denetimlerin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi için, yeterli kadronun ve teknik imkânların sağlanması gerekiyor. Türkiye'de tüketime sunulan ürünlerin çoğunda, ürünle ilgisi olmayan maddelerin kullanımı son derece yaygındır. Geldiğimiz aşamada toplum olarak ne tükettiğimizi, gıdaların hangi koşullarda üretildiğini ve ne içerdiğini bilemez durumdayız. Sağlıksız üretim şekilleri kimi zaman deşifre ediliyor olsa da bunların büyük çoğunluğu bu şekilde üretimine devam etmektedir. Toplum sağlığının korunması ve sağlık koşullarının geliştirilerek yüksek düzeyde tutulması, ayrıca halkın sağlıklı ve kaliteli gıdalarla beslenmesinin sağlanması ve sağlam kuşakların yetiştirilmesi için gıdaların üretiminden tüketimine kadar kontrol altında bulundurulması gerekiyor. Gıda güvenliği konusunda sağlıklı istatistik bulunmuyor. Bu konuda gereken önlemler bir an önce alınmalı, ilgili kamu otoriteleri arasında koordineli çalışma sağlanarak kayıt dışı üretim önlenmelidir. Bu amaçla Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

16 Haziran 2012 tarihinde Şanlıurfa E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumunda meydana gelen ve 13 kişinin hayatına mal olan olaylarla ilgili iddiaların araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereği  bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

2) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

3) Ensar Öğüt                                                           (Ardahan)

4) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

5) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

6) Durdu Özbolat                                                      (Kahramanmaraş)

7) Sakine Öz                                                            (Manisa)

8) Mehmet S. Kesimoğlu                                           (Kırklareli)

9) Hasan Ören                                                          (Manisa)

10) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

11) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

12) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

13) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

14) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

15) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

16) Ali İhsan Köktürk                                                (Zonguldak)

17) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

18) Vahap Seçer                                                       (Mersin)

19) Hülya Güven                                                       (İzmir)

20) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

21) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

22) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

23) Haluk Ahmet Gümüş                                            (Balıkesir)

24) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

Gerekçe:

16 Haziran 2012 tarihinde Şanlıurfa E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumunda meydana gelen olaylar neticesinde 13 kişi feci bir biçimde yaşamını yitirmiştir. Adalet Bakanlığının bünyesinde bulunan cezaevlerinde yaşanan korkunç hadiselerden biri olan Şanlıurfa E Tipi Cezaevi olaylarında ciddi ihmaller bulunduğu kamuoyuna yansımıştır.

Cezaevinde çıkan yangın sırasında yaşamını yitirenlerin isimleri şöyledir: Şükrü Uldes, Fuat Yıldız, Sinan Özalp, Mehmet Satış, Suphi Koksal, Yunus Eskili, Mehmet Emin Gerçek, Hüseyin Kıskaç, Mehmet Kemal Kılıç, Taner Şimşek, Bakır Tek, Mehmet Aslantay, İbrahim Halil Kaya.

İnsan Hakları Derneğinin raporlarına bakıldığında, 2002-2011 yılları arasında 331, Türkiye İnsan Hakları Vakfı verilerine göre ise 322 vatandaşımızın gözaltında veya cezaevinde hayatını kaybettiği görülmektedir. 2003-2011 yılları arasında gözaltında gerçekleşen ölüm sayısı 44 olduğuna göre, cezaevlerindeki ölüm sayısı 270'i aşmaktadır. Dolayısıyla Şanlıurfa'da yaşanan elim hadise münferit olarak değerlendirilemeyeceği gibi cezaevlerinde yapısal sorunların bulunduğunu da ortaya koymaktadır.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı verilere göre; 2002 yılında cezaevlerinde 69.512 tutuklu ve hükümlü bulunurken, bu rakam 2012 yılı nisan ayında 132.060'a çıktığı ve cezaevlerinde bulunan 8.076 kişinin yatacak yerinin bile olmadığı belirtilmiştir.

2011 yılı içerisinde Şanlıurfa Barosu tarafından yaşanan bu acı olayın nedenleri vurgulanarak belirtilmiş ve Adalet Bakanlığı göreve davet edilmiştir. Kapasitenin üstünde tutuklu ve hükümlü bulunduğu, açık ve kapalı görüş sürelerinin yetersiz olduğu, cezaevinin altyapı koşullarının çağa uygun olmadığı ve birçok koğuşun kapasiteye karşılamak amacıyla koğuş vasfı olmayan odalardan oluştuğu raporda belirtilmiştir. Fakat ne Pozantı Cezaevi için uyarılarda bulunan Gaziantep Üniversitesi, ne de Şanlıurfa Cezaevi için uyarılarda bulunan Şanlıurfa Barosu Adalet Bakanlığı tarafından dikkate alınmayarak ülkemiz adına insan hakları konusunda büyük bir utanca imza atmıştır.

AKP hükûmetleri döneminde cezaya dönüştürülen uzun tutukluluk süreleri, iddianamelerin yıllarca açıklanmaması, etkin soruşturma ve şeffaf yargılamanın rafa kaldırılması cezaevlerinin dolup taşmasına sebep olmuş, mahkûmlar insanlık dışı şartlarda yaşamak durumunda bırakılmıştır. Bu koşullar gün geçtikçe daha da zorlaşmakta ve cezaevleri adeta toplama kamplarına dönüşmektedir.

Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde meydana gelen toplu ölüm vakası konusunda iddialar muhteliftir. Adalet Bakanının beyanatlarına bakılırsa, 13 kişinin ölümüne sebep olan hadise, cezaevlerindeki kapasite sorunu. Zira 350 kişilik Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde 1.157 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Öte yandan, kapasitesinin çok üstünde insanın toplatıldığı cezaevinde, koğuşların serinletilmesi için klima talep edildiği ancak cezaevi yönetiminin bu talebe olumsuz yanıt vermesi sonucu isyan yaşandığı ileri sürülmektedir.

Kimi iddialara göre de yatacak ranza bulamayan mahkûmlar, yer kavgası neticesinde yatakları ateşe vererek yönetime tepki gösterdi. Cezaevinde kamera sistemi ve yangın alarm sistemi yerine, ilkel çağlardan kalan yetkililerin yangın kokusu alma ile harekete geçme uygulaması nedeniyle yangına geç müdahale edilmiş ve 13 kişi can vermiştir. İdaresi altındaki bir cezaevinde 13 tutuklu veya hükümlünün yaşamını yitirmesi öncelikle cezaevi yönetiminin daha sonra da Adalet Bakanlığı ve Hükûmetin doğrudan sorumluluğuna işaret etmektedir.

Aylardır Şanlıurfa Cezaeviyle ilgili şikâyetlerin ilgili makamlara iletildiği halde hiçbir adım atılmadığına dair değerlendirmeler de bu kanaati güçlendirmektedir. Bu ve buna benzer çok sayıda iddianın araştırılması, 13 kişinin hayatını yitirmesine sebebiyet veren sorumluların ortaya çıkarılması ve cezaevlerindeki yapısal sorunların incelenerek çözüm önerilerinin belirlenmesi için TBMM bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulmasını elzem görmekteyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki işsizlik ve istihdam sorunu ile bu sorunların çözülebilmesi ve işsizlikle mücadele için çözüm odaklı çalışmaların tespiti amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 18/06/2012

1) Mahmut Tanal                                       (İstanbul)

2) İhsan Özkes                                          (İstanbul)

3) Ensar Öğüt                                           (Ardahan)

4) Candan Yüceer                                     (Tekirdağ)

5) Mehmet Şeker                                       (Gaziantep)

6) Ali Rıza Öztürk                                    (Mersin)

7) Sakine Öz                                             (Manisa)

8) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                      (İstanbul)

9) Mehmet Ali Susam                                (İzmir)

10) Hülya Güven                                       (İzmir)

11) Osman Aydın                                      (Aydın)

12) Mehmet Siyam Kesimoğlu                    (Kırklareli)

13) Hasan Ören                                        (Manisa)

14) İlhan Demiröz                                     (Bursa)

15) Celal Dinçer                                      (İstanbul)

16) Ali Özgündüz                                      (İstanbul)

17) Ali Haydar Öner                                  (Isparta)

18) Durdu Özbolat                                     (Kahramanmaraş)

19) Muhammet Rıza Yalçınkaya                  (Bartın)

20) Aylin Nazlıaka                                     (Ankara)

21) Ali İhsan Köktürk                                 (Zonguldak)

22) Malik Ecder Özdemir (Sivas)

23) Vahap Seçer                                        (Mersin)

24) Hurşit Güneş                                       (Kocaeli)

25) Haluk Ahmet Gümüş (Balıkesir)

26) Bülent Tezcan                                     (Aydın)

Gerekçe:

İşsizlik; çalışma isteği ve yeterliliği olmasına karşın düzenli ve sürekli gelir sağlayabilecek bir işi bulamayan kişileri ifade etmektedir. İşsizlik sorunu Türkiye'nin en önemli sosyal sorunlarının başında gelmektedir.

Ülkemizde kendi uzmanlık alanında, istediği şartlarda çalışan çok az insan bulunmaktadır. İşsizlik git gide artarken, kendi mesleğinde, kendi uzmanlık alanında çalışan insan sayısı azalmaktadır. İşsizliğin fazla olması nedeniyle yeter ki bir işi olsun düşüncesiyle herkes her bulduğu işi yapacak duruma gelmektedir. Ziraat mühendisleri mezarlıklarda çalışmakta, iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunları iş bulamamakta, öğretmenler ise atanamadıklarından işsizlik sorunuyla yüz yüze gelmektedirler. Bu ve buna benzer birçok meslek sahibi vatandaşımız işsizlikle mücadele etmek zorundadırlar.

İşsizlik sorunu ülkemizin gündemindeki en önemli konu olarak yerini, önemini ve ciddiyetini korumaktadır. Ülkemizde yaşanan işsizlik sorunlarının çözümünü ve işsizlikle mücadele amacıyla Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de 1 üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 23 Haziran 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

 

 

                                                                                             11/6/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek Başkanlığındaki heyetin Moğolistan Parlamentosu Başkanı Zandaakhuu Enkhbold’un vaki davetine icabet etmek üzere Moğolistan’a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                      Cemil Çiçek

                                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                         Başkanı

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                              Kapanma Saati: 15.50

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.02

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmiştir.

Başbakanlığın, kanun tasarısının geri verilmesine dair bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunuyorum.

 

 

 

12/6/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 17/1/2013 tarihli ve B.02.0.KKG.0.10/101-689-277 sayılı yazımız.

İlgide kayıtlı yazımız ekinde Başkanlığınıza sunulan “Türkiye Cumhuriyeti  Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı”nın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75’inci maddesine göre geri gönderilmesini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

                                                                               Başbakan

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemde bulunan kanun tasarısı Hükûmete geri verilmiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

17/06/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 17/06/2014 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               İdris Baluken

                                                                               Bingöl

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/479), kamuoyunda “kızamık hastalığı” olarak bilinen subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesinin Genel Kurulun 17/06/2014 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisinin lehinde ilk söz Bingöl Milletvekili Sayın  İdris Baluken’e aittir.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun bir süredir, aslında, ülke gündeminde olan çok önemli bir konuyu bugün Meclis Genel Kuruluna getirdik. Subakut sklerozan panensefalit hastalığı ağır seyreden bir tablo, mortalitesi son derece yüksek olan bir hastalık. Belki bundan daha vahim olanı hem hasta açısından hem hasta yakınları açısından sosyal ve psikolojik olarak da çok ağır faturası olan bir durum. Biz, SSPE hastalığıyla ilgili daha önce de aslında Meclisi görev ve sorumluluk almaya davet etmiştik. Bu konuda zaman zaman hem vermiş olduğumuz araştırma önergeleri hem soru önergeleriyle ilgili kamuoyunda bir duyarlılık yaratmaya çalışmıştık ama maalesef bugüne kadar Meclis bu konuda bir inisiyatif almadı. Aileler, hastalar ve hasta yakınları içerisinde bulundukları sorunlarla boğuşmaya devam ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, bu subakut sklerozan panensefalit hastalığı kızamık hastalığının geç dönem bir komplikasyonudur. Özellikle, beyinde ağır bir iltihabi durumla seyreden bir hastalık. Eskiden bu hastalığın kızamık aşısının bir komplikasyonu olduğu biliniyordu ancak son yıllarda yapılan araştırmalarda bu hastalığın kızamık aşısının komplikasyonu değil, kızamık aşısı yapılmadan önce enfeksiyon geçirme durumu ya da yapılmasına rağmen yeterli bağışıklık sisteminin olmaması ya da kızamık aşılama programının yetersizliğiyle ilgili bir komplikasyon olduğu belirtiliyor.

Burada, beyinde yerleşen virüsün reaktif olduğu ya da buna karşı otoimmün bir cevabın geliştiğiyle ilgili hâlâ aydınlanmamış bazı noktalar var, bu konuda bilim dünyası da yoğun bir çaba içerisinde. Hastalığın tablosu şu: Genellikle kızamık hastalığını geçirdikten sonra, birkaç yıl sonra ortaya çıkıyor. Davranış bozukluğu, konuşma bozukluğu, yürüme bozukluğu gibi seyreden tablolarla birlikte bilinç kaybı ve komaya, ölüme doğru giden bir hastalık var. Ortalama yaşam süresi genellikle altı ay ila on iki ay içerisinde yani hastalığı geçirenler altı ay ila bir yıl içerisinde çoğunlukla yaşamını yitiriyorlar. O nedenle son derece vahim bir durumla, vahim bir tabloyla karşı karşıyayız.

Tabii, ülkemize baktığımızda, özellikle 1995 ve 2005 yılları arasında bu subakut sklerozan panensefalit tablosunun ciddi düzeyde bir pik yaptığını, daha sonra yapılan aşılama programıyla belli bir miktarda vakalarda azalma olduğunu görüyoruz. Burada ilginç olan tablo, özellikle ülkemizde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde fazla; Diyarbakır, Batman, Mardin ve Siirt gibi illerimizde neredeyse sayıları 300’ü, 400’ü, 500’ü aşan hasta ve hasta yakınlarının mağduriyetinden söz ediyoruz. Ama ülke genelinde de, bu subakut sklerozan panensefalitin oranlarının, gelişmiş, sağlık politikaları yerleşmiş, sağlık sistemini oturtmuş ülkelerden daha yüksek olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Gelişmiş ülkelerde genellikle milyonda 0.5’ten daha az görülen bu vakalar, Türkiye’de milyonda 3 gibi, milyonda 3.2 gibi özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, oranlara çıkmakta ve bunlar Sağlık Bakanlığının vermiş olduğu resmî bilgilerde de açık bire şekilde görülmektedir. Şimdi, bu hastaların zaten hastalık süresi boyunca bir bakıma ihtiyaç duydukları, çok ağır ve maliyetli olan tedavi süreçleriyle ilgili sosyal devletin desteğine gereksinim duydukları, ihtiyaç duydukları bir vaka olarak ortada. Özellikle, bu hastalar dışında hasta yakınları açısından da uzun süre yatalak olan, genellikle cihaza bağlı olarak yaşamını sürdüren bu hastaların bakımları sırasında çok ağır psikolojik ve sosyal sorunlar da maalesef yaşanıyor. Bu nedenle, bu aileler mümkün olduğunca bir dernek çatısı altında birleşip buraya seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bugüne kadar, maalesef, oradan yükselttikleri haykırışlar, oradan ortaya koymuş oldukları talepler Meclis tarafından yeterince dinlenmedi, Ankara tarafından yeterince dikkate alınmadı.

Bugün bu aileler grubumuzu da ziyaret ettiler, grup toplantımıza katıldılar. Genel olarak ailelerin belirtmiş olduğu talepler şunlar: Birincisi, her şeyden önce bu hastalığın sebebinin ortaya çıkarılması ve bu sebeple ilgili ortada bir ihmal var ise bu ihmalle ilgili bir soruşturma sürecinin yürütülmesidir. Özellikle şöyle bir algı bölgenin genelinde var: 1998 ve 2000’li yıllarda uygulanan yanlış aşılama programlarının ya da tarihi geçmiş bazı bayat aşıların bu hastalığa sebep olduğuyla ilgili yargılar var. Bu yargıların tabii dikkate alınması gerekiyor. Sağlık Bakanlığının da aslında bugüne kadar bunları açığa kavuşturacak şekilde bazı süreçleri araştırmış olması gerekiyordu. Bu konuda 2005 yılında Sağlık Bakanlığının oluşturmuş olduğu bir bilimsel komisyon var ve o komisyon bir rapor hazırladı. Ancak, o raporu incelediğimizde bölgede bir insidans artışından bahsediliyor ama bunun sebeplerinin ne olduğu net olarak ortaya konmuyor. Daha çok, bayat aşının olmadığı, tarihi geçmiş aşının uygulanmadığı yönünde bir rapor var. Ama, biz şöyle bir ihtimalin de olabileceğini düşünüyoruz: Bu aşıların Bakanlıktan alınıp kişiye uygulanmasına kadar geçen soğuk zincir içerisinde bazı yetersizliklerin yaşanmış olabileceğini ve soğuk zincirden dolayı korunmamış olan aşıların da kızamık virüsüne karşı yeterli bir bağışıklık sisteminin reaksiyonunu geliştirmemiş olabileceğini düşünüyoruz ve bunun da önemli olduğunu düşünüyoruz, bunun mutlaka araştırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Ailelerin bir diğer talebi: Uzun süredir Sağlık Bakanlığından ve Sağlık Bakanından randevu talep ediyorlar. Böyle ağır hastalarla uğraşmak zorunda kalan hasta yakınlarına bu tarihe kadar hâlen Sağlık Bakanlığı yetkilileri ya da Sağlık Bakanı tarafından randevu verilmemiş olmasını, muhatap olarak dinlenmemiş olunmasını biz büyük bir yetersizlik olarak görüyoruz ve bu konudaki yetersizliğin bir an önce giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Diğer taraftan, bahsettiğim sosyal problemlerin çözümüne yönelik Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu ailelerle ilgili, hasta ve hasta yakınlarıyla ilgili özel bir planlama ve program oluşturması gerektiğini düşünüyorlar. Aynen katılıyoruz bu taleplerine de, bu konuda da maalesef bugüne kadar bu Bakanlığın yapmış olduğu bir çalışmanın olmadığını ifade etmek istiyoruz.

Yine, aileler gerek kendi vakalarıyla ilgili, kendi hastalarıyla ilgili gerekse de önümüzdeki dönemde bu hastalığın önlenmesi ve hastaların tedavisiyle ilgili TÜBİTAK bünyesinde bilimsel bir proje sürecinin işletilmesini öneriyorlar, bunu talep ediyorlar. Bu konuda da bugüne kadar bir çalışmanın ortaya konmadığını biz de buradan ifade etmek istiyoruz.

Bu ailelerin çoğu yoksul aileler ve tedavi süreçleri çok pahalı olan durumlarla karşı karşıya kalıyorlar. Çoğunlukla bu tedavi süreçlerinin maliyetlerini karşılayamayacak durumda oldukları için pek çoğu psikolojik bir travmaya maruz kalıyor ve bu ailelerin kendileri de aslında bir rehabilitasyon programına tabi tutulacak manevi bir desteğe ihtiyaç duyan bir gerçeklikle karşılaşıyorlar.

Dolayısıyla, bahsetmiş olduğumuz bütün bu sorunların çözümüne yönelik bu ailelerimizin taleplerinin dikkate alınmasını ve Meclisin bu konuda mutlaka bir araştırma komisyonu kurmasını ve bu araştırma komisyonunun da bir an önce çalışmalarına başlayarak Meclis Genel Kuruluna gerekli bilgilendirmeleri yapmalarını son derece önemsiyoruz. Özellikle her 3 parti grubunda da hekim olan arkadaşlarımız var. Bu hekim arkadaşlarımız, sahada çoğunlukla bu hastalarla bire bir muhatap olmuşlardır, hasta yakınlarının dertlerini dinlemişlerdir. Özellikle grupların ortaya koyacağı tutum açısından bu hekim arkadaşların fikirlerinin alınması ve oylamada ona göre bir iradenin ortaya konması gerektiğini biz son derece önemsiyoruz.

Buraya gelip kızamık aşısı ve kızamıkla mücadele konusunda birtakım rakamlar verip “İşler yolunda gidiyor, iyi bir mücadele ortaya koyuyoruz.” demenin bizce bir anlamı yoktur. Önümüzde büyük bir problem vardır, Meclisin de bu konuya artık bir an önce müdahil olması gereken bir durum vardır.

Ben bu duygularla hepinizi önergemize destek vermeye çağırıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz Gümüşhane Milletvekili Sayın Kemalettin Aydın’a aittir.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Halkların Demokratik Partisinin kızamık ve (SSPE) subakut sklerozan panensefalitin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması konusunda vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Görüşlerimi belirtirken değerli hatibin, benden önceki hatibin son cümlelerindeki duygusal konuşmaya elbette bizler de katılacağız ama tabii ki de son yıllarda Türkiye’de özellikle bulaşıcı hastalıkların nereden nereye geldiğini de bir miktar konuşmamız gerekiyor.

Değerli hatip arkadaşımızın izniyle, 90-92 yılları arasında Diyarbakır Tıp Fakültesinde bir enfeksiyon hastalıkları araştırma görevlisi olarak çalışan bir kişinin bölgeyi ne kadar yakinen bildiğini, Diyarbakır’ın Bağlar’ında, 24 Nisan Mahallesi’nde ve caddelerinde bulaşıcı hastalık taşıyanların ambulanslarla değil tırlarla hastaneye ulaştırıldığı bir şehrin hekimliğini yapma özgüveniyle de bir miktar bulaşıcı hastalıkları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sizin de belirttiğiniz gibi subakut sklerozan panensefalit kızamık virüsünün beyinde özellikle yaptığı ve hastalığın geçirildikten sonra kısa süre olmakla beraber otuz yıllara kadar uzayan bir dönemde, ortalama beş altı yıl sonra ortaya çıkan, yüzde 50’lerin üzerinde mortaliteyle yani ölümle seyreden bir hastalıktır. Aşılaması yüksek olan ülkelerde, çağdaş, modern, gelişmiş ve son yıllarda Türkiye'nin aldığı gibi, sağlık hizmetlerini uzun yıllar boyunca alan ülkelerde milyonda 1’lerin altında iken az gelişmiş ülkelerde ve aşılamanın düşük olduğu ülkelerde de bu oran milyonda 10 ve 20’lere ulaşabilmektedir. Türkiye’de bu tarz hastalıkların araştırılması gerektiği önergeleri verildiğinde, değerli hatibin belirttiği gibi ve önergelerinde de belirttikleri gibi, subakut sklerozan panensefalit yani sorun olan hastalık virüsün direkt kendi etkisiyle olmaktadır, aşıya bağlı bir etkiyle olmamaktadır. Bunun bir kere baştan belirtilmiş olması çok güzel. Ama diğer taraftan, bir derneğin ya da sivil toplum örgütünün ne şekilde tanımladığını bilmediğimiz, Dünya Sağlık Örgütü veya diğer bilimsel verilerde karşılığını bulmadığımız tanımlamaların Meclisin gündemine getirildiği zaman Doğu ve Güneydoğu’da ya da bu anlamda eğitimin düşük olduğu bölgelerde aşıya karşı oluşturulacak defansın da sorumluluğunu burada üstlenmemiz gerekiyor. Bu önergenin şöyle verilmiş olmasını ben daha çok arzu ederdim de o zaman da yüzde 100 de katılacağımı belirtebilirdim. Evet, subakut sklerozan panensefalit vakaları 100’ler, 200’ler, 300’ler civarındadır, bunlar da sekiz-on yıl önce olmaktadır. Bu “bozuk aşı” tanımlamasını kullanan insanların bunu kullanması üzerine bir araştırma yapalım. Yani, bir sivil toplum örgütü ya da bir doktor ya da bir kamu idarecisi “Aşı bozuk olduğundun dolayı bunlar olur.” deyip toplumu yanlış bilgilendiriyor, Diyarbakır’da, Viranşehir’de ya da Hakkâri’de aşılama oranlarının düşmesine neden oluyorsa bunun o zaman sorgulanması ve araştırılması gerekir. Biz burada tartışırken bu aşının bozukluğunun hiçbir zaman olmayacağını kabul ettiğimiz… Türkiye’de 70’lerden beri başlayan tüm aşılamalarda ve bugün, dünyada soğuk zincir en iyi uygulanan ülkelerden birisidir ve Dünya Sağlık Örgütü bu anlamda, eğitimlerini Türkiye’de yapmaktadır.

Bakın, bunu 90’lara, 80’lere kadar indirebilir bir durumdayız. Ama, subakut sklerozan panensefalit vakalarının çok olduğunu söylediğimizde, geriye dönüp o bölgelerde, vakaların yoğun olduğu bölgelerde 2002’lerden önceki aşılama oranlarına da bakmamız lazım. Güneydoğu’da, özellikle aşı kampanyasının olduğu 90’lı yıllarda bizler sahaya çıktığımız zaman, o zaman da başka bir tanımlama kullanılıp “Çocukları sakat bırakacak. Çocuk olmasını engelleyecek.” gibi bir politika uygulanıyordu. Bunu sahada bizzat yaşayan bir kişiyim ben. Ev ev gittiğimizde, aşı yapalım diye devletin parasını pulunu ve mesaisini harcayan bizler gittiğimiz zaman, o gün de bir başka propagandayla… “Eğer siz bu aşıyı yaptırırsanız çocuklarınız olmayacak, kısırlaştırılacaksınız ve bölgenin nüfusu azaltılacak.” tarzında bir propagandaydı. İşte, o propagandaların sonucu, 2002’den önce, 98’den önce Hakkâri’de yüzde 8, Şırnak’ta yüzde 13 veya Viranşehir’de yüzde 30’un altında; 2002’ye yaklaştığımızda Batman’da yüzde 60, Diyarbakır’da yüzde 54, Hakkâri’de yüzde 50’ler civarında olan bir aşılama söz konusuysa, siz eğer devletin kapıya kadar getirdiği aşıyı engelleyen bir politika uyguluyorsanız, o zaman, aşılanmayan insanların da o virüsün direkt etkisiyle subakut sklerozan panensefalit olma riskini ve olma sorumluluğunu üzerimizde taşımamız gerekiyor.

Yani, kısacası, bu kürsüye biz geldiğimiz zaman şunu dememiz gerekiyor: Ey, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, ey, anne babalar; bakın, bu aşı Türkiye’de soğuk zincir ve uygulama kuralları içerisinde son derece doğru ve düzgün uygulanmaktadır. Uluslararası anlamda, “GMP” dediğimiz iyi üretim tekniklerinden geçen aşılar Türkiye Cumhuriyeti’ne geldikten sonra da Hıfzıssıhha’da tekrar incelenmektedir ve sahaya hiçbir zaman böyle bir şeyin gitmesi söz konusu değildir. O zaman, sahaya gelen tüm bu aşıları, anne babalara “Gülen çocuklarımız solmasın diye, lütfen, aşılarınızı yaptırın.” diyerek bu cümleleri konuşmamız gerekirken biz, çeşitli politikaların ne amaç güttüğünü bilemeden, aşıların bozuk olduğu, aşıların kötü amaçla yapıldığı, “Aşılar yapılarak Güneydoğu Bölgesi’nde nüfusun azaltılması hedeflenmektedir.” gibi bir kısım yanlış politikalarla toplumu maalesef yanlış yere itmekteyiz.

Sağlık Bakanlığımızın son yıllarda, özellikle kızamık vakaları yüksek olduğunda yaptığı aşı kampanyasıyla 18,5 milyon çocuğumuz aşılanmış olup kızamık vakaları 30 binlerden sıfıra kadar inmiştir. Son yıllarda, özellikle Avrupa kökenli vakalarla beraber kızamıkta bir miktar artış söz konusudur ama 2015’ten itibaren de sıfıra inmesi planlanmaktadır.

Yine, bizlerin para vererek çocuklarımıza aldığımız, devletin 2006’dan önce karşılamadığı üçlü aşı, daha önce bir hekim olarak kendi çocuğuma para verip alarak yaptığım aşı, 2006’dan itibaren -Avrupa standartlarında gelen- Sağlık Bakanlığımızın uyguladığı politikalarla ücretsiz olmuştur.

Aşı politikalarında tek ya da çift doz uygulamalarının yanlışlığı da politize edilmektedir. 1998’e kadar tek aşı uygulanırken artan aşı oranlarından dolayı -elbette ki 9 aylıkken uygulanan aşının immün cevabı düşüktü- 12 aylık ve ilkokul 1’inci sınıftan itibaren de aşı uygulanmaya başlanmıştır. Tabii ki 2002 ve 1998’den önceki düşük aşı profiline bağlı, düşük aşı uygulamalarına bağlı olarak subakut sklerozan panensefalit yani SSP vakalarının bölgede görülmesi üzerine Sağlık Bakanlığımız bununla da ilgili gerekli tedbiri almıştır. Yani, araştırma önergesiyle sağlanması arzu edilen, dört aylık bir çalışma sonucunda elde edilecek verilerle çıkacak tüm tedbirler alınmıştır. Nedir bu? 2005 yılında Bilimsel Kurul kurulmuş ve o kurulun önerileri doğrultusunda vakaların yoğun olduğu yerde çocuk nörolojisi, çocuk enfeksiyon hastalıkları, çocuk hastalıkları uzmanları, erişkin enfeksiyonu hastalıkları uzmanları ve halk sağlığı uzmanları bu alanlarda hizmet vermeye başlamış ve 2005 yılından itibaren de bildirimi zorunlu hâle getirilmiştir.

Yine, 1995 yıllarında Şanlıurfa Viranşehir’de bu vakalar çok görülmüştür çünkü 1995 yılından altı yıl önceye gidecek olursak, 1980’li yıllardaki düşük aşı oranlarını rahatlıkla söyleyebiliriz ve şu anda şunu söyleyebiliyoruz ki: 2007 yılından sonra doğan hiçbir çocuğumuzda subakut sklerozan panensefalit vakası bildirilmemektedir. Bu da şunu göstermektedir, elbette yıl ilerleyince belki çıkma ihtimali vardır ama 2007’den itibaren ulaşılmış olan yüzde 96, 97, 98 aşılama oranlarıyla da önemli bir oranda bu aşılamanın doğru bir sonuç doğurduğunu ve vakaların vahşi virüsle karşılaşma oranının düştüğünü söyleyebiliriz.

Yine, özellikle tanı ve tedavilerinde, sağlık uygulama tebligatında her şeyin karşılandığını söyleyebiliriz. Evet, bir kısım “disabilitiy” olan ya da engelli duruma gelen kardeşlerimizin de aile ve sosyal politikalar tarafından da bakım ücreti karşılandığını… Şunu önemsiyorum: Böyle bir vaka karşımıza geldiyse, aile burada bir zorluk yaşıyorsa, bunun hastaneye gitmesi, hastanede tedavi alması veya evde bakımı, bunun için ne tür eksiklik söz konusuysa bunların bakanlık düzeyinde mutlaka değerlendirilerek alınması ve uygulanması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu araştırma önergesi eğer gündeme alınır, uygulanırsa elde edilecek verilerin tüm uygulamalarını son o yıldır Sağlık Bakanlığımız ve Hükûmetimiz tarafından uygulanmakta olup bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir ilinde yüzde 90’ın altında aşılama söz konusu değildir.

Sözlerimin sonunda aşılamalara anne, babaların uyması, gülen yüzlerimizin solmamasını arzu ediyor, bu önergenin gerekliliğine katılmıyoruz.

Saygılar sunuyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında bu aşılama programını engelleyen bazı politikalardan bahsetti…

BAŞKAN – Şimdi, ben size söz vereceğim de ikinizin ne konuştuğunu dikkatle dinlememe rağmen hiçbir şey anlamadım, başkalarının da anladığını zannetmiyorum, iki doktor karşılıklı konuştunuz.

Buyurun.

 

 

 

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, mümkün olduğunca herkesin anlayabileceği bir şekilde konuşmaya çalışıyoruz ama tabii, tıpta bunu başarmak her zaman mümkün olmayabilir.

Sayın hatip, burada konuşması sırasında özellikle aşılama programını engelleyen bazı politikalardan bahsetti ve sanki partimizin böyle bir politikası olduğunu ima eden bir konuşma yaptı. Bunu büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz. Böyle bir politika hiçbir zaman partimizin ardılı olduğu siyasi gelenek tarafından da ortaya konmamıştır. Hele hele bizim gibi bu şekilde hekimlik yapan, bilime bu kadar güvenen insanlar karşısında bu suçlamayı yapmanızı biz doğrusu son derece yadırgıyoruz. Zaten, konuşmamı dikkatle dinlemiş olsaydınız, konuşmam sırasında bölgede bayat aşı ya da yanlış aşının yapıldığına dair bir yargı olduğunu, bu yargıyı bizim doğru bulmadığımızı, olası durumun o dönemde soğuk aşı zincirine uyulmamasıyla ilgili yeterli bağışıklık oluşturmayan bir aşılama durumunun olabileceğini ve bunun da incelenmeye muhtaç bir durum olduğunu ifade etmiştik. Buradan farklı bir mesaj çıkması mümkün değil. Biz tabii ki bütün aşılama programlarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesinin bütün sivil toplumun, siyasi partilerin de destek vermesi gereken önemli bir konu olduğunu ifade etmek istiyoruz. Sizin bahsettiğiniz bir karşıt kampanya varsa bu karşıt kampanyayı gidermek de yine Sağlık Bakanlığının ve sosyal devletin işidir. Yani “Çocuklarınız olmayacak, çocuklar kısır olacak.” üzerinden bir kampanya varsa o dönem bunu gidermek de yine o Bakanlığın ve işte mevcut hükûmetlerin işi olması gerekirdi ve onun önüne geçilmesi gerekirdi. Dolayısıyla, bütün bunların araştırılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bir de sadece vakaların ortaya çıkması üzerinden bir çerçeve çizmedik. Yani bu ailelerin sosyal, toplumsal, ekonomik, psikolojik açıdan yaşamış olduğu sıkıntılar konusunda da Meclisin bir inisiyatif almasına ihtiyaç olduğunu belirttik.

Bütün bu gerekçelerle biz tekrar bu grup önerimize destek istediğimizi ifade ediyoruz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

 

 

 

BAŞKAN - Bir diğer doktor milletvekili arkadaşımız, Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin lehinde, Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Şeker.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Halkların Demokratik Partisinin grup önerisi hakkında partim adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepinize sağlıklı, uzun bir ömür diliyorum.

Sayın İdris Baluken’i de tebrik ediyorum hem konuşmasından dolayı hem de öngörüsünden dolayı. Dedi ki burada: “Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcileri çıkacak, aşılamayla ilgili, sağlık politikalarıyla ilgili ne kadar başarılı olduklarını, ne kadar iyi şeyler yaptıklarını anlatacaklar.” Bu konuşmasından dolayı da teşekkür ediyorum.

Öngörünüz doğru çıktı.

Değerli arkadaşlar, Sabukat Sklerozan Panensefalit bir sonuç, bu bir sonuç. Neden bir sonuç? Öncesi var; işte, aşı yapmada eksik kalabilirsiniz, aşı bayat olabilir, hastalığın seyri farklı olabilir, kaçırdığınız bir vaka olabilir. Her ne şekilde olursa olsun Sabukat Sklerozan Panensefalit bir gerçek, bununla boğuşan aileler var, çocukları bu hastalığa yakalanan, bu hastalıkla ilgilenen bir kesim var; bunları da çok iyi anlamak lazım, bunların da sorunlarıyla ilgili çok ciddi çalışmalar yapmak lazım.

Muhalefet olarak biz burada çoğu zaman konuşuyoruz, anlatıyoruz “Sayın Sağlık Bakanlığı yetkilileri sadece reçete yazan bir hekim ordusu yarattılar Türkiye’de.” diyoruz ve bu gerçeğin de altını çiziyoruz. Bir yılda 342 milyon reçete yazan bir hekim ordusu yaratıldı.

Peki, koruyucu hekimlikte ne yapıyoruz, nereye geldik? Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü hekim arkadaşım diyor ki: “Türkiye’de daha önce paralı aşı vardı, şimdi aşılar ücretsiz.” Tüm dünyada zaten koruyucu hekimlik ücretsiz yapılıyor yani aşının parayla satıldığı bir üçüncü dünya ülkesi bile yok, bunun övünülecek bir tarafı da yok ve bir devletin de yapması gereken şey bu ama siz 342 milyon reçete yazdırarak hâlâ kronik hastalıkları artırıyorsanız ve bu ülkede kronik hastalıklardan dolayı insanlar sıkıntı yaşıyorsa; diyabet, kronik obstrüktif akciğer hastalığı dediğimiz astım, hatta ve hatta otuz kırk yıl öncesinin hastalığı olan tüberkülozu tekrar geri gündeme getirmişseniz ve sınır güvenliğini sağlayamadığınız için bugün çocuklarımıza tekrar kızamık aşısına başladıysak bunda bir yanlışımız var. Yani, muhalefet her şeyi sizleri eleştirmek için söylemiyor. Bizim de çocuklarımız var, bizim de torunlarımız var, bunların da hasta olmaması gerekiyor, bu ülkede sağlıklı bir nesil yetiştirmemiz gerekiyor ve bunun için de mücadele etmeniz gerekiyor, hepimize de görev düşüyor. Dolayısıyla buradaki eleştirileri sadece siyasi eleştiriler olarak almamanızı temenni ediyor ve diliyorum.

