TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               100’üncü Birleşim

                                                                                            10 Haziran 2014 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu olarak Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, AK PARTİ Grubu olarak Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, (11/36) esas numaralı Gensoru Önergesi’yle aynı konuda verilmiş bir soruşturma önergesi olduğuna ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in Anayasa’yı ihlal ederek bu soruşturma önergesini iade ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü’nün, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu ve şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak, Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

VI.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Ukrayna’da yaşanan sıkıntılardan etkilenen Ahıska Türklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Karayolları Genel Müdürlüğünde çalışan geçici işçilerin kadroya alınması ve sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Nevşehir Milletvekili Ebu Bekir Gizligider’in, yer altı depoculuğunun geliştirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve 39 milletvekilinin, toplu sözleşme haklarını kullanmaları engellenen işçiler ve aileleri açısından ortaya çıkan mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/969)

2.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ve 22 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/970)

3.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ve 22 milletvekilinin, Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nin yurttaşlara etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/971)

 

B) Gensoru Önergeleri

1.- CHP Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, yolsuzluk olaylarına karıştığı iddia edilen bakanlara isnat edilen suçları önceden bildiği hâlde gerekli işlemleri yapmayarak görevini kötüye kullandığı, yolsuzluk iddialarının üzerini örtmek için girişimlerde bulunduğu, yargı görevini yapanları etkilemeye teşebbüs ettiği ve haksız mal edinme, mal kaçırma ve gizleme suçlarını işlediği iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/36)

 

 

 

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

 

D) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, 11-13 Haziran 2014 tarihleri arasında Bakü’de düzenlenecek olan Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 5’inci Genel Kuruluna katılmak üzere Azerbaycan’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1507)

 

E) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, (2/1949) esas numaralı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/164)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/559) görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Haziran 2014 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü’nün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 48’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592)

 

4.- Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/410) (S. Sayısı: 90)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin, cari açığa, altın ithalatına ve 17 Aralık operasyonu kapsamında tutuklanan bir kişinin ifadelerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/43135)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, görev yeri değiştirilen veya haklarında soruşturma açılan kamu personeline ilişkin sorusu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/43159)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, giriş sınavlarında usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle bazı kamu personeline ait dosyaların incelemeye alındığı iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43196)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türk Dil Kurumu tarafından bilgi teknolojisi alanındaki uygulamaların Türkçe'nin özelliklerine göre uyarlanmasına yönelik çalışmaların desteklenmesine,

Türk dili ve edebiyatına ait eski dönemlerde yayımlanan eserlerin yeni Türk alfabesine aktarılması ve yayımlanması adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere,

İlköğretim, ortaöğretim ve yüksek öğretim öğrencileri arasında Türkçe'nin doğru ve etkin kullanılması konusunda düzenlenen yarışmalara,

Türk Dil Kurumu tarafından halkın her kesiminin günlük yaşamda dili doğru kullanması adına yürütülmekte olan çalışmalara,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43198), (7/43199), (7/43200), (7/43202)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türk Dil Kurumu tarafından Türkçe'nin toplumun farklı kesimlerinde bilinçli kullanılmasına yönelik düzenlenen etkinliklere ve bu etkinlikler için satın alınan mal ve hizmetlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43201)

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türk Dil Kurumu tarafından Türk dilinin gelişim sürecinde emeği geçen kişilerin ve yaşanan belli başlı olayların anılmasına yönelik olarak düzenlenen etkinliklere,

Türk Dil Kurumu tarafından farklı kültürlerin temel düşünce, bilim ve sanat eserlerinin Türkçeye çevrilmesi adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere,

Türk Dil Kurumu tarafından kütüphane hizmetlerinin etkinlik düzeyinin yükseltilmesi ve kurum yayınlarının daha geniş kitlelere ulaştırılması adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere

Türk Dil Kurumu tarafından Türkçe'nin korunmasına katkıda bulunan kişi, kurum ve kuruluşların desteklenmesi adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere,

Türk Dil Kurumu tarafından yürütülmekte olan bazı belgesel çalışmalarına,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43203), (7/43204), (7/43205), (7/43206), (7/43207)

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, RTÜK'e izleyiciler tarafından çeşitli yollarla yapılan bildirim ve şikâyetlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43208)

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, RTÜK tarafından radyo ve televizyon yayınlarının bozucu etkilerinin giderilmesi adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43209)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, güncel kablolu yayın, güncel uydu yayın ve güncel karasal analog lisansına sahip radyo ve televizyonlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43210)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında RTÜK tarafından yayıncı kuruluşlara tahakkuk ettirilen frekans ücretlerine, RTÜK'ten izinsiz olarak verici kurduğu tespit edilen radyo ve televizyonlar ve yayın ihlali yaptığı tespit edilen radyo ve televizyonlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43213)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türkçe ile ilgili eğitim/seminer dersi hazırlanması projesine ve Türkçenin doğru ve güzel kullanılması konusundaki eğitim çalışmalarına,

Türk dilinin korunmasına katkısı olan kişi ve kurumların desteklenmesine,

Türk Dili Arşivinde yer alan malzemeler için katalog hazırlanması projesine,

Türk Dil Kurumu tarafından hazırlatılan çeşitli belgesellere,

Türk Dil Kurumu Başkanlığı tarafından çeşitli proje ve çalışmalar için dışarıdan görevlendirilen kişilere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43545), (7/43546), (7/43547), (7/43548), (7/43549)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türkçedeki yabancılaşmayı engellemek için hazırlanan basılı malzemelere,

Türk Dil Kurumu Başkanlığı tarafından bilgi teknolojileri konusunda diğer kurumlarla ortak yürütülen projelere,

Türkçedeki yabancılaşmayı engellemek için hazırlanan kamu spotları ve eğitici kısa televizyon filmlerine,

Temel eserlerin Türkçeye çevrilmesi çalışmalarına,

2002-2014 yılları arasında Türk Dil Kurumu tarafından sunulan e-kitaplara,

Türkçedeki yabancılaşmayı önlemek amacıyla gerçekleştirilen çalışma ve projelere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43550), (7/43551), (7/43552), (7/43553), (7/43554), (7/43556)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türk İşaret Dili konusundaki çalışmalara,

Türkçe öğrenimi için oluşturulan e-öğrenme uygulamalarına,

Türkçenin doğru kullanılması amacıyla oluşturulan yazılım ve uygulamalara,

Türk Dil Kurumu tarafından gerçekleştirilen çeşitli çalışma ve projelere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43557), (7/43558), (7/43559), (7/43560)

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, yerel gazetelerin sosyal güvenlik prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43561)

15.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, Başbakanlığa ait resmi taşıtlar ile kullanılan kiralık araçlara ve Taşıt Kanunu'na aykırı kullanımdan dolayı hakkında işlem yapılan sürücülere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43740)

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı tarafından Türk tarihi ve Türkiye tarihinin tüm yönleriyle hakikatlere uygun olarak ortaya konması amacıyla yürütülen çalışmalara,

Türk Tarih Kurumu Başkanlığı bünyesinde yürütülen bazı projelere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43881), (7/43884)

 

17.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı tarafından Türk tarihi ve Türkiye tarihinin kaynak eserlerinin tespit edilmesi, incelenmesi, yayına hazırlanması ve bu alandaki araştırmaların takip edilmesi adına yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43883)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Türk Tarih Kurumu Başkanlığı tarafından yapılan kazıların sayısı ile yurt içi ve yurt dışında düzenlenen bilimsel toplantıların sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43885)

19.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından Ar-Ge konusunda yürütülmekte olan çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/43972)

10 Haziran 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye  Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

(MHP sıralarına ayrı ayrı Türk Bayrağı asılması)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, söz vereceğim.

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, burada…

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) - …milletin vekilleri olarak söz hakkımızı milletin bağımsızlığı ve egemenliği sayesinde kullanıyoruz.

BAŞKAN – Elbette.

OKTAY VURAL (İzmir) – Egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün, tarihimizin, şerefimizin, onurumuzun ve mücadelemizin sembolü olan ve burada varlık sebebimiz olan bayrağımıza yönelik saldırıyı kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural, sözünüzü kesmiş olmak istemem ama isterseniz şimdi grup başkan vekillerine söz vereyim veya gündem dışı konuşmalardan sonra vereceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ben sözümü söyleyeyim sonra isteyene söz verirsiniz.

Sayın Başkanım, dolayısıyla, burada, tarih bunların akıbetini nasıl yazmışsa bundan sonra böyle yazacaktır. Bu bayrağımıza uzanan elleri, bu elleri cesaretlendirenleri, hoş görenleri, hepsini, Türk milleti adına, milletin egemenliğini kullanan milletvekilleri adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu milletvekilleri adına kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu amaçla, bugün burada olmamızın, varlık sebebimizin anlamı bu şanlı al bayraktır. O bakımdan, gündem dışı ya da gündem içi, bundan daha önemli bir gündem de yoktur. Bu bakımdan, bu konudaki tepkimizi iletmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Siz de aynı konuda mı görüş bildireceksiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aynı konuda efendim.

BAŞKAN – Peki.

Gündeme geçmeden  grup başkan vekillerine söz vereyim.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu olarak Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güneydoğuda, Diyarbakır’da Türk Bayrağı’nın indirilmesiyle ortaya çıkan olayı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak şiddetle, nefretle kınıyoruz. Bu olayı kabul etmek mümkün değildir.

Bu olay ister provokasyon olsun ister başka bir nedenle yapılmış olsun sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı bir askerî birliğimizden indirilmektedir. Gerçekte, o bayrağı indiren o direğe çıkan kişi değildir. Orada bir yönetim boşluğu vardır, bir yönetim zafiyeti vardır. Bunun sorumlusu olarak biz, oradaki o birliğin komutanını da görmüyoruz. Sayın Başbakan Yardımcısının konuya ilişkin açıklamaları, daha önceki açıklamaları talimatın çok yukarıdan, Hükûmetten gittiğini göstermektedir. Böyle olaylar karşısında askerin herhangi bir şekilde müdahale etmemesi yönünde Türk Silahlı Kuvvetleri talimatlandırılmıştır ve bu yönetim boşluğu kendisini orada bugün bayrak indirme olarak göstermektedir, yarın farklı şekilde gösterecektir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Doğu Anadolu Bölgesi’nde bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin gücü hissedilmemektedir, bu güç zayıflamıştır. Sayın Başbakanın yönetim anlayışı, Cumhurbaşkanlığı sürecindeki adaylık düşüncesi orada yönetim boşluğu doğmasına yol açmıştır. Bu anlayışı şiddetle kınıyoruz. Bayrak, bir ülkenin, bir toplumun namusudur, şerefidir; buna hiç kimse elini uzatamaz, dilini uzatamaz. Kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Belma Satır, buyurun.

 

3.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, AK PARTİ Grubu olarak Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarımız; Lice’de dün yaşanan olayı, aynı şekilde ben de bütün grubum adına şiddetle lanetliyorum, kınıyorum. Asla ve asla, hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bir davranıştır.

Olayın failinin çocuk, genç, kadın, erkek olması bizim için hiçbir şey ifade etmez. Olayın sorumluları, gerek görevliler gerek yapan kişiler idare tarafından yakalanacak ve gerekli cezaları verilecektir. Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bu işin takipçisi olacağız. Biz, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında kardeşlik hukukunun tesisi için çalışan bir siyasi hareketiz. Bunu için “Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan.” diyoruz. Bu amaçla çalışmaya devam edeceğiz.

Olayı tekrar grubum adına lanetlediğimi ifade ediyorum. Bugünkü grup toplantımızda da bu konuda Sayın Başbakanımızın açıklamalarını aynen tekrar ediyoruz.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak, Diyarbakır Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı kınadıklarına ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bayrak, bizim en önemli hassasiyetimizdir. Bayrak, cumhuriyetimizin ve bağımsızlığımızın simgesidir. Bayrak, onurumuzdur. Bu nedenle toplumsal barışımıza ve bayrağımıza yapılan bu menfur saldırıyı şahsım ve Başkanlık Divanı adına bizler de kınıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Ukrayna’da yaşanan sıkıntılardan etkilenen Ahıska Türklerinin sorunları hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

 

VI.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Ukrayna’da yaşanan sıkıntılardan etkilenen Ahıska Türklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz tarafından kürsüye Türk Bayrağı asılması)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Bu kürsü Türk milletinin kürsüsü, bu bayrak da Türk milletinin kanlarıyla, canlarıyla vücut verdiği ay yıldızlı al bayrak. Dolayısıyla iki sevgiliyi buluşturmak ve Türk milletinin tamamının dileği olarak bu bayrağı Türk milletinin iradesinin tecelli ettiği bu kürsüye asmak istedik. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Ukrayna’nın güneydoğusunda Slavyanski şehri ve köylerinde Ukrayna ile Rusya yanlıları arasında bildiğiniz gibi şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Ahıska Türklerinin yaşadığı Çervonny, Malaçar ve Semyonovka köylerinde ağır silahlar kullanılıyor. Ahıska Türkleri Federasyonu Başkanı Sayın Osman Çelik, 4 bine yakın soydaşımızın şiddetli çatışmaların ortasında mahsur kaldığını ve kadın ve çocukların birçoğunun evlerini terk ederek 150 kilometre uzaklıktaki Donetsk merkezinde bir camiye sığınmak zorunda kaldıklarını ifade ediyor. 

Her şey Dışişlerimizin ve Büyükelçiliğin gözü önünde cereyan ediyor. Yetkililerin söylediği tek şey: “Bölgede silahlı çatışma var, yardım götüremiyoruz; evlerinizi boşaltın.” Evlerini boşaltıp nereye gidecekler değerli milletvekillerim? Bunu söylemekten başka Hükûmetin yapabileceği bir şey yok mu? Aktif dış politikadan kastettiğiniz, böyle durumlarda taşın, kovuğun arkasına gizlenmek mi? Özü sözü Müslüman Türk olan soydaşlarımızın ve Türk dünyasının sorunlarıyla ne zaman ilgileneceksiniz? “Analar ağlamasın, çocuklar ölmesin.” diye tüm insani duyguları istismar ederek ülke bütünlüğünü ateşe atıyor, PKK’yla çalıştaylar yapıp pazarlıklar yapıyorsunuz. Doğu Türkistan’da, Musul’da, Kerkük’te, Karabağ’da anaların gözyaşları sel oldu akıyor, görmüyorsunuz.

Bugün de Ukrayna’da Ahıska Türkleri, yaşlısı genci, kadını erkeğiyle feryat figan, ana vatanlarından uzanacak bir kardeş elini bekliyorlar. Sadece onlar mı bekliyor? Kırım’dan göç etmiş binlerce yurttaşımız ve hatta Türk milletinin tamamı. Silahların gölgesinde can derdine düşmüş bu kardeşlerimizle ilgili daha ne kadar sessiz kalacaksınız?

Değerli milletvekilleri, Ahıska Türklerinin çektiği ilk acı değil bu, neredeyse bir kez bile gün yüzü görmediler, acıları bir an olsun dinmedi. Kırım, Türk milletinin kanayan yarasıdır. Anadolu’ya çekilirken orada bıraktığımız kardeşlerimiz var: Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları ve Çeçenler.

İnsanlık tarihinin şahit olduğu en zalim rejim olan komünizmin kanlı diktatörü Stalin 1944’te bu kardeşlerimizin 90 binini yük vagonlarına doldurarak Rusya steplerine sürgün etti. On binlerce Türk, bile bile, günlerce açılmayan vagonlarda açlıktan, havasızlıktan, hastalıktan ve dondurucu soğuktan hayatını kaybetti. Ana evladından, kardeş kardeşinden ayrı düştü, binlerce ocak söndü. O günden beri Ahıska Türkleri, kan gözyaşları döküyorlar ve haklarını alamadılar. Geri dönenler topraklarının Hristiyan, Gürcü ve Ermenilere peşkeş çekildiklerini gördüler. Yetmiş yıldır orada burada vatansız yaşıyorlar. Gürcistan’ın 1999’da geri dönüşleri için Avrupa Parlamentosuna verdiği bir söz var, 2007’de de bu doğrultuda bir yasa çıkardı. Ama bu kararı takip edecek millî Hükûmet nerede? Ahıskalı kardeşlerimiz, bunca acıya ve zulme rağmen Türklüklerinden ve Müslümanlıklarından hiç vazgeçmediler, bugün de ateşle imtihan ediliyorlar; Ukrayna’da iki ateş arasındalar, yarınları meçhul. Devletimizin yapacağı, kardeşlerimizin bölgeden operasyonu opsiyonu da dâhil olmak üzere, her yolun denenmesi lazım çünkü oradaki kardeşlerimiz soykırım tehdidi altında. Ya Ukrayna’yla görüşülecek, can ve mal emniyetleri temin edilecek ya Gürcistan’a, geri dönüş sözü hatırlatılarak Ahıska’ya yerleşmeleri sağlanacak ya da gerekiyorsa Türkiye’ye getirilip yerleştirilecekler.

Sayın Başbakan, Ahıska Türkü kardeşlerimiz bu kadarcık ilgiyi fazlasıyla hak ediyor. Dinimiz de tarihimiz de bunu emrediyor, ecdadımızın bizden beklentisi de bu. Bir an önce Türk dünyası için girdiğiniz derin uykudan uyanın, kahredici sessizliğinize bir son verin. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Ahıska Türkü kardeşlerimiz hakkında üreteceğiniz her tedbire destek olmaya hazırız. Bu işin şanı, şerefi de sizin olsun, yeter ki kardeşlerimiz kurtulsun, huzur bulsun.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, Karayolları Genel Müdürlüğünde çalışan geçici işçilerin kadroya alınması ve sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Doğan Şafak’a aittir.

Buyurun Sayın Şafak. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Karayolları Genel Müdürlüğünde çalışan geçici işçilerin kadroya alınması ve sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Genel Müdürlüğünde çalışan geçici işçilerin kadroya alınması ve sorunları hakkında gündem dışı söz aldım.

Öncelikle, Lice’de Türk Bayrağı’na yapılan saldırıyı şiddetle kınayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi sizlere mahkeme kararıyla kazanılmış hakları olan, Maliye Bakanlığının gündeminde olmayan ama binlerce işçinin gündeminde olan mağduriyetten bahsedeceğim. 2006 yılından itibaren kadrolu işçi personelinin emekli olması nedeniyle, yerlerine yeni kadro verilmemesi nedeniyle bu görevi yerine getirebilmesi için hizmet alımıyla çalışan 8.761 işçinin Maliye Bakanı ve Ulaştırma, Denizcilik Bakanı yüzünden hayatları kararmıştır. Karayolları Genel Müdürlüğünde yüklenici işçi firması adına çalışan işçilerin yerel mahkemeye açmış oldukları davaların akabinde, Yargıtay tarafından, belirtilen işçilerin Karayolları Genel Müdürlüğü personeli olduğu tespiti mahkeme kararıyla kesinleşmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğü iş yerinde hizmet alımı yoluyla çalışan yüklenici firma işçilerini temsilen Türkiye YOL-İŞ Sendikasının Karayolları Genel Müdürlüğü ile görünüşteki işveren yüklenici firmalar arasındaki hukuki ilişkileri sorunlu olduğundan dolayı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, 26/3/2012 tarihinde Maliye Bakanlığına Karayolları Genel Müdürlüğünde hizmet alımıyla çalışan 8.761 işçi hakkında toplu iş sözleşmesi yapılması için kadro ödeneği müracaatı yapmıştır. Buna rağmen, dönemin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım’ın 26 Mart 2012 tarihindeki müracaatına bugüne kadar Maliye Bakanlığı tarafından müspet bir cevap verilmemiştir. Maliye Bakanlığı, Yargıtay kararının bulunmasına ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının mahkeme kararı doğrultusundaki talebine rağmen, 2013 yılı bütçesinde Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde hizmet alımıyla çalışan binlerce işçi hakkında herhangi bir kadro ihdası ve haklarının iadesiyle ilgili bir çalışma yapmamıştır. Türkiye YOL-İŞ Sendikası ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2008 yılında mutabık kalınan 12’nci dönem toplu iş sözleşmesinin ek 1-b skalasının 1-1 derece-kademe karşılığında çalıştırılmak üzere kadro ihdasıyla çalışmalara devam edilmesine, kamu hizmetinin aksamadan yürütülmesi ve maliyet açısından çözüm olduğu görüşünde olup konunun Maliye Bakanlığınca olumlu değerlendirilmesi yönündeki talebine ret cevabı verilmiştir. Maliye Bakanlığının kadro ihdası için kılını kıpırdatmaması binlerce işçimizi aileleriyle beraber üzmektedir. İşçileri ve aileleri en çok üzen şey ise Yargıtay tarafından onanan bir kararın olması ve uygulanmamasıdır.

Ayrıca, üniversite mezunu işçiler, yıllardır kamu kurum ve kuruluşlarında işçi kadrosunda istihdam edilmelerine karşılık, mühendislik, mimarlık, işletme, maliye, istatistik ve benzeri dallarda 657 sayılı Yasa’ya tabi çalışanlarla aynı görevi ifa etmelerine, bulundukları kadrolarda sorumluluk yüklenmelerine rağmen derece ve kademe yükselmesiyle birlikte yetki ve unvan artışı alamamakta, nakil olamamaktadırlar.

Hükûmetten, bir: Yargıtay kararıyla onanan Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan ve Maliye Bakanlığı tarafından bir türlü dikkate alınmayan 8.761 işçi; iki: Karayolları 6. Bölge 64. Şube Şefliğinde geçici olarak çalışan, geçen yıl yetmiş gün boyunca bütçe yetersizliği nedeniyle ücretlerini alamayan 40’tan fazla işçi; tarım kredi kooperatiflerinde çalışan, havuza alınan ve hiçbir ücret alamayan işçiler ve birçok kurumda çalışan 4/C’li işçiler, mevsimlik işçiler, kamuda çalışan 25 bin civarı üniversite mezunu işçi çözüm beklemektedir.

Mahkeme kararlarına uymuyorsunuz, her konuda Anayasa’ya aykırı işler yapıyorsunuz, “Yeni bir anayasa yapalım.” diyorsunuz ama yasalara uymuyorsunuz; uymadığınız yeni anayasayı ne yapacaksınız? Muhalefet, uymayacağınız yeni bir anayasayı niçin sizinle yapsın?

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz, yer altı depoculuğunun geliştirilmesi hakkında söz isteyen Nevşehir Milletvekili Ebu Bekir Gizligider’e aittir.

Buyurun Sayın Gizligider. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

3.- Nevşehir Milletvekili Ebu Bekir Gizligider’in, yer altı depoculuğunun geliştirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hafta sonunda Diyarbakır’da gerçekleşen olaya dair şunu söylemek isterim ki: Bayrağımıza uzanan kirli elleri ve o uşakların efendilerini lanetliyorum. Kimsenin şüphesi olmasın ki biz, bu bayrak uğruna şehit olunmak gerekiyorsa gene şehit olur ama o nazlı hilale ve yıldıza halel getirmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, esasen bölgemize has ama aslında bütün ülkemizin gizli kalmış bir zenginliğinden bahsetmek istiyorum. Doğal depolar Nevşehir ilimizde tarımsal, turistik ve ticari amaçlara hizmet etmekte olup ilimiz ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Kaya oyma mekânlar ilimizde ağırlıklı olarak merkez ilçeye bağlı beldelerimizde, Ürgüp ilçemizde ve Avanos ilçemizde yoğunluk göstermektedir. Depo sayısı yaklaşık 1.100 adet olup 897 bin metrekare alanda 900 bin ton kapasiteye ulaşmış bulunmaktadır. Nevşehir ilimizde bulunan doğal depoların eylül-haziran arasındaki ortalama sıcaklıkları 2 ila 10 derece arasındadır ve bu dönemde nem yaklaşık yüzde 90 civarındadır.

İç Anadolu ve özellikle Kapadokya bölgesinin jeolojisi yaklaşık beş milyon yıl önce volkanik faaliyetler sonucunda oluşan, 100 ila 300 metre aralığında, istifli, genelde tüf kökenli yumuşak kayaçlardır. İşte bu yumuşak kayaçlar aslında bizden binlerce yıl önce yaşamış farklı topluluklar tarafından, kimi zaman dinlerini muhafaza etmek, kimi zaman canlarını muhafaza etmek için kullanılmışken bugün bölgede ticaret, turizm ve tarım alanında teknolojiyle birleştirilerek oldukça faydalı menfaatler sağlamaktadır. Geçen zaman içerisinde bu yapılar, gelişen teknolojiyle birlikte günümüzde modern yer altı tesislerinin kazandırıldığı bir hâle dönüşmüş durumdadır.

Bu amaçla 1.100’ü aşkın depo bulunmaktadır. Bu soğuk hava depolarının diğer depolara nazaran işletme maliyeti yaklaşık yüzde 90 daha azdır çünkü ekstra elektrik ve ekstra bir iklimlendirme gerektirmemektedir. Yine bu soğuk hava depoları, esasen hepimizin günlük dilde kullandığı “yatak limonu” tabirinin yataklarıdır ve ilk oluşturulma aşamasında da alternatifi olan diğer depolara göre yaklaşık yüzde 60 daha az maliyet sahibidir. Ayrıca, nem ve istenen iklim düzeyi doğal olarak yer aldığı için hem daha ekonomik hem de daha verimli ürünler çıkmaktadır. Ayrıca, bu soğuk hava depoları, elma buzhanesi -limonu zikrettik- ve en önemlisi, gerek bölgemizin gerekse diğer bölgelerde yetiştirilen patateslerin doğal deposudur, âdeta bölge için bacasız fabrika niteliğindedir. Rakamla ifade edecek olursam: Örneğin bölgede depolanan sadece patates 1 milyon ton ve yatak limon 120 bin ton yani 6 milyon 100 bini aşkın sandık rezervini içermektedir ve kaldı ki şu ana kadar bize ulaşan teknik araştırmalar yaklaşık yüzde 10’unun kullanıldığı noktasındadır.

Değerli milletvekilleri, bu depoları, alternatifi olan yer üstü betonarme soğuk hava depolarıyla az önce karşılaştırdık. Yine, bu noktada kayda değer önemli bir gelişme daha olmuştur ki bu noktada, ruhsatlandırma ve diğer planlamalardaki özverili çalışmaları için Çevre ve Şehircilik İl Müdürümüz, Tarım İl Müdürümüz, Çevre ve Şehircilik Bakanımız ve Tarım Bakanımıza özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Yine, bu konuyu öncelikle yüce Meclisin gündemine ilk olarak 30 Mart 2012 tarihli -24 milletvekilimizle birlikte- bir Meclis araştırması önergesi vererek getirmiştik. Bu noktada, bu önergemizin kabulü yönünde oy kullanan saygıdeğer milletvekillerine de bu vesileyle teşekkür ediyor, yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre söz istiyoruz.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Beş dakika ara veriyorum birleşime ve grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

Buyurun.

                                                                               Kapanma Saati: 15.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçtiğimizi daha önce belirtmiştim.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırma açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve 39 milletvekilinin, toplu sözleşme haklarını kullanmaları engellenen işçiler ve aileleri açısından ortaya çıkan mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/969)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İş kollarının belirlenmesi sürecini sürüncemede bırakarak toplu sözleşme hakkının fiilen kullanılmasını engelleyenlerin ortaya çıkarılması ile bu süreçte işçiler ve aileleri açısından ortaya çıkan mağduriyetlerin belirlenmesi ve alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını az ve teklif ederiz.

1) Süleyman Çelebi                                                  (İstanbul)

2) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

3) Hülya Güven                                                        (İzmir)

4) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

5) Ayşe Nedret Akova                                               (Balıkesir)

6) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

7) Osman Aydın                                                        (Aydın)

8) Mehmet Ali Susam                                                (İzmir)

9) Kemal Değirmendereli                                          (Edirne)

10) Musa Çam                                                          (İzmir)

11) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

12) Binnaz Toprak                                                    (İstanbul)

13) Osman Taney Korutürk                                        (İstanbul)

14) Aytun Çıray                                                        (İzmir)

15) Uğur Bayraktutan                                                (Artvin)

16) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

17) İlhan Cihaner                                                     (Denizli)

18) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

19) Ömer Süha Aldan                                                (Muğla)

20) Muharrem Işık                                                    (Erzincan)

21) Ali Demirçalı                                                      (Adana)

22) Kamer Genç                                                       (Tunceli)

23) Dilek Akagün Yılmaz                                           (Uşak)

24) Kazım Kurt                                                         (Eskişehir)

25) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

26) Bülent Kuşoğlu                                                   (Ankara)

27) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

28) A. Haluk Koç                                                      (Samsun)

29) İdris Yıldız                                                         (Ordu)

30) Ahmet Toptaş                                                     (Afyonkarahisar)

31) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

32) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

33) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

34) Atilla Kart                                                          (Konya)

35) Levent Gök                                                         (Ankara)

36) Refik Eryılmaz                                                    (Hatay)

37) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

38) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

39) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

40) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

Gerekçe:

Türkiye'de çalışma yaşamının temel kurumlarından biri olan toplu pazarlık hakkı Anayasa’mızın 53’üncü maddesinde "İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.

Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir." şeklinde ifade edilmiş ve bu çerçevede hâlen yürürlükte bulunan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’yla da bu hakkın kullanımının usul ve esasları saptanmıştır.

31/1/2012 tarihinden itibaren Anayasa’mızda belirlenen hak ve özgürlüğün kullanımında ciddi bir uygulama sorunu yaşanmakta ve işçilerin toplu pazarlık hakkını fiilen kullanamamasına neden olunmaktadır. Toplu iş sözleşmesi yapmak isteyen sendikaların iş yerlerinde yetkili olduklarına dair başvuruları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yanıtsız bırakılmakta, ne lehte ne de aleyhte bir cevap verilmemektedir.

1/2/2012 tarihinden 8/5/2012 tarihine kadarki süre içerisinde Sayın Bakanın yaptığı resmî açıklamada, toplu iş sözleşmesi için yetki bekleyen 631 başvurunun olduğu bildirilmiştir. Ancak, Sayın Bakan yapılan görüşmelerde bu sayının 900'ü aştığı ve bu başvurular kapsamında da 200 binden fazla işçinin bulunduğunu belirtmiştir.

Öncelikle yukarıda da belirtildiği üzere, toplu sözleşme hakkı Anayasa’mızın 53’üncü maddesinde belirlenmiş bir haktır ve ortada bu hakkın kullanımının engellenmesi durumu söz konusudur.

Ayrıca, şu an yürürlükte bulunan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'nun 12’nci maddesinin üçüncü fıkrasında "Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunun tespitinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yayımlanacak istatistikler esas alınır. Bu istatistiklerde belirtilecek işkolundaki bütün işçi sayısı ile bu işkolundaki sendikalara mensup üye sayısı toplu sözleşme ve diğer işlemler için istatistik yayımlanıncaya kadar geçerlidir. Yetki belgesi almak üzere müracaat eden veya yetki belgesi alan işçi sendikasının yetkisini daha sonra yayımlanacak istatistikler etkilemez. Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, 1/8/2010 tarihinden itibaren kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır. Bu tarihe kadar Bakanlıkça yayımlanmış bulunan en son işçi ve üye istatistikleri geçerlidir." hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre, Bakanlık tarafından en son yayımlanmış olan istatistiğe göre işlem yapılması gerekmektedir. Bakanlığın en son yayınladığı ve hâlen kendi web sayfasında ve Resmî Gazete’de yayımlanmış istatistik de 2009 yılı Temmuz ayı istatistiğidir. Dolayısıyla, Bakanın cevabi yazısında belirttiği hükümsüzlük olgusu yasaya aykırıdır.

Kaldı ki ilgili yasanın 13’üncü maddesinin ikinci fıkrasında da yetki başvurusunda bulunulan sendikaya altı iş günü içerisinde yetki başvurusuna ilişkin müspet veya menfi cevap verme zorunluluğu bulunmaktadır. Bakanlık bu yükümlülüğe de aykırı hareket etmektedir.

Bu sürecin kesintiye uğraması sonucunda yüzlerce işçi sendikaya üye oldukları için işten atılmış, bu insanların ekmekleriyle oynanmıştır. Bu durumun en yakın örneği, Ankara Togo ayakkabı fabrikasında çalışan ve sendikaya üye oldukları için işten atılan 35 işçidir. 35 işçinin işten atılmasıyla sendika yetki tespiti başvurusunda bulunmuştur fakat Bakanlık yetki tespiti başvurusuna karşılık hiçbir işlem yapmamıştır.

Belirtilen gerekçelerle yüce Meclisin ivedilikle bu sorunu çözüme ulaştırması gerekmektedir.

 

2.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ve 22 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/970)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

16 Haziran 2012 tarihinde, Urfa E Tipi Kapalı Cezaevinde mahkûmların, cezaevinin kötü koşullarını protesto etmek amacıyla isyan çıkararak koğuşu ateşe vermesi sonucu 13 kişi ölmüş, 5 kişi yaralanmıştır. Bu vahim olay, Türkiye’deki cezaevleri sisteminin yakın geçmişteki pratikler de göz önünde bulundurunca, AKP iktidarı döneminde ne denli insan yaşamının kutsallığına devlet eliyle saldırıldığını bir kez daha tokat gibi yüzümüze çarpmıştır.

Bu olayla birlikte, uzun zamandır kamuoyunun tartıştığı cezaevlerindeki koşullar ve hak ihlalleri yeniden gün yüzüne çıkmış ve asli görevi yasama olan Meclisin cezaevlerinde yaşanan bu trajediye karşı ivedilikle bir adım atılması zorunluluğu doğmuştur. Bu nedenle, Urfa E Tipi Kapalı Cezaevinde yaşanan vahşet nezdinde, benzer olayların başka cezaevlerinde yaşanmasının çok muhtemel olduğu gerçekliği göz önünde bulundurularak bunun önüne geçmek ve Türkiye’deki bütün cezaevlerindeki çok ağır yaşam koşullarının bir an evvel düzeltilmesi amacıyla Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması için gereğini arz ve talep ederim.

1) Adil Zozani                                                          (Hakkâri)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Murat Bozlak                                                        (Adana)

5) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                          (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

11) İdris Baluken                                                      (Bingöl)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

23) Leyla Zana                                                         (Diyarbakır)

Gerekçe:

Türkiye'de devletin cezaevi algısı, geçmişten bugüne birey-devlet ilişkisi bakımından, kurulu düzene karşı duruşunun cezasını çekerken ya da kendini doğrudan devlete aykırı bir yerde konumlandırışı üzerinden bireyi iki kere cezalandırmak üzerine kuruludur. Cumhuriyetin kuruluşu itibarıyla bugüne kadarki süreç bu şekilde işletilmiştir. 12 Eylül darbesi sonrasında cezaevlerine atılan binlerce kişinin maruz kaldıkları zulüm ya da çok daha yakın süreçte cezaevi koşullarına karşı önce açlık grevi, sonrasında ölüm orucu gibi eylemsellikler gerçekleştirdikleri için Hayata Dönüş Operasyonu’yla vahşice yakılan ve öldürülen onlarca mahkûm; Türkiye'deki devlet algısının, cezaevlerini ve oraya hapsedilenleri tanımlayış biçimi açısından yakın tarihte yaşanan en önemli iki vahim olaydır.

Ancak, geçmişte yaşanan bu acı deneyimler, AKP iktidarı sonrasında katlanarak devam etmektedir. On yıllık iktidarlığı döneminde AKP, yaptığı yasal değişikliklerle neredeyse her bireyi terörist ilan edebilen geniş suç tanımını yaratmış, yargı organlarını kendi siyasi uzantısı gibi konumlandırmış ve uzun tutukluluk süreleriyle cezaevlerini âdeta bir toplama kampına dönüştürmüştür. Bu sebeple cezaevlerine hapsedilenler, doğuştan gelen temel haklar hiçe sayılarak cezaevlerinde çok ağır yaşam koşullarına maruz bırakılmıştır.

Türkiye Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu rapora göre, cezaevlerinin doluluk oranları Mart 2012 tarihi itibarıyla yüzde 200 artmış durumda. Raporda, ülkedeki cezaevlerinde tutulan 9.083 kişinin yatacak yerinin olmadığı belirtilmiş; açık cezaevlerindeki kapasite fazlasının 1.007, kapalı cezaevlerindeki kapasite fazlasının ise 8.076 kişi olduğu tespit edilmiştir. Mart ayından bu yana, yüzlerce gözaltı ve tutuklama furyasının devam edip yüzlerce kişinin cezaevinde tabiri caizse rehin alındığı gerçekliği göz önünde bulundurulursa, bu oran daha da artmış ve mevcut politikalarla her geçen gün daha da artmaktadır.

Açıkça görülmektedir ki Urfa E Tipi Kapalı Cezaevinde gerçekleşen bu vahşet, insanların cezaevlerinde esir alınması ve cezaevinde çok ağır bir biçimde maruz kaldıkları baskıların bir sonucudur üstelik koşulların düzeltilmesine dönük bütün çabalar ve taleplere rağmen. Zira aynı cezaevinde aynı şikâyetlerle geçmişte de isyanlar çıkmış, son olarak Temmuz 2010'da Erkan Gümüştaş isminde bir mahkûm kendisini ateşe vermişti. Ayrıca Urfa Cezaevindeki bu ağır koşullara Urfa Barosu, geçen yıl hazırladığı raporda önemle vurgu yapmış ve cezaevindeki koşulları insanlık dışı ve onur kırıcı bir durum olarak nitelemiştir. Buna rağmen, 6-8 kişilik koğuşlarda 18 kişinin kalarak 1 yatağı 3 kişinin paylaşması, gölgede bile 40 dereceyi aşan sıcaklıklara rağmen cezaevinde havalandırma sisteminin olmayışı gibi mahkûmların en temel haklarına dair bütün talepleri cezaevi yönetimi tarafından yanıtsız kalmış ve mahkûmlar tepki olarak âdeta canlarını feda etmişlerdir. Bu yönüyle bu isyan, cezaevi sistemine ve siyasi iktidar olan AKP'ye çok açık bir mesaj niteliği taşımaktadır.

Bütün bu gelişmeler göz önünde bulundurularak, temel görevi yasama ve yürütme erkini denetlemek olan Meclisin; öncelikle cezaevlerindeki insani olmayan doluluk oranlarını azaltmaya dönük yasal çalışmaları hızlandırması, benzer vahim olayların yaşanmasının önüne geçmek adına mahkûmların temel haklarına ilişkin bütün taleplerine çözüm bulacak adımlar atması amacıyla ivedilikle bir Meclis araştırması açılmasını çok elzem görmekteyiz.

 

3.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ve 22 milletvekilinin, Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nin yurttaşlara etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/971)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ankara Yukarı Dikmen Vadisi'nde "Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm Projesi" adıyla yapılacak olan kentsel dönüşüm projesi, bölgedeki halkı bu sürece dâhil ederek talepleri doğrultusunda mekân kalitesini yükselten bir kentsel yenileme örneği olmanın aksine, yörede yaşayan yurttaşların barınma hakkını ihlal eden ve onları baskıyla yerinden etmeyi hedefleyen bir proje olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dönüşümün, yöre halkını ikna ederek katılımcı bir planlama yaklaşımıyla gerçekleştirilmesi ve yurttaşları mağdur etmeden, barınma hakkına saygılı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu sebeple, projenin yurttaşlara etkisini araştırarak onları karar sürecine dâhil etmeyen ve onları mağdur eden bir dönüşümün gerçekleşmesine engel olmak ve hem mekânı hem de bölgede yaşayanların sosyal yaşam standartlarını yükselten yeni bir kentsel yenileme anlayışının gerçekleşmesi amacıyla Anayasa'nın 98, İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması için gereğini arz ve talep ederim.

1) Adil Zozani                                    (Hakkâri)

2) Pervin Buldan                                (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                 (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                     (Muş)

5) Murat Bozlak                                  (Adana)

6) Ayla Akat Ata                                 (Batman)

7) İdris Baluken                                 (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                (Bitlis)

9) Emine Ayna                                   (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                            (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                     (Diyarbakır)

12) Halil Aksoy                                  (Ağrı)

13) Esat Canan                                  (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                      (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                            (Kars)

17) Erol Dora                                     (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                            (Mersin)

19) Demir Çelik                                 (Muş)

20) İbrahim Binici                              (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                   (Van)

22) Özdal Üçer                                   (Van)

23) Leyla Zana                                   (Diyarbakır)

Gerekçe:

Ankara Yukarı Dikmen Vadisi'nde Ankara Büyükşehir Belediyesinin "Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm Projesi" adıyla hayata geçirmeye çalıştığı proje, orada ikamet eden yöre halkının kabul ettiği ve yürütülmesini istediği bir proje değildir. Ankara Büyükşehir Belediyesi bu kentsel dönüşüm projesinde halkın katılımını ve onların taleplerini reddeden bir anlayış sergilemiş ve hak, hukuk tanımaz bir hâlde, bir an evvel bu dönüşüm projesini uygulamaya çalışmıştır.

Bahsi geçen alanda 600 hane ve yaklaşık 2 bin yurttaş yaşamakta olup bu yurttaşlar, evlerinin yıkılması durumunda, yaşlısı, çocuğu, kadını demeden kendini sokakta bulmakla karşı karşıyadırlar. Zira, tamamı yoksul olan bu yurttaşların sosyal ve ekonomik durumlarını göz önünde bulunduran ve onların haklarını gözeten hiçbir teklif Büyükşehir Belediyesi tarafından sunulmamıştır. Yöre halkının taleplerini gözetmenin aksine, Büyükşehir Belediyesi bu alanın bir an evvel tahliye edilmesi ve yıkılmasına dönük adımlar atmıştır. Ancak, bu adımlara karşılık Dikmen halkı, kendi örgütlü mücadelesi ve demokratik kitlelerin desteğiyle, evlerini yıkmaya giden Büyükşehir Belediye ekiplerine karşı uzun süredir bir direniş sergilemekte ve evlerini tahliye etmemektedirler.

Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu tutumu, öncelikle, en temel insan haklarından biri olan ve Anayasa’da yer alan barınma hakkına aykırıdır. Ancak, bunun haricinde, bu yıkımın hukuki bir dayanağı da yoktur. Nitekim Ankara 8. İdare Mahkemesi,  9/2/2012 tarih ve 2011/1917 E. sayılı Kararla Dikmen Vadisi Son Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nin yürütmesini durdurma kararı almıştır. Ayrıca, projenin yetki hükmündeki 7/7/2010 tarih ve 2010/667 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına yöre halkı dava açmış ve Danıştay 6. Dairesinde bu projenin iptaline yönelik süreç devam etmektedir. Üstelik 19/10/2011 tarihinde açıklanan ara kararla Danıştay 6. Daire, bu proje alanında keşif yapılmasına ve bilirkişi incelemesine hükmetmiştir. Dolayısıyla, bu projenin iptaline dönük hukuki süreç devam etmekte olup bu alanın tahliyesi ve yıkılmasına dair iş ve işlemlerin yapılması yasal olmayıp yargı sürecine müdahale anlamına gelmektedir.

Buna rağmen, söz konusu Yukarı Dikmen Vadisi'nde, Ankara Büyükşehir Belediyesi yıkım için sürekli olarak alana gitmekte, ısrarla alanın tahliyesini istemekte ve bunu gerçekleştirmek için güç kullanmaktadır. En son 12 Nisan tarihinde alana gidilmiş ve yöre halkının direnişiyle karşılaşılmıştır. Ancak bu direniş, güvenlik güçlerinin gaz bombaları ve plastik mermiler kullanmasıyla karşılığını bulmuş ve sonuç itibarıyla güvenlik güçleriyle evlerini terk etmek istemeyen yurttaşlar karşı karşıya gelmiş ve birçok yurttaş yaralanmıştır.

Bu nedenle, bu dönüşüm projesinin gerçekleşmesi için,  öncelikle yöre halkının ikna edilmesi ve bu yurttaşlar mağdur edilmeden dönüşümün gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda, projenin yurttaşlara etkisinin araştırılması, onların karar sürecinde bu dönüşümün en önemli parçası olarak kabul edilmesi ve dünyadaki iyi örnekleri gibi katılımcı bir planlama yaklaşımıyla, kentsel alanın kalitesinin ve yaşam standartlarının yükseltilmesini sağlamak ve bu bağlamda Meclise düşen sorumluluğun yerine getirilmesi amacıyla, Meclis araştırması açılması çok büyük önem taşımaktadır.

BAŞKAN- Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır. Önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

 

B) Gensoru Önergeleri

1.- CHP Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, yolsuzluk olaylarına karıştığı iddia edilen bakanlara isnat edilen suçları önceden bildiği hâlde gerekli işlemleri yapmayarak görevini kötüye kullandığı, yolsuzluk iddialarının üzerini örtmek için girişimlerde bulunduğu, yargı görevini yapanları etkilemeye teşebbüs ettiği ve haksız mal edinme, mal kaçırma ve gizleme suçlarını işlediği iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/36)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Halkımızın 17 Aralık 2013 tarihinde öğrendiği, siyasi tarihimizin en büyük yolsuzluk olaylarına ilişkin ibretle izlenen bir süreç yaşanmaktadır. Bu süreçte erkler ayrılığı ilkesi askıya alınmış, anayasal kurumlar işlevsiz kılınmıştır. Yasama organında yolsuzlukların ele alınması engellenmeye çalışılmış, yasama sorumsuzluğu ilkesi ortadan kaldırılmıştır. Yolsuzluk olaylarının üstünün örtülmesi için dikta rejimlerini aratmayan yöntemlere başvurulmuştur.

TBMM'de bakanlar hakkındaki fezlekeler, milletvekillerinin incelemesine açılmayarak Meclisten kaçırılmaya çalışılmıştır. Ancak, CHP'nin ısrarı sonucunda 4 bakanla ilgili Meclis Soruşturma Komisyonu önergesi kabul edilmiştir. Kabul edilen önergeyle CHP'nin konuya ilişkin verdiği soruşturma önergelerindeki bilgiler ve süreçte ortaya çıkan diğer bilgiler bu gensoru önergesinin verilmesinin de gerekçelerini oluşturmaktadır.

Yolsuzluk olaylarının medyada yer almaması için demokrasilerde görülmeyecek baskılar uygulanmış, ülkemizin itibarını zedeleme pahasına ilkel bir yaklaşımla sosyal medyanın yasaklanması yoluna gidilmiştir.

Yolsuzluk olaylarına ilişkin kamuoyuna mal olmuş tüm bilgi, belgeler yolsuzluk olayları ile bu olayların üstünün örtülmesi için gerçekleştirilen yasa dışı girişimlerin öznesinin Tayyip Erdoğan olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum Erdoğan Bayraktar tarafından 26 Aralık 2013 günü NTV kanalındaki yayında açıklanmış ve Tayyip Erdoğan, Bayraktar tarafından "Millet ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyorum." sözleriyle istifaya çağırılmıştır.

TBMM'de temsil edilen tüm partilerin oylarıyla 4 eski bakan hakkında TBMM Genel Kurulunda kabul edilen soruşturma önergesine konu olan yolsuzluk olaylarından da Tayyip Erdoğan'ın önceden bilgi sahibi olduğu ortaya çıkmıştır. MİT 18 Nisan 2013 tarihli raporuyla bilgilendirmiş olmasına rağmen, Tayyip Erdoğan, Zafer Çağlayan ve Muammer Güler'i himaye ederek görevini kötüye kullanmıştır.

Yolsuzluk olaylarının üstünün örtülmesi amacıyla yargı ve kolluk görevlilerinin görevlerini yerine getirmeleri engellenmiş, yargının siyasi iktidarın güdümüne girmesi ve yaşanan yolsuzluk olaylarının üzerinin örtülmesi için gerekli yasal değişiklikler de bizzat Tayyip Erdoğan'ın talimatlarıyla gerçekleştirilmiştir.

17 Aralık günü Tayyip Erdoğan ve Bilal Erdoğan'ın yaptığı konuşmaların ses kayıtları ve çözümleri medya organlarına yansımıştır. Aynı gün içinde gerçekleştirilen bu konuşmalarda, sabah saat 08.02'den saat 23.15'e kadar olan zaman diliminde Tayyip Erdoğan'a ait olduğu anlaşılan dolar, avro ve TL cinsinden çok büyük miktarlarda paranın Erdoğan'ın evinden taşındığı ve saat 23.15 itibarıyla bu taşıma işleminin bitirilemediği anlaşılmaktadır. Para taşıma işleminin en az on beş saat sürdüğü düşünülürse taşınan paranın tutarının milyar dolarla ifade edilebileceği anlaşılmaktadır. Tayyip Erdoğan söz konusu dinleme kayıtlarının montaj olduğunu kanıtlayamadığı gibi, 22 Nisan 2014 tarihli grup konuşmasında "…Benim bakanlarımla yaptığım görüşmeleri ancak verebildiler veya eşimle, çocuğumla yaptıklarımı verebildiler…" demek suretiyle bu konuşmaların gerçekliğini kabul etmiştir. Paranın bakan yakınları ve bazı işadamlarının gözaltına alınmasının hemen ardından kaçırılması yasal yollarla elde edilmediğini göstermektedir.

Ayrıca, TBMM Başkanı, Tayyip Erdoğan hakkında CHP’li milletvekillerinin verdiği Meclis soruşturma önergesini, önerge metninde Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçen konuşmaların "haberleşme hürriyeti ile özel hayatın gizliliği" ilkelerine aykırı bularak işleme koymamıştır. Bu da anılan konuşmaların doğruluğunu göstermektedir.

Tarihimizin en büyük yolsuzluk olaylarına karışan bakanların işledikleri suçu önceden bildiği hâlde gerekli işlemleri yapmayarak görevini kötüye kullanan, yolsuzluk olaylarının üzerini örtmek için demokrasinin işleyişini engelleyen girişimlerde bulunan, yargı görevlerini yapanları etkilemeye teşebbüs eden; haksız mal edinme, mal kaçırma ve gizleme suçlarını işleyen Başbakan Tayyip Erdoğan hakkında Anayasa’nın 98 ve 99’uncu, TBMM İçtüzüğü’nün 106’ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

          Mehmet Akif Hamzaçebi                               Engin Altay                                      Muharrem İnce

                      İstanbul                                               Sinop                                                Yalova

          CHP Grup Başkan Vekili                     CHP Grup Başkan Vekili                      CHP Grup Başkan Vekil

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü de kapsayan Danışma Kurulu önerisi daha sonra oylarınıza sunulacaktır.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, (11/36) esas numaralı Gensoru Önergesi’yle aynı konuda verilmiş bir soruşturma önergesi olduğuna ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in Anayasa’yı ihlal ederek bu soruşturma önergesini iade ettiğine ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, daha önce bu konuda biz Meclis soruşturması önergesi vermiştik, bu soruşturma önergesinde de benim imzam vardı. Bu Meclis soruşturması önergesi, Anayasa’nın 100’üncü maddesinde açıkça belirtilmesine rağmen, Cemil Çiçek haddini aşarak, Anayasa’yı ihlal ederek o soruşturma önergemizi geri çevirmiştir. Kendisi Anayasa’yı ihlal etmiştir. Meclis Başkanı, 55 milletvekilinin imzaladığı soruşturma önergesini iade edemez. Onun yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Cemil Çiçek Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisini gasbetmiştir. Kendisini istifaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Cemil Çiçek soruşturma önergesinin reddine ilişkin açıklamasını detaylı olarak yapmıştır…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, yanlış yaptı. Sayın Başkan, yanlış yaptı.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsterseniz bu konuda bir usul tartışması açalım.