 Değerli arkadaşlar, siyaseten burada çıkıp konuşuyoruz zaman zaman ama en iyi bildiğimiz şey hekimlik. Hekimlikle ilgili eksikleri, yapılması gerekenleri  zaman zaman da gündeme getiriyoruz. Bu Mecliste kendi kendime ve hekim arkadaşlarıma da şu sözü vermiştim: “Hekimlerin ve sağlıkla ilgili bütün sorunların Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme gelmesi için elimizden geleni yapacağız.” dedik ve bunun da arkasında duruyoruz. Ben Sağlık Bakanlığına bir soru önergesi sunmuştum, dedim ki: Şubat 2012’den günümüze kadar kızamık vakası görülen iller, vaka sayıları nelerdir? Son bir yılda kaç tane Suriyeli sığınmacıda kızamık ve verem vakası görülmüştür? Şimdiye kadar kaç Suriyeliye kızamık aşısı yapılmıştır? Bunları sorarken şunları söyledik, bu kürsüde çok konuştum: “Sınır güvenliği olmayan bir ülkenin, kapıda, sınırda güvenlik sağlayamazsanız, insanların giriş ve çıkışlarını denetim altına alamazsanız, terör eylemlerinden tutun kaçakçılığa kadar, insan ticaretine kadar ve hatta sağlığınızı tehdit edecek bir oluşumun da gündeme gelmesine sebep olursunuz.” diye hep konuşmuştuk. Şu anda Suriye sınırımız boyunca hiçbir güvenlik yok. Suriye’deki hükûmet de kendi vatandaşlarına aşı yapamıyor çünkü orada bir çatışma var, terör ortamı var, bombalar patlıyor, çok ciddi sağlık hizmeti verilen bir ülke konumunda değil; bunu basından da takip ediyoruz, görüyoruz da. Suriyeli sığınmacılar Türkiye’ye girdiler, AFAD’ın kayıtlarında olan yani kamplarda kalanların 5 katı Suriyeli vatandaş var Türkiye’de. Bu çocuklar Suriye’den buraya girdiğinde maalesef, bizim Sağlık Bakanlığı bunlara aşı yapamadı, bunlara ulaşamadı, hangi evde oturduğunu bilmiyor, kaç kişi kaldıklarını bilmiyor, bunların nasıl geçindiğini, ne iş yaptığını, ne yaptıklarını maalesef bilmiyor.

Ben Gaziantep Milletvekili olarak söylüyorum: Gaziantep’te 400 bin Suriyeli sığınmacı var arkadaşlar. 400 bin Suriyeli sığınmacıya sağlık hizmeti vereceksiniz, temiz su götüreceksiniz, yeşil alan götüreceksiniz, yiyecek içecek vereceksiniz, her türlü sorunlarınızı çözeceksiniz. Çözebildik mi? Hayır, yapamadık. Bu denetimden kaçan şeyden sonra, denetimlerin olmamasından sonra, terör olaylarının dışında, o siyasi olaya girmeyeceğim şimdi -onlara- ama maalesef Türkiye’de hastalıklar da hortladı.

Benim sorduğum soruya Sağlık Bakanlığının verdiği cevap burada. Diyor ki: “8/7/2013 tarihi itibarıyla 67 ilden bildirilen toplam 6.731 kızamık vakası vardır.” İllere göre de dağılımını vermiş. Sayın hatip arkadaşımız biraz önce dedi ki: “İşte, Sağlık Bakanlığının size verdiği bilgi o ve o bilgi doğru değil.” Avrupa’dan gelen bir hastalıktan bahsediyor.

Değerli arkadaşlar, Şanlıurfa ve Gaziantep, Avrupa sınırında değil, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ve Suriyeli sığınmacıların en çok olduğu, sınır güvenliğinin olmadığı, kapının, sınırın yolgeçen hanına döndüğü bir yer olduğu için oradan gelen insanlara yeterli sağlık hizmeti veremedik, aşılayamadık, nerede oturduklarını bilemedik, ne iş yaptıklarını bilemedik. Dolayısıyla bu şehirlerde kızamık vakası arttı. Peki, ne olacak bunun arkasından?

Değerli arkadaşlar, kızamık vakası; işte biraz önce bahsettiğimiz, “subakut sklerozan panensefalit” dediğimiz, Allah kimsenin başına vermesin, ciddi bir hastalığın habercisi. Peki, Sağlık Bakanlığı bununla ilgili bir tedbir aldı mı? Onunla ilgili de çok ciddi uğraştık, çok ciddi şekilde uyardık.

“Bakın, bu insanlar Suriye’de aşılanmıyor, o kapıdan giriyorlar, denetimleri maalesef yoktur, valilik bilmiyor, çoğunu tanıyamıyoruz, çoğunu bilemiyoruz, aramızda yaşıyorlar, beraber aynı binada oturuyoruz, aynı sokakları paylaşıyoruz, hatta hatta kız alıp vermelerimiz başladı ama bu insanların çocuklarını maalesef ciddi şekilde aşılayamadık ve bunun sonucunda bu bölgelerde  kızamık vakaları artmaya başladı.”  dedik.   

Değerli arkadaşlar, bu uyarılarımızı lütfen ciddiye alın, bu uyarılarımız siyasi iktidarı eleştirmek amacıyla söylediğimiz, sadece siyasi kazanç elde etmek için söylediğimiz şeyler değil. Biz, bu gerçeklerle iç içe yaşıyoruz. Gaziantep’e ekonomik anlamda, siyasi anlamda, sosyal anlamda ne zararlar verdiğini ben bu kürsüden çok anlattım. Silah yüklü araçların nasıl yüklenip gittiğini, yakalandığında içinde nelerin olduğunu, bunları kimlerin götürdüğünü, kimlere teslim ettiğini ve nerede patlatıldığını hep söyledik, hep konuştuk ama bu söylediğimiz daha ciddi bir iş. Ülkemize dışarıdan hastalık ithal ettik. Ve ithal ettiğimiz bu hastalık ileride çocuklarımızın sakat kalmasına, ileride çocuklarımızın çok ciddi şekilde toplumdan uzak olmasına, ailelerin psikolojilerinin bozulmasına, ailelerin bu hastalıkla mücadele ederken çok ciddi şekilde sorunlar yaşamasına yol açacak.

Değerli arkadaşlar, “Avrupa kaynaklı” denen bu hastalığın Avrupa’yla uzaktan yakından bir ilgisi yok. Bakanlık diyor ki: Efendim, İstanbul’da da görüldüğü için Avrupa kaynaklı. İstanbul’da görülmüş olması Avrupa kaynaklı değil arkadaşlar. İstanbul’da da 200 bin Suriyeli var, İzmir’de de 150 bin Suriyeli var, Türkiye’de 2,5 milyona yakın Suriyeli var. AFAD’ın verileri 1 milyon 200 bin zaten, bunların üzerinde Suriyeli var. Bu Suriyeli vatandaşların sağlıktan yeterli hizmet alamadığını, denetlenemediğini, kontrol edilemediğini gösteriyor. Bu, sağlıkta yaşadığımız ciddi bir fiyaskodur.

Yine, diyor ki Sağlık Bakanlığı Adana’daki bir aile sağlık merkezindeki arkadaşımıza: “Yakaladığınız yerde aşılayın.” Peki, kolay, yakaladığımız yerde aşılayalım. Hekim arkadaşlar da diyor ki: “Kardeşim aşıda eksiklik var, yeterli aşıya ulaşamıyoruz.” Bugün bir başka sorun da bu değerli arkadaşlar. Keşke bizim ülkemiz de aşı üretebilseydi, keşke bizim ülkemiz de uçak, araba üretmekten vazgeçip de en temel ihtiyacımız olan aşıyı üretebilseydi ve biz de bu çocukları aşılayabilseydik, bugün bir başka ülkenin kapısında aşı beklemek zorunda kalmasaydık. Bu çocuklarımızın çok ciddi sıkıntıları olacak ileriki yaşamda, bunlarla ilgili gerekli çalışmanın yapılması için ben de bir araştırma komisyonu kurulması taraftarıyım. Enine boyuna araştırılmalı ve bununla ilgili çok ciddi şekilde çalışmalar yapılmalı.

Hepinize sağlıklı ve mutlu bir uzun ömür diliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Aydın…

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Söylediğim cümlelerin doğru olmadığını beyan etti, onunla ilgili…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) - Ben öyle bir şey demedim.

BAŞKAN – Ne güzel işte birbiri ardı sıra devam edeceksiniz.

Buyurun.

 

 

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Değerli Başkan, sevgili milletvekili arkadaşlarım; konuşan arkadaşlarımızın da ikisi hekim ama 1990 ve 2014 dersek, bir otuz yıla yakın enfeksiyon hastalıkları yani bir virüsün nasıl dolandığını bizatihi araştırarak ömrünü geçirmiş bir kişiyim. Şanlıurfa ve Gaziantep’in yedi yaşında 1’inci sınıfa giden oğlum tarafından da biliniyor Avrupa’da olmadığı. Burada polemik anlamında bunu söylemiyorum ama Türkiye'de 2005’ten sonraki tüm suşlar Avrupa kökenli suşlardır. Bu suş illa Avrupa kıtası kenarında olmak zorunda değildir. Elbette ki Çin’den de ya da Kırım Kongo Kayseri’de de görülebilir, öyle bir virüs vardır ve Türkiye'de de dolaşır. Onun için bir düzeltme ihtiyacı hissettim.

Bir diğeri de, belki cümleler kişilerin algısı anlamında farklı algılanabilir. Ben herhangi bir siyasi partinin böyle bir politika uyguladığını söylemedim. Size ve bize düşen -aynen cümlemi tekrar ediyorum- Güneydoğu’da veya eğitimi düşük olan çevrelerde bu tarzda yanlış bilgilerin önüne geçme adına bir fikir birlikteliğiyle doğruyu söylemek yoksa HDP’nin Güneydoğu’da böyle bir kampanya yürüttüğünü değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir komisyon kuralım diyoruz.

KEMALETTİN AYDIN (Devamla) – Benim çalıştığım dönemde Güneydoğu’da böyle bir kampanya vardı, o zaman da HDP yoktu. Bu kampanyaların önüne geçmek adına siz, ben ve diğer siyasi partilerdeki hekim arkadaşların doğru cümlelerle, doğru bir şekilde toplumu bilgilendirmemizin gerekli olduğunu söyledim.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz, size bir dakika söz vereceğim.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye…  Sıra sıra…

Buyurun.

 

 

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aslında tabii ki, Meclisi bilgilendirme adına bir söz istemiştim. Subakut Sklerozan Panensefalit değil sadece, toplumda gördüğümüz nörolojik ve miyopatik hastalıkların rehabilitasyonu noktasında vatandaşlarımızın çok büyük sıkıntı içerisinde olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Özellikle bununla kurulmuş dernekler tarafından bizlere çok sayıda müracaat var. ALS hastalığının mesela rehabilitasyonlarını yapamıyorlar. Gerek Sosyal Güvenlik Kurumunun ödemelerini eksik yapması gerekse Türkiye’nin rehabilitasyon merkezlerine Türkiye'deki doğuştan veya sonradan kazalar sonucu oluşan rehabilitasyon noktasında çok büyük eksiğinin olduğunu ve bunu gidermek üzere büyük bir gayret içerisinde olduğunu, olmamız gerektiğini ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker, çok güzel bir… Yani hiç kimseye sataşmadı.

 

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Hayır, yok, sataşma değil. Ben de bir düzeltme yapacağım.

BAŞKAN – O zaman, yerinizden, buyurun.

 

 

 

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi “Avrupa kökenli” olduğunu söyleyen Sağlık Bakanlığıydı bu virüsün yani kızamık virüsünün. Ama en çok görüldüğü iller Gaziantep ve Şanlıurfa. Gaziantep ve Şanlıurfa’da, anlattığım şekliyle, sınır güvenliğinin olmamasından ve Suriyeli mültecilerin çok yoğun gelmesinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bunun Avrupa kökenli olduğunu söylemenin bir anlamı yok çünkü Avrupa’da da kızamık vakası görülmedi bu arada. Orada da artmış bir durum söz konusu değil. Kızamık vakalarında anormal bir artış söz konusu değil ama Türkiye’de var. Bununla ilgili açıklama yaptı arkadaşımız ama bu da doğru değil. Çünkü Avrupa kökenli değil, kökeni tamamen kontrolsüz, denetimsiz Suriye kapısı.

BAŞKAN – Evet.

Sayın Dağoğlu, buyurun.

Başka giren olmasın doktorlardan, lütfen…

 

 

 

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, efendim, bu kızamık, viral bir enfeksiyon. Kızamığın tabii ki komplikasyonları olabilir. Ama aşılama konusuna geldiği zaman, ben bir AK PARTİ milletvekili olarak değil gerçekten bir hekim ve vatandaş olarak kızamık aşısının bütün yurtta ücretsiz olarak verilip uygulanmasının çok büyük bir başarı olduğunu düşünüyorum. Bunu kesinlikle göz ardı etmemek lazım. Kızamık aşısının, hepatit B’nin, hepatit A’nın, bunların ücretsiz olarak verilmesi toplum için gerçekten büyük bir hizmettir.

Diğer ensefalit konusuna gelindiği zaman da, hekimler çok iyi bilir ki, viral olan enfeksiyonların genelde büyük bir kısmının ensefalit yapma riski vardır aynen bu kızamıkta olduğu gibi.

 

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz, Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer.

İsmail Bey, yalnız iyice kafam karıştı benim, torun olursa yandık.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin grup önerisi hakkında şahsım adına aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, subakut sklerozan panensefalit kızamık hastalığının geç dönem komplikasyonlardan biri olduğunun da altını çizerek sözlerime başlamak istiyorum. Kızamık geçirmiş her hastada -değerli arkadaşlarım, doktor arkadaşlarım da benden önce ifade ettiler- beş, altı yıl veya yirmi dokuz, otuz yıla kadar bir dönem içerisinde subakut sklerozan panensefalit hastalığına rastlamak mümkündür. Ancak bunun aşıyla ilgili bölümünde -Değerli Türkan Hocam da bahsetti- her virütük hastalığın arkasında ensefalit yapma riski de söz konusudur. Dolayısıyla burada gözüken subakut sklerozan panensefalitin kızamık sonucunda ortaya çıktığını veya kızamıkla ilgili aşıların yapılmasıyla ilgili ortaya çıktığını ifade etmenin yanlış olabileceğini ifade etmek istiyorum.

Bakanlığımız aşı uygulamalarında ülkemizde de hastalıklara verilen değer değerlendirilerek bir Bağışıklama Danışma Kurulu kurmuştur. Bu kurul, Dünya Sağlık Teşkilatının da öngörüleri çerçevesinde yapılmıştır. 1998 yılında, özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde ilköğretim döneminde birinci sınıflarda 2 doz aşı yapılmaktaydı, üçlü aşı. Şöyle düşündüğümüz zaman, 2002 yılı öncesinde yapılan aşıların  7 alerjiye karşı yapıldığını ama artık günümüzde, özellikle bizim Hükûmetimiz sonrasında Sağlık Bakanlığımızın da önemli çalışmalar sonucunda yapmış olduğu, özellikle 13 tane antijene karşı aşının uygulandığını hepimiz biliyoruz, bir gerçek. Tabii, bunların arkasından, soğuk zincirin çok önemli olduğunu, aşıların hastalara ulaşmasındaki sıkıntıların 2002 yılı öncesinde çok daha fazla olduğunu yine hepimiz biliyoruz. Yıllar öncesinden hatırlıyorum, aşı kampanyaları ülkemizde otuz yıldır devam ediyor ama en etkili dönemin özellikle 2004 yılında başlayıp 2008 yılında ortaya konulan, Sağlık Bakanlığının önemli çalışmalarından biri olduğunu da ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Tabii ki bu öneriyi biz kabul etmiyoruz. Şunun için kabul etmiyoruz: Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu kızamık aşılaması ile subakut sklerozan panensefalit hastalığı arasındaki ilişki bazı bölgelerimizde daha sık görülüyor, bunu da arkadaşlarımız belirtti. 2005 yılında bilimsel bir komisyon da kurulmuş. Bu komisyona çocuk nörolojisi, çocuk enfeksiyon hastalıkları, çocuk sağlığı hastalıkları, erişkin enfeksiyon ve halk sağlığı uzmanları alınmış. Bunların yapmış olduğu çalışmalar sonucunda da bir rapor hazırlanmış.

Bu rapora göre -kısa kısa izah edeceğim, ifade edeceğim- birincisi: Subakut sklerozan panensefalitin erkeklerde kadınlara göre 2,7 kat daha fazla olduğu görülmüş. Sağlık Bakanlığı tarafından aşı programı kapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmış. Kullanıcıya soğuk zincirin uygun bir şekilde gitmesi sağlanmış. Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve hâlen uygulanmakta olan kızamık aşı şemaları başta Dünya Sağlık Örgütü tarafından uygun görüldüğü şekilde yapılmaya çalışılmış.

Yine, hastalığın -kızamık aşısının değil- kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu daha çok bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Kızamık hastalığı virüsü bundan sorumlu tutulmuştur.

Yine, bu hastalığın görülme sıklığı, ülkemizde aşılanma oranları göz önüne alınarak, benzer ülkelerden çok farklıdır. 2005 yılından önce çok daha fazla görülmesine rağmen 2005 yılından sonra daha düşük seviyede görülmüş. Özellikle Güneydoğu Anadolu, kuzey Anadolu ve orta Anadolu bölgelerinde sıklıkla rastlanmış. Tekrar altını çizerek söylüyorum: Bunun da en önemli nedenlerinden birisi aşılanma oranının düşüklüğüdür değerli arkadaşlar, yoksa aşıyla ilgili, aşının bozukluğuyla ilgili bir oran değildir, olay da değildir, bunu özellikle de belirtmek istiyorum.

Ülkemizde, yine, bu hastalığın vakalarının, aşılanma oranları ve aşıyla elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gözüken kızamık vakalarından sonra da ortaya çıkabileceğini tekrar ifade etmek istiyorum. Yine, hastalığın daha sık görüldüğü illerin geçmişte kızamık aşısı oranlarının düşük olduğu veyahut da göç aldığıyla ilgili önemli bir bulgu vardır, bunun Şanlıurfa örneğini vermiştik zaten ama bugünkü kızamık aşısı, şu ana kadar özellikle 2004 yılında başlayıp 2008 yılında elimine edilmiş, eradike etmek için de Sağlık Bakanlığı elinden geldiği kadar, çok başarılı bir şekilde kampanyalarını yürütmektedir, aşı kampanyaları yine devam etmektedir.

Ayrıca, 2010 yılından itibaren subakut sklerozan panensefalit vakalarında belirgin bir azalma görülmekte, bunun da 2005 yılından itibaren kızamık aşılama oranlarının yükselmesine bağlı olduğu yine bu Kurul tarafından tespit edilmiş. Bakanlığımız, başta Dünya Sağlık Örgütü nezdinde olmak üzere bu hastalığın yeni tedavi yaklaşımlarıyla ilgili bilimsel gelişmeler yapmıştır, örneğin Hacettepe Üniversitesiyle beraber eğitim araştırma hastanelerini devreye sokmuş ve bu bağlamda da çalışmalar yapmaya başlamıştır.

Yine, ayrıca Bakanlığımız vakaların ihtiyaçlarının karşılanması hususunda ilgili derneklerin taleplerini önemli ölçüde dikkate almış ve bunlarla ilgili çalışmalar yürütülmüştür ve Sosyal Güvenlik Kurumunda da sağlık uygulama tebliğine koyarak ücretsiz olarak ilaçları vermeye başlamıştık. Yine, önemli bir ilaç, bununla ilgili yapılan bir ilaç, etken maddesi inosiplex olan bu ilacı ücretsiz olarak hastalara alıp dağıtmaktadır.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, özellikle Halkların Demokratik Partisinin yapmış olduğu suçlama şeklini kabul etmemiz mümkün değil çünkü koruyucu hekimliğin Türkiye’de geldiği yeri -değerli doktor arkadaşlarım benden önce konuştular- hepimiz biliyoruz. Ben göreve başladığımda, Artvin’de Sağlık Müdürlüğü dönemimde, o zaman başlatmıştık aşı kampanyasını, o zaman kampanya oranlarını -tekrar hatırlıyorum- yüzde 50’lere ancak getirebilmiştik. Yer yer bazı illerde bu, yüzde 50’lere, 70’lere falan yükselmişti ama şu bir gerçek ki bizden önceki sağlık bakanlarının da -yine onların emeğine de teşekkür etmemiz lazım- başlatmış olduğu ama giderek geldiği ama bu bağışıklama oranının da en etkili bizim Hükûmetimiz zamanında olduğunun da burada altını çizerek ifade etmek istiyorum. Çünkü, zaten soğuk zincir dâhil yapmış olduğumuz çalışmalar ortadadır.

Kısaca şunu ifade edebilirim ki bu hastalıkta, özellikle aşıların yanlış, soğuk zincirdeki bozukluklarla veya bozuk aşıların Doğu’ya gönderilmesiyle ilgili bir durumun olmadığını ifade ediyorum ve bu önergenin karşısında olduğumu ifade ediyorum.

Hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Özgündüz, Sayın Şeker, Sayın Havutça, Sayın Özkan, Sayın Özdemir, Sayın Bayraktutan, Sayın Genç, Sayın Nazlıaka, Sayın Özkoç, Sayın Eyidoğan, Sayın Öz, Sayın Köktürk, Sayın Kart, Sayın Türmen, Sayın Düzgün, Sayın Gümüş, Sayın Dinçer, Sayın Güneş, Sayın Özel, Sayın Toptaş.

İki dakika süre veriyorum, yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.07

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Dilek YÜKSEL (Tokat)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                                      17/06/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 17 Haziran 2014 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                              Yusuf Halaçoğlu

                                                                                                            Kayseri                                                                     Grup Başkan Vekili

 

 

Öneri:

17 Haziran 2014 tarih ve 6512 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz MHP Grup Başkan Vekili ve İzmir Milletvekili Oktay Vural ve MHP Grup Başkan Vekili ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun “Son dönemde Irak’ta yaşanan gelişmeler başta olmak üzere, rehin alınan vatandaşlarımızın durumu, IŞİD tehdidinin sınırımıza ve Türkmen kardeşlerimize olan etkisini tartışmak üzere” genel görüşme açılması önergemizin 17/06/2014 Salı Günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş’e aittir.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Irak’ta yaşanan gelişmeler konusundaki grup önerisi için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi bu konu, malumunuz olduğu üzere, ta geçen hafta burada görüşülmesi gereken bir konudur. Yani geçen hafta Musul’daki konsolosluk baskını ve oradaki 49 vatandaşımızın -3’ü bebek olmak üzere- IŞİD’in eline geçmesinden beri bir gayret var siyasi iktidarda: “Aman bunu konuşmayalım, şimdi durum kritik, bunu dile getirmeyelim.”

Ama değerli arkadaşlar, bugün geldiğimiz noktada öyle bir yere geldik ki uluslararası medya konuşuyor, takip ediyor konuyu, herkes konuşuyor, Türkiye’deki medya konuşuyor, bir tek bunun müzakere edilmediği, bir tek “ne oluyor, ne bitiyor”u değerlendirmeyen tek yer artık sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altıdır. Yani bu Meclisin dışında herkesin konuştuğu, herkesin fikir yürüttüğü, herkesin hatta ahkâm kestiği bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasi iktidarın ricaları, girişimleri, şunları bunlarıyla…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, önemli bir konuyu gündeme getiriyoruz yani Türkiye'nin gündemi. Sayın bakanlar bunlarla ayakta sohbet edeceklerine böyle bir meseleye kulak assalar da hiç olmazsa yani…

LEVENT GÖK (Ankara) – Haklısınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir şey olmaz ya, böyle bir saygısızlık olmaz ya.

BAŞKAN – Evet, Sayın Türkeş, buyurun.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Evet, şimdi bunu diğer konularda, Kıbrıs olaylarında da yaşadık yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu konuda Türkiye’yi bu kayıp insanlarla ilgili bir cezaya çarptırdı.

“Konuşalım.” “Aman gündemde bugün bu var, sonra bunu yapalım.” Değerli arkadaşlar, çok kıymetli milletvekilleri; Türkiye’nin hayati, hassas, millî meselelerini burada konuşmayacaksak neyi konuşacağız Allah aşkına? Şimdi, “Yazmayın, çok tehlikeli.” “Ellemeyin, efendim, çok kritik bir safhadayız, her an kurtaracağız insanları, rehineleri.” Ama rehine bile değil, Dışişleri Bakanlığının yetkilisi rehine bile olmadığını söylüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakanların ilgisi bu kadar zaten, orada sohbet ediyorlar.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Peki, nedir değerli arkadaşlar? 31 özel harekâtçı, 1 Başkonsolos, Dışişleri mensupları, diğer görevli arkadaşlar, toplam 49 kişi, çoluk çocuk 7’nci gününü tamamladı IŞİD’in elinde, bir haftayı geride bıraktık. Nedir bunlar, rehine değil?

Şimdi, Dışişleri Bakanlığı, ilk başta, geçen hafta “Bunu gündeme alalım, konuşalım.” dediğimiz yerde dediler ki: “Sayın Dışişleri Bakanı siyasi partilere bilgi verecek.” “Peki, bekleyelim, bilgiyi alalım.” Aldığımız bilgiler burada konuşulamayacak bilgiler değildi değerli arkadaşlar yani Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında seçilmiş milletvekilleriyle paylaşılmayacak hiçbir bilgi yoktu o görüşmelerde. “Peki, niye kaçınıyoruz? Fidye mi istiyorlar?” “Yok.” “Bir talepleri var mı?” “Hayır.” “Size müracaatları var mı?” “Yok.” “Bağdat’taki Büyükelçiliğe var mı?” “Yok.” “Elde tuttukları rehinelerden herhangi bir talepleri oldu mu?” “Yok.” “E, peki, bırak.” “Bırakmıyor.” Şimdi, bunun bir izahını siyasi iktidarın yapma zorunluluğu vardır; bunun anlatılması lazım, bunun izah edilmesi lazım.

Şimdi, Irak’ta birtakım olaylar var, birtakım gelişmeler var. Şimdi, bu gelişmelerin ne olduğunu anlamaz isek, buna doğru dürüst bakmaz isek, bunu doğru dürüst tarif edemez isek o zaman, orada olan olayları da basite indirgiyoruz ve basit zannettiğimiz olaylar sonra büyüyor, dağ oluyor, çığ hâline geliyor.

Şimdi, Irak’taki durumu değerlendirirken nelere bakmamız lazım değerli arkadaşlar, bunlara bir değinmek istiyorum. Bir kere, 30 Nisan 2014’te Irak’ta Parlamento seçimleri yapıldı. Bu seçimlerin sonuçları nedir, bu sonuçlarda ne olmuştur, neler meydana gelmiştir? Mezhepler daha ortaya çıkmıştır ama mezheplerin daha belirgin ortaya çıkmasının yanı sıra, daha da bölünmüş bir yapı ortaya çıkmıştır.

Bir diğer nokta, Irak’ta şimdiki bulunan durum, Amerika Birleşik Devletleri’nin güçlerinin görünürde resmî olarak Irak’tan çekildiğinden sonraki ilk seçim olmasıdır.  Bunun da doğru dürüst değerlendirilmesi lazımdır. Bunları değerlendiremez isek, bunların etkilerini, sonuçlarını göremez isek bunu doğru dürüst tahlil etmemiz mümkün değildir. Haberlerde gayet basit geçiyor: IŞİD, Irak Şam İslam Devleti, örgütü. “Terör örgütü” diyemiyorsunuz. Peki, terör örgütü olmayan bir organizasyon sizin başkonsolosunuzu ve onunla birlikte 48 kişiyi, artı 30’un üzerindeki şoförünüzü, vatandaşınızı niye alıkoydu? Terör örgütü değil de nedir bu Allah aşkına? Bunu buraya gelip de bir sayın bakan izah etmek ihtiyacı hissetmiyor mu? Böyle bir şey olur mu?

Ha, bir diğer nokta, buradaki petrolün durumunun görüşülmesi lazımdır. Bunu örtülü olarak, bunun üstüne birtakım isimler, sıfatlar koyarak Kuzey Irak’tan alınan petrolle ilgili sıkıntılar nedir? Bununla ilgili, sizin alıp satmaya kalktığınız petrolle ilgili, uluslararası arenada davalar açılmış mıdır, soruşturma açılmış mıdır? Bunların da görüşülmesi lazım, bunların da anlaşılması lazım.

Irak’ta yaşanan olayların tarihî bir perspektifi var değerli arkadaşlar. 1915’te, bir yıl süren, Fransa ve İngiltere arasındaki Sykes-Picot Anlaşması var. Bunun 100’üncü yılına denk gelmiş olması ve orada yeni toprak bölüşümlerini, yani yüz sene önceki bölüşülen Irak topraklarının 21’inci yüzyıla göre, 21’inci yüzyıldaki egemen güçlere göre yeniden paylaşımı için 100’üncü yılında bunun meydana gelmiş olması tesadüfi olabilir mi? Ve bunların ışığında, IŞİD nedir? Terör örgütü değilse… Yani “Irak-Şam” deyince sokaktaki vatandaş Şam’dan ilham alarak bunun Suriye, Suriye’deki karışıklık neticesinde ortaya çıkmış olan bir örgüt zannediyor.

Değerli arkadaşlar, çok kıymetli milletvekilleri; bu Irak-Levant İslam Devleti’dir. Levant, ta Haçlı Seferleri’nden bu tarafa o coğrafyanın tümünü kapsar. Bu çok önemlidir. Yani, bu, Suriye kaynaklı değildir. Ve bu örgütün arkasında, yani, işte, Zevahiri’den al, oradan gel, buraya Bağdadi’ye bağla, bu örgütün bundan daha fazla toprağın altında görünmeyen kısmı vardır. Ben, Sayın Dışişleri Bakanı dâhil, bu konuyla ilgilenen insanların bunu bihakkın görüp, anlayıp, ona göre davrandığından da şahsen şüphe duyuyorum; kaygılarım var.

Tabii, IŞİD’e karşı Türkiye’nin, siyasi iktidarın tavrı da fevkalade manidar. İspanya’da, orada adam toplayan ve oraya savaşçı getiren insanlara yönelik İspanya devleti operasyon yaptı ve 7-8 kişiyi gözaltına aldı. Bugünkü gazetelerde, Türkiye’de, İstanbul’da da bunların ofisleri olduğu söyleniyor ama “Aman incitmeyelim, aman bunlar laftan bile sakınıyorlar.” yaklaşımıyla bunlara değinilemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şimdi, bir dakika, bugün sadece bu konuya ait veriyorum, diğer konuşmacılara da vereceğim.

Buyurun.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Evet, peki, teşekkür ederim.

Şimdi, tabii, bütün bunların sonunda bir de şu var: Orada soydaşlarımız var. Irak Türkmenlerinin çok vahim durum içinde olduğu da açık, aşikâr. Bunlarla ilgili, Hükûmetin, siyasi iktidarın herhangi bir çabası ve gayreti yok. Geçen hafta görüştüğümüzde, olası göçle ilgili bir düşüncelerinin olup olmadığı sorulduğunda “Vallahi, bizim de böyle bir kaygımız var ama çok da ciddi bir şey görmüyoruz.” diyorlardı ama bu hafta göç başladı.

Tabii, süre Irak’ı konuşmak için yeterli bir süre değil ama son olarak şunu söyleyeyim: Çok kıymetli milletvekilleri, kendi ülkeniz sınırları içinde bayrağınıza sahip çıkamazsanız sınırlarınızın dışındaki vatandaşlara, asla, sahip çıkmanız söz konusu olmaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkeş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan, buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Musul’da yaşanan olaydan hemen sonra, aynı gün, Halkların Demokratik Partisi olarak biz, Mecliste genel görüşme açılmasını 11 Haziran 2014’te istedik. Gerçekten önemli bir konu. Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor, sınırlarımızın güvenliğini, Orta Doğu’daki gelişmeleri, Suriye’deki gelişmeleri çok yakından ilgilendiriyor.

Şunu söyledik, aslında bunu Suriye’de iç savaş başladığından beri söyledik, defalarca burada anlattık: Ceylanpınar’dan -Serekanî’den- tutun Antakya’ya kadar sınır geçişlerini, konaklamaları, oradaki unsurların El Kaide, El Nusra, IŞİD veya Özgür Suriye Ordusu adı altında desteklenmelerini ve daha sonra da Rojava Kürtlerine karşı saldırı amaçlı bunların orada bulundurulduğunu, bunun çok tehlikeli olduğunu, hem Suriye açısından, Suriye halklarının kendi kaderini belirleme hakkı açısından,  hem Türkiye’yle ilgili sorunlar açısından, hem Türkiye'nin iç barışı açısından bunun ne kadar önemli olduğunu söyledik. Hatta, geçen gün şu Bakanlık genelgesini -ki yalanlanmadı Hükûmet tarafından- burada çok açık bir şekilde ifade ettik yani “Mücahit El Nusra’ya” deniliyor “MİT gözetiminde       -Diyanetten tutun da Hükûmetin valilerine- kalma, konaklama, geçiş ve saire konusunda yardım yapılması…” diyor ama ilginci, en üstte ne diyor: “Bölücü örgüt PKK uzantısı PYD’ye karşı savaştırılan…” PKK’ye karşı savaştırılan… Bakın, dikkatinizi çekerim. Biz, buradan uyardık, bunun nasıl bir felaket getireceğini, bu kontrolsüz güçlerin silahlandırılmasının, Antalya’daki 5 yıldızlı otellerde silahlarıyla toplantıya katılmalarının, TIR’ların, vesairenin, vesairenin ve Rojava’da çocuklara yapılan katliamların, Ermeni yerleşimlerine, Türkmenlere yapılan saldırıların -Süleyman Şah Türbesine- daha sonra Somali’deki elçilik binasına… Bütün bunları söyledik.

Şimdi, Hükûmet bunları bilmiyor değildi, Hükûmet bütün bunları biliyordu. 1 milyon Suriyeli mülteci Türkiye'nin her bir tarafına dağılmış, İstanbul’dan İzmir’e, İzmir’den Edirne‘ye, Ankara’nın göbeğine kadar her yerde statüleri belli olmayan, kimin ne olduğu belli olmayan, mahalleliyle kavga eden veya suç olayları veya yoksulluk felaketi içinde perişan durumda olan insanları gördük. Suriye üzerinden bu yaşanan olayın fotoğrafını üç yıl boyunca burada verdik. Ancak, ne zaman ki Musul’a dayandı, IŞİD konsolosluğa girdi, orada bayrağı indirdi, konsolosluk görevlilerini ve 32 tane şoför esnafımızı gözaltına aldı, yeniden uyanmaya başladı insanlar, bu tehlikenin farkına varmaya başladı.

Buraya bayrak asabilirsiniz arkadaşlar, çok kolay, burada bayrağı korumak da kolaydır. Bayrağı toprağınız olan yerde korumak önemlidir, bir; ikincisi, provokatörlük yapıp 35 derece sıcakta eldivenlerle direkleri tırmanan provokatörleri ve arkasındaki güçleri çıkarmak doğru olandır.

Biz burada şunu açıkça ifade ettik: Tuzhurmatu'da, o bölgede 2 Kürt tugayı peşmerge Türkmenleri korurken ve Kerkük’ten ordu çekilirken, yine, Kürtler Kerkük’ü korurken… “Soydaşlarımız” deniliyor; vallahi, Kürtlerin de soydaşları bu Mecliste var, Türklerin de soydaşları var ve bir ortak çıkarımız var. Orayı eğer… Orada, Irak’ta demokratik bir yönetimi hayata geçirirsek  IŞİD de o tür örgütlerle… Ki, El Nusra’yı Hükûmet bir ay önce terör örgütleri listesine aldı, Türkiye komşu olmaz.

Bir seçeneği var Türkiye’nin, “Bin yıldır beraber yaşadık Kürtlerle.” diyor, bin yıl daha stratejik olarak beraber yaşamak istiyor musunuz Suriye’deki, Türkiye’deki, Irak’taki, hatta İran’daki Kürtlerle, sınırlarınızla? Ki iyi niyet ilişkiler bunu gösteriyor, orada demokratik Kürt yönetimleri var, Erbil Parlamentosunda 8 Türkmen parlamenter var, 1 bakanlıkları var, tabii ki, burada 3 partiden arkadaşlarımız bir gün olsun gidip Erbil Parlamentosundaki Türkmen parlamenterlerle, bakanlarla bir gün konuşmamışlardır “Ya, ne yapıyorsunuz burada arkadaşlar?” diye. Burada Kürt halkının her 3 kantonda; Afrin’de, Kobani’de, Cizire’de yediden yetmişe silahlanarak, bu öldürmede sınır tanımayan, İslamiyet adına öldürmede sınır tanımayan güçlere karşı bir halk direnişi ortaya koyarak kendilerini, ülkelerini ve namuslarını koruyabildiler. İşte, o unsurlar hareket hâlindedir, birçok ülkeden gitmiştir, oradan Musul’a gittiğinde Musul’da bir gerçeklik vardır arkadaşlar: Eğer, Irak’ı 3 parça, kuzeyde Kürt bölgesel yönetimi, Musul ve etrafında, Ninova vilayetinde Sünnileri ve daha güneyde Şiileri; bu gerçekliğini görmezseniz, bu gerçekliğine uygun bir demokratik yönetim inşası konusunda Türkiye komşu bir devlet olarak görmezse; şu an itibarıyla her gün Türkiye, 10 milyar lira Habur Kapısı’ndan geliri gideri, Mersin’e kadar, Konya’ya kadar esnafımızı etkileyen bir tahribata yol açmıştır, ekonomisi bir yana, can kayıpları bir yana.