BAŞKAN – Siz yanlış olduğunu söylüyorsunuz, ben de bu konuda açıklama yaptığını belirtiyorum.

Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bu konuda isterseniz bir usul tartışması açalım. Bunların hepsi yol oluyor. Meclis Başkanı 55 milletvekilinin yaptığı imzayı hükümsüz sayamaz.

BAŞKAN – Sayın Genç, tamam, söylediniz, kayda geçti. Ben de Sayın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama hakkı yok efendim.

BAŞKAN – Tamam, siz “Hakkı yok.” diyorsunuz ama biz mahkeme değiliz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bundan sonra Meclis Başkanı… Hayır, Meclisteyiz efendim, buraya…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Meclis Başkanı, 55 milletvekilinin iradesini yok sayamaz.

BAŞKAN – Sayın Genç, siz bu konudaki açıklamanızı yaptınız, itirazınızda bulundunuz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yaptım ama bunu bir de kamuoyuna müsaade edin de biz söyleyelim.

BAŞKAN – Ben de size diyorum ki: Sayın Çiçek bu reddinin gerekçesini Sayın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın mayın değil; tamamen Tayyip Erdoğan’ın emrindeki Cemil Çiçek.

BAŞKAN – Lütfen hakaret etmeyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hakaret etmiyorum, emrinde.

BAŞKAN – Lütfen hakaret etmeyin Meclis Başkanımıza.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Emrinde. Yani, Meclis Başkanı çıkıp da efendim, bu kadar yolsuzluğa, bu kadar hırsızlığa bulaşmış birisini koruyamaz.

BŞAKAN – Ret gerekçesini açıklamıştır. Sizin de itirazınız kayda geçmiştir.

Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tayyip Erdoğan’la ilgili yolsuzluk ve hırsızlık iddiaları ortaya çıkarken bunu örtbas edemez efendim.

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de 1 üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin, 16 Haziran 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

 

D) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, 11-13 Haziran 2014 tarihleri arasında Bakü’de düzenlenecek olan Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 5’inci Genel Kuruluna katılmak üzere Azerbaycan’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1507)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

                                                                                                      9/6/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, 11-13 Haziran 2014 tarihleri arasında Bakü’de düzenlenecek olan Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) 5’inci Genel Kuruluna katılmak üzere Azerbaycan’a ziyarette bulunmaları hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                         Cemil Çiçek

                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                            Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bizim önerimiz, Kıbrıs’la ilgili gelişmeler hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgilendirilmesini temin etmek amacıyla bir genel görüşme talebiyle ilgilidir. Dolayısıyla, bizim amacımız bu konuyla ilgili sorumluların Meclise bilgi vermesini temin etmektir. Hükûmet gelecek hafta…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çarşamba günü.

OKTAY VURAL (İzmir) – …bu konuda bilgi vermeyi taahhüt etmiştir. Ondan sonra gruplar olarak biz de bu konuda görüşlerimizi ifade etme, millî dava konusundaki gelişmeler konusunda değerlendirmemizi milletle paylaşma imkânı bulacağız. Bu bakımdan, bu grup önerimizi çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, ben söz istedim, vermediniz.

BAŞKAN – Sayın Acar, gündem dışında 60’a göre milletvekillerine söz vermediğimi bilmeniz gerekiyor. Daha önce bu konuda açıklama yapmıştım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, herkese göre bu değişiyor mu? Başka zaman yapıyorlar.

BAŞKAN – Şimdi gündeme geçtik.

Teşekkür ederim.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yani bizim bir milletvekili olarak konuşma hakkımız olmayacak mı Mecliste?

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/559) görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Haziran 2014 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                                    10/06/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/06/2014 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                 Muharrem İnce

                                                                                                                                        Yalova

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (Dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi) (10/559) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurulun 10/06/2014 Salı günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan konuşacak.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, bugün, Türkiye’nin bugüne kadar sorunları çok konuşulmamış ancak son derece önemli ve meşakkatli bir iş yapan sektörüyle ilgili, deri iş kolunda çalışan işçi arkadaşlarımızın sorunlarıyla ilgili düşüncelerimi açıklamak için grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Arkadaşlar, özellikle Soma faciası sonrasında kamuoyunun dikkati çalışanlarımız, emekçilerimiz üzerinde yoğunlaştı. Maden işçilerinin sorunlarıyla ilgili bu Meclis kürsüsünden hepimizin faydalandığı çok değerli konuşmalar yapıldı. Bugün sorunlarını tartışacağımız, konuşacağımız deri işçileri de neredeyse maden işçileri kadar zor şartlarda çalışan ve önemli bir kısmı maalesef kayıt dışı olan bir sektörün temsilcileri.

Arkadaşlar, takriben 250 bin civarında deri işçisi Türkiye’de deri iş kolunda faaliyet gösteriyor ancak resmî kayıtlara baktığınızda bunun 100 bin kadar olduğunu görüyorsunuz. “Neden?” diye sorarsanız, bunların önemli bir kısmı sigortalı değil, resmî kayıtlarda bunların çalıştığına dair herhangi bir ibare dahi yok.

Çoğunuz belki bilmezsiniz sayın milletvekilleri: Deri işçileri nerede çalışır, ne iş yapar? Deri işçileri “tabakhane” denilen orta ve büyük boy işletmelerde çalışıyorlar, deriyi burada işliyorlar. Hayatınızda hiç tabakhaneye gittiniz mi biliyorum ama gittiğinizde çok şaşıracağınıza eminim. Çünkü tabakhaneye gittiğinizde ilk olarak yoğun, keskin ve iğrenç bir kokuyla karşılaşıyorsunuz. Düşünün ki oradaki işçiler bu kokuyla günlerce, aylarca, yıllarca çalışmak zorunda kalıyorlar, gerçekten çok kötü. Tabakhaneye girdiğiniz zaman düşük ücretlerle çalışan, iş güvencesiz olarak çalışan, çok çok önemli bir kısmı sigortasız olan işçi arkadaşlarımızla karşılaşıyorsunuz, gariban Anadolu çocuklarıyla karşılaşıyorsunuz. Tabakhaneye girdiğinizde her an iş kazasına maruz kalınabilecek bir ortamda bu işçilerin çalıştığını görüyorsunuz. Hatta, arkadaşlar, abartarak söylemiyorum, tabakhaneye girdiğinizde ağır veya hafif hemen hemen her işçinin bir iş kazasına maruz kaldığını görüyorsunuz; kiminin kolu kopmuş, kiminin bacağı kopmuş, kiminin parmağı kopmuş. En iyisinin hâli nasıl biliyor musunuz arkadaşlar? Kolunda ve bacaklarında onlarca kesi var. İşte bu zor şartlarda çalışıyor bu insanlar.

Sayın milletvekilleri, tabii, bu işçiler çalışmayı bıraktıktan sonra da tabakhanedeki çalışma koşullarından kaynaklı problemler ileride de bu arkadaşlarımızın yakasını bırakmıyor. KOAH gibi, astım gibi hastalıklar sürekli bunların başını ağrıtmaya devam ediyor. Bu sektörde kimyasal maddelerle çalışıldığından ve kimyasal maddelere doğrudan temas edildiğinden deri sektöründe çalışan işçi arkadaşlarımızın önemli bir kısmında kanser rahatsızlığı görüldüğü de bir vakıa, herkes tarafından da kabul ediliyor.

Sayın milletvekilleri, benim seçim bölgem olan Bolu’nun Gerede ilçesinde de ciddi anlamda bir dericilik faaliyeti var. Dericilik sektörü anlamında Gerede, Türkiye’de 2’nci büyük yer, alanımız. Arkadaşlar, burada,  Gerede Kaymakamının açıklamasına göre yaklaşık 3.500 kadar işçi çalışıyor, 2011 yılında bunu söylemiş ama resmî kayıtlara baktığımızda Gerede’de çalışan deri işçisi sayısı sadece 1.039. Neden biliyor musunuz? Aslında Kaymakam doğru söylüyor, burada 3.500’e yakın çalışan var ancak bu çalışanların önemli bir kısmı sigortasız olarak çalışmalarına devam ediyor.

Yaklaşık iki buçuk yıl önce ben bu Meclis kürsüsünden anlatmıştım. Gerede’de deri işçileri birden ayaklandı, tarihlerinde ilk kez. Ne istediler biliyor musunuz? “Sigorta istiyoruz; hafta sonu çalışma ücreti istiyoruz, hafta sonu bir gün tatil istiyoruz; yıllık ücretli izin bize hakmış, bunu istiyoruz.” dediler. Onun dışında herhangi bir şey istemediler. Yani yasanın kendilerine tanıdığı hakların tamamını bile istemediler. Bunlar verilmedi diye de bu işçi arkadaşlarımız ayaklandı, iş bıraktılar, yürüyüş yaptılar. Bunun sonucunda bu arkadaşlarımızın belli bir sayısına tekabül eden kısmı hakkında dava açıldı ve 2 arkadaşımız hakkını aradı diye mahkûm oldu. Ben bunu paylaşmak istedim sizinle. Düşünebiliyor musunuz, artık 2014 yılındayız “Hafta sonu iznimi istiyorum.” diye ayaklanan işçi hakkında mahkûmiyet kararı veriyor mahkeme? “Sigorta hakkımı istiyorum.” diyor. “Fazla mesai yaptırıyorsunuz bana, bari bir kısmını ödeyin, ne olur.” diyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İşten atarlar, işten; çünkü hak hukukları yok.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Ama bunun sonucunda polis gazına, copuna maruz kalıyor ve arkasından da mahkeme kararıyla mahkûm oluyor. İşte böyle bir ortamda yaşıyoruz.

Sayın milletvekilleri, ben sizden şunu samimiyetle istirham ediyorum: Şu önerimizi kabul edin. Gelin, deri iş kolunda faaliyet yürüten işçilerimizin çalışma koşullarını bir inceleyelim. Gerçekten çok şaşıracaksınız, gerçekten nasıl şartlarda çalıştıklarını görünce diyeceksiniz ki: “Aman Allah’ım biz bugüne kadar bunu nasıl ihmal etmişiz?” İşte ben o yüzden samimiyetle sizlerden istirham ediyorum, dericilik sektöründe çalışan işçi kardeşlerimizin, emekçilerimizin çalışma koşullarını görelim, iş güvenliğiyle ilgili şartlarını görelim. Yine, şunu da söylüyorum: Bu alanda faaliyet gösteren tüccarlarımızın, iş adamlarımızın sıkıntıları varsa bunları gidermenin de yollarını arayalım. Bu konuda ben sizlerden samimi bir destek bekliyorum.

Sayın milletvekilleri, bu konu dışında, tabii, önemli bir konu da var Türkiye gündeminde. Diyarbakır’da Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait kışlada bayrağımızın indirilmesi beni gerçekten çok yaraladı ve gerçekten, o görüntüleri izlerken benim midem bulandı sayın milletvekilleri. Herkes şimdi şunu söylüyor: “Bayrak bir ulusun onurudur. Bayrak bir ulusun namusudur, şerefidir.” Bunu hepimiz söylüyoruz, doğru da bunlar. Hatta, Sayın Başbakan da bugün söylüyor. Ancak, arkadaşlar, yürüttüğünüz, iki yıldır yürüttüğünüz sürecin sonunda bu bayrağın o gönderden indirilmesi terörün önünde Türkiye Cumhuriyeti devletini diz çöktürmenizin resmidir maalesef. Şimdi, Sayın Başbakan çıkıyor, grupta aslanlar gibi kükrüyor. Neler söylüyor? Vay efendim “Niye o komutan buna müdahale etmedi?” O komutan buna müdahale etseydi ne olacaktı biliyor musunuz? Bugün “O komutan niye müdahale etmedi?” diyen Başbakan hemen o komutanla ilgili soruşturma başlatılması talimatını verecekti. Geçmişte bunlar oldu. İki yıldır sayenizde teröristler doğuda ve güneydoğuda cirit atıyor, yolları kapatıyor, resmî kurumlardaki bayrakları indiriyor. Bayrak indirilmesi ne demektir sayın milletvekilleri? Bayrak indirilmesi şu demektir: Bayrak hangi şartlarda indirilir? Hani, bir savaş hâlinde düşman kuvvetleri sizin toprağınızı işgal eder, hükümranlığınıza son verdiğini göstermek için de bayrağı indirir burada. Şimdi ben soruyorum: Bizim, hem de kışlamızda bayrağımız indiriliyor. Bu, şu demek mi, şu mesaj mı veriliyor bizlere? “Türkiye Cumhuriyeti devletinin burada hükümranlığı sona ermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kışlada bulunan askerleri işgalci kuvvettir.” Bunu mu demek istiyorlar? Böyle mi algılayalım? Başbakanlık makamı kınama makamı değildir ülkede yaşanan bir olayla ilgili. Başbakan gereğini yapacak, kınamayacak yetkilileri, şunu bunu. Siz polise ve askere bu yetkiyi vereceksiniz. Ama polis ve asker ne yapsın? Siz bunların savaştığı teröristlerin başıyla iki senedir zaten müzakere yapıyorsunuz, aynı masa etrafında oturuyorsunuz. Şimdi de o bayrak orada indirildi diye “Kınıyorum.” diyorsunuz. Siz neyi kınıyorsunuz arkadaşlar? Siz o bayrağı indirenin suç ortağısınız. Hiç kusura bakmayın, suç ortağısınız. Yürüttüğünüz sürecin sonucu bunlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, Sayın Başbakana cevap Lice’den geldi. Nasıl bir cevap geldi izlediniz mi? İşte, şu anda burada olmayan BDP Grubu Lice’de grup toplantısı yaptı. Eş başkanlarının arkasındaki resme dikkat ettiniz mi? Sizin Başbakanınızın aynı masa etrafında çözüm aramaya çalıştığı teröristbaşının posterleri vardı arkasında. Bu bir mesajdı Başbakana. Bu mesajı aldınız mı?

İSMET UÇMA (İstanbul) – Sen aldın mı?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Almalısınız, siz almalısınız, biz zaten bu mesajın ne olduğunu biliyoruz. Teröristbaşı oradan açıklama yapıyor, muhtemelen ortağı rica etti, “Bir açıklama yap da tansiyonu düşür.” Diyor ki efendi: “Efendim, diğer ulusların bayraklarına saygılıyız.” Ne demektir bu laf? Ne demek diğer ulusların bayrağına saygılıyız? Bu bayrak Türk ulusunun bayrağı, Türk ulusu da bu coğrafyada yaşayan Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkez’in de ortak adıdır. Lütfen, gidin bunu ortağınıza anlatın, o İmralı’daki caniye.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hangi gerekçeyle, lütfen, söyler misiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bayrağı indirenin suç ortağı olmakla… Bir tanesi bu. Hem hakaret…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, Lice’de yaşanan bu hadisenin ya da buna benzer hadiselerin, hatta 50 katı bile olsa, 100 katı bile olsa bu tür hadiseleri bu milletin egemenliğine, özgürlüğüne, Türk milletinin egemenliğine, özgürlüğüne, bayrağının şerefine zerre kadar en ufak bir leke süremeyecektir, sürmesi mümkün değildir. Hiç kimse de bu bayrağı yere düşüremez; bu bir.

FARUK BAL (Konya) – Sürdü, indirdi adam.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Aldı, aşağıya aldı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, bu, bu milletin bütün evlatlarının ortak düşüncesidir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tamam, aşağıya aldılar bayrağı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu milletin bir parçası olan herkes de böyle düşünmek zorundadır, böyle düşünecektir.

Değerli arkadaşlar, bakın, sorun şu: Bir kendini bilmez, bir hain o çitleri aşıyor yani Silahlı Kuvvetlerin bir alanının çitlerini aşıyor ve bayrağı indirmeye çalışıyor, o lanetlediğimiz fiili yapmaya çalışıyor.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sen gitsen seni sokacaklar mı oraya? Ne biçim konuşuyorsun ya.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, böyle bir olayın herhangi bir şekilde korunması söz konusu olabilir mi değerli arkadaşlar? Kim böyle bir şeyi koruyabilir?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Canikli, bu işin temeli olmaz. Sorumluluğunuzu yerine getirin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, efendim, “İndirilseydi.”, “İndirilmesi gerekirdi.”; “İndirilseydi komutan hakkında soruşturma açılırdı...” Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Askere “Karışmayın.” diye talimatı siz vermediniz mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bugüne kadar bunun en ufak bir örneği var mı? Kim böyle bir şey yapabilir, kim böyle bir şeye yeltenebilir?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Beşir Atalay’ın açıklamasını dinlememişsin sen, “Talimatımız bu yönde.” dedi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani, bunu gerçekleştiren, görevini yapan güvenlik güçlerimizle ilgili kim böyle bir şey yapabilir? Böyle bir şey söz konusu bile olamaz. (MHP sıralarından gürültüler)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Hepsi cezaevinde.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bu, haddini bilmez bir hadisedir, gereği yapılacaktır. Bundan yana hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Askere talimatı siz verdiniz!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ondan yana, en ufak tereddüde kimse kapılmasın. Türk milletinin her evladı da buna gereken her  türlü tepkiyi gösterir, gösteriyoruz, göstermeye de devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne tepkisi? Lafla tepki olmaz! Askere talimatı siz verdiniz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ama takdir edersiniz ki değerli arkadaşlar, orada bu görevi yapması gerekenler vardı, yapmaları gerekirdi, yapmaları gerekeni yapmamışlardır.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Siz bostan korkuluğu musunuz, Hükûmet misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – İmralı’ya ricacı gönderdiniz, İmralı’ya! İmralı’ya heyet gönderdiniz be!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hâlâ görüşüyorlar, hâlâ!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz o yapması gerekenler hakkında gereğini yapacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hâl⠓Süreç iyi gidiyor.” diyorsunuz.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzerinde Bolu Milletvekili Sayın Fehmi Küpçü konuşacak.

Buyurun.

(AK PARTİ ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Sayın milletvekilleri, Sayın Türkkan, Sayın Canikli; lütfen... Konuşmacı kürsüde.

Sayın Küpçü, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/559) görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Haziran 2014 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’nin ve memleket insanı olarak o vatanın, milletin bütün insanlığa “kardeşlerim” diyen düsturuyla ben de tüm gruplar gibi bayrağımıza yapılan bu hain saldırıyı esefle kınıyorum.

FARUK BAL (Konya) – Geç, geç. Adam gibi milletvekilliği yapılması lazım burada.

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – CHP Grubu önerisi hakkında söz aldım deri işçileri ve sektörle ilgili sorunlar üzerinde. Buna ilişkin öncelikle bir genel değerlendirme yapmak icap ettiğini düşünüyorum.

Özellikle milletimizin, Türklerin dericiliğe başlamaları 12’nci yüzyıla kadar gitmektedir. Köken ve tarih itibarıyla tarihsel, köklü bir geçmişe sahiptir. Sektör 1980’lerde dışa açılmaya başlamış, 2001 yılından sonra da sektör dışa açılma noktasında hızlanmıştır. Gayrisafi millî hasıla içerisindeki payı takribî yüzde 1-1,5 civarındadır, yine imalat sanayisi içindeki payı yüzde 2,3 civarındadır; sanayide istihdam payı yüzde 1,5 civarında. 13 adet deri OSB’miz -Türkiye genelinde- ve 4 bine yakın imalatçı işletmemiz vardır, üreticimiz vardır. Dünyadaki üreticiler arasında deri giyiminin takribî yüzde 1,2’si ülkemiz tarafından… Yine ayakkabı üretiminde tüm ülkeler arasında da dünyada 11’inci sırada bulunmaktayız.

Ülkemiz açısından sektörün avantajları vardır, bunlardan başlıca olanları özellikle ana pazarlara olan yakınlıktır. Avrupa Birliği ülkelerine ve Rusya’ya bu konuda yakınlık ciddi bir katkı sağlamaktadır. Yine turizm ülkesi olmamız bu meyanda avantajlarımızdan bir tanesidir. Yine üretimde esneklik, kalite, coğrafi yakınlık -özellikle lojistik anlamında- ve liberal ticaret politikaları avantajlarımızdan başlıcalarıdır.

Değerli milletvekilleri, dericiler bu sözü bilir “Debbağ –ya da tabak- sevdiği deriyi yerden yere vurur.” derler. Ben de CHP grup önerisinin bu derici atasözündeki gibi dostluk ve kardeşlik hukuku üzerine bu niyetle düşünerek verilmiş olduğunu varsayıyorum. Zira, tarihî geçmişe dayalı bu sektörün sıkıntılarını biliyoruz. Doksan bir yıllık cumhuriyetimizin son on yılında, özellikle Hükûmetimiz döneminde sektör ciddi bir safahat kaydetti. Neredeyse Osmanlının kuruluşu itibarıyla ülkemizde ya da coğrafyamızda başlayan, sektörle ilgili, özellikle son on yıl içerisinde yüzde sıfır noktasından ya da yüzde 10 noktasından sigortalılık oranı anlamında yüzde 90 seviyelerine çıkılmıştır.

Yine, verilen teşviklerle ilgili…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Gerede’yle ilgili…

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Sayın Vekilim, geleceğim inşallah.

OSB’lere yatırım ve teşvik noktasında ciddi bir kaynak bu on yıllık süre içerisinde aktarılmıştır. Aslında bu, temel bir paradoksu da ortadan kaldırmaktadır çünkü biz işçilerin sağlıklı koşullarda çalışmasını temin edebilmek için bir kere sağlıklı iş yerleri ya da iş güvenliği açısından işletmelerin iş güvenliği noktasında yeni işletmeler yapma durumundayız.

Değerli milletvekilleri, Türkiye genelinde OSB’lerimize baktığımızda İstanbul Tuzla 1992 yılında kurulmuş; İzmir Menemen, yine Çorlu, yine bizim seçim bölgemiz olan Bolu Gerede’ye 1992 yılında başlandı, Bursa OSB 1995 yılı; Denizli, Manisa, Uşak ve Bor…

Değerli milletvekilleri, benim seçim bölgem olan Bolu’nun Gerede ilçesinde başlangıcı 1395 yani Gerede’nin Osmanlıya katılmasıyla beraber ahiler tarafından -ki Ahi Evran debbağdır, dericidir- kurulmuş bir sektör var elimizde. Bu sektörde -sayın vekilim benden önce de söyledi- 2.500’e yakın insan çalışmakta dönem dönem. 140’a yakın tabakhanemiz var, 160’a yakın kemer ve kimyasalcımız var. Yine, Türkiye’deki büyükbaş hayvan derisinin sadece yüzde 40’ını tek başına Bolu’nun Gerede ilçesi karşılamakta. Günlük 300-350 ton -ki bunun dolar bazındaki karşılığı günlük 600 bin dolara tekabül etmekte- üretim kapasitesine sahip.

Peki, sektörle ilgili sıkıntılara baktığımızda, örneğin sayın vekilimin Meclis araştırma önergesine konu olan deri sektöründeki ve hassaten Gerede’yle ilgili… 1993 yılında kurulmuş bir OSB’si var. Şehir içerisinde deri sanayisi. 5-6 defa taşınmış ve en son Demirciler Mahallesi sınırları içerisinde kalmış, sağlıksız koşullarda çalışan bir deri sanayisi var. 1997 yılında yatırım programına alınmış ve 2007 yılında, özellikle arıtması, deri OSB’nin olduğu, şehrin 5-6 kilometre dışındaki bir alana… Yine, Sanayi ve Orman Bakanlıklarının ve Başbakanlığın ve Başbakanımızın hassaten katkılarıyla, OSB’si yaşanabilir çevre açısından da o çevresel felaketten korunarak 5-6 kilometrelik isale hattıyla arıtması açılmıştır.

Yine, sektörle ilgili, baktığımızda, Bolu, kalkınmada öncelikli bölgeler arasında, zengin iller arasında birinci sırada çıkmakta idi. Bu dönem itibarıyla ikinci bölgede, OSB’si olan bölgeler açısından üçüncü bölge rejimine tabi ve 2012 yılında, bu üçüncü bölge rejimi dışında da, altıncı, yedinci bölge rejimine tabi olacak şekilde. Yine, demin söyledim, o, konuşmanın başındaki temel paradoksu da ilgilendiren… Çünkü Gerede deri sanayisini bilenler bilir, 1 no.lu sokağı ahşap, eski işletmelerden mütevellittir. Dolayısıyla, sizin orada son teknoloji aletlerle ya da makinalarla sağlıklı bir iş güvenliği yapma şansınız yok. 5 ve 6 no.lu, sonradan imar ve ihya edilen sokaklar bu konuda daha sağlıklı çalışma yapmakta. Dolayısıyla, 2012 yılında da deri OSB’nin taşınması noktasında -ki on yedi-on sekiz yıldır, ki cumhuriyet tarihimizden bugüne kadar, en son on sekiz yıldır altyapı projeleri ve ihalesi yapılmamıştı- elhamdülillah, AK PARTİ iktidarı döneminde, bizim dönemimizde bu sektörle ilgili, taşınmayla ilgili yüzde 50 hibe alındı. 25 trilyon liralık teşvikin 12,5 trilyon lirası bedava olmak üzere, diğeri de faizsiz kredi olmak üzere… İnşallah, 30/10/2015 yılında 131 hektar ya da 1.312 dönümlük alan deri OSB olarak kurulmuş durumda, olacak.

Evet, bizim bir derdimiz var, biz coğrafyamızı, milletimizi yürekten sevmeye çalışıyoruz. Çünkü AK PARTİ insan odaklı, hizmet odaklı siyaset yapmaya ve üretmeye çalışıyor…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sevgili kardeşim, AK PARTİ iktidarı zamanında üretim yapılacak hangi tesisler kuruldu söyler misin Bolu’da?

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – …ve on yıllık iktidarı döneminde de bunu gösterdi Sayın Haydar Akar. Bunu niçin gösterdi, onu da söyleyeyim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz size yollayalım biraz.

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Bakın, Gerede deri sanayisine ilişkin, Sayın Vekilim oradaki işverenler kaç para verir, bilmez; deri sanayisinin sıkıntıları nedir, bilmez…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama sataştın şimdi bak, sataştın şimdi ha.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak sevgili kardeşim…

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – …sektörle ilgili, OSB’nin yeri nerededir, bilmez. Bakın, bizim bir derdimiz var: Biz işçiyi bedavadan, öyle hamaset yaparak sevmiyoruz, onu merkeze koyarak sevmeye çalışıyoruz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle mi? Sen işçi için –üç senedir Meclistesin- hangi hakları çıkardın Allah aşkına ya? Çıkardığın iş sağlığı, iş kanunu, yasaları hep işçinin aleyhine burada, hep işçinin aleyhine sevgili kardeşim.

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – …millet odaklı, hizmet odaklı siyaset yapmaya çalışıyoruz.

Bakın, demin bahsetti 2 işçinin ceza aldığına ilişkin. Ben kaç para ücret aldıklarını, kimlerle bağlantılı olduklarını burada paylaşmak istemiyorum çünkü Sayın Vekilimle iyi niyet anlaşması yaptık, bunu söylemeyeceğim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Paylaş, paylaş, beni zan altında bırakma, paylaş.

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Ama şunu bilin: Osmanlı döneminde Ahilikle beraber kurulmuş bu sektör, AK PARTİ döneminde, AK PARTİ’yle beraber son on yıl içerisinde büyük bir ivme kazanmıştır. Şehir merkezinde bulunan deri sanayisi taşınma noktasında. OSB Genel Müdürlüğüne ben yeni milletvekili olduğumda gittim. O zaman ben soruyorum: Siz deri işçilerini nasıl seviyorsunuz sektörü taşımadan? 1 no.lu sokaktaki o ahşap işletmeler üzerinde hangi iş güvenliğini vermeyi düşünüyorsunuz deri işçilerine? Dolayısıyla biz işçileri bedavadan sevmiyoruz. Bizim bir derdimiz var, on yıllık iktidarımız döneminde de bunu gösterdik. Biz, evet, bu milletin birlik beraberliğine, rahmetine, merhametine, kardeşlik hukukuna hep yürekten inandık. Dolayısıyla okula giden çocuğun masasının üzerine ders kitabı koyabilmekti bizim derdimiz, onların arasındaki hukuku temin edebilmekti ve elhamdülillah, her zaman o sağduyulu bölge insanı da bu oyunu çok çabuk gördü. Dolayısıyla yıllardır o işverenler tarafından direnişe karşı da elhamdülillah, OSB’yi taşıma noktasında, bu eylemlerden önce 25 trilyon lira teşvik almayan bölgede 12,5 trilyon lirası hibe olmak üzere, elhamdülillah, aldık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen, sevgili kardeşim, bir üretim tesisinde, sanayide nasıl çalışıldığını biliyor musun?

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Bundan sonra da elhamdülillah, Allah’ın izniyle, biz yine aşkla, muhabbetle yolumuza devam edeceğiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, “elhamdülillah”la, “maşallah”la olmaz bu işler. Olmaz bu işler “maşallah”la, “inşallah”la; kanunlarla olur, kanunlarla. Olmadığını Soma’da gördük. Yapma gözünü seveyim ya!

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Kimse kusura bakmasın, 91 yıllık cumhuriyetimizin 81 yılı boyunca sizler iktidardaydınız. Muhtemelen deri sanayisinin sadece kokusundan dolayı bölgede olduğunu biliyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bırakın bu işleri! “Elhamdülillah”, “maşallah” işlerini bırakın. Yazık, günah ya!

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Sayın Valim bölgede çalıştı, az çok OSB’yle ilgili oradaki hikâyeyi bilir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adamları öldürüyorsunuz, “elhamdülillah”, “maşallah” diyorsunuz ya!

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Bizim derdimiz şu: “Tabak sevdiği deriyi yerden yere vurur.” prensibini iyi niyetli olarak, grup önerisi olarak varsayıyorum ben şahsen bölge insanı olarak ama şunu söylemeye çalışıyorum: AK PARTİ iktidarı döneminde aşkla, samimiyetle yapılmıştır, bundan sonra da yine o millet eksenli siyaset noktasında, malzemeden çalmadan, Ankara’ya hapsolmadan aşkla, muhabbetle yolumuza devam edeceğiz.

Ben, bu meyanda, o demin bahsettiğim paradoksu çok da içermeyen CHP grup önerisinin aleyhinde olduğumu beyan ediyor, tekrar, heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz işçinin lehinde olmazsınız!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hatip, konuşmasında grup önerimizde, benim tarafımdan hazırlanan grup önerisinde bahsi geçen işçilerin nerede çalıştığını, ne yaptığını, ne kadar ücret aldığını -Gerede’deki deri işçileriyle ilgili- dahi bilmediğim konusunda bir ithamda bulunarak bana sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Yok, burada bir sataşma yok.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, öyle şey olur mu?

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Ben çok iyi dinledim, lütfen, burada bir sataşma söz konusu değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, grup önerisi vermiş…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, bana şunu diyor: “Verdiğin grup önerisiyle ilgili bilgin dahi yok, neden bahsedildiğini bilmiyorsun.”

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Hayır Sayın Başkanım, tutanaklarda var, öyle bir şey demedim.

BAŞKAN – Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, bu çok net.

BAŞKAN – Bakın, “İyi niyet anlaşması yaptık.” dedi, bazı şeyleri de söylemedi.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, iyi niyet anlaşmasının…

BAŞKAN – Sizinle ilgili, özel, şahsınızla ilgili bir sataşma olmadı, lütfen.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hayır efendim, beni söylüyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Muharrem İnce isteyecek Grup Başkan Vekili olarak…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, benim hakkımı Tanju Bey’e verebiliriz.

BAŞKAN – …hakkını size verecek ama burada bir sataşma yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, bilmediğini söylüyor.

BAŞKAN – Efendim?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, bir milletvekilinin bilmediğini söylemek ağır sataşmadır.

BAŞKAN – Yani böyle bir şey yok.

Buyurun Sayın Özcan, iki dakika.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü’nün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bugün önemli bir konuyu gündeme getirdik. Grup önerimizde de sorunlar aslında, özet olarak yazılabileceği ölçüde net bir şekilde yazıldı ve ben bu konuda daha önce de Türkiye Büyük Millet Meclisini aydınlatma adına da burada gündem dışı bir söz alarak konuyu gündeme getirdim.

Sayın Milletvekilim şöyle de bir şey söyledi, tuhaf da bir şey söyledi: “Efendim, bir iyi niyet anlaşması yaptık, açıklamak istemiyorum.” Bunun bu konuyla bir ilgisi yok, aramızdaki iyi niyet anlaşması, bölge milletvekili olarak “Bundan sonra ilişkilerimize daha çok dikkat edelim.” anlaşması; yoksa Gerede işçilerinin sorunlarıyla ilgili, Gerede’deki deri işçilerinin sorunlarıyla ilgili yapılmış gizli bir anlaşma yok. Zaten, benim lügatimde de gizli anlaşma yok. Bizim öyle bir anlayışımız yok.

Sayın milletvekilleri, şunu söylemek istiyorum: Gerede’deki işçi ayaklanması, deri işçisi ayaklanması neden çıkmıştı biliyor musunuz? Günlük yevmiyenin 35 liradan 36 liraya çıkartılması meselesinden, 1 lira yüzünden. O 1 lira meselesi var ya, bardağı taşıran son damlaydı.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Kaç para alıyor?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – O Tabaklar var ya Gerede’deki o Tabaklar…

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) –  Kaç para alıyor, işçi kaç para alıyor?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bu Tabaklar, Gerede’deki işçiyi yıllardır sömürüyor.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Vekilim, işçi kaç para alıyor, söylesene.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Öyle bir siyasal güçleri var ki, sizin içinizde öyle bir palazlanmışlar ki  benim buradaki  konuşmamdan sonra Çalışma Bakanı, bölgeye 21 müfettiş göndermek zorunda kaldı.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Vekilim, işçi ne kadar alıyor, söylesene.

BAŞKAN –  Sayın Küpçü…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – 21 müfettiş oraya gitti olağanüstü bir durum var diye ve 21 müfettiş bir hafta sonra Bakanın emriyle hızlı bir şekilde geriye çekildi. Çünkü orada işçileri köle düzeninde çalıştırmayı alışkanlık hâline getirmiş olan bu Tabaklar, siyasal güçlerini de kullanarak sizin içinizdeki en yetkili insanlara da ulaşarak, bu müfettişlerin derhâl geri çekilmesi konusunda olağanüstü bir çaba gösterdiler ve bunun sonucunda da muvaffak oldular. Olan, gene garibim işçiye oldu.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) –   İşçi ne kadar alıyor, işçi ne kadar alıyor söylesene.

TANJU ÖZCAN (Devamla) –  Olan, gene garibim işçiye oldu. 3.500 işçi var, resmî kayıtlarda 1.039 görünüyor; 2.500 tanesi sigortasız! Sizler daha neden bahsediyorsunuz arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Özcan.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkan, sayın hatip kürsüde konuşurken, gizli bir anlaşma yaptığımız sanki…  Nezaketen söylediğim bir şeyi ve Bakanlık tarafından gönderilen yetkilileri kastederek -Biz Bolu Milletvekiliyiz Ali Ercoşkun’la beraber ve hassaten ben o bölgenin insanıyım- bana sataşmada bulunmuştur, ben de aynı meyanda…

MUHARREM İNCE (Yalova) –  Konuyu açıkladı zaten.

BAŞKAN –  Hayır, bir sataşma değil Sayın Küpçü. Lütfen…

FARUK BAL (Konya) – Var var, sataşma var.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkanım  ama aynı gerekçeyle o sözü verdiniz.

BAŞKAN –  Hayır, Sayın Küpçü, bu, bir sataşma değil.

FARUK BAL (Konya) – Sataşma var Başkan, var.

BAŞKAN –  Açıklama yapmak isterseniz size yerinizden söz vereceğim bir dakika.

Sataşma değil, lütfen…

Buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü’nün, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Kürsüde hatip demin konuşurken, milletvekili arkadaşım, meslektaşım, tabii, bunu nezaketen söyledim, bizim gerekçemiz, deri işçilerinin bir an önce taşınması noktasında, onların sağlıklı koşullarda çalıştırılması gerekçesi. Evet,  benim neyi kastettiğimi biliyor. Özellikle, hangi sendika tarafından, oradaki hangi kardeş hukukunun ve hangi milletvekilinin -burada olmadığı için söylemekten imtina ediyorum- kimler tarafından arandığını ben burada, nezaketen, paylaşmak istemiyorum. Söyleme kastım oydu.

İkincisi: Değerli Başkanım, Gerede deri sanayisinde, AK PARTİ döneminde özellikle, ciddi bir safahat kaydedildi. Bizim derdimiz onları sağlıklı koşullarda çalıştırmak. Bakın, ben kürsüde hatibe soruyorum, diyorum ki: “Sayın Vekilim, işçi ne kadar alıyor?” bilmiyor, “Sektör nerede?” bilmiyor. “Deri sanayisinin yerini göster.” desem emin olun, bulamaz çünkü Gerede deri sanayisi, OSB deri sanayisi farklı bir noktada.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Gene sataşıyor Sayın Başkan.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) - Dolayısıyla, biz, bedavadan, memleketimizi, memleket insanını sevmemeye çalışıyoruz. Biz başından beri, işçi eylemlerinden önce de kardeşlerimizin yanında bulunduk, tüm sektörü ve süreci yakinen takip ediyoruz. Bu meyanda hem Bolu’daki hem bu sektörün içerisindeki kardeşlerimiz rahat olsun. Bunu açıklamayı hissettim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/559) görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Haziran 2014 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bolu’nun Gerede ilçesinde faaliyet gösteren dericilik sektörünün sorunlarının ortaya konulması ve çalışan işçilerimizin sorunlarının giderilmesi için verilen Meclis araştırması önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Soma faciasının acısı, hâlâ tazeyken yine risk grubunda olan bir başka sektörün sorunlarıyla ilgili söz aldım. Soma’da 301 fidanımızı yitirdik, 301 eve ateş düştü; 432 evlat babasız kaldı; eşler, hanımefendiler eşsiz kaldı; evlerin direkleri yitirildi. Ne uğruna? Gerçekten, bir hiç uğruna. Bu konuyu çok fazla uzatmayacağım.

Soma faciasından önce, Manisa Milletvekili Özgür Özel arkadaşımızın verdiği önerge Adalet ve Kalkınma Partisi oylarıyla reddedilmeseydi, belki de o acı yaşanmayacaktı. Bu önergenin tarihine bakıyorum, iki yıl önce verilmiş, Meclis gündemine ancak yeni alınıyor. Allah göstermesin, bu sektörün konuşulması için illa bir facia mı olması gerekiyor? Bugün Türkiye’de deri işletmelerinde çalışarak yaşamını sürdürmeye çalışan deri işçilerinin de kangren hâline gelmiş sorunları var. Diğer sektörlerde çalışan işçiler gibi deri işçileri de birlik olamamaları, güçlü bir mücadele hattı örememeleri nedeniyle çözümsüzlük yaşamaktadırlar.

Türkiye, deri üretiminde Avrupa’da 2’nci, dünyada ise  4’üncü sırada. 80’ler ve 90’lar, deri sanayicileri için Türkiye’de deri sektörünün hızla geliştiği dönemlerdi ve İtalya’nın tahtına göz koymakla övünüyorlardı. Onların bu övünçle bahsettikleri ve palazlanıp büyüdükleri dönem, deri işçilerinin Kazlıçeşme’de insanlık dışı koşullarda köle gibi çalıştırıldıkları, yaşadıkları mahallelerin bataklıktan farksız olduğu bir dönemdi. Kazlıçeşme’de çalışan binlerce deri işçisinin, birçok yönüyle unutamayacağı bir geçmişi var. Geçmişte Kazlıçeşme atölyelerinde ağır çalışma koşulları, bugün hâlâ taşradaki deri atölyelerinde devam ediyor. Filmlere de konu olan bu çalışma ve üretim koşulları çalışanların birçoğunun sağlığını elinden aldığı gibi, atıklar da çevreyi yaşanılmaz bir hâle getirdi ve getirmeye de devam ediyor.   

Deri işçileri gerçekten dertli. Az zamanda, az işçiden, fazla üretim yapmaları isteniyor. Çalışma koşulları gerçekten kötü. Sigortasız çalışmanın çok fazla olduğu bilgisi elimizde var. Ücretleri gayet de düşük ama kendilerinden hep maksimum verim isteniyor. Dericilik sektöründe de taşeronlaşma en üst seviyede, diğer sanayi sektörlerinde olduğu gibi. İşçiler, fazla mesai nedir bilmiyorlar. Sağlık sorunları had safhada çünkü riskli meslek grubundalar. Boğuştukları sağlık sorunlarıyla ilgili bilgileri yoktur, bilgilendirilmezler zira. Deri işçilerinin hemen hemen hepsinde bel ve sırt ağrıları var. İş kazaları bu sektörde çok fazla görülüyor. Tozlu ortam, işçilerin çok erken yaşlarda KOAH, astım gibi akciğer hastalıklarına yakalanmasına sebep olmakta. Kimyasallar nedeniyle kanser vakaları sıklıkla görülmekte.

Deri çalışanları da mevcut Hükûmet nedeniyle işsizliğin tavan yaptığı bir ülkede üç kuruşa çalışmak zorundalar. Yaşadıkları tüm zorluklara karşın, deri işçilerinin demokratik haklarını kullanmalarına, eylem yapmalarına izin verilmemektedir. Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde de, Gerede’de çalışan işçi kardeşlerimize de zamanında çok sert müdahalelerde bulunulmuştur polis tarafından. Doğu ve güneydoğuda yol kesen, çocuk kaçıran, bayrak indiren teröristlere sessiz kalan güvenlik güçleri, diğer bölgelerde, âdeta, kükremektedirler. Doğu ve güneydoğudaki eli kanlı canilerin eylemleri film gibi izlenmektedir. Yüzlerce askerin olduğu bir kuvvette bir soytarı giriyor… Ben henüz anlayabilmiş değilim, nasıl girebiliyor? Hadi giriyor, direğe nasıl tırmanıyor? O pis elleriyle şanlı Türk Bayrağı’nı dokunup indirmesine nasıl izin veriliyor? Bu Hükûmet, şerefli ordumuzun kahraman neferlerini nasıl bu hâle getirdi, anlamakta zorluk çekiyorum.

Ben buradan Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığında görev yapan Mehmetçiklerimize sormak istiyorum: O şarlatan, bayrak direğine tırmanırken Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kocatepe’de, Çanakkale’de şehit olan atalarımız hiç mi aklınıza gelmedi? Vatanın bütünlüğünü korumak için can veren şehitlerimiz hiç mi gözünüzün önüne gelmedi? Sizi her gördüğünde kendi evlatlarıymış gibi sarılan o şehit analarının, şehit babalarının gözyaşları da mı sizi harekete geçirmedi? Ben “çocuk” denilen o eli kanlı teröristin o direğe tırmanmasına göz yumulmasından esef duyuyorum.

Sayın Başbakan günah keçisini yine buldu; “Bayrağın indirilmesine göz yuman, o birlikte görev yapan asker ya da komutan her kimse bunun bedelini ödeyecekler.” diyor. Bence yine tribünlere oynuyor. Sözde çözüm sürecinin ilerleyebilmesi için “Teröristlere dokunmayın.” talimatı vereceksiniz, sonra da “Bedelini ödeyecekler.” diyeceksiniz. Bu, bir tenakuz değil mi? Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Muhterem Canikli “Bizim bu konuda sessiz kalmamız mümkün mü? O komutanın orada sessiz kalmasını hoş görmemiz mümkün mü?” derken Sayın Beşir Atalay’ın olayın üzerinden birkaç saat geçmesinin üzerinden “Bizim talimatımız bu minvaldedir.” açıklamasını zannediyorum duymamış.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başbakanımızın açıklaması da var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – “Ortamı germemek için, bu konuda çözüm sürecine helak getirmemek için böyle bir talimatımız var.” demiştir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey yoktur, çok net söylüyorum. Öyle bir talimat olamaz, öyle bir talimat yoktur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Sayın Beşir Atalay’a söyleyin onu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Ben söylüyorum işte.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Kendi açıklaması, Sayın Beşir Atalay gelip bunu tevil etsin o zaman.

Sayın Başbakanın bugünkü grup konuşmasında söyledikleri de çok manidar: “Ankara’dan gelip ben mi indireyim?” diyor. Başbakan, Ankara’dan Diyarbakır’a bu iş için gitseydi, emin olun, değil indirmek, o teröriste direğe çıkması için yardım ederdi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Yapma ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Merdiven koyardı, destek çıkardı çözüm sürecine kolaylık getirsin diye.

AHMET YENİ (Samsun) - Hadi oradan! Dediğin lafa bak!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Seni bir daha uyarıyorum, bir daha uyarıyorum.

AHMET YENİ (Samsun) - Sen kimsin! Haddini bil!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Aklını başına al, dikkat et!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Olaydan saatler sonra Genelkurmay Başkanlığından “Bu tür eylemlere karşı serinkanlı davranmaya gayret sarf ediyoruz.” açıklaması geliyor. Dün önergemde sordum, bir kez de buradan sormak istiyorum: Mehmetçiklerimiz kışla içinde şehit edildiğinde de aynı serinkanlılığı gösterecek misiniz sayın komutanlar, onu mu bekliyorsunuz? Soğukkanlı mı davranacaksınız? Mehmetçikler teker teker orada can verirken siz serinkanlılığınızı muhafaza mı edeceksiniz? Ben böyle bir olayın yaşanmasına izin verildiği için aziz şehitlerimizden ve onların kederli ailelerinden ve aziz milletimizden özür diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Canikli…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – “O direğe çıkanı Sayın Başbakan teşvik ederdi.” gibi bir ifade kullandı.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika, yeni sataşmalara neden olmayın lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başbakanımızın en önemli özelliklerinden bir tanesi de düşündüğünü çok net, açık bir şekilde söylemesidir, her yerde ve her zaman. Bu, aslında bilinir, herkes tarafından bilinir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Doğuda ayrı, batıda ayrı; kuzeyde ayrı, güneyde ayrı; akşam ayrı, sabah ayrı; bilmiyor muyuz Başbakanı.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu konuyla da ilgili Sayın Başbakanımız grup toplantısında kanaatlerini, düşüncelerini çok açık bir şekilde tüm Türkiye’yle ve dünyayla paylaşmıştır. Oradan bu konuyla ilgili ne söylediği de bellidir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynı konuşmada iki ayrı şey söylüyor, aynı konuşmada. 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Orada o direğe tırmananla ilgili, onu destekleyenlerle ilgili, arkasındaki güçlerle ilgili kanaatini en net şekilde ortaya koymuş ve ifade etmiştir. Daha nasıl ifade edilebilir? Bütün dünyayla paylaşmıştır, kamuoyuyla paylaşmıştır. Bu, samimi bir açıklamadır, samimi bir düşüncedir. Elbette, o görevi ilk önce yapması gerekenler oradakilerdir. Öyle değil mi arkadaşlar? Orada görevli olanların yapması gerekmez mi bu işi, bunu?      

GÜRKUT ACAR (Antalya) – “Karışmayın.” diye talimat verdiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Ve şu anda bu konuyla ilgili gerekli çalışmalar yapılmış, hem o haddini bilmeze ve arkasındakilere haddinin bildirilmesi için hem de ihmali olanlara, bu konuda görevini yapmayanlara gereğinin yapılması için çok hızlı bir şekilde adımlar atılmıştır, onunla ilgili görevden almalar yapılmıştır ve devam edecektir bu süreç.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şırnak Valisiyle ilgili de soruşturma açtınız mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, bu konuda samimi bir tepki gösterilmesi gerekiyorsa, nasıl yapılması gerekiyorsa o şekilde davranılmıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Canikli, Abdullah Öcalan’a saygı sunan Valiyle ilgili bir şey yaptınız mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ve söylenenler samimi iradesidir hem Sayın Başbakanımızın hem de partimizin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şırnak Valisine ne yaptınız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani “O direğe tırmanan haddini bilmezin indirilmesi gerekirdi.” şeklindeki ifade daha nasıl anlatabilir bu düşünceyi, bu samimi düşünceyi, değerli arkadaşlar, milletimizin bu kanaatini?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Talimatı siz verdiniz, “Karışmayın.” diye talimatı siz verdiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ve Sayın Başbakanımız da bunu bütün Türkiye’yle, dünyayla paylaşmıştır. Ancak bu şekilde ifade edilebilir, ancak bu kararlılıkta ortaya konulabilir, adım atılabilir ve o gereği de yapılmıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bayrak, milletimizin ve devletimizin egemenliğini temsil eder. O bayrağa uzanan el, o coğrafyada Türkiye  Cumhuriyeti devletinin ne hâle düşürüldüğünü gösteriyor. Çözüm ve barış süreci içerisinde PKK terör örgütünün silahlarıyla birlikte kalmalarını meşrulaştıranlar, onu muhatap alanlar, bu milletin adını ayaklar altına alanlar ve bu süreç içerisinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu bölgeden çekilmesini, operasyon yapmasını ortadan kaldırmak için kanuni düzenlemelere kadar götürenler, o direğe çıkan elin azmettiricileridir. Meselenin özü budur.

Bakın, dünden bu yana doğu ve güneydoğudan vatandaşlar bizi arıyor, haykırıyor ve “Devlet nerede? Burada makbuzlarla vergi topluyorlar, mahkemeler kurmuşlar. T.C’ye gitmeyin, bizim mahkemelerimize geleceksiniz.” deyip Kandil’e mahkemelere gönderiyorlar. “Devlet nerede?” diye soruyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – O bayrağa uzanan eli cesaretlendirenler, o coğrafyada devleti ve milleti ayaklar altına alan, çözüm ve barış sürecinin eş başkanlarıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – On sekiz gündür yol kapalı olur mu bir ülkede ya!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, terör örgütü bitirilecektir, terör bitecektir. Terör örgütü kesinlikle dağdan indirilecektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne dağda, ne dağda?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, cevap hakkına saygı gösterin lütfen!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Evet, indirilecektir ve etkisiz hâle getirilecektir. Bu millet bunu yapacaktır, sadece Hükûmetimiz değil, bu millet bunu yapacaktır. 

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet yapacak tabii, bu millet yapacak tabii.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – La Fontaine’den masallar, La Fontaine’den masallar! Gelinen noktaya bakın, gelinen noktaya.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Türkiye’nin herhangi bir yerinde, Doğu ve Güneydoğu ya da bir başka bölgesinde hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenliğinin azaltılmasına yol açacak bir adım atamaz, hiç kimse buna cesaret edemez. Her şeyden önce buna büyük Türk milleti müsaade etmez Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Senin valin, teröristbaşına methiye düzüyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Valiyle ilgili ne yaptınız Nurettin Bey?

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/559) görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Haziran 2014 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere son konuşmacı Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Bolu Milletvekili kardeşimizin vermiş olduğu bu grup önerisi, aslında iki yıl önce gündeme gelen bir meseleydi ve bu süreçte kendisi birkaç sefer Meclis kürsüsünde bu anlamda da bilgilendirmeler yapmıştı.

Evet, Bolu, özellikle Gerede ilçesi anlamında, ham deri sanayisinin, Türkiye’deki ham deri sektörünün yaklaşık yüzde 40’ına hitap eden bir il. Dolayısıyla, Gerede’deki başlıca iştigal alanı da bu ham derinin ham madde olarak Türkiye’deki deri sanayisine, deri sektörüne verilmesi; bu manada geçmişten gelen bir yapı söz konusu. Gerede’deki deri sanayisinin aslında ne kadar uzun bir geçmişe sahip olduğunu da açıkçası bilmiyoruz ama yüz yıllara dayanan bir sektör olduğunu hep birlikte biliyoruz. Dolayısıyla, o bölge için böylesine önemli olan sektörün, modernleşme anlamında, yenileşme anlamında bazı sıkıntıları olduğu da bir gerçek.

Bu manada, özellikle Deri Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulmasıyla alakalı bazı adımlar da geçtiğimiz süreçlerde atılmıştı. Deri Organize Sanayi Bölgesi’nin yapılabilmesi için yer tahsisi gerçekleştikten sonra 1.312 dönüm üzerinde, yüzde 50’si hibe olmak kaydıyla 25 milyon liralık bir yatırım teşviki ortaya konuldu ve şu anda altyapı ihalesi de gerçekleşti, yapım devam ediyor. Bu yapımın bitmesiyle beraber de inşallah, hâlihazırda Gerede’nin içinde kalan hem eski tesisler hem modernleşmeyen bazı yerlerde üretim yapan tesisler, Deri Organize Sanayi Bölgesi’ne geçerek modern, güncel, tüm dünyadaki deri sektörüne hizmet verebilecek seviyeye de kavuşmuş olacaklar. Bu, aynı zamanda yeni tesislerin de yapılabilmesinin önünü açacak ve bu esnada da özellikle işçilerin çalışma şartlarıyla alakalı konular da otomatikman yenileşmiş, modernleşmiş olacak.

Tabii, bunun farklı alanlarda da desteklenmesi lazım yani sadece ham derinin değil, aynı zamanda mamullerinin de üretilebileceği ortamların oluşturulması, desteklenmesi lazım. Bu manada gerek Doğu Marmara Kalkınma Ajansı’nın gerek KOSGEB’in desteklediği bazı projeler söz konusu ama özellikle Abant İzzet Baysal Üniversitesinin Gerede’deki ünitelerinin, daha doğrusu, 4 yıllık yüksekokulunun açılması, 2 yıllık okulların 4 yıllık okullarla destekleniyor olması ve burada ayakkabı başta olmak üzere, deri sektörüyle alakalı gelişmiş modellerin yapılabilecek olması, üniversite tarafından bunların teşvik edilmesi de gerçekten sektörün, dolayısıyla Gerede’nin ve Bolu’muzun gelişmesine ciddi manada katkıda bulunacak.

Evet, sıkıntılar muhakkak var. Bu sıkıntıların çözülmesi noktasında da bizler varız. İktidarıyla, muhalefetiyle beraber bu sıkıntıları nasıl çözebiliriz, buradaki vatandaşlarımızla alakalı bu ortaya konulan problemleri nasıl ortadan kaldırabiliriz diye aslında birlikte çalışma ortaya koymak lazım. Ben bu manada Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşımızla her çalışmada birlikte olabileceğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Aynı şekilde, Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü kardeşimiz, çok detaylı bir şekilde burada deri sektörüyle ve Bolu’daki durumla alakalı gerekli bilgilendirmeleri de yaptılar, ona da teşekkür ediyorum.

İnşallah, bu vesileyle, bundan sonraki süreçte gerek Gerede’de gerekse Türkiye'nin değişik yerlerinde deri sektörüyle alakalı, özellikle çalışanların yaşamış olduğu problemlerin çözülebilmesi için hep birlikte, inşallah, katkı koyacağımızı ümit ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi gündemimiz malum, bir an önce tasarı ve tekliflerin yasalaşmasıyla alakalı bir mesaiyi hep birlikte ortaya koymak istiyoruz. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisinin bu grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Akar, Sayın Özcan, Sayın Toprak, Sayın Gök, Sayın Çelebi, Sayın Serindağ, Sayın Acar, Sayın Küçük, Sayın Oyan, Sayın Çıray, Sayın Güven, Sayın Türmen, Sayın Korutürk, Sayın Altay, Sayın Susam, Sayın Genç, Sayın Serter, Sayın Akova, Sayın Özkan

Yoklama için iki dakika müddet veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.56

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı  yeter sayısı vardır.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan dericilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/559) görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Haziran 2014 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

E) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, (2/1949) esas numaralı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/164)

09/06/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin (2/1949) esas no.lu Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre Genel Kurulda görüşülmesini arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                   Binnaz Toprak

                                                                                                                                        İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Binnaz Toprak konuşacak.

Buyurun.

Sayın milletvekilleri, sessizlik lütfen…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar…

Sessiz olursanız konuşabileceğim galiba.

Gündeme getirdiğim konu 2547 sayılı YÖK Yasası’nda değişiklik yapılmasına dair bir teklif. Teklifin gerekçesi de intihalin YÖK Yasası’nda suç olarak belirtilmemiş olması. İntihal, biliyorsunuz, akademik dünyada çok önemli bir kavram. İntihalden kastedilen şu: Bir başkasının görüşlerini, düşüncelerini, projesini, bir sanat eserini, cümlelerini ve genel olarak fikirlerini kaynak vermeden, sanki sizin kendinizin fikirleriymiş veya görüşleriymiş ya da eseriymiş gibi sunmak. Bu, gerçekten de bütün dünyada saygın olan…

Çok gürültü var Sayın Başkan, bu gürültüde konuşabilmek mümkün değil. Susturmanız mümkün mü?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıya biraz saygı gösterelim.

Buyurun Sayın Toprak.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Evet, teşekkür ederim.

Bütün saygın üniversitelerde suç sayılıyor intihal, bizde de 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda mevcut. İntihali suç olarak sayıyor bu kanun. Aynı zamanda Yükseköğretim Kurumları Disiplin Yönetmeliği’nde var ama YÖK Yasası’nda…

Bunu özellikle de AKP’li milletvekillerinin duymasını istiyorum ama maalesef dinlemiyorlar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Dinliyoruz hocam.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Dinliyorsunuz ama burada konuşuluyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Dinliyoruz.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Evet, peki.

Ama, YÖK Yasası’nda yok. Şimdi, YÖK Yasası’nda olmamasının şöyle bir sonucu doğdu: 2012 yılında, İstanbul Üniversitesi, intihal suçunu işlediği sabit olan, kanıtlanmış olan bir öğretim üyesinin işine -görevine- son veriyor. Bu kişi de Danıştaya gidiyor, dava açıyor ve davayı kazanıyor. Davayı kazanmasının gerekçesi de bu, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/9/2012 tarihli Kararı. Kurul diyor ki: “YÖK Kanunu’nda böyle bir suç yok, suç olmadığı için de böyle bir ceza veremezsiniz.” Dolayısıyla da öğretim üyesini İstanbul Üniversitesine iade ediyor.

Şimdi, bakın arkadaşlar, biz ne zaman bir yasa teklifi getirsek, yasa değişikliği teklifi getirsek ya da bir önerge -araştırma önergesi- sunsak kabul görmüyor çünkü “Gündemi saptırmak için bunu yapıyorsunuz.” diyorlar. İnanın, burada gündemi saptırmak gibi bir niyetim yok. Hatta, eğer bu gürültü patırtı olmasaydı beş dakikamı bile bitirmeden konuşmamı kesecektim.

Bu gerçekten önemli bir mesele çünkü bilim camiasının yani Türkiye'deki bilim camiasının uluslararası saygınlığını yitirmesine neden olacak bir mesele, aynı zamanda da Türkiye içindeki bilim camiası tarafından da çok tepki gören bir hikâye. Mesela, Türkiye Bilim Akademisi, Öğretim Üyeleri Derneği ve çok sayıda öğretim üyesi bu yasanın değişmesi talebinde bulunmakta. Dolayısıyla, benim ricam, kırk yılda bir, ilk defa olarak bunu kabul etmeniz. Önümüzde bir torba yasa var, çok kolaylıkla bu torba yasaya eklenebilir.

Ben önerdiğim maddeyi okuyayım: “Bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını veya eserinde, çalışmasında yer alan düşünceleri kaynak göstermeden kendi orijinal eseri, düşüncesi gibi sunmak intihal suçunu oluşturur. İntihal suçunun kovuşturulma usulü, tespit edilmesi ve verilecek ceza ilgili kanun ve yönetmeliklerle belirlenir.”

Yani, bütün yapacağımız şey, bunu bugünlerde konuşacağımız şu torba yasaya eklemek çünkü aksi düşünülebilecek bir şey değil. Hakikaten de hiçbir saygın bilim camiası intihal suçunu suç olmaktan çıkaramaz.

Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için.

Bunu, zaman kaybı olarak görmemenizi ümit ediyorum. Sayın Millî Eğitim Bakanımız da burada, kendisinden de özellikle rica ediyorum.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Keşke öğrencileri de alsaydınız. Üniversite öğrencileri “copy-paste” yapıyor, keşke onu da alsaydınız.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Olabilir tabii. Yani zaten öğretim üyeleri ve öğrenciler de dâhil buna tabii ki ama öğrenci yönetmeliğinde de ayrıca var. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.

Önerge üzerinde bir milletvekili olarak İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan konuşacak.

Buyurun Sayın Oğan.

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, şimdi, AKP döneminde intihalin kısa tarihçesini bir anlayalım.

2005 yılında, o sırada Başbakanlık Müsteşarı olan Ömer Dinçer YÖK tarafından…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok teessüfler, bu konu on defa konuşuldu.

OĞUZ OYAN (Devamla) – …üniversite öğretim üyeliğinden çıkarılıyor intihal suçuyla.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Mahkeme kararı var, on defa…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hâlâ oralarda mısınız ya?

OĞUZ OYAN (Devamla) – 2008 yılında Ömer Dinçer Ankara 1. İdare Mahkemesine itiraz ediyor, mahkeme reddediyor. 23 Aralık 2010, yeni YÖK Genel Kurulu beş yıl önceki intihal cezasını kaldırıyor, o sırada Çalışma Bakanı. 20 Eylül 2012, intihal suçundan meslekten çıkarılmış bir akademisyenin başvurusu üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu öğretim üyesiyle ilgili verdiği kararda intihali suç olmaktan çıkarıyor. Neye dayanarak? Efendim, 2547 sayılı Yasa ile 657 sayılı Yasa’da bu yer almıyor diye. Oysa söz konusu suç, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’nın 71’inci maddesinde duruyor. Dolayısıyla, Danıştay tamamen dönemin ruhuna uygun, iktidara yanaşma şeyiyle bir karar veriyor. Yani, böylece, Türkiye’de bilimsel hırsızlık, 2012’de verilen bu karardan sonra meşru hâle getiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi böyle, tabii, bilimsel hırsızlığın meşru hâle geldiği, kamu malının çalınmasının meşrulaştırıldığı bir Türkiye’de çok da yadırganacak bir durum değildir.

Bakın, ben size başka bir şey söyleyeyim. Ömer Dinçer örneği tek örnek değil, şu TÜBİTAK meselesine bakın. Türkiye’nin yüz akı olması gereken bir kurum TÜBİTAK; bugün yaptığı uygulamalarla, icraatlarla bilimsel doğruluk konusunda bizim herhangi bir umutlanma içinde olmamamızı bize bir kez daha gösteriyor. Yani, TÜBİTAK’ın şu son kararı –vaktim yok tekrar üzerinde durmaya- açıkça Türkiye’de birtakım bilim kurumlarının nasıl yolsuzlukların örtbas edilmesi için araç olarak kullanılacağını bir kez daha gösteriyor. TÜBİTAK böyle kullanılıyor ise acaba Türkiye’de bugün bu önerge kabul edilir ve bilimsel hırsızlık suç kabul edilebilir mi, bunun için umutlanabilir miyiz? Bakınız, yalan üretmek üzere kurulu bir siyasetten bunu bekleyebilir miyiz? Dolmabahçe meselesinin tam 1’inci yıl dönümündeyiz, üretilen yalanın 1’inci yıl dönümü bugün. Kabataş yalanının gene 1’inci yıl dönümündeyiz, hâlâ bunlar konusunda halktan özür dilenmedi. 17 Aralık, 25 Aralık yolsuzluk meselesinde bütün delilleri karartma operasyonları yapılıyor, bunun 7’nci ayındayız. Soma’nın 1’inci ayındayız. Soma’da, Cumhurbaşkanı dâhil herkesi yanıltan, ilk önce “Sadece bir iş kazası, trafo, vesaire…” deyip arkasından işin içinden çıkamayınca şirketi sorumlu hâle getiren bir anlayış bu. Aslında bütün bu vakaların, gerek iş cinayetleri olsun gerekse kamu malının çalınması olsun gerekse Gezi olaylarına her türlü şiddetle saldırı olsun, bütün bunlarda suçüstü yakalanan bir iktidarın yalan makinası gibi çalıştığını görüyoruz.

Şimdi, dolayısıyla, aslında bir eski bakanın bir hatırlatması belki Türkiye’nin bilimsel, teknolojik, akademik ufkunu özetliyor. Ne demişti o bakan? “Türkiye’nin sınırları ara eleman yetiştirmek üzerinedir.” demişti ve TÜBİTAK gibi kurumların neyle meşgul olması gerektiğini anlatmıştı. Şimdi, Türkiye’de üniversitelerde akademik özgürlükler baskı altına alınırken biz aynı anda bilim hırsızlığını serbest bırakan bir Türkiye’de yaşamayı nasıl adlandırabiliriz? Aslında bu bir çelişki değildir. Ben burada AKP’yi çok tutarlı görüyorum. Bir tarafıyla akademik özgürlükler baskı altına alınıyor, öbür taraftan da bilimsel hırsızlık sonuna kadar serbest. Böyle bir ortamda bu önerge kabul edilebilir mi? Bunun için umutlu olmak mümkün değil ama hadi bir mucize yapın, hadi bizi şaşırtın, hadi Türkiye’de tekrar bilimsel özgürlükler yanında bilimsel alın terine sahip çıkın, insanların eserlerinin çalınmaması için, emeklerinin çalınmaması için bilim hırsızlığına “Hayır.” deyin ve bu önergeyi destekleyin, bizi bir şaşırtın bakalım!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesinin ikinci fıkrasına göre beş dakika Hükûmete de söz vereceğim. Hükûmet adına Millî Eğitim Bakanımız Sayın Nabi Avcı konuşacak.

Buyurun Sayın Bakan, süreniz beş dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Binnaz Toprak ve arkadaşları tarafından Meclis Başkanlığımıza sunulan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’ni ve gerekçesini Bakanlık olarak biz de inceledik.

Kanun teklifinin gerekçesinde belirtildiği gibi, intihal suçu, akademik dünyanın saygınlığına gölge düşüren ve çağdaş dünyada da en ağır cezaların verildiği akademik bir suçtur. Zaman zaman basına da yansıdığı kadarıyla, maalesef, üniversite camiamızda, akademik saygınlığa yakışmayan bu suçu işleyen öğretim üyelerine az sayıda da olsa rastlanmaktadır. Bizler, akademik olgunluğa sahip bireylerin bu suçu hiç işlememesini arzu etmekle birlikte, bu suçu işleyenlerin veya buna yeltenenlerin de işledikleri intihal suçunun cezasız kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Arkadaşlarımız tarafından sunulan teklif gerekçesinde, Danıytayın 15 Nisan 2013 tarih ve 19088 sayılı Kararı’yla intihalin suç olmaktan çıkarıldığı söylenmektedir.

Değerli arkadaşlar, ilgili Danıştay kararı intihali suç olmaktan çıkarmaktan çok “Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” kuralı gereği, intihal suçunun daha önce YÖK Disiplin Yönetmeliği’ne göre cezalandırılmasına karşı çıkmış ve bu konuda yasal bir düzenleme olması gerektiğini söylemişti. Biz de bu boşluğu doldurmak üzere, biliyorsunuz, 2547 sayılı Yasa’da 14 Mart 2014  tarihli 6528 sayılı Yasa’yla bir değişiklik yaptık. 14 Mart 2014  tarihli 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun  ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7’nci maddesinde şu değişiklik yapılmıştı:

“MADDE 7 – 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinin (b) fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘b. Öğretim elemanları, memur ve diğer personele uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, yönetim görevinden ayırma, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. Hangi fiillere hangi disiplin cezasının uygulanacağı, bu bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri, Devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslar da göz önüne alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir.’”

Görüldüğü gibi, bu yasal değişiklik, YÖK’e yasal olarak disiplin suçlarını ve bunlara verilecek cezaları belirleme yetkisi vermektedir. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı bu yasaya dayanarak Disiplin Yönetmeliği’yle ilgili revizyon çalışmalarını sürdürmektedir ve önümüzdeki hafta bitirilmesi planlanan bu çalışma sonucu intihal suçuna verilecek cezalar yasal bir dayanak kazanmış olacaktır.

Bu yasa değişikliği ve buna göre güncellenecek Disiplin Yönetmeliği, Sayın Binnaz Toprak ve arkadaşlarının verdiği kanun teklifinin gerekçelerinde sunulan haklı kaygıları gidereceği için bu konuda yeni bir yasal düzenlemeye gerek olmadığını düşünüyoruz.

İntihalin hiç olmadığı bir akademik dünyamız olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 61’inci maddeye göre son söz milletvekilinindir.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bakın, 37’nci maddeye göre komisyon ve Hükûmet önce konuşabilir. Bakın, burada önce Hükûmete ve komisyona söz vermeniz lazımdı, arkasından milletvekiline vermeniz lazım ama önce milletvekilleri konuştuğu için… 61’inci maddeye göre son söz milletvekilinindir, ona göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç, şimdi, 37’nci maddeye uygun olarak uygulama yapıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, 37’nci maddeye göre, bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Dikkat ederseniz 37’nin ikinci paragrafına göre uygulama yaptık. Sizin talebinizi dikkate alamayacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, bakın, 37’nci maddeyi okursanız, önce Hükûmet ve komisyon, arkasından da teklif sahibi milletvekili ve başka bir milletvekili konuşur ama siz önce Hükûmet ve komisyona söz vermediniz, milletvekillerine verdiniz. Son konuşmayı Hükûmet yaptı. İç Tüzük’ün 61’inci maddesine göre, “Son söz milletvekilinindir.” prensibine göre ben söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani keyfî tüzük uygulayabilirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Genç, bir dakika, müsaade eder misiniz, yargılamayın lütfen, ben sizi dinledim. Şu anda 37’nci maddeye göre görüşüyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, 37’nci madde…

BAŞKAN – Bir dakika, müsaade edin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 61’inci madde genel bir madde…

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, buyurun.

BAŞKAN – Sayın Toprak görüşlerini bildirdi, Sayın Oyan görüşlerini bildirdi. Bunun üzerine, Hükûmet kendi görüşlerini bildirmek için söz istedi ve biz 37’nci maddeye göre görüşüyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, 37’nci maddedeki sıraya göre önce hükûmet veya komisyon, arkasından teklif sahibi milletvekili konuşur. Siz burada önce milletvekiline söz verdiniz, sonra Hükûmete söz verdiniz. 61’inci madde genel bir ilkedir. Yani doğrusunu yaparsanız yapın tabii…

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Genç.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Nereye buyuruyor Sayın Başkan!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, yoklama vardı Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, İç Tüzük’ü bilin, öğrenin biraz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakın, bu memlekette, devriiktidarınızda ne bilim kaldı ne ilim kaldı ne adalet kaldı ne hak kaldı ne hukuk kaldı, hepsini yok ettiniz.

Konuşmama başlarken, evvela, Diyarbakır’da Türk Bayrağı’nı indiren zihniyeti şiddetle ve nefretle kınıyorum. Bayrağı burada indirenin bu Hükûmet olduğunu, Hükûmetin askere talimat verdiğini… Hiçbir suretle PKK’nın hiçbir hareketine müdahale edilmemesi ve valilerden talimat alınmadan herhangi bir terör olayına müdahale edilmemesi konusunda verilen talimat vardı. Eğer orada, kışlada bulunan asker o direğe çıkan kişiye ateş etseydi, siz elbette ki gidecektiniz, orada “Benim talimatımı nasıl dinlemiyorsun?” diye onu vuran kişileri en şiddetli şekilde cezalandıracaktınız. Bana göre, o direğe çıkarak o bayrağı indiren kişi milletimize, devletimize ihanet etmiştir. İhanetçilerin hak ettikleri ceza da kanunlarda belirtilmiştir ama Türkiye’de Hükûmet yok, hiçbir kural işlemiyor. Tayyip Erdoğan, 17 Aralık, 25 Aralıkta yaptığı yolsuzlukları örtbas etmek…

BAŞKAN – Sayın  Genç, lütfen konuyla ilgili konuşur musunuz?

KAMER GENÇ (Devamla) – Konuya geleceğim Sayın  Başkan.

…için her türlü hileye, her türlü hukuksuzluğa başvuruyor, burada da böyle.

Şimdi, eski Müsteşarınız, YÖK Başkanınız, Millî Eğitim Bakanınız bir intihal suçunu işlemiş fakat sizin zamanınızda hukuk ortadan kaldırıldığı için Danıştay bir karar vermiş.

İHSAN ŞENER (Ordu) – 28 Şubattaki hukuk değil mi o hukuk?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani öyle bir düzenleme yapmışsınız ki Danıştayın verdiği bu karar, kesin karardır. Arkadaşımız teklifinde diyor ki: “Bilimsel kariyeri korumak için, intihalleri yasaklamak için, bilim hırsızlığını yok etmek için gelin, Meclis olarak bunu suç sayabilecek bir düzenleme yapalım.” Bu gerçek ortadayken siz eğer buna inanıyorsanız… Zaten bu  biraz önce konuşan, Hükûmet adına konuşan kişi -millî eğitimi getirdiği seviye, böyle 4+4+4’e- Türk millî eğitim sistemini de çökertti, bilimi de çökertti -her türlü çökertmeyi- ilimle ilgisi kalmadı Türkiye Cumhuriyeti devletinin. Kendi kafasına göre, kafasının ermediği konularda mütalaa veriyor. Zaten doğru dürüst bir bilim adamı kariyeri olsaydı çıkıp da bunları öne sürmezdi.

BAŞKAN – Sayın  Genç, lütfen temiz bir dille konuşun ve hakaret etmeyin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, tamam, temiz dille konuşuyorum.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Nasıl böyle konuşuyorsun, hiçbir sorumluluğun yok mu senin?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen ne anlarsın bilimden?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi burada bir yorum getiriyorum. Bakın, Danıştayın kararı ortada, Danıştay Genel Kurulu kararı karşısında eğer hukuki bir düzenleme getirmezseniz, bundan sonra herkes istediği gibi, istediği kişinin kitaplarını, tezlerini kopyalayacak ve bu kopyalamayı engelleyen de herhangi bir yasal düzenleme yok.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kaç tane kitap okudun? Siz ne anlarsınız?

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, bu yasal düzenlemeyi kabul edin eğer tabii hırsızlıklara karşı iseniz, bilimin birtakım cahil insanlar tarafından kopya edilmesine karşı iseniz… İşte getirmişsiniz, hayvanat bahçesindeki bir kişiyi TÜBİKTAK’ın başına getirmişsiniz, TÜBİKTAK’ın başına gelen hayvanat bahçesi müdürünü...(×)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen ilk önce onu doğru söylemeyi öğren!

KAMER GENÇ (Devamla) - …ondan sonra TÜBİTAK’a rapor düzenletiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen konuya geliniz, bu size birinci ihtarımdır İç Tüzük 66’ncı maddeye göre. Lütfen!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, birinci ihtarınız da bunları… Bakın, benden biraz önce, konuşan kişi demedi mi ki “Hayvanat bahçesi müdürünü getirdiniz TÜBİTAK’a müdür tayin ettiniz.” diye ona niye müdahale etmediniz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz, bu Meclise yakışmıyorsunuz!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, şimdi, Sayın Başkan, orada o makamı biraz tarafsız şey edin.

Elbette ki burada yapılan şey, Türkiye’de bu AKP iktidarıyla beraber, sizin iktidarınızda bilim düşmanlığı, ilim düşmanlığı, adalet düşmanlığı aldı yürüdü. Memleketin en temel noktalarında hak arama yolları tıkandı; Danıştay kalmadı, Yargıtay kalmadı, Anayasa Mahkemesi kalmadı…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İyi ki de kalmadı!

KAMER GENÇ (Devamla) – …ve her türlü hırsızlık ve yolsuzluklar yapılmakta ama bunlar örtbas edilmektedir, bunların karşısında maalesef hiçbir direnç gösterilmemektedir. Bunun cezasını çok ağır göreceksiniz, yarın çocuklarınız, sizin burada yaptığınız bu düzenlemelerden dolayı, sizlere lanet okuyacaklar, bunu bilmenizi istiyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizimle gurur duyacaklar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için siz de bu lanetliği önlemek için gelin bundan sonra bir dönüş yapın. Şu memlekete demokrasi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – CHP’nin siyasal sistemini değiştiriyoruz biz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

6/6/2014 tarihli 99’uncu Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm 29 ila 55’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde grupları adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal konuşacak.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ikinci bölüm üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu bölümde Yargıtayla ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Bayrakla ilgili konuda, buradan hareket ederek konuşmanın son kısmında bir değerlendirme yapacağım.

Tabii ki 2004 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu’nu değiştirerek Türk hukukunda oluşmuş içtihatları, hafızayı ve kültürü sanki Mao’nun kültür ihtilali gibi ortadan kaldırdıktan sonra bir mesele hallettiğini zannederek 2007 yılında yargının siyasallaştırılması amacıyla tasarruflarından ilkini ortaya koydu. Bu, Yargıtayın üye sayısını 150’ye indirmek ve orada zülfüyâra dokunan üyeleri tasfiye etmek için düzenlenmiş bir tasarıydı, bunu kanunlaştıramadı. Arkasından 2010 yılında, on seçime bedel “Mezardakileri kaldırın, oy verdirin.” söylemleriyle yargının denge ve denetim mekanizmalarını bozan ve kendi içerisinde denetimsiz ve denge organları bozulmuş olan yargıyı siyasallaştırmak istedi. Yargıyı böyle siyasallaştırabilmek amacıyla AKP, milletimizin kadına olan saygısını, çocuğa olan sevgisini, şehit, dul ve yetimlerine karşı olan şefkatini, engelliye olan muhabbetini, hatta hiç ilgisi yokken başörtüsünü bile suistimal etti, milleti aldattı, kandırdı ve 2010 tarihindeki Anayasa değişikliğiyle yargıda bir siyasi yapı oluşturdu. Şimdi bu siyasi yapının işleyişinden Adalet ve Kalkınma Partisi şikâyetçi. Ne zaman? 17, 25 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunu yargı başlattığı zaman şikâyetçi. Yani, rüşvet, kara para aklama gibi vahim suçların… Hükûmet, 4 bakanına, onların çocuklarına ve Başbakana kadar uzanan bir yolsuzluk operasyonundan sonra yeni bir devre girdi. Bu devir içerisinde AKP, 2010 tarihinde inşa etmiş olduğu, dengesiz ve denetimsiz bir duruma getirmiş olduğu yargıyı “paralel devlet” nitelemesiyle hasım göstermekte ve ilan ettiği bu paralel devlete karşı da istiklal mücadelesi vermektedir.

Değerli milletvekilleri, Türk milleti İstiklal Harbi’nin ne demek olduğunu bilir. İstiklal Harbi’nin mührü arkamızdaki vecizede yazılıdır: “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” İşte, İstiklal Harbi’nin mührü budur. Yapılmış olan İstiklal Harbi’yle de Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur.

Şimdi, bu devletin geldiği hâle bakalım. Orada bir paralel devlet var, AKP'nin görmediği bir paralel devlet var. Bu paralel devlet “Analar ağlamasın.” söylemi adı altında dağdan indirilen PKK terör örgütü mensupları, teröristler şehirlere, mezralara, ilçelere, köylere, illere yerleştiler. Bunlar gece silahlı, gündüz külahlı. Geçtiğimiz seçim süreci içerisinde vatandaşın seçme ve seçilme hürriyetini yok ederek tehditle aday gösterdiler, tehditle oy aldılar ve arkasından da vatandaştan, PKK’ya “vergi” adı altında -altını çiziyorum- Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarından haraç topladılar, toplamaya devam ediyorlar.

İkincisi: PKK’ya “asker” adı altında -altını çiziyorum- dağa militan topladılar, gitmeyenleri zorla kaçırdılar. Şimdi “Analar ağlamasın.” diyenler Diyarbakır’da ağlayan anaların hâlini görmemezlikten geliyor, onların vicdan sızlatan evlat acısına ortak olmamaya gayret gösteriyorlar.

Üçüncüsü: “Asayiş birlikleri” adı altında birtakım gençlere üniformalar giydirerek devletin polisine, devletin askerine varana kadar kimlik kontrolleri yapıyorlar.

Dördüncüsü: Önemli gördüğü olaylarda “Devletin mahkemesine gitmeyeceksin, bana geleceksin.” diyerek gece silahla tehdit, gündüz külahla hüküm kurmaktadırlar.

Bütün bunlar nedir değerli arkadaşlarım? Bütün bunlar, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” diyen, İstiklal Harbi’yle elde edilen bu mukaddes ve mübarek vecizenin ortaya çıkarmış olduğu hükümranlık hakkının paylaşılması demektir. Vergi toplamak bir devletin hükümranlık hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, AKP’nin devriiktidarında birtakım teröristleri vergi toplayan bir unsur hâline getirmiştir. Askere almak hükümranlık hakkının ortaya konması demektir. Bir devlet ancak askere alabilirse devlet olduğunu ortaya koyabilir. Şimdi, PKK terör örgütü, kendi dağ unsurlarına eleman toplayabilmek için “asker” adı altında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 15 yaşındaki gencecik çocukları militan olarak dağa götürüp terörist olarak yetiştirmektedir. Bir devletin hükümranlık hakkı asayişi kontrol etmekle ve devletin vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumakla ortaya çıkar. Hükümranlık hakkı asayişi kontrol görevini vermektedir. Şimdi, AKP’nin devriiktidarında “açılım” denilen yıkım projesiyle PKK terör örgütünün elemanları teröristler Güneydoğu Anadolu Bölgemizde asayiş kontrolü yapar hâle gelmişlerdir. Bir devletin hükümranlık hakkı yani eğer hâkimiyet kayıtsız ve şartsız millete ait ise ancak yargılamayı o devletin unsurları yapabilir. Şimdi, AKP’nin “açılım” adı altındaki yıkım projesinin sonucu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde PKK’nın birtakım yargılama faaliyetleriyle karşı karşıyayız. En son, değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığının timsali, Türk milletinin varlığının timsali ay yıldızlı al bayrağımızı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, iç ve dış tehditlere karşı korumakla görevli bir silahlı birliğinde, birtakım terörist hareketler neticesinde, birisi çıkarak ay yıldızlı, nazlı Türk Bayrağı’nı oradan indirme haysiyetsizliğini, şerefsizliğini ortaya koymuştur. Bu haysiyetsiz ve şerefsiz eylemin bir cezası vardır. Bu cezayı geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri vermiştir. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde Solomos adındaki gereksiz bir düşünceye mensup kişi Türk Bayrağı’nı indirmek için göndere çıktığında yere indirilmiştir. Türk Bayrağı indirilemez ancak onu indirmek için göndere çıkan indirilir. Evet, maalesef, bunların sebebi hikmeti AKP’nin uygulamış olduğu yıkım projesidir.

Değerli arkadaşlarım, bu yıkım projesi kapsamı içerisinde PKK terör örgütü üyeleri, teröristleri, militanları dağdan şehre indirilirken güvenlik güçlerinin eli kolu bağlanmıştır. Operasyon için yetki valilerden izin şartına bağlanmıştır. Valiler izin vermemektedir. Dolayısıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve emniyet mensuplarının eli kolu bağlanmıştır. Geçmişte büyük hizmetleri görülen, merkez operasyon gücü olarak tanımlanan emniyet teşkilatı içerisindeki özel güvenlik güçleri bulundukları görevlerden alınmış, inşaat birimlerine, trafik birimlerine gönderilmiştir ve ortaya hazin bir netice çıkmıştır. O hazin neticeyi de işte görüyoruz. Diyarbakır-Bingöl kara yolu on yedi gündür PKK terör örgütleri tarafından kapatılmıştır. Türkiye’de seyahat hürriyeti mi vardır? Bir PKK terör örgütünün unsuru eğer iki vilayet arasındaki yolu on yedi gün kapatabiliyor ve onu açmaya devletin kudreti, devletin gücü yetmiyorsa “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” lafının anlamı kalmamıştır, o bölgede hâkimiyet kayıtsız şartsız PKK terör örgütüne geçmiştir. Niçin siz engelleyemiyorsunuz bunu? Bir devletin valisi çıkıyor, diyor ki: “PKK terör örgütü askerlerimize ateş etmiştir ancak askerlerimiz karşılık vermemiştir.” Bu ne iştir? Bu nasıl bir iştir? Bir vali nasıl böyle bir laf edebilir? Nasıl vali olarak orada durabilir? Bir başka şapşal adam çıkıyor, diyor ki: “Sayın Erdoğan ve Öcalan’ı takdir ediyorum.” Sana mı kalmış PKK terör örgütünü takdir etmek? Eğer PKK terör örgütünü takdir ediyor isen o takdirde valilik makamında işin ne senin? Böyle lüzumsuz işlerin hepsinin sebebi, müsebbibi AKP’nin yıkım projesi ve valilere vermiş olduğu talimatlar olmuştur.

Biz diyoruz ki bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. İşte, geldiğimiz nokta budur değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) - Bu noktada, ülkemizin, milletimizin ve geleceğimizin iyi bir şekilde değerlendirilebilmesi ve geleceğe daha ümitli bakabilmemiz için bizim söylememiz yetmiyor, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun içerisindeki değerli vatansever milletvekillerinin de söyleyeceği bir söz olması gerekiyor diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz konuşacak.

Sayın Yılmaz, şahsınız adına da konuşacağınız için sürenizi birleştiriyorum, on beş dakika.

Buyurun Sayın Yılmaz.

CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün burada pek çok arkadaşımız bayrağımızla ilgili duyarlılığını dile getirdi. Elbette hepimizin duyarlılığı bayrağımızdır; egemenliğimizin simgesidir bayrak, bu ülkenin bağımsızlığının simgesidir, bu ülkenin Kurtuluş Savaşı’nın simgesidir, o nedenle bayrak konusunda hepimizin duyarlı olması çok normaldir, duyarlı olmazsak zaten anormaldir.

Ancak, ben bir duyarlılığı daha anlatmak istiyorum size. Dün, zannederim, İran Devlet Başkanı Ruhani geldi. Bütün devlet başkanları geldiğinde önce Anıtkabir’e giderler ancak ne hikmetse Ruhani, Anıtkabir’e gitmedi, devlet töreni yapılmadı. Ben bunun hesabını soruyorum şimdi AKP Grubundan: Neden böylesi bir şeye izin verildi? Eğer bizim kurucumuz ve gerçekten de bu ülkenin kurucusu, temsilcisi, Kurtuluş Savaşı’mızın ve devrimlerin, bu Meclisin kurucularından olan Kemal Atatürk’ün Anıtkabir’inin ziyaretine eğer gidilmiyorsa o zaman o devlet başkanı bu ülkeye gelmez, eğer geliyorsa da onu mutlaka Anıtkabir’e götürürsünüz. Sadece bayrakla ilgili duyarlılıkları dile getirmek yetmiyor. Sayın milletvekilleri, Sayın Grup Başkan vekili; bu konuda da, Ruhani’nin Anıtkabir’e gitmemesi konusunu da ben sizlerden kınamanızı istiyorum.

Şimdi, özellikle bayrak konusunda… Bu, sadece tek olan bir olay değil, bugün grubun grup toplantısında Genel Başkanımız da söyledi ama daha önce de  21 Mart 2013’te o terörist Abdullah Öcalan’ın mitingini yaptırdınız Diyarbakır’da, 21 Martta. Ne oldu orada? Türk Bayrakları yoktu ama PKK bayrakları vardı, sesinizi çıkarmadınız ona. Ardından Bodrum’da, baba bir düğünde Türk Bayrağı asmak istedi evine, ona izin verilmedi. Neymiş efendim: “Türk Bayrağı tahrik unsuru oluyormuş.”  Bakın, işte siz böylesine bir ortamı yarattınız, bunlara izin verdiniz ve o nedenle de insanlar neredeyse düğünlerinde bile Türk Bayrağı’nı asamaz konuma getirildiler.

Şimdi, bu konuda bayrak indirilirken görevli komutanlar baktı diye Sayın Başbakan da tepkisini koyuyor ama öbür taraftan da Bülent Arınç diyor ki: “Biz bu konuda siyasi bir karar aldık, siyasi bir tavır aldık, o nedenle oradaki askerler buna ses çıkarmadı.” Bugünkü gelinen ortama siz neden oldunuz, AKP Grubunun bu çözülme süreci neden olmuştur. Bunun bütün halkımız tarafından bilindiğine ben eminim. Eğer şimdiye kadar görmeyenler de varsa artık bundan sonra göreceklerdir eminim.

Yalnız, ben size bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. 5 Haziran günü burada, Genel Kurulda bir başka şey daha oldu sevgili arkadaşlar. Ülkemizin kurucusu, Kurtuluş Savaşı’mızın muzaffer komutanı ve devrimlerimizin asıl babası olan Kemal Atatürk’e buradan bir hakaret yapıldı. Bu hakaret neydi? Ben burada duymayan insanlara da bunu duyurmak istiyorum. Adil Zozani -HDP Grubundan bir Milletvekili- aynen şöyle söyledi: “Kemalizm dediğiniz şey bir parça Hitler, bir parça Mussolini’dir.” dedi ve bu konuda bizim Büyük Önderimiz Atatürk’e hakaret etti ancak bu konuda ne Meclis Başkanlığından ne de bir başkasından tepki geldi. Bizim grup başkan vekilimiz çıktı ve tepkisini gösterdi. Adil Zozani’nin burada olmasını ben gerçekten isterdim. Bugün özellikle onlara cevap vermek için, bu konuda, Atatürk’e dil uzatanlara cevap vermek için bir hazırlık yaptım.

Aynı zamanda HDP Grubuna şunu hatırlatmak istiyorum: Kendi içlerinde bir sürü milletvekili konumunda olan o insanlar, önceden Cumhuriyet Halk Partisinin il başkanlığını, ilçe başkanlığını ve milletvekilliğini yaptılar. Bunu yapanlar şimdi Cumhuriyet Halk Partisine, kurucusuna bu şekilde bir saldırı yapıyorlar, aynı zamanda  Türkiye Büyük Millet Meclisine de bir saldırı yapıyorlar.

Ben, Mussolini ve Hitler’le ilgili Atatürk’ün söylediği bir sözden burada bahsetmek istiyorum. Atatürk diyor ki: Dünya nimetlerinin emperyalist ülkeler tarafından pervasızca paylaşıldığını ve bu paylaşma esnasında gelişmemiş ülkelerin tarihten silindiğini belirterek  “İtalya faşizm ideolojisine dört elle sarılmış. Bu ülkenin diktatörü olan Mussolini ülkesinin 8 milyon faşist gencinin süngüsü üzerinde yaşadığını haykırıp duruyor. İtalyan gençlerine kara gömlekler giydirerek çoktan tarihe gömülmüş bulunan Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı bu şartlandırılmış gençlere aşılamaya çalışıyor.

Almanya’da Hitler’in yaratarak geliştirmekte olduğu Nazilik de faşizmin bir başka büyük, tehlikeli benzeridir. Hitler bir ırkçıdır, dikkat buyurunuz, milliyetçi demiyorum, ırkçıdır. Alman ırkını en üstün ırk olarak gören bir mecnundur, bir delidir. Tekmil Alman gençliğini peşine takmış, onlara bu ideali aşılamıştır. Faşizmin de Nazizm’in de sonu yoktur. Halkı ve gençliği sürekli olarak heyecan içinde tutmak için durmadan silahlanmak, sağa sola tehditler savurarak ayakta kalmak zorundadırlar. Bu işin sonucu ise savaştır ve bu savaşın sonunda ne faşizmin ne de Nazizm’in ayakta kalmasına olanak göremiyorum.” diyor. Bakın, bunu Büyük Önderimiz Atatürk İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasından yıllar önce söylüyor ve Mussolini’yi de Hitler’i de birer faşist olarak nitelendiriyor ama buradaki bu aymaz ve kendisini bilmez bir milletvekili bizim Atatürk’ümüze dil uzatıyor.

Ben buradan özellikle şunu talep ediyorum, Meclis Başkanlığından da yazılı olarak talep ettim: Atatürk’e “Nasyonel sosyalisttir.” diyen, “Biraz Mossolini’dir, biraz Hitler’dir.” diyen bu HDP milletvekilinin Meclisten ve Cumhuriyet Halk Partisinden ve milletimizden özür dilemesi sağlanmalıdır. Bu yazılı talebim gerçekleştirilmediği takdirde bu konuda ben, yargı yolu da dâhil olmak üzere her türlü çabayı göstereceğime buradan bütün milletimizin önünde söz veriyorum.

Şimdi, bu çözüm süreciyle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum.

Hepimiz biliyoruz ki bu “çözüm süreci” denilen olayda, çözülme sürecinde Tayyip Erdoğan, Öcalan’la bu çözülme sürecini başlattığında ve HDP milletvekillerini göndererek Kandil’le birlikte bu çözülme sürecini başlattığında biz karşısına neler çıkabileceğini söyledik. Şimdi PKK yolları kesiyor, çocukları kaçırıyor, insanları kaçırıyor ve karakolların yapımına karşı çıkıyor, orada “Benim elimdedir artık buradaki hâkimiyet.” diyor, bunu hep beraber görüyoruz. Bu tamamen Hükûmetin yapmış olduğu yanlışlıkların sonucudur.

Hakan Fidan Oslo’da ortaya çıkan ses kayıtlarında ne demişti? Demişti ki PKK’lılara: “Eğer sizin hoşunuza gitmeyen komutan varsa, hoşunuza gitmeyen vali varsa biz onu değiştiririz.” Değiştirdiniz ve değiştirdiğiniz o valiler şimdi her türlü saldırı karşısında “Aman süreç zarar görmesin, aman Başbakan bize kızmasın.” diye susuyorlar, herhangi bir müdahalede bulunmuyorlar, orada devletin gücünü ve otoritesini göstermekten artık vazgeçmiş durumdalar.

Şimdi, elinde silah tutan Kandil’deki teröristler ise diyorlar ki: “HDP’yi de tanımıyoruz.” Tabii ki Başbakanı da tanımıyorlar, tabii ki Öcalan’ı da tanımıyorlar, “Elinde silah tutan kim ise artık onun hükmü vardır.” diyorlar ve ayaklanmaya çağırıyorlar ve insanları ayağa kalkmaya çağırıyorlar, isyana çağırıyorlar.

Şimdi, siz onlara “Silah bırakın da gidin.” dediniz ya, daha sonra da Başbakan “Silah bırakmadan da gidersiniz isterseniz, gidin.” demişti. Bu aslında örtülü aftı, o teröristlere örtülü aftı. “O suçu işleyenler yurt dışına çıkabilir ya da serbestçe bu ülkede gezebilir.” dediniz ama bizim kumpas mağduru olan askerlerimizi, milletvekillerimizi ne yazık ki cezaevlerinde tuttunuz. Bunlara sizler neden oldunuz. İşte sizin neden olduğunuz bugünkü olaylar sonucunda da artık teröristler önü alınamaz bir şekilde herkesi tehdit ediyorlar, hepimizi tehdit ediyorlar.

“Öcalan’a özgürlük.” diyorlar, “Askerler çekilsin tamamen.” diyorlar, “Çocuklar dağda kalsın, orada eğitim vereceğiz.” diyorlar, “özerklik” diyorlar; bunu dağdaki PKK’lılar söylüyor. PKK’lıların sözcüsü konumunda olan HDP milletvekillerinden, yine, Demir Çelik, Taraf gazetesinde 28  Nisan 2014’te aynen şunu söylüyor, diyor ki: “Türkiye 25 ayrı etnik bölgeye bölünsün -yani ırk temelinde bölünsün diyor- ayrı bayrak olsun, ayrı meclis olsun, ayrı başkent olsun, kamuda ve eğitimde ayrı dil olsun, ayrı polis gücü olsun, özerk bölge ve siyasi statü olsun.” Buna ne dersek deyin, siz ister “özerklik” deyin ister “Yerel yönetimleri güçlendireceğiz.” deyin, bunun adı federasyondur, bunun sonu bağımsızlığa gider. Bunu hepimiz görüyoruz ama ne yazık ki Başbakan görmüyor, sizler görmüyorsunuz. Tayyip Erdoğan ne dedi? Onların Anayasa Uzlaşma Komisyonuna verdikleri bu önerge zamanında “Eyalet sistemi neden olmasın.” dedi. Yani orada bir uzlaşma olduğu görülüyor, Anayasa Uzlaşma Komisyonunun önergelerinde de bunlar belli zaten. Biraz önce Grup Başkan Vekili Hanımefendi şunu söyledi: “Tek vatan” dedi, “tek bayrak” dedi ama “tek dil” diyemedi. Bunu gözlemledim ben. Demek ki artık Türkçenin resmî dil olmasından vazgeçildiğini gözlemliyorum. Acaba böyle mi diye grup başkan vekilinden de soruyorum.

Şimdi, bize dayatılan bu “25 ayrı bölge olsun, 25 ayrı dil olsun, 25 ayrı bayrak olsun.” aslında bize dayatılan Sevr’dir. Sevr’i dayatıyorlar bize, buna da sizler alet oluyorsunuz. PKK dayatıyor, HDP dayatıyor ama bunu halkımızın gözünden gizlemeye çalışıyorsunuz.

Bizler ne diyoruz? “Müzakereyi, Öcalan’la yapılan, PKK’yla yapılan müzakereyi bırakın.” diyoruz, “Muhatap yasal temsilcilerdir.” diyoruz, “Muhatap Türkiye Büyük Millet Meclisidir.” diyoruz, “Eğitim dili ve resmî dil Türkçedir.” diyoruz, “Ancak yerel diller -Kürtçe dâhil- öğrenilmeli, kullanılmalı, yayın yasakları olmamalı, kültürel haklar geliştirilmelidir.” diyoruz. “Ancak bizim vazgeçmeyeceğimiz tek şey var, üniter devlet, ulus devletten asla vazgeçmeyiz.” diyoruz. “Türkiye’yi ırk temelinde, etnisite temelinde, dil temelinde bölemezsiniz.” diyoruz. “Ulus devlet ırkçılık değildir, siyasi bir birlikteliktir, vatandaşların eşitlik temelinde birlikteliğidir.” diyoruz. Ama Başbakan buna karşılık ne diyor? “Bütün milliyetçiliği ayaklar altına aldım.” diyor, aynı zamanda eyaletler istiyor. Aynı zamanda ulusal bayramların kutlanmasını neredeyse artık yok ediyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti’ni zihinlerden ve tabelalardan silmeye çalışıyorsunuz, Andımız’ı kaldırıyorsunuz. “Sıra ne zaman İstiklal Marşı’na gelecek?” diye de vatandaşlarımız soruyorlar. Aynı zamanda, doğuda, artık okullarda İstiklal Marşı’nın okunamadığını, bu konuda direnen öğretmenlerin dağa kaçırılmakla, kaldırılmakla tehdit edildiklerini hepimiz biliyoruz. Aynı şekilde, Davutoğlu da “Ulus devlet artık bitmiştir.” diyor, Öcalan da PKK da HDP de “Ulus devlet bitmiştir.” diyor.

Büyükşehir Yasası’yla idari federasyonu getirdiniz, buna doğru yol alıyorsunuz. Önce “Özel okullarda ana dil böler.” dedi Tayyip Erdoğan, ardından “demokrasi paketi” adı altında karşı devrim paketiyle bunu getirdiniz.

Terör örgütünün propagandasını serbest bıraktınız. Aynı şekilde, tüm bu işlemleri yapabilmek için Balyoz ve Ergenekon davalarını yarattınız, yurtsever askerlerimizi, bilim insanlarımızı ve bütün aydınlarımızı cezaevine koydunuz. Buna karşı tavır olacaklara… Şimdi Kuzey Irak’la birleşmenin yollarını ve sınırlarımızın ortadan kaldırılmasının yolunu arıyorsunuz.

Ama biz Cumhuriyet Halk Partisi  olarak, bu ülkenin temsilcileri olarak şunu bilmenizi istiyoruz: Sevr’i nasıl Kurtuluş Savaşı’yla yırtıp attıysak sizin bütün projelerinizi de yırtıp atacağız. Onun için ben AKP milletvekillerine özellikle şunu söylüyorum: Kendinize gelin. Nereye gittiğimizi lütfen hepiniz gözlemleyin. Bilmeyenler de, özellikle bu HDP’nin ve Anayasa Uzlaşma Komisyonunda sizin milletvekillerinizin de önerdiği şeylere baksınlar lütfen. İyiniyetli olan AKP milletvekillerine buradan seslenmek istiyorum.

Şimdi, 592 sıra sayılı Yasa Tasarı’yla ilgili aslında bölüm konuşmasını yapmak üzere gelmiştim ama gündem o kadar sıcak ki bunlara değinmeden ve bu gerçekleri size anlatmadan o konuya geçmek istemedim.