Bugün beşinci güne girdik. Beşinci gündeyiz, konsolosluk görevlileri rehin; diplomasiye bakıyorsunuz, rehin diplomasisi, takas diplomasisi, fidye diplomasisi. Hangi dışişlerinde böyle bir diplomasi var arkadaşlar? Orta Doğu yeniden şekillenirken, Avrupa kriz yaşarken ve karşısında Çin, Rusya, İran, karşılıklı güç dengeleri oynanırken, Suriye üçüncü, dördüncü senesine girerken, Türkiye'nin dış politikasını mezhep ve ideoloji üzerine kurması asla kabul edilir bir dış politika olamaz.

Şimdi, düşünebiliyor musunuz, Orta Doğu’da bir dönemler Osmanlı var; Musul ve Kerkük’ü 500 sterline vermişsiniz, sonra gelip burada şunu konuşacaksınız: Orada yaşayan Türkmenlerin de, Kürt halkının da, Arapların da hakkını hukukunu nasıl koruruz? Eğer tarih bağımız bunu gerektiriyorsa birlikte ne yapabiliriz? Ama Katar’dan, Suudi’den 45 milyar lira para transferinin hesabı verilmeden bu olayları açıklayamazsınız arkadaşlar.

Elbette ki Musul’da bir anda, bir gecede bütün ordu teslim oluyor, silahları bırakıyor, havaalanlarını bırakıyor, tankları, topları bırakıyor ve gidiyor. Sizin aklınıza, mantığınıza uyuyor mu, 70 bin tane ordu mensubu 5 bin tane IŞİD mensubu karşısında teslim oldu? Hayır, teslim olunan bir durum yok, danışıklı bir durum var. Saddam’ın yıkılmasından sonra Şiiler yönetime geldi, Maliki yönetimi Irak’ı doğru dürüst yönetemedi, yönetemediği için Kürtlerle kavgalı oldu, Sünnilerle kavgalı oldu, seçimlerin yapılmasına rağmen bir düzen oturtulamadı Irak’ta. Şu an, ya Irak üçe bölünecek, Kürtler, Sünniler ve Şiiler olarak -bu bir seçenek- federasyon yönetim biçimiyle devam edecek- ya da ayrı devletçiklere bölünecekler. Bu, çözüm bulunmadığı zaman son derece hayati bir durum ve oradaki yurttaşlarımız, soydaşlarımız, akrabalarımız, insanlarımız, dostlarımız sorun yaşayacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum size de.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, biz, burada, Orta Doğu’da 45 milyon Kürt halkıyla ilgili olarak Hükûmeti uyarmak istiyoruz. Genel görüşme önergemiz var. Usulünde gelmesi için sabrettik.

Bakın, bugün, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi de rehinelerle ilgili yayın yasağı yapılmasına karar vermiş. Hepimiz bu konuda hassasız. Biz, herkesten hassas davrandık. Genel görüşme önergesini ilk veren parti olmamıza rağmen Dışişleri Bakanının gelip görüşmesini, bilgisini önemsedik ama 5’inci gün… Gelin, tartışalım. Dışişleri Bakanı gelsin, Meclis bu konuyu konuşsun, isterseniz açık oturum isterseniz kapalı oturum ama bunu konuşmak zorundayız. Bunu başkasına konuşturtmayız ve Hükûmetin seçeneği ortada: Ya 45 milyon Kürt halkı Orta Doğu’da komşularınız olacak, onlarla beraber stratejik bin yıl ya da IŞİD’le beraber olacaksınız. Başka seçeneğiniz yok diyoruz arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Osman Taney Korutürk.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yeni bir genel görüşme önergesiyle karşı karşıyayız. Görüyorsunuz, muhalefet adına konuşanların lehte de konuşanı, aleyhte de konuşanı diyor ki “Bunu açalım, görüşelim, bu konuyu bir tartışalım. Bu konuyu tartışmadan geçiştirme imkânımız yok.”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz üzerinde konuştuk çünkü biz de vermişiz, evet.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Bakın, Dışişleri Bakanı dedi ki: “Liderleri dolaşacağım, liderlere bilgi vereceğim. Bu konuda bir tartışma açarsak onlarla ilgili zorluk olabilir.” Rehine demiyor Dışişleri Bakanı nedense, misafir mi diyor, ne diyorsa…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Alıkoyma.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Buna hiç katılmıyoruz çünkü onlarla ilgili zorluğun çok ötesine geçtik. Bakın, beş gün geçti, altıncı günün içindeyiz. Koskoca bir başkonsolosluk aileleriyle birlikte, çoluğuyla çocuğuyla birlikte, hatta kedi köpeğiyle birlikte toparlanmış, başkonsolosluk binasının dışına götürülmüş, hâlâ Bakan Yardımcısı, Bakan “Biz buna rehine gözüyle bakmıyoruz.” diyor. Ne gözüyle bakıyorsunuz? Akşam oturmasına mı gittiler, pikniğe mi çıktılar? Böyle bir şey olabilir mi? Aldılar bunları bağladılar, götürdüler. Bunların içinde… Görev yapmış oldukları Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğunu başka maksatla kullanmaya başladılar. Türkiye Cumhuriyeti toprağının üzerindeki bayrak direğindeki bayrağı indirdiler. Bütün bunları gördükten sonra “Rehine gözüyle bakıyoruz, bakmıyoruz; bu zararlı olur, zararlı olmaz…” bu kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle önemli bir toplantıda bir kere bu kadar az insanla olmamalı. Türkiye Büyük Millet Meclisi burada tamamen dolu olmalı ve Dışişleri Bakanı gelmeli, kiminle görüşüyorlar, ne görüşüyorlar, diplomatik çaba… Hangi diplomatik çaba arkadaşlar? Terörle diplomatik çaba oluyor mu? Terörle diplomasi bağdaşıyor mu? “Diplomatik yoldan çözeceğiz…” Diplomatik yol diye bir şey söz konusu değil burada. Ama, müzakere edildiği görülüyor, görüşmeler yapıldığı görülüyor. Kiminle yapıyorsunuz, onları da anlatmanız lazım çünkü kiminle yaptığınızı iyi biliyor musunuz, ondan da çok emin değilim. Ankara’da yerleşik eski Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi demeçler veriyor filan, bu işin içerisinde gözüküyor. Tarık Haşimi’nin ağırlığı Irak içerisinde ne kadardır? Onu, Dışişleri Bakanının gelip burada anlatması lazım. Tarık Haşimi’nin eğer aşiretlerle vesaireyle sağlam bir ilişkisi olsaydı burada olmazdı. Saddam’ın iki numarası İbrahim El Duri gibi, harekâtın 10’uncu senesinde kendi memleketinde olurdu. Yanlış adamlarla yanlış işler yapmaya kalkarak oradaki insanlarımızı tehlikeye sokuyorsunuz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sizin öneriniz ne, öneriniz?

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Konsolosluğun personeli, şoförler, termik santral personeli, henüz bilmediğimiz kimseler, şimdi bunlara bir de Türkmenler ilave oldu. Dün bir Türkmen heyeti Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilini makamında ziyaret etti, daha sonra da bizimle görüştü. Söylediklerine göre, Türkmenler de şimdi Telafer’i terk etmiş vaziyetteler. Telafer yakınlarındaki Sincar kasabasına, Türkmenlerin sayılarının fazla olması ve güvenlik riski doğurdukları gerekçesiyle sokulmuyorlar. Açık arazide, 50 derece hararetin altında ve her an Telafer’den kendilerine yönelip elde kılıç, pala, ciğerini yemeye, kalbini sökmeye gelecek olanları bekliyorlar. Türkiye bunlarla ilgili ne yapıyor? Şimdi, Dışişleri Bakanlığının -eğer diplomatik bir çaba içerisine girmekten bahsediyorsa- Irak Hükûmetiyle, Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle, teröre bulaşmamış olan diğer Sünni aşiretlerle, diğer Şii aşiretlerle, Türkmen Cephesi ile, Sünni Türkmenlerle, Şii Türkmenlerle hiçbir ayrım yapmaksızın hepsiyle birlikte temas kurması lazım ve Irak toplumunun çeşitli katmanlarını bu meselenin üzerine bir şekilde yoğunlaştırması lazım. Bunları yapıp yapmadığı konusunda da Bakanın gelip burada bizimle bunları paylaşması lazım. Bizim içimizde, bu konuda tecrübeli arkadaşlarımız da var.

Şimdi, Türkiye’nin tabii ki birinci önceliği oradaki insanlarını kurtarmak. Onların canlarının kurtarılması için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak elimizden gelen her türlü katkıyı yapmaya hazırız uzmanlığımızla, temaslarımızla, kontak noktalarımızla, bunun içerisine yardımcı olmaya hazırız ama bu “Yardımcı olmaya hazırız.” demek, “Hükûmetin bu konudaki çok ağır sorumluluğunu görmezden geliriz.” demek değil. Hükûmetin fevkalade yanlış bir politikayla Suriye’de giriştiği rejim değiştirme çabası başarısızlıkla sonuçlandı, bunu herkes biliyor ama rejim değiştirme çabasını zorlamak için oraya dünyanın silahlı örgütü getirildi. O örgütler de silahlarla beslendi. Şimdi bu silahlar bize dönmüş durumda ve şimdi bu silahlar Irak’ta bizim başlangıçtan itibaren Türkiye olarak en korktuğumuz şeyin meydana gelmesine yol açtı. Biz  Türkiye olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün fertleri için de  geçerli olmak üzere bir güvence olarak, Irak’ın bir bütün olarak muhafaza edilmesini tercih ediyorduk. Irak’ın bütün olarak muhafaza edilmesinin aksi, Şiilerin ayrı bir oluşum içerisine gitmesi, Kürtlerin ayrı bir oluşum içerisine gitmesi, Sünnilerin ayrı bir oluşum içine gitmesi. Şiiler de, Kürtler de kendi kendilerini avrayabilecek imkânlara sahipler doğal kaynak olarak, yönetim tecrübesi olarak ama Sünnilerin böyle bir imkânı olmadığı için Türkiye’nin öteden beri uluslararası alanda her zaman bu konu gündeme geldiğinde söylediği şuydu: Eğer böyle bir oluşum, böyle bir olgu ortaya çıkarsa, üçe bölünme olursa Irak’ın doğal kaynaklardan yoksun olan, ezilmiş bulunan Sünni kısmı da terör örgütleri için bir sığınma cenneti hâline gelebilecektir; maalesef böyle oldu ve oluyor. Türkiye bununla ilgili olarak ne yapıyor arkadaşlar? İnsanlarımızı kurtarmamıza… Ve, söyledik: Birinci önceliğimiz… Ve, bu konuda yardımcı olmaya da hazırız üstümüze düşen bir şey varsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, ben eminim, herkes bunu yapmaya hazır ama mesele bununla bitmiyor. O insanlarımızı kurtarıp aldıktan sonra o bölge ne olacak onu görmek lazım, uluslararası camiayı bir şekilde hareketlendirmek lazım. Uluslararası camiayı Türkiye'nin hareketlendirmesi lazım fakat bunu hareketlendirirken Irak’ın toplum katmanlarının hepsiyle de de temas edebilmesi lazım. Ediyor mu, etmiyor mu, bunu niye gelip de burada görüşmeyelim?

Genel görüşme talebi birkaç partiden geldi, bizim de genel görüşme talebimiz vardı fakat bu, rehineleri kurtarma çabalarına yardımcı olmak için biz bunu geri çektik. Ama bunu geri çektik demek bunun burada görüşülmesini istemiyoruz demek değil, bunu mutlaka görüşmek lazım burada. Dışişleri Bakanının da bütün kadrosuyla birlikte gelip buraya bilgi vermesi lazım, kiminle görüşüyor, ne görüşüyor ve burada da herkesin elinden gelen, en azından fikrî katkıyı bu kürsüden yapması lazım.

Şimdi, Türkiye böyle bir durumla çok sık karşılaşmış değil. Bu durum ciddi bir tedbirsizlik sonucu meydana gelmiş bir durum. Bağdat Büyükelçiliğinin de, Halep Başkonsolosluğunun da tahliye planları ne durumdadır, onları da bilmek herhâlde bizim hakkımız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Basra Konsolosluğu şu an itibarıyla tahliye edilmiştir.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – İşte, edilmesi lazım, çok önceden birçoğunun edilmesi lazım. Bir kere ailelerin çıkartılması lazım en başlangıçta.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Özel bir haber değil bu, basına düşen bir haber. Hasip Bey oradan haber almış değil yani, basına düşen bir haber.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – İşte, tevatürle yürütülüyor iş. Bizim böyle şeyle değil, tevatürle, duyumla, “Öyle oldu, böyle oldu.”, gazete haberiyle değil, bizim buraya gelip her gün Dışişleri Bakanının bilgi vermesi lazım. Dışişleri Bakanının, evet, çok işi var ama Dışişleri Bakanının işlerinden bir tanesi de Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi biriminden yararlanmak. Bunları atlatmakla, gidip birtakım analizler manalizler, aslında şu sırada ve şu noktada kimsenin işine çok fazla yaramayacak yorumlar yapmakla değil, somut bilgi vermekle ve somut bilgi almakla bu iş yürütülür. Bu iş maalesef kötüye doğru gidiyor arkadaşlar. Ben rehinelerden bahsetmiyorum sadece ama Irak’ın durumu kötüye doğru gidiyor, bölgenin durumu kötüye doğru gidiyor. Türkiye’nin eskiden istikrar oluşturma, istikrar yapma rolünü oynarken çok başarılı olduğunu görüyoruz çünkü Türkiye’nin istikrar yaptığı dönemde bölge de istikrar içindeydi. Türkiye bu istikrarı mezhepçi politikalarla veya mezhepçi politikaları başka yerlerde destekleyerek de bozdu. Bunun altından bir an önce kalkmak için herkesin ortak akla ihtiyacı var. Ortak akıl, demokratik parlamenter rejimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisinin aklıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aklına Hükûmetin artık vakit geçmeden müracaat etmesinin zamanı gelmiştir, geçmektedir. Eğer, bu bir an önce yapılmazsa yarın öbür gün olacak bütün olayların sorumluluğu bugünkünden çok daha fazla, misliyle bu Hükûmetin üzerine yüklenecektir.  Hükûmet sadece Türkiye sathı mailinde değil, dünya kamuoyu önünde de çok  büyük bir sorumluluk altına girecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın  Korutürk.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şu hırsızlar sırasında oturan kişileri görüyor musunuz? Bak, sırtlarını Meclise çevirmişler.

BAŞKAN – Efendim…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hırsızlar sırasında oturanları görüyor musunuz? Sırtlarını Meclise dönmüşler.

BAŞKAN – Sayın  Genç,  hepsi cezai ehliyete sahip insanlar canım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani ikaz edin efendim, edin yani sırtlarını Meclise çevirmişler.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, yalnız, söylediği…

BAŞKAN – Tamam da yani şimdi ben de sınıf başkanı gibi hissediyorum kendimi ya, yapmayın!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani herkes…

BAŞKAN – Ne yapalım canım!

Yani, hepsi akıl baliğ olmuş, cezai ehliyeti olan arkadaşlar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var mı yok mu cezai ehliyeti bir kontrol etmek lazım yani.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın  Volkan Bozkır.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Irak’ta yaşanan gelişmelerle ilgili olarak genel görüşme açılması önerisi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Irak’ta son on gündür tam bir dram yaşanmaktadır. Ülke, 2013 işgalinin ve 2007-2008 iç savaşının ardından en büyük krizle karşı karşıyadır.

Irak ve Suriye’de yıllardır devam eden siyasi kriz ortamından yararlanan ve bölgede ortaya çıkan siyasi boşluğu kendi yöntemleriyle doldurmaya çalışan bir örgüt söz konusudur. Irak ve Şam İslam Devleti         -IŞİD- adlı örgüt, Irak Hükûmeti ve Suriye’deki rejimin yanlış ve yetersiz politikaları sonucunda bugünkü gücüne ulaşmıştır. Yaşadığı ülkenin yöneticilerince siyaseten dışlanan, baskı altına alınan ve meşru taleplerine kulak tıkanan halk kitleleri, nihayetinde bu örgütün istismarına açık hâle gelmiştir. Bunun sonucunda, iki yıldır devam eden zulüm yüzünden bu bölgeler IŞİD’in yöneticilerine âdeta altın tepside sunulmuştur.

Öte yandan, Musul’da 50 bin askerden oluşan ordu birliklerinin, birkaç bin olduğu tahmin edilen IŞİD unsurlarıyla çatışmaya girmek yerine süratle Musul’u terk ederek geri çekilmeleri de dikkat çekici bir gelişme olmuştur. Bir örgütün Irak’ın en büyük vilayetlerini iki üç gün içinde ve yerel halkın da desteğiyle tamamen ele geçirmesi başka türlü izah edilemez. Irak’ta giderek derinleşen ayrımlar, gerginlikler konusunda iki yıldan fazla bir süredir ısrarla yaptığımız uyarılar maalesef dikkate alınmamıştır. Uyarılarımızda haklı çıkmış olmaktan dolayı da üzüntü duyuyoruz.

Sonuç olarak bugün için bakıldığında, Irak’ın Sünni bölgelerinin büyük çoğunluğu IŞİD’in kontrolü altındadır. Söz konusu örgütün hedefi, Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü içerecek şekilde sözde bir İslam devleti kurulmasıdır. Son bir hafta içerisinde Irak’taki ilerleyişi, IŞİD’in söz konusu hedefine doğru ilerlemekte olduğunu ve Bağdat’a saldırmayı planladığını da göstermektedir. IŞİD’in ilerlemesine karşılık Irak’ta Şii nüfusun yoğun olduğu güney eyaletlerinden de çok sayıda gönüllü, milis ve askerin kuzeye, ülkenin orta kesimlerine doğru kaydırıldığı ve Irak ordusunun havadan IŞİD mevzilerine bazı müdahalelerde bulunduğu yönünde bilgiler intikal etmektedir. Bu gelişmeler, Irak’ın, 2007-2008 döneminden daha da kanlı bir mezhep savaşına sürüklendiğine işaret etmektedir. Bu riski Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere ilgili tüm aktörlerin dikkatine getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef, Irak’taki Türkmen soydaşlarımız da bu krizden olumsuz şekilde etkilenmektedirler. Özellikle Telafer’deki soydaşlarımız son iki gündür büyük bir mücadele vermişlerdir. Neticede Telafer de dün gece IŞİD hâkimiyeti altına girmiştir. Bunun hemen öncesinde şehri terk eden ve Kürtlerin hâkimiyetindeki Sincar bölgesine sığınmak zorunda kalan 100 binin üzerinde olduğunu anladığımız Şii Türkmen soydaşlarımıza acil insani yardım yapılması için Hükûmetimiz derhâl harekete geçmiştir. AFAD tarafından gereken çalışma derhâl başlatılmıştır. Esasen, Musul’dan geçen hafta Irak Kürt bölgesine sığınmak zorunda kalan 500 bin kadar Iraklı kardeşimiz için de benzer insani yardımlar süratle yerine ulaştırılmıştır.

Bu son olaylar, ülkemizin, herhangi bir mezhep veya etnik aidiyete bakılmaksızın, zulme uğrayanların, zor durumda kalanların daima yanında olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Kerkük, Musul, Telafer, Tuzhurmatu dâhil Irak’taki tüm soydaşlarımızın durumunu yakından takip etmeye devam edeceğiz. Bu bölgelerin güvenliğinin sağlanabilmesi amacıyla elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz. Tek taraflı oldu bitti yaratılmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler ve NATO dâhil ilgili tüm taraflarla üst düzey temaslarımız devam etmektedir. İkili ve çok taraflı platformlarda sınırlarımızın hemen güneyinde Suriye’den başlayan, Irak’ı ortadan bölerek İran sınırına kadar ulaşan bir El Kaide devletinin yalnız Orta Doğu için değil, tüm dünya için ne anlama geldiğini hatırlatmayı sürdürdüğümüz muhataplarımızın görüşlerimizi paylaştığını da görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiatıyla, bizleri son derece üzen en önemli gelişme ise Musul Başkonsolosluğu personelimizin, bu Başkonsolosluğumuza sığınan vatandaşlarımızın ve İskenderun Limanı’ndan Musul’un Geyara bölgesindeki santrale mazot taşıyan şoför kardeşlerimizin IŞİD tarafından alıkonmuş olmalarıdır. Şu anda Musul’da IŞİD’ın elinde bulunan başkonsolosluk personelimiz ve diğer vatandaşlarımız ve onların can güvenliği bizim için hayati önemi haizdir. Ayrıca Türkiye'nin ekonomik ve stratejik menfaatleri açısından da çok önemli bir aşamadayız.

Son derece hassas bir süreç işliyor. Takdir edersiniz ki kamuoyunda bu tür hassas konularda çok fazla açıklama yapmak, detaylara girmek doğru değildir. Dış politikanın iki önemli unsuru mahremiyet ve ketumiyete bu aşamada riayet edilmesi her zamankinden daha önem arz etmektedir. O bakımdan, bu konuda Hükûmetimizin ve Dışişleri Bakanlığımızın açıklamaları şimdiye kadar son derece dikkatle ve özenle yapıldı ve bu, bundan sonra da bu şekilde devam edecektir.

Bu kritik aşamada Dışişleri Bakanımız, doğrudan sayın genel başkanları bilgilendirmek suretiyle Mecliste grubu bulanan siyasi partilerimizin konuya vâkıf olmalarını sağladı, gerektiğinde de bu bilgilendirme tekrar yapılabilecektir. Ancak önümüzde hem kritik hem dinamik bir süreç var. Bir taraftan da bu bilgilendirmeleri yaparken, kamuoyumuzu aydınlatırken, diğer taraftan da Irak’ta 11 Hazirandan beri alıkonulan Musul Başkonsolosluğumuzun personeli ve 31 vatandaşımızın ülkemize en kısa sürede sağ salim dönmeleri amacıyla gerekli tüm çalışmalar da hassasiyetle sürdürülmektedir. Bu çalışmaların olumlu sonuç vereceğine ve bu kardeşlerimize en kısa zamanda kavuşacağımıza içtenlikle inanıyorum.

Irak’ta güvenlik alanında yaşanan kriz nedeniyle Dışişleri Bakanlığımız tarafından bu ülkeye ilişkin güvenlik uyarıları devamlı yapılmaktadır. Bu çerçevede Musul, Kerkük, Selahattin, Diyala, Anbar, Bağdat ve Basra'da bulunan vatandaşlarımızın can güvenlikleri bakımından tedbirli davranmaları, mümkün olan en kısa zamanda bu bölgelerden ayrılmaları ve söz konusu bölgelere seyahat edilmesinden kaçınılması kuvvetle tavsiye edilmektedir. Güvenlik önlemleri meyanında Basra Başkonsolosluğumuz bugün öğleden sonra tahliye edilmiştir. Konsolosluk çalışanları güvenli bir şekilde Kuveyt’e geçirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgemizde yaşanan bu gelişmeler, uzun vadeli dönüşümler yaratabilecek niteliktedir. Tabiatıyla, ortaya çıkan çatışma ve vahşet görüntüleri kabul edilebilir değildir. Ancak, Irak ve Suriye’nin neden bu duruma geldiği de dikkatle incelenmeli ve hatırlanmalıdır. Kadim medeniyetlerin beşiği olan bu ülkelerin kaos ortamının içine düşmelerinin başlıca sorumlusu bugünkü yöneticileridir. Siyasi çıkarları gereği toplumsal kutuplaşmaları körükleyen bu yöneticiler elbette tarih önünde hesap vereceklerdir. Ülkemiz ise komşularımız Suriye ve Irak’ta barış ve istikrarın tesisi için üzerine düşeni yapmaya devam edecektir. Amacımız tüm komşularımızla karşılıklı çıkar esasına dayanan iyi ilişkiler tesis etmektir. Ancak, bu tabloya ulaşabilmemiz için komşumuz bu iki ülkede hukuka ve insan haklarına saygılı yönetimlerin başa gelmesi ve demokrasinin temel ilkelerinin avdet etmesi asgari beklentimizi teşkil etmektedir. Bu çok önemli aşamada gerçekten siyasi partilerimiz, Mecliste grubu bulunan partilerimiz son derece örnek teşkil edebilecek bir dayanışma göstermişlerdir. Bunun için gerçekten kendilerine teşekkür borçluyuz.

Ancak, içinde bulunduğumuz bu ortamda gerçekten çok hassas olan gelişmelerde mümkün olduğu kadar bu dayanışmaya ve mümkün olduğu kadar olayın detaylarını kamuoyuyla daha az paylaşmaya ve esas amaç olan bu kardeşlerimizin Türkiye’ye geri dönmesinin sağlanmasına enerjimizi teksif etmenin son derece önemli olduğu düşünüyorum.

Bu ifadelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozkır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 17/6/2014 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                               İstanbul

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve arkadaşları tarafından, üniversite öğrencilerinin sorunları ve öğrenci affı konusunun araştırılması amacıyla 17/06/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1403 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 17/06/2014 Salı günlü birleşimde “Sunuşlar”da okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Balıkesir Milletvekili Sayın Namık Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, biraz daha, bakanlar sıralarında daha yavaş sesle konuşulursa…

Buyurunuz.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversite öğrencilerimizin affıyla ilgili grup önerisi üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tabii, ülkenin birçok sorunu olabilir; enflasyon olabilir, işsizlik olabilir ama bir ülkede eğer o ülke gençlerinin ülkeye olan güvenleri, o ülkede mutlu olmanın yolları eğer kapatılırsa en büyük facialardan bir tanesi budur. O nedenle, bakın, eğitim hakkı uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınmış bir haktır. Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ek 2’nci maddesinde “Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz.” der. Yine, buna paralel olarak Anayasa’mızın 42’nci maddesinde “Kimse, eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürmesi amacıyla burs ve başka yollarla destek olur.” der.

Şimdi, üniversiteye giden -burada daha önce bir yasa çıkarıldı, 6111 sayılı bir Yasa, torba kanunla- 25 Şubat 2011’den önce, bir şekilde, maddi imkânsızlıklar, devamsızlık, ailevi sebepler, bir başka özür sebebiyle, herhangi bir suça bulaşmamış öğrencilere af getirildi, 25 Şubat 2011. Peki, 25 Şubat 2011’den sonraki öğrencilerimizin durumu ne oldu, eğitim hakları ne oldu?

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bakın, gençlerimizin eğitim hakkıyla ilgili ben bir yasa teklifi verdim ve bunu defalarca… Eğitim Komisyonu Başkanı arkadaşımız burada. Bize sürekli bu öğrencilerimiz diyor ki: “Sayın Vekilim, empati yapın, bizi kendi evladınız gibi düşünün.” diyor. Emre diyor ki: “Yani bizi siz, eğitim sisteminin dışında bırakarak bizim bireysel gelişim hakkımızı da engelliyorsunuz.” Hem bireysel hak hem de kolektif hakkını da engelliyoruz toplumun. Belki bu çocukların içerisinden bu Türkiye’nin sistemini, düzenini değiştirecek çok önemli bir değer yetişecek, o nedenle bu sese kulak vermemiz gerekiyor.

Bakın, ben size rakamlar veriyorum. Araştırma önergemizin özünde Türkiye’de bugün üniversite öğrencilerimizin en önemli sorunları arasında barınma sorunu geliyor değerli milletvekilleri. Bakın, 2013-2014 akademik yılında 673 bin yeni kayıt yapılmış, bu öğrencilerimizin 370 bini yurt başvurusunda bulunmuş, bunların 87 bini yurtlara kabul edilmiş yani üniversitelerimizi kazanan öğrencilerimizin beşte 1’i ancak yurtlarda barınma olanağı bulabiliyor. Bugün Türkiye’de 5 milyon öğrencimizin var, beşte 1’i ancak yurtlarda barınma imkânı bulabiliyor. Peki, geride kalan öğrencilerimiz nerede barınacaklar? Ailesinin imkânları yok, asgari ücretle çalışıyor, bu öğrencilerinin barınma sorununu mutlaka çözmek zorundayız.

Bakın, yine öğrencilerimizin ekonomik sorunları. Bir öğrencimizin, YURTKUR yurtlarında barınmayı hak kazanan öğrenci 2014 yılında 120 TL ödemiş değerli milletvekilleri. 124 TL ile 201 TL arasında değişiyor bir öğrencinin yurtta kaldığı süre içerisinde ödediği para. 190 lira depozito ödüyor ve 250 lira veriyor. Yurtlarda yemek kupon bedeli asgari 5 lira ve bununla beraber kabaca bir hesap yaptığımızda, öğrencinin barınma ve yemek bedeli 369 TL yani bu bile bir asgari ücretli ailenin parasının yarısı bir öğrenci için yani ekonomik durumları da böyle. Şimdi, siz geldiğinizde, burada, barınma, ekonomik sorunların ötesinde, esas sorun -az önce değindiğim gibi- bu öğrencileri sistem dışına itmede. Yani şimdi -demin ifade ettiği gibi- o yasanın, verdiğimiz yasanın, torba yasada çıkardığınız ve üniversite öğrencilerine af getiren yasadan sonra şu anda, o tarihten itibaren tam 200 bin öğrenci eğitimde sistem dışına itildi. Bu öğrenciler ne yapıyor? Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu öğrencilerin Türkiye Cumhuriyeti devletine ve geleceğe ilişkin umutları kararmış durumda. Bakın, ben size bunlardan örnek vereceğim: Ersan Ayvaz, İstanbul’da yaşıyor, 28 yaşında, Yıldız Teknik Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 3’üncü sınıfındayken iki kere not ortalamasının altında kaldığı için okuldan atıldı, 2013’te. Kenan Cengiz, Diyarbakır’da yaşıyor, 26 yaşında, Kastamonu Tosya Meslek Yüksekokulunda 1’inci sınıf öğrencisi iken maddi imkânsızlıklar nedeniyle okulu bırakmak zorunda kaldı. Alper Çamoğlu, Mersin’de yaşıyor, 25 yaşında, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1’inci sınıfında iken ailevi nedenlerle okulu bıraktı. Soner Dağdelen, 25 yaşında, Malatya’da yaşıyor, açık öğretim fakültesi 2’nci sınıfta maddi imkânsızlık nedeniyle 2011’de ilişiği kesildi, yeniden açık öğretime girse bile iki yıl kaybetmiş olacak. Bakın, yine Emre Yılmaz ne diyor? Diyor ki: “Eğer bu yasa çıkarsa Namık Ağabey, yeniden doğmuş gibi olacağım.” Bakın, öğrencimizin şeyi. Bir de Emre Polat’la, Buse de diyor ki: “Herkes elini vicdanına koysun. Kendi evladınız gibi bizi düşünün.”

Değerli arkadaşlarım, ben bu feryadı gördüm. Bu öğrencilerimiz Balıkesir’de, Diyarbakır’da, Hakkâri’de, Mardin’de, Türkiye'nin her yerinde, hepimizin evladı, yakını, hısımı, akrabası. Bakın, 6111 sayılı torba Yasa’dan sonra tam 200 bin mağdur var. Öğrenciler bekliyor kapıda, gözleri Mecliste. Ya, Eğitim Komisyonunda bir karar alarak bizim… Ben bununla ilgili daha önce bir kanun teklifi verdim, sanırım MHP’nin de bir kanun teklifi var ve sanırım AKP’deki arkadaşlarımız da, Eğitim Komisyonunun Değerli Başkanı bu öğrencilerimizin sorunlarına olumlu bakıyor idi, biz daha önce kendisiyle görüştük. O hâlde gelin, bakın, 25 Şubat 2011 tarihiyle 25 Mayıs 2012 tarihleri arasında 106 bin 791 üniversite öğrencinin çeşitli sebeplerle üniversitelerden ilişiği kesildi. Bu sayı bugün 200 bin. Eğer bu teklif esas Komisyonda görüşülürse ve ortaklaşa bir partiler arası uzlaşma sağlanırsa bu öğrencilerimiz yeniden örgün eğitim kapsamına alınacak, belki de bu ülkede yeni keşifleri yapacak. Türkiye’nin yarınlarını güvenli, Türkiye’nin önünü açacak önemli insanlar yetiştireceğiz. Bu, dünyanın hiçbir yerinde eğitim sistemi kapsamında, bir gence, 18 yaşında, 25  yaşında bir gence devletin kapılarını, üniversite kapılarını kapatarak “Hayır, sen devamsızlık yaptın. Bir daha ebediyen eğitim hakkından mahrumsun. Sen, maddi olanaksızlıkların var, artık sen okula gelmeyeceksin.” Bunu demeye hakkımız var mı değerli milletvekilleri?

O nedenle, değerli arkadaşlarım, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz araştırma önergesinin Türkiye’nin sosyal devlet olmasının, Türkiye’nin hukuk devleti, yargının bağımsızlığı ilkelerinden ve sosyal devlet olmanın gereği olarak… Bu öğrencilerimizin, bu yoksul öğrencilerimizin ailesinin asgari ücretle çalışması onun sorumluluğu değil. Bir öğrencinin eğitim sisteminin dışına atılması o öğrencinin suçu değildir, oradaki sorumluluk onu iyi yetiştiremeyen sistemin sorunudur. Hani deriz ya hukukta, “Suçlu anadan doğma suçlu olmaz.” Öğrenci anadan doğma başarısız olmaz. Onu o şekilde eğitemeyen sistemin sorunudur, kişiyi suçlu yapan sistemin sorunudur. O nedenle buradan, hani diyoruz ya “Soma’daki acılı aileler üzerinden siyaset yapmayalım.” ama üniversite kapılarında bekleyen ve sistem dışına atılan öğrenciler üzerinden de siyaset yapmayalım. Gelin, bu evlatlarımıza yarınların güvencesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni aydınlık ufuklara taşıyacak, çağdaş cumhuriyetin birer bireyi olarak bu ülkenin devletine, milletine güvenen -Parlamentosuna en önemlisi- gözleri burada olan ve buradan çıkacak yasayla hayata ilişkin gelecekleri yeniden açılacak olan, aydınlık bir Türkiye doğacak olan bu çocuklarımızın umutlarına, Türkiye’nin çaresi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak burada, onlara gelin bir hayat verelim. Bunu yapmazsak eğer bu çocukların, bizi buradan izleyen Büşra’nın, Yılmaz’ın, Kübra’nın, Malatya’daki Murat’ın umutlarını, Türkiye’ye olan bu güvenlerini kaybedeceğiz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak teklifimizi verdik. Ben buradan Büşra’ya, Murat’a, Esra’ya sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi bu yasanın çıkmasıyla ilgili bütün iradesini ortaya koyuyor. Biz hazırız. Bu gençlerimizi yarınlara kazandırmak adına bu yasanın kabul edilmesiyle ilgili bütün çabamız sürecektir ve bu araştırma önergesinin de gündeme alınarak Parlamentoda ortaklaşa bir irade oluşmasını diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Havutça.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Amasya Milletvekili Sayın Mehmet Naci Bostancı, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum.

CHP önergesi özü itibarıyla öğrenci affına ilişkin, bu yönde bir araştırma açılmasını talep ediyorlar. Şu anda komisyon gündeminde, Sağlık Komisyonunun gündeminde, zaten öğrenci affına dair bir taslak mevcut, kanun tasarısı mevcut. Perşembe günü bu görüşülecek. Muhtemelen komisyonda müzakere edilecek ve olumlu bir şekilde karar verilecek. CHP de desteklediğine göre, tasarı da Hükûmetten geldiğine göre, MHP de olumlu baktığına göre, HDP de aynı şekilde, bunun hayırlı bir şekilde neticelenmesini bekliyoruz. Dolayısıyla perşembe günü bu iş bağlanacak.

Mesele, bu önergede, dili ve anlatımı itibarıyla sadece öğrenci affına yönelik bir mantıkla davranılmış olsaydı benim konuşmamı da burada noktalamam. Bu iş hayırlı bir şekilde neticeleneceği için bunun üzerine daha fazla mülahazada bulunmamam gerekirdi. Ancak önergeyi okuduğumda iki husus dikkatimi çekti.

Bunlardan birincisi: Türkiye’nin yükseköğretim sistemine ilişkin öylesine olumsuz bir tablo çiziliyor ki, öylesine eleştirel bir tablo çiziliyor ki sanki on-on iki yıldır yükseköğretim kendi hâlinde yürüyor, AK PARTİ de seyrediyor ve her şey kötüye gidiyor şeklinde bir anlatım. Muhalefetten tabii ki güzelleme beklemeyiz ama Anadolu’da bir söz vardır: “Yiğidi öldür, yiğidi öldürmeye kalk ama hakkını ver.” Yiğidi öldürmeye kalkabilir CHP önergesiyle ama hakkını verme konusunda da oraya birkaç fikir yazması lazımdı. Çünkü bu on-on iki yıl içerisinde eğer Türkiye’yi dolaşıyorsanız, bırakın herhangi bir şeyi okumayı, şehirlerdeki üniversitelere, oradaki binalara, oradaki gelişmelere bakıyorsanız zaten yiğide hakkını verme konusunda bir anlayışla, bir akılla da bakmanız gerekirdi. Buna ilişkin rakamları vereceğim.

İkincisi ise buradaki mantık. Buradaki mantığı biraz tuhaf bulduğumu ifade etmeliyim. Şöyle ki: Önergeyi okuduğumda diyor ki: “Yükseköğrenim gören öğrencilerimizin hemen hepsinin sorunları var -hepsinin- sözü edilen sorunlar her geçen gün kötüye gidiyor. Aynı zamanda ekonomik sorun yıkıcı boyutlarda.” Acaba nereden bahsediliyor. Ve hüküm cümlesine bakın: “Bu sorunların bir sonucu olarak yaklaşık 200 bin üniversite öğrencisi eğitimine ara vermiş durumdadır.” Yani ekonomi kötü olduğu için, bu öğrencilere yurt sağlanamadığı için, burs verilemediği için öğrenciler başarısız oldular. Kendilerinin hiçbir kusuru, günahı yok. Yahu yapmayın. Bu önergeyi ben üniversite hocası olarak okusam ve hak versem, çocuklara sınavda not mu vereceğim? Derim ki: “Çocuklar, hepiniz geçin, hiçbirinizin kusuru yok. Önergede diyor ki: ‘Bütün kusur sistemde.’ Sizin başarısız olma gibi bir durumunuz olmaz ki, sizinle ilgili değil. Bu, tamamen sizin şartlarınızla ilgili. Kimse kalmasın, herkes geçsin… Bu önergenin mantığına bakınca, tabii iktidarı eleştireceğim diye öyle bir mantık kuruyorsunuz ki, insanların kişisel sorumluluğunu göz ardı ediyorsunuz.

Bunu okuyunca aklıma aydınlanma geldi. Aydınlanmanın Türkiye’de siyasi olarak takipçisi olarak CHP ve onun ifade ettiği gelenek sahip çıkar aydınlanmaya. Kant’ın çok güzel bir sözü vardır aydınlanmaya ilişkin, diyor ki: “Aydınlanma, kişinin  kendi kusuru olarak düşmüş olduğu bir ergin olmama hâlinden kurtulması, kendi aklını kullanmaya başlamasıdır.” Hakikaten çok önemli. Yani, şunu demek istiyor: Eğer bir insan yaşadığı probleme ilişkin olarak kendi kusurunu görmüyor, sürekli başka nedenler arıyor ise işte bu aydınlanmanın gerisinde kalmıştır. “Aydınlanma, benim kusurum nedir diye sormayı gerektirir.” diyor.

Arkadaşlar, kusurları da affederiz. Tabii insan kusur da yapabilir. Kendi kusurları dolayısıyla sınıfta kalmış olan öğrencileri dün affettik, bugün de affederiz, perşembe günü konuşulur. Ama iktidarı eleştireceğim diye insanların kendi kusurlarına ilişkin her şeyi bir kenara bırakan bir anlayış doğru bir anlayış değil, aydınlanmayla çelişen bir anlayış, kişisel sorumluluğu bir kenara iten bir anlayış.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani, daha önce çıkarılan aflarla siz aydınlanmaya karşı mı gelmiş oldunuz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sonra düşündüm “CHP niye böyle bir akıl yürütüyor?” diye, bana öyle geliyor ki, Türkiye siyasetine ilişkin genel değerlendirmesinin, genel bakışının bir neticesi olabilir. Şöyle ki: Çok kıymetli arkadaşlar var biliyorum, konuştuğumuzda, kişisel sohbetlerde çok gerçekçi değerlendirmeler de yapıyorlar ama kamuoyuna akseden CHP’nin genel siyasetine baktığımızda, o siyasi partinin siyasi olarak işgal ettiği konuma ilişkin başarısızlık algısında hep sorumlu başkaları. Mesela, Tayyip Bey’e kızıyorlar, AK PARTİ’ye kızıyorlar, bazen millete kızıyorlar. Yahu kardeşim, acaba ilgili partinin elde ettiği bir sonuca ilişkin kendi sorumluluğu yok mu? Tıpkı Kant’ın dediği gibi, bir ergin olmama hâli mi söz konusu? Tabii, bir siyasi anlayış kamuoyuna bu şekilde takdim edildiğinde, öğrencilere ilişkin bir önergede de böyle bir ergin olmama hâlinden “Sizin hiçbir sorununuz yok, hiçbir probleminiz yok, aslında sizin kusurunuz değil. Bu kusur bütünüyle on-on iki yıldır yükseköğretimi harap etmiş olan AK PARTİ’nindir. Dolayısıyla, ey hocalar, bu yanlışlığı düzeltin, tahsis edin, hepsini geçirin.” Böyle bir anlayış çıkıyor, böyle bir algı çıkıyor. Bunu şunun için diyorum: Hakikaten bu ifadeleri koyarken dikkat etmek lazım. Ne anlama geliyor, bunun sonucu nasıl bir mantık ortaya çıkıyor? Bunlara dikkat etmek lazım.

Değerli arkadaşlar, gelelim yükseköğretimde neler olduğuna. Ben Anadolu’yu dolaşıyorum. Bir kere muhteşem binalar yapılıyor. Muş Üniversitesine gittim, orada konferans verdim. O insanların onur duyacağı binalar. Sadece dışı değil, içi; sadece bina ve eşya değil, aynı zamanda insan. Ağrı Üniversitesini gördüm, muhteşemdi. Siirt Üniversitesini gördüm, Rize Üniversitesini gördüm, Aydın Üniversitesini gördüm. Bizim Amasya Üniversitesi 2006’da kuruldu, muhteşem mekânlar oluşturuyorlar, önemli. Eşya iyi olacak, mekânlar güzel olacak çünkü bunlar insana saygının gereğidir. Bizim anlayışımız da bu. O tür mekânlardan ancak kendisine güvenen ve dünyayı fethetmek için kendisinde cüret bulan insanlar yetişir. Bizim perspektifimiz bu. O yüzden, masasından sandalyesine, araştırma laboratuvarından o binaların kendisine, sosyokültürel alanlara kadar her yerde kaliteyi, estetiği dikkate alan bir anlayışla üniversitelere destek veriliyor.

2002’de 76 üniversite vardı, bugün 179. 2002’deki 76 küsurat olmuş. Üniversite bütçesi 2,5 milyarken 17 milyara çıkmış. 188 bin kişi yurtta kalırken bugün 311 bin kişi yurtta kalıyor, yeni yurtlar da yapılıyor. Ayrıca, belediyelere de bu konuda imkân verilecek, müzakere edilecek Mecliste. Bu konudaki ihtiyaçları tamamen karşılamaya dönük bir yetkilendirme inşallah yapılacak. 45 bin kişi kredi alırken 300 bin kişi kredi alıyor, 50 bin kişi burs alırken –burs, altını çiziyorum- 1 milyon 741 bin kişiye burs veriyoruz. Öğrenim kredisini 451 bin kişi alırken 667 bin kişi alıyor şimdi, katkı kredisini 405 bin kişi alırken şimdi 509 bin kişi alıyor. Yüksek lisans yapanlara 600 lira, doktora yapanlara 900 lira veriyoruz. Yurtta öğrencilere 220 lira beslenme yardımı yapıyoruz. Bütün bunlar aslında üniversiteye AK PARTİ iktidarının ne kadar destek verdiğini, oradaki öğrencilerinin her birini nasıl kıymetli bir birey, Türkiye’yi geleceğe taşıyacak olan birer bayrak gibi gördüğünün işaretidir bu yapılan hizmetler.

Dolayısıyla, şunu anlarım: Eleştiri, eyvallah, yapacaksınız muhakkak ama o eleştirinin kamu vicdanında bir karşılığı olabilmesi için yanına yiğidi öldürmeye kalkanların onun hakkını yemeyecek bilgileri de eklemesi lazım ki insanlar “Evet, helal olsun, eleştiriyorlar ama bak, hakkaniyet ve adaletle davranıyorlar, yapılanlara karşı da gözleri görüyor, bunları da ifade ediyorlar.” desin. Ben, CHP gibi köklü geleneği olan bir partiden böylesine bir göz, böylesine bir akıl beklerim ama bu önergenin dili buna çok uygun değil, beni bağışlayın.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, sayın konuşmacı böyle Immanuel Kant’a, aydınlanmaya kadar giderek oradan almış olduğu birtakım kavramlarla bir teorik değerlendirme yapıp bizim, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun önergesinin Immanuel Kant’ın tarif ettiği insanın ergin olmama hâline uygun düştüğünü söylemek suretiyle grubumuza sataşmada, hatta hakarette bulunmuştur.

Söz istiyorum efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hakaret yok. Hakaret olur mu?

BAŞKAN – Buyurunuz.

 

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi sayın konuşmacı hayret verici bir şekilde bir değerlendirme yaptı. Bizim önergemiz açık, üniversitede sorun var, insanlar senelerini kaybetmişler, “Gelin bunlara bir sınırlı imkân daha verelim, kayıtları silinmesin, üniversiteden çıkarılmasın.”

Immanuel Kant’ın Aydınlanma Teorisi var, evet, Kant 1784’te “Aydınlanma nedir?” diye bir makale yazmıştır ve Aydınlanma Devrimi Kant’ın bu makalesiyle başlar, 10-15 sayfalık bir makaledir. Oradaki aydınlanma tarifinde şunu söyler Kant: “Aklın, kişinin kendi kusuru nedeniyle düşmüş olduğu ergin olmama hâli, kişinin kendi aklını bir başkasının kılavuzluğunda kullanamamasıdır.” Buradan alıntıyla diyor ki akademik kariyeri olan sayın konuşmacı: “Yani kabahat Hükûmette mi? Kabahat öğrencilerde, akıllarını kullansaydılar, başarılı olsaydılar kayıtları da silinmeseydi okuldan.” Peki, ben size soruyorum: Daha önce birkaç kez öğrenci affı çıkardınız. Siz acaba bu öğrenci aflarını hangi gerekçeyle çıkardınız? O zaman demediniz mi: “Kabahatli sizsiniz ey öğrenciler, aklınız yok muydu?” “Hayır, bu bir sorundur.” dediniz, çıkardınız.

Şimdi, Sayın Bostancı, size bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Hep gidip gidip Kant’a gidiyorsunuz. Evet, Kant insanlığa büyük bir hizmet yapmıştır, Aydınlanma Devrimi’nin öncüsü olmuştur ama Kant’ın aklından bu yana Akıl Teorisi’nden bu yana başka bir sürü akıllar çıktı, Habermas çıktı, araçsal akıl çıktı, iletişimsel akıl çıktı, insanın duygularına önem veren değerlendirmeler yapıldı. Biraz iletişimsel akla gelin de insanın sadece akıl değil aynı zamanda duygulardan da oluşan bir varlık olduğunu kabul edin, çağa gelin çağa.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi sıraya geçiyorsunuz muhteremler.

Buyurunuz, Sayın Havutça’nın önceliği var.

Bu arada televizyon kapanmadan da diğer arkadaşlarıma söz vereceğim.

Buyurun.

 

 

 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Değerli Başkanım, benim araştırma önergesinde kullandığım ifade aynen şudur: Bugün, yükseköğrenim gören öğrencilerimizin hemen hepsinin ekonomik, eğitim, öğretim, burs, sosyokültürel sorunlar başta olmak üzere pek çok sorunu bulunmaktadır. Sözü edilen sorunlar her geçen gün büyümektedir diyorum, başka bir ifade kullanmıyorum, “Büyümektedir.” diyorum.

Örnek olsun diye söylüyorum, 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde Türkiye’de atanamayan öğretmen sayısı 45-50 bin civarındaydı, 2002 yılında. Bakın, Türkiye’nin nüfus profili belli. Ben yirmi beş yıl tarih öğretmeni olarak görev yaptım. Türkiye’de, biz okulu bitirdiğimizde, haziranda okulu bitirdik, eylülde göreve başladık, öğretmenliğe başladık, kuramızı çektik, öğretmenliğe başladık. Yani, Türkiye’de, beş yıllık zaman dilimi içerisinde kaç matematik öğretmenine ihtiyaç var, kaç tarih öğretmenine ihtiyaç var, bu bellidir; Balıkesir’in nüfus artışı bellidir, Ankara’nın bellidir, Hakkâri’nin bellidir. Yani, 2002 yılındaki 50 bin öğretmen fazlası üç yıl sonra 80 bine çıkmış, dört yıl sonra 100 bine çıkmış. Peki, siz Türkiye’yi yönetiyor musunuz Millî Eğitim Bakanı olarak? Siz, beş yıl sonra Türkiye’de, Türkiye’nin nüfusu ne kadar, kaç tane matematik öğretmeni ihtiyacı var, bunu görmüyor musunuz? Sonra da bize “Bunu niye söylüyorsunuz?” diyorsunuz. Türkiye’de atanamayan öğretmen 300 bin Sayın Hocam. Bu fakülteleri biz mi açtık? Türkiye’nin matematik öğretmeni fazlası vardı da dışarı mı gönderdik? Bunları niye planlamadınız? Bunu sormayacak mıyız burada? Bunu söyleyince de… Matematik öğretmeni fazlaları şu anda bizi izliyorlar, “Neden atanamıyoruz?” diye soruyorlar. Atanamaz çünkü çok fazla. 1 tane matematik fakültesine ihtiyaç var, siz 10 tane açtınız. Bunu YÖK’le beraber planlayamadı Millî Eğitim Bakanlığı, koordine edemediniz ki. O nedenle, bizim burada bir karalamamız yok, bir gerçeğin tespiti var.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Bostancı, size söz vereceğim ama yani, bir alt yazı geçmek zorundayım. Ne Sayın Hamzaçebi ne de Sayın Havutça sizin söylediklerinize yönelik hakaretamiz, ağır eleştiriye yönelik bir cümle sarf etmediler yani ben herkesinkini çok dikkatle dinledim. Şimdi size söz vereceğim ama yani, cevap vermeye mecbur bırakan bir konuşma lütfen yapmayınız.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Birincisi, ben CHP’ye hakaret etmedim, kamuya yansıyan politik görüntüsüne ilişkin bir değerlendirmeden bahsettim.

İkincisi, Kant’ın da hakaret ettiğini düşünmüyorum, Sayın Hamzaçebi de düşünmüyordur. Burada Kant’ın sözünü tekrar ettim. Kant böyle derken acaba hakaret mi ediyordu? Hayır, bir durum tespiti yapmaya çalışıyordu; katılırsınız, katılmazsınız. Ben de CHP’nin durumuna ilişkin bir tespit yapmaya çalıştım. Anladım ki Sayın Hamzaçebi katılmıyor ama ben bu tespiti yaparken buradaki önergenin dili üzerinden gittim. Önergeyi okursanız görürsünüz, önergede yüksek öğretimin problemleri sayılıyor ve “Bütün bunların neticesi olarak başarısız olan 200 bin öğrenci” deniliyor. Ben de diyorum ki: İnsaf! Yani bu öğrencilerin kendi kusuru yok mu, kendi kusurlarını görmeyecekler mi?

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Öğrencilerin tembellik yapma hakkı da var yani.

NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kaldı ki “İnsanların kendi kusuru olsa bile affederiz.” dedim, bir mantıksızlık yapmadım. “Niye 2011’de yapıyorsunuz?” Öyle bir şey yok. Adam vergi ödemiyor, af geliyor ve ne yapıyor? Kendi kusuru, affediyorsun. Niçin? “Barış olsun.” diye. Aynı şekilde, kendi kusuru dolayısıyla tabii ki affedebilirsin. Bu, insanların kusursuz olduğu anlamına gelmez, hiçbirimiz de kusursuz değiliz ayrıca. Yani öğrenciler niye kusurlu? Hepimiz kusursuzuz da onların kusuru nedir? Öyle bir mantık da yok ama herkesin kendi sorumluluğunu görmeye ilişkin bir akıl gerekmez mi?

Yaşadıkları şartlara ilişkin problemler olabilir, zaten hayatın problemsiz alanı yok. Bakarsanız, Sayın Hamzaçebi’nin problemlerine ilişkin de bir önerge vermek mümkün olabilir. Bunu şunun için diyorum: Benim de problemlerime ilişkin… İnsanın problemi olur, yaşayanın problemi olur, “probleminin olmaması” diye bir şey söz konusu olmaz. Ben sorumluluktan bahsediyorum, kendi iradesi ve inisiyatifinin ona getirdiği sorumluluk. Eğer her şeyi sisteme atfederseniz o zaman hepsinin geçmesi lazım, kişisel olarak sorumlu değiller, böyle bir mantık da yok.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

Şimdi, bundan sonra, son söz size, başka kimseye söz vermeyeceğim.

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani, benim önerge verilmesini gerektiren herhangi bir problemim yok, sizin varsa yardımcı olabiliriz biz size, destek de veririz eğer o önergeyi getirirseniz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, sorun açık: Üniversitede 200 bin civarında öğrencimizin problemi var. Arkadaşımız diyor ki: “Aklını kullansaydı, çalışsaydı, hepsinin sorumlusu biz miyiz? Kalmasaydı sınıfta, devam etseydi.” Yani, evet, Immanuel Kant’ın aklı, aydınlanması bunu gerektirir, “Aklını kullan.” der. Yanlış bir teori değil ama yani, insan sadece akıldan ibaret bir varlık değil; insanın duyguları var, sosyal çevresi var, arkadaşları var, problemleri var. İnsanı bu çevreyle, bu problemlerle birlikte alıp değerlendireceksiniz. Bu insan, bu öğrenci okuluna devam edememiş olabilir, özel hayatında problemleri olmuş olabilir, aile hayatında problemleri olmuş olabilir, işini kaybetmiş olabilir, parasız kalmış olabilir, birçok neden olabilir, hatta tembellik yapmış olabilir, hepsi olabilir ama yaptığı tembellikten pişman olmuş olabilir. Bu insanlara bir fırsat daha vermek devletin görevidir. Yani, “Hayır, bunun sorumlusu sensin, katılmıyoruz.” demeyi ben hükûmet etme anlayışına yakıştıramıyorum, böyle bir hükümet etme anlayışı olmaz. Hükûmetler, sorunları çözmek için vardır.

Niye şimdi Plan ve Bütçe Komisyonunda vergi ve prim affı düzenlemesi var? Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destek veriyoruz. 6 kere bu affı yaptınız bugüne kadar, sadece vergi affını, prim afları hariç, onlarla birlikte 10’u bulur. Niye yapıyorsunuz? “Aklını kullansaydın, ödeseydin kardeşim zamanında.” denilebilirdi. “Ödememiş, ödeyememiş, mali durumu iyi olmamış, işleri iyi olmamış, bir fırsat daha verelim.” deniliyor. Çifte standart yok; tutarlılık, her yerde aynı olmayı gerektirir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – 200 bin kişiyi hiçbir hükûmet, hiçbir parlamento görmezlikten gelemez.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben buradan hemen Naci Hocam’a bir sataşmada bulunayım: Bu konuşmaları yapmadan önce, keşke, 4+4+4 Kanunu geçerken yirmi dakika içerisinde, Sayın Naci Hocamın oynadığı rolü tekrar hatırlamasını, gözden geçirmesini isterim. O videoyu isterseniz bir alın, seyredin. “Arkadaşlar, el kaldırın.” İşte, “Kabul edildi.”, “Arkadaşlar, şöyle yapın.” şeklinde. Yani, o akıl keşke doğru olarak kullansaydı ve o 4+4+4 geçtikten sonra Hükûmet “Pardon.” dedi aslında. Naci Hocam, dinler misiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Dinliyorum.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Hükûmet “Pardon.” dedi, “Biz 66 aylıklarda yanlış yaptık, pardon.” dedi. Bu millet affetti onu, onu hatırlatmak istiyorum, özellikle vurgulamak istiyorum burada. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, CHP Grubunun vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak söz almış bulunuyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

AKP iktidarının, evet, uyguladıkları bütün burada gözler önünde aslında. İnsana gerçekten değer vermeyen bir politika uygulanıyor. Bunu bütün sektörlerde çok rahatlıkla görebiliyoruz. İşte, eğitimde şu anda tartıştığımız gibi, uluslararası alanda da bunu görebiliyoruz ve insanların, gençlerin nasıl pervasızca harcandığını çok rahatlıkla görebiliyoruz. Bugün Kerkük’te, Musul’da, Telafer’de ve Doğu Türkistan’a yönelik, şu andaki sıcak gündemlere yönelik politikalardan da anlamaktayız. İnsanların haykırışları sessiz çığlıklara dönüştü. Çaresizlik, acı, hıçkırık diz boyu ama bu çaresizliğe yönelik bu iktidarın uyguladığı politikalar buradaki değerlerin yani insanların ne kadar ciddiye alındığının da göstergesi. Bu zamanda bu acıya, bu çığlığa cevap vermeyeceğiz de ne zaman vereceğiz? İşte, insanın değeri bu kadar, onu vurgulamak istiyoruz. İşte, bu başını alıp giden değersizlik özellikle eğitim alanında çığırından çıkmıştır. Bu kadar soruna karşılık iktidarın sunduğu rehavet ve pişkinlik de “Artık pes!” dedirtecek boyutlara gelmiştir.

Eğitimde gerçekten çok önemli sorunlarla karşı karşıyayız. Bunlardan bir tanesi de yine Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği önergede bahsettiği yurtlarla ilgili kısımdır. Özellikle 2011 ve 2012 yılına ait -sorduğumuz önergede verilen cevapta- 265 bin öğrencinin yurtlarda kaldığı bildirilirken, 2013 ve 2014 yılında 310 bin öğrenciye hizmet verildiği yazılmıştır. İki yılda 45 bin yatak kapasitesi artmasına rağmen, talebin 70 bin arttığını görmekteyiz. Eğer bu projeksiyonlar, öğrencinin başvurmasına yönelik olarak tahminler doğru yapılsaydı, bugün, yurt problemi olarak karşımıza böyle bir problem çıkmayacaktı. Yani, talep 70 bin artarken kapasite 45 binde kalmıştır. Devlet, öğrencilere yurt temin etmekte yetersiz görülmektedir. Özellikle, örgün eğitime devam eden öğrencilerin yalnızca yüzde 50’sinin yurt talepleri karşılanabilmektedir. Yurda giren şanslı öğrencilerin karşılaştıkları farklı problemler de bulunmaktadır.

Bunlardan bir tanesi, özellikle, son bir yılda basına yansıyan haberlerden edindiğimiz ve bizzat öğrencilerden elde ettiğimiz bilgilere dayanarak terör problemi olmaktadır. Özellikle, terör örgütlerinin kol gezdiği ve etkinliklerini artırdığı yurtlarda artık öğrencilerin can güvenliği bulunmamaktadır. Medyadaki çıkan haberlerden de bunu teyit edebilmeniz mümkündür.

Yemekler konusunda da sıkıntının olduğunu bildirmek istiyoruz. Çoğu yurtlarda öğrenciler 8 kişilik odalarda kalmaktadır.

Ayrıca, yurtlarda “yüksek ücret” ve “düşük ücret” olmak üzere sosyal devlet anlayışına uymayan uygulamalar da yapılmaktadır. Yani “para verene iyi hizmet, parası olmayana daha kötü hizmet” şeklinde bir anlayışı biz buradan Milliyetçi Hareket Partisi olarak onurumuza yediremiyoruz, kabul edemiyoruz ve bunların da düzeltilmesini istiyoruz.

Özellikle, yurtlarla ilgili Sayın Başbakan tarafından sarf edilen ve bu işlerin çığırından çıktığını gösteren ifadeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Diyor ki Sayın Başbakan: “Eğer kredi yurtlarda yer yoksa, sizi otellerde ağırlayacağız, devletin kurumlarında ağırlayacağız çünkü bunların zulmüne sizi asla muhatap etmeyeceğiz.” Sayın Başbakana soruyoruz: Acaba, devlet yurtlarına başvurup da giremeyen öğrencilere, bu gençlerimize bu inceliği, bu zarafeti, bu celallenmeyi neden gösteremiyoruz da ancak belli sorunlarla karşılaştığımızda belli gruba yönelik olarak bu nezaketi gösterme ihtiyacı duyuyoruz, bunu hatırlatmak istiyoruz. Sorun yalnızca bir gruba ait değil, sorun bütün gençliğin sorunu. Bu gençlik hepimizin, eğer bu gençliğe sahip çıkmazsak yarın bumerang gibi karşımızda bulacağız bunları. Bir başbakanın ağzından bu sözler dökülebilir mi? Kinini, nefretini, bir başbakan nasıl bu şekilde dışa vurabilir? Siz, Başbakan olarak bütün ülkenin Başbakanısınız bunu hatırlatmak istiyoruz ve namusumuz ve şerefimiz üzerine bu kürsüden edilen yeminleri nasıl unutuyoruz, hatırlatmak istiyoruz özellikle.

Ve yine, önergede bahsedilen, 200 bin öğrenciyi kapsayan bir af söz konusu ve gündeme getirilmesini istiyoruz aslında. Bazı öğrencilerin kanun çıktıktan sonra af kapsamına alınmadığı için -100 küsur binden fazla öğrencinin- mağdur edildiğini biliyoruz. Biz bunun için diyoruz ki, özellikle, tekrar bir şansın bu çocuklara verilmesi lazım, onun için yeniden bu 110 bin öğrencinin mağduriyetinin giderilmesi gerekiyor.

Ve yine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42’nci maddesinde yer alan “Kimse eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz.” ifadesine istinaden öğrencilerin mağduriyetinin giderilmesi gerekmektedir. Ve şunu da belirtmek istiyoruz ki, hiç kimse zorunlu olmadan eğitimini yarıda bırakmaz. Hepimiz o süreçten geçtik, kim bilir başımızdan neler geçti; eğer bizlere bu imkânlar bir daha sunulmasaydı bizim buralarda oturma şansımız belki de olamayacaktı. Empatik bakmamız lazım, bunun için, empatik baktığımızda ancak o zaman o çocukların, o gençlerin hangi sorunlarla boğuştuğunun biraz daha farkına varabiliriz diye düşünüyorum. Kim bilir hangi maddi sorunlarla boğuşmaktalar. Ailevi, kişisel veya psikolojik sorunlarla karşı karşıyalar ve bu çocuklar, bu gençler yüz kızartıcı suç işlememişler. Bu ülkede, yüz kızartıcı suç işleyenlerin bile affedildiği ve birinci sınıf insan olarak kabul edildiği böyle bir yerde bu çocukların kendi özel maddi imkânsızlıklardan dolayı veya masum sorunlardan dolayı bu affın, kaybettikleri bu mağduriyetin giderilmesini istiyoruz.

Ve yine, on iki yılda artık gördük ki, öğrenciler, veliler, herkes tedirginlik içinde. Bu iktidar, hem velilerin hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin artık, sorunlarına karşılık veremiyor. Ve yine, 6 bin öğrenci mağdur oldu. Özellikle üniversite giriş sınavına başvurularını yaptıkları hâlde sistemden kaynaklanan sorunlardan dolayı başvuruları kabul edilmedi, bu çocuklar paralarını da yatırmışlardı. Diyoruz ki: Acaba, empatik bakabilsek, bu sorun bu sefer oldu ama bir affa doğru yönelsek çok daha iyi olmaz mıydı?

ÖSYM Başkanı Ali Demir kaç sefer hata yaptı ama hâlâ o koltukta oturuyor. Millî Eğitim bakanları bu ülkede ne kadar hata yaptılar ama baktık ki hâlâ o koltukta oturabiliyorsa, o çocuklardan kaynaklanmayan, sistemden kaynaklanan hataların tekrar giderilmesi lazım ve mağdur olanların, bu cumartesi, pazar yapılan ve önümüzdeki hafta da yapılacak olan sınavlardaki mağduriyetlerinin giderilmesi lazım.

Ve gördük ki, bu iktidarın duygusal zekâsının kümülatif toplamı artık, bu ülke insanını anlamada ve sorunlarını çözmede yetersiz kalmaktadır. Diyoruz ki artık: İnşallah, bu ülkenin sorunlarını anlayabilecek, çözebilecek çok daha farklı bir geleceğe doğru yönelmemiz inancıyla hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topçu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde aleyhte olmak üzere Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi talebinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Burada, gerek Cumhuriyet Halk Partisi gerekse Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan konuşmacılar, Türkiye'de öyle bir eğitim modeli, öyle bir tablo çizdiler ki sanki biz bu ülkede yaşamıyoruz…

FARUK BAL (Konya) – Doğru!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Hangi ülkenin eğitim alanını konuştuklarını anlayabilmiş değiliz.

Tabii ki çoğu ülkenin nüfusundan fazla bizim öğrencimiz var; ortaöğretimde 17 milyon öğrencimiz var, yükseköğrenimde de 3 milyon öğrencimiz var.

Biz iktidara geldiğimizde öğrenci sayısı, üniversite sayısı neydi? Şu anda yüzde 100’e yakın bir artış sağlandı, 197’ye yakın üniversitemiz oldu.

Burada öğrencilerimizin daha iyi koşullarda öğrenim görmeleri hepimizin, herkesin, bütün siyasilerin ortak amacıdır, hedefidir, ama yapılanları görmeden, öğrenci sayımızdaki artışları görmeden…

Geçmişte Millî Savunma Bakanlığı bütçeleri en fazla bütçeden pay alırken, ilk defa bizim dönemimizde Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi en fazla payı alır hâle gelmiş bulunmakta.

Yapılan iyi şeyleri görmeden, sırf eğitimin içerisinde bulunduğu… Eğitim sorunsuz bir alan değil, elbette ki problemleri, sorunları vardır, çözülmesi için de bir irade ortaya konulmaktadır, bir siyaset ortaya konulmaktadır.

200 bine yakın gencimiz, o sebeple, bu sebeple, birtakım eğitim haklarında kayıtlarını dondurmuşlar, af beklentisi içerisinde olanlar var. Bunların her birini de, evet, af beklentisini de böyle bir sosyolojik olay olarak bir beklenti hâline dönüştürmek yanlış. Kısım kısım aflar çıkmakta. Biz, bunları burada siyasi polemik konusu hâline getirerek bir sonuç elde etmeye çalışmak da öğrencilerimize biraz haksızlık, onları çalışma gayretlerinden biraz alıkoyma olarak algılanabilir diye düşünüyoruz. Tabii ki bir birikim, bir yığılma olduğu zaman geçmişte çeşitli zamanlarda aflar gündeme geldi ve çıktı, önümüzdeki perşembe günü de Millî Eğitim Komisyonunda görüşülecek bir tasarı var, teklif var. Orada tekrar bu değerlendirilecektir. Ülkemizin şartları, üniversite gençliğimizin beklentileri neyse bunlara cevap verilecektir. Bedelli askerlik bekler gibi bir affı beklemenin de yanlış olduğu kanısındayım.

Tabii, eğitime yapılmış olan yatırımlar, destekler tamamen bundan ibaret değil; akıllı tahta bizim dönemimizde geldi, bütün teknoloji sınıfları bizim dönemimizde. Şimdi, artık, kendi tankını, kendi tüfeğini, kendi savunma sanayisini geliştiren bir ülkede eğitimin geriye gittiğini söylemek mümkün mü? Eğer eğitimimiz geriye gitmiş olsa, geçmişte yapamadığımız bütün bu icatları, bu atılımları bu dönemde yapıyor olmamız… Demek ki eğitime biz sağlam temeller atmak üzereyiz ki bu tür… Geçen de teslim törenini yapmış olduğumuz millî helikopterimizi bu dönemde… Eğitime yatırım yapmayan bir devletin, eğitime yatırım yapmayan bir ülkenin böyle açılışlar, böyle yatırımlar yapması mümkün mü?

Şimdi, elimizi vicdanımıza koyacağız, iyi yapılan işler için “İyi yaptık, teşekkür ederiz ama daha iyisi şöyle yapılabilir.” diyebilme erdemini siyaset kurumu olarak hepimizin göstermesi gerekiyor.

Tabii ki ülkemizde bütün üniversite öğrencilerimizin sorunsuz bir şekilde okuyabilmesi hepimizin arzusu ama insanın olduğu yerde, 3 milyon üniversite öğrencisinin, 17 milyon ortaöğrenim öğrencisinin olduğu yerde elbette ki sorunlar olacaktır. Ümit ediyoruz ki gündemde olan bu affı hayırlı bir neticeye bağlarız. Bizim amacımız, hedefimiz Türkiye’deki herkesin yükseköğrenimde okuyabilmesi. İnşallah, ülkemizde sınavların kaldırıldığı bir dönemi de yaşatmak, üniversitelere sınavsız geçişlerin olduğu bir hâle getirmek de temel arzumuzdur.

Üniversite okuyan öğrencilerimizin yurt sorunları var mıdır? Evet, vardır. Bunların giderilmesi için de yeni torba yasaya bir madde ilave ettik;  artık, belediyelerimiz de yurt yapma imkânına sahip olabilecekler. En kısa sürede bu üniversite öğrencilerimizin yurt problemlerini çözmek de ana hedeflerimiz arasındadır.

Tabii, bugün Türk Ceza Kanunu’nu -geçen haftadan- iki haftadır konuşuyoruz, o sarktı. Bu hafta inşallah, bugün itibarıyla bunu bitirmeyi ümit ediyoruz, arzuluyoruz. Muhalefetin üstün destekleriyle, katkılarıyla bu hafta içindeki çalışma takvimimiz de belli. Güzel gayretleriniz için şimdiden teşekkür ediyorum.

Önergenize maalesef katılamadığımı beyan ediyor, saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi bir şey soracağım değerli milletvekilleri. 37’nci maddeye göre, doğrudan gündeme alınma diye bir… Ya onu on dakikada, beklerseniz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Görüşelim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Görüşelim efendim.

BAŞKAN – Ha, görüşelim. Ondan sonra da ara vereceğim yemek için.

Siz istediniz, ara verecektim; gıcıklık istemiyorum, ona göre.

Evet, şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/353) esas numaralı (2457 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi) kanun teklifime İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre işlem yapılmasını arz ederim. 05.04.2012

                                                                               Ayşe Eser Danışoğlu

                                                                               İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak, İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Eser Danışoğlu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE ESER DANIŞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifi 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 54’üncü maddesinin değiştirilmesini içeriyor. Biliyoruz ki YÖK Kanunu, 12 Eylül darbesinden sonra öğretim üyeleri ve öğrenciler üzerinde akademik ve idari baskı kurmak üzere üniversitelerin özgürlük alanını daraltmak amacıyla hazırlanmıştır. Ancak, otuz yıl sonra, hâlâ özündeki merkeziyetçi felsefe doğrultusunda uygulanmaktadır. YÖK Kanunu, akademik ve idari özgürlükleri siyasi nedenlerle ortadan kaldırmaktadır. YÖK bağımsız ve tarafsız bir kurum değildir, olmamıştır; tam tersi, siyasi bir kurumdur. Varlık nedeni akademik kaygılar değil, tamamen ideolojik denetimdir.

Öğrenci Disiplin Yönetmeliği, YÖK Kanunu’nun 54/(a) maddesindeki hükme dayanılarak Yükseköğretim Kurulu tarafından düzenlenmektedir yani yönetmeliğin çerçevesini kanun maddesi düzenlemektedir. Bu yönetmelikte 2012 yılında bazı değişikliklere gidildi, bazı tanımlar ve hükümler kaldırıldı, 2013 yılında başka ilave değişiklikler de geldi ancak yönetmeliğin dayanağının kanun olması nedeniyle, kanun değişmediği sürece yönetmelikteki değişiklikler de temelsiz kalmaktadır. Zaten bu kanun sadece antidemokratik bir yönetmeliğe temel teşkil edebilir. Kanunun özündeki anlayış öğrencileri potansiyel suçlu olarak gördüğünden hiçbir yeni yönetmelikte, uygulamada bir fark yaratmayacaktır, zaten yaratmamıştır. Ayrıca, son ilave düzenlemelerle de izinsiz bildiri dağıtmak bile yine ceza kapsamına alınmıştır.

Mevcut 54’üncü maddeye göre yükseköğrenim kurumları içinde veya dışında “yükseköğrenim öğrenciliği” sıfatına, onur ve şerefine aykırı hareket etmek soruşturma nedenidir, saygı dışı davranışlarda bulunmak soruşturma nedenidir, dolaylı olarak öğrenme ve öğretme hürriyetini kısıtlama da öyle. Yani, bunlar takdire, yoruma açık, öznel kavramlar olarak ceza kapsamına alınmıştır kanunla.

Örneğin, “saygı” toplum içinde değişkenlik gösteren, yazılı olmayan kurallardan bir tanesi olmakla beraber ölçülebilir bir değer değildir, dolayısıyla, saygısızlığın cezalandırılması da kabul edilebilir değildir. İşte, bu saydıklarım aslında yeni yönetmelikte yer almamakta ancak mevcut kanuna göre suç teşkil etmektedir.

Kanundaki bir diğer siyasi kontrol unsuru: Anarşik ve ideolojik olaylara katılma yasağıdır. Bu ifade, Anayasa’nın bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına alan 25, 26 ve 34’üncü maddelerini göz ardı etmektedir.

Değerli milletvekilleri, öğrencilerin eğitim hayatlarını ve geleceklerini etkileyen bu düzenlemeler, YÖK’ün gençlerin sindirilmesi, üniversitelerin suskunlaştırılması amacını bugün de sürdürdüğünün göstergesidir. Bu, öğrencileri yıldırma politikasının sonuçları sadece sınavlara girmeme, okulu uzatmayla sınırlı kalmayıp devlet yurtlarından atılmaya kadar da varmaktadır. Özellikle tutuklu ve hükümlü öğrencilerin çok fazla sıkıntısı ve sorunu da var.

Ülkemizde, bilimde, teknolojide, sosyal bilimlerde ilerlemelerin gerçekleştirilmesi için akademik özgürlük, uluslararası çapta akademik kadrolar ve devletin yeterli kaynak sağlaması şarttır. Dünyada ilk 10 ekonomi arasına bilim üretmeden, sadece betonlaşarak giren bir ülke ben bilmiyorum.