Şimdi, Yargıtay Kanunu’nda da belli değişiklikler yapılıyor. Bu  Yargıtay Kanunu’nda yapılan değişikler neler? Öncelikle Yargıtay üzerinde yine bir oyun oynanıyor, daireler yeniden şekillendiriliyor ve bu dairelerde görev alacak ya da 1. Başkanlıklarda, daire başkanlıklarında görev alacakların görev sınırları yükseltiliyor. Şimdiye kadar neden bunu, daha önce o Yargıtay Başkanlığında görev alacakların görev süresini değiştirmişsiniz de şimdi yükseltiyorsunuz? Bunun bir tek nedeni var sevgili arkadaşlar: Cemaatle yapmış olduğunuz suç ortaklığı artık bittiği için cemaate mensup yargı mensuplarını, Yargıtay üyelerini siz oradan dağıtmayı istiyorsunuz, o daireleri dağıtmayı istiyorsunuz. Onun için yeniden geçici maddeyle “Bu dairelerin iş bölümü ve bu dairelerdeki bütün görevlilerin yerleri değişecektir.” diyorsunuz. Yargıtay Başkanlığı için on yıl ve diğer başsavcılıklar için de beş yıl süresini koyuyorsunuz.

Şimdi ben size şunu soracağım: Eğer siz bu hâkimlik ve savcılıkla ilgili, mesleğe yeni alınmalarla ilgili doğru düzgün bir düzenleme yapmazsanız, gerçekten bu işi hak edenleri almazsanız, AKP’li ya da sağ görüşlü olacak ille de yani bu iş hak edenler değil de AKP’li olacaklar şeklinde bu düzenlemenize devam ederseniz aynen cemaatle yapmış olduğunuz o iş birliğindeki gibi sizi arkanızdan vuracak insanlar yeniden gündeme gelecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Şimdi suç ortaklığınızın bitmesi nedeniyle bu düzenlemeleri  yeniden yapıyorsunuz. Bu düzenlemenin yapılmasının gerçek nedeni cemaatle olan suç ortaklığınızdır. Bunu söylemek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Canikli, sisteme girmişsiniz, soru için mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, konuşmacı hanımefendi bir soru yöneltti, onu açıklamak için.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hükûmete yöneltti.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yok, direkt, doğrudan ismimi yani “Grup Başkan Vekili” olarak diye…

BAŞKAN - Buyurun yerinizden.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu ve şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın konuşmacı Türkçeyle ilgili, resmî dil konusuyla ilgili görüşümüzü istedi, memnuniyetle arz ediyorum; Türkçe resmî dilimizdir, resmî dil olarak sadece Türkçe kalmaya devam edecektir; bu bir.

İkincisi: Federasyon ya da konfederasyon ya da federal sistem, eyalet sistemi ya da bu anlama gelebilecek buna benzer hiçbir sistem, yöntem, mekanizma devreye sokulmayacaktır; öyle bir düşüncemiz, planımız, projemiz gizli ya da kapalı yoktur, olmayacaktır. Arz ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN - Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ konuşacak.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli değişiklikler içeren bir kanun tasarısını müzakere ediyoruz. Pek çok husus tartışıldı, bundan sonra da elbette tartışılacaktır ama bunların içerisinde en önemli olan husus şüphesiz ki idari yargıda da istinaf yargı yolunun açılmasıdır. Tabii, bununla beraber esasında adli yargıda da istinaf yargı yolunun hukukumuzda önümüzdeki zaman içerisinde devreye alınacak olmasıdır.

İstinafta yargılama konusu ilk derece mahkemesinin kararı değil, aksine ilk derece mahkemesinde çözümlenen uyuşmazlığın bizatihi kendisidir. Bu sebeple istinaf mahkemeleri, uyuşmazlığı ilk kez ele alan mahkemeler kadar yetkili olduklarından, doktrinde ikinci birinci derece mahkemeleri olarak da değerlendirilmektedir. İstinaf mahkemeleri, ilk derece mahkemelerinde toplanan delilleri yeniden değerlendirebilecekleri gibi yeni delil ikamesine de izin verirler. Bu kapsamda, istinaf mahkemeleri, duruşma açmak suretiyle tanık dinleyebilir, keşif yapabilir. İlk derece mahkemelerine hâkim olan ilkeler yani açıklık, sözlülük, yüz yüzelik gibi ana ilkeler istinaf mahkemeleri bakımından da aynen geçerlidir.

İstinaf mahkemelerinin işleyişine baktığımızda, mahkemeler, inceledikleri konuda ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun buluyorsa istinaf başvurusunu reddedecektir. Bu ret kararı, ilk derece mahkemesi kararının onanması anlamına gelecektir. İlk derece mahkemesinin kararında kanunda nitelenen kesin hukuka aykırılık sebeplerinin var olduğu kanaatine varırsa kararı bozarak ilk derece mahkemesine gönderecektir. İlk derece mahkemesinin kararını hukuka aykırı buluyorsa istinaf başvurusunu kabul edip yerel mahkeme kararını kaldıracak ve kendisi ilk derece mahkemesiymiş gibi yeniden yargılama yaparak işin esası hakkında karar verecektir.

Adli yargının ceza bölümünde ilk derece mahkemelerince verilmiş olup beş yılı aşan hapis cezaları, hukuk bölümünde ise değeri 25 bin Türk lirasını aşan davalar ile konusu parayla değerlendirilemeyen bazı hukuk davaları temyizen Yargıtayda görülecektir.

Bu düzenlemeyle, ayrıca idari yargıda da istinaf yolu açılmaktadır. Orada da temyizen Danıştayda incelenecekler ile istinafta kesinleşecek hususlar kanunda ayrı ayrı açıklanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, istinaf, esasında bizim hukukumuza yabancı bir müessese değildir. 1879 yılından 1924 yılına kadar istinaf uygulanmıştır, 1924 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Türkiye’de bugüne kadar pek çok hukukçu, Yargıtay ve hukuk fakültelerinde araştırma yapan bilim insanları istinafın Türkiye için bir zaruret olduğunu, kurulmamasının büyük bir eksiklik olduğunu ifade etmişlerdir. 1932, 1963, 1977, 1978 ve 1993 yıllarında istinaf mahkemelerinin yeniden kurulmasına ilişkin kanun tasarısı taslaklarının hazırlandığını görüyoruz, ancak bunlar hayata geçirilememiştir. Hükûmetlerimiz döneminde bölge adliye mahkemelerinin kurulmasına ilişkin kanun tasarısı yasalaştırılmış, şimdi bölge idare mahkemelerinin kurulmasına ilişkin adımı da atmaktayız. Bugün Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda, İspanya, İsveç, Avusturya, Yunanistan, Macaristan, Sırbistan gibi pek çok ülkede istinaf mahkemeleri varlığını sürdürmekte ve buralarda faaliyetlerde bulunmaktadır.

Birkaç hususu da ifade etmek isterim. Bazı konuşmacılar istinafı Türkiye'nin eyaletlere bölüneceğinin bir işareti olarak algıladılar, bu yönde değerlendirmelerde bulundular. İfade etmek isterim ki istinaf Türkiye'yi bölecek bir iş değil, yargıyı hızlandıracak, hak sahibinin hakkına daha erken ve daha doğru bir şekilde kavuşmasına yardımcı olacak bir müessesedir. Eğer istinafı biz böyle kabul edersek, bölge idare mahkemeleri on yıllardır yürürlükte. Bölge idare mahkemeleri olduğunda Türkiye bölündü mü? Bölünmedi. Buradan böylesi bir değerlendirme yaparak sonuç çıkarmak fevkalade yanlıştır. Bunun altını özellikle çizmek isterim.

İstinaf yargı yolunun açılması davaları uzatacak, vatandaşın hakkına vaktinde kavuşmasına engel olacak, pek çok sıkıntıyı doğuracak yönündeki değerlendirmelere de katılamıyorum. Çünkü istinaf yargıyı hızlandıracak bir müessesedir. “Gecikmiş adalet, adalet değildir.” anlayışı gereği adaleti vaktinde tecelli ettirecek bir müessesedir. Baktığımız zaman bugün Yargıtayda ceza dairelerinde 390 bin dosya var, hukuk dairelerinde ise 505 bin dosya bulunmaktadır. Bunlar temyizen incelenmesini beklemektedir. Bu düzenlemelerin hayata geçmesinden sonra cezada davaların yüzde 90’ı istinafta kesinleşecektir, hukukta ise davaların yüzde 89’u istinafta kesinleşecektir. Dolayısıyla istinafta kesinleşen davaların sayısı artacak, Yargıtaya giden, Danıştaya giden  davaların sayısı elbette azalacaktır. Bu ne demektir? Bir: Yargıtay daha hızla karar verecek, önündeki dosyaları daha fazla zaman ayırarak inceleyip karara bağlayabilecektir. Ayrıca istinaf daha süratli karar verecek ve pek çok eksikliği sanki ilk derece mahkemesiymiş gibi gözeterek giderecek ve değerlendirecek, vatandaşımızın daha erken vakitte hakkına kavuşmasına yardımcı olacaktır. Bu, yargı sürecini uzatan değil yargı sürecini kısaltan ve vaktinde adaletin tecellisine yardımcı olan önemli bir hukuk müessesesidir. Bunu doğru okumak lazım ama bu noktada maalesef değerlendirmeler oldukça farklı.

Peki, istinaf çok sayıda daireden oluşacak, bunlarla ilgili kararlar arasında çelişkiler olabilir, bu çelişkileri kim giderecek, nasıl giderecek? Baktığınız zaman, bu çelişkileri giderecek usul yasamızda öngörülmektedir. İstinaf daireleri veya istinaf mahkemeleri arasında içtihat farklılıkları olduğu zaman bölge adliye mahkemeleri başkanları bunu Yargıtaya, bölge idare mahkemesi başkanları bunu Danıştaya taşıyabilecek ve buradan alınan kararlarla içtihat farklılıkları ortadan kaldırılarak bir birliktelik sağlanabilecek, çelişkiler ortadan kaldırılabilecektir.

“Şu anda mevcut bulunan davaların durumu ne olacaktır?” sorusu çok soruldu hem Danıştayla ilgili hem bölge adliye mahkemeleriyle ilgili.  İlk derece adli ve idari yargı mercilerinin istinaf mahkemelerinin göreve başlayacağı tarihten sonra verdikleri kararlar istinaf mahkemelerince denetlenecek, bu tarihten önce verilmiş kararlar sanki istinaf yokmuş gibi Yargıtay ve Danıştay tarafından temyizen incelenip karara bağlanacaktır. Herhangi bir boşluğun bulunması söz konusu değildir, kaosa yol açacak bir durum da söz konusu değildir.

Bugün burada tartışıldı ama ben de buradan görüşümü ifade etmek isterim.

Bayrak hepimizin bayrağı, al yıldızlı al bayrağa uzanan hain eller kimin tarafından uzatılırsa uzatılsın bu elleri kırmak hepimizin vazifesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu eli uzatanlar da ihanetinin karşılığını mutlaka görecektir. Ama bilmenizi isterim ki bayrak hangi siyasi partiden olursak olalım hepimizin bayrağı, toprak hepimizin toprağı, gökyüzü hepimizin ve bunlar birliğimizin sembolü, bizi ayrıştıran, bizi birbirimizin karşısına diken bir biçimde asla kullanılamaz. O bayrağa uzanan el orada kırılmalıydı bana göre de. O bayrağı indirmeye çalışan oradan indirilmeliydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Konya) – Valilere talimat verdiniz asker müdahale etmesin diye. Valiye talimat verdiniz Sayın Bakan. 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bunlarla ilgili idari ve diğer adli tahkikatlar başlamıştır. İhmali olanlarla, kusuru olanlarla ilgili gereğinin yapılacağından hiç kimsenin endişesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bir gün öncekilerle ilgili dava açtınız mı, tahkikat açtınız mı, açmadınız mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bir gün öncekilerle ilgili tahkikat açıldı Sayın Bakan, müdahale edenlere tahkikat açtınız.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hepsiyle ilgili inceleme yapılacak.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, tahkikat açtınız öldürdüler diye. Ötekiler niye dokunsun bu sefer.

BAŞKAN – Şahsı adına Bursa Milletvekili Mustafa Kemal Şerbetçioğlu konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarımız, içeriği itibarıyla yargı hizmetlerinin hızlandırılması, etkin ve verimli bir şekilde icra edilmesi ve toplum vicdanını yaralayan bazı suçların ceza oranlarının artırılması amacıyla hazırlanmış bir tasarıdır. Düzenlemeleri ceza hukukuna, idari yargıya, Yargıtay Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin düzenlemeler ve diğer düzenlemeler başlıkları altında sıralayabiliriz.

Ceza hukuku alanında yapılan değişiklikler ana hatlarıyla şunlardır:

Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarla ilgili olarak, Türk Ceza Kanunu’nun 102, 103, 104 ve 105’inci maddelerinde yapılan değişikliklerle bu suçlar için öngörülen cezalar önemli ölçüde artırılmaktadır. Suçun çocuklara karşı işlenmesi hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar 30 yıl yerine 39 yıl, müebbet hapis cezası alanlar 24 yıl yerine 33 yıl ceza infaz kurumlarında kalacaklardır. Suçun sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde, mağdur yetişkinse 2 yıldan 5 yıla, mağdur çocuksa 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası verilecektir.

Sulh ceza, asliye ceza ayrımının kaldırılmasına ilişkin düzenlemeyle sulh ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçların yargılaması asliye ceza mahkemelerine devredilmekte; ayrıca, soruşturma aşamasında hâkim tarafından verilmesi gereken kararları vermek üzere sulh ceza hâkimlikleri oluşturulmakta, böylelikle koruma tedbirlerine ilişkin ihtisaslaşma sağlanması, temel hak ve hürriyetlerin daha etkin bir şekilde güvence altına alınması ve yargılama faaliyetlerinin daha adil bir noktaya taşınması amaçlanmaktadır.

Uyuşturucu ve uyarıcı maddelere ilişkin düzenlemede, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi suçunun cezası 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasıyken 4 yıldan 12 yıla çıkarılmakta, uyuşturucu ve uyarıcı madde imal, ihraç ve ithal suçunun cezası 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasıyken 20 yıldan 30 yıla çıkarılmaktadır. Uyuşturucu ve uyarıcı madde satma suçunun cezası 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyken 10 yıldan 20 yıla çıkarılmaktadır. Uyuşturucu ve uyarıcı maddenin çocuğa verilmesi veya satılması durumunda hapis cezası 15 yıldan az olamayacaktır.

Hırsızlık suçuna ilişkin düzenlemede, konuttan hırsızlığın cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapisken 5 yıldan 10 yıla kadar çıkarılmaktadır. Gece vakti yapılan hırsızlığın cezası üçte 1’ine kadar artırılabilirken bundan sonra yarısı oranında artırılacaktır. Haberleşme, enerji, demir yolu ve hava yolu ulaşımına ilişkin eşya hakkında işlenen hırsızlık ve mala zarar verme suçlarında genellikle hırsızlık ve mala zarar verme suçları birlikte işlenmektedir. Hırsızlık ve mala zarar verme suçu sonucunda haberleşme, enerji, demir yolu ve hava yoluna ilişkin kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde verilecek ceza 2 katına kadar artırılacaktır.

Ceza infaz kurumunda hastalık veya engellilik nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen hükümlülerin cezalarının infazının ertelenmesi için toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmaması şartı aranmaktadır. Bu tehlikelilik unsuruna “ağır” ve “somut” kriteri eklenmek suretiyle kavram daraltılıp, somutlaştırılmaktadır.

İdari yargıya ilişkin düzenlemelere gelince: Herkesin bildiği üzere, yoğun iş yükü sebebiyle Danıştaya gelen dosyaların kesinleşme süresi uzamaktadır. İstinaf kanun yolunun getirilmesi ayrıca, öteden beri tartışılan bir husustur.

Tasarıyla bölge idare mahkemeleri istinaf merci olarak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişiklikle yeniden yapılandırılacak, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı yapılan istinaf başvurularını karara bağlayacaktır. Bölge idare mahkemelerinin sayısı yeni sisteme göre azaltılacak ve ihtiyaca göre belirlenecek sayıda bölge idare mahkemeleri kurulacaktır.

İstinaf incelemesi sonucu verilecek kararlardan sadece 2577  sayılı Kanun’un 46’ncı maddesinde sayılanlar hakkında temyiz yoluna başvurulabilecektir. 2577 sayılı Kanun’un 45’inci maddesinde yapılan düzenlemeyle, konusu 5 bin TL’yi geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılacak iptal davaları hakkında verilen kararlar kesin olacak ve bu kararlar hakkında istinaf ve temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

Son olarak, idari yargıda yeni bir usul olan ivedi yargılama usulü getirilmektedir. Yapılan tüm bu düzenlemelerle gecikmeden kaynaklanan sıkıntı ve mağduriyetler ortadan kaldırılmış olacaktır.

Tasarının milletimize ve yargı camiasına hayırlı uğurlu olmasını diler, aziz milletimizi ve heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap bölümüne geldik. Yedi buçuk dakika sayın milletvekillerine soru için süre vereceğim, geri kalan kısmında Sayın Bakan cevaplamaya çalışacak.

Sisteme giren milletvekilleri var, sırasıyla söz veriyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sorum Adalet Bakanına. Sayın Adalet Bakanımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde en en çok kanun Adalet Bakanlığının sunumuyla Meclise geliyor ama bu Adalet Bakanlığına ait kanunlar çıkmakla birlikte Türkiye'nin sosyal, siyasi, bürokratik, ekonomik kavgası bitmiyor. Bu çıkan kanunlardan mı kaynaklanıyor yoksa uygulama alanından mı kaynaklanıyor? Buna bir cevap verirse memnun oluruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başbakan Erdoğan yakın geçmişte PKK’yla görüşmeleri defalarca yalanlamış ve inkâr etmiştir. Bununla kalmamış “Görüşen ve ‘görüştü’ diyen şerefsiz.” diyerek üste çıkmaya çalışmıştır. Daha sonra “Biz değil devlet görüşüyor.” sözleriyle farklı bir noktaya gelmiştir. En sonunda gerek kendisi gerekse de AKP’li bazı isimler pazarlıkları kabul etmek zorunda kalmıştır. AKP 2006 yılından beri PKK’yla harıl harıl görüşmektedir. 2008 yılının Eylül ayından itibaren pazarlıklar düzenli  ve yoğun hâl almıştır. Bu tarihte Başbakan ve Hükûmeti Erbil’den PKK’ya özel uçak tahsis etmiş midir? Buradan yüklediği militanları Oslo’ya götürmüş müdür? PKK terör örgütü geçmişte oluk oluk şehit kanı dökerken Başbakan ve Hükûmeti, başta Oslo olmak üzere, bazı Avrupa ülkelerinde örgütle görüşmeleri sürdürmüş müdür? Türk Ceza Kanunu, bugünkü ve geçmişteki yasalar çerçevesinde bu yapılanlar suç mudur?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Diyarbakır İstinaf Mahkemesinin yapımı sırasında Avrupa Birliği fonlarından kaynak aktarıldığı ve bu amaçla gelen kaynakların önemli bir bölümünün de PKK terör örgütüne gönderildiği iddiaları ve bu konuda medyaya yansıyan haberler doğru mudur? Doğruysa AKP Hükûmeti bu tür bir kaynak aktarımına neden engel olmamıştır? Bu da Oslo görüşmeleri sırasında masaya yatırılan konulardan biri midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akagün Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu Yargıtayla ilgili, Cemaat yapılanmasıyla ilgili, biliyorsunuz, Mehmet Ali Şahin o süreçte, işte, Yargıtaydan bazı dosyaların Fethullah Gülen’e gönderildiği ve onun oluru alınarak kararlar verildiği şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Öncelikle, Mehmet Ali Şahin bu olayla ilgili ihbarda bulunmadığı için kendisi de kusurludur, suçludur. Ancak, böyle bir ihbarda bulunduktan sonra da o Yargıtay üyesiyle ilgili herhangi bir işlem yapılmış mıdır, hakkında bir soruşturma açılmış mıdır?

Aynı zamanda, güneydoğuda şu anda savcılar, yargıçlar artık kapılarından dışarı çıkamamaktadırlar, keşfe gidilememektedir, bütün kamu görevlileri ancak kendilerini korumak durumunda kalmaktadırlar. Orada, adliyede, tüm idari birimlerde artık devlet otoritesi yok olmuştur. Savcı ve yargıçların keşfe gidememesi ve bu konudaki, olan son durumla ilgili nedir düşünceniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Küçükçekmece Adliyesi 2004 yılında Cennet Mahallesi’nde bulunan, mülkiyeti hazineye ait bir binaya taşınmıştı. Şimdi, geçen aylarda siz bu adliyeyi boşalttınız, Sefaköy’de kiralık bir bina tuttunuz, ceza kısımları ve savcılık kısmı buraya gitti; hukuk kısımları ise Beşyol’da başka bir binada, yine kirada hizmet veriyor. Adliyeyi ikiye ayırdınız ve mülkiyeti hazineye ait bir yerden boşalttınız, bunun gerekçesi nedir? O binanın, 2004’ten beri adliye olarak kullanılan binanın dinî motifli bir vakfa tahsis edileceği söyleniyor, doğru mudur ve siz bu binalara ne kadar kira ödüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanımdan bir konuyu özellikle açıklamasını istirham ediyorum. Iğdır ve civarında Adli Tıp Kurumu, maalesef, yok. Herhangi bir olay olduğunda Iğdırlı vatandaşlarımız 1.200 kilometre yol yapmak zorunda -gidiş dönüş olarak- ve yirmi dört saate tekabül ediyor bu. İnsanlar zaten acı içerisinde oluyor ve bu acı içerisinde olan insanları Iğdır’dan alıp, Trabzon’a götürüp bir daha geri getirmenin ne âlemi var, doğrusu merak ediyorum. İnsanlara bir acı daha, Sayın Bakan, niye yaşatıyorsunuz? Devlet o kadar âciz mi? Iğdır’da olmasa bile yakın bir yerde, bütün o bölgenin ihtiyacını karşılayacak bir Adli Tıp Kurumu açmaktan âciz misiniz? Âcizseniz siz, biz aramızda para toplayıp böyle bir kurum açalım.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Bayrağı egemenlik hakkının sembolüdür, ancak bir yerde egemenliğimiz sona ererse bayrağımız iner. AKP iktidarı PKK’yı bütün Kürtlerin temsilcisi olarak kabul ettiği için bayrağımız indirilmiştir, AKP iktidarı ülkemizde yaşayan Kürt kardeşlerimizi PKK’ya itaate mahkûm etmiştir, AKP iktidarı gizli anlaşmalarla Doğu Anadolu’daki egemenliği emperyalizme boyun eğerek PKK’ya teslim etmiştir. Irak’ta Süleymaniye’de askerimizin başına çuval geçirten AKP iktidarı orduyu tasfiye ettirmiştir, şimdi de Doğu Anadolu’da bayrağımızın indirilmesine boyun eğerek Doğu Anadolu’dan Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etmek üzeredir. Askere açılım nedeniyle PKK’ya tavır göstermemesi için emir veren Hükûmet ve Başbakan değil midir, bunu soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Bülent Arınç’ın Manisa’da olduğu bir sırada Sayın Arınç’a suikast yapmak üzere bazı kişilerin gözaltına alındığı ifade edilmişti. O tarihten bu yana biz bu olayla ilgili ne bir takipsizlik kararı verildiğini ne de bir dava açıldığını duymadık. Acaba bu konuda işlemler hangi safhadadır? Bu konuyla ilgileniyor musunuz? Bu konuda herhangi bir dava açıldı mı veya bir takipsizlik kararı verildi mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Bir dakika daha var ama Sayın Bakana söz verelim, sistemde soru soran yok.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Halaman, pek çok kanun değişikliğinden bahsetti; haklılar, pek çok kanun değişikliği oldu; Adalet Bakanlığının hazırladığı pek çok kanun da Meclisimiz tarafından kabul edildi. Esasında iyi kanun-kötü kanun tartışması yanında, iyi uygulayıcı-kötü uygulayıcı tartışmasını da hep yaptık. Bir kanun ne kadar iyi olursa olsun eğer uygulayıcılar bunu iyi uygulamazlarsa elbette sıkıntı olabilir, bir kanun ne kadar kötü olursa olsun uygulayıcılar bu noktada kanunu doğru uyguladıkları zaman da sıkıntılar az olabilir.

Şimdi, bizim yasalarla ilgili düzenlemelere baktığımızda, uygulamada çok ciddi sıkıntılar olduğuna ben de inanıyorum. Geçmişte, 301’inci maddenin tartışmalarını çok yaptık. O dönemde, “Avrupa’da 301’inci madde benzeri maddeler var mı?” diye bir mukayeseli hukuk incelemesi de yaptırmıştık. Gördük ki Avrupa’nın pek çok ülkesinde 301’e benzer maddeler var ve hatta orada 301’in suç unsurlarından daha kolay oluşan suç tiplemeleri var. Ama “Buralarda açılan soruşturmalar, yapılan yargılamalar ne kadardır?” diye baktığımızda tabii, burada çok farklı bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye’de haftada açılan soruşturma kadar, on yıllar içerisinde açılan soruşturmaların olmadığını görüyoruz. Orada da aynı madde var -daha ağırı var- bizde de var. Biz ne yaptık? Uygulama, her ifade açıklamasını 301 kapsamına koymaya başlayınca hatırlarsanız bakan iznini kaldırmıştık 301’den, daha sonra bakan iznini yeniden getirmek zorunda kaldık.

Şimdi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun verdiği bir kararla karşı karşıyayız. Birkaç gün oldu, takip edenleriniz vardır, İstanbul’da bir uyuşturucu soruşturması çerçevesinde 135’e göre dinleme kararı alınan 2 kişi var; bunlarla ilgili dinleme yapılırken dinleme kapsamında olmayan üçüncü bir şahıs var. Bu üçüncü şahıs, dinlenen diğer 2 kişi gibi ilk derece mahkemesi tarafından ceza alıyor “Bunlar iştirak hâlindedir.” gerekçesiyle. Konu Yargıtayın ilgili ceza dairesine geliyor, Yargıtayın ilgili ceza dairesi “Bu üçüncü kişiyle, dinleme kapsamında olmayan kişiyle ilgili siz aynı şekilde ceza veremezsiniz.” diye bunu bozuyor. Sonra, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bunun tekrar, yeniden gözden geçirilmesini istiyor ve konu Ceza Genel Kuruluna geliyor. Şimdi, Ceza Genel Kurulu -138’inci madde tesadüfen elde edilen delilleri de değerlendiriyor- 135 çerçevesinde, “Her ne kadar 135, 138’i ele aldıktan sonra böyleyse de burada üstün toplum yararı olduğu için bununla ilgili aynı dosyada şüpheliyse onun hakkında da ben bunu delil kabul ederim.” diyor. Biz yıllar yılı alışmışız, Danıştayda “kamu yararı” diyerek şimdi kararlar veriliyor. Şimdi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu “135 çok açık; bir, katalogda olacak, onlarla ilgili olacak; ikincisi de tesadüfen elde edilen delil kapsamında değerlendirme şartlarını taşıyacak...” Ondan sonra ancak bunu yapan, dinleme kapsamında olmayanla ilgili…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, orada “Suç şerikidir.” diyor, “Suç ortağıdır.” diyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakın, dinlenmeyen birisiyle ilgili siz onu delil yerine ikame edemezsiniz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Eder Sayın Bakanım, suç şerikidir.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ama, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 13’e 19 “Her ne kadar yasa böyleyse de burada üstün toplum yararı vardır.” diyor ve yasanın yerine geçerek kendisi bir kararla yasa ihdas ediyor âdeta ve o kararı veriyor.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, yorum yapmak Yargıtayın görevidir, sizin değil ki, hâkimlerin görevidir.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Şimdi, bu ne demektir? Bu şu demektir: “Kanun ne yazarsa yazsın, biz nasıl okursak, nasıl yorumlarsak, nasıl anlarsak öyle olur.”

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Öyle demiyor, öyle demiyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bunu yargıçlar da dememelidir, idareciler de dememelidir, bakanlar da dememelidir, hiç kimse dememelidir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bakan diyor, Bakan öyle diyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sadece biz kanuna uymalıyız, kanunu uygulamalıyız. Kanunu beğenmeyebiliriz ama maalesef kanunu başka türlü uygularsanız, içtihatla kanunu değiştirirseniz buna da kimse “Siz iyi yapıyorsunuz.” demez. Ne oluyor o zaman? Kanun geliyor buraya, sen kanuna uymazsan ben bunu daha açık açık yazma gereği duyarım diyoruz. Pek çok konu esasında Parlamentonun gündemine gelmemesi gereken konu ama maalesef uygulamada yaşanan problemler ne yapıyor? Pek çok konuyu yüce Meclisin huzuruna getirtiyor. Uygulama doğru olmuş olsa ben eminim ki bu tartışmaların pek çoğu ortadan kalkar. Bizim kanunlarımızda esasında bu kadar sık değişikliği gerektirecek bir şey olduğuna ben de inanmıyorum ama uygulama kanunları yorumla farklılaştırırsa, o zaman kanun koyucu iradesini yenilemekte ve bunu açık bir şekilde ifade etmekte yetkisini kullanabilir.

Sayın Yılmaz terör örgütüyle görüşme konusunda geçmişte yaşanmış bir tartışmayı dile getirdi. Ben o tartışmayı çok iyi hatırlıyorum. O zaman şu söylenmişti: “Hükûmet direkt yani Hükûmetten bir bakan veya bir siyasi kişilik direkt terör örgütüyle görüşüyor.” şeklinde bir açıklama yapıldı. Bu açıklama üzerine de Sayın Başbakanımız dedi ki: “Görüşen de ‘Görüştü.’ diyen de şerefsizdir.”

FARUK BAL (Konya) – Endirekt.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Kayıtlar ortada Sayın  Bakan. Kayıtları bir daha izlemenizi tavsiye ederim.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bu açıklama bunun üzerine yapılmıştır. Yoksa “Devletten birileri görüşüyor, görüşme yoktur.” şeklinde bir açıklama yapılmamıştır.

Bir şey daha söyleyeceğim: Terör örgütü lideriyle yakalandığı günden bugüne kadar pek çok devlet görevlisi görüşmüştür.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şu anda Bakan görüşüyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -  Sizin hükûmetleriniz döneminde de görüşmüştür.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bakan görüşüyor mu şu anda?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın  Bakan, görüştüler diye Ergenekon’da sanık olarak yargılanıyorlar.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -  Sizin hükûmetleriniz döneminde de cezaevinde görüşmeler vardır. Her dönemde…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, Ergenekon’da sanık olarak yargılanıyor Özel Kuvvetler Komutanlığı yetkilileri. 

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Hiçbir bakan görüşmemiştir, hiçbir bakan. Şu anda da yok, hiçbir zaman da olmamıştır, olması da söz konusu değildir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O zaman siz de sanıksınız bu suçun…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Terör örgütü temsilcileriyle görüşülüyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Bizim söylediğimiz odur, “Bakan görüşmüştür, siyasi görüşmüştür.” iddiasına karşı bir cevaptır. Yoksa, devletin içindeki bir görevli görüşebilir, bunda da bir mahzur yoktur. Biz bunu hep söyledik, terörle mücadele ederken terörle sadece güvenlik boyutuyla değil, diğer bütün boyutlarla da mücadele edilmesi lazım. Terörün elebaşı elinizde…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Artık onu kale almıyorlar Sayın  Bakan, kale almıyorlar yani. 

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …onunla görüşmek gerekirse terörü bitirmek için, bununla görüşmekte bir mahzur olmadığını biz her defasında söyledik.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Meşrulaştırdınız Sayın  Bakan, siz PKK’yı da Öcalan’ı da meşrulaştırdınız.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Işık, Diyarbakır İstinaf Mahkemesiyle ilgili bir hususu dile getirdi ama bu istinaf mahkemesiyle ilgili iddia, gazetedeki haber gerçek dışıdır. O istinaf mahkemesiyle alakalı para, Avrupa Birliği fonlarından alındı. Türkiye’de istinafın hayata geçmesi için Diyarbakır, Erzurum ve Ankara bölge adliye mahkemelerinin yapılmasına ilişkin fon sağlandı. Ancak, Türkiye vaktinde istinafı hayata geçiremediği için de bu fonların -tamamı bilmiyorum ama- şu anda bizden iadesi isteniyor. İade ettik mi, onun bilgisini arkadaşlarım henüz bana vermediler, “Edildi.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yani ne kadar olduğu konusunda bir rakam var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakın, bir şeyi ifade etmem lazım: Terör örgütüne aktarılan bir para asla söz konusu değil. 25 milyon euro üçünün bedeli.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

29’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 29. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

                   Ali Serindağ

                     Gaziantep

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 29. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                     Faruk Bal                                     Murat Başesgioğlu                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               İstanbul                                              Kayseri

                Seyfettin Yılmaz                                   Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

                       Adana                                               Kocaeli                                         Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP, terör sorununu neden çözemez? AKP’nin sahip olduğu zihniyeti muhafaza ettiği sürece terör sorununu çözemeyeceği ortadadır. AKP, doğduğu gelenek ve benimsediği zihniyet itibarıyla, devlet kavrayışı olmayan, etnik ve dinî ayrımcı, çok kültürlü ve çok hukuklu bir siyasal yapıyı savunan tarihsiz bir bilinç düzeyini temsil etmekte olduğundan -devletin bütünlüğünü ve milletin birliğini korumak şartıyla- terör sorununu çözemezdi ve çözemedi de.

AKP’nin, kendini değiştirmediği sürece, başaramayacağı işler bununla sınırlı değildir. Nihayetinde terör sorununu çözmek devlet işlerinden biridir ve AKP, sadece bunu değil, devlet işlerinin bütününü sağlıklı bir şekilde yürütecek zihniyet altyapısına da sahip değildir.

Şimdi bunun nedenleri üzerinde durmak istiyorum. AKP zihniyeti ve onun müşahhas timsali olan Başbakanın, “devlet” kavramının felsefi içeriğine dair zerrece kavrayışı olmadığı gibi, böyle bir kavrayışı sağlayacak kaynaklarla ilgisi de bulunmamaktadır. İlk akla gelen kaynak Türk devlet geleneğidir ki Başbakanın Türklüğe olan bakış açısı, bu kaynakla kurulması mümkün bağa tamamen engeldir. Bunun sonucu olarak, Türk devlet felsefesi devlet ile devlet adamının özdeşleştirilmesine asla izin vermezken “benim bakanım, benim valim, benim polisim” adımlarıyla yürüyen Başbakan “devlet benim” noktasına gelmiştir. Türk devlet felsefesi “yasayı” hükümdarın dahi üzerine yerleştirmiştir. Objektif ve zorunlu, genelgeçer yasalar karşısında herkes eşittir. Devletin amacı adaleti gerçekleştirmektir. Başbakan ise ucu kendine dokunan yolsuzluk davalarının sanıklarından önce savcılarını yargılatmakta, kendi adamlarını korumak için özel yasalar çıkartmakta, adli kolluğun savcı talimatlarını ve mahkeme emirlerini yerine getirmelerini sağlamakta, getirenleri görevden almakta, sürmekte ve cezalandırmaktadır. Başbakan “Herkes eşittir ama AKP’liler daha eşittir.” demektedir.

Türk devlet felsefesi, siyaseti halkın adil yasalarla yönetilmesi ve toplumsal barışın sağlanması olarak görmüştür halkın bütününün sorumluluğunu üstlenmiş olan siyasi otoritenin halkı arasında ayrım yapmasını, toplumsal barışa yönelik en büyük tehdit sayılmıştır. Tayyip Erdoğan ise Türk milletini 36 etnik parçaya bölme gayretinin yanı sıra, vatandaşların bir bölümünü diğerlerinden üstün tutmuş ve kalanları aşağılamıştır. Miting meydanlarında “Önemli olan soydur, soy!” diye haykıran, “Yezidi bile olsa insana değer veririz.” diye sirkatin söyleyen ve “Reyhanlı’da 53 Sünni vatandaşımız şehit edildi.” diyebilen Başbakanın ta kendisidir.

Sayın milletvekilleri, acaba AKP zihniyeti devlet işlerinin yürütülmesinde Başbakanın “referansım” dediği İslam’ın siyaset felsefesinden etkilenmiş olabilir mi? Şimdi ona bakalım: Bunların dini kendi tekellerinde görmelerine aldanmayın. İslam anlayışları ithaldir ve sorunludur. Onlar İslam’ı insanları birleştiren bir şey olarak değil, kendilerini başkalarından ayıran ve onlara üstün kılan bir şey olarak görürler. İslam, başkalarına karşı kullandıkları bir silah olarak ellerindedir. AKP temsilcisi gibi makamında oturan Diyanet İşleri Başkanlarına veya “Başbakanın oğlunun vakfına verilen ve onların aldıkları paralar rüşvet sayılmaz.” fetvası veren büyük fıkıh bilginlerine baktığınızda bunu anlamanız güç olmaz. Bu fetva onları kurtarmaya yetmeyecektir fakat fetva sahibini bu dünyada da ahirette de zora sokacağı açıktır.

Sözüm ona İslam devleti kuracaklarını savunan cihatçı gruplar ile bunlar arasındaki nitelik değil nicelik farkıdır. Oysa İslam, siyaset felsefesi çalışmalarının açıklıkla ortaya koyduğu gibi, Kur'an'da hiçbir yönetim biçimi buyurulmamışken temel ahlak ilkeleri siyasetin de temeline yerleştirilmiştir. Bunlar da adalet, liyakat ve şûradır ki, adalet, parti tabelalarında kalmış; liyakat, parti kimliği olarak ceplerine girmiş; şûra ise kendinden menkul söz ve kararlarıyla kendi bakanlarını bile boşluğa düşüren Başbakanın anlayışı altında ezildikten sonra, bir milletvekilinin "Genel Başkanımız, büyük liderimiz, Başbakanımız bir irade beyanında bulunmuştur. Kusursuz itaatse biz büyük liderimize kusursuz itaat ediyoruz." sözleri üzerine son nefesini vermiştir. Yani Başbakan, ne devlet kavramının teorik çerçevesine ne de devlet işlerini yönetme bilgisine dair Türk devlet geleneğinden de İslam'dan da zerrece ilham almış değildir. Zaten devlet geleneğinin ne derece değer ifade ettiğini zerrece idrak edebilmiş olsaydı, ne devlet geleneğinin yerine parti zihniyetini ikame etmeye kalkar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - …ne de tarihe “Ben, ülkemi pazarlamakla mükellefim.” diyen bir Başbakan olarak geçerdi.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 29. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Serindağ (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün sayısını unuttuğumuz bir yargı paketini görüşüyoruz ama siz bu yargı paketini önümüze bir ihtiyaçtan doğduğu için değil, sizin işinize geleceğini düşünerek getirdiniz. İşinize gelir mi gelmez mi onu da bilmem. Geçen konuşmamda da ifade etmiştim, bu tür davranışların ne size ne de ülkemize hiçbir yararı olmaz. Siz, yargıyı kendinize göre dizayn ediyorsunuz, öyle zannediyorsunuz, bir  de bakıyorsunuz ki yargı, sizin dizayn ettiğiniz şekilde olmamış, başka bir şekilde olmuş diyorsunuz.

Şimdi, Sabah gazetesinde –neyse, ismini de verdim- bir haber var, efendim, diyor ki: “Gezi’deki çadırların yakılması emrini paralelci bir amir vermiş.” Buna sizin aklınız yatıyor mu değerli arkadaşlar? Bu soruyu kendinize sormuyor musunuz? Peki, diyelim ki talimatı paralelci amir verdi; peki, “Polis destan yazdı.” diyen kimdi? Başbakan değil miydi değerli arkadaşlarım? Siz bu haberlere inanıyor musunuz?

Bakınız, siz bunlarla uğraşırken ne oluyor biliyor musunuz, ülkemizin bir parçasında, bir bölgesinde bir yangın var, yangın. Bakın, devlet orada vatandaşları korumaktan âciz hâle gelmiş. Devlet orada vatandaşları artık kendi hâline bırakmış. Siz bunlarla uğraşırken orada bunlar oluyor.

Değerli arkadaşlarım, daha önce arkadaşlarımız değindiler, bir ülke düşünün ki, bir kişi geliyor, askerî birliğin nizamiyesinden içeri giriyor         -nöbetçiler var- bayrak direğine tırmanıyor, bayrağımızı indiriyor ve tekrar telleri aşarak gidiyor. Bu size hiç dokunmuyor mu? Değerli arkadaşlarım, siz bundan hiç ızdırap duymuyor musunuz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Duyuyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Duyuyorsanız, hesabı soracağınız kişi bellidir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Soruyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla)  - O hesap kime sorulacaktır, sizin sormanız lazım.

Bakın, özellikle, sizin sormanız lazım, kime sormanız lazım? Başbakana sormanız lazım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hayda!

ALİ SERİNDAĞ (Devamla)  - Çünkü bu olay, bu hadise Başbakanın ve Hükûmetin yarattığı iklimin sonucudur, başka hiçbir yerde kabahati aramayın. Zaten Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç da bunu söylüyor değerli arkadaşlarım, ne diyor biliyor musunuz “Eğer Hükûmetin siyasi iradesine bağlılık olmasaydı cezası orada verilirdi.” diyor. Demek ki cezası niye verilmemiş? Hükûmetin siyasi iradesi o yönde tecelli ettiği için verilmemiş. Bunu biz söylemiyoruz, bunu Bülent Arınç söylüyor değerli arkadaşlarım. Efendim, biz oraya ne gönderdik? “Müfettiş gönderdik.” diyor. Şimdi, Sayın Başbakan ne zaman açıklama yaptı? Olaydan iki gün sonra yaptı. Onu da ne üzerine yaptı? İran Cumhurbaşkanıyla görüşmesi sırasında sorulan bir soru üzerine yaptı. Bunun dışında, Sayın Başbakandan ses seda çıkmadı. Vali ne zaman açıklama yaptı? O anda da Vali yaptı çünkü Başbakan açıklamayı yaptıktan sonra, öyle zannediyorum ki Vali haberdar oldu, açıklamayı Vali yaptı.

Değerli arkadaşlarım, böyle, bir ülkeyi yönetemezsiniz, bu durumu sürdüremezsiniz. Bakın, size dostça söylüyorum, siz kafanızı kuma gömmeyin değerli arkadaşlarım. Ülkemizin orasında devlet hâkimiyeti kaybolmuş, komiteler kurulmuş; devlet işleri kaymakam tarafından, vali tarafından, hâkim, savcı tarafında çözülmüyor; sorunlar komiteye aktarılıyor, komite sorunları çözemezse üst komiteye gidiyor. Değerli arkadaşlarım, siz bunu bilmiyor musunuz? Biliyorum ki sizler de en az benim kadar biliyorsunuz, sizler de benim kadar bu haberleri alıyorsunuz ama hiçbiriniz sesinizi çıkarmıyorsunuz. Bu sessizliğiniz daha ne kadar devam edecek? Her şeyi açık açık söylemelisiniz. İnsanlar seyahat edemiyor. Bakın, sorun bakalım Varto-Karlıova yolu açık mı, değil mi; vatandaş rahatça oradan oraya gidebiliyor mu, gidemiyor mu? Siz burada başka işlerle uğraşırken değerli arkadaşlar, ülkemiz bu duruma dönmüş. İnsanlar seyahat edemiyor…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne işle uğraşıyoruz?

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Sen konuş, sen konuş da, bir telefon et bakalım, orada Karlıova’dan Varto’ya, Varto’dan Karlıova’ya gidebiliyorlar mı, gidemiyorlar mı, bir sorun bakalım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – CHP’nin oyu kaç orada?

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, siz ne derseniz deyin… Bakın, özellikle size dönüyorum, sorumluluk size ait.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Bunun hesabını mutlaka size soracaklardır.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serindağ.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

30’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarının çerçeve 30. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin metinden çıkarılarak “olarak” ibaresinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

592 sıra sayılı kanun tasarısının 30. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Cemalettin Şimşek                                Yusuf Halaçoğlu                                S. Nevzat Korkmaz

                      Samsun                                              Kayseri                                               Isparta

                Mustafa Kalaycı                                  Seyfettin Yılmaz                                 Mehmet Erdoğan

                       Konya                                                Adana                                                Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu saygıyla selamlıyorum.

Başbakan bugün grup toplantısında yine zehir zemberek konuştu. Hâlbuki, kendi yardımcısı Beşir Atalay daha önce vermiş olduğu demeçte, orada görevli olan askerlerin, bürokrasinin çözüm süreci çerçevesi içerisinde hareket ettiğini söylüyordu, aynen şöyle diyordu: “Güvenlik birimlerimiz çözüm süreci hassasiyeti nedeniyle çok temkinli, dikkatli davranıyor çünkü bizim talimatımızdır.” Yani, değerli arkadaşlar, bir Başbakan düşünün, Başbakan, tabii, futbol oynamış amatör kümede, topu alıyor, bu maçı acaba nasıl askerin sahasına yıkarım endişesiyle böyle bir söz sarf ediyor zehir zemberek ama kendi yardımcısı da onu yalanlıyor.

Sen sağ, ben selamet değerli arkadaşlar. Âdeta, Sayın Başbakan, sütten çıkmış ak kaşık. Ne yaptı? Askeri suçladı, “Bizim talimatlarımız aslında öyle değil ama onu uygulamıyorlar.” şeklinde kendisini akladı.

Tabii, değerli arkadaşlar, askerin, hâkimin, savcının, bürokratın ağzı var dili yok siyasetçi karşısında. Elbette askerin ihmali, sorumluluğu var, bunu Sayın Genel Başkanımız da bugün grup konuşmasında belirtti.

FARUK BAL (Konya) – Bayrağı korumak için Başbakandan talimat mı alacak asker?

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Nitekim, buna benzer bir hadise: Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde, efendim, Türk Bayrağı’nı indirmek isteyen o bahtsız Rum’un aşağıya indirilmesiyle alakalı olarak o dönemde Türk kuvvetlerine, barış kuvvetlerine komutanlık yapan Hasan Kundakçı Paşa yıllar sonra aynen şunu söylüyor değerli arkadaşlar: “Ankara’dan da emir gelse o direğe tırmanan ve Türk Bayrağı’nı indirmeye kalkan adama engel olurdum.” diyor. Evet, bugün o 2. Hava Kuvveti Komutanlığında görev yapan, özellikle o üst düzeydeki rütbeli askerlere ağabeylerini, komutan ağabeylerini örnek almalarını tavsiye ediyorum.

Tabii ki ihmali sorumluluk var, bunun mutlaka bedeli ödettirilmeli ama, arkadaşlar, siyasi sorumluluk kime ait? Yani, bir de bu işin siyasi sorumluluğu var. Bugüne kadar sen âdeta askeri, polisi kör, sağır ve dilsiz hâle getirdin. Bölgede görev yapan arkadaşlarımız aynen şunu söylüyor; vali, kaymakam, emniyet müdürü diyor ki: “Biz Ankara’daki bu iradeyi gördükten sonra, biliyoruz ki müdahil olsak yedi sülalemizden hesap sorulacak. O yüzden görevimizi tamamlayıp, efendim, Ankara’ya veya bir başka yere tayin bekler hâle geldik.” Yani, bölgede görev yapan bürokrasi, Ankara’daki Hükûmetin duruşuna göre hizaya geçiyor değerli arkadaşlar. Ankara’da bir irade yok; Ankara’da güçlü kuvvetli bir irade olmadığı için de terörle mücadele iradesi taşraya, sahaya yansımıyor.

Sizler değil misiniz terör örgütünü âdeta legalize eden adımları atan? “Çözüm sürecinin hukuki altyapısını hazırlıyoruz.” diyen kim? Terör örgütünün propaganda yapmasını kolaylaştıran kim? Başka bir dille propaganda yapılmasının ve teröristlere methiyeler düzülmesinin önünü açan kim? Mahkemelerde -hiç ihtiyaç olmadığı hâlde- başka bir dille savunmanın önünü açan kim? Allahtan korkun. “Vatan, millet, bayrak.” diyen ve bunun için kahramanca bu değerleri savunan askerlerimiz, polislerimiz içeride ve maalesef bu millete kasteden, PKK’nın çığırtkanlığını yapan milletvekilleri dışarıda. Engin Alan Paşa’nın içeride olmasından dolayı, Allah rızası için, ey AKP milletvekilleri, bir gün hicap duydunuz mu? Bunun vebali var, hem bu dünyada vebali var hem de öbür tarafta vebali var. Büyükşehir Yasası… Açık açık millî devletin, üniter devletin önündeki büyük engel olacak -bugün de yarın da- Büyükşehir Yasası’nı çıkaran kim? Cevabı: AKP.

Bunlar ortadayken arkadaşlar -sizler PKK örgütüne kılavuzluk yaptınız ve PKK örgütü de bu açtığınız yolda bugün bir bir ilerliyor- sizler bu manada, siyasi anlamda günahtan, kusurdan münezzeh değilsiniz. Başkalarını suçlayacağına Sayın  Başbakan, önce bir aynaya bak ve kendini hesaba çek, Türk milleti önünde de hesap ver.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın  Korkmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarının çerçeve 30. maddesindeki “şeklinde” ibaresinin metinden çıkarılarak “olarak” ibaresinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Haydar Akar  (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın  Ali Rıza Öztürk konuşacak.

Buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyarbakır’da indirilen ve ayaklar altına alınan, ayaklarla çiğnenen bayrak olayıyla ilgili düşüncelerimi söylemek istiyorum: Bu, çok çirkin bir olay ancak bu olayın tek sorumlusu vardır: Hükûmettir, Başbakandır.

Şimdi, onu da söyleyeceğim, çünkü hemen diyorsunuz ki: “Ya, hep Hükûmet mi sorumlu, hep Hükûmet mi sorumlu?” Evet, hep Hükûmet sorumlu, hep Başbakan sorumlu. Çünkü, Anayasa’nın 8’inci maddesi çok açık bir şekilde yürütme görevini ve yetkisini Hükûmete vermiştir. Yani, yasama yetkisi ve yargı yetkisi verilmişken burada bir de görev verilmiştir, yürütme görevi verilmiştir. Dolayısıyla, bugün, Adalet ve Kalkınma Partisinin dışındaki herhangi bir parti iktidarda olsaydı, o Başbakan sorumlu olacaktı. Nitekim, bir AKP’li arkadaşım bana dedi ki: “Farz et ki bu olay CHP döneminde oldu, Başbakan da CHP’li, ne olacak?” CHP’li Başbakan sorumludur. Burada, bu Hükûmetin izlediği politikalar buraya getirmiştir.

Yalnız, şunu söylemek istiyorum, bu, bayrak çiğnenme olayı üzerinden kışkırtıcılık yapmaya yönelik siyasetleri çok doğru bulmadığımı söylüyorum. Sayın Başbakanın bu olayı açıklarken Tokat’ı örnek göstermesi bence çok kötü olmuştur arkadaşlar. Bu şu demektir: Kürt-Türk çatışmasına prim vermektir, bunu kışkırtmaktır. Bu doğru değildir. Orada Türk Bayrağı’nın ayaklar altına alınması sadece Türk vatandaşlarının değil, aynı zamanda Kürt kökenli yurttaşlarımızın da, Kürtlerin de onurunu zedelemiştir. Orada bayrağın ayaklar altına alınma olayını Kürtlere, Kürt halkına yıkamayız, ondan dolayı onları suçlayamayız. Dolayısıyla, herhangi bir ilde, başka bir ilde, başka bir ilçede Kürtlere yönelik şiddet hareketini de tasvip etmemiz mümkün değildir.