Şüphesiz ki bir gün bu YÖK Kanunu değişecek. Yükseköğretim Kurulu 2012 yılında MEB’e oldukça tartışmalı değişiklikler içeren bir kanun taslağı sundu. Ancak, bu kanun taslağında da öğrenci disiplin yönetmeliği anlamında olumlu bir değişim görülmüyor.

Sonuç olarak, eleştirilen bu yönetmeliğin demokratik ve çağdaş bir biçimde yenilenmesi, bu yönetmeliğe dayanak teşkil eden 2547’nin 54’üncü maddesinin yeniden düzenlenmesine bağlıdır. Yönetmeliklerin ve kanunların çağımızın gereklerine, gençlerimizin ihtiyaçlarına uyması için ve öğrencilerimizin demokratik haklarına kavuşması için bu teklifin kabul edilebileceğini ümit ediyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danışoğlu.

Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre vermiş olduğumuz, YÖK Kanun Teklifi’mizin, ilgili komisyonda kırk beş gün süreyle gündeme alınmamasından dolayı doğrudan gündeme alınması teklifimiz var. Bunu son derece önemsiyoruz. Ancak, bu konudaki görüşlerimi dile getirmeden önce içinde bulunduğum bir sıkıntılı durumu Meclisle paylaşmak isterim. Bunun ortak sıkıntımız olduğunu düşünüyorum çünkü Soma’da büyük bir facia yaşadık ve Soma’ya söz verdik, dedik ki… Sayın Salih Kapusuz Başbakanın elçisi olarak geldi ve “Beş gün içinde Soma’yla ilgili düzenlemeleri yapacağız.” dedi. Bunun içinde günlük çalışma saatinin altı saat, haftalık otuz altı saat olmasından yer altına özel bir asgari ücret uygulamasına, iş güvenliğinden geride kalanlara bir ev, bir maaş, bir istihdam sağlanmasına kadar pek çok nokta vardı. Geldiğimiz noktada Soma’nın üzerinden günler geçtikçe Soma unutulmaya, unutturulmaya, savsaklanmaya… Soma’yla ilgili 8 maddelik bu sözleri içeren kanun teklifi Plan Bütçe alt komisyonunda 50 maddeye, görüşülürken 104 maddeye, korkarız şimdi ana komisyonda 200 maddeyi aşacak bir noktaya doğru ilerliyor.

Şimdi, ben Soma’ya verilen sözler tutulmadan, altı saatlik çalışma yine iktidar partisi milletvekillerinin önergeyi geri çekmesiyle daha alt komisyonda geri atılmışken,  diğer konularda beklentiler her geçen gün biraz daha boşa çıkarken burada başka bir şey konuşacak olmaktan üzüntü ve utanç duyuyorum. Ancak, bu konudaki önemli sorumluluğun iktidar partisi grubuna ve iktidar partisinin Hükûmetine ait olduğunun ve şu alt komisyondaki duruma müdahale edilmesi gerektiğinin bir kez daha altını çiziyorum.

Kanun teklifimiz Yüksek Öğrenim Kurumuyla ilgili. İşte bir kez daha Adalet ve Kalkınma Partisinin demokrasiyle imtihanı, işte bir kez daha tutarlılık sınavı, işte bir kez daha iyi niyet, işte bir kez daha hakkaniyet testiyle karşı karşıya iktidar partisi grubu.

On yıl öncesine kadar, Beyazıt Meydanı’nda her cuma namazından sonra kadınlı erkekli öğrenciler ve dışarıdan desteklerle YÖK’ü protesto edenler şimdi neredeler? O gün YÖK’e,  YÖK size ait değil diye mi karşı çıkıyordunuz? Bugün YÖK ele geçirildikten sonra… Kenan Evren’in 1980 darbesinin ürünü 1982 Anayasası’nın mihenk taşlarından olan YÖK’ün kaldırılmasıyla ilgili birazdan muhalefet partileri el kaldıracaklar. Şimdi, o el kaldırmaya iştirak edecek misiniz? Sizi GATA Palasta Kenan Paşa dikkatle izliyor. Şöyle bir yatağında doğrulacak, yüzünde bir tebessümle “Bakalım bizim çocuklar ne yapacak? Bugüne kadar utandırmadılar. Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi istedim, paşa arkadaşlarım ‘Bu kadar da olmaz!’ dedi. ‘Olur, olur.’ dedim. Azca kullandım, benim kullanmamın misliyle AKP kullandı. Sıkıyönetim mahkemelerini legalleştireyim dedim ‘Bu kadar da olmaz.’ dediler, AKP sonradan kendinin de başına bela olacak olan özel yetkili mahkemeleri kurdu. Seçim barajını koydum ‘Paşam, demokraside olmaz.’ dediler, Başbakan aslanlar gibi savunmaya devam ediyor. Şimdi, YÖK Kanunu’nda beni mahcup etmezler, birazdan oylama var ve bizim çocuklar YÖK’ü savunacaklar, kim ne derse desin.” diyecek. Belki BDP ile MHP, MHP ile CHP birlikte oy kullanacaklar ama Kenan Paşa’nın çocukları YÖK’ü savunmaya devam edecek. Sakın, Paşa’yı mahcup etmeyin!

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sen kimin çocuğusun?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Paşa bundan rahatsız olur, yatağında vallahi gözü açık gider. O yüzden, onun bir tebessümle oturması için, siz YÖK Kanunu’nu savunmaya devam etmelisiniz.

Geçen sene burada defalarca söyledim, bu sürpriz bir durum değil ki. 12 Eylül referandumu… 7 Kasım 1982 ve oylama yapıldı. Oylamada Türkiye’de yüzde 91 “evet” oyu kullanıldı, şeffaf zarflar falan vardı. Herkesin kendine göre mazeretleri, haklı gerekçeleri, korkuları olabilir ama bundan önceki referandumda sorulan soruya karşı bir duraksayıp sonra “Ben ‘hayır’ kullanmıştım.” diyen Sayın Başbakanın oy kullandığı sandıktan bir tek hayır oyu çıktığını ve eşiyle birlikte o sandıkta oy kullandığını biliyor musunuz? Ben soruyorum: Bu konuda o sandığın sonucunu getirin, o sandığın sonucunu istiyoruz.

Bir de aman ha Kenan Paşa’yı mahcup etmeyin, dikkatle sizi izliyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, teklifi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.13

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

12/6/2014 tarihli 102’nci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının dördüncü bölümünde yer alan 86’ncı maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 87’inci madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 S. Kanunun 87. maddesi ile düzenlenen 5549 S. Kanunun 9/A maddesinin 2. fıkrasında bulunan;

“veya kurulmuş olanları kullanmayan, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma ve cevapların elektronik ortamda verilmesi zorunluluğu getirmeye, elektronik ortamda tebliğ yapılacaklar ile elektronik ortamdaki tebligata ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                     Faruk Bal                                       Ali Uzunırmak                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                Aydın                                               Kayseri

                     Alim Işık                                      Seyfettin Yılmaz

                      Kütahya                                               Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 87 inci maddesi ile eklenen 9/A maddesinin 1 inci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                                  Nursel Aydoğan

                       Mardin                                            Diyarbakır

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının, 87. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                    Turgut Dibek                                Dilek Akagün Yılmaz

                       Mersin                                             Kırklareli                                               Uşak

                   Kamer Genç                                     Mehmet Haberal                                            

                      Tunceli                                            Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Yasanın sistematiğini bozmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 87 inci maddesi ile eklenen 9/A maddesinin 1 inci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

“Terörizmin Finansmanının Engellenmesi Hakkında Kanun Tasarısı” “Terörle Mücadele Yasası’nı temel almış ve onun üzerine inşa edilmiş bir yasadır. Nitekim kapsamı çok geniş tutulmuş olan bu yasa Meclis gündemine geldiğinde gündeme alınmamasını, yasalaşmamasını önermiş idik. Hâlihazırda da lağvedilmesini öngörmüş olduğumuz bu yasaya dair önerilen düzenlemenin de tarafımızca kabulü mümkün olmayıp tasarı metninden çıkarılmasını teklif etmekteyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.22

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 87’nci maddesi üzerinde Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler...

Şimdi, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir. 

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 S. Kanunun 87. maddesi ile düzenlenen 5549 S. Kanunun 9/A maddesinin 2. fıkrasında bulunan;

“veya kurulmuş olanları kullanmayan, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma ve cevapların elektronik ortamda verilmesi zorunluluğu getirmeye, elektronik ortamda tebliğ yapılacaklar ile elektronik ortamdaki tebligata ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz madde ile ilgili olmak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi tek adam yönetimine ilişkin bir devlet anlayışını bu maddeye de olduğu gibi yerleştiriyor. Hukuki sonuç doğuran tebligatın usul ve esaslarının kanunla belirlenmesi gerekirken onun usul ve esaslarını yürütmenin bir organı olan, bir idari ajan olan TİB Başkanına devrediyor. Bu, demokratik değerlere, parlamenter sistemin özüne, yasama ve yürütme arasındaki ilişkiye aykırıdır. Bu aykırılığın AKP oylarıyla giderileceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla, meseleyi başka bir noktaya getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Irak’ın Türkmeneli Bölgesi’nde kan akmaktadır, Irak’ın Türkmeneli Bölgesi’nden Türkmen çığlığı bütün dünyaya yayılmaktadır. Orada akan kan insanlık vicdanında ağır lekeler bırakacak şekilde göle dönüşmüştür. Bu çığlığı, Telafer’de, Musul’da, Tuzhurmatu’da ortaya çıkan bu çığlığı AKP Hükûmeti görmüyor, duymuyor, bunlara karşı kör, sağır ve dilsiz.

Değerli arkadaşlarım, burası  Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türk milletinin her unsurunun hukukunun korunacağı yer burasıdır. Bu Meclis kurulurken Musul, Kerkük ve o civardaki Türkemeneli’nin diğer bölgeleri Misakımillî içerisindeydi. Şimdi, o Misakımillî içerisinde olan yerler Kurtuluş Savaşı’ndan sonra nasıl Türkiye’den koparılmış ve petrol ağalarının, petrol babalarının, petrol tröstlerinin, kartellerinin elinde oyuncak edilerek cetvellerle sınırlar çizilmiş ise 2014 yılında o cetveli elinde tutanlar, o kalemi elinde tutanlar şimdi tekrar masabaşında ve tekrar yeni bir harita çizmeye çalışıyorlar. Bu amaçla da “BOP projesi” adı altındaki Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme projesinin adım adım ilerleyişini görüyoruz. Bu ilerleyişte BOP projesinin Eş Başkanı olarak Sayın Başbakan da çok önemli görevler ifa etmiştir. Suriye’nin istikrarsızlaştırılması süreci içerisinde elbette ki gaddar olan, elbette ki zalim olan Esed’e karşı mücadelede kantarın topu kaçırılmış, orada silahları bir gün Türkiye’ye dönecek olan terör örgütleriyle birtakım ilişkiler kurulmuştur. Bu terör örgütlerinin karargâhları Türkiye’de toplantılara davet edilmiş, birtakım lojistik eğitim, destekler verilmiş ve şimdi karşımıza IŞİD eşkıyası, IŞİD teröristi ve IŞİD katliamcısı olarak çıkmıştır. IŞİD’in elde etmiş olduğu, katetmiş olduğu mesafede AKP’nin vebali vardır, IŞİD’in katletmiş olduğu Türkmen kanında da AKP’nin vebali vardır. Desteklediği, beslediği IŞİD, şimdi, Musul’da Türk Bayrağı’nın, nazlı ay yıldızlı al bayrağın dalgalandığı Musul Konsolosluğunu tek kurşun atmadan teslim almış ve oradaki Türk vatandaşlarını, diplomatlarını her türlü hukuki değeri çiğneyerek, tam bir terörist anlayışıyla esir almış, rehin almış durumdadır.

Buna elbette ki çare bulmak AKP Hükûmetinindir ancak şu tehditle karşı karşıyadır: Eğer bir operasyon yapılırsa bunların hayatı tehlikededir. AKP teröre karşı teslimiyet politikasını izlediği için IŞİD’in bu tehdidine karşı da boyun eğmiş, geçtiğimiz cuma gününden itibaren Meclisi bilgilendirme çerçevesi içerisinde bir adım atması beklenirken aradan dört gün, beş gün geçmiş hâlâ AKP, Meclisi bu konuda bilgilendirebilecek bir adım dahi atamamıştır. Çünkü buradan yükselen sesler IŞİD’in terörist olduğunu, barbar olduğunu, elini Türkmen kanına buladığını açıklayacak ve Türkmen’in çığlığına, bir imdat sesini duyurmasına imkân sağlayacaktır. Bunu dahi duyurmayı düşünemeyen, beceremeyen Adalet ve Kalkınma Partisi tam bir teslimiyet politikası içerisinde Türkmen kitlesini kaderiyle baş başa bırakmıştır. Bunun vebali büyüktür, ağırdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) - Nasıl Mısır’da, nasıl Açe’de, nasıl Somali’de, nasıl Sudan’da birtakım haksızlıklara, usulsüzlüklere karşı bir mücadele veriyorsa, Müslüman Türkmen’in de mücadelesinde AKP’nin bir yerde durmasını bekliyoruz. Ancak sizin duracağınız yer belli, belli, besbelli, Türklerin yanında değildir. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 88’de dört adet önerge vardır; ikisi aynı mahiyettedir, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 88 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 5549 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “iki milyon” ibaresinin “on milyon” ve “beş yüz bin” ibaresinin “bir milyon” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mihrimah Belma Satır                          Mehmet Doğan Kubat                             Azize Sibel Gönül

                      İstanbul                                             İstanbul                                              Kocaeli

                    İdris Şahin                                  Ahmet Berat Çonkar                                   İlyas Şeker

                      Çankırı                                              İstanbul                                              Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 88 inci maddesi ile 5549 sayılı yasanın 13 üncü maddesine eklenen 4 üncü fıkrasında yer alan “Bu şekilde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve kapsamda” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                                      Esat Canan

                       Mardin                                              Hakkâri

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım; istenirse ayrı ayrı önerge sahiplerine söz vereceğim:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 S. Kanunun 88. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                       Ali Uzunırmak                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                Aydın                                               Kayseri

                Seyfettin Yılmaz                                      Alim Işık

                       Adana                                               Kütahya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Ali Rıza Öztürk                                    Turgut Dibek                                Dilek Akagün Yılmaz

                       Mersin                                             Kırklareli                                               Uşak

                   Kamer Genç                                     Mehmet Haberal

                      Tunceli                                            Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz önergelere?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – İlk önerge için Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal.

Sayın milletvekilleri, arka sıradakiler; kahkahalar güzel, sohbet güzel de…

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Değerli milletvekilleri, kaldığım yerden devam edeceğim.

Ben konuşurken bazı arkadaşlarımız sohbeti tercih ediyor. Bu dünyada belki rahat edebilirsiniz ama belki öbür dünyanıza yardımcı olmak üzere dinlemenizi tavsiye ediyorum.

Elbette ki insanlık değerlerine büyük katkılarda bulunmuş İslam itikadı mazlumun yanında durmayı emreder, zalimin karşısında olmayı da emreder, her hâl ve şartta emreder. Bu kapsam içerisinde Somali’de, Açe’de ve dünyanın dört bir yerinde birtakım haksızlıklara karşı Türkiye Cumhuriyeti devleti ve onun da hükûmetleri karşı durmuştur. Bu kapsam içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin hükûmetleri de karşı durmuştur ve zulme karşı her hareketlerini de biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz.

Ancak, bir şey eksik. Eksik olan şu: Mısır’da Rabia var, Rabia’ya ağıtlar yakılıyor, Rabia’nın işaretleri yapılıyor; bir de Çin mezalimi altında ezilen Doğu Türkistan’da Uygur Türkü’nün Rabia’sı var. Bu Rabia bir iş kadını ve büyük bir refah içerisindeyken Uygur Türkü’nün gördüğü zulme karşı Çin’e bayrak açmış ve bir mücadeleye girmiştir. Ülkesini, yurdunu, ocağını terk etmek zorunda kalmış; işini, ailesini terk etmek zorunda kalmış ve Amerika Birleşik Devletleri’ne sığınmıştır.

Daha iki gün önce 3 tane Uygur Türkü Çin zulmü altında idam edilmiştir; duyanınız, bileniniz var mı AKP milletvekilleri? Ondan önce, 2 tane Uygur Türkü Çin mahkemesi tarafından idam cezasına mahkûm edilmiş ve idam edilmiştir; duyanınız, bileniniz var mı? Alo hatlarıyla kontrol altına aldığınız basın bunu Türk milletine niye ulaştırmaz? Bunda sizin sorumluluğunuz yok mu?

İşte Rabialar çift; biri sizin siyaseten sömürdüğünüz Müslüman Rabia, diğeri de Türk milletinin özü, İslam dünyasının da özü olan Uygur Türkü’nün, Doğu Türkistan’ın Rabia’sı.

Gelelim buradan Irak’a. Irak’a giden yolun taşlarını teker teker Suriye’de döşediniz. Esad kardeşinizdi, kardeşiniz Esad’ı düşman hâline getirdiniz, adını değiştirdiniz: “Esed.” Ona karşı birtakım mücadele içerisindeyken terör örgütleriyle iş birliği yaptınız, onlara destek verdiniz. 2 bin tır dolusu silahın gittiğini MİT Müsteşarı, Bakanın, Genelkurmay İkinci Başkanının bulunduğu toplantıda ikrar ediyor. Nereye gitti bu silah kardeşim? Ben Türkmenlerin bütün yetkilileriyle görüşüyorum. “Çocuk bezine dahi ihtiyacımız var, gelmedi Türkiye’den. Hiçbir yardım maddesi almadık, bırakın silahı.” diyor. Yardıma muhtaç, suya muhtaç, una muhtaç, şekere muhtaç Türkmen şimdi IŞİD’in silah tehdidi altında. Şakağında IŞİD’in silahı, canıyla hayat arasında bir tercih noktasındadır ve yüz binlerce Türkmen bulundukları alanlardan –Telafer’de, Tuzhurmatu’da ve diğer yerlerde- kaçarak çöllere sığınmışlar.

Dün gece Türkmen Meclisinin Başkanı –bütün televizyonlarda konuşuldu- “Suya ihtiyacımız var, suya.” diyor. Böyle bir zulüm altındaki Türkmenlere AKP’nin verdiği cevap belli, Sayın Bülent Arınç açıklıyor dün Bakanlar Kurulundan sonra: “Türkmenler akıllı insanlardır, Türkiye’nin orada askerî müdahale yapamayacağını bilir, akıllı davranmaları gerekir.” Yani akıllıca ya IŞİD’in silahı altında kanını akıtacaktır ya da akıllıca Türkmen kimliğinden vazgeçecektir.

Değerli arkadaşlarım, siz İslam dünyasına elinizi uzatırken diğer taraftan hem Müslüman hem Türk dünyasını niye görmüyorsunuz? Size Cenab-ı Allah iki tane göz vermiştir dünyayı doğru görün diye, tek gözle bakmayın ve bu çığlığa bir cevap verin. Yarın bir gün buradaki sorun Türkiye’ye yansıyacak, bunun için falcı olmaya gerek yok. Orada yaşanan, Suriye’de yaşanan sorun nasıl Irak’a yansıtılıyorsa Irak’ta olan sorun olduğu gibi Türkiye’ye yansıyacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk mü konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Yasanın sistematiğini bozmaktadır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.48

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 88’inci maddesinin metinden çıkarılmasına ilişkin aynı mahiyetteki iki önergenin birlikte yapılan oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada, Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 88 inci maddesi ile 5549 sayılı yasanın 13 üncü maddesine eklenen 4 üncü fıkrasında yer alan “Bu şekilde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve kapsamında” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 88 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 5549 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “iki milyon” ibaresinin “on milyon” ve “beş yüz bin” ibaresinin “bir milyon” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                          Mihrimah Belma Satır (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Maddede düzenlenen idari para cezalarının üst sınırının artırılması amacıyla bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde madde 88’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 89’da üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 89 uncu maddesinde yer alan “yirmi bin güne kadar” ibaresinin “yirmi beş güne kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

 

                Gülser Yıldırım                               Sırrı Süreyya Önder

                       Mardin                                              İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 89 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mihrimah Belma Satır                          Mehmet Doğan Kubat                                  İdris Şahin

                      İstanbul                                             İstanbul                                              Çankırı

                  Ekrem Çelebi                                    A. Berat Çonkar                                               Fatih Han Ünal    Ağrı                      İstanbul                                                Ordu

                   Osman Ören

                         Siirt

MADDE 89- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin; ikinci fıkrasında yer alan "sahte belge kullanmak suretiyle" ibaresi "aldatıcı işlem ve davranışlarla" şeklinde, "bir yıldan" ibaresi "iki yıldan" şeklinde; üçüncü fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla" ibaresi "bir yıldan üç yıla" şeklinde; dördüncü fıkrasında yer alan "sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi, altı aydan üç yıla" ibaresi "hile ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi, bir yıldan üç yıla" şeklinde; beşinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla" ibaresi "bir yıldan üç yıla" şeklinde; altıncı fıkrasında yer alan "üç aydan bir yıla" ibaresi "altı aydan iki yıla" şeklinde; sekizinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla" ibaresi "bir yıldan üç yıla" şeklinde; dokuzuncu fıkrasında yer alan "İhracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak suretiyle haksız çıkar sağlayan" ibaresi "İlgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi gösteren ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik gösteren" şeklinde; onuncu fıkrasında yer alan "kaçakçılık suçunu işleyen kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." ibaresi "yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarısından iki katına kadar artırılır, ancak bu fıkranın uygulanması suretiyle verilecek ceza üç yıldan az olamaz." şeklinde; on birinci ve on sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, on dokuzuncu ve yirminci fıkralar yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(11) Ulusal marker uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı;

a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,

b) Satışa arz eden veya satan,

c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan,

kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, marker içermeyen veya seviyesi geçersiz olan akaryakıtın kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur."

"(18) Ambalajlarında bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaret bulunmayan ya da taklit veya yanıltıcı bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretleri taşıyan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri;

a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden

b) Satışa arz eden veya satan,

c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan,

kişi üç yıldan altı yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, tütün mamullerinin, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur."

 "(22) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan eşyanın değerinin fahiş olması hâlinde, verilecek cezalar yarısından bir katına kadar artırılır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 89. Maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                             Ali Öz                                            Reşat Doğru

                       Konya                                               Mersin                                                Tokat

                Yusuf Halaçoğlu                                 Mustafa Kalaycı                                   Mehmet Şandır

                      Kayseri                                               Konya                                                Mersin

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz önergeye?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak’ın ve Suriye’nin bugününe baktığımızda, perşembenin geleceği çarşambadan belliydi. BOP projesiyle Orta Doğu ve Orta Asya bölgesindeki 33 tane ülkenin şekli, şemaili değiştirilirken Türkiye, bu projeye eş başkanlık görevi süreci içerisinde “komşularla sıfır sorun politikası” adı altında destek vermiştir. Daha önce, 2002 yılında en azından düşman olmadığımız, iyi ilişkiler içerisinde bulunduğumuz komşularımızla uygulanan sıfır sorun politikası kapsamı içerisinde tamamıyla düşman hâline geldik.

Meseleyi sadece Irak ve Suriye açısından değerlendirmek istiyorum zaman nedeniyle. Değerli arkadaşlarım, Suriye’nin istikrarsızlaştırılması sürecinde, IŞİD ve diğer terör örgütlerine Adalet ve Kalkınma Partisinin kurduğu Hükûmet önemli destekler vermiştir. Terör örgütüyle aşık atılmayacağını bütün demokratik ülkeler bilir. Ancak, demokratik geleneği ve demokrasiyi özünden benimseyememiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi, kısa gün hesaplarıyla Esed’in çabukça gideceğini düşünerek veya böyle bir hedefi gerçekleştirmeyi amaçlayarak bu terör örgütlerine destek verdi. Gün geldi, destek verdikleri Esed’i iktidardan düşüreceğini umdukları IŞİD güçlendiği zaman vahşetini ortaya koydu ve tarihin tanımış olduğu en ciddi barbarlardan daha barbar uygulamaları ortaya koymaya başladı. Bugün sanal medyada, bu “Alo Fatih”li medyalarda göremiyoruz, yandaş ve candaş medyalarda göremiyoruz ama sanal medyada görülen görüntüler insanın yüreklerini ağzına getirecek ve kanını donduracak niteliktedir. Sizin destek vererek Esed’i yıkmak için ortaya çıkardığınız IŞİD, 5 tane insanın başını kesip, o başları kuzu kellesi gibi önün dizip fotoğraf çektirecek kadar vahşeti bütün dünyaya kendisi ilan ediyor. 15 tane esir aldığı Türkmen’i ve diğer etnik grupların başına bir tek kişi gelerek takır takır takır takır silah sıkarak, öldürerek kanını akıtıp ve bu korkulu görüntüyü bütün dünyaya kendi yayın organları ile göstererek etrafındaki hasım güçlere karşı şiddetin, terörün gücünden yararlanarak yaymak istiyor. Bütün bunlar belli, besbelli bir durumda. İşte, bu çerçeve içerisinde IŞİD Musul’u, Tikrit’i, Anbar’ı, Telafer’i, Felluce’yi eline geçirdi. Musul ile Bağdat arasındaki 150 kilometrelik mesafeyi kat etti ve bu kat ettiği mesafede korkuya dayalı bir üstünlük sağladı. Bu üstünlüğün elbette ki ortaya çıkmasında sizin sorumluluğunuz var ama burada sizin dikkatinizi çekmek istediğim konu, bundan korkan Türkmenler var. Bundan korkan Türkmenlerin bir tek duyabileceği sesin Türkiye’den gelmesi lazım. Oysa siz bu sıfır sorun ve BOP projesi kapsamı içerisinde uyguladığınız politikalarda BOP ve küresel güçlere dost oldunuz; daha ileriye giderek Türkmen düşmanı, Müslüman Türk düşmanı olanlara post oldunuz ve netice itibarıyla da PKK gibi, IŞİD gibi, El Nusra gibi terör örgütleri arasında tost oldunuz. Ve bu tostluk sizi, önümüzdeki süreç içerisinde, millet vicdanında muhasebe edilmenize, murakabe edilmenize ve muaheze edilmenize vesile olacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.11

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada, Hükûmet burada.

89’uncu madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 89 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                             Mihrimah Belma Satır  (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 89- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin; ikinci fıkrasında yer alan "sahte belge kullanmak suretiyle" ibaresi "aldatıcı işlem ve davranışlarla" şeklinde, "bir yıldan" ibaresi "iki yıldan" şeklinde; üçüncü fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla" ibaresi "bir yıldan üç yıla" şeklinde; dördüncü fıkrasında yer alan "sahte belge ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi, altı aydan üç yıla" ibaresi "hile ile yurt dışına çıkarmış gibi işlem yapan kişi, bir yıldan üç yıla" şeklinde; beşinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla" ibaresi "bir yıldan üç yıla" şeklinde; altıncı fıkrasında yer alan "üç aydan bir yıla" ibaresi "altı aydan iki yıla" şeklinde; sekizinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla" ibaresi "bir yıldan üç yıla" şeklinde; dokuzuncu fıkrasında yer alan "İhracat gerçekleşmediği halde gerçekleşmiş gibi göstermek ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik göstererek ilgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak suretiyle haksız çıkar sağlayan" ibaresi "İlgili kanun hükümlerine göre teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanmak amacıyla ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösteren ya da gerçekleştirilen ihracata konu malın cins, miktar, evsaf veya fiyatını değişik gösteren" şeklinde; onuncu fıkrasında yer alan "kaçakçılık suçunu işleyen kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." ibaresi "yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarısından iki katına kadar artırılır, ancak bu fıkranın uygulanması suretiyle verilecek ceza üç yıldan az olamaz." şeklinde; on birinci ve on sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, on dokuzuncu ve yirminci fıkralar yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(11) Ulusal marker uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı;

a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,

b) Satışa arz eden veya satan,

c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan,

kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, marker içermeyen veya seviyesi geçersiz olan akaryakıtın kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur."

"(18) Ambalajlarında bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaret bulunmayan ya da taklit veya yanıltıcı bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretleri taşıyan tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri;

a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden

b) Satışa arz eden veya satan,

c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan,

kişi üç yıldan altı yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, tütün mamullerinin, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur."

 "(22) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan eşyanın değerinin fahiş olması hâlinde, verilecek cezalar yarısından bir katına kadar artırılır."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, şurada, getirilen kanunda benzin kaçakçılığını, petrol kaçakçılığını, silah kaçakçılığını affediyoruz. Şimdi, bu Hükûmet bize açıklasın, bu Komisyon açıklasın efendim. Böyle bir saatte, hiç bizim haberimiz olmadan bu kadar kaçakçılığı affeden bu  kişiler kimin peşinde koşuyorlar? Bu kaçakçılarla ortak mı değil mi? Bekir niye gülüyorsun ya, açıkla!

RECEP ÖZEL (Isparta) - Böyle bir usul var mı Başkanım ya?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Yalan söylüyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, efendim, iki sayfalık Af Kanunu getiriyorsunuz, bunu açıkla bize.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Cezalar artıyor ya.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biz burada milletvekili olarak oy veriyoruz. Şimdi, son anda…

Kanunları yapma tekniği belli: Önce, kanunlar gidecek, komisyonlarda görüşülecek, komisyonlar orada bir sonuca varacak, gelecek buraya.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Adalet Komisyonundaki üyeler biliyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Önerge veremez mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biz maddeyi bilmiyoruz, getirilen şey yok. AKP grup başkan vekilleri son anda, kendilerine yakın olan vergi kaçakçılarını, imar kaçakçılarını, petrol kaçakçılarını, silah kaçakçılarını getirip burada affediyorlar, benim vicdanım kabul etmiyor efendim, açıklasınlar efendim, açıklasınlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi canım sende be!

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

Şimdi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) - Hem de televizyonun yayın yapmadığı bir saatte açıklıyorlar, affediyorlar efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet bir açıklama yapacak.

Buyurun…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, özellikle, tabii milletvekillerinin her daim önerge verme hakkı vardır.

BAŞKAN -  Hayır, onu biliyorum.

Şimdi, Sayın Bakan dedi ki: “Ben bin açıklama yapacağım.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kaldı ki, bu önerge grup başkan vekiliyle… Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekiliyle de görüşüldü diye biliyorum ben, bu konuyla ilgili bir sıkıntı da olmaması lazım, yani iddia ettiği şeylerin doğru şeyler olmadığını söylemeye çalışıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır, öyle değil efendim.

Şimdi, görüşülmesini…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye Sayın Bakanım.

Efendim, “Görüşüldü.” deyince şöyle bir anlam çıkıyor, sanki bu önergeden Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak benim haberim vardı; böyle bir şey yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bilgilendirme yapıldı, onun için ara verildi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye son anda veriyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Geçen hafta verildi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bu önergeyi ben de biraz önce görünce, bu kadar kapsamlı bir önerge olması nedeniyle rica ettim, siz ara verdiniz, arkaya geçtik hem Adalet Komisyonu Sayın Başkanından, Başkan Vekilinden hem ilgili teknik arkadaşlardan önergeyle ilgili bilgi aldım. Yani, Kamer Bey’in itirazı aslında, bir anlamda doğrudur, bu kadar kapsamlı bir önergenin Genel Kurulu önceden bilgilendirme yapmak suretiyle verilmesi gerekirdi. Çünkü ne yapılıyor? Bu konuda zamanın izin verdiği ölçüde Sayın Adalet Komisyonu Başkanından bilgi aldık ama bir de kendisi bir kez daha bu bilgiyi burada verirse memnun olurum tabii ki.

BAŞKAN - Sayın Bakan, siz mi konuşacaksınız, Komisyon mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, izniniz olursa…

BAŞKAN -  Buyurun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bu madde ve maddeye getirilen değişiklik önergesinde esasında, cezalarda herhangi bir indirime gidilmemektedir. Adalet Komisyonu müzakereleri sırasında bu madde...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zamanında niye vermiyorsun, zamanında? Hangi malı kimden kaçırıyorsun? Neyi kaçırıyorsun?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - …üzerinde müzakereler yapılırken bu madde üzerinde birtakım çalışmalar yapılması söylendi, Komisyonun talebi doğrultusunda madde üzerinde çalışma yapıldı ve madde ona göre değişikliğe uğradı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kanun böyle yapılır mı Bekir ya?

 ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Mevcut yasadan hiçbir cezada geriye gitme söz konusu değildir. Örneğin, işte, eşyayı sahte belge kullanmak suretiyle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, şimdi birisinde cezayla tehdit ediyorsun, hesabına gelenleri de affediyorsun.

 ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - …gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokma bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıyken iki yıldan beş yıla kadar hapis… Hepsini okumuyorum, bütün başlıklarda ceza artırımı yapılmaktadır, bir tane başlıkta “Cezada indirim yapılıyor.” derse o zaman ben Adalet Bakanı olarak yalan söylediğimi kabul edeceğim ama bakın, bir tane maddede indirim yok, hiç kimseye af yok; cezaları artırıyoruz ama siz burada “Af yapıyorsunuz.” diye itiraz ediyorsunuz. Sizi millete şikâyet…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye sonradan getiriyorsunuz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sonradan da verilmedi, bu önerge geçen hafta verildi, geçen haftadan beri buradadır, kaydı buradadır.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Verin önergeyi görelim.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bu önerge sonradan verilmedi. Geçen hafta verildi, o yüzden, burada herhangi bir…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ver önergeyi, önergeyi verin, görelim bakalım!

BAŞKAN – Ne yapalım?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi… Bir saniye.

Şimdi okunan önerge 500 kelimeyi geçtiği için hazırlanan gerekçenin özetini okutacağım, gerekçenin tamamı tutanak dergisinde yer alacaktır.(*)

Özet Gerekçe

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinin düzenlemesinde aynı mahiyetteki kaçakçılık fiilleri bakımından farklı cezalar düzenlendiği, bu nedenle uygulamada tereddüt doğduğu görülmüştür.

Diğer yandan, kaçakçılık suçunun unsurlarında yer alan hükümler nedeniyle kaçakçılık fiilleri dar yorumlanmakta ve bazı kaçaklık eylemlerinin cezasız kaldığı eleştirileri yapılmaktadır. Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasında yer alan "sahte belge kullanmak suretiyle" ibaresi, "aldatıcı işlem ve davranışlarla" şeklinde değiştirilmektedir. Keza dördüncü fıkrada da benzer bir düzenleme yapılmaktadır.

Öte yandan, kaçakçılık suçlarıyla daha etkin mücadele edebilmek amacıyla maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve sekizinci fıkralarındaki cezalar artırılmaktadır.

Onuncu fıkrada yapılan değişiklikle, kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın akaryakıt ile tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler olması hâli, müstakil bir suç oluşturmaktan çıkarılmış ve maddenin yukarıdaki fıkralarında tanımlanan suçların, konusu itibarıyla nitelikli hâline dönüştürülmektedir. Ayrıca, yapılan değişiklikle, maddenin onsekizinci, ondokuzuncu ve yirminci fıkralarında tanımlanan suçların unsurlarının benzer olması nedeniyle tek bir fıkra kapsamında düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önergeyle madde tamamen değiştiğinden, bu maddede değişiklik öngören Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken ve arkadaşlarının önergesini işlemden kaldırıyorum.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, bizim önergemiz olması lazım.

BAŞKAN – Yok, siz konuştunuz, daha 89’uncu maddedeyiz.

Evet, kabul edilen önerge çerçevesi içinde madde 89’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 90’da üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 90’ıncı maddesinde yer alan "Teftiş Kurulu Başkanını" ibaresinin "Teftiş Kurulu Başkanı ile" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                                   İbrahim Ayhan

                       Mardin                                             Şanlıurfa

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, okutacağım ve önerge sahiplerine istemleri hâlinde söz vereceğim, tek olarak işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının, 90. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                    Turgut Dibek                                Dilek Akagün Yılmaz

                       Mersin                                             Kırklareli                                               Uşak

                   Kamer Genç                                     Mehmet Haberal                                 Ali İhsan Köktürk

                      Tunceli                                            Zonguldak                                          Zonguldak

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Mehmet Erdoğan                                      Alim Işık                                       Seyfettin Yılmaz

                       Muğla                                               Kütahya                                               Adana

                       Ali Öz                                      Adnan Şefik Çirkin                              S. Nevzat Korkmaz

                       Mersin                                                Hatay                                                Isparta

                    Emin Çınar

                    Kastamonu

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Zonguldak Milletvekili Sayın Ali İhsan Köktürk, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 592 sıra sayılı Tasarı’nın 90’ıncı maddesine yönelik önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde söz aldığımız madde ve devam eden 10 madde Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını düzenliyor. Hepimiz biliyoruz ki bundan çok daha kısa süre önce, iki ay kadar önce aynı maddeler, başka bir içerikle, yargıyı Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu kanalıyla yürütmenin kuyruğuna takan bir biçimle, bir anlayışla Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonuna ve Genel Kurul gündemine getirilmişti. Genel Kurulda görüşmeler sırasında ve Adalet Komisyonundaki görüşmeler sırasında aslında hiç de arzu edilmeyen sahnelere tanıklık etmiştik hep beraber. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet grupları olarak, aslında bu önergenin Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen ilk 3 maddesine aykırı olduğundan işleme konulamayacağını çünkü hukuk devleti ilkesini ortadan kaldırdığını ileri sürmüştük. Bu tezlerimizde de kuvvetler ayrılığı ilkesinin sadece parlamenter demokrasilerin değil, aynı zamanda hukuk devletinin de ön koşulu olduğunu, yargı bağımsızlığının da hukuk devletinin vazgeçilmez bir ilkesi hâline geldiğini, Anayasa’mızda da gerek kuvvetler ayrılığı ilkesine gerekse yargı bağımsızlığı ilkesine açıkça yer verildiğini, Anayasa’nın başlangıç kısmında yasama, yürütme, yargı erklerinin birbirinden ayrıldığını ve yargı yetkisinin de yine ilgili maddede Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağının açıkça ifade edildiğini defalarca, gerek Adalet Komisyonunda gerekse Genel Kurulda tekrarlamıştık. Sadece bunlarla da yetinmemiştik; ne kadar oy alırsa alsın -ister yüzde 40 ister yüzde 50 isterse yüzde 90- Anayasa’ya göre egemenlik yetkisinin sadece yürütmeye tanınan bir hak olmadığını, Anayasa’mızın açık hükmü gereğince egemenlik yetkisinin herhangi bir organa, herhangi bir kişiye ve sınıfa bırakılamayacağını ve Anayasa’da gösterilen organlar kanalıyla paylaşılarak kullanılacağını defalarca tekrarlamıştık. Ancak, söz konusu önerge, cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirdiği için, teklif dahi edilemeyecek bir önerge olduğu için, tasarı olduğu için, gerekse kuvvetler ayrılığı ilkesini ve yargı bağımsızlığı ilkesini ortadan kaldırdığı için bizler görüşülemeyeceğini ifade ederken maalesef Adalet Komisyonu uçan tekmelere, havada uçuşan yumruklara sahne olmuştu.

Evet, yine bu yasa bu  Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülürken aynı sahnelere tanıklık ettik. Değerli milletvekilleri, bu yasa görüşülürken Mecliste yumruklar konuştu. Sadece parmak çoğunluğuyla değil, yumruk atarak, tekme atarak, burun kırarak demokrasilerde emsali görülmeyecek bir yöntemle bu maddeleri Genel Kuruldan geçirdiniz, değil mi? Bu maddeleri geçirdiniz. Bunu niçin yaptınız? Türkiye cumhuriyet tarihinin ucu siyasal iktidara kadar dokunan, Hükûmete kadar dokunan 17 Aralık ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını örtmek için yaptınız; halkın gözü önüne saçılan ayakkabı kutularını ve banka kasalarını halkın gözünden kaçırmak, yargının bu soruşturmaların üzerine kararlılıkla gitmesini önlemek amacıyla, yargıyı dağıtmak amacıyla yaptınız. Bizi, bunları yaparken hem iç basında hem dış basında hukuk devletini içselleştirememiş, demokrasisini oturtturamamış üçüncü sınıf demokratik bir ülke konumuna düşürdünüz. Burada yaşananlar, burada havada uçuşan yumruklar, burada uçuşan tekmeler, burada kırılan burunlar ve burada akıtılan kanlar sadece Türkiye’de değil, tüm dünya basınında birinci sayfada manşetten verildi.

Peki, ne oldu değerli arkadaşlar, soruyorum size, iki ay sonra ne oldu? Elimizde Anayasa Mahkemesinin bir kararı var. Bakın, lütfen, Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet partilerinin söylediklerini yani bu yasanın bu Mecliste görüşülemeyeceğini tevsik etti. Anayasa Mahkemesi, HSYK’nın yürütmeye bağlı bir organ olmadığını, yürütmenin terfi ve nakil makamı hâline dönüştürülemeyeceğini, Adalet Bakanlığının ikinci müsteşarlığına dönüştürülemeyeceğini, düzenlemenin Anayasa’nın 159’uncu maddesine açıkça aykırı olduğunu söyledi. Yani, bu Anayasa Mahkemesinin kararı burada.

Şimdi, ben burada Sayın Bakan’a sormak istiyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerine de sormak istiyorum yani hafif bir kızarıklık hissediyor musunuz?  Türk halkına bir özür borcu olduğunuzu düşünüyor musunuz? Burada çıkıp hem Türkiye Büyük Millet Meclisinden hem muhalefet partilerinden hem de adına Anayasa’ya bağlılık yemini ettiğiniz Türk halkından özür dilemeyi düşünüyor musunuz? Yoksa “Demokrasi bizim için araçtır, amaç değildir.  Biz o yasayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – … çıkarttık, işimizi de gördük, iptal kararı geriye yürümüyor,  biz o yolsuzluk soruşturmalarının üzerini kapattık.” diyerek burada gerine gerine oturmayı mı düşünüyorsunuz? Ben Sayın  Bakanın, Adalet Komisyonunun ve Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilinin burada çıkıp özür dilemelerini gerektiğini düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerimle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önerge üzerinde  Muğla Milletvekili Sayın  Mehmet Erdoğan konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 90’ıncı maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Musul’da, Kerkük’te, Telafer’de, Tuzhurmatu’da IŞİD terörüne maruz kalan Türkmen kardeşlerimiz, Musul Başkonsolosumuz ve personeline sahip çıkma konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmesini temenni ediyorum. Allah, Türkmen kardeşlerimize yardım etsin.

Tabii, bu noktada şunu da ifade etmek istiyorum: Biz bugün oradaki Türkmen kardeşlerimize sahip çıkıp onların bulundukları yerde, kendi memleketlerinde  yaşamasını sağlayamazsak yarın kendi güvenliğimizin de tehdit altında olacağını unutmamamız gerekmektedir. Daha önceki konuşmalarımda da ifade ettim. Çok kanun yapmak adaleti sağlamaz, doğru ve kalıcı kanunlar yapmak ve yapılan kanunları herkese eşit uygulanarak adalet sağlanabilir. İktidarın şapkayı önüne koyup düşünmesi lazım. Yargıya güven on iki senede dibe vurdu. Eğer bu başarıysa bu başarı size yani iktidara aittir, istediğiniz kadar övünebilirsiniz, böbürlenebilirsiniz. Ancak yargıya güvenin bu kadar azalmasının bir başarı olduğundan bahsetmek herhâlde insan aklıyla alay etmek demektir. O zaman da bu başarısızlık, bu güvensizlik sizin eserinizdir. Buradan geriye dönüş hâkim, savcı tayiniyle olmaz, oturup yargı sistemini ve usul mevzuatını, ceza mevzuatını doğru zemine oturtacak çalışmalar yapmak lazım.

Demokrasi, kurumlar ve kurallar rejimidir. Son dönemde kurumlar çok yıpratıldı. Artık, yargı bir bütün olarak tartışılıyor, Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere bütün yargı kararları tartışılıyor, kurallar tartışılıyor. Çünkü devriiktidarınızda maç devam ederken sürekli kural değiştiriliyor. MİT Müsteşarı hakkında yapılan takibatı engellemek için bir gecede kanun çıkarılıyor. İmralı görüşmelerini meşrulaştırmak için bir gecede kanun çıkarılıyor. Bu örnekleri artırmak mümkün. Tabii, bu durum, yasama kurumunun yani gazi Meclisimizin de itibarını zedeliyor. Yürütmenin durumu da aynı durumda. Yıllardır aklımıza gelmeyenler, artık hayal edemediklerimiz gerçek oluyor. Üniversite sınavında şaibe, SBS’de şaibe, polislik sınavında şaibe, hâkimlik sınavında şaibe; bütün bunları devriiktidarınızda yaşadık. Olan biten kanunsuzlukları, saldırıları yok sayma da idarenin bir başka vurdumduymazlığı hâline geldi. Diyarbakır’da bayraksız miting düzenleniyor, yürütme bunu engellemiyor, yargı cezalandıramıyor. Musul’da Konsolosluğumuz teröristler tarafından işgal ediliyor, Konsolosumuz ve Konsolosluk personelimiz, tır şoförlerimiz rehin alınıyor; ses yok. Siz kurumları ve kuralları böylesine kritik dönemlerde çalıştıramazsanız yaptığımız kanunların ne anlamı var? Gerektiğinde en iyi şekilde uygulanmadıkça dünyanın en iyi kanunlarını yapsanız ne anlamı var?

İktidar, mazeret üretme yeri değildir. İktidar, burada yaptığımız kanunları en iyi şekilde uygulayarak toplumun huzur ve refahını sağlama yeridir. İktidar, kanunların size verdiği yetkileri ve gücü kullanarak milletimizin, devletimizin bekasını sağlama yeridir. İktidar, size verilen yetkiyi ve gücü kullanarak devletimizin, milletimizin itibarını koruma yeridir. İktidar, size sadece güç vermez, aynı zamanda sorumluluk verir. Bu bakımdan, iktidar, yan gelip yatma yeri değildir; size verilen sorumlulukları yerine getirme, bu milleti bugün içine düştüğü kargaşadan çıkarma yeridir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 90’ıncı maddesinde yer alan "Teftiş Kurulu Başkanını" ibaresinin "Teftiş Kurulu Başkanı ile" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                               İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 91’de üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı tasarının çerçeve 91. maddesindeki 2. bendin son sözcüğü olan “verir” ibaresinin “verilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                             Ali İhsan Köktürk                                    Kamer Genç

                        Uşak                                              Zonguldak                                            Tunceli

              Sinan Aydın Aygün                               Ali Haydar Öner

                       Ankara                                               Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 91 inci maddesinde yer alan “seçimle” ibaresinin “seçim yoluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                            Hüsamettin Zenderlioğlu

                       Mardin                                                Bitlis

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

TBMM Başkanlığına

592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 91. Maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Alim Işık                                      Seyfettin Yılmaz                                        Ali Öz

                      Kütahya                                               Adana                                                Mersin

                    Emin Çınar                                   S. Nevzat Korkmaz

                    Kastamonu                                            Isparta

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 91’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu madde, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulundaki dairelerin oluşumu, daire başkanlarının seçimi ve görev yetkileriyle ilgili maddenin orijinal hâlinde bazı değişiklikler öngören bir madde. Ancak baktığımız zaman maalesef bu düzenleme 11 Aralık 2010 tarihli 6087 sayılı Kanun’da yer alan düzenleme. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumun ardından çıkartılan Kanun’daki bir düzenleme. Referandum döneminde millet iradesi vurgusuyla “Milletten aldığımız gücün gereği olarak bu Kanunu değiştiriyoruz.” diye buraya getirdiniz, o zaman bunları sizlerle paylaştık, uyardık. “Yapılanlar yanlıştır, yaptığınız yüksek yargının doğrudan siyasallaştırılması ve yürütmenin emrine sokulması yönünde bir düzenlemedir, bu doğru değildir.” dedik. İnanmadınız, aradan zaman geçti, üç yıl sonra kendiniz yeniden değiştirdiniz. Ne zaman? İki ay önce. Biraz önce Sayın Öztürk de ifade etti. O zaman da söyledik: “Yapmayın.” dedik. Ama o gün böyle bir kargaşanın yaşanması gerekiyordu çünkü kamuoyunun gündeminde tam bugün altıncı ayını dolduran asrın yolsuzluk ve rüşvet iddiaları vardı, üstünün kapatılması gerekiyordu, acilen savcıların ve hâkimlerin görevlerinden alınıp ucu iktidara ve iktidardaki Hükûmet kabinesinde yer alan bazı kişilerin ailelerine dokunan yolsuzlukların kapatılması gerekiyordu, amaç hasıl oldu, Anayasa Mahkemesi bu konuyla ilgili düzenlemenin yanlış olduğunu tescilledi, şimdi geri getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, ya önceki yanlıştı ya şimdiki yanlış ya da her ikisi de yanlış. Gelin, artık yanlış yapmaktan, yanlışları doğrultmak için bu yüce Meclisi sürekli çalıştırmaktan vazgeçelim. Onun için, bu düzenleme bu hâliyle doğru bir düzenleme değildir, yine yargının yürütmenin emrine girmesini ve bağımsızlığını iyice yitirmesini gündeme getirecek bir düzenlemedir. Önergemiz bu amaçla verilmiştir.

Bu vesileyle bugün maalesef medyaya IŞİD yani “Irak Şam İslam Devleti” adlı terör örgütünün Musul’daki Türk Konsolosluğunu basması ve rehin almasıyla ilgili haberlere yasak getirildiği haberleri geliyor. Bu nasıl bir yargı? Madem yasak gelecekti o zaman Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığının geçen hafta bu konuda açmış olduğu soruşturmayı niye başlattınız? Madem yasak getirecektiniz bu yasağı iki üç gün önce Sayın Başbakanın medyaya hitaben “Aman ha, bu IŞİD’le ilgili fazla yazıp çizmeyin.” uyarısından sonra niye getirdiniz?

Değerli milletvekilleri, yargı üzerinde bu kadar oynarsanız, yargıyla ilgili bu kadar sık değişiklik yaparsanız bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını sıfırlayan, Türk milletinin vicdanını yaralayan bir konuya da yargı kararıyla engel olursunuz ve haber, yayın yasağı getirirsiniz. İnternet’e yasak, televizyona yasak, gazetelere yasak. Ne yapalım? IŞİD beslensin, beslendiği yere silah sıksın, Türk milleti uyumaya devam etsin. Olmuyor, olmuyor, olmuyor! Yine yapılacak yanlışlık… Bu düzenlemelerle bundan sonra da bu milletin vicdanı kanamaya devam edecek, yaralar kapanmayacak, daha da büyüyecek. Buradan bir kez de ben uyarıyorum, Türk milletin tavrı nasıl olması gerekiyorsa, millî irade bizi buraya hangi amaçlar için gönderdiyse Hükûmetin bu doğrultuda çalışması gerekiyor. Bir terör örgütüne yaptığınız yardımların sonucunda bugün bu ülke zarar görüyorsa bunun vebalinin kimlerde olduğunu da inanıyorum ki sizler de vicdanlarınıza danıştığınız zaman bulacaksınız.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 91 inci maddesinde yer alan “seçimle” ibaresinin “seçim yoluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                   İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı tasarının çerçeve 91. maddesindeki 2. bendin son sözcüğü olan “verir” ibaresinin “verilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                   Kamer Genç (Tunceli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

592 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 91’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, aslında biraz önce Ali İhsan Köktürk arkadaşımız bununla ilgili olayı anlattı. Şimdi, Bekir Bozdağ Adalet Bakanı olduktan sonra bir görev verildi kendisine. 17 Aralık ve 25 Aralıkta hırsızlıkları yakalanan, suçüstü yakalanan, paraları yakalanan kişilerle ilgili soruşturma yapan hâkimleri ve savcıları görevden almak görevi verilmişti. Hemen, gelir gelmez, bu HSYK’nın ilgili dairesindeki hâkimleri değiştirdi. Ondan sonra kendisine göre bu hırsızlıkları ve yolsuzlukları tespit eden, soruşturmaları yapan hâkimleri ve savcıları görevden aldı. Ondan sonra biz burada “Bu Anayasa’ya aykırıdır.” dedik.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Ya, sen oğlunun apartmanlarının hesabını versene, oğlunun.

KAMER GENÇ (Devamla) - Hakimler ve Savcılar Kurulunun atamaları, işte, dairelere görevlerin verilmesi, mahkemelerin kurulması konusundaki yetki Adalet Bakanlığında değil de HSYK’da olması lazım. Bekir, ben bunu dediğim için gitti benim aleyhime 20 milyar tazminat açtı. Kazanırsan sana haram olacak o. Onu bilesin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen niye açıyorsun?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen de açıyorsun dava.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, ne yaptı? Görevini yaptı. Yaptıktan sonra hâkimleri değiştirdi, savcıları değiştir, ondan sonra siz de soruşturma önergesini verdiniz. Yahu eğer 17 Aralık ve 25 Aralık darbe ise siz niye soruşturma önergesini verdiniz? Niye bu bakanları görevden aldınız? Niye bunlar istifa etti? Hep tenakuz içindesiniz. Dolayısıyla burada suçüstü yakalandınız.

Şimdi, sizin amacınız hak değil, adalet değil. Ben, arkadaşlar, otuz küsur senedir şu Parlamentodayım. AKP iktidarı kadar hırsızları affeden, imar yolsuzluklarını affeden, vergi kaçakçılarını affeden ben bir iktidar görmedim yahu! Bu kadar olgunluk da olmaz ve bunun hesabını çok ağır ödeyeceksiniz.

Bakın, beyler, Musul Türkiye Konsolosluğu Türkiye'nin Çankaya’sıdır. Şu anda Türkiye'nin Çankaya’sı işgal altındadır. 100 küsur Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tutsaktır ve bunların tutsak olarak sorumlusu sizsiniz. Bunları tutsak edenlere silahları gönderen sizsiniz. 1.700 tane masum insanı öldüren silahları veren de sizsiniz.

Beyler, efendiler, insanda da bir sorumluluk duygusu olur. Bu kadar insan katledilirken vicdanınız sızlamıyor mu yahu? AKP’liler, bu zaman bugüne kadar bu kürsüde oturanlara bu kadar ağır ithamlar yapılmadı. Niye ki, siz susuyorsunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Düzgün konuş!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin oğluna da bu kadar ağır itham yapılmadı. Onun hesabını versene.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Bekir Bozdağ bundan bir süre önce burada hâkimleri savcıları değiştirmedi mi? Bakın, bir savcı getirdiler. Savcı, 17 Aralık, 25 Aralıkta mahkeme kararıyla dinlenen telefonları, “Bu telefonları hükümsüz kabul ediyorum.” dedi ve takipsizlik kararı verdi. Yahu bu dünyanın en ilkel memleketinde görülmedi.

Siz zannediyor musunuz ki bu parmaklarla en büyük hırsızlıkları, yolsuzlukları, şerefsizlikleri affedeceksiniz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne şerefsizliği yahu!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bu hırsızlıkları yok edemezsiniz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya sen düzgün konuşsana!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bu parmaklar kırılır. Bu parmakların hesabını veremezsiniz, çoluk çocuğunuza veremezsiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya sen oğlunun hesabını versene! Ya sen çocuğunun hesabını veriyor musun, çocuğun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, yani getiriyorsunuz, bu Meclisi boş şeylerle ilgilendiriyorsunuz.

Bakın, biraz önce bir af, bir tane kanun getirdiniz. Kanunların bir usulü var; bunları getireceksiniz, komisyonlarda tartışacaksınız.

Arkadaşlar, bana çok saldırıyorsunuz. Geçen hafta burada Halk Bankasından bir müesseseye 575 milyon dolar kredi verildiğini ve bunun battığını söyledim. Meclis Başkan Vekili olan Ayşenur bana dedi ki: “Efendim, onları açma…”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya sen ne biçim konuşuyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) - Yahu, hırsızlıkları açmayacak mıyım? Bana ceza veriyor. Ya beyler, olmaz… Ya siz ne yapacağınızı…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başkanım, Başkanlık makamına ne biçim konuşuyor?

KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, yarın halkın karşısına çıkamazsınız. Bakın, yarın halkın içinde gezemezsiniz. Ben, çıkar, yarın…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen ne yapacaksın? Sen geziyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, Türkiye’yi yok ettiniz; devletiyle yok ettiniz, askeriyle yok ettiniz, onuruyla yok ettiniz. Bugün, sizin topraklarınız işgal altında, vatandaşlarınız işgal altında; onların hakkını korumuyorsunuz, vicdanınız hiç mi sızlamıyor ya? Bugün, 1.700 tane masum insanı öldüren IŞİD’in mensupları sizin arkanızda. Onları öldüren insanların silahını siz verdiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya nereden biliyorsun bunu?

KAMER GENÇ (Devamla) – O insanların günahı sizin boynunuzda. Bunun bir hesabını vereceksiniz.

Tabii, zamanım olsa, size daha ayrıntılı bunları vereceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz sana daha ayrıntılı verelim, gel…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bana saldırmakla bir şey ifade etmiyorsunuz. Sizin vicdanınız rahat mı?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) –  Hadi oradan!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sizin vicdanınız rahatsa… Ama bu halk sizin burnunuzdan getirecek bunları.

BAŞKAN – Önergeyi…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi yürü! Hadi yürü!

BAŞKAN – Sayın Can, lütfen…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi yürü! Anca gidersin!

BAŞKAN – Sayın Can, lütfen… Lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Niye yürüyeyim ya?

BAŞKAN – Sayın Genç, çok teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale eder misin?

BAŞKAN – Uyardım Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama yani…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, herkes birbirine aynı şeyleri söylüyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan! Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Can, lütfen…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi yürü!

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen kimsin? Günahkâr bir adamsın.

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Devamla) - Böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, arayacağım.

Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.11

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

91’inci madde üzerinde Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

92’nci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Beşer dakika arayla oylama yapılıyor muhteremler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 92 inci maddesin de yer alan “alınarak” ibaresinin “alınmak koşuluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erol Dora                                 İdris Balüken             Nazmi Gür

   Mardin                                       Bingöl                      Van

Gülser Yıldırım                       Mülkiye Birtane

    Mardin                                       Kars

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 92. Maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

 

Alim Işık                                Seyfettin Yılmaz          Ali Öz

Kütahya                                        Adana                  Mersin

Emin Çınar                                Şefik Çirkin

Kastamonu                                    Hatay

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 92’nci maddesine verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, on iki yılın sonunda AKP’nin iç ve dış politikada öngörülerinin ve uyguladığı politikaların ne yazık ki hiçbirisi doğru mecrada ilerlememiştir. Adalete onun adaleti, şunun adaleti, benim yakınımın adaleti mantığıyla baktığımız süre içerisinde adaletten bahsetmenin mümkün olmadığı bir süreçle karşı karşıya geliyoruz.

Bundan dört yıl, beş yıl önce birtakım insanlar “Telefonlarımız dinleniyor; devlet olarak, hukuk olarak gereğini yapın.” dediğinde, bu telefonları dinlenenleri kendinize muhalif olarak gördüğünüz süreç içerisinde bunların üzerine hiç gitmediniz. Şunu düşünmediniz: Hukukta bu telefon dinlemelerinin yeri var mıdır, hukuka uygun mudur, burada bir suç unsuru var mıdır? Bu noktada, simitçinin bile telefonları dinlendiği zamanda, işinize geldiği için bunları -bırakın üzerine gitmeyi- destekleyici birtakım çalışmaların içerisine girdiniz ama ne zamanki 17 ve 25 Aralıkta asrın yolsuzluğu gündeme geldi “Telefonlarımız dinleniyor.” diye bas bas bağıran bir sürecin içerisine geçtiniz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben size buradan açıkça soruyorum: Bir ülkenin Başbakanı, on iki yıldır mutlak çoğunlukla bu ülkeyi yönettiği bir yerde kendisini dahi koruyamıyorsa, Cumhurbaşkanını koruyamıyorsa, devletin kurumlarını koruyamıyorsa, devletin en hassas bilgilerini koruyamıyorsa, bu şahsın bu ülkede Başbakanlık yapması hak mıdır?

Şimdi, televizyonlara çıkıp da… Bir Başbakan düşünün, on iki yıl bu ülkeyi yönetiyor ve televizyonlarda diyor ki: “Ülkenin Başbakanı olarak ben dinleniyorum, Cumhurbaşkanı dinleniyor, Anayasa Mahkemesi Başkanı dinleniyor.” Ya, bunu diyen Toroslar’ın eteğindeki falanca köydeki Ahmet Ağa olsa anlayacağım ama bunu söyleyen ne yazık ki bu ülkenin Başbakanı. O zaman, AKP Grubu olarak aklınıza hiç sormak gelmiyor mu: “Ey Sayın Başbakan, biz Meclis grubu olarak senin arkanda dimdik durduk. Bu ülkeyi on iki yıldır muktedir bir şekilde yönetiyorsun. Sen kendini dahi koruyamıyorsan, bu ülkenin Cumhurbaşkanını koruyamıyorsan, Anayasa Mahkemesi Başkanını koruyamıyorsan, devletin en hassas kozmik odalarını koruyamıyorsan, bilgilerini koruyamıyorsan, o zaman Sayın Başbakan, on iki yıldır sen yaptın?” demek aklınıza gelmedi mi?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çankaya’ya çıkaralım bitsin bu iş.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Yani, şimdi, bugün buradan bas bas bağırarak, Sayın Metiner, yok paralel yapıymış, yok cemaatmiş, yok Haşhaşi’ymiş, bunları geçeceksiniz, bunları geçeceksiniz. Dün, işte orada Adalet Bakanı, Adalet Bakanlığından alınıyor, diyor ki: “Yargının imamı var, yargının imamı.” Yani, bunu diyen muhalefet milletvekili olarak ben değilim veya Adana’nın Şakirpaşa mahallesindeki Ahmet Ağa değil. Adalet Bakanı, yargının imamı varsa çıkar, gereğini yapar. Bugün bir Adalet Bakanı, ucu kendisine dokunduğu zaman, ucu Hükûmete dokunduğu zaman, ucu bakana dokunduğu zaman, Başbakana dokunduğu zaman “yargının imamı” diyorsa, adama sorarlar: “Sen bir yıldır hangi Adalet Bakanlığını yaptın?” veya “Kaç yıl hangi Adalet Bakanlığını yaptın?”

Şimdi, değerli milletvekilleri, şunu düşünün: Ülkeyi getirdiğiniz durum ortadadır. Bugün eğer bir Başbakan kendini koruyamıyorsa Türk Bayrağı’nı koruyamaz.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hadi be!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Musul’da Türk devleti işgal ediliyor, Türk toprağı işgal ediliyor, bunu hangi mantıkla korumasını beklersiniz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ekmeleddin İhsanoğlu’nu koruyacak!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ama, şunu unutmayın: Eğer o giden tırlarda bugün Türkmenlerin kanı varsa, onlarda giden silahlarla o Türkmenlerin kanı dökülmüşse, o masum Müslüman milletin kanı dökülmüşse, bunun hesabını bu dünyada da vereceksiniz, ahirette de vereceksiniz. Bunlar ortaya çıkacak, hiçbir şey gizli kalmaz. Biz zamanından beri söylüyoruz: Adil olacaksınız, hakka inanacaksınız, hakikatten yana olacaksınız. Bunlardan olmadığınız müddetçe ister el hareketi yapın, ister şüyu yapın, biat edin, siz biat etmeye devam edin…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hepsi bizde var.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ama, biat edeceğimiz bir yer var, Cenab-ı Allah’ın adaleti ve hakkaniyeti mutlaka yerini bulacaktır.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 92 inci maddesin de yer alan “alınarak” ibaresinin “alınmak koşuluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Buldan, gerekçeyi mi okutayım?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe Başkanım, her seferinde gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Peki, tamam.

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 93’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 93 üncü maddesinde yer alan “mükteseplerine” ibaresinin “kazanılmış haklarına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                              Abdullah Levent Tüzel                                                                    Mardin                      İstanbul

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 93. Maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.

              S. Nevzat Korkmaz                                  Oktay Vural                                        Emin Çınar

                       Isparta                                                İzmir                                              Kastamonu

                Seyfettin Yılmaz                                      Alim Işık

                       Adana                                               Kütahya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği tedbir kararıyla ilgili konuşmak istiyorum.

Şimdi, Irak’ta cereyan eden olayları, görüyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi iki açıdan değerlendiriyor: Bir, Musul’daki konsolosluğumuzun basılması ve başkonsolosumuz başta olmak üzere, onun etrafındaki çalışma arkadaşları, Türk vatandaşları IŞİD terör örgütü tarafından rehin alınmıştır. Bununla ilgili bir çalışması var. Bununla ilgili çalışmasına da Milliyetçi Hareket Partisi olarak olduğu gibi destek veriyoruz. Yani, Musul’da bulunan konsolosluk binası Türk toprağıdır, oradaki bayrak Türk Bayrağı’dır, bunu indiren IŞİD terör örgütüdür. Buna karşı Türkiye Cumhuriyeti devleti, silahlı müdahale dâhil, diplomatik yollar dâhil ne yapacaksa yapsın.

Şimdi konuşmak istediğim ikinci konu ise: Irak’ta bunun dışında bir vahşet var, bir Türkmen katliamı var. Yarım saat önce telefon geliyor, Tuzhurmatu, Kerkük, Musul, Telafer’de katliam var. Bu çığlığı Adalet ve Kalkınma Partisi duymuyor, görmüyor ve bununla ilgili herhangi bir adım atmıyor.

Bunun yanı sıra Sayın Başbakan diyor ki: “Bu işin üzerine gitmeyin, bu işi karıştırmayın, konuşmayın, yazmayın, çizmeyin.” Arkasından bir mahkeme karar veriyor: “Bu olayla ilgili yazmak, çizmek, konuşmak, yayın yapmak yasak.”

Değerli arkadaşlar, bir milletin millet olarak varlığının en önemli iki ayrı boyutu vardır. Biri, acıyı birlikte çekecektir; Türkmeneli’nde bir acı varsa burada biz yüreğimizde hissedeceğiz, kederi birlikte yaşayacağız, sızıyı birlikte yaşayacağız ki millet olduğumuzun farkına varacağız, onların derdine derman olacağız. Bunun yanında sevinci, bunun yanında merhameti, şefkati de birlikte yaşayacağız.

Şimdi, Türk milleti adına karar veren bir 9. Ağır Ceza Mahkemesi… Oradaki hâkim ne biçim hâkim ki milletin var olmasını ortaya koyacak olan, kederde, tasada, kıvançta birlikte yaşayabileceği unsurları Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızın duymasının, bilmesinin önüne mahkeme kararıyla engel koyuyor.

Burada Adalet Bakanı yok. Buradan o hâkimi şikâyet ediyorum; asıl anayasal suçu bu hâkim işliyor. Böyle lüzumsuz bir karar olabilir mi? Benim millet olarak orada yaşayan soydaşlarımın, millettaşlarımın nasıl bir ızdırap çektiklerini, kellelerinin nasıl kesildiğini, kanlarının nasıl aktığını görmem ve onlara yardım edebilmek için duaysa dua, bedduaysa beddua, silah yardımıysa silah yardımı, maddi yardımsa maddi yardım, bunu yapmam lazım. Ben bunu bilemezsem, bunu göremezsem, bunu duyamazsam nasıl millet olacağım, nasıl “Benim parçamdır.” diyebileceğim? Dolayısıyla, zabıtlara geçsin ve bunun takipçisi olacağım. Bu mahkeme kararını veren hâkimden, bununla ilgili olarak eğer birisi baskı yapmışsa ondan, hem Allah huzurunda hem vicdan huzurunda hem millet huzurunda şikâyetçiyim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.41

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

93’üncü madde üzerinde Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

İkisi anlaşamadılar. Elektronik olarak…

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 93 üncü maddesinde yer alan “mükteseplerine” ibaresinin “kazanılmış haklarına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 94’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 94 üncü maddesinde yer alan “Kurul” ibaresinin “Genel Kurul” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                                      Esat Canan

                       Mardin                                              Hakkâri

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 S.Kanun Tasarısının 94.maddesinde bulunan “ibaresi” kelimesinin “kelimesi” ve “şeklinde” kelimesinin “olarak” değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

                       Konya                                               Kocaeli                                         Kahramanmaraş

                     Alim Işık                                         Zühal Topcu                                  Adnan Şefik Çirkin

                      Kütahya                                              Ankara                                                Hatay

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının, 94. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                   Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                      Mersin                                            Kırklareli                                              Uşak

                  Kamer Genç                                  Mehmet Haberal                            Bedii Süheyl Batum

                      Tunceli                                           Zonguldak                                         Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Eskişehir Milletvekili Sayın Süheyl Batum, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu kanunun, esas itibarıyla, şimdi üzerinde görüştüğümüz maddesi dâhil, 90’ıncı maddesinden sonra gelen maddelerini hepimiz biliyoruz, hepimiz hatırlıyoruz. Daha önce burada yaptığınız bir yasada bu değişiklikleri getirmiştiniz ve Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal etti.

Değerli arkadaşlar -hatırlayacaksınız- bu yasayla getirdiğimiz, 90’ıncı maddeden sonra getirdiğimiz hükümleri daha önce değiştirirken hepimiz burada Sayın Bekir Bozdağ’a da sizlere de buradaki HSYK Yasası’nın Anayasa’ya açıkça aykırı olduğunu söylemiştik. “Bunun için bakan olmaya, hukukçu olmaya da gerek yok, çok açıklıkla aykırılık var.” demiştik. Sadece biz değil, Türkiye Barolar Birliği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 2. Başkanı, Başkan Vekili, hukukçular, barolar, hepsi, Anayasa’ya açıkça aykırı olduğunu söylediler ve o sırada, Bakan olarak Sayın Bekir Bozdağ, çıktı, bize şunu söyledi: “Hayır, hayır, değil. Anayasa’nın 159’uncu maddesi açık, istediğimiz yasayı yapabiliriz, takdir yetkisi bizde.” Yani, Sayın Bekir Bozdağ ve sizler bu açık aykırılığı görmediniz, anlamadınız ya da görmezden geldiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Reddedilen maddeler de var.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Olağan zekâya sahip bir hukuk fakültesi öğrencisinin bile, birinci sınıf öğrencisinin bile bilebileceği, gördüğü açık aykırılığı sizler nasıl oldu da görmediniz? Bakan Bekir Bozdağ nasıl oldu da görmedi? Ve Anayasa Mahkemesi bunu 10/4/2014 tarihinde iptal etti “Evet, doğru söylüyorlar, bu getirdikleri düzenlemeler Anayasa’ya açıkça aykırı.” dedi.

Değerli arkadaşlar, şimdi, HSYK Yasası’nı yaparken, hatırlayacaksınız, deliller karartıldı, hâkim ve savcıların değiştirileceğine yönelik Bakanın her şeye hâkim olacağı bir yasayı burada getirdiniz. Söyledik: “Anayasa’ya aykırı.” “Olsun, bir günlük krallık krallıktır, elimize geçirelim de istediğimizi yaparız.” dediniz.

Arkasından, özel yetkili mahkemeleri kaldırırken size söyledik.

Değerli arkadaşlar, şunun için söylüyorum: Önünüzde çok açık aykırılıklar var. Bir kez daha -herhâlde bu, son konuşmalardan biri olacak- çok açık aykırılıklar var. İnanılmaz bir şey var. İnsanlar sahte delillerle yargılandılar, Başbakanın Özel Danışmanı dahi -şu anda aranızda mı bilmiyorum- “Bir kumpas kuruldu.” dedi, sizin içinizden biri söyledi ama size bakıyorum, görmezden geliyorsunuz, aynı Anayasa’ya aykırılık gibi. “Nerede canım.” diyorsunuz “Olur mu?” diyorsunuz. Türk hukukunda, kanıtsız, tek kanıtı sahte olan yargılamaların sonucunda varılan kararlar… Buradaki arkadaşlarımızın, şu anda bile olan, dört yıl, beş yıl, altı yıl, yedi yıl tutuklu kalanların haklarına yönelik ne yaptınız? Ama sorarsak “Ceza Yasası yaptık.” diyorsunuz. Bunu çocuklarımıza anlatamayacağız. Ama bir şeyi özellikle vurgulamak istiyorum: “Bu Meclis, Türkiye Cumhuriyeti devletinin  Parlamentosu, Meclisi.” diyoruz. Neyin? Türkiye Cumhuriyeti devletinin. “Devlet nedir?” diye sorsam, yine hukuk fakültesinin birinci sınıf öğrencileri şunu söyler:  Devlet, belli bir toprak parçası olacak adına “vatan” dediğimiz; onun üstünde yaşayan, adına “ulus” dediğimiz bir insan topluluğu olacak ve onu yöneten üstün, egemen, etkin bir güç olacak. Ama bu gücün olması yeterli değil, yeterli değil, ne olacak? Bu örgütlü egemenliğe sahip güç keyfiyete ya da kaba kuvvete ya da başbakanların özel talimatlarına dayalı olmayacak. Neye dayalı olacak? Hukuka. Sayenizde, öyle bir durum oldu ki, artık, Türkiye Cumhuriyeti devleti kesinlikle bir devlet olmaktan çıktı, bir örgüt oldu, bir çete oldu. Neden? Çünkü hukuku yok, çünkü hukukunu sizler, Bekir Bozdağ’ın, Başbakanın talimatlarına göre değiştirir oldunuz, Allah kolaylık versin!

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Batum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 S.Kanun Tasarısının 94.maddesinde bulunan “ibaresi” kelimesinin “kelimesi” ve “şeklinde” kelimesinin “olarak” değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                           Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen…

Gerekçe:

Önerge ile madde kanun yapma tekniğine uygun hale getirilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                                     Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 94 üncü maddesinde yer alan “Kurul” ibaresinin “Genel Kurul” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                          Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen…

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 95’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 95 inci maddesinin “a” bendinde yer alan “ve” ibaresinin “ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                                     Selma Irmak

                       Mardin                                               Şırnak

 

TBMM Başkanlığına

592 S. S. Kanun Tasarısının 95. md. İle düzenlenen 6087 S. Kanun 18. Maddesinin (2) fıkrasında yer alan “yararlı olacağı” ibaresinden sonra gelmek üzere “objektif ölçülerde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                             Ali Öz                                         Seyfettin Yılmaz

                       Konya                                               Mersin                                                Adana

                   Zühal Topcu                                         Alim Işık                                       Mesut Dedeoğlu

                       Ankara                                              Kütahya                                        Kahramanmaraş

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Önergeyi çekiyoruz.

BAŞKAN – Tamam, çektik onu.