Ben düşünüyorum, hem muhalefet hem iktidar özellikle dünden bugüne kadar bu bayrak üzerinden siyaset yapıyorlar, bu çok doğru değildir; hatta çok değil, hiç doğru değildir. Bunu bırakmamız gerektiğini ben düşünüyorum. Kötü olaydır. Bayrak ilk defa da inmemiştir, bundan önce de bayrak indirildi ama bunun bir tek nedeni vardır, PKK terör örgütüyle “çözüm süreci” adı altında yürütülen süreçte yaşanan yanlışlıklardır.

Şimdi, arkadaşlarımız konuşuyor: “Efendim, PKK terör örgütüyle görüşmeyelim de terör devam mı etsin? E, dünyada bu nasıl olmuşsa Türkiye'de de öyle olur.” E, tamam, olur. Mesela, İspanya’da nasıl olmuşsa, İrlanda’da nasıl olmuşsa Türkiye'de de öyle olur ama İrlanda’da ve İspanya’da terör örgütleri silahı bıraktıktan sonra müzakereler başlamıştır. Ben size onun listesini getiririm diğer dünya ülkelerinden, bayağı da inceledik, çalıştık. İspanya’da, hatta, 2009 yılında parlamentodaki Batasuna milletvekillerinin hepsi hapse girdi, o ETA’nın şeydeki temsilcileri de hapse girdi. Dolayısıyla, hiç kimse silahı bıraktıktan sonra bu terör örgütü mensuplarıyla görüşmeyelim falan demiyor.

Bu terörle pazarlık konusunda itiraz ettiğimiz konu şudur: “Çözüm süreci” adı altında ne olduğu belli olmayan… Yani, ben onu söyledim, Sırrı Süreyya Önder çözüm sürecini biliyor, ben bilmiyorum; ben de milletvekiliyim, o da milletvekili. O zaman, ne alınıp verildiğini, ne konuşulduğunu bizim milletvekili olarak bilmemiz en doğal hakkımızdır -biz neye karşı çıkacağız, neye destek vereceğiz- şahsen ben bilmek isterim. Bunların burada açıklanması gerektiğini düşünüyorum. O nedenle, ben diyorum ki bu ülkede yaşanan her türlü sorundan Başbakan sorumludur. Yani, güzel şeyler sizin oluyor, çirkin şeyleri devlet yaptı diyor. Arkadaşlar, devleti hükûmet yönetiyor. Yani, devlet dediğiniz mekanizma bir otomobil, içerisindeki şoför de hükûmettir. Yani, devleti hükûmet yönetiyor. Dolayısıyla, devlet aygıtı vasıtasıyla zaten hükûmet politikalarını uygular. Burada terör örgütüyle Hükûmet başından beri görüşme yapıyor. “Efendim, bizden önce de yapıyordu.” E, yapıyordu, sizden önce de yapıyordu zaten. Eğer bu doğru olsaydı yani bu görüşmeler yasal görüşme olmuş olsaydı bundan önce çıkardığımız bu MİT Yasası’nda herhâlde terör örgütü ile MİT’in görüşmesi yasallaştırılmış olmazdı. Demek ki o yasa çıkarılmadan önce terör örgütü ile MİT’in yaptığı görüşmeler bile yasa dışıymış ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …böyle bir düzenlemeye ihtiyaç  duyuldu. Bunu Abdullah Öcalan da söyledi zaten “Biz yasa dışı iş yapıyoruz.” diye. Yasa dışı iş yapan aynı zamanda Hükûmettir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, bir konuya açıklık getirmek istiyorum, yanlış anlaşılmaması için bulunduğum yerden.

BAŞKAN - Bir dakika, bir oylama işlemimi tamamlayayım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge  kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, demin hatibin bir sözü vardı “Bayrak bugüne kadar hiç inmemiş midir, indirilmemiş midir?” gibi. Şimdi, bakın, HDP’nin, BDP’nin kongresinde indirilmiştir veya Ermeniler bayrağımızı yakmıştır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Gezi’de  yakıldı, Gezi’de. Onu da konuşalım, Gezi’de yakıldı bayrak, Gezi’de.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama bir şekilde askerî birliğin alanına girilip oradaki bayrak indirilmemiştir hiçbir zaman. Burada, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kızılay’ın ortasında yakıldı Gezi’de. Neredeydiniz o zaman?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bunun provokasyon olarak nitelendirilmesi de tamamen yanlış bir düşüncedir.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çünkü on sekiz gün 2 il arasındaki yolun kapalı tutulmasından sorumlu olan kişileri provokatör olarak nitelendiremezsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.08

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

31’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 31. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 31. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Mesut Dedeoğlu                                 Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                         Kahramanmaraş                                         Kayseri

                   Reşat Doğru                                   Murat Başesgioğlu

                        Tokat                                               İstanbul

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.13

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

31’inci madde üzerinde iki önerge okumuştum.

Anayasa’ya aykırılık önergesi olan son okuttuğum önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

592 sıra sayılı Tasarı 104 madde, 3 bölüm; ikinci bölüm bu. 31’inci maddede vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Hepinizi saygı, sevgiyle selamlarım.

Şimdi, madde genelde Yargıtayın iş bölümüyle ilgili bir madde. Ben bundan ziyade Adana’nın bundan dört gün, beş gün önce sel altında kalan yani afet olan, merkez ilçesi olan Sarıçam’dan bahsedeceğim.

Dolayısıyla, Sarıçam 140 bin nüfusu olan, 69 tane köyüyle birlikte mahallesi olan bir şehir hâline geldi, büyükşehre bağlandı. Büyükşehir Yasası’ndan sonra da Adana’nın şöyle bir talihsizliği oldu: Büyükşehir Yasası’ndan dolayı il özel idareleri kapandı, araçları gereçleri AKP’li belediyelere verildi, personeli MHP’li belediyelere gönderildi. Şimdi, bu Sarıçam böyle 3 tepeli-4 tepeli bir yer. Beldeyken ANAP’lılar yönetiyordu, son on küsur senedir AKP yönetiyor yani mahallî idareleri. Mahallî idareler genelde bir şehrin önünü açabilir, kapatabilir. Ama, bu Sarıçam’da on senedir AKP belediye yönetimi tarafından, genelde böyle anonim şirket gibi değil, bir limitet şirket gibi yönetildiği için -Mahallî İdareler Kanunu’ndan da imkân buluyorlar- böyle aileciliğe dayalı yani eskiden “ağalık” derlerdi, şimdi yeni yeni kravatlı ağalar yaratarak politik gerekçelerle “hısım akraba” diyerek belediyelere personel almak, yerleştirmek, dolayısıyla onlara göre ruhsat vermek, onlara göre benzinlik ruhsatı vermek, onlara göre imar alanları açmak… Dereler üzerine ev yaptırmaktan dolayı, yapılan koca bir şehir, dört gün içinde güçlü bir yağmur yağdığı için selin altında kalmış; Esentepe’si, Şentepe’si, Yavuz Sultan Selim Mahallesi. Gittik, gördük. Son zamanlarda özellikle “Adana’nın kuzeyi” dediğimiz, Adana başta olmak şartıyla, AKP’nin yönetiminden memnun olmayan insanlar, halk o “kuzey Adana” dediğimiz Sarıçam, İmamoğlu, Kozan, Saimbeyli, Feke AKP iktidarını belediye mevzusunda aşağı tuttu, MHP’yi yukarı çekti.

Şimdi, hepsi müthiş bir borcun içinde. Sel felaketi oluyor; AFAD yok, Kızılay yok, “Yok mu bana battaniye?” diyen, “Yok mu bana giysi?” diyen, “Yok mu bana ekmek?” diyen bir mücavir alan.

Şimdi, bu mücavir alan içerisinde yaşayan insanları… MHP’li belediye başkanı arkadaşlarımız hâle bakıyor, belediyeler borç batağının içerisinde.

Şimdi, ben bunlardan dolayı -mevcut iktidardan, orada afet olmasına rağmen, elini uzatan pek yok- bunun için, geçmiş dönemde de -“afet kapsamı” dediğimiz- bu alanı afet kapsamına almak için bir kanun teklifi verdim, bir de Meclis araştırma önergesi verdik. Belki, bu görüşülen kanunla ilgisi olmamakla birlikte, önümüzdeki dönemde bu belediyelere yardımcı olabilmek için Sarıçam’ın bir defa afet kapsamına alınmasını -Sayın Bakanımız da burada- bekliyor, hepinize saygı, sevgilerimi sunuyorum.

Son günlerde Türkmenlerin yaşadığı bu bölgelerde işsizliğin, güçsüzlüğün, üretkenliğin azaldığını görme imkânımız oluyor. “Cenab-ı Hak Türk milletini, Tanrı Türk’ü korusun.” demenin ötesinde fazla yapacak bir  şeyimiz de yok.

Hepinize saygı, sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.29

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesi üzerindeki Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunmamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 31. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

                                                                                                                    Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarıyla, anılan maddede, şu anda Yargıtayda sayıları 38 olan ve 23’ü hukuk, 15’i de ceza olmak üzere görev yapan dairelerin bu unvanlarının kaldırılarak, Yargıtay dairelerini hukuk veya ceza daireleri olarak değil, hepsini 38 daire olarak belirleyen bir teklifi görüşüyoruz ve bu teklifle, tasarıdaki bu değişiklikle yapılan, amaçlanan, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun hangi dairelerinin ceza, hangilerinin hukuka bakacağına karar vermesi; bu, değiştirilmeye çalışılıyor kanun tasarısında. Bu niçin yapılıyor? Şimdiye kadar alışılagelmiş bir şekilde sürdürdüğümüz 23 tane hukuk dairesi, 15 tane ceza dairesi bir anda sıfırlanacak, hepsi Yargıtay dairesi olacak ama Yargıtay Büyük Genel Kurulu bunlar arasında iş bölümüne karar verecek.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerekçesi bu şekilde açıklanan bu teklifle aslında biz hukuk dünyamızı pek çok konuda delen, altüst eden, arkadan dolanan yasalar çıkartıyoruz. Hukuk, adalet dediğimiz zaman bir devletin temelini konuşuyoruz değerli milletvekilleri. Hukuk içtihatları, yıllarca süren ve pek çok dairenin, mahkemenin verdikleri kararlarla, uygulamalarla içtihat hâline gelen kurallardan oluşuyor. Bakınız, hukuk fakültelerinde hâlen Roma hukuku okutulur yani çok önemli bir hukuk dalı olarak yüzyıllar öncesinden gelen Roma hukuku hâlen bugün hukukumuza bir yol göstermeye devam eder.

Hukukun her yönüyle, adaletin süjeleriyle sık sık oynanmaz. Devlet sistemi, adalet sistemi bozulduğunda adaletten de beklenen amaç gerçekleşmez ve devletin de birliği sağlanmaz. Değerli milletvekilleri, bu nedenle yapılması gereken sık sık yasa değişiklikleriyle kanunlarımızı        –yetersiz olanlar elbette değiştirilebilir ama- temelden sarsacak değişikliklerde çok dikkatli olunmalı ve devlet sistemimizi kökten bozacak, geleneklerimizi, içtihatlarımızı altüst edecek, onları yok edecek uygulamalardan kaçınmak gerekir.

Şimdi, bugün bu değişiklikler nereden çıktı? İşte, iddia ediyorsunuz: “Bir paralel yapı var. Bu paralel yapıyı ortadan kaldıralım.” Kaldıralım ama yerine AKP yapısını mı kuralım değerli arkadaşlarım? Yani ne AKP yapısı ne paralel yapı ne CHP yapısı, vicdanlarda hâkim adalet yapısı. Eğer biz adalete güveni sağlayamazsak yapılan bu değişiklikler bugün belki iktidarda olduğunuz için sizin ihtiyacınızı görebilir ama kısa bir süre sonra bumerang gibi size döner ve o zaman “adalet” dersiniz.

Adalet kavramının içini boşaltmayalım, adaleti hepimiz bir kör müessese olarak görelim. O, kimseye AKP’li, CHP’li, MHP’li olarak bakmasın; insan olarak baksın, haksızlıklar karşısında sıfır toleransla, bir kör duyarlılığıyla baksın. Biz adaletten bunu bekliyoruz ve adaletin terazisini tartan kişinin gözü zaten bu nedenle bağlıdır, kimseyi görmemelidir adalet. Ama biz herkesi siyasi, ideolojik durumlarına göre belirleyen şekillendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Bu, adalet açısından en büyük tehlikelerden bir tanesidir.

Burada ben şunu anlatmak istiyorum: Adaletin belirlenmiş ve yıllardan beri süregelen uygulamalarından kolaylıkla vazgeçilmemelidir, bundan sakınılmalıdır, bir kıskançlıkla, titizlikle korunmalıdır. Çünkü bunlar kolay oluşturulmuyor, içtihatlar kolay oluşturulmuyor, kararlar kolay oluşturulmuyor. Bir olay karşısında bugün, mahkemelerin verdiği kararların altında yıllardır süren mahkemelerden geçen kararların oluşturduğu içtihatlar vardır, uygulamalar vardır. Birçok Avrupa devletini inceledim, orada kanunlar ve adalet mekanizmaları böylesine sık sık değiştirilmiyor değerli arkadaşlarım.

Yapılması gereken, adalete güvenin tesis edilmesidir, biz bunu istiyoruz. Bunu sağlayabiliyorsak bu değişikliklerin bir anlamı olabilir ama bu değişiklikler olduktan sonra adalete güven hâlen devam etmiyorsa ortada çok ciddi bir sorun vardır ve bu sorunun başlıca muhatabı da Adalet Bakanıdır ve iktidar partisidir.

Bu nedenle, kıskançlıkla, titizlikle, hukuk ve adaletteki bütün değişiklikleri berrak bir şekilde tartışmalı, yararlı olanı elbette yapmalıyız ama sistemi baştan bozacak bütün uygulamalardan kaçınmalı diyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 32. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “ibaresi” sözcüğünün metinden çıkarılarak “ibareleri” sözlerinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dilek Akagün Yılmaz                                          Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

      Uşak                                                                  Mersin                                                Muğla

Turgut Dibek                                                         Tanju Özcan                                           İsa Gök

  Kırklareli                                                                  Bolu                                                 Mersin

                                                                           Haydar  Akar

                                                                                Kocaeli

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının 32. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Yusuf Halaçoğlu Sinan Oğan                               Murat Başesgioğlu

   Kayseri                                                                   Iğdır                                                İstanbul

Sümer Oral                                                           Ali Halaman                                   Cemalettin Şimşek

  Manisa                                                                    Adana                                               Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan konuşacak.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuyla belki doğrudan bağlantılı değil ama bu konuyu, bu konuları nasıl algıladığımızla doğrudan bağlantılı olduğu için bir konuyu gündeminize taşımak istiyorum.

Öncelikle şunun altını çizeyim: Sizin desteklediğiniz, sizin besleyip büyüttüğünüz IŞİD terör örgütü bugün itibarıyla Musul’u işgal etmiştir ve orada büyük bir katliamla karşı karşıyayız. Siz beslediniz büyüttünüz, şimdi oradaki insanlarımızı korumak Hükûmet olarak size düşer.

Değerli milletvekilleri, bugün, Türk dünyasının ulu çınarı Cengiz Aytmatov’un vefatının 6’ncı seneidevriyesi. Cengiz Aytmatov’u huzurunuzda rahmet ve saygıyla anıyorum.

Cengiz Aytmatov’un “Gün Uzar Yüzyıl Olur” adlı eserinde gündeme getirdiği bir tabir vardır: “Mankurt” tabiri. Bugün “mankurt” tabiriyle ilgili kısa bir değerlendirmede bulunmak istiyorum çünkü Cengiz Aytmatov Orta Asya’nın steplerini değil, bugünün Türkiyesi’ni âdeta çizmiştir.

Mankurt nedir? Mankurt, öz köküne yabancılaşmadır. Mankurt, düşmanları tarafından bedeni ve ruhu, maddi ve manevi varlığı esir alınmış, zincire vurulmuş, köleleştirilmiş, millî ve dinî hafızası silinip onun yerine düşmanın kültürel değerleri doldurulmuş, öz benliğini kaybetmiş bir saman çuvalıdır âdeta. Mankurt, düşmanların yaptığı operasyonlar sonucu tarihini, atalarını, kültürünü, dilini, dinini, kimliğini, milletini unutur; düşmanı onun zihin ve ruh dünyasını yeniden inşa eder. Öz benliğini, millî kimliğini kaybeden mankurt, efendi edindiği düşmanını çoğu zaman âdeta tanrı beller ve onun robotlaşmış bir kölesi olur.

Nasıl mankurt olur insanlar? Orta Asya’da, Cengiz Aytmatov o dönemde diyor ki: “Devenin özellikle boyun kısmından olan deri başı kazıtılmış insanın kafasına geçirilir, birkaç gün aç, susuz bırakılır ve o güneş vurdukça deri kurur, deri kurudukça kafayı sıkar ve bir süre sonra insan kim olduğunu, ne için bu dünyaya geldiğini, atalarını, gelmişini, geçmişini, dilini, dinini, bayrağını unutur hâle gelir, bayrağına yad hâle gelir, geçmişine düşman hâle gelir.” Ve bugün o mankurtlar, maalesef ki Diyarbakır’da Türk Bayrağı’na haince saldırmışlardır.

Cemil Meriç’ten de bir mankurt tarifi var. “Ne Batı’yı tanıyoruz ne Doğu’yu, en az tanıdığımız ise kendimiz.” diyor. Biz, Müslümanlığından, Doğululuğundan, Türklüğünden utanan, tarihinden utanan, dilinden utanan şuursuz bir yığın hâline geldik.

Değerli milletvekilleri, bugün, maalesef Türkiye’de yaşanan tam da budur, tam bir mankurtlaşma hadisesiyle Türkiye’de karşı karşıyayız. Ortak değerimiz olan bayrağımıza maalesef ki bugün Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tarafından el uzatılır hâle gelmiştir. Ortak geçmişimiz olan Kazım Karabekir Paşa, bugün, maalesef ki Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanlığına bağlı bir belediyemizin başkanı tarafından âdeta tarihimizden silinmek istenmektedir. Bu, işte Cengiz Aytmatov’un belirttiği mankurtlaşmanın bugün hayata geçmiş şeklidir.

Peki, bu mankurtlar karşısında ne yapıyoruz, ne yapıyorsunuz? İşte o mankurtları izleyen, bu toplumun mankurt hâle gelmesine sebep olanlar da o mankurtlardan emin olunuz ki çok farklı değildir. Türkiye’nin bayrağına el uzatılıyor, Genelkurmay Başkanı ve Sayın Başbakan başta olmak üzere, sanki bu ülkenin Başbakanı değil, sanki bu ülkede elinde yetki olan insanlar değil, dışarıdan, balkondan seyreden kişiler gibi “Şunlar yapılmalı, bunlar yapılmalı.” deniyor. Bu da mankurtluğun -kusura bakmayın- başka bir versiyonudur ve Türkiye, bugün, maalesef mankurtlar tarafından yönetilmektedir.

Türkiye’nin bugün, acil olarak bu mankurt zihniyetinden kurtulması lazım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var, peki.

Sayın İnce, Sayın Dibek, Sayın Yılmaz, Sayın Serindağ, Sayın Köktürk, Sayın Gök, Sayın Toprak, Sayın Sarı, Sayın Eyidoğan, Sayın Acar, Sayın Gümüş, Sayın Küçük, Sayın Atıcı, Sayın Özkan, Sayın Öztürk, Sayın Şeker, Sayın Aygün, Sayın Susam, Sayın Özgündüz, Sayın Özcan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 32. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “ibaresi” sözcüğünün metinden çıkarılarak “ibareleri” sözlerinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                     Tanju Özcan (Bolu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan konuşacak.

Buyurun.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Adalet Bakanımız buradayken ben sormak istiyorum konuşmamın başında. Sayın Bakanım, gerçekten televizyonlar takip etmese, siz, bu paketin kaçıncı paket olduğunu biliyor musunuz, hiç üzerinde çalıştınız mı bilmiyorum.

Bugüne kadar, neredeyse, Hükûmetiniz döneminde değişmeyen herhangi bir mevzuat kalmadı. Ceza Muhakemesi Yasası’nı değiştirdik, Ceza Kanunu’nu değiştirdik defalarca.

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Tabii efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Danıştayda bu düzenlemeyi yapıyoruz, Yargıtayın yapısını değiştiriyoruz. Sürekli bunu yapıyoruz ve bundan sonra da hangi paketin geleceğini de bilmiyoruz.

Sayın Bakanım, bu çok önemli. Sizin milletvekilleriniz, grubunuza mensup milletvekilleri de muhakkak aynı konudan dertlidir. Ne zaman bir paket konusu gündeme gelse cezaevinde ne kadar tutuklu ve hükümlü varsa bizim kapımızı çalıyor. “Acaba altıncı pakette bizimle ilgili bir düzenleme çıkar mı, çıkmaz mı? Acaba ben bu düzenleme sonunda tahliye olur muyum, olamaz mıyım?” diyor, sürekli bunlar tartışılıyor. Artık bu, yazboz tahtasına döndü. Sayın Levent Gök’ün az önce ifade ettiği gibi, yasaları sürekli değiştirerek Türkiye’de adalet tesis edemeyiz. Derli toplu bir şekilde gelir bu, bir kez gelir, otururuz üzerinde mutabık kalırız, ondan sonra bu düzenlemeyi yaparız ama her ay mevzuatla ilgili bir paket gelmesi artık gerçekten toplumda farklı beklentilerin oluşmasına da sebebiyet verdi.

Sayın Adalet Bakanıma ben müsaadenizle bir soru daha sormak istiyorum. Sayın Bakanım, hazır ortaklar da burada yokken, ben şu sorunun cevabını çok merak ediyorum, çok sayıda milletvekili de bunu merak ediyordur: Acaba İmralı ile yapılan müzakerelerle ilgili olarak bugüne kadar kabul edilen paketlerde uzlaşılan hangi konularla ilgili düzenlemeler yapıldı veya eksik olanlar nedir, sıkıntı nedir? Bunun cevabını ben sizden duymak istiyorum.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Sayın Bakan dinlemiyor.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Bakan, dinliyor musunuz bilmiyorum, önemli bir soru sordum.

Sayın Bakan, soruyu tekrar etmek istiyorum. Bakın, hazır ortaklar da yok, müzakere sürecinin bir tarafı yok. Onlar yokken samimi bir şekilde şu soruya cevap vermenizi istiyorum: Bugüne kadar gelen paketlerle ilgili olarak uzlaşılan hangi maddeler yürürlüğe girdi veya hangileri yürürlüğe giremedi? Bunun cevabını ben sizden samimiyetle istiyorum Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, bugün burada bayrakla ilgili, bayrak indirilme olayıyla ilgili çok sayıda milletvekilimiz düşüncelerini ifade etti. Tabii, bugün Sayın Başbakan grubunda şu soruyu sordu: “Neden komutan müdahale etmedi?” sorusunu sordu.

Değerli milletvekilleri, iki gün önce, bu bayrak indirilmeden iki gün önce, Lice’de meydana gelen olayda teröristler yolu kapatıyor, askerler “Dağılın.” diye ikazda bulunuyor, sonra o kalabalığın içerisinden askere ateş açılıyor, bunun sonucunda asker ateşle karşılık veriyor, 2 vatandaşımız vefat ediyor. Bunun sonucunda ne oldu hatırlar mısınız? İlgili cumhuriyet savcısı, o gün operasyona katılan bütün askerlerin silahlarına el koydu, balistik inceleme yapıyor.

Şimdi, hangi asker bu kadar baskı altında, o bayrağı indirmeye çalışan teröriste müdahalede bulunmaya yeltenebilir? Hangi asker buna yeltenebilir, samimi olmak lazım. Siz askerleri sindirdiniz. Askeri ve polisi teröristlere müdahale etmekten çekinir hâle getirdiniz. Aslında, Sayın Arınç, dün yaptığı açıklamada Başbakandan daha samimi davrandı “Asker, siyasi irade olarak bizim ortaya koyduğumuz prosedürü uyguluyor.” anlamına gelen bir şey söyledi. Bu noktada bence daha samimiydi. Yani, en başından bu yana siz askere ve polise şunu söylüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Aman süreç zarar görmesin. Teröristler ne yaparsa yapsın, PKK yandaşları ne yaparsa yapsın müdahale etmeyin.” Samimi olarak bunu ortaya koymak lazım. İşte, bunun sonucunda da Hükûmetinizin baskılarından, soruşturma tehditlerinden, görevden almalarından korkan bürokratlar ve askerler de maalesef bu konuda cesaretli davranamıyorlar. Hatta, yapmaları gerekenleri de yapamıyorlar Sayın Canikli. Bu durum böyle devam ederse, maalesef, terör yeniden bu bölgede hızlı bir şekilde yükselişe geçecek, bu gerçeği de görmek lazım.

Bir de bir konu aklıma takılıyor, bu doğru mu, değil mi merak ediyorum. Askerlerin operasyon için valilerden izin istedikleri ve bu izin taleplerinin yüzde 99’unun ilgili mülki amir tarafından reddedildiği sürekli olarak anlatılıyor, askerler tarafından da anlatılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bu husus doğru mudur, değil midir? Doğruysa bunun gerekçesini bizimle paylaşırsanız sevinirim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

33’üncü maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 33.  maddesindeki cümlenin son kısmındaki “zorunludur” sözcüğünün metinden çıkarılarak “gereklidir” sözlerinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

         Dilek Akagün Yılmaz                   Ali Rıza Öztürk                      Ömer Süha Aldan

                  Uşak                                     Mersin                                    Muğla

             Turgut Dibek                               İsa Gök                               Haydar Akar

               Kırklareli                                  Mersin                                   Kocaeli

        Bedii Süheyl Batum

               Eskişehir

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 33. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Faruk Bal                         Murat Başesgioğlu                    Yusuf Halaçoğlu

                  Konya                                   İstanbul                                  Kayseri

          Seyfettin Yılmaz                       Lütfü Türkkan                          Reşat Doğru

                 Adana                                   Kocaeli                                    Tokat

              Emin Çınar

              Kastamonu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kastamonu Milletvekili Sayın Emin Çınar konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletlerin refah, huzur, barış ve kardeşlik içerisinde bir hayat sürebilmeleri için, toplumsal düzeni ve nizamı sağlayacak kanunlara ihtiyaçları vardır. Kanunlar toplumsal düzeni sağladığı gibi, suça karşı caydırıcı birer önlem aracı olma özelliğini de taşımaktadır. Kanunlar yapılırken toplumun ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır. Bir kanun yapılırken çok iyi düşünülmeli, ihtiyaçlar tespit edilmeli ve en önemlisi, aceleye hiç getirilmemelidir. Ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde, yıllardır sayısal çoğunluğu elinde bulunduran Adalet ve Kalkınma Partisi, kanun yaparken sadece günün ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmakta, geleceğe dair hiçbir öngörüde bulunmadan, düşünmeden, gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçları tespit etmeden günü kurtarmak için kanun tasarı ve teklifleri hazırlamaktadır.

Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi de bugün görüştüğümüz bu kanun tasarısıdır. Bu tasarı, Türk Ceza Kanunu’nda ve bazı kanunlarda değişiklik yapmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı kamuoyunda “yargı paketi” olarak adlandırılan bu yasadan bugüne kadar kaç tane çıkartmıştır? Neden her üç beş yılda bir yargı paketi hazırlanıp Meclis gündemine alınmaktadır? Neden toplumun en çok ihtiyaç duyduğu adalet alanında değişiklikler acele ve özensiz bir şekilde hazırlanarak Genel Kurula indirilmektedir? Bunun tek bir cevabı vardır, o da beceriksizliktir. Eğer iktidar bu konuda çok becerikli olsaydı bugüne kadar Türk milletinin adalet sorunu çoktan çözülmüş olacaktı.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin üzeri her geçen gün kara bulutlarla kaplanmakta, ülkemiz, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı politikaları yüzünden çatışma ortamına doğru sürüklenmektedir. Bunun en önemli ispatı, İstanbul’da ve Diyarbakır’da bir kez daha yaşanmıştır. Gaziosmanpaşa semtinde teröristbaşı cani Abdullah Öcalan için özgürlük isteyen şehir eşkıyaları olaylar çıkarmış, vatandaşlarımıza saldırıp devletin otobüslerini ateşe vermiştir. Yıllardır verilen tavizlerle cesaretlenen teröristler de dağlardan inip şehirlerde çocuklarımızı kaçırır noktaya gelmiştir. Teröristler aldıkları tavizlerle daha da ileriye giderek Diyarbakır’da bir askerî üssümüzdeki bayrağımızı gönderden indirme saygısızlığına cüret etmişlerdir. Bunları yapanlar, cesaretlerini Adalet ve Kalkınma Partisinin verdiği tavizlerden almaktadır. Milletimizin huzurunu bozup çatışma ve kargaşa çıkartanlar kim olursa olsun bir an önce yakalanmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Devletimizi ve milletimizi bölmek, parçalamak ve yok etmek isteyenleri ve bayrağımıza el uzatanları buradan bir kez daha lanetle kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, devletin vazifelerinden biri de temel hizmetleri vatandaşımızın ayağına getirmek olmalıdır. Ancak yargı paketini Meclise getiren Hükûmet, küçük ilçelerimizdeki adliyeleri kapatarak vatandaşlarımızı mağdur etmiştir. Seçim bölgem olan Kastamonu’da da maalesef, böyle bir uygulama sonrasında vatandaşımız mağdur olmuştur. Bozkurt, Abana, Çatalzeytin ve Daday ilçelerimizin adliyeleri kapatılmıştır. Buralarda yaşayan vatandaşlarımız, en yakın ilçe olan İnebolu ilçesinden bu adli hizmetleri almak için oraya yönlendirilmiştir ama maalesef, Çatalzeytin ilçemizin köylerinin merkeze olan uzaklığı 30 kilometrenin üzerindedir. Yine, bu ilçemizin adli hizmeti aldığı en yakın ilçeye, İnebolu ilçemize uzaklığı 47 kilometredir ve toplamda 80 kilometreye yakın bir mesafeden orada yaşayan vatandaşlarımız adli hizmetleri almak durumunda kalmıştır. Sayın Bakan, bu kanunun tümü üzerinde görüşülürken tekrardan adliyelerin açılmayacağını ifade etti ama burada devlet tasarruf mu ediyor, yoksa vatandaşımıza zulüm mü ediliyor, bunun bir kere daha gözden geçirilmesini ben bu vesileyle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Verdiğimiz teklifimize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 33. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “zorunludur” sözcüğünün metinden çıkarılarak “gereklidir” sözlerinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Bedii Süheyl Batum (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Süheyl Batum konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce, AKP Grubu olarak 4 tane yargı paketi yaptınız. Yargı paketlerini yaparken hep Türkiye’de yargının sorunlarına çözüm üreteceğinizi söylediniz. Maalesef, hep itiraz ettik, biz bunların olmayacağını söyledik ama aydınlarımızın maalesef bir bölümü, gazetecilerimizin bir bölümü “Yetmez ama evet.” diye, “Bir yerinden başladık, olsun, fena mı?” diye destekler verdiler ve inanılmaz sorunları hep görmezden geldik. Yargının sorunlarını da hiçbir şekilde çözmeden bugüne kadar geldik. Şimdi aynı şeyleri tekrar yaşıyoruz, beşinci yargı paketi…

Değerli arkadaşlar, daha önce yaptığınız dört yargı paketinde insanlar dört yıl, beş yıl, altı yıl, yedi yıl tutuklu kaldı. Mehmet Haberal orada, Balbay burada yine. Bunlar, bu yaptığınız yasaların hiçbir işe yaramadığının maalesef -sizin bilip bilmediğinizi bilmiyorum ama sayın adalet bakanları bilirken- hiçbir şeye yaramadan yasa yaptığınızın örnekleri olarak şu anda aramızda oturuyor.

Dün Türk Bayrağı gönderden indirildi. Hepimiz çok kızdık, herkes konuşma yapıyor. Oysa iki yıl önce Oslo’da Hakan Fidan ve arkadaşı Afet Güneş oraya katılıp Başbakanın özel temsilcisi olarak “Reşadiye’de aşka geldiniz, 7 askeri şehit ettiniz, bir daha etmeyin!” dediğinde neredeydik? Aynı şekilde Oslo’da yine Hakan Fidan, sizin Hakan’ınız “Metropolleri silahlarla doldurdunuz, patlayıcılarla doldurdunuz; hepsini biliyoruz ama hiçbir şey yapmıyoruz.” derken neredeydiniz? Ha, yaptınız! Hemen, bir gecede, Başbakan isteyince yasa yapıp bir gecede Hakan Fidan’ı kurtardınız.

Sonra, değerli arkadaşlar, HSYK Yasası. Delilleri kararttınız, hâkim, savcıları değiştirdiniz, yetkiyi bir aylığına da olsa bile bile aldınız, “Özel yetkili mahkemeleri kaldırıyoruz.” dediniz; bakanları, Bilal oğlanları kurtardınız, delilleri kararttınız, bir daha yolsuzluk, hırsızlık delilleri ortaya çıkmasın diye el koyma kararlarını imkânsız hâle getirdiniz. Ama değerli arkadaşlar, bir şeyi hiç yapmadınız; yargının sorunlarını çözmek bir yana -dikkat edin- bugün Türkiye’nin gerçek sorunu Balyoz davasında Türk ordusunun yarısıyla -öbür yarısının da ne yaptığınızı gördük Türk Bayrağı indirilirken- sahte delille mahkûm ettirdiğiniz insanlarla hiç ilgilenmediniz, umurunuzda bile değil. İnsaf, yazık! Bir dava düşünün, davanın temelini oluşturan tek ve en önemli delil sahte çıkıyor. O TÜBİTAK’ınız bile bunu itiraf etmek zorunda kalıyor. Ne yaptınız? Kanıtsız verdiğiniz mahkeme kararı uygulanıyor. Siz neredesiniz? Hani Hakan Fidan’ı kurtarmak için bir gecede yasa yapıyordunuz, hani burada, yasada nerede? Tekrar diğer bir maddede söyleyeceğim; Bakanı kurtarmak için, Bekir Bozdağ’ı kurtarmak için bu sefer de bir yasa yapıyorsunuz, bir madde koyuyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hangi madde o Hocam?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Recep Bey, bilirsin, bilirsin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, söyleyin.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Bilirsin, bilmezden gelirsin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Süheyl Hocam, biliyorsanız söyleyin.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Nerede Balyoz davasında yargılanan o insanlar, nerede sahte delille yargılananlar? Bir tane madde aklınıza gelmedi mi? Üstelik, aynı mahkemelerin başka kişiler için verdiği kararlar korkudan uygulanamıyor, korkudan. Ama, Deniz Kuvvetlerinin yarısı hâlen içeride, hâlen tutsak, umursamıyorsunuz bile, oralı bile değilsiniz. İnsanları ölüme terk ettiniz ama değerli arkadaşlar, lütfen bunu yapmayın diye söylüyorum.

Bakanlar yapar, bakanlar yapar, öyle bakan oluyorlar ama sizler, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun değerli milletvekillerisiniz, görmezden gelmeyin, çocuklarımıza bile anlatamayacağımız bir rezilliğe hep beraber imza atmayalım diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.17

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesi üzerinde Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

34’üncü maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 34. maddesindeki “kere” ibaresinin metinden çıkarılarak “kez” ibaresinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Dilek Akagün Yılmaz                                          Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

         Uşak                                                               Mersin                                      Muğla        İsa Gök                    Turgut Dibek          Haydar Akar                                      Mehmet Şeker

Mersin                Kırklareli                                        Kocaeli                                             Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Şeker konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yine bir Adalet ve Kalkınma Partisi klasiğiyle karşı karşıyayız, yine bir kanun, yine pek çok maddeli. Bizlerin de ismi var muhalefetten ama “Siz bu teklifleri niçin verdiniz, hangi gerekçeyle verdiniz?” gibi bize hiç sorulmayan, yine geldiği gibi, el kaldırılıp kabul edilen bir teklifle karşı karşıyayız. Maalesef, şimdiye kadar gelen pek çok kanunda da bu Meclisin bir kanun fabrikası gibi işletilmesi hiç de doğru bir yaklaşım değil. Mutlaka bu konuyla ilgili herkesle görüşmek gerekiyor, sivil toplum örgütleriyle görüşmek gerekiyor, ilgili kuruluşlarla görüşmek gerekiyor. En azından böyle bir teklifi veren milletvekili arkadaşlarımızla “Siz niçin bu teklifi verdiniz, hangi gerekçeyle verdiniz?” gibi o komisyonun davet edip görüşmesi gerekiyor. Ama maalesef bunlar hiçbir şekilde yapılmıyor.

Korkumuzla yaşıyoruz, dün işte Ergenekon’la yaşıyorduk, Ergenekon korkumuz vardı; bir faiz lobisi vardı, bilmiyorum unutunuz mu, faiz lobisi korkumuz vardı; şimdi bir paralel yapı korkumuz var ve bunlarla ilgili zaman zaman kanun tekliflerini getiriyoruz ve birtakım şeyleri değiştirmeye çalışıyoruz. Oysa, değerli milletvekilleri, 1980 yılındaki askerî yönetimin getirdiği kanunlarla bu ülkeyi yönetiyoruz hâlâ. Bu, bu ülke için o Anayasa’yla ve o kanunlarla yönetilmek de bence bir hukuk cinayeti ve bir ayıp olarak, bu Meclisin adına yakışmayacak bir olay olarak karşımızda duruyor.

Neleri değiştirdik? Bu kanunla pek çok şeyi değiştiriyoruz. Bizim verdiğimiz teklifler cinsel suçlarla içerikli olan tekliflerdi değerli milletvekilleri. Tasarının 42, 45, 54, 60 ve 63’üncü maddelerinde 5237 sayılı TCK’nın 102, 105; 5271 sayılı CMK’nın 231 ve 286; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108’inci maddelerini içeren değişiklikler bu tasarı metninde yer alıyor. Kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçlara ağır cezalar getireceği iddia edilen bu değişiklikler birçok suçun cezasını hafifletecek, birçok tecavüzcü ve istismarcıyı serbest bırakacaktır. Cinsel suçlara sözde ceza artırımı diye sunulan bu tasarı, özde cezasızlık içermektedir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet, cinsel suçların önlenmesini sağlayacak adımları atmamakta, erkek egemen devlet ve hukuku, erkeğin lehine uygulamaları değiştirmemekte, cezayı artırmak ya da azaltmakla sorunun çözülebileceği yanılgısını yaymaya çalışmaktadır. Yasada kadın cinayetlerine ya da kadına karşı şiddete ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Türk Ceza Kanunu’nun birçok maddesinde değişiklik öneren bu yasa tasarısında kadına karşı şiddet ve kadın cinayetleri konusunda bir tek düzenleme maalesef yoktur.

15-18 yaş arası kadın ve erkekler arasında cinsel ilişkiye dair hapis cezasının artırılması kabul edilemez. TCK’da var olan ve yarısı da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olan, bu konuyla ilgili diğer yarısı yürürlükte olan TCK’nın 104’üncü maddesinin de tümünün iptali gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, taciz ve saldırı ayrımı getirmeye çalışmak, çocukların taciz edilmesi hâlinde cezasının düşmesi anlamına gelir ki bu da çocukları korumak değildir.

Cinsel suçların çok küçük bir bölümü hastalar tarafından işlenir. Oysa, önümüzdeki bu yasa tasarısında sanıkların tedavisinden söz edilmesi, devlet nezdinde eylemin hâlâ bir suç değil hastalık olarak görüldüğünü bize gösteriyor. Yasada tedaviden söz edilerek bu suç toplumun önünde tıbbileştirmeye çalışılıyor, bu da doğru değil değerli arkadaşlar.

Çocuk gelinlerin olmadığı, en güvenli sığınağımız olan evlerde şiddet ve istismarın yaşanmadığı, her geçen gün giderek artan, çocuğa yönelik taciz ve tecavüz vakalarının bu ülkenin gerçeği olmaktan çıktığı, kadın cinayetlerinin bir kader olmadığı bir Türkiye dileğimle hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

35’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 35. maddesindeki “verebilir” ibaresinin metinden çıkarılarak “verir” ibaresinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                   Haydar Akar                                   Uğur Bayraktutan                                       İsa Gök

                      Kocaeli                                               Artvin                                               Mersin

                  Turgut Dibek

                     Kırklareli

TBMM Başkanlığına

592 sıra sayılı Kanun tasarısının 35. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Her üye, ancak bir aday için oy kullanabilir.”

                     Faruk Bal                                           Alim Işık                                          Emin Çınar

                       Konya                                               Kütahya                                            Kastamonu

                Yusuf Halaçoğlu                               S. Nevzat Korkmaz

                      Kayseri                                               Isparta

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Süleyman Nevzat Korkmaz konuşacak, Isparta Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, gerçekten biz burada müzakere yaparken yüzlerce yıllık Türk yurdu Musul’un IŞİD güçlerince işgal edildiğini ve şehrin düşmek üzere olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Binlerce Türkmen kardeşimiz çoluğunu çocuğunu katliamdan kurtarmak için şehri terk etmek üzere yollara düşmüşlerdir. Dışişleri Bakanlığı derhâl Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmeli ve acilen duruma müdahil olmalıdır. Musul ve Kerkük üzerindeki Türk devletinin, Türk milletinin hukuku bunu gerekli kılmaktadır. Hem bu gerekliliğin bir sonucu hem de muhtemel yeni bir göç dalgasının önünün alınabilmesi için derhâl Türkiye Cumhuriyeti Türkmenlerin can ve mal güvenliğini temin etmek üzere inisiyatif almalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem olayları hem de Hükûmetin atacağı adımları -atıp atmayacağını- takip ettiğimizi belirtmek istiyorum.

Gündem dışı konuşmamda Ukrayna’daki Ahıskalı kardeşlerimizin problemleriyle ilgili düşüncelerimizi ifade etmiştik. Elbette yine Türkiye’ye yerleşmiş yüz binlerce Ahıska Türkü kardeşimizin, onların da çok ciddi problemleri var. Bu kısa süre içerisinde de bu problemlerini gündeme getirmek istiyorum.

1995-1997 yılları arasında, Türkiye’ye kabul edilmiş Ahıska Türklerinin sorunlarıyla Iğdır’da -geçici iskân bölgesinde- vali yardımcısı ve kaymakam olarak ilgilenme imkânı bulmuştum değerli milletvekilleri. Onları tanıdıktan sonra vatan ve bayrak özlemiyle aziz vatan toprağını nasıl hürmet ve sadakatle öptüklerine, ay yıldızlı al bayrağı görünce nasıl gözyaşı döktüklerini görüp bu vatanın kıymetini bilmeyen eşkıyalara nasıl ah ettiklerine şahit olmuştum. Yaşadıkları dayanılır şeyler değil. 1944 yılında komünist diktatör Stalin Karadeniz’i Türklerden arındırmak üzere bir karar aldı ve iki saat içinde tren vagonlarına 90 bin kadar Ahıska Türkü’nü yaka paça yerleştirdiler ve tren kapaklarını açmadan Rusya’nın içerisine, steplere sürgün ettiler. Bu yolculuk esnasında 17 bin Müslüman Türk bu sürgünde can verdi. Hâlbuki İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Alman ordusuna karşı 40 bin Ahıskalı mücadele etmişti. Savaştan geri dönen gaziler evlerinde ana babalarını, kardeşlerini, evlatlarını bulamadılar çünkü hepsi göç ettirilmişti. Nazi zulmüne film çeken sinemacılara buradan sesleniyorum: Ahıska Türkü’nün yaşadıklarından binlerce dram, binlerce senaryo çıkar diyorum.

Bu kardeşlerimizin artık huzura erdirilmesi ve sorunlarının bir an önce çözümlenmesi gerekiyor. Nedir bu sorunlar?

1) Türkiye'ye temelli göç etmiş Ahıska Türkü soydaşlarımız, hâlihazırda Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünde bekleyen 4.500 kişilik isim listelerine istisnai vatandaşlık verilmesini, İçişleri Bakanlığı ve Hükûmetin gereğini yapmasını beklemektedirler.

2) Ahıskalı kardeşlerimiz, 1992 öncesi ve sonrasında SSCB’den ayrılan bağımsız devletlerde çalışmış oldukları iş günlerini belgelemelerini müteakip, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından durumlarının incelenip banka marifetiyle borçlandırıldıktan sonra emekli olmalarının sağlanmasını, bunun için de gerekli yasal düzenlemenin Meclisimizce yapılmasını istemektedirler.

3) Başta Ukrayna’da olmak üzere, Kırgızistan’da, Azerbaycan’da yaşayan ve çok ciddi geçim sıkıntıları içerisinde olan Ahıskalı kardeşlerimize acilen ekonomik yardımlar yapılmalıdır.

4) Gürcistan’da bulunan Ahıska topraklarına göç etmek isteyen ve bununla ilgili resmî başvuruda bulunan Ahıskalı soydaşlarımızın bir an önce vatanlarına dönmeleri için Gürcistan Hükûmetiyle görüşülmeli ve göç meselesi acilen çözüme kavuşturulmalıdır.

5) Yurt dışında eğitim görmüş Ahıskalı soydaşlarımızdan özellikle tıp doktorası yapmış kişilerden 1996 sonrası mezun olanların diplomalarına YÖK denklik vermemekte ve imtihana tabi tutmaktadır. Bu sorunun da acilen çözümü gerekmektedir. Ve tabii ki tüm bunlar yapılırken Ahıska Türkleri Federasyonu ve temsilcileri muhatap alınarak yapılmalıdır.

Bu sorunların aşılabilmesi için Milliyetçi Hareket Partisi olarak gerekli desteği vermeye hazır olduğumuzu belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 35. maddesindeki “verebilir” ibaresinin metinden çıkarılarak “verir” ibaresinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                           Uğur Bayraktutan (Artvin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün önemli bir gün ama değişik bir konuşma yapacağım ben. Daha önce bu kürsüde bu konuşmaya benzer bir konuşma yaptım ama gündeme uyduğunu düşünüyorum.

18’inci yüzyılda Prusya İmparatoru II. Frederick bir gezi yapıyor Potsdam ormanlarında ve muhteşem bir arazi görüyor. Araziyi gördüğü zaman beğeniyor, “Orada bir saray yapayım.” diyor, adamlarını gönderiyor. Ama, orada bir yel değirmeni sahibi olan bir köylüyü görüyor. Ona “Al parayı, çek git buradan.” diyor. Köylü direniyor. O kadar direniyor ki “Ben buradan bir yere gitmem.” diyor. Bir daha gönderiyor adamlarını, buradan göndereyim diye “Ücretini vereyim, ne istiyorsan vereyim.” diyor. Köylü “Burası dedemden babama, babamdan bana kaldı. O nedenle burayı terk etmiyorum. ” diyor. Prusya Kralı “Burayı illa terk et.” diye ısrar edince o ünlü sözü söylüyor –bütün hukukçular bilir- diyor ki: “Berlin’de hâkimler vardır.” Aradan yüzyıl geçiyor. Yüzyıl sonra Osmanlı Devleti kendi subaylarını oraya gönderiyor eğitim için. Bir akşamüzeri o subaylara bu anıyı anlatıyorlar, diyorlar ki: “Bakın, bu saray yapılmıştır, sarayın yanında bir tane yel değirmeni var -onun ben fotoğrafını da göstereyim- o yel değirmeni adaleti simgeliyor.” ve bunu Osmanlı subaylarına, Osmanlı zabitlerine anlatıyorlar. Bir gece vakti bunları yataktan kaldırıyorlar burayı görmeleri için ve bunlardan 2-3 tanesi böyle yatak çarşaflarını birbirlerine dolayarak yurttan iniyorlar, 2-3 tanesi eğlenmeye gidiyor, 1 tanesi bir gece karanlığında, bir ay ışığında gidiyor bu muhteşem yapıyı görüyor. O kim biliyor musunuz? Cumhuriyetin banisi, ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk değerli arkadaşlarım. Ve ülkesine dönüyor, ülkesine döndükten sonra ilk hukuk mektebini açıyor. 5 Kasım 1925’te hukuk fakültesinin açılışında şunu diyor: “Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu müessesenin açılışında duyduğum saadeti hiçbir teşebbüste duymadım.” Hemen onun arkasından, bazılarının ırkçı olarak nitelendirdiği o minik Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt cumhuriyet savcılarına diyor ki: “Cumhuriyet savcıları Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafaka bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, o beğenmediğiniz Atatürk döneminde, 9 Eylülde bu şanlı bayrağımız İzmir’de göndere çekiliyordu, ne yazık ki sizin döneminizde gönderden indiriliyor, aradaki fark bu değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi size başka bir şey daha anlatacağım. Yargılama teknikleri açısından geçenlerde İstanbul’da 15. Asliye Ceza Mahkemesinde bir VIP sanık, çok önemli bir sanık, asliye ceza mahkemesine görevi kötüye kullanmadan dolayı geliyor. Hâkim bu VIP sanığı içeriye alıyor, sanık sandalyesine oturuyor sanık. Hâkim diyor ki: “Hayır, oraya oturma. Lütfen oradan kalkar mısınız? Size orası yakışmıyor, sizi buraya alalım, avukatların yanına.” Avukatların yanına oturuyor. Biraz sonra Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 147’nci maddesi kapsamında sorgu yapılıyor. Sorguda hâkimin sorması gerekiyor. “İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu sorulur.” deniliyor, emredici bir hüküm olarak bunlar öngörülüyor ama hâkim ne yapıyor biliyor musunuz? Sorular sorulduğu zaman “Onlara hiç gerek yok, oralara girmeyelim. Ekonomik durumuna filan hiç gerek yok, onları da kapatalım.” filan diyor. Şimdi, bu hâkim bu kişi hakkında ne yapıyor değerli arkadaşlarım biliyor musunuz? Bir yandan da karar vermeden evvel ihsasıreyde bulunuyor. Diyor ki: “Bu kişi hakkında ben beraat kararı verdim.” O önemli kişi de kapıya çıkıyor diyor ki: “Evet, mahkeme benim hakkımda beraat kararı verdi. Bu şekilde de herhangi bir problem yoktur.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yirmi dört yıl avukatlık yaptım. Ben bir sanığın duruşma salonundan içeriye girildiği zaman, hâkim tarafından, hiç “Orada oturma, bu tarafa geçin, istirham ederim, size yakışıyor mu?” dediğini görmedim değerli arkadaşlarım. Hukukçu olanlar gördü mü bilmiyorum? Ben avukat olarak görmedim. Böyle bir VIP sanığın avukatlığını da yapmadım ama bu tablo karşısında arkasından bunun beraat etmesi, hemen onun arkasından da hiç ona ekonomik durumunun sorulmaması, gelir durumunun sorulmaması çok ilginç. Bu soruları sormayan, hâkimlik görevini yapmayan  kişinin adı ne biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? İstanbul 15. Asliye Ceza Hâkimi, Mustafa Erdoğan. Yaşadığım müddetçe bu adamın nereye geleceğini takip edeceğim. Tahmin ediyorum ki -bir not alın- Mustafa Erdoğan çok yakın bir zaman içerisinde muhtemelen Yargıtay üyesi olabilir, önemli bir ağır ceza mahkemesinin başkanı olabilir, önemli bir komisyon başkanı olabilir. Mustafa Erdoğan’ı buradan kutluyorum yapmış olduğu adil yargılamadan dolayı. Hani Berlin’de hâkimler vardı ya, İstanbul’da da hâkimler varmış bizlere bunu gösterdi. Yani aradan iki yüz yıl geçtikten sonra İstanbul’da da hâkimlerin olduğunu Mustafa Erdoğan bize gösterdi. Ama bu Mustafa Erdoğan’ın yapmış olduğu muhteşem yargılamanın şüphelisi kim sizce? Kim olabilir? Kim olabilir sayın başkanlar? Ne yazık ki hemşehrim Kadir Topbaş. İstanbul Büyükşehir Başkanı ancak bu şekilde VIP yargılanabilir. Hâkimi de kutluyorum, savcıyı da kutluyorum, şüpheliyi de içten kutluyorum, başka ne diyeyim?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

36’ncı maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 36. maddesindeki “şarttır” ibaresinin metinden çıkarılarak “gereklidir” ibaresinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

                  Ali Özgündüz

                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, birçok kanunda değişiklik yapan bir tasarıyı görüşüyoruz ama yasalar niçin yapılır? Uygulanmak için. Yani, yasa yapmak devletin egemenlik hakkının en önemli unsurudur, onu da bu yüce Meclis kullanır. Fakat, yasalar uygulanmayacaksa bir anlamı yok. O zaman biz burada boşa uğraşıyoruz.

Bugün sabahtan beri bu kürsüde şanlı bayrağımız var ve herkes buradan konuşuyor. Bayrağa karşı yapılan saygısızlık hem Türk Bayrağı Kanunu’nda hem de Türk Ceza Kanunu’nda düzenlemiştir, cezai müeyyide altına alınmıştır. Dolayısıyla, dün yapılan olay, bayrağa karşı işlenen bir suçtur. Türk Ceza Kanunu’nun 3’üncü maddesinde Türk Bayrağı’nın alenen aşağılanmasının cezası gösterilmiştir. Burada, şimdi Hükûmetin başındaki kişi grup toplantısında atıp tutuyor, efeleniyor, celalleniyor “İndireceksin.” falan... Hayır Sayın Başbakan, o kişiyi oraya çıkarmayacaksın, ona cüret ettirmeyeceksin, önce bunu önleyeceksin. Askerî kışlanın içine girerek gönderdeki bayrağı birisi alıyorsa yazıklar olsun o kışlanın komutanına ve onu bu hâle getiren, âciz hâle getiren siyasi iktidara da yazıklar olsun diyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sana da olsun.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Çünkü, siz kabul ediyorsunuz. Başbakan Yardımcısı, Hükûmet Sözcüsü açık açık -Genelkurmayın açıklamasında- dedi ki: “Siyasi iktidarın talimatları doğrultusunda davrandığı için biz o kişiye bir şey yapmadık.”  Dolayısıyla, sorumluluk Hükûmetindir. Başbakan diyor ki: “İçişleri Bakanına talimat verdim, soruşturma açacak.” İçişleri Bakanı milletvekili bile değil değerli arkadaşlar. Bu Parlamento, sizler milletin temsilcileri olarak İçişleri Bakanını da sorguya çekeceksiniz,  denetime alacaksınız. Sen dışarıdan gelmiş bir bürokratsın kardeşim, Bakan olarak atanmışsın, görevini niye yapmıyorsun? Bu kişiyi, sıradan bir militan, bir zavallı falan filan deyip geçiştiremezsiniz. Öyle bir yere o hamleyi yaparak giren bir kişi ya servisin elemanıdır ya Emniyetin elemanıdır ya başka istihbarat servislerinin kullandığı bir zavallıdır ama o hâle getirdiniz ki ülkeyi bu tür işler yapılabiliyor. Dolayısıyla, bu işin siyasi sorumluluğu Hükûmetin üzerindedir. Efendim, ona buna fatura kesmekle bu işten kurtulmak olmaz. Siz yapmıyor musunuz, müzakereleri siz yürütmüyor musunuz? Niye Lice’de bu olaylar oluyor? Yani, pazarlık nerede tıkandı? Nerede tıkandı ki, birileri indi, eşkıya yolu kesiyor?

Değerli arkadaşlar, bayrak egemenliğin timsalidir, hepimizin onurudur, şerefidir. Milletlerin kutsalları olmalı insanların da olduğu gibi. Namusa nasıl saldırı olduğu zaman gereği yapılırsa bayrak da bütün milletin, hepimizin namusudur. Dolayısıyla, oraya karşı yapılan saldırı hepimize karşı yapılmıştır. Burada da bu saldırının hazırlanmasına zemin hazırlayan Hükûmeti, önce sizin, iktidar partisi grubunun eleştirmesi lazım. Ne görüşüyorsun ki kardeşim, şu anda Allah aşkına siz biliyor musunuz iktidar partisi olarak? Yani bu görüşmelerden Beşir Atalay, Yalçın Akdoğan, Efkan Ala ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın dışında sizin haberiniz var mı? Diğer bakanların bile haberi yok. Siz denetim yapacaksınız, Hükûmeti denetleyeceksiniz. “Ne oluyor kardeşim, neler alıp veriyorsun ki benim bayrağıma karşı, onuruma, şerefime, namusuma karşı bir saldırı gerçekleşebiliyor?” Bunun hesabını siz sormalısınız diyorum.

Gelelim verdiğimiz önergeye, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun yapısı değiştiriliyor, sayı artıyor. Niye yapılıyor? Buradaki amaç nedir? Sizin tabirinizle, geçen sene özel olarak seçilen 60 kişilik Yargıtay üyeleri dolayısıyla hâkimiyet sizde değil, yeni baştan dairelerin yapısını değiştirecek olan, iş bölümü yapacak olan bu Başkanlar Kurulunun yapısını değiştirerek böyle bir şey mi düşünüyorsunuz? Bunlar palyatif tedbirlerdir. Eğer samimiyseniz, yargıyla ilgili tereddütleriniz varsa, bağımsız, tarafsız, gerçekten hukukun üstünlüğü savunan bir yargı istiyorsanız Sayın Bakan, sayın Hükûmet yetkilileri, gelin oturalım, birlikte Anayasa başta olmak üzere yargıyı yeni baştan düzenleyelim ve bu Meclis kapanmadan onu yapalım. Bunlar palyatif tedbirlerdir diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon, buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın konuşmacı, biraz önce Hükûmetimize yönelik olarak “Yazıklar olsun.” şeklinde bir ithamda, hakarette bulunmuştur, sataşmada bulunmuştur.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hükûmet temsilcisi orada Sayın Başkanım, Hükûmet cevap versin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hükûmeti de biz temsil ediyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hükûmet temsilcisi orada efendim.

BAŞKAN – Evet, arkadaşlar, lütfen.

Buyurun iki dakika.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kaba, gerçekten bu kürsüye yakışmayan bu ifadeleri iade ediyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yahu bayrağa karşı saldırıyı önlemeyen Hükûmete yazıklar olsun diyorum.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, lütfen dinleyelim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani eleştirin, düşüncenizi söyleyin, kanaatinizi söyleyin ama bu şekilde itham edici, hakaret içeren ifadeler kullanamazsınız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hayır, siz de bu şekilde hakaret ediyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hiç kimsenin ona hakkı yok ve böyle bir hareket bize aynen iade etme hakkı doğurur ve iade ediyorum, bu bir.

İkincisi: Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi konuştuk, sabahtan beri konuşuyoruz, önemli bir konu, konuşulması da gerekir, herkes enine boyuna kanaatini, düşüncesini söyleyecek, çok mühim bir mesele.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yani bayrağı biz mi indirdik?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Fakat burada özellikle yaşanan olayın bir bölümü son derece önemli ve dikkatlerin, elbette diğer tarafların yanında, buraya kanalize edilmesi gerekiyor, o da şu: Bakın, bir askerî mıntıka var, bir askerî alan, saha var ve o sahayı koruyan duvar, çit her neyse yani korunuyor, kamera, güvenlik sistemi, çit, doğal yöntemlerle ciddi bir koruma var. Şimdi, birisi geliyor, bir haddini bilmez geliyor ve burayı aşıyor, bakın, burayı tırmanıyor, burayı geçiyor ve direğe tırmanıyor…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Biliyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) -  Asker niye çaresiz, sorun burada. Asker niye müdahale etmeye korkuyor, sorun burada.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama bakın, biliyoruz, biliyoruz da şimdi şunun için söylüyorum bunu: Bütün bakışların buraya ağırlıklı olarak kanalize edilmesi gerekir. Burada o haddini bilmeze dersi verilip indirilmiş olsaydı en haklı bir konumdur burası. Yani bu an, böyle bir nokta bunu yapan açısından, yapması gereken görevliler açısından en doğal haktır, en doğal ortamdır. Neden? Bakın, çiti aşıyor…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hemen soruşturma açarsınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Efendim, işte “Askeri bastırdınız, polisi sindirdiniz.” Hadi diyelim ki dışarıda olsa böyle bir olay, bir toplumsal olaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …müdahale çerçevesinde böyle bir şey yapılsa –yani yok öyle bir şey ya- burada gündeme gelebilir ama böyle bir olayda bu kişinin aşağıya indirilmesi en doğal, en tabii hakkıdır. Böyle bir olay karşısında, böyle bir tepki karşısında, haklı, doğal tepki karşısında hiç kimsenin  bir şey söylemesi mümkün değil. Önümüzdeki günlerde bu olay, göreceksiniz, esas konunun aydınlatılmasını sağlayacak olan da burasıdır, hep  birlikte göreceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) -  Yalnız, Bülent Arınç “Siyasi irade gereği indirilmedi, müdahale edilmedi.” dedi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında şahsımı kastederek…

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, buyurun.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hatip konuşmasında şahsımı kastederek “kaba, kürsüye yakışmayan ifadeler” şeklinde sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Hayır, size bir sataşmada bulunmadı. Sadece “Aynen iade ediyorum söylediklerinizi.” dedi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sataşmada bulunmuştur. Aynen ben de o sözlerini kendisine iade ediyorum, aynen kendisine iade ediyorum.

BAŞKAN – Tamam, peki, oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şimdi, burada, kim olursa olsun, bu Parlamentoda ortak tepkiyi koymamız gerekiyor, doğrudur.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama Hükûmetin Sözcüsü, Başbakan Yardımcısı “O bayrağı oradan yere indirmeye cüret eden insana herhâlde cezası orada verilebilirdi eğer sabır olmasaydı, eğer Hükûmetin siyasi iradesine bağlılık olmasaydı.” diyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bütün mesele bu işte! Buna cevap verin Sayın Canikli.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – “Yazıklar olsun!” deriz biz de, deriz yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bunu söyleyen kimse… (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Vural...

Sayın milletvekilleri, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu söyleyen kim ise sorumluluk onlarındır, dolayısıyla siyasi irade olarak bu sorumluluğu üzerine almıştır. Tablo budur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, hesap soracaksanız ondan gidip hesap sorun, güvenoyu verdiklerinizden.

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Benim söylediğim bir gerçektir ve kimin söylediğinin ötesinde bir gerçektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gelin düşürelim, gelin düşürelim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kim ne söylerse söylesin, orada dikkat çekici ve son derece önemli bir olay vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gelin, hep beraber, birlikte güvensizlik oyu verelim, buyurun. Var mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kim ne derse desin…

OKTAY VURAL (İzmir) - Var mısınız? Hadi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim sayın milletvekilleri.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla, onun üzerine gidilmesi gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi varsanız güvensizlik oyu verirsiniz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37’nci maddede üç adet önerge vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 37 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Nurettin Canikli                              Mehmet Doğan Kubat                                  Salih Koca

                      Giresun                                             İstanbul                                             Eskişehir

            Hacı Bayram Türkoğlu                             Türkan Dağoğlu                                      Şirin Ünal

                        Hatay                                               İstanbul                                              İstanbul

                  Harun Karaca                                    Tülay Kaynarca

                      İstanbul                                             İstanbul

"MADDE 37- 2797 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.     

GEÇİCİ MADDE 13- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren;

a) Üç gün içinde bu Kanunda yapılan değişikliğe uygun olarak Genel Sekreter ve genel sekreter yardımcıları yeniden belirlenir.

b) Yedi gün içinde bu Kanunda yapılan değişikliğe uygun olarak Birinci Başkanlık Kurulu yeniden belirlenir.

Belirlenen Birinci Başkanlık Kurulu on gün içinde, iş durumunu dikkate alarak, ceza ve hukuk dairelerinin sayısı ile bu daireler arasındaki işbölümüne ilişkin karar tasarısını hazırlar ve Yargıtay Büyük Genel Kurulunun onayına sunar.

Yargıtay Büyük Genel Kurulu, tasarıyı beş gün içinde karara bağlar. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun işbölümünün onaylanmasına ilişkin kararı derhal Resmî Gazete'de yayımlanır ve yayım tarihinden itibaren on gün sonra uygulanmaya başlanır.

Birinci Başkanlık Kurulu, işbölümüne ilişkin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren on gün içinde, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak Yargıtayın daire başkanları, üyeleri ve tetkik hâkimlerinin hangi dairelerde görev yapacağını yeniden belirler.

Yargıtay Büyük Genel Kurulunun işbölümünün onaylanmasına ilişkin kararı uygulanmaya başlayıncaya kadar bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki işbölümüne ilişkin hükümler uygulanmaya devam olunur.

Daha önce başka dairelerde görülmekte olup da dairesi değiştirilen dava dosyaları mevcut hâlleriyle ilgili daireye gönderilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 37. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 37. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                     Murat Başesgioğlu                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               İstanbul                                              Kayseri

                Seyfettin Yılmaz                                   Lütfü Türkkan                                   Mesut Dedeoğlu

                       Adana                                               Kocaeli                                         Kahramanmaraş

                   Reşat Doğru                                         Alim Işık

                        Tokat                                               Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 37’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Diyarbakır’da 2. Hava Kuvvet Komutanlığında meydana gelen bayrak indirme olayı karşısında âciz kalan Türk Silahlı Kuvvetlerinin düşmüş olduğu durumu tekrar yüce Meclisin değerlendirmesine sunuyor, o Türk Bayrağı’na el uzatan terör örgütü mensubunun nasıl Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğine girdiğini ve bayrak direğine çıkarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve aziz Türk milletinin bağımsızlık sembolü olan bayrağa el uzattığını gerçekten bu yüce Meclisin çok iyi düşünmesi gerektiğini sizlere hatırlatıyorum.

Özellikle son günlerde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bazı iller arasında gidiş-geliş yollarını kapatan terör örgütünün faaliyetleri karşılığında kabinenin 2 önemli isminin açıklamalarını sizlerle paylaşacağım. Birincisi, “Yol kesen teröristlere asker haddini bildirmeli.” diyor. Bunu diyen Sayın Başbakan. İkinci önemli adam “Güvenlik birimlerimiz çözüm sürecinin hassasiyeti nedeniyle çok temkinli, çok dikkatli çünkü bizim talimatımızdır o.” diyor. Bunu diyen kim? Yıkım projesinin koordinatörü, Başbakan Yardımcısı, eski İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay. Değerli milletvekilleri, bu ülkede Başbakan mı doğru söylüyor, yoksa Başbakanın da üstünde olan bir başkası mı doğru söylüyor? Bu ifadelere göre bu ülkenin Başbakanının Sayın Beşir Atalay olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü bu bayrak direğine çıkan terör örgütü mensubuna, maalesef verdiğiniz o talimatlar gereği Türk Silahlı Kuvvetlerinin herhangi bir şey yapamadığı gibi bir sonuca Türk milletini götürüyor.

Şimdi, Sayın Beşir Atalay’ın bu talimatların ne olduğunu gelip bu yüce Meclise anlatması lazım. Sayın Beşir Atalay kime, kanunların ve Anayasa’nın üzerinde hangi yetkiyle, ne talimatı verdi, bunu buradan açıklaması gerekiyor. İşte Türk Silahlı Kuvvetlerinin içine düştüğü durum budur değerli milletvekilleri. Orada askerin gözünün önünde bayrak direğine tırmanılacak ve bu kişi indirilemeyecek. Bu konu derhâl ama derhâl gereği yapılarak yüce Türk milletinin infialini söndürecek bir noktaya getirilmelidir. Bugün Sayın Bakan açıklama yapıyor: “Gereği yapılacak.” Bir gecede MİT Müsteşarı için burada apar topar kanun çıkaran bu yüce Meclis kırk sekiz saattir bunun gereğini yapamıyorsa Türkiye’de, o zaman hepimizin oturup iyi düşünmesi gerektiğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu olaylar Diyarbakır’da “Çözüm Süreci Çalıştayı” adı altında bazı bakanların, meşhur danışmanların ve adına kanun çıkartılan bir bürokratın da katılımından sonra orada açıklanan ifadelerin ardından terör örgütünün yeniden cesaret bulmasının sonucudur. Kimse kimseyi kandırmasın, bu ülkede bir başbakan yardımcısı çıkıyor terör örgütünü cüretlendirecek her türlü tavizi veriyor ve bunu Türk milletiyle paylaşmaktan çekinmiyorsa terör örgütünün “Çocuk diye dokunmadık.” denen bir mensubu bu milletin bağımsızlık sembolüne kirli elini uzatabilir.

Değerli milletvekilleri, bu kanunda yapılacak her türlü değişikliğin pratikte hiçbir anlamı yok. Bugün gelinen noktada bu yüce Meclis gereğini yaptırmalı. Bu açıklamaları yapan insanlar gelip burada bu yüce Meclisi bilgilendirme zahmetinde bile bulunmuyorlar. Eğer bugün, bu ülkenin güneydoğusunda Türk Silahlı Kuvvetleri kanuni görevlerini yapmıyorsa, yapamıyorsa bu ayıp hepimize yeter diyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyorum.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın İnce, Sayın Yılmaz, Sayın Serindağ, Sayın Dinçer, Sayın Sarı, Sayın Eyidoğan, Sayın Acar, Sayın Küçük, Sayın Atıcı, Sayın Şeker, Sayın Ediboğlu, Sayın Batum, Sayın Güven, Sayın Danışoğlu, Sayın Eryılmaz, Sayın Genç, Sayın Haberal, Sayın Özgündüz, Sayın Güler, Sayın Yüksel.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi tekrar oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 37. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Dilek Akagün Yılmaz konuşacak, Uşak Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 37’nci maddesinin biz metinden çıkartılmasını talep ediyoruz. Neden bunu talep ediyoruz? Öncelikle, Yargıtay ceza ve hukuk daireleri de birer mahkemedir ve Anayasa’nın 142’nci maddesi uyarınca mutlaka yasayla belirlenmesi gereklidir. Ama, burada ne yapılıyor? 37’nci madde çerçevesinde Yargıtay ceza ve hukuk daireleri geçici maddeyle hepsiyle birlikte lağvediliyor, yeniden bütün dairelerdeki görevlendirmeler yapılıyor. Bu, biraz önceki konuşmamda da söylediğim gibi, tamamen cemaatle biten iş birliğinizin sonucunda cemaatçi yargıçları temizlemek ve onları etkisizleştirmek amacıyla yapılıyor.

Şimdi, bir de şunu söyleyeyim: Yeniden bir değişiklik önergesi vermiş AKP Grubu. Biz bunları konuşuyoruz alt komisyonlarda, normal komisyonlarda. Burada yeniden bu önerge neden veriliyor, ona bir baktığımızda, artık süreleri bile sınırlandırıp üç gün, yedi gün… Hiçbir şekilde tahammülünüz yok, orada oluşturduğunuz yapıya tahammül yok; öyle anlaşılıyor burada. Süreleri de sınırlayarak bir an önce kendi operasyonunuzu yapmak istiyorsunuz ama bu operasyonların hiçbirisinin önemi yok. Bunların hepsi bumerang gibi dönüp gelip sonuçta sizleri vuruyor. Biz bunların hepsini yaşayarak görüyoruz ne yazık ki.

Şimdi, bu yasa tasarısında kumpas mağdurlarıyla ilgili herhangi bir şey yok. Bu neden yok? Sayın Bakan söz verdi, Başbakan söz verdi, bütün bakanlarınız söz verdi ama ne yazık ki Balyoz, Ergenekon, Casusluk davası gibi Türk Silahlı Kuvvetleri üzerine yapılan, o millî ordu üzerine yapılan operasyonlara ilişkin, onlarla ilgili yapılan kumpas davalara ilişkin herhangi bir düzenleme yok.

Başbakan “sahte deliller” dedi. Yine, Başbakan Yardımcısı “kumpas, katakulli” dedi, “Ayarlanmış yargıçlarla bu kararlar verildi.” dendi ama ne yazık ki şu anda bu tasarıda herhangi bir şey yok.

Şimdi, Başbakan dedi ki: “Bunlar kumpas mağdurları, boşu boşuna orada yatıyorlar, onlara haksızlık yapıldı.” Ama paralel örgütten diye görevden alınan emniyetçi Ali Fuat Yılmazer ise “Başbakandan talimat almadan en ufak bir adım atmadık.” dedi, hatta “Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması konusunda Başbakanın talimatı oldu. Onun üzerine tutuklanması konusunda talepte bulunduk ve işlemleri yaptık.” dedi.

Aynı zamanda, Başbakan “Ben bu davanın savcısıyım.” demişti, ta ki 17 Aralık 2013 operasyonlarına gelinceye kadar, cemaat ile AKP’nin arasındaki kavga su yüzüne çıkıncaya kadar. Oradaki yolsuzluk iddialarının gündeme gelmesiyle beraber cemaatle bütün yollar ayrıldı ve bütün kumpasları cemaatin yaptığı ama Başbakan ve bakanların pirüpak olduğuna dair bir algı yaratılmaya çalışıldı.

Ama gerçeklerin üstü örtülemez sayın milletvekilleri, örtemiyorsunuz da nitekim. Ocak 2014’te TÜBİTAK bu problemli olaylardan sonra, yolsuzluk iddialarından sonra ve Başbakanın söylemlerinden sonra bir rapor verdi, dedi ki: “5 no.lu hard disk Balyoz, Ergenekon, Casusluk, bütün davaların dayanağı olan 5 no.lu ‘harddisk’ sahte.” Yani, buradan anlaşılıyor ki aslında darbe falan yok. Darbe iddiasıyla bu insanlar orada yıllardır tutuluyorlar, yıllardır içeride tutuluyorlar ama ne yazık ki bu kumpasları yapan, ortak olan Hükûmetten bununla ilgili en ufak bir çaba yok.

Aynı zamanda, bununla ilgili sadece 5 no.lu “harddisk” değil sayın milletvekilleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Keyfî Tutuklamalar Çalışma Grubunun 1 Mayıs 2013’te… Bakın, Birleşmiş Milletlerin, çok zor çıkan bir karardır bu. Balyoz davasında yargılanan 250 sanığın tutukluluğunun keyfî olduğuna karar verdi Birleşmiş Milletler.

Şimdi, istediğinizde MİT Kanunu’nu bir günde çıkartıyorsunuz, istediğiniz anda Adalet Bakanı hakkındaki soruşturmayı engellemek için hemen kanunları çıkartıyorsunuz, tırlarla ilgili MİT Kanunu’nu değiştiriyorsunuz bir daha MİT tırları kontrol edilemesin diye ama kumpas mağdurlarını, cezaevindeki o mağdur edilmiş insanları, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurtsever askerlerini hâlen daha cezaevinde tutmaya devam ediyorsunuz. Anayasa Mahkemesine bunun suçunu atarak, Anayasa Mahkemesinden medet umarak bundan kurtulamazsınız. Anayasa Mahkemesi yapmamıştır bu kumpası, doğrudan doğruya AKP iktidarı ve cemaat birlikte yapmıştır. Şimdi cemaatle kavga ettiğinize göre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - …onları siz içinizden attığınıza göre artık bunu düzenlemek, bunu yapmak sizin görevinizdir. Ancak vicdanınız öyle rahat edebilir diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 37 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  

"MADDE 37- 2797 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 13- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren;

a) Üç gün içinde bu Kanunda yapılan değişikliğe uygun olarak Genel Sekreter ve genel sekreter yardımcıları yeniden belirlenir.

b) Yedi gün içinde bu Kanunda yapılan değişikliğe uygun olarak Birinci Başkanlık Kurulu yeniden belirlenir.

Belirlenen Birinci Başkanlık Kurulu on gün içinde, iş durumunu dikkate alarak, ceza ve hukuk dairelerinin sayısı ile bu daireler arasındaki işbölümüne ilişkin karar tasarısını hazırlar ve Yargıtay Büyük Genel Kurulunun onayına sunar.

Yargıtay Büyük Genel Kurulu, tasarıyı beş gün içinde karara bağlar. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun işbölümünün onaylanmasına ilişkin kararı derhal Resmî Gazete'de yayımlanır ve yayım tarihinden itibaren on gün sonra uygulanmaya başlanır.

Birinci Başkanlık Kurulu, işbölümüne ilişkin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren on gün içinde, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak Yargıtayın daire başkanları, üyeleri ve tetkik hâkimlerinin hangi dairelerde görev yapacağını yeniden belirler.

Yargıtay Büyük Genel Kurulunun işbölümünün onaylanmasına ilişkin kararı uygulanmaya başlayıncaya kadar bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki işbölümüne ilişkin hükümler uygulanmaya devam olunur.

Daha önce başka dairelerde görülmekte olup da dairesi değiştirilen dava dosyaları mevcut halleriyle ilgili daireye gönderilir."

                                           Türkan Dağoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılıyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtay Kanununda yapılan değişikliklere ilişkin geçiş hükümlerinin daha hızlı bir şekilde uygulanabilmesi için iş bu önerge verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

38’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 38. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “şekilde” sözcüğünün metinden çıkarılarak “biçimde” sözlerinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Dilek Akagün Yılmaz                                          Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

        Uşak                                                                Mersin                                                Muğla

İsa Gök                                                                Haydar Akar                                       Gürkut Acar

 Mersin                                                                    Kocaeli                                              Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Gürkut Acar konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bağırmayacağım, merak etmeyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 592 sıra sayılı torba Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesi üzerinde söz aldım. Yüce kurulunuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu 38’inci madde nedir, önce ona bir bakalım. Şöyle demişiz: “2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 96’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan ‘ve benzeri işaretleri’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde’ ibaresi eklenmiştir.” Ve öyle olunca da bu madde ne oluyor değerli arkadaşlarım? 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 96’ncı maddesi şöyle oluyor:

“Kullanılmayacak parti adları ve işaretler:

Madde 96 - Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde…” Yani “karışıklığa yer verecek şekilde”yi ekliyoruz buraya. “…başka bir siyasi partice kullanılmayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk Devletleri’ne ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flamalar da siyasi partilerce kullanılamaz.” olacak.

Değerli arkadaşlarım, şimdi elinizi vicdanınıza koyun, bunun cinsel suçlarla ne ilgisi var? Aynı kanuna bunu koymanın ne anlamı var? Ben söyleyeyim, anlamı şu: Burada, bu 38’inci madde ve bunun arkasından gelen 39’uncu madde aslında 40’ıncı maddeyi kamufle etmek, gözlerden korumak için özellikle uydurulmuştur. Öyle olsa ne olur, böyle olsa ne olur?

Değerli arkadaşlarım, bakın, bu 40’ıncı madde nedir? 40’ıncı madde şudur değerli arkadaşlarım: 40’ıncı madde, aslında işte bu AKP’nin kendisinin işlemiş olduğu sahtecilik suçunun cezasını indiren bir maddedir. İşte bu 40’ıncı maddeyi getirebilmek için 38 ve 39 getirilmiştir.

Bakınız, burada binlerce -60 bine yakın- Cumhuriyet Halk Partili sahte olarak Adalet ve Kalkınma Partisine üye yapılmıştır ve bunların cezası vardır, bir yıldan üç yıla kadardır. İşte bu bir yıldan üç yıla kadar olan cezayı üç aydan bir yıla kadar indirmek için getirilmiş bir kamuflaj maddesidir bu madde.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bu getirilen maddelere baktığımız zaman hepsinde şunları görüyoruz: Aslında tüm yargı paketleri yargıyı AKP’lileştirmek için getirilmiştir. Bu yargı paketi de aslında yargıda değişiklik yapmak, Yargıtay ve Danıştayın Adalet ve Kalkınma Partisine karşı bir tavır almasını önermiş olan, getirmiş olan her kararı yok etmek için özenle getirilmiş bir tasarıdır karşınızdaki. Bunu da “Cinsel suçların cezasında artırım yapıyoruz.” adı altında getirdiniz. Değerli arkadaşlarım, bunların hepsi yargıyı AKP’lileştirmektir. Bu, hukukta olacak bir şey değildir, yanlıştır; yanlış yapıyorsunuz.

Bakın değerli arkadaşlarım, burada iktidar olarak yargıyı ayağınıza bağ sayıyorsunuz. Yargının AKP aleyhinde, yandaşları aleyhinde, Sayın Başbakan aleyhinde verdiği her kararda hemen çıkıp “İşte bu karar millî iradeye aykırıdır.” diyorsunuz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – “Bağırmayacağım.” demiştin. Hani, bağırmayacaktın!

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Allah aşkına, rica ediyorum, böyle bir anlayış olabilir mi? Yargı gücünü nereden almaktadır, yetkisini nereden almaktadır? Yargı, yetkisini Anayasa’dan almaktadır. Anayasal bir yargı, gücünü Türk milletinden alır. İktidar nasıl Türk milletinden alıyorsa, burada da yargı, gücünü Türk milletinden almaktadır.

Ama, AKP iktidarı her şeyle kavgalıdır. Cumhuriyet savcılarıyla kavgalıdır çünkü sürmektedir, ezmektedir onları. Yargıçlarla kavgalıdır, değiştirmek için bu yasayı getirmektedir, daha öncekilerde aynısı yapılmıştır. Avukatlarla kavgalıdır, Türkiye Barolar Birliğinin Başkanının konuşmasına bile tahammül edememiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu yargıyla bu şekilde giderseniz, Adalet ve Kalkınma Partisi, korkarım, çok hazin bir sona uğrayacak, kendisinin getirdiği yargıçlar bir gün kendilerini mahkûm edecek. Bu iktidar bu şekilde yürümez.

Bu torba yasa tümüyle cinsel suçlar için getirilmiş gibi gösterildi. Aslında cinsel suçlarda yaptığınız değişiklik de çok yanlış çünkü burada, nasıl bir tepsi baklava çaldığı için on altı seneye hapsedilmiş insan vicdanları sızlatmışsa aynı şekilde vicdan sızlatacak sonuçlar çıkacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

39’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının çerçeve 39. maddesiyle 2820 sayılı Kanunun 104.maddesine eklenen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                               Fatih Şahin

                     Giresun                                            İstanbul                                             Ankara

          Hacı Bayram Türkoğlu                      Mehmet Şükrü Erdinç                          Orhan Karasayar

                       Hatay                                               Adana                                               Hatay

        Yıldırım M. Ramazanoğlu                       Osman Aşkın Bak                                Ekrem Erdem

              Kahramanmaraş                                     İstanbul                                            İstanbul

“Tüzüklerinde Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarını aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re'sen veya ilgili siyasi parti tarafından doğrudan yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görürse, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verir.”

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 39.maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dilek Akagün Yılmaz                Ali Rıza Öztürk           Ömer Süha Aldan

       Uşak                                      Mersin                       Muğla

  Turgut Dibek                           Haydar Akar                  İsa Gök

     Kırklareli                                 Kocaeli                      Mersin

                                          Bedii Süheyl Batum       

                                                   Eskişehir

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN -  Önerge üzerinde Eskişehir Milletvekili Sayın Süheyl Batum konuşacak.

Buyurun.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Bu yasanın 39’uncu maddesinde Siyasi Partiler Kanunu’nda bir değişiklik yaptınız, sonra tekrar bir değişiklikle onu da olması gereken şekle dönüştürdünüz.

Şimdi, bakın, açık söyleyeyim, Avrupa parlamentolarında yasalar genelde, her zaman teklifi yapan milletvekilinin ya da tasarının hazırlanmasına önayak olan bakanın adıyla anılır, Avrupa parlamentolarında bu böyle, bizde ise yok. Nedenini hep merak edenler olur ama ben anladım, söyleyeyim: Kimse bilmesin diye, anonim kalsın diye, bir daha ileride aileleri, çocukları “Baba -ya da- anne, bu yasayı sen mi hazırlattın, sen mi hazırladın?” diyemesin diye. Ama nafile! Sadullah Ergin daha önce yapılan 4 tane yargı paketinin mimarı olarak her zaman kalacaktır. O meşhur “Haberal yasası” dediğimiz, Haberal kendisi hakkında tutuklama kararını uzatan hâkimleri mahkûm ettirince, o da Yargıtay tarafından onaylanınca yasayı değiştiren Sadullah Ergin’in yasası olarak kalacak o; hep o, o mimar olarak… Anlaşılan o ki, tutukluluk beş yıl yerine on yıl olsun diye o meşum önergeyi vermek, o önergenin mimarı olmak Bekir Bozdağ’a yetmemiş. Bir de şimdi bu beşinci yargı paketinin mimarı olarak tarihe geçti.

Değerli arkadaşlar, bu paketin bir özelliği var, gene söylüyorum. Tabii, bu Bekir Bozdağ’dan mı kaynaklanıyor yoksa sizlerden de mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama sizlerin bir özelliği var, “hukuk devleti” deyince tüccar devlet anlıyorsunuz. Hukuktan anladığınız tüccar. “Neden?” diyeceksiniz. Değerli arkadaşlarım, bireysel başvuruyu getirdiniz, dünyada ilk defa bireysel başvurunun harcı var, 200 küsur lira, bir de yanlış açarsan 2 bin lira da cezası var. Oh, ne güzel! Siz şimdi, biliyorsunuz, elektrik borcunu ödemeyen tüccara, “Elektrik borcunu ödemeyene tarım destekleme yok.” diye 9 Mart tarihli Resmî Gazete’de özel karar çıkarttınız. Şimdi de ilginç maddeler getirmişsiniz, bu yasayla gelmiş bu maddeler: İvedi yargılama usulü. Ne güzel! Değerli arkadaşlar, bir baktınız mı ivedi yargılama usulüne? Hangi zamanlarda var? İhalede, kamulaştırmada, turizm arazisi satışında, turizm arazisi kiralamasında… Başka ivedi yargılama? Yok. İnsan hakları, temel hak ve özgürlükler, tutukluluk… Yok onlarda, onlara gerek yok. Biz, idarenin bu parasal işlerinde ivedi yargılama getirelim.

Şimdi bu maddede de, evet, “Tüzüklerinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılma…” İlk önce şöyle getirdiniz bakın: Onu, güzel, değiştirdiniz ama neden burada değiştiriyorsunuz? E, haklısınız da Bekir Bozdağ koskoca bakanlıkta bunu hazırlatırken bunların farkında değil mi? Bekir Bozdağ Adalet Bakanı değil mi? Yoksa, Bekir Bozdağ sadece tüccar devletle ilgilenir, insan haklarıyla biz ilgileniriz! Değerli arkadaşlarım, bunu kabul etmek mümkün değil.

Bir şey daha söyleyeceğim, demin arkadaşım da söyledi, gene gene söylüyorum: Sevgili arkadaşlar, ne olur yapmayın. Önergeleri getiriyorsunuz, bu önergelerle bu yasaları değiştirebiliyoruz. Lütfen, lütfen, gene gözünüzün önünde işlenen bir cinayete ortak olmayalım. Şu Balyozdan yargılanan insanlar -günah- tek bir madde, tek bir kanıtla yargılandılar ve o kanıtın sahte olduğu çıktı ortaya. Başka tanıklar, başka kanıtlar varsa söyleyin. Öyle toptancı hükümlerle “Efendim, bugüne kadar bütün verilmiş” filan değil. Türk hukukunda sahte kanıtla, yalancı kanıtla verilen hükümlülükler zaten kabul edilmiyor. Gelin bunu değiştirelim, gelin bunu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının iki dudağından çıkartalım.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının çerçeve 39. maddesiyle 2820 sayılı Kanunun 104. maddesine eklenen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                           Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“Tüzüklerinde Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarını aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re'sen veya ilgili siyasi parti tarafından doğrudan yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görürse, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde, önceden izin almaksızın serbestçe kurulurlar. Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partilerin faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz. Siyasi Partiler Kanununun 8. maddesinde siyasi partilerin kurulmasına dair usul ve esaslar düzenlenmiş; 9. maddesinde ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca her siyasi parti için bir sicil dosyası tutulacağı, bu sicil dosyasında kuruluş bildirisi ve ekleri ile parti tüzük ve programlarında yapılan değişikliklerin de yer alacağı belirtilmiştir. Siyasi Partiler Kanununun 96. maddesinde de siyasi partilerce kullanılamayacak parti adları ve işaretlerle ilgili sınırlamalar gösterilmiştir.

Siyasi partiler siciline kayıtlı bir partinin tüzüğünde kabul ettiği tam ve kısaltılmış ismi ile amblem ve rumuzlarının başka bir siyasi parti tarafından aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kullanılması kanunen yasaklandığı gibi bu eylemler dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil eder ve seçmen iradesini yanıltıcı nitelik taşır. Bu sebeple yeni kurulan veya sonradan tüzüğünde isim, amblem veya rumuz gibi ayırt edici işaretlerde yetkili organlarının kararı ile değişiklik yapan kurulu bir siyasi partinin bu hususlarda işlem yaparken anlam ve şekil yönünden yeterli ayırt ediciliği sağlamaya dikkat ve özen göstermesi, diğer partilerce kullanılan ve parti siciline tescilli isim, amblem ve rumuzlarının aynısını veya seçmen iradesini yanıltıcı nitelikte tefrik edilemeyecek derecede benzerini kullanmaması, yani başka partilerin haklarını ihlal etmemesi gerekir.

Kuşkusuz, bu sınırlamalar,  Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan siyasi partilerin ismi ile amblem ve rumuzlarının kullanımında da geçerli olup, aynı zamanda kamu düzeni ile de ilgilidir.

104. maddeye eklenen fıkra ile siyasi parti siciline kayıtlı bulunan bir siyası partinin Siyasi Partiler Kanunu ve parti iç mevzuatına uygun biçimde resmen kullandığı tam veya kısaltılmış adıyla, amblem ve rumuzlarının başka bir siyasi parti tarafından aynen veya ciddi karışıklığa yol açacak yani seçmen iradesini yanıltacak şekilde tüzüğünde kullanılması hâlinde uygulanacak yaptırım düzenlenmektedir.

Anayasa Mahkemesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca doğrudan veya hakkı ihlal edilen siyasi parti tarafından yapılacak yazılı başvuru tarihinden itibaren söz konusu isim, amblem ve rumuzların parti siciline kayıt önceliğini esas alarak bu isim, amblem ve rumuzları gerçekte kullanma hakkına sahip olan siyasi partinin aleyhine durum oluşturacak hak ihlallerini önleyici nitelikte bir karar vererek, hukuka aykırılığı giderecektir. Böylece hakkın kötüye kullanılması önlenmekte ve demokratik yarışın iyi niyet kuralları çerçevesinde yürütülmesi amaçlanmaktadır.

Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan siyasi partilerin ismi ile amblem ve rumuzlarının bir siyasi partice kullanımı nedeniyle oluşan hukuka aykırılıklarda ise bu başvuru doğal olarak sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılabilecektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

40’ıncı maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının Çerçeve 40. maddesiyle değiştirilen 2820 sayılı Kanunun 114. maddesinde geçen "üç aydan bir yıla" ibaresinin "bir aydan üç aya" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mihrimah Belma Satır                          Mehmet Doğan Kubat                                 Hilmi Bilgin

                      İstanbul                                             İstanbul                                                Sivas

                  Gülay Dalyan                                    Tülay Kaynarca                                     Ekrem Çelebi

                      İstanbul                                             İstanbul                                                Ağrı

                  Ekrem Erdem                                Mehmet Şükrü Erdinç                              Orhan Karasayar

                      İstanbul                                               Adana                                                 Hatay

                 Sevim Savaşer

                      İstanbul

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 40. Maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

 Faruk Bal                                                          Mesut Dedeoğlu                                Murat Başesgioğlu

  Konya                                                              Kahramanmaraş                                        İstanbul

Yusuf Halaçoğlu Reşat Doğru

  Kayseri                                                                    Tokat

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Dilek Akagün Yılmaz                                          Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

      Uşak                                                                  Mersin                                                Muğla

 Turgut Dibek                                                       Haydar Akar                                          İsa Gök

  Kırklareli                                                                Kocaeli                                               Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bu madde de ilginç bir madde, anlattıklarımdan sonra sizler ne kadar katılacaksınız bilmiyorum ama. Madde neyi düzenliyor? Siyasi Partiler Kanunu’nun 114’üncü maddesindeki cezayı ortadan kaldıran bir düzenleme. 114’üncü madde, değerli arkadaşlar, siyasi partilerde üye kayıtlarını düzenliyor, gerçeğe aykırı üye yapanlara verilecek olan cezayı düzenliyor. Bu maddenin Türk Ceza Kanunu’nda da bir karşılığı var: Özel evrakta sahtecilik suçunu düzenleyen 207’nci madde Türk Ceza Kanunu’nda.

Şimdi, bu madde kimi ilgilendiriyor derseniz, bir defa, bizi hiç ilgilendirmiyor. Bu madde çok net bir şekilde AKP’nin illerdeki, ilçelerdeki yöneticilerini ilgilendiriyor değerli arkadaşlar. Olay şu, bakın, bir süre evvel basına da yansıdı, televizyonlarda da bu konu konuşuldu: Sahte üye yazımı. Şimdi, birdenbire, zannediyorum, AKP’nin genel merkezindeki yetkilileri yerel yöneticilerine, illere, ilçelere şöyle bir talimat vermiş: “Üye sayınızı artıracaksınız. Üye sayısını ne kadar artırırsanız sizler bizim gözümüzde o denli daha başarılı örgütler olacaksınız. Sizlere bir anlamda puan vereceğiz, prim vereceğiz.” gibi böyle bir söz gitmiş ya da genelge gitmiş. Bunun üzerine, AKP’nin yöneticileri, illerinde, ilçelerinde kimin nüfus kâğıdını buldularsa, kimin T.C. no.sunu buldularsa -ki basına yansımıştır, Cumhuriyet Halk Partisinin belediye başkanları var, il başkanları var, parti yöneticileri var o yöredeki- o kişileri, değerli arkadaşlar, gitmişler, gerçeğe aykırı formlarla onlar adına formlar düzenlemişler, imzalarını atmışlar, üye yapmışlar. Tabii ki bu olay ortaya çıktığında, değerli arkadaşlar, düşünebiliyor musunuz, bir belediye başkanı, Cumhuriyet Halk Partisinin veya diğer partilerin bir yöneticisi bir bakıyor ki işte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından “Siz AKP’ye de üyesiniz.” diye kendisine bilgi geliyor, hem kendi partisinden üyeliği siliniyor hem diğer partiden üyeliği siliniyor. Bir de o kişinin konumunu düşünün. Bunun üzerine tabii, şikâyetler oldu, şikâyetler üzerine de çok sayıda AKP’nin yöneticisi hakkında dava açıldı.

Bakın, olay şu: Şimdi, Türk Ceza Kanunu’nda ceza bir yıldan üç yıla kadar, arkadaşlar. Yani, orada bir özel belgede sahtecilik, bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya bir gerçek özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde kullanan kişi... Bu suçun aynısı. Zaten, yasa koyucu geçmişte ne yapmış? Almış bu suçu Siyasi Partiler Kanunu’nun 114’üncü maddesindeki bu eyleme uyarlamış, aynı cezayı vermiş. Bakarsanız yasaya, Siyasi Partiler Kanunu’nda da bir yıldan üç yıla kadar olan ceza var.

Şimdi, Komisyonda dedik ki: Ya, arkadaşlar, ne yapıyorsunuz siz? Anayasa’nın bir 10’uncu maddesi var, eşitlik kuralını düzenliyor, hem ilk fıkrası hem dördüncü fıkrası. “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” diyor dördüncü fıkrası; “Herkes eşittir.” diyor Anayasa’mızın 10’uncu maddesinin ilk fıkrası. Bakın, daha sonra, arkadaşlar, Komisyonda -şu anki gelen yeni önergeyi okudum- “Bu suçun cezası bir aydan üç  yıla kadar olsun.” şeklinde bir düzenleme yapmışlardı, ya, herhâlde utandılar kendileri ve bunu bir önergeyle üç aydan bir yıla kadar değiştirdiler. Şimdi, ne olduysa önerge yine değişmiş.

Bakın, değerli arkadaşlar, olayın özü şudur: Şimdi, bir suçu bir vatandaş işlerse, sıradan bir vatandaş veya diğer, kim olursa olsun işlerse -özel belgede sahtecilik için konuşuyorum- ilgili mahkemede yargılanacak, o kişiye verilecek olan ceza asgari bir yıl, eylemin ağırlığına göre mahkeme üç yıla kadar bu cezayı verecek. Ama, bu cezayı bir AKP’li işlerse cezası bir ay veya üç ay olacak değerli arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale)  - Herkes için aynı ya, kanun herkese uygulanır.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bakın, bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir cinayeti -biraz farklı, absürt olacak belki ama ağır bir örnekten gideyim-  bir vatandaş işlerse onun cezası yirmi dört yıl ya da işte suçun niteliğine göre ağırlaştırılmış müebbette kadar gider ama AKP’li biri işlerse cezası bir aydan üç yıla kadar. Ya, bunu kabul etmeniz mümkün mü?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yapma Turgut Bey, ya!

TURGUT DİBEK (Devamla) – Hayır, olay bu. Yani, böyle bir ayrım…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yapma ya!

TURGUT DİBEK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi, Başbakan bugün bağırıp çağırıyor, az önce de arkadaşlarımızın dile getirdiği o bayrağımıza yapılan saldırıyla ilgili olarak…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Her şeyi böyle anlıyorsunuz.

TURGUT DİBEK (Devamla) – …diyor ki: “O bayrağın oradan indirilmesine kim göz yumduysa bunun hesabını ödeyecek. O bayrağı oradan indiren kişi çocuk da olsa bunun hesabını verecek.”

Demedi mi?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Dedi.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Aynen böyle dedi.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ama sizin mantığınız böyle çalışıyor.

TURGUT DİBEK (Devamla) – E, peki arkadaşlar, AKP’liler kalkıp da sahte üye yaparsa ne olacak? AKP’liler, sahte üye yaparsa…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen yaparsan ne olacak?

TURGUT DİBEK (Devamla) – …değerli arkadaşlar, gereğini yerine getirmeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bakın, şunu söyleyeyim: Bu düzenlemenin tek amacı arkadaşlarınızı kurtarmaktır.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; utanın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bu, bir özel düzenlemedir…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek.

TURGUT DİBEK (Devamla) – …Anayasa’nın 10’uncu maddesine çok net aykırıdır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Herkes yararlanacak.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Hayır arkadaşlar, çelişkili bir durum, Anayasa Mahkemesi bunu iptal edecek.

BAŞKAN – Sayın Dibek, teşekkür ederim.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bu yakışmaz, yakışmaz değerli arkadaşlar.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Herkes yararlanacak; CHP’liler de yararlanacak AK PARTİ’liler de.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 40’ıncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Şimdi, değerli milletvekili arkadaşlarım, niye acaba sizin iktidarınız döneminde üçkâğıtçılığa, yalancılığa, dolandırıcılığa, devleti dolandırmaya, bu ve benzeri suçlara hep indirim geliyor? Yani, bu bir tesadüf müdür? Niye sizin iktidarınız özellikle bu tür konulara hep kolaylık getiriyor? Acaba, sizin içerinizde, sizin camianızda bu yönde bir suçluluk psikolojisi mi var? “Eşiniz, dostunuz, çevreniz acaba bu konuda suçlu da siz bu konuda indirim getiriyorsunuz.” gibi bir algı da oluşuyor insanların zihninde. Tam tersine, bugün bu tür suçlar ağırlaştırılacağına, sizin devriiktidarınız döneminde, devletin malını zimmetine geçiren, ayakkabı kutusunu dolduran, sahtecilik yapan, sahte oy kullanan, sahte üye kaydı yapan kişilere yönelik hep af geliyor.

Önümüzdeki günlerde başka bir af gelecek. Sayın Maliye Bakanını burada çok bulamıyoruz, bulmuşken bir cümle ifade etmek istiyorum. Sayın Maliye Bakanı bizzat demişti ki: “Bir daha af gelmeyecek.” Sayın Maliye Bakanının şimdi bu sözünü ne yapacağını doğrusu merak ediyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - MHP karşı mı?

SİNAN OĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biraz önce Sayın Bakan buradayken Sayın Bakana dedim ki: “Iğdır’da bir adli tıp kurumu yok. Hani diyelim her ilde olmuyor, civar illerde de yok.” Birisi Hakk’ın rahmetine kavuştuğu zaman zaten acılı olan aile 1.200 kilometre yol yapmak zorunda. Bu da yaklaşık yirmi dört saat demektir. Yani insan zaten acılı ve siz bu insanı Iğdır’dan alıp, ta Trabzon’a gidip… Orada, Adli Tıp Kurumunda yakınının, vefat eden veya bir olaya karışan yakınının acısını daha da katlıyorsunuz. Ya, devletimizin… Hakikaten de bazen bazı uygulamalarınıza inanmak istemiyorum, insan inanamıyor. Ya, devletimiz bu kadar âciz mi? Devletimiz insanlara bu kadar zulmetmekten hoşlanıyor mu ya? Yani bir adli tıp kurumunu -Kars’a, Erzurum’a, Iğdır’a, Van’a, Ağrı’ya- bütün o bölgenin ihtiyacını karşılayacak bir adli tıp kurumunu devriiktidarınız döneminde yapma becerisini niye gösteremediniz? Bir de övünüyorsunuz. Bir de övünüyorsunuz bilmem bölgenin nesiyiz diye ama bölgede bir adli tıp kurumunu hâlâ yapamadınız. Erzurum milletvekilleri burada, Kars milletvekilleri burada, Ağrı milletvekilleri burada. Çok şükür, Iğdır’dan milletvekiliniz olmadığı için onlar burada değil. Peki, Kars, Ağrı, Erzurum, Van, Ardahan milletvekilleri, size soruyorum: Vatandaşlarımızın bu acısına niye ortak olmuyorsunuz, niye sesiniz çıkmıyor?