O zaman, en son okunan önergeyi…

Muhterem Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 95’inci maddesiyle alakalı verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son on yılda temel kanunların tamamına yakını değiştirilmiştir. Toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap vermek ve toplumsal barışı sağlamak için yasal değişiklikler elbette yapılacaktır, ancak itirazımız, yasa yapma hakkının çok özensiz ve öngörülerden uzak olarak kullanılmasınadır. İktidar sayısal çoğunluğunun verdiği güçle ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün sağladığı imkânlarla yasama faaliyetlerini çok hoyratça kullanmaktadır. Bu süreçte temel kanunlar çıkartılmış, sayısını unuttuğumuz yargı paketleri ve torba yasalarla Türk hukuk mevzuatı âdeta yamalı bohçaya dönmüştür. Hükûmet, yasa yapma süreçlerinde, katılımcı bir anlayıştan uzak, konjonktürel tepkilerle yasa taslaklarını hazırlamakta ve aceleci bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinden yasalaşmasını istemektedir. Oysa yapılması gereken, Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkan yasaların uygulanmasını sabırla takip etmek ve bir sorun çıkarsa tüm taraflarla birlikte yeni bir düzenleme yapmaktır.

Hukuk devletinde yasalara aykırı davrananlar mahkemelerce yargılanarak cezaları hukuk sistemi tarafından verilir. Geldiğimiz nokta itibarıyla Türkiye'nin artık bir hukuk devleti olmaktan çıktığını üzülerek ifade etmek istiyorum. Savcı ve yargıçların inisiyatifsiz bırakıldığı, toplumsal huzur ve barış için hukuk yerine emniyet güçlerinin devreye sokulduğu görülmektedir. Toplumda kutuplaşmayı kışkırtan bu anlayışın devamı daha büyük bir kaos ortamı hazırlayacaktır.

Hukukun egemen olduğu bir ülkede devlet adına hareket edenler bilmelidir ki bir ülkede adaleti sağlayacak olan sadece ve sadece hukuk sistemidir. Yargının sacayağını oluşturan hâkim, savcı ve avukatlar, adaletin teminatı olarak bağımsız bir şekilde görev yapabilmelidir. Ancak iktidara geldiği andan itibaren hukuku, barışı, huzuru, adaleti, kamu düzenini sağlayacak unsurları kendisi belirleyen iktidar, bugün yargı sistemini felç eden ve buna bağlı olarak da toplumu kaosa sokan bir anlayışı gütmektedir. AKP iktidarı, kendi hâkimini, kendi savcısını ve nihayetinde evrensel hukuk yerine kendi hukukunu oluşturma çabasındadır.

Meclisteki görüşmeleri hepimiz biliyoruz. Burada yasaları yaparken, AKP iktidarının “Ben yaptım, oldu.” tavrı ülkeyi bugün bu noktaya getirmiştir. Komisyon görüşmelerini oldubittiye getiren, Meclis görüşmelerinde ise muhalefetin yükselen sesine kulak tıkayan iktidar, sağlıklı ve adil bir yasa yapıcı olduğunu iddia edemez. Habur’da kurduğunuz mahkeme de, yolsuzluk operasyonunun ardından yargıda başlattığınız cadı avı da aslında anlayışınızın ne kadar sakat olduğunu ortaya koyuyor. Mahkemeler Türk milleti adına karar vermelidir. Ama, sayenizde, son dönemde alınan pek çok kararın millîliğinden ve evrensel hukuk ilkelerine uygunluğundan bahsetmek mümkün değildir. Bu nedenle, sizin yargıya bakışınızın da evrensel olmadığı açıktır. Sizin yargıya bakış açınız kadrolaşma suçlarınızı örtbas etme, sizden olanı koruma esasına dayalıdır. Oysa yargı insanları “siz, biz” diye ayırmamalı ve bağımsız olmalıdır.

Bu maddedeki kurum müfettişlerinin en az beş yıl görev yapmış savcı ve hâkimlerden teşekkül ettirilmekle seçilecek olmasına rağmen, burada da objektif kriterlere yer verilmeksizin sadece kurulun öngöreceği kişileri atamak, aslında, sizden olanları, size yakın olanları, sizin istediğinizi yerine getirecek olanları görevlendirme arzunuzun bir gerçek yansımasıdır.

Bu vesileyle, yapmış olduğunuz yasalarda, devletin, bu ülkede yaşayan 76 milyon insanın tamamını düşünerek bu kanunları geçirmenizi, parmaklarınızı ona göre kaldırmanızı tavsiye ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 95 inci maddesinin “a” bendinde yer alan “ve” ibaresinin “ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                         Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

96’ncı maddede iki önerge vardır, ikisi de aynı mahiyettedir; okutup aynı anda işleme alacağım, önerge sahiplerine söz vereceğim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 96 ıncı maddesinde yer alan “benzeri” ibaresinin “benzer” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erol Dora                                                             İdris Baluken                                        Nazmi Gür

Mardin                                                                     Bingöl                                                  Van

Gülser Yıldırım İbrahim Ayhan

Mardin                                                                    Şanlıurfa

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 S. Sayılı Kanun Tasarısının 96. Maddesi ile düzenlenen 6087 S. Kanunun 16. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde bulunan “benzeri” kelimesinin metinden çıkarılmasını, “benzer” kelimesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal                                                            Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

Konya                                                                      Kocaeli                                         Kahramanmaraş

Zühal Topcu                                                            Alim Işık                                          Ali Halaman

Ankara                                                                    Kütahya                                               Adana

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

592 sıra sayılı kanun, 104 madde, çıkması ısrar edilen bir kanun, on gündür devam ediyor. Ben de bu kanunun 96’ncı maddesinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına Genel Kurulu ve milletimizi saygı, sevgiyle selamlarım.

Kanun 104 madde olmasına rağmen, genelde mükerrer. Daha önce de çıkan kanunlar, şimdi güncellemesi yapılıyor. Daha çok, suçları, cezaları artıran, görev ve yetkileri siyasetin, Hükûmetin emrine veren, kurumsallaşmadan çok, siyasi, kişisel, inisiyatif artıran kanunlar manzumesi gibi.

Bu kanunlar çıkmasına rağmen toplumda çok karşılık bulmuyor, uzun dönem çıkarılmasına rağmen. Çünkü karşılık bulmuş olsa ticaretin bu kadar çok bozulmaması lazım, ahlaksızlığın bu kadar çok artmaması lazım. Terörün arttığı, gürültünün, kavganın, mutsuzluğun, adaletsizliğin, haksızlığın, torpilin, rüşvetin çoğaldığı bir Türkiye, çözülen bir Türkiye; bayrağı aşağıya inen, İstiklal Marşı okunmayan, Musul’da, Kerkük’te elçilikleri rehin alınan, kara yollarında taşımacılık yapan şoförleri tutsak edilen bir dönemi yaşıyoruz.

Şimdi, geçmiş yıllarda hükûmetler dolayısıyla siyaset bu Millî Misak sınırları dışında kalan… Yani Kurtuluş Savaşı’ndan sonra özellikle Kafkaslarda Şeyh Şamil’in şiirlerini, dolayısıyla edebiyatını, vermiş olduğu mücadeleyi fark ederek büyüdük. Yine, Kırım’da Tatar Mustafa Cemiloğlu’nun mücadelesini fark ederek, dolasıyla onların şiirlerine, hayatına bakarak büyüdük. Yine, Azerbaycan’da rahmetli Elçibey’in mücadelesini izleyerek büyüdük. Yani, Kırım’da İsmail Gaspıralı’nın şiirlerini fark ettik. Sonra, Kerkük’te, Musul’da Irak Türkmen Cephesinin yani “Menim gardaşım” diyerek Türklüğü ifade eden, kendi vatan topraklarını koruma, kollama, ileriye taşıma noktasında gayretlerini gördük. Ama, bugün geldiğimiz noktada, bugünkü Hükûmet yani iktidar dışarıda soydaş kabul ettiğimiz, bu soylu gruplara, kümelere destek, yardımcı olmayıp, PKK’ya, bugün gündeme gelen IŞİD’e yardımcı olduğu kadar bir Irak Türkmen Cephesine yardımcı olmayıp orada konsolosluğun düşmesine, bayrağın aşağıya inmesine engel olamadı. Dolayısıyla, ben, bugün bunu yani Türklüğün, Türkmenliğin aşağıda kaldığı ve Türk soyunun bu kadar aşağılanarak uzak durulduğu bir siyaseti -kanunun bu maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde konuşma olmamasına rağmen- ve buradan Hükûmeti kınadığımı söyler, hepinizi, büyük Türk milletini saygı sevgiyle anar, hepinize teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Halaman.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe: Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

97’nci maddede iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 97 inci maddesinin 2 inci fıkrasında yer alan hakim ve savcı ibaresinden sonra konulan “;” işaretinin, “,” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                                     Halil Aksoy

                       Mardin                                                Ağrı

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 S. Sayılı Kanun Tasarısının 97. maddesi ile düzenlenen 6087 S. Kanunun 19. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesinin metinden çıkarılmasını, yerine “Her boş üyelik için en fazla oy alan beş adayın ismi TBMM’ne bildirilir. TBMM Genel Kurulu bu adaylar arasından 2/3 çoğunluk ile üç turda 2/3 çoğunluk sağlanmadığı takdirde aralarında çekilecek kura ile seçilir.” cümlelerinin eklenmesini,

Arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

                       Konya                                               Kocaeli                                         Kahramanmaraş

                   Zuhal Topcu                                         Alim Işık                                     S. Nevzat Korkmaz

                       Ankara                                              Kütahya                                               Isparta

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize hayırlı akşamlar diliyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yargıya paket ya da torba gözüyle bakılmaz, bu ancak 5’inci sınıf ülkeler muamelesi yapılan bir devlette söz konusu olur. Çağdaş hukuk devleti, adalet mekanizmasına kılı kırk yaran bir gözlükle bakar. Yaptığınız ne hukukun tesisidir ne adaletin tecellisidir. Sadece bağımsızlık ve tarafsızlık adına adalet üreten yargı sistemimizde ele geçiremediğiniz son kaleleri de fethederek zapturapt altına almak olayıdır.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin birçok eksiği var -bunu her platformda dile getiriyoruz- ama galiba en büyük eksiği, bir türlü muhalefet partileriyle yahut farklı düşünen kesimlerle bir türlü istişare etmemesidir. Bu Meclis iktidar ve muhalefetten oluşuyor. Akıllı iktidarlar muhalefeti incinse de incitmeyen ve onları sürecin içinde tutarak onların farklı görüşlerinden istifade eden iktidarlardır. Bu nasıl bir böbürlenme ve nasıl karşısındaki fikri küçük görme hastalığıdır ki muhalefetin her yaptığını itibarsızlaştırma ve her yaptığını zararlı görme gibi bir ruh hâli içine sokuyor sizleri? Bugün bunun birçok örneği var ise de en son örneği Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı söz konusudur. Daha bismillah, dakika bir, hemen adayı gözden düşürme operasyonuna dönüşüyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hayırlı olsun, hayırlı olsun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Hâlbuki çok değil, bundan sadece iki yıl önce Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Genel Sekreter olarak seçilmesini bir AKP başarısı olarak anlatıyordunuz her tarafta.

Yine, bir başka örnek, muhalefet “çatı aday” dedi, üşenmediniz hemen temeline indiniz, çatısına çıktınız. Yahu, meşveret etmenin neresi kötü değerli arkadaşlar? Yani farklı düşünen iki parti bir araya gelmiş bu meseleyi yeni krizlere sebep olmadan, uzlaşma içerisinde nasıl çözebiliriz diye efendim, birbirlerini ziyaret etmişler sadece birbirlerini de değil, aşağı yukarı bütün siyasi partileri ziyaret etmişler, Meclis içinde, dışında ve büyük STK’ları ziyaret etmişler. Ne dediniz? Bu çoğulcu demokrasi arayışını tebrik etmek yerine “Kapı kapı dolaşıyorsunuz.” dediniz. Yani gerekirse rızayı temin etmek için kapı kapı da dolaşılır. Ancak siz ne yaptınız değerli AKP milletvekilleri, siz ne yaptınız? Bırakın siyasi partilerin farklı düşüncelerini, Meclis dışındaki küçük partileri bile yetkili sözcünüz “Efendim, yüzde 1 mi oy aldı, binde 1 mi oy aldı?” gibi küçümseme yoluna gittiniz. Burada eleştirilmesi gereken herhâlde demokratik rejimi hep birlikte yürütmek arayışı değil, aksine AKP’nin yapmış olduğu bu tek adam şovunu eleştirmektir.

Aynı bağnazlığı Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında da gösteriyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bildiğiniz üzere komisyonlar marifetiyle yürür. Siz komisyonları yani muhalefetin de temsil edildiği çalışma komisyonlarını bir yük olarak görüyorsunuz, mümkün olsa tüm komisyonları kaldıracaksınız. 17-25 Aralık yolsuzluk meselelerini soruşturmak üzere kurulması kabul edilmiş Komisyonu kurmamak için habire mazeret üretiyorsunuz. Bir sansür, bir veto kurulu oluşturmuşsunuz aynen 12 Eylül cuntasının “Kimler Parlamentoya girecek, kimler girmeyecek.” vetosunda olduğu gibi. Niye? Çünkü onlar görüşlerini açıklamışlar.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de yaşayacaksın ve asrın en büyük yolsuzluk iddiası olan 17-25 Aralık’la ilgili milletvekili görüşünü açıklamayacak. Ne açıklayacak, çiçekler, böcekler, kelebeklerden mi bahsedecek? Bunu mu istiyorsunuz? Hayır, sizin istediğiniz, değerli arkadaşlar, bu komisyonu kurdurmadan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonrasına bırakmak, milletin gözünün önünden kaçırmak. Sadece bu da değil.

Âlây-ı vâlâ ile Millî İstihbarat Teşkilatı Yasası çıkardınız. Bu yasada dediniz ki: “Millî irade istihbari hizmetleri denetleyecek, önerilerde bulunacak bir sürekli komisyon kuracağız.” Nerede bu komisyon? Hâlâ, Adalet ve Kalkınma Partisi bu komisyona üye vermedi. Bakın, her tarafımız ateş altında, yanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Komşularımızdaki bu sıkıntı Türkiye’ye kadar sirayet edecek ama millî güvenlik meselelerinde önerilerde bulunacak bu komisyon sizin vasıtanızla toplanmıyor. Severiz böyle demokrasiyi, çoğulculuk anlayışını.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarının 97 nci maddesinin 2 inci fıkrasında yer alan hakim ve savcı ibaresinden sonra konulan “;” işaretinin “,” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Madde 98’de iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarının 98 inci maddesinde yer alan “gereken” ibaresinin “gerekli” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Erol Dora                                        İdris Baluken                                        Nazmi Gür

                       Mardin                                               Bingöl                                                  Van

                Gülser Yıldırım                                    Murat Bozlak

                       Mardin                                               Adana

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

592 S. Sayılı Kanun Tasarısının 98. maddesi ile düzenlenen 6087 S. Kanunun 29. maddesinin 2. fıkrasında bulanan “da” ekinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

                       Konya                                               Kocaeli                                         Kahramanmaraş

                   Zühal Topcu                                         Alim Işık

                       Ankara                                              Kütahya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha iyi anlaşılabilmesi için bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 98 inci maddesinde yer alan “gereken” ibaresinin “gerekli” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                     Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile anlatımın anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

99’uncu maddede bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

TBMM Başkanlığına

592 S.S Kanun Tasarısının 99. maddesi ile düzenlenen 6087 S. Kanunun 36. Maddesinin (1) fıkrasında bulunan “yürütülecek” kelimesinin metinden çıkarılmasını, yerine “yapılacak” kelimesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

                       Konya                                               Kocaeli                                         Kahramanmaraş

                   Zühal Topcu                                         Alim Işık

                       Ankara                                              Kütahya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, gerekçeyi mi okutayım?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılacak fiili ile disiplin soruşturmasını daha iyi anlaşılabilir hâle getirebilmek amacıyla bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 100’de bir önerge vardır, işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 100 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında yer alan “ya da” ibaresinin metinden çıkarılarak yerine “veya” kelimesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                       Lütfi Türkkan                                  Mesut Dedeoğlu

                       Konya                                              Kocaeli                                      Kahramanmaraş

                  Zühal Topcu                                        Alim Işık

                      Ankara                                             Kütahya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) –Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe: Maddenin daha iyi anlaşılabilir hâle getirilmesi amacıyla bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 101’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 101. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                            Ali Öz                                           Reşat Doğru

                       Konya                                               Mersin                                               Tokat

               Yusuf Halaçoğlu                               Mustafa Kalaycı                                Mehmet Şandır

                      Kayseri                                              Konya                                               Mersin

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) –Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi lütfen…

Gerekçe: Bu madde ile; yeni kadrolar ihdas edilmek istenmektedir.

İhdas edilecek kadrolar ağırlıklı olarak istinaf mahkemelerinde kullanılacaktır.

İstinaf mahkemeleri ile ilgili düzenleme altyapısı oluşturmadığından ve Danıştay ve Yargıtay’ın siyasallaştırılması amacına yönelik olduğundan kadro ihdasına gerek bulunmamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.

Bu nedenle, önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısına aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Nurettin Canikli                              Mehmet Doğan Kubat                             Muzaffer Yurttaş

                      Giresun                                             İstanbul                                              Manisa

                Ali Aydınlıoğlu                                     Erkan Akçay                                        Özgür Özel

                     Balıkesir                                             Manisa                                               Manisa

                  Selçuk Özdağ                                     Vural Kavuncu                                 Hasan Fehmi Kinay

                       Manisa                                              Kütahya                                              Kütahya

                 Tülay Babuşcu                                        Ali Aşlık                                        Uğur Aydemir

                     Balıkesir                                               İzmir                                                Manisa

                   Recai Berber                                      Pervin Buldan                                     İlknur Denizli

                       Manisa                                                Iğdır                                                  İzmir

                    Sakine Öz                                Mehmet Cemal Öztaylan

                       Manisa                                             Balıkesir

“MADDE 102- 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 12- Manisa İlinde taş kömürü madenciliği ve linyit madenciliği alanında faaliyet gösteren;

a) Eynez maden ocağı işletmesinde 13/5/2014 tarihi itibarıyla, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olanlara veya bunların 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde sayılan hak sahiplerine aynı maddede belirtilen oranlarda, son aylık net ücretleri esas alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınca belirlenen sürede Fondan aylık ödeme yapılır. Bu ödemelerden her hangi bir vergi ve kesinti yapılmaz.

b) Eynez, Atabacası ve Işıklar maden ocağı işletmelerinde 13/5/2014 tarihi itibarıyla, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olanlara; işyerinin kapalı olduğu dönemle sınırlı olmak üzere, 6331 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin 6 ncı fıkrasında belirtilen ve işveren tarafından ödenmeyen ücretleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınca belirlenen süre ile aylık olarak Fondan ödenir ve yapılan bu ödemeler yasal faiz uygulanmak suretiyle işverenden tahsil edilir.”

BAŞKAN – Komisyon, salt çoğunlukla önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – İç Tüzük’ümüzün 45 ve 87’nci maddelerinde aranan çoğunluk koşulu oluştuğundan katılıyoruz.

BAŞKAN – Buna söyleyecek bir sözüm yok.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Peki, teşekkürler.

BAŞKAN – Hükûmete sorulmuyor zaten.

Evet, şimdi, madde üzerinde konuşma talebi yok, soru-cevap işlemi yok ama bir önerge vardır; okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 102. maddesinin Geçici madde 12’nin (a) fıkrasının son satırında “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanınca” yerine “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                Mehmet Erdoğan                                    Erkan Akçay                                    Yusuf Halaçoğlu

                       Muğla                                               Manisa                                               Kayseri

              S. Nevzat Korkmaz                               Seyfettin Yılmaz

                       Isparta                                               Adana

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle ifade etmek isterim ki biraz evvel 102’nci maddeye eklenmesi talep edilen ve bizim de imzamızın bulunduğu teklifi kabul ediyoruz ve destekliyoruz. Bunu baştan söyledikten sonra da asıl söylemek istediklerimizi de mutlaka bu birkaç dakika içerisinde iletmeyi ben büyük bir borç sayıyorum.

Değerli arkadaşlar, hepimizin malumu olduğu üzere 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da çok büyük bir maden faciası meydana geldi ve bu faciada da 301 maden işçimiz hayatını kaybetti ve o günden bugüne de bir aydan fazla bir süre geçti. Kazadan hemen sonra bazı Hükûmet yetkilileriyle bir kısım Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkez yöneticilerinin bazı sözleri ve verdikleri sözler oldu. Olayın ertesi günü, çarşamba günü Sayın Başbakan Soma’ya geldi -yaşananları hepiniz biliyorsunuz- ve daha sonra, bir hafta sonra da Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Manisa Milletvekili Recai Berber’in refakatinde 10 maden işçisi Ankara’ya getirildi, geldiler, Çalışma Bakanıyla, Enerji Bakanıyla ve Başbakanla görüşüldü. İşçiler taleplerini dile getirdi ve bazı sözler verildi fakat geçen bu süre içerisinde bu verilen sözlerin hiçbiri yerine gelmedi ve bu yapılması gereken yasal düzenlemeler de yapılmadı, verilen sözler arasında da “On gün içinde bütün bu yasaları çıkartacağız, düzenlemeleri yapacağız.” şeklinde sözler vardı. 4 Haziranda da Plan ve Bütçe Komisyonunda bir torba tasarının görüşmelerine başlandı ve bu torba tasarıda Soma maden kazasıyla ilgili, iş güvenliğiyle ilgili ve yer altı maden işçiliğiyle ilgili bazı maddeler de vardı. Biz Komisyonda o maddelerin bir an evvel ayrılarak Genel Kurula derhâl getirilmesi ve diğer maddelerin görüşmelerine de devam edilmesini ısrarla ve defaatle ifade ettik ve bugün itibarıyla alt komisyon çalışmaları gidip üst komisyon çalışmaları başlamasına rağmen, bu ısrarımızı, talebimizi devam ettirmemize rağmen Hükûmet inatla, iktidar partisi inatla bu torba tasarıdan Soma’yla ilgili maddeleri ayırmadı ve Soma âdeta bir patlama noktasına geldi. Talepleri yerine gelmemiş ve dün itibarıyla da maden işçileri maaşlarını alamaz hâle geldiler. Çünkü maden şirketinin bütün mal varlığına, banka hesaplarına Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından da el konulmuş. Tabii, bu durumda da alelacele, apar topar getirilen bu düzenleme –kısmen- hiçbir şeyi çözmüyor aslında. Ancak, birkaç ay da olsa, bir iki aylık da olsa işçilerin maaşlarını bir şekilde alabileceği bir düzenleme yapılıyor, verdiğimiz destek de bu.

Bundan sonra, bu kalıcı düzenlemelerin derhâl yapılması ve verilen sözlerin yerine getirilmesi gerekiyor. Çifte maaş verilmekten bahsedildi, ondan sonra, hayatını kaybedenlerin ailelerine verilen sözler var, yer altında 301 arkadaşını kaybetmiş maden işçilerinin istihdam talepleri var, “İş güvenliği sağlanmadan indirmeyeceğiz.” sözüne rağmen işverenin yazılı işe çağrı talepleri var. Bu talepler karşısında Somalı maden işçileri âdeta sahipsiz durumdadır. Tepki gösteriyorlar haklı olarak, karşılığında da polis copuyla, biber gazıyla karşı karşıya geliyor. Eşini kaybetmiş insanlar dahi çocuklarıyla birlikte maalesef polis copuyla karşılandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Ben buradan son söz olarak Hükûmeti tekrar uyarıyorum: Soma, âdeta diken üzerindedir ve patlamaya hazır bir dinamit gibidir. Bunu özellikle tekrar hatırlatıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi bir önerge daha gelmiştir. Anlaşmaları bozup bozup beni zora sokuyorsunuz, bunu da kayıtlara geçirteyim.

Okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Maddede yer alan “tahsil edilir” ibaresinin “tahsil olunur” olarak değiştirilmesini öneririz.

 

Mehmet Akif Hamzaçebi                                         Özgür Özel                                    Ali İhsan Köktürk

     İstanbul                                                               Manisa                                            Zonguldak

Ramazan Kerim Özkan                                 Mehmet Volkan Canalioğlu

     Burdur                                                                Trabzon

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Sayın Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi burada aslında şöyle bir iş yapıyoruz: Plan ve Bütçe Komisyonundan alt komisyona sevk edilen ve madencilerle ilgili yapılması gereken düzenlemelerin içine 100’den fazla madde ilave edildi. Aslında, bir zamanlar terminolojide krizden fırsat yaratma vardı, şimdi birileri faciadan fırsat yaratıyorlar.

301 madencimizi kaybettiğimiz noktada artık bizim yapmamız gereken şey, eksiklerimizi ortadan gidermek, özellikle ILO’nun yer altında çalışmayla ilgili 176 sayılı düzenlemesine imza atmak, sonra buna uygun kanunları çıkarmak, buna uygun yönetmelikleri yayınlamak ve denetimi buna göre madenlerde yapmaktır. Neden? Ben Taner Yıldız’ın yalancısıyım. Taner Yıldız dedi ki: “Eynez madeni, Türkiye’nin, belki Avrupa’nın en güvenli madenlerindendir.” Ne zaman? Geçen sene temmuz ayında söyledi bunu. Ne oldu? O bunu söyledikten yedi-sekiz ay sonra Türkiye’nin en büyük maden kazası, iş kazası 301 canımızı aldı. Demek ki mevcut mevzuatımıza göre, mevcut denetim yöntemlerimize göre o madenler, Türkiye’deki artık hiçbir maden güvenli değil.

Bunun yanında, faciadan sonra Soma’ya gelen ekipler, Soma’da oturma eylemi yapan madencileri alıp Ankara’ya getirenler, Recep Tayyip Erdoğan’la görüştürenler ve Soma’ya tekrar gelip Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerini madencilere söyleyenler birçok şey söyledi. Bunun içinde, madencilerin ailelerinden geriye kalanlara istihdamdan birer tane konuta, verilecek ilave maaşa kadar veya madenlerde çalışanlara kimsenin onları madene zorla indirmeyeceğinden gerekirse üç-dört ay süreyle maaşın devlet tarafından verileceğini söylemeye kadar… Hatta, devamında Başbakan sormuş: “Kaç para alıyorsun?” “1.200.” “Vah vah vah! Böyle şey olur mu?” demiş, “En az 2.000 lira yapalım.” “İkramiye alıyor musun?” “Almıyoruz.” “Yılda 6 tane de ikramiye verelim. Peki, bunun dışında kaç saat çalışıyorsunuz?” “Yedi buçuk saat.” “Ya, altı saate indirelim, haftalık otuz saati geçmesin.” Ve sanki huzuruna varmış olan birisine bir padişahın buyurması, vermesi gibi madencileri memnun edecek birçok şeyle madencileri yolladılar ve oturma eylemi bitti. O oturma eylemi bitsin diye Başbakanın aracılığını yapan Salih Kapusuz “Bize beş gün verin.” dedi. Yandan uyardılar, “Beş gün az olur, beş Meclis günü olsun, taş çatlasa sekiz gün, on gün.” O sözün üzerinden yirmi üç, yirmi dört gün geçti, o gün diyorlardı ki: “Beş gün sonra dediklerimiz yapılmazsa biz de gelip sizinle birlikte burada otururuz.” Bugün o sözü verenler Mecliste, komisyonda koltuklarında oturuyorlar ancak madenciler yeniden oturma eylemine başladı.

Bugün yol kestiler, kamyoncularla kavga etmek zorunda kaldılar. An itibarıyla 750 madenci Soma Kaymakamlığının önünde oturuyor. 2 bin tanesi gün boyunca kaymakamlık önündeydi. Yeni vali geldi, söylediklerinden kimse tatmin olmadı, “Sayın Vali, sana saygımız sonsuz, sözü verenler gelsin buraya.” dedi madenci kardeşlerimiz.

İşte, bu, sadece ve sadece, defalarca uyarmamıza rağmen “Eğer bu maden ocağı bu parayı ödemezse bu çocukların hâli nice olur.” dedik, işte, o sözün bir parçasını şimdi 4 parti birlikte getiriyoruz. Ödenmezse devlet ödeyecek, sonra kamu alacaklarının tahsili yoluyla işverenin üstüne gidecek. Bugün, o gün madende ölenlere, o madenden yaralı kurtulanlara on üç günlük maaşını bile ödememiş olan o işverenin görevini yerine getiriyoruz, sonra tahsilatta bulunacağız.

Verdiğiniz on tane söz var. “Başbakanın mı sözü üstün, dayıbaşının mı, göreceğiz.” diyorlar ya, o on devlet sözünün tutulması için takipçi olmaya devam edeceğiz. Biz yukarıda önerdik, kabul etmediler. Yapılacak iş şudur: O sözlerin içinde bulunduğu 8 madde ve verip de tutmadığınız 2 maddeyi derhâl yarın Plan Bütçeden, torbadan ayırıp buraya getirin. Yoksa torba, referandumda yapıp da üstünü şeker kaplayıp millete acı yutturduğunuz gibi, sonradan anladığınız gibi, şimdi gelinen noktada da kabul edilecek şeyleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …kabul edilmeyecek şeylerle birlikte sevk etme noktasına gelmiştir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Zannederim bir önerge daha geldi. Şimdi Manisa milletvekilleri bir yarışma içinde.

Buyurunuz, bunu da kabul ettik.

Buyurun, hadi bakalım, ondan sonra da bir saat ara vereceğim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Saat 2’de toplanalım tekrar.

BAŞKAN – Siz bozdunuz, öyle devam etti. Anlaşıyorsunuz, anlaşmayı devam ettirin yani yanlış işlem yapıyorum ben şu anda, böyle şey mi olur?

Neyse canım, okuyun, tamam, hepsi kabul bugün.

Beş imzayı bulun, bekliyorum ben.

Bir önerge daha geldi, okutuyorum:

                                          TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sayılı Kanun Tasarısının 102 maddesiyle eklenen Geçici madde 12’nin birinci fıkrasında geçen “Manisa İlinde” ibaresinin “Manisa’da” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mihrimah Belma Satır                             Muzaffer Yurttaş                                  Bayram Özçelik

                      İstanbul                                              Manisa                                               Burdur

            Mehmet Şükrü Erdinç                                Selçuk Özdağ

                       Adana                                               Manisa

 

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Genel Kurulun takdirlerine bırakıyorum efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Vallahi, benden evvel gol attı adam.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Muzaffer Yurttaş…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman konuşamaz ki.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır, konuşamaz.

BAŞKAN – He?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Konuşamaz efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Komisyon katılırsa, konuşamaz.

BAŞKAN – Manisa Milletvekili Sayın Muzaffer Yurttaş; buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Soma’da meydana gelen kazadan sonra Soma’daki mağduriyeti gidermek adına Soma’daki maden kazalarını araştırma komisyonumuz bölgede çalışmalarını yaptı. Şimdi de Mecliste, buradaki sorunların, işçilerin sorunlarının bir an önce giderilmesiyle ilgili, oradaki mağduriyeti, maaşlarının ödenmesiyle ilgili mağduriyeti gidermek üzere bu tasarıyı hazırladık. İnşallah -burada biraz önce Özgür Özel Milletvekilimiz belirtti- işçilerin mağduriyetinin olmaması adına devlet ödemeyi yapacak ve devlet buradaki patrondan rücu edecek.

İlk günden itibaren Manisa milletvekilleri olarak oradaydık, işçilerimizin mağduriyetini nasıl giderebiliriz, bununla ilgili çalışmalar yaptık. Tabii ki burada beklenilen husus, işçilerin patrondan alacakları maaşlar. Eğer Bakanlık tarafından bu iş yerinde üretim durdurulmuşsa, üç ay içerisinde işçilerin maaşları devlet tarafından, fon tarafından ödenecek ve devletin alacakları devlet tarafından oradaki işverenden tahsil edilecek. Amaç, oradaki işçilerin üç aylık süre zarfında mağduriyetini gidermektir. Biz -bu konuda Hükûmetimizin yapmış olduğu çalışmalar- inşallah, önümüzdeki hafta içerisinde torba yasada emekliliği hak etmeyen, emekliliği kazanamayan 67 işçimizin emeklilik haklarını da düzenlemiş olacağız. Bu düzenlemelerden sonra, önümüzdeki bu yaz dönemine, tatile girmeden önce işçilerimizin hem emeklilikle ilgili hakları hem de maaşlarıyla ilgili hakları da tamamen düzenlenmiş olacak.

Ben buradan tüm partilerin bu önergemize destek vermesini talep ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu önerge dağıtılmadı bize.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sizinki de dağıtılmamıştı.

BAŞKAN – Şimdi, hepiniz son anda verdiğiniz için önergeleri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bizim verdiğimiz önergeyi dağıttınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Dağıtılmadı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Dolayısıyla, çok önemli bir değişiklik mi yapıldı acaba?

BAŞKAN – “Manisa ilinde”yi, “Manisa’da” yaptılar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Merak ettiğim şudur: Şimdi, “Manisa ili” yerine “Manisa’da” denmiş. Sayın Komisyon Başkanı Genel Kurulun takdirine sundu, Sayın Bakan bu önemli değişikliğe katıldığını söyledi.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bu saatte uğraştığımız şeye bakar mısınız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Biz de bir değişiklik önermiştik, “tahsil edilir” ifadesini “tahsil olunur” olarak değiştirmiştik. Komisyon Başkanı katılmadı, Sayın Bakan katılmadı.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İkinizinki de çok ciddi!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani, bu nasıl bir partizanlık Sayın Bakan? Bir kelime değişikliği Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan gelirse katılıyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan gelirse katılmıyorsunuz. Merak ettim doğrusu, açıklarsanız çok memnun olacağım..

BAŞKAN – Şimdi, siz birbirinize anlatın.

Yirmi dakika birleşime ara veriyorum.

                                                                              

                                                                               Kapanma Saati: 23.49

 

 

 

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Kabul edilen önerge doğrultusunda yeni madde ihdasına dair önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece tasarıya 102’nci madde olarak yeni madde ihdas edilmiştir.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için mevcut sıra sayısı metni üzerinden görüşmelere devam edeceğiz. Kanunun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Tasarının mevcut 102’nci maddesi üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 102. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                            Ali Öz                                           Reşat Doğru

                       Konya                                               Mersin                                               Tokat

               Yusuf Halaçoğlu                               Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                      Kayseri                                              Mersin                                               Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının, 102. Maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                          Ali Rıza Öztürk                                   Turgut Dibek

                     İstanbul                                             Mersin                                            Kırklareli

           Dilek Akagün Yılmaz                               Kamer Genç                                  Mehmet Haberal

                        Uşak                                               Tunceli                                           Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon, önergelere katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargıyla ilgili çeşitli düzenlemeleri kapsayan bir yasa tasarısını görüşüyoruz. Geçtiğimiz maddelerin birisinde Kaçakçılık Kanunu’nda da değişiklik yapılarak bazı ceza maddeleri yeniden düzenlendi. Kaçakçılık Kanunu’nda düzenleme yapılırken, bundan üç beş yıl öncesine yönelik olarak, Sayın Başbakanın kaçakçılık konusunda yaptığı bir değerlendirme hatırıma geldi ve bu değerlendirmeyi ve buna ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum. Sayın Başbakan 13 Şubat 2007 tarihli Adalet ve Kalkınma Partisi grup toplantısında akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili çok ciddi değerlendirmelerde bulundu. Sayın Başbakan o tarihte şunları söyledi: “Türkiye’de otomobil, otomotiv sektörü sürekli gelişiyor,

sürekli gelişiyor, otomobil sayısı, motorlu araç sayısı artıyor ama buna rağmen, bu artışa paralel olarak akaryakıt tüketiminde herhangi bir artış meydana gelmiyor, tam tersine akaryakıt tüketimi yerinde sayıyor. İşte bu, akaryakıtta bir kaçakçılık olduğunu göstermektedir.” Evet, Sayın Başbakan gerçekten doğru bir yerden hareket ediyordu ve “Biz bu gerçeği görerek bir çalışma başlattık, Türkiye’ye yurt dışından ne kadar akaryakıt gelmiştir kayıtlara göre ve Türkiye’de ne kadar akaryakıt satılmıştır kayıtlara göre, bunları çıkardık, tam 48  ülkeye yazı yazdık ‘Türkiye’ye ne kadar akaryakıt sattınız?’ diye, bu 48 ülkenin 31’inden cevap geldi. 31 ülkeden gelen cevaba göre son iki buçuk yıl içerisinde Türkiye’ye bu ülkelerden 28 milyar dolarlık petrol gelmiştir -28 milyar dolar- ancak kayıtlara göre, gümrük kayıtlarına göre Türkiye’ye giren petrolün miktarı 9,3 milyar  dolardır.” Sayın Başbakan bu fahiş farka dikkat  çekerek “Tam 18,7 milyar dolarlık bir kaçak vardır. Buna KDV, ÖTV ve EPDK payını da eklediğimizde bu kaçakçılığın boyutu tam 38 milyar dolara ulaşmaktadır. İşte 38 milyar dolarlık bu rakam kaçakçının cebine girmektedir. Biz bunu tespit ettik.” dedi.

Sayın Başbakanın bu açıklamasından sonra, bu 38 milyar dolarlık kaçakçının cebine giren para konusunda bir takibat bekledik, bir işlem bekledik, bir soruşturma bekledik. Yıl 2007, şimdi yıl 2014, aradan yedi yıl geçti, Sayın Başbakan bu konuda bir daha ağzını açmadı, tek kelime etmedi.