AHMET ARSLAN (Kars) – Ortak oluyoruz. Kars’ta da var, Erzurum’da da var, uzman yok.

SİNAN OĞAN (Devamla) - Bunu, gelin, iktidar-muhalefet meselesi olarak görmeyelim, gelin bunu omuz omuza yapalım.

Uzman meselesine gelince, kolay. Hayvanat bahçesi müdüründen bu ülkede TÜBİTAK Başkanı oluyor, adli tıp kurumuna da uygun esbapta birini bulursunuz.

AHMET ARSLAN (Kars) – Onu da sen bulacaksın demek ki!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Nasılsa hayvanat bahçesi müdürünü getirip TÜBİTAK’a Başkan yapabiliyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu mesele, bölgede insanlarımızın acısını daha da ağırlaştırma meselesidir. Soru sordum, Sayın Bakan cevap vermedi. Buradan bir daha soruyorum: Sayın Bakan, bizim bilmediğimiz bir gerekçe mi var? Yok, “Devletin parası yok.” diyorsanız ben buradan halkımıza çağrıda bulunacağım, ben de katkıda bulunacağım, aramızda para toplayacağız, o bölgeye bir tane adli tıp kurumu yaptıracağız. Uzman mı yok? Uzman var. Emin olunuz Türkiye'de her konuda yeterince yetişmiş personel var. Eğer “Uzman yok.” diyorsanız, on iki yıldır iktidardasınız, on iki yılda uzman yetiştirememişseniz bu da sizin ayıbınızdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun tasarısının Çerçeve 40. maddesiyle değiştirilen 2820 sayılı Kanunun 114. maddesinde geçen "üç aydan bir yıla" ibaresinin "bir aydan üç aya" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sevim Savaşer (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ceza miktarı orantılılık ilkesi gözetilerek belirlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

41’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 41. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “kişilerce” sözcüğünün metinden çıkarılarak “şahıslarca” sözlerinin maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Muharrem İnce                                     Turgut Dibek                                   Ömer Süha Aldan

                       Yalova                                             Kırklareli                                              Muğla

                Ali Rıza Öztürk                                     Haydar Akar                                 Dilek Akagün Yılmaz

                       Mersin                                               Kocaeli                                                Uşak

                      İsa Gök

                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uzak kalmışım buralara, kendimi yatılı okulda okuyup da yaz tatilinden dönen öğrenciler gibi hissettim. Neden uzak kaldığımı da YSK’lılara buradan ithaf ediyorum.

Şimdi, bir bayrak tartışmasıdır gidiyor. Peki, şu soruyu soralım: Bayrağı reklam filminde oynatmak mı, göstermek mi önemlidir yoksa gönderdeki bayrağa sahip çıkmak mı önemlidir?

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Oyun kaç orada, oyun kaç?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Türk ordusuna kumpas kurulduğu zaman o bayrak zaten inmişti. Yani, Çakmak Salonu’nda masanın baş köşesine oturup “Ben protokolü değiştirdim.” deyip bugün de Sayın Bozdağ “Orada bayrağı indireni ben mi indireceğim, gitsin, askerler indirsin.” diyemez. Çakmak Salonu’nda caka satarken iyi, buraya geldi mi yok.

Karada, denizde, havada, her yerde onurumuzu kırdınız. Suriye uçağımızı düşürdü, misliyle cevap verecektik; havada onurumuzu kırdınız. Askerlerimizin başına çuval geçirildi, “Nota verecek misin?” diye sordular Sayın Başbakana, “Ne notası, müzik notası mı?” dedi; karada da onurumuzu kırdı. Gemimizi vurdular, tazminat alacaktık, özür dileyeceklerdi, hiç bunlar olmadı; denizde de onurumuzu kırdılar.

İHSAN ŞENER (Ordu) - Nasıl olmadı? Özür dilemedi mi adamlar?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Şimdi, devam ediyor, bayrak tartışması.

Arkadaşlar, o bayrağı indiren sizsiniz.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim. Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiiri ders kitaplarına ne zaman konmuştur biliyor musunuz? O beğenmediğiniz CHP döneminde konmuştur, 1940’ta konmuştur. 1940’ta ders kitaplarına giren “Bayrak” şiirini yetmiş iki yıl sonra, 2012’de kaldıran sizsiniz, bayrağı indiren sizsiniz yani reklamda kullandınız ama ders kitabından çıkartan sizsiniz. Çuval geçirten sizsiniz. Bütün bunları sizler yaptınız.

Asker niye çekiniyor? Kıbrıs’ta indirmek istediler bayrağı, gereği yapıldı; bunu hepimiz gördük, izledik. Peki, asker niye çekiniyor, niye müdahale edemiyor da şimdi ucuz kabadayılık yapıyoruz? “Gereği yapılabilirmiş.” Bülent Arınç açıkça söylüyor zaten, “Sabır ve siyasi iradeye bağlılık.” diyor, bunu açıkça söylüyor. Neden çekiniyor asker? Kıbrıs’ta neden çekinmedi, Diyarbakır’da neden çekindi? Neden çekindi? Sizden çekindi. Ona da paralelci mi diyecektiniz, kumpas kuruyor mu diyecektiniz, suçlayacaktınız. İnsanları ne hâle getirdiğinizi lütfen bir görün.

Evlere şenlik bir Genelkurmayımız var artık. TÜBİTAK’ımız öyle, Genelkurmayımız öyle. Eski Genelkurmay Başkanına “terörist” dedirttiniz. Yargımız öyle, üniversitemiz öyle. Yani TÜBİTAK’la ilgili ilk dönemi hatırlayın, 22’nci Dönemi “Bir defaya mahsus Başbakan TÜBİTAK Başkanını atar.” diye kanun çıkarttınız. TÜBİTAK’ın hâline bakın, içler acısı. Yok mu bir uluslararası kuruluş, neden kendinize güveniyorsanız bunu yaptırmıyorsunuz? Yargının hâline bakın, Genelkurmayın hâline bakın. Bütün kurumları çökerttiniz, bütün devlet geleneklerini yok ettiniz. Bakın, bundan hepimiz zarar göreceğiz. Bu çatıyı hepimizin üstüne çökertiyorsunuz farkında değilsiniz. Bundan biz de zarar göreceğiz ama siz de zarar göreceksiniz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bunu inanarak mı söylüyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bugün çuval geçirirler, yarın gönderden bayrağını indirirler, öbür gün uçağını vururlar, öbür gün gemini vururlar. Bu coğrafyada bir kere şamar yemeye başladın mı seni rahat bırakmazlar bu coğrafyada. Burası Yeni Zelanda değil, Kafkasların, Balkanların, Orta Doğu’nun ortasında bin yıldır sorunlu bir bölge burası. Bu bölgede küçücük bir şekilde bu ülkenin geleneklerini yok ederseniz hepimiz perişan oluruz değerli arkadaşlarım.

Yargıya güven diplerde artık, yüzde 20’lere düşmüş. “Destan yazdı.” dediğiniz polisinize kendiniz de güvenmiyorsunuz. “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresini kaldır, dünyanın bütün ülkelerinde olan Andımız’ı kaldır, Gezi olaylarında bayrak satanı bile tutukla; peki, bu düştüğümüz durum ne?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Gezi’de bayrak yakılırken sesin çıkmıyordu ama.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Hani, jimnastik saatini artırarak, 12 kanallı televizyon vererek ve dostlarla sohbeti artırarak bunları biz çözmüştük. Bunları çözdüysek bu yaşadıklarımız nedir?

Bana laf atmayı bırakın da bence kapalı grup toplantısında gidin Sayın Başbakana bunları sorun.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Biz ne yapacağımızı biliriz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunları benim sormam gerektiği kadar sizin de sormanız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz Bakanlar Kurulunun üyesi değilsiniz, siz Bakanlar Kurulunu denetlemekle görevli yasamanın üyelerisiniz, tıpkı benim gibi.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Gezi’deki bayrağa da sahip çıksaydınız keşke.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

42’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 42. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “şeklinde” sözcüğünün metinden çıkarılarak “olarak” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

               Uğur Bayraktutan

                       Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; geçen yıl 21 Martta burada bir konuşma yapmıştım. Konuşma yaptığımda da yine burada olan şanlı bayrağımızı göstermiştim. Sayın Başbakan ertesi gün çıktı grup konuşmasında dedi ki: “Dün Artvin Milletvekili Türkiye Büyük Millet Meclisinde şov yaptı.” Benim burada bayrağı açtığım gün Diyarbakır’da belki 10 bin, belki 100 bin PKK bayrağı açıldı, Başbakan onlardan rahatsız olmadı, benim burada açtığım Türk Bayrağı’ndan rahatsız oldu arkadaşlar.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Eşit misiniz?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bayrak o zaman inmişti aslında, bugün inmemişti değerli arkadaşlarım.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Saçmalama ya! Ne saçmalıyorsun!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bakın, ben Karadenizliyim, benim bölgem Karadeniz. Siz Hopa’dan…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ben de Yörük’üm, ne var!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Hanımefendi, bir dinleyin.

Hopa’dan Samsun’a kadar yolculuk edin, Hopa’dan Samsun’a kadar yolculuk ettiğiniz zaman Karadeniz’deki bütün üst geçitlerde şehit asteğmenlerin, şehit askerlerin, şehitlerimizin, şehit polislerimizin isimleri vardır değerli arkadaşlarım. Halkın çocuklarının isimleri Karadeniz’de üst geçitlere yazılıyor; halkın çocukları olmayanların isimleri ise gemilere yazılıyor; rezidansların tapu kayıtlarına yazılıyor, lüks Porsche’lerin trafik tescil kayıtlarına yazılıyor. Bunu anlamayanların, bunu yaşamayanların şehitliğin ne olduğunu bilmesi mümkün değil değerli arkadaşlarım.

Bakın, bu ülkede, bugün gelinen tabloda, bu bayrak bugün inmemiştir, Oslo’da indirilmiştir bu bayrak. 3 Kasım 2002’de eğer bu Türkiye’de terör yoksa, eğer bugün Türkiye bir bölünme projesiyle karşı karşıyaysa bunun sorumlusu muhalefet midir değerli arkadaşlarım? Görmüyor musunuz neyin ne olduğunu?

Bakın, Lice’de adamlar yirmi gündür yol kestiler, ulaşımı engelliyorlar. Bakın, HDP Grubu bugün Lice’de. Çok ilginç bir olay var arkadaşlar, değerli arkadaşlar: HDP Grubu bir başka şeye gidiyor, milletvekillerinin yolunu PKK’lılar kesiyor; danışıklı dövüş. Türkiye elden gidiyor, farkında değil misiniz değerli arkadaşlarım? Ben içinizde bu işin sıkıntısını çeken milletvekillerinin olduğunu biliyorum. Demin bir değerli milletvekilimiz bir şey konuştu otopsiye ilişkin. Bugün haberlerde okudum. Muhtemelen, Lice’de ölenlerden birisinin ailesine savcı diyor ki: “Otopsi yapılacak.” Aile karşı çıkıyor, “Hayır, otopsiye göndermem.”, savcı da “Başüstüne.” diyor. O, biraz önce konuştuğum, Mahmut Esat Bozkurt’un savcısı değil; o, cumhuriyetin savcısı olsa o şekilde davranmaz değerli arkadaşlarım.

Bakın, ülke elden gidiyor, çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Mustafa Kemal Atatürk’ün üniter devleti tehlike altındadır, ulus devlet kimliğimizi kaybediyoruz. Neyi tartışıyoruz burada? Bayrağımızı indirmişler, biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde başka şeyleri tartışıyoruz değerli arkadaşlarım. Bayrağımızı indirmişler, namusumuza, şerefimize, onurumuza, geçmişimize saldırmışlar. Kimin saldırdığının hiçbir önemi yok değerli arkadaşlarım. Oslo’da masaya oturduğunuz anda kaybettiniz bu işi. Ana dilde savunmayla başladık ya, hani sarı öküz, arkası gelmiyor, açık açık diyorlar. Onun Parlamentosunda Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiler.

Geçen gün birisi buraya çıktı, ne dedi? Mussolini’nin, Hitler’in faşizmi ile Kemalizm’i aynı çizgiye koydu değerli arkadaşlarım. Kemalizm, cumhuriyet bizim varlık nedenimizdir, Atatürk bizim varlık nedenimizdir size dokunsa da dokunmasa da. Ne diyor? ”Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum.” diyor, “Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir.” diyor Mustafa Kemal Atatürk. Biz, onun Meclisinde konuşuyoruz. Düşünebiliyor musunuz, 2014 Türkiye’sinde, güneydoğuda sizin bir eski milletvekiliniz kalkıyor, diyor ki: “Kürdistan tanımı yapıldığı zaman bunu bundan yıllar önce yapsaydılar başka türlü olurdu.” Gözlerimden yaşlar akıyor değerli arkadaşlarım, bunları açık açık konuşmalıyız. Bir milletvekiliniz çıkıp demedi mi “Benim 2 bin tane PKK’lı evladım var.” diye; dedi mi, demedi değerli arkadaşlarım? Ben ona bir televizyon programında söyledim, git DNA testi yaptır dedim, bunların babası mısın, değil misin diye değerli arkadaşlarım.

O nedenle, bakın, bu cumhuriyet, geçmiş dönemden, kurulduğu andan bugüne kadar hiçbir dönemde bu kadar tehdit ve tehlike altında olmamıştır. Üniter devletimiz, varlık nedenimiz, cumhuriyetin temel nitelikleri, ulus devletimiz o sarı saçlı, mavi gözlü dev adamın “Benim en büyük eserim.” dediği cumhuriyet, tehdit ve tehlike altındadır. Bunu hâlâ görmüyor musunuz değerli arkadaşlarım? (CHP sıralarından alkışlar) Bunun farkında değil misiniz? Bu birkaç şeyle, bir subaya, bir astsubaya fatura edilerek “Vay efendim, niye buna müdahale etmediler?” denilecek kadar basit bir olay değil bu olay. Bu olay, büyük bir olay, büyük bir proje üretilmeye çalışılıyor. Güneydoğunun ismini de koydular, bayrağına da diyorlar ki: “Senin bayrağını, egemenlik hakkını alacağım.” Önümüzdeki günlerde muhtemelen parayı da basacaklar değerli arkadaşlarım. Yeni bir devlet kuruyorlar adamlar, bunu görmeyen ya aymazdır, ya aptaldır değerli arkadaşlarım. Bakın burada, Atatürk’ün Meclisinde bunu söylüyorum. Bunun farkında olmayan ya aymazdır, ya aptaldır. O nedenle bizler, herhangi bir siyasal partinin milletvekili olmanın ötesinde şunu asla unutmayalım: Gözyaşlarımızın rengi aynıdır, göz renklerimiz farklıdır ama gözyaşlarımızın rengi aynıdır. Şunu asla unutmayın: Farklı partilerin mensupları olabiliriz, farklı siyasal partilerin üyeleri olabiliriz ama şunu asla unutmayın; hepimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletvekilleriyiz. Bunu asla unutmayın.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

 Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.59

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

43’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 43. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “hususlar” sözcüğünün metinden çıkarılarak “konular” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

                   Aytuğ Atıcı

                       Mersin

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 43. maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

     Seyfettin Yılmaz                       Emin Çınar                             Ali Öz

            Adana                               Kastamonu                             Mersin

 

   S. Nevzat Korkmaz                      Celal Adan

            Isparta                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 43’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bir haftadır Türk Ceza Kanunu’yla ilgili görüşmelere devam ediyoruz ama baktığımızda, kendinizi koruma içgüdüsüyle kanun çıkarıyorsunuz. Günlük ve kişilerin ihtiyaçlarına göre kanun çıkardığınız bu süreç içerisinde sonuca ulaşmak mümkün değildir çünkü kanunlar uygulanmak için vardır. Eğer siz kanunları uygulamıyorsanız ve kendinize göre yorumluyorsanız çıkardığınız kanunlar da bir anlam ifade etmez.

Şimdi geriye dönüp bir baktığınızda, 2010 yılında, hepimiz biliyoruz ki HSYK başta olmak üzere Anayasa’nın yapısını, Yargıtayın yapısını, Danıştayın yapısını değiştirecek -ve milletin kararıyla, yüzde 57 çoğunlukla- birtakım değişiklikler yaptınız ama bugün yaptığınız değişikliklerden kendiniz şikâyet ederek milletin iradesiyle değiştirilenleri yeniden değiştiriyorsunuz. Niye değiştiriyorsunuz?

Hepiniz biliyorsunuz ki Balyoz ve Ergenekon davalarını yürüten savcılar, o gün geldiğinde… Başta Sayın Başbakan ve bugün bakanlar sırasında oturan bakanlar başta olmak üzere şu ifadeyi kullanıyordunuz, diyordunuz ki: “Dokunulmazlara dokunuyoruz. Artık üstünlerin hukuk bitti, hukukun üstünlüğü başladı.” Ama aradan dört yıl geçtikten sonra, başta Sayın Başbakan ve bakanlara dokunulduğunda şunu gördük ki “dokunulmazlara dokunmak”tan anladığınız, size muhalif olabilecek, sizin çıkarlarınıza, hedeflerinize engel olacak kimler varsa onlara dokunulduğunda hukukun üstünlüğü aklınıza geliyor ama ne zaman ki Sayın Başbakana, bakanlara ve bakan çocuklarına dokunulduğunda yargıyı vatan haini ilan ediyorsunuz. Eğer sizin anladığınız manada vatan bakan çocuklarının evindeki para kasalarıysa, vatan eğer bakanın kolundaki 700 bin liralık saatse, eğer vatan Urla’daki villalarsa, eğer vatan evdeki milyon dolarları sıfırlamaksa o zaman, sizin anlayışınıza göre, bu savcılar vatan hainidir.

Yine, Anayasa Mahkemesinde Adalet ve Kalkınma Partisinin kapatılması davası açıldığında, bugün Mahkeme Başkanı olan Haşim Kılıç’ın oyuyla kapatılmaktan kurtulduğunda “İşte gerçek yargıçlar.” dediğiniz bir süreçte, ne zaman ki sizin görüşlerinizin tersine bir karar verdiğinde bir bakıyoruz ki Anayasa Mahkemesi Başkanı paralelci, Amerikan ve İsrail güçleriyle hareket eden, öngörüleriyle hareket eden bir kişi hâline geliyor.

Ve düşünebiliyor musunuz, bir İçişleri Bakanı “Gerekirse savcının kapısını kırarak, tekmeleyerek gireceksiniz.” dediği bir noktada hâlâ İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyorsa burada bir yanlışlık vardır.

Eğer Adalet Bakanının hakkında yargıya müdahale etmekten dolayı dava açılıyor ve burada hâlâ Adalet Bakanı olarak bu Türk Ceza Kanunu’ndaki değişiklikleri getiriyorsa o Ceza Kanunu’ndaki değişikliklerden bu millete fayda gelmeyeceği kesindir.

Bir Başbakan “Mahkemenin verdiği kararı bir Başbakan olarak ben tanımıyorum.” diyorsa bu ülkede yargıdan ve hukuktan bahsetmek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, işte, yine, burada, hepimizin ciğerini parçalayan, Türk Bayrağı’nın indirildiği bir süreçten geçiyoruz ve Sayın Başbakan diyor ki: “İndirenler indirilmelidir.” Evet, Sayın Başbakan, doğru söylüyorsun, indirenler indirilmelidir ama şunu ifade ediyorum: O indirilmenin kilometre taşlarını döşeyenler, o indirilmeye yol açanlar, o hainlere, o teröristlere indirme cesaretini verenler, on binlerce vatan evladının katlinden sorumlu teröristbaşını bugün siyasi aktör yapanlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu onlara teslim edenler, o bölgede yol kesmesine, vergi toplamasına, silahlarıyla o bölgeyi hâkimiyetleri altına almasına müsaade edenler kimlerse önce onlar indirilmelidir ve önce onlar indirilecektir ve şunu unutmayın ki: Yüce Türk milleti bunu mutlaka yapacaktır. O Türk Bayrağı’nın indirilmesine vesile olanları yüce Türk milleti indirecektir, Türk milleti son sözünü söyleyecektir.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma saati: 23.23

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 43’üncü maddesi üzerindeki Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Karar yeter sayısı vardır.” demeniz lazım.

BAŞKAN - Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 43. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “hususlar” sözcüğünün metinden çıkarılarak “konular” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                      Aytuğ Atıcı (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı konuşacak.

Buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, “beşinci yargı paketi” olarak adlandırılan bu tasarının 43’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Sadece hukuku değil, adaleti de savunan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün bence özel bir gün; 24’üncü Dönemin Dördüncü Yasama Yılının 100’üncü Birleşimini idrak ediyoruz. Şöyle kendimce kabaca bir hesap ettim: Her yasama yılında yaklaşık olarak 100 birleşim yaptıysak bu demektir ki bu dönemde 400’den fazla birleşim olacak. AKP dönemine de şöyle bir baktığım zaman, yaklaşık 1.500 civarında birleşim yapmışsınız. Bu birleşimlerin de kaç oturum olduğunu hesap edecek olursak binlerce oturum. AKP döneminde yapılan binlerce oturumdan sonra hâlâ yüzlerce maddelik torba önerilerle gelen bir Hükûmetle karşı karşıyayız, her şeyi yapboz hâline getiren bir Hükûmetle maalesef karşı karşıyayız.

Şimdi, 43’üncü madde ne diyor? 43’üncü madde özetle diyor ki: “Benim personelim cezaevlerinde...” Sayın Bakan, personelinizi eğitmek istiyorsunuz anlaşılan.

Sayın Bakanım, eğer dinlerseniz çok önemli bir şeyler söyleyeceğim. Siz de daha sonra eğer mümkünse…

Şimdi, diyorsunuz ki: “Benim personelimin eğitime ihtiyacı var ve eğitim merkezleri yapacağım.” Hâlbuki, ben cezaevlerini gezdiğim zaman personel diyor ki: “Evet, eğitim lazım ama ben öncelikle sayımın artırılmasını istiyorum çünkü yetemiyorum. Özlük haklarımı artırın diyorum çünkü ben eve ekmek götüremiyorum.” Ceza infaz memurları, sosyal hizmet çalışanları, psikologlar ve diğer çalışanlar “Yıpranma payı istiyoruz, geberiyoruz burada, siz bize eğitimden bahsediyorsunuz.” diyorlar.

Sayın Bakan, bir süredir, çocuk hekimi olmam hasebiyle, çocuk cezaevlerini geziyorum. Orada suça itilmiş çocukların durumlarını inceliyorum, bir de annelerinin yanında kalmak zorunda olan çocukların durumlarını inceliyorum. Şimdi, siz Adalet Bakanısınız; AKP milletvekilleri içerisinde sağlıkçılar var, anneler var, kadınlar var, babalar var. Şimdi ben sizlere birkaç cümleyle orada yaşadıklarımı anlatmak istiyorum ve bunları çok acil, kolayca çözülebilecek, âdeta siyasetüstü, partilerüstü kavramlar olarak anlatmaya çalışacağım.

Bakın, Sayın Bakan, bir suçlu anne cezaevinde bulunuyor, yanında da çocuğu var. Çocuğuna bir bakıcı buluyor, teyzesi bakabilir çocuğun, altı aylık bir çocuk. Çocuk teyzesinin yanında kaldığında, bu anne çocuğunu emzirse bile sadece ve de sadece ayda bir kere bağrına basabiliyor tıpkı diğer mahkûmlar gibi. Haftada bir kere kapalı görüş verdiriyorsunuz, ayda bir kere de o annenin o çocuğu sarmasına izin veriyorsunuz. Bu zor bir şey değil, Ankara Sincan’da topu topu 40 tane bu şekilde çocuklu anne var. Ne olur her gün görseler? Ne olur her gün bu anneler çocuklarını emzirseler? Ne olur, biz bir servis çıkarsak, çocukları toplayıp getirsek bunları emzirseler? Zor bir şey değil, bunu yapalım Sayın Bakan, bu bizim çocuklara karşı insanlık görevimiz.

Çocuklar 6 yaşına kadar annelerinin yanında kalıyorlar, sonra Çocuk Esirgemeye gidiyorlar. Oradaki bütün sosyologlar, bütün sosyal hizmet çalışanları diyorlar ki: “Tartışalım, 3 yaşından sonra çocuklar annelerinin yanında cezaevinde kalmasınlar.” Zor bir şey değil, toplayalım, bir çalıştay yapalım, çocuk hekimleriyle beraber sosyologlar karar verelim, çocuk kaç yaşından sonra cezaevinden, annesinin yanından ayrılmalı. Zor bir şey değil Sayın Bakan, çok kolay ve anneleri, özellikle küçük çocuğu olan anneleri kendi evlerine yakın yerlere koyalım. Yani, kadın suç işlemiş olabilir, cezasını çeksin ama o çocuğun ne günahı var?

Şimdi, siz eğitim verelim diyorsunuz ama istediğiniz kadar eğitim verin, bir anne ile yavrusunu ayırdığınız zaman hiçbir şekilde bir işe yaramayacak.

Bakın Sayın Bakan, çocuklara yemek çıkıyor hapishanelerde. Anneye soruyorlar: “Yemek mi istersin çocuğuna, kumanya mı istersin?” Kumanya ne? İşte, pasta, börek, çörek. Kadın diyor ki: “Çocuğuma, işte, bisküvi verin, kumanya verin.” Böylece kendi yemeğini çocuğuyla paylaşmak zorunda kalıyor sırf çocuğu biraz pasta, börek alsın diye. Bunlar çok basit konular ve hemen çözebileceğimiz konular.

Ben size bunları bir rapor hâlinde sunacağım ve tartışmak istiyorum.

(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

44’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 44üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli Mehmet Doğan Kubat              Hacı Bayram Türkoğlu

Giresun                                                                   İstanbul                                               Hatay

Salih Koca                                                            Harun Karaca                                Mehmet Şükrü Erdinç

Eskişehir                                                                 İstanbul                                               Adana

Türkan Dağoğlu Şirin Ünal                            Mehmet S. Hamzaoğulları

İstanbul                                                                   İstanbul                                            Diyarbakır

MADDE 44- 23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile adli, idari ve askerî yargı hâkim ve savcılarına yönelik meslek içi eğitim” ibaresi eklenmiştir.

TBMM Başkanlığına

592 sıra sayılı 44. Maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

23.7.2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kn.nun 41. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile adlî ve idari yargı hâkim ve savcılarına yönelik hizmet içi eğitim” ibaresi eklenmiştir.

Alim Işık                                                             Şefik Çirkin                                   S. Nevzat Korkmaz

Kütahya                                                                     Hatay                                                Isparta

Mehmet Erdoğan Oktay Vural

         Muğla                                                               İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 44. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dilek Akagün Yılmaz                                          Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

Turgut Dibek                                                            İsa Gök                                          Haydar Akar

Kırklareli                                                                  Mersin                                               Kocaeli

Kadir Gökmen Öğüt

                      İstanbul

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Kadir Gökmen Öğüt konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu kanun tasarısında yeniden düzeltme ihtiyacı doğmuş. “Kervan yolda düzülür.” felsefesi devam etmekte. Bir HSYK Kanunu çıkartılıyor, tekrar düzeltiliyor, tekrar düzeltiliyor, bugün yeniden düzeltiliyor. Bu düzeltmelerle nereye kadar gidecek, onu da merak etmekteyiz. “Kervan yolda düzülecek.” diye bir felsefeyi inatla Hükûmet devam ettiriyor.

Hükûmetin başı, her yerde olduğu gibi, havaalanı açılışında da düşman yaratmaya gine çalışmış. Havaalanına değil, yerine karşı olanları; yola, köprüye değil, kuzey ormanlarının yok edilmesine karşı çıkanları kendi çapında küçümsemiş ve “Gezi zekâlılar” diyerek alçaltmaya çalışmış. Gezi’ye katılan 8 milyon kişinin, orantısız zekâ kullanarak Türkiye’de yarattığı sempatiyi aklınca anlayamamış, “Hadi, yoluma çıkın.” diyerek arkasına aldığı on binlerce polisle tehdit etmeye başlamış yani kendisine yakışanı yapmış. Oysa Gezi, kendisinin de söylediği gibi sadece ağaç değil; Gezi, ezilenlerin, taşeron sistemine mahkûm edilenlerin, mezhep ayrımına karşı çıkanların tepkisidir, her yıl değişen lise ve üniversiteye giriş sınavlarına tepkidir, Türkiye’nin gerici bir eğitim sistemine doğru yönelmesine tepkidir, ihtiyaç olmadığı hâlde bütün okulların imam-hatipleştirilmesine ve ancak parası olanların iyi okullara gidebilmesine bir tepkidir.

Geçen hafta liseye giriş sistemi yeniden bu Hükûmetçe düzenlenmiş, altüst edilmiş, çocuklarımızın aklı yine karıştırılmıştır. Ülkenin birçok yerinde mahallelinin direnişine rağmen, normal okullar, ilkokullar arka arkaya imam-hatibe çevrilmeye çalışılmaktadır.

Gezi’de hayatını kaybedenlere, 1 Mayısta hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum. Onları saygıyla anıyorum. Balyoz’dan, Ergenekon’dan, zulümhanelerde zulüm çeken yurtseverler yeniden yargılama beklerken Hükümetin başı “Bizim suçumuz yok, kumpas var.” derken Hükûmet bu hafta yeniden yargılama için formül bulamadıklarını açıklamış, tüm umutlarını tekrar tekrar yıkmıştır. Gezi, 1 Mayıs, Balyoz, KCK davalarında yargılananların mahkemelerde avukatlarıyla oturmalarına ve iletişim kurmalarına izin verilmezken 65 milyon euroluk metrobüs yolsuzluğundan yargılanan İstanbul Belediye Başkanı avukatlarıyla birlikte oturabilmektedir. Doğru olan budur ama sizin adaletiniz sanıklara göre değişebilmektedir. VIP yargılama dönemi bu olsa gerekmektedir. Sizin çifte standartlı adaletiniz işte budur. Size karşı çıkan herkesi suçlamakta ve aklınızca aşağılamaktasınız. Bakın, daha geçen haftalardaki “müftü müsveddesi” -müftümüz bize güzel cevap verdi- “sanatçı müsveddesi”, “milletvekili müsveddesi” sizin sözleriniz. Size “diktatör müsveddesi”, “bakan müsveddesi” diyenlere ne diyeceksiniz? “Sanatçı müsveddesi” dediklerinizden Hükûmetin başına bir cevap var, diyorlar ki: “Tayyip Erdoğan’ın sanata az çok bulaşmışlığı var. Belki şiir seviyor. Gençliğinde, hatta kendisinin yazıp yönettiği bir tiyatro eserinde de oynamış. Yeteneklerini bu yönlerde geliştirmeye çalışsa ülkeye belki daha az zararı dokunurdu fakat kader onu siyasete sürüklemiş. Gerçi sanata ilgisini büsbütün yitirmediği görülüyor. Konuşmalarında arada bir şiir bilgisini ve zevkini sergilediğini görüyoruz. Tiyatroya ve sinemaya ilgisini geçenlerde yaptığı bir konuşmada ‘Artist burada.’ diyerek kendini işaret etmiş. Bir heykeli ‘ucube’ diye nitelemesi bu alanda da iddialı olduğunu göstermişti fakat kendisine karşı olan sanatçılara ‘müsvedde’ demesini nasıl açıklayacağız? Amacı sanatsal bir değerlendirme mi yoksa hakaret mi? Sanatsal değerlendirmeyse bunu hangi ölçülere göre, hangi yetkiyle yapıyor? Hakaretse acaba karşısındakilerin görüşlerini eleştirmek yerine sanatçı kişiliklerine niye saldırıyor? Sanat ve sanatçı konusunda bir yetinmezlik, bir kıskançlık duygusu mu var? Eğer öyleyse  rahat olsun, siyasette bugünkü konumunu kaybettikten sonra tıpkı Kenan Evren gibi sanata soyunarak istediği sanat alanında ürün vermeyi deneyebilir. Hatta bu işten iyi para da kazanabilir. Örneğin amatör bir ressam olan Hitler’in tablolarının çok iyi para ettiğini biliyoruz. Irak celladı Bush da yine bir süre önce böyle bir deneme yaparak para kazandı. Şimdi ya da düştükten sonra çıkaracağı bir şiir kitabının milyonlarca satacağından kuşku yok. Biz ‘sanatçı müsveddeleri’nce Başbakana ilişkin olarak asıl sorun, onun şu andaki konumunda müsvedde olup olmamasıdır.” Sanatçıların verdiği cevap bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (Devamla) – Türkiye’de kimseyi aşağılamaya kimsenin gücü yetmez diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kimin müsvedde olduğuna millet karar veriyor.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

592 sıra sayılı 44. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“23.7.2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kn.nun 41. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile adli ve idari yargı hâkim ve savcılarına yönelik hizmet içi eğitim” ibaresi eklenmiştir.

                                            S. Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize hayırlı geceler diliyorum.

Vatan, millet, bayrak, din gibi yüce değerlerin bir bir istismar edildiği, altının boşaltıldığı günler yaşıyoruz. Bu istismarda hiçbir beis görmeyen AKP’nin yegâne hedefi sandık başarısıdır. Her ne pahasına olursa olsun, ülke, millet neyle karşılaşırsa karşılaşsın, yeter ki Erdoğan kazansın, yeter ki Cumhurbaşkanı olsun Sayın Erdoğan; hatta hatta, üçüncü dönem yasağıyla  yol arkadaşları bile yarı yolda bırakılabilir. Sürekli, tarihimizi ve ecdadımızı istismar ederek yaptıklarına meşruiyet arayan AKP'ye birkaç tarihî menkıbeyi tekrar hatırlatmak isterim:

Dönem Kanuni dönemi. Kanuni, bilinenin tersine, lakabını kanun yaptığı için değil, şeri ve örfi kanunlara titizlikle uyduğu için almıştır. Büyük sultan bir gün hasbahçede dolaşırken bazı ağaçların karınca istilasına uğradığını görür, diğer ağaçları kurtarmak için tüm karınca yuvalarına kireç suyu dökülmesini ve karıncaların yok edilmesini ister. Bir taraftan da içi rahat değil tabii ki, yaptığının dinen caiz olup olmadığı konusunda tereddütlüdür. Şeyhülislama şiirle sorar yaptığının uygun olup olmadığını, der ki: "Dırahtı ger sarmış olsa karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca?" Şeyhülislam da aynı incelikte cevap veriyor: "Yarın Hakk’ın divanına varınca/ Süleyman'dan hakkını alır karınca."

Kanuni kibirsiz ve ihtirassız bir padişahtır, böyle olduğu için de “Tek yetkili ben olayım, tüm yetkiler bende toplansın." dememiştir. Üzerine elzem olmayan işe karışmaz, verdiği yetkilere müdahil olmaz. Bugün de demokratik yönetimin özü sayılan ve o zaman çok da bilinmeyen kuvvetler ayrılığı prensibine dikkat eder, çevresine de hep bu yönde telkinde bulunur. Yani, şimdikiler gibi "Ben hem hâkim olacağım hem de savcı, bana Başbakan yetkileri yetmez, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini de isterim." demez. Buna muktedirdir hâlbuki. Ama kendisi ile vezirleri, payitaht ile Osmanlı vilayetleri arasında bu yetki ilişkisine, güçlerin uyumlu ve dengeli çalışmasına hep dikkat ederdi.

Bir gün yine, Kanuni karar verir, Kağıthane'deki mesire yerlerine su getirmek ister. Nikola isimli bir mimarı çağırıp görevlendirir. Bir sene sonra mesire yerine gittiği zaman hiçbir faaliyet olmadığını görür, sadrazama “Bu nasıl iştir, buyruğumuz yerine getirilmemiştir, tez Nikola'yı bana getirin." der. Sadrazam "Nikola hapistedir." cevabını verir, bu sefer, sadrazama öfkelenir "Bu ne demek oluyor, padişahın emri, buyruğu yerine getirilmiyor?" diye. Sadrazam aynen şu cevabı verir: "Buralarda izinsiz kazı yaptığını görünce ben hapse attırdım. Sultan sizsiniz ama ben devlet-i âliyyenin sadrazamıyım, padişahların bu işe karışması töremizde yoktur. Bunu değiştirecekseniz buyurun mührü, devlet sorumluluğu bendedir.” Ve Cihan Hükümdarı töreye boyun eğer, susar.

Yine, bir başka menkıbe: Osmanlılarda vakıf dükkânlarının kirası yani ecrimisli vakıf idaresince tespit edilirdi. Dükkân sahibi bunu kabul ederse eder, etmezse de boşaltmak durumundaydı. Ayasofya vakıflarına ait dükkân kiraları bir miktar artırılınca kiracılar Sultana itiraz etmek için huzura çıkarlar. “Vakıflar zengindir, gelirleri giderlerinden fazladır, biz de emeğiyle geçinen muhtaç Müslüman esnafız, emredin bu zammı geri alsınlar.” derler. Kanuni gelenlere merhamet edip zammın geri alınmasını emredince Şeyhülislam Ebussuûd Efendi direnip “Bunu tamim etmem.” der. “Padişahın fermanıyla kira tespiti yapılmaz. Zira, Padişahın emriyle doğru yanlış, haram helal olmaz. Artırım ve eksiltmeleri vakıf idaresi yapar.” der ve kararından vazgeçmez. “Padişah emrine bir şeyh nasıl karşı çıkar?” denilirken koca Padişah “Şeyhin sözü haklıdır.” der ve susar. Padişah padişahlığını, vezir vezirliğini, şeyhülislam da şeyhliğini bilirdi. Şimdiki gibi “Tüm maden ruhsatlarını Başbakan olarak ben vereyim, tüm makamları, hatta şube müdürlerini ben atayayım.” demezdi, “Her yetki bende toplansın, her şey benden sorulsun.” demezdi.

Sayın Başbakana hitabım: Öncelikle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - …elinizdeki yetkileri adaletle kullanmayı bilin, ondan sonra, diğer yetkilere tevessül edin diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının Çerçeve 44 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 44 – 23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile adli, idari ve askeri yargı hâkim ve savcılarına yönelik meslek içi eğitim” ibaresi eklenmiştir.”

                                      Mehmet Doğan Kubat (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle adli ve idari yargı hâkim ve savcıları yanında askeri yargı hâkim ve savcılarının meslek içi eğitiminin de ücretsiz olarak Türkiye Adalet Akademisinde yapılması sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 45’te bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 45. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “tesbit edilir” sözcüğünün metinden çıkarılarak “kararlaştırılır” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk konuşacak.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bundan önceki konuşmamda da söylemiştim, bu PKK’ya yapılan “açılım süreci” denilen süreçle ilgili yapılan eleştirilere yönelik olarak şunları söylemek istiyorum; öncelikle, ben kendim hiç yorum yapmayacağım:

PKK örgütü terör örgütü müdür, değil midir? Siyasi iktidarın ya da diğer kesimlerin bu konuda bir karar vermesi lazım. Eğer “PKK örgütü terör örgütüdür.” deniliyor ise o zaman PKK örgütüyle bu görüşmeler yapılır mıymış, yapılmaz mıymış? Bunları ben sadece okuyacağım arkadaşlar:

“Amerika Birleşik Devletleri teröristlerle hiçbir zaman müzakere etmeyecektir.” Ronald Reagan, 1980.

“Terör sona ermelidir. Hiçbir ülke teröristlerle müzakere edemez. Bütün amaçları insanları öldürmek olanlarla barış yapmanın yolu yoktur.” George Bush, 2002.

“Zayıf değil, güçlü olmalısınız. Bu insanlara yapılacak tek muamele onları adalete teslim etmektir. Onlarla konuşamazsınız, onlarla müzakere edemezsiniz.” George Bush, 2003.

“Usame Bin Ladin’i Beyaz Saray’a veya Brüksel’e davet edip onunla görüşebilir ve istediklerini dikte etmesine müsaade edebilir misiniz?” Vladimir Putin.

“Hükûmet, teröristlerle hiçbir zaman görüşmeyecektir, terörü kullanan veya destekleyenlerin şantajına boyun eğmeyecektir. Teröristlerle müzakere etmek kısmen de olsa onların haklı olduğunu kabul etmektir ve ETA kesinlikle haklı değildir.” Mariano Rajoy, İspanya Başbakanı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bizimki de “Görüşen şerefsizdir.” demişti. Bizimkiler daha ağır konuşmuş.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2001 tarihli, 1373 sayılı Kararı’nda da Birleşmiş Milletler Yasası’na uygun olarak uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturan terörist eylemlerle bütün vasıtalarla mücadele etme gereği belirtilerek etkili sınır kontrol eylemleriyle teröristlerin ve terör gruplarının hareketlerinin engellenmesi gerektiği üye ülkelerin hepsine belirtiliyor.

Hep konuşuluyor: “Efendim, İspanya’daki nasıl çözmüş?” Evet, İspanya’da nasıl çözdüyse biz ona varız. Gelin, İspanya nasıl çözmüş bakalım: İspanya oturup ETA örgütüyle pazarlık yaparak çözmemiş arkadaşlar. İspanya, 2011’de tek taraflı olarak ilan ettiği kalıcı ateşkes kararından sonra 21 Şubat 2014 tarihinde silahların imhasına başlamış. Burada bir uluslararası gözlem heyeti de kurulmuş, buna rağmen ETA’yla müzakerede bulunmayı İspanyol Hükûmeti reddetmiş, izleme komitesine soğuk bakmış ve İçişleri Bakanı Jorge Fernandez Diaz aynen şunu söylüyor: “İspanyol halkı, ETA’nın kayıtsız şartsız ve hiçbir taviz verilmeden, kesin biçimde varlığını sona erdirmesini bekliyor. ETA, silahlarını kesinlikle bırakacaksa bunların yerini polise bildirmelidir. ETA, silahlarını satın alırken aracılara ihtiyaç duymamıştı. Şimdi de o silahları terk etmek için aracıya ihtiyaç duymamalıdır.”

Bazılarının terörle mücadele konusunda Türkiye’ye örnek göstermeye çalıştığı İspanya işte böyle kararlı bir tutumla terörün hakkından gelmiş ve terörü yenmiştir, terör örgütüyle pazarlık yapma yoluna gitmemiştir. Terörü sona erdirmek için barış süreci başlatmak, Anayasa’yı deldirtmek kimsenin aklına gelmiyor. Başbakan Rajoy “Silahları bırakma da olsa terör örgütüyle masaya oturmak, onların kısmen de olsa haklı olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Biz bunu reddediyoruz.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de gerçekten terör sorununu çözmek için bu müzakereyi öneren ülkeler acaba daha 2014 yılında İspanya’ya bu önerileri niye götürmemişler? Niye “Oturun da siz ETA örgütüyle pazarlık yapın.” dememişler? ETA örgütünün İspanya Parlamentosundaki Batasuna milletvekillerini niye tutuklamışlar? Neden tutuklamışlar biliyor musunuz? Çok basit bir şeyden tutuklamışlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – O İspanya milletvekillerinden birisi ETA’nın amblemini taşımış, ondan tutuklamışlar.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

46’ncı maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 46. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “yer alan” sözcüğünün metinden çıkarılarak “bulunan” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Dilek Akagün Yılmaz                                          Ali Rıza Öztürk                                     Haydar Akar

         Uşak                                                               Mersin                                               Kocaeli

İsa Gök          Turgut Dibek                                Ömer Süha Aldan                                Uğur Bayraktutan

Mersin               Kırklareli                                         Muğla                                                Artvin

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge, Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 46. Maddesinin Anayasaya aykırılık sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal                                                         Murat Başesgioğlu                                Yusuf Halaçoğlu

 Konya                                                                     İstanbul                                              Kayseri

Seyfettin Yılmaz Lütfü Türkkan                               Reşat Doğru

 Adana                                                                     Kocaeli                                                Tokat

Mesut Dedeoğlu Adnan Şefik Çirkin

 Kahramanmaraş Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın  Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Sayın  Şefik Çirkin konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın  Başkan.

Sayın Başkan, sayın  milletvekilleri; görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 46’ncı maddesinin Anayasa aykırılık sebebiyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Bu maddeyle, gerekçe olarak da, sulh ceza mahkemeleri kaldırılmaktadır diyoruz. Gerçi memlekette ne sulh kalmış ne ceza kalmış. Yani, herkes birbirine giriyor, karı koca birbirini öldürüyor, kadın cinayetleri arşa çıkıyor ve en sonunda bayrağımız indiriliyor. Yani, bu memlekette artık sulhtan, cezadan bahsetmenin pek bir manası kalmıyor. Suçlu olanlar cezalarını görmüyor, ceza alması gerekenler ortalıkta geziyor, suçsuz yere insanlar ceza alıyor. Türkiye’de bunların hepsi birbirine girmiş. Hepimizi inciten, bu Meclisin neredeyse tamamının yani iktidar partisinin sayın  milletvekillerinin de muhtemelen yüzde 90’ının yüreğini inciten bir olayı yaşıyoruz, yaşadık, bayrağımız indirildi. Ama buna bir günde gelmedik yani bir günde birisi çıkıp orada bayrağımızı indirmedi. Bunun denemeleri oldu, bunun özerklik ilanı oldu, bunun farklı versiyonları oldu ve en sonunda iş geldi burada tıkandı ve bütün Türkiye şu anda infial hâlinde. Suça, suçluya gerekli ve adil müdahaleyi yapmazsak, ceza alması gereken insanları cezalandırmazsak    -hukuk yoluyla elbette- ve ceza almaması gereken insanlar yani vicdanlarda soru işareti bırakan insanlar da bugün içeride yatarsa -başta Balyoz davası olmak üzere; en azından tartışmalı, muvazaalı sahte delillerden bahsediliyor- işte bu ülkede bayrağımızı da indirirler, ondan ötesine de geçerler. Yani, bugün Diyarbakır’da, eğer böyle giderse yarın İzmir’de, öbür gün başka bir yerde, öbür gün başka bir yerde ve bu il, il, il yayılır. Artık bir kendimize gelmeliyiz.

Yani, şöyle Türkiye’ye de bir baktığımız zaman, ceza yasalarını görüşüyoruz. Bir Deniz Feneri davası oldu, olabilir. Deniz Feneri davasında yargılananlar suçsuz da olabilir, mahkeme karar vermedikten sonra bir şey diyemeyiz ama ne televizyonda ne basında tek satır okumuyoruz, duymuyoruz bile. Belki bu da doğrudur. Yani, bu insanlar neticede yolsuzlukla suçlanıyor ve haksız yere her gün televizyonlarda, basında yer almaları vicdani olmayabilir ama Balyoz davasını, Ergenekon davasını her gün çarşaf çarşaf bu millet yıllarca izledi. Başta, bir adaletsizlik var burada. Sonunda, yine içinizden, iktidar partisinden bir sayın milletvekili çıktı, bu davaların topuna “kumpas” dedi ve laf ortada kaldı.

Sayın milletvekilleri, eğer, bu iş böyle giderse bunun sonu kötü. Yani, bir akıl, bir mantıkla bunları değerlendirmek zorundayız. Yani, bir vatan, koskoca tugay seviyesinde bir birlikte, bir çapulcu gidiyor, bir bayrağı indirebiliyor, direğe tırmanabiliyor. Bundan on sene, on beş sene evvel ona konulan tavır bugün niye konulmuyor? Oraya ben milletvekili sıfatımla acaba elimi kolumu sallayarak girebilir miyim? Bunu hepimiz biliriz, yazar: “Askerî bölge, girilmez.” Bunlar nasıl oluyor? Oradaki komutanlar niye benliğini kaybediyor, niye bu hâle düşüyor? Niye çekip vurmuyor, vuramıyor? On iki yılın hesabını bir yapalım. Bunlar nasıl bu hâle geldi? Bunları tekrardan bir değerlendirelim.

Önergemizi desteklemenizi rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum. Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 46. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “yer alan” sözcüğünün metinden çıkarılarak “bulunan” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Uğur Bayraktutan (Artvin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN- Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Sevgili Ali Rıza Öztürk’ün yaptığı konuşmayı tamamlama babında bir şey söyleyeyim.

İspanya’da terör örgütü ETA’nın siyasal kanadı Batasuna terör örgütü eylemlerini kınamadığı için İspanyol Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış, bu kapatma kararına Batasuna tarafından itiraz edilmiş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu bir ifade özgürlüğü kapsamında görmemiştir, önce onu ifade edeyim. Yani bir anlamda ülkenin rejimini, demokratik rejimini koruyan AİHM’in ilginç bir kararı vardır, önce onu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, yargıya ilişkin paketleri ortaya koyuyoruz ama esas yargının paketlenmiş olduğu tarih 12 Eylül 2010 tarihidir. 12 Eylül 2010 tarihinde “Yargıyı daha demokratikleştireceğiz, daha şeffaf bir yargı oluşturacağız, katılımı daha çok sağlayacağız.” diye yeni bir sistem getirilmeye çalışılmıştır. Ben kendi bölgem açısından diyorum, örneğin “HSYK üyeleri bütün yargı mensuplarının oylarıyla belirlenecektir.” iddiasıyla yola çıkılmış ve HSYK üyelerine oy kullanan adliyelere listeler gönderilmiş ve bunun dışında herhangi bir oylamanın, bunun dışında yapılacak oy tercihinin o adliyelerdeki tayin ve terfilerde rol alacağını bizzat gözlemlemiş bir arkadaşınızım. O tarihte Artvin Adliyesindeydim, önce onu ifade ediyorum. Hemen arkasından Yargıtay dizayn edilmiştir. Hatırlarsanız, 160 Yargıtay üyesi boş oy kullanmıştır, test edilmişlerdir. Bir anlamda yargı olayı halledilmiştir değerli arkadaşlarım.

Şimdi gelelim öbür tarafına. Şimdi, biraz önce bahsetmiş olduğumuz, bugün hepimizde infial yaratan bayrak olayının arkasındaki olay nedir, onları da bir anlatmamız gerekiyor bu yüce Mecliste. Değerli arkadaşlarım, bu olayların önündeki bütün muhalefet engelleri, önündeki bütün engeller bir anlamda kaldırılmıştır. Nedir? En azından yargı olayına ilişkin engeller kaldırılmıştır. Bunlardan bir tanesi: 12 Eylül 2010’dan evvel burada yine bir gece yarısı operasyonuyla asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önü açılmış, bir anlamda demokratikleşme paketinin ön olguları gibi toplumun önüne sunulmuş ama ileri aşamalarda bunun ne kadar subjektif değerlendirildiği bir anlamda ortaya çıkmıştır.

Hemen arkasından “gizli tanık” demiş olduğumuz olaylar... Ceza muhakemesinde yeni bir sistem getirilmiştir.

Yine, ceza yargılamasının en önemli maddelerinden bir tanesi: Yeni komplo teorileri oluşturularak Hükûmeti yıkmak gibi bir suç oluşturulmuş, bunun maddi ve manevi unsurlarına bakılmadan, suç kastı, özel kasıt, genel kasıt tanımı yapılmadan bütün aydınlar, askerler, oraya muhalif olanlar bir anlamda enterne edilmiştir değerli arkadaşlarım.

Bunun haricinde başka şeyler de yapılmıştır. Bakın, gizli tanıklar, sahte deliller… Ceza yargılamasının en önemli kurallarından bir tanesi, ceza yargılamasında yasa dışı yoldan elde edilen delillerin zincirleme fonksiyonudur. Yasa dışı yoldan elde edilen bir delili ceza yargılamasında kullanamazsınız, bunu bir somut delil olarak ele alamazsınız. Buna rağmen yasa dışı yoldan elde edilen deliller hükme esas teşkil edilmiş, dayanak teşkil edilmiş ve bugün, Yargıtaydan geçmiş maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden kararlar bulunmaktadır.

Bakın, size İtalyan Yargıtayının yıllar önce vermiş olduğu ceza yargılamasının en önemli kararlarından bize ışık tutacak olan bir kararını sizinle paylaşmak istiyorum. İtalya’da bir vatandaşı, bir yurttaşı öldürüyorlar. Şüpheli olan kişiyi çağırıyorlar, soruyorlar “Bu kişiyi öldürdün mü?” ısrarla “Hayır, ben bunu öldürmedim.” diyor. Hemen arkasından, bunu itiraf ettirme anlamında polis sorgusunda kendisine “pentanol” veriyorlar, bilincini kaybediyor ve bilincini kaybettikten sonra da diyor ki “Evet, ben bu kişiyi öldürdüm. Bıçak veya  silah da filan yerdedir.” Gerçekten de “pentanol” etkisi altında ifade veren bu kişinin ifadesinden sonra gidiyorlar, o yerde o silahı, o bıçağı buluyorlar değerli arkadaşlarım. Yapılan balistik incelemede parmak izi bulunuyor, her türlü işlem tamamlanıyor ve alt mahkeme o kişi hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza veriyor. İtalyan Yargıtayı ne diyor biliyor musun değerli arkadaşlarım, tahmin ettiğiniz gibi esastan bozuyor. “Yasa dışı yoldan elde edilen bir delille mahkûmiyet kararı verilmesi ceza hukukunun ve hukukun genel ilkelerine aykırıdır. Bu şekildeki bir ceza tayini kesinlikle hukuk ilkelerini bir anlamda göz ardı etmektir.” diyor ve beraat kararı veriyor. Bu, ceza yargılamasının geçmiş dönemdeki vermiş olduğu en cesur, en derin uygulamalardan bir tanesidir. Ama, buna rağmen bizim yargılamalarımıza baktığımız zaman hiç bu şekilde bir olay görmüyoruz.

Yine, ceza yargılamasının en önemli kurallarından bir tanesi “Şüpheden sanık yararlanır.” ilkesidir değerli arkadaşlarım. Ama, benim görmüş olduğum, benim yıllarca avukatlık yaptığım adliyelerde, hele de son yıllarda özel yetkili mahkemelerin yapmış olduğu yargılamalarda şüpheden sanık yararlanmıyor değerli arkadaşlarım, şüpheden hâkimler yararlanıyorlar. Öyle yeni bir yargılama yöntemi oluşturmaya çalıştık. Şimdi, öyle olunca da özel yetkili mahkemelerde yapılan yargılamalarda uzun tutukluluk süreleri, mağduriyetler ve bütün bu projenin önündeki engeller bir anlamda ortadan kaldırılıyor. Biraz önce, gelmeden evvel baktım, Hurşit Tolon üç yıldır yatıyormuş, biraz önce tahliye olmuş. Şimdi cezaevlerinde yatan insanlar var. Daha geçen günlerde Mamak Askerî Cezaevinde bir deniz kurmay albayı ziyaret ettim, inanın onunla konuşurken utandım değerli arkadaşlarım. Ülkemizin değerlerini ne hâle getirdiğimizi bir anlamda sorgulamamız gerekiyor.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yoklama istiyorum.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Öztürk, Sayın Dibek, Sayın Yılmaz, Sayın Köktürk, Sayın Dinçer, Sayın Atıcı, Sayın Tunay, Sayın Küçük, Sayın Onur, Sayın Özkan, Sayın Ören, Sayın Danışoğlu, Sayın Acar, Sayın Eyidoğan, Sayın Batum, Sayın Öğüt, Sayın Bayraktutan, Sayın Haberal, Sayın Moroğlu, Sayın Özel, Sayın Aldan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

47’nci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 47. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “yer alan” sözcüğünün metinden çıkarılarak “bulunan” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                      Haydar Akar                                          İsa Gök

                     Kırklareli                                             Kocaeli                                               Mersin

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının 47. Maddesinin Anayasaya aykırılık sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                     Murat Başesgioğlu                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               İstanbul                                              Kayseri

                Seyfettin Yılmaz                                   Lütfü Türkkan                                      Reşat Doğru

                       Adana                                               Kocaeli                                                Tokat

                   Sinan Oğan

                        Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan konuşacak.

Buyurun.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 47’nci maddesinin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ediyoruz.

Tabii, hukukun üzerinde torba yasalarla o kadar oynadınız ki şimdi neyi getirip neyi götürdüğünüzün, neyi niye değiştirdiğinizin emin olun siz de farkında değilsiniz ve bu mahkemelerin yarın başka bir tehdit ve tehlike sebebiyle yine sizin tarafınızdan değiştirilmeyeceğinin garantisi yok. Niye diyorum bunu? 2010 tarihinde biz sokak sokak gezip şunu anlatmaya çalıştık: Bu getirdiğiniz kanun tasarısı, referandumla getirdiğiniz yeni yasalar hukuku bir kesimin âdeta tahakkümü altına alacaktır dedik ama siz tersini iddia ettiniz. Hatta, Sayın Başbakan burada çıkıp ülkücü şehidimizi de istismar ederek, mektup okuyarak aksini iddia etti. Ne oldu? Geldi yine sizin ayağınıza dolaştı. Şimdi sizin ayağınıza dolaştığı için bunu değiştirmenin derdindesiniz. Emin olunuz ki bugün değiştirdiğiniz mahkemelerin yarın başınıza ne iş açacağının garantisi yok ve göreceksiniz, yine sizin ayağınıza bu mahkemeler dolanacaktır.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada gecenin bu vakti mahkemeleri, hukuk sistemimizi torbanın içerisine doldurup getirmişsiniz, hangi maddenin nerede olduğundan, iddia ediyorum, burada birçok AK PARTİ’li…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu madde ne, sen onu söyle. Bu madde ne?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Bir sus. Konuşma, bir sus.

...milletvekilinin haberi yok ama...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen hangi maddede konuşuyorsun? Konuştuğun konu sulh ceza değil ki.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bir dinle, bir dinle... Önemli bir şey söylüyorum.

Şu an, arkadaşlar, sizin besleyip büyüttüğünüz, Esad diktatörüne karşı besleyip büyüttüğünüz...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bırak Allah aşkına, herkesin işi var ya!

SİNAN OĞAN (Devamla) - Sayın Başkan, susmasını söyler misiniz. Müdahale eder misiniz Sayın Başkan. Boş boş konuşuyor orada.

BAŞKAN – Devam edin, laf atmayın birbirinize lütfen.

Buyurun Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Komisyona hiç gelmedi Sayın Başkan. Arkadaşları geldi, kendisi gelmedi.

BAŞKAN – Sayın Turan, lütfen...

SİNAN OĞAN (Devamla) - ...IŞİD terör örgütü Irak’ta Musul kentini ele geçirmiş, Tuzhurmatu’yu da ele geçirdiği iddia ediliyor ve garip olanını söyleyeyim: Musul’da bugün devlet yok, devletin güvenlik güçleri yok. Musul Başkonsolosluğumuz bugün...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Maddeye gel, maddeye, madem biliyorsun.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bir sus ya, bir konuşma ya, bir sus!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ben Komisyon üyesiyim.

SİNAN OĞAN (Devamla) - Sana ne ya! Neyi konuşacağım! Sus, konuşma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

İHSAN ŞENER (Ordu) – “Konuşma.” diyemezsin.

SİNAN OĞAN (Devamla) – “Konuşma.” derim, konuşmayacaksın.

BAŞKAN – Sayın Oğan, lütfen devam eder misiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen 100 milyon dolarlık hibeden bahset.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bugün bu saatlerde... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Kardeşim, burası kürsü, derdin varsa gelir bu kürsüden konuşursun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Maddeye gel o zaman.

SİNAN OĞAN (Devamla) - Besleyip büyüttüğünüz IŞİD terör örgütü Musul Başkonsolosluğumuzun etrafını sarmış. Haberin var mı senin?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Delilin var mı, delilin?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Haberin var mı senin?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi oradan!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Türkmenler orada kan ağlıyor. Haberin var mı senin?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Atma! Delilin var mı, delilin?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

SİNAN OĞAN (Devamla) – Tabii, senin Türkmen gibi bir derdin yok...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi oradan be!

BAŞKAN – Sayın Turan...

SİNAN OĞAN (Devamla) – ...senin IŞİD gibi, desteklediğin bir terör örgütü var. IŞİD terör örgütü Irak’ta Türkmenleri oradan silip süpürüyor, sen burada gelmiş boş boş konuşuyorsun. Senin Türkmen gibi bir derdin olsaydı bugün Meclis bu saatte en azından bir ara verirdi oturuma, orada Türkmen kardeşlerimiz kan ağlıyor, ne yapabiliriz diye bir toplantı yapardı ama yok, bir an önce bitsin, torbalara kanunlar dolsun ve bir an önce bu kanunlar geçsin; 17, 25 Aralıklar aklansın ve dün kol kola gezdiğiniz bugün “paralel yapı” diye suçladığınız yapılardan kurtulalım derdindesiniz.

Değerli arkadaşlar, Dışişleri Bakanın sağda solda gezmeyecek, Dışişleri Bakanın gelecek burada millete hesap verecek. Millet bu hesabı size soracak emin olunuz. IŞİD’i nasıl desteklediğinizi de biz her fırsatta dile getireceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 47. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “yer alan” sözcüğünün metinden çıkarılarak “bulunan” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Evet, öncelikle saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tasarının bu 47, 48 ve 49’uncu maddeleri bizim ceza yargılama sistemimizde yeni bir düzenleme getiriyor yani bugüne kadar -tabii hukukçu arkadaşlarımız çok yakından bilirler, bizi izleyen vatandaşlarımız da bilirler- adliyelerde ceza yargılamaları için gidildiğinde bir sulh ceza mahkemeleri vardır, bir asliye ceza mahkemeleri vardır, bir de ağır ceza mahkemeleri vardır. Şimdi, bu düzenlemeyle sulh ceza mahkemeleri kaldırılıyor yani üç madde arka arkaya bu düzenlemeyi yapıyor. Şimdi, bakıldığında Komisyonda bu konuyu konuşurken niçin kaldırılıyor yani amaç nedir, buradan ne fayda sağlanacak diye mutlaka bizler de uzun uzun konuştuk. Uzman arkadaşlar da vardı, Yargıtaydan da arkadaşlar vardı, benim gördüğüm şu: Bir düzenleme yapılıyor, bir tarafıyla belki uygulamada bir olumluluk olabilir diye düşünüyorum ama diğer taraftan, bu sulh ceza mahkemelerinin kaldırılmasının çok ciddi sakıncaları da olacak. Artı bu mahkemeler kaldırılarak oradaki hâkimler artık sulh ceza hâkimliği görevini üstlenecekler ve onlar sadece, yargılama dışında, yani mahkeme, yargılama yapmayacaklar, koruma tedbirlerini değerlendirecekler, tutuklamaya, işte diğer koruma tedbirlerine bakacaklar. Artı, önemli bir görev daha veriliyor bu tasarıyla, takipsizlik kararlarına yönelik itirazları da bu sulh ceza hâkimleri inceleyecek. Amaç şu: Bu sulh ceza mahkemelerindeki hâkimleri açığa çıkarmak, sulh ceza mahkemelerindeki bu yargılama işlerini asliye ceza mahkemelerine havale etmek, o yargılamaları orada yaptırmak. Tabii, sulh ceza mahkemelerinin -yüz binlerce veya işte ne kadarsa, sayısını tam bilmiyorum ama- sanıyorum, 100 binin üzerinde dosyası vardır. Çünkü yaklaşık 60 bin civarı sulh cezadan görevsizlik verilmiş, “Bunlar asliye cezaya gitmeli.” denmiş, işte yaklaşık bir 100 bine yakın asliye ceza görevsizlik vermiş “Benim bakmamam gerekir, sulh cezanın bakması gerekir.” demiş; “Bunlar da zaman kaybı oluyor.” diye gerekçeler  oluşturulmuş.

Değerli arkadaşlar, hâkim kazancı olabilir ama bakın, çok ciddi çelişkiler de var. Çok değil, hatırlayın, şubat ayı içerisinde olabilir, burada yine sizin tarafınızdan gelen o yolsuzluk operasyonları sonrası –geçenlerde de söyledim- bir “yangın var” sendromuna kapıldınız burada ve birtakım düzenlemeler geldi. Onun içerisinde ne vardı biliyor musunuz? Bu telefonların dinlenmesiyle ilgili kararları biliyorsunuz, bu hâkimler veriyordu, sulh ceza hâkimleri veriyordu. Kalktınız, şöyle bir düzenleme yaptınız: Bu telefon dinlemeleri, aramaları yani ev ve iş yerlerindeki aramaları, mal varlıklarına el koymayla ilgili kararları ağır ceza mahkemelerinin bünyesine verdiniz. Ve bu yetmedi, orada da ağır ceza mahkemeleri 3 kişiden oluşuyor biliyorsunuz, oradaki oy çoğunluğu değil… Hatta burada eleştirmiştik “Ya, bu ağır ceza mahkemeleri yeri geliyor, müebbet ağır hapisler veriyor 2’ye 1 oranla ama bu telefon dinlemelerine ilişkin kararları 3 hâkimin oy birliğine bıraktınız.” Şimdi düşünebiliyor musunuz, bir telefon dinlemesini 3 hâkimin oy birliğine bırakıyorsunuz ya da bir iş yerinde ya da evde aramayı ama gelin… Bir savcı bir dosyayı inceliyor, bir soruşturma yapıyor ama diyor ki… Çok ciddi bir soruşturma da olabilir. Zaten, bir işi kapatmak istiyorsanız en kolay yolu bu çünkü bir savcı “Ben burada dava açmaya gerek duymuyorum, takipsizlik kararı veriyorum.” dediği anda, değerli arkadaşlar, bunun tek yolu itiraz. İtiraz neydi mevcut sistemde? O kararı veren merciye en yakın yerdeki ağır ceza mahkemesine itiraz ediliyordu, hatırlayın, yani bir başka ildeki veya bir başka ilçedeki veya işte, birden fazlaysalar en yakın yerdeki ağır ceza mahkemesine. Orada bir heyet inceliyordu. Şimdi: “Hayır, sulh ceza hâkimi inceleyecek.”

Şimdi, düşünebiliyor musunuz, o yerdeki savcı -o adliye binasında beraber çalışıyorlar- dedi ki “Bu deliller yeterli değil, ben davayı açmıyorum.” ve kapattı. Çok önemli bir dosya da olabilir. Sulh ceza hâkimi bunu tek başına inceleyecek. Ya, değerli arkadaşlar, telefonla dinleme kararını siz 3 kişilik ağır ceza mahkemesine bıraktınız, daha doğrusu onlara verdiniz ya da bir evdeki bir aramayı ya da bir iş yerindeki aramayı… Böyle bir tuhaflık olabilir mi?

Şimdi, bunları Komisyonda düzeltelim dedik. Tabii, gecenin bu saati    -bakıyorum, saat on iki otuza geliyor- bunları anlatınca belki size sıkıcı geliyor ama değerli arkadaşlar, bunlar yanlışlar. Tamam, sulh ceza hâkimleri bir görev üstlensin ama, bu görevleri yapsın ama, ya takipsizlik kararlarına, itiraza bakabilir mi bunlar değerli arkadaşlar? Hele hele aynı binada beraber oturuyorlar, savcı demiş ki “Takipsizlik veriyorum.”, oradaki hâkim demiş ki “Sen yanlış yaptın.” Mümkün değil. Aralarında bir sosyal ilişki var, bunların diyalogları var.

Bunun mutlaka değişmesi lazım değerli arkadaşlar. Bunun uygulamada yanlışlarını göreceksiniz. Çok değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Sayın Süha Aldan’ın bir sözü vardı, diyordu ki: “Bu değişikliklerin en yaşlısı on yaşında arkadaşlar.”

Bakın, biz bunları bugün de yapıyoruz, kanun yürürlüğe girsin, çok değil, sakıncalarını uygulamada birkaç yıl içerisinde görürüz, birkaç yıl içerisinde. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

48’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 48. maddesindeki 7. fıkranın madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                          İsa Gök                                          Haydar Akar

                     Kırklareli                                             Mersin                                               Kocaeli

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 48. Maddesinin Anayasaya aykırılık sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                     Murat Başesgioğlu                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               İstanbul                                              Kayseri

                Seyfettin Yılmaz                                   Lütfü Türkkan                                      Reşat Doğru

                       Adana                                               Kocaeli                                                Tokat

                                                                        Mehmet Erdoğan

                                                                                Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 48’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, tabii ki görüşmekte olduğumuz bu yargı paketine bakarken şöyle bir geçmişe doğru, “AKP iktidarının geldiği yerden, 2002’den bugüne kadar yargıda ne oldu, ne geldi?” aslında biraz bu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

2002 yılında bu toplumda yapılan araştırmalarda, yargıya güven anketlerinde çıkan sonuç yüzde 70’ler civarındaydı. Arkasından Ceza Kanunu, usul kanunları, Anayasa referandumları, yargı paketleri derken       -bugün yeni bir paketi görüşüyoruz ama- bugün açıklanan yeni bir güven anketinde Türkiye’de toplumun yargıya güven duygusu yüzde 20’ye düşmüş. Bunu oturup herkesin bir düşünmesi lazım ve bu iktidarın şöyle bir aynaya bakması lazım: “Buraya nereden geldik? Nerede yanlış yaptık? Niye böyle oldu?” Bunun sonucunu eğer ortaya koyamazsak bu yaptığımız paketlerle, kanun değişiklikleriyle yargıya güvenin sağlanamadığı açıkça ortada durmaktadır. Onun için, biz yargının önemini çok iyi görmek zorundayız.

Adalet mülkün temelidir. Adalet olmayan bir ülkede başka hiçbir konuda düzenin sağlanması mümkün değildir. Adalete güveni sağlamak için de burada iki şeye bakmak lazım: Bir, yaptığımız kanunlara; iki, uygulamaya bakmak lazım. Bugün Türkiye’de uygulamayla ilgili de çok ciddi bir çifte standartla karşı karşıyayız. 2013’ün nevruzunda, burada, biliyorsunuz, Yabancılar Kanunu’nu görüşüyorduk. O gün İçişleri Bakanı Sayın Muammer Güler burada Meclise bilgi verdi, dedi ki: “Diyarbakır Meydanı’nda yapılan bu bayraksız miting kanuna aykırıdır, nizama aykırıdır. Bununla ilgili bütün bilgileri, belgeleri adaletin önüne koyacağız.” Ben bugün soruyorum Sayın Bakana, bugün soruyorum sizlere: O günden bugüne kadar yaklaşık bir buçuk sene geçti. Bir buçuk senedir bu konuyla ilgili hangi işlemler yapıldı, kimin hakkında tahkikat yapıldı, sonucu nedir, nereye geldik? Yani bugüne kadar Türkiye’de bölücülükle ilgili, ihanetle ilgili bütün suçlar göz ardı edildi, bu suçluların hepsi serbest bırakıldı. Bugün de ondan cesaret alanlar, işte, iki gün önce karşımıza çıkan manzarayı ortaya koydular. Sizin, eğer on iki senedir yargıyla ilgili yaptığınız yanlışları bir bütün olarak ele alıp “Bunların hepsini nasıl çözeceğiz, uygulamayı nasıl daha iyi hâle getireceğiz?” diye bir derdiniz yoksa yarın sizin bayrağınızı Diyarbakır’da indirdikleri gibi Ankara’da da indirirler, buna çok dikkat etmeniz lazım.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – Bayrak hepimizin bayrağı ama “Sizin bayrağınız.” deyince  özelleştirdiniz, hepimizin bayrağı. “Sizin bayrağınız.” diye sehven farklı ifade ettiniz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Bizim bayrağımız tabii ki, sizin öyle bir derdiniz yok zaten.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Ne alakası var canım?

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Sizin bayrağınızı indirdiler.” dedin de…

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – Yok, yok, hepimizin bayrağı…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Devam edin siz Sayın Konuşmacı.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yani arkadaşlar, sizin zaten bayrakla, birlikle, dirlikle ilgili bir derdiniz yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bir tane AKP’li milletvekilinin bu bayrağın indirilmesiyle ilgili açıklamasını biz duymadık, görmedik, yok öyle bir şey. Nerede var?

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ya, arkadaşlar, bugün Sayın Başbakanın grupta yaptığı konuşmanın başıyla sonu birbirine uymuyor. Bugün Başbakan diyor ki: “O bayrak oradan indirilirken o askerler neredeydi, ben mi gidip indirecektim?” Arkasındaki cümlede de diyor ki: “Eğer o bayrak orada inseydi güneydoğu karışacaktı.” Bunun hangisine inanacağız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle demedi.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ya, arkadaşlar, önce kendi içinizde söyledikleriniz birbiriyle uysun. Bugün adaleti bu hâle siz düşürdünüz, bu adalet yerden kalkmadan Türkiye huzur bulmaz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bayrak meselesiyle ilgili olarak bu konuda AK PARTİ’den hiç kimsenin açıklama yapmadığını, konuşma yapmadığını söyledi ve sataşmada bulundu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nurettin Bey grup adına konuştu efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 48’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, biraz önce buraya gelirken Sayın Vural’ın söylediği gibi AK PARTİ Grubu adına bugün ben 3 ya da 4 kez bu konuyla ilgili olarak Grubumuzun görüşlerini çok net, açık bir şekilde sizlerle paylaştım ve arz ettim. Dolayısıyla, bu söylediğiniz ifade doğru değil yani “AK PARTİ’den hiç kimse bu konuda bir açıklama yapmadı.” şeklindeki ifadeniz doğruyu yansıtmıyor. Tutanaklara baktığınız zaman bunu görürsünüz.

Özetle tekrar etmekte fayda var görüşlerimizi. Böyle bir olay, gerçekten hepimizin, öncelikle tüylerini diken diken etmiştir, çok vahim bir olaydır, vahim bir hadisedir. Bu vahametine uygun bir şekilde üzerine gidilmesi gerekir ve gidiliyor. Tutuklamalar yapılmıştır, görevden almalar, yer değiştirmeler gerçekleştirilmiştir en hızlı bir şekilde. Ayrıca, daha geniş soruşturma da devam ediyor ama yani “Efendim, soruşturma yapılıyor.” gibi bir yaklaşımla işi soruşturmaya havale etme kolaycılığına da kaçılmadı. Adımlar atıldı, tutuklamalar yapıldı, çok geniş kapsamlı bir şekilde de bu olayın özelliğine uygun bir şekilde devam ediyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sonucu değiştirecek mi? O bayrağın indirilmesi savunulur mu bu şekilde?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ayrıca, bakın, devam edecek, bu olayın üzerine gidilecek; arkasından, içinden, altından neler çıkacağını da hep birlikte göreceğiz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ona kim veriyor bu cesareti Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bizim açıklamalarımız samimi, Sayın Başbakanımızın açıklamaları da samimi, yürekten gelen açıklamalar.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bunun neresi samimi? Başı ile sonu belli olmuyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İfade ediyor, o olayın olduğu anda ne yapılması gerektiğini çok açık bir şekilde söylüyor. Elbette Sayın Başbakanımız, herhâlde… Yani, orada görevliler var; çitler aşılıyor, direklere tırmanılıyor. Elbette, Sayın Başbakanımızın ya da herhangi birimizin, herhangi bir kişinin, herhangi bir görevlinin, bakanın oraya gidip fiilî olarak müdahale etmesi mümkün değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Görevlilerin elini tutuyordu, görevlilerin önüne set çekiyordu ya.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başbakanımızın konuşmasının başı da sonu da tutarlı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Söylediğimiz husus, sadece bir  proje olduğunu, bir özel çalışma olduğunu ve özel çalışmada iki taraflı bir amaç gerçekleştirmek hedeflendiği gerçeğini ifade ediyor Sayın Başbakanımız. Yoksa, konuşmasının başı ile sonu arasında herhangi bir fark yok.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli'nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk'un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 48. maddesindeki 7. fıkranın madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                             Ömer Süha Aldan (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Aldan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 592 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 48’inci maddesiyle 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un 10’uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır.

Öncelikle kısa bir bilgi vermek isterim. Aslında, Türkiye'de bu yasal düzenleme eğer kanunlaşırsa üçlü ceza mahkemeleri sistemi ikiliye dönmektedir yani sulh ceza mahkemeleri kapatılmaktadır. 5235 sayılı Yasa’nın 7, 8, 9’uncu maddelerinde mahkemelerin görev alanları belirlenmiştir, 12’nci maddeye kadar. Keza, üst sınırı iki yıldan az cezayı müstelzim olan suçlara ilişkin olarak sulh ceza mahkemesi görevlidir. 12’nci maddede tek tek sayılmıştır ağır ceza mahkemesinin görev alanı, onun dışında kalanlar da asliye ceza mahkemesine tevdi edilecektir.

Yıllardan bu yana sulh ceza mahkemeleri ile asliye ceza mahkemeleri arasındaki ayrıma karşı çıkılmıştır. Bu anlamda, yapılan düzenleme olumlu bir düzenlemedir ancak şunu belirtmek gerekir ki bu yasa tasarısının geneline egemen olan husus bir şeyleri koruma anlayışıdır. Yani, bütün düzenlemelere baktığınızda, yargıda yeni bir yapılanmaya gidilmek istenmektedir. Hatta, özetle şöyle söyleyebiliriz: Bir anlamda sürprizlerden kaçınma amaçlanmaktadır. Lakin bu yapılırken çok önemli bir hata gerçekleştirilmektedir. O da şu: 10’uncu maddenin yedinci fıkrasıyla 15’inci maddenin ikinci fıkrası aynıdır; hatta, 10’uncu maddenin sekizinci fıkrasıyla 15’inci maddenin üçüncü fıkrası da aynıdır. Madde tekniği açısından son derece yanlış bir uygulamadır. Yani bu tasarının ne kadar özensiz hazırlandığının en büyük kanıtlarından bir tanesi budur. Aynı yasada 2 tane maddede aynı fıkra noktası virgülüne kadar yazılmış olacaktır yani buna bile itina gösterilmemiştir.

Bu noktada şu da çok önemlidir: Sulh ceza hâkimliği uygulamada çok büyük sorunlara yol açacaktır. Asliye ceza mahkemelerinin iş yükü son derece artacaktır. İki: Sulh ceza hâkimliklerinin sayısı düşürüleceğinden pek çok insan başka bir kente götürülmek zorunda kalınacaktır tutuklanmak üzere. Bu bir zaman kaybıdır, bir masraftır, getirisinden daha fazla götürüsü olacaktır bu düzenlemenin.

Kaldı ki aynı anlayışa sahip sulh ceza hâkimleri marifetiyle tutuklamalar kontrol altına alınmak istenmektedir. Bu düzenlemeden en geç bir yıl içerisinde vazgeçileceğini şimdiden burada söylüyorum. Sulh ceza hâkimliklerinin sayısını kısıtladığınız zaman, o takdirde, onların sayısını alıp da oradaki sulh ceza hâkimlerini asliye cezaya vereceksiniz ama uygulamada dava sayısı asliye ceza mahkemelerinin üstünde büyük bir yük oluşturacaktır ve bunu yeniden düzenlemenin yoluna bakılacaktır.

Değerli milletvekilleri, bugünlerde gündemde olan güneydoğudaki olaylarla ilgili olarak da ben de bir dakikalık dönemde belli şeylere dikkat çekmek istiyorum. Şimdi, bu bir çelişki değil midir? Bir yandan “O bayrağı oradan indirdi, nasıl indirtirsiniz, neden müdahale edilmedi, niye vurulmadı, asılmadı, kesilmedi?” lafları edilirken Lice’de 2 kişinin öldürülmesi olayına ilişkin olarak savcı gidip güvenlik güçlerinin fişeklerini topluyor; bu bir çelişki değil mi? Yönetim anlayışı açısından çelişkidir.

İki, üç temel yanlış vardır: Bir tanesi, bu sorunun çözümü dışarıda aranmak istenmektedir. Türkiye’nin iç sorunudur, kendi iç dinamiğiyle çözülmelidir. İkincisi, terör örgütünün cezaevindeki hükümlü lideri muhatap alınamaz. Dünyada bunun da örnekleri vardır, her zaman terör örgütlerinin legal yapılanmasıdır muhatap alınan, en önemli hatalardan bir tanesi odur. Üçüncüsü, bu sorunu çözmek yerine eylemi dondurma yöntemi benimsenmiştir, en büyük yanlış buradadır. Bir eti dondurup, buzdolabından çıkarıp, çözdürüp tekrar buzdolabına koyduğunuz zaman o et kokar.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

49’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 49. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “gelmek üzere” sözcüğünün metinden çıkarılarak “gelecek şekilde” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                      İsa Gök                                          Haydar Akar                                      Turgut Dibek

                       Mersin                                               Kocaeli                                             Kırklareli

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 49. Maddesinin Anayasaya aykırılık sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                     Murat Başesgioğlu                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               İstanbul                                              Kayseri

                Mesut Dedeoğlu                                    Reşat Doğru                                    Seyfettin Yılmaz

                 Kahramanmaraş                                          Tokat                                                 Adana

              S. Nevzat Korkmaz                                          

                       Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, demokrasinin özü ve güvencesi hukuk bilinci ve yargı bağımsızlığıdır. Demokrasiye yönelik tehdidin en genel ifadesi yargının bağımsız olmamasıdır. Türkiye ne kaybediyorsa, bugün yaşanan ne kadar sıkıntı varsa yargının bağımsızlığından ziyade, gücü eline geçirenlerin yargıyı kendilerine bağlamaları, bağlamaya çalışmaları ve yargıyı arkabahçeleri olarak görmelerinden kaynaklanan sıkıntılar bugünkü bu sonucu getirmiştir. Onun için, hepimizin üzerinde durması gereken yargının bağımsızlığıdır. Dün birilerinin iddia ettiği gibi, yargı birilerinin arkabahçesiyse, bir grubun elindeyse onun çözümü yargıyı kendinize bağlamak değil, yargının tam bağımsız olması yönündeki adımları atmanızdır.

Bugün burada söylüyorum: Şu anda, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Başbakan ve MİT’in oluşturmaya çalıştığı, paralel devlet, paralel yargı, yargının içerisindeki paralel yapılanma adı altında yürüttüğünüz soruşturmanın bir benzerini bir sene sonra siz yaşamak zorunda kalabilirsiniz Sayın Bakan. Yapılan uygulamalarla, HSYK’da yaptığınız düzenlemelerle -Anayasa Mahkemesinden bir kısmı döndü- yargı tamamen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a bağlı bir hâle geliyor. MİT’le ilgili yasalarla İçişleri Bakanı olağanüstü yetkilere sahip oldu. MİT Müsteşarı bugün ülkeyi yönetecek bir hâle gelmiş durumdadır. Yarın eğer ülkeyi, ülkede iktidarı ele geçirenler ülkede bir paralel devlet ararsa emin olun bu paralel devletin en önemli aktörleri ve sorumluları başta Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı ve MİT Müsteşarının olduğu bir yapıyla karşı karşıya gelebilirsiniz. Onun için, bugünkü gücünüze güvenerek yargıyı arkabahçeniz hâline getirmeyin, yargıyı kendinize bağlamanın gayreti içerisine girmeyin. Bugün buradan, gecenin bu saatinde Hükûmeti ve AKP Grubunu uyarıyorum, bu konuda dikkatli olsunlar çünkü gün gelir devran döner, hesap dönerse bunun altından kalkamazsınız.

Şimdi, biraz önce Canikli’nin açıklamalarına dayanarak bir şeyi ifade edeceğim. Ülkede 2006 yılında bir “açılım süreci”, “çözüm süreci” dediğiniz bir çözülme sürecini başlattınız ve buradaki en önemli argümanınız şuydu: Analar ağlamasın. Şunu ifade etmek istiyorum: Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin altında, bu bayrağın altında, bu ülkede bağımsız yaşıyorsanız Çanakkale’de bu ülkenin birliği için, bu bayrağın özgürce dalgalanması için 250 bin şehit verdiğimizi unutmayın. Eğer o şehitlerimiz verilmemiş olsaydı bugün burada özgür olarak yaşayamazdınız. Buradan soruyorum: Onların anası yok muydu, onların anası ağlamadı mı? 12-13 yaşındaki vatan evlatları bu ülkede şehadet şerbetini içerken ne için içtiler? Bu bayrak için içtiler, bu vatan için içtiler, milletin birliği için içtiler. Şimdi oradan laf atmak yerine, ben size soruyorum: Analar ağlamasın diye bu ülkenin bir bölümünü PKK’lı teröristlere teslim etme noktasına geldiyseniz, eğer -bayrakla ilgili laf söylüyorsunuz- bu ülkede bu devletin bayrağı hem de nerede, Hava Kuvvetlerinin üssünde indiriliyorsa şapkamızı önümüze alıp düşüneceğiz. Şimdi, oradan çıkıp da orada o bayrağın indirilmesine ses çıkarmayan komutanlara laf söyleyen Sayın Başbakana ve Hükûmet yetkililerine şunu soruyorum: Eğer bir tane asker çıkıp da orada o bayrak direğine tırmanana ateş etseydi veya indirseydi ne olurdu biliyor musunuz? Ona derlerdi ki: “Siz paralel devletin, paralel yapının bir unsurusunuz. Bu, CIA ve MOSSAD ajanı.” Gelinen nokta bu.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Ne alakası var?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, laf atıyorsunuz ama ben size soruyorum: Askerimizi katleden, çocuğumuzu katleden, kundaktaki bebeği katledenler, askerin, polisin gözünün önünde elindeki silahla gezerken ona asker niye dokunamıyor, ona polis niye dokunamıyor? Bu, sizin bugün getirdiğiniz politikadandır. Ondan sonra çıkıp da buradan, grup başkan vekiliyle ilgili, “Ben burada söz söyledim.” deme hakkına sahip değilsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Maddeye gel, maddeye!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Siz nasıl bakarsanız taşra öyle bakar ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …asıl hedefinize ulaşamayacaksınız, açık ve net söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

KEMALLETTİN AYDIN (Gümüşhane) – İdam kararını ne yaptınız?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ne yaptığımı anlatırım ben sana! Ne yaptığımı gel burada sana anlatayım!

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 49. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “gelmek üzere” sözcüğünün metinden çıkarılarak “gelecek şekilde” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                               Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk konuşacak.

Buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu görüşülmekte olan kanun tasarısının aslında cemaatle, daha doğrusu paralel yapı, iktidarın “paralel yapı” diye adlandırdığı cemaat ile Hükûmet arasındaki denge savaşı olduğunu söylemiştim. Bu kavganın bir sonucu olarak bu gelmiştir. Aslında buradaki temel amaç bağımsız ve tarafsız yargı oluşturmak olmalıydı.

Hâkimlerin bireyin güvencesi olabilmesi için kendi vicdanları ve hukuk dışında hiçbir etki altında kalmadan karar verebilmeleri gerekir ve burada alacakları referans sadece uluslararası hukuk kuralları ve bizim kendi ulusal hukukumuz olmalıdır; bunun dışında hiçbir etki altında kalmamalıdırlar. Yine, hâkimler, kendi içlerindeki yanlı duygulara karşı da tarafsız olmalıdırlar. Ancak, yaşadığımız süreçte Danıştayda, Yargıtayda, kürsüde bazı hâkim ve savcıların -bırakın kullandıkları oyu- kimin kime ne zaman nasıl selam verecekleri, kimin kime soğuk mu sıcak mı davranacakları konusunda bile kendi iradeleriyle karar veremedikleri ve bağımsız olamadıkları bilinen bir gerçektir ve bu olay aslında son günlerde ülkemizde gerçekten telafisi güç olan mağdurlar yaratmıştır, mağdur yargılamalar yaratmıştır. Bu, aslında, hem hâkimlik mesleğinin hem de bu hâkimlik mesleğinin mensuplarının iflası demektir yani Türkiye'de yargı iflas etmiştir. Yargı iflas ettiği için de zaten son zamanlarda ülkemizde çok ciddi mağduriyet yaratan yargılamalar olmuştur.

Hatta, Başbakan da en sonunda, daha önce savcısı olduğu yargılamaların savcılığından istifa etmiştir, savunma tarafına geçmiştir ve orada yatan insanların günahsız olduğunu söylemiştir. Ancak, Sayın Başbakan ve AKP Hükûmeti bir yandan bu yargılamaların gerçekten mağduriyet yaratan, intikam amacıyla yapılan yargılamalar olduğunu söylemelerine rağmen, bunun sonuçlarını Parlamento olarak düzenleme konusunda aynı cesareti gösterememişlerdir. Kendileri yeniden yargılamayı telaffuz etmelerine rağmen, bu telaffuzun sonucunu Parlamentoda bir yasama organının iradesi olarak ortaya koyamamışlardır; bu bir eksikliktir.

Ben, aslında, Sayın Adalet Bakanının ülkemizdeki bu mağduriyetleri giderme konusunda cesaretli adım atacağını umuyordum ve bekliyordum. Bu pakette, gerçekten, o mağduriyet yaratan yargılamaların yeniden hukuk kurallarına göre yapılması gerektiğini düşünüyordum ama bu konuda doğrusunu isterseniz, gerçekten umudum kırıldı. Şimdi, yapılması gereken şudur arkadaşlar: Bakın, siyasetin bir kişisi olarak Başbakanın “haksız yargılamalar” dediği yargılamalardaki haksızlığı bu Parlamentonun düzeltmesi gerekirken Anayasa Mahkemesi düzeltti. Şimdi de yeniden yargılama konusunu yani o Balyoz davası ve diğer davalarda verilen haksız kararların düzeltilmesini Başbakan ve Adalet Bakanı sanıyorum Anayasa Mahkemesinden bekliyor.

Değerli arkadaşlarım, bir yandan “millî irade” diyoruz, “Yasama yetkisi Parlamentonundur.” diyoruz, öbür taraftan da gerçekten o haksızlığı ve hukuksuzluğu giderme konusunda isteksiz davranıyoruz. Ya, bunun için de mi mutlaka Başbakana dokunması lazım ya da Adalet Bakanına dokunması lazım ya da AKP’ye dokunması lazım bu haksız yargılamaların, bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Bu yeniden yargılama konusunun mutlaka Parlamento tarafından çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer, Sayın Başbakan ve Adalet Bakanı bu yeniden yargılama konusunda, 5 Ocaktan itibaren söylediği laflar konusunda samimilerse bu lafları 17 ve 25 Aralıktaki rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla yapılan soruşturmaları örtmek, bunları önlemek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - …söylememişlerse o zaman, Parlamentonun gündemine getirip bunun yasal düzenlemesini yapmaları gerekir diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

50’nci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 50. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “kurulunca” sözcüğünün metinden çıkarılarak “kurulu tarafından” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                   Haydar Akar                                        Özgür Özel                                           İsa Gök

                      Kocaeli                                               Manisa                                               Mersin

                  Turgut Dibek

                     Kırklareli

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 50. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                     Murat Başesgioğlu                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                               İstanbul                                              Kayseri

                Mesut Dedeoğlu                                    Reşat Doğru                                         Alim Işık

                 Kahramanmaraş                                          Tokat                                               Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 50’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri -bu maddede de görüldüğü gibi- söz konusu “yargı paketi” adıyla tartıştığımız bu tasarı da, maalesef, iktidarın kendi yaptığını bozan, bozduğunu  tekrar yapmaya çalışan bir düzenlemeye şahit olduğumuzu göstermektedir. Nitekim, bu madde, 2004 yılında yine Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde çıkarılmış olan 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da yeni bir düzenlemeyi getirmektedir.

Bu kanunda eski hâliyle var olan bu madde aynen şöyledir: “Bölge adliye mahkemesi başkanı birinci sınıf; daire başkanı birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş, daire üyeleri birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır. Bunlar, dört yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamazlar, ancak meşru mazeretleri durumunda muvafakatları alınarak veya haklarında yapılacak soruşturma sonunda görev yeri veya görevlerinin değiştirilmesine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilebilir.” Maddenin orijinali bu. Getirilen yeni düzenlemede ne değişmiş diye baktığınız zaman “Dört yıldan önce başka bir yere ve göreve atanamazlar.” hükmü kaldırılmış, diğerleri yeniden düzenlenmiş.

Yani, yeni düzenlemeyle denilmek isteniyor ki: “2010 referandumunda ‘ileri demokrasi’ nutuklarıyla değiştirdiğimiz düzenleme sonucu ortaya çıkan yapıyı değiştireceğiz.” Niye? Çünkü 17 ve 25 Aralık tarihlerinde ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk soruşturması sonucunda birilerine dokunan ve kamuoyunda ciddi rahatsızlıklara yol açan gelişmeler sonunda yargıyla hesaplaşma zamanı geldi. Yani, “Sen ‘Dört yıl süreyle değiştirilemezsin.’ hükmüne göre burada bu soruşturmaları yürütmeye devam edemezsin kardeşim. Senin yapın paralel, senin yapın üçgen, senin yapın yamuk. Şimdi bunu değiştiriyorum.” diyorsunuz. Bunun sonucu: Türkiye’de yargıya güvenin hızla düşmesine ve bu azalan güven sonucunda da kaosun artmasına yol açan bir yeni Türkiye demektir.

O nedenle, yapılacak düzenlemelerin birilerini rahatlatma adına değil, gerçekten hukuk devleti oluşturma ve toplumu rahatlatma adına yapılması gerekmektedir. Maalesef, bu yeni düzenleme de kendi içerisinde bir çelişki içinde bulunan Hükûmetin kendi kararlarıyla yeni kargaşa ortamına yol açacak düzenlemeleri amaçladığını göstermektedir. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kırk yıl uygulanan istinaf mahkemelerinin cumhuriyetin kuruluşuyla beraber kaldırılmasının ardından, bugün yeniden doksan bir yıl öncesine dönülmeye çalışılması başka amaçları taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıdaki yeni düzenleme Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısının bozulmasına ve eyalet sistemine geçişe bir hazırlıktır. O nedenle, yaptığınız iş doğru bir iş değildir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 No.lu Protokol’le de bu düzenlemelerin bir ilgisi bulunmamaktadır. Yapılan düzenleme, 1.500 civarında birinci sınıf hâkim ve savcının bulunamayacağı ve bu nedenle de yeniden Türkiye’de ayrı bir kaosun yaşanacağı bir düzenlemedir.

Bu uyarıları yapmayı bir görev biliyoruz. Tabii ki takdir yüce Meclisindir diyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 50. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “kurulunca” sözcüğünün metinden çıkarılarak “kurulu tarafından” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Özgür Özel (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

(AK PARTİ sıralarından “Soma’yı anlatacak.” sesleri)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum.

Kürsüye gelirken değerli arkadaşlar “Soma’yı anlatırsın.” dedi. Evet, Soma’yı anlatacağım. Yüce Meclise bugün, Soma Faciasını İnceleme ve Araştırma Komisyonu olarak iki gündür çalışmalarımızı yaptık, Soma’dan çok selam ve çok beklenti getirdik. 301 canımızı bir kez daha, hep beraber, Soma’da Meclis adına rahmetle andık, taziye ziyaretlerinde bulunduk ve çalışmalarımıza başladık.

Ama şöyle bir hafıza tazelemeye ihtiyaç var: Soma’da kaza Soma AŞ’de olmuştu, onun Eynez’deki ocağında. Aynı firmanın 2 tane daha ocağı vardı; Ata ve Işıklar. Oralarda da 5 bine yakın kişi çalışıyordu. Biz Sayın Bakan Taner Yıldız’ın ifadelerine inanarak… Yedi ay önce demişti ki: “Türkiye'nin en güvenli maden ocağı Eynez’dir.” Eynez’de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük iş kazasını yaşadıktan sonra şunu bildik ki diğer ocaklar bu ocaktan daha güvencesiz. Bunu sadece bizler düşünmedik. Eşler kocalarını, analar oğullarını, çocuklar babalarını o madene yollamak istemediler ve diğer madenlerde çalışanlar işbaşı yapmadılar ve kurtarma çalışmalarına katkı verdikten sonra oturma eylemine başladılar. Oturma eylemini yapan madencilerden 10 kişi Başbakanla görüştürülmek üzere Ankara’ya getirildi, huzura çıktılar.

Daha sonra, ertesi gün, Sayın  Salih Kapusuz’un Başkanlığında 10’a yakın AKP milletvekili de Soma’ya geldi, “Oturma eylemini bitirin çünkü size devlet söz verdi artık.” dediler. Bu sözün içinde çalışma süresinin altı saate indirilmesinden tutun da haftalık otuz altı saatten çok çalışmamaya, 2008’de gasbedilen erken emeklilik hakkının geri verilmesine kadar pek çok taahhüt bulunuyordu ve o insanlar oturma eylemini bitirmeden önce sordular Salih Kapusuz’a, Recai Berber’e, diğer milletvekillerine: “Bu söylediğiniz garanti yani Başbakanın söylediği ‘Madenler güvenli olana kadar kimse o madene inmeye zorlanmayacak ve gerekirse üç ay dört ay maaşları devlet ödeyecek ama kimse zorlanmayacak.’ Bu bütün madenler için geçerli mi?” Sayın  Kapusuz dedi ki: “Evet, Işıklar için, Ata için…” hatta daha fazlasını saydılar ve bu güvenceyle insanlar gitmedi. Sonra söylentiler başladı, “Sadece kazanın olduğu yeri kapsayacakmış.” Ardından telefonlar geldi dayıbaşılardan: “Herkes işinin başına.” “Başbakan böyle söz vermedi.” dediler, dayıbaşı dedi ki: “Oğlum yerin altında Başbakan yok, dayıbaşı var; oranın Başbakanı benim. Gelirsen çalışırsın, gelmezsen yerine adam bulurum.” Onun üzerine, koştuk, gittik Sayın  Recai Berber’e “Özgür sadece Eynez.”dedi. Ya, nasıl olur? “Biz onu söz verdik.” dedi. Bu flaş diski yarın Plan ve Bütçenin ekranında oynatacağız. Bunun içinde, Sayın  Salih Kapusuz’a ve Sayın  Recai Berber’e sorulurken tek  tek madenlerin isimlerini sayarak işçileri ikna ettikleri görüntüler var. Soma’daki yerel basından aldım, getirdim; ben izledim, yarın hep beraber izleyeceğiz.

Şimdi, oradaki insanlara tebligatlar gidiyor yani diyorlar ki: “Maden ocağına ineceksin tekrar.” Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu maden ocaklarının patlayandan daha güvensiz olduğunu Bakan söyledi. En güvenli hâle getirilse biz 13 Mayıs günü patlayan, yangının olduğu maden ocağındaki riskten daha az bir riske canlarımızı yollamıyoruz. Ama geçen hafta alt komisyonda sadece Eynez’di, ben önerge verdim diğer ikisi de olsun diye, iktidar partisi oylarıyla reddedildi, “Ancak, alt komisyon raporlarına yazarız, bu konuyu tekrar görüşürüz.” diye bir iyi niyet beyanında bulunuldu.

Sizlerden Soma’daki madenciler adına rica ediyoruz: Lütfen, bu sürece dâhil olunuz. Devletin sözünün bir anlam ifade ettiğini, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının oradaki bir kalabalığı dağıtmak için bir söz verip daha sonra “Arap hurmadan indi, mafiş.” yapmayacağını, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Hükûmetinin, iktidar partisinin sözünün bir karşılığı olduğunu ve –kimsenin- “Madenlerde ölmeye zorlanmayacaksınız.” denen devlet sözünün arkasında hep beraber durduğumuzu göstermek lazım. Bu güveni yarın verdik verdik, vermedik yetmiş iki saatlik süre doluyor, evlatlarımızı ölüme indirecekler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

51’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 51. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “kurulunca” sözcüğünün metinden çıkarılarak “kurulu tarafından” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                              Ali Rıza Öztürk                                 Ömer Süha Aldan

                        Uşak                                                Mersin                                                Muğla

                  Turgut Dibek                                      Haydar Akar                                          İsa Gök

                     Kırklareli                                             Kocaeli                                               Mersin

 

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, öncelikle işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 51. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Mesut Dedeoğlu                                 Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                         Kahramanmaraş                                         Kayseri

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, çekiyoruz önergeyi.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 51. maddesindeki cümlenin son kısmındaki “kurulunca” sözcüğünün metinden çıkarılarak “kurulu tarafından” sözünün maddeye eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                          Haydar Akar (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde kim konuşacak Sayın Öztürk?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Metnin daha anlaşılır olmasını sağlamak için önerge verilmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

52’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 52 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Nurettin Canikli                              Mehmet Doğan Kubat                             Osman Aşkın Bak

                      Giresun                                             İstanbul                                              İstanbul

                  Mehmet Geldi                                     Aydın Şengül                                    Tülay Kaynarca

                      Giresun                                               İzmir                                                İstanbul

"MADDE 52- 5235 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yargıtay daire başkanı ve üyeleri, istekleri üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bölge adliye mahkemesi başkanlığına, daire başkanlıklarına veya Cumhuriyet başsavcılığına dört yıllığına atanabilirler. Başka bir bölge adliye mahkemesine yapılacak atamalarda da aynı usul uygulanır. Bu şekilde atananların; Yargıtay üyeliği sıfatı, kadrosu, aylık ve ödeneği ile her türlü özlük hakları korunur; aylık ve ödenekleri ile her türlü mali ve sosyal haklarının Yargıtay bütçesinden ödenmesine devam olunur; disiplin ve ceza soruşturma ve kovuşturmaları Yargıtay üyeleri hakkındaki hükümlere tabidir; bu görevde geçirdikleri süre Yargıtay üyeliğinde geçmiş sayılır. Bu kişiler; Yargıtay üyeleri tarafından Yargıtayda yapılan iş ve işlemlere katılamazlar; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimleri hariç Yargıtaydaki seçimlerde aday olamaz ve oy kullanamazlar; istekleri üzerine Yargıtaydaki görevlerine geri dönerler.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 52. maddesinin tasar