Şimdi, ben,  Sayın Başbakana sormak istiyorum, Hükûmeti temsilen Sayın Bakan burada, kendisine sormak istiyorum: Bu tespit ettiğiniz 38 milyar dolarlık kaçakçılığın, kaçakçının cebine giren paranın hakkında hangi işlemi yaptınız? Bu parayı cebine koyan kaçakçılarla ilgili, Hükûmetiniz, Sayın Başbakan hangi işlemi yapmıştır? Bir işlem yapılmadı ise bu kaçakçılara neden ve neyin karşılığında göz yumulmuştur? Sayın Başbakanın söylediklerine ben itibar etmek zorundayım “38 milyar doları kaçakçılar cebine koydu.” Sayın Başbakana soruyorum: 38 milyar doları cebine koyan kaçakçılar hakkında hangi işlemi yaptınız? Yoksa, bunlarla daha sonra bir şekilde uzlaştınız mı? Devletin bilmediği birtakım gayriresmî uzlaşmalar, anlaşmalar mı gerçekleştirdiniz, neyin karşılığında gerçekleştirdiniz?

Veya bir üçüncü ihtimal, bunların hiçbiri doğru değildi, Sayın Başbakan doğruyu söylemiyordu, yani yalan söylüyordu. Hangisi? Bana itiraz edeceksiniz, “Sayın Başbakan yalan söylemez.” Evet, ben, Başbakanların yalan söylememesi gerektiğine inanırım. Ben, Sayın Bakandan cevap bekliyorum -kaçakçılık kanunuyla ilgili burada düzenlemeler yapıyorsunuz- bu 38 milyar doları ne yaptınız, kimin cebine girdi, kimler aldı, neden göz yumuldu ya da Başbakan yalan mı söyledi, gerçekleri çarpıttı mı? Sayın Bakan açıklarsa memnun olurum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN -  Özür dilerim, onu arayacağım da…

Diğer önerge için Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN -  Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Bu madde ile; 276, 277, 271 ve 5320 sayılı kanunların bazı maddelerini yürürlükten kaldırmakta, istinaf ve sulh ceza hâkimlikleri ihdas edilmektedir.

İstinaf mahkemeleri ile ilgili düzenleme alt yapısı oluşturmadığından ve Danıştay ve Yargıtay'ın siyasallaştırılması amacına yönelik olduğundan, sulh ceza hakimlikleri de yargının siyasallaştırılması amacına matuf olduğundan bu kanun maddelerinin yürürlükten kaldırılmasına gerek bulunmamaktadır.

BAŞKAN -  Önergeleri oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, yeni geçici madde ihdasına dair bir önerge vardır, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine Komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 102. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki Geçici Maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsülünü arz ve teklif ederiz.

          Mehmet Akif Hamzaçebi                           Ömer Süha Aldan                         Mehmet Volkan Canalioğlu

                      İstanbul                                               Muğla                                               Trabzon

                  Turgut Dibek                                   Ali İhsan Köktürk                            Ramazan Kerim Özkan

                     Kırklareli                                           Zonguldak                                             Burdur

Geçici Madde (1) – 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirilen milletvekili genel seçim sonuçlarına göre milletvekili seçilenlerden, haklarında mahkûmiyet kararları kesinleşenlerin cezalarının infazı yasama dönemi sonuna kadar ertelenir. Hükümlü olarak cezası infaz edilen milletvekilleri kanunun yürürlüğe girdiği tarihte derhal salıverilir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Tabii, buyurunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu önerge tutuklu veya hükümlü milletvekillerinin cezalarının dönem sonuna ertelenmesini öngörüyor. Şu anda cezaevinde olan milletvekili sadece Sayın Engin Alan’dır. 7 milletvekili, bu dönem tutuklu veya hükümlü olduğu hâlde Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmiş, yemin ederek görevine başlamıştır. Cezaevinde sadece Engin Alan vardır. Engin Alan’ın hâlen cezaevinde kalıyor olması, bu Parlamentonun bir ayıbıdır.

Ben, tüm komisyon üyelerini oraya, komisyon sıralarına davet ediyorum efendim. Demin, nasıl Soma önergesinde, orada iktidar-muhalefet bir çoğunluk sağladıysak, böylesi farklı bir önergede de bu çoğunluğu orada sağlayıp bu maddeyi yasalaştırabiliriz.

Ben bunu Genel Kurulun takdirine sunuyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisini bu ayıptan kurtaralım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz olmadığından komisyonun katılım yönünde bir irade izharı imkânı bulunmamaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum maalesef.

Madde 103’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

TBMM Başkanlığına

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 103. maddesinde bulunan “yayımı” kelimesinin metinden çıkarılmasını, yerine “01.01.2020” tarihinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                     Faruk Bal                                        Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

                       Konya                                               Kocaeli                                         Kahramanmaraş

                     Alim Işık                                         Zühal Topcu

                      Kütahya                                              Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 103. maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                           

                Ali Rıza Öztürk                                    Turgut Dibek                                Dilek Akagün Yılmaz

                       Mersin                                             Kırklareli                                               Uşak

                   Kamer Genç                                     Mehmet Haberal

                      Tunceli                                            Zonguldak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Komisyon çoğunluğu olmadığı için kabul edilmeyen önerge nedeniyle bir sonraki madde önergesinde konuşmak istedim, o nedenle buradayım.

Değerli arkadaşlar, 2011 seçimleri yapıldığında 8 milletvekilimiz cezaevindeydi. Bunlardan ilk olarak Zonguldak Milletvekilimiz Sayın Mehmet Haberal, dört yılı aşkın bir tutukluluğun ardından, Ergenekon davasıyla ilgili olarak mahkemenin verdiği haksız mahkûmiyet kararı sonrasında verilen ceza ile cezaevinde kaldığı süre arasında bir kıyaslama yapılmak suretiyle tahliye oldu, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, yemin ederek görevine başladı. Tabii ki bundan gurur duyduk, mutlu olduk. Daha sonra, İzmir Milletvekilimiz Sayın Mustafa Balbay, Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin verdiği karar nedeniyle tahliye olup Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek yemin etti, görevine başladı. Sayın Mehmet Haberal ve Sayın Mustafa Balbay’ın bu kararlarını emsal gösteren o zamanki adıyla Barış ve Demokrasi Partisinin milletvekilleri de mahkemeye başvurdular. Bir dizi prosedürden sonra, mahkemelerin çeşitli kararlarından sonra sonuçta o milletvekilleri de tahliye oldular, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiler, yemin ederek göreve başladılar.

Şimdi cezaevinde kalan tek milletvekili, İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan’dır. 7 milletvekili burada, 8’inci Milletvekili olan Sayın Engin Alan cezaevinde. Önümüzdeki hafta sonu Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarını bitirerek tatile girecek. Sayın Engin Alan cezaevinde kalmaya devam edecek ve biz sanki gönül huzuruyla işlerimizi bitirmiş gibi tatile gireceğiz, tatilimize çıkacağız, Engin Alan cezaevinde kalmaya devam edecek. Engin Alan’a yapılan bir zulümdür, bir haksızlıktır. Bırakalım o Balyoz, Ergenekon gibi davaların haksızlığını, hukuksuzluğunu; o davaların mahkûmiyet kararının haksızlığını, hukuksuzluğunu. Bunları bütün kamuoyu artık biliyor ama 7 milletvekili cezaevinden çıkıp Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği hâlde Engin Alan eğer gelemiyor ise, hâlen cezaevinde kalmaya devam ediyor ise ve buna Türkiye Büyük Millet Meclisi seyirci kalıyor ise bu bir ayıptır arkadaşlar, bu vicdansızlıktır!

Değerli arkadaşlar, Engin Alan’ın nasıl bir kusuru var acaba, ben merak ediyorum. Türk ordusunun şerefli bir komutanı, bütün görevlerini layıkıyla yapmış, 2011 seçimlerine alnının akıyla girmiş, milletin oylarıyla milletvekili seçilmiş ve beş yıldır cezaevinde. Biz hiçbir şey olmamış gibi Meclisi kapatıp tatile gireceğiz. Bu önerge reddedildi, işleme girmedi ama gelin, çağrıda bulunuyorum: Önümüzdeki hafta sonuna kadar süremiz var. Anayasa değişikliği ise Anayasa değişikliği, yasa değişikliği ise yasa değişikliği, bunu gerçekleştirelim.

Evet, söyleyeceğim çok şey var ama zaman kısıtlı. İşin özü budur: Engin Alan’ı özgürlüğüne kavuşturmak, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirip görevine başlatmak gerekir. Önergemizin içeriği de sadece ve sadece cezanın dönem sonuna ertelenmesidir, hepsi budur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 103. maddesinde bulunan “yayımı” kelimesinin metinden çıkarılmasını, yerine “01.01.2020” tarihinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, tabii ki Engin Alan Bey’in hapishaneden kurtarılması konusundaki tekliflerinden dolayı Cumhuriyet Halk Partisine teşekkür ediyorum. Ancak, aslında, bunun yolu çok daha basit, bir önergeye bile ihtiyacı yok. Şöyle ki: Engin Alan Paşa Anayasa’nın 14’üncü maddesi gereğince içeride tutuluyor diğerlerinden farklı olarak. 14’üncü madde şunu söylüyor: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” Aslında, şerefle Türk ordusunda görev yapmış, terörle mücadele etmiş, Kıbrıs’ta bulunmuş, Azerbaycan’da bulunmuş, pek çok görevi başarıyla ifa etmiş bir komutanın bu şekilde, bu suçlamalarla, aksine sürekli olarak ülkenin bölünmez bütünlüğü konusunda çalışan bir şahsın bu adla suçlanarak içeriye atılmış olması ve içeride tutulması gerçekten kabul edilemez bir durumdur. Her şeyden önce, orduya kumpas kurulduğunu söyleyen Hükûmetin bu konuda çok daha aktif hâle gelmesi ve onun… Mademki kumpas kurulmuşsa ve üstelik de TÜBİTAK tarafından da sahte CD’ler hazırlandığı ortaya konulmuşsa  girişimde bulunularak Engin Alan Paşa’nın, milletvekilimizin çıkarılması gerekir.

Değerli milletvekilleri, yapılacak iş sadece şudur: Yargıtay Ceza Genel Kurulunda Yargıtay Başsavcısının delillerin yetersiz olduğu veya deliller üzerinde birtakım yanlış durumların söz konusu edildiğini belli etmesi yargılamayı tekrar gündeme getiriyor. Böyle bir durum karşısında, Engin Alan  Milletvekilimizin tekrar yargılanmak üzere mahkûmiyeti düşüyor. Bu durumda da diğer milletvekilleri gibi serbest bırakılabiliyor. Bunu savcılarla, Yargıtay başsavcılarıyla bizzat yaptığımız görüşmelerde teyit ettik. Dolayısıyla, çok basit bir şey, Yargıtay Başsavcısının -tekrar ediyorum- Yargıtay Ceza Genel Kurulunda delillerin yetersiz olduğunu bildirmesi üzerine mahkûmiyetin düştüğü ve yeniden yargılanma yolunun açıldığı ortaya çıkıyor. Böyle bir konuşma, aslında kıvranıp duran Türkiye Büyük Millet Meclisini veya Millet Meclisindeki milletvekillerini sıkıntıdan kurtaracak bir konu. Bunu defalarca dile getirmemize rağmen, maalesef kimse bu konuda bir adım atmıyor. Çünkü, Engin Alan Paşa, zannediyorum ki, Abdullah Öcalan’a karşı rehin olarak tutuluyor. Aksi takdirde onun serbest bırakılması için bu kadar yol varken Hükûmet veyahut da Adalet Bakanlığı neden bu konuda bir girişimde  bulunmuyor? Her konuda girişimde bulunanların bu konuda girişimde bulunmaması gerçekten ilgi çekici değil mi? Çok basit diyorum, tekrar ediyorum. 14’üncü madde gereğince içeride tutulduğu için çıkarılması herhangi bir kanun teklifiyle mümkün değil, Anayasa’nın 14’üncü maddesi bulunduğu müddetçe. Bunu kaldırdığınız takdirde ancak çıkabilir. Hâlbuki ben de aksini söylüyorum. Yargıtay Başsavcısı, sadece, Ceza Genel Kurulunda delillerin yetersizliğini veyahut da TÜBİTAK’ın vermiş olduğu karar çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesini gerektiğini beyan etmesi mahkûmiyeti düşürüyor ve yeniden yargılanmasına imkân tanıyor. Bu yapıldığı takdirde o da milletin teveccühüyle seçilmiş olduğu için bu Mecliste yerini alacaktır.

Hepinizi bu konuda birlikte hareket etmeye davet ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 104’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının, 104. maddesinde yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresinin “Adalet Bakanı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                                   Turgut Dibek                              Dilek Akagün Yılmaz

                      Mersin                                            Kırklareli                                              Uşak

              Mehmet Haberal                                  Kamer Genç

                   Zonguldak                                           Tunceli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, tasarının son maddesi, kanunu tamamlıyoruz. Biraz sonra tümünü de oylayarak sanıyorum arkadaşlarımız yasalaştıracak.

Şimdi, 104 maddelik bir tasarı.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bu önergenin gerekçesi… Yani, çok önemli bir önerge.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Tabii, önerge önemli bir önerge.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Çok.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Evet, çok önemli bir önerge.

Son şeyde de söz alabilirdim yani son söz olarak da. Aslında benim amacım tasarıyla ilgili son değerlendirmeleri böyle kısaca özet olarak yapmak.

Şimdi, arkadaşlar, on beş ayrı kanunda değişiklik yapan bir tasarı ki ilave değişiklik de oldu, on altı sanıyorum. Aslında omurgası biraz daha farklı. Yani, omurgada Türk Ceza Kanunu var, İdari Yargılama Usulü Kanunu var, Ceza Muhakemesi Kanunu var. Bu düzenlemeleri daha çok kapsıyor, onun dışında birer ikişer maddelik değişiklikleri de kapsıyor. Aslında o omurgaya baktığımızda kendi içerisinde bir anlam ifade ediyor. Yani, Danıştay ve Yargıtayın iş yükü -burada yıllardır ben de zaman zaman kürsüde konuşuyorum- sürekli şikâyet konusudur. Bir anlamda hem Yargıtayın hem Danıştayın bu iş yükünü azaltmak için istinaf mahkemelerinin, işte bölge adliye mahkemelerinin çok kısa bir süre içerisinde hayata geçmesinin amaçlandığını söyleniyor. O düzenlemeler anlaşılabilir. Uygulamada ne olacak onu da göreceğiz? Yani uygulamada bu yararlı mı olacak, zararlı mı olacak? Yoksa kısa bir süre sonra “Ya, biz yanlış yapmışız” diye, işte bir yılın içerisinde yeni düzenlemeler gelecek mi bilmiyorum.

Tabii, Ceza Kanunu’nda kamuoyunda konuşulan cinsel dokunulmazlığı yönelik saldırılar, özellikle çocuklara yönelik saldırılarla ilgili cezalarda artış düzenlendi, biliyorsunuz. Hırsızlık suçlarının nitelikli halleriyle ilgili olarak artışlar düzenlendi. Yine, uyuşturucu temini ve kullanımla ilgili olan düzenlemeler de var.

Şimdi, bunların dışında, aslında bu tasarıya hiç yakışmayan birkaç madde var değerli arkadaşlar. Yani bunları siz de biliyorsunuz, aslında bu, Meclise de yakışmıyor bence, bizlere de yakışmıyor, sizlere de yakışmıyor. Biz Adalet Komisyonundan buraya kadar yapıcı olarak bunları her fırsatta anlatmaya çalıştık. Komisyonda da Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu tasarıyı, sanıyorum dört gün, beş gün tartıştığımızda o şikâyetlerimizi orada, yanlışları orada da dile getirmiştik, burada da dile getirdik.

Şimdi bu tasarıyı bence bulandıran, lekeleyen, gerçekten hukuk dışına çıkaran, siyasallaştıran, Anayasa’ya da aykırı hâle getiren düzenlemeler var. İşte bir tanesi burada, değerli milletvekili arkadaşımız, sizin genel yöneticilerinizi kurtarmak için, o gerçeğe aykırı üye yapan, sahte üye kaydı yapan ve şu anda  yargılanan kişileri kurtarmak için, işte Siyasi Partiler Kanunu’nun 114’üncü maddesindeki cezayı aşağıya çeken bir talebiniz oldu ve bunu kabul ettiniz. Aslında bu, Türk Ceza Kanunu’nun özel evrakta sahtekârlık suçunu düzenleyen 207’nci maddesine de çok açık bir şekilde aykırıydı yani o 2 madde bir bütün hâlinde düzenlenmişti. Orada ceza bir yıldan üç yıla kadar düzenlenmiş yani bir özel belgeyi sahte olarak kullanan, hazırlayan, düzenleyen, neyse, kişi bir yıldan üç yıla kadar ceza alıyor ama sizin arkadaşlarınız o suçu işlediğinde cezayı bir aydan üç aya kadar arkadaşlar düzenlediniz. Böyle tuhaf bir düzenleme  yaptınız. Hiç yakışmadı değerli arkadaşlar.

Şimdi, bunun  dışında yine Türk Ceza Kanunu’nun 277’nci maddesi var yine sizi ilgilendiriyor. Sayın Bakan yerinde. Sayın Bakanı doğrudan ilgilendiriyor mu, bilemiyorum. Yani, telefon açtı mı savcılara? Yargı görevini yapanları etkileme suçudur o 277’nci madde. Ama müsteşarı açmıştır telefon, diğer başka kişiler de açmıştır. İşte “O dosyayı kapatın.”, “Savcıyı değiştirin.”, “O dosyayı alın.” talimatlarıyla karşılaşılmıştır. O soruşturmaları da ortadan kaldıran... 277’nci maddedeki, yargı görevini yapanı etkileme suçunun soruşturma safhasındaki suç olmasını kaldırdınız. Bu da hiç yakışmadı değerli arkadaşlar, bunu da söyleyeyim sizlere.

Bunun dışında, bir ivedi yargılama usulü var, onu da belirtmiştik. Israrla biz de, muhalefetin diğer parti temsilcileri de belirttiler. O düzenleme de bu tasarı için özel bir düzenlemeydi, nokta bir düzenlemeydi. Değerli arkadaşlar, o da yerinde değildi. Bakın, o düzenlemeler Anayasa’nın 10’uncu maddesi, 36’ncı maddesi, 138’inci maddesi... O, bu tasarıyı, o maddeleri aykırı hâle getirmiştir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – 104’te 4; 6...

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Var daha, birkaç tane daha var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) - Ama şunu söylemeye çalışıyorum: Bunlar keşke olmasaydı, keşke bu düzenlemeleri yapmasaydınız değerli arkadaşlar. En azından şöyle olabilirdi...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Yetmez ama evet” diyorsunuz...

TURGUT DİBEK (Devamla) – Hayır, yani biz o diğer düzenlemelerle ilgili de aslında çekincelerimizi dile getirdik; sulh ceza mahkemesinin kaldırılmasını, hâkimliklere dönüşmesini ama... O yaptığınız düzenlemeler bence burada not düşmüştür tarihe ve size de hiç yakışmamıştır.

Bunları takdirinize sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Şimdi, İç Tüzük madde 86’ya göre, tasarı hakkında lehte olarak Manisa Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir yasa tasarısının sonuna geldik. Biraz sonra oylarımızla inşallah, Allah nasip ederse yürürlüğe konulacak ve geçecek.

Toplumsal hayat değişkenlik arz eder, toplumsal hareketler değişkenlik arz eder ve bu değişkenlik arz eden toplumsal hayata ve toplumsal şekle göre de Türkiye Büyük Millet Meclisi, zaman zaman kanunlar çıkartır, ihdas eder, zaman zaman da kanunlarda değişiklikler yapar. Bu kanun tasarısı da onlardan bir tanesidir. Biliyorsunuz bu kanunda önemli maddelerinden bir tanesi de vermiş olduğumuz önergeydi, bu önergeye aynı zamanda muhalefet partisi milletvekilleri de imzalarını attılar ve birlikte bir toplumsal yarayı daha sarmak istiyoruz ve saracağız.

Biliyorsunuz,  13 Mayıs 2014 tarihinde Türkiye’nin, cumhuriyet tarihinin en büyük iş kazalarından bir tanesi tecelli etti ve 301 canımızı kaybettik ve orada aynı zamanda 494 vatandaşımız da kurtuldu veya kurtarıldılar. O günden itibaren devlet oraya elini uzattı, aynı zamanda STK’lar oradaydı, sivil toplum kuruluşları oradaydı ve bir toplumsal yarayı beraberce sarmaya çalışıyoruz ama bu toplumsal yarayı istismar edenler de vardı. Buna rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletimiz ve Hükûmetimizle bu olayla ilgili olarak da buradaki yaraları sarma noktasında samimi gayretler sarf etmektedir.

Bununla ilgili şunu söylemek isterim. Burada iş kazasında olan olaydan sonra, hemen oraya intikal ettiğimizde, orada vatandaşlarımızdan bazılarının şu tür duygularıyla karşı karşıya kaldık. Bir ceset geliyordu, bir naaş geliyordu, oradan bir kadın şunu söylüyordu: “Mustafam, Mustafam, Mustafam!” diye bağırıyordu. Oradan bir çocuk cesedi geliyordu, eli açıldığında “Evladım, bana hakkını helal et.” diyordu. Aynı zamanda sabahın dördünde “Hadi evladının yanına git.” dediğimizde; “Hayır gitmeyeceğim, evladım dört yaşında, bana “Babamı getirmeden gelme.” diyerek bana seslendi, babasını ölü veya diri götüreceğim.” demişti. İşte böyle bir toplumsal yarayla beraber bize dersler verdi bu insanlar, bu dersleri idraklerimiz ölçüsünde almaya gayret sarf ettik.

Şimdi ise bu önergeyle beraber bir toplumsal yarayı daha sarıyoruz demiştim. Nedir bu? Ayın 17’sine kadar işveren, bu arkadaşlarımızın, bu işçi kardeşlerimizin gerek Atabaca’sında gerek Işıklar’da gerekse de Eynez’de maaşlarını ödemesi gerekiyordu, 17’sine kadar ödemediler. Bugün ise Türkiye Büyük Millet Meclisi ödenmeyen maaşlara karşı bir hamle yaptı ve dedi ki: “Bu maaşları İşsizlik Fonu’ndan ödeyeceğiz ve aynı zamanda daha sonra işverenden yasal faiziyle beraber rücu ettireceğiz.” ifadesini kullanıyoruz ve inşallah bir toplumsal yarayı daha saracağız. Ben buradan işçi kardeşlerime seslenmek istiyorum: Elbette ki hukuki haklarınızı kullanabilirsiniz, elbette ki toplumsal olaylarda haklarınızı hukuki zeminlerde değerlendirmek isteyebilirsiniz ama istismarlara karşı lütfen, olaylara… İstismar edilen insanlar ettirmesinler kendilerini ve biz inanıyoruz ki… Bu torba yasa içerisinde bu maddeyi koymuştuk. Öyle birilerinin demiş olduğu gibi “Siz eylem yaptınız ve bugün  Türkiye Büyük Millet Meclisi devreye girdi.” değil. On gün sonra bu yasa çıkacaktı, torba yasayla beraber çıkacaktı, ardından Cumhurbaşkanlığı makamına gidecek, onaylanacak ve yürürlüğe girecekti fakat bugün maaşlar ödenmeyince  Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan partiler birlikte bir önerge vererek bu toplumsal yarayı sarmak istedi. Ben buradan işçi kardeşlerime sesleniyorum: Lütfen, eylemleri yaparken kesinlikle istismarlara kapı açmayınız, evlerinize dönünüz. Devlet güçlüdür,  Türkiye Büyük Millet Meclisi bunun için vardır, Hükûmetimiz güçlüdür ve sizin maaşlarınızı mutlaka ödeyecektir ve ödemeye de devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı zamanda, biz, buradaki arkadaşlarımızın ölüm aylıklarını ödüyoruz. Geri kalan 64 vatandaşımızın ise inşallah torba yasayla beraber ödenmemiş primleri buradan ödenecek ve onlar da aynı şekilde ölüm aylıklarını alacaklar, emekli maaşlarına bağlanacaklar ve hayata tutunmaya gayret sarf edecekler. Aynı zamanda, toplanan paralarla, AFAD’da toplanan yardımlarla beraber de bu insanlara yine aynı şekilde sosyal yardım olarak desteklerimiz devam edecektir. Aynı zamanda, belediyemiz bir yer tahsis edecek ve orada 301 vatandaşımıza ev yapılarak kendilerine teslim edilecektir.

O nedenle, buradan özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Burada istismarları yapmak isteyenler var. Bu istismarları yapmak isteyenler belli kişiler. Burada diyorlar ki: “Maaşlarınız ödenmeyecek.”; diyorlar ki: “Ölüm aylıklarınızı almayacaksınız.”; diyorlar ki: “Primleriniz ödenmeyecek.” Bunlar aynı zamanda oradaki insanları kışkırtmak istiyorlar ama bilsinler ki oradaki insanlar, işçi kardeşlerimiz, devletimiz ve Hükûmetimiz güçlüdür, bu maaşlar ödenecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – İşte bunun için bu düzenlemeyi yaptık ve yapmaya da devam edeceğiz.

Bu kanunun hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar  sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdağ.

Sayın Bakan, size yerinizden şimdi söz verebilirim ya da oylamayı bitirdikten sonra teşekkür için söz verebilirim oradan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Yerimden.

BAŞKAN – Yerinizden, peki.

Yani, usulümüze göre gidiyoruz.

Buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Az önce Sayın Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi 2007 yılında yapılan bir konuşmaya referansla bazı değerlendirmeler yaptı. Bir Grup Başkan Vekili olarak üslubunu çok yadırgadığımı burada çok açık bir şekilde ifade etmem gerekir.

Kaçakçılık gibi net bir rakam ortaya koymanın son derece güç olduğu bir alanda teorik bazı hesaplamalar her zaman için yapılabilir, farklı hesaplamalara konu olabilir bu işler. Kaçakçıları yakalarsınız, net bir rakam tespit edersiniz ama bulamadıklarınızla ilgili dolaylı, endirekt yollarla çeşitli hesaplamalar yapılabilir. Siz de farklı bir yöntem belirlersiniz, farklı birtakım hesaplamalar da yapabilirsiniz.

Tabii ki o metni şu anda görmüyoruz, önümüzde değil ama orada Sayın Başbakan bu konudaki kararlılığını vurguluyor, bu konuya verilen önemi vurguluyor. Bunu amacından saptırarak, bağlamından kopararak hiçbir şekilde çekilmemesi gereken noktalara getirip böyle bir üslupla bu gece vakti ortaya koymasını çok yadırgadığımı belirtmek isterim. Hükûmetimizin kaçakçılıkla ilgili politikaları ortadadır, kararlılığı ortadadır, yaptıkları ortadadır ama bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu işleri sıfırlamak elbette mümkün değildir ama gerek koordinasyon mekanizmalarıyla, kurumsal kapasitelerle, mevzuatıyla, bütün imkânlarıyla Hükûmetimiz, kurumlarımız kaçakçılık konusunda üzerine düşen görevi yapmışlardır, bundan sonra da yapmaya devam edeceklerdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, şimdi, Sayın Bakan, benim konuşma üslubumu yadırgadığını söyledi. Benim konuşma üslubumu yadırgayan Bakanı ben yadırgıyorum. Yani, sanki benim gerçek dışı bir şey söylediğimi söyledi. Başbakan böyle söylememiş, ben gerçek dışı bir şey söyledim diyerek benim söylediklerimi çarpıtmıştır. 69’uncu maddeye söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette Hükûmet koltuğunda oturan Sayın Bakan, Başbakanını savunacaktır. Ama Sayın Bakan, siz bürokrasiden geldiniz, Planlamadan geldiniz. İnsan oturur biraz çalışır. Biraz dersini çalışır da öyle cevap verir, tutarlı bir şey söyler. Yani gelişigüzel bir şey söylüyorsunuz. Yok amacından, bağlamından kopararak vesaire… Başbakanı koruyacaksınız ya, yoksa Başbakan size hesap soracak. “Ey Bakan, orada ne yaptın? Hamzaçebi söylerken sen orada seyirci mi kaldın?”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çatı gerginliği.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, evet, bu korkuyla orada gelişigüzel bir şey söylüyorsunuz. Bakın, akıllıca bir şey yapsaydınız susardınız. Susmayarak daha kötü bir şey yapıyorsunuz.

Benim üslubumda ne var Allah aşkına? Başbakan 2007 tarihindeki grup toplantısında “38 milyar dolar kaçakçının cebine girmiştir.” dedi. “Ülkelerle yazıştık, ülkelerden rakamlar aldık, 38 milyar dolar kaçakçının cebine girmiştir. Biz bunun hesabını soracağız.” dedi. “İşte, AK PARTİ Hükûmeti böyle bir hükûmet.” dedi. Nesi yalan bunun? Yalan olduğunu söyleyemiyorsunuz. Başbakanı savunacaksınız ya. Gerçek bağlamından kopararak ben bunları söylemişim… Hayır, Başbakanın grup toplantısındaki cümlesi aynen böyle.

Bu sırada hemen İnternet’e girip onları mutlaka görmüşsünüzdür. Gördüğünüz hâlde bir şey diyemiyorsunuz, başka bir şey söylemeniz lazım, yalan söylüyorsunuz Sayın Bakan, kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Olmadı!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiç yadırganmayacak bir şey değil mi!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yakışmadı… Yakışmadı…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Peki, doğru söylemiyorsunuz o zaman.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiç yakıştı mı! Hiç yakışıyor mu!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Başbakanı savunmak adına gerçekleri saptırıyorsunuz. Benim üslubumu, bana yakıştıramadığınızı söylüyorsunuz. Ben size yakıştıramıyorum. Bürokrasiden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Burada hakaret ediyorsunuz ve edepsizlik yapıyorsunuz! Bu, grup başkan vekilliğine yakışmıyor!

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yeniden hakaret etti.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Bakan, oturduğu yerden bana “Edepsizlik yapıyorsunuz.” dedi.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Siz “Yalan söylüyor.” diyorsunuz. Ne zaman söyledim yalan?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Hakaret etmiştir. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İşte, Başbakan korkusu böyle bir şey. Bana ne diyor?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu, seviye meselesi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Elbette seviye meselesi, elbette…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Evet, sizin seviyenizin göstergesi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani seviye meselesi, adam olma meselesi, insan olma meselesi… Evet.

Şimdi, söylediğimin nesi yanlış? (AK PARTİ sıralarından “’Yalan söylüyorsun.’ dediğin yanlış.” sesleri)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Her şeyi yanlış…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Biraz bilgiye, rakama hâkim olan insan, biraz mevzuata hâkim olan insan orada başka bir şey söyler Başbakanını savunma adına. “Bu işlemler bitmemiştir.” diyebilir, “Devam ediyor.” diyebilir ama bunları söylemek için tabii bugün Immanuel Kant’tan “akıl makıl” diye burada konuşan bir arkadaşınız vardı; biraz Kant’ın aydınlanma devrimine, oralara gitmek lazım.

Evet arkadaşlar, gerçekten ben söyleyecek şey bulamıyorum. Bir şey söylüyorum, bana oradan edep dersi vermeye kalkıyor. Sayın Bakan, sizi ayıplıyorum. Ben sizin seviyenize inmeyeceğim. Bu cümlenizi de size iade ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                        Kapanma Saati: 00.51

ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

                                                                                                      (Devam)

3.-   Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592)                               (Devam)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi söz sırası tasarının tümünün oylanmasından önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre, oyunun rengini belirtmek üzere, aleyhte, Zonguldak Milletvekili Sayın Ali İhsan Köktürk’tedir.

Buyurunuz Sayın Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 592 sıra sayılı “beşinci yargı reformu paketi” olarak da nitelendirilen Hükûmet Tasarısı’nın aleyhinde düşüncemi beyan etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, bundan önce dört paket Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmiştir. Bu getirilen paketlerden her birisi kamuoyuna çok ciddi gerekçelerle sunulmuş, çok ciddi gerekçelerle pazarlanmıştır. Bu gerekçelere baktığımızda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, mahkemelerdeki insan hakları ihlallerinin önlenmesi, yargıdaki iş yükünün azaltılması, yargının etkinleştirilmesi, yargıdaki tıkanıklığın giderilmesi gibi son derece önemli iddialar ortaya konulmuştur. Ancak, değerli milletvekilleri, bu iddialara baktığımızda, Hükûmet tasarısının bu iddiaların hiçbirini gerçekleştirmediğini, maalesef, kamuoyuna sunulan, yaratılan beklentilerin hiçbirinin karşılanamadığını çok üzülerek söylemek zorundayız. Çünkü, bakıyoruz bugün, özel yetkili mahkemeler kaldırıldı ancak özel yetkili mahkemelerde mağdur edilen Türk ordusunun seçkin subaylarına mağduriyetlerini giderecek yeniden yargılama yolu açılmadı, mağduriyetleri devam ediyor. Bu konuda, beşinci yargı paketinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak yeniden yargılamaya yönelik vermiş olduğumuz önerge Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu tarafından reddedildi. Az önce Soma’yla ilgili birlikte madde ihdası verdik, biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak doğru olan bir önergenin yanında durduk ancak aynı tavrı Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinden de beklerdik. Yargıdaki kumpas iddialarına rağmen, “Millî iradeye saygı” diye Sayın Başbakanın mütemadiyen söylemlerine rağmen, Engin Alan’ın, millî iradeyle Türkiye Büyük Millet Meclisi sıralarında bizlerle birlikte görev yapmak için halk tarafından seçilen Engin Alan’ın mağduriyetinin giderilmesi, bizlerle birlikte aynı sıralarda milletvekili görevini yerine getirebilmesi için az önce sunmuş olduğumuz madde ihdasına Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan destek göremedik.

Değerli milletvekilleri, maalesef mahkemelerdeki adil yargılanma hakkı ihlalleri devam ediyor. Dolayısıyla, bundan önceki dört pakette olduğu gibi beşinci paket de insan hakkı ihlallerini ortadan kaldırma, mahkemelerdeki adil yargılanma hakkı ihlallerini ortadan kaldırma konusunda son derece yetersiz. Sadece yetersiz mi? Sadece yetersiz olsa belki bu tasarının bir ucundan tutmak mümkün olabilir. Yetersizliğin yanında hukuksuzluğu, adaletsizliği, keyfîliği özendirecek, destekleyecek maddeler var.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz idari yargının amacı yönetimi hukuk devleti sınırları içerisinde tutmaktır değil mi? İdari davaların amacı da budur. Bir bakıyoruz bu tasarıda ivedi yargılama usulü dediğimiz yöntemle, ihaleden yasaklama kararı hariç, ihale işlemleri, efendim, ÇED raporları, acele kamulaştırma işlemleri, Turizmi Teşvik Kanunu’ndan kaynaklanan kiralama, tahsis, satış işlemleri, Afet Yasası’ndan kaynaklanan kentsel dönüşüm kararlarının tamamı ivedi yargılama usulüne tabi tutularak kamuoyu denetiminden kaçırılıyor ve Türkiye Cumhuriyeti yeni bir keyfîliğin, yeni bir hukuksuzluğun, yeni bir adaletsizliğin girdabına sokuluyor. Sadece bu mu? Yürütmenin durdurulması müessesesi var. Anayasa’mızda açıkça koşulları sayılmış, Anayasa’da sayılan koşullara rağmen, iki koşula rağmen bir üçüncü koşul getiriyorsunuz bu düzenlemeyle. İdari yargılamalarda, bir defa yürütmenin durdurulması talebi istendikten sonra yürütmenin durdurulmasına artık itiraz edilemiyor, yeniden karar verilemiyor. Oysa ki yürütmenin durdurulması, açıkça hukuka aykırı olan hâllerde ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Anayasa’nın ilgili maddesine göre yargılamanın her aşamasında istenebilecekken; siz bunu sınırlayarak Anayasa’ya aykırı olarak böyle bir düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirdiğiniz gibi Türk yargısını yeni bir hukuksuzluğun, yeni bir keyfîliğin, yeni bir adaletsizliğin girdabına sokuyorsunuz.

Sadece bu mu? Sayın Başbakan “Yargı yoluyla Hükûmete darbe yapıldı, paralel devlet yargıyı ele geçirdi, çeteler yargıya hâkim oldu.” diyor ama açıkça kasıtlı karar veren, açıkça kasıtlı kararları nedeniyle, kişisel kusurları nedeniyle zarara neden olan hâkimlere karşı tazminat davası açılmasını ortadan kaldırıyorsunuz, sadece devlete karşı tazminat davası açılabileceği yönündeki bir düzenlemeyi getirerek hukuk devletini açıkça bir keyfî devletin, adaletsizliği teşvik eden bir uygulamanın içine sokuyorsunuz. O zaman arkadaşlar, hangi sözünüz samimi? Hakikaten çeteler yargıya hâkim mi oldu, paralel devlet yargıya hâkim mi oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Yoksa siz kendi paralel devletinizi kurmak için o hâkimleri koruma altına alarak yeni bir paralel yargı mı yaratmak istiyorsunuz? Onun için bu tasarı, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasa Tasarısı’na yönelik Anayasa Mahkemesinin iptal kararı verdiği hükmün ispatı doğru olmakla beraber amaç açısından son derece hukuk devletiyle çelişen düzenlemeleri içermektedir.

Bu nedenle bu tasarının aleyhinde oy kullanacağız Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Kabul edilen yeni 102’nci madde hükmü çerçevesinde tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      228

Kabul                                                :                      209

Ret                                                   :                      18

Çekimser                                          :                      1

Kâtip Üye                                                        Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya                                       Fehmi Küpçü

Bartın                                                               Bolu” (x)

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

4’üncü sırada yer alan, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik, ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik, ve Spor Komisyonu Raporu (1/927) (S. Sayısı: 601)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun olmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 18 Haziran 2014 Çarşamba günü, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler.

                                                                               Kapanma Saati: 01.09



(x) 592 S. Sayılı Basmayazı 4/6/2014 tarihli 97’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

 

(*) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